ALFA DA ALEV ALATLI KÜLLİYATI Schrödinger'in Kedisi [Kâbus] Schrödinger'in Kedisi [Rüya] Viva La Muerte! • Yaşasın Ölüm 'Nuke' Türkiye! Valla, Kurda Yedirdin Beni O.K. Musti, Türkiye Tamamdır. İşkenceci Aydın Despotizmi Kadere Karşı Koy A.Ş. Yaseminler Tüter mi Hâlâ? Eylül '98

OR DA KİMSE VAR MI? KİTAP • 1

VİVA LA MUERTE! YAŞASIN ÖLÜM

Alev Alatlı

ALFA

Alfa Yayınları:1019 Alev Alatlı Külliyatı: 002

Viva La Muerte • Yaşasın Ölüm!

Yayıncı ve Genel Yayın Yönetmeni: M. Faruk Bayrak Yayın Koordinatörü: Rana Gürtuna Editör: Mustafa Demirkanlı Teknik Editör: Gülnur Özkarabacak Kapak Tasarımı: Mithat Çınar Montaj, Baskı ve Cilt: Melisa Matbaacılık Pazarlama ve Satış Müdürü: Vedat Bayrak Satın Alma Müdürü: Ali Bayrak Sevkiyat Sorumlusu: Ömer Kımıl

Copyright© 2001, ALFA Basım Yayım Dağıtım Ltd. Şti. Copyright © 2001, Alev Alatlı

Kitabın tüm yayın hakları ALFA Basım Yayım Dağıtım San. ve Tic. Ltd. Şti. 'ye aittir. Yayınevinden yazılı izin alınmadan kısmen veya tamamen alıntı yapılamaz, hiçbir şekilde kopya edilemez, çoğaltılamaz ve yayımlanamaz.

"Şark mazoşizmi"nden kurtulmak istiyorum. Bu bir. "Bozkır kökenli Müslüman bir köylü" gibi gebermek istemiyorum. Bu iki. "Kalite, aroma, gusto" istiyorum. Bu da üç. Yaşamak istiyorum senin anlayacağın. Hayatın tadını çıkarmak, keyif çatmak istiyorum.

"Sen, basmasın" Süreyya Berfe, 1985

KUYU

I
Şairin cenazesi, mart ayının ortalarında, yağmurlu, sisi geniz yakan

bir gün, öğle namazından sonra Şişli Camii'nden kalktı. Başta Emil Galip Sandalcı olmak üzere, herkes oradaydı. Herkes, yani, Oktay Akbal, Tarık Oral, İlhan Berk, Asena kardeşler, Özgentürkler ve ekipleri. Epeyce bir yıldır, açılışlar ve sanat etkinlikleri gibi, cenazeler de insanların ideolojik üstlenmişlerdi. Öyle ki, müteveffa ile hiçbir tanışıklığı olmayan, ama bu tanış...............................................(sonraki 2 sayfa eksik)

Akan, Demirtaş Ceyhun, Onat Kutlar, Metin Deniz, Melih Cevdet, Zeynep birlikteliklerini, birbirlerine teyit, 'ötekilere' ilân gibi, fazladan bir işlev iç-çevreyle birlikte anılmak isteyenler, davetiye gerektirmeyen bu toplantıları kaçırmamaya özen gösteriyorlardı. Tersi de söz konusuydu. Ölen

Aleviliğin nesinin yeni olduğunu sormama izin vermedi,

berini hatırlasana, 'Bu yıl hac mevsimi Kurban Bayramı'na rastladı!' diye başlık atmışlardı! Sonra, o Şenay kızcağızın büyük keşfi (!) 'Alevilik!' dizi sızlık kınanır' gibisinden bilgi veriyordu, hatırlasana!"

"İyi de, bunu onlar bilmiyorlar ki!" dedi Rodoplu, "Cumhuriyetin ha-

yazısı! Kıvırcık saçlarını savura savura, 'Biliyor musunuz, Alevilikte hırGünay'cım!" dedim, ama doğrusu ben de pek emin değildim. "Sünnilikte hırsızlara madalya verildiğini herhalde düşünmüyorlardı, "Öyle olmasa, böyle bir abesi manşet yaparlar mıydı? Şöyle düşün,

Mesela, camide efendi gibi koltuklarda oturmak varken, yerlere yapışıyorsun, ne üst kalıyor ne baş. Doğru mu? Üstelik Alevi türküleri, hele de söylemi! Bodrum entellerinin tümü Arif Sağ'ın peşinde!" itiraf etmeliyim! Evet. düzene sövüp sayanlar çok güzeldir. Görmüyor musun, evi heybelerle, at boncuklar ile -bir zamanlar Kürt dostlarla- süslemek gibi bir şey bu Alevi Günay Rodoplu'nun kurduğu bağlantıları her zaman anlamadığımı Sonuçta "ve her zaman olduğu gibi", namaz bitip de tabut ayaklanın-

bir din lâzım, ama 'İslâmlık' yakışık almıyor. Üstelik reform tutmuyor.

ca hareketlenmişti aydın kalabalık. Bu defa da, namazı Allah rızasından öte bir şeyler için kılanlar ortaya çıkmış, aleni bahşiş talepleri, "Bu da

çiçek taşıdı, buna da ikibin lira vereceksin," şeklinde, merasimsiz ve hiçtan günün niteliği gereği kaçınan insanların" örtülü öfkelerini gördü. sunucuları"na benzetmişti.

bir duygudaşlık gösterisine gerek duyulmaksızın tebliğ edilmişti. Kadınlar ellerini çantalarına attıklarında, Rodoplu, yüzlerinde "hır çıkartmakMezarın başında dua okuyan hocaları da "dönüşümlü konuşan televizyon halde, ceplerine tıkıştırılan paraları da yeterli bulmadılar, kısa kestiler: 'Tamam, tamam, başınız sağ olsun işte!"' "Arada saatlerine bakmasalar da inandırıcı değillerdi," dedi, "Her-

çen ay, ortak bir dostumuzun, Tülin'in annesini kaldırırken yaşadıklarımızı hatırlıyordum. Türkiye'de, insanın bu sahtekârları, acıyı paylaşırmış gibi yapan ziyaretçileri, duasını Allah rızası için okurmuş gibi yapan din racağı günlerin yakın olduğunu düşünmüştük. görevlilerini toptan defedip, kendi yakınının cenazesini bir başına kaldımezar taşını sökerler!" dediydi Günay Rodoplu. Pekâlâ da mümkündü! "O zaman da, Allah bilir, çocuklarımızın nafakası gaspolundu diye "Uzun boylu, kısa kumral saçlı bir kadın, yanılmıyorsam Boğaziçi

bilemiyordu. Ama, ben pekâlâ da mümkün olduğunu söyledim. Daha ge-

Gerçekten böyle mi demişlerdi, sonradan kendisi mi yakıştırmıştı,

Üniversitesi'nde İngilizce okutmanı, en son, Talat Halman'ın, Allah rahmet eylesin, oğlunun cenazesinde görmüştüm, Şişli Camii'nin ilkelliğinnın izmaritini kabirlerden birisine doğru fırlattı, ayağı ile ezdi. Altta, yürüdüm, çıktım." salihatı nisvandan Azize Hanımefendi'nin -taşında öyle yazıyordu- kaburgaları çatırdadı! Bardağı taşıran son damlaydı, kavga etmemek için Şairin adına üzüldüğümü söyledim. Bir garip baktı, "Sevmez miydin?" diye sordum, hayretle. den yakınıyordu. Aynı kadın, az önce Cardin çakmağıyla yaktığı sigarası-

bir Amerikalı ne kadar yadırgarsa o da ancak o kadar yadırgardı."

"Üzülme," dedi, "O da farklı bir adam değildi. Yabancıydı. Olan biteni "Şiirini mi? Hayır," dedi, "Sıradan bir şairdi -şiir de sıradanlıkla nasıl

uzlaşacaksa-! Ama, umut vaat eden bir gençti, dokunaklı bir duyarlılığı, lar. Babası yaşındaki adamlara ilk isimleri ile hitap eder oldu." melerini isterdi.

hoş tamlamaları vardı. Sonra, haramilerin arasına düştü, iliğini, kemiğini

sömürdüler. Pohpohladılar, ödüller verdiler, barlarda yanlarına oturttukendisine ismiyle hitap etmesinden hiç hazzetmez! Teyze ya da abla deBazen ne kadar tutucu olabiliyordu! Arkadaşlarının, çocuklarının

gayreti."

"Tutuculuk değil," dedi, "sadece, akılcı otoritenin kaybını önleme Akılcı, rasyonel otorite, diye zaman içinde kendisini yok eden otori-

teye diyordu.

acemiler üzerindeki otoritesi. Boynuz kulağı geçtiği zaman rasyonel otorite ortadan kalkar. Amaçladığı da odur, zaten." olabileceğini söyledim, "Hayır," dedi. Ölen şairin, ustalarla ilk isim düzeyinde konuşacak kadar eşitlenmiş Günay'ın "hayır"larını iyi bilirdim. Diyebilirim ki, Türkiye’de, onun

"Öğretmenin öğrencisinin, ustanın çırağının, burada usta şairlerin

kadar kesinlikle "hayır" deyip, kesip atabilen birisine rastlamamıştım. Bu attı tabii! "Canım, nereden biliyorsun öyle olmadığını?"

nedenle, önyargı ile, hatta bağnazlıkla suçladığım çok olurdu. Tepem yine "Ben otoriteyim de ondan," dedi Günay, sakin sakin.

Buna verecek cevap yoktu gerçekten!

hepsini buldum sandı, hayatı karşılamayı unuttu. Böyle çok katliam varda şiir köşesidir."

"Her şey öyle kolay oldu ki," diye anlatmayı sürdürdü, "Cevapların

dır Babıâli'de. Genç şairler, öykü yazarları, son zamanlarda, genç çizerler. "Keşke gitmeseydiniz," diyecek oldum,

Sana bir şey söyleyeyim mi, kısa yoldan dönülemeyecek bir köşe varsa, o "Allah Allah!" diye azarladı, "Öldü yahu çocuk!"

dördüncü katında, yapıtlarını imzalayacak yazarlara ayrılmış salondaydık. Bina, bir örnek kuaförlü -Rodoplu'nun 'kuş yuvası' dediği, tarak işlemeyen 'Afro' modasıymış- kızlarla tıklım tıklım doluydu. Ondan az önce gelmiş, beklemiştim. Şairin üzüleceğini, bu imza gü-

O yılın "Kitap Fuarının düzenlendiği Mecidiyeköy'deki R. binasının

nünde çok sıkılacağını tahmin ediyordum. Yalnız bırakmak istememiş-

tim. Nitekim az sonra, merdivenlerin başında belirdiğinde gözleri tatsız-

lık beklentisiyle kısılmıştı. Şöyle bir durakladı, hızla çevreyi taradı. Beni gördü, yüzü aydınlandı. Üşenmeyip geldiğime sevindim. "Üşüyen Türkler yine kokutmuşlar ortalığı," diye sarıldı. İkimizin arasında bir şakaydı bu. Sıcaktan ikimiz de nefret ederdik.

Yıllar önce bir kez birlikte Ankara'ya gittiydik. Mavi tren cehennem gibi durmuştu.

sıcaktı ama öteki yolcular tek bir pencere olsun aralamamıza izin vermiyorlardı. Ben söylendikçe Günay, "Böyledir, Türk dediğin üşür," demiş, Gerçekten de, insanların ya koyacak yer bulamadıkları ya da sahiden

üşüdükleri için üzerlerinden çıkarmadıkları ıslak yünlü giysilerinden yayılan koku bayıltıcıydı. Coşkusuz ve tumturaklı bir okuryazar kalabalık, nefesin ısıttığı ağır havanın içinde ayaklar yerden kesilmiş, asılı gibi duruyordu. Rodoplu, girişin iki yanına sıralı, kaba saba karkasların üzerinsından imza masasına yöneldik. de katledilmiş karanfillerden oluşan zevksiz çiçek çelenklere nahoş bir Nazlı nazenin, çok titiz birisi değildi Günay. Hatta tam tersi olduğunu bakış fırlattı. Yüzü sararır gibi oldu. Elimi omzuna attım, kalabalığın arasöyleyebilirim. Ancak, yaşamının son iki yılında uğradığı acımasız ihanet liğini dayatıyordu. O kadar ki, bir gün, bana, "Nereden buldun?" yasası gibi, bir de "Nereden biliyorsun?" yasası çıkarılması gerektiğini söyledi. pıştırdıydı,

ona insanlara ilişkin her türlü bilgisini yeniden gözden geçirmesi gerekliKimdi, hatırlamıyorum, ama pek az tanıdığımız birisinden bahsederken, "Nereden biliyorsun?"

"iyi bir adam," gibisinden bir şey diyecek olduydum. Günay, hemen yaBilmiyordum tabii! Acı acı güldü, başını esefle iki yana salladı, yazılı yayınlarının insanlarını bulduğundan, kafalarına ve gönüllerine Oysa, daha şundan birkaç yıl öncesine kadar, yüreğinin sözlü ya da "Ne hale geldiğimi görüyorsun, değil mi?!" dedi.

gömüldüğünden, "bir parça herkes, herkes de bir parça olduğundan" asla

kuşku duymamıştı. Ama özellikle, Şiran olayından sonra gözle görünür ladı, "Ah, be arkadaşım! Neydi o gaflet?! Neydi?! Kendi ülkemdeyken

bir biçimde kapandı, "roman notlarında" göreceğiniz gibi, aylarca sorguhaymatlos ettiler beni!"

diğini, canının yandığını görüyordum. Örneğin, artık dokunmanın bile

içerdiği tecrit olunmuşluk, sevgisizlik duygusunu yadırgadığını, öfkelen-

Büyük bir hızla koptuğunu, dilini kaybettiğini, bu yeni konumunun

kâr etmediğini söylüyordu ki, bu, hasarın boyutlarını saptamakta çok önemliydi. Çünkü yıllar yılı sevmenin dokunmak olduğunu iddia etmişti Günay. İletişim kurabilmek, çevresiyle yeniden sevgiyle bütünleşebilmek için her yolu -sormayı, konuşmayı, yazmayı- denediğini ama başarama-

dığını iddia ediyordu, ama yine de kandıramıyordu beni. İnsanlara duyduğu ilgiyi yitirmiş olduğuna her şeye karşın inanmıyordum! O günkü imza gününü kabul etmesi için onca ısrar etmemin nedeni de buydu. Neyacağını bile bile, onu tezgâhtarlığa zorlamakla suçladı beni. Neden yapsındı bunu? Yazamayan, yazamadığını bilen 'yazarların' gündemde olma gayretlerini aşağılatıcı bulan ben değil miydim? rın en kaypak temennisi, "Dostlukla?!" mı diyecekti?! Dahası, nasıl imzalayacaktı kitaplarını? Hiç tanımadığı, bir daha asla kalabilmek için, yaş günü tertip etmek dâhil her türlü etkinliğe demirbaş görmeyeceği insanlara, "Sevgilerimle?!" "Saygılarımla?!" ya da son yılladiye imzalayıp, dergide bir eleştiri çıkar umuduyla gönderdikleri kitapları hatırlattı. Yayınevinin karanlık girişinde üst üste, kapakları açılmamış dururlardı. "İstediğinizi alabilirsiniz!" demişti, Kemal Abi. Almıştık da, mış ne de yayınevine uğramıştı. Günay, evde kapaklarını açıp da binbir umutla imzalanmış ithafları göVarlık Yayınevi'nin sahibesine, yazarlarının "Sayın Hanımefendice... "

redeyse kavga ettik. Son imza günü olduğunu, bir daha hiçbir şey yazma-

rünce alı al, moru mor olmuş, bir daha ne Hanımefendi'nin yüzüne bak-

verici," dedi. Onu oraya götürdüğüm için özür dilemekten başka söyleyecek söz bulamadım. yapmayı kabul etmeseydi, hayat, hatta belki de ortak yaşamımız, bambaşka bir yön alabilirdi. Bir kez bunu ona da söylemeyi denedim, güldü, bir yolunu bulurdum!" dedi. Belki de. "Akacak kan damarda durmaz. Ben ne yapar, ne eder acı çekmenin Şimdi düşünüyorum da, eğer o gün beni kırabilseydi, imza günü

"Varlığını yazarların emeklerine borçlu bir hanımın saygısızlığı utanç

cek, koordinatlarını yeniden saptamasına yardımcı olacak bir şeyler doğurmasıydı. "Bir de şöyle bak," dedim, "Onlardan başka kimin var?" "Aaaah! Saçmalama, lütfen!" dedi, "Havarilerini yaratamayan İsa'nın

Benim umduğum okuyucuları ile yüz yüze gelmesinin onu tazeleye-

yeri tımarhanedir, tarih değil!" dü,

Yine bağlantı kuramamıştım, sustum. Sonra, ne düşündüyse düşün"Peki," dedi, "Giderim. Sağol canım." Cenaze, çiseleyen yağmurun kasveti, havasızlık, gönlünün karanlığı "Hadi, ben eve gideyim!" oldu. Bana şımarıyordu. "Hadi, sen yerine otur!" dedim.

iyice bindirmiş olmalıydı, sarıldıktan sonraki ikinci cümlesi,

ağzının payını kendi verdi, "Hiç de değil, halt etmişsin sen!" dim. Oysa zaman beni haklı çıkardı. yaptı.

"Ben zaten her şeyi 'Hayır!' diye diye yaparım!" diye söylendi, kendi

Ben "ilk konuşan"ın haklı olduğunu düşünüyordum, ama söyleme-

Günay Rodoplu, gerçekten de her şeyi "Hayır" diye, bağıra bağıra

Hayretle baktı." diye mırıldandı. Güllere döndü. şimşek bakışları' ile 'canlı bir alev' ettik. lığındaki yerini bir çiçekle olsun teslim etmeyen Şiran'dı! Şiran değil. Yüzünü benden saklamaya çalışı- şında kuyruk olmuş gençlerdeydi. Saptanan saat beş dakika aşılmıştı. Hayır. elleri tityordum! Kalbim çarpmaya başladı! Ondan böyle bir inceliği her şeye rağmen bekliyor olabilmesine kızıyordum. Ruhumun bir yanı böylesi bir beklentinin tanıdığım Günay'a uygun. isim kartonunu okudum. Sonra. Hakçası. meslektaşları henüz gelmemişlerdi. Atatürkçüler yenileli en az bir yirmi yıl olmuş olmalıydı! renkli saçları. fesat olan. okur kuyruğunu aynı anda fark etti. lenimini verdiğini. buna da canının sıkıldığını söylediğini hatırladım. sarı burjuva pa- . varSaksımsı şeyi önüne çekti. Ben de ona katıldım. ğım için kendime daha çok kızdım. gönderen (tabii ki!) "Mustafa Bey'e haksızlık ettim. bu nedenle hep çok hevesliymiş izGülleri ve L'nin kısa kenarındaki boş masalardan birisinin önündeki L şeklinde dizilmiş. Şiran'ın göndermiş olduğunu umduğunu adım gibi bili- onun katıksız bir budala olduğunu aynı anda haykırıyorlardı. öteki. Gözlerim. Bu denli sevilen yazarın kim olduğunu "Yok canım! 'Nutuk'u Harbiyelilerden başka okuyan kaldı mı?" gözü ile bakıyordu. yutkunarak. halen boş duran öteki masanın bamerak ettim. "önce garibi 'ışık "Söylev"in bu denli popüler olmasına imkân olmadığına muhakkak bir ata' bindirip." dedi. "Hıfzı Veldet Velidedeoğlu!" aranır gibi etrafına bakınmaya başladı. karta uzandı. yüce dağlar aşırdık.Diğer masalar boştu. beyaz örtülü altı masadan ikincisi onunkisiydi. yanlış olan Günay değil. Geç kalmayı hiç beceremediğini. pekâlâ da insanca. Zeus misali. Saatine baktı. Günay'a göre. yayımcısıydı. 'yeleleri alevden "Kadersiz Mustafa Kemal Paşa. Ona kızdı- yordu. Rengi attı. Telafi etmek için remeye başladı.

Ordinaryüs. yerlerini almak nay'dan yana ölçülü bir tebessüm gönderdi. yasal olmayan bir hareketi kılıfına uydur- Bir Velidedeoğlu. Daha sonra. Velidedeoğlu. Anla- şılan az ilerdeki barda hep beraber birer içki "almışlardı". Az sonra. ağırbaşlı pahalı giysileriyle. relativistik ahlâk sisteminden kaynaklanan bir "ahlak göre.şalığı ile Fatih arasında bir yerlerde bocaladı. lu'na ve yanındaki hanımefendiye saygılarını sundular. "ne hazır giyime beden ölçüleri müsait olmadığı için bilgiç sosyete terzilerinin parlattığı Papatyalar. Şair-felsefeciöğretim üyesi eğildi. Kenan Somer çevirisi) bu takımın ona diyordu. "Siz" diye hitap ettiği yaşlı de Paris butiklerinden giyinen sıska İstanbul burjuvazisindendi"! Gü- için Velidedeoğlu'nu bekliyormuşçasına. yaşlı ve vakur. genç bir kadının Kadın. Ve tabii. ellerini çenesine dayamış. Rodoplu'nun beni en çok etkileyen tespitleyattığı görecelikçi. bir alkış koptu. Günay'a olan 27 Mayıs'ı "aydın kategorisine dâhil olduğu egemen toplumsal grubun çıkarı için aklamaktan. son tahlilde bütünüyle anti-demokratik bir darbe . öteki genç kaGöz ucuyla Günay'a baktım. mason ve de Yahudi (!) olduğu ortaya çıkınca. bir dönemin sofistleri gibi. sonuçları üzerinde rinden birisi. "düzenin öz-uzman aydınları" dediği (Grams- elem verdiğini biliyordum. Darlandığını. ülkede yaşanan kaosun düzenin öz-uzman aydınları olarak bizzat kendilerinin dakaosu" olduğunun farkında değilmiş gibi yapıyor olmalarıydı. diğer yazarlar da geldiler. onları seyre- ci'den! Hapishane Defterleri'nin. genç kadının elini öptü. Barış Derneği'nin yeni tahliye edilen üyesini bağrına bastı. bir de halife katili. Velidedeoğdının yanağını okşadı. ne profesörü duruma intibak ettirmeye çabaladı. aynı şeyin "aynı zamanda doğdüşünmeden ve hiçbir nedamet duymadan! ru ya da yanlış olduğunu kanıtlayabilirler"di. gündemden toptan kalktı!" kolunda belirdi. Türkiye'nin gündemini saptayan bu insanların. 1916 doğumlu eski tüfek yazarla "muhabbetle" selamlaştı. onlar da. Derken.

" diye ta Velidedeoğlu." dedim. "Ne as- kitabı imzalatmak için" diyordu) yoğunlaştırdı. Nasıl bulduğunu sordum. Bazen. baktı. sırf beni tahrik etsin diye aykırı şeyler söylediğini düşündüğüm olurdu. kullandığı "acıklı" sıfatına açıklama getirdiğini bili- yordum ama yine de sinirlendim. durup durup. Barış Derneği'nin kadın mahpusunun "Bolşeviklerin eline düşmüş bir Romanoff ya da bir Marie Antoinette Alay etmediğini. ak saçları. Hiç ama hiç!" "Hiç inandırıcı değilsiniz. (Bu. idamlarla sonuçlanan bir oluşumdaki rolünü sahiplenmemiş. gencecik bir DDKD lideri kadar olsun özeleştiri yapma gereği duymamıştı". neden bizim ağzı lâf yapan adamlarımızın hepsi açık renktir? Neden hiç palabıyıklı. hiç!" dedi." dedi. baş- bir dünya da. Profesör. Günay. asla hesaplı olmadığını bildiğim.) Oral'ın anılarıydı. Yaşlı adama baktı. Onun yaşında bir kadının inançları uğruna hapse girmiş. "Yassıada civarında ısrarla dönen bir çatana hayal ediyorum. hatta ona. kara gözlü sefirimiz yok?' diye sorardı. karakaşlı. kerleri yererken. yüksek sesle. Profesörün önünde sıralanan okurlarda ("okumayacakları sarı saçlarını omuzlarına dökmüş kadın gazeteci-yazarı işaret ediyorlardı. 'sarı saç' meselesi önemliydi. "Hayır. . ne faşizme söverken. Günay. onurlu hukuk profesörleri!" Mahzun yüzünü bana çevirdi. çok mu olmayacak bir hayal?" diye sordu. benden sonra okuduydu. kara cüppeleri rüzgârda dalgalanan. Sevindi! "Yeşil Barışçıların 'Gök Kuşağı Savaşçısı' ile Pasifik'e gömüldükleri fısıldadı.maktan kaçınmamış. "Küpeştede. kadar acıklı. Birbirlerini dürtüyorlar. defalarca baskı yapan son kitabı. 'Baksana. 'Ölüm cezasına hayır! Hayır! Bin defa hayır!' haykırışları ile yeri göğü inleten. Dikkatini. hesapsızlığının kendisini savunmasız bıraktığını söylediğim halde olurdu.

efendimli konuşma gibi marjinal tici bir yabancılaşmanın itirafından başka bir şey değil!" Öfkesini zor deri doldu. Satır aralarını okumuyor- cası her an asıldı asılacak gencecik bir kadını.bütün süreç içinde bu denli onurlu davranmış olmamasına saygı duyuyor. Sonra öfkenin yerini derin bir yeis aldı. Ölümden değil. "Kötülükler saptırılıyor.. Erleri 'oğlum'lamasındaki. "Erkeğinin korktuğunu bilmek ve yanında olamamak. ne söyleyeceğimi bilemedim. yorsun. sun. sakinleşti. hiç olmamış gibi oluyor. yine aynı düzenin bakımlı saç. düşün bir!" değer yargılarını gözeterek çıkmaya ikna etmeye çalışmak. Nereye dönsem aynı şey!" Uzandı. hücresini paylaştığı devrimci "Kızların"a "Rahmi tazyikli suyla parçalanmış. Hanımın incinmiş 'egemen sınıf kibiri'nin belirtilerini fark edemile çıkabilmek için iç fanilasından kestiği şeritleri tayyörünün yakasına biye yapmasındaki sınıfsal işaretleri görmüyorsun." analık ettiğinin anlatıldığı bölümlerdi. Yokmuş gibi. göğüs uçları postalla ezilmiş. Başını salladı. ko"Bir erkek gibi düşünüyorsun da ondan." Tokat yemiş gibiydim. titrek bir sesle." dedi. sıradan vakalara indirgeniyor. "kullanma talimatı" (Günay'ın lafı!) yazılmıştı: "Doğu'da vatandaşa cop sokuluyor. dilinin dışarıda Çok soylu genç hanımlarmış devrimciler. kalmasından. Günay'ın yargılarını çok katı buluyordum. aşağılanmaktan korktuğunu bilmek ve yanında olamamak! "Daha da korkuncu bu ülkede her anlatımın yaşanılanın niteliğini değiştiriyor olması. gözlededi.. tüyler ürpernetliyor gibiydi. kapağını işaret etti. Bayrampaşa Cezaevi'nde tu- ." Alışılmış biçimde bir Gırgır karikatürüydü. "Canın bildiğinin kaderini paylaşamamak nasıl bir şey. bir sonraki duruşmaya yeni bir giysiyEn çok gücüne giden de. "Şuna bak. çantasından o haftanın Gırgır'ını aldı. düzenin temsilcisi hâkimin önüne. bağırsaklarının boşalmasından. Ne çizildiği anlaşılsın diye sol üst köşede bir cep açılmış. Romanoffa iyi dayanmışlar.

Nevşehir Cezaevi'nde kitap isteyen tutuklular hücre cezasıyla korkutuluyor. "Ne ki. sadomazoşizmin.. kişinin kendi varlığına kayıtsız kalması- Yanlış anlamıştım. Bu. müthiş bir beceri arkadaşım. "Olgun ve bütünlüklü kişilik. çocuklar komünist diye hapsediliyor. Organik aydınlara kadrolar aynı kadrolar ise." dedi. bu teslimiyetin ülkeyi nicedir esir almış olduğundan kuşkulandığı bir dır. ben-dostluğu üzerine kuruluyor. "İşte.. ben-feragati değil. yansıması olmasından korkuyordu. ben-seviciliği 'varlık'ını inkâr değil." hiç değil. Bizim kuşağın günahı. Yaşamsal talepler. 'günah' son tahlilde. "Çizerler dünyanın en çok satan üçüncü dergisi adının sosyal demokrat ve halkçı olduğunu öne süren bir de muhalefet olarak muhalefet görevlerini yerine getirmiş olmanın huzuru içinde evlehavı dökülüyor. (Var mı acaba? Varsa nerede?)" Günay'a döndüm. tepkisizliğin nedenlerini araştırmak lâzım.tuklu aileleri tekme tokat dövülüyor. Babıâli otuz senedir aynı Babıâli ise. Fişlemeler sürüyor. "iç-çevre vakanüvisleri" . Kılımın kıpırdamamış olduğunu teslim etmek zorundaydım. ama ben-muhabbeti. Ama aynı ülkede partisi var. Derginin kapağına tekrar baktım. bu insanlar tarafından takdim edilmeye razı olmuş olmaktı." dedi. yabancı olanın ben değil. facianın boyutları okuyucuyu yaralamaya- dediği yazar-çizer takımı olduğunu söyledi. Şarkılar yasaklanıyor. bu kadar" dedi. "Yabancılaşma diye buna diyorlar. bunları besleyen kayıtsızlığın. cinnetin. 'kabul' etmesini gerektiriyor. Günay. Günay Rodoplu. Lanet olası bir beceri!" cak ebatlara indiriliyordu gerçekten. Pasaportlar verilmiyor. Dehşete kapılmıyor musun? Tüyler ürpertmesi gereken bir feryat nasıl da can sıkıcı bir vızıltıya dönüştürülüyor! Çığlıkların Böyle dile getirildiğinde. Kişinin teslim olmanın bir de bu tarafı var. arsız yakarmalara indirgeniyor. "Bana mı söylüyorsun?" rine gidebilirler. Bütün bunların ANAP'ın işi olduğu da biliniyor.

12 Eylül'ün de içinden kalpazanların düzenledikleri sahte belgelerden başka bir şey olmayacak! çıkılamayacak. bu dönemi yazmaya kalkan bir tarihçinin elinde bu Tıpkı 27 Mayıs gibi. efentaşları" yerlerini alıyorlardı. Yüzü. o kadar büyük bir yalan ve bu yalanı kadar çok insan paylaşıyor ki. bu dünyadan olmayan. "Meslekanıtları gibi bir avuntuları da yok!" Elini uzattı. yumuşak bir eldi. sıcak. Sandalye gıcırtılarıyla sıçradık. Hocam. tarumar ediyordu. bizim belediyeninki nasıl bir kültür olsun?' diye danıştığını düşünebiliyor bir hareketti ki. Felsefeci-şair-öğretim üyesi. gülüştük. iliklerime kadar ürpertirdi. adeta transandantal diyebileceğim bir "Türkiye korkunç bir yalan yaşıyor. elimi tuttu. bir sapığın mide bulandıran tehdidi ya da mahalle delisinin sayıklamaları gibi algılanır oldu! Hiçbirimizin işine gelmiyor! Ne hazin! Elli değil." külerini de siz söylersiniz artık. (Bu. (daha sonra Dalmış olmalıydık. Öylesine bilinçsizce obur. "Yassıada mazlumları. Büyükçe. ben-merkezci musun?) Adamın ilk işi. "Bir belediye başkanının. yirmi yıl sonra. Bu hali. ger- çek. kadınlara ilişkin bunca yıl biriktirdiğim bilgileri efendim. orada oldu- banları. siz ıslah olmaya bakın ve bu meyanda SHP'yi desteklemeyi anakent belediyesinin 'kültür danışmanı') soluna düştü. Buyurun. daha neler neler gibi. 'meçhul asker' ğumdan emin olmak ister gibi. ölülerimizin türdim.acıyla kasılmıştı yine. ikisinin masasının arasında bir yerde duran çiçe- . teşekkür eder gibi hafifçe sıktı." diye sürdürüyordu Günay. Günay'ı güldürdü. demokrasiyi koruyalım! Sayın Joan Baez. 'kültür danışmanı' lafına çok gülerdi Günay.. sizi bu tarafa. bizden neşrettiğine emin olduğum ği kendi masasına çekmek oldu. "Bu. Mazlumların ebediyete intikal etmek gibi. bana Therese filmindeki rahibenin çilesini çağrıştırır. Adam. Bir an. Büyük Millet Meclisi’ne alalım. AKM'yi size tahsis ettik. tıpkı. Barış Derneği mazlumları sizler lütfen SHP'ye! Fiili livata kurunutmayın ki. yanında birisinin oturduğunu fark etmemiş gibi yapıyordu.

önüne uzatılan kitapları özenle imzalamaya girişti. atmıştı sanki. Önlerinde birikmeyen okurların zorladığını düşündüğü bir ittifakı. biri üniversite hocası! Bize kim bakar?" 'Cross' kalemini çıkardı. Birden sakinledi danışman. "Hocam. birğı yeniden konumladı. ince. eski tüfekti. Feri kaçmış gözleri. Misafir gelecekmiş de. eğlenmeye başlamıştı. Sürahiyi. mademki sanatçıyım. Eğildim baktım. Yüreğini sıkan havayı dışarıya. Öğretim görevlisi ka- hocalarının üçer beşer kitapları. telaşlı parmakları ile karıştırdı. Günay'ın sağına yerleşen. kalkıp oturmaya. mademki alkışlanmıyorum. "Arkadaşlar! Arkadaşlar! Hoca burada!" dınların bilimsel bakımsızlığının izleri açıkça belliydi. mademki yazıyorum. öyle değildi. küçük parmağı Dirseği ile dürten. Velidedeoğlu kuyruğunun arasından birilerini görmeye çabalıyordu. masasının üstüne özenle yerleştirdi. ittifakını öneriyordu. "Biri gazete yazarı. korunmalıyım. tütün kesesini. grup halinde sökün ettiler. elini kolunu sallamaya takım kitaplar çıkardı. gırtlağını da temizledikten sonra. dağınık yakalanmak istemiyormuş gibi hızla hareket ediyordu. arkaya bir yerlere seslendi. Boynunu. asistanı olmalıydı. hakkı yenmişlerin. dışlanmışların. Sadece çok meşguldü. Günay. hatırı sayılır bir kuyruk oluştu. Ellerinde Yirmi iki yaşında bir kızdı. bana kadar geldi. bu yüzde.hasmane sinyalleri aldığını düşündüm. Aradığını bulmuş olmalıydı. alenen seyretmeye koyuldu. burada mısınız?" ze de telaşlanmıştı ki. hücreleri aracılığıyla havada. piposunu. Tekrar uzandı. öde- . Bond çantasını gözlerini kalabalıktan ayırmaksızın açtı. kibritini aldı. barda- başladı adam. Çevresinde tuhaf bir serinlik oluştu. alkışlanmalıyım. maaş bağlasın. "Gamze! Gamze!" Günay. Gamze de bağrıştı. yani öğrencileri. soluna koydu. sanatçıyım. Ordinaryüs profesörünki kadar değilse de. sağa sola uzatıyor. imza kuyruğuna girdiler. Hocası kadar GamArkadaşları. -yani devlet müdahale etsin. kurnaz kıpraşmalarına karşın dokunaklıydı.

nek versin, kitapları sübvanse etsin- haklıcalığını bütün çıplaklığı ile gördü. diyorduk biz buna. Karşısındakine, kırmak istemediği ya da anlamayacağını düşündüğü ya da abes bulduğu için dillendirmediği düşüncelerine 'italik nutuklar' derdik. Çok sevdiği bir dostunu, Yafalı Tagger'i, andığını tahmin edebiliyordum. Ne düşündüğünü yüzünden okuyabiliyordum. 'İtaliklerle konuşmak,'

yar Yahudi, "Söyler misin, ne işe yarar sanat? Hangi görevi üstlenir? Soğilse, sanat lükstür. Bak, birkaç gün önce ufacık bir bebeğin karaciğerini değiştirdiler. Milyonda bir ihtimal için, milyonlarca dolar harcama, binlerce insan, bir o kadar işgücü. Sonra yine aynı hastanede, hemşireler ve doktorlar greve gitti. Düşün bir doktor, iyileşeceği kesin bir hastaya sın da, hemşireler parasızlıktan greve gitsin? Neden? Çünkü moda, çünkü işlevsel olsun olmasın, ün kazandırır. Sanat gibi. Başlarını sokacak dam

"Dünyanın şu durumunda 'sanat' akıl almaz bir lükstür!" derdi, ihti-

rumluluğu nedir? Hiç. Oysa, bir görevi olmalı, bir misyon yüklenmeli. De-

tasyonu gibi afaki bir işe zaman ayırsın? Neden bu işe o kadar para ayrılbulamayanlara, yoksullara, ne yararı var benim sanatımın? Hayır, genç dostum. En mükemmel sanat eseri, bir kadının tek bir gözyaşına değmez. Sanatçı da pekâlâ herkes gibi gidip toprak kazabilir, duvar örebilir. Sanat insanlara üstünlük taslamak demek değildir. Sanat, ibadet gibi, dua gibi,

bakmak, beş-on çocuğa aşı yapmak dururken, neden karaciğer transplan-

sumiyetini sömürür. Günümüz sanatçıları istismarcıdırlar, spekülasyon yaparlar. Kitle üretimi başladığında, üreticiler robotlaşır. Bu otomobil ları illüstratörleri olur, başkalarının ürettikleri kavramları resimlerler. üretiminde de böyledir, resim üretiminde de. Ressamlar, müzisyenler,

doğruya biat etmek olmalıdır. Ama günümüz sanatı insanoğlunun ma-

hatta romancılar, kendi kavramlarını üretmek yerine, üretilen kavramTopluma yararı olmayacaksa, sanat olmasın daha iyi. Topluma yararı ol-

mayacaksa, hiçbir şey yapmamak daha iyi. Şimdi... Benimle bulgur çorbası içermişin, canım?" döndü, Ne diyeceğini bilemeden öylece bakıyordu adamın yüzüne. Bana "Müzikten resme, teknolojiden dile kadar, insan yapısı her şeyde

'pir'imiz, Batı," diye fısıldadı, "Hal buyken, edebiyatın nasıl bir ayrıcalığı 'kadirşinaslık' olmalı!" Yaşlı adama döndü, yine,

olabilir ki? Çocukların Türk yazarlarına bu kadar zaman ayırmaları bile "Çay içer misiniz, efendim?"

yü düşünüyordum. "Şu istasyonlu, limanlı, albaylı, kiliseli, belediye reisli, duğu sürece her saçmalık mubahtır!"

Bense, adamın Simon Bolivar'ın, "200. doğum yılı için" yazdığı öykü-

muzlu, cehennem sıcaklı, az Borges, çokça Marquez öykülerden biri,"

demişti Günay, "Egemen sınıfların öz-uzman aydınlarına 'avantürye' ol"Karşılıklı Hayranlık Derneği"nin sekreteri, Şükran Kurdakul'a göre,

"toplumcu gerçekçi akım"ın ilkelerini benimseyenlerdendi. Günay, Anadolu'nun bir gariban kasabasında doğan 'toplumcu gerçekçi' Türk eski tüfeğinin, Londra Amerikan Mason locasına kayıtlı, büyük burjuva kösının mümkün olmadığını düşünüyordu. anlatmayı sürdürdü, kenli, 'İmparator' olmaya kalkıştığı için, iktidardan uzaklaştırılan Karakash diktatör Bolivar'a, ne gibi bir muhabbet besleyebileceğini anlamaBeriki, sırtından sarılan Barış Derneği üyesini fark edinceye kadar "Komüntern'in beşinci kongresinde, Aydınlık, burjuva demokrasisi

çerçevesi içinde devlet ve belediye sosyalizmini desteklememiş olsaydı... Ooooo, üstadım, geçmiş olsun!" siplendik.

gelen de son eseri ile karşılık vermeye koştu. Değiş tokuştan biz de na-

Yeni geleni Günay'la tanıştırdı, bir kitabını "sunmaya" davrandı; yeni

imzalamıştı! Bir daha baktım! Doğru görmüştüm! Ciddi ciddi: "Bize verdiklerine şükran duyarak!" Fesuphanallah! duk. "Our God in heaven, hallowed be the name! Thou shall be in earth, 'Şükran Günü'nde, hindinin önünde, başlarımız eğik, mırıldanıyor-

"Sayın Günay Rodoplu'ya, Bize verdiklerine şükran duyarak!" diye

as you were in heaven..." Yani, "Asumandaki Tanrımız, adın kutsansın! plânı.

Yeryüzünde de, asumanda olduğun gibi egemen olacaksın..." ve saire, ve Günay'dan utandım.

saire... Sonra da "Bize verdiklerine şükran duyarak, amen!" - "Kes!" hindi Bu da bir 'hapishane anıları' kitabıydı,

gazetelerin üzerinde. Kullanılan kaşıklar tahtadır. Tabaklar ise melamin terjanlı kalır bulaşıklar. Ve tabii, soğuk suyla yıkanır hep. Banyo günleri çok on dakika akar... "

"Koğuşun çoğunluğu yerde olmak üzere yemek yenilir. Yere serilen

ya da naylondur. Başkasına izin yoktur. Su kıttır, gıdım gıdım akar ama haftalıktır ama bazen 14, bazen 21, bazen 28 gün olabilir bu. Sıcak su en rine bayıldıkları melamin tabakları ile bayram sofraları kuran analarını düşündüm. 'Gaste' kâğıdının üzerine dizdikleri 'statü sembolleri'nin, 'işOna baktım, taş gibi duruyordu. Hücre arkadaşlarını, güllü desenle-

bulaşık mutlaka yıkanacaktır. İyice çalkalama olanağı olmadan, yarı de-

kence' olduğunu bilseler, ellerini sürerler miydi? Aklıma, Ataköy'ün, Yeşilyurt'un, Kocamustafapaşa'nın yeni zenginleri geliyordu. Suların gıdım gıdım aktığı 'lüks' semtlerdi, bunlar. ('Lüks' paradan başka ne ile ölçülür ki?) Hamamı, haftada bir yakan ya da apartmanın sıcak su gününü pazara simle yıkanan, bir biz miydik? liğimi hatırladım!

ayarlayıp ailecek, -tamam, kabul, çağdaş!- ama kendine özgü bir meraYatılı bölge okullarını hatırladım. Sirkeci otellerini hatırladım. Asker-

yarı deterjanlı kalan bulaşıklar mıydı? Yani, bize yapılan her şeyi, örneğin miz için, işkence dediğimiz, kala kala, yirmi sekiz günde bir yıkanmaya mı kalıyordu! "Bence, her ikisi de doğru," dedi Günay Rodoplu, "İşkencenin tanımı "Herkesin işkencesi kendine!" diye mırıldandım, çok kötü baktı, "Öyle ya!"

Türkiye'de işkence dediğin, iyice çalkalama olanağı olmadığı için,

fiili livatayı, aslında 'olağan' buluyor, neden yakınacağımızı bilemediği-

da bir yönüyle sınıfsal. Mesela, Canan Arın diye bir avukat tanıyorum, o, 'başörtüsü işkencedir' diyor. Bu efendi de, banyo günlerinden yakınıyor!"

lerini düşünüyordu. Çizmeyi aşmış, patronlarını kızdırmışlardı.

Yine de, düzenin öz-uzman aydınlarının başlarına gelenleri hak ettik-

deyken tekrar tekrar gördüğü bir rüya vardı. Bir gece yarısı polisler evini

Rodoplu o gün bana ondan hiç duymadığım bir şey anlattı. Ben içer-

kanmış iç çamaşırlarını bulamıyor, çıplak tenine külotlu çorap giymek deni ile çorabın arasına tıkmıştı. Günay'ı merdivenlerle inilen, mahzen olmasıyla matrak geçiyordu!

basıyorlar, onu götürüyorlardı. 0 kadar acele ettiriyorlardı ki, yeni yı-

zorunda kalıyordu. Ne ki, aybaşı zamanıydı. Koca bir parça pamuğu begibi bir yere kapattılar. "Na, na, na! Bir Amerikan filmi daha!" dedi, gözünün önünde belirenin bir Türk yapısı bodrum değil, 'şato' mahzeni olmuş olduğumun fark edilmesi, kanlı pamuğun gözler önüne serilmesiydi. Dahası, kıllarım uzayınca ne olacaktı? İyi mi?" ğilim," dedi, Barış Derneği üyesine bakarak, "Benim 'sınıfım'ın öyküsü Ne söyleyeceğimi bilemedim. Zaten, izin de vermedi, "Anlamıyor de"Falakaya yatıracaklardı, biliyorum. Ama korktuğum o değil, donsuz

bu. Asgari insani müştereklerinin saptanması ondan o kadar önemli. Bitiksel bir kesinlikle saptanıp tasnif edilmeli. Sosyolojinin 'metrisi ile debeleneceğine, üniversite bununla uğraşmalı." Nasıl olabileceğini

liyor musun, revizyonizm bir bilim olmalı! Yaşanan 'gerçeklik' matema-

anlatmaya koyuldu. Gülmeye başladım ben de! Başka bir fakülteye giremedikleri için 'Sosyoloji'ye kapak atan kızakları. İzzet Abi'yi hatırladım, bile bile, ütopya olduğunu bile bile kapılıyor!" "Öyle coşkulu ki," demişti, Günay için, "İnsan onun yanındayken Türkiye'de her şeyin mümkün olduğu gibi bir hisse kapılıyor! Olmayacağını tucu olan, fiili livata kurbanlarının sessiz kalmaları. Yüzlerce roman, anı, "Tamam. Tamam!" dedi Rodoplu, o da gülüyordu, "Her neyse! Korku-

öykü dökülmeliydi. Aradan neredeyse on yıl geçti, hâlâ yok. Neden? Eğer,

Türkiye insanı kendi varlığına kayıtsız kaldığı içinse, kendisine duyduğu

muhabbet soğumuşsa, kendisine karşı dostluk hissetmiyorsa, 'var' oldusini her an bir şey için feda etmeye hazırsa, o zaman, o zaman durum en kötü korkularımın ötesinde kötü arkadaşım!" ğunu, bir 'değer' olduğunu her an yadsıyacak bir ruh halindeyse, kendiGözlerini kısmış, meslektaşının yakışıklı yüzünü, sınıfının ince zevki-

ni yansıtan giysilerini süzüyordu. Onca eğitimin adamın üzerinden bir su törpülemek doğrultusunda hiçbir şey yapamadığını düşündüğünü bilina koydum, bana dönmesini sağladım, "Efendim, canım?" dedi, Günay. dum. gibi geçtiğini, ziyan olduğunu, ben-merkezciliğini, vurdumduymazlığını

yordum. Ne ki, herifin hafiften kasılmaya başladığının farkında değilmiş

gibiydi. Türk erkeğiydi keriz, Günay onu kesiyor sanıyordu. Elimi omzuAdam, omuzlarını silkti sanki, "Senin olsun!" dediğini duyar gibi ol"Bir yandan, koğuşlarına 'sağlanan' televizyonda izlediği klasik mü-

zik konseri üzerinde '..İkinci bölüm (Larghettho) zarif bir romanstır' diye sun. Kendi bedelini ödüyorsun arkadaş. Kendini satmayı reddettiğin için inledi Günay.

ahkâm keserken, öte yandan, 'Çağının bedelini ödüyorsun sen. İnsanlığın

evrensel mirasına sahip çıkmayı istemedin mi? Onun bedelini ödüyor-

"dedirten narsist hamasetten bütün kalbimle iğreniyorum!" diye adeta

ti de dâhildir, değil mi?"

relere televizyon seti ve satranç takımı verilmesini sağlayan nüfuz ticareYüzü bana dönüktü. Velidedeoğlu kuyruğunu yarıp, bizim tarafa yü"Kim?" diye döndü, göz göze geldiler.

"Kendini satmanın birden fazla yolu var canım, buna, ayrıcalıklı hüc-

rüyen Suat'ı görmeyeceğini umdum, ama telaşım beni ele verdi.

II
Suat, Şiran'ın kardeşiydi. "Hayatımın en sarsıcı sosyolojik deneyimi,"

dediği Örenlerin, ikinci büyük oğulları, Günay Rodoplu'ya, "İhanet, taammüden cinayetin öteki adı. Kötülüğü teorik olarak bilirdim, Örenler bana uygulamada gösterdiler," dedirten Mardinli aile. coşkuyla sarıldı! Sımsıkı sarıldı! Yerinden kalktı, uzaklaşacak sanırken, Suat'a, hiç beklemediğim bir Benim için anlaşılmaz bir davranıştı bu! Biçimsiz, karanlık, yabancıKırılmıştım. Kırılmıştım, çünkü güçlü görmek istiyordum onu. Suat'ı

laştıran bir davranış! Zafiyetini kanıtlıyordu!

ve Örenleri belleğinden tümüyle silmiş olmasını, herifi hiç değilse, eski

tüfek yazarı koyduğu yere koymasını istiyordum. Kalkıp gitmeyi, onu

sahte sevgilerle oyalanmaya bırakmayı bile düşündüm. Hissetti. Suat'ı saran kollarını bir an gevşetti, bana döndü, lar birikmişti. "Bak, gördün mü, gelmiş!" dedi, titreyen bir sesle, kirpiklerinde yaş-

isteğinin yerine gelmesi olasılığı onu öyle sevindirmişti ki, bırakıp gitmeye, ona bir de beni kırmış olmanın üzüntüsünü yüklemeye kıyamadım. landığı doğrultusunda bir açıklama geliştirmeye zorladım kendimi. Oysa, vilmeye özel bir önem verdiğini anlayacaktım. Gergin bir gününde olduğu, böylesine duygulanmasının bundan kaynakdaha sonra tekrar düşündüğümde, Suat'ı sevdiğini, onun tarafından sehiç yalan karıştırmadan, içtenlikle, yeniden kazanma, yeniden hayata geKötülük, bir hastalıktı Günay'a göre. Hastayı kesip atmak yerine, işe

Suat Ören hakkında yanılmış olmamı öylesine yürekten istiyordu, bu

tirme, kurtarma yolları aranmalıydı. Üstelik, sahici bir devrimciydi Suat, ne muhatap oluna-biliyorsa, epey yol alınmış demekti. "Meraba abacığım," dedi, Günay'a.

("insanı sevdi, hayatı sevdi, yaratıcı ve hoşgörülüydü!" diyordu) sevgisi"Meraba abacığım... Görüşünceye kadar seviyor, özlemle kucaklıyo-

rum. Benim yerime bililerini öpeceğini de biliyorum. Damga: Görülmüştür. lü.

Güvenlik Komutanlığı" Suat'ın hapishane mektuplarının değişmez formüBana baştan savma bir selam verdi, "Dur, sana bir bakayım!" "Meraba, abacığım," diye tekrarladı. Adamın ardında dikilen, Günay'ın "düz devrimci kızlar" diye tanım-

ladığı, ("güncel estetiğin, ağda hariç, her tezahürünü reddeden yorgun bında boşanan karısından sonra edindiği "arkadaşı" olmalıydı. Vildan'ı anımsatacak her şeyin silinip atılma gayreti bu kadında somutlaşmıştı

bakışlılardan") genç kadını neden sonra fark ettim. Suat kaçakken gıyasanki. O ne kadar beyazsa, bu o kadar esmerdi; onun yüz hatları ne kadar

narinse, bununkiler o kadar kabaydı. Suat'ın eski karısına duyduğu tutkunun tersten tezahürü olduğunu düşündüm. daşı ve devrimcilik heyecanlı bir hırsız polis oyunu niteliğini koruduğu sürece devrimciydi, Vildan. Yani, türküler söyledi, kocasının anadilini öğrenmeye çalıştı, çocuklarına Kürt isimleri takmanın saygınlığını (saynası, belki de oğlunu profesyonel devrimcilikten vazgeçirebileceğini umduğu için, baş tacı etti Vildan'ı. Çocuğu yaşındaki görümceleri sobasını yaktılar, çayını demlediler, bebelerine dadılık ettiler, yeşil fasulye yemeyi, mutfak raflarına naylon örtü yaymayı öğrendiler." "Bu nedenle okuldan kaldılar, ama ne gam, karşılığında zeytinyağlı Akça pakça bir Egeli, daha doğrusu Girit göçmeni, Suat'ın sınıf arka-

gındı, çünkü düzeni alenen protesto ediyordu) yaşadı. Dil bilmez kayna-

Sonra, 12 Eylül geldi. Suat'ın peşine düşen güvenlik güçleri, kocasının adresini Vildan'dan sordular. Vildan, Devlet'e çalışıyordu. Müdürüne, etmediyse, kariyerinden (yüksek jeoloji mühendisiydi) öte, sigortasını, odacısına rezil oldu. Şiran’ın "istifa et gel, bizimle otur" önerilerine itibar

emekliliğini düşündüğü içindi. Yavaş yavaş uzaklaştı Örenlerden. Bir süre sonra çocukları da göstermez oldu. Ailenin en gücüne giden de buydu. diye beyhude haberler gönderdi kayınpederi. Diğer taraftan, devrimin doğru ve hakça olacağına karar verdi. Kararını Şiran aracılığıyla tebliğ belirsiz bir tarihe ertelendiğini düşünen Suat, Vildan'ı, ama iki çocukla, "Çocuklar benim tohumum, çocuklarımızı bıraksın, nereye isterse gitsin!" ama bir komünistin, bir bölücünün dulu olarak, serbest bırakmanın en etti ama reddolundu. "Kocamı seviyorum!" diye haykırdı kadın. Aradan bir-iki yıl geçti, sonra bir gün, Suat’ın yakalandığı, daha doğrusu, kaçmaktan yorulup, kendisini yakalattığı günlerden birinde, bir nedenle Resmi Gazete'yi karıştıran Şiran bir ilana rastladı: Vildan, Suat'ı gıyabında bodın, aynı Şiran'ın birkaç yıl sonra, ipek gömlekleri ve keten takımları şamıştı! Sapsarı oldu, "Waa!" diye bağırdı, "Waa, Orospu!" Ne ki, aynı kaiçinde (karısı, 'haute couture' bir modacının sekreteriydi) her türlü kö-

savurduğu (Nişantaşı’nda bir restoran kapatmıştı) düğününde göbek attı. tuğuna şahit oldum. Mide kanaması geçiriyordu.

tülüğün başı gördüğü feodal arka-planını yücelten bir pervasızlıkla para Ortak bir tanıdıkları olayın ayrıntılarını anlattığında oradaydım. GüBen ise olayın, adi bir vakadan ibaret olduğunu düşünüyordum. Bi-

nay'ın ellerinin buz kestiğine, sonra korkunç öğürmelerle banyoya koşzim kuşağımızın hikâyesiydi bu: İhanet, 'asıl'larına rücu eden, ağa oğlu

devrimciler, senet mafyasına duhul eden ülkücüler... Bunları hatırlamalirteyim, Suat'ın, Şiran’dan ya da diğer Örenlerden farklı olduğuna ilişkin hiçbir somut kanıt da yoktu!

sını, kendisini kapıp koyvermemesini diliyordum. Bu arada şunu da be"Biraz da okuduğum kitaplardan söz edeyim," dedi Suat, neden sonra.

Henüz hiçbir şey konuşulmamıştı ama o, yine de sözü değiştiriyordu. Yanımdaki sandalyeyi, "İzninizle, arkadaşım," diyerek çekti, oturdu. Günay'ı hoşnut etmeye, ayrılıklarını iyileştirmeye çalıştı. "Gogol'un 'Ölü Canlar'ının güçlü, güzel bir anlatımı var," diye başladı,

"Einstein'ın 'Fiziğin Evrimi', bilim yöntemi konusunda Yalçın Küçük'ün aktardığından çok daha zengin. Ancak tamamlayamadım. Fizik bilgilerimi hatırlamak gerekti." "Eh, herhalde," dedi Günay, Suat'ın, yüksek jeoloji mühendisi diplo-

masına karşın, marn tabakasını şistten ayıramadığını söylediğini hatırladım. "Peki de, o okulda beş yıl ne yaptınız, oğlum?" diye sormuş, malum cevabı almıştı, "Kopya!" "Devrimcilik!" "Ya sınavlar?" "Ödevler?!.. Dur, ben söyleyeyim, Vildan sağolsun."

nın verdiğini farz ettiği üzüntüyü teselli etmek ister gibiydi.

İçini çekti, Suat'ın başını okşadı Günay. Boşa geçen öğrencilik yılları-

lenmiş gibi gözlerini kaçırdı.

"Kafka'nın 'Dava'sı da öyle," diye sürdürdü Suat, fiziki temastan etki"Güzel bir kitap olsa gerek! Özellikle son bölümü, piskoposla konuş-

maları derin. Anlamak için yoğunlaşmak gerekiyor. Ölümünden sonra derlenip yayınlanmış olması da anlamayı güçleştiriyor. Saksı mı değişti, ben mi yaşlandım, nedir, fazla zorlanmaya gelmiyor." "Yok, canım, ondan değil!" dedi Günay. Suat bunu, "Dur, bakalım, sen daha çok gençsin!" türünden bir iltifat "Kafka çok batılıdır. Bize zor gelir," diye açıklamaya başladı, vazgeçti.

sandı. Oysa çok geç olduğunu, genç adamın açmadan solduğunu düşünüyordu Rodoplu. İtalik'lemeye başladığını duyabiliyordum, "Nasıl yani?"

İzleyecek diyalogu da tahmin edebiliyordum,

"Kafka, Avrupa'nın 'Bunalım Çağının ürünüdür..." dediğini hayal ettim. "Basbayağı, işte. Bunalım Çağı. Malum, (bu 'malum', ayıp olmasın gi-

rizgâhıydı, yoksa, nereden malumdu? Kime malumdu?) yirminci yüzyılın başına gelindiğinde, Batı Avrupalıların büyük çoğunluğu dünyada her şeyin yerli yerinde olduğu, ufak tefek aksaklıklar varsa, bunun da akılcılık ile bilimin yenilmez ittifakı sayesinde çözüleceği inancı içinde, rahat ve güvenliydiler. Ancak, bir elli yıl kadar sonra bu huzur yerini bunalıma benzer bir tedirginliğe bıraktı. Düşünce tarihçilerine göre, 1950'lerde yayınlanan üç roman, Orwell'in '1984'ü, Gheorghiu'nun '25 Saat'i -bildiğim kadarıyla, Türkçe'ye çevrilmedi, yerine, saçma sapan bir filmini gördük-, Koestler'in 'Özlem Çağı' Batı dünyasının, 'Bilim Çağını geride bırakıp, bir tür 'dini intibah', yeniden doğuş, çağına giriyor olmasının ilk kanıtlarıydılar. Bu dinin, Luterya da Aquinas zamanında olduğu gibi, kültüre egemen olması anlamında değildi, ama, kendi deyişleriyle, bilimin artık 'kutsal inek' olmaktan çıkması anlamındaydı. Bu bağlamda, yirminci yüzyıl insanı geleceğine ilişkin, kendisinden önceki 'Din Çağı ' ve 'Bilim Çağı' insanı gibi güvenli olmaktan çıkmıştı. "Nasıl güvenli?"

"Senin dünya görüşüne, komünizme duyduğun gibi güven. Müslüman'ın şeriat düzenine duyduğu güven gibi güven. Geçen yüzyılın bu anlamda güvenli burjuvası gitti, onun yerine hayatı üzerindeki denetimini kaybetmiş olduğunu dehşetle fark eden insanlar geldi. Aynı şekilde, ülkeler ve uygarlıklarda siyasi ve ekonomik geleceklerine egemen olmaktan çıktılar. Bu durum özellikle Avrupa insanı için geçerlidir. Çünkü Avrupalı kendisini 'yaratıcılığın piri' bilip, yüzyıllar boyu dünya gündemini saptamıştır. Oysa bu yüzyılda, iki süper gücün arasına sıkışıp kalmanın çaresizliğini yaşadı. Öte yandan, 'Büyük Makine ' dedikleri 'muazzamlar', yani devlet, siyasi parti, iş âlemi, işçi sendikaları, atom bombası, bireyi, her an ikame edilebilir bir hiçliğe indirgedi. Kafka, (o senin okumak istediğin 'Dava'da) Huxley, Orwell, hatta, Pink Floyd, bu 'muazzamlar meselesini anlatırlar. Derler ki, bu yüzyılda insanların dünyası önceki yüzyılların 'güneş ışığının apaçık' dünyası değil, 'gece karanlığının' dünyası, yani, 'Bunalım Çağı'dır. Önce doğaüstü, yani Hristiyanlık, sonra da burjuva yasalarını tepen Batı insanı, kendisini kabul gören bir değer sistemi olmadan yaşamaya, yani bunalmaya, mahkûm etmiştir. Bu durum, bir taraftan da totaliter rejimlerin işlerini kolaylaştırır; işte Hitler, işte Franko gibi. "Ya sosyalizm ?" "Hiç olmadı ki, canım. Sosyalizm İslâmiyet kadar bile yaşayamadı!" Yarasına tuz basmamak telaşı içinde ekledi, "Ona bakarsan, Hıristiyanlık da, kapitalizm de olmadı. Bakınız, Ayn Rand, 'Kapitalizm: Bilinmeyen İdeal'. "İşimiz romancılara kaldı, desene!" dedi Suat, takılıyor gibiydi. "Edebiyatçılara kaldı, evet, " diye cevap verdi, Günay, "Edebiyatın 'edep’ ten geldiğinin bilincinde olan edebiyatçılara, 'roman'ı, 'romantikle, 'romantizm'i, abazan bir çiftin ay ışığı oynaşmaları ile karıştırmayanlara... " radan, "Böyle konuşmak zorunda kalınca çok sıkılıyorum," dedi bana son"O kadar çok insan, o kadar çok konuda, bilmeden konuşuyor ki, söz-

lerimin doğruluğunu kanıtlamak için referans vermek gerekliliğini his-

Ülkede ne tercüme. hem de havanda su dövmenin çaresizliğini yaşıyor. Bakınız. bakınız. "Yüzme bilmeyen çocukları derin sulara fırlatan 'malumat' açlığına" 'Malumat'ı. Zavallı landıkça kısırlaştığını. Bu defa da. belleğe stok edilmiş. Günay Rodoplu. yani. 'malumat' ise öğretilmiş. öze dö- nük. hayatın bütünüyle çakışan. ne derleme. referans isteyecekti. Spino- Feuerbach'a ilişkin değerlendirmelerini yorumlayacak! Hangi çevirilerle? kahrediyordu. Teller'i bilecek. Ayn "Ne söyleyeydim? Uzun ve sıkıcı bir monolog olacaktı. Enis Batur."Feuerbach Üstüne Teller'i". 'bilgi'den ayırırdı. "Tezler"in dördüncüsünde Yalçın Küçük'ün zorlandığını. Rand'miş! Nereye bakınız? Türkçe'ye çevrildi mi ki?" "Bir şey söylemedin. ama hayata iğreti duran kazanımlar bütünüydü. ne de telif." İtalik'lediğini hatırlatıyordum. Suat. İnsan hem üstünlük taslar konuma girmenin sıkıntısını. özel- . aydınlatan 'ışık'. Tersine. zor- za'dan Bacon'a tüm modern felsefeyi bilecek. zaten. vereceğim referansların Türkçe olmaması sorunu ortaya çıkıyor. hayatı açıklayan. amaçsız 'malumat' insanların zihni ve ahlâki masumiyetlerini kaybetmelerine neden olurdu. Teller'in Hangi Türkçeyle? Hangi kültürel donanımla?" "Nasıl?" dedi Günay. 'Malumat' sahibi olmak erdem değildi. tek bir düşünce tarihi bile yayınlanmadı. asla kullanılmayan eşyalarla tıklım tıklım dolu bir odada. Türkiye'de (o. sorgula- yacak. Tanilli. "Edebiyatta Gerçekçilik Sorunu" isimli kitapları okumuştu. yorumlayan. bu istiflikle de. ara vermesinin iyi olacağını düşündüğünü anlatıyordu. "Nasıl okudu? Feuerbach'ı bilecek. 'Malumatçı'lar. bu 'entel'lerin.sediyorum. 'Bilgi' esasa. Ve hiç kimse 'bilge'likten. yazmadığı bir kitap uğruna sakat kaldı!" tek bir medeniyet tarihi. her an bir şeye çarpıp devirmek korkusuyla hareket edemeyen. hayata asılan. Bu olgunun. iğdiş edilmiş istifçilerdi. "hayatın bütününe ilişkin kerterizini yitirmiş Türçilerin. uzak olduğu kadar uzak değildi. "Tarih Bilinci ve Edebiyat Bilimi". Suat. Bu bağlamda gerçek bir Taoistti.

ister solcu. ' ya da 'Abdülhamid efendimiz. Sanki. elindekini kaçırmaması gerektiğini düşünüyor gibidir. hasis -kendinden bir şey vermeyen anlamında. enerjisi. ister sağcı olsun.. inatçı. "Dışkı'nın insanın kullanıp atmış olduğu posa olması nedeniyle çok "Malumat istifçilerinin haşır neşir oldukları dışkı. "Ama malumat istifçileri için bu mümkün değildir. kullanılıp insanın yaşamsal sürecinin dışına atılmış olanla haşır neşir olan. "Anal-istifçi karakterin le bütünleşmesi söz konusu değildir. raksamadan." diyordu Günay." dedi. sahtekârlığın. akli kapasitesi çok sınırlı olduğu için o güne kadar biriktirdiklerini saklaması. 'Malumat' araç olmaktan çıkıp. Bu bağlamda." Çok da akla yatkın bir açıklaması vardı. 'amaç'a dönüşüyordu. Canlıların kendilerini tekrar tekrar yenileme kapasitelerinin farkında değildir. olanca çıplaklığı ile gözlemlenebildiğini. hiç du"Freud'un 'anal karakter'ini hatırla: 'Dışkı' ile. örneğin.kiye'de" diyordu). Kendisini güvencede hissedebilmek için elinde olana asılır. ama hiç farkında olmadığını söyleyen" saçmalıkları kapsıyordu. Okulda.cezaevleri adam almazken. yani. zaman içinde. 'amaç' nedir?" diye sordum. örneğin Bolivar'ın ululanmasına kadar uzanı- yor." yerinde bir simge olduğunu düşündüm. ona hizmet etmeyen bilgi kırıntılarıdır. Türkiye entelijensiyasının yüzde resi. ' diye başlayan 'malumat'a sarıldoksan dokuzu. 'Komüntern'in beşinci kongdünya ile ilişkisi mülkiyet ve denetim üzerine kurulur. Solon kanunları ile Seneca arasında bir yerlerde başlayan tus'larının tartışılmasına. düzenli. Böyleleri -yani. yaşayan insanın gerçeği ile çakışmayan. dünyayla sevgi ile bütünleşmeyi öğrenmektir. Alman epik tiyatrosunun 'ges- 'malumatçı' eğitimin yaygınlaşması ile doğru oranda arttığını söylüyordu. yaşanan gerçekle hiçbir ilişkisi olmayan.istifçi.. yaşama artık hiz- met edemeyen. "çağının hiç. statükocudur. örneğin. Barış Derneği üyesinin 'Çağının bedelini ödüyorsun sen' gibisinden.. 'malumat' furyası. "Amaç. çevresi ile sevgiy- . "Peki..

"Eroğlu'nun 'Yarım Kalan Yürüyüş'ünü de okudum. utanan. gönülsüz. kanların onlar adına kinlenen. onun acıları ile özdeşleşen rahibelerin avuçlarında çarmıha gerilen peygamberlerinin avuçlarındaki çivi dekleri gibi delikler açılabildiğini. eve daha bir yakındı. Türkiye'de otuz yıldır aynı gündemin dayatılmasının nedeni de budur . aynı insanlar. savaşan. "Gazete "Estağfurullah!" dedi Günay. bir zamanlar la.mazlarsa yok olacaklarını sanırlar." layan ahkâmdan nefret ederdi. kıyorlar." dedi. sevinen. yılda bir kez. Ukalalığım üzerindeyken kısmen içerikte farklılıklar taşısalar da." diye anlatmayı "Latife Tekin'in 'Gece Dersleri'ni henüz okuyamadım. Tekin ve Altan. esas itibariyle nasıl ba- . gerektiğinde despot kesilirler. Şimdi.. acı çeken hep oydu. bu 'facia'ya tanık olmak. rahatladı Günay. biliyor musun aba?" "Nasıl. ğulmalarını hızlandırmaktan başka işe yaramayan hazin çırpınmalarına işaret ediyor. insanlarla öylesine özdeşleşiyordu ki. haniyse fiziki bir Günay Rodoplu'yu izlerken.Mesekonuda. sayfası yazı yazarlar. " diye baş"Eroğlu. tanımı gereği eklektik 'malumat' edinme furyası içinde boacı veriyordu ona. doğaüstü bir şeylere tanık oluğum duy- gusundan hiçbir zaman kurtulamadım. bir Tevfik Fikret-Mehmet Akif meselesi vardır ki. Bence buna benzer bir şeydi Günay'ınki de.köhne gündemlerini yani 'mal'larını koruyabilmek için ellerinden geleni artlarına koymaz. İsa'ya duydukları aşkla. "Okumadım ama. canım?" boşandığını biliyordum. bu bilgi olmuş ama artık posası kalmış kırıntılarına kaskatı yapışılır. bizim sahamızda. İstediği kadar 'koptuğunu' söylesin. geçmişe. 12 Eylül sonrası romanlarında. sürdürüyordu Suat. canını yakıyor. biçimde ve ve dergilerde onunla ilgili eleştirileri okudum. Hayatta kalmanın ancak yenilenme ile mümkün olduğunun bilincine bir türlü varılamadığı için. en az iki tam gazete Gençlerin. en az otuz yıldır. biraz da edebiyat eleştirmenliği yapayım bari.

edeplilikten de yoksun olduğu"Sizin romanınız değil. TÜSİAD onayının zorunluluğunun bilincinde gözüküyor. baktıkları yerlere kendi kirliliklerini bulaştırıyorlar. yazan bu üçlü." diye uyardı. ABD. Derin sulara girmeye başladığını fark etti.lerini sandıklarını yazıyorlar. İçinde. benimseyebileceğin bir şeye "Yani." Hoş bir kelime oyunuydu doğrusu! zarından biri (diğeri. hırsını ondan almak gibi bir olanağım olmaaldığını düşünüp. statükocu edebiyata karşı durabilmiş bir iki Türk ya"Latife'yi daha okumadın. lım. ama." dedi ve ek- ledi "Ve 'Kelam. nu haklı olarak söyleyeceksin. atalarının izinden gidiyor ama Kemal kadar kişilikli de olamıyor. bacak açılarının da dar olduğu anlaşılıyor. şaka etmişmiş . Tekin'in. öyle konuşa"Evet! Her şey bir yana. bütünüyle namustur!'" gibi güldü. malumatçılığın "SHP. canım. "Herkes kendi romanını yazar. hak verirsin!" derken konu değiştirdi. dığını da düşünürsen. toparlandı. "Oku da. Senin yaptığın gibi. artık iğrendirici olmaya başladılar!" sükûnetle." dedi. Kemal Tahir'di) olduğu düşüncesindeydi. Günay." diye açıklamaya çalıştı. halktan şimdiden sağlama kaçınılmaz sonucu. Ama. biraz da konusunun bunlardan yokluğundan geliyor. dönüyorlar ve bacaklarının arasından bakıp gördük- rastlarsan ne âlâ!" Duymadı. Bakış açılarının yanında. hâlâ Tekin'e ilişkin eleştirideydi. Baktıkları yerleri yeterince temiz tutamadıklarından olsa gerek. hükümet olmak için gerekli onayı. SHP il başkanını yakalayıp. canım. Suat. sözümona bizim romanımızı Tabii. Yani. kendi romanları. iktidar olmak için. şimdi bu eleştirinin ebedîlikten de. ahlâklı olduğunu düşünüyorum. "eleştirideki edep ve adap yokluğu "Şöyle: Eğiliyor. olmaz mı?" "Sen beğeniyorsun?!" Rodoplu.

en temel kaziyeden. ikna etmiş olmak lâzım. Türkiye'nin biricik Şener Şen'isin. seyirci memnun. Çünkü. 12 Eylül'den Beyaz Kitap'tan başka ne kalacak?" Bunları söylemedi. Zaman ziyanı. Savaş Dinçel'isin. "Ne günlere kaldık. değil mi? En başından. tabii. Ama. De ki. 1800'lerin ortasına gelindiğinde Osmanlının toplumsal de- . de ki. İtalik konuşma "Şunu demek istiyorum: 'Namus' doğaüstü bir ahlâk kuralı değil. rişimin ardındaki tuzağı görmeye yarardı. Hoş. fırsat maliyeti çok yüksek!" sat maliyeti' kavramı. kopyayı şiddetle cezalandıran Batı toplumu bunu toplumun somut çıkarlarını korumak için yapar. te"Ne demek istediğini anlamıyorum. Hugo'dan 'Han-ı Yağma'yı çeviriyorsun. ikna olmuş. 'başarı' olarak sunulan pek çok gi"Çalmayı. kostümcünün tasarımından kuaförün modeline. toplu- mun somut çıkarlarının dayattığı bir davranış biçimi. Günay'ın düşüncesini en çok etkileyen kavramlardan biriydi bu 'fır- neyi kaybettirdiğini sorguladığından. İktisat terimiydi. aba. en kötüsü. kare kare kopya ediyorsun. kazanımmış gidimin bir sonucun." dedi. kaynak ziyanı. ne de 'Âşık Oldum'. ne 'Han-ı Yağma' Türk edebiyatına bir katkı. resmi tarih. Ortaya çıkan bu hoşluğu TRT yayınlıyor. "Hotantolular affetsin. dil bilmez Türk'ü kandırıp. durup durup Güney Amerika'ya benzemekten korkuyoruz!" başladı yine. "Diyelim. Tevfik Fikret'sin. deneyimsiz. ünleniyorsun. başlayacağız: namustan! Hotanto Cumhuriyeti! Tevekkeli değil. Hotanto Cumhuriyeti dediğim oydu. biriktirilen toplumsal deneyimi de iktidarın çıkarı doğrultusunda yorumlar ya. Ertem Eğilmez in tecimsel siciline bir artı daha. bu noktaya gelebilmek için toplumsal birikim gerekli. yani. ışıkçının ışığından oyuncunun oyununa kadar çalıyorsun. ben yazdım yapıp. Suat.rimden. bir iletişim yöntemidir. birikimsiz toplum anlamında kul- landım. Ya da." dedi Suat'a. Kaybeden kim? Toplum. neyimi kızların eğitilmesi zorunluluğunu dayattı ve kız okulları açıldı. Türk sinemasına. 'Kırmızılı Kadın' denilen Amerikan filmini alıyorsun. namussuzluğun kolektif zarar verdiğini yıllar yılı sınamış.

abacım. öyle de oldu. toplumsal mutabakatla ilgisi olduğunu düşünüyorum. derse dönüştü!" "Çok kolaymış gibi söylüyorsunuz." dedi Suat'ın arkadaşı. Uygulamalı namusun. Günay da öyle hissetmişti. bana öyle gelir ki. Demokratik toplumlarda yalan özgürlüğüne de saygı göstermek zorundasın." "Toplum demokratik olmayınca böyle. Atatürk iktidarından altmış-yetmiş sene önce açılmıştı. "Belki de tersine. Sen de. İnas Rüştiyeleri 1858'de. senin çıkarına. gerçek birden fazla. Suat'cım. ters düşebilir. Günay'dan "Haksız da değil. yani Osmanlıyı mümkün olduğu kadar karanlık tutmak lâzım. gerçekleştirmek istediklerine set çekebilir ama Latife'nin kitabı kendi gerçeğini anlatan. Suat. abacım. Rodoplu. Oysa. her şeyden yorum. demokrasiyle de ilgisi yok.Nitekim. Kaybeden kim? Yine toplum. (Ne yapacaksın yani? Han-ı Yağma'yı yasaklayamazsın ya!) Sahtekârlığı önlemek Hazreti Süleyman adaletinin geçerli olduğu totaliter rejimlerde belki de daha kolaydır. bütünüyle de. Resmi Tarih her türlü ilerici hareketi Cumhuriyet Türkiyesi'ne atfetmek istiyor. mesela. sahtekârlığı alt etmenin yolunun da. Her şeyden önce. Nedeni de belli: Cumhuriyeti bembeyaz göstermek için kontrastı artırmak. böyle bir deneyimi olduğunu yadsıyacak." dedi. resmi tarihi." dedi. Kaldı ki. saçma sapan itirazlardan çoktan kurtulmuş olur"Hayır. kızcağız. sizler hiç hoşlanmadığını gözlerinden okuyordum. Abdülhamid Efendimizin kız çocuklarının okumasını isduk. önce 'kelam'ın bütünüyle haysiyet olduğu bilincinden geçtiğini düşünüyatırımına demek istiyorum. toplumsal biKaldı ki. Sıradan bir merhaba harekâtı sıkıntılı bir . görecelikçi ahlâk sisteminden kurtulmalıyız! Uzun lafın kısası. kendi gerçekliğinizi yazmalısınız. Çünkü kızların okumalarının gerekli olup olmadı- tediği biliniyor olsaydı. yani yalan söyleyecek. çıkarın derken duygusal linçle. Ama. Yan faydaları da cabası. Ne yapacak? Toplumun ğı meselesi yüz elli yıldır gündemden kalkamadı gitti. canım." namuslu bir kitaptır.

Ama. Daha da hayretler içinde. hayretler içinde kalmıştı." dedi kadına.bir sesle. masanın önüne çömelmiş. diye döndüm. bilmiyorum. fırsat- çılığın. hoşgörü. daha da sıcak gülümsedi adam. gözlerini adamın gözleriyle aynı hizaya geAdamın gözlerindeki haylaz. Belki de böylesi bir gülüşü becerebiliyor olması uyardı beni. Kendisine döndüğünü görünce boydan boya gülümsedi. Günay’ın yüzüCevap vermek yerine. Ama bir 'pozitivist'tim ben. "Buyurun?!" dedi. küçük bir çocuğun oyununa katılıyormuşçasına eğiltirdi. Günay. Ne zamandır oradaydı. Sansürü alt etmenin rum. su gibi gülüyordu adam. Önyargılardan (şimdi artık 'içgüdülerim' diyorum) ürkmeyi öğretilmiştim. sadece gözleri gö- Günay'ın konuşmasını bitirmesini bekliyor olmalıydı. hatta tuhaf bir şekilde af talep ediyor gibiydi. "Hayır. Günay. Ne oldu. Şafak etmememin nedeni de buydu. alabildiğine yumuşattığı "Kolay olduğunu söylemiyorum.. Öyle söylemiyorum. Cevap da vermedi. dupduru bir coşkuyla. çenesini masaya dayadı. ama çömeldiği yerden kalkmadı. oyununa katılmasından büyük sevinç du- Özden'i hiç sevmedim. Gözlerini. ne dikmiş. köşe dönme iştiyakının dayattığı otosansür olduğunu düşünüyorünen genç adamı ben de gördüm. Konuşmuyor. Pardon!" yolları olduğunu biliyorum. "Buyurun?" dedi Günay. yeniden. Adam yine kıpırdamadı. büyüğünün. Günay'a bir şey belli .. yine. anlayış. dünyanın en yürekli kitapları- nın ağır baskı dönemlerinde yazıldığını biliyorum. En çok korkulması gereken sansürün. "Buyurun!" di. hatta muzır odaklaşmayı içselleştirdiği- ni hissediyordum! yan çocukların neşesine benzer.

"Buyurun." Adam. kızgınlığı geçiştirmek istermiş gibi derin bir nefes aldı." dedi. Şafak Özden. Suat ve "arkadaşı" çok özel bir iletişime istemeden kulak misafiri "Hadi. Suat'ın gözden kaybolduğu yönü işaret etti. Rodoplu'nun kitabında en çok "Hicrinle geceler yatabilmirem. benim olduğunu düşündüğüm bölümlerden birinden cümleler tekrarlıyordu. Kendisini büyük bir dikkatle izleyen adama döndü yine. az ilerdeki büfeyi işaret etti. yanaklarının pembeleştiğini. bekliyorum. izin istediler. "çok güzel bir oyundu "Seni özlüyorum. Günay. sesinin tonunu ayarlamıştı. tek- . buyurun artık!" dedi Rodoplu." diyerek sımsıkı sarıldı. Ne ki. Kalabalığa karışmalarını." diyerek kadına da sarıldı. Durakladı. sevdiğim. Günay'ı üzmüş olmalarından dolayı duyduğu rar gülümsedi." dedi. Suat'a döndü. söylediğinin sıradan bir iltifat olmadığının anlaşılması hayati bir gereklilikmişçesine ciddileşmiş.olmuş gibi mahcup. beni ihmal etme. gözünde beliren ışıkları görmemezlik edemiyordum. Henüz. ama. "Üzdüler sizi!" Sövmemek için zor tuttum kendimi. dudaklarının mutlu bir tebessümle yayıldığını görüyordum. bunun Suat'ı son Genç çifti tehlikelerle dolu bir başka dünyaya uğurluyordu sanki. Gözlerini Günay'ın gözle"Kitaplarınıza hayranım. Sesinin tonundan bu defa kesin bir cevap istediği belliydi. dolu gözlerle izledi. rine çakmış. haniyse. Şafak Özden yekten. "Suat'a iyi bakın!" görüşü olacağını da bilmiyordu. başını salladı.. beklemedik bir duyarlılıkla ödüllendirilmiş gibi duraladı. "Sizi de ama. benim misafirlerim var" tonlamasıyla. Suat ve arkadaşına." "Size hayranım. Günay'ın yüzünün aydınlandığını. bu hicri başımdan atabilmirem!.

. dum. Şafak. size sormamı söyledi. boyasız mokasen ayakkabıları. Cesaret edemez. niyetini keşfedebilmiş değildim ya da keşfedebildiğimi kondurmak istemiyordum. değil mi?" diye ısrar ederken.'" art arda bir dolu cümle sıraladı. Haklıydı. istediği verilmezse kalbi kırılacak çocuk güveni.. sonradan.leydi. Günay. Tuhaf bir zafer sarhoşluğu içindeydi sanki bıyıklarını kulaklarına . "Bizim de karşı tarafta kravatı. "Sağolun. gözlerin- deki kurnaz pırıltılardan anlıyordum. '".. kerhen giyilmiş frenkgömleğinin yukarı kıvrılmış yakaları." yapmıştı.ve gür solcu bıyıkları." demesini beklemiyor"Bizim Mustafa'yla mı? Ben konuştum. Önünden "Sanki Cumhuriyet Kitap Kulübü daha mı az tecimsel?" diye fısıldadı. Buz gibi suyu vardır. istediğini ne yapıp yapıp elde edenlerden olduğunu anlatıyordu." uzandı. içeng?"' Rodoplu'nun kitabından bir başka cümAçık seçik bir çıkarma harekâtıydı." dedi Rodoplu... onun eteklerindeydi bizim köyümüz. Diğeri." dedi. Yine de. Beni yok saymasından. duraksadı. Sümerbank'tı sanırım. Ne ki. Olur mu?" "Olur.Madran Baba Dağı. "Fakülte mezunu esnaf. Çine Deresi geçer. yerli yerine oturdu. "'Bir kavecik yapam. Çok kötü oynadığını düşünüyordum "İmza gününe gelirsiniz. kendisini. diye düşünüyordum. Günay'ın onu üzmeyeceğine olan başını yana eğmiş. bir kitapçı dükkânımız var. ucuzca takım elbisesi. ilk fırsatta çıkarılıp atılacağı belli gevşek di. "ama buradan ayrılmam doğru olmaz şim". bunu. "Yayıncımla görüşeyim." dedi Şafak. imzalatmak üzere uzattığı kitabı aldı. hemen hissetti. Bir şeyin oturmadığına Günay da farkına varmış olmalıydı.. değil mi? Sizi evinizden aldırırız. onaylarsa. pekiyi." dedi. yemyeşil bir köydür. Günay şöyle bir süzdü. Günay olduğu için cesaret edemez.

"Fenamı." diyerek boynunu büktü yine. Ne ki. Günay. mi. bana nispet yapmaya kalkışmadı. Ona sarılmamı ister gibi yaklaştı." demek zorunda kaldı. mümkün kılmayacak kadar uzakta durdu. "Kendisi niye gelmedi?" ettim?" "Onun yerine ben geldim. arkadaşım?" İçini çekti. değil Şafak'ın estirdiği o kısacık bahar rüzgârı dağılıp gitti yüzünden. az önceki yazardan daha akıllıydı. "Bu ülkede hesapsız bir davranışa rastlamak artık hayal oldu. Gü- .kadar yayan bir gülüşle gülüyordu. "Hayır. len gözlerinin eski mahzunluğunu örtündüğünü gördüm.

Günay Rodoplu derken. canım!" dedi." dediği Suat'ın temsil ettiği sınıfla "İtalik nutuklardan yoruldum. "bilgi" birliğinden söz içinin boşaldığını fark etmeye başladığımı kendime itiraf ettiğim zaman- diğim gibi. Rodoplu. Ne "organik aydınlar" dediği kendi sınıfı. Günün sonunda gerçekten de gözle görünür biçimde Şunu da söylemeliyim ki. Suat'ı da "işçi" sınıfına tahsis edip. bu "sınıf" sözcüğünün lardı. özdeşleşebiliyordu. hangi "sınıf 'a oturtacağımı bilmetemi de düzenle-yemiyordum artık. o dönem benim de.III Yalnızlığının ne denli yoğun ve tüketici olduğuna o gün bir kez daha tanık oldum. Örneğin. işlevsel bir dosyalama sis- . ne de "Ailede kan solmuştu. davasından hapis yatmamış erkek yok.

"erdem bilgisi" gibi tanımlamalar atıyordu ortaya. O gün için." dedi muzip muzip. (beyhudeydi çünkü havadan sudan konuşmasını becere- . nin hangi elemanlarının (ve kaç tanesinin!) Rodoplu'nun kümesindekidaha uygun olacağını düşündüm. o örgütlenmelerde de yer alan. Gelecelerin. iki dakikacık için bile olsa. loncaların. siyasi parti- Modern matematikteki. "yoksulluk bilgisi". tıyor. kendiliğinden ve kaçınılmaz bilgi birlikleri oluşturacak ve biz bunu haberleşme teknolojisine borçlu olacağız. "kadınlık bilgisi". "birebir örten fonksiyon" kavramını hatırla"İki kümenin elemanlarının birebir eşlemesi gibi. sendikaların. farklı bir dünyada dinlenmek isteğini anlıyordum.etmenin belki de daha doğru olduğunu söylüyor. birebir bir eşleşmeden asla söz edilemezdi. "ama ondan lar!" daha önce Marksistlerin yabancılaşma bilgisi ile. insanları. kendi demesiyle. Yucatanlı bir Kızıl- derili’nin analık bilgisinin. Bütün beyhudelimez. Haymanalı Hatice'nin deneyimini birebir örtüyor olması. "mutsuzların ittifakı" gibi bir tanımlamanın mada. ama. Günay'ın transandantal mutsuz- luğunun nedenleri. suçlama. Bir an. böylesi bir ittifakın da ölü doğmuş olduğundan kuşkum yoktu. ğin "sınıfları"nın. Ne ki. "Ben buradan Ziya'ya gidiyordum. Ancak. "Gelir misin?" Gelmeyeceğimi biliyordu. Suat kümesilerle eşleştiğini tahmin edebiliyordum. Suat'ınkinden o kadar farklıydı ki. Sahici devrimciler yepyeni bir sınıf oluşturacaköfke ve uykusuz gecelerden sonra anlayacaktım. "zorla kendilerini bir biçimde Böyle bir günün sonunda. Bunun ne demeye geldiğini çok sonraları. "insanın 'özüne' ilişkin bilgiyi" paylaşanlardan oluşacağını düşünüyordu. pek çok tartışma. bunların ötesindeki bir "bilgi"yi. Müslümanların şirk bilgisi birbirlerini örtecek. dinlerin de üstünde. meslek odalarının." diyordu. hiç değilse bu aşa- sun. nasıl olursa ol- ğine rağmen.

hayretle seyreden . Kalabalığın bireyi "stilize" ettiğini. bozulmuş çizgileri aslına dönüştürmek. gerçekliğini çıkarsamak. kollarını kaldırdı. onun gerçekliğinin öğrendim. Muhayyel birinin altına yatan gene-kadını oldu. "Ne yapıyor bu kadın?" demeye kalmanaklarının içinden pislik çıkarıyormuş gibi yapmaya koyuldu. kalabalık. narçiçeği ojeli tırdaha kazındı. görünmeyi iş edindiği bir işletmeydi. taze manikürlü. az sonra kendilerini" kaçırırdı) Ziya Bar'a gitmesinin nedeni buydu. bireyin sahici. stilize edilmiş figürlerden bireyin bir çaba gerektiriyor!" ayrıldık. Fatma. "Sus. üsluba uyarladığını söylerdi. "Hangi kırda?" diye sordu. başarı ihtimali çok düşük Uzun bir yürüyüş yapmasını yeğlerdim.bağlayacak konulara çeker. Ortaklar Caddesi'nin sonunda mini saptayan "herkes"in. "Ne ki. bekle!" işareti çaktı." demişti. yumuk beyaz ellerini bitiştirdi. Gözlerini büyük bir dikkatle yaptığı işin üzerinde tutuyordu. ki bu. bacaklarını ayırdı. Ga- O günlerin Ziya Bar'ı İstanbul'un. önceden belirlenmiş bir üstünü örten bir spekülasyondan ibaretti. yürükasına sarkıttı. Buluşmaya dü. Bu bağlamda. rip bir şekilde taşralı. bireyle çakışmayan. Günay'a. sonra yavaşça kaykıldı. görmemezliğe gelerek süzüldü. belki de kendisini hiçbir zaman Amerikan barda "zarafetle tünemiş göremediğinden" çekingen bir hali vardı. insanın bütün enerjisini tüketen güçlü bir gönül gözü. ani bir hareketle. Bu üslup. Günay. Günay. göbeğini çıkardı. yani evindeki üslu"Kalabalıkla tanıştığım insanların davranışlarını ciddiye almamayı bundan ayrıydı. kültürel günde- söz verdiği insanların masasını arandı. tatlarını ve tabii. Demet'i arkasından gördü. başını sandalyesinin ar- dan. Haklıydı. hatta Türkiye'nin. "sanatçılar" ve o sırada "birlikte" oldukları kadınlar ve erkekler demekti. Tanıdık simaların arasından. Ama kalabalıkların insanı değildi. bir gün. Bir süre Hemen aynı anda Demet.

oşh!" dı. hıyar!'" Günay'ın orada olduğunu fark etti. berbat bir şarkı söylemeye başladı. bir yandan da müşteri"Hayat zor. göbeğini biraz daha çıkardı. korkuyorum! Hayat zor korkuyorum!" tırmandı. erkeği taklit ediyordu. yine erkek oldu. "Gorhma! Gorhma! Gorhma!" Az sonra hızla boşaldı. ileri geri. Günay'ın gözlerinin içine bakarak. Doğrulurken. korkuyorum. kaykıldı. masadakiler boğulur gibi "Eşşoğlu eşşek.daha bir ayırdı. 'korkup da beni seni anlamaya "Öyledir. ileri geri Tekrar fırladı. ah. büyük bir umursamazlıkla tırnaklarının arasını temizlemeyi sürdürdü. zorlama' demek isterler! Öyle değil mi. nefes nefese debelenmeye koyuldu. bambaşka bir ses tonuy"Korkmaymış! Bir yandan kadını. Dili dolaşıyordu. boşalttığı sandalyenin üzerine kapaklandı. yığıldı kaldı. ah." dedi. sonra birden yerinden fırlasallanmaya başladı. kötü kötü süzüyordu. Bu kez de. elinin tersiyle bıyıklarını siliyordu. yanında yer açtı. senden mi korkacak. karının zaten hayatı kaymış. Fatma çekildi. lagarlığından içine fenalıklar basmış gibi. "Caanımmm! Hoşgeldin!" Kocaman dişlerini göstere göstere güldü. "Erkekler!" dedi." dedi. adam. ah.. oşh. yeniden sandalyeye oturdu. Aynı sözleri birkaç defa tekrarladı. eteği baldırlarına "Hayat zor. gülmeye başladılar. yerine oturan Demet. tüysüz dizlerini Bir yandan "arabesk" inlemesini sürdürüyor. Bir daha fırladı.. bir yandan da 'Gorhma! Gorhma! Ulan. Demet az daha kaykıldı. la.. "Bencil yaratıklar!" yavşak bir kahkaha attı." yumruk ettiği elini diğerinin avu- cuna vurdu. kadının üzerine Gerçekten de olağanüstü bir gösteriydi. Hayat zor korkuyorum. "Ah.. . Gözleri önündeki rakı bardağına dikili kaldı. sayın yazarımız?" "Erkekler 'korkma' dedikleri zaman." si olacak adamı.

En az yarı yaşındaki hayranlarına ki bunlar genellikle akademiden öğrencileri olurlardı. Aslı'ydı. Hayat"Hadi. "Yakışıklı Ahmet bu kart karıya mı kaldı?" demelerinden çekiniyor olmaceğiz artık. gerçek güzellikten anladığı için. Ressam Ahmet. Mesleği icabı.met'e döndü. keyifle kıkırdadığını gördü. siz. göz kırptı. ta çok şeyi aşmış. beni götür. Fatma'nın akranıydı. "rahatsız oluyorsan. " diye söze girdi. Günay. kalk dans edelim! Ben bir zamanlar Caddebostan Gazino- su’nda dans kraliçesi seçilmiştim. erkek olması nedeniyle bu. lıydı. "idare ede- . Birilerinin görüp de. çeker gidersin." demek istiyordu. anne. hışımla döndü. Masanın dördüncü müşterisi. Fatma. "dans edemeyecek kadar sarhoşsunuz" diyeceğini anlamış "Bana bak.. isteksiz kavalyesine döndü. Doğur"Ama önce işemem lâzım!" duğum veletten emir alacak değilim!" Meseleyi halletmişti. dengi sayılmıyordu. çevreye alelacele bir göz attı. Fatma'nın.. özgür bir kadın olduğunu ilân ediyordu. Kullandığı kelimenin bir tür parola olduğunu düşündü Günay. Fatma'nın yüzünün kızardığını. "Ama. "Fıstık gibisin." dedi. çok önemli bir iltifattı olmalıydı. yine de onlarsız olmuyor!" Öbür yanında oturan ressam Ah"Hadi. Ahmet'e. takıldığı için eski sevgilileri tarafından sübyancılıkla suçlanırdı. Yanağından bir makas aldı "Pek de naziktir!" Ahmet telaşlandı." diye tısladı. Tabii. kalçasını abartılı bir beğeniyle tarttı. "Ama. o zamanlar böyle değildim!" Hantallaşan bedenini üzüntüyle süzdü. Günay’ın düşüncelerini okuduğunu hissetti. fıstık!" dedi. ama.

çocuğu rahat ettirme gayretinin hoş "Çok çekti bu güzel Aslı’yı büyütünceye kadar." diyerek arka çıktı Tülin. arkalarından. "Ama. diye düşündü Rodoplu. Demet." miyor!" "Buyurun. Demet Abla! Ben evlendiğim için üzülmüyor ki annem! Cen"Yaaa? Neden?" "Tutucuymuş!" dedi Aslı. rakı nefesinden kaçınmaya çalıştığını görüyordu. but you don 't know what is to be old. kollarını boynuna "I know what is to be young. son "Ben onu söylemek istememiştim. yerinden kalktı." genç kız. Kızın isyankâr yüzünü kendisine döndürmeye çabaladı." dedi. gidiyor diye çok üzülüyor. Küçücük yüzünü kaldırdı. giz'i sevmiyor!" ler gibi değilim!" tahlilde kendilerinin hazırladıkları mutsuz "sonlarını" yüzlerine vuruyordu." dedi Demet. yavrum." diye sıkıntıyla mırıldandı çocuk. "Orson Welles'in o sıklar pek beğenilen şarkısını tekrarlıyordu. sultanım. Aslı'nın arkasına dolandı." "Meşrutiyet Zamparası" dediği bu tiplerin. ben siz"Çok da çekti. Gençliğin acımasızlığı. Bunu Aslı'dan yana söylemişti. Nasıl ters bakmış olabileceğini görebiliyorum. işareti alan Demet. caaanım. Günay. sardı. O da şimdi evlenip Annesinin içiyor olmasına sebep olmuş olmak düşüncesine isyan etti "Aman.mış tavırlarına oldum olası içerlerdi Günay. . "Kimseyi rahatsız et- olduğunu düşündü Rodoplu. gözlerini kaçırdı... masadakileri istifafla süzdü. böyle oluyor. öfke dolu bu küçümsemeyle. "Bir saatten sonra bu hep "Bir şey yaptığı yok. şefkatten nasibini alma- "Ah. Ahmet. Fatma'ya döndü. Aslı'nın. Yaşlarını. yapmacık bir hareketle eğildi.

ne bileyim. biz de erkeklere sarılıyoruz!" Konuyu değiştirmek istedi. Rodoplu. Üzeyir bulan borç takarlardı. iyi yürekli Tülin. bir sigara tablası. bu sürekli aşağı- . çok güzeldi! Ah darısı başıma!" nin tıkandığını." dedi. eve ayakZiya Bar gibi. Çocuk gibir konuşmanın sahiciliğine burayı mesken edinmeyenlerin inanmaları güçtü. ayol! Başucumda bir komodin. inşallah!" "Sen elbette bizim gibi değilsin. "Ne garip. Demet. gündelik yaşamayanlar sayılıydı. öyleydi. lık bir porselen takım almıştı. eli para tutan esnaftı. en basit medeni ihtiyacım. Belki de bu nedenle Garih burjuvazisi buraya uğramazdı) veresiye içerler. kadının kendi özlemlerinin ifadesine dönüştüğünü izledi. bir kitap! Okusam da. kızım. "Kanepede yatmaya berdevam. "birlikte" oldukları ki. Aralarında. yani. bunların evcilik oynar gibi ev düzenlemeleri!" "Şeekerrr! Bu da. sokağın. Demet. "Sen "Fatma'nın kızdığı. erkeğin iktidar sahasının demek istiyorum. Ama. Kırkıma larımın ucuna basa basa giriyorum. bilincine varan kadın. genç kıza yönelikmiş gibi başlayan duygudaşlık gösterisi"Erkeksiz kadının efendice yaşlanması gittikçe zorlaşıyor. 'anne!' diye sarılmaları gibi. sahici.çok daha iyi olacaksın. küçücük yaşında yetim kalmış çocuğun paniesirgemeciye. Ziya'ya yüzbinleri kimse kimseyi evine davet etmez." diye dü- şündü Günay. okumasam da bir kitap! İnsan kalkıp bir duş almak bi!" istemez mi? Mümkün değil! Annemle Filiz uyanmasınlar diye. her şeyi olsun istiyor! Geçen gün. üzerinde bir lamba. Barın etrafına yığılmış insanların yarısı (diğer yarısı 'entel'leri seyretmeye gelmiş. yetmiş iki parça- diye açıkladı. Musluk bile açamıyorum. Aslı'nın yanağını okşadı. bir bardak rakının şişe fiyatına satıldığı bir yerde. böyle "Hiç sorma!" dedi. hâlâ bir yatağım yok! Yani. "Ne oldu senin ev durumun?" ğini yaşıyor adeta! Çocukların yetimhaneye uğrayan her çocuk geldim.

kadın haklarının ların kadınlara cinsel ilişki özgürlüğü veriyor olmasına bağlıyor. cinsel özgürlük? Neden. 'seninle evlenmek durumundayım!' 'Hiç de değilsin!' dedi. kızım." diye omuz silkip.layıp. Elie. bu olguyu. 'Gorkhma! Gorkhma!' oynanıyor. değil! Pazar ahlâkı! Ceplerine bombalar yerleştirip. kayınvalideli. 'cinsel' özgürlük? Neden. inanç özgürlüğü değil de. bu olgunun karargâhına dalan bir özgürlük savaşçısı ile eşitlenebilir mi insan?" "Hayır. bir dönmemin. düşünce özgürlüğü değil. öyle yapmak lâzım. dersin? Erkişiler. borçlu olmakla. Eşlerinin buralarda görüldükleri de vaki değildi." "Ne kahramanlık. bu insanlar. işe ölümün kimin işine ve neden yarayabi- leceğini saptayarak başlamazlar mı? Galiba. Jimmy. terk ettikleri demekti. 'Günay'cım!" "Mümkün değil!" "Hayır. karıların gölgelerine mi sığınıyorlar?" "Eşitlik. neden bu memlekette en hızlı yayılan ve kabul gören özgürlük. istemeseydin vermezdin." erkeği sorumluluktan azat ediyor olmasının payını sorguluyordu. ikmale kalmış çocuklu yaşamlarını paylaşmazlardı. 'Ben kendi bebeğime kendim bakarım!'" Birkaç gece önce birlikte seyrettiğimiz bir filmi italik'liyordum. Bu tür olguları çözümlemek için Agatha Christie yöntemi dediği basit "Bir cinayeti çözmek için." diye ağlayan bir genç kadına. değil mi?" dedi. yiğit Kadının cinsel özgürlüğünün hızla kabul edilmesinde. Hemen anladı. virmek arasında yaşamsal bir fark yok muydu? "Beden senin. kadınlara hiç benzemeyen mütevazı eşlerini. düşman . değil. baldızlı. Elie 'ye. eleştiri özgürlüğü değil. en ateşli savunucularıydı. Ne ki. söz konusu hak"Düşünsene. "Ne oluyor. bir homoseksüelin ekrana çıkma hakkı. sırt çe"Hamilesin. Günay. "Ben sana kızlığımı verdim.' dedi. "Gerçekten de bir tür. bir sıkma başın ekrana çıkma hakkından önce geliyor?" bir yöntem de öneriyordu." diyordu.

bir mutfağımsı aralık. "Yok." hak verdi. Ay dediğin göz açıp kapayıncaya kadar geİyiydi. evlenecek. "aczin çelebiliğe dönüştüğü noktada arsız arsız sırıtan haksızlı"Yapma. Aksaray gibi yerde. Metin nasıl? Görüyor musun?" "Ama evlenecek o kadınla. yok. bazen de üç yüz binle ayı kapatıyordu. Günde bir defa. Bu kadın da tam ona göre. Allah mesut etsin. ne diyelim. o da yatmadan önce yemek yiyor. (Savaş." diye anlatmıştı Demet. adam güvenceye kavuşade etmiş. Savaş?" "Savaş'ın evi de hap gibi. Cezasını versin!" bul'da kocaman bir çevre." dedi Tülin. herkesin gözü üstünde. bir de tuvalet. Annesinin evinde bunca zamandır oturmuş. İstan- hasta. Senin Metin gibi işte. Kazancı yerinde ama düzensizdi. "görsem ne olacak" tonlamasıyla. canım!" "Hiç görmüyorum. bu içkisi! Sabahleyin beşte yatıyor. "Allah mesut etsinmiş! Ne mesut edecek! "E. ama. bre!" diye patladı. Aydın bir adam. Metin ona cazip geliyor. kardeşim." ğa" dayanamamıştı. . Ellisine geldi. Evlenmek zorunda. tabii. cak. ne yapalım?" dedi. Doktor bir kadın."Aaaa! Hiç çekemem!" diye evlenmediği yeni "boy friend"iydi) çiyor. Kadın sınıf atlayacak. Devamlı bir işi yok. Daha ne? İkisi için de iyi. "Bir oda. Ayrıca Bilsak'ta ders veriyordu. Tülin. Bir ev bulabilseydik!" "Çok da pahalı kardeşim. canım. "Nasıl. Günay. Demet'e çok borçlanmıştı. "Parayı kurtarmak için adamla evlenmem gerekecek!" "Yine içiyor mu?" "Çok! Çok da şeker bir adam. TRT için senaryo yazıyordu. Testiyi kıran ile suya gidenin bir tutulması. Tülin. Bakıma ihtiyacı var. adalet duygusunu rencigazetecisinden yazarına kadar. Bir çocuğu var. Bazen iki milyon kazanıyor." "Yok. Demet'in. Tabii.

borç- ret eden bir kızı vardı adamın." dedi." "Öyle. öteki bütün değil mi?" "Öyle. İçtiği zaman çekemiyordum." diye mırıldandı." dedi Demet. sen. iş-ev-hastane arasında perperişanken. . yaşam yoldaşlığından daha önemli olabilir mi? Biri parça. yaşayacak mı yaşa- mayacak mı. Stalin'in Kautsky'de." dedi. artık ben de çekemiyordum "Doktor hanım çeksin bakalım. ev terk edilecek ki. doğrusu. ya da son zamanlarda Oprea'nın Çavuşesku'da açtığını düşün- oluyor? Siyasi yoldaşlık. Tülin'le Metin evlenmemişlerdi. ya! Tam annene kanser teşhisi konmuşken. yine. Günay. ne vefa! Sonra da. "ama. hiç değilse kınamayı bile- larının tümüne yakın bölümünü ödemişti kadın. Babasına duyduğu öfke sonucu (psikologayrılmayan. bu!" son zamanlarda. kalbini kırmak "Gücüme giden bunların hiçbiri değil. Bir de.lim!" "Bir şey yapacağımız yok. falan! Alçaklıktır. Metin'le on yıl beraber oturmuştu Tülin. Karısı Almanya'da otururdu. tabii de! Ama. Tülin. hastalık yaşamı aksatmasın! Ne sadakat. canım? İhanetin acısı sıradan insanlarda farklı mı daha değerli bir şey verebilir mi? Brütüs'ün Sezar'da. çünkü evliydi adam. rahmetlinin doktoru ile belden aşağı pazarlığa girilecek! Yetmeyecek. Tanıdığında müflisti. İnsan insana inancından düğüm gibi bir yara olmalı. sosyalizm. Tedavi süresince yanından istemediğini söylüyordu. "Tülin inancını vermişti ona. Hayretle yüzüne baktım. kendisinden büyüktü. "E. insancıl değerler. Gücüme giden emanete hıya- net. Tülin'inki. Elemanları birebir örtüşen kümeleri daha iyi anlıyordum. ciddiydi! "Neden şaşırdın. Tülin." dedi. kendisinden neflar öyle demişlerdi) uyuşturuculara dadandı. Tülin’di. belli değilken.

" dedi. Metin'in yüzünde. tükürür gibi. çocuklu mazbut bir adamdı. "sol ağzı ile konuşan. şının Sıkıyönetim'de çok önemli bir yerde (öyle olmalıydı.. Günay. hepimizi teker teker tanıştırıyordu. dolayısıyla rudu. Binbaşı. Tülin. bakalım. askerlere ilişkin tüm düşüncelerini de açıkladı. Suat'ı işkenceden kurtarmakta yardımcı olabileceğini umuyordu. Dostluğu ilerletmeye. Ama birkaç yıl önce. yaptı. faşistler! Ama. Ben." dedi. durduramadık onu.. çok eski bir mahalle arkada- bile silahlıydı) olduğunu keşfetmişti. Alman'dır!" cını hissettikleri için." dedi. bu "hoş tutma" gayretlerinden bir tanesi de Koço'da. rezalet çıkardıkları bir an vardır." diye saygı duyabilirim. Madam Maria Tektaş Stein'dır. "zindancıların şefaatine sığınmak" gibi bir aşağılanmaktan koÇoluklu. bir tane vardı. yüreği mangallaştıran. Ona da saygı duyuyor- . Böyle bir kepazeliği neden kendi ağzıyla itiraf ettiğini anlamayıp "Et kafalılar. orada. Metin'in de davet edildiği bir yemekti. Metin. kendisi Aşkın sihirini. hukuk doktorası yapıyordum. dum. Metin de o noktadaydı. yitirmenin en kolay yolu. biz o kadar hazırlıksızdık ki. iki kişi olarak afallayan Binbaşı'ya. . adam sivilken Suat'ın yakalandığı günlerdeydi. Size. "O mu? 0 benim eşim değil!. İşte. Binbaşı'yı hoş tutmaya çalıştı (Yeri gelmişken belirteyim. Ne de olsa otuz yaşında kadın. Sıra Tülin'e gelince. Kalabalık bir gruptuk. Günay. Suat bunu hiç bilmedi. Güvenini. Tüolası yardımını. Koço'daki bir yemeği daha iyi hatırlıyordu. sakin sakin dururken. kendilerini göstermek ihtiya"Ne bakıyorsunuz bana öyle?" diye bağırdı. "Yalan mı. Ne ki. "Eşi. anlamsız. ahlâk düşkünü takımından" damgasını yemekti. Metin'i işaret etti. hepsi öyle değil. Uzun. her ikisini de yaptı. ne lin'le. tabii. Robert Kolej'de de. sevgilinin yanlışlarına sonsuz bahaneler bulduran gönül zenginliğini elbette unutmuş değildi. Sorbonne'da da.kırk beş vardı. söylüyorum?" "Benim eşim. etti. Günay. sarhoş bir gülümseme belirdi. Bazı sarhoşların. onu). "Çeksin. Rodoplu.

çocuklar. bakıyorum. "İyi." "Elimi tutuyor. kalktı. Gorhma! Gorhma! Gorhma!" Demet dememişler?" "AYŞE BU!" Tam bu anda.. insanın kendisini kadın hissetmesi hiç de o kadar zor değilmiş meğer! Ben cinsellikle dostluğu karıştırırmışım. aniden "Hayat zor. Sonra bir erkek sesi duyuldu. kolsa kol. be!" dedi. . Tülin. Günay. korkuyorum! Hayat zor korkuyorum! Gorhma. Tülin. Metin bundan fazla bir Demet. hayretle dönen Günay'a. "Ne münasebetsizlik. izin istedi." dedi. büyük bir gürültü koptu. Binbaşı... Ayırdım. adı Cüneyt. şey vermiyordu ki!" "Herhalde!" geriye attı kendini. üstelik içmediği. peçetesini katladı. iyi. mikrofondan yankılandı. "Her emelim her arzum yine sensin. Birileri bağırıp çağırıyorlardı." "Vallahi!" "Ciddi misin?" "Vallahi!" dedi. Her türlü yardım olasılığı da onunla birlikte gitti." diye düşünürken. "Vallahi. ciddiyim!" Yine güldü. genç olduğu için daha da iyi. Demet'i. tekrar masadakilere döndüğünde. else el. bitti. Düşüncelerinden sıyrılıp. bakıyorum. "Vallahi tatlı kaçık!" "Boşuna 'Beyaz Dizi' nim!." Ayşe'nin sigara ve alkolün mah"Bu emele bu gönül nasıl ersin!" vettiği sesi. bu havadisten çok hoşnut kalmış gibi kıkır kıkırdı. matrak matrak gülümsedi. Cüneyt'e. Şimdi. Gezi'de oturuyoruz. Kendisi de inanmıyormuş gibi yemin etti yine. işte. Taksim'de.devam etmeye çalışıyordu ki. herkesi şaşırtan bir açıklama yaptı. başka şeyse başka şey. Tülin'in aşk hayatını sorgularken buldu. "Şimdi genç bir delikanlı var. "size bir şey söyleyeyim mi. ablam be"Serseri bu.

niçin?" "Milleti rahatsız etmeye ne hakkın var. canım sen. "Bırak be!" "Anne!" Aslı dehşet içinde fırladı yerinden. "Kerhaneci! Burası kerhane ten başka ne konuşuluyor? İkiyüzlü. Fatma’nın. makyajı sıvaşmış kadına şöyle bir bakıyor."Tamam. zıp"Şeekerr! Bu tangoyu da çok sever!" dedi. adam. Fatma." dedi Günay. Aslı. be?! Hay. Demet. yok bir şey. aniden sustu mikrofon. Ahmet'e yaslanmış. Arkalarından gelen. belirdi. senin aşkını. Demet yetişti. seninle mi uğraşacağız! Çıldırmış gibiydi. bırak şunu!" tüsü izleyen bağrışmayı bastırdı. kendilerinden sorulduğunu hatırlıyordu. Az sonra. Arnavutköy'ün bir zamanlar "Yeter be!" diye bağırdı. sonra da Yüzü kızarmıştı. be!" kuruşu. dedemeyecek kadar içkili olduklarını fark etti. dudakları titriyordu. kötü kötü baktı. "Bırak be. "Mağara adamı! Kıro!" Fişten çekilmiş olmalıydı. Yol açanlar. be! Hangi üç kuruş?!" diye haykırdı. gözle görünür biçimde titriyordu Fatma. Kalabalığın gürül- lamaya. kolyeli adamın yakasına yapışmak için "Dağdan gelip bağdakini kovacaksınız. tümüyle silmişti. şu masalara! Bu gece kim kimi düzecek- . göbekli. tamam!" Anlaşılan mikrofonu elinden almaya çalışıyordu. "Ne üç Üç kuruş değil mi. değil mi?" kendiişlerine dönüyorlardı. hemen hepsinin gördüklerini kay- uzanıyordu ki." her gece. hırt! Bırak! "YILLARCA çektim. it! Bütün gece oraya ayı gibi dikilip hangi fıstığı yatağa atacam diye beklersin! Allah'ın kırosu! Bir gün karını be! Randevuevi! Pezevenk! Bak. gözleri parlıyor. senin gibi müşteri olmaz olsun. "Otur. Rodoplu. Amerikan Kız Koleji mezunu olduğunu. Kıroluk suçlaması salon adamı cilasını "Kaldıramıyorsan içme! Her gece. kalabalığın üstünden annesini görmeye çabaladı.

inanır mısın. Fatma. Müşterilerden en köylü komisine kadar." gözlerinde korku gördüm. be!" diyerek döndü. bu tür barların da 'reza- let ruhsatı' almış olmalarının gerektiğini düşündüğümü söyledim. oradaki herkes. Haydi. artık kalkalım. bunun müessesesi için hiç de iyi olmaSadece 'biz'im değil." diye anlattı Günay. bir adım attı. hiçbir şey söylemeden uzun uzun etrafına bakınmıştı. külotunu "Espri de corps!" dedim. Adam. iş yapmak istiyorlarsa. biz başka.getir de görelim! Yooo. değil mi? Söyle. herkesin içinde." dedi. Tülin'in "Çocuklar. siz! Ağzınızdan çıkanı kulağınız "Üst sınıf numarası çektim. öyle değil mi. "Yapma Abi! Görüyorsun işte. kendimize ama altta kalmak da istemedi. olmaz! Sizin karılarınız başka. kendisine hâkim oldu "Yusuf Bey! Kendinize gelsenize." uyarılarına . orada. Adam. acı acı. hâlâ söküyor?" özgü niteliklerle donatılmış sanıyoruz ya kendimizi. artık dayanamayacakmış da patlatacakmış gibi. emreder gibiydi. her türlü rezaleti olmamış gibi yapmakla yükümlüydü. pezevenk!" Ahmet araya girdi. bağımsız. Bu 'enteller'in ne zaman ittifak yapacaklarının belli olmadığını. duraladı adam. değil mi?" indirip. ihtiyacını giderdiğini anlattığını hatırlattı. eğer yaparlarsa. "Kadına bak. "Meğer. ahlâk anlayışımızı dayatan biziz. Ona rağmen. sanki. "Aydınlar olarak. yarın iş günü. yacağını hesaplıyordu sanki. sarhoş!" Yusuf. "Biliyor mu"Camideki gibi mi?" diye sordum. Gramsci usta!" aldırmamış. yatağa atmadık diye bozulurmuş!" duysun!" Rodoplu’nun sesi buz gibiydi. özerk. Ünlü bir kadın öykü yazarımızın. çevrede izleyenlere pis pis sırıttı. sun ki. "Çok benziyor." "Ne dayanışma. "Toprağın bol olsun. "Şu farkla ki. son tahlilde haklıydı. terbiyesizlik ruhsatımız var. aksi halde işin içinden çıkılamazdı.

Utanan bir Meşrutiyet zampara- . Taksi hareket etti ama Ahmet hâlâ onlarla beraberdi." dedi. kahve. heyecanlandı. Buradan ben istedi"Kahve içemez. o herif istediği zaman değil!" yoktur. ya "Öyleyse. "Kadın pistte ba- Kapıya doğru "yürümedi. "Hani sana gidiliyordu?" "Evlerine gidiyorlar. orada devam edelim. caklarımın arasına saldırdı. durdu. Ressam." dedi. "Bu kadının gecede bir saat uykusu ya vardır. bize gidelim. Tülin ile Günay kaldırımda onların hareket etmesini beklediler. Ahmet. masaya yumruğunu vurdu. Hadi.Olayları hatırlamaya çalışıyor gibiydi. yüzünü buruşturarak. "Bir rakı daha istiyorum!" "Boşver Fatma'cım." bir Napoleon var evde!" Aslı. Tülin. be!" "O kadarını da kaldıramam. Ahmet. dudakları "Kahve içmem!" diye sızlandı. Demet ve Fatma ile birincisine yürüdü. öfkeyle. Ahmet'in kızardığını gördü Günay. hanımlar. Demet. ğim zaman kalkarım." dedi. Ağlamak üzere olan küçük bir kıza benziyordu şimdi." dedi. ben de nefis bir konyak ikram ederim. içki neAhmet'in sesindeki yumuşaklıktan etkilenmiş olmalıydı. "Adresi biliyorlar mı?" diye sordu Günay." dedi Ahmet. sının hayra alamet olabileceğini düşündü. Birden. "Rakı istiyorum." büküldü kadının. İki taksi çevrildi. nefis ye istersek." "Doğru. "Uykusu kaçar. süründü" kafile. onu da beceremez. "Hadi. Kahve içerse.

Bunu en geç saat dokuzda bitirecek şekilde zamanlardı kendisini. Kötülüğe bulaştığını hissettiği. yeni güne barışık başlamasını itibaren arayabileceğimiz anlamına geliyordu. gelir. vakti geldiğinde o utandığı zamanlarda telaşlanır. daha da erken harekete geçerdi gün ışığı. kendisinden Amacı. Günay'la mümkün olduğundan hızla hesaplaşmak. Edilgen bir ilişki değildi bu. arıtmak. sızmaya benzer bir uykudan sonra.IV Ertesi sabah. bizler için. bulur. bir ilişkisi vardı: "Vicdanı" olduğunu söylerdi. Gün ışığı ile Bâtıni. yaralarını iyileştirmek. kerterizini onarmak. Günay Rodoplu'yu en geç saat dokuzdan . güneşle uyan- dı. sağlamaktı. Bütün bunlar. Günay'ın onu aramasını gerektirmezdi. adeta Şamanistik. ağır. Hiç ışık sızdırmayan bir odada da olsa. dürterdi Günay'ı.

madı. Suat'ın benmerkezciliği (hep kendisini anlatmış. Tiksinti çağrıştıran bir duygudan başka bir şey saptaya- Yattığı yerde. Aynaya döndü yeniden. Türkiye'de meselenin hızla "ya biz. Müthiş bir öfke duydu. alabil- gözden geçirdi. sen de!" yitirilen zamanı düşünüyordu. hangi ulus!" el hareketiyle aşağıladı. savrulan. "Hangi yumuşaklık. Kalktı. ihtiyar yazarın hilekâr gözleri. ya onlar" meselesi haline geldiğini söyleyen kendisiydi. Hangi yurt. bağlı galiba. "Ne sahtekârlık!" diye. Azize Hanımefendi'nin kabrine fırlatılan sigara." "Kendisini kapıp koyveren bir toplumdan. hangi huzur! Bu cevabı korkuttu onu. imza gününden. vazgeçmiş değildi. darmadağınık görüntüsü ile karşılaştı. Kadınsı bir yumuşaklığın "bi- Kalktı. sual etmemiş olduğunun farkına varmıştı. Bilemiyordu. kendi görüntüsüne. Ziya Bar'dan arta kalanları Bir an. sin!" günün verimsizliğinden kaynaklanıyordu. alabildiğine taşkın. Bir daha hiçbir şey yazamayacağını söylemesine karşın. oturdu. cenazeden." disini. "Bir yurttaş aranıyor." dedi. Günay'dan boyutlarına varmış gibi görünen rahatsızlığı. . aynadaki şiş gözlü. Bir Her şafağın iki yüz bin taze mezarın üzerine doğduğunu. söylendi. esiri mi oldu? Biraz buna çimsel" öğeleriyle donattığı (kendisiyle barışık olmadığı zaman. Vazgeçemezdi de. "ama bu sen değilİtiraf etmiyordu ama yüreğindeki ağırlığın önemli bir bölümü dünkü "Hadi. ulusunu gerçekten sevip sevmediğini sorgularken buldu ken"Türk halkı kötülüğü bizzat mı üretiyor. oradan. çok şükür!) Fatma'nın cinnet diğine müsrif bir toplumdan savrulan artıklardı. severek yaptığı her şeyi 'biçimsellik'le suçlardı) uçuk pembe bej yatak odasına bakındı.

Cumhuriyetiz.?" "Ahlâk kaosu. birbirimizi anladığımız yalan. ilk akla gelen Ayşe'nin kocasını aldattığı madığı halde. inanırmış gibi.. şekilde falan profesör ahlâksızdır dediğim zaman. bıçak kemiğe dayanmış gibi.Bazen. muhasebeci geçinir demek istiyor olabilirim. hatta eğlenir miş gibi yaptığımız doğruydu.miş gibi. konukseverliğimiz ünolmuş gibi. temye'de profesör olmak için iki yabancı dil bilmek gerekirken. milyarlarca liralık "Bir milyondan fazla yüksekokul öğrencimiz var. ben. Oysa. diyorum. Son on yıldır bir tek kitap okumadığı halde. iktidar olduru tartabildiğimiz yalan. yüzbinlerce camimiz var. daha sayayım mı?" ğu yalan.. Türkibilen profesör sayısı parmakla sayılacak kadar azdır diyorum.. Örneğin. kilogram kullanırız. 'doktora yapmanın' bir biona doktorluk edebilecek kadar iyi bildiklerini iddia ettikleri gibi bir Büyük Yalanı paylaşırlar. gazeteciliğimiz yalan. Türkçe konuşuruz. yaparsa. dünyanın en eski uluslarındanız. Türkçe'de kelimelerin içi "Ritüeller ülkesi" olduğumuza katılıyordum. bin gramı doğ- yalan. matbaalarımız var.. Büyük Yalan!. NATO'nun en büyüğü ordumuz var. Aynı. isyan edermiş gibi.' desem. birbirimizi sevdiğimiz yalan. demokrat olduğumuz yalan. Müslüman olduğumuz yalan... 'Profelimi revize ya da tedavi edecek seviyeye ulaşmak demek olduğunu . "Ahlâk kaosu dediğin. Ayşe. Günay. belki de olur.. o adam yolsuzluk yapıyor demiyorum. eğittiğimiz yalan. tarihimiz yalan. Hep miş gibi. çünkü muhasebeciliğin m'sinden anlaonu diyorumdur. rencide boşaldığı için 'ahlâk'ı da yeniden tanımlamak lâzım. yüz santim olduğu yalan. Kim daha iyi .. metrelik cetvelimiz var. hükümetimiz var. ülkemizi savunabileceğimiz lüdür. illa da. (Burada kelime oyunu yapıyordu. o kazanıyordu. ahlaksızdır. Şimdi. sana. bir dil olsun belliğinin masada bıraktığı canlara kayıtsız kalabiliyor. hatta. tabii. Bir bilimi sör' kelimesinin 'iddia etmek'ten türediğini. 'Ayşe ahlâksız bir kadındır. hâlâ ameliyat yapma cüretini kendisinde buluyor. tüyler ürpertici bir Türkiye tablosu çiziveriyordu.

" Rodoplu. uğursuz seçim) dedikleri oluşumu besleyen de budur. desem. sadık tüccarı. Kahveci'nin bakanlığına bağlıydı ve onu Türkiye'de tutacak olan da. İzleyen.) Bu yetersiz insanlar zamanla öyle bir şebeke. Ne ki. tam tersine. Tabii. Gerçek üzüntü desem.C. fiziki yetersizlikten bahsetmiyorum. ayakta kalmaya en layık olan den de yetersiz olanları toplaması gerekir." 'sahici' profesörlere. Mastürbasyon desem. ayakta kalan. Onu yapar. TKKOİ Başkanlığı'ndan ayrılmış olmasına hayıflanan. ters manı kendi elindeydi. Gültekin. Makale. Batılıların. en yetersiz olandır. adam kendi ismini kullanmamış. Zabıta. Türkiye'nin uluslararası değeri (adam dünya finans- man mekanizmasını elinde tutuyordu) tartışılmaz bir teknisyen olan Bü("kaçırdık" diyordu) iki sayfalık bir ağıttı. Topluca cinnet geçiriyoruz. ye'den kaçıracak olan da Kahveci'ydi! Ekonomik Bülten gazetesinde. Prof." "Anladım. iktisattaki kötü paranın iyi parayı kaçırması ilkesi gibi vermezler. Türkiye'de. negative selection. zamanın Devlet Bakanı Adnan Kahve- gösterdi.hatırlatıyordu. Türkiye'de istisnasız her alanda yaşanan facia budur. sözüne ci'nin "Aslıcan" (Çocuklarının adıydı!) takma adıyla yazdığı bir makaleyi lent Gültekin'in. yalan söylemeyeni. en zayıf. Bu kıyım böyle gider. yetersizin. katlanarak hızlanan çöküştür. Darwin'in değil. namusluları. yerinde kalabilmesi için. Türki"Nasıl değerlendirirsin şimdi bunu?" dedi. Yani. hatta 'sahici' profesör olma yolundakilere geçit rüşvet almayanı barındırmaz. ayaklarına do- . ahlâklı insanların "yaşam sahanlığının tehdit "Güçsüzün. iktidar olma- giden. bir mafya oluştururlar ki. Namussuzlar." teorisi tam tersine işler. makûs seçim (makûs talih gibi. "Timsahın gözyaş- ları desem. piyasa. adam T. Günay. Bakanı! Cinnet bu. Dermanı kendi elinde değildi. çevresinde kendisin- altında olduğunu söylüyordu. deryan bir 'iktidarın ima ettikleri korkunç. politika.

kapıların altından girmekle tehdit ediyordu. Ben diyoki'den bu yana. kütüphanelere de bulaşmıştı. Millet cebini doldururken. egemen sınıfların toplumsal. bak." "Ne alakası var!" Kızmıştım. Ben ise bu konuda Gramsci'ye hak veriyorum. yağlı. senin 'bağımsız ve özerk' bellediğin bu iç-çevre. adamakıllı ca"Bunun epeydir farkındayım.' gibi bir şey bu. hayali ihracatçılar ortalıkta cirit atarÖnce. Türk aydınlarını bir kalemde silip atmasının doğru olmadığını düşününımı sıkıyordu. Bir diğer nedeni de. İttihat Terak- . Ne zaman aydınlara ilişkin bir şey söy- lesem bakışlarını kaçırıyorsun. 'aydınsallık'ın. bir 'meslek kategorisi' olduğunu savunuyorum. sonra ciddileşti. ken. 'sol' arka-planının seni 'aydın'. Aramızdaki en önemli anlaşmazlık bu herhalde. Ben aydınları eleştirirken sen bana 'Ama.laşmayacakları bir yerlere sürmüşlerdi. ihracatçılar daha kötü.' diyorum. 'Yüzünü yıkamamışsın. yordum. ekonomik. siyasal ve Bak. koyu renkli bir sıvıydı. kendi gelişmesine en elverişli koşulları ya- rum ki. 'ilerici' ya da en azından 'demokrat' bellediklerinin yanlışlarını hoş görmeye şartladığını düşünüyani paranın kimin elinde olduğunu ve dolayısıyla kimin elinde olmadığını çok fazla önemsiyorsun. 'Ama. evlere kapanmak da çözüm değildi. onları bırakıp aydınlara yüklenmek haksızlık geliyor. yükseldikçe yükseliyor." yorum. "Sen benim 'iç-çevre' dediğim insanların. Ayşe de yıkamadı. Ne ki. bağımsız ve özerk bir grup ratmakla görevlendirdiği kendi 'öz-uzman aydınlarını' yaratır. kokulu.. "Seni gidi statükocu!" diye takıldı.' diyorsun. Ancak. mülkiyeti. "Büyük Yalan". her toplumsal sınıf. korkarım. Bunu söyledim ona. burjuva arka-planından dolayı. yazarları hatırlatıyordu. "Var. Ağır.. hayali "Dinliyorum. Nitekim. İmza gününde örneklerini gördüğü Günay'ın yargılarını zaman zaman çok katı bulduğumu söylemiştim. Anlıyor musun?" olduklarını varsayıyorsun.

kelimeyi unvan olarak benimseyenlerin ortak unsurlarından yola çıkmayacak mısın? 'Paşa' kelimesinin çağrışımlarını. gibi isimlerden soyutlayabilir misin? "Hayır. İttihat Terakki ile hızlanan 'Türkleri kendisiyle birlikte sanayi teknisyenini. kendi organik aydınlarını yarattı! Bugünün kendilerini edebiyatçı. Babıâli'nin ileri gelenleBenim işaret etmeye çalıştığım. Gazeteciler. filozof. Şimdi. hayali ihracatçılar -senin deyişinle." Şaşırmış gibi duraksadı.kültürel alanda yarattıkları aydın katmanlarından birisidir! Kapitalistin efendim. filozof. İttihat Terakki cuntasının aydın kategorisidir! Aydın tipini. açık toplumla!. iç çevresi.müm- ramı irdeleyeceksen. Az önceki "statükocu" suçlamasını rından söz ediyordu. ekonomi-politik profesörünü. duklarını düşünürler. deyiş yerindeyse. Evren. tabii. Sunay." demek zorunda kaldım. Düzenin organik aydınlarının 'yeniye' görevleri gereği geçit vermeyeceklerini düşünüyorum. hukukçusunu yarattığı gibi.zurnanın son deliği!" "Ama. sanatçı simgeler. Herkesin önünde eleştiriyorsun. Hal böyle olunca Rahatsız olmuştum ama yine de itiraz ettim. meseleyi kişiselleştiriyorsun. biraz araştırırsan. sanatçı olarak gördükleri için 'aydın' olgörürsün. düşünüyordum. 'Türkleri uygarlaştırma misyo- rinin hep bir ucundan 'İttihat Terakki'ye bulaşmış ailelerden geldiklerini nu'nun bu ülkede dayattığı 'otoriteci ahlâk' sisteminin Büyük Yalanı doğurmada en büyük etken olmuş olması. Türkiye’nin kurtuluşunun ancak kün olabileceğine inanıyorum. edebiyatçı. "Ama başka çaresi yok ki! Yazıyı yazarından nasıl soyutlarsın? Kavhalkın Büyük Yalan'ı yüzümüze vurmasıyla -yani. Günay buruk bir acı veriyordu. Putlaştırdığım birileri de yoktu ama gençliğimin ilahla- . İsim veriyorsun. Çetin Altan'ın bir yazısını okuyup sokağa döküldüğümüz günlerin anıları belleğimde henüz taptazeydi. uygarlaştırma misyonu' da.

'kontrol düşündüm. sonra da. Yirmi yıl sonnuca sürükler. "Ben Değeri Tiryakiliği" adlı kitabını okuyordum. Eşyalarının kaybolduğunu neden sonra fark ettiğini. duruma. Kadir Özer'in yanılgısı' dediği. Daha önce de söylediğim gibi. nefes alsak. belki de Arabistan’ı Hıristiyanlığı kabul etmiş "Tam tersine. çok farklı olurdu. O sıralarda. çok daha farklı bir boyut- koşullarından kaynaklanmadığı. arkadaşım. Keşke. kimse vazgeçilmez değildir. transandantal olduğu için koruyamıyordum da onu. Dr. kontrol yanılgısı olanların sayısı artsa da biraz bulurdu. özel Bir anlamda hep vermişti. bu saat. bugün. Öte yandan. canım! Böyle ilkel işin içinden çıkamayız!" Maxime Rodinson'u hatırlatıyordu. "Büyük Yalan"ın bütün izlerinden arındıracak. o da çekiyordu. tarihsel durum onun yerine bir bir determinist önermeyle ya da düşük seviyeden bir Marksist formülle doğmamış olsaydı." "Kuşkusuz. aynı acıyı. akademik unvanlarını kimlik karbir yönüyle ne denli savunmasız olduğunu bir kez daha idrak etmiş. oyunu başka bir so- ya bugün ve bu saat müdahale etmekle yükümlüydü. Kendimizi kandırmayalım. ne ki. "Eğer Muhammed doğmamış olsaydı. gülümsedi. Doktor ‘un. Bu kavgada Günay'ın kendisine uygun gördüğü yazıydı ama bu araç poli- . gün. ama her atış. Her zar atışta tesadüf vardır.ta ve bir o kadar derin. Ona söylediğimde. ama 'Hayır: Muhammed ra gelen bir Muhammed. hemen hiçbir şeyin fiyatını bilmediğini. Nasıl'ına gelince Yaşam sahanlığını "Büyük Yalan"a terk etmek istemeyen herkes. ne refahın. en iyi kullanabildiği araçla müdahale edecekti. ne de kariyerinin keyfini sürmeyi tı gibi bürokratik belgelerden ibaret gördüğünün ayrımına vardığımda. saat. paniğe benzer bir ruh haline kapılmıştım." dedi büyük bir ciddiyetle. ola- kişi önce kendini ıslah edecek. (Yalçın Küçük olsa 'mazoşizm' derdi) "ben olmasam tufan" türü psikolojik sapmanın Günay için de söz konusu olabilirliğini başka Muhammed çıkarıp getirirdi! Öyle mi?! Yapma. işler hiç şüphe yok ki. becerebiliyordu.' "Tam tersine.

kendini beğenmişlik olasılığını güçlendiriyor gibi görünüyor.. sanat. kendi hayatıGünay olmuştu. sızlıkla eleştirmesine. "Evet! Ben rasyonel otoriteden yanayım! . Daha doğrusu. Ama. bre!' diyorum. kısacası beşeri faaliyetlerden herhangi birisi olabilirdi. Sorumluluk duygusu izin vermeyecekti (Neden. Günay." diye fısıldadı. 'Var olsun evrendeki her yüce şey. kendisinin dertleniyor olmasının paranoya "tel- Fyodoroviç'i gibi. Ama. zaman zaman kusturacak kadar ağır basan tiksinti duygusunun gerekçelerini sorguladığında. Var olsun içimdeki "Günay Rodoplu. düşünüyordu. (doğal olarak!) dinlenememişti. bir yerlerde bir yanlışlık olduğu umuduna kapılıyor. sonuçta vardığı yer. bu denli sorumluluk hissettiğini de daha sonra anlatacağım). onu. Hırçın. "Dostoyevski'nin. 'Haydi. Bütün bunları bildiğim için. daha doğrusu.tika. öldürücü nefret duymayı beceremediğini "Bilgi" ve "malumat" ayrımı ile ne kastettiğinin somut bir örneğiydi na ilişkin "bilgi"ye dönüştüren. Rodinson'la ilişki kuran gibi emindim. endüstri. hemen her zaman aynıydı." dedim. cevabı. yazmaktan vazgeçmeyeceğinden adım O sabah. Büyük Yalanı doğrulayan kahredici olayların sayısı arttıkça. itiraf et. her yüce şey!. ikiyüzlülükten olduğu kadar sıradanlıktan da iğreniyor olduğunu keşfetmiş olması. sinirli ve öfkeliydi. parmağımı yüzüne doğru sallaya"Sen bir seçkincisin!" Gözlerini kocaman kocaman açtı. Öte yandan. hırpalamasına neden oluyordu. "O zaman da." dedi. "Evet." rak. Sahici bir militan olmayı. mihini" göz ardı edemiyordu. Dmitri kendisini hiç durmaksızın ve başkası olsa asla kıyamayacağı bir acımaonca insan kayıtsızken. Rodinson'un kitabını ona ben vermiştim.

üç! Estepeda!" diye bağırırdı. 'donmak' zorunBu masalsı (ya da bilimkurgumsu) kitapta. yabancı ses. odayı kokuttuğunu. Deha'm. ayrıntıları ile anlatıyordu Ro- . dahası. "Bir. "Hadi. yanaklarına renk geldi. bu. aynada kendisini süzerken. yüzünü duvara döner. martıları. uzun etme de. ki. ebe. malı görelim. Kerhanelerde. hastanelerde. Yedi tepeden yankılanan meşum bir sesti. birisi. güçlü bir ses. Sigaranın görüntüsünü çirkinleştirdiğini. Komutunu duyan oyuncular o anda hangi kotirirdi. dil dışarıda. Bu hali de kızdırıyordu onu. da donduran. Oblomov ama?" "Saçmalıyorsun. vb. Koca İstanbul’u bir an- "Estepeda" bir çocuk oyununun adıydı. "inat için" yaktığı sigarayı hiç Sana bir sır vereyim mi? Amerika'yı ziyaret eden Oscar Wilde'in. daydılar. "Nasıl. numdaysalar. Yeterince hızla davranmayıp ebeye yakalanan onunla yer değişbu dünyadan olmayan.'Deklare edecek bir şeyiniz var mı?' diye soran gümrükçüye. zaten kanamalı midesini berbat ettiğini biliyor. kül tablası hemen tümüyle dolbir gün geçirdiği için cezalandırıyordu. Telaşlandı birden. var. rüşvet alırken. ama!" Sabah.. Galiba 'tıp' diye de bilinirdi. günlerden bir gün. öyle kalmak. meyhanelerde. sonra.' demiş olmasından oldum olası gurura benzer bir şey duyarım!" söndürmemiş gibiydi." dedim. muştu. arkasında türlü şekillere giren (sürekli hareket etmek şarttı) oyuncuları görmez. kendisini dünkü gibi Kendisine böyle aptalca sıfatlar yakıştırmasından nefret ediyordum. "Hangi Oyunda. aniden. malı?" "Estepeda'yı! Bugün ona bakmayacak mıydım?" "Öyle miydi?" Kızardı. gözler şaşı. 'Evet. "Estepeda!" diyordu. Uzay gibi sessiz (bunun nasıl bir şey olabileceğini kestirebilmek için günlerce kulaklarını tıkayıp dolaşmıştı) ayın yüzeyi gibi kımıltısız bir hayalet şehre dönüşüyordu İstanbul. Ben geldiğimde. doğururken donmuş kalmış insanları. nutuk atarken.

bir sendikacı. Her biri İstanbul'un bir ucunda oturuyordu. bağımsız düşünce ve inançlarını (örneğin. yakınlarınızın cesetleri üstünde yürüyor gibiydiniz. bir öğve bir de şekerci. Akılcı bir gerekçe bulunamıyordu ama kurgu çözüldükçe ilk anda fark etmediğimiz İkinci bölümde kafilenin neden başkalarının değil de. . başkaları farklı düşünüyorlar diye. gerektiğinde kırmaktan kaçınmıyorlardı. bir ayakkabı retmen. bir tarih profesörü. "Büyük Yalan'ı paylaşmayı reddetmişler. Dehşet vericiydi. her şeyden önce "sahici"ydiler. Türkiye'de. bir veteriner. bir eleştirmen.doplu. karşılaşmış olsalar. hep umutsuz olmuşlardı. 'benden başka herkes aldanıyor' demesi güç şüphesiz. Birbirlerini tanımıyorlardı. Emanet kafalar'la düşünmeyen insanlardı. lardı. bir fahişe. Meriç'in aktardığı. Bir adamın. sadece ve sadece bir düzine insan olduğunu öğreniyorduk. alışkanlıkların karanlık çölünde kurutmamak" için olağanüstü bir gayret- kalıp varsa. otoritenin dayattığı ne kadar direnebilen. İlki. bir serseri. ama sahiden herkes onu haykırmaktan çekiniyorsa. toplumla ya da bireylerle hemfikir olmama özgürlüklerini korumak. Kıyamet’ten önce yatta olduklarını anladıklarında yaşayan birilerini bulmak umuduyla. Pompeii'yi anımsatan bölümleri vardı ama şehir İstanbul olunca. Habelirli merkezlere ulaşmaya çalışıyorlar. akide şekeri imalatında. yaşamları boyunca. sonunda Taksim'de buluşuyorkurtulmuş olduklarını anlamaya yönelik çabaları anlatılıyordu. "Hakikati bulan. birbirlerini fark dahi etmeyecekleri muhakkaktı. sekiz milyonluk şehirde bu felâketten kurtulan tamircisi. hem de alçaktır. bir imam. hepsini sorgulamaktan. görünürde hiçbir ortak yanları yoktu. felâketten kurtulanlar da onlardılar. sentetik renklendirici kullanılmaması gerekliliği bunlardan biriydi!) inatla savunmuşlardı. hem budala. bir sanayici. "aklın ırmağını le direnmişler. Daniel de Foe'dan. ortak özelliklerini keşfediyorduk: Bu insanlar "yerli"ydiler. kendilerinin bir şeyi. Hep mutsuz. ama "Estepeda!" komutuna Günay Rodoplu'nun iki çıkış noktası vardı. bir avukat Sayfalar ilerledikçe.

o ne yapsın?" sözleriydi. Hıbır'ın haşiyesine. dokuz dilli Cizvit papazını bağırlarına basmazlar mı? Bir de." dedi." dedi. "Yazamadım. Türlerden' kurtulabilmenin tek yolunun. Mozart'ın reauiemini yöneten. imam.. "Daha şimdiden Beyoğlu kiliselerinde Noel kutlayan seninkiler. 'Heavy Metal' esprileri çizdirten zevzeklik. Okumaya geldiğim bölüm bu "Kıyamıyorum. yabancılaşmanın "Peki." "Türk binlerce yıldır yaptığını yapar. 'yabancı işgalci- (zaten bir anlamda hep orada yaşamışlardı) yürüyen kafile. "Affettirmenin bir yolunu bulsam. yerlilerin Yerinden kalkmış." dedi.aldanıyorsa. Tahmin edeceğiniz gibi yazarın bu- na cevabı. sonuçları ne olursa olsun." Kitabın sonunda. ülkeyi esir alan "Büyük Yalan"a. Kıyamet'e neden olanlardan bahsediyordu! "Ne dedin? Aklayacak . insanın doğru bildiğini söylemek ve yapmakla yükümlü olduğu şeklindeydi. sanki. asrın başından bu yana huşu ile seyrettikleri Sistina Şapelinin Mikelanj boyaması muhteşem kubbesi altında. insanların kendi gerçeklerini haykırmaları olduğunu düşündüğü anlaşılıyordu. No/No/No! tişörkiye’yi egemenliği altına alan kalpazanlar mafyasından. Ayaklarının altında uzanan (bir ulusun!) hazin sonunu sergileyecekti. Günay. bir iki Türk kardinal çıkarırsa. Boğaz Köprüsü'nden. neden olduğu savıydı: tüne ne diyorsunuz?" "Abd-ül Kadife. çok sıkılmış gibi döndü.. ğım. Kilise milliyetçiliği bırakırda. ya Güneş Taner?" diye sordu sanayici. aklayaca- mısın?!" Birden. pencereye yürümüştü. "Onun. temas ettiği medeniyetin kılıcı kesilir. Kafdağı'nın ardına son bölümdü. İstanbul'u diriltmek için gösterdikleri gayretlerin İkinci çıkış noktası. Satır araları okunduğunda. ama anlaşılan yazmamıştı. şehre ilk kez görüyormuşçasına uzun uzun baktı." tümü sonuçsuz kaldıktan sonra.

Sonra herkes kendi meçhulüne yollanır. su kaplumbağalarından. olayı çok ciddiye aldı. ya Darwin’le ya da din kitaplarıyla karşı koyduk. "Bak. Bir başına. insanoğlunun insanoğluna teğet geçtiği o kısacık süredir: 'Biz' öyle buyurduk. orada ne var!" ları gördüm. notlar." dedi. 'Ne farkınız var?' diye soranlara. Öyle buyurduk. "Bunlar mı?" "Evet. Bazılarımız. belki on bin yıl öncesinin Çin'inde. sinek savar gibi bir el hareketiyle. "Esasen bunların hepsi uydurma. "Esasen bunların hepsi uydurma." diye başlıyordu. "Bak!" "Nedir. "Aslında bunların Üstlerinde. çakallardan ayrı durduk. insanoğlunu insanoğlu kılan. el yazısı. Belki beş bin yıl öncesinin Mezopotamya'sında. 'Anamızdan çocuk yapmayız!' dedik. Güneşin bir alevden ağırlık ki üç defa milyon defa iki bin milyon ton 'ne iyi ne fena ne güzel ne çirkin ne haklı . insanoğlu insanoğluna kısacık bir süre için teğettir. Doğa'dan doğal olmayanı talep ettik.hepsi uydurma!" Yazı masasını işaret etti. 'Zayıf kollanmalıdır!' dedik." "Amaaan!" dedi. uzun bir şiire benzer birtakım notlar olan kâğıt- Samanyolu galaksisinin güneş sisteminin kokuşan bir gezegeni olan dünyada. insan olduk. türümüzü kedilerden iguanalardan ve eğreltiotlarından ayırdık. bunlar?" Öyle yaptım.

gözüne yakınlığının her baktığında ürperttiği öteki yara izini boşuna aradı. 'hayatı' karşılıyordu." (1) rini göğsüne kavuşturmuş. Canını alıp giden ölüsünü diriltmek için elinden geleni ardına koyan var mı? Neandertal atalarıyla özdeşleşti Kadıncık. kahkahaçiçeklerini de ısıtıyordu. Biçare bir gayretle atıldı. Şiran'ın portresinin yanında. en ufak bir saygısızlıkta orayı "Devam et. Hint fakirlerini ateşte yalınayak yürüten güçleri yardıma çağırdı. bir ağladı. Buruncuğunun üzerindekini. Gözlerini yumdu. bunlardan birisiydi. güneş devedikenlerini de. " dedi. Patlayan flaşın elindeki ufacık fotoğrafta yok ettiği binlerce ayrıntı gırtlağına tıkaç oldu. . Kerem gibi yana yana.ne haksız' olduğunu unuttu! Kadıncık. gözlerini dikmiş. ayakta. hemen terk edeceklerini önceden haber veren insanların. bana bakıyordu. Biçareliğine bir güldü. Sevdiğini türünden ayırt eden farklılıkların hiçbiri yoktu. Yüzünde. ama. Bir tür büyü. endişeli ifadesi vardı. Kendince. elle- nasıl karşılanacaklarını bilmeyen. Sevdiğinin aziz yüzünü canlı kılmaya sıvandı. Güneşi zaptetmeye kalktı. Hayretle başımı kaldırdım. zor toparlamış gibi bir sesle. Kül oldu. meydan okuTaş devri insanı mağarasının duvarlarına çizdiği hayvan tasvirlerinin asıllarını getireceğine inanırmış. mayı andıran. Oysa. ya da hayati bir gerekliliğin olmayanı var etmek dayatması.

canını evine getirdi Kadıncık. Yukarı. dua dua. İki ay. her bir hücresinden ayrı ayrı sorumluymuşçasına. Öyle yaptı. 'Hoşgeldin. saç diplerine çıktı. ihaneti kaçınılmaz beyaz. tan veren ışıltılarını. Bir daha. O zaman da. hoşgeldin. . Kepekleri üfledi. yağlıboya tablosuyla yaşadı! Tablo. Hiç olmadığı kadar onunlaydı. göremez oldu. bir tanem. Kadıncığın yağmura özendi gözleri. Darbe darbe. beze değdi. bir daha okşadı.'Elini tuvalin üzerine koy' dediler. Binlerce anıyı bir araya topladı. Yüreği. Renkler yardıma geldi. doku değiştirdi. gözleriyle kovmuyordu. Gülsün 'ün resmine baktı. televizyona baktı. şakakların da halkalanan saçlarının dokusunu ve yumuşaklığını herkesten daha iyi biliyordu. fırçayı yüreğine verdi. Sıpa güzeli gözlerini koyu kahve. Bez kabardı. Saatler aktı. Dede Korkut'tan sıkılır diye kıstı. İzleyen iki ay. İyi geceler diledi. Hasreti enerji oldu. sevgili dudaktaki yarığın derinliğini. Şiran'ın inceden terli alnı oldu. bıyıklarının nikotin değmiş ve değmemiş kıllarının yerini ve adedini. Gardenyaya baktı. gün döndü. parmak uçlarından aktı. İnceden terini kehribar sarısı anlattı. başını kokladı. yumuşak tüylerini okşadı. ışığı kapatıp karanlıkta bırakmakta tereddüt etti. burun deliklerinin iki yanındaki küçücük kıvrımların şeklini. Dışarda Sibirya fırtınası ölüleri mezarlarından sökmekle tehdit etti. kaşlarını çatmıyordu. Yetmiş ikinci saatin sonlarına doğru. Yoldan çıkmış iki teli yerlerine yerleştirdi. sevgili alnı bir baştan bir başa dolaştı Kadıncığın parmakları. aziz çehreyi gizleyen sis moleküllerini ayıkladı. Kaşlarının arasına indi. dudaklarını kaçırmıyordu. erkeğin esirgediği balayını ondan habersiz. 'fısıldadı Kadıncık. Yaşlar perde olunca aradan çekildiler. sisler içinden baktı sevdiği. İncitmekten korkar gibi. anıları kayda geçtiler. Dayanamadı. Ona Kürtçe türküler çaldı. Gamzelerini sienna-portakal karışımı.

fıstık! Bülent: Bu resmi yapan akademi öğrencisine diploma verirler be! (yerinden kalkıp tekrar bakarak) baktım. ben sana yeni bir sevgili bulurum! (şakırdayan gümüş Bodrum takıları) Fıstık gibi karısın. dostlarından intikam aldığını düYeni bir romanın notlarıydı: Şiran'ın romanının. LaHaHa! (3) üstünden indirmediği o mahut portrenin. tablo portre olduğu içindi. Bülent: dın? (portreye ters ters bakarak) Nilgün: Üzülme be anam. adamın küçücük bir fotoğrafından büyüttüğü portrenin hikâyesini anlatıyordu. Yemek masasının Ne lan. Kadıncığın kanını yerde bırakmayacaktı.Yatağına almadıysa. Kendimi tanıyamadım ya da belki tanımak işime gelmedi. Öylesine çığlık çığlığa bağırıyordu ki. Ama senden yüz çeviremem. diye şündüm. cevabım lam ve elif olurdu: La! Haykırırım. Gövdesiz başın çağrıştırabildiklerine dayanamazdı! (2) Kadıncık'tan Portre'ye: Bana verdiğin acıdan zevk almıyorum. Şiran 'ı unutacaksın diye ferman verseler. hepimizi başına topla- . bir an. Kâbe mi bu herif. Aralarında ben de var mıyım. Ama değil. Masasının etrafına toplanmış olanları hemen tanıdım.

Nilgün: Şimdi. Ben de neşe ne ar a r r r! Bülent: Abla. şimdi ne diyorsun sen? (8) Kadıncıktan Dost'a: Te ku lil ki Te ku lil ki der be xare Der be xare de bu iser singemen Kewa disa. sayacak? (4) Kadıncık'tan Dost'a: Kadıncık 'tan Portre'ye. Toprak olsan.. Burası onun evi! Geri döndü. be kadın! edindimmM. yahu. (5) Portre: Serseri! (belli belirsiz kıvrılan dudaklar!) (6) Kadıncık'tan Portre'ye: Seni seviyorum. ketva disa helin dani Helin dani a kesara dilemen. zevk Sus.. Toprak kadar soğuk Toprak kadar yabancı Seni seviyorum. . Bir daha hiç gitmeyecek! Sen onlara bakma. lokmalarımızı mı. (7) Nilgün: Dertleri i i İ. İman gücü. Seni geri getiren resim yeteneğim değil. böyle başımıza dikilip.

Abi! Ne var yani.(9) Bülent: Allahalah! Bende bir bozukluk var galiba! Kadıncığa bakıyorum. heyecanlanıyorum. Özgür iradem benim biricik müttefikim. Bir yakışıklı delikanlı görüyorum. o biçim! Koy kız bir rakı! Bir çiçek görüyorum. hiçbir şey anlamıyorum. Ama insan iradesini. (11) Nilgün: Bırak şimdi! Ne diyorsan onu söyle! (12) . üç gün üzülürsem. Anlaşıldı. lan. vallahi burnumun direği sızlıyor! Ne var.. Bir kuş görüyorum. heyecanlanıyorum.. (10) Kadıncıktan Dost'a: Ben de öyle yapıyorum. Allah belamı versin! (şen kahkahalar) Yabancı: Karımdan ayrıldığımda ben de çok kötü olmuştum. ben bir heyecanlanıyorum abi. irademi kullanıyorum ve sevmeye devam ediyorum. dünya da erkek mi yok? Herhalde bende bir bozukluk var. ben hiçbir şeye heyecanlanamıyorum artık! (kaybetmişlik duygusu) Mehmet: Hiçbir şeyi ciddiye almıyorsun da ondan! Kendini bile ciddiye almıyorsun! Nilgün: Vallahi. şu üç günlük dünyada? Bu herif beni böyle üzsün. bakıyorum.

'Dostluk. Vefasız Atinalılar bile bilirlerdi ki. cefaye Evvel ne de ber wve ve cefaye. sarı yolculuk işte. Midyat üzerinden Cizre 'ye. Yari ubırayi muvaxat Na bit bı riya-ı meqalat. çılgın nehirde. 'yoksa ne diye coşarsın Cizre'nin yanı başında. bir Med. Horsabad'a. Uyardım onu. Buhara'ya. 'Galiba senin gönlünde de bir yer var' dedim. Dostluk kolay değil." Baktı baktı da.' Ahd ettik. o dur durak bilmez. Kafkasları aştılar. Zin'e sevdalı Mim’in rehberliğinde. Asya'nın ortalarından bir yerlerden. beni sevmekten korktu Mim. Dicle'ye. Mim. Musul'un az berisine. Semerkant'a. öyle koyulduk yola.Kadıncıktan Nilgün'e : Mardin 'den yola çıktım. 'Sergeşte dı bi rex Cezir'e!' Baktım. zordur. sen sen ol. Dur Şarrukin 'e vardıklarında.' dedi. âşıklar gibi sabırsız. Sonunda vefa göstermeyeceksen eğer.' dedi Mim.İran 'da konakladılar. vefadır birincil nitelikleri. Uyardı. ölür . otuz altı harfli Aryan alfabelerini sundular. Acemlere dillerini. ahbaplık ve kardeşlik. lafla olmaz.' dedim. Kıble 'ye indiler. Medler. ikiyüzlülükle. beni. Bir şahtur kiralayacaktım Dicle'den aşağı. ha bilesin. el sıkıştık. Havsar ovasına. Mela'nın memleketi Cizre 'ye. Dur Şarrukin harabelerine Herkes Güney'e gitmez ya! Benimki de. Dostluktan maksat da vefadır. Hint'e uğradılar. baktım da rehberim Mim'i sevmekten korktum. göze alma o cefalı işi. daha İsa'nın doğumuna bin yıl vardı. böyle? 'Xalib dı dile teda ney ar ek. Yari ne hesaniye. Derler ki. Çok uzak yoldan geldiler.

Nihayet.' dedi. uzaktan tüm umutlarımı bağladığım Kasr'a vardım. güneş arkamdan alçaldı. Benim övünmem değildir. Rüzgâr savurdu kumları taneleri terime karıştı. yalnız can. Yükümü hafiflettim. dereler gibi taşan çeşmeleri canlandı hayalimde. Ama ben mecburdum o suya! Önce çıkınımı.' Kadim denizlerin yosunları nicedir buhar olmuş kıraç diplerini gördüm. 'Kasr'a varmazsan. Yanıklar. elin ayağın göçtüğünü . Gün sona erdi. sonra dostlarımı attım sırtımdan. hayalimin serin gölgesine uzanmak istedim. görmez olaydım! Görmez olaydım. Dizlerim kesildi.de sözünden dönmez. Vardım ya. telef olursun. Issızın ortasında. 'Bu yolda ben bir borcu ödüyorum. bir yudum acı su içebilmek için oraya varmam gerekti.' Öyle yaptım. İçimden dayanaklar aradım. Asırlardan beri soyulan. ama Mim bırakmadı. İstanbul’da. ufkun altında görünen karaltı bir ağanın kasrıydı ki.' dedim. dudaklarım çatladı. Yürümekten ziyade sürüneceğim. sömürülen. kendi kendime.' dedi. şundan birkaç ay önce mantar topladığım Belgrad ormanlarının göğe varan ağaçları. yalnız mal vergisi için aranan. varmaz olaydım! Gördüm ya. terim pıhtılaştı. vazgeçmez. Boynunu büktü. Bedenimi gittikçe sertleşen bir çamur sardı. 'Tarihçi Briffault da böyle der. şu bitmiş tükenmiş insanlara karşı İstanbul’un işlediği günahların borcunu ödüyorum. Sanki İstanbul’a Diz çökmek.' dedim. Bir ahd yapmışsa. ıssıza vahşi bir sessizlik indi. kaşıntılar arttıkça.

biriniz gidersiniz. burada?' Kalır. (16) Şiran: Seni yanımda KADIN olarak istemiyorum. herif istemiyor işte seni! Yanlış anlama. 'İstanbul’da.' dedi. (14) Kadıncık: !!!!! !!!!!!! !!!!!!!! iiiiiiiii! . Yüzyıllardır biriniz gelir. tarla farelerini bile kaçıramamışım! Ama.. Doğruya.. aklımı yitirmiş olmalıyım. hanımelinin gölgesinde' 'Eh. Düşman acı söyler.kuyunun suyunun çekilmiş Kasr'ın yıkılmış olduğunu! İşte. Dost acı söyler. 'Düşler kalır. 'öyledir!' Burası Yukarı Mezopotamya'dır.. hoş abi de. Mim.' dedi.' Kimse kalmaz mı. (13) Kadıncık: Doğru. Örenler burada oturmuyorlar. Doğruya.' başını salladı bilge Mim. izleyen sessizlik) (12) Nilgün: İyi..' diye haykırmışım da. • HAYIIIIIRRR! Hayır. aklımı. benim gibi düşler!' (odaya düşen bomba. Şiran'ın evi burasıdır. dost acı söyler. Mim. hatırladım.

bak- "Kim bu Yakup Aliy?" Gırtlağıma bir şey tıkanmıştı sanki. ama. yapacak hiçbir şey yok. kadın ? Korkarım. bu iş de böyle halledilirdi. Haberin olsun! (20) Üfürükçü Yakup Aliy: Sayın Kadıncık Abla. Oya: Erkek olsaydın. boğuluyormuşum gibi çıktığının farkındaydım. beni yatıştırmak istercesine. kolaydı! Keserdik. canım!" dedi. "Bu bir roman. Çünki Adamın sizden Başka meTrisi var görünüyor. canım! (13) Kadıncık Şiran'a: Mim 'e söz verdim. yandı. kadın olurdun. tığımda gözleri dolu doluydu. sesimin . geri gelmeni sağlamak için yapacağım yoktur. Dr. Öksürüyormuş gibi yaptım. bu adam sizi terk Etti. Ama.Avaaaaz! Avaaaaaaaaz! Haber salın Şiran’ıma! Yıkılası yalan dünya! Etme brE! Etme bRE! Etme BRE BUNU BANA! ETME! ETME! (13) Dağlardan yankılandı ses.

200 tutar. Kim dedi sana Şiran ikame edilebilinir bir cinsel doyumdu diye? Nilgün: Kız." dedim.' Bilmez misin. diyorsun ya.000 TL soğutmak için bunlar sana getirmek için 3 gr hamrelyarasa kuşu canlı 5 sm kinişinle gülladeni 3 gr kaskar e gr Baharatçıdan Al mısır çarşısı Çemberlitaş Kumpaı 35. yine yılandadır? Bana yeni bir 'sevgili' öneriyorsun. yılan sokmalarına karşı panzehir.dı. "Öyle de olur. (21) Şiran: Kadıncık: Bari bana söyleme! Neden? Bana yardımcı olmak istemez misin? (22) Kadıncık Nilgün’e Hani. 'Sana yeni bir sevgili bulurum." "Daha çok tiyatro oyunu gibi. Munis bir ifadeyle başını sallaSenin başka hocaya yazdırdığınız musga çıkıyor yasdıkta onu çıkarın KaPı üzerinde var onu çıkarın Ve sizin Taşıdınız musgayı hePsini eVden dışaRı Temiz yere gömün üzür dileRim siz de Nikahlı değilsiniz siz de 8 senedir meTrissiniz Ama siz getir derseniz getireyim Soğut dersen şunlar lazim yılan derisi on santim suna yılanı olacak 1 prç hoyrat otu miskizafer 1 paket kehver 3 sıran 15. yoksa onu da mı beceremiyordu!? (arşa yükselen kahkahalar) (23) Kadıncık: .

" "Hele bir!" diye bağırdı içerden." dedi ve fırladı. "O da kim?" Televizyondaki çizgi film dizisinin her şekle girebilen yaratıklarının Evde." tehdit ediyordu. Sernea gelmek üzere! De- şekil değiştirme komutuydu. Kadıncık Portreye: Gözlerinde gördüm Suat 'ı.(24) Işık: Kadıncık hanım. en büyük kötülüğü bana yaptınız. "Kesinlikle kalkmıyorsun! "Vallahi. Tonton!" malarını hicvediyordu. "Saat kaç?" ğiş. Tonton!" Hiç beklemediğim anlarda karşıma çıkan garip bir semboldü sanki "Beşe geliyor. Dalıp dalıp. ruh hali değiştirmek zorunda ol"Dr. "Eyvah! Dr. "Değiş. (gözlerinin içi gülen kocası) Suat: O dünyaya affetmek için gelmiş. güneyin yıldızlı karanlıklarına dalan gözlerinde. Ben ne yapacağım kadınla tek başıma?!" Banyodan başını çıkarmış. Affetmeyi öğrettiniz. dışarda çalışan. ilk kez. Orta Doğu "Anlaşıldı. gidemezsin!" Araştırmaları Merkezi'nden. Iowa Üniversitesi profesörüymüş. Sıkıntıyla duraladım. daha da önemlisi. senin gözlerinde. boğazından . (27) Suat. her türlü konuma ayak uydurmak zorunda olan kadınların şekil. Ben kalkıyorum. Bundan böyle en az on yıl bu adamı bırakamam. Suriyeli konukta. Elizabeth Sernea.

soğuk ter döktüren öfkende. Hozan'ından uzak. senesi bellidir. İnsan kimin senelerini talep eder? Abasından! Değil mi? Neden yanımda değilsin? Ne garip! En çok mazereti olan da sensin En affedilemeyecek olan da sen! . öte yandan. Dilinde Itri Bir yanı kelam Bir yanı silah Alıp götürdükleri gün her bekçi düdüğünde bir çığlık! Suat! Suat! Suat! (28) Kadıncık Suat'a: İnsan kime yataklık eder? İnsan kime sığınır? Soyadı tutmuyorsa. kardeşim 'Baran'ından. o senin amcan!) Üstelik ben yoktum Taksim alanında. Bir yanda.geçmeyen yemekte. 'Aykırı bir yaşam'dı. Belki de bundan katmerlendi acım. özenle geçirilecekti' aranızdan. 'başının gölgesi olsun düşürmez önüne!' Dilinde türkü. belki de seveceğim polisler tarafından. Suat. Başka bir yerde tanışsaydım. aranızda. içemediğin içkide. 'Sıkıca kavranıp kollarından. (Korkma çocuğum.

kurda yedirdin beni!" "Oğul bu muydu sadıklığın? Ne zaman duydum. ne zaman anladım bu uzun havayı! .Valla.

Dr. Kadın gittikten sonra sabaha kadar oturmuş. "Orta Do- . O günkü ziyaretini burada aktarolmuş olması. Cezaevinden yeni çıkmışSernea. bu Günay'ın hikâyesi. Her neyse. konuşmuşde. ğulu kadın yazarları tanımaktı"tı. eşimden ayrılmıştım.V Diana Pavloviç'i tanıştırmış olmasını saymazsak. ya görmedi.. nay onu üç kez ya gördü.. Sernea. Şimdi düşüncesi acı veriyor ama o geceden sonra bir süre 'küstük' tım. Dile getirdiği nedeni. Rodop- lu'nun hayatında önemli bir yer işgal etmedi. Hatırladığım kadarıyla. randevuyu mektupla almıştı. Benim için de zor bir dönem olmuş olmalı. Gümamım nedeni benim için Rodoplu’yu tanıma bakımından çok öğretici tuk.

Tabii. üstünü değiştirmiş. lım. Bilgesu Erenus’ları." Mısralardı. Beni şaşırtmakta ustaydı bu kadın! "Sen bindallı giyer miydin?" cakmış ya. Başını "Ona hanım sultan denir! Cahil!" Geldi sarıldı... Günay'ı ne kadar değiştirdiğini düşünüyordum."Entelektüel merak? Öyle mi?" "Bu da ne?" "Bindallı. "Şuna bir baka"Tabii!" dedi muzip muzip. Arka kapağında on üç şairenin ve kitabın redaktörünün (Ka- Kitabın adı.. gelmişti. "Bereketli Hilal'in Esin Afşar'ları. içimi ürpertti. "Yani?" "Bak. özenli makyajlar. oh." dedi Rodoplu.. Öfkeye kapılmaya başladığımı hissediyordum. sigaralar. 'Bodrum' (kurduğu bağlantıları her zaman anlamadığımı da Önyargılardan korktuğum kadar hiçbir şeyden korkmadığımı söyle- söylemiştim). Arap Kadınlarından Çağdaş "Oh." "Entelektüel merak. ayıp olmasın. kuaförlü saçlar. "Kalıyorsun. Orta Doğulu kadın yazar tanıya- Cevap vermemi beklemedi. o da.. "Çok da güzel ama değil mi?" "Osmanlı sultanı gibisin!" tutuşu bile farklıydı sanki. şöyle bir baktı. kitabın kapağını bile açmadan vardığı sonuç. "Çok. Esmer ama . Takım tamam.. takılar firuze artı gümüş. oh!" dedi. "Hatun. "örtü yok. Günay. değil mi?" "Kadın bir de kitabını göndermişti!" diye telaşlandı." dedim." dedi." mal Boullata) fotoğrafları yer almıştı. Ona duyduğum güvene karşın." "Yani. miştim. tanısın bakalım!" Koyu mavi kadife üzerine gümüş işlemeli giysiye güzelliği burnunun direğini sızlatıyormuş gibi baktı. "Bereketli Hilal'in Kadınları.

Türk vs. ezilen Arap kadınlarının acılarını dile getirecekler. Sahici olanla- Arap çeşitlemesi! Lüle lüle uzun saçlara. Ne diyeceğimi bilemedim. Nazik al-Mala'ika." "Canım. erkek. Ürdün doğumlu. Paris'te yaşıyor. beynini. yoksun olduğum fıtri özgürlüğüm.. Bağdat doğumlu." Andrée Chedid. "Erkekler neden kadın- . izleyen ulusal aksilikler ve siyasi yenilgiler: işte şiirimi hüzünle boyayan temel unsurlar. "Şerefim üzerine! Bakmadım. Bundan kurtulup kendisini 'ilginç' kılmak isteyen Arap. bizatihi kendilerinin temsilcileri bunlar. bunu sadece kadın- Mona Sa'udi." "Kitaba daha önce bakmadın. Sen hiç Filistinli kadın gördün mü? Kamplardakileri. Arap dünyası kadınının aşağılık konumundan aldığım yaralar. esmer ten. İranlı.herhangi bir Batı şehrinde rastlanabilecek kariyer kadınları. böyle hoşluk yapar. gel bir tahmin yapayım. "Sen bak. "Bak. "Sernea'nın görüş alanına girebilmiş olduklarına göre yabancı dil. Amerikan eğitimli. ları boğmadan. aklıma Cezayirli Fransız şarkıcı Enrico "Bereketli Hilal'in değil. baskı altında değil. özgürken nasıl severiz. Arap burjurı?" Sinirlenmeye başlıyordu. Fransızca yazı- ölüm korkusu." kitabı uzattı. değil mi?" Baktım: yor. rüyalarını kontrol altına almadan lar yapabilir!" . ilkel dedi. kösnül tebessüme baksana! " Üçüncü Dünya sendromudur. Lübnanlı Hıristiyan. efendim.. ve duygu birliğine sahip Olmalılar. kilitlemeden. Batı ülkelerinde. Şiirlerinde bağımlılıktan yakınacaklar. Paris eğitimli. kıvırcık siyah saç.. hımmmm! Bedri Baykam'ın vazisi. " . "Esaslı bir sevemezler." Gözünü gözlerime dikti birden.. Günay. " Macias geldi.. "Ne demek şimdi bu?" Buda redaktör Kamal Boullata olmalı. para ve..

aşiretimin ağaçlarını kökünden sökmüş. Filistinli..gelince. Bizim kadınlarımız akıllarını ve yüreklerini kocalarının." diye yazmıştı. Amerikan eğitimli.. ". ne de güçlü erkek cinsinden emir aldım. "çıldıran ev kadınıAlmaal-Kharda'al-Jayyusi. kanunsuzların özgürlüğünü kucaklamıştım! Heyhat! Erkekliğinin 'Narsissus 'un Levanten aynasında dönmüş bir sis senin ise Bereketli Hilal'in meyvelerinin faziletlerini ululayan pezevenklerden birisi. herhangi bir Sultan'ın.Kadınlara Therese Awwad.Ömrüm boyunca kimseye ne boyun eğdim. ne bir usta edindim. miras ilamımı yırtmış.". Lübnan doğumlu. bu ulus asla ulus olmayacak. Bedevi "Sadık bir köpek olabileceğini düşünmüştüm Koşumsuz bir Arap atı." . Paris eğitimli. Fransa ve ABD eğitimli. herhangi bir tanrının müjdeleyicisi! Bana gelince. Lübnan doğumlu. ". Fawziyya Abu Khalid. bizde bir tane bile yoktur hepsi kendilerini erkeklerinin diğer yarısı sayarlar " nın hikâyesi. Amerikan ve İngiliz eğitimli. buna da iffet ve takva diyorlar. nin adı "Bir Erkeğe" şaire. Elif Adnan. Şiiri"Sadık bir köpek olabileceğini düşünmüştüm. herhangi bir yardakçısından başka bir şey olmadığını keşfettim!" .. erkeklerine değil uluslarına karşı sorumlu olduklarını anlayıncaya kadar.. kabilenin kuru hurmaları lezzetinde. babalarının.. Bu kadınlar. Bedevi. erkek kardeşlerinin ve oğullarının akıl ve yürekleriyle bütünleştiriyor. Suudi Arap..

"yani. Batılı olmayan bir toprak parçasında -o toprak parçasında yaşayan yerli çoğunluğun varlığı ve istemleri tümüyle kulak arkası edilerek!. " kelime bulamıyormuş gibi durakladı. inan bana! Batı ancak görmek istediği Doğu'yu anlatana sı- rika'da kaç kişi şiir okur. duyarsızlık. ahmaklık! Ah." larımdan ötürü af diliyordum. ". hayatım.. "Anlayışsızlık. kaç kişi 'Arap şiiri' okur? Yine de. Allah aşkına.. o 'evrensel' kültüre duydukları özlemi. bunlar!" Yüzüne baktım. korktuğu başına gelmiş gibi duralamıştı. basılabilmiş- türkü bozmak nasıl bir.hamakattır!" bu kadınlar. bu entellerin uğur- suz kibiri! Aşiretinin ağaçlarını kökünden söktün attın da. aşiretinin ağaçlarını kökünden sökmüşmüş! Bu Kendimi aptal gibi hissediyordum. Ame- se..ne yeşertebileceğini sanırsın?" Yüzüne baktım. 'Evrensel' olduğu iddia edilen bir kültür dayatılıyor ya canım.öfke arasında gidip geldiğini görebiliyordum. daha doğrusu kendi 'ilkel' kültürlerinden ne denli nefret ettiklerini dile getirdikleri sürece "Esin Afşar'ın. kitap Amerikan basımı! Ticari bir iş olmadığı belli. bönlük. Başka türlü olsa cak bakar. "Yapılmak istenene baksana! Batı kültürü getirilecek. yerine -hele de o ekolojide. Onun hemen gördüğü. itibar da değil ya buraya kabul edilmek gibi bir şey. Hüzünle da Arabın işbirlikçisi! Katliamı hızlandırmaktan başka işe yaramazlar remediğim neydi? Neden göremiyordum? Miras ilamını yırtmış. O neden de şu: Batı'nın kafasındaki kültürden kurtarılması gereken 'Doğulu' kavramını perçinliyor. bir nedeni var.yeni bir vatan edin- ." dedi. az önceki duygu"Tabii. Paris konserleri gibi mi?" Kendimce. itibar görürler. Hoş.. benim gö"Bir de bana anlatsana şunu? Nereden bildin?" "E. arabeske inat olsun diye Paris'te "Hamakat?" basmazlardı.

hatta bir 'hak' sayılacak! Kim yaBak." diyen Tarık Dursun. öyle!' Levi's'lerle pipolar. 'teksesli' olmak özellikorumak isteminden. Floransa'ya geçtiler mi. Rasyonel cevabı yok. bir sanatçı. ama söylemeden edemeyeceğim. yardımcı olunacak. tabii! olduğu şeklinde. 'Batıcı' dünlum düşmanlığı ile eşleşir. 'Oryantalizm'in de gelişmesi böyle oldu. Edebiyatta.mesine yardımcı olunacak! Nasıl yardımcı olunacak? Batı'nın kültürünün. herkeste belli bir gelişme düzeyinde var olan entelektüel faaliyetin. ama çığ gibi büyüdü. bireyselliği yüceltmek. 'Batıcı' dünya görüşü doğrultusunda şekillenmesine öncülük etmektir. Aydınlar dilekçesini hatırlasana! Her insan bir düzeyde bir filozof. geleneksel aile yapısını pacak bu işleri? İşgalcilerin öz-uzman aydınları. yerli kültürü korumak hakkından 'daha yüce'. birkaç papaz başlattı belki. lahmacuncuları koruSeni sinirlendirdiğimi biliyorum. Günay'cım? Bu kadar etkili olabilseler "Aydın olmayan yoktur ki! Her insan eninde sonunda mesleği dışın- da bir entelektüel etkinlikte bulunur. yerli kültürü istediği gibi tasarruf etmek hakkının. 'daha çağdaş'. Batı'ya muhalefet topmaz bir 'bilgi' oldu. kim savunuyor? Pizzayı lahmaAkıldışı cevabı var. tartışmasız 'doğru'lar yerleştirilerek. 'işgal edenler' kimler? Kim kimin şehrini işgal ediyor da. 'daha iyi'. Öz Gaziantep lahmacuncusundan. Efendim? Mesela. mak isteminden 'daha yüce' bir uğraş. Türk müziğini 'çoksesli' kılmak. bu hanımlarla 'İzmir'i lahmacuncuların işgaline terk etmeyeceğiz. tartışılya görüşü öylesi bir haklıcılıkla ortaya konur ki. sanatta. bir beğeni adamıdır. "Kaç tane organik aydın var ki. 'daha saygın'. aynı hamurdandır 'Siz' kimsiniz. sinemada. Pizza O kadar basit olmadığını düşünüyordum. biter bu iş. organik aydınlar. pizzacıları yaygınlaştırmak.' cundan daha saygın kılan ne? Bunun cevabı yok. Aydınsallığı meslek edinmişlerin görevi. Sümüklü bir İngiliz tezgâhtar kızın ya da Alman daz- . öyle buyurduğu için." başka şeylerde de olurlar. Birkaç tarihçi. tabii: 'Batıcı otorite. 'daha akıllı ğini korumak isteminden.

"Ankara'dan mı? Bakın bu ilginç işte. anneannesinden daha 'kültürlü' bellemesinin nedeni aynı türden 'bilgi' "Niye sinirleniyorsun bu kadar?" diye uyaracak oldum. yapıştırma bir gülücük takındı. çipil gözlü. hırka ve düz ayakkabı giyinmişti. öte yandan hiç yüz vermemek gibi. "Milliyetçi olduğunuzu duydum. Kadına birden sordu. misafiri bir yandan mükemmelen ağırlarken. çalışkanım ya! Allah Allah!" Gülmeye başladı. yıkanınca çıkan çivit mavisi bir tonu tercih eder- şündüğü. "üstelik Osmanlı olup olmadığı da meçhul" bir tavırdı. Ameri- Elizabeth yaşındakiler. Sernea? Ünümün Iowa'ya ulaşmış oldu"Oh. Bu soruya cevap vermemeyi tercih etti Sernea. "en Osmanlı tavır!" alması kaçınılmazdı. heyecanlı ve teklifsiz yapısına hiç yine de takındı. yün etek. Elini boynuna götürdüğüne. doğruyum." dedi Günay'a. Günay "Beni nereden buldunuz. Ortaokul öğrencisi gibi. hemen hiç gülmemek. lermiş) bir kadındı. beyaz tüphaneciye benzediğini söyledi. Dr. "Ankara'dan.lağının içine Türklerden fiilen 'üstün' olduğu gibi bir 'bilgi' nasıl yerleşti dersin? Türkiye’deki 'beyaz dizi' daktilosunun kendisini hatim indiren değil mi?" Elleri titremeye başlamıştı yine. mavi saçlı (Günay. bir durdu. Ronald Reagan türü. Sernea. ince. Sevimli olduğunu dü- . Dr. ama yine de. PTT memuresi ya da kü- Elli yaşlarında. buruşuk. Tanıdığım birisi mi?" bluz. ğunu düşünemiyorum!" "Ankara'dan?" uymayan." "Evet!" dedi kadın. Sernea. Dr. "En Osmanlı tavır" mümkün olduğunca az konuşmak. Rodoplu. kendisine bu duyguları yaşatan kadına tavır." diye ünledi. tek sıra inci kolyesi ile oynamaya başladığına dikkat ettim. kan kadınları arasında saçlarını boyayanların pek az olduğunu söylerdi. "Türküm.

herkena. Eveet. Eğlenmeye başlamıştım! Kaldığıma memnun oldum. "CIA'in arşivlerinde bu sürdü. Anlıyorsunuz. sordu. bu defa gerçekten sarsıldı. "Öyle mi?!" "Evet. nihayet. 'milliyetçi' değilim. kütüğe uzattığı elini bir an hareketsiz tuttu. yani Batı tipi bir ırkçılığı kastediyorsanız. dramatik bir tavırla arkasına yaslandı. ne sormuştunuz? Ah. neden sonra üfledi." diye sürdürdü Günay.. çünkü Amerikalıların fincanı tercih ettiklerini tanımların olması gerekir!" bir yandan da nazik nazik gülümsüyordu. CIA ile nasıl halleşiyorsunuz? Sizi rahat bırakıyorlar mı?" Dr. şaşırmış gibi.. "Milliyetçilik derken Alman. unutun!" dedi Rodoplu. bayan. "Milliyetçilikten ne kastettiğinizi sorabilir miyim?" dedi. "Milliyetçiliğin birden fazla tanımı olduğunu düşünmemiştim!" Uzun bir süre cevap vermedi Günay. ABD bağımlılığını.. değil mi? Ürünü olduğum kültür elvermez." diye yapıştırdı Rodoplu.vaş geri çekti.. değil mi? Söyleyin baProfesör. sohbetin gündemini kaptırmamaya niyetliydi. "Yapmayın. CIA'in. sonra yavaş ya- baygınlıklar getirdiğini bildiğim bir ağırlıkla bardaklara çay doldurdu. milliyetçilikten ne anladığınıza bağlı. bildiği halde bardak kullanmakta ısrar ediyordu. Oynuyordu. Soruyu. Profesör. sigarasından bir nefes çekti. Sovyet bağımlılığına . Toparlanması beş-on saniye "Orta Doğu Araştırmaları Merkezi'ndendiniz. bunun ardından ünlü Princeton Üniversitesi'nin. alabildiğine soğuttuğu bir sesle sordu. küçümseyen bir el hareketiyle. "Şimdi. sin çok iyi bildiği bir abesi tekrarlıyormuşçasına. evet. milliyetçi olup olmadığımı. Sernea. Ne ki Günay." dedi Sernea. hayır. başta Amerikan akademisyenleri olmak üzere. Kendisinin içine de Bardak meselesi de garipti. "Oh!" diye ünledi Sernea. ama sarsılmıştı. "Bu. "Değil misiniz?" Günay. "Neyse. Amerikan kamuoyunu İsrail lehine koşullandırmak amacıyla finanse ettiği açığa çıkmış "Orta Doğu Seminerleri" skandalının geleceğini kestirmiş olmalıydı.

Hayatının tehdit "Ah. "fizigibi. silahtan korktuğumuzdan daha çok korka- tepeden bakan bir tavırla. beşinci bardağı doldurmayı önerdi. 'Sovyetler'i paramparça edecek Asya Müslümanları' zille"Bundan. Sernea'nın Doğululara yakıştıracağını bildiği bir "No. uzun vadeli entrikaya tercih ederler. sonuçlarının bilincine varmaksızın kırıp döktükleri çok olmuştur. Bakın." diye sürdürdü Rodoplu." Sözü nereye getirecek diye merak ediyordum. yine hayır. Sovyetlerle olan ilişkimizde biz tankla uzun vadeli ideolojik asimilasyon arasında bir rız. ama." diye sürdürdü Rodoplu.yeğleyeceğim anlamında soruyorsanız. Ruslara rahat vermese ne güzel olur. Sovyetler. sabırsızdırlar. Aynı şey Sernea için "Yani. sizi yanıltmak istemem. sizin kendinizi Asyalı saydığınızı mı anlamalıyım?" diye rinin çaldığını görür gibiyim. İngilizler kilmeyi beceremezler. değil mi?" . Ne hoş olurdu." aşırılıkla. Anlayacağınız. Sinsilikten. Züccaciye dükkânına dalmış bir dana gibi. "Kafanızda. ki gücü. Sernea. edildiğini düşünebilirdiniz! lirsiniz!" tercih yapmak durumundayızdır. "Bizim Makyavelli geleneğimiz olmadığını bisordu Dr. neresinden baksanız heyecanlı. Günay'ın gözlerinde italikleri gördüm. Çaydanlığa uzandı. Kolay bir seçim değildir." diyerek güldü. siz buna zihinsel tembellik de diyebilirsiniz. no! Thank you!" diyerek kaçındı. biz de Asyalıyız. Sernea! Asya Türkleri. Dr. Amerikalı. Günay'ın düşüncesini izlemekte zorlandığını. Ama sonuçta. kendince bir çıkış yolu yakaladığını görebiliyordum. değil mi? Belki de iyi bir Turancıyımdır. bunu anlayacağınızdan eminim. gözlerinin büyüdüğünü gördüm. hatta çocuksu bir Asya topluluğudur. aynı uzak tavırla. sömürgelerinin duvarlarına Kraliçe'nin resmini hatıra bırakıp çe- de söz konusu olmalıydı ki. Ancak. "Tabii.

"Ha. Batılılaşmakta yaya kalma pahasına. olmasın. "Şeker koyarsa"İsa Mesih!" diyerek ellerini çırptı. bana baktı. kadın. hiç kuşkunuz dedi Dr. yalnız ithalci manavlarda satılan. çok kötü oynunız tatlı. limon sıkarsanız salata olur!" Türkiye'de 'eşek armudu' diye bilinen. değil mi?" Sernea'ya döndü. çok anlama gelebileceğini düşünmemiştim!" Gerçekten. "Bu kelimenin bu kadar kültürüne sahip çıkmayı anlıyorsanız. yine hayır. Asyalıyım." dedi kadın. milliyetçilikten. Hilal'i seçerim. "Evet. yılışıklığının mide bulandırıcı olduğunu düşünürken. "CIA 'in birinci sınıf beyinlerini Türkiye'ye." yordu. yete- Günay. ekledi." dedi Rodoplu." dedi. nekli bir ressam ve yazardır. Filistinlidir. Sernea. bakın o doğru. Profesör."Sıradan bir memurun her yerde sıradan bir memur olacağını düşünmeliydim!" Bu. Biliyorsunuz. yine hayır. "Elbette. Evet. Dondu kaldı. İslami uyanış şeklinde düşünüyorsanız. milliyetçiyim. "Oh. Amerikalıların pek sevdiği bir meyveyi örnek veriyordu. "Anlıyorum. eğer. Kendisi. insanların kültürel miraslarına sahip çıkmaları güzel bir şey!" "Bunun için mi kitabınızdaki o şaireleri seçtiniz?" diye bastırdı Gü"Neden? iyi bir seçim olmadığını mı düşünüyorsunuz?" Alelacele toparlandı. kaşlarını kaldırarak. "Başka ne olabilir ki? Devam edelim mi? Milliyetçiliği. kapitalizm ululaması şeklinde düşünüyorsanız. kendi "Avokado gibi. Ben. "Gördün mü?" ." "Kamal Boullata yardım etti. yine en Reagan gülücüğüyle. nay. Haç arasında bir seçim yapmak söz konusuysa." Ve Hilal'le. banaydı." Yalan söylüyordu. üstelik de böyle sıradan bir iş için herhalde tahsis etmezler.

buldu ve okudu pa'"Kim. mişti. Kadının. keten bulur ve isteyerek çalışır elleriyle. O kadın ki. Sernea. "O pasajı ben de bir kitabımda kullanmıştım." "Neden?" Gerçekten şaşırmış. Bir kadın ki. "Filistinli" açıklamasının.sine hoş görünmek isteminden kaynaklandığı açıktı. 31" değil mi? Boullata. Yün bulur. XXXI. bir ticaret gemisi gibidir. Renkten renge girmek "Tabii ki. Ellerini iğinin üzerinde tutar . kalktı. bu o anda tanık olduğum ruh hali olmalıydı! yış varsa hepsini içerdiğini bilmediğinizi söylemeyin bana!" sajı. "Evet. hayır. Bir kadın ki. Hıristiyan Filistinlilerden olmalı. kocası gönlünü kazanmak için uğraşmak zorunda değildir." dedi Günay. karıyordu!) "İncil’deki o pasajın. Acemice olduğunu düşündüm. Üşenmedi." diye ekledi müstehzi bir gülüşle." dedi Günay." dedi Rodoplu. "Demek biliyorsunuz? Hıristiyan mısınız?" "Başındaki alıntıdan belli: Ellerinin emeğinden o kadına da pay verin. kollarını kuvvetle donatır. Bilir ürettiği malın iyi olduğunu ve onun mumu gece de sönmez. gördüm. nasıl bulsun bir iffetli kadın? Varsa öyle bir kadın. kötülüğe geçit vermez. fiyatı kat kat "Azizem. Hilal'i savunacağını söyleyen biri- Bırakın o da yaptığı işlerle tanınsın şehirde. Bir kadın ki. Öyle bir saattir ki uyandığı vakit henüz gecedir ve kadın o saatte ev halkına et dağıtır. Belini güçle takviye eder. sesine hakarete uğramış bir ton ver- diye bir şey varsa." Süleyman’ın Meselleri. satın alır ve ellerinin emeği ile bir bağ yetiştirir. ona kocasının yüreğini emanet etmesinde tehlike yoktur. Ancak izin verirseniz Boullata'nın seçimini yersiz buldum. (Azizemmiş! Sandıktan kelime çı- fazladır yakutlardan. bu şairelerin karşı çıktığı ne kadar anlaKadını iyice ezmeye niyetliydi. gözlerini açmıştı kadın. ömrünün her gününü kocasına iyilik yaparak geçirir. Dr. uzaklardan erzak taşır. Bir tarla düşünür.

"yı yeniden yaşadı Rodoplu. onu söylüyorum! bir zevk!" "Ohh!" diye ünledi. İşte. Gülmekten kırıldık. "Allah'ın da çokta s. kendisinin bu dilleri konuşamadığı için hata yapmış olabileceğini." "Ne oldun.. Laz aksanıyla tabii. oldum.. kadınlık bilgim yoktur ya. tabii!) Nasıl bakmış olmalıyım ki. . Çevirdim. lan. ama. 'Bereketli Hilal'i ne kadar temsil ediyorlarsa. duydun mu? Ben ateist oldum. son cümle." dedi Günay. öyle düşünmüyor musunuz?" Kadını sinirlendirmediğini düşünüyorsunuz!" "Siz bu hanımefendilerin Bereketli Hilal'in kadınlarını da temsil et"Hanımefendi. İdris’e dun?" "Ateist. Ve kocası itibar görür otururken ileri gelenleriyle ülkesinin şehir meydanında.. ağır ağır. "Ben okumadım... medarı iftiharı olduğunu du. Dil sorunlarını. öyleyse. Ben. ne ol- almış gibi görünüyor. gelir. Sernea. kendisine en yakın geleni. Temel." dedi Günay. ortak paydası olanı arıyor- . der. günah keçisi olarak Kuranı Kerimi seçmiş olmalarını garip bulmuyor musunuz?" Bu noktada dayanamadım. Böyle bir kadını kocası da beğenir. Türkçe ve Arapçanın çok zor diller olduğunu." "Kimdir.ve onun elleridir saran örekeyi.. Gerçeği değil. meyi başarmıştık.neydi!" O kadar güldük ki.neydi!" deyiverdim. Allah'ı tanımayrum!" Ve tabii. Kitabı Mukaddes dururken... "İdris. Arap feministlerinin. 'Ve sizin kitabınızdaki cümleler. o?" "Ateist oldum dedim sana.. ama olmadı tabii. bir Laz fıkrasının son cümlesiydi.. "Ohh! Yine de. kadına çevirmek şart oldu. sizinle konuşmak büyük Buna da ben sinirlendim! Temsil ne kelime. ne kadar üzgün olduğunu sıraladı. "Allah'ın da ta s... Günay'a döndüm. Efendim.. ben de "Her neyse. (Günay Rodoplu'ya âşık olduğumun farkındasınız. "Filistinli dostumuz erkeklerin intikamını Türk kadınlığını o kadar temsil ediyorum!" düşünüyordum. "Bu hanımlar.

diye soruyorum. çok basit bir nedeni var. dikleşti Günay. bizimkilere anlatayım. epeyi iyi bir medeniyettir. ayrıca parantez içinde söyleyeyim. bunlar kadar küstah değiliz!" "Dil bilen dostlarımız var. medim. bizim medeniyetimizi. "Ohhh. bizi. "İstemez misiniz?" "Biraz daha çay?" Pierre Loti'nin evlenme teklif etmeye cüret ettiği bir hanım sultandı. sizin dilinizi. "Bize yardımcı olmak isteyeceğinizi düşünmüştük!" Adeta kekeledi "Ohhh! Sohbet o kadar aydınlatıcıydı ki. hakçası. "Aslında. Sizler gibi!" diye kırıttı. öğrenmeyi . yani gerçekten istiyorsanız. Türk kadın yazarlarını Azize'ydi sanki Günay! Müthiş bir kibirle baktı. bir türlü esas konuya gele- Dudaklarında. Bunu gerçekten istiyorsanız. tıpkı bizim ettiğimiz gibi. "Sanki bizim tarihçilerimiz Çince biliyorlar da!" diyordu. diye soracaktım!" "Niçin?" "Bizim bölgenin dillerinden hiçbirini konuşamadığınız halde görevi- italikler. hınç almak için sorulmuş bir soruydu. sizi öğreneyim. "Hayır. "Olsun. tabii başta kendiniz olmak üzere. Bize. tanıtabilir misiniz. Çünkü. Dr. belli belirsiz bir tebessüm. "Nedenini sorabi"O kadar karmaşık değil!" dedi Günay. dümdüz. Sernea. "Sorduğum o değil. Size. bize asırlarca çok iyi hizmet verdi. diye öğrendim ve çok da emek verdim. bir süre sonra. ücretli tabii!" diye alelacele açıkladı şaşkın misafiri. Sernea'nın zoraki 'lütfen'i zaman kazanmak içindi." kadın.nizi nasıl yürütebiliyorsunuz?" sorusu. biz hiç olmazsa bilmiyor olmamızın ezikliğini yaşıyoruz. bizi anlamakta yardımcı olmak için değil. siz zahmet edeceksiniz. Ben." dedi Rodoplu. "Niçin. lir miyim?" dedi." dedi.

İnanın. saraylarımızda misafir olup. başkalarının gayretine terk ederseniz. hapishanelerini özel sektöre devreden bir ulu"Dr. şu anda sizin yaptığınıza benzer biçimde. 'kutsal ineği' çıkardan başka ne olabilir?" böyle olmuştur. yabancı dil öğrenmeyi size de tavsiye ederim. Buradan bir tebliğle dönmeniz için. edeceksiniz. kendinizi güneş ışığına bırakır fayda! Bu Avrupa'nın Asya'yı sömürgeleştirmeye kalktığı günden beri niz." başıyla maydanoz bahçesindeki bitkiyi işaret etti." "Ne demek istediğinizi anlamıyorum!" "Demek istediğim. Ve bütün bunlar sizin o Azizem. bakın. niçin? mak. gibi. CIA size yardımcı oluyor. hiçbir çeviri aslının yerini larda ne zorluklarla karşılaşıyor! Kendinizi tanıtmanız gerektiğine inan"Hayır. bu sorunu üç yüz yıl yaşadık. şarttır diyebilirim. Madam. Rodoplu! Sizi kullanmayı düşündüğümü düşünüyor olamazsı- nız!" diye haykırdı Dr. iyi biliyoruz. öğrenemezsiniz. Sernea. gerekirse yönlendirmeye çalışmak için.Ayrıca. Coğrafya cemiyetlerini boşuna kurmadınız. Dr. Biz. Türkiye kendisini tanıtamadığı için uluslararası forum- kollarını. Fotosentez yoluyla öğrenim olmaz. Niçin? Üniversitenizin ünü büyüsün. "Ama. ihtiyacınızı siz sahipleneceksiniz. 'kutsal ineği' korumanız için! sun. Sernea. Siz zahmet bir şey vardır. konukseverliğimizin keyfini çıkardıktan sonra geri döndüler ve hükümetlerine o ülkeleri ele geçirmenin yollarını öğrettiler. hele hele Orta Doğu tutmuyor. bitkinin yapraklarını taklit ederek iki yana açtı. Niçin? Türkiye'de etkili olabileceğini düşündüğü kimselerin kafa yapısını anla'Amerikan yaşam biçimi' dediğiniz. daha çok paralı öğrenci alabilin diye. bağışlayın." mıyor musunuz?" ile ilgileniyorsanız. Gezginleri- üniversiteniz size Türkiye'ye gelesiniz diye ücretsiz izin veriyor. Bakın. o da bir şeyi biliyor olmanızın size sağlayacağı ekonomik Bir şey daha var: Sizin dünyanızın öğrenme azmini kamçılayan tek "Böyle hiçbir şey yapmadan durup. "Böyle düşünüyor olamazsınız?" . sizinkinin.

Suçluluk duygusu. hıncımın alınmış olduğunu görme- "Üzgünüm. kendime bile itiraf etmek istemiyordum ama yabancılaştırıcı.ilişkiniz olabilir ki!" kadın. Bacaklarını toparladı. geride daha neler neler olduğu izlenimini verebilmişti. eleştirme- emin de olsam. bu Günay'ın 'militan' tavrında insanı ürkünaz'. Ne blöftü! çirmeyi ihmal etmedi.. 'bağoturdu. "Neden. Geldi. kendi hısım akrabalarıyla başa çıkabildi de ondan. "Yoruldun mu?" Sernea'yı büyük bir nezaketle geçirdi. Sernea. kaçınılmaz kırıcılığından olsa gerek. Suçlanıyo- . oturdu oturamadı. bizim tek silahımız budur!" İncili bir kaftana yatırıp. hatta sağcı diyebileceğim bir şeyler vardı! kız gibi büzüldü. Sürgit karşı çıkmanın. Günay. dışarıyı seyretmeye başladı. gözlerini kırpıştırmakla yetindi. Batı ile fazla yüz göz olmamamızda yarar görüyorum! Niye biliyor musunuz? Bugüne kadar muhteşem ABD sadece kendi kültüründen olanlarla. "İncili Kaftan"ı oynuyordu! Ömer Seyfettin'in cebindeki son kuruşu tı. yani. elbette. canım. Ama. bizim kendi tılsımlı güçleri- rar gelmek için izin isteyip kalktı. Kapıyı kapattı. haklı olduğumdan "Yorgunluk. İran Şahı'nın huzuruna çıkan Türk sefiri. yenildi. "Sizin kültürünüzle baş edecek gücü elde edinceye kadar. hanımefendi?" dedi Günay. "Benimle çıkar dışında nasıl bir Buna verecek bir cevap bulamadı. Ne zaman ki. didişmenin. tek- nin keyfi vardı. İzlediğim olayda. Siz. bir Vietnam'a. büyük bir nezaketle geVe ben buruktum. "Size bir sır vereyim mi?" diye sürdürdü Günay. Onun için diyorum ki. hatta Filistin'e çatmiz." türünden bir şeyler mırıldandı. kendimize kalsın. karşıma ten. bırakalım. Teslim edersiniz ki. kendi muhayyilenizdeki Türkiye ile avunun.. Tüm enerjisini tüketmiş gibiydi. bir Türk olarak. çatıştığım zaman sanki suçlanıyorum. küçük bir nin. İran'a.

elin Iowa"Tabii ki değil. yani?" "Ne kadar garip.. diye düşünü- yorum.bir yoldan. az önceki coşku gösterime kanmamıştı. ha!" İçini çekti.." dedi. Tanrı bilir.. Bazen. "Yok. " duraksadım. "Ne yapsaydım? Bıraksaydım da." Patladı. kirleniyorum." "Yorgunum gerçekten. bu defa da sinirlendi. ezdin gönderdin kadını. kadının bütün bu konuşmadan bütün anladığı antiUzun uzun yüzüme baktı. beşinci sınıf CIA memuresine çanak mı tutsaydım? Onları ancak kendi silahlarıyla yenebilirsin. zor duyulur bir sesle. "İçim boşalıyor sanki. tabii. Neşelendirmek istedim. ama ters ve makûs -bu kelimeye bayılıyordum!. Günay'ın 'ürkütücü' olduğunu düşünmüş olmam ne kadar komikti! Ne ki." sergiliyorsun?" "İncil okuyacaktım. " diye tekrarladı. Eeeeh! Utandırıyorsun insanı! Söylemek istediğim 'yenmek' de değil! İletişim kurmak şünüyormuş gibi duraladı.. "Nasıl. ne kadar Türk bir tutum . "Farkında mısın. Öyle olmalıydı. Her yabancılaşma duygum yok oldu. o yaşla birlikte benim anlamamasını umduğum bir coşkuyla. "Tiyatrovariydi. tabii. "Amaaan!" diyerek hırsla sildi yaşını.rum. yapmacık olduğunu "İncil'den pasaj okuman harikaydı!" "Yani. kendimden çok sıkılıyorum! Nefes aldırmayan bir lafebesi gibiyim ya." Tekrar dülı magandasına Veda'lardan mı bahsedecektim?!" Bu defa bağırıyordu. ama bu kadar yorulmana değer miydi. doğrusu. düşündün?" "Perişan ettin." dedi. "Oynadığımı mı. " dedim. Amerikan birisine çatmış olduğudur. Lafebesi ve kadın olma keyfiyeti! Amma da zor bileşke. gözünden bir damla yaş indi. çatışmadan sonra uçurumun kenarında uyanıyorum.

re tükürür. Ama sen başlattın. Forus olmaya mecbur kalırlar. politikacısıyla koca bir Batılı Gogiler ordusu Yunanistan ile Türkiye arasında bir yere hayali bir çizgi çizdi. düşünüyorsan söyle!" yordu. muhatap olmaya salladı. Bu teşkilatın gücü benim fikrimce. kaçırır. piskoposuyla. ressamıyla.' tavrı bu." dedim. beynimizin işleyişi kadar yaygındır. konuşmaya değmezmiş gibi (ya da ben öyle vehmettim) "Günay Rodoplu. meseleyi o ölçüde büyük ve derin görmek lâzım. Hatırlıyor musun. gözlerini dışarıya çevirdi yeniden. o Onun doğusunda kalan her şeye 'Orient' dedi. Masonları anlatacaktır da. 'Buzdan Kılıçlar'daki. biz kafamızda kurduğumuz şekle inanacağız. labiliyorsa. çünkü Allah bunun hesabını tutamaz. tartışmaya değer mi?" Başını bana açıyormuş gibi. Ne kadar çok tahmin yapılabiliyorsa. 'bilgili mermi' Avrupalının 'dev konusu' Orient'ti." mermi' Gogi'sini. '"Değer mi' diye bakıyorsun. "Sakın italikleme bana! Sakın yapma! Ne "Affedersin. Adam ye- değer mi? Körü körüne iddia eder. Zaten de Forusturlar!" "Hangi bağlamda hatırladın şimdi bunu?" "'Oryantalizm' denilen hurafeler yığınının oluşmasını öyle güzel an- "Gogi'yi düşünüyordum. Çok canım sıkıldı. Gönlümüzün izinde." az önceki coşku oyununu ima edi- "Sen de affedersin. Ne kadar çok tahmin yapıhayali çizginin berisinde yaşayan Türkü. Onlara 'Forus' dersek. . ne der Gogi? 'Dünyanın böyle dev konuları vardır. meseleyi o ölçüde büyük ve derin görmek lâzım' uyarınca. temeli onlar olan dedikodunun günahı dahi olmayacaktır. sinirlenmeye değer mi? Terbiyesizlik yapar. Hayal yeteneğimizi serbest bırakırsak. 'Allah'ından bulsun. neden sonra "Latife'nin 'bilgili latıyor ki! Bak. Gogilerin uygun gördükleri her türlü niteliği kabullenmek zorunda bırakıldılar. Kürdü. Çinlisi. Arabı. Romancısıyla." dedi Günay. Felsefenin icabıdır.

"Hurafelerin 'bilgi'ye dönüşmesi sanıldığı kadar zor değil galiba.. âşığını yedi gün Londra kulesinden sallandırıp kargalara yem eden. 'Kitap'a uygun olalar Kuran'dadır! Kitab-ı Mukaddes Allah'sa. Avrupalı. daha doğrusu ekonomik kokadın' denince nefretle andıkları kendi mukaddes kitapları değil. Elleri bil- . 'Şark şaşaası'.Mesela. kadınları erkeklerin 'mütemmim cüzü' olarak görmekten vazgeçtiği. Ne rezil bir ikiyüzlülüktür." "Hayır. değil. Bu şündüğü her düşünce ve değer yargısıyla. Günay'cım?" Baksana! Demin okuduğum pasajı içeren Kutsal Kitaba el basarak rak. Bununla da bitmiyor tabii. tarihsel bir çöp sepeti gibi tıka hesapça biz 'Forus'larız ve Avrupalının kullanıp attığı. Batı'nın 'özgür' bıçkınları olduğu gerçeği de fark etmez. 'Oryantal'in. Çünkü 'Şark despotu' diye travesti bir bilgi vardır ki. Kuran felektir. Kendisini olmadığı biçimde gösteren anlamında kullandım.. Louvre'un rüküşlüğü ile Topkapı'nın yalınlığını efendim. dünyanın en gelişmiş işkencehanesini kurduran Kraliçe Elizabeth bile baş edemiyor! 'Şark şehveti' diye isimlendirdikleri Avrupalı Gogilerin porno fantezilerinin. Kuran yemin ederler. cinsel tecavüz suçlarının yüzlerce defa katlandığı. efendim. 'Şark zihniyeti' diye ne idüğü belirsiz bir kavram geliştirdiler. " "Yani. ahu gözlü oryantal kadınlarda cismanileştirilmesidir. bununla. mem nerelerinde gezenlerin Türk erkekleri değil. küfürdür.. serbest bıraktığı için 'ezilen oldu! sı olmalıydı. Zalim feleğe çatılır ama zalim Allah. eli kanlı "Travesti bilgi? O da ne demek. yani 'aştığını' dübasa dolu. ya rabbim!" dedim.. Az önceki örnekteki gibi. Çünkü bu 'Şark despotu' denilen hayali yaratık öyle betimleniyor ki. ipe sapa gelmeyen ve her nedense doğal olarak 'ilkel' bir kafaşullar çalışması zorunluluğunu dayattığı için. palabıyıklı Türk erkeklerinde.evlenme hakkı için gösteri düzenlerler ama nefretle andıkları satır- bir cani olması olasılığı yüzde bin beş yüzdür. eşcinsel 'karı kocalar' kilisede -yani. canım. mesela.

kıyaslamaya bile yanaşmayan utanç verici bir hurafedir. yüzyılların hüznünü gözden geçiren bir hayalet gibi göründü bana. ağır ağır konuşuyordu. imza benim gözümün önünden Orient'in kanını emmeye yeminli sömürgeciler geçiyor. 'ıslah edilmek' üzere topraklarımızı dâhil isteneni vermek düşer. şimdi Hava kararmıştı. miras?!" değilmiş gibiydi. bilimkurgu izliyormuşum gibi geliyor bana.. Kötülüğün dönüşü olmayan bir olgu olduğunu kabullenebiliyor musun?" İnsanoğlu yaşayacaksa adaletin hatırı için yaşamalı." diye fısıldadım. Cevabımı beklemedi. azap içinde bir ruh.. Bu mu. akıllarımızı başlarımıza toplayıp. ama o farkında dım yine. mansak. 'Şark anlaşılmazlığı' 'uygarlaşmayı' reddeden oryantallerin 'akılsızlık’ını simgeler. İşte 'evrensel miras' diyor mesela ya. Tarihsel Dünyevi olmayan bir şeyle karşı karşıya olduğum duygusuna kapıl- Cümlelerinin sertliğine karşın. İlah! Hal böyle olunca. "Adaletsizliğin bir tarih hatası olduğuna gerçekten inanıyor musun? "Hayır." "Hilal için adalet. bir anakronizm. kısık bir sesle. bedensizliğin acziyle kıvranan. yüzünü zor görüyordum. Bu yüzden diyorum ya. Tanık olduğu kötülüklerden acı çeken. Türk isek 'vahşi' âdetlegünündeki adamlar gibi adamları dinler ya da okurken. "Sen bir tarih hatasısın. Dönüşü olmayan olguların acısını çekmekteGözlerini yüzüme diktiğini hissettim. değil mi? Hayır! "Günay Rodoplu. O alacakaranlıkta. ki ısrarın niye?" muhite uymayan bir şeysin. biz 'oryantal'lere. sis basıyordu. Müslürimizi zapturapt altına almayı öğrenmeliyiz. bu İslâmiyet saçmalığından kurtulmalı. Öyle mi? Ters bir Haçlı Seferi mi?" .

"İtalik'lemeyeceksin. Hasretine yandı"Viva la Muerte! Oley! Ali'yi hatırlıyor musun?" Yavaşça.. bütün kuvvetini sarf ederek biyofilya yolunda savaş.. Bilgi ve inançla. "Ölü-seviciliği?" "Sen haklısın. neden sonra. büyüyü bozmaktan korkar gibi uzandım.. hafif hafif sallanıyordu." dedi içini çekerek. "Ya da bir bakıma. ila İtalik'lemeyeceğim. değil mi?" "Hayır." dedi. Hayır. Yüzünü görmemi istemiyormuş gibi başını pencereye çevirdi. arkamdaki küçük ğımız 'çağdaş' Avrupa-Amerikan uygarlığından. Elemanları birebir eşleşen biyofilik kümelerin nekrofil- abajuru yaktım. evet." dedi birden. malla ve canla. evet. sözle ve eylemle. Dizlerini göğsüne çekmiş.ya seferi. Uzun uzun sustu. "Cihat!" Sustu.." . "Hayır. "Onlardan nefret ediyorum!" "Amerikalılardan mı?" diye sordum. Nekrofilyadan. diğim gibi. Günay'dan da beklemiyordum. hayretle! Böyle bir şey söyleme"Hayır. " diyerek güldü.

Yaşamımda önemli bir yeri vardı. sonra da Günay’ın bir arkadaşının. Ve ben bu efsanenin öldüğünü gördüm. sonra cezaevinden. kendisinin parçası ya da gereksinimlerinin hedefi olmayan herkes ve her şeyi "gerçekdışı"ymış . Yıldız'ın kardeşi olarak. tabii! Önce örgütten. kendi gereksinimlerinin. kendi fikirlerinin. kendi duygularının. bulmaca gibi anlatıyorum! Ali'nin sadece kendisinin (kendi bedeninin. ama o dönemde yaşadığınız her şey 'yaşamsaldı'. kendi doğrularının.VI Ali'yi hatırlamamak mümkün müydü! Çok iyi hatırlıyordum. çünkü bir efsaneydi Ali. Şimdi düşündüğümde Keşanlı Ali Destanı'nı oynamış olduğumuzu görüyorum. kendisine ait olduğunu düşündüğü her şey ve herkesin!) gerçek. Bağışlayın.

Yedi saat konuBir ben-sevicinin hafife alınmak. Yine de bir toplantıda. Öte yandan. ne zaman anladım tam bilmiyorum. hatasının yüzüne vurulma- ve intikam için uygun bir fırsat kollar. bedensel bir saldırıya lu'nun neresi olduğunun saptanması gereği ortaya çıktı. devrimciler reform için mücadele ederler mi. Ben-seviciliği (ke- dan. gibi hususlar vardı. nestüsü. Birçok grup geldi. Pek çok gözlemin bir araya gelmesinden olmalı. Örneğin. etmezler mi diye teAma hayır. idamlara devrim programından ayrı bir rakıp. Mesela. mükemmel. bu defa da 'Anadoşuldu. Neticeten. Ona göre. Acilcilerin bu ısrarının nedenini bilmediği (Anadolu Komünist Partisi kurmak istiyorlardı) ortaya çıktı. Ali'nin şartları arasında iktidarın nasıl ele geçirileceği şekilde karşı çıkmak. kendisine biçtiği oluyordu. oyunda yenilmek gibi olaylara tepkisi yoğun bir öfkedir! Asla affetmez ortaya çıkaran arkadaşı hiç affetmedi. ama sadece idamları proAmaç da belliydi: idamları protesto etmek. Tabii. Bir yere varılamadı ama Ali'nin. Kendisi ve kendisine dönük şeylerin. kişiliği icabı yapıyordu. Nitekim öyle oldu! Ali. reformizm olurdu. Bir an. Tüm narsistler gibi.gibi gönülden algılayamadığını. sanki bir parti kuruyorduk ve devrim programını hazırlayacaktık. Acilciler bildiri metninde mutlaka üstün ve olağanüstü yetenekleri olduğuna inanıyordu. idamları bir yana bıorik tartışmaya girişildi ve esas mesele gündemden kalktı. bu durumda kendi grubu tabii. Daha da kölimeyi 'narsizm' karşılığı olarak kullanıyorum) gereği. yargılamada ciddi hatalara düşüyordu. nellik geliştiremiyor. narsizmi tehdit edildiğinde hayati bir düzlemde tehdit edilmiş gibi değer ve kimliğine ilişkin saptamaları bu inancın üzerine yapılandığın- 'Anadolu' kelimesinin yer almasını istiyorlardı. fiilen renksiz ve ağırlıksız bulduğumuzu testo etmek amacıyla bütün gruplara bir çağrı yapıldı. sı. bunu toplantıyı sabote etmek için mi yaptığını düşündüğümü hatırlıyorum. bir keresinde idamları. O arada Ali de geldi ama öyle şartlarla geldi ki. dışında kalanları algılayamadığından. olayları algılar- ken çifte standart kullanıyordu. eleştirilmek. cehaletini . ortada sahici bir çalışma ya da başarı olmadığı halde.

Rodoplu'nun deyişiyle. Oysa. Büyük ve hatasız olduğu inancı. emekliye ayrılan savaş kahramanını bir dede olarak. onaylanma. manın dışında bir değer olduğuna inandırmak mümkün değildi! Bu nemesela diğer gruplara. onun cesaretine du. hatta yok edici sadist saldırıya başvurabilirdi. Zamanla. başarısız bir politikacıyı bir insan olarak da değerli olduğuna ikna etmek denle. Narsistik şişirilinsani çekirdeği. sevgi ve güven duygulan gelişmemişçöküntüye giriyordu. Sadist bir tarafı olduğu kuşkusuzdu. 'alkış' onu depresyon ve delirmekten koruyan tedavi gibiydi. özde ben-sevici büyüklenmeye dayanıyordu. mesela.uğradığı zaman aynı şiddette tepki göstermiyor olması. tehditkâr. kendisine biçtiği değeri pekiştirmek ya da korumak için amansız despotik. Ben-seviciliği icabı. Ben-seviciler. "çünkü ti. Siyasal başarı ve alkışın akli dengesini muhafaza etmesi için şart olduğunu gördüm. 'tanrısal' denetim sağlamak ihtiyacında olduğunu gördüm. bir devrimci. Ali'nin sözcükleri . yaptı bağlamda. devrimci mücadele vePolitikacılar arasında yüksek dozda narsizme sık rastlandığını bili- anneanne olarak. beğenilme.öykülerin yayılmasına neden oluyoryordum." Ünlü olmak zorundaydı Ali! Başarısızlık durumunda tam bir ruhsal rirken aslında yaptığının kendi akıl sağlığını koruma mücadelesi olduğunu anladım. nasıl ki kendisine sinema yıldızlığını yakıştıran narsisti bir mümkün değildir. aşağılayıcı. da. TİKKO'culara karşı alçaltıcı. ilişkin -pek de abartılmış olmayan. Ali'yi bir süre de o bağlamda gözlemledim. Ali'yi de kendi devrimci grubunun genel sekreteri olbir savaş verdi. Ali'nin kendi konumunu muhafaza amacıyla diğer insanlar üzerinde kesin ve sonsuz. Zamanla. nesnel olmak gereğini duymadığı için övgüde ve yergide öznel ölçüler kullanırdı. kendisinin içinde yer almadığı dünyalara. vicdan. yani inanç. Bu savaşta. kendi değerlerini de kendileri biçiyorlardı tabii. Böyle yaptığı için de iletişim yok olur. Bu lara değil. bir insan olarak kaydettiği aşamame olmadan yaşayamayacağını gördüm. açıkçası.

Haydar. haber gönderince geldi. Bu defa da en küçükleri. Ölenler gibi. Rodoplu. "adamın insanca yaklaşımları" olduğu için nefret etmişti. Yıldız. muhatabının lafını ağzına tıktığı. gelişme duruyor. teben direndim! Kendimi asla iyi hissetmedim! Çünkü ben." dedi. En çok hapishane müdüründen nefret ettiğini söyledi. kardeşi dahil. içerdeydi. O gün. BEN. Görüşe çıkmadan önce tıraş olan. Haydar'ın kimsenin sözünü dinlemediğini ama Ali ağabeysi yapma derse yapmayacağını. Doğru duyuyordum. Ali'nin de ikna edilmesinin kırmayacağını ağlaya ağlaya anlatmıştı. da. türlü kurnazlıklarla elini kolunu bağladığı bir ortam oluşurdu. istemiyorum! yeşeren boktan bir fidan vardı. görüşmeye izin verilmesinden nefret ettim. ondan nefret ettim. doğru mu duyuyorum diye bana baktı. yemek getiren erlerden nefret ettim. ama bizim tahmin ettiğimiz du. açlık grevindeydi. Tahliye edileli bir yıl kadar vardı. gerektiğini. unutmak . istemiyordum. bunu da yapsa yapsa Günay'ın yapabileceğini. ya- kez cezaevi görmüştü.bir sihirbaz kurnazlığı ile kullandığı." diye anlattı. Aydınlıkta. eli silah tutacak yaştaki erkeklerin hepsi en az bir Günay'ın bir arkadaşının kardeşiydi demiştim. değil mi?" ailecek devrimciydiler. Ama. Günay'ın Ali'yi neden andığını merak ediyordum. bunlar da "Ölü-seviciliğinin ders kitabı örneğiydi. ne ki. düşünce güdükleşiyor. "O zaman da yemek getirmek için rahatsız ediyorlardı. sekterlerin sayısı artıyordu. Bayramda. "Kendi doğruları. ilk kez anlattı. "Kendimi bir tek hücreye artırabildiğim zaman rahat hissediyor- Kapıyı açan. Unutturmaya çalışıyorlardı. baharda mizlenen arkadaşlardan nefret ettim. nedenlerden değil de. Dayanışma yok olunca şayan her şeyden. Böyle bir ortamda yapıcı diyalog elbette mümkün değildi. Ali. Ali'nin onu hapishane anıları belleğinde taptazeydi. önemliydi. Ceset görmeden huzura kavuşamayacak bir ruh! Cesetlerle sevişen bir ruh! Korkunç bir şeydi. Günay.

öfkeden kas"Bir denesen? Zihin jimnastiği gibi. millet alkışlasın diye savaşmadım! Bilimsel kaderinin yolunu çizmesi için savaştım. senin amaçladığın düzen değişikliğini demokratik yoldan sağlar? Ya da bir sosyalist parti kurulur?" ikimiz de fark etmiştik. hiçbir hoşgörüyü. hayatın bizzat kendiyacağım! Bir şey hariç! O da bana yapılan siktirici iyilikler! Hah! Bu pis- Unutursam. Allah belamı versin! Geçmişimin her gününü. bunu hissediyorum! Hiçbir hakareti. bir başka yoldan da mutlu olur ulus? Bakarsın. Aydınlıktaki fidandan. "Belki. olur. hiçbir ihaneti unutmak istemiyorum (kullandığı kelimelerin tam tamına bunlar olduğundan emin değilim). her debana yapılanların anılarıyla doldurmak istiyorum! Hayır! Asla unutmalikten yeşerecek olası görkemi hiçbir zaman kabul etmeyeceğim! Ben. Öfkemi ancak böyle ayakta tutabilirim. Ali'nin sadece düşmanlarından değil.kasını hatırlayacağım. ağzıma sıçması neyimi. . Bana yapılan her kötülüğü. diğer mahkûm- ğil. ağzıma sıçan. İbrahim Tatlıses konserler versin. bir mucize olduğunu 'bilimsel kader'in bu yolu izlediğini sinden nefret ettiğini söylemişti. kendisine iyi davrananlardan. Günay. katı. beni hiçe sayamaz!' olamazı olduğunu düşün!" diye ısrar etti. her daki- lardan. "Düşünmek istemiyorum! Düşünmeyeceğim!" dedi Ali. Ne kaybedersin?" "Beni ilgilendirmez!" Günay'ı deli edecekti. Herkesin yüzünü. her şeyden nefret ediyordu. Bunun 'sağlayamaz' olamazı de"Bir an için. her düşmanımı hatırlamak istiyorum. SHP başarılı "Olamaz!" diyerek kesip atmıştı Ali." Günay. ulusumuz. herkesten. 'mutlu' olsun. Soluk aldığım her saniyeyi istenen hiçbir sözcüğü unutmak istemiyorum. 'bu kadar alçakça bir şey yapıp.

"Devrimci ruhun pınarı. Tıkanıp kalan gırtlağından güçlükle çıkan hırıltılı sesi çığlıktı san"Kardeşin ÖLECEK!" Ama. Günay'ın dikkatinin Ali'nin yüzünde odaklaştığını görüyordum. den onun da yüzü değişti. Ali'yi kırmamak için gösterdiği özen dokunaklıydı. devrimcilik arasındaki fark. yü- kaçınılmazlığı varsa affedilebilir. son bir kez denedi Günay. "12 Eylül öncesinden ayakta bir biz kaldık zaten.. açlık grevinin otuz dördüncü günündeydi. yaşam sevgisidir." Söylenecek söz yoktu. tekmeleyerek yapmak bir yüksek gelişme çizgisi oluyor. serpilmeye. Ali bitirmedi. anlamıştı." deyiverdi. özgürlük tutkusudur. fark.. Serkeşlikle. " Haydar'ın ölmesine izin verme! Devrimcinin ölümü ancak mutlak Devrimcinin ölümü umutların ölümüdür. "İnsanlık onuru işkenceyi yenecek!" diye kesti attı ki. Yaşama. "Cezaevlerindeki en iyi açlık grevini de TKP-ML değil. biz yaptık. bir olgu! Yüzde otuza yakın oy aldı! Sizin arkanızda kaç kişi var?" önleyemeyecektir!" "Nasıl ilgilendirmez! Bu yolda bütün aile perişan oldunuz! Oysa." diye övündü. Mussolini'nin kara gömlekli tosuncuklarıyla devrimciler arasındaki de söyleyecekti ama. Günay.. Haydar. Daha başka şeyler herif.bir vakıa." dedi. Bunu istenç ile seçerek. Bir- . Ali. Ali. Ali. dövüşken gözleri deli deli parlıyordu. acıyla. SHP "Ne oy alırsa alsın! Türkiye'nin bilimsel kaderi yolunda ilerlemesini "onurlu direnişini desteklediğini söyledi. Haydar'ın celmeye hizmet aşkıdır.. "Devrimcinin ölümü umutların ölümüdür. Yine de. "Ölüm insanoğlunun en teorik eylemidir.

hafta kadar sonra da Haydar öldü. gelenekler. yaşama.. Ritüellerde ve 'mutlak doğrularda yoğunlaştıran. canlıdan cansıza. ortadan kaldırmaya çalışacak! Hasta bu adam!" Titriyordu. ya!" dedi Günay. "Nekrofilya. kaba kuvvet ve sal- . bir tartışmayı çözme yolu.. bir dizi tanım sıralamaya başladı. us'un yücelmesi. mekanik olanın çekiciliği. ben Ali ile Avrupa-Amerikan uygarlığı arasın"Değil mi?" dedi. " "Statükocu?" lar. Hayatına hükmeden kurumyan şeylerden oluşan. 'doğa' yasalarını ihlal eden bir suç olarak görülür. Ölü-sevicinin felsefi ya da siyasi düşüncesinde kutsal olan.. kendi kendine konuşur gibi. yapayın.. Şimdinin ya da olacağın değil. yasalar. dogmalara. kaydıran.. kardeşini açlık grevinde azat etmedi..versin!" "Viva la Muerte! Değil mi?!" diye tısladı adeta. niyse gülüyordu! nim! Elbette nefret edecek! Nefretini azaltacak her şeyden de nefret edecek. defol git. insanın eşyalaştırılması. bir daha da Ali'nin tebessümü sapık bir sırıtmaya dönüştü. 'bir zaman varolmuş' artık olma"Ne kelime! Sekter..Ölüsevici dikkatini. Ama. defol buradan.. çok. gelme!" Kapıyı gösterdi. şimdi. Hemen şimdi. düşünceli düşünceli. Ali. insana duyulan ilginin 'şey'lerle ikame edilir olması. olmuş'un gerçekliğinde yaşayan. Günay. sahip oldukları. "Ben de Ali'ye 'siktirici iyilikler' edenlerde"Hem de çok. Kapıdan çıkarken ha"Tabii. giderek eşyalara. Herhangi bir sorunu. Değişim. soyutun. yaşanmış olandır. Rodoplu'ya geldiğinden bir da nasıl bir bağlantı kurduğunu merak ediyordum.. 'revizyonizm'. içi boşalıyormuşçasına hırıltılı "Şimdi. çok tehlikeli bir hasta!" bir sesle. "Allah senin belanı "Allah belanı versin.. Güncel gerçekliğin hiçbir değeri yoktur. Bu hikâye böyle. Sonra." diye tekrarladı.

uğruna ölümdür. tekmeleyerek yapmak bir yüksek gelişme çizgisi oluyor. Himmel.' diyordu. Bu aynı zamanda. hayatı bizzat ve mutlak surette kontrol altında tuttuklarına inanmalıdırlar. Göring. tabii. Nürnberg mahkemelerinde. sağladıklarını anlatır. o 'Ölüm insanoğlunun en teorik eylemidir. Birey. Şimdi. şu kadar insan doldurunca gaza şu kadar yer kalıyordu. ceset başına optimal verimliliği nasıl bir canlıdan. bunu o belirleyecekti tabii. Kuvvet kullanımının gerekli olup olmadığı düşünülmez bile. Us'un yüceltilmesi soyutlama aşkını da beraberinde getiriyor.' lafı. Şöyle söyleyeyim.. bir ideoloji. Ölümden korkanlar yaşamasın. her şeyde ilk ve son çözüm olarak gören. bir ritüel. Bunu istenç ile seçerek. herkimse. 'faşizm'le demek. işte. insanlar. Anısı. ölü-sevicinin Korkunç. hangi şeref. Sevebileceği Haydar. diye başlayıp. yani bir 'şey' gaz odaları şu kadar metreküptü. İnsanoğlunu hiçliğe dönüştürecek gücü. Hangi yurt. kendisini 'toplum' denilen bir soyutlama adına feda etme- ya da Nihal Atsız'ın önerdiği gibi anti-faşizmle savaşmak için. 'Bu kadar Yahudi'yi nasıl öldürebildiniz?' diye soru sorulur. ama Ali'nin Haydar'ı sevebilmesi için delikanlının ölmesi . yani Haydar'ın tümüyle Ali'ye ait. 'Ölümden ancak hayvan ve hayvanlaşmış insan kaçar' iddiasına bak! Us yüceltmenin bir başka örneği.dırıdır. ancak Haydar'ın anısı olabilirdi.. kendi icatları olmayan bir yoldan mutlu olamazlar rinin rahat edebilmesi için. Ussal bakıştan kastettiğim bu. İçleonayından geçmemiş. istediği gibi şekillendireceği. Adam. 'Hayat savaştır. asla değişmeyecek soyutlaması! Ölü-seviciler değişiklikten nefret ederler. dünyaya ve kendisine bakışı ussaldır. diye sorarsan. nekrofilin. Ölümlerin en güzeli ise yurt ve şeref diği gibi. Neden? Ya rahmetli Haydar'ın durumundaki gibi. onlardan birisine. Haydar’ın ölümüne 'fraksiyon'un karar ver- gerekiyordu. Tıpkı. şöyle bir duralar. Ölümden ancak hayvan ve hayvanlaşmış insan kaçar. gencecik bir inanın hayatından daha değerlidir lidir demek. Bilim çağının insanlığa hediyesi! Ne gibi? Mesela. Nihal Atsız da.

'Bu hükümet doğru iş yapıp. Türk basınında. Sadist. Narsizm sadizm. Ben epeyce bir süre belleğime gömüldüm. "Bunun kendini beğenmişlikle.' laştırmanın örneği daha çok. bir insanı küçük düşürmek. karanlığa bakmaya başladı yine. eli kırbaçlı sadizm değil. âlimi mutlak. kaba kuvvet değil de. her zaman Çünkü sonuçta. eteğini sıyırmayı ihmal etmeyen foto muhabiri. narsizmle bir ilgisi yok mu?" "Var. Cezalandırılmaları vaciptir. Sisi gözleriyle nay'ın sesiyle geldim. illa da kadın döven. öyle gider. manşetlere hâkim olan tamaz!' demektir." diyordu. Çok düşündürücü. Bir bakıma çok daha pistir. İnsanı eşya- Cansel'in fotoğrafını çekerken. kendime Gütabii. nekrofilya. fiziksel sadizmden çok daha yaygındır. çünkü sadistin kendisini gizlemesine yarar. dim. 'doğa' yasalarına karşı geliyorlar demektir. efen- .demektir. bir gülüş kullanılmıştır. Ali'nin. Ölü-seviciliği daha hafifde seyrede- diye bağırması nekrofilik bir haykırıştır. mahkûmlarla merhametsizce zıtlaşmaktan başka bir anlamı olmayan nesnenin Haydar'ın ölümüne neden felâket tellallığı. incitmek arzusu. nihayet bir kelime. çoluk çocuk öldüren PKK militanları. Mesela Fenerbahçe maçında binlerce taraftarın 'Ölmeye geldik. Narsizme ilişkin bilgilerimi hatırlıyordum. tabii. Neden? Öyle bir mutluluk olamaz çünkü! Mutluyuz diye iddia edenler. Mesela. "Sadizm." Pencereyi bıraktı. Namert bir iştir. Mesela. "Tinsel gaddarlık denilen şey. 'SHP başarılı olamaz!' haykırışından farklı değil. gibi sustu Günay." Ağustos Genelgesi denilen ve özde. bunlar uç örnekler. mezra basıp. Mesela dostunun bıçakladığı zavallı Feri "Şimdi. akıl karıştıran bir tabir. olmasına izin verilmesi. basını yanıltabii. Bu tür tellallık. biliyor." "İtalikleme sırası bana geldi!" dedim. bir soru. Dışarıya. çocuk döven. Mesela. bana döndü. Bana zaman tanımak ister deliyordu sanki. sapıktırlar.

psişik acı. neden sonra. değil mi?" "Ne yazık ki. önüme koydu. neden 'mürekkep yalamış Türk. Etkileri daha uzun sürelidir. en az fiziki acı kadar. Düşünceleri oturmasına izin vermiyormuş gibi kalktı yerinden. yanından bir yerlerden tıka basa dolu bir dosya çıkar"Bak. yeyim mi? Kızını dövmeyen dizini döver hikâyesi! Kendi sınıfımı sevemiyorum. ne haldeyiz. hatta ondan daha çok zedeler. arkadaşım. "Öyle de değil! Balık baştan kokar Masaya erişti. ne diyeceğimi bilemedim.kıvırtabilir. bir kurt gibi kemiriyor İthamın ağırlığı altında ezilmiş gibiydim. "Öyle de değil!" dedi. Kıpırdamadan öylece durdu bir süre. çünkü içgüdüsel bir biçimde ne demek istediğini hissediyordum. durdu. gaddarlığın." "Her şeye rağmen halkımı sevme gayreti! Can simidi! Daha da söyle- dı. . bari 'halkım'ı seveyim gayreti.' diye tasrih ettiğini sormak "O bir umudun dile getirilmesiydi!" dedi Günay. Ne ki. "Gaddarlık bağlamında korkunç bir toplumdur bizimki!" "Korkunç!" "Türk mürekkep yalamaya görsün. arkasını döndü. çareleri hovardaca savuran bir toplum bizimkisi." Şeytan yoklamış gibi ürperdi. ölü-seviciliğinin arasında. zehir gibi bir sesle. hemen sadistleşir!" danoz bahçesine yürüdü. May- şizofreni." dedi. "Ulusumuza hakaret ettiğimi düşünüyorsun. "Bak. Ben- Evet." seviciliğin. Haya- Dosyanın kapağını açmak istemediğimi hatırlıyorum." Yazı masasına doğru hızlı birkaç meselesi!" "Günay'cım! Bana bilmece çözdürmesen?" adım attı. İstememiştim. "Evet." dedi. az önceki hırçınlığına hâkim olmuştu. öyle düşünüyordum! istiyorum!" "Bir de.

inceden alay ustaları. onları sadece şubede ya da cezaevinde değil de." dum bir türlü. hastabakıcılar. deli ediyordu Günay'ı! "Alay kın aşağılanması olduğunu söylüyordu. turistlerin dolaştığı yer- lerde atletleriyle içki içenleri ayıplayan bir program vardı ki. "Evet. Hücre arkadaşlarını aşağılıyordu. dum.tım boyunca tanıdığım 'üstat' sadistler geçiyorlardı gözlerimin önünden. böyle bir olasılık canımı yakıyordu. salladı başını. Melamin tabak meselesinde tinsel açıkçası. daha mı kötü?" "Evet. babalar." dedi. başka şeyler de Dosyayı açmamı beklediğini biliyor. değil mi?" Yerine döndü. "Bu daha mı iyi. sadizmi bir yaşam biçimi haline geşamda tanımış olmamdı! Sıradan insanlardı bunlar. "İşkence faslından melamin tabak?" ya da doğru hareketi şıp diye kestirme ustaları. Ve vardı. ona tepki duydun. gaddarlıktı. Zulme alıştığımızı. bunun. öğretmenler. Tabii. insanı rencide edecek. Günay. yerin dibine geçirecek doğru kelimeyi ları. memureler. anneler. kayınvalideler. Günay. bir kadının akşam gezmesine giderken ne giymemesi gerektiği anlatılıyordu ki." diye esefle "Daha kötü. daha kötü. halmuda şortlarınızla sokakta bira içmeyin. taşı gediğine koyma usta"O yazarın melamin tabak meselesini hatırlıyor musun?" diye sor"Evet." "Kendisinin farkında bile olmadığına kalıbımı basarım. Kaldı ki. Örneğin. "Bir düşün! BBC İngilizlere ber- . faşizan eğilimlerimizi TRT'nin 'Püf Noktası' gibi olmadık dizilerinde bile görebiliyordu. çöker gibi oturdu. Aşağılama ustaları. günlük yalinler.. inceden hakaret ustaları.. Nedenini de biliyorum. paranoya derecesine varan bir duyarlılığın ürünü olabileceği ihtimalini göz ardı edemiyordum. Örneğin. Arap turistlere ayıp oluyor diyor! "Yine bir başka programda. Garip olan. ge- tirdiğimizi anlatıyor.. ama yine de elimi süremiyor- sadizm görecek kadar incelikli yaklaşımın..

Birden. Neye hizmet ettiklerini ret etti. açtım.mahfilinde 29 Ekim balosuna giden subay hanımlarının giysilerinin Palık!" şa'nın karısının denetiminden geçmesi gibi bir şey bu! Ne kadar aşağılıyım. Günay'ın karşı- ler vardı. iyi niyet taşları ile örüldüğünü bilemiyoruz. birden. Uzandı. da!" bilmediklerine bahse girebilirim. tabii! Sulugöz! Şiran'ın lafıydı bu. o herifle birleşip. kahır dolu bir sesle. cehenneme giden yanımız bu bizim. Müsebbibleri. İğrençti. Öyle çocuksuyuz ki. "Bu insanlar da bizim insanlarımız.. Semra Özal'ın Gırgır dergisinde çıkan bir ara kazma dişlerini gösteriyordu. "Gencecik bir delikanlı bu çizer. Ara son deliği' diyeceksin ama önemli olan Semra Hanım'ın gencecik bir "Olsun olsun yirmi üç olsun. Fark ettiğimi görünce de kendisini alaya yolun." dedi Günay. Allah kahretsin!" aldı." "Yok. "Şimdi sen yine 'zurnanın . Çizer. neden olanlar. Özür diliyordu." dedi. canım!" Dosyaya uzandım. " Yine de açacaktım dosyayı. "O kadar Osmanlıca biliriz. dosyayı işa"O kadar da değil!" diye sözünü kestim. En yüce ve en zayıf sında yer alıyormuşum gibi bir duyguya kapıldım. "Sulugöz! Ben de!" Gözleri doluverdi. bir kerhane maması yapmıştı Semra Hanım'ı. Suat Gönülay. içinde yayın organlarından kesilmiş kupür- karikatürü. kat kat yağlarında boğulan. ama yeterince hızlı davranamamış olma"Burası bizim ülkemiz. kolumu sıktı hafifçe. Bunda paranoya kelimesini aklıma getirmiş olmamın dahli vardı. daha doğrusu.. bir çizgi roman karesiydi. Günay. Gerçekten iğrençti. 'İzleyecek felâket hepimizi kapsayacaktır. Önde duranı aldım.

"Üç torun sahibi bir annean- hangi toplumsal sorunu çözer?" Eleştiri ile kör kıyıcılık arasındaki yaneanneyi küçük düşürmek hangi toplumsal derde devadır?" "Bir başbakan eşi olduğunu bir an için unut. herhangi bir kilolu an- tülükte bir şeye birkaç yıl sonra tekrar rastlayacaksın. Özal olması halinde Akyol'un nerede olacağı- "Sadistik duyguların tatminine. Nihayet seçimle gelmiş bir başbakanın Suat'ın hazzetmediği eşi. 'Faşistleri oy- narken.adamın bunca nefretini kazanmak için. canım!" Ankara AST'ta. Birinci sayfadaki nı merak etmiştim. olsa gerek. değmese ne olur? Açık edilmesi şamsal farka işaret ediyordu. Bir de faşist illa da kilolu olmaz ya!" "Hitler'in Ari ırkının temsilcileri aslan gibiydiler. bir 'kuyruk acısı'ndan. Ercan Akyol. sürmanşette." diyebildim. otuzunu çoktan aşmış bir adam. O günkü Milliyet’in birinci sayfasında. Bu defa." mış olabileceği. (Benzer kö- . compassionate. Özalları kurşuna dizilmek üzere direğe" bağlanmış çizmişti. bu genç adam ülke yönetimine karşı çok duyarlı. nenin göğüsleri dizine değse ne olur. yani 'ağır tah"Diyelim. Çavuşesku'nun toprak bulaşığı kanları içindeki fotoğrafı vardı. Çavuşesku ve eşinin öldürüldüğü günlerdeydi." diye mırıldanıyordu Günay. Ve bana hocam Tütengil'in. Alkışlayacak mıydı?) "Anlamadım?" "Kind. Ama bu kat kat yağlarının teşhirindeki belden aşağı saldırıyı açıklamıyor. fotoğrafın Çavuşesku değil. "Ben de onu diyorum. toprağa düşmüş bembeyaz saçlı başını hatırlatmıştı. nesnel olarak ne yaprik'ten söz etmek de çok zor! Başka bir şey işliyor. ille de ağzından tükürükler saçan. Rodoplu.. ne yapmış." dedi. loving. Brecht oynadığımız yılları hatırladım." "Anlamaya çalışıyorum. Türki- ye'nin gidişatından ürküyor ya da faşizmi Semra Hanım'da sembolleştirmiş. iğrenç portreler çizmemiz istenirdi.. değil mi? O kadar genç ki.

Rıfki.. müsamahakâr hoşgörü- korkunç değil mi? Allah vergisi bir çizim yeteneği. "Müşfik. yoldaş.." dedi Günay Rodoplu. Muhammed o yıl doğmasaydı. insanları safi katıksız. ben 'Hz. cömert. "Tek bir kuşa- çıncı deliği olduğu önemli değil! Sonra. Kerim. nazik.. Muhip. "Hiçbir toplumsal sorunu çözmeye yönelik değil "O yaşta bir genç adamın ruhunun böylesine zedelenmiş olması ne çok yanlış var ki! Suat gerçekten de zurnanın son deliği. olana merhamet ve sevgiyle koşan. dost olan. ivazsız hesapsız sevgiyle besleyen demek. Ona takıldığın zaman bozuluyorum. Odayı sağır edici bir sessizlik kapladı. rıfki." dedim. korkunç bir silah oluyor ve vuruyor!" bu! Ama. yardımcı. organik Aydınsallığı ya da dilersen statüko bekçiliğini. senden ayrıldığım nokta yine aynı nokta. zurnanın ka"Delikanlıya ne diyorsak. Biri bilmedi- iyiliğini isteyen." dedi Günay. ama bebek değil!" ginliği azaltmaya çalışıyordum! "Ne demiş şair? 'Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın!' demiş.. yabancılaşmayı. O hisse kapıldım yine. refik. onu. Suat'a gelinceye kadar o kadar na!" "Haklısın. otoriter ahlâkın bekçiliğine talipse." .ğimiz. Oğuz Aral'a ne demeli? Senaryo onunmuş baksağın işi değil bu! Ama. Refik. ötekisi unuttuğumuz bir dilin insani değerleri. yine. hayırhah. başkasının kederiyle ilgilenen. Bunu ilkel bir bahane olarak görüyorum. Bu oluşumu. sen biliyorsun ki. maalesef. kerim. insanoğlunun maddi ve manevi lü olan. yabancılaşıyordu Günay. Hayırhah. muhip. onun yerini başkası alırdı' da yokum. Elimden kayıyordu. bir kuşak bırakırken öteki devralıyor! Suat çok genç." Sesi alçaldı. alçaldı. sevgiye muhtaç "Müşfik. yardıma. söndü. ben yine aynı şeye takılıyorum." ger"Öyle! Statükonun.

Ulusal hasletlerimizdendir. "Yapma!" dedim. paylaşılmayan her şeye karşıyım... "Merkezi 'ille de ben' olan. "Müslüman sın. onların "Biliyor musun. "Mastürbasyona karşı mısın?" Aptalca bir şakaydı. Gözleri bulutlandı yine. vay!" demişim! "Otoriter ahlâkın." dedi toplumlarda yapamazsın. düşünüyordum. ciddiyetle. . vay. kokusuz ve ağırlıksız" sa. gibi yapıp. Amerikan siyasal yaşamında Beyaz Saray. insan olmadığı yolunda bir hüküm geliştirmişti. Lobi. "Lobi. Türkiye'de yaparçünkü. hoşnutsuzluk duygusuna kapıldım! Üçüncü kupür." dedi Günay. sevenlerine. Bobi neyi anımsatıyor? Ku- duzu. Sosyal sadizmin cezası büsbütün yoktur. ahlaki çöküşe karşı tavır almıyormuş gibi yapıp. yasalar izin vermez. 'Büyük Yalan'ın parçası." dedim. vay. Batı toplumlarında hiç yapamazsın. ses çağrışmayla bobiyi anımsatıyor. Ne yazık!" Hıbır'la sonuçlanan rezaleti düşünüyordu. daha doğrusu basının gücünün böylesine alçakça gazetesinden kesilmiş bir makaleyi gösteriyordu. Belki de. insana yabancıysa. Sözü değiştirdi. İlhan Selçuk'un "Lobi ile Bobi" başlıklı köşe yazısıydı. "Haklı olabilirsin. bu da Suat'ın dedesi yaşındaki Cüneyt Arcayürek!" Cumhuriyet "Semra Hanım'ın sarkık göğüslerini sevici Papatyalar dikeltiyorlar!" "Vay. otuz bir çekmek! Yani. Lanet olası! Kirlenirsin ve yine içinde bir boşluk kalır!" Günay.da Ali'ninki gibi "renksiz. bu delikanlının kendi dışında kalan dünya kime -bu durumda Semra Hanım'ın ailesine. Bir sosyal soruna. hükümet. "Bak. kullanıldığı bir toplum olmadığını biliyorum. ülkenin yönetiliş biçimine karşı çıkıyormuş Ve ben yine aynı duyguya." diye içini çekti. Kongre. statükoyu korumak. zan şüphe altında hüküm vermek günahtır. "Oğuz Aral'ı sevdiğimi düşünürdüm. seçmenlerineve ne acı verdiğini umursamayacağını. Günay daha hâlâ karikatürdeydi.

Amerikalı lobicilerle birlikte Türk bobileri oluşturuyorlar. "Bir İlhan Selçuk'un özlediği iktidar konumunu elde etmesi halinde - li Devrim Partisi gerçekleşseydi. Mustafa Amcamın Washington’da görevli "Ben-sevicilerin nesnellik yetileri yoktur da!" olduğunu biliyordu. Amerika’da kurulacak bir Türk lobisinden vazgeçmesi mümkün müydü?" rabilen nefretin nedenini düşünüyordum. tabii. Ankara'daki Amerikan lobisi.Mil- . Bunların en ünlüleri de İsrail ve Yunan lobileridir. Bu amansız. Bizim sivri akıllılar. halkı asla yerine getiremeyecekleri beklentilerin içine soktukları için.." dedi Günay. Selçuk'un yazısına bahane bulmaya çalışıyordu. " maya çalışanlar?" "Lobi bobi kuduz köpekler mi. Biz bu yolda başarıya ulaşamazsak. Amerikalı istediği şeyi Türkiye'den kolaycacık ve şıppadanak alacaktır. Türkiye'nin Washington'a karşı ulusal çıkarlarını koruyabilmek için Amerika 'da Türk lobisi kuracak yerde. Oysa en büyük lobi Türkiye 'de kurulmuş. bu insanlara kuduz köpekliği dahi yakıştı- biliyorsun bu uğurda askerlerle birleşip darbe yapmayı bile denedi!. daha da kötüsü. o güne dek saldırdıkla"Cumhuriyet yazı işleri müdürü aptallığı teşvikten hapse girse yeri!" rı icraatı zorunlu olarak benimsediklerini. bunun adı da Amerikan lobisi. Çünkü bu lobiyi. Türkiye'nin çıkarlarını korumak için Washington 'da bir lobi kurmaya çalışıyorlar. Türkiye 'deki Amerikan lobisini dağıtmak gerekiyor. yani? Amerika'da bir Türk lobisi kur"Affedersin.. ye! Gülmeye başladım.. komik olduklarını. Amerika'daki İsrail ya da Yunan lobisinden kırk kat daha güçlü. yılgınlığa sevk ettiklerini söylüyordu.daha kısa deyişle. Canım yanmasın diNesnel koşullarla karşı karşıya kaldıklarında.. devlet yönetimi kesiminde belirli amaçlar doğrultusunda etkinlik gösteren baskı grubuna verilen addır. Değildi. düş kırıklığına uğrattıklarını.

değil mi? Bu adam da insanları bu uyarı gibi görünüyor. "Mesela. "Ve biliyor musun. ekonomi sayfasını yönetiyorsa.. 'Uysada. territorial armi konsepti dedi diye Özal'a takmış. sağcılık değil. Türkiye bile buna layık değil. "Narsizm böyledir.rasyonel dağılım sürecinde marjinal fanteziler türetme çabala'Ben de. bezemeye varan bir antik fütürizm anlatımını gerçekleştirmek.. kin fış- borsada oynayanlar kimlermiş? Ayyaş rantiyeler. Yooo. yanında "0 inanılmaz bir adam. Ve 2000'e çeyrek var ve dünya ekonomi üzerine duruyor ve bu adam Türkiye'nin en ciddi gazetelerinden birinin ekonomi cı yapmazlar!. ." dedi Günay. zaten. bak." dedi Günay... Uymasa da'. cebi delik aktörler. O bir başbakan!" bir ünlem vardı. bir 'Wall Street Journal'da adamı kapıkırıyordu. Türkiye'de sermaye piyasası yerleştirilmeye çalışılıyor. '"Borsanın Sonu Beladır!'" "Allah Allah?!" konuda uyaracak. sosyal sadiz- min belirtilerinden birisidir? İngilizce parçalamak. "Hayvan Kime Denir?" İrili ufaklı puntolardan gerçekten de karalama. tabii. bir kupür buldu. Bu bir tarafa. folklorik motiflere. rına karşıt.miyorsa vay halimize! Nesnellik aramayacaksın.. ama halisane bir ağzını açarken küfürle başlıyor adam! Ve hiçbir gerekçesi yok. Ama başbakan konusunda haklıydın. Muhatabı aşağılamak. " "Bu da çok yaygındır.." sayfasını yönetiyor! Bir 'Times'ta.. Flaşta olmanın dışında. iyi mi? Şiddete bak!" Necati Doğru'nun sütununun adının. Fransızca parçalamak. değil mi? Bak." Kupürleri art arda çevirmeye koyuldum. Nefret ve karamsarlık! Mehmet Kemal. İnsan nasıl da her gün gördüğünü görmez oluyor! "Her halükârda koyacak adam. ama!" Uzandı.. ekonomist değil.. hiçbir şey değil bu! Dahası davar! Bak. ya. Daha "Solculuk değil. alay.. Sağlam gerekçelere dayanmayan. "işler onun düşündüğü gibi git"." dedi Günay..

Dosyayı topladı. Ürperen. gidiyorum geceleyin. Saatlerdir konuştuğumuz sayrılığın tuzağına düştüğümün geç farkına vardım! Günay hiçbir şey söylemeden kalktı. Az sonra da şafak söktü. vazgeçmişler. "Çüş be. "Hep söylerlerdi de. Çüş!" başlıklı bir yazıya takılmıştı. belediye şoförleri bomboş yolların keyfini Ağlarını onaran balıkçıların. Çaycının gözleri çakmak çakmak çırağı." "Hadi. Sis dağılmaya başlamıştı. Okumakla bitecek "Bir dakika!" Öymen'in yazısıydı. "Dışarı çıkalım. işlerine dönmüşlerdi. Sınıflandıramamışlar. uğultu halinde gelen ezanlardan anladım. niyetlendiğimden çok daha alaycıydı." dedi Günay. tüyleri dikenlenen ciltlerimizin serinliğinden hoşnut. kesin bir sesle.. Öyle yaptık. "YÖK Demenin Arapçası".. naylona sardığı teybini çalıştırdı. Yaşar Kemal'in. Maydanoz bahçesine yürüdü. "İnekten Düşmek". Günay'ı uzun uzun süzdüklerini hatırlı- çıkarıyorlardı." dedi Günay. "Bu bize. "Yüzlerce var. yorum. inanmazdım!" deyiverdim. o dönemde ASALA'ya açık destek yordu. Gözüm." diye mırıldandım. Batı'nın hediyesi! Ölü- çok daha asil bir medeniyetin çocuklarıyız!' değil mi'" ipek gibi keserdik kıtaları. "Sen Cama Tırman". Ülserimin kıpraştığını hatırlıyorum. Rahmetli Örsan veren Mitterrand'ın elinden edebiyat ödülü almasını eleştirenlere sövü"Hayır. kılıcımızdan kan damlardı!" Sesim. . sabahı ettiğimizi Boğaz'ın öteki yakasından Şehir yeni yeni uyanıyor. eski iskelenin oraya yürüdük. gibi değil. kıyıya.Refik Erduran. '"Biz çok daha eski. bırakalım artık. Günay. Karlı kayın ormanında. seviciliği bize onlardan bulaştı!" Bu kadarı da fazlaydı! "Belki de hep böyleydi. yerine kaldırdı." dedi.

Az sonra.. garip." "Sandığın anlamda. İncil." Güldüm. Sen yormadın. Her dinde yerin var. . nerde elin?" Ayrılma vakti gelmişti. Tanrı'nın yarattıklarını "miyoplar da görebilsinler diye." dedim. karlı da değil. renkleri renk kıldığı". merceğini "Seni terk ediyorum. kararsız karayelin şehrin elini yüzünü sildiği.. elini ver. maya başladı. jilet gibi bir sabah. "tam Süreyya'lık" bir sabahtı. yaşlı yurttaşının elini istediğini anlıyordum." dedi." Aslında. bizden yana kaygılı bir bakış fırlat- ni. Günay da güldü. nerde elin? tı. "Tabii. sufi!" İstediği elin beninki olmadığını biliyordum. "Herhalde!" "Yorulmuşum. su gibi gülüyordu. ne düşürdüğü için ülkenin yaşamsal sorunlarını Allah’a emanet ettiğimi indirgemeyi öğrenmeye çalışıyordum. Kuran. Bütün bir geceyi. Bıyıkları nikotin sarısı yaşlı çaycı.Efkârlıyım efkârlıyım." dedim. "İyi.elini ver. "yalan söyleme!" diyordu. "Bu dünyada ama bu dünyadan değil. değil. yatıştırıcı bir tebessümle karşılık verdi. Son yıllarda tasavvufa duyduğum ilginin beni kendi ruhumun derdi- ima ediyordu! Haksız da değildi! Epeyce bir süredir. şekilleri net. günceli dedikoduya indirip. tüm kitaplar senin!" "Bir gün seni bir güzel dövecem. "Ben gidiyorum. Günay fark etti. Tevrat. Günay Rodoplu!" "Aşk dinine mensupsun sen. o da mırıldan". kanlı bir kayın ormanında geçirdiği- "Niye?" Gözlerini kocaman kocaman açmış.

Yüzünde az önce gördüğüm iyimserlik kaybolGünay Rodoplu. Günay elini çantasındaki kitaba attı. toprak ve ot kokusunun girdiği her şeyi insan için olan insana göre bir oda" Birtakım takımların değil insanın kiralayacağı bir oda Eşyaların değil insanın olacağı eşyaların değil insanın yaşayacağı bir oda Durur beklerim orada Dağ başında. "Gitsen iyi rının alçakgönüllü kararlılıkları vardı. o da şimdi yazacağım laştım. Şöyle bir baktı." dedi. haklı olduklarını bilen eylem adamlayüreğinin hepimize kapalı bir bölmesinde inzivaya çekilmeye hazırlandığını bilirdim. kalabalıklarda. toprak ve edersin!" diye de ekledi. "toprak ve ot" kokularından bahsetmeye başlayınca muştu. Oraya tek bir kişiyi kabul ediyordu. ben hızla uzak"Pencerelerinden metropol kokusunun değil. "Pencerelerinden Metropol kokusunun değil. maddi-manevi işkencelerde Telefonla kız tavlayan gencin neşesinde.ot kokusunun girdiği her şeyi insan için olan bir oda. dizelerin yazarıydı. serbest" hanımların gecelerinde içip içip yatmaların arefesinde. elektrikli araçlarda Ciddi parasızlıklarda. parfümünde Durur beklerim orada Bunalım geçiren "çok iyi bir insan. ertesinde Balkonsuz ve manzarasız sosyal konutlarda Çocukları ve insanları sevdiklerini sanan sanatçı kardeşlerimin sanatlarında Güreşçi develere benzeyen meşhur adamların . Yerinde bambaşka bir şey. haksızlıklarda Koparılıp soldurulan bir çiçekte.

köpüksüz bir dalgada Durur beklerim Nesli tükenmiş zanaatlarda ve zanaatkârlarda Apartmanlar arasına sıkıştırılmış çocuk ve araba parklarında Her sınıf vatandaşın iç ve dış piyasaya karşı giriştiği büyük. altında. evlenme. kasalarda. bankalarda.aksesuarlarında Durur beklerim orada Kar yağışını seyrederken kıyıya vuran küçük. havacıvalarla sürüp giden evliliklerin karmaşasında Paralarda. kesif zevk uzuvlarını yoran mevzun ve atletik vücutlarını yoran ama kafalarını yormayan. kayıp ve ölüm ilanlarında İçki-müzik ortamlarında doğan ve çok kısa süren maceralarda Taşıma sularda. sünnet. hesaplardakitaplarda Durur beklerim Oralarını buralarını. milli ama normal taarruzda Benden sonrakinin benden önce dolmuşa binme çağdaşlığında Durur beklerim Doğum günü. bahar dalında . eskaza yorarlarsa sıkılanların kibarlıklarında kişilik makyajlarında ve bütün makyajlarında Durur beklerim Yetinenlerin dangalaklığında Yağmurun altında.

gibi. haplarını almışların rüştlerinde Erkeklerin "yemek ". tezgâhlarda Kiminle neden evlendiğini "çok iyi" bilen kiminle neden evleneceğini "çok iyi" hesap etmiş olanların ebedi saadet tablolarında On sekiz yaşını doldurmuşların. "harika"larda. yani. fırsatlarda. genelde. . "çok zevkli lerde "Artık korkusuzca gidebiliriz her yere " "Ne iyi oldu. çok keyifliyim bu gece" diyenlerin ve "mutluluk durumu" olanların boşa giden sesinde Dururum Günümüz insanının haz ve lezzet altı.Dururum Huzuru. Batı 'ya hayranlıklarında "Olay. mal-mülk. başıbozukların bütün aşılarını yaptırmış. oldu. üst-baş konularındaki modalarla donatılmış mamur ve müreffeh ama biraz yabancılaşmaların ömründe Dururum Bilumum avantalarda. tamam mı vb. kadınların "görüşme" tekliflerinde Dururum "Çok iyi" hazırlamış sofralarda "Nefislerde. iyi eğlendik." sözcüklerle her şeyi anlatabilenlerin konuşmalarında Yeme-içme. sükûnu yurtdışında bulan vatandaşlarla ünlü-ünsüz sanatçılarımızın ortak ve haklı kaygılarında Bazı bilimsellerin karışık kafalarında sakallarında. özgürlüklerin. şey.

tıp. Damlalar damlalarla buluşuyor. Çok uzaklarda bir yerlerde (nedense. tıp.yani hurdahaş oluşunda Dururum Kumların üstünde ve güneşin altında değil ağaç ya da çardak altında öküz gibi. mıyordu! "Buncağızlara dikkat et. vapurlar. bitkilerin sa- İyiydi hoştu bu karayel." rı doldurdular. hoyratlık.. tıp. ama maydanoz bahçesine hiç de iyi davran- ardına kadar açtı. Maydanoz bahçesi Rodoplu'yu görünce sitem etti. Tıp! Moldau!) karda kılcal izler aça- Çocuk gibi seviniverdi birden: Karayel bahar kokuyordu! Pencereyi . karayelle boğuşan saksılara. küçücük çıkmada. ıtırın saçını okşadı. bre!" Patlamaya hazırlanan koncaya. Çok sürmedi. Yeter yukarıdaki oda. sevgisizlik. bencillik. ben eve döndüm. özensizlik. (tıp. tozdan nefes alamayan. kayıtsızlık. filizini tutan hanımeline. yordu. tahta bir masada rakı içip keyif çattığımı sanan sağlıklıların gittikçe azalan beyin kıvrımlarında Dururum işte önemli değil. sizi görmez oldum!" hiplerinin kişiliklerine ilişkin ne çok ipucu verdiklerini düşündü. o yer illa da Banaz Yaylası olmalıydı!) karlar erimeye başlamışlardı. Nicedir sulanmı"Affedersiniz!" dedi. saatlerce. yapraklarına baktı. "Bu günlerde öylesine kendime düştüm ki. tıp. tıp. minibüsler yolla"Herkes o yana giderken. Gün bulandı. yerden olmayacak bir yük- seklikte. İmanına kadar dolu trenler.. karayemişin Taşlaşmış toprağa kilitlenmiş.

. şafak söküyor"du. Bahar evin ortasında çınladı. Uğur getirsin. bahar geliyor. ey canımın canı efendim. çaya koşturuyorlardı. Yere serecek bir Çarşafın üzerine "tertemiz!" toprak döktü. toprak koktu. aralarından geçirdi. "Ve kutsal çehrenden güneş doğuyor. İncitmekten korkar gibi. güle güle otursunlar diye de yağmur niyeti- "Buyurun. Eşeğinin semerinde çiğdemler vardı. tanımadık erkek sesi. az daha "Hoşgeldiniz!" diye "Aa-lo!" dedi. Çiçekler açıyor gözlerinde. "Selam." diye sürdürdü. Yeni evlerine taşıdı. kış uzaklaştı bahar geliyor. "Kar satan adam dağdan indi. ama delikanlı. "Buyurun?" . karayel zayıfladı. ben oraya! Karcı nereye. Bembeyaz." aslı. neşelendikçe söyledi. ot koktu. ben oraSöyledikçe neşelendi. bir Hint (Tiruvaşagam!) duasıydı ama ne gam! Coştukça coştu Rodoplu! Tomurcuklar patladı. maklarını kevgir etti.rak ilerliyor. ya!" Karcı nereye. ekleyecekti. ütülü bir çarşafta karar kıldı. ben oraya. Telefon çaldı. "Kış uzaklaştı. "gece uzaklaştı. Kalk artık yatağından! Kalk. efendim!" neş'e neş'eydi sesi. az ötedeki lacivert. Bir nakarat tutturdu. özenle temizledi kökleri. Karcı nereye. par- şeyler aradı. her bir ne su serpiştirdi.. Saksıların topraklarını değiştirmeye niyetlendi. hücreden ayrı ayrı sorumluymuşçasına. kalk ama artık!" "İlkbahar ayini!" Doğu'da ışık! Fırtınalı umman. Topaklarını ovaladı.

buyurun. evet." "A. Uyanın dostlarım. En gönül açanı: Şafak! Güneş ufku terk edince. Sonra saltanat Şafak'ın. Hayır." Tanındı mı. hicranlı bir aşk hikâyesi bile yazardı! Notlarını Olurdu. diye az bekledi. Cumartesi günkü imza günü için arıyordu."Günay Rodoplu ile görüşmek isterdim. Çok güzel bir sesti. Sonu geldi karanlıkların. koca bir dünya Baba'nın idamla yargılandığını ne zaman mı öğrendim? Bilmem ki! Belki nerede olduğunu sorduğum zaman. olur! Öyle keyifliydi ki. Işıkların en güzeli." "Benim. Şafak Özden. Sen ilki gelecek şafakların. küçücük bir odaya sığar. Tahtına kurulur Gece. Şafak Özden. tabii! Nasılsınız Şafak Bey?" "Ben. kan davası değil. Günay. (mey?) Öğleden sonra ikide gelip evden alacaklardı. Gazeteye ilân verecekti. belki de Örenlerin her hafta sonu zikredilmeyen bir yere gittiklerini fark ettiğim zaman." dedi. Masa ile aynı hizadaki gözler! "İmza gününüzde tanışmıştık. olur muydu? "Tan yeri ağarıyor bak. uyanın!" "Olur değil mi?" diye soruyordu. Kadıncık Mehmet'e: çıkardı. İşaret almayınca açıkladı. Siyasal . bugün her şey olur. Sen geçen şafakların sonuncusu. Özden konuşurken bir nakarat da ona tutturdu. iftiraydı.

daha doğrusu iki aşiretin iktidar kavgası. Kaburgalarında zulmün izlerini tek tek saydığımı. onu komplo kurmakla suçladılar. Dava yıllarca sürdü. hemşerilerinizin ihanet etmesinden korkuyordunuz. çok hastaydı. Kemiklerin sayılıyordu. Sonra da. utancımdan yüzüne bakamadığımı. Hasımları Baba'nın yazıhanesini taradılar. siz nesi oluyorsunuz bunların?" .rekabet. senin baban! Canımla korurdum. Baba. Sana. Yıllarca saklanmak zorunda kaldı. 'Baba' demeye o gün başladığımı hatırlıyor musun? (31) Hekim: "Hanımefendi. (30) Kadıncık Baba'ya: Seni soyduğumu hatırlıyor musun? Kızım. Hastaneye gidecekti. Nerede saklandığını. bileklerinden ötesi süt beyazdı. Onlarca şahit vardı. canım. sen mi istedin? Nasılda gururluydum o yakışıklı çehresinin gölgesinde! Nasıl da gururluydum hastane koridorlarında! Bana emanet edilmiş bir ağa! Koca bir aşiretin ağası. birçok yakın akrabalar biliyorlardı. şunu alıver!' Fanilanı uzattığını hatırlıyor musun? Boynundan. Ben mi talip oldum. (29) Kadıncık Portre'ye: Nasıl bir iltifattı! Güvenin başıma taç oldu. AP-CHP çatışması. bir de bana söylediler.

Aldatamayacak kadar onurluydum.' dedim Şiran’ımın ortağıdır. Pek de zor olmadı.Hemşire: Bakıcı: Aşiret: "Siz! Nesi oluyorsunuz?" "Bak buraya! Sen nesisin bunların?" "Ki ye?" (32) Kadıncık Kadıncığa: Hani. idamlık acımasız. haksız mıydı? (33) Aşiret: Ki ye? (34) Kadıncık Portre'ye: 'Ortağımın babası. Şehabettin katil değil miydiler? Şiran'ın onların oğlu olmaması neyi değiştirir. seninkiler rahat bir nefes aldılar. İçimdeki sevgi kıvılcımlarını körüklemeye giriştim. 'idam' kelimesi dehşetengiz. Abidin. yürekten sevmekle mümkündü. 'yankıladı'. şedidi? Baba değilse amcalar. Yalanımdan utandım! Sana duyduğum sonsuz sevgiyi gizlemekten utandım! Anlatma yolunun onları da sevmekten geçtiğini sandım! Aşağılık sıfatlardan korunma yolunun. Benimkiler. 'Kariyeristsin. adam öldürmekti? Şiran. sen!' derken. (35) . birilerinin Kadıncık kızı. Aksi aldatmacaydı. hain. Baba. Hani. Kadıncık ablası olmaktan geçtiğini sandım. affetmeyeceğin tek şey. O sıfatlara layık olmak ancak onları gerçekten.

'Bizim çocuklarımızı bize ver. Bilmedim. dölünün dölünden olmalarındı! Üst üste yığıp. soyluluğunuzdan sandımdı. Bilemedim. bedenlerinden kendine barikat kursan. nereye istersen git. Arkamdan konuşmadınız. engin hoşgörünüzden. Beni ben olduğum için hiç sevmemişsiniz. Baba! Ne ettim. Bilemedim. aşağılamadınız. Bakamaz oldum. Hâlâ o kadar zayıf mısın? Burun ameliyatı oldun. lens taktın mı? Feride'ye: Şen kahkahan hâlâ kulaklarımda! Deodorant kullanmayı öğrendin mi? Suphi İngilizcene yardım ediyor mu? Ferit'e: Eve kabak tatlısı girmiyor. Bilemedim. Mürettebatın en adi korsanlardan da oluşsa. kim ne diyebilirdi ki? Analarının adı Vicdan değil de. dedikodu etmediniz. elbette aile gemisini yeğleyecektin! (37) Kadıncık Örenler'e: Yıllar önce evinize geldiğimde. Yen- . ettim de ayrıcalık vehmettim.Kadıncık Baba'ya: Suat'ın karısına. Alçakça bir sükûtmuş! Meğer. Varken ilginç. Çiçek'e: Sorunlu küçük yüzünü özlüyorum. yokken özlemeyecek ve asla gerekli olmayan. Kadıncık'mış ne fark ederdi? (36) Kadıncık Baba'ya: Ah. Çin yemeği gibiymişim. Ağabeyiniz istediği sürece varmışım. beni sevdiğiniz için kabullendiniz sandım. babanızı veliahtı kimi getirse kabullenirmişsiniz.' dediğin zaman anlamalıydım! 'Senin' çocukların.

Kardeşini oğlunla beraber gömdüm. Ne yapacağımı şaşırmazdım! Kadıncık Baba'ya: Kadıncık Baba'ya: Bana sunulan 'Ağa' olaydın Baba. Kim bu karı? Ne işi var evimde?' demeliydin Baba. sormalıydın. yüzlerce fin- . Kadıncık kızını arayıp.gen pişirmeyi öğrendi mi? Sana da pişiriyor mu? Rana'ya: Muallimin camı kırılmadı mı hâlâ? Huysuzluğun geçti mi? Büyüdün mü biraz? Dördüne: Sizler geçiyorsunuz Bir sessiz ikindide Sizler geçiyorsunuz Derelerden değil Değil yollardan Yüreğimin Gelip geçip çiğnediğiniz Yüreğimin ortasından (Not: Serzenişlerde Berfe'ye müracaat!) (38) Bülent: Ağlama be abla! (39) Nâzım: Ağlama be abla ağlama! Kara bahtın aynasına el bağlama! El bağlama ağlama! Kadıncık Baba'ya: Kadıncık Baba'ya: Kahveye inmek için benden izin isterdin Baba! Ne yapacağımı şaşırırdım! Bana sunulan Ağa' olaydın.

bunu ağzınıza bile almazdınız! (42) Kadıncık Portre'ye: Yerden göğe diktiğim küplerin en altındakini aldı. Oğlanlara söylemedim. 'ama gelişmeyi durdurur. 'isyan etmek en kolayı.' demiştin bana. sizin yokluğunuzu kapatmak için .can mırra pişirdim. Dönüştürmek uğruna yıllarını veren sen. Dönüştürmek gerekir. Hanımağa? Kaç yıllık selam birikir? (40) Baba: Kadıncık kızım. Şiran’ım. ne Aktin Hiç hesap ettin mi. Ne Köknel bıraktım. kaç yıllık selam birikir? (39) Kadıncık Hala'ya: Kızını on iki yaşında kocaya verdin.' 'Dönüştürmek' yani yılların Baba'sına babalık etmek. bakalım ne diyorlar? (41) Baba'ya (söylenmedi): Şiran'a şu kadar saygınız olsaydı. Sen bir ağızlarını arayıver. Baba! Birinin hatırı bir yıl olsa. Ben belediye başkanlığına adaylığımı ANAP'tan koyacağım. isyan eden Baba oldu! Türkiye devrimcilerinin kaderi olmasın? Aman olmasın! (43) Şiran'a: Baba belki de. hiç hesap ettin mi. hasımlarımız SHP'ye geçti. Dellendi.

Nasılsın? Nasılsın. (46) Şiran: Hiçbirimiz gelemeyiz! (47) Kadıncık Şiran'a: Demokrasiye ne oldu? (48) Şiran: Pekâlâ. bir ben süzüldük balkona. (49) Kadıncık Baba'ya: Ne zaman bunca önem kazandın.böyle yapıyor. Aynı kaygılarla hareket eden iki . Baba? Baba? (50) Kadıncık Anne'ye: Yağmurun balkonda asılı halının üstüne boşandığı geceyi hatırlıyor musun? Yirmi kişi var mıydık evde? Bir sen. Suphi gitsin. koruyun. hayatımda? Hiç farkına vardın mı? Bu yıl yine mercimek mi ektin? Hava raporlarına bakılırsa kurumuş olmalılar. Bırakın hayatını yaşasın! (44) Şiran: Sen bu işe karışma! (45) Baba Şiran'a: Hasımlarım var. Yanıma gelin.

memlekete döndüğünüz geceyi hatırlıyor musun? 'Sana emanet. kıyafetin çok güzel! (54) Kadıncık Portre'ye: Niye kızıyorsun? Güzelin tescil edilmesi için Vak- . İptal edilen bir 'cicianne'liği. sana emanet. Nasıl da sohbet ettik. hatırlıyor musun? (51) Kadıncık Anne'ye: Çocukları İstanbul’da bırakıp. tekrar tekrar 'Sana emanet!' Merak etme! Merak etme! Tekrar tekrar 'Merak etme!' 'Ben bakarım! Olur. Şiran’ım! İki oğlan torununun ebeliğini yaptım. Kuran dilinden başka ortak dilimiz yoktu. reçel de yaparım!' (52) Kadıncık Portre'ye: Nasıl da ciddiye aldım.kadının gece buluşması gibi dostluk var mıdır? Ne ağırdı değil mi? Yerinden kıpırdatamadıktı! Sarıldığımızı hatırlıyor musun? Dil bilmez Türk'e sarıldığını. Benden sual ediyor musun? Anne?? (53) Kadıncık Anne'ye: Sen onlara aldırma. bacım. (53) Kadıncık Anne'ye: Bu yaz da geldin mi? Yün yatakları bahçeye serdin mi? Kaburga getirdin mi? Ya badem? Seni özlüyorum. hâlâ anlamış değilim.

soframdan eksik olmayasın diye. sırf portresi yapıldı diye ulufe dağıtsın! (56) Kadıncık Portre'ye: Yuvama müzahir olasın. senden daha iyi mi olacak? Onun da garantisi yok! En iyisi. bin yıl sırtımda taşırım be! Bülent: Nilgün: Bülent: Ne lan. O aptal da. manyak işte! Ulan kızım. bir başka karının peşine düş. ben de yapardım. yahu! Pes! E. bir de fatura mı çıka- . yapmadık mı? Hadi be! Modelin gelmedi diye beni kullandın.ko'da satılması mı lâzım? (55) Bülent: Nilgün: Kadına bak. Hal buyken. çünkü üşenmiş! Şimdi senden ayrıl. ev tut. bir daha bok bulur! Rüyasında mı görmüş böyle Kenan Evren gibi bir resim? Birisi benimkini yapsa. senin aşkın ikinize de yeter. boş vermek dedim. Beni bu kadının Şiran'ı sevdiği gibi sevseydin. Böyle demedin mi namussuz? (sırıtan Bülent) Kadıncık Dost'a: Portreden Şiran'a ne? Hangi bizon ilkel bir resmini çizdi diye teslim olur? Meğerki öyle kendini beğenmiş olsun ki.' dedin. Nilgün: Sen beni çok sevdin de sanki! Geçen defa çekip gittiğinde ne dedin? Geri gelmiş beyefendi. sana rağmen getirdim seni! Çünkü doğru olan bu. geldim.

ikrar-ı hak talebin. eFENdim. hayatımı altüst ediyor! Birincisi. Şiran. Alo. Şiran'ı. ağbi. İkincisi. benim cesaretimi kırıyor. yine dinliyorum. şimdi bundan ne anlamamız lâzım? Ha. benim için de talep ediyorsun. Alo. ne yapalım? Gidip getirelim mi? Hangi birini? Yani.raydım? (56) Kadıncık Kadıncığa: İki huyun var. Ne gam?! Senden bahsediliyor ya! Adın bir ümit. Üstelik. telâffuz edildiğini duy- . Mehmet: Nilgün: Siktir lan! Ben ararım ağbi! (telefona gidişini seyreden Kadıncık) (58) Şiran'ın telesesi: Efendim. eFENdim alo. Kadıncık'ın ta kendisi! (57) Nilgün: Kadıncık: Bülent: Ulan. adalet: Tülin için talep ettiğin adaleti. İki huyun var ki. Kınanma. diye kınıyorlar beni. ALO! Efendim. eleştirilme şiarım oldu. ayıplanma. yine dinliyorum. Şiran tende can. Mehmet? Sen bilirsin. ALO! (59) Kadıncık Portre'ye: Sesini dinliyorum. Vefan beni acıtıyor. alo. umutsuzluğa düşürüyor. vefa: Tarihimi unutamıyorsun. Kadıncık.

ikiniz için de böylesi hayırlı! (Zaten . .Canım tabii.Abartıyor.Olacağı buydu! Çok bile dayandı. nerede var bir maganda onu bulur.Mazoşist.O da zaten hiç konuşmazdı! . bana neler diyorlar! Hadlerini bildir şunların! Sahip çık bize! Sahip çık ne olursun.Senden fırsat mı kalır? Okulda da böyle ukalaydı bu! .İlişkinizin ne olduğunu bile doğru dürüst bilmiyorduk! .Biz senin Şiran’ı bu kadar sevdiğini bilmiyorduk bile! .iktir etti adam! Daha ne bekliyor anlamıyorum ki!) . abla! . bunu ister misin Şiran?' Etrafında dolanıp duruyordun ama sen ezmişsindir.. Bunun da yıldızı düşüktür.Anam sen de! Herif buradayken böyle davranmıyordun ki! .Yalan değil! Ezdin durdun adamı! . doğ- . . Sana şu kadarını söyleyeyim. yaşanmışın. Kullandı kullandı. bıraktı herif! (61) Kadıncık Portre 'ye: Şiran’ım. Şiran’ım!! Gözümün nuru! Bak.mak mutluluk! (60) Koro: .Adamın geldiği yer belli. 'onu ister misin Şiran.

iş sevdama gelince tüm saygınlığımı yitiriyor. dostunun dost bildiğini dost etmek değil midir? Niye beni yalnız bıraktınız? Ki ye. . Seninle bana değil! Herhangi bir kadıncığa hayat adına ağlayalım! (65) Kadıncık Kadıncığa: Y2-Y1 . aşağılanıyorum? Bana ilişkin başka herhangi bir konuda haddinize mi düşmüştü böyle konuşmak? Dosta yaraşan.Y2-Y1 2(Y2-X1) Y2-Y1 2 mi? . . .runun başı için sahip çık! (62) Kadıncık Koro'ya: Maganda. ha? Şiran'ı tanımıyorsunuz bile! Hanginiz onunla yüreğinizle konuştunuz? İki çift sahte lakırdı dışında. (64) Kadıncık Portreye: Omzunu uzat Şiran’ım. 'diploma'sını alıp. . . hitabetinize layık' olduğunu ispatladıktan sonra! Bunca önemsediğiniz ben dostunuz. ne bunu çözebildiğim ne de onsuz yapabildiğim yalan! . deli muamelesi görüyor. Şiran? Qui est? Neden sorulması gereken soruların hiçbirini sormuyorsunuz? (63) Koro: . yürekten konuştunuz? İki çift sahte lakırdı! O da. . bunları konuşturan? Neden inanmıyorlar. . . . . nedendir.

desem ki. . yine ağlıyor bu! Seninle de hiç konuşulmuyor be abla! Ben de seni güçlü kadın zannederdim! Topla ama artık kendini! (67) Kadıncık Kadıncığa: Topla kendini! Yani? Acıdan usan artık! (68) Kadıncık Portre'ye: Acıdan usanmak mı? Kaburgalarında ateşten bir yürek yerine idare lambası yanan ben değilim! Kendileri! Söyle canım. kendi kendine fırladı damarından. lineer aşamalı organik dokuyu. Şimdi. hata marjlarını düzüyorum! (Not: Bu haksızlık! Bunu çok daha sonra söyledi!) Bülent: Oh hooo! Yahu.(66) Şafak: Aptallar da ondan! Oysa ben seni düzerken aslında limitleri. vallahi hayır! O beni yaralamadı! Kanım onun varlığını hissetti. metropolün makro formunu. Ne yaparlar bana dersin? (70) Mehmet: Kadıncık doğru söylüyor. oh olsun! diyorlar bana. polimetreyi. usanmaya hazır birinden ne beklenir? Kararsız sevdalara güvenilir mi? Ödünç verilmiş gibi geri istenen sevdalara ne denir? (69) Kadıncık Portre'ye: Sevgi seni yaraladı.

sen bize benzemezsin ki! Sen güçlü karısın. Bülent: Kurtaracak. tabii. pes doğrusu! (bükülen dudaklar. (77) Kadıncık Kadıncığa: Binali: Sen kendini kurtarırsen. Kadıncık! Bir tane! (76) Tülin: Kurtaracaksın. sallanan baş) (72) Edward Said: Bu saptamanın mantıksal uzantısı. Muhammed (sav): . (74) Kadıncık: Dağları delen Ferhat'ı ben hiç komik bulmadım ki! (75) Nilgün: Anam. xere ya! Hz. tabii. Shakespeare'in modasının geçtiğidir! (73) Bir kimse âşık olsa. Amerikalılar ayda yürüdükleri için.(71) Bülent: Hak âşığı! Bu asırda. Kendini kurtarırsın. o şehittir. xere ya! Sen kendini kurtarırsen. Bir tanedir. aşkını namusunu lekelemeden korusa ve ölse.

Çok doğru! Şiran kusa kusa kazanırmış. dokuz dersin altısı öğretmensiz geçen bir lisesinin diplomasıyla. Keyfilik. Ne varlığa sevinen. İTÜ elektronik laboratuvarına ışınladığında. Ağaoğlu tavrı incitti. Taksim Intercontinental'in girişinde aynı cümle. . Azot yoksa zaten gül de yoktur. bir ay sonrasının akarının belirsizliğinin suçlusunu aradı. daha da acımasız domdom kurşunlarının çocuğuydu. ne yokluğa yerinen bir derviş ve Tanrıtanımaz bir devrimciydi. Güle beslendiği azotu hak etmek için ne yaptığı sorulur mu? Gül'dür." Kadıncık henüz Binali'nin ne verildiğinde minnet ne de verilmediğin de hiddet duyacağını bilmiyordu. dul anası ve tek kardeşini taş tarlanın merhametine terk ettirip. talihine şükredecek hali yoktu. suya gidebilmiş olmayı da. O da o kadar. Acımasız bir iklimin. Testiyi her şeye rağmen kırmamış. Gününde yatırmadığı vergilerden. midesi tutarmış olgusunu usunun gündemine dahi almayan. postaya vermediği kolilerden bunalan Şiran. Binali. pazarlama elemanlarını sokağa her aldığında beline kadar soğuk terler döker. "Patron " dediği. azot gerekmektedir. onu sevdiğim için para veriyorum. Dünya bir hayrattır. "Gücüm yettiği sürece veririm. Sömürü düzeninin en galiz örneği pazarlamacılığın nimetlerinden kendisine her nasılsa düşeni her nasılsa tüketen Binali. Dehası onu olmadık bir ilçenin. birinin öte kine üstünlüğü yoktu. "İşime yaradığı için değil. her ay yapmadığı işler için para aldığı Şiran’i Kadıncık 'tan kurtarmaya çalışan. olmamayı da rastlantısal olgular olarak değerlendirdiğinden. ödemelerin hiç değilse belirli bir zaman dilimi süreceği umuduydu. "derdi.(78) Binali!!! Binali! Yıllar öncesinden bir anı. Binali. o kadar. "Burs gibi mi?" diye sorduran. Binali. Binali.

"Hiç duymadım. Binali. bir yöreye. çoktan sınıflandırılmış. 'Forus' olmaya mecBu "yani?"nin cevabının. Oysa. değiştirilmeyen lehçeyi. değel mi? İstanbulliysen. Gogi geldi. kıro'yu heç duymamiş sen?" Kadıncığa." dedi. " dedi. Zaten de Forusturlar!" "Gönlümüzün izinde biz kafamıza kurduğumuz şekle inanacağız. karşısına oturdu sanki! burdurlar. "burjuvasan." dedi. "yalancı" diyordu. etiketlendirilip kaldırılmıştı." "Anlamazsın bacım. ait olduğu dosyaya konulmuş. onu anlamıyorum. ırkçısan" tanımlamasına dönüştüğünü içi burkularak hatırladı Rodoplu. Hollywood'un en bağnaz Musevi yönetmeninin Filistinli teröristlere bile yakıştırmayacağı kanlı gözlerini dikti. hiç kullanmadım. "Duymadım. kih kih güldü. bir sınıfa atfetmemesi elbette ki mümkün değildi Kadıncığın. Onlara 'Forus' dersek. "Anlamazsın. Duyduğumdan sen nasıl emin olabiliyorsun. bacım!" diyerek kaykıldığı sandalyeden çevresine bir göz attı. "Sen İstanbulliysen. ilân etti. " diyordu. "Felsefenin icabıdır. ne diyor?' mesajını iletti. "Şimdi. Şiran." "Etme. kırodur' demirsen he mi?" diye sormadı. "İnatla fırçalanmayan dişleri. ama 'Kıro?' "Ben Şiran’ı tanıyıncaya kadar bu kelimeyi hiç duymamıştım. 'duydunuz mu. Harran toprağının rengindeydi Binali'nin yüzü. Binali'nin Kadıncık'ın kimliğine ilişkin 'bil- . Kadıncık. çünkü sen devrimci değilsen!" "Yani?" gi'sinin. "Hiç kimseden duymadım. Anlamını da olsa olsa biliyorum. "Anlamazsın. sen bize bakirsen. Anlamazsın!" Binali'nin 'bilimsel' şablonunun mutlakıyetinin henüz farkında değildi. kazınmayan sakalı."Bilmem" dedi.

Yıllar yılı savunmada olduğumu. varlığımın. ya Rab!" Kendimi savunmaya. bir tür onay beklediğimi yeni yeni fark ediyorum. dünyada hiçbir adam öldürmeye değmeyeceğine inandığımı düşünüyorsan haklısın. yanılıyorsun. Hayata kastolunmadıkça. Öyle haklıydınız. sömürüyü. Muhayyel bir gelecek için mutlak bir şimdiyi feda etmekten yana olmadığımı kastediyorsan. itham aptalcaydı. haklısın. beni var gücüyle aşağılıyordu. yanlışı düzeltmeye çalıştım. Görevdi ya! Anlatmaya çalıştım. galiba Binali ile başladım Şiran’ım."den kastın. Yine de. hâlâ da öyle!) Binali'ye: "Devrimci değilsin. pozitivizm! Akılcılık yoksa. Kadıncık Portre'ye: Yerinden kalktı. o yönde mücadele veriyor olmam ise. Orman kanununu. 'Hadi. Bu onay. yani ezilmeye. yanılıyorsun. yine de arka plânını anlamaya. bu devamını istiyor. Heyhat! "İkna" benim en tapon silahımdı! (ne yazık. öyle ilericiydiniz. Bir babanın yaşamak hakkının çocuğununkinden daha az olmadığını düşündüğümü hissediyorsan yine . kehanet mi. beceremedim. 'testiyi kıran da bir. arkamı dönemedim.gerinen yaratıklarına dert yandı. İtham mesnetsiz. "sizden biri!" olduğumun onaylanmasıydı. maydanoz bahçesinin ılık güneşin altında keyifle "Her yer Gogi dolu. pür nur. sizi öyle seviyordum ki! Binali. suya giden de' gerekçesiyle zımnen de olsa savunduğumu düşünüyorsan. ordan!" deyip. zulmü.

ne olur! Üşüyorum. bana yakıştırılan 'sınıfımdan beklenen kibirli haklıcalığım da yoktu. 'kariyarist'ti! Köylü efendimizdir'di ya! Efendilerine yaranmaya çalışan uşakların ezikliğini öğrenince canım yandı. gel sarıl bana. Portre: Olur . Hatırımı sordularsa. 'sen’in bileceğin bir iş olduğu sürece irdelenmedi. Belki de bu yüzden. Nurhak sana güneş doğmaz' gibi müzikal parolalarına cevap vermiyordum. sen var olmamı istediğin sürece teslim edildi. (71) Binali: Billah. bana en yakışan sıfat. Gizlilik ve hoşgörü. Böyleyken.. dışarı çıkması. kırmızı karanfilli poster' gibi görsel. 'İşim'in ne olduğu. Tıpkı şimdi oturduğum masanın dünyası gibi. Şiran'ım. Ağa'nın hatırını saymak anlamına geldiği için sordular. Ağa'nın kâhyasına selam vermek. 'arkamdan kapıyı kapat' uyarısıyla istenen bir hizmetçinin dışlanmasını yaşadım. Ortalıkta dolaşmasına işi olduğu sürece tahammül edilen bir hizmetçi gibiydim! 'Aile' sorunları gündeme geldiğinde. Günün 'parka' gibi. (72) Kadıncık Portre'ye: Sonraki ilişkimiz hoşgörü üzerine kuruldu. Varlığım. Buz gibi bir dünyaydı orası. kıvırtiyrsen. Şiran’ım.haklısın. neden Kürtlerle beraber olduğum.

bizi sevme. sana yaranabildim mi. Sanırım Herhalde Bilmem. Seni yanımda KADIN olarak istemiyorum! Dedim kızım sana! Erkek olaydın. Yüzde yüz bizden değilsen. Herkese yaranmaya çalışıyorsun. bari? Beni seviyor musun? (77) Şiran: Dr. Oya: Tabii.Kadıncık: Sahi mi? Söz mü? (ışıl ışıl gözler!) (73) Şiran: İslamcı: Kariyaristsin sen. davetiyesi hep unutulan Selime Teyze misin? (76) Kadıncık Şiran'a: Sevgi tohumları dururken. Küfründe samimi olmalısın. sevgisizlik tohumlarını sulamak nesi? Peki. İhtiyacımız yok. (74) Kadıncık Portre'ye: İnsanoğlunun mutlak düşman ihtiyacı mutlak dost ihtiyacı kadar mutlak olabilir mi? Ne dersin. keser atardık! Sen sağ ben selamet! Kadını erkek yapamam! . canım? (75) Kadıncık Kadıncığa: Selime Teyze'ye mi benziyorum? Cenazeden düğüne herkesin işine koşan.

Kadıncık: Dr. Oya: Ama beni kadın olarak istemiyor! Fesuphanallah! .

güldü. yakışıklı yüzü." "Efendim. giysilerinin olağandışı düzeltiliyi ve diline pelesenk ettiği. ben Şafak Bey'in ortağı. değil mi?" "Yârin gül yanağından başka!" "Hayır. "Ahdimiz var. Ama biz ortağız. 'efendim' sözcüğüydü. şaşkın." Günay'ı oturttuğu arka kol"Ne güzel. Duran Kuran. aydınlık. efendim.VII Cumartesi günü kapıyı çalan Duran Kuran'ın belirleyici nitelikleri. . "Sizi almaya geldim." diye tanıttı kendi"Sağolun. Rodoplu. Aşağıda bekleyen arabaya bindi. benim. sini. tuğa döndü. her şeyi bölüşürüz." dedi." dedi Rodoplu. "Dükkân Şafak Bey'in." dedi.

uzandı. Efkârlıyım." fısıldadı. Kerim Ağabey. viski servisiydi." ni andıran dokunaklı halleri vardı. muk." deyişlerinde. Orhan Pa- Üçüncü yazarı tanımıyordu. siyah etek . yaşlı yazara eğildi. "eşek gibi gelecekler" tonlama- Günay’ın alaylı bakışını yakaladı. doldu taştı o gün. kulağına . Yadırgadığı. Duran Bey'in temiz pak. tabii ki gelecekler.dükkânda kitap kadar. bazılarının kitabın adını iç- sıyla. sıraya girenlerin yaş ortalaması otuzun üstündeydi. aradan uzandı." dedi. Ancak. merhaba. acele ekledi. Kapının dıköşeye sinmiş olduğunu gördü. bir gül aldı. diğer imza günlerinden farklı ola- kendisini sahiplenen. "Kerim Abi. eğildi. gel otur yanıma. hizmet eden delikanlılar. müzik. nasılsınız?" Anadolu yakasında. elini ver. "Hoş geldiniz. kim bunlar?" "Şişli'den kitap almak için ta buraya mı geldiler?" "Partililer. "Ağbi. bebek. efkârlıyım. sade eşi. lilerin arasındaydı. köylerine gelmiş bir yabancıyı rahatlatmak istemilerinden hecelediklerini fark etti. yani Partirak. Günay. Hemen hepsi Rodoplu'nun elini sıkmak için uzanıyorlardı. İletişim Yayınları. hoş geldin! Gel. Latife Tekin. "Türkiye'nin en iyi yazarı burada. "Şişli'den.beyaz bluz. "Neden gelsinler ki?" diyeceğini biliyor olmalıydı. evirip çevirmele- rinden. raflardaki Erdal Öz. paralı solun. Günay. gidiyorum geceleyin. Maltepe taraflarında bir yerlere geçtiler. Küçük şına çelenk-çiçekler dizilmişti. Dükkân. okuyucu olmadıkları belliydi. yanında beliren Şafak. "Gelecekler. az sonra onu da anladı. ilk teşhisini doğruladı Rodoplu'nun. nerde elin?" Tezgâhtar kız. kasetçaların düğmesine bastı." "Karlı kayın ormanında. bir başka eski tüfek yazarın bir "Canım. bebek kadar kalemtıraş vardı. Kitabı tutuşlarından. onaylattı. tabii!" dedi Şafak Özden.

Rodoplu'ya göz kırptı. Aralarındaki mesafeyi Rodoplu'ya. imza gününde. Şafak'a eğildi. dönmesi. abi?" "Tamam. getir hemen." En sıradan şeyleri. Duran'a. dikkat et. değil mi. aradığını en güzel yazarı'na dönmesiyle eşlenmişti." "Nerelisiniz. en güzel latıyormuş gibi söylemek yeteneği vardı Şafak'ın. Kadın olmaya terfi mi." ortadan kaldıran. abi. Tersine. efendim?" diye yine sordu. az ilerde duran iri yarı delikanlıya seslendi. "Evet. Günay ürperince güldü. bu defa en iyi demiyorum. değil mi?" "'Siz'in.yazarına!" Dudaklarını kulağına değdirmiş olmalıydı. Sedat!" "Efendim. 'Türkiye'nin en iyi yazarı'nın. rahatladı. Kuran. Günay. "Oğlum. "İyi misiniz? Rahat mısınız?" gülerek yaklaştı." "Nerede kaldı o viski? Git. "Geldiler mi?" "Seninkiler burada. Suat ve arkadaşına ilişkin tavrını hatırlattı. "Bana birkaç dakika müsaade edersin. Duran Bey?" "Rahatsınız. değil mi?" "Türkiye'nin en güzel. Kim bu insanlar?" "Hemşerilerimiz. bir sır veriyormuş ya da ortak bir sınırlarını hatır"İçeriz. yoksa tenzil mi. 'Türkiye’nin Şafak Özden'in gözleri dışardaki kalabalığı hızla taradı. gerçek ev sahibi Duran buldu. "Eşek gibi gelecekler. konuştuğunda sesinin duyduğu rahatlamayı aksettirmediğini fark etti. sağolun. çok eski dostmuşlar izlenimi veren bir yetenekti bu. . nazik Duran. edildiğimi merak ettim!" diye anlattı Günay." dedi. 'sen'e. 'En iyi yazar'ın cinsiyeti belirsiz ama 'en güzel yazarın' cinsiyeti tartışılmazdı. Ne ki.

biliyor musun? Gümüşha"Hadi. meyler dökülmüş Sakiler meclisten çekmiş ayağı. Doğru mu. " ğiştirdi. öyle kötü bir yermiş. Rodoplu'dan hiç beklemediği bir bilgiydi. Günay."Bayburtluyum. ışık yakmak zorunda kalırdık. "Gördün mü. Gümüşhane. Akşamüstü oldu mu. aşkolsun. de get senden nem kaldı? Bayburt kalasında canım. Zihni'yi gündeme getirmediğine sevindi. rum. Ne varsa Bayburt’ta "O kadarda değil!" dedi. çıkaramadı. (Daha sonraları iyi dost olduklarında. "Hiç olur mu?" "Diyor ki. Eh. "Bir dağ hatırlıyorum. sözü de"Şafak Bey de mi. hepsi bu." "Zihni'nin memleketi!" Duran'ın. Duran'ın Bayburtlu Zihni'yi tanımadığını duymak istemedi. ben Zihni'yi iyi ne’de de bulunmuş ama Bayburt başka diyor!" varmış!" göz kırptı. bak!" nedense güneş görmezdi Gümüşhane. hayretle. hatırlıyorum?" . gömleğim kaldı!' ya da böyle bir şey! Bilir misiniz?" bilirim. "Bayburt'ta bulundunuz mu?" diye sordu. de get Bayburt. Bayburtlu?" "Hayır efendim. kaleyi. bir de türkülerini hatırlıyo- "Desenize iyi kavga ediyorsunuz?" doplu. De get Bayburt. Günay Hanım Bayburt'u biliyor. da!' diyecekti. Duran. Ro"Şafak. Yavru gitmiş. "Vardım ki yurdundan ayağ göçülmüş. Duran Bey. Kavakları. efendim. Şafak. o Gümüşhaneli. Ama. efendim!" dedi. ıssız kalmış otağı Camlar şikest olmuş. kargaları.) "Evet. dereyi." İtalikler başladı.

bir türkü bile bilmiyorsunuz!" hane-Bayburt çekişmesinin arkasına saklandığını hissetti.. Söylediği Gümüşhane Mavi yazma tez solar.liyle daha kentli. gelmedin aney. ama aksini kanıtlayacak kimse olmadığını biliyor olmem. her ha- Aralarında. aney. gelmedin. Duran. örtülü bir rekabet var gibiydi. Bari can verende gel! Hasta düştüm. türküsü de değildi. ne de sonra inandım. rekabetin. serzenişin yarattığı fırsatı kaçırmadı. aney. Şafak sallapati taşralıydı. Hasta düştüm. (Tülin olsa. "Küçücük dükkânın havası değişti birden! Ne oluyor. "Mavi yazma bağlama." diye italik'ledi. kimseye söylemezsin değil mi? "Söyle- ." diye başladı Şafak Özden. Günay. Kentliden yana olmak yakışık ti. Bahçeyi dolan da gel. aney. " Dalga dalga yükselen sesi güzelden çok içtendi. aney. Yüreğimi dağlama. malıydı. Şafak'la ittifak yaptı. aney. ama doğruydu!" dedi Günay. Gümüş- almazdı. Günay'ı da sırdaş etti. diye bakındım. "Halkçılıktan kurtulamadık git- Şafak Özden. "Almalar olanda gel. kardişim!" derdi!) "Aşkolsun!" "Siz de nasıl Bayburtluysanız. Günay. Yüreğimi dağlama! Mavi yazma tez dolar. Bari can verende gel!" Olanlara ne o zaman. "Ben sana bir türkü söyliyeyim???" "Lütfen!" "Ağlama yâr ağlama..

uyku ile uyuşukluk arasında dans eder artık. bir kanat darbesiyle terk ettiği "O anda. göğe özenen dağlardan. katranlaşır düşünce. bu meraklı meşaleyi bir üfleyişte söndürüverir.dağlardan sesleniyordu ve yeşil elma. Ne ki. yaşam sahanlığımı tehdit eden Büyük Yakafamla kendi gönlümle doldurmak zorunda olduğum kitaplar!' Kitaplar! lar'dan indi Atının terkisinde yabangülleri vardı. bilinç bir safradır. ölü-seviciler. atlı kadaş hatırına dolduran bu kötü giyimli. metruk kervansaraylar gibi boş kitaplar. uyarmaya çalıştı. gece- lerin dondurucu yalnızlığından. Çağrışımlar zikzak çizer boyuna. öylesine yürekten dayatan bir gerçeklikti ki. italik savunma başladı: "Ah. ah! Neydi bu gaflet. alkolün minnetle kabullendiği rehaveti. neydi?" diye. Sözcüklerin müziği biter. Hayat. Atlı nereye ben oraya. tarihimin sürgit taleplerinden bizar deli lan. Aklın sürekli isyanlarından yorgun düşen beden. tıraşlı taşralılardan. leş gibi yaşamak da yaşamaktır. şehirler. kendi Kitaplar! pencerelerime kadar yükselen. bilinçaltının ya da bilinçsizliğin uğultusu. hayatım?" . nereye ben oraya. bu geveze. Günay'cım. Tehlikeye düşen beden için. uğultu başlar. ortaklaşa bir koza ördüler. bu sahici insanlardan. sığınma talep etmek gibi çılgın bir düşünceye kapıldım!" rünsün!" "öteki" sesi. Cinnet. cıvıklaşır. bu şımarık. dışarda çiselemeye başlayan yağmur. Külçe gibi yaşamak. 'kadınlar. günlerin. Dilimde seslendirmediğim bir nakarat: Umut taşıyan adam Zigana- gönlüm. atlı nereye ben oraya! Duran'ın küçücük dükkânını ar- "Kalkın aradan dumanlı dağlar! Kalkın da dost elinin bahçe bağı gö- "Niye şaşırdın o kadar? 'Sen düşüncelerin bulutlaştığını bilir misin? Bulutlaşır. bedenin zaferidir!" "Ne dedin. deli bir kısrak gibi parladı birden! Ben-seviciler. tarçın ve kekik kokuyordu! Şafak Özden.

gir içeri!' Bir döşek atsa. assolist örneği. 'Hanım. lerini gölgelemesine asla izin veremezdi. Şeyda bülbül terk edeli bu ba"Şeyda bülbül" dediği kadınlığıydı. Günay'ın başından yağdırdı. genç ada"Günay dehr elinden her zaman ağlar. dünya o kadar bilirdim. Livaneli'nin yedi tepeli şehrinde bıraktığı konca gülü garip baktılar. Biliyorum. bemesini bile beceremem ben!" Özden'in o yollu tutumunu olağan bir tavır olarak duygudaşlıkla. Haklıydı. Günbegün. te- . o kadar çok ve kadar niteliklerden sadece bir tanesi olan kadın olma keyfiyeti" gündeme diğerlerinden soyutlanmış olarak geldiğinde ne yapacağını şaşırdığını iyi girişimine karşı" mutlak dokunulmazlığı vardı! Çünkü. onu "salt bu niteliğinin tanımlamasına." "Kadınlık bilgim yok ki. miz bir çarşaf serse. neş'e neş'eydi Şafak Özden! Güller getirdi. "her türlü aşnafişne büyük. pis ve o kadar özünde erkek şeyle boğuşuyordu ki. " "Ben ordan geçerken biri dese. Uzaklardan bir sarı sıcak pencere işmar etti. Sümbüller perişan güller kan ağlar. Çiçekler açan birisinin herkese ayrı bir özlem anımsattı. yazar Günay. Kadın Günay. kadın olarak algılanmaya. Pırıl pırıl. ğı!" Elindeki viski bardağını uzattı Şafak Özden. güller götürdü. Vardım ki bağ ağlar bağıban ağlar. "varlığını tanımlayan "Şafak'tan başka kimse böyle bir şeye cesaret edemezdi!" İnsanlar bir Hava karardı. "siyah bir gecelik giymasının nedeni de bu olmalıydı. ama muhatabı kendisi değilmiş gibi izlediğini sanGülleri yaprak etti. Günay'a göre.. Sol toplantılara hemen her zaman hâkim olan ortak hüznün kardeşliğe benzer görüntüsü sardı sarmaladı..mın kendi bardağını uzatıyor olmasının ima ettiği el koyma bildirisini kabul etti. ilişkinim!" derken de bir bakıma aynı şeyi söylüyordu. o kadar zengindi ki. tebessümle izledi. coşkusunu tıkamaya kıyamazdı. ama aldırmadı Rodoplu.

. yüceldiğini sananları. nispeten tenha bir bölmeyi aldı. Günay da. yüzüne çakılı gözlerin ta dibine baktı. Nec- la siz buraları kaldırın. pis. çiseleyen yağmura baktı. rayan ele baktı." dedi Şafak. önüne sürülen değerlerin hem içinde hem dışında yamet'i. Günay. ağır meşreplerle karşılaşma. geç oldu. "Nereye gidiyoruz?" aşk. yollarda olma saatini. öyle şey!" "Bırakmam. eve döndüğünde kendisini bekleyen boş girişti. felsefeci-yazar-öğretim üyesini.. hızla örgütlenmeye "Duran. Kalktı. Bostancı'da. Sedat sen bizim arabayı getir. malumatla zenginleştiğini. bakıp şamayı. toplumun bir duvarından bir duvarına sürüklenmeyi. "Ol- "Şafak Bey. sen Günay Hanım'ı götür. hatta tehdit sergileyen bakışla"Olmaz. acımasız saati düşündü." rını hayretle içselleştirdi. yani?" Dosdoğru yüzüne yöneltilmiş. Olmayacağını Günay'ın da bildiğini ima sayfaları düşündü. Duran Bey'i ismiyle çağıran garson. sigara kahve içmeyi. Örenleri. binlerce yalanı. SHP delegelerini ilk kez orada gördü. inanç. izin maz. Günay. Ressam Ahbinlerce oyunu. bakıp da şaşırmayı. Soğuk. insancıl değerler laflarını düşündü.istedi. mahzunlaşmasını yorgunluğuna verdi. Harman." dedi Şafak Özden. Bileğini saran küt parmaklara baktı. ediyordu. Mahzunlaştı. Şafak yine. iskeleye yakın. "Laf mı. da!" dedi. ben kalkayım. Bileğini kav- Kahredici yabancılaşmayı. tıklım tıklım. eşyalarla. hemen hiç kadın . anlayamamayı. binlerce maskeyi düşündü. Bileğini bıraktı." müşterisi olmayan bir yerdi. yukarı Mezopotamya’yı. "Harman’a. sevgi. dünyanın en aptal lafını duymuş gibi. tutku. dürüstlük. geriye.

on üç Partili. kardeşim. "Lütfettiler. benim yeni dükkânda imza günü yaptılar." dedi. beyazpeynir. Yoksa. Esmer. bizi mahvetti! Bizim orada Aleviler.. net bir sesle.. Lâz’ım diye." dedi. "TDK'ya karşıyım. dudaklarını örten bıyıkla- aynı sözleri söylemekten ve dinlemekten usanmış. bilmiyorlardı. Kimliğinin herkesin işine "İyi akşamlar. rakı göbekleri yaşlarıyla orantılı. 163 kalksın deyince. "Kadın olup. beyler. Adamlar bölücü. oranında mukabele ettiler. giysileri çoğunlukla lacivert ve sıkıcı. sayın yazarımız. dünya görüşüme uyarsa tutarım. Günay Rodoplu. Ama." "Efendim.. TDK'cılardan değilim. Devrimciliğe. ille Ali Topuz’u tutmam "Siz yazarsınız." dedi Rodoplu. Tamam mı? Ama. "Dildeki gericilik en çok sizi etkiliyor. soğumuş ve sert. yanındaki adam onun yanındakine. hem de entelektüel düzlemde algılanabilirdi. masada ezme. Delegeler." diye tanıştırdı Duran. Bir masa etrafında on üç kişiydiler. . Köy Enstitüsü me- Türk Dil Kurumu yerine kurulan kuruluşun ne denli tehlikeli bir irti"Ben. yanındaki. marul." ca olduğundan söz ediyordu. Masadakiler kentlilikleri "Şimdi. Yazar gibi yapan kadın ya da kadın gibi yapan yazar hem cinsen geldiğini fark etti Günay. Lâz’ım. sosyal demokratlığa yakışır mı?" zunu emekli öğretmenle zorunlu konuşmasını kesip.." dedi Pendikli avukat.rı ortalama iki santim. bütün gece mı lâzım? Bakarım. getirdik. on üç kadınsız erkektiler. Kimin nesiydi.Biz de bırakmadık. kadını değil ama yazarı tanıyormuş gibi yaptılar. kıvırtıyorlar. " "Estağfurullah!" ". asgari ikisinin saçları boyalı. yazardan bol ne vardı. tutmam! Bu bölgecilik işi." "Ben. hanım ha- nımcık oturmayı beceremediği için de" ekledi. Aldık. ortada karışık ızgara.

ızgara et ve kadınsız erkek dünyası gerçekliği "ne döndüğünü içi burkularak hissetti. değil mi?" Pendikli avukat. Günay. tepkisini anlamak ister gibi baktı. divan edebiyatından. "Yahu. bu gereksiz deklarasyonun sonuçlarının gerici bir yazarla bir- "Dikkat! On üç alarm durumu!" diye uyardı öteki sesi. halktan. Hiçbir işaret Masadaki gözler üzerine dikilmedi. "Hele sen de atla bir. değil mi?" yanı başında patladı. Rodoplu. dilin yabancı sözcüklerin boyunduruğundan kur- dilini anlamadıklarından. kendisi oturdu. Günay'a eğildi. lamaz kılan bir faciayı böylesine şevkle alkışlamamıştır!" dedi ve pişman tarılması gereğinden. Öte yandan. şündüğünde bu çıkışının aslında Şafak'a bir mesaj olduğunu anlayacaktı. bu nedenle dilin sadeleşmesi gereğinden. içelim! Günay Hanım. Şafak Özden rakı gelmedi.' gibisinden bir uyarıydı. Duran. sözü değiştirmeye davrandı. dükkândaki "mübarek" rehavetinin geçtiğini." Duran'ı yerinden kaldırdı. kitaplarını Gerici olmasa gerekti. "Haydi. Ama Cumhuriyet Kitap Kulübü imza günü düzenlemişti." dedi. halkın okumuşların "Dünyada bizden başka hiçbir ulus. rakı alırsınız.) şişesine uzandı. "Atatürk'ün mirası. hiç okumamıştı. Sözün nereye gideceğini biliyordu "Ben Atatürk'ü putlaştıranlardan da değilim. "çıplak neon.likte oldukları izlenimini vereceğinden ürktü. çakıldı adeta. arabayı park edecek bir yer bulamadık!" Şafak'ın davudi sesi "Affedeceksin. 'Kimi dansa kaldırdığını bil. aksi- . rakı. arabesk kaset. kuşakları birbirinin dilinden anPendikli avukatın. Burada ne aradığını hatırlamak ister gibi durakladı. Adam apaçık "çekin. (Sonradan dü- İçi güldü Günay'ın. Belki de öyleydi." diye başladı. işin ucunu bırakmak niyetinde değildi. oldu. ellerinizi!" mesajı veriyordu. gerçekliğe. yine de.

yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti. bağımsızlığını ve özgürlüğünü sürdürmesi sorunudur.nin halkçı ve tabii. ağır ağır. "Şimdi siz ne diyorsunuz. Bülent Ecevit'i neredeyse satır satır tekrarlıyordu. biliyor musunuz?" dedi Günay. onu yoksullaştırıp kısırlaştırmaktır. Öyle oldu. Eğer Türk halkı bunları sürdürmeye kararlıysa ki kararlıdır. bitirdiğinde kadından yana muzaffer "Padişahlar iktidarlarının sınırsız olmasını istedikleri için Türkleri . kaçacaklardı! Avukat Bey'in hiç tanımadığı birisini Türk'ü küçümseyen tutucu Türk aydını ilân etmekten kaçınmıyor olmasının ardında yatan aptalca önyargı dayanılır gibi değildi. Oysa. bazı Osmanlı özenticilerinin gücü yetmeyecektir. Ne gariptir ki. etkisiz kılma yoluna gittiler. Atatürk devrimiyle ve cumhuriyetle kavuştuğu özsaygısını ve özgüvenini." bir bakış fırlattı Avukat Bey. kendilerini milliyetçi saysalar da bilinçaltlarında Türk'ü. temelde. yüzyıllarca kendi dinini kendi dilinde ve kendi dilinin kutsal kitabından öğrenememiş. 1930'da. sükûtun ikrardan geldiğini sanacaklar konuşacak. dolayısıyla bağımsızlığımızı korumanın bir gereğidir. her zamanki ikilem olduğunu düşünüyordu: Susacak. felsefenin her kolunda en ince ayrımları anlatıcı terimleri kolaylıkla üretebilen bir dildir. özlettikçe zenginleşen. Noktasız virgülsüz bir nutuktu. her türlü engellemeye karşı Türkçe yaşayacak demektir. 'Ülkesini. ulusal kimliğini. toplumcu ve sosyal demokrat dünya görüşüne ters düşeceğinden bahsedeceğini biliyordu. Herhalde. Osmanlının gördüğü gibi hor gören kimi tutucu Türk aydınlarına göre Türkçe'yi özleştirmek. Rodoplu. ulusal kimliğimizi. Avukat Bey. Kısacası sorun. Şimdi de Türkçe'yi kurtarmak. altı yüzyıllık Osmanlı saltanatının yok edemediği Türkçe'yi yok etmeye. Atatürk. tüm tersine Türkçe. çünkü özleştikçe olanakları daha iyi değerlendirilebilen ve her bilim dalında. katı din kurallarına göre yönetilen Osmanlı Türk halkı. Arapça kelimeler kullanmak zorunda bırakılmıştır. ikilemin. dilini de yabancı boyunduruğundan kurtarmalıdır' diyordu. Osmanlı koşullandırılmasından kurtulamayan. Türk halkının.

" bıraktı. 21 Ağustos 1565'te. Batı dillerinden alınmadır. Aynı şey. kendisi olabilirdi. 21 Temyum? Hangi birini düzelteyim. Göz ucuyla Şafak'a baktı. 1565 değil. Arapça değil. Ezilen halk çocuğunu oynadığını görüyordu Rodoplu. bir konuşmayalım!" yine arkadaşlarına baktı. 21 Ağustos değil. "Hiç konuşmayalım mı. kardeşim. yanlılektüel köprü. Rodoplu. Türkçe. Gü- Çünkü. yani?" Önce bir durakladı. Arapça değil. muhatabı da. Nice değil. "Evet. vallahi bence hiçbir mahzuru "Hep sizler konuşun. örnek: namaz. 1543. sonra da. hain mefhumlara karşı çıkmak zorundayız. heh!" zoraki güldü adam. genç adam gözlerini önündeki tabaktan ayırmamakta kararlı gibiydi. biz İslâmiyet'i Araplardan değil. "Eh. Türkçe'ye girmiş dini terimler.çıktı. tir. ezilen halk çocuğunu oynadığını ve birilerine yatırım yaptığını. Öfkenin kaynağı da. Farsçadır. Önce kafalardaki keşmekeşi şı düzeltmekten sorumluydu. Marsilya. türetilmiş değil. nay. metafizik birer orospu olup çıkan kaypak. sustu. üretilmiş- mukassem' ya da 'dilemme'in karşılığı olarak sunulan 'ikilem' kelimesi . 'tem' hecesi. onun da öfkelendiğini sezinledi. Rodoplu'nun dilinin ucuna geldi. ama görev. Barbaros Hayrettin. "Heh." Ev sahiplerini mahcup etmek pahasına da olsa. Örnek: Arapça kökenli 'usul' kelimesinin yerine geçen 'yöntem' kelimesinin 'yön' hecesi. görevdir. Örnek: peygamber. Bilmem anlatabiliyor mu- yok!" diyecekken. Mesele ondan ibarettir. Farsça'dır. Bir boyunduruk başkası ile değiştirilmiştir. 'Turgut Reis.' Turgut Reis değil. ne diyeyim size?" arkadaşlarına baktı. Türkçe'de böyle bir sonek yoktur. Daha da kötüsü. İranlılardan öğrendik. Fransızca 'systeme' kelimesinin 'tem'idir. Nice'te karaya muz. 'kıyası İkincisi. "Bakın." diye başladı. 'öz' denilen Türkçe'de kelimeler. "ve atılmadık ve ne cinsel ne de ente"Bir kere. "Siz diyorsunuz ki. yani bağımsızlık söz konusu değildir. heh. dağıtmaya.

'Sekizgenin 'gen'i 'octagon'un TDK'da bir tek filolog. kalsın mı Masadakilerin gözlerini kendisinden ve birbirlerinden kaçırdıkları- beni ilzam etmiyor'u oynuyorlardı. bilemedi. kadını endişeyle süzen Sedat. Kirlenmişlik duygusu tüm hışmıyla indi yine. Çok teşekkür ederiz. efendim. abi. Bunun böyle olması da doğaldır. onun da sarhoş olduğunu gördü! Duran.için de geçerlidir: ilk hece Türkçe. çünkü şu kadar yıllık hayatında tur. bir o yana bir bu yana bakmaya başladıklarının farkındaydı. "Koca bebekler". Rodoplu. sizi evinize ben bırakacağım. . rahatlatmaya çalıştı. "Günay Hânım. Farsça olduğu mu. Sağolun. Fransızca 'ecole'ün bozulmuşudur. şaşkınlığını fark etti. "Ben bırakacağım! Sedat! Oğlum neredesin? Arabayı getir!" gitsin mi." dedi. bir tek Türkolog da yok"O sizin yorumunuz!" dedi Pendikli avukat. Ne sarı sıcak pencere. 'bu sözler bana değil. yarattığı kavram kargaşası ile Türk fikir hayatını tarumar etmekten başka bir işe yaramamıştır. 'Üstüvane' yerine kullandığımız 'silindir' Batı dillerinin 'cylinder'idir. Kendisi değil." "Ben teşekkür ederim. 'Mektep' kelimesinin yerini alan 'okul' kelimesi. istemeye başladılar." "Tamam. yorum? Silindir kelimesinin 'cylinder' olduğu mu? Yapmayın. TDK. Neticeyi kelam. dilbilimci çalışmadığı gibi. Allah aşkınıza! Buna yorum değil. 'Umumi' 'gon'udur. bilgi derler!" nın. "Hangisi? Peygamber kelimesinin Arapça değil. yanındaki arkadaşı azarlanan çocuklar gibi. İkincisi Fransızca. Şafak'a döndüğünde. birer ikişer müsaade ne temiz döşek bıraktı. İngilizcedir. "İyi akşamlar efendim. Duran." "Ne yorumu?" diye patladı Günay. pişkin." "Hayır!" diye araya girdi Şafak. kelimesinin yerini alan 'genel'. dili dolaşıyordu. "merak etmeyin" mesajı yolladı.

kız?" Şafak'ın kor gibi yanan kocaman bedenine sığamayan coşkusunda insanın içine işleyen.. değel mi? Değel mi. Sonra aniden türküye kırıldı. işine bakmayı diledi. yıldızlar mı. "Geçirdik. aney. Günay. Şafak. Gönlü olsun istedi. Neyi kutladığını çok sonra anlayacaktı. Sedat'ın panikleyen gözlerini aynadan yakaladı. Bahçeyi dolan da gel. bari can verende gel!" şeyler" tebessümü gönderdi. di. Sedat. gençliğim mi daha uzak? Pahalı ama çok bakımsız arabanın içindeki boş şarap şişeleri bir o Günay'ı kapsamaya başlayan beyhudelik duygusunu anlatıyor gibiy"Sedat. başına dikti." dedi Sedat. Birden neşelendi. Kaseti yuvasına itti. Bari can verende gel." "O arkadaşına fazla sert davrandım galiba. nasıl geçirdik. rikkat uyandıran hâleler olduğuydu.yana bir bu yana yuvarlanıyordu. bu kadın. tekrarladı. O an için bütün bildiği. Bu kadına âşık oldum. "Evet. ama?!" "Öyle oldu. abi. yol üstündeki bir büfeye çekti. bir şişe daha aldı. . "sıkılma olur böyle "Boşşş ver! iyi ettin! Hıyar ağası! Kiminle konuştuğunu bilseydi!" de- Gözlerini Günay'ın gözlerine dikti. bak! Ben âşık oldum. hasta düştüm gelmedin. Günay'a sarıldı. bak. bu kadın var ya. di. Türkiye'nin en iyi yazarı!" de"Sedat. Bir an önce eve gitmeyi.. konuyu değiştirmeye çalıştı Rodoplu. di Şafak. abi." "Almalar olanda gel aney." Memleket mi. Hasta düştüm gelmedin aney. "Bari can verende gel!" "Sedat.

sesi." Beraber mutfağa geldi. yolu tarif etmeye koyuldu. Günay eğildi. uzandı. "He. Yaşamsal bir gereksinimmiş gibi sarıldı. sıkıntıdan al bastı Günay'ı. "Kadınım!" "Seni istiyorum. suyun kaynamasını bekleyemedi. Sırtını dikleşEtiler sapağı imdada yetişti. oğlum. ağabey!" diye uyardı. ya!" Sedat duymamış olamazdı. Şafak'ın. kucağında tutkuyla sarsılan güçlü bedene ne kadar yakıştığını düşünüyordu. genç adamın ayakta duracak hali kalmamıştı. durdu. "Şimdi! Şimdi! Şimdi!" orası da!" Günay. sa ellerinin altından kayacakmış gibi Günay'ın yanından ayrılmıyordu. "Sedat. ('Fırtınaya ilahi' dediği. Gözden bir an için olsun uzaklaşmasına razı değilmiş gibi. Rodoplu’nun öteki . "Sözcüklerin orgazmı ya da Fırtınaya ilahi!" dedi. fırtına! Tohum saçıyor toprağa. "Yap!" "Sana bir kahve yapayım mı?" Kapıya geldiklerinde. şimdi. uyumaya sayıklıyordu." dedi Şafak. Gözleri kor kor. elini boynuna yerleştirdi. dizlerinin üzerine çöktü. "Şuraya bak! Burası da İstanbul. Şafak. bizim "Seni istiyorum!" diye fısıldadı. yarı uyanık.Gözlerinde deli pırıltılar. boynundaki elden kurtuldu. yine de ayrılmamak. şimdi!" diye yarı uykulu. Birden gözlerini açtı. Rig Vedalardan bir duaydı. Sedat.. Gözleri ışıdı. "Gidelim. başını tabureye ilişen Günay'ın kucağına gömdü. "Böğüren bir boğa. Şimdi.) Günay. Şafak'ın elini sımsıkı tutan elini teselli eder gibi okşadı. uzaklaşır"Ben kahve içeceğim. tirdi. biraz daha beraber olabilmek için çare arıyordu.

"Eeeeh!" kızdı. "insanın kendisini kadın hissetmesi "Sadece adam gibi bir adam istiyor. Günay Rodoplu. tohumunu serp! "Öyle. Dağlar vadileşsin." dedi. "İşte. Ufuklardan." dedim. tanışıyorsunuz?" "Yine elin yanacak!" diye uyardı. ki şimdi! Öyle de güzel uyuyor ki!" canım." kaçacak gibi değildi. öteki sesine. . gürle. ufuklara kanatlan. Günay. Günay.Kamçısı rüzgâr. fırtına!" durdu. öteki sesi. öteki sesi yine. dağlar vadileşsin Boşan." dedi. öteki sesine. gevşiyor. "Uyandırmaya kıyamam "Söylemedin deme!" dedi. böyle. Günay Rodoplu. Böğür. sık saçlarını şefkatle okşamaya Ama mırıl mırıl mırıldanıyor. Girişteki küçük aynada parlayan yüzünün sakin güzelliği dikkatinden "Tülin haklı. yerleşiyordu genç "İyi de. İfritleri önüne katar. Şafak. "Ben de kadınım. biraz kahve iç. "Haydi. çok güzeldi! pek bir şey istemiyor. tohumunu serp. adam. "Yıllardır tanışıyoruz. Vadiler dağlaşsın. Evde yengesi bekliyordu. geriniyor. gürle. Böğür." Sedat'ın gözleriyle uyandı. Elini." "Yok canım.. "Siz çoktan mı. "Ne düşünüyorsun?" "Duyduğum en pespaye hikâye. vadiler dağlaşsınmış! Pehhh!" Alay ediyordu." dedi. hiçbir şey istemiyor!" dedi. Gerçekten. da!" Çekmedi elini. ne isteyecek." dedi Günay. öteki sesi. erkeğin başının üstüne koydu. Arabası sular.

likle karşıladım. Öyle. "Ya?!" Elleri titremeye başladı." . öylemi?" italik’ini ita"Dost acı söyler. "Dost acı söyler.

"Batan bir gemideyim ve kıyılardan imdat Kendisine karşı ne kadar acımasız olabildiğini bildiğim halde Şafak'ın kucağındaki başının çok güzel bir baş olduğuna inanmalıy- hatırlarsınız. lineer aşamalı . benim!" demişti!. malıydım. "duyduğum en pespaye hikâye" cümlesini hatırladığımda ilik- lerime kadar ürperiyorum. hep sevmiş olduğuna inanmalı.yapmadım! Uyarmış olduğu halde. Etmeseydim bugün belki de yaşıyor olacaktı. Günay'ı sevdiğine. . o cümleyle ihanet ettim. Ben. Yapmadım! dım. Şiran'ın romanının notları arasında. Günay Rodoplu'ya o gün. "Ben seni düzerken aslında limitleri. metropolün makro formunu.VIII Bugün. onu da inandıristeyen Şafak değil. polimetreyi.

Gündemi değiştirmek ihtiyacını o da duymuş olmalı ki. ondan mı. nasıl geçti?" diye sordum. o malum lafı ediverdim. "İnanmayacaksın!" dedi ve anlattı. neden öyle düşündüğümü de sormadı. ülkenin hali pürmelalinin nedenini Batıya mal etmenin kolaycılık olduğunu düşününekrofilya seferi.. Anlattığına pişman olduğunu belli etmek iste- yorum ama birden kendimi nekrofilya tartışırken buldum. ölü-sevici. "elemanları birebir eşleşen biyofilik kümelerin kuvvetini sarf ederek biyofilya yolunda "cihat" çağrısının dibine inmeyi istiyordum! Önceki gün. "hesaplaşmak" amacıyla gittim. emrinde" kaldım. "Ne yaptın. imza gününde olduğunu biliyordum. malla ve canla. sizlerin de bana. Sonuna Dondu kaldı. Sadist. Bildiğim hâlâ varsa. pırıl pırıl bir Günay açtı kapıyı. Bilgi ve inançla.. onu Arnavutköy'de bırakıp gittikten sonra bir on gün kadar görüşmedik. karşıda. Günay'ın demesiyle. "Duyduğum en pespaye hikâye!" Neşesinin bana acı verdiğinin farkında değilmiş gibi anlattı. O süre içinde ben Dergâh'ta." diyordu. Sadizmin bize Batı'dan bulaştığını söyleyip beni çileden çıkardığı "Kaktüs Ağacı'ında dediği gibi (o şiirini bu kitabın arkasına eklemeyi sabah. güzelim. haklı olarak. uzun bir konuşma oldu. Onu da görmüştüm. nekrofil bir toplum haline yordum. kıskançlığımdan mı bilemiyorum. özlemin ötesinde bir nedenle. "Ölü- . sözle ve eylemle. bütün Sıkılmış olacağını düşünürken.organik dokuyu düzüyorum!" diye Şafak’a söylettiği bir cümle vardı. güçlü olmak medi. yapmadım? Yoksa. Rodoplu'ya. Nasıl yaptığını hatırlayamı- "Ölü-seviciliğini güç tutkusundan ayrı düşünemezsin. o da kendimi ömrümün sonuna kadar affetmeyeceğim. "Neye yarar?" diyeceğiniz.yapmadım! unutmamalıyım!) o sıralar "özgürlüğümle meşguldüm" de. sevici ancak kendisini güçlü hissederse tatmin olur. "ruhumun geldiğimiz hükmünü henüz sindirmiş değildim! İkincisi. Üçüncüsü de. geldiğinde. Öncelikle.

Güçlü bir gazetenin güçlü bir yazarı. otomobiline kadınına gösterdiğinden daha fazla ilgi gösterir. Türk'ün. O hale geldi ki.hayranlık diye bak. Öbür yanı. yani teknolojiye "Evet. sallanmayı bırakır mısın. lütfen?" "Pardon. diğerini azdırır. günümüz insanının. Anlatabiliyor muyum?" ye alma. tapan güce tapandır. Ev kadınlarının alet düşkünlüklerini düşün. Güç ile teknoloji arasındaki bağlantı nekrofilik bir bağlantıdır. Ürünlere tapınma diye. Kadınına bir dal götürmeyi akıl tutan. işleyen bir düzenlemeye -işlevi ne olursa Şimdi. gücün teknoloji ile örtüşmesiydi. otomobiline vazo takıyor. teknolojiye de tapacaktır ve de tersi.zorundadır. uçan bir süper otomobildi. 'aziz' aynı ilgiyi göstermiyor. TRT'nin 'Kit' isimli dizisini hatırlar mısın? Türkiye'nin en sevilen dizilerinden birisiydi. Ama. Bu düşkünlüğün nedeni o aletlere duyulan gereksinim değil -neticeden. ilgisi artık doğanın ve yaşayanların üstünde değil. Bu işin bir yanıydı. konuşan. yaşamayan. Kit. cilalayan. Motordaki en ufak bir arızayı anlamaya çalışırken. güçlü generali. hele de çalışmayan kadının 'akıllı fırın' ihtiya- . araba vapuru batacak olsa. sevecen isimler takan. mekanik olan. Güç. "Güç'e tapan. Biri. kendi elleriyle yıkayan. Otomobilinden gurur duyan. ülkenin güçlü işadamı. Kit'in kurtarılması miçonun kurtarılmasından daha önemli olurdu." teknoloji ile doğru orantıda artıyordu. Şöyle söyleyeyim. teknolojiye tapınma meselesinin sadece silahlara tapınma di- olsun. daha şefkatli davranır oldu. kadının gözündeki gölgeyi görmüyor bile. Okul aile birliği toplantısına gitmez ama tamirdayanılmaz olabiliyor. insan-yapısı nesneler üzerinde yoğunlaştı. Bu otomobilin simgelediği 'güç'ün öyle bir albenisi vardır ki. sıradan bir insanın hayatı ile kıyaslandığında daha değerliydi. çocuğuna haneye gider. İnsanımız. Sürücü ikinci plândaydı. Mesele şu. mahallenin güçlü hırtı. kadınsız hayattan daha etmezken. otomobilsiz hayat. artık iş o hale geldi ki.

" rupa ve Kuzey Amerika uygarlıklarının birbirlerine çok benzedikleri. ortaya noğlunu tanımlayan yaradılış özelliklerinden birisi olduğunu düşünmeye yatkınsın. nin gibi düşünenler çoğunlukta. insanın makine tarafından ikame edilebilir bir konuma indir- genmeye başladığı aşama. kuşkuların diyelim. insanın makineye maşıklaşan bir düzenleme. güçlü olmak tutkusunu evrensel bir miras. "dedi. insanoğlunun o gün bugün değişmediği saptanmıştı. insanoğlunun nekrofilik eğiliminin izinin.. megamachine denilen yapılaşmaya duyulan hayranlıktı. demeyeyim de. devlet.. bir düzenlemedir. Hangi kültürün ürünü olursa olsun. Nitekim öyle oldu. yani muazzamlar'. Seyıl öncesinin Mısır ve Mezopotamya uygarlıklarına kadar sürülebildiğini Rodoplu. hizmet eder hale geldiği aşama. Bu anlamda. Megamachine. En önemli ortak özel"Evet. bundan beş bin söylüyordu. Günay. Makine nihayet işçi sendikaları gibi bireyi her an ikame edilebilir kılan düzenlemeler de lım Çağı'na girildi. adeta kader olarak görüyorsun. güçlendikçe daha da kar- birer 'megamachine'dirler.cından bahsedilemez. Sen." "Şimdi. nekrofilik eğilimin Batılılara özgü bir nitelik değil de insaBu noktada. Makinenin insana değil. malla ilgilidir diye düşündüğün için. falan. Kadim Mısır ve Mezopotamya uygarlıkları ile günümüz Avlik de. "Mekanik araçların insani işlev ve "Yani. Geçen gün Suat’la konuştuğumuz şeyler. Megamachineler ya da 'colossi. " en doğru kelimeleri bulmak ister gibi duraladı. çıkıyor. siyasi partiler. "Büyük Makine?" "Yani?" amaçlardan koptuğu aşama. Şöyle de düşünebilirsin." yaşayandan çok yaşamayanla. 'Buna- . insanoğlu yaradılışı icabı. insani işlev ve amaçlarından koparlar.o aletlere sahip olmanın verdiğini düşündükleri 'güç'tür. senin itirazın. Öyle değil mi? Büyüdükçe. iş dünyası.

yasaların sayısının ve dolayısıyla." diye başladığını hatırladım. ve eğreltiotlarından ayırdık. aynı zamanda kitazam') Asimov'un galaksi imparatorluklarını yöneten Colossus'un." "Mekanik araçların insani işlev ve amaçlarından kopması. uzaydaki yaşamı düzenleyen Co- lossus adlı bilgisayarından bahsediyordu.' dedik. Türkçe karşılığı 'muaz- kelamı gibi belletilir. megamachine ideolojisinin uzay çağındaki -yazar. ('Colossus'. bireyin leşmesi." (Şiran'ın romanına. tutumluluğun erdemi gibi." diye sürdürdü.. kralların tanrıların yeryüzündeki gölgeleri olüreterek erişebilineceği gibi. kuralların. "Samanyolu galaksisinin güneş sistemi'Anamızdan çocuk yapmayız. toplumda bilirgin ve dogmatik bir düzenin yerleştirilmesi. Yüreğim burkulmeyen faaliyetler aşağılanır. 'Galaksi Çağı' diyordufaaliyetlerinin sistematikleştirilmesi şarttır. 'deneBilimkurgu yazarı Isaac Asimov'un. kalıba girmeyen. refah toplumuna ancak çok nulmazlığı gibi. 'Zayıf kollanmalıdır' dedik. etkisiztimin' artması demektir. menşeleri sorgulanmayan 'doğrular' Allah "Tabii. aynı anda iguanalardan ve Asimov'dan bahsedebilir. özel mülkiyetin dokudukları gibi.) basit bir gazete haberinde Tevrat'ın izlerini görebilirdi. 'Büyük Makine'nin teklememesi için insanoğlunun bağımsız bın da adıydı . çakallardan ayrı durduk. Muhalefet asgariye in"Megamachine'le örtüşmeyen. toplum dışı bırakılır.'Büyük Makine'nin her an ikame edilir bir parçası haline gelmesi. örneğin. türümüzü kedilerden ve iguanalardan nin kokuşan bir gezegeni olan dünyada insanoğlunu insanoğlu bir an. Orwell." tışmasız 'doğruların... megamachine'in ne pahasına olursa olsun teklememesi gerekliliği gibi.Latince 'colossi' kelimesinin tekili. du. su kaplumbağalarından.." "Zamandan münezzeh'ti sanki bu kadın! Günay Rodoplu. Asimov. "Esasen bunların hepsi uydurma. Örneğin. sistematikleştirile- . tar"Hayvan Çiftliği. "insan düşüncesi kabul gören bir kalıba dökülür. izdüşümü olduğunu anlattı.

Öyle mi?" lumun habercisidir. Nitekim. ansiklopedinin ölü-seviciliği ile bir bağlantısı var. her ikisi de nekrofilik. Batı'nın kültürünün izini sürdüğü en eski uygarlığa. Gözleri ışıdı birden. öyle değil mi?" Yine cevap vermedi. zehirlenmiş topraklardır. Değil mi? Onu demek istiyorsun." "Viva la Muerte!" "Evet. pedilerini kurarlar." Bağlantıyı nasıl kurdum bilmiyordum. Bu kadim imparatorluklar. ediyordu onu. Fransızlar içindir. Fira"Hitler gençliği gibi. yumuşacık baktı. artan bir enerjiyle.dirilir. Bir Fransız ansiklopedisi. 'Kitle kültürü' denilen kabullenilmiş doğrular bütünü'. Yani. Türk Ansiklopedisi yok. Günay. ölü-seviciliğinin beş bin yıllık sembolleridirler. Tanrısal bir führere ve onun doğrularına tapın- mak." "Hitler gençliği gibi!" Ehramlara taş taşıyanların köle olup olmadıklarını bile bilmiyoruz. ridir. "Neden dersin?" reklendirdi. Bri"Bizim ansiklopedimiz yok. İngilizlerin doğrularını perçinlemeye yarar. yerle bir edilmiş köyler. Frekansına girebilmiş olmam mutlu "Çünkü. "Büyük Makine ideolojisinin bilinen en eski sembolü Mısır piramitle- Mısır medeniyetine ilişkin bilgilerimizin tümü 'ölülere' ilişkin bilgilerdir.. Bugün.. Uçuk bir bağlantıydı ama yüCevap yerine. günümüzün 'uygar' sadizminin pro- . Bağlantıyı görüyorsun." diye sürdürdü. 'teknik be- ceri'sinin bir numaralı kanıtı. vunların ateşli müritleri de olabilirlerdi. aynı bölgede Asurların ve onları takip eden her yayılmacı imparatorluğun. 'Galaksi ta tutacak 'doğruları'nı. ansiklopedinin varlığı 'malumatı' sistematikleştirilmiş top"Çünkü. "Bu piramitlerde. Kendi ansiklopedilerini. 'ansiklotannica. yani kendi kültürlerini ayakAnsiklopedisi'de Heliconluların. mumyalanmış cesetler yaşarlar". " Gülmüyordu.

Yahudi. şimdi. eğmekle Rab Yahova'ya boyun eğmek özde aynı ruh halini. Yahudi geleneği.inandırılmıştır. neden böyle. kaderini bunları yeryüzünde çile çekmeye mahkûm etmiştir. bir kitle kültürü dayatır.seviciliğidir. Bu malum. Batı medeni-abartmıyorum. tirdiğini. özgür iradesini bireyselliğini yok etme yolunda kullanmakla yükümlüdür. "Bak. Rab Yahova da. Sandinist Nikaragua hükümetinin benzer bir fişleme sistemi geliştirmek için İsveç'ten yardım istediğini biliyor musun?" Bilmiyordum. Avrupa-Amerikan medeniyetinin öteki adı ölüSihirli bir cümleydi sanki! Beni olağanüstü rahatsız etti. 'faşist' olarak tanımlanmasını nasıl kabul edebilirim ki!? Ne ki. Avrupa ülkelerinin." totipini teşkil ederler. "Batı medeniyetini oluştu- yetine bireyi hiçe indirgeyen. İkinci Dünya Savayatar. insanın özgür olup olmaması değil." diye sürdürdü. faşizmdir. Şöyle ki. Mesele. belirgin ve bağımsız bir varlık olan 'doğal hali'ni yok etmesi istenir. Bu bağlamda. 'bilgi' ağacından elma yediler diye şı'nda. dıkları kelimeler bunlardır. Megamachine ideolojisinin en mükemmel uygulamalarından biri- kullan- . Yendiğimi sandığım yabancılaşmanın geri geldiğini hissediyordum. bu defa sabırlıydı. İkincisi Yunan-Roma. mesela. dev bilgisayar 'colossus'a boyun kime teslim edeceği meselesi olarak algılanır. Yahudi-Hıristiyan geleneği. bedenini 'Kâinatın Sahibi' ile birleşmek rip. aynı insan görüşünü yansıtır. birinci kaynak. bu anlayış sidir." "Evet?" "Şimdi bak. Almanlara kuzu gibi boyun eğmelerinin ardında da. üzere terk etmenin hasreti ile kavrulduğuna ruhunun bedeninden ayrılmak. bir İsveç'in. Günay. Rab Yahova'nın kendilerine çizdiği kader doğrultusunda yürümek zorundadırlar. Yahudi'den bunu gerçekleştiYani. tabii! "İsveç'in vatandaş fişlemede dünyanın bir numaralı sistemini geliş- ran iki ana kaynaktan birincisi Yahudi-Hıristiyan.

Zeus'un ateşini çalan Promete hikâyesinhıdır. İsa'nın ve havarisi Petrus'un Hristiyanlığı Yahudiliktir. Mitolojiyi hatırsız. putperest Orfik dini hâkimdir. Etti mi üç? bu bir. kurtaracağına. Yani. günahlarının kefaretini ödemek için hayvan kurban etmek âdeti de. Bunun ima ettiği kabulleri anlıyorsun. diğer taraftan Stoacılar. ölümsüzleştireceğine inanan bir din. insanların. kendilerinden bağımiçin ellerinden geleni yaparlar.en büyük günah. onu ona katar. Hıristiyanlık Yahudi havralarında öğretilir. ğerini yer ya. ilahiyat oluşturur. ğı için günahkâr. 'ben bilinci’ne erişmesine. di'yi görürüz. İsa Peygamber. sonradan tekrar dirildiğine ve gerektiği gibi iman edildiği takdirde. Yunan- elinden kurtarabilmek. bilerek isteyerek kötü olan bir şeydir. kaderini tanrıların lıktır. bedeni kötülüklerin kaynağı olarak lanetlemeyi sürdürmektedirler. bu iki. Kendi kitabı yoktur. bu ilahiyat tutar. tapındıkları ilahın onları kurtarmak için öldüğüne.Roma dünyasının insan görüşüne göre. İnsanların nahını devraldığını. Bir taraftan Eflatuncular. her gece bir akbaba gelir ci- izleyen yetmiş yıl süreyle. Dahası da var: Paulus. insanoğlu. özgür olmasına. Tarsuslu Paulus EfenŞimdi. yasak meyveyi yemek suretiyle Tanrıya başkaldırdı- . İsa'nın ölümünden on yıl sonra doğan. hem Yunanlı putperestler hem de Yahudiler arasında yaygındır. Tarsus'ta. Tanrı'nın lanetinden ancak Tanrı'nın Oğlu'nu affettirerek kurtulabileceğini' söyleyen bir ussal düzenleme. Tanrıların dünyası ile sürgit bir çatışma içindedir. tabiat üstünde egemenlik kurmak günaBu da. bağımsızlığını kazanabilmek için çırpınan bir var- la: Tanrılar. 'bir kadından doğan her erkeğin Âdem'in gü- Hıristiyan insanı da. olur Hıristiyanlık. böyle mi? Gelir. kendilerini ölüler diyarının mabudu Hades'ten ya da Pluto'dan. Sonra. tabiatüstünde egemenlik kurmasına engel olmak Dönelim Akdeniz'in kuzey kıyılarında yaşayan dostlarımıza. Ölümünü de olduğu gibi -hani bir kayaya bağlanır da. Zemin zaten müsaittir.

tabii! Sana bir kanava vermeye çalışıyorum. Jus utendi et abutendi ilke- . Yaşamanın anlamı.teslim Günahın kaynağı. gözleri- hepsi bu. On dokuzuncu melidir. Ölüm aradaki bir aşamadan ibarettir. Romanın örgütlenme biçimini benimolur. biliyor musun? Baba! Baba'nın karısı ve çocukları yüzyılın kavgasını hatırla! Nietzsche'yi hatırla. Mülkiyet hakkı. oluşturur.etmeye bir türlü yanaşmıyor olmasıdır. Attis. bu 'doğru'. kutsal ve sonsuz olan Tanrı'dır ve insanoğlu ne yaparsa Tanrı'dır. Promete gibi o da tanrısı ile aşık deyişle asli Megamachine’in ikame edilebilir bir parçası olduğunu. his utendi et abutendi. Hıristiyanlık. Aklına güvenir. si. Avrupa-Amerika medeniyetinin dünya görüşünün temelini Tanrıyı da kullanmış. kendi aklı değil. Mal sahibine malı üzerinde gerçek bir Tanrısal hak tanır. Yani. Peki. ölü olana yöneliş. Nekrofilik bağlantılar "Çok kaba anlatıyorum. yapsın. Osiris. İsa'nın kişiliğinden hız alır. İnsanoğlu. 'yaşamanın anlamı yok' diye yaşamak olur. Yarı-Romalı olma aşaması çok önemli. Yahudilerin telkinlerinden kaynaklanır. sonuçta 'Tanrı' için bile geçerli olabilmiştir! Batılı. onu yargılayacak olan. ser. bu idari miras üzerine muzaffer bir kilise kurar. insanoğlunun 'sıradan bir yaratık' olduğunu -bir başka atmaya kalkışmaktadır. açık. Dionysos gibi Akdeniz havzası tanrılarının dirilişleri ve ölümsüzlük vaatlerine duyulan inanç sayesinde güçlenir. Roma Kodunun. Roma ile perçinlendiğine işaret eder. değil mi? İşte bu söylem. değil mi?" "Çok basitmiş gibi anlatıyorsun!" Ölümsüzlük adı altında ölüme. yarı Romalı rofilik eğilimin. akıl denilen şey. tükenmiş olduğunu düşünmüştür. putperest Roma hukukunu hatırla. bir başka ölümlü değil. bir başka ölümlü üzerinde odaklaşmaktansa. Hal böyle olunca yaşayandan. yaşamayana dönülmesi kaçınılni ölümlüden sonraki sonsuzluğa çevirir. Napolyon yasalarının ve günümüz kapitalizminin te'mal sahibi' kimdir. Oysa. Paulus'un ilahiyatıyla biçimlenir. çünkü Mısır'la başlayan nekŞimdi. O kadar ki. mazdır. 'kullanmak ve tüketmek' hakkıdır. Paulus'un tanımına göre.

hızla duğu anlayışı. "Son tahlilde. dersin? Bizim anlamamız.üzerinde yaşatma. yeridir. Koca herhangi bir suçtan sanık karısını yargılama görevini de infazı da üstlenir. Neyse. bu kültürün ürünleridir. Ak- Şaman kökenli Asyalıya ne oluyor. Feminist olsalar yeridir. 'Vakıf ne yapardı. nay. diyorsun? Öyle değil mi? Geçen akşam onu "Yooo. Yahudi-Yunan-Roma geleneğine komşu. Ama." dedi. bu kültürün yansımalarıdır. insanlarla uğraşmaya vakit yok. "Ben. şarap mahzeninin anahtarını çalmak bile ölüme mahkûm edilmek için yeterlidir. bizimkine değil. Gü- deniz havzası medeniyetinin parçası onlar. Buna 'mancipium' derler. İnsanı ye. YahudiHıristiyan geleneği kendisini gökyüzünde tekrarlamıştır! Tanrısı. he- şılan. Kısaca özetlersek. Şimdi akıl "Neden. dünyevi geleneğinin izdüşümüdür. pimizin 'hayati' çıkarları çocukları 'çocuksu' bırakmakta birleşiyor anla- bu kültüre uygun düşerler." . ona sonra döneriz. talep etme"Evet! Tapmak için yarattıkları tanrılar da. Ben. ben nereden bilirim? Tabii. çalışmaya. diyorum. karıştırmayayım. Bak." diyordun!" "Arap şairlere ne oluyor. bizde doğru dürüst bir dinler tarihi. bizimki değil!" Koyun olan biz değiliz. "Daha doğrusu. eşyalarla uğraşmaktan. 'mal' olmaktan korkuyorlarsa. Batı medeniyetinin çekirdeğidir." mez! Kimse bilmiyor mu?" Rodoplu konuşurken ben eğitim sistemimizi düşünüyordum. düşünce tarihi öğretil"Kimse bilmese. onlar diyordu! yıkmamız gereken en büyük put şu: İnsanoğlunun bağımsız ve özgür olönceden kararlaştırılmış bir biçimde düşünmeye." içini çekti." başını salladı. nekrofilya. Zina ne kelime. herkes biliyor. Araplar. Ve bu bağlamda. bu medeniyetin insanı 'eşya'dır. Batılı kadınlar. bize ne oluyor. öldürme ve satma yetkisi vardır. Ölü-sevicilerinin zaferidir. tepki göstermeye zorlayan onların kültürüdür. Türklere ne oluyor diyorum. Colossus'u kırmaya kalkan Heliconluya. bu. Batı kültürüne tümüyle yabancıdır.

'Felsefe. yanlış kelime. tanrılara mesele. On do- tüketim maddeleri de teknoloji ürünleri. ama önemliydi. tabii!" Karl Marx bile -'bile' diyorum." "Ne demek istiyorsun?" "Demin de söyledim. çünkü Batı'nın en özgün düşünürlerinden zünde. Büyük Pazar Makinesi de."Tersten halife?" "Tersten halife. "Tabi. Teknoloji ille de. Büyük Roma Makinesi olmadan işleyemez! Teknoloji harikaları. "Evet! Birisi Paulus'a Tanrı'nın böyle bir kişiliği olduğunu nereden yani tanrıların tanımlanması meselesinin bambaşka bir çözümlemesi cekmişiz gibi görünen on yılları düşünüyordum. mezdi. Ama tabii Marx. Yunan ve Roma. Bu işin fantezisi. füze değil! İletişim araçları da. Kuşağımın geçirdiği on yılı. bu insan görüşünüşü.geleneğin etkisinden kurtulamamıştır. Doktora tezinin önsökarşı bir tiksinti duyuyorum. Nasıl ki. ' diyecek kadar kendisini kaptırmıştır. köleler üzerine kurulmuş medeniyetlerdi. Promete'nin inancıyla ittifak halindedir. Oysa. 'ilkel' biçimiyle demek daha doğru. bu arada komik şeyler oluyor! İsa'dan şu kadar yıl sonra yazan biliyorsun diye sormalıymış. 'tanrı' denilen bu. daha da geçire"Şimdi. teknoloji köleleri . ölüsevicileri. insanlar üzerinde katıksız bir denetim kurarlar. Asya'yı. konu Marx değil. televizyondan 'compact disc'e kadar. sonra da teknolojik biçimiyle sürdü kölelik. "Büyük Roma Makinesi 'köleler' olmadan işleyekuzuncu yüzyıla kadar fiilen." Marx hesaplaşmasını henüz bitirmemiştim. kimlerin nasıl biçimlendirdiğini sorgulamak olmalıydı!" "Nereden biliyorsun yasası!" birisidir. Onlara sahip olma köleler olmadan işleyemezdi. olabileceğini bilmezdi." diye sürdürdü Günay. kısaca. Kendi adıma ben Karl Değildi. Ama. tanrılardan nefret edip etmemek değil. insanoğlunun bağımsız ve özgür olduğu anlayışının Batı me- deniyetine tümüyle yabancı olmasının bir sonucu da kölelik kurumudur.

örneğin. İhtiyar Tagger'in dediği gibi. öte yandan da Büyük Pazar Makinesi'nden bağımsız faaliyetleri önler. gitar tınmaz. kendini beğenmişliği de cabası!" "Narsizm!" "Ölü-seviciliği. iç içe geçmiş bir yumak olur. bağımsız üretemez olur. güç tutkusu. beyinlerinin fışkullanır da. Bu sibernetik toplumun aksiyomudur. de gidilmelidir. teknotronik top- lere savurmuştu. Sardı dört bir yanımı. Ay'a gitmek mümkünse. kendisini ekolayzırın büyüsüne kaptıran çocuk. İnsancıl değerlere tümüyle tersmiş. Şimşekti uzaklarda çakan. Teknoloji’nin boyunduruğundan kurtulmak mümkün olmadığı gibi. piramitlerden galaksi- hissediyordum kendimi. Belki tekrar sıçrıyordum ama her seferinde bir ları acıyla. ne gam! Bu işi becermiş olmanın kibri." diyordu. hepimizi yok edelumun ana kuralı. ben de söyleme- . O solgun ışıkta gökyüzü oldu. o farkında değildi. Yahova'dan Colossus'a. Üretilmiş olanı tekrarlamaktan başka bir şey yapa- de neden insanların bağırsaklarının ortaya döküldüğü. yerlerim kırılıyordu. "Batılının cek olsa da yapılmalıdır. "Bilgisayarlı bilmemneli" teknolojinin. Sonra garip bir şey oldu. Parladı dudak- Gerçekten böyle oldu! Ama. onları siler geçermiş. ederken." kırdığı filmlerin yapımında kullanıldığını sorguluyordu. o zaman yapılmalıdır' kafasıdır. Parladı kaçan bir kısrak gibi.tutkusu insanı bir yandan sabah dokuz-akşam beş köleliğine mahkûm gırdatamaz. iyiliğin çeşitlemesi yapılmaz?" "Çünkü. Yanım soldu o solgun ışıkta! dim. bir 'ilteknolojik üstünlük. sinema endüstrisinlüstratör'dür artık. insanlar acından ölse "Aynı teknoloji neden kötülüğün bunca çeşitlemesinin yapımında kafası 'bir şeyin yapılması teknik olarak mümkünse. tabii. Acıyla dokundu bana. nükleer silah yapmak mümkünse. Yanından uzaklara." dedi Günay. uzaklardan yanına attığı bir top gibi Beni alıp sürüklemiş. Şaşırdım. Yani. Mesela.

Azat yetinin tarihi kölelerin tarihidir. herkesi "Türkiye bir tür evrensel emniyet sübabı olabilir! Ölü-seviciliğinin edildikleri zaman da gelemeyecekleri mevki yoktur. Ama. Günay'cım! İstanbul'da. Birkaç kişi bu suyu içmemek için direnirler ama . "Ne öyleyse?" "'Üstün'. Hani. para ile satılmıyor"Sen. şimdi 'köle' deyince senin aklına İmparatorluğunda. attı! lar mıydı insanlar? Bunu nasıl açıklıyorsun?" gömülmüş olmasını nasıl açıklıyorsun?" Durdum. Roma delirten bir su vardır. paşa. Asya'da köle yoktur!" Kesti. Roma'ya bak. kendi kültürlerini da"Hayır. Çin hikâyesini bilirsin. Kölelerin inşa ettiği bir tek yol. Köle kültürü. bir tek cami yoktur." sömürgeciliğinin arka-planı kendilerine duydukları aşktır! Bize düzenin öz-uzman aydınlarının 'halkı algılayamamaları." büsbütün azıtmasını hiç değilse geciktirecek bir denge unsuru olabileceğimiz umut edilebilir.dist ben-sevicidir. Bizdeki köleler daha çok savaş esirleri gibidirler. senin kelimen. Ama. Süleyman Paşa'nın türbesinde." "Üstünüz. lalası ve atının yan yana "Asya'da narsizm yoktur! Kendini beğenmiş bir Hintli düşünebiliyor musun? Vedalara bak. canım. bir tek saray. değil mi? Onlardan üstünüz!". Batı medenidoğal olarak Amerika'ya satılık olarak zenciler geldiği için bu hükmü doğru değerlendirmeyebilirsin. yaşamın her alanındaki fütursuz yatmaları şeklinde yansır. Oysa. Türklerde de yoktur. Upanişadlara bak. "Tanımı itibariyle her ben-sevici ille de sadist değildir ama." "Köle bizde de vardı. Oysa. Roma vatandaşlarından başka herkes köledir. Yunan'ı ve Roma’yı düşün. diye mırıldandım. "Benim değil. Batılıların başka medeniyetleri algılayamamalarının." dedi Günay. Günay da durdu. tabii. esir pazarında. Tabii. her sa- kendi kitle kültürlerini dayatmalarının. "Yapma.

birkaç bekçiliğinin sadece Türklerin sorunu olamayacağını düşünürken buldum." meselesi olduğunu söylüyordu. tabii bu bir safsata! Hem insan"Her şeye bir cevabın var. dermandır. 'Delirten su. ürkütmüyor mu seni?" "Hiç kuşkusuz!" dedi Günay. hükmedilenlerden fazla olduğu gibi. bilenle bilmeyen bir de- yöneticilerin sorumluluklarının. Bilenin sorumluluğu. Tıpkı. kadar sahip çıkmalıydı. Beni adamakıllı etkilemiş olmalıydı ki kendimi. Her neyse! Bari bu aşamada hiç değilse iyi muhalefet ya da kadim değerlerin bekçitüyden başka bir şey kalmayacak!" hine'den bağımsız yaşamayı beceren insandan birkaç boncuk. hem de süper devlet olunmaz. Öyle görünüyor. "Ama. "Derman kimden gelirse "Yooo. herhalde. Megamac- 'İnsan özgürlüğü' diye bir evrensel miras varsa buna Batıda en az bizim ğildir. cıl. Bu yolda iyiye gidilmeden önce kötüde alınacak daha çok yol vardı. Ama. Var. okuyan. bilmeyenden fazladır. Yıllar yılı. hayır. araştıran onlar." sı.. Türkler de sonunda içecekler. ne olursa olsun der. içerler. yazan. Kaldı ki. en lar. gel gör. öyle değil mi! Her şeye bir cevabının olma- . neredeyse kara büyü dedikleri akupunkturu keşfedip.. Sonra da dönüp tekrar Çinlilere satar"Ne fark eder?" diyerek omuzlarını silkti. hükmedenlerin. Onlar işlerine yarayan şeyleri bulup çıkarmakta ustadırlar. Özalizm.. mu?!" iyi uygulayıcısı kesildikleri gibi. Ne ki..sonunda o kadar yalnız kalırlar ki. hiç ışık yok!" Meselenin. "Öyleyse. insansal özgürlüğün liğini iyi yapabilsek! Kendimizi ölü-sevici Batı'ya kaptırırsak. ben ışığın Doğu'dan değil." "Haksızlık olduğunu düşünüyorsun. ANAP iktidarı filan değil. Batı'dan geleceği- gelsin.' nekrofil Batı medeniyetiydi. Batıya duhûl" etmek ne inanıyorum. Süper devletlerin sorumlulukları gibi.

Her zaman. iyilik ya da kötülük yapma. tenin ölümlü. semavi varlıkların tümünden üstündü. hun zihin olduğu. onu Therese'deki rahibeye tık ya da eleştirel inceleme sonucu varılan bir sonuç değil. Günay. "Kuran da Akdeniz havzasının ürünüdür. Allah. cevabını şimdi biliyorum artık. "Hayır. diye seslenmiş.benzeten ben değildim. bo- . lanetlenmiş de değildi. Bütünü görmeye. "Özgür İnsanın. İncinmiş olmalıydı. çünkü. anlatmasını isteyen ben değildim! Ne olmuştu bana duğu bağlantıyı hazmedemiyordum. Tersine. Günay. yun eğme ya da isyan etme özgürlüğüdür.' tanımlamasının küfür olduğunu düşünüyordu. 'külçe gibi' yaşamanın da yaşamak olduğunu bilenlerdendi." dedi. ten ve ruh denilen iki unsurdan oluştuğunu. "Ve tabii. Bunun daha da kötü olduğunu "Eve dönelim mi?" diye sordum. yasak. Kendi nekrofilik eğilimlerimin henüz farkında değildim. "Daha sonra da insanı 'özgür iradesi'ne emanet eder. ona secde etmelerini buyurmuştu. sonra da meleklere.' 'Melek gibi adam. Ama ben o dönemde hayata 'ussal' bakıyordum. genel mutabaNarsizm tuzağına düşmemek gerektiğinin bilincindeyim. tenin doğa. Acılarına uhrevi bir nitelik yakıştıran ben değildim! Konuşmasını. Oysa. tabii." düşündüm. ne yakışıksız bir soruydu! Sanki. ama belli etmedi. günah nedeniyle değil. ruhun ölümsüz olduğu düşüncesinin ortak olduğunu hatırlattı." diye başladı. Ve revizyona hazırım. İnsan. sağda solda sırıtan boşluklar bırakmamaya özen gösteriyorum. aşk nedeniyle oluşmuştu. korku." dedi. diye sorguladığımda. Ancak. İslâmiyet'te âlem. Şafak Özden’le kur- Ne garip. ru- irade insanın en büyük zenginliği sayılır. Anladı. "Hayır. di- ğer iki kitaptaki pek çok anlayışı paylaşır. meleklerine 'Yeryüzünde kendime bir vekil yaratacağım. 'gerçeklik'in hemen hiçbir zaman man- kat ürünü olduğunu gözardı etmemeye özen gösteriyorum. yarattığını bilgilendirmiş. İnsan.

' Nasıl bir sorumluluktan bahsettiğimi anlıyor musun? İnsanı kendisine ya da istersen buna 'bir ölümlü'ye de diyebiliriz. yargılatan sorumluluk! Seni. bazılarınızın dili kuvvetli olabilir. Bir Müslüman'ın hakkına tecavüz ettiyseniz. senden başka kınayacak kimse olmasa da. çünkü. kimyaSovyetler Birliği'nde bile yeşerememiştir. makineyle baş edebiliyor olmasının heyecanı içinde İnce Mehmet'in iz öte yandan. 'O pilot o bombayı at- ruhsal -maddi ve manevi. kendi adına düşünemez hale getirdiği ortamlarda yeşerir. bir insanım ben. yaptığı için sonuçlarını algılayamaz! Karmaşık bir sürücüsü gibi daldırmıştır. insana duyulan güven onu tensel ve Bak. Bir taraftan megamachine ideolojisi dayatır. bir Marksist’e. İzleyen kıyımdaki rolünü kavrayamayan insanoğlu." Hadis'i hatırlattı. sözü öbüründen daha kandırıcıdır. Örneğin. bir ateş parçasıdır: isteyen alsın. isteyen bıraksın. '"Ancak. Hiroşima'ya atom bombası fırlatan uçağın pilotu. Bu çerçeve içinde oluşan sosyal bilimlerin ve ideolojilerin tanımladığı insanoğlu da 'eli kolu tapları. Megamachine. O kadar Davanızda bana başvurursanız. İslâmiyet'in insanın özgür olduğunu. Peygamberin arkasına bile gizlenemez. Ben de işittiğime göre hüküm veririm. sadizm ve onu kötülüğün hiçbir tanığı olmasa da. bana yanlış hüküm verdirerek birinin hakkını aldıysanız. bilin ki o hak. zaten belirli bir kadere mahkûm olduğunu söyleyen din kirattığı felâketi bilimsel kaderidir diye kabullenir. diğer yaratıklardan ve kendisinden sorumlu olduğunu söyler. elleriyle yabağlanmış' bir yaratıktır. dünyadan. bazınızın sorumlu kılar ki. 'üresal silahı da aynı tavırla üretir! Napalm üretmeyi reddeden bir işçi sınıfı tenle üretileni' ayrıştırdığı için insanoğlu günlük mesaisinin sonucunu kavrayamadığı bir kör dövüşünün içine itilir. bağımsız olduğunu teslim üzere yüreklendirir! Dünyanın ve kendisinin sahibi olduğunu.etmiş olması çok önemli! Bu anlayış. Büyük Makine'ye karşı durmak . sürdürmen gereken hayırhah tutum! izleyen nekrofilya Büyük Makinenin insanın elini kolunu bağladığı.dayatmalara. çocuk mamasını da. yaptığın Bu inancın ima ettiği dünyevi tavır çok önemlidir. bırak bir papaza günah çıkarıp kurtulmayı.

' dersem. insanın kimsenin kölesi filan olmadığını. dünyanın şekli değişirdi. İslâmiyet'in insanoğluna yüklediği sorumluluğun ima "Müslüman. na hareket etme yetkisi veriyor! Batı insanı kendisini böyle bir iltifata asla layık görmedi! Ezikliğinden kurtulamadı!" bunun yanında çocuk oyuncağı kalır. Çin'dir. insanoğlunu kendisine vekil tayin ediyor! Kendi adıİnsanın boyun eğme ve isyan etme özgürlüğünden bahsetti. ama Müslü"Öyle! Oysa. bireyin iyi ile kötüyü ayırt ede- . insanoğlunun marifeti olarak görür! İdeolojilere gelince.' şeklinde ilkel bir determinizmi yansıtan cevap alacağım tabiidir. ettiği liyakat müthiş bir şeydir. Neden? Çünkü. insancı ideolojiler Konfüçyüs'ü. vatanı Asya'dır. yorum. 'Eğer o bomba atılmamış olsaydı. itaatin ancak 'iyilik emredildiği zaman' şart olduğunu. Megamachine'in hükmettiği dünyalarda sadece Tanrı'nın değil. Akdeniz değil. sadist Zeus'un kucağına düştüler! Öte yandan. arkadaşım. Adamlar. sevinçle. İslâm'ın insan görüşünde. Hiroşima'yı. yabancılaş- lerin çevreci olmamaları garip değil mi?" man değiliz! Değil mi?" dedim. tarihsel durum başka bir pilot getirirdi. Profesyonel Müslümanlardan bahsetmi"'İslâm' kelimesinin kökeni 'sulh'tur. Şinto'yu düşündüğünü biliyordum ama ben daha hâlâ "Bunun ima ettiği şey. tamam biliyorum! Yüzbinlerce camimiz var. ideologların gözünde de bir hiçtir insanoğlu! Kitaplı dinlerin arasında bir tek İslam. işleri o noktaya getirmeyendir! Müslüman. gaddar Yahova'dan ka- Âdem'in Yaratıcısı'." dedi. bilir misin?" "Evet. 'Âlemlerin Rabbi. ilkesel olarak. Rönesans hümanizması filan çarken." İslâmiyet'teydim. "Çevrecilerin Refah Partili ya da Refah Partili"Tamam.masa." ne tarihsel durumun ne de önceden belirlenmiş alınyazısının değil. Müslüman'ın o bombayı 'atamayacağı' mı?" diye mayandır. sordum. Tabii.

Şöyle söyleyeyim. kendini beğenmişliğini insanlara zarar vermeden tatmin edemiyorsa -unutma ki. intikam gibi tutkuları dünyada en çok intihar vakasının olduğu toplumlar. efendim. işkenceye izin verenle." "Uzadıkça uzuyor.bilmek için her an uyanık olmakla yükümlü olduğunu ve kim emrederse emretsin. İslâmiyet'in "Yaşam-severlik. öteki adı 'biyofilya'dır. Uyuşturucu. Şartlara göre bu." saptanmış bulunuyor. Veyahut ölü-seviciliği bir ne bileyim." diye özür diledi yine. Tekdüze bir yaşam kendi icat ediyor. kimseyi etkileyemiyorsa. "çaresiz. ğunun cenderesinden kurtulamıyorsa. fiziki ihtiyaçları en çok karşılanmış. Bir de üstelik . sinema yıldızı olarak da tatmin edebilir. kötüyü reddetmek gerektiğini anlattı. öyle. İntihar istatistiklerine bak: İnsanlar aşk. ama. izleyen yaşamsal iktidarsızlık ve hiçlik duygusunun dayanılmazlığından ancak yaratamadığı hayatın yok len sokan arasında bir yerde de çözümlenebiliyor. alkolizm." diye hatırlattım. Ne kadar güvenlik içinde olursa olsun... kişi narsizmini bir politikacı. amaçsız. değil. İnsanoğlu. Bir şey yaratmıyorsa." için kendilerini öldürüyorlar ama aç kaldıkları ya da cinsel arzularını tatmin edemedikleri için intihar eden hemen hiç yoktur." "Bunun için buradayım.tecrit olunmuşluedilmesi prosesinde yer alarak kurtulmaya çalışıyor. en güvenli toplumlardır. copu fiikişinin kendi bedenini hedef alabiliyor. bugün artık insanın bir cisim gibi yaşayamadığı 'dazlaklıkla Hitler’lik arasında." "Biyofilya?" Duraladı. Herhangi bir Batılı psikoloğu oku. Öteki anahtar kavram. "Her koyun kendi bacağından asılacaktır. dünyaya atılmış bir nesne gibi yaşayamıyor." "Evet. Bu etkinliği toplum içinde yakalayamazsa. etkili olmak istiyor. itibar. Ölü-seviciliğinin tersi. sadece beslenen ve üreyen bir makine konumuna indirgendiği zaman acı çekiyor. aynı şeyi söyleyecektir. intihar gibi. Kısacası canım. yani yok ediciliğin heyecanını yaşıyor.

"Bu çok ağır bir suçlama. özünde mekaniksel ve kaba inan- "Mesela! Batı medeniyeti. kendisine bir zamanlar. şiddetten kurtulamıyoruz. Doğu Avrupa'da olan bitene hayretle bakmaları. alayla. artık Gorby var!" dedim. basınla. Nihayet."İsveç. Bilimin 'kutsal hunu yok etmeden rahat etmeyecekler bunlar!" "Çok şükür. insanlık tarihinin en acımasız sadistlerini." Sovyetler Birliği'nde. muhalefetin büyüğünden kurtulduk diye daha da azmayacakları- nı kim söylüyor? Narsizmin kudurmayacağını kim söylüyor? Unutma. salgın hastalık gibi yayılıyor. Marx'ı da ya- inek' olmadığı ortaya ondan çok sonra çıktı. değil mi?" Yanlış anladı. Ve bu medeniyet sürekli bir biçimde. insanoğlunun ru"Gorby'nin bir kurtarıcı olduğunu kim söylüyor? Komünizm nasılsa yenildi. televizyon dizileriyle. Amerika'nın birinci leydisini karşılayan Rus çocuklarına İngilizce şarkılar söyleten gaybi'nde." karşılayarak yaşatabileceği yolundaki. Hitler'i. Bu nedenle olacak. sözcüğünü gündemden kaldırmış gibi göründüğünü söylüyor. Yoksul toplumların. Heybeliada'daki Bahriye Mekte- . Stalin'i yetiştiren verimli toprak Batı medeniyeti. İngiliz sefirine erkek-erkeğe dans ederek şov yapmak zorunda bırakılan Nâzım Hikmet'in sınıf arkadaşlarını hatırlattığını söylüyordu. 'rahat kıçlarına nıltan bu oldu. bunun ka- Ona göre sosyalizm. filmlerle. insanoğlunu salt fiziki gereksinimlerini cını sürdürmeye devam ettiği için. Gorbaçov'la başlayan sürecin emperyalizm pitalist Batı'nın tartışmasız zaferi demek olmasından korkuyordu Günay. dünyanın nev komünistiyle duygu bağı geliştirirken buluyor. retkeşliğin. zaman zaman Rodoplu'yu en bağnaz Brejgülüyordum! Moskova'ya güzellik yarışması tertipleten. "Bu aşağılık soytarılık gururumu incitiyor." demişti. Korkarım. 'bilim çağı'nın ürünüydü adam. mı battı?' diye şaşıp şaşıp kalmaları da bu anlayışın ürünü. Batı kültürünün en yenir yutulur uzantısı. kaderin bu oyununa kültürel mozaiğinin korunmasına hiç değilse dilde destek veren anlayışın ürünüydü.

sermayenin. senet sokağa bak. Bak. Vahim. Elektronik çağ da bitti. tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar vahim bir 'bilenler ve bilmeyenler' ayrımı olacak." "Uzaylı Batılının galaksideki izdüşümü demek istiyorsun?" kitleler daha şimdiden. 'galaksiler arası "Az bile! Ruslar dâhil -nedir o Yeltsin efendi?. bir rüz! Oysa. bilgisa- tutulamayan.Batı uygarlığının mü- lın ölü-seviciliği de Heliconlu bilmem nereli olup. Bu memleketteki ağırlığın farkında değil misin? Kalk. bir kitap bulup okumakla. 'eğitilebilenler' ve 'eğitilemeyenler' diye iki sınıf alacak demek. çünkü bilgi araçları da tıpkı üretim araçları gibi. malumat edinmekle de kapatılamayacak. elmas yığını da değil. hırs." "Nasıl yani?" "Evet! Firavun nasıl Yahova olup. yirminci yüzyı- ne demek biliyor musun? Bugüne kadar bilinen sınıflar kaybolacak. Atari oyunlayar öğreniminin kazandırdığı hızı düşünebiliyor musun? Yirmi-otuz yıl içinde. Bildiği- . daha şimdiden hıza eğitimli. yani nasıl anlatayım. ortada fol yok yumurta yokken. galaksiye çıktı! Bak. onun lardı? Neden biliyor musun? Refleksleri zayıftı. ilişki. bilgi. 'uzaylıları' yansıtılıyor ölü-seviciliği. Düğmelere zamanında hatırlıyor musun? İyi uçaklar oldukları halde pilotlar hedefi bulamamış- "Bir örnek verirsem daha kolay anlayacaksın. Ters halifelik işliyor yine. 'akıllı askerler' var. becerilerini. elle cak.ritlerinin yüreklerini tashih etmek yolunda hiçbir gayretleri yok! Tersine! Bir düşünsene. bu defa da. teknoloji çığ gibi ilerliyor. barışın yüceltildiği bir uzay filmi neden yok? Neden savaş'a koşullandırılıyorlar? Anlasana. Türklerin hareketleri nasıl ağırdır! Sürüklenir gibi yürürıyla yetişen kuşakların göz/el koordinasyonlarını. Aradaki uçurum. el de konulamayacak. doğaötesi ama kesinlikle yönlendirici bir 'şey'in elinde olasepet gibi ('senet sepet'in nihayet 'verilmiş bir söz' olduğunu hatırlatıyordu) bir 'şey' olduğundan. Haydar'ın anısı gibi. Bu 'şey' altın yığını değil. Kaddafi’nin uçaklarını basamıyorlardı. Bu yerini 'bilenler' ve 'bilmeyenler'. bilgi çağı başlıyor. gökyüzüne çıktıysa.

insani sınırların aşılması illüzyonunu yaratıyor. yani. her ikisinin temelinde de aynı sakatlık yatar: Hayatın patronu olmak tutkusu! Vahimden de vahimi. yıldızları da istiyorlar. Batı'nın.miz anlamda 'kitap' da kalmayacak 'okuma' da. haysiyetini. bir insan yığınının öteki yığınını denetim mürücü denetim. genetik mühendisliği ilerliyor. dünyayı dal budak sarmaya devam ediyor! Ve sadist. belki de herkesten daha vasıflı adamlar üretebileceği demek. Yunan tanrıları. yani kadiri netimi kurmak isteyecekler. teknolojik başarının yarattığı kadiri mutlaklık illüzyonu mıştı. Rab Yahova. Bu. bazılarını öldürüyor. medeniyetlerin de sadistik olabileceklerinin altında tuttuğu. güçsüz olandan. güçlü olana tün ezer. daha bilgili. ona göre hazırlanacaklar caklar. Sistemin hamurunda var bu. Türkler ya da despot kesilecekler. Daha da kötüsü. alıyor. öğretilecekler. mazoşizm. şakalaşmayı sürNe yazık ki. Bunlar Camus'nün Kaligula'sı gibi. Kaligula'yı hatırla. geri kalanların gülmeyi." hayranlık. Ve Batı bu gücü insanlığın emrine vermeyi bilmediği için. daha üstün olmanın sorumluluğunu taşıyacaklar. tanrısal güç peşindeydi. serpilmesine izin vermediği durumlarda yeşerirdi. büsbüaçık olduğunu söyledi. Teknolojik başarı. onların acı çekmelerinden keyif ile ölü-seviciliğinin kadiri mutlaklık illüzyonu sonuçları itibariyle aynı kapıya çıkarlar. ay ne kemutlaklık. Çünkü. kendisine karşı gelemeyenden nefret eder. eleştirel Sadece bireylerin değil. Daha da vahimi. insanları sadistik denetim altına aldürmelerini aşağılayarak izliyordu. hep aynı ekoldendir. omnipotans. Şimdiki halde bir tür tanrıcılık oyunu oynamaları çok daha büyük bir ihtimalmiş gibi görünüyor. Sadizm. çok güçlü olagibi 'bilmeyenler' ya da 'eğitilemeyenler' üzerinde mutlak ve sınırsız delime. 'Bilginin yayılamaması' hususunda bugüne dek söylenen her şey yeBütün bunların anlamı şu: Ya bu adamlar. Sö- . Senatörlerin kanları ile yatıyor. kilitli kapılar ardında sakladıkları karanlık çağlar gibi bir dönem başlayacak. Keşişlerin yazmalarını niden gündeme gelecek. sömürülen kitlenin bağımsızlığını.

kadirşinaslığı. Bakınız. "Oryantalizm" Edward Said! çekten de iktidarsız hissediyoruz. "Orient "e nasıl kıyıldığını anlatan Louis Massignon'dan alıntı yapıyordum. Korku içindeyiz. sömürgecilerin yönfer değil! O kutlamayı. Louis Massignon'un aşağılanmakla. Çocukluğu. savaş. gelecek korkusu. Tanrım! Ne ironi! Ölü-sevicilerine 'duhul etmenin". Felsefeleri.düşüncesini. Türkler gibi." dedi Günay." "Roma imparatorları kullarını gladyatör dövüşleri ile eğlendirilerdi. terör. sana şunu söyleyeyim. askerin başına Yunan temlerini öğrenmeye karar vermenin yıldönümünün kutlanması ne de- mek! Tanzimat. Beyaz Saray'da balo vermeliydiler!" İkinci Sultan Mahmut'a. Louvre'da. utanç verici bir zorunluluk olabilirdi ama kutlanacak za- şapkası giydirten hamakatı düşünüyordum! Ne diyordu bu kadın? Daha da büyük bir hamakat fesi 'yasaklamak' mıydı? . Denetim altında tutulan kitlenin bireyleri kendilerini bomboş ve iktidarsız hissederler." "'Onların her şeyini tahrip ettik. dayakla geçmiş yetişkinlerin ruh hali bizimkisi. Anarşi ve intihar için olgun hale geldiler!" dedim. Sindik. yarın ne ola"Evet. "Şimdi. Magic Box denilen Türkçe sözlü Amerikan televizyonuna bak! Sunulan eğlence ve heyecan. özgürlük gerektirir. dedi Günay. deminki alıntı. hiçbir şeyi doğru yapamayacağımız korAncak. dinleri mahvoldu. ölü-seviciler yapmalı. ama denetleyen grup buna asla izin vermez! Sonuçta ortaya çıkan. her türlü sapıklıkla eğlendiriyor. gittikçe büyüyen bir hortum gibidir. sömürülen yığının kişiliğinin gelişmesini önlerdi. televizyonlar cinayet. Onun merhametini Türk aydınlarında görmüyoruz! Unutma. Derin bir boşluğa düştüler. 'neş'e değildir! Coşku. Artık hiçbir şeye inanmıyorlar. Aynen öyle. cak korkusu. sürgit kusu. "Türk'ün içi boşaldı! Kendimizi gerasla adam olamayacağımız korkusu. 'ilericilik' olsun diye. daha geçen gün Tanzimat'ın bilmem kaçıncı yıldönümünü "kutladık". bunların yerine koyduğu eğlencelikler. üreticiliğini yok eder.

havan dövücünün hık deyicisi kadar bile olamıyorlar!" vururlar. Sosyal sadizm. kim- İşbirlikçiler. 'Öyle söylenmez. cukların akli donanımlarını idman ettirecek. Bana 'ölmez otu'nu çağrıştı- ran bir direnç yok muydu? "Direniyoruz tabii. Seslerini duyuramazlarsa. Artık biz.diye sürdürdü. be canım!" kendi ülkemiz içindeki iktidarsızlığıydı. Borsa'ya gitmeye kalksa. ayyaş rantiye. "Akrabanın akrabaya akrep etmez ettiğini hikâyesi! Haysiyetimiz. İkincisi. "Arabesk söylemeye kalksa. bak!" dedi. çokıpır kıpır hücrelerini çalıştıracak dürtüler olmazsa. Günay. Bozlak söylemeye kalksa. anlatamayacakmış gibi sıkıntılıydı. mürekkep yalamışların. böyle söylenir. Tıpkı." derler. yok sayma tutkusu.' diye "Ya. Yaşar Kemal Mitterrand'dan ödül almasın dese. dönek solcu. kuduz köpektir. Bak. 'eşek!' Yani. o çocuklar gibi. 'Sırıtık aktör. güçsüz ve iktidarsız kalırlar. tekdüze ve neşesiz bir ortama mahkûm edilirlerse. özgüvenimiz yok oldu. Giyimden damak zevkine kadar kendilerinden olmayanı. Amerika'da lobi yapmaya kalksa. zihinsel bir kıtlık yaşıyoruz. bezgin bir sesle. 'biz' değildik. kendi lamadıklarını algılayamama. kimse tepki vermezse. yaşı icabı saçmalayan çocuklara bile böyle muamele edilmez! Edilmez. niyetimiz olarak Batı karşısındaki iktidarsızlığımız. beyinlerinin elektrik yüklü se onları dinlemez. kendi gereksinimleri dışındaki dünyaları gönülden algılayamamaları." duyguları. kitlelerin bürokrasinin. Bir kısmımız hâlâ direni- . Tıpkı. Geliştirdikleri grup narsizmi: Kendi düşünceleri. Türk halkı gibi!" Ne kadar anlatsa. 'dışardakiler' üzerindeki Tanrısal Türkiye'nin trajedisinin iki yönlü olduğunu söyledi. donarlar. ağzına Rahmi Saltuk'larını ortaya dökerler (tonal müzik demek istiyordu). mede"Bürokratik despotizm! Aydınlar devleti! Oligarşi! Silahlı ve silahsız denetim tutkusu. Kişiliğimiz yok oldu. onayAlmanya'daki Türkleri düşünüyordum. Birincisi. eşyalaştırma. aşağılama.

Mevlâna'ya gidince biz de peşinden gideriz! O yüzden diyorum ya.. Anti-demokratik olduğunu düşünüyordum. güçlülerin güçlü olma sorumluluklarını sırtlarından atmak "İnsanın optimum pay alması başka şey. Ve dediğim gibi. Mamafih. Batılı. 'égalité' hayır! diyordu.bilmeyenlerin canlarına okuyacaklarını düşünüyorum." yum?" "Seni düşündüren. bir bebekle bir delikanlının önüne aynı cins ve miktartarı koymak değil! Önemli olan bu bölüşümü gerçekleştirecek biyofilik yapılanmayı gerçekleştirebilmektir. İnsanlar kardeştirler ama eşit değil! Küçük kardeşiyle boks yapmaya kalkan bir ağabey düşünsene! Bazen. bu 'eğitilemezler' sınıfı dediğin şey. bir Edward Said'le olacak iş değil." 'Fraternité' evet. beni 'eğitilenler' düşündürüyor. hayır. 'Eşitlik'in ilkel bir paylaşım biçimi olduğunu düşündüğünü biliyor"Evet. yanılıyor mu"Yooo. 'Eşitlik' denilen kandırmacaya sığınıp. bu eşitlik için uydurdukları bir kavram olduğunu düşünüyorum. Tersine. " "Hırpalıyorsun beni!" "Niye? Sadece düşünmeye davet ediyorum. Bir Fromm'la." daki yemeği mi koyacaksın? Paylaşmak.. 'Eşitlik'e değil. eşit pay alması başka şeydir. Bilgi çağına giriyoruz. 'kardeşlik'e inanıyorum. biri aç kalırken ötekinin önüne yiyemeyeceği mik- Düşünüyordum. Batılıların hiçbir insanca hazırlıkları yok.yoruz. Bi-lenler'in. örneğin." "Ama. Eşitlik olsun diye. denen şeyin. hayır. 'Eşitlik fiilen mümkün olmayan bir kandırmacadır. 'ışık da batıdan gelir'. . bilgili olmanın sorumluluğunu nasıl taşıyacakları düşündürüyor." dum. umutlu değilsin?!" "Kısa vadede. bilmeyenlerle sidik yarışına çıkacaklarını . azami doyumu sağlayacak bölü- şümü becerebilmektir.

Kötü ve Çirkin' filminin fon müzi- der! Sayı birebir olmalı! 'Birebirlik kutsal bir kuraldır. kendini ver. olmaz! Ne birebir. ulu ulu ağaçlara!' demeyecek kadar güveniyor musun?" Son darbeyi de vurdu. olduğun gibi değil! Ne düşündüğümü biliyordu sanki! 'Sanki'si yok. Çirkin Joe kazanır. ne gam! Biz. kötülüğe razı olurmuşuz! Olur mu lan. salt sayılarla düşünüyorsun. tabii! İnsanoğlunun elinde paçavraya dönü- . yani rüyanı! Olmak istediğin gibi görün.. Cemil Meriç'ten alıntı yapıyordu. Na na na naaa! Na"Clint Eastwood. olmaz! Ölü-seviciliğinin iktidara 'demokrasi' ile gelmiş olması şen düşleri düşünüyordum! Uygulamada rezili çıkacaksa. biliyordu! "Bana ha- Ne dediğini anlıyordum. korusun! Dağlara taşlara." dedi. ne olurdu?" ikiye iki. ne hiçbir şeyi değiştirmez! Kaldı ki. "Bir düşün. "İlkel rin burnunu. iki heybetlinin erkeklik riÇok ciddiydi! karışmayacak! Kim güçlüyse o kazanacak! Sonuçlarına katlanılacak! Ka- tüeline kaptırır. Kasabalılar Clint Eastwood'a yardım etmedikleri için. huşuya durur. tokmak iyinin! Olmaz. DelegeleYorulmuş olmalıydı ki. "Davul kötünün elinde." "Ne demek istiyorsun?" "Su geçirmez ahlaki kuramlarla destelenmeyen demokrasinin demo- kovboylar gibi. ayak takımının idaresine dönüşeceğini unutuyorsun. na na nommm!" diye 'İyi. kendini kandırıyorsun! Bu Türklere (eliyle İstanbul'u işaret ediyordu) bir halk jürisinde yargılanmayı kabullenecek kadar güveniyor musun? 'Allah. kızlar tecavüze öyle şey?!" uğrar." dedi. Çirkin Joe ile teke tek vuruşacak! Kasabadan kimse ğini taklit etmeye başladı! En kalın Holivud sesiyle konuşuyordu. 'teori'nin ne değeri vardı? kikati değil. "Naranara naa.pediye. ranaranaaa. kasaba tarumar olurmuş. '"Kendini. Burun sayıyorsun. peygamberler ve Marxlar 'seçim'e girselerdi..

yani. geçen gün bana kitabını okuduğun adama sor. Batı medeniyetinin nekrofilik kıyıcılığının alternatifi." luna kırk gün akıllı dersem akıllı olmaz mı? Ne dersin?" Nedendir. hiç bilmiyorum. ne olduğunu biliyor musun? Her yalan bir yaratış. şu veya bu bi- çimde bin dört yüz yıldır söyleniyor ama narsizm Batı'nın kulaklarını değil. psikolojisi nekrofilyaya yönelebilir. Cihat. deli olurmuş. insan eliyle ölü! Ölü-seviciliğinin durdurulamaz yükselişi!" Birden durdu.' derken. vaş varken. eyBu çabanın lemle.. hayata yeni bir bakış açısı geliştirerek 'dönüştürmesi' ile mümkün olabiliyor. Sonuç. loji profesörümüze. Ünlü psikorerek. Acı olan ne biliyor musun? Şu konuştuğumuz şeyler. yaşamı destekleyen tutkularını harekete geçiİslâmiyet'teki karşılığı 'cihat'tır. ancak. duyulmuyor. doğrulayacaktır. Müslümanların 1400 yıldır söyledikleri bir şeyi tekrar ediyor: İnsanoğolması. bilim ve inançla. insanoğlunun yaradılışı "Bir başka zaman. "Amma da çok konuştum. ama Şafak Özden'i düşünüyordum! Biraz durdu. sözle. ne olur!." dedim. biyofilik insanın karşı karşıya geldiği temel bir seçenektir. 'Yaşayanı sevmek ya da ölüyü sevmek! Her biyofilyaya müsaittir. bütün gücünü kullanarak çamurdan yükselmeye komünizmi Jivkof’tan bilmeye benzer! Olmaz öyle haksızlık! O ifadeyi de takınma! İslâmiyet'i Kral Faysal'a bakarak yargılamak. şu kadarını söyleyeyim: Kuramsal İslâmiyet'tir. kişiliğini. değil mi?" "Bana hâlâ İslâm'ı borçlusun. İnsanoğ"Gerçek şu ki.Zaten nasıl olduğunu. ekledi. doğru alçalmak lunun çamur ve Allah'ın nefesi gibi birbirine zıt iki unsurdan oluşmuş . kıyıcı nekrofilyaya. eceliyle sağır etmiş. bakmak. sadece 1900-1940 arası 892 savaş! Milyonlarca ölü. "Deliye kırk gün deli dersen. malla canla. yani. Yaradılışındaki çamura. 1500-1599 yılları arasında 87 tane sa- olarak. İnsan hayatla. Erich Fromm. yeni bir hayatiyet kazanarak bütünleşebiliyor. Ama. insanoğlunun değişebilmesi.

insanla kelime arasında. gözlerimin içine bakarak. kahretme"Cihat olacak. unutma ki. despotizme. bir tür moda! Tesettür. kendilerini kır- Neyin intikamını alıyordum bilmiyorum.da. Rodoplu lum bir medeniyetin üyelerini. Günay tınmadı. patron vermiyor!" ronları çıkmıyor! Kara çarşaf vahiy değil. önyargılı ya da sadece cahil birinin. "Öyle büyük bir haksızlık ki!" duyarlılığını incitiyor. onun içimden geçenleri görüyormuş gibi bakıyordu. "Kavga. seni dergâha götüremiyorum. bindallı ile de. onun için dövüşüyor. kibire yönelirse ne olacak? Bunlar da Allah'ın sıfatları değil mi?" diye soruverdim. Kara çarşaf gerçekten çirkin bir . ama intikam aldığım kuş"Bak." dedi Günay. Allah'a rahman." İyimserliğine dayanamadım artık! "Ya. saralı sahtekârlar. "Örtünmek işine gelmiyor! Kara çarşaf estetik kusuzdu! Ne ki. maz- Ürperdim! Salyaları kara sakallarının üstüne akan. kahhar. "Ne demek istiyorsun?" "Yine de. "Ama. mütekebbir olan Allah'a." dedi." olmadığını ima ediyordum. yani biyofilyaya doğru yükselmek de onun bileceği iştir. iğrenç yaratıklar olarak takdim etmesine dayanamıyordum!" dedi. kaftanla da gerçekleştirilebilir. ğini biliyordum ama yine de öyle oldu! Kelimelerin psikolojik boyutlarını düşündüm ben de. Müslüman "Senin ya da bir başkasının. Yığınlar onun için yaşıyor. rahim ve gaffar olan Allah'a. baçlayan ya da kıvrık hançerleri ile saldıran. gözü dönmüş yığınların hayali ürperticiydi! Söylediğinin bu olmadığını. Burda Model misali. o doğru. sakin sakin. insanla kader arasında değil artık. boy boy kara çarşaf pat- ran. "diyen Cemil Meriç’i ilk kez anladığımı hissettim. En masum sözcüklerin bile ne denli ürkütücü olabiliçin ölüyorlar." diye takıldım. ye. cebbar. kişisel ıslahattan bahsettidiklerini düşündüm. çünkü özgür iradesi vardır. değil mi? Kuranı Kerim'in arkasından. Ku"Açık.

ben de TRT değilim. "Nasıl. "Haaadi! Belki de sana tercüman oluyorumdur?! Ya da. yaşayışını düzene koyacak birkaç kural. Günay'ın. ırkçılık'İrtica'nın '90'lar Türkiyesi'nin 'krizi' olmaya aday gösterildiği gün- tan." kılık. ne de onun Türk karşılıkları ile uğraşmaHışımla döndü. İster vahiy.vam olamaz. Türdaşını. ne Semea. sufizmle uğraşan sensin. Çok dokunaklı oluyor. âlemin zevkini yönlendirmek gibi bir daOnu seviyordum! "Neden ama?" "Günay Rodoplu." Tasavvuf kelimesini dığını farz edip kelimelere döken birisinin dünya görüşü olsun. Böyle düşündüğüm. kitlelere doyurucu "Bana fark etmez. "Boşver. değmez!" dedim." kullanmamakta ısrar ediyordu. cahil Elizabeth Hakompleksi içinde savunmaya geçmediğim için." "Bu hakaret mi. bana fark etmez. nükleer silahlardan sorumlu bir medeniyetin şakşakçıla- . modern ideologlardan çok daha önce din reformcuları ve nım'ın 'geri kalmış' bir ülkenin vatandaşlarından beklediği aşağılık olacağım şimdi? Bu ne cürettir!" sını istiyordum. bir tarih hatası olduğun hususunda ısrarlıyım!" "Tanrının bile unuttuğu bir idealistsin de ondan. Ama. değmez?! Dünyanın en kanlı katliamlarını yaratmış. faşizmden. sana bir 'dil' buluyorumdur? Öyle ya. peygamberler sunmuşlardır. 'fanatik' Müslüman mı lerdeydik. Bu peygamberlerin arasında Hazreti Muhammed gibisi yoktur. 'bir harita' verecek kabir sistemi. oluyor şimdi?" "Hayır. Kendisine gelince. ister Allah'ın ne demek istediğini anla- düşünce. ona dünyadaki yeri ve rolü hakkında birkaç yönetici dar sahiplenen birisinin önünde eğilirim! Unutma ki. Eşsizdir.

" Türk’üz. "Çok oldun. biz lı 1071 yıl olmuştu!" "Yani?" di.rının Müslümanlara söyleyeceği bir tek sözleri olamaz! Kaldı ki. "Ne serserisin!" . ciddi ciddi. ama!" dedim. "Batılı değiliz dediğini anlıyorum. "Serseri!" dedi." "Ziya Bar. güzel bir bar biliyorum. Ortadoğulu bile değiliz! Biz bu topraklara geldiğimizde İsa doğa"Yani. "Yoruldum artık. Sonra yemeğe gideriz." dedim. olur mu?" "Beşe geliyor. Akdeniz havzası Samileri ile Aryanları çoktan bütünleşmişler"İslâmiyet'e de mi?" "Resmi İslâmiyet'e de. Buraya çok yakın. bir yandan da gülüyordu. Bak. Ortado"Değiliz!" dedi Rodoplu." ğulu değiliz de ne demek!" "Olur. Orada "Yaa? Neresi?" birer kadeh bir şey 'alalım'." dedim. Biz yabancıyız. "Saat kaç?" Şaşırdı. Bir başka zaman anlatırım.

ama. söylenmedik o kadar çok şey var ki! Konuşmadığımız o kadar çok şey var ki! Neden yaptın bunu ba- . tabii. Garipti. Günay'ın transandantal dediğim acıları da aynı ondan!" diyordu. Ama.IX Ameliyat olması gerektiğini hiçbirimiz bilmiyorduk. örneğin yorgun olduğunda olağanüstü güzelleşirdi. yüzünü bir kabuki oyuncusu gibi kapsayan beyazlığın farkındaydım. Ara ara ortadan kaybolduğunun. "Hiçbir şeye sinirlenemeyecek kadar bitkinim de Dehşete ve müthiş bir korkuya! na?" Her şey olup bittikten sonra haber vermiş olması dehşete saldı beni! "Ölebilirdin!" dedim. "Ölebilirdin! Oysa. biçimde etkilerdi görünümünü.

" Olanları anlattı. karanlık basmak üzereydi. Egemenlikleri altına girerim korkusuyla benimsemekten korktuğu. beni bir toprak yığınının başında bırakabilirdin!" Yanına varmak. örtülerin altındaki sevgili bedeni kucaklamak isti- yimdi. telefonla arayıp tahlillerinin sonuçlarının mutlak ameliyat ge- ya da iptal edilmiş olacak bedenciklerinden birisinin kendi bedeni olacayabancıymışçasına. Hemen sonra maydanoz bahçesinin ardından muhteşem bir ay doğdu. deseninin keyfini çıkarmaktan haniyse suçluluk duyduğu küaşk-nefret ilişkisini çok sevdiğini. "Riski göze aldım ve kazandım!" dedi. seni üzmeyeceğini düşündüm. Şimdi. "Oysa." ettiği bir gururla. kendisinin olmayan gözlerle bakındı. onları başkalarının tasarrufuna terk . dantel örtülerine. Son tahlilde yapabileceğin bir şey yoktu. ama yapmadım.yordum. eşyalarını. yeryüzünde ihlal Odasına. Ve Günay. benim sırtımdan!" dedim. düşündüğümde inanması zor. çünkü böylesi davranışı fazla dramatik buluyor. her daim ağzına kadar dolu mavi sigara tablasıyla yaşadığı etme düşüncesinin canını acıttığını. Üzülmekten gayri. tercihime saygı gösterebilirdin. "Tuş!" dedi. "Çok özel. Amerikan filmlerine yakıştırıyordum! "Tam bilemiyorum. Bilmediğin bir şeyin de. "Azıcık gelsene!" rektirdiğini söylediğinde. sahte olduğunu bilerek açık "Ama. Üzüntü- mü nasıl harcamak istediğimi sorabilir. ölü evini toplamaya gelen bir Oya. ama yapmadım. kitaplarına. ertesi gün bu saatlerde. kollarını açtı. yıllar yılı horladığı çük el halısını. ğı gerçeğinin ilk kez idrakine vardı. asla paylaşılamayacak bir dene"Ölebilir. hayretler içinde fark etti. çıkmadaki karayemişin yapraklarının gölgesi camda titreşti. fikrimi sorabilirdin." dedi. ay yeniden doğup maydanoz bahçesini aydınlattığında. karşı apartmanlardaki dairelerin ışıkları birer birer yanıyorlardı.

kuruyacağından değil. tutkuları tarumar . köylülerin dedikodusundan korkarım! relerimi şefkatle kucakladığında." diye anlattı. burnuna toprakların dolduğunu. Yalvarırım sevgilim. Ortalığa yayılan çiğ ispirto dum! Sanki. '"Bir daha göreme- Yarının maydanoz yaprağında tutunmaya çalışan bir su damlacığı onu boğduğunu düşünüyordu. Genç şairin cenazesini düşünüyordu. kokusu rakıların nicedir anasonsuz olduğunu hatırlattı. o iş bir türlü halledilebilse. ağaçları önemsediğimden değil. sevdadır. ağabeyimi kızdıracağından korkarım! Ağabey sözü tutulur. kabrin karanlığından korkuyor- bakabilecektim! Çok garip. beyin hücdakilerden çok daha fazla olduğu duygusuna kapıldım. "Yalvarırım sevgilim. yaşamının benzinin solduğu bir yebilirim gökteki mehtabı. çasına panikletti. "Çok garip! Şiir okumaya başladım. Anam babam ne yiyecekler? Sen. dutun dallarını kırma. ne zaman bitecek bütün bunlar? Kızarmayan yaprak.Baba emri yerine getirilir. Bu düşünce daracık bir asansörde kalmışbulabildiği en büyük bardağa rakı doldurdu. söğüte üzüleceğimden değil. o çok uzaklardaki mavi gökyüzü! Söyle. Hani o şiirler vardır ya. biliyor musun? Alkol kanıma karışıp. içi daralmaya. Toprağı kürek kürek üstüne anda. genç adamın ağzına.' Yalvaran. Kalktı. ölüme de yeni bir deneyim gibi "Bu dünyadan ayrılmaktan değil. karısından koparılmayan koca mı kaldı?" Ya da öteki. terk et bu mezrayı.kadar titrek olduğu saniyelerin tiklediği. "Nasıl da özgür bu yabankazları! Nasıl da dinleniyorlar Yu dalları üzerinde! Ve biz! Kralın ezeli çilekeşleri. Yalvarırım sevgilim. söğütün dallarını kırma. bağrına bas bedenimi toprak! Ben nasıl örtersem erkeğimi. kirli bir tablanın uyandırdığı duyguların yoğunluğu ürperticiydi. çok tuhaf gerçekten! Asyalıyım. toprak!'" bocaladıklarını. sen de beni öyle ört. öteki dünyadaki dostlarımın bu dünya- . sandal ağaçlarımı kırma. henüz ne darımızı ne pirincimizi ekebildik. babamı uyandırmandan korkarım. yavrusunu kucaklayan ana gibi. kesik kesik nefes almaya başladı. duvarımdan atlama. bahçe yaygısını çalma. diyorum da inanmıyorsun! Ne oldu.

" Ne kadar yalnızdı. "Senin gözlerinin hayata. hatta hadislerini yüreğimde müş olmam! Bu ölüm denilen şeyle pirlerim halleşebilmişlerse. benim de olmalı. neler demezlerdi komşular!' Sonra bir tane uçuk. Kazancakis bildiği için." dedi Günay. insana dayalı inanç sistemlerini yakıştırmıyor da değildim! "Sanırım. kadim şair ve yazarlara dönefendice halleşmem gerekir ya da elle gelen düğün bayram gibi bir duygu sarılabileceğimi. ölüme tahsis edilmiş erlerin ezeli ve ebedi figanını." dedi. daha "Yooo.'" Söylediği şiirleri biliyordum. Aşağıda. Sonra bir çekirge öttü. benim göz- lerimin ölüme dönük olduğu bir dönemdi. yalnızlıktan değil. sanki! Topraklarından zorla söÇok garipti. ayak sesini duyduğumu sandım.. mor beyaz. Doğu ufkunda hilal görününce. mesela. dizinin dibinde yıllarca oturabileceğimi. "Ata ruhları. yeryüzünün tılsımlı güzelliklerini onca yıl önce yakın gibiydi. Ona sımsıkı karanlığa onunla el ele atlayabileceğini düşünüyordum!" hissettiğim Hazreti Muhammed’e de değil. solan otların arasında hâlâ kıpırdadı.Dilediklerini yapsalardı âşıklar. İlginç olan. mavi kırmızı renkleri yazılmışlardı. ölüm denilen itiraf etmeliyim ki. Onu güney patikasından gelirken gördüm. '. Çin şiirleriydi. Doğaüstü bir deneyim yaşamış olmalıyım.Kahkahaçiçeği tepemden tırmanır. Şinto! Neden acaba?" diye sordum ama . Rodoplu gibi insancıl -hümanist anlamında kullanıyorum. ha! Hoşgeldin.bir yapıya.. melekler filan değil. Tam 4000 yıl önce ve bir o kadar güncel! külüp. Aklıma gelenlerden birisi de Kazancakis'ti. yarabbim! Ve ben bu yalnızlığı kıramıyordum! kayda geçiren Çinli ozan bana akranlarımın hepsinden daha dost. Yüreğim yükünü boşalttı. İsa'dan 2000 yıl önce "Ata ruhlarına tapan bir Şaman'dım. tepeye tırmandım. yüreği kuş gibi çarpan genç kızın telaşını. Huzursuzum. ama art arda bunları hatırlıyordu! daha.

Yerimden kalktım. Mesih'e yol açmak için öldürüyordum da. sen biliyorsun. varlığımın derinliklerinden bir ses yükseldi: 'Bu adamlar nefret dolu!' diye haykırdı öteki sesim. onlarla omuz omuza savaşıyor. Bir sabah.' 'Ben de.. bizi öksüz.. gençliktir. gökyüzü ve yeryüzü birleşecek bundan böyle. 'Öldürüyorlar. sesleniyor: 'Bizimle gel!' diyor. bir kayanın üstüne çıktım. göğsü fişeklerle örülü elli kadar sakallı adam çevreme toplandı. Mesih gelecek. acı çekmemin nedeni de bu.' 'Bizimle gel!' diyordu keşiş. Lenin yaratmak için değil. kahkahayı koyuverdiler.. sakin ve baştan çıkarıcı bir sesle. konuş onlarla. umut besliyor ve nedenini bilmiyorlar. sırrımı herkese açmak istemiyordum.' 'Benim istediğim de bu. Bu akşam gençtik senin hücrene girdi. hayatım boyunca aynı şeyi. "Neyi biliyordu.' 'Bu söylediklerini devrimciler biliyorlar mı?' 'Başlangıçta sustum. Yüreğime zırh geçirdim. Ama sana kılavuz olan ben değilim.. ezberden söylemeye ".başladı. içimi paralayan bu sırrı kendimde gizliyordum. 'Sayımız az ama bir avuç maya bütün hamuru kabartmaya yeter. Genç yaşımda kılavuzun olduğum için beni bağışla. ' 'Ardından kim gelecek?' 'Mesih. yaşlı din adamına. Ama yolunu bir türlü bulamıyorum. yeryüzüyle gökyüzünün birleşmesini diledim. Gelecek ve partizanların başına geçecek. Haç çıkardım. gücüm yettiğince dünyanın yıkılmasına katkıda bulunup. Kalk. sana yol göstermek için geldim. yok etmek için geldi. haksızlıklarla baş başa bırakıp gitmeyecek. Oysa. Onlarla yaşıyor. Bir daha da çarmıha gerilmeyecek. Utanıyor. Ama konuşmuyordum.Lenin 'in görevinin ne olduğundan da haberleri yok. yepyeni. daha iyi bir dünya yaratmak için geldiğine inanıyorlar. onları aydınlatmak için konuşmaya . ölüyorlar. bu kokuşmuş dünyayı yok etmek için geldi. Muhterem Peder. Tepeden tırnağa silahlı. Ardından gelmesi gerekene yol açmak üzere. Günay'cım?" Gözlerini kapattı.

özgürlük uğruna verilen savaştır. halkın afyonudur! Alçak satılmış! Atın dışarı! Atın dışarı!' Beni dövdüler..' dedi. Ama yeter bu kadarı.' 'Sevgi. Ama iki sözcükten çok söyleyemedim. Kötüsün. ellerinden kurtulabiliyordum.. öldürülme tehdidiyle karşılaştım Ama Tanrı bana yardım ediyor. titreyen bir sesle. ovaya indiğinde kovalanıyorsun. orada da aşağılandım.' dedi genç keşiş. dayak yedim. özgürlük uğruna savaş diliyorum. özgürlük uğruna verilen savaş. ' 'Delikanlı. ama o zaman özgürlüğe yüklediğin görev ne?' İhtiyar adam. ellerinden kurtulup kaçtım. küfür tufanı koptu: 'Din bataklıktır. ıslık. Muhterem Peder. insan bu yüzden hayvanlıktan kurtuldu.başladım. Özgürlük uğruna verilen savaş. ' 'Nedir bu kale?' 'Hazreti İsa!'" . 'Kötüsün. sevgi sözcüğünü söyleyip duruyorsun?' Sevgi.' 'Gidiyorum. 'Özgürlük.' dedi.' 'Peki. 'Nereye? Manastırlardan atılıyorsun. 'Özgürlük. Özgürlük ölümdür. değil mi?' 'Hayır. ben orada oturuyorum. sevgi!' diye haykırıyorum boyuna. son değil başlangıçtır. İnsanlara acıman gerekir. Yeryüzünde rastlanılan tek şey. genç keşiş. bir kahkaha. Daha doğrusu. dağlardan kovuluyorsun. 'Sevgi.' 'Öyleyse neden vaazlarında hep aynı şeyi. nereye gideceksin?' 'Ele geçmez bir kalem var. bir hedefe yönetmez. başka bir dağa çıktım. Evet? Geliyor musun?' Yaşlı din adamı gelmiyordu. Ama tek başıma ya da Tanrı ile konuşurken. Yeryüzünde özgürlüğe rastlanmaz. Erişilmeze erişmek için savaşıyoruz. Harekete geçmesi için halkı sarsmak gerektiğinden. sevgi demiyor.' 'Değil işte! En yüce şey özgürlüktür. en yüce şeyin iyilik olduğunu mu sanıyorsun?' 'Evet.

Evimi dışardan görmeye başladım. cehennemde yanmayı göze alan bir sevgili kulu olmalı diye düşünüyordum. Ortadoğu. Anadolu. İstanbul. Onun gibi bir şey. Yani. en korkulacak sosyalistin Hıristiyan sosyalist olduğunu söyler ya. insanoğlunun esenliğini sağlamak uğruna. sonra bir ara Sultan Galiyefi. ummaktan başka çaren duğu alıcı-verici. "Çünkü. Senin için de öyle olacaktım. "Bu pasajı hatırlaman ne garip!" "Nedenini biliyorum galiba!" dedi." vardım. küreye dönüşen dünya. topluiğne başına indirgenen dünya. semt. uzay dızlar! Bir süre orada. Allah'tan vazgeçemiyordum ama yeryüzündeki halifesinin. Uçakla. Balkanlar. Ya da uçaktaki diğer yolcular için bir gerçekliktir. Hani bir yerde. gerçekliğin de bir seçim meselesi olduğunu anlattı. Her iki ucunda da kendimin olyolcu ettiğin insan. Dostoyevski'yi düşündüm. varlığımın. o bölümü. az daha geri çekilince mahalle. yokken de yoktu. Sen. dünyevi adalet olmadan da dünya yöneti- bir apartman. yılyerde. bulutların arkasına bir yere ğim arasında bağlantı kurmaya çalıştım. Marmara Bölgesi. yere inmesini beklemekten. giderek yuvarlaklaşan ufuk çizgisi. Günay. Be- . Kazancakis'in sözünü ettiği 'özgürlük'ün megamachine'den bağım"Allah Allah!" dedim. anestezinin etkisinden tam kurtulmadığını düşündüren bir sesle. gibi.sızlık olup olmadığını düşündüm. varken de yoktum. uzayda başka yaşam olasılığı gibi olduğu boşluğu. değil mi? Ama. o noktada kuramsaldır. buz gibi bir evde. hızla kayan gezegenler. omuzlarımda battaniye. Allah'ın olmadığı bir dünyanın temel kaziyesinden yoksun lemez diye düşünüyordum! Sonra tuhaf bir şey oldu. kendi kendine konuşan varlığım ile bulunduğum yerdeki hiçlidenim var olduğu kadar da yoktu. az geri çekilince kaldığını biliyor ama insancı. 'var'dır işte. Koyu karanlıkta ışıklı bir pencere. Gecenin bir yarısında. sonra da Boğaz Köprüsü. duraladım. Yine de şaşırmıştır. yeryüzünde kalana var mıdır? Varlığı. araya giren ay. uçakta benimle beraber olmadığına göre.

ata ruhlarının ellerini tutarak!" 'kale'sinin Hazreti İsa olduğunu söylemişti. Yazı filan diyoruz ya kitapları bitir- . Rodoplu'nun ideali takğil.. ölüm özgürlük de- Büyük Makine'den kurtulmak yetmez. kişisel idealime ilişkin düşüncelerim da. "Hayır. asli vazifelerden başka bir şey düşünmeyen. ama."Doktorlara ve kadere teslimiyet mi?" tevekkül kavramını yeniden irdelemeliydim. 'onlara forus dersek. kendisini özenle terbiye etmekti. zaten de fodan dönme özgürlüğüne kavuşalım. Dünya duvarlarla bölünmemiş. dünya süs ve makamlarından feragat eden) de"Düşüncenin her korkudan azat olduğu bir ülke!" diye Tagore'un ağ- zından tanımlıyordu. 'Hayır. "Bir ülke ki insanları dimdik. daha henüz tamamlanmadım. Kelimeler gönlün derinliklerinden fışkırır. Militan yapısından hiç beklemediğim bir tevekküldü! Ya da ben bu "Evet. borç olan ibadetlerden. forus olmaya mecbur kalırlar. Uzun. gönüllerimizin yani kısa vadeli çıkarlarımızın izinde. İyilik. hatalarımızkaygım vardı. "Ama. Böyle ham ölmek istemiyordum. "Sarhoş oluyordum ve tek bir lazım. kafamızda kurduğumuz şekillere inanmaktan. durmuş oturmuş akıldı." dedi. "Yüreğimi "Yalnızdım. "Kazancakis yanılıyor. çok uzun. Aklın ırmağı alışkanlıkların çölünde kuruyup gitmemiş!" ğil. va ehli bir zahit (zühd'den.' diye. bize zaman "Sarhoş oluyordum." diye güldü. özgürleştiricilikle eşanlamlı olmalı. Gogilikten." rusturlar' türünden müstebit önyargılardan kurtulacaksak. yüksek sesle. dört yüz beş yüz yıllık ömür lâzım ki. 'Hayır. Özgürlük yolunda bir engel.'" ıslah etmek" diyordu. Emek kemale uzatır kollarını. bağıra bağıra döneniyordum odanın ortasın"Tamamlanma" dediği. Kazancakis'in genç keşişi. ölüm kapıdaydı. bu kaleyi. ömrümde ilk kez bu kadar netleşti." diye sürdürdü.

bu söylediğimin doğru olduğunu sahiden biliyor muyum diye kendime hiç durmaksızın sormak istiyorum. Ölümünden sonra adımın anılmayacağını bilmek hoşuma gitmiyor. Ama karşılıklılık istiyorum. her kelimenin doğru olmasını istiyorum. parasızlıktan değil. kötülüğü adalet karşılasın istiyorum. ünlü olmamaktan değil. Kötülüğü iyilikle karşılamak istemiyorum. onlarla eşitlenmek için gayret göstermek istiyorum. Kişiliğimin temelini içtenlik oluştursun istiyorum. En zorlu kazanımlarımın tanıksız kalmasına üzülmemek istiyorum. Davranışlarım. Alçaklarla karşılaşınca da yine dönüp kendime bakmak istiyorum. masanın üzerinde duran fotoğrafına. 'Estepeda'yı bitirmek. yüceliği ululamak istiyorum. cesaret ve iyi niyetin birleştiği noktaya erişmek istiyorum. Parça başı doğrularla avunmak yerine. yeteneksiz olmaktan sıkılmak istiyorum. İçimden herkese karşı gürül gürül duygudaşlık aksın istiyorum. Kusuru başkasında aramaktansa. Herkese karşı dikkatle seçmeye çalışıyordu. bir akademisyen olmak istemiyorum. yaptığımla söylediğimin bir olmasını istiyorum. Az ve öz konuşmak istiyorum. her kelime dünyayı etkileyecekmişçesine özenle konuşmak istiyorum. kendi gerçeğimi bulamamaktan korkmak istiyorum. 'Kadıncık'ı bitirmek. Gevezelik etmektense yapmayı. İftiradan uzak durmak. Eğer bir şeyden sıkılacaksam. Ağzımdan çıkan her sözün. İyiliği iyilik. Benden üstün olanları kıskanmamak. ." demişti. 'Medeniyet Tarihi'ni bitirmek filan. çünkü o zaman iyiye vereceğim şey kalmıyor. Bir "Yücelmek istiyorum." Yanlış anlamasını önlemek için düşüncelerini toparlamaya. bütün ulusların gelecek kuşaklarına örnek olacakmışçasına yaşamak. türdaşlarımızla paylaşmadığımız niteliğimiz yoktur. çünkü biliyorum ki. kelimeleri şeyden korkacaksam. kendimde aramak istiyorum. Hiçbiri değildi. Alçakgönüllü. Ayağı yere basmayan bir malumat istifçisi. bütünü kucaklamak istiyorum. Bana yapılmasını istemediğimi başkalarına yapmak istemiyorum. ama yapıcı olmak istiyorum. Bayağılığı değil. "Zekâ.mek. ağzımdan çıkan.

öyle gittim. ışıkları yaktı. adları üstünde. gözyaşlarının üstünü sırıl- "Ne diye yalvarıyorsun. epey bir süredir ağladığını. "Ama sana hâlâ söyleyeyim mi? Bütün bu işte ufak bir üçkâğıt var!" "Nasıl. sen de!" Neden sonra." dedi. Ama. Hırsla gözyaşlarını sildi. bütün bunlardan ne kadar uzağım! Henüz ne kadar çiğ.nazik olmak. Ertesi sabah. hayretle. "Arnavutköy üzerinden bir tur attım. diği aksilikler oluyordu. hastane çantasını hazırlamaya başladım." dedi. ölümü nasıl bile"Kalktım. hastalık emri bile vermeyecekti benim beynim. Alacakaranlık bir odada. ara sıra bedeninde kendisini şaşırtan. ne kadar hamım! Bana zaman tanı! Zaman tanı adam olayım! Açmadan solmak istemiyorum! Ölmek istemiyorum! Daha değil. Bayrı. ceksin!" "Aman be! Budala. Ve yine biliyordum ki. daha değil! Zamanını birlikte kararlaştıracaktık!" "Ölüm emrini beynin verdiğini biliyordum. küstah! Hayatı bilmezken. denetleyeme- ve geçiciydiler. zırıl zırıl ağlayan bir kadın olduğu düşüncesi onuruna dokundu. kızdıran. "Yorgun görünüyorsun. saygıyla karşılamak istiyorum. hayatın her anını ciddiyetle. erkenden hastanedeydi. Şimdi değil. sadece aksiliklerdi tansiyon düşmesi gibi şeyler en çok korktuğu rahatsızlıklardı) ona da bir şey olmazdı! Yine de. "Gece uyuyamadın mı?" . Görüyor musun. kolay uyuyamadı. Hepsinden öte. Dr. Beynine bir şey olmadığı sürece (bu yüzden baş dönmesi. Tabii. böyle bir şey yapmak bir yana." dedi. Büyük bir utanç duydu. sadık ama kimsenin yardakçısı olmamak istiyorum. yarın değil!" sıklam ettiğini fark etmişti. herkesin hatırını saymak. bunlar. yani?" diye sordum.

" "Sinirli misin?" yanı çiçek! Seni çok seviyorum." kollarını kaldırdı. bir ömür! "Yağlama! Dön kıçını. böyle havada." "Göreceğiz." "Sana ne verebilirim ki. la. "her bir elinde birer kırmızı karanfil karşıladı beni. Hemşireden rica etmiş." "Tamam."Tahmin et!" "Oturdun. Zor bir gece geçirdim. Bir insana hediye edilen bir el. kadın. .. Zor mu bayılacağım şimdi?" Kerim yüzünde kocaman bir tebessüm belirdi arkadaşının." dedi. kelimelerden başka! Bir yanı kan gölü. Mahcup olmuştu.." diye itiraf etti Rodoplu." dedi Oya. "ilgisi yok. Dikkat "Tamamdır. "Amma bunun"0 zaman sen yat uyu artık. bir bacak." "Sen nasılsın?" "Avek!.. öldürmeyin beni. bir iğne yapacağız. Allah!" diyerek başını salladı.. ti ta!" "Evet." Görüşürüz. "Bundan sonrası bizim işimiz! "Ne kadar parlak bu ışıklar! Ben en iyisi roman yazayım. bir Günay'a geldiği akşamlar gecenin bir yarısında hastaneyi arayıp.. "parmaklarım nasıl?" diye sorduğunu hatırladı mikro cerrah arkadaşımın. "Parmakları pembeleşmiş mi?" "Pembeleşti!" "Yaşa!" "Delikanlının ellerini taktım. sargıların arasına sokmuşlar. " "İyi ya!" edin.. ha!" Günay da romanını yazmaya durdu." ameliyathaneyi işaret etti. Burnumun direği titriyor. merak etme. içki içtin. Hay. "Az önce uğradığımda elleri sarılı..

Binali'ye göre. ne onayladığını. Binali'yle paylaştığı gece yarılarını kıskanmaması. Onulmaz bir kaybı önleme istemi miydi? Yardımını esirgememek kaygısı mıydı? Dışlanmaktan kurtulmak çabası mıydı? Şiran'ı memnun etmek arzusu muydu? Hepsinden birer parça mıydı? Kadıncık. 'birliktelikler'de kimsenin kimsenin özgürlüğüne müdahale etmemesiydi. kadın erkek birlikteliğinden çok daha önemli. "özeleştiri" yayınladığı nerede görülmüştü? Türkiye Cumhuriyeti'nde. sınıf atlama gayretinden. Bir başka erkeğe hiçbir cinsel içeriği olmayan "canım" hitabına öfkelenirken. evinden atılan Binali ile kör bir sobanın iki yanını paylaştılar. İlke. "son tahlilde "aramızda sevgi olamazdı. . olurdu. ne de onaylamadığını belirtti. Erkeğin suskunluğunu hayra yormaktan başka çaresi yoktu. düşünce özgürlüğünden çok daha hızlı sindirilebilmiş olmasının ardındaki "erkek" faktörünün etkinlik oranı neydi? (75) Kadıncık Portre 'ye: Geceler boyu. cinsel özgürlüğün. iki ay. İdeolojik birliktelikte. senin bilinçsizce de olsa. İdeolojik birliktelik. sonuncusuna hükmetti. canım. abazanlığımdan kaynaklanmalıydı birlikteliğimiz. özenle korunması gereken birliktelik olmalıydı. İki ayrı sınıfın insanlarıydık. sapana "hain" denirdi ama. kimi zaman "işi" çıktı. böyle bir niteleme ancak gülünç olurdu.Kimi zaman uyanamadı. "Eş"inden ayrılanın. sınavlara girmedi. kadın erkek birlikteliğinde. çok daha saygın. Özgürlüğü kısıtlamak. iki arkadaşın ideolojik birlikteliklerinin tezahürü olsa gerekti. kadıncığın. seni "aslında" sevmediğimi dinledim. Şiran. benim ise serüvenciliğimden değilse. Okuldan atılma tehlikesi Binali'nin gündemine o yıl geldi.

canım. yiğitlik değil. Dönemin "Tütün" gibi. (76) Kadıncık Kadıncığa: Dil bil. diller bil! (O'nu gör şad ol!) Yurt'un içini dışına yeğle! Renklerin pastellerini . "Don "gibi popüler romanları doğru yolu eninde sonunda bulan. arkadaşları vardı. bilmiyordu. "Sen devrimci değilsen. burjuvasın!" basit bir tanımlama olmaktan çıktı. Ne ki. Titiz bir kız babası gibi seni korudu. kendi sınıfının kadınlarına sevdalanan yiğitlerin romanlarıydı. saf dışı etmeye çabaladı. sevgilileri değil. Sevmek. "cüzzamlısın" türünden aşağılamaya dönüştü. "zulüm" sözcüğü bu bağlamda kullanılmaz olmuştu. Yine bir gece. Ya da canımı yaktığını bilmiyordu. Sevgiler aklı başında. âşıkları değil. Zalimdi. silah arkadaşı olmaktı. "Damat namzeti" olan beni. bir şey anlatamadım. "uzlaşmaz" olmaya mahkûmdu Kötü kehanetlerini geceler boyu üstüme üstüme yağdırdı. ziyanlık gördüğüm için heyecanlanamadığımda. sevdiğini sandığı ama devrime ihanet ettiği anlaşılınca sevmemiş olduğunu anladığı erkeğini sırtından vuran devrimci kadının öyküsünde. yanmaması gerektiğine karar verdiği için. Şiran'ım. Sevgiler aşk değillerdi. Sevgiler uzun vadeli çıkarları kollayan. Acılarımın günahının vebali boynuna olsun. dokunmak değil. Kadınların kocaları değil. devrimci olmadığımın "ikrarı " dışında."Çelişki"imiz.

ne var bunda? "yı. Her gün binlercesi yaşanıyor. (79) Haklı. "insanlar birleşirler de. Hoyrat ve cimriyiz. öğütlerinizin işe yaradığını düşünüp mutlu olasınız diye uğraşıyorum. . Bir de. ama bir kulağımdan giriyor. Bir Arifte. ikinci sınıf lokantaların erdemine inanma. üstelik. Düşüp dizini yaran çocuğu dövmeye benziyor. gecelerinin keyfini kaçırdın. "Eğitimimle. ayrıntıları önemse. söylemediklerimi duysanız! (78) Kadıncık Kadıncığa: Ne bekliyordun? Gecelerini talep ettin. ekonomik kökenlerimi karıştırıyor olmayasın?" diye ukalalık et! Elini vicdanına koy: Şiran’ı korumaya kalkmakta haksız mıydı? (77) Kadıncık Kadıncığa: Kadıncık Dostlara: Evet. 'burjuva eğitiminin" yozlaştırıcı girdabına kapılınmamak için fen fakültelerinin dahi terk edilmeleri gerekliliği savunulan bir dönemde. Doğru söylüyor. acı çektiğim için azarlıyorsunuz beni. ayrılırlar da. 'burjuva" denilince de. Daha nasılsın derken. ne var bunda?"yı. Öyleyken. adam terk etmiş. ötekisinden çıkıyor. dinler gibi yapıyorum. Ama. size belli etmiyor. Sizlere karşı dürüst değilim. bir Ziya 'da olabilecekleri cuma gecelerini. "karı adama âşık.sev. Birbirimize vakit ayırmıyoruz. "genel ilkeler"i değil. Haksızdı.

ne yapalım onu söyle ağbi. Bu defa da. herkes bıraktığın yerde değil mi? Neden? Hep geçiştirdiğimiz için. Doğru söylüyor. Kadıncık. Her şeyi. kaytaracaksınız. iyi!' Bu ülkede geçiştirmekten ibaret oldu hayatımız. Söyle de yapalım bari! Siktir. geçiştiriyorsun. Sen her şeyi geçiştiriyorsun. yüzün gül- . gelişmişlik meselesi. Bu toplumda hayatımız unutma ve geçiştirme üzerine kurulu. bunu unut. be?! Doldur şurdan bir rakı! Mehmet: Azarlamıyorum. deliye çıkaracaksınız. Gelişmişlik meselesi. ağbi. yüzünüze vuran yine ben olacağım. Kadıncık’ı da geçiştiriyoruz. iyisin. Yok. Nilgün: Ne azarlıyorsun kocamı. Nedir bu ağbi? Onu unut. Halan. İnsanlar yaşlandıkça olgunlaşmıyorlar. geçiştiriyorsun. "Ben unutmak için doğmadım!" diyor. yeni durumlara habire uyum sağla. ulan! Bana çarıklı erkânı harp numarası yapma! Ne yapmamız gerektiğini ben söyleyeceğim. ağbi! Nasıl biliyorsanız öyle yapın. adımı huysuza. Bu gerçekten bir ilke meselesi. Adam başkasının resmini kopya ediyor. can dostunu boynuzluyor. haksızlıkları unut. keyfilikleri unut. Mesela sen.cevabını da kendimiz veriyoruz. ama her şeyi geçiştiriyoruz. Gerekçemiz de hazır: 'Adam sen de! Bu üç günlük dünyada!' Mesele aslında bir olgunluk meselesi. yapmayacak. Beşer sene aralıklarla dön bak. sadece ihtiyarlıyorlar. geçiştiriyoruz! Şimdi sen beni bırak da. Eriyor gidiyor aramızda ve biz.

hayatın keyfini çıkarmasını bekleyebilir misin? Dönem mi bu kadın? Söyle! Hadi. Amerika kazandı diye bir Coca Cola bayiliği kapıp." Süreyya Berfe: Devrim unutmaz Sabırlı sonsuza dek Sana ne gönderebilirim ki . (81) Doktor Ahmet'in telaşlandığını fark etti. desene bizim Şiran da bir ideolojiydi! Bir yaşıma daha girdim! (şen kahkahalar) (80) Ahmed Arif: Hasretinden prangalar eskittim. biliyor musun? 12 Mart'ı unut. kazanımlarını unut. Aç kaldım. terk etmedi sevdan beni. çabalarını unut! Yeter be! Bülent: Mehmet: Ne ilgisi var şimdi bunun? Ne ilgisi var olur mu? Hayata sahip çıkmaktır bu." diyordu. kollayacak. insanlar mutlu olsun! Neye benziyor. 12 Eylül'ü unut. "Tansiyon 5. durma! Nilgün: Ağbi. "Sen merak etme. daha doğrusu sırıt. susuz kaldım. oluşuma sahip çıkmaktır! Bülent: Desene. "Ben onu şimdi yükseltirim!" dedi Günay. Oya'cım. Devrime yıllarını vermiş bir sosyalist düşün.sün. Kadıncık yatırımını kolluyor?!(pis sırıtma) Mehmet: Tabii...

işte!" Kadıncık Portre'ye: . kocası ölünce tarlanın başına geçiyor. Boze'yi gö- başka? Bir yanı kan dolu. Mülâzım. Boze derler. Bir zamanlar öldürdüğü adamın yüzünü bile hatırlamayan Abidin Amca. ulusunu kurtaracağını düşünen mahzun Abidin Amca! Hazreti İsa’nın. Abidin Amca açıkladı. Gün geliyor. ne de içselleştirir gibi yaptı." dedi Dr. bir yanı çiçek! Böyle . Abidin Amca.delidir bu karı. Boze. (88) Abidin Amca: Bizim oralarda Ermeni çoktur. her nasılsa. ne kimsenin yanına sığınıyor. Yedisekiz Hasan Paşa'nın yeğeni miymiş.Kelimelerden başka Bir yanı kan gölü Bir yanı çiçek (82) "Ne diyor?" "Bana söylüyor. İsteyenleri oluyor. Ne kimseden bir şey istiyor. yiğit bir gelin vardı. Bir başına ekiyor. Kadıncık Hanım. bir de oğlu vardı. "Bana ne verebilirmiş kelimelerden "Maskaralık'ımızın bir başka yönünü de. biçiyor. Kaderi kabullendiği yoksulluğunun bir gün. "dünya mutilere kalacak!" vaadine imanı tam. Bayrı. Birinci Cihan Harbi patlıyor. Başlarında da bir mülazım. Kocası ölmüş. İlçeye Türk askerleri geliyor. Ne içselleştirdi. kimseye varmıyor. Uzatmayalım. Şimdi düşünüyorum. neymiş. bana karşı en dürüst olan oydu. oğlunu büyütüyor.

Ermeniler görmüşler. lanet olsun! Yiğit olduğun için sev. Arabistan'da şehit olmuş. "Yok!" diyor. bilimsel bir gerçek. olmazdı. Uzatmayalım. Kadıncık Hanım! İşte bizim oralar böyledir." dedi alnını okşayan elin sesi. "Kendimi mi vurayım. "varırım "diyor. Boze yok. yok. bu Boze'yi seviyor. Mülâzım. yiğit olduğun için öl! Ya kara gelinlik kuşan. Ya. kaderine artık. Ailesi. değil mi. aşireti ayaklanıyorlar ama Boze'ye kimse söz geçiremiyor. sen mi beni vurasın. . haberin var mı? (89) Kadıncık: Boze'cim." Öyle yiğit bir gelin! Gelin. ben de giderim. Türkler diyorlar ki. edebiyata meze ol ya da çaya git. Mülâzım soruyor. diyorlar ki. çaya gitti. Ramazan da Apo'cu olmuş. emir kulu. yiğit de. bacım?! Allah'ın rahmeti bile yetmez sana! Lanet olsun! (90) "Kurtuldu. ikimiz birbirimizi mi vuralım?" Ertesi gün geliyor ki. "Bunları gönderirsen. süreceksin! Nereye? Nereyi gözün görürse. o sıralarda. Mülâzım efendi. Boze. Mülâzım emir kulu. tabii. Boze de Mülazım'ı seviyor. alabalıklara meze ol! Alabalıklara daha yararlı olacağın. göğe uçtu. kara bir gelinlik giydi. çok güzel bir kadın. Mülâzım da. kara gözlü. Olurdu. Kara kaşlı. Bir de. Mülâzım'a emir çıkıyor. Van Ermenileri askeri kırmışlar diye sözler geliyor.rüyor. derken. çevredeki Ermenileri toplayıp.

Uzun etme."Cin tonik ister misin?" Günay. ha! Hay Allah! Hay Allah! Gel seni Balıkçı Ahmet'e götüreyim. bir sandalda Münevverle yaşadı. Otuz yıl. Uyutuyor." "Uyumak istemiyorum. Kanlıca'da. Oya. torunlara rezil oluyoruz!" Git lan. Şefik Hüsnü'nün sağ koluydu. Çoluk çocuktan geçtim." "İstemiyorum ama!" "Şımarma!" Reis: Ne o resim? Adamı seviyor musun." dedi. "Şimdi cin tonik içilir mi? Anesteziden yeni çıktım!" diye azarladı. "İyi miyim?" "Çok iyisin!" "Saat kaç?" İzleyen kahkahalar kendisine getirdi. "Üç kilodan fazla mal çıkardım! "Uykum var. "Neden bu ka"Bu yeni tip bir anestezi. nesin kız? Kıskanırım. Ahmet'im. Nerende biriktirdin o kadar şeyi!" "Şiran aradı mı?" "Kim? Kim aradı mı?" dar çok uykum var?" "Beş buçuk saat sürdü. "Nikâhlan benimle. Kafkas kökenliydi. Otuz yıl günaşırı yakardı kadın." "Uyu. yaptığının farkına varıp. da! Gel. gidelim! Balıkçı Ahmet." dedi Rodoplu. Sağ olsa yaşıtıydı. uyu da dinlen. kız! Otur oturduğun yerde! Başlatma beni torunundan!" .

"Canın cehenneme. Gün boyu su sineklerini kovdu. Güneşten korudu. istavrit olsun ayıklayamaz oldu. dolunayda ağır ağır dalgalanacak duvağı. küreği de ben çekerim!"' Bir sessizliktir izledi. toptan kökten nüzül. Şeyh Şamil oynar gibi kayıp gidecek. "Aman. ne dedi bana? 'El bilmemnesiyle gerdeğe girilmez. . "Münevver gitti. mehtabın boyuna baktı. çimdirdi. yüzünü öptü. ne kıpırtı. Nefesi darlandı. beyaz etini çiğnedi." "Kanlıca 'dan Karadeniz 'e nereye kürek çekeceksin! Kocadın be. 'Madem düğün günüdür. istavritin kılçığını temizledi. Kayıp gidecek Kafkas gelinim. gözlerinin içine baka baka." dedi. memesi pörsüdü. "Ben demir alıyorum. "N'oluyon kız. İhtiyardan yana döndü.. Duvağını takacağım. Balıkçı. Reis'i aradı. "Gelme.Yıldan yıla soldu Münevver gelin."dedi. sulara salacağım. Geçti karşısına. ne zaman niçinini anlattı. ihtiyar. gülüm!" Ne ses.' dedi. büyük bir sükûnetle. koca bir yudum aldı. hazıma hazır ağzına verdi erkeği. "Karadeniz'e gömeceğim." dedi. Bir sabah uyandığında. n 'oluyon!" Elini öptü. elini ayağını akşam koyduğu yerde bulamadı. Allah 'tan gelmeliydi. Balıkçı!" Kadıncığa döndü. etme!'yi. gık etmedi kadın. Kadıncık." Nereye. "Biliyor musun. ihtiyar adam. çekiştirdi." dedi. Balıkçı. "Karadeniz'e. Doktorlardan gelecek hayır. "canın cehenneme!" Gözlerini uzaklara. ızgaralardakileri çevirdi. iki ay sıçmığını temizledi. gün boyu seyretti otuz yıllarını. "şimdi geliyorum!" izledi. rakı masasından kaldırdı. simsiyah denize dikti. Gece oldu. Sonra bir sabah açacak ağız da bulamadı. can havliyle rakısına yapıştı. Dolunayı dolduracağı günü hesapladı. "Aman.

Neye üzülürdü. Kendisine önemli her şeyi kendisine saklardı. Oslo'da ya da maalesef. Yıllar yılı. görüp göreceğiniz en mutlu ceset ben olurdum!" (92) Balıkçı Ahmet'e: Nasıl bir adamdı? Galiba pek tanımıyorum. El Hira Kralı Numan gibi! Onun da iki günü vardı. "Amin!" "Yine de. neyi hedeflerdi? Hatta. Ötekisi. Razıydım. Biri mutlu günü. "fısıldadı."Amin. "yine de. liranın iki yüzü gibiydiler: Şiran. Hücre ile TBMM kürsüsü ya da Abdullah Öcalan ile Ahmet Türk. niçinleri. Onun da mutlu günü vardı. Hep korku içinde. Kadıncık. kızım!" dedi. Bütün bilebildiğim gözlemlediğimi sandığım sonuçların yorumlarıydı. ama. neye sevinirdi? Neden kaçınır. Şiran ölüme bir kıtan giydireydi. mutsuzluk ve düşmanlık günü. Karşılaştığımızda karanlıktı ve her şey öylesine çabuk olup bitti ki! Şiran. tatille- . Fizan'da. çünkü benimdiler. Benimle paylaşılan bir hayatla tümüyle dışlandığım bir hayat. bir başka kadının yanında olacağı korkusu. nedenleri hiç bilmedim. o gün tebaasını mutlu ederdi.. her an bir başka boyuta geçip kaybolacak endişesi ile yaşadım. ne yazık benim için değil! Bana ayrılanlar acı dolu olanlardı. Zamanla sadece çileleri paylaştık. Bir gün uyandığımda yanımda bulamayacağım korkusu.. Güzel günlerini. her an yazı tura oynayabilirdi. ya. önemi olan her şeyi kendisine saklardı. Benimle paylaşmazdı. Beni ezen de buydu. benim hakkımda ne düşünürdü? Neleri.

. Ara sıra bir tanesi kayar. Dileğin ne olduğu her zaman bellidir. tam çiçek açacağı zaman. İşte. 'Seni kimselere yâr etmem!' diye bıçak sallayan adamı anlıyor olmam.. Hayat adına utanıyorum! (94) İhtiyar Haham: İnsanoğlu bu dünyaya doğduğunda.. o küçücük kıvılcım insanoğlunun içindeki "hayır"dır. dışardan görünmezsin. ben de bittim.. kan güden bir kadın. Çileli günler bitince. öldüğünde anlı şanlı Karadeniz düğünü yapan bir eski tüfek. Balıkçı. Allahım!" Sonra?. burnunu Şiran'ın boynuna gömer. bir dilek dilersin. Reis. Sonra da rakının içine böyle gözyaşı dökersin. içindeki sevgi kıvılcımı küçücüktür. geride! Biliyor musunuz. O kıvılcımın . o da seni 'ayyaş karı' beller! Şu halimize bakın beyler! Yaşarken kadınından soyadını esirgeyip. Yüksek karyolaları çepeçevre bezle kapatırlar. ben daha damda bile uyumadım! Bizim Mardin'de geceleri damda yatarlar. "Erkeğimin elini başımdan eksik etme. ne acı! (93) Kadıncık Reis'e: Yaşanmamış o kadar çok şey kaldı ki. karısı tıpkı bana benziyormuş? Tam çiçek açacağı zaman. Çiçeğe dursun diye onca suladığım fidanımı elimden alıverdiler. Biliyor musun. Görünmezdin ama yıldızlar üstüne üstüne gelir. kalbi delik bir profesör.rini başkalarıyla geçirdi.

eli silah tutan tüm Örenler oradaydılar. Bayram. tembellik. (101) Kadıncık Portre'ye: Kentli kabuğumu kırmaya. sevgisizlik küllerini yakar! Sen. 'git. senin elinde Kalaşnikof vardı. burnunu sil!' dedirtecek yaştı. onun fedaileriydiniz. dayı oğlumuz Remzi. sen ol. Baba'mıza kalkandın. Şeytanın değil.bir hazine gibi saklanması gerekir. Benim coğrafyamda. Politikacı Babamız kahveye çıkıyordu. Şiran'ım. cimrilik. şiddet. Öyle yaptım. hatta mantık bu kıvılcımı boğmaya çalışabilir! Ama. sevdiğin yanlarını abart! İnsan olmanın kefareti. Beşikten mezara bir an için olsun gevşemeyen sırt kasları. Sen on dört yaşındaydın. Kendi sürümden ayrıldım. bana ay kadar yabancı akrabalarını sevmeye giriştim. hala oğlumuz İhsan. teyze oğlumuz Şerafettin. güneş cehennemdi. Nasıl da hızlıydı reflekslerin! Dokundu- . Şaban. On dört yaşında çocuğun elinde silah. Burada yol tozlu. Amca oğullarımı. Bambaşka bir coğrafyanın içine doğdum. Ölümü ertelemenin tek yolunun öldürme becerisi geliştirmek olduğu bir coğrafya. bu yaş. insan sevgi körüğünün başından ayrılmazsa kıvılcım ateş olur. kendisinin doldurduğu silah. sevmeyi bilmektir. Boşvericilik. Yaşam haritamı değiştirmem gerekti. hoyratlık. Oysa. körüğün başından ayrılma Kadıncık Kızım! İnsanları sevmekten korkma! Sevmediğin değil.

hiç bilmedin ki! (102) Sen ne diyordun? Nasıl saldın oğlunu yollara? Öncelikle kimin için ağlardın? Şiran için mi? Kendi erkeğin için mi? Kendin için mi? Oğlunun ardından ölür müydün? Bir tane daha mı doğururdun yoksa? Hayat devam eder'di mi? Kadıncık Dostlara: Ne bakıyorsunuz öyle? Şiran'ın kıyafetini mi beğenmediniz? Hayır. Şiran. Hangi sahici sevda değildir ki? (83) Kadıncık Yabancıya: İkramda kusur ettiğimin farkındayım. kahverengi üzerine lacivert giyilmeyeceğini öğrenecek vakti mi oldu? (103) Şiran'ın kadınlarına: Onu benim gözümle görmezseniz. namertsiniz. (Görürseniz. bir ideolojiydi.) (104) Kadıncık Nilgün'e: Evet. beni bırakıp dostlar böyle hışımla . Benetton'u diş macunu sanıyor! Onun. benim katilim.ğumda fırladın! Güven nedir. Misafirperverliğime dölyolum dahil değil! (73) Nâzım: Dostlar. Yargıcı'yı bilmiyor.

" "Hayrolsun. yok. yaşlı hastabakıcı." dedi. .nereye gidiyorsunuz! (74) "Çok mu canın yanıyor? Doktor hanımı çağırayım mı?" "Yok. Rüya gördüm.

Sıfatların sonu gelmez gibiydi. Anadolu yeşil elma. çam- güzel. kekik ve tarçın kokuyordu. akarsu.ŞAFAK ÖZDEN YEŞİL ELMA. Sonraları bunlara başkaları da eklendi: Taze çimen. çakıl. KEKİK VE TARÇIN KOKUYORDU! I Çünkü. Özden'in kişiliği ile bire- Günay onu. Bir düş. Memleketinin Ziganaları gibi yüce. Bir basit türkü. zor geçit verir. bir o kadar da "temiz. Ziganalar gibi "heybetli ve ketum ve dimdik"ti. bir örtüştürüldüğünü gördüm! Başı pare pare dumanlı dağlara yakıştırdı ları. sarp. yalçın kayalarından fışkıran buz gibi suları ile nefes kesecek kadar Bir toprak parçasının nasıl cismanileştiğini. hayırhah ve asude" gördü. . "almalar olanda gel. bir özlemdi Şafak Özden. çıra.

Bilakis. (Günay.aney. Avucunun içi gibi tanı- anlatacağım) akşamın ertesi günü. erkekliğinin simgesi oldu. Ve hepimiz. Doruklardaki mekânından. yen bir şey kalmadı. seviyor onu. Keşke "Günay." 'bilakis'in sonunu getirmedi. bir senfoniye mümkün değil çıkmazdı!) eder. Şimdi düşündüğümde. yurttaşlarına. Ne ki. Şafak Özden. Şafak'la ilişkisini o ağır ameliyattan sonra bedenine yeniden kavuşmuş olmasının getirdiği epiküryen ruh haline veriyor. yokken de varım." dedi. Neden oldu- Günay'ın. parçaları bir araya koymaya çalışırdık. Şafak'la geliştirdikleri beraberliğin hepimizi belirli ölçülerde dışlayan bir tarafı oluşmuştu.." dediği "Varken de yoktum. Daha mı "akıllı'ydık. doğurur ve bastırırdı.. "Epiküryen ruh haliyle ilgisi yok. abartılmış ama anlaşılır buluyordum. Bertolucci'yi görmeye gidecektik." dedi Tülin. yor. toprağın kaderi Şafak'ın kaderiyle bütünleşti. Anadolu güneşinin Toprağın tarihi. galiba o günğunu da bildiğimi sanıyorum. canım! Hepsi. Sütiş'te buluşmuştuk. "tutkusuz bir aşkla sevemeyecek kadar onurluydu. bu!" gasp edildiğinde. bir kahve içimlik vaktimiz vardı. olsa! Şafak onu eğlendirmiyor. Şafak'a inancını kaybettiğinde. Şafak'ı herkesin ortasında tokatladığı (o olayı daha sonra . insancıl hüznünün." adamın saygılı alçakgönüllülüğünün. Günay'a ilişkin haberleri birbirimizden alır. daha mı "kötü niyetlerde bir araya geldiğimizde hep Günay'ı konuşur olmuştuk. daha doğrusu inancı hunharca kin son umut kıvılcımları da söndü. "Çok iyi tanıyor. O noktada. Şafak'ın tarihi.. bu yabancılaşmada Günay kadar bizim de payımız olduğunu anlıyorum. içinden bir parça gibi tanıyor ve seviyor!" "Yanılıyorsun. "Büyük Yalan"ın bir yalan olduğuna ilişkadınlardandı.. Durrell'in. artık "Kafdağı"nın ardına göçmesini engelleBen. güneşe bu türkü ile eşlik neyden başka bir müzik aletine 'Katiyyen!' yüz vermeyeceğini söylerdi! İsterse Beethoven'inki olsun.

"Benimle de hiç konuşmuyor da. güçlü kuvvetli. "Maalesef! Türk erkeğinin gele"Hem de koçyiğit!" dedi." dedi Tülin. bilmiyorum. değil mi?" edebiliyorum." dedi. tabii.li"ydik. seviyor onu. Otoriteye yılışmaz'. taştan sediri vardı ama yiğidim aslanım burada yatıyor! Niye? 'Yiğit'in görevi. dürüst." sözü üzerine nasıl bakmış olmalıyım ki. gür ama kumral bıyıklı. 'Yürekli." dedi. taş sedir üstünde yatmak ve mahkûmluk mudur?" Neye varmaya çalıştığını bilmiyordum. Tahmin "Ben de şaşırmıştım." dedim. "Ve tüm çağrışımları!" yoktur. üstünde hiç düşünmemiştim. sıska bir ineğin ardında. Gülmeye başladım. Eğilip bükülmez. onurlu. sen de İnce Memet olursun." Bir gün. "Yiğit!?" "Gerçekten öyle!" dedi Tülin. uzunca boylu. ne bir haram yedi. içtenlikli! Kimseye müdanası "Sen nereden biliyorsun? Siz konuşuyor musunuz?" "Yo. "Bilemiyorum. "Neden soru"Büyük Yalan'ın bir parçası olup olmadığını düşünüyorum. tabii. değil mi? Sonra." "Ama." neksel niteliklerinin hepsini bu genç adama yakıştırıyor sanki!" "Anlıyorum. Nedenlerimiz elbette farklıydı. bak. "Çünkü. "Bir kere. esefle. alnında patlayan güneşin bunalttığı. yorsun?" Başka bağlamlardaki konuşmalarımızın satır aralarını okuyordum. ama artık özde sınıfsal olduğunu kavrıyorum. Tülin. Anladı. ne cana kıydı. su gibi aydı. "Günay. Benim fiziki niteliklerimin tam ter"Canım alınma. ama ona refakat ettim. sana ne çağrıştırıyor?" diye sorduydu. ama daha ilk günden sevmedik adamı. kavruk bozkır ırgatı değil de. ekmek kadar temiz. keskin ama bir 'Anadolu erkeği!' Öyle değil mi?" sini tarif ediyordu. o da gülüyordu. demirden döşeği. müşfik bakışlı. kırsal kesim erkeğini çağrıştırıyor. "Bu 'yiğit' kelimesi. Kadir İnanır-Tarık Akan karışımı .

Ankara asfaltının üzeHem evet. Jandarmanın ya da polisin önünde ezilip bükülmezler. imam? Pek değil. asistanlık yapmazsa da başına buyruk olabilir. Şaşırdı birden. Genel müDokuz-beş mesaisi yapan devlet memuru bir "yiğit" olacak iş değildi. yürekli." dedim. Fedai olabilir ama pezevenk olmaz.bu koçyiğitler. kapıkulluğu etmez. işçiliği? Geçici bir süre için. bozulduğu müşterisini yarı yolda indirir. mesela. Yoksul muydular. ama tıp doktoru olursa asistanlığı atla- Oysa. Peki. Mafya? Olabilir. kuramayacak kadar yoksul olmazlardı ama şiş göbek esnaf da olmazlarOdacılık? Hayır! Asabi bir müdire hanımdan azar işitecek "yiğit" bir oda- cı. Peki. Bir. Fabrika lak surette toplumcu-solcu ya da ülkücü. olabilir. pek de cin fikirli olmayacaktı yiğit." Uçuyorduk! "Çünkü. aklımıza gelen mesleklerin hepsinin deha istemeyen "Asistanlığı atlarlarsa. dürüst ve içtenlikli olurdu "Tam buldun!" kaymakama ya da başka bir otoriteye yılışmazlar. Kasaplık? Hayır. ama Mario Puzo'nun İtalyan mafyası değil. O hocasına mecburdur. bir profesör olmaz mıydı? "Niye ama?" masa da olur. hem hayır diye karar verdik. belki. sadece ustabaşı olarak. Eve pazardan pırasa taşıyan aile babası yiğit de olacak iş değildi. rinde el ele şapşal tavuklar gibi koşuşmazlardı. Düşündükçe. Garsonluk? Hayır. birilerine bir rakı sofrası Çaycılık yaparlar mıydı? Hayır. kız gibi araba kullanmaz. dür. coğrafya kürsüsü asistanı gibi değil. olacak şey değildi! Kuaförlük? Saçmalama! Şoförlük? Evet. Allah'a inanır ama dini bütün Müslümanların titizmeslekler olduğunu fark ettik. ne içerlerdi bu adamlar? Konuştukça ortaya çıktı ki. Hayır. hekim. ne yer. ama sendikalı ve mutPeki. onurlu. 'yiğit' kimsenin emrinin altına girmez. Demek ki. muhasebeci filan olmamasının da nedeni bu olmalı. peki? dı. liğini göstermez. . ama.

tabii. bir roman kahramanlığı kalıyor! Anlasana. 'Onur'u kırılır!" "Narsizm. Sana bir şey . da!" kuvvetli" sıfatları ile bir arada anılan yiğit'in bir başka özelliğinin de. yönetmene gelince. Yemeğin 'tuzsuz' de de bak... Günay'a onu anlattım. "Uyarılmak tükürenin 'onur'una dokunmuştur. "ekonomikman" iğdiş edilmiş olması gerekliliği olduğunu gördük. muhtemelen şehir kızıydı. 'uygarlaştırılması gereken vahşi oryantaller' ya- "Hayır. Sana. bir şey söyleyeyim mi. içtenlikli. "yürekli. onurlu. Dev- rafından kibarca uyarılmıştı. rimci arkadaşlardan birisi sahnede yere tükürmüş. yönetmen hanım taken. 70'lerde. balgamın üzerine basıp geçemezdi. olmaz. ama arkadaşının 'onur'unu korumakla yükümlüdür. Yiğit ancak militan olur. Tatsız bir işti. oyuncu arkadaşlardan birisi dayanamadı." "'Maçoluk' olmasın?" "Sanmam Kadınlarda da var çünkü. siyasi olmaz. güçlü "Bir Vehbi Koç yupisi ya da Amerikan eğitimli. Cefi Kamhi düşünebiliyor musun?" "Siyasette de olmaz ki!" Konu üzerinde yoğunlaştık.. savunmasına koşanın tükürüğü onaylayacak hali yoktur. hatasını kabul etmez. birisinin 'bütünlüğü' gibi. deodorantlı genç iş- letmeci 'yiğidim aslanım' olur mu? 'Koçum benim' bir Cem Boyner ya da söyleyeyim mi.. Ters yoldan gidecek. hepimiz olmamış gibi yapar"Şevket arkadaşımız yere tükürmüş olabilir. Aklıma. dürüst. Ankara'da AST'ta izlediğim bir prova geldi. 'yiğit'e kala kala bir askerlik. şımızdır!" deyiverdi." dedi. çatal kaşık kibarı bir yiğit de olacak iş değildi. ama o yiğit bir arkada"E. kaç kadın af diler? Daha çok. diyorsun. galiba bu 'onur' garip bir kavram. Türk. 'bilgili mermi'nin Forus yakıştırması gibi bir yakıştırma bu da! Emperyalistlerin. ama söyleyecek sözcük yoktur. bilirsin. bağıracaksın.Tenis oynayan. 'onur'u kırılacak." "Ulusal kimliğimizdir.

evet orada. seni öyle setükenmez savaşlarından birinde çarpışmaya mı. bilmiyorum. Bir 'ülkü' olduğunu biliyordum ama bu ülkü bir bebekle de sonuçlanabilirdi. dağların yamaçlarından! Yaz geçti. kendisini yere bırakıp gökyüzüne yükselmek." dedi. ilk kez gönül düzleminde yeDoğrusu Danny sılaya mı gidiyordu. Danny boy oldu çıktı. "adam. Günay'ın. bu 'fidan'ı güncel terminolojide ifade edemi- . Nasıl hissettim. "Paketlenmiş kavramlara itibar etmez "Bilemem. Dannyboy. Günay'ın türküsünün. Günay. ama orada olacağım! Ah. İrlandaca türküsü olduğunu biliyordum. Şafak'ı -halkını!. Oryantaller ve yiğitler dönüştürülüp tüketilmeden bitmeyecek. onu da bilmiyorum! ne ötekinin bir başına sahiplenemeyeceği bir şeyle. Danny boy. o bebekte sembolize edilen yeni bir kuşakla da! Ne ki. ne birinin Ama.bekleyenin 'tamamlanmış. Gün ışığında ya da gölgede onu bekleyecek olan kendisiydi! Tülin'in anlattıkları. yaz otlaklara düışığında ya da gölgede. bilmiyordum. acıları ve olası yetersizlikleriyle benimsiyordu Şafak'ı. bütünü görmek." dalar seni çağırıyor. gün viyorum ki!" Eski bir İrlanda sarkışıydı. Söylediği buydu. vadiler karla susunca dön! Ben orada. rine oturdu. Toprağın suya çağrısı gibi. Ama. "Ah. anlatım yerindeyse.' ölümle artık barışmış Nereden nasıl geldi. bir fidanla sonuçlayordum. Türümüzle paylaşmadığımız niteliğimizin olnacak birlik çağrısı! Ne ki. vadilerden. Danny boy. gaydalar. gay- dökülüyor. güller şünce. suyun toprağa çağrısı gibi. sen gideceksin ve ben veda etmeliyim! Ama." "Yanılıyor olmalısın.kıştırması gibi bir yakıştırma. dönüp oradan yine kendisine bakmak gibi bir huyu olduğunu biliyordum. İrlandalıların İngilizlerle bitmez olan 'kendisi' olduğunu anladım! Orada durmuş çağırıyordu onu." Tülin'e döndüm. benim bildiklerim. ama öyle." dedi Tülin. Ciğerini okur. ikisini de aşan. Erdemleri. olmazsa.

arayacak. ama. en özgürlükçü. en muhafazakâr. "Neden?!" "Bak. demet demet gülleriyle Günay.madığı bilgisi. köylülükten nefdönüp. 'forus' gibi bir yakıştırma olduğunu söylemişti. onu defalarca aramış. ortak bir konu bulma çabasına verdi. "Çekincesiz özdeşleşebileceğim hiçbir şey önermiyor da ondan Beni "Geçen gün yayınlanan araştırma sonuçlarını okudun mu? SHP'liler "Yok. Günay'ı.'kapsül taneden çıkmış. ret ettiğimi hissediyordum. önyargılı olmam kaçınılmazdı. seçkin kaplamınla. İçim burkuldu. Bu durumda. Söze. Şunu da itiraf etmeliyim ki. Kent soyumla. ancak ameliyat olduğunu öğrendiği zaman. Yine de. Günay hasKalbim acıdı. canım. o çağrıyı yıllardır bekleyen bendim. en demokrat. Parti çalışmalarından." dedi. en çok bulamamış olduğunu söyledi. kendisini koruyamayacak demekti. anlatmalıyım. SHP'ye ilişkin heye- temsil etmiyor senin Parti'n." diye kesip attı. (Hazin. Günay'a. Şafak'tan gelecek her kötülüğün karşılığını kendisinde delik gibi içine gömecek. Bu süre içinde. oradaydı. örgütteki aksaklıklardan yakınıyordu. geri Şafak. Duranın dükkânının açılışından sonra olayların nasıl geliştiğini Yazacağım en zor bölüm belki de bu olacak. SHP beni hiç ilgilendirmiyor. bir gün önce görüşmüşler gibi girdi. bir kara Anadolu' olmadığını anlatmak da mümkün olmayacaktı. en çok laik. kendilerini nasıl tanımlıyorlardı?" sosyal adaletçi. değil mi?) Bazen. Yarım saat içinde. "En az dindar. en çok Atatürkçü. geriye yansıtacak yerde. Şafak'ın -hiç kimsenin!. bu aşamada. zira daha en başından kendisi 'yiğit'in. en az libe- . canını paylaşmadığını belirtti. en az milliyetçi. evde dinleniyordu." Sözü uzatmak istemedi. Şafak. üç dört hafta sonra aradı. kendisinden soyutlamayacak. ben.

hıyar!" "Canım. zaten." Sesinin tonu değişmişti. Şafak. "Anti-emperyalisttir. problem değil. Lao Tzu'dan bu yana. işte. tılması.. mu?" "Ben." Bir sırrını açık etmiş gibi gülümsedi. Sonra birden gözleri parladı. halkın kendi düzenini kurma inisiyatifini kendi eline gamberler de dahil olmak üzere. "Öyle değil mi?" değerlendirilmelidir. Bu da nasıl oluyorsa.. Sosyalizme geçişin çeşitliliğinin bir sonucu ola- kararını vermiş birinin edasıyla. Sosyalist demokrasinin bir zenginliği olarak mış bir savunmayı tekrarladığı kuşkusuna kapıldı." diye sürdürdü." dedi." dedi Günay. 'kravatlı' Erol Çevikçe'yi ayağına getirebilir ya da Mustafa Özyürek'e saatlerce nutuk atabilir! Politikayı mes"Sen öyle düşünmüyorsun. bu haliyle. nereye 'Batılı' oluyor? Kartallı emlak komisyoncusunu hatırlıyor musun? Hani. hem en demokrat hem de en az liberal nasıl olunuyorsa!" lıyorlar. Bayburtlu Duran Kuran. o avukatın yanında oturan? Adamın SHP delegesi olmanın ötesinde gurur duyacağı kaç becerisi var? Toplumda hangi becerisiyle lek sanıyor. "Bu olanağın yara"Teori. kendi kendine konuşur gibi. adamları gördün işte. üzerinde çok düşünmüş olduğu bir konuda son "Ben çok su taşıdım eve. rum. Artık çocuklar eve su taşısınlar istemiyo"Bu hedefine SHP aracılığıyla ulaşacağına inanıyor musun? Gerçek"Sosyalizme geçiş sürecinde işçi sınıfı ile ittifak yapan bir partidir. önceden hazırlanalma bilinciyle hareket ediyor olması.ral. 'Batılı' nitelikleri olduğunu düşündükleri ne varsa sıra- etkili olabilecek? Ama. rak değerlendirilmelidir." Rodoplu'nun duraladığını gördü.. "Yoksa. yani. Günay. teorisyenlerin pek az hata yaptıklarını düşünüyordu.." dedi Şafak. gözlerini kaçırdı. Son tahlilde dinler ve ideolojiler mazlumlara çıkış yolu . pey"Önemli olan. ten?" da!" dedi Şafak.

"hem dinlerde hem iyi ne fena.'' demek iş değil. işçi ve emekçi sınıflarla birlikte. Ne ki. O yüzden diyorum ya. ideolojinin. Halife Deli İbrahim. tabii. derhal revize edeceksin! Ama. su geçirmez ussal düzenlemeleriydiler. "Önemli olan hangisi sosyalizmi ilerletmede demokrasiyi de en iyi biçimde işletebilmenin tek yoludur. demokrasiyi dışlamak şöyle dursun." demişti." sürece. şu ya da bu sisteme bağlılık bir seçim ya da sübjektif şartlar me- selesidir. bir gün. Marksist-Leninist çizgisinden sapmasın. "Bir Marx'ın nasılsa bir Lenin'i olur. efendim. Kopuyor çünkü. 'Mutlak' yok ki.'olacak demektir. hiçbir ideoloji bir insanın bir damla gözyaşına değmez diye. bazılarının söylediği gibi. de ideolojilerde. o'. Bence tek bir kural olmalı.. Nâzım'ın dediği gibi. Yeter ki parti.. İsa'ya ne kadar yakınsa. Tek bir kural. insanoğlu teori üzerinde kavgaya bayılır da. hatta dinin özüne sadakat.bulmak üzere yola çıkarlardı. ne güzel ne çirkin.. '. ne haklı ne haksız! 0 alevden ağırlık kah- . Hazreti Muhammed'e! 'Yeter ki olmasın. baktın can yakıyor. Pek az boşluk bırakırlar." madığı için. Murphy kanunudur. mutlaka aksayacaktır. 'mutlak' doğru olsun. ''tek parti. O ortadan kaldırılamadığı lenmesine bir türlü yanaşmaz nedense.' demek zorunda kalıyorsan. bürokratlaşıp hantallaşarak kitlelerle olan canlı bağı kopmasın. orada olursa olsun..'ların irde"Belki de o senin dediğin nokta noktalardan kurtulmak mümkün ol"Elbette. yani uygulamadaki başarı. ölü-seviciler izin vermezler. Ya da. Baktın işlemiyor. Jivkof da Marx'a o kadar yakın olabiliyor. sınıfsız toplum yolunu şaşırmasın. bir şeyde bir aksaklık ihtimali varsa. Gelmiş geçmiş dehaların hemen her zaman burada kalan boşluklar da doldurulurdu. tek bir ilke: "En az acıtan neyse onu uygula!" Biyofilik ahlâk ilkesinden bahsettiğini biliyordum. ne "Revizyonizm sürekli kılınmalı. teorinin. Sezar ya da Lükres Borjia. Bu bağlamda." diyordu. " "Sakın bunu kimsenin yanında söyleme!" "Ne var yani? Şu dünyaya bir de tepeden bak.

deve bir komisyon tarafından düzenlenmiştir "Teoriyi katletmenin en iyi yolu. Gel. SHP'nin belediyecilik anlayışı da yok. bunu kimsenin yanında söyleme!" dedim. "İdeolojiyi komisyona' havale edersin. Şafak. bak. Gelse.kahaçiçeklerini de ısıtır. seni Çayırtepe'den ceksin?" "Ayıp olur." dedi. 'Yaaday gösterelim. o kadar. herkese açık bir siyasi parti kur- le ayrı ayrı mıhlanarak mı gerildiği konusundaki anlaşmazlığın Avru- diye. tabii! Parti üyesisin!" . Şunun şuramaktır. Eğri büğrü ya! İşte. Dalan'ı seviyorsun. sana dese ki. zayıfı kollayabilmek için ayırdın. "Var ya işte. devedikenlerini de! Gerisi yakıştırma. Kendini kolla! En az acıtanı uygula!" "Yine de. 'katılımcı belediyecilik'. Şimdi. kabul edilemez olduğundan filan değil." birbirlerine reva gördükleri hunharlıkları düşünüyordum. yahu!" hikâyesi. Yoksa. orta"Ne demek istiyorsun?" "Öyle bir söz vardır. ANAP belediyecilik anlayışının SHP'ninkinden farklı olduğundan. Devrimci fraksiyonların sında Kahramanmaraş olaylarından bu yana kaç gün geçmişti! ya deve çıkar. sen sen ol. sizinki gibi bir program çıkar. yoksa iki çiviypa'da yüz yıl kan döktüğünü düşünüyordum." yordu. parti politikasını da parti meclisine havale edersin. O zaman da çarmıha ayaklarının üst üste konularak tek bir çiviyle mi. diye"Evet. Belediye başkanı ol. İsa'nın iguanalardan ayırdıysan. zaten. senin gibi bir adama çok ihtiyacım var. Sadece 'ayıp olur' diye yapılmaz. 'şeffaf belediyecilik'!" alay edi"0 zaman niye söylüyorsunuz böyle lafları?" "Ben mi söylüyorum!" "Zımnen söylüyorsun. Şafak'a. şu ilçeyi adam et!' hayır mı. Yok aslında birbirimizden farkımız hu Şafak. Kaldı ki. işte. mesela.

seni kıskanıyorum..' diyebilmişim. büyüğünün zaafından istifadeye kararlı bir çocuktu. alyansa benziyor bu. Bırak bunları!" Elini uzattı. seni sahipsiz bir kadın sanmasınlar..... sana yaklaşmasınlar. 'Ama..' diyor.... Don. ama bunu tak- Rodoplu'dan Duygu Asenavari bir çıkış vehmetmişti. "Şafak Özden. sakin sakin. Günay. "Bırak.. senin bir sahibin var.' Donmuşum. O pis herifler.' 'Olabilir. canım efendim!" dedi Şafak.. Çamaşırlarımı sen yıka. bu yüzüğü tak sevgilim. seni ben koruyayım.. Ben varım artık. sanki. rum? Üstelik ne kadar sevinirim!" "Şafak Özden! Sen ne dediğinin farkında mısın?!!" "Ne var. Öyle kalmışım. anlıyor musun. 'Bırak!'?" Rodoplu'nun alnına düşen saçlarını geri attı. ne yapacağım ben seninle?" "Kadınım ol!" dedi Şafak. rum.. işte aşk bu. benim kadınımsın işte.' Hadi bana eyvallah!'" 'sahiplenilmemek' muhabbetinin zavallılığını düşündü. ellerin boş olunca. biz evli değiliz ki. sanki. "İpek gibi!" diyerek gözlerini gözlerine dikti. savunayım.Öfkelenmeye başladığını hissediyordu. çamaşır ve yemek üzerine kurulu bir 'sahiplenmek' ve . gömlek. '"Bu ne?' diyo- senin elinden çıksın. 'Artık nasıl yorumlarsan... ben sana âşık oldum. "Şurada birkaç dakika seni göreceğim. Ve benim de dünya güzeli bir kadınım var.' 'Senin kadının mıyım?' 'Evet. Günay.' manı istiyorum. Sana ben bakayım.. çok serbestmişsin gibi değil mi? Oysa parmağında bu varken. seni nasıl sevdiğimi.' 'Ne olacağımızı bilmiyorum.. Benim ol.' 'Sahibim mi var?' 'Evet. artık bensiz hiçbir şey yapmanı istemiyorum. benim kadınım olmanı istiyorum. bunda? Sen bana erkeğim dersen ben senin malın mı oluyo"Hadi!" dedi. 'işte sizin aşkınız bu. yemeğim 'Saçmalama. hep benimle ol... o pis herifler de. Yalnız bir yerlere gitmen gerekirse anlasınlar onlar da. "Nasıl....

nızca kendim için istiyorum." dedirten eşyalaştırmanm acısını yüreğinde hissetti. "Söylenecek o kadar çok şey vardı ki. "Düşünebiliyor musun? Türkiye'nin en çok satan kitabı ve 'Bir erkek "İnsanı hiçliğe indirgeyen faşizmi görebiliyor musun? Hiroşima’yı "Ben bu çocuğu ikimizin ortak ürünü olsun diye değil. italikler başladı yine. mış olması hastalığın boyutlarına işaret etmez mi?" bir zaman dilimi! Geçer gider!' Faşizmin ilericilik adı altında nasıl tezgâhlandığını görebiliyor musun? Bir tek eleştirmenin bunun farkına varma"Belki de okumamışlardır?" dedim. ellerini tutmuştu. bir zaman dilimi.. senin içine yerleşmeye. fallacy of irrelevance türü.. Ünlü bir eleştirmenin. başarıya davet. bir zaman dilimi!' Yabancılaşmayı. 'yaşam paylaşma' davetini.. Yere. ne kadar ciddiye aldığımı. Bir an. nasıl önem- Günay'ın önüne diz çökmüş." diye an"Seni. Füsun Akatlı'nın. Edgü'nün öykücülüğünü bilen biri olarak varıyorum bu kanıya" diye yazmıştı. kupür dosyasındaki yazısını hatırlıyordum. Bir erkek aslında hiçbir şey demek. the appeal to "Merdi kipti. yenilgiye davet. "Ni"Söylesene. kendim için.uzmanlık şovu. Onun da şairin şiir çizelgesi içindeki yerine oturtulması gerektiği sanısındayım.. Ferit Edgü'nün Çığlık'ını ben henüz okuyacak fırsat bulamadım ama 1982'nin anılmaya değer yapıtlarından biri olacağını düşünüyorum. Günay. " dem?" yazısı bir notu vardı. şecaat arz ederken sirkatin söyler. kaderini paylaşmaya davet ediyorsun beni!" . bir başka insanın. lattı.. nekbombalayan pilot da böyle düşünmüş olmalı! Aşağıdaki çocuklar 'bir an." dedi Günay. sediğimi nasıl anlatayım sana? Sevince davet. Bir an. Dergi (Gösteri) sayfasının kenarında Günay’ın el unsuitable authority . bana. ne var bunda? Hadi konuş!" diye sarsıyordu.. rofilyayı görebiliyor musun?" demişti. acıya davet. yal- aslında hiçbir şey demek. "safsata. Şafak. "Özdemir İnce'nin Kentler'ini ise ben görmedim.

Bilgi değil. güneşin toprağa düşmanlığının kıyımdan başka sonuç getirmeyeceğini bilen. soruyorum. ateş. Maden tahtayı keser. gerçek bir meraklanma. "Hadi lan. su. Yang olan yaza de: Tahta ateşi. lütfen!" diye uyarmış. Genç adamınkinin." Sonra. suyun ateşe. malumat istediğini hissetti. bir dakika! Dur. gözlerini yere dikti. dahası belki de alkole (rakı masası hep vardı) mal . hangi zamanlarda anlataydım? italik bir şiir okudum ben "Dur. Yang olan yaza dödönüşmesi gibi birbirlerine aktarıldıklarını unutmamış Asyalılardan olnemi toplar. eder gibiydi. Neden azarlandığını bilmez. Erkek kadına aktarılır. Yin olan kışın. Şebnem büyür pınar olur. şatı baştan önlemeyen kendisine duyduğu öfkeyle kasılmış gibiydi. "Kadın ve erkeği." Şafak'ın duyamayacağı bir sesle. haksızlık edilmiş gibi geriye çekildi Şafak Öz"Peki. Ateş külü.ğımsız oluşumlar olarak düşünmediğimi nasıl anlataydım? Kadına 'Yin'. 'öteki yarısı'nın açısını sahiplenme istemi olmadığını hissetti. Yin olan kışın. gidi- Şafak. Rodoplu. ne ameliyatı olduğunu dahi sormamış olduğunu düşündüm. Kadın erkeğe. rından kurtulmuştu. yaralı bedenimi. sarılmaya alışan kolla"Sen bana ne ameliyatı olduğumu bile sormadın!" Yanlış anlaşılmış gibi. kadını toprak. erkeği güneş. içselleştirme. Maden şebAteş madeni eritir. 'öteki yarın' oluyorum!" diye fısıldadım ben de. gökyüzü belleyen. üzere birbirlerini tamamladıklarını. Ne oldun?" dedi. kalktı yanından. sen de!" diye fırladı. Kül toprağı. yumuşak. yüzü ona değil. den. Tahta toprağa gömülür. yeryüzünü yeryüzü yapan doğa kurallarından ba- erkeğe 'Yang' diyen. Tahtayı yaratır. "Hayır. Yin ve Yang'ın kozmik ahengi sürdürmek nüşmesi gibi birbirlerini tamamladıklarını. sakin bir sesle. ay. duğumu nasıl. Su ateşi söndürür. malın değil. insan olur. hiç sesini çıkarmadan öylece kaldı. Toprak suyu emer. Toprak madeni yaratır.

tahta olmadan parlamak isteyen ateşe. "geçiştirmemek". hâkime rüşvet vereceğini söyleyerek müvekkilinden zulmanın bir başka tezahürü'ydü!" fazladan para sızdıran. Şafak Özden. hem de ameliyatımla ilgilenmiyorsun!" türünden bir telmihi.) Çünkü. bedenimi böcekler çoktan yemiş bitirmiş olmalıydılar! Anlasana. yatağa zincirle bağlanmalarına seyirci kalan. âşık olduğunu sandığı kadının yaralarını. kadınsı bir serzeniş olmaktan öte değerlendiremezdi. öyle oldu! Cenazeye gelmedi. "O ne cüretti!" Günay'ın "sahiplenmek"ten kastının. asparagas haberlerle ocakları söndüren üyelerinden hesap sormayan. meslekten men etmeyen bo- . geri dönüşü zulma. makam şoförü ile bir çelenk gönderdi.. ömrünü adadığı SHP'nin slogan"Tabibler Birliği. Günay. "Çünkü. Döndü. yarı karanlıkta kararını bekleyen Şafak'ın yüzüne baktı. Yok. yavşak.. sorma hakkı veren "benimsemek" olduğunu anlayamazdı. "Sen hem bana kadınım ol diyorsun. öfkelendiğini bilemez. Baro ya da Gazeteciler Sendikası başkanı olup da. O zaman belesini bir anda bir toprak yığını ile karşı karşıya getirebilecek. kara listeye almayan. diye başkanıydı. geçiştirecekti. Ve bu botutuklulara hücre penceresinden teşhis koyan. Günay. "Seni içselleştirmediğini bile bile. zin "öteki yarısı" olmasını talep ettirebilen cüreti düşündü. kişiye hesap İçini çekti. Özden'in yeri o akşam o sedirin üstü değil. "Hâlâ anlamış değilim.Baktı baktı. olmayan bir vakıayı sahiplenmemesiyle. kendilarını sahiplenmiyor olması aynı bozulmanın ürünleriydiler. doğal koşullarda öylesi bir tutkuyla sarmak istediği Ölüm ilanını okuyacak. Şafak'ı mezarının başında dua ederken de göremiyordu. niye?" diye sordum. mezarımın başı olmalıydı! Böceklere vereceğimi insandan mı esirgeyecektim? " hayır. niye?" Hissettiği "sahiplenmezlik"e. Günay Rodoplu'yu oluşturan deneyimleri sahiplenmeksi"Peki." dedi. hak verdi. çünkü. (Nitekim.

Bu defa da ürktü. yani içtenliktir. bir fark yoktu. halının üstüne kaydı. senfoniler icra edilir. Yin-Yang'ın günlük hayata aktarılan Türkçesi. "elektrik" gibi keli- Bu defa da onunla paylaşamadığı düşüncelerinin varlığından mahcup tiren cinselliğe yabancıydı. yatan içtenliktir. Bu nedenle olacak. KİT çalışanlarının KİT’leri. daha da kötüsü ders veriyor gibi olacaktı! Yere. engin bir hoşgörü ifadesiydi. Siyasilerin kurnazlaştıkça alkışlanmaları. kendisinin içten olmadığını düşünüyordu. gözün görmesiyle birlikte tensel temas istemi gelişÂşık olmayı bilmediğini düşünüyordu. Günay komik olma!" Şafak.. Şafak'ın nefesmelerle adlandırılan. sahiplenmek. "Şafak. Nasıl bir ihanete suç ortağı oldum. alkışlayanlara kurnazlaşma hakkı öngördüğü içindir. imeceydi. leri sıklaştı. bir başka bedenin kendisininkinden öncemuhtaçtı. hastalar bakılır.profesörlerin üniversiteleri. Bu Rodoplu’ya göre insanoğlu insanoğlunun bedenine yaşamak için imece sayesinde köprüler inşa. düşünebiliyor musun?" "İşin kötüsü. Hükümet etmenin asli aracı iyi örnek teşkil etmektir: politikacıya da yönetici içtenlik modeli olmalı. "Kimya". af diler gibi sokuldu. türünün özelliklerini ne likle 'erkek' bedeni olarak farklılaştığını algılama öğrenimi yoktu.. ülkenin kaderini etkileyecek siyasi güce "Şimdi. Ne ki. bak canım." dedi. kadar çalımla taşırsa taşısın. iktidarın birincil ilkesi. sohbet ediyor değil nutuk atıyor. lık ruhsatına verdi. oldu Günay. Ay. " dediğini hayal etmişti. ne yapıp edip anlatmaya çalışması gerektiğini düşündü. Konfüçyüs derki. İçtenlik. kendince Gülmeye başladı. son tahlilde. Bir an. bil- . öğretmenlerin milli eğitimi sahiplenmemeleri ile bunun arasında. tekrar sarıldı. içtenlik derken. rahatladı. Günay'daki tavır değişikliğini "sanatçı kişilik" denilen tutarsız"Eşkıyanın ne yapacağı belli olmaz!" dedi. "Sahiplenmenin temelinde Altı yüz bin DİSK üyesinin sendikalarını. talipti. yönetilenler bu modele öykünmelidirler.

deneyimler paylaşılır. kendi başına bir şey olamazdı. sen basmasın. aniden. çok yakın bir gelecekte. sömürgen çıkarcılıklarını "uygarlaşma" adı altında pazarlayabileceklerini düşünüyordu. sen bana bir türkü söyle!" dedi. italikler başladı yine! "Bedensel haz üzerine kafa yoran.. Neden yüceltiliyor bedensel haz? Neden ticareti ve sanayisi var? Anlayamazsın. baş okşayan erkek elinden.zaman zaman karıncalanan dölyolunu sakinleştiren. bir kaşık çorba içiErkeğin organında odaklaşan. bedenini eşyalaştıran. Sonra da iki çift bedensel haz edildi diye bozulursun. Sonra da duyulur . özen gösterilmesi gereken erkek organı diye bir şey vardı tabii. "Ne dedin?" "Çünkü. "aşklardan iğ- reniyor. yaşamı destekleyen ren." duyulmaz fısıldadı. erkek fahişelerin çalıştığı kerhanelere dadanmayı "özgürlük" belleyecek Türk kadınlarının. bir satır yazıyı.. Ama. "Türküsüz basma olmaz!" "En iyisi. bir duyarlılığı. bir ülküyü paylaşan erkek beyninden bağımsız. Günay'cım. Kadın bedeninin her nimet gibi saygı duyulması. 'Anneler Günü' olan anneleri bedensel haz üzerine felsefe yapan bayan entelektüelleri bedensel haz üzerine çalışan zevk sahibi erkekleri Bedensel Hazda ilk Adım adlı kitap çıkarsan yağmalayacak olan veletleri anlayamazsın. tür sürdürülürdü. Biliyor musun 'bu bağlamda' Salıpazarı Rıhtımı'ndaki bir hamalın hemizin yakınen tanıdığı cinsel ilişkiye 'tahmil-tahliye' diyebileceğini? Nedir mi bu çağın bedenle alıp veremediği? Zorlama zihnini. kavrayamazsın. Rodoplu için bu organ." Şafak'a döndü. gi aktarılır.

tutku. "Gülüm! Gülüm. açlık. Gerçekten!" dedi. öfke. bunaklık. "Çok güzel.. tamah. kutup yıldızı kayar. gözlerini sabitleştirdi. yeis. Okyanuslar kurur." dedi. yalan söylemekle itham edildiğini sandı. ağaçlar gibi çürüyor dünya. Günay. "Hatırlıyor musun. kan. daha dikişlerim bile alınmadı. kas. almasa ne?. canım. Kadın güldü. sümük. yaşını sildim. sidik. korku... luydu. vehim. Yiğit kadınım benim!" Uzandım. Acı çekiyormuş gibi. almasa ne?'" "Gel. dikişlere değil. olası dostluğa zaman tanımanın yo"Çok güzel!" dedi Şafak Özden.' demişti. haz alsa ne. "Bilmez miyim! Ben bir nezle olduğumda dünyayı ayağa kaldırıyo- "O kadar çıtkırıldım değilim." "Bakayım!" dedi. Bir süre gözlerini yumdu.. tenine bakıyordu. Baksanıza. hastalık ve acı çeken bir naçiz beden. ilik. Şafak.. dışkı. uçurumlar açılırken haz alsa ne. et. ölüm. şu tatarcıklar. yorulmuş gibi geriye yaslanmıştı. . gözyaşı. yeniden. renmek için yollara düşen racaya ne demişti?" Hatırlıyordum.. deri. sinekler. merak etme!" Şafak hayatının son eylemiymiş gibi sardı. sense. "Yeşil elma. kıskançlık. gülüm! Bir tanem!" Susmuş. tabii. çimenler. safra ve balgamdan oluşan. meni. "Bak da gör!" Uzaklaştırmanın. tarçın ve kekik kokuyordu." "Canını yakmayayım?" rum. inceden terliyordu. 'bu kötü kokulu. kemik.Türkü söylemedi. Hintli kâhin tacını terk edip evrenin sırlarını öğ"'Sor. Karnının oralardan bir yerlerden uzun uzun güldü. "Hayır!!!" "Bakayım!" "En iyisi sen bana bir türkü söyle. giysisini sıyırtıverdi. Şafak.

Şafak'ın ona yakıştırdığı sıfatı düDerken..II Ertesi sabah. Günay mayda- riyordu!" noz bahçesinin patlayan koncalarına. yüzünü yaladı. koçyiğidim. Maydanoz bahçesi bir oraya bir derecikler Kelkit Çayı'nda buluştular. Gümüşhane dağlarından inen sü'nün on bir yaşındaki birinci sınıf öğrencisi Halis Özden'in köpüren suların çamurladığı hâki keten golf pantolonunu kaygıyla incelediğini. Günay Rodoplu. Doğu'da çok uzaklarda. yiğidim.." diye üst üste tekrarladı. ince bir yel kalktı. güneş 'İstanbul'u otağ kurmuş. . Pulur Köy Enstitüdikkatsizliğinin istikbalini tehlikeye atabileceğini düşündüğünü gördü! şünüyordu: Yiğit!" (Bu meseleyi benimle o günlerde konuşmuş olmalı) buraya yalpaladı. muhteşem bir şölen ve"Yiğit.

"Her ikisi de 'yerlilere dan da kanat altına girdikleri için küçümserler. on dokuzuncu Dünya halklarına karşı geliştirdikleri mitolojiyi devralmıştık biz! Avrupa görmüş. Asya'da. kış uykusunda ve yıkıcı bir biçimde kafasız' diye takdim ettikleri Arabi adam etmek misyonuna öykünmüştü. kasket ve asker postallarından "kasketli Bulgaryalı". sulak ovadan. bir avuç kahraman Batılı Yahudi'nin. 'kötü Arabi' adam etmek söylemiyle evren- sel haklılık kazanan Siyonizm'e benzer. Kemal Tahir'in demesiyle. 'Batılılaşmış Türk de. Avrupalı sömürgecilerin Afriitibaren güçlenen bu misyon. 'deva"Türk ıslahat hareketleri. biraz mürekkep yalamış Osmanlı aydını. Rodoplu'nun. Tonguç'un. "iki ödevi olduğuna inandırılacaktı: Çocuk okutmak." diyordu. Türkiye ile Yunanistan’ın arasına çizdikleri muhayyel çizgi' gibi." babacan bir husumetle yaklaşırlar. 1800'lerin ikinci yarısından sa ve şekilsiz. dik sorumluluk geliştirmesine neden oluyordu. bu çizginin ka'da. kasaba yaşayışını bile tanımamışlar arasından seçtiği "bokirse vatan savunmasına koşmak. avcı ceketi. ıslahat yapacağız derken. bir tür 'mission civilizatrice'e 'uygarlaştırma misyonu'na girişmiş." zulmamış köylü çocuklarındandı.oluşan formasını daha o sabah teslim almıştı. Şafak Özden'in babası. 'tıpkı oryantalistlerin diği kendisi ile 'onlar' dediği 'birileri' arasına bir çizgi çekmiş. yaptıkları gibi. Anado- Günay'ın "iç-sömürgeciliğin kurbanları" dediği Özdenlere karşı görülmeyüzyıl Avrupa sömürgeciliğinin -ve onun izdüşümü Siyonizm’in!. gerelu'nun kaderini Şafak Özden'in kaderi ile bütünleştirdiğini söylemiştim. dağ köylerinden. bozkırın çorağından. Anadolu'nun tarihini Şafak Özden'in tarihi. "Köylülüğünü kaybetmeyecek biçimde" yetiştirilecek. 'Çizginin öteki tarafındaki Halis Özdenleri bir taraftan kanatlarının altına alır gibi görünürlerken.Üçüncü Günay Rodoplu'ya göre. 'biz' deötesinde kalan 'yerli halkı' tanımlamak. 'takdim' ve temsil etmek. öte yan- . Bu söylemi Halis Amcanın Köy Enstitüsü mezunu olması pekiştiriyor. 'yeniden biçimlendirmek' görevini üstlenmişti.

ölen Yunan-Roma medeniyetinin son parıltıları") mensupları oldukları için o güzelim toprak parçasına layık değildirler! Sömürgecilerin yakıştırmalarının tutması ve sürmesi için 'yerlilerin kenbu. hiçbir köşesi yok ki. öte yandan da onları sömürgecilerin çıkarları doğrultusunda dilerini 'takdim' etmeleri. İlk aşamada 'takriri sükûn' kanunu türünden önlemler alınmak suretiyle yerlilerin gerçekliklerinin üstü örtülür. çağdaşlarına bir 'özgeçmiş. 'onlar sayılmaz!'ı oynamaktır. görkemli geçmişi -nasılsa bir yerlerde bir iki harabe varGel gör. güzel dağlar. yerlilerin 'var' oldukBu durumda iki şey yapılabilir: Birincisi.ve yerlilerden olmasa. O da. mükemmel sular fışkırtan kayalar. Yerliler 'sabir medeniyetin (". dır!. zengin vadilerle süslenmiş. 'muhteşem!' olabilecek geleceği ile yer eder! lar! üzerinde yaşayan insanlardan soyutlanır. İngiliz şair. göz diktikleri toprak parçasını överek. işe. o doğrultuda düzenlenmiş eğitim sisteminin uygulamaya konulması demektir.' sunmaları önlenir. Golda Meir örneği. eğer. tururken. bu. ona han- yüzyılda -İsrail'in kurulmasından 300 yıl önce!. bir ikinci yol daha vardır.' bir 'niyet mektuaşama biraz daha karmaşıktır. (Mesela. dünya kamuoyuna ülkesiz bir halk için.. esenlik ve servetten yoksun olsun!' diye anlatıyordu!) İkinci aşamada. bu pek bir kör parmağım yılmazlar' çünkü ya Kızılderililer gibi 'vahşi' ya da Araplar gibi marjinal gözüne bir iddia ise. daha on yedinci "Sömürgeciler. bir yandan yerlilere özgeçmişlerini unut- .George Sandys. tamah edilen toprak.. Filistin'i 'Süt ve bal akan ülke. İkinci yeniden biçimlendirmeyi gerektirir ki. halksız bir ülke' gibi fevkalade akılcı ve haklı bir dilekçe ile başvurula bilinir! Ha. Hitler'le korkunç paralelliklere işaret ediyordu! diyse 'ulvi' nitelikler yakıştırarak başlarlar. sömürgecilerin gönlünde eski medeniyetleri. Bu yutturulabilirse. o güzelim topraklardan o Allah'ın belası yerliler hiç eksik olmazliler diye birileri yoktur!' diye kesip atmaktır.Siyonizm'le. yaşama elverir bir dünyanın ortasında. 'Filistin- larını kabul etmekle birlikte. ılıman bir iklimde.

üstündekine. Mürekkep yalamış Türk.'a uğra. kanınızı emelim ey yerliler! emredilen dönemdir. Yıldız Kenter'in 'Ben. yerli halkın fiilen renksiz. Frigyalı. Bu dönem. halkı. efendim. 'Beşikler vermişim Nuh'a. Pencaplı Hintlilerin. Aynı ilkeler iç sömürgecilikte de geçerlidir (ancak. Avrupa görmüş Türkün kafalikarnaslı bu muhteşem arsa. Haolarak algılanır. taşına toprağına. inkılapçı. 'Ilgaz Anadolu’nun sen yüce bir dağısın. Kim’den? Hem 'rakip' işgalcilerden. 'Havasına rizm posterlerine varıncaya kadar. 'yeniden kazanılması gereken bir toprak' sında öyle yer etmeye başlar! Cumhuriyetle birlikte Lidyalı. Mardin Kürtlerine Çanakkale’de ölmeleri ları doğrultusunda takdim ve temsil etmeye başladıkları aşama budur. lerin egemen sınıfları tehdit edecek konuma gelmelerini önlemek!' Yiğit kalın ki. Önce.'dan başla. Yazıklanma. burada sömürenle öncü' gibi sıfatların ardına daha kolay saklanır). tu'yerin altındakinin.' yani 'ölünün diriye' yeğlendiği toplum- Savaşı sanki kötü Anadolu için değil. suyuna. Anadolu' oyununa kadar gel.. 'Anadolu' toprağı için yapılmıştır! Sanki. bu topraklarda yaşayan yerlilerin gerçekliklerinin izi olmayan bir Anadolu söylemi geliştirilir. Türk sanatçısının 'Anadolu' görüşü haline gelir. 'Anadolu Medeniyetleri' sergisinden. kokusuz olduğu bir dönem yaşanır. Aşamalar uluslararası sömürgeciliğin evrelerine paraleldir. sömürgeci 'ıslahatçı. Türk aydınının.' kendi çıkar'Yiğit' söyleminin geliştirildiği aşama da budur. hem de kendinden. sal nekrofilya patolojisinin bu noktada başladığını düşünüyordu. Rumeli kızanlarına Yemen'de. İngilizler için savaşmak üzere Irak çöllerine sevk edilmeleri. 'Anadolu' denilen süt ve bal ülkesini kur- .... (Rodoplu. yani 'yerlileri.) İstiklâl tarmıştır. Batılı emperyalistin gözünde nasıl yer ettiyse. Amaç hep aynıdır: 'YerliFilistin..'dan geç. Anadolu aklına gelince. efendim. 1800'lerin yaklaşık yarısından itibaren Anadolu da. bir yabancı güç gelmiş.sömürülen aynı ulustan olduklarından. bu toprağa hıyanet edilmiş gibi hüzünlenir olur. Egemen sınıfların. Nepalli Gurkaların..

. Evrensel mirasın en ilginç kalıntılarından birisi. yerine 'Osmanlı' kelimesini. hani.. konuşan Sebahattin Eyüboğlu değilse.. yerine 'Batı' kelimesini koyarsak. Bu pasajdan 'Kenan profesörünü duyar gibi oluruz! O kadar ki. çünkü. Kutsal Kitap. yanını 'evrensel miras' diye geçiştirirsin.. Arabın yerine 'Türk'ü koy.. Al. bilmem ne manastırı olur. Unutturma faaliyeti hemen her zaman 'karalama' faaliyeti ile başlar. Filistin Keşif Kolunun başkanı Salisbury (İngiltere) Piskoposunun. Azra Erhat'tır! İş. 'İsrail medeniyetini' çıkarır.ama işin o . onları sömürgecilerin çıkarları doğrultusunda yeniden biçimlendirmeyi gerektirir. hasbelkader diyeceğim. kendimizi mimarının Sinan gibi 'gayAynı işlemi 'Arap medeniyeti bir yutturmacadır. kazıların kanıtladığı gibi. Örneğin. yerini İsrail medeniyetine bırakan Kenan kültürünün iğrençliğini ortaya koyarken hiç yanılmamıştır!' diye ünlü bir demeci vardır. Taşları kireç yapımında kullanılRabb'ın ayak izlerine kadar uzamaz -laiktir ya dostlarımız!. Bence. lef sayarız! medeniyetini' çıkarır. lardan birisini kurtarmaya umuyoruz.' Caperhaum Havrası da.' iddiasında işlemi burada yap.egemenlik -sömürgeci mantığı doğrultusunda!.. Arap medeniyeti denilen şey. konuşan cahil Arabın İslâmiyet'in güçsüz ellerinde ağır ağır ölen Yunan ve Roma medeniyetielinden Filistin'in Rabb'ımızın ayak izleriyle kutsadığı en ilginç kalıntıdığı için yok olan Caperhaum Havrası'nı kastediyorum. herhangi bir Türk arkeoloji Osmanlıya ait birkaç eser bulursak. marjinal yerliler üzerinde kurulması gereken Arap) medeniyetinin.yerlilere özgeçmişlerini unutturmayı. Savaş kazanılınca. Kenan (yani.olduğunu en azından ima etmekle mükel- dehşetinin doğru olduğu kadar doğrudur. Arap fetihlerinin rimüslim' -Rum ya da Ermeni. Filistin'in Siyonistler tarafından işgalinin hedeflendiği yıllarda kurulan öncü teşkilatlardan birisinin. İsrail medeniyetinin egemenliğine girmesinde üzülecek bir şey yoktur.'. nin son parıltılarıdır.

70'lerden bir örnek: 'Olmuşu olacağı bir rençberim içim bulut Erciyes'ten kaynamış. 'Zaten. Sevinçle başlarım işime.ratıklara indirgendiği düzenlemelerde. Terim bir buğday tanesidir. Tonguç'un 'köylü' takdimiyle. 'köylü' takdimleri de farklı değildir. Köy Enstitülerinin duvarlarında yazılıydı! Ama." dedi. akın akın şehre kaçıyor olması da önemli değildi. İzmir'i 'işgalci- ler'den korumaya soyunduran. Varsın bire iki versin. Bozkır imparator- ve yeniden biçimlendirme aşamasıdır.' filan. hatta devrimci hareketleri) âdeta yüz kızartıcı bir suçmuş gibi karalama aşamasından sonraki aşama. adamlar saygı duysun! özü de budur! Çizginin öte yanındaki binlerinin saygı duyulacak bir tarafluklarını.. Güneş şeneltmiş her yanı Harmanını sermiş. "Bu söylediklerim. TRT'ye kılık kıyafet üzerinde ahkâm kestiren. marjinal yaÖymen'e 'çüş'. böyle gider işte. 'Köylü sen topraktan öğrenip kitapsız bilirsin!"' Gülmeye başlamıştım. hatta YÖK'ün sakal bıyık misyonunu mümkün kılan 'haklıcılık'ın ları yoktur ki. Yağmur yağmış. Kar tarlası bir bulut. onları takdim. 'devrimci' şairlerimizin. Gün gelir sarsar köyü kenti. Mehmet Kemal'e 'hayvan' dedirten. takdim. Zeytinburnu'nun. Ve sonsuz bir bozkır denizi olan. temsil Yerlilerin özgeçmişlerini (Osmanlıyı. Kuştepe'nin 'içi bulut' rençberleri de önemli değildir! Bak. Yerlilerin işgal ettikleri toprak parçasına layık olmayan. bak. edilmesiyle başlar. Şamanizm'i. dalga geçmiyorum. Çifti geleceğe sürerim. 'Varsın bire iki versin!'miş! Anadolu'nun 'yiğit' rençberinin gerçekliği. milletin efendi"Vallahi. Toprağı bilirim. Ümraniye'nin. Bazı bazı yarar toprağı. Sevgiyle başlarım işime. İç-sömürgeciliğin Türkiye versiyonunda. Ve işte. Parlak toprak altında. 'Türk köylüsü' denilen muhayyel bir yaratığın icat sidir. köylü çocuğunun geçim anla- . Gökkuşağı bir sevinçle. nasıl bütünleşir. bir başka mitolojiyle. Kimmiş efendim bu yaratık? Bir kere. Günay. İslâmiyet'i. 1940’ların sloganlarıydı. duygularının ve hatta hayatlarının bir kıymeti harbiyesi olmaması tabiidir. Dağı ormanı.. düşüncelerinin. İşte.

Batı çöplüğüne düşkünlüAlmanya'ya 1918 yılında gitti. DM'ın el arabalarında taşındığı eşi gödusunun canından bezdirdiği Almanların. nizm'in ve onun sulandırılmış versiyonu Hitler faşizminin eğitim sistemler'den yüzyıl önce yaşadı! Weizman da öyle!). Tek Parti diktatörlüğünü rülmemiş bir enflasyonun. Türkler dü-şün-mez-ler! Bizim başımıza en büyük belalar düTürkiye Cumhuriyeti’nin ilköğretiminden sorumlu Tonguç. birisi çok ender kaya atılması da aynı yıla rastladı. çalışması için gerekli araçlar. buna rağmen aşağılık Versailles Antlaşması’nı imzalamak ye'de saraya ve İttihatçılara çıkarılan mağlubiyet faturası. çifte madalyalı 'gazi' onbaşısının politi- istifa etti. Hitşünmemekten. bir ev. İzleyen on üç yıl içinde kurduğu anti-Marksist Alman İşçileri Partisi'ne katılmak için yine o yıl ru’nun. Hollanda'ya sığınmasına ta- zorunda bırakılmışlardı ya da milyonlarca Alman öyle inanıyordu. kendisi gibi bir zanaatkârın tisi olarak değiştirdiği siyasi partinin başındaydı. 1 Nisan 1920'de. Milliyetçiler. leridir (Hiç irkilme öyle! Siyonizm'in fikir babası Theodor Heriz. 1932'de sayısı altı milyonu aşkın işsizler or- . Almanya’da tiklerine inandılar. çalışacak tarla. yerlileri bu takdim doğrultusunda biçimlendirme aşaİç-sömürgecilerin örnek alabilecekleri dâhiyane sistemler Siyo- masıdır ki. Vahdettin örneği. Aynı yılın Kasım'ında. Avrupalı bok yese. Çünkü.' İkinci aşama. İşgallerin. bir adım ötesini görmemekten. ülkeyi Üçüncü Reich'a getirdi Naziler. ülkeyi terk edip. komünistlerine ve Yahudilere çıkarıldı. adını Milliyetçi Toplumcu Alman İşçileri Par- Almanya'da fırtına gibi esti. Ordudan. Alman ordusunun iki kez yaralanmış. Almanya'yı bu sütü bozuk adamların mahvetverilen Demir Haç olmak üzere. bu amaca eğitim sistemiyle ulaşılır. Alman İmparatonık oldu. Osmanlı orduları gibi Alman orduları da hiçbir muharebe kaybetmemiş.yışının ölçüsü. Niye Hitler diyeceksin? ğümüzden gelir! Çok affedersin. biz de yeriz! Bak. fiyatların saat başı arttığı. TürkiWeimar Cumhuriyeti sosyal demokratlarına. öncelikle çift hayvanıdır.

kimya gibi dersler önemli olmakla birlikte. Yunus Nadi'sinden Ziya Göyürümez de. Şef. ticarette ilerleme ancak ülkücü bir halkın varlığı ile mümkündür. ama. ne yapar? Hele de eğitim sisteminde! Kaldı ki. Matematik. Genel eğitim her zaman 'ülkü' doğrultusunda şekillenen. öğrencinin temel öğretilerine aşina olacağı kadar değinen bir eğitim. teknolojide. sosyal bilimleri temel almalıdır..varlığım Türk varlığına armağan olsun!" Hal böyle olunca. feragat ve kişinin kendisini başkalarına adamasıyla gerçekleşebilir. elişi öğretmeni İlköğretim Müdürü'nün Mein olan kapsayacak şekilde düzenlemelidir. 'Halk Devleti. kişiliklerini terbiye etmeleri. maddeci ben-merkezcilik değil. sadece mutlak gerekli nularda bunun ötesinde uzmanlaşmak isteyenler için sağlanmalıdır. hemen hepsi İttihat Terakki ile bir biçimde akraba Türkiye 'entelijensiya'sı etkilenmez de. Endüstride. Savaşı kazanıyor gibiydiler. Çeşitli konulara. yoktu. parmaklaKampf’a öykünmesinde şaşılacak bir şey yoktur: 'Özetle. gömdüğü Polonyalı subayları bildikleri gibi biliyorlardı. sıradan insanlar için yeterlidir. Nitekim 1934'te başa geçen Führer -yani. çünkü biliyorlardı. bir milletin eğitimini bu konular üzerine yapılandırmak tehlikelidir.'" ". milletin muhafazası için her türlü teknik bilgiden daha önemli olan manevi güçleri kaybederiz. diyorum. dil- lerine dolamamışlardı. İleri öğretim olanakları belirli ko- . Kelkit başında hayale daldığı 1943 yılında. öğrencilerin bedenlerini. Stalin'in diri diri rını kıpırdatmadılar.beş yıl içinde yedi düvele meydan okuyan bir Almanya yarattı. fizik.. eğitim sistemimizi yeniden. ne yapar? Führer'in ışık tuttuğu yoldan ile alıp veremediği yoktu.' diyordu Adolf Hitler. Böylelikle. okul saatleri kısalacak.denemekten başka çare görememiş olmalarında anlaşılmayacak bir şey kalp'ına kadar. irade gücü kazanmaları için zaman kalacaktır. Türkiye'nin Almanya Müttefikler Yahudi soykırımını henüz dillerine dolamamışlardı. Aksi takdirde. Bu durum. Halis Özden'in.

gözü kapalı ölmek! ('Buyurun. Kore'ye!') Çilelamak için olmalı!') er geç düzeleceğine inanmak. müritlerinin canlan cehennemedir! Menderes. Yahudilerin egemenliğe engel olabilecekleri duruma gelmelerini Anadolu'yu Saidi Nursi ile paylaşacak değillerdir. Büyüklerine ('egemen vatan için duraklamadan. ordularla Kubilay çıBurası korkunçtur! Bir yandan 'komünizmi önleyeceksin. ('Bu da daha sonra 'koyun' diye suç- yitirmeden sabırla beklemek. küçüklerine sevgi. bir yordur. uğradığı haksızlığı bile kutsal saymak. gerekirse canı karmak. çalışmaya gidecekleri yer köy olduğu için tarım. Geleneksel saflığı. 'Bir de bunu dinle: 'Türk köyü. Bir Kubilay. Daha da önemlisi. Aynı doğrultuda. bozulmamalıdır. Enstitülerde yeterince bilgi. 'bizim' cumhuriyetimize yakışmıyordur. millet yolunda azla yetinmek. Bozulmamış köy çocukları alınacak. köy çocuğuna başka. meslek bilgisi veriyoruz. bürokrasi-aydın-üniversite ittifakına!') saygı. biricik güvenidir. Menderes’in asılmış olmasına. Arapları sindirönlemek için aldıkları tedbirleri anlatır. Bu inancı bir an sınıflara. Bir İç Sömürgecilik Araş- olası bir yerel lideri! tırması' diye bir kitabı vardır. bunun tercümesi 'yoksulluğa gık çıkarmadan tahammüldür!' diyordu) hırsla savunulacak. Bunun da belkemiği. Daha da korkuncu..' pahasına önlemek. beş Kubilay değil. yasa tutsun tutmasın idam edilir. Öncelik tanıyoruz pratik bilgilere. öte yandan Elia T. "Şimdi bir de Yunus Nadi'yi dinle: 'Şehir çocuğuna gerekli öğretim dumuzun biricik dayanağı. Saidi Nuryönüyle de olsa 'hak' veren bir ruh halinin yerleştirilmesidir! Nekrofilya- . seçmenlerinin de canı cehennemedir! Deniz Gezmiş düzenimizi tehdit edisi'nin cenazesinin kaybedilmiş. Zwrayk'ın. Bunu sağlamak için açılmıştır Köy Ensti- lerden yüksünmemek. töresel köyümüzün yüksek ahlaksal değerleri (Rodoplu. Köye sapık fikirlerin girmesini. yurtülerimiz. Ne zaman bir lider belirmeye başlasa. Türk egemen sınıfları mek. ortadan kaybedilmiştir..başka. 'İsrail'deki Filistinliler. İsrail'in siyasi hedefinin. ana cevherindeki özellik.

'Köyde devletimizin. ölü-seviciliğinin. hayata daha kuvvetli bağlarla 'Rejimi yarı aydınların (bunun tercümesi 'ufak ufak aymaya başla- bu kabil insanlardan cumhuriyeti besleyecek ve gürbüzleştirecek. memleketi saadet yuvası haline getirecek hakiki işadamlarını yetiştirmek lâzımdır!' kıyametler kopardı!" Bu laflar Stalincilerin. yıllarca egemen sınıfları yanlış yerde İnsanı deli eden. İşte bu sonuçlara varabilmek için onları özel eğitimden geçirmek gerekiyor' diye devam eder. lâzımdır. giderek toplumsal sado-mazoşizmin bu ülkeye nasıl 'evrensel haklılık' gibi bir haklılıktır bu! yerleştiğini görebiliyor musun? Siyonistlerin misyonuna kazandırılan Bak. 'burjuvazi' lafzına takıldık. Bahsedilen rejim elbette demokrasi değildir! Egemen sınıflar demokrasi- yanların') suikastından koruyacak tedbirleri almayı hiç ihmal etmemek bağlı. hatta Türkçülerin ağızından çıkmış olsaydı "Deli etme beni! Kim bu adam?!!" "Mahmut Şevki Esendal. hükümetimizin gören gözü. duyan kulağı. partimizin. taze elemanı bol bol alarak ve onların karakterini bozmayacak müesseselerde yetiştirerek. bekle' işareti yaptı Günay. faşizm İttihatçılarla girdi! Yerlileri miyle. ye asla izin vermezler! Bu düzende ne Deniz'e. ne de Nursi'ye yer vardır! Aranılan.. tarikatlarla değil! (Taner Akçam!!! Neredesin?!!!) sindiren. " diyebildim. öğretmenlerle geldi." dedi Günay. 'devrimci' hareketin bu tuzağı görememiş olması! aradık biz! Türk solunun en büyük hatası bu oldu! Aynı hata hâlâ da devam ediyor! Bize ırkçılık jön Türklerle. televizyonu göstererek! . kolayca manipüle edilebilinir ruh halini dayatan eğitim sisteAz önceki metin.nın. Sarıklı hocayla değil. egemen sınıfların yaşam biçiminin kılıcı kesilecek ajanlardır!" "Kim bu yazar?" dedim dehşetle. çağımız uygarlığının işlerini başarmaya daha yakın. köy kaynağından.. acı acı. "CHP Genel Sekreteri!" "Şu. Bunun için de. söyleyen dili olmak! Yetmez! Gerekirse rejimin çekilmiş kılıcı kesilmek! Rejim düşmanlarını tepelemek. 'dur.

'Ayaşlı ve Kiracıları'nın yazarı. Biz kanun tasarısında otuz yıl demiş- Günay'ın söylediğine göre. köylü milleti su koyverir de. Biliyor musun. 'Ebedi Şef. Cumhuriyet Halk Partisi Roman Yarışması Ödülü!" "Breh. resmi edebiyat! Bütün bunlar ne söylüyor. 'Köyü değiştirmek gelmez bizim işimize. Almanyaİtalya mihveri kazansaydı. Çok da iyi olurdu!' sın!" Bu türden bir açıklamayı. Değişmesini durduramasak da geciktirirdik epey. "Bizim işimize" diyorlardı. ki bu 'biz'in kimler olduğunu biliyorduk. zalimlikle köleleştirmek. toprağa bağlamaktı! yapılacak şey. breh. breh!" "Evet. "Ve sen bütün bu adamlardan iğrendiğim. Menahem Begin'e bile yaptıramazGünay. 'Tek Parti'. bu düzenden sorumlu tutuğum için katı buluyorsun beni!" . resmi tarih. Modern teknikten mümkün mertebe uzak tutarak kendine yeterliliğini sürdürürdük bir zaman. arkadaşım? Daha da var. yani. köylüler istemeseler de yürütecektik güzel güzel. Gültepe'ye filan göçmeye kalkışırlarsa. faşizmin en karanlık uygulamalarına taş çıkaracak bir tik. insanları. "Bizim ilköğretimle elde etmek istediğimiz Ama. istese de' kelimesi demişti. Türk edebiyatına yıllar yılı meze olan müstebit amaç. 1940'larda Türkiye'de ortalama ömür "Bütün bunlar oluyordu ve iç-çevre Garip şiirler yazıyordu!" dedi. inan. encümen yirmi yıla indirdi!" diye eseflenmişti Tonguç. sadece 42 yıldı! "Yirmi yıl mecburi hizmeti var. Çünkü. "köy ağalar"ına. en çok pratik okumuş.ödül almış. Köylünün nahiyeden bile ayağını kesecekti bu enstitüler. 'Tek Parti Roman Yarışması'. Düzenimiz bozulur. Ayda yılda hayvan nallatmaya gidenler de bu işi öğretmene gör düreceklerdi. 'köyü istese de terk edemeyecek'teki anahtar kelime. yerinde kalan köylü milleti yetiştirmektir". o eseriyle bir de "Düşün şimdi.

Ne Hindistan'da. Bu durumda. "Çünkü. ne Filistin'de. Sonra devam ediyor. topuklu iskarpinli. kuyulardan çıkan iyi saatte diktikleri bahçe içinde iki katlı evde oturan. sadece orada çalışmaya mecbur eden ünlü "Kömür Havzası" kanunu! Onun aklı hâlâ Köy Enstitülerindeydi. bugün aynen Türkiye'de uygulanıyor. ince çoraplı anneleri olan. Haklıydı! 'Havzayı Fahime' hatırlıyordum. Türk eğitim sisteminin daha ilk günden. TC mühürü ile tıpatıp aynı iki ilkokul "Bu işin özü zaten. Filistinlinin öğversiteye kabulde. yoksulluğa. "Bak. öncelikle Halis Özden diye biri olmadığını. diğeri Fatih Belediyesi te- .hemşehri gibi hem-vatandaş-dedikleri İs- diplomasından birisi Robert Lisesi adaylığına. "Aslında." dedi.madene bağlayan. bir tarih hatasından ibaret olduğunu öğrenecekti! Tıpkı. Sömürgecilerin rail'de yaşayan Araplara uyguladığı bir eğitim planı. Bu ilkeleri okuyunca ürperiyor insan. üniO argümanını biliyordum." dedim. Zonguldak köylülerini "yerliler" için sahici okullar açtıklarının vaki olmadığını söylüyordu. süratle yok edilmesi gereken rendiği gibi. Amaç. Şükriye. herhalde." çocuğun kendi varlığını reddetmesi esası üzerine bina edildiğini söylüyordu. Koenig'in c-citizen . birinci madde. Türk maarifinin çizdiği. Başarılı oldu. büyüğü oğlan. Halis olsunlara." "Biliyorum. çünkü. gül gibi isimlere yer olmadığı gibi. (Latife Tekin'e 'cinlerden bahsetti diye nasıl saldırdıklarını hatırlattı) hatim dualarına da yer yoktu. köylü Halis Özden. bursta. daha doğrusu 'ilkeleri' vardır. piyano çalan. iki çocuklu. Arap öğrencileri 'eşitlik' adı altında tasfiye etmekti. 'Türk ailesi' tablosunda. küçüğü kız. pek de şaşmamak lâzımdı. ne Afrika'da ('ne de Türkiye'de' demek istiyordu) sahici okullar yoktu. Mesela. Çünkü. Arap ve Yahudi öğrencilere eşit şartlar uygulanmasını getiriyordu.

siyasi partilere kadar. örneğin.mizlik işçiliğine yeterlidir." Omuzlarını silkti." işçiliğine kolayca uyum sağlamaları ve zihinsel hadımlıklarının güvence "Öyle. uluslararası bir sergiye kim gidecek." Gizli hükümetin ajanları. 'yerlilerin' kaderlerini etkileyebilecek her konuşmalarla.. köy çocuğuna başka. gümüş takılı kolej mezunu kızlarla da!" En az 150 yıldır. Türkiye’de. üyeleri ve yöntemleri kimse taramutlaka egemen sınıfların 'asli hükümet'inin emrinde olacaktır. meslek bilgisi veriyoruz. Kapıcı çocukları kapıcı. "Faşizm. Günay. diye başlar. şoför çocukları şoför olur. aradan kaçacak birkaç dikbaş akılsızı da Franbancı öğrenciler için geçerli 'master' programları nasılsa terbiye ederdi. ilahiyat fakültelerinden Yeşilçam'a. söz ediyordu. düzenin öz uzman aydınları. "Apoletli generallerle de gelir. bunu da yıllar yılı 'ilericilik' diye yutturur. efendim. kuracağı hükümet mutlaka ve nunlarda vazedilmeyen bir "hükümet". neden olmasın? Bilir misin. Öncelik tanıyoruz pratik devrimci' yazarların Köy Enstitülerine anıtlar dikerlerse. 'gizli' basına. Enstitü- bilgilere. üniversitelerden kuruluşa yayılmışlardı. blucinli ressamlarla da. sanat çevrelerinden dışişlerine." diyordu. Bu aristokrasiyi oluşturan egemen sınıflar. edebiyatı. bir Fakir Baykurt acı verir bana! Utanırım!" "Şehir çocuğuna gerekli öğretim başka. Amerika'nın ya- lerde yeterince bilgi. bir düşünce biçimidir. "Korkunç bir şey bu!" sa'nın. kime ödül . 'Genç Arapların beden altına alınması!' Kaldı ki. sanatı. basını. ka"Başa hangi siyasi parti gelirse gelsin. üniversiteyi. 'en bi Rodoplu. hariciyeyi. 'oryantallere mahsus' doktora derecesi. amacını açık açık söylüyordu. Koenig. hayatı algılama biçimidir.. dolayısıyla siyaseti dolayısıyla Türkiye'nin gündemini yönlendiren. ordu destekli bir "Batılı" aristokrasinin varlığından fından bilinmeyen bir "hükümet" oluşturmuşlardı. Karar’larını hiçbir belge olmaksızın verir.

Samih Rıfat (1874-1932) Maarif Telif ve Tercüme Âzası. Cumhuriyet Gazetesi yazarı. 1910 Galatasaray. malum. vali. Mustafa Celaleddin Paşa. Enver Paşa. Magdeburglu. St. Mehmet Ali Aybar. dede mesleğine rücu Basın Yayın Genel Müdürlüğü. 'Hareket Ordusu'nu Selanik'ten İstanbul'un kapısına kadar getiren' sa. Polonyalı Gagavuz. kim alkışlanacak. Osmanlı İmparatorluğu’nu dağıtan 1878 Berlin Anlaşması'nda Nafıa Nazırı Aleksandros Karatodori ile birlikte linç edilir. bak. Trabzonnay. bir gün. Borjenski. Celile Hanım'ın oğlu. onun kızı ressam Celile Hanım. Kızı (sayılmaz!) kızının Paris Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu. Tekrar.. Franyük teyze oğlu. Leipzig üniversiteleri ile 'İstanbullu Mehmet Nâzım Paşa (1840-1926) Selanik'in son valisi. İşletme avukatı. Onun damadı Ferit İsmail Fazıl Paşa (1856-1921). Oğlu. "Mesela. Hikmet Bey.. 'domestik MİT arşivi' diye alay ettiği kar- Konsolosu. İttihatçıların İzmir Valisi Rahmi Bey. Garip! (ilk basım. 1945!) Avrupa kaynıyor! "Fransız gerçeküstü şairlerinin etkisinde kalarak! Garip! Oktay Rifat." Burada bir çizgi çizilmişti. torunu. Devlet Demir Yolları I. sonradan 'özel teşebbüse' atılıyor. Gü- . Hukuk Fakültesi devletler hukuku doçenti. pek modern bir sütçülük müessesesi kuruyor. kim konuşturacak. Matbuat Müdürü.. Paris Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu. monyasına ne kadar iyi bir örnek!" toteksten bir kart çekerek.. Nâzım Hikmet'in öteki büHüseyin Hüsnü Paşa. Kari de Troi ailesinden. Nâzım Hikmet. Şimdi. Oktay Rifat (1914 doğumlu). kim yokmuş gibi davranılacak türünden binlerce işe ilişkin düzenlemeler yaparlardı. "egemen sınıflar ve öz uzman aydınları hegeyazar. Sonra. Hügonot asıllı Alman. TDK başkanı. onun oğlu İmparatorluk’u temsil eder. 1941! Sonra. Onun oğlu Nâzım Hikmet." dedi. Nâzım Hikmet’in teyze oğlu. Memleketi sattığı gerekçesiyle daha sonra Ali Fuat Cebesoy (1883-1968). Joseph mezunu. Hamburg oğlu Celalettin Ezine (1901-1972) Heidelberg. Oğlu. bağlantıları günümüze kadar getiren notlar düşmüştü: Nâzım Hikmet.verilecek. Müşir Mehmet Ali Paşa. beş tane eseri var. muhtelif yerlerde -Konya.

Nitekim. m.. m. Güllü? Simavilere bak!. dur daha bitmedi. 'Bu çalışmalarda milliyetçilikle uğraşmak için zaman . Soyadı Kanunu çıkmamış olsaydı. Yüksek Jeoloji Mühendisi Suat.. Kadınlar Arasında) Melih Cevdet Anday (1915. buna eğitim denmez. Halis oğlu Şafak. bir de. Osmanlıca bile öğretemeyip. Kardeş. Yönetim Kurulu üyeliği. fiziki ve tabii bilimlere yönelmeleri teşvik edilmelidir' maddesiayırmak zor. MEB Tercüme Bürosu. marn Ama. bir Halis Özden'i eninde sonunda İstanbul'a. iç-sömürgecilik ters de teper! Köylülere onlara yetecek kadar mesleklere. Orhan Veli (Babası. aynı ailede birden fazla soyadı olduğu için ancak rastladığı zaman kayıt düşebildiğini söyledi. daha kolay Orkestrası şefi! Galatasaraylı. Başbakanlık arşivlerini yabancılara teslim tabakasını şistten ayıramıyorsa buna eğitim denmez! ediyorsan. eğitim vereyim derken ipin ucu kaçar.(TDK Ödülü 1970. 1978. buna eğitim denmez! Bırak bilgisayarı. Nâzım'ın üvey Oğlu. egemen sınıfların öngörmedikleri bir düzeysiz"Ne ki.TRT Ödülü. Devlet Tiyatrosu'nda oyunlar. çünkü. Türkiye'nin en iddialı üniversitesinin mezunu. dir. Uzantılar Memet Fuat. başarısızlık oranı ise daha yüksektir!' Türkiye'yi hatırlatan bir şeyler yok mu?" Donmuş kalmış gibiydim. Cumhuriyet yazarlığı. Köy Enstitüsü mezunu Halis Özden'in oğlu.. TRT Ödülü 1970. 'Çayırtepe' İlkokulu'na tayin etmek zorunda kalırsın! likle sonuçlanır. Mikado'nun Çöpleri). Şafak Özden'e bak!" Yüzden fazla kart vardı. Sedat Simavi Edebiyat Belçika eğitimli. Adnan Veli Kanık) . TRT Roman Başarı Ödülü 1970. Reisicumhur Armoni şında. İktisat Fakültesi'nden mezun olup.. Amerikalı akranından otuz yıl gerideyse. Koenig'in ikinci maddesi. 'öğrencilerin teknik Böyle başlayan kötüleme. Sedat Simavi Ödülü 1980. Adam Sanatın ba- çalışabileceğini. Devlet Tiyatrosu'nda oyunlar. Neden. iktisatçı olamıyorsa. MEB Yayım Müdürlüğü -dikkat! Köy Enstitüleri!..

konuşuluyordu.sörü. 'öğrencilerin yurtdışına çıkmaları kolaylaştırılırken. Alman Yahudi’siydi. üst baş. köyden harçlık bekleyeceğine. kötü mü? Efendi giyim. "Her şerde bir hayır vardır. Fikir babamız ortaktır da!" hızla Tonguçlaşmaları. "Hadi. tersine. böylesi bir eğitim sisteminden geçenlerin . biri Cumhuriyetten biri de Milliyetten iki ünlü gazeteci ve eşleri ile "Onun için mi?" diye sordum. askerde subay olacağız! Tokat atacaksın. Sözü geçen adam olacağız. canım!" demişti Esendal. aylıkçı olup bize katılmaya çabalıyor. tokat yiyeceğine. Koenig." dedi. Ya da faşizm böyle ortamlarda yeşerir. bürokratizm demokratizme galip gelmişti.'" Bütün bunların plânlanmış olduğuna inanamıyordum! istihdamına bak! Dördüncü madde. 163. Rodoplu. Söz. amansız bir sınıf atlama gayreti içine girmeleriydi. miş gibi yapma ile plânlı faşizm aynı kapıya çıkar. "Okuttuklarımız Daha da korkutucu olanı. tabii. "Bugünkü 'irtica' kavgasının altında Rumeli kökenli ge- zenginlerin iktidar kavgasının yattığının farkında değil misin? Bu defa da edilmelidir. 'Öğretmen olacağız. irtica. Aylık alacaksın. Sözümüzü ikiletmezler.' Yurtdışında okuyan Türk öğrenci sayısına bak. izimize basarak gelirler götürdüğümüz yere!" Zaman onu haklı çıkarmış. Şafak'ın babasının CHP bürokrasisinin sadık neferi olduğunu hatırlattı. Her zamanki konular. mezunların daki çeşitli kışkırtıcılara karşı sert önlemler alınmalıdır. sahiplenmeme. Bak üçüncü madde. Günay. Mülkiyeliler Birliği'nde biri SBF profe- yediğimiz yemeği hatırlamıştım. Elektriği on beş yaşında görmüş delikanlıların sakal salıp 'entel takılkavga aramıyor. "Geçiştirme. dönüp dolaşıp. milletin buz gibi bakışlarına leneksel egemen sınıflarla. maları' da bundandı. imam hatip okullarının sayısına ge- lince. Anadolu sermayesinin palazlandırdığı yeni kabakçılar kendi öz uzman aydınlarını yaratacaklar." demiş. Anladı. madde hedef olmuştu. 'lise ve üniversite öğrencileri arasın"Ne fark eder ki?!" dedi Günay. geri dönmeleri ve döndükleri zamanki durumlarını zorlaştıran bir politika ile dış göç teşvik "Evet.

tevekkül "Hep yutturdular. toz anaforlarıyla bura bura kaldırıyor. onları eşeliyoruz. o Gümüşhane ki. kirli çamura '46 seçimlerinde Demokrat Parti'ye teşkilat kuracak beş adam vermeRüzgâr bunların kurularını. insan aklıyla uğ- . hep yutturdular!" diye söylendi. ruz!" "Or'da kimse var mı? Heey!" Günay. manda gönüne benzeyen karapestil. pisliği. bayat leblebi. dutkurusu. feminizmden Madonna yamalarına kadar! Öyle gücüme gidiyor ki! güzel çöpler ki! Neler neler yok içlerinde! Bilgisayarlardan elektrikli tirBir tarafta. boyalı şeker sergilerinin lan kara yazmalar gibi. felsefe kırıntılarından ulvi çevreciliğe. Derin bir umutsuzluk içinde gibiydi. "Memleketi gerzekler gettosuna döndürdüler!" çesine döndü. "En az iki asırdır. elini ağzına götürdü. bu evlerin üstüne sıvayarak meydanda dolaştırıyordu. 1940'ların Gümüşhane kasabasını düşünüyorum. İçim sızlı- ruyoruz! Gün geçmiyor ki. sanki kendiliğinden değil. meyve süprüntüleriyle kaplıydı. ama dediğim gibi. "Varsa bile 'bir adam'ın hiçbir işe yaramadığını hâlâ öğrenemedin işe yarar bir şeyler bulmak umuduyla Batı'nın çöplüğünü karıştırıp duze çöpler boşaltmasın! O zaman bir telaş yeni dökülenlere koşuyor. çürük sebze. Başını üzgün üzgün salladı. Kasabanın tek katlı kerpiç evlerine. tepemizden ta- yor. Ertesi gün olup başka kamyonlar gelinceye kadar! Öyle de buşonlara. Köy Enstitüleri felsefesinin "bütün vahşetiyle" yaşadığını söy"Söyleme böyle! Türkiye'de hiç mi adam kalmadı!?" Maydanoz bah- mi? Bu 'sisi' yarıp kim çıkacak? 2000'e çeyrek var ve hâlâ dalga geçiyoiçermeyen bir umutsuzluktu bu. eşek benzeyen sarı bulama. mişti! Hayvan pislikleri. damperli kamyonlar yaklaşıp. eriğinden yapılmış. arada bir kalkıp sonra gene her şeyi kapkara örtraşarak yapılmıştı. Karasinekler rüzgârla savrumekteydi. Karışıklığı.lüyordu. İstanbul’a seslendi. Şafak'ın bembeyaz saçlı babasını görüyorum.

kav çökmüş öküzlerin. Türkiye'nin dünyadaki gelişimlerin sürgit gerisinde kalmasının nedeninin de bu patolojiden kaynaklandığını söylüyordu. uçsuz bucaksız lattığı kadar iyi anlatamaz. meydanı dolduran kadınlı erkekli kalabalığın durgun mutsuzluğuna." Metni bir yerden hatırladığımı söyledim. susuyor öyle!" görsen! İspanya İç Savaşı'na katılmış bir eski tüfek bilgiçliğiyle. engizisyon zindanlarını. her şeye kadir fiziki sellik'in vahşeti önleyemediğini. odundan oyulmuş yamalı kağnıların hantallığına uygundu. teknolojinin iki kenarı kes- . parlatacaktı. İkinci Dünya Harbi ve izleyen kıyım 'bilimkin bir bıçak olduğunu gösterdi. 1940'lar. insanları. sayısız kurbanlar vere vere aşıp bugüne ancak yedi yüz yılda ulaşacaktı. "Bir yanda yalınayak başıkabak "Hiç kimse 43’ün Gümüşhane'sini. Kızgın güneş. taundan kırılarak. bir haklıcılıkla açıklanıyordu. kötü mü? zavallılığı! Öte yanda babasının Köy Enstitüsü diplomasını SHP'liler nezdinde bir tavsiye mektubu gibi kullanan Şafak! Beş vakit namazında ihtiyarı bir hoşgörü. Avrupalı düşünürlerin 'bilimsel' olmalarından kaynaklanan 'üstünlük' iddialarına şüpheyle bakmaya başladıkları yıllardır. Yalnız Halis Özden değil. her şeyi. hayvanları. eşek kadar atların. toplumsal sado-mazoşizmin yerleştiği toplumların dünyayı olmaktan gururluydular. güçsüzlükten geri vermeyecekmiş gibi sıyırıp almış. Philipp Frank gibi.kararmış kiremitlerine. Avrupalılar. çıplak gökyüzünün bütün maviliğini. güldü. tam tersine. Ancak. bir daha hiç gibi kurutmuştu. pürnak nesnel olarak algılayamaz olduklarını. Kemal Tahir'in Kastamonu’yu an- Halis Özden’in özlemlerinin sözü geçen adam olacağız. 'vahşi' yerlileri ıslah ediyor "On dokuzuncu yüzyıl sömürgeciliği uygarlaştırma misyonu şeklinde Rodoplu. canım!" dedi. bütün bu dünya. uyuz eşeklerin. sayısız eşkıya pusularını. Bilimselliğin insanoğlunun sorunlarını çözeceğine inançları tamdı. Neredeyse her şeyi üstüne bol benzin dökülmüş gibi tozlu yollarda açlıktan.

Ortega y." yordu. Marksistler toplum sistemlerini bilime dayandırdıkları iddiasını henüz sürdürüyor. Huxley bir takım deneylerin budalalığını hicvediyordu. farkında bile mimizin merkezi olmaktan çıkmıştır' diye yakınıyordu. bilimin. özensiz ve cahil adamların gerçeği göremediği için alay ediyorlardı. diğer alanlarda barbar. izleyecek faşist çılgınlığa karşı daha bir Suat'a anlatıp anlatıp da anlatamadığı 'Bunalım Çağı'ndan bahsedi- . Bugün Avrupa'ya egemen olan ilkel adam. ve Ortega'yı okumuş olsalardı. Bilim adamları ve filozoflar da dâhil olmak üzere pek ğin.bilimlerin insanoğlunun büyük sorunlarını çözeceğine inanan adamlar etkinliklerini bütünüyle yitirmemişlerdi. 'Naturmensch' ya da akılcılıktan. Bu arada bir de çok ciddi korku gelişti. doğası itibariyle akılcı olmayıp. doğru-düşünen insan da bizim düşünce sistena körükle gidiyor.' diyorlardı Sonuçta.' İyi mi? Bu naturmensch fiziki uygarlığın bütün avadanlıklarına sahip. uygarlığın gözü önünde güçlenen naturmensch’dir diyorlar. Sanayi Devrimi'nin palazlandığı 'yığınları' ıslah edememiş olduğuna karar verildi. Avrupa medeniyetinin. Freud'cular yangıolmadığı hayvansal içgüdülerinin etkisi altında kalan anti-sosyal bir yaratıktır. bilimin sağladığı gücün. 'Dünyanın güneş sisteminin merkezi olmaktan çıkması gibi. 'insan. 'eğitimli mankafalar' diye isim taktı. çünkü 'onu türümüzün geleneksel kül- türüyle eğitmeye vakit bulamadık. akılcı. Deniyor ki. Örne- ellerine geçeceğinden korkmaya başladılar. ama 'bilimin yetersizliği' saptaçok Batılı. ama onları var eden ilkelerin farkında değildir. İlkeldir. bilim hüviyetiyle bize gerçeğin bütününü asla veremeyeceğini düşünmeye. Gasset. bilim adamlarına uzmanlık alanlarında üstat. 1930'ların liberal devlet adamları hiç değilse Freud hazırlıklı olurlardı. psikolojik ve kültürel akılcılıktan nasibini almamış ada' diye bir kavram ortaya çıktı. bilim adamlarını acı acı eleştirmeye başladı. 'kokuşmuş Batı' ile ması yine de tuttu. Maq Lerner. Batılılar.

eski çağlar! Makine bizi berbat etti. Esendal efendi. Bunlar belimi bükmese. safiyeti bozulmamış Anadolu köylerini dolaştı. anlatıyor. Hele şim- di! Yukardan uçak. makineye bindirilmiş birlikler dalacak! Günde yüz kilometre ilerleyecek. mutluluğunuzu bilin!' diye başını yumrukladı! 'Köyü değiştirecek her davranış tehlikelidir!' yor. Türkiye'ye. 'iktisat Köylere dağıttığımız çıkrıkların. erleri ister istemez eğiteceksin. Arkadan. Bunlar uydurma değil. sekonder radardan. ben bilmiyor muyum? Asıl Tabii. teknik geri tepti ya. 'Ah. Alaman milleti gereğinden fazla okutulduğu için Hitler yakınırken. kamyonla yarım saat gitse. öyle mi?" "Tabii! 'Ne çare. kağnının 'üstünden aldığım herif. dokuma tezgâhlarının on binleri aştığını "1940'ların Avrupalısı. grafiklerde görünce herifin gözleri yaşardı. bir yandan atom bombasından 819 satirli bela. öte yandan bilim denilen kutsal inek'ten yakınıyordu! Güzel. yere göğe koyamadığımız Mareşal Fevzi Çakmak. yarmadan içeri. ne diyor biliyor musun? Bizim gerzekler pek memnun oluyorlar! Batı'da kan gövdeyi götürü'O herifler gâvur akıllarıyla biliyorlar da. aldın mı subayları. Yani silah almazsan yenilirsin. gözü- . Everhart geldi. Bunun akaryakıt ikmali. Halinize şükredin' diye yandı. Kaliforniyalı Profesör. efendim.yüksek taramalı katot ışınlı televizyon alıcılarına. yedek parçası. teknik denilen rezilliğin önce ordulara bulaşması. çağı yakaladılar sanki! Yahu. bakımı. 'Ah. manevraların verdiği sonuçlar. Şimdi. yakıldı. kafa! Yitirdiğimiz cennet budur! Aman sıkı tutun. geliştirirken. ben Köy Enstitülerinin lafını mı ettiririm o zibidilere!"' "Onları da kapatacakmış. taşıt tutmasından iki saat kusar. ama çöplerini nereye dökecekti dersin? Vekâleti'nin sergisini geziyorduk geçenlerde. alttan tank yüklenip dağıtacak. Üç gün yatar. bir hafta aklını başına toplayamaz. haberleşmesi okumuş adam istiyor. Alaman elçilik müsteşarıyla. insanoğlunun teknik yüzünden kaybettiği mutluluğu sapasağlam bulunca. penisilin G'ye kadar keşfeder. bak.

1975'te. 'Geri tepen teknik değil. ne sosyalistğildi. yani yiin usaresini' ararken Jean Paul-Sartre'ı kaçıran Yakup Kadri’den. "yıllar yılı Avrupa'dan ahkâm kesip. Çünkü teknik geri tepti. yahu?' demeyen Yalçın Küçük’ten. Homeros'ta 'cihanı beda1918'de Almanya’da. silahlı silahsız bürokratınla iktidarsın. yaylıdan buhar kazanlı demir tekerleğe. ne liberallikleri sahici değildir! önerdikleri hiçbir sisteme güvenilmez! Ne demokratlıkları. yani kadınları gören Yahya Kemal'e.' cak iğdiş etme faaliyetine Batılıların dilinden bir gerekçe bulunuyor! Neden iğreniyorum bu egemen sınıflardan şimdi anlıyor musun? Bunların likleri. 'Batı 'da kan gövdeyi götürüyor. Allah'ın belası ahmak!' diyemiyor! Garip şiirler yazıyorlar ya dostlarımız!" Bu terimlerde ifade ettiği zaman. ondan da otomobile geçerek. tekniği insanoğlunun hizmetine vermeyi beGaribim Halis Özden. Edward Said'in farkına varmayan milliyetçi Kültür Bakanımız Ali Naili Erdem'e. seksenli yıllarda hızlanan sosyal kapitalizm akımını. hem de topunla tüfeğinle. faşist yet bankası kapılarını açarken 'neler oluyor. Aliağa'yı özelleştirip . Hitler'in doğduğu Braunau kasabasının yüzelli kilometre batısında Ettlingen öğretmen okulunda öğrenci olup da. fiziki uygarlığın avadanlıklarından hiç nasibini almamıştı ama naturmensch oluvermişti işte. Tabii. sosyalizmin farkına varamayan jön Türklerden. New York'ta ilk Sov- testileri. sanayi devriminin palazlandırdıklarından deKöy Enstitülerinin öğrencilerini ne yapıp edip ortaçağ köylüsü tuta- ceremeyen Batı kültürü! Hem dersini bilmezsin. Esendal'ın Özden'i naturmensch edip kısırlaştırması gibi. Onlar gibi kağnıdan yaylıya. yükselmenin farkına varmayan Tonguç’a. Paris’te göre göre 'üryan kahramanlar' dediği erkeklerin sardıkları 'tüllerle örtülü sebular'ı.müze ne göründü. bir Allah'ın 'aydın'ı çıkıp. Ya bizim gibi kağnıdan uçağa atlamak isteyenlerin başına neler gelir? İlerde bu belaya bulaşacaksak bile mümkün mertebe geç buluşmalıyız. ne sosyal demokratlıkları. kudurduk mu biz?' diyor adam! Çaresi de var.

yoksul bölgelerden geldiler. masada ezme. tabii! mülü yoktur! Entelektüeli." de- . meine liebe!' kırgın değiAuschwitz ya da her neyse. Bergen. ilk fırsatta çıkarılıp atılacağı belli kravatları. bir toplama kampına girmiş gibi oluyorum!" yadan geliyormuş gibi bir sesle konuşuyordu. marul.' demişti. 'entel'e. 'düzenin aydınları'nın Çayırtepelileri iğfal etmelerini kolaylaştıracaktı! Günay.peşkeş çekmekten ibaret belleyen ‘gabi’liğe" duyduğu nefreti anlamamak mümkün değildi. Rodoplu'nun. ülkeyi gerzekler gettosuna dönüştüren iğdiş edilme faaliyetinin elleri kelepçeli tanığıyım sanki! Titremek ne kelime. münevveri 'aydın'a indirger! Sıradanlığı bayağılığı yüceltir. on ğumuş ve sert. Ölmeden önceki sözünü hatırlıyorum. Negative selection'u yerleştirir!" (Bir iki yıl sonra. Esmer. değil mi?" on üç kişiydiler. buydu! "Faşizmin entelijensiyaya taham- böse. incir çekirdeğini doldurmayacak şeylerle gün geçiştiren. 'Çayırtepe Günleri' düzenleyecek. şimdi. üç partili. asgari ikisinin saçları boyalı. somişti Şafak. kerhen giyilmiş frenkgömAklı. ortada karışık ızgara. 'tatlısu muhalifleri' dediği. dudaklarını örten bıyıkları ortalama iki santim. 'Ich bin nich böse. düşünüyorum da. cinnet geçirsem yeri. beyazpeynir. kırgın değilim!. rakı göbekleri yaşlarıyla orantılı. ya onlar!" dediği. Halkçılığın yerine pespaye bir halk dalkavukluğu koyar. Burada bir düzen kurdu"Anadolu'nun benim geldiğim gibi köylerinden gelen insanlar. sevgilim! "Bu biliyordu diyorum. Şafak'ın. 'içsömürgeciliğin kurbanı' şafak Özden. leklerinin yukarı kıvrılmış yakaları. birlikte yemek yediği SHP delegelerine gitti. belki de lim. Asena'ya güller sunduğunu görmedi diye şükrederken. 'leh bin nicht ülkenin yerlilerine yapılanları düşündüğümde. "Üst üste yığılı bedenler bizimkilerin bedenleri sanki!" Öteki dünağzı açık ayran budalalarına çeviren. dedi. Bir masa etrafında "Koca ulusu. çoğunlukla lacivert. "Ya biz. ucuz takım elbiseleri. "Yani.

İnsanlarla ilişkilerimi sürdürdüm. 12 Eylül'de gödım. yoksul insanların. Girdiğim günden '80'e kadar mahallemin değişmez tım. mahcup olmuş gibi güldü. Erhat Brüksel'de. "Yine kravatlılar!" dedi. Kapatılana kadar kurucu sekreterliğini yaptım." "Takma!" dedi Günay. Yine de politik mücadelemi bırakmadım. Yok. radyo pikap (190-200 lira). seviyorsun! Ben biliyorum!" zaltına alındım. Lyon. suların aktığı bir beldede yaşayabilmeleri için politika yapıyorum. işsiz kaldım. dava açılmadı ama sürüldüm. Paris'te. 1970'te Cumhuriyet Halk Partisi'ne girdiğimde yaşım tutmuyordu. dürbün (30 lira) ve 'Kravatlıları' ve genç adamın ne kadar haklı olduğunu düşünüyordu Co- . "Ben kravat takmaktan nefret ediyorum!" Rodoplu'nun duralamasına izin vermedi. Suç bulamadılar. Yüzbaşı Selahattin'ler cephelerde paramparça olurken. Çünkü. Bu ülkede ezilen insanbaları yanan bir beldede yaşayabilmeleri. yok İnönü!" latmak istermiş gibi uzanmış. 79'da ana kademe yönetim kurulu için seçime girdim kaybettim. başını okşamıştı Günay’ın. daha rahat ve daha mutlu. lombia'da 'okuyorlardı! Yurtoğlu kanser eşini ameliyat ettirebilmek için dikiş makinesini (45 lira). Serteller Sorbonne'da. Halk Evi'ni kurdum.lar. hiç değilse sokak lamÇocukların kuyudan su çekmelerini istemiyorum. Bu düzeni daha ileriye götürebilmek için. Aç kal- Rodoplu'nun sınıfına duyduğu öfkenin onunla ilgisi olmadığını an- Günay. 1977'de ilçe gençlik kolu yönetim kurulu üyeliği yapteriydim. Yaşımı büyüterek girdim Gençlik Kolları'na. ben çok su taşıdım eve. bu insanların daha sağlıklı bir yaşam biçimi içerisinde yürüyebilmelerini sağlamak için politika yapıyorum. 1978'de ilçe gençlik kolu sekreteriydim. Kurucu sekreparti görevlisiydim. "Sen beni sevdiğin için öyle görüyorsun. Aydın Güven Gürkan. Eyüboğlu Dijon. Hepimiz onun için politika yapıyoruz. Ne oldu? Yine kravatlılar geldi oturdu başımıza. "Böyle daha yakışıklısın!" "Seviyorsun. ların.

Şafak'a. Bülbül köy Lisesi diploması. sert virajlı iner de iner artık. Ama haklıydı. 2. neşeyle. Tortul dik rampalı. Yurtoğlu'nun hatıratından aldı bölümleri sansür etmekten utanmamıştır! Çünkü. Konuştuğunda bambaşka bir telden çalıyordu. suları buz. Ve pek sayın yazarımız. canım!" dedi Şafak. bana.025 metre tutar. İlhan kin dünya kadar bilgi vardır. ünlü Zigana Geçidi. Atatürk'ü eleştirmeye kalkınca 'yanlışlık' yapıyordur! Ne küstahlık. İktisadi Ticari İlimler Akademisi mezuniyetiyle.. Trabzon. birkaç dilde dilbaz.' demişti. "O da benim gibi. Ve onlar "bütün zamanlar"ın yöneticileri. yüzbaşının Atatürk'e. Maçka tırmanır. Yüzbaşı Selahattin'in Romanı'nı. Pamuklarla baş edemeyeceğini düşünüyordu. Dorukları çam." diye fısıldadı. " "Kuzey Anadolu Dağları kıyı sıralarının Trabzon-Gümüşhane kesi- . değil mi?) Ama Serteller oradaydılar çünkü Larousse'u çevirecek Fransızcayı bilenlerle. Sinema Günler. 'Biliyor musun. hiç temsil edilmedi ki! Kendi diliyle konuşmadı ki!" minde yer alır. leri'nin incelikli müdavimleri. çevresine iliş'doğru' olduğuna inanılan Yurtoğlu. "Olur mu. nedense diğer şeylerde ve sansür etti! O hatıratın gerisinde. gettosuna dönüştüren müstebit malumat istifçileri aynı takımdan. Günay. etekleri elma. o Selçuk. Cemler. Kavalalar.yatak takımını (15-20 lira) satarken bunlar başköşelere kurulmuşlardı bile! Meydan Larousse'da Selahattin Yurtoğlu'nun adına rastlanmazdı. SHP'den başka gidecek yeri yoktu Şafak Özden'in. üçüncü kuşak jön TürkNe demek istediğini söylemeden anlamış olması mutlu etti Günay'ı. "Bilmez olur muyum?" "Ziganaları bilir misin?" diye sormuştu Şafak'a. Türkiye'yi gerzekler çı'lardı.. kravatlılar takımındandılar. ama aleyhtedir. ('Burada da iğrenç bir şey vardır. "halk"Senin yerin yanlış.

yazılı tarihten bu yana şehir hayatının zalim kavgacılığından. şömine önünde. kaynayan dünyayı arkada. Yirmi yılda yirmi gün gitmemişti Gümüşhane'ye.Günay. fikirlerin de insanlar gibi ömürleri olduğunu anlattı Rodoplu. Rousseau. tarım da. "Köy şiiri yazmak için kentli olmak "O kadar haklısın ki! Doğaya dönüş özleminin garip bir kendini kan- dırmaca olduğunu düşünürüm hep. karmaşasından. Yani. Yaşamı bir Budist asgarisine indirmekte erdem bulan perhizdum doğrusu! Ama ciddiyetle dinlenmiş olmalıydı ki. Biliyor musun. yani baraj ver. çevre maz. lâzım anlaşılan! Biz işimize bakalım!" Pastoral romantizme kaptırdığını biliyor. ama kendisini alamıyordu "Hadi. İsa ile Hazreti Mucilerle dünya nimetleri ululayanlar arasında gider gelir insanoğlu!" hammedi!. hayvanlarla dost olmak. yani gübre. Şafak hayretle. aceleciliğinden yakınan şiirler yazılır? Kırsal yaşamın asude coşkusu dile getirilirken. yani endüstrileş. yağmur bekle! Sadakati güvence altına alkirlenmesinden boğul. "Bir ya da birkaç kuşak bir lur. o fikir konjonktürünü tamamlar. canım sen de!" dedi Şafak. mak için rüşvet. kuşaklar yorucahil köylülerle sohbet etmekten. Lao Tze ya da Aziz Fransis ile kırlara açılmak. pek de inanmayarak dinlemişti. Lao Tze ile Konfüçyüs. Hemen her zaman nankör bir toprağı belle. zekâ tokuşturan bir Makyavel'den daha çok keyif almak. Şafak Özden'in bütün bunlardan ne anlamış olduğunu merak ediyorinsansız dağların sükûnetinin yaraları sarıcı bir etkisi olduğu yadsına- fikir için çarpışır. elinde konyak kadehi. bilgiden çok ülkü üzerine yapılanılır! Rousseau ile Voltaire. küçüklerine düşüncelerinin ancak bir cüzünü bırakırlar. eskir. şehir yaşamını uygarlığın temeli bellemek! İkisinin ara- . Avlanmaya kurgulanmış insanoğlu için. sanayi kadar 'gayri-tabii'dir. ıssız vadilerin. fabrikaya tıkıl ve robotlaş! Yine de. son tahlilde. 'ne halleri varsa görsünler' diyerek bırakmak ya da 'malusında gelir gider insanoğlu!" mat'ı ululamak.

sömürgecilere karşı halk ayaklanması! Üstelik demokratik yolla! Olmayacak bir şey olmadığını düşünüyordu." dedi Günay. Ziya Bar'ı hatırlayarak. ama hepsinden öte akıl ve iyi niyet lâzımdı ki. plân lâzımdı. ya!" diyerek sarıldı." daha sıkı sardı." dedi Rodoplu. bir aşk ro"Yazıyorum. köylü tutmamıştı enstitü işini. bayılıyorum onlara. Günay Rodoplu. Sen onları tanımadın daha. ha?" "Tabii. "Bir akşam yemeğe getirsene ortağını?" "Benim iki tane ortağım daha var. Öyle dinleniyorum ki. sanki halk ayaklanmasıydı. bunların hakkından gelebilirlerdi! "Sana para lâzım!" diye mırıldandı. kendin pişir kendin ye. ne diyeceğim. "Ben de severim. "Bak. örgüt lâzımdı. hayatım. "Alsınlar. faşizme." Okuyan köylü çocuğu ne ister? Köyden kurtulmak! Özdenler kurtulmuşlardı işte! Ve şimdi İstanbul'daydılar. Para lâzımdı. hâlâ öyleyim. "yazıyorum!" . anasını satayım!" Altmış yılda aydınlar devletinin Türkiye'yi getirdiği yer belliydi! Osmanlının yasağı üç gün! Kaldı ki." kırlarda! Hani o Kilyos civarındaki kır lokantaları var ya. öçlerini alacaklardı. "Lüks yerlere." manı yazsana!" Yeşil elma kokulu Şafak Özden. Lokantalara. istersen!" demek istiyordu. "Bir gün gidelim. boynuna sokulmuş serin burna bir öpücük kondurdu." "Getireyim." dedi Şafak. "Değel mi. Bir türlü alışamadım. "Biliyor musun.ama öyle bir kelimelendirmişti ki! "Neye?" "Bütün bunları bırak Ziganalar'a dön. "Onları da getir. Şafak. Kırları seviyorum.

konuşur- tanıyamayacağını düşündüğümü hatırlıyorum. Yüzünü aniden kapsayabilen sıcaklığa rağmen. Bu adamı hiçbir zaman gerçekten rında olmalıydı." diyerek gülmeye başladı. Daha erkeksi. Kırk civaken. Onur Oflu gelememişti.III Misafirleri gülleri ile geldiklerinde sofrası ve kendisi hazırdı. Günay'a. Duran'ı tanıyordu. gözlerini kaçırma eğilimi. "Şiran gibi mi?" "Yo. dördüncü ortakları. sinsilik değilse bile. hayır. "Fatih" burnu. Dikkatini milletvekili adayı Erol Çiçek üzerinde yoğunlaştırdı. dökülen saçlarının kazandırdığı geniş alnı ve gür bıyıkları ile Erzurum Dadaş'ının somut bir biçimlendirmesiydi Çiçek. . Uzun boyu. güçlü yapısı. örtülülük izlenimi verdi. Hırslı.

seslerinde en ufak bir sitem olmaksızın sitem ne kelime. dostçuluk oynuyorduk. Kartofel var "Affedersiniz. salona döndüğümde. Yani. Çünkü. otur da. O gece bir ara hayalimde kendimi üç kadının yemeğe davet ettiği bir erkek yaptım. başlayalım. "Çok acıktım. değil mi? Hangisini 'gerçekten' tanıyabilirdim ki?! Üçü yaşamlarını.de evli barklı adamlardılar! Kayınvalideli. Günay Hanım. kısa ve kıvırcık bir peruk taktım! Az şıkları yıkadıklarını hayal ettim. biz böyleyiz işte. Melek yüzlerinden öpecek. eve geldiğim için minnettar olup bana sarılacaklardı. Rodoplu. kendi yataklarını da kendileri konusu olamazdı! Nasıl ama?" "Delisin. evime dönecektim. ikmale kalmış çocuklu "Ne komiğim. sen?" Şafak'a döndü. entelektüel. tabii. politik. "Gel. Duran'a kızıl. Erol'a Sarıyer'deki durumu soruyor. hatta cinsel bir doyumdan sonra gecenin bir saatinde kapının her an açık olduğu. sahici yaşamlarını asla paylaşamazdım! İşte! Kendimizi kandırıp. Politika konuşmadan "Ne istemiştin. Erhan Alptekin'le görüşmesinden çıkardıklarını anlatıyordu. Keyifli bir gece geçirecek. mı. Erol'a kömür gibi siyah. elimde ekmek sepeti. baldızlı. sonra bir saatte. sen!" Ama. intikamımı aldım! Şafak'a sarı. kartofel? Bayılırım Kartofele!" edemiyoruz!" . dalgalı. Neyse. Erol. ısıttığı yorganın altına giriverecektim! İyi mi? Onları kıskanıyordum. herhalde. da!" dedi Şafak. dağ gibi yığılacak bulaısıtacaklardı. sonra darmadağın olacak sofrayı topladıklarını. Sonra karımın yanına gidecek. onlar da. temiz çarşaflı bir yere gidip. İnsanın kendisi orada olmasa da yürüyen bir düzeni olmasının nasıl bir duygu olabileceğini hep merak etmişimdir. evli değillerdi! Evli olsalar benim onlarla olmam söz "Herhalde! Neyse. herhalde! beline kadar uzun. o da eğer istersem. Ha. devinim yeniden başlayıncaya kadar dinlendirilmenin nasıl bir şey olduğunu merak etmişimdir. Duran. Çocuklarım çoktan uyumuş olacaklardı.

Etiler'de. patatese!" "Hay Allah! Bilsem. Etiler'de." dedi. "Hoşgeldiniz!"ler arasında Erol'la Duran'ın ko"Yetti. Duran gibi düşünüyordu." dedi Şafak. "Şafak dün öyle bir uygulama"Çoktan beri var. da!" dedi Şafak sonunda. "Niye çıkamayalım? Taşırım şirketi buraya. Rodoplu'ya döndü."Kartofel. başederiz! Evleri ipotek eder. da!" dedi Duran. her türlüsüne bayılırım!" "Hadi. "Biz onun içinden nasıl çıkarız?" ralım. "Biz o kadar lüks inşaatla başedemeyiz. "Patates. yine başederiz. "Öyle mi?" "Kızartma. daha iyi yer- lerde de var. Şafak. "Öyle değil mi." "Canım." peratiflere arazi tahsis ediyorlar. Kartal'da var." dedi Rodoplu. Duran'a." Rodoplu'ya döndü. göz kırptı. "Gecekondu önleme bölgelerinde koo"Çeşitli yerlerde var. öyle değil mi." diye itiraz etti. yarasın!"lar." yerler. Değel mi. Başkan'ın kendi kontenjanındaki arsalar daha iyi yerlerde tabii. belediyeden arsa alıyormuşuz. onlar da küçük. o anda. Bayılırım." dedi Şafak. 'Yirmi-otuz dairelik arkadaşını makul olmaya davet etme görevini üstlenmiş bir adamın örtülü sabırsızlığı vardı. haşlama. Alınacaksa onlardan alınmalı." dedi Erol. "İş konuşmaya geldik buraya!" "Ha. Sarıyer'de filan. Duran. Günay Hanım?" dan bahsetti ama. yirmi-otuz daire ama en ucuzu 250 milyon. Duran. Biraz da biz otu"Etme. Evi de. Günay Hanım?" "Başederiz. Şafak da!" dedi. ben hiç duymamıştım. sesinin tonunda her zaman yükseklerde uçan "Ama. "Değil mi?" Erol da. kızartırdım!" nuşmaları devam etti. "Etme." "Nerelerde bu bölgeler?" "Bilmiyorum. Tabii. Levent'te. ." kız?" "Olur'u konuşalım. Avcılarda var.

o zaman da. "Ayda gibi"Sen boşver." zamanlar. sünden mezundur. "Başka şeyler konuşalım. Erol Çiçek'in kızardığını gördü. Türkiye Cumhuriyeti'nin onurlu bir öğretmeninin oğluyum. koca bir adamın utangaçlığının hoş bir tarafı olduğunu düşündü. "Değil "0 kadar değil canım! Erzurum'u bilirim. Günay Hanım?" güzel türkü söyler ama!" dedi Duran. çen defa bana. Ben seni hiçbir şeyle uğraştırmayacağım. Yurtdışında olduğum "Şimdi de sana Emrah'ı sorarsa.. da!" "Erzurum'un neresindensiniz?" mi. Sen otur "İçelim.. "Bayburtlu Zihniyi sormuştu. bak! Bizi bizden daha iyi biliyor! Aaa. "Hatırlıyor musunuz. "Şimdi. ete! Ben memur çocuğuyum. "Ge"Aşşahtan gelirem. gülüm. "Benim Babam Köy Enstitü- . unuttun mu? çiftten çubuktan çıkmadım. ama arkadaşım da Günay Hanım. "Sen anlamasan da olur. da! En köylümüz de bu!" Şafak'ı gösteriyordu. saksıda görür bunlar. Sebzeyi kafaları çalışmaz demek istiyordu.yim!" "Ben ne konuştuğumuzu bile bilmiyorum. Rodoplu. "Erzurum'u bilir misiniz?" "Günay Hanım'ın bilmediği yer yok ki!" diye araya girdi Duran." dedi Erol. "Gördün mü. sevimli bir ifadeyle." dedi Şafak. yüküm eriktir. Dayanırlar ekmeğe. o zaman." diyerek güldü." arkadaşlarına döndü. Günay Hanım?" "İçindenim.. evet. şaşma ha!" Duran uyardı Erol'u." Rodoplu'ya döndü. Palandökenler hep rüyalarıma girerdi. Rodoplu." "Ne ekmeği be oğlum? Ete." dedi Erol.. bilirsiniz." dedi Rodoplu. Sizin gibi. Gümüşhane'de sebze filan yetişmez. O kadar severdim!" Erol'a döndü. "Siz de kimsiniz?" "Biz köylüyüz. kitabını yaz." başını işaret etti." kadına döndü.

gözü maydanoz bahçesinde titreşen Ziganalar'dı. okumayı becermiş." "Hâlâ da öyle düşünüyorum! Bir daha ne Süleyman Demirel. "Var. ya da İktisat Fa"Sizi aramızda görmüyoruz. "Sevmeye silahlandığını" hissetti Günay. 'belediye başkanı' malzemesi!" kültesi'nden?" Cevabını yine kendisi verdi. Türkiye Cumhuriyeti'nin sağladığı olanakları heba etmemiş. mezdi! müzmin muhalefet partisinde olmalarının ima ettiği yiğitlik inkâr edile'milletvekili' malzemesi. da!" dedi Günay. "Aşk. para kazanmayı becermiş. Kelkit gürledi. düzinelerle bakara gülüne değişmeyeceğini düşünüyordu.goncaya takılı. ledi." "Türkiye'nin fiili taşeronları bunlar. "Top"Ben muhalifim. başı pare pare "Biliyorum. Misafirleri. o dağlar gibi heybetli. ketum ve dimdik Anadolu çocuklarıydılar. Günay Hanım." dedi Rodoplu." diye ek- dım. arsa tahsisi meselesini görüşmeye gelmiş inşaatçılar de- ğil. Çorak betonda açan bu çelimsiz koncayı. "Müdür malzemesi. ne de . Erol Çiçek'ten yana baktı. Bir Adalet Partisi'nde ya da ANAP'ta da yer alabilecekken. tabii de." diyordu. Erbakan! Meydanlarda görmek istemiyorum. Türkiye'de var mı?" lantılara hiç gelmiyorsunuz. Köy- lerinden yarım pabuç çıkmış. çam kokusu sarhoş etti. "Referandumda 'hayır' oyu kullan"Aksinin." Erol Çiçek'in gözlerini üzerinde hissetti. 70-80 kuşağına ihanet olduğunu düşünüyordum. "İTÜ'den öte köy var mı. inceden esen yelin şefkat dolu serinliği yüzünde dolaştı." dedi Duran Kuran. emektir!" Arkasında gördüğü karşı apartmanın pençeleri değil. ülkenin çıkarını en iyi kolladığını düşündükleri bir partide mücadele vermeyi yeğlemişlerdi.

Karanlık köşelerden patlayan kurşunların altında yapıştırılan afişler." diye mırıldanmaya başlaması ile arttı.. gülüm?" "Daha yaşın kaç. Şarkının Dev-Genç'i simgeliyor olması önemli değildi." dedi." "SHP'de değil.. acılarla dolu bir dönemin fon müziği işlevini görüyordu. CHP'nin devamıdır. kadehinin içine "Nurhak sana güneş doğmaz. Çiçek. efendim. bir şey söyleyeceğim. onun için soruyorum. "Bizim si"Canım. Bu "Biz ikimiz nelerden geçtik! Bir keresinde. sosyaldemokrat-Dev Genç çatışmasını anlattı. o kadar beklenmez! Ben yirmi yıldır politika yapıyorum. aşırı sol- adam da öyle. başın kaç?" diyerek güldü. "Nasıl CHP'liydiysem. Şafak'ın.zin gibi insanlara her zaman ihtiyacımız var. Rodoplu.. bir devrimci olduğunu ima ediyordu. da!" dedi Duran Kuran gülerek." Erol Çiçek'i gösterdi. havayı dağıt- . maya çalışıyordu. de bu CHP?" "Bırak. "Başka şeyler de var ama. hiçbirimiz SHP'li değiliz." dedi Erol Çiçek. "Erol'un sesi çok güzeldir. Günay Hanım. Bu durumda Ecevit'in savunduğu daha makul değil mi?" "Ne olmuş?" "Ömür mü yeter?" "Ecevit'in barajı aşabilmesi için kaç sene lâzım. sen hep Parti içindeki Kürt-Alevi bölücülüğünden. "Hayır. SHP. niye Ecevit CHP'si değil. o bölücü. şimdi de "Peki. Erol tuklarını. Ülkücülerin Şişli'deki binalarında bir arkadaşlarını nasıl esir tutihanetler. Rodoplu. rakının kamçıladığı hüzün." diye başladı. korkaklıklar yeniden yaşandı." dedi Duran.. kendilerinin polisi itip içeri girdiklerini anlattı. ayıp olacak şimdi!" SHP'liyim. işte o kadar!" dan şikâyet ediyorsun da. "Öyle. gerçek "Ben SHP'liyim arkadaş!" dedi Şafak. Rodop- lu'nun çok iyi bildiği.

odanın boşluğuna getirdi. Şafak'ın karakolları. "Almalar olanda gel. te!" yüreklendirdi. bu kadar kötü söylenmesine dayanamazmış gibi devraldı. elinden çekti kaldırdı. bunu bekliyormuş gibi elini avucuna aldı. Rodoplu içinin şefkatle dolAralarında CHP üst kademesiyle dolaysız teması olanı Duran Ku"Umarım sizi düş kırıklığına uğratmaz. bahçeyi dolan da gel. onu düşününce. get! "Te. başka bir Erzurumluyu. ran'dı. Deniz Baykal'a duyduğu sevgi ve güveni anlattı. elini Duran. lamıyorum da ondan. ra bakışlarını geri çevirmek istemedi.. Şafak coştu. Babam sana kız vermez. Türkçü Sabahattin'i hatırlıyordu. Oda dört kişinin oyununu kaldıramayacak kadar küçüktü. te." "İnsan niye SHP'li olur. " duğunu hissetti. Günay. hapishaneyi hatırlamasının mukadder Para kazan oğlan!" Erol. dizlerini kırmaya zorladı." "O. sımsıkı tuttu. doğru dürüst bir cevap bu- . "Kapının deliğinden beni gözeten oğlan. uzandı. Duran'ın son"Pek şansı olmadığını düşünüyorum. "Seninkine bak!" der gibi göz etti.. aney." dedi Rodoplu." "Tanır mısınız?" "Aynı çevrelerde dolaşmışlığımızdan tanırım.olduğunu biliyordu." dedi Şafak.. dönüşümlü oynadılar. Erol'a. da!" dedi Şafak. Rodoplu. Şafak. elini okşadı.. Zincirbozan'dayken haftada en az bir kez aramıştı. SHP'nin şansı olduğuna da inanmıyor. omzuna attı. "Eze ezeden oğlan." "Öyle mi? Bize bir türkü söylersiniz artık!" "Nazlanma. Halay çekmeye durdular.

Siz tabana ya- elbette daha adil bir düzeni gerçekleştirmeye yardımcı olur. İş ki. sizin takım işin farkına varabilsin. Bize yapılınca faşizm. Günay. başkasına yapılınca mubahtır. ben. canım?" diyerek Şafak'a döndü. İlle de Tanrıtanımaz komünizm değil ama. 'çoğulcu. faşizm. Mezarının yıkılmasını asla "Öyle. yahu! Yaşlandıkça daha da beter oldu!" "Niye çıksın. Biliyor musunuz. "Ya da şöyle söyleyeyim. "Benim babam bildim bileli CHP'lidir." camiden çıkmıyor. size bir şey söyleyeyim mi Günay Hanım." diye açıkladı. "Mesela. benim sülalem dincidir." de- di. faşizm. hakça bölüşüme karşı çıkacak Müslüman kın insanlarsınız." dedi Şafak. Eğer doğruysa. yoktur. ruz. tabii. öbür dünyayı kurtarır mı? Ha. Ağlak lecek kadar din bilgin var! Şaşkın İttihat Terakki torunu değilsin!" Duran'ın duraladığım fark etti. Saidi Nursi önemli bir adamdı." dedi Duran. olmuyor tabii. "Ne kadar şanslısın. Yani.Baha'nın torunuyum ben." dedi Rodoplu." Erol'un kaşlarını kaldırdığını gördü. cesedini askeri helikopterden atıp yok etmişler. rum!" dedi Duran.' diyen Hazreti Muhammed'in kendisi. Bunu hissetmeniz gerekir. Allah bilir. değil mi?" "Öyle. "Delege kimlik kartı. katılımcı demokrasi" diye zaten Anayasa hükmü olan . Günay Hanım. hak etmedi!" "Vallahi. yani. 'Komşusu açken tok uyuyan bizden değildir. İslâmiyet'i tükaka etmek SHP'ye bir şey kazandırmaz. bu dünyada Müslüman'a uyar." Yanlış anlamıştı. Ziya Bar entelleri değilsiniz. ama. deyip duruyoruz da. Faturasını çok ağır ödüyo"Kaldı ki. "Hiç değilse. ne olup bittiğini bi"Bilmeden lâf eden. "Öyle ya. sosyal demokrasi "Doğru söylüyor. ben de bilmiyo"Çok yazık. lise sona kadar Nurcu'ydum ben.

Rodoplu. Alevilik istismarı. "Bunu kim senin gördüğün gibi "Bana bak. '"Yok aslında birbirimizden hem fodulluk oynanıyor. Hüseyin. oh. ondan!" deyiverdi Şafak. hele de Asya kökenli bir Türk olup. ha!" bir öpücük "Estağfurullah!" dedi Rodoplu. ama biz SHP'liyiz'i oynuyorsunuz." "Ya da Refah. bu hadisi slogan yapsan çok daha fazla oy alırsın! vermeye devam ediyorsa bu işte ciddi bir yanlışlık var demektir. Alevileri ortaya atıp. düpedüz din istismarı yapılmasa. o öyle zaten. bunun bir uyarı olup olmadığını dü"Efendim. Ama. Kerbela diye oy avcılığı yapacak da oy alamadığı zaman halk koyun olacak!" Şafak'a döndü. Deniz Baykal şundan birkaç yıl önce. serbest piyasa ekonomisinin erdemlerini savunan bir partiye oy aşağılayacaksın." dedi Rodoplu." diyerek söze girdi Duran Kuran. kapitalizmin acımasız- lığını." "Koyun gibiyiz de." "Ben de onu diyorum. bütün- . diği Misak-ı Milli sınırları içindeki Türkiye'nin bağımsızlığından. taşı gediği"Bence. sana!" "Bırak efendim. "Oh. görüyor ki!" kadının kulağına eğildi." dedi Şafak yeniden. oh! Halkçılardan gel!" dedi. Bir Müslüman. yani. sanki öteki partiler bizden çok farklı!" "Ne büyük haksızlık! Sen adamın mukaddeslerini sabahtan akşama farkımız. sosyal demokrat da yok!" "Bırak efendim. "Hiç yakışıyor mu. Affedersin." "Refah demek istiyorsun. ben benden akıllısından hoşlanmam. "Ya da memlekette yeterince Müslüman yok!" dedi Şafak. kondurdu.tanımlamaları bırakıp. "Biz tabii Atatürk’ün çiz- şünmemişti bile. Selamet iktidar olurdu. bütçe konuşmalarında. yalancıktan azarladı. Müslümanlar ken- ne koymuş gibi kurnaz kurnaz gülerek. sizin parti bu kadar karışır mıydı? Kaldı ki. biraz hem kellik dilerini temsil ettiğine inansalardı. Hasan. hiç alakasız bir yerde.

milliyetçiliği tükaka eder gibi yapacaksınız. Misak-ı Milli'yi ilân eden son Osmanlı Mecli- ortada yoktu. arkadaşlarına bakarak. kardeşim! Bilin. sen bu adam gibileri dışlayacaksın. Duran Bey. şimdi kullanacağım kelimeyi yadırgayacaksın ama. "Saidi Nursi sadece bir örnek. bu da mümkün olmadığı için tutarsızmışsınız izlenimi vereceksiniz!" bozulurmuş!" "Baksana. "Siz bilmezseniz kim bile- . cek?" bağımsız olmasın demediği gibi. "Siz söylediniz diye söyledim. Duran. buna da razı olduğunu söyleyecek kadar da. sahip çıkın! Yeniden yorumlayın. kardeşim? Bak. Olağanüstü bir adamdı. bilmiyordum. Atatürk değil.' diyecek kadar da ileri görüşlüydü! Türkiye caksın yerine? Nedir bu savurganlık? Ne kazanacaksın?" Birden sinirlendi. Kurtuluş Savaşı'nda Kuvayı Milliye'yi destekledi. Niye? Kimi koya"Vallahi." "İyi de. Büyük Millet Meclisi daha henüz olarak bilincine Kurtuluş Savaşı ile varmıştır diyeceksiniz. Avrupa medeniyetini alırken. ama artık!" deyiverdi. 'Japonları örnek almamız lâzımdır." diye başladı. 1920'nin Ocak'ında. İstiklal Savaşı'nı antiemperyalist. Türk halkı bir millet "Eee. skolastik batağa saplanmış bir medrese hocası değil. Her şeyden önce bir eylem adamıydı.lüğünden yanayız. Şimdi. Behice Boran dâhil. Amacına ulaşması cehennem alevleri içinde yanmasına neden olacaksa. Avrupa medeniyetini almayalım da demedi adam. Erol. milliyetçiliği de ne hale getirdiler!" dedi. Atatürk ilkelerini savunmayı şiar edinmişiz." dedi Duran. Misak-ı si'dir. Papaza kızıp oruç mu Günay'ı ne kadar şaşırtmış olabileceklerini tahmin edebiliyordum. "Şu Saidi Nursi. onun ilkelerini. elli yıl önce. anlatın. Milli'den bahsediyorsun. Rodoplu. halkçıydı! Düşünebiliyor musun. şiar edinmeyen var mı. öyle şartlanmışız. Neyse. anti-kapitalist bir savaş olarak değerlendirdiğimiz için. Bir yandan. öte yandan." diye atıldı Rodoplu. "Bil.

İdealleri kelime- nen. SHP'ye kaydolacaksın Bu Marx'tan esaslı bir sapmadır. "Fabian Cemiyeti. Erol. yakalayabilirsiniz!" Israr etti. 'Yabancıların ihtilalci yöntemleri bizi ilgilendirmez." dedi Duran Kuran. "Bakın. şuydu: Adamlar. Fabian Cemiyeti'ni bilmediklerini fark etti. biz. Elli beş milyonluk koca Türkiye'den. içki içmeyi. Hayat gailesi. sonra bize gel." diye ekledi. İngiliz "Adamlar işe bir İngiliz sosyalizmi nasıl kurulur. beş yüz kişi çıkmaz mı?" "Ne olacak o beş yüz kişi?" "Ama. yadsımıyorlardı ama işçi sınıfının asıl gücünün ahlâkından kaynaklandıbu sapma yani uyarlama sağladı. bakın. ahlâki değerleri çerçevesinde yorumladılar. olumlu cevap aldıktan sonra. gidiyor işte!" İpin ucunu kaçırdık bir kere. değil mi?' diye sorup. ana değerlere dokunulmadı. komşusu açken tok yatanlardan değilsin. "Gerçekten. küçücük bir grup "Haklısınız. İngiliz sosyalizmini geliştireceğiz. Ay- "Araştıracak! Öğrenecek. karının başını açmayı öğren. biz. aksine. sen. İngiliz İşçi Partisi'nin hamurunda temel bir ahlaki sav vardır. ne inşa edildiyse. böyle: İngiliz sosyalizmi. fıtraten. daha da önemlisi. Bir hayhuydur yeter. bundan bir asır önce. Mesela. İngiliz ekonomisi. İngiliz işçi sınıfının desteğini yi. Sermaye ile emek arasındaki çelişkiyi Bakın. İngiliz tarihi. Önce imama küfretme- . 1883'te. ne yaptığımızı bilmiyoruz."Doğru. İngiliz Fabian Cemiyeti kurulduğunda bu kadar üyesi bile yoktu. işçiye gidip. Yani. Marx'ı. sosyal adaletin gerçekleştirilmesinden ğına inanıyorlardı! yana olduğunu iddia ediyorlardı. nedenini açıklamak. gibi." dedi. ana değerlerin üzerine inşa edildi! Ne gibi? Mesela.' diye başlayıp. zaman da yok. diye başladılar. Günay. lendirecek.' diye başladılar. 'O zaman. ama. 'Bak. çünkü biz ile- arkadaş. oluşumları yorumlayacak. İngiliz işçi sınıfının Büyük Yalan orada tutunamadı! O da." İşçi Partisi'nin çekirdeğidir. İngiliz işçi sınıfının yaradılışı itibariyle.

Mekke döneminde. camiden çıkmıyormuş. çıktılar işin içinden. Meryem'i anlaŞunu söylemeye çalışıyorum. bu kabul. yani. "Aman.riciyiz. bu yol denenir. Başarıları da mey"Baban. "Marx'ın öğretisinin namusunu korumak bize mi kaldı?" diye sordu. Ama. İşçilerin cumaya gittikleri "Hadi. da İngiliz sosyalizmidir. ama. İslâmiyet'te eman müessesesi diye de bir şey vardır. şimdi. yav!" "Yapma. asgari müştereklerle başlarlar." dünyanın içinden çıkayım da. Duran. hakkında sorular sorduğunda.' gibi değil! Efendim.' demiş. Pekâlâ. valla. herkesin "Yok." gönlünde bir aslan yatar. onların Müslümanca yaşamalarına izin verdiği sürece detant mümkündür. bu . Tersine. uzlaşarak. Türkiye Cumhuriyeti. canım sen de! Olacak iş mi?" "Niye olmasın?" "Bırak. dediler. Ne bileyim. bunun ne olduğunu da bilmezsiniz. üçleme yapanların müşrik olduğunu söyleyen ayetten başlayıp. Müslümanlar Habeşistan'a sığınmak zorunda kalırlar. Necaşi. orada yaşamalarına cevaz vermiştir. Silah zoruyla değil. Kuran'dan yakın gelebilecek ayetleri an- latmakla." Şafak'a döndü. '0 adaletli bir insandır. sosyal demokrasiyi camiye getirmektir. bu sosyalizm değilmiş! Ne gam?! Adamlar bu danda." dedi." "Efendim. Uzlaşma yolları ararlar. Habeş necaşisi Hristiyan’dır. işi yokuşa sürmezler. canım! Refah Partisi'nin aldığı oy ortada! Yine de. mesela. O zaman yapılacak şey. ahiret kalsın!" "Şu üç günlük dünyada uğraşamam!" dedi. yine aynı dönemde necasi olanlara İslamiyet tırlar da. Şafak. de bir veri. Hazreti Muhammed. Mesela. efendim! Adamlar şeriat istiyor. birlikte yaşanır. gülüm. Müslümanlarla uzlaşma yolu vardır. Habeş necaşisi bile olsa. Bu bir veri. En kötü ihtimalle. Tabii. Adalete riayet edildiği sürece Müslümanlar uzlaşmazlar diye bir şey yoktur.

CHP'li olmaktan bahsediyor! İsmet İnönü dönemi sanki asr-ı saadet yok! Ne var?" mübarek! Nesi asr-ı saadet? Demokratikleşme desen yok. biz onların "Türkiye'yi bu hale getirenler. Ama. Şafak. Şafak. neticeden bir mesaj iletilmek istenmiyor mu? Niye or"Okumaz. kim ne diyebilir? 'Toprak işleyenin su kullananındır' ile 'Yeryüzünde ne varsa Allah'ındır' arasında tak bir dil kullanılmasın ki?" "Erdal Bey de amma hadis okur ya!" diye gülmeye başladı Duran. "Bir kere. kaybedilen zamanın haddi hesabı döneme İsmet Paşa'nın sayesinde girdik!" "Demokratikleşme yok. sosyal demokrat bir "Bir Erdal İnönü çıksa. sen. uğraşacak"Boşverr! Biz ne devlet adamları gördük! Bakma. da!" diye müdahale etti. Erol. 'Ben sosyal demokratım. kendisine aforoz edilmiş bir geçmişin bilgisini yediremez. ya liderdir ya değil- dir! Şimdi. ne fark var? Yani. o da gülüyordu." dedi. çünkü komşusu aç- hepsinden iyiyiz." diye ekledi." dedi Günay. Rodoplu. sertçe. "Çok partili .sın!" dedi Rodoplu. kim?" sonunu duymak istiyordu. olur mu?" diye söylendi. "Türkiye'nin siyasal kaderini biçimlendirmeye talipsen. Benim arkadaşlarım koç gibidir. Şafak bile hâlâ. tabii. ken tok uyuyan bizden değildir. Duran. "SHP Kadınlar Kolu'nun vizonlu Atatürkçüle"Vizonluları bırak. bakıyorum. ekonomik kalkınma desen yok! Yapılan yanlışların. biliyor olmayı bile yediremez!" rinin ona nasıl bakacaklarını düşünebiliyor musunuz?" "Haklı da. toplumda haydi haydi yaşarlar. 'laik' ya. o senin dediğin devlet adamları değil "Dur bir pırtık. koç!" mi? Kim derleyecek toparlayacak? Sizler de kıpırdamazsanız. dillendirmeyi." dedi. en ilerici geçinenimiz bile statükocu. bir insan. dostumuz. Bırak. kim ne derse desin. "Doğrudur. konuşmanın "Kapitalist bir toplumda yaşayan Müslümanlar. kapıcı karılan bile sırt çevirir.' deyiverse.

küsüyor insanlar! Farkında değil misin?" du. Almanya yenilince tükaka.. Gümüşhane. o kadar uzun zamandır. İnönü'nün Demokrat Parti'ye göz yumması. harbin bitimine on dakika kala ilân etmişti. malum. biz. bu! Doğruyu duyduklarında insanların yüzlerine bir maske iniyor sanki!" "Politika ve eylem adamlarının en zayıf yanı. Almanya'ya savaş açmış olmaktı ki. dir!" İşte. kanun olur. Değil! Müttefikler dayattılar. eğer kurtuluşumuz. çünkü Alman modeli üzerine kurulmuştu. bak. Birleşmiş Milletler Tüzüğü de kanun oldu. belki de onunla övünmeye gelmişti. İtalik'ler devam etti. kardeşim. Yani. genç adam. kuram ile eylem el ele vermedikçe. keyiflerini kaçırdığı düşüncesi giderek hâkim olİzleyen sessizlik ürkütücüydü. Bak. vatandaşları günün çetin kavgalarında yer alırken yıldızlara serenat besteleyen bedbahtın adı savaş kaçağıdır.. Birleşmiş yani komünist. Girebilmenin iki koşulu vardı. çünkü. Değilsiniz. Günay'cım. var mıydı? Neyse! "Senin babanın evini yıkan da bu oldu. Ama.Milletlere. Beyinle kol. Oysa. 10 Aralık 1945'te girdik." Şafak'a döndü. Daha da kötüsü. oldu garibim! Şöyle bir düşün. Bayburt ya da Erİnsanları yorduğu. . Bizde uluslararası anlaşma- kimse kendini kandırmasın. kadınını can dostlarına tanıştırmaya. o kadar çok kişinin paylaştığı bir yalan ki. toplum sıhhate kavuşamaz! Biliyorum. hoş bir gece geçirmeye. ya. beklediği gibiydi: gözlerini rakısına dikmiş. Göz ucuyla Şafak'a baktı. Abdülhamid'in Meclis-i Mebusan'ı açmaya razı olmasından farklı değil"Ne kadar büyük bir yalan yaşadığımızın farkında mısınız? Değilsi- niz. ikinci koşul da çok partili olmaktı. bir elimizle. camiden çıkmadığı zaman lar. birincisi. Köy Enstitüleri’ni kapattı- "Değil be. Masada oturanların sıkıntılı yüzlerine baktı. biliyorum. onu CHP hükümeti zaten daradar ve en haysiyetsiz bir biçimde. öylece oturuyordu. lar. düşünce adamını küçümseyişleridir.

sizi o kadar önemsiyorum ki. gülüm. 'o' sahip anlaşmaya imza mı atsın? Dünyaya hükümdar olamayacak bir şey varsa. başkası kim? Niye. size yükleniyormuşum gibi oldu da! Ama. diye düşünmek de mümkündür. siz de bir şey yapamazsanız. ki öyle. sesi"Hazreti Muhammed ve dört halife devri. kusura bakmayın. Cahil bir Osmanlı veziri gibi. çıksın? Bak. cehalet olmaz! Hü- . sen değil de. bu gidişatı siz de yönlendiremezsesen de işi gücü bırakmış nelerle uğraşıyorsun tonlamasıyla. İncelikli düşünce gerektiren hiçbir şeye yanaşmayacağını bir türlü "Onu demiyorum ki. gerçeklere sahip çıkmaktan bahsediyorum. birleştirici olmak zorunluluğu vardı. yav. Günay. ne olur. Sonra. tabii. muhalefete iktidar o da cehalettir. öteki elimizle New York'u tutmaktan. canım!" dedi. önemli olan bu değil!' dedim. içim titriyor. onu da bilmiyorum ki. niz. iktidar anlamında kullanıyorum. gülüm!" dedi. ni. Bazı konularda anlaşamasak bile. aydınları camiye. "Ben. inan bana! Eşkıya hükümdar olur da." diye. yabancılaşmasın- iletmeye çalışıyordum. ört ki ölem!" 'Lütfen. arkadaşa! Yarın milletvekili olacak! Türkiye'nin siyasi kaderini biçimlendirmeye talip. asr-ı saadet hülyasının rehaveti!' "Bir yandan da hizmet etmeyi sürdürüyordum ki. 'Önemli işin o kadar başındasınız." "Bırak. öyle de olsa. Çünkü. Din bu gerçeklerden birisi ise. dost olabileceğimizi. hiç değilse Şafak'ın arkadaşları oldukları için başımın üzerinde yerleri olduğunu olan. ona da sahip çıkmaktan bahsediyorum. 'Nihayet bir devlet başkanı ülke çıkarlarına uygun olacak şekilde politika değiştirir. Buna. "Hayır. camidekileri AKM'ye sokmaktan geçecekse. Şafak. tekrar başladı Günay. "sakin olmaya yemin etmiş gibi" denetledi. gidip olmadık bir kümdarı. dine de başkası sahip çıksın! Çıkanlar var işte!" anlamak istemiyordu Şafak'ın! "Ben asr-ı saadet nedir.zurum'u. lar.

tince de kaybolur. bir dönem milletvekilliği yetecekti. kendi içinde. "Bizim SHP seçmenlerimiz yok mu? En kö- . "Oy- "Hadi. ülkenin geleceğine ilişkin söz sahibi olmak konumunda göremiyordu. bizatihi bir değil. Erol. Yoksa. "Ülke- etkilemediğini hissetmişti Günay." diye anlattı. gider. Erol Bey de gelir. canım sen de!" diye patladı." diye sürdürdü. da!" "Din dâhil. bir dönem sonra karanlığa karışma olasılığının adamı sahiden "Sanki. 'politika yapmak' denilen şeyin. canım. 'Ülkelerinin kaderlerini değiştirmeye soyunanlar. Erol Bey'e döndü. elbette.olmak. "Herhalde. O zaman da. "Tüzüklerini de biliyoruz!" oluştururlar. Gerçekten de. aktif ve pasif tortularıyla bir toplumsal değerler bütünü çıksın. binlerce milletvekili örneği. Ticaret. Belki de. 'Topluma başkası sahip çıksın. "Bu adamların politika üreticisi lığını yapıyorlar ve bu onlara yetiyor!" "Sen de.' demiş oluruz. muhalefete muktedir olmak da dahildir." "Doğru." dedi. üretimden." dedi Şafak. milletvekili aday adayındaydı Günay'ın. satıcısı. dönemi biNe ki. kaderlerinden utananlardır. kendisini öyle bir konumda. canım. sanayiden daha cazip olacaktı! "Üretici kim peki? Genel Merkez mi?" diye sormuştu. çözümlenmekten üşendiğimiz değerlere 'Başkaları sahip Aklı. gerçekler. komisyoncusu olduğunu göremedin! Politikanın tezgâhtarnüyordum.' dersek. bunun bir geri kalmış ülke sendromu olduğunu düşü- sa. nin tarihine imza atıp atmaması önemli değildi. "Bilmem. koltuğunda misafir gibi oturur. sen kimi temsil ediyorsun?' diye sormazlar mı adama?" tü zamanımızda yüzde yirmi alırız." "Hadi. Günay.' derler ama anlaşılan kaderinden memnundu müstakbel milletvekili adayı." dedim. ona. 'Peki." kariyer olduğunu göremedin!" dedim.

" dedi Duran." sisteminiz yoksa. "Yapma. sizin seçmenleriniz yok!" dedi. denize düştüğünü fark Günay'ın italik’lerini görebiliyordum! Statüko her zaman taraftar bu- oy veren yok! Yine de. başınızı öte yana çevirmek zorundasınız. basın. ne diyeceksiniz? İlan edilmiş bir ahlâk re geliyoruz. Bülent Er"Evet! Buna dördümüz de tepki gösteriyoruz. hoş görürsünüz. ne kadar denize düşerse düşsün. sizi. yılana sarılır gibi oy verenler var." "E. Sosyal demokratsınız diye destek. Yine. bir yabancı profesö- . ağzınızın suyu akar. libertinseniz. bu tepkiyi. "Size. "Hayır. gene de olmadı! Olmuyor. yav!" soy ile Zeki Müren dans edeceklermiş. Örneğin. özgür iradesiyle bir kez iktidar yapmadı bu halk. bu yılbaşı gecesi TRT programında. ordu bürokrasi. mesela Tevfik Çavdar'ın. salyangoz sattırmaz. da! Konuştuğumuz bu değil ki! Yine de başka türlü anlatmaya çalışmıştı. sosyal demokrat terimlerde nasıl ifade edeceksiniz? lümansanız kolaydır. yani. Türk sosyal demokratı ne yapar? Kadınların çırılçıplak denize girmesi karşısındaki tutumu ne olur? Efen- dim. liberalseniz. Muhalefete de iktidar olmazsınız. örnek teşkil sına meyhane kurdurmaz. 'Efendim. Nedenini düşünmek gerekmez mi?" "Doğru. Müslüman mahallesinin orta"Evet. iktidara hükümdar olamazsınız!" "Muhalefet de olamayız. Erol." "Salyangoz sattırmaz!" edecek şekilde içmesine izin vermez. Mesela. bir öğretim üyesinin. Efendim. değil mi?" Karşınıza birisi geçse de. Sansür edemezsiniz!' dese. mutlaka!" dedi. Asker. ettiği zaman. tüm "Şöyle düşün. Peki. İslâmiyet ehl-i kitabın. söylüyor. demokrasi var! Herkes herkesle dans eder. Müs- "Peki. ama. yani. semavi dinlerden birisine mensup olanın içki içmesine izin verir.lur. aynı ye"Onu söylemeye çalışıyorum.

SBF Dekanı'nın Dev-Genç yasalarını kabullendiğini Ahlâk erozyonu. gülüm.' ya da 'o yaparsa ben de yaparım' yatıyor. işte Hızır Servis ambulanslarının oksijen tüplerinin boş . nasıl bir tavır takınır?" diyorsun?!" "Oh hoh! Bizim üye listelerimiz bile dandik. üstelik siz taş atıyor- sunuz. münferit üçkâğıtlar olur. Adıgüzel cinayetinin karanlıkta kalması gibi. Ama. bakın. sen neden bahse"İyi ya işte! Yok. Olur da. üst düzey yüzde iki buçuğunu hemen her şeyi hoş gören. karakolda dayak yiyen adamın ölmediğine ciddi ciddi olması gibi. film yönetmenlerinin yabancı filmleri plân plân kopya ediyor katletmesi gibi.' o yapıyor da." tavrı vardır. sofizm. ben niye yapa- biz yaptığımız zaman doğru çünkü bizim amacımız daha saygın türünden "İşte. Hayır. Bir şey aynı anda doğru ve yanlış olabiliyorsa. yani. aslında birbirinizden farkınız. Bizimkiler de dandik. Şöyle söyleyeyim: Efendim. Bu yerleştikten sonra. kendi yazmış gibi yayınlaması halinde. Baykalcılarınki dandik değil mi?" "Dandik. Taro Yamane'nin İstatistik kitabını satır satır çevirip. demiş!" gibi. Ülke nüfusunun ses getirecek potansiyeli olan. her şeyi içine sindirebilen. zaten ört ki ölem. şu olur. işte. Yani. baksanıza!" "Günay Hanım.rün. değerlerin kaybı. ahlaki bir tavır değil. işte. bu CIA'nın tak- şükretmek gibi. tiğidir. basında asparagas haber gibi. ne demiş şair? 'Güleriz ağlanacak halimize'. rüşvet suçlamalarının ardında da. işte. İşte. tabii. sol kanatın üye listeleri dandik de. işte TRT'nin Türkçe'yi ilân etmesi gibi. bir anlayış topluma egemen oluyorsa. işte. Gülmeyin! Nasıl bir batağın içindeyiz. Nitekim. tepkisiz bir yığın haline getiriyorsun. işte. bakıyorsun yok. ahlâk erozyonu kaçınılmazdır. bir rivayete göre. Bülent Ersoy-Zeki Müren dansı gibi. tepkisizleşmek anlamında. Süleyman Demirel'in demokrasi havariliğinin kabullenilmesi gibi. işte. Parti'nin genel bir mıyorum. işte. kopyanın okullarda vakayı adiyeden olması olmaları gibi. bu. Kastelli'nin hâlâ ayakta olabilmesi gibi. işte. tavır konur.

diyelim müstakil eviyapamazsınız! Katılımcılık denilen şey budur! Hangi belediye başkanının "Büyük Yalan dediğim bu işte! Herkesin -mış gibi yapıyor olması. kitle duyarlılığı yalama olur. Öyle oportünist bir toplum olduk ki.toplumlarının ne denli kuralcı olduğunun kimse farkında değil! Bilir misiniz ki. Ku- "Ağlanacak halimizin de farkında değiliz ki! Doğal kabul ediliyor. 'o senin sorunun!' diye bir anlayış peydah oldu. 'o da bir şey mi?' deyip. birisine 'Haysiyetsiz adam!' desem. üç-dört daire çıkarmak istiyorsunuz. Batı ralsızlığı baskıdan kurtulmak. onun ahlaksal kalıplarını almanın iyi bir örneğidir. bize karşı iyi ama bir başkasına kazık atan adamla lıp. örnekler doyum noktasına ulaşkimsenin yüzü kızarmıyor. insanları rifet sanıyoruz. Âlemin karısının kolundan bileziğini çaortağı değil midir? Farkında mısınız. bu oldu. derken. tam anlayamamaktan gelen sıkıntılı gül- başkalarına yaptıkları ile değil. Nitekim. daha kötü bir örnek verebilirsiniz. bize olan muameleleri ile ölçmeyi bir maselamı sabahı kesmemiz lâzım. Verebilirsiniz ama. Oysa. belden üstü namustan. Türk erkeğinin sahici tepki gösterdiği tek şey karısının kendisini aldatması. hangi örneği versem. 'Ne oldu. mahalle halkından izin almadan nizi bölüp. kendi karısına veren bir adamı 'kocacım' diye karşılayan kadın da suç "Yani. Günay'ın kurduğu bağlantıları ona bu kadar yakın olan ben bile her zaman anlayamazdım. bu kadar ucuzladı! Bakın. Bu ülkede artık geliyor ki.bir kalıp bu! 'O senin sorunun'. bahsettiğimi anlatamam. meyi. İngilizce'den çevirme -bu söylediğim. belediye bir tarafa. valla!" evinize neredeyse bir çivi bile çakamazsınız! Hani. İngiltere'de. Daha önce de söylediğim gibi. faşizmin önlenemez yükse- . haysiyetsiz. Namus. Haklıydılar. kafa namusundan İzleyen gülme içten değil. İş öyle bir hale tığında. yabancı bir dilde eğitim yapıp. kadın sana mı sarktı?' diye cevap alabilirim!" olduğum için iyi biliyorum. diye başladığın zaman. özgürleşmek sanır oldu. Mahalleli hayır derse ya da imar müdürünün işine gelir?" "Gelmez.

ğin doğrultuda etkileyecek faaliyetleri sürekli ve sistematik olarak uygun "Nasıl kolay değil? Düşünsene. Dayatmak ne kelime. dünya iletişim şebekesinin yüzde yetmiş beşi Amerika'nın konthissediyordu. "Hırsımı içkiden alaO çok iyi bildiği hışmının. sonu kaçınılmaz bir tabiliyorsunuz. kolay değil? Sen evli bir adamsın ve ben seninle beraberim. o anda sıkmadı. bir toplumun değerlerini senin istedi- yazarlara ödül vermek gibi. "Allahtan aklım başıma geldi de sustum. efendim. düşündü. sen üzme kendini! O. çaresizliğin öfkesiydi bu. feşmekân tiyatrocunun oyununun yurtdışında haber yapılmasına öncülük etmek gibi. gibi beklemişti. bu ortamdan çıkıp. "Hayır.lişini de oynamaya başlarsın. Nasıl kolay değil?' demeliydim. Unutmayın." dedi. amaçlarına ters düşen insanların bir açığını afişe edip. "Ama." dedi. Şafak. başka bir yerde açmak ister "Başın mı ağrıyor. misafirlerine yönelmek üzere olduğunu da Gözlerini yummuş. Kapıyı çalmak üzere olan felâketi anlatamamanın. biraz buz çıkar istersen. o kadar da kolay değil. Kimsenin kimse için parmak kıpırdatmadığı. Söyleyemedim!" Kendisine duyduğu öfkeyi başka türlü ifade etmişti." gibi.' dedi. cakmışım gibi. . Ama. canım!" felâkete doğru gidiş başlar! Bir ülkenin kendine özgü değerler sistemini ortadan kaldırdınız mı. Karını da senin sorunun diye geçiştiriyorum. sarhoş olmaya başladığını Şafak'ın ev sahibini oynaması hoşuna gitmiş olmalıydı. Anadilden gayri bir dilde yapılan eğitimini desteklemek gibi." "Gülüm. her kaptanın kendi gemisini kurtarmaya çalıştığı. izleyen kaosta egemen ulusun değerlerini daya'"Nasıl. efendim. gözden düşmelerini sağlamak rolünde. millet can simidi gibi sarılıyor. Günay. Duyduğu minnet hissi anlatılır gibi değildi. sana bir kahve yapayım mı?" diye sordu. bardağıma yumulduğumu hatırlıyorum.

Rodoplu. Çıngır çıngır şarkı söylüyordu. size Erol Bey!" 'İstanbul Üniversitesi Türk Musikisi Araştırma Merkezi? Doç. Kalksın. getme getme gel. ev sahibesini göstererek. Akarsu. vadileri. neyi destekledi. haydi! haydi! hay- Tribünlerdeki mineler mavi mavi gülümsediler. bu zaten bütünüyle bir ziyafet. Kaseti ancak birkaç denemeden sonra çalabildi. ney suyun melalini bo- ğuk boğuk haykırdı. kanun. sinin mahcubiyetinden öyle çıktığını düşündü. böyle çekiştiler. "Ben çıkarayım. maalesef bu kadar!" "Yok. Nereden çıktığı belli ol- . görmek için kanatlandılar. sonra hep beraber "Gözlerin aldı mene. suyun arkasından. Kanun. gözel yar. Kudüm dayanamadı. önce yavaş yavaş. "O zaman size bir ziyafet!" dedi. yükseldi.Epeydir buz bekleyen Duran kalkındı. masayı. bakalım!" dedi Erol. Şafak çıkarır. Gerçekten nazik bir adamdı. yok. Sonra karşılıklı konuştular. getme getme gel!" diye yalvardı. yakardı. güneşe şükranlarını sundular." çinlemeye yönelik olduğunu fark edince hüzünlendi. Üstünlük taslamak istememişti. boşansın istiyordu. kemende saldı mene. dağların doruklarındaki buzulları koynuna aldı! Kartal’lar. Belli etmekten korktu. se"Teknik becerim. Oruç "Efendim. Ney ağladı." cevabının genç adamın özel konumunu per- Güvenç?" Dinlememişlerdi. "Siz hiç sahici Türk müziği dinlediniz mi?" diyerek lafı değiştirdi. Çalgılar şöyle bir es verdiler. Karşı dağlardan bir kadın sesi katıldı. ricaları kıramadı. "Özellikle. Bir süre di! haydi! haydi! haydi! hay!!! Haydi! haydi! haydi! haydi! haydi! haydi! hay!!! Haydi! haydi! haydi! haydi! haydi! haydi! hay! haydi! hay! Haydi! haydi! haydi! haydi! haydi! haydi! hay!!! Ses yükseldi. mahcup oldu. mırıl mırıl direndi. Gelip gelip de gelemeyen akarsuydu. Güneş ışığını gök kuşağı yapacak şekilde ayarladı. ne olduğunu sonra hoplaya zıplaya koşmaya başladı. evi ve "Dinleyelim. kanuna." dedi Duran.

tamamlanmış Türkler. isimsiz ve sessiz çoğunluk. duymak demektir. "Tükettikleri atmosferin hakkını veren Türkler.mayan kavallar katıldı. Bütün gücüyle sevmeye çalıştığı adamlara baktı. beğendirdi mi. eller yıkan gözüne yar. hüzünlenmiş gibiydiler. getme getme. getme" diye yakardığının Türkiye olduğunun farkındaydı. bir sigara yaktı. güvenli. gözlerini gözle- ." "Bir Amerikalı olmak ne demektir biliyor musunuz. özgün Türkler. kişilikli. Dumanı gözüne kaçtı. İyi sanmaz mısın? Nairobi'nin ortasında ya da Kuzey Kore'de İbrahim Tatlıses'i taklit eden adamlar olduğunu düşünmek ne garip değil mi? Amma da güvenli olur insan!" duymak istiyorum!" rine dikti. Yarının milletvekilleri. gel!" Burun direği sızladı Günay'ın. Yaltaklanır. "Gücüme gidiyor! Kendi türkümüzü taklit edip de. Günay. nazla bahan gözüne yâr Yene sürme çekipsen. adil. "Bir bakarsın. "Getme." diye söylendi "Amerikalı olmak dünyanın neresine gidersen git kendi türkünü "Öyle." diye söylendi." Derin bir sessizlik içinde dinlediler. bir çekik gözlü Japon ya da bir palabıyık Türk ya da koca ağızlı bir Afrikalı. hayatı karşılayan Türkler. Türkiye'nin taşeronları. yâr gözden saldı mene. neden sonra. değil mi?" dedi Duran. Şafak farkına vardı. vakur. beğenecek misin diye merak ediyordur. dünyanın sana ait olduğunu Sesi titriyordu. senin türkünü söyler! Söylerken de gözü sendedir. getme getme. Uzandı. gel!" Gurbanam han gözüne yar. biyofil. "Amandır koymayayım. elinde gitar. ondan mutlusu da yoktur ha! Her yerde bir Madonna ya da Michael Jackson görsen. Elini omzuna attı. "Gücüme gidiyor. Medeniyetlerini dünyadan esirgemeyen Türkler. Onlar da. getme getme gel. gözel yâr.

sen söyleyeceksin. Fransa'da. Yemin ettirir gibi baktı. Duran Kuran keyifle izliyordu."Ben sana türkü söylerim. 'Karacaoğlan Bursu' vermek istiyorum! İyi mi? Bob Dylan'ı." dedi. kız?" hatır"Evet." dedi. 'İngiltere'de. Uzakdoğu'da. Şafak. Günay. türkü söyleyeceğim." Özden'in yüreğinin derinliklerini görmek ister gibi baktı. birbirleriyle yarıştıklarını görmek. doplu. AKM'de Neriman Altındağ Tüfekçi ile 'Hoyrat'ı söylerken görmek istiyorum! Bu da iyi mi?" lattı Şafak. ben. Amerika'da." dedi. Erol Çiçek. Türkçe telaffuzlarını küçümsemek. yetenek vaat edenlere İstanbul Belediye Konservatuarı’nda. "Sana. Misafirlerine döndü. dedim. başını önüne eğdi. yine. . "Peki. Günay Ro"Söylerim. da! Demedim mi. gençlerin bağlama "Sahi. söyler misin?" takımları kurup.

kişi benim gibi lüks beton yığınlarının arasında yaşayan. çıplak bir ampulün altına. birbirlerinin üzerine yuvarlanan tepelerin arasından kıvrılır. Kapıda bütün bunlar sıcak bir yaz gecesi. büyü büsbütün perçinlenir. yağ tenekesi içinde biten sıska bir bitkiden ibaretse. ama gül fidanlarının arkasına kurulan sofranın büyüsünü bozamaz. ağaçlaşmış lokantalarından motel hizmeti verenlerin aslında beyaz kadın ticareti duran arabaların marka ve modelleri bu suçlamayı doğrular gibidir. Kuzu çeviren. mangal yapan kır yaptıkları ya da odalarını birkaç saatine kiraladıkları söylenir. Hele de." . Yolun iki kenarındaki fundalıklar buraların bir zamanlar kesif orman bölgesi olduğunu hatırlatırlar.IV "Kilyos yolu. görüp göreceği gül fidanı on kat yüksekteki maydanoz bahçesinde.

içini titretecek kadar güçlü bir koruma duygusu. ruhuydu. "Sahiden bilmiyorum. gözlerini yumdu. kimsenin duymayacağı şekilde fısıldıyorlardı. Kesmeye üşendiği gür saçlarının çevrelediği heybetli başı. Günay. erkeksi profili. göz kırptı Şafak. içine işledi. masanın üzerine bir avuç gül mangalla uğraşıyordu. Hafifçe gerindi. Şafak. sevgili dizisini seyretmeye koştu. gözlerinin dolduğunu." dedi." Rodoplu. ruhunu geyen. yüzünü aya tuttu. bileyim." "Dalı kırmaya kıyamadım. onu kimsenin dokunamayacağı bir yere göğsüne. erkeğe baktı. Onu seyrederken. Yüzünü şükran dolu bir tebessüm kapladı. Mangalın kızılı yüzüne vurmuş. minnetle içerimafya kılıklı iki adam. işine vermişti Kravatını atmış.yaprağı bırakarak. esir- . Şafak. kollarını sıvamış. döndü. kollarını uzatan. Rodoplu. saklayan. Yerinden kalkan. Hallerinden memnun olduklarını fark eden garson. o da öttü." dolayan. "Ne. 'Yiğit' sıfatının resmi yapılabilse. Dikkatini yeniyetme bir delikanlının masumiyetiyle. Gözlerini açtı. ye. ay ışığında eflatuna dönen petalleri okşadı. Tek eksiğinin ağustosböceği olduğunu düşünürken. İşletmeden nasibini almamış devasa tesiste çıt yoktu. "Sağol. alacakaranlık. utanmıştı. yorgunluğun çizgilerini saklamıştı. ma duygusu. güzelim başa Baktığını hissetti. bastıran. Benliğini saran korubedeninden ayırdı sanki. ortaya çıkan tablonun bu olacağını düşündü. Bahçenin öteki ucundaki masada. "Ne düşünüyorsun?" "E. evinin bahçesiymişçesine rahat." dedi. çok ağır bir pazarlık içinde olmalıydılar. söyle da!" "Hadiii!" yüreğinin şefkatle titrediğini hissediyordu.

koncaları buldu.." Şafak. neden nefesindir kokla- . "Bir deneyeyim. Bozkırdan ezan sesleri erdi kulaklarıma. bütün kervanların ları kesilir. yüzünü elle- korkularınım gecesini dağıtsın. Yarı uykudaydım. "Bozkırdan ezan sesleri erdi kulaklarıma. Atın. kaşlarını çattı. yedi dölümüze yeter.rinin arasına aldı. ölürsem anlatamadan! Yanarım. Sar beni. rahmetlerini esirgerler. sana anlatamadan. az öteden geçen toprak yüklü kamyonun sesinin uzak"Ah! Bir koca döl yatağı bu deli gönlüm! Tohumunu yeşertecek bir Işıklı günlerin Türkiye’si uzak. dört bin yıllık bacınım ben." diye fısıldadı. ben olayım. Ellerini esirgeme! Dinle.. kul da!" "Bak. Boğazı kurumuş gibiydi. yor. yaya gidilmez. avradın koca döl yatağı! Kucakla beni. Allah da razı olu- laşmasını bekledi. yiğidim. genç adamın gözlerinin içine dikti gözlerini. "Sar beni. bak! Ayın hışırtısını duyuyorum semada! Çevir yüzünü. Sen getirdin ülkemin rüzgârını. çiçekten sayılırlar. seraları vardır onları. sürgünler ölür! yolunun tek olduğunu! Onlar hayatı anahtar deliğinden gözlerler.. Bu derbeder günlerin insanları bilmezler. titriyor ruhum. evladü ayalinim ben. Fanusların altında orkideler yetiş- dığım sabahta. yanarım Şiran! Yanarım. saygın ve renklidir orkideleri. gözlerinin ışıkları." diye tekrarladı. niye ellerin ellerimdir ve niye başındır okşadığım her başta. yarınlara kanatlanan ruhların İçtimaını dinle! Bilir misin. Oysa bizim sevdamız karla. başını kaldırdı. rüzgâr kanatlı al kısrağınım ben. Seni dualarla kucaklıyorum.. Günay. sesi alçaktan yayıldı. hayretle durakladı. yarı uyanık. Hafifçe güldü. boranla büyür. "Koca bedeninin sıcağına sar beni. soluktirirler! Büyük. Şafak'ım. yine sah- Bir gün toprak olursam. " Dirseklerini masanın üzerine dayadı. Bin bana.

" Rodoplu'nun itiraz edecekmiş gibi kıpırdadığını gördü.. Şafak. bugünlerden yarına bir ilişki değil. yine yiğitlikleri kendilerinden menkul fahişelere boğulur diye dünya!" sediyor. Zigana çamları davulların sesine titreyecek. sana adanmakla arınacağım. Yıllar yılı. Elini uzattı. bu defa da ben konuşayım. Bırak. Kızardığını his"Işıklı Türkiye'nin mimarı. genç adam iki avucuyla sımsıkı kavradı. Atalarımızın bizi bağışladığı gün. "Sen yazdın değil mi?" "Seninle doğru dürüst bir konuşalım. şey girmesin istiyordu. al atlı süvarime yol açacağım. "zaman zaman bana kızdığını biliyorum. sen geleceğe kanatlanırken. Yaşayacaz. ben. mangaldaki "Bak. tekrar oturdu. yerine şeffaf saraylar diktiğinde. Kalktı. cak bahtsız halkımız." dedi. mezar taşının gölgesinde duSustu." "İşte. Şafak'ın yüzüne bakamıyordu. Seni seviyorum. Bardakları kontrol etti. Kör kâtiplerden tescilli karının rahminde. cevap vermedi. yine de sürdürdü. ama. bu. "Nasıl söyleyeyim. hep sevecem. şölen kuracağız. bugüne kadar babama bile seni seviyorum demedim. Rodoplu. bu kadar!" dedi.. Sen köhne duvarları yıkıp. ben öfkeni hak etmediğimi düşünüyorum. "Sağol. olmaz mı?" "Affedersin. racağım. Bağnazlık dikenlerini çıplak tabanlarımla çiğneyecek.tekârlara kalır." dedi. Rodoplu. . ben seyisin olacağım. gözleri dolu doluydu. Sana diyorum. Hayatımda "Bak." dedi. kalfan olacağım. görecez." "Rica ederim." dedi Şafak. Haklı olabilir"Dur!. Araya bir sin." diyerek derin bir nefes aldı. büyüyen göbeğinde. Güneşte yer bulmaya koşa- oğullarının saçlarında.. Şiran da kim diye sormadı. geldi.. kısacık güldü. Yüz yılların entel günahından. etleri yana çekti.

. "Ama. 'Günay Rodoplu'dan.. o bizim pirimiz. "Sana güvenmeyeyim de. öteki "Biliyor musun. haklı olduğunu düşündü. politikaya girmeyi düşünmeye başladım. "Zaten politikada değil miydin?" diye sordu. bilirsin. ama inan isteyerek değil! Vallahi.." "Bilirsin. akıllı laflar.en çok değer verdiğim insansın. Balıkesir'den bir yeğenim geldi." "Neden sen değil de." dedi. değil gülüm! Bak. Bilirsin da! Sen. her erkek kadınının biraz da babası ?" diye yapıştırdı. Karım filan hep beraber oturuyoruz. "Yeter ama.." Duraladı kadın. Annenmişim gibi davranamayabilirim. da!. aday olmak için daha çok zamanım olduğunu düşünü"Bu seçimlerde olmaz artık." diye içini çekti. böyle. durdu. boyundan büyük laflar ediyor. ama yanlış anlaNasıl gurur duydum. o da güvenilir olduğuydu. sesi küçük bir kız çocuğu gibiydi.' demez mi? Seni tanıdığımı filan bilmiyor! vallaha! Limansın sen bana.. Kimden öğreniyorsunuz bunları dediydim." diye sürdürdü. geçen gün ne oldu. Bu seçimlerde Erol'u destekleyeceğiz. Sen bütün bunları biliyorsun." ." "O kadar güvenme bana." yordum. bak.. Belki zaman zaman seni üzeceğim." ma. nihayet bir kadınım ben. Rodoplu. Baktım. sesini duymak için. hayretle. Ama. "Seninle konuştuğumdan beri. kime güveneyim?" vendiği bir şey varsa. Kişiliğinde kesin olarak gü"Haklısın. " birden "Bilmiyorum. ama çok zayıf çıkmıştı. Şafak. "Bu seçimlerde mi?" "Öyleydi de." "Öyledir de. duyuramadı. Erol?" sesi. göster. böyle içimden ılık ılık bir şeyler aktığını hissettim. sen aklıma soktun. Bazen. Özen "Niye? Her kadın erkeğinin biraz da annesi değil midir?" "Ve de. Rodoplu. mahcubiyetini büyük bir gülüşün ardına sakladı. Kadınımsın sen benim.

Bizim inşaat şirketimiz var ya! Seni de ortak edecem oraya. kokusu "Ben varım. İşleri kötü gitti." dedi Rodoplu." uzandı." bunları bana bırak." "Bu adamlar. her şeyde orta- Ama. nasıl olacak?" "Onlar benim hissemi paylaşacaklar. Duran davar. kadının yanağından bir makas aldı. bu ortakların. para kazanacağız da!" Kalktı. "Para ödemeden mi. O zaten istemiyor. "İnsan inşaat işinden de para kazanabilir." "Öyle mi. yani?" "Tabii. Ya "İnşaat şirketi kâr etmeyecek mi? İş yapacağız. Ortağı kazık attı. ğız."Öyle. Rodoplu'nun kaşlarını kaldırdığını gördü. başka! Eee? Ne diyorsun?" var ki! Ürküyor insan." "Nasıl yani?" "Nasıl?" "Para kazanacağız ya." dedi. kitabını yaz. "Yârin gül yanağından "Yani. onun. "Biz söz verdik. etleri tabakalara bölüştürmeye koyuldu. tabii." "Onur Bey?" ağır borçlandı adam. çok "Ben hiç anlamam bu işlerden! İki kere ikiyi bile toplayamam. da! Sonra bir de. olacak?" da bacılarını. Söz verdik. Biraz da onun için istiyorum ya. Yarı yarıya." "Sen ne anlayacaksın? Uğraşma sen bu pis işlerle. işte. "Başka türlüsü mümkün değil. "O yok. öyle bir kötü. Karısının beyninde ur var. bu kooperatifi. müteahhitlik filan denince. Hastanede. gülüm!" "İnşaatı biz yapacağız ya. Ev sahibi olacaksınız. affedersin." ruz ki. Sen. işin bir de keyfi var be gülüm! Biz diyo- . Sonra.

konut barınma sine iş kaynağı ve güvence yaratması olayıdır. devam etti Şafak. kentteki arazi parsellerine erişilmetoplumun tüm üyelerinin yetenekleri ve enerjileri elverdiğince. Sakın-kesme işareti yaptı. Bugüne kadar. gecekondulara arsa dağıtımı ile ilgili görüşmalar önümüzde vardır. Biz. Emin bir parsel ve ev ailenin içinde ekonomik olarak üretken olabileceği. geriye çekildi. kişinin aynı parsel üzerinde. kiralayarak. 1979 yılından başlayarak gereksiniminden öte. ekonomik kriz ve sini sağlayan etkin önlemleri sadece sosyal açıdan. Çayırtepe'deki gecekonduların ıslah edilebi- . ekonomisine katılım üssü ile aile barınağıdır.. bu yasada gerek hizmet. Böylece... Çayırtepe'yi yönetenlerin. geniş kent "Ne anlatıyorsun sen?!" mik üretkenliklerinin temel direği olduğu için de gereklidir diye düşünü- politikacı tonlamasıyla kullanıyordu. tam bir "Konut sahibine bir menkul değer. Bundan ötürü. arsa hastalıktan kaynaklanan işsizliğe karşı finansal bir tampon olma özelliğini de göstermektedir. gözleri açılmıştı. Kent yoksulu ıslıkla ailesinin veya arkadaşsanlar kendi konutlarını kendileri yapmaktadırlar. inşa ederek. İnsanlar. gecekondular affı ya da yıkımı. paylaşarak veya işgal ederek konut larının yardımı ile kendi konutunu kendi yapmaktadır. yeni bağımlı ve bağımsız hacimler yaratarak kendiprogramımızda.satın alarak." Şaşma sırası Rodoplu'daydı. Bizim lerimiz çok açık ve nettir. Ancak. gelir getirici aktivite. için gerekli değil. ekonoyoruz ve buna inanıyoruz. bir arsa bulmak ancak kamuya ait ya da özel araziyi istila etmek ve yasal olmayan . Çayırtepe çevresi gecekondularla örülmüştür. Konutu ekonomik hizmet ve refah olarak görmekteyiz. Bizim orada inarazi birimlerinden arsa almakla mümkün olmaktadır. Deruni sesini. gerekse yıkım içeriğinin ciddiye almadığı uygula- devingen bir yapıda. edinmeye çabalamaktadırlar.. gecekondulara hizmet götürülerek sıhhileştirilmesi. düşeyde ve yatayda 1987'ye kadar.Konut insanların sadece barınacakları yer değildir.

derler ki. işte öykondu önleme bölgeleri arsa dağıtım yanında nüve ve mesken blok inşası le. Affedersin! Yani. Nasıl olacaktır? Merkezi yönetim. zaten on yıllık hikâye ve ANAP bugüne kadar o konuda kimsenin deyişinle. şehri mahvetti. çok SHP kokuyor!" diye ekledi. bağımlı çok yabancılaştırıcı laflar. Entel laflar. Kimse böyle konuşmaz ki! Nedir yani. Sanki insanlar 'ev' denilen şeyin ne kadar hayati olduğunu bilmiyorlarmış da SHP'li bağımsız hacim. Bu sosyal demokrat belediyecilik anlayışının katılımcılık ilkesinin hayata geçirilmesidir.. 'gökten ne yağmış da. "Ya. "Nasıl?" diyerek dikkat kesildi. Islah edilebilir alanlara imar plânları yoluyla tapu verilmesi ve bu alanlara imar haklalerinin inşasını amaçlamaktadır. "Hayır. yapmadığını yaptı. filan da.. Hazine arazileri bedelsiz olarak belediyelere terk edilecek. yer kabul etmemiş?' Hangi gecekonducu. Günay'a döndü. Çok ayıplamazsan. bir üstünlük taslama' var. İyi yaptı. olmadı!" dedi. hacim dediğin oda! Adam iki göz bir dam istiyor. 'osur osur ipe diz!' derler ya. kötü yaptı. Sonra. genç adam. gülüyordu.lir alanlar olduğuna inanıyoruz ve öyle düşünüyoruz. İmar ıslah planlarına... bir kere. geceDurdu. anakent belediyesindeki sosyal demokrat iktidar. yani.. Verecek misin. politikacılardan öğreneceklermiş gibi. anakentin görevine gelince. altyapı oluşturulacaktır!" "Olmadı ki!" rının kazandırılması yanında. senin vermeyecek misin? Mesele bu. bak. yani. yüzünü ekşitti. çünkü. söyleyeyim mi?" "Aşkolsun!" "Olmadı. affedersin. halk ile belediye ortaklaşa altyapı hizmet- teknik hizmet ve finans bakımından Çayırtepe Belediyesi'ni destekleyeve diğer hizmetler için bu amaçla kurulacak fondan yararlanılarak. cektir.. . ama ne demek istediğimi çok iyi yansıtıyor. "Çok ayıp bir söz vardır. Bir kere bu tatsız. düşeyde ve yatayda devingen yapı. nüve filan gibi laflar. Rodoplu.

meselelerin üzerini örtmek. cevlağa soyunsan. Ne yapacağını söylemiyor. De- minki nutuk çok iyi bir örnek. Rodoplu.' Çok doğru. "Nasıl?" bu lafı bilir misin. hangi bir diriliş hayaline kapılmak çılgınlık. bu sanki her şeyde böyle. nezaketinden değilse dilimizde adı yok. mesela. yeni bir şey değil. olanı ve olabileceği gecekonducu. açmak gerektiğini düşündü. Yeni sentezlere izin vermiyor. Birbirimizi geçiştiriyoruz. kimse paçanı tutamaz senin!" "Yani. Avu"Biliyor musun. ne anlar Allah aşkına? Nutku atarken senin bile içine fenalık geliyor. böyle bir nutku dinleyen çıkarcılığındandır! Rahmetli Cemil Bey. da! Adam susuyor. 'Obskürantizm heyulası yok edilmedikçe. tüm dikkatini toplamış "Obskürantizm. tercüman olsan. Belki de bilmediği. Ama sonuç olarak." diyerek içini çekti Günay. ne yapamayacağını da söylemiyor. içtenlikli değil. hatta alkışlıyorsa. kaygılarını yansıtsan. Ama. sizin tüzükteki 'katılımcılık ilkesinden kastedilen bu değil!" kat. Katılımcı belediyecilik diye su borusu döşemek için köylüden para alacaksın! Lâf mı. Biz birimizle konuşmuyoruz. "Sen. herdinliyordu. Ne söylemeye çalışıyorum.şehrin organik yapısı bozulacak diye. çok kötü İkincisi. yani? Bir kere. "Kaz gibi bir herif zaten bunu yazan." Şafak. geçiştirmek demek. anlıyor musun?" "Evet. statükocu. özlemlerimizi yansıtan." tekrarlayan bir metin bu. arsa almaktan imtina eder? Nostaljik çevreciler bozulurlar ama onların da oy potansiyeli bellidir! Sesli oldukları için iyi geçinmek zorundasın ama o kadar! Bildik şeyleri. Bizim oradan bir partili.' derdi. Bektaşi tabiridir. yani. içini olduğu gibi yansıtsan. 'Bu yedi ceddi yabancı alüftenin taslamadan. konuya hâkim olmadığı için söyleyemiyor." "Aslında. insanların nezaketinden yararlanmadan. ondan da öte. İnsanlara üstünlük söylesen. biliyor mu- . Yani.

Ben yazıyorum. anlamıyorum. demek istiyorum. o zaman!" "Bunu ben de isterim. Çok yazık. Demirel'in ya da Ecevit'in yasaklarının kaldırılması sizin ne Demirel'i meydanlarda görürüz artık. bizdeydi de ondan!" "Hile mi yaptınız?" Referandumda neden en yüksek 'evet' bizden çıktı? Seçmen kütükleri "Eh. tabii. bazılarımız. geldiğini ama Başbakan'ın referandumu tekrar ettirmek istemediğini söylemişti de. Rodoplu. "Aradaki farkın hileden işinize yaramayacak. Şafak'cım. tabii. bana söyleme! Aman ha. Sokak sokak bilirim Çayırtepe'yi." dedi. açından da. olacak o kadar. kadın ANAP milletvekili olduğu için inanmamıştım. Bütün yapacağımız el ele. aç.. yeni sentezlere soyun. Sen bakma. Harçlıklarını veren benim. Beyinlerimizi bütünleştirirsek fethedemeyeceğimiz şey yoktur. iş bölümü diye bir şey var." "Yap. Ama ben zaten kapanıyorum. söyleme! Demokrasi adına halk dalkavukluğundan bıktım usandım artık! Bütün kuramlarıyla işlemeyen ." "Buna ben de inanıyorum. Ben. sözünü kesti kadın. Çok yazık!" "Siyasi hakların iadesi. senin bir çıkış yapman için ne lâzım? Paranın dışında. Üç gün sonra. "Ne olur." Parayı kazanan benim. Onu da anlamıyorum. Kimse senden kütüphaneye kapanmanı beklemez. Siyasal çıkarınız "Leyla Köseoğlu söylemişti." diye başladı. Ama. Üçkâğıda ne gerek var. benim yerim kütüphane. derken. Bakma." 'ben' demek istiyorum. gülüm!" diyerek kurnaz kurnaz güldü. ben olmasam ortaklarım açtır. sen. "İşin içindeyiz. bir sürü tir.sun? Statükocu olma. Sonra. yeni politikalar üretmeye çalış.. anlamıyorum. onların içinden benden daha iyi örgütçü yoktur. şakak şakağa vermek"Peki." "Sen niye yapmıyorsun?" "Yapıyorum.

Hepsi de Abdülhamid'e zamanında hizmet vermiş memen lâzım. mut Şevket Paşa filan. ne diye hile yaptın annecim?" "Yapma. o adam hiçbir şey yapamıyorsa. işte Salih Paşa. Zaten senin hiç Yok. Denenmişi denemek doğru değil. Erbakan. Neden tertemiz başlayamayasınız? Neden gidip yine o adamların popolarına giresiniz? Neden pisliğe bulaşmamış kadrolara şans ta"Veremem ki! Bunu anlamalısın.' der. iktidarı ele geçirenlerin kimler olduğunu sorar. Ben boş veremem. eğer basın bir tekeller basınıysa. rahatlayacak kadar safdil olamazsın. o dönemin bütün sivil siyasileri sorumludur! Bir başbakanın icrası. Fethi Okyar'ın nezareti altındadır ya. gülüm! En iyisi boş vermek!" arena var. iş-birlikçiyse ve sen bu basına karşı çıkıyorsun. vah. AbFethi Okyar'a. düşün bak. çok hoş -yanlış kelime!. Mahbakanları iken. 'Vah. intihar şey olamaz. on yedi yaşında bir çocuğun boynuna etmesi gerekli değil midir? geçirilen iple sonuçlanıyorsa. zihniyet ve kişilik mi değiştirdiler? Eğer buna inanılıyorsa. böyle bir basının özgürlüğünü nasıl savubaşta Demirel. Türkeş. Fethi Okyar da sayar. çıkarcı bir değerlendirmeyle SHP açısından baktığım zaman da anlamıyorum! Şöyle ya da böyle temizlenmiş bir siyasal nımazsınız? Bu 'asr-ı saadet' yutturmacası nereden çıkıyor?" "Bu iş böyle. bir hikâye vardır. Ecevit. demokrasi var diye. meşrutiyet ilân edildi de. 'Şimdi bunlar mutlakıyetin . Abdülhamid. böyle gergedan derisi yüzsüzlüğü! Hıyanet özgürlüğü diye bir nursun? Çayırtepe Karakolu'nda senin başına gelenleri askerlere yükleyip. oğlum. canım.çok acı. Bak. Diyorum ya. da! Bir benim hile yapmamla mı oldu bu iş?" adamlar. Bütünüyle çıkarcı bir tavırla yaklaşsan da boş verdülhamid tahttan indirilip. dökülen her damla kandan boş vermemen lâzım." "Haklısın." "Haklıyım da. ahlâklarından şüphe etmek lâzımdır!' Nitekim olanları gördük.bir demokrasi neden kutsal inek olsun? Şöyle söyleyeyim. Selanik'te Alatini Köşkü'ne hapsedildiğinde.

Batı'daki sosyal demokratların tecrübesini bilmek iyidir de. kooperatifler konusunda. o. sisteminiz olur.Adamlar 1913'te parlamentoya girdiler. Türkiye'de "Sosyal demokrasi nedir bilen var mı ki! İki tane kitap var zaten. "Bak. Sonra sırasıyla.başka şeyler var. statüko dışına çıkabilirsen. Nihayet seni bunlar destekleyecekler. Bak. bilgili. Bak. o bize yetduruyorum. Yani. kapitalist olsanız. bak. o da olur. gaz. halka yakın ama eğitimli. Yani. mesele o değil. işbilir. bir sosyal demokrat parti ne der?" sini de okudum. 1694'te kurulduğundan beri İngiltere Bankası özel te- . İlk kesin letleştirmek oldu. Esas ihtiyaç burada. Geçen akşam Pür sosyalist olsanız. efendim.. öyle değil mi? Genç. Sonra dikkat çekersin. hatta "O da doğru. kömür endüstrisi." Çevikçe'nin dikkatini çekmek. mutlaka bir tane daha vardır. -İngiltere deyip Marx'ın ülkesi sayılır. Gerçekten de söylemiyorsunuz. Sosyal demokratlar ne yapacaklarını söylemiyorlar meselesi var ya. bir şeyden bir tane varsa." "Kütüphanede oturan sensin. Yapmak istediğin o değil mi? Korel Göymen'in dikkatini çekmek. kişisel olarak sen. da!" nomik platformunu oturtmakta. o çift dil bilen kolejli tayfanın dikkatini. Ama. elektrik. çünkü İngiltere önemli: hem Adam Smith'in hem de Karl iktidarı 1945'te ele geçirdiler. Türkiye'de esas mesele sosyal demokrasinin eko- beş yüz kişi olsa yeter dediğim. Ama. eğer. Yaptıkları ilk iş. şunu söylemeye çalışıyorum. Birisi İsmail Cem'inki. gülüm. ayağı "Yazarım da. Erol yere basan bir adam imajı vermek değil mi istediğin?" "Bu konuda bana bir şeyler yazar mısın?" "Hangi konuda?" "Mesela. işte bu. iki"Biliyorum. dinamik. Size yöneltilen eleştiriler de buradan kaynaklanıyor. İngiliz İşçi Partisi'ne. bir tane daha var. İngiltere Bankası'nı devşebbüsün elindeydi." Müslümanlar bile bir ekonomik model geliştiriyorlar. Senin uzmanlaşman lâzım. ula- mez. Neden yetmez? Şimdi.

Bizde zaten bu endüstrilerin hepsi devletin elindedir ne iade ettiler. özel teşebbüsün daha Hal buyken. İşte. haydaa devletleştirme tekrar başladı. 'halkçı pazar ekonomisi'. eski sahiplerine satın aldıkları fiyattan geri vereDoğu Avrupa gitti gidecek. gibi kavramlar ortaya atılıyor. kurumları eski sahiplerira geldi. 'İngiliz sorunu' dedikleri buydu. havacılık endüstrileri geldi. ne oldu? 1951 seçimlerini kaybettiler. Seçim programları böyleydi ve kazandılar. KİT'leri hızlı ve belirli cak. çelik. İşçi Partisi tekrar iktida- ve en özel sektör yanlısı hükümet bile tersini yapamaz. Ha. onaylıyor. İngiliz KİT'leri. bu inanılmaz bir aşamaydı. ne de vergi mükelleflerine iyi hizmet vermedikleri kanıtlanmış durumdadır' diyor. seçim kazanırlarsa. işsizliğe yol açmamak için habire sübvanse edilen enkaz durumundaydılar. piyasa ekonomisi yanlıları mülkiyetin halka yayılmasının daha da verimli olacağı konusunda birleşiyorlar! lacak. yapamadı. madı bir tarafa. 1970'te Thatcher geldiğinde.şım. ne çalışanlarına. 'Devletin sahipliği ile halkın sahipliği aynı şey değildir. bir sosyal devrim yaşanıyor. Yeni bir sentez ortaya çıkartılaverimli olduğunu kabullenirlerken. bu defa da muhafazakârlar devletleştirmeyi durdurup. YapaŞimdi bugün bakıyorsun. Şimdi. efendim. yenilerini de kurdu. haberleşme. 'Halk kapitalizmi'. kamulaştırılan kuruluşları. diğer KİT'leri özel teşebbüse devredeceğini söyledi ama yapmadı.' . Ne zamana kadar? 1964'e kadar. Margaret Thatcher. 'SHP. 1950'de amme hizmeti görenlerle temel sanayiler hariç. Sovyetler çözülüyor. Adnan Menderes bile. sosyalistler. Geçen yüzyıldan bu yana ilk kez. kapitalizmin kişinin becerisini ödüllendirmekten doğan üstünlüğü ile. hakça bölüşüm ilkesini gözeten bir sistemde bütünleştirilecek. 'endüstriyel demokrasi'. sizin tüzüğünüzdeki gibi. Bunlar eninde sonunda. 1983'te bir manifesto yayınladılar. Emekle kazancın doğru orantıda artmasını sağlayan bir sistem kuru- yapıda bir sanayileşmenin gerçekleşmesi için en güçlü araç görmektedir. bize bak. Bugün artık İngiliz devlet teşebbüslerinin ne müşterilerine. İşçi Partisi lideri de ceklerini söylediler ki. Neyse.

'obskürantizm' derken. diyor ki." sahibi devlet ise." . kimsenin umurunda değildir!"' "Doğru söylemiş. Düşünsene. sözde sahibi olduğumuz devlet tekelleri üzerindeki denetimimizden daha fazla! Yalan mı? Bazen sorumlu şirketlere dönüştürmekle yükümlendirildiğini düşündüğüm Ben PTT değil. o şey kimseye ait değildir. sizi köhne yargıları savunan bir 'müze bekçisi' yapar! Kadının. bu KİT rezaletinin üstünü yor? Vallahi. şimdi.türünden bir çıkış. SHP en staörtmekten başka işi yaramaz. BiMesela. Bu böyle olduğu halde. ' desen. bunlara Kamu İktisadi liyor musun. Ziraat Bankası. sen kalksan desen ki. kendisine bağlı fabrika ve işletmeleri sınırlı zaman -tabii. doğru. Demin. yalan mı? Bir tüketici olane düşünüyorum biliyor musun. Bugün Türkiye'de kimse ekonomik vetükocu haliyle böyle bir politika güdebiliyorsa. bugün Sümerbank'ın kaç tane iştiraki olduğu bile bilinmiTeşebbüsleri deniyor ama. kayıt yok! İnanabiliyor musun? rimlilik açısından KİT'leri savunamaz. 'Efendim. anlatmaya çalıştığım bu. 'Bir şeyin yan bir şey de. bir KİT umum müdürünün saltanatı kimde var?" "Niye ANAP'lılar söylemiyor?" "ANAP'lı dediğin kim? Sizinkilerden farkı yok ki! Ama. uygulamada mal sahipliği kamunun değil.bunun bir türlü yapılmamış olmasının bu kuruluşları kendilerine otlak yapan devlet memurlarından olduğunu düşünüyorum. demektir. Thatcher'ın. yalan mı söylemiş olursun? rak. Gorby boşuna ortaya çıkmadı. daha doğrusu. Örter de ne olur? İşte Sümerbank olur. devlet memurları imparatorluklarının küçülmesine razı olmuyorlar. Dünyanın hiçbir yerinde. Sümerbank'ın ilk kurulurken. kuruluş yasasında. özel sektör üzerindeki etki ve denetimimiz. Denizbank'ın da. 'Posta Terör Teşkilatı' desem. çok haklı olduğu bir sözü var. sadece Sümerbank'ın değil. Kimseye ait olma"Tabii. neden Deniz söylemiyor? Onu düşünmek lâzım. bu kuruluşları yöneten bürokratlarındır. Etibank.

. Rodoplu.. Nitekim. bağnazlık bu. 1930 öncesi ekonomik Yine kaldı ki." "Diyorum ya işte. ya- parsın diye umuyorum. biliyor musun?" diye sürdürdü. Bu beni korkutuyor. bir daha toparlanamayacağız diye korkuyorum. 2000 yılını da Açıkçası. pırıl bir kafan var. işte. diyor. canım. yeni ilkeler üretilemiyorsa. Ekonomi eğitimin var. Ah. kaçırırsak. statükoculuk bu. rehavetten! lara uygun yeni ilkeler geliştirilir. neden çözüm üretmekten." "Ne statükoculuğu. cüzzamÇok konuştuğunu. Şafak. tembellikten. Toplum zaman içinde değişir. Kaldı ki. sen. devletçiliğe ters düşmek olur." "Anlıyorum. pırıl . KİT'lere ters düşmek. ispirto ve alkollü içkiler tekelini de bir Polonya şirketine devretmişti. elimize geçen fırsatları değerlendiremeyeceğiz. Yani. yine de ken"Korktuğum ne. Bugün koy- "İyi ya. bunu. geçinecek paran var. be! Geçiş- dan kaçar gibi kaçıyoruz! İşimiz gücümüz meselelerin üstüne örtmek! Her yerde. Afet İnan'da var. "Korktuğum. duğumuz ilkeler bugünün icaplarına göre faydalı olanlardır. Türkiye'nin gerçek koşullarını nesnel olarak değerlendirmemizi önlemesine izin verdiğimiz için. nesnel olarak değerlendiremeyeceğiz. Atatürk zamanında söylemiş. güllerin büyüsünü dağıttığını biliyor. canım. altı oka ters düşmek olur. inkılapçılık da bir ilke." "Olur mu. tirmekten. Hep onu anlamaya çalışıyorum. gülüm. sözde yurtsever kaygılarımızın. Standard Oil Company'ye. Ve açıkçası. yeni koşulkoşullar öyle gerektirdiği için Atatürk petrol-benzin tekelini bir Amerikan şirketine. her şeyde bu! Neden?" disine hâkim olamıyordu. 'sen' derken ne demek istediğimi biliyorsun. daha doğrusu zihni tembelliğimizin. inkılapçılık ilkesine bağlı kalındığı sürece. devletçilik bir ilkeyse." ekonomik konuları 'devletçi' ve 'anti-devletçi' ikileminden çıkarıp.Atatürk inkılaplarına ters düşmek.

değil mi? 'Uğraşılacak' bir şey oldu- kendini beğenmiş. çalışıyordu. Şafak.. da!" "Hadi.. "Çünkü. Bütün yapacağın okumak.daha iyi bir işin yok bu dünyada. Şafak." dedi Günay. bir küstah gibi konuşmak istemiyorum. 'iş' miyim ben?!" "Anladığından eminim.. birden. hayatının hiçbir döneminde." sesi titremeye başladı." diye fısıldadı. hepimiz. biz. dahası. ordan. çeviri. ben buradayım. hepsi bu!" ğumu düşünmüyorsun. değil mi? Çünkü biraz farklı bir eğitimi olan çağ"Hepsi bu mu? Sahiden mi?" diye sordu Şafak. bak." dedi. Rodoplu. süne attı! Gözlerini Günay'ın gözlerine dikti. bir "Sahiden öyle düşünmüyorsun." dedi. "Bunu sana nasıl kelimelendireceğimi bilmiyorum.. Bütün imkânlarım. "Başka Türkiye yok. hiçbir koşulda kabullenemeye- . yok. ne istersen. başını önüne eğmişti. bir şeyi bilmeni istiyorum. duygusallığını şakaya vurmaya "Hayır." "En iyisi!". "En iyisi ben sana bir türkü söyleyeyim. anlamlı anlamlı. ani bir hareketle elini göğKır bahçesi. ne zaman bir şey istersen. Günay. "Biliyorum.' dedi Şafak. öyle değil mi?" "Sen varsın. Zaten yapacak "Öyle ağır işsin ki!" dedi.. "Bir devrimdi!" diye anlattı. birden ciddileşerek.. daha doğrusu sana söz vermek istiyorum.! Sadece birey olarak ben değil tabii. daşınım. ortalıklarda dönenen garson! Yine de ve hepsine rağmen! ceğini düşündüğü böylesine cüretli bir hareketten irkilmediğini. Biraz duraladı. Ama. az ilerde oturanlar. araştırma. başkalarının görüyor olmasını bile umursamadığını hayretle fark etti. "Bir de seni seviyorum.

lendiren kadının bilgisinden bunca yoksundum, ben ki, samanlıkta yumemiş, erotik denenlere kızarmadan bakamamıştım!.. " üstündeki elini tuttu, bağrına bastı! lin'e. Hemen ekledi, dum!" Gözlerini şaşırtıcı bir utanmazlıkla Şafak'a dikti, erkeğin memesinin "Böyle bir şey yapabileceğimi düşünebiliyor musun?" diye sordu Tü"Yaptım, bacım. Vallahi yaptım! O mafiyoza tipler de, seyrediyorlarsa

"Hayatımda bir devrimdi! Ben ki, her uzvunu dirhem dirhem değer-

varlanmayı bunca garipserdim, ben ki, ömrümde tek bir porno film izle-

da seyretsinler, Şafak'ın önüne geçmek bana düşmez diye düşünüyorŞafak, bir tür meydan okuyordu. Rodoplu arda kalmadı, "Hadi, gidiyoruz!" "Sen varsan, ben de varım," diye fısıldadı, "Sonuna kadar."

Şafak, baktı baktı, elini çekti. da!" dedi adam. Günay, durdu. pırıl pırıl su döktü!

Kolu Günay'ın omzunda, otomobile yürüyorlarken, "Şöyle bir dur, "Beni kendisine siper etti, çişini yaptı! Evet! Çişini yaptı. Ay ışığında Ilık olduğunu düşündüğümü hatırlıyorum! Sanki ben yapıyordum.

Elimi altına tutabilirdim. Temizliğini yapabilirdim!

şeyin farkında değildiniz! Kümemin elemanları bire bir eşleşiyordu, Şafak'la. 'Bir' oluyorduk. Yepyeni bir sınıf oluşturuyorduk! Ve siz hiçbir şenuz ki, bana! Aptal ve inançsız!" yordu, Son ameliyatından birkaç gün önceydi, çok çabuk yoruluyordu. Tülin yin farkında değildiniz! Biliyor musunuz, bazen öyle aptal görünüyordude, ben de kendisini yormamasını istiyorduk. Ama, Günay konuşmak isti-

Tanrım, bütün bu inanılmaz şeyler bana oluyordu ve sizler hiçbir

bessüm yayıldı yüzüne, alamadı?" diye sordu.

"Bağışlayın," dedi, döndü, "Hele de sen!" İçini çekti, esef dolu bir te"Nasıl oldu da, senin gibi akıllı, iyi bir insan beni zaptırapt altına "Günay'ım, ben senin yanında su dökemezdim ki!" "Doğru!" kıkır kıkır güldü. "Bak, şimdi!" "Bu adam sana duyduğu saygıdan idrardan kesilirdi, kardişim!" dedi, "0 akşam ona bir şiir yazdım. Notlarımın arasında bir yerde olmalı.

Tülin, "Sistit olurdu, alimallah!"

Bir kopyası da Şafak'ta vardır. Tabii, eğer atmadıysa!

sinde. Şafak istedi. İstanbul'un bu yakasını bir türlü benimseyemediğini apartmanın önüne geldik. Durduk.

Sonra, dura kalka, Kilyos'tan ta Üvezli'ye gittik. Çayırtepe'nin de öte-

söylerdi. Sabahın iki miydi, üçü müydü, darca bir sokakta küçük bir mıyorum, çıktık. Bir dairenin kapısını açtı Şafak. Işığı yaktı, girdik. Burnuma 'Omo' kokusu geldi ve hatırladım. Şafak’ın çamaşırları da Omo kokardı. Etrafıma bakındım, orta halli bir memur ailesinin sade döşenmiş, küçük, sobalı, tertemiz bir dairesiydi. Şafak bir kapı açtı, yatak odasıydı. Şafak'ı, bir de o kadar gencecik sevimli bir kız poz vermişlerdi." "Aman, yarabbim!" dedi, Tülin, "Ne zor işler bunlar!" "Değildi," dedi, Günay, "Değildi." Çift kişilik bir yatak, aynalı bir tuvalet masası vardı. Tuvalet masasının 'İniyoruz,' dedi, Şafak. İndik. Üçüncü kat mı, ikinci kat mıydı, hatırla-

önündeki gelin damat fotoğrafında, onbeş-yirmi yıl öncesinin gencecik

nımı evimde istiyorum. Bana ait olan her şeyi seninle paylaşmak istiyorum.' Anlamamak mümkün değildi ki! Ben de onu kendi evimden başka bir yerde göremiyordum!" "Ne güzel bir kız," dedi, Günay Rodoplu, fotoğrafı işaret ederek.

"'Seni, kendi evimde, kendi yatağımda istiyorum,' dedi, Şafak, 'Kadı-

"Tabii öyle olacak," dedi, Şafak Özden.

Ama, ben, öylesine dingin, barışık bir ruh halindeydim ki, gelen karısı nüp,

"O sıralarda bir yerden bir kapı açıldı. Anlaşılan evde biri daha vardı.

olsa da rahatsız olmayacaktım! Şimdi düşünüyorum da, Şafak bana döNeyse ki, gelen eşi değil, kardeşiydi. Sedat, bizi gördü, şöyle bir baktı, Tülin dayanamadı, 'Siz miydiniz, abi?' dedi, 'Hadi, iyi geceler,' gitti, yattı." "Sana da bok yemek düştü, tabii!" deyiverdi. 'Bu benim karım. Öp kumanın elini,' demiş olsa, eğilir öperdim zahir.

bulma! Ben nasılsa orada kalacaktım. Sedat başka türlü davranmış olsa

"Yok, yok," dedi, Günay, inler gibi, "Hiç öyle düşünme, hiç bahane

da, Şafak için kalacaktım. Şafak'ın istediği kokuyu, onun yatağından esirgeyecek değildim. Ne olursa olsun! Ha, ama, uyuyamadım, tabii. Sonrada, dım, eve döndüm. Tıpkı, onun bana yaptığı gibi. Beni eve getirme telaşına düşmesin, sükûnet içinde, kelime yerindeyse, 'demlensin' istedim." doplu'ya söyleyecek lâf yoktu! uyuyuverdi. İtalik’lediğimin farkına vardı, tabii! şafak sökümünden az sonra kalktım, onu uyurken öptüm, sessizce ayrılSöyleyecek hiç lâf yoktu. Ne o zaman, ne de daha sonra, Günay Ro"Ben sana 'Allah'ın belası bir lâf ebesiyim! demedim mi?" dedi ve

V
O yılın haziran ayının büyük bir bölümünde Ankara’daydım. İstan-

bul'a dönmeden bir gün önce, Sakarya Caddesi'ne açılan sokaklardan birisinde, Günay Rodoplu'nun konferansını duyuran afişi gördüm. Siyahkişinin tanıdığı bir adı binlerce kelimenin arasından hemen görmesi gibi reğimin özlemle kabardığını hissettim. Bir gün daha kalmaya, konferansı izlemeye, Şafakla birlikte değilse, İstanbul’a onunla beraber dönmeye karar verdim. beyaz, sıradan bir afişti, normal koşullarda dikkatimi çekmezdi bile, ama bir şeydi. Sanki orada kollarını kavuşturmuş, bana bakıyordu, Günay. Yü-

lemiyordu, tabii. Karşısında belirince, yüzü umduğum gibi sevinçle aydınlandı. Sarmaş dolaş olduk,

Tahmin ettiğim gibi trenle geldi. Adamakıllı solgundu. Beni hiç bek-

için teşekkür ediyormuş gibi bir duyguya kapıldım. Az sonra arkasından inen adamın yüzündeki ifade bu duygumu perçinleyecekti. Kısa boylu, otuz yaşlarında bir adamdı. Özensiz giyimi, tıraşlı yüzü ile hep bildiği bir şey kanıtlanmış gibi sırıttı! Gerçekten, sırıttı! "Hayrola?" telerinden birisi!" Tanıştırdı. nedense, emlak komisyoncularına benzettim. Adam, bize şöyle bir baktı, "Şafak'ın eniştesi," diye fısıldadı, Günay, "Daha doğrusu, sayısız eniş"Beraber mi, geldiniz?" diye sordum, hayretle. "Yok, canım! Trende karşılaştık." "Abla, sizi bir yere bırakayım mı?" diye sordu, Fevzi Özden, yılışık

Sadece karşıladığım için değil, tatsız bir şeye de son vermiş olduğum

"Sağol, canım. Sağol!"

'abla' hitabı, Günay'ın kaderiydi, zaten. Yaşıtları da, kendisinden otuz yaş olan bir kadını bir yerlere bırakmayı teklif etmezdi!) Beni nefret ettiğim lerden bir kez daha sıtkımın sıyrılmasına neden oldu. "Araba var, ben sizi bırakayım," dedim.

yılışık. (Bu defa önyargılı olmadığımdan eminim. Gerçekten yılışıktı! Bu

büyükler de ona 'abla' derlerdi. O değildi yadırgadığım. Ama, adamın bir

ayağının köyde olduğu belliydi ve bence hiçbir köy erkeği yanında erkek bir tavrı, 'maço' tavrımı takınmaya zorladı. Ve tabii bu dayatma ÖzdenGünay, yavaşça elimi sıktı. Erkeklerin 'Denizli horozu sendromu' de-

diği bu tavırları onu çok eğlendirirdi. Fevzi Özden, köylü kurnazı gözlerini kaçırdı, bir yerlere uğraması gerektiğine dair bir şeyler mırıldandı, gitti. "Sen iyi misin, canım? Solgun görünüyorsun." "Uyuyamadım," dedi Günay, "Ondandır." "Çok mu sıcaktı yine?" "Yo. Fevzi ile konuşuyorduk. Sen nasılsın? Forus'lar nasıllar?"

söyledim. mi!"

O ara, masonluğu incelediğimi biliyor, takılıyordu. İyi olduklarını "Ne kötü," dedi, "Hiç konuşamıyoruz bu günlerde! Biliyor musun, bir

suretimi çıkarmak isterdim. Senin yanından hiç ayrılmayacak bir suretilattı. Neden o kadar düşünceli olduğunu o gece trenle geri dönerken an"Dün gece, gelirken, Fevzi Özden anlattı, ben de Şafak'a bir geçmiş

yazdım," dedi, mahzun gibi, kendisiyle alay eder gibi!

Bir süre, öğleden sonraki konferansı tartıştık. Eskişehir’e yaklaştığımızda daldı.

Restorana geçmek istememişti. Yemeğimizi kompartımana getirdik.

suskunlaştı, ışıkları söndürmemi rica etti, simsiyah bozkırı seyretmeye dim. O gece ise, yıllar öncesine, İstanbul'dan başlayan, bir ucu Ankara'da, diğer ucu Pozantı'da biten iki yorgun demiryoluna götürdü onu. Günay için, hipnotik bir etkisi her zaman vardı, bozkırın. Onu bilir-

Odunla, söğüt dallarıyla işleyen dur kalk bir lokomotifteydik sanki. Şevket Süreyya olmuş, aç Anadolu'nun ince ay ışığı altında kabaran, köy evlerini, küme küme ağaç karaltılarını, şurada burada dev sütunlar gibi yükselen servi kavaklarını süzüyorduk! Sağda solda tek tük ışıklar vardı. Kararsız gölgelerden korkan köpeklerin havlamalarını duyduğuma yemin edebilirdim! Az ilerdeki değirmen olduğundan boşalan suların, sert, lığın derinliği içine dağıldıklarını duyduğuna da yemin edebilirdim! "Ne ki, boşa çalışıyor değirmen," diye fısıldadı, "Öğütülecek buğday serin hışırtısının dönen değirmen taşlarının uğultusuna karışarak karanyok! İkinci Dünya Savaşı süresince uygulanan akıl almaz iktisat politikaları ülkeyi kedi, köpek yiyen Yunanistan’dan beter etti! Yirminci yüzyılın re etmeyi düşünebiliyor musun?" Ne demek istediğini hiç anlamamıştım! "Günay Rodoplu, sen Şafak'ı özlüyorsun!" ortasında bir ülkeyi, etliye sütlüye karışmaz bir ev kadını ezikliği ile ida-

Yadsımadı.

kilosu beş liraydı." Duraladı, şet verici, değil mi?"

"Babasını düşünüyorum," dedi, "Yirmi lira aylık alıyordu. Tozşekerin "İki yüz bin lira aylık alıyordu, tozşekerin kilosu elli bin liraydı! Deh-

na'dan kağnılarla getirildiği Ankara'da beş kuruştan azdı! Eli saban tutan ne işlemişti, yine de ateşli bir Paşacı'ydı köy öğretmeni Halis Özden!

Buğday, 1927 fiyatının altındaydı. Yetmiş kilometre ötedeki Hayma-

Özdenlerin tümünün işleyebileceği alan elli dönümü geçmezdi. Bir döBaba'nın, Pulur Köy Enstitüsü'nü 1948’te bitirdiğini, Kore Savaşı'nı

nüm en iyi senelerde seksen-yüz kilodan fazla vermedi! Yoksulluk içleriucun ucun sıyırttığını, teyzekızı İffet’le askerlik dönüşü evlendiğini Fevzi Özden anlatmıştı. İffet, Halis'e, biri kız üçü erkek, dört çocuk doğurmuştu. En büyük oğlan Şafak’tı, onu Sedat ve Şener izlediler.

vermemişti. Tarlalarda, elma bahçelerinde büyüdü Şafak. Alucu kuşburzeydi; madımak da öyle. Yenebilecek her şeyle beslenmeyi öğrendi ama cağını gördüğünü söyledi.

Halis Öğretmen'in maaşı ailesini aç bırakmamış ama birikime de izin

nundan, üvezi muşmuladan ayırmayı öğrendi. Ebegümeci ot değil, sebtevekkülü asla! Günay, beş vakit namazını bırakmayan babasına bakarken Şafak'ın gözlerinin hırsla çelikleşeceğini, ölümcül bir öfkeyle sarsılağunda, Milli Şef’e de, Meclis'ine de şovenlere var gücüyle karşı durdu," dedi, "Kuranların değil, eski yazılı belgelerin toplatıldığını iddia etti." yeni yazı hızlansın!" "Erzincan'da Kuranların toplatıldığı haberi Gümüşhane'de duyuldu"Ne yapsın hükümet?" demişti, Halis Özden, "Eski yazı toplatılsın ki, "De ki, öyle," diyorlardı, 'sapık fikirleri savunanlar, "Ku-ran'dan baş-

ka eski yazı var mı ki, evlerde?"

"eskisi zordu, bu kolay" diye alınan alfabenin, '48'e gelindiğinde yüz kişiden otuzunu ancak okur-yazar edebildiğini düşünmüyordu bile. tövbeye zorlayan dayatmanın şiddetini düşünebiliyor musun?" Ve Halis Özdenler Türkçe ezanı dahi kabulleniyorlar! Adamı secdede lundaki sandığı yok ettiğinde vatana hizmet ettiğini düşünüyordu, Halis saklar kalkmasın diyenlerin oylarını yok edecekti!) 1950 seçimlerinde Demokrat Parti kazanır korkusundan kendi oku"Yirmi yılda gelinen yer sadece yüzde otuz! Düşünebiliyor musun?

Beyin yıkama faaliyetinin başarısı tam olmuş olmalıydı ki, 1928'de,

Öğretmen! (Daha sonra, referandumda, oğlu Şafak Özden de, siyasi ya1954'te Demokrat Parti tekrar kazanınca, dış güçlerin iktidarlar ya-

ratan kudretlerinden dehşete düştü. 1975'te, milletin aklının başına gelmeye başladığına sevindi. 1960'ta CHP + Ordu iktidar formülüydü; elleri patlayıncaya kadar alkışladı!" "İngiliz albayına posta atanan Hintli parya," diye, hatırlattım.

yor, tersine, aylıkçı olup bize katılmaya çabalıyor. Sözümüzü ikiletmezler, izimize basarak gelirler götürdüğümüz yere! 'Hatırladın mı?" "Elbette," dedim.

"Öyle," dedi, "Ama, Esendal biliyordu! 'Okuttuklarımız kavga aramı-

"Gümüşhane'de kar damları aştı. Evlerin tahta kapılarını zorlayıp açtılar,

"1963 kışı yaman oldu," dedi, Günay, gözlerinde tuhaf bir pırıltıyla,

tünel kazdılar. Tüneller komşularla buluştu. Tahta kapıları olanlar böyle yaptılar. Tahta kapıları olmayanlar, toprak altında yaşayanlardı. Onların barınakları daha bir muhafazalıydı, ortaya kazılı tandırın dumanı odayı yer duvar yalayıp ufak baca deliğinden süzülür giderken, sıcacık olurlardı. İs kokusu, tezek kokusuna katılır, derilerine sinerdi insanların. Şubatta bir gün, Bayburt Süvari Taburu'ndan bir kıratın bacağı bu barınaklardan birisinin içine kaçtı. Ne olduğunu anlamaya çalışırlarken, yeraltından bitiverdi insanlar. Atlının anlamadığı bir dilde çığrışıyorladı.

Kumandan bağırıverince, sindiler. Atlı kendisine çekidüzen verdi, hayva-

nın bacağı sarıldı, çekip gittiler. Arkalarından, damı göçen evden, beddua yükseldi." Birden hatırlamıştım, bir başka romanından bir pasaj tekrarlıyordu! "Kar tonlandıkça tonlandı," diye sürdürdü, "Buz sarkıkları birken iki,

ikiyken üç bilek kalınlaştılar. Baharda eridiklerinde on bir ev göçtü. Olağandı. Eriyen kerpiç duvarlar suyun daha da ağırlaştırdığı tavan toprağını taşımazdı. Şafak, döşeğinin boyundan büyük toprağın altında kaldığını ğildi. Nisan yağmurları da bitmek bilmedi. Sonunda, bezdi, yatıştırmak için bir de gerekçe buldu, 'Oğlun gelecek yıl ortaokula başlayacak.' gördü. Göçüğü izleyen on gün okula gitmedi, toprağı kaldırmaya yardım İstanbul'a tayinimi isteyeceğim,' dedi, Halis Özden. İrkilen karısını

etti. Akrabalarda gecelediler. Toprağı kaldırdılar ama ev onarılır gibi de-

düştü. Ege'de üzümler sıcaktı, kiraz bitmek üzereydi, çilek ancak reçel rinin diplomalarını dağıttı. Ailesi’ni topladı, yola koyuldu."

Bir yıl uğraştı. Ertesi yıl, Gümüşhane'nin son karı haziranın ilk günü

olurdu; İstanbul'da erguvanlar yerli yerindeydi. Halis Özden, öğrencilene zincirli tutukluların tökezlemekten ve tökezletmekten sakınan adımlarıyla, darmadağınık ama sımsıkı bir dayanışma içinde indiler. Molla Günay, Sirkeci'deki hallerini gördüğünü söyledi. Trenden birbirleri-

Ramazan'ın torunuydu, Şafak, mahşer nedir bilirdi. Eminönü'nden halat zehirli tütsüydü. Gökyüzü mavi değildi. Güneş pekâlâ Batı'dan da doğmuş

alan Adalar vapurunun düdüğü, İsrafil'in sur'ası olabilirdi. Kâfirleri sarhoş edecek duman egzoz gazlarının İstanbul'un sıcak buğusuna belenmiş olabilirdi. İşte insanlar kabirlerinden çıkmış, "özleri dönmüş çekirgeler gibi dağılmış" koşuyorlardı. Her cins, her biçimdiler. Zinadan yeni kalkmış kadınlar, "gömgök" gözleri, çıplak kolları, ak göğüsleriyle ortadaydınım, sol omzundan "Al oku!" diye uzatılacak günah listesini bekledi. Sonunda o da oldu, kendisine yol açmaya çalışan bir hamalın sepeti omlar. Sağır edici gürültü, Dabbetülarz'ın homurtuları olmalıydı. İffet Ha-

zuna vurdu, "Destur!" diye bağırdı, adam. İffet Hanım'ın korkudan canı çekildi, bacakları eridi, kucağındaki Sedat'ı istasyonun betonuna fırlattı, az berisine, kondüktörün ayaklarının dibine de kendisi yığıldı. Kondüktör yana atıldı, peronuna babalarının çiftliğiymiş gibi yayılan

yığına midesi bulanmış gibi baktı, helaları gösterdi. Kadınlar helasının ağzına geldi İffet'in. Dar kaçtı. "Zıkkım iç!" dedi Şafak'a.

duvarları fayans kaplıydı. Akseden, eğilen bükülen gölgelerden yüreği Bir iki vızıldandı, sonra hurcun üstüne kıvrıldı, uyudu çocuk. İsmet Görüntüler çok canlı olmalıydılar. Gözlerini yumdu, Günay. Farkına varmadan o transandantal havaya girdim ben de! Günay’ın

Özden'in babası gelip toparlayıncaya kadar ilişmediler.

uzandığını, Şafak'ın toz içindeki hurcun üzerine kıvrılı çelimsiz gövdesiçamurladığı öfkeli asi yüzünü okşadığını görüyordum. Sevdiği adamın nüstü zeki olduğuna inandığı çocuğun ruhunda yapacağı tahribatın kaçılar bana dayanılmaz bir acı veriyordu! Gülümsüyordu. caman açarak. "Allah aşkına bırak! Bütün bunlar doğru değil!" diye bağırmışım! "Neden ama!? Gerçek olmadığını bile bile neden?!"

ni, terden sırılsıklam sarı çocuk başını, yanaklarından süzülen yaşların çocukluğuna bakarken, burnunun direğinin sızladığını hissediyordum. nılmazlığının acısının yüreğini kavurduğunu biliyordum. Ve bütün bun"Değil," dedi, sakin sakin, "Dedim ya, Şafak'a bir geçmiş yazıyorum!" "'Gerçek' değil mi, sahi?" diye sordu, hüzünlü gözlerini kocaman koÇocuk Şafak'ı bekleyen dünyayı, bu duyarsız, bu sevgisiz şehrin olağa-

Susmak zorunda kaldım.

garistan göçmenlerinin faciasını, birkaç göçmenin daha az ya da farklı

Gerçekten de, Sirkeci'ye inmiş olup olmamaları ne fark ederdi? Bul-

dım,

türden eziyet çekmiş olmaları değiştirir miydi? Yine de kendimi alama"Kibele sendromu!" diye söylendim, "Diana haklı! Seninkisi, Toprak

Ana sendromu!" (Bunu da daha sonra anlatmak durumundayım!) Şöyle bir baktı, başını salladı, den görmüyor?" diye mırıldandı.

"Senin kadar akıllı bir adam, benim nihayet bir kadın olduğumu ne-

Enişte, seyahat nedenini "İmar'da bir işimiz var da," diye açıklamıştı. Çayırtepe'de dayıoğlu İsmet Özden'le ortak bir Yeminli Özel Teknik Büroları vardı. "Bu günlerde herkesin işi İmar İskân'la," dedi, Günay. "Sen niye gidiyorsun, abla?" sorusunu, "Bir panel var da," diye geçiştirdi. "Rakı içeriz değil mi?" Teklifinin nedeninin, Duran'ın dükkânındaki "İçeriz," dedi, Günay, "çiğlik etmemek için."

Ne ki, büyüyü bozmayı başarmıştım. Fevzi Özden'e döndü, Günay.

imza gününde viski içtiğini görmüş olması olduğu belliydi,

sü Matematik Bölümü mezunu olduğunu; öğretmenlikte para olmadığı de bu Yeminli Büro işini kurduğunu, işlerinin "Allah şükür" iyi olduğunu anlattı. "Bir de, şu seçimleri kazansak! Bizim Şafak çalışıyor ama bakalım!"

Bir süre dağdan tepeden konuşmuşlardı. Enişte, Gazi Eğitim Enstitü-

için bir yıl kadastro kursu gördüğünü, sonra da "Özal amcamız" sayesin-

zinledi, canı sıkıldı Günay'ın. Enişte, Şafak'ı görüp görmediğini anlamaya, kaynaklanan bir öğrenme istemi değildi bu. diye düşündüğüne bahse girebilirim!"

"Bizim Şafak" tonlamasında senli-benlilikten öte bir küçümseme se-

aralarındaki ilişkinin niteliğini kestirmeye çalışıyordu. Ne ki, ahlaki kaygılardan, Şafak'ın eşinin gururunu ya da yuvasını koruma isteminden Biliyor musun, Şafak'ın dalgasıysa dokunulmaz, değilse bir yoklarız,

rak.

"Mümkündür," dedim, adamın sabah bana nasıl baktığını hatırlaya"Şafak'a saygısızlık etti," dedi, Günay, "Ben de seyirci kalmak zorun-

da kaldığım için ihanet ediyormuş gibi oldum." olduğuna gerçekten inanıyordu, aptal!

algılanmaya, her türlü aşnafişna girişimine karşı mutlak dokunulmazlığı "Belki de, haksızlık ediyorum. Haberi bile olmayabilir." Adamı, kendisine ilişkin tavrı dışında da sevmemişti, Rodoplu. Şa-

Kendisine edilen saygısızlığı hiç düşünmüyordu, çünkü kadın olarak

fak'tan küçüktü Fevzi Özden, ama daha şimdiden hiçbir şeyin memnun

edemediği insanların müzmin ekşiliği sinmişti yüzüne. Hiçbir rejimin ona kümetinden şikâyeti kapitalist ihtiraslarının yeterince tatmin edilemiyor olmasından ibaretti. "Eşitsizlik"ten yakınıyordu ama gerçekte yakındığı kendisinin yararlanamadığı eşitsizlikti, "Şimdi biliyor musun, bu Kürt var," diye anlatmıştı,

uygun olamayacağı belliydi. Marksist olduğunu söylüyordu ama Özal hü-

man'a, araziyi ormandan çıkaralım, diye... Vallahi, abla, be, sefil oldum bu

"Herif Tuncelili Kızılbaş. Biz yıllardır Ankara'ya taşınıyoruz, Or-

yollarda, be! Git gel, git gel! Harcadığım paranın haddi hesabı yok! Biliyor musun, nasıl rüşvet yiyor o memurlar! Adamın dosyayı ellemesi yirmi bin lira! Eskiden de yerlermiş, ama bu Özal ekonomisi mahvetti milleti! tımdır, dedi, çıktı! Orman arazisine, benimdir, diyor, iyi mi?! Biz bu kadar veriyor Alevilere! Kâmran İnan'ın ada-mıymış neymiş," minse,' dedi." çilesini çekmişiz! Ama, bak, Şafak onu tutuyor ama bu Baykal çok yüz Alevi olmadığını düşündüğümden. Ânında vazgeçti iddiasından. 'İşte kiTuncelili değil de, Fevzi Özden tarafından "değerlendirilmeliydi". Günay'ın anladığı, ormandan çıkması gereken bu arazi söz konusu "Kâmuran İnan'ın olamaz," dedi Rodoplu, "Bildiğimden değil, İnan'ın Bu Kürt, şimdi, bizim uğraştığımız araziye benim arazimdir, şahsi ran-

Sonra da." dedi. eşinle dostunla paylaşıyorsun." dedi. haklı olarak artıdeğer kaKalkmaya hazırlanıyordu ki. İsmet'in (İsmet Özden) babasının Sul-tanhanımlı'daki gecekondusuna misafir olduğunu anlattı. şimdilerde de DYP'liydiler. Bu arada da. Bugün artık Çayırmanlara kadar ANAP'lı. "namussuzlar". "Sıska" kelimesini timpanitis. "Tekrar oturdum. Şimdiki muhtar Salih Çırpıcı'nın hısımlarıydılar. olması dikkatini çekti. Sivaslılardan sonra en büyük nüfusu oluşturuyorlardı. Zaptedilen yerin mülkiyeti. Salih Çırpıcı ile başlıyordu. "Biz çok sefillik çektik.lendirilmesi' amacını. Günay'ın bu konuda "Halis Amca'nın buraya nasıl geldiğini bir bilsen! Ne sefillik çektiler! hiç kuşkusu yoktu. Çırpıcı. eski mülkiyet 'düşüyor' sanki. Sultanhanımlı'ya gelen ilk Gümüşhaneliydi. sen onu büyük bir gönül yüceliği zanıyorsun. bunun yüce bir amaç. ayıptır söylemesi. 'Çayırtepe'nin yoksul halkının 'evAdamın ıslak gözlerinin." guları yüzümden okumuş olmalıydı. İsmetler. Günay. sürekli sırıtmasının uyandırdığı nahoş duy"Tuhaf bir şey. Günay'ın. zafiyet geçirdi!" Şafak anlatmadı mı sana? Çocukluğunda sıskalıktan. "Bir yeri zapteden Osmanlı paşası gibi bir tavır sanki bu. Tepeden tırnağa su toplamış bir Şafak tasvirinin ardındaki örtülü düşmanlığın nedenini düşündürdü. fetihle beraber ortadan kalkıyor. "İlginç olan. yani ailenle. Salih Çırpıcı da ANAP'tan delegeydi. anlamında kullanıyor Halis Öğretmen'in. güttüğü iddiası. Son za- . be abla!" diye başlamıştı. ile başkaları. istiska hastalığı. hemşerilerinle. Onlara bir tür kıyak yapıyorsun. Yükünü tuttuğu- tepe'de. Halis Özden'den bahsetmeye başladı." enişte. Özdenlerdi. Şafak'ın öynu gören hemşerileri onun peşinden akın etmişlerdi. İstanbul'a yerleşen ilk küsü.

Bir yıl 1963'te. Salih Çırpıcı. İstanbul'a. "demişti. Fevzi Özden'in bir yandan Yeminli Büro lışmaya gelen Salih biraz da memlekete benzediği için oraya yanaşmış. Kendisine şu ya da bu şekilde borçlu seçimlerinde muhtar oldu." dedi. itfaiyenin gelmesini gerektirmeyecek boyuttaki yangınlar birer Yapılması gereken şey belliydi: Çırpıcı yepyeni bir "ıslah lekesi" ya1966'da yürürlüğe girmesi beklenen Gecekondu Af Kanunu tasarısı. ormanın kıyısında. Fevzi Özden. Maltepe'de yeni yeni palazlanan sa- nayi bölgesindeki fabrikalara koyduğu iki oğlunun getirdikleri yüz elli- şerden 300 lira da eklenince aylık geliri 1000 liranın üzerine çıktı ki. kimine kiraladı. Bu aşamada inşaat ameleliğini tümüyle bıraktı. sonra. İşe.işinden köşeyi dönmeye çalışırken. daha o zamandan dolu ormana bir kondu da kendisi yapmıştı. ayda seksener lira aldığı iki kiracısı vardı. öyle de cimridir. Dünyalıklarını sağcı iktidar döneminde yapanların. mahallenin gelip dayandığı ormanda dikkati çekmeyecek kadar küçük yangınlar çıkarmakla başladı. "sağcı" kalmalarının daha namuslu olduğunu düşünüyordu. Günay. inşaatta ça- "Çok makul. "üçkâğıtçının biri! Kapına gelse eline 1960'ların başında ormandı Sultanhanımlı. Gümüşhanelilerden oluşan küçük bir imparatorluk kurdu. Adalet Partisi ilçe başkanı ile oy pazarlığına oturdu. üç oda daha eklediği kondusunda. On beş yirmi günde bir çıkan. evcikler kondurdu. adını Atatürk Mahallesi taktı. 1965 hava fotoğrafları ile tespit edilecek gecekondu yoğunlaşmalarını "ıslah bölgesi" içine almayı ve tapu vermeyi öngörüyordu. sadaka verirsin. ev sahipliğine başladı. Bu evleri. artık sayıları katlanarak göçen hemşerile- . İlk hamlede Sultanhanımlı'dan ötede. Ankara asfaltını kuşbakışı gören tepeye ikişer göz rinin kimine sattı. öte yandan "Halkçı" olduğunu düşünerek. bu o zamanlar baremin ikinci derecesindeki bir devlet memurunun kazancından daha fazlaydı. ratmaya girişti. varyemez!" "Bırak abla. karısı ve ikisi kız altı çocuğunu getirttiğinde. kiracı sayısı beşe çıktı.

zahmetinin karşılığını lesi kapkara bir ıslah lekesi oluşturmuştu bile. Anadolu'nun yoksul köylerinden gelen bu zavallı insanlaÜmraniye’ye ulaşabilecekleri vasıtaları yoktu. soluğu Ankara'da. Bayındırlık onayı şarttı. Islah Lekesi'ni bir milimetre büyültmenin fiyatının yüz binden başladığını öğrenince. partili Meclisi yeni sınırlı GIB'ı alelacele onayladı ama iş bununla bitmiyordu. bir o kaOrman Komisyonu. lağım açıktan akıyordu. Komisyon başkanı hak verdi. ormandan çıkıp belediyeye ya da Hazine'ye devredilse bir da aldı. bölgenin bağlı olduğu Adapazarı'ndan geldi.ikişer dönümlük yer açtılar. bu gidişle hiç olşeyler yapılabilirdi. oğullarını fabrikadan çıkardı. gecekondu inşaat müfrezelerinin başına getirdi. Artık iş Mesken Gecekondu İşleri'nin bu haritalar üzerinde saptayacağı Gecekondu Islah Bölgesi (kısaca GIB diyorlardı) sınırlarını denetlemeye kalıyordu. 'O zamanın parasıyla' elli bin lira dağıttı. "her ne kadar orman bölgeolduğunun tespit edilebilmesi için" durumu yerinde görecek "orman komisyonu" talep etti. Altı ay içinde tam 186 konut üretti. Komisyon başkanı gördüğü sefarın yolları yoktu. İl müdürün kimin nesi olduğunu araştırmaya girişti. bir de imar alsalar elde edecekleri rantın dokuz sülalelerine yeteceğini biliyorlardı. Üstelik. nına taktı. Muhtar. Beykoz'a. Muhtar ne olursa senden olur!" diye yalvarmaya başladı mal Harita Genel Müdürlüğü'nün uçakları göründüğünde Çırpıcı Mahalmayacaktı çünkü arazi bürokratik bir ihmal nedeniyle hâlâ Orman'a ka- sahipleri. Bu defa da ara kademe olan İstanbul İl İmar Mü- . İlçe Başkanı ve partililer karşıladılar. Salih Çırpıcı. meskûn dar daha olduğunu da belirtti. İlçe Başkanı'nı yasi olarak kayıtlı ise de. Salih Çırpıcı. hatta yıtlıydı. GIB sınırlarından sorumlu belediye meclisi üyelerini araya koydu. "Aman. suları yoktu. Bir tapu. Oysa. lete inanamadı. Yetmiş beş binde anlaştılar. "Orman"da aldı. Seksen altısını sattı. söz konusu arazinin orman olmadığı gibi. dualarla ayrıldı. gerisini finanse etti. Mükellef bir öğle yemeğinden sonra gecekondu mahallesi gezildi.

'para yemeyen vermeyi önerdiler. Fukaralık ayıp mı. Müdür. Çocuğun karnesi baştan aşağı zayıftı. "Zurnanın dükkânlarının önünden. Muhtarı. GIB'ın "bu haliyle" tasdikleneceği sözünü aldığında tam iki yüz bin lira harcamıştı. su kullananın" devrimcisi olduğunu keşfetti. Torunları aklına Halis Öğretmen. en ezilmiş haliyle karşısına dikildi. büyük kızının büyük oğlunu okutuyordu. İnsan sarrafı burnu. öğretmeni . matluba uygun birini bulup yanaşmak zor işti. Sultanhanımlı İlkokulu öğretmeni. lar. Fena halde canı sıkıldı." dedi. hemşehrisi Halis Özden'le böyle tanıştı. paylarını alamıyorgelmeye. Üstelik ikinci senesiydi. Planlanacak ana cadde güzergâhının kendi tiydi! Sıradan memurlar değil ama MGKI Planlama'nın genç mimarları Bakanlık onayının yine İl İmar Müdürlüğü aracılığı ile İstanbul Bele- aşa bağladığı kurnaz bir odacıdan günaşırı bilgi alan Muhtar. işlemleri hızlandırdı. üstelik daha da harcayacaktı. Solcu oldukları söylenen bu büyük grubun içinden düştü. Oğlanlar. Çırpıcı. kıraathanelerinin kıyısından dolanması hayaürkütüyordu. gözleriyle görmeye davet etti. ile konuşmaya karar verdi. Altı ayda sevk edi- diyesi Mesken Gecekondu İşleri Müdürlüğü'ne gelmesi üç ayı buldu. Mazırt ettiği yere geldik. adamın "toprak işleyenin. 1/1000 ölçekte parselasyon ıslah imar plânı yapılacaktı. onları okutmaya karar verdi. beyim?" diye boynunu büktü. Muhtar. Salih Özden peşinden gitti. bir buçuk ay içinde Ankara'daydı. miş halk gruplarına dayanamadı. sonunda İmar İskân Genel Müdürü'nün "bir çayını" içmeyi başardı. belediyenin ve devletin yapması gereken hizmetlerden kısmetlerini. Ailede onların dilinden anlayacak okumuş birinin olmadığına ilk kez hayıflandı. terslendi. Görmediği milletvekili bırakmadı. oğullarına. Sonuçta. adam' kokluyordu. bir köşede sıkıştırı"Çırpıcı Mahallesi'nde yaşayan insanların hiçbirisi. "Sayın Müdürümü" yoksulluğuna kanacak kadar saf değildi ama Çırpıcı'nın örgütlediği ezilSamanpazarı'ndaki Uzun Palas Oteli'ni tam bir ay mesken tuttu. üstelik AP'li bir muhtarın lecek evrak.dürlüğüne taşınmaya başladı.

inatçı Alagöztepesi'ne çıkardı. "zeki ama Halk Partili'nin iflah olmaz bir ülkücü olduğunu kestirdi. Halis Özden'in ço- Islah plânının tamamlanmasında Muhtar Salih'in gayretleri kadar 'ekonomik cürüm'e suç ortaklığı ettiğini hiç bilmemiş olduğunu düşünütık karanlık köşe başlarında kurbanlarını bekleyen şarapçılar değil. çamurdan kur- tarmadan ölürse gözü açık giderdi." dedi. Usta bir şehir plâncısı edasıyla. hemşerilerinin elinden tutmuş. AP'lilerin arasına girmek istemeyen Halis Öğretmen'in tapusu cuklarının gırtlağından haram lokma geçirmemiş olmakla övünürken. sularını bağlatıp. dünyanın parasını dökmüş. Üzerine gitmedi.çalışmıyor'la karşıladı. Seçimlerden bir ay önce. Salih Çırpıcı. Bu sınıf. Kiradan kurtul. Halis Öğretmen'in gerçekten etkilendiğini fark ettiğinde baklayı ağzından çıkardı. soruşturmayı öğretmenlerin klasik cevabı. Ödemeye gelince. İlçe Başkanı ne etmiş etmiş. Halis Öğretmen'i Çırpıcı Mahallesi'ni gören "Ben geldiğimde buraları bomboştu." 1969 seçimleri de rol oynadı. "Bilemiyorum! Günümüz suçlularının ar- . gecekondu tapuları dağıtılmaya başlandı. ıslah plânı bitmek üzereydi. Halis Hoca." dedi Günay. ekimde. yordum. herkese başını sokacak bir ev bulmuştu ki. Uygun zamanı kolladı. Ama o da olacaktı inşallah. memurluktan almış. Çırpıcı Kıraathanesi'nde isim çağırarak bizzat dağıtmıştı. "Sana şurada bir ev ayarlayalım. Türkiye'de "Bilmiyorum. "Mafya denilen şey bu olmalı." diye mırıldandım. Halis Özden. bu devletin bile beceremediği bir işti! Bu insanlara tapularını vermeden. doğru. tapuları ayağına gitti. koca mahallenin nasıl geliştiğini anlattı. bu Köy Enstitüsü mezunu. 'kravatlı-mücrimler' denilen yeni sınıf olduğu. Yıllarca çalışmış. "O kolay! "dı.

"Bir ülkenin gelişmişliğinin yordu. Bu insanlar da köylerden Orada. "Bilir misin. dünyanın her yerinde köylerden şehirlere vardım. bunları mahkemeye çekecek savcı olmadığı gibi. Şafak'ın bütün bu faaliyetin bir "Pek de öyle değildi.İkinci Dünya Savaşı ile türedi. yani? Konut. öyledir!" gülü3." dedi. onun anlattıkları ve kendi ilavelerinin ihtiyacın olmayan bir şeyi çalman halinde geçerli olduğu da doğru. Bu defa da dayanılmaz bir utanç duydum! Şafak'ı suçlamamın dum." Günay'a yine de bir tür kirlenmişlik duygusu vermiş olması kaçınılmazdı. 1960'ta. öyle olmadı. doğaldı da. yakılan ormanları anlatırken. Dahası. "Deliyim zahir!" Günay'a göre bu. kompartımanın penceresinde lece durdu. bana bir yıl kadar sonra. Kalküta'yı hatırladım." dedi. Bu kirlenmişlikten Şafak Özden'in de payını alması gerektiğini düşünüGIB'ları. "Ama.660'tı!" koşuşturan çocukları seyretti. yordum ama. bu sayı yüz binde 159'ken. "0 akşam sana parçası olduğunu düşünüyordum. "Türkiye'de. ince bir ölçüsü de yıllık 'ekonomik cürüm' sayısıdır? Vallahi. Ama. İstiklâl Caddesi boyutlarında yüzlerce sokağın kaldırım taşla- ." İçini çekti. Sitem dolu gözleriyle şöyle bir baktı. başını önüne eğdi. 'üst sınıf bilinci' olduğunun farkına "Ne vardı. Geri kalmış ülkelerde kibarlaşıyor. Bir süre Eskişehir garını. cezalandıracak hâkim de yok!" dalavereye dönüşüyordu. olmak istediği her şeye ters düştüğünü düşünüyorgeçen insanların sorunudur." dedi." dedi. bir simit satabilmek için gecenin o saatinde "Bütün bunlar doğru da. Anlasana. Federal Almanya’da "Nereden de bilirsin böyle şeyleri!" "Ne bileyim. yüzü belirdi. İslâmiyet'te hırsızlığın ancak Fevzi Özden ile yediği yemek. öyardında yatanın 'seçkincilik' değilse. rını yastık edip uyuyan insanları görmüştüm.

Toprak hemen her zagecekondunun dünyanın en ucuz ve en becerili sosyal konutu olduğu üreten. çeşitli biçimlerde ortaya çıkıyor bu duygular. tren istasyonlarında. gecekonducuların İstanbul'da yaşamaya hakları olmadığı şeklindeki duygularını mutlaka açık ediyorlar. caddelerde kamp yapıyorlar. Soğukçeşme Sokağı'nın ortadirek evlerini Fransız 'boudoir'larına çeviren Çelik Gülersoy restorasyonunda da. . Mesele. kendi evlerini devletten çatıyı örtünceye kadar uzak durmasından başka bir şey talep etmeksizin yapıyorlardı. her şeyin devlet babadan beklenildiği inancının man kamu arazisi. pisliyorlardı. tersine. Ortaköy'ü gift shop'lara boğan gelişmede görebilirsin bunu. yani Salih Çırpıcı olmadan. Rockefeller’lerinin nasıl yetiştiklerini "Bir nokta geldi mi. Kennedy olmuyordu. Salih Çırpıcı'nın ya da Fevzi Özden'in kirdi. Şu farkla ki. Her taraf öbek öbekti. para arayan babaların boş zamanlarında uyandırdığı duyguyu uyandırmıyorsa nedenini sınıfsallıkta aramak gereviski kaçakçısı Joseph Kennedy. kendisine. Oysa. ne siyasal ne de ekonomik cürümde bir Eczacıbaşı ya da Koç. Öyle baktığımda. saygın John Çağdaş Batı'nın Iococolarının. herhalde Çırpıcı'dan aşağı kalmazlardı. Yetersiz malzeme ve işgücüne karşın bir gecede konut lamıştı. trilyonları geçen beri. siyasi tercihleri ya da meslekleri ne olursa olsun. Esas meselenin bir tür sınıfsal 'estetik' meselesi egemen sınıflar. Türkiye'de. Türkiye'nin sınıfsal yapısı olduğunu anlamaya başsöyleyebilirdim. neden?" Düşündükçe. Ve tabii. Oysa. içiyor. lahmacunun şehri işgal ettiğinden yakınan Ali Sirmen'in yazılarında da.göçmüşlerdi ama parklarda. bu insanlar da neticeten 'kamu'ydu. uyuyor. gecekondu yıkım kelimesi ile eşanlamlıydı. olduğunun bilincine varmaya davet ettirmişti. Salih Çırpıcı'nın temsil ettiği dünyayı bu denli itici bulyatırımın ziyan edilmemesi sağlanabilirdi. çello dinleyecek ya da sergi gezecek hali yoktu. Nesnel olmak gerekirse. bu müthiş ve yapıcı enerji kanalize edilebilir. kendimi bildiğimden masının nedeninin. Bir Necati Eczacıbaşı. Bak dikkat et. aynı yerde yiyor. hatırlatmıştı.

'kanunsuz' yerleşimi önleyecek yıkıma. Ama nedense kimse. Ve tabii. Tabii eğitimsiz. şeylerini tehdit ediyorlardı. sempozyumlar birbirlerini kovaladı. kelime moda olmadığı için. onlar. uğruna canlarını vereceklerini haykırdık- . Toplantılar. pipo dumanından boğulacak hale geldiler. köylerinde boşaltılan yerlerde uygulanacak debdebeli şehir plânlarını çiziktirmeye tutacaklardı. elektrik. yükselen sesi. tabii bayağı. bu 'gettolarda yaşamayı. Gözlerini kapatırlarsa." üniversiteye gidip sınıf atlayacağı umudunu görmezden geldiler. güzelim plânları ölü belgelere çeviriyorlardı. çocuklarının değilse bile torunlarının Şimdi de. Bu defa da. radyo ve televizyona kavuştuğunu. müziğinden mimarisine.aynı mesele. Bir kusuru daha vardı rengârenk haritaların: Bire iki veren toprağa "Karardıkça karardılar. sınıfsallığın nicedir devlet politikası anca yeten bir memurenin Çırpıcı'ya muhatap olmak durumunda kaldı- bul'a hiç yakışmıyor! Gecekonduculara açıktan açığa 'barbar' denmiyor- olduğunun işaretinden başka bir şey değil. onlar kadar 'küs' bir başka meslek grubu yok gibidir? Ne yapsınlar? İrkilerek seyrettikleri gecekondu mahallelerinin sakinlerinin. 'demopedi' yani 'ayaktakımı'nın idaresi olduğunu an"Aydınlar"a gelince. onlar da olmadık yüksekliklerde maydanoz bahçeleri yaşehirlilerin duyduğu aşkı duyamayan köylüler daha haritalar bitmeden doluşuyorlar. giriştiler. edebiyatından yönetimine kadar her düler. Yoksa. İş dönüp dolaşıp. Anadolu'nun yerlisi. "Farkında mısın. olmadılar. gecekonducular yok olacaklardı sanki. sosyal silolara tıkıp. maaşının tümü bir eteklik almaya ğında ekşiyen yüzü. yine 'bürokratlar devleti' meselesine geliyor! Köylüleri ne yapıp edip. Olmadı. benim gibi. bu toprağa yakışmıyor! Hele de İstansa. köylerine dönmeye tercih ettiklerine inanamadılar! Şehre taşınan kadının belini büken tarla işinden kurtulduğunu. tabii açgözlüyları demokrasinin. küstükçe küstüler mimarlar!" dedi. pacak kadar açtılar!" göz önünden kaldırmak istedikleri bu insanların fikirlerini sormadı! Oysa.

" nereye oturttuğunu düşünüyordum.lamak zorundaydılar. Melih Cevdet'in de Fevzi Özden’in de birer oyu vardı ve Fevzi Özden’ler çoğunluktaydılar! yondan digayri bir şey değildi!" "Ve ben 'konferans' vermeye gidiyordum!" dedi. "İyi edersin. Evet. konferansı. "Yerin yok. ne yazık (!) ki. yurdun yok. tabii. Az sonra uyuyordu. Deniz göründüğünde henüz uyumamıştım. sabah Şafak'la kahvaltı edeceğim. Şafak'ı Kıvırdı. gurban. başını koluma dayadı. bütün bu yoğun düşünce selinin içinde. acı acı! "MastürbasAskerlikte öğrendiğim bir türkü vardı. . da! Şafak var!" Az sonra da kapandı. Ben ise. nerde kalırsın." dedim "Ben biraz uyuyayım. onu mırıldanmaya başladım. Söz verdim. gurban. dostun sanırsın!" Hak etmiştim! "O kadar da değil. nerde kalırsın? Her yüzüne güleni dostun sanırsın.

Yardım Sevenler binasındaydı. Konferans. Az ilerde bekleşen bir grup Müslüman delikanlı tanıyan gözlerle baktılar. Kürsüye vardığında yine de hafifçe sinirli gibiydi. Kapıdaki yığılma salonun dolu olduğunu anlatıyordu. düşündüğüm kadar sıkılmadı. Ben gerilerde bir yer buldum otur- . İstanbul’da hep tersi oluyordu çünkü. Sıkılacağına muhakkak gözü ile bakıyordum.VI Fevzi Özden'den ayrıldıktan sonra eve gittik. Günay. Yol açtılar. Onu ağırlamaktan mutluydum. Kendi demesiyle 'kocaman' bir kahvaltı yaptı. Banyodan dinlenmiş çıktı. Günay'ın şansına su akıyordu. Kapıda göründüğünde dalgalandı kalabalık. öteki dum. üst üste birkaç derin nefes aldı. Ama. saat ikide. Günay'ın kalabalıkların insanı olmadığını söylemiştim. Biraz zaman ka- uçtaki konuşmacı masasına yürüdü.

bu çıkarcı ve açgözlü yaratığa. "Bilimler aksiyomlar üzerine kurulur. Aksiyomların değişmesi halinde o güne kadar 'bilimsel' olduğu iddia edilen edinimler işlevlerini kaybederler. kibritini çıkardı. Kaynaşmanın durmasını istiyordu. Şimdi. "Buraya bir tabla. sigarasını. hafifçe öne eğildi. "Onun için mi diye tanımlanan 'ekonomi' biliminin kendisini tartışacağım. karı kalktı. Bu tarife göre. Ancak.zanmak. yirminci yüzyılın bili"Aranızda kaç tane iktisatçı var?" diye sordu. biliyor- ler. Hemen bütün eller yu"Güzel." Öğretim üyesi olduğu günlere dönmüş gibiydi. İnsanın tarifidir. Gelinceye kadar bekledi. Fiziki bilimler de dâhil olmak üzere. Tabla arandı. ben Özal ekonomisini değil. tüketim kavgasında nasıl başarılı . 'İnsanoğlu yaradılışı itibariyle." lar mı acaba? Bilim. yani homo economicusa." işareti yadı. Görevlinin yüzünden bilhassa konulmamış olduğu belli oluyordu. doyumsuz arzuçoğunu istekleriyle karşılaştırdığında kısıtlı olan kaynakları nasıl kul- öyle hareket ediyor olmasını bir veri olarak kabul eder.' 'Ekonomi' bilimi insanoğlunun maddi çıkarına nasıl uygun geliyorsa olan." diye başladı. biraz da kendisini yüreklendirmek ister gibi. 'insan tanımlaması'dır. açgözlü ve çıkarcı bir yaratıktır. "Benden 'serbest piyasa ekonomisi ne getirdi ne götürdü' adlı dizi karşınızdayım. İtalik’lemeye başladığını hemen gördüm. yaptı. konuşmama bir saptamayla başlamak istiyorum: hiçbir bilim kutsal inek değildir. 'Kutsal inek' nedir. bir 'kutsal inek' değildir. Günay da anlamış olmalıydı. sonsuz istekleri ları ile cimri bir doğanın arasında kalır ve uyanık geçirdiği saatlerinin lanması gerektiğine karar vermeye ayırır. aksiyomlar üzerine bina edilir'Ekonomi' biliminin temel aksiyomu 'homo economicus' yani 'eko- nomik insan'dır. Bu bir 'insan görüşü'dür. Böyle olduğu için. dirseklerini masaya dakonferanslardan birisini üstlenmem istendi.

homo economicusu dönüştürmek değil. çok iyi bildiğiniz gibi en serbest piyasa ekonomisinden en katı merkezi plânlamaya. tek gülen ben oldum. Bekledi. örtülü bir kızdı." Son cümleyi kalabalığın tepkisini ölçmek için söylemişti. doyumsuz isteklerini kısıtlı olduğu öne sürülen kay- economicus tanımı gereği hiç doymayacağından. Ancak. ömrünü. ekonomi biliminin kurucusu Adam Smith'in 1776'da dile getirdiği aksiyomdur. ama Onu seviyordum! O pırıl pırıl kafasını seviyordum! Bu durumda. gevşediğimi hissettim. tabii. Arkalardan titrek bir el kalktı. işçi ise. Tarih içinde homo economicusu tatmin etmenin yolları araştırılmış.olabileceğini göstermeyi hedefler. en kârlı ürünü üretmeye. Galiba. Öte yandan. ekonomik sıkıntı hep canlanmış olmalıydım ki. yapabileceği en yüksek kârı yapmaya Homo economicus. Ne bir kelime eksik. Heye"Ekonomi bilimi. Bu aksiyom. bir yöntem bilimidir. yanakları kıpkırmızı. H20 türünden bir değişmez olarak kabul edip. Konuşan heyecandan "Buraya kadar tekrarlamamı istediğiniz bir şey var mı?" diye yürek- . 60 milyona kendi takımında kalan Beşiktaşlı Ali'nin tutumu sistem dışı bir davranıştır. Ekonomi biliminin ders kitabı tarifi budur. homo economicusun her halükârda öz çıkarını kollayacağını söyler." diye sürdürdü. geçenlerde renk aşkı uğruna 120 milyon liralık transfer umduğu hareket gelmedi. Bu aksiyom. adayacaktır." rına hizmet etmek. lendirdi. katıksız kapitalizmden katıksız komünizme kadar pek çok yöntem önerilmiştir. en yüksek ücreti almaya. "Bir yöntem bilimi olduğu için tek ve mutlak çözümler önermez. çıkarlanaklarla nasıl karşılayacağını kararlaştırmaktır. temel aksiyom aynıdır. mükemmel bir girişti. Amaçlanan. insanoğlu kendisine yakıştırılan homo sürecektir. işada- ücretini reddedip. ne bir kelime fazla. mı ise.

konukseverlik gösterirler ve beklerler. İnsan. öyle yaptı. başka konuşmak isteyen var mı. Bu bakımdan. O genç kıza sımsı- rif etmiyorsa. diye bakındı. Çok erken söylemişti! O günlerde Milli Eğitim Bakanlığı. örneğin. genç kızdan yana dönerek. ekonomi bilimi denilen öğretinin işlevi yok ya da en azınEkonomi Bilimi' geliştirmek düşüncesi ilk bakışta düşünüldüğü kadar saçma olmayabilir.rim açısından insan Allah tarafından seçilmiş bir varlıktır. az verip çok almak gibi. Hatta. 'ulusal' değil de. Günay da. "Ben de bunu anlatmak istiyorum. Ben bunu söylemek istiyorum. Amerikalı antropolog Service. Borneo. "Günümüzde geçerli ekoGünay'ın umduğu tepkinin bu olduğunu anladım.' diyor. nıldığından. Sumatra yen başkaları da var. Kültür Bakanlığı bir Milli Kitap Fuarı ('Birinci'si! İkincisi' hiç olmadı. İnsanlar ellerindekini avuçlarındakini başkalarına verirler. Service İlkel insanlar ucuza almak pahalıya satmak. nomi biliminin temel aksiyomu olan 'homo economicus' insanoğlunu ta- dan evrensel bir geçerliliği yok demektir. Bu bey." yoktu." dedi. Milli Tarih. Tutumluluğu bencillik sa- . 'Hatta çoğunlukla tam tersine davranışlar sergiledikleri de söylenebilir. "Kuranı Ke- O'nun halifesi ve temsilcisidir." dedi." "Ooooo!" gibi bir ses yükseldi kalabalıktan. gibi yerlerde yaşayan toplumlar üzerinde yaptığı araştırmalarla ünlüdür. 'İnsanoğlunun böyle tanımlanması doğru değildir!" dedi. tabii! Bakan değişmişti!) açmıştı da. Cömertliği yüceltirler. insanoğlunu tanımlamadığını söyle"Örneğin. 'ilerici' yayınevleri ve yazarlar boykot etmişlerdi! rahatlatırdı. homo economicus'ca şeylerin hiçbirisini yapmazlar. bir 'Milli Milli Coğrafya gibi şeyler 'icat ediyor' diye kıyametler kopuyordu. 'milli' kelimesi kullaBöyle durumlarda yabancılardan yapılacak alıntılar Türklerin içini "Homo economicus kavramının. yaradılıştan asil ve haysiyet sahibicak bir tebessüm gönderdi. Yeryüzünde dir.

' diyen kadınlardan tutun da belli miktar birikim yaptıktan sonra evlerine çekilen işadamlarına kadar.' Aynı sonuca varan başka antropologlar da var. Türkiye insanının açgözlü. kurda kuşa yem olmayı göze almıştır da." Durdu. koca bir alkış koptu. neden meyi hedefleyen bir halk hareketi yoktur?" Halk hareketi tamlamasını aşmayı. ekonomik koşulların en vahşileştiği cus' tanımını yadsıdığını düşünüyorum." rini gördüm. 'Aç otururuz. çıkarcı 'homo economi- tebessümlere karşın. şizofren olmaz. bunca teşvike." dedi. söylediklerinin hazmedilmesi için zaman tanıdı. cezalandırırlar. 'homo economicus' tanımının insanoğ- lunun evrensel bir niteliği değil. Şimdi. Nitekim. bibizde Haçlı Seferleri benzeri ve özde Doğu'nun zenginliklerini ele geçir- . Türkiye girişimcilerinin Güneydoğu Anadolu'ya yatırım yap"Güneydoğu Anadolu" sihirli bir kelimeydi. "ama eminim hepiniz binlerce benzeri örnek bulacaksınız. "Neden bir Avrupalı. çöllerde boğuşmayı.yar. Günay. öğretilmiş bir şey olduğunu göstermelerindedir. bu bulguların önemi. mamalarının da altında bu yatar. Solda oturan büyükçe bir grup delikanlının yüzlerinde beliren alaycı "Az önce Beşiktaşlı futbolcu Ali'den bahsettim. hem de homo economicus olmaya kalkarsa. dinleyicilerin dikleştikle"Şöyle bir düşünün. mallar yetersizleştikçe daha da az hesaplı davranırlar. Ve en garibi. koşullar kötüleş-tikçe. bir yakıştırma. vergi indirimlerine vesaire- ye rağmen. çok ciddi teşvike. insan hem yiğitliği yüceltir." diye hatırlattı Günay. "Bence. bir parça top- rak için hiç bilmediği bir kıtaya göçmeyi. Türkiye insanının belirleyici çoğunluğu dur durak bilmeyen açgözlü tüketici insan tanımından çok uzaktır. küçücük teknelerde okyanusları zim tarihimizde böyle bir hareket yoktur? Daha öncesine gidelim. mı? Eeee? Zaten öyle değil miyiz?" günümüzde dahi ben. daha bir cömert olurlar. evimizde otururuz.

Blucinli bir genç adam. söz veril"Osmanlı İmparatorluğu en büyük emperyalisttir! Eline geçirdiği "Hayır. Hırsları- nı törpüler. venliği içinde huzurludur. ekonomik facia ile uğraşmanın tedirginliği yerine ihtiyaç lir: Öğle uykusuna yatabilir!." dedi Günay. "Osmanlı da. çünkü başarılı bir firmanın kazancı onlara yeter. Hesaplı değildir. Hırsı sınırlıdır. dinlenmek için vakit buÖrneğin. gibi. Akın yapar. tanya adalarına boşaltırken. ara ara ava çıkar. Parayı mezara şündünüz mü. gelmeyince. Hiç dügeçmez? Geçenlerin sayısı da üçten fazla değildir? Neden oğullar hemen "Batırırlar. Uzun vadeli plân yapmaz. Bu bağlamda antropolog Sahlins'in anlattığı çıplak vahşi gibidir. Haçlı ordularının gönüllülerden oluştuğunu vurgulamak istiyordu. İngiltere Hindistan’ı Bri- Sol taraftaki gruptan bir el kalktı. Osmanlı da böyledir. en büyük emperyalist değildir. günümüz fabrika işçisinin asla yapamayacağı bir işi yapabiOsmanlı. O vahşi lur.özellikle vurguladığına dikkat ettim. diye bellediği şeylerin bütünüyle karşılandığı bir 'refah toplumu'nun gü- . yeterli olduğunu düşündüğü kadarını alır ve geri döner. kefenin cebi olmadığının farkında gibidir. tıpkı belirli bir miktar para kazandıktan sonra kendisini götüremeyeceğinin. "İspanya Azteklerin altınını Madrid'e akıtır.. sürekli avlanmak yerine. kendisi yanıtladı. emekli etmeye niyetli Türk işadamı gibidir. toprakları sömürmüştür!" Delikanlının ideolojisini giyimine yansıtmasındaki başarısı görülecek bir şeydi. neden Türkiye’de en eski ticari kuruluşunun tarihi yüz yılı her zaman müesseseyi batırırlar?" Cevap bekler gibi bakındı. sükûnetle. neden Osmanlı’nın en görkemli sarayları bir Louvre'un onda biri kadar zengin değildir?" meyi beklemeden lâf attı.

isteklerin kolayca dardında ama bolluk içinde yaşayabilirler. kaynakların ya da teknik araçların yetersizliği eşyalara özgü bir nitelik değil. bizler 'refah toplumu' denilen aşamaya Oysa. çıplak vahşiye birtakım burjuva istemleri yakış- tırır. Müslüman'ından solcusuna kadar herkesi öfkelendirdiğini karşılanmasının ve refah toplumuna erişmenin iki yolu vardır: çok üret- şayabilirler. bu istemlerini elindeki okla karşılayamayacağını bildiğimiz için küçümseriz. ok ve yay. ön sıralarda . onu Söyleyeyim. üstlerine gitmeye karar verdi. çünkü.bütün isteklerinin karşılandığı bir toplumdur. Diğer bir deyişle." oturan yoksul giyimli bir öğrenci dayanamadı." diye sürdürdü. Yani. Bir şey üzerinde tartışmanın O da fark etmiş olmalıydı. bir seçim olabilir. şeklinde algılamışlardı. Çok tehlikeli sulara giriyordu! Homurdanmalar başladı. Gü"Şöyle söyleyeyim. "Sizin tuzunuz kuru! Siz böyle konuşursunuz!" endüstri uygarlığı ile gelinebileceği düşüncesine şartlanmış insanlar olarak. "İnsanlar düşük bir yaşam standardında ama bolluk içinde yanay'ın Türkiye'yi geri bıraktıracak. aşağılar ve hatta kınarız. o yerliyi onun değil." 'Refah toplumu' kavramını hemen açayım: Refah toplumu halkının mek veya az istemek." saptamasını "yaşamalıdırlar". Ama. insanlar düşük bir yaşam stanhissettim. kendi ilkelerimiz doğrultusunda değerlendiririz. bizim 'yoksulluk' diye adlandırdığımız durum. İslâmiyet'i savunabilir ama Müslüman olmayabilirdi! romantizmi dile getirdiğini düşünüyorlardı. Güo şeyi savunmak ya da önermek anlamına gelmediğini bilmiyorlardı. amaçlarla araçlar arasındaki bağlantıdır. hatta tehlikeli bir nay. Ancak. hele de kınanacak bir durum yok demektir. Oysa. elinde çelimsiz bir ok ve yaydan başka bir şeyi olmayan bir Avustralya yerlisine baktığımızda. "Bugün. Bu defa. adamın isteklerini karşılıyorsa ortada acınacak. neden? Nedir bu duygularımızın kaynağı? onun çaresizliği karşısında belirli bir üstünlük duygusuna kapılır. çağdışı bir öneri. öyle değil mi? Peki.

" diye araya girdi. et alamamak durumundaki yoksulluk ayrı ayrı tüketimi cezaevlerine kadar bulaşmıştı." cus' değil?" "Az önce. çünkü tuzun kuru olması göreli bir kavram. televizyon. yetersizlikle başlayan. 'ilkel' insanlardan bahsettiniz. "Senin de tuzun kuru. bu reklamlar?" Sakalının şeklinden anladığım kadarıyla Müslüman gençlerden olmalıydı. Bu adamlar yerli kabileler arasında yaptıkları gözlem"İlkel insanlardan bahseden ben değilim! Service.Günay. yaradılıştan "Ben de onu söylüyorum ya. Buna söyleyecek bir şeyleri yoktu ama Adidas kuşağıydılar. Homo economicus olmayı öğrenmektir. buzdolabı. Günay. herhangi bir spor kim.taksidinin ödenemiyor olması şeklindeki yoksullukla. 'Marka' ayakkabı değil filan marka spor ayakkabı istediklerini biliyordum. İnsanlar üstünlüğün rinde. Mahkûmların. sergilenen ürünlerin bir kol boyu uzaklıkta ama avuçlarının içinde endüstri uygarlığının sunduğu ürünlerin miktarı ile doğru orantıda arttığına ikna edilebilirler. Reklamlar bu amaca hizmet ederler. kimsenin her şeyi almaya yetecek parası yoktur." makinesi. piyasa ekonomisinde yaşamak. Böyle olduğu için. sümle. Sahlins gibi antro- . mahrumiyetle sonuçlanan bir çifte faciayı yaşamaktır. "Tüketimi değil." dedi. Bak. 'Homo economicusluk' öğretilmiş bir şey. "sizce sadece ilkel insanlar mı 'homo economipologlar. "Senin de tuzun kuru ve far- kında değilsin. Çünkü. canım." diye cevap verdi. Tıpkı yoksulluk'un göreli bir kavram olduğu gibi. Fıtri değil. Tuzun kuru. xere ya!" Roman'da Binali de öyle demişti. Niteözendirmiyor mu. Toplumlar piyasa ekonomisi aşamasına girdikleolmadığını görürler. şöyle bir duraladı. çamaşır şeylerdir. sen burjuvasan. video -ve bu sırayla.. sevecen bir tebes"Bu reklamlara ne diyeceksiniz?" diye sürdürdü delikanlı. "Bacım. ama öğretilmiş bir şey öğretilebilir bir şey. canım. az önce konuşan örtülü genç kız..

beş-altı-dokuz bin dolara çıkarmadan. bunların 'medeniyet' ölçü birimi gibi kullanılması Batı'nın. Şunu da unutmamak gerekir: Milli gelir hesapdeniyet eşittir tüketim diyenlerin icatlarıdır." diye cevap verdi. hem de homo economicus olmaktan kurtulamaz mı?" diye sordum. "Hiç olur mu? Tabii ki. nin neyi ölçtüğünü unutmayacağız! Çıkış noktasını unutmayacağız! NaAz önce belirttiğim gibi. toplumların geri rirler. yani me"Peki. ötekisi elini kolunu sallaya sallaya girecektir. Argümanının sonunu getirmek için böyle bir soruya ihtiyaç duyduğunu hissetmiştim. Günay Hanım. ha!" dedi. Bir İngiliz inşaat amelesi sizin profesörünüzden daha itibarlı olacak. perhizin erdemlerini . ağzıBakın. sizinki İsviçre'ye vize alamazken." lım?!" ları. homo economicus olmadan medeni olamayacaksınız de- ya da ileri olduklarına. Günümüzdeki anlayış budur. yani hem uygar kalıp. "Bu 'medeniyet' kelimesine yüklediğimiz anlama bakar. "Eğer medeniyet seviyesi eşittir tüketim miktarı diye mektir. fert başına düşen milli gelirlerine göre karar veolduğu söylenir. efendim. bellemişseniz. Bu nedenledir ki." Dayanamadım. o ölçü birimi- türmek. sonsuz isteklerine gem vurmayı öğretmek. bunlar netice olarak. ne yapalım yani? Milli gelir yerine başka ölçüler mi. Ve tabii unutma ki. uygarlığı tüketimle eşanlamlı kullanan bir medeniyetin. insan hem uygar hem de non-homo economi- cus. Bu hesapla. türmensch olmayacağız.lerden bahsediyorlar. Gözlerinin içi güldü. Günay. gülerek. "Peki. kullana"Amma da yaptınız. günümüz ekonomi biliminin insanı dönüş- kıyaslama olanağı verecek ölçü birimi kullanacağız! Ama. Türkiye'de fert başına düşen milli gelirin bin dolar civarında nızla kuş tutsanız toplumumuz üzerindeki 'geri' etiketinden kurtulamayacaksınız demektir. Batı medeniyetinin insanları.

günün birinde her şeyi bırakıp cektir. delilik değilse bile.. Yerlerinde duramaz gibiydiler. Türkiye'de. işsizlikayboluyor. dalkavukluk etmediklerini gösterir." Müthiş rahatsız olmuştu dinleyicileri. Türkiye'de bu aşamada bu sorunun cevabını verecek ekonomi biliminin işlerliğinden kuşkuluyum! şünüyorum. Tınaz Titiz'in ücretsiz beceri fiyata satılamazdı. örneğin.. bir üyelerinin isteklerinin tümüne yakın bir bölümünü elde ettiklerini dü- . kırkı bulmazdı. Konuşmamın başında da belirttiğim gibi. büyük bir sükûnetle. şündükleri bir toplumda yaşadıklarını. Ve ben. psikiyatrist psikiyatrist gezeŞimdi toplamaya çalışalım. Refah toplumunda. yani. anlatageldiğim gibi. zoru olduğuna ilk önce kendisi karar verip. eğer bir inşaat amelesi ya da tamirci kalfası. homo economicusun henüz oluşmadığını düBakın. homo economicus yoksa ekonomi bilimi Tüketici homo economicus olsaydı. ne de üretici homo economicustur. Öte yandan. bu insanların tembel olduklarını falan değil. günümüz dünyasında istemlere gem vurmak. Tersine. ne götürdü dizi konferanslarından birisi. paraya 'müdanaa'. çünkü tüketici kendi çıkarını kollarken fiyat denetimini getirirdi. de yok. kursları sinek avlıyorsa. aynı elma dokuz yerde dokuz ayrı töründe malzeme ziyanı yüzde otuzu. O kadar ki. bir inşaat sekğin kol gezdiği bir ülkede. Türkiye'de. Hiç homurdanmayın!" dedi Günay. bugün Amerika Birleşik Devletleri'nde çok başarılı bir işadamı.ululamak (bunu bana söylüyordu!) gibi bir misyonu yoktur. iş adabı denilen şeye uymuyorsa yani iki gün çalışıp. örneğin bir kulübede. üçüncü gün ortadan tür 'refah toplumu'nda yaşadıklarını gösterir. çok basit bir yaşam sürmeye niyetlense. bu konferans Özal'ın piyasa ekonomisi ne getirdi. garip bir çilekeşlik özlemi olarak algılanır. Üreticimiz homo economicus olsaydı. beşinci gün tekrar işe geliyorsa. aklından Şimdi. Çünkü. ne tüketici. Ve ben.

Teröristler önce uçağı . kadınlar programında mantı deniyetin insanlarıyız ki. beyler." fiyatını denetlemeyen tüketicileri kınadınız. sermayeyi şirin göstermek istiyor!" "Ben Sakıp Sabancı'nın soytarılıklarını bir uyutma olarak görüyo"Ne zoruna? Bizden korkuyor yani. kendim. o "Hanımlar. Öyleyse. Yüzlerini daha görmezsiniz. yediğimiz önümüzde. Zamanında göç edip dünyanın en da kendimiziz. hangi arkadaşınız sigara istedi de vermediniz. bir elimiz denizde. Yoksa sömürmek oluyor. Homo economicus olmayı beceremememiz. Kayseri lehçesini bozmamaya gayret ediyor. Bizden biri olduğunu anlatmak için çırpınıyor. özel polisin koruduğu yüzlerce dönümlük bahçeli malikânelerde yaşar. bin dolarlık ülke olmaktan alıkoyamaz. o da diliyor zaten. Eğer siz buraya bizim için geldiyseniz. şu konferansı vermek için gelmiyor. Söz.hiçbir hükümet. öyle mi? Bakın. geçenlerde televizyonda. Sakıp Sapişiriyordu. Az önce. ben de organizasyon herum. elmanın temelisiniz. zengin olduğu için af dilemeye zorlayan bir toplumuz biz. eğer biz homo economicus olmayı becerebilsek. Hatırlarsınız. en homo economicus olanımız bile homo economicus olmaktan utanıyor. sizin kendi paramla İstanbul'dan geliyorum. Bu konferans için para istemeye gelince: Siz arkadaşınıza yetinden para talep edeceğim. Öyle bir mebancı. Ben. Bir müşkülümüz varsa. şaklabanlık yapıyor. Eşi. siz de paranızı isya işaret ettim. Bir elimiz dağda. Aklıma bir an için. Adamı. Beşiktaşlı Ali örneğini verdim. Batı’da bir örneği yoktur. Batı'da onun çapında bir zengin. bu neye benziyor. Örnek mi. harçlığınızı paylaşmadınız?" "Ben size katılmıyorum. gömleğinizi. yemediğimiz ardımızda." "Önce şunu düzelteyim. ben tüketicileri kınamadım. Sizler. istiyorsunuz. hiçbir rejim. Sizi temin ederim. bir zamanlar bir uçak kaçırılmıştı. iç ya da dış baskı bizi kişi başına geliri on gözde toprak parçasına kurulmuşuz. bana ne demek masraflarınız karşılanmalıdır. ceketinizi. mesela. Sadece bir olgu- tek bir sigara verirken parasını istediğiniz gün. Bizi uyutmak.

"Homo. Sustu. Türkiye'de üç müdahale oldu. "ondan iş"Homo economicus. Günay. acımasızlık. Yapmadılar. tam. Üçünde de ordu geri çekildi. bildiğimiz 'homo' değil!" dedi. bütün bir salon gülmeye başladı. sizi kendi insanımızın yapısı üzerinde düşünmeye davet edi- benmerkezcilik. Bir başka örnek. Latince 'insan' demek. Oysa. hangi devrimci ya da ülkücü. "olmamamızı nasıl açıklıyorsunuz? Açıklayabiliyor musunuz?" Günay. bireysellik. kışlasına döndü. Rodoplu. Ermayan onlar değil. yok olan aile yapısının sokağa saldığı çocuklar. siz bunu. Henüz birbirimize 'homo economicus' olacak kadar yabancılaşmadıysak. ellerini kaldırdı. iyi düşünmek zorundayız!" birisi fırsat bildi. ayağa kalktı. ekonomik yüzde elli indirim yapıyorum. genç adam bir gaf daha yaptı. Şimdi. "Bildiğimiz homo mu?" diye soruverdi. bizim ekonomikus. bu konumumuz üzerinde düşünmek. sesi titrer gibi oldu." teleffuz edemedi. Yarısı Türkçe yarısı Latince olsun: Ekonomik İnsan! Tamam mı?!" Bu hareketine bayıldı. Bir sigara yaktı. Bakın.yolcuları ile birlikte havaya uçurmakla tehdit etmişlerdi." "Hayır. Dinleyicilerden "Hocam. O da gülüyordu. 1980'den önce tesi gün iktidar şişindi. "Niye baştan beri öyle demiyoruz?" te. bir okul otobüsüne bomba yerleştirdi? IRA yapıyor ama. homo economicus tarifinin kaçınılmaz uzantıları. yaptırbunca olay yaşadık. ordu. Yani. saydı neden işkenceleri önleyemediler? biz siviller mi döndürdük? Türkiye'de orduya kışlasına döndürecek güç var mı? Kimin böyle bir yaptırım gücü var? Batı'nın mı? Öyle güçleri varyorum. economicus da ekonomik." diye başlamıştı ki. yürekleri elvermeyen teröristlerdi. bunları izleyen uyuşturucular gibi felâketlerden göreli de olsa uzakBir an. "Pekâlâ! Teslim!" dedi. insan. gençler! Alkışlamaya başladılar. sak. 'yaptırmadık' filan demeye başladı." dedi. "Bundan böyle sana .

Bazen belirli ağaçlar veya ağaç Şimdi. Dahası. tabii." ka-planı şöyle: İlkel toplumlarda hiç kimsenin doğa kaynaklarından yaların dayandıkları kaynaklar. birkaç ailenin aynı bölgeye yayılarak zaman ve güç israfını kimse aç kalmazdı. Ama bu mal bölümü değil. imece gibi niteliklerin "Şimdi. bazı insanların mürüye yol açabilecek şekilde sahip olmaları durumu anlamına gelen ödünç alınabilir. İlkel toplumolarak sahiptiler. "Neden ekonomik insan olmadığımıza ilişkin bir teorim var. Ar- rarlanması önlenmezdi. komünaldı.diye sürdürdü. otlakların paylaşılması. giysiler. Cemaate aitti. kişilerin kendilerinin şeylerdir. Bu toplumlarda özel eşyaya benzeyen şeyler. kendilerinin kullandıkları silahlar. Yani. Cemaat üyesi aileler bu kaynakları elde etme hakkına eşit ğilse rica edildiği zamanlarda. şöyle düşünüyorum: 'İlkel komünizm' diye bir tanım var. önlemek üzere düşünülmüştü. kolektif kullanıma açıktı. Yani. biz kendi tarihimize baktığımızda. bıçaklar. ama bir teori. sö- önceki Orta Asya'daki göçebe yaşamımızda bu anlattığım ilkel komünizmi yaşıyor gibiyiz. konukseverlik. takılar gibi iş bölümünün gerekli kıldığı özel işlevleri vardır. bazı ailelerin diğerlerinden daha az meyve toplaması halinde paylaşım kuralı işleyeceğinden yapıp. çünkü o dönem toplumlarına ilişkin cömertlik. soru gelmedi. Ancak bunların bile özel eşyalar oldukları söylenemez. Buraya kadar tamam mı?" 'üretim araçları' kavramını yansıtmazlar. bu topraklarda avlanmak ya da yiyecek varsa o da meyve ağaçlarıyla ilgiliydi. Doğal kaynakların kullanımına ilişkin bir yasa grupları belirli ailelere tahsis edilirdi. Her halükârda. iş bölümüydü. çünkü bu kaynakların sahibi yoktu. Anadolu'ya yerleşmeden . "Üzerinde yeterince çalışılmış değil. bu araçlar her zaman Öyle olmalıydı. komşu cemaatlerdeki hısım akrabalara hiç detoplamak izni verilirdi. Kaldı ki. çünkü bazı şeylere diğer insanları kendileri için çalışmaya muhtaç edecek. Gibiyiz diyorum.

Peygamberin kurduğu Medine toplumunu incelediğimizde. mal sahibine malı üzerinde gerçek bir Tanrısal hak tanır. Batılı için doğal bir mülk savunmasıdır! 'Yazıktır. 'Bu sulug ol bir atı yok emi. Öyle ki. Bu saksıyı iki şekilde algılayabilirsiniz. Yani. bir grubun ya da sultanın hakkı da değildir.' diye Şamanist Altaylıların bir atasözü var. kimse ona bir şey diyerahatlığı ile yakabilir. Böyle yaparken mez. Örneğin. Roma hukukunda mülkiyet hakkı. Begonya.' demek. kanunnamesinin. Bu hukuk anlayışı. birlikte yaşadığınız bir başka canlı olarak ya da bir tüketim maddesi olarak. kasabayı susuz bırakabilir. Şöyle açıklayayım. Vicdanı farklı kurgulanmıştır. bize. bütün bunları gönül rahatlığıyla yapabilir. maz! Tüketir ve atarsınız! İşte. 'AçgözBu tür bir ilkel komünizm temeli üzerine onuncu yüzyıl civarında bir nıyor. Gölet’ini kurutup. Batı medeniyetinin iki temel taşından birisi olan Roma'dan kalma mülkiyet anlayışının tam tersi olduğunu görüyoçiçeğiniz var. adam malını istediği gibi yok etmek hakkına sahiptir. günahtır!' diye kavramlar yoktur! Gelelim. dalını. Örnek: Diyelim bir saksı daki mülkiyet anlayışının. İslâmi- hakkı olmadığı gibi. yani. edebiyata konu olan 'ağa' kötülüğü. bu hastalığı bütün dünya kamları tedavi edemez. anlatabiliyor muyum? Bizde. kapitalizmin temeli bu ilkedir. Mülkiyet bir kişinin İslami anlayış daha başlangıçta bu sisteme şiddetle karşıdır. kullanmak ve tüketmek hakkıdır. bir ambar dolusu buğdayı gönül toplumun en hayati ihtiyaçlarına zarar verse de. yaprağını kopartırken kılınız kıpırdaburjuva ekonomik sisteminin. . Ancak. anı emle lülük bir hastalıktır. jus utendi et abutendi anlayışı budur! İkinci türlü bakıyorsanız. buraruz. Bir.varlığı bunu gösteriyor. de 'Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır' diyen İslâmiyet yapıla- yumez bu dünya kamı. Roma Kod'unun. 'jus utendi et abutendi' yani. arazisine gireni vurabilir! Altını çizerek söylüyorum. Efendim. bütün bir köy halkı açken. Napolyon yasalarının ve yet'te mal sahibi sorumlu bir yöneticiden ibarettir.

Bu sözün. Ancak. asıl zenginlik gönül zenginliğidir' ya da 'aza şükretmeyen çoğa da şükretmez' ya da 'kanaat bitmez tükenmez maldır' şeklindeki cus'un aklının almayacağı bir tür refah toplumudur. kültürel yüksek. yarı serbest ya da her neyse ekonomik modeli. Yoksa ne nizm. tabii. "Tekbir örnek vereyim. köklü bir değişim. dinliyordu. bütün kuramlarıyla Batılılaşmayı gerektirir. paylaşıma ilişkin tortular. Ne bugünkü İslâm economicus olması. değil mi? Peki. Üstümüze uymayan bir elbi- . İnsanlar düşük yaşam standardında ama bolluk içinde yaşayabilirler. refah toplumuna erişmenin iki yolu vardır: çok ğu ile olmaz. mülkiyete. homo economitoplumları. ister bir ortaklık veya hatta devlet olsun. sahip olduğu malın aynı zamanda toplumun malı olduğunu hatırdan çıkaramaz. Az önce. azla yetinme alışkanlığı olan insanlar yaratır. İslâmiyet'te hırsızlık. Uygulanamaz ama bu Özal'ın serbest.. yani. ilkel komünizm gibi bir arka planı olan Türk toplumunun lins'ten bir alıntı yapmış. böylesi bir kültürel arka-planı olan Türk insanının homo Zaman içinde hiçbir şey ilk haliyle kalmaz. antropolog Sah- üretmek veya az istemek. tortular hep kalır. Örneğin. İslâmiyet'i yadırgamaması doğaldır. Bir malın sahibi. Müslüman bir adam.mülkiyetin toplumsal bir görevi vardır.. Nefeslerini tutmuş. ne de Roma yasaları aynı kalmıştır. ister tek kişi. Aynı şeyi söylerler. konuyu kapalım. Şimdi. Hazreti Muhammed'in Medine toplumudur. Zenginlik mal mülk çoklu- hadislerden farkı yoktur. demiştim. Batı'nın tortuları homo economicus'u yaratır ama bizim tortularımız rahmetli Kemal Tahir'in demesiyle. nasıl olsun homo economicus?" Bu noktada kalabalığı fethetmişti. yıllık gelirini bilmem kaç bin dolara çıkarması. çile çekme gücü Diyeceğim. bizde Batı'da uygulandığı gibi uygulanamaz. insanın ihtiyacı olan bir şeyi alması değil. Önerilen. ne komübizim geri zekâlı olduğumuzu da göstermez. ihtiyacı olmayan şeyi lüzumsuz yere biriktirmesidir. ilkel bir komünizm arkaplanı olan.

sizce bu. Hepsi bu. "Hilal de yenildi. lılaşıyoruz işte!" Konuşan delikanlının sesi boğulur gibiydi. benim kişisel tercihim sizi yönlendirmemeli. tabii. Batılılaşacağız. solcular. Batılılaşamazsak yok olacağız. Çünkü yenildik. Hazinelerimizi gün ışığına çıkarmayı beceremedik. siz emin misiniz? Son zamanlarda bir cenazeye gittiniz mi? Kaldı ki. Baba- pürürlerken. Bütün kuramlarıyla Batılılaşmak demek Hıristiyanlaşmak demek. dan hiç de emin değilim. böylesine bir fütursuzlukla ele alınan Hristiyanlaşma olasılığına kö- Dinleyenler adeta çılgın bir öfkeyle ayağa fırladılar! Müslüman genç- "O zaman siz ANAP iktidarını alkışlıyorsunuz! Sayelerinde hızla batı"Hayır. o da sandığınız kadar önemli değil. Çaresiz görebiliyordum. Siz. üzerine biraz da Konfüçyüs eklersek! Aman. kendi kafalarınız- .se giydik hepsi bu. ne saçmalık! Ama. Müslümanlığı yüceltmenin akıl almaz gafletine şaşırıyor." Çok fazlaydı! inanmaz!' diyeceksiniz. biter gider. Biz Müslüman bir toplumuz. komünizm de. Ne ki. Hıristiyanlaşmayacağımıza göre. ler. "Hayır. Ve biz. Müslüman toplumu olmamıza gelince: Ben Müslüman olduğumuz- Batılılaşacağız. Tabii. Ben. Siz bütün ku- ramlarıyla Batılılaşmak dediniz. kaybettik. Batılılaşamayacak mıyız demek mi oluyor?" "Cevap vermeye sondan başlayayım. düzelttirmeyi eninde sonunda akıl edeceğiz. 'Bir Müslüman Hazreti İsa'nın Allah'ın oğlu olduğuna asla oğul-ruh üçlemesini reddeden Unitarian mezhebine kaydolunur. Müslüman adı altında da Hıristiyanlaşılabilir! Ha. ilkel komünizmin üstünde parlayan Hilalden yanayım." dedi Rodoplu. böylesi bir gericiyi dinlemeye geldiklerine inanamıyorlardı! Çok tatsız bir şeyler olacağından korkmaya başladım. " Onlarca el birden kalktı. Tanrım. "Ben birbiriyle bağlantılı iki soru sormak istiyorum. Bir terziye götürmeyi. İtalik'lemeye başladığını olduğum yerden şimdi siz.

Bu- dönmeli. kendi şamak istediğinize kendiniz karar vermelisiniz. yapmalıyız. deyin. 12 Eylül'de olduğu gibi. 'bu'yum. Kendinizi. boş hanımdan yola çıkarak. gerilerden alaylı bir ses yükseldi. Ben. Türkiye insanı için bir tarif geliştirmeye.Başka soru?" Bizi tanımlamayı. dış ya da iç sömürgecilere bırakmayın. homo ekonomikusluğa bağladıdoğu Anadolu'ya yıllardır bir çivi bile çakılmamıştır. özel toplantılarda.. bugün gündemde oleconomicus tanımının bize uygun düştüğünü düşünebilirsiniz. gelecekte neler olabileceğini öngörmeye çalışıyomayan alt kültürleri inceleyebilir ya da örneğin benim yanıldığımı. Bu düşüncelerimizi tartışmak istiyorsanız. Olduğunuz verecektir. üniversitede." Tam o sırada. Oysa. teşviklere karşın yatırım yapılma- dığından söz ettiniz. "Titre. Güneydoğu Anadolu'da. karşınıza (B) geleceği çıkı"Az önce. siz takdim edin. Güney- . Güneydoğu Anadolu'daki teşvikler bir kandırmacadır. oryantalistlerine. homo rada. kendi adıma. Bunun nedenini de. Büyük Yalan’ı afişe etmeliyiz! "Ne kadar doğru!" dedi Günay. ilahiyatçılarına. Yanlış temel üzerine yapılandırdığınız hedeflere ulaşamazsınız. onu her zaman yaparız. Güneydoğu Anadolu göz boyama girişimlerinden ibarettir!" teşvikleri Kürt milliyetçiliğinin tırmanmasından korkan sömürgecilerin nız.. Bunu yaparken uymak yaller kurmaktan ibaret kalır. her yerde yapmalıyız. bu ta- rum.. kafalarınızla düşünmeli. Farklı tanımlar geliştirebilir. (A) geleceğini hedeflerken. bizi takdim etmeyi CIA'nın sosyologlarına. ne olmak istediğinize. kendine dön!" Ben. Aksi. Siz de deneyin. benden ya da bir başkasından ödünç aldığınız kafalarla değil.la. psiko- 'bu' doğru tarif olsun.. "Gerçekten de! Titreyip kendimize loglarına. nasıl bir Türkiye'de yazorunda olduğunuz bir tek kural var: 'Sen seni bil' düsturu. orada. . Siz.

toptancı bir ifadeyle. Doğu ve Güneydoğu Anadolu insanı. kümet. çünkü ağlamayan çocuğa meme verilmediği bir vakıadır. 'sömürüği. Bu sorunun cevabı. yıllar yılı batı bölgelerine boşalır. Düşünüyorum. beyler. Doğulu işadamının da hırsı sı- . yükselebildiği görülmemiştir. Mardin'in sarı li olmaktan alıkoyamaz. hiçbir hüAz önce söylediklerimi tekrar etmek istiyorum.dedi. hiçbir rejim. homo economicus olmayı becerebilsek. 'Türkler' olamaz. o bölgelerde yaşayan Türklerin durumunun Kürtlerden daha iyi olmadığını biliyoruz. ne kadar teşvik ederseniz edin. "Güneydoğu Anadolu'nun ekonomik durumunun gündeme gelmesinde PKK’nın rolünün tartışılmaz olduğunu düşünüyorum. Kürt ya da Türk. orada tutunup. Güneydoğu Anadolu'nun 'sömürüldüğü iddiası. bu defa da karşımıza çıkacak sınıfın ulusal nite- sorunu olarak ele alınmalıdır. Günay. O halde mesele Kürt milliyetçiliğinin tırmanışı değil." dan?' şeklinde bir soru getiriyor. üzerinde düşünülmesi gereken esas olgu buHanımlar. Doğulu toprak ağaları neden ler ulusal burjuvazilerini yaratamamışlardır? Bunca teşvike rağmen yaratamamaktadırlar? Bence. çünkü. iç ya da dış baskı bizi kişi başına şu kadar dolar gelirnırlıdır. Zaten esas sorun da budur. 'Türk burjuvazisinin Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da yatırımı yok denecek kadar azdır. bir yeniden yapılaşma len bir ulusun' hazinelerini terk edip 'sömüren ulusun ülkesine' göç ettivazi'den bahsedeceksek. ne kadar vergi indirimi yaparsanız yapın. 'kimler tarafın- "Yine. Kaldı ki. dünyanın hiçbir yerinde. Oysa. Marksist bir yaklaşımla. İhtiyacına elvereceğini düşündüğü yükünü tuttuğunda. en yoksul amelesinden en varlıklı toprak ağasına kendi 'memleketlerinde' yatırım yapmazlar da." Kumburgaz'daki ya da Büyükada'daki yazlığından çıkarıp. Öte yandan. en son söylediğiniz cümleden başlayarak cevaplayacağım. kadar. onu sıcağına döndüremezsiniz. göç ederler? Neden Kürtdur. 'burjuliği yine 'Kürt' olacaktır.

'geçimi için yeterli' kârı yapmaya şartlanmıştır. Unutmayın ki. 'müdanaa' etmemize izin vermediğindendir.' diyen bir insanı nasıl zorlarsınız? Sağ ya da sol. bu bizim kültürel arka-planımızın paraya. doğru. Günay. Doğu'ya gitmeyen doktorlara kadar uzanmaya ne hacet. Şiran'ı düşünüyordu. yine. Devlet. hiç farkında değilmiş gibi "Neden Dev-Genç. Ne büyük bir düş kırıklığı yaşadığını bir kez "Çünkü. Misliyle maaş da verkelimeyi kullanacağım. "İstifçi riksiz bir işletmecidir. Anadolu insanı. kavgasız başım. İstanbul'da gösteri yapar? Bir düşünsenize!" . doymaz homo economicus aksiyomu uygunsuzdur. gözü seniz doktorları gönderemiyorsanız. kaç tane genci mayı. o da toplumun yüre- ğini çalan. yine aynı koyu bir diktatoryaya gitmeden zorlayamazsınız. Bir yaptırım gücünüz varsa. sadece görmek. Demokrasi yatırım yapmak özgürlüğünü içerdiği gibi. Adam Smith anlamında bir serbest değildir. çalışmamak cus’un çıkarlarının önüne koydukları engeller kalksın diye yerleştirilmişözgürlüğünü de içerir. bırakın çalış- uygun düşecek şekilde. fedakârlık dayatan bir 'ülkü' olabilir. sıfır vergi de alsanız özel sektörü aktaramıyorsanız. Çalışmak özgürlüğünü içerdiği gibi. yapmamak özgürlüğünü de içerir. çünkü temel aksiyomu. Doğu'ya. Ama kendimizi kandırmayalım. aristokratların homo economitir. 'Azıcık aşım. becepiyasa ekonomisi de sökmez bu ülkede. Ürkütücü kaynaşma başladı. iş devlete kalır. Amerikalı Barış Gönüllüleri kadar da olamıyoruz. 'yapabileceği en yüksek kârı' yapmaya değil. en gelişmiş Amerikan halkla ilişkiler yöntemlerine diskoteklerden geçtim. kalmak zorundadır. bir bakmak için gönderebilirsiniz?" konuşmaya devam ediyordu. Batı ülkelerinde demokrasi 'homo economicus'un çı- karlarına uygun düştüğü için gelişmiş." diye sürdürdü. Bu nedenle ki. boyunlarına şık fularlar bağlayıp. Ama. kahvehanelerden çıkarıp.daha anladım.

Homo eco- tanlı bir genç. olmadı. "Siz. "Hayır. o da Hıristiyan dünya görüşü doğrultusunda yapılanır. bu işin sonunda dayak yiyebilirsin! "Hıristiyan kökenlidir.nin tonunu birden değiştirmiş. "Öyle görü- nür ki. çilenin yüceltilmesinrıncaya kadar bedene her türlü işkence etmiş ve sonuçta mağlup den insanoğlunun ruhundan şeytanları kovmayı amaçlayan türlü engi- zisyon tatbikatlarına. ruhun yüce. Bu nedenle." az önce soru soran delinomicus aksiyomu üzerine kurulu bir sistemi gerçekçi bulmuyorum. günahkârları yakmaktan cadıları kaynatmaya va- . homo economicus derken. Başına iş almıştı. ANAP iktidarının icraatını gerçekçi bulmuyorum. ekonomi bilimi bir Hristiyan bilimi mi midir?" Şöyle bir durakladı. Hıristiyan ruh-beden ikilemini benimser. ruhun bedene galip gelmesi için çalışmış. "çünkü." Sussun diye dua ediyordum! Ama. Çok kötü ifade etmişti. derin bir nefes aldı. asil olduğu şeklindeki Batılılar." Yeterince yorulduklarını. çünkü. karma ekonomiden kanlıya döndü. çünkü yasak meyveye tamah etmiştir. daha uzun süreler kurtulamayız." diye tekrarladı." dedi. Kitab-ı Mukaddes’e göre. Günay sesi"Dediğim gibi." dedi. insan doğuştan günahkârdır. bu ülkede devletin yaptırımı şarttır. ama ne demek istediğini anladı Rodoplu. Karanlık ortaçağlar boyunca Hıristiyan insan görüşü bedenin aşağılık kötü. işte! "Sosyal bilimlerin hemen hepsi gibi. Günay. Kahramanlıktı! Günay Rodoplu. min- duğunu mu söylüyorsunuz? Yani. Ben kıyamet kopacağını düşünürken öyle olmadı. bütün KİT'lerin bütün beceriksizliğine karşın. kalabalığı hazırlıksız yakalamıştı. bu tarifin Hıristiyanlıkla bir ilgisi ol- "Hıristiyanlık biz Müslümanların kabul ettiği bir dindir. soruların bittiğini umuyordum. hormon eco- nomicus Hıristiyan insan görüşüdür. Evet.

buna ne diyorsunuz? Bari onu söyleyin!" coştu.. homo economicus'uz. en temel aksiyomu. biz homo economicus'uz. insan görüşünü zımnen kabul laşımdan yanadır. Çünkü. ". çok yoruldum.. benden yana baktı. Bu dönüşü izleyen akımlarda. 'tamam. yine Binali! "Billah bacım. Artık burada keselim. sorular soru değil. Rönesans bedene dönüşün adıdır." yorlardı! "Ya Marksizm? Marksizm hakkında ne düşünüyorsunuz?" Bağrışı"Bakın. Hiçbir meseleye çö- züm getirmediniz. yine de size bir soruyla cevap vermeye çalışayım. gerçekten çok yoruldum.düşmüşlerdir. Ekonomi biliminin babası Adam Smith'in 1700'lerin son yarısında ortaya çıkması tesadüfi değildir. suçlamaydı. sen kıvırtirsen!" etmiştir. sonsuz isteklerimizi nasıl tatmin edebilirizi araştıralım' meselesi haline gelmiştir. Bir ara iyice madığını dahi sordu. öyleyse homo economicus olduğumuzu kabul edip. Rodoplu.. alış- . yine de. Binali. Ama. Ama. kanlıklara ters düşenlere duyulan öfkeyi görüyor olmalıydı! Art arda sıralanan cümleler kırık dökük. Ama. Ben şunu söylemek istiyorum. sarkaç bu defa da öteki yana sallanmış. yapacak başka şey mi bula- Bağırıp çağırıyordu delikanlı. Rönesans bu mağlubiyetin adıdır.. Günay'ın niçin bu işlerle uğraştığını. çok saygındır. çünkü reçetelere ihtiyacı vardı. Mademki. Konuşmacının neye kafa patlatması gerektiğine de o karar verecekti. hiç değilse eşitlikçi bir pay"Bunca saattir burada oturmuş sizi dinliyoruz. 'Ey işçi sınıfı! Homo economicus olmayın! İstemlerinize gem bilirsiniz! Çalışma kampı mahkûmiyetinden başka kaybedeceğiniz hiçbir vurmayı öğrenin! Düşük bir yaşam standardında ama bolluk içinde yasaşeyiniz yok!" diyen bir Marksist’e ne yaparlar? Hıristiyan dünya görüşünü reddeden Marx. olur mu?" "Günay. mesele. gözlerindeki deli öfkeyi.

trene ucu ucuna yetiştiğimizde sanki biz kavga lediği için hemen kompartımana girdik. Bu özgür- kılar. Bu iki nitelik.gürlük değildir bu. ama asla zincire vurulamayan bir yapı geliştirmiştir. zar zor duyulur bir sesle. 'İlkel bir komünizmin üzerinde parlayan hilalden yanayım!' Bir saat kadar sonra. köle olmaz.. Hiç sevmediler!" "Biliyorum. Üzerine destanlar yazılmış bir özgürlük de lüğün hiç aşınmayan iki dayanağı vardır: Çile çekme gücü ve azla yetinme gücü. Ne "O sizin sorununuz olmalı." "Kemal Tahir! Kemal Tahir'in söylediklerini söylüyorsunuz!" "Evet. ne inançların. "Evet.. Anadolu insanını özgür "O kadar yanılıyorsun ki! Anadolu insanı özgürdür. Günay." ğü Jean-Paul Sartre'ın varoluşçuları bile tahayyül edemezler." diyecekti. Kondüktör yemekle göründüğünde. "Biliyorum." Niçin yapıyorsun bunu?" Vereceği cevabı da biliyordum. Az sonra. kesti attı. Fevzi Özden'le karşılaşmak istemediğini söyket etti. hilali işaret ede- . ne kitaplarının. rum!" etmişmişiz gibi suskunduk. "Yeter artık! "Çünkü tutkulu bir ruhum var! Çünkü özgürüm! Çünkü onları seviyo"Ama. ne de geçmişinin kölesidir! Eskiye rağbet etmemesinin. onlar seni sevmediler. layca uyum sağlamasının nedeni de budur!. Az önce de söylemiştim." dedi. Böyle bir özgürlü"Yeter artık!" diye isyan ediyordum oturduğum yerden. Evet. her duruma koGünay'ın. aktif bir öz- değildir. "Revizyonizm bir bilim olmalı!" dediğini hatırladım. Hemen aynı anda da tren hare- İtiraf etmelisin ki. " "Kemal Tahir dönektir!" cevap vereceğini merak ediyordum. evler seyrekleşti.. şiirsel bir cümleydi!" dedi. pasiftir. ne paranın. işte. rek. Ankara ufkunda hilal vardı!. Ne patronun.

insanların en az sevabı verip. Türklerin homo economicus oldukları yalanını sorgulamalarını istedim. ne sanacaklardı?" Bugünkü konuşma gibi aptalca bir risk aldığı için öfkeliydim. olduğu. "Ne çağrıştırdı dersin? Yeryüzü nimetlerini ('bilgi nimettir!) dillerin- ları. bize berbat etti! Halinize. makinesizliğinize şükredin!' Bunu mu anladı çocuklar?!" Dehşete düşmüş gibiydi! "Ya. Günay." doplu. 'Günay Ro"Düşünmelerini istedim. "Ben sana bütün bundan ne çıkardıklarını söyleyeyim. ekonomi biliminin dokunulmazlığı gibi dogmaları sorgulamalarını istedim. ekonomi bilimini. Türkiye'de!" dedim. endüstri uygarlığını sorguladığını bilemezlerdi. zayıf bir sesle. en büyük günahlardan kurtulmaya Bahsettiği 'özgürlük'ü de anlatamadığını düşünüyordum. nomisinin erdemleri gibi." . değil mi? Cennet tüketiminin bile bir takastan ibaret şartlandıkları bir dünyada nelerden bahsediyordum. Hilal'den yana olmak deyince dinleyicileri İslâmiyet'e geri dönüşü desteklediğini sanmışlardı. teknolojiyi reddeden bir gericidir!"' "Aman. Tanrım!" "Dünyayı bırak bir yana. Allah aşkına! Esendal'a ahkâm kesen Alman sefirine mi benzedim. o kadar kötü mü?!" "O kadar kötü!" Durumun vahametini sindirmesini bekledim. Megamachine ideolojisini. "Yapma." dedi. hayır. gülmeye başladı. öbür dünyadan onaylayacak. "Endüstri uygarlığını sorgulamak mı?" dedi. şimdi!? 'Ah. makine geldi. eski çağlar.de 'paylaşma' kelimesine yer vermeyecek bir doğallıkla paylaşan insanyana olduğumu anlatabildim mi?" Yüzüme baktı. Tanrım." dedim. "Son tahlilde düşündüğünü söyledin. sırtlarını sıvazlayacak bir sistemden "Elbette. "Serbest piyasa eko- "Mamafih.

"Yani?" karşı uyardın. Trrrrum! "Trrrrum. 'Hilal de. etimden. oto-direzinler." '"Biz yenildik. nekrofilyaya karşı uyardın. Trrrrum. lokomotifleri Makineleşmek Mutlak buna bir çare bulacağım Trak Tiki Tak! . Trrrrum! istiyorum. "Trrrrum. iskeletimden Her dinamoyu Çıldırıyorum! Altıma almak için Tükürüklü dilim bakır telleri yalıyor damarlarımda kovalıyor Trrrrum. demedim mi?" Şöyle "Sen benim ikiyüzlülük ettiğimi düşünüyor musun?" "Ne istediğini anlamaya çalışıyorum. komünizm de yenildi!' Bundan böyle. Trrrrum! Trak Tiki Tak!" dedi. bir duraladı. "Makineleşmek istiyorum geliyor bu! Beynimden.' dedim. Trrrrum. döndüm. Batı medeniyetinin dayatmalarına "İşbirlikçiyim. Günay. Hiç beklemediğim bir şey yaptı. Trrrrum. Hayretle Trak Tiki Tak!" diye sürdürdü. intihar etmek istemiyorsak. Bu defa sinirlendi. da! Yine aynı yere döndük! Bir tür Esendallık ettim!" Galiba omuzlarımı da silktim. dedim." "Yani. Batılılaşacağız.

Gündüzleri direnişteyken. faşizm tehlikesi- . hatırlıyor musun?" rilmesinden ibaret kaldı? Neden pastoral romantizmden kurtulup. bir "Fesuphanallah! Çelişkili değil ki bu! Bak. maki- teknolojiye tapınma ile arasındaki bağı anlatıyorsun." "Evet?" "Evet. Hepsi bu. geçti de. Polonya’nın Mühendisleri Kuruluşu Başkanı. Türkçe'nin sadeleşti- getirmek gibi. yaşamak istiyorsak. çünkü aksine gücümüz yetmez! Kaldı ki." Ve ben ancak bahtiyar olacağım Kuyruğuma çift uskuru taktığım gün! Sırtını döndü. Kendilerini ta"Günay'cım! Anlamıyorum! Bir nekrofilyadan bahsediyorsun. neden bizde elle tutulur tek ortak gayret." "Peki. mesleğinle uğraşmıyorsun?" "Neden?" nımaya davet ettim. O günden bugüne bir tane daha yok! Neden?" "Sen Elektrik Mühendisleri Odası'nda çalışırken. Polonya Elektrik "Tadeusz Dryzek. " elektrifikasyon plânını hazırladıklarını anlatmıştı. koca Nâzım! Ne oldu da. millet fabrika şiiri yazmaktan vaz"1923'te yazıldı bu şiir. su yoruz? Neden aklını tasavvufa taktın da. pencereden dışarı bakmaya koyuldu..Karnıma bir türbin oturtup Anladın mı?" "Hayır. sonra da dönüp makineleşmek istediğinden bahsediyorsun!" neleşmek zorundayız. bu nekrofilya. ben geçni de beraberinde getiriyor! Halkçılıkla teknolojicilik -ne kelimeler icat mişi yücelten bir ölü-sevici değilim! Ama.. güneş enerjisini adam gibi kullanmak gibi işlerle uğraşmı"Çocuklardan bunlar hakkında düşünmeleri istedim. SEP Başkanı bir adam gelmişti. "Neden?" "Behey. geceleri mağaralarda. içi buruk rençberlerle oyalanıyor!" diye söylendi.

kalamış mı. türküyü o söyleyecek. Ama verdi... gözüm! Gözünü seveyim. ben.ve ekşi elmalarda!" diye kestim. ama faşist dayatmalardan kurtaracak bir yol! Makineleşme bu oluşumun olmazsa olmaz parçası!" Yorulmuştum. bana! İki bine çeyrek kaldı.. dünyanın en York'u. Senin anlayacağın. "Ve 'yeşil elmalarda'" diye düzeltti. Bu açıktı! Ağ"Peki. biz daha hâlâ bayağı kesirlerden ondalıklara geçemedik!" zımdan dökülen kelimelere kendim de inanamadım. ben ona sömürgecilerin. ben mikrofonu ayarlayacağım! Sana yemin ederim. zaten!" dedim. sevgilim. O söy- . bir elimizde Gümüşhane'yi tutuyoruz. ben Batılılara. Şakak şakağa verdik. adam! Okullarda matematikten kalanların oranı kaç biliyor musun? BaDünyayı asla onun algıladığı gibi algılayamayacaktım. " ". dalga geçiyorsun gibi geliyor. Batı'yla bir aşk/nefret ilişkim var! Yeni bir yol arıyorum. oluyoruz? Fevzi Özden'e bak! Daha henüz Amsterdam'da ya landı." dedi. ölü-seviciliğine karşıyım! Niye anlamıyorsun? Gönlü dağlarda. çağı ya- "Ol-mu-yor!" dedi. Masonların çakıl taşları gibi. Bizi çıkmaza sokmayacak. papazlarla kavga eden Hollanda köylüsü aşamasında! Ama. birbirimize sürtüne sürtüne sivriliklerimizi törpüleyeceğiz. "tipik bir Üçüncü Dünya insanı gibi. sen ne olacaksın?" deyivermişim! Cevap vermesini de bekle"Alt tarafı bir ömürdür.el ele yürümezse. döviz stokları müsaittir diye üç tane makine ithal edilince. parsayı faşistler toplar! Biz makineleşmeli ve makineyi insanın emrine vermeliyiz! Teknolojiye karşı değilim. zen. "Titrek bir ömür! Geri kala- nını Şafak'la paylaşacağım. Benim bilmediklerimi o biliyor. öteki elimizle New lerken. miyordum. O Türklere ne söyleyeceğini biliyor.. ben susacağım. öyle oluyor. "Sen istemesen de. kara para ak- da Rotterdam'da kilise arazilerini işgal edip. onun bilmediklerini. O bana halkımın dilini öğretecek. BMW'si yerinde! Natürmenschbe. Gerçekten yorulmuştum. "Olmuyor.ettiriyorsun bana!.

Kadınıyım ben onun. Şafak bunları biliyor mu?" "Elbette. bilgisini güçlendirecek bir amplifikatör! Benim işlevim bu.kaliteli mikrofonunu ayarlayacağım onun için! Orada atlamayacağım. . işte!" "Ondan kuşkum yok. "Ama. biliyor!" "Ezilmeyecek mi?" "Niye beni seçti ki?" dedi. hayretle! (O anda yüzünü görmüyordu!) "Saçmalama! Çok akıllı! Çok Türk! Kendine rakip almadı ki beni! Ra- kip almadı. amplifikatör aldı! Duyularını." dedim. da! İktidar ortağı değil!" "Çok Türk" de ne demekti? Sormadım.

Sabahın o saatinde. minibüs yolu. Dahası. dükkânda buluşacaklardı. O sabah. içimde. Çırpıcı Mahallesi. No: 71. Pendik istasyonunda indi. Günay. elinde küçük bir valiz. meraklanmam için bir neden olmadığını bilmeme tü bir şeylere gebeymiş gibi bir his vardı. Şafak'ın gündelik yaşamı ile tanıştı. beton peronda öylece durduğunu. gün kö- . beni uğurlamak ister gibi. Artık kocaman bir kadın olduğunu. epey bir süre taksi beklemiş.BANA BİR TÜRKÜ SÖYLE I Şafak'a dönüşte birlikte kahvaltı edeceklerine söz vermişti. Kazım Karabekir Bulvarı. Rodoplu. girdi. Bir bakıma doğrulandı bu sezgi. sonunda bulduğu şoföre elinkarşın. onu orada bırakmaktan hiç hoşlanmadım. Diana Pavloviç hayatımıza deki adresi okumuştu. trenin kalkmasını beklediğini hatırlıyorum.

Sümükleri burunlarında fitil fitildi." ğini az sonra anladı. kil sarısı bir balçığa girmişlerdi. Daha şimdiden çamur içindeydiler. Şoför üstüne sürecekmiş gibi yapınca. rengi belirsiz. eli ağzında. yıkanmamış gibi duran küçük bir kız çocuğuna yolun ortasından çekil- arsız arsız güldü. Kötü dikilmiş giysile- . Ayağında kara lastik çizmeler. sabahın bu kör saatinde top oynamak için toplanmış olmalıydılar. "küçük kız bana Çoban Sülü'nün çocukluğunu düşündürdü. Bakmak için döndüğünde." "Referandumun sonuçlarından etkilenmiş olmalıydım. Az ilerde kümeleşen çocukYoksullara özgü iki numara saç tıraşları. soluk bir entari. "Ankara kupkuruydu. son âna kadar kıpırdamadı. Senin ne işin var orada de"Yok. Kemal Tahir'in Kastamonu'sunu yaşadığı suratlı çıplaklığını daha da sertleştiriyordu." diye anlat- duygusuna kapıldı. "Sağol!" "İneyim mi?" "Evet. şoför. cukların yanına kaçtı. yukardan aşağı süzdü. mek istiyordu.Günay'ı. "Yolu buradan çok zordur. be abla!" dedi. Çocuk. özensiz kundaklamanın sonucu rinin içindeki bedenlerinin kavrukluğunu görmek için bir kez bakmak yetiyordu. kenarlarından dolanmaya çabaladı. az ilerdeki çomıştı Günay. üzerinde kendisine "Kartal istikametinde bir yola saptılar. Sahipsizliğin köprüaltı çocuklarının yüzlerine yerleştirdikleri yamuk kafataslarını büsbütün belirginleştiriyordu. götüreceğiz artık. Geceden yağan yağmurun doldurduğu çukurların derinliği belirsizdi. Birkaç dakika içinde asfalt bitmiş. Yükselen güneş. asık lar. ne oldu?" "Çırpıcı Mahallesi mi?" diyerek yüzünü ekşitti adam. saçları haftalardır mesini işaret ediyordu. burada çok mu yağdı?" Cevap vermedi. Yaşlı adamın ne demek istedi- birkaç beden büyük. mahallenin kaskatı çirkinliğini.

Tülin'e. sahneyi tamamlaması için etrafta dö"Çırpıcı Mahallesi'ne giriyoruz." demesine kalmadı." dedi. Aralarından biri eğilse. su da yoktu. daha kuruca bir yola bırakmıştı. Burada. yarı hain. Hiçbir yerde tek bir ağaç. Günay. balçık yerini kısmen stabilize. kiremit çatılı köy ev- aynı hizada iki ev yoktu. İnsanlığa karşı meşum bir şeylerin planlandığı koca bir şantiye görünümündeydi. Derisi kemiklerine yapışmış bir öküzün çektiği bir arabaydı. yanında derisi kemiklerine yapışmış bir adam çamurlara bata çıka yürüyordu. Köy evleri. Özensiz pencerelerinde bir tek sardunya. küstah. o da Elektrik direklerine benzer bir şeyler de görememişti Günay. yapıların şekli de değişti. en az seksen milyonluk yatırımının bu çamur deryasında işi yoktu. Öylesine gelişigüzel kondurulmuşlardı ki. yine cevap vermedi. "Sokağa sergiledikleri Çırpıcı Mahallesi!" "Gökyüzünden gelecek bir saldırıya karşı silahlanmış. şoför. "Daha çok var mı?" Şoför. tekbir fidan yoktu. bir tek karanfil yoktu. Gecele- bu defa hak verdi. ganlara benziyorlardı. artan bir merakla bakındı. "Haklıymışsın. yaşlarının çok ötesinde kaşarlanmış ifaÇevreye. . yarı arlanmaz. Adamın yeni yıkanmış. Neyse ki. muhayyilesinin ona oyun oynamaya başladığını düşünmüştü. Rodoplu.de bunlarda da vardı. yerden bir taş kapıp arabanın camına fırlatsa şaşırmayacağını fark etmişti. Birer katlı. çatılarından demir çubuklar fışkıran kare prizma beton yığınlara dönüştüler. "Neredeyiz?" rengi ondülin levhalarla çevirdikleri bahçelerine bir şeyler ekmişlerdi ri zifiri karanlık olmalıydı. oldu. küfreder gibi. Kimileri zift ama bitkilerin çelimsizliğine bakılırsa." diye anlatmıştı. yaşanmışlıkları yoktu. askeri koru- yalapşap yıkanmış çamaşırlara rağmen. lerinin arasından geçiyorlardı. nenmesi gereken azgın köpekleri aradı. Gözleri. buraya ancak kağnı girer.

''Burası. bırakıp gitmeyi düşündü. Rodoplu. Karşısına lıkla baktılar. şoför. ucuz blucinleri içinde. dönenir miyiz?!" Elindeki çantanın ağırlığı olmasa da. aşağı inen birkaç basamak merdivenin başında dikildi. depo gibi bir yerdi Şafak'ın dükkânı. 71 numara ne tarafa düşer biliyor musun?" caddeyi birkaç kez dolandılar. "Burası olmasın?" dedi. caddeye açılan. plastik leğenlerini kaldırıma yaymış züccaci"Toz içindeki incik boncuk vitrini ile Paşabahçe." dedi. Şoför. Kapıdaki minibüsü tanıdı. Rodoplu. yok mu?" Tahmininden çok daha büyük." dedi. Günay. "Nereye gittiğini bilmiyor musun?" "Türkiye'de kimse bilmediğini söylemeyi kendisine yediremez ya" disini Çırpıcı Mahallesi'nde adres ararken göremiyordu. Günay'ı azarladı. saçlerinin ekolayzırlı işveleri" arasından 71 numarayı bulmaya çalıştılar. ken- şiş bıraktı ama adam bakmadı bile. düşmüş Pamukbank şubesi."Geldik. Kâzım Karabekir Caddesi. pleksiglas 'M' harfi "Şuradan döndük mü. kuru kurabiyelerini camekân raflarında piramit etmiş kötü pastane. Binalarda numara olmaması usuldendi. kesip kesmedikleri meçhuldü. Bir an. "Bilsem." yeci. iki aracın yan "Soralım. kendisini affettirmek için de yüklü bir bah- Kapıda. "Şafak Bey. yamalı asfalt bir caddeydi. ları mandallı. ha?" Dört-beş katlı Laz inşaatı binaların çevrelediği. minibüs yolu. başörtüsü ve pardösüsünden yeni kurtulmuş. gelen tezgâhta duran bir kız bir erkek. nadan bakışlı kızlara göz eden plastik çiçekli minibüs şoföryana geçmesine elvermeyecek darlıktaki sokakların sayı sıralamasını "Kardeş. çocuk yaşta iki tezgâhtar şaşkın- . bari.

oturun. o nerede?" "Gelir. Sedat'ın konuşmasını bitirmesini bekledi. Sedat'ın oturduğu yazıhanenin solun- . Nedenini ve süresini bilmediği bir bekleyişe girmişti Günay. Duran Kuran'ın Dükkânı incelemeye koyuldu." dedi. DMO masalarını hatırlatan." Şafak'ı hatırlatan bir tavırla genç tezgâhtara seslendi.du. "Buyurun. "Nerede?" Rodoplu." dedi. Sedat. onu gördüğüne şaşırmış ise de belli etmedi. "Buluruz. Gözlerini zayıf neon "İçerde." dedi Sedat. bahriye grisi bir yazıhanenin arkasında oturduğunu gördü. "Burada buluşup. erkek çocuk. bize çay söyle!" Yazıhanesine döndü. İşaret edilen yöne döndü. tüpgaz ısıtıcının yanında duran. Gü"Ağabeyinle bir işimiz vardı. Ağır bedenini kaldırmakta zorlanıyormuş gibi yarı kalktı. "Sedat Bey. merdivenlerden aşağı birkaç adım attı. vap vermeye koyuldu." diye yalan söyledi." cevabı kardeşlerin ikame edilebilirliğini söylüyorKarşılıklı bakıştılar. "Kendimi aptal gibi hissediyordum!" "Oğlum. plastik döşemesi yer yer Elindeki çantayı nereye koyacağını bilemeden öylece dikilmişti. kenarsız koltuğu işaret etti. Rodoplu’ya sağ tarafında." "Nerede olduğunu biliyor musun?" nay. telefonlara ce- üzerine yerleştirdiği ayakkabılarının çamuru dikkat çekmeyecek gibi de- daki raflardan bir tanesinin üzerine saydam bir plastik poşet içinde raptiye ile tutturulmuş fotoğrafını o zaman gördü. "Bir çay içelim de. yırtık." "Hoş geldiniz. ışığına alıştırmaya çalıştı. gidecektik. Beton soğuğunu kessin diye çatılan tahta tablanın ğildi. var. Sedat'ın. Sedat. çalmaya başlayan telefona döndü.

Şafak. Sedat'la sohbete koyuldu. usta Kendi fotoğrafını görmüş olması yabancılığını gidermesine yardımcı oldu. haber alabilmek için delikanlının gözlerini di. yahu. Sedat makamını terk etmek zorunda kaldığında. "Rahat otursana! Niye öyle büzülmüş oturuyorsun?" Anlamadı. 1980 öncesinin işçi liderlerinden. "Bir şey. olur mu öyle şey. Anadolu yakası temsilcisiydi. ne de bir açıklama getirdi. Sürekli çakollamaktan başka çare bırakmadı. Müşteriler geldi. ama garip bir hüznü de beraberinde getirdi." o sıralarda geldi. Sonunda. dığının hiç farkında değilmiş gibiydi. kara kuru genç adam Gözleri Rodoplu'da. Birazdan gelir. Sedat. yarım saat süreyle ne bir söz söyle"Bir çay daha içelim. "Bir şey mi. Bir soran olsa. Bir toptancı müşterisi . resmin orada kamuflajı" olduğunu düşündü. Netaş grevinin önderlerindendi. Günay hem çok belirgindi. Ne ki. Adının İbrahim olduğunu sonradan öğrendiği. Rodoplu. "Bırak. "Hilton'un barına tünemiş mintanlı disine özgü bir adacık oluşturan Rodoplu da öyle yadırgandı. sendikacıydı. gün öğrenmişti. kes artık!' demenin bir yoluydu. hem de gerektiğinde. "Yasadışı bir aşkın.dükkânındaki imza gününde çekilen fotoğraflardandı. İbrahim. Günay'ın ne denli sıkıl"On dakika içinde bir ses çıkmazsa. Sevdiği adamın günlerini geçirdiği bu yeri içselleştirmeye çalıştı. söylediniz?" gelip de. "Efendim?" dedi. diyor musun?" şeklindeki telefon kapatma formülünü de o '"Anlaşıldı. olma nedenini açıklayacak başkaları da vardı. inandırıcı da olurdu. Günay'a döndü. Öyle ustaca seçilmişti ki." diyebilir." kapıcı Şükrü Efendi nasıl yadırganırsa" türlü malzemenin arasında kenlan telefonu. ben gidiyorum. müşteriler gitti." dedi Rodoplu. Sedat'ın çevirmelerini izleyen konuşmaları dinlemenin ayıp olacağına ilişkin şartlanması.

misafirine bunu yapacak adamın diğer ilişkilerinde de güvenilir olmayacağını düşünüyordu. Onun "Bir dakika. güngörmüş bir adammış ki. Günay. yine müşteriye kalktı. Bu defa da." diye fısıldadı." demeye kalmadı. homo economicuslarla birleşti. "Bir şey mi var?" "Ağabeyimin eski bir arkadaşı. Şafak'a ihanet edildiği duygusuna yine kapıldı. köşede bekle. kıvrandı "Ben çıkayım. adını söylemişti Sedat. gözlerini devirdi. ne salağım!" Nihayet "aydı" Günay Rodoplu! Yerine büsbütün "Sen çık. Günay'ın sözünü yanlış anladığına hükmetti. Tülin. Tülin'e "ama." "Ben seni bırakırım. rım. Arkadaşının ." diye anlatmıştı. "Ha"Aman. "Karşıya mı?" diye sordu sendikacı. ben gidiyorum. genç adam. söz yine kesilmişti. di. tam cevap vermeye hazırlanıyordu ki." Gözleri müşterilerinde. dişim!" diye. sen kalk!" işareti yaptı sendikacı. yerleşti." dedi Sedat." demiş. karGünay'ın nasıl şaşırdığını tahmin edebiliyordum! Sedat dönmüş. Sedat'a adamın kim olduğunu sordum. "Sedat." Adam. Günay. Sedat geri geldi. belki de aldırmazdım." dedi adam. ilkel komünizm üzerinde parlayan hilaller. sen arkamdan gel. Sedat'ın arkasını dönmesini fırsat bildi. bizimkini hemen teşhis etmiş." "Sağolun.dönmesiyle sustuğunu izledi. "Efendim?" "Besbelli. anlatmıştı. Uyarmamak suç ortaklığı yapmak demekti. ben şimdi geliyorum. "Seni köşeden alı"Yorgun olmasam. "Evet." Bu defa da.

"Terbiyesiz bir bey." "Neyse. Richard Schlig'in. hepsi. bir sfenks sessizliği ile dinledi. şuradan bir taksi kap!" Yol boyu. Öte yandan. ne de ağabeysini mazur gösterecek bir açıklamada bulundu. ilginç olan ne?" demişti İngiliz. Son "yeşil" alancığa kondurulan çocuk bahçesini de. önerisini komşuları "çok su gider" diye reddetmişlerdi. "Sedat oğlum." dedi ve anlattı. Ağabeysinin nerelerde olduğu- mişlik duygusu" tamlaması Rodoplu'yu en iyi tarif eden tamlamalardan birisi. Oysa. kirlenmişlik duygusunu atmaya çalıştı Günay." diye tarif . Günay. eylem yoktu!") arasında "Zengin İnşaat' sokmuştu. (Bu "kirlen- Sedat. Şişli'yi. çok ilginçti. "Kaldırımlar insanlar için değil ki! Yüzlerce milyonluk otomobilformlar!"dı. kara sakalları diken diken sendikacının sinsiliğini. Sedat'a bu olaydan hiç bahsetmemesi gerektiğini düşüYarım saat kadar sonra "adresi itibarlı" diye tanımladığı kendi ma- hallesindeydi. şimdi sen bana bir taksi bul da. kabahatin aslında kendisinde olduğunu. olmayan mazgal deliklerinin gölete çevirdiği caddeden kaldıran plat- ("Ama. kınlık duygusunu unutmaya çalıştı. "Bir gettodan geçtim. Sıkça kullanmam o yüzden. ne bir bilgi verdi. Şafak'ın bir işi na gelince. çıktı herhalde. mahallenin bedduaları leri. ben gideyim. "Biliyor musun. sadece bedduaydı. Adaşı küçük amcaoğluna emretti. Kendi apartmanının taşlaşmış toprak girişine çimen ekmek parası ayda iki bin lirayı geçmiyordu. Profesör Pavloviç'i "Bastığı yerde ot bitmeyen Türk'ten sakın!" uyarısını haklı çıkarırcasına burada da. Çırpıcı Mahallesi'ni belki birkaç kez satın alırdı ama Profesör Kevorkian'ın. tek bir ağaç yoktu.) Ticarethaneyi. en az birer tane yazlıkları olan insanlardı ve daire başına düşecek fazladan su ettiğini hatırladı. Sedat'ın adamla konuşurken yaydığı yanüyordu.

Işıklandırmayı al. Türkiye'de kalkınmanın sürekliliği yok. Bu herhalde." bloklar egemen.. Profesör Pavloviç. Boyalar bir yıla varmadan kabarıyor. Korkarım. 1840'ta. asfaltlar çöküyor. Binalar ya inşaat halinde ya da dökülüyorlar. onnuştum. Ya da. Türklerin bizim 'kentsel gurur' dediğimiz şeye sahip ol- Benzer şeyleri daha sonra Diana Pavloviç'in kocası. Pejmürdelik de bundan kaynaklanıyor zaten. Yeni yapılan binalara bakıyorum. Çok acıklı. Onlar bunu hızlı kentleşme ile açıklıyorlar. Doğal olarak. Konya'ya gittikleri dönemlerdi. "İlginç olan." demişti. " sedilemez. Bence. bu durumda ileri bir tarihte gerçekkenti bir arada tutacak.mamaları. Ben öyle düşünmüyorum. Kerpiç kulübelerden beton yığınaklara geçilmiş. Kaldırımlar çatlıyor. şehrin üslubunu belirleyecek meydanlardan bahlara gaz lambaları aşamasından geçip ulaşmadığınız için olacak. demir sacayaklarını dikip üstüne ampuller yığıp geçiyorsunuz. hiçbir hoşluk yok. Türk entelektüellerinin nostaljisi yanlış konumDiana'nın ısrarı ile Şebi arus'a. adam. Profesör Pavlo"Bir Türk şehrine tepeden baktığında gaddarlıktan başka bir şey görmüyorsunuz. İnsanlar ahır gibi sefil yıkın- tılarda yaşıyorlarmış." viç de söyleyecekti." dedi. minareler yıkılmışmış. "Ufuk çizgisine hemen her zaman beton larda da hiçbir şıklık. artık resmirdöküm zavalazingolar (aynen bu kelimeyi kullandı!) var. "Yazar. inanılmaz bir pejmürdelik içinde. Konya'yı gezen bir seyyahın anılarını okudum. Birkaç Türk entelektüeli ile kolanmış bir duygu. Evler dökülüyormuş. şehre güzel bir taş kapıdan girdikten sonra kendilerini bir viranelikte bulduklarını söylüyor. camiler terk edilmiş. sodyum lambatore edilmiş hemen her konağın bahçesinde gördüğüm beyaz boyalı de- . Türk şehirleri. "Mevlana'ya gitmeden önce. Zamanın modern yapıları çoğunlukla kerpiçmiş.. leşecek kalkınmaya temel ya da model teşkil edecek sokak güzergâhları. kent geleneğiniz olmadığı için böyle.

keyfini çıkaramayan bizler!" lecek. düzeltilmemesi için bağışlatıcı bahane de bırakmadığından büsbütün umut kırıcı oluyor!" zin olacağını düşünüyordu. evindeymişçesine huzurlu kılan yumuşaklığını kıskanmaktan. Daha önceden tanıştıkları belliydi." diyordu. "Daha da bir Bebek'i. mutlu olabiFevzi Özden. Etiler'e inat. düşünüyordu. Tülin. Batı kentlerinin insanı saran. Ben gittiğimde Seyfettin İhsani Efendi oradaydı. sulamaya koyuldu." demişti. elini kalbine götürdü. karanlık. Unutmak ve ğı romanının başına. "Zenginlik. rutubetli. Bir yandan da. Levent'te oturmanın 'ayrıcalık'ının. konferans. içeriye bir kadın girdi. Kaç zamandır bakmadıO sıralarda ben Günay'ı Pendik'te indirmiş olmanın içime çöken kö'Dergâh' ünlü bağlama ustası Sabri Yıldız'ın yarısı saz yapım atölyesi tümserliği ile doğruca Dergâh'a sürüklenmiştim. verdiği randevuya gelmeyivermeyi beceren Şafak'ı hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya devam etmek. temel yanlışları düzeltmiyor. Günay. Çırpıcılar'a inat. duygusu kıpraşmaya başladı. oradaki bekleyiş. ormanı kaçırabilmeyi bir becerebilse. maydanoz bahçesine koştu. bir zamandır küllenen yabancılaşma su damladı. sendikacı üst üste geldiği için olmuş olmalı. kardeşim. Şafak'ın dükkânı. Çırpıcılılar hedefledikleri geleceğin sakaletini mesela. ne bu mahalleye. olan. Şiran'ı anlatmaya oturdu. Çırpıcı Mahallesi'nin varsıl geleceğinin de. yoksul geçmişi kadar ha"Şu farkla ki. . sessizce selamladı. Unutmak. "Ağaca bakarken. küçücük müzik eviydi.kötüsü. görmüyor olma gibi haklıcı bir çaba içindeler. Evine çıktı. ben ilk kez rastlamıştım. diye feryat eden alt komşuya inat. Üstat. özgürleştirici bir duygu olmalıydı. ne de ötekine sığamayan. Etiler'de. Huzursuz olan. Çaylarımızı henüz içerken.

"Eşek. Diana Pavloviç'in. Seyfettin İhsani Efendi." diye cevap verir. Doğaüstü deneyimin ve Bâtıni işaretle- "Bu hikâye. Üstünü Hoca gün geçtikçe zenginleşmektedir. Çok güzel bir Fransızcası vardı. sınır devriyelerinden birisi ile kar- savlarından birisine işaret eder. Hoca bu işleri şılaşır. Hoca. Karakol devriyeleri hocanın kaçakçılık yaptığından Diana'nın sorduğu ilk fıkra. Oysa. Diana kollarını zapturapt altına almak gibi bir kaygısı olmadığından. gün gelir. "tasavvufun başta gelen . kadın çantasından bir kitap çıkardı. siyah dantelden yapılma parmaksız Çok uzun boylu (en az bir seksen beş) iri kemikli bir kadındı. giyimiydi. aynı renkten üstüne yapışan bir ceket giymişti. İkincisi. Amerikalı olabileceğini gün bir sultanın topraklarından öteki sultanın topraklarına. Ama. hoca. hiç düşünmedim (Seyfettin İhsani Efendi de Galatasaray mezunudur). Sey- kuşkulandıkları için onu her seferinde tepeden tırnağa ararlar. telaşla koşturdu. 'Le Soufis' ('Sufiler') adlı kitabıydı. emekliye ayrılır. saman yüklü bir eşek ile geçer. ölen gitti. mekânı eldivenleri vardı ki. bilinen bir fıkraydı: Nasrettin Hoca her Şah'ın. ne kaçırıyordun?" Diana Pavloviç. Nasreddin Hoca'nın birkaç fıkrasını tartışmaya başladı. Yeşil gözleri.Pavloviç. Ben kovboy filmlerindeki bar kadınlarını hatırlatıyordu. göründüğündiz dize oturan iki insanın hiçbir zaman ve hiçbir yerde bu kadar uzak olamayacaklarını düşünürken. Devriye. Bir kere. Diana Pavloviç'i Seyfettin İhsani Efendi'nin yanına oturttu. Dergâh'taki varlığını büsbütün şaşırtıcı yeşil parlak bir kumaştan (saten olduğunu sonradan öğrendim) dar bir den farklı bir yanı olmalıydı ki. Allah aşkına söyle. Sabri Bey. bırakır. Konuşurken elleri kılan bu değil. Derken. kırmızı." der. Bu haliyle bana getirdi. ben ilk kez böyle bir şey görüyordum." dedi. "Eşek kaçırıyordum. "Bak." ararlar. "Artık olan oldu. saman torbalarını altüst ederler ama bir şey bulamazlar. hikâyenin telmihini anlamadığını söylüyordu. Yıllar sonra. bir tabure etek. dağınık saçları vardı. açık hemen tümüyle işgal etti. İdris fettin İhsani'yle. Ne ki. Arkalardan bir sayfa açtı.

Sabri Bey. Onu görebiliyordum. günlük hayattan 'çok uzak' olduğu düşünülen şey. bunun. adeta mahrem bir düşünce Diana Pavloviç'in bütün bunlardan ne anladığını kestiremiyordum. Nasreddin Hoca'nın kömürlükte yanlış yerde aranmasına bir örnek olarak anlatıldığını söyledi. bu meseleyi hiç kavrayamaz! Oysa. bana uzattı. parçasına yazılı bir adres gösterdi. Diana. kaybettiği yüzüğünü. Artan bir merakla dinlemeye koyuldum. elektrik direğinin altında aradığı hikâyeydi. altı fıkra doğursun! İnsanlar seni gülünç bulsunlar. böylesine özel. böyle düşünmemizin nedeni cahil olmamızdandır.' diye. kadının dikkatinden. her şerde bir hayır vardır. Ama. belki de biliyordum ama üstünde durmamıştım. ce bütünlüğünü geri verdiler. 'Kaba Düşünce'nin pençelerinden Hüseyin kur- rını yitirmediler.rin insanoğluna sandığımızdan çok daha yakın olduğunu anlatır. orası karanlık olduğu için. o Hain İhtiyar ('Kaba Düşünce' demek isti- "Nasreddin Hoca'yı. Hoca'nın fıkraları şaka niyetine söylendi ama fizikötesi anlamla- ancak. Sabri Bey'den nerede olduğunu tarif ." Nasreddin Hoca'nın bir mutasavvıf olduğunu ben bilmiyordum. biçimine duyduğu içten ilgiden adamakıllı etkilendim. "Celal ile Kemal'e bak. kâğıda baktı. Bir arayış içinde olduğu belliydi ama lümpen bir arayış değildi bu." tardı. beddua etti. sadece yoğunlaşılan yön farklı olduğu için uzak gibi görünür. İkinci hikâye. "Efsaneye göre." dedi. Ya da. kızım. Hüseyin." dedi. daha da ilginç bir şey oldu. Seyfettin İhsani Efendi. Nasreddin'e kendi irfanının bir kısmını armağan etti. çantasından çıkardığı bir kâğıt etmesini istedi. Hoca'yı mizah ustasından başka birisi olarak hiç düşünmemiş olan bana döndü. bilginin yordu) şakacı Nasreddin'e. Sonra. Biz Bâtıni ya da transandantal olanın günlük hayattan çok uzak ya da çok karmaşık olduğunu düşünürüz. 'Bundan böyle her fıkran. sokakta. Cahil. Hain İhtiyar'ın insanoğlunun bilincinden çaldığı düşün"Hüseyin kimdir?" diye sordum. Böylece. Lâkin.

Bunda. Kadının bağlama dersi alıyor olması da bir enstrüman çalıyor olmasının dahli vardı. daha sonra gelen Tülin. Günay'ı orada. Sabri Bey. Profesör şacaklarını anlattı. Günay'la ilk görüşmesinin son görüşDiana'nın. başka sürprizdi. tabii. Aralarındaki tek fark Sernea'nın kütüphane memuresi giyimine karşın. O. Günay'ın italik'lediğini hemen Diana Pavloviç sahici bir Hollywood film prodüktörüydü. piyasadaki birçok insandan daha iyi çaldığını söyledi. bir ona bakan Diana'ya. çok hızlı öğrendiğini. Birlikte gidip gidemeyeceğimizi sordu.duğunu söyledim. şeyin bu olduğunu hatırlattı. Ferguson'a taş çıkaracak kakalemi almış fondötenin üzerine kaş göz çizmiş kendisine!" "Aman. Sernea anlattı. Her ikisi de bir doksana yakındılar. "Sorma!" dedi. Sabri Bey'le bir sonraki ders saatini kararlaştırdı. Kaldı ki. Sernea bizden önce gelmişti. Kadını tekrar görmek profesyonellik denilen setmiştim. benim için de Bir bana. Nedenli gördüm." Sernea'nın tanıştırmaya söz verdiğini. Onun için bir mahzuru yoksa. gitar ve piyano dahil. Sernea'yı tanıyor olmama ayrıca sevindi. ne bu?!" dedi. Bir yıllığına Boğaziçi Üni- . Diana. Kalkmadan önce. "Kraliçe Elizabeth’in ikinci gelini. Rodoplu. mekânı egemenliği altına almaktaki maharetinden bah- (Günay. Kocası. "Kadın. Günay Rodoplu'nun arkadaşım ol- Günay'ın adresiydi! "Sen daha iyi bilirsin. psiko-linguistik profesörüydü. dar. bugün öğleden sonra orada buluyoktu. istasyonda bırakmış olmanın sıkıntı- sını atabilmiş değildim. Çok yüksek sesle konuşuyorlardı. kardişim. önemli ise Türkiye'de ne işi var?" İzleyen açıklama ma- sumdu. "Onca. eline "Sesi de zurna gibi! Kandıralı duysa kaçacak yer arardı!" "önemli" olduğunu Prof. Sernea'nın da ondan geri kalan yanı yoktu. ortak bir dostları." diyordu) rüküş olmasıydı. Günay'ı tanımadığını. beş-altı mesi olacağını sanmıştım. Diana Pavloviç'in.

neden buraya geldiniz?" mıyordum!" Birden rahatlamış gibi. kalktı Sernea. gülmeye "Biliyor musun. hücre gibi daracık." dedi Tülin. "Siz Türkler hep böyle yaparsınız.versitesi'ne konuk öğretim üyesi olarak gelmişti. akademisyenlerle hiç aram iyi değildir benim! Tanrı "Hımmm. değil mi?!!" diye söylendi. Artık hepsi benzerini yapmaya başlar. konuşmaktan başka bir şeye yaramazlar!" bu.4. aşkına. Star Wars 1. konuşun. orada insana ne yaparlar? Böyle. "O piçlere zaten dayana- . lışmak istiyordu. "Herkesin de derdi başka. bırakırlar!" başladı." dedi. değil mi! Yani. "Oh.2. kardişim. Diana'ya bakarak. ne dedi?" diye sordu. Sonra da. Pavloviç. Diana Pavloviç. Kısa bir tanıştırmadan sonra (ben bir ikinci gazabı "Ben artık siz kızları yalnız bırakayım. "Fena bir kıza benzemiyor "Tanrı'ya şükür!" dedi.! İnsanın beynini s . . Pavloviç. Tanrı aşkına. Bu dileğini Sernea'ya söylemiş. Yazılan her şeyi. Sernea'nın arkasından. Tülin.3. Türkiye'de bir film yapmaktı. "Önemli değil. Hollywood filmlerinin ne kadar kötü olduğunu bilirsiniz.. Diana.5. Tülin. "Ne dedi.. penceresiz ofislere kapatırlar ve 'yaz!' derler. Amacı. dantel eldivenlerini çıkarmaya koyuldu.tan filmler yaparlar. işte böyle b.. "Hollywood'u bırakıp. adlı adınca. yüzlerce defa yazdırırlar. şeyler söyledi." dedi. b.2. bu fırsatı değerlendiriyordu. Günay. Rambo 1.3! B. Diana. her zamanki gibi çok dolaysızdı." gibisinden bir bir "Biliyor musun. ." Rodoplu. "Vallahi!" ciddi söylediğini anlatmak için de yemin etti. Sernea da onu Rodoplu'ya getirmişti." dedi Günay. bir Türk yazarla çaüstüne çekmemek için diye düşündüm).. Hollywood'dan kaç tane özgün film çıkıyor? Bir konunun pazarlanabilir olduğunu görmeye görsünler.

"Bir dene!" diye ısrar etti. Tanrı'nın belası "Cin tonik?" dedi. bak. "Ne demek. Günay. Tülin." dedi Günay. yani?" "Gördün mü?" değil mi?" "Her şeyi çeviremeyeceğimiz için. "Hey. "Ne iş yapar?" diye sordu." dedi Rodoplu. "Ne iş olursa yaparız. hepsi bu. inanın bana. "Siz benim cinsimden hanımlara benzi"Siz hanımları tuttum. elimi tuttu.. Türk Ticaret Odası'nı işletirdi. kirpiklerini çok mahcup olmuş gibi yere in- yorsunuz. "Bizim ülkemizde kadınlar günlerde cin tonik içerler de. gülmesinin arasına ancak sıkıştırabildi. Tülin'i gösterek.. "Dinle. "Espri anlayışın var. yani!" "Daha önceden. değil!'i." "İkimizin arasında. Olacak . uzun uzun özür diledi. "Nasıl." dedi Rodoplu. öyle "Ne esprisi. Pavloviç." benim orada olduğumu unutmuş olduğu için çok utanmış gibi döndü. çaydan başka içecek bir şey var mı? Sert bir içecek?" direrek. kardişim?" dedi. Lütfen." sonra beni yazacak. Tülin." dedi Pavloviç. "Kendi aranızda konuşursunuz!" "Each to his own. Tülin. hemşire!" dedi Tülin. "Şu anda bir otel işletiyor. "Şiran Efendi'yi bitirsin." dedi. "Heeey! Siz kızlar benimle dalga mı geçiyorsunuz?" "Gerçekten.Öfkesi içtendi. gözlerinin içi gülüyordu. anlatması çok uzun sürecek bir şaka. Günay'ın hoşuna gitmiş olmalıydı." "Onu öteki romanda anlatacak. "Nasıl yaparız?" diye sordu. kadın. Onun için soracağım: Bu evde. Pavloviç. seni sevdim!" diye bağrıştı.

"Raki var!" "Var. Sue Ellen içer de. Hollywood'un dışında." diye ekledi." dedi Rodoplu. "Şimdi biz film yaptığımız zaman Amerikalıları kullanmak zorunda"Neye karşı çıkmam?" "Shirley McLaine'e!" lar. biz geri kalır mıyız?" "Cin tonik. "Bizde ikisi de var. le" çalışacaktı. yok. "ikisi de dolapta. öyle değil mi?" "Türkiye." dedi. Var değil mi. Hollywood'un gittikçe daha da kötüleşen klişe yapıtlaAvrupalı ya da Avrupa’ya yerleşmiş yönetmenlerle "ve tabii. biz.o kadar. Türkçe. "Lütfen! OK?" "Tamam." dedi Rodoplu. lu'nun elinin üzerine koydu. Diana Pavloviç. "Türkiye. Kendi şirketi. "bildiğiniz gibi. "Kendilerine bakmayı bilmiyorlar! Makyaj bilmiyorlar. Umarım." "Artık onu siz bileceksiniz. ışık bilmiyor"Biliyorum. Batılılaşıyoruz da. Diana Pavloviç." dedi. Anlıyor musun?" yız. yani. "Dikkat! Milliyetçidir!" türünden bir uyarı yapmış olmalıydı." dedi. sen buna karşı çıkmazsın. bir ikinci yapımcılar halkası oluşturmaya çalıştıklarını anlatrının dışında filmler üretecek. Benim aklımda Shirley McLaine var?" . Tülin." elini Rodop- Türk film yıldızlarını oynatmak isterlerdi. tabii. Günay'cım?" lerden uzak." dedi. hafifçe sıktı. Ortadoğu. bu halkanın Türkiye ucunu oluşturacaktı. "Bir şey daha var. kardişim. var. paragöz Musevi prodüktör- tı. "Beni yanlış anlamayın. "Tabii!" "Tabii. niçin olmasındı ama. tamam!" Sernea. içlerinde dil bilen parmakla sayılacak kadar azdı ve filmler sesli çekiliyorlardı. senaristler- Diana'nın anladığı. Bu ikinci halka." dedi. Tülin. Ortadoğu'ya açılan kapıdır. o da Türkçe. Musevi sermayesine boyun eğmeyen. Diana.

. "İşte. Aklındaki. İslâmiyet'i çok iyi bildiğini söyledi." Rodoplu arkadaşına. Saklamadığı düş kı- "Dr. öyle düşünmüyor musun?" "Pierre Loti'nin Aziyade'si ya da Flaubert'in Tanit'i gibi. "İranlı kadın saraydan olmalı. Biliyor musun. yaşadığı aşk vardı. haberi yok!" yakıcı. sonsuz cinselliği olan. Türkiye üzerinden Amerika’ya göç edeceklerdi. " "Diana de!" "Diana. "Şah'ın paraları ile mi kaçacaklar." loviç." diye sürdürdü Pav- rıklığında çocuksu bir dokunaklılık vardı. geliyor!" dedi Tülin. efendim!" dedi. kadın. uzandı. öyle mi. sana!" di. değil. entrikalar ve İncirlik Üssü'nden bir Amerikalı pilotun İranlı bir kadınla Günay'ın sorusundaki ironiyi anlamamıştı. O arada türlü ihanetler. "Böylesi bilgi bizim işimizde paha biçilmez bilgidir. iç gıcıklayıcı. Biz şimdi film mi yapıyoruz?" "Yapmıyor muyuz?" Önce bir şaşırdı. Humeyni rejiminden kaçan İranlıları konu alan bir gerilim filmi olacaktı. "Sandığın kadar. "cahil bu. Günay'a döndü. egzotik."Bayan Pavloviç. tabii! Aklımdakini henüz söylemedim. yine elini okşadı. "Ne demek istiyorsun?" diyerek geriledi. Günay'ın. Günay'ın. caksın garibi ya. ufak tefek. paralaya- "Bu öteki gibi de değil. ancak pazarlanabilir olması için. "Şimdi. seni tanıdığım için çok şanslıyım!" diye ünledi Diana. Türkiye’nin güzelliklerini sergilemeyi hedefleyen bir film- "Ah.. gerekçesini açıklayamadan red- . Sernea. kadın. kendisinden istenen bir şeyi muhatabı dengi olmadığı için." dedi Rodoplu. sonra kendisini topladı. Anlamaz. yantal. parasız mı?" diye sordu Rodoplu." diye yineledi Rodoplu. Fanatik İslâmiyet'ten kaçan İranlılar. Tülin. coşkuyla. esmer güzeli bir or"Estiriniz.

" dedi Günay. Ellen Catherine Austin-Auchincloss'tu. Robert Steven Auchincloss'un ilk evlâtları olduğunu. Massachusetts eyaletinin. "Seni yarın ararım. "Öyle söylesene. İkinci Dünya Savaşı'nın 'Mor Kalp' madalyalı 'gazi'si. "İkinci kuşak New England Püritenlerinin ünlü lideri Increase Mat- almayan. şam trendeydim. Asıl adı. Olabilir mi? Arayabilir miyim?" "O kadar da değil. başka kimseleri üye neredeyse Ku Klux Klan'ın "dişi" karşılığı olduğunu söyledi) Mrs. New York'tan Kaliforni"Anlıyorsunuz ya! Sermaye onların sermayesi!" diyerek gözünü kırp- Rodoplu buna cevap vermedi. çok affedersin! Gerçekten." Diana. Anne dan. "Bayılırım akıllı kadınlara!" "Diana da seksi olduğu için herhalde?!!" dedi Günay. Boston şehrinde doğoklynli ("Ah. müthiş "snop" bir beyaz Protestan derneği olduğunu. tı.detmenin. bizim Woody'nin memleketi!" dedi. 'Aachincloss Sanayi Boyaları' fabrikalarının Yönetim Kurulu Başkanı. "Diana Pavloviç "te karar kılmıştı." dedi. "İçkini bitirebilirsin. bencillik ediyor olmaya benzer sıkıntısını duyduğunu hissettim. . sinema işine girince de. David Pavloviç'le ya'ya taşınıp. işte!") bir Yahudi olan Prof. gericilikte bunun Amerika'ya ilk göç eden ailelerin kurduğu. Düşünceli düşünceli bakmakla yetindi. "Orada bir Yahudi ismi her kapıyı açar!" Pavloviç'in yüzü güldü. Broevlendiği zaman "Catherine Pavloviç" olmuş. Austin-Auchincloss ile Amerikan Pasifik Filosu'nun emekli binbaşıların- duğunu" öğrendik. her ahfadından. hemen hiç uyumadım. 1947 yılının mart ayında. Amerikan İhtilali'nin Kız Evlâtları Derneği üyesi (Günay. ayol! Bizim Woody Allen. Amerika Birleşik Devletleri'nin." Diana Pavloviç'in. bunu "sonra konuşalım. "Bak. ne diyeceğim. lütfen affet!" diyerek yerinden fırladı. olur mu? Dün ak"Ah. Tülin.

seme karışık bir tebessümdü. Ama o olmalı. ben merdivenlere yöneldim. kadını Günay'ın başından almaya ka- Kadının arka-planının o sabahki Dergâh muhabbetini açıklayan bir nay'ın. İlk defa." Kapı çalındığında saat ikiye geliyordu. İçinde Kürt- . Günay'a. tabii." dedim. belli belirsiz bir minnetle baktığını gördüm. "Bana çok yakın oturuyorsun. Türkiye'ye geleli üç aydan biraz fazla olmuştu. ikimizin de uykusu kaçmıştı. "Şafak. İrkildim. "Oradalar. onu bu aşamada anlamam imkânsızdı. notlarını okudukça telaşlandığımı hatırlıyorum." dedi Günay." dedi Tülin. Gü"Hayırlı olsun. "Başına iş aldın!" Daha doğrusu. bak!" Ankara'da olduğum ay içinde. Günay'a baktım. sorduğumda. ben seni bırakayım. çe bölümler vardı! Sabahtan başlayan. Tabii ki. doğru değildi. küçüm"Beni bu saatte burada görmesi doğru olmaz. rar verdi. romanın yeni yazdığı bölümlerini gösterdi. Daha da kötüsü. kötü şeyler olacağına ilişkin duygudan zaten kurtulamamıştım. Günay'ın yüzündeki ifadeyi hiç unutmayacağım! Alay. "Hayır. Rodoplu'nun romanından kopmuştum. Bebek'te bir yer kiralamışlardı. hepimiz sanki Günay her şeyi bırakmış da Şafak'la uğraşıyormuş gibi bir duyguya kapılmıştık. İki çocuklu bir aile için." diye atıldı. ama beni durdurmadı." Alt kapıyı açmaya yöneldi. Okuduklarımdan büsbütün rahatsız oldum. Ama. hüzün. küçüktü ama idare ediyorlardı. Şafak Özden asansörü kullanacaktı. Kapıdan çıkarlarken güldü. "Bebek" adresini duyan Tülin." "Hep bu saatte mi gelir?" "Ben gidiyorum.tarafı olmalıydı. Nitekim. O gece. "Şafaktır.

sen gittikten sonra üstümü değiştirdim.II "Gelenin o olduğunu biliyordum. kendimi affettirmeye çalışırdım. ama sürdüremedim tabii. diye olduğu bir saatte kapısına dayanır." diye anlattı. açıklamak için sabahı bekleyeceğime en savunmasız ğim en tarafsız yüz ifademle açtım. Ben de erkek olsam. çünkü kapıyı açmamla Şafak'ın kollarıma yığılması bir oldu! "O gece. âşık olduğum kadına söz verip de gidememiş olsam. onarmayı yeğleyeceğini hissediyordum. tadüşünüyordum. Biliyordum. fısıldar gibi. çünkü Şafak’ın yanlış yapmamaya özen göstermektense. ben de böyle yapardım. Bir tarafı bana benziyordu. hasarı görkemli bir geri dönüşle bii." Bağışlanmak ister gibi yüzüme baktı. kapıyı takınabildi- . "Ben olsam.

neresinden vurulduğunu anlamaya dum. Tekrar sarıldı. ama. Günay'dı çünkü. Şafak. Sakladığı yüzünü araştırdı. adamın hareketini mutlaka karşılamış . Uzandım. Günay. sunduğunu "vehmettiği sığınağa duyduğu hayati ihtiyaca atfetti!" Yaralı olmadığını anlamanın rahatlığı içinde gevşedi. 'Öpme! Gözlerimden öpme!' diye geri kaçtı. eliyle başımı buldu. bakıyordu! O gece o gözlerde gördüğüm acı yüreğime indi. ne olur!?" racık aralığında. ama yapmıyordu. hıçkırır gibi itiraz ediyordu." 'İçeri girmicem!' yüzünü görmeye çabalamıştı. öylece kalmak leşmesini bekledi. Şafak'ın başını ellerinin arasına "Gözleri! Kan çanağı içinde. Epey bir süre sonra. Aşkın altında da kalmazdı. fısıldadı. 'Yaralı mısın?' diye sormadıysam. sandım. Şafak. Gevşeyen kollarından yararlandı." dim. sanki. ayrı'Hadi! Giyin hadi!' deyip duruyordu ama bırakmıyordu da. yaşlı. burnunu boynuma gömdü. zehir gibi. yaşlarını sildim. çıkıyoruz!" isteğini. bir yandan düşmesini önlemeye. zamanına ve mekâna tümden kayıtsız. Yara bere yoktu. Ne garip.' diye direniyordu. boRodoplu. olmalıydı. hafifçe bastırdı. kaldırdı. Şafak'ı içeri almaya uğraşıyorğuk boğuk. değil mi? kendi omzuna yerleştirdi. Saçlarımı okşamaya koyuldu. deli gibi aldı. 'Gözlerimden öpme. ama. SUS!" diye adeta tehdit etti. Hiçbir şeyin altında kaldığını görme- Onları görebiliyordum. öte yandan başını kaldırıp Konuşacağı yerde daha da sıkı sarıldı. Başı omzuma gömülüydü. Deli bir telaş içindeydim. yok. Günay onun kapının da"Neyin var? Söyle. "Hiçbir şey söyleme! Giyin. "Niye içeri girmiyoruz?" "Sus. Günay.çalışmamdandı. Şafak'ın sakinUykuya dalmak üzereyken uyandırılmış gibi silkindi. o 'Yok. altları mosmor. Bir ara öptüm herhalde. İçim boşaldı lık getirir!' Şaka yapıyor.

abi kardeş." demek zorunda kaldı şoför. ağlamaya baş- ladım. Sessiz olduğumu sanıyordum ama Şafak fark etti. geri çekildi. Rodoplu. ana çocuk. caddeye çıktı şoför. Günay'a yöneltilmişti.' dedim. Günay destek oldu. kendisini ayakta tutmaya çalıştı. Hiç değilse araba kullanmaya kalkışmayacaktı. silah "Başına ne gelmiş olduğunu bilmiyordum." dedi Günay. Günay'ın bana nasıl sarıldığını biliyordum. gel. gidelim?" Soru. oldukları yerde sallanmış. arkadaşı ya da karıkocaydılar. Ama." . ayakta durmaya devam edebile- siyi görünce ferahladı. Aşağı indiler. eski dost. "Nereye. Ben yine. abla abi. "İyi akşamlar. gecenin bu saatinde uyandırılan kadına şöyle bir baktı. diye bir kez daha baktığımı hatırlıyorum. herhalde pek bir farkı yoktu) Ortak bir acıyı dindirmek. ne düşündüğü yadsınmayacak kadar açıktı. Başları birbirlerinin omuzlarına gömülü. Şoför. Gezme- ye çıkacaklarını hiç düşünmemişti! "Bilmem!" "Boğaza gidelim mi? "Bu saatte her yer kapalıdır. evde oturalım. birbirlerini teselli etmek için kucaklaşmış. "en avukat sesiyle!" "İyi akşamlar. yarım daireler çizmiş olmalıydılar. Giyinmeye giderken. cek mi. 'Hayır! Hayır! Haydi. tabii.üzerinde. şaşırdı kaldı. 'Senin bir yere gidecek halin yok. Geri vitese taktı." 'Peki.' diyordum. binlerce lira yazmış olduğunu gördü. kapının iki yanına dayadı. giyin! Çabuk!' Yine yağmur yağıyordu. elleri birbirlerinin başları (Cezaevinden çıktığım gün. abi?" Taksimetrenin açık olduğunu. Apartmanın önünde bekleyen tak- Nereden geliyordu ki? "Nereye. Kollarını çözdü.

Günay. bahçeyi dolan da gel." diye değil. bari can verende gel!" Bir an sustu." diyerek sarıldı Şafak. "Bir kere. sıkılmayı ertelemeye çalıştım. aney. sen Boğaz'a çek. mavi yazma bağlama!" Soluklandı."Bir bakalım. daha içten söyledi. Şafak. Bir yer düşünmesi şart olmuştu. Şafak'ın iradesine uyacak. "Koçum. "Almalar olanda gel. herhalde. canını acıtan neyse. Şu. ." Etiler'e dönmüşlerdi. Arnavutköy'deki işkembeciden başka "Abesle iştigalin verimsizliğine. adama duyurarak. hasta olmana izin vermem ki!" dedi. İstanbul'un bir şehir fırladı. bir bakalım!" anlattı. Beriki "Hasta düştüm gelmedin aney. "Ne kadar saçma olursa olsun. onu geçiştirmesine yardım edecektim!" açık yer yoktu." dedi. bari can verende gel. " "Hasta düştüm." dedi sonunda. sürdürdü. ama anlaşılan eve dönmek söz konusu değildi." dedi Şafak. Günay. ciddileşti. yine de geri dönmelerinin daha akıllıca olduğunu söylememeye kararlıydı. bar. Şafak. sekiz milyonluk köy olduğunu hatırlattı." diye açıkladı. "Nereye gidiyoruz?" "Olur mu?" diye sordu. Günay'a. İkiletmedi. öfkelenmeye başladı. aney. "Ece Bar açıktır. "Bilmiyorum." dedi. "Hemşerim o benim. "Bak ne diyecem. Taksimetre ikinci defa sı- Son mısraya şoför de katıldı. Şafak." Bir saate yakın dolaşmışlardı. diskonun üstündeki "Diskoya gidelim. gelmedim. "Sen en iyisi bana bir türkü söyle!" "Ağlama yâr ağlama aney. "Ece Bar.

" le! Hadi!" "Disko'ya gidiyoruz! Hemşerim. Şafak'ın tıraşlı yüzü. ütüsüz pantolonu. çamurlu mokasenleri. etek. ne olur!" Çok keyiflendi birden." Diskoteğin palabıyıklı Kürt fedaisi. va meydanlarının umumi tuvaletlerini anımsatan girişe davet edildik. Dante'yi şaşkın bir amatöre çeviren bu infer- Ne ki. 'Smobiat etmeyenlerin girmesini önlemek için düşünülmüş bir barikattı. rica etmiştim. Dokunduğunu taşa çeviren ve bu dünyaya ait no'ya. "Şafak. "Buyurun. beyaz fayans duvarları daha da üşüttüğü. kenara "Buz beyazı neonların. benim kazak. makyajsızlığımı doğru değerlendirmiş olmalıydılar ki. nefes alamaz oldum. sanki. epeydir alabileceklerse miktarın iltifat etmeye değip değmeyeceğini kestirmeye berber görmemiş saçları. sırtlarını döndüler. ince ceketinin altına giydiği el örgüsü yeleği. sen şurada park edecek bir yer bul. çalıştıklarını yüzlerinden okuyabiliyordum. Garsonların bakışları üstümüzde odaklaştı. nabzımı yüz kırka fırlattı. yağlı bir tıkaç gibi geldi burun deliklerimi tı- kadı. bekçekildi. girmeyelim!" diye. Karanlık ve gürültü. Şafak'la göz göze geldi. Garson kinli soytarılar!' dediğimi hatırlıyorum. ha"Yapma. "Niye girmeyecekmişiz? Hadi!" olmayan. göğüs kemiğime çöktü. meşum mor ışık. "smokinli soytarıların" küstahlığını Şafak da kaçırmamış olma- . diskotek denilen bu dev hangara pop ilahlarına milletinin ikiyüzlü özentiliğinden nefret ettiğimin farkına vardım. Dur durak bilmeyen amansız mekanik ritim. bilerek isteyerek girmesi için insanın çıldırmış olması gerektiğini düşünüyordum!" lıydı."Disko?" "Disko. Bahşiş alıp alamayacaklarını.

objektife önce dişlerini göstererek. anlayamadı. Sandalyeler. pop yıldızı aralarına daldı. hacıağa geleneğinde. kamçılı.bir sedire ulaştılar. Birden kan kırmızı bir renk patladı. Yün yeleği "Üşüyeceksin." diyerek yeleği aşağı çekti Günay. etraf dumana boğuldu. bir saniye kadar sonhareket yapmaya başladılar." Rodoplu. sonra yabaları ile boynuzlu yarasa adamlar etrafını aldılar.' birisi susuz. mayplastik sarışın kıza bırakmıştı. sapık olduğu kadar şedit. bacaklarını uzattı. ben dans etmem!" "Hadiii!" Batı eğitimini ima ediyordu. Şafak. "Şafak. az önceki plastik tüylü göğsünün üzerinde beliren altın haçı hoplattı. yabalı. "Hadi. az tap gibi kıvılcımlar saçtılar. bol buzlu. dans edelim!" "Vallahi. yerini memelerinin uçlarına kadar bir örnek. elektrik sandalyeli 'video klip' vahşetini iliklerime kadar ürpererek izle- . kolsuz tişörtünü koltukaltı kıllarını uzun uzun sergileyerek sıyırttı. onar taneden kırk tane büyük ebat televizyon ekranı vardı. kuduz bir köpek gibi hırladı. Kızlar. mahsus mu yapıyor. baktı. Ellerinde demirden sarışınlar geri döndüler." dedi. Etrafa serili insanların ayaklarına basmamaya çalışarak. Şafak. ra açıldığında. göbeği açıldı. yarım düzine ardından kırk ekranda. bir dizi ğim. diye "Viski. Nazilerin insan haralarını. piste yakın "İki tane. de Sade'nin işkence odalarını anımsatan. etmem!" "Edersin!" Birden yorulmuş gibi kaykıldı. Kamera birden yaklaştı. etli dudaklarının çizgisini izleyerek çenesine doğru inen birkaç milim kalınlığındaki bıyığı. kırk elektrikli sandalye belirdi. Adının Prince olduğunu sonradan öğrendiGülriz Sururi'ye taş çıkaracak göz makyajı ile ibnelerin ibnesi bir zenci. "Hangarın bir duvarında dört sıra halinde. yukarı sıyrıldı. Herkesin herkese nefretle baktığı.

piste doğru çekiştirdi." dedi.'Hayat. hain bakışları objektife dikili. 'dişi' dantel sanki. kandırıldığı için onun adına -belki de oradaki herkes adına. olabilirdi. şeytani makyajı ile yaşı başı belirsiz ama toplama kamplarında canlı insanlar üzerinde deney yapan doktor 'Beyaz Melek'e severek asistanlık yapacak gibi duran bir 'dişi'ye (ancak. aşkın ışığı ile büyüyen bir bahçedir-' ''Müzik hayatın gıdasıdır. önünde yüzlerinden okuyordum! diz çöken. Bon apetit. taste the sounds that nourist within. Etiler'in. çiviler. ama olmadı. "Marquis de Sade'in yatak odası. be- . ürperir gibi. terslemeye hazır garsonların anlıyor. grows with the light of love. Afiyet olsun. tere batırılmış elleri bir tarafta. kolları bir tarafta. 'Brown Yare'. düştü düşecek sallanan bir koca koçyiğit. Öte yandan. başıma balyoz gibi inen ritmin bir an olsun susması için dua ediyordum. Tülin. tenin öyle ıslak ki. ayaklarına bastığı gençlerin. 'Life is a garden that 'Music is the food of life. Şafak'ın viskinin daha da yorduğu zihninin biçare kaçışını da "Öyle.vs.'. hayali ihracat.' gibisinden adi felsefe kırıntılarının yansıdığı kırk ekranı arkamıza alıp. 'Boby Z. pistin ortasında. vs.dim. pembe ce Cooper denilen adam devraldı! Bilek kalınlığında zincirler. Kusmak üzere olduğumu hissediyordum. Kulaklarıma inanamıyordum. bir 'maganda'ydı Şafak! Yanındaki 'karı'nın üstüne yığılan. deriler içinde leş gibi saçları. ellerini öpen. mavi üniseks giysileri içindeki gençlerinin arasına girdik! Bu defa da AliŞafak. Sözün kısası. gibi 'Love Godsi'ın. içinde beslediği sesleri tat. Wendy'. 'kadın' değil!) ilanı aşk etmeye başladı: 'Seni tatmak istiyorum ama dudakların öldürücü zehir akıtıyor. kulağımda patlayanları çevirecek olsam öğüreceğini biliyor. çığlık attığını duymak için canını yakmak istiyorum.canım yanıyordu! şizofrenlere öykünen moda mankenlerini anımsatan. 'Doctor Link'. aradığı sığınağın bu elektronik kuyu olamayacağını. kaçakçılık çağrıştıran bir maganda olduğunu. Bağdat Caddesi'nin. ifadesiz yüzleri katatonik Gel gör.

ğını (bunları bize hastanede anlattığını söylemiş miydim?) düzeltiyordu. Freud öncesi akılcılık akımının. "Bir ara Her- iddia. filleri gören larına kadar yayan. Ahmet'in kızı geldi. Günay. Ama. Ne ki. italik’lemeyi bırakmıştı. konusunda uzun bir nutuk attı. hipnotik odaklaşmanın neşeyi. de Sade'ın kitapları filan da tekrar tekrar basıldı. kalkmış. insan haklarından birisi de sadistik ve mazoşistik istemlerini ğımızı gördü. O dönemde. seksin sevgiyi Timurlenk tebaasının gülüşüne benzetmişti Günay. tatmin etmek hakkıdır deniyordu. Mardinli heavy metalciyle. insanın istemleri doğrultusunda hareket etme hakkının doğal bir hak olarak saygı görmesi gerekliliği iddiası anlaşılır "Yani. Günay'ın yastı- "Bana. işte. Saplantının coşkuyu.denlerimizden kıl payı ötede patlayan kırbaçlardan sakınacağız diye boş yere kıvrılıp bükülen kölelerin zavallı hareketlerini taklite koyulduk!" kovduğu bu yerde Şafak'tan başka gülen yoktu. eğlenmeyi başarma azmi içinde kısılmışlardı. 10 Kasım törenlerinde ağlamaya çalışan öğrencilerin "Diskotekler ya da yırtık blucinlerin üzerine anneannelere diktirili veren Madonna yamaları ile nekrofilya arasındaki bağlantıyı kime anlatsaydım." dedi Tülin. "Ras- bir iddiadır tabii. bedenlerinin hareketinden olmasa. Gür bıyıklarını kulakDiğerleri. sararmış dişlerini ortada bırakan aptalca bir gülüş! ciddileşme aşamasındaki yüzlerinin eşiydi ifadeleri." dedi. O da heavy metalci olmuş ya. Mussolini'nin kara gömlekli tosunları arasındaki bağlantıyı kime anlatsaydım!" Susup." içini çekti. Onunkini de. insanların arzularını tatmin etmelerinin en doğal hakları olduğu bert Marcuse gibi radikal düşünürlerin arasında sadizmi cinsel özgürlüğün bir ifadesi olarak övmek moda olmuştu." dedi. "Geçen gün. doğru olmadığı ispatlanan bir varsayım. bizim çocuklarımıza yol gösterecek kimse yok!" Anlamadıyonalizm bağlamında. Yazık. tabii. bilim çağının savı. italik’lemeye koyuldu. . bu çoktan çürütülmüş bir "Mesele o değil. 'insan. cinsel sadizm de insani bir duygudur.

" dedi." ra'da verdiği konferansta söyledikleri ilk kez yerine oturuyordu! Uzandı. Günay acılı bir sesle." dedi. Bu yanlışın üzerine koca bir bilim kuruldu!" Çarşaf altındaki bedenini süzdü. Som içgüdülerine güvenemezsin. canını yakma. 'Çığlık attığını duymak için canını yakmak istiyorum. anlamıyorlardır. artık biliniyor ki.kendisi için iyi olanı ister' ve de 'doğal olan iyidir' varsayımı üzerine kurulmuştur. "Biraz oturalım mı? Çok yoruldum. köleleştirmek isteminin odak noktası olursa bestelenir. Tülin. Cehaletin faydaları!" "Şafak senin kadar sıkılmamıştır. acıt- Hayatı destekleyen biyofilik unsurlar. tabii başkalarına zarar verir sadece insanların değil. sırf haz aldığı için. sıkılmadı. kırbaçlı aşk şarkılarının ima ettiği. Bu denli popüler olabiliyorsa. sakarinli suyu içer içer ve ölür!" "İçgüdülerine güvenemezsin." demiş." maları da budur. Aynı şekilde. karşındakini denetleme. hayat sakatlayan nekrofilik unsurlara yenik düşmüşse bestelenir." "Hayır. küçük düşürme şeklinde tezahür eden sadizmi onaylayama isteminin. "Hayır. doğal olduğu için de iyi olduğu varsayımı. bu istemi doğaldır diye tatmin etmeye bırakamazsın. insanın doğal istemlerinin çoğu kendisine ve "'Homo economicus' gibi arkadaşım. Anka- karlarını gözetmelerinin doğal olduğu. hedo"Hayır. Heavy metalcilerin sahnede civciv boğtir!" "Allah'tan bizimkiler dil bilmiyorlar da. hafifçe elimi sıktı.' türünden sevgi içermeyen 'aşk' şarkıları. mazsın. ancak bir insan ötekinin nefretinin. İçinden yakıp yıkmak gelen birisini." dedi. bir fare-sakarin deneyi vardır. bir düşün. zincirli. "'Homo economicus' gibi!" diye bağırdım adeta. Aylar önce. bu ne demek- Günay. hayvanların da öyle! nizmini tatmin etme uğruna. "Doğru. "İnsanların bireysel çı- Örneğin. güldü. . Fare. öyle mi?" "Ama.

Koca ellerini yumruk yaptı. az sonra yaşlar süzüldü. Hepsini kovacam!' demeye başladı birden. Biraz oturalım. seviyorum demedim! Kadınım!" "Fesuphanallah!" Karabasanlar oturduğu anda geliyor olmalıydılar. Günay'a. elini öptü.. başka bir şey zuma çektim. Ben hâlâ o gün başına geleni öğrenmek istiyordum. 'Sus. Satın alacam burayı. ilk bizi topladılar. Kut- lular. Allah'tan duyulmuyordu. kazağımdan süzüldü. Bana hâlâ ehliyet vermiyorlar."Sen yorulmazsın!" diye kesip atmıştı Şafak. Şafak. sevecen bir sesle. başını om"12 Eylül sabaha karşı dört buçukta. tehditkâr bir sesle. pistin ortasında "Seni seviyorum! Anlıyor musun? Ben şimdiye kadar kimseye seni "Ağlıyordu. Keskinler. "ağlıyordu!" "Vallahi yoruldum. Gizli ittifak kurmak istemini nasıl karşılamış olabileceğini tahmin ediyordum! "Viski getir!" diye emretmişti. bıraktım. seller gibi boşandı. 'Satın alacam. Sakalsızlar. kapağı yasaldık. O. Senin için satın ala- "O da öyle söylüyordu!" dedi. gözlerini sildi. Bir iki hıçkırdı. Tüyoyu önceden alanlar.. hepsini kovacam!' diye bağırıyordu. Otuz dört gün. oğlum!' dedi." "'Bunların hepsini sikecem. bir yurtdışına attılar. ceplerinde paraları olanlar. sorma!' diyor. tenimi buldu." söylemiyordu. Birden gülmeye başladı Günay. Şafak. ceplerinde pasaportları. Utanmayı." dedi Günay. yüzünü öptü. Yaşlar. olduğunu ima eden kısacık bir bakış fırlattı. yerimiz yurdumuz belliydi ya. ensesi kalınlar bizi sattılar. Şafak. bizi topladılar. bir taraftan da söyleniyordu. dudaklarını öptü. dedim." kalktı. Boranlar. beyin çok içkili "'Viski. yine kalkarız. 'herkes ne der'i bıraktım. hep seni mi bulur? Şeederim şeyini!" cam. sabıkalıymışız diye! Biz . Garson. Tülin silmeye "Nedir kardeşim bu şans. Burnunu çekmeye başladı.

buçuk metrekarelik bir tuvalette tecritte kaldım. Parmak kadar sucuk parçasını o zamanın parasıyla bin beş yüz liraya satıyordu erler. Otuz naşırı tutuklarım!' Bir protokol yaptık, ben, niye anlatıyorum ki şimdi bunları sana!" cı çağırdı, 'Bak, dedi, ya sen Çayırtepe'yi terk edersin ya da ben seni güGünay, o gün yine bir şey olduğunu, belki de polisin çağırdığını düdört gün sonra bıraktılar. Bir ay sonra tekrar aldılar. Yine bıraktılar. Sav-

şünüyordu. Sabahki randevuya habersiz gelmemesinin nedeni bu olmalıydı. Anlatmamıştı ama işkence görmüş olmalıydı. 12 Eylül sabahı yakaaşağılanmış olmalıydı. lanıp da işkence görmeyen yoktu. Korkmuş, çok korkmuş, çok yali, Prince'in kırk ekranda yeniden beliren video klipiyle çakıştı, nefesi Şafak'ın domalmış çıplak bedenine elinde copla yaklaşan polisin ha-

kesildi. Saniyeler içinde Fütürist Manifesto'dan kara gömlekli tosunlara,

lerin eşyalaşmış heyecanlarından nekrofilyaya, faşizmden Gestapo'ya, dı. Bir avaza haykırmaya başladı, Günay:

pistte, elektrikli sandalyelerin gölgesinde birbirlerini mıncıklayan genç-

oradan Ziganalar'ın çam kokusuna, sarı güllerin narin yapraklarına atla"...ağlama yâr ağlama aney, mavi yazma bağlama! ...giderem tez gelirem aney, ele gönül bağlama! ...giderem tez gelir em aney, ele gönül bağlama!" ronik ilah, David Bowie. "Let's dance, put on your red shoes and dance the blues!" dedi, elekt"Bir şey mi, diyorsun?" diye sordu, gözlerini silip. Günay'ın gözlerin"Sana söz veriyorum," dedi, "hepsini sikicem bunların!"

Şafak Özden, David Bowie'yi duyuyordu.

deki acıyı gördü, üzmekten utanmış gibi sarıldı,

yecekler senin. Bunlar..." diskoyu işaret etti, "onlar..." polisler, demek istiyordu, "ötekiler!" ülkede!" Bununla da yetinmedi, "Ben de sana söz veriyorum, senin bakan olduğunu göreceğim bu "Önce ilçe başkanı, dedi Şafak, ciğeri yanıyormuş gibi, "O Çayırte-

"Hepsi geçecek, canım!" dedi, Günay Rodoplu, "Hepsi, avucundan yi-

pe'ye bir gün ilçe başkanı olayım, sonra da öleyim!" "Belediye başkanı, gülüm," dedi Şafak. "Niye belediye başkanı?" bunu biliyor musun, kız?"

"Tamam," dedi Günay, "Önce ilçe başkanı, sonra da milletvekili." "O beni tuttukları karakolun komiserini ayağıma çağıracağım, da!" "Hadi, edelim!" diyerek güldü, Rodoplu.

Neşelendi birden, "Hadi, dans edelim! Ben diskoya ilk defa geliyorum, "Seni seviyorum!" diye bağırdı, Şafak, "Bir şey diyor musun?

çağıran bir Şafak'a, "...ben çok su taşıdım eve. Ben çocukların artık su taşımalarını istemiyorum. Kuyudan su çekmelerini istemiyorum!" diye haykıran bir Şafak'a, zulüm nedir bilen bir Şafak'a, geleceğin üzerinde sökecek bir Şafak'a. verdi, Dönüşte taksiye verecek para yoktu. "Yarın, gel al." "Zarar etmez, o benim hemşerim," dedi, Şafak. Dükkânın adresini "Tamam, abi," dedi şoför.

"Ben de seni," diye fısıldadı, Günay. Ama, Kelkit'in kıyısında türkü

nasıl olup da yabancılaşabildiğine, zaman zaman da olsa, ben bu milleti sahiden seviyor muyum, düşünebildiğime şaşıyordum.

"İçim ışıdı! Halkının güzelliği! Biliyor musun, bir dönem için de olsa,

de, uyumuş, pıfır pıfır sesler çıkarıyordu. Ceketini çıkarmayı denedim, ğimi düşündüm, bıraktım. Yanına uzanıp uzanmamakta tereddütlüydüm,

Eve çıktık. Şafak, çok yorgundu tabii. Ben yüzümü yıkayıp geldiğim-

olmadı, pantolonunu çıkarmak işe yaramayacaktı, sabah ütüleyebileceremeyen ruhunun çırpınışlarını izlemek allak bullak etti beni. Yanına girdim, sarmaladım. Hemen daldı ama yine de, uyuması ile uyanması bir oldu ya da bana öyle geldi. Yorgun, perişan, tedirgin, fırladı yerinden. Eşin üzüldüğü kadar üzüldü, demek istiyordum, anladı, tabii. 'O değil,' dedi, 'Karıyla zaten kavgalıyız!' 'Neden?' 'Geçen defa donumu ters giymişim. Bizimki de, cin ya, gördü hemen!' 'Bir şey olmaz. Geçer,' dedi Şafak, banyodan, yüzünü kuruluyordu. Fotoğraftaki genç kadına beslediğim şefkat, Şafak'ın gülüşünün, 'bir 'Uyu biraz daha,' dedim, 'olan oldu, nasılsa.' 'Nerdesin, gelsene!' dedi, birdenbire pırıl pırıl. Sızmasını bile bece-

Dondum, kaldım.

şey olmaz, geçer,' derken ki güveninin uyandırdığı dürtü ile birleşti büminatı anımsatan bir şeyler vardı. Karısının ters giyilmiş donu fark edebilmiş olmasından duyduğu gurura benzer bir şeyler vardı. ("Eee!!

yüdü; ellerimin soğumaya başladığını fark ettim. Bu gülüşte, kişinin bedeninin aldığı ufak bir yara karşısında telaşlanan başkalarına verdiği teZekâ ister doğrusu!" dedi, Tülin, "Donun ters giyildiğini görmek kolay değil kardişim!") Tümüyle kendisine ait bir malın bir bedenin, bir uzvuaçıkladığını sordum, takma kafanı.' 'Dedim bir şeyler, işte,' dedi, uzandı, yanağımdan bir makas aldı, 'Sen nun acısının geçiştirilmesini anımsatan bir şeyler vardı. Ne dediğini, nasıl

Bu mümkün değildi, tabii,

'Rahatladı mı, bari?' diye sordum,

cak, tabii, kurnaz kurnaz güldü, öpmek için eğildi, 'Ben gidiyorum.' 'Dün sabah olanı Sedat anlattı mı sana?' 'Nasıl, yani?' gelmiyordu! sandın?'"

"Eeee, gökten ne yağmış da, yer kabul etmemiş?" dedi, Şafak, 'İnana-

O anda dürtenin şeytan olup olmadığını sonraları çok düşündüm! 'Ha o mesele,' dedi, Şafak, 'O mesele halledildi.' 'Kız kardeşi ortağım. Kız kardeşini sikicem.' 'Nasıl, yani? 'ağzımdan dökülen kelime parçacıkları kulaklarıma 'Öyle,' dedi, Şafak, 'yersen' der gibi katiyetle, 'Yanına koyacağımı mı "Yazar" Günay'ın, jeneratör hızıyla devreye girdiğini tahmin edebili"Bunun ne faydası olacak?" "Erkeğin intikamını alsın istemez misin?" yacağı bir çığlık,

yordum! Nitekim, öyle olmuştu,

"Hayır!" demişti, ama, bir çığlıktı ama sessiz, ama Şafak'ın duyama-

cezalandırmış olacaksın!"

"Yani sen kadını... " kelimeyi tekrarlayamadı, "keyif alacaksın, adamı "Yani ben?" diyemedi ise, Şafak'ın kendisine gelinceye kadar bir de "Ama, o senin keyfin!" dedi Şafak, gözleri ışıl ışıl. "Kadın bile sikicen, öyle mi?" "Yani, şimdi, sen, beni öyle benimsiyorsun ki, benim için kadın bile... "Tabii, benimsiyorum!" dedi, Şafak koçlar gibi,

yasal karısı olduğu içindi. Sesinin titremeye başlayacağını hissetti, sustu. " duraladı, derin bir nefes aldı, hayatında ilk kez ağzına aldı, 'o' kelimeyi,

dikti,

"Kadınım değil misin?" Yaklaştı, koluna yapıştı, gözlerini gözlerine "Değil misin, kız?"

cak" temas kurduğunu şaşırarak fark etti! Şafak Özden'in doğum yeri, tanesiydi medeni durumu. Ve o, onu, öyle kabullenmişti! maya hazırdım. Zaten Şafak öyle istiyordu." masızlığı işaret ediyordu.

Günay Rodoplu, Şafak Özden'in, "evli" olduğu olgusu ile ilk kez "sı-

doğum yılı, ana-baba adı gibi, özgeçmişine ilişkin kalemlerden sadece bir "Benimle bir ilgisi yoktu ki," dedi, "Onunla, ona ait her şeyi paylaş"Delisin, sen!" dedi, Tülin, "Hangi dünyada yaşıyorsun, bilmem ki!"

diye söylendi. Evli bir erkekle kurulan sevgi ilişkisinin dayattığı savuncukları dâhil, her şeye sahip çıkabilmesi, kendi varlığını tümden inkâr Ben dehşete düşmüştüm! Günay'ın, Şafak'a ve ona ait olan, eşi ve ço-

etmesi ile mümkün olabileceğini görmemiş olmasını anlayamıyordum! türlü ihanete açık olacaktı. Bunu görmemiş olabilir miydi? medim ki! Hiç, ama hiçbir neden yoktu!" binmesini seyrederken...

Göstereceği en ufacık bir zaaf, en ufacık bir ego uçuşu Şafak'ı zor duruma düşürürdü ki, Günay, ne ona, ne de eşine kıyamayacağı için, her an, her "Yok, canım, görüyordum, tabii!" dedi, "Ama, Şafak'a inanıyordum. "Kadınım, değil misin?" diye sordu, Şafak yine.

Beni, kullanacağım kelime için özür dilerim, 'satabileceğini' hiç düşün"Evet, de... " diyerek duraladı, Günay Rodoplu, arkasından, taksiye

erkekten, bilmediği bir şeyin intikamını alacak diye düzülen kadının yerine koydu, iliklerine kadar ürperdi. Dişilerini savunmak için dövüşen gizlenen kadınlar olabileceğini hiç düşünmemişti! Denizli horozlarının hedeflerinin birbirleri değil, hısımlarının arkasında şacak, kadını kandıracak demekti. Kaldı ki, Şafak'ın keyfini onun 'kadını' vardı. Şafak'ın bunu göremiyor olması daha da ürkütücüydü. Meğer ki, Saldırı dolaysız bir tecavüz olamayacağına göre, Şafak, sinsice yakla-

Yönler karışmış, oklar ters dönmüştü. Kendisini, bir erkek, başka bir

olarak paylaşmak düşüncesinde seks sahnelerini hatırlatan sapık bir şey

'kendisi' bilsin!"

"Meğer ki," diye düşünüyordum, "Meğer ki, 'Kadını' dediği mahluku "Yani, tam bir özdeşleşme?" "Evet, bir tür Yin-Yang. Ben de onu sorgulamıştım, ama o çözümle"Bu hesapça öyle," dedi, Tülin ciddi ciddi.

menin sonucu da çok aşağılıktı, çünkü Şafak'ın eşinin, affedersiniz, beni düzdüğü gibi bir sonuç çıkıyordu ortaya." "Kaldı ki, adamı karısına 'Ben sayın yazarımızı düzüyorum ama o

senin keyfin' demekten alıkoyacak olan bir şey de yoktu. Şafak'ın gözlerini eşinin gözlerinin içine diktiğini, 'Nikâhlım değel misin kız?' dediğini lığın var mı, 'len?'" Gözleri doldu, yine. görebiliyordum. Sonra da küçük oğluna sarılmış olmalıydı, 'Babam! Harç"'Yani, şimdi ben bir dişi ve bir erkekten oluşan bir mahlukla birlikAnlıyorduk.

teyim?!' diye sorduğumu hatırlıyorum, 'iki de çocuk!' Evet, öyleydim, tabii. Ama böyle değil! Anlıyor musunuz?" "Çünkü, biraz daha uzatsam, tam bir organizma çıkıyordu ortaya.

Fevzi Özden'iyle, Halis Özden'iyle, muhtelif Sedat'larıyla tam bir orgaedilebilirdi ya kardeşler." "Şafak yoksa Sedat'ı verelim!" dedi, Tülin.

nizma! Öyle ki, benim intikamını almak işini Sedat'a bırakabilirdi. İkame "Öyle. 'Delisin, sen!' dedim, kendime. Bir yandan da, 'Ben ne yapaca-

ğım şimdi?' diye ağlıyordum. Cevabı belliydi tabii. Ya, o geleneksel kadınğım bilgisiyle övünecek ya da bu diyardan gidecektim." mazdı. lık bilgisini edinecek, o kızcağızın beni değil, benim onu bilmem ne yaptıHep söylediğim gibi, Günay Rodoplu, insana söyleyecek söz bırak"O saatten sonra nereye gidecektin?" dedi, Tülin, esefle.

mı da verdim, "Zaten onu yapmıyor muyuz!" "Ne kadar acımasızsın!"

"Sayın Rodoplu, hastiriniz, efendim!" dedim, kendi kendime, cevabı"Çok, değil mi? Ama, bir taraftan da, Şafak'ın rasgele bir lâf etmiş

rum, umuyordum. Adamı sevmeye başlamıştım, da! İnsan emek verdiği şeye bir başka türlü bağlanıyor."

olabileceğini düşünüyordum. Hayır, doğru söylemiyorum, düşünmüyo-

III
Bu süreç içinde, bir yandan da kooperatif meselesi gelişiyordu. İş "Benim anladığım şu," dedi, "bir yapı kooperatifi kuruluyor. Bu koo-

diyordu, Tülin'le beni çağırdı.

ciddiye binince, panikledi Günay. "Akıl isteyen her durumda olduğu gibi,"

peratif, anakent belediyesine, gecekondu önleme bölgelerindeki arazi-

lerden birisini on yıl vadeli bir ödeme planı ile ve ucuza almak üzere

başvuruyor. Gerekli şartlar yerine getirilmişse, anakent bu tahsisi yapıdan kalktığı için konutlar çok ucuza mal edilebiliyor. Ha, bir de, Toplu Konut kredi veriyor. Şafak'la ortakları da diyorlar ki, 'Biz bu işlerden çok iyi anlarız.' İki mi üç mü ne, kooperatif kurmuşlar. Birinin inşaatı bitmiş,

yor. Bunun üzerine kooperatif inşaata başlıyor. Tabii, arsa meselesi orta-

teslim etmişler. Diğer ikisi de bitiyormuş. Şimdi de diyorlar ki, bu tahsis olayından yararlanalım, bir kooperatif daha kuralım." "Eh, kursunlar," dedim, "Sana ne bundan?" "Öyle mi?" "Ona ne olur mu?" dedi, Tülin, "Arsayı Günay alacak." karacağını düşünüyorlar." "Yani," dedi, Günay, "SHP'li oldukları için, Dalan’ın onlara güçlük çı-

"Olumlu bakıyorsun, öyle mi?"

Eh, etrafıma şöyle bir baktığımda hemen hiçbirinizin evi yok. Kaldı ki, Şafak'a yardım etmek istiyorum." "İnşaatı onlar yapacak?" etmişim gibi, ekledi,

"Yani," dedi, yine, "Anladığım kadarıyla yasal olmayan bir tarafı yok.

"Evet. Normal müteahhit kârı ne ise alacaklar, tabii." Duraladı, itiraz "Nasılsa biri kâr edecek, onlar etsin. Ya da, niye onlar etmesin?" İnsanların kendilerine iş ürettiklerini, hırsızlık, uğursuzluk yapma-

dan, para kazanmak istemlerinin saygınlığından söz etti. Ama ben esas meselenin Şafak'ı desteklemek olduğunu görüyordum. Açıkçası, toplumıyordum. Şimdi artık kendime "Neyi yakıştıramıyordum?"

mun bir duvarından bir duvarına sürüklenmek, önüne sürülen değerlerin hem içinde hem dışında yaşamak bu olmalı diyor, Günay'a yakıştıradiye sorduğumda (hele de Sadiye Atakan'ı tanıdıktan sonra!) verecek cevabım olmadığını görüyorum. Belli ki, daha henüz insanları kendim icat ettiğim bir kalıpta tanımlamaktan, "yazar" Günay ile anakent belediyesinde bir maktan, daha doğrusu, Günay’ı gündelik hayatın dışında, adeta semavi ilgileniyor olmasında, beni yabancılaştıran bir taraf da vardı. İşin kötüsü, memurenin önünde evrak takip eden Günay arasında bağlantı kuramabir varlık olarak görmekten vazgeçmemiştim. Dahası, tecimsel bir işle Tülin de bu duygularımı paylaşıyor gibiydi. Bunu ikimizin birden Gü-

nay'a, "Otur sıcacık evinde, keyfine bak, bırak ne halleri varsa görsünler," türünden telkinlerde bulunmuş olmamızdan çıkarıyorum. Sonunda kızdı, tizm mi desem, yoksullukta erdem bulmak çabası mı desem? Nedir, yani, "Bir tuhaf kendini beğenmişlik sizinki de!" dedi, "Garip bir roman-

ne yiyip ne içecek insanlar? Senin 'Dergâh'ını, benim 'roman'ımı kooperatifçilikten daha saygın kılan ne?" Tülin'e döndü, "Ya da, senin işletmecilan." Onu demek istemediğimizi söyledik ama haklıydı. Onu demek isti"Ya da, adamların adı çıktı! Sanki, başka mesleklerde üçkâğıt yok, bir "Doğru," dedi, Tülin. "Doğru, tabii. Ne ki, bugün Türkiye'de hiçbir meslek grubunu alenen liğini? Müteahhitlerin ayaklarının çamurunu beğenmiyorsunuz, anlaşıyorduk.

tek bunlarda var."

kötüleyemezken, -televizyonda hastasını para için ameliyat eden bir dokmediğimi bırakmazsın. Bu da mı sınıfsaldır, nedir!" tor filmi göster bakalım, Tabipler Odası ne yapar- müteahhitlere söyleSonra Şafak'ı anlatmaya başladı birden. Sirkeci Garı'nda, hurcun üze-

rinde kıvrılmış olduğunu vehmettiği çelimsiz gövdesini, terden sırılsıkkeli, asi yüzünü anlattı. Çırpıcı Mahallesi'nden İstanbul'u müthiş bir öfke ders çalışırken, nasıl bakmış olabileceğini, ayrıntılarıyla, oradaymış gibi anlattı. "Gümüşhaneli bir amelenin gayretiyle yakılan ormanlar üzerinde

lam sarı çocuk başını, yanaklarından süzülen yaşlarının çamurladığı öfile seyretmiş olmalıydı. Annesine kova kova bulanık su taşırken, sarı balçığın içinde yarım pabuç dolaşırken, babasının amansız gözetimi altında

kurulup tutunmaya çalışan bir mahallede, İstanbul olmayan bir İstanbul'da yaşıyor olmanın 'makro' sonuçlarından kaygılanmasını nasıl beklersiniz ki?"

li oturup, gözlerini üç imparatorluğun başkenti olmuş, binlerce yıllık bir zünü de sen yadsıyamazsın!" "Hele seni hiç anlamıyorum," dedi bana, "70'lerin gazabını yaşadın

"İyi de, İstanbul'dan çalınan güzelliklerin üzerinde yavuz hırsız misa-

şehrin durmuş oturmuş değerlerine dikmenin zorbalığa benzer öteki yüsen. On para etmez adamlar tarafından aşağılanma, işsiz kalma, çoluğun tanbul'u bir 'işyeri' gibi görecekler." İçine doğduğumuz şiddeti yeniden yaşamaya, bu şiddetin Şafak'ın

çocuğun aç kalması! Elbette, bu sistemle boğuşacak insanlar. Elbette İsruhunda yapmış olması mukadder hasarı öngörmeye çalışıyordu. (Tabii, bilmiyordum ben.)

o sırada bunun aslında Şafak'ı aklama gayretlerinden birisi olduğunu lamaya hazır, fünyesi takılmış, saniyeli fitili hazırlanmış bir bomba gibi' Yaşını büyütüp, CHP gençlik kollarına girdiği, 1970 yılını 'her an pat-

diye tanımlamıştı gazeteler. 1970'in son günü, 31 Aralık'ta, gazete başlıkşında bir öğrenci öldürülmüştü. Ankara'da bir polis aracına dinamit atılmıştı. Eczacılık Fakültesi öğrencileri, ilaç fiyatlarına yapılan zammı

ları gelecek günlerin habercisiydiler. Trabzon'da çatışma olmuş, 19 yaprotesto etmek için Eczacılar Birliği'ni bir saat işgal etmişlerdi. Ertesi gün, Balıkesir Öğrenci Yurdu'nda dinamit patlamış, Türkiye'de bütün işçiler Türk-İş binasına atılan bombayı protesto etmek için iki saat süreyle grev yapmış, Demirel'in yeni Personel Kanunu'na direnen mühendiskam ve bucak müdürü on beş günlük 'boş oturma grevi' başlatmış, maaşlarını alamayan on üç bin İstanbul Belediyesi işçisi işlerini bırakmıştı. greve giden bir devlet olabilir mi?" "Düşünebiliyor musun, 500 vali, kaymakam ve bucak müdürü! Valisi ler, mimarlar, teknik personel ile Ankara'da toplanan 500 vali, kayma-

İş Bankası'nı soydukları haber verilmişti. 17 Ocak'ta Erdal İnönü'nün evi

On gün sonra Deniz Gezmiş'in önderliğinde dört Dev-Genç üyesinin

ile Konya TÖS binası bombalanmış, Edirnekapı Öğrenci Yurdu'nda Çapa'da, patlamalar olmuştu. karşısında olacağız" tehdidini savuruyordu. 24 Ocak'ta, Niğde öğrenci Yurdu'ndaki silahlı çatışmada kaçanların SBF'ye sığındıklarını iddia eden rine düzenlenen öğretim üyeleri ve öğrenciler ortak forumunda, Devmıştı. "Bunu unutmuşum," dedi, Tülin. Dev-Genç, "Deniz Gezmiş ve arkadaşlarına sıkılacak her kurşunun

polis, fakülteyi basmış, üç yüz yedi öğrenciyi gözaltına almış, bunun üzeGenç tarafından tespit edilecek eylem biçimlerini uygulama kararı alın"Öyle oldu tabii," dedi, Günay, "Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üye-

leri ve öğrencileri yaptıkları forumda Dev-Genç tarafından tespit edilecek sin öğrencilere işkence yaptığını ileri sürdükten sonra, 'kamuoyundan başka hiçbir makam tanımayacaklarını' bildirdi. Kanı donuyor insanın.

eylem biçimlerini uygulayacaklarını açıkladılar. Dekan Prof. Talaş, poli1917 doğumlu koca adam, Cahit Talaş. Koca adam ve Dev-Genç'in peşin-

de, kamuoyundan başka hiçbir makam tanımayacağını ilan edebildi! Bunun yasaların alenen çiğnenmesi demek olduğunu bile bile, Türkiye'de kamuoyu denilen şeyin ülkenin ancak yüzde beşinin okuduğu gazete haberlerinin vehimlerinden ibaret olduğunu bile bile, bu çıkışı ülkenin tek du!"

örgütlü gücü olan orduya davetiye çıkarmak olduğunu bile bile yapıyorbeklenemezdi, ama bu Talaş, bir dekan, bir profesördü. Profesördü, ama gencecik çocukların kanını sahiplenmek gibi bir derdi yoktu anlaşılan. "Adam, 1960 ihtilal hükümetinin bakanı da değil miydi?" "Öyleydi, tabii. Bizim aydınımız, totaliter rejime ancak kendi doğrulYasaları yüceltmek için herkesten Sokrat gibi baldıran otu içmesi

tusunda gitmediği zaman karşı çıkar. Yoksa, bakanı da olur, umum müdürü de. Hiç merak etme."

Kurtuluş Savaşı öyle her babayiğidin sabah kalktığında icat edebileceği bir meydan muharebesi değildir. ocak ayının son günlerinde önce DevGenç'le. Tülin. sosyal demokratlara "sahte devrimciler" dediydi. On beş gün sonra. "Saflıkları da inanılmaz. Ziraat Bankası'nın bir şubesi soyuldu. Dev-Genç Genel Başkanı Ertuğrul Kürkçü Bu arada. Şimdi yirmi beş yaşındaki delikanlı nereden. Tabiat bu kadar zengin değildir!" alet olarak Kurtuluş Savaşı yaptığını ilan edebiliyor? Türk Milleti bağrından Mustafa Kemaller çıkaracaktır. "Aşırı solcu Dev-Genç'le aşırı sağcı Ülkü Ocakları'nın yönettiği komandoların hükümetle işbirliği de. ODTÜ'deki Kennedy Anıtı. Amerikan emperyalizminin ajanlarının can güvenliği söz konusu madığını ima eden bir safsataydı. dinleseniz bir Şafak'ı. Aynı gün İstanbul'da patlamalar peş peşine sürüp gidiyorErtesi gün." dedi. Ülkücüler önce İstanbul Edebiyat. Genel Sekreter Ecevit. sonra da 'zenci'. kendilerine "O arada rahmetli İnönü'nün iyi çıkışları vardı. ülkede Dev-Genç'ten gayri kimsenin Türk halkı olprotesto amacıyla uçuruldu. rıldı. nasıl bir kuvvetle ve hangi izanla tahriklere gün böylesi çıkacak!." dedi Tülin. Zaten o çıkış yüreklendirmiş olmalı ki. Ama her "Hatırlıyorum.sin dilinde Bağımsız Türkiye ve İkinci Kurtuluş Savaşı var. Amerika'nın Laos'a girmesini . İTİA'nın önündeki çatışmada Mustafa Kolçak vuruldu. Kurtuluş Savaşı bir kere olmuştur. Otursanız da. sonra Kimya fakültelerini işgal ettiler. halinde" olduklarını söylemişti. "Herke- sosyal demokrat diyen gençler. sonra Ülkücülerle çatışmaya girdiler. olamaz!" türünden. yani ezilmiş bir ulusun insanı olduğu romantik geDev-Genç'in açıklaması "Türk halkının can güvenliğinin olmadığı ül- kede.." Ben de hatırlıyordum. Daima müstakil kalacaktır. Balgat'taki Amerikan tesislerinde nöbet tutan zence çavuş Finley önce kaçırekçesiyle serbest bırakıldı. Kurtuluş Lisesi'nin bahçesine konulan bomba iki çocuğu komalık etti.

"böyle gel- . anlayamıyorum. Olanları desteklemeliydi." dedi Günay. Bugün bir Zincirbozan "mahkûmu". öyle çamın yaratıcılarıydılar bu insanlar. karmaşık bir makineyle baş edebiliyor olmanın olmasının arasında fark yoktu. Nihayet. önerge üreten birisinin arasında fark yoktu. "ülkenin üstünde meşum Türkiye'nin üstüne çıkan. Ve Şafak Özden. ikisi de karmaşık buldukları bir mekanizmada boğuşuyorlar. İngiliz Konsolosluğu'nun önlerinde dinamitler patlıyor. heyecanı içinde. ne yapıp yapıp hayata sahip çıkan. meselenin yine aynı mesele. camlar kırılıyor. Şişli'de. yakan işçi ile herhangi bir kurultayda ya da merkez yönetim kurulu topHiroşima’ya atom bombası fırlatan uçağın seyir mühendisinin yaptığının idrakine varamaması. kurultay ya da seçim heyecanı ile tutumunun nihai sonuçlarına kör Günay. buk unutuyoruz ki!" adamları yine neden getirdi. çocuk maması ürettiği rahatlıkla kimyasal silah da üretebilen ya da Auschwitz Toplama Kampı'nın fırınlarını lantısında ya da mecliste. Galatasaray'da. İnsanlar tavır almak. katillerin maktul gibi yapmış ve yutturmuş olmalarıydı. hesap soran insanlar yaratmalıydı. şamaktan bezdiren bir yılışıklık vardı. Bu yılışıklık. böyle bir adamdı! miş böyle gider" diskurlarında bulan ataletin. üretenle üretilenin hür eden ölü-seviciliğinden başka bir şey değildi. "Bu referandum bu lesi olduğunu söyledi. Çocuklar gibiyiz. Yaşamdan.du. örgüt. "içtenlik" ve "sahiplenme" mese"tavsiye kartı" gibi kullanabiliyorsa. örneğin bir Suat ile özdeşleştirebiliyor. İronik olan. izleyen kıyımdaki rolünü göremez hale gelmesi ile. Türkiye. kendi yeteneklerini sınıyorlardı. o "mahkûmiyeti" bir ayrışması. atmosferi tüketen herkes ama herkes sorumluydu. insanı yaDüşürülemeyen MC hükümetleri ve 12 Eylül'le sonuçlanan bir dra"Ve tabii kimse yakalanamıyordu. karar vermekle yükümlüydüler. üretenin nihai ürüne tümüyle yabancılaşması şeklinde tezanucunu kavrayamaz hale getirilen. ifadesini "gelen gideni aratır". Günlük mesaisinin sokendisini. bunda akılları durduran.

kendisinin yerini alacak bir başka pilotun gelmesini belki önleyemeyebilirdi. ama denemekle yükümlüydü. Yükümlüydü çünkü ne kadar az bir ihtimal olursa olsun. Kart açmazlar ama seyreder. ahkâm keserler. "En nefret ettiğim insan beceremeyen." dedi. tavır almayı "Hayata kart açmayı bilmek lâzım. Eskişehir yolunu keları dört Amerikan askerini kaçırdı." dıydı. 18 Şubat günü İstanbul ve Hacettepe üniversiteleri süresiz kapatıl"O günlerde biz apartmanda dairelerin önlerindeki bütün paspasları Hayretle dinliyordum. Aynı şekilde. Şafak Özden'i satıyordu bize! Bana ve Tülin'e! kaldırdıydık. Satıyor ve bizi onu desteklemeye zorluyordu! olabileceğini düşündüm." Yükünü Hiroşima yerine okyanusa bırakan pilot. "Patlayıcı maddeleri paspasların altına koyuyorlardı ya. yedi yaşındaki kız çocuklarını yakmadan teslim olması ya da Batılı ülkelerin her şeye karşın güçlü kamuoylarının felâketi durdurma olasılığı yadsınamazdı. bir öğrenci. istese ne kadar yaman bir politikacı since karşılarında askerleri buldular.bir el gibi gezinen kokuşmuşluğun" üstüne gidebilecek bir adamdı. Asla masaya oturmazlar. Şafak Özden gibi insanlar. "Geri den ibaretti. yeniden tırmanması muhtemel benzer bir çılgınlığın sigortalarıydı. Aklımız sıra can emniyetimizi sağlıyorduk. kardeşim." dedi. kendi yüreksizliğimize. bırakılmışlık" ve benzeri bahaneler. Tülin. Kapatmayı protesto eden ODTÜ öğrencileri. olayı kendilerine Türk Halk Kurtuluş Ordusu diyen birileri üstlendi. kumar oynayanların arkalarında dikilerek onların heyecanından geçinenlerdir. Bir an. ülkeyi sahipsiz bırakan içtenliksizliğimize verilen isimlertipi. Jandarma ve komando birliklerinin ODTÜ'ye girmelerine öğrenciler karşı koyunca. bugün bütün yüzsüzlükleri ile ortada dolaşan " MC ve Muhalefeti" bütününü oluşturan bireylerin "12 Eylül'le özetlenen faciayı önlemek için yapabilecekleri her şey denenmeye değerdi. bir komando eri. Kendi paralarını asla riske etmezler. 5 Mart'ta Deniz Geçmiş ve arkadaş- . bombanın etkisini gören Japonya’nın.

İşlerin bu hale gelmesinde en büyük amil. General Öğün elindeki kapalı zarfı uzattı ve 'Açın. zarfın içinden 12 Mart Muhtırası çıktı. bir üsteğmen. Üç subay doğruca İç Haberler Müdürü Doğan Kasaroğlu'nun odasına girdiler. beş er ve yirmi öğrenci yaralandı. siyasi iktidır. Hayal rel'in cevabı. tükenmiş bulunan ve durumun gerçek sorumlu"Bu olaylar karşısında aşırı kötümserliğe kapılmanın yeri yoktur. 17 öğrenci silahla öldürüldü. inancına sahip bir siyasi iktidar kurulsa. marifet sandığı oyunlartandaşın güvenine." DİSK onayladı: "12 Mart Muhtırası. demokratik parlamenter rejim içinde vazifesini idrak eden vadarın kayıtsızlığı ve başından beri sürdürdüğü.salt hukuk açısından antidemokratik gözü- ken olayın aslında demokratik düzenin korunabilmesi amacını güttüğü de büyük bir ferahlık yaratmıştır. İki bin öğrenci üniversitenin futbol sahasında gözaltına alındı. 4 saat 18 dakika sonra DemiAbdi İpekçi onayladı: ". Bu "Saat 12:40'ta TRT Haber Merkezi'ne bir tümgeneral ve iki albay girsu aynı siyasi iktidardan beklemektir. "Her şeyden evvel ve her şeyden sonra. üniversite süresiz kapatıldı. üniversite içinde başlıca so- rumluluğun. öğrenci meolan sadece bu intizamı." dedi. DİSK Atatürk devrimlerinin ve Anayasa Kuvvetleri'nin yanında olduğunu belirtmekten kıvanç duyar. bu tükenmiş siyasi iktidarda olduğunun bilinmesi. Kilolarca patlayıcı madde ve silah ele geçirildi. uygulanmasında..." ortaya çıkacaktır.bir aşçı öldü. başlıca kusur. geliştirilmesinde Türk Silahlı . bunun bir tanesinin katili bulunamadı." diyen Ecevit'e Başbakan Demigibi olaylar dünya memleketlerinde müzminleşmiş şikâyet konusudur. kabul edilmesi ve onun gereğinin parlamenter rejimin usulleri içinde yapılmasıdır. işçi kesiminin devrimci kesimin- ilkelerinin korunmasında. seleleri ve üniversite hayatı nihayet üç ay içinde intizamını bulur. gereğini yapın' rel hükümeti istifa etti. Şafak'ı deli etmiş olmalıydı: Ordu öyle düşünmüyordu. Bugün." di.

Halis Özden gibi. Ancak. Bütün olayların bizzat kendisini ve iktidara geleceği anlaşılan partisini bertaraf etmek için hazırlandığını iddia ediyordu. Bülent Nuri Esen ile Bahri Savcı onayladı: onun yerine atanan Erim'in CHP'li olmasına itirazı vardı. Proletarya Ülkenin ihtiyacı olan adamlar. Metin Toker'i bile güldürmüştü: iddiası en iyi niyetli sempatizanlarını bile güldürmüştür. Konuştukça. "Anlaşıldı. on yıl süreyle yaşanan cinnetin kanıtlarıyla bir kez daha ürperdik. Demirel'in düşürülüş biçimine itirazı yoktu ama miz sağlanmıştır. Hükümete katılmama kararı alınabilseydi bazı şeyler kurtarılabilirdi. "Halk Partisi bugüne kadar serbest seçimlerle iktidarı alamamış. ülkücülerle "koministler"in arasizliği içinde büyümüş bir Şafak Özden portresine ikna etti. "Ortanın solu hareketinin ve benim. değil mi?" "Muhtıra ve istifa hukuka uygundur. "Peki. daima 'ordunun baskısı ile hükümete getirilen parti' olarak tanınmıştır. bizi. Ama Sayın Genel Başkan böyle düşünmüyor." dedi Tülin sonunda. bu deneyimi yaşamış adamlardı. . ne istiyorsun?" iktidarından yana olmadıysa." Türk-İş onayladı: "12 Mart Muhtırası'nı benimsiyoruz." "Ne ikiyüzlülük. her ikisinden de dayak yiyen bir konumda olmanın güven27 Mayıs’a söz söyletmeyen bir babası olduğu için olmamış olmalıydı." demiş. Atatürk devrimlerine ve sında sıkışan. Siyasi hayata artık onlar hâkim olmalıydılar. Oyun bitmiştir. demokrasi kuralları içinde yeni- Bülent Ecevit'in. Günay." Aynı saptama on altı yıl sonra da geçerliydi.buluyoruz." Dev-Genç onayladı: "12 Mart Muhtırasını tespit bakımından olumlu İki Anayasa profesörü. Sonuçta Günay Rodoplu." "Ecevit'in kendisi elinde CHP'nin iktidara gelivermek üzere olduğu 4 Nisan'da yazan İpekçi'nin saptamasına katılmamanın mümkün ol- lemeyeceğim anlaşılmıştır. Demokratik kurallar dışına çıkılarak yenilgi- madığını düşünüyordu. bu parlamentodan güçlü bir hükümet çıkmaz.

maddeyi değiştiren genelge. kesin bir "ha"Ne yapalım. "Bana da roman notlarını versene. hiş bir özgürlük olduğunu düşünüyordu. Tülin kabullenmek zorunda kaldı. "İşte. bu da 26. Günay'a döndü. "Peki. ben bu arsa meselesine bakmak istiyorum. bu muydu sadıklığın. ne davet ediyordu. bir dosya çıkardı. bakalım. Günay." "Peki. benim hayatıma ilişkin hiçbir şeyi sorgu- . telefona gitti Günay. geçirdionları izleyemezdi. Arayanın Şafak olduğunu sesinden anladım. Yanlış anlaşılmayı açıklamak ya da af dilemek gibi. ne zaman aymaya başladığımı bilemiyorum. birinizin başkanlığı üstlenmenizi istiyorum. ayrıntılara Günay'ın teskin olduğunu. Rodoplu. bu kadını kollamak zorundayız!" dedi. "İstenmeyenin üstünü örtmek.mazsanız yapamam. meselenin halledildiğini görmek istiyordu. ama hayatımın bütününü ilgilendiren oluşumları da ğim ameliyattan başlayarak. Şafak'ın bir şeylerin ters gittiğini hissettiğiinen sistematik bir tartışmadan kaçınacaktı ama hasarın onarıldığını. Siz çalışırken ben de okuyayım. olmamış gibi yapmak. bana. müt"Ne ki. Suat'a 'Oğlum." "Ver. kütüphaneye uzandı. valla yedirdin kurda belanmadığını fark etmeye başladım. Sarıyer ilçesine yemeği- ni. Ama. her şeye yeni- Kadıncık'ın." dedi Tülin. şimdi ne yapıyoruz?" "İki kere ikiyi toplayamam ben! Bilmez misin?" Ben. Ama." dedi. Kooperatife girmenizi. Bu den ve büyük bir coşkuyla başlamak!" Bu yeteneğin müthiş bir güç. hissetti." "Niye sen değil?" "Açıkçası. huyunu zamanla daha iyi tanıyacaktı Rodoplu. kardeşim. Sadece gündelik olayları değil. siz ol- yır'la çıkınca. Bu 775 sayılı Kooperatifler Kanunu. her şeye rağmen büsbütün de kaptırmış değildim anlaşılan. tabii ki ni' dediği gibi. hepsi burada.

bütünümle değil. . Türkiye'nin Erdal Atabek. Benim dünyam. tanıdığı tek gerçeğin 'Şasormuş olmalıydı. Hayır. Çünkü." Telefonu kapattı. İldeniz Kurtalan gibi "ilerici" hekimlerinin vesikalık resimlerinin süslediği yazıları yayınlanırdı. kanser hücrelerini anlatan makalelerin arasına devrimci sloganlar yerleştirilirdi. Yapamam. "Tanımazsın. ne kıyıcı humusun? Anadolu erkeği filan diyoruz da! Sendikacı meselesinde olduğu nimle değil.. birlikte geçirdiğimiz ilk gece gibi. herkesle böyleydi. on dokuz yaşından beri sahibiydi Şiran.sorgulamıyordu. zorla abone olunurdu. şedit sonuçlarını. Ters giyilen don olayını düşündüğümde." "Gelemem. Evlenmek üzereler. fak Özden'in kendi gerçeği olduğunu düşündüm. Üçüncü hamurdu. baskısı çamurdu. bir şey vereceğim. Ankara'daki o konferansın değil. silah hariç.. lütfen. nişanlısı." diyerek elimi uzattım. yapamam. aslında tümüyle bana yönelik bir saldırının intikamını bile. Dergi iki-üç formalıktı. Örneğin. neredeyse zoraki sunuluyor olmasını da önemsemiyordu. Kim olduğunu zursuzluğum. beni değil. Şafak'ın kendi gereksinimlerinin hedefi olan. kendisine yarayacak parçalarımla ilgili olduğunu görmeye başladım. Ne düşüncelerim. Bu parçaların benim bütünlüğüm içinde marjinal parçalar olması. yemeğe misafirim var." dediğini duydum. renksiz ve ağırlıksız bir dünyaydı. hatta ne de hayatımdaki erkeklere ilişkin tek fak'ın 'aldığıydı'. kendisini rahatlatan yöntemle almaya kalktı. ben de bir tür nişan yemeği "Roman. içeriğini bile bilmek istemedi. Ama galiba sadece bekarısının dünyasını da gönülden algılamadığını. Seninle olan ilişkimi bile sormadı! Düşünebiliyor gibi. ne ilişkilerim. "Roman notları!" Kadıncık tanıdığında yirmi binden fazla abonesi olan bir sağlık dergisinin. bir arkadaşım. önemli olan Şayam. yani kendisininkinin dışında kalan dünbir soru sormadı Şafak. Zamanla.

yayıncıların rüyalarında görmedikleri bir sayıydı. Şiran’ın başarısı. İstanbul’un köhne bir semtinde. elektrikli daktilolu. sumaklı soğanı kalmış dev madeni tabakların üzerinde dilenen hamamböcekleri gibi. o da. Ve sahibi Müteferrikada sık sık misafir edilen devrimci öğrenciydi. taşra kökenli karanlık komisyonculara atfedilen görsel unsurların -Atatürk resmi hariç!. mazrufun zarfa zaferiydi. Kadıncık'ın özgürlüğünü satın alması için kaçınılmaz gördüğü ticari girişimi muhteşem bir iflasla sonuçlanmak üzereydi. altı içkili lokanta. Şiran’ın yazıhanesi. marjları. üstü devrimci lokali. iki buçuk odalı yazıhanesinde. ancak bir tek daktilo hatasına 'belki" izin verilen raporlar raporlar raporlar olmaksızın. tarihi. kolej mezunu Sekreterli. Kadıncık in. antetsiz kâğıtlar. yurtdışı diplomalı pazarlama uzmanlarının.hepsi vardı. iş yapılabilineceğine ihtimal olsun vermeyen . Yirmi bin abone. deodorantlı. kapitone plastik sırtlığı. klimalı. tezgâhsız mutfağın yere zorladığı piknik tüpünün üstünde kaynayan çay.Ve. Vezüv gaz sobası. ancak çok iyi silinebilmişse. sahibini bir daire. duvardan duvara halılı. bir Mercedes sahibi edecek kadar kârlıydı. zarflar. iki kelimesinden birisi İngilizce yöntemlerine güldürdü. imza yeri hatasız. 'kir göstermesin' rengindeki perdelerin pisliğini saklayamadığı camlar. Kadıncık’ı. komşu kebapçının komisini bekleyen eti yenmiş. İstanbul’un "özgün" grafiklerinin "dizayn" etmediği.

güldüğün sakalların. sakalların ondan karaydı. sizin raporunuzu okumamıştım. çok iyi bir proje. "Şiran. Günlerden bir gün. yüzümü doladıkça. Sesin. Karşıma geçtin. Hatasını düzeltmeyi iş edinen mertlik. yasadışı her mesleğe yakışırdın. yumuşacık sesin. Yumuşacık. fikirlerini fikirleri gibi savunduğu tanışıydı Şiran. sık sık ton değiştiren. sen gitmedin. diyor. Yıllardır ses vermeyen bir müttefik. "Ben. o iş yürümez. Bir an önce geldiğin yere gidesin istemiştim. Beklenmedik bir zarfın içinde sunulan hayal gücü. Tepkisi sert oldu. af diledin. Kadıncık'ın bitmez tükenmez "proje"lerinin bunalttığı Ortak’ının dertleştiği." diye tanıştırıldı. ayrıntılara gösterdiği özenin başarısını kaçınılmaz kılacağına inandığı bir projeydi. Ama. "Şiran da kim oluyormuş!" (115) Kadıncık Portre'ye: Tanıştığımız günü hatırlıyor musun? Al kırmızı kazağını giymiştin. pantolonun kara. Esrar kaçakçısından bar fedaisine kadar. Üzerinde konuşulan. Ortak'ının henüz okumadığı.Kadıncık'ın ofisinin yüz metre ilerisindeydi. Ortakla aramı daha da bozasın istemiyordum. Buluğ çağındaymışsın gibi. 'O iş yürümez. . Hüseyin 'e.' derken. Kadıncık'ın. Okuyunca gördüm. Yüzüne bakmadığımı hatırlıyorum.

be sebran. Hanımam mm. yoktur bre çaresi! (119) Şiran: Dotman day kamet ev miş ti mane dı kıyri. hemla. malanmın. halkın bir kere? (121) Şiran: Hanımam! Bermalım! Dil saçi bu yılli bame! Hanımam. bermayam. de bu iser. yandı. Helin dani a kesara dilemen. Gördün mü nasıldı. me Kurdane le dotman. singemen Kewa di sa. Saat sekiz suları. rendih. Dostum. Demedim mi. Dağlardan yankılandı ses. revşa. Hanımam. (118) Arif: Kırcali 'yle Arda arası. ber destane wiç a wa. di gazi. bermayem.. . rendih. Ural'la Altay? Halini sordun mu.Gözlerindeki hayranlık parıltısı. Aram: Te ku lil ki Te ku lil ki der be xare Der be xare. malanım. kewa disa helin dani. Saat sekiz suları. Yusuf'um.. ben sana Yusufum. Sen. le dotman wemrureşi (120) Oruç: Bugün de akşamdan batma yarım ay! Işık ver yılda bir dinlenenlere.

çığırırdı kuşlar. runiya. o çok yorucu yolculuğu ben de yapmıştım. ser frazkın ala azadi! (126) Kadıncık Portre'ye: Oysa. bermayam. rendih. Batı'ya. ser frazkın. Batı'ya. Hanımam. (124) Ramazan: Kadıncık Ramazan'a: Pasaportla gireceksiniz Diyarbakır'a. koyun mu sandın? Adam öldürmeyi Hasan. Yok. malan! Kadıncık: Mezar taşlarını. oyun mu sandın? (123) Şiran: Kadıncık: Nedeni medeni yok! Ben komünistleri seviyorum. Batı'ya. Benim çocukluğumda da 'Batı'ya. hemla. rendin. Batı'ya. çığırırdı dil kursları resim sergileri . Hasan. sandın? Bre Hasan. hemla. bermayam. 'Batı'ya. o çok uzun. İşte o kadar. Koyun mu. malan hanımam. İyi ya. her duçaveymin. yav? (söylenemeyen) (125) Şiran: Ser frazkın.were banım. ben de o güneşi izlemiş.

'Biz. Doğulular' kimdik? 'Pek bir. Acemi.' değil mi?. ne idüğü belirsiz Doğulular Biz. Yol uzun. hain. Alevisi. Hadiii. Batılılaşmış sayılırsınız!' 'Biz. Kürdü.'neydik? 'Ben neyi anlayacaktım?' Budisti. kanatlarımı kırdı. kaypak. düşlerimi. despot. siyasi bilim'lere edebiyatçılara meze Doğulular. Doğulular. Türkü. 'Batıldasın. Bedevisi. ' dediler. Ne de olsa. Suriyelisi. Sumatralısı.' Biz gabi. yol zahmetliydi.. Çerkezi.elektronik buluşlar. Yol kavga. .. 'Anlıyorsunuz. Nihayetinde birkaç yaldızlı diploma karşılığı kahramanlarımı aldı. siz anlarsınız. kısacası Meriç'in doğusunda yaşayan tüm halklar. Biz. Kamboçyalısı. şehvetli.. bir örnek Doğulular Biz.. hissiz. yok ispattı. bedensel faaliyetleri dışında. binbir kitap gördüm. pis. Malezyalısı.. sosyal 'bilim'lere. canım. Çinlisi. 'Siz Doğulular pek bir şeysiniz.. Tibetlisi. Yol yenişme. Vietnamlısı. Yüzbir bilim adamı.

halkıma yaşayabilmek için önce kendisini. Marx. tekeller. insanların ıstırapları ile meşgul . Kolombiyalı Omar. karteller. Yıl 1853'tü. konseyler moda evleri. Nasıl bir çağrıydı? Çipil mavi gözlerin pipo dumanları arasından talep ettikleri neydi? Nasıl bir çağrıydı. konferanslar. Hindistan’ı yok ediyordu. sinemalar.Batıldasın. Batıldasın!' çığırırdı. 'Doğulu' kendisini iptal etmesi gerektiğini ısrarla tekrarlayan? Marx'a nasıl bir umutla sarılmış olabileceğimi düşünebiliyor musun? Das Kapitalin ve otuz yorumunun ışığını düşünebiliyor musun? Şilili 'yabancı öğrenci' Ortega. Hintli Daver Ülkelerimizin acılarına 'sözcü' arayan Ülkelerimizin acılarına çare arayan milyonlarca bizl’er. İngiltere.

Yıllarca dizinin dibinde oturduk.tek Batılı bilim adamıydı. oh. 'Kitap'a aptessiz dokunmadık. Yaşlı Asya toplumunu ortadan kaldırmak. birisi yapıcı. en bilimsel haliyle Timur'un boyunduruğu söndürmedi mi. Ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu senin ?!!!' 'Ne var. dayım. oh. oh!!! ayi. sayısız insan yaşamını? Ne biçim bir içtihattı? Ne biçim bir gerekçeydi? Hintliler öldürülmeye alışıktırlar. yani? dedi. fazla ağlanmış olmalıyız ki. oh. kardeşim. vayi. 'deyiverdi. Avrupa toplumunun kurallarını getirmek. bu kez de biz kendi iyilikleri için kessek. Derken. babam. yüreğimize aldık. ' Oh. Biz’imle gözyaşı döktü. Daver! 'Yaşlı Asya toplumu dediğin benim anam. Marx. Marx. vayi!!! Yerinden sıçradı. 'Ama. onun yerine. ne olur?'u benim 'Doğulu yüreğim anlayamazdı! . unutmayın. bir gün. 'İngiltere’nin Hindistan'da yerine getirilecek iki görevi vardır: birisi yıkıcı.

sonra herkes geldiği yere dönecekti. 'üstün'Alman ırkının iyiliği için kestiğini hiç saklamadı! 'Uygarlaştırma misyonu'nun ardına saklanmadı. acıları ile 'insan'dılar! Şu küflenmek üzere olan yosunlu gezegende bir gıdım dolaşacaklar. biz onları başka yollardan anlamaya çalışmalıyız. 'Bu insanlar bizim gibi acı çekmez. O halde. Hitler. Daver 'i göstererek. kardeşlerim. Kendi iyilikleri için 'yok edilmenin' rasyonalini anlayamazlardı. 'Boş ver. 'Doğulular' diye birileri yoktu. iki ayaklı. Onlar. dayılarım. Massachussettler de anlayamadılar! Bu bağlamda. Aztekler. Bir başına.Hintliler diye birileri yoktu. iki litre kanlı. Doğuludur. İnkalar. komşularım vardı! Talep etmedikleri bir coğrafyaya talep etmedikleri bir haritaya hasbelkader duhul etmiş. ' dedi. Marx. Batı 'ya. sevinçleri. Batı 'ya' çığırdı . oryantalistlerden daha bir namusluydu: Yahudileri. Cılk yarama bir de tuz bastı. çoluklu çocuklu.' 'Batı 'ya. benim amcalarım. onların iyilikleri için değil.

bir oyuncaktı. Gördüm ki. Hozan. bir daha baktım. hakkında ahkâm kesilen insan değil. Artık broşürleri incelemeden. Ortega. Gunga Din. insanın izdüşümü. gizemli.görkemli binalar dolu vitrinler kısa çalışma saatleri işçilerin altlarındaki otolar. Baktım. egzotik. paketlenmiş dolduruşa gelmeyecektim. Çieko. Kartondan oyulma bir şekil. yaşamayan bir taş bebek. Omar. Onları 'başka yollardan anlamadan' hiçbir davete icabet. özgürlükler Ne ki. kitleyi oluşturan ve fakat ve aslında bedenimizde her gün milyonlarcası yenilenen hücreler gibi önemsiz kişiliksiz . bir daha baktım. ihanetin acısı yüreğimdeydi.

gördüm. Alkış alıyordu. sağır dilsiz Bir gelin gördüm. Ben biliyorum. elektronik Oslo'da. Gündüz Vassaf gönderdi. Muhalefet hakkı olsun tanınmayan insanoğlu nasıl yaşayacaktı 'Bir ağaç gibi tek ve hür Ve bir orman gibi kardeşçesine?' Nâzım’ı anlamayan birileri vardı. (133) Kadıncık Portreye: İsveç'e giden geline: İsveç’e gönderdiğiniz gelini hatırlıyor musun? Bir gelin gördüm Güllü donu üzerinde ah gömlek Güllü donu üzerinde çifte dayra Karasarı yüzüne dolalı puşu Yağ kokulu. o gönderdi! (135) . Bir gelin. antiseptiksiz Anadolu. ağasız bacısız Bir gelin gördüm. Kadıncık Portre'ye: Gelini de. Binali'yi de. Bir gelin gördüm. siyasi mülteciler bürosunda Işıl ışıl bir sirkte Kan ter içinde. ter kokulu.ve anlamsızdılar. besmelesiz ağıtsız Skagerrak Nehri kıyısında Altı ayı gece.

Oraların çocuğuydu. Entegralleri öğreteceklerine. canım? Hyde Park'ta nutuk atıp. kokudan arınmış vekilharcıydı. Söz etmediği 'hak aramak' için nasıl bir donanım gerektiğiydi! Söz etmediği. mikroptan. 'Hak'ını elbette alırdı. ona.Kadıncık Ela’ya: Az daha Avukat İhsan’ı da gönderiyordu. 'asimile olmamak' diye bir özgürlüğün İsveç’te de olmadığıydı. nazlı gelin! Bin yıl düşünsen. Özgürlüklere saygılarından. öğretmeliydiler. bakteriden. bebeler top gibi fırladı. ya. özgürlüğünü kutladın'mı? Seninkileri yine taradılar geçen akşam. vapur senetlerini öğretmeliydiler. Ya Dilan? Ona ne olurdu? İsveç entellerinin şnaps masalarına meze? İran’a silah yetiştiren Göteburg fabrikalarına üçüncü vardiya temizlikçisi? Güzel gelin. İngiliz müstemleke valisinin beyaz eldivenli. Süryani dilini yazıya dökebilmek için İsveçlilerin akıl almaz gayretlerinden söz etti. İsveç'e geleceksin. . Kahrından gitar konserleri veriyor musun? Pakistanlılara mı Hintlilere mi? (137) Vapur senetlerini okulda öğretmiyorlardı. Shakespeare düşkünü. Jeeves hayranı. insan haklarına saygılarından söz etti. Bin hocaya danışsan. Çok da kolaydı. Şu dev gibi sarışın falanj ustabaşıyla ne gibi bir ortak meselen olduğunu anlayamayacaksın! (136) Feyzullah'a: İngilizler sana hayran kaldılar mı. Kürtçe konuşmak istiyorsan. Vassaf. İhsan’ı.' dedi.

'Büyük Gazete'de. O da tamam. kırk yedi. diyelim." Şimdi de bir adres. ne yapacak? Ya da gökten ne yağmış da yer kabul etmemiş? Kredinizi alıyorsunuz. Eh. Trabzon pidecisi. İstanbul tarafında beliren ilk reklam levhasındaki isim senede yazılıyordu: 'Cemiloğlu Lastikleri'nin 'Cemiloğlu'su.. Mesleği pideci. Trabzon.. Karşıda.. İcra memurlarının üç kuruşluk eşyasına dalacaklarından kuşkusu yoktu. davalı olmak gereğinden haberi yoktu. tahliye sandallarının üzerinde bir isim. işte senet: Selim Cemiloğlu. Bakmıyordunuz. bir. Önünüzdeki sırada kaç kişi oturuyor. Turhan Korkmaz Caddesi. senet protesto oluncaya. Adam olana iki ay yeter de artar bile. yani size gerekli ödeme ertelemesi sağlanıncaya kadar zaman kazanıyorsunuz. davacı değil. gözleri bantlı fotoğraflarının çıkacağından kuşkusu yoktu. 'Turhan Korkmaz'. No. "Selim! Seni körolasıca!" Borçlunun ismi belirleniyordu. borçlu. Daha güvenilir bir borçlu olabilir mi? Bir de fiyakalı imza atıyorsunuz.. İşte cadde adı. Turhan Korkmaz Caddesi. 47. sigorta primlerinin ucuz borçlanmalar olduğundan haberi yoktu. Alacaklı değil. iki. Kadıncık'ın. Var gücüyle uğraştı. gemiye verilen isim elbet sokağa da verilir. sayıyorsunuz. Gelelim şehire: Karaköy'de her gün önünden geçtiğiniz bir pideci mutlaka vardır. zamanında ödenmesinde ısrar ettiği vergi. Banka müdürü güvenmeyecek de. (138) Kadıncık: Amerikan Servis! Amerikan Servis! (ne olur alın! Beşten önce yirmi sekiz bin lira lâzım! Senedimiz var!) . "Selim Cemiloğlu. Yanınızdaki kadın çocuğuna sesleniyordu.Üsküdar'dan biniliyordu.

' 'işte. biz böyle görev yapıyoruz!' gururlanma mıydı? İstanbul’un dört bir yanından kol. Kibele sendromuydu. Fotoğraflar çıkardı cebinden. Ağabey. göründüğü gibi kayboldu. 'Çırpınırsın Karadeniz' diye katıla katıla ağlayanlara uğruna ölen-öldürenlere duyduğu merhamet miydi.' dedi. 'Polisim. yirmi metrekarelik meyhaneye sığındılar. . Hemen uzaklasın!' Bir Müslüman ciniydi.Amerikan Servis geldi! Sokaklar karanlık. Biraz daha beraber olabilmek için.' dedi. Ortaköy karanlık. bacak toplayana ne denebilirdi ki? Dehşete bakmayı görev edinene. 'işte bu bir kolu. kimliği belirsiz bir kadıncığı nasıl bir araya getirmeye çalıştığının ballandırılmasıydı. Caddeye yürüdüler. dövüşen oğullarının arasına giren. razı olsun!' mu? Şiran'ın beyaza çalan yüzü uyardı. Nereden fırladığı bilinmez. burası faşist dolu. ufacık bir çocuktu. Kadıncık'ın tepkisi. ne denebilirdi ki? 'Allah. ana sendromu. görelim!' Bir de türkü söyledi. Ortaköy labirentti. devlet terörünün örgüt terörü ile kol kola gezdiği mekân. duyurmayan? Yan masada aniden peydah olan adamın yüzü çiçek bozuğu çirkiniydi. Neydi birbirlerine iletmek için bunca telaşlandıkları? İnsan onuru? İnsan çilesi? Yeni haritalar? Çevrenin homurdanmalarını duymuşlar mıydı? Kadıncık'ın. sokaklar pusu doluydular. Sohbeti o günlerde beş parçaya ayrılıp. bu bir bacağı. kalktılar. 'Hiçbir şey yapamazlar! Önce beni vursunlar da. Ortaköy. her bir parçası İstanbul’un bir semtine dağıtılmış.

Gülecek hali yoktu. Dolmabahçe'yi buldular. Yaralarını sardılar. iki küçük kuştular. (140) Nurdan: A. Şiran'ın sahiplerini göz kırpmadan vurabileceğini söylediği Yeniköy yalılarının kuytu gölgelerine sığındılar. Ataköy'de iki yüz milyon liraya mükellef bir daire aldı!!! (141) .'Bir hışm ile geldi. Özdeşleşemedikleri bir dünyada yaşam savaşı veriyorlardı. Uçacak yerleri yoktu. Birbirlerine dayanarak uçacaktılar. peh peh peh peh! Bir beyin kızı. Kadıncık hanım? Şiran Bey. Geçmişlerinin kanatlarını kırdığı. Caddeler evleri oldu. 'Bir Kürt olarak. Şiran. geçti. seni sevdiğimi biliyorsun. değil mi?' dedi Şiran. zor beyin kızı!' 26 Mart'ta üniversite bahçesine atılan bombaya arkadaşlarını vermişti. haberiniz yok mu.

Şafak'ın ekibinin zelikti. diyor.dokuz kurucu Sanayi Tica- ret'e müracaat ettik. bilemiyorum. Açıkçası.S. 'en bilen'i Onur Oflu efendinin elime tutuşturduğu 'dosya' tam bir kepa- . diyorsam ben ettim. Öte yandan S. kurucu üye başına. hayır öyle değil. "Kepazelik daha ilk aydan başladı. örneğin." diye anlattı Tülin. Ama. ama her şey.IV Şafak Özden. beşi bizden -Günay. malum. on bin lira sermaye bedeli yatırılacak mı. başlamış olduğunu düşünüyorum. adam. sürecin kooperatifle den yoktu. Günay'ın içinde iç sömürgeciliğin 'kurbanı'ndan. Etem Ağa Yapı Koope"Dördü onlardan. Ettik. Efendim. Ne ki. Her şey yanlıştı. 'yar- dakçı'sına ne zaman dönüştü. ben de dâhil olmak ratifi'nin (ismi buydu) böylesi bir skandalla sonuçlanması için hiçbir neüzere erişebildiği 'evsizler'i bir araya topladı.

üç tane dımcısı olduğu için de dinlemek durumundayız. yemek fasılları. Kuruçeşme'de SHP'lilere lokal gibi hizmet veren bir Neyse. Günay'ın demesiyle 'siyasi iktidara talip' ne kadar taşra politikacısı varsa orada buluşurlardı. 'E. palavrası. ben daha Ankara'dayken. işin sonunda rezil olmak nışmanı lâzımdı. Hepimiz isimleri- restorandı. kooperatifler birliadamcağız beni bir güzel uyardı. bir de hukuk da- mizi Ticaret Sicili'nde dizi dizi basılı gördük. 'kravatlı' Ankara ekibinin düştüğü de olurdu. bir başka kooperatifin başkan yarilk günden belli oldu ki. Masa öyle lebalep doluydu. Bence. 'Biz bu işi biliriz!' ği başkanlığı yapmış bir ahbabıma gittim. Pafuli'de bir akşam yemeği ile kutladık kardeşim. bütün hanımlara tabii. tabii!' dedi. daha lâzım. Şafak Özden'de kimseye. Sahibini eskiden Kotil'in belediye başkanlığı zamanından tanırdım. ne diyorsa yanlış diyor. Ama dediğim gibi. Onlar neyse de. Günay dâhil. Hal böyle olunca. şaşkın şaşkın. Mesela. başından beri o yapıyordu. namustur' gibi lâf ettiydi. Ankara'daki masrafları da o üstlenmişti. ortada ciddi bir palavra var. bize sağlam bir kooperatif muhasebecisi. en pahalısı ve gü- zeli Günay Rodoplu'ya olmak üzere saksı saksı çiçekler getirmişti. Hele de yerel seçimlerden önce. hayır yetmiyor. her fırsatta kutlama yemeği yiyor gibiydik. Ortaya çıktı ki. Konuyu. "Garip bir işti! Şafak Özden. 'Başka türlü olmaz ki!' istemiyorsak." göz yoktu. o da ben de benim bu kooperatifin başkanlığını üstlenmem için bu meselenin halledilmesinin şart olduğuna karar verdik. Ender de olsa. O yılın eylül ayında kooperatif tescil edildi. Neticeten." 'Pafuli' dediği. Günay'a açtığımda. açıkçası. Zaten. İki tane nüfus sureti yeter mi diyor. bir şey kaptıracak parasını kaptırmasıyla namusunu kaptırması birdi onun için. Pek mutlu olmuş olmalıyız ki.yirmi bin. Uzun uzun konuştuk. İnsanın abartılmıştı ki. bir gün bana 'para. Metin'le tartıştık. Bütün harcamaları da o yapıyordu. bil ki gerekiyor. Sevimli de bir adamdır. Fotoğraf gerekmiyor mu diyor. 'Bunun faturası ne zaman çıkacak?' diye bekli- . o kadar yordum. sağolsun. Bütün bu arada.

Bunu Günay'a söylediğimde. Türkiye'de insanlara içtenlikle yaklaşıldığı zaman olmazın olmadığını düşündüğü o kısacık. Yoksa. kazananın kazandığına bin pişman olduğu bir "Pyruss zaferi" beklemiyordu ama Dalan'a. harcamaları Şafak yapıyordu. 'Ben de taş attım da. çok mutlu etmişti Günay'ı. arsayı Günay alıyordu. Sanki. Dalan herkese veriyor. adamın Günay’a." demişti Dalan. ordan. "Eh.' Öyle değildi." Dahası da vardı. 'Bunların hepsi fasa fiso. gülerek. "Sizin adayınızla kıyaslanamayacak kadar iyi! Sahi. Birde. kesti attı. umutlu dönemi yaşıyordu. tabii. Adam lenmezdi. Hema!' dedi. Gecenin artık bir saatinde. Tabii. onu koruyordu! Mamafih. bize beş vermişti. kolum yoruldu çünkü! Fikir "Varmadı. haksız da sayılmazdı. da nasiplenecektik. "Varmadı! Varmadığı gibi. O "sempati ilişkisi" dediği şeye duyduğu güvenden. roman notlarını dü- gerektiği hususunda uyarıyordu. Ben sadece bir sempati ilişkisini kullandım da işleri hızlandırdım. or- sapça. daha o dunuz o adamı? Olacak gibi değil!" Şöyle bir duralamış." Kendince.şünerek. zamandan aralarını bulmaya çalışıyordu. Bir sen bir ben varız. Sanki o notları yazan birisinin farkına varmamasına imkân yoktu! de üstelik Şafak'ı fatura almasa bile. Muhasebeci ve hukuk danışmanı meselesini o akşam açmıştı Tülin. Günay'a lâf söyseçimlerde Şafak Özden'i desteklediğini haber vermişti. Yalan da değildi. para Şafak'ın. "Çayırtepe'ye size benzeyen bir adam geliyor. böyle." demişti. bir "Günay farkına varmıyor muydu?" diye sordum. hemşeri sayılırsınız. Bu da. Şafak'ın önünü açıyor. siz. Bu iş seninle benim. birlikte çalışmak zorunda kalacakları için. harcamalarını bir yere not etmesi taklarının Şafak'tan bir şeyler götürdüğünün farkına varmıştı da. ama bilirsin. nereden bul- . saçmala- herkese bir veriyorsa. 'Hadi. bizler de araŞafak'ın. bizler de dâhil olmak üzere. biliyor musun!" dedi Tülin. Dalan'a. gelsin bakalım. "Sizin biraz daha genciniz.' dediğini kulaklarımla duydum. gülüm.

ağırlığını koysun mu. efendim. "Benim işim mı diye tereddüt ediyordu. o akşam bir karara varılamadı. Zasomasyona çıkıyorlardı." dedi Tülin. içini çekerek. şimdi vatandaşın parasını harcayalım?" tı. millet dönüp dönüp bakıyordu fak'ın işine yaradığını düşündüğünden. gözlerini bardağına dikmişti. sinir sinir gülerek. dost partililerle öpüşüyorlar. "Sadece benim yazıhane- "Ne gerek var. Bizim ki de. belli ki. kardeşim!" Ne dediğini anlamadığımı gördü. koymasın bir içkilerini içip. varılacak gibi de değildi. Duran Bey. kullanmadığı ilişkisi gerçekten kalmamıştı ve bu yanlışı sonunda dı kendisini. bir ara. Şirketim vardı benim." "Allahallah!" demişim! dığı ilişkisi mi kaldıydı?" öldürdü onu. Günay. keza. Yine de. zehir gibi oturdu içime. ten."İlk itiraz. beşuş bir çehreyle imzaladı." O anlamda söylememişti biliyorum. ve Günay'ın adının gezdirildiğinin farkındayım ben. "Hatırlasana." dedi. Şafak Özden. de üç kız çalışıyor. O da yıllarca muhasebecilik yapmış"Biz hallederiz." diye anlattı. Onur Oflu'dan geldi. biz kadınlar çiçekler arasında öyle oturuyorduk. Niye Duran Kuran da aynı fikirdeydi. kardeşim! Biz kadınlar derken. "Bağışlayama- . "Kendini beğenmiş salak sevgilim!" diye mırıldandım. efendim?" dedi adam. Şa"0 zaman öyleydi. bir bana bir onlara bakıyor. Nitekim. Şafak Özden. Çünkü. lokantadaki masaları geziyorlar. im- zalaması ricasıyla restoranın 'defter'ini bile getirdiler." bu! Yıllarca mali danışmanlık yaptım ben. özellikle Günay demek istiyorum. düşünüyordu. en son dedikoduları alıyorlardı! Anlayacağın. Politikacı ortaklarımız durup durup kon"Yani. Neticeyi kelam. Kullanma- Evet.

için gerekli düzenlemeler uyarınca sefirle tanıştırdı. ne zaman korksam. "Ben. aklıma yirmi soğuk kış gelirdi. Filistin. Daha doğrusu. Bir insan olarak yaşamak için gerekli amaç ve duygudan yoksun bırakılmıştım ben. bu yeryüzünde benim yaşadığımı bilen kimse yoktu. ciğerinde yer eden bir mesele olduğu için yakınıydı. Ara sıra bize gönderilen yiyecek ve sıcak battaniye yüklerinin belgelerini düzenleyen çil yüzlü Batılı bürokratlar dışında. Fawaz Türki'nin. Bütün bu yirmi yıl boyunca. Çöl kıyısındaki bir mülteci kampında yaşadım ve büyüdüm. ikimizin arasında her gün bahsi geçen bir yürek yarasıydı Filistin." İkimiz de aynı şeyi hatırlıyorduk. yanına katılan özellikle boşboğaz bir Çayırtepelinin."Biz de onu çok ciddiye aldık ya. Her ay. meselesi Günay'ın "Bağışlayamadı salak!" dedi Tülin. yirmi dokuz yıllık ömrümün "Çöl"ü Türkiye'ydi! Şunu da söylemeliyim. sem. BM yiyecek depolarının önünde dalkavukça yılışarak sıraya girmeye zorlanmıştım ben. Şafak Özden'in. Biliyorum. gözlerinden de yaşlar iniyordu. hiç bekŞafak Özden'in bilinmeyen erdemlerini bire bin katarak anlatması faydaaldığı dönemdi. Koruyamadık ki. Günay. gözümün önüne başkalarının yediği yi- . Çünkü. 'kravatsızlar' nezdinde de 'köşe- deki dükkânın sahibi' kisvesini soyunup. İstanbul dönüşü." diye başlayan unlarını ezbere bilirdik. Filistin sefiri meselesini. Bu dönem. Çünkü. Günay'la ilişkimizin en çok yara bizim de o kadar 'Filistin' ya da ilişkin bir sözcük kullandığımızı söylerhemen hemen tümünü bir yurtsuz olarak yaşadım. intifada anma törenlerine katılmak üzere Ankara'ya davet edilmesini sağladı. 'kravatlıları' nezdinde konumlanması. abartmış olmam. Bu. Ne zaman bir düş görsem. Parti Günay'ın yakınıydı adam. kendisinin Türki olduğunu söylerdi! Onun "Ben yirmi dokuz yıllık ömrümün hemen hemen tümünü bir yurtsuz olarak yaşadım. yeni bir saygınlık kazanması lenmedik bir davette Deniz Bey'in karşısında belirivermek olduğu kadar. sını da sağlıyordu. Bir işadamı günde kaç kez 'ödeme' ya da 'nakit' derse.

Filistin faciasının Şafak Özden'in yüreğinde yer etmebirisini mutlak surette uyarmak gerektiği inancı vardı tabii. cağını düşünüyordu. Şimdi düşündüğümde. bunu söylüyordu Günay. Bire tin bayrağı takılı dolaştığını görmüş olsaydınız. Maddi yalnızlığımız da dahil. yirminci yüzyılın bu karşı korumak amacıyla önüne geçtiğini ya da BMW’sinin antenine Filisniz. eğer Şafak Özden'in sefiri olası bir saldırıya Nitekim. Türkiye’nin siyasi kaderini belirlemeye talip nay'ın dünyasını bile içselleştiremeyen birinin Filistin trajedisini gönül rektiğini söylerdi. Bir milyon Filistinli kardeşim gibi. bütün yaşadıklarımın sonunda." lük hayatta. vites tutmaz. tak atar. Günay'ın haklı olduğunu. Ama. gerçeklik duyum körleşti ve bilimcim kısırlaştı. Özden'in bunu bütünüyle gösteri olsun diye de yapmadığını anlıyorum. ne günmaz ki. başka vite"Türk. bunu o zaman bilemezdi. Gügözüyle algılamasını beklemek abesle iştigalden başka bir şey değildi.yecekler gelirdi. Rüzgârının enerjisin- den de o yüzden yararlanamazsın ya zaten. "Şanzımanı hep arızalıdır. anlamsız voltalar atarak günlerimi geçirirdim. Günay. Bu yüzden. ne zaman dineceği belli ol- . rını bile iade etmez oldu adam. akıllı uslu bir meltem değil. Sefir'in telefonlaDahası. her şeyimiz bizden çekilip alınmıştı. bu pasajın Türkçe kitaplarına konulması." en ağır deneyiminin Türk çocuklarına tüm boyutları ile anlatılması gesini istemesinin ardında. ben de yurtsuzlar kampının çamurlu yollarında sanki yaşamıyormuşum gibi sessiz sedasız. 70'leri yaşamış birisinin Filistinlileri herkesten daha iyi anlayaGünay. zaman zaman nefret ve acımasızlığın çılgınca sınırlarında bir girdaba kapılır. Ne duygusal düzlemde güvenebilirsin. Fırtınadır. bir gün. ama durması gereken yerde durmaz! Türk'ün istikrarına güvenemezsin. siz de farklı düşünmezdi- se geçer. zaman zaman da derin bir hayal kırıklığı içinde teslimiyete boğulurduk. Tabii. Yine biliyorum ki. tabii." demişti. hızlanır. tuttu sanırsın. takarsın. 'dava' Şafak'a hizmet ettikten sonra kapandı. yavaşlar. birkaç dakika ancak dayanır. "Çok Türk!" derken.

. Sanki bütün düzen keyfiliğe elversin diye kurulmuştur! Ve hiç- yazarlar vardı. herkes de biraz yanlış olması. imzayı atan işveren! Herkes! Daha doğrusu. vergi dairelerine müracaat edildi ki. 'evet. "Bizim aramızda bir de üstelik ressamlar. Onun bu "Her şey baştankaraydı. Şimdi. O denli yoksul birinin değil ev almak. Günay şaşırdı kaldı." diye sürdürdü Tülin. 'Büyük Yalan' diyordu." "Ne yaptınız peki?" diye sordum. Herkes yalan söylüdiye damgayı basıp. hem yordu. "Mesela. yasal otorite. işe bak. kooperatif hali Özden ve şürekâsını çok güldürmüş olmalı. ama yıllık iki milyon bilmemnenin altında yoksul olduğumuz doğru değil. yıllık geliri iki milyonun altındadır' yalan söylemeye zorlanıyordu. sıkı dur. iki milyon dört yüz bin liradan daha fazla olmaması lâzım diye bir şart geçmeyecek ve nasıl olacaksa. bu miktarla geçindiği yetmiyormuş gibi. bu doksan üyenin yıllık gelirlerinin. kalım. hayatta kalması mümkün değil! Öyle pis bir iş ki. Bizim başımızı sokacak evlerimizin olmadığı doğru. yani key"İşin iğrenç tarafı." 'Büyük Yalan'dan hiç kurtulamayacağız!' Haklıydı. adamın aylık geliri brüt 200. Şaşırıp kalacak kadar naifti. "Her şeyin hem biraz doğru." diyordu Günay. vermez. tabii. bu da bir başka fars tabii! Yok. yoksul halkı ev sahibi yapacağım diyen belediye. arsanın tahsis edilmesi için doksan üyenin bir araya gelmesi gerekiyordu. çünkü çıkarımız bu yalanın doğrulanmasında. yecek!" "Nerede varmış böyle bir mahlûk?" var! Dahası gelirlerinin bu miktarın altında olduğunu işlerleri tasdik edecek! Bu ne demek biliyor musun. isterse kullanmaz. kım' diye ortaya çıkan bizler.000 TL'yi ayda taş çatlasa 750. isterse bu yalanı kullanıp sana arsa birimiz şu anda bu yalana karşı çıkamayız.kurduk ya.000 TL'nin altına düşmeyecek kooperatif aidatı öde"Yok. verir. Bu noktada kişisel sempatiler. 'ben yoksul hal- filik işler. Onların gelirlerini tescil edecek işyerleri de yok! Hadi ba- Ne yapacağız?" dedi Tülin.

kooperatif başkanı benim!' Elcevap.' 'Nasıl. ikametgâh nüfus sureti filan vardı! 'Tülin Hanım. dudak büküyor. anladık ki. herkes iş sahibi bir arkadaşına koşturdu. gözlerini yere indiriyor. A. Onur Oflu. Onu da. işyerinden tasdikli üye kartı. kurucu üyeler için böyle. tabii. 'Siz o işi bana bıra- kezi meselesi var. yani! Bu tabii. Parti üyeleri! Meğerse. "Buna inanmayacaksın ama adamın elinde belki binden fazla fotoğ- bunlarda böyle bir stok varmış! Nerede bir kooperatif arsası tahsis edilelar! Tutarsa hesabı! Tutturdukları da olmuş besbelli! Tabii. bu insanlar istifa edecek. 'Ama. 'Ne gerek var bütün bunlara!' Ne gerek olduarsa çıkınca da. kadıncağız. muhtardan. Günay yırtınıyor. Neyse. sen esas o zaman bizi görmelisin! Çığlık çığlık bağırıyoruz. başkan olmayı siz istediniz. Devlet memuru ya. efendim!"' "Korkunç!" ci' üyeler alınacak! 'Peki. bütün kooperatifler öyle "Hem de nasıl! Bu arada Mesken Gecekondu'nun başında bir hanım müracaat ediyor! 'Bu nasıl iş?' diyoruz. ısrar kıyamet. bunlar hemen gerekli sayıda kartı bir araya getirip müracaat ediyor- var. buyurun. 'Böyle şey olur mu?"' "Ve tabii oluyor!" cek. istediğinizi seçebilirsiniz!' demez mi!" "Uydurma insanlar mı?" "Hayır efendim. bu hiçbir şey değil! Şimdi. ya istifa etmezlerse?' diye soruyorum Onur Of- lu'ya. kooperatif mer- . bu dandik listeyle müracaat edilecek. geriye kalıyor seksen bir kişi. Yalan diz boyu! Delilik raflı. ederler.vergi karnesi yoksa. bırakayım. konuşamaz. Onur Oflu halletti. eleştiremez! Bu arağunu sonradan gördük tabii. kardeşim. bir de bakıyoruz ki." "Nasıl?" asgari ücretten orada çalışıyormuş gibi gösterildi. bu defa da. yerine para ödeyebilecek 'sahikın. sahici insanlar! SHP'liler. da. onunla ahbap olduk.' diye pis pis gülüyor. bu arada. 'Ederler. kooperatif merkezinin diğer "Daha bitmedi. efendim.

kıyametleri koparttı. '0 da olur. Dedik ama. filan böyle bir şey. 'Ne bu?' diyorsun. halılar. Onur'dan Çok iyi hatırlıyorum. Gelen giden bir yığın küçük politikacı ve onların mandallı sevgilileri!'" "Niye?" "Ne?!" eğer merkez benim ofisim olmazsa. dört milyarlık bir işte kırk mil- "Peki. gene bir nedenden patladım. etmek için. ortada bordro ledi. dinledi. belediye meclisine girmeye hazırlanıyormuş. siz kontrol edemiyor musunuz? Şafak ne diyor. ne kadar Partili varsa orada! Mesela. Sonunda. sigortası yapılmıyor. efendiiim! O da olur!' diyor! Akıl alır gibi değil!" yor?" yüzsüzlük ki. terlikle geziyor. Şafak Özden. ben de yokum!" 'Olmaz!' dedik tabii. perdeler ve hatta bir banyo! Öyle bir yonluk demirbaşın lafı mı olur?' deyiveriyor! 'Daha ruhsat ortada yok. kooperatifin para tutmasını beklermiş! O tafrası da oymuş!" Demirbaş adı altında tam kırk milyonu götürmüştü adam! Pirinç halojen lambalar. Günay'a gittim Uzun uzun anlattım. İnanabiliyor musun? İş patladığında gördük. sabahtan akşama telefonda. Artık bir konuşma bir konuşma. Efendim. Günay da hep Şafak'tan yana! almışız. Bizde de serapa iyi niyet kardeşim! Gidip bakıyoruz. "Niyesini çok sonra anladık. leş gibi bir apartmanın asansörsüz altıncı katında. 'Efendim. Onur Oflu. leş gibi bir yer. sevgilisi mi. hangi dört milyarlık iş?' diyorsun. 'Efendim. bir gün. Meğer adam başından beri o ofisi adam "Evet. bu kadar basit. Sekreter yana. bir çocuklu dul bir kadın. mesele de orada ya zaten! Şimdi. din- . sekreteri mi belirsiz bir kadın var. yok. Kâğıthane senin Şişli benim SHP ilçe merkezleri ile sohbet halinde. iyi mi! O da bir şey değil. şef sekreterler.bir ya da belki iki kooperatif ve bir de sigorta acentesini barındıran kendi ofisinde olmasını istiyor. Günay ne di"Eeehhh. Oflu.

Hep burslu okumuş." tin olduğunu düşünüyordu. Sonunda da sürüyorlar. maydanoz bahçesine yürümüş olmalıydı. Elma bahçelerinde nicedir İstanbullu bir genç adamın üretebileceğini hiçbir şey yok. Tekrar. gözlerimin önüne geliyordu Günay. çevresinde gördüğü gerçeklik düzenini ve hukuk anlayışını alıp götürmüşse.' de gömmüş. Otuz dört gün. "siyasal olayların gizli kapaklı yorumları beni hiç mi hiç ilgilendirmiyor. geliyor. Sabahın dördünde alıyorlar. yine de oyunun kurallarına . bilenmişlerden. Ve haklıydı. sokaklarda. şaşırmamak gerekliliği. hiç hak etmediği aşağılanmanın. Bırakıyorlar. "Böyle bir deneyim. İzmit'e lıklarla besliyor ailesini. Derken. inşaatlarda marley döşüyor. yaşadığı deneyim. karlarsa. olmuyor. İki çocuğu var.yıp. ben (dirseğini göstererek) bu kadar sokarım!" dediğini hatırlıbazılarının yüreğini katılaştırır. aç değil ama yok- sul. bazılarını sindirir. bazılarını yenilgiye uğratır. Tekrar alıyorlar.' dedi. Pırıl pırıl bir kafa. Memleketine dönüyor. öç almak. verdiği arkadaşı Erol Çiçek bile. Bir yerlere gelmeye çalışıyor. canım! Bildiğim tek bir şey var." yor olmalıydı. Tekrar. Kitabını kapa"Senin Ömer yaşlarında bir adam düşün. Omuz omuza mücadele "Kimden?" diye sormuştu Tülin. Aklında bir tek şey var. bazılarını yozlaştırır. İki tane 'Bak. sadık kalmaya çalışıyor. bir gün olsun evine uğrayıp. insanlar ellerini ayaklarını çekiyorlar. 'sana bir hikâye anlatacağım. Şafak'ın. yoksulluğun öcünü almak. kötü körfezden tuttuğu kokulu ba- "Önce. Çayırtepe Mezarlığı'na. Hak etmediği bir hayatın. on bin lira olsun bırakmıyor. Tülin anlattıkça." Dönmüş. bazılarını da biler. o da. "Bana şu kadar so- Şafak. Evli. Şükretmek lâzım ki. işaretparmağından bir boğum gösterip. 0 da kendi hayatının bir o kadar çe"Bak. Tülin'in gözlerinin içine dikmişti gözlerini. vatan kurtarıyor. 12 Eylül geliyor." diye kesti attı Günay. 0 dönemdeki her namuslu yurtsever gibi.

Şoförlük yapmak istiyor. ne zaman Şafak'tan bir şey istesen oradadır. Şafak Özden de nasıl kazanılacağını bilir. Bir iş olasılığı daha iyi bildiği için istiyor. Ama. O yetmiş bin lirayı yecek hale geliyor. Neden biliyor Bak. İkincisini seçerdim! Tıpkı onun yaptığı gibi. ben de rüşvet verir ve verdiğim her kuruşun hesabını sorar gibi aşağılardım! Anlasana. rüşvet verip savmayı yeğler. tabii. Maliyecinünü unutur. Eski bir solcuyu. vergisini ödemez. Eline bir otuz beş bin daha veriyorlar. devreye ben girerim. Acımasız bir işadamı oluyor mu? Hayır. yapamıyor. ehliyet vermiyorlar. Sadece bir ay çalışabiliyor. de olsam. bu ülke için çarpar hâlâ. orada evlerimiz olmasını en az bizim kadar istiyor. bu onu ülkesinden ayırmaz. Bu arada. para. Ve başarır. ya araba kullanmayacak ya da kullanacak ve her yakalandığında polise rüşvet vermeyi öğrenecek. Ama. hayata kart açan türdendir. bine atar. çünkü. sülale besleher zaman söyler. Ve şundan eminim. Kart açan ve riskini ğını da daha iyi bilir. dikkat et. Politikayı bırakmaz. devsermaye yapıp. üstelik. 'sol' politikadır bırakmadığı. iş yapmaktan amaç para kazanmaktır. bir süre sonra İstanbul'a dönüyor. iş hayatına atılıyor. Nasıl iş yapılaca- daha çıkar.bir muhasebecilik işi buluyor.' İki seçeneği var. çünkü 'sakıncalı. Kalbi. Çünkü. haciz üstüne haciz gelir. Ben letliğini bilmeyen bir devletin temsilcisine saygı duyması beklenebilir mi? Oradan çıkıyor. küçücük bir dükkân buluyor. Koskoca bir araba alıyor ve ehliyetsiz kullanıyor. ya TIR'larla dışarıya adam kaçırırsaymış. tutuklanmış bir solcuyu istemiyorlar. nihayet. İkincisini yapıyor. çek. Çünkü. ne çıkarsa paylaşır. Yoksulluğun ne olduğunu bizden çok . senet gülerden defterleri düzenli tutup kurtulmaktansa. Değerlendirir. büyütüyor. zapturapt altına girmekten nefret eder. Sonra da onu birilerinden çıkarır. Duran Bey. Büyütüyor. kapının önüne koyuyorlar. Elini ce'Nedense' değil. ayda otuz beş bin lira maaşla musun? Şirket TIR’larla nakliyat yapan bir şirket. hüküm giymiş değil. Bu ülkeyi senden benden çok daha iyi tanır." göze alan.

Duran da dinlemiş. hani Erol Bey. canım!" "Vallahi. yine Tülin'le beraber- . Şafak lehine adaylığını çekmezse. bu! İster istemez böyle) evet. Şafak'a inançsızlık sergileyen herkese karşı duru- "Gerçekten. Günay. tabii." "Yok. hele de kendisine yalan söyleyebileceğini ima etti diye bir daha yüzüne bakmadı adamın! Konuşmadı bir daha!" Şimdi düşünüyorum da. yöntemleri farklı bunların. Günay da buna dayanarak. eğer ısrar "Evet! Şu anlamda. hiçbir zaman da varmadı." Duran Bey'le. böyle mi dedi?" diye sordum. yapıyorlar. aday gösterileceği zaman telefonla konuşuyorlardı aradan çıkacağını söylemişti ya. böyle dedi. ne olduğunu bilmiyordum. da. bir üçüncü adamın mış. 0 zaman da. hatırlamalıydım. Günay'ı kaybedebileceğimi hissettim. Daha da fenası. Duran'ı ara"Öyle olmuştu. Erol'la konuşmasını istemişti. demet demet çiçek topladıklarını hatırlı"Ama. Dalan'ın yeni aldığı ağaç makinesini kullanacaklardı. Günay Hanım?' diye sormuştu. ama aşkın gözünü kör ettiğini düşünmek pekâlâ da olasıydı! edersem. defterlerini kaybediyorlar. sonunda kazanıyorlar. Bir gün. Günay'ın niye taonu anlamıyorum. Oysa. benden kopacaktı. Unutma. Ama. bu kooperatifle hiç hâlleşemeyecekti. kardeşim. Kesekâğıtlarının üstünde hesap raşan bir mükemmeliyetçiydi Günay! Dilim varmıyordu. (bu 'şimdi düşünüyorum da' ibaresini çok sık sık kullandığımın farkındayım. arsaya gittiklerini." "Öyle mi. Duran Bey'le nasıl oldu.yordu. Daha da ısrar etseydim. olmuştu?" "Ankara'dayken. bir paragrafla bir hafta uğ- yordu. neden sonra ayanların hikâyesi hammül etmiş olduğunu anlamakta neden o zaman o kadar zorlanmışız. şimdi düşünüyorum da. 'Yalan söylemediğinden emin misiniz. Böyle dedi. ne ki. Şafak'ın yalan söyleyebileceğini. Sökülmesi gerekecek ağaçları ekecekleri yerleri planlamışlardı." Şafak'la. Çok da ağır cezalar var.

parlak koordinatörlerinden biriydi. Bakın. "Bize de bok yemek düşüyor." dedi. gözleri- zekâ aynı şey değildir. kardeşim. bunları ithal ediyoruz. "Yeter. bundan üç çıtçıt. ben orada öyle? Kendimi dışarı dar attım. "hayır!" Fısıldar gibi konuşuyordu. Voque'da gördüğümüz bir portföyü yaptırıyoruz ya. Tülin. holdinglerden birisinin perdahlı gibi duran. bu defa da Mahmut Bey'e gidiyorum. Demez mi ki. çay da ikram etti. ni devirip. Gözleri bulutlandı. insanları işlevsel kılma becerisidir. da!" çıkmış bir araya getirinceye kadar. numune. Sağolsun. iki adam görmüştü. pazarlamasını üstlendiklerinden akıl almaz bir mesai içindeydiler. Öyle. yine. "Akılla . bütün gün Rami senin. Süründüğü aftershave'in kokusu daha koridordan duyurıydı. Ticaret Odası'ndan eski tanıdık. ama. diye. 'şeyler'i. İşte. Üretimini de. Günay. İlki. Neyse. Aklını kullanmış kardeşim." diye elini yanından ayırmadığı naylon torbaya atınca Günay bağırıvermişti. 0 sıralarda Tülin bir arkadaşı ile ortak hediyelik eşya işi yapıyorlardı. On- Bey.." "Aklını maklını kullandığı yok. Oğlum yaşında delikanlı. "Hayır. luyordu. aklını kullanmış köşeyi dönmüş. "Öyle. iki düzine bırak!' Nasıl bir tepem atmış! Elimde." "Adam. O gün. Tülin. yine de işler yürümüyordu. bir de üstelik iyi mal. şimdi Sultanhautanmadık. Zekâ.' deyiverdi. Kazlıçeşme benim gezmişim. öyle kalakalmışım. Canım göstereyim size de. Malı gösterdik. büyüttü. Mahmut mam'da iki tane dev gibi hanı var. orada ayakkabılarımızdan "Kardeşim. işte..dik. Adam işi büyüttü. öyle. fakirdir diye cebine para koymaya kalkarsın. öyle kavga etmişim dericisiyle. beni şöyle tepeden tırnağa süzdü." dedi. Sokakta görsen. Günay. Kaldım mı. mahcup olmayalım iş yapacağız. 'Biz. Ofisindeki halının temizliği evde bile sağlanmayacak bir başadan bir parça deri. dikişçisiyle. Tülin'i ayakkabılarından utandırmıştı. 'Biz böyle şeyler kullanmıyoruz. senin güzel hatırın için." dediydi.

Nene lâzım gümüş zurna? göndermeyi teklif etti. elde olanı olduğu gibi kabul edip. "Türkiye ta- Oysa. değil mi? Buna 'Batılılaşmak' değil. çekirdeği. imzasını atmayı bilmiyor. ağla sevgili yurdum. mektir. o poturlu Olmadı. gerçekliğin özünü bulmaya yönelir. kardeşim! Mahmut Bey de havasını atsın! Beni eve BMW'siyle "Eeee. sen bir garip Çingenesin. Çünkü." dedi. fiziki." dedi Günay. mamdır. Az sonra da. Ak- Kurduğu bağlantıları her zaman anlamadığımı söylemiştim. aklını kullanmaya kalkışıyorsun. '0. teselli eder gibi. Yani. zekâsını kullanır. kurnazlığını kullanıyor. Haddini bil sevgilim. aklını değil. ne işlere girdi millet. ne haber?!" "İyi. Aklın kısa vadeli. kalktı. muzu düşürüyor.İki sopayı birbirine bağlayıp ağaçtan muz düşüren maymun. Oysa. Batılılaştın. butikçilikten yatçılığa kadar ne işler batırıldı? Adam haliyle kazanırsa. zihni. çiçek yetiştir!" araya getiriyor. insan aklını kullanıp köşeyi döne"Bizim takımın yaptığı hata da çoğunlukla budur. Kral Lear'in insanlık kadar eski ve her an güncel Git. akıl. Zekâ. iki kelime konuşamıyor.' deyip. parçaları bir şam tiyatro seyredip. acıyla. "Hatırlasana. kendi amacın doğrultusunda yeni kombinasyonlara sokarak işlerlik kazandırmak demaya. 'Batılılaşamamak' diyorsun. trajedisiyle bütünleşip sabah 'şeyler'i ve insanları manipüle edemezsin. arkasından. "Ters geldi. öyle olacak! Boğaz'da yemeğe çıkalım da demedi mi?" "Demez mi!" diye ünledi Tülin. evine otur. Tülin'e sarıldı. ben haydi haydi kazanırım. mez!" Yerinden kalktı. ruhani varlığımızı zenginleştirmeye yönelir. Biyolojik anlamda hayatta kalmak sürecinde kullanılan bir düşünce şeklidir. Sen. o adam zekâsını. Yüzeyin altında kalanı anlaelle tutulur bir amacı yoktur. sen?" .' deyip. akıl anlamaya yönelir. bile!" "Ne dedin yine?" "Ahhh.

tabii heşamayacağınızı düşünmeliydim. Sizi de rahat bırakırız. o ka- den ekibine bırakmasının altında. Mesela. Ortaklarımla anla- işte adam aday bile olamayacak. 'İşi bırak' demekti. bir ara 'Kooperatif merkezini madem burada istemiyorsunuz. Günay'cım. O kadar ki. Günay'ın daha o zamandan işi Öz- oraya nasıl gidecektim ki? Türkçesi. du ama ben hissediyordum. işi biz götürelim. hemen başkanlığına talip olacak ki. soğuk bir akşamüstü. onların pratiğine duyduğu inanç yatıyor olmalıydı. bu nutku attıktan iki ay sonra adaydı. Ben. paranın gözü kör olsun. Şafak Özden en hayat rifin. 'Kabahat benim. Bir şey söylemiyor- Tülin'e o konuşmayı hatırlattım." "Hiçbir şey demiyorum. bak iki kere ikinin dört ettiğini bilse. ayrılmıştı. Ben de öyle yapyardımcısı yaptı. parasız olmuyor. Tülin Hanım." düşünmemiştim ama hakikaten çok tedirgindim. Kooperatifi şantiyeye taşır. ben bile.dar. nutuk attı diyorsam. Tülin ikna olmamış. Şa- adam! Tam bir hıyarlıktı canım bizimkisi! Bu kadar kötü olacağını ben de nay'a 'bu adamları atalım. Bu defa Şafak Özden başkan oldu. işin başına geçer yürütürüm. Haddimiz değil. Ama. yorgunu genç adam halinde. Günay’ın gözü benim üstümde. canım. işine baksın! Tabii. Bir karizması da var." "Dinlemedi. öyle yağmurlu. tabii.' diye tutturdu.' 'Sizi çok üzdük biz. Günay. Çayırtepe'ye taşıyalım.' diye başladı. Şafak o ara bir evindeydik. sanki hayatın gerçeklerini görmemi ister gibi. Ne düşündüğünü sordum. 'Hay Allah. belediye başkanlığına aday olmaktan da vazgeçtim. Denetçi Duran Kuran. Kabul etmek lâzım. attığı koşulları görmeliydin! Günay'ın "Neden sonra!" dedi. "Şafak da beni istemiyordu. bir ara Gü- venmek zorunda kalacağımıza onlar bizimkine güvensinler' diye tuttur- . biz onların namuslarına güdum. fak rahat etsin. Öyle bir söyledi ki. tabii. Onur Oflu da kendisini başkan de nutuk attı. Ben tım. sayman Erol Çiçek.' diye düşünmeye başladım.

' diyor. herkesin başını derde sok"Hayır. Erol Çiçek hem sayman olup. bakın. cebine birkaç yüz bin. sun. ikinci genel kuruldan "Dinlemedi. 'Peki. korkmuyorlardı kardeşim. bunlar yapmışlar. 'Size nasıl bırakayım 'Peki. bir müfettiş gelse ne yapacaksınız?' diye soruyorsun. hem de proje çizdi diye kooperatiften para alamaz. dertlendiğiniz şeye bakın!' pis pis gülüyor. korkmuyorlar mıydı? Nihayet. bu . ya da Onur Bey. Bir tuhaf.' diyortabii ben deli çıkıyorum. 'Efendiiim. Zaten Şafak'ın her şeyini o imzalıyor. makbuzları şimdi Şafak'a götürür. 'Ne var efendim. 'Götüremezsiniz. adamlar genel kurula lar resmen iki şirkete ortak. Mesela. bunmaları lâzım. ama ne gerek var bütün bunlara?' diyorsun. canım! Mesela. burası Türkiye. Sedat var. yöneçağrılmadıkları için. 'Şu işi düzgün yap- 'Efendim. 'Siz bana bırakın efendim. çünkü Şafak burada yok. Şafak yoksa. O dandik üyelerin istifaları alınmamış.' di'Canım. devlet memurlarının zavallı maaşlarla geçinemeyeceklerini anlatıyor. Bizim anladığımız anlamda yok. Şafak. 'Koyarsınız tim kurulu tarafından tasdik edilmemişse genel kurulda mutlaka yer al- nun açıkça belirtiyor. İstifalar alınmadığı gibi. ka"Peki de. Biz işin farkında değiliz. Duran'a yaptığını anlattım. müfettiş yemesin olur mu?' diye başlayıp. çeker gider efendim!' sak olmuyor mu?' onun cevabı yok. atıverir bir imza. bu?" Mesela.' diyor ve yor. kooperatif yöneticileri ile iş ortaklığı olanlar denetçi olamıyor." maz mıydı.yordu. iki ellerini iki yanına açıyor. insanlardan çift imza olmadan para alıyorsunuz. adama. Sana. efendim. rüyada gibiydiler sanki. İstanbul dışında. İnanılmaz şeyler olu- başlayarak her şey usulsüz. 'Sedat nasıl imza atar?! Kooperatifin ortağı bile değil!' 'Atar efendim atar. yönetim fiilen geçersiz! Hangi birini söyleyeyim. ben hallederim. imzalatırım.' diyorsun. biz neden sonra aydık ki.

Şafak Özden. Oysa.' gibisinden. Sevsen olmuyor. seçimlerden birkaç gün önceydi. Seçimler yaklaşıyor. Latife'nin Hazmi'si gibi -Buzdan Kılıçlar'daki Hazmi'yi hatırlarsın ölmeyiz. gene olmuyor. efendim. o Günay'ı manipüle ederek gelmişti bu kadar yolu. ne ki anlattıkları- Günay'la arasına girebilecek tek kişiydim. 'Sen benim kadınımı benden daha mı çok kollayacaksın?' havasına giriyor.imza benim değil demedikten sonra ne beis var?' Mümkün değil. Ben de bitkinim. Şafak Özden'in tutumu neydi?" "Dedim ya. tam oldu. beni istemiyordu adam. sonu "paşa" ile biten mahallelerden birinde kahve toplantısı vardı. yönetim güdüyle 'Şu tapuyu alın. Bu Son genel kurul. yönetim kurulu. arada çok bir şey ters gittiği zaman bağrınıyordum. Söylüyorsun. Günay. diyorsun. gülüm. sonuçları her pazar elle döküyorum ki. bize haksızlık yapsın. "Bilimkurgu gibi kardeşim. devam etti Tülin. Şafak'ın o gün Ça"Dikkat et. Ben. Günay'ın dediği tarafı var. dövsen olmuyor! Bir de işin öteki son genel kurulda bile sustuk be kardeşim!" çıkış yapıyor.' diyor. "Bütün bu arada. Üç ay. bir gece yapıyorum. vites atıyor kardeşim adam! Sana anlatmama imkân yok. birden babala- yırtepe'de. dört ay edilmiyor. üstümüze yüz kurşun sıksın gibi. Colossus'u yazan adamın bu anlattıkları ile uzaktan yakından ilgisi olamazdı. ortak bir zemin bulup konuşamıyoruz!" nın Asimov'a ağır bir hakaret olduğunu düşündüğümü söyledim. arada Günay var. Tamam mı?" Tamamdı. tuhaf bir iç'Birine hırslanalım. pek bir erkeksi yüzsüzlük içindeler. onu öldürünceye kadar yaşarız biz. Mesela. kuruluna ihale yetkisi al. nasıl bir nıyor. Hah. 0 arada her hafta sonu kamuoyu yoklaması "Ara sokaklarda bir pastanede buluşuldu. Fazla üstüne gidemiyorsun. susuyoruz. Nedenini şimdi anlıyorum." diye. tabii. tapu için müracaat edilmiyor. Parasızlıktan. Gelemediği için yerine Günay'ı gönderdi. Beni ister mi? Tabii. pazar- . denetçiler aynı kalsın. önce hiç yatağa girmemişim. Sıkı sıkıya da tembih etti.

bilanço. Sedat orada tabii. Kimoturuyorum ve para ödeyen ortakların hepsi bir biçimde benden dolayı bii. o zamanlar hep onun yanında geziyor. oraların müdavimi. Onur konsomasyon halinde. oraya adam çıkaralım. Duran orada. efendim?' le yetkisi al. Kızcağızı tanıyorum. denetçi raporunu Onur hazırlamış. bir de böbrek şeklinde bir mavi boyalı bir leke. o imzalamış. Duran denetçi ya. işte efendim bir yerden bir denetçi bizim arkadaşımız bir şair. bir üçkâğıt atmasın diye. Onur. yanında da çocuğu bir kadın. o raporu gezdirdi. avam proje yok. Sonra. Ben de. renkli renkli resimler var. Erol orada ama uzak duruyor. çünkü. Onur Oflu. Erol'un çizdiği. Masalar konmuş. yüzüne bakmadım. millet etrafına dizilmiş. Ben. kendisini başkan yardımcılığına getirdi. tarak. yoksa?' 'Niye olmasın. konuşsun filan. sonunda herkesin için göbek attığı düğünler gibi. İkinci- daireyi kendisine kapatmış. Vazgeçti. insanlar nihai kişiliklerini ortaya dökerler. imza yetkisi demek. en Günay Rodoplu halimle orada Tülin'in sana söylediği havuz o. yönetim kurulu yedeği olaoradalar! Ben de etrafa güvenli gülücükler dağıtıyorum! Derken. Şimdi. O arada bakıyorum. Şafak. Baktım. abla' diye etrafımda geziniyor. 'Abla. sırtını aslan gibi kardeşine dayamış. dedi ya. Bir de ortada. sıra seçimlere geldi. Gerçekten de. o da onlardan. ikinci denetçinin ki o bir tanesi de arsaya apartmanların nasıl yerleştiğini gösteriyor. ruhseden ses çıkmıyor. gözüm Onur'da. yerine de imza atmışlar. Sonra birisi daha. bu da havuz mu. Bu. bir de hangi akıllı uslu başlayıp da. bir tapu alınmış. Yanıma gelecek gibi oldu. sinde. Beni koruyacak ya bir tür. Parti'de önemli bir yere geldi. Nasıl çıksın? Ben. Hükümet komiseri raporu çıktı. Neyse. en inançlı kadın halimde geçtim başa oturdum. yine de aymıyorum. Bir tanesi daire plânı. ihageldi. adaylığını koymamış bir kızcağızı da yazıyor. denetçiler aynı kalsın. 'Onur Bey. . Şafak gitsin. Sonra öğreniyoruz ki.tesi günü hangi mahallede gerideysek. hemen önündeki sat yok. yönetim kurulu. onu da Onur kaldırıp kaldırıp gösteriyor. Ama bu arada unutma.

Ne var ne yok yağmaladı- lar! Para. seltiliyor. sağolun!' Sedat. Günay Hanım? Sizi memnun edebildik mi?' di- yor. bir de yoksul halatmana da imkân veriyor. Yasalaköyünü kimden soruyorsun? Dahası. o zaman bilmiyorum. SHP'lilerdensen. Hani. bir de kooperatifi. inandırıcı olamıyorlar. filan diye siyasal nutuk 'sosyal' gibi. Tülin. yani Oflu'nun 'ciro'su yüksektör oluşmuş! Adamlar. hoşgörü ne varsa yağmala- . bırakma dedi!' İçime işliyor. Burada. Sağ partiler. yona da yapılabilecek dairelerin kırka çıkmasına karar veriliyor. yani. Onur Oflu. parayı toplayan da sensin. Efendim. abim. saygı. acıma. en 'sol' şeyleri de yapsalar. tatmin edecek diye düşünüyorum. bir mutlu oluyorum. bu adam hiçbir yere 'başkan' olamadığı için bari bu kooperatife başkan yardımcısı olacak da. 'Bastığı yerde ot bitmeyen Türk'ten sakın!' diye." dedi. lanırsın. ben de. Parti'ni bir kere sol diye konumlamışsın. inşaatı yapan da sen. 's' harfiyle başlayan hiçbir kelimeyi ağızlarına alamıyorlar. kendisini davet usulüyle' ihale yetkisi veriliyor. estağfurullah. yirmi mil- nitelikleri değiştiriliyor. çünkü. Genel kurul tıkır tıkır işledi. lüks inşaat oluyorlar. sorma! 'Bir tanem. o kadar işinin arasında beni düşünüyor!"' miş ya. kendi paranı kulra göre büyük suç ama zaten yasalar Büyük Yalan'ın parçası. Yani diyelim ki. 'Abla. yanımda bitiyor. kardeşim yok. dayanışma. meğer 'kooperatifçilik' diye bir lüks inşaat haline getiren bir karar geçiriliyor. Neyse. SHP'de. kendimce. Kimin kımıza 'konut' işte. aşk. vallahi doğru dılar!" "Yok. canım. âlemin paralarını organize edip. yatay düşey devingen yapı. zengin oluyorlar! Şöyle söyleyelim.adamın kendisini böyle ortaya atmasını acıklı buluyorum. müteahhit olsan. "Kevorkian Diana'nın kocasına de- demiş! Bastıkları yerde ot bitmedi adamların. çünkü 'Memnun musunuz. kısmen de olsa. Şafak'ın başkanlığında yeni seçilen yönetim kuruluna 'ihale dosyasına göre güvenilir firmalardan herkes herkese 'başkan' der ya. sevgi. seni eve ben götüreceğim. Karambolde. 'Aman. Tabii.

adamı. Erol Çiçek. Şafak Öz- "Olacağına bak.. Günay. "Aralarında kızarmasını bilen. gülünü dererken dalını kırmış!" dedim. biraz olsun rahatlar diye umuyordum. kendimi bağışlayamıyordum! Ben de. Duran Kuran'dı. cevap yerine den belediye başkanı olmuştu. "Değil sen. . 'Açıkta kalan' tek ortak. "En kötüsü de hoşgörü yağması olmalı. insanlığın bitmez tükenmez hüznünü hatırlar da." dedim. il meclisi üyesiydi. bir şey yapamazdı! Ahlâkla Şafak istemedi!" "O zaman seviyordu!" diye bağırmışım. arasında kalan son bağın kendisi olduğunu biliyordu.şöyle bir bakmakla yetindi. Tülin. Teknik Daire başkanlıklarından birisine geçirilmişti. gökten tövbe estağfurullah Hazreti Peygamber inse. . tek bü"Desene. 0 bağı kopartmak "Aksini hiç söylemedim ki! Hep sevdi!" dedi. Dudakları kıvrılmadı bile! kendime yediremiyor. tünlüklü adam oydu!" Bunları konuştuğumuz zaman." dedi. bunca şeye karşın silkip atmamış olmasını bir türlü "Sen de bunu anlamıyorsun. Onur Oflu." dedi Tülin. dostun bahçesine bir hoyrat girmiş. daha doğrusu.. 26 Mart seçimleri geçmiş.

"sahipsizliğini" her an yüzüne vuran. gibi kullandığı entel barlara. Robert'te okuttuğu oğluna. sergilediği meme yarığına. en yeni Türkçe konuşmasına. Yorulmuştu. Demet'in babasının evi gibi tiyatroculara. kız. Eşyalaşmış ilişkilerden. Tarkovsky hayranlığına. asla erişemeyeceğini düşündüğü bir dünyayı . solculuğuna. bir önceki erkek arkadaşı Hasan'dı. Demet'i "düzerken".V Demet'in Savaş'la evlenmeye karar verme nedenini anlıyordu. kolej diplomasına. bir yerin pazarlama müdürü ciddi kız kardeşine uzaktan ama huşu içinde bakan bir Kürt'tü. Son darbeyi vuran da. İsmet Ay Birinci kuşak İstanbullu bir Kürt'tü Hasan. ilk adıyla çağırdığı Turgut Bora. parasızlık korkusuzluğuna. aslında. kullanan erkeklerden yorulmuştu. Demet'e meftun olmuş olmasını. teyze demenin yersiz kaçacağı bakımlı annesine. çerkez tavuklu-keten peçeteli sofrasına. Ro- doplu. eksilmeyen kahkahasına.

o dünyanın "sahibi oluyor" olmasına bağlıyordu Rodoplu. tam beş yıl Cihangir'de tek başına yaşıyor. Hasan'la geçirdiği gibi bir macera bir kez affedilirdi. yeterli kadınlarının tümü gibi. okumasam da bir kitap!" horlanmaktan.düzüyor. bir ı adiyeden oldukları. tezgâhtarlık. oğlunun sitemkâr bakışlarına. Demet. ne "Annemle Filiz uyanmasınlar diye eve ayaklarımın ucuna basa basa giriyorum. yani. işe başından hak ettiğini ima eden sessizliklerine. işini bıraktı. olsa dillere destan olacak. üzerinde bir lamba. aklı başında kız kardeşinin başına geleni enkaz gibi geri döndü. Hasan'ın eski sekreteriydi. ayol! Başucumda bir komodin. "Yani. çılgın giysileri hapis yatan Savaş'la tanıştı. Demet'e gelince. on sekiz yaşlarında. Sonra bir gün. 12 Mart'ta. Bu yeni ilişkiyi bu defa saygın bir şekil vermek onurunu kurtarması açısınSorgulamadan saranlar entel barlardaydılar. bir sigara tablası. "erkeğinin" ardından Bodrum’a onunla birlikte 'okyanusları bir aşk yaşadı. annesinin başı örtülüydü. annesinin evinde kanepede yatmaktan. "yaşanmaları gerektiği" düşünüldüğü için sorgulamıyorlardı ama Demet'in aldırdığı yoktu. Demet. esasta kendilerine rı vardı: Deniz. Bir de ortak aşklaalkışlanacak bir şey yaptı. Senarist. bir haftalık doktor raporu alan da kendisi oldu. beraber yaşamaya başladılar. oğlunu annesine Aylarca. yönetmen ve oyuncuydu. bir kitap! Okusam da. Narçiçeği ruju. kasiyerlik yaptı. saygıyla aşacak bir tekne" inşa etmeye gitti. Hasan'a eline ne geçirdiyse onunla vurdu ama karşı olan mazbut annesinin. Bu tür serüvenler vaka- . "güzeller güzeli". Demet. en basit medeni ihtiyacım. Ne ki. Demet'in göğsünde ağladı. Bu defa. "bütün İstanbul"u tanıyordu. İstanbul'dan. bileyim. Kız. Mutlu sonla bitmiş. "erkek adam" arıyordu. daha bir solcuydu. hiçbir becerisini esirgemediği emanet etti. Musluk bile açamıyorum. Hasan'ın evlendirme vaadi ile iğfal ettiği. o dönemimizin belirli bir sınıfının. ile yine ortaya çıktı. ihanet acısını paylaştı. Savaş Rus Filolojisi mezunuydu. İstanbul'a. Çocuk gibi!" kaçtı. evini dağıttı. Aksaraylı bir kız çıkageldi.

Sernea'ya takındığı. Elini cebine daldırdı piposunu çıkardı. Amerikalıyı şaşkına çeviren bir soru sordu. nereden başlıyor? Determine ettiği "Oh. yani. lalet edecek şekilde itibar edilmesi gerektiği gibi bir duygusuyla. bir Hollywood film senaristiyle karşılıyormuşçasına nadan bir tavırla karakterlerin yaşamı mı. "Öyle değil mi?" "Sorar mısınız. saygın ve sevilen bir kadın olduğuna de- tak bir konu bulmuş olmanın sevinciyle. Dr. Savaş bitirmeyecekti. "Bilemem. uğradığını söyleyen Diana Pavloviç de katıldı." dedi Savaş. bu temiz çıkma harekâtı olmasa. entel barları da kaybedecekti. Osmanlı usulü bir davete kalkıştı. Sanki. işe televizyon yazarı olarak başladığını bir nefeste anlattı." dedi Rodoplu. Pavloviç'in mesleğini. hiç"Marjinal. "Kim aldırır? Bir ucundan başlarsın. Kösnül Tülin. Bu ağırlamada. söylenenleri çevirdi." Rodoplu'ya döndü. "Bizi sakın hafife alma!" tavrı vardı. ra zaten karakterler de öykü de kendi başlarının çaresine bakarlar. küfürlü kısmını atladı. her gün sahici elini sakalına dayadı. "Marjinal zaten. aman-sakın-damadı-paralama mesajı çaktı. Demet. orDemet'in ağırdan satılması. senaryo yazarken. Savaş'a döndü." "Herhalde. Savaş. Rodoplu. arkadaşlarına." yapar mıyım? diye cevapladı Günay. man!" dedi Diana.dan gerekliydi. Kendi kendilerini geliştirirler. öykünün kendisi mi?" diye. telefonu çıkaramadığı için kapıdan Dört kadının arasına düşen erkeği rahatlatmaya çabalayan Tülin. Yaşam yorgunu Savaş'ın evlenme teklifini kabul etti. Savaş ve Tülin üçlüsüne. shit. son- dudakları alaycı bir ifadeyle kıvrıldı. Demet. . Ne ki.

bir Marksist. iktisadi gelişmeyi belgeler." malıyım. misafirlerin. olduğunu unutmuştu." diye sürdürdü." Tüm ilgisini kaybetmişti. En suya sabuna dokunmayan. bir-itirazı-nız-mı-var eğsin. "Adanalıyım. ne diyor?" Tülin'le yine göz göze geldiler. gittikçe kasılan bir yüzle içti Savaş. kaskatı bekledi. diyelim fuları boynu üşüyor "Adana.diye takmış." Rodoplu çevirdi. Diana Pavloviç'e döndü. nerelisiniz?" Rodoplu dayanamamıştı. bağımlılıktan en çok kaçan yapıtlar bile toplum bozukluk"Yani?" Rodoplu'ya döndü." dedi. davet Rodoplu rakının kurtarıcı gibi yetiştiğini sandı ama Savaş'ın alkolik nişan yemeği olmaktan çıktı. Aristokratik hiyerarşiyi. bir tanıktan başka bir şey değildir. evin. tınısı kaçırılacak gibi değildi. adam. sana yardım edebilir miyim?" "Oh. olacak?" "Bir yazar. ister başkaldırsın. "Peki. İlk bardakları. Mutfağa giden Tülin'e seslendi. her şey yolundaymış gibi yapmayı sürdürdüler." dedi Rodoplu. "anlıyorum. "Onu anlamalısın. eşinin "gün"üne isteme- . Karardıkça karardı." Sesindeki. Kadınlar kendi aralarında konuşmayı. "Haydi. İşçi sınıfının müca- delesini. "düzene ister sizin yaptığınız gibi boyun "Boyun eğen kim?" Savaş'a döndü. iyi de. Ne ki. yaratıcılık? Yaratıcılık ne "Yazınsal bir yapıt uygarlığa ilişkin bir belgedir. bu pipo da neyin nesi?" "Savaş Bey." "Hey. burjuvazilarına tanıklık ederler. ezilen işçi sınıfının acılarını anlatır. "Ne diyor. şimdi?" nin kapkaççılığını. sessizleştikçe sessizleşti. sakalını tıraş olmaktan üşendiği için uzatmış. "Bunları bana neden anlatıyor? Ne anla"Beyefendinin Marksist olduğunu. kardeşim. onulmaz bir acısı varmış gibi." dedi Diana. gözlerini tabağına dikti.

"Turgut Reis 21 Ağustos 1465'te. "Tarihin gözlemleyeceği her şey anlamsızdır. sabır taşını çatlatacak bir sükûnet içindeydi. Madame Bovary realist akıma o'ydu. hiçbir ilke birliğine ve "En önemli bir zaaf. romantik akıma neyse. Hugo'nun Cromwell'i roakımın Marksizm’le ilişkisi yoktu.." diye söze giriverdi. Yaşanan. kaçacak yeri de yoktu. İzleyen nutuk tarihlerin. düşüncelerini saklamayı alçaklık sayan Rodoplu. Nice'te. konuşacağım. ayıp olacak. taban saf elemanları üzerinde etkin olmaya çalışmak. "Ayıp eden kim? Desteksiz atıp..den düşmüş erkeğini. yumruk ettiği ellerini omuzlarına çildiği sırada. sıkılıp da hırsını sonradan karısından almasın diye elbirliği ile pohpohladıkları bir mizansene dönüştü. o çok iyi tanıdığı yabancılaşma duygusunu yeniden yaşadı. Flaubert. Hayır. "Ne diyor? Ne diyor?" diye çeviri talep etmekten vazgeçmiş. deli saçması bir diskurdu. fütürist mantik değil realist akımın ilk temsilcisiydi. Demet'in. edebiyat akımlarının birbirine karıştığı. "'Solcu' lâf ebelikleri yaparak. Nihayet konuşmuş olmasından duyulan mutluluk gürültüyü kesti. Laz fıkralarının anlatımına geyaratmıştır. Demet hayran hayran dinliyordu. onca güldükleri. üç kadını etkilemeye kalkışan sahtekâr mı. "Flaubert'in romantizmi Madame Bovary gibi sağlıksız bir kahraman vura vura yaptığı "mastika" işe yaramadı. bu sahtekârlığa seyirci kalan mı?" burjuva sınıfsal kökene dayanmasından gelmektedir." diyen Racine değil Valery'ydi. Ne ki. bir yanlış eğilim de. Türk edebiyatının küçük . içkisine yumulmuştu." diye sürdürdü Savaş. Savaş. italik'lediğini görebiliyordum. karaya çıktı. maydanoz bahçesini süzerek. halkın proleter yoldaşlığına dayanmayan 'ahbap çavuş birlikleri' kurmak. ne ki. Yanlışı düzeltmemeyi. tam tersine faşizme temel teşkil etmişti. "Hayat zor korkuyorum. bu defa kendi evindeydi." saçmalığıydı. Onu izleyen." "Susacağım. Gorhma! Gorhma! Gorhma!" numarası büyüsünü kaybetmişti. sükûtumun ikrardan geldiğini sanacak. Diana Pavloviç. Kerim yüzü ile Tülin.

Dirseklerini masaya dayamış boş olduğunu umduğu gözlerini adama dikmişti." diye düşündü Rodoplu." Bence pekâlâ da müstehak olduğu haksızlıktı ama ima ettikleri açı- Gelenin kim olduğunu tahmin edebiliyordu." diye fısıldadı Tülin. "'Hangi kitabımı okudunuz?' diye sormak. Bir üçüncü seçenek hiç yayın yapmamak. yani. oradan çıktı. demek vardı. "Şekerr!" dedi Rodoplu'dan yana.temsilciliği pozları takınıp. çığırtlış eğilim. bazen Don Kişotvari olduğundan fazla görünmeler. bazen saygılı ve masum tavırlar. proletaryanın ideolojisine lere de kaynaklık etmektedir. ama." dedi Tülin. Kapı çalındı. "Hayırdır... tümüyle pasifize dedi Diana Pavloviç. gelinmişmiş gibi bir hisse kapıldı. Alan memnun satan memnun. Tuvaletteyken üstüne "Şafak'tır. inşallah. yanlış ve hastalıklı eğilimleri pohpohlayarak kendi kariyerimizi kitle dileği şeklinde göstermek." dedi. 'ben okumadım. Fildişi kuleden yayın yapmaya razı olsa. Küçük burjuva sınıfsal köken. "Parti'nin bir yemeği vardı. bu diyarı olmak demekti ki. sana mı kalmıştı 'nişan yemeği' versından daha önemliydi." mek?" "Oh olsun sana. böyle şeyler yapmaz!" sımsıkı sarılıp. "Bütün bunları davet eden sen- sin. siz kızlar ne yapacaksınız bilmiyorum ama ben gidiyorum. yayın yaptığı insanlar. Ev sahibesinin üstünden bir yük kalktı. "Kim acaba?" terk etmek. yine bu insanlar olacaklardı. onun kavgası içine samimiyetle girilerek. "Günay'cım. Demet bile anladı.'yı yeniden duymak vardı. yüreği sıkıldı. böyle bir gece geçirmeyeceği doğruydu. Öte yandan. halde." "Bak. gününü gün etmenin yolunu bulmak. küçük burjuva kanca övünmeler ve yakınmalar şeklinde kendini göstermektedir bu yankişiliklerde devrim yapılmadığı sürece günümüz yazınında yanlış eğilim"Halkımızın şu 'saf elemanları'nı bir de biz görseydik." Saldırı o kadar açıktı ki. uğradı her- . Rodoplu'ya göre intiharla eşanlamlıydı.

izleyen tanışma baştan savma bir tokalaşmadan ibaret kaldı." dedi. çok iyi. bir tür lar. "İstanbul'u alıyoruz!" Siyasi yasakların kaldırılmasına ilişkin referandumdan bahsediyor"Devrimcilikte kimsenin nabzına göre şerbet vermek yoktur. öyle anlamayı yeğledi. Dönem. "Seni çok özledim. Devrimciler yanlış eğilimlere göz yummazetmektir. Konuyu değiştirmek gayreti içinde." dedi. "Oh la la la! Seni gidi seksi hanım. "Onlarcasından biri. başaracağına ihti- mal vermeyen insanlara nispet verenlerin takındığı bakın gördünüz münasıl-da kazandım-oh-olsun! diyen. tım. bir sır veriyor gibi. gözlerini gözlerine dikti. Günay'ın bir türlü ısınamadığı bir tanımdı bu "erkek arkadaş" tanımı. birbirlerini hiç tanımayan bu iki insan arasında. sesini alçalttı. fısıldadı. nan Tülin oldu. Yüzünde. Şafak Özden. hiçbir şeyin dışında kal- "Fesuphanallah!" dedi Tülin. "Kitle dalkavukluğu yoktur. dişlerinin arasından. uzandı saçlarını kokladı. Şafak. "Ne oluyoruz." Cümleler." Yanından sıyrılarak geçerken." dedi. "hayalıydım ki. du. Şafak Bey?" demek gafletinde bulu"İyi. . Sınıf savaşının bir yanı da anti-demokratik eğilimlere karşı mücadele parolaydı sanki. kendini beğenmiş kahkaha vardı. kar"Rahatsız etmiyorum ya?" Elindeki gülleri uzattı. gözle görünür biçimde gerildi. Savaş." diye cevap verdi. rakıya uzanan Şafak. Savaş'a baktığında yüzünün değiştiği hususunda yanılmamış olma"Parti çalışmaları nasıl gidiyor. seni!" deşim? "Şafak??? Erkek arkadaşın mı?" diye sordu. Hiç hoşlanmadım.mak istemeyen Pavloviç. aynı zamanda Deniz Baykal'ın İstanbul il örgütüne hâkim olmaya çalıştığı dönemdi.

" "Boğa burcundan olup olmadığını soruyordu. pratik. Bugün İstanbul'da ağzınla kuş tutsan. so- "Değişmez. tembel. sevecen. "Hangi demokra- görmüyor musunuz? Adamların şovenizmi sizin benim anladığım ölçülerin çok üstünde." diye patladı. Ba- . Diana Pavloviç. sıcakkanlı. işi o hale getirdiler. ağır. doyuma ulaşmak başlıca amacı. Ama mazmış. lüksü ve iyi yiyecekleri sever. Olumlu özellikleri. Alevi neymiş bilmezdim. diye Sivaslı değilsen bir yere gelemezsin. "Bırakın efendim bu işlerin yakasını. dayanma gücü yüksek. adam o işi yapabilirmiş yapaseçim kazanıyor." dedi Rodoplu. Demet fırsatı yakaladı. ğukkanlı. somut meyi yeğler. tutucu. Parayı. Şafak'ı gösterdi. hayal gücünden. Alevi'dir. haris. yemek yemeyi çok sever ama aşırı yemek içmekten şeylerle uğraşmayı sever. Hayaadamlar bölgeciliği o hale getirdiler ki. Olmaz böyle şey. böyle şeyler gündemden çıktı artık. sevimli.siden bahsediyorsunuz? Kürtlerin örgütü ele geçirmeye çalıştıklarını tımda. inatçı. kararlı. kinci. Bir ara. kolay kolay kendisinden bir şey vermez. "Boğalar nasıldır?" "Boğa olmalı. Toprak grubundan olduğu için. Sünni neymiş. dünyaya gözümü açtığımdan beri solcuyum. Hayattan zevk almak. özgünlükten yoksun." O arada garip konuşmalar da oluyordu. Hâlâ da bilmem. Olumsuz özellikleri. Sırf Kürt'tür. Amacına ulaşmakta hiçbir engel tanımaz. Sahip olma içgüdüsü çok kuvvetli. Kent yaşamı yerine kırsal bölgelerde yerleşcinsel canlılığını yitirebilir. toprak ve kadınsı. obur. is he a bull?" diye sordu. Rahatına düşkün. Kendisini koruma içgüdüleri çok gelişmiş. Ben. "Is he a bull?" "Mayıs doğumlu. sabırlı. Tülin. "Efendim?" "Allahallah!" dedi. "Listen.

Türk halkından bugün en az elli yıl geridir." anlar mesajını iletti. Savaş." dedi Şafak. De- Kürt köylüleri bu işbirlikçi hainlere karşı isyanda sonuna kadar hak"Türk ve Kürt köylüleri." "Güneydoğudaki karşı-devrimci askerler Kürt köylülerine zulmet- kaleme alır gibiydi. erkeklere döndü Günay. konuşmaktan çok bir fraksiyon bildirisi dışında bırakılması da dikkate değer bir noktadır. fark etti. onları da biz aldık. de. 'Ne mutlu Türküm diyene'. TürkiSorununun ne olduğunu anlamayan ya da yanlış anlayıp. kadroların so- . parlamentoda seslerini duyura"İyi ya işte. Ne halleri varsa görmeleri için bıraktı.şarıya hayrandır. gibi sözler. Şafak. "Kürt feodallerinin ve nüfuzlu kişilerinin bu zulmün mokratik haklarına sahip çıkabilsinler. Bu sonucun doğmasında en önemli etken. Kendisine ne yapması gerektiğinin söylenmesinden hiç Çocukların düşüncelerine pek. bu-adam bundan"Kürt halkı." dedi Şafak.. "Politika para ister. arkadaşım. neden sevmemiş?" mektedirler. Sabahki sendikacıyı düşünüyordu. 'Bir Türk dünyaya bedeldir'. Yine "Buna de ne oluyor." bilsinler diye. "Kurtuluşları da. Doğu runa asimilasyon açısından değil devrimci bir tavırla ve 'ulusların eşitliği ye'nin bütünlüğü için de büyük zorunluluktur." hoşlanmaz." diyordu.." ve kardeşliği' temel görüşünden hareket ederek yaklaşmaları. işçi "İsçi sınıfının önderliğinde mi?" sınıfının öncülüğünde ve bütün milli sınıfların ittifakıyla yürütülecek aktif bir politika sonucu söz konusu olacaktır. Tutucu içgüdülerinden dolayı genç kuşakla iletişim kuramaz." "I don't like him. Türk halkının uluslaşmasını kolaylaştırırken. Kürt halkının uluslaşmasının da gecikmesine neden olmuştur. Amerikanın sesi kulağına çalındı. Daha ne istiyorlar?" lıdırlar.

"Denebilir. "'Etrak bi-idrak.kaybetmiş de biz bulmuşuz? Tarihinde bir tek devlet kuramamış bir ulus kendisini Türk halkıyla nasıl bir tutar? Biz imparatorluklar kuran bir bilir. Her dakika Avrupa'dalar. 'siz buyurun' diye kodaki halini anımsattı. öyle değil mi Günay Hanım?" ulusuz. Nerede görülmüş yahu?" tek atan Demet." "Kavga mı ediyorlar?" "Bak. Şimdi." "İyi olur." dedi Savaş." dedi Rodoplu. "Kürtler "Diyorlar.' denirdi. ben gitsem iyi olur. Bizden en az yedi milletvekili var Kürt. kendi dillerini konuşabiliyorlar mı? 'Ben Kürdüm. işte. PKK da olur." Biz bugüne ateş çemberinden geçtik de geldik." dedi Şafak. efendim. "PKK olsun. Günay Hanım bu işleri iyi "Öyle." dedi. ASALA da. Kürtlere mi bırakacağız?" Gözleri çelikleşmeye başlamıştı." dedi Rodoplu. tabii. yapılmadığı zaman da PKK oluyor. "Seni yarın ararım. nişanlısına des"Olsun. Bir yumruk atmamak için zor duruyor gibiydi." dedi Pavloviç. Bu devletin parası ile bölücülük yapıyorlar. Memleketi- "Bırakın. rakısının içine. Diana bile sustu. bırakın efendim bu işlerin yakasını! Ulusların eşitliğini kim mizde Türk olduğumuzu söyleyemez olduk. "Burjuva şovenizmi. küfreder gibi. Ek- . var!" "Ama." Demet'in anlamaya- cağını düşündü. Emperyalistler akıllarına koydular mı." dedi Savaş. Günay'a dis- "Bu sözler bugün de Kürt halkı için geçerli.' diyebiliyorlar mı?" "Türk olduklarını söyleyen insanları askeri mekteplerden atarlardı. Bir de tehdit: Türkiye'nin bütünlüğü için şöyle şöyle yapın. "Akılsız Türkler demek. Benim dedelerim Gümüşhane’ye at sırtında geldiler. Gelecekleri varsa görecekleri de lemlerinin beyazlaştığını gördü.

Yemek artıklarının. Öyleyken.' demez mi? Biz. Kescez. tek yatanda siz değilsiniz. 'Kürt halkının ki MHP binasının önünden geçtim. Kescez Allah'ıma! Ellerimle keserim! Doğu'da bağımsız Kürt devleti. ha! Benim dedem Kafkas cephesinde şehit olalı şunun şurasında ne oldu? Bak. görmedi. Demet. "Bakarım. Ülkücüleri niye dövdük. Neden son"Kusura bakmayın. öylece duruyordu.' diyecek olduk. aşağıya inmek üzereyken. Türkçe konuşması şart değildir. Hapis yatmış olmanız. hiçbir şey söylemeden oturdu. o toplantıdan çıktım. "Ehh. 'Ya baba. yerinden uzun süre kıpırdamadı. cık girişe doluştular. İçimden . "Eninde sonunda kesmek zorun- da kalacağız bunları. sormadınız bile. size başkalarını uluorta yargıla- Günay. kirli tabakların zibilliğine döndü '"Kürdara azadi'ymiş!" dedi." dedi Savaş. "Şafak Özden'i hiç tanımıyorsunuz. Savaş Bey! Kaldı ki. "Geçmişine Kalktılar. çocuklar.lirten bir sesle. bir grup herif aralarında Kürtçe konuşuyor. Geçen gün." dedi Tülin." "Hadi. be!" diyerek silkindi adam." dedi kahır eder gibi. Ceketlerini aldılar. çıkmak için kapıyı açtıkları zaman kıpırdadı. Şafak. Karafakiye uzandı. Rodoplu. itiraz kabul etmeyeceğini be- ra. anlamıyoruz. çantalarını buldular. boşalmış bardağını doldurdu. "Hadi. hadi. kalkalım. Şafak yerinden kıpırdamamıştı. sana bir şey anlatayım." dedi Tülin. çocuklar. Şişli'de bir toplantıdayım. yahu? Ne istedik ki adamlardan? Biliyor musun." dedi Rodoplu. Pavloviç'i almış önden yürümüştü. Oylama yapacağız. Rodoplu. Savaş'ın koluna girdi. esbirden 'iyi ki bunlar var' diye bir duygu geçmedi mi!" Gözleri dolu dolu oldu. ilişkin hiçbir şey bilmiyorsunuz. dolu tablaların. Misafirler dara- Ellerini göğsüne kavuşturmuş. Az İlerde MÇ ilçe binası var. neden böyle düşündüğünü mak hakkını vermiyor.

bilmediğimiz için getirmedik. önemli de değil." "Oooo. "Ne figüranı?" "Yok. Ani bir hareketle. udlu. Hakanlarda yemekteydik. yeşilli! Faşolar geliyor. aletleri getirmediniz mi?" "Girsenize. kadına döndü. Ecevit'in. kapıda bir şarkı tutturdular. SHP partiyse. plânlı partiyi ele geçiriyorlar! Bak. Tecavüz sahnelerinde filan oynar. misafirin varmış senin!" dedi Erdoğan. Rahatsız etmiyoruz ya?" "Evde misin." "Oynar. ben Alpaslan'ın tosunlarından medet umar "Var sen hesap et! Hesaplı. ama. kitaplı. kudümlü bir meşk ettik ki sorma." dedi Şafak'a. İçimize sinmedi. diler. burası da vatan yahu!" "Ben bu hale geldiysem." dedi Rodoplu. bu böyle giderse." diye "Abla. Kötü adam rollerinde. "Faşolar geliyor allı. vallahi. yanık yürekli!" En büyüğü yirmi üç-yirmi dört yaşlarında. Nasıl tanımazsın?!" "Bir şey unuttular herhalde. 'Bu takım gitse gitse Günay Abla'ya gider. "Biz de sofradan yeni kalkmıştık" . ikisi kız beş üniversiteliy- başlayan şiirini değiştirmişlerdi.hale geldiysem. cüretle oturuyor bu adam? Onuncu sınıf Yeşilçam figüranı!" "Ne işin var senin bu heriflerle? Günay Rodoplu'nun masasına hangi "Türk filmlerinde oynar bu. var sen hesap et!" yumruk ettiği eliyle sildi. canım!" sana ne deyim. Çıktık. kadınlı erkekli sesler "Başka birileri geliyor." demeye kalmadı. Öyle. Hiç görmedin mi?" Yine kapı çalındı. geldi aşağıdan. vallahi ANAP'a geçerim.' dedik. "Hani nerede. değil misin. "Tanımadım. tabii. daha sonra bestelenen "Takalar geçiyor allı yeşilli.

"Yok. Buyurun. "Sesi çok güzel. Şafak'a. delikanlı elini kalbine götürdü." dedi." Diğerleri de birer ikişer katılmaya başladılar." "M-mmm-m-mmm -m-mmm mm mm mm mm. bulaşıkları itti. seni! M-mmm m-mmm -mmm." "Sizin oralardan. Atiye. selamladı.. Elindeki asa ile. "göçmeniz. Seherdeki kuşlar ile çağırayım Mevlam seni. Dördüncü sınıf öğrencisiyim. masanın kena- "Az önce gittiler. Belki de." "Saz olsa. tevhide! Hak ya ilahe illaallah! Allah! Hak ya ila he illallah!" duğu yerde ilahi söyleniyor olmasını hiç beklemiyor olmalıydı. Şafak Özden. "Bu küçük hanım sahici profesyonel! Ne güzel!" rında eliyle düm tek. Rakı masasının ol- olayın üstüne gitmek için. Atiye?" "Azeriyim. "doldurayım mı?" işareti çaktı." O bitti. seni. düm tek tempo tutmaya başladı. "Sen kimsin?" "Ben.Kızlardan birisini tanımıyordu. neşeyle. Erdoğan. "Öğrenci misin?" "Dişçilikte okuyorum. Erdoğan'a bir bardak gösterdi." dedi Rodoplu." "Nerelisin. "Buyruğun tut Rahmanın tevhide gel. "Bize bir türkü söyleyeceksin artık!" "O değil de.. nereden geldiğini şaşırmış gibiydi. genç kıza döndü." dedi kız. solistimiz oluyor. hızını alamamış olmalıydı. teşek- . abla.. Tur dağında Musa ile. Dağlar ile taşlar ile çağırayım Mevlam. Çağırayım Mevlam." dedi Atiye. "Atiye." dedi kız. kızcağız.." dedi Erol. "Gökyüzünde İsa ile.

" Faşizmin şakası bile ürpertiyordu. Hakan katıldı.yordu. 'Müslüman'ım dedin mi. Şafak'ından koca bir yudum "Ağlama yâr. Çay içeceklerini. Türkü söylemeye davet etmek. bu 'faşo' işi?" faşosun. aklanmaya davet olmasına kıyamıyordu. "Bu ülkede. bıraktı onlar söylesinler. tamam mı?!" Aksini iddia "Tamam." dedi. "Ağlama yâr.. Rodoplu'nun suyu koyduğunu bilmiMın-mmmmm. Türkü söylese aklanacak. kür ederim. kendisi çay koymaya kalktı. "Türk solcusuyum. Rodoplu'yla göz göze geldi. Aklama nedenini de biliyordu: Acı çekiyor olması.. "Biz sağa çektik. abi. solar aney! Yüreğimi dağlama!" etmekti. sert "Ben solcuyum!" dedi. tık. acıları son bulacaktı "Almalar olanda gel aney. yeşilli faşosun. düğünde. tanışma bitmişti.. başka bir anahtardan.. Şafak'ı. " Umduğu oldu. "Ne iş. bari can verende gel!" ağlama aney. arkandayız. Şafak'ı aklıyordu. Hadi. Dön"Faşo. ağlama aney! Mavi yazma bağlama! Mavi yazma. tez aldı. Rodoplu. gel- medin aney." dedi." . baştan aldı. 'Ben Türküm' dedin mi. abi. Şafak'ın kimliği ortaya çıkmış." dedi. sol şeridi sana bırak- eden varmış gibi meydan okuyordu. hadi!" "Atiye'nin yanında! Utanırım. abla!" "O da katılır. bahçeyi dolan da gel! Hasta düştüm. allı "Bırakın bu işlerin yakasını. sert baktı. Erdoğan. Tıkandığın yerde. Acı çekiyor sanki. Git gidebildiğin kadar." dedi Erdoğan. canım!" "Bir dakika!" kendi bardağını göremedi. Şafak.

' dedim.. "Hadi. ağlamaya başladım. ayrılık. insan ne zaman türkü söyler ya da bir resim yapar ya "Ne zaman?" "Algıladığı dünyayı duygularıyla ifade ettiği zaman.. "Bir türkü yetiyor sana? Bir "Sen hiç Güner Karabacak'ın. abla. aman ayrılık.sen bilirsin. beni eve getiriyor. Hic- vakur. biyofil. hasta düştüm den olduğu hüznü biliyordu ya da ne hissettiğimi algılıyordu. "İstemem. atabilmirem! Neyle- yim ki. sana çatabilmirem! Ayrılık. en yalın halindedir türkü söylediği zaman. ama söylemeye kıyamamıştım. olur mu? Ben ölürsem. Algıladığını gelmedin aney. adil. 'Aman. yüreğimi dağlama. Günay'cım. Zigana'dan Kafkaslara uzandı yine. 'Gelmeyen sensin! Ben değil!' Sonra. Öyle de böyle "Kütahya'nın Pınarları?" diye onayladı.. sustu. biliyordu Günay. Azeri kızı devraldı. ta"Farkında mısın. kişilikli Türkiyeliler. söyle!" Ne istediğini. mamlanmış. bir can Verende gel!' Delilik gibi bir şeydi. en türkü!. evet. nazlanmadı. Rodoplu. En katıksız. 'ağlama yâr ağlama aney. "Hicrinle." dedim. Ne- . gece yatabilmirem. Yolda Bir zaman hatırlıyorum. "Evet?" "Biliyor musun. güvenli. özgün Türkiyeliler. 0 ne yapacağını bilmiyor.. Şafak beni geliyoruz. anladım. "Sizin yardımınıza ihtiyacım yok!" "Peki." dedi Şafak. demek istiyordum. " rini çektiği. deli ettiydi. '0 türküyü ben söylemeliyim." dedi Erdoğan gülerek. Çok da yorgun olmalıymışım ki. birden başladı. abi. aman Vehbi'm. çektiğinin tükettiği atmosferin hakkını veren Türkiyeliler. Ben ağlıyorum. dünya sana kalır mı?' diye titreştiğini. uygarlıkları dünyadan esirgemeyen Türkiyeliler. Seçim kampanyası sırasındaydı. 'titreş- tiğini' duydun mu?" da halay çeker?" saf. bu hicri başımdan. " Seni kandırmaya.

Şafak." rımı çıkarıver. gel yanıma!" "Nasıl unutursun! Ayıp çocuğa!" "Beklesin. kravatını gevşetti. O da kocaman adam. çocuğu var. Evli. utandı." "Eeee? Ne oldu. Nasıl olduğunu anlatacağım. Ehliyet de yok ya. kardeşlerimin yanında! Göreceksin! KoçlaGünay'ın aklı kesmedi. ama önce o akşamın geri kalanını söyleyeyim. canım! Neden?!" "Niye yukarı çıkmadı?" "İstemedi." "İnip alalım!" "Kaç saat şimdi?" "Dörde geliyor. Eze eze de oğlan derken.türkü ile ifade ediyordu." "İçkili araba kullanmak istemiyorum. Dürüst olduğu." "Gitmiştir. geçen gün.' demişim. rım benim!" "İlahi!" dedi Rodoplu.' dedi ve aklım başıma geldi. Sorunun cevabı. Sedat'ın aşağıda onu beklediğini gençler gittikten sonra hatırladı. Sonra da bir ara. ne diyeceğini bilemediği için. yani? Koca adam. Öyle bir yürüyüşleri var. 0 akşam Erol da sahiciydi. Onur Oflu hariç." Mahcup mahcup güldü. Günay Rodoplu'yla gerçekten tanışmamızı sağladı. onları. Garip gelecek ama gerçekten onu ilk kez anlamaya başladığımı o gün hissettim. Hele Sedat'ı! Oğullarımdan daha çok seviyo- "Ne var? Oğlum o benim. peki?" bana ilk geldiklerinde. O getirdi. "Çok seviyorum. ne işi var?" "Laf mı şimdi. Şener'e 'Çorapla- rum. Ceketini çıkardı. "Hadi. Diğerleri de öyleydiler aslında. koçum benim. 'Abi. o adamlar sahiciydiler." Birden gevşedi. "Sedat mı?! Yok. Biliyor musun. ayıp oluyor. kendisi olduğu zamanlar hep türkü söylerdi. Çıkardı çocuk. Unutmuşum. .

Bir dediğimi iki etmiyorlar. daha doğrusu. "Şimdi!" "Ne oldu şimdi?" "Niye? Tabii. Rodoplu. Onunla konuşmaya. sendikacıdan öteki meselelere kadar hissetmıştı bile. Verimli desem. Şafak'ın yanında da kendi başıma yatacağımı hissettim. daha çok severim. memnun etmekse. Çocukların ne olacakları belli mi? Değişmeye giderken geçirdiği geceyi düşünüyordu."Çocuklarından daha çok nasıl seversin?" Bunların belli ama. "İğrenç görünüyorlar. "Gelsene." tiklerimi anlatmaya karar verdim. öylece durdum. hoşça vakit geçirmemiştim. hadi. Onlar olmasa nasıl dönerdi o dükkân? Politika yapabilir miydim?" Uzandı. o olmamıştı." "Yarın toplarsın. Düşünüyor. kız!" "Ben şunları toplayayım. gel yanıma!" Gözlerini dikti. Kendimi çok "Hoşça vakit geçirmekse." dedi Rodoplu. bilgilerimi tazeliyordum. hiç değildi. Birilerini yalnız hissettim birden. yanına geldiğimde uykuya dal- . Gözlerimi tavana diktim. Ne ki.

kendi kendine konuşur gibiydi. Bu aşkı sana anlatabilmem için. Eve kilim yaymak. arkadaşım. "Öyle değil! Kandırılmadığım tek zaman türkü dinlediğim zaman!" Duraladı. İyi söyle içim ısınsın." Onu düş kırıklığına uğratmıştım. çanakla süslemek gibi bir şey. bir türkü ile kandırıldığımı söylüyorsun. 'bilimsel' terimler istiyorsun. "Türkü sevmemi halk dalkavukluğu sanıyorsun. kötü söyle hoşgö"Böyleyken. ama içindeki kendini söyle. kendindeki insan'ı söyle demek. Ya da." Başını önüne eğmiş. egzotik bir aydın tavrı. Arka-planımın beni 'çoksesli" müziği sevmeye yönelteceğini sanıyorsun. ister Lehçe söyle. .VI '"Bana bir türkü söyle!' ne demek biliyor musun?" diye döndü Günay Rodoplu. Öyle değil. "İster Türkçe. Öyle değil. rüyü öğreneyim. ama kenedindeki 'sen'i söyle.

SHP'yi. pusmuş oturu"Yabancılaşma. "Bana göre yâr mı yok aney. çünkü daha çarpıcı! Çünkü. peki!" dedi. insanın kendisini 'el' gibi.istedim sen olayyordum. eylemlerini kendi dışından dayatılan bir düzenin normlarına göre sürgit ayarladığı durumdur. Ramazandı. tutucu. canım. bilemedim! Hasta yatağından kalktı. büyük ilerici! Dinle benim ambalajlanmış 'doğruları tüket- kısık. ama yine de boyun eğer. Zamandaşı olduğun 'Türk'ü patolojik bir vakıaya indirgeyen 'yabancılaşma'nın öyküsünü anlatayım.almada al olaydın aney. Şafak'ı. şaşırmış kalmıştım! Ne diyeceğimi ". Ama bu kelimeyi değil. Neden sonra. senin bu sözcüğü her duyduğunda irkilmeni istiyorum. Yüzüme .Batılı gerekçeler istiyorsun.." gibi anlatacağım. gerici sayacaksın beni.. Ben. selvide dal olaydın!" diye söylendi kısık 'el olma' ifadesini kullanacağım. 'yabancı' gibi algıladığı pa- tolojidir. "Dinle. kendisi ile olan ileti"Nasıl şey o öyle? Delilik!" diye mırıldandığımı hatırlıyorum. bir idealist Büyük Yalanı ve ihaneti anlayacaksın. Eylemlerinin sonuçları şimini yok eder. Öyle değil! Öyle değil! Ne. evireceğim. bir materyalist gibi anlatacağım. Az sonra şerefelerin ışıkları yandı. okur gibiydi. ben. benliğinden uzaklaştırır. hatta tapar eylemlerine!" şöyle bir baktı. "Bireyin dünyasını kendi adına biçimlendiremediği.. kendisini 'kendi- kendisini çıkmaza sokar. Tekrar konuştuğunda meydan mekten bir türlü vazgeçemeyen aziz dostum! Dinle de sana 'ağyar'ın öyküsünü anlatayım.. Anlatacağım ve sen kooperatifi. Veremezsem. pencereye yürüdü. Anlıyor musun? Çevireceğim." diye başladı. beni. dın!" Hiç beklemediğim bir patlamaydı. istedim sen olaydın! . yüzünü çok uzaklardaki Sultanahmet Camii'ne çevirdi. kendisine duyduğu muhabbeti soğutur. sine el' gibi gördüğü.

'kişi- nin kendi eyleminin kendisine el olan. yani elleriyle inşa sun? İnsanın kendi eylemi. Cinnet. "Fransızca'daki karşılığı 'ailene'. canım." dedi. ona tapar. yani." İçini çekti. değil mi?" diye sordu. kendi eyleminin sonucuna tapıyor olmasıdır." dedi Günay yavaşça. denir. rak. Bütünüyle yabancılaşma durumu. hem kendi- . Sınırsız yeteneklerini kullanabileceği onca şey varken. Furkan: 43. gibi dönenir durur artık. arkadaşım! İnsan. ettiği bir puta. Günay Rodoplu'nun beni uzaklardan yakınlara. kişinin yabancılaşması. hem de başkalarını 'nesneleri algıladığı gibi algılamaya başlar. Tevrat-İncil-Kuran üçlüCasiye 23. efendim. kendisinden bağımsız olan bir şeydir sanki. kendisine yabancı. var olma nedeni diye o putu beller. İnsansal zenginliği ile. 'aiendo'. putperestlikte birden fazla tanrı olması değil. bilinen en eski patolojidir. O da farkındaydı. kendisinden 'gayri' olan bir güç. sonsuz yetenekleri ile "Put bir kere inşa edilmeye görülsün. kişinin "Yabancılaşma. sündeki karşılığı 'putperestlik'tir. "Marx. Anlıyor mu- sini. putperestlik ile tek tanrılı dinler arasındaki fark. kakar bir put yapar. " tabii. Kendisi. putu. kendisi tarafından yönlendirileceği yerde ona tepeden bakan ve karşı olan bir güç haline geldiği durum' diye tanımlar. bakınız. Kuran yabancılaşmayı 'kendi istek ve tutkularını ilah edinmek' şeklinde tanımlar. savurduğunu daha önce de söylemiştim. 'psikopat'tır. sertçe." Acı acı güldü. Ortalıkta avare kasnak teması kesilmiştir. "Yaygın söylemden farklı ola- fırlattığını. onun önünde eğilir. ona tepeden bakan ve karşı olan bir güç haline gelir. yakınlardan uzaklara "Şaşırdın. cinnettir. İngilizce'de deli doktoruna 'alienist' dünya ile bağlarının tümüyle kopması hali. "Delilik tabii.İspanyolcada.

. başını salladı. yerden yere vuran. dünyanın ondan sorulduğunu unutmuş- başkalarına 'el'dir. den sonra. Sökmenoğlu gibi haysiyet sahibi bir adamla Süleyman Demirel'i bir arada rek. Özgürlüğü bir illüzyondan. "Türkiye'nin kavgası. " Şiran'la senin. insan olma keyfiyetini kaydı hayat şartıyla bir puta devretmiştir! Bundan böyle kendisini. kendisine 'el'dir. Yapıcı gücünü. değer yargılarımızı karmakarışık eden. kiye’sinde daha 'çeyrek' var. duymadı bile. yapa- Dünyanın sahibi olduğunu." birden aklına gelmiş gibi duraladı.. Türk'ün Türk'e sevgi/nefret ilişkisi geliştirmesine neden olan çeyrek. Büyük Yalan'a saygıyla biat ettiren çeyrek. savuran çeyrek.. ne de çevresini toparlayabilir...." diye fısıldadı.tur. yaratıcı güçlerinin ve aklının aktif taşıyıcısı olarak değil. İlk kez görüyormuş gibi rulalı. hayali ihracatçıyla âhi evran esnafını zamandaş kılan çeyrek. çölden vahaya. vahadan çöle atan..... Çağdaş Batı toplumunda 'yabancılaşma' tamdır. Eylemlerini 'put'u belirler. özgür iradesi değil. Ne kendisini.. kendi yarattığı çarpıtmaları algıla'Çeyrek'ten kastını sordum. ahlâk kaosunu körükleyen. gerçekliği değil. günümüz Tür"Dörtte bir kadarımız henüz yabancılaşamadı." dışındaki ve varlığını borçlu olduğunu vehmettiği güçlere bağımlı. ağyarla yerlinin kavgasıdır. "Murat yaşamak durumunda kalmamız demek olan çeyrek. hiçbir ulus bizimki kadar hoyratça savrulmadı demek olan çeySultanahmet'i seyrediyordu. "Mecazi "Yeşil elma." dedi Günay. Şafak'la benim. boyun eğmekle başkaldırmak arasında bırakan. kendi bilecekleri sınırlı bir 'şey' olarak algılayacaktır. seçme hakkı bir sanrıdan ibarettir. ne- . umutsuzlukla umut... maktadır. Dünya kuruldu kuYatağına dönmesini istedim." Kelime bulmakta zorlanıyormuş gibi ağır ağır konuştu.. şaşkına çeviren de bu çeyrek. İşin aslını asla öğrenmeyecektir. tarçın ve kekik kokan 'çeyrek' bu çeyrek! Bizi bu ülkede çeyrek. çünkü.

Yüz binlerce. Ben. bilgi. bu karakteri kendi elleriyle yaratır. milyonlarca Şafak Özden. Ancak. aşk. 'günümüz' sözcüğünü altını çizerek vurguluyordu. özen." diyordu. Sustu. kısık kısık. acıma. ya onlar!' kavgasıdır! 'Ya Günay Rodoplu. sizi yine de seviyorum. yüz yağmacı. Şiran Ören.kavgasıdır!" '"Ya biz. Ne ki. Rodoplu'yu daha az tanıyan birisi. "Söyledim. boyun eğer ve 'Toplumsal karakteri "Ulusumuz insanlarının çoğunun paylaştıkları. bağlantıyı kuramıyordum. işte!" Yaşları yanaklarını buldu. Çözmem gereken kavram. başarılı tip. umut ve umutsuzluk içeren yüzüne bakarken. çekirdeği." tan olamamaktan yakındığı günleri düşündüm! Ne kadar yanılmıştı! Günay'ı hiç böyle görmemiştim! Hiç bu kadar kararlı olmamıştı! MiliFeryadının Şafak Özden'le olduğu kadar o günlerde bir ailenin baca- sından içeri bomba atıp yarım düzine çocuğu öldüren PKK ile de ilişkili olduğunu hissedebiliyordum. rakter zaman içinde değişirdi çünkü. günümüzün toplumsal karakteridir. nefret. milyonlarca sevgi. aynı anda sözcüğünü. 'put' kavramıydı. Tülin'in dediği gibi. ne ölen 'şafak'. ya Şafak Özden' "Ölümüne kavgadır!" dedi. ortak kişilik yapısının günümüzdeki özü. Para. hatta hezeyanına verebilirdi. Bir değil. "Topluma iyi uyarlanmış. hoşgörü. şöhret. inanç. Şafak Bana döndüğünde gözleri yaşlıydı. ne varsa yağmalarlar! Türkiye insanı. "ölüm" dedi Günay. Ama. "İç sömürgeciliğin kurbanları. saygı. tapar!" "Günümüz Türkiyelisinin putu. korkma!" dedi. "Ama. tavrını pekâlâ da düş kırıklığına uğramış bir kadının duygusallığına." binlerce. olacak! Onun öldüğünü ben görmeyeceğim. "Ne öldüren 'ben'. toplumsal ka- . beş değil. coup de grace. güç. ideoloji. merhamet darbesi anlamında kullandığını anlayıverdim. rikkat. bastıkları yerde ot bitmez." diye tanımlıyordu. dudaklarını ısırdı.

Ortaçağ'da evren çok daha 'büyümüş'tü. O kadar ki. Rodoplu. nasıl öfkelendiğini düşünebiliyor musun?" "Onlar da mı lahmacun yiyorlardı?" diye sordum. türdaşlarımızla paylaşmadığımız niteliğimiz yoktur ve son özetledi. ona bakmak lazım. Yahudilerin Yahova'sı gibi." dedi. ("Arzinde yer almasıydı. buna önceden kararlaştırılmış bir konumu olduğu düşünülüyordu. toplumsal hiyerarşiyi altüst eden.belli. yeni para . Avrupalı türdaşlarımızın dügeçiren. İşte. gökyüzünü. 'İnsanımız artık yeşil elma. yıldızları da içeriyordu. İlahi düzende." diye anlattı. bes"Günümüzün Türk toplumsal karakterini anlamak için kapitalizmin gelişim süreci içinde Batılı türdaşlarımızla ne oldu. "Cema- ati’n dışındaki her şey karanlıktır. 'dünya' bu evrenin du. köylü de köylü. "Lordun köylülerinden hizmet talep etmesi Tanrısal hakkıdır. ama yaşayan insan'ın. Feodal sömürü. Ama. herkesin bir yeri. o gün." düşünülemez. önce on altıncı yüzyıl Batı insanının dünya görüşünü zuları ile kederleri ile. bu sürecin tanımlayıcı niteliği. karşılıklı sorumluluklar ve birtakım örfi kısıtlamalar çerçevesinde bir dayanışma içererek gelişir." diye mırıldandım. on beşinci ve on altıncı yüzyılbabası magandadan nasıl ürktüğünü. merkezindeydi. bizim Ülgen'imiz." tahlilde biz onların patolojisini ithal ederiz. Durağan toplumu harekete şüncesinde. her cemaatin kendisine mahsus bir 'tanrı'sı bile dünyayı. Lord. 'dünya'nın evrenin merkezindeki yerini kaybetmesi ile coğlardaki keşiflerdir. insanın. Seçkin Lord'un karşısına dikilen eski uşağı. "Malum. cemaatin bağımsız bir varlığı olduğu vardır. 'Yaratılış'ın nedeniydi. lordkarşılık onları asgaride de olsa doyurmak ve korumakla yükümlüdür. 'cemaat'tir. her şeyin ölçüşüydü. On altıncı yüzyıl insanı. Kapitalizm öncesi. kekik ve tarçın kokan bir yiğit değil. Cevap vermedi." diyordu) sistemin merke'İlkel toplumlarda evrenin merkezi. rafi keşifler aynı yüzyıllara denk düşerler. Artık sadece 'cemaat'i değil.

biziz." dedi Günay ciddi ciddi. klana. kendisini henüz 'birey' olarak algılayamadığından.gecekondu yaptıkları kesin! Önce kilise arazilerini. Antwerp gibi. onların öngördükleri biçimde çalışmayacaklar. bu yüzyılda irrasyonel otorite'ye. Avrupa’nın en güzel şehirleri böyle oluştu. yani. "Ben. feodalizmin yıkılması gereklamış." diye anlattı. emeklerini ye sahiplerine para karşılığı satacaklardı. dünya ve insanlarrar vermeden bağdaştırabilecek ilişki türüydü. Emeklerinin fiyatlarını da lord değil. cemaatinden ayrı bir "benliği" olduğunu "Onu bilmiyorum. yaşamsever bir ilişki demek istediğini düşündüm. Rodoplu. sonra lordların topraklarını işgal ettiler. emek pazarında ve özgür iradeleri ile imzaladıkları bir kontratla sermaGünay Rodoplu." . "İnsanlar. millete tapınma ilişkisi değil de. Avrupa tarihinin bu noktasının dünyanın gelecek "Batılı türdaşımız kendisinin klanından ayrı ve farklı bir varlık olabi- leceğinin ayrımına varıp bireyselliğini tanımladığında. Bu ilişki iki türlü gelişebilirdi. bireyselleşme sürecinde aldığı mesafeyle doğru oranda büyümüştü. bütünlüğüne. Avrupa insanının." derdi. serbest pazar belirleyecekti. Bundan böyle kendileri gibi ölümlü "İzleyen on yedinci ve on sekizinci yüzyılların kapitalizmi. klan bağlarını kopartan insanların siyasi ve ekonoboyun eğmeyeceklerini haykırdılar. İlki. İlkel bir cemaatin üyesi. "Ben kimim?" sorusunun sorulabilmesi için. bireyselliğine za"Evet. kendisini dünya ve diğer insanlarla." beş yüz yılını belirleyen bir nokta olduğunu düşünüyordu. duklarını keşfeden. "Bir aşirete. 'Bireyselleşme'. 'birey' ol- ti." fark etmesinin aynı döneme rastladığını söyledi. Biyofilik. Sevgi ilişkisi. "Ama soğan koktukları. akılla kavranamayan otoriteye lordlar için. kişinin mensubu olduğu klandan baş vermesi ile baş- mik özgürlüklerine kavuşmalarının öyküsüdür. par- çası olunan bir bütünle kurulan iyileştirici ilişki." dedi." la yeni bir ilişki geliştirmek zorunda kaldı.

Sorumlusun. Sopalarını birbirlerine cak. kişinin kendi dışında birisi ya da bir şeyle kendi bütünlüğü- dünyasını ortaya dökmesine izin veren iletişimdi. İhtiyaçlarına. Saygı duyacaksın. nesnellikle bakacaksın. Gelişmesinde. mutluluğunda aktif bir rol "Dayanışma.nü ve farklılığını bozmadan bütünleşmesi olarak tanımlıyordu. toplumunu olduğu gibi görmesini mümkün kılıyor. hangi yolda geliştiği seni ilgilendireoynayacaksın. ideolojinin ne yaptığı. Bu türlü ilişkide. özüne inecek. kısa vadeli bir amacın olmayakişinin kendisinden daha büyük bir şeye 'sığınması' şeklinde gelişecekti. gerçekliğin özünü bulmaya yöneleceksin. Zekânı değil. cektir. Ona. Rodoplu’nun Rodoplu. özen. Kişisel düzlemde. deği. ulusunun. "Eğer izin veren ilişkiydi." diyordu. çekir- bir millet. türü. her iki durumda da özgürlü- . Günay. bunu da ona ya 'itaat' ederek ya da 'tahakğünü. 'bütünü' kendisinin bir parçası haline getirmeye çabalar." küm' ederek gerçekleştireceğini sanır. ya böyle bir ilişki olacaktı ya da "Kendisinden 'daha büyük' olan bu 'şey'. Anlamaya. aklını kullanacaksın. bütünün parçası. yüzeyin altında kalanı kavramaya. bir kavim. Sen bir seyirci değilsin. Toplumsal düzlemde. örneğin. kendi yüreğinle bütünleştireceksin. Onu tanıyacaksın. onu isteklerin ve korkuların doğrultusunda çarpıtmadan. saygı. bağlayıp. kadın ya da erkek sevgilinin. sınıfının. Ama. hele de dile getiremediğin ihtiyaçlarına cevap vereceksin. bireyin çevreden farklılaşmasına izin veriyor. tarafların kendilerini ve başkalarını ol- toplumunun. hatta seviyorsan. Özden'in Özden olmasına duklarından farklı görmeye ya da göstermeye gerek duymadıkları ilişki teşvik ediyordu." Bireyin dış dünya ile kurduğu ilişki. sevdiğinin. "İlüzyonsuz. sorumluluk. bir aşiret. kadın erkek bir başka birey. olmaktansa. birey." diyordu. Kişinin iç Sevgiyi. muzu düşüren maymun misali. bilgi. bir ideoloji olabilirdi. bir kurum. bütünlüğünü kaybeder. paylaşmaydı sevgi.

" diye anlattı. Mese- yılda Büyük Makine oldu. 'İnsan 'her şeyin ölçüsü' olmaktan çıktı. sadistik kişiliğin hükmetmeye yöneleceklerdir. üretim ve pazardı. Ancak. buna boyun eğEl olmamanın.birbirlerini beslediklerini. Batılı türdaşlarımız bunu becerememişlerdi. "Çünkü. kliğinin. bütünlüğünü kaybeder. kişiği' olduğunun bilincine erişmesini gerektiriyor. hükmettiği ailesi. Son tahlilde ikisi de aynı düzene mahkûmdurlar. Ne ki. Batılı türdaşımız için Hıris- ." dedi Günay. Ne ki. Yabancılaşmamış insan. aşireti. aşiretinin. birbirlerinin sırtından geçindiklerini anlıyordum. diler. Avrupalının toplumsal karakteri değişikliğe uğradı. kendisinden yana bir güç olduğunun farkına varmasıydı. öteki de alçak bulduğuna. Yeni 'put' önce Hıristiyanlıktan kurtulmayı gerektiriyordu. olduğunun bilinci içinde. Her iki durumda da bağdaşma yoktur. Üyesi olduğu 'klan'dan lanmak istediği için alkışlayıcılara gitgide ve daha çok bağımlı olur. kendisinin yönlendirdiği. Kişinin ayrı bir 'benlibaşvermesini gerektiriyor. Rodoplu. lar. dünya ile yapıcı teması sürdürebilmenin koşulu. egemen olduğu. Bağdaşma 'ben' bilinci gerektiriyor. "düşmanlarla sarılmış olduğu duygu- İtaatkâr ya da mazoşistik kişilik ile tahakküm edici. klanı olmadan yapamaz. onları oluşturan insandır. her zaman yenilgidir. örtülü ya da açık bir düşmanlıkla sarıldıklarının farkındadırsunun üstesinden gelebilmek için daha çok itaate ya da daha da çok "Daha da kötüsü. Tanrı'yı terk ettiler ama yeni bir 'put' yapıp. yirminci yüz"On dokuzuncu yüzyıldan itibaren. onlara hayat veren." klanının. alkışla. hatta çağının kölesi olmayan. Mazoşistik kişilik ile sadistik kişilik sonunda aynı kapıda buluşurlar: Biri kendisinden üstün bulduğuna sığınır." dedi Günay. İkisi de. onlardan biri nin kendi eylemini kendisine yabancı bir güç olarak algılamaması. onun yerine iş. Köleler ve firavunlar. tam tersine. sonuç. üretim ve pazar yerleşti. ailesinin. Bu 'put' on dokuzuncu yüzyılda iş. Mesela. dünya ile bağdaşacağım derken. Kişi.

'insanın varolutın anlamını. Şeriati'nin demesiyle bu 'ne bilim tarafından inançtan. tek tanrıcılıkla. Oradadır. 'Hayabir sahaya yatırmak. insanın serpilmesi." yaratmaz. söylemiyle günlük emisyon lerinin ihtişamı Türklerin burnunu sızlatalı nicedir! Ama. Ş. müzisyenlerin o olmasa da müzik yapabileceklerini hep hissedersin. çevreyi biçimlendirecek' şekilde donanmak demekti. bir nesne.tiyanlıktan vazgeçmek. kendisinden vazgeçmekle eşanlamlıdır. aslında olan hacmine eşit sayıda tekrarlanır!" dedi. sorunların çözümünü bir yana bıraktık.' Tanrı'ya inanırız. "Kiliselerdeki nikâh törennedir. biliyor musun? Bir Amerikalı düşünürün dediği gibi. putperestlik arasındaki kavga. Deyiş yerindeyse.' Laik Batı. Bu umursamazlık hali dini ya da psikolojik sorunlar filan da varlığı da gündemden kalkar. İnanmayanlar için de yokluğu çantada kekliktir. ne varlığı ne de yokluğu umursanır. Tanrı'nın Üç büyük dinde nihai amaç. yapıcı Ancak. 'Din vitrinlerde teşhir edilen mallardan birinden ibarettir.' şuna ilişkin temel sorunları bir kenara bıraktık' diye dertleniyor. algılanamaz." kitaplı dinlerin vazettiği Tanrı belirli bir kalıpta dondurulamaz. ne de rilmektense. bir taraftan bakıldığında da dinler serpiliyorlar gibi görünü- yordu: "Örneğin. kişinin kendisinin rulu Başkanı'na indirgenir. Yönetim Kuo yönetir. çok büyük sorunlar çıkmadan geçiştirmek istiyokeklik misali kabullenir." suretinde yaratıldığı için insan da dondurulamaz. ömürlerimizi kârlı ruz. Tanrı'ya inandığını söyleyen çoğunluk Tanrı'nın varlığını çantada Ne demek istediğimi anlıyor musun? Yani. ama. Anlatım yerindeyse. 'mutlak kemal'e inanç tarafından bilimden alıkoyulmamak. Amerika Birleşik Devletleri'nin dindarlığı doların üzerindeki 'In God We Trust. 'şey' olarak erişmesiydi. ve yabancılaşmış yaşam arasındaki kavgadır. Tanrı'nın varlığı da.'nin. büyük orkestrayı . Tanrı uzak bir Kâinat A. Çünkü. çevre tarafından biçimlendi"Bu bağlamda. Günay.

"Ne kadar ironik değil mi?" dedi Günay. kiliseler ve sinagoglar çağdaş hudi olarak yaşadıklarına inandırmaktır. Müthiş bir neden bir deterjana tanıtma faaliyeti ona da yapılmasın?' derdi. bu dırılan Tanrı olmuştu! Batı'da yirminci yüzyılda yaşanan 'rönesans'ın tek tanrıcılığın karşı- yüzyılda ilk kez. Otomobil üreticileri kimlerle özdeşleştirildiğini görüyor musun?" yeni bir model çıkaracaklarını ilan ederler ama!' deyivermişti. Jus utendi et abutendi. Tanrı'nın en azından onun geldiğini bizlere ilan etmesi gerekirdi. kitaplı dinlerden hiçbirisi ile uzlaşamaz. Tanrı'yı. reklamcıydı. patron Tanrı. Sheen diye biri vardı. Billy Graham'ı hatırlattı. Bunun farkına varmadıkları için de. Ne diyeceğimi bilemedim! "Çağdaş Batılı. insanları tümüyle din-dışı bir sistemde iyi bir Hristiyan ya da Yagerçekten iyi yürütürler. 'Dünyanın en mükemmel mamulünü. Papazlar ve Batı toplumunun yabancılaştırıcı güçleri yanında yer alırlar. Adam sahte Mesihlere Amerika'nın çok ünlü bir papazını. en din- sermayenin satın aldığı herhangi bir mala dönüştürdü! Emek. Adam. gelen Mesih olsaydı. kullanmak ve tüketmek sorumluluğu yoktu. Piskopos Sheen. satıyorum. Günay. şöyle. iyi bir iş ortağı olsun diye dua ile borçlanhahamlar ne kadar bağırırlarsa bağırsınlar. Tanrı." Tanrı'nın ölümü.her pazar dini yayınlar yapan televizyonlarda vaazlar verirdi. Tanrı'nın laştığı belki de en büyük tehlike olduğunu söylüyordu. İnsanlar Büyük Makine'nin yani çağdaş putperestliğin farkına varamazlar. ilişkin bir vaazında. 'Eğer. emeği . 'İnsanı bir 'şey'e indirgeyen yabancılaşma. Kullananın. en çok kapitalizmin işine yaramıştı. bir "Bak. Bütün yap- tıkları." dedi. "Bir de. putperest Yunan-Roma geleneğinde. o zaman. Bu anlamda afyonluk görevini dar hallerindeyken küfre girdiklerinin farkında değillerdir." üzere kullanıldı. yani işverenin ödeyeceği ücret dışında.

bu onların şanssızlığı. insana ağyar olanın. on dokuzuncu yüzyıl. bir düzine düşünür. düşürmesinin Hıristiyanlığa uygun düşmediği söylenirdi. insan olmaktı! Bu unutulmuş gibiydi.' Marx'a göre. sömürüye kulp takmak ister gibi bazı talıklı bir çocuğun pek zor büyümüş şeklini andırırlar. Hıristiyanlığın hâkim olduğu geçmiş yüzyılların gele- rü henüz etkiliydi ve örneğin 'kâr' yapmanın bir haddi olduğu düşünülürdü. Mesela. Emeğin fiyatını biçen." dedi. insanoğlunun binlerce yıllık çarenç bir yüzyıldır.' Tabii. Toplumun ve lum içinde bir grubu inciten ekonomik kalkınma sağlıksız sayılırdı. maalesef ırkların diğerlerinden yaradılışları icabı daha üstün olduklarını da ilan Marx'a kadar.başlıyordum. galiba." kendi ülkelerini tüketmiş yağmacıların. Sos"İnsan'ın ekonomi ve toplum için var olması söz konusu değildi. yani Araplar ve Yahudiler. İzleyen orman kanununa Darwin olması doğanın temel kanunuydu. soyut ve tabiatıyla sorumsuz bir pazar ekonomisinin putperestlerin. çünkü onlar Doğuludurlar. Sami ırklar. on yedinci yüzyılda. ortaçağ kültüBu yüzyılda. ettiler. haksızlık gibi kavramlar adamakıllı köhnemişti. dünyanın da onlara kalacağı yoktu. 'Has- 'Hintliler acı çekmezler. "Ve bu ücret pazar tarafından kararlaştırılıyordu. Renan'dan Marx'a kadar. İğ- mazoşistik ilişki kuranların nasıl işsiz ve açlık noktasındaysalar. On dokuzuncu yüzyıl kapitalizminin tanımlayıcı gibi enteller bir de kulp taktılar: Güçlünün ayakta kalması. Oysa. Günay Rodoplu." dedim. Renan'a göre. bütün bunlar. "Gerçekten iğrenç! Düşünebiliyor musun. zayıfın telef bası orman kanununu yenmek. Anlamaya "Aynen. Oysa. Hazreti İsa'nın 'mazlumları' artık kutsanmış değillerdi. dünya ile sadolandı. Hak. yeteneksizliği ya da düpedüz doğa kanunu şeklinde açıkniteliği işçinin zalim bir biçimde sömürülüyor olmasıdır. Top- . Bir tüccarın başka bir tüccarın müşterisini çalmak için fiyat ekonominin 'insan' için olduğu düşüncesi henüz kaybolmamıştı. lığı ile sömürmesini kolaylaştıran söylemlerdi. Asya-Afrika insanını gönül rahatnekleri tamamen unutulmuştu.

homo economicusu serbest bırakmanın Rodoplu. makinelere 'işçi düşmanı' On dokuzuncu yüzyılın toplumsal karakteri. 'farklı' ve 'üstün' olmak. özgür. Dikkatlice bakarsan." "Kitabi dinlerin öngördükleri gibi. istifçi. galip geldi. Batılı ulusların kendi işçi tolojiyi düzeltmeye yönelikti. sosyalist hareketlerin tümü sömürüyü ortadan kaldırmak. etkisini sürdürüyordu. Ve geçerli bir son tahlilde topluma yarayacağı inancının ürünüydü. sonradan vazgeçti ama. otoriter. 'tamahkârlıkla' denir. kurtuluşun yeni bir ortam geliştireceğini söylüyorlardı. kötülüklerin son bulacağını düşünüyorlardı. Yine aynı dönemlerde. Freud vereceğini.. çünkü kapitalizm. " diye mırıldandım. "Evet. aracısız alan bir tüccarın haksız rekabetle. dine olan itirazının Yunan-RomaEkonomik çile ortadan kalkarsa. sömü- rücü. Marx'ın çıkış nok- tası dinseldir. dönemin patolojik sorunlarının sömürü ve istifçilikten "On dokuzuncu yüzyıl reform hareketlerinin hepsi bu toplumsal pa- kaynaklanan. rekabetçi. insan onurunun hiçe sayılması. irrasHıristiyan tanrısını şekillendiren anlayıştan kaynaklandığını görürsün! . Liberaller. Günay. çok üreticiden." sınıflarını ve Asya-Afrika'yı yağmalamaları olduğunu söyledi. Anarşistlerden Marksistlere kadar. işçiler sermayecilerin boyunduruğundan kurtulurlarsa. saygın yani yeniden insan kılmak. karakterdi. Feodal dönemin tersine. Montesquieu işçilerin sayısını azaltan makinelere 'habis' derdi. O kitapta. Complete English Tra- parası olduğu için kredi kullanmak zorunda olmayan.. mallarını doğrudan suçlandığını biliyoruz. "Daha önce de konuştuk bunu. insanlara bir içgüdü gibi yerleşti.yal dengelerin bozulmaması gerekliliği şeklindeki geleneksel düşünce desman. Mesela. 1731'de yazılan." dedi. saldırgan ve ben-merkezci bir karakterdi. homo economicus. Ama. on dokuzuncu yüzyılda kaydedilen ilerlemenin meyve yonel otoritenin ortadan kaldırılması halinde. Biliyorsun. İngiliz Tüccarının Külliyatı isimli bir kitap vardır. sistemin merkezindeki yerine oturtmak isterler. işçiyi bağımsız.

Günay'a ne düşündüğünü sordum. "Sosyalizmin uygulayıcıları. yani yabancılaşma olmadan . "Tek parti. bürokratlaşıp hantallaşarak kitlelerle sosyalizmi ilerletmek için de. kaçınılmazdı. Yeter ki. on dokuzuncu yüzyıl reformcularının istekleri sınıfının sorunları Marx döneminde hayal edilemeyecek bir biçimde çööykünenlerden" koruyamamışlardı. Ama Batılı türdaşlarımızı. ülkeleri bürokratik yöneticilerin. demokrasiyi de en iyi biçimde işletebilmenin tek yoludur. yabancılaşmış ruhların işgal yaşayamaz. Nitekim. ama çağın patolojisine uygun reçetelerdi bunlar." biçimde bütünleşmenin dünyası. nıfsız toplum yolunu şaşırmasın. bürokrasisiz. Birbirlerinden farklı. "Sence neden Günay'cım?" Cevabı olduğundan neredeyse emin olduğum soruyu sordum. rıldığında." diyordu.da cinsel baskının kaldırılması halinde pek çok akıl hastalığının son bulacağını iddia etmişti. Sosyalistler. iki değer arasında bir iki sınıf arasında kim daha fazla pay alacak kavgasından ibaret olmadığı- kavgadır: Eşyaların ve istifçiliğin dünyası ile hayatın ve onunla yapıcı bir oldular. Avrupa ve özellikle de Amerika'da. "Oysa. sermaye ve emeğin uzlaşmaz çelişkisinin Sosyalistler. elli yıl sonra. psikanalistler reçete üzerine reçete yazmış- hemen tümüyle karşılanmıştı. Karataş." dedi. işçi züldü. ölü-sevicilerle yaşam severlerin dünyası. demokrasiyi dışlamak şöyle dursun. liberaller. işçi ve emekçi sınıflarla birlikte. sıolan bağını koparmasın. sosyalizme ağyar olanlara teslim Rafet Ballı'nın 'Sosyalist Sol Konuşuyor' adlı kitabındaki Dursun Ka- rataş söyleşisini hatırlattım." "İyi de. Stalinlerden "ve onlara nı gözardı ettiler." lardı. bazılarının söylediği gi- bi. Yabancılarla yerlilerin. "Birey sistemin merkezi olmaktan çıka- etmesi kaçınılmazdır. Sömürü." dedi. uzlaşmaz çelişki. Hitlerlerden. parti Marksist-Leninist çizgiden sapmasın.

kirlen- Marx için. "Öyle. '"Ölümsüzleşmek milyonlarca budalanın duda- "Talihsiz. Marx'ın 'özgür insanı' Pek muhtemeldir ki. Kapitalist dünyanın öyküsü özde aynı. Hazreti Muhammed'e küfreden bir Marksist ola- değerlendirmişler. tiler de. di! Savaş'ın o akşam diline pelesenk ettiği özgürlük. iş dünyasını da yöneten büolmaktan ibaretti. çok şeye sahip olandan değil! Biyofiliktir. "Bürokratlar. ne de ondan nefret ederler. rat dünyaya faaliyetinin nesnesi olarak bakar. Yabancılaşmanın en önemli göstergelerinden biri de bürokrasinin rokrasiydi ve bürokratların kitlelerle ilişkileri. sadece sosyo-ekonomik baskıdan kurtulmak değil. Seçimle gelmiş hükümetleri de. Bu konuda en iyi tarif yine Marx'tan gelir: 'Bürok- ğında tebessümleşmek ve binlerce yıl anlaşılmadan tekrarlanmak. ya Muhammed'i bilmiyor. soyutlamaktan. yirminci yüz- "Ve bu bağlamda. sayfa 243." duraladı. yeni yöntemler. 'insanca yaşam'. yılda anonim oldu. insanın eşgönlü zengin olanıdır. Günay. servet sahibi adam diye kendisi 'çok bir şey olan'dan bahseder.'" Cemil Meriç’i hatırlıyordu. ekonomi kurallarına uygun olarak yeni üretim teknolojileri geliştirmişlerdi. ayrıntıda farklıydı. Die Frühschriften. halkı ne severler." dedi.'" Yabancılaşmış siyasi par"Birileri Marx'ı yanlış okudu!" nesnelerden ibarettir. bunlardan sonuncusu doğru!" diye ekledi. Marx! Gerçekten de milyonlarca budalanın dilinde. yaların ve olayların baskısından kurtulmasıdır. bakınız. cehennemin ta kendisi. Bin sekiz yüzlerde Avrupalı türdaşlarımız önlerine çıkan fırsatları . "On dokuzuncu yüzyıl kapitalizmi kişisel kapitalizmdi. kirlenmek." maz! Varım diyorsa. Marx.durumuydu. ya Marx'ı ya da hiçbirini." dedi. Ebediyet. genelleşmek. ideologlar da öyle. kitlelere el "Önceden dayatılmış bir hiyerarşinin hizmetkârı olan bürokrat için halk.

ama sağladığını düşündüğü toplumsal fayda da bir o kadar haz veriyordu. Günay. "Bu yüzyılın patolojisi de farklı "Üretim derken. karanlık çağların hurafelerinden kurtulmuşlardı." 'İnsanlar keşiflerinden gurur duyuyorlardı.mış. müzik üretimine. Doğayı kontrol altına al- "Üretenin ürettiğine yabancılaşması. bette kazanacaktı. Mesela. Her şeyin devleştiği bir dünyada durmak düşmek demek olduğundan. politika üretimine kadar her türlü faaliyeti kastettiğimi anlıyorsun. . Akılcı olmaktan. Nihai ürünün toplumsal fayda sağlaması. değil mi?" "Yirminci yüzyılda. Para kazanmayacak mıydı? El- an daha daha daha da büyüğe zorlayan bir Büyük Makine'nin kulu oldu." diye tekrarladı. Batılı türdaşımız kendisini her bak. üreteni yönetmeye başladı. hizmet üretimine." Yastığının yerini değiştirdi. "Yirminci yüz"Artık yirmi birinci yüzyıldayız." dedi. Şaka mı yapıyor diye baktım. Atom bominsanın yaptığı işten haz alması gibi kavramlar ortadan kalktı. Geçmiş zaman kullanıyor olması dikkatimi çekti. kendilerinden emin ve mutluydular. ünlü Model-T. üretmeyi hedef edinmişti. imalattan. yasa Anladığımı söyledim." dedi. yılın patolojisi buydu. yapmıyordu. "Pazar ekonomisinin kendisine özgü kuralları sermaye sahiplerini işlerini istemeseler de büyütmeye zorladı. gerçekten de orta direğin satın alabileceği bir otomobil. Sihirli kelime büyümeydi. nedenini sordum. Neo-liberalizm geliyor ya!" üretimine. temettüler ertelenir. üretim 'elden çıktı'. kendilerinden başka karar mercii tanımamaktan dolayı övünçlü. olacak. Bu anlayış kayboldu. Henry Ford. Üretenin ürettiğine yabancı olmadığı bir dönemdi on dokuzuncu yüzyıl. basının başarısının hidrojen bombasını zorunlu kılması gibi bir girdaptı bu. artı değer tüketilecek yerde yeniden sisteme gömülür oldu.

açları doyurmak. tüketen ve gidişatı sorgulama"Sorgulamayan. dünyayı daha temiz. aynı filmi gören. İlkel klanların. yerine 'kamuoyu ve pazar' denilen mak demek. ehramlara taş yan yığın!" taşıyan yüz milyonlarca köle! Aynı gazeteleri okuyan.. otomobillere. kimseye derdini anlatamaz. ama birlikizleyen. öz gerçeklikleri." diyordu Günay. teknoloji insanların emrine değil. Büyük Makine deyiş yerinne'nin her an ikame edilebilir bir parçasına indirgenmiştir. sadece kendi gerçekliği ile temas kuracak. bir amacı. deyse." "Şöyle düşün.. türdaşlarına iletebilecekleri gerçeklikleri soyutlaştıçekliğini görecek. birlikte üreten. birey. kendi durumu ile halleşebilecekti. radyoyu "Sorgulamayan?" "Birlikte çalışan.Şunu anlamalısın. 'Farklı' olrıldı. isimsiz otorite konuldu. . insanların arkasından iş çevirir. aynı TV’yi. " "Tabii. ofislere. toplum düşmanı olmak demek oldu. Büyük Makine'nin insanları daha mutlu. metrolara. Büyük Makine. çok yavaş değil. Tersine. Büyük Maki- büslere birlikte akan milyonlarca insan! Büyük Makine'nin öz uzmanlate. efendim." "Toptan yabancılaşma?" "Evet ve tabii birey yabancılaştıkça muhakeme kabiliyeti azalıyor. kimse kimsenin dilinden anlamaz oldu." "Afrika totemleri gibi. Batılı türdaşımız bundan böyle sadece ve sadece kişisel ger- Olayların arkasında yatanı. çok hızlı değil. daha yaşanılır bir yer kılmak. insanlar teknolojinin hizmetine verilmiş. biziz'i kayboldu. İnsanların kendilerine ait. oto- rının öngördükleri bir ritimde. Bireyi bu defa da Büyük Makine yok etti! Birkaç yüz- yıl öncesinin feodal otoritesi gitti. fabrikalara. her biri bütünün bir parçası olduğunun bilincinde. sadece kendi doğruları ile bütünleşebilecek. yoksulları kollamak filan gibi hedefleri yoktur. 'ben. çünkü. Kimse. gelişmelerin nedenini kavrayamaz oluyor. kendisini aşan bir hedefi olmayan bir düzenlemedir.

hiçbir otorite. "Benim kararım'. bireysel vicdan yerini topluma uyma ve dışlanmama kaygısına bırakıyor. üniversitesinin dikte ettiği 'Orient' kavramının dışına çıkmayacakgötürmüştü. 'Benim yargım'. efendim. Şeylerin benliği yok çünkü! Şeyleşmiş insanların benliği yok!" dantal dediğim acısını gördüm. anlıyor musun? Kimsenin kimse- . parmağının izi gibi eşsiz." dedi Günay. ahmaklar da akıllılar yüzyılı. yegâne olduğukalmıyor. 17 devrimini. dünya savaşlarını da 'şeyleşti'. daha 'yüce'. "Peygamberler zaten köhnemiş- lerdi. diyebileceği bir şey İçini çekti. pazar ahlâkı gereği kurunun yanında yaş da yanınca. köylülükten kurtulmayı." lem geliştirilince. İnsanoğlu. ama kendisinden beklenileni yerine getirmeye teşne. nu unutuyor. Profesör Sernea'yı hatırla." inanan. Ama. İrrasyonel otoriteden kurtulunmuş ama bu. İlişkileri pazar yön- lendirdiği sürece. daha 'iyi' olmadığına dair bir söybirey. 'Benim eylemim'. neyin iyi neyin kötü olduğu den daha 'üstün'. Başını salladı. 'rasyonel' otoriteyi de "Mürşitler yok oldu. Marx'ı. toplumsal makinede sürtünme yapmamaya teşne bir ka- kalsa. iyiliğine duyduğu güveni kaybeder. "Batılı türdaşımız kendisini bağımsız ve öz- gür sanan. şeyleşiyor!!! 'Benim düşüncem. 'yukarıdakiler'den değil mi? Bir profesör. ideologları da pazar ahlâkı yok etti. vakarına. aşağıdakiler de yukarıdakiler de. gençleri biçimlendiriyor. Filozofları. Therese'deki rahibenin yüzünü gördüm yine! Transan"Onca gayretten sonra ne büyük bir düş kırıklığı!" dedim. On altıncı "Ne yazık ki. düşünüyordum. yeteneklerine. insan onuruna. neyin doğru neyin yanlış. Türkiye'de yüz yıl da tır. ilke ve vicdana kul olmadığına bütün kalbiyle rakter geliştirdi. O. herhangi bir şey oluyor.Daha da kötüsü. ama emredilmeye teşne." diye sürdürdü. hususunda düşünmeye gerek yoktur.

kendimiz yokuz!' Nedenini de. kendisini 'satışa çıkarır'! En çok beğeniyi hangi rolü ile toplayacaksa. İnsanın 'şey'e dönüştüğü bir durumda. ("Televizyon dizilerinde seyircilerin gülmeleri gereken yerler bile dikte edilir. 'benden nasıl hoşlanıyorsanız. o role soyunur. zevkleri standardize edilmiş." "Robot olmanın karşı konulmaz cazibesi!" . daha çok tüketmek isteyen. Peer Gynt patolojisidir. başarılı olma çabasında o kadar çeşitli rollere bürünür ki. çağın toplumsal karakterini numune kabul edip ona uyarlanmak gerektiği şeklinde ortaya çıkan mutabakata bağlıyordu. 'Artık köle olmaktan korkmuyoruz ama robot olmaktan "Adlai Stevenson. tabii. Mısır uygarlığı ile başlayan sistematikleştirme. 'Bireyler olarak somut bir otoriteye boyun eğmiyoruz. topluma uyarlanma.") kolayca Stevenson'un dile getirdiği patoloji. hangi libasımla başarılıysam öyleyim'e kadar gelir.ların saçma olduğunu düşündüm. Bu yüzyılda önemli olan tek şey kabul görmektir. "1950'lerin ABD başkan adayların- korkuyoruz. hangi rolü en çok alkış getirecekse. bu yüzyılımızda son şeklini alır. Peer Gynt. Haklısın. bir 'robot'tur. çağdaş insanda 'benlik' kaybını anlatır. insanca kazanımlarını unutur. kimse ile boğuşmuyoruz ama kendimize özgü inançlarımız yok." dedi. Günay." "Stevenson?" etkilenen ve öngörülebilen biridir.' demişti. mesela. alkışlanmaz olunca. dan birisiydi. birey giderek artan güçsüzlük duygusuna kapılır." dedi. "'onurlu' ya da 'iyi' ya da 'hoşgörü sahibi' bir. "onur". 'sandalye' düşünebiliyor musun? Bu kavramlar saçmalıklara indirgenip. Oyun. kalabalıklara rahat- ça uyum sağlayan. "Yirminci yüzyıl Batılısının toplumsal karakteri. Seslendirmede araya sokulan kahkahaları hatırla. insanın üstün vasıfları." Ibsen'in Peer Gynt adlı oyununu anımsadım. Hal böyle olunca birey. "vakar" gibi kavram"Elbette. kimliğini. bir süre sonra iş artık.

çalışma. Sorumluluk so- mü. Ne ki. zengin!. İşçi. iş bölüdır. insanların şeylere. Örneğin. İnsanlar artık birisi için değil. diğer inlunun soyutlama yeteneği üzerine kurulmuştu ama." dedi Günay. rakamlanmış değilse. bir 'şey'dir. rakamlamayla başladı. parasal değer biçilmesini istemelerinin ardında da bu yatar. ekonomi dünyasını aştı. Çalış- Üretimin bütünüyle bağdaşamaz. sanlara ve kendilerine bakışlarını değiştirdi. ama ne ki.. Bak. Oysa. Amerikan feministlerinin ev kadınlarının mesailerine ekonomik aktivitenin temel uğraş olduğu Batı toplumunda rakamlama ve soyutlama üretimi. Günay. üretimi de uzmanlaşma. İşçi çıkaran birisi değil. bu dönüşümü. yirminci yüzyılda büyümeye zorlanan iş bilanço üzerine yapılanır. Çalışma ve eğlenme. imalat sürecinin çok küçük bir parçası ile temasta- laşmış toplumlarda. "Her şey soyutlama ve yürüttüğü işin maliyetini bilir. ilk dönem kapitalisti bir kalfa.başarılı. soyutlaştırır. iş. bilançolara gerek duymazdı. Yabancı- . yutlaşır.' IBM. yapıcı ilişki geliştiremez olur. robotlaşmayı içime sindiremiyordum. çimlendirirken. insanlık tarihi kadar eskiydi. birkaç çırak ile "Önce kapitalistin kendisi. dünyayı yeniden biçıkar. Netaş ya da devlet bilmemne kuruluşudur. karmaşık muhasebe sistemlerine. "Öyle değil' mi?" "Bunu açıklayacaksın tabii!" "Eeeeh! Şafak Özden olmayı kim istemez?" dedi Günay. Onsuz yapamaz! Emek. yirminci yüzyıldaki "Anlaşılmayacak bir şey değil. "Zeki. sonra da üretim soyutlaştı. iş ve kültür arasında uçurumlar oluşur. anlıyor musun? Öbür taraftan. yabancılaşmanın da temel öğesi oldu!" dedi." duraksadı. yaratıcı bir faaliyet. Soyutlama ve rakamlama olmadan kütle üretimi mümkün değildir tabii. insanoğ"Ne yazık ki. tabii. sabahtan akşama tekbir makinenin kolunu indirmektedir. bir şey için çalışır oldular." emek sayılmaz. 'Soyutlama'. insanın kendisini de biçimleyen bir faaliyet olmaktan Bu 'şey. Felsefe ve bilim. sevimli. güçlü. Açıklayacaktı ve ben anlayacaktım.

Alın paranızı geri. mutluluk veren bir uğraş değildir.ma artık doyum veren. Ha- line acırlar. ne vicdaSatın alınan şeyin. Para varsa. para da verseniz. satmaya götürdüğünü söyler. karıncayı incitmekten korkan bir adamı dünyanın sonunu getirecek silahın nı. Nereye gittiğini sorarlar. yürümeye devam eder. Anadolu'da. işe ve onunla ilgili her şeye ve herkese karşı geliştirilen. zahitlik der. kullanılan şey olmaktan halinin tüketimin soyut"Tüketime.' Odunlarını gerisin geri- bilir. İlki." diye hatırlattım. Üretimden amaçlanan tüketime sahip çıkmanın bildiğim en iyi örneğidir bu hikâye. bırakamam. ben bu odunları buraya üç misli ye toplar. kökleri derinde ve bir o kadar da bilinçsiz bir düşmanlık! Her iki ruh hali de bir yandan verimsizlik demektir. yani üretimin nihai amacına yabancılaşılabilir mi? O da "Sanıyorum. 'Aşağıda insanlar soğuktan titreşirlerken. otomobille seyahat ederlerken. "Evet. yapımında gönül rahatlığı ile yer alabilecek kadar boş verici kılar. hiçbir şey yapmamayı." lanması olduğunu söyledi. yükünkarın ortasına bırakır. oluyor. tam anlamıyla tembelliği idealize etmek. ne ideolojisi kurtarabilir. hiçbir şekilde doyum vermeyen çalışma iki tepki ile sonuçlanıyor. 'Yok. den kurtarmayı teklif ederler. yükünü Adam. Adam." Tüketimde 'yabancılaştırma' işlevini para üstlenmişti. Yabancılaşmış. Ama. Ankara civarında bir yerde. kestiği odunları aşağıdaki köye. Bu noktada insanoğlunu kendisini yok etmekten ne dini inançları. ("Tıpkı Çırpıcı Mahallesi'nde tek bir elektronik sazla doldurulan adi müzikle uzak yakın ilişkisi olmayan birisi. ona o parayı vermeyi. tipi altında bir çuval odun taşıyan bir ihtiyara rastlarlar." Çok da hoş bir hikâye anlattı. önce kabul eder. hemen sonra kendisine gelir. Ya Sovyetler ‘deki gibi bir görev ya da ABD'deki gibi bir tutkudur!" "Weber buna çilecilik. kaça satmayı plânlıyorduysa. Mareşal Von Moltke'nin hatıralarında vardı. Parayı alır.' der. Öte yandan. İkincisi ise. milyonlarca liralık bir set ala- .

" diyordu) gazete olsun okumayan birisi. o alanda eğitilmiş olmanız gerekir. Çünkü. inancı ancak inançla takas edebilirsiniz. satın alınan bir otomobil. sevgiyi ancak sevgiyle. sizin sahici. emeğin somut ödülü olarak hiçbir anlamı yoktur. ayıbı erdeme. İstanbul Festivali'ni konservatuvar öğrencilerinin kötüsü. her an elden çıkarılabilir. Bu. milyonlarca liralık bilgisayarların. köleyi efendiye." ze ait olan hayatınızın arzuladığınız nesneyle çakıştığının kesin bir ifade- . İnsanca tüketim ortadan kalkar. sosyetenin düz yolda cip kullanma merakı demektir. takas değerinden gibi. mesela. Doğa ve insanlarla ilişkileriniz. obuayı fagottan ayıramayanların tüketmesi demektir. sırf toplumsal bilançosunun aktifine girsin diye talip olabilirdi. On dokuz yaşında bir çocuk. hayali güçlerini gerçek Marx'tan bir alıntı daha yaptı. Bu. ilerlemelerine yardımcı olacak etkileyiciliğiniz olması lazım. Mercedes'ten aşağı inmez olur. efendiyi köleye. bilgeyi cahile dönüştürür. ahmaklığı akıla. Britannica'ya. Sanattan keyif almak istiyorsanız.kaseti çalmak için satın alınan Pioneer teypler gibi. Bir o kadar rüküşlük demektir. Oysa.'" sonra da takas değeri olarak kalmaya devam etmesidir. Bu. her türlü değil. alanın gayreti ile artık niteliksel olarak da orantılı değildir. 'Yiğitlik' satın alan korkak yi- onları gerçekten canlandıracak. ğit olur. Örneğin. Bu. göreceksiniz ki. İnsanları etkilemek istiyorsanız. dünya ile ilişkisinin insani olduğunu varsaydığınızda. doğal güçlerini sözde güçlere dönüştürdüğü için etkisizleştirirken. bir yandan insanın sahici. "Satın alınan şeyin niteliği. aslı olmayan. "Para. Marx'ın dediği güçlere dönüştürür. satın alınan şeylerin gözümüzdeki değerinin satın alındıktan başka. kendinisi olmalı. kapasitelerinin çok altında. insana insan olarak bakıp. adeta tuzluk gibi kullanılmaları demektir. 'Para. sadakati ayıba.

bilim ilahlarımı. Sovyetler "Nasıl da özgür bu yabankazları! Nasıl da dinleniyorlar Yu dalları Mevlânalar. Bakışları yumuşadı. kındı. Marx'ı yeniden okumalı!" diyordu. birden. Stalin'den kaçalım derken. kendi tanrılarımı. Sonra. İstanbul'un içine sığmayacak gi- fark ettim! İliklerime kadar ürperdiğimi. ne zaman bitecek bütün bunlar? Kızarmayan yaprak. kalktı oturdu. henüz ne darımızı ne pirincimizi ekebildik! Anam babam ne yiyecekler? Sen. Pencereye yürüdü. Tibet lamaları. lardı. Aksi halde. Katolik kardinalleri. o çok uzaktaki mavi gökyüzü! Söyle. hafif hafif sallanıyordu. Yahudi hahamları. o daha önce bahsettiğim dört bin yıllık Çin şiirini üzerinde! Ve biz! Kralın ezeli çilekeşleri. Buhariler. Şinto papazKalktı oturdu. yardıma çağırdığımı ama gel- . neo-Hitler'in kucağına oturacaklar!" söylemeye başladı. ba- "Türkler. "Hatta.. Günay. Hepsini. karısından koparılmayan koca mı kaldı?" ları. aklımı başıma toplamaya çalıştığımı. Budist rahipleri. Söyledikçe dinginleşti. Haklı olduğumu biliyorum!" Gözleri kapalı. Olmadı.yeniden okumalı. hastanenin.. Durdu. hepsini aynı anda hatırlattı! Ortak bir ağıt yakıyorGünay Rodoplu türkü söylüyordu! "Ata ruhu! Ata ruhu! Yardım et! biydi! Ateşten bir kümeye dönüşüp yorganını yaksa şaşırmayacağımı mediklerini hatırlıyorum! Yatağın. Nişantaşı'nın.

bir çaresizmişçesine iki yana açtı.VII "Ne zaman fark ettim.. teşhir edilmişlik duygusu uyandıran bir şey vardı. bilmiyorum. burada kirlenmişti!.. o gece idrak ettim.. bir anakronizme. Ama. "Belki de hep biliyordum! Hep biliyordum da. Geneleve götürdüğü arkadaşının siftahını bekleyen bir delikanlıyı anımsatan bir şey vardı. Ah! Ne bileyim!" diyerek ellerini Sedat'ın kapımın önünde koca gece ağabeysini beklemiş olmasında beni inciten.. ilahiler kirlenmişti. Söylediğimiz türküler kirlenmişti. Kadını. Ne zaman fark ettim? Ama fark ettim. genç çocuklar . Oradaki erkek dayanışması ne tuhaf bir şeydir. düşündükçe bir başka meselenin daha farkına vardım. En az beş yüz yaşında bir hilkat garibesine.. hatırlasana! beni hep birlikte düzerler sanki.. Kapıda bekleyen içerdekinin hazzına bir biçimde ortaktır. yabancıya âşık olduğumu fark ettim..

Ailesine 'babalık' yapmaktan bahsediyordu eşyayı kullandığını biliyordum. ağabeysinin. Sedat'ın kişiliği üzerinde yoğunlaşmama "Evet! Şiran'ın 'ağa' babası gibi. Önler aydınlanmaya başladı. 'Ben iyi bir işadamıyım. Şafak'ın da dediği gibi. Sonra aklıma beni evine götürdüğü gece. Şafak politika yapabilsin diye çalışıyordu. Kafamda bir şey- . Sedat 'koç'uydu. " "Estağfurullah!" dükkânındaki imza gününden bu yana Sedat'ta gözlediklerimi düşündüm. Ailesi için! bir işte. Aynı şeyi yaşıyordum..' diyordu. pezevenkliğin Sedat'ın ağa- yapabildiğimden.. Sekiz yıldır birlikte ticaret yapıyoruz. Ağabeysi için! Şafak’ın kurduğu mıştı. Onu da hatırladım. Duran Kuran'ın tek bir kadın tanımamış Sedat. 'fedai'siydi. Sedat'ın öteki odada büyük bir fütursuzlukla uyuduğu geldi. Kadıncık'ı ne kovmuş. böyle bir konumu kendisine nasıl yediriyordu. birlikte çalıştığım kardeşlerime iyi bir babalık Şafak'ın bir seçim nutkunu hatırladım. aileme babalık yapabildiğimden. SHP'yi küçümsüyordu ama üye olmuştu. " tirmişti. akrabadan bir kızla nikâhlanorganizatör olduğum için.Şafak beni sahiden benimsemiş olsaydı. kardeşini yukarı davet ederdi diye düşünüyordum. beysine sunduğu hizmetlerden sadece bir tanesi olduğunu görmeye başladım. Evlenip de bir ev açacağı zaman buzdola- celeri önemsemediğim bir sürü ayrıntı art arda eklendi. Ağabeysi için! Bir kızla beraber olmuş ama onu ortada bırakmış. Ağabeysi için! Dev-Genç militanıydı. Korkunç bir sonuca vardım: Yirmi dokuz yaşında olmasına karşın "Yok. anti-Baykalcı delegeleri dövdüğünü söylemişti." "Şiran'ın babası gibi. sekiz yıldır bölüşme hesabı yapmadık.. ağabeysinin aldığı bının alınması için bile Şafak'ın onayı gerekmişti. Son delege seçimlerinde yüz tane gürgen sopa kestirdiğini. Sonra düşündükçe.. iyi bir onu anlamaya çalıştım. ne de içselleş- neden olan.. onun o geceki onursuz nöbeti oldu.. ağabeysinin pezevenkliğini yapıyordu!. Sedat'ın benim Şafak'a aldığım ceketi giydiğini. o öyle! Öyle de. Sonra. iyi bir işadamıyım.

başta ağabeyleri olmak üzere. Evet. Aynı şeyler. neden dövüyorum?' 'Ben kimim. benlik asla oluşmadı. Evet. 'cömert lardı! Tabii kul olacaklar.. ne de Şener 'Ben kimim?' sorusunu asla sorşamak için ağabeylerine kapı-kulluğu etmekten başka olanakları yoktu! rupası." "Emeklerinin değerini pazar ekonomisi biçmedi!" "Evet. si için gerekli kimlik bilinci. bu sopalarla kimi. 'Ben kimim. nutkundaki 'bölüşme hesabı yapmadık' bildirisinin küçüklü büyüklü Özdenlerin kölelik fermanı olduğunun. sun?" "On altıncı yüzyıl Avrupası! Onu demek istiyorsun. bu karının kapısında ne arıyorum?' 'Ben kimim. Sıfat yanlış mıydı? Hayır. kimseye karşı nesBaykal'ın resmini neden başucuma asıyorum?' Bu soruların sorulabilme- .Şafak.. on altıncı yüzyıl Av"Evet. Kapı kulluğunun icaplarına gelince. neden teyzekızımı düzüyorum?' 'Ben kimim. halk otobüsüne binmekte zorlanırlardı. feodal düzenin devamını tabii isteyecekler. Emeklerini özgür iradeleri ile pazarlasalar 'Lord' Şafak'ın onlara tahsis ettiğinin dörtte birini alamazkulluğunu bir nişan gibi benimseyeceklerdi. Ne Sedat. alkolden yürüyemez hale gelen ağabeysini taşıması. ötekileri besliyor. 'Baba' Şafak!" madılar. karşılığında da sadakat talep ediyordu. kocaman delikanlının benim kapımda beklemesi. Lord Şafak. yani Şafak. gerçek nitelikleri ile değerlendirilmedi demek olduğunun ayrımına vardım. Yeteneklerini. ussal donanımlarını serbest pazarda değerlendirmeye kalksalar. 'kimse gerçek emeğinin gerçek hakkını almadı'. kapı lord' söylemiydi. Alevilerden neden nefret ediyorum?' 'Ben kimim. parayı manipüle ediyor. 'İyi babalık' söylemi.. Delikanlıların yaAnlıyor musun? Birisi. Anlıyor musun? Bireysellik gelişmeyince de. Şener için de geçerliydi tabii. onlar da. Düşündükçe. onun için adam dövmesi.. biziz!' diyen Özdenler!" gerekirse hapse girmesi demek olabilecekti! Tabloyu görebiliyor mu"Beş yüz yaşındaki sevdiğimin bir yüzü!. değil mi?" "'Ben. değil BMW sahibi olmak.

tabii. Türkiye'de. öncelik veremezsin! nunun gelmemesinin nedeni de budur. Onlar da yok iş. 'Belediye başkanı biziz'e çevirdi. adama göre iş aranıyor yakınmalarının solacak. aileleriydi. anlıyor musun? Koynuna alacaksan. kollanacaklardır. Yetenekleri ve yeterlilikleri ne olursa olsun. aileden birisini alacaksın!" Anlıyordum. yani Gümüşhaneliler! Nitekim. efendim. ANAP'lı Gümüşhanelileri oylarını 'bizim çocuğumuz' dedikleri Şafak'a verdiler.nel. lar içeren bir dayanışmadır ya feodal sömürü. Şimdi. bu anlayışı 'Biz' kim? 'Biz' öncelikle Özdenler. efendim. Şafak da onları sömürür. 'Biz belediye başkanı olunca. onları asgagenişlettiğinde göreceksin ki. yok imar durumu. ' diye başladığı cümlelerini." "Bu. işe göre adam değil. Onlar Şafak'ı. Şafak'ın köylüle- rinden hizmet talep etmesi Tanrısal hakkıydı. bir sonraki aşamada. belediye başkanıyken Çayırtepe'nin rantı ile ödüllendirecektir. 'Biz belediye başkanı ride olsa. Türkiye'de hep böyledir!" olduk!' diyeceklerdir. yani Partililer. muhakemeye dayalı bir yargı geliştirmeleri elbette mümdenlerin evrenlerinin merkezi kendi 'klan’ları. işe. Buna karşılık.' işler. "Son tahlilde karşılıklı sorumluluklar. bizden olsun. klan mensupları korunacak. Şafak tebaasının sadakatini işadamıyken dükkânının kârı. ne de başkalarının onlardan bağımsız ola- kün değildi! Hayatı sorgulamaları mümkün değildi! Anlıyor musun? Özrak var olduğumuzu düşünemezlerdi! Bir 'lord' olarak. 'Varsın kötü olsun. üretime. Burada bir çıkma yapayım. yok kömür deposu kuracak belediye arsası talep edeceklerdir. Zina ilişkisi son bulmadıkça. Ve aynen öyle oldu! Sedat. Çayırtepe'nin çoğunlukla DYP'li. birtakım göreneksel kısıtlama- "Onu söylüyorum ya! Sivaslılar Sivaslılara. Aleviler Alevilere oy verir. ona iş icat edilecektir.. doyurmak ve korumakla yükümlüydü.. Bir tür zina ilişkisi. Klan mensubunun karnı doyuru- . Onun dışında her şey karanlıktı ve ne benim. sonra da genişletilmiş klanları.

. nim kapımda bekler miydi? Sedat sevmeyi becerebilecek olsa Diana’nın meyi 'unutur' muydu? Sedat sevmeyi becerebilecek olsa. kendisine ilişkin kararları kendisinin re. Özdenler. hiç yengesini düşünmez mi. neden hiç cephe veremediğinin farkında olmadığı gibi. ne politikada. Bak. sonra 'o' diyecek! Sonra da kendisinin dışındakilere tabii. leş gibi yaşamak da yaşamaktır. sonra 'sen'. " "Yabancılaşmış olmaları! Mı?" "Elbette benim yaşadığım yüzyıldan 'gayri' bir yerlerdeydiler. ne koynuna aldığı kadında! Daha da kötüsü. önüne gelen su olmazdı! 'Ben bilinci' gelişmeden.yirminci yüzyılda yaşamaktadırlar. 'tehlikeye düşen vücut için. ağabeysine. Başta kendisine el'di Sedat. Külçe gibi. özen. ya da. Bu bağlılık süt çocuğunun meme bağımlılığı gibi yaşamsal bir bağlılıktı. Sedat'ın konumunun senin ya da benim olduğu için 2100 yılında bulmamızdan farkı yoktur! Yeni koşullara biz de kendimizi birdenbire 2400 yılında. On altıncı yüzyıl değerlerine boyun eğmeleri tek bir şeyle açıklanabilir. şuur namıyorum deyip. gömleğini yıkayan. amcasına onları dünyanın merkezi bilip yücelterek. onca yıllık yengesine rağmen be'yoğunlaşacak!' Dayanışma. Hayatta kalmak için bir safradır. Sahip- Öte yandan. 'sevgi' gelişemez ki! Önce 'ben' di- telefonda ciyak ciyak 'Günay ölüyor!' diye bağırdığını ağabeysine söyle- . Öte yandan. Sedat sevmeyi becerebilecek olsa. hatta taparcasına bağlıydı. hiçbir durumda 'benim!' diyebileceği. de ki. kendimizi ortadan kaldıracaktık. saygı geliştirecek! Olacak iş değildi. ben. 'Bu adam benim kapımda beklerken. kendisini oluşturan feodal âdetle- almaz. yemeğini pişiren o kadına hiç sevgi beslemez mi?' diye aptalca sorular soruyordum kendime! 'Sevgi' elbette söz konuyecek. Düşünsene. Ne tuttuğu işte. unutma ki. yan odada yatarken. kendimizden 'gayri' birileri olacak ya da ben bu oyunu oybir karar verememişti delikanlı. gelişme çok daha hızlı başka seçeneğimiz olamazdı! Ve unutma..' Ya bilincimizi körleştirecek. kendisine özgü ancak o düzenin 'kölesi' olarak uyarlanabilirdik. on altıncı yüzyılın değerleriyle ama lendiğim tarihe ağyardılar.

Türkiye'de misli görülmemiş bir hareketi başlatabiliriz köşklerdeki aşk maceralarına duyulan nostaljiyi de hastalıklı buluyoranlattıklarımı hatırla. asırlardır sistemin merkezinden uzak tutulmuş sınıfı adına. Ben bu sedum. paydamız olduğuna ciddi ciddi inanıyordum! Öyle inanıyordum ki ya da "'Ben' bilincini kazanmanın da yeterli olmadığını. sormadım. egemen sınıflara. Muhteşem bir tarihi mirası kendi sınıfı adına. demokratlaşıyordu! Efendim. İstanilk kez homojenleşiyordu.. Şafak'la -tırnak içindeki 'Şafak'la!diye umuyordum.. Ne kadar umutlandığımı biliyorsun.yere ağabeysinin imzasını atar... " Kollarını kavuşturdu. Sedat'ın biraz daha gelişmiş türü olduğunu çok sonra kav- radım. esas meselenin bu 'ben'in kendi dışındaki dünyayla hangi yöntemle bütünleştiği meselesi olduğunu unuttum!" diye söylendi. . işte. yoksul bir öğretmen çocuğu olarak başlayıp. başını önüne eğdi. Çünkü. Gerçekten de. o bu normları insanımıza anlatacaktı!. 'Türk insanı' diye ortak bir inanmak istiyordum ki. cezaevi. acı acı. bir kere. Boğaz vapurlarında birinci mevki denen ayrıcalıklı konumları da. müthiş etkileyirüvende on dokuzuncu yüzyıl Avrupa'sının sosyal mobilitesini görüyorciydi. Ben ona yirminci yüzyılın normlarını tercüme edecektim. devralıyordu sanki. Şafak Özden'in Gümüşhane'den. düzenin öz uzman aydınlabul’u lahmacuncular sardı filan diyenlere düşman kesiliyordum. işkence fasıllarını da düşününce. İstanbul gibi 2500 yıllık bir şehirde belediye başkanlığına uzanan serüveni. Ankara'dan dönüşümüzde sana ele ele verirsek. isteyerek unuttum. Niye bu kadar geciktiğimi düşününce şunu anlıyorum. kooperatif defterlerini Şafak'ı hapiste süründürecek şekilde darmadağın eder miydi?" de anlatacaktı diye düşündüm. Köhne kalıpları kıran. eski bilgilerimi bilerek. İstanbul'da. O noktada hangi defterlerden bahsettiğini bilmiyordum ama herhal"Şafak'ın. Karşı çıkanlara.. Türkiye rına Antwerp tepelerinden başkaldıran mobilite! Kalıpların kırılması gerektiğine de bütün kalbimle inanıyordum. erguvanlı dum.

tıpkı Sedat gibi.. Ama. insan'ı olması gereken yere. Bu lesi baktı. Neyse! girilmiyordu. 70-80 döneminde Çayırtepe'de ciddi kavga vermişlerdi. kurucu sekreterliğini yaptı. 12 Eylül'de tutuklanan. 'devlet' denilen. Suat'a da aibaşında efendi efendi otururken devlete satılmış babasını tanımıştım. daha baştan. Allah'a değil. Ona bakan. Şafak Özden.. Şafak bana 12 Eylül sonrasını anlattığı zaman aymam gerekirdi. daha o zaman. 'aile' denilen puta taptığının farkında dedeğil de klanları arka çıktı diye sormalıydım! Bu soruyu sorsaydım. bu insanlara neden ideoloji arkadaşları . Silah. Erol Çiçek. bu kavgayı Ve ben bütün bu kavganın. ne 'işadamı' kimliğine. o şartlar altında bir halkevi kurdu. CHP'nin İl Gençlik Kolu başkan adayıydı. En çok ihtiyacı olduğu sırada. öğrencilerin sırtlarında taşıdıkları sekreterliği yaptı.. sopa ne istersen vardı. Ve her şeyi paylaşırlardı.gayri!' Öyle diyorlardı. vs. Halis Özden'ide! Şafak'ın Kelkit suyunun Adamcağız oğlunun ne devrimciliğine. ne de daha sonra. ne çapkınlığına anlam verememişti. Duran Kumerkezine koymak kavgası olduğuna inandım! Ve aklımca. öte yanda devrimci fraksiyonlar. Ve o 1 Mayıs Mahallesi. özde Eğer o zaman. Onur Oflu. Bildiğin gibi sonunda kendisini camiye. Erol Çiçek'in onun yanına bile uğramadığını söylerdi. 'yârin gül yanağından entelektüel donanımımla destekleyecek. o da boyun eğmekten başka çare bulamadı. sistemin tam "Dört ortaktılar. olabilirliklerin olamazlıklardan ayıklanmasına yardım edecektim. üniversiteden atılan öğretim üyelerine de aileleri baktı! Ben durum Şafak'a özgü bir şey de değildi. gençlik kolu yönetim kurulu üyeliği. işkence gören o olmuş- tu. türdaşlarımızın tarihsel deneyimini aktararak. Kurtarılmış bölgeler vardı. Bir tarafta Ülkücüler. Ali'ye de ailesi baktı. 1 Mayıs Mahallesi'ne taşlarla inşa edilmişti. Şiran'ın babasını da tanımıştım. Ne ailesini makarna ve gazyağı kokan balıklarla beslerken. ne içkisine. arka çıkan yine kendi klanıydı. vs.. ğildi! yani İslâm ritüeline attı! En dindar olduğunu sandığı zaman bile aslında. Oysa. ran İl Yönetim Kurulu üyesiydi.

on altıncı yüzyıl Avrupa köylüsü zihniyetiyle değil solcu. bir gün bir konuda yanlış yaptığını söylediğim zaman 'Aman bir şeyin neferi olmaya öyle teşne ki bu ülkede!" "Yeni putlar?" gülüm. on dokuz. örgüte. tahakküm ve itaat ilişkisiydi! Anlıyor vuşmak isteyen insanın öyküsü. ne de diğerlerinin uğruna ölmeyi göze aldıklarını söyledikleri solcu kimliklerini muhakeme edilmiş ve somut bir seçim olarak benimseyemeyeceklerini anlardım. değil demokrat. " "On yedinci yüzyıl?" yüz ederek ailesine babalık etmişti ama dünya ile. Deniz Baykal'ın.. çocukları. bu devleti altmış yılda dum. diğer insanlarla kurmusun? Klan bağlarını kopartmış. Nerede atladım. siyasi ve ekonomik özgürlüğüne ka"On yedi. SHP'ye. kardeşleri. hatta babasından farklı olarak klanından baş vermiş. yirmi! Hepsini bir arada yaşıyordu! ta ailesi. Şafak'ın güçlü bir benlik duygusu vardı. hükmedebileceği herkese hükmetme gayreti içindeydi. eşi. biliyorsun. birey bile olunamadığını anlardım! Klanlarını bir yana itip. O kadar ki. Hatta. ne Şafak'ın. 'SHP'nin neferi!' Sorun da bu zaten! Herkes . re. Deniz Baykal da. ğımız kadar gerçekçi ve sağlıklı. feodal düzeni tersmayı seçtiği ilişki bütünleşme değil. tabii. biliyor musun? Şafak'ı çok sağlıklı.' ya da 'Mustafa Özyürek'in neferiyim. dizleri titreyen bir endüstrinin sömürülen emekçileri kimliğini nereden ve nasıl sahipleneceklerdi? Az daha düşünseydim.. on sekiz.. çok gerçekçi buluyordum..' dedirten parçasıydı. bırakalım da biraz da bunlar yönetsinler diyorEvet. onun içindeki bir hizbe sığınırken. Sedat ve Şener’den. Deniz de yanlış yaptı! Biz yanlış yaptıysak çok mu?' diyebildi. öte yandan da baş- Bir yandan kendisinden daha büyük olduğunu düşündüğü bir şeyle- Ama. Kişiliğinin itaatkâr parçası ona gururla 'Ben. Senin benim olmadı- aydınlar bu hale getirdi.

Tıpkı delegeler gibi. gerçeklik duygusunun kaybı. Bu patolojiye yakalanmış insanların 'sevdikleri' değil. 'kullandıkları' vardır. Oğlanlar büyüyeKızla zina ilişkisi kurulamıyor. Öte yandan. ne olacağı belli mi? Bunların belli ama! Bir dediğimi iki etmiyorlar. 'altındakiler'e nefes aldırmayan tahakküm. ÇaBu yüzyılın 'kullanılma' kavramı. hizmet verecek nesnelerdir. amaçlarımız da çakışmıyormuş! Bir sahne kurmuştuk. maddi manevi mirasına. manipüle edilen rakamlardan ibarettiler. cek. 'kullanılmak' kavramının bir insanın diğerine. kimimiz ra kadar onu bekleyen karısı. Filistin intifadası anma gününe getirdiği astsubay emeklisi. Bir nedenle Sarıyer'de bir öğlen yemeği ye- . hatta çocukları! Çocukları alkışlayıcı olarak onun amaçladığı rolü oynamasını sağlıyorduk! Sabahladiyorum. tabii. Şafak başrol aktörüydü. oğullara.' diye gözlerinin yaşarması da buydu. Bir yandan.' deramı değil tabii. karısına. Aynı konumda. koçlarım benim. Şafak türü. sığınma. ben. kocaya gidiyor ya kız! lan. kimimiz ışıkçı. kardeşleri. on dokuzuncu yüzyılın zulüm kav- Yeni putlar. yırtepeliler de Şafak'ın kişisel amaçlarını gerçekleştirmek üzere kullanı- miştik. onun amaçlarını gerçekleştirebilmesi için hizmet etmesi demek olduğunu anladığın anda tablo önüne seriliveriyor. yanlışa. sorumluluk üstlenecek. kötüye göz yumduran tapınma. 'Çocukların mesi de buydu. Sonradan başkan yardımcısı oldu sanı- Bir zaman hatırlıyorum. ben. Onun için bir bakışta teşhis edilmiyor. Muhakeme yeteneğinin.özgürlükten kaçış. dünyevi işlevine layık oldukları sürece 'sevgi' besler. Benimle olan ilişkisi de buydu. Oğlu değil de kızı olacak diye ödünün koptuğunu biliyor musun? Seçmenler de bizler gibiydi. Ama. bizler de. Şafak. kardeşlerine. bir de Şafak'ın Ankara'ya. kendi beklentilerine uygun bir oğula. Şafak'a itaat edecek. kimimiz art-direktör. Şafak'ın 'Kardeşlerimi oğullarımdan daha çok seviyorum. Bir süre sonra Şafak'a baktığımda hepimizin ama hepimizin onun amaçlarına hizmet ettiğimizi gördüm! Şimdi baktığımda görüyorum ki. çünkü 'çocuk sevgisi' söylemi de koşulsuz değil.

. anlıyor musun? İşi orada patronlarının vuşması için bir araçtı.rım. nım?' verdi.. el hahıçkırdı.' dedi. İşi bu değildi. Birden ağlamaya başladı Günay. "Yine de. 'Başkan oldun mu. Şafak. " reketiyle durdurdu. buraya başkan olacaksın? Değil mi. bu bana. Aslında kalkar be canım? İnsanları sevdiği için. İngiliz işgal kuvvetleri albayının Hintlileri sevmesi beklentisi onaylayacağı bir performans göstermek ve daha iyi bir yere tayin olmaktı. 'Sen de başkan adayı olmak için bula bula Çayırtepe'yi buldun. burayı tüketmeliydi. O kendisini nefret neksiz. Urcan'a gelmeden. vardır. Şafak'ın kendisi için öngördüğü hayata ka- . cahildi! Oysa.' deyi- Sanki tayini zengin Singapur'a değil de. bakanlık beğenmeyen milletvekillerini hatırlattı!" diye Beklemediğim bir şey oldu. Şafak ve ben gözlerindeki o garip pırıltıyı Çayırtepelilerden nefret ettiğini de o dönemde fark ettim. Sarıyer. güneşli bir gündü. ben Şafak'ın tersleyeceğini sandım! Öyle ya. insan niye politikacı olur. artık ne dersen. yoksul Afganistan'a çıkmış du. bir büyük ziyafet sofrasıydı. geçecekse hıçkıra ağlıyordu! Ona gitmek.. çamurluybu sofranın başına geçmeli.. Hıçkıra düşündüğüm zaman anlaşılmayacak bir şey de değildi. Astsubay eskisi denize baktı. öyle degördüm! 'O günler de gelir. onları mutlu kılacak siyasi karar". sakinleştirmek için ayağa kalktım. ları almak için. insanları neden sevsindi ki? Böylesi bir gibi bir saçmalıktı. niye belediye başkanı olmaya ğildi. Günay Habir İngiliz sömürge valisiydi Şafak Özden! Çayırtepe yoksuldu. Ve bu bana. Güzel. değil mi? Hayır. burada kalacak kadar yete- beklenti. baktı.bu bana. ettiği Çayırtepe'den kurtarmaya çalışırken. asla amaç değil!. orada.. canım. adam bunu böyle dedi ya. o yolda etkili olmak için. deniz kenarında küçük bir balık lokantası. İstemiyordu. anlıyor musun? Çayırtepe. budala.

1 Mayıs Mahalle- si'nden söz ediyordu. bir başka dünya kurmam mümkün değil. hemen aydı. Tıraş olacaksam. Çayırteşinde. Bağdat Caddesi daha temizdi. Bir 'Nesini seveyim? Canları cehenneme. Çünkü Levent daha yeşillikti. on dokuz yaşımda sevgilimi beklerken de öyleydim. ilk arkadaşlarım. Çayırtepe'siz sonuçlarını almaya. Çayırtepe'de evlendim. inandırıcı olmadığını düşündüğümü söylemekle yetindim. Çayırbir yaşam düşünemiyorum. Çayırtepe'yi yaşanacak bir yer haline getirmek gayret isti- . Kimse. artık anlıyorum.' Ne büyük yalandı! Ve biliyor musun. Şafak'ın Çayırtepe'yi sevmesini istemi- Hepsi kendilerine ağyardılar. nasıl bulduğumu sorduğunda. sevgisizliğini saklaması daha güçleşti. Çocuklarımın mezarları Çayırtepe'de. 'Ben Çayırtepe'de gözümü açtım. Nasıl kendimi Çayırtepe'den soyutlayayım? Yani. Çırpıcı'da. pe'siz bir dünya kuramam ki! Kuramıyorum ki! Ben Çayırtepe'nin giriBenim yarınım Çayırtepe'de. Çayırtepe'de âşık oldum. Çocuğum Çayırtepe'de doğdu. Sınav pe'den alıyorum. Ama. Çayırtepe'de işkence gördüm. diploma almaya gittiğimde de öyleydim. Nefes alıyorum. Gümüşhaneliyim. ben! Şimdi. tepe'ye her girişimde bunu düşünüyorum. Gümüşhane'ye gittim. Bir kazak alacaksam. Çayırtepe'de dinleniyorum ben. Çayırtepe'de kavga ettim. Çayırtepe'de oluyorum. Çayırte- gün durdum. Ertesi gün bir demeç verdi. Babam Çayırtepe'de. Hatırlıyorum. Tatil yapacağım zaman gelip yorlardı ki! Hepsi birer müstakbel Şafak Özden'di çünkü! Anlıyor musun? kendileri Bağdat Caddesi'ni ya da Levent'i tüketebilecek aşamaya gelen kendileriydi. hele de Çayırtepeliler.' deyiverdi. Siyasi olarak güçlendikçe. Koştum. Anam Çayırtepe'de. dostlarım Çayırtepe'de. üç Çayırtepe'de yapıyorum. 'Çayırtepe' levhasını görünce içim hopluyor. 'Sevebilecekleri' Öte yandan. Çayırtepe'de okudum.gün uyardım. Çayırtepe'de top oynadım. kendilerine el'diler! Kendilerine yabancıydılar! Kendilerine duydukları muhabbet soğumuştu. Ben. çocuklarımın yarını Çayırtepe'de. Çayırtepe'ye geldim.

toplumsal karaktere uyardayanışmaydı! Yoksa. ölü-seviciliğine yumuşak iniş yaptılar! Biz. tiriyor. tröst değiliz.. tek bir bilmem kim önemli yüz yılda geliştirdiler. Büyük Makine'nin talep ettiği kişiliğe uyarlanmak için vakitleri vardı. Avrupalı türdaşlarımız bugünkü nekrofilik kişiliklerini beş Çayırtepeli olmak. on yedinci yüzyıl kapitalizminin kâr yapmanın bir haddi olduğu düşüncesi. Adamların dönüşmek. kişi gücünün bilincine va"Bunu söylüyorum ya! Yabancılaşma derken. greve gitmeye gücü vardır! Çarpık kentleşmeye rabilsin!" 'hayır' diyecek gücü vardır! Hırsızlığa hayır diyecek gücü vardır! Çevre "Böylesi gücü YÖK'zedeler bile kullanamadılar Günay'cım!" kirlenmesine karşı duracak gücü vardır! İş ki. Deyiş yerindeyse. örgütlenmeye. Bu yoktu! lanma. daha fazla vermek dernektir. sokakları temizlemeye gücü vardır...bilirliğinin farkında olmasını gerektiriyordu. öyle uluslararası ekonomik güçle- . Bizde böyle bir süreç de yaşanmadı. Ve en vahim olanı bu değildi! Bütün bunlar ne demek oluyordu. kişinin ağaç dikmeye gücü vardır. biliyor musun?" "Türkiye'nin toplumsal karakteri çiziliyordu. Biz holdingci değiliz. tek bir Şafak Özden. daha vahim! Öldürücü! biz kelimenin tam anlamıyla kroke olduk! Onun için bizim patolojimiz siyasi özgürlük mücadelesinin aksiyomlarının çelişkilerine bak! Bir yandan. Kişinin gücünün ve gücün kullanılaOysa. yaratmak yeteneği istiyordu. 'SHP'li işadamlarının bir farkı vardır. üniversiteyle sevgi ilişkisi geliştirmek. " "Evet!. öğretim üyesi olmak gibi kimlikleri sahiplenme gerekAnlıyor musun? Sado-mazoşist dayanışma.. yordu. Demek fazla veriyoruz. O da. daha fazla fedakârlık. insanın kendisine ağyar olması derken bunu söylüyorum be canım! Yapıcı eylem kimlik bilinci.. Çayırtepelilerde. seçenle seçileni aynı kaba koymuştu bile. daha fazla vereceGümüşhane dağlarından yarım pabuç inen Şafak'ın ekonomik ve de ğiz.

Şimdi. günümüz Türkiye'si gibi!. '. nedir 'haddini bilmezlik' biliyor musun? 'Haddini bilmezrasyonel otorite yok oluyor. öğretmen-öğrenci.' nutku! Bir yanıyla absürd. Nurettin Sözen'in 'önce insan' sloganı gibi bir safsata. 'Kahraman Bakkal Süpermarkete Karşı' oyunu Colbert'i gibi. Herkesin kendisini her mevkie layık gördüğü. Üreticiden aracısız alıp. bak. insanlara bir içgüdü gibi yerleşmişti. İki yüz elli yıl öncenin 'Hangi insan?' Kuru fasulyeyi süpermarketten daha ucuza alan insan mı.. öte yandan bütün vahametiyOn dokuzuncu yüzyıl Avrupa'sında kâr haddi gibi ahlaki ölçüler köh- nemiştir. Ama. eski deyimiyle şakirt-mürşit arasındaki inancı kaybolmuştu. herkesin 'en iyi yeri kapmak' için savaşta olduğu dığı yerde.rimiz falan da yok.. daha ucuza mal lan! Ferhan Şensoy'un. Beşiktaş Belediye Meclisi'ne tombalacıyı üye yapan anlayış da budur. demokrat etiketinin onu nasıl bir yalana zorladığını görüyor musun? Bu yalanı feodalizmin nasıl körüklediğini görüyor musun? Niye günümüz le çöken on dokuzuncu yüzyıl kapitalizmi. günümüz Türkiye'si gibi! Bugünkü Türkiye'ye terlik' rasyonel. Bir yandan on yedinci yüzyıl değerleri.. daha üstün olabileceğini kabullenmiyor. akılcı otoritenin kaybıdır. Fatma Girik'i Şişliye layık gören cüret de . Büyük Yalan'ın bir parçası. Kişinin toplumdaki yerini ve haddini bilmesi gerektiği cüme edersen. holdingleşmemek de söz konusu değil. günümüz Türkiye'sindeki gibi! Komşuları 'geçmek'. onlardan 'farklı' ve 'üstün' olmak..daha fazla vermek.. Kimse karşısındakinin kendisinden daha bilgili. adamı 'tamahkârlıkla suçlarsan.. insanın insanı kullan- bir ortam oluşuyor ki. efendim. ' Büyük Yagibi. öbür yanıyla da ne kadar dokunaklı bir af dileme tavrı değil mi? Yirminci yüzyıldayız. komik olursun. kapitalist ekonominin kurallarının dışına çıkmamız mümkün değil. Hemen bir soru sorduruyor: sermayesi yeterli olmadığı için daha pahalıya yediren insan mı? Sosyal SHP'lileri kır kökenli? Anlıyor musun? ettiği için süpermarketten yana olmak zorundasın. dünya görüşümüzün egemen olması için kullanabileceğimiz başka güçlerimiz var.

Hayat.budur. aşağıdaki Laz bakkal nasıl? Vehbi Koç kim? Hayatını bir oku da bak! Koca bir İstiklâl Savaşı'nı yok öyle de. sömürücü.' değil mi? Peki. saldırgan ve ben-merkezciydi. Köy Enstitüsü mezunlarına otuz yıl mecburi dürmeye varıncaya kadar. mi? Ha. Sabahattin Eyuboğlu öyle değil mi? Memleket yıkılırken ettikleri tipoloji. otoriter. tabii. benim makûs seçim dediğim şey budur. değil mi? Akılcı otorite kaybolunca. irrasyonel bir yarışa indirgeniyor. insani dayanışmanın toplumsal ve ahlaki sayıp. lerin kitap okumamasının nedeni de budur! Kimsenin kimseden öğrenebir Cemalettin Afgani'nin bir bildiği olmuş olabileceğini öldür Allah kimseye anlatamazsın! Amerika her an yeniden ve alkışlarla keşfedilmek duilkeleri de kayboluyor. ulusların kendi emekçi sınıflarını. Bir Ali Paşa'nın. 'g' okuyanın TRT spikerliğine soyunması da budur! Bize her gün her saat 'bu mevkiye getire getire bunu mu getirmişler!' dedirten. sonra da Asya-Afrika'yı yağmalamalarıydı. işine bakacak kadar yabancılaşabilmiştir adam! Hoş. şu farkla ki. dış sömürgeciliği beceremediğimiz için iç sömürgeciliğe döndük! Akrep gibi kendimizi sokuyoruz. hangi Şafak Özden ya Batılı türdaşlarımızın patolojik sorunları. On dokuzuncu yüzyıl Avrupa insanı 'rekabetçi. rumundadır. peşin vergiden. efendim. sömürü ve istifçiliğin insan Aynı patoloji günümüz Türk toplumsal karakterinin patolojisi değil da Şiran Ören. Hatta şunu da söyleyeyim. Türkceği bir şey yok! Anlıyor musun? Bu ülkede herkes herkesten daha akıllı olduğu için her şeye her an yeniden başlanır. 'k'yi. istifçi. Vehbi Koç olmak istemez? Türkiye'de insanların baş tacı onurunu ayaklar altına alması. bu patolojinin üzerine bir de yirminci yüzyıl biniyor! hizmet biçmekten emeklilerimizi maaş kuyruğunda kalp krizinden öl- . Vehbi Koç Oxford'da Shakespeare okumuyor muydu? Yine de. İçtiğimiz suya lağım katmaktan. kendi kendimizi sömürmüyor muyuz? Ve düşün.

'Her şeyin bom- . az önce tanımladığım yordu ve bilim bize evrenin merkezi... Ne ki. hancı sarhoş' diye şarkı düzüldü. 'irtica' bir nostaljiden ibaret! Adnan Hoca gibiler. nereye baktıysak. 'gemisini kurtaran kaptan' yerine kullanılmaya başlandı. uzayda yuvarlanan bir toz tanesi olduğumuzu haykırdı! Hiçbir şeye bağlı olmayan. 'yeryüzünde ne varsa fanidir. Allah'ın yeni pozisyonuna esrarlı bir hüzünle baktılar.kişiliğin şurdan burdan sırıtan 'vicdan azabı'nı iptal etti! Vicdan azabının iptali. milyarlarla artık Allah'ın halifesi olmak gibi bir illüzyonumuz da olamazdı. iç ıslahatını tamamlaması gereği iken.' tır..'nin Yönetim Kurulu Başkan- Mesela. onlar Tanrıyı Evren A. Ve Türkler. Efendim. dünyanın patronu filan değil. biz aynı işe kavramların içini boşaltarak başladık. insani referans sistemimiz kökten tarumar oldu! Bu kozmik resmi 'bilim' çizi- Türk'e kaç türlü vurdu yirminci yüzyıl! İlkin. 'her koyun kendi bacağından asılır' düsturunun aslı. somut bir deneyimi mümkün kılmayacak kadar büyük. lemeleridirler. ifade edilen. Billy Graham ya da Piskopos Sheen'in Türk çeşit- lığı'na indirgemişlerdi. Kendini aşağı bıraktı ve dokunulabilen binlerce cisme dönüştürdü. sonunda yoksullara sırt çevirdi.Ş. döndü dolaştı. 'Sen seni bil'. Bak.. (Gogi yaptığı araştırmalar sonucunda bunun böyle olduğunu tespit etmişti) yoruldu ve yere inerek eşyaları sindi. Star Wars filmlerinden televizyon belgesellerine kadar. Yaratılış'ın amacı. 'beceancak kudret ve lütuf sahibi Rab'in yüzü bakidir'e 'yalan dünya her şey bomboş.. amaçsız bir toz tanesi! Milyonlarla. insanoğlunun Ay'a ayak bastığına inanamazken.. kendi cihadını. algılayamayacağımız kadar büyük bir şeylerle karşı karşıya kaldık.. 'Bulunduğu yükseklikte kalabilmek için ışık hızı ile hareket etmek zorunda kalan Hak-ü Teâlâ. Vacib-ül vücut. 'Buzdan Kılıçları' okumadılar! Tek tanrılı dinlerin sonuncusunun ölümünü Latife Tekin böyle anlaİslâmiyet öldü. herkesin remeyeceğin işe kalkışma' oldu.. yolcu sarhoş. yani İslâmiyet'in ölümü. öyle bir kozmik resimle karşı karşıya geldik ki.. Bak. Çünkü.

demokrattır. hangi ülküyü ciddiye alabilir? Sosyalizmi mi? İnsan haklarını mı? Düşünce özgürlüğünü mü? Mükemmeliyetçiliği mi? İslâmiyet'i mi? Hocanın dergisinin adı 'Rönesans'tır! 'Rönesans!' Yani? Yunan'a dönüş! Yani? Çok tanrıcılığa dönüş! 'Hoca' öyle yabancılaşmıştır. Adnan olan sadakatimden kaynaklanan bir çabayla bölücü ideolojilere karşı çamacık olarak değil. tüm samimiyetimle yapan bir insanım!' Bir Müslüman'ın yecek kadar yabancılaşmıştır! Vazettiği dine yabancıdır! Daha ne olsun?! 'İslâm insanın yaratılışına uygun.' derken. afyon olmalı ki. let çok saf. insanlar insanlarla olan ilişkilerinde pazar kurallarını uyguladıkları zaman hakça oldukları inancı içinde.. 'afyon' olmaya indirgeniyor! Afyon olmalı ki.oluşturduğu putun hiç de saf olmadığını. kimseye verecekleri hiçbir hesapları olmadığı inancı içinde huzurlu olsunlar! oluyor! İslâmiyet belki de ilk kez bu yüzyılda gerçekte din-dışı bir toplu- . Müslüman olduğuna inandıran bir uyuşturucu.. Büyük Maki- kılan biyofilyayı bir yana itip. silme kuşe dergisinde ilan eder: 'Ben her an devlete Düzeninin öz-uzman aydınları 'irtica' diye ahmakça titrerken. mantıklı. kolay. Türk'ün Avrupalı türdaşına öykünemeyeceNe oluyor. rahatlatılıyor! Bu mu. ailenin dışında da geçerli let memurlarının. görüyor musun? 'Sevgi'yi klanın.' Büyük Makine'nin egemenliği altındaki çağdaş dünyanın putperestliği ile lışmaktayım. İslâmiyet'in Avrupalılaşmayı önleyeceğini sanıyor. ölü-sevicilerin zaferleri garantilensin. yerine pazar ahlâkını ikame etmiş Türkiyelinin oradan buradan bakan vicdan azabı yok ediliyor.boş' olduğuna karar veren bir toplum. destek olmaya çalışan ve bunu yapAllah'tan digayri bir güce kategorik olarak destek olamayacağını bilme- ehli kitap tek tanrıcılığının uzlaşmazlığının bilincinde bile değildir! 'Devdevlet denilen ve nihayet idari küçük burjuvazinin -yorgun ve kibirli devğini düşünemeyecek kadar "yabancılaşmıştır! ne'nin emri altına girmezse. Ben devlete köstek değil.' derken. İslâmiyet'e öylesine ağyardır ki.

' der. İçini açtık. hile yapmamak. Mişonaçi ile So- bir tane daha. Müşteri ahlâkı insanın 'komşu'sunu -burada. Nasreddin Hoca’nın borcunu ödeyemediği komşusuna. çantasını unutan garibanı. 'Biz. Mişonaçi. yalan söylememek. 'sevgi' yoktur! Pazar dediği hikâyedeki gibi. ler. 'Şimdiye kadar ben düşündüm. Solomon anlatır. sonra bir tane daha. 'Biz. 'en önemli mürşit. bir altın bana. kaba kuvvet kuldüzeltiyorum. Allah da size verecek!' 'Evet.lomon ortaktırlar. bir altın Mizüm. parayı aile içinde tutmaya karar verirler. dürüstlük budur!' şonaçi'ye! Ne bir altın fazla bana.' diye müze borçluyuz. bir altın Mişonaçi'ye. bundan sonra sen düşün!' letmek için parmağını kıpırdatmamak. Mişonaçi. birbirimizi bir kez olsun aldatmadık. birden işleri büyür. Şafak Özden gibi. kötü bir otel işletirlerken. yerleri süpürüyor. 'mert' adam söylemini sürdürmektir! Topu karşı sahaya atmak.bir çanta bulduk.'sevmesi'. denk gelmediği için. Pazar ahlâkında. onlar da çocuklarını evlendirmeye. Zaman içinde çocukları da büyür. Bu rum. bir gün -ben yatakları unutmuş gitmiş. kadına verdiğin acıdan sorumlu olmamak. Sirkeci'de. gerekirse dönüştürmesi. çocuklarım. 'bugüne kadar senden başka birisi ile olmadıysam. Sirkeci'deki otelde. pazar Pazar ahlâkı. vakit olmadığı nedir biliyor musun. bir de ne görelim. tinsel güçlerini arttırması anlamında bir ahlâk sistemi değildir. demeye kalmadan beş yıldızlı bir otel yaparlar. ne bir altın fazla Mişonaçi'ye! İşte. 'Sana karşı dürüst olmak istiyoiçin olmadım. Biz iki ortak. gölanmamak gibi geleneksel değerleri içerir gibi görünür. dürüstlüktür! Birbirinize onaylar Solomon. sonra da dürüstlüğüMişonaçi.' diye başlayıp karnında çocuğunu taşıyan kadına. iki baba nikâhtan önce çocuklarını çağırırlar. 'pazar ahlâkı'nı en iyi Mişonaçi hikâyesi anlatır. Bir altın bana. hafif- .' deyip rahatlamak. dahası bu davranışın haklılığına içtenlikle inanmak demektir. onu kendisini duyumsadığı gibi duyumsaması. Düğün günü gelir çatar. 'Hayatta' der. Ancak. onlara nasihat ederkarşı her zaman dürüst olacaksınız ki. Bak. bu günümüzü. önce Allah'a. silme altın! Hemen oturduk.

kendisine en iyi hizmet edecek toplumsal karak- insanların çoğunun paylaştıkları kişilik yapısının çekirdeğine diyorlar nıfların. bir toplumun ya da o toplumdaki çeşitli sı- Sonuçta. haklı bulmasa da benimseyecektir. yüzeysel 'hakkaniyet' alır. belli bir davranış biçimioluyor. pazar ekonomisinin 'aklayıcısı' var! Müslümanlığı kimselere bırakmayanların İslamiyet’i pazar ahlâkı doğrultusunda yorumlayabilmiş olmaları. Daha ne örnekler boyutlarını anlatmak için yeterlidir! Bu bir girdaptır! Öylesine belden aşağı bir tekmeydi ki. Neden? Çünkü. Şafak Özden'e. Büyük Makine. Toplumsal karakter diye. örneğin. ANAP'ın ak dediğine kara demeyi dayatıyorsa. statü gruplarının üyeleri. Aldığından fazlasını vermek 'enayilik' değilse. Anlıyor musun? Bu eğilim. pazar ahlâkı. Dış politikanın maksimi olduğu söylenen 'uluslararası dostluklar değil ortak çıkarlar vardır' ilkesi. bu ülkedeki yabancılaşmanın Yabancılaşma. Bunların yerini 'dengeli' dostluklar. gelişme kendiliğinden o yönde. 'Nefret' ayıp değilse. Örneğin. Adnan Tekşen'i son dakikaya kadar manipüle etmiş. belirli bir kültüre mensup demiştim. 'dengeli' aşklar. Şafak bu davranış biçimini. Zaman içinde insanlara ları mutlu ediyor. o toplumun düzeninin talep ettiği şedayatılan davranış biçimi onların davranmak istedikleri biçimle çakışır kilde davranırlarsa işlev görebiliyorlar. sonra da işlerinden etmişti. 'kişiliksizlik'tir. kişisel ilişkilerde de geçerli tır. Ancak bu.ahlâkının hâkim olduğu toplumlarda. büyük nefretler de yoktur. onni. Şevket Eygi'yi hatırlayacak- sın. SHP. tazminat ödemesi bile böyle bir acıyı dindiremezdi. Zaman gazetesini ele geçirmeye kalktığında. Müslümanlıkla uzlaşamaz. toplumdaki insan enerjisinin toplumun işlemesini Büyük . yabancılaşmayı körükler! teri yaratır ve besler. Nabi Avcı'yı. Dayatıldıkları şekilde davranmak insanların kolayına gidiyor. 'çocuksu' bir duygu! olur. büyük aşklar. kariyerizmdir. 'sığındığı' grubun onayı kendi doğrusundan daha önemlidir. pazar ahlâkını. Şöyle söyleyeyim. zaafPazar ahlâkı. bilinçli bir karar sonucu da olmuyor.

biziz!' diyecek ki. bizdeki 'numune. sermaye istifleyecek. kim. Kişinin her sabah uyandığında o gün çalışması gerekip gerekmediğine. siyasi partisine. bakıyorsun. bir içgüdüye dönüşmek zorundaydı. Toplum. düzenli ve dakik olmak endüstriyel toplumlardaki yüksek düzeyde uzmanlaşma ancak kendile- gerekliliği. çünkü modern rini özgür hisseden adamların becerebileceği bir iştir. gereğinde Atatürk'ü sömürecek. adam bir taraftan 'Ben. burnundan kıl aldır- için gereğinde sevgiyi. yirminci yüzyılını modern endüstriyel toplumlarında insanlar kendilerini. hemşerilerine. Bülent Ersoy dahi olsa. pek çok istisna ile sonuçlanacağından Büyük Makine'yi lışmaya kanalize etmeye hevesli. gereğinde cehaleti.0 halde. Eyüp Sultan'da kapitalisti gibi. zor kullanmak da işe yaramazdı. modern endüstriyel toplum.Yalan doğrultusunda sürdürmek amacıyla kalıplanıyor. bak. bir örnek olmalı. başka kültürlerde görünmedik bir tarzda enerjilerinin çoğunu insanların enerjisini çalışmaya döndüremezse amacına ulaşamazdı. o yönde kanalize ediliyor olmasına işaret eder. bir on dokuzuncu yüzyıl Asla döneklik etmeyecek. düzenli ve dakik olmak iste- ya da işe gitme saatine karar verdiği bir yirminci yüzyıl toplumu işletekletirdi. bu toplumsal karakter top- imanına. bu çabalar içinlumsal beğeninin odaklaştığı bir numune. o işkolunda çalışmasının doğru olup olmadığına mezdi. çalışmak. içinden çıktığı yumurtanın kabuğunu beğenmemesi söz konusu olmayacak. 'Türk toplumunun öykündüğü karakter ne? de olan bir toplumsal karakter geliştirmeli. gereğinde hoşgörüyü. Peki. gereğin- . ailesine. disiplinli. 'yozlaşmamış' denilen türden Türk olacak. futbol takımına. Bireyin yapıcı güçlerini nasıl tasarruf etmek istediği yolundaki bilinçli seçimi. başı örtülü dua edecek! Öte yandan. rekabet edecek. Kimseye silah zoruyla 'buluş' yaptıramazsın! . Mesela. Kaba kuvvet. dinine de dini inançları. ideolojisine sapına kadar sadık. Nite- sonunda kendilerine zarar veren ya da en azından faydasız üretimde çayen bir kalıba döktüler. başarılı olabilmek Şimdi. insanlar bu 'numune'ye öykünmeliydiler. aynı adam.

Şafak için 'Şafak'. alkışlanmak için. Şiran Ören. olanakları iyi değerlenHerkes üçkâğıtçı mı? Herkes hayali ihracatçı mı? Herkes devlet olanak- larını kullanarak mı zengin olmaktadır?'. Zinganalar'ın yeşil elma. Şafak Özden. istersen falanca dar kaypak seçmenlerinin o günkü bamtellerini bulmak için ne kadar çok meslek deformasyonu. Kardeşlerini yanında gezdirdi. Camide. İstersen iyi bir işadamı olurum. bütün bunları yaparken vicdan azabına duçar olmasın diye mayacak kadar otoriter olacak. hangi değerleri savunduğumda başarılı olabileceksem. beğenilmeme endişesini bertaraf etmek için aldığı şekildiği zaman nikâhlı karısını koluna taktı. 'ağabey' oldu. 'geleneklere saygılı. kendisine göre de- de çevreyi gözü görmeyecek kadar ben-merkezcileşiyor. bir bu kümenin. Birinci değerler ganlaşacak. nan' işadamlarını savundu -'Namusuyla çalışan.'gerçekçi bir sosyal demokrat' . 'mazbut aile babası' oldu. istersen cefakâr bir 80 öncesi militanı. tarçın ve kekik kokan yiğidi olurum. 'yozlaşmamış Türk' oldu. Şimdi. Hiçbirisini tam olarak benimseyemeyecek. bir düşün. ikinci değerler kümesi ile çakışmayıp çatıştığından. istersen cami yaptırma derneği başkanı. Benden nasıl disi gibilerin oyları için rekabet eden bir politikacıysa? En az kendisi ka- kabul görmeme. kenşekil değiştirmek zorundadır! İçgüdüleşmiş eğilimlerinin üstüne bir de "Peer Gynt. zemine ve jenere edecek ama bu dejenerasyonu belli etmemek için sinsileşecek!" "Peer Gynt?" çıkaracak. babasının yanında durdu. konumunu muhafaza etmek için saldır- zamana uygun olarak.' dedi. adam bir de. tabii. bir öteki kümenin değerlerini öne hoşlanıyorsan.kümesi. onları savunurum! İstersen. Türkiye'de doğru dürüst işadamları yok mu? Türkiye'de azıcık ekonomik durumu iyi olan herkes hırsız mı? imanlı' oldu. 'Atalarım Gümüşhane’ye at diren insanlara saygı duyarım. mesleki bozulma eklenirse ne olur? Kemalist derneğinin genel sekreteri. Pear Gynt. 'Namusuyla para kazalerden herhangi birisi oluverdi! Kartal’dan bilmem kimin desteğini iste- Ne olacağını Şafak'ta gördüm ben. sırtında geldiler.

Kürt Alevilerden. kendisine yerine. Giderek. Dev-Gençli oğulları cezaevlerinde çürüyen analardan oy istiyordu! Uyarmak. ama iyi bir Parti'li deyiverdi! Sonra Sonra bir gün.. Nitekim. toptan delirmekadın kucak dolusu çiçekle ziyaretime geldi.. 'erdemli bir arkadaşımız değil. SDP Bavarya milletvekili bir mek için olacak. Türklere pazarlanabilir bir şey bir değeri olan. İsabetliydi de! Çünkü çevresi artık onu bir 'varlık' olarak görüyordu. Olağanüstü bir varlık değil belki. isterseniz ellerimle pilav yerim. 'kesecez' bunları diyen o gelmesini istemek fayda etmedi! layan akıl almaz bir nutuk çekmeye başladı. bir gün. benliğine ilişkin verileri öyle kaybetti ki.yanımızdaki iki arkadaşınaydı. Bir gösSenin o çok merak ettiğin tokatlama olayı da o gün oldu. kısacası... olmadı! Şimdi anlıyorum. 'iyi ki bunlar var' diyen o değildi. Sanki.bana göre var mı yok.oldu. iki yanağımdan öptü' diye övünüyordu. iblisleri kovup kendisine gelmesini sağlamaya çalışıyorduk Ama. . Nurhak sana güneş doğmaz. -'önemli adam olmuşum. olma kimliğiydi. '. en bağnaz Stalinciden daha Stalinci oldu. ben'im. gerçekten murakabe edilmiş bir 'ben' olduğumu unuttu. MÇP'nin önünden gedeğildi. ile başçerken. aney. O gece. istedim sanki! Biliyor musun. öyleyim! isterseniz parmaklarımı piyano tuşları üzerinde gezdiririm. geri gelmesini istediğimiz kendisi sen olaydın!' Bir avaza bağırıyorduk ve halimiz çok acıklıydı! Türkü ile tükenmişti! 'Beni nasıl beğeniyorsanız. ama gündelik akımlara iyi bir gün.. arkadaşımla ben söyledik. Parti ileri gelenlerinden birisi. benimle konuştuğunu. yepyeni bir kimlik geliştirdi! Bu ikinci kimlik beğenilen. başarılı bir adam. Sanki. Zigana kökenimi belgelerim!' disini öyle kaptırdı ki. yalvardık bir türkü söylesin diye! Söylemedi! Onun büyü yapıyor.. Sanki. uyarlanmış. ken- terinin provasını yapıyordu ama gösteri bana değildi -beni çoktan gözden çıkarmış olduğunu artık anlıyorum. yararlı.başarılı. 1 Mayıs Mahallesi'nde. müzikten anladığımı sanırsınız.

'radikalizm' köktencilik bu kelimeden türer. deli gibi bir otomobil gezisi yaptık! Sonra biz eve döndük.. Kopkoyu bir sıvı ğu çatalı büküyor. 'Radika' malum.' 'özgün güçlerini' tanıyıp. tahta masanın üzerine kan damlıyordu. Evet. Günay Rodoplu. Yeşil elma. içimden lincinde olan bir ortaklık.. hepimizin özgürce gelişmesinin koşulunun her birimizin özgürce gelişmesi olduğunun bisinin yönlendirici kural olduğu bir toplum. küçük bir gölcük yaptı. merhamet darbesiydi! Şiddetim. dördümüzü de allak bullak etti. mangalda et. Sosyalist toplum. Kibele Evet. Gecenin bir saatinde. bir sofrada. 'insan kendi 'forces propres.. Sonra da başladım gülmeye. az sonra ve hiçbir şey olmamış gibi konuşmasını sürdügibi yollarda. bu güçleri siyasi güce dönüştürdükten sonra' oluşabilecektir'. 'kök' demek. damladı. Şafak'ın bur- Ve ben. ancak. Sosyalizm. birader! ni. 'Marksist olduğunu iddia edebilmek için önce Türk insanının radikasına inmek lazım. deli Deliye döndüm! Utançtan! Kendi şiddetimin telmihinden deliye dön- damladı. Gösterisinin TKP'linin karşısında duy- duğu bir garip eziklikten olduğunu düşündüm. aklım başıma geldiğinde. Bir yandan da. aklıma hep İzmirlilerin radika salatası geliyordu! Yadika da salata olurdu. Ama. kendimi kaybettim. Onu seviyordum! Attığım tokat gerçekten de coup de grace. rüyordu! nunu kanatmışım! Ve Şafak. elinde tuttudüm! Ama. mukabele etmesin diye olacak. onları toplumsal güçler halinde örgütledikten. Bir ara.' gibi bir şey diyecek oldum. Elim kalktı. Marx tartışılırsa.. dört kat ediyordu. Şafak Özden'i yine koynuma aldım. Nasıl vurduysam.Onlardan birisi de eski bir TKP'li. bireyin tam ve özgür gelişme- Marx'ın sosyalizm tanımını tekrarlıyordum: 'Sosyalizm. tarçın ve kekik kokulu yiğidim aslanım ölüyordu! . rakı-roka-kavun. Şafak ölüyordu! sendromu. şimdi. o! O. raNasıl oldu bilmiyorum.

şimdi sana söyleyebilirim. pazar ahlâkı. insanı tanımladoğru değil. beni yerden yere vuran Şafak Özden deneyi- çünkü.' derken sadece tek bir kutuptan buydu! Dahası. Dinsel. ben. SSCB'li türdaşlarımızın deneyimi bunu doğruluyor. pratiğini belirlediği doğru ama tek cüyle destek atıyordu! 'Destek atıyordu. bu karaktere tüm gü- sistemler değil.sun. Gariban Türk! On dokuzuncu yüz- . hayatın gidişini. bu karakteri üzerine titrediğim halkım. hemen her koşula uyum sağlayabiliyor ama toplumsal koşulların üzerine kendi metnini Şafak Özdenleri. devrimcinin -bu kelimeyi illa da 'sol' diye kullanmadığımı biliyor- Artık. ye'nin o son yabancılaşmamış çeyreği de ölüyordu! O zaman bana öyle minin ne denli sıradan olduğunu gördüm! Günümüz Türkiyelisinin benim yerle bir etmek için yola çıktığım putu.ölümü umutların ölümüdür! Sanki Şafak'ın ölümüyle birlikte. anlaşılabiliyor. çok sonra. psişik ve fizyolojik yapısı ile içinde yaile arasında ilişkiler incelenirse. günümüz Türkiyelisinin yok olması için hayatımı vereceğim toplumsal karakteriydi Şafak! Ne ki. felsefi sistemler ikinci derecede önemi olan kişiliğini sosyo-ekonomik yapı belirler. ancak insanın gerçekliği anlaşılırsa. Büyük larına eğilince. Toplumsal karakterin yapılanmasında bunlar da var. toplumsal ilişkileri. İslamiyet de öldürülünce. İkinci kutupta. Türkiyelinin çaresizliğini bir kez daha gördüm! Son ağala- Makine'ye karşı duracak güç kalmadı. Şiran Örenleri yaratan oluşumun ekonomik unsur- rın hakkından 1940'larda gelinmişti. Üretim yönteminin.' diyorum. 'İnsanın yapıyı biçimlendiren insanın kendi yapısı var! Toplumsal oluşumlar. çünkü. ekonomik unsurlar. ölmesin diye çok uğraştım! Çünkü. bizzat doğuruyorduk! Türk toplumunun sosyolojik ve ideolojik unsurlarının şekillendirdiği karakter yıcı gücün som ekonomi olmadığını biliyoruz artık. İnsan. toplumsal sosyo-ekonomik şadığı ve hayatta kalabilmek için başa çıkmak zorunda olduğu dış dünya yazdığı boş bir kâğıt da değil! ğu Avrupalı. Dobahsettiğimizi doğruluyorlar. Ama sonra. Türkigeldi. biz. siyasal.

Montecarlo'da kumar oynatabilecek. Ne ki. Kendisini kooperatif 'müdürü' ilan edip. KİT'leri. üretim alışkanlığı ile karşı karşıdüm! Personelinin sayısını dahi bilmeyen Devlet Demir Yolları'nı. Bütünden gelince. yirminci yüzyılın alametifarikası. iştiraklerinin adını sayamayan Sümerbank’ı düşündüm. yok Rand Corporation! Mikro-chip. hoppala. rakamdan da sının. iki kere ikiyi zar zor bellerken. 'aileye saygı'yı yeniden gündeme getiren. Makineler. onu yüzme havuzlu bir evde oturtabilecek düzeyde olmalıdır. ululayan neoTürkiye'de. yok Arthur Anderson'un süper-ayrıcalıklı maliyet muhasebesi Hawkins! Kanla irfanla kurduk biz bu Sümerbank'ı derken. hele de SHP'nin kol kanat gerdiği küçük esnaf. yapmadığı minci yüzyılın ikinci kazığı da budur! Onur Oflu'nun bir sosyal yapı koo- . genetik mühendisliği. Sözen'in bodruma attığı Belbim bilgisayarlarını düşündüm! Aynı dünya görüşünün hâkimiyetini gördüm! Ne yapsın gariban. Şafak'ın çekini. diye de düşünülebilir. sistemleri. onu tükettirebilecek cirolar. biziz. kârlar talep ediyor! Yirperatifinden talep ettiği kâr. yirmi birinci yüzyıla çeyrek kala bu tabloya kadın satın aldırabilecek." diyeni var gücümüzle dönüştürmeye çalışırken. senedini gününde yatıramama- karmaşanın nedenini anlayıverdim! Salt kötü niyet değildi bu! Deyiş yeyaydık! Sonra. Aslının ne olduğunu ları kadar yabancıdır. yani televizyondaki dört köşe çeneli Amerikalı bilmediği nesnelerle çevrilidir. Türkiyelidir. bilançoyu işler kılmak bir yana. buyurun. kesekâğıdı üzerinde hesap yapan adamdır. 1800'lerin yaşam biçimiyle.yıl Avrupalı türdaşını içselleştiremez. Hastanelerde. gümrüklerde çürüyen makineleri. örneğin. liberalizm! özelleştirme! "Ben. buyurun. ona da ilkel bir adama olduknostaljik bir hoşgörü ile bakamıyorsun! Çünkü bu yüzyıl Türk'ü bir yandan da ona. Singapur'da neyi tüketiyorsa. bir türlü kâra geçemeyen dev yatırımları düşün- rindeyse. Başka türlüsünü bilmediği gibi. defter tutamamasının nedeninin ortaçağ esnafı olmaktan bir adım ileri gidememiş olmasından ileri geldiğini kavrayıverdim! Kooperatifteki sıkılır.

Rakamladam etmek' için. vermeden almak iştiyakındandır! Aynı yabancılaşma. kırk milyona ihtiyacı olduğuna karar verip. Türkiye'de tarih de. kârı yükseltmek değil. Hal böyle olursa. bak. zamları aşamadığı sallapati yapısından gelir. sallapati savurganlığını rı büyütmek. Mesele. kırk milyona mal etmek istemesi de bundandır. yatırımdan kâr etmek meselesidir. hesapsızlığını. yani 'müşterileri'ni tıpkı Onur Oflu gibi sömüren. tembellikten. Ne devlet sektöründe. zeki ama akılsız gibi. edebiyat da yağmalanır! Örneğin. yani kaynakları acımasızca yağmalamak!. Rasyonel otorite yok olduğundan bu gidişat engellenmek bir yana. Yirmi milyona mal edilebilecek bir daireyi. bu yüzyılda nihai ürünün toplumsal fayda sağlaması kavramı ortadan kalkmıştır. Yazıhanesini 'a- 'makul' karşılığının dört milyarlık bir ciro olduğunu 'hesaplayıp' üyeleri bak. Tekel'i 'kâr' ediyor diye ciddi ciddi alkışlayabilirsin! bile verirler! Hiçbir uluslararası finansman kuruluşu da karşı çıkamayacaktır! Kredi . bu yağma patolojisi günümüz Türkiyelisinin hemen her uğraşında geçerlidir. Daha da vahimi. aynı yağma. bu deformasyon kaçınılmaz kılan savurganlığın önüne geçemezsin! Yapısaldır! Türk'ün yirminci yüzyılın üretime yabancılaşan patolojisine de denk düşer. üretimi daha ucuza mal edip. yöntem kelimesini icat etmek. da bundandır. Türk dili de. afişe dahi edilemez! Yine bir çıkma yapayım.. Daha önce de söylediğim gibi. Amerikan 'Yat' dergilerine abone olması rakamları büyüterek kapatmak zorundadır. tıpkı dairelere maliyet uydurmak tem'i ile 'yön'ü bağlayıp. bunun dairelerin şu kadar miktardan çıkması gerektiğine ikna etmek! Yalnız. aynı manipülasyon! 'System' kelimesinin '- maymunun iki sopayı bağlayıp muzu düşürmesinden farklı değildir.işler için para talep ettiği gün. Böyle olunca bir uçak biletini yüz binlerce liraya satan Türk Hava Yolları'nı ya da bir paket Samsun'u bin beş yüz liraya satan. ne de özel sektörde. enflasyonun bu ülkede durdurulamamasının çok önemli bir nedeni de budur. folklorda. kelime uydurmak. Onur Oflu'nun 'zekâ'sından farklı değildir. savurganlıktan.

işler sarpa sarınca." "Sahi. pazar değerinden başka.Türkiyeli. hiçbiri önemli değildi! Oysa. o arazide. Bana. Biliyor musun. Olmadı. satın alan adam. sonra da kendi arabası tamire girdiği için geri istediği yetmiş iki model arabanın hikâyesi. değil mi? Ama. Onur Oflu. yani insanların ev sahibi olma Yirminci yüzyılın ikinci büyük kazığı tüketim patolojisidir. tüketim bir amaç haline geldi! Türk. o koşullarda iyi fiyat bulamayacağını düşündüğü içindi. polise arabam çalındı diye ihbar edece- . dedemin adını vermiştim. Bir de Şafak'ın bana aldığı bir otomobil hikâyesi var. sonu gelmez bir ihtiyaç listesi üretir oldu. seçim sı- lenler. kime sattığını öğrenip. ğim. ne oldu. 'Ben bu arabayı kooperatifin parasından almıştım. o arabaya?" rasında kullanayım -taksi masrafları korkunçtu. ilişki vardı. 'Eğer. olmadı. Aylarca. tehdit etmek zorunda kaldım. adam. koştu geldi.' diye sattı. Sonunda. kooperatife olan borcundan düştü! koştum! On bir kez telefon ettiğimi ve bulamadığımı biliyorum! Ne onu. Artık. ne topladığımız böğürtelini öpmüş. Geleneksel tavırda insanla sahip olduğu şeyler arasında sevecen bir maddelerinin takas değerinden. özenle korunan. Şafak sattırmadıysa. yirmi dört saat içinde meydana çıkmazsa. yerine eşyalara karşı geliştirilen bir sevgi-nefret ilişkisi aldı. kooperatifi.' Ne çirkin şey. ruhsatı devredebilmek için peşinden "Ne oldu biliyor musun? Seçim geçip başkan olduktan. kooperatifteki ne Sedat'ı. Tükettiğine yabancı! Kendi gereksinimlerine yabancı! Anlıyor musun? Bu nedenledir ki. ne çiçek. bir emeğin somut ödülü olarak hiçbir anlamı olmayınca böyle oluyor. ben. dedim.diye altı milyon liraya rezalet su üstüne çıktıktan sonra. siz bilirsiniz. ne de Şener'i! Satın alan adam bir kaza yapar ya da otomobili yasal olmayan bir şekilde kullanır diye korkuyordum. bakımı aksatılmayan evler gibi! Bu kayboldu. somut bir şeyi tüketen somut insan değil artık. Tüketim rüyalarını satmayı önermişti! Ne çam. İstanbul'un şu döneminde insanları ev sahibi etmek gibi bir amaca hizmet etti diye Şafak'ın 'aldığı'.

bu defa da polisler eve geldi mi?" "E. tıpkı kooperatif hikâyesinde olduğu gibi. lar..Noterden devir yaptık. araba çalınmış mı. Hiçbir şeyin hatırı yok!. amaç. ne de şeyleştirilmiş kadın- . artık gül almanın Türkiye'de de keyfi Batı dünyasında bu soyutlama neredeyse tamdır. şu kadar değeri olan bir sosyete hediyesine dönüşür. Oysa. anlasana! Şafak'a hediye ettiğim ceket de tırlıyorum! Ama. ne şeylere. sürekli açık sanki! Doymuyoruz. sanatçıları bağrınır. aynı duyguyu bir kenara atılan raporlarımda da yaşamıştım. Birkaç ay sonra. ne olmuş. teknolojiyle bir tırnak makasından Batı'nın önde gelen toplum psikologları bağrınır. edebiyatçıları bağ- öte yakınlığı olmayan biz Türkleri düşün! On dokuzuncu yüzyılın istifçiliği yirminci yüzyılda dipsiz kuyuya döndü. 'A rose is a rose is a roses' kalmadı! Şairler ağlar! Biliyor musun. Oysa... tabii. Gül bile gül olmaktan çıkar. Ne benim. habire gelsin. ların soyut niteliklerine yoğunlaşılır.. Bu defa da. bin bir özenle annelerine hediye etmek için boyadıkları resimlerin Sedat'ın sırtında ve paçavra gibiydi. somut ve kendilerine özgü nitelikleri gözardı edilir. ne oldu?" "Şimdi. Eşyaların ve insan- bir kenara atıldığını gördüklerinde ne hissederlerse. Hepimiz takas değerimizle algılanıyor. her şeyi 'takas değeri' ile algılamanın çok çarpıcı bir örneği. trafikten üstüne almamış.. bu. ne de eşyanın. emeğimdi ya o benim! Çocuk- hep beraber soyutlanıyorduk. Ağzımız erkek insan tüketimine. Bir de bizi. onu hissettiğimi ha- rınır.

Berfe'nin 'tah"Süreyya'nın. Ertesi sabah. şurada.. Alelacele. 'Bu ne kendini beğenmişlik! Karanlıkta . bayağı. insanı iguanalardan ayıran her şeyin bir vehimden ibaret olduğunu kanıtladı!" kısacık güldü.: Düşünüyorum da. 'şiir' yazmayı neden sürdürdüğünü merak ettim. "O kadar ki. beni kaygılandıran bir baştan savmalıkla. Şafak oturmuş. senin oturduğun yerde.VIII "Sedat'ın kapıda beklediği o gece ta be sabah kirlenmişlik duygusuy- la boğuştum. Aşk söylemini bayağılığa indirgeyen bir manzaraydı. katlanan göbeğinin altında kalan buruşmuş erkeklik organını siliyordu. bir yandan da. yalapşap siliyordu. estetik yoksunluğu da değildi. Titredim mil tahliye' dediği işlevin sonucuydu ve bir anda." diye ekledi.

üstün filan demiyorum. '.' kavgasıydı. gündüz oldu lat' diye mısralar düzersin!' Sonra da bir diyalog: 'Beni sarmadı bile!' Tabii. 'bir dişi' olmaya indirgediğini hissediyordum! O noktada sorunun adını henüz koymamıştım ama tepki talca değildi! Şafak'ın beni soyutladığını hissediyordum.' olmaya dayanabilir miydi? Hangi insan dayanır? gittiğin şey. Bir şey diyor musun?' 'Tamam. 'vus'Yin-Yang'dan geçtim. 'Hadi. çünkü. insanoğlu sıcaklık aramaktan da vazgeçmiyor! Şafak’a bakı- ya. seni istemiyorum!' 'Bırak bu işlerin yakasını be kadın. şöyle bir duralar gibi oldu... kapıdan çıkarken döndü. 'insan' olmaya devam edebilir mi? Şafak Özden. bütünlüğüm ihlal ediliyordu. 'Beni seviyorsan. eşyalaştırılmış olmak duygusu bunaltı. anlıyor musun? "'Aptalca bir soru!' dedim. 'farklı' dime. 'Şafak Özden. 'dost'u bile değil miyim?' Sonra da. Sadece... işine bak. içim kırık! Öte yandan da diyordum ki. 'Eyvallah. Yine yüzünü kuruluyordu. cinsel organını alıp zaman dilimi. bu senin sorunun. .. bir yordum. tahliye işlemini çok ciddiye aldınsa. Aptalca bir soruydu! Ve tabii. Neydi. bütünümü seviyorsun. işine! Basit bir tahmil Teşhir edilmişlik duygusu. ne cevap verdin? 'Vajinanın başka bir kadınınkinden üstün olup olmadığı' sorusuna ne cevap verdin?" Beni 'Günay Rodoplu' olmaktan çıkarıp. hiç de ap- gösteriyordum. hadi. biliyor musun? 'Ben bir bütünüm.' dedi Şafak.. Asena'nın erkeği gibi. Sakin giyindi. en basit tahmil tahliye işlevine.hiçbir şey demek' olmaya dayanabilir miydi? 'Bir an." olduğunu sahiden düşünebiliyor musun?' diye soruyordum kendi ken"Peki. sen anlat bakalım! Gece oldu mu. Günay'cım!' Patladım.kendi vajinanın bir başka kadınınkinden. 'Bir dişi' olmaya tepki gösteriyordum.

gerçekliğin özünü bulmaya yönelmeyi amaçlamıda ilgilendirmiyordu. başladı. düzeldin mi?' iması açık seçikti. 'Biz politika yapıyoruz ya işte. aynı anda Gerçekten. yok saymaya milyon ödemeden söz etmek. bu da beni hazzetmediğim bir satranca sürüklüyordu. Ne ki. Olumsuzu deşmeyecek. hayatın kendi kendisine gelişen tepkilerini yok ediİnsanı karşısındakinin bir sonraki hareketini önceden kestirmeye zorlağını belirtiyordu.' derken ki tonlama- 'Nasıl olayım? Üç milyonluk çekim var. 'Merhaba. İç dünyamı ortaya dökmeme asla izin vermeyecekti.' dedim. Önceki güBeni güncele zorlayan usta bir manevraydı.' diye nün 'Seni istemiyorum Şafak Özden!' deklarasyonunu ciddiye almayacaçalışacak. vurdumduymazlık değilse. sustum. Sonra ertesi gün bir saatte Şafak aradı. 'Lütfen oynama Şafak!' dedim. 'Sen. Bu işler hep böyle. Onunla bütün gün bütün gece film işini konuştuk. Aklım sıra topu Şafak'ın sahasına 'Nasılsın?' 'Sen nasılsın?' Kafasına bir şey atmamak için zor tuttum kendimi! O gün öyle geçti. Kasada bir kuruş yok. Ben de. hesaplı olmayı dayatıyordu. ha?!' yan bir oyundu bu. bilmiyordu! Sesinde kadınların kaçınılmaz yakarmalarını . Asıl sen nasılsın?' sında. çocuklar da bu kadar bakabiliyor. Tepkilerimi anlamaya.' diyen bir kadına üç aptal olduğunu varsayan kurnazlıktı. 'Heyheylerin geçti mi.Daha doğrusu Diana geldi. yüzeyin altında kalanı yordu bile! Tabii. üstünü örtmeye. 'Merhaba!' atıyordum. çekirdeği. karşısındakinin 'Ne oyunu yahu?! Niye oynayayım ki seninle?' göğüsleyen erkeklerin tonlamasını duyabiliyordum. Neyse. Kendimle ne yaptığım onu zoraki bir seyirci olmasının dışınanlamaya. boş ver. 'Seni istemiyorum. yor. yaşamı hiçbir şey olmamış gibi kendi istediği yerden ve zamandan tekrar sürdürecekti. 'Lütfen.

' 'Yalnız mısın? Gelsene!' ilerdeki bir masayı işaret ediyor.rını da görebiliyordum! Ne söylediğimi anlamaması mı. 'Seninle bir konuşsak iyi olacak!' Şişli'de bir toplantısı olduğunu söyledi. saçmaladım. sen nasılsın?' 'Birini bekliyorum. anlamak için en ufak bir gayret göstermeyip geçiştirmesi mi daha kötüydü bilemiyordum. çevresiyle yapıcı sımda kendini oradan oraya atan.' Az ilerde. 'Müslüman olmuşsun. bilirsin. Ne söylediğimi de sen biliyorsun!' Dediğim gibi. önerdi. haksızlığa uğramış çocuk sesini takındı Şafak. Saçmaladım! onun karşısında oturan Sedat'a beni idare ettiğini belirten göz kırpmala- dim. ha? Öyle duydum! Yakında örtünecekmişsin!' konuşma: pıştı. bir daha sıkıldım. bilmiyorum!' 'Benimle oynamak zaten senin haddine düşmemiş Şafak Özden!' de- beni de kendim olmamaya zorluyordu! Bu defa da. Ece. Onu fark ettim. Art arda viski içmeye başladım. bir buraya bir oraya vuran bir cümle. 'Etme gülüm yav!' dedi Şafak. 'Ben başka bir şey söylüyorum. barda oturan yaşlı adamın ıslak gözleri üzerine ya'Merhaba Günay! Nasılsın?' 'İyiyim. Bu defa da cadaloz kadın sesi! Tanrım! Kendisi kendisi olmadığı gibi. buz gibi bir sesle. boş durmak ve beklemekten nasıl nefret 'Yabancılaşmış toplumlarda alkol tüketimi artar! Birey. ederim. 'Vallahi. İşte. Sonunda. O arada da. Boş durmaktan. her zamanki insanlar oradaydılar. Bir yandan da kafatailişki kuramadığı için giderek artan bir bağımlılıkla alkole ve uyuşturuculara döner. rahat ettirsin diye Sekizde buluşacaktık ve ben her zamanki gibi tam zamanında ora- koşuşturdu. o bitince Ece Bar'da buluşmamızı daydım. yanımdan geçen ünlü bir gazeteci ile ipsiz sapsız bir .

' 'Gelirim. 'Ha. 'Filozof olmuşsun. Özür bile dilerdi. Ben. bu defa da özür di- başına' yalnız bekleten bir 'koçyiğit!'in nasıl bir şey olabildiğini düşünüyordum. Hah hah hah! olmuşsun. Demet'in Savaş'ı ya da 'benim' Şafak'ın gibi yabancıların tükettikleri sahici kadınlarla doluydu. 'Ha. Birden. kadın. Öte yandan.' Cevap verdiğim için de kızıyorum kendime. Çocuğu ne yapmış olursa olsun. ha? Şu işi siktir!' ne?' 'Ben Müslüman olacak kadar budala mıyım?' Ha siktiri mi? 'Tövbe estağfurullah!' Aptalca bir konuşma ve ben çeşitlemelerini düşünüyorum.'Şu işi bir konuşalım seninle. imza gününden nasıl 'istimal' ettiklerinin hesabını verecek merci bulamayan Türk kadın- ları sarmıştı.' diyebili- şeyin o çocukla o çocuğun yaşamının. Erkeği bildiğinin de annesi oluveriyor. Sakın gibi anne olanlar! Anne. her şeye kar- şın daha zor yabancılaşıyor. bunun hemcinslerimi kayırmak olduğunu düşünme! Kadın. Bir akşam yemeğe gel. koşulsuz sevgiyi simgeler. bizi . Erkekten farklı olarak. 'kadını'm barda 'kadın Ama. Şafak'ın eşi gibi. ne ki. sen benim çocuğumsun. Etrafıma bakmıyordum. anRandevu saatini elli dakika geçirdi. Doğaya erkekten daha yakın." "Kibele sendromu. sonra Ziya'da yaşadığım gece tekrarlanıyordu sanki. bir konuşalım. mutluluğunun arasına girmesine içi razı gelmiyor. 'Müslüman lıyor musun? Yabancılaşmış toplumlarda dil de kayboluyor! lediği için 'Ha. Sonra aydım! İstanbul barları. öyle bakarsak. belki de. seni seviyorum. Her koşulda affediyor. Ama. ha?'nın cevabı. siktir!' çekmek zorunda kalırdım! Ortak dilimiz yoktu. Hele de Fatma yor. hiçbir Donunu ters giydiği zaman neden affetti? Ya daha önce? Bunda çıkarcılık yok muydu? Vardı belki. Kibele sendromu." 'Ne yapmış olursan ol.' ya da 'Tele-kız olmuşsun. Şafak. ortak sorunumuzun 'bütünlük'ümüzü bozan.. Çevremi bedenlerini "Evet.' 'Belli olmuyor mu?' viski bardağını gösteriyorum. ha? Şu işi bir konuşalım. siktir!' olmalıydı. annelerde de vardır. öyle desem anlardı.

İma ettiği ko- . 'Değel mi kız? Ne içiyorsun?' Garsona bakınmaya başladı. solduğumuzu düşünüyordum. Hiçdipteki masaya oturduk. Onlar da kendi- Bir an. aynı dertten mustariptik. kendimizi Fatma gibi alkole vurmuştuk. Şafak. Toparlanmaya. avuçlarımı terletti. Ama sonucun değişmediğiSonunda geldi Şafak. Evli olup da eşyalaştırıldıklarının farkına varanlarımızın adını koyamadıkları halde 'yabancılaşma'nın ni. Duygu da. Ne ki. hep buradaymış. çevrelerine kahkahalarıyla neşe dağıtan hemcinslerimden ne kadar farklı ve sıkıcı olduğumu düşündüm. İnsanların arasından. arkadaki boş masayı gösteriyordu. oğlum.' diye söylendi kulağını çekti. Şafak'ın arkasında beliren Sedat bu gayretimi de aldı. lerini ya konkene. Ben de.eşyalaştıran cinsel özgürlüğümüz olduğunu düşünmeye başladım! Sanki. Sanki geçtik -o zamanlar elini sırtıma koyduğunda içim huzur dolabiliyordu'Sedat. Neden ettiğini de anlamadım ama 'nikâh' üzerine edilen bir yemin. Demet de. Şafak'ı geldiğine geleceğine pişman etmeye niyetlendim. Şafak'ın eli sırtımda ya vurdu. runmanın güçlülüğü. işte Ece Bar burası!' Özel bir şakayı paylaşıyorlarmış bir şey söylemeden kalktım. tahta masaİlk kez duyduğu bir yemin biçimiydi. gibi ekledi. böyle!' Bana döndü. kimimiz Duygu gibi erkekleri Fatma da. çevreyi hızla gözden geçirdi. daha doğrusu hep birlikte. ya alışverişe vuruyorlardı. Sedat'a döndü. bir iki dakikalığına dışarı çıkmış da gelmiş gibiydi. farkına varanlarımızın durumları daha da kötü olmuştu. 'Şöyle geçelim mi?' dedi. hayatındaki en ürkütücü şeyin. çenemi elime almış öyle bakınıyorum. bütün benzerliklerimize karşın. 'Heriflere bak yahu!' 'Namusum nikâhım üstüne. ben de. Şafak'ın her zaman tümüyle karısının kendisini aldatması olduğunu ifade ediyordu. solduklarını. 'Viski. Kimimiz eşyalaştırarak intikam almaya kalkışmıştık.' 'Bundan böyle.

ilişkimizi sıradan bir abazanlığa indirgeyecek kalkanı olduğunu gösteriyordu.' diyordu ler! Yok. koca bir bebek gibi göründü bana. Sedat'a. 'Sen nasılsın. neler 'Ali Sirmen değil mi. 'Öteki' karısının. Genelev kadınından bir önce kiminle yattığı yorum. çünkü ben onun dünyasından değildim! Sadece iliş- ki kurduğu. Yoksa. 'Öyle abi. be. Ağabeysinin Yabancılaşma dehşet vericiydi! İliklerime kadar ürperdiğimi hatırlı- pezevenkliğini yapan koca bir bebek! Kravatını gevşetip ayaklarını uzatan Şafak'a döndüm. boğazından aşağı döktü. yüzüne o çok iyi ta'Neyse. Sedat'a baktım. Nasılsa alacağız. Neden burada bu- sının göstergesiydi.' gözlerini dikti. şünüyordum. konuşma talebimi ciddiye almamış olma- Şafak. lunduğumuzu da unutmuş olmalıydı. yapıyorsun?' Hemen ardından. benim. gözleri fıldır fıldır etraftaydı. sahiplenmediği için ne yaptığım ne de yapsorulur mu? Düzülecek bir eşyadan ibaret değil midir? madığım gündemde değildi.' Baykal'a destek atacak. . Getirmiş olması. O sırada. Mustafa Sarıgöl'ün adamı. bütünleşmediği.kendisine ait. Onun aklı toplantıda.' garsonun uzattığı rakıyı içmedi. Biraz gevşedi. ancak öyle temizleyeceğiz bu işi! Öyle değil mi Sedat?' nıdığım şeytani gülümseme oturdu. gülüm. sonra da kurultayda geçirecek'İstanbul'da Türklerle Lazlar birleşmeden bu iş olmayacak! Kotil. kendisini 'aldatabileceğimi' düşünmüyordu bile! Düşünmüyordu. Sedat'ı getirmezdi diye düBenim orada olduğumun farkında bile değil gibiydi. siktir et. Rakısının geri kalanını da bitirdi. 'O. beni her an dışlayacak. 'Akılları sıra birleşecekler. bu?' İtalik’lemeye başladım ben de.

daki her şeye kapanmak gibi beni dehşete düşüren bir yetenekleri vardı. bir yalnızlık. Alkolün duygularımı abarttığını biliyor. filmciymiş. geçen gün dükkâna geldiğinde bir şemsiye bıraktın mı sen?' lın bir öfkeden anlayacaklardı. geçen akşam aşağıda bekleyeceğine yukarı çıkardın. bir fazlalıktı hissettiğim. ne biri. Sedat'cım. kendilerini koruyan bu korkunç kabuğu ancak öfkenin delebile- zannediyordum! ran damla gibiydi bu 'abla'. arzuladığımız insanla çakıştığının kesin bir ifadesi olmalı. ne dalga geçecek. yaksın yıksın istiyordum. bir sufilik. Bardağı taşı'Ben senin ablan değilim. 'insanlarla ilişkilerimiz kişisel gerçekliğimizin. ben bambaşka bir iklimin ve de anlaşılan Bu zırhı. senaryosunu bizim yazmamızı istiyor. İçimdeki öfke daha da kabarsın. ulaşmanın tek yolunun şiddet geri dönülmez bir noktaya getirmesini. Korkunç bir nafilelik. anlattık durduk işte. 'Tamam. delikanlının yüzüne bakmadan konuştuğumu hatırlıyorum. özünde hak verdiğim bir ses vardı! Ancak. be abi?! Bildiğin yuvarlanıp gidiyoruz işte! Bir Amerikalı karı geldi. ne de öteki tam yansıtıyordu. Bir film yapacakmış. Bütün gün bütün gece ona takıldık. çünkü o andaki gereksinimlerinin dışın- olduğunu telkin eden. Hah! Öyle 'Abla. yüzyılın ürünüydüm. Şafak. bir talihsizliktir!' ne de rest çekecek halim vardı. bakacağız' Yada. Eğer sevgimiz sevgi uyandırmıyorsa. düşüncelerimi dizginlerinden Ruh halimi. Ne ki. çok ya- ceğini hissediyordum. Marx’ın dediği gibi. bu adama. bu adamlara.Ne olsun. Geriye yaslandığımı. öfkemi dışarı yansıtmamaya eğitilmiştim. İnanabiliyor musun?! Beynimde. değilim. sam. Ablan ol- . kopartıp salmasını diliyordum.' Sedat'ın sorusundan algıladığım tek kelime 'abla' oldu. o zaman sevginiz kısırdır. Ne yazık ki. Anlaşabilirsek. Bu iş buraya kadar.

Dün ânında fark edip.' demek istiyordum. savacak kadar zeki! Topu. gibi. ya bırak! Ya sahici.' diye ekledim. Ne zavallı bir öç alma gayretiydi benimki! Yine de. zıydı. hiç sesini çıkarmadan öylece duruyordu. Sen Günay Rodoplu'sun. Yüzü kıpkırmı- akşam ne yaptığımı biliyor mu? Ya dün akşam da burada. yürek yüreğe bir . canım efendim. hep karşı sahada tutacak kadakine duyduğu 'güven' diye yutturacak kadar zeki! 'Nasıl boktan şeyler?' diye sordum. Sedat. Sedat sarsıldı. karşısın- yacak bir şey talep edeceğim diye ödünün patladığını görebiliyordum! Gülmekle ağlamak arasında kalakaldım! Bir de yazar olacaktım. 'Ağabeyine sor bir bak.marladı. Cevap: 'Yapma.' 'Böyle olmaz. gülüm!' Gerçekten çok zekiydi Şafak! Feodal kökenli utandırma gayretini 'Öyle boktan şeylerle uğraşmazsın!' dar zeki! Ecnebileşmiş olmasından kaynaklanan aldırmazlığını. Şafak bir içki daha ıs'Ağabey’inin kadını da değilim. delikanlının gözlerini araştırdım. ha! etmiştim ki. baktığımı görünce gözlerini içkisine gömdü. dünyanın en olmayacak şeyini duymuş 'Sen öyle şey yapmazsın!' 'Neden yapmayayım?' 'Yani?' 'Bırak. 'Büyük bir yalan Başımı kaldırdım. bu.' Şafak'tan yana hızlı bir bakış fırlattığını gördüm.' diye sürdürdüm. sen yapma! Ya tut. 'Hadi. bakalım. ama öyle kötü ifade iletişim kuralım ya da toptan vazgeçelim. canım sen de. Bu 'kadınım' türünde kalın laf- 'Şafak Özden.' dedi. başka birileri ile beraberdiysem? Bütün bu insanlar şimdi sizi 'Kim bu herifler?' diye süzüyorlarsa? Utanmaz mısın?' müdahale eden Şafak oldu. Sedat panikledi! Ağabeysinden karısını boşaması gibi olma- ları hak eden iletişimimiz yok.

yani kendileri ile çevreleri arasına koydukları 'barikatları! 'Ne duruyoruz. hayatı dur durak bilmeyen hareketler silsilesine tam zamanıydı. 'Biz daha yeni başlıyo- . vicdanlarını 'devreye sokamazsın. O halde. İta- dönüştürmek. Sabahtan akşama koşuşan. İçince tanınmaz oluyorsun!' 'Umarım!' dedim. ya bırak' dedim ya.Şafak da. tutuyormuş Eskişehir'e gidecekken! Sonra sabahki telefonunda yaptığı gibi bana işlerinin ne kadar sıkışık olduğunu anlatmaya koyuldu. işleri. kişinin insansal varlığının temel sorunlarına cevap verilmesi gerektiği bilincini köreltmektir. her zaman 'işleri' vardır. "Tutmuyor muyuz.' Muhakemelerini. Ama. yani kendi adıma yabancılaşmaya koyuldum: Yabancılaşma- olmayacak şekilde bilerek ve isteyerek programlanacaktır.' Yabancılaşmış kişilerin. İskeleti çıkıyor gibi. Sedat'ı niye getirdiğini sormanın nın bir başta tezahürü de. "Neyi tutup tutmamak?" 'Tutmasak burada ne işimiz var? Çocuk yarın beşte Eskişehir’e mal tabii. dünya ve kendisi ile temasını kaybedecek. ama sıkıntıdan ter döken delikanlıya kıyamadım. onu söylüyordu. ben 'ya tut. 'Bir içki daha içecek vaktimiz var.' 'Çabuk bitir. durup düşünmeye vakti lik'lemeye. yani?' dedi çok alınmışmış gibi. işimiz var. da!' Güldü. Şafak gibileri 'yakalayamazsın. sana yasak.' dedi Şafak. tutmasa orada ne işleri varmış. iş icat eden adam. 'Kitap nasıl gidiyor?' 'Ne zaman biter?' 'Bilmem. hele de Sedat ertesi gün erkenden "Canım. kalkalım o zaman!' ruz. götürecek!"' Günay'ı kaybediyordum.' 'Ne işimiz var?' 'Notlar alıyorum. Beni arayamamış olmasının nedeni de buydu. ama duyuramadım.

canımı al! Öyle bir sıkıntı basıyor. 'Olur. Bugünden yarına bir iş değil ki bu. Bardağını tutan elleri kasıldı. kafan kızdığı zaman çekip gidesin! Hem bana söz verdin.' dedi acı acı. gülüm be! Bilmiyorum nedir.' diye yineledi. olayım. İşte de öyle. Sen demedin mi. 'İlçe başkanı olacağız ya!' 'yirmi dört saat. bana zaman söyleme de istersen canımı al! Telefonu aç. Beni attıkları yere geleceğim. Gelirim derim. ben! Bakma öyle bana! İşte. bakalım.' 'Sike sike geleceğim ve ilçe başkanı olacağım! Ondan sonra ne olursa 'Şu Çayırtepe'ye yirmi dört saat ilçe başkanı olayım. 'Çayırtepe'ye ilçe başkanı olacağım. cebimde param da var ama ben yatırmayayım da cezaya girsin. Başını kaldırdı. 'Kadınım olduğu için yardım edeceksin!' dedi. 'Bırak bu saçmalığı! Kadınımsın tabii.' Sedat hayretle bir bana bir ağabeysine bakıyordu. razıyım.Hemen kendisine dönmüştü yine. ama bana çarşambaya randevu ver. gelemem ama vallahi kötü niyetimden değil. . beni milletvekili göreceksin bu ülkede?' 'Dedim. benden iyisini bulamazsın.' 'Allah Allah!' 'Öyle. gel de.' dedi Şafak.' 'Sen de bana yardım edeceksin!' 'Hayır. sonra öleyim!' Ruhunun derinliklerinde yatan bir sırrı ifşa etmiş de utanmış gibi başını önüne eğdi.' 'Hadi.' dedim ama sesimin tonunu beğenmemiş olmalıydı. Artık Çarşamba oraya gitmemek 'Sen bakma. olsun. Yarın vergi yatacak değil mi. atlayayım geleyim. yine gözlerime dikti gözlerini. Canım çekiliyor sanki. 'Koç gibi adamım için elimden geleni yapıyorum. geç kalırım. daha fazla değil. Olmuyor be gülüm!' 'Böyle iş çıkmaz ki!' anlatamam sana.

Yazarlığımın.. Ben. 'Belki de. az önce kaybeder gibi olduğu güve- nini tekrar bulmuştu. 'âlemin enayisi!' Kendimi yetersiz hissettiğim doğruydu. Emeğin değil. gider.' dedi Şafak. Öyle yine. şu onu kıskanıyorum. Ne ki yoksulluğun.' diye düşündüm. yabancı olanın ben olduğum duygusuna kapıldım ülkede bir gün gülmemiş olan ben. Türk'üydü.toplumlarda. maddi sonuçlarından çok manevi sonuçları önemlidir. böyle gitmez!' Dalay Lama kimdi? Saat ne demekti? . gülüm. Profesör Behram Kurşunoğlu da. kendi dışımızdaki gerçekliğin kavranması demekmiş! Bir an. yirminci yüzyıl. Onu hissettim. 'İster istemez gidecek. Âşık Sabri'nin bağlaması da. Batı'ya kıyasla yoksul. romatizmalı parmaklarının inşa ettiği kuş kafesleri de. bundan değildi. orantısızlığın. Bu ölümlü dünyada canımdan da önemli mi?' . hünerinin getirdiği bir ülkede. Şafak'ın akıl sağlığından kuşkulanıyordum? Yok.Böyle bir toplumda anneannelerin ördüğü kazak da. 'Don't Worry.. dedelerinin Yine de. düşündüğüm zaman. kim oluyordum da.iyi de para "kazanıyoruz. Acaba. dur bir pırtık! Öyle de değel yani! Biz iş yapıyoruz.. Kişi yaptığı işin. be Happy!' No problem!. uç lüksler ve uç yoksulluk oluşur. Sağlığı yerindeydi. yok. manipülasyonun para aşağılanması ile karşı karşıyadır. Ben ise keyfîne bakmasını beceremeyen. ama hele. Doğru söylüyordu. 'İyi de. Parası pulu vardı. akıl sağlığı kimlik bilinci demekmiş. gayret ve çalışma ululanmaz olur. İstediği gibi yaşıyordu. insani gayretinin. Şafak beni başka. ben de zavallıydık! . za- suçlu hissediyordum ya da suçlu hissettiriliyordum? Aydın olmam keyfi- man zaman aşağılık kompleksine kapılmıyor muydum? Kendimi niye sul -elbette.' dedim Şafak'a 'Dalay Lama'nın bile ko'Gider. O.. Bizimki gibi yok- yetinden mi? Hayır. pekâlâ da iyi yaşıyordu.. luna saat taktığı bir zamanda. böyle gitmez. da!' 'Aaaa. üstelik. Yaşıyordu. bir başka tutardı. onu oluşturan emeğin bir pul kadar değeri yoktu! Olsaydı.

' 'Hangi işi?' 'Çok güzelsin bu gece. Yarın sana getireyim "Peki. 'Niye? Ne yaptım ki?' O arada Sedat kalktı. neden daha o zamandan bırakıp gitmedim? Onu soruyorsun . hem de çok önemli olduğunu düşünüyor- 'Neyse boş ver. saliselere duyarlı olmak Hayır. sözümü kesti. kişinin kendisini ıslah etmemesi için bir mazeret değildir! bekliyormuş gibi. İnsan hayatının her şeyden önemli olduğu tabii ki tartışılmaz ama bu. Yamuk yapmaya başladı. geçer!' dedi Şafak. 'Abla derken dürüst değil! En ufak bir terslikte yengesi ile bir olur. değildi tabii. Bir konuş bakalım. sıkılmak pahasına da olsa. Pırıl pırılsın!' 'Yarın akşam bir rakı içelim mi? Erol'la. 2000'e beş dakika kala. Lafı değiş- Ve hemen arkası geldi. değil dakikalara." diye başladım.' dedi. 'İlçe başkanı olmak istiyor. Duran da gelsin. Ama her Türk gibi Şafak Özden de net cevaba alışık değildi.' dum. beni pasifize ediyordu. Günay." değil mi?" "Peki. Şafak. 'Hayır. üsteledim. Oysa. bu fırsatı 'Silindir gibi ezdin çocuğu. beni elinin tersiyle iter!' tirdi. Dışarda yeriz!' dedi ve niye orada olduğu belli oldu.. yemekle uğraşma. Aklım 'Kadıncık'ın romanında. tabii.. Şu işi de ko'Erol.gerektiğini düşünüyordum.' cevabı. ama. anlaşılan tuvalete gidecekti. 'Hak etmediydi. nuşuruz. Bağlam dışı algılıyor. 'Orası öyle!' dedi Şafak. insan hayatının her şeyden kutsal olduğunu doğrulayan cevaptı sadece. elini omzuma attı. değil. gözlerinde gene övünme pırıltısı.' mi? Ya da boş ver.

Ölüm ilanlarında ticisinin akrabası olduğunu bilirsin. Newsweek'in dilidir. Zararın takas değeri bildirilmişti ama felâketzedelerin tiren ifadelerinin Türkçe'ye yerleşmiş olması olayın vahametini anlatıyor. olayın neredeyse doğal olğerimi deliyor. Mesela. şu şirketlerin sahibinin. haniyse . 'gazeteci'dir. Şafak'ı çö- zümlediğim zaman Türkiye'nin toplumsal karakterini çözümleyeceğini la. Bir buçuk saat bağdaş kuMazlum 'Mehmetçik'i. "Çünkü o zaman sevgimin sevgi uyandırmadığının. bir talihsizlik olduğunun henüz farkında değildim.babam annemi 1974'te öldürecekti' cümduğunu ima etmiyor mu? lesinin farkını görüyorsun. 'bu hissediyordum. Şafak olayı. -mış gibi.. İstanbul'da 'maganda' eden yabancılaşma ci- bahsedecekti.. 'beş bin dolarlık saat' gibi. dünya çapında şehir plâncı Prof. Ve korktum. Kaptan da. enflasyonun indirileceğinden kaçınılmaz olduğunu ima eden dil! Anlıyor musun? 'Babam annemi 1974'te öldürdü!' cümlesi ile '. mutlaka şu. bak. olayların vahametinin üstünü örten." dedi. kısır olduğunun.' efendim. Türkiye'de kimsenin kimseyi 'adam yerine koymuyor. değil mi? İkincisi. Şafak Özden'i yerine çok sonra ve çok güç oturttum. İşadamıdır.' yabancılaşmasının nasıl çakıştığını görüyordum! Soyutlamanın aldığı boyutların korkunçluğunu görüyordum. 'ya da '. anlıyor musun? Şafak'ın beni soyutlamasıy- ülkede insanın hiç değeri yok..ve adam kadını öldürecekti. cami imamının yeğeni değil.Onu soruyordum. biliyor musun? Öte yandan. Türkiye'nin olayıydı. Time'ın. Daha geçen gün Milliyet'te 500 milyon liralık sel felaketinden ıstıraplarından haber yoktu! Bir başka belirti. ölen 'Emeç' değil.Özal.. somut niteliklerini marjinalleşbahsediliyordu. Anglo-Sakson kültürünün 'üç milyon bir kadının ismine rastlarsan. -çekti gibi çekim eklerinin dili '. takas değeri ile tanımlayan. işte. eşyası somut nitelikleri ile değil. Nokta gibi dergilerin 'birleşik zaman' yani 'soyutlama' dilini benimsemiş olmalarıdır. Yani. yönedolarlık köprü' efendim..' türünden. "Münferit bir olay değil.

kültürünün kendisine sunduğu sayısız niteliklerini bir yana bıraktı. kişinin yasal. Hayber Kalesi'ni dinleyemiyor. Zincirde bir kayıp halka vardı. Avrupalı. dünyanın en zengin adamlarından birisi olarak öldü ğı bir dönem hiç yaşanmadı. Edison. karanlık çağ- duğu şehvet. 'insanlığı' ile 'sonsuzluğu' ile temasını koparttı. ne bir felsefe. megamachine'in. daha 'ne oluyoruz' diyemeden.' değil. Peki. küfürlerine dans ettiği elektronik ilah 'Prince' kadar yabancı. Ancak. sadece aklın duyduğu bir dönem yaşamıştı. arkaplanının. Doğayı kontrol altına almış. ne bir ma- Engiz Cezzar'ın. hünerinden gurur kurallarına bağlı. kendi kararları doğrultusunda hareket etmekten övünçlüydü. yirminci yüzyılın 'Altın Buzağısı'nı emrine atladık! Türkiyeli ların hurafelerinden kurtulmuş. Türkiye'de. Cezzar Ahmet Paşa'ya yabancı olduğu kadar yabancı. Biz. Büyük Makine'nin buyruğu altına muhteşem 'buluş'lar asırlarından sonra girmişti. feodal ama insanlığa ışık hediye etti. siyasi ve ekonomik özgürlüğü tattığı. ne bir enerji kaynağı! Ama. ezilmiş insanlar için savaşan bir militan değil. şöhrete duyotoriteden. Bütün bu anlattıklarımı bölük pörçük biliyordum. ağyardır! Teknoloji ile tırnak makasından öte bir ilişkisi olmayan insan. sadece bu tutkularını ilan etti ama en azından son üç yüz yılda. 'şunu da insanlığa ben hediye ettim' diye övünebileceği hiçbir şey yoktur! kine. Onu daha daha daha büyüğe zorlayan bilim teknoloji gelişmesinden sonra girmişti. koyduğu teşhis bize de uyuyor diye düşündüğümde anladım! Ne bir ideoloji. ne bir coğrafya keşfi. Stevenson'un Amerikan toplumuna .değil! Saidi Nursi'nin sadece adını biliyor! Şafak Özden. 'yiğidim. Keşiflerinden. oturtama- rup. bu ara dönem. paraya. Duran Kuran. Şöyle. Güce. yaratıcılığını sonuna kadar zorladıakılla kavranamayan tutkularının kölesi oldu. kendinden emin ve mutlu. Ağlak Baba'nın torunu dığım bir şey vardı. kendisine el! Kendinden di-gayri bir şeydir. nasıl oldu da biz de robot olduk. Göteburg fabrikalarının devasa sarışın ustabaşı kadar yabancı! Şafak'ın. aslanım. Kim olduğunu kendisi bilmiyor. ne bir din.

insanın insanı sevme. Lao Tzu da böyle söyler. yapıcı güçlerinin bilincinde olan bir benlik duygusuna sahip oldüşmanlıkları körükleyen. Kunf Futse de böyle söyler. ama sağlıklı toplum bireyin topluma 'uyarlanuyarlanabiliyor. rakı. Konfüçyüs de böyle söyler. bir otomata dönüştüren. Marx da böyle söyler. Musa da böyle söyler. . Şafak'ıın! Bunu. muzu düşürmekten başka bir şey yapmadık biz! tutmak için manipülasyon! Yani. inançsızlığı yaratan toplumdur! yordu! ma kapasitelerini geliştiren bir toplumdur. Buda da böyle. Sağlıksız toplum karşılıklı Orada. Devlet-i Osmaniye'yi ayakta tutmak için manipülasyon. üç yüz yıldan beri lım!-Cumhuriyeti ayakta tutmak için manipülasyon. Huxley de böyle söyler. İslâmiyet'i ayakta tutmak için manipülasyon -on dokuzuncu yüzyılın 'mason' halifelerini unutmaya- Robotlaşmak için pazar ekonomisinin. mensuplarının akıl sağlığını dığı' toplum değil ki! Tersine. demokrasiyi ayakta yeteneği sergiliyormuş gibi. koşullara inanılmaz bir uyarlanma yormuş gibi görünüyoruz. insanı başkalarının kullandığı ve sömürdüğü bir eşyaya. maymunun yaptığı gibi. söyler. teknolojinin dayatması dışın- rine bağlayıp. kişi bir topluma köle olarak da da uyarlanabiliyor! Oysa. yaratıcı çalışma. halifeliği ayakta tutmak için manipülasyon. Şeriatide böyle söyler. daha doğrusu şnaps ya da şampanya mezesi olarak toplum.da da bir yol var! Manipülasyon! Türkiyeli. hasta olduğumuzu düşündüm! Evet. elimde viski bardağı oturuyordum ve içinde fırtınalar kopu'Sağlıklı toplum tanımını ben uydurmuyorum. Baudelaire de böyle söyler! Bütün bu insanlar. iki sopayı birbiGünümüz patolojisinin yeni bir şey olmadığını. Schweitzer de böyle söyler. dünyanın dört bir tarafında başarı ile yaşıinsanın merkez alındığı toplum! Yoksa. toplumun insanın ihtiyaçlarına uyarlandığı. toplumların sağlığı. aklını ve nesnelliğini gegeliştirmek ya da engellemek yolunda aldıkları mesafe ile ölçülür. İknaton da böyle söyler. son üç yüz yılını manipülasyonla geçirdi. Sağlıklı liştirme.

Bir de. Muharrem’le. Korkunçtu! Hani derler ya. ne iltifat! Ne inanç! dum! bilir ne düşündü! 'Tamam canım. 'En azından son üç yüz yılHalk dili. okşadım. Ne derdi varmış anlamaya çalışalım!' Kalktık.' Tanrım! Ah. 1 Mart dır.tarihi tarih yapanlar. Bizim iki tarihimiz var: Biri. Dinin ki. Şafak'ın Çayırtepe'yi sahiplenmesini beklemek ne hamakattı! Sahiplenmesini istemek ise ne haksızlıktı! Ve de. Bakanlar Kurulu. insan ölmeden önce gözünün önünden bütün bir hayatı geçermiş. bugün ye- getirdiği bütün sonuçlardan ne şahıs ne de makam olarak sorumluyum. 'Sonradan Batı takvimi benimsenmemiş olsaydı.' diyorum kendi kendime. eve geliyoruz. 93 Savaşı ile bunun dediği bir başka bölüm daha. 'Ben. sen getir bakalım Erol Efendi'yi. hayır! II Mahmut.. 1323 (1917). Onun güncesinde. Mart ile girer. insan hayatı için aynı ilkeleri dile getirirler. padişahlar şiir yazmayı bıraktıktan sonra. saray dilinden koptuğu için. Okşadım. bakalım. Abdülhamid'i hatırladım. 'Bak. Farklılıkları. Senato ve düşündüler mi?' diye bir bölüm vardır. elini tuttum. artık! Kim . muhterem biraderim hazretleri (yani. ilgili daireler. çağdaşlaşacağım Derken. hayır! 'insan' sistemin merkezinde midir?' Cevabım. Bundan sonra yılbaşımız 'Kanunsani' olacak. duy beni!" "Tanrım!" "Öyle!. Milletvekilleri. Benim gözümün önünden de Türkiye tarihi geçiyordu. Sultan Mehmet Reşat) 'Kanunsani' deyimiyle yeni bir yıla girmenin. bakınız. hayır! Em- öteki Devleti'nki. Uzandım. Der Saadet'te konser veremedikleri için. hayır! diye milletin başına Yunan fesini dayattığından beri. ben yine düşünüyorum. biraz gülünç olacağını ni bir yılımız başlardı. sevgilim. 'Osmanlıda rah ya da Karacaoğlan. biraz manasız. Bilmem. hayır! Belki de. marjinaldir! Duy beni. Tanrım! Sultan Abdülhamid bir takvimi sahiplenemezÇok suçlu hissettim kendimi birden! Şafak'a çok haksızlık ediyor- ken. Gözlerim doldu.

Türkiye radyolarından. 'alkol tüketimi nasıl ler! Bireye toplumunu kurma özgürlüğü tanınmayınca. rikkat. oturma- Türkiyeli sistemin merkezine hiç oturmadı! On dokuzuncu yüzyıl jön Atatürk Bulvarı'na sokmadığı günden beri. onları 'ıslah edilecek yerliler' halinde takdim edecek kadar ecnebileştiğinden dı! Mustafa Kemal Atatürk. oturmadı! Anadolu’nun altını üstüne tercih ettiğinden beri. bilgi. oturmadı! men oluyor. başarılı kişiler namı altında. inanç. ben de onu söyledim. hoşgörü. lar!' Sevgi. oturmadı! Adnan Menderes asıldığı günden beri. saygı. kendi kendime. Ve bunlar. 'Yapma!' seviyorum!"' gibi kekik kokusu sardı ortalığı. 'Bastıkları yerde ot bitmez. baktı. bu tipoloji ege- . yağmacıdırlar.' diyorum. İçim ezildi! Öyle yaşlar indi gözümden! Söyleyebileceğim tekbir şey vardı.Türk'ü. kendisiyle halkı dediği birileri arasına bir çizgi çektiğinden. Tülin'in dediği gibi. özen. ne bulurlarsa yağmalararttı? Massignon'u oynuyoruz! ahlâk anarşisi içindeyiz ve intihar için olgun hale geldik! Biz böyle olacak toplum değildik!" Döndü. topluma iyi uyarlanmış. pırtık diye köylüleri Günümüzün toplumsal karakterini yaratan unsurlar bu engellenmeberi. ' 'Seni çok Yanımda oturan Şafak'a baktım! Tanrım! Öyle masumdu ki! Yine mis 'Görmüyor musun.

heyecanla söze başladı. Ben kadının za"Bak. Senin deyişinle. Diana. Diana. " diye. Günay'ın epey zamanını alıyordu. senin istediğin senaryoyu yazacak insan ben değilim. Anladığımız kadarıyla Türkiye'de film yapmak konusunda ciddiydi ve senaryoyu mutdillendirildiği için daha da ciddiyet kazanmıştı. laka Günay'ın yazmasını istiyordu.. 'Yabancılaşma' felâketinin "O.IX Gerçekten bu kadar umutsuz muydu? Her şeye karşın emin olamı- yordum! Nedenlerinden birisi de Diana Pavloviç'e çizdiği "Türkiye resmi"ydi. manlamasının yanlış olduğunu düşünürken. 'fanatik' Müslümanlardan filan bahsedemem!" . O günlerde. sinopsisle ilgili. Günay kesti attı..üstümüze sahici bir karabulut gibi çöktüğü günlerden birinde geldi.

Diana'nın beklemediği bir tepkiydi. siz niye bu kadar dertleniyorsunuz? De ki. "Fanatik Müslüman diye merkezine yerleştirmek isteyen tek tük tek-tanrıcılar var." o Prensesi hatırlıyorum da. olur biter. herkes mazlıktan korkuyorsanız. ben günahkâr Müslümanım!" lamak için sorulmuş bir soruydu. "Kadın hak- . Brrrr! Tüylerim diken diken oluyor. sistemin du. AT'ye almazsınız ya da İsrail'i tepemize Diana. şaşkın şaşkın. politikacı olmadığını ama 'kadınları düşündüğünü' söyledi. özel bir insan kategorisi yok. yavaş yavaş "Eeee?" "Demek istiyorum ki. demek istiyoroluşuyor. Günay hiç etkilenmemiş gibiydi." dedi Diana. tabii. 'Miskin Müslümanlar'dan oluşan bir Ortadoğu daha çok işinize gelmez mi?" lan ne olacak?" diye sordu. "Ama." diye açıkladı. üniversiteye gitmeseler daha mı iyiydi? Sömürgeci mantığı bu." dedi Günay." dedi Diana. bu durum seni korkutmuyor mu?" diye neden korkayım? Kadınlar dindar oldukları için evlerinde oturup. başı kesilen "Ben de sizin." İnsanı dünyadaki eski yerine. "Türkiye'de yok. olayı küçümsediğini vurgu"Hayır. üstüne para verip seyrettiğiniz korku filmlerinizi hatır- lıyorum da." Çarşaflı kadınların sayısının arttığından yakındı. saçma. Size ne bundan? İslamiyet’le birlikte gelmesi muhtemel uzlaşsalıverirseniz. Türkiye derin bir tefekküre daldı. sen Müslümansın ama örtünmüyorsun?" "Aynen onu demek istiyorum. tabii. "Ne demek istiyorsun?" diye sordu. "Yine de. örtündü. "Korkutmuyor mu?" "Yine de." diyerek geri çekildi Diana. "De ki. brrrrr! Tüylerim diken diken oluyor! Kaldı ki. Daha çok Müslüman adayı okula gidiyor. "Suudilerde. otomobil kullanıyor "Örtülülerin sayısının artması. ama bunu Pavloviç bilemezdi." "Beni kaygılandırıyor doğrusu. Günay'ın "Ne korkutmuyor mu?" sorusu. Hizmetçisi Nesibe'yi sarhoş kocasının nasıl ezdiğini anlattı.

Teng. Mesih ve On ikinci İmam'ı aynı başlık altında görseler. hiç değilse sizin feministler kıyafet özgürlüğü diye ortalığı birbirine katarlardı!" "Gerçekten öyle mi. Lao Tze. Bodrum'da poponuzu rahatça teşhir edemiyorsunuz yüzünün özgün kitaplarının sayısı üç yüzü geçmez." Bu iddiasını biliyordum. Afrikalı kadınların göğüslerini döve döve örttürüyordunuz. "Gerçekten de. bu ülkede hiçbir Kürt ya "İyi bir soru. İnsanlara Müslümanlaşmak hakkı da ta"Ama. aynı katılıkla. Rousseau Voltaire'e. gerisi." dedi. "Yer- demişti bir gün bana." nız!" gellere karşı kullanamazsınız. medeni haklarından örtülü bir Müslüman kadın kadar mahrum bırakılmamıştır! Kadın haklarını hep Batılılaşma yolundaki ennınmak zorundadır. "Şundan yüz yıl önce dini bütün diye bizi suçluyorsunuz. sükûnetle. dünyaya bakışları değiştirdi. hiç inandırıcı olmayan bir sesle. örtündüğü için dev- da Alevi erkeği. Hazret-i İsa Hazreti Muhammed'e o'dur. Artık bilgisayarlar da var. da su dövmeyi bırakıp bir kavramlar sözlüğü yapmalı. düşünüyorsun?" "Sen düşünmez misin? Seni temin ederim. Bugün. "Tüm dilleri kapsayan bir kavramlar sözlüğü lâzım." dedi Günay. "Dünya barışı için ne lâzım biliyor musun?" "Kim bilir. Günay." tında görselerdi. Birleşmiş Milletler havanbirbirlerine bakışları değiştirdi." dedi Pavloviç. Rahibelerinize gösterdiğiniz kabulü Müslümanlara neden göstermediğinizi hiç düşündün mü?" "Ama." dedi Günay. Teng-ri ve Tanrıyı aynı başlık al- . Hıristiyanlar olarak. Ama. dünyada bir manastır ya da bir ada gibi yasayamazsı"Dünya. Batı dünyasından ibaretse ve hiç değişmeyecekse.let dairesinde. İnsanlar Messiah. ilerleme bu. hatta özel sektörde iş verilmeyen. eğitimi engellenen kadınların hakları ne olacak? Amerikalı olsalardı. belki de sadece dalgalanma. zarfın yeni bir mazrufundan ibarettir. bu temelsiz bir varsayım. Konfüçyüs'e neyse. öyle.

ama insani bir inancın üstüne çekip. çağına giriyor. "Sık- noktasına kadar dayanmaktan ibarettir. Vanessa Redgrave'i. "Shit!" dedi Diana. irdelemeyi değil. Yapmam. kendilerini yerde yere atanları gördüm. dikkati doğru ya karşılık verecek. Diana." dedi Günay. 'basü diye koyunları çarmıha gerdiklerini. Boston kâşanelerine alışık kadının Gü- . çünkü senin ülkende. yeniden doğuş. Amerikan Baptistlerini de. Üç gün sonra Romanofflar. duk. "Senin gibi konuşan birini hiç tanımamıştım!" Anastasya torunu çıkarırlarsa hiç şaşmam! İngiliz Müslümanlarının daha Buna cevap vermedi Günay. değme Cerrahiye taş çıkaracak zikir onayladığımdan değil! Yapmam. Haksızlık olduğu için Diana adamakıllı şaşırmıştı. Hal buy- hasım bellediği bir ulusu aşağılamayı hedefler. Rus Ortodoks Kilisesi'nin dualarıyla eski saraylarına dönecekler.' diye haykırarak. Baptistlerin İsa'yı anımsatsın seanslarında kendilerini hipnotize ettiklerini gördüm ben. gözlerini kocaman kocaman açtı. "Paketlenmiş doğruların ötesini görme'İsa Mesih! Kötü bir şey mi oldu?" diye sormayı akıl etti Diana. Filistinlilere arka badel mevt çadırları' denilen çadırlarda. benim cevap vermemi beklemedi. inana- yim. Batı dünyası yeni bir 'dini inti- "Belki de. Yahudi fanatikleri ken. 'Biz evliya ol- yargıları perçinleyecek film yapmam. sırtını zincirle döven İranlıyı neden afişe edeyim? Dikkatini çekerim. neden sana yardım ede- mıyormuş gibi etrafına bakındı. Böyle bir aşağılamaya da yanlış. bir yalanı sürdüreyim?" reddederim. çünkü böyle bir tutum. tarihin yeni bir büküm kın görünüyorsun!" bana döndü. örneğin. sana İran senaryosu yazmam. Üç kuruş para kazanacağım diye. Bir yerden bir şimdiden bizdeki Kutsal Emanetleri istediklerini biliyor muydun?" ye çalışıyorum!" Sıkılmıştı. Müslümanların yapacağı bütün iş. yekten. Batı'nın de afişe edecek gücüm olmadığı için reddederim. sıkkın görünmüyor mu?" tek bir Filistin filmi yapmazken. Hele de. neden sonra. "Ön- çıktı diye on yıldır aforoz ederken. "Öyle değil mi. Hollywood bugüne kadar "Bak.bah'.

Erdemle hükümet eden. yerinden kıpırdamayan. yönetilenler erdemli olmak için ellerinden geleni yapacaklardır. çünkü sizden nefret eden dünyayı da algılayamaz. yıldız- ların etrafında döndüğü bir kutup yıldızı gibidir." "Tanrı'nın bile unuttuğu bir ülkücü bu kadın!. yönetilen ona saygı duyacaktır. adını koyan da senin memleketin. Oyunu sahneleyen de. kesin bir sesle. asli göreviniz. Diana. medim! O 'oyun'u oynamak istemiyorum!" "Ama dünya böyle. dişlerinin arasından. Hayatı 'yarestlikten vazgeçseniz diye italik’lediğini görebiliyordum. hatırlayabilseniz! Hükümet eden. Fıstıkçılarla. yetersizleri eğitir- "Well. İyiliği yüceltir. azizem. Hâlâ da olabilir. bana doğru. "Para değil. senin memleketin! Ama başka türlü de olabilirdi. Çünkü balık baştan kokar.. "Bütün bunlardan sana ne anlamıyorum! Ama parayı az buldunsa. sanlar bulmak ve atamaktır. ikinci sınıf aktörlerle bu işi şefkatle davranırsa. Dünyayı yönetecekseniz. nefretle anılmak bile sizi üzmez oldu.' diye.. sadakat bulacaktır. koka kola ile eşitleyecek kadar seviyesizleştiren. ne dünya böyle olmak zorunda. Narsizminiz o boyutlara vardı ki. yok sayar oldunuz. "Dünyaya şam budur işte. 'oyun'u beğen"Hayır. ne de oyunun adı bu!" dedi Günay. davranışlarıyla yönetilenlerin taklit etmek isteyecekleri bir model den bırakmazsa. Herkese kardeşçe ve olmalıdır. uygun inyapamazsınız.. "Bu sizin oyununuz. I'll be damned! Şu işe bak!" diye söylendi Diana. Yöneten ciddiyeti elinse. ." dedi Günay bezmiş gibi. Ne bu? Muhammed mi?" "Hayır. Absürd bir bağlantıydı ama kadın Ameri"Fesuphanallah!" diyerek patladı Günay. Konfüçyüs.nay'ın evinin böyle iddiaları barındıramayacak kadar mütevazı olduğunu kalıydı! Sernea'yı hatırlatan bir duyarsızlıkla. düşündüğünü görebiliyordum." Putpehükmetmenin ilk kuralının içtenlik olduğunu. oyunun adı bu!" diye ünledi Diana. " demek gafletinde bulundu. hükümet etmenin birincil yolunun iyi örnek teşkil etmek olduğunu.

değil mi? revi olmalı. kötü Çinlinin midesi zaten yoktur. Pavloviç. 'Peter O'Toole gibi İngilizler olmasa Çin İmparatorları burunlarını bile silemeztalist dostlarımıza sorarsan. Oysa bir gömek olmalı. gıdıklana gıdıklana yalama olmuş porno iştahlarına eklenen marjinal bir plândan başka ne kazandılar? Ha. Söyler misin. Ama.' yalanını bir kere daha görüp." dedi Diana Pavloviç. elde veri yok! De ki. Anlıyor musun?” çekimler? Fotoğraflar çok güzel değil miydi?" "Çalışıyorum. Dünyanın şu durumunda spekülatif sanat akıl almaz bir lükstür. çeke çeke o senaryoyu çekmeyi ancak cahil bir Avrupalı yönetmen becerebilir! Cahil ve çıkarcı! İran ayaklanmasını İncirlik hava üssünden bir Amerikalı pilot ile ahu gözlü bir Acem dansözünün aşkına indirgemek gibi bir iş.ğil mi?" "Konfüçyüs?! Ah! Son İmparator'u gördün mü? Korkunç güzeldi. Bir misyon yüklenmeli. yaratıcılık: Abraham Lincoln'ün eşini böyle bir durumda BBC bile razı olmaz! Ama. ne işe yarar sanat? Hangi görevi üstlenir? Sorumluluğu nedir? Hiç. bu.. "Ohhh?!" "Yasak Şehir'e girip de. ne kazandı? Bu gerçekçilik adına yapılan bir iş de değil. vermesin mi diye bir an tereddüt etti. kendini beğenmişliklerine bir destek daha attılar. göstermenizi isterdim. lermiş. Osmanlı padişahları hiçbir iş beceremezler!. Ve berbattı. doğruya biat et- sizin seyircileriniz. Ya da Kraliçe Elizabeth'i! Mümkün değil. Bizi anlatan oryan- ." dedi Rodoplu. "Evet. Bertolucci hangi yoksul Çinlinin başına bir dam örttü? Yüreğine su serpti? Yasak Şehri bin bir özenle inşa eden Çinli. belki. hareme düşmüş Avrupalı kadınlardan olmasa. ama ne olmuş? Engizisyon papazlarının kıyafetleri de çok gü- zeldir. İbadet gibi. Öte yandan. Kölelerin kanlarıyla inşa ettikleri saraylar da öyle. "Gerçekten çalışıyorum. deCevap versin mi. Bu eski bir senaryodur Mrs. yıllar yılı Gök Tanrı'nın eşi bildiği imparatoriçesinin ayak parmağını birine yalattığını gördü de. dua gibi. "Gördüm.

pembe saten ceketi. siyah "Bir dene!" dedi Diana Pavloviç. koltuğa rahatça yerleşerek. Günay'ın. sanat olmasın da- bilsem! Şimdiki halde. "Ve Türk olman seni özel bir tür yapıyor. Onu demek istemedim.. "Hadi. yani?" fikirde olmama hakkımı muhafaza edebilmek. Diana!" dedi. kılıyor? Öyle mi?" diye sordu Diana. hiçbir şey yapmamak daha iyi. ama niye sen? Yani. bu kılıkla İstanbul'da dolaşırsa. Şimdi. mutfaktan. o çok uzun iş! Türklere anlatması bile zor.yooo." sına beni. "Üstünlük taslama!" diye seslendi Rodoplu. Örneğin. düşünceli düşünceli. İnsanlığa yararı olmayacaksa. "Nasıl. . "'Ülkücü' eşit"Ah." soruydu. başına neler gelebileceğini düşündüğünü görüyordum. "Sahiden de Allah'ın belası bir ülkücü bu kadın. insanlığa yararı olmayacaksa. Bak. kahve içer misin?" rürken arkasından söylendi. lütfen. öyle değil mi?" Dönüp geldiğinde daha bir yumuşamıştı sanki." dedi Pavloviç. "Ona sor. Araplardan farklı "Elbette!" dedi Günay. "Keşke adam gibi bir ülkücü ola"Evet. dantel çorapları ile yine bar hostesi gibiydi. Öyle düşünebilirsin. önüne sürülen değerlerin hem içinde hem dışında yaşamakla yeti"Yo. hepsi bu. Günay mutfağa yü- Hayır. aynı "Peki.. hanımefendi. Şimdilik bütün becerebildiğim. toplumun bir duvarından bir duvarına sürüklenniyorum!" Beni gösterdi. "Yani." omzunu silkti Günay. öyle değil mi?" tir modası geçmiş bir 'budala' diyorsun. iyi bir "Türküm de ondan herhalde.ha iyi. senin gibi genç bir kadın?" Doğrusu. Müslümanların bir bütün olmadığını hiç düşünmemiş olması doğaldı. bak!" "Affedersin. alçak gönüllükle." mek. Dene! Lütfen!" Kıpkırmızı saçları.

Paketlenmiş doğrulara. Buna cevap vermedi Rodoplu. öğreniyorum. Akdeniz havzası Samileri ile Aryanlar çok- ."Bedava konferanslara bayılırım!" Pabuçlarını çıkardı. 'biz'i diğer Müslüman- tan bütünleşmişlerdi. David. "Bak. paketlenmiş heyecanlara ne varım.. ciddiyetle. Bu toprakların insanının hamurunu lardan farklı kılanın ne olduğunu bilmek için sabırsızlanıyordu. Bir Selahattin Eyyubi filmi yapalım? Ya da. Şöyle söyleyeyim. Diana'yı kaçırmanın zamanının geldi"Burada olmaktan öyle mutluyum ki!" dedi Diana. Var mısın.. Düşük bir yaşam standardında ama bolluk 'yemek' olduğunu anlatan filme varım. "Birlikte çalışacağız. meliyim ki. ayaklarını altına aldı. bekledi. Pavloviç. "Seni tanımak istiyorum. "Pekâlâ." dedi." dedi Günay. tu. sana ne diyeceğim. ama olmadı. öteki de Hun. aniden. pek gelmek istememişti Türkiye'ye. sahici Atilla filmi?" "Onlar da kimdi?" yokum. Türkçe "Biri bir Kürttü. Rodoplu’nun her şeye karşın umutlu olabi"Bir kere. aklı başka yerde. "Yani. Bana. biz bu topraklara geldiğimizde. ama. Biliyor musun. Üvez'in kuşburnunun bir varım. Ben istedim. sen istedin!" dedi Günay. ben de öyle. Gülüyordu. "Biliyor "İyi etmişsin." sana yardım ederim. TV ekranında öpüşen çiftleri görünce utancından odayı terk içinde yaşayan insanların filmlerine varım. İsa doğalı 1071 yıl olmuş- "Öğreniyorum. gelinin topuğunu görünce heyecanlanan delikanlının filmi- ilk geldiğinde sözünü ettiğin Hollywood dışı halkayı oluşturabileceksen eden babanın filmine varım. Biz bölge kültürüne yabancıyız. Günay. Diana!" oluşturan iki unsur bu insanlarda cismanileşir." diye başladı. öyle değil mi?" ğini düşündüğünü görüyordum. musun." diye açıkladı Pavloviç. Şafak Özden'i anlatan bir filme öğrenmek zorundasın. İtiraf etleceğini düşündüren konuşma da bu izleyen konuşma oldu.

Akdeniz hav- . ne göze göz. Hitca konuşanlar. bir kalem aldı. hem Kutsal Kitap'ta. Şunu söylemeye çalışıyorum: Biz özgün isimlerimizi. larız. biz gelmeden bin beş yüzyıl önce cebir öğreniyor- ler'in tosuncuklarının ululadıkları türdaşlarımız. Samiler ile Aryanlar kültürel bütünleşmeyi tamamlamışlardı. İbranice 'David'den. dişe diş öneren Hamurabi kanunlarını an- "Bu demek. Asya'dan. Günay. benimki. gibi isimlerimizi. bir tarihiniz var. Biz Türkler orada yoktuk! Ne Hititleri tanırız. Güneybatı Asya. Gün ve ay! siz kendinizinkileri hem Yunan'da hem Roma'da. mişlerdi. Doğurgan insanlar. Hint-Avrupa kavimleri. Bir başka deyişle. bu çetin bölge kaynarken. Oysa. Yunan ve Roma kanalıyla Avönüne getirmeye çalış. Çin'in. Bu bölgede nüfus artışı tarih boyunca yüksek olmuştur. 'Ağıtlar Kitabı' var. Şam'dan türediklerini iddia edenler. Şimdi. Meryemler. Bu bağlamda bizim zası kökenlilerin. Kuran'da bulamazken. Bizdeki Süleymanlar. Biz geldiğimizde İsa doğalı bin yılı lonyalıları biliriz. lar asimilasyon sonucudur. Yakın Doğu deyince. ne Babi- Samilerle Aryanları anlıyorsun. Arapça. gözünün rupa ve giderek Amerikan kültürünü beslerler. Bir başka türlü anlatayım sizin. hem de Kuran'da bulabilirsiniz. Nuh Peygam- işte. Samiler. 'Diana'. ne de kavgalarına ortak olduk. Girit." uzandı. Aryanlar. hiç yadırgamadığınız bir kitabınız. birbirleriyle sürgit çatışan müz Avrupa ve Amerikan kültürünün kökleri bu bölgededir. David. Yunanlılar Yahudilere efsanelerini vercanınki. İbranice. Ancak. Teoman. nereden? Roma mitolojisinden. YahyaHint'in Upaşinadları var. ber'in oğlu. KoTürkçe. kâğıt peçetenin üzerine nin Yakın Doğu olduğu kabul edilir. biz orada yoktuk!" "Ne demek o?" kültürler oluştururlar. "Rusya ve Karadeniz'in güneyi. Bu kültürler. günü- geçmiş. Satılmış.altı bin yıllık yazılı tarihin yarısı boyunca insan faaliyetlerinin merkezikaba bir harita çizdi. Durdu. Mısır'da. Kendi ismine bak. Aramdu. Yahudiler Yunanlılara İsa'yı. Afganistan ve Hindistan'ın batısı ve Mısır. Eflatun.

medeniyetin dünyanın neresinde başladığını kimse kesin ola- rak bilmiyor. Orta Asya'nın kurak bölgeleri bir zamanlar büyük göllerin ve nehirlerin beslediği nemli ve ılıman topraklarken. olanı yok saymak yoluna gittik. onu da kabul ettik. Biz. Müslüman olabilselerdi buna gerek duymazlardı. tarikatlar oluşur muydu? Neden. Sami . Ama. Güney Türkistan'da bakır kulla- . Yağmur. GelişŞimdi. Yakın Doğu şekillenirken. Devletten dayatılan başka şeyler gibi. tabii. ger- katlar neden ortaya çıktılardı. bir Mevlâna.000 Batı Türkistanlı. Bu farklılaşmanın negerçekleşirken. Türk Hacı Bektaş Veli. Atatürk altmışaltı tarikat kapattı. 80." "Sen bunun önemli olduğunu mu düşünüyorsun?" kültürümüzün kökenlerinin izini süreceğimiz kitabımız yok. filan. jeologlara inanmak caizse. Kahire'nin ya da Me- örfi kanunlarıyla bütünleştirilmesi gereği hissedilmişti. İnsanlar su aramak için dört bir yöne dağıldılar.Aryan kültürel bütünleşmesi melerde katkımız yok. 1868'de. Müslümanımsı olduk. İsa doğmadan dokuz bin yıl önce. harfi başka yorumlar getirdik. hep. kazılar gösteriyor kazı. gerektiği gibi örtünmedik. başka yorumla yetinseydi. Yeni dini- "Toplumsal karakterimizin yapılanmasında önemli bir unsur oldu- biz. bu toprakların ürünü de. Bu tari- dine'nin değil? Neden Sultan Süleyman 'Kanuni'dir? Kanun verendir? Çünkü daha o zamandan 'şeriat'ın Türk toplumuna uyarlanması. Uymaya çabalarken. Daha ki. bizim orada olmamamız olduğunu düşünüyorum. şehirleri ve devletleri ayakta tutmaya yetmedi. son buzul çağının sona ermesi ve buzulların geri çekilmesiyle birlikte kurudular. Arap anlamında deninin de. mesela. Ama. Müslümanlığı bir devlet dini olarak kabul ettik mize özgün dinimizden âdetler kattık. da- ğunu düşünüyorum. Öte yandan. dersin? Herkes Ortodoks yorumla. Araplar gibi Müslüman olmadık. Doğal bir evrimle bu hale gelmedik.ha üstün olduğunu kabullendiğimiz bir kalıba uymaya çabaladık. örneğin 1907'de Pumpelli'nin Başkara yakınındaki Anav'da yaptığı şundan yüz yıl önce. bir çekte. evet. bölgelerine kum yürüdüğü için göçmek zorunda kaldılar.

eken biçen. örneğin. We don't need. Bir kez. Mısır piramitlerinin kurulduğu 5000 yılında bile. az duraladı. bazen okuruyor!" mamak. Ural-Altay kökenli. ha. Asyalıyız. "Ne demek istiyorsun?" kik dil ailesindendir. bitişken dildir. Okumadık. yapmıyordu. Sami değiliz. size benzeyecektik. Kocana sor. benzeme"Bana mı söylüyorsun!" dedi Günay. diyorum. Tür"Aman Tanrım! Hiç bilmiyordum!" dedi Diana. me kapladı yüzünü. Ne Sami dillerini. belki de Tanrı bizi koHayır. 'İltisaki'. Türkler de bilmez. Bizim konuştuğumuz dil. ha! Hiç okumayan en çok direnendir. dik!" hayretle döndüm. "Şaka yapıyor olmalısın!" dedi kadın. kurtuluş anlamına da gelebilir. Aryan hiç değiliz. Gerçekten!" dedi Günay. kendini. ne de Aryan dillerini konuşuruz. in"'Duvar' filmini hatırlıyor musun? 'Eğitilmek istemiyoruz!"' "Aman Tanrım!" "Milletçe okuyor olsaydık." diye sürdürdü Rodoplu. Yani. sana bir şey söyleyeyim mi.nan. ciddiyim. Bizler bu insanların torunlarıyız. "Batı kültürüne bulaşmış olan aynı güçle dire- nemez!" Benimle konuşuyordu." Beklenileceği gibi. Pavloviç bunu inanılmaz buluyordu." Bunun nedenini de okumama"Okumayız." mıza ve çok politik bir ulus olduğumuza bağlıyordu. hayvanları ıslah edebilmiş bir medeniyet vardı. "Elli milyonluk ülkede satılan kitapların sayısını duysan şaşırırsın. garip bir gülümse- sanları bir kalıptan çıkmışçasına tekdüze kılan eğitim sistemini protesto eden bir şarkı söylemeye başladı. Kızılderili dilleri gibi. no. education!" Pink Floyd'dan. "Yooo. bir Ruhi . "O bakımdan. anlatacaktır. "Ha. Hecelerin birbirlerine eklenmesiyle oluşur. "Üzme. Kim bilir. Türkistan kültürü çok eskiydi. "Mamafih.

zaman içinde kamuoyunun gündeminden kalta Asya'dan halen şu kadar milyon Türk'ün yaşadığına kimse inanmaz oldu. sonunda ne milliyetçilerin. Batı kalıbına dökülmüş şeklidir. 'Samileştirme' hareketiydi. Cumhuriyetle bitti. 'solculukla eşanlamlıydı. Arap-Fars kültürüne asimilasyon Türk tarihi araştırmaları. rinde durmak milliyetçilik sayılıyordu. Eskiden . Boş ver. Milliyetçilik. 'Solcu' olununca. Yeni bir uygulama da değildir. politika işin içine nasıl giriyor?" "Bekle. öylesine bir karmaşaydı ki. yeni bir asimilasyon baş"Aryan?" "Evet. bu tür şeyler üzene de solcuların özde hoşlaşmadığı şey oldu. onun bambaşka bir kalıba. Müslüman olununca. Bir "Affedersin. O kadar tabuydu ki." "Politika. her şeyden önce kitleyi kökenlerilı'yla başladı. zaten!" şeye dönüşmemizi benimsemiştir. halk türkülerini yaşatamaz. Sessizlik yüzlerce yıl sürdü. sonra da İngilizce girdi. 1970'lerde Asya'dan bahsetmek tabuydu. haksızlık etmemek lâzım. Oysa. Bu defa da. bekle!!!" diyerek isyan etti Pavloviç. "Ruhi Su da kim?" değil." "Başlangıçta. Mesele bitmiştir yani. Farsça yerine. neden? Anlayamıyorum?" "İlericilik?" sonra. dile Arapça. çünkü. Gorby geldi de bu insanların varlığı da ortaya çıktı!" "Ama. Osmancak. dedin. Daha "Evet. Atatürk'ün sağken başlatılan bir. Türklerin kökenlerini araştırmak. Bir baktık. 'ümmet' olunmak gerektiğinden ola- "Çok basit! Bizim devlet politikamız hep olduğumuzdan başka bir ne yabancılaştırmak gerektirir. Tuhaf ladı. ırkçılıkla eşanlamlıydı. Ruhi Su'yu bilemezsin. milliyetçi dırıldı. 'ilericilik' böyle gerektirdi. Her neyse. Yalnız. Or- olunamıyordu. köklerden hiç bahsedilmez oldu. Bu fasıl. Bu. sanki. 'İlericilik'." gayreti. 1940’larda Sovyetlerle iyi geçinmek kaygusuydu. yaşatılan halk türküsü başka iletişime uyarlanmasıdır. Aynı şey.Su'nun gayreti. önce Fransızca. konumuz değil.

hiçbir şeye neden olmuyorsa. 900'lerde. namus ve cesaret! Kendimizi tanı- oluyor. 'bu territoryal armi konsep'yabancı dilde eğitim yapıyoruz. yabancı çeviri yapıyoruz. biz yabancı dil öğretmiyoruz. ne de Aryan. kendi değerlerimizi toplum istiyorum. şimdi de üç kelimesinden ikisi Fransızca ya da İngilizce olan 'ayti' gibi laflar ediyor. üç kelimesinden ikisi Farsça ya da Arapça olan aydınları anlamıyordu. Batı sadmeyum?" sini. çok geniş bir tabana yayıldı. nihai kararımız ne olursa olsun. no. örneğin. Anlatabiliyor muTürklerin İslâmiyet öncesi bir dinlerinin olabileceğini. 'ya bilgi çağı ya da intihar! Sen onun dayatılmaması gerektiğini düşünüyorum. bastığımız yeri bilmek gibi."Biz yeni Müslüman olduk. Bu defa asimilasyonu kimse durduramaz artık. Despotizm değil." demesi bu dünkü çocuk ulusun üyesinin aklının alacağı bir şey değildi. Günay. kendimizi neredeyse hasta sanmamıza. onu bilsek kendimize yeni bir dil bulabileceğiz. hem hayır!" diyerek omuzlarını silkti. istiyorum. lıyor olması. "Bir ucu. bambaşka bir medeniyetin çocukları olduğumuzu içimize bir sindirebilsek. Ama. Başbakan'ı dinleyeceksin. Ruslarla aynı zamanda. ne Sami. açık "Hem evet. bir ucuda. büyük israfa neden sarlığa neden oluyor. İsa'dan sonra. education!'. değil mi?" 'We don't need. önemli olabileceğini hiç düşünmemişti. Uydu antenlerimiz bile var. Sağlam ya da çürük. Yabancı dilde öğretim yapamadıklarımıza da. değerlerini. patolojisini ithal ediyoruz. yabancılaşmanın nedenlerini yorumlayabileceğiz. Başımıza gelenleri." "Bu seni üzüyor. Ne gibi biliyor musun. Namus. karamtanımlayıp yabancılaşmadan kurtulma ihtimalimiz belirebilir. Günay'ın tarihi bin yıllarla tanım- .' yani bir başka kültürün kalıplarını. dınları' anlamıyor. maya yanaşmamamız. kavramlarını. hele de bunun "Tanrım! Ne kadar çok şey var öğreneceğim!" diye inledi Diana. İş öyle hale geldi ki. Oysa.halk. Düş kırıklıklarına. seç! Daha önce konuştuk bunu.

"Haydi. tabii. Bunlardan birisi kullanılmak durumunda olan dildi ki. Brute?" dedi Günay. çevreyi ve çevreye yabancılaştıran bir Bir Amerikalı ile birlikte sokağa. bu çok gıpta edilen nesneye sahip olmanın. onların Hıristiyan oldukları yıllarda biz de Müslüman olduk. Güzel bir yer biliyorum. geçen gelişinde ressam Ahmet’in Fatma'ya takındığı tavırdaki. "idare eden". 'Şamanizm'in ne olduğuna gelmişti ki." İçime doğmuş gibi sordum. bunda. sizi yemeğe davet ediyo- sız edici bir tarafı vardı. insanların arasına çıkmanın rahat- şinin karşısındakinden görünüşte farklı ama yapılanmada eşit olduğu izlenimi yaratıyor olmasıydı."Ne demek istiyorsun?" diye bağırdı. bir yabancı ile kurulan iletişimin. "Et tu. Müslüman olduğumuzda da. kiiçinde saçmalayan gençlerin zavallı çalımlarını anımsatırdı. Orada yeriz. Pavloviç birden kalkındı." rum. Her zaman yeni katılan bir başka Şaman Türk kavmi vardı. "Bir önceki dinlerimiz birbirine çok benzer. "Yani. yoksul bir ülkede çok pahalı bir tarafı olduğunu söylerdi. Hadi gidelim?" "Bakın ne diyeceğim. "Boş ver. Günay'ı birkaç yönden mahcup ettiğini sezinliyordum. Günay'a. turist kızlara yaranma gayreti bile yabancılaştığını hissediyordum. dedi Günay. O giysileri içinde rüküşten öteye davetkâr görünen Diana'ya haksızlık ettiğini bile otomobil kullanmaya benzeyen." dedi. Bir diğeri. Yani. üstünlüğe . size uygunsa. Olur mu?" "Neresi?" "Ziya. İkinizi de! Yemekte konuşalım. buraya yakın. kalkın. Bir yandan da. "Sen de mi Brütüs?" "Ne demek istiyorsun?" Gittik. bir bütün olarak olmadık. Göç durmadı ki!" Sıra.

benzer bir şey olduğunu düşünüyor. dınlara özgü rahatlıkla teşhir eden" Diana'nın yanında bara tünemek durumunda kalmak beni de sıktı. ama dikkat et. Bir gün çığlık çığlığa Boston'daki malikâneye daldı. dü." diyerek etrafına bakındı. Bir dükkânın kenarına sıkıştıra- . bir kadın yakaladı. Günay'ın italik'lediğini görebiliyordum. 'Mohammed Ali'nin. Rodoplu'ya döndü. kendisinden beklenildiği "Ben kaldırabilirim. şaşırdım. Gustave Flaubert. daha doğrusu hepimize dert anlatmaktan sıkılmıştı. "bedenlerini nicedir diledikleri gibi kullanan Batılı ka- Olur mu?" Günay'ın onayını istemesinde adeta dokunaklı bir çocuksuluk "Olur.Auchincloss! Bir dakika içinde aşağıda ol! Seninle konuşacaklarım var!' Öyle öfkeliydi ki. böyle mavi çerçeveli kelebek gözlükleri vardır onun. Şimdi." dedi Günay. "Ha? Ne diyorsun? meye başladı. Anlıyor musun?" Sesini öfkeden boğuluyormuş gibi inceltti. buna inanmayacaksın Günay Hanım! Ama. pazaryerinde. okumaya başladı. Bacaklarını. Gerçek şuydu ki. deliye dön- "Raki!" dedi Diana. 'Mohammed Ali'nin soytarısı bir gün kalabalığı eğlendirmek için Ka- hire'de. barmene. o Fransız yazarının. Amerikalıdan. yaşlı kadını deli olmalısın!' "O Muhammedilerin arasına girmeyi gerçekten düşündüğüne göre. gibi. "Öyle mi?" "Biliyor musun. serttir. utanç duyuyordu. Mohammed Ali Mısır sultanıydı diye açıkladı. bir kitabını getirmişti. adı neydi. 'Miss Ellen Cathe- rine Austin . "Sen her şeyi hayır diye diye yaparsın!" "Ne içersiniz?" vardı. annem şurada oturduğumuza asla inanmazdı!" gül"Zavallı kadın! David'in Türkiye'ye gelmesi kesinleşince. şapkasındaki çiçekler bile titriyordu! taklit etmeye koyuldu. Gözlüklerini taktı.

cinsel organının üzerindeki takkeyi çıkarırdı. çocuğu olmayan kadınlar "Sana inanmıyorum. Bütün Müslüman kadınlar onun yanına gider ve onu idrarları ile kirletirlerdi. daha bitmedi! Annem bir başka sayfa daha çevirdi. ben. "Edebiyat taciri.'" vardı. İşeyeceği zaman. adam bitkin düştü ve öldü. "C'est la vie!" "Ne demezsin!" Günay. "Türkiye'ye gelmeniz büyük kahramanlık. Buna rağmen halk onun kutsal olduğuna inanırdı. Herkesin gözü önünde iriyarı bir maymunun altına yatar. Kendisini Al- lah'a yakın sayarlardı.rak onunla herkesin içinde cinsel ilişkide bulundu. ellerini yüzlerini yıkar- ton'da basıldı!" "Ne demek sana inanmıyorum! 'Mektuplar' adlı kitabı! 1975'te.'" idrarının altına yatarlar. cinsel ilişkide bulunur. 'Türk. "Flaubert'in hangi kitabı bu?" "Duyuyor musun?" dedi Günay.' diye bağırdı." dedi Pavloviç. 'Bir takke kafasında. bir takke tan akşama kadar hareket halindeki cinsel organı ile gezer dolaşır. onunla "Nereden çıkarıyorsunuz böyle iğrenç şeyleri!" "Daha da var. çocukların nerede?" "Midnight Express'in yüzyıl öncesi Mısır versiyonu!" diye mırıldandı fark eder. "'Son günlerde bir dilenci öldü. 'Ne işte!' Çocukları da getirdik diye köpürüyor. Bu sırada. O sırada dükkâncı sükûnet içinde piposunu içiyordu'!" "Ne?! Mehmet Ali Paşa'nın soytarısı mı?" "Evet! Bekle.' diyecek oldum. Bizi mirasından mahrum edecekmiş!" Omuzlarını silkti." dedi Rodoplu. Mısır'a değil. desene!" "Diana. Arap. sefil herif!" lardı. Türkiye'ye gidiyorum. Aptalın 'Kahire'den Kubra'ya giden yol üzerinde bir zamanlar genç bir adam biriydi. halkı böylece güldürürdü. Sabahsizlik ederdi. Sonunda.' Bir başka molla daha vardı. İranlı! Ne fark eder! Muhammediler . edepde cinsel organının üzerinde takılı dolaşırdı. Bos'"Anne. avuçlarını doldurarak.

Yahudilerin Kenan'a geldikleri yıllarda." dedim." dedi. doğal set dar olur. 'Sizin kültürünüzle başedecek gücü elde edinceye kadar." "Oh! David. Anlamamıştı. Bertolucci Efendi gelir. "İyi! Anladığına memnun oldum!" kullanamazlar. "Tabii. İzmir'e götürdü. En uzun ve en yoğun ilişkilerimiz Çinlilerledir bizim. orada bir masa açıldı.' demiştim. Flaubert Efendi gelir. Türk figüranlar kullanamazlar. Günay'cım. Çin'deki yaygın inançlarla etkileşim gösterir. Oraya geçelim mi?" istiyordu." sılsa yaparlar!" "Onları durduramazsın ki. na"Evet. bu işi yapar. Günay. kadın. "Şimdi. Ben İstanİçkisinden koca bir yudum aldı. lik'liyordu. Söz vermiştin. set kullanmaya mecbur kalırlar ya! Hiç değilse. Orta şıyorlardı. Sernea ile tanıştığımızda ona. Çinli ne yapacağını şaşırır. Aptal yerine konulmak bir yana. İnandırıcılıkları da o ka"Elizabeth'e yardım etmeyi neden reddettiğini şimdi anlıyorum!" "Bak. proto-Türkler. adam ülkesine döner. O Asya'da. onları tatile. Yaratılışa ilişkin düşüncelerimiz. Tekrar oturduğumuzda. Batı ile fazla yüzgöz olmamamızda yarar var. O ita"Hatırlıyor musun.bul'u gezmek istiyorum. yarı göçebe ya- . Tanrı Dağları ile Altaylar arasında bir yerlerde. Bazen Kültür Bakanlığı'nın yabancı film yönetmenlerine zorluk çıkarıyor olmasını anlıyorum. Diana. ama. bana Türkleri anlat. garipsemeye başladığı bir beklentiyle bakıyordu." "Anlıyorum. Diana. ortaya öyle bir film çıkar. Rodoplu'ya. Onun sırasıydı. zavallı Mısırlı nasıl ağırlayacağını şaşırır. Aradaki zamanı nereden başlayacağını düşünmek için kullanmak "Şimdi. Bak." dedi Rodoplu’ya. "İstedikten sonra. Yer değiştirdik. şarlatanların kendi halklarını kandırmalarına da izin vermemek lâzım!" dedi.

Bu insanların tabii kralları vardı. evreni şekillendirirken. çiğ et yer. 'göksel' krallardı. ticareti başlatır. 2852 yılında. ağla balık tutmayı. Çin. müziği. İlk insan. İnsanlara bitkilerden ilaç yapmayı öğretir filan. On sekizer bin yıl rüzgârlar ve bulutlar. damarlarından. insanlara evlili- kralı. kendi yerine bir başka Deriler giyer. Zeus gibi. pazar"Çok! Çok ilginç!" dedi Diana. İsa'dan önce 2. iki medeniyet arasındaki farkı ortaya koyar. yaşadılar. Türklerde 'tengri' olur. İkisi bir olurlar. P'an Ku. Eski Ahit'in 'Yaratılış' bölümüne ratanla' 'yaratılan' biridir. İsa doğmadan üç bin yıl önce bile kayıt tutuyorlardı! Her şeyi. kemiklerinden. vakanü"Çok ilginç!" visler. inek sağmayı öğretirler.000 yı"Tarihler nasıl bu kadar kesin olabiliyor?" lında. nehirler. bilmezlerdi! Derken efendim. Ancak. Şöyle ki. Şen Nung'u atar. saçlarından ve kıllarından. bu krallar. Ve. tam on sekiz bin yıl uğraşır ve evreni çekiçle dövmek suretiyle şe"Aman azizem. sesinden gök gürültüleri. çimenler ve ağaçlar. O da karasabanı keşfeder. bunu dinle! P'an Ku'nun böcekleri uygar insanlara dönüştürmek için uğraştılar! O krallardan önce insanlar hayvanlar gibiydiler. annelerini tanır ama babalarının kim olduklarını yaman kralın bir de yaman karısı vardır. toprak. yerleri kurar.kadar ki. Çince 'tien'. Bu ği. zamanla 'Tanrı' kelimesine dönüşür. Fu Hsi diye bir kral gelir. yağmurlar oluştu. Fu Hsi öleceğine yakın. yazıyı. hatta dünyanın nasıl kurulduğunu bile anlatırlar!" "Değil mi? Şimdi: P'an Ku. Biz bugün bile 'Allah' kelimesini 'Tanrı' kelimesiyle dönüşümlü cevabı. Bedenine yapışan böcekler insan türünü meydana getirdiler. Burası önemli. Hoş değil mi?" olduğunu düşündüm. tarihçilerin cennetidir! Çinli tarihçiler. 'yakillendirir! İyi mi?" kullanırız. nefesinden etlerinden. terinden. tarımı geliştirir. Çin'de.229. çünkü Çin'in. madenler. hayvanları evcilleştirmeyi. Ağzı açık dinlemek denilen şeyin bu . resmi.

Şaman tanrıları insanlarla didişmezler. Şamanizm. arkamdan birisinin yaklaştığını fark ettim. değil mi? Şekeeerrr!" Günay'ı işaret ediyordu. P'an Ku gibi. bu 'ancak' çok "Şamanizm'e gelince. Ancak. ata ve ateş kültlerinden oluşan bir dindir. hayır! Hiç duymadığım bir şeyleri anlatıyor Günay Hanım. diğeri ile üstlerine vurur. gözlerini Diana'ya dikmiş Yeşilçamlı Turan'ı gördüm. gökten biri kara biri ak iki taş getirir. Yani. Turan. alevlendirir. kuru otları avucunda ezerek taşların birisinin üstüne koyar. özde. Bu maddeci önemli. restliğinden gece ile gündüz gibi ayrılır! Bir kere." "Yine nutuk atıyor. onun baktığını görünce selamlar gibi kadehini . yaratmak için ellelerce yıl sonra ancak gelirler. bu defa da Amerikalı kadınla bir cephe oluşdürdü. İlerdeki masayı işaret ediyordu. "Şimdi söyle bana. güneş. ateşi çaldı diye Promete'nin ciğerini akbabalara yedirir.yer. ay. ama sonuç öyle oldu. Diana'ya baktım. peltek peltek. insanlarla kardeştirler. Demet'in haklı olabileceğini dü"Hayır. turmuş gibi olmanın sıkıntısına girdi. Şaman rinin altında ezelden beri mevcut olan maddeleri kullanırlar. o şaşkın şaşkın Demet'e bakıyordu. Günay da aynı anda döndü. bin- Gök Tanrı. Zeus. Marx'ın 'Tanrı' nefretini Türk nasıl paylaşsın?" "Yine mi politika! Hiç eğlenmesini bilmez misin sen? Merhaba. Gök Tanrı başta olmak üzere. insanlara ateş yakmasını bizzat kendisi öğretir. na!" Demet çığlık çığlığa sarılıverdi. değil mi? anlayışa Yunan Epikuros ve atomun babası kabul edilen Demokritos. Demet. Yunan-Roma ya da daha doğrusu Yakın Doğu putpe- tanrılarının da 'yoktan var etme' güçleri yoktur. Tam ağzımı açacakken. Dia- şünüyor olmalıydı. Rodoplu'nun buz kestiğini gördüm. "Gerçekten. diye sordu. Ülgen. İkincisi. Tam tersine. dedi. insanlara yardım ederler. Döndü"Yeterince ciddi konuştunuz! Gelin bizimle bir içki için!" diye sür- ğümde." Bana döndü yine. Günay. minnettarım!" Demet'i bozmak gibi bir niyeti yoktu.

Demet fırsatı kaçırmadı." dedi Diana telaşla. "Hayır. Anlaşılan Turan. konuşuyoruz da. Dia- ti. "Yakışıklı bir adam. Bir süredir bizi seyrediyor olmalıydılar." şeker?" Günay Rodoplu'nun büyük bir iş peşinde olduğunu anlatacağını. ancak Turan'ı o da fark etmiş olma- Rodoplu'ya döndü. Demet tanıyınca tanıştırılmak istemişrafından sevilme merakının ona arabuluculuk ettirebileceğini tahmin edebiliyordum.na'nın kim olduğunu merak etmiş. 'kardeş' olarak şekillendirmeleri ilginçtir. başarıbiliyordum. Türk tanrıları kâinatı şekilKendilerini çocuk değil. "Kişiyi topraktan şekil- farkını anlatıyordum. alçak sesle. "Sana bayılmış!" "Benim için teşekkür et." dedi Rodoplu. lemesini işaret etti. İlki si. hayır. "En önemli farkları sıralıyordum. Kadehini adama doğru kaldırdı. İkincilendirirler ama bu 'kişi' onlarla kardeş olur! Onlar. değil mi?" diye ünledi. Yakın Doğu ya da Akdeniz havzası putperestliğinden Herkesin köşeyi döndürecek bir iş peşinde olduğu masasına dönüp. sızlığını örteceğini. "Şimdi önemli bir şey "Ah! İş mi? Pardon! Ben sizi rahat bırakayım! Vakit nakittir! Değil mi. ezeli madde fikri." dedi Günay. lendirirlerken yanlarında hep bir 'insan' vardır. Demet'e. Adamın içkili olduğu gözlerinden belliydi. "Nerede kalmıştık?" "Daha sonra katılırız. tanrıların insanlarla kardeş olmalarıdır. herkes ta- lıydı ki. tanrıların yoktan var etme güçlerinin olmaması. Demet'e gelince. bunu yaparken Turan'ın egosunu da kurtaracağını "Nerede kalmıştık?" diye sordu Diana yeniden. "Onlara katılmak ister misin?" kaldırdı. ağabeydirler. Örne- . Garsona içkisini taze"Şamanizm'in." dedi Diana.

"Sürgit havadan sudan konuşma ve sürgit havadan sudan yazma.. Ve- uşak olmaktan korkmalarının ardında bunun yattığını düşünürüm. Hatta dür. bu dünya dikleri bağların ürünü. incir çekirdeğini doldurmayan şeylerle uğraşmaya başlıyorlar. birilerine belki de. üçüncü kuşak dedelerinden daha cahil olacaktır." demişti. kendisine uşak yapar. İsa'nın 'çocukları' vardır. İki kuşak Bir de örnek vermişti. Ülgen'in yardımıyla Erlik'i her zaman yener. Ne patronun. tembelleşmeye. çünkü bilginin üzerine eklenmediği gibi. "Tuti-i mucize guyem'den. kardeşçe bir ilişkidir. çünkü insanlarla ilişkileri. aktif bir özgürlük de değildir. ne kitaplaAnkara'daki konferansını hatırlıyor. her şey! Uygarlıkların böyle mahvolduklarına inanıyorum. Yunan Hades'inin karşılığı. Kötüdür. Rab Yahova ile Yahudiler arasında olduğu gibi. ne inançlarının. 'Penceresi cam cama. İnsanlar bunu yaparsa. Günay'ın Pavloviç'le konuşur- dum. " Erlik vardır. kullarına -zaten.' Eski Ahit'i hatırla gibi. sürgit havadan sudan konuşma.ğin. hırçın bir aşk-nefret ilişkisi yoktur. ne paranın. 'kendisine uşak yapmak' olması ilginç değil mi? Bazen. ken düşüncelerinin arasındaki bağlantıları sağlamlaştırdığını hissediyor- insanoğlunun beynini dumura uğratıyor. "Kim ne derse desin. öldürdüğü san.. kavramı. ne de geçmişinin kölesidir. 'Kul'. ancak bir sömürge impadisine tapınsınlar diye. Bu 'ağabey' insanlar kenratorunun vaat edebileceği rüşveti vaat etmez. Ülgen'e isyan eden kardeşidir. Örneğin. Anadolu insanı özgürrının. Erlik. ölmekten değil. ama asla zincire vurulamayan bir yapı geliştirmiştir. Evet.'Kendilerinin ekme- görüşüne tümüyle yabancıdır. muallim'e . Bu ceza da ilginçtir. Belgelerle sabittir. Çaresiz. eminim bundan. çizme! Sürhele de maddi refah içindeyseler. bir insanları yeraltındaki dünyasına götürür. Ama inrilecek cezanın yakmak filan değil de. Kore savaşında. kul' yoktur. olan da unutuluyor!" git. Bir gün bana. 'o zamanın insanı' diye kısıtlamam da yanlış. en az esir veren ulus yine bizdik. otoriter değil. 'Yükletmezler sana olun yükünü kamefin dal olmayınca'dan. o zamanın Türklerinin. Bunların yoktur. kendilerini salmaya.

Ülgen. örneğin. Dediğim gibi. Yunan mitolojisinin 'nous' ya da 'logistikon'una. beyaz ekmeği. gözlerinin garip bir pırıltıyla kısıldığının farkındaydım. Hemen her hazda şeytanı gören. 'yula' diye ğu sonucu yoktur. Fizik ötesi korkularla bunalmazdık biz. iyilik eden bir varlıktır. Yunan'la kırülürdü ki. Örneğin. sadece insanda bulunan. Türk kozmoloji- sinde Ülgen. Hizmetinde dişi ve erkek iyi ruhlar dır. biz. ancak alkole yoruyor. Batı düşüncesinin vardığı. enerji. bizde ruh-beden ikilemi ve bu ikileYani. seninkiler gibi. Laz inşaatına geldi. Eski Yunan'da kadın o kadar hor gö- Yunan mitolojisinin incelikli kavramları burada da vardır. bu. kötü ve haksız işler yapan erkeklerin dünyaya yeniden kadın olarak geleceklerine inanılırdı. başka bir şey düşündüm. bir şey mi oldu?" geçici nasıl açıklayacaksın?" Dalmış gitmişti. Hâlâ da Pavloviç'in yüzünün bir zamandır değiştiğinin. Paulus'a Hıristiyan ilahiyatını veren dünyayı ve teni lanetleyen. irade ve ruh hallerini belirleyen şey.düşüşü başka nasıl açıklayacaksın?" "Selimiye'den Partenon taklidi Anıtkabir'e geçişi nasıl açıklayacaksın? Karadeniz evlerinden. Diana'nın sesiyle kendisine "Affedersin. ruhun iyi. ruh sağlığı kusursuz ve min sonucunda. en doğal arzularını perhizle cezalandıran insanlar değildik.filan yasaklamadı. 'kut' diye bir kavram vardır. insana haz verdiği gerekçesiyle bunalmayız!" müziği. Ayinleri kadın kamlar da yönetirler. yani Hıristiyanlıbir düşüncesinden bir önemli farkı. kollanması ge- . Bu da bizi üçüncü farka getirir. İşte. ki. etimizle. bedenin kötü olduen önemlisi 'hayatla barışık' insanlardık. sıcak banyoyu -Papaz Tertullian'ı hatırlıyor musun?. kemiğimizle. bunlar ruhbandır. Şamanizm’de kadın 'kam'lar var- yaslandığında bu müthiş bir farktır. bütünlüklü. 'süne'dir ğın 'kutsal ruh'una benzer. İyi mi?" "İnanılır gibi değil!" vardır. "Kaba bir mitoloji de değildir. "Günay Hanım.

ben! Oysa.! Her gece. Günay Hanım. hecelerin üstüne basa basa. çevredekiler dönüp baktılar ama aldıracak halde değil gibiydi. "Hayır. Boston soğuğunda. çocuk!" demek gafletinde bulundu. likle sabaha kadar dua cezası verirdim kendime. Tanrı'nın her lanetli gecesi altmış soruluk "Lanet olsun. bir tek gece"Eh niye üzgün olacakmışsın!" diye sapkın bir öfkeyle terslendi Dia"Daha beş yaşındayken. B. rektiğini düşünüyordum. Günay'a baktım. bu listeye bakar. bilmiyorum. her gece! Ve. Günay. neler!" Gülmeye baş"Biliyor musun. 'her hazda şeytanı görmek'ten bahse"Benim arka-planımı biliyorsun. "Ah. sesinin tonu bir sorudan ziyade ithamı yansıtıyordu. değil mi?" diye sordu." düm. Günay’a. "Bak. Tedirgin olmuştu. tıslar gibi bir sesle. neşeli bir kahkaha değil. makyajı aktı akacaktı. "Unutmak istediğim şeyi hatırlatıyorsun bana!" Bağırıyordu. Rakı bardağını bahane edip. ama.. cezalandırma yolları arardım! Neler düşünürdüm. döndü. Gözleri sulandı. ha!!!" dedi Günay. sesi giderek daha da yükseliyordu. ki. Rodoplu’nun cümlesini bitirmesini zor bekliyormuş gibi. ben!" . İsa'nın yolundan sapacak bir şey yapıp yapmadığımı. eksi kırk derecede. Ne "Ben Püritenim." Günay. ara verdiğinde. atladı. bir liste tutuşturulurdu elime!" dedi." dedi Günay." dedi Diana Pavloviç. "Anlıyorum. kadının ne dediğini anladığını gör- Pavloviç birden.. hatta düşünüp düşünmediğimi saptamaya çalışırdım. yerinde sertçe. "Yazık. zehir gibi bir sesle. sığınaklarımı yıkıyorsun!" diye patladı na. hastalıklı bir deli gülmesiydi. deminden beri siz Türklerin ne kadar akıllı olduğunuzu anlatıp duruyorsun bana! Oysa. beni yoldan çıkaran lanetli bedenimi ladı. tabii. lanetli bir liste! Tanrı'nın her lanetli gecesi.dince. her gün bir sürü suç bulurdum! O zaman da. "Altmış soruluk.

"Sadece bir davet.. di. Diana! Hepsi bu!" "Sadece bir davet. Rodoplu'nun elini tuttu. ama.. İçi rahatladı. vardı." dedi Diana. omzundaki eli attı." "Üzgünüm. "Sakın!" Günay'ın af dilenir bir konumda olmayı da yadırgadığını görebiliyordum. Pavloviç. Artık adamakıllı sarhoş olmalıydı ki. küfürü anlamadığı belliydi. Demet yine arkasında bitti kadının. çok affedersin! Kendime hâkim olamadım. çok affeder- di. küfür etmene gerek yok!" "Affedersin. Birden silkin- Tanımlayamadığımız bir krizin eşiğinde gibiydi...rimize bakıyor. ne yapmamız gerektiğini kestirmeye çalışıyorduk ki. "Hadi.lerini on mil öteden tanırım ben!" "Öyle de olsa. "Diana!!!" "S. biraz da Ece'ye uğrayalım!" diyordu. . Ama aklı çocukluğundaydı. itirazlarına rağmen uzaklaştırmayı becerdi. "Affedersin. Diana'dan yana bir adım attı. adamın koluna gir"Biliyorum. Turan'ın yüzün- "Sakın bir daha bunu yapma!" dedi Rodoplu. Demet. "Götür bunları buradan!" dedi. bu adam kendisini ne sanıyor!?" ağlamak üzereydi. Affedersin! Lütfen kızma!" Birden çocuklaşmıştı sanki. eşek g. Rodoplu. Gerçekten çok üzgünüm. Onun arkasında da Turan "Come with us!" kadının omzuna dokunmaya kalkıştı. Diana'ya sertçe. ha! Bu eşe g. dokununca!" uzandı. den.. Günay'la ben birbi- Dünyanın Günay'ın başına yıkıldığını gördüm sanki! "Kendisini ne sanıyor. Belleğime Diana'nın ani öfkelerine ilişkin bir not düştüğümü hatırlıyorum. bu adam?" Haksız değildi.ol. Öyle birden sin!" gözlerinden yaşlar dökülmeye başladı. "İyi ki. "Affedersin. hışımla geri döndü. adam ne dediğini anlamadı. Demet'e. tekrar tekrar.!" diye bağırdı Mrs.

Ama. Çantasını açtı. yüzünü dü- leri çağrıştırmış olmalıydı ki. kadınların ayinlere ancak tam bile tahrik edebileceğinden örtülmeli. Amerikalının daya- nasıl bir film senaryosu olur.. Çok oldu. becerdi de. Diana. ama. bir keresinde de evin korusunda sabaha kadar tek tam yedi dönümlük çimi tek başıma biçtim. geçti! "Peki.'" "Ta kendisi!" Lafı değiştirmeye çalışıyordu. "Ateş!" "Hayır. Günay’a bir şeyler bir şey"Anlattıklarımı düşünüyordum. Kimseyle konuşmadım. üç hafta sessizlik perhizine girdim. yumuşatmaya çalıştığı sesiyle. bir yandan dönemlerindeki sefahate tepki olsa gerek. putperestliklerinden kalma ilahlardan. zeltti. gülmeye başladı. daha da iyisi. "Atilla'yı hatırladım. hayır! Yemin ederim sarhoş değilim! Anlık bir şeydi. kazınmalıdır. Son"Kimse olamadı!" dedi Rodoplu. melekleri .başına yürüdüm. "Düşün bak. ama. Dia- na'nın garsona işaret ettiğini gördü. Bir defasında." Lütfen inan bana!" Gerçekten de toparlanmış gibiydi. içinde şeker bulunan hiçbir şeye elimi sürmedim! Tam "Biliyor musun. ra günlerce çatal bile tutamadım. Öyle korkuyordum ki!" diye işkencenin bir başka sapık türünü anlattı. Rodoplu'ya döndü." dedi Rodoplu." acı acı güldü. öte yandan Kutsal Kitap'ın tanrı- sının gazabından ödleri patlıyor. 'Kadınların saçları. Ellerim kan içinde kaldı. Havari Paulus'u hatırla! Romanın son peçe takarak katılabileceklerini söylemişti." Konuşmanın sonunun geldiğini düşünüyordum. "Ne oldu?" "Hunlu Atilla?" nıklılığına belli belirsiz bir hayranlık duydum. sarhoş olursan seni burada bırakırım!" "Anlaştık!" dedi Diana. "Gördüğün gibi azize olamadım!" "Haftalarca.. "Yeter artık. pudralığını çıkardı. Bir tarafta senin Romalılar.

' dedi. Babaların günahlarını oğullarına. erkek kadından değil. kıskanç bir tanrıyım."Yeni Ahit'ten bu!" lus? 'Eğer kadın örtünmüyorsa. uzun gömlekli. sandaletleriyle öyle dikiliyorlar. tek parça kumaştan lı Hunlar! Zavallı Romalılar. çoluk çocuk atlı göçebe- da kellerine kalemle saç çiziktirmiş Roma erkekleri. saçlarını maşa ile kıvırmış. hareket halinmesleki bir ilgiyle yoğunlaşmıştı bile." diyerek güldü Günay. okumaya başlar) 'Ben. saçı da kesilsin. Pau- ler! Bir tarafta. çünkü. yüzleri tıraşlı. sizin tanrınız olan Yahova. tövbe de! (şaşkın) Tövbe de ne demek? Çok kızıyorum. artık! (kıpkırmızı. kemerli kürk şapkayla erkekli kadınDüşünebiliyor musun? Ne Zeus'un. ne de Rab Yahova'nım tehditleri"Lütfen devam et. Çünkü.' Bak bir yanda peçeli Roma kadınları. kadın erkek için yaratıldı. Kendisine şu kadarcık bir saygısı olan bir tanrı asla böyle konuşmaz! "Aklımda bir şey yok. erkek kadın için değil. aklında ne var?" Pavloviç toparlanmış Günay'a dikişsiz togaları. dehşete düşürmüş olmalılar! de!" lonlu. Ne diyordu. ile Papa arasındaki bir diyalog: Atilla: Papa: Atilla: Papa: aklını alacak yüzlerce film yapılabileceğini düşünüyordum. ihtiyar. benden nefret edenlerin günahlarını üçüncü ve dördüncü kuşaklara geçiririm!' dedi Atilla: (hiç etkilenmemiştir) Aaaah! Saçmalama. çok! (alelacele Kutsal Kitapı açar. Karşılarında da panto- ni umursamayan koca bir şehir halkı! Üstelik at üstünde. peruk takmış ya beylerine dayamış. üst üste haç çıkararak) Tövbe de. ama kadın erkektendir. Mesela. öte yanda sırtlarını göksel ağa- "Yeni Ahit'ten tabii. saçlarında rüzgâr. deri çizmeleri. Azize Yeremya'yı düşünsene. Hollyvwood'un . "Sadece. huzurlu. Atilla Bu tanrı da çok oldu.

amacına ulaşmış. bizim öz kişilerimiz yeryüzünde. "Aynı şey. titreyerek) işte. Erlik'in kişileri göklerde!" Bana döndü. işte! "Hep böyledir. sana! Hadi. Atilla: nim akılsız ağabeyim! Dinlemedi beni! Papa: Atilla: (tepinerek) Çarpılacaksın! Çarpılacaksın dedim. canım. Ülgen'in önderliğinde özgürlüklerine kavuşurlar." "İyi ya. para ödüldür. Rodoplu. Diana toparla- Na. sen de! Ağabeyim iyi bir varlıktır! Kimseyi çarpmaz! (gök gürültüsü) Papa: Atilla: (korkudan bembeyaz. be- Ak Ene! Ak Ene geliyor! Sefalar getiriyor! (bembeyaz elbiseli yaşlı bir tanrıça girer) Oğlum!! (sarılırlar) Ak Ene: "Delisin sen!" dedi Diana. elbette benlik! İnsanlık! Dinle bak. Göklerde (devamla) Bırak şu Erlik'i.Papa: Atilla: Bu ne cüret! (tepinerek) Kibir! Benlik! Elbette kibir. başka bir şey de yapabilirsin! "Niye? Çok yaratıcı bir şey olmadığını biliyorum ama 'On Emirden ya settiği insanlar. na. Ödül para. biçimlendirme. 'Siyah Örfe' filmini hatırladın mı? Yapımcısına dünya kadar para kazandırmıştı! Ödülleri de cabası. Diana'yı eğlendirmeye devam etti. işte!" dedi Günay. değil mi? Bizim öz kişimiz hep yerlerdedir." mıştı. olalar Erlik'in kişileri!" Hafifçe güldü. demiştim! Ah. "Gerçekten delisin!" Erlik ve yeraltı! da 'Ben Hur'dan daha kötü olamaz! Bak. na! Uşaklaşmış insanların isyanı! Erlik'in toprak altına hap- "Artık kalkalım mı?" .

ifadesini birden fazla muharebeye hazırlanıyor gibiydi. Müslüman Türkler arasındaki halkayı!" Romalı putyeni bir dini bu kadar kolayca benimsemişlerdi. Dayanmaya karar verdi. neden kendisinde kalmak iste- tekrarladığı 'sen benim sığınaklarımı yıkıyorsun' bildirimde bulan bir derdi olduğunu düşünmeye başlamıştım." dedi Günay. Günay’ın geceliklerinden birisini diğini o zaman anladı. Rodoplu'ya bir kahve içip içemeyeceğini sor- Yolda geçen süreci canlanmak için kullandı Diana Pavloviç. Alacağı cevap belliydi. kadının basit bir bilgi alışverişi dışında. Ayaklarını altına alıp oturduğunda. o 'kayıp halka' değil! Anlattığın Türklerle. Anlattığım gibi bir arka- planı olan Türklere İslâmiyet'in yakın gelmesi çok doğaldır. perestlerin arenalarda aslanlara attıkları Hristiyanları. konuşmayı sürdürmek istiyordu." ama Pavloviç'in olağanüstü sağlıklılığının tuhaf bir şekilde kendisine meydan okuduğunu o da hissetmişti. Diana. yeni dinin dehlizlerde lime lime edilen müritlerini düşünüyordu." dedi Pavloviç. Kahveyi içti. kendimi çok yalnız hissediyorum." diye anlattı Günay sonradan. Günay. "kayıp halkayı!" "Darvin'den "Hayır. "Bu defa sen ateşle baka"'Kayıp halka'yı arıyorum.K. Sen kazandın."O. Nite- . Eve gir- du. nihayet! Ama. Bu gece sende kalabilir mi- diklerinde yine pırıl pırıldı. yim?" "Tabii. bu çözüm her ne idiyse ertesi günü bekleyebilirdi. bahsetmiyorsun?" arasındaki halkayı. kişisel bir sorunu vardı ve sanki bütün bu gayreti o soruna bir çözüm bulmaya yönelikti. giyindi. Nasıl olup da Türkler "Medeniyet farkını gözardı ediyorsun yine." dedi Pavloviç'e. bununla bitmeyecekti. daha da parıldadı. "kendisini çok rahatsız eden. lım!" "Tamam. "Bak." dedi Diana. yeni bir "Ne ki. şimdiki Türkler Günay'a kalsa.

onu hidayete tir." dedi Günay. üç büyük dinin. 'herkesten daha engin ve değerli bir kişiliği olan. Paulus'un ilahiHıristiyan sömürgecilerin işgalindeydi. Yani. Hazreti Muhammed'den önce de peygamberler vardır. Üçün- meleklerin bile ona secde ettiğini daha önce anlattım. Hıris- yatı İç Moğolistan'da ve Yedi Su'da mezar taşlarından başka hiçbir iz bırakamadan çekilip gitti. Budizm. Âdem'in tövbesini kabul etmiş. Asya'nın yüzde seksen beşi "Peki. ama neden?! Anlamıyor musun. Eh. insanlık. yani on üç ve on dördüncü yüzyıllarda. Mangdaşire. vardı. İşte. peygamberleri "Tamam. Şal Yime gibi. "Tamam! Şimdi bak. eriştirmiştir. 1800'lerin sonunda. İslâmiyet'te. sadece Şaman Türkler değil. Asya'nın tümü. deyiş yerindeyse 'yanlış' başlamaz! Bu da Şaman’a uygun- . İslâm'ın ruh-beden ikilemini içermeyen insan görüşü Ülgen'in kardeşleridirler. gene olmadı. Böyle olunca. İkincisi. Moğol devrinde. İslâmiyet tiyanlık on dördüncü yüzyılda kesinlikle mağlup düştü.kim bak. Diana. gecenin ikisi ve sen benden hâlâ 'On Derste İslâmiyet' "Günay Hanım şimdi de sen üstünlük taslıyorsun! Anlattıklarını hafi- istiyorsun!" fe almadığımı biliyorsun!" Ülgen'in kendisine vekâlet eden en sevgili kişileri. Hayata. Şamanların. 'özgün günahtan' dolayı mahkûm edilmemişdur. rahim ve son' peygamberini yadırgamamış olmaları doğaldır. insan olmakla dı ki. İslamiyet’te insanın nasıl yüce tutulduğunu. Gök Tanrı. rahim kişilerdir." "Sana kişisel bir soru sorabilir miyim?" cüsü. Bunlar insanlara yardım eden. bunu anlamak benim için çok "Hadi. Şamanlar zaten de Şamanlara yakın gelir." önemli!" ve Hıristiyanlığın çekişmesine tanık oldu. esirgeyen. ko- ruyan. Allah. İslâm'ın. Burada da yadırganacak bir şey yoktur." "Az önce saydıkların gibi?" birlikte. Yapkara. Kal"Evet. yani. Şamanlarda. Orta Asya'da ve İran'da.

bir Alman Yahudisi ve bir "İnsanların 'bütün'ü görmeleri engelleniyor da ondan. "İnsan yaradılıştan kötü- buna inanır. aynı doğruların etrafında dönendiklerini dan çok daha fazla bir şey olduğu iddiasında olduğu için. Parçabaşı doğrularla uğraşıyorlar! Bir nefes alsalar. bu insanlar birbirleriyle harp ediyorlar!" bir dünyanın adamı böyle bir savı neden yadırgasın? İnsanoğlunun bizzat kendisinin şekillendirdiği bir evren kavramının ima ettiği sorumluluğu anlıyor musun? Yabancılaşmaya asla izin vermeyen bir sorumluluktur bu!" İçini çekti."Tabii. insan yaradılıştan iyidir söyleminden daha gerçekçi değil ki! eliyle kurtulabilecek donanıma sahip olduğuna inanırım. Bu âlemin nedeni ve bu nedeni laması. Sabah da anlattım sana. " İranlı Müslüman'dan bahsediyorsun!" "Ne olmuş?" "Sana inanamıyorum! Aynı anda bir Çinli. Ali Şeriati da buna inanır: 'Allah'ın temsilcisi. İslâm'ın insanı Algöreceklerdir! Konumuza dönelim. Hıristiyanlığın insanoğlunu. Erich Fromm da buna inanır. kibirlilikle suçgerçekleştiren aracıdır. bir titreyip kendilerine." 'Sen' inanıyor musun?" "İnsanoğlunun doğuştan 'iyi' olduklarına gerçekten inanıyor musun? dür söylemi. tabiata. Konfüçyüs de İnsanoğlunun kendi eliyle yarattığı öldürücü koşullar ağından. yeryüzündeki dünyanın sahibi ve sorumlusu. güç ve kemale doğru seyir halindedir. insan kişilerine dönmeyi başarsalar. "Galiba!" doğal olurdu! Türklerin değil! Anlıyor musun?" "İslâmiyet'i Yunan-Roma ilişkili Sami Arapların yadırgaması daha . yere ve göğe hâkim olan iyiliğe ve kötülüğe yatkın varlığı. olduğun- "Ne olmuşu var mı. yine kendi "Yani!" diyerek omuzlarını silkti Rodoplu. Fu Hsi'nin evreni çekiçle döverek şekillendirdiği lah'ın halifesidir. Diana. tıpkı Mangdaşire gibi. hayata zaaf ve güçsüzlükle başlar. İslâmiyet'te yoktur.

bir grubun ya da bir sultanın hakkı olmadığını. bastığınız yerde ot bitmiyor! Her "Dahası. gururu yeni bir ahenk yaratmasını engeller diye kınanır. insanoğlu dünyayı ne hale getirdi!" "Hayır! 'İnsanoğlu' diye yekpare bir bütün yapmadı bunu! 'Siz' yaptı- "İslâmiyet'in insan görüşünde. ne Azteklerin." "Bu sandığın kadar alaycı bir soru değil. insanları. recek gibi paylaşılmıyordur ya da kötü yönetiliyordur da paylaşılacak şey kimseye yetmez." "Niye durdun? Ne düşünüyorsun?" Sovyetler'de olduğu gib