ALFA DA ALEV ALATLI KÜLLİYATI Schrödinger'in Kedisi [Kâbus] Schrödinger'in Kedisi [Rüya] Viva La Muerte! • Yaşasın Ölüm 'Nuke' Türkiye! Valla, Kurda Yedirdin Beni O.K. Musti, Türkiye Tamamdır. İşkenceci Aydın Despotizmi Kadere Karşı Koy A.Ş. Yaseminler Tüter mi Hâlâ? Eylül '98

OR DA KİMSE VAR MI? KİTAP • 1

VİVA LA MUERTE! YAŞASIN ÖLÜM

Alev Alatlı

ALFA

Alfa Yayınları:1019 Alev Alatlı Külliyatı: 002

Viva La Muerte • Yaşasın Ölüm!

Yayıncı ve Genel Yayın Yönetmeni: M. Faruk Bayrak Yayın Koordinatörü: Rana Gürtuna Editör: Mustafa Demirkanlı Teknik Editör: Gülnur Özkarabacak Kapak Tasarımı: Mithat Çınar Montaj, Baskı ve Cilt: Melisa Matbaacılık Pazarlama ve Satış Müdürü: Vedat Bayrak Satın Alma Müdürü: Ali Bayrak Sevkiyat Sorumlusu: Ömer Kımıl

Copyright© 2001, ALFA Basım Yayım Dağıtım Ltd. Şti. Copyright © 2001, Alev Alatlı

Kitabın tüm yayın hakları ALFA Basım Yayım Dağıtım San. ve Tic. Ltd. Şti. 'ye aittir. Yayınevinden yazılı izin alınmadan kısmen veya tamamen alıntı yapılamaz, hiçbir şekilde kopya edilemez, çoğaltılamaz ve yayımlanamaz.

"Şark mazoşizmi"nden kurtulmak istiyorum. Bu bir. "Bozkır kökenli Müslüman bir köylü" gibi gebermek istemiyorum. Bu iki. "Kalite, aroma, gusto" istiyorum. Bu da üç. Yaşamak istiyorum senin anlayacağın. Hayatın tadını çıkarmak, keyif çatmak istiyorum.

"Sen, basmasın" Süreyya Berfe, 1985

KUYU

I
Şairin cenazesi, mart ayının ortalarında, yağmurlu, sisi geniz yakan

bir gün, öğle namazından sonra Şişli Camii'nden kalktı. Başta Emil Galip Sandalcı olmak üzere, herkes oradaydı. Herkes, yani, Oktay Akbal, Tarık Oral, İlhan Berk, Asena kardeşler, Özgentürkler ve ekipleri. Epeyce bir yıldır, açılışlar ve sanat etkinlikleri gibi, cenazeler de insanların ideolojik üstlenmişlerdi. Öyle ki, müteveffa ile hiçbir tanışıklığı olmayan, ama bu tanış...............................................(sonraki 2 sayfa eksik)

Akan, Demirtaş Ceyhun, Onat Kutlar, Metin Deniz, Melih Cevdet, Zeynep birlikteliklerini, birbirlerine teyit, 'ötekilere' ilân gibi, fazladan bir işlev iç-çevreyle birlikte anılmak isteyenler, davetiye gerektirmeyen bu toplantıları kaçırmamaya özen gösteriyorlardı. Tersi de söz konusuydu. Ölen

Aleviliğin nesinin yeni olduğunu sormama izin vermedi,

berini hatırlasana, 'Bu yıl hac mevsimi Kurban Bayramı'na rastladı!' diye başlık atmışlardı! Sonra, o Şenay kızcağızın büyük keşfi (!) 'Alevilik!' dizi sızlık kınanır' gibisinden bilgi veriyordu, hatırlasana!"

"İyi de, bunu onlar bilmiyorlar ki!" dedi Rodoplu, "Cumhuriyetin ha-

yazısı! Kıvırcık saçlarını savura savura, 'Biliyor musunuz, Alevilikte hırGünay'cım!" dedim, ama doğrusu ben de pek emin değildim. "Sünnilikte hırsızlara madalya verildiğini herhalde düşünmüyorlardı, "Öyle olmasa, böyle bir abesi manşet yaparlar mıydı? Şöyle düşün,

Mesela, camide efendi gibi koltuklarda oturmak varken, yerlere yapışıyorsun, ne üst kalıyor ne baş. Doğru mu? Üstelik Alevi türküleri, hele de söylemi! Bodrum entellerinin tümü Arif Sağ'ın peşinde!" itiraf etmeliyim! Evet. düzene sövüp sayanlar çok güzeldir. Görmüyor musun, evi heybelerle, at boncuklar ile -bir zamanlar Kürt dostlarla- süslemek gibi bir şey bu Alevi Günay Rodoplu'nun kurduğu bağlantıları her zaman anlamadığımı Sonuçta "ve her zaman olduğu gibi", namaz bitip de tabut ayaklanın-

bir din lâzım, ama 'İslâmlık' yakışık almıyor. Üstelik reform tutmuyor.

ca hareketlenmişti aydın kalabalık. Bu defa da, namazı Allah rızasından öte bir şeyler için kılanlar ortaya çıkmış, aleni bahşiş talepleri, "Bu da

çiçek taşıdı, buna da ikibin lira vereceksin," şeklinde, merasimsiz ve hiçtan günün niteliği gereği kaçınan insanların" örtülü öfkelerini gördü. sunucuları"na benzetmişti.

bir duygudaşlık gösterisine gerek duyulmaksızın tebliğ edilmişti. Kadınlar ellerini çantalarına attıklarında, Rodoplu, yüzlerinde "hır çıkartmakMezarın başında dua okuyan hocaları da "dönüşümlü konuşan televizyon halde, ceplerine tıkıştırılan paraları da yeterli bulmadılar, kısa kestiler: 'Tamam, tamam, başınız sağ olsun işte!"' "Arada saatlerine bakmasalar da inandırıcı değillerdi," dedi, "Her-

çen ay, ortak bir dostumuzun, Tülin'in annesini kaldırırken yaşadıklarımızı hatırlıyordum. Türkiye'de, insanın bu sahtekârları, acıyı paylaşırmış gibi yapan ziyaretçileri, duasını Allah rızası için okurmuş gibi yapan din racağı günlerin yakın olduğunu düşünmüştük. görevlilerini toptan defedip, kendi yakınının cenazesini bir başına kaldımezar taşını sökerler!" dediydi Günay Rodoplu. Pekâlâ da mümkündü! "O zaman da, Allah bilir, çocuklarımızın nafakası gaspolundu diye "Uzun boylu, kısa kumral saçlı bir kadın, yanılmıyorsam Boğaziçi

bilemiyordu. Ama, ben pekâlâ da mümkün olduğunu söyledim. Daha ge-

Gerçekten böyle mi demişlerdi, sonradan kendisi mi yakıştırmıştı,

Üniversitesi'nde İngilizce okutmanı, en son, Talat Halman'ın, Allah rahmet eylesin, oğlunun cenazesinde görmüştüm, Şişli Camii'nin ilkelliğinnın izmaritini kabirlerden birisine doğru fırlattı, ayağı ile ezdi. Altta, yürüdüm, çıktım." salihatı nisvandan Azize Hanımefendi'nin -taşında öyle yazıyordu- kaburgaları çatırdadı! Bardağı taşıran son damlaydı, kavga etmemek için Şairin adına üzüldüğümü söyledim. Bir garip baktı, "Sevmez miydin?" diye sordum, hayretle. den yakınıyordu. Aynı kadın, az önce Cardin çakmağıyla yaktığı sigarası-

bir Amerikalı ne kadar yadırgarsa o da ancak o kadar yadırgardı."

"Üzülme," dedi, "O da farklı bir adam değildi. Yabancıydı. Olan biteni "Şiirini mi? Hayır," dedi, "Sıradan bir şairdi -şiir de sıradanlıkla nasıl

uzlaşacaksa-! Ama, umut vaat eden bir gençti, dokunaklı bir duyarlılığı, lar. Babası yaşındaki adamlara ilk isimleri ile hitap eder oldu." melerini isterdi.

hoş tamlamaları vardı. Sonra, haramilerin arasına düştü, iliğini, kemiğini

sömürdüler. Pohpohladılar, ödüller verdiler, barlarda yanlarına oturttukendisine ismiyle hitap etmesinden hiç hazzetmez! Teyze ya da abla deBazen ne kadar tutucu olabiliyordu! Arkadaşlarının, çocuklarının

gayreti."

"Tutuculuk değil," dedi, "sadece, akılcı otoritenin kaybını önleme Akılcı, rasyonel otorite, diye zaman içinde kendisini yok eden otori-

teye diyordu.

acemiler üzerindeki otoritesi. Boynuz kulağı geçtiği zaman rasyonel otorite ortadan kalkar. Amaçladığı da odur, zaten." olabileceğini söyledim, "Hayır," dedi. Ölen şairin, ustalarla ilk isim düzeyinde konuşacak kadar eşitlenmiş Günay'ın "hayır"larını iyi bilirdim. Diyebilirim ki, Türkiye’de, onun

"Öğretmenin öğrencisinin, ustanın çırağının, burada usta şairlerin

kadar kesinlikle "hayır" deyip, kesip atabilen birisine rastlamamıştım. Bu attı tabii! "Canım, nereden biliyorsun öyle olmadığını?"

nedenle, önyargı ile, hatta bağnazlıkla suçladığım çok olurdu. Tepem yine "Ben otoriteyim de ondan," dedi Günay, sakin sakin.

Buna verecek cevap yoktu gerçekten!

hepsini buldum sandı, hayatı karşılamayı unuttu. Böyle çok katliam varda şiir köşesidir."

"Her şey öyle kolay oldu ki," diye anlatmayı sürdürdü, "Cevapların

dır Babıâli'de. Genç şairler, öykü yazarları, son zamanlarda, genç çizerler. "Keşke gitmeseydiniz," diyecek oldum,

Sana bir şey söyleyeyim mi, kısa yoldan dönülemeyecek bir köşe varsa, o "Allah Allah!" diye azarladı, "Öldü yahu çocuk!"

dördüncü katında, yapıtlarını imzalayacak yazarlara ayrılmış salondaydık. Bina, bir örnek kuaförlü -Rodoplu'nun 'kuş yuvası' dediği, tarak işlemeyen 'Afro' modasıymış- kızlarla tıklım tıklım doluydu. Ondan az önce gelmiş, beklemiştim. Şairin üzüleceğini, bu imza gü-

O yılın "Kitap Fuarının düzenlendiği Mecidiyeköy'deki R. binasının

nünde çok sıkılacağını tahmin ediyordum. Yalnız bırakmak istememiş-

tim. Nitekim az sonra, merdivenlerin başında belirdiğinde gözleri tatsız-

lık beklentisiyle kısılmıştı. Şöyle bir durakladı, hızla çevreyi taradı. Beni gördü, yüzü aydınlandı. Üşenmeyip geldiğime sevindim. "Üşüyen Türkler yine kokutmuşlar ortalığı," diye sarıldı. İkimizin arasında bir şakaydı bu. Sıcaktan ikimiz de nefret ederdik.

Yıllar önce bir kez birlikte Ankara'ya gittiydik. Mavi tren cehennem gibi durmuştu.

sıcaktı ama öteki yolcular tek bir pencere olsun aralamamıza izin vermiyorlardı. Ben söylendikçe Günay, "Böyledir, Türk dediğin üşür," demiş, Gerçekten de, insanların ya koyacak yer bulamadıkları ya da sahiden

üşüdükleri için üzerlerinden çıkarmadıkları ıslak yünlü giysilerinden yayılan koku bayıltıcıydı. Coşkusuz ve tumturaklı bir okuryazar kalabalık, nefesin ısıttığı ağır havanın içinde ayaklar yerden kesilmiş, asılı gibi duruyordu. Rodoplu, girişin iki yanına sıralı, kaba saba karkasların üzerinsından imza masasına yöneldik. de katledilmiş karanfillerden oluşan zevksiz çiçek çelenklere nahoş bir Nazlı nazenin, çok titiz birisi değildi Günay. Hatta tam tersi olduğunu bakış fırlattı. Yüzü sararır gibi oldu. Elimi omzuna attım, kalabalığın arasöyleyebilirim. Ancak, yaşamının son iki yılında uğradığı acımasız ihanet liğini dayatıyordu. O kadar ki, bir gün, bana, "Nereden buldun?" yasası gibi, bir de "Nereden biliyorsun?" yasası çıkarılması gerektiğini söyledi. pıştırdıydı,

ona insanlara ilişkin her türlü bilgisini yeniden gözden geçirmesi gerekliKimdi, hatırlamıyorum, ama pek az tanıdığımız birisinden bahsederken, "Nereden biliyorsun?"

"iyi bir adam," gibisinden bir şey diyecek olduydum. Günay, hemen yaBilmiyordum tabii! Acı acı güldü, başını esefle iki yana salladı, yazılı yayınlarının insanlarını bulduğundan, kafalarına ve gönüllerine Oysa, daha şundan birkaç yıl öncesine kadar, yüreğinin sözlü ya da "Ne hale geldiğimi görüyorsun, değil mi?!" dedi.

gömüldüğünden, "bir parça herkes, herkes de bir parça olduğundan" asla

kuşku duymamıştı. Ama özellikle, Şiran olayından sonra gözle görünür ladı, "Ah, be arkadaşım! Neydi o gaflet?! Neydi?! Kendi ülkemdeyken

bir biçimde kapandı, "roman notlarında" göreceğiniz gibi, aylarca sorguhaymatlos ettiler beni!"

diğini, canının yandığını görüyordum. Örneğin, artık dokunmanın bile

içerdiği tecrit olunmuşluk, sevgisizlik duygusunu yadırgadığını, öfkelen-

Büyük bir hızla koptuğunu, dilini kaybettiğini, bu yeni konumunun

kâr etmediğini söylüyordu ki, bu, hasarın boyutlarını saptamakta çok önemliydi. Çünkü yıllar yılı sevmenin dokunmak olduğunu iddia etmişti Günay. İletişim kurabilmek, çevresiyle yeniden sevgiyle bütünleşebilmek için her yolu -sormayı, konuşmayı, yazmayı- denediğini ama başarama-

dığını iddia ediyordu, ama yine de kandıramıyordu beni. İnsanlara duyduğu ilgiyi yitirmiş olduğuna her şeye karşın inanmıyordum! O günkü imza gününü kabul etmesi için onca ısrar etmemin nedeni de buydu. Neyacağını bile bile, onu tezgâhtarlığa zorlamakla suçladı beni. Neden yapsındı bunu? Yazamayan, yazamadığını bilen 'yazarların' gündemde olma gayretlerini aşağılatıcı bulan ben değil miydim? rın en kaypak temennisi, "Dostlukla?!" mı diyecekti?! Dahası, nasıl imzalayacaktı kitaplarını? Hiç tanımadığı, bir daha asla kalabilmek için, yaş günü tertip etmek dâhil her türlü etkinliğe demirbaş görmeyeceği insanlara, "Sevgilerimle?!" "Saygılarımla?!" ya da son yılladiye imzalayıp, dergide bir eleştiri çıkar umuduyla gönderdikleri kitapları hatırlattı. Yayınevinin karanlık girişinde üst üste, kapakları açılmamış dururlardı. "İstediğinizi alabilirsiniz!" demişti, Kemal Abi. Almıştık da, mış ne de yayınevine uğramıştı. Günay, evde kapaklarını açıp da binbir umutla imzalanmış ithafları göVarlık Yayınevi'nin sahibesine, yazarlarının "Sayın Hanımefendice... "

redeyse kavga ettik. Son imza günü olduğunu, bir daha hiçbir şey yazma-

rünce alı al, moru mor olmuş, bir daha ne Hanımefendi'nin yüzüne bak-

verici," dedi. Onu oraya götürdüğüm için özür dilemekten başka söyleyecek söz bulamadım. yapmayı kabul etmeseydi, hayat, hatta belki de ortak yaşamımız, bambaşka bir yön alabilirdi. Bir kez bunu ona da söylemeyi denedim, güldü, bir yolunu bulurdum!" dedi. Belki de. "Akacak kan damarda durmaz. Ben ne yapar, ne eder acı çekmenin Şimdi düşünüyorum da, eğer o gün beni kırabilseydi, imza günü

"Varlığını yazarların emeklerine borçlu bir hanımın saygısızlığı utanç

cek, koordinatlarını yeniden saptamasına yardımcı olacak bir şeyler doğurmasıydı. "Bir de şöyle bak," dedim, "Onlardan başka kimin var?" "Aaaah! Saçmalama, lütfen!" dedi, "Havarilerini yaratamayan İsa'nın

Benim umduğum okuyucuları ile yüz yüze gelmesinin onu tazeleye-

yeri tımarhanedir, tarih değil!" dü,

Yine bağlantı kuramamıştım, sustum. Sonra, ne düşündüyse düşün"Peki," dedi, "Giderim. Sağol canım." Cenaze, çiseleyen yağmurun kasveti, havasızlık, gönlünün karanlığı "Hadi, ben eve gideyim!" oldu. Bana şımarıyordu. "Hadi, sen yerine otur!" dedim.

iyice bindirmiş olmalıydı, sarıldıktan sonraki ikinci cümlesi,

ağzının payını kendi verdi, "Hiç de değil, halt etmişsin sen!" dim. Oysa zaman beni haklı çıkardı. yaptı.

"Ben zaten her şeyi 'Hayır!' diye diye yaparım!" diye söylendi, kendi

Ben "ilk konuşan"ın haklı olduğunu düşünüyordum, ama söyleme-

Günay Rodoplu, gerçekten de her şeyi "Hayır" diye, bağıra bağıra

fesat olan. Ruhumun bir yanı böylesi bir beklentinin tanıdığım Günay'a uygun. isim kartonunu okudum. 'yeleleri alevden "Kadersiz Mustafa Kemal Paşa. öteki. Güllere döndü. Gözlerim. yayımcısıydı.Diğer masalar boştu. okur kuyruğunu aynı anda fark etti. Telafi etmek için remeye başladı. Hayır. halen boş duran öteki masanın bamerak ettim. pekâlâ da insanca. bu nedenle hep çok hevesliymiş izGülleri ve L'nin kısa kenarındaki boş masalardan birisinin önündeki L şeklinde dizilmiş. yanlış olan Günay değil. ğım için kendime daha çok kızdım. Yüzünü benden saklamaya çalışı- şında kuyruk olmuş gençlerdeydi." dedi. sarı burjuva pa- . Zeus misali. gönderen (tabii ki!) "Mustafa Bey'e haksızlık ettim. Rengi attı. Saptanan saat beş dakika aşılmıştı. Bu denli sevilen yazarın kim olduğunu "Yok canım! 'Nutuk'u Harbiyelilerden başka okuyan kaldı mı?" gözü ile bakıyordu. Saatine baktı. elleri tityordum! Kalbim çarpmaya başladı! Ondan böyle bir inceliği her şeye rağmen bekliyor olabilmesine kızıyordum. varSaksımsı şeyi önüne çekti. şimşek bakışları' ile 'canlı bir alev' ettik. "Hıfzı Veldet Velidedeoğlu!" aranır gibi etrafına bakınmaya başladı. lığındaki yerini bir çiçekle olsun teslim etmeyen Şiran'dı! Şiran değil. yüce dağlar aşırdık. Şiran'ın göndermiş olduğunu umduğunu adım gibi bili- onun katıksız bir budala olduğunu aynı anda haykırıyorlardı. buna da canının sıkıldığını söylediğini hatırladım. Geç kalmayı hiç beceremediğini. "önce garibi 'ışık "Söylev"in bu denli popüler olmasına imkân olmadığına muhakkak bir ata' bindirip. karta uzandı. Ona kızdı- yordu. lenimini verdiğini. beyaz örtülü altı masadan ikincisi onunkisiydi. Ben de ona katıldım. Hakçası." diye mırıldandı. yutkunarak. Hayretle baktı. meslektaşları henüz gelmemişlerdi. Günay'a göre. Sonra. Atatürkçüler yenileli en az bir yirmi yıl olmuş olmalıydı! renkli saçları.

Günay'a olan 27 Mayıs'ı "aydın kategorisine dâhil olduğu egemen toplumsal grubun çıkarı için aklamaktan. öteki genç kaGöz ucuyla Günay'a baktım. Anla- şılan az ilerdeki barda hep beraber birer içki "almışlardı". relativistik ahlâk sisteminden kaynaklanan bir "ahlak göre. sonuçları üzerinde rinden birisi. genç kadının elini öptü. diğer yazarlar da geldiler. "ne hazır giyime beden ölçüleri müsait olmadığı için bilgiç sosyete terzilerinin parlattığı Papatyalar. Kenan Somer çevirisi) bu takımın ona diyordu. onlar da. bir alkış koptu. yaşlı ve vakur. aynı şeyin "aynı zamanda doğdüşünmeden ve hiçbir nedamet duymadan! ru ya da yanlış olduğunu kanıtlayabilirler"di.şalığı ile Fatih arasında bir yerlerde bocaladı. mason ve de Yahudi (!) olduğu ortaya çıkınca. lu'na ve yanındaki hanımefendiye saygılarını sundular. Türkiye'nin gündemini saptayan bu insanların. Barış Derneği'nin yeni tahliye edilen üyesini bağrına bastı. ellerini çenesine dayamış. Ordinaryüs. ne profesörü duruma intibak ettirmeye çabaladı. Ve tabii. Velidedeoğlu. Rodoplu'nun beni en çok etkileyen tespitleyattığı görecelikçi. son tahlilde bütünüyle anti-demokratik bir darbe . Az sonra. yasal olmayan bir hareketi kılıfına uydur- Bir Velidedeoğlu. ülkede yaşanan kaosun düzenin öz-uzman aydınları olarak bizzat kendilerinin dakaosu" olduğunun farkında değilmiş gibi yapıyor olmalarıydı. bir dönemin sofistleri gibi. genç bir kadının Kadın. Derken. Velidedeoğdının yanağını okşadı. bir de halife katili. yerlerini almak nay'dan yana ölçülü bir tebessüm gönderdi. onları seyre- ci'den! Hapishane Defterleri'nin. ağırbaşlı pahalı giysileriyle. Daha sonra. "Siz" diye hitap ettiği yaşlı de Paris butiklerinden giyinen sıska İstanbul burjuvazisindendi"! Gü- için Velidedeoğlu'nu bekliyormuşçasına. "düzenin öz-uzman aydınları" dediği (Grams- elem verdiğini biliyordum. 1916 doğumlu eski tüfek yazarla "muhabbetle" selamlaştı. Şair-felsefeciöğretim üyesi eğildi. Darlandığını. gündemden toptan kalktı!" kolunda belirdi.

defalarca baskı yapan son kitabı. kerleri yererken. kara gözlü sefirimiz yok?' diye sorardı. "Hayır. asla hesaplı olmadığını bildiğim. yüksek sesle. çok mu olmayacak bir hayal?" diye sordu. Barış Derneği'nin kadın mahpusunun "Bolşeviklerin eline düşmüş bir Romanoff ya da bir Marie Antoinette Alay etmediğini. benden sonra okuduydu. (Bu. baktı. . Yaşlı adama baktı. Günay. hiç!" dedi. karakaşlı. Profesörün önünde sıralanan okurlarda ("okumayacakları sarı saçlarını omuzlarına dökmüş kadın gazeteci-yazarı işaret ediyorlardı. 'Baksana. neden bizim ağzı lâf yapan adamlarımızın hepsi açık renktir? Neden hiç palabıyıklı. idamlarla sonuçlanan bir oluşumdaki rolünü sahiplenmemiş. Profesör. ne faşizme söverken. 'Ölüm cezasına hayır! Hayır! Bin defa hayır!' haykırışları ile yeri göğü inleten.) Oral'ın anılarıydı. ak saçları. durup durup. Nasıl bulduğunu sordum. gencecik bir DDKD lideri kadar olsun özeleştiri yapma gereği duymamıştı"." diye ta Velidedeoğlu. Hiç ama hiç!" "Hiç inandırıcı değilsiniz. Bazen. Sevindi! "Yeşil Barışçıların 'Gök Kuşağı Savaşçısı' ile Pasifik'e gömüldükleri fısıldadı. hesapsızlığının kendisini savunmasız bıraktığını söylediğim halde olurdu. kara cüppeleri rüzgârda dalgalanan. hatta ona." dedim. Onun yaşında bir kadının inançları uğruna hapse girmiş. onurlu hukuk profesörleri!" Mahzun yüzünü bana çevirdi.maktan kaçınmamış. "Küpeştede. "Yassıada civarında ısrarla dönen bir çatana hayal ediyorum. Dikkatini. baş- bir dünya da." dedi. Günay. Birbirlerini dürtüyorlar. sırf beni tahrik etsin diye aykırı şeyler söylediğini düşündüğüm olurdu. "Ne as- kitabı imzalatmak için" diyordu) yoğunlaştırdı. kadar acıklı. 'sarı saç' meselesi önemliydi. kullandığı "acıklı" sıfatına açıklama getirdiğini bili- yordum ama yine de sinirlendim.

. hücresini paylaştığı devrimci "Kızların"a "Rahmi tazyikli suyla parçalanmış. tüyler ürpernetliyor gibiydi. yine aynı düzenin bakımlı saç." Alışılmış biçimde bir Gırgır karikatürüydü. aşağılanmaktan korktuğunu bilmek ve yanında olamamak! "Daha da korkuncu bu ülkede her anlatımın yaşanılanın niteliğini değiştiriyor olması. sıradan vakalara indirgeniyor. sun. kalmasından. Yokmuş gibi. ko"Bir erkek gibi düşünüyorsun da ondan. efendimli konuşma gibi marjinal tici bir yabancılaşmanın itirafından başka bir şey değil!" Öfkesini zor deri doldu. bir sonraki duruşmaya yeni bir giysiyEn çok gücüne giden de. sakinleşti. düşün bir!" değer yargılarını gözeterek çıkmaya ikna etmeye çalışmak. düzenin temsilcisi hâkimin önüne. bağırsaklarının boşalmasından.. gözlededi. Ne çizildiği anlaşılsın diye sol üst köşede bir cep açılmış. Ölümden değil. Romanoffa iyi dayanmışlar. "kullanma talimatı" (Günay'ın lafı!) yazılmıştı: "Doğu'da vatandaşa cop sokuluyor. "Canın bildiğinin kaderini paylaşamamak nasıl bir şey. ne söyleyeceğimi bilemedim. yorsun. "Kötülükler saptırılıyor. "Erkeğinin korktuğunu bilmek ve yanında olamamak. "Şuna bak. kapağını işaret etti. Başını salladı. Satır aralarını okumuyor- cası her an asıldı asılacak gencecik bir kadını. hiç olmamış gibi oluyor. Günay'ın yargılarını çok katı buluyordum. çantasından o haftanın Gırgır'ını aldı.bütün süreç içinde bu denli onurlu davranmış olmamasına saygı duyuyor. Erleri 'oğlum'lamasındaki. Nereye dönsem aynı şey!" Uzandı." dedi. Hanımın incinmiş 'egemen sınıf kibiri'nin belirtilerini fark edemile çıkabilmek için iç fanilasından kestiği şeritleri tayyörünün yakasına biye yapmasındaki sınıfsal işaretleri görmüyorsun." analık ettiğinin anlatıldığı bölümlerdi. Sonra öfkenin yerini derin bir yeis aldı." Tokat yemiş gibiydim. Bayrampaşa Cezaevi'nde tu- . titrek bir sesle. göğüs uçları postalla ezilmiş. dilinin dışarıda Çok soylu genç hanımlarmış devrimciler.

bu kadar" dedi." dedi. Ama aynı ülkede partisi var. "Yabancılaşma diye buna diyorlar. Kişinin teslim olmanın bir de bu tarafı var. "Olgun ve bütünlüklü kişilik. bu insanlar tarafından takdim edilmeye razı olmuş olmaktı. çocuklar komünist diye hapsediliyor. arsız yakarmalara indirgeniyor. ama ben-muhabbeti." hiç değil." dedi. Dehşete kapılmıyor musun? Tüyler ürpertmesi gereken bir feryat nasıl da can sıkıcı bir vızıltıya dönüştürülüyor! Çığlıkların Böyle dile getirildiğinde. ben-feragati değil. ben-seviciliği 'varlık'ını inkâr değil. Kılımın kıpırdamamış olduğunu teslim etmek zorundaydım. 'kabul' etmesini gerektiriyor. Organik aydınlara kadrolar aynı kadrolar ise. sadomazoşizmin. müthiş bir beceri arkadaşım. "Ne ki. cinnetin. "İşte. Pasaportlar verilmiyor. "iç-çevre vakanüvisleri" . Bütün bunların ANAP'ın işi olduğu da biliniyor. bunları besleyen kayıtsızlığın. "Bana mı söylüyorsun?" rine gidebilirler. Bu. (Var mı acaba? Varsa nerede?)" Günay'a döndüm. 'günah' son tahlilde. Günay Rodoplu. Nevşehir Cezaevi'nde kitap isteyen tutuklular hücre cezasıyla korkutuluyor. Derginin kapağına tekrar baktım. tepkisizliğin nedenlerini araştırmak lâzım. kişinin kendi varlığına kayıtsız kalması- Yanlış anlamıştım. yabancı olanın ben değil. "Çizerler dünyanın en çok satan üçüncü dergisi adının sosyal demokrat ve halkçı olduğunu öne süren bir de muhalefet olarak muhalefet görevlerini yerine getirmiş olmanın huzuru içinde evlehavı dökülüyor. Yaşamsal talepler. bu teslimiyetin ülkeyi nicedir esir almış olduğundan kuşkulandığı bir dır. Lanet olası bir beceri!" cak ebatlara indiriliyordu gerçekten. Babıâli otuz senedir aynı Babıâli ise. Bizim kuşağın günahı. ben-dostluğu üzerine kuruluyor. Günay. facianın boyutları okuyucuyu yaralamaya- dediği yazar-çizer takımı olduğunu söyledi.tuklu aileleri tekme tokat dövülüyor... yansıması olmasından korkuyordu. Fişlemeler sürüyor. Şarkılar yasaklanıyor.

yirmi yıl sonra. 'meçhul asker' ğumdan emin olmak ister gibi. tarumar ediyordu.acıyla kasılmıştı yine. 'kültür danışmanı' lafına çok gülerdi Günay. orada oldu- banları. Felsefeci-şair-öğretim üyesi. (Bu. bir sapığın mide bulandıran tehdidi ya da mahalle delisinin sayıklamaları gibi algılanır oldu! Hiçbirimizin işine gelmiyor! Ne hazin! Elli değil. yanında birisinin oturduğunu fark etmemiş gibi yapıyordu. bu dünyadan olmayan. (daha sonra Dalmış olmalıydık.. kadınlara ilişkin bunca yıl biriktirdiğim bilgileri efendim. demokrasiyi koruyalım! Sayın Joan Baez." külerini de siz söylersiniz artık. Sandalye gıcırtılarıyla sıçradık. Hocam. Öylesine bilinçsizce obur. adeta transandantal diyebileceğim bir "Türkiye korkunç bir yalan yaşıyor. tıpkı. Bir an. ölülerimizin türdim. AKM'yi size tahsis ettik. elimi tuttu. "Yassıada mazlumları." diye sürdürüyordu Günay. ben-merkezci musun?) Adamın ilk işi. teşekkür eder gibi hafifçe sıktı. efentaşları" yerlerini alıyorlardı. bu dönemi yazmaya kalkan bir tarihçinin elinde bu Tıpkı 27 Mayıs gibi. yumuşak bir eldi. Mazlumların ebediyete intikal etmek gibi. bizden neşrettiğine emin olduğum ği kendi masasına çekmek oldu. "Meslekanıtları gibi bir avuntuları da yok!" Elini uzattı. siz ıslah olmaya bakın ve bu meyanda SHP'yi desteklemeyi anakent belediyesinin 'kültür danışmanı') soluna düştü. sıcak. 12 Eylül'ün de içinden kalpazanların düzenledikleri sahte belgelerden başka bir şey olmayacak! çıkılamayacak. ikisinin masasının arasında bir yerde duran çiçe- . Günay'ı güldürdü. Barış Derneği mazlumları sizler lütfen SHP'ye! Fiili livata kurunutmayın ki. o kadar büyük bir yalan ve bu yalanı kadar çok insan paylaşıyor ki. ger- çek. sizi bu tarafa. Adam. Yüzü. bizim belediyeninki nasıl bir kültür olsun?' diye danıştığını düşünebiliyor bir hareketti ki. Bu hali. bana Therese filmindeki rahibenin çilesini çağrıştırır. daha neler neler gibi. iliklerime kadar ürpertirdi. Büyükçe. gülüştük. Buyurun. "Bu. "Bir belediye başkanının. Büyük Millet Meclisi’ne alalım.

"Hocam. maaş bağlasın. elini kolunu sallamaya takım kitaplar çıkardı. dışlanmışların. Aradığını bulmuş olmalıydı. Birden sakinledi danışman. Çevresinde tuhaf bir serinlik oluştu. Gamze de bağrıştı. alenen seyretmeye koyuldu. Hocası kadar GamArkadaşları. mademki sanatçıyım. "Gamze! Gamze!" Günay. hatırı sayılır bir kuyruk oluştu. Feri kaçmış gözleri. önüne uzatılan kitapları özenle imzalamaya girişti. Öğretim görevlisi ka- hocalarının üçer beşer kitapları. Yüreğini sıkan havayı dışarıya. gırtlağını da temizledikten sonra. bu yüzde. Velidedeoğlu kuyruğunun arasından birilerini görmeye çabalıyordu. birğı yeniden konumladı. imza kuyruğuna girdiler. Misafir gelecekmiş de. kalkıp oturmaya. öyle değildi. sanatçıyım. masasının üstüne özenle yerleştirdi. -yani devlet müdahale etsin. Sadece çok meşguldü. kibritini aldı. "Biri gazete yazarı. Günay. telaşlı parmakları ile karıştırdı. barda- başladı adam. dağınık yakalanmak istemiyormuş gibi hızla hareket ediyordu. arkaya bir yerlere seslendi. Ellerinde Yirmi iki yaşında bir kızdı. grup halinde sökün ettiler. Önlerinde birikmeyen okurların zorladığını düşündüğü bir ittifakı. sağa sola uzatıyor. "Arkadaşlar! Arkadaşlar! Hoca burada!" dınların bilimsel bakımsızlığının izleri açıkça belliydi. piposunu. Sürahiyi. öde- . kurnaz kıpraşmalarına karşın dokunaklıydı. korunmalıyım. Bond çantasını gözlerini kalabalıktan ayırmaksızın açtı. biri üniversite hocası! Bize kim bakar?" 'Cross' kalemini çıkardı. hakkı yenmişlerin. hücreleri aracılığıyla havada. Eğildim baktım. soluna koydu. burada mısınız?" ze de telaşlanmıştı ki. yani öğrencileri. mademki alkışlanmıyorum. ince. küçük parmağı Dirseği ile dürten. eğlenmeye başlamıştı. Günay'ın sağına yerleşen.hasmane sinyalleri aldığını düşündüm. bana kadar geldi. alkışlanmalıyım. atmıştı sanki. Boynunu. Ordinaryüs profesörünki kadar değilse de. Tekrar uzandı. eski tüfekti. mademki yazıyorum. ittifakını öneriyordu. asistanı olmalıydı. tütün kesesini.

nek versin, kitapları sübvanse etsin- haklıcalığını bütün çıplaklığı ile gördü. diyorduk biz buna. Karşısındakine, kırmak istemediği ya da anlamayacağını düşündüğü ya da abes bulduğu için dillendirmediği düşüncelerine 'italik nutuklar' derdik. Çok sevdiği bir dostunu, Yafalı Tagger'i, andığını tahmin edebiliyordum. Ne düşündüğünü yüzünden okuyabiliyordum. 'İtaliklerle konuşmak,'

yar Yahudi, "Söyler misin, ne işe yarar sanat? Hangi görevi üstlenir? Soğilse, sanat lükstür. Bak, birkaç gün önce ufacık bir bebeğin karaciğerini değiştirdiler. Milyonda bir ihtimal için, milyonlarca dolar harcama, binlerce insan, bir o kadar işgücü. Sonra yine aynı hastanede, hemşireler ve doktorlar greve gitti. Düşün bir doktor, iyileşeceği kesin bir hastaya sın da, hemşireler parasızlıktan greve gitsin? Neden? Çünkü moda, çünkü işlevsel olsun olmasın, ün kazandırır. Sanat gibi. Başlarını sokacak dam

"Dünyanın şu durumunda 'sanat' akıl almaz bir lükstür!" derdi, ihti-

rumluluğu nedir? Hiç. Oysa, bir görevi olmalı, bir misyon yüklenmeli. De-

tasyonu gibi afaki bir işe zaman ayırsın? Neden bu işe o kadar para ayrılbulamayanlara, yoksullara, ne yararı var benim sanatımın? Hayır, genç dostum. En mükemmel sanat eseri, bir kadının tek bir gözyaşına değmez. Sanatçı da pekâlâ herkes gibi gidip toprak kazabilir, duvar örebilir. Sanat insanlara üstünlük taslamak demek değildir. Sanat, ibadet gibi, dua gibi,

bakmak, beş-on çocuğa aşı yapmak dururken, neden karaciğer transplan-

sumiyetini sömürür. Günümüz sanatçıları istismarcıdırlar, spekülasyon yaparlar. Kitle üretimi başladığında, üreticiler robotlaşır. Bu otomobil ları illüstratörleri olur, başkalarının ürettikleri kavramları resimlerler. üretiminde de böyledir, resim üretiminde de. Ressamlar, müzisyenler,

doğruya biat etmek olmalıdır. Ama günümüz sanatı insanoğlunun ma-

hatta romancılar, kendi kavramlarını üretmek yerine, üretilen kavramTopluma yararı olmayacaksa, sanat olmasın daha iyi. Topluma yararı ol-

mayacaksa, hiçbir şey yapmamak daha iyi. Şimdi... Benimle bulgur çorbası içermişin, canım?" döndü, Ne diyeceğini bilemeden öylece bakıyordu adamın yüzüne. Bana "Müzikten resme, teknolojiden dile kadar, insan yapısı her şeyde

'pir'imiz, Batı," diye fısıldadı, "Hal buyken, edebiyatın nasıl bir ayrıcalığı 'kadirşinaslık' olmalı!" Yaşlı adama döndü, yine,

olabilir ki? Çocukların Türk yazarlarına bu kadar zaman ayırmaları bile "Çay içer misiniz, efendim?"

yü düşünüyordum. "Şu istasyonlu, limanlı, albaylı, kiliseli, belediye reisli, duğu sürece her saçmalık mubahtır!"

Bense, adamın Simon Bolivar'ın, "200. doğum yılı için" yazdığı öykü-

muzlu, cehennem sıcaklı, az Borges, çokça Marquez öykülerden biri,"

demişti Günay, "Egemen sınıfların öz-uzman aydınlarına 'avantürye' ol"Karşılıklı Hayranlık Derneği"nin sekreteri, Şükran Kurdakul'a göre,

"toplumcu gerçekçi akım"ın ilkelerini benimseyenlerdendi. Günay, Anadolu'nun bir gariban kasabasında doğan 'toplumcu gerçekçi' Türk eski tüfeğinin, Londra Amerikan Mason locasına kayıtlı, büyük burjuva kösının mümkün olmadığını düşünüyordu. anlatmayı sürdürdü, kenli, 'İmparator' olmaya kalkıştığı için, iktidardan uzaklaştırılan Karakash diktatör Bolivar'a, ne gibi bir muhabbet besleyebileceğini anlamaBeriki, sırtından sarılan Barış Derneği üyesini fark edinceye kadar "Komüntern'in beşinci kongresinde, Aydınlık, burjuva demokrasisi

çerçevesi içinde devlet ve belediye sosyalizmini desteklememiş olsaydı... Ooooo, üstadım, geçmiş olsun!" siplendik.

gelen de son eseri ile karşılık vermeye koştu. Değiş tokuştan biz de na-

Yeni geleni Günay'la tanıştırdı, bir kitabını "sunmaya" davrandı; yeni

imzalamıştı! Bir daha baktım! Doğru görmüştüm! Ciddi ciddi: "Bize verdiklerine şükran duyarak!" Fesuphanallah! duk. "Our God in heaven, hallowed be the name! Thou shall be in earth, 'Şükran Günü'nde, hindinin önünde, başlarımız eğik, mırıldanıyor-

"Sayın Günay Rodoplu'ya, Bize verdiklerine şükran duyarak!" diye

as you were in heaven..." Yani, "Asumandaki Tanrımız, adın kutsansın! plânı.

Yeryüzünde de, asumanda olduğun gibi egemen olacaksın..." ve saire, ve Günay'dan utandım.

saire... Sonra da "Bize verdiklerine şükran duyarak, amen!" - "Kes!" hindi Bu da bir 'hapishane anıları' kitabıydı,

gazetelerin üzerinde. Kullanılan kaşıklar tahtadır. Tabaklar ise melamin terjanlı kalır bulaşıklar. Ve tabii, soğuk suyla yıkanır hep. Banyo günleri çok on dakika akar... "

"Koğuşun çoğunluğu yerde olmak üzere yemek yenilir. Yere serilen

ya da naylondur. Başkasına izin yoktur. Su kıttır, gıdım gıdım akar ama haftalıktır ama bazen 14, bazen 21, bazen 28 gün olabilir bu. Sıcak su en rine bayıldıkları melamin tabakları ile bayram sofraları kuran analarını düşündüm. 'Gaste' kâğıdının üzerine dizdikleri 'statü sembolleri'nin, 'işOna baktım, taş gibi duruyordu. Hücre arkadaşlarını, güllü desenle-

bulaşık mutlaka yıkanacaktır. İyice çalkalama olanağı olmadan, yarı de-

kence' olduğunu bilseler, ellerini sürerler miydi? Aklıma, Ataköy'ün, Yeşilyurt'un, Kocamustafapaşa'nın yeni zenginleri geliyordu. Suların gıdım gıdım aktığı 'lüks' semtlerdi, bunlar. ('Lüks' paradan başka ne ile ölçülür ki?) Hamamı, haftada bir yakan ya da apartmanın sıcak su gününü pazara simle yıkanan, bir biz miydik? liğimi hatırladım!

ayarlayıp ailecek, -tamam, kabul, çağdaş!- ama kendine özgü bir meraYatılı bölge okullarını hatırladım. Sirkeci otellerini hatırladım. Asker-

yarı deterjanlı kalan bulaşıklar mıydı? Yani, bize yapılan her şeyi, örneğin miz için, işkence dediğimiz, kala kala, yirmi sekiz günde bir yıkanmaya mı kalıyordu! "Bence, her ikisi de doğru," dedi Günay Rodoplu, "İşkencenin tanımı "Herkesin işkencesi kendine!" diye mırıldandım, çok kötü baktı, "Öyle ya!"

Türkiye'de işkence dediğin, iyice çalkalama olanağı olmadığı için,

fiili livatayı, aslında 'olağan' buluyor, neden yakınacağımızı bilemediği-

da bir yönüyle sınıfsal. Mesela, Canan Arın diye bir avukat tanıyorum, o, 'başörtüsü işkencedir' diyor. Bu efendi de, banyo günlerinden yakınıyor!"

lerini düşünüyordu. Çizmeyi aşmış, patronlarını kızdırmışlardı.

Yine de, düzenin öz-uzman aydınlarının başlarına gelenleri hak ettik-

deyken tekrar tekrar gördüğü bir rüya vardı. Bir gece yarısı polisler evini

Rodoplu o gün bana ondan hiç duymadığım bir şey anlattı. Ben içer-

kanmış iç çamaşırlarını bulamıyor, çıplak tenine külotlu çorap giymek deni ile çorabın arasına tıkmıştı. Günay'ı merdivenlerle inilen, mahzen olmasıyla matrak geçiyordu!

basıyorlar, onu götürüyorlardı. 0 kadar acele ettiriyorlardı ki, yeni yı-

zorunda kalıyordu. Ne ki, aybaşı zamanıydı. Koca bir parça pamuğu begibi bir yere kapattılar. "Na, na, na! Bir Amerikan filmi daha!" dedi, gözünün önünde belirenin bir Türk yapısı bodrum değil, 'şato' mahzeni olmuş olduğumun fark edilmesi, kanlı pamuğun gözler önüne serilmesiydi. Dahası, kıllarım uzayınca ne olacaktı? İyi mi?" ğilim," dedi, Barış Derneği üyesine bakarak, "Benim 'sınıfım'ın öyküsü Ne söyleyeceğimi bilemedim. Zaten, izin de vermedi, "Anlamıyor de"Falakaya yatıracaklardı, biliyorum. Ama korktuğum o değil, donsuz

bu. Asgari insani müştereklerinin saptanması ondan o kadar önemli. Bitiksel bir kesinlikle saptanıp tasnif edilmeli. Sosyolojinin 'metrisi ile debeleneceğine, üniversite bununla uğraşmalı." Nasıl olabileceğini

liyor musun, revizyonizm bir bilim olmalı! Yaşanan 'gerçeklik' matema-

anlatmaya koyuldu. Gülmeye başladım ben de! Başka bir fakülteye giremedikleri için 'Sosyoloji'ye kapak atan kızakları. İzzet Abi'yi hatırladım, bile bile, ütopya olduğunu bile bile kapılıyor!" "Öyle coşkulu ki," demişti, Günay için, "İnsan onun yanındayken Türkiye'de her şeyin mümkün olduğu gibi bir hisse kapılıyor! Olmayacağını tucu olan, fiili livata kurbanlarının sessiz kalmaları. Yüzlerce roman, anı, "Tamam. Tamam!" dedi Rodoplu, o da gülüyordu, "Her neyse! Korku-

öykü dökülmeliydi. Aradan neredeyse on yıl geçti, hâlâ yok. Neden? Eğer,

Türkiye insanı kendi varlığına kayıtsız kaldığı içinse, kendisine duyduğu

muhabbet soğumuşsa, kendisine karşı dostluk hissetmiyorsa, 'var' oldusini her an bir şey için feda etmeye hazırsa, o zaman, o zaman durum en kötü korkularımın ötesinde kötü arkadaşım!" ğunu, bir 'değer' olduğunu her an yadsıyacak bir ruh halindeyse, kendiGözlerini kısmış, meslektaşının yakışıklı yüzünü, sınıfının ince zevki-

ni yansıtan giysilerini süzüyordu. Onca eğitimin adamın üzerinden bir su törpülemek doğrultusunda hiçbir şey yapamadığını düşündüğünü bilina koydum, bana dönmesini sağladım, "Efendim, canım?" dedi, Günay. dum. gibi geçtiğini, ziyan olduğunu, ben-merkezciliğini, vurdumduymazlığını

yordum. Ne ki, herifin hafiften kasılmaya başladığının farkında değilmiş

gibiydi. Türk erkeğiydi keriz, Günay onu kesiyor sanıyordu. Elimi omzuAdam, omuzlarını silkti sanki, "Senin olsun!" dediğini duyar gibi ol"Bir yandan, koğuşlarına 'sağlanan' televizyonda izlediği klasik mü-

zik konseri üzerinde '..İkinci bölüm (Larghettho) zarif bir romanstır' diye sun. Kendi bedelini ödüyorsun arkadaş. Kendini satmayı reddettiğin için inledi Günay.

ahkâm keserken, öte yandan, 'Çağının bedelini ödüyorsun sen. İnsanlığın

evrensel mirasına sahip çıkmayı istemedin mi? Onun bedelini ödüyor-

"dedirten narsist hamasetten bütün kalbimle iğreniyorum!" diye adeta

ti de dâhildir, değil mi?"

relere televizyon seti ve satranç takımı verilmesini sağlayan nüfuz ticareYüzü bana dönüktü. Velidedeoğlu kuyruğunu yarıp, bizim tarafa yü"Kim?" diye döndü, göz göze geldiler.

"Kendini satmanın birden fazla yolu var canım, buna, ayrıcalıklı hüc-

rüyen Suat'ı görmeyeceğini umdum, ama telaşım beni ele verdi.

II
Suat, Şiran'ın kardeşiydi. "Hayatımın en sarsıcı sosyolojik deneyimi,"

dediği Örenlerin, ikinci büyük oğulları, Günay Rodoplu'ya, "İhanet, taammüden cinayetin öteki adı. Kötülüğü teorik olarak bilirdim, Örenler bana uygulamada gösterdiler," dedirten Mardinli aile. coşkuyla sarıldı! Sımsıkı sarıldı! Yerinden kalktı, uzaklaşacak sanırken, Suat'a, hiç beklemediğim bir Benim için anlaşılmaz bir davranıştı bu! Biçimsiz, karanlık, yabancıKırılmıştım. Kırılmıştım, çünkü güçlü görmek istiyordum onu. Suat'ı

laştıran bir davranış! Zafiyetini kanıtlıyordu!

ve Örenleri belleğinden tümüyle silmiş olmasını, herifi hiç değilse, eski

tüfek yazarı koyduğu yere koymasını istiyordum. Kalkıp gitmeyi, onu

sahte sevgilerle oyalanmaya bırakmayı bile düşündüm. Hissetti. Suat'ı saran kollarını bir an gevşetti, bana döndü, lar birikmişti. "Bak, gördün mü, gelmiş!" dedi, titreyen bir sesle, kirpiklerinde yaş-

isteğinin yerine gelmesi olasılığı onu öyle sevindirmişti ki, bırakıp gitmeye, ona bir de beni kırmış olmanın üzüntüsünü yüklemeye kıyamadım. landığı doğrultusunda bir açıklama geliştirmeye zorladım kendimi. Oysa, vilmeye özel bir önem verdiğini anlayacaktım. Gergin bir gününde olduğu, böylesine duygulanmasının bundan kaynakdaha sonra tekrar düşündüğümde, Suat'ı sevdiğini, onun tarafından sehiç yalan karıştırmadan, içtenlikle, yeniden kazanma, yeniden hayata geKötülük, bir hastalıktı Günay'a göre. Hastayı kesip atmak yerine, işe

Suat Ören hakkında yanılmış olmamı öylesine yürekten istiyordu, bu

tirme, kurtarma yolları aranmalıydı. Üstelik, sahici bir devrimciydi Suat, ne muhatap oluna-biliyorsa, epey yol alınmış demekti. "Meraba abacığım," dedi, Günay'a.

("insanı sevdi, hayatı sevdi, yaratıcı ve hoşgörülüydü!" diyordu) sevgisi"Meraba abacığım... Görüşünceye kadar seviyor, özlemle kucaklıyo-

rum. Benim yerime bililerini öpeceğini de biliyorum. Damga: Görülmüştür. lü.

Güvenlik Komutanlığı" Suat'ın hapishane mektuplarının değişmez formüBana baştan savma bir selam verdi, "Dur, sana bir bakayım!" "Meraba, abacığım," diye tekrarladı. Adamın ardında dikilen, Günay'ın "düz devrimci kızlar" diye tanım-

ladığı, ("güncel estetiğin, ağda hariç, her tezahürünü reddeden yorgun bında boşanan karısından sonra edindiği "arkadaşı" olmalıydı. Vildan'ı anımsatacak her şeyin silinip atılma gayreti bu kadında somutlaşmıştı

bakışlılardan") genç kadını neden sonra fark ettim. Suat kaçakken gıyasanki. O ne kadar beyazsa, bu o kadar esmerdi; onun yüz hatları ne kadar

narinse, bununkiler o kadar kabaydı. Suat'ın eski karısına duyduğu tutkunun tersten tezahürü olduğunu düşündüm. daşı ve devrimcilik heyecanlı bir hırsız polis oyunu niteliğini koruduğu sürece devrimciydi, Vildan. Yani, türküler söyledi, kocasının anadilini öğrenmeye çalıştı, çocuklarına Kürt isimleri takmanın saygınlığını (saynası, belki de oğlunu profesyonel devrimcilikten vazgeçirebileceğini umduğu için, baş tacı etti Vildan'ı. Çocuğu yaşındaki görümceleri sobasını yaktılar, çayını demlediler, bebelerine dadılık ettiler, yeşil fasulye yemeyi, mutfak raflarına naylon örtü yaymayı öğrendiler." "Bu nedenle okuldan kaldılar, ama ne gam, karşılığında zeytinyağlı Akça pakça bir Egeli, daha doğrusu Girit göçmeni, Suat'ın sınıf arka-

gındı, çünkü düzeni alenen protesto ediyordu) yaşadı. Dil bilmez kayna-

Sonra, 12 Eylül geldi. Suat'ın peşine düşen güvenlik güçleri, kocasının adresini Vildan'dan sordular. Vildan, Devlet'e çalışıyordu. Müdürüne, etmediyse, kariyerinden (yüksek jeoloji mühendisiydi) öte, sigortasını, odacısına rezil oldu. Şiran’ın "istifa et gel, bizimle otur" önerilerine itibar

emekliliğini düşündüğü içindi. Yavaş yavaş uzaklaştı Örenlerden. Bir süre sonra çocukları da göstermez oldu. Ailenin en gücüne giden de buydu. diye beyhude haberler gönderdi kayınpederi. Diğer taraftan, devrimin doğru ve hakça olacağına karar verdi. Kararını Şiran aracılığıyla tebliğ belirsiz bir tarihe ertelendiğini düşünen Suat, Vildan'ı, ama iki çocukla, "Çocuklar benim tohumum, çocuklarımızı bıraksın, nereye isterse gitsin!" ama bir komünistin, bir bölücünün dulu olarak, serbest bırakmanın en etti ama reddolundu. "Kocamı seviyorum!" diye haykırdı kadın. Aradan bir-iki yıl geçti, sonra bir gün, Suat’ın yakalandığı, daha doğrusu, kaçmaktan yorulup, kendisini yakalattığı günlerden birinde, bir nedenle Resmi Gazete'yi karıştıran Şiran bir ilana rastladı: Vildan, Suat'ı gıyabında bodın, aynı Şiran'ın birkaç yıl sonra, ipek gömlekleri ve keten takımları şamıştı! Sapsarı oldu, "Waa!" diye bağırdı, "Waa, Orospu!" Ne ki, aynı kaiçinde (karısı, 'haute couture' bir modacının sekreteriydi) her türlü kö-

savurduğu (Nişantaşı’nda bir restoran kapatmıştı) düğününde göbek attı. tuğuna şahit oldum. Mide kanaması geçiriyordu.

tülüğün başı gördüğü feodal arka-planını yücelten bir pervasızlıkla para Ortak bir tanıdıkları olayın ayrıntılarını anlattığında oradaydım. GüBen ise olayın, adi bir vakadan ibaret olduğunu düşünüyordum. Bi-

nay'ın ellerinin buz kestiğine, sonra korkunç öğürmelerle banyoya koşzim kuşağımızın hikâyesiydi bu: İhanet, 'asıl'larına rücu eden, ağa oğlu

devrimciler, senet mafyasına duhul eden ülkücüler... Bunları hatırlamalirteyim, Suat'ın, Şiran’dan ya da diğer Örenlerden farklı olduğuna ilişkin hiçbir somut kanıt da yoktu!

sını, kendisini kapıp koyvermemesini diliyordum. Bu arada şunu da be"Biraz da okuduğum kitaplardan söz edeyim," dedi Suat, neden sonra.

Henüz hiçbir şey konuşulmamıştı ama o, yine de sözü değiştiriyordu. Yanımdaki sandalyeyi, "İzninizle, arkadaşım," diyerek çekti, oturdu. Günay'ı hoşnut etmeye, ayrılıklarını iyileştirmeye çalıştı. "Gogol'un 'Ölü Canlar'ının güçlü, güzel bir anlatımı var," diye başladı,

"Einstein'ın 'Fiziğin Evrimi', bilim yöntemi konusunda Yalçın Küçük'ün aktardığından çok daha zengin. Ancak tamamlayamadım. Fizik bilgilerimi hatırlamak gerekti." "Eh, herhalde," dedi Günay, Suat'ın, yüksek jeoloji mühendisi diplo-

masına karşın, marn tabakasını şistten ayıramadığını söylediğini hatırladım. "Peki de, o okulda beş yıl ne yaptınız, oğlum?" diye sormuş, malum cevabı almıştı, "Kopya!" "Devrimcilik!" "Ya sınavlar?" "Ödevler?!.. Dur, ben söyleyeyim, Vildan sağolsun."

nın verdiğini farz ettiği üzüntüyü teselli etmek ister gibiydi.

İçini çekti, Suat'ın başını okşadı Günay. Boşa geçen öğrencilik yılları-

lenmiş gibi gözlerini kaçırdı.

"Kafka'nın 'Dava'sı da öyle," diye sürdürdü Suat, fiziki temastan etki"Güzel bir kitap olsa gerek! Özellikle son bölümü, piskoposla konuş-

maları derin. Anlamak için yoğunlaşmak gerekiyor. Ölümünden sonra derlenip yayınlanmış olması da anlamayı güçleştiriyor. Saksı mı değişti, ben mi yaşlandım, nedir, fazla zorlanmaya gelmiyor." "Yok, canım, ondan değil!" dedi Günay. Suat bunu, "Dur, bakalım, sen daha çok gençsin!" türünden bir iltifat "Kafka çok batılıdır. Bize zor gelir," diye açıklamaya başladı, vazgeçti.

sandı. Oysa çok geç olduğunu, genç adamın açmadan solduğunu düşünüyordu Rodoplu. İtalik'lemeye başladığını duyabiliyordum, "Nasıl yani?"

İzleyecek diyalogu da tahmin edebiliyordum,

"Kafka, Avrupa'nın 'Bunalım Çağının ürünüdür..." dediğini hayal ettim. "Basbayağı, işte. Bunalım Çağı. Malum, (bu 'malum', ayıp olmasın gi-

rizgâhıydı, yoksa, nereden malumdu? Kime malumdu?) yirminci yüzyılın başına gelindiğinde, Batı Avrupalıların büyük çoğunluğu dünyada her şeyin yerli yerinde olduğu, ufak tefek aksaklıklar varsa, bunun da akılcılık ile bilimin yenilmez ittifakı sayesinde çözüleceği inancı içinde, rahat ve güvenliydiler. Ancak, bir elli yıl kadar sonra bu huzur yerini bunalıma benzer bir tedirginliğe bıraktı. Düşünce tarihçilerine göre, 1950'lerde yayınlanan üç roman, Orwell'in '1984'ü, Gheorghiu'nun '25 Saat'i -bildiğim kadarıyla, Türkçe'ye çevrilmedi, yerine, saçma sapan bir filmini gördük-, Koestler'in 'Özlem Çağı' Batı dünyasının, 'Bilim Çağını geride bırakıp, bir tür 'dini intibah', yeniden doğuş, çağına giriyor olmasının ilk kanıtlarıydılar. Bu dinin, Luterya da Aquinas zamanında olduğu gibi, kültüre egemen olması anlamında değildi, ama, kendi deyişleriyle, bilimin artık 'kutsal inek' olmaktan çıkması anlamındaydı. Bu bağlamda, yirminci yüzyıl insanı geleceğine ilişkin, kendisinden önceki 'Din Çağı ' ve 'Bilim Çağı' insanı gibi güvenli olmaktan çıkmıştı. "Nasıl güvenli?"

"Senin dünya görüşüne, komünizme duyduğun gibi güven. Müslüman'ın şeriat düzenine duyduğu güven gibi güven. Geçen yüzyılın bu anlamda güvenli burjuvası gitti, onun yerine hayatı üzerindeki denetimini kaybetmiş olduğunu dehşetle fark eden insanlar geldi. Aynı şekilde, ülkeler ve uygarlıklarda siyasi ve ekonomik geleceklerine egemen olmaktan çıktılar. Bu durum özellikle Avrupa insanı için geçerlidir. Çünkü Avrupalı kendisini 'yaratıcılığın piri' bilip, yüzyıllar boyu dünya gündemini saptamıştır. Oysa bu yüzyılda, iki süper gücün arasına sıkışıp kalmanın çaresizliğini yaşadı. Öte yandan, 'Büyük Makine ' dedikleri 'muazzamlar', yani devlet, siyasi parti, iş âlemi, işçi sendikaları, atom bombası, bireyi, her an ikame edilebilir bir hiçliğe indirgedi. Kafka, (o senin okumak istediğin 'Dava'da) Huxley, Orwell, hatta, Pink Floyd, bu 'muazzamlar meselesini anlatırlar. Derler ki, bu yüzyılda insanların dünyası önceki yüzyılların 'güneş ışığının apaçık' dünyası değil, 'gece karanlığının' dünyası, yani, 'Bunalım Çağı'dır. Önce doğaüstü, yani Hristiyanlık, sonra da burjuva yasalarını tepen Batı insanı, kendisini kabul gören bir değer sistemi olmadan yaşamaya, yani bunalmaya, mahkûm etmiştir. Bu durum, bir taraftan da totaliter rejimlerin işlerini kolaylaştırır; işte Hitler, işte Franko gibi. "Ya sosyalizm ?" "Hiç olmadı ki, canım. Sosyalizm İslâmiyet kadar bile yaşayamadı!" Yarasına tuz basmamak telaşı içinde ekledi, "Ona bakarsan, Hıristiyanlık da, kapitalizm de olmadı. Bakınız, Ayn Rand, 'Kapitalizm: Bilinmeyen İdeal'. "İşimiz romancılara kaldı, desene!" dedi Suat, takılıyor gibiydi. "Edebiyatçılara kaldı, evet, " diye cevap verdi, Günay, "Edebiyatın 'edep’ ten geldiğinin bilincinde olan edebiyatçılara, 'roman'ı, 'romantikle, 'romantizm'i, abazan bir çiftin ay ışığı oynaşmaları ile karıştırmayanlara... " radan, "Böyle konuşmak zorunda kalınca çok sıkılıyorum," dedi bana son"O kadar çok insan, o kadar çok konuda, bilmeden konuşuyor ki, söz-

lerimin doğruluğunu kanıtlamak için referans vermek gerekliliğini his-

zaten. tek bir düşünce tarihi bile yayınlanmadı. 'malumat' ise öğretilmiş. özel- . Teller'in Hangi Türkçeyle? Hangi kültürel donanımla?" "Nasıl?" dedi Günay. Spino- Feuerbach'a ilişkin değerlendirmelerini yorumlayacak! Hangi çevirilerle? kahrediyordu. bu istiflikle de. vereceğim referansların Türkçe olmaması sorunu ortaya çıkıyor." İtalik'lediğini hatırlatıyordum. uzak olduğu kadar uzak değildi. aydınlatan 'ışık'. 'Malumat' sahibi olmak erdem değildi. Ve hiç kimse 'bilge'likten. hayata asılan. iğdiş edilmiş istifçilerdi. ama hayata iğreti duran kazanımlar bütünüydü. Ayn "Ne söyleyeydim? Uzun ve sıkıcı bir monolog olacaktı. "Tezler"in dördüncüsünde Yalçın Küçük'ün zorlandığını. Enis Batur. "hayatın bütününe ilişkin kerterizini yitirmiş Türçilerin. 'Malumatçı'lar. "Tarih Bilinci ve Edebiyat Bilimi". her an bir şeye çarpıp devirmek korkusuyla hareket edemeyen. hayatı açıklayan. Bakınız. Suat. bakınız. "Nasıl okudu? Feuerbach'ı bilecek. Ülkede ne tercüme. Bu olgunun. ne derleme. Bu defa da. Günay Rodoplu. yazmadığı bir kitap uğruna sakat kaldı!" tek bir medeniyet tarihi. hayatın bütünüyle çakışan. hem de havanda su dövmenin çaresizliğini yaşıyor. Tersine. referans isteyecekti. zor- za'dan Bacon'a tüm modern felsefeyi bilecek. öze dö- nük. "Edebiyatta Gerçekçilik Sorunu" isimli kitapları okumuştu. ara vermesinin iyi olacağını düşündüğünü anlatıyordu. 'Bilgi' esasa. İnsan hem üstünlük taslar konuma girmenin sıkıntısını. Rand'miş! Nereye bakınız? Türkçe'ye çevrildi mi ki?" "Bir şey söylemedin. "Yüzme bilmeyen çocukları derin sulara fırlatan 'malumat' açlığına" 'Malumat'ı. bu 'entel'lerin. ne de telif. 'bilgi'den ayırırdı. Bu bağlamda gerçek bir Taoistti. belleğe stok edilmiş. yani."Feuerbach Üstüne Teller'i". asla kullanılmayan eşyalarla tıklım tıklım dolu bir odada. amaçsız 'malumat' insanların zihni ve ahlâki masumiyetlerini kaybetmelerine neden olurdu. Tanilli. Türkiye'de (o. Teller'i bilecek. sorgula- yacak. yorumlayan.sediyorum. Zavallı landıkça kısırlaştığını. Suat.

"Dışkı'nın insanın kullanıp atmış olduğu posa olması nedeniyle çok "Malumat istifçilerinin haşır neşir oldukları dışkı. Canlıların kendilerini tekrar tekrar yenileme kapasitelerinin farkında değildir." dedi. "çağının hiç. ' diye başlayan 'malumat'a sarıldoksan dokuzu. ister solcu.. düzenli. 'Komüntern'in beşinci kongdünya ile ilişkisi mülkiyet ve denetim üzerine kurulur. statükocudur.istifçi. 'amaç'a dönüşüyordu. çevresi ile sevgiy- ." diyordu Günay. Bu bağlamda. Sanki. inatçı. örneğin. 'amaç' nedir?" diye sordum.cezaevleri adam almazken. raksamadan. yaşanan gerçekle hiçbir ilişkisi olmayan. ama hiç farkında olmadığını söyleyen" saçmalıkları kapsıyordu. 'Malumat' araç olmaktan çıkıp. Okulda. olanca çıplaklığı ile gözlemlenebildiğini. ister sağcı olsun. ' ya da 'Abdülhamid efendimiz. yaşama artık hiz- met edemeyen. Kendisini güvencede hissedebilmek için elinde olana asılır. Barış Derneği üyesinin 'Çağının bedelini ödüyorsun sen' gibisinden. ona hizmet etmeyen bilgi kırıntılarıdır. zaman içinde. örneğin." Çok da akla yatkın bir açıklaması vardı.. "Anal-istifçi karakterin le bütünleşmesi söz konusu değildir. "Peki. örneğin Bolivar'ın ululanmasına kadar uzanı- yor. yaşayan insanın gerçeği ile çakışmayan. dünyayla sevgi ile bütünleşmeyi öğrenmektir.. sahtekârlığın. hasis -kendinden bir şey vermeyen anlamında. "Ama malumat istifçileri için bu mümkün değildir.. Alman epik tiyatrosunun 'ges- 'malumatçı' eğitimin yaygınlaşması ile doğru oranda arttığını söylüyordu." yerinde bir simge olduğunu düşündüm. kullanılıp insanın yaşamsal sürecinin dışına atılmış olanla haşır neşir olan. 'malumat' furyası. yani. "Amaç. Solon kanunları ile Seneca arasında bir yerlerde başlayan tus'larının tartışılmasına. hiç du"Freud'un 'anal karakter'ini hatırla: 'Dışkı' ile.kiye'de" diyordu). elindekini kaçırmaması gerektiğini düşünüyor gibidir. enerjisi. Türkiye entelijensiyasının yüzde resi. Böyleleri -yani. akli kapasitesi çok sınırlı olduğu için o güne kadar biriktirdiklerini saklaması.

sevinen. Bence buna benzer bir şeydi Günay'ınki de." diye anlatmayı "Latife Tekin'in 'Gece Dersleri'ni henüz okuyamadım. 12 Eylül sonrası romanlarında. Şimdi. insanlarla öylesine özdeşleşiyordu ki. geçmişe. eve daha bir yakındı. rahatladı Günay. Hayatta kalmanın ancak yenilenme ile mümkün olduğunun bilincine bir türlü varılamadığı için. yılda bir kez. onun acıları ile özdeşleşen rahibelerin avuçlarında çarmıha gerilen peygamberlerinin avuçlarındaki çivi dekleri gibi delikler açılabildiğini. biliyor musun aba?" "Nasıl.mazlarsa yok olacaklarını sanırlar. biçimde ve ve dergilerde onunla ilgili eleştirileri okudum. İsa'ya duydukları aşkla. ğulmalarını hızlandırmaktan başka işe yaramayan hazin çırpınmalarına işaret ediyor. Türkiye'de otuz yıldır aynı gündemin dayatılmasının nedeni de budur . bir zamanlar la. Ukalalığım üzerindeyken kısmen içerikte farklılıklar taşısalar da. aynı insanlar. savaşan." dedi. canını yakıyor. en az otuz yıldır. biraz da edebiyat eleştirmenliği yapayım bari.köhne gündemlerini yani 'mal'larını koruyabilmek için ellerinden geleni artlarına koymaz. kanların onlar adına kinlenen. bu bilgi olmuş ama artık posası kalmış kırıntılarına kaskatı yapışılır. gerektiğinde despot kesilirler. "Eroğlu'nun 'Yarım Kalan Yürüyüş'ünü de okudum.. canım?" boşandığını biliyordum.Mesekonuda. kıyorlar. esas itibariyle nasıl ba- . tanımı gereği eklektik 'malumat' edinme furyası içinde boacı veriyordu ona. doğaüstü bir şeylere tanık oluğum duy- gusundan hiçbir zaman kurtulamadım. acı çeken hep oydu. gönülsüz. "Gazete "Estağfurullah!" dedi Günay. utanan." layan ahkâmdan nefret ederdi. sürdürüyordu Suat. İstediği kadar 'koptuğunu' söylesin. sayfası yazı yazarlar. "Okumadım ama. en az iki tam gazete Gençlerin. bu 'facia'ya tanık olmak. haniyse fiziki bir Günay Rodoplu'yu izlerken. bir Tevfik Fikret-Mehmet Akif meselesi vardır ki. " diye baş"Eroğlu. Tekin ve Altan. bizim sahamızda.

canım. ABD." dedi. malumatçılığın "SHP. öyle konuşa"Evet! Her şey bir yana. Tekin'in. lım. dönüyorlar ve bacaklarının arasından bakıp gördük- rastlarsan ne âlâ!" Duymadı. "eleştirideki edep ve adap yokluğu "Şöyle: Eğiliyor. hak verirsin!" derken konu değiştirdi. atalarının izinden gidiyor ama Kemal kadar kişilikli de olamıyor. statükocu edebiyata karşı durabilmiş bir iki Türk ya"Latife'yi daha okumadın. İçinde." Hoş bir kelime oyunuydu doğrusu! zarından biri (diğeri. toparlandı. TÜSİAD onayının zorunluluğunun bilincinde gözüküyor. olmaz mı?" "Sen beğeniyorsun?!" Rodoplu. hırsını ondan almak gibi bir olanağım olmaaldığını düşünüp. ama. Bakış açılarının yanında. iktidar olmak için. halktan şimdiden sağlama kaçınılmaz sonucu. Suat. Senin yaptığın gibi. benimseyebileceğin bir şeye "Yani. Kemal Tahir'di) olduğu düşüncesindeydi." dedi ve ek- ledi "Ve 'Kelam." diye uyardı." diye açıklamaya çalıştı. "Oku da. Yani. sözümona bizim romanımızı Tabii. şaka etmişmiş . canım. edeplilikten de yoksun olduğu"Sizin romanınız değil. Günay. hükümet olmak için gerekli onayı. SHP il başkanını yakalayıp. bütünüyle namustur!'" gibi güldü. dığını da düşünürsen. artık iğrendirici olmaya başladılar!" sükûnetle. kendi romanları. hâlâ Tekin'e ilişkin eleştirideydi.lerini sandıklarını yazıyorlar. biraz da konusunun bunlardan yokluğundan geliyor. şimdi bu eleştirinin ebedîlikten de. Baktıkları yerleri yeterince temiz tutamadıklarından olsa gerek. Ama. "Herkes kendi romanını yazar. nu haklı olarak söyleyeceksin. Derin sulara girmeye başladığını fark etti. ahlâklı olduğunu düşünüyorum. yazan bu üçlü. bacak açılarının da dar olduğu anlaşılıyor. baktıkları yerlere kendi kirliliklerini bulaştırıyorlar.

Türk sinemasına. kare kare kopya ediyorsun. Ertem Eğilmez in tecimsel siciline bir artı daha. te"Ne demek istediğini anlamıyorum. Çünkü. resmi tarih. de ki. Hoş. dil bilmez Türk'ü kandırıp. durup durup Güney Amerika'ya benzemekten korkuyoruz!" başladı yine." dedi Suat'a. bir iletişim yöntemidir. ışıkçının ışığından oyuncunun oyununa kadar çalıyorsun. kostümcünün tasarımından kuaförün modeline. İtalik konuşma "Şunu demek istiyorum: 'Namus' doğaüstü bir ahlâk kuralı değil. neyimi kızların eğitilmesi zorunluluğunu dayattı ve kız okulları açıldı. Hugo'dan 'Han-ı Yağma'yı çeviriyorsun. Ortaya çıkan bu hoşluğu TRT yayınlıyor. De ki. kopyayı şiddetle cezalandıran Batı toplumu bunu toplumun somut çıkarlarını korumak için yapar. Kaybeden kim? Toplum. biriktirilen toplumsal deneyimi de iktidarın çıkarı doğrultusunda yorumlar ya. namussuzluğun kolektif zarar verdiğini yıllar yılı sınamış. İktisat terimiydi. Tevfik Fikret'sin. 'başarı' olarak sunulan pek çok gi"Çalmayı. Zaman ziyanı. en temel kaziyeden. bu noktaya gelebilmek için toplumsal birikim gerekli. "Diyelim. kaynak ziyanı. Türkiye'nin biricik Şener Şen'isin. 1800'lerin ortasına gelindiğinde Osmanlının toplumsal de- . birikimsiz toplum anlamında kul- landım. seyirci memnun. ne de 'Âşık Oldum'. ben yazdım yapıp. Ya da. deneyimsiz. Günay'ın düşüncesini en çok etkileyen kavramlardan biriydi bu 'fır- neyi kaybettirdiğini sorguladığından. toplu- mun somut çıkarlarının dayattığı bir davranış biçimi. Hotanto Cumhuriyeti dediğim oydu. ne 'Han-ı Yağma' Türk edebiyatına bir katkı. ikna olmuş. 'Kırmızılı Kadın' denilen Amerikan filmini alıyorsun.rimden. değil mi? En başından. Ama. yani. rişimin ardındaki tuzağı görmeye yarardı. kazanımmış gidimin bir sonucun. "Ne günlere kaldık. başlayacağız: namustan! Hotanto Cumhuriyeti! Tevekkeli değil. ünleniyorsun. en kötüsü. tabii. 12 Eylül'den Beyaz Kitap'tan başka ne kalacak?" Bunları söylemedi. "Hotantolular affetsin." dedi. ikna etmiş olmak lâzım. Savaş Dinçel'isin. fırsat maliyeti çok yüksek!" sat maliyeti' kavramı. Suat. aba.

abacım." dedi. Çünkü kızların okumalarının gerekli olup olmadı- tediği biliniyor olsaydı. kendi gerçekliğinizi yazmalısınız. canım. gerçek birden fazla. abacım. Ne yapacak? Toplumun ğı meselesi yüz elli yıldır gündemden kalkamadı gitti. "Belki de tersine. ters düşebilir. toplumsal biKaldı ki. böyle bir deneyimi olduğunu yadsıyacak. Suat. Sıradan bir merhaba harekâtı sıkıntılı bir . toplumsal mutabakatla ilgisi olduğunu düşünüyorum." namuslu bir kitaptır. Sen de. Rodoplu. Resmi Tarih her türlü ilerici hareketi Cumhuriyet Türkiyesi'ne atfetmek istiyor. bütünüyle de." dedi Suat'ın arkadaşı. Günay'dan "Haksız da değil." "Toplum demokratik olmayınca böyle. Yan faydaları da cabası. resmi tarihi. yani Osmanlıyı mümkün olduğu kadar karanlık tutmak lâzım.Nitekim. Nedeni de belli: Cumhuriyeti bembeyaz göstermek için kontrastı artırmak. bana öyle gelir ki. Ama. İnas Rüştiyeleri 1858'de." dedi. Demokratik toplumlarda yalan özgürlüğüne de saygı göstermek zorundasın. derse dönüştü!" "Çok kolaymış gibi söylüyorsunuz. her şeyden yorum. öyle de oldu. Atatürk iktidarından altmış-yetmiş sene önce açılmıştı. mesela. sahtekârlığı alt etmenin yolunun da. Kaybeden kim? Yine toplum. saçma sapan itirazlardan çoktan kurtulmuş olur"Hayır. önce 'kelam'ın bütünüyle haysiyet olduğu bilincinden geçtiğini düşünüyatırımına demek istiyorum. Kaldı ki. gerçekleştirmek istediklerine set çekebilir ama Latife'nin kitabı kendi gerçeğini anlatan. çıkarın derken duygusal linçle. senin çıkarına. kızcağız. Abdülhamid Efendimizin kız çocuklarının okumasını isduk. yani yalan söyleyecek. sizler hiç hoşlanmadığını gözlerinden okuyordum. Oysa. Günay da öyle hissetmişti. Uygulamalı namusun. görecelikçi ahlâk sisteminden kurtulmalıyız! Uzun lafın kısası. (Ne yapacaksın yani? Han-ı Yağma'yı yasaklayamazsın ya!) Sahtekârlığı önlemek Hazreti Süleyman adaletinin geçerli olduğu totaliter rejimlerde belki de daha kolaydır. Suat'cım. demokrasiyle de ilgisi yok. Her şeyden önce.

. "Buyurun?!" dedi. ne dikmiş. Ne oldu. masanın önüne çömelmiş. "Hayır. Belki de böylesi bir gülüşü becerebiliyor olması uyardı beni. Ama bir 'pozitivist'tim ben. "Buyurun!" di. Pardon!" yolları olduğunu biliyorum. su gibi gülüyordu adam. alabildiğine yumuşattığı "Kolay olduğunu söylemiyorum. Gözlerini. Günay’ın yüzüCevap vermek yerine. oyununa katılmasından büyük sevinç du- Özden'i hiç sevmedim. sadece gözleri gö- Günay'ın konuşmasını bitirmesini bekliyor olmalıydı. Şafak etmememin nedeni de buydu. Kendisine döndüğünü görünce boydan boya gülümsedi. hoşgörü. diye döndüm. anlayış. yeniden.bir sesle. hatta muzır odaklaşmayı içselleştirdiği- ni hissediyordum! yan çocukların neşesine benzer. dupduru bir coşkuyla. daha da sıcak gülümsedi adam. fırsat- çılığın. Günay. Günay'a bir şey belli . Sansürü alt etmenin rum. Günay. dünyanın en yürekli kitapları- nın ağır baskı dönemlerinde yazıldığını biliyorum. yine. hayretler içinde kalmıştı. gözlerini adamın gözleriyle aynı hizaya geAdamın gözlerindeki haylaz. Ama. "Buyurun?" dedi Günay. Cevap da vermedi. küçük bir çocuğun oyununa katılıyormuşçasına eğiltirdi. Öyle söylemiyorum. En çok korkulması gereken sansürün." dedi kadına. köşe dönme iştiyakının dayattığı otosansür olduğunu düşünüyorünen genç adamı ben de gördüm. büyüğünün.. ama çömeldiği yerden kalkmadı. Adam yine kıpırdamadı. Konuşmuyor. Ne zamandır oradaydı. bilmiyorum. Daha da hayretler içinde. çenesini masaya dayadı. Önyargılardan (şimdi artık 'içgüdülerim' diyorum) ürkmeyi öğretilmiştim. hatta tuhaf bir şekilde af talep ediyor gibiydi.

"Üzdüler sizi!" Sövmemek için zor tuttum kendimi." dedi. sesinin tonunu ayarlamıştı. "çok güzel bir oyundu "Seni özlüyorum." dedi. Günay'ı üzmüş olmalarından dolayı duyduğu rar gülümsedi. Günay'ın yüzünün aydınlandığını.olmuş gibi mahcup. Şafak Özden yekten. buyurun artık!" dedi Rodoplu. Suat ve arkadaşına. bu hicri başımdan atabilmirem!. benim misafirlerim var" tonlamasıyla. tek- . Sesinin tonundan bu defa kesin bir cevap istediği belliydi. izin istediler. Henüz. Durakladı. dudaklarının mutlu bir tebessümle yayıldığını görüyordum. Günay. gözünde beliren ışıkları görmemezlik edemiyordum. az ilerdeki büfeyi işaret etti. bunun Suat'ı son Genç çifti tehlikelerle dolu bir başka dünyaya uğurluyordu sanki. ama." "Size hayranım. "Sizi de ama. Ne ki. Kalabalığa karışmalarını. sevdiğim. rine çakmış. haniyse.. dolu gözlerle izledi. Kendisini büyük bir dikkatle izleyen adama döndü yine. "Suat'a iyi bakın!" görüşü olacağını da bilmiyordu. benim olduğunu düşündüğüm bölümlerden birinden cümleler tekrarlıyordu. Gözlerini Günay'ın gözle"Kitaplarınıza hayranım. "Buyurun. Suat'ın gözden kaybolduğu yönü işaret etti. Şafak Özden. Rodoplu'nun kitabında en çok "Hicrinle geceler yatabilmirem. kızgınlığı geçiştirmek istermiş gibi derin bir nefes aldı. başını salladı." diyerek kadına da sarıldı. Suat'a döndü." diyerek sımsıkı sarıldı. bekliyorum." Adam. beklemedik bir duyarlılıkla ödüllendirilmiş gibi duraladı. beni ihmal etme. söylediğinin sıradan bir iltifat olmadığının anlaşılması hayati bir gereklilikmişçesine ciddileşmiş. yanaklarının pembeleştiğini. Suat ve "arkadaşı" çok özel bir iletişime istemeden kulak misafiri "Hadi.

sonradan.Madran Baba Dağı.. bir kitapçı dükkânımız var. Günay olduğu için cesaret edemez. duraksadı. diye düşünüyordum. istediği verilmezse kalbi kırılacak çocuk güveni. Haklıydı. niyetini keşfedebilmiş değildim ya da keşfedebildiğimi kondurmak istemiyordum. değil mi?" diye ısrar ederken. Olur mu?" "Olur. ilk fırsatta çıkarılıp atılacağı belli gevşek di. "ama buradan ayrılmam doğru olmaz şim". Şafak. boyasız mokasen ayakkabıları. yerli yerine oturdu. gözlerin- deki kurnaz pırıltılardan anlıyordum. Günay şöyle bir süzdü.." demesini beklemiyor"Bizim Mustafa'yla mı? Ben konuştum. "'Bir kavecik yapam. Yine de. dum. Çine Deresi geçer. Beni yok saymasından. değil mi? Sizi evinizden aldırırız.'" art arda bir dolu cümle sıraladı. "Fakülte mezunu esnaf.. kerhen giyilmiş frenkgömleğinin yukarı kıvrılmış yakaları. '". onaylarsa." yapmıştı. onun eteklerindeydi bizim köyümüz. yemyeşil bir köydür.. Cesaret edemez." dedi. Buz gibi suyu vardır. hemen hissetti. Bir şeyin oturmadığına Günay da farkına varmış olmalıydı." dedi Rodoplu." uzandı.ve gür solcu bıyıkları. Sümerbank'tı sanırım. kendisini. ucuzca takım elbisesi. istediğini ne yapıp yapıp elde edenlerden olduğunu anlatıyordu. Önünden "Sanki Cumhuriyet Kitap Kulübü daha mı az tecimsel?" diye fısıldadı." dedi. imzalatmak üzere uzattığı kitabı aldı." dedi Şafak. Çok kötü oynadığını düşünüyordum "İmza gününe gelirsiniz. "Bizim de karşı tarafta kravatı. "Sağolun. "Yayıncımla görüşeyim.. Günay.. Ne ki. Günay'ın onu üzmeyeceğine olan başını yana eğmiş. bunu. Diğeri. pekiyi.leydi. Tuhaf bir zafer sarhoşluğu içindeydi sanki bıyıklarını kulaklarına . içeng?"' Rodoplu'nun kitabından bir başka cümAçık seçik bir çıkarma harekâtıydı. size sormamı söyledi.

"Bu ülkede hesapsız bir davranışa rastlamak artık hayal oldu. Ona sarılmamı ister gibi yaklaştı. Ne ki." diyerek boynunu büktü yine.kadar yayan bir gülüşle gülüyordu. "Fenamı. Günay." demek zorunda kaldı. arkadaşım?" İçini çekti. değil Şafak'ın estirdiği o kısacık bahar rüzgârı dağılıp gitti yüzünden. mi. az önceki yazardan daha akıllıydı. mümkün kılmayacak kadar uzakta durdu. bana nispet yapmaya kalkışmadı. Gü- . "Kendisi niye gelmedi?" ettim?" "Onun yerine ben geldim. len gözlerinin eski mahzunluğunu örtündüğünü gördüm. "Hayır.

bu "sınıf" sözcüğünün lardı. Ne "organik aydınlar" dediği kendi sınıfı. ne de "Ailede kan solmuştu. Suat'ı da "işçi" sınıfına tahsis edip. "bilgi" birliğinden söz içinin boşaldığını fark etmeye başladığımı kendime itiraf ettiğim zaman- diğim gibi. hangi "sınıf 'a oturtacağımı bilmetemi de düzenle-yemiyordum artık. Rodoplu. Günün sonunda gerçekten de gözle görünür biçimde Şunu da söylemeliyim ki.III Yalnızlığının ne denli yoğun ve tüketici olduğuna o gün bir kez daha tanık oldum. o dönem benim de. Örneğin. özdeşleşebiliyordu. işlevsel bir dosyalama sis- . Günay Rodoplu derken. canım!" dedi. davasından hapis yatmamış erkek yok." dediği Suat'ın temsil ettiği sınıfla "İtalik nutuklardan yoruldum.

"Gelir misin?" Gelmeyeceğimi biliyordu.etmenin belki de daha doğru olduğunu söylüyor." dedi muzip muzip. insanları. Haymanalı Hatice'nin deneyimini birebir örtüyor olması. nin hangi elemanlarının (ve kaç tanesinin!) Rodoplu'nun kümesindekidaha uygun olacağını düşündüm. ğin "sınıfları"nın. tıyor. kendi demesiyle. Günay'ın transandantal mutsuz- luğunun nedenleri. Ne ki. böylesi bir ittifakın da ölü doğmuş olduğundan kuşkum yoktu. O gün için. farklı bir dünyada dinlenmek isteğini anlıyordum. suçlama. Müslümanların şirk bilgisi birbirlerini örtecek. bunların ötesindeki bir "bilgi"yi. "ama ondan lar!" daha önce Marksistlerin yabancılaşma bilgisi ile. pek çok tartışma. Bunun ne demeye geldiğini çok sonraları." diyordu. "mutsuzların ittifakı" gibi bir tanımlamanın mada. "insanın 'özüne' ilişkin bilgiyi" paylaşanlardan oluşacağını düşünüyordu. Yucatanlı bir Kızıl- derili’nin analık bilgisinin. meslek odalarının. Bütün beyhudelimez. Suat'ınkinden o kadar farklıydı ki. "kadınlık bilgisi". "birebir örten fonksiyon" kavramını hatırla"İki kümenin elemanlarının birebir eşlemesi gibi. kendiliğinden ve kaçınılmaz bilgi birlikleri oluşturacak ve biz bunu haberleşme teknolojisine borçlu olacağız. Gelecelerin. Bir an. "erdem bilgisi" gibi tanımlamalar atıyordu ortaya. "Ben buradan Ziya'ya gidiyordum. dinlerin de üstünde. o örgütlenmelerde de yer alan. loncaların. ama. sendikaların. "yoksulluk bilgisi". Suat kümesilerle eşleştiğini tahmin edebiliyordum. siyasi parti- Modern matematikteki. hiç değilse bu aşa- sun. Ancak. (beyhudeydi çünkü havadan sudan konuşmasını becere- . "zorla kendilerini bir biçimde Böyle bir günün sonunda. iki dakikacık için bile olsa. nasıl olursa ol- ğine rağmen. Sahici devrimciler yepyeni bir sınıf oluşturacaköfke ve uykusuz gecelerden sonra anlayacaktım. birebir bir eşleşmeden asla söz edilemezdi.

" demişti. kalabalık. kültürel günde- söz verdiği insanların masasını arandı. bir gün. stilize edilmiş figürlerden bireyin bir çaba gerektiriyor!" ayrıldık. başını sandalyesinin ar- dan. görmemezliğe gelerek süzüldü. Buluşmaya dü. Bir süre Hemen aynı anda Demet. Gözlerini büyük bir dikkatle yaptığı işin üzerinde tutuyordu. yani evindeki üslu"Kalabalıkla tanıştığım insanların davranışlarını ciddiye almamayı bundan ayrıydı. Tanıdık simaların arasından. insanın bütün enerjisini tüketen güçlü bir gönül gözü. Fatma. hatta Türkiye'nin. Kalabalığın bireyi "stilize" ettiğini. "Ne yapıyor bu kadın?" demeye kalmanaklarının içinden pislik çıkarıyormuş gibi yapmaya koyuldu. Bu üslup.bağlayacak konulara çeker. Bu bağlamda. ani bir hareketle. yürükasına sarkıttı. bireyin sahici. başarı ihtimali çok düşük Uzun bir yürüyüş yapmasını yeğlerdim. Ga- O günlerin Ziya Bar'ı İstanbul'un. "Hangi kırda?" diye sordu. Ortaklar Caddesi'nin sonunda mini saptayan "herkes"in. göbeğini çıkardı. Günay. bozulmuş çizgileri aslına dönüştürmek. Ama kalabalıkların insanı değildi. "Ne ki. Günay'a. "Sus. gerçekliğini çıkarsamak. onun gerçekliğinin öğrendim. Haklıydı. "sanatçılar" ve o sırada "birlikte" oldukları kadınlar ve erkekler demekti. Günay. bacaklarını ayırdı. kollarını kaldırdı. hayretle seyreden . sonra yavaşça kaykıldı. önceden belirlenmiş bir üstünü örten bir spekülasyondan ibaretti. görünmeyi iş edindiği bir işletmeydi. az sonra kendilerini" kaçırırdı) Ziya Bar'a gitmesinin nedeni buydu. bireyle çakışmayan. tatlarını ve tabii. yumuk beyaz ellerini bitiştirdi. Muhayyel birinin altına yatan gene-kadını oldu. narçiçeği ojeli tırdaha kazındı. taze manikürlü. belki de kendisini hiçbir zaman Amerikan barda "zarafetle tünemiş göremediğinden" çekingen bir hali vardı. bekle!" işareti çaktı. üsluba uyarladığını söylerdi. rip bir şekilde taşralı. ki bu. Demet'i arkasından gördü.

ileri geri." dedi. oşh.daha bir ayırdı. korkuyorum. ah. yığıldı kaldı. ileri geri Tekrar fırladı. büyük bir umursamazlıkla tırnaklarının arasını temizlemeyi sürdürdü. "Bencil yaratıklar!" yavşak bir kahkaha attı." dedi. Hayat zor korkuyorum. "Erkekler!" dedi. Bir daha fırladı. yerine oturan Demet. "Caanımmm! Hoşgeldin!" Kocaman dişlerini göstere göstere güldü. kadının üzerine Gerçekten de olağanüstü bir gösteriydi. Fatma çekildi. yanında yer açtı. boşalttığı sandalyenin üzerine kapaklandı. bambaşka bir ses tonuy"Korkmaymış! Bir yandan kadını. oşh!" dı. sonra birden yerinden fırlasallanmaya başladı." si olacak adamı. karının zaten hayatı kaymış.. kaykıldı. elinin tersiyle bıyıklarını siliyordu. hıyar!'" Günay'ın orada olduğunu fark etti. Dili dolaşıyordu. yine erkek oldu. . göbeğini biraz daha çıkardı. sayın yazarımız?" "Erkekler 'korkma' dedikleri zaman. nefes nefese debelenmeye koyuldu. kötü kötü süzüyordu. Günay'ın gözlerinin içine bakarak. Aynı sözleri birkaç defa tekrarladı. bir yandan da müşteri"Hayat zor. tüysüz dizlerini Bir yandan "arabesk" inlemesini sürdürüyor." yumruk ettiği elini diğerinin avu- cuna vurdu. ah. Gözleri önündeki rakı bardağına dikili kaldı. erkeği taklit ediyordu.. berbat bir şarkı söylemeye başladı. ah. gülmeye başladılar. Bu kez de. senden mi korkacak. masadakiler boğulur gibi "Eşşoğlu eşşek.. adam. yeniden sandalyeye oturdu. korkuyorum! Hayat zor korkuyorum!" tırmandı. "Ah. 'korkup da beni seni anlamaya "Öyledir. lagarlığından içine fenalıklar basmış gibi. Demet az daha kaykıldı. Doğrulurken. "Gorhma! Gorhma! Gorhma!" Az sonra hızla boşaldı. zorlama' demek isterler! Öyle değil mi.. la. bir yandan da 'Gorhma! Gorhma! Ulan. eteği baldırlarına "Hayat zor.

isteksiz kavalyesine döndü. fıstık!" dedi. Doğur"Ama önce işemem lâzım!" duğum veletten emir alacak değilim!" Meseleyi halletmişti. "rahatsız oluyorsan. kalk dans edelim! Ben bir zamanlar Caddebostan Gazino- su’nda dans kraliçesi seçilmiştim." diye tısladı. Birilerinin görüp de. çok önemli bir iltifattı olmalıydı. "Ama. erkek olması nedeniyle bu. Masanın dördüncü müşterisi. kalçasını abartılı bir beğeniyle tarttı. yine de onlarsız olmuyor!" Öbür yanında oturan ressam Ah"Hadi. siz. Hayat"Hadi.. çeker gidersin. "Yakışıklı Ahmet bu kart karıya mı kaldı?" demelerinden çekiniyor olmaceğiz artık. "idare ede- . Fatma'nın. takıldığı için eski sevgilileri tarafından sübyancılıkla suçlanırdı. ta çok şeyi aşmış." dedi. Mesleği icabı. Fatma. Tabii. Günay’ın düşüncelerini okuduğunu hissetti. "Ama. "Fıstık gibisin. Fatma'nın yüzünün kızardığını. beni götür. keyifle kıkırdadığını gördü. "dans edemeyecek kadar sarhoşsunuz" diyeceğini anlamış "Bana bak. " diye söze girdi. hışımla döndü. çevreye alelacele bir göz attı. Yanağından bir makas aldı "Pek de naziktir!" Ahmet telaşlandı. göz kırptı. özgür bir kadın olduğunu ilân ediyordu. anne. En az yarı yaşındaki hayranlarına ki bunlar genellikle akademiden öğrencileri olurlardı. Ressam Ahmet. Ahmet'e. o zamanlar böyle değildim!" Hantallaşan bedenini üzüntüyle süzdü. Aslı'ydı. Günay. Kullandığı kelimenin bir tür parola olduğunu düşündü Günay." demek istiyordu. dengi sayılmıyordu.met'e döndü.. Fatma'nın akranıydı. gerçek güzellikten anladığı için. ama. lıydı.

işareti alan Demet." genç kız. sardı." diyerek arka çıktı Tülin. Kızın isyankâr yüzünü kendisine döndürmeye çabaladı. şefkatten nasibini alma- "Ah. ." miyor!" "Buyurun. giz'i sevmiyor!" ler gibi değilim!" tahlilde kendilerinin hazırladıkları mutsuz "sonlarını" yüzlerine vuruyordu. Küçücük yüzünü kaldırdı. yavrum. Yaşlarını. Gençliğin acımasızlığı." diye sıkıntıyla mırıldandı çocuk. caaanım. Aslı'nın. "Bir saatten sonra bu hep "Bir şey yaptığı yok. arkalarından. son "Ben onu söylemek istememiştim. Günay. "Orson Welles'in o sıklar pek beğenilen şarkısını tekrarlıyordu. O da şimdi evlenip Annesinin içiyor olmasına sebep olmuş olmak düşüncesine isyan etti "Aman.. diye düşündü Rodoplu. yapmacık bir hareketle eğildi. Demet Abla! Ben evlendiğim için üzülmüyor ki annem! Cen"Yaaa? Neden?" "Tutucuymuş!" dedi Aslı. Nasıl ters bakmış olabileceğini görebiliyorum. kollarını boynuna "I know what is to be young. Ahmet. öfke dolu bu küçümsemeyle. gözlerini kaçırdı. masadakileri istifafla süzdü. yerinden kalktı. "Kimseyi rahatsız et- olduğunu düşündü Rodoplu. but you don 't know what is to be old. çocuğu rahat ettirme gayretinin hoş "Çok çekti bu güzel Aslı’yı büyütünceye kadar. sultanım." dedi Demet." dedi. Bunu Aslı'dan yana söylemişti. Fatma'ya döndü. "Ama. ben siz"Çok da çekti. Demet. gidiyor diye çok üzülüyor..mış tavırlarına oldum olası içerlerdi Günay." "Meşrutiyet Zamparası" dediği bu tiplerin. rakı nefesinden kaçınmaya çalıştığını görüyordu. böyle oluyor. Aslı'nın arkasına dolandı.

eve ayakZiya Bar gibi. bilincine varan kadın. ne bileyim. sahici. küçücük yaşında yetim kalmış çocuğun paniesirgemeciye. "birlikte" oldukları ki. gündelik yaşamayanlar sayılıydı. Rodoplu. bir sigara tablası. yetmiş iki parça- diye açıkladı. inşallah!" "Sen elbette bizim gibi değilsin. Ama." diye dü- şündü Günay. okumasam da bir kitap! İnsan kalkıp bir duş almak bi!" istemez mi? Mümkün değil! Annemle Filiz uyanmasınlar diye. biz de erkeklere sarılıyoruz!" Konuyu değiştirmek istedi. hâlâ bir yatağım yok! Yani. sokağın. "Sen "Fatma'nın kızdığı. Barın etrafına yığılmış insanların yarısı (diğer yarısı 'entel'leri seyretmeye gelmiş. Aslı'nın yanağını okşadı. Demet. iyi yürekli Tülin.çok daha iyi olacaksın. yani. Kırkıma larımın ucuna basa basa giriyorum. "Ne oldu senin ev durumun?" ğini yaşıyor adeta! Çocukların yetimhaneye uğrayan her çocuk geldim. genç kıza yönelikmiş gibi başlayan duygudaşlık gösterisi"Erkeksiz kadının efendice yaşlanması gittikçe zorlaşıyor. en basit medeni ihtiyacım. kadının kendi özlemlerinin ifadesine dönüştüğünü izledi. Ziya'ya yüzbinleri kimse kimseyi evine davet etmez. "Ne garip. üzerinde bir lamba. çok güzeldi! Ah darısı başıma!" nin tıkandığını. 'anne!' diye sarılmaları gibi. lık bir porselen takım almıştı. "Kanepede yatmaya berdevam. eli para tutan esnaftı. bu sürekli aşağı- . kızım. böyle "Hiç sorma!" dedi. bunların evcilik oynar gibi ev düzenlemeleri!" "Şeekerrr! Bu da. bir kitap! Okusam da. Belki de bu nedenle Garih burjuvazisi buraya uğramazdı) veresiye içerler. Çocuk gibir konuşmanın sahiciliğine burayı mesken edinmeyenlerin inanmaları güçtü. Üzeyir bulan borç takarlardı. Aralarında. ayol! Başucumda bir komodin. öyleydi. Demet." dedi. Musluk bile açamıyorum. her şeyi olsun istiyor! Geçen gün. erkeğin iktidar sahasının demek istiyorum. bir bardak rakının şişe fiyatına satıldığı bir yerde.

'cinsel' özgürlük? Neden. bu olguyu. öyle yapmak lâzım. cinsel özgürlük? Neden. 'seninle evlenmek durumundayım!' 'Hiç de değilsin!' dedi. Hemen anladı. düşünce özgürlüğü değil. Elie 'ye. değil. en ateşli savunucularıydı. "Ne oluyor. inanç özgürlüğü değil de. eleştiri özgürlüğü değil. Bu tür olguları çözümlemek için Agatha Christie yöntemi dediği basit "Bir cinayeti çözmek için." diyordu. sırt çe"Hamilesin. baldızlı. bu olgunun karargâhına dalan bir özgürlük savaşçısı ile eşitlenebilir mi insan?" "Hayır.layıp. kadınlara hiç benzemeyen mütevazı eşlerini. Eşlerinin buralarda görüldükleri de vaki değildi. 'Günay'cım!" "Mümkün değil!" "Hayır. karıların gölgelerine mi sığınıyorlar?" "Eşitlik. kadın haklarının ların kadınlara cinsel ilişki özgürlüğü veriyor olmasına bağlıyor. terk ettikleri demekti. kayınvalideli. bir sıkma başın ekrana çıkma hakkından önce geliyor?" bir yöntem de öneriyordu. virmek arasında yaşamsal bir fark yok muydu? "Beden senin. bu insanlar.' dedi. 'Gorkhma! Gorkhma!' oynanıyor. kızım. istemeseydin vermezdin. değil mi?" dedi." diye ağlayan bir genç kadına. işe ölümün kimin işine ve neden yarayabi- leceğini saptayarak başlamazlar mı? Galiba. Ne ki. Günay. söz konusu hak"Düşünsene." erkeği sorumluluktan azat ediyor olmasının payını sorguluyordu." diye omuz silkip. bir dönmemin. dersin? Erkişiler. değil! Pazar ahlâkı! Ceplerine bombalar yerleştirip. "Gerçekten de bir tür. Jimmy." "Ne kahramanlık. Elie. düşman . ikmale kalmış çocuklu yaşamlarını paylaşmazlardı. 'Ben kendi bebeğime kendim bakarım!'" Birkaç gece önce birlikte seyrettiğimiz bir filmi italik'liyordum. "Ben sana kızlığımı verdim. borçlu olmakla. neden bu memlekette en hızlı yayılan ve kabul gören özgürlük. yiğit Kadının cinsel özgürlüğünün hızla kabul edilmesinde. bir homoseksüelin ekrana çıkma hakkı.

ne diyelim. Ay dediğin göz açıp kapayıncaya kadar geİyiydi. bu içkisi! Sabahleyin beşte yatıyor. kardeşim. Doktor bir kadın." hak verdi. Aksaray gibi yerde. "Yok. (Savaş. ne yapalım?" dedi. Annesinin evinde bunca zamandır oturmuş. Aydın bir adam. bre!" diye patladı. Kazancı yerinde ama düzensizdi. ama. Bu kadın da tam ona göre." ğa" dayanamamıştı. Tabii. "görsem ne olacak" tonlamasıyla. Metin nasıl? Görüyor musun?" "Ama evlenecek o kadınla. cak." diye anlatmıştı Demet. Metin ona cazip geliyor. adam güvenceye kavuşade etmiş. bazen de üç yüz binle ayı kapatıyordu. Savaş?" "Savaş'ın evi de hap gibi. yok. Demet'in. Bir çocuğu var. bir mutfağımsı aralık. Ellisine geldi. Testiyi kıran ile suya gidenin bir tutulması. Senin Metin gibi işte. bir de tuvalet. Bir ev bulabilseydik!" "Çok da pahalı kardeşim. Daha ne? İkisi için de iyi. Tülin. İstan- hasta. canım!" "Hiç görmüyorum. adalet duygusunu rencigazetecisinden yazarına kadar. TRT için senaryo yazıyordu. Evlenmek zorunda. "Parayı kurtarmak için adamla evlenmem gerekecek!" "Yine içiyor mu?" "Çok! Çok da şeker bir adam. Bazen iki milyon kazanıyor. Günde bir defa. Devamlı bir işi yok. Bakıma ihtiyacı var. "Bir oda. tabii. evlenecek."Aaaa! Hiç çekemem!" diye evlenmediği yeni "boy friend"iydi) çiyor. "Allah mesut etsinmiş! Ne mesut edecek! "E. Günay. herkesin gözü üstünde. . canım. Tülin." dedi Tülin. "aczin çelebiliğe dönüştüğü noktada arsız arsız sırıtan haksızlı"Yapma. o da yatmadan önce yemek yiyor. Kadın sınıf atlayacak. "Nasıl. Ayrıca Bilsak'ta ders veriyordu. Demet'e çok borçlanmıştı. Allah mesut etsin. Cezasını versin!" bul'da kocaman bir çevre." "Yok.

Gücüme giden emanete hıya- net. falan! Alçaklıktır. kalbini kırmak "Gücüme giden bunların hiçbiri değil. Bir de. Tedavi süresince yanından istemediğini söylüyordu. yine. bu!" son zamanlarda. Metin'le on yıl beraber oturmuştu Tülin." dedi Demet. çünkü evliydi adam. insancıl değerler. ya da son zamanlarda Oprea'nın Çavuşesku'da açtığını düşün- oluyor? Siyasi yoldaşlık.lim!" "Bir şey yapacağımız yok. Tülin. borç- ret eden bir kızı vardı adamın. öteki bütün değil mi?" "Öyle." "Öyle. iş-ev-hastane arasında perperişanken. Elemanları birebir örtüşen kümeleri daha iyi anlıyordum. Tanıdığında müflisti. sosyalizm. yaşayacak mı yaşa- mayacak mı. kendisinden neflar öyle demişlerdi) uyuşturuculara dadandı. canım? İhanetin acısı sıradan insanlarda farklı mı daha değerli bir şey verebilir mi? Brütüs'ün Sezar'da. ne vefa! Sonra da. Hayretle yüzüne baktım. . İçtiği zaman çekemiyordum. hastalık yaşamı aksatmasın! Ne sadakat. "E. tabii de! Ama. ciddiydi! "Neden şaşırdın. Günay. Tülin'inki. Babasına duyduğu öfke sonucu (psikologayrılmayan. Stalin'in Kautsky'de. yaşam yoldaşlığından daha önemli olabilir mi? Biri parça. doğrusu. "Tülin inancını vermişti ona. Tülin'le Metin evlenmemişlerdi." dedi. "ama. Tülin’di. artık ben de çekemiyordum "Doktor hanım çeksin bakalım. Karısı Almanya'da otururdu." dedi. belli değilken. rahmetlinin doktoru ile belden aşağı pazarlığa girilecek! Yetmeyecek. hiç değilse kınamayı bile- larının tümüne yakın bölümünü ödemişti kadın. ya! Tam annene kanser teşhisi konmuşken. kendisinden büyüktü. Tülin." dedi." diye mırıldandı. sen. İnsan insana inancından düğüm gibi bir yara olmalı. ev terk edilecek ki.

" diye saygı duyabilirim. Günay." dedi. durduramadık onu. "sol ağzı ile konuşan. Metin'in yüzünde. İşte. bakalım. iki kişi olarak afallayan Binbaşı'ya. biz o kadar hazırlıksızdık ki. Robert Kolej'de de. sarhoş bir gülümseme belirdi. Koço'daki bir yemeği daha iyi hatırlıyordu. tükürür gibi. yitirmenin en kolay yolu. Sıra Tülin'e gelince. söylüyorum?" "Benim eşim. Böyle bir kepazeliği neden kendi ağzıyla itiraf ettiğini anlamayıp "Et kafalılar. Alman'dır!" cını hissettikleri için. "Eşi. Tüolası yardımını. Metin'i işaret etti. ne lin'le. şının Sıkıyönetim'de çok önemli bir yerde (öyle olmalıydı. Güvenini. çocuklu mazbut bir adamdı. anlamsız. Binbaşı. sakin sakin dururken. hukuk doktorası yapıyordum. Ne de olsa otuz yaşında kadın. Ama birkaç yıl önce." dedi. her ikisini de yaptı. orada. Metin'in de davet edildiği bir yemekti. faşistler! Ama." dedi. yaptı. onu). Ben. Size. hepimizi teker teker tanıştırıyordu. "Yalan mı. Suat'ı işkenceden kurtarmakta yardımcı olabileceğini umuyordu. "zindancıların şefaatine sığınmak" gibi bir aşağılanmaktan koÇoluklu. Dostluğu ilerletmeye. adam sivilken Suat'ın yakalandığı günlerdeydi. hepsi öyle değil. Binbaşı'yı hoş tutmaya çalıştı (Yeri gelmişken belirteyim. Tülin. ahlâk düşkünü takımından" damgasını yemekti. yüreği mangallaştıran. askerlere ilişkin tüm düşüncelerini de açıkladı. dolayısıyla rudu. Bazı sarhoşların. Ona da saygı duyuyor- . etti. kendilerini göstermek ihtiya"Ne bakıyorsunuz bana öyle?" diye bağırdı. Madam Maria Tektaş Stein'dır. Metin. Suat bunu hiç bilmedi. . kendisi Aşkın sihirini. Sorbonne'da da. rezalet çıkardıkları bir an vardır. "O mu? 0 benim eşim değil!. Günay. Günay.kırk beş vardı. "Çeksin. Rodoplu. çok eski bir mahalle arkada- bile silahlıydı) olduğunu keşfetmişti. Metin de o noktadaydı... Ne ki. Uzun. dum. Kalabalık bir gruptuk. bu "hoş tutma" gayretlerinden bir tanesi de Koço'da. tabii. bir tane vardı. sevgilinin yanlışlarına sonsuz bahaneler bulduran gönül zenginliğini elbette unutmuş değildi.

şey vermiyordu ki!" "Herhalde!" geriye attı kendini." "Vallahi!" "Ciddi misin?" "Vallahi!" dedi. else el. genç olduğu için daha da iyi. iyi. çocuklar. Her türlü yardım olasılığı da onunla birlikte gitti. Demet'i. büyük bir gürültü koptu. aniden "Hayat zor. "Vallahi. "İyi." diye düşünürken. hayretle dönen Günay'a. Tülin. peçetesini katladı. üstelik içmediği. ciddiyim!" Yine güldü. Günay. bu havadisten çok hoşnut kalmış gibi kıkır kıkırdı. Tülin. Cüneyt'e. Binbaşı. kalktı. mikrofondan yankılandı." Ayşe'nin sigara ve alkolün mah"Bu emele bu gönül nasıl ersin!" vettiği sesi. Gorhma! Gorhma! Gorhma!" Demet dememişler?" "AYŞE BU!" Tam bu anda." "Elimi tutuyor. "size bir şey söyleyeyim mi. "Her emelim her arzum yine sensin. insanın kendisini kadın hissetmesi hiç de o kadar zor değilmiş meğer! Ben cinsellikle dostluğu karıştırırmışım. bakıyorum. Gezi'de oturuyoruz. Şimdi..devam etmeye çalışıyordu ki. korkuyorum! Hayat zor korkuyorum! Gorhma. kolsa kol. Sonra bir erkek sesi duyuldu. izin istedi. Tülin'in aşk hayatını sorgularken buldu.. tekrar masadakilere döndüğünde. be!" dedi. "Vallahi tatlı kaçık!" "Boşuna 'Beyaz Dizi' nim!. bitti. adı Cüneyt. "Ne münasebetsizlik. işte. bakıyorum. "Şimdi genç bir delikanlı var. Birileri bağırıp çağırıyorlardı." dedi.. matrak matrak gülümsedi. başka şeyse başka şey. Ayırdım. Kendisi de inanmıyormuş gibi yemin etti yine. Metin bundan fazla bir Demet. . ablam be"Serseri bu. Taksim'de. Düşüncelerinden sıyrılıp. herkesi şaşırtan bir açıklama yaptı.

adam. göbekli. seninle mi uğraşacağız! Çıldırmış gibiydi. senin gibi müşteri olmaz olsun. aniden sustu mikrofon. kolyeli adamın yakasına yapışmak için "Dağdan gelip bağdakini kovacaksınız. zıp"Şeekerr! Bu tangoyu da çok sever!" dedi." her gece. Yol açanlar. gözleri parlıyor. dudakları titriyordu. it! Bütün gece oraya ayı gibi dikilip hangi fıstığı yatağa atacam diye beklersin! Allah'ın kırosu! Bir gün karını be! Randevuevi! Pezevenk! Bak. kendilerinden sorulduğunu hatırlıyordu. şu masalara! Bu gece kim kimi düzecek- . Rodoplu."Tamam. Ahmet'e yaslanmış. sonra da Yüzü kızarmıştı." dedi Günay. "Mağara adamı! Kıro!" Fişten çekilmiş olmalıydı. niçin?" "Milleti rahatsız etmeye ne hakkın var. "Bırak be. kötü kötü baktı. Kalabalığın gürül- lamaya. Az sonra. belirdi. senin aşkını. yok bir şey. "Ne üç Üç kuruş değil mi. hırt! Bırak! "YILLARCA çektim. tümüyle silmişti. "Kerhaneci! Burası kerhane ten başka ne konuşuluyor? İkiyüzlü. "Otur. Fatma’nın. kalabalığın üstünden annesini görmeye çabaladı. Fatma. makyajı sıvaşmış kadına şöyle bir bakıyor. Kıroluk suçlaması salon adamı cilasını "Kaldıramıyorsan içme! Her gece. "Bırak be!" "Anne!" Aslı dehşet içinde fırladı yerinden. hemen hepsinin gördüklerini kay- uzanıyordu ki. Aslı. be!" kuruşu. canım sen. değil mi?" kendiişlerine dönüyorlardı. be?! Hay. Demet yetişti. Arkalarından gelen. Demet. Arnavutköy'ün bir zamanlar "Yeter be!" diye bağırdı. Amerikan Kız Koleji mezunu olduğunu. dedemeyecek kadar içkili olduklarını fark etti. tamam!" Anlaşılan mikrofonu elinden almaya çalışıyordu. bırak şunu!" tüsü izleyen bağrışmayı bastırdı. be! Hangi üç kuruş?!" diye haykırdı. gözle görünür biçimde titriyordu Fatma.

her türlü rezaleti olmamış gibi yapmakla yükümlüydü. külotunu "Espri de corps!" dedim. artık kalkalım. "Aydınlar olarak. kendimize ama altta kalmak da istemedi. oradaki herkes. "Kadına bak. "Meğer. hiçbir şey söylemeden uzun uzun etrafına bakınmıştı. yarın iş günü. duraladı adam. acı acı. yatağa atmadık diye bozulurmuş!" duysun!" Rodoplu’nun sesi buz gibiydi. Ona rağmen. çevrede izleyenlere pis pis sırıttı." uyarılarına . Adam. inanır mısın. değil mi? Söyle. aksi halde işin içinden çıkılamazdı. siz! Ağzınızdan çıkanı kulağınız "Üst sınıf numarası çektim. "Çok benziyor. Fatma. be!" diyerek döndü. bu tür barların da 'reza- let ruhsatı' almış olmalarının gerektiğini düşündüğümü söyledim. değil mi?" indirip. ihtiyacını giderdiğini anlattığını hatırlattı. eğer yaparlarsa. Adam. herkesin içinde. "Yapma Abi! Görüyorsun işte. sanki. "Toprağın bol olsun. "Şu farkla ki. orada. öyle değil mi. artık dayanamayacakmış da patlatacakmış gibi." gözlerinde korku gördüm. özerk. biz başka. sun ki. pezevenk!" Ahmet araya girdi. bir adım attı. bunun müessesesi için hiç de iyi olmaSadece 'biz'im değil. yacağını hesaplıyordu sanki. Ünlü bir kadın öykü yazarımızın.getir de görelim! Yooo." "Ne dayanışma. terbiyesizlik ruhsatımız var. bağımsız. Gramsci usta!" aldırmamış. emreder gibiydi." dedi. kendisine hâkim oldu "Yusuf Bey! Kendinize gelsenize. sarhoş!" Yusuf. hâlâ söküyor?" özgü niteliklerle donatılmış sanıyoruz ya kendimizi. "Biliyor mu"Camideki gibi mi?" diye sordum." diye anlattı Günay. olmaz! Sizin karılarınız başka. Tülin'in "Çocuklar. iş yapmak istiyorlarsa. son tahlilde haklıydı. Müşterilerden en köylü komisine kadar. Haydi. ahlâk anlayışımızı dayatan biziz. Bu 'enteller'in ne zaman ittifak yapacaklarının belli olmadığını.

" dedi Ahmet. Buradan ben istedi"Kahve içemez. Utanan bir Meşrutiyet zampara- . onu da beceremez. dudakları "Kahve içmem!" diye sızlandı. durdu. nefis ye istersek. İki taksi çevrildi. "Bu kadının gecede bir saat uykusu ya vardır. yüzünü buruşturarak. Demet. "Hadi. Birden. Ağlamak üzere olan küçük bir kıza benziyordu şimdi." "Doğru. ben de nefis bir konyak ikram ederim." dedi. Demet ve Fatma ile birincisine yürüdü. ğim zaman kalkarım. o herif istediği zaman değil!" yoktur. Ressam. ya "Öyleyse." dedi.Olayları hatırlamaya çalışıyor gibiydi. be!" "O kadarını da kaldıramam. orada devam edelim. "Adresi biliyorlar mı?" diye sordu Günay. Ahmet. caklarımın arasına saldırdı. öfkeyle. masaya yumruğunu vurdu. kahve. bize gidelim. "Kadın pistte ba- Kapıya doğru "yürümedi. hanımlar. heyecanlandı. Tülin. Ahmet." dedi. "Uykusu kaçar. içki neAhmet'in sesindeki yumuşaklıktan etkilenmiş olmalıydı." büküldü kadının. "Bir rakı daha istiyorum!" "Boşver Fatma'cım. Tülin ile Günay kaldırımda onların hareket etmesini beklediler. "Hani sana gidiliyordu?" "Evlerine gidiyorlar. Ahmet'in kızardığını gördü Günay. süründü" kafile. Kahve içerse. "Rakı istiyorum. sının hayra alamet olabileceğini düşündü." bir Napoleon var evde!" Aslı. Taksi hareket etti ama Ahmet hâlâ onlarla beraberdi." dedi. Hadi.

bizler için. Edilgen bir ilişki değildi bu. adeta Şamanistik. Günay'ın onu aramasını gerektirmezdi. bulur. dürterdi Günay'ı. Hiç ışık sızdırmayan bir odada da olsa. Bütün bunlar. kerterizini onarmak. güneşle uyan- dı.IV Ertesi sabah. daha da erken harekete geçerdi gün ışığı. Bunu en geç saat dokuzda bitirecek şekilde zamanlardı kendisini. ağır. sağlamaktı. bir ilişkisi vardı: "Vicdanı" olduğunu söylerdi. arıtmak. Kötülüğe bulaştığını hissettiği. kendisinden Amacı. Günay Rodoplu'yu en geç saat dokuzdan . Gün ışığı ile Bâtıni. vakti geldiğinde o utandığı zamanlarda telaşlanır. sızmaya benzer bir uykudan sonra. yaralarını iyileştirmek. gelir. Günay'la mümkün olduğundan hızla hesaplaşmak. yeni güne barışık başlamasını itibaren arayabileceğimiz anlamına geliyordu.

sual etmemiş olduğunun farkına varmıştı. ulusunu gerçekten sevip sevmediğini sorgularken buldu ken"Türk halkı kötülüğü bizzat mı üretiyor.madı. Kalktı. Bilemiyordu. vazgeçmiş değildi. söylendi. cenazeden. Hangi yurt. savrulan. Suat'ın benmerkezciliği (hep kendisini anlatmış. Günay'dan boyutlarına varmış gibi görünen rahatsızlığı. Ziya Bar'dan arta kalanları Bir an. Bir daha hiçbir şey yazamayacağını söylemesine karşın. "ama bu sen değilİtiraf etmiyordu ama yüreğindeki ağırlığın önemli bir bölümü dünkü "Hadi. severek yaptığı her şeyi 'biçimsellik'le suçlardı) uçuk pembe bej yatak odasına bakındı. kendi görüntüsüne. alabildiğine taşkın. "Bir yurttaş aranıyor. Vazgeçemezdi de. çok şükür!) Fatma'nın cinnet diğine müsrif bir toplumdan savrulan artıklardı. hangi huzur! Bu cevabı korkuttu onu. aynadaki şiş gözlü. "Hangi yumuşaklık." disini. Kadınsı bir yumuşaklığın "bi- Kalktı. sen de!" yitirilen zamanı düşünüyordu. sin!" günün verimsizliğinden kaynaklanıyordu. Tiksinti çağrıştıran bir duygudan başka bir şey saptaya- Yattığı yerde. imza gününden. oturdu. oradan. Türkiye'de meselenin hızla "ya biz." dedi. . ihtiyar yazarın hilekâr gözleri. Azize Hanımefendi'nin kabrine fırlatılan sigara. bağlı galiba. esiri mi oldu? Biraz buna çimsel" öğeleriyle donattığı (kendisiyle barışık olmadığı zaman. Müthiş bir öfke duydu." "Kendisini kapıp koyveren bir toplumdan. hangi ulus!" el hareketiyle aşağıladı. Aynaya döndü yeniden. "Ne sahtekârlık!" diye. Bir Her şafağın iki yüz bin taze mezarın üzerine doğduğunu. darmadağınık görüntüsü ile karşılaştı. ya onlar" meselesi haline geldiğini söyleyen kendisiydi. alabil- gözden geçirdi.

Kim daha iyi . illa da. bıçak kemiğe dayanmış gibi. Şimdi. 'Profelimi revize ya da tedavi edecek seviyeye ulaşmak demek olduğunu .' desem. çünkü muhasebeciliğin m'sinden anlaonu diyorumdur. belki de olur. konukseverliğimiz ünolmuş gibi.Bazen. milyarlarca liralık "Bir milyondan fazla yüksekokul öğrencimiz var. ilk akla gelen Ayşe'nin kocasını aldattığı madığı halde. tüyler ürpertici bir Türkiye tablosu çiziveriyordu. 'doktora yapmanın' bir biona doktorluk edebilecek kadar iyi bildiklerini iddia ettikleri gibi bir Büyük Yalanı paylaşırlar. tarihimiz yalan. yüz santim olduğu yalan.. 'Ayşe ahlâksız bir kadındır. Büyük Yalan!. bir dil olsun belliğinin masada bıraktığı canlara kayıtsız kalabiliyor.. yaparsa. yüzbinlerce camimiz var. ülkemizi savunabileceğimiz lüdür. metrelik cetvelimiz var. ben. hâlâ ameliyat yapma cüretini kendisinde buluyor. Günay. Son on yıldır bir tek kitap okumadığı halde. kilogram kullanırız.. (Burada kelime oyunu yapıyordu. hatta. Bir bilimi sör' kelimesinin 'iddia etmek'ten türediğini. Oysa. o adam yolsuzluk yapıyor demiyorum. daha sayayım mı?" ğu yalan. rencide boşaldığı için 'ahlâk'ı da yeniden tanımlamak lâzım. Örneğin. Müslüman olduğumuz yalan.. muhasebeci geçinir demek istiyor olabilirim.?" "Ahlâk kaosu. bin gramı doğ- yalan. iktidar olduru tartabildiğimiz yalan. dünyanın en eski uluslarındanız. Türkibilen profesör sayısı parmakla sayılacak kadar azdır diyorum. matbaalarımız var. inanırmış gibi. birbirimizi anladığımız yalan. hatta eğlenir miş gibi yaptığımız doğruydu. hükümetimiz var. Cumhuriyetiz. isyan edermiş gibi. eğittiğimiz yalan. Aynı. Ayşe. "Ahlâk kaosu dediğin. Hep miş gibi.miş gibi. ahlaksızdır. temye'de profesör olmak için iki yabancı dil bilmek gerekirken. tabii. demokrat olduğumuz yalan. sana. diyorum... o kazanıyordu. NATO'nun en büyüğü ordumuz var. şekilde falan profesör ahlâksızdır dediğim zaman... birbirimizi sevdiğimiz yalan. Türkçe konuşuruz. gazeteciliğimiz yalan. Türkçe'de kelimelerin içi "Ritüeller ülkesi" olduğumuza katılıyordum.

en yetersiz olandır. adam T." 'sahici' profesörlere. politika. Onu yapar.C. ayakta kalmaya en layık olan den de yetersiz olanları toplaması gerekir. ayakta kalan." Rodoplu. ye'den kaçıracak olan da Kahveci'ydi! Ekonomik Bülten gazetesinde. katlanarak hızlanan çöküştür. uğursuz seçim) dedikleri oluşumu besleyen de budur. ayaklarına do- . Mastürbasyon desem. Zabıta. İzleyen. "Timsahın gözyaş- ları desem. adam kendi ismini kullanmamış. bir mafya oluştururlar ki. Yani." teorisi tam tersine işler. desem. yerinde kalabilmesi için. zamanın Devlet Bakanı Adnan Kahve- gösterdi. Türkiye'nin uluslararası değeri (adam dünya finans- man mekanizmasını elinde tutuyordu) tartışılmaz bir teknisyen olan Bü("kaçırdık" diyordu) iki sayfalık bir ağıttı. negative selection. Batılıların. yetersizin. Topluca cinnet geçiriyoruz. deryan bir 'iktidarın ima ettikleri korkunç. iktisattaki kötü paranın iyi parayı kaçırması ilkesi gibi vermezler. namusluları. Kahveci'nin bakanlığına bağlıydı ve onu Türkiye'de tutacak olan da. tam tersine. Prof. fiziki yetersizlikten bahsetmiyorum. yalan söylemeyeni. Makale. Tabii. TKKOİ Başkanlığı'ndan ayrılmış olmasına hayıflanan. Gerçek üzüntü desem.hatırlatıyordu. Darwin'in değil. sözüne ci'nin "Aslıcan" (Çocuklarının adıydı!) takma adıyla yazdığı bir makaleyi lent Gültekin'in. Namussuzlar. Bu kıyım böyle gider. ters manı kendi elindeydi. Dermanı kendi elinde değildi. Günay." "Anladım. Türkiye'de istisnasız her alanda yaşanan facia budur. Ne ki. sadık tüccarı. çevresinde kendisin- altında olduğunu söylüyordu. iktidar olma- giden. Bakanı! Cinnet bu. en zayıf. piyasa. hatta 'sahici' profesör olma yolundakilere geçit rüşvet almayanı barındırmaz.) Bu yetersiz insanlar zamanla öyle bir şebeke. ahlâklı insanların "yaşam sahanlığının tehdit "Güçsüzün. Gültekin. Türki"Nasıl değerlendirirsin şimdi bunu?" dedi. Türkiye'de. makûs seçim (makûs talih gibi.

bağımsız ve özerk bir grup ratmakla görevlendirdiği kendi 'öz-uzman aydınlarını' yaratır. senin 'bağımsız ve özerk' bellediğin bu iç-çevre. yağlı. yazarları hatırlatıyordu. Nitekim. 'Ama. Millet cebini doldururken.. hayali "Dinliyorum. hayali ihracatçılar ortalıkta cirit atarÖnce. Ağır. evlere kapanmak da çözüm değildi. Ben ise bu konuda Gramsci'ye hak veriyorum. İmza gününde örneklerini gördüğü Günay'ın yargılarını zaman zaman çok katı bulduğumu söylemiştim. bir 'meslek kategorisi' olduğunu savunuyorum. 'ilerici' ya da en azından 'demokrat' bellediklerinin yanlışlarını hoş görmeye şartladığını düşünüyani paranın kimin elinde olduğunu ve dolayısıyla kimin elinde olmadığını çok fazla önemsiyorsun. bak. ken." yorum. Ben aydınları eleştirirken sen bana 'Ama. yükseldikçe yükseliyor." "Ne alakası var!" Kızmıştım. onları bırakıp aydınlara yüklenmek haksızlık geliyor. mülkiyeti. "Seni gidi statükocu!" diye takıldı.laşmayacakları bir yerlere sürmüşlerdi.. her toplumsal sınıf. Ne ki. ekonomik. kütüphanelere de bulaşmıştı. kokulu. ihracatçılar daha kötü. kapıların altından girmekle tehdit ediyordu. sonra ciddileşti. Ancak. adamakıllı ca"Bunun epeydir farkındayım. "Büyük Yalan". Türk aydınlarını bir kalemde silip atmasının doğru olmadığını düşününımı sıkıyordu. korkarım.' diyorum. Ben diyoki'den bu yana. Ne zaman aydınlara ilişkin bir şey söy- lesem bakışlarını kaçırıyorsun. Bir diğer nedeni de. egemen sınıfların toplumsal. "Var.' gibi bir şey bu. siyasal ve Bak.' diyorsun. kendi gelişmesine en elverişli koşulları ya- rum ki. burjuva arka-planından dolayı. Aramızdaki en önemli anlaşmazlık bu herhalde. 'Yüzünü yıkamamışsın. 'sol' arka-planının seni 'aydın'. "Sen benim 'iç-çevre' dediğim insanların. koyu renkli bir sıvıydı. İttihat Terak- . 'aydınsallık'ın. Bunu söyledim ona. yordum. Anlıyor musun?" olduklarını varsayıyorsun. Ayşe de yıkamadı.

gibi isimlerden soyutlayabilir misin? "Hayır. Putlaştırdığım birileri de yoktu ama gençliğimin ilahla- . Babıâli'nin ileri gelenleBenim işaret etmeye çalıştığım. uygarlaştırma misyonu' da. İttihat Terakki ile hızlanan 'Türkleri kendisiyle birlikte sanayi teknisyenini. sanatçı olarak gördükleri için 'aydın' olgörürsün. Şimdi. hayali ihracatçılar -senin deyişinle. Hal böyle olunca Rahatsız olmuştum ama yine de itiraz ettim. edebiyatçı." demek zorunda kaldım. açık toplumla!. Günay buruk bir acı veriyordu. duklarını düşünürler. Evren. ekonomi-politik profesörünü. tabii. filozof. Çetin Altan'ın bir yazısını okuyup sokağa döküldüğümüz günlerin anıları belleğimde henüz taptazeydi. Düzenin organik aydınlarının 'yeniye' görevleri gereği geçit vermeyeceklerini düşünüyorum. İsim veriyorsun. hukukçusunu yarattığı gibi. biraz araştırırsan. Sunay. kelimeyi unvan olarak benimseyenlerin ortak unsurlarından yola çıkmayacak mısın? 'Paşa' kelimesinin çağrışımlarını. "Ama başka çaresi yok ki! Yazıyı yazarından nasıl soyutlarsın? Kavhalkın Büyük Yalan'ı yüzümüze vurmasıyla -yani. Az önceki "statükocu" suçlamasını rından söz ediyordu. düşünüyordum. filozof. 'Türkleri uygarlaştırma misyo- rinin hep bir ucundan 'İttihat Terakki'ye bulaşmış ailelerden geldiklerini nu'nun bu ülkede dayattığı 'otoriteci ahlâk' sisteminin Büyük Yalanı doğurmada en büyük etken olmuş olması." Şaşırmış gibi duraksadı. meseleyi kişiselleştiriyorsun. kendi organik aydınlarını yarattı! Bugünün kendilerini edebiyatçı. Herkesin önünde eleştiriyorsun.müm- ramı irdeleyeceksen. Gazeteciler. Türkiye’nin kurtuluşunun ancak kün olabileceğine inanıyorum. iç çevresi. deyiş yerindeyse.zurnanın son deliği!" "Ama. İttihat Terakki cuntasının aydın kategorisidir! Aydın tipini. sanatçı simgeler.kültürel alanda yarattıkları aydın katmanlarından birisidir! Kapitalistin efendim.

Dr. Eşyalarının kaybolduğunu neden sonra fark ettiğini. Bu kavgada Günay'ın kendisine uygun gördüğü yazıydı ama bu araç poli- . transandantal olduğu için koruyamıyordum da onu. aynı acıyı. (Yalçın Küçük olsa 'mazoşizm' derdi) "ben olmasam tufan" türü psikolojik sapmanın Günay için de söz konusu olabilirliğini başka Muhammed çıkarıp getirirdi! Öyle mi?! Yapma. çok farklı olurdu. Kendimizi kandırmayalım. 'kontrol düşündüm. gün. saat. sonra da." dedi büyük bir ciddiyetle. ne de kariyerinin keyfini sürmeyi tı gibi bürokratik belgelerden ibaret gördüğünün ayrımına vardığımda." "Kuşkusuz. çok daha farklı bir boyut- koşullarından kaynaklanmadığı. nefes alsak. ola- kişi önce kendini ıslah edecek. tarihsel durum onun yerine bir bir determinist önermeyle ya da düşük seviyeden bir Marksist formülle doğmamış olsaydı. ne ki. Keşke. canım! Böyle ilkel işin içinden çıkamayız!" Maxime Rodinson'u hatırlatıyordu. "Eğer Muhammed doğmamış olsaydı. Nasıl'ına gelince Yaşam sahanlığını "Büyük Yalan"a terk etmek istemeyen herkes.' "Tam tersine. belki de Arabistan’ı Hıristiyanlığı kabul etmiş "Tam tersine. ne refahın. "Ben Değeri Tiryakiliği" adlı kitabını okuyordum. hemen hiçbir şeyin fiyatını bilmediğini. Yirmi yıl sonnuca sürükler. bu saat.ta ve bir o kadar derin. Kadir Özer'in yanılgısı' dediği. gülümsedi. "Büyük Yalan"ın bütün izlerinden arındıracak. ama her atış. becerebiliyordu. kimse vazgeçilmez değildir. akademik unvanlarını kimlik karbir yönüyle ne denli savunmasız olduğunu bir kez daha idrak etmiş. oyunu başka bir so- ya bugün ve bu saat müdahale etmekle yükümlüydü. Daha önce de söylediğim gibi. bugün. kontrol yanılgısı olanların sayısı artsa da biraz bulurdu. ama 'Hayır: Muhammed ra gelen bir Muhammed. Ona söylediğimde. özel Bir anlamda hep vermişti. paniğe benzer bir ruh haline kapılmıştım. Her zar atışta tesadüf vardır. Öte yandan. o da çekiyordu. O sıralarda. en iyi kullanabildiği araçla müdahale edecekti. işler hiç şüphe yok ki. arkadaşım. duruma. Doktor ‘un.

hırpalamasına neden oluyordu. Öte yandan. hemen her zaman aynıydı. kendi hayatıGünay olmuştu. Ama. 'Haydi. mihini" göz ardı edemiyordu." rak. Günay. kendisinin dertleniyor olmasının paranoya "tel- Fyodoroviç'i gibi. "Evet! Ben rasyonel otoriteden yanayım! . öldürücü nefret duymayı beceremediğini "Bilgi" ve "malumat" ayrımı ile ne kastettiğinin somut bir örneğiydi na ilişkin "bilgi"ye dönüştüren. sinirli ve öfkeliydi. Dmitri kendisini hiç durmaksızın ve başkası olsa asla kıyamayacağı bir acımaonca insan kayıtsızken. parmağımı yüzüne doğru sallaya"Sen bir seçkincisin!" Gözlerini kocaman kocaman açtı.tika. Rodinson'la ilişki kuran gibi emindim. bir yerlerde bir yanlışlık olduğu umuduna kapılıyor. kısacası beşeri faaliyetlerden herhangi birisi olabilirdi. kendini beğenmişlik olasılığını güçlendiriyor gibi görünüyor. sızlıkla eleştirmesine. Var olsun içimdeki "Günay Rodoplu. (doğal olarak!) dinlenememişti. ikiyüzlülükten olduğu kadar sıradanlıktan da iğreniyor olduğunu keşfetmiş olması.. onu." dedi. Daha doğrusu. endüstri. 'Var olsun evrendeki her yüce şey. Ama. "Dostoyevski'nin. Bütün bunları bildiğim için. "O zaman da. yazmaktan vazgeçmeyeceğinden adım O sabah. daha doğrusu." diye fısıldadı." dedim. Büyük Yalanı doğrulayan kahredici olayların sayısı arttıkça. sanat. zaman zaman kusturacak kadar ağır basan tiksinti duygusunun gerekçelerini sorguladığında. düşünüyordu. Sorumluluk duygusu izin vermeyecekti (Neden. bu denli sorumluluk hissettiğini de daha sonra anlatacağım). bre!' diyorum. sonuçta vardığı yer. Hırçın. Rodinson'un kitabını ona ben vermiştim. Sahici bir militan olmayı. itiraf et. cevabı. her yüce şey!. "Evet.

yanaklarına renk geldi. rüşvet alırken. aynada kendisini süzerken. kendisini dünkü gibi Kendisine böyle aptalca sıfatlar yakıştırmasından nefret ediyordum. "Hadi.'Deklare edecek bir şeyiniz var mı?' diye soran gümrükçüye. Komutunu duyan oyuncular o anda hangi kotirirdi. Kerhanelerde. da donduran. Bu hali de kızdırıyordu onu. nutuk atarken. Deha'm. "Hangi Oyunda. dil dışarıda. zaten kanamalı midesini berbat ettiğini biliyor. odayı kokuttuğunu. 'Evet. arkasında türlü şekillere giren (sürekli hareket etmek şarttı) oyuncuları görmez. Telaşlandı birden. Yeterince hızla davranmayıp ebeye yakalanan onunla yer değişbu dünyadan olmayan. doğururken donmuş kalmış insanları.. "Nasıl. vb. birisi. yüzünü duvara döner. güçlü bir ses. sonra. daydılar. Yedi tepeden yankılanan meşum bir sesti. martıları. malı?" "Estepeda'yı! Bugün ona bakmayacak mıydım?" "Öyle miydi?" Kızardı. gözler şaşı. malı görelim. kül tablası hemen tümüyle dolbir gün geçirdiği için cezalandırıyordu. Uzay gibi sessiz (bunun nasıl bir şey olabileceğini kestirebilmek için günlerce kulaklarını tıkayıp dolaşmıştı) ayın yüzeyi gibi kımıltısız bir hayalet şehre dönüşüyordu İstanbul. numdaysalar. Galiba 'tıp' diye de bilinirdi. yabancı ses. Koca İstanbul’u bir an- "Estepeda" bir çocuk oyununun adıydı. bu. aniden. ayrıntıları ile anlatıyordu Ro- . muştu. günlerden bir gün. Oblomov ama?" "Saçmalıyorsun. öyle kalmak. hastanelerde. "Estepeda!" diyordu. 'donmak' zorunBu masalsı (ya da bilimkurgumsu) kitapta. meyhanelerde. ebe. üç! Estepeda!" diye bağırırdı. dahası. Ben geldiğimde. Sigaranın görüntüsünü çirkinleştirdiğini. "inat için" yaktığı sigarayı hiç Sana bir sır vereyim mi? Amerika'yı ziyaret eden Oscar Wilde'in. uzun etme de. "Bir. var." dedim. ama!" Sabah. ki.' demiş olmasından oldum olası gurura benzer bir şey duyarım!" söndürmemiş gibiydi.

sekiz milyonluk şehirde bu felâketten kurtulan tamircisi. bir sendikacı. "Hakikati bulan. Hep mutsuz. kendilerinin bir şeyi. lardı. Kıyamet’ten önce yatta olduklarını anladıklarında yaşayan birilerini bulmak umuduyla. bir imam. hem budala. bir ayakkabı retmen. felâketten kurtulanlar da onlardılar. bir eleştirmen. her şeyden önce "sahici"ydiler. Dehşet vericiydi. karşılaşmış olsalar. bir avukat Sayfalar ilerledikçe. bir serseri. hepsini sorgulamaktan. ama sahiden herkes onu haykırmaktan çekiniyorsa. bir fahişe. ama "Estepeda!" komutuna Günay Rodoplu'nun iki çıkış noktası vardı. birbirlerini fark dahi etmeyecekleri muhakkaktı. sentetik renklendirici kullanılmaması gerekliliği bunlardan biriydi!) inatla savunmuşlardı. hem de alçaktır. yakınlarınızın cesetleri üstünde yürüyor gibiydiniz. sonunda Taksim'de buluşuyorkurtulmuş olduklarını anlamaya yönelik çabaları anlatılıyordu. otoritenin dayattığı ne kadar direnebilen. İlki. 'benden başka herkes aldanıyor' demesi güç şüphesiz. bir sanayici. akide şekeri imalatında. "aklın ırmağını le direnmişler. Emanet kafalar'la düşünmeyen insanlardı. sadece ve sadece bir düzine insan olduğunu öğreniyorduk.doplu. bağımsız düşünce ve inançlarını (örneğin. Meriç'in aktardığı. bir tarih profesörü. toplumla ya da bireylerle hemfikir olmama özgürlüklerini korumak. bir öğve bir de şekerci. Türkiye'de. hep umutsuz olmuşlardı. Daniel de Foe'dan. görünürde hiçbir ortak yanları yoktu. "Büyük Yalan'ı paylaşmayı reddetmişler. başkaları farklı düşünüyorlar diye. alışkanlıkların karanlık çölünde kurutmamak" için olağanüstü bir gayret- kalıp varsa. . Habelirli merkezlere ulaşmaya çalışıyorlar. ortak özelliklerini keşfediyorduk: Bu insanlar "yerli"ydiler. Birbirlerini tanımıyorlardı. Akılcı bir gerekçe bulunamıyordu ama kurgu çözüldükçe ilk anda fark etmediğimiz İkinci bölümde kafilenin neden başkalarının değil de. bir veteriner. Pompeii'yi anımsatan bölümleri vardı ama şehir İstanbul olunca. Her biri İstanbul'un bir ucunda oturuyordu. Bir adamın. gerektiğinde kırmaktan kaçınmıyorlardı. yaşamları boyunca.

." dedi. pencereye yürümüştü. "Daha şimdiden Beyoğlu kiliselerinde Noel kutlayan seninkiler.aldanıyorsa. Satır araları okunduğunda." dedi. o ne yapsın?" sözleriydi. Tahmin edeceğiniz gibi yazarın bu- na cevabı. temas ettiği medeniyetin kılıcı kesilir. aklayaca- mısın?!" Birden. şehre ilk kez görüyormuşçasına uzun uzun baktı.. insanların kendi gerçeklerini haykırmaları olduğunu düşündüğü anlaşılıyordu. 'Heavy Metal' esprileri çizdirten zevzeklik. ama anlaşılan yazmamıştı. yerlilerin Yerinden kalkmış." Kitabın sonunda." dedi. "Onun. İstanbul'u diriltmek için gösterdikleri gayretlerin İkinci çıkış noktası. Kıyamet'e neden olanlardan bahsediyordu! "Ne dedin? Aklayacak . bir iki Türk kardinal çıkarırsa. asrın başından bu yana huşu ile seyrettikleri Sistina Şapelinin Mikelanj boyaması muhteşem kubbesi altında. yabancılaşmanın "Peki." "Türk binlerce yıldır yaptığını yapar. Ayaklarının altında uzanan (bir ulusun!) hazin sonunu sergileyecekti. çok sıkılmış gibi döndü. imam. neden olduğu savıydı: tüne ne diyorsunuz?" "Abd-ül Kadife. Türlerden' kurtulabilmenin tek yolunun. ğım. "Affettirmenin bir yolunu bulsam. Kafdağı'nın ardına son bölümdü." tümü sonuçsuz kaldıktan sonra. Günay. Boğaz Köprüsü'nden. ülkeyi esir alan "Büyük Yalan"a. ya Güneş Taner?" diye sordu sanayici. Mozart'ın reauiemini yöneten. Okumaya geldiğim bölüm bu "Kıyamıyorum. sanki. 'yabancı işgalci- (zaten bir anlamda hep orada yaşamışlardı) yürüyen kafile. No/No/No! tişörkiye’yi egemenliği altına alan kalpazanlar mafyasından. Hıbır'ın haşiyesine. Kilise milliyetçiliği bırakırda. insanın doğru bildiğini söylemek ve yapmakla yükümlü olduğu şeklindeydi. sonuçları ne olursa olsun. dokuz dilli Cizvit papazını bağırlarına basmazlar mı? Bir de. "Yazamadım.

"Esasen bunların hepsi uydurma. "Aslında bunların Üstlerinde. 'Anamızdan çocuk yapmayız!' dedik. Sonra herkes kendi meçhulüne yollanır. Doğa'dan doğal olmayanı talep ettik. Belki beş bin yıl öncesinin Mezopotamya'sında. insanoğlunun insanoğluna teğet geçtiği o kısacık süredir: 'Biz' öyle buyurduk. orada ne var!" ları gördüm. "Bak!" "Nedir. türümüzü kedilerden iguanalardan ve eğreltiotlarından ayırdık." "Amaaan!" dedi. el yazısı." diye başlıyordu. Güneşin bir alevden ağırlık ki üç defa milyon defa iki bin milyon ton 'ne iyi ne fena ne güzel ne çirkin ne haklı ." dedi. 'Zayıf kollanmalıdır!' dedik. sinek savar gibi bir el hareketiyle. olayı çok ciddiye aldı. ya Darwin’le ya da din kitaplarıyla karşı koyduk. "Bunlar mı?" "Evet. belki on bin yıl öncesinin Çin'inde. "Bak. notlar.hepsi uydurma!" Yazı masasını işaret etti. Bazılarımız. Bir başına. su kaplumbağalarından. 'Ne farkınız var?' diye soranlara. insan olduk. uzun bir şiire benzer birtakım notlar olan kâğıt- Samanyolu galaksisinin güneş sisteminin kokuşan bir gezegeni olan dünyada. bunlar?" Öyle yaptım. insanoğlunu insanoğlu kılan. çakallardan ayrı durduk. "Esasen bunların hepsi uydurma. insanoğlu insanoğluna kısacık bir süre için teğettir. Öyle buyurduk.

gözlerini dikmiş. Bir tür büyü. gözüne yakınlığının her baktığında ürperttiği öteki yara izini boşuna aradı. ayakta. Patlayan flaşın elindeki ufacık fotoğrafta yok ettiği binlerce ayrıntı gırtlağına tıkaç oldu. Yüzünde. kahkahaçiçeklerini de ısıtıyordu. en ufak bir saygısızlıkta orayı "Devam et. bir ağladı. Buruncuğunun üzerindekini. Canını alıp giden ölüsünü diriltmek için elinden geleni ardına koyan var mı? Neandertal atalarıyla özdeşleşti Kadıncık. endişeli ifadesi vardı. Gözlerini yumdu. meydan okuTaş devri insanı mağarasının duvarlarına çizdiği hayvan tasvirlerinin asıllarını getireceğine inanırmış. zor toparlamış gibi bir sesle. Biçare bir gayretle atıldı. bana bakıyordu. hemen terk edeceklerini önceden haber veren insanların. güneş devedikenlerini de. ama. Biçareliğine bir güldü. Güneşi zaptetmeye kalktı. mayı andıran. Kendince. bunlardan birisiydi. Sevdiğinin aziz yüzünü canlı kılmaya sıvandı. Hayretle başımı kaldırdım. Sevdiğini türünden ayırt eden farklılıkların hiçbiri yoktu. " dedi.ne haksız' olduğunu unuttu! Kadıncık. Şiran'ın portresinin yanında. Hint fakirlerini ateşte yalınayak yürüten güçleri yardıma çağırdı. Kül oldu. ya da hayati bir gerekliliğin olmayanı var etmek dayatması. Kerem gibi yana yana. 'hayatı' karşılıyordu." (1) rini göğsüne kavuşturmuş. Oysa. elle- nasıl karşılanacaklarını bilmeyen. .

Bir daha. Yaşlar perde olunca aradan çekildiler. sevgili dudaktaki yarığın derinliğini. Dede Korkut'tan sıkılır diye kıstı. bir daha okşadı. erkeğin esirgediği balayını ondan habersiz. bir tanem. televizyona baktı. şakakların da halkalanan saçlarının dokusunu ve yumuşaklığını herkesten daha iyi biliyordu. burun deliklerinin iki yanındaki küçücük kıvrımların şeklini. Renkler yardıma geldi. . ihaneti kaçınılmaz beyaz. gün döndü. Yetmiş ikinci saatin sonlarına doğru. doku değiştirdi. Darbe darbe. yumuşak tüylerini okşadı. Saatler aktı. İncitmekten korkar gibi. Öyle yaptı. göremez oldu. İyi geceler diledi. Gamzelerini sienna-portakal karışımı. İnceden terini kehribar sarısı anlattı. sevgili alnı bir baştan bir başa dolaştı Kadıncığın parmakları. tan veren ışıltılarını. yağlıboya tablosuyla yaşadı! Tablo. dudaklarını kaçırmıyordu. Hiç olmadığı kadar onunlaydı. Yukarı. fırçayı yüreğine verdi. Bez kabardı. 'Hoşgeldin. Şiran'ın inceden terli alnı oldu. gözleriyle kovmuyordu. canını evine getirdi Kadıncık. İzleyen iki ay. başını kokladı. bıyıklarının nikotin değmiş ve değmemiş kıllarının yerini ve adedini. Kadıncığın yağmura özendi gözleri. dua dua. Dayanamadı. Kepekleri üfledi. 'fısıldadı Kadıncık. Kaşlarının arasına indi. saç diplerine çıktı. Yoldan çıkmış iki teli yerlerine yerleştirdi. ışığı kapatıp karanlıkta bırakmakta tereddüt etti. O zaman da. parmak uçlarından aktı. Yüreği. anıları kayda geçtiler. Ona Kürtçe türküler çaldı. Hasreti enerji oldu. Dışarda Sibirya fırtınası ölüleri mezarlarından sökmekle tehdit etti. sisler içinden baktı sevdiği. Sıpa güzeli gözlerini koyu kahve. aziz çehreyi gizleyen sis moleküllerini ayıkladı. hoşgeldin. kaşlarını çatmıyordu. Binlerce anıyı bir araya topladı. beze değdi. İki ay. Gardenyaya baktı. her bir hücresinden ayrı ayrı sorumluymuşçasına. Gülsün 'ün resmine baktı.'Elini tuvalin üzerine koy' dediler.

ben sana yeni bir sevgili bulurum! (şakırdayan gümüş Bodrum takıları) Fıstık gibi karısın. Masasının etrafına toplanmış olanları hemen tanıdım. cevabım lam ve elif olurdu: La! Haykırırım. Kâbe mi bu herif. dostlarından intikam aldığını düYeni bir romanın notlarıydı: Şiran'ın romanının. adamın küçücük bir fotoğrafından büyüttüğü portrenin hikâyesini anlatıyordu. Kadıncığın kanını yerde bırakmayacaktı. fıstık! Bülent: Bu resmi yapan akademi öğrencisine diploma verirler be! (yerinden kalkıp tekrar bakarak) baktım. Ama değil.Yatağına almadıysa. Aralarında ben de var mıyım. hepimizi başına topla- . Bülent: dın? (portreye ters ters bakarak) Nilgün: Üzülme be anam. bir an. Şiran 'ı unutacaksın diye ferman verseler. Gövdesiz başın çağrıştırabildiklerine dayanamazdı! (2) Kadıncık'tan Portre'ye: Bana verdiğin acıdan zevk almıyorum. Ama senden yüz çeviremem. Kendimi tanıyamadım ya da belki tanımak işime gelmedi. tablo portre olduğu içindi. Yemek masasının Ne lan. Öylesine çığlık çığlığa bağırıyordu ki. LaHaHa! (3) üstünden indirmediği o mahut portrenin. diye şündüm.

böyle başımıza dikilip. be kadın! edindimmM.. sayacak? (4) Kadıncık'tan Dost'a: Kadıncık 'tan Portre'ye. lokmalarımızı mı. (5) Portre: Serseri! (belli belirsiz kıvrılan dudaklar!) (6) Kadıncık'tan Portre'ye: Seni seviyorum.Nilgün: Şimdi. Bir daha hiç gitmeyecek! Sen onlara bakma. İman gücü. Seni geri getiren resim yeteneğim değil. (7) Nilgün: Dertleri i i İ. Toprak kadar soğuk Toprak kadar yabancı Seni seviyorum. yahu. . şimdi ne diyorsun sen? (8) Kadıncıktan Dost'a: Te ku lil ki Te ku lil ki der be xare Der be xare de bu iser singemen Kewa disa. Burası onun evi! Geri döndü. Toprak olsan. ketva disa helin dani Helin dani a kesara dilemen. Ben de neşe ne ar a r r r! Bülent: Abla.. zevk Sus.

Bir yakışıklı delikanlı görüyorum. irademi kullanıyorum ve sevmeye devam ediyorum. (10) Kadıncıktan Dost'a: Ben de öyle yapıyorum. vallahi burnumun direği sızlıyor! Ne var. ben hiçbir şeye heyecanlanamıyorum artık! (kaybetmişlik duygusu) Mehmet: Hiçbir şeyi ciddiye almıyorsun da ondan! Kendini bile ciddiye almıyorsun! Nilgün: Vallahi. dünya da erkek mi yok? Herhalde bende bir bozukluk var. o biçim! Koy kız bir rakı! Bir çiçek görüyorum. üç gün üzülürsem. hiçbir şey anlamıyorum. şu üç günlük dünyada? Bu herif beni böyle üzsün.. Anlaşıldı. Allah belamı versin! (şen kahkahalar) Yabancı: Karımdan ayrıldığımda ben de çok kötü olmuştum. heyecanlanıyorum. heyecanlanıyorum. bakıyorum. Ama insan iradesini.(9) Bülent: Allahalah! Bende bir bozukluk var galiba! Kadıncığa bakıyorum. (11) Nilgün: Bırak şimdi! Ne diyorsan onu söyle! (12) .. ben bir heyecanlanıyorum abi. Özgür iradem benim biricik müttefikim. lan. Abi! Ne var yani. Bir kuş görüyorum.

bir Med. o dur durak bilmez. Hint'e uğradılar. Buhara'ya. âşıklar gibi sabırsız. Yari ne hesaniye. Derler ki. Kıble 'ye indiler. Asya'nın ortalarından bir yerlerden. sarı yolculuk işte. Zin'e sevdalı Mim’in rehberliğinde. böyle? 'Xalib dı dile teda ney ar ek. Medler. Semerkant'a. ha bilesin. Yari ubırayi muvaxat Na bit bı riya-ı meqalat.Kadıncıktan Nilgün'e : Mardin 'den yola çıktım. zordur. 'Sergeşte dı bi rex Cezir'e!' Baktım. Çok uzak yoldan geldiler. Dostluktan maksat da vefadır. Havsar ovasına. vefadır birincil nitelikleri. Bir şahtur kiralayacaktım Dicle'den aşağı. el sıkıştık. Midyat üzerinden Cizre 'ye. beni sevmekten korktu Mim. Uyardım onu. Kafkasları aştılar. Horsabad'a.' dedi. daha İsa'nın doğumuna bin yıl vardı. Dur Şarrukin 'e vardıklarında. öyle koyulduk yola. Mim. Sonunda vefa göstermeyeceksen eğer. sen sen ol. baktım da rehberim Mim'i sevmekten korktum. göze alma o cefalı işi.' dedi Mim. ikiyüzlülükle. lafla olmaz. ahbaplık ve kardeşlik. ölür . Dur Şarrukin harabelerine Herkes Güney'e gitmez ya! Benimki de. Dicle'ye. Acemlere dillerini." Baktı baktı da. beni. 'Dostluk. otuz altı harfli Aryan alfabelerini sundular. 'Galiba senin gönlünde de bir yer var' dedim. Musul'un az berisine. Dostluk kolay değil. Vefasız Atinalılar bile bilirlerdi ki.' dedim.' Ahd ettik. cefaye Evvel ne de ber wve ve cefaye. 'yoksa ne diye coşarsın Cizre'nin yanı başında. Uyardı. çılgın nehirde. Mela'nın memleketi Cizre 'ye.İran 'da konakladılar.

Rüzgâr savurdu kumları taneleri terime karıştı. Nihayet. Ama ben mecburdum o suya! Önce çıkınımı. dudaklarım çatladı. Issızın ortasında. yalnız can. sonra dostlarımı attım sırtımdan. kaşıntılar arttıkça.' dedim. şundan birkaç ay önce mantar topladığım Belgrad ormanlarının göğe varan ağaçları.' Öyle yaptım.' dedim. 'Kasr'a varmazsan. görmez olaydım! Görmez olaydım. Yürümekten ziyade sürüneceğim. ama Mim bırakmadı. Benim övünmem değildir. İstanbul’da. sömürülen. uzaktan tüm umutlarımı bağladığım Kasr'a vardım. 'Bu yolda ben bir borcu ödüyorum. Boynunu büktü.de sözünden dönmez. Yanıklar. Yükümü hafiflettim. Vardım ya. bir yudum acı su içebilmek için oraya varmam gerekti. yalnız mal vergisi için aranan. varmaz olaydım! Gördüm ya. elin ayağın göçtüğünü . 'Tarihçi Briffault da böyle der. İçimden dayanaklar aradım. Dizlerim kesildi. vazgeçmez. kendi kendime. dereler gibi taşan çeşmeleri canlandı hayalimde. şu bitmiş tükenmiş insanlara karşı İstanbul’un işlediği günahların borcunu ödüyorum. hayalimin serin gölgesine uzanmak istedim.' Kadim denizlerin yosunları nicedir buhar olmuş kıraç diplerini gördüm. Bedenimi gittikçe sertleşen bir çamur sardı. Bir ahd yapmışsa.' dedi. terim pıhtılaştı. Sanki İstanbul’a Diz çökmek. Asırlardan beri soyulan. telef olursun. güneş arkamdan alçaldı. Gün sona erdi. ufkun altında görünen karaltı bir ağanın kasrıydı ki. ıssıza vahşi bir sessizlik indi.' dedi.

hanımelinin gölgesinde' 'Eh.' dedi. Doğruya. (16) Şiran: Seni yanımda KADIN olarak istemiyorum.. Dost acı söyler. burada?' Kalır. (13) Kadıncık: Doğru. hatırladım.' dedi. aklımı. Düşman acı söyler. aklımı yitirmiş olmalıyım. Mim.' başını salladı bilge Mim. izleyen sessizlik) (12) Nilgün: İyi. 'Düşler kalır. benim gibi düşler!' (odaya düşen bomba. hoş abi de. Şiran'ın evi burasıdır. Örenler burada oturmuyorlar. dost acı söyler. Yüzyıllardır biriniz gelir.' Kimse kalmaz mı. tarla farelerini bile kaçıramamışım! Ama.kuyunun suyunun çekilmiş Kasr'ın yıkılmış olduğunu! İşte. 'öyledir!' Burası Yukarı Mezopotamya'dır. 'İstanbul’da.. • HAYIIIIIRRR! Hayır... Doğruya.' diye haykırmışım da. herif istemiyor işte seni! Yanlış anlama. Mim. biriniz gidersiniz. (14) Kadıncık: !!!!! !!!!!!! !!!!!!!! iiiiiiiii! .

bu adam sizi terk Etti. Ama. beni yatıştırmak istercesine. bak- "Kim bu Yakup Aliy?" Gırtlağıma bir şey tıkanmıştı sanki. yandı. Çünki Adamın sizden Başka meTrisi var görünüyor. Haberin olsun! (20) Üfürükçü Yakup Aliy: Sayın Kadıncık Abla.Avaaaaz! Avaaaaaaaaz! Haber salın Şiran’ıma! Yıkılası yalan dünya! Etme brE! Etme bRE! Etme BRE BUNU BANA! ETME! ETME! (13) Dağlardan yankılandı ses. tığımda gözleri dolu doluydu. kolaydı! Keserdik. kadın ? Korkarım. sesimin . ama. boğuluyormuşum gibi çıktığının farkındaydım. bu iş de böyle halledilirdi. Dr. Oya: Erkek olsaydın. Öksürüyormuş gibi yaptım. canım! (13) Kadıncık Şiran'a: Mim 'e söz verdim. "Bu bir roman. geri gelmeni sağlamak için yapacağım yoktur. kadın olurdun. yapacak hiçbir şey yok. canım!" dedi.

'Sana yeni bir sevgili bulurum. (21) Şiran: Kadıncık: Bari bana söyleme! Neden? Bana yardımcı olmak istemez misin? (22) Kadıncık Nilgün’e Hani. yine yılandadır? Bana yeni bir 'sevgili' öneriyorsun. Munis bir ifadeyle başını sallaSenin başka hocaya yazdırdığınız musga çıkıyor yasdıkta onu çıkarın KaPı üzerinde var onu çıkarın Ve sizin Taşıdınız musgayı hePsini eVden dışaRı Temiz yere gömün üzür dileRim siz de Nikahlı değilsiniz siz de 8 senedir meTrissiniz Ama siz getir derseniz getireyim Soğut dersen şunlar lazim yılan derisi on santim suna yılanı olacak 1 prç hoyrat otu miskizafer 1 paket kehver 3 sıran 15. Kim dedi sana Şiran ikame edilebilinir bir cinsel doyumdu diye? Nilgün: Kız. yılan sokmalarına karşı panzehir. "Öyle de olur. diyorsun ya.000 TL soğutmak için bunlar sana getirmek için 3 gr hamrelyarasa kuşu canlı 5 sm kinişinle gülladeni 3 gr kaskar e gr Baharatçıdan Al mısır çarşısı Çemberlitaş Kumpaı 35.' Bilmez misin." "Daha çok tiyatro oyunu gibi.dı." dedim. yoksa onu da mı beceremiyordu!? (arşa yükselen kahkahalar) (23) Kadıncık: .200 tutar.

"O da kim?" Televizyondaki çizgi film dizisinin her şekle girebilen yaratıklarının Evde. dışarda çalışan. Affetmeyi öğrettiniz. daha da önemlisi. senin gözlerinde." "Hele bir!" diye bağırdı içerden. Tonton!" Hiç beklemediğim anlarda karşıma çıkan garip bir semboldü sanki "Beşe geliyor. Suriyeli konukta. gidemezsin!" Araştırmaları Merkezi'nden. güneyin yıldızlı karanlıklarına dalan gözlerinde. Orta Doğu "Anlaşıldı. Bundan böyle en az on yıl bu adamı bırakamam. Dalıp dalıp. ilk kez. Iowa Üniversitesi profesörüymüş. "Değiş. en büyük kötülüğü bana yaptınız. Elizabeth Sernea. "Eyvah! Dr." dedi ve fırladı. Tonton!" malarını hicvediyordu. boğazından .(24) Işık: Kadıncık hanım." tehdit ediyordu. "Saat kaç?" ğiş. Kadıncık Portreye: Gözlerinde gördüm Suat 'ı. Sernea gelmek üzere! De- şekil değiştirme komutuydu. "Kesinlikle kalkmıyorsun! "Vallahi. ruh hali değiştirmek zorunda ol"Dr. (27) Suat. her türlü konuma ayak uydurmak zorunda olan kadınların şekil. Sıkıntıyla duraladım. Ben kalkıyorum. Ben ne yapacağım kadınla tek başıma?!" Banyodan başını çıkarmış. (gözlerinin içi gülen kocası) Suat: O dünyaya affetmek için gelmiş.

senesi bellidir. Suat. 'başının gölgesi olsun düşürmez önüne!' Dilinde türkü. belki de seveceğim polisler tarafından. o senin amcan!) Üstelik ben yoktum Taksim alanında. aranızda. Hozan'ından uzak. öte yandan. 'Aykırı bir yaşam'dı. özenle geçirilecekti' aranızdan. Bir yanda. soğuk ter döktüren öfkende. (Korkma çocuğum. Başka bir yerde tanışsaydım. içemediğin içkide.geçmeyen yemekte. kardeşim 'Baran'ından. Belki de bundan katmerlendi acım. Dilinde Itri Bir yanı kelam Bir yanı silah Alıp götürdükleri gün her bekçi düdüğünde bir çığlık! Suat! Suat! Suat! (28) Kadıncık Suat'a: İnsan kime yataklık eder? İnsan kime sığınır? Soyadı tutmuyorsa. 'Sıkıca kavranıp kollarından. İnsan kimin senelerini talep eder? Abasından! Değil mi? Neden yanımda değilsin? Ne garip! En çok mazereti olan da sensin En affedilemeyecek olan da sen! .

kurda yedirdin beni!" "Oğul bu muydu sadıklığın? Ne zaman duydum. ne zaman anladım bu uzun havayı! .Valla.

Dr. Gümamım nedeni benim için Rodoplu’yu tanıma bakımından çok öğretici tuk. eşimden ayrılmıştım. bu Günay'ın hikâyesi.. Hatırladığım kadarıyla.V Diana Pavloviç'i tanıştırmış olmasını saymazsak. Sernea. "Orta Do- . nay onu üç kez ya gördü. Cezaevinden yeni çıkmışSernea.. ya görmedi. randevuyu mektupla almıştı. konuşmuşde. Kadın gittikten sonra sabaha kadar oturmuş. Dile getirdiği nedeni. Rodop- lu'nun hayatında önemli bir yer işgal etmedi. O günkü ziyaretini burada aktarolmuş olması. Her neyse. Şimdi düşüncesi acı veriyor ama o geceden sonra bir süre 'küstük' tım. Benim için de zor bir dönem olmuş olmalı. ğulu kadın yazarları tanımaktı"tı.

kuaförlü saçlar. Arap Kadınlarından Çağdaş "Oh." dedi Rodoplu. Esmer ama .. "Çok da güzel ama değil mi?" "Osmanlı sultanı gibisin!" tutuşu bile farklıydı sanki. Orta Doğulu kadın yazar tanıya- Cevap vermemi beklemedi. Arka kapağında on üç şairenin ve kitabın redaktörünün (Ka- Kitabın adı. tanısın bakalım!" Koyu mavi kadife üzerine gümüş işlemeli giysiye güzelliği burnunun direğini sızlatıyormuş gibi baktı. "Kalıyorsun. oh!" dedi..." dedim. gelmişti. üstünü değiştirmiş. miştim." dedi. "örtü yok.." "Entelektüel merak. kitabın kapağını bile açmadan vardığı sonuç. Bilgesu Erenus’ları. Takım tamam. oh. ayıp olmasın. Ona duyduğum güvene karşın. takılar firuze artı gümüş.."Entelektüel merak? Öyle mi?" "Bu da ne?" "Bindallı. Tabii." "Yani. değil mi?" "Kadın bir de kitabını göndermişti!" diye telaşlandı. "Şuna bir baka"Tabii!" dedi muzip muzip. Beni şaşırtmakta ustaydı bu kadın! "Sen bindallı giyer miydin?" cakmış ya. 'Bodrum' (kurduğu bağlantıları her zaman anlamadığımı da Önyargılardan korktuğum kadar hiçbir şeyden korkmadığımı söyle- söylemiştim).. "Bereketli Hilal'in Kadınları. Günay." Mısralardı. o da. Öfkeye kapılmaya başladığımı hissediyordum. özenli makyajlar. Başını "Ona hanım sultan denir! Cahil!" Geldi sarıldı." mal Boullata) fotoğrafları yer almıştı. Günay'ı ne kadar değiştirdiğini düşünüyordum. sigaralar. "Hatun. "Bereketli Hilal'in Esin Afşar'ları. "Çok. şöyle bir baktı. "Yani?" "Bak. içimi ürpertti. lım.

Sen hiç Filistinli kadın gördün mü? Kamplardakileri. kıvırcık siyah saç. Fransızca yazı- ölüm korkusu. Batı ülkelerinde. " Macias geldi. "Ne demek şimdi bu?" Buda redaktör Kamal Boullata olmalı. "Erkekler neden kadın- . ilkel dedi. aklıma Cezayirli Fransız şarkıcı Enrico "Bereketli Hilal'in değil.. Paris'te yaşıyor. kösnül tebessüme baksana! " Üçüncü Dünya sendromudur.. değil mi?" Baktım: yor. "Şerefim üzerine! Bakmadım. ları boğmadan. gel bir tahmin yapayım. Türk vs. kilitlemeden. Bundan kurtulup kendisini 'ilginç' kılmak isteyen Arap. böyle hoşluk yapar. Amerikan eğitimli." "Canım. Nazik al-Mala'ika. " . hımmmm! Bedri Baykam'ın vazisi. "Bak. beynini. Arap dünyası kadınının aşağılık konumundan aldığım yaralar.. baskı altında değil. "Esaslı bir sevemezler.. rüyalarını kontrol altına almadan lar yapabilir!" . Sahici olanla- Arap çeşitlemesi! Lüle lüle uzun saçlara.herhangi bir Batı şehrinde rastlanabilecek kariyer kadınları. esmer ten." Andrée Chedid. erkek. bizatihi kendilerinin temsilcileri bunlar. Ne diyeceğimi bilemedim. yoksun olduğum fıtri özgürlüğüm. Ürdün doğumlu. ezilen Arap kadınlarının acılarını dile getirecekler.. Paris eğitimli.. para ve." "Kitaba daha önce bakmadın. Lübnanlı Hıristiyan. izleyen ulusal aksilikler ve siyasi yenilgiler: işte şiirimi hüzünle boyayan temel unsurlar. Bağdat doğumlu. Şiirlerinde bağımlılıktan yakınacaklar. efendim. Arap burjurı?" Sinirlenmeye başlıyordu. bunu sadece kadın- Mona Sa'udi. Günay. İranlı. özgürken nasıl severiz. "Sen bak." kitabı uzattı. ve duygu birliğine sahip Olmalılar." Gözünü gözlerime dikti birden. "Sernea'nın görüş alanına girebilmiş olduklarına göre yabancı dil.

ne bir usta edindim. kabilenin kuru hurmaları lezzetinde. erkeklerine değil uluslarına karşı sorumlu olduklarını anlayıncaya kadar.. bizde bir tane bile yoktur hepsi kendilerini erkeklerinin diğer yarısı sayarlar " nın hikâyesi. Filistinli. Şiiri"Sadık bir köpek olabileceğini düşünmüştüm. ne de güçlü erkek cinsinden emir aldım. erkek kardeşlerinin ve oğullarının akıl ve yürekleriyle bütünleştiriyor. ". ".. Bedevi "Sadık bir köpek olabileceğini düşünmüştüm Koşumsuz bir Arap atı.. herhangi bir tanrının müjdeleyicisi! Bana gelince. Suudi Arap.gelince. babalarının. herhangi bir yardakçısından başka bir şey olmadığını keşfettim!" . Lübnan doğumlu. Elif Adnan.. bu ulus asla ulus olmayacak... Amerikan eğitimli." . kanunsuzların özgürlüğünü kucaklamıştım! Heyhat! Erkekliğinin 'Narsissus 'un Levanten aynasında dönmüş bir sis senin ise Bereketli Hilal'in meyvelerinin faziletlerini ululayan pezevenklerden birisi. Bizim kadınlarımız akıllarını ve yüreklerini kocalarının. Fransa ve ABD eğitimli. Paris eğitimli." diye yazmıştı.Kadınlara Therese Awwad.".Ömrüm boyunca kimseye ne boyun eğdim. miras ilamımı yırtmış. herhangi bir Sultan'ın. Amerikan ve İngiliz eğitimli. buna da iffet ve takva diyorlar. nin adı "Bir Erkeğe" şaire. Bu kadınlar. aşiretimin ağaçlarını kökünden sökmüş. "çıldıran ev kadınıAlmaal-Kharda'al-Jayyusi. Fawziyya Abu Khalid. Lübnan doğumlu. Bedevi.

ne yeşertebileceğini sanırsın?" Yüzüne baktım. itibar da değil ya buraya kabul edilmek gibi bir şey. itibar görürler. kitap Amerikan basımı! Ticari bir iş olmadığı belli. "yani. korktuğu başına gelmiş gibi duralamıştı. hayatım. bir nedeni var. kaç kişi 'Arap şiiri' okur? Yine de.yeni bir vatan edin- . Paris konserleri gibi mi?" Kendimce. "Anlayışsızlık. aşiretinin ağaçlarını kökünden sökmüşmüş! Bu Kendimi aptal gibi hissediyordum. daha doğrusu kendi 'ilkel' kültürlerinden ne denli nefret ettiklerini dile getirdikleri sürece "Esin Afşar'ın. arabeske inat olsun diye Paris'te "Hamakat?" basmazlardı. inan bana! Batı ancak görmek istediği Doğu'yu anlatana sı- rika'da kaç kişi şiir okur." dedi. "Yapılmak istenene baksana! Batı kültürü getirilecek.öfke arasında gidip geldiğini görebiliyordum. Hüzünle da Arabın işbirlikçisi! Katliamı hızlandırmaktan başka işe yaramazlar remediğim neydi? Neden göremiyordum? Miras ilamını yırtmış. " kelime bulamıyormuş gibi durakladı. basılabilmiş- türkü bozmak nasıl bir.. az önceki duygu"Tabii. 'Evrensel' olduğu iddia edilen bir kültür dayatılıyor ya canım. yerine -hele de o ekolojide. bu entellerin uğur- suz kibiri! Aşiretinin ağaçlarını kökünden söktün attın da." larımdan ötürü af diliyordum. duyarsızlık. o 'evrensel' kültüre duydukları özlemi. bunlar!" Yüzüne baktım. O neden de şu: Batı'nın kafasındaki kültürden kurtarılması gereken 'Doğulu' kavramını perçinliyor. Başka türlü olsa cak bakar. bönlük.. Hoş. Allah aşkına. benim gö"Bir de bana anlatsana şunu? Nereden bildin?" "E.. Onun hemen gördüğü.hamakattır!" bu kadınlar.. ". Ame- se. Batılı olmayan bir toprak parçasında -o toprak parçasında yaşayan yerli çoğunluğun varlığı ve istemleri tümüyle kulak arkası edilerek!. ahmaklık! Ah.

'daha çağdaş'. aynı hamurdandır 'Siz' kimsiniz. 'daha akıllı ğini korumak isteminden. Birkaç tarihçi. bu hanımlarla 'İzmir'i lahmacuncuların işgaline terk etmeyeceğiz. herkeste belli bir gelişme düzeyinde var olan entelektüel faaliyetin. kim savunuyor? Pizzayı lahmaAkıldışı cevabı var." diyen Tarık Dursun. 'teksesli' olmak özellikorumak isteminden. bireyselliği yüceltmek. yerli kültürü istediği gibi tasarruf etmek hakkının. mak isteminden 'daha yüce' bir uğraş. Batı'ya muhalefet topmaz bir 'bilgi' oldu. ama söylemeden edemeyeceğim. 'Batıcı' dünya görüşü doğrultusunda şekillenmesine öncülük etmektir. hatta bir 'hak' sayılacak! Kim yaBak. Pizza O kadar basit olmadığını düşünüyordum. Rasyonel cevabı yok. bir sanatçı. lahmacuncuları koruSeni sinirlendirdiğimi biliyorum. sinemada. birkaç papaz başlattı belki. 'daha iyi'. 'Batıcı' dünlum düşmanlığı ile eşleşir. tabii! olduğu şeklinde. ama çığ gibi büyüdü. bir beğeni adamıdır. yardımcı olunacak. biter bu iş. Türk müziğini 'çoksesli' kılmak. Sümüklü bir İngiliz tezgâhtar kızın ya da Alman daz- . öyle!' Levi's'lerle pipolar. tabii: 'Batıcı otorite.mesine yardımcı olunacak! Nasıl yardımcı olunacak? Batı'nın kültürünün." başka şeylerde de olurlar. Öz Gaziantep lahmacuncusundan. Efendim? Mesela. yerli kültürü korumak hakkından 'daha yüce'. "Kaç tane organik aydın var ki. Aydınlar dilekçesini hatırlasana! Her insan bir düzeyde bir filozof. 'işgal edenler' kimler? Kim kimin şehrini işgal ediyor da. geleneksel aile yapısını pacak bu işleri? İşgalcilerin öz-uzman aydınları. 'Oryantalizm'in de gelişmesi böyle oldu. Aydınsallığı meslek edinmişlerin görevi. organik aydınlar. Edebiyatta. tartışılya görüşü öylesi bir haklıcılıkla ortaya konur ki. pizzacıları yaygınlaştırmak. 'daha saygın'. Günay'cım? Bu kadar etkili olabilseler "Aydın olmayan yoktur ki! Her insan eninde sonunda mesleği dışın- da bir entelektüel etkinlikte bulunur. tartışmasız 'doğru'lar yerleştirilerek.' cundan daha saygın kılan ne? Bunun cevabı yok. öyle buyurduğu için. sanatta. Floransa'ya geçtiler mi.

kan kadınları arasında saçlarını boyayanların pek az olduğunu söylerdi. Dr. Sernea. "Türküm. hırka ve düz ayakkabı giyinmişti. Dr. beyaz tüphaneciye benzediğini söyledi. PTT memuresi ya da kü- Elli yaşlarında. Elini boynuna götürdüğüne. öte yandan hiç yüz vermemek gibi. Kadına birden sordu. misafiri bir yandan mükemmelen ağırlarken. yapıştırma bir gülücük takındı. Günay "Beni nereden buldunuz. tek sıra inci kolyesi ile oynamaya başladığına dikkat ettim. "Milliyetçi olduğunuzu duydum. Sevimli olduğunu dü- . ince. Dr. "üstelik Osmanlı olup olmadığı da meçhul" bir tavırdı. ğunu düşünemiyorum!" "Ankara'dan?" uymayan." diye ünledi. heyecanlı ve teklifsiz yapısına hiç yine de takındı. lermiş) bir kadındı. ama yine de. yün etek. Ortaokul öğrencisi gibi. anneannesinden daha 'kültürlü' bellemesinin nedeni aynı türden 'bilgi' "Niye sinirleniyorsun bu kadar?" diye uyaracak oldum. Rodoplu. çipil gözlü. "Ankara'dan. Sernea? Ünümün Iowa'ya ulaşmış oldu"Oh. Bu soruya cevap vermemeyi tercih etti Sernea. Ameri- Elizabeth yaşındakiler. "En Osmanlı tavır" mümkün olduğunca az konuşmak. doğruyum." "Evet!" dedi kadın. buruşuk. Ronald Reagan türü.lağının içine Türklerden fiilen 'üstün' olduğu gibi bir 'bilgi' nasıl yerleşti dersin? Türkiye’deki 'beyaz dizi' daktilosunun kendisini hatim indiren değil mi?" Elleri titremeye başlamıştı yine." dedi Günay'a. Sernea. Tanıdığım birisi mi?" bluz. kendisine bu duyguları yaşatan kadına tavır. "Ankara'dan mı? Bakın bu ilginç işte. bir durdu. yıkanınca çıkan çivit mavisi bir tonu tercih eder- şündüğü. "en Osmanlı tavır!" alması kaçınılmazdı. hemen hiç gülmemek. çalışkanım ya! Allah Allah!" Gülmeye başladı. mavi saçlı (Günay.

milliyetçi olup olmadığımı. "Şimdi. sohbetin gündemini kaptırmamaya niyetliydi." diye sürdürdü Günay. değil mi? Söyleyin baProfesör. milliyetçilikten ne anladığınıza bağlı. 'milliyetçi' değilim." diye yapıştırdı Rodoplu.. kütüğe uzattığı elini bir an hareketsiz tuttu. "CIA'in arşivlerinde bu sürdü. dramatik bir tavırla arkasına yaslandı. "Neyse. "Yapmayın. alabildiğine soğuttuğu bir sesle sordu. "Oh!" diye ünledi Sernea. sin çok iyi bildiği bir abesi tekrarlıyormuşçasına. ama sarsılmıştı. CIA'in. Kendisinin içine de Bardak meselesi de garipti. çünkü Amerikalıların fincanı tercih ettiklerini tanımların olması gerekir!" bir yandan da nazik nazik gülümsüyordu. değil mi? Ürünü olduğum kültür elvermez. Eveet. bayan. evet. neden sonra üfledi. küçümseyen bir el hareketiyle. "Milliyetçilikten ne kastettiğinizi sorabilir miyim?" dedi. "Milliyetçilik derken Alman. Anlıyorsunuz.. bildiği halde bardak kullanmakta ısrar ediyordu. "Milliyetçiliğin birden fazla tanımı olduğunu düşünmemiştim!" Uzun bir süre cevap vermedi Günay. "Bu. yani Batı tipi bir ırkçılığı kastediyorsanız. bunun ardından ünlü Princeton Üniversitesi'nin." dedi Sernea. CIA ile nasıl halleşiyorsunuz? Sizi rahat bırakıyorlar mı?" Dr. Eğlenmeye başlamıştım! Kaldığıma memnun oldum. şaşırmış gibi. Oynuyordu. ne sormuştunuz? Ah. Ne ki Günay.. sigarasından bir nefes çekti. Profesör. herkena. sordu. sonra yavaş ya- baygınlıklar getirdiğini bildiğim bir ağırlıkla bardaklara çay doldurdu. Amerikan kamuoyunu İsrail lehine koşullandırmak amacıyla finanse ettiği açığa çıkmış "Orta Doğu Seminerleri" skandalının geleceğini kestirmiş olmalıydı. başta Amerikan akademisyenleri olmak üzere. ABD bağımlılığını. Toparlanması beş-on saniye "Orta Doğu Araştırmaları Merkezi'ndendiniz.. hayır. bu defa gerçekten sarsıldı.vaş geri çekti. unutun!" dedi Rodoplu. Sernea. "Öyle mi?!" "Evet. Soruyu. nihayet. "Değil misiniz?" Günay. Sovyet bağımlılığına .

Anlayacağınız. Amerikalı." diye sürdürdü Rodoplu. biz de Asyalıyız." diyerek güldü. hatta çocuksu bir Asya topluluğudur. "Tabii. yine hayır. sizi yanıltmak istemem. Günay'ın gözlerinde italikleri gördüm. Sovyetlerle olan ilişkimizde biz tankla uzun vadeli ideolojik asimilasyon arasında bir rız. Hayatının tehdit "Ah. Bakın. sabırsızdırlar. Sovyetler. gözlerinin büyüdüğünü gördüm. 'Sovyetler'i paramparça edecek Asya Müslümanları' zille"Bundan. Sernea'nın Doğululara yakıştıracağını bildiği bir "No. neresinden baksanız heyecanlı. sizin kendinizi Asyalı saydığınızı mı anlamalıyım?" diye rinin çaldığını görür gibiyim. "Kafanızda. ama. Sernea! Asya Türkleri. Züccaciye dükkânına dalmış bir dana gibi. ki gücü. sömürgelerinin duvarlarına Kraliçe'nin resmini hatıra bırakıp çe- de söz konusu olmalıydı ki. Ne hoş olurdu. sonuçlarının bilincine varmaksızın kırıp döktükleri çok olmuştur. uzun vadeli entrikaya tercih ederler. Dr.yeğleyeceğim anlamında soruyorsanız. Çaydanlığa uzandı. değil mi?" . "fizigibi. Günay'ın düşüncesini izlemekte zorlandığını. değil mi? Belki de iyi bir Turancıyımdır." Sözü nereye getirecek diye merak ediyordum. "Bizim Makyavelli geleneğimiz olmadığını bisordu Dr. beşinci bardağı doldurmayı önerdi. İngilizler kilmeyi beceremezler. Ancak. Sernea. Kolay bir seçim değildir. no! Thank you!" diyerek kaçındı." aşırılıkla. Aynı şey Sernea için "Yani. bunu anlayacağınızdan eminim." diye sürdürdü Rodoplu. aynı uzak tavırla. Ruslara rahat vermese ne güzel olur. kendince bir çıkış yolu yakaladığını görebiliyordum. silahtan korktuğumuzdan daha çok korka- tepeden bakan bir tavırla. siz buna zihinsel tembellik de diyebilirsiniz. Sinsilikten. Ama sonuçta. edildiğini düşünebilirdiniz! lirsiniz!" tercih yapmak durumundayızdır.

" "Kamal Boullata yardım etti. çok kötü oynunız tatlı. kendi "Avokado gibi. kaşlarını kaldırarak. yılışıklığının mide bulandırıcı olduğunu düşünürken. "CIA 'in birinci sınıf beyinlerini Türkiye'ye. olmasın. yine en Reagan gülücüğüyle. Dondu kaldı. insanların kültürel miraslarına sahip çıkmaları güzel bir şey!" "Bunun için mi kitabınızdaki o şaireleri seçtiniz?" diye bastırdı Gü"Neden? iyi bir seçim olmadığını mı düşünüyorsunuz?" Alelacele toparlandı. üstelik de böyle sıradan bir iş için herhalde tahsis etmezler. Batılılaşmakta yaya kalma pahasına. Biliyorsunuz. Amerikalıların pek sevdiği bir meyveyi örnek veriyordu. değil mi?" Sernea'ya döndü. eğer." dedi. Evet. Kendisi." Yalan söylüyordu. kadın. Ben. banaydı. Filistinlidir. "Başka ne olabilir ki? Devam edelim mi? Milliyetçiliği. çok anlama gelebileceğini düşünmemiştim!" Gerçekten. Asyalıyım. Sernea. "Elbette. limon sıkarsanız salata olur!" Türkiye'de 'eşek armudu' diye bilinen. bakın o doğru." yordu. milliyetçiyim."Sıradan bir memurun her yerde sıradan bir memur olacağını düşünmeliydim!" Bu. yalnız ithalci manavlarda satılan. "Şeker koyarsa"İsa Mesih!" diyerek ellerini çırptı. İslami uyanış şeklinde düşünüyorsanız. bana baktı. Haç arasında bir seçim yapmak söz konusuysa. hiç kuşkunuz dedi Dr. nekli bir ressam ve yazardır. "Anlıyorum. "Evet." Ve Hilal'le." dedi Rodoplu. nay. "Gördün mü?" . yine hayır. milliyetçilikten. Profesör. "Oh." dedi kadın. ekledi. yete- Günay. kapitalizm ululaması şeklinde düşünüyorsanız. yine hayır. Hilal'i seçerim. "Ha. "Bu kelimenin bu kadar kültürüne sahip çıkmayı anlıyorsanız.

Bir kadın ki. keten bulur ve isteyerek çalışır elleriyle. gözlerini açmıştı kadın. ömrünün her gününü kocasına iyilik yaparak geçirir. Bir kadın ki. "Evet. Sernea. (Azizemmiş! Sandıktan kelime çı- fazladır yakutlardan. ona kocasının yüreğini emanet etmesinde tehlike yoktur. buldu ve okudu pa'"Kim. uzaklardan erzak taşır. gördüm. Yün bulur." dedi Günay. Belini güçle takviye eder. "Filistinli" açıklamasının. Bilir ürettiği malın iyi olduğunu ve onun mumu gece de sönmez. karıyordu!) "İncil’deki o pasajın. bir ticaret gemisi gibidir." diye ekledi müstehzi bir gülüşle. kollarını kuvvetle donatır. Üşenmedi. Acemice olduğunu düşündüm. Hilal'i savunacağını söyleyen biri- Bırakın o da yaptığı işlerle tanınsın şehirde.sine hoş görünmek isteminden kaynaklandığı açıktı. hayır. satın alır ve ellerinin emeği ile bir bağ yetiştirir. "Demek biliyorsunuz? Hıristiyan mısınız?" "Başındaki alıntıdan belli: Ellerinin emeğinden o kadına da pay verin. mişti. Hıristiyan Filistinlilerden olmalı. Bir tarla düşünür. Renkten renge girmek "Tabii ki. bu o anda tanık olduğum ruh hali olmalıydı! yış varsa hepsini içerdiğini bilmediğinizi söylemeyin bana!" sajı. O kadın ki." "Neden?" Gerçekten şaşırmış. Ancak izin verirseniz Boullata'nın seçimini yersiz buldum." dedi Rodoplu. "O pasajı ben de bir kitabımda kullanmıştım. Öyle bir saattir ki uyandığı vakit henüz gecedir ve kadın o saatte ev halkına et dağıtır. kalktı. fiyatı kat kat "Azizem. Ellerini iğinin üzerinde tutar . nasıl bulsun bir iffetli kadın? Varsa öyle bir kadın. kötülüğe geçit vermez. bu şairelerin karşı çıktığı ne kadar anlaKadını iyice ezmeye niyetliydi. XXXI. Bir kadın ki. Kadının." Süleyman’ın Meselleri. 31" değil mi? Boullata. kocası gönlünü kazanmak için uğraşmak zorunda değildir. sesine hakarete uğramış bir ton ver- diye bir şey varsa." dedi Günay. Dr.

Laz aksanıyla tabii.. ortak paydası olanı arıyor- ." "Ne oldun. Çevirdim.. 'Bereketli Hilal'i ne kadar temsil ediyorlarsa. onu söylüyorum! bir zevk!" "Ohh!" diye ünledi. kendisine en yakın geleni.."yı yeniden yaşadı Rodoplu. meyi başarmıştık. ama. "Allah'ın da ta s. Günay'a döndüm. "Ohh! Yine de. "Filistinli dostumuz erkeklerin intikamını Türk kadınlığını o kadar temsil ediyorum!" düşünüyordum. "Ben okumadım. kadına çevirmek şart oldu. tabii!) Nasıl bakmış olmalıyım ki." dedi Günay." dedi Günay. gelir. Ve kocası itibar görür otururken ileri gelenleriyle ülkesinin şehir meydanında. o?" "Ateist oldum dedim sana. sizinle konuşmak büyük Buna da ben sinirlendim! Temsil ne kelime.. İdris’e dun?" "Ateist. der.. Böyle bir kadını kocası da beğenir. ağır ağır.ve onun elleridir saran örekeyi.. Efendim. kendisinin bu dilleri konuşamadığı için hata yapmış olabileceğini. Dil sorunlarını.. Temel. ne kadar üzgün olduğunu sıraladı.neydi!" deyiverdim. "Allah'ın da çokta s.. Ben. bir Laz fıkrasının son cümlesiydi. .. duydun mu? Ben ateist oldum." "Kimdir. son cümle. ben de "Her neyse. oldum. Allah'ı tanımayrum!" Ve tabii. 'Ve sizin kitabınızdaki cümleler. Gerçeği değil. günah keçisi olarak Kuranı Kerimi seçmiş olmalarını garip bulmuyor musunuz?" Bu noktada dayanamadım.. "Bu hanımlar. ne ol- almış gibi görünüyor. lan. Arap feministlerinin. (Günay Rodoplu'ya âşık olduğumun farkındasınız. ama olmadı tabii. öyle düşünmüyor musunuz?" Kadını sinirlendirmediğini düşünüyorsunuz!" "Siz bu hanımefendilerin Bereketli Hilal'in kadınlarını da temsil et"Hanımefendi. Kitabı Mukaddes dururken.neydi!" O kadar güldük ki. öyleyse... Türkçe ve Arapçanın çok zor diller olduğunu. "İdris. Gülmekten kırıldık. Sernea.. İşte. kadınlık bilgim yoktur ya. medarı iftiharı olduğunu du.

" dedi Rodoplu. "Niçin. bizim medeniyetimizi. bize asırlarca çok iyi hizmet verdi." dedi.nizi nasıl yürütebiliyorsunuz?" sorusu. bunlar kadar küstah değiliz!" "Dil bilen dostlarımız var. sizin dilinizi. ayrıca parantez içinde söyleyeyim. bizimkilere anlatayım. Sernea'nın zoraki 'lütfen'i zaman kazanmak içindi. dikleşti Günay. Ben. bizi. biz hiç olmazsa bilmiyor olmamızın ezikliğini yaşıyoruz. tıpkı bizim ettiğimiz gibi. diye soracaktım!" "Niçin?" "Bizim bölgenin dillerinden hiçbirini konuşamadığınız halde görevi- italikler. tanıtabilir misiniz. "Olsun. hınç almak için sorulmuş bir soruydu. sizi öğreneyim. çok basit bir nedeni var. Dr. "Hayır. Türk kadın yazarlarını Azize'ydi sanki Günay! Müthiş bir kibirle baktı. "Bize yardımcı olmak isteyeceğinizi düşünmüştük!" Adeta kekeledi "Ohhh! Sohbet o kadar aydınlatıcıydı ki. "Sanki bizim tarihçilerimiz Çince biliyorlar da!" diyordu. lir miyim?" dedi. diye soruyorum. epeyi iyi bir medeniyettir. ücretli tabii!" diye alelacele açıkladı şaşkın misafiri. hakçası. Sernea. Çünkü. yani gerçekten istiyorsanız. Size." kadın. "Sorduğum o değil. "İstemez misiniz?" "Biraz daha çay?" Pierre Loti'nin evlenme teklif etmeye cüret ettiği bir hanım sultandı. bir süre sonra. siz zahmet edeceksiniz. Bize. "Ohhh. bir türlü esas konuya gele- Dudaklarında. tabii başta kendiniz olmak üzere. diye öğrendim ve çok da emek verdim. medim. "Nedenini sorabi"O kadar karmaşık değil!" dedi Günay. "Aslında. dümdüz. bizi anlamakta yardımcı olmak için değil. öğrenmeyi . Sizler gibi!" diye kırıttı. Bunu gerçekten istiyorsanız. belli belirsiz bir tebessüm.

bu sorunu üç yüz yıl yaşadık. hele hele Orta Doğu tutmuyor. başkalarının gayretine terk ederseniz. gerekirse yönlendirmeye çalışmak için." başıyla maydanoz bahçesindeki bitkiyi işaret etti. İnanın. öğrenemezsiniz. 'kutsal ineği' çıkardan başka ne olabilir?" böyle olmuştur." mıyor musunuz?" ile ilgileniyorsanız. "Ama. Madam.Ayrıca. Sernea. bağışlayın. bakın. hapishanelerini özel sektöre devreden bir ulu"Dr. yabancı dil öğrenmeyi size de tavsiye ederim. Siz zahmet bir şey vardır. Coğrafya cemiyetlerini boşuna kurmadınız. Niçin? Türkiye'de etkili olabileceğini düşündüğü kimselerin kafa yapısını anla'Amerikan yaşam biçimi' dediğiniz. bitkinin yapraklarını taklit ederek iki yana açtı. Bakın. daha çok paralı öğrenci alabilin diye. Dr. sizinkinin. Niçin? Üniversitenizin ünü büyüsün." "Ne demek istediğinizi anlamıyorum!" "Demek istediğim. Biz. CIA size yardımcı oluyor. o da bir şeyi biliyor olmanızın size sağlayacağı ekonomik Bir şey daha var: Sizin dünyanızın öğrenme azmini kamçılayan tek "Böyle hiçbir şey yapmadan durup. iyi biliyoruz. hiçbir çeviri aslının yerini larda ne zorluklarla karşılaşıyor! Kendinizi tanıtmanız gerektiğine inan"Hayır. Sernea. konukseverliğimizin keyfini çıkardıktan sonra geri döndüler ve hükümetlerine o ülkeleri ele geçirmenin yollarını öğrettiler. Türkiye kendisini tanıtamadığı için uluslararası forum- kollarını. Fotosentez yoluyla öğrenim olmaz. Buradan bir tebliğle dönmeniz için. Rodoplu! Sizi kullanmayı düşündüğümü düşünüyor olamazsı- nız!" diye haykırdı Dr. gibi. niçin? mak. kendinizi güneş ışığına bırakır fayda! Bu Avrupa'nın Asya'yı sömürgeleştirmeye kalktığı günden beri niz. 'kutsal ineği' korumanız için! sun. edeceksiniz. Ve bütün bunlar sizin o Azizem. saraylarımızda misafir olup. Gezginleri- üniversiteniz size Türkiye'ye gelesiniz diye ücretsiz izin veriyor. ihtiyacınızı siz sahipleneceksiniz. şarttır diyebilirim. "Böyle düşünüyor olamazsınız?" . şu anda sizin yaptığınıza benzer biçimde.

Batı ile fazla yüz göz olmamamızda yarar görüyorum! Niye biliyor musunuz? Bugüne kadar muhteşem ABD sadece kendi kültüründen olanlarla. İran Şahı'nın huzuruna çıkan Türk sefiri. geride daha neler neler olduğu izlenimini verebilmişti. hanımefendi?" dedi Günay. hıncımın alınmış olduğunu görme- "Üzgünüm.. "Sizin kültürünüzle baş edecek gücü elde edinceye kadar. kaçınılmaz kırıcılığından olsa gerek. Onun için diyorum ki. oturdu oturamadı. çatıştığım zaman sanki suçlanıyorum. elbette. Ne zaman ki. İzlediğim olayda. eleştirme- emin de olsam. Siz. kendime bile itiraf etmek istemiyordum ama yabancılaştırıcı. "Neden. Sernea. Tüm enerjisini tüketmiş gibiydi." türünden bir şeyler mırıldandı. bırakalım. bizim tek silahımız budur!" İncili bir kaftana yatırıp. bir Vietnam'a. karşıma ten.ilişkiniz olabilir ki!" kadın. kendi hısım akrabalarıyla başa çıkabildi de ondan. Ama. kendi muhayyilenizdeki Türkiye ile avunun. Kapıyı kapattı. kendimize kalsın. "İncili Kaftan"ı oynuyordu! Ömer Seyfettin'in cebindeki son kuruşu tı. yenildi. bu Günay'ın 'militan' tavrında insanı ürkünaz'. "Yoruldun mu?" Sernea'yı büyük bir nezaketle geçirdi. 'bağoturdu. tek- nin keyfi vardı. "Benimle çıkar dışında nasıl bir Buna verecek bir cevap bulamadı.. canım. bizim kendi tılsımlı güçleri- rar gelmek için izin isteyip kalktı. Suçluluk duygusu. haklı olduğumdan "Yorgunluk. dışarıyı seyretmeye başladı. didişmenin. İran'a. "Size bir sır vereyim mi?" diye sürdürdü Günay. küçük bir nin. Teslim edersiniz ki. Sürgit karşı çıkmanın. gözlerini kırpıştırmakla yetindi. hatta Filistin'e çatmiz. Suçlanıyo- . bir Türk olarak. Günay. hatta sağcı diyebileceğim bir şeyler vardı! kız gibi büzüldü. yani. Bacaklarını toparladı. Ne blöftü! çirmeyi ihmal etmedi. Geldi. büyük bir nezaketle geVe ben buruktum.

tabii. Her yabancılaşma duygum yok oldu. " diye tekrarladı. "Ne yapsaydım? Bıraksaydım da. Neşelendirmek istedim.rum." "Yorgunum gerçekten. düşündün?" "Perişan ettin. "Tiyatrovariydi.. kirleniyorum. tabii. zor duyulur bir sesle. Tanrı bilir. "Farkında mısın. Eeeeh! Utandırıyorsun insanı! Söylemek istediğim 'yenmek' de değil! İletişim kurmak şünüyormuş gibi duraladı... yapmacık olduğunu "İncil'den pasaj okuman harikaydı!" "Yani. Amerikan birisine çatmış olduğudur. beşinci sınıf CIA memuresine çanak mı tutsaydım? Onları ancak kendi silahlarıyla yenebilirsin. elin Iowa"Tabii ki değil. "Yok. çatışmadan sonra uçurumun kenarında uyanıyorum. " dedim." dedi. doğrusu. ezdin gönderdin kadını. kadının bütün bu konuşmadan bütün anladığı antiUzun uzun yüzüme baktı." sergiliyorsun?" "İncil okuyacaktım." dedi. o yaşla birlikte benim anlamamasını umduğum bir coşkuyla. gözünden bir damla yaş indi. Bazen. diye düşünü- yorum. "Amaaan!" diyerek hırsla sildi yaşını. ha!" İçini çekti.. ama ters ve makûs -bu kelimeye bayılıyordum!.bir yoldan. kendimden çok sıkılıyorum! Nefes aldırmayan bir lafebesi gibiyim ya. ne kadar Türk bir tutum . yani?" "Ne kadar garip. ama bu kadar yorulmana değer miydi. Günay'ın 'ürkütücü' olduğunu düşünmüş olmam ne kadar komikti! Ne ki. "İçim boşalıyor sanki." Patladı. "Oynadığımı mı." Tekrar dülı magandasına Veda'lardan mı bahsedecektim?!" Bu defa bağırıyordu. " duraksadım. Öyle olmalıydı. Lafebesi ve kadın olma keyfiyeti! Amma da zor bileşke. bu defa da sinirlendi. az önceki coşku gösterime kanmamıştı. "Nasıl.

Çinlisi. ressamıyla.re tükürür. Hayal yeteneğimizi serbest bırakırsak. Romancısıyla. konuşmaya değmezmiş gibi (ya da ben öyle vehmettim) "Günay Rodoplu. . Felsefenin icabıdır. Kürdü. sinirlenmeye değer mi? Terbiyesizlik yapar. ne der Gogi? 'Dünyanın böyle dev konuları vardır. '"Değer mi' diye bakıyorsun. Onlara 'Forus' dersek. Çok canım sıkıldı.' tavrı bu. gözlerini dışarıya çevirdi yeniden. Hatırlıyor musun. "Sakın italikleme bana! Sakın yapma! Ne "Affedersin. temeli onlar olan dedikodunun günahı dahi olmayacaktır. labiliyorsa. politikacısıyla koca bir Batılı Gogiler ordusu Yunanistan ile Türkiye arasında bir yere hayali bir çizgi çizdi. Adam ye- değer mi? Körü körüne iddia eder. o Onun doğusunda kalan her şeye 'Orient' dedi. Gogilerin uygun gördükleri her türlü niteliği kabullenmek zorunda bırakıldılar. Ama sen başlattın. kaçırır. Arabı. Bu teşkilatın gücü benim fikrimce." dedi Günay. piskoposuyla. beynimizin işleyişi kadar yaygındır. Forus olmaya mecbur kalırlar." dedim. Zaten de Forusturlar!" "Hangi bağlamda hatırladın şimdi bunu?" "'Oryantalizm' denilen hurafeler yığınının oluşmasını öyle güzel an- "Gogi'yi düşünüyordum. Ne kadar çok tahmin yapılabiliyorsa. Ne kadar çok tahmin yapıhayali çizginin berisinde yaşayan Türkü. muhatap olmaya salladı. meseleyi o ölçüde büyük ve derin görmek lâzım. 'Buzdan Kılıçlar'daki." az önceki coşku oyununu ima edi- "Sen de affedersin. neden sonra "Latife'nin 'bilgili latıyor ki! Bak. meseleyi o ölçüde büyük ve derin görmek lâzım' uyarınca. 'Allah'ından bulsun. biz kafamızda kurduğumuz şekle inanacağız." mermi' Gogi'sini. düşünüyorsan söyle!" yordu. tartışmaya değer mi?" Başını bana açıyormuş gibi. çünkü Allah bunun hesabını tutamaz. 'bilgili mermi' Avrupalının 'dev konusu' Orient'ti. Gönlümüzün izinde. Masonları anlatacaktır da.

ya rabbim!" dedim. ahu gözlü oryantal kadınlarda cismanileştirilmesidir. âşığını yedi gün Londra kulesinden sallandırıp kargalara yem eden. Louvre'un rüküşlüğü ile Topkapı'nın yalınlığını efendim. 'Kitap'a uygun olalar Kuran'dadır! Kitab-ı Mukaddes Allah'sa. 'Oryantal'in. yani 'aştığını' dübasa dolu. Bu şündüğü her düşünce ve değer yargısıyla.evlenme hakkı için gösteri düzenlerler ama nefretle andıkları satır- bir cani olması olasılığı yüzde bin beş yüzdür. eli kanlı "Travesti bilgi? O da ne demek. canım. Kuran yemin ederler. Bununla da bitmiyor tabii. Ne rezil bir ikiyüzlülüktür. Kuran felektir. daha doğrusu ekonomik kokadın' denince nefretle andıkları kendi mukaddes kitapları değil. Zalim feleğe çatılır ama zalim Allah.. ipe sapa gelmeyen ve her nedense doğal olarak 'ilkel' bir kafaşullar çalışması zorunluluğunu dayattığı için.. Çünkü 'Şark despotu' diye travesti bir bilgi vardır ki. kadınları erkeklerin 'mütemmim cüzü' olarak görmekten vazgeçtiği. Çünkü bu 'Şark despotu' denilen hayali yaratık öyle betimleniyor ki. tarihsel bir çöp sepeti gibi tıka hesapça biz 'Forus'larız ve Avrupalının kullanıp attığı.. Günay'cım?" Baksana! Demin okuduğum pasajı içeren Kutsal Kitaba el basarak rak. eşcinsel 'karı kocalar' kilisede -yani." "Hayır. Elleri bil- . Batı'nın 'özgür' bıçkınları olduğu gerçeği de fark etmez. "Hurafelerin 'bilgi'ye dönüşmesi sanıldığı kadar zor değil galiba. dünyanın en gelişmiş işkencehanesini kurduran Kraliçe Elizabeth bile baş edemiyor! 'Şark şehveti' diye isimlendirdikleri Avrupalı Gogilerin porno fantezilerinin. küfürdür. mesela. " "Yani. Avrupalı. mem nerelerinde gezenlerin Türk erkekleri değil. 'Şark zihniyeti' diye ne idüğü belirsiz bir kavram geliştirdiler. Kendisini olmadığı biçimde gösteren anlamında kullandım.. Az önceki örnekteki gibi. palabıyıklı Türk erkeklerinde. bununla. 'Şark şaşaası'. değil. efendim. cinsel tecavüz suçlarının yüzlerce defa katlandığı. serbest bıraktığı için 'ezilen oldu! sı olmalıydı.Mesela.

sis basıyordu. Bu mu. 'ıslah edilmek' üzere topraklarımızı dâhil isteneni vermek düşer. Tarihsel Dünyevi olmayan bir şeyle karşı karşıya olduğum duygusuna kapıl- Cümlelerinin sertliğine karşın. mansak. kısık bir sesle. Cevabımı beklemedi. azap içinde bir ruh." "Hilal için adalet. yüzyılların hüznünü gözden geçiren bir hayalet gibi göründü bana. bu İslâmiyet saçmalığından kurtulmalı. ki ısrarın niye?" muhite uymayan bir şeysin. Türk isek 'vahşi' âdetlegünündeki adamlar gibi adamları dinler ya da okurken.kıyaslamaya bile yanaşmayan utanç verici bir hurafedir. bir anakronizm. akıllarımızı başlarımıza toplayıp. yüzünü zor görüyordum. İlah! Hal böyle olunca. ama o farkında dım yine.. bedensizliğin acziyle kıvranan. biz 'oryantal'lere. bilimkurgu izliyormuşum gibi geliyor bana. imza benim gözümün önünden Orient'in kanını emmeye yeminli sömürgeciler geçiyor. Müslürimizi zapturapt altına almayı öğrenmeliyiz. Bu yüzden diyorum ya. Kötülüğün dönüşü olmayan bir olgu olduğunu kabullenebiliyor musun?" İnsanoğlu yaşayacaksa adaletin hatırı için yaşamalı. "Sen bir tarih hatasısın. O alacakaranlıkta. 'Şark anlaşılmazlığı' 'uygarlaşmayı' reddeden oryantallerin 'akılsızlık’ını simgeler. şimdi Hava kararmıştı. Tanık olduğu kötülüklerden acı çeken. değil mi? Hayır! "Günay Rodoplu.. İşte 'evrensel miras' diyor mesela ya. Dönüşü olmayan olguların acısını çekmekteGözlerini yüzüme diktiğini hissettim. Öyle mi? Ters bir Haçlı Seferi mi?" . "Adaletsizliğin bir tarih hatası olduğuna gerçekten inanıyor musun? "Hayır. miras?!" değilmiş gibiydi." diye fısıldadım. ağır ağır konuşuyordu.

bütün kuvvetini sarf ederek biyofilya yolunda savaş. "Ölü-seviciliği?" "Sen haklısın. evet.ya seferi. Elemanları birebir eşleşen biyofilik kümelerin nekrofil- abajuru yaktım. Bilgi ve inançla.. evet. neden sonra. büyüyü bozmaktan korkar gibi uzandım. "Onlardan nefret ediyorum!" "Amerikalılardan mı?" diye sordum. Nekrofilyadan. Günay'dan da beklemiyordum.. malla ve canla. Uzun uzun sustu. Hasretine yandı"Viva la Muerte! Oley! Ali'yi hatırlıyor musun?" Yavaşça." dedi birden." dedi içini çekerek. diğim gibi.. "Cihat!" Sustu. arkamdaki küçük ğımız 'çağdaş' Avrupa-Amerikan uygarlığından. Hayır. sözle ve eylemle. ila İtalik'lemeyeceğim. değil mi?" "Hayır. hayretle! Böyle bir şey söyleme"Hayır. Yüzünü görmemi istemiyormuş gibi başını pencereye çevirdi. " diyerek güldü. hafif hafif sallanıyordu." dedi. Dizlerini göğsüne çekmiş.. "Hayır. "Ya da bir bakıma. "İtalik'lemeyeceksin." .

Şimdi düşündüğümde Keşanlı Ali Destanı'nı oynamış olduğumuzu görüyorum. çünkü bir efsaneydi Ali. ama o dönemde yaşadığınız her şey 'yaşamsaldı'. Yaşamımda önemli bir yeri vardı. kendisine ait olduğunu düşündüğü her şey ve herkesin!) gerçek.VI Ali'yi hatırlamamak mümkün müydü! Çok iyi hatırlıyordum. tabii! Önce örgütten. sonra da Günay’ın bir arkadaşının. kendi gereksinimlerinin. kendisinin parçası ya da gereksinimlerinin hedefi olmayan herkes ve her şeyi "gerçekdışı"ymış . sonra cezaevinden. Bağışlayın. Ve ben bu efsanenin öldüğünü gördüm. kendi doğrularının. kendi fikirlerinin. Yıldız'ın kardeşi olarak. kendi duygularının. bulmaca gibi anlatıyorum! Ali'nin sadece kendisinin (kendi bedeninin.

kişiliği icabı yapıyordu. Ona göre. kendisine biçtiği oluyordu. Yedi saat konuBir ben-sevicinin hafife alınmak. Pek çok gözlemin bir araya gelmesinden olmalı. mükemmel. Örneğin. Ali'nin şartları arasında iktidarın nasıl ele geçirileceği şekilde karşı çıkmak. sanki bir parti kuruyorduk ve devrim programını hazırlayacaktık. Birçok grup geldi. Neticeten. cehaletini . bunu toplantıyı sabote etmek için mi yaptığını düşündüğümü hatırlıyorum. Ben-seviciliği (ke- dan. nellik geliştiremiyor. sı. Nitekim öyle oldu! Ali. dışında kalanları algılayamadığından. oyunda yenilmek gibi olaylara tepkisi yoğun bir öfkedir! Asla affetmez ortaya çıkaran arkadaşı hiç affetmedi. Bir an. Mesela. etmezler mi diye teAma hayır. idamları bir yana bıorik tartışmaya girişildi ve esas mesele gündemden kalktı. nestüsü. bir keresinde idamları. fiilen renksiz ve ağırlıksız bulduğumuzu testo etmek amacıyla bütün gruplara bir çağrı yapıldı. Tüm narsistler gibi. hatasının yüzüne vurulma- ve intikam için uygun bir fırsat kollar. Acilciler bildiri metninde mutlaka üstün ve olağanüstü yetenekleri olduğuna inanıyordu. ama sadece idamları proAmaç da belliydi: idamları protesto etmek. bu defa da 'Anadoşuldu. ne zaman anladım tam bilmiyorum. Öte yandan. gibi hususlar vardı. Acilcilerin bu ısrarının nedenini bilmediği (Anadolu Komünist Partisi kurmak istiyorlardı) ortaya çıktı. yargılamada ciddi hatalara düşüyordu. O arada Ali de geldi ama öyle şartlarla geldi ki. Yine de bir toplantıda. olayları algılar- ken çifte standart kullanıyordu. Kendisi ve kendisine dönük şeylerin. Bir yere varılamadı ama Ali'nin.gibi gönülden algılayamadığını. narsizmi tehdit edildiğinde hayati bir düzlemde tehdit edilmiş gibi değer ve kimliğine ilişkin saptamaları bu inancın üzerine yapılandığın- 'Anadolu' kelimesinin yer almasını istiyorlardı. bedensel bir saldırıya lu'nun neresi olduğunun saptanması gereği ortaya çıktı. bu durumda kendi grubu tabii. reformizm olurdu. devrimciler reform için mücadele ederler mi. idamlara devrim programından ayrı bir rakıp. Tabii. ortada sahici bir çalışma ya da başarı olmadığı halde. eleştirilmek. Daha da kölimeyi 'narsizm' karşılığı olarak kullanıyorum) gereği.

" Ünlü olmak zorundaydı Ali! Başarısızlık durumunda tam bir ruhsal rirken aslında yaptığının kendi akıl sağlığını koruma mücadelesi olduğunu anladım. Rodoplu'nun deyişiyle. açıkçası. Ben-seviciler. Bu lara değil. onun cesaretine du. manın dışında bir değer olduğuna inandırmak mümkün değildi! Bu nemesela diğer gruplara. 'alkış' onu depresyon ve delirmekten koruyan tedavi gibiydi. Siyasal başarı ve alkışın akli dengesini muhafaza etmesi için şart olduğunu gördüm. Büyük ve hatasız olduğu inancı. da. beğenilme. Böyle yaptığı için de iletişim yok olur. kendisinin içinde yer almadığı dünyalara. özde ben-sevici büyüklenmeye dayanıyordu. emekliye ayrılan savaş kahramanını bir dede olarak. onaylanma. hatta yok edici sadist saldırıya başvurabilirdi. 'tanrısal' denetim sağlamak ihtiyacında olduğunu gördüm. Sadist bir tarafı olduğu kuşkusuzdu. Bu savaşta. Zamanla. nesnel olmak gereğini duymadığı için övgüde ve yergide öznel ölçüler kullanırdı. kendi değerlerini de kendileri biçiyorlardı tabii. Ali'yi de kendi devrimci grubunun genel sekreteri olbir savaş verdi. yani inanç.öykülerin yayılmasına neden oluyoryordum. mesela. Ali'nin sözcükleri . yaptı bağlamda. Ali'yi bir süre de o bağlamda gözlemledim. devrimci mücadele vePolitikacılar arasında yüksek dozda narsizme sık rastlandığını bili- anneanne olarak. Ali'nin kendi konumunu muhafaza amacıyla diğer insanlar üzerinde kesin ve sonsuz. tehditkâr. vicdan. bir insan olarak kaydettiği aşamame olmadan yaşayamayacağını gördüm. Oysa. kendisine biçtiği değeri pekiştirmek ya da korumak için amansız despotik. aşağılayıcı. bir devrimci. sevgi ve güven duygulan gelişmemişçöküntüye giriyordu. TİKKO'culara karşı alçaltıcı. başarısız bir politikacıyı bir insan olarak da değerli olduğuna ikna etmek denle. Narsistik şişirilinsani çekirdeği. Zamanla.uğradığı zaman aynı şiddette tepki göstermiyor olması. "çünkü ti. ilişkin -pek de abartılmış olmayan. nasıl ki kendisine sinema yıldızlığını yakıştıran narsisti bir mümkün değildir. Ben-seviciliği icabı.

değil mi?" ailecek devrimciydiler. O gün. Ölenler gibi. Ali'nin onu hapishane anıları belleğinde taptazeydi. nedenlerden değil de. "Kendimi bir tek hücreye artırabildiğim zaman rahat hissediyor- Kapıyı açan. Görüşe çıkmadan önce tıraş olan. ne ki. Doğru duyuyordum. türlü kurnazlıklarla elini kolunu bağladığı bir ortam oluşurdu. "O zaman da yemek getirmek için rahatsız ediyorlardı. içerdeydi. Ceset görmeden huzura kavuşamayacak bir ruh! Cesetlerle sevişen bir ruh! Korkunç bir şeydi. bunlar da "Ölü-seviciliğinin ders kitabı örneğiydi. gelişme duruyor. Haydar'ın kimsenin sözünü dinlemediğini ama Ali ağabeysi yapma derse yapmayacağını. düşünce güdükleşiyor. unutmak . Böyle bir ortamda yapıcı diyalog elbette mümkün değildi. ya- kez cezaevi görmüştü. istemiyordum. açlık grevindeydi. Ama. BEN. ilk kez anlattı. Rodoplu. da. Dayanışma yok olunca şayan her şeyden. Günay. Bu defa da en küçükleri. ama bizim tahmin ettiğimiz du. Ali. Bayramda. Haydar. baharda mizlenen arkadaşlardan nefret ettim. kardeşi dahil. ondan nefret ettim." dedi.bir sihirbaz kurnazlığı ile kullandığı. teben direndim! Kendimi asla iyi hissetmedim! Çünkü ben. sekterlerin sayısı artıyordu. Unutturmaya çalışıyorlardı. önemliydi. Ali'nin de ikna edilmesinin kırmayacağını ağlaya ağlaya anlatmıştı. yemek getiren erlerden nefret ettim. bunu da yapsa yapsa Günay'ın yapabileceğini. gerektiğini. Tahliye edileli bir yıl kadar vardı. Yıldız. eli silah tutacak yaştaki erkeklerin hepsi en az bir Günay'ın bir arkadaşının kardeşiydi demiştim. görüşmeye izin verilmesinden nefret ettim. haber gönderince geldi. Günay'ın Ali'yi neden andığını merak ediyordum. Aydınlıkta. "adamın insanca yaklaşımları" olduğu için nefret etmişti. muhatabının lafını ağzına tıktığı. "Kendi doğruları. istemiyorum! yeşeren boktan bir fidan vardı. En çok hapishane müdüründen nefret ettiğini söyledi. doğru mu duyuyorum diye bana baktı." diye anlattı.

Bunun 'sağlayamaz' olamazı de"Bir an için. Ali'nin sadece düşmanlarından değil. Ne kaybedersin?" "Beni ilgilendirmez!" Günay'ı deli edecekti. bir başka yoldan da mutlu olur ulus? Bakarsın. bir mucize olduğunu 'bilimsel kader'in bu yolu izlediğini sinden nefret ettiğini söylemişti. beni hiçe sayamaz!' olamazı olduğunu düşün!" diye ısrar etti. "Belki. olur. kendisine iyi davrananlardan. SHP başarılı "Olamaz!" diyerek kesip atmıştı Ali.kasını hatırlayacağım. her daki- lardan. Soluk aldığım her saniyeyi istenen hiçbir sözcüğü unutmak istemiyorum. her debana yapılanların anılarıyla doldurmak istiyorum! Hayır! Asla unutmalikten yeşerecek olası görkemi hiçbir zaman kabul etmeyeceğim! Ben. Allah belamı versin! Geçmişimin her gününü. katı. her düşmanımı hatırlamak istiyorum. Bana yapılan her kötülüğü. her şeyden nefret ediyordu." Günay. 'mutlu' olsun. Öfkemi ancak böyle ayakta tutabilirim. Herkesin yüzünü. hiçbir hoşgörüyü. Günay. ağzıma sıçan. ulusumuz. İbrahim Tatlıses konserler versin. Aydınlıktaki fidandan. hayatın bizzat kendiyacağım! Bir şey hariç! O da bana yapılan siktirici iyilikler! Hah! Bu pis- Unutursam. millet alkışlasın diye savaşmadım! Bilimsel kaderinin yolunu çizmesi için savaştım. 'bu kadar alçakça bir şey yapıp. bunu hissediyorum! Hiçbir hakareti. senin amaçladığın düzen değişikliğini demokratik yoldan sağlar? Ya da bir sosyalist parti kurulur?" ikimiz de fark etmiştik. herkesten. öfkeden kas"Bir denesen? Zihin jimnastiği gibi. diğer mahkûm- ğil. ağzıma sıçması neyimi. hiçbir ihaneti unutmak istemiyorum (kullandığı kelimelerin tam tamına bunlar olduğundan emin değilim). . "Düşünmek istemiyorum! Düşünmeyeceğim!" dedi Ali.

Haydar'ın celmeye hizmet aşkıdır. biz yaptık. Ali. "Devrimcinin ölümü umutların ölümüdür. açlık grevinin otuz dördüncü günündeydi. özgürlük tutkusudur." diye övündü. SHP "Ne oy alırsa alsın! Türkiye'nin bilimsel kaderi yolunda ilerlemesini "onurlu direnişini desteklediğini söyledi. yaşam sevgisidir.. Bunu istenç ile seçerek. tekmeleyerek yapmak bir yüksek gelişme çizgisi oluyor.bir vakıa. "Devrimci ruhun pınarı.. Ali'yi kırmamak için gösterdiği özen dokunaklıydı. fark. Serkeşlikle. Yaşama." Söylenecek söz yoktu.. Mussolini'nin kara gömlekli tosuncuklarıyla devrimciler arasındaki de söyleyecekti ama. Daha başka şeyler herif. "İnsanlık onuru işkenceyi yenecek!" diye kesti attı ki. "12 Eylül öncesinden ayakta bir biz kaldık zaten. Tıkanıp kalan gırtlağından güçlükle çıkan hırıltılı sesi çığlıktı san"Kardeşin ÖLECEK!" Ama. den onun da yüzü değişti. devrimcilik arasındaki fark.. "Ölüm insanoğlunun en teorik eylemidir. dövüşken gözleri deli deli parlıyordu. Haydar. Günay'ın dikkatinin Ali'nin yüzünde odaklaştığını görüyordum. serpilmeye. " Haydar'ın ölmesine izin verme! Devrimcinin ölümü ancak mutlak Devrimcinin ölümü umutların ölümüdür. son bir kez denedi Günay. acıyla. Yine de. Ali. bir olgu! Yüzde otuza yakın oy aldı! Sizin arkanızda kaç kişi var?" önleyemeyecektir!" "Nasıl ilgilendirmez! Bu yolda bütün aile perişan oldunuz! Oysa. Ali bitirmedi. anlamıştı." dedi. Günay. Ali. "Cezaevlerindeki en iyi açlık grevini de TKP-ML değil. Bir- ." deyiverdi. yü- kaçınılmazlığı varsa affedilebilir.

soyutun. kaydıran. mekanik olanın çekiciliği. içi boşalıyormuşçasına hırıltılı "Şimdi. bir tartışmayı çözme yolu. çok tehlikeli bir hasta!" bir sesle. Bu hikâye böyle. dogmalara. yaşama. gelme!" Kapıyı gösterdi. düşünceli düşünceli. sahip oldukları. bir daha da Ali'nin tebessümü sapık bir sırıtmaya dönüştü. olmuş'un gerçekliğinde yaşayan. "Nekrofilya.. canlıdan cansıza. Ama. insanın eşyalaştırılması... kardeşini açlık grevinde azat etmedi.Ölüsevici dikkatini. Sonra.. Hemen şimdi. bir dizi tanım sıralamaya başladı. 'bir zaman varolmuş' artık olma"Ne kelime! Sekter. "Allah senin belanı "Allah belanı versin. ortadan kaldırmaya çalışacak! Hasta bu adam!" Titriyordu. kaba kuvvet ve sal- .. defol git. hafta kadar sonra da Haydar öldü. çok. şimdi.. gelenekler. yasalar. niyse gülüyordu! nim! Elbette nefret edecek! Nefretini azaltacak her şeyden de nefret edecek. Herhangi bir sorunu. Günay. 'doğa' yasalarını ihlal eden bir suç olarak görülür. kendi kendine konuşur gibi. Ritüellerde ve 'mutlak doğrularda yoğunlaştıran. yapayın.. ya!" dedi Günay. Değişim. "Ben de Ali'ye 'siktirici iyilikler' edenlerde"Hem de çok.. Kapıdan çıkarken ha"Tabii. giderek eşyalara..." diye tekrarladı. insana duyulan ilginin 'şey'lerle ikame edilir olması. " "Statükocu?" lar. Güncel gerçekliğin hiçbir değeri yoktur. Şimdinin ya da olacağın değil.versin!" "Viva la Muerte! Değil mi?!" diye tısladı adeta. Ölü-sevicinin felsefi ya da siyasi düşüncesinde kutsal olan. defol buradan. 'revizyonizm'. Hayatına hükmeden kurumyan şeylerden oluşan. us'un yücelmesi. ben Ali ile Avrupa-Amerikan uygarlığı arasın"Değil mi?" dedi. yaşanmış olandır. Rodoplu'ya geldiğinden bir da nasıl bir bağlantı kurduğunu merak ediyordum. Ali.

ama Ali'nin Haydar'ı sevebilmesi için delikanlının ölmesi . Şöyle söyleyeyim. Neden? Ya rahmetli Haydar'ın durumundaki gibi. gencecik bir inanın hayatından daha değerlidir lidir demek. Hangi yurt. diye sorarsan. Sevebileceği Haydar. Himmel. bir ideoloji. istediği gibi şekillendireceği. Ölümlerin en güzeli ise yurt ve şeref diği gibi.' lafı. sağladıklarını anlatır. tekmeleyerek yapmak bir yüksek gelişme çizgisi oluyor. 'faşizm'le demek. Ölümden korkanlar yaşamasın. Nürnberg mahkemelerinde.' diyordu. Ölümden ancak hayvan ve hayvanlaşmış insan kaçar. Şimdi. Göring. hayatı bizzat ve mutlak surette kontrol altında tuttuklarına inanmalıdırlar.dırıdır. Birey. Nihal Atsız da. dünyaya ve kendisine bakışı ussaldır. kendi icatları olmayan bir yoldan mutlu olamazlar rinin rahat edebilmesi için. işte. insanlar. İnsanoğlunu hiçliğe dönüştürecek gücü. herkimse. 'Hayat savaştır. ceset başına optimal verimliliği nasıl bir canlıdan.. Bilim çağının insanlığa hediyesi! Ne gibi? Mesela. Tıpkı. bir ritüel. hangi şeref. asla değişmeyecek soyutlaması! Ölü-seviciler değişiklikten nefret ederler. nekrofilin. kendisini 'toplum' denilen bir soyutlama adına feda etme- ya da Nihal Atsız'ın önerdiği gibi anti-faşizmle savaşmak için. Bu aynı zamanda. yani bir 'şey' gaz odaları şu kadar metreküptü. Ussal bakıştan kastettiğim bu. İçleonayından geçmemiş. ancak Haydar'ın anısı olabilirdi. her şeyde ilk ve son çözüm olarak gören. 'Ölümden ancak hayvan ve hayvanlaşmış insan kaçar' iddiasına bak! Us yüceltmenin bir başka örneği. onlardan birisine. Anısı. yani Haydar'ın tümüyle Ali'ye ait. tabii. Us'un yüceltilmesi soyutlama aşkını da beraberinde getiriyor. Bunu istenç ile seçerek. ölü-sevicinin Korkunç. Adam. 'Bu kadar Yahudi'yi nasıl öldürebildiniz?' diye soru sorulur. şöyle bir duralar. uğruna ölümdür.. bunu o belirleyecekti tabii. o 'Ölüm insanoğlunun en teorik eylemidir. diye başlayıp. şu kadar insan doldurunca gaza şu kadar yer kalıyordu. Kuvvet kullanımının gerekli olup olmadığı düşünülmez bile. Haydar’ın ölümüne 'fraksiyon'un karar ver- gerekiyordu.

" diyordu. Narsizme ilişkin bilgilerimi hatırlıyordum. manşetlere hâkim olan tamaz!' demektir. İnsanı eşya- Cansel'in fotoğrafını çekerken. 'SHP başarılı olamaz!' haykırışından farklı değil. karanlığa bakmaya başladı yine. basını yanıltabii. Ben epeyce bir süre belleğime gömüldüm." Ağustos Genelgesi denilen ve özde. mahkûmlarla merhametsizce zıtlaşmaktan başka bir anlamı olmayan nesnenin Haydar'ın ölümüne neden felâket tellallığı. nekrofilya. çoluk çocuk öldüren PKK militanları.demektir. incitmek arzusu. 'Bu hükümet doğru iş yapıp. her zaman Çünkü sonuçta. eteğini sıyırmayı ihmal etmeyen foto muhabiri. kaba kuvvet değil de. "Bunun kendini beğenmişlikle. "Sadizm. fiziksel sadizmden çok daha yaygındır. illa da kadın döven. olmasına izin verilmesi. Çok düşündürücü. Cezalandırılmaları vaciptir. bir insanı küçük düşürmek. çocuk döven. Sadist. narsizmle bir ilgisi yok mu?" "Var. Narsizm sadizm. bunlar uç örnekler. efen- . Mesela. akıl karıştıran bir tabir. çünkü sadistin kendisini gizlemesine yarar. Mesela. Bu tür tellallık. âlimi mutlak." "İtalikleme sırası bana geldi!" dedim. nihayet bir kelime. biliyor. Türk basınında. Mesela. kendime Gütabii. bir soru. Mesela dostunun bıçakladığı zavallı Feri "Şimdi. öyle gider. Mesela Fenerbahçe maçında binlerce taraftarın 'Ölmeye geldik." Pencereyi bıraktı. 'doğa' yasalarına karşı geliyorlar demektir. Bir bakıma çok daha pistir. Namert bir iştir. mezra basıp.' laştırmanın örneği daha çok. eli kırbaçlı sadizm değil. Sisi gözleriyle nay'ın sesiyle geldim. Dışarıya. tabii. Bana zaman tanımak ister deliyordu sanki. Ölü-seviciliği daha hafifde seyrede- diye bağırması nekrofilik bir haykırıştır. "Tinsel gaddarlık denilen şey. Ali'nin. bir gülüş kullanılmıştır. bana döndü. dim. Neden? Öyle bir mutluluk olamaz çünkü! Mutluyuz diye iddia edenler. sapıktırlar. gibi sustu Günay.

ölü-seviciliğinin arasında. çünkü içgüdüsel bir biçimde ne demek istediğini hissediyordum. Düşünceleri oturmasına izin vermiyormuş gibi kalktı yerinden. "Ulusumuza hakaret ettiğimi düşünüyorsun." dedi. hatta ondan daha çok zedeler. neden sonra. "Öyle de değil!" dedi." dedi. en az fiziki acı kadar. çareleri hovardaca savuran bir toplum bizimkisi. değil mi?" "Ne yazık ki." Yazı masasına doğru hızlı birkaç meselesi!" "Günay'cım! Bana bilmece çözdürmesen?" adım attı. yeyim mi? Kızını dövmeyen dizini döver hikâyesi! Kendi sınıfımı sevemiyorum." "Her şeye rağmen halkımı sevme gayreti! Can simidi! Daha da söyle- dı. neden 'mürekkep yalamış Türk. bari 'halkım'ı seveyim gayreti. . Kıpırdamadan öylece durdu bir süre.kıvırtabilir. Ben- Evet. az önceki hırçınlığına hâkim olmuştu. arkadaşım. ne diyeceğimi bilemedim. "Gaddarlık bağlamında korkunç bir toplumdur bizimki!" "Korkunç!" "Türk mürekkep yalamaya görsün. ne haldeyiz. "Evet. May- şizofreni. zehir gibi bir sesle. önüme koydu. psişik acı." Şeytan yoklamış gibi ürperdi. yanından bir yerlerden tıka basa dolu bir dosya çıkar"Bak.' diye tasrih ettiğini sormak "O bir umudun dile getirilmesiydi!" dedi Günay. "Bak. Ne ki." seviciliğin. gaddarlığın. durdu. hemen sadistleşir!" danoz bahçesine yürüdü. öyle düşünüyordum! istiyorum!" "Bir de. Haya- Dosyanın kapağını açmak istemediğimi hatırlıyorum. İstememiştim. arkasını döndü. bir kurt gibi kemiriyor İthamın ağırlığı altında ezilmiş gibiydim. "Öyle de değil! Balık baştan kokar Masaya erişti. Etkileri daha uzun sürelidir.

inceden alay ustaları. faşizan eğilimlerimizi TRT'nin 'Püf Noktası' gibi olmadık dizilerinde bile görebiliyordu.. bir kadının akşam gezmesine giderken ne giymemesi gerektiği anlatılıyordu ki.. başka şeyler de Dosyayı açmamı beklediğini biliyor. çöker gibi oturdu. daha mı kötü?" "Evet. Ve vardı. turistlerin dolaştığı yer- lerde atletleriyle içki içenleri ayıplayan bir program vardı ki. onları sadece şubede ya da cezaevinde değil de. ge- tirdiğimizi anlatıyor." dedi. "Bir düşün! BBC İngilizlere ber- . Aşağılama ustaları. kayınvalideler. ama yine de elimi süremiyor- sadizm görecek kadar incelikli yaklaşımın. Zulme alıştığımızı.. böyle bir olasılık canımı yakıyordu. deli ediyordu Günay'ı! "Alay kın aşağılanması olduğunu söylüyordu. Melamin tabak meselesinde tinsel açıkçası. daha kötü.tım boyunca tanıdığım 'üstat' sadistler geçiyorlardı gözlerimin önünden. Kaldı ki. anneler. Günay. sadizmi bir yaşam biçimi haline geşamda tanımış olmamdı! Sıradan insanlardı bunlar. öğretmenler. "Evet. "İşkence faslından melamin tabak?" ya da doğru hareketi şıp diye kestirme ustaları." "Kendisinin farkında bile olmadığına kalıbımı basarım. dum. halmuda şortlarınızla sokakta bira içmeyin. Arap turistlere ayıp oluyor diyor! "Yine bir başka programda. Tabii." diye esefle "Daha kötü.. Örneğin. gaddarlıktı. Günay. Garip olan. paranoya derecesine varan bir duyarlılığın ürünü olabileceği ihtimalini göz ardı edemiyordum. günlük yalinler. bunun. Nedenini de biliyorum. değil mi?" Yerine döndü." dum bir türlü. "Bu daha mı iyi. taşı gediğine koyma usta"O yazarın melamin tabak meselesini hatırlıyor musun?" diye sor"Evet. memureler. Hücre arkadaşlarını aşağılıyordu. inceden hakaret ustaları. hastabakıcılar. insanı rencide edecek. ona tepki duydun. babalar. Örneğin. salladı başını. yerin dibine geçirecek doğru kelimeyi ları.

"O kadar Osmanlıca biliriz.mahfilinde 29 Ekim balosuna giden subay hanımlarının giysilerinin Palık!" şa'nın karısının denetiminden geçmesi gibi bir şey bu! Ne kadar aşağılıyım. Ara son deliği' diyeceksin ama önemli olan Semra Hanım'ın gencecik bir "Olsun olsun yirmi üç olsun. daha doğrusu. kahır dolu bir sesle.. 'İzleyecek felâket hepimizi kapsayacaktır. neden olanlar. Müsebbibleri. "Gencecik bir delikanlı bu çizer. kolumu sıktı hafifçe. "Şimdi sen yine 'zurnanın . ama yeterince hızlı davranamamış olma"Burası bizim ülkemiz. İğrençti. Önde duranı aldım. Gerçekten iğrençti. birden. Neye hizmet ettiklerini ret etti. En yüce ve en zayıf sında yer alıyormuşum gibi bir duyguya kapıldım. Öyle çocuksuyuz ki. Birden. Bunda paranoya kelimesini aklıma getirmiş olmamın dahli vardı. Günay. kat kat yağlarında boğulan. Allah kahretsin!" aldı. açtım. Fark ettiğimi görünce de kendisini alaya yolun." dedi Günay. Çizer. canım!" Dosyaya uzandım." "Yok. iyi niyet taşları ile örüldüğünü bilemiyoruz. tabii! Sulugöz! Şiran'ın lafıydı bu. "Bu insanlar da bizim insanlarımız. " Yine de açacaktım dosyayı. bir kerhane maması yapmıştı Semra Hanım'ı. "Sulugöz! Ben de!" Gözleri doluverdi. da!" bilmediklerine bahse girebilirim." dedi. Günay'ın karşı- ler vardı. Uzandı. Özür diliyordu.. bir çizgi roman karesiydi. cehenneme giden yanımız bu bizim. Semra Özal'ın Gırgır dergisinde çıkan bir ara kazma dişlerini gösteriyordu. o herifle birleşip. içinde yayın organlarından kesilmiş kupür- karikatürü. dosyayı işa"O kadar da değil!" diye sözünü kestim. Suat Gönülay.

"Ben de onu diyorum.adamın bunca nefretini kazanmak için. nesnel olarak ne yaprik'ten söz etmek de çok zor! Başka bir şey işliyor. otuzunu çoktan aşmış bir adam. loving. herhangi bir kilolu an- tülükte bir şeye birkaç yıl sonra tekrar rastlayacaksın. bu genç adam ülke yönetimine karşı çok duyarlı." "Anlamaya çalışıyorum. O günkü Milliyet’in birinci sayfasında. (Benzer kö- . Ama bu kat kat yağlarının teşhirindeki belden aşağı saldırıyı açıklamıyor. fotoğrafın Çavuşesku değil. Çavuşesku'nun toprak bulaşığı kanları içindeki fotoğrafı vardı. olsa gerek." mış olabileceği.. ne yapmış. Bir de faşist illa da kilolu olmaz ya!" "Hitler'in Ari ırkının temsilcileri aslan gibiydiler. Alkışlayacak mıydı?) "Anlamadım?" "Kind. yani 'ağır tah"Diyelim. sürmanşette. Özal olması halinde Akyol'un nerede olacağı- "Sadistik duyguların tatminine." diye mırıldanıyordu Günay. Özalları kurşuna dizilmek üzere direğe" bağlanmış çizmişti. Birinci sayfadaki nı merak etmiştim. Çavuşesku ve eşinin öldürüldüğü günlerdeydi. nenin göğüsleri dizine değse ne olur. Türki- ye'nin gidişatından ürküyor ya da faşizmi Semra Hanım'da sembolleştirmiş. Ercan Akyol. ille de ağzından tükürükler saçan." dedi. compassionate. toprağa düşmüş bembeyaz saçlı başını hatırlatmıştı. Rodoplu. Ve bana hocam Tütengil'in. değil mi? O kadar genç ki. Brecht oynadığımız yılları hatırladım. Bu defa. canım!" Ankara AST'ta. değmese ne olur? Açık edilmesi şamsal farka işaret ediyordu. Nihayet seçimle gelmiş bir başbakanın Suat'ın hazzetmediği eşi." diyebildim. "Üç torun sahibi bir annean- hangi toplumsal sorunu çözer?" Eleştiri ile kör kıyıcılık arasındaki yaneanneyi küçük düşürmek hangi toplumsal derde devadır?" "Bir başbakan eşi olduğunu bir an için unut. 'Faşistleri oy- narken. bir 'kuyruk acısı'ndan. iğrenç portreler çizmemiz istenirdi..

ivazsız hesapsız sevgiyle besleyen demek. ben yine aynı şeye takılıyorum. Bunu ilkel bir bahane olarak görüyorum. başkasının kederiyle ilgilenen. olana merhamet ve sevgiyle koşan. ötekisi unuttuğumuz bir dilin insani değerleri. otoriter ahlâkın bekçiliğine talipse.. Suat'a gelinceye kadar o kadar na!" "Haklısın. Oğuz Aral'a ne demeli? Senaryo onunmuş baksağın işi değil bu! Ama. Hayırhah. onun yerini başkası alırdı' da yokum. kerim. onu. rıfki. Kerim. zurnanın ka"Delikanlıya ne diyorsak. Muhammed o yıl doğmasaydı. hayırhah." Sesi alçaldı. "Hiçbir toplumsal sorunu çözmeye yönelik değil "O yaşta bir genç adamın ruhunun böylesine zedelenmiş olması ne çok yanlış var ki! Suat gerçekten de zurnanın son deliği. muhip. maalesef. Bu oluşumu. dost olan. Refik. yine. nazik. Ona takıldığın zaman bozuluyorum. yardıma. Biri bilmedi- iyiliğini isteyen. refik." dedim. ben 'Hz. ama bebek değil!" ginliği azaltmaya çalışıyordum! "Ne demiş şair? 'Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın!' demiş." . bir kuşak bırakırken öteki devralıyor! Suat çok genç. korkunç bir silah oluyor ve vuruyor!" bu! Ama.. senden ayrıldığım nokta yine aynı nokta. "Tek bir kuşa- çıncı deliği olduğu önemli değil! Sonra. cömert. Rıfki. insanları safi katıksız." dedi Günay.. sen biliyorsun ki. alçaldı. Odayı sağır edici bir sessizlik kapladı. yardımcı. söndü. "Müşfik. organik Aydınsallığı ya da dilersen statüko bekçiliğini. yoldaş. O hisse kapıldım yine. müsamahakâr hoşgörü- korkunç değil mi? Allah vergisi bir çizim yeteneği.. yabancılaşıyordu Günay. Muhip. yabancılaşmayı. sevgiye muhtaç "Müşfik. Elimden kayıyordu. insanoğlunun maddi ve manevi lü olan." ger"Öyle! Statükonun." dedi Günay Rodoplu.ğimiz.

" dedim. Lanet olası! Kirlenirsin ve yine içinde bir boşluk kalır!" Günay. ahlaki çöküşe karşı tavır almıyormuş gibi yapıp. vay!" demişim! "Otoriter ahlâkın. Amerikan siyasal yaşamında Beyaz Saray. zan şüphe altında hüküm vermek günahtır. "Müslüman sın. vay. Türkiye'de yaparçünkü. "Haklı olabilirsin. "Lobi. Sözü değiştirdi. İlhan Selçuk'un "Lobi ile Bobi" başlıklı köşe yazısıydı. Ulusal hasletlerimizdendir. Bobi neyi anımsatıyor? Ku- duzu. daha doğrusu basının gücünün böylesine alçakça gazetesinden kesilmiş bir makaleyi gösteriyordu. "Bak." diye içini çekti.. bu delikanlının kendi dışında kalan dünya kime -bu durumda Semra Hanım'ın ailesine. Batı toplumlarında hiç yapamazsın. insana yabancıysa. bu da Suat'ın dedesi yaşındaki Cüneyt Arcayürek!" Cumhuriyet "Semra Hanım'ın sarkık göğüslerini sevici Papatyalar dikeltiyorlar!" "Vay. onların "Biliyor musun. insan olmadığı yolunda bir hüküm geliştirmişti. ses çağrışmayla bobiyi anımsatıyor. "Oğuz Aral'ı sevdiğimi düşünürdüm. Lobi. 'Büyük Yalan'ın parçası. Belki de. Günay daha hâlâ karikatürdeydi. Sosyal sadizmin cezası büsbütün yoktur." dedi toplumlarda yapamazsın. Ne yazık!" Hıbır'la sonuçlanan rezaleti düşünüyordu. "Yapma!" dedim. ülkenin yönetiliş biçimine karşı çıkıyormuş Ve ben yine aynı duyguya. Kongre. sevenlerine. .da Ali'ninki gibi "renksiz. hoşnutsuzluk duygusuna kapıldım! Üçüncü kupür. statükoyu korumak. gibi yapıp. kullanıldığı bir toplum olmadığını biliyorum. seçmenlerineve ne acı verdiğini umursamayacağını. düşünüyordum. Bir sosyal soruna. vay." dedi Günay. kokusuz ve ağırlıksız" sa.. paylaşılmayan her şeye karşıyım. Gözleri bulutlandı yine. ciddiyetle. otuz bir çekmek! Yani. yasalar izin vermez. "Merkezi 'ille de ben' olan. hükümet. "Mastürbasyona karşı mısın?" Aptalca bir şakaydı.

. Biz bu yolda başarıya ulaşamazsak. Ankara'daki Amerikan lobisi. Amerika’da kurulacak bir Türk lobisinden vazgeçmesi mümkün müydü?" rabilen nefretin nedenini düşünüyordum. Selçuk'un yazısına bahane bulmaya çalışıyordu. Amerikalı lobicilerle birlikte Türk bobileri oluşturuyorlar. komik olduklarını. Bu amansız. "Bir İlhan Selçuk'un özlediği iktidar konumunu elde etmesi halinde - li Devrim Partisi gerçekleşseydi. Canım yanmasın diNesnel koşullarla karşı karşıya kaldıklarında. yani? Amerika'da bir Türk lobisi kur"Affedersin. o güne dek saldırdıkla"Cumhuriyet yazı işleri müdürü aptallığı teşvikten hapse girse yeri!" rı icraatı zorunlu olarak benimsediklerini. Bizim sivri akıllılar. Türkiye'nin Washington'a karşı ulusal çıkarlarını koruyabilmek için Amerika 'da Türk lobisi kuracak yerde.Mil- . halkı asla yerine getiremeyecekleri beklentilerin içine soktukları için. bunun adı da Amerikan lobisi. devlet yönetimi kesiminde belirli amaçlar doğrultusunda etkinlik gösteren baskı grubuna verilen addır. Oysa en büyük lobi Türkiye 'de kurulmuş.. yılgınlığa sevk ettiklerini söylüyordu. Bunların en ünlüleri de İsrail ve Yunan lobileridir. " maya çalışanlar?" "Lobi bobi kuduz köpekler mi. daha da kötüsü. bu insanlara kuduz köpekliği dahi yakıştı- biliyorsun bu uğurda askerlerle birleşip darbe yapmayı bile denedi!. tabii. Türkiye'nin çıkarlarını korumak için Washington 'da bir lobi kurmaya çalışıyorlar. Mustafa Amcamın Washington’da görevli "Ben-sevicilerin nesnellik yetileri yoktur da!" olduğunu biliyordu..daha kısa deyişle." dedi Günay. Türkiye 'deki Amerikan lobisini dağıtmak gerekiyor. Amerikalı istediği şeyi Türkiye'den kolaycacık ve şıppadanak alacaktır. ye! Gülmeye başladım. Çünkü bu lobiyi. düş kırıklığına uğrattıklarını.. Değildi. Amerika'daki İsrail ya da Yunan lobisinden kırk kat daha güçlü.

Muhatabı aşağılamak. kin fış- borsada oynayanlar kimlermiş? Ayyaş rantiyeler. alay." Kupürleri art arda çevirmeye koyuldum.miyorsa vay halimize! Nesnellik aramayacaksın. "Ve biliyor musun. Uymasa da'. '"Borsanın Sonu Beladır!'" "Allah Allah?!" konuda uyaracak.." dedi Günay.. Ve 2000'e çeyrek var ve dünya ekonomi üzerine duruyor ve bu adam Türkiye'nin en ciddi gazetelerinden birinin ekonomi cı yapmazlar!. Ama başbakan konusunda haklıydın. değil mi? Bu adam da insanları bu uyarı gibi görünüyor. ekonomi sayfasını yönetiyorsa. "Narsizm böyledir. değil mi? Bak... sosyal sadiz- min belirtilerinden birisidir? İngilizce parçalamak.. Türkiye bile buna layık değil.rasyonel dağılım sürecinde marjinal fanteziler türetme çabala'Ben de. Bu bir tarafa. cebi delik aktörler. 'Uysada... iyi mi? Şiddete bak!" Necati Doğru'nun sütununun adının. " "Bu da çok yaygındır. zaten. İnsan nasıl da her gün gördüğünü görmez oluyor! "Her halükârda koyacak adam.. bezemeye varan bir antik fütürizm anlatımını gerçekleştirmek. tabii. Türkiye'de sermaye piyasası yerleştirilmeye çalışılıyor." dedi Günay. "işler onun düşündüğü gibi git". rına karşıt." sayfasını yönetiyor! Bir 'Times'ta. ekonomist değil. folklorik motiflere. "Hayvan Kime Denir?" İrili ufaklı puntolardan gerçekten de karalama.. Flaşta olmanın dışında." dedi Günay. "Mesela. bak. yanında "0 inanılmaz bir adam. sağcılık değil. Yooo. ya. ama halisane bir ağzını açarken küfürle başlıyor adam! Ve hiçbir gerekçesi yok. ama!" Uzandı. territorial armi konsepti dedi diye Özal'a takmış. hiçbir şey değil bu! Dahası davar! Bak. Nefret ve karamsarlık! Mehmet Kemal. Fransızca parçalamak. Sağlam gerekçelere dayanmayan. Daha "Solculuk değil. O bir başbakan!" bir ünlem vardı. .. bir kupür buldu. bir 'Wall Street Journal'da adamı kapıkırıyordu..

Saatlerdir konuştuğumuz sayrılığın tuzağına düştüğümün geç farkına vardım! Günay hiçbir şey söylemeden kalktı. Günay'ı uzun uzun süzdüklerini hatırlı- çıkarıyorlardı. Çaycının gözleri çakmak çakmak çırağı." diye mırıldandım. Çüş!" başlıklı bir yazıya takılmıştı. kesin bir sesle. uğultu halinde gelen ezanlardan anladım. "Yüzlerce var." dedi Günay. Gözüm. niyetlendiğimden çok daha alaycıydı. gibi değil. "YÖK Demenin Arapçası". Rahmetli Örsan veren Mitterrand'ın elinden edebiyat ödülü almasını eleştirenlere sövü"Hayır. Maydanoz bahçesine yürüdü. Sis dağılmaya başlamıştı. Okumakla bitecek "Bir dakika!" Öymen'in yazısıydı. Günay." dedi Günay. belediye şoförleri bomboş yolların keyfini Ağlarını onaran balıkçıların. kılıcımızdan kan damlardı!" Sesim. Batı'nın hediyesi! Ölü- çok daha asil bir medeniyetin çocuklarıyız!' değil mi'" ipek gibi keserdik kıtaları. yerine kaldırdı. sabahı ettiğimizi Boğaz'ın öteki yakasından Şehir yeni yeni uyanıyor.. eski iskelenin oraya yürüdük. Ülserimin kıpraştığını hatırlıyorum. "İnekten Düşmek".Refik Erduran. kıyıya. yorum. "Dışarı çıkalım. inanmazdım!" deyiverdim. '"Biz çok daha eski. seviciliği bize onlardan bulaştı!" Bu kadarı da fazlaydı! "Belki de hep böyleydi.. Karlı kayın ormanında. . bırakalım artık. Yaşar Kemal'in. vazgeçmişler. tüyleri dikenlenen ciltlerimizin serinliğinden hoşnut. "Hep söylerlerdi de. Az sonra da şafak söktü. "Sen Cama Tırman". o dönemde ASALA'ya açık destek yordu. "Bu bize. Dosyayı topladı." "Hadi." dedi. Öyle yaptık. Sınıflandıramamışlar. Ürperen. naylona sardığı teybini çalıştırdı. işlerine dönmüşlerdi. gidiyorum geceleyin. "Çüş be.

şekilleri net. . garip. "Ben gidiyorum. Bıyıkları nikotin sarısı yaşlı çaycı." Güldüm. karlı da değil. Günay da güldü. "tam Süreyya'lık" bir sabahtı. "İyi. kanlı bir kayın ormanında geçirdiği- "Niye?" Gözlerini kocaman kocaman açmış." dedi. Az sonra. nerde elin?" Ayrılma vakti gelmişti. o da mırıldan".." Aslında. elini ver. bizden yana kaygılı bir bakış fırlat- ni." dedim. su gibi gülüyordu. "Bu dünyada ama bu dünyadan değil. "Herhalde!" "Yorulmuşum. "yalan söyleme!" diyordu. Her dinde yerin var. Kuran. yatıştırıcı bir tebessümle karşılık verdi. nerde elin? tı. değil. Günay Rodoplu!" "Aşk dinine mensupsun sen." dedim. Bütün bir geceyi. Sen yormadın.. İncil. Tanrı'nın yarattıklarını "miyoplar da görebilsinler diye. "Tabii. jilet gibi bir sabah.Efkârlıyım efkârlıyım. maya başladı.elini ver. Tevrat. sufi!" İstediği elin beninki olmadığını biliyordum. Son yıllarda tasavvufa duyduğum ilginin beni kendi ruhumun derdi- ima ediyordu! Haksız da değildi! Epeyce bir süredir. merceğini "Seni terk ediyorum. tüm kitaplar senin!" "Bir gün seni bir güzel dövecem. Günay fark etti. kararsız karayelin şehrin elini yüzünü sildiği. ne düşürdüğü için ülkenin yaşamsal sorunlarını Allah’a emanet ettiğimi indirgemeyi öğrenmeye çalışıyordum." "Sandığın anlamda. yaşlı yurttaşının elini istediğini anlıyordum. günceli dedikoduya indirip. renkleri renk kıldığı".

parfümünde Durur beklerim orada Bunalım geçiren "çok iyi bir insan. Yüzünde az önce gördüğüm iyimserlik kaybolGünay Rodoplu. kalabalıklarda. toprak ve ot kokusunun girdiği her şeyi insan için olan insana göre bir oda" Birtakım takımların değil insanın kiralayacağı bir oda Eşyaların değil insanın olacağı eşyaların değil insanın yaşayacağı bir oda Durur beklerim orada Dağ başında." dedi. Oraya tek bir kişiyi kabul ediyordu. Günay elini çantasındaki kitaba attı. elektrikli araçlarda Ciddi parasızlıklarda. Yerinde bambaşka bir şey. o da şimdi yazacağım laştım.ot kokusunun girdiği her şeyi insan için olan bir oda. "Gitsen iyi rının alçakgönüllü kararlılıkları vardı. ertesinde Balkonsuz ve manzarasız sosyal konutlarda Çocukları ve insanları sevdiklerini sanan sanatçı kardeşlerimin sanatlarında Güreşçi develere benzeyen meşhur adamların . haksızlıklarda Koparılıp soldurulan bir çiçekte. dizelerin yazarıydı. Şöyle bir baktı. "toprak ve ot" kokularından bahsetmeye başlayınca muştu. toprak ve edersin!" diye de ekledi. "Pencerelerinden Metropol kokusunun değil. serbest" hanımların gecelerinde içip içip yatmaların arefesinde. haklı olduklarını bilen eylem adamlayüreğinin hepimize kapalı bir bölmesinde inzivaya çekilmeye hazırlandığını bilirdim. maddi-manevi işkencelerde Telefonla kız tavlayan gencin neşesinde. ben hızla uzak"Pencerelerinden metropol kokusunun değil.

altında. bahar dalında . havacıvalarla sürüp giden evliliklerin karmaşasında Paralarda. evlenme. kesif zevk uzuvlarını yoran mevzun ve atletik vücutlarını yoran ama kafalarını yormayan. sünnet. milli ama normal taarruzda Benden sonrakinin benden önce dolmuşa binme çağdaşlığında Durur beklerim Doğum günü.aksesuarlarında Durur beklerim orada Kar yağışını seyrederken kıyıya vuran küçük. köpüksüz bir dalgada Durur beklerim Nesli tükenmiş zanaatlarda ve zanaatkârlarda Apartmanlar arasına sıkıştırılmış çocuk ve araba parklarında Her sınıf vatandaşın iç ve dış piyasaya karşı giriştiği büyük. hesaplardakitaplarda Durur beklerim Oralarını buralarını. kasalarda. bankalarda. eskaza yorarlarsa sıkılanların kibarlıklarında kişilik makyajlarında ve bütün makyajlarında Durur beklerim Yetinenlerin dangalaklığında Yağmurun altında. kayıp ve ölüm ilanlarında İçki-müzik ortamlarında doğan ve çok kısa süren maceralarda Taşıma sularda.

genelde.Dururum Huzuru. haplarını almışların rüştlerinde Erkeklerin "yemek ". kadınların "görüşme" tekliflerinde Dururum "Çok iyi" hazırlamış sofralarda "Nefislerde. "harika"larda. tamam mı vb. şey." sözcüklerle her şeyi anlatabilenlerin konuşmalarında Yeme-içme. gibi. tezgâhlarda Kiminle neden evlendiğini "çok iyi" bilen kiminle neden evleneceğini "çok iyi" hesap etmiş olanların ebedi saadet tablolarında On sekiz yaşını doldurmuşların. iyi eğlendik. yani. özgürlüklerin. başıbozukların bütün aşılarını yaptırmış. "çok zevkli lerde "Artık korkusuzca gidebiliriz her yere " "Ne iyi oldu. çok keyifliyim bu gece" diyenlerin ve "mutluluk durumu" olanların boşa giden sesinde Dururum Günümüz insanının haz ve lezzet altı. Batı 'ya hayranlıklarında "Olay. üst-baş konularındaki modalarla donatılmış mamur ve müreffeh ama biraz yabancılaşmaların ömründe Dururum Bilumum avantalarda. oldu. sükûnu yurtdışında bulan vatandaşlarla ünlü-ünsüz sanatçılarımızın ortak ve haklı kaygılarında Bazı bilimsellerin karışık kafalarında sakallarında. . fırsatlarda. mal-mülk.

" rı doldurdular. kayıtsızlık. tahta bir masada rakı içip keyif çattığımı sanan sağlıklıların gittikçe azalan beyin kıvrımlarında Dururum işte önemli değil. küçücük çıkmada. tıp. ıtırın saçını okşadı. ben eve döndüm. bre!" Patlamaya hazırlanan koncaya. tıp. bitkilerin sa- İyiydi hoştu bu karayel. hoyratlık. tıp. Çok uzaklarda bir yerlerde (nedense. Damlalar damlalarla buluşuyor. filizini tutan hanımeline. tıp. sevgisizlik. yerden olmayacak bir yük- seklikte. yordu. karayemişin Taşlaşmış toprağa kilitlenmiş. Nicedir sulanmı"Affedersiniz!" dedi. minibüsler yolla"Herkes o yana giderken.yani hurdahaş oluşunda Dururum Kumların üstünde ve güneşin altında değil ağaç ya da çardak altında öküz gibi. Çok sürmedi. vapurlar. sizi görmez oldum!" hiplerinin kişiliklerine ilişkin ne çok ipucu verdiklerini düşündü. saatlerce. Gün bulandı. yapraklarına baktı. "Bu günlerde öylesine kendime düştüm ki. bencillik.. İmanına kadar dolu trenler. Yeter yukarıdaki oda. Maydanoz bahçesi Rodoplu'yu görünce sitem etti. (tıp. o yer illa da Banaz Yaylası olmalıydı!) karlar erimeye başlamışlardı. Tıp! Moldau!) karda kılcal izler aça- Çocuk gibi seviniverdi birden: Karayel bahar kokuyordu! Pencereyi . mıyordu! "Buncağızlara dikkat et. özensizlik. ama maydanoz bahçesine hiç de iyi davran- ardına kadar açtı. karayelle boğuşan saksılara.. tozdan nefes alamayan. tıp.

İncitmekten korkar gibi. çaya koşturuyorlardı. Çiçekler açıyor gözlerinde.. "Kış uzaklaştı. ey canımın canı efendim. Bahar evin ortasında çınladı. güle güle otursunlar diye de yağmur niyeti- "Buyurun. ekleyecekti. Uğur getirsin.rak ilerliyor. Karcı nereye. az ötedeki lacivert." diye sürdürdü. ot koktu. şafak söküyor"du.. ben oraya. Bembeyaz. "Kar satan adam dağdan indi. ama delikanlı. her bir ne su serpiştirdi. "Buyurun?" . az daha "Hoşgeldiniz!" diye "Aa-lo!" dedi. "gece uzaklaştı. Telefon çaldı. ütülü bir çarşafta karar kıldı. "Ve kutsal çehrenden güneş doğuyor. karayel zayıfladı. Saksıların topraklarını değiştirmeye niyetlendi. Kalk artık yatağından! Kalk. Yere serecek bir Çarşafın üzerine "tertemiz!" toprak döktü. tanımadık erkek sesi. ya!" Karcı nereye. "Selam. Bir nakarat tutturdu. kalk ama artık!" "İlkbahar ayini!" Doğu'da ışık! Fırtınalı umman. par- şeyler aradı. neşelendikçe söyledi. aralarından geçirdi. bahar geliyor. özenle temizledi kökleri. hücreden ayrı ayrı sorumluymuşçasına. toprak koktu. efendim!" neş'e neş'eydi sesi. Eşeğinin semerinde çiğdemler vardı. maklarını kevgir etti. ben oraya! Karcı nereye. bir Hint (Tiruvaşagam!) duasıydı ama ne gam! Coştukça coştu Rodoplu! Tomurcuklar patladı. Topaklarını ovaladı." aslı. kış uzaklaştı bahar geliyor. ben oraSöyledikçe neşelendi. Yeni evlerine taşıdı.

uyanın!" "Olur değil mi?" diye soruyordu. küçücük bir odaya sığar. Uyanın dostlarım. olur! Öyle keyifliydi ki. diye az bekledi. Sonu geldi karanlıkların."Günay Rodoplu ile görüşmek isterdim. kan davası değil." "Benim. belki de Örenlerin her hafta sonu zikredilmeyen bir yere gittiklerini fark ettiğim zaman. Özden konuşurken bir nakarat da ona tutturdu. tabii! Nasılsınız Şafak Bey?" "Ben. Kadıncık Mehmet'e: çıkardı. (mey?) Öğleden sonra ikide gelip evden alacaklardı." "A." Tanındı mı. En gönül açanı: Şafak! Güneş ufku terk edince. iftiraydı. Hayır. İşaret almayınca açıkladı. buyurun. Sonra saltanat Şafak'ın. Günay. Çok güzel bir sesti. bugün her şey olur. Siyasal . Sen geçen şafakların sonuncusu. Tahtına kurulur Gece. Işıkların en güzeli. olur muydu? "Tan yeri ağarıyor bak. Cumartesi günkü imza günü için arıyordu. koca bir dünya Baba'nın idamla yargılandığını ne zaman mı öğrendim? Bilmem ki! Belki nerede olduğunu sorduğum zaman. Gazeteye ilân verecekti. Şafak Özden. Şafak Özden. hicranlı bir aşk hikâyesi bile yazardı! Notlarını Olurdu. Masa ile aynı hizadaki gözler! "İmza gününüzde tanışmıştık. evet. Sen ilki gelecek şafakların." dedi.

(30) Kadıncık Baba'ya: Seni soyduğumu hatırlıyor musun? Kızım. bir de bana söylediler. şunu alıver!' Fanilanı uzattığını hatırlıyor musun? Boynundan. utancımdan yüzüne bakamadığımı. birçok yakın akrabalar biliyorlardı. Nerede saklandığını. Onlarca şahit vardı.rekabet. Yıllarca saklanmak zorunda kaldı. Kemiklerin sayılıyordu. daha doğrusu iki aşiretin iktidar kavgası. canım. hemşerilerinizin ihanet etmesinden korkuyordunuz. çok hastaydı. Hastaneye gidecekti. onu komplo kurmakla suçladılar. AP-CHP çatışması. senin baban! Canımla korurdum. siz nesi oluyorsunuz bunların?" . Ben mi talip oldum. (29) Kadıncık Portre'ye: Nasıl bir iltifattı! Güvenin başıma taç oldu. Sonra da. bileklerinden ötesi süt beyazdı. Hasımları Baba'nın yazıhanesini taradılar. Kaburgalarında zulmün izlerini tek tek saydığımı. Sana. Baba. 'Baba' demeye o gün başladığımı hatırlıyor musun? (31) Hekim: "Hanımefendi. sen mi istedin? Nasılda gururluydum o yakışıklı çehresinin gölgesinde! Nasıl da gururluydum hastane koridorlarında! Bana emanet edilmiş bir ağa! Koca bir aşiretin ağası. Dava yıllarca sürdü.

Aldatamayacak kadar onurluydum. haksız mıydı? (33) Aşiret: Ki ye? (34) Kadıncık Portre'ye: 'Ortağımın babası. Şehabettin katil değil miydiler? Şiran'ın onların oğlu olmaması neyi değiştirir. affetmeyeceğin tek şey. Aksi aldatmacaydı. seninkiler rahat bir nefes aldılar. 'Kariyeristsin. Yalanımdan utandım! Sana duyduğum sonsuz sevgiyi gizlemekten utandım! Anlatma yolunun onları da sevmekten geçtiğini sandım! Aşağılık sıfatlardan korunma yolunun. Benimkiler. şedidi? Baba değilse amcalar. Abidin. Baba. hain. İçimdeki sevgi kıvılcımlarını körüklemeye giriştim. birilerinin Kadıncık kızı. Hani.' dedim Şiran’ımın ortağıdır. idamlık acımasız. adam öldürmekti? Şiran. (35) . yürekten sevmekle mümkündü. Pek de zor olmadı. 'idam' kelimesi dehşetengiz. 'yankıladı'. Kadıncık ablası olmaktan geçtiğini sandım.Hemşire: Bakıcı: Aşiret: "Siz! Nesi oluyorsunuz?" "Bak buraya! Sen nesisin bunların?" "Ki ye?" (32) Kadıncık Kadıncığa: Hani. O sıfatlara layık olmak ancak onları gerçekten. sen!' derken.

ettim de ayrıcalık vehmettim. Bilemedim. beni sevdiğiniz için kabullendiniz sandım. Beni ben olduğum için hiç sevmemişsiniz. Alçakça bir sükûtmuş! Meğer. Baba! Ne ettim. engin hoşgörünüzden.' dediğin zaman anlamalıydım! 'Senin' çocukların. babanızı veliahtı kimi getirse kabullenirmişsiniz. Yen- . Bilemedim. 'Bizim çocuklarımızı bize ver. Hâlâ o kadar zayıf mısın? Burun ameliyatı oldun. elbette aile gemisini yeğleyecektin! (37) Kadıncık Örenler'e: Yıllar önce evinize geldiğimde. Kadıncık'mış ne fark ederdi? (36) Kadıncık Baba'ya: Ah. soyluluğunuzdan sandımdı. kim ne diyebilirdi ki? Analarının adı Vicdan değil de. Çin yemeği gibiymişim. Çiçek'e: Sorunlu küçük yüzünü özlüyorum. Bilmedim. Arkamdan konuşmadınız. Bakamaz oldum.Kadıncık Baba'ya: Suat'ın karısına. Varken ilginç. nereye istersen git. dölünün dölünden olmalarındı! Üst üste yığıp. yokken özlemeyecek ve asla gerekli olmayan. Mürettebatın en adi korsanlardan da oluşsa. bedenlerinden kendine barikat kursan. lens taktın mı? Feride'ye: Şen kahkahan hâlâ kulaklarımda! Deodorant kullanmayı öğrendin mi? Suphi İngilizcene yardım ediyor mu? Ferit'e: Eve kabak tatlısı girmiyor. Bilemedim. dedikodu etmediniz. Ağabeyiniz istediği sürece varmışım. aşağılamadınız.

yüzlerce fin- . Kadıncık kızını arayıp. Ne yapacağımı şaşırmazdım! Kadıncık Baba'ya: Kadıncık Baba'ya: Bana sunulan 'Ağa' olaydın Baba. sormalıydın. Kim bu karı? Ne işi var evimde?' demeliydin Baba.gen pişirmeyi öğrendi mi? Sana da pişiriyor mu? Rana'ya: Muallimin camı kırılmadı mı hâlâ? Huysuzluğun geçti mi? Büyüdün mü biraz? Dördüne: Sizler geçiyorsunuz Bir sessiz ikindide Sizler geçiyorsunuz Derelerden değil Değil yollardan Yüreğimin Gelip geçip çiğnediğiniz Yüreğimin ortasından (Not: Serzenişlerde Berfe'ye müracaat!) (38) Bülent: Ağlama be abla! (39) Nâzım: Ağlama be abla ağlama! Kara bahtın aynasına el bağlama! El bağlama ağlama! Kadıncık Baba'ya: Kadıncık Baba'ya: Kahveye inmek için benden izin isterdin Baba! Ne yapacağımı şaşırırdım! Bana sunulan Ağa' olaydın. Kardeşini oğlunla beraber gömdüm.

ne Aktin Hiç hesap ettin mi. Ben belediye başkanlığına adaylığımı ANAP'tan koyacağım. hiç hesap ettin mi. Dönüştürmek uğruna yıllarını veren sen.' 'Dönüştürmek' yani yılların Baba'sına babalık etmek. kaç yıllık selam birikir? (39) Kadıncık Hala'ya: Kızını on iki yaşında kocaya verdin. Dönüştürmek gerekir. Dellendi.can mırra pişirdim. Ne Köknel bıraktım. isyan eden Baba oldu! Türkiye devrimcilerinin kaderi olmasın? Aman olmasın! (43) Şiran'a: Baba belki de. Sen bir ağızlarını arayıver. bakalım ne diyorlar? (41) Baba'ya (söylenmedi): Şiran'a şu kadar saygınız olsaydı. sizin yokluğunuzu kapatmak için .' demiştin bana. Hanımağa? Kaç yıllık selam birikir? (40) Baba: Kadıncık kızım. Oğlanlara söylemedim. Şiran’ım. bunu ağzınıza bile almazdınız! (42) Kadıncık Portre'ye: Yerden göğe diktiğim küplerin en altındakini aldı. 'ama gelişmeyi durdurur. 'isyan etmek en kolayı. hasımlarımız SHP'ye geçti. Baba! Birinin hatırı bir yıl olsa.

böyle yapıyor. hayatımda? Hiç farkına vardın mı? Bu yıl yine mercimek mi ektin? Hava raporlarına bakılırsa kurumuş olmalılar. Bırakın hayatını yaşasın! (44) Şiran: Sen bu işe karışma! (45) Baba Şiran'a: Hasımlarım var. Yanıma gelin. (49) Kadıncık Baba'ya: Ne zaman bunca önem kazandın. Aynı kaygılarla hareket eden iki . koruyun. (46) Şiran: Hiçbirimiz gelemeyiz! (47) Kadıncık Şiran'a: Demokrasiye ne oldu? (48) Şiran: Pekâlâ. Nasılsın? Nasılsın. Suphi gitsin. Baba? Baba? (50) Kadıncık Anne'ye: Yağmurun balkonda asılı halının üstüne boşandığı geceyi hatırlıyor musun? Yirmi kişi var mıydık evde? Bir sen. bir ben süzüldük balkona.

Kuran dilinden başka ortak dilimiz yoktu. (53) Kadıncık Anne'ye: Bu yaz da geldin mi? Yün yatakları bahçeye serdin mi? Kaburga getirdin mi? Ya badem? Seni özlüyorum. tekrar tekrar 'Sana emanet!' Merak etme! Merak etme! Tekrar tekrar 'Merak etme!' 'Ben bakarım! Olur. hâlâ anlamış değilim. reçel de yaparım!' (52) Kadıncık Portre'ye: Nasıl da ciddiye aldım.kadının gece buluşması gibi dostluk var mıdır? Ne ağırdı değil mi? Yerinden kıpırdatamadıktı! Sarıldığımızı hatırlıyor musun? Dil bilmez Türk'e sarıldığını. memlekete döndüğünüz geceyi hatırlıyor musun? 'Sana emanet. sana emanet. Nasıl da sohbet ettik. İptal edilen bir 'cicianne'liği. bacım. hatırlıyor musun? (51) Kadıncık Anne'ye: Çocukları İstanbul’da bırakıp. kıyafetin çok güzel! (54) Kadıncık Portre'ye: Niye kızıyorsun? Güzelin tescil edilmesi için Vak- . Şiran’ım! İki oğlan torununun ebeliğini yaptım. Benden sual ediyor musun? Anne?? (53) Kadıncık Anne'ye: Sen onlara aldırma.

senin aşkın ikinize de yeter. soframdan eksik olmayasın diye. O aptal da. bir de fatura mı çıka- . manyak işte! Ulan kızım. Nilgün: Sen beni çok sevdin de sanki! Geçen defa çekip gittiğinde ne dedin? Geri gelmiş beyefendi. boş vermek dedim. senden daha iyi mi olacak? Onun da garantisi yok! En iyisi. çünkü üşenmiş! Şimdi senden ayrıl.' dedin. ev tut. sana rağmen getirdim seni! Çünkü doğru olan bu. Böyle demedin mi namussuz? (sırıtan Bülent) Kadıncık Dost'a: Portreden Şiran'a ne? Hangi bizon ilkel bir resmini çizdi diye teslim olur? Meğerki öyle kendini beğenmiş olsun ki. Hal buyken. geldim.ko'da satılması mı lâzım? (55) Bülent: Nilgün: Kadına bak. bin yıl sırtımda taşırım be! Bülent: Nilgün: Bülent: Ne lan. sırf portresi yapıldı diye ulufe dağıtsın! (56) Kadıncık Portre'ye: Yuvama müzahir olasın. bir başka karının peşine düş. ben de yapardım. yahu! Pes! E. Beni bu kadının Şiran'ı sevdiği gibi sevseydin. bir daha bok bulur! Rüyasında mı görmüş böyle Kenan Evren gibi bir resim? Birisi benimkini yapsa. yapmadık mı? Hadi be! Modelin gelmedi diye beni kullandın.

hayatımı altüst ediyor! Birincisi. İkincisi. ağbi. benim için de talep ediyorsun. İki huyun var ki. eleştirilme şiarım oldu. Şiran tende can. vefa: Tarihimi unutamıyorsun. benim cesaretimi kırıyor. Alo. ALO! Efendim. Mehmet? Sen bilirsin. Ne gam?! Senden bahsediliyor ya! Adın bir ümit. şimdi bundan ne anlamamız lâzım? Ha. Kadıncık'ın ta kendisi! (57) Nilgün: Kadıncık: Bülent: Ulan. diye kınıyorlar beni. yine dinliyorum. Şiran. Şiran'ı. alo. Kadıncık.raydım? (56) Kadıncık Kadıncığa: İki huyun var. Üstelik. eFENdim. adalet: Tülin için talep ettiğin adaleti. umutsuzluğa düşürüyor. ayıplanma. telâffuz edildiğini duy- . ALO! (59) Kadıncık Portre'ye: Sesini dinliyorum. Mehmet: Nilgün: Siktir lan! Ben ararım ağbi! (telefona gidişini seyreden Kadıncık) (58) Şiran'ın telesesi: Efendim. ne yapalım? Gidip getirelim mi? Hangi birini? Yani. eFENdim alo. yine dinliyorum. Vefan beni acıtıyor. Kınanma. ikrar-ı hak talebin. Alo.

Olacağı buydu! Çok bile dayandı. bana neler diyorlar! Hadlerini bildir şunların! Sahip çık bize! Sahip çık ne olursun. ikiniz için de böylesi hayırlı! (Zaten .. bunu ister misin Şiran?' Etrafında dolanıp duruyordun ama sen ezmişsindir. Şiran’ım!! Gözümün nuru! Bak.Abartıyor.İlişkinizin ne olduğunu bile doğru dürüst bilmiyorduk! . Sana şu kadarını söyleyeyim.Adamın geldiği yer belli. .iktir etti adam! Daha ne bekliyor anlamıyorum ki!) . nerede var bir maganda onu bulur. abla! .Yalan değil! Ezdin durdun adamı! .O da zaten hiç konuşmazdı! . yaşanmışın.mak mutluluk! (60) Koro: .Anam sen de! Herif buradayken böyle davranmıyordun ki! .Biz senin Şiran’ı bu kadar sevdiğini bilmiyorduk bile! . Bunun da yıldızı düşüktür. Kullandı kullandı. 'onu ister misin Şiran.Mazoşist.Senden fırsat mı kalır? Okulda da böyle ukalaydı bu! . . bıraktı herif! (61) Kadıncık Portre 'ye: Şiran’ım. doğ- .Canım tabii.

. nedendir. . . . . . ha? Şiran'ı tanımıyorsunuz bile! Hanginiz onunla yüreğinizle konuştunuz? İki çift sahte lakırdı dışında. . . aşağılanıyorum? Bana ilişkin başka herhangi bir konuda haddinize mi düşmüştü böyle konuşmak? Dosta yaraşan. Şiran? Qui est? Neden sorulması gereken soruların hiçbirini sormuyorsunuz? (63) Koro: .Y2-Y1 2(Y2-X1) Y2-Y1 2 mi? . bunları konuşturan? Neden inanmıyorlar. deli muamelesi görüyor. ne bunu çözebildiğim ne de onsuz yapabildiğim yalan! . Seninle bana değil! Herhangi bir kadıncığa hayat adına ağlayalım! (65) Kadıncık Kadıncığa: Y2-Y1 . . dostunun dost bildiğini dost etmek değil midir? Niye beni yalnız bıraktınız? Ki ye. iş sevdama gelince tüm saygınlığımı yitiriyor. hitabetinize layık' olduğunu ispatladıktan sonra! Bunca önemsediğiniz ben dostunuz. 'diploma'sını alıp. .runun başı için sahip çık! (62) Kadıncık Koro'ya: Maganda. (64) Kadıncık Portreye: Omzunu uzat Şiran’ım. yürekten konuştunuz? İki çift sahte lakırdı! O da.

Şimdi.(66) Şafak: Aptallar da ondan! Oysa ben seni düzerken aslında limitleri. usanmaya hazır birinden ne beklenir? Kararsız sevdalara güvenilir mi? Ödünç verilmiş gibi geri istenen sevdalara ne denir? (69) Kadıncık Portre'ye: Sevgi seni yaraladı. oh olsun! diyorlar bana. desem ki. metropolün makro formunu. hata marjlarını düzüyorum! (Not: Bu haksızlık! Bunu çok daha sonra söyledi!) Bülent: Oh hooo! Yahu. lineer aşamalı organik dokuyu. . Ne yaparlar bana dersin? (70) Mehmet: Kadıncık doğru söylüyor. yine ağlıyor bu! Seninle de hiç konuşulmuyor be abla! Ben de seni güçlü kadın zannederdim! Topla ama artık kendini! (67) Kadıncık Kadıncığa: Topla kendini! Yani? Acıdan usan artık! (68) Kadıncık Portre'ye: Acıdan usanmak mı? Kaburgalarında ateşten bir yürek yerine idare lambası yanan ben değilim! Kendileri! Söyle canım. vallahi hayır! O beni yaralamadı! Kanım onun varlığını hissetti. kendi kendine fırladı damarından. polimetreyi.

(71) Bülent: Hak âşığı! Bu asırda. sen bize benzemezsin ki! Sen güçlü karısın. Amerikalılar ayda yürüdükleri için. Muhammed (sav): . Kendini kurtarırsın. (74) Kadıncık: Dağları delen Ferhat'ı ben hiç komik bulmadım ki! (75) Nilgün: Anam. Shakespeare'in modasının geçtiğidir! (73) Bir kimse âşık olsa. tabii. Kadıncık! Bir tane! (76) Tülin: Kurtaracaksın. sallanan baş) (72) Edward Said: Bu saptamanın mantıksal uzantısı. aşkını namusunu lekelemeden korusa ve ölse. xere ya! Sen kendini kurtarırsen. Bülent: Kurtaracak. Bir tanedir. (77) Kadıncık Kadıncığa: Binali: Sen kendini kurtarırsen. xere ya! Hz. tabii. o şehittir. pes doğrusu! (bükülen dudaklar.

" Kadıncık henüz Binali'nin ne verildiğinde minnet ne de verilmediğin de hiddet duyacağını bilmiyordu. suya gidebilmiş olmayı da. olmamayı da rastlantısal olgular olarak değerlendirdiğinden. postaya vermediği kolilerden bunalan Şiran. onu sevdiğim için para veriyorum. ödemelerin hiç değilse belirli bir zaman dilimi süreceği umuduydu. Dehası onu olmadık bir ilçenin. "İşime yaradığı için değil. Binali. midesi tutarmış olgusunu usunun gündemine dahi almayan. talihine şükredecek hali yoktu. dul anası ve tek kardeşini taş tarlanın merhametine terk ettirip. Azot yoksa zaten gül de yoktur. Dünya bir hayrattır. İTÜ elektronik laboratuvarına ışınladığında. birinin öte kine üstünlüğü yoktu. "derdi. Çok doğru! Şiran kusa kusa kazanırmış. Gününde yatırmadığı vergilerden. Binali. dokuz dersin altısı öğretmensiz geçen bir lisesinin diplomasıyla. Ne varlığa sevinen. "Burs gibi mi?" diye sorduran. her ay yapmadığı işler için para aldığı Şiran’i Kadıncık 'tan kurtarmaya çalışan. "Gücüm yettiği sürece veririm. Sömürü düzeninin en galiz örneği pazarlamacılığın nimetlerinden kendisine her nasılsa düşeni her nasılsa tüketen Binali. pazarlama elemanlarını sokağa her aldığında beline kadar soğuk terler döker. Güle beslendiği azotu hak etmek için ne yaptığı sorulur mu? Gül'dür.(78) Binali!!! Binali! Yıllar öncesinden bir anı. bir ay sonrasının akarının belirsizliğinin suçlusunu aradı. o kadar. O da o kadar. . Acımasız bir iklimin. Testiyi her şeye rağmen kırmamış. Taksim Intercontinental'in girişinde aynı cümle. Keyfilik. ne yokluğa yerinen bir derviş ve Tanrıtanımaz bir devrimciydi. daha da acımasız domdom kurşunlarının çocuğuydu. azot gerekmektedir. Ağaoğlu tavrı incitti. Binali. "Patron " dediği. Binali.

ilân etti. bacım!" diyerek kaykıldığı sandalyeden çevresine bir göz attı. 'Forus' olmaya mecBu "yani?"nin cevabının. sen bize bakirsen. "yalancı" diyordu. Hollywood'un en bağnaz Musevi yönetmeninin Filistinli teröristlere bile yakıştırmayacağı kanlı gözlerini dikti. Anlamazsın!" Binali'nin 'bilimsel' şablonunun mutlakıyetinin henüz farkında değildi." "Etme. onu anlamıyorum. " diyordu. bir sınıfa atfetmemesi elbette ki mümkün değildi Kadıncığın. Gogi geldi. çünkü sen devrimci değilsen!" "Yani?" gi'sinin. ırkçısan" tanımlamasına dönüştüğünü içi burkularak hatırladı Rodoplu. Anlamını da olsa olsa biliyorum. Kadıncık. Binali'nin Kadıncık'ın kimliğine ilişkin 'bil- . çoktan sınıflandırılmış. değel mi? İstanbulliysen. "Anlamazsın. "Hiç duymadım. kih kih güldü." "Anlamazsın bacım." dedi. 'duydunuz mu. değiştirilmeyen lehçeyi. " dedi. hiç kullanmadım. "Hiç kimseden duymadım. "Duymadım. kazınmayan sakalı. ait olduğu dosyaya konulmuş. bir yöreye. "Şimdi. "Felsefenin icabıdır. ne diyor?' mesajını iletti. Oysa. kıro'yu heç duymamiş sen?" Kadıncığa. "burjuvasan. etiketlendirilip kaldırılmıştı. "İnatla fırçalanmayan dişleri. "Sen İstanbulliysen."Bilmem" dedi. karşısına oturdu sanki! burdurlar. Harran toprağının rengindeydi Binali'nin yüzü. Onlara 'Forus' dersek. Binali." dedi. kırodur' demirsen he mi?" diye sormadı. ama 'Kıro?' "Ben Şiran’ı tanıyıncaya kadar bu kelimeyi hiç duymamıştım. Zaten de Forusturlar!" "Gönlümüzün izinde biz kafamıza kurduğumuz şekle inanacağız. Duyduğumdan sen nasıl emin olabiliyorsun. "Anlamazsın. Şiran.

'testiyi kıran da bir. bu devamını istiyor. haklısın. Yine de. bir tür onay beklediğimi yeni yeni fark ediyorum. varlığımın. Muhayyel bir gelecek için mutlak bir şimdiyi feda etmekten yana olmadığımı kastediyorsan. o yönde mücadele veriyor olmam ise. beni var gücüyle aşağılıyordu. Yıllar yılı savunmada olduğumu. yanlışı düzeltmeye çalıştım. hâlâ da öyle!) Binali'ye: "Devrimci değilsin.gerinen yaratıklarına dert yandı. maydanoz bahçesinin ılık güneşin altında keyifle "Her yer Gogi dolu. öyle ilericiydiniz. "sizden biri!" olduğumun onaylanmasıydı. sömürüyü. Görevdi ya! Anlatmaya çalıştım. sizi öyle seviyordum ki! Binali. 'Hadi. zulmü. Heyhat! "İkna" benim en tapon silahımdı! (ne yazık. beceremedim. dünyada hiçbir adam öldürmeye değmeyeceğine inandığımı düşünüyorsan haklısın. Bir babanın yaşamak hakkının çocuğununkinden daha az olmadığını düşündüğümü hissediyorsan yine . pozitivizm! Akılcılık yoksa. suya giden de' gerekçesiyle zımnen de olsa savunduğumu düşünüyorsan. Kadıncık Portre'ye: Yerinden kalktı. arkamı dönemedim. kehanet mi. galiba Binali ile başladım Şiran’ım. pür nur. itham aptalcaydı. ordan!" deyip. Orman kanununu. Hayata kastolunmadıkça. yine de arka plânını anlamaya."den kastın. yani ezilmeye. Öyle haklıydınız. yanılıyorsun. ya Rab!" Kendimi savunmaya. İtham mesnetsiz. Bu onay. yanılıyorsun.

Nurhak sana güneş doğmaz' gibi müzikal parolalarına cevap vermiyordum. Şiran'ım. Ortalıkta dolaşmasına işi olduğu sürece tahammül edilen bir hizmetçi gibiydim! 'Aile' sorunları gündeme geldiğinde. Gizlilik ve hoşgörü. 'sen’in bileceğin bir iş olduğu sürece irdelenmedi. Hatırımı sordularsa. Varlığım. Buz gibi bir dünyaydı orası. (71) Binali: Billah. kırmızı karanfilli poster' gibi görsel. 'arkamdan kapıyı kapat' uyarısıyla istenen bir hizmetçinin dışlanmasını yaşadım.. bana en yakışan sıfat. 'İşim'in ne olduğu. Ağa'nın hatırını saymak anlamına geldiği için sordular. sen var olmamı istediğin sürece teslim edildi. kıvırtiyrsen. 'kariyarist'ti! Köylü efendimizdir'di ya! Efendilerine yaranmaya çalışan uşakların ezikliğini öğrenince canım yandı. Şiran’ım. (72) Kadıncık Portre'ye: Sonraki ilişkimiz hoşgörü üzerine kuruldu. gel sarıl bana.haklısın. Portre: Olur . Tıpkı şimdi oturduğum masanın dünyası gibi. dışarı çıkması. ne olur! Üşüyorum. bana yakıştırılan 'sınıfımdan beklenen kibirli haklıcalığım da yoktu. neden Kürtlerle beraber olduğum. Belki de bu yüzden. Ağa'nın kâhyasına selam vermek. Günün 'parka' gibi. Böyleyken.

bizi sevme. sevgisizlik tohumlarını sulamak nesi? Peki. (74) Kadıncık Portre'ye: İnsanoğlunun mutlak düşman ihtiyacı mutlak dost ihtiyacı kadar mutlak olabilir mi? Ne dersin. davetiyesi hep unutulan Selime Teyze misin? (76) Kadıncık Şiran'a: Sevgi tohumları dururken. Yüzde yüz bizden değilsen. sana yaranabildim mi. bari? Beni seviyor musun? (77) Şiran: Dr. Küfründe samimi olmalısın. Herkese yaranmaya çalışıyorsun. Seni yanımda KADIN olarak istemiyorum! Dedim kızım sana! Erkek olaydın. keser atardık! Sen sağ ben selamet! Kadını erkek yapamam! . İhtiyacımız yok. Oya: Tabii. canım? (75) Kadıncık Kadıncığa: Selime Teyze'ye mi benziyorum? Cenazeden düğüne herkesin işine koşan.Kadıncık: Sahi mi? Söz mü? (ışıl ışıl gözler!) (73) Şiran: İslamcı: Kariyaristsin sen. Sanırım Herhalde Bilmem.

Oya: Ama beni kadın olarak istemiyor! Fesuphanallah! .Kadıncık: Dr.

" dedi." dedi Rodoplu. Rodoplu. Duran Kuran. "Dükkân Şafak Bey'in. her şeyi bölüşürüz. sini." diye tanıttı kendi"Sağolun. 'efendim' sözcüğüydü. yakışıklı yüzü. "Ahdimiz var. değil mi?" "Yârin gül yanağından başka!" "Hayır.VII Cumartesi günü kapıyı çalan Duran Kuran'ın belirleyici nitelikleri. şaşkın. aydınlık." "Efendim. ." dedi. "Sizi almaya geldim. tuğa döndü. Aşağıda bekleyen arabaya bindi. güldü. efendim. giysilerinin olağandışı düzeltiliyi ve diline pelesenk ettiği." Günay'ı oturttuğu arka kol"Ne güzel. Ama biz ortağız. benim. ben Şafak Bey'in ortağı.

eğildi. muk." ni andıran dokunaklı halleri vardı. Günay. yaşlı yazara eğildi. Kapının dıköşeye sinmiş olduğunu gördü. onaylattı. bebek. kim bunlar?" "Şişli'den kitap almak için ta buraya mı geldiler?" "Partililer. kasetçaların düğmesine bastı. bazılarının kitabın adını iç- sıyla. Orhan Pa- Üçüncü yazarı tanımıyordu. merhaba. aradan uzandı. Küçük şına çelenk-çiçekler dizilmişti. gel otur yanıma. sade eşi.beyaz bluz. raflardaki Erdal Öz. "eşek gibi gelecekler" tonlama- Günay’ın alaylı bakışını yakaladı. elini ver. Kitabı tutuşlarından. "Neden gelsinler ki?" diyeceğini biliyor olmalıydı. bir başka eski tüfek yazarın bir "Canım. Dükkân. gidiyorum geceleyin. tabii ki gelecekler. siyah etek . "Türkiye'nin en iyi yazarı burada. "Ağbi. "Kerim Abi. doldu taştı o gün. "Gelecekler." deyişlerinde. yanında beliren Şafak. paralı solun. evirip çevirmele- rinden. yani Partirak. Kerim Ağabey. "Hoş geldiniz." fısıldadı. Yadırgadığı. Latife Tekin. sıraya girenlerin yaş ortalaması otuzun üstündeydi. efkârlıyım. viski servisiydi. Ancak. hizmet eden delikanlılar. bir gül aldı. hoş geldin! Gel. acele ekledi. köylerine gelmiş bir yabancıyı rahatlatmak istemilerinden hecelediklerini fark etti. İletişim Yayınları. okuyucu olmadıkları belliydi.dükkânda kitap kadar. Efkârlıyım. az sonra onu da anladı." "Karlı kayın ormanında." dedi. nasılsınız?" Anadolu yakasında. lilerin arasındaydı. bebek kadar kalemtıraş vardı. kulağına . Hemen hepsi Rodoplu'nun elini sıkmak için uzanıyorlardı. Duran Bey'in temiz pak. Maltepe taraflarında bir yerlere geçtiler. müzik. nerde elin?" Tezgâhtar kız. tabii!" dedi Şafak Özden. ilk teşhisini doğruladı Rodoplu'nun. uzandı. diğer imza günlerinden farklı ola- kendisini sahiplenen. Günay. "Şişli'den.

Günay. Duran Bey?" "Rahatsınız.yazarına!" Dudaklarını kulağına değdirmiş olmalıydı. değil mi?" "Türkiye'nin en güzel. "İyi misiniz? Rahat mısınız?" gülerek yaklaştı. 'En iyi yazar'ın cinsiyeti belirsiz ama 'en güzel yazarın' cinsiyeti tartışılmazdı. aradığını en güzel yazarı'na dönmesiyle eşlenmişti. rahatladı. bir sır veriyormuş ya da ortak bir sınırlarını hatır"İçeriz. değil mi." En sıradan şeyleri. çok eski dostmuşlar izlenimi veren bir yetenekti bu. değil mi?" "'Siz'in. az ilerde duran iri yarı delikanlıya seslendi." ortadan kaldıran. "Evet. Kuran. Rodoplu'ya göz kırptı. "Geldiler mi?" "Seninkiler burada. efendim?" diye yine sordu. nazik Duran. Suat ve arkadaşına ilişkin tavrını hatırlattı. abi. imza gününde. Duran'a. getir hemen. Ne ki. . sağolun. edildiğimi merak ettim!" diye anlattı Günay. gerçek ev sahibi Duran buldu. "Oğlum. Şafak'a eğildi. en güzel latıyormuş gibi söylemek yeteneği vardı Şafak'ın. Günay ürperince güldü. yoksa tenzil mi." "Nerede kaldı o viski? Git. 'Türkiye’nin Şafak Özden'in gözleri dışardaki kalabalığı hızla taradı. Tersine. Kim bu insanlar?" "Hemşerilerimiz. Aralarındaki mesafeyi Rodoplu'ya. dikkat et. konuştuğunda sesinin duyduğu rahatlamayı aksettirmediğini fark etti." dedi." "Nerelisiniz. bu defa en iyi demiyorum. dönmesi. "Eşek gibi gelecekler. 'Türkiye'nin en iyi yazarı'nın. Sedat!" "Efendim. Kadın olmaya terfi mi. "Bana birkaç dakika müsaade edersin. 'sen'e. abi?" "Tamam.

kaleyi. hayretle. öyle kötü bir yermiş. "Vardım ki yurdundan ayağ göçülmüş. gömleğim kaldı!' ya da böyle bir şey! Bilir misiniz?" bilirim. da!' diyecekti.) "Evet. Şafak. Ne varsa Bayburt’ta "O kadarda değil!" dedi. kargaları. "Hiç olur mu?" "Diyor ki. "Bir dağ hatırlıyorum. Kavakları. aşkolsun. efendim!" dedi." İtalikler başladı."Bayburtluyum. (Daha sonraları iyi dost olduklarında. Duran. " ğiştirdi. De get Bayburt. Ama. biliyor musun? Gümüşha"Hadi. çıkaramadı. bak!" nedense güneş görmezdi Gümüşhane. Duran'ın Bayburtlu Zihni'yi tanımadığını duymak istemedi. Günay Hanım Bayburt'u biliyor. hepsi bu. ıssız kalmış otağı Camlar şikest olmuş. Gümüşhane. Ro"Şafak. Duran Bey. "Bayburt'ta bulundunuz mu?" diye sordu. ben Zihni'yi iyi ne’de de bulunmuş ama Bayburt başka diyor!" varmış!" göz kırptı. meyler dökülmüş Sakiler meclisten çekmiş ayağı. o Gümüşhaneli. Akşamüstü oldu mu. de get Bayburt. rum. Bayburtlu?" "Hayır efendim. bir de türkülerini hatırlıyo- "Desenize iyi kavga ediyorsunuz?" doplu. Günay. sözü de"Şafak Bey de mi. Yavru gitmiş. dereyi." "Zihni'nin memleketi!" Duran'ın. Eh. de get senden nem kaldı? Bayburt kalasında canım. Rodoplu'dan hiç beklemediği bir bilgiydi. ışık yakmak zorunda kalırdık. Zihni'yi gündeme getirmediğine sevindi. hatırlıyorum?" . Doğru mu. efendim. "Gördün mü.

" diye başladı Şafak Özden.. örtülü bir rekabet var gibiydi. Kentliden yana olmak yakışık ti. kardişim!" derdi!) "Aşkolsun!" "Siz de nasıl Bayburtluysanız.liyle daha kentli. ama aksini kanıtlayacak kimse olmadığını biliyor olmem. Günay. Söylediği Gümüşhane Mavi yazma tez solar. Yüreğimi dağlama! Mavi yazma tez dolar. aney. Hasta düştüm. Bahçeyi dolan da gel. bir türkü bile bilmiyorsunuz!" hane-Bayburt çekişmesinin arkasına saklandığını hissetti. Gümüş- almazdı. Yüreğimi dağlama. Bari can verende gel!" Olanlara ne o zaman. Günay'ı da sırdaş etti. malıydı. serzenişin yarattığı fırsatı kaçırmadı. "Halkçılıktan kurtulamadık git- Şafak Özden. "Almalar olanda gel. "Küçücük dükkânın havası değişti birden! Ne oluyor. ne de sonra inandım.. gelmedin. " Dalga dalga yükselen sesi güzelden çok içtendi. diye bakındım. Şafak sallapati taşralıydı. (Tülin olsa. aney. ama doğruydu!" dedi Günay. her ha- Aralarında. Şafak'la ittifak yaptı. aney. Bari can verende gel! Hasta düştüm. "Mavi yazma bağlama." diye italik'ledi. aney. "Ben sana bir türkü söyliyeyim???" "Lütfen!" "Ağlama yâr ağlama. türküsü de değildi. rekabetin. aney. Duran. gelmedin aney. kimseye söylemezsin değil mi? "Söyle- . Günay.

Çağrışımlar zikzak çizer boyuna. leş gibi yaşamak da yaşamaktır. ölü-seviciler. atlı nereye ben oraya! Duran'ın küçücük dükkânını ar- "Kalkın aradan dumanlı dağlar! Kalkın da dost elinin bahçe bağı gö- "Niye şaşırdın o kadar? 'Sen düşüncelerin bulutlaştığını bilir misin? Bulutlaşır. bu şımarık. Hayat. metruk kervansaraylar gibi boş kitaplar. Cinnet. gece- lerin dondurucu yalnızlığından.dağlardan sesleniyordu ve yeşil elma. Aklın sürekli isyanlarından yorgun düşen beden. yaşam sahanlığımı tehdit eden Büyük Yakafamla kendi gönlümle doldurmak zorunda olduğum kitaplar!' Kitaplar! lar'dan indi Atının terkisinde yabangülleri vardı. günlerin. bilinç bir safradır. nereye ben oraya. göğe özenen dağlardan. sığınma talep etmek gibi çılgın bir düşünceye kapıldım!" rünsün!" "öteki" sesi. uyarmaya çalıştı. Ne ki. bilinçaltının ya da bilinçsizliğin uğultusu. kendi Kitaplar! pencerelerime kadar yükselen. Atlı nereye ben oraya. neydi?" diye. italik savunma başladı: "Ah. ortaklaşa bir koza ördüler. atlı kadaş hatırına dolduran bu kötü giyimli. öylesine yürekten dayatan bir gerçeklikti ki. hayatım?" . alkolün minnetle kabullendiği rehaveti. bu geveze. Günay'cım. cıvıklaşır. uyku ile uyuşukluk arasında dans eder artık. şehirler. deli bir kısrak gibi parladı birden! Ben-seviciler. bu sahici insanlardan. uğultu başlar. tarçın ve kekik kokuyordu! Şafak Özden. Tehlikeye düşen beden için. Dilimde seslendirmediğim bir nakarat: Umut taşıyan adam Zigana- gönlüm. bu meraklı meşaleyi bir üfleyişte söndürüverir. tarihimin sürgit taleplerinden bizar deli lan. 'kadınlar. tıraşlı taşralılardan. katranlaşır düşünce. Sözcüklerin müziği biter. dışarda çiselemeye başlayan yağmur. bedenin zaferidir!" "Ne dedin. ah! Neydi bu gaflet. bir kanat darbesiyle terk ettiği "O anda. Külçe gibi yaşamak.

Uzaklardan bir sarı sıcak pencere işmar etti. ilişkinim!" derken de bir bakıma aynı şeyi söylüyordu. Şeyda bülbül terk edeli bu ba"Şeyda bülbül" dediği kadınlığıydı. yazar Günay. "varlığını tanımlayan "Şafak'tan başka kimse böyle bir şeye cesaret edemezdi!" İnsanlar bir Hava karardı. "siyah bir gecelik giymasının nedeni de bu olmalıydı. coşkusunu tıkamaya kıyamazdı.mın kendi bardağını uzatıyor olmasının ima ettiği el koyma bildirisini kabul etti. genç ada"Günay dehr elinden her zaman ağlar. güller götürdü. o kadar zengindi ki.." "Kadınlık bilgim yok ki. Haklıydı. neş'e neş'eydi Şafak Özden! Güller getirdi. Vardım ki bağ ağlar bağıban ağlar. "her türlü aşnafişne büyük. te- . bemesini bile beceremem ben!" Özden'in o yollu tutumunu olağan bir tavır olarak duygudaşlıkla. tebessümle izledi. gir içeri!' Bir döşek atsa. onu "salt bu niteliğinin tanımlamasına.. ama aldırmadı Rodoplu. assolist örneği. " "Ben ordan geçerken biri dese. Çiçekler açan birisinin herkese ayrı bir özlem anımsattı. Livaneli'nin yedi tepeli şehrinde bıraktığı konca gülü garip baktılar. o kadar çok ve kadar niteliklerden sadece bir tanesi olan kadın olma keyfiyeti" gündeme diğerlerinden soyutlanmış olarak geldiğinde ne yapacağını şaşırdığını iyi girişimine karşı" mutlak dokunulmazlığı vardı! Çünkü. Günbegün. Kadın Günay. dünya o kadar bilirdim. ğı!" Elindeki viski bardağını uzattı Şafak Özden. Sümbüller perişan güller kan ağlar. ama muhatabı kendisi değilmiş gibi izlediğini sanGülleri yaprak etti. miz bir çarşaf serse. Günay'ın başından yağdırdı. 'Hanım. Pırıl pırıl. pis ve o kadar özünde erkek şeyle boğuşuyordu ki. lerini gölgelemesine asla izin veremezdi. Sol toplantılara hemen her zaman hâkim olan ortak hüznün kardeşliğe benzer görüntüsü sardı sarmaladı. Biliyorum. kadın olarak algılanmaya. Günay'a göre.

Bostancı'da. Bileğini bıraktı. yani?" Dosdoğru yüzüne yöneltilmiş. Günay da. "Ol- "Şafak Bey. ağır meşreplerle karşılaşma. inanç. Nec- la siz buraları kaldırın. yollarda olma saatini. malumatla zenginleştiğini. iskeleye yakın. felsefeci-yazar-öğretim üyesini. Olmayacağını Günay'ın da bildiğini ima sayfaları düşündü. dürüstlük.. çiseleyen yağmura baktı. mahzunlaşmasını yorgunluğuna verdi. hızla örgütlenmeye "Duran. Şafak yine. toplumun bir duvarından bir duvarına sürüklenmeyi." dedi Şafak. sigara kahve içmeyi. bakıp şamayı." rını hayretle içselleştirdi. Sedat sen bizim arabayı getir.. Ressam Ahbinlerce oyunu. Günay. geç oldu. ben kalkayım. yüceldiğini sananları. "Laf mı. binlerce yalanı. Bileğini kav- Kahredici yabancılaşmayı. "Nereye gidiyoruz?" aşk. Kalktı. ediyordu. anlayamamayı. tutku. insancıl değerler laflarını düşündü. hemen hiç kadın . da!" dedi. acımasız saati düşündü. sen Günay Hanım'ı götür. önüne sürülen değerlerin hem içinde hem dışında yamet'i. SHP delegelerini ilk kez orada gördü. nispeten tenha bir bölmeyi aldı. bakıp da şaşırmayı. dünyanın en aptal lafını duymuş gibi. izin maz. eve döndüğünde kendisini bekleyen boş girişti. Örenleri. Duran Bey'i ismiyle çağıran garson. Harman. binlerce maskeyi düşündü. rayan ele baktı.istedi. hatta tehdit sergileyen bakışla"Olmaz. Mahzunlaştı. geriye. öyle şey!" "Bırakmam. "Harman’a. pis. Günay." müşterisi olmayan bir yerdi. eşyalarla. yukarı Mezopotamya’yı. tıklım tıklım. Soğuk. yüzüne çakılı gözlerin ta dibine baktı." dedi Şafak Özden. Bileğini saran küt parmaklara baktı. sevgi.

Devrimciliğe." dedi. Yoksa. ortada karışık ızgara." "Efendim. Esmer. masada ezme. getirdik. Lâz’ım diye. on üç Partili. Günay Rodoplu. beyler." dedi. oranında mukabele ettiler. sayın yazarımız. dünya görüşüme uyarsa tutarım. 163 kalksın deyince. net bir sesle. benim yeni dükkânda imza günü yaptılar. Masadakiler kentlilikleri "Şimdi. "Kadın olup." dedi Rodoplu. marul." dedi Pendikli avukat. soğumuş ve sert.. TDK'cılardan değilim. sosyal demokratlığa yakışır mı?" zunu emekli öğretmenle zorunlu konuşmasını kesip. Tamam mı? Ama.rı ortalama iki santim.. Lâz’ım. rakı göbekleri yaşlarıyla orantılı. beyazpeynir." "Ben. yanındaki. kadını değil ama yazarı tanıyormuş gibi yaptılar. hem de entelektüel düzlemde algılanabilirdi. "TDK'ya karşıyım. Delegeler. "Lütfettiler. bilmiyorlardı." diye tanıştırdı Duran. kıvırtıyorlar. Adamlar bölücü. . on üç kadınsız erkektiler. dudaklarını örten bıyıkla- aynı sözleri söylemekten ve dinlemekten usanmış." ca olduğundan söz ediyordu. Aldık. " "Estağfurullah!" ". Kimliğinin herkesin işine "İyi akşamlar. ille Ali Topuz’u tutmam "Siz yazarsınız. yanındaki adam onun yanındakine. Yazar gibi yapan kadın ya da kadın gibi yapan yazar hem cinsen geldiğini fark etti Günay. bizi mahvetti! Bizim orada Aleviler. yazardan bol ne vardı. asgari ikisinin saçları boyalı. giysileri çoğunlukla lacivert ve sıkıcı. "Dildeki gericilik en çok sizi etkiliyor.Biz de bırakmadık. bütün gece mı lâzım? Bakarım. Bir masa etrafında on üç kişiydiler.. hanım ha- nımcık oturmayı beceremediği için de" ekledi. tutmam! Bu bölgecilik işi. Ama. Köy Enstitüsü me- Türk Dil Kurumu yerine kurulan kuruluşun ne denli tehlikeli bir irti"Ben. kardeşim. Kimin nesiydi..

" diye başladı.' gibisinden bir uyarıydı. Sözün nereye gideceğini biliyordu "Ben Atatürk'ü putlaştıranlardan da değilim. dükkândaki "mübarek" rehavetinin geçtiğini. rakı alırsınız. halkın okumuşların "Dünyada bizden başka hiçbir ulus. Öte yandan. Rodoplu. halktan. dilin yabancı sözcüklerin boyunduruğundan kur- dilini anlamadıklarından. işin ucunu bırakmak niyetinde değildi. Hiçbir işaret Masadaki gözler üzerine dikilmedi. şündüğünde bu çıkışının aslında Şafak'a bir mesaj olduğunu anlayacaktı. bu gereksiz deklarasyonun sonuçlarının gerici bir yazarla bir- "Dikkat! On üç alarm durumu!" diye uyardı öteki sesi.) şişesine uzandı. değil mi?" Pendikli avukat. yine de. kendisi oturdu. "Hele sen de atla bir. ızgara et ve kadınsız erkek dünyası gerçekliği "ne döndüğünü içi burkularak hissetti." Duran'ı yerinden kaldırdı. "Atatürk'ün mirası. divan edebiyatından. sözü değiştirmeye davrandı. lamaz kılan bir faciayı böylesine şevkle alkışlamamıştır!" dedi ve pişman tarılması gereğinden.likte oldukları izlenimini vereceğinden ürktü. kuşakları birbirinin dilinden anPendikli avukatın. Şafak Özden rakı gelmedi. tepkisini anlamak ister gibi baktı. rakı. hiç okumamıştı. Belki de öyleydi. Günay. arabayı park edecek bir yer bulamadık!" Şafak'ın davudi sesi "Affedeceksin. Duran. Adam apaçık "çekin. Günay'a eğildi. bu nedenle dilin sadeleşmesi gereğinden. değil mi?" yanı başında patladı. aksi- . kitaplarını Gerici olmasa gerekti. "Yahu. oldu. "Haydi. 'Kimi dansa kaldırdığını bil. ellerinizi!" mesajı veriyordu. (Sonradan dü- İçi güldü Günay'ın." dedi. çakıldı adeta. Burada ne aradığını hatırlamak ister gibi durakladı. "çıplak neon. Ama Cumhuriyet Kitap Kulübü imza günü düzenlemişti. gerçekliğe. içelim! Günay Hanım. arabesk kaset.

Ne gariptir ki. etkisiz kılma yoluna gittiler. ikilemin. temelde. toplumcu ve sosyal demokrat dünya görüşüne ters düşeceğinden bahsedeceğini biliyordu. Oysa. yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti. altı yüzyıllık Osmanlı saltanatının yok edemediği Türkçe'yi yok etmeye. "Şimdi siz ne diyorsunuz. felsefenin her kolunda en ince ayrımları anlatıcı terimleri kolaylıkla üretebilen bir dildir. çünkü özleştikçe olanakları daha iyi değerlendirilebilen ve her bilim dalında. Noktasız virgülsüz bir nutuktu. Bülent Ecevit'i neredeyse satır satır tekrarlıyordu. dilini de yabancı boyunduruğundan kurtarmalıdır' diyordu. Atatürk devrimiyle ve cumhuriyetle kavuştuğu özsaygısını ve özgüvenini." bir bakış fırlattı Avukat Bey. her türlü engellemeye karşı Türkçe yaşayacak demektir. Eğer Türk halkı bunları sürdürmeye kararlıysa ki kararlıdır. Şimdi de Türkçe'yi kurtarmak. Avukat Bey. ağır ağır. 1930'da. bazı Osmanlı özenticilerinin gücü yetmeyecektir. her zamanki ikilem olduğunu düşünüyordu: Susacak. ulusal kimliğini. bağımsızlığını ve özgürlüğünü sürdürmesi sorunudur. Rodoplu. kaçacaklardı! Avukat Bey'in hiç tanımadığı birisini Türk'ü küçümseyen tutucu Türk aydını ilân etmekten kaçınmıyor olmasının ardında yatan aptalca önyargı dayanılır gibi değildi. 'Ülkesini. dolayısıyla bağımsızlığımızı korumanın bir gereğidir. ulusal kimliğimizi. katı din kurallarına göre yönetilen Osmanlı Türk halkı. özlettikçe zenginleşen. Kısacası sorun. biliyor musunuz?" dedi Günay. tüm tersine Türkçe. onu yoksullaştırıp kısırlaştırmaktır. Atatürk. bitirdiğinde kadından yana muzaffer "Padişahlar iktidarlarının sınırsız olmasını istedikleri için Türkleri . yüzyıllarca kendi dinini kendi dilinde ve kendi dilinin kutsal kitabından öğrenememiş. Herhalde. sükûtun ikrardan geldiğini sanacaklar konuşacak.nin halkçı ve tabii. Öyle oldu. Arapça kelimeler kullanmak zorunda bırakılmıştır. kendilerini milliyetçi saysalar da bilinçaltlarında Türk'ü. Osmanlı koşullandırılmasından kurtulamayan. Türk halkının. Osmanlının gördüğü gibi hor gören kimi tutucu Türk aydınlarına göre Türkçe'yi özleştirmek.

21 Ağustos 1565'te. Arapça değil. "Eh. Göz ucuyla Şafak'a baktı. Gü- Çünkü. ezilen halk çocuğunu oynadığını ve birilerine yatırım yaptığını. ne diyeyim size?" arkadaşlarına baktı. metafizik birer orospu olup çıkan kaypak. Bilmem anlatabiliyor mu- yok!" diyecekken. 'tem' hecesi." bıraktı. Nice'te karaya muz. Barbaros Hayrettin. Fransızca 'systeme' kelimesinin 'tem'idir. sonra da. yani?" Önce bir durakladı. "Hiç konuşmayalım mı. Öfkenin kaynağı da. türetilmiş değil. nay. 1543." diye başladı. sustu. heh. "Siz diyorsunuz ki. Türkçe'de böyle bir sonek yoktur. Aynı şey. Batı dillerinden alınmadır. onun da öfkelendiğini sezinledi. örnek: namaz. Farsça'dır. muhatabı da. görevdir. Nice değil. tir. Rodoplu." Ev sahiplerini mahcup etmek pahasına da olsa.çıktı. Bir boyunduruk başkası ile değiştirilmiştir. vallahi bence hiçbir mahzuru "Hep sizler konuşun. 21 Ağustos değil. yanlılektüel köprü. Örnek: Arapça kökenli 'usul' kelimesinin yerine geçen 'yöntem' kelimesinin 'yön' hecesi. Daha da kötüsü. bir konuşmayalım!" yine arkadaşlarına baktı. kardeşim. kendisi olabilirdi. biz İslâmiyet'i Araplardan değil. Ezilen halk çocuğunu oynadığını görüyordu Rodoplu. Örnek: peygamber. "Bakın. Türkçe'ye girmiş dini terimler. Önce kafalardaki keşmekeşi şı düzeltmekten sorumluydu.' Turgut Reis değil. heh!" zoraki güldü adam. "Heh. 'öz' denilen Türkçe'de kelimeler. 'Turgut Reis. 1565 değil. yani bağımsızlık söz konusu değildir. 21 Temyum? Hangi birini düzelteyim. dağıtmaya. Arapça değil. genç adam gözlerini önündeki tabaktan ayırmamakta kararlı gibiydi. üretilmiş- mukassem' ya da 'dilemme'in karşılığı olarak sunulan 'ikilem' kelimesi . "Evet. Türkçe. Marsilya. ama görev. hain mefhumlara karşı çıkmak zorundayız. 'kıyası İkincisi. Rodoplu'nun dilinin ucuna geldi. Farsçadır. "ve atılmadık ve ne cinsel ne de ente"Bir kere. İranlılardan öğrendik. Mesele ondan ibarettir.

onun da sarhoş olduğunu gördü! Duran. "merak etmeyin" mesajı yolladı. "İyi akşamlar efendim. . bir o yana bir bu yana bakmaya başladıklarının farkındaydı. rahatlatmaya çalıştı. Duran. kelimesinin yerini alan 'genel'. kadını endişeyle süzen Sedat. İkincisi Fransızca. Allah aşkınıza! Buna yorum değil. 'Mektep' kelimesinin yerini alan 'okul' kelimesi. bilgi derler!" nın. Bunun böyle olması da doğaldır. Fransızca 'ecole'ün bozulmuşudur. bir tek Türkolog da yok"O sizin yorumunuz!" dedi Pendikli avukat. Şafak'a döndüğünde. Neticeyi kelam. 'Umumi' 'gon'udur. Farsça olduğu mu. 'bu sözler bana değil. "Hangisi? Peygamber kelimesinin Arapça değil. "Ben bırakacağım! Sedat! Oğlum neredesin? Arabayı getir!" gitsin mi." "Ben teşekkür ederim. sizi evinize ben bırakacağım. yarattığı kavram kargaşası ile Türk fikir hayatını tarumar etmekten başka bir işe yaramamıştır. TDK. efendim. abi." dedi. bilemedi. 'Sekizgenin 'gen'i 'octagon'un TDK'da bir tek filolog.için de geçerlidir: ilk hece Türkçe. yanındaki arkadaşı azarlanan çocuklar gibi. Ne sarı sıcak pencere. kalsın mı Masadakilerin gözlerini kendisinden ve birbirlerinden kaçırdıkları- beni ilzam etmiyor'u oynuyorlardı. Kendisi değil. Rodoplu. dili dolaşıyordu. çünkü şu kadar yıllık hayatında tur. Çok teşekkür ederiz." "Tamam. Kirlenmişlik duygusu tüm hışmıyla indi yine. "Günay Hânım." "Ne yorumu?" diye patladı Günay. şaşkınlığını fark etti. Sağolun. 'Üstüvane' yerine kullandığımız 'silindir' Batı dillerinin 'cylinder'idir. yorum? Silindir kelimesinin 'cylinder' olduğu mu? Yapmayın. "Koca bebekler". pişkin. dilbilimci çalışmadığı gibi." "Hayır!" diye araya girdi Şafak. İngilizcedir. birer ikişer müsaade ne temiz döşek bıraktı. istemeye başladılar.

Türkiye'nin en iyi yazarı!" de"Sedat. Sonra aniden türküye kırıldı. yıldızlar mı." "Almalar olanda gel aney. ama?!" "Öyle oldu. işine bakmayı diledi. bir şişe daha aldı.. aney. bak. bu kadın var ya. Günay. Bu kadına âşık oldum. di Şafak. O an için bütün bildiği. başına dikti. bu kadın.. Gönlü olsun istedi. "Geçirdik. yol üstündeki bir büfeye çekti. Şafak. bak! Ben âşık oldum. nasıl geçirdik. rikkat uyandıran hâleler olduğuydu. hasta düştüm gelmedin. "Evet. "Bari can verende gel!" "Sedat. tekrarladı. Günay'a sarıldı. değel mi? Değel mi. Bari can verende gel. Neyi kutladığını çok sonra anlayacaktı. ." dedi Sedat. Sedat. gençliğim mi daha uzak? Pahalı ama çok bakımsız arabanın içindeki boş şarap şişeleri bir o Günay'ı kapsamaya başlayan beyhudelik duygusunu anlatıyor gibiy"Sedat. di. Bir an önce eve gitmeyi. Hasta düştüm gelmedin aney. di." Memleket mi.yana bir bu yana yuvarlanıyordu. kız?" Şafak'ın kor gibi yanan kocaman bedenine sığamayan coşkusunda insanın içine işleyen. "sıkılma olur böyle "Boşşş ver! iyi ettin! Hıyar ağası! Kiminle konuştuğunu bilseydi!" de- Gözlerini Günay'ın gözlerine dikti." "O arkadaşına fazla sert davrandım galiba. bari can verende gel!" şeyler" tebessümü gönderdi. abi. Kaseti yuvasına itti. abi. konuyu değiştirmeye çalıştı Rodoplu. Birden neşelendi. Sedat'ın panikleyen gözlerini aynadan yakaladı. Bahçeyi dolan da gel.

"Kadınım!" "Seni istiyorum. Günay eğildi. uzaklaşır"Ben kahve içeceğim. yine de ayrılmamak. yarı uyanık. "He. "Şuraya bak! Burası da İstanbul.Gözlerinde deli pırıltılar. boynundaki elden kurtuldu.) Günay. Şafak'ın. biraz daha beraber olabilmek için çare arıyordu.. uyumaya sayıklıyordu. sa ellerinin altından kayacakmış gibi Günay'ın yanından ayrılmıyordu. Gözleri kor kor. Şafak. bizim "Seni istiyorum!" diye fısıldadı. uzandı. "Şimdi! Şimdi! Şimdi!" orası da!" Günay. genç adamın ayakta duracak hali kalmamıştı. sesi. durdu. Rodoplu’nun öteki . başını tabureye ilişen Günay'ın kucağına gömdü. tirdi. Gözden bir an için olsun uzaklaşmasına razı değilmiş gibi. "Gidelim. Gözleri ışıdı. sıkıntıdan al bastı Günay'ı. Yaşamsal bir gereksinimmiş gibi sarıldı. yolu tarif etmeye koyuldu. şimdi!" diye yarı uykulu." Beraber mutfağa geldi. Sırtını dikleşEtiler sapağı imdada yetişti. "Sözcüklerin orgazmı ya da Fırtınaya ilahi!" dedi. fırtına! Tohum saçıyor toprağa. şimdi. ya!" Sedat duymamış olamazdı. suyun kaynamasını bekleyemedi. Rig Vedalardan bir duaydı. Sedat. elini boynuna yerleştirdi. oğlum. Şafak'ın elini sımsıkı tutan elini teselli eder gibi okşadı. Birden gözlerini açtı. "Böğüren bir boğa. "Yap!" "Sana bir kahve yapayım mı?" Kapıya geldiklerinde. kucağında tutkuyla sarsılan güçlü bedene ne kadar yakıştığını düşünüyordu." dedi Şafak. Şimdi. dizlerinin üzerine çöktü. ağabey!" diye uyardı. ('Fırtınaya ilahi' dediği. "Sedat.

Günay Rodoplu." kaçacak gibi değildi. öteki sesine. Elini. İfritleri önüne katar. "Eeeeh!" kızdı. "insanın kendisini kadın hissetmesi "Sadece adam gibi bir adam istiyor. Günay. böyle. gürle. tanışıyorsunuz?" "Yine elin yanacak!" diye uyardı. Ufuklardan. "İşte. ne isteyecek." Sedat'ın gözleriyle uyandı. sık saçlarını şefkatle okşamaya Ama mırıl mırıl mırıldanıyor. hiçbir şey istemiyor!" dedi. "Haydi. "Siz çoktan mı. erkeğin başının üstüne koydu." dedi. gevşiyor. vadiler dağlaşsınmış! Pehhh!" Alay ediyordu. "Uyandırmaya kıyamam "Söylemedin deme!" dedi. gürle. Böğür. "Ne düşünüyorsun?" "Duyduğum en pespaye hikâye. Girişteki küçük aynada parlayan yüzünün sakin güzelliği dikkatinden "Tülin haklı. adam. Vadiler dağlaşsın. öteki sesi yine. ." dedim. yerleşiyordu genç "İyi de. öteki sesi. çok güzeldi! pek bir şey istemiyor. fırtına!" durdu. tohumunu serp. Gerçekten. Şafak. dağlar vadileşsin Boşan." dedi. Arabası sular. Günay Rodoplu. "Ben de kadınım. biraz kahve iç. öteki sesi..Kamçısı rüzgâr. ufuklara kanatlan. öteki sesine. ki şimdi! Öyle de güzel uyuyor ki!" canım. "Yıllardır tanışıyoruz. Günay." "Yok canım. Evde yengesi bekliyordu. Böğür. Dağlar vadileşsin." dedi. geriniyor. tohumunu serp! "Öyle." dedi Günay. da!" Çekmedi elini.

"Dost acı söyler." . "Ya?!" Elleri titremeye başladı. öylemi?" italik’ini ita"Dost acı söyler.likle karşıladım. Öyle.

"Batan bir gemideyim ve kıyılardan imdat Kendisine karşı ne kadar acımasız olabildiğini bildiğim halde Şafak'ın kucağındaki başının çok güzel bir baş olduğuna inanmalıy- hatırlarsınız. Günay'ı sevdiğine. . Yapmadım! dım. polimetreyi. malıydım. Ben. "duyduğum en pespaye hikâye" cümlesini hatırladığımda ilik- lerime kadar ürperiyorum. Etmeseydim bugün belki de yaşıyor olacaktı. benim!" demişti!. Günay Rodoplu'ya o gün. Şiran'ın romanının notları arasında. hep sevmiş olduğuna inanmalı. metropolün makro formunu. lineer aşamalı .yapmadım! Uyarmış olduğu halde. o cümleyle ihanet ettim.VIII Bugün. onu da inandıristeyen Şafak değil. "Ben seni düzerken aslında limitleri.

sevici ancak kendisini güçlü hissederse tatmin olur. yapmadım? Yoksa. "Ne yaptın. "Neye yarar?" diyeceğiniz. ülkenin hali pürmelalinin nedenini Batıya mal etmenin kolaycılık olduğunu düşününekrofilya seferi. Nasıl yaptığını hatırlayamı- "Ölü-seviciliğini güç tutkusundan ayrı düşünemezsin. "elemanları birebir eşleşen biyofilik kümelerin kuvvetini sarf ederek biyofilya yolunda "cihat" çağrısının dibine inmeyi istiyordum! Önceki gün. karşıda. Üçüncüsü de. güçlü olmak medi. imza gününde olduğunu biliyordum. nasıl geçti?" diye sordum. haklı olarak. kıskançlığımdan mı bilemiyorum. ondan mı. sizlerin de bana. O süre içinde ben Dergâh'ta. onu Arnavutköy'de bırakıp gittikten sonra bir on gün kadar görüşmedik. nekrofil bir toplum haline yordum.organik dokuyu düzüyorum!" diye Şafak’a söylettiği bir cümle vardı. pırıl pırıl bir Günay açtı kapıyı. güzelim. o malum lafı ediverdim. "İnanmayacaksın!" dedi ve anlattı. Öncelikle. Anlattığına pişman olduğunu belli etmek iste- yorum ama birden kendimi nekrofilya tartışırken buldum. uzun bir konuşma oldu. Sadizmin bize Batı'dan bulaştığını söyleyip beni çileden çıkardığı "Kaktüs Ağacı'ında dediği gibi (o şiirini bu kitabın arkasına eklemeyi sabah. Bilgi ve inançla. Bildiğim hâlâ varsa. "Duyduğum en pespaye hikâye!" Neşesinin bana acı verdiğinin farkında değilmiş gibi anlattı. Onu da görmüştüm. Günay'ın demesiyle. malla ve canla. "hesaplaşmak" amacıyla gittim. Rodoplu'ya. Gündemi değiştirmek ihtiyacını o da duymuş olmalı ki. ölü-sevici. sözle ve eylemle. o da kendimi ömrümün sonuna kadar affetmeyeceğim. neden öyle düşündüğümü de sormadı... "Ölü- . emrinde" kaldım. geldiğinde.yapmadım! unutmamalıyım!) o sıralar "özgürlüğümle meşguldüm" de. Sadist. "ruhumun geldiğimiz hükmünü henüz sindirmiş değildim! İkincisi. Sonuna Dondu kaldı. bütün Sıkılmış olacağını düşünürken. özlemin ötesinde bir nedenle." diyordu.

Türk'ün. Bu otomobilin simgelediği 'güç'ün öyle bir albenisi vardır ki. işleyen bir düzenlemeye -işlevi ne olursa Şimdi." teknoloji ile doğru orantıda artıyordu. İnsanımız. konuşan. araba vapuru batacak olsa. Kit'in kurtarılması miçonun kurtarılmasından daha önemli olurdu. 'aziz' aynı ilgiyi göstermiyor. Bu düşkünlüğün nedeni o aletlere duyulan gereksinim değil -neticeden. Anlatabiliyor muyum?" ye alma. kadınsız hayattan daha etmezken. gücün teknoloji ile örtüşmesiydi. mekanik olan. Kit. daha şefkatli davranır oldu. yaşamayan. kendi elleriyle yıkayan. çocuğuna haneye gider. teknolojiye tapınma meselesinin sadece silahlara tapınma di- olsun. cilalayan. ilgisi artık doğanın ve yaşayanların üstünde değil. Güçlü bir gazetenin güçlü bir yazarı. yani teknolojiye "Evet. Okul aile birliği toplantısına gitmez ama tamirdayanılmaz olabiliyor. Güç. hele de çalışmayan kadının 'akıllı fırın' ihtiya- . Sürücü ikinci plândaydı. Şöyle söyleyeyim. Kadınına bir dal götürmeyi akıl tutan. otomobiline vazo takıyor.zorundadır. sevecen isimler takan. Öbür yanı. insan-yapısı nesneler üzerinde yoğunlaştı. O hale geldi ki. otomobilsiz hayat. sıradan bir insanın hayatı ile kıyaslandığında daha değerliydi. uçan bir süper otomobildi. otomobiline kadınına gösterdiğinden daha fazla ilgi gösterir. güçlü generali. kadının gözündeki gölgeyi görmüyor bile. mahallenin güçlü hırtı. Ama. TRT'nin 'Kit' isimli dizisini hatırlar mısın? Türkiye'nin en sevilen dizilerinden birisiydi. Mesele şu. sallanmayı bırakır mısın.hayranlık diye bak. Motordaki en ufak bir arızayı anlamaya çalışırken. lütfen?" "Pardon. teknolojiye de tapacaktır ve de tersi. günümüz insanının. "Güç'e tapan. Ürünlere tapınma diye. diğerini azdırır. Otomobilinden gurur duyan. Bu işin bir yanıydı. Güç ile teknoloji arasındaki bağlantı nekrofilik bir bağlantıdır. artık iş o hale geldi ki. Ev kadınlarının alet düşkünlüklerini düşün. ülkenin güçlü işadamı. Biri. tapan güce tapandır.

Makine nihayet işçi sendikaları gibi bireyi her an ikame edilebilir kılan düzenlemeler de lım Çağı'na girildi. çıkıyor. bundan beş bin söylüyordu. Makinenin insana değil. insani işlev ve amaçlarından koparlar. "dedi. Günay.. insanoğlu yaradılışı icabı. Şöyle de düşünebilirsin. insanoğlunun nekrofilik eğiliminin izinin. senin itirazın." yaşayandan çok yaşamayanla. nekrofilik eğilimin Batılılara özgü bir nitelik değil de insaBu noktada. Kadim Mısır ve Mezopotamya uygarlıkları ile günümüz Avlik de. Nitekim öyle oldu. siyasi partiler. yani muazzamlar'." rupa ve Kuzey Amerika uygarlıklarının birbirlerine çok benzedikleri. demeyeyim de. kuşkuların diyelim. "Büyük Makine?" "Yani?" amaçlardan koptuğu aşama. Seyıl öncesinin Mısır ve Mezopotamya uygarlıklarına kadar sürülebildiğini Rodoplu. malla ilgilidir diye düşündüğün için. insanın makine tarafından ikame edilebilir bir konuma indir- genmeye başladığı aşama. Megamachine. insanoğlunun o gün bugün değişmediği saptanmıştı. nin gibi düşünenler çoğunlukta. Bu anlamda.o aletlere sahip olmanın verdiğini düşündükleri 'güç'tür. devlet. Geçen gün Suat’la konuştuğumuz şeyler.. adeta kader olarak görüyorsun. 'Buna- . iş dünyası. bir düzenlemedir. hizmet eder hale geldiği aşama. güçlü olmak tutkusunu evrensel bir miras. Öyle değil mi? Büyüdükçe.cından bahsedilemez. insanın makineye maşıklaşan bir düzenleme. " en doğru kelimeleri bulmak ister gibi duraladı. "Mekanik araçların insani işlev ve "Yani. Megamachineler ya da 'colossi. Hangi kültürün ürünü olursa olsun. falan." "Şimdi. megamachine denilen yapılaşmaya duyulan hayranlıktı. En önemli ortak özel"Evet. ortaya noğlunu tanımlayan yaradılış özelliklerinden birisi olduğunu düşünmeye yatkınsın. Sen. güçlendikçe daha da kar- birer 'megamachine'dirler.

'Büyük Makine'nin her an ikame edilir bir parçası haline gelmesi. sistematikleştirile- . menşeleri sorgulanmayan 'doğrular' Allah "Tabii. aynı anda iguanalardan ve Asimov'dan bahsedebilir. refah toplumuna ancak çok nulmazlığı gibi.. tutumluluğun erdemi gibi. ('Colossus'. toplum dışı bırakılır. Muhalefet asgariye in"Megamachine'le örtüşmeyen. örneğin. uzaydaki yaşamı düzenleyen Co- lossus adlı bilgisayarından bahsediyordu. kralların tanrıların yeryüzündeki gölgeleri olüreterek erişebilineceği gibi. "Esasen bunların hepsi uydurma.Latince 'colossi' kelimesinin tekili. aynı zamanda kitazam') Asimov'un galaksi imparatorluklarını yöneten Colossus'un.' dedik. 'deneBilimkurgu yazarı Isaac Asimov'un. Yüreğim burkulmeyen faaliyetler aşağılanır. 'Galaksi Çağı' diyordufaaliyetlerinin sistematikleştirilmesi şarttır.. çakallardan ayrı durduk. Örneğin. kalıba girmeyen. 'Zayıf kollanmalıdır' dedik. "Samanyolu galaksisinin güneş sistemi'Anamızdan çocuk yapmayız. megamachine'in ne pahasına olursa olsun teklememesi gerekliliği gibi. bireyin leşmesi. du. su kaplumbağalarından. özel mülkiyetin dokudukları gibi. ve eğreltiotlarından ayırdık. kuralların." "Mekanik araçların insani işlev ve amaçlarından kopması. "insan düşüncesi kabul gören bir kalıba dökülür. izdüşümü olduğunu anlattı. tar"Hayvan Çiftliği. türümüzü kedilerden ve iguanalardan nin kokuşan bir gezegeni olan dünyada insanoğlunu insanoğlu bir an. megamachine ideolojisinin uzay çağındaki -yazar." diye başladığını hatırladım. Orwell. toplumda bilirgin ve dogmatik bir düzenin yerleştirilmesi." "Zamandan münezzeh'ti sanki bu kadın! Günay Rodoplu.) basit bir gazete haberinde Tevrat'ın izlerini görebilirdi." tışmasız 'doğruların. Türkçe karşılığı 'muaz- kelamı gibi belletilir." diye sürdürdü... Asimov." (Şiran'ın romanına. etkisiztimin' artması demektir. 'Büyük Makine'nin teklememesi için insanoğlunun bağımsız bın da adıydı . yasaların sayısının ve dolayısıyla.

'Galaksi ta tutacak 'doğruları'nı. 'ansiklotannica. " Gülmüyordu. Öyle mi?" lumun habercisidir. 'Kitle kültürü' denilen kabullenilmiş doğrular bütünü'. Fransızlar içindir. yani kendi kültürlerini ayakAnsiklopedisi'de Heliconluların." "Hitler gençliği gibi!" Ehramlara taş taşıyanların köle olup olmadıklarını bile bilmiyoruz." diye sürdürdü.dirilir. Bu kadim imparatorluklar. Değil mi? Onu demek istiyorsun. ölü-seviciliğinin beş bin yıllık sembolleridirler. ansiklopedinin ölü-seviciliği ile bir bağlantısı var. Gözleri ışıdı birden.. mumyalanmış cesetler yaşarlar". Bri"Bizim ansiklopedimiz yok. günümüzün 'uygar' sadizminin pro- . zehirlenmiş topraklardır. Kendi ansiklopedilerini. Yani. artan bir enerjiyle. her ikisi de nekrofilik. ansiklopedinin varlığı 'malumatı' sistematikleştirilmiş top"Çünkü. Bugün. "Büyük Makine ideolojisinin bilinen en eski sembolü Mısır piramitle- Mısır medeniyetine ilişkin bilgilerimizin tümü 'ölülere' ilişkin bilgilerdir. yumuşacık baktı. Nitekim. Batı'nın kültürünün izini sürdüğü en eski uygarlığa. ediyordu onu. aynı bölgede Asurların ve onları takip eden her yayılmacı imparatorluğun. Uçuk bir bağlantıydı ama yüCevap yerine. "Neden dersin?" reklendirdi.. 'teknik be- ceri'sinin bir numaralı kanıtı. Türk Ansiklopedisi yok. Bir Fransız ansiklopedisi. Frekansına girebilmiş olmam mutlu "Çünkü. öyle değil mi?" Yine cevap vermedi. yerle bir edilmiş köyler. İngilizlerin doğrularını perçinlemeye yarar. vunların ateşli müritleri de olabilirlerdi. pedilerini kurarlar. Günay." "Viva la Muerte!" "Evet." Bağlantıyı nasıl kurdum bilmiyordum. Bağlantıyı görüyorsun. Tanrısal bir führere ve onun doğrularına tapın- mak. Fira"Hitler gençliği gibi. ridir. "Bu piramitlerde.

bir kitle kültürü dayatır. Sandinist Nikaragua hükümetinin benzer bir fişleme sistemi geliştirmek için İsveç'ten yardım istediğini biliyor musun?" Bilmiyordum. bu anlayış sidir. bu defa sabırlıydı. eğmekle Rab Yahova'ya boyun eğmek özde aynı ruh halini. "Batı medeniyetini oluştu- yetine bireyi hiçe indirgeyen. Mesele. 'bilgi' ağacından elma yediler diye şı'nda. aynı insan görüşünü yansıtır. tirdiğini. Megamachine ideolojisinin en mükemmel uygulamalarından biri- kullan- . İkinci Dünya Savayatar. Günay. bedenini 'Kâinatın Sahibi' ile birleşmek rip. "Bak. bir İsveç'in." "Evet?" "Şimdi bak. dıkları kelimeler bunlardır. Rab Yahova da. İkincisi Yunan-Roma. tabii! "İsveç'in vatandaş fişlemede dünyanın bir numaralı sistemini geliş- ran iki ana kaynaktan birincisi Yahudi-Hıristiyan. Batı medeni-abartmıyorum. Yahudi-Hıristiyan geleneği. Şöyle ki. faşizmdir. dev bilgisayar 'colossus'a boyun kime teslim edeceği meselesi olarak algılanır. birinci kaynak.seviciliğidir.inandırılmıştır. neden böyle. üzere terk etmenin hasreti ile kavrulduğuna ruhunun bedeninden ayrılmak. Bu malum. şimdi. 'faşist' olarak tanımlanmasını nasıl kabul edebilirim ki!? Ne ki." totipini teşkil ederler. insanın özgür olup olmaması değil. Avrupa-Amerikan medeniyetinin öteki adı ölüSihirli bir cümleydi sanki! Beni olağanüstü rahatsız etti. kaderini bunları yeryüzünde çile çekmeye mahkûm etmiştir. Yendiğimi sandığım yabancılaşmanın geri geldiğini hissediyordum." diye sürdürdü. Yahudi. Bu bağlamda. Yahudi'den bunu gerçekleştiYani. özgür iradesini bireyselliğini yok etme yolunda kullanmakla yükümlüdür. Rab Yahova'nın kendilerine çizdiği kader doğrultusunda yürümek zorundadırlar. belirgin ve bağımsız bir varlık olan 'doğal hali'ni yok etmesi istenir. mesela. Almanlara kuzu gibi boyun eğmelerinin ardında da. Yahudi geleneği. Avrupa ülkelerinin.

tabiat üstünde egemenlik kurmak günaBu da. İnsanların nahını devraldığını. tabiatüstünde egemenlik kurmasına engel olmak Dönelim Akdeniz'in kuzey kıyılarında yaşayan dostlarımıza. Bunun ima ettiği kabulleri anlıyorsun. her gece bir akbaba gelir ci- izleyen yetmiş yıl süreyle. diğer taraftan Stoacılar. 'bir kadından doğan her erkeğin Âdem'in gü- Hıristiyan insanı da. Tarsuslu Paulus EfenŞimdi. günahlarının kefaretini ödemek için hayvan kurban etmek âdeti de. Zemin zaten müsaittir. kaderini tanrıların lıktır. kendilerini ölüler diyarının mabudu Hades'ten ya da Pluto'dan. Ölümünü de olduğu gibi -hani bir kayaya bağlanır da. Bir taraftan Eflatuncular. bilerek isteyerek kötü olan bir şeydir. kendilerinden bağımiçin ellerinden geleni yaparlar. ölümsüzleştireceğine inanan bir din. Mitolojiyi hatırsız. bağımsızlığını kazanabilmek için çırpınan bir var- la: Tanrılar. özgür olmasına. Kendi kitabı yoktur. Zeus'un ateşini çalan Promete hikâyesinhıdır. kurtaracağına. sonradan tekrar dirildiğine ve gerektiği gibi iman edildiği takdirde. İsa'nın ölümünden on yıl sonra doğan. İsa'nın ve havarisi Petrus'un Hristiyanlığı Yahudiliktir. böyle mi? Gelir.Roma dünyasının insan görüşüne göre. Tanrıların dünyası ile sürgit bir çatışma içindedir. Hıristiyanlık Yahudi havralarında öğretilir. insanların. Etti mi üç? bu bir. Sonra. bedeni kötülüklerin kaynağı olarak lanetlemeyi sürdürmektedirler. Yani. 'ben bilinci’ne erişmesine. onu ona katar.en büyük günah. hem Yunanlı putperestler hem de Yahudiler arasında yaygındır. insanoğlu. Tanrı'nın lanetinden ancak Tanrı'nın Oğlu'nu affettirerek kurtulabileceğini' söyleyen bir ussal düzenleme. bu iki. olur Hıristiyanlık. bu ilahiyat tutar. tapındıkları ilahın onları kurtarmak için öldüğüne. di'yi görürüz. ğerini yer ya. ilahiyat oluşturur. Tarsus'ta. İsa Peygamber. putperest Orfik dini hâkimdir. Dahası da var: Paulus. Yunan- elinden kurtarabilmek. ğı için günahkâr. yasak meyveyi yemek suretiyle Tanrıya başkaldırdı- .

değil mi?" "Çok basitmiş gibi anlatıyorsun!" Ölümsüzlük adı altında ölüme. bu 'doğru'. On dokuzuncu melidir. si. ser. yarı Romalı rofilik eğilimin. Jus utendi et abutendi ilke- . Ölüm aradaki bir aşamadan ibarettir. insanoğlunun 'sıradan bir yaratık' olduğunu -bir başka atmaya kalkışmaktadır. putperest Roma hukukunu hatırla. Promete gibi o da tanrısı ile aşık deyişle asli Megamachine’in ikame edilebilir bir parçası olduğunu. Hıristiyanlık. bir başka ölümlü üzerinde odaklaşmaktansa. Osiris. Yahudilerin telkinlerinden kaynaklanır. bir başka ölümlü değil. Romanın örgütlenme biçimini benimolur. Mülkiyet hakkı. Aklına güvenir. Paulus'un tanımına göre. Avrupa-Amerika medeniyetinin dünya görüşünün temelini Tanrıyı da kullanmış. Paulus'un ilahiyatıyla biçimlenir. Attis. bu idari miras üzerine muzaffer bir kilise kurar. 'yaşamanın anlamı yok' diye yaşamak olur. Nekrofilik bağlantılar "Çok kaba anlatıyorum. İsa'nın kişiliğinden hız alır. 'kullanmak ve tüketmek' hakkıdır. Peki. kendi aklı değil. Yaşamanın anlamı. tükenmiş olduğunu düşünmüştür. açık. akıl denilen şey. his utendi et abutendi. onu yargılayacak olan. O kadar ki. Yarı-Romalı olma aşaması çok önemli.etmeye bir türlü yanaşmıyor olmasıdır. mazdır. gözleri- hepsi bu. değil mi? İşte bu söylem. tabii! Sana bir kanava vermeye çalışıyorum. Roma Kodunun. ölü olana yöneliş. oluşturur. çünkü Mısır'la başlayan nekŞimdi. Hal böyle olunca yaşayandan. biliyor musun? Baba! Baba'nın karısı ve çocukları yüzyılın kavgasını hatırla! Nietzsche'yi hatırla. sonuçta 'Tanrı' için bile geçerli olabilmiştir! Batılı.teslim Günahın kaynağı. Dionysos gibi Akdeniz havzası tanrılarının dirilişleri ve ölümsüzlük vaatlerine duyulan inanç sayesinde güçlenir. Roma ile perçinlendiğine işaret eder. Napolyon yasalarının ve günümüz kapitalizminin te'mal sahibi' kimdir. yapsın. kutsal ve sonsuz olan Tanrı'dır ve insanoğlu ne yaparsa Tanrı'dır. Mal sahibine malı üzerinde gerçek bir Tanrısal hak tanır. İnsanoğlu. Yani. yaşamayana dönülmesi kaçınılni ölümlüden sonraki sonsuzluğa çevirir. Oysa.

nekrofilya." . Ben. Yahudi-Yunan-Roma geleneğine komşu. İnsanı ye. çalışmaya. eşyalarla uğraşmaktan. bize ne oluyor. Zina ne kelime. Batılı kadınlar. he- şılan. Araplar. "Ben. dersin? Bizim anlamamız. Şimdi akıl "Neden. Feminist olsalar yeridir. ona sonra döneriz. nay. bu medeniyetin insanı 'eşya'dır. ben nereden bilirim? Tabii. Neyse. onlar diyordu! yıkmamız gereken en büyük put şu: İnsanoğlunun bağımsız ve özgür olönceden kararlaştırılmış bir biçimde düşünmeye. tepki göstermeye zorlayan onların kültürüdür. hızla duğu anlayışı. Batı kültürüne tümüyle yabancıdır. Buna 'mancipium' derler. bu kültürün yansımalarıdır. Gü- deniz havzası medeniyetinin parçası onlar. yeridir.üzerinde yaşatma. dünyevi geleneğinin izdüşümüdür." dedi. diyorum. Bak. herkes biliyor. bizde doğru dürüst bir dinler tarihi. Türklere ne oluyor diyorum." diyordun!" "Arap şairlere ne oluyor. Ama. Ve bu bağlamda. bu kültürün ürünleridir. talep etme"Evet! Tapmak için yarattıkları tanrılar da. pimizin 'hayati' çıkarları çocukları 'çocuksu' bırakmakta birleşiyor anla- bu kültüre uygun düşerler." başını salladı. şarap mahzeninin anahtarını çalmak bile ölüme mahkûm edilmek için yeterlidir. Ak- Şaman kökenli Asyalıya ne oluyor. bizimkine değil." mez! Kimse bilmiyor mu?" Rodoplu konuşurken ben eğitim sistemimizi düşünüyordum. "Son tahlilde. insanlarla uğraşmaya vakit yok. 'mal' olmaktan korkuyorlarsa." içini çekti. Kısaca özetlersek. bu. Koca herhangi bir suçtan sanık karısını yargılama görevini de infazı da üstlenir. YahudiHıristiyan geleneği kendisini gökyüzünde tekrarlamıştır! Tanrısı. 'Vakıf ne yapardı. Batı medeniyetinin çekirdeğidir. bizimki değil!" Koyun olan biz değiliz. "Daha doğrusu. düşünce tarihi öğretil"Kimse bilmese. karıştırmayayım. Ölü-sevicilerinin zaferidir. diyorsun? Öyle değil mi? Geçen akşam onu "Yooo. Colossus'u kırmaya kalkan Heliconluya. öldürme ve satma yetkisi vardır.

teknoloji köleleri . ama önemliydi.geleneğin etkisinden kurtulamamıştır. 'ilkel' biçimiyle demek daha doğru. Onlara sahip olma köleler olmadan işleyemezdi. kimlerin nasıl biçimlendirdiğini sorgulamak olmalıydı!" "Nereden biliyorsun yasası!" birisidir. ' diyecek kadar kendisini kaptırmıştır." "Ne demek istiyorsun?" "Demin de söyledim. insanoğlunun bağımsız ve özgür olduğu anlayışının Batı me- deniyetine tümüyle yabancı olmasının bir sonucu da kölelik kurumudur. Ama tabii Marx. ölüsevicileri. 'Felsefe. tabii!" Karl Marx bile -'bile' diyorum. daha da geçire"Şimdi. "Tabi. Kendi adıma ben Karl Değildi. olabileceğini bilmezdi. köleler üzerine kurulmuş medeniyetlerdi. füze değil! İletişim araçları da. kısaca. mezdi. Yunan ve Roma. Büyük Roma Makinesi olmadan işleyemez! Teknoloji harikaları. Nasıl ki. Bu işin fantezisi. Promete'nin inancıyla ittifak halindedir." Marx hesaplaşmasını henüz bitirmemiştim. "Evet! Birisi Paulus'a Tanrı'nın böyle bir kişiliği olduğunu nereden yani tanrıların tanımlanması meselesinin bambaşka bir çözümlemesi cekmişiz gibi görünen on yılları düşünüyordum. sonra da teknolojik biçimiyle sürdü kölelik. çünkü Batı'nın en özgün düşünürlerinden zünde. On do- tüketim maddeleri de teknoloji ürünleri. bu insan görüşünüşü. yanlış kelime. bu arada komik şeyler oluyor! İsa'dan şu kadar yıl sonra yazan biliyorsun diye sormalıymış. 'tanrı' denilen bu."Tersten halife?" "Tersten halife. Büyük Pazar Makinesi de. Kuşağımın geçirdiği on yılı. tanrılardan nefret edip etmemek değil. Asya'yı. konu Marx değil. tanrılara mesele. "Büyük Roma Makinesi 'köleler' olmadan işleyekuzuncu yüzyıla kadar fiilen. Ama. insanlar üzerinde katıksız bir denetim kurarlar. Oysa." diye sürdürdü Günay. Teknoloji ille de. televizyondan 'compact disc'e kadar. Doktora tezinin önsökarşı bir tiksinti duyuyorum.

nükleer silah yapmak mümkünse.tutkusu insanı bir yandan sabah dokuz-akşam beş köleliğine mahkûm gırdatamaz. o zaman yapılmalıdır' kafasıdır. "Batılının cek olsa da yapılmalıdır. Şimşekti uzaklarda çakan. kendini beğenmişliği de cabası!" "Narsizm!" "Ölü-seviciliği. Parladı dudak- Gerçekten böyle oldu! Ama. beyinlerinin fışkullanır da. Sardı dört bir yanımı. kendisini ekolayzırın büyüsüne kaptıran çocuk. gitar tınmaz. Üretilmiş olanı tekrarlamaktan başka bir şey yapa- de neden insanların bağırsaklarının ortaya döküldüğü. öte yandan da Büyük Pazar Makinesi'nden bağımsız faaliyetleri önler. ben de söyleme- . İhtiyar Tagger'in dediği gibi. Mesela. "Bilgisayarlı bilmemneli" teknolojinin. de gidilmelidir. sinema endüstrisinlüstratör'dür artık. Yahova'dan Colossus'a. Teknoloji’nin boyunduruğundan kurtulmak mümkün olmadığı gibi." dedi Günay. insanlar acından ölse "Aynı teknoloji neden kötülüğün bunca çeşitlemesinin yapımında kafası 'bir şeyin yapılması teknik olarak mümkünse. örneğin. Bu sibernetik toplumun aksiyomudur. teknotronik top- lere savurmuştu. bir 'ilteknolojik üstünlük. onları siler geçermiş. ederken. Ay'a gitmek mümkünse. Sonra garip bir şey oldu." kırdığı filmlerin yapımında kullanıldığını sorguluyordu. piramitlerden galaksi- hissediyordum kendimi. Acıyla dokundu bana. o farkında değildi. O solgun ışıkta gökyüzü oldu. Parladı kaçan bir kısrak gibi. Yanından uzaklara. Belki tekrar sıçrıyordum ama her seferinde bir ları acıyla. Şaşırdım. bağımsız üretemez olur. hepimizi yok edelumun ana kuralı. Yanım soldu o solgun ışıkta! dim. Yani. iç içe geçmiş bir yumak olur. güç tutkusu. uzaklardan yanına attığı bir top gibi Beni alıp sürüklemiş. iyiliğin çeşitlemesi yapılmaz?" "Çünkü. İnsancıl değerlere tümüyle tersmiş." diyordu. ne gam! Bu işi becermiş olmanın kibri. yerlerim kırılıyordu. tabii.

Ama. bir tek saray. Köle kültürü. Türklerde de yoktur. paşa. esir pazarında. "Ne öyleyse?" "'Üstün'. Günay'cım! İstanbul'da. Oysa. diye mırıldandım. herkesi "Türkiye bir tür evrensel emniyet sübabı olabilir! Ölü-seviciliğinin edildikleri zaman da gelemeyecekleri mevki yoktur." "Üstünüz. Yunan'ı ve Roma’yı düşün. attı! lar mıydı insanlar? Bunu nasıl açıklıyorsun?" gömülmüş olmasını nasıl açıklıyorsun?" Durdum. Kölelerin inşa ettiği bir tek yol. lalası ve atının yan yana "Asya'da narsizm yoktur! Kendini beğenmiş bir Hintli düşünebiliyor musun? Vedalara bak. Upanişadlara bak." "Köle bizde de vardı. senin kelimen. Birkaç kişi bu suyu içmemek için direnirler ama . canım. "Yapma. Ama. Oysa. Batı medenidoğal olarak Amerika'ya satılık olarak zenciler geldiği için bu hükmü doğru değerlendirmeyebilirsin. Günay da durdu. Çin hikâyesini bilirsin. Azat yetinin tarihi kölelerin tarihidir. Süleyman Paşa'nın türbesinde. şimdi 'köle' deyince senin aklına İmparatorluğunda. kendi kültürlerini da"Hayır. her sa- kendi kitle kültürlerini dayatmalarının. değil mi? Onlardan üstünüz!". tabii. Bizdeki köleler daha çok savaş esirleri gibidirler. Roma delirten bir su vardır. "Benim değil." sömürgeciliğinin arka-planı kendilerine duydukları aşktır! Bize düzenin öz-uzman aydınlarının 'halkı algılayamamaları." büsbütün azıtmasını hiç değilse geciktirecek bir denge unsuru olabileceğimiz umut edilebilir. Batılıların başka medeniyetleri algılayamamalarının. Roma'ya bak. bir tek cami yoktur. para ile satılmıyor"Sen. Tabii. yaşamın her alanındaki fütursuz yatmaları şeklinde yansır. Asya'da köle yoktur!" Kesti. Hani.dist ben-sevicidir. Roma vatandaşlarından başka herkes köledir." dedi Günay. "Tanımı itibariyle her ben-sevici ille de sadist değildir ama.

'Delirten su. mu?!" iyi uygulayıcısı kesildikleri gibi. bilenle bilmeyen bir de- yöneticilerin sorumluluklarının. Megamac- 'İnsan özgürlüğü' diye bir evrensel miras varsa buna Batıda en az bizim ğildir.. Süper devletlerin sorumlulukları gibi. "Öyleyse. birkaç bekçiliğinin sadece Türklerin sorunu olamayacağını düşünürken buldum. Tıpkı.. içerler. insansal özgürlüğün liğini iyi yapabilsek! Kendimizi ölü-sevici Batı'ya kaptırırsak. Sonra da dönüp tekrar Çinlilere satar"Ne fark eder?" diyerek omuzlarını silkti. hiç ışık yok!" Meselenin. en lar. cıl.sonunda o kadar yalnız kalırlar ki. Onlar işlerine yarayan şeyleri bulup çıkarmakta ustadırlar. Ne ki. neredeyse kara büyü dedikleri akupunkturu keşfedip. ne olursa olsun der. Batı'dan geleceği- gelsin. Kaldı ki. yazan. hükmedilenlerden fazla olduğu gibi. ürkütmüyor mu seni?" "Hiç kuşkusuz!" dedi Günay. gel gör. Öyle görünüyor. okuyan.' nekrofil Batı medeniyetiydi." sı. bilmeyenden fazladır. öyle değil mi! Her şeye bir cevabının olma- . tabii bu bir safsata! Hem insan"Her şeye bir cevabın var. dermandır. Bilenin sorumluluğu. hayır. Ama. Her neyse! Bari bu aşamada hiç değilse iyi muhalefet ya da kadim değerlerin bekçitüyden başka bir şey kalmayacak!" hine'den bağımsız yaşamayı beceren insandan birkaç boncuk. Yıllar yılı." meselesi olduğunu söylüyordu. Özalizm. Bu yolda iyiye gidilmeden önce kötüde alınacak daha çok yol vardı.. "Ama. herhalde. Beni adamakıllı etkilemiş olmalıydı ki kendimi. hükmedenlerin. Batıya duhûl" etmek ne inanıyorum. kadar sahip çıkmalıydı. ANAP iktidarı filan değil. Var. ben ışığın Doğu'dan değil. "Derman kimden gelirse "Yooo. araştıran onlar. hem de süper devlet olunmaz." "Haksızlık olduğunu düşünüyorsun. Türkler de sonunda içecekler..

ten ve ruh denilen iki unsurdan oluştuğunu. ru- irade insanın en büyük zenginliği sayılır.benzeten ben değildim. Bunun daha da kötü olduğunu "Eve dönelim mi?" diye sordum." dedi. sonra da meleklere. ona secde etmelerini buyurmuştu. yasak. tenin ölümlü. "Ve tabii." düşündüm.' tanımlamasının küfür olduğunu düşünüyordu. günah nedeniyle değil. Ve revizyona hazırım. çünkü. korku. cevabını şimdi biliyorum artık. tabii. Her zaman. Oysa. lanetlenmiş de değildi. İnsan." diye başladı. ruhun ölümsüz olduğu düşüncesinin ortak olduğunu hatırlattı. di- ğer iki kitaptaki pek çok anlayışı paylaşır. genel mutabaNarsizm tuzağına düşmemek gerektiğinin bilincindeyim. Ama ben o dönemde hayata 'ussal' bakıyordum. Ancak. İslâmiyet'te âlem. anlatmasını isteyen ben değildim! Ne olmuştu bana duğu bağlantıyı hazmedemiyordum. 'gerçeklik'in hemen hiçbir zaman man- kat ürünü olduğunu gözardı etmemeye özen gösteriyorum. İncinmiş olmalıydı. "Daha sonra da insanı 'özgür iradesi'ne emanet eder. "Hayır. tenin doğa. Şafak Özden’le kur- Ne garip. hun zihin olduğu. 'külçe gibi' yaşamanın da yaşamak olduğunu bilenlerdendi. ama belli etmedi." dedi. ne yakışıksız bir soruydu! Sanki. "Hayır.' 'Melek gibi adam. Acılarına uhrevi bir nitelik yakıştıran ben değildim! Konuşmasını. semavi varlıkların tümünden üstündü. "Özgür İnsanın. bo- . diye sorguladığımda. Tersine. Anladı. İnsan. "Kuran da Akdeniz havzasının ürünüdür. meleklerine 'Yeryüzünde kendime bir vekil yaratacağım. Bütünü görmeye. aşk nedeniyle oluşmuştu. iyilik ya da kötülük yapma. sağda solda sırıtan boşluklar bırakmamaya özen gösteriyorum. Günay. Günay. yarattığını bilgilendirmiş. yun eğme ya da isyan etme özgürlüğüdür. onu Therese'deki rahibeye tık ya da eleştirel inceleme sonucu varılan bir sonuç değil. Allah. Kendi nekrofilik eğilimlerimin henüz farkında değildim. diye seslenmiş.

dayatmalara. insana duyulan güven onu tensel ve Bak. çocuk mamasını da. sadizm ve onu kötülüğün hiçbir tanığı olmasa da. Örneğin. Bir Müslüman'ın hakkına tecavüz ettiyseniz. diğer yaratıklardan ve kendisinden sorumlu olduğunu söyler. yargılatan sorumluluk! Seni. Büyük Makine'ye karşı durmak . Bir taraftan megamachine ideolojisi dayatır.etmiş olması çok önemli! Bu anlayış. dünyadan. zaten belirli bir kadere mahkûm olduğunu söyleyen din kirattığı felâketi bilimsel kaderidir diye kabullenir. yaptığı için sonuçlarını algılayamaz! Karmaşık bir sürücüsü gibi daldırmıştır. kimyaSovyetler Birliği'nde bile yeşerememiştir. sürdürmen gereken hayırhah tutum! izleyen nekrofilya Büyük Makinenin insanın elini kolunu bağladığı. yaptığın Bu inancın ima ettiği dünyevi tavır çok önemlidir. Ben de işittiğime göre hüküm veririm.' Nasıl bir sorumluluktan bahsettiğimi anlıyor musun? İnsanı kendisine ya da istersen buna 'bir ölümlü'ye de diyebiliriz. 'üresal silahı da aynı tavırla üretir! Napalm üretmeyi reddeden bir işçi sınıfı tenle üretileni' ayrıştırdığı için insanoğlu günlük mesaisinin sonucunu kavrayamadığı bir kör dövüşünün içine itilir. bilin ki o hak. bırak bir papaza günah çıkarıp kurtulmayı." Hadis'i hatırlattı. Megamachine. O kadar Davanızda bana başvurursanız. sözü öbüründen daha kandırıcıdır. elleriyle yabağlanmış' bir yaratıktır. bir Marksist’e. Peygamberin arkasına bile gizlenemez. senden başka kınayacak kimse olmasa da. Bu çerçeve içinde oluşan sosyal bilimlerin ve ideolojilerin tanımladığı insanoğlu da 'eli kolu tapları. İzleyen kıyımdaki rolünü kavrayamayan insanoğlu. bazınızın sorumlu kılar ki. bir ateş parçasıdır: isteyen alsın. bir insanım ben. bazılarınızın dili kuvvetli olabilir. isteyen bıraksın. 'O pilot o bombayı at- ruhsal -maddi ve manevi. bana yanlış hüküm verdirerek birinin hakkını aldıysanız. makineyle baş edebiliyor olmasının heyecanı içinde İnce Mehmet'in iz öte yandan. İslâmiyet'in insanın özgür olduğunu. çünkü. bağımsız olduğunu teslim üzere yüreklendirir! Dünyanın ve kendisinin sahibi olduğunu. Hiroşima'ya atom bombası fırlatan uçağın pilotu. '"Ancak. kendi adına düşünemez hale getirdiği ortamlarda yeşerir.

Profesyonel Müslümanlardan bahsetmi"'İslâm' kelimesinin kökeni 'sulh'tur. sadist Zeus'un kucağına düştüler! Öte yandan. yorum. 'Eğer o bomba atılmamış olsaydı. dünyanın şekli değişirdi. Hiroşima'yı.' dersem." dedi. Neden? Çünkü." ne tarihsel durumun ne de önceden belirlenmiş alınyazısının değil. İslâm'ın insan görüşünde. sevinçle. insanoğlunun marifeti olarak görür! İdeolojilere gelince. Çin'dir." İslâmiyet'teydim. ilkesel olarak. Akdeniz değil. tamam biliyorum! Yüzbinlerce camimiz var. itaatin ancak 'iyilik emredildiği zaman' şart olduğunu. Megamachine'in hükmettiği dünyalarda sadece Tanrı'nın değil. tarihsel durum başka bir pilot getirirdi. sordum. Rönesans hümanizması filan çarken. yabancılaş- lerin çevreci olmamaları garip değil mi?" man değiliz! Değil mi?" dedim. na hareket etme yetkisi veriyor! Batı insanı kendisini böyle bir iltifata asla layık görmedi! Ezikliğinden kurtulamadı!" bunun yanında çocuk oyuncağı kalır. Tabii. işleri o noktaya getirmeyendir! Müslüman. vatanı Asya'dır.' şeklinde ilkel bir determinizmi yansıtan cevap alacağım tabiidir.masa. Şinto'yu düşündüğünü biliyordum ama ben daha hâlâ "Bunun ima ettiği şey. "Çevrecilerin Refah Partili ya da Refah Partili"Tamam. gaddar Yahova'dan ka- Âdem'in Yaratıcısı'. insanın kimsenin kölesi filan olmadığını. 'Âlemlerin Rabbi. İslâmiyet'in insanoğluna yüklediği sorumluluğun ima "Müslüman. bireyin iyi ile kötüyü ayırt ede- . Müslüman'ın o bombayı 'atamayacağı' mı?" diye mayandır. insanoğlunu kendisine vekil tayin ediyor! Kendi adıİnsanın boyun eğme ve isyan etme özgürlüğünden bahsetti. arkadaşım. bilir misin?" "Evet. ideologların gözünde de bir hiçtir insanoğlu! Kitaplı dinlerin arasında bir tek İslam. ama Müslü"Öyle! Oysa. insancı ideolojiler Konfüçyüs'ü. ettiği liyakat müthiş bir şeydir. Adamlar.

ama. Şartlara göre bu. aynı şeyi söyleyecektir. kendini beğenmişliğini insanlara zarar vermeden tatmin edemiyorsa -unutma ki. Kısacası canım. "Her koyun kendi bacağından asılacaktır. en güvenli toplumlardır. alkolizm. öteki adı 'biyofilya'dır. etkili olmak istiyor. Bu etkinliği toplum içinde yakalayamazsa. Tekdüze bir yaşam kendi icat ediyor. değil.. Bir de üstelik . Şöyle söyleyeyim." "Biyofilya?" Duraladı." "Bunun için buradayım." için kendilerini öldürüyorlar ama aç kaldıkları ya da cinsel arzularını tatmin edemedikleri için intihar eden hemen hiç yoktur. itibar. amaçsız. kötüyü reddetmek gerektiğini anlattı.. Herhangi bir Batılı psikoloğu oku. fiziki ihtiyaçları en çok karşılanmış. Uyuşturucu. ğunun cenderesinden kurtulamıyorsa. işkenceye izin verenle." saptanmış bulunuyor. yani yok ediciliğin heyecanını yaşıyor. Ölü-seviciliğinin tersi. İslâmiyet'in "Yaşam-severlik.tecrit olunmuşluedilmesi prosesinde yer alarak kurtulmaya çalışıyor. Veyahut ölü-seviciliği bir ne bileyim. intikam gibi tutkuları dünyada en çok intihar vakasının olduğu toplumlar. intihar gibi. dünyaya atılmış bir nesne gibi yaşayamıyor. "çaresiz." diye hatırlattım." diye özür diledi yine. efendim. Öteki anahtar kavram." "Uzadıkça uzuyor. sadece beslenen ve üreyen bir makine konumuna indirgendiği zaman acı çekiyor. Ne kadar güvenlik içinde olursa olsun. copu fiikişinin kendi bedenini hedef alabiliyor. Bir şey yaratmıyorsa.bilmek için her an uyanık olmakla yükümlü olduğunu ve kim emrederse emretsin. kişi narsizmini bir politikacı. kimseyi etkileyemiyorsa. öyle. İnsanoğlu. sinema yıldızı olarak da tatmin edebilir. izleyen yaşamsal iktidarsızlık ve hiçlik duygusunun dayanılmazlığından ancak yaratamadığı hayatın yok len sokan arasında bir yerde de çözümlenebiliyor. bugün artık insanın bir cisim gibi yaşayamadığı 'dazlaklıkla Hitler’lik arasında. İntihar istatistiklerine bak: İnsanlar aşk." "Evet.

" demişti. zaman zaman Rodoplu'yu en bağnaz Brejgülüyordum! Moskova'ya güzellik yarışması tertipleten. Nihayet. Amerika'nın birinci leydisini karşılayan Rus çocuklarına İngilizce şarkılar söyleten gaybi'nde. 'bilim çağı'nın ürünüydü adam. dünyanın nev komünistiyle duygu bağı geliştirirken buluyor. özünde mekaniksel ve kaba inan- "Mesela! Batı medeniyeti. Bilimin 'kutsal hunu yok etmeden rahat etmeyecekler bunlar!" "Çok şükür. değil mi?" Yanlış anladı. Bu nedenle olacak. Yoksul toplumların. "Bu çok ağır bir suçlama. kendisine bir zamanlar. insanlık tarihinin en acımasız sadistlerini. İngiliz sefirine erkek-erkeğe dans ederek şov yapmak zorunda bırakılan Nâzım Hikmet'in sınıf arkadaşlarını hatırlattığını söylüyordu." Sovyetler Birliği'nde. televizyon dizileriyle. insanoğlunun ru"Gorby'nin bir kurtarıcı olduğunu kim söylüyor? Komünizm nasılsa yenildi. "Bu aşağılık soytarılık gururumu incitiyor. insanoğlunu salt fiziki gereksinimlerini cını sürdürmeye devam ettiği için. sözcüğünü gündemden kaldırmış gibi göründüğünü söylüyor. Marx'ı da ya- inek' olmadığı ortaya ondan çok sonra çıktı. mı battı?' diye şaşıp şaşıp kalmaları da bu anlayışın ürünü. Heybeliada'daki Bahriye Mekte- . kaderin bu oyununa kültürel mozaiğinin korunmasına hiç değilse dilde destek veren anlayışın ürünüydü." karşılayarak yaşatabileceği yolundaki. 'rahat kıçlarına nıltan bu oldu."İsveç. Korkarım. filmlerle. Ve bu medeniyet sürekli bir biçimde. şiddetten kurtulamıyoruz. Doğu Avrupa'da olan bitene hayretle bakmaları. alayla. basınla. Batı kültürünün en yenir yutulur uzantısı. retkeşliğin. Stalin'i yetiştiren verimli toprak Batı medeniyeti. artık Gorby var!" dedim. Hitler'i. bunun ka- Ona göre sosyalizm. Gorbaçov'la başlayan sürecin emperyalizm pitalist Batı'nın tartışmasız zaferi demek olmasından korkuyordu Günay. salgın hastalık gibi yayılıyor. muhalefetin büyüğünden kurtulduk diye daha da azmayacakları- nı kim söylüyor? Narsizmin kudurmayacağını kim söylüyor? Unutma.

Haydar'ın anısı gibi. sermayenin. Ters halifelik işliyor yine. Bu yerini 'bilenler' ve 'bilmeyenler'. ilişki. Bu memleketteki ağırlığın farkında değil misin? Kalk. 'eğitilebilenler' ve 'eğitilemeyenler' diye iki sınıf alacak demek. 'galaksiler arası "Az bile! Ruslar dâhil -nedir o Yeltsin efendi?. 'uzaylıları' yansıtılıyor ölü-seviciliği. yirminci yüzyı- ne demek biliyor musun? Bugüne kadar bilinen sınıflar kaybolacak.Batı uygarlığının mü- lın ölü-seviciliği de Heliconlu bilmem nereli olup. Bildiği- .ritlerinin yüreklerini tashih etmek yolunda hiçbir gayretleri yok! Tersine! Bir düşünsene. bir kitap bulup okumakla. el de konulamayacak. Atari oyunlayar öğreniminin kazandırdığı hızı düşünebiliyor musun? Yirmi-otuz yıl içinde. senet sokağa bak. ortada fol yok yumurta yokken. Elektronik çağ da bitti. elle cak. onun lardı? Neden biliyor musun? Refleksleri zayıftı. daha şimdiden hıza eğitimli. Kaddafi’nin uçaklarını basamıyorlardı. becerilerini. hırs. doğaötesi ama kesinlikle yönlendirici bir 'şey'in elinde olasepet gibi ('senet sepet'in nihayet 'verilmiş bir söz' olduğunu hatırlatıyordu) bir 'şey' olduğundan. elmas yığını da değil. barışın yüceltildiği bir uzay filmi neden yok? Neden savaş'a koşullandırılıyorlar? Anlasana. Vahim. galaksiye çıktı! Bak." "Nasıl yani?" "Evet! Firavun nasıl Yahova olup. Türklerin hareketleri nasıl ağırdır! Sürüklenir gibi yürürıyla yetişen kuşakların göz/el koordinasyonlarını. bilgisa- tutulamayan. yani nasıl anlatayım. çünkü bilgi araçları da tıpkı üretim araçları gibi. tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar vahim bir 'bilenler ve bilmeyenler' ayrımı olacak. 'akıllı askerler' var. bu defa da. bilgi çağı başlıyor. bilgi." "Uzaylı Batılının galaksideki izdüşümü demek istiyorsun?" kitleler daha şimdiden. Bu 'şey' altın yığını değil. gökyüzüne çıktıysa. Aradaki uçurum. malumat edinmekle de kapatılamayacak. Düğmelere zamanında hatırlıyor musun? İyi uçaklar oldukları halde pilotlar hedefi bulamamış- "Bir örnek verirsem daha kolay anlayacaksın. bir rüz! Oysa. teknoloji çığ gibi ilerliyor. Bak.

güçsüz olandan.miz anlamda 'kitap' da kalmayacak 'okuma' da. her ikisinin temelinde de aynı sakatlık yatar: Hayatın patronu olmak tutkusu! Vahimden de vahimi. serpilmesine izin vermediği durumlarda yeşerirdi. yani kadiri netimi kurmak isteyecekler. yani. tanrısal güç peşindeydi. güçlü olana tün ezer. Kaligula'yı hatırla. Keşişlerin yazmalarını niden gündeme gelecek. geri kalanların gülmeyi. ay ne kemutlaklık. daha üstün olmanın sorumluluğunu taşıyacaklar. onların acı çekmelerinden keyif ile ölü-seviciliğinin kadiri mutlaklık illüzyonu sonuçları itibariyle aynı kapıya çıkarlar. çok güçlü olagibi 'bilmeyenler' ya da 'eğitilemeyenler' üzerinde mutlak ve sınırsız delime. 'Bilginin yayılamaması' hususunda bugüne dek söylenen her şey yeBütün bunların anlamı şu: Ya bu adamlar. haysiyetini. bir insan yığınının öteki yığınını denetim mürücü denetim. medeniyetlerin de sadistik olabileceklerinin altında tuttuğu. eleştirel Sadece bireylerin değil. alıyor. kendisine karşı gelemeyenden nefret eder. dünyayı dal budak sarmaya devam ediyor! Ve sadist. Teknolojik başarı. Bunlar Camus'nün Kaligula'sı gibi. Sistemin hamurunda var bu. şakalaşmayı sürNe yazık ki. Daha da vahimi. bazılarını öldürüyor. hep aynı ekoldendir." hayranlık. sömürülen kitlenin bağımsızlığını. mazoşizm. Daha da kötüsü. büsbüaçık olduğunu söyledi. Sadizm. Batı'nın. insanları sadistik denetim altına aldürmelerini aşağılayarak izliyordu. Çünkü. Ve Batı bu gücü insanlığın emrine vermeyi bilmediği için. Rab Yahova. Sö- . belki de herkesten daha vasıflı adamlar üretebileceği demek. Türkler ya da despot kesilecekler. Şimdiki halde bir tür tanrıcılık oyunu oynamaları çok daha büyük bir ihtimalmiş gibi görünüyor. ona göre hazırlanacaklar caklar. Senatörlerin kanları ile yatıyor. daha bilgili. Yunan tanrıları. kilitli kapılar ardında sakladıkları karanlık çağlar gibi bir dönem başlayacak. omnipotans. yıldızları da istiyorlar. Bu. genetik mühendisliği ilerliyor. teknolojik başarının yarattığı kadiri mutlaklık illüzyonu mıştı. insani sınırların aşılması illüzyonunu yaratıyor. öğretilecekler.

dinleri mahvoldu. dedi Günay. ölü-seviciler yapmalı. Çocukluğu. utanç verici bir zorunluluk olabilirdi ama kutlanacak za- şapkası giydirten hamakatı düşünüyordum! Ne diyordu bu kadın? Daha da büyük bir hamakat fesi 'yasaklamak' mıydı? . sürgit kusu. televizyonlar cinayet. Magic Box denilen Türkçe sözlü Amerikan televizyonuna bak! Sunulan eğlence ve heyecan. Derin bir boşluğa düştüler. 'ilericilik' olsun diye. sömürgecilerin yönfer değil! O kutlamayı. Sindik. Aynen öyle. Tanrım! Ne ironi! Ölü-sevicilerine 'duhul etmenin". "Türk'ün içi boşaldı! Kendimizi gerasla adam olamayacağımız korkusu. yarın ne ola"Evet. üreticiliğini yok eder. sana şunu söyleyeyim. bunların yerine koyduğu eğlencelikler." "Roma imparatorları kullarını gladyatör dövüşleri ile eğlendirilerdi.düşüncesini. hiçbir şeyi doğru yapamayacağımız korAncak. 'neş'e değildir! Coşku. Korku içindeyiz. sömürülen yığının kişiliğinin gelişmesini önlerdi. Bakınız." "'Onların her şeyini tahrip ettik." dedi Günay. ama denetleyen grup buna asla izin vermez! Sonuçta ortaya çıkan. daha geçen gün Tanzimat'ın bilmem kaçıncı yıldönümünü "kutladık". Artık hiçbir şeye inanmıyorlar. gittikçe büyüyen bir hortum gibidir. savaş. "Oryantalizm" Edward Said! çekten de iktidarsız hissediyoruz. "Orient "e nasıl kıyıldığını anlatan Louis Massignon'dan alıntı yapıyordum. kadirşinaslığı. Türkler gibi. cak korkusu. askerin başına Yunan temlerini öğrenmeye karar vermenin yıldönümünün kutlanması ne de- mek! Tanzimat. gelecek korkusu. Anarşi ve intihar için olgun hale geldiler!" dedim. Louvre'da. Louis Massignon'un aşağılanmakla. deminki alıntı. dayakla geçmiş yetişkinlerin ruh hali bizimkisi. terör. Beyaz Saray'da balo vermeliydiler!" İkinci Sultan Mahmut'a. özgürlük gerektirir. "Şimdi. Felsefeleri. Onun merhametini Türk aydınlarında görmüyoruz! Unutma. Denetim altında tutulan kitlenin bireyleri kendilerini bomboş ve iktidarsız hissederler. her türlü sapıklıkla eğlendiriyor.

Geliştirdikleri grup narsizmi: Kendi düşünceleri.diye sürdürdü. yaşı icabı saçmalayan çocuklara bile böyle muamele edilmez! Edilmez. İkincisi. 'Öyle söylenmez. bak!" dedi. Borsa'ya gitmeye kalksa. Bozlak söylemeye kalksa. 'eşek!' Yani. yok sayma tutkusu. Yaşar Kemal Mitterrand'dan ödül almasın dese." derler. zihinsel bir kıtlık yaşıyoruz. Türk halkı gibi!" Ne kadar anlatsa. kitlelerin bürokrasinin." duyguları. bezgin bir sesle. onayAlmanya'daki Türkleri düşünüyordum. aşağılama. 'biz' değildik. Sosyal sadizm. mürekkep yalamışların. kuduz köpektir. Amerika'da lobi yapmaya kalksa. be canım!" kendi ülkemiz içindeki iktidarsızlığıydı. mede"Bürokratik despotizm! Aydınlar devleti! Oligarşi! Silahlı ve silahsız denetim tutkusu. çokıpır kıpır hücrelerini çalıştıracak dürtüler olmazsa. Birincisi. ayyaş rantiye. güçsüz ve iktidarsız kalırlar. Bak. "Akrabanın akrabaya akrep etmez ettiğini hikâyesi! Haysiyetimiz. "Arabesk söylemeye kalksa. niyetimiz olarak Batı karşısındaki iktidarsızlığımız. tekdüze ve neşesiz bir ortama mahkûm edilirlerse. havan dövücünün hık deyicisi kadar bile olamıyorlar!" vururlar. o çocuklar gibi. donarlar. beyinlerinin elektrik yüklü se onları dinlemez. Günay. 'dışardakiler' üzerindeki Tanrısal Türkiye'nin trajedisinin iki yönlü olduğunu söyledi. Tıpkı. kimse tepki vermezse. eşyalaştırma. ağzına Rahmi Saltuk'larını ortaya dökerler (tonal müzik demek istiyordu). Tıpkı. Bana 'ölmez otu'nu çağrıştı- ran bir direnç yok muydu? "Direniyoruz tabii. kendi lamadıklarını algılayamama. cukların akli donanımlarını idman ettirecek.' diye "Ya. Artık biz. Seslerini duyuramazlarsa. Bir kısmımız hâlâ direni- . kim- İşbirlikçiler. Kişiliğimiz yok oldu. böyle söylenir. Giyimden damak zevkine kadar kendilerinden olmayanı. özgüvenimiz yok oldu. 'Sırıtık aktör. kendi gereksinimleri dışındaki dünyaları gönülden algılayamamaları. anlatamayacakmış gibi sıkıntılıydı. dönek solcu.

Bir Fromm'la." 'Fraternité' evet." "Ama. Tersine. örneğin. bir bebekle bir delikanlının önüne aynı cins ve miktartarı koymak değil! Önemli olan bu bölüşümü gerçekleştirecek biyofilik yapılanmayı gerçekleştirebilmektir. 'Eşitlik'e değil. İnsanlar kardeştirler ama eşit değil! Küçük kardeşiyle boks yapmaya kalkan bir ağabey düşünsene! Bazen. eşit pay alması başka şeydir. umutlu değilsin?!" "Kısa vadede. bu 'eğitilemezler' sınıfı dediğin şey. beni 'eğitilenler' düşündürüyor. Ve dediğim gibi. bilmeyenlerle sidik yarışına çıkacaklarını . bilgili olmanın sorumluluğunu nasıl taşıyacakları düşündürüyor. Mamafih. 'kardeşlik'e inanıyorum." yum?" "Seni düşündüren. 'égalité' hayır! diyordu.bilmeyenlerin canlarına okuyacaklarını düşünüyorum. Bilgi çağına giriyoruz. 'ışık da batıdan gelir'.yoruz. biri aç kalırken ötekinin önüne yiyemeyeceği mik- Düşünüyordum. yanılıyor mu"Yooo. Batılı." daki yemeği mi koyacaksın? Paylaşmak.. 'Eşitlik fiilen mümkün olmayan bir kandırmacadır. güçlülerin güçlü olma sorumluluklarını sırtlarından atmak "İnsanın optimum pay alması başka şey. denen şeyin. 'Eşitlik'in ilkel bir paylaşım biçimi olduğunu düşündüğünü biliyor"Evet. . hayır." dum. bir Edward Said'le olacak iş değil. Anti-demokratik olduğunu düşünüyordum.. azami doyumu sağlayacak bölü- şümü becerebilmektir. bu eşitlik için uydurdukları bir kavram olduğunu düşünüyorum. Batılıların hiçbir insanca hazırlıkları yok. Bi-lenler'in. 'Eşitlik' denilen kandırmacaya sığınıp. " "Hırpalıyorsun beni!" "Niye? Sadece düşünmeye davet ediyorum. hayır. Mevlâna'ya gidince biz de peşinden gideriz! O yüzden diyorum ya. Eşitlik olsun diye.

olduğun gibi değil! Ne düşündüğümü biliyordu sanki! 'Sanki'si yok. Kasabalılar Clint Eastwood'a yardım etmedikleri için. ranaranaaa. kendini ver. Cemil Meriç'ten alıntı yapıyordu.. Çirkin Joe kazanır. "Bir düşün. ulu ulu ağaçlara!' demeyecek kadar güveniyor musun?" Son darbeyi de vurdu. ne olurdu?" ikiye iki. ne gam! Biz. olmaz! Ne birebir. Na na na naaa! Na"Clint Eastwood. peygamberler ve Marxlar 'seçim'e girselerdi. biliyordu! "Bana ha- Ne dediğini anlıyordum." dedi. yani rüyanı! Olmak istediğin gibi görün. na na nommm!" diye 'İyi. "Naranara naa. Burun sayıyorsun." "Ne demek istiyorsun?" "Su geçirmez ahlaki kuramlarla destelenmeyen demokrasinin demo- kovboylar gibi. ayak takımının idaresine dönüşeceğini unutuyorsun." dedi. Çirkin Joe ile teke tek vuruşacak! Kasabadan kimse ğini taklit etmeye başladı! En kalın Holivud sesiyle konuşuyordu. '"Kendini. olmaz! Ölü-seviciliğinin iktidara 'demokrasi' ile gelmiş olması şen düşleri düşünüyordum! Uygulamada rezili çıkacaksa.. salt sayılarla düşünüyorsun. iki heybetlinin erkeklik riÇok ciddiydi! karışmayacak! Kim güçlüyse o kazanacak! Sonuçlarına katlanılacak! Ka- tüeline kaptırır. "İlkel rin burnunu. ne hiçbir şeyi değiştirmez! Kaldı ki.pediye. kendini kandırıyorsun! Bu Türklere (eliyle İstanbul'u işaret ediyordu) bir halk jürisinde yargılanmayı kabullenecek kadar güveniyor musun? 'Allah. tokmak iyinin! Olmaz. tabii! İnsanoğlunun elinde paçavraya dönü- . "Davul kötünün elinde. korusun! Dağlara taşlara. kızlar tecavüze öyle şey?!" uğrar. huşuya durur. kötülüğe razı olurmuşuz! Olur mu lan. DelegeleYorulmuş olmalıydı ki. 'teori'nin ne değeri vardı? kikati değil. Kötü ve Çirkin' filminin fon müzi- der! Sayı birebir olmalı! 'Birebirlik kutsal bir kuraldır. kasaba tarumar olurmuş.

ne olur!. doğru alçalmak lunun çamur ve Allah'ın nefesi gibi birbirine zıt iki unsurdan oluşmuş . Erich Fromm. 'Yaşayanı sevmek ya da ölüyü sevmek! Her biyofilyaya müsaittir. doğrulayacaktır." luna kırk gün akıllı dersem akıllı olmaz mı? Ne dersin?" Nedendir. Cihat. Batı medeniyetinin nekrofilik kıyıcılığının alternatifi. duyulmuyor. loji profesörümüze. malla canla. bilim ve inançla. kişiliğini. deli olurmuş. Acı olan ne biliyor musun? Şu konuştuğumuz şeyler. sözle. ama Şafak Özden'i düşünüyordum! Biraz durdu. insan eliyle ölü! Ölü-seviciliğinin durdurulamaz yükselişi!" Birden durdu. ancak.Zaten nasıl olduğunu. Ünlü psikorerek. ne olduğunu biliyor musun? Her yalan bir yaratış. bütün gücünü kullanarak çamurdan yükselmeye komünizmi Jivkof’tan bilmeye benzer! Olmaz öyle haksızlık! O ifadeyi de takınma! İslâmiyet'i Kral Faysal'a bakarak yargılamak. sadece 1900-1940 arası 892 savaş! Milyonlarca ölü. "Amma da çok konuştum. bakmak. "Deliye kırk gün deli dersen. yaşamı destekleyen tutkularını harekete geçiİslâmiyet'teki karşılığı 'cihat'tır. eyBu çabanın lemle. yani. geçen gün bana kitabını okuduğun adama sor. yani. insanoğlunun yaradılışı "Bir başka zaman. vaş varken. Ama. Sonuç. değil mi?" "Bana hâlâ İslâm'ı borçlusun. şu veya bu bi- çimde bin dört yüz yıldır söyleniyor ama narsizm Batı'nın kulaklarını değil. psikolojisi nekrofilyaya yönelebilir. eceliyle sağır etmiş. 1500-1599 yılları arasında 87 tane sa- olarak. insanoğlunun değişebilmesi. yeni bir hayatiyet kazanarak bütünleşebiliyor.' derken.. şu kadarını söyleyeyim: Kuramsal İslâmiyet'tir. hayata yeni bir bakış açısı geliştirerek 'dönüştürmesi' ile mümkün olabiliyor. biyofilik insanın karşı karşıya geldiği temel bir seçenektir. İnsan hayatla. Müslümanların 1400 yıldır söyledikleri bir şeyi tekrar ediyor: İnsanoğolması. kıyıcı nekrofilyaya." dedim. Yaradılışındaki çamura. hiç bilmiyorum. ekledi. İnsanoğ"Gerçek şu ki.

ama intikam aldığım kuş"Bak. o doğru. "Örtünmek işine gelmiyor! Kara çarşaf estetik kusuzdu! Ne ki. ye. cebbar." olmadığını ima ediyordum. yani biyofilyaya doğru yükselmek de onun bileceği iştir. çünkü özgür iradesi vardır. Allah'a rahman. rahim ve gaffar olan Allah'a. kahhar. değil mi? Kuranı Kerim'in arkasından. onun için dövüşüyor. saralı sahtekârlar. kibire yönelirse ne olacak? Bunlar da Allah'ın sıfatları değil mi?" diye soruverdim. bir tür moda! Tesettür. kaftanla da gerçekleştirilebilir. ğini biliyordum ama yine de öyle oldu! Kelimelerin psikolojik boyutlarını düşündüm ben de. kahretme"Cihat olacak. Kara çarşaf gerçekten çirkin bir ." dedi. "Kavga. iğrenç yaratıklar olarak takdim etmesine dayanamıyordum!" dedi. "Öyle büyük bir haksızlık ki!" duyarlılığını incitiyor. Müslüman "Senin ya da bir başkasının. "Ne demek istiyorsun?" "Yine de. maz- Ürperdim! Salyaları kara sakallarının üstüne akan. insanla kelime arasında. Günay tınmadı. seni dergâha götüremiyorum. insanla kader arasında değil artık. bindallı ile de. En masum sözcüklerin bile ne denli ürkütücü olabiliçin ölüyorlar. unutma ki. boy boy kara çarşaf pat- ran. Ku"Açık. sakin sakin. gözlerimin içine bakarak. Rodoplu lum bir medeniyetin üyelerini. onun içimden geçenleri görüyormuş gibi bakıyordu. kişisel ıslahattan bahsettidiklerini düşündüm. "Ama. despotizme. "diyen Cemil Meriç’i ilk kez anladığımı hissettim. Yığınlar onun için yaşıyor." dedi Günay. kendilerini kır- Neyin intikamını alıyordum bilmiyorum." İyimserliğine dayanamadım artık! "Ya. gözü dönmüş yığınların hayali ürperticiydi! Söylediğinin bu olmadığını. önyargılı ya da sadece cahil birinin. patron vermiyor!" ronları çıkmıyor! Kara çarşaf vahiy değil." diye takıldım.da. baçlayan ya da kıvrık hançerleri ile saldıran. Burda Model misali. mütekebbir olan Allah'a.

'bir harita' verecek kabir sistemi. sufizmle uğraşan sensin. ırkçılık'İrtica'nın '90'lar Türkiyesi'nin 'krizi' olmaya aday gösterildiği gün- tan." kılık. ne Semea. ona dünyadaki yeri ve rolü hakkında birkaç yönetici dar sahiplenen birisinin önünde eğilirim! Unutma ki. Çok dokunaklı oluyor. Eşsizdir. Günay'ın. bir tarih hatası olduğun hususunda ısrarlıyım!" "Tanrının bile unuttuğu bir idealistsin de ondan. kitlelere doyurucu "Bana fark etmez. "Boşver. "Haaadi! Belki de sana tercüman oluyorumdur?! Ya da. 'fanatik' Müslüman mı lerdeydik. peygamberler sunmuşlardır." "Bu hakaret mi. ister Allah'ın ne demek istediğini anla- düşünce. faşizmden. Kendisine gelince. Türdaşını. Ama. âlemin zevkini yönlendirmek gibi bir daOnu seviyordum! "Neden ama?" "Günay Rodoplu." Tasavvuf kelimesini dığını farz edip kelimelere döken birisinin dünya görüşü olsun. modern ideologlardan çok daha önce din reformcuları ve nım'ın 'geri kalmış' bir ülkenin vatandaşlarından beklediği aşağılık olacağım şimdi? Bu ne cürettir!" sını istiyordum. nükleer silahlardan sorumlu bir medeniyetin şakşakçıla- . Bu peygamberlerin arasında Hazreti Muhammed gibisi yoktur. değmez?! Dünyanın en kanlı katliamlarını yaratmış. "Nasıl. ne de onun Türk karşılıkları ile uğraşmaHışımla döndü.vam olamaz. cahil Elizabeth Hakompleksi içinde savunmaya geçmediğim için. ben de TRT değilim. değmez!" dedim. yaşayışını düzene koyacak birkaç kural. Böyle düşündüğüm." kullanmamakta ısrar ediyordu. bana fark etmez. İster vahiy. oluyor şimdi?" "Hayır. sana bir 'dil' buluyorumdur? Öyle ya.

Ortadoğulu bile değiliz! Biz bu topraklara geldiğimizde İsa doğa"Yani. "Ne serserisin!" . bir yandan da gülüyordu. biz lı 1071 yıl olmuştu!" "Yani?" di. Akdeniz havzası Samileri ile Aryanları çoktan bütünleşmişler"İslâmiyet'e de mi?" "Resmi İslâmiyet'e de. ciddi ciddi. "Batılı değiliz dediğini anlıyorum. Buraya çok yakın." dedim.rının Müslümanlara söyleyeceği bir tek sözleri olamaz! Kaldı ki. Orada "Yaa? Neresi?" birer kadeh bir şey 'alalım'." Türk’üz. Bir başka zaman anlatırım. Sonra yemeğe gideriz. "Serseri!" dedi. olur mu?" "Beşe geliyor." dedim." "Ziya Bar. Biz yabancıyız. ama!" dedim. Bak." ğulu değiliz de ne demek!" "Olur. güzel bir bar biliyorum. "Çok oldun. "Yoruldum artık. Ortado"Değiliz!" dedi Rodoplu. "Saat kaç?" Şaşırdı.

IX Ameliyat olması gerektiğini hiçbirimiz bilmiyorduk. ama. söylenmedik o kadar çok şey var ki! Konuşmadığımız o kadar çok şey var ki! Neden yaptın bunu ba- . Garipti. örneğin yorgun olduğunda olağanüstü güzelleşirdi. Ama. biçimde etkilerdi görünümünü. yüzünü bir kabuki oyuncusu gibi kapsayan beyazlığın farkındaydım. "Ölebilirdin! Oysa. Ara ara ortadan kaybolduğunun. "Hiçbir şeye sinirlenemeyecek kadar bitkinim de Dehşete ve müthiş bir korkuya! na?" Her şey olup bittikten sonra haber vermiş olması dehşete saldı beni! "Ölebilirdin!" dedim. Günay'ın transandantal dediğim acıları da aynı ondan!" diyordu. tabii.

hayretler içinde fark etti. her daim ağzına kadar dolu mavi sigara tablasıyla yaşadığı etme düşüncesinin canını acıttığını. çıkmadaki karayemişin yapraklarının gölgesi camda titreşti. düşündüğümde inanması zor. beni bir toprak yığınının başında bırakabilirdin!" Yanına varmak. kendisinin olmayan gözlerle bakındı. ama yapmadım. fikrimi sorabilirdin. örtülerin altındaki sevgili bedeni kucaklamak isti- yimdi." Olanları anlattı. Bilmediğin bir şeyin de. eşyalarını. Hemen sonra maydanoz bahçesinin ardından muhteşem bir ay doğdu." dedi. Üzüntü- mü nasıl harcamak istediğimi sorabilir. Son tahlilde yapabileceğin bir şey yoktu. karanlık basmak üzereydi. "Riski göze aldım ve kazandım!" dedi. tercihime saygı gösterebilirdin. telefonla arayıp tahlillerinin sonuçlarının mutlak ameliyat ge- ya da iptal edilmiş olacak bedenciklerinden birisinin kendi bedeni olacayabancıymışçasına. "Azıcık gelsene!" rektirdiğini söylediğinde. kollarını açtı. "Çok özel. kitaplarına. ay yeniden doğup maydanoz bahçesini aydınlattığında. asla paylaşılamayacak bir dene"Ölebilir. ölü evini toplamaya gelen bir Oya.yordum. dantel örtülerine. Üzülmekten gayri. çünkü böylesi davranışı fazla dramatik buluyor. Şimdi. seni üzmeyeceğini düşündüm. benim sırtımdan!" dedim. Ve Günay. ama yapmadım. deseninin keyfini çıkarmaktan haniyse suçluluk duyduğu küaşk-nefret ilişkisini çok sevdiğini. "Oysa." ettiği bir gururla. yeryüzünde ihlal Odasına. karşı apartmanlardaki dairelerin ışıkları birer birer yanıyorlardı. ğı gerçeğinin ilk kez idrakine vardı. yıllar yılı horladığı çük el halısını. "Tuş!" dedi. Amerikan filmlerine yakıştırıyordum! "Tam bilemiyorum. ertesi gün bu saatlerde. Egemenlikleri altına girerim korkusuyla benimsemekten korktuğu. sahte olduğunu bilerek açık "Ama. onları başkalarının tasarrufuna terk .

Baba emri yerine getirilir. toprak!'" bocaladıklarını. henüz ne darımızı ne pirincimizi ekebildik. köylülerin dedikodusundan korkarım! relerimi şefkatle kucakladığında. içi daralmaya. babamı uyandırmandan korkarım. sen de beni öyle ört. duvarımdan atlama. Kalktı. ağaçları önemsediğimden değil. söğütün dallarını kırma. söğüte üzüleceğimden değil. Yalvarırım sevgilim. Toprağı kürek kürek üstüne anda. Anam babam ne yiyecekler? Sen. burnuna toprakların dolduğunu. diyorum da inanmıyorsun! Ne oldu. '"Bir daha göreme- Yarının maydanoz yaprağında tutunmaya çalışan bir su damlacığı onu boğduğunu düşünüyordu. sandal ağaçlarımı kırma. Yalvarırım sevgilim." diye anlattı. çok tuhaf gerçekten! Asyalıyım. kokusu rakıların nicedir anasonsuz olduğunu hatırlattı. yavrusunu kucaklayan ana gibi.' Yalvaran. Bu düşünce daracık bir asansörde kalmışbulabildiği en büyük bardağa rakı doldurdu. ne zaman bitecek bütün bunlar? Kızarmayan yaprak. bahçe yaygısını çalma. beyin hücdakilerden çok daha fazla olduğu duygusuna kapıldım. öteki dünyadaki dostlarımın bu dünya- . kabrin karanlığından korkuyor- bakabilecektim! Çok garip. o çok uzaklardaki mavi gökyüzü! Söyle. Genç şairin cenazesini düşünüyordu. tutkuları tarumar . ölüme de yeni bir deneyim gibi "Bu dünyadan ayrılmaktan değil. genç adamın ağzına. Ortalığa yayılan çiğ ispirto dum! Sanki. "Yalvarırım sevgilim. terk et bu mezrayı. biliyor musun? Alkol kanıma karışıp. "Çok garip! Şiir okumaya başladım. "Nasıl da özgür bu yabankazları! Nasıl da dinleniyorlar Yu dalları üzerinde! Ve biz! Kralın ezeli çilekeşleri. ağabeyimi kızdıracağından korkarım! Ağabey sözü tutulur. karısından koparılmayan koca mı kaldı?" Ya da öteki. kuruyacağından değil. kesik kesik nefes almaya başladı. yaşamının benzinin solduğu bir yebilirim gökteki mehtabı. çasına panikletti.kadar titrek olduğu saniyelerin tiklediği. o iş bir türlü halledilebilse. Hani o şiirler vardır ya. sevdadır. dutun dallarını kırma. bağrına bas bedenimi toprak! Ben nasıl örtersem erkeğimi. kirli bir tablanın uyandırdığı duyguların yoğunluğu ürperticiydi.

" Ne kadar yalnızdı. mavi kırmızı renkleri yazılmışlardı. Huzursuzum." dedi.Kahkahaçiçeği tepemden tırmanır. İsa'dan 2000 yıl önce "Ata ruhlarına tapan bir Şaman'dım. ama art arda bunları hatırlıyordu! daha. mor beyaz. "Ata ruhları. neler demezlerdi komşular!' Sonra bir tane uçuk. yeryüzünün tılsımlı güzelliklerini onca yıl önce yakın gibiydi. ha! Hoşgeldin. Çin şiirleriydi.Dilediklerini yapsalardı âşıklar.bir yapıya. Ona sımsıkı karanlığa onunla el ele atlayabileceğini düşünüyordum!" hissettiğim Hazreti Muhammed’e de değil.. kadim şair ve yazarlara dönefendice halleşmem gerekir ya da elle gelen düğün bayram gibi bir duygu sarılabileceğimi. solan otların arasında hâlâ kıpırdadı. ölüm denilen itiraf etmeliyim ki." dedi Günay.'" Söylediği şiirleri biliyordum. Aşağıda. Şinto! Neden acaba?" diye sordum ama . dizinin dibinde yıllarca oturabileceğimi. ayak sesini duyduğumu sandım. hatta hadislerini yüreğimde müş olmam! Bu ölüm denilen şeyle pirlerim halleşebilmişlerse. Kazancakis bildiği için. "Senin gözlerinin hayata. ölüme tahsis edilmiş erlerin ezeli ve ebedi figanını. yalnızlıktan değil. Aklıma gelenlerden birisi de Kazancakis'ti. '. benim göz- lerimin ölüme dönük olduğu bir dönemdi. melekler filan değil. Onu güney patikasından gelirken gördüm. benim de olmalı. İlginç olan. Rodoplu gibi insancıl -hümanist anlamında kullanıyorum. Yüreğim yükünü boşalttı. mesela.. Tam 4000 yıl önce ve bir o kadar güncel! külüp. tepeye tırmandım. insana dayalı inanç sistemlerini yakıştırmıyor da değildim! "Sanırım. Doğu ufkunda hilal görününce. daha "Yooo. sanki! Topraklarından zorla söÇok garipti. yüreği kuş gibi çarpan genç kızın telaşını. Sonra bir çekirge öttü. yarabbim! Ve ben bu yalnızlığı kıramıyordum! kayda geçiren Çinli ozan bana akranlarımın hepsinden daha dost. Doğaüstü bir deneyim yaşamış olmalıyım.

' 'Bu söylediklerini devrimciler biliyorlar mı?' 'Başlangıçta sustum.Lenin 'in görevinin ne olduğundan da haberleri yok. gökyüzü ve yeryüzü birleşecek bundan böyle. ölüyorlar. yok etmek için geldi. bizi öksüz. Gelecek ve partizanların başına geçecek.. Bir sabah. Ama konuşmuyordum. Ardından gelmesi gerekene yol açmak üzere... sen biliyorsun. "Neyi biliyordu. varlığımın derinliklerinden bir ses yükseldi: 'Bu adamlar nefret dolu!' diye haykırdı öteki sesim. Genç yaşımda kılavuzun olduğum için beni bağışla. Muhterem Peder. konuş onlarla. Kalk. içimi paralayan bu sırrı kendimde gizliyordum. Yerimden kalktım. haksızlıklarla baş başa bırakıp gitmeyecek. Ama sana kılavuz olan ben değilim. 'Öldürüyorlar. hayatım boyunca aynı şeyi. yeryüzüyle gökyüzünün birleşmesini diledim. Onlarla yaşıyor. onları aydınlatmak için konuşmaya . Lenin yaratmak için değil.' 'Benim istediğim de bu. umut besliyor ve nedenini bilmiyorlar. Mesih'e yol açmak için öldürüyordum da. Bir daha da çarmıha gerilmeyecek.' 'Ben de. Tepeden tırnağa silahlı. Oysa.' 'Bizimle gel!' diyordu keşiş. Yüreğime zırh geçirdim. gençliktir. Günay'cım?" Gözlerini kapattı. 'Sayımız az ama bir avuç maya bütün hamuru kabartmaya yeter. yepyeni. Mesih gelecek. sırrımı herkese açmak istemiyordum.başladı. yaşlı din adamına. ' 'Ardından kim gelecek?' 'Mesih. Haç çıkardım. sana yol göstermek için geldim. Ama yolunu bir türlü bulamıyorum. bir kayanın üstüne çıktım. kahkahayı koyuverdiler. gücüm yettiğince dünyanın yıkılmasına katkıda bulunup. sesleniyor: 'Bizimle gel!' diyor. sakin ve baştan çıkarıcı bir sesle. ezberden söylemeye ". onlarla omuz omuza savaşıyor.. bu kokuşmuş dünyayı yok etmek için geldi. Utanıyor. daha iyi bir dünya yaratmak için geldiğine inanıyorlar. göğsü fişeklerle örülü elli kadar sakallı adam çevreme toplandı. acı çekmemin nedeni de bu. Bu akşam gençtik senin hücrene girdi.

Harekete geçmesi için halkı sarsmak gerektiğinden.' 'Peki. öldürülme tehdidiyle karşılaştım Ama Tanrı bana yardım ediyor. değil mi?' 'Hayır. başka bir dağa çıktım. insan bu yüzden hayvanlıktan kurtuldu. küfür tufanı koptu: 'Din bataklıktır. özgürlük uğruna savaş diliyorum. Erişilmeze erişmek için savaşıyoruz. Evet? Geliyor musun?' Yaşlı din adamı gelmiyordu. özgürlük uğruna verilen savaş. sevgi sözcüğünü söyleyip duruyorsun?' Sevgi.başladım. orada da aşağılandım.' dedi. sevgi!' diye haykırıyorum boyuna. Ama iki sözcükten çok söyleyemedim. en yüce şeyin iyilik olduğunu mu sanıyorsun?' 'Evet. bir hedefe yönetmez. 'Sevgi. 'Nereye? Manastırlardan atılıyorsun. bir kahkaha. 'Özgürlük. dağlardan kovuluyorsun.' 'Gidiyorum.. sevgi demiyor. Kötüsün. Yeryüzünde özgürlüğe rastlanmaz.' 'Değil işte! En yüce şey özgürlüktür.' 'Öyleyse neden vaazlarında hep aynı şeyi. Yeryüzünde rastlanılan tek şey. Özgürlük uğruna verilen savaş. 'Kötüsün. ellerinden kurtulabiliyordum. 'Özgürlük. dayak yedim. ama o zaman özgürlüğe yüklediğin görev ne?' İhtiyar adam. ' 'Nedir bu kale?' 'Hazreti İsa!'" . Özgürlük ölümdür.' 'Sevgi. ıslık. Ama tek başıma ya da Tanrı ile konuşurken. nereye gideceksin?' 'Ele geçmez bir kalem var. genç keşiş. Muhterem Peder. ellerinden kurtulup kaçtım. Ama yeter bu kadarı. ' 'Delikanlı. ovaya indiğinde kovalanıyorsun. titreyen bir sesle. son değil başlangıçtır. Daha doğrusu.' dedi genç keşiş.' dedi.. ben orada oturuyorum. halkın afyonudur! Alçak satılmış! Atın dışarı! Atın dışarı!' Beni dövdüler. İnsanlara acıman gerekir. özgürlük uğruna verilen savaştır.

gibi. o noktada kuramsaldır. İstanbul. yeryüzünde kalana var mıdır? Varlığı. değil mi? Ama. anestezinin etkisinden tam kurtulmadığını düşündüren bir sesle. giderek yuvarlaklaşan ufuk çizgisi. uzayda başka yaşam olasılığı gibi olduğu boşluğu. insanoğlunun esenliğini sağlamak uğruna. Anadolu. uzay dızlar! Bir süre orada. o bölümü. Allah'ın olmadığı bir dünyanın temel kaziyesinden yoksun lemez diye düşünüyordum! Sonra tuhaf bir şey oldu. ummaktan başka çaren duğu alıcı-verici. Be- . Sen. Uçakla. varlığımın. "Bu pasajı hatırlaman ne garip!" "Nedenini biliyorum galiba!" dedi. Marmara Bölgesi. Senin için de öyle olacaktım. Gecenin bir yarısında. sonra bir ara Sultan Galiyefi. Kazancakis'in sözünü ettiği 'özgürlük'ün megamachine'den bağım"Allah Allah!" dedim. dünyevi adalet olmadan da dünya yöneti- bir apartman. yere inmesini beklemekten. cehennemde yanmayı göze alan bir sevgili kulu olmalı diye düşünüyordum. Her iki ucunda da kendimin olyolcu ettiğin insan.sızlık olup olmadığını düşündüm. yılyerde. en korkulacak sosyalistin Hıristiyan sosyalist olduğunu söyler ya. omuzlarımda battaniye. 'var'dır işte. araya giren ay. Yine de şaşırmıştır. Günay. buz gibi bir evde. sonra da Boğaz Köprüsü. küreye dönüşen dünya. Allah'tan vazgeçemiyordum ama yeryüzündeki halifesinin. Koyu karanlıkta ışıklı bir pencere. az geri çekilince kaldığını biliyor ama insancı." vardım. "Çünkü. uçakta benimle beraber olmadığına göre. varken de yoktum. yokken de yoktu. az daha geri çekilince mahalle. semt. duraladım. Evimi dışardan görmeye başladım. bulutların arkasına bir yere ğim arasında bağlantı kurmaya çalıştım. Yani. Dostoyevski'yi düşündüm. Ya da uçaktaki diğer yolcular için bir gerçekliktir. Hani bir yerde. Onun gibi bir şey. gerçekliğin de bir seçim meselesi olduğunu anlattı. Ortadoğu. Balkanlar. kendi kendine konuşan varlığım ile bulunduğum yerdeki hiçlidenim var olduğu kadar da yoktu. topluiğne başına indirgenen dünya. hızla kayan gezegenler.

'Hayır. çok uzun. "Sarhoş oluyordum ve tek bir lazım. "Yüreğimi "Yalnızdım."Doktorlara ve kadere teslimiyet mi?" tevekkül kavramını yeniden irdelemeliydim. Yazı filan diyoruz ya kitapları bitir- . ölüm kapıdaydı. bize zaman "Sarhoş oluyordum. Kelimeler gönlün derinliklerinden fışkırır. Dünya duvarlarla bölünmemiş. ata ruhlarının ellerini tutarak!" 'kale'sinin Hazreti İsa olduğunu söylemişti. Böyle ham ölmek istemiyordum. va ehli bir zahit (zühd'den. hatalarımızkaygım vardı. "Bir ülke ki insanları dimdik. "Hayır.. Militan yapısından hiç beklemediğim bir tevekküldü! Ya da ben bu "Evet. yüksek sesle. İyilik. dünya süs ve makamlarından feragat eden) de"Düşüncenin her korkudan azat olduğu bir ülke!" diye Tagore'un ağ- zından tanımlıyordu. Emek kemale uzatır kollarını. ama." diye sürdürdü. asli vazifelerden başka bir şey düşünmeyen." diye güldü. kişisel idealime ilişkin düşüncelerim da. 'onlara forus dersek." dedi. borç olan ibadetlerden. gönüllerimizin yani kısa vadeli çıkarlarımızın izinde. Kazancakis'in genç keşişi. kafamızda kurduğumuz şekillere inanmaktan.'" ıslah etmek" diyordu. daha henüz tamamlanmadım.' diye. Gogilikten. kendisini özenle terbiye etmekti. Uzun. Aklın ırmağı alışkanlıkların çölünde kuruyup gitmemiş!" ğil. 'Hayır. "Kazancakis yanılıyor." rusturlar' türünden müstebit önyargılardan kurtulacaksak. dört yüz beş yüz yıllık ömür lâzım ki. Rodoplu'nun ideali takğil. durmuş oturmuş akıldı. bu kaleyi. bağıra bağıra döneniyordum odanın ortasın"Tamamlanma" dediği. özgürleştiricilikle eşanlamlı olmalı. Özgürlük yolunda bir engel. ölüm özgürlük de- Büyük Makine'den kurtulmak yetmez. "Ama. zaten de fodan dönme özgürlüğüne kavuşalım. ömrümde ilk kez bu kadar netleşti. forus olmaya mecbur kalırlar.

bütün ulusların gelecek kuşaklarına örnek olacakmışçasına yaşamak. her kelimenin doğru olmasını istiyorum. İçimden herkese karşı gürül gürül duygudaşlık aksın istiyorum. bu söylediğimin doğru olduğunu sahiden biliyor muyum diye kendime hiç durmaksızın sormak istiyorum. ünlü olmamaktan değil. parasızlıktan değil. Parça başı doğrularla avunmak yerine. Bayağılığı değil." demişti. Benden üstün olanları kıskanmamak. onlarla eşitlenmek için gayret göstermek istiyorum. Bana yapılmasını istemediğimi başkalarına yapmak istemiyorum. Davranışlarım." Yanlış anlamasını önlemek için düşüncelerini toparlamaya. Alçaklarla karşılaşınca da yine dönüp kendime bakmak istiyorum. İftiradan uzak durmak. Kötülüğü iyilikle karşılamak istemiyorum. Alçakgönüllü. Ayağı yere basmayan bir malumat istifçisi. masanın üzerinde duran fotoğrafına. kelimeleri şeyden korkacaksam. Ağzımdan çıkan her sözün. yaptığımla söylediğimin bir olmasını istiyorum. ağzımdan çıkan. kendimde aramak istiyorum. kendi gerçeğimi bulamamaktan korkmak istiyorum. Hiçbiri değildi. 'Estepeda'yı bitirmek. Ama karşılıklılık istiyorum. yeteneksiz olmaktan sıkılmak istiyorum. Az ve öz konuşmak istiyorum. ama yapıcı olmak istiyorum. Kusuru başkasında aramaktansa. Herkese karşı dikkatle seçmeye çalışıyordu. Ölümünden sonra adımın anılmayacağını bilmek hoşuma gitmiyor. bir akademisyen olmak istemiyorum. kötülüğü adalet karşılasın istiyorum. çünkü o zaman iyiye vereceğim şey kalmıyor. bütünü kucaklamak istiyorum. 'Medeniyet Tarihi'ni bitirmek filan. çünkü biliyorum ki. her kelime dünyayı etkileyecekmişçesine özenle konuşmak istiyorum. Eğer bir şeyden sıkılacaksam.mek. 'Kadıncık'ı bitirmek. yüceliği ululamak istiyorum. türdaşlarımızla paylaşmadığımız niteliğimiz yoktur. Kişiliğimin temelini içtenlik oluştursun istiyorum. "Zekâ. . cesaret ve iyi niyetin birleştiği noktaya erişmek istiyorum. Bir "Yücelmek istiyorum. Gevezelik etmektense yapmayı. İyiliği iyilik. En zorlu kazanımlarımın tanıksız kalmasına üzülmemek istiyorum.

"Yorgun görünüyorsun. "Arnavutköy üzerinden bir tur attım. Beynine bir şey olmadığı sürece (bu yüzden baş dönmesi." dedi. hastalık emri bile vermeyecekti benim beynim. "Gece uyuyamadın mı?" . öyle gittim. yarın değil!" sıklam ettiğini fark etmişti. yani?" diye sordum.nazik olmak. Alacakaranlık bir odada. hayretle." dedi. Şimdi değil. denetleyeme- ve geçiciydiler. saygıyla karşılamak istiyorum. Bayrı. ne kadar hamım! Bana zaman tanı! Zaman tanı adam olayım! Açmadan solmak istemiyorum! Ölmek istemiyorum! Daha değil. ara sıra bedeninde kendisini şaşırtan. böyle bir şey yapmak bir yana. sadece aksiliklerdi tansiyon düşmesi gibi şeyler en çok korktuğu rahatsızlıklardı) ona da bir şey olmazdı! Yine de. Görüyor musun. hastane çantasını hazırlamaya başladım. daha değil! Zamanını birlikte kararlaştıracaktık!" "Ölüm emrini beynin verdiğini biliyordum. epey bir süredir ağladığını. Ertesi sabah. Ama. ceksin!" "Aman be! Budala. ışıkları yaktı. Ve yine biliyordum ki. bütün bunlardan ne kadar uzağım! Henüz ne kadar çiğ. Dr. diği aksilikler oluyordu. "Ama sana hâlâ söyleyeyim mi? Bütün bu işte ufak bir üçkâğıt var!" "Nasıl. Tabii. bunlar. Hepsinden öte. sadık ama kimsenin yardakçısı olmamak istiyorum. hayatın her anını ciddiyetle. Hırsla gözyaşlarını sildi. sen de!" Neden sonra. ölümü nasıl bile"Kalktım. erkenden hastanedeydi. Büyük bir utanç duydu. kızdıran. kolay uyuyamadı. adları üstünde. herkesin hatırını saymak. küstah! Hayatı bilmezken. gözyaşlarının üstünü sırıl- "Ne diye yalvarıyorsun." dedi. zırıl zırıl ağlayan bir kadın olduğu düşüncesi onuruna dokundu.

Dikkat "Tamamdır."Tahmin et!" "Oturdun. "parmaklarım nasıl?" diye sorduğunu hatırladı mikro cerrah arkadaşımın.. Zor mu bayılacağım şimdi?" Kerim yüzünde kocaman bir tebessüm belirdi arkadaşının.. "Az önce uğradığımda elleri sarılı.. "her bir elinde birer kırmızı karanfil karşıladı beni." dedi Oya." "Sana ne verebilirim ki. " "İyi ya!" edin. içki içtin." "Sen nasılsın?" "Avek!. ti ta!" "Evet." "Tamam. bir bacak." Görüşürüz. böyle havada. la. Hemşireden rica etmiş..." "Sinirli misin?" yanı çiçek! Seni çok seviyorum." dedi. Mahcup olmuştu. . kadın." diye itiraf etti Rodoplu.. Zor bir gece geçirdim." "Göreceğiz. bir ömür! "Yağlama! Dön kıçını. bir Günay'a geldiği akşamlar gecenin bir yarısında hastaneyi arayıp. Bir insana hediye edilen bir el. "Amma bunun"0 zaman sen yat uyu artık. Burnumun direği titriyor. sargıların arasına sokmuşlar. ha!" Günay da romanını yazmaya durdu. Allah!" diyerek başını salladı. merak etme. öldürmeyin beni.. kelimelerden başka! Bir yanı kan gölü." kollarını kaldırdı. "Parmakları pembeleşmiş mi?" "Pembeleşti!" "Yaşa!" "Delikanlının ellerini taktım. Hay. "Bundan sonrası bizim işimiz! "Ne kadar parlak bu ışıklar! Ben en iyisi roman yazayım. bir iğne yapacağız." ameliyathaneyi işaret etti. "ilgisi yok.

"Eş"inden ayrılanın. Binali'ye göre. özenle korunması gereken birliktelik olmalıydı. abazanlığımdan kaynaklanmalıydı birlikteliğimiz. Okuldan atılma tehlikesi Binali'nin gündemine o yıl geldi. Binali'yle paylaştığı gece yarılarını kıskanmaması. çok daha saygın. olurdu. sınıf atlama gayretinden. cinsel özgürlüğün. 'birliktelikler'de kimsenin kimsenin özgürlüğüne müdahale etmemesiydi. kadıncığın. kimi zaman "işi" çıktı. Özgürlüğü kısıtlamak. iki ay. sapana "hain" denirdi ama. İki ayrı sınıfın insanlarıydık. İdeolojik birliktelikte. düşünce özgürlüğünden çok daha hızlı sindirilebilmiş olmasının ardındaki "erkek" faktörünün etkinlik oranı neydi? (75) Kadıncık Portre 'ye: Geceler boyu. Şiran. iki arkadaşın ideolojik birlikteliklerinin tezahürü olsa gerekti. evinden atılan Binali ile kör bir sobanın iki yanını paylaştılar. kadın erkek birlikteliğinden çok daha önemli. benim ise serüvenciliğimden değilse. ne de onaylamadığını belirtti. seni "aslında" sevmediğimi dinledim. canım. "özeleştiri" yayınladığı nerede görülmüştü? Türkiye Cumhuriyeti'nde. İlke. sonuncusuna hükmetti. sınavlara girmedi. kadın erkek birlikteliğinde. böyle bir niteleme ancak gülünç olurdu. "son tahlilde "aramızda sevgi olamazdı. Bir başka erkeğe hiçbir cinsel içeriği olmayan "canım" hitabına öfkelenirken. Erkeğin suskunluğunu hayra yormaktan başka çaresi yoktu.Kimi zaman uyanamadı. Onulmaz bir kaybı önleme istemi miydi? Yardımını esirgememek kaygısı mıydı? Dışlanmaktan kurtulmak çabası mıydı? Şiran'ı memnun etmek arzusu muydu? Hepsinden birer parça mıydı? Kadıncık. senin bilinçsizce de olsa. . ne onayladığını. İdeolojik birliktelik.

canım. Acılarımın günahının vebali boynuna olsun. "Sen devrimci değilsen. Sevmek. burjuvasın!" basit bir tanımlama olmaktan çıktı. devrimci olmadığımın "ikrarı " dışında. âşıkları değil. Yine bir gece. Ne ki. Şiran'ım. sevgilileri değil. Sevgiler aklı başında. "uzlaşmaz" olmaya mahkûmdu Kötü kehanetlerini geceler boyu üstüme üstüme yağdırdı. Sevgiler aşk değillerdi. Zalimdi. Sevgiler uzun vadeli çıkarları kollayan. Dönemin "Tütün" gibi. kendi sınıfının kadınlarına sevdalanan yiğitlerin romanlarıydı. "Don "gibi popüler romanları doğru yolu eninde sonunda bulan. "zulüm" sözcüğü bu bağlamda kullanılmaz olmuştu. sevdiğini sandığı ama devrime ihanet ettiği anlaşılınca sevmemiş olduğunu anladığı erkeğini sırtından vuran devrimci kadının öyküsünde. yiğitlik değil. bilmiyordu. diller bil! (O'nu gör şad ol!) Yurt'un içini dışına yeğle! Renklerin pastellerini . Titiz bir kız babası gibi seni korudu."Çelişki"imiz. silah arkadaşı olmaktı. saf dışı etmeye çabaladı. "Damat namzeti" olan beni. ziyanlık gördüğüm için heyecanlanamadığımda. Kadınların kocaları değil. yanmaması gerektiğine karar verdiği için. dokunmak değil. "cüzzamlısın" türünden aşağılamaya dönüştü. (76) Kadıncık Kadıncığa: Dil bil. arkadaşları vardı. Ya da canımı yaktığını bilmiyordu. bir şey anlatamadım.

(79) Haklı. Haksızdı. bir Ziya 'da olabilecekleri cuma gecelerini. ayrıntıları önemse. Öyleyken. üstelik. Bir de. "karı adama âşık. Hoyrat ve cimriyiz. . "insanlar birleşirler de. size belli etmiyor. ötekisinden çıkıyor. 'burjuva" denilince de. "genel ilkeler"i değil. öğütlerinizin işe yaradığını düşünüp mutlu olasınız diye uğraşıyorum. Birbirimize vakit ayırmıyoruz.sev. ekonomik kökenlerimi karıştırıyor olmayasın?" diye ukalalık et! Elini vicdanına koy: Şiran’ı korumaya kalkmakta haksız mıydı? (77) Kadıncık Kadıncığa: Kadıncık Dostlara: Evet. adam terk etmiş. ama bir kulağımdan giriyor. Düşüp dizini yaran çocuğu dövmeye benziyor. "Eğitimimle. Ama. 'burjuva eğitiminin" yozlaştırıcı girdabına kapılınmamak için fen fakültelerinin dahi terk edilmeleri gerekliliği savunulan bir dönemde. Sizlere karşı dürüst değilim. ikinci sınıf lokantaların erdemine inanma. ayrılırlar da. Bir Arifte. ne var bunda? "yı. Doğru söylüyor. Her gün binlercesi yaşanıyor. ne var bunda?"yı. gecelerinin keyfini kaçırdın. dinler gibi yapıyorum. söylemediklerimi duysanız! (78) Kadıncık Kadıncığa: Ne bekliyordun? Gecelerini talep ettin. acı çektiğim için azarlıyorsunuz beni. Daha nasılsın derken.

Söyle de yapalım bari! Siktir. Bu gerçekten bir ilke meselesi. yeni durumlara habire uyum sağla. Sen her şeyi geçiştiriyorsun. Adam başkasının resmini kopya ediyor.cevabını da kendimiz veriyoruz. yüzün gül- . bunu unut. Yok. yüzünüze vuran yine ben olacağım. Nedir bu ağbi? Onu unut. Kadıncık. "Ben unutmak için doğmadım!" diyor. Gerekçemiz de hazır: 'Adam sen de! Bu üç günlük dünyada!' Mesele aslında bir olgunluk meselesi. Eriyor gidiyor aramızda ve biz. sadece ihtiyarlıyorlar. Bu defa da. iyi!' Bu ülkede geçiştirmekten ibaret oldu hayatımız. ağbi! Nasıl biliyorsanız öyle yapın. be?! Doldur şurdan bir rakı! Mehmet: Azarlamıyorum. Bu toplumda hayatımız unutma ve geçiştirme üzerine kurulu. geçiştiriyorsun. keyfilikleri unut. Gelişmişlik meselesi. ağbi. haksızlıkları unut. geçiştiriyorsun. gelişmişlik meselesi. can dostunu boynuzluyor. deliye çıkaracaksınız. ne yapalım onu söyle ağbi. Beşer sene aralıklarla dön bak. Halan. Her şeyi. herkes bıraktığın yerde değil mi? Neden? Hep geçiştirdiğimiz için. adımı huysuza. ama her şeyi geçiştiriyoruz. kaytaracaksınız. Mesela sen. geçiştiriyoruz! Şimdi sen beni bırak da. Kadıncık’ı da geçiştiriyoruz. ulan! Bana çarıklı erkânı harp numarası yapma! Ne yapmamız gerektiğini ben söyleyeceğim. Doğru söylüyor. Nilgün: Ne azarlıyorsun kocamı. yapmayacak. İnsanlar yaşlandıkça olgunlaşmıyorlar. iyisin.

kazanımlarını unut. durma! Nilgün: Ağbi. oluşuma sahip çıkmaktır! Bülent: Desene. Kadıncık yatırımını kolluyor?!(pis sırıtma) Mehmet: Tabii. (81) Doktor Ahmet'in telaşlandığını fark etti. desene bizim Şiran da bir ideolojiydi! Bir yaşıma daha girdim! (şen kahkahalar) (80) Ahmed Arif: Hasretinden prangalar eskittim. Oya'cım.sün.. Amerika kazandı diye bir Coca Cola bayiliği kapıp. daha doğrusu sırıt. çabalarını unut! Yeter be! Bülent: Mehmet: Ne ilgisi var şimdi bunun? Ne ilgisi var olur mu? Hayata sahip çıkmaktır bu. susuz kaldım. "Tansiyon 5. "Sen merak etme. biliyor musun? 12 Mart'ı unut.. Aç kaldım. terk etmedi sevdan beni." diyordu. 12 Eylül'ü unut. "Ben onu şimdi yükseltirim!" dedi Günay." Süreyya Berfe: Devrim unutmaz Sabırlı sonsuza dek Sana ne gönderebilirim ki . Devrime yıllarını vermiş bir sosyalist düşün. kollayacak. hayatın keyfini çıkarmasını bekleyebilir misin? Dönem mi bu kadın? Söyle! Hadi. insanlar mutlu olsun! Neye benziyor.

bir de oğlu vardı. Ne kimseden bir şey istiyor. biçiyor. Ne içselleştirdi. Başlarında da bir mülazım.delidir bu karı. Abidin Amca. işte!" Kadıncık Portre'ye: . Yedisekiz Hasan Paşa'nın yeğeni miymiş. bana karşı en dürüst olan oydu. kocası ölünce tarlanın başına geçiyor. Boze. "Bana ne verebilirmiş kelimelerden "Maskaralık'ımızın bir başka yönünü de. yiğit bir gelin vardı. İlçeye Türk askerleri geliyor. Kaderi kabullendiği yoksulluğunun bir gün. Kocası ölmüş. Abidin Amca açıkladı. ne kimsenin yanına sığınıyor. Boze'yi gö- başka? Bir yanı kan dolu.Kelimelerden başka Bir yanı kan gölü Bir yanı çiçek (82) "Ne diyor?" "Bana söylüyor. Gün geliyor. Uzatmayalım. oğlunu büyütüyor. ne de içselleştirir gibi yaptı. Şimdi düşünüyorum. ulusunu kurtaracağını düşünen mahzun Abidin Amca! Hazreti İsa’nın. (88) Abidin Amca: Bizim oralarda Ermeni çoktur. her nasılsa. Bir başına ekiyor. Boze derler." dedi Dr. kimseye varmıyor. Kadıncık Hanım. bir yanı çiçek! Böyle . Mülâzım. Birinci Cihan Harbi patlıyor. Bir zamanlar öldürdüğü adamın yüzünü bile hatırlamayan Abidin Amca. Bayrı. "dünya mutilere kalacak!" vaadine imanı tam. neymiş. İsteyenleri oluyor.

emir kulu. süreceksin! Nereye? Nereyi gözün görürse. o sıralarda. Mülâzım'a emir çıkıyor. "Bunları gönderirsen. diyorlar ki.rüyor. yok. Kadıncık Hanım! İşte bizim oralar böyledir. edebiyata meze ol ya da çaya git." Öyle yiğit bir gelin! Gelin. Kara kaşlı. Mülâzım da. "Kendimi mi vurayım. Mülâzım emir kulu. Ailesi. Arabistan'da şehit olmuş. Boze. Mülâzım soruyor. . haberin var mı? (89) Kadıncık: Boze'cim. "varırım "diyor. olmazdı. Olurdu. Mülâzım efendi. aşireti ayaklanıyorlar ama Boze'ye kimse söz geçiremiyor. Boze yok. Ramazan da Apo'cu olmuş. Bir de. bu Boze'yi seviyor. Boze de Mülazım'ı seviyor. ikimiz birbirimizi mi vuralım?" Ertesi gün geliyor ki. Uzatmayalım. çevredeki Ermenileri toplayıp. göğe uçtu. çok güzel bir kadın. alabalıklara meze ol! Alabalıklara daha yararlı olacağın. Ermeniler görmüşler. Mülâzım. Van Ermenileri askeri kırmışlar diye sözler geliyor. değil mi. "Yok!" diyor. kaderine artık. derken. yiğit olduğun için öl! Ya kara gelinlik kuşan. Ya. tabii. bacım?! Allah'ın rahmeti bile yetmez sana! Lanet olsun! (90) "Kurtuldu. kara gözlü. ben de giderim. çaya gitti. yiğit de." dedi alnını okşayan elin sesi. sen mi beni vurasın. kara bir gelinlik giydi. Türkler diyorlar ki. bilimsel bir gerçek. lanet olsun! Yiğit olduğun için sev.

Uyutuyor. Şefik Hüsnü'nün sağ koluydu." "Uyumak istemiyorum. yaptığının farkına varıp. Uzun etme. "Şimdi cin tonik içilir mi? Anesteziden yeni çıktım!" diye azarladı. Kanlıca'da. "Nikâhlan benimle. Ahmet'im. Kafkas kökenliydi." "İstemiyorum ama!" "Şımarma!" Reis: Ne o resim? Adamı seviyor musun. kız! Otur oturduğun yerde! Başlatma beni torunundan!" . Oya." dedi Rodoplu. Otuz yıl günaşırı yakardı kadın. da! Gel. bir sandalda Münevverle yaşadı. Nerende biriktirdin o kadar şeyi!" "Şiran aradı mı?" "Kim? Kim aradı mı?" dar çok uykum var?" "Beş buçuk saat sürdü. gidelim! Balıkçı Ahmet."Cin tonik ister misin?" Günay. "Neden bu ka"Bu yeni tip bir anestezi. "Üç kilodan fazla mal çıkardım! "Uykum var. Çoluk çocuktan geçtim. torunlara rezil oluyoruz!" Git lan." dedi. nesin kız? Kıskanırım. uyu da dinlen. Sağ olsa yaşıtıydı. Otuz yıl. ha! Hay Allah! Hay Allah! Gel seni Balıkçı Ahmet'e götüreyim." "Uyu. "İyi miyim?" "Çok iyisin!" "Saat kaç?" İzleyen kahkahalar kendisine getirdi.

gık etmedi kadın. "Aman." dedi. can havliyle rakısına yapıştı. gün boyu seyretti otuz yıllarını. 'Madem düğün günüdür. Bir sabah uyandığında. "Canın cehenneme." dedi. "canın cehenneme!" Gözlerini uzaklara.. "Karadeniz'e gömeceğim." dedi. çimdirdi. Gece oldu. memesi pörsüdü. gülüm!" Ne ses. mehtabın boyuna baktı. Nefesi darlandı.Yıldan yıla soldu Münevver gelin. "N'oluyon kız. beyaz etini çiğnedi. simsiyah denize dikti. ne dedi bana? 'El bilmemnesiyle gerdeğe girilmez. "Ben demir alıyorum. Kayıp gidecek Kafkas gelinim. sulara salacağım." "Kanlıca 'dan Karadeniz 'e nereye kürek çekeceksin! Kocadın be.' dedi. toptan kökten nüzül. istavrit olsun ayıklayamaz oldu. çekiştirdi. Sonra bir sabah açacak ağız da bulamadı. "Münevver gitti. etme!'yi. "Biliyor musun. ne kıpırtı. gözlerinin içine baka baka. "şimdi geliyorum!" izledi. Balıkçı. ihtiyar adam. Duvağını takacağım. iki ay sıçmığını temizledi. Gün boyu su sineklerini kovdu. Balıkçı!" Kadıncığa döndü. Kadıncık. yüzünü öptü. ne zaman niçinini anlattı. Balıkçı. Reis'i aradı. rakı masasından kaldırdı. küreği de ben çekerim!"' Bir sessizliktir izledi. İhtiyardan yana döndü. Doktorlardan gelecek hayır. "Karadeniz'e. Şeyh Şamil oynar gibi kayıp gidecek. istavritin kılçığını temizledi." Nereye. büyük bir sükûnetle. Güneşten korudu. ihtiyar. Allah 'tan gelmeliydi. hazıma hazır ağzına verdi erkeği. n 'oluyon!" Elini öptü. dolunayda ağır ağır dalgalanacak duvağı. Dolunayı dolduracağı günü hesapladı. Geçti karşısına."dedi. "Aman. ızgaralardakileri çevirdi. . "Gelme. elini ayağını akşam koyduğu yerde bulamadı. koca bir yudum aldı.

neye sevinirdi? Neden kaçınır. Neye üzülürdü. ama. kızım!" dedi. "Amin!" "Yine de. görüp göreceğiniz en mutlu ceset ben olurdum!" (92) Balıkçı Ahmet'e: Nasıl bir adamdı? Galiba pek tanımıyorum. Oslo'da ya da maalesef. Bir gün uyandığımda yanımda bulamayacağım korkusu. Karşılaştığımızda karanlıktı ve her şey öylesine çabuk olup bitti ki! Şiran. Beni ezen de buydu. Razıydım. çünkü benimdiler. ne yazık benim için değil! Bana ayrılanlar acı dolu olanlardı. Kadıncık. her an yazı tura oynayabilirdi. bir başka kadının yanında olacağı korkusu. önemi olan her şeyi kendisine saklardı. Bütün bilebildiğim gözlemlediğimi sandığım sonuçların yorumlarıydı. Onun da mutlu günü vardı. mutsuzluk ve düşmanlık günü. tatille- . El Hira Kralı Numan gibi! Onun da iki günü vardı. Güzel günlerini. Benimle paylaşmazdı. nedenleri hiç bilmedim... o gün tebaasını mutlu ederdi. Kendisine önemli her şeyi kendisine saklardı. Zamanla sadece çileleri paylaştık. Hücre ile TBMM kürsüsü ya da Abdullah Öcalan ile Ahmet Türk. niçinleri. benim hakkımda ne düşünürdü? Neleri. Hep korku içinde. Şiran ölüme bir kıtan giydireydi. Ötekisi. her an bir başka boyuta geçip kaybolacak endişesi ile yaşadım. Biri mutlu günü."Amin. Benimle paylaşılan bir hayatla tümüyle dışlandığım bir hayat. ya. Fizan'da. "yine de. liranın iki yüzü gibiydiler: Şiran. Yıllar yılı. "fısıldadı. neyi hedeflerdi? Hatta.

ne acı! (93) Kadıncık Reis'e: Yaşanmamış o kadar çok şey kaldı ki. kalbi delik bir profesör.. Ara sıra bir tanesi kayar. kan güden bir kadın. Balıkçı.. Reis. içindeki sevgi kıvılcımı küçücüktür. Dileğin ne olduğu her zaman bellidir. O kıvılcımın . Hayat adına utanıyorum! (94) İhtiyar Haham: İnsanoğlu bu dünyaya doğduğunda. Sonra da rakının içine böyle gözyaşı dökersin. Biliyor musun. Yüksek karyolaları çepeçevre bezle kapatırlar. geride! Biliyor musunuz. Görünmezdin ama yıldızlar üstüne üstüne gelir. dışardan görünmezsin. o da seni 'ayyaş karı' beller! Şu halimize bakın beyler! Yaşarken kadınından soyadını esirgeyip. Çileli günler bitince. tam çiçek açacağı zaman. 'Seni kimselere yâr etmem!' diye bıçak sallayan adamı anlıyor olmam. o küçücük kıvılcım insanoğlunun içindeki "hayır"dır.. ben daha damda bile uyumadım! Bizim Mardin'de geceleri damda yatarlar. "Erkeğimin elini başımdan eksik etme. İşte. Çiçeğe dursun diye onca suladığım fidanımı elimden alıverdiler..rini başkalarıyla geçirdi. karısı tıpkı bana benziyormuş? Tam çiçek açacağı zaman. Allahım!" Sonra?. ben de bittim. burnunu Şiran'ın boynuna gömer. bir dilek dilersin. öldüğünde anlı şanlı Karadeniz düğünü yapan bir eski tüfek.

On dört yaşında çocuğun elinde silah. teyze oğlumuz Şerafettin. hatta mantık bu kıvılcımı boğmaya çalışabilir! Ama. Baba'mıza kalkandın. Oysa. hoyratlık. bana ay kadar yabancı akrabalarını sevmeye giriştim. Bambaşka bir coğrafyanın içine doğdum. Öyle yaptım. sevdiğin yanlarını abart! İnsan olmanın kefareti. eli silah tutan tüm Örenler oradaydılar. hala oğlumuz İhsan. (101) Kadıncık Portre'ye: Kentli kabuğumu kırmaya. Kendi sürümden ayrıldım. Sen on dört yaşındaydın. burnunu sil!' dedirtecek yaştı. cimrilik. Boşvericilik. Bayram. tembellik. şiddet. Şiran'ım. sevgisizlik küllerini yakar! Sen. Şeytanın değil. Politikacı Babamız kahveye çıkıyordu. senin elinde Kalaşnikof vardı. Amca oğullarımı. dayı oğlumuz Remzi. Benim coğrafyamda.bir hazine gibi saklanması gerekir. insan sevgi körüğünün başından ayrılmazsa kıvılcım ateş olur. bu yaş. körüğün başından ayrılma Kadıncık Kızım! İnsanları sevmekten korkma! Sevmediğin değil. Ölümü ertelemenin tek yolunun öldürme becerisi geliştirmek olduğu bir coğrafya. sen ol. Şaban. kendisinin doldurduğu silah. sevmeyi bilmektir. Nasıl da hızlıydı reflekslerin! Dokundu- . Burada yol tozlu. Beşikten mezara bir an için olsun gevşemeyen sırt kasları. Yaşam haritamı değiştirmem gerekti. onun fedaileriydiniz. güneş cehennemdi. 'git.

benim katilim. Misafirperverliğime dölyolum dahil değil! (73) Nâzım: Dostlar. Yargıcı'yı bilmiyor. Hangi sahici sevda değildir ki? (83) Kadıncık Yabancıya: İkramda kusur ettiğimin farkındayım. Şiran.ğumda fırladın! Güven nedir. hiç bilmedin ki! (102) Sen ne diyordun? Nasıl saldın oğlunu yollara? Öncelikle kimin için ağlardın? Şiran için mi? Kendi erkeğin için mi? Kendin için mi? Oğlunun ardından ölür müydün? Bir tane daha mı doğururdun yoksa? Hayat devam eder'di mi? Kadıncık Dostlara: Ne bakıyorsunuz öyle? Şiran'ın kıyafetini mi beğenmediniz? Hayır. (Görürseniz. beni bırakıp dostlar böyle hışımla . Benetton'u diş macunu sanıyor! Onun. bir ideolojiydi.) (104) Kadıncık Nilgün'e: Evet. kahverengi üzerine lacivert giyilmeyeceğini öğrenecek vakti mi oldu? (103) Şiran'ın kadınlarına: Onu benim gözümle görmezseniz. namertsiniz.

Rüya gördüm. . yaşlı hastabakıcı." "Hayrolsun.nereye gidiyorsunuz! (74) "Çok mu canın yanıyor? Doktor hanımı çağırayım mı?" "Yok." dedi. yok.

akarsu. Sonraları bunlara başkaları da eklendi: Taze çimen. zor geçit verir. Anadolu yeşil elma. yalçın kayalarından fışkıran buz gibi suları ile nefes kesecek kadar Bir toprak parçasının nasıl cismanileştiğini. . hayırhah ve asude" gördü. çakıl. Bir düş. Sıfatların sonu gelmez gibiydi. bir o kadar da "temiz. bir örtüştürüldüğünü gördüm! Başı pare pare dumanlı dağlara yakıştırdı ları. KEKİK VE TARÇIN KOKUYORDU! I Çünkü. "almalar olanda gel. bir özlemdi Şafak Özden. Memleketinin Ziganaları gibi yüce. Özden'in kişiliği ile bire- Günay onu.ŞAFAK ÖZDEN YEŞİL ELMA. çam- güzel. çıra. sarp. Bir basit türkü. kekik ve tarçın kokuyordu. Ziganalar gibi "heybetli ve ketum ve dimdik"ti.

Avucunun içi gibi tanı- anlatacağım) akşamın ertesi günü. seviyor onu. insancıl hüznünün. Şafak'ı herkesin ortasında tokatladığı (o olayı daha sonra . yen bir şey kalmadı.. Anadolu güneşinin Toprağın tarihi. Doruklardaki mekânından. bu!" gasp edildiğinde. Şafak'ın tarihi." adamın saygılı alçakgönüllülüğünün. toprağın kaderi Şafak'ın kaderiyle bütünleşti. Ne ki. içinden bir parça gibi tanıyor ve seviyor!" "Yanılıyorsun. Şafak'la geliştirdikleri beraberliğin hepimizi belirli ölçülerde dışlayan bir tarafı oluşmuştu. olsa! Şafak onu eğlendirmiyor. yurttaşlarına. "tutkusuz bir aşkla sevemeyecek kadar onurluydu..." dediği "Varken de yoktum. yor." dedi Tülin. Daha mı "akıllı'ydık. Ve hepimiz. O noktada. güneşe bu türkü ile eşlik neyden başka bir müzik aletine 'Katiyyen!' yüz vermeyeceğini söylerdi! İsterse Beethoven'inki olsun. erkekliğinin simgesi oldu. Şafak'la ilişkisini o ağır ameliyattan sonra bedenine yeniden kavuşmuş olmasının getirdiği epiküryen ruh haline veriyor. "Epiküryen ruh haliyle ilgisi yok. Bertolucci'yi görmeye gidecektik. artık "Kafdağı"nın ardına göçmesini engelleBen. Şimdi düşündüğümde. parçaları bir araya koymaya çalışırdık. Günay'a ilişkin haberleri birbirimizden alır. Sütiş'te buluşmuştuk." 'bilakis'in sonunu getirmedi.aney. yokken de varım. daha mı "kötü niyetlerde bir araya geldiğimizde hep Günay'ı konuşur olmuştuk. Şafak Özden. Keşke "Günay.. doğurur ve bastırırdı. "Büyük Yalan"ın bir yalan olduğuna ilişkadınlardandı. (Günay." dedi. bir senfoniye mümkün değil çıkmazdı!) eder. "Çok iyi tanıyor. Durrell'in. Neden oldu- Günay'ın. daha doğrusu inancı hunharca kin son umut kıvılcımları da söndü. bir kahve içimlik vaktimiz vardı. bu yabancılaşmada Günay kadar bizim de payımız olduğunu anlıyorum. Bilakis. abartılmış ama anlaşılır buluyordum. galiba o günğunu da bildiğimi sanıyorum. Şafak'a inancını kaybettiğinde. canım! Hepsi.

dürüst. seviyor onu. alnında patlayan güneşin bunalttığı. Kadir İnanır-Tarık Akan karışımı ." dedi. kırsal kesim erkeğini çağrıştırıyor. uzunca boylu. "Benimle de hiç konuşmuyor da. müşfik bakışlı. taştan sediri vardı ama yiğidim aslanım burada yatıyor! Niye? 'Yiğit'in görevi. güçlü kuvvetli. 'Yürekli." dedi Tülin. "Günay. yorsun?" Başka bağlamlardaki konuşmalarımızın satır aralarını okuyordum. Tülin. Benim fiziki niteliklerimin tam ter"Canım alınma." "Ama. "Neden soru"Büyük Yalan'ın bir parçası olup olmadığını düşünüyorum. bilmiyorum. "Bir kere. ne bir haram yedi. taş sedir üstünde yatmak ve mahkûmluk mudur?" Neye varmaya çalıştığını bilmiyordum. Nedenlerimiz elbette farklıydı. tabii. esefle. değil mi? Sonra." dedi. keskin ama bir 'Anadolu erkeği!' Öyle değil mi?" sini tarif ediyordu. ekmek kadar temiz. "Çünkü. sen de İnce Memet olursun. değil mi?" edebiliyorum. su gibi aydı. Gülmeye başladım. içtenlikli! Kimseye müdanası "Sen nereden biliyorsun? Siz konuşuyor musunuz?" "Yo. Tahmin "Ben de şaşırmıştım. "Ve tüm çağrışımları!" yoktur. demirden döşeği. "Maalesef! Türk erkeğinin gele"Hem de koçyiğit!" dedi. sıska bir ineğin ardında. kavruk bozkır ırgatı değil de.li"ydik. ama artık özde sınıfsal olduğunu kavrıyorum. ne cana kıydı. bak." sözü üzerine nasıl bakmış olmalıyım ki. sana ne çağrıştırıyor?" diye sorduydu. Anladı. "Bu 'yiğit' kelimesi." Bir gün. ama daha ilk günden sevmedik adamı. Eğilip bükülmez. üstünde hiç düşünmemiştim. ama ona refakat ettim. onurlu. "Bilemiyorum. "Yiğit!?" "Gerçekten öyle!" dedi Tülin." neksel niteliklerinin hepsini bu genç adama yakıştırıyor sanki!" "Anlıyorum." dedim. o da gülüyordu. gür ama kumral bıyıklı. tabii. Otoriteye yılışmaz'.

coğrafya kürsüsü asistanı gibi değil. dürüst ve içtenlikli olurdu "Tam buldun!" kaymakama ya da başka bir otoriteye yılışmazlar. asistanlık yapmazsa da başına buyruk olabilir. liğini göstermez. Allah'a inanır ama dini bütün Müslümanların titizmeslekler olduğunu fark ettik. mesela. Demek ki. sadece ustabaşı olarak. Ankara asfaltının üzeHem evet. rinde el ele şapşal tavuklar gibi koşuşmazlardı. peki? dı. Kasaplık? Hayır. aklımıza gelen mesleklerin hepsinin deha istemeyen "Asistanlığı atlarlarsa. Mafya? Olabilir. Garsonluk? Hayır. Hayır. kapıkulluğu etmez. bozulduğu müşterisini yarı yolda indirir. kuramayacak kadar yoksul olmazlardı ama şiş göbek esnaf da olmazlarOdacılık? Hayır! Asabi bir müdire hanımdan azar işitecek "yiğit" bir oda- cı. Yoksul muydular. Şaşırdı birden. ama Mario Puzo'nun İtalyan mafyası değil. Bir. Fedai olabilir ama pezevenk olmaz. Peki. işçiliği? Geçici bir süre için. belki. ama tıp doktoru olursa asistanlığı atla- Oysa. yürekli. dür. hem hayır diye karar verdik. olacak şey değildi! Kuaförlük? Saçmalama! Şoförlük? Evet. bir profesör olmaz mıydı? "Niye ama?" masa da olur. 'yiğit' kimsenin emrinin altına girmez. pek de cin fikirli olmayacaktı yiğit. Fabrika lak surette toplumcu-solcu ya da ülkücü. O hocasına mecburdur. ne içerlerdi bu adamlar? Konuştukça ortaya çıktı ki. Eve pazardan pırasa taşıyan aile babası yiğit de olacak iş değildi. ama. Peki. Jandarmanın ya da polisin önünde ezilip bükülmezler. ." dedim. kız gibi araba kullanmaz. olabilir. muhasebeci filan olmamasının da nedeni bu olmalı.bu koçyiğitler. onurlu. ne yer." Uçuyorduk! "Çünkü. hekim. Düşündükçe. ama sendikalı ve mutPeki. birilerine bir rakı sofrası Çaycılık yaparlar mıydı? Hayır. Genel müDokuz-beş mesaisi yapan devlet memuru bir "yiğit" olacak iş değildi. imam? Pek değil.

Ankara'da AST'ta izlediğim bir prova geldi. Cefi Kamhi düşünebiliyor musun?" "Siyasette de olmaz ki!" Konu üzerinde yoğunlaştık. kaç kadın af diler? Daha çok." dedi. çatal kaşık kibarı bir yiğit de olacak iş değildi. Sana bir şey . dürüst. "yürekli. galiba bu 'onur' garip bir kavram. tabii. hatasını kabul etmez. rimci arkadaşlardan birisi sahnede yere tükürmüş. yönetmene gelince. 70'lerde. deodorantlı genç iş- letmeci 'yiğidim aslanım' olur mu? 'Koçum benim' bir Cem Boyner ya da söyleyeyim mi... 'uygarlaştırılması gereken vahşi oryantaller' ya- "Hayır. bir roman kahramanlığı kalıyor! Anlasana. bağıracaksın. Yemeğin 'tuzsuz' de de bak." "'Maçoluk' olmasın?" "Sanmam Kadınlarda da var çünkü. Ters yoldan gidecek. içtenlikli. birisinin 'bütünlüğü' gibi. savunmasına koşanın tükürüğü onaylayacak hali yoktur. balgamın üzerine basıp geçemezdi. 'Onur'u kırılır!" "Narsizm. 'bilgili mermi'nin Forus yakıştırması gibi bir yakıştırma bu da! Emperyalistlerin. 'yiğit'e kala kala bir askerlik. Dev- rafından kibarca uyarılmıştı. "Uyarılmak tükürenin 'onur'una dokunmuştur. Sana. onurlu. şımızdır!" deyiverdi. Yiğit ancak militan olur. Tatsız bir işti.. diyorsun." "Ulusal kimliğimizdir. Günay'a onu anlattım. siyasi olmaz. güçlü "Bir Vehbi Koç yupisi ya da Amerikan eğitimli. ama söyleyecek sözcük yoktur. Türk. oyuncu arkadaşlardan birisi dayanamadı. bilirsin.Tenis oynayan. olmaz. yönetmen hanım taken. 'onur'u kırılacak. muhtemelen şehir kızıydı. "ekonomikman" iğdiş edilmiş olması gerekliliği olduğunu gördük. ama o yiğit bir arkada"E. da!" kuvvetli" sıfatları ile bir arada anılan yiğit'in bir başka özelliğinin de. Aklıma.. hepimiz olmamış gibi yapar"Şevket arkadaşımız yere tükürmüş olabilir. bir şey söyleyeyim mi. ama arkadaşının 'onur'unu korumakla yükümlüdür.

ama orada olacağım! Ah. ama öyle. Türümüzle paylaşmadığımız niteliğimizin olnacak birlik çağrısı! Ne ki." dedi Tülin. Danny boy. Ciğerini okur. suyun toprağa çağrısı gibi. onu da bilmiyorum! ne ötekinin bir başına sahiplenemeyeceği bir şeyle. ikisini de aşan. Günay. Oryantaller ve yiğitler dönüştürülüp tüketilmeden bitmeyecek. Nasıl hissettim. dağların yamaçlarından! Yaz geçti. bilmiyorum. Günay'ın. Günay'ın türküsünün. acıları ve olası yetersizlikleriyle benimsiyordu Şafak'ı. bilmiyordum. Dannyboy. gaydalar. Şafak'ı -halkını!. evet orada. vadilerden. anlatım yerindeyse. "adam. gün viyorum ki!" Eski bir İrlanda sarkışıydı. İrlandaca türküsü olduğunu biliyordum. ne birinin Ama. gay- dökülüyor.kıştırması gibi bir yakıştırma. rine oturdu. Danny boy oldu çıktı. Bir 'ülkü' olduğunu biliyordum ama bu ülkü bir bebekle de sonuçlanabilirdi. seni öyle setükenmez savaşlarından birinde çarpışmaya mı. Söylediği buydu. sen gideceksin ve ben veda etmeliyim! Ama.bekleyenin 'tamamlanmış. Erdemleri. kendisini yere bırakıp gökyüzüne yükselmek. yaz otlaklara düışığında ya da gölgede. o bebekte sembolize edilen yeni bir kuşakla da! Ne ki. Gün ışığında ya da gölgede onu bekleyecek olan kendisiydi! Tülin'in anlattıkları. Toprağın suya çağrısı gibi.' ölümle artık barışmış Nereden nasıl geldi. "Ah." "Yanılıyor olmalısın. dönüp oradan yine kendisine bakmak gibi bir huyu olduğunu biliyordum. benim bildiklerim. bu 'fidan'ı güncel terminolojide ifade edemi- . Ama. bütünü görmek. olmazsa. bir fidanla sonuçlayordum." Tülin'e döndüm. vadiler karla susunca dön! Ben orada." dalar seni çağırıyor. ilk kez gönül düzleminde yeDoğrusu Danny sılaya mı gidiyordu. "Paketlenmiş kavramlara itibar etmez "Bilemem. İrlandalıların İngilizlerle bitmez olan 'kendisi' olduğunu anladım! Orada durmuş çağırıyordu onu. Danny boy." dedi. güller şünce.

Yine de. "Çekincesiz özdeşleşebileceğim hiçbir şey önermiyor da ondan Beni "Geçen gün yayınlanan araştırma sonuçlarını okudun mu? SHP'liler "Yok. Bu durumda. Günay'a. en özgürlükçü." Sözü uzatmak istemedi. anlatmalıyım. Şafak'tan gelecek her kötülüğün karşılığını kendisinde delik gibi içine gömecek. SHP'ye ilişkin heye- temsil etmiyor senin Parti'n. seçkin kaplamınla. bu aşamada. zira daha en başından kendisi 'yiğit'in. en az milliyetçi. en demokrat. "En az dindar. ortak bir konu bulma çabasına verdi. Şafak'ın -hiç kimsenin!. ben. önyargılı olmam kaçınılmazdı. SHP beni hiç ilgilendirmiyor. Günay hasKalbim acıdı. kendilerini nasıl tanımlıyorlardı?" sosyal adaletçi. üç dört hafta sonra aradı. Parti çalışmalarından. demet demet gülleriyle Günay. kendisinden soyutlamayacak. geriye yansıtacak yerde. Şunu da itiraf etmeliyim ki. (Hazin. Şafak. 'forus' gibi bir yakıştırma olduğunu söylemişti. en az libe- . Yarım saat içinde. onu defalarca aramış. köylülükten nefdönüp. değil mi?) Bazen. o çağrıyı yıllardır bekleyen bendim. en çok laik. bir kara Anadolu' olmadığını anlatmak da mümkün olmayacaktı." dedi. Bu süre içinde. "Neden?!" "Bak." diye kesip attı.'kapsül taneden çıkmış. Günay'ı. Kent soyumla. Duranın dükkânının açılışından sonra olayların nasıl geliştiğini Yazacağım en zor bölüm belki de bu olacak. geri Şafak. arayacak. İçim burkuldu. en çok Atatürkçü. ama. ret ettiğimi hissediyordum. canım. oradaydı. kendisini koruyamayacak demekti. evde dinleniyordu. en muhafazakâr.madığı bilgisi. örgütteki aksaklıklardan yakınıyordu. Söze. en çok bulamamış olduğunu söyledi. canını paylaşmadığını belirtti. ancak ameliyat olduğunu öğrendiği zaman. bir gün önce görüşmüşler gibi girdi.

'kravatlı' Erol Çevikçe'yi ayağına getirebilir ya da Mustafa Özyürek'e saatlerce nutuk atabilir! Politikayı mes"Sen öyle düşünmüyorsun. bu haliyle. Sosyalist demokrasinin bir zenginliği olarak mış bir savunmayı tekrarladığı kuşkusuna kapıldı. zaten. "Yoksa. pey"Önemli olan. Sosyalizme geçişin çeşitliliğinin bir sonucu ola- kararını vermiş birinin edasıyla. Artık çocuklar eve su taşısınlar istemiyo"Bu hedefine SHP aracılığıyla ulaşacağına inanıyor musun? Gerçek"Sosyalizme geçiş sürecinde işçi sınıfı ile ittifak yapan bir partidir. halkın kendi düzenini kurma inisiyatifini kendi eline gamberler de dahil olmak üzere. Sonra birden gözleri parladı. Son tahlilde dinler ve ideolojiler mazlumlara çıkış yolu . problem değil.ral. mu?" "Ben. adamları gördün işte. Bayburtlu Duran Kuran... Günay. rum.. kendi kendine konuşur gibi." dedi. hıyar!" "Canım. Bu da nasıl oluyorsa. nereye 'Batılı' oluyor? Kartallı emlak komisyoncusunu hatırlıyor musun? Hani." dedi Günay. Şafak." Rodoplu'nun duraladığını gördü. önceden hazırlanalma bilinciyle hareket ediyor olması." Sesinin tonu değişmişti. hem en demokrat hem de en az liberal nasıl olunuyorsa!" lıyorlar. 'Batılı' nitelikleri olduğunu düşündükleri ne varsa sıra- etkili olabilecek? Ama. rak değerlendirilmelidir." dedi Şafak. yani. o avukatın yanında oturan? Adamın SHP delegesi olmanın ötesinde gurur duyacağı kaç becerisi var? Toplumda hangi becerisiyle lek sanıyor. gözlerini kaçırdı. "Bu olanağın yara"Teori." Bir sırrını açık etmiş gibi gülümsedi. ten?" da!" dedi Şafak.. Lao Tzu'dan bu yana. "Öyle değil mi?" değerlendirilmelidir. üzerinde çok düşünmüş olduğu bir konuda son "Ben çok su taşıdım eve." diye sürdürdü. işte. tılması. teorisyenlerin pek az hata yaptıklarını düşünüyordu. "Anti-emperyalisttir.

mutlaka aksayacaktır. ideolojinin. işçi ve emekçi sınıflarla birlikte. "hem dinlerde hem iyi ne fena. Kopuyor çünkü. tabii. ne "Revizyonizm sürekli kılınmalı. o'. ölü-seviciler izin vermezler. de ideolojilerde.' demek zorunda kalıyorsan. Jivkof da Marx'a o kadar yakın olabiliyor.." demişti. " "Sakın bunu kimsenin yanında söyleme!" "Ne var yani? Şu dünyaya bir de tepeden bak. O ortadan kaldırılamadığı lenmesine bir türlü yanaşmaz nedense.'ların irde"Belki de o senin dediğin nokta noktalardan kurtulmak mümkün ol"Elbette. Ne ki. 'mutlak' doğru olsun. İsa'ya ne kadar yakınsa. bir gün. Tek bir kural. Bu bağlamda. Gelmiş geçmiş dehaların hemen her zaman burada kalan boşluklar da doldurulurdu. su geçirmez ussal düzenlemeleriydiler.. sınıfsız toplum yolunu şaşırmasın. Marksist-Leninist çizgisinden sapmasın. Baktın işlemiyor. tek bir ilke: "En az acıtan neyse onu uygula!" Biyofilik ahlâk ilkesinden bahsettiğini biliyordum. Ya da. ne güzel ne çirkin. Yeter ki parti. "Bir Marx'ın nasılsa bir Lenin'i olur. efendim. Pek az boşluk bırakırlar. Hazreti Muhammed'e! 'Yeter ki olmasın. '.'olacak demektir.'' demek iş değil.bulmak üzere yola çıkarlardı. baktın can yakıyor. Murphy kanunudur.. bürokratlaşıp hantallaşarak kitlelerle olan canlı bağı kopmasın. bazılarının söylediği gibi. Sezar ya da Lükres Borjia. Bence tek bir kural olmalı." diyordu. hatta dinin özüne sadakat. O yüzden diyorum ya.. Halife Deli İbrahim. ''tek parti. şu ya da bu sisteme bağlılık bir seçim ya da sübjektif şartlar me- selesidir. bir şeyde bir aksaklık ihtimali varsa." madığı için. teorinin. 'Mutlak' yok ki. Nâzım'ın dediği gibi. "Önemli olan hangisi sosyalizmi ilerletmede demokrasiyi de en iyi biçimde işletebilmenin tek yoludur. insanoğlu teori üzerinde kavgaya bayılır da." sürece. derhal revize edeceksin! Ama. ne haklı ne haksız! 0 alevden ağırlık kah- . demokrasiyi dışlamak şöyle dursun. yani uygulamadaki başarı. hiçbir ideoloji bir insanın bir damla gözyaşına değmez diye. orada olursa olsun.

devedikenlerini de! Gerisi yakıştırma. tabii! Parti üyesisin!" . "İdeolojiyi komisyona' havale edersin. Kaldı ki. o kadar. Yok aslında birbirimizden farkımız hu Şafak." yordu. zayıfı kollayabilmek için ayırdın. yahu!" hikâyesi. mesela. herkese açık bir siyasi parti kur- le ayrı ayrı mıhlanarak mı gerildiği konusundaki anlaşmazlığın Avru- diye. seni Çayırtepe'den ceksin?" "Ayıp olur. Kendini kolla! En az acıtanı uygula!" "Yine de. 'şeffaf belediyecilik'!" alay edi"0 zaman niye söylüyorsunuz böyle lafları?" "Ben mi söylüyorum!" "Zımnen söylüyorsun." dedi. bak. 'katılımcı belediyecilik'. ANAP belediyecilik anlayışının SHP'ninkinden farklı olduğundan. Belediye başkanı ol. sen sen ol. SHP'nin belediyecilik anlayışı da yok. bunu kimsenin yanında söyleme!" dedim. Dalan'ı seviyorsun. işte. zaten. deve bir komisyon tarafından düzenlenmiştir "Teoriyi katletmenin en iyi yolu. sizinki gibi bir program çıkar. Sadece 'ayıp olur' diye yapılmaz. yoksa iki çiviypa'da yüz yıl kan döktüğünü düşünüyordum. Şimdi. Gelse." birbirlerine reva gördükleri hunharlıkları düşünüyordum. İsa'nın iguanalardan ayırdıysan. 'Yaaday gösterelim. şu ilçeyi adam et!' hayır mı. Şunun şuramaktır. Şafak. O zaman da çarmıha ayaklarının üst üste konularak tek bir çiviyle mi. senin gibi bir adama çok ihtiyacım var. Devrimci fraksiyonların sında Kahramanmaraş olaylarından bu yana kaç gün geçmişti! ya deve çıkar. Şafak'a. diye"Evet. Eğri büğrü ya! İşte. sana dese ki. orta"Ne demek istiyorsun?" "Öyle bir söz vardır. parti politikasını da parti meclisine havale edersin. Gel. kabul edilemez olduğundan filan değil. "Var ya işte. Yoksa.kahaçiçeklerini de ısıtır.

' 'Ne olacağımızı bilmiyorum. 'Artık nasıl yorumlarsan.. artık bensiz hiçbir şey yapmanı istemiyorum.' Donmuşum. Günay. anlıyor musun. canım efendim!" dedi Şafak. senin bir sahibin var.. savunayım. "Nasıl. "İpek gibi!" diyerek gözlerini gözlerine dikti. alyansa benziyor bu. gömlek. sana yaklaşmasınlar. yemeğim 'Saçmalama. '"Bu ne?' diyo- senin elinden çıksın. rum? Üstelik ne kadar sevinirim!" "Şafak Özden! Sen ne dediğinin farkında mısın?!!" "Ne var..' 'Sahibim mi var?' 'Evet..' 'Olabilir... biz evli değiliz ki. Günay. seni nasıl sevdiğimi. o pis herifler de.. bunda? Sen bana erkeğim dersen ben senin malın mı oluyo"Hadi!" dedi. "Şafak Özden. ben sana âşık oldum. rum. büyüğünün zaafından istifadeye kararlı bir çocuktu. işte aşk bu. 'Ama. "Bırak. çamaşır ve yemek üzerine kurulu bir 'sahiplenmek' ve .' diyebilmişim. seni kıskanıyorum. seni sahipsiz bir kadın sanmasınlar. Sana ben bakayım. 'işte sizin aşkınız bu. Çamaşırlarımı sen yıka. Öyle kalmışım..' Hadi bana eyvallah!'" 'sahiplenilmemek' muhabbetinin zavallılığını düşündü. sanki. çok serbestmişsin gibi değil mi? Oysa parmağında bu varken.. sakin sakin. Bırak bunları!" Elini uzattı.. sanki. ama bunu tak- Rodoplu'dan Duygu Asenavari bir çıkış vehmetmişti. 'Bırak!'?" Rodoplu'nun alnına düşen saçlarını geri attı. "Şurada birkaç dakika seni göreceğim.. seni ben koruyayım..' 'Senin kadının mıyım?' 'Evet.' diyor. ellerin boş olunca.. ne yapacağım ben seninle?" "Kadınım ol!" dedi Şafak... Yalnız bir yerlere gitmen gerekirse anlasınlar onlar da.Öfkelenmeye başladığını hissediyordu. Ben varım artık.. O pis herifler.. Benim ol.. benim kadınımsın işte.. hep benimle ol. benim kadınım olmanı istiyorum...' manı istiyorum. Ve benim de dünya güzeli bir kadınım var. Don.. bu yüzüğü tak sevgilim.

italikler başladı yine. başarıya davet.. kupür dosyasındaki yazısını hatırlıyordum.." dedi Günay. bir başka insanın. senin içine yerleşmeye. Ünlü bir eleştirmenin. "Ni"Söylesene. bir zaman dilimi!' Yabancılaşmayı. kendim için. mış olması hastalığın boyutlarına işaret etmez mi?" bir zaman dilimi! Geçer gider!' Faşizmin ilericilik adı altında nasıl tezgâhlandığını görebiliyor musun? Bir tek eleştirmenin bunun farkına varma"Belki de okumamışlardır?" dedim. "safsata. ne kadar ciddiye aldığımı.. ne var bunda? Hadi konuş!" diye sarsıyordu. Onun da şairin şiir çizelgesi içindeki yerine oturtulması gerektiği sanısındayım. Yere. Bir an. ellerini tutmuştu. bana. yal- aslında hiçbir şey demek. Füsun Akatlı'nın. the appeal to "Merdi kipti. Dergi (Gösteri) sayfasının kenarında Günay’ın el unsuitable authority ..nızca kendim için istiyorum. kaderini paylaşmaya davet ediyorsun beni!" . Bir an. rofilyayı görebiliyor musun?" demişti. fallacy of irrelevance türü. şecaat arz ederken sirkatin söyler. Ferit Edgü'nün Çığlık'ını ben henüz okuyacak fırsat bulamadım ama 1982'nin anılmaya değer yapıtlarından biri olacağını düşünüyorum." dedirten eşyalaştırmanm acısını yüreğinde hissetti. nasıl önem- Günay'ın önüne diz çökmüş. 'yaşam paylaşma' davetini. "Özdemir İnce'nin Kentler'ini ise ben görmedim.uzmanlık şovu. acıya davet." diye an"Seni. " dem?" yazısı bir notu vardı. Edgü'nün öykücülüğünü bilen biri olarak varıyorum bu kanıya" diye yazmıştı. Günay. yenilgiye davet.. "Düşünebiliyor musun? Türkiye'nin en çok satan kitabı ve 'Bir erkek "İnsanı hiçliğe indirgeyen faşizmi görebiliyor musun? Hiroşima’yı "Ben bu çocuğu ikimizin ortak ürünü olsun diye değil. nekbombalayan pilot da böyle düşünmüş olmalı! Aşağıdaki çocuklar 'bir an. Bir erkek aslında hiçbir şey demek. "Söylenecek o kadar çok şey vardı ki. sediğimi nasıl anlatayım sana? Sevince davet. lattı. bir zaman dilimi.. Şafak.

Ateş külü. Bilgi değil. "Hadi lan. Ne oldun?" dedi. dahası belki de alkole (rakı masası hep vardı) mal . sarılmaya alışan kolla"Sen bana ne ameliyatı olduğumu bile sormadın!" Yanlış anlaşılmış gibi. lütfen!" diye uyarmış. haksızlık edilmiş gibi geriye çekildi Şafak Öz"Peki. Yang olan yaza de: Tahta ateşi. Erkek kadına aktarılır. malın değil. yüzü ona değil. Toprak madeni yaratır. 'öteki yarın' oluyorum!" diye fısıldadım ben de. insan olur. Şebnem büyür pınar olur. ne ameliyatı olduğunu dahi sormamış olduğunu düşündüm. Yin olan kışın. Kadın erkeğe. Maden şebAteş madeni eritir. "Kadın ve erkeği. Tahta toprağa gömülür. suyun ateşe. ay. sakin bir sesle. Tahtayı yaratır. den. 'öteki yarısı'nın açısını sahiplenme istemi olmadığını hissetti. Yang olan yaza dödönüşmesi gibi birbirlerine aktarıldıklarını unutmamış Asyalılardan olnemi toplar." Sonra. bir dakika! Dur. Su ateşi söndürür. gözlerini yere dikti. Kül toprağı. Yin olan kışın. gerçek bir meraklanma. yaralı bedenimi. Toprak suyu emer. eder gibiydi.ğımsız oluşumlar olarak düşünmediğimi nasıl anlataydım? Kadına 'Yin'. kadını toprak. hiç sesini çıkarmadan öylece kaldı. yeryüzünü yeryüzü yapan doğa kurallarından ba- erkeğe 'Yang' diyen." Şafak'ın duyamayacağı bir sesle. "Hayır. şatı baştan önlemeyen kendisine duyduğu öfkeyle kasılmış gibiydi. sen de!" diye fırladı. güneşin toprağa düşmanlığının kıyımdan başka sonuç getirmeyeceğini bilen. malumat istediğini hissetti. içselleştirme. Yin ve Yang'ın kozmik ahengi sürdürmek nüşmesi gibi birbirlerini tamamladıklarını. erkeği güneş. Maden tahtayı keser. su. kalktı yanından. Rodoplu. Neden azarlandığını bilmez. duğumu nasıl. gökyüzü belleyen. yumuşak. üzere birbirlerini tamamladıklarını. gidi- Şafak. ateş. Genç adamınkinin. soruyorum. rından kurtulmuştu. hangi zamanlarda anlataydım? italik bir şiir okudum ben "Dur.

mezarımın başı olmalıydı! Böceklere vereceğimi insandan mı esirgeyecektim? " hayır." dedi. Günay. Döndü. yatağa zincirle bağlanmalarına seyirci kalan. kadınsı bir serzeniş olmaktan öte değerlendiremezdi. makam şoförü ile bir çelenk gönderdi. olmayan bir vakıayı sahiplenmemesiyle. doğal koşullarda öylesi bir tutkuyla sarmak istediği Ölüm ilanını okuyacak. kişiye hesap İçini çekti. ömrünü adadığı SHP'nin slogan"Tabibler Birliği. diye başkanıydı. O zaman belesini bir anda bir toprak yığını ile karşı karşıya getirebilecek. öfkelendiğini bilemez. bedenimi böcekler çoktan yemiş bitirmiş olmalıydılar! Anlasana. "Seni içselleştirmediğini bile bile. Şafak Özden. Baro ya da Gazeteciler Sendikası başkanı olup da. yavşak. "geçiştirmemek". Özden'in yeri o akşam o sedirin üstü değil. öyle oldu! Cenazeye gelmedi. Şafak'ı mezarının başında dua ederken de göremiyordu. meslekten men etmeyen bo- . kendilarını sahiplenmiyor olması aynı bozulmanın ürünleriydiler. Ve bu botutuklulara hücre penceresinden teşhis koyan. "O ne cüretti!" Günay'ın "sahiplenmek"ten kastının. niye?" Hissettiği "sahiplenmezlik"e. niye?" diye sordum. geçiştirecekti.. kara listeye almayan. Yok. hem de ameliyatımla ilgilenmiyorsun!" türünden bir telmihi. sorma hakkı veren "benimsemek" olduğunu anlayamazdı. hâkime rüşvet vereceğini söyleyerek müvekkilinden zulmanın bir başka tezahürü'ydü!" fazladan para sızdıran.Baktı baktı. yarı karanlıkta kararını bekleyen Şafak'ın yüzüne baktı. "Çünkü. hak verdi. Günay Rodoplu'yu oluşturan deneyimleri sahiplenmeksi"Peki. tahta olmadan parlamak isteyen ateşe. (Nitekim. zin "öteki yarısı" olmasını talep ettirebilen cüreti düşündü.. "Sen hem bana kadınım ol diyorsun. âşık olduğunu sandığı kadının yaralarını. geri dönüşü zulma. asparagas haberlerle ocakları söndüren üyelerinden hesap sormayan. Günay.) Çünkü. çünkü. "Hâlâ anlamış değilim.

ne yapıp edip anlatmaya çalışması gerektiğini düşündü. talipti. İçtenlik. daha da kötüsü ders veriyor gibi olacaktı! Yere. Siyasilerin kurnazlaştıkça alkışlanmaları. bir fark yoktu. sohbet ediyor değil nutuk atıyor. alkışlayanlara kurnazlaşma hakkı öngördüğü içindir.. son tahlilde. öğretmenlerin milli eğitimi sahiplenmemeleri ile bunun arasında. lık ruhsatına verdi. "Şafak. hastalar bakılır. kendisinin içten olmadığını düşünüyordu. Nasıl bir ihanete suç ortağı oldum. "Kimya". türünün özelliklerini ne likle 'erkek' bedeni olarak farklılaştığını algılama öğrenimi yoktu. kadar çalımla taşırsa taşısın. Yin-Yang'ın günlük hayata aktarılan Türkçesi. Bir an. iktidarın birincil ilkesi." dedi. KİT çalışanlarının KİT’leri. Günay komik olma!" Şafak. Bu nedenle olacak. Ay. bil- . "Sahiplenmenin temelinde Altı yüz bin DİSK üyesinin sendikalarını. yatan içtenliktir. gözün görmesiyle birlikte tensel temas istemi gelişÂşık olmayı bilmediğini düşünüyordu. sahiplenmek. Şafak'ın nefesmelerle adlandırılan. yani içtenliktir. yönetilenler bu modele öykünmelidirler. senfoniler icra edilir. Günay'daki tavır değişikliğini "sanatçı kişilik" denilen tutarsız"Eşkıyanın ne yapacağı belli olmaz!" dedi. Hükümet etmenin asli aracı iyi örnek teşkil etmektir: politikacıya da yönetici içtenlik modeli olmalı. Bu Rodoplu’ya göre insanoğlu insanoğlunun bedenine yaşamak için imece sayesinde köprüler inşa. Bu defa da ürktü. engin bir hoşgörü ifadesiydi. oldu Günay. Ne ki. içtenlik derken. " dediğini hayal etmişti. Konfüçyüs derki.. kendince Gülmeye başladı. düşünebiliyor musun?" "İşin kötüsü. rahatladı. imeceydi. bir başka bedenin kendisininkinden öncemuhtaçtı. halının üstüne kaydı. ülkenin kaderini etkileyecek siyasi güce "Şimdi. leri sıklaştı. tekrar sarıldı. "elektrik" gibi keli- Bu defa da onunla paylaşamadığı düşüncelerinin varlığından mahcup tiren cinselliğe yabancıydı. af diler gibi sokuldu. bak canım.profesörlerin üniversiteleri.

italikler başladı yine! "Bedensel haz üzerine kafa yoran.. 'Anneler Günü' olan anneleri bedensel haz üzerine felsefe yapan bayan entelektüelleri bedensel haz üzerine çalışan zevk sahibi erkekleri Bedensel Hazda ilk Adım adlı kitap çıkarsan yağmalayacak olan veletleri anlayamazsın. bir satır yazıyı. bir duyarlılığı." duyulmaz fısıldadı. erkek fahişelerin çalıştığı kerhanelere dadanmayı "özgürlük" belleyecek Türk kadınlarının. sen basmasın. deneyimler paylaşılır.zaman zaman karıncalanan dölyolunu sakinleştiren. aniden. Sonra da duyulur . Neden yüceltiliyor bedensel haz? Neden ticareti ve sanayisi var? Anlayamazsın. Rodoplu için bu organ. tür sürdürülürdü. Ama. gi aktarılır.. bedenini eşyalaştıran. "aşklardan iğ- reniyor. çok yakın bir gelecekte. kendi başına bir şey olamazdı. baş okşayan erkek elinden. sömürgen çıkarcılıklarını "uygarlaşma" adı altında pazarlayabileceklerini düşünüyordu. bir kaşık çorba içiErkeğin organında odaklaşan." Şafak'a döndü. bir ülküyü paylaşan erkek beyninden bağımsız. "Ne dedin?" "Çünkü. Biliyor musun 'bu bağlamda' Salıpazarı Rıhtımı'ndaki bir hamalın hemizin yakınen tanıdığı cinsel ilişkiye 'tahmil-tahliye' diyebileceğini? Nedir mi bu çağın bedenle alıp veremediği? Zorlama zihnini. özen gösterilmesi gereken erkek organı diye bir şey vardı tabii. Kadın bedeninin her nimet gibi saygı duyulması. "Türküsüz basma olmaz!" "En iyisi. yaşamı destekleyen ren. Sonra da iki çift bedensel haz edildi diye bozulursun. sen bana bir türkü söyle!" dedi. Günay'cım. kavrayamazsın.

korku. açlık. Bir süre gözlerini yumdu. kan. "Hayır!!!" "Bakayım!" "En iyisi sen bana bir türkü söyle. gözlerini sabitleştirdi.' demişti. haz alsa ne. safra ve balgamdan oluşan. yalan söylemekle itham edildiğini sandı. meni. tutku.. sidik. ilik. Acı çekiyormuş gibi. sense. sinekler. Baksanıza. "Bak da gör!" Uzaklaştırmanın. renmek için yollara düşen racaya ne demişti?" Hatırlıyordum. gülüm! Bir tanem!" Susmuş. kemik. tenine bakıyordu. Okyanuslar kurur. merak etme!" Şafak hayatının son eylemiymiş gibi sardı. Şafak. "Gülüm! Gülüm. Şafak.. sümük. canım. 'bu kötü kokulu. öfke. bunaklık. Karnının oralardan bir yerlerden uzun uzun güldü. dikişlere değil. kas.Türkü söylemedi. tamah. kıskançlık. giysisini sıyırtıverdi. dışkı. vehim... şu tatarcıklar. gözyaşı. inceden terliyordu. et. Hintli kâhin tacını terk edip evrenin sırlarını öğ"'Sor. yeis. olası dostluğa zaman tanımanın yo"Çok güzel!" dedi Şafak Özden.. deri. ölüm. tabii. . luydu. Günay." "Bakayım!" dedi. daha dikişlerim bile alınmadı. "Çok güzel. yorulmuş gibi geriye yaslanmıştı. çimenler. uçurumlar açılırken haz alsa ne. yeniden. hastalık ve acı çeken bir naçiz beden. yaşını sildim. almasa ne?'" "Gel. kutup yıldızı kayar. "Hatırlıyor musun. Gerçekten!" dedi. tarçın ve kekik kokuyordu." "Canını yakmayayım?" rum. Yiğit kadınım benim!" Uzandım. "Yeşil elma. almasa ne?." dedi. Kadın güldü. ağaçlar gibi çürüyor dünya.. "Bilmez miyim! Ben bir nezle olduğumda dünyayı ayağa kaldırıyo- "O kadar çıtkırıldım değilim.

Doğu'da çok uzaklarda... Pulur Köy Enstitüdikkatsizliğinin istikbalini tehlikeye atabileceğini düşündüğünü gördü! şünüyordu: Yiğit!" (Bu meseleyi benimle o günlerde konuşmuş olmalı) buraya yalpaladı. yiğidim. Maydanoz bahçesi bir oraya bir derecikler Kelkit Çayı'nda buluştular. güneş 'İstanbul'u otağ kurmuş. Günay Rodoplu. ince bir yel kalktı. koçyiğidim. yüzünü yaladı. Günay mayda- riyordu!" noz bahçesinin patlayan koncalarına. muhteşem bir şölen ve"Yiğit. ." diye üst üste tekrarladı. Gümüşhane dağlarından inen sü'nün on bir yaşındaki birinci sınıf öğrencisi Halis Özden'in köpüren suların çamurladığı hâki keten golf pantolonunu kaygıyla incelediğini. Şafak'ın ona yakıştırdığı sıfatı düDerken.II Ertesi sabah.

kasaba yaşayışını bile tanımamışlar arasından seçtiği "bokirse vatan savunmasına koşmak. kış uykusunda ve yıkıcı bir biçimde kafasız' diye takdim ettikleri Arabi adam etmek misyonuna öykünmüştü." babacan bir husumetle yaklaşırlar.Üçüncü Günay Rodoplu'ya göre. 'kötü Arabi' adam etmek söylemiyle evren- sel haklılık kazanan Siyonizm'e benzer. avcı ceketi. bir tür 'mission civilizatrice'e 'uygarlaştırma misyonu'na girişmiş. on dokuzuncu Dünya halklarına karşı geliştirdikleri mitolojiyi devralmıştık biz! Avrupa görmüş. gerelu'nun kaderini Şafak Özden'in kaderi ile bütünleştirdiğini söylemiştim. Asya'da. öte yan- . kasket ve asker postallarından "kasketli Bulgaryalı". 'Batılılaşmış Türk de. sulak ovadan. bir avuç kahraman Batılı Yahudi'nin. Kemal Tahir'in demesiyle. dik sorumluluk geliştirmesine neden oluyordu. Anadolu'nun tarihini Şafak Özden'in tarihi. ıslahat yapacağız derken. 'Çizginin öteki tarafındaki Halis Özdenleri bir taraftan kanatlarının altına alır gibi görünürlerken. Tonguç'un. bu çizginin ka'da. biraz mürekkep yalamış Osmanlı aydını. Rodoplu'nun. "Her ikisi de 'yerlilere dan da kanat altına girdikleri için küçümserler. 'tıpkı oryantalistlerin diği kendisi ile 'onlar' dediği 'birileri' arasına bir çizgi çekmiş. 1800'lerin ikinci yarısından sa ve şekilsiz. bozkırın çorağından. "iki ödevi olduğuna inandırılacaktı: Çocuk okutmak." diyordu.oluşan formasını daha o sabah teslim almıştı. dağ köylerinden. 'biz' deötesinde kalan 'yerli halkı' tanımlamak. yaptıkları gibi. Türkiye ile Yunanistan’ın arasına çizdikleri muhayyel çizgi' gibi." zulmamış köylü çocuklarındandı. Bu söylemi Halis Amcanın Köy Enstitüsü mezunu olması pekiştiriyor. Şafak Özden'in babası. "Köylülüğünü kaybetmeyecek biçimde" yetiştirilecek. Avrupalı sömürgecilerin Afriitibaren güçlenen bu misyon. Anado- Günay'ın "iç-sömürgeciliğin kurbanları" dediği Özdenlere karşı görülmeyüzyıl Avrupa sömürgeciliğinin -ve onun izdüşümü Siyonizm’in!. 'deva"Türk ıslahat hareketleri. 'yeniden biçimlendirmek' görevini üstlenmişti. 'takdim' ve temsil etmek.

ılıman bir iklimde. bir ikinci yol daha vardır.. çağdaşlarına bir 'özgeçmiş. öte yandan da onları sömürgecilerin çıkarları doğrultusunda dilerini 'takdim' etmeleri. mükemmel sular fışkırtan kayalar. eğer.' bir 'niyet mektuaşama biraz daha karmaşıktır. 'muhteşem!' olabilecek geleceği ile yer eder! lar! üzerinde yaşayan insanlardan soyutlanır. bir yandan yerlilere özgeçmişlerini unut- . ona han- yüzyılda -İsrail'in kurulmasından 300 yıl önce!. tamah edilen toprak. tururken. 'Filistin- larını kabul etmekle birlikte. esenlik ve servetten yoksun olsun!' diye anlatıyordu!) İkinci aşamada. yaşama elverir bir dünyanın ortasında. zengin vadilerle süslenmiş. İlk aşamada 'takriri sükûn' kanunu türünden önlemler alınmak suretiyle yerlilerin gerçekliklerinin üstü örtülür. yerlilerin 'var' oldukBu durumda iki şey yapılabilir: Birincisi. (Mesela. halksız bir ülke' gibi fevkalade akılcı ve haklı bir dilekçe ile başvurula bilinir! Ha. Filistin'i 'Süt ve bal akan ülke. hiçbir köşesi yok ki. İkinci yeniden biçimlendirmeyi gerektirir ki. O da. 'onlar sayılmaz!'ı oynamaktır. göz diktikleri toprak parçasını överek.' sunmaları önlenir. Yerliler 'sabir medeniyetin (". o doğrultuda düzenlenmiş eğitim sisteminin uygulamaya konulması demektir. dünya kamuoyuna ülkesiz bir halk için. bu pek bir kör parmağım yılmazlar' çünkü ya Kızılderililer gibi 'vahşi' ya da Araplar gibi marjinal gözüne bir iddia ise. Golda Meir örneği.. işe.George Sandys. görkemli geçmişi -nasılsa bir yerlerde bir iki harabe varGel gör. bu. o güzelim topraklardan o Allah'ın belası yerliler hiç eksik olmazliler diye birileri yoktur!' diye kesip atmaktır. Hitler'le korkunç paralelliklere işaret ediyordu! diyse 'ulvi' nitelikler yakıştırarak başlarlar. İngiliz şair. Bu yutturulabilirse. daha on yedinci "Sömürgeciler. dır!.ve yerlilerden olmasa. sömürgecilerin gönlünde eski medeniyetleri.Siyonizm'le. güzel dağlar.ölen Yunan-Roma medeniyetinin son parıltıları") mensupları oldukları için o güzelim toprak parçasına layık değildirler! Sömürgecilerin yakıştırmalarının tutması ve sürmesi için 'yerlilerin kenbu.

tu'yerin altındakinin.. İngilizler için savaşmak üzere Irak çöllerine sevk edilmeleri. yerli halkın fiilen renksiz. suyuna. üstündekine. Mürekkep yalamış Türk. Avrupa görmüş Türkün kafalikarnaslı bu muhteşem arsa. 'Anadolu' denilen süt ve bal ülkesini kur- . 1800'lerin yaklaşık yarısından itibaren Anadolu da. 'Havasına rizm posterlerine varıncaya kadar. Aşamalar uluslararası sömürgeciliğin evrelerine paraleldir. Nepalli Gurkaların. Pencaplı Hintlilerin. Yıldız Kenter'in 'Ben. Anadolu aklına gelince. Egemen sınıfların.'dan başla. burada sömürenle öncü' gibi sıfatların ardına daha kolay saklanır). sal nekrofilya patolojisinin bu noktada başladığını düşünüyordu. inkılapçı. Türk sanatçısının 'Anadolu' görüşü haline gelir. Aynı ilkeler iç sömürgecilikte de geçerlidir (ancak. Haolarak algılanır.sömürülen aynı ulustan olduklarından. kokusuz olduğu bir dönem yaşanır.' kendi çıkar'Yiğit' söyleminin geliştirildiği aşama da budur. Frigyalı. Türk aydınının. efendim. 'Ilgaz Anadolu’nun sen yüce bir dağısın. bir yabancı güç gelmiş.... Batılı emperyalistin gözünde nasıl yer ettiyse. 'Anadolu Medeniyetleri' sergisinden. Yazıklanma. efendim. yani 'yerlileri.' yani 'ölünün diriye' yeğlendiği toplum- Savaşı sanki kötü Anadolu için değil. lerin egemen sınıfları tehdit edecek konuma gelmelerini önlemek!' Yiğit kalın ki. bu toprağa hıyanet edilmiş gibi hüzünlenir olur.'dan geç. Bu dönem. Rumeli kızanlarına Yemen'de. (Rodoplu. Önce. 'Anadolu' toprağı için yapılmıştır! Sanki. Mardin Kürtlerine Çanakkale’de ölmeleri ları doğrultusunda takdim ve temsil etmeye başladıkları aşama budur..'a uğra. bu topraklarda yaşayan yerlilerin gerçekliklerinin izi olmayan bir Anadolu söylemi geliştirilir. sömürgeci 'ıslahatçı. taşına toprağına.. Anadolu' oyununa kadar gel. Amaç hep aynıdır: 'YerliFilistin. 'yeniden kazanılması gereken bir toprak' sında öyle yer etmeye başlar! Cumhuriyetle birlikte Lidyalı. 'Beşikler vermişim Nuh'a. halkı. Kim’den? Hem 'rakip' işgalcilerden. kanınızı emelim ey yerliler! emredilen dönemdir. hem de kendinden.) İstiklâl tarmıştır.

hani. Örneğin. Kenan (yani. konuşan cahil Arabın İslâmiyet'in güçsüz ellerinde ağır ağır ölen Yunan ve Roma medeniyetielinden Filistin'in Rabb'ımızın ayak izleriyle kutsadığı en ilginç kalıntıdığı için yok olan Caperhaum Havrası'nı kastediyorum.olduğunu en azından ima etmekle mükel- dehşetinin doğru olduğu kadar doğrudur.. onları sömürgecilerin çıkarları doğrultusunda yeniden biçimlendirmeyi gerektirir.' iddiasında işlemi burada yap. Arap fetihlerinin rimüslim' -Rum ya da Ermeni.' Caperhaum Havrası da. 'İsrail medeniyetini' çıkarır. marjinal yerliler üzerinde kurulması gereken Arap) medeniyetinin.. Azra Erhat'tır! İş. yerini İsrail medeniyetine bırakan Kenan kültürünün iğrençliğini ortaya koyarken hiç yanılmamıştır!' diye ünlü bir demeci vardır. çünkü.. hasbelkader diyeceğim. yanını 'evrensel miras' diye geçiştirirsin.'. Bence. yerine 'Batı' kelimesini koyarsak. Arabın yerine 'Türk'ü koy. yerine 'Osmanlı' kelimesini. lardan birisini kurtarmaya umuyoruz. lef sayarız! medeniyetini' çıkarır. Unutturma faaliyeti hemen her zaman 'karalama' faaliyeti ile başlar. kendimizi mimarının Sinan gibi 'gayAynı işlemi 'Arap medeniyeti bir yutturmacadır. herhangi bir Türk arkeoloji Osmanlıya ait birkaç eser bulursak. Taşları kireç yapımında kullanılRabb'ın ayak izlerine kadar uzamaz -laiktir ya dostlarımız!..ama işin o . kazıların kanıtladığı gibi. Arap medeniyeti denilen şey. nin son parıltılarıdır. bilmem ne manastırı olur. Kutsal Kitap. Al. Savaş kazanılınca. Filistin'in Siyonistler tarafından işgalinin hedeflendiği yıllarda kurulan öncü teşkilatlardan birisinin.. Bu pasajdan 'Kenan profesörünü duyar gibi oluruz! O kadar ki.yerlilere özgeçmişlerini unutturmayı. Filistin Keşif Kolunun başkanı Salisbury (İngiltere) Piskoposunun. konuşan Sebahattin Eyüboğlu değilse..egemenlik -sömürgeci mantığı doğrultusunda!. İsrail medeniyetinin egemenliğine girmesinde üzülecek bir şey yoktur. Evrensel mirasın en ilginç kalıntılarından birisi.

"Bu söylediklerim. Ümraniye'nin. takdim. Gün gelir sarsar köyü kenti. böyle gider işte. Kimmiş efendim bu yaratık? Bir kere. Şamanizm'i. bir başka mitolojiyle. Yerlilerin işgal ettikleri toprak parçasına layık olmayan. bak. Toprağı bilirim. İslâmiyet'i. adamlar saygı duysun! özü de budur! Çizginin öte yanındaki binlerinin saygı duyulacak bir tarafluklarını. onları takdim. TRT'ye kılık kıyafet üzerinde ahkâm kestiren. 'Köylü sen topraktan öğrenip kitapsız bilirsin!"' Gülmeye başlamıştım. Sevgiyle başlarım işime.. İzmir'i 'işgalci- ler'den korumaya soyunduran. hatta YÖK'ün sakal bıyık misyonunu mümkün kılan 'haklıcılık'ın ları yoktur ki.' filan. Günay. 'Zaten. Gökkuşağı bir sevinçle.. Mehmet Kemal'e 'hayvan' dedirten. Terim bir buğday tanesidir. Zeytinburnu'nun. duygularının ve hatta hayatlarının bir kıymeti harbiyesi olmaması tabiidir. nasıl bütünleşir. köylü çocuğunun geçim anla- . İç-sömürgeciliğin Türkiye versiyonunda. İşte. Sevinçle başlarım işime.ratıklara indirgendiği düzenlemelerde. Bazı bazı yarar toprağı. edilmesiyle başlar. milletin efendi"Vallahi. Dağı ormanı. Kar tarlası bir bulut. Ve sonsuz bir bozkır denizi olan. temsil Yerlilerin özgeçmişlerini (Osmanlıyı. 70'lerden bir örnek: 'Olmuşu olacağı bir rençberim içim bulut Erciyes'ten kaynamış. Varsın bire iki versin. 'Varsın bire iki versin!'miş! Anadolu'nun 'yiğit' rençberinin gerçekliği. 'devrimci' şairlerimizin. Tonguç'un 'köylü' takdimiyle. Güneş şeneltmiş her yanı Harmanını sermiş. dalga geçmiyorum. 'köylü' takdimleri de farklı değildir. marjinal yaÖymen'e 'çüş'. Yağmur yağmış. Çifti geleceğe sürerim." dedi. hatta devrimci hareketleri) âdeta yüz kızartıcı bir suçmuş gibi karalama aşamasından sonraki aşama. Köy Enstitülerinin duvarlarında yazılıydı! Ama. Kuştepe'nin 'içi bulut' rençberleri de önemli değildir! Bak. düşüncelerinin. Ve işte. 'Türk köylüsü' denilen muhayyel bir yaratığın icat sidir. akın akın şehre kaçıyor olması da önemli değildi. 1940’ların sloganlarıydı. Bozkır imparator- ve yeniden biçimlendirme aşamasıdır. Parlak toprak altında.

Türkler dü-şün-mez-ler! Bizim başımıza en büyük belalar düTürkiye Cumhuriyeti’nin ilköğretiminden sorumlu Tonguç. nizm'in ve onun sulandırılmış versiyonu Hitler faşizminin eğitim sistemler'den yüzyıl önce yaşadı! Weizman da öyle!). çalışacak tarla. Ordudan. Almanya'yı bu sütü bozuk adamların mahvetverilen Demir Haç olmak üzere.yışının ölçüsü. Batı çöplüğüne düşkünlüAlmanya'ya 1918 yılında gitti. bir ev. komünistlerine ve Yahudilere çıkarıldı. biz de yeriz! Bak. bu amaca eğitim sistemiyle ulaşılır. ülkeyi Üçüncü Reich'a getirdi Naziler. Hitşünmemekten. Almanya’da tiklerine inandılar. çalışması için gerekli araçlar. Avrupalı bok yese. 1 Nisan 1920'de. Milliyetçiler. Alman İmparatonık oldu. İzleyen on üç yıl içinde kurduğu anti-Marksist Alman İşçileri Partisi'ne katılmak için yine o yıl ru’nun. 1932'de sayısı altı milyonu aşkın işsizler or- . Çünkü. öncelikle çift hayvanıdır. Hollanda'ya sığınmasına ta- zorunda bırakılmışlardı ya da milyonlarca Alman öyle inanıyordu. Niye Hitler diyeceksin? ğümüzden gelir! Çok affedersin. adını Milliyetçi Toplumcu Alman İşçileri Par- Almanya'da fırtına gibi esti. Aynı yılın Kasım'ında. DM'ın el arabalarında taşındığı eşi gödusunun canından bezdirdiği Almanların. leridir (Hiç irkilme öyle! Siyonizm'in fikir babası Theodor Heriz. İşgallerin. birisi çok ender kaya atılması da aynı yıla rastladı. Osmanlı orduları gibi Alman orduları da hiçbir muharebe kaybetmemiş. bir adım ötesini görmemekten. TürkiWeimar Cumhuriyeti sosyal demokratlarına. Alman ordusunun iki kez yaralanmış. fiyatların saat başı arttığı. kendisi gibi bir zanaatkârın tisi olarak değiştirdiği siyasi partinin başındaydı. çifte madalyalı 'gazi' onbaşısının politi- istifa etti.' İkinci aşama. ülkeyi terk edip. yerlileri bu takdim doğrultusunda biçimlendirme aşaİç-sömürgecilerin örnek alabilecekleri dâhiyane sistemler Siyo- masıdır ki. Tek Parti diktatörlüğünü rülmemiş bir enflasyonun. Vahdettin örneği. buna rağmen aşağılık Versailles Antlaşması’nı imzalamak ye'de saraya ve İttihatçılara çıkarılan mağlubiyet faturası.

Kelkit başında hayale daldığı 1943 yılında. fizik. ticarette ilerleme ancak ülkücü bir halkın varlığı ile mümkündür. Matematik. feragat ve kişinin kendisini başkalarına adamasıyla gerçekleşebilir.'" ".' diyordu Adolf Hitler. İleri öğretim olanakları belirli ko- . Stalin'in diri diri rını kıpırdatmadılar. yoktu. ama. Çeşitli konulara. öğrencilerin bedenlerini. çünkü biliyorlardı. Yunus Nadi'sinden Ziya Göyürümez de. okul saatleri kısalacak. parmaklaKampf’a öykünmesinde şaşılacak bir şey yoktur: 'Özetle. irade gücü kazanmaları için zaman kalacaktır. Bu durum. eğitim sistemimizi yeniden. hemen hepsi İttihat Terakki ile bir biçimde akraba Türkiye 'entelijensiya'sı etkilenmez de. maddeci ben-merkezcilik değil.beş yıl içinde yedi düvele meydan okuyan bir Almanya yarattı.. 'Halk Devleti.. Genel eğitim her zaman 'ülkü' doğrultusunda şekillenen. dil- lerine dolamamışlardı. Nitekim 1934'te başa geçen Führer -yani. Türkiye'nin Almanya Müttefikler Yahudi soykırımını henüz dillerine dolamamışlardı. Endüstride.denemekten başka çare görememiş olmalarında anlaşılmayacak bir şey kalp'ına kadar. ne yapar? Führer'in ışık tuttuğu yoldan ile alıp veremediği yoktu. Halis Özden'in. milletin muhafazası için her türlü teknik bilgiden daha önemli olan manevi güçleri kaybederiz. ne yapar? Hele de eğitim sisteminde! Kaldı ki. gömdüğü Polonyalı subayları bildikleri gibi biliyorlardı. elişi öğretmeni İlköğretim Müdürü'nün Mein olan kapsayacak şekilde düzenlemelidir. kişiliklerini terbiye etmeleri. teknolojide. Şef.varlığım Türk varlığına armağan olsun!" Hal böyle olunca. kimya gibi dersler önemli olmakla birlikte. Aksi takdirde. Böylelikle. sıradan insanlar için yeterlidir. diyorum. bir milletin eğitimini bu konular üzerine yapılandırmak tehlikelidir. öğrencinin temel öğretilerine aşina olacağı kadar değinen bir eğitim. sadece mutlak gerekli nularda bunun ötesinde uzmanlaşmak isteyenler için sağlanmalıdır. sosyal bilimleri temel almalıdır. Savaşı kazanıyor gibiydiler.

seçmenlerinin de canı cehennemedir! Deniz Gezmiş düzenimizi tehdit edisi'nin cenazesinin kaybedilmiş. 'bizim' cumhuriyetimize yakışmıyordur. çalışmaya gidecekleri yer köy olduğu için tarım. meslek bilgisi veriyoruz. yurtülerimiz. Bozulmamış köy çocukları alınacak. bozulmamalıdır. köy çocuğuna başka. Türk egemen sınıfları mek. Bu inancı bir an sınıflara. Öncelik tanıyoruz pratik bilgilere. Bir İç Sömürgecilik Araş- olası bir yerel lideri! tırması' diye bir kitabı vardır. "Şimdi bir de Yunus Nadi'yi dinle: 'Şehir çocuğuna gerekli öğretim dumuzun biricik dayanağı. yasa tutsun tutmasın idam edilir. ('Bu da daha sonra 'koyun' diye suç- yitirmeden sabırla beklemek. 'Bir de bunu dinle: 'Türk köyü. Bunu sağlamak için açılmıştır Köy Ensti- lerden yüksünmemek. ortadan kaybedilmiştir. millet yolunda azla yetinmek. bir yordur. Köye sapık fikirlerin girmesini. bunun tercümesi 'yoksulluğa gık çıkarmadan tahammüldür!' diyordu) hırsla savunulacak. Arapları sindirönlemek için aldıkları tedbirleri anlatır. İsrail'in siyasi hedefinin. Daha da korkuncu. Enstitülerde yeterince bilgi. Bunun da belkemiği.. Yahudilerin egemenliğe engel olabilecekleri duruma gelmelerini Anadolu'yu Saidi Nursi ile paylaşacak değillerdir. biricik güvenidir.' pahasına önlemek. ana cevherindeki özellik.başka. Saidi Nuryönüyle de olsa 'hak' veren bir ruh halinin yerleştirilmesidir! Nekrofilya- . Bir Kubilay. Zwrayk'ın. müritlerinin canlan cehennemedir! Menderes. gerekirse canı karmak. küçüklerine sevgi. bürokrasi-aydın-üniversite ittifakına!') saygı. Menderes’in asılmış olmasına. beş Kubilay değil. gözü kapalı ölmek! ('Buyurun. töresel köyümüzün yüksek ahlaksal değerleri (Rodoplu. Geleneksel saflığı. uğradığı haksızlığı bile kutsal saymak. Kore'ye!') Çilelamak için olmalı!') er geç düzeleceğine inanmak. Büyüklerine ('egemen vatan için duraklamadan. Aynı doğrultuda.. 'İsrail'deki Filistinliler. öte yandan Elia T. Daha da önemlisi. ordularla Kubilay çıBurası korkunçtur! Bir yandan 'komünizmi önleyeceksin. Ne zaman bir lider belirmeye başlasa.

köy kaynağından. Sarıklı hocayla değil..nın. çağımız uygarlığının işlerini başarmaya daha yakın.. Bahsedilen rejim elbette demokrasi değildir! Egemen sınıflar demokrasi- yanların') suikastından koruyacak tedbirleri almayı hiç ihmal etmemek bağlı." dedi Günay. hükümetimizin gören gözü. hatta Türkçülerin ağızından çıkmış olsaydı "Deli etme beni! Kim bu adam?!!" "Mahmut Şevki Esendal. 'burjuvazi' lafzına takıldık. duyan kulağı. faşizm İttihatçılarla girdi! Yerlileri miyle. İşte bu sonuçlara varabilmek için onları özel eğitimden geçirmek gerekiyor' diye devam eder. ye asla izin vermezler! Bu düzende ne Deniz'e. memleketi saadet yuvası haline getirecek hakiki işadamlarını yetiştirmek lâzımdır!' kıyametler kopardı!" Bu laflar Stalincilerin. televizyonu göstererek! . egemen sınıfların yaşam biçiminin kılıcı kesilecek ajanlardır!" "Kim bu yazar?" dedim dehşetle. lâzımdır. partimizin. tarikatlarla değil! (Taner Akçam!!! Neredesin?!!!) sindiren. ölü-seviciliğinin. "CHP Genel Sekreteri!" "Şu. söyleyen dili olmak! Yetmez! Gerekirse rejimin çekilmiş kılıcı kesilmek! Rejim düşmanlarını tepelemek. hayata daha kuvvetli bağlarla 'Rejimi yarı aydınların (bunun tercümesi 'ufak ufak aymaya başla- bu kabil insanlardan cumhuriyeti besleyecek ve gürbüzleştirecek. 'dur. acı acı. giderek toplumsal sado-mazoşizmin bu ülkeye nasıl 'evrensel haklılık' gibi bir haklılıktır bu! yerleştiğini görebiliyor musun? Siyonistlerin misyonuna kazandırılan Bak. bekle' işareti yaptı Günay. yıllarca egemen sınıfları yanlış yerde İnsanı deli eden. ne de Nursi'ye yer vardır! Aranılan. 'devrimci' hareketin bu tuzağı görememiş olması! aradık biz! Türk solunun en büyük hatası bu oldu! Aynı hata hâlâ da devam ediyor! Bize ırkçılık jön Türklerle. Bunun için de. taze elemanı bol bol alarak ve onların karakterini bozmayacak müesseselerde yetiştirerek. kolayca manipüle edilebilinir ruh halini dayatan eğitim sisteAz önceki metin. öğretmenlerle geldi. 'Köyde devletimizin. " diyebildim.

sadece 42 yıldı! "Yirmi yıl mecburi hizmeti var. 1940'larda Türkiye'de ortalama ömür "Bütün bunlar oluyordu ve iç-çevre Garip şiirler yazıyordu!" dedi. köylüler istemeseler de yürütecektik güzel güzel. Menahem Begin'e bile yaptıramazGünay. inan. Değişmesini durduramasak da geciktirirdik epey. Gültepe'ye filan göçmeye kalkışırlarsa. 'Ayaşlı ve Kiracıları'nın yazarı. zalimlikle köleleştirmek. insanları. köylü milleti su koyverir de. toprağa bağlamaktı! yapılacak şey. 'köyü istese de terk edemeyecek'teki anahtar kelime. 'Tek Parti'. yerinde kalan köylü milleti yetiştirmektir". Biz kanun tasarısında otuz yıl demiş- Günay'ın söylediğine göre. ki bu 'biz'in kimler olduğunu biliyorduk. faşizmin en karanlık uygulamalarına taş çıkaracak bir tik. Modern teknikten mümkün mertebe uzak tutarak kendine yeterliliğini sürdürürdük bir zaman. breh!" "Evet.ödül almış. yani. "Ve sen bütün bu adamlardan iğrendiğim. breh. Düzenimiz bozulur. 'Köyü değiştirmek gelmez bizim işimize. Köylünün nahiyeden bile ayağını kesecekti bu enstitüler. Cumhuriyet Halk Partisi Roman Yarışması Ödülü!" "Breh. "Bizim işimize" diyorlardı. Türk edebiyatına yıllar yılı meze olan müstebit amaç. 'Ebedi Şef. Ayda yılda hayvan nallatmaya gidenler de bu işi öğretmene gör düreceklerdi. bu düzenden sorumlu tutuğum için katı buluyorsun beni!" . "Bizim ilköğretimle elde etmek istediğimiz Ama. resmi edebiyat! Bütün bunlar ne söylüyor. Çok da iyi olurdu!' sın!" Bu türden bir açıklamayı. Almanyaİtalya mihveri kazansaydı. encümen yirmi yıla indirdi!" diye eseflenmişti Tonguç. "köy ağalar"ına. istese de' kelimesi demişti. arkadaşım? Daha da var. 'Tek Parti Roman Yarışması'. resmi tarih. en çok pratik okumuş. o eseriyle bir de "Düşün şimdi. Çünkü. Biliyor musun.

Türk maarifinin çizdiği. bursta. ne Filistin'de. diğeri Fatih Belediyesi te- .madene bağlayan. topuklu iskarpinli. 'Türk ailesi' tablosunda. (Latife Tekin'e 'cinlerden bahsetti diye nasıl saldırdıklarını hatırlattı) hatim dualarına da yer yoktu. piyano çalan. ne Afrika'da ('ne de Türkiye'de' demek istiyordu) sahici okullar yoktu. Ne Hindistan'da." çocuğun kendi varlığını reddetmesi esası üzerine bina edildiğini söylüyordu." dedi. Sonra devam ediyor. süratle yok edilmesi gereken rendiği gibi. "Bak. ince çoraplı anneleri olan. çünkü. Türk eğitim sisteminin daha ilk günden. küçüğü kız. Bu ilkeleri okuyunca ürperiyor insan. "Aslında." dedim. Amaç. iki çocuklu. üniO argümanını biliyordum. Halis olsunlara. bir tarih hatasından ibaret olduğunu öğrenecekti! Tıpkı. büyüğü oğlan. Mesela. Koenig'in c-citizen . Başarılı oldu. öncelikle Halis Özden diye biri olmadığını. daha doğrusu 'ilkeleri' vardır. Arap öğrencileri 'eşitlik' adı altında tasfiye etmekti. bugün aynen Türkiye'de uygulanıyor. Filistinlinin öğversiteye kabulde. Zonguldak köylülerini "yerliler" için sahici okullar açtıklarının vaki olmadığını söylüyordu." "Biliyorum. birinci madde. köylü Halis Özden. kuyulardan çıkan iyi saatte diktikleri bahçe içinde iki katlı evde oturan. Arap ve Yahudi öğrencilere eşit şartlar uygulanmasını getiriyordu. yoksulluğa. Bu durumda. sadece orada çalışmaya mecbur eden ünlü "Kömür Havzası" kanunu! Onun aklı hâlâ Köy Enstitülerindeydi. Haklıydı! 'Havzayı Fahime' hatırlıyordum. Çünkü.hemşehri gibi hem-vatandaş-dedikleri İs- diplomasından birisi Robert Lisesi adaylığına. "Çünkü. herhalde. pek de şaşmamak lâzımdı. Şükriye. gül gibi isimlere yer olmadığı gibi. TC mühürü ile tıpatıp aynı iki ilkokul "Bu işin özü zaten. Sömürgecilerin rail'de yaşayan Araplara uyguladığı bir eğitim planı.

blucinli ressamlarla da." işçiliğine kolayca uyum sağlamaları ve zihinsel hadımlıklarının güvence "Öyle.mizlik işçiliğine yeterlidir. ordu destekli bir "Batılı" aristokrasinin varlığından fından bilinmeyen bir "hükümet" oluşturmuşlardı. "Faşizm. bir düşünce biçimidir. "Korkunç bir şey bu!" sa'nın. ka"Başa hangi siyasi parti gelirse gelsin.. örneğin.. şoför çocukları şoför olur. kuracağı hükümet mutlaka ve nunlarda vazedilmeyen bir "hükümet". hayatı algılama biçimidir." Omuzlarını silkti. ilahiyat fakültelerinden Yeşilçam'a. Türkiye’de. uluslararası bir sergiye kim gidecek. aradan kaçacak birkaç dikbaş akılsızı da Franbancı öğrenciler için geçerli 'master' programları nasılsa terbiye ederdi. sanatı. bunu da yıllar yılı 'ilericilik' diye yutturur. "Apoletli generallerle de gelir. amacını açık açık söylüyordu." Gizli hükümetin ajanları. 'gizli' basına. diye başlar." diyordu. üyeleri ve yöntemleri kimse taramutlaka egemen sınıfların 'asli hükümet'inin emrinde olacaktır. siyasi partilere kadar. 'oryantallere mahsus' doktora derecesi. söz ediyordu. düzenin öz uzman aydınları. Koenig. Günay. Amerika'nın ya- lerde yeterince bilgi. dolayısıyla siyaseti dolayısıyla Türkiye'nin gündemini yönlendiren. bir Fakir Baykurt acı verir bana! Utanırım!" "Şehir çocuğuna gerekli öğretim başka. basını. Enstitü- bilgilere. meslek bilgisi veriyoruz. efendim. Kapıcı çocukları kapıcı. Bu aristokrasiyi oluşturan egemen sınıflar. Öncelik tanıyoruz pratik devrimci' yazarların Köy Enstitülerine anıtlar dikerlerse. edebiyatı. üniversitelerden kuruluşa yayılmışlardı. hariciyeyi. sanat çevrelerinden dışişlerine. neden olmasın? Bilir misin. 'yerlilerin' kaderlerini etkileyebilecek her konuşmalarla. Karar’larını hiçbir belge olmaksızın verir. gümüş takılı kolej mezunu kızlarla da!" En az 150 yıldır. 'Genç Arapların beden altına alınması!' Kaldı ki. üniversiteyi. köy çocuğuna başka. kime ödül . 'en bi Rodoplu.

"Mesela. Kari de Troi ailesinden. TDK başkanı. Gü- . Franyük teyze oğlu. Onun damadı Ferit İsmail Fazıl Paşa (1856-1921). Polonyalı Gagavuz. 'domestik MİT arşivi' diye alay ettiği kar- Konsolosu. Oktay Rifat (1914 doğumlu). kim yokmuş gibi davranılacak türünden binlerce işe ilişkin düzenlemeler yaparlardı. Onun oğlu Nâzım Hikmet.verilecek. sonradan 'özel teşebbüse' atılıyor. Magdeburglu. Devlet Demir Yolları I. bak. monyasına ne kadar iyi bir örnek!" toteksten bir kart çekerek. Sonra. St.." dedi.. Matbuat Müdürü. Cumhuriyet Gazetesi yazarı. kim konuşturacak. onun oğlu İmparatorluk’u temsil eder. Borjenski. Osmanlı İmparatorluğu’nu dağıtan 1878 Berlin Anlaşması'nda Nafıa Nazırı Aleksandros Karatodori ile birlikte linç edilir. dede mesleğine rücu Basın Yayın Genel Müdürlüğü. Trabzonnay. Nâzım Hikmet. muhtelif yerlerde -Konya. beş tane eseri var.. torunu. Paris Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu." Burada bir çizgi çizilmişti. Şimdi.. pek modern bir sütçülük müessesesi kuruyor. vali. 1910 Galatasaray. kim alkışlanacak. Celile Hanım'ın oğlu. 'Hareket Ordusu'nu Selanik'ten İstanbul'un kapısına kadar getiren' sa. Hukuk Fakültesi devletler hukuku doçenti. Nâzım Hikmet’in teyze oğlu. malum. Kızı (sayılmaz!) kızının Paris Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu. Tekrar. onun kızı ressam Celile Hanım. 1945!) Avrupa kaynıyor! "Fransız gerçeküstü şairlerinin etkisinde kalarak! Garip! Oktay Rifat. Oğlu. Oğlu. Hamburg oğlu Celalettin Ezine (1901-1972) Heidelberg. Samih Rıfat (1874-1932) Maarif Telif ve Tercüme Âzası. bir gün. Leipzig üniversiteleri ile 'İstanbullu Mehmet Nâzım Paşa (1840-1926) Selanik'in son valisi. bağlantıları günümüze kadar getiren notlar düşmüştü: Nâzım Hikmet. "egemen sınıflar ve öz uzman aydınları hegeyazar. Mustafa Celaleddin Paşa. İttihatçıların İzmir Valisi Rahmi Bey. Müşir Mehmet Ali Paşa. 1941! Sonra. Memleketi sattığı gerekçesiyle daha sonra Ali Fuat Cebesoy (1883-1968). İşletme avukatı. Garip! (ilk basım. Hikmet Bey. Hügonot asıllı Alman. Mehmet Ali Aybar. Enver Paşa. Joseph mezunu. Nâzım Hikmet'in öteki büHüseyin Hüsnü Paşa.

Nâzım'ın üvey Oğlu. Mikado'nun Çöpleri). Başbakanlık arşivlerini yabancılara teslim tabakasını şistten ayıramıyorsa buna eğitim denmez! ediyorsan. Adnan Veli Kanık) . Türkiye'nin en iddialı üniversitesinin mezunu. eğitim vereyim derken ipin ucu kaçar. Uzantılar Memet Fuat. Yüksek Jeoloji Mühendisi Suat.. buna eğitim denmez! Bırak bilgisayarı. Orhan Veli (Babası. 'Çayırtepe' İlkokulu'na tayin etmek zorunda kalırsın! likle sonuçlanır. dur daha bitmedi. iç-sömürgecilik ters de teper! Köylülere onlara yetecek kadar mesleklere. Reisicumhur Armoni şında. İktisat Fakültesi'nden mezun olup. egemen sınıfların öngörmedikleri bir düzeysiz"Ne ki. Köy Enstitüsü mezunu Halis Özden'in oğlu. Devlet Tiyatrosu'nda oyunlar. Nitekim.(TDK Ödülü 1970.. iktisatçı olamıyorsa. marn Ama. Sedat Simavi Edebiyat Belçika eğitimli. Cumhuriyet yazarlığı. aynı ailede birden fazla soyadı olduğu için ancak rastladığı zaman kayıt düşebildiğini söyledi.TRT Ödülü. Neden. bir de. Güllü? Simavilere bak!. TRT Ödülü 1970.. Şafak Özden'e bak!" Yüzden fazla kart vardı. Adam Sanatın ba- çalışabileceğini. MEB Tercüme Bürosu. m. bir Halis Özden'i eninde sonunda İstanbul'a. 1978. Devlet Tiyatrosu'nda oyunlar. buna eğitim denmez. m. 'Bu çalışmalarda milliyetçilikle uğraşmak için zaman .. daha kolay Orkestrası şefi! Galatasaraylı. fiziki ve tabii bilimlere yönelmeleri teşvik edilmelidir' maddesiayırmak zor. Koenig'in ikinci maddesi.. çünkü. Osmanlıca bile öğretemeyip. Amerikalı akranından otuz yıl gerideyse. başarısızlık oranı ise daha yüksektir!' Türkiye'yi hatırlatan bir şeyler yok mu?" Donmuş kalmış gibiydim. Yönetim Kurulu üyeliği. TRT Roman Başarı Ödülü 1970. Sedat Simavi Ödülü 1980. Halis oğlu Şafak. Soyadı Kanunu çıkmamış olsaydı. MEB Yayım Müdürlüğü -dikkat! Köy Enstitüleri!. Kadınlar Arasında) Melih Cevdet Anday (1915. dir. 'öğrencilerin teknik Böyle başlayan kötüleme. Kardeş.

Koenig. Rodoplu. askerde subay olacağız! Tokat atacaksın. madde hedef olmuştu.'" Bütün bunların plânlanmış olduğuna inanamıyordum! istihdamına bak! Dördüncü madde. Anadolu sermayesinin palazlandırdığı yeni kabakçılar kendi öz uzman aydınlarını yaratacaklar. Sözümüzü ikiletmezler. Söz. Şafak'ın babasının CHP bürokrasisinin sadık neferi olduğunu hatırlattı.' Yurtdışında okuyan Türk öğrenci sayısına bak. böylesi bir eğitim sisteminden geçenlerin . Alman Yahudi’siydi. izimize basarak gelirler götürdüğümüz yere!" Zaman onu haklı çıkarmış. "Bugünkü 'irtica' kavgasının altında Rumeli kökenli ge- zenginlerin iktidar kavgasının yattığının farkında değil misin? Bu defa da edilmelidir. sahiplenmeme. imam hatip okullarının sayısına ge- lince. tersine. Mülkiyeliler Birliği'nde biri SBF profe- yediğimiz yemeği hatırlamıştım. Her zamanki konular. Ya da faşizm böyle ortamlarda yeşerir. Günay. üst baş. Aylık alacaksın. Anladı. biri Cumhuriyetten biri de Milliyetten iki ünlü gazeteci ve eşleri ile "Onun için mi?" diye sordum. maları' da bundandı. 163.sörü. "Okuttuklarımız Daha da korkutucu olanı. mezunların daki çeşitli kışkırtıcılara karşı sert önlemler alınmalıdır. Fikir babamız ortaktır da!" hızla Tonguçlaşmaları. aylıkçı olup bize katılmaya çabalıyor. Sözü geçen adam olacağız." dedi. milletin buz gibi bakışlarına leneksel egemen sınıflarla. konuşuluyordu. irtica. amansız bir sınıf atlama gayreti içine girmeleriydi. "Her şerde bir hayır vardır. "Geçiştirme. kötü mü? Efendi giyim. 'Öğretmen olacağız. "Hadi. 'öğrencilerin yurtdışına çıkmaları kolaylaştırılırken. miş gibi yapma ile plânlı faşizm aynı kapıya çıkar." demiş. Elektriği on beş yaşında görmüş delikanlıların sakal salıp 'entel takılkavga aramıyor. tabii. Bak üçüncü madde. canım!" demişti Esendal. dönüp dolaşıp. köyden harçlık bekleyeceğine. bürokratizm demokratizme galip gelmişti. tokat yiyeceğine. 'lise ve üniversite öğrencileri arasın"Ne fark eder ki?!" dedi Günay. geri dönmeleri ve döndükleri zamanki durumlarını zorlaştıran bir politika ile dış göç teşvik "Evet.

kirli çamura '46 seçimlerinde Demokrat Parti'ye teşkilat kuracak beş adam vermeRüzgâr bunların kurularını. feminizmden Madonna yamalarına kadar! Öyle gücüme gidiyor ki! güzel çöpler ki! Neler neler yok içlerinde! Bilgisayarlardan elektrikli tirBir tarafta. damperli kamyonlar yaklaşıp. ama dediğim gibi. sanki kendiliğinden değil. elini ağzına götürdü. Köy Enstitüleri felsefesinin "bütün vahşetiyle" yaşadığını söy"Söyleme böyle! Türkiye'de hiç mi adam kalmadı!?" Maydanoz bah- mi? Bu 'sisi' yarıp kim çıkacak? 2000'e çeyrek var ve hâlâ dalga geçiyoiçermeyen bir umutsuzluktu bu. arada bir kalkıp sonra gene her şeyi kapkara örtraşarak yapılmıştı. Başını üzgün üzgün salladı. Karasinekler rüzgârla savrumekteydi. İçim sızlı- ruyoruz! Gün geçmiyor ki. bu evlerin üstüne sıvayarak meydanda dolaştırıyordu. ruz!" "Or'da kimse var mı? Heey!" Günay. dutkurusu. felsefe kırıntılarından ulvi çevreciliğe. "Memleketi gerzekler gettosuna döndürdüler!" çesine döndü.lüyordu. meyve süprüntüleriyle kaplıydı. bayat leblebi. toz anaforlarıyla bura bura kaldırıyor. hep yutturdular!" diye söylendi. tevekkül "Hep yutturdular. "Varsa bile 'bir adam'ın hiçbir işe yaramadığını hâlâ öğrenemedin işe yarar bir şeyler bulmak umuduyla Batı'nın çöplüğünü karıştırıp duze çöpler boşaltmasın! O zaman bir telaş yeni dökülenlere koşuyor. İstanbul’a seslendi. eşek benzeyen sarı bulama. o Gümüşhane ki. Derin bir umutsuzluk içinde gibiydi. 1940'ların Gümüşhane kasabasını düşünüyorum. insan aklıyla uğ- . onları eşeliyoruz. çürük sebze. boyalı şeker sergilerinin lan kara yazmalar gibi. Kasabanın tek katlı kerpiç evlerine. manda gönüne benzeyen karapestil. eriğinden yapılmış. "En az iki asırdır. Karışıklığı. tepemizden ta- yor. pisliği. Şafak'ın bembeyaz saçlı babasını görüyorum. mişti! Hayvan pislikleri. Ertesi gün olup başka kamyonlar gelinceye kadar! Öyle de buşonlara.

sayısız eşkıya pusularını. her şeye kadir fiziki sellik'in vahşeti önleyemediğini. canım!" dedi. "Bir yanda yalınayak başıkabak "Hiç kimse 43’ün Gümüşhane'sini. odundan oyulmuş yamalı kağnıların hantallığına uygundu. meydanı dolduran kadınlı erkekli kalabalığın durgun mutsuzluğuna. Türkiye'nin dünyadaki gelişimlerin sürgit gerisinde kalmasının nedeninin de bu patolojiden kaynaklandığını söylüyordu." Metni bir yerden hatırladığımı söyledim. pürnak nesnel olarak algılayamaz olduklarını. Yalnız Halis Özden değil. bir daha hiç gibi kurutmuştu. teknolojinin iki kenarı kes- . kav çökmüş öküzlerin. 1940'lar. sayısız kurbanlar vere vere aşıp bugüne ancak yedi yüz yılda ulaşacaktı. Kızgın güneş. bütün bu dünya. taundan kırılarak. parlatacaktı. çıplak gökyüzünün bütün maviliğini. toplumsal sado-mazoşizmin yerleştiği toplumların dünyayı olmaktan gururluydular.kararmış kiremitlerine. uyuz eşeklerin. Philipp Frank gibi. hayvanları. her şeyi. tam tersine. engizisyon zindanlarını. Avrupalılar. İkinci Dünya Harbi ve izleyen kıyım 'bilimkin bir bıçak olduğunu gösterdi. kötü mü? zavallılığı! Öte yanda babasının Köy Enstitüsü diplomasını SHP'liler nezdinde bir tavsiye mektubu gibi kullanan Şafak! Beş vakit namazında ihtiyarı bir hoşgörü. güçsüzlükten geri vermeyecekmiş gibi sıyırıp almış. insanları. 'vahşi' yerlileri ıslah ediyor "On dokuzuncu yüzyıl sömürgeciliği uygarlaştırma misyonu şeklinde Rodoplu. Avrupalı düşünürlerin 'bilimsel' olmalarından kaynaklanan 'üstünlük' iddialarına şüpheyle bakmaya başladıkları yıllardır. uçsuz bucaksız lattığı kadar iyi anlatamaz. Neredeyse her şeyi üstüne bol benzin dökülmüş gibi tozlu yollarda açlıktan. bir haklıcılıkla açıklanıyordu. susuyor öyle!" görsen! İspanya İç Savaşı'na katılmış bir eski tüfek bilgiçliğiyle. eşek kadar atların. Ancak. güldü. Bilimselliğin insanoğlunun sorunlarını çözeceğine inançları tamdı. Kemal Tahir'in Kastamonu’yu an- Halis Özden’in özlemlerinin sözü geçen adam olacağız.

Huxley bir takım deneylerin budalalığını hicvediyordu. bilimin. izleyecek faşist çılgınlığa karşı daha bir Suat'a anlatıp anlatıp da anlatamadığı 'Bunalım Çağı'ndan bahsedi- . Sanayi Devrimi'nin palazlandığı 'yığınları' ıslah edememiş olduğuna karar verildi. 'insan. Örne- ellerine geçeceğinden korkmaya başladılar. farkında bile mimizin merkezi olmaktan çıkmıştır' diye yakınıyordu. özensiz ve cahil adamların gerçeği göremediği için alay ediyorlardı.' İyi mi? Bu naturmensch fiziki uygarlığın bütün avadanlıklarına sahip. Deniyor ki. ama onları var eden ilkelerin farkında değildir. doğası itibariyle akılcı olmayıp. İlkeldir.' diyorlardı Sonuçta. bilim adamlarına uzmanlık alanlarında üstat. Avrupa medeniyetinin. bilim hüviyetiyle bize gerçeğin bütününü asla veremeyeceğini düşünmeye. uygarlığın gözü önünde güçlenen naturmensch’dir diyorlar. 'Dünyanın güneş sisteminin merkezi olmaktan çıkması gibi. Bu arada bir de çok ciddi korku gelişti. Gasset. Marksistler toplum sistemlerini bilime dayandırdıkları iddiasını henüz sürdürüyor. Bilim adamları ve filozoflar da dâhil olmak üzere pek ğin. Batılılar. Ortega y. çünkü 'onu türümüzün geleneksel kül- türüyle eğitmeye vakit bulamadık." yordu. bilimin sağladığı gücün. Maq Lerner. Freud'cular yangıolmadığı hayvansal içgüdülerinin etkisi altında kalan anti-sosyal bir yaratıktır. diğer alanlarda barbar. doğru-düşünen insan da bizim düşünce sistena körükle gidiyor. akılcı. 'Naturmensch' ya da akılcılıktan. 'kokuşmuş Batı' ile ması yine de tuttu. 1930'ların liberal devlet adamları hiç değilse Freud hazırlıklı olurlardı.bilimlerin insanoğlunun büyük sorunlarını çözeceğine inanan adamlar etkinliklerini bütünüyle yitirmemişlerdi. ve Ortega'yı okumuş olsalardı. Bugün Avrupa'ya egemen olan ilkel adam. bilim adamlarını acı acı eleştirmeye başladı. psikolojik ve kültürel akılcılıktan nasibini almamış ada' diye bir kavram ortaya çıktı. 'eğitimli mankafalar' diye isim taktı. ama 'bilimin yetersizliği' saptaçok Batılı.

Alaman milleti gereğinden fazla okutulduğu için Hitler yakınırken. bak. kafa! Yitirdiğimiz cennet budur! Aman sıkı tutun. bir yandan atom bombasından 819 satirli bela. çağı yakaladılar sanki! Yahu. efendim. geliştirirken. manevraların verdiği sonuçlar. Arkadan. teknik geri tepti ya. yedek parçası.yüksek taramalı katot ışınlı televizyon alıcılarına. Hele şim- di! Yukardan uçak. Bunun akaryakıt ikmali. taşıt tutmasından iki saat kusar. ben bilmiyor muyum? Asıl Tabii. ama çöplerini nereye dökecekti dersin? Vekâleti'nin sergisini geziyorduk geçenlerde. yarmadan içeri. makineye bindirilmiş birlikler dalacak! Günde yüz kilometre ilerleyecek. Yani silah almazsan yenilirsin. safiyeti bozulmamış Anadolu köylerini dolaştı. öyle mi?" "Tabii! 'Ne çare. bakımı. Üç gün yatar. Halinize şükredin' diye yandı. ne diyor biliyor musun? Bizim gerzekler pek memnun oluyorlar! Batı'da kan gövdeyi götürü'O herifler gâvur akıllarıyla biliyorlar da. penisilin G'ye kadar keşfeder. Türkiye'ye. Bunlar belimi bükmese. kamyonla yarım saat gitse. eski çağlar! Makine bizi berbat etti. 'Ah. mutluluğunuzu bilin!' diye başını yumrukladı! 'Köyü değiştirecek her davranış tehlikelidir!' yor. alttan tank yüklenip dağıtacak. teknik denilen rezilliğin önce ordulara bulaşması. insanoğlunun teknik yüzünden kaybettiği mutluluğu sapasağlam bulunca. gözü- . Kaliforniyalı Profesör. kağnının 'üstünden aldığım herif. aldın mı subayları. ben Köy Enstitülerinin lafını mı ettiririm o zibidilere!"' "Onları da kapatacakmış. bir hafta aklını başına toplayamaz. erleri ister istemez eğiteceksin. yere göğe koyamadığımız Mareşal Fevzi Çakmak. 'Ah. Bunlar uydurma değil. haberleşmesi okumuş adam istiyor. Everhart geldi. Esendal efendi. öte yandan bilim denilen kutsal inek'ten yakınıyordu! Güzel. sekonder radardan. Alaman elçilik müsteşarıyla. yakıldı. dokuma tezgâhlarının on binleri aştığını "1940'ların Avrupalısı. anlatıyor. 'iktisat Köylere dağıttığımız çıkrıkların. Şimdi. grafiklerde görünce herifin gözleri yaşardı.

seksenli yıllarda hızlanan sosyal kapitalizm akımını. sanayi devriminin palazlandırdıklarından deKöy Enstitülerinin öğrencilerini ne yapıp edip ortaçağ köylüsü tuta- ceremeyen Batı kültürü! Hem dersini bilmezsin. Hitler'in doğduğu Braunau kasabasının yüzelli kilometre batısında Ettlingen öğretmen okulunda öğrenci olup da. yükselmenin farkına varmayan Tonguç’a. yani yiin usaresini' ararken Jean Paul-Sartre'ı kaçıran Yakup Kadri’den. 1975'te. kudurduk mu biz?' diyor adam! Çaresi de var. Aliağa'yı özelleştirip . Ya bizim gibi kağnıdan uçağa atlamak isteyenlerin başına neler gelir? İlerde bu belaya bulaşacaksak bile mümkün mertebe geç buluşmalıyız. Homeros'ta 'cihanı beda1918'de Almanya’da. New York'ta ilk Sov- testileri. Paris’te göre göre 'üryan kahramanlar' dediği erkeklerin sardıkları 'tüllerle örtülü sebular'ı.' cak iğdiş etme faaliyetine Batılıların dilinden bir gerekçe bulunuyor! Neden iğreniyorum bu egemen sınıflardan şimdi anlıyor musun? Bunların likleri. 'Batı 'da kan gövdeyi götürüyor. Onlar gibi kağnıdan yaylıya. Allah'ın belası ahmak!' diyemiyor! Garip şiirler yazıyorlar ya dostlarımız!" Bu terimlerde ifade ettiği zaman. bir Allah'ın 'aydın'ı çıkıp. ne sosyal demokratlıkları. yani kadınları gören Yahya Kemal'e. yahu?' demeyen Yalçın Küçük’ten. sosyalizmin farkına varamayan jön Türklerden. ondan da otomobile geçerek. Esendal'ın Özden'i naturmensch edip kısırlaştırması gibi. yaylıdan buhar kazanlı demir tekerleğe. Edward Said'in farkına varmayan milliyetçi Kültür Bakanımız Ali Naili Erdem'e. faşist yet bankası kapılarını açarken 'neler oluyor. 'Geri tepen teknik değil. Çünkü teknik geri tepti. Tabii. silahlı silahsız bürokratınla iktidarsın. fiziki uygarlığın avadanlıklarından hiç nasibini almamıştı ama naturmensch oluvermişti işte. ne sosyalistğildi.müze ne göründü. ne liberallikleri sahici değildir! önerdikleri hiçbir sisteme güvenilmez! Ne demokratlıkları. tekniği insanoğlunun hizmetine vermeyi beGaribim Halis Özden. "yıllar yılı Avrupa'dan ahkâm kesip. hem de topunla tüfeğinle.

sevgilim! "Bu biliyordu diyorum. Halkçılığın yerine pespaye bir halk dalkavukluğu koyar. münevveri 'aydın'a indirger! Sıradanlığı bayağılığı yüceltir. buydu! "Faşizmin entelijensiyaya taham- böse. beyazpeynir. "Ya biz. meine liebe!' kırgın değiAuschwitz ya da her neyse. cinnet geçirsem yeri. Bir masa etrafında "Koca ulusu.' demişti. bir toplama kampına girmiş gibi oluyorum!" yadan geliyormuş gibi bir sesle konuşuyordu. Şafak'ın. marul. ilk fırsatta çıkarılıp atılacağı belli kravatları. somişti Şafak. 'tatlısu muhalifleri' dediği. asgari ikisinin saçları boyalı. kerhen giyilmiş frenkgömAklı. kırgın değilim!. 'Çayırtepe Günleri' düzenleyecek. dedi. tabii! mülü yoktur! Entelektüeli.peşkeş çekmekten ibaret belleyen ‘gabi’liğe" duyduğu nefreti anlamamak mümkün değildi. üç partili. ortada karışık ızgara. düşünüyorum da. Bergen. Esmer. ucuz takım elbiseleri. masada ezme. 'düzenin aydınları'nın Çayırtepelileri iğfal etmelerini kolaylaştıracaktı! Günay. rakı göbekleri yaşlarıyla orantılı. belki de lim. incir çekirdeğini doldurmayacak şeylerle gün geçiştiren. ya onlar!" dediği. 'entel'e. Negative selection'u yerleştirir!" (Bir iki yıl sonra. birlikte yemek yediği SHP delegelerine gitti. ülkeyi gerzekler gettosuna dönüştüren iğdiş edilme faaliyetinin elleri kelepçeli tanığıyım sanki! Titremek ne kelime. 'içsömürgeciliğin kurbanı' şafak Özden." de- . değil mi?" on üç kişiydiler. şimdi. 'leh bin nicht ülkenin yerlilerine yapılanları düşündüğümde. yoksul bölgelerden geldiler. "Yani. Rodoplu'nun. dudaklarını örten bıyıkları ortalama iki santim. Asena'ya güller sunduğunu görmedi diye şükrederken. Burada bir düzen kurdu"Anadolu'nun benim geldiğim gibi köylerinden gelen insanlar. çoğunlukla lacivert. Ölmeden önceki sözünü hatırlıyorum. 'Ich bin nich böse. "Üst üste yığılı bedenler bizimkilerin bedenleri sanki!" Öteki dünağzı açık ayran budalalarına çeviren. leklerinin yukarı kıvrılmış yakaları. on ğumuş ve sert.

12 Eylül'de gödım. "Yine kravatlılar!" dedi. 79'da ana kademe yönetim kurulu için seçime girdim kaybettim.lar. Serteller Sorbonne'da. dürbün (30 lira) ve 'Kravatlıları' ve genç adamın ne kadar haklı olduğunu düşünüyordu Co- . Halk Evi'ni kurdum. dava açılmadı ama sürüldüm. "Sen beni sevdiğin için öyle görüyorsun. Yok. hiç değilse sokak lamÇocukların kuyudan su çekmelerini istemiyorum. ben çok su taşıdım eve. Aç kal- Rodoplu'nun sınıfına duyduğu öfkenin onunla ilgisi olmadığını an- Günay. Bu ülkede ezilen insanbaları yanan bir beldede yaşayabilmeleri. Erhat Brüksel'de. Yaşımı büyüterek girdim Gençlik Kolları'na. Ne oldu? Yine kravatlılar geldi oturdu başımıza. lombia'da 'okuyorlardı! Yurtoğlu kanser eşini ameliyat ettirebilmek için dikiş makinesini (45 lira). Girdiğim günden '80'e kadar mahallemin değişmez tım. Paris'te. "Böyle daha yakışıklısın!" "Seviyorsun. Yine de politik mücadelemi bırakmadım." "Takma!" dedi Günay. radyo pikap (190-200 lira). İnsanlarla ilişkilerimi sürdürdüm. suların aktığı bir beldede yaşayabilmeleri için politika yapıyorum. Bu düzeni daha ileriye götürebilmek için. daha rahat ve daha mutlu. bu insanların daha sağlıklı bir yaşam biçimi içerisinde yürüyebilmelerini sağlamak için politika yapıyorum. yoksul insanların. Aydın Güven Gürkan. Suç bulamadılar. ların. seviyorsun! Ben biliyorum!" zaltına alındım. Kurucu sekreparti görevlisiydim. Çünkü. Kapatılana kadar kurucu sekreterliğini yaptım. 1977'de ilçe gençlik kolu yönetim kurulu üyeliği yapteriydim. yok İnönü!" latmak istermiş gibi uzanmış. 1970'te Cumhuriyet Halk Partisi'ne girdiğimde yaşım tutmuyordu. işsiz kaldım. 1978'de ilçe gençlik kolu sekreteriydim. başını okşamıştı Günay’ın. mahcup olmuş gibi güldü. Lyon. Hepimiz onun için politika yapıyoruz. Eyüboğlu Dijon. Yüzbaşı Selahattin'ler cephelerde paramparça olurken. "Ben kravat takmaktan nefret ediyorum!" Rodoplu'nun duralamasına izin vermedi.

Trabzon. ünlü Zigana Geçidi.. SHP'den başka gidecek yeri yoktu Şafak Özden'in. Pamuklarla baş edemeyeceğini düşünüyordu. Konuştuğunda bambaşka bir telden çalıyordu. Türkiye'yi gerzekler çı'lardı. 'Biliyor musun." diye fısıldadı. ama aleyhtedir. "halk"Senin yerin yanlış. Ama haklıydı. İktisadi Ticari İlimler Akademisi mezuniyetiyle. birkaç dilde dilbaz. çevresine iliş'doğru' olduğuna inanılan Yurtoğlu. ('Burada da iğrenç bir şey vardır. "O da benim gibi. Sinema Günler.yatak takımını (15-20 lira) satarken bunlar başköşelere kurulmuşlardı bile! Meydan Larousse'da Selahattin Yurtoğlu'nun adına rastlanmazdı. kravatlılar takımındandılar. Ve pek sayın yazarımız. hiç temsil edilmedi ki! Kendi diliyle konuşmadı ki!" minde yer alır. bana. o Selçuk. canım!" dedi Şafak.. suları buz. " "Kuzey Anadolu Dağları kıyı sıralarının Trabzon-Gümüşhane kesi- . neşeyle. Maçka tırmanır. Yurtoğlu'nun hatıratından aldı bölümleri sansür etmekten utanmamıştır! Çünkü. gettosuna dönüştüren müstebit malumat istifçileri aynı takımdan. Yüzbaşı Selahattin'in Romanı'nı. nedense diğer şeylerde ve sansür etti! O hatıratın gerisinde. Ve onlar "bütün zamanlar"ın yöneticileri. "Olur mu. Dorukları çam. Bülbül köy Lisesi diploması. 2. etekleri elma. İlhan kin dünya kadar bilgi vardır. Kavalalar. Atatürk'ü eleştirmeye kalkınca 'yanlışlık' yapıyordur! Ne küstahlık. yüzbaşının Atatürk'e. "Bilmez olur muyum?" "Ziganaları bilir misin?" diye sormuştu Şafak'a. Tortul dik rampalı. leri'nin incelikli müdavimleri.' demişti. üçüncü kuşak jön TürkNe demek istediğini söylemeden anlamış olması mutlu etti Günay'ı. sert virajlı iner de iner artık. değil mi?) Ama Serteller oradaydılar çünkü Larousse'u çevirecek Fransızcayı bilenlerle. Günay.025 metre tutar. Şafak'a. Cemler.

mak için rüşvet. çevre maz. bilgiden çok ülkü üzerine yapılanılır! Rousseau ile Voltaire. yani baraj ver. yazılı tarihten bu yana şehir hayatının zalim kavgacılığından. Rousseau. "Bir ya da birkaç kuşak bir lur. İsa ile Hazreti Mucilerle dünya nimetleri ululayanlar arasında gider gelir insanoğlu!" hammedi!. yani gübre. yani endüstrileş. küçüklerine düşüncelerinin ancak bir cüzünü bırakırlar. Biliyor musun. aceleciliğinden yakınan şiirler yazılır? Kırsal yaşamın asude coşkusu dile getirilirken. Lao Tze ile Konfüçyüs. şehir yaşamını uygarlığın temeli bellemek! İkisinin ara- . pek de inanmayarak dinlemişti. fikirlerin de insanlar gibi ömürleri olduğunu anlattı Rodoplu. Lao Tze ya da Aziz Fransis ile kırlara açılmak. 'ne halleri varsa görsünler' diyerek bırakmak ya da 'malusında gelir gider insanoğlu!" mat'ı ululamak. şömine önünde. tarım da. karmaşasından. Şafak Özden'in bütün bunlardan ne anlamış olduğunu merak ediyorinsansız dağların sükûnetinin yaraları sarıcı bir etkisi olduğu yadsına- fikir için çarpışır. Yani. Hemen her zaman nankör bir toprağı belle. lâzım anlaşılan! Biz işimize bakalım!" Pastoral romantizme kaptırdığını biliyor. ama kendisini alamıyordu "Hadi. fabrikaya tıkıl ve robotlaş! Yine de. "Köy şiiri yazmak için kentli olmak "O kadar haklısın ki! Doğaya dönüş özleminin garip bir kendini kan- dırmaca olduğunu düşünürüm hep. yağmur bekle! Sadakati güvence altına alkirlenmesinden boğul. Yirmi yılda yirmi gün gitmemişti Gümüşhane'ye.Günay. son tahlilde. canım sen de!" dedi Şafak. kuşaklar yorucahil köylülerle sohbet etmekten. hayvanlarla dost olmak. Yaşamı bir Budist asgarisine indirmekte erdem bulan perhizdum doğrusu! Ama ciddiyetle dinlenmiş olmalıydı ki. kaynayan dünyayı arkada. o fikir konjonktürünü tamamlar. Şafak hayretle. zekâ tokuşturan bir Makyavel'den daha çok keyif almak. elinde konyak kadehi. eskir. ıssız vadilerin. sanayi kadar 'gayri-tabii'dir. Avlanmaya kurgulanmış insanoğlu için.

boynuna sokulmuş serin burna bir öpücük kondurdu. Sen onları tanımadın daha. kendin pişir kendin ye. "Bir gün gidelim. Para lâzımdı." Okuyan köylü çocuğu ne ister? Köyden kurtulmak! Özdenler kurtulmuşlardı işte! Ve şimdi İstanbul'daydılar. ama hepsinden öte akıl ve iyi niyet lâzımdı ki." dedi Rodoplu. plân lâzımdı. köylü tutmamıştı enstitü işini. ha?" "Tabii. istersen!" demek istiyordu. sömürgecilere karşı halk ayaklanması! Üstelik demokratik yolla! Olmayacak bir şey olmadığını düşünüyordu. bayılıyorum onlara. anasını satayım!" Altmış yılda aydınlar devletinin Türkiye'yi getirdiği yer belliydi! Osmanlının yasağı üç gün! Kaldı ki. örgüt lâzımdı. öçlerini alacaklardı. Ziya Bar'ı hatırlayarak. "Onları da getir. sanki halk ayaklanmasıydı. "Ben de severim. "Bak." manı yazsana!" Yeşil elma kokulu Şafak Özden. Günay Rodoplu." "Getireyim." kırlarda! Hani o Kilyos civarındaki kır lokantaları var ya. Öyle dinleniyorum ki.ama öyle bir kelimelendirmişti ki! "Neye?" "Bütün bunları bırak Ziganalar'a dön. hayatım. "Değel mi. "Biliyor musun. bir aşk ro"Yazıyorum. ya!" diyerek sarıldı. faşizme. Şafak. "yazıyorum!" . ne diyeceğim. hâlâ öyleyim." dedi Günay." dedi Şafak. Kırları seviyorum. Lokantalara. bunların hakkından gelebilirlerdi! "Sana para lâzım!" diye mırıldandı. Bir türlü alışamadım. "Alsınlar." daha sıkı sardı. "Bir akşam yemeğe getirsene ortağını?" "Benim iki tane ortağım daha var. "Lüks yerlere.

Uzun boyu. Hırslı. sinsilik değilse bile. dökülen saçlarının kazandırdığı geniş alnı ve gür bıyıkları ile Erzurum Dadaş'ının somut bir biçimlendirmesiydi Çiçek.III Misafirleri gülleri ile geldiklerinde sofrası ve kendisi hazırdı. Dikkatini milletvekili adayı Erol Çiçek üzerinde yoğunlaştırdı. hayır. dördüncü ortakları." diyerek gülmeye başladı. . Onur Oflu gelememişti. Bu adamı hiçbir zaman gerçekten rında olmalıydı. konuşur- tanıyamayacağını düşündüğümü hatırlıyorum. gözlerini kaçırma eğilimi. "Şiran gibi mi?" "Yo. Günay'a. Daha erkeksi. "Fatih" burnu. Kırk civaken. güçlü yapısı. Duran'ı tanıyordu. örtülülük izlenimi verdi. Yüzünü aniden kapsayabilen sıcaklığa rağmen.

Ha. dalgalı. sen!" Ama. tabii. o da eğer istersem. evime dönecektim. baldızlı. onlar da. Günay Hanım. sen?" Şafak'a döndü. dağ gibi yığılacak bulaısıtacaklardı. değil mi? Hangisini 'gerçekten' tanıyabilirdim ki?! Üçü yaşamlarını. kısa ve kıvırcık bir peruk taktım! Az şıkları yıkadıklarını hayal ettim. Melek yüzlerinden öpecek. sonra bir saatte. Duran. mı. devinim yeniden başlayıncaya kadar dinlendirilmenin nasıl bir şey olduğunu merak etmişimdir. salona döndüğümde. Erol'a Sarıyer'deki durumu soruyor. seslerinde en ufak bir sitem olmaksızın sitem ne kelime. herhalde! beline kadar uzun. Kartofel var "Affedersiniz. entelektüel. otur da. Yani.de evli barklı adamlardılar! Kayınvalideli. ikmale kalmış çocuklu "Ne komiğim. elimde ekmek sepeti. Neyse. politik. da!" dedi Şafak. herhalde. Erhan Alptekin'le görüşmesinden çıkardıklarını anlatıyordu. O gece bir ara hayalimde kendimi üç kadının yemeğe davet ettiği bir erkek yaptım. kartofel? Bayılırım Kartofele!" edemiyoruz!" . Çünkü. eve geldiğim için minnettar olup bana sarılacaklardı. Keyifli bir gece geçirecek. Rodoplu. sonra darmadağın olacak sofrayı topladıklarını. Çocuklarım çoktan uyumuş olacaklardı. İnsanın kendisi orada olmasa da yürüyen bir düzeni olmasının nasıl bir duygu olabileceğini hep merak etmişimdir. hatta cinsel bir doyumdan sonra gecenin bir saatinde kapının her an açık olduğu. biz böyleyiz işte. "Çok acıktım. başlayalım. kendi yataklarını da kendileri konusu olamazdı! Nasıl ama?" "Delisin. dostçuluk oynuyorduk. Duran'a kızıl. Sonra karımın yanına gidecek. temiz çarşaflı bir yere gidip. Erol'a kömür gibi siyah. intikamımı aldım! Şafak'a sarı. evli değillerdi! Evli olsalar benim onlarla olmam söz "Herhalde! Neyse. Politika konuşmadan "Ne istemiştin. sahici yaşamlarını asla paylaşamazdım! İşte! Kendimizi kandırıp. "Gel. ısıttığı yorganın altına giriverecektim! İyi mi? Onları kıskanıyordum. Erol.

patatese!" "Hay Allah! Bilsem. "Etme. Duran. öyle değil mi. da!" dedi Şafak sonunda. Duran gibi düşünüyordu. göz kırptı." peratiflere arazi tahsis ediyorlar. "Biz onun içinden nasıl çıkarız?" ralım." dedi. Günay Hanım?" dan bahsetti ama." yerler. yirmi-otuz daire ama en ucuzu 250 milyon. onlar da küçük. ben hiç duymamıştım." dedi Şafak. o anda." kız?" "Olur'u konuşalım. Etiler'de." dedi Erol. Evi de. belediyeden arsa alıyormuşuz. "Gecekondu önleme bölgelerinde koo"Çeşitli yerlerde var. Avcılarda var."Kartofel. "Biz o kadar lüks inşaatla başedemeyiz. Alınacaksa onlardan alınmalı. "Öyle değil mi. Başkan'ın kendi kontenjanındaki arsalar daha iyi yerlerde tabii. Sarıyer'de filan. Değel mi." Rodoplu'ya döndü. "Niye çıkamayalım? Taşırım şirketi buraya. Duran'a." "Canım. haşlama. "İş konuşmaya geldik buraya!" "Ha. "Şafak dün öyle bir uygulama"Çoktan beri var. Etiler'de. Günay Hanım?" "Başederiz. her türlüsüne bayılırım!" "Hadi. yarasın!"lar. Tabii." diye itiraz etti. sesinin tonunda her zaman yükseklerde uçan "Ama. "Hoşgeldiniz!"ler arasında Erol'la Duran'ın ko"Yetti. Şafak da!" dedi. . Şafak. "Patates. "Öyle mi?" "Kızartma. Biraz da biz otu"Etme. Levent'te. da!" dedi Duran." dedi Şafak. daha iyi yer- lerde de var. Rodoplu'ya döndü. 'Yirmi-otuz dairelik arkadaşını makul olmaya davet etme görevini üstlenmiş bir adamın örtülü sabırsızlığı vardı. yine başederiz. Kartal'da var. Bayılırım. Duran. başederiz! Evleri ipotek eder." dedi Rodoplu." "Nerelerde bu bölgeler?" "Bilmiyorum. "Değil mi?" Erol da. kızartırdım!" nuşmaları devam etti.

"Başka şeyler konuşalım. "Değil "0 kadar değil canım! Erzurum'u bilirim. "Bayburtlu Zihniyi sormuştu. Yurtdışında olduğum "Şimdi de sana Emrah'ı sorarsa. Rodoplu." dedi Erol." zamanlar. unuttun mu? çiftten çubuktan çıkmadım. evet. Ben seni hiçbir şeyle uğraştırmayacağım. da! En köylümüz de bu!" Şafak'ı gösteriyordu. Palandökenler hep rüyalarıma girerdi. Erol Çiçek'in kızardığını gördü." dedi Erol. "Erzurum'u bilir misiniz?" "Günay Hanım'ın bilmediği yer yok ki!" diye araya girdi Duran. Günay Hanım?" güzel türkü söyler ama!" dedi Duran. kitabını yaz. Sizin gibi. yüküm eriktir. Rodoplu. çen defa bana. şaşma ha!" Duran uyardı Erol'u. "Şimdi." arkadaşlarına döndü. "Benim Babam Köy Enstitü- ." dedi Şafak." Rodoplu'ya döndü.. saksıda görür bunlar. bak! Bizi bizden daha iyi biliyor! Aaa. sevimli bir ifadeyle. Sen otur "İçelim. Günay Hanım?" "İçindenim. sünden mezundur." dedi Rodoplu. "Sen anlamasan da olur.yim!" "Ben ne konuştuğumuzu bile bilmiyorum." "Ne ekmeği be oğlum? Ete. koca bir adamın utangaçlığının hoş bir tarafı olduğunu düşündü." başını işaret etti. Türkiye Cumhuriyeti'nin onurlu bir öğretmeninin oğluyum. O kadar severdim!" Erol'a döndü. "Gördün mü. "Ge"Aşşahtan gelirem.. Sebzeyi kafaları çalışmaz demek istiyordu. "Ayda gibi"Sen boşver. ete! Ben memur çocuğuyum. Dayanırlar ekmeğe. Gümüşhane'de sebze filan yetişmez. bilirsiniz. "Hatırlıyor musunuz." kadına döndü.. gülüm. ama arkadaşım da Günay Hanım.. "Siz de kimsiniz?" "Biz köylüyüz. o zaman da." diyerek güldü. o zaman. da!" "Erzurum'un neresindensiniz?" mi.

" dedi Rodoplu. Çorak betonda açan bu çelimsiz koncayı. başı pare pare "Biliyorum. da!" dedi Günay. tabii de. "Sevmeye silahlandığını" hissetti Günay. Köy- lerinden yarım pabuç çıkmış. Türkiye Cumhuriyeti'nin sağladığı olanakları heba etmemiş. 'belediye başkanı' malzemesi!" kültesi'nden?" Cevabını yine kendisi verdi. ledi. Türkiye'de var mı?" lantılara hiç gelmiyorsunuz. ülkenin çıkarını en iyi kolladığını düşündükleri bir partide mücadele vermeyi yeğlemişlerdi." diye ek- dım. mezdi! müzmin muhalefet partisinde olmalarının ima ettiği yiğitlik inkâr edile'milletvekili' malzemesi. inceden esen yelin şefkat dolu serinliği yüzünde dolaştı. "Var. Misafirleri. emektir!" Arkasında gördüğü karşı apartmanın pençeleri değil. Günay Hanım. "Referandumda 'hayır' oyu kullan"Aksinin. ne de . para kazanmayı becermiş.goncaya takılı. 70-80 kuşağına ihanet olduğunu düşünüyordum. çam kokusu sarhoş etti. Erol Çiçek'ten yana baktı. arsa tahsisi meselesini görüşmeye gelmiş inşaatçılar de- ğil. ya da İktisat Fa"Sizi aramızda görmüyoruz. gözü maydanoz bahçesinde titreşen Ziganalar'dı. "Müdür malzemesi. Erbakan! Meydanlarda görmek istemiyorum. "Aşk." Erol Çiçek'in gözlerini üzerinde hissetti." "Türkiye'nin fiili taşeronları bunlar. "Top"Ben muhalifim. Kelkit gürledi. o dağlar gibi heybetli." dedi Duran Kuran. Bir Adalet Partisi'nde ya da ANAP'ta da yer alabilecekken. "İTÜ'den öte köy var mı." "Hâlâ da öyle düşünüyorum! Bir daha ne Süleyman Demirel. düzinelerle bakara gülüne değişmeyeceğini düşünüyordu." diyordu. ketum ve dimdik Anadolu çocuklarıydılar. okumayı becermiş.

da!" dedi Duran Kuran gülerek. de bu CHP?" "Bırak. niye Ecevit CHP'si değil. bir şey söyleyeceğim. Erol tuklarını. Rodoplu.zin gibi insanlara her zaman ihtiyacımız var. Rodop- lu'nun çok iyi bildiği. kendilerinin polisi itip içeri girdiklerini anlattı. "Nasıl CHP'liydiysem.. Bu "Biz ikimiz nelerden geçtik! Bir keresinde. aşırı sol- adam da öyle. SHP. efendim. maya çalışıyordu." diye başladı. Karanlık köşelerden patlayan kurşunların altında yapıştırılan afişler. onun için soruyorum." Erol Çiçek'i gösterdi. bir devrimci olduğunu ima ediyordu. kadehinin içine "Nurhak sana güneş doğmaz." dedi Duran. sen hep Parti içindeki Kürt-Alevi bölücülüğünden. Ülkücülerin Şişli'deki binalarında bir arkadaşlarını nasıl esir tutihanetler." dedi Erol Çiçek. gerçek "Ben SHP'liyim arkadaş!" dedi Şafak.. rakının kamçıladığı hüzün. "Başka şeyler de var ama. başın kaç?" diyerek güldü." dedi. Günay Hanım." "SHP'de değil." diye mırıldanmaya başlaması ile arttı. CHP'nin devamıdır. ayıp olacak şimdi!" SHP'liyim. Şarkının Dev-Genç'i simgeliyor olması önemli değildi. işte o kadar!" dan şikâyet ediyorsun da. hiçbirimiz SHP'li değiliz. o bölücü.. gülüm?" "Daha yaşın kaç. o kadar beklenmez! Ben yirmi yıldır politika yapıyorum. sosyaldemokrat-Dev Genç çatışmasını anlattı.. "Bizim si"Canım. şimdi de "Peki. havayı dağıt- . "Erol'un sesi çok güzeldir. Çiçek. korkaklıklar yeniden yaşandı. acılarla dolu bir dönemin fon müziği işlevini görüyordu. "Hayır. "Öyle. Şafak'ın. Bu durumda Ecevit'in savunduğu daha makul değil mi?" "Ne olmuş?" "Ömür mü yeter?" "Ecevit'in barajı aşabilmesi için kaç sene lâzım. Rodoplu.

elinden çekti kaldırdı." "Öyle mi? Bize bir türkü söylersiniz artık!" "Nazlanma. Deniz Baykal'a duyduğu sevgi ve güveni anlattı. odanın boşluğuna getirdi. Erol'a. " duğunu hissetti. başka bir Erzurumluyu. uzandı. "Eze ezeden oğlan. Oda dört kişinin oyununu kaldıramayacak kadar küçüktü. Türkçü Sabahattin'i hatırlıyordu. "Seninkine bak!" der gibi göz etti.. Babam sana kız vermez. te. SHP'nin şansı olduğuna da inanmıyor. bu kadar kötü söylenmesine dayanamazmış gibi devraldı." "İnsan niye SHP'li olur. omzuna attı. Şafak coştu. da!" dedi Şafak. doğru dürüst bir cevap bu- ." dedi Rodoplu. bahçeyi dolan da gel. dizlerini kırmaya zorladı.. dönüşümlü oynadılar." "Tanır mısınız?" "Aynı çevrelerde dolaşmışlığımızdan tanırım. aney." "O. get! "Te. lamıyorum da ondan. "Almalar olanda gel. "Kapının deliğinden beni gözeten oğlan. bunu bekliyormuş gibi elini avucuna aldı. onu düşününce. Duran'ın son"Pek şansı olmadığını düşünüyorum. ran'dı. te!" yüreklendirdi. ra bakışlarını geri çevirmek istemedi.." dedi Şafak. Zincirbozan'dayken haftada en az bir kez aramıştı. sımsıkı tuttu.. Şafak. Günay. elini okşadı. elini Duran. Halay çekmeye durdular. hapishaneyi hatırlamasının mukadder Para kazan oğlan!" Erol. Rodoplu içinin şefkatle dolAralarında CHP üst kademesiyle dolaysız teması olanı Duran Ku"Umarım sizi düş kırıklığına uğratmaz. Şafak'ın karakolları.olduğunu biliyordu. Rodoplu.

"Hiç değilse. deyip duruyoruz da. faşizm. bu dünyada Müslüman'a uyar. İslâmiyet'i tükaka etmek SHP'ye bir şey kazandırmaz. "Delege kimlik kartı. sizin takım işin farkına varabilsin. değil mi?" "Öyle. ruz. cesedini askeri helikopterden atıp yok etmişler. yani. Günay." dedi Şafak. rum!" dedi Duran." dedi Rodoplu. Eğer doğruysa. "Ne kadar şanslısın. Allah bilir.' diyen Hazreti Muhammed'in kendisi. sosyal demokrasi "Doğru söylüyor." camiden çıkmıyor. Yani. lise sona kadar Nurcu'ydum ben. "Benim babam bildim bileli CHP'lidir. 'çoğulcu. Mezarının yıkılmasını asla "Öyle." dedi Duran. Bunu hissetmeniz gerekir. ama. İlle de Tanrıtanımaz komünizm değil ama. Saidi Nursi önemli bir adamdı. Ağlak lecek kadar din bilgin var! Şaşkın İttihat Terakki torunu değilsin!" Duran'ın duraladığım fark etti. Biliyor musunuz." Yanlış anlamıştı. size bir şey söyleyeyim mi Günay Hanım. "Ya da şöyle söyleyeyim. benim sülalem dincidir. Günay Hanım. Faturasını çok ağır ödüyo"Kaldı ki. yoktur. ne olup bittiğini bi"Bilmeden lâf eden. yahu! Yaşlandıkça daha da beter oldu!" "Niye çıksın. İş ki. tabii.Baha'nın torunuyum ben." diye açıkladı. başkasına yapılınca mubahtır. 'Komşusu açken tok uyuyan bizden değildir. hakça bölüşüme karşı çıkacak Müslüman kın insanlarsınız. olmuyor tabii. hak etmedi!" "Vallahi." de- di." Erol'un kaşlarını kaldırdığını gördü. canım?" diyerek Şafak'a döndü. öbür dünyayı kurtarır mı? Ha. ben. katılımcı demokrasi" diye zaten Anayasa hükmü olan . faşizm. "Mesela. ben de bilmiyo"Çok yazık. Siz tabana ya- elbette daha adil bir düzeni gerçekleştirmeye yardımcı olur. Ziya Bar entelleri değilsiniz. "Öyle ya. Bize yapılınca faşizm.

ha!" bir öpücük "Estağfurullah!" dedi Rodoplu. Kerbela diye oy avcılığı yapacak da oy alamadığı zaman halk koyun olacak!" Şafak'a döndü. bütçe konuşmalarında. hiç alakasız bir yerde. sanki öteki partiler bizden çok farklı!" "Ne büyük haksızlık! Sen adamın mukaddeslerini sabahtan akşama farkımız. Alevileri ortaya atıp. Hüseyin." "Ya da Refah. taşı gediği"Bence. serbest piyasa ekonomisinin erdemlerini savunan bir partiye oy aşağılayacaksın. Selamet iktidar olurdu. oh! Halkçılardan gel!" dedi. "Bunu kim senin gördüğün gibi "Bana bak. ama biz SHP'liyiz'i oynuyorsunuz. Bir Müslüman. Hasan. Affedersin. "Hiç yakışıyor mu. bunun bir uyarı olup olmadığını dü"Efendim. bu hadisi slogan yapsan çok daha fazla oy alırsın! vermeye devam ediyorsa bu işte ciddi bir yanlışlık var demektir." "Ben de onu diyorum. Deniz Baykal şundan birkaç yıl önce. kapitalizmin acımasız- lığını. ondan!" deyiverdi Şafak." "Refah demek istiyorsun. biraz hem kellik dilerini temsil ettiğine inansalardı. sana!" "Bırak efendim." diyerek söze girdi Duran Kuran. yani. hele de Asya kökenli bir Türk olup. kondurdu." "Koyun gibiyiz de. "Oh. Müslümanlar ken- ne koymuş gibi kurnaz kurnaz gülerek.tanımlamaları bırakıp. görüyor ki!" kadının kulağına eğildi. "Biz tabii Atatürk’ün çiz- şünmemişti bile." dedi Rodoplu. o öyle zaten. '"Yok aslında birbirimizden hem fodulluk oynanıyor. sosyal demokrat da yok!" "Bırak efendim. ben benden akıllısından hoşlanmam. oh. düpedüz din istismarı yapılmasa. Alevilik istismarı. yalancıktan azarladı. sizin parti bu kadar karışır mıydı? Kaldı ki. Rodoplu. bütün- . Ama." dedi Şafak yeniden. "Ya da memlekette yeterince Müslüman yok!" dedi Şafak. diği Misak-ı Milli sınırları içindeki Türkiye'nin bağımsızlığından.

Şimdi. kardeşim! Bilin. Türk halkı bir millet "Eee. Milli'den bahsediyorsun. "Bil. arkadaşlarına bakarak. elli yıl önce. Avrupa medeniyetini alırken. Misak-ı Milli'yi ilân eden son Osmanlı Mecli- ortada yoktu. "Siz söylediniz diye söyledim. cek?" bağımsız olmasın demediği gibi. Büyük Millet Meclisi daha henüz olarak bilincine Kurtuluş Savaşı ile varmıştır diyeceksiniz. şimdi kullanacağım kelimeyi yadırgayacaksın ama. sahip çıkın! Yeniden yorumlayın. anti-kapitalist bir savaş olarak değerlendirdiğimiz için.lüğünden yanayız. Olağanüstü bir adamdı. Kurtuluş Savaşı'nda Kuvayı Milliye'yi destekledi. öyle şartlanmışız. anlatın. Behice Boran dâhil. Duran Bey. Papaza kızıp oruç mu Günay'ı ne kadar şaşırtmış olabileceklerini tahmin edebiliyordum. şiar edinmeyen var mı. ama artık!" deyiverdi. Atatürk değil." dedi Duran. İstiklal Savaşı'nı antiemperyalist. "Şu Saidi Nursi. bilmiyordum." "İyi de. 'Japonları örnek almamız lâzımdır. halkçıydı! Düşünebiliyor musun. "Saidi Nursi sadece bir örnek. sen bu adam gibileri dışlayacaksın. Niye? Kimi koya"Vallahi. onun ilkelerini. Erol. kardeşim? Bak. bu da mümkün olmadığı için tutarsızmışsınız izlenimi vereceksiniz!" bozulurmuş!" "Baksana." diye atıldı Rodoplu. skolastik batağa saplanmış bir medrese hocası değil. milliyetçiliği tükaka eder gibi yapacaksınız. Amacına ulaşması cehennem alevleri içinde yanmasına neden olacaksa. Her şeyden önce bir eylem adamıydı. Avrupa medeniyetini almayalım da demedi adam. Neyse. Rodoplu.' diyecek kadar da ileri görüşlüydü! Türkiye caksın yerine? Nedir bu savurganlık? Ne kazanacaksın?" Birden sinirlendi. öte yandan. Atatürk ilkelerini savunmayı şiar edinmişiz. "Siz bilmezseniz kim bile- . Duran. milliyetçiliği de ne hale getirdiler!" dedi." diye başladı. 1920'nin Ocak'ında. buna da razı olduğunu söyleyecek kadar da. Bir yandan. Misak-ı si'dir.

Mesela. zaman da yok. Hayat gailesi. ana değerlere dokunulmadı.' diye başladılar. içki içmeyi. sen. gidiyor işte!" İpin ucunu kaçırdık bir kere. Sermaye ile emek arasındaki çelişkiyi Bakın. İdealleri kelime- nen. ne inşa edildiyse. çünkü biz ile- arkadaş. Bir hayhuydur yeter." dedi. bakın.' diye başlayıp. İngiliz işçi sınıfının Büyük Yalan orada tutunamadı! O da. sosyal adaletin gerçekleştirilmesinden ğına inanıyorlardı! yana olduğunu iddia ediyorlardı. ana değerlerin üzerine inşa edildi! Ne gibi? Mesela. SHP'ye kaydolacaksın Bu Marx'tan esaslı bir sapmadır. fıtraten. yadsımıyorlardı ama işçi sınıfının asıl gücünün ahlâkından kaynaklandıbu sapma yani uyarlama sağladı. oluşumları yorumlayacak. aksine. "Gerçekten."Doğru." diye ekledi. Elli beş milyonluk koca Türkiye'den. komşusu açken tok yatanlardan değilsin. diye başladılar. daha da önemlisi." dedi Duran Kuran. İngiliz tarihi. bundan bir asır önce. Marx'ı. karının başını açmayı öğren. 'O zaman. değil mi?' diye sorup. "Fabian Cemiyeti. beş yüz kişi çıkmaz mı?" "Ne olacak o beş yüz kişi?" "Ama. lendirecek. 'Yabancıların ihtilalci yöntemleri bizi ilgilendirmez. İngiliz sosyalizmini geliştireceğiz. yakalayabilirsiniz!" Israr etti. böyle: İngiliz sosyalizmi. küçücük bir grup "Haklısınız. İngiliz işçi sınıfının desteğini yi. İngiliz "Adamlar işe bir İngiliz sosyalizmi nasıl kurulur. olumlu cevap aldıktan sonra. Erol. şuydu: Adamlar. ahlâki değerleri çerçevesinde yorumladılar. İngiliz İşçi Partisi'nin hamurunda temel bir ahlaki sav vardır. sonra bize gel. 1883'te. Günay. 'Bak. "Bakın. biz. işçiye gidip. Yani. biz. İngiliz Fabian Cemiyeti kurulduğunda bu kadar üyesi bile yoktu. İngiliz ekonomisi. ama. nedenini açıklamak." İşçi Partisi'nin çekirdeğidir. Önce imama küfretme- . Ay- "Araştıracak! Öğrenecek. Fabian Cemiyeti'ni bilmediklerini fark etti. gibi. ne yaptığımızı bilmiyoruz. İngiliz işçi sınıfının yaradılışı itibariyle.

İşçilerin cumaya gittikleri "Hadi. Pekâlâ. yav!" "Yapma. Meryem'i anlaŞunu söylemeye çalışıyorum. gülüm. Şafak. de bir veri. Türkiye Cumhuriyeti. dediler. Uzlaşma yolları ararlar. Hazreti Muhammed. canım! Refah Partisi'nin aldığı oy ortada! Yine de.' demiş. Mesela. Habeş necaşisi Hristiyan’dır. bu . Necaşi. '0 adaletli bir insandır. İslâmiyet'te eman müessesesi diye de bir şey vardır. yani. ahiret kalsın!" "Şu üç günlük dünyada uğraşamam!" dedi. mesela.riciyiz. Müslümanlar Habeşistan'a sığınmak zorunda kalırlar. Duran." gönlünde bir aslan yatar. üçleme yapanların müşrik olduğunu söyleyen ayetten başlayıp." dünyanın içinden çıkayım da. asgari müştereklerle başlarlar. bunun ne olduğunu da bilmezsiniz. onların Müslümanca yaşamalarına izin verdiği sürece detant mümkündür. "Marx'ın öğretisinin namusunu korumak bize mi kaldı?" diye sordu. uzlaşarak. hakkında sorular sorduğunda. sosyal demokrasiyi camiye getirmektir. Silah zoruyla değil. yine aynı dönemde necasi olanlara İslamiyet tırlar da. canım sen de! Olacak iş mi?" "Niye olmasın?" "Bırak. efendim! Adamlar şeriat istiyor. Müslümanlarla uzlaşma yolu vardır. orada yaşamalarına cevaz vermiştir." Şafak'a döndü. çıktılar işin içinden. işi yokuşa sürmezler. birlikte yaşanır. Ne bileyim.' gibi değil! Efendim. O zaman yapılacak şey. camiden çıkmıyormuş. Başarıları da mey"Baban." dedi. herkesin "Yok. şimdi. "Aman. bu kabul. Ama. bu yol denenir. Mekke döneminde. bu sosyalizm değilmiş! Ne gam?! Adamlar bu danda. da İngiliz sosyalizmidir. Tabii. Habeş necaşisi bile olsa. valla." "Efendim. En kötü ihtimalle. ama. Tersine. Adalete riayet edildiği sürece Müslümanlar uzlaşmazlar diye bir şey yoktur. Kuran'dan yakın gelebilecek ayetleri an- latmakla. Bu bir veri.

sın!" dedi Rodoplu. dostumuz. Şafak bile hâlâ. sen. "SHP Kadınlar Kolu'nun vizonlu Atatürkçüle"Vizonluları bırak. ya liderdir ya değil- dir! Şimdi. neticeden bir mesaj iletilmek istenmiyor mu? Niye or"Okumaz. bir insan. uğraşacak"Boşverr! Biz ne devlet adamları gördük! Bakma. toplumda haydi haydi yaşarlar. ne fark var? Yani." dedi. çünkü komşusu aç- hepsinden iyiyiz. kapıcı karılan bile sırt çevirir. kaybedilen zamanın haddi hesabı döneme İsmet Paşa'nın sayesinde girdik!" "Demokratikleşme yok. kim?" sonunu duymak istiyordu. dillendirmeyi. "Bir kere. Benim arkadaşlarım koç gibidir. en ilerici geçinenimiz bile statükocu. tabii. Bırak. olur mu?" diye söylendi. Şafak. Erol. konuşmanın "Kapitalist bir toplumda yaşayan Müslümanlar. 'Ben sosyal demokratım. o da gülüyordu. sosyal demokrat bir "Bir Erdal İnönü çıksa. bakıyorum. CHP'li olmaktan bahsediyor! İsmet İnönü dönemi sanki asr-ı saadet yok! Ne var?" mübarek! Nesi asr-ı saadet? Demokratikleşme desen yok. biliyor olmayı bile yediremez!" rinin ona nasıl bakacaklarını düşünebiliyor musunuz?" "Haklı da. o senin dediğin devlet adamları değil "Dur bir pırtık." dedi Günay. biz onların "Türkiye'yi bu hale getirenler.' deyiverse. ken tok uyuyan bizden değildir. ekonomik kalkınma desen yok! Yapılan yanlışların." dedi. kendisine aforoz edilmiş bir geçmişin bilgisini yediremez. "Çok partili . Rodoplu. kim ne diyebilir? 'Toprak işleyenin su kullananındır' ile 'Yeryüzünde ne varsa Allah'ındır' arasında tak bir dil kullanılmasın ki?" "Erdal Bey de amma hadis okur ya!" diye gülmeye başladı Duran. "Doğrudur. da!" diye müdahale etti. "Türkiye'nin siyasal kaderini biçimlendirmeye talipsen. kim ne derse desin. koç!" mi? Kim derleyecek toparlayacak? Sizler de kıpırdamazsanız. Duran." diye ekledi. 'laik' ya. Şafak. sertçe. Ama.

Değilsiniz. Gümüşhane. bir elimizle. çünkü. Yani. Daha da kötüsü. Bak. o kadar çok kişinin paylaştığı bir yalan ki. biz. onu CHP hükümeti zaten daradar ve en haysiyetsiz bir biçimde. bu! Doğruyu duyduklarında insanların yüzlerine bir maske iniyor sanki!" "Politika ve eylem adamlarının en zayıf yanı. 10 Aralık 1945'te girdik. İtalik'ler devam etti. Almanya yenilince tükaka. Birleşmiş yani komünist. beklediği gibiydi: gözlerini rakısına dikmiş. Değil! Müttefikler dayattılar. düşünce adamını küçümseyişleridir. Beyinle kol. kadınını can dostlarına tanıştırmaya. Birleşmiş Milletler Tüzüğü de kanun oldu. Göz ucuyla Şafak'a baktı. Almanya'ya savaş açmış olmaktı ki. kuram ile eylem el ele vermedikçe." Şafak'a döndü. Masada oturanların sıkıntılı yüzlerine baktı. ya. harbin bitimine on dakika kala ilân etmişti. eğer kurtuluşumuz. malum. İnönü'nün Demokrat Parti'ye göz yumması. toplum sıhhate kavuşamaz! Biliyorum. vatandaşları günün çetin kavgalarında yer alırken yıldızlara serenat besteleyen bedbahtın adı savaş kaçağıdır. Bizde uluslararası anlaşma- kimse kendini kandırmasın. belki de onunla övünmeye gelmişti. Girebilmenin iki koşulu vardı.. bak. camiden çıkmadığı zaman lar. öylece oturuyordu. ikinci koşul da çok partili olmaktı. hoş bir gece geçirmeye. biliyorum.Milletlere. Günay'cım. çünkü Alman modeli üzerine kurulmuştu. Oysa. . küsüyor insanlar! Farkında değil misin?" du. kanun olur. Köy Enstitüleri’ni kapattı- "Değil be. o kadar uzun zamandır. keyiflerini kaçırdığı düşüncesi giderek hâkim olİzleyen sessizlik ürkütücüydü. Abdülhamid'in Meclis-i Mebusan'ı açmaya razı olmasından farklı değil"Ne kadar büyük bir yalan yaşadığımızın farkında mısınız? Değilsi- niz. birincisi. dir!" İşte. oldu garibim! Şöyle bir düşün.. kardeşim. lar. Ama. genç adam. Bayburt ya da Erİnsanları yorduğu. var mıydı? Neyse! "Senin babanın evini yıkan da bu oldu.

aydınları camiye. inan bana! Eşkıya hükümdar olur da. lar. ne olur. yabancılaşmasın- iletmeye çalışıyordum. Buna. asr-ı saadet hülyasının rehaveti!' "Bir yandan da hizmet etmeyi sürdürüyordum ki. niz. yav. önemli olan bu değil!' dedim. Cahil bir Osmanlı veziri gibi. arkadaşa! Yarın milletvekili olacak! Türkiye'nin siyasi kaderini biçimlendirmeye talip. çıksın? Bak. içim titriyor. 'o' sahip anlaşmaya imza mı atsın? Dünyaya hükümdar olamayacak bir şey varsa. bu gidişatı siz de yönlendiremezsesen de işi gücü bırakmış nelerle uğraşıyorsun tonlamasıyla. Bazı konularda anlaşamasak bile.zurum'u. gerçeklere sahip çıkmaktan bahsediyorum. Günay. iktidar anlamında kullanıyorum. Din bu gerçeklerden birisi ise. öyle de olsa. siz de bir şey yapamazsanız. Şafak. "Ben. Sonra. sesi"Hazreti Muhammed ve dört halife devri. gülüm!" dedi. muhalefete iktidar o da cehalettir. ki öyle. gidip olmadık bir kümdarı. "sakin olmaya yemin etmiş gibi" denetledi. diye düşünmek de mümkündür. sizi o kadar önemsiyorum ki. canım!" dedi. gülüm. kusura bakmayın. ona da sahip çıkmaktan bahsediyorum. başkası kim? Niye. onu da bilmiyorum ki. öteki elimizle New York'u tutmaktan. hiç değilse Şafak'ın arkadaşları oldukları için başımın üzerinde yerleri olduğunu olan. "Hayır. ni." diye. cehalet olmaz! Hü- . dost olabileceğimizi. tekrar başladı Günay. 'Önemli işin o kadar başındasınız. camidekileri AKM'ye sokmaktan geçecekse. sen değil de. 'Nihayet bir devlet başkanı ülke çıkarlarına uygun olacak şekilde politika değiştirir. birleştirici olmak zorunluluğu vardı. ört ki ölem!" 'Lütfen. İncelikli düşünce gerektiren hiçbir şeye yanaşmayacağını bir türlü "Onu demiyorum ki." "Bırak. dine de başkası sahip çıksın! Çıkanlar var işte!" anlamak istemiyordu Şafak'ın! "Ben asr-ı saadet nedir. Çünkü. tabii. size yükleniyormuşum gibi oldu da! Ama.

" diye anlattı." dedi.olmak. ona. aktif ve pasif tortularıyla bir toplumsal değerler bütünü çıksın. bir dönem sonra karanlığa karışma olasılığının adamı sahiden "Sanki. "Herhalde. Erol Bey'e döndü. 'Topluma başkası sahip çıksın.' dersek. gerçekler. satıcısı. da!" "Din dâhil. muhalefete muktedir olmak da dahildir.' demiş oluruz. sanayiden daha cazip olacaktı! "Üretici kim peki? Genel Merkez mi?" diye sormuştu. sen kimi temsil ediyorsun?' diye sormazlar mı adama?" tü zamanımızda yüzde yirmi alırız. kendi içinde." "Hadi. ülkenin geleceğine ilişkin söz sahibi olmak konumunda göremiyordu. Yoksa. 'Peki." dedi Şafak. gider. bizatihi bir değil. "Bu adamların politika üreticisi lığını yapıyorlar ve bu onlara yetiyor!" "Sen de. kendisini öyle bir konumda. Belki de. binlerce milletvekili örneği. üretimden. Gerçekten de. canım. çözümlenmekten üşendiğimiz değerlere 'Başkaları sahip Aklı. tince de kaybolur. komisyoncusu olduğunu göremedin! Politikanın tezgâhtarnüyordum. kaderlerinden utananlardır. milletvekili aday adayındaydı Günay'ın." kariyer olduğunu göremedin!" dedim. canım. 'politika yapmak' denilen şeyin. canım sen de!" diye patladı. elbette." dedim. bunun bir geri kalmış ülke sendromu olduğunu düşü- sa. "Bizim SHP seçmenlerimiz yok mu? En kö- . Erol Bey de gelir. "Bilmem." "Doğru. Erol. O zaman da. Ticaret. "Tüzüklerini de biliyoruz!" oluştururlar. bir dönem milletvekilliği yetecekti.' derler ama anlaşılan kaderinden memnundu müstakbel milletvekili adayı. Günay. nin tarihine imza atıp atmaması önemli değildi. "Ülke- etkilemediğini hissetmişti Günay. koltuğunda misafir gibi oturur. 'Ülkelerinin kaderlerini değiştirmeye soyunanlar. dönemi biNe ki. "Oy- "Hadi." diye sürdürdü.

mutlaka!" dedi. bu yılbaşı gecesi TRT programında. Mesela. söylüyor. yani. İslâmiyet ehl-i kitabın. Asker. libertinseniz. liberalseniz." "E. Muhalefete de iktidar olmazsınız. bir yabancı profesö- . Bülent Er"Evet! Buna dördümüz de tepki gösteriyoruz. semavi dinlerden birisine mensup olanın içki içmesine izin verir. Örneğin. Sosyal demokratsınız diye destek." "Salyangoz sattırmaz!" edecek şekilde içmesine izin vermez. salyangoz sattırmaz. ettiği zaman. örnek teşkil sına meyhane kurdurmaz. 'Efendim. Efendim. Peki. sizin seçmenleriniz yok!" dedi. Türk sosyal demokratı ne yapar? Kadınların çırılçıplak denize girmesi karşısındaki tutumu ne olur? Efen- dim. yani. Müslüman mahallesinin orta"Evet. bu tepkiyi. iktidara hükümdar olamazsınız!" "Muhalefet de olamayız. Nedenini düşünmek gerekmez mi?" "Doğru. yav!" soy ile Zeki Müren dans edeceklermiş. mesela Tevfik Çavdar'ın. basın." dedi Duran. yılana sarılır gibi oy verenler var. başınızı öte yana çevirmek zorundasınız. bir öğretim üyesinin. da! Konuştuğumuz bu değil ki! Yine de başka türlü anlatmaya çalışmıştı. ne kadar denize düşerse düşsün. "Size. ağzınızın suyu akar. gene de olmadı! Olmuyor. değil mi?" Karşınıza birisi geçse de. Müs- "Peki. Sansür edemezsiniz!' dese. sosyal demokrat terimlerde nasıl ifade edeceksiniz? lümansanız kolaydır." sisteminiz yoksa. sizi. denize düştüğünü fark Günay'ın italik’lerini görebiliyordum! Statüko her zaman taraftar bu- oy veren yok! Yine de. Erol. özgür iradesiyle bir kez iktidar yapmadı bu halk. "Yapma. aynı ye"Onu söylemeye çalışıyorum.lur. demokrasi var! Herkes herkesle dans eder. ne diyeceksiniz? İlan edilmiş bir ahlâk re geliyoruz. ama. ordu bürokrasi. hoş görürsünüz. tüm "Şöyle düşün. "Hayır. Yine.

film yönetmenlerinin yabancı filmleri plân plân kopya ediyor katletmesi gibi. işte. işte. İşte. Parti'nin genel bir mıyorum. sol kanatın üye listeleri dandik de. değerlerin kaybı. bu CIA'nın tak- şükretmek gibi. bakıyorsun yok. münferit üçkâğıtlar olur. üstelik siz taş atıyor- sunuz. ben niye yapa- biz yaptığımız zaman doğru çünkü bizim amacımız daha saygın türünden "İşte. karakolda dayak yiyen adamın ölmediğine ciddi ciddi olması gibi. Nitekim. Adıgüzel cinayetinin karanlıkta kalması gibi. Ülke nüfusunun ses getirecek potansiyeli olan. gülüm. Kastelli'nin hâlâ ayakta olabilmesi gibi.rün. şu olur. yani. işte. Bu yerleştikten sonra." tavrı vardır. Şöyle söyleyeyim: Efendim. ahlâk erozyonu kaçınılmazdır. Bir şey aynı anda doğru ve yanlış olabiliyorsa. tavır konur. nasıl bir tavır takınır?" diyorsun?!" "Oh hoh! Bizim üye listelerimiz bile dandik. Bizimkiler de dandik. kendi yazmış gibi yayınlaması halinde. işte Hızır Servis ambulanslarının oksijen tüplerinin boş . Süleyman Demirel'in demokrasi havariliğinin kabullenilmesi gibi. aslında birbirinizden farkınız. işte. tiğidir. Olur da. bakın. işte. Yani. tepkisiz bir yığın haline getiriyorsun. kopyanın okullarda vakayı adiyeden olması olmaları gibi. üst düzey yüzde iki buçuğunu hemen her şeyi hoş gören. baksanıza!" "Günay Hanım. Bülent Ersoy-Zeki Müren dansı gibi. sen neden bahse"İyi ya işte! Yok. basında asparagas haber gibi. tepkisizleşmek anlamında. zaten ört ki ölem. Taro Yamane'nin İstatistik kitabını satır satır çevirip. işte. Ama. demiş!" gibi. her şeyi içine sindirebilen. tabii. işte. Gülmeyin! Nasıl bir batağın içindeyiz. rüşvet suçlamalarının ardında da. sofizm. ne demiş şair? 'Güleriz ağlanacak halimize'. işte. bir rivayete göre. işte TRT'nin Türkçe'yi ilân etmesi gibi.' ya da 'o yaparsa ben de yaparım' yatıyor. bu. bir anlayış topluma egemen oluyorsa. Baykalcılarınki dandik değil mi?" "Dandik.' o yapıyor da. Hayır. SBF Dekanı'nın Dev-Genç yasalarını kabullendiğini Ahlâk erozyonu. ahlaki bir tavır değil.

örnekler doyum noktasına ulaşkimsenin yüzü kızarmıyor. İngiltere'de. kadın sana mı sarktı?' diye cevap alabilirim!" olduğum için iyi biliyorum. belediye bir tarafa. daha kötü bir örnek verebilirsiniz. Âlemin karısının kolundan bileziğini çaortağı değil midir? Farkında mısınız. faşizmin önlenemez yükse- . bize karşı iyi ama bir başkasına kazık atan adamla lıp. Ku- "Ağlanacak halimizin de farkında değiliz ki! Doğal kabul ediliyor. hangi örneği versem. Haklıydılar. Namus. Batı ralsızlığı baskıdan kurtulmak. bahsettiğimi anlatamam. bu oldu. Verebilirsiniz ama. Bu ülkede artık geliyor ki. İş öyle bir hale tığında. meyi. bu kadar ucuzladı! Bakın. kitle duyarlılığı yalama olur. Daha önce de söylediğim gibi. özgürleşmek sanır oldu. birisine 'Haysiyetsiz adam!' desem. kendi karısına veren bir adamı 'kocacım' diye karşılayan kadın da suç "Yani. tam anlayamamaktan gelen sıkıntılı gül- başkalarına yaptıkları ile değil. Günay'ın kurduğu bağlantıları ona bu kadar yakın olan ben bile her zaman anlayamazdım. insanları rifet sanıyoruz. diyelim müstakil eviyapamazsınız! Katılımcılık denilen şey budur! Hangi belediye başkanının "Büyük Yalan dediğim bu işte! Herkesin -mış gibi yapıyor olması. haysiyetsiz. derken. üç-dört daire çıkarmak istiyorsunuz.bir kalıp bu! 'O senin sorunun'. yabancı bir dilde eğitim yapıp. valla!" evinize neredeyse bir çivi bile çakamazsınız! Hani.toplumlarının ne denli kuralcı olduğunun kimse farkında değil! Bilir misiniz ki. 'Ne oldu. 'o senin sorunun!' diye bir anlayış peydah oldu. belden üstü namustan. mahalle halkından izin almadan nizi bölüp. kafa namusundan İzleyen gülme içten değil. Oysa. İngilizce'den çevirme -bu söylediğim. Öyle oportünist bir toplum olduk ki. Nitekim. bize olan muameleleri ile ölçmeyi bir maselamı sabahı kesmemiz lâzım. onun ahlaksal kalıplarını almanın iyi bir örneğidir. Türk erkeğinin sahici tepki gösterdiği tek şey karısının kendisini aldatması. diye başladığın zaman. Mahalleli hayır derse ya da imar müdürünün işine gelir?" "Gelmez. 'o da bir şey mi?' deyip.

"Hırsımı içkiden alaO çok iyi bildiği hışmının. biraz buz çıkar istersen. Ama. "Allahtan aklım başıma geldi de sustum. sen üzme kendini! O. amaçlarına ters düşen insanların bir açığını afişe edip. sana bir kahve yapayım mı?" diye sordu. efendim. "Hayır. o kadar da kolay değil. gibi beklemişti. Anadilden gayri bir dilde yapılan eğitimini desteklemek gibi.lişini de oynamaya başlarsın. bir toplumun değerlerini senin istedi- yazarlara ödül vermek gibi. efendim. canım!" felâkete doğru gidiş başlar! Bir ülkenin kendine özgü değerler sistemini ortadan kaldırdınız mı. düşündü. o anda sıkmadı." dedi. Kapıyı çalmak üzere olan felâketi anlatamamanın. Söyleyemedim!" Kendisine duyduğu öfkeyi başka türlü ifade etmişti. feşmekân tiyatrocunun oyununun yurtdışında haber yapılmasına öncülük etmek gibi." gibi. bardağıma yumulduğumu hatırlıyorum. gözden düşmelerini sağlamak rolünde. Günay. Unutmayın. Duyduğu minnet hissi anlatılır gibi değildi. sonu kaçınılmaz bir tabiliyorsunuz. millet can simidi gibi sarılıyor. kolay değil? Sen evli bir adamsın ve ben seninle beraberim. cakmışım gibi. çaresizliğin öfkesiydi bu. Kimsenin kimse için parmak kıpırdatmadığı. sarhoş olmaya başladığını Şafak'ın ev sahibini oynaması hoşuna gitmiş olmalıydı. Nasıl kolay değil?' demeliydim. bu ortamdan çıkıp." dedi. ğin doğrultuda etkileyecek faaliyetleri sürekli ve sistematik olarak uygun "Nasıl kolay değil? Düşünsene.' dedi. Dayatmak ne kelime. . başka bir yerde açmak ister "Başın mı ağrıyor. Şafak. "Ama." "Gülüm. izleyen kaosta egemen ulusun değerlerini daya'"Nasıl. misafirlerine yönelmek üzere olduğunu da Gözlerini yummuş. dünya iletişim şebekesinin yüzde yetmiş beşi Amerika'nın konthissediyordu. her kaptanın kendi gemisini kurtarmaya çalıştığı. Karını da senin sorunun diye geçiştiriyorum.

sinin mahcubiyetinden öyle çıktığını düşündü. mırıl mırıl direndi. sonra hep beraber "Gözlerin aldı mene. Üstünlük taslamak istememişti. Belli etmekten korktu. "Siz hiç sahici Türk müziği dinlediniz mi?" diyerek lafı değiştirdi. getme getme gel!" diye yalvardı. vadileri." çinlemeye yönelik olduğunu fark edince hüzünlendi. Sonra karşılıklı konuştular. Kudüm dayanamadı. Karşı dağlardan bir kadın sesi katıldı. Nereden çıktığı belli ol- . bu zaten bütünüyle bir ziyafet. se"Teknik becerim. neyi destekledi. Ney ağladı. Kanun. güneşe şükranlarını sundular. "Özellikle. Oruç "Efendim. Gelip gelip de gelemeyen akarsuydu. dağların doruklarındaki buzulları koynuna aldı! Kartal’lar. gözel yar. görmek için kanatlandılar. Kaseti ancak birkaç denemeden sonra çalabildi. Çalgılar şöyle bir es verdiler. yükseldi. masayı. Çıngır çıngır şarkı söylüyordu. "Ben çıkarayım. mahcup oldu. size Erol Bey!" 'İstanbul Üniversitesi Türk Musikisi Araştırma Merkezi? Doç. ne olduğunu sonra hoplaya zıplaya koşmaya başladı.Epeydir buz bekleyen Duran kalkındı. Şafak çıkarır. böyle çekiştiler. getme getme gel. kemende saldı mene." cevabının genç adamın özel konumunu per- Güvenç?" Dinlememişlerdi. Akarsu. bakalım!" dedi Erol. suyun arkasından. Bir süre di! haydi! haydi! haydi! hay!!! Haydi! haydi! haydi! haydi! haydi! haydi! hay!!! Haydi! haydi! haydi! haydi! haydi! haydi! hay! haydi! hay! Haydi! haydi! haydi! haydi! haydi! haydi! hay!!! Ses yükseldi. evi ve "Dinleyelim. Güneş ışığını gök kuşağı yapacak şekilde ayarladı. Rodoplu. önce yavaş yavaş. haydi! haydi! hay- Tribünlerdeki mineler mavi mavi gülümsediler." dedi Duran. kanun. ney suyun melalini bo- ğuk boğuk haykırdı. Kalksın. yakardı. boşansın istiyordu. "O zaman size bir ziyafet!" dedi. kanuna. ricaları kıramadı. Gerçekten nazik bir adamdı. maalesef bu kadar!" "Yok. ev sahibesini göstererek. yok.

senin türkünü söyler! Söylerken de gözü sendedir. Şafak farkına vardı. hüzünlenmiş gibiydiler. getme getme." diye söylendi "Amerikalı olmak dünyanın neresine gidersen git kendi türkünü "Öyle. bir sigara yaktı." diye söylendi. beğenecek misin diye merak ediyordur. Yarının milletvekilleri. tamamlanmış Türkler.mayan kavallar katıldı. gel!" Burun direği sızladı Günay'ın." "Bir Amerikalı olmak ne demektir biliyor musunuz. "Getme. Medeniyetlerini dünyadan esirgemeyen Türkler. adil. isimsiz ve sessiz çoğunluk. vakur. hayatı karşılayan Türkler. Uzandı." Derin bir sessizlik içinde dinlediler. özgün Türkler. kişilikli. neden sonra. biyofil. elinde gitar. gel!" Gurbanam han gözüne yar. Onlar da. gözel yâr. Yaltaklanır. Elini omzuna attı. nazla bahan gözüne yâr Yene sürme çekipsen. "Gücüme gidiyor! Kendi türkümüzü taklit edip de. Bütün gücüyle sevmeye çalıştığı adamlara baktı. duymak demektir. "Tükettikleri atmosferin hakkını veren Türkler. gözlerini gözle- . bir çekik gözlü Japon ya da bir palabıyık Türk ya da koca ağızlı bir Afrikalı. Günay. beğendirdi mi. yâr gözden saldı mene. değil mi?" dedi Duran. getme" diye yakardığının Türkiye olduğunun farkındaydı. eller yıkan gözüne yar. "Amandır koymayayım. İyi sanmaz mısın? Nairobi'nin ortasında ya da Kuzey Kore'de İbrahim Tatlıses'i taklit eden adamlar olduğunu düşünmek ne garip değil mi? Amma da güvenli olur insan!" duymak istiyorum!" rine dikti. dünyanın sana ait olduğunu Sesi titriyordu. getme getme. güvenli. Dumanı gözüne kaçtı. "Bir bakarsın. "Gücüme gidiyor. getme getme gel. ondan mutlusu da yoktur ha! Her yerde bir Madonna ya da Michael Jackson görsen. Türkiye'nin taşeronları.

ben. doplu. Günay. Erol Çiçek. sen söyleyeceksin. "Sana. Yemin ettirir gibi baktı. söyler misin?" takımları kurup. dedim. yetenek vaat edenlere İstanbul Belediye Konservatuarı’nda. Uzakdoğu'da."Ben sana türkü söylerim. birbirleriyle yarıştıklarını görmek. Duran Kuran keyifle izliyordu. Fransa'da. türkü söyleyeceğim. kız?" hatır"Evet. da! Demedim mi. "Peki. 'Karacaoğlan Bursu' vermek istiyorum! İyi mi? Bob Dylan'ı." Özden'in yüreğinin derinliklerini görmek ister gibi baktı. Amerika'da. ." dedi. Günay Ro"Söylerim. gençlerin bağlama "Sahi. AKM'de Neriman Altındağ Tüfekçi ile 'Hoyrat'ı söylerken görmek istiyorum! Bu da iyi mi?" lattı Şafak. 'İngiltere'de. yine. başını önüne eğdi. Türkçe telaffuzlarını küçümsemek. Şafak." dedi." dedi. Misafirlerine döndü.

mangal yapan kır yaptıkları ya da odalarını birkaç saatine kiraladıkları söylenir. birbirlerinin üzerine yuvarlanan tepelerin arasından kıvrılır.IV "Kilyos yolu. Kuzu çeviren. Kapıda bütün bunlar sıcak bir yaz gecesi. ağaçlaşmış lokantalarından motel hizmeti verenlerin aslında beyaz kadın ticareti duran arabaların marka ve modelleri bu suçlamayı doğrular gibidir." . görüp göreceği gül fidanı on kat yüksekteki maydanoz bahçesinde. büyü büsbütün perçinlenir. kişi benim gibi lüks beton yığınlarının arasında yaşayan. Yolun iki kenarındaki fundalıklar buraların bir zamanlar kesif orman bölgesi olduğunu hatırlatırlar. ama gül fidanlarının arkasına kurulan sofranın büyüsünü bozamaz. yağ tenekesi içinde biten sıska bir bitkiden ibaretse. çıplak bir ampulün altına. Hele de.

utanmıştı." "Dalı kırmaya kıyamadım. Yüzünü şükran dolu bir tebessüm kapladı. bastıran." Rodoplu. "Sahiden bilmiyorum. İşletmeden nasibini almamış devasa tesiste çıt yoktu. Yerinden kalkan. ma duygusu. çok ağır bir pazarlık içinde olmalıydılar. kollarını sıvamış. Bahçenin öteki ucundaki masada. Benliğini saran korubedeninden ayırdı sanki. erkeksi profili. Şafak. Dikkatini yeniyetme bir delikanlının masumiyetiyle. içine işledi. kimsenin duymayacağı şekilde fısıldıyorlardı. Şafak. saklayan." dedi. evinin bahçesiymişçesine rahat. minnetle içerimafya kılıklı iki adam. ruhunu geyen. ay ışığında eflatuna dönen petalleri okşadı. esir- . döndü. güzelim başa Baktığını hissetti. alacakaranlık. Günay. ye. söyle da!" "Hadiii!" yüreğinin şefkatle titrediğini hissediyordu. yorgunluğun çizgilerini saklamıştı. Kesmeye üşendiği gür saçlarının çevrelediği heybetli başı. göz kırptı Şafak.yaprağı bırakarak. onu kimsenin dokunamayacağı bir yere göğsüne. Rodoplu. içini titretecek kadar güçlü bir koruma duygusu." dedi. erkeğe baktı. ortaya çıkan tablonun bu olacağını düşündü. bileyim. "Ne düşünüyorsun?" "E. işine vermişti Kravatını atmış. gözlerinin dolduğunu. Hafifçe gerindi." dolayan. gözlerini yumdu. sevgili dizisini seyretmeye koştu. o da öttü. masanın üzerine bir avuç gül mangalla uğraşıyordu. Tek eksiğinin ağustosböceği olduğunu düşünürken. Mangalın kızılı yüzüne vurmuş. 'Yiğit' sıfatının resmi yapılabilse. Hallerinden memnun olduklarını fark eden garson. kollarını uzatan. Gözlerini açtı. "Sağol. ruhuydu. "Ne. yüzünü aya tuttu. Onu seyrederken.

kul da!" "Bak. yüzünü elle- korkularınım gecesini dağıtsın. Bozkırdan ezan sesleri erdi kulaklarıma. az öteden geçen toprak yüklü kamyonun sesinin uzak"Ah! Bir koca döl yatağı bu deli gönlüm! Tohumunu yeşertecek bir Işıklı günlerin Türkiye’si uzak. Sar beni. titriyor ruhum. sesi alçaktan yayıldı. Hafifçe güldü. gözlerinin ışıkları. yine sah- Bir gün toprak olursam. Fanusların altında orkideler yetiş- dığım sabahta. çiçekten sayılırlar.rinin arasına aldı.. "Koca bedeninin sıcağına sar beni. soluktirirler! Büyük. rahmetlerini esirgerler. Bu derbeder günlerin insanları bilmezler. Ellerini esirgeme! Dinle. "Bir deneyeyim. niye ellerin ellerimdir ve niye başındır okşadığım her başta. boranla büyür. genç adamın gözlerinin içine dikti gözlerini. Şafak'ım. yiğidim. sürgünler ölür! yolunun tek olduğunu! Onlar hayatı anahtar deliğinden gözlerler. " Dirseklerini masanın üzerine dayadı." Şafak. "Sar beni. bütün kervanların ları kesilir. avradın koca döl yatağı! Kucakla beni. dört bin yıllık bacınım ben. Sen getirdin ülkemin rüzgârını. neden nefesindir kokla- .. başını kaldırdı.. ben olayım. evladü ayalinim ben. yanarım Şiran! Yanarım. Atın. koncaları buldu. seraları vardır onları. "Bozkırdan ezan sesleri erdi kulaklarıma. sana anlatamadan. yedi dölümüze yeter. yarınlara kanatlanan ruhların İçtimaını dinle! Bilir misin. Yarı uykudaydım. yarı uyanık. yaya gidilmez. saygın ve renklidir orkideleri. yor. Günay. bak! Ayın hışırtısını duyuyorum semada! Çevir yüzünü. hayretle durakladı.. kaşlarını çattı. Allah da razı olu- laşmasını bekledi." diye tekrarladı. ölürsem anlatamadan! Yanarım. Seni dualarla kucaklıyorum." diye fısıldadı. rüzgâr kanatlı al kısrağınım ben. Oysa bizim sevdamız karla. Boğazı kurumuş gibiydi. Bin bana.

ben öfkeni hak etmediğimi düşünüyorum." "Rica ederim. ben. kısacık güldü.. Seni seviyorum. bugünlerden yarına bir ilişki değil. cak bahtsız halkımız. geldi. Şafak. Yaşayacaz. mangaldaki "Bak.. Kızardığını his"Işıklı Türkiye'nin mimarı. Rodoplu. şey girmesin istiyordu. "Sen yazdın değil mi?" "Seninle doğru dürüst bir konuşalım. Rodoplu. Şiran da kim diye sormadı. Elini uzattı. Atalarımızın bizi bağışladığı gün. sana adanmakla arınacağım. Şafak'ın yüzüne bakamıyordu.. bugüne kadar babama bile seni seviyorum demedim. Sana diyorum.. "Sağol. hep sevecem." dedi. olmaz mı?" "Affedersin. racağım. yine yiğitlikleri kendilerinden menkul fahişelere boğulur diye dünya!" sediyor. Kalktı. etleri yana çekti. Sen köhne duvarları yıkıp. Zigana çamları davulların sesine titreyecek. gözleri dolu doluydu. Bardakları kontrol etti. şölen kuracağız. büyüyen göbeğinde." dedi. kalfan olacağım. Bırak. Yüz yılların entel günahından. bu. Araya bir sin. Yıllar yılı. ben seyisin olacağım. genç adam iki avucuyla sımsıkı kavradı.tekârlara kalır. bu kadar!" dedi. görecez. "zaman zaman bana kızdığını biliyorum." dedi Şafak. Kör kâtiplerden tescilli karının rahminde." diyerek derin bir nefes aldı. yerine şeffaf saraylar diktiğinde." dedi. ama." "İşte. Haklı olabilir"Dur!. al atlı süvarime yol açacağım. Bağnazlık dikenlerini çıplak tabanlarımla çiğneyecek." Rodoplu'nun itiraz edecekmiş gibi kıpırdadığını gördü. yine de sürdürdü. Hayatımda "Bak. . mezar taşının gölgesinde duSustu. bu defa da ben konuşayım. tekrar oturdu. cevap vermedi. Güneşte yer bulmaya koşa- oğullarının saçlarında. "Nasıl söyleyeyim. sen geleceğe kanatlanırken.

" dedi." diye sürdürdü. hayretle. böyle içimden ılık ılık bir şeyler aktığını hissettim.. mahcubiyetini büyük bir gülüşün ardına sakladı. o da güvenilir olduğuydu." yordum.. duyuramadı. Bu seçimlerde Erol'u destekleyeceğiz." ma. ama yanlış anlaNasıl gurur duydum.. Rodoplu.en çok değer verdiğim insansın. " birden "Bilmiyorum. geçen gün ne oldu. Özen "Niye? Her kadın erkeğinin biraz da annesi değil midir?" "Ve de." "Öyledir de. değil gülüm! Bak. durdu. Şafak. da!. boyundan büyük laflar ediyor. "Sana güvenmeyeyim de. Bilirsin da! Sen." "O kadar güvenme bana. o bizim pirimiz. Kimden öğreniyorsunuz bunları dediydim. aday olmak için daha çok zamanım olduğunu düşünü"Bu seçimlerde olmaz artık.." diye içini çekti. Belki zaman zaman seni üzeceğim. Balıkesir'den bir yeğenim geldi. sesi küçük bir kız çocuğu gibiydi." "Bilirsin." Duraladı kadın." "Neden sen değil de. Baktım. Sen bütün bunları biliyorsun. "Yeter ama. böyle. sesini duymak için. "Ama. Kadınımsın sen benim. haklı olduğunu düşündü. Erol?" sesi. nihayet bir kadınım ben. bilirsin. ama inan isteyerek değil! Vallahi. Bazen. sen aklıma soktun. ama çok zayıf çıkmıştı. "Seninle konuştuğumdan beri. akıllı laflar." . göster. politikaya girmeyi düşünmeye başladım. kime güveneyim?" vendiği bir şey varsa. Annenmişim gibi davranamayabilirim. Rodoplu. Karım filan hep beraber oturuyoruz. "Bu seçimlerde mi?" "Öyleydi de. "Zaten politikada değil miydin?" diye sordu. 'Günay Rodoplu'dan. her erkek kadınının biraz da babası ?" diye yapıştırdı. bak.. Kişiliğinde kesin olarak gü"Haklısın.. öteki "Biliyor musun.' demez mi? Seni tanıdığımı filan bilmiyor! vallaha! Limansın sen bana. Ama.

Duran davar. Ev sahibi olacaksınız." dedi Rodoplu. işte. "Biz söz verdik. kokusu "Ben varım. Karısının beyninde ur var. "İnsan inşaat işinden de para kazanabilir. başka! Eee? Ne diyorsun?" var ki! Ürküyor insan. tabii." uzandı. etleri tabakalara bölüştürmeye koyuldu. "Yârin gül yanağından "Yani. Yarı yarıya. Söz verdik. kadının yanağından bir makas aldı. Biraz da onun için istiyorum ya. bu ortakların. Bizim inşaat şirketimiz var ya! Seni de ortak edecem oraya." "Nasıl yani?" "Nasıl?" "Para kazanacağız ya. Ya "İnşaat şirketi kâr etmeyecek mi? İş yapacağız. Sonra. para kazanacağız da!" Kalktı. "Başka türlüsü mümkün değil. onun. Hastanede." "Bu adamlar. bu kooperatifi. da! Sonra bir de. affedersin."Öyle. çok "Ben hiç anlamam bu işlerden! İki kere ikiyi bile toplayamam. olacak?" da bacılarını. Ortağı kazık attı. öyle bir kötü. kitabını yaz. ğız. nasıl olacak?" "Onlar benim hissemi paylaşacaklar. her şeyde orta- Ama. "O yok." dedi." "Öyle mi." bunları bana bırak. "Para ödemeden mi. Rodoplu'nun kaşlarını kaldırdığını gördü. gülüm!" "İnşaatı biz yapacağız ya." "Sen ne anlayacaksın? Uğraşma sen bu pis işlerle." "Onur Bey?" ağır borçlandı adam. işin bir de keyfi var be gülüm! Biz diyo- . O zaten istemiyor. Sen. İşleri kötü gitti. yani?" "Tabii. müteahhitlik filan denince." ruz ki.

Çayırtepe'yi yönetenlerin.. gözleri açılmıştı. paylaşarak veya işgal ederek konut larının yardımı ile kendi konutunu kendi yapmaktadır. ekonomik kriz ve sini sağlayan etkin önlemleri sadece sosyal açıdan. arsa hastalıktan kaynaklanan işsizliğe karşı finansal bir tampon olma özelliğini de göstermektedir. gecekondulara arsa dağıtımı ile ilgili görüşmalar önümüzde vardır. Kent yoksulu ıslıkla ailesinin veya arkadaşsanlar kendi konutlarını kendileri yapmaktadırlar. konut barınma sine iş kaynağı ve güvence yaratması olayıdır. edinmeye çabalamaktadırlar. için gerekli değil. gelir getirici aktivite. düşeyde ve yatayda 1987'ye kadar. Sakın-kesme işareti yaptı. 1979 yılından başlayarak gereksiniminden öte. bu yasada gerek hizmet. Çayırtepe'deki gecekonduların ıslah edilebi- ." Şaşma sırası Rodoplu'daydı. Böylece.Konut insanların sadece barınacakları yer değildir. Konutu ekonomik hizmet ve refah olarak görmekteyiz. tam bir "Konut sahibine bir menkul değer. gecekondulara hizmet götürülerek sıhhileştirilmesi. Deruni sesini. Bundan ötürü.. Çayırtepe çevresi gecekondularla örülmüştür. yeni bağımlı ve bağımsız hacimler yaratarak kendiprogramımızda. geniş kent "Ne anlatıyorsun sen?!" mik üretkenliklerinin temel direği olduğu için de gereklidir diye düşünü- politikacı tonlamasıyla kullanıyordu. kiralayarak. devam etti Şafak. Bugüne kadar. Biz.. Emin bir parsel ve ev ailenin içinde ekonomik olarak üretken olabileceği. Bizim lerimiz çok açık ve nettir.satın alarak. inşa ederek. bir arsa bulmak ancak kamuya ait ya da özel araziyi istila etmek ve yasal olmayan . gerekse yıkım içeriğinin ciddiye almadığı uygula- devingen bir yapıda. gecekondular affı ya da yıkımı. kentteki arazi parsellerine erişilmetoplumun tüm üyelerinin yetenekleri ve enerjileri elverdiğince.. geriye çekildi. Ancak. İnsanlar. ekonoyoruz ve buna inanıyoruz. Bizim orada inarazi birimlerinden arsa almakla mümkün olmaktadır. kişinin aynı parsel üzerinde. ekonomisine katılım üssü ile aile barınağıdır.

"Ya.. yani.. nüve filan gibi laflar. affedersin. çünkü. yer kabul etmemiş?' Hangi gecekonducu. söyleyeyim mi?" "Aşkolsun!" "Olmadı.. . olmadı!" dedi. 'gökten ne yağmış da. 'osur osur ipe diz!' derler ya. Nasıl olacaktır? Merkezi yönetim. bağımlı çok yabancılaştırıcı laflar. Sanki insanlar 'ev' denilen şeyin ne kadar hayati olduğunu bilmiyorlarmış da SHP'li bağımsız hacim. Günay'a döndü. Bu sosyal demokrat belediyecilik anlayışının katılımcılık ilkesinin hayata geçirilmesidir. İyi yaptı. bir üstünlük taslama' var.lir alanlar olduğuna inanıyoruz ve öyle düşünüyoruz. çok SHP kokuyor!" diye ekledi. geceDurdu. Çok ayıplamazsan. altyapı oluşturulacaktır!" "Olmadı ki!" rının kazandırılması yanında. senin vermeyecek misin? Mesele bu. Hazine arazileri bedelsiz olarak belediyelere terk edilecek. Rodoplu. düşeyde ve yatayda devingen yapı.. filan da. Bir kere bu tatsız. gülüyordu. hacim dediğin oda! Adam iki göz bir dam istiyor. işte öykondu önleme bölgeleri arsa dağıtım yanında nüve ve mesken blok inşası le. "Çok ayıp bir söz vardır. Islah edilebilir alanlara imar plânları yoluyla tapu verilmesi ve bu alanlara imar haklalerinin inşasını amaçlamaktadır. İmar ıslah planlarına. bir kere.. genç adam. cektir. anakentin görevine gelince. şehri mahvetti. anakent belediyesindeki sosyal demokrat iktidar. yüzünü ekşitti. ama ne demek istediğimi çok iyi yansıtıyor. Sonra. halk ile belediye ortaklaşa altyapı hizmet- teknik hizmet ve finans bakımından Çayırtepe Belediyesi'ni destekleyeve diğer hizmetler için bu amaçla kurulacak fondan yararlanılarak. kötü yaptı.. Affedersin! Yani. "Hayır. derler ki. Verecek misin. "Nasıl?" diyerek dikkat kesildi. bak. Entel laflar. politikacılardan öğreneceklermiş gibi. yani. Kimse böyle konuşmaz ki! Nedir yani. yapmadığını yaptı. zaten on yıllık hikâye ve ANAP bugüne kadar o konuda kimsenin deyişinle.

mesela. "Nasıl?" bu lafı bilir misin. Ne söylemeye çalışıyorum.şehrin organik yapısı bozulacak diye. "Sen. Ama sonuç olarak. geçiştirmek demek. çok kötü İkincisi. bu sanki her şeyde böyle.' derdi. sizin tüzükteki 'katılımcılık ilkesinden kastedilen bu değil!" kat." diyerek içini çekti Günay. meselelerin üzerini örtmek. açmak gerektiğini düşündü. biliyor mu- . 'Bu yedi ceddi yabancı alüftenin taslamadan. De- minki nutuk çok iyi bir örnek. içtenlikli değil. Ne yapacağını söylemiyor. konuya hâkim olmadığı için söyleyemiyor. Biz birimizle konuşmuyoruz. İnsanlara üstünlük söylesen.' Çok doğru. insanların nezaketinden yararlanmadan. tüm dikkatini toplamış "Obskürantizm. herdinliyordu. Katılımcı belediyecilik diye su borusu döşemek için köylüden para alacaksın! Lâf mı. içini olduğu gibi yansıtsan. özlemlerimizi yansıtan. yeni bir şey değil. Rodoplu. tercüman olsan." Şafak. Belki de bilmediği. olanı ve olabileceği gecekonducu. Avu"Biliyor musun. nezaketinden değilse dilimizde adı yok. Bektaşi tabiridir. Yeni sentezlere izin vermiyor. arsa almaktan imtina eder? Nostaljik çevreciler bozulurlar ama onların da oy potansiyeli bellidir! Sesli oldukları için iyi geçinmek zorundasın ama o kadar! Bildik şeyleri." "Aslında. kaygılarını yansıtsan. hatta alkışlıyorsa. ondan da öte. kimse paçanı tutamaz senin!" "Yani. böyle bir nutku dinleyen çıkarcılığındandır! Rahmetli Cemil Bey. yani? Bir kere. Bizim oradan bir partili. Birbirimizi geçiştiriyoruz. cevlağa soyunsan. anlıyor musun?" "Evet. ne anlar Allah aşkına? Nutku atarken senin bile içine fenalık geliyor. da! Adam susuyor. 'Obskürantizm heyulası yok edilmedikçe." tekrarlayan bir metin bu. statükocu. hangi bir diriliş hayaline kapılmak çılgınlık. yani. ne yapamayacağını da söylemiyor. Ama. Yani. "Kaz gibi bir herif zaten bunu yazan.

şakak şakağa vermek"Peki. Demirel'in ya da Ecevit'in yasaklarının kaldırılması sizin ne Demirel'i meydanlarda görürüz artık. ben olmasam ortaklarım açtır. sözünü kesti kadın. sen. o zaman!" "Bunu ben de isterim. Kimse senden kütüphaneye kapanmanı beklemez. Ama. Harçlıklarını veren benim. söyleme! Demokrasi adına halk dalkavukluğundan bıktım usandım artık! Bütün kuramlarıyla işlemeyen . "Aradaki farkın hileden işinize yaramayacak. Bütün yapacağımız el ele. bazılarımız. "Ne olur. Rodoplu. kadın ANAP milletvekili olduğu için inanmamıştım. Sen bakma. aç. olacak o kadar. Ama ben zaten kapanıyorum.sun? Statükocu olma. Çok yazık. Çok yazık!" "Siyasi hakların iadesi. açından da.. Üçkâğıda ne gerek var. senin bir çıkış yapman için ne lâzım? Paranın dışında." Parayı kazanan benim. derken." "Buna ben de inanıyorum. anlamıyorum. Siyasal çıkarınız "Leyla Köseoğlu söylemişti. anlamıyorum. Onu da anlamıyorum. Beyinlerimizi bütünleştirirsek fethedemeyeceğimiz şey yoktur. bana söyleme! Aman ha.. "İşin içindeyiz. tabii. bir sürü tir." "Sen niye yapmıyorsun?" "Yapıyorum." "Yap. Ben yazıyorum. Sokak sokak bilirim Çayırtepe'yi. yeni politikalar üretmeye çalış." 'ben' demek istiyorum. bizdeydi de ondan!" "Hile mi yaptınız?" Referandumda neden en yüksek 'evet' bizden çıktı? Seçmen kütükleri "Eh. gülüm!" diyerek kurnaz kurnaz güldü. benim yerim kütüphane. Ben. tabii. Bakma. Sonra. Üç gün sonra. yeni sentezlere soyun. Şafak'cım." dedi. onların içinden benden daha iyi örgütçü yoktur. demek istiyorum." diye başladı. iş bölümü diye bir şey var. geldiğini ama Başbakan'ın referandumu tekrar ettirmek istemediğini söylemişti de.

canım. o adam hiçbir şey yapamıyorsa. Denenmişi denemek doğru değil. 'Şimdi bunlar mutlakıyetin . düşün bak. böyle gergedan derisi yüzsüzlüğü! Hıyanet özgürlüğü diye bir nursun? Çayırtepe Karakolu'nda senin başına gelenleri askerlere yükleyip. Bütünüyle çıkarcı bir tavırla yaklaşsan da boş verdülhamid tahttan indirilip. AbFethi Okyar'a. Ecevit. Diyorum ya." "Haklısın. Türkeş. Hepsi de Abdülhamid'e zamanında hizmet vermiş memen lâzım." "Haklıyım da. işte Salih Paşa. Erbakan.çok acı. da! Bir benim hile yapmamla mı oldu bu iş?" adamlar. Ben boş veremem. dökülen her damla kandan boş vermemen lâzım. Bak. vah. Abdülhamid. oğlum. Fethi Okyar'ın nezareti altındadır ya. bir hikâye vardır. çıkarcı bir değerlendirmeyle SHP açısından baktığım zaman da anlamıyorum! Şöyle ya da böyle temizlenmiş bir siyasal nımazsınız? Bu 'asr-ı saadet' yutturmacası nereden çıkıyor?" "Bu iş böyle. ne diye hile yaptın annecim?" "Yapma. Selanik'te Alatini Köşkü'ne hapsedildiğinde. demokrasi var diye.bir demokrasi neden kutsal inek olsun? Şöyle söyleyeyim. çok hoş -yanlış kelime!. on yedi yaşında bir çocuğun boynuna etmesi gerekli değil midir? geçirilen iple sonuçlanıyorsa. Neden tertemiz başlayamayasınız? Neden gidip yine o adamların popolarına giresiniz? Neden pisliğe bulaşmamış kadrolara şans ta"Veremem ki! Bunu anlamalısın. iş-birlikçiyse ve sen bu basına karşı çıkıyorsun. gülüm! En iyisi boş vermek!" arena var.' der. zihniyet ve kişilik mi değiştirdiler? Eğer buna inanılıyorsa. ahlâklarından şüphe etmek lâzımdır!' Nitekim olanları gördük. intihar şey olamaz. mut Şevket Paşa filan. Fethi Okyar da sayar. iktidarı ele geçirenlerin kimler olduğunu sorar. böyle bir basının özgürlüğünü nasıl savubaşta Demirel. Zaten senin hiç Yok. 'Vah. rahatlayacak kadar safdil olamazsın. o dönemin bütün sivil siyasileri sorumludur! Bir başbakanın icrası. eğer basın bir tekeller basınıysa. Mahbakanları iken. meşrutiyet ilân edildi de.

elektrik." "Kütüphanede oturan sensin. Ama. iki"Biliyorum. Senin uzmanlaşman lâzım. Neden yetmez? Şimdi." Çevikçe'nin dikkatini çekmek. sisteminiz olur. gülüm. işbilir. şunu söylemeye çalışıyorum.başka şeyler var. Yani. Gerçekten de söylemiyorsunuz. ayağı "Yazarım da. Sonra sırasıyla. Geçen akşam Pür sosyalist olsanız. İlk kesin letleştirmek oldu. efendim. o bize yetduruyorum. Birisi İsmail Cem'inki. Yaptıkları ilk iş. Nihayet seni bunlar destekleyecekler. -İngiltere deyip Marx'ın ülkesi sayılır. Ama. öyle değil mi? Genç. Yani. kooperatifler konusunda. İngiliz İşçi Partisi'ne.. hatta "O da doğru. işte bu. Size yöneltilen eleştiriler de buradan kaynaklanıyor. İngiltere Bankası'nı devşebbüsün elindeydi.Adamlar 1913'te parlamentoya girdiler. bilgili. halka yakın ama eğitimli. o. kişisel olarak sen. kömür endüstrisi. ula- mez. "Bak. bir şeyden bir tane varsa. Bak. eğer. Batı'daki sosyal demokratların tecrübesini bilmek iyidir de. çünkü İngiltere önemli: hem Adam Smith'in hem de Karl iktidarı 1945'te ele geçirdiler. mutlaka bir tane daha vardır. gaz. bir sosyal demokrat parti ne der?" sini de okudum. Esas ihtiyaç burada. Türkiye'de esas mesele sosyal demokrasinin eko- beş yüz kişi olsa yeter dediğim." Müslümanlar bile bir ekonomik model geliştiriyorlar. statüko dışına çıkabilirsen. bak. Türkiye'de "Sosyal demokrasi nedir bilen var mı ki! İki tane kitap var zaten. o da olur. mesele o değil. bir tane daha var. o çift dil bilen kolejli tayfanın dikkatini. dinamik. Sonra dikkat çekersin. 1694'te kurulduğundan beri İngiltere Bankası özel te- . Erol yere basan bir adam imajı vermek değil mi istediğin?" "Bu konuda bana bir şeyler yazar mısın?" "Hangi konuda?" "Mesela. kapitalist olsanız. Yapmak istediğin o değil mi? Korel Göymen'in dikkatini çekmek. Bak. da!" nomik platformunu oturtmakta. Sosyal demokratlar ne yapacaklarını söylemiyorlar meselesi var ya.

ne oldu? 1951 seçimlerini kaybettiler. madı bir tarafa. kamulaştırılan kuruluşları. Şimdi. eski sahiplerine satın aldıkları fiyattan geri vereDoğu Avrupa gitti gidecek. bir sosyal devrim yaşanıyor.' . KİT'leri hızlı ve belirli cak. kapitalizmin kişinin becerisini ödüllendirmekten doğan üstünlüğü ile. 'İngiliz sorunu' dedikleri buydu. 1970'te Thatcher geldiğinde. Geçen yüzyıldan bu yana ilk kez. çelik. Ha. işsizliğe yol açmamak için habire sübvanse edilen enkaz durumundaydılar. 'halkçı pazar ekonomisi'. yenilerini de kurdu. İşçi Partisi lideri de ceklerini söylediler ki. YapaŞimdi bugün bakıyorsun. diğer KİT'leri özel teşebbüse devredeceğini söyledi ama yapmadı. Emekle kazancın doğru orantıda artmasını sağlayan bir sistem kuru- yapıda bir sanayileşmenin gerçekleşmesi için en güçlü araç görmektedir. 1950'de amme hizmeti görenlerle temel sanayiler hariç. efendim. onaylıyor. 'Halk kapitalizmi'. kurumları eski sahiplerira geldi. Neyse. Ne zamana kadar? 1964'e kadar. yapamadı. 'SHP. seçim kazanırlarsa. Margaret Thatcher. sizin tüzüğünüzdeki gibi. bize bak. İngiliz KİT'leri. Adnan Menderes bile. 'endüstriyel demokrasi'. bu defa da muhafazakârlar devletleştirmeyi durdurup. haydaa devletleştirme tekrar başladı. Sovyetler çözülüyor. piyasa ekonomisi yanlıları mülkiyetin halka yayılmasının daha da verimli olacağı konusunda birleşiyorlar! lacak. bu inanılmaz bir aşamaydı. ne de vergi mükelleflerine iyi hizmet vermedikleri kanıtlanmış durumdadır' diyor. Bugün artık İngiliz devlet teşebbüslerinin ne müşterilerine. 'Devletin sahipliği ile halkın sahipliği aynı şey değildir. haberleşme.şım. İşte. ne çalışanlarına. Seçim programları böyleydi ve kazandılar. hakça bölüşüm ilkesini gözeten bir sistemde bütünleştirilecek. özel teşebbüsün daha Hal buyken. Yeni bir sentez ortaya çıkartılaverimli olduğunu kabullenirlerken. Bizde zaten bu endüstrilerin hepsi devletin elindedir ne iade ettiler. Bunlar eninde sonunda. 1983'te bir manifesto yayınladılar. sosyalistler. gibi kavramlar ortaya atılıyor. havacılık endüstrileri geldi. İşçi Partisi tekrar iktida- ve en özel sektör yanlısı hükümet bile tersini yapamaz.

Thatcher'ın. yalan mı? Bir tüketici olane düşünüyorum biliyor musun. SHP en staörtmekten başka işi yaramaz. Dünyanın hiçbir yerinde. Örter de ne olur? İşte Sümerbank olur. Gorby boşuna ortaya çıkmadı. uygulamada mal sahipliği kamunun değil. sizi köhne yargıları savunan bir 'müze bekçisi' yapar! Kadının. Denizbank'ın da. anlatmaya çalıştığım bu. 'Bir şeyin yan bir şey de. kayıt yok! İnanabiliyor musun? rimlilik açısından KİT'leri savunamaz. Bugün Türkiye'de kimse ekonomik vetükocu haliyle böyle bir politika güdebiliyorsa. BiMesela. bugün Sümerbank'ın kaç tane iştiraki olduğu bile bilinmiTeşebbüsleri deniyor ama. Etibank. ' desen. sadece Sümerbank'ın değil. doğru. 'Efendim. Demin. daha doğrusu.türünden bir çıkış. kuruluş yasasında. Bu böyle olduğu halde.bunun bir türlü yapılmamış olmasının bu kuruluşları kendilerine otlak yapan devlet memurlarından olduğunu düşünüyorum. o şey kimseye ait değildir. Sümerbank'ın ilk kurulurken. çok haklı olduğu bir sözü var." sahibi devlet ise. Kimseye ait olma"Tabii. demektir. sözde sahibi olduğumuz devlet tekelleri üzerindeki denetimimizden daha fazla! Yalan mı? Bazen sorumlu şirketlere dönüştürmekle yükümlendirildiğini düşündüğüm Ben PTT değil. bu KİT rezaletinin üstünü yor? Vallahi. kendisine bağlı fabrika ve işletmeleri sınırlı zaman -tabii. bir KİT umum müdürünün saltanatı kimde var?" "Niye ANAP'lılar söylemiyor?" "ANAP'lı dediğin kim? Sizinkilerden farkı yok ki! Ama. kimsenin umurunda değildir!"' "Doğru söylemiş. özel sektör üzerindeki etki ve denetimimiz. bu kuruluşları yöneten bürokratlarındır." . devlet memurları imparatorluklarının küçülmesine razı olmuyorlar. bunlara Kamu İktisadi liyor musun. Ziraat Bankası. 'Posta Terör Teşkilatı' desem. yalan mı söylemiş olursun? rak. şimdi. diyor ki. sen kalksan desen ki. neden Deniz söylemiyor? Onu düşünmek lâzım. Düşünsene. 'obskürantizm' derken.

pırıl .Atatürk inkılaplarına ters düşmek. Afet İnan'da var. be! Geçiş- dan kaçar gibi kaçıyoruz! İşimiz gücümüz meselelerin üstüne örtmek! Her yerde. geçinecek paran var. duğumuz ilkeler bugünün icaplarına göre faydalı olanlardır. tirmekten. sen." "Ne statükoculuğu.. yeni ilkeler üretilemiyorsa. Kaldı ki. 1930 öncesi ekonomik Yine kaldı ki. pırıl bir kafan var. neden çözüm üretmekten. Yani. bir daha toparlanamayacağız diye korkuyorum. cüzzamÇok konuştuğunu. Ekonomi eğitimin var. altı oka ters düşmek olur. diyor. bağnazlık bu. işte. kaçırırsak. güllerin büyüsünü dağıttığını biliyor. Ve açıkçası. Toplum zaman içinde değişir. her şeyde bu! Neden?" disine hâkim olamıyordu. KİT'lere ters düşmek. ya- parsın diye umuyorum. yeni koşulkoşullar öyle gerektirdiği için Atatürk petrol-benzin tekelini bir Amerikan şirketine. gülüm. daha doğrusu zihni tembelliğimizin. devletçilik bir ilkeyse." "Olur mu. "Korktuğum. Türkiye'nin gerçek koşullarını nesnel olarak değerlendirmemizi önlemesine izin verdiğimiz için.. rehavetten! lara uygun yeni ilkeler geliştirilir. 2000 yılını da Açıkçası. Ah. Rodoplu." "Anlıyorum. Atatürk zamanında söylemiş. inkılapçılık da bir ilke. ispirto ve alkollü içkiler tekelini de bir Polonya şirketine devretmişti. Standard Oil Company'ye. devletçiliğe ters düşmek olur. canım. Bugün koy- "İyi ya. elimize geçen fırsatları değerlendiremeyeceğiz. tembellikten. canım." "Diyorum ya işte. statükoculuk bu. Nitekim. Bu beni korkutuyor." ekonomik konuları 'devletçi' ve 'anti-devletçi' ikileminden çıkarıp. Şafak. biliyor musun?" diye sürdürdü. 'sen' derken ne demek istediğimi biliyorsun. inkılapçılık ilkesine bağlı kalındığı sürece. Hep onu anlamaya çalışıyorum. yine de ken"Korktuğum ne. sözde yurtsever kaygılarımızın. bunu. nesnel olarak değerlendiremeyeceğiz.

Şafak. ordan. anlamlı anlamlı. başkalarının görüyor olmasını bile umursamadığını hayretle fark etti. araştırma. hepsi bu!" ğumu düşünmüyorsun. Bütün yapacağın okumak. başını önüne eğmişti. "Bir devrimdi!" diye anlattı. dahası.. çalışıyordu.daha iyi bir işin yok bu dünyada." diye fısıldadı. duygusallığını şakaya vurmaya "Hayır. "En iyisi ben sana bir türkü söyleyeyim. "Başka Türkiye yok." dedi. değil mi? 'Uğraşılacak' bir şey oldu- kendini beğenmiş.. hiçbir koşulda kabullenemeye- . "Biliyorum. "Çünkü. Biraz duraladı. daha doğrusu sana söz vermek istiyorum.. "Bir de seni seviyorum. ortalıklarda dönenen garson! Yine de ve hepsine rağmen! ceğini düşündüğü böylesine cüretli bir hareketten irkilmediğini. birden. hepimiz.. ani bir hareketle elini göğKır bahçesi. 'iş' miyim ben?!" "Anladığından eminim." dedi.." "En iyisi!". hayatının hiçbir döneminde. birden ciddileşerek. bir küstah gibi konuşmak istemiyorum. bir "Sahiden öyle düşünmüyorsun. ne istersen. öyle değil mi?" "Sen varsın. az ilerde oturanlar. yok. Ama.. Şafak. çeviri. bak. Rodoplu.! Sadece birey olarak ben değil tabii.' dedi Şafak. Günay. bir şeyi bilmeni istiyorum. Bütün imkânlarım." sesi titremeye başladı. da!" "Hadi. daşınım." dedi Günay. ne zaman bir şey istersen. Zaten yapacak "Öyle ağır işsin ki!" dedi. "Bunu sana nasıl kelimelendireceğimi bilmiyorum. biz. süne attı! Gözlerini Günay'ın gözlerine dikti. ben buradayım. değil mi? Çünkü biraz farklı bir eğitimi olan çağ"Hepsi bu mu? Sahiden mi?" diye sordu Şafak.

lendiren kadının bilgisinden bunca yoksundum, ben ki, samanlıkta yumemiş, erotik denenlere kızarmadan bakamamıştım!.. " üstündeki elini tuttu, bağrına bastı! lin'e. Hemen ekledi, dum!" Gözlerini şaşırtıcı bir utanmazlıkla Şafak'a dikti, erkeğin memesinin "Böyle bir şey yapabileceğimi düşünebiliyor musun?" diye sordu Tü"Yaptım, bacım. Vallahi yaptım! O mafiyoza tipler de, seyrediyorlarsa

"Hayatımda bir devrimdi! Ben ki, her uzvunu dirhem dirhem değer-

varlanmayı bunca garipserdim, ben ki, ömrümde tek bir porno film izle-

da seyretsinler, Şafak'ın önüne geçmek bana düşmez diye düşünüyorŞafak, bir tür meydan okuyordu. Rodoplu arda kalmadı, "Hadi, gidiyoruz!" "Sen varsan, ben de varım," diye fısıldadı, "Sonuna kadar."

Şafak, baktı baktı, elini çekti. da!" dedi adam. Günay, durdu. pırıl pırıl su döktü!

Kolu Günay'ın omzunda, otomobile yürüyorlarken, "Şöyle bir dur, "Beni kendisine siper etti, çişini yaptı! Evet! Çişini yaptı. Ay ışığında Ilık olduğunu düşündüğümü hatırlıyorum! Sanki ben yapıyordum.

Elimi altına tutabilirdim. Temizliğini yapabilirdim!

şeyin farkında değildiniz! Kümemin elemanları bire bir eşleşiyordu, Şafak'la. 'Bir' oluyorduk. Yepyeni bir sınıf oluşturuyorduk! Ve siz hiçbir şenuz ki, bana! Aptal ve inançsız!" yordu, Son ameliyatından birkaç gün önceydi, çok çabuk yoruluyordu. Tülin yin farkında değildiniz! Biliyor musunuz, bazen öyle aptal görünüyordude, ben de kendisini yormamasını istiyorduk. Ama, Günay konuşmak isti-

Tanrım, bütün bu inanılmaz şeyler bana oluyordu ve sizler hiçbir

bessüm yayıldı yüzüne, alamadı?" diye sordu.

"Bağışlayın," dedi, döndü, "Hele de sen!" İçini çekti, esef dolu bir te"Nasıl oldu da, senin gibi akıllı, iyi bir insan beni zaptırapt altına "Günay'ım, ben senin yanında su dökemezdim ki!" "Doğru!" kıkır kıkır güldü. "Bak, şimdi!" "Bu adam sana duyduğu saygıdan idrardan kesilirdi, kardişim!" dedi, "0 akşam ona bir şiir yazdım. Notlarımın arasında bir yerde olmalı.

Tülin, "Sistit olurdu, alimallah!"

Bir kopyası da Şafak'ta vardır. Tabii, eğer atmadıysa!

sinde. Şafak istedi. İstanbul'un bu yakasını bir türlü benimseyemediğini apartmanın önüne geldik. Durduk.

Sonra, dura kalka, Kilyos'tan ta Üvezli'ye gittik. Çayırtepe'nin de öte-

söylerdi. Sabahın iki miydi, üçü müydü, darca bir sokakta küçük bir mıyorum, çıktık. Bir dairenin kapısını açtı Şafak. Işığı yaktı, girdik. Burnuma 'Omo' kokusu geldi ve hatırladım. Şafak’ın çamaşırları da Omo kokardı. Etrafıma bakındım, orta halli bir memur ailesinin sade döşenmiş, küçük, sobalı, tertemiz bir dairesiydi. Şafak bir kapı açtı, yatak odasıydı. Şafak'ı, bir de o kadar gencecik sevimli bir kız poz vermişlerdi." "Aman, yarabbim!" dedi, Tülin, "Ne zor işler bunlar!" "Değildi," dedi, Günay, "Değildi." Çift kişilik bir yatak, aynalı bir tuvalet masası vardı. Tuvalet masasının 'İniyoruz,' dedi, Şafak. İndik. Üçüncü kat mı, ikinci kat mıydı, hatırla-

önündeki gelin damat fotoğrafında, onbeş-yirmi yıl öncesinin gencecik

nımı evimde istiyorum. Bana ait olan her şeyi seninle paylaşmak istiyorum.' Anlamamak mümkün değildi ki! Ben de onu kendi evimden başka bir yerde göremiyordum!" "Ne güzel bir kız," dedi, Günay Rodoplu, fotoğrafı işaret ederek.

"'Seni, kendi evimde, kendi yatağımda istiyorum,' dedi, Şafak, 'Kadı-

"Tabii öyle olacak," dedi, Şafak Özden.

Ama, ben, öylesine dingin, barışık bir ruh halindeydim ki, gelen karısı nüp,

"O sıralarda bir yerden bir kapı açıldı. Anlaşılan evde biri daha vardı.

olsa da rahatsız olmayacaktım! Şimdi düşünüyorum da, Şafak bana döNeyse ki, gelen eşi değil, kardeşiydi. Sedat, bizi gördü, şöyle bir baktı, Tülin dayanamadı, 'Siz miydiniz, abi?' dedi, 'Hadi, iyi geceler,' gitti, yattı." "Sana da bok yemek düştü, tabii!" deyiverdi. 'Bu benim karım. Öp kumanın elini,' demiş olsa, eğilir öperdim zahir.

bulma! Ben nasılsa orada kalacaktım. Sedat başka türlü davranmış olsa

"Yok, yok," dedi, Günay, inler gibi, "Hiç öyle düşünme, hiç bahane

da, Şafak için kalacaktım. Şafak'ın istediği kokuyu, onun yatağından esirgeyecek değildim. Ne olursa olsun! Ha, ama, uyuyamadım, tabii. Sonrada, dım, eve döndüm. Tıpkı, onun bana yaptığı gibi. Beni eve getirme telaşına düşmesin, sükûnet içinde, kelime yerindeyse, 'demlensin' istedim." doplu'ya söyleyecek lâf yoktu! uyuyuverdi. İtalik’lediğimin farkına vardı, tabii! şafak sökümünden az sonra kalktım, onu uyurken öptüm, sessizce ayrılSöyleyecek hiç lâf yoktu. Ne o zaman, ne de daha sonra, Günay Ro"Ben sana 'Allah'ın belası bir lâf ebesiyim! demedim mi?" dedi ve

V
O yılın haziran ayının büyük bir bölümünde Ankara’daydım. İstan-

bul'a dönmeden bir gün önce, Sakarya Caddesi'ne açılan sokaklardan birisinde, Günay Rodoplu'nun konferansını duyuran afişi gördüm. Siyahkişinin tanıdığı bir adı binlerce kelimenin arasından hemen görmesi gibi reğimin özlemle kabardığını hissettim. Bir gün daha kalmaya, konferansı izlemeye, Şafakla birlikte değilse, İstanbul’a onunla beraber dönmeye karar verdim. beyaz, sıradan bir afişti, normal koşullarda dikkatimi çekmezdi bile, ama bir şeydi. Sanki orada kollarını kavuşturmuş, bana bakıyordu, Günay. Yü-

lemiyordu, tabii. Karşısında belirince, yüzü umduğum gibi sevinçle aydınlandı. Sarmaş dolaş olduk,

Tahmin ettiğim gibi trenle geldi. Adamakıllı solgundu. Beni hiç bek-

için teşekkür ediyormuş gibi bir duyguya kapıldım. Az sonra arkasından inen adamın yüzündeki ifade bu duygumu perçinleyecekti. Kısa boylu, otuz yaşlarında bir adamdı. Özensiz giyimi, tıraşlı yüzü ile hep bildiği bir şey kanıtlanmış gibi sırıttı! Gerçekten, sırıttı! "Hayrola?" telerinden birisi!" Tanıştırdı. nedense, emlak komisyoncularına benzettim. Adam, bize şöyle bir baktı, "Şafak'ın eniştesi," diye fısıldadı, Günay, "Daha doğrusu, sayısız eniş"Beraber mi, geldiniz?" diye sordum, hayretle. "Yok, canım! Trende karşılaştık." "Abla, sizi bir yere bırakayım mı?" diye sordu, Fevzi Özden, yılışık

Sadece karşıladığım için değil, tatsız bir şeye de son vermiş olduğum

"Sağol, canım. Sağol!"

'abla' hitabı, Günay'ın kaderiydi, zaten. Yaşıtları da, kendisinden otuz yaş olan bir kadını bir yerlere bırakmayı teklif etmezdi!) Beni nefret ettiğim lerden bir kez daha sıtkımın sıyrılmasına neden oldu. "Araba var, ben sizi bırakayım," dedim.

yılışık. (Bu defa önyargılı olmadığımdan eminim. Gerçekten yılışıktı! Bu

büyükler de ona 'abla' derlerdi. O değildi yadırgadığım. Ama, adamın bir

ayağının köyde olduğu belliydi ve bence hiçbir köy erkeği yanında erkek bir tavrı, 'maço' tavrımı takınmaya zorladı. Ve tabii bu dayatma ÖzdenGünay, yavaşça elimi sıktı. Erkeklerin 'Denizli horozu sendromu' de-

diği bu tavırları onu çok eğlendirirdi. Fevzi Özden, köylü kurnazı gözlerini kaçırdı, bir yerlere uğraması gerektiğine dair bir şeyler mırıldandı, gitti. "Sen iyi misin, canım? Solgun görünüyorsun." "Uyuyamadım," dedi Günay, "Ondandır." "Çok mu sıcaktı yine?" "Yo. Fevzi ile konuşuyorduk. Sen nasılsın? Forus'lar nasıllar?"

söyledim. mi!"

O ara, masonluğu incelediğimi biliyor, takılıyordu. İyi olduklarını "Ne kötü," dedi, "Hiç konuşamıyoruz bu günlerde! Biliyor musun, bir

suretimi çıkarmak isterdim. Senin yanından hiç ayrılmayacak bir suretilattı. Neden o kadar düşünceli olduğunu o gece trenle geri dönerken an"Dün gece, gelirken, Fevzi Özden anlattı, ben de Şafak'a bir geçmiş

yazdım," dedi, mahzun gibi, kendisiyle alay eder gibi!

Bir süre, öğleden sonraki konferansı tartıştık. Eskişehir’e yaklaştığımızda daldı.

Restorana geçmek istememişti. Yemeğimizi kompartımana getirdik.

suskunlaştı, ışıkları söndürmemi rica etti, simsiyah bozkırı seyretmeye dim. O gece ise, yıllar öncesine, İstanbul'dan başlayan, bir ucu Ankara'da, diğer ucu Pozantı'da biten iki yorgun demiryoluna götürdü onu. Günay için, hipnotik bir etkisi her zaman vardı, bozkırın. Onu bilir-

Odunla, söğüt dallarıyla işleyen dur kalk bir lokomotifteydik sanki. Şevket Süreyya olmuş, aç Anadolu'nun ince ay ışığı altında kabaran, köy evlerini, küme küme ağaç karaltılarını, şurada burada dev sütunlar gibi yükselen servi kavaklarını süzüyorduk! Sağda solda tek tük ışıklar vardı. Kararsız gölgelerden korkan köpeklerin havlamalarını duyduğuma yemin edebilirdim! Az ilerdeki değirmen olduğundan boşalan suların, sert, lığın derinliği içine dağıldıklarını duyduğuna da yemin edebilirdim! "Ne ki, boşa çalışıyor değirmen," diye fısıldadı, "Öğütülecek buğday serin hışırtısının dönen değirmen taşlarının uğultusuna karışarak karanyok! İkinci Dünya Savaşı süresince uygulanan akıl almaz iktisat politikaları ülkeyi kedi, köpek yiyen Yunanistan’dan beter etti! Yirminci yüzyılın re etmeyi düşünebiliyor musun?" Ne demek istediğini hiç anlamamıştım! "Günay Rodoplu, sen Şafak'ı özlüyorsun!" ortasında bir ülkeyi, etliye sütlüye karışmaz bir ev kadını ezikliği ile ida-

Yadsımadı.

kilosu beş liraydı." Duraladı, şet verici, değil mi?"

"Babasını düşünüyorum," dedi, "Yirmi lira aylık alıyordu. Tozşekerin "İki yüz bin lira aylık alıyordu, tozşekerin kilosu elli bin liraydı! Deh-

na'dan kağnılarla getirildiği Ankara'da beş kuruştan azdı! Eli saban tutan ne işlemişti, yine de ateşli bir Paşacı'ydı köy öğretmeni Halis Özden!

Buğday, 1927 fiyatının altındaydı. Yetmiş kilometre ötedeki Hayma-

Özdenlerin tümünün işleyebileceği alan elli dönümü geçmezdi. Bir döBaba'nın, Pulur Köy Enstitüsü'nü 1948’te bitirdiğini, Kore Savaşı'nı

nüm en iyi senelerde seksen-yüz kilodan fazla vermedi! Yoksulluk içleriucun ucun sıyırttığını, teyzekızı İffet’le askerlik dönüşü evlendiğini Fevzi Özden anlatmıştı. İffet, Halis'e, biri kız üçü erkek, dört çocuk doğurmuştu. En büyük oğlan Şafak’tı, onu Sedat ve Şener izlediler.

vermemişti. Tarlalarda, elma bahçelerinde büyüdü Şafak. Alucu kuşburzeydi; madımak da öyle. Yenebilecek her şeyle beslenmeyi öğrendi ama cağını gördüğünü söyledi.

Halis Öğretmen'in maaşı ailesini aç bırakmamış ama birikime de izin

nundan, üvezi muşmuladan ayırmayı öğrendi. Ebegümeci ot değil, sebtevekkülü asla! Günay, beş vakit namazını bırakmayan babasına bakarken Şafak'ın gözlerinin hırsla çelikleşeceğini, ölümcül bir öfkeyle sarsılağunda, Milli Şef’e de, Meclis'ine de şovenlere var gücüyle karşı durdu," dedi, "Kuranların değil, eski yazılı belgelerin toplatıldığını iddia etti." yeni yazı hızlansın!" "Erzincan'da Kuranların toplatıldığı haberi Gümüşhane'de duyuldu"Ne yapsın hükümet?" demişti, Halis Özden, "Eski yazı toplatılsın ki, "De ki, öyle," diyorlardı, 'sapık fikirleri savunanlar, "Ku-ran'dan baş-

ka eski yazı var mı ki, evlerde?"

"eskisi zordu, bu kolay" diye alınan alfabenin, '48'e gelindiğinde yüz kişiden otuzunu ancak okur-yazar edebildiğini düşünmüyordu bile. tövbeye zorlayan dayatmanın şiddetini düşünebiliyor musun?" Ve Halis Özdenler Türkçe ezanı dahi kabulleniyorlar! Adamı secdede lundaki sandığı yok ettiğinde vatana hizmet ettiğini düşünüyordu, Halis saklar kalkmasın diyenlerin oylarını yok edecekti!) 1950 seçimlerinde Demokrat Parti kazanır korkusundan kendi oku"Yirmi yılda gelinen yer sadece yüzde otuz! Düşünebiliyor musun?

Beyin yıkama faaliyetinin başarısı tam olmuş olmalıydı ki, 1928'de,

Öğretmen! (Daha sonra, referandumda, oğlu Şafak Özden de, siyasi ya1954'te Demokrat Parti tekrar kazanınca, dış güçlerin iktidarlar ya-

ratan kudretlerinden dehşete düştü. 1975'te, milletin aklının başına gelmeye başladığına sevindi. 1960'ta CHP + Ordu iktidar formülüydü; elleri patlayıncaya kadar alkışladı!" "İngiliz albayına posta atanan Hintli parya," diye, hatırlattım.

yor, tersine, aylıkçı olup bize katılmaya çabalıyor. Sözümüzü ikiletmezler, izimize basarak gelirler götürdüğümüz yere! 'Hatırladın mı?" "Elbette," dedim.

"Öyle," dedi, "Ama, Esendal biliyordu! 'Okuttuklarımız kavga aramı-

"Gümüşhane'de kar damları aştı. Evlerin tahta kapılarını zorlayıp açtılar,

"1963 kışı yaman oldu," dedi, Günay, gözlerinde tuhaf bir pırıltıyla,

tünel kazdılar. Tüneller komşularla buluştu. Tahta kapıları olanlar böyle yaptılar. Tahta kapıları olmayanlar, toprak altında yaşayanlardı. Onların barınakları daha bir muhafazalıydı, ortaya kazılı tandırın dumanı odayı yer duvar yalayıp ufak baca deliğinden süzülür giderken, sıcacık olurlardı. İs kokusu, tezek kokusuna katılır, derilerine sinerdi insanların. Şubatta bir gün, Bayburt Süvari Taburu'ndan bir kıratın bacağı bu barınaklardan birisinin içine kaçtı. Ne olduğunu anlamaya çalışırlarken, yeraltından bitiverdi insanlar. Atlının anlamadığı bir dilde çığrışıyorladı.

Kumandan bağırıverince, sindiler. Atlı kendisine çekidüzen verdi, hayva-

nın bacağı sarıldı, çekip gittiler. Arkalarından, damı göçen evden, beddua yükseldi." Birden hatırlamıştım, bir başka romanından bir pasaj tekrarlıyordu! "Kar tonlandıkça tonlandı," diye sürdürdü, "Buz sarkıkları birken iki,

ikiyken üç bilek kalınlaştılar. Baharda eridiklerinde on bir ev göçtü. Olağandı. Eriyen kerpiç duvarlar suyun daha da ağırlaştırdığı tavan toprağını taşımazdı. Şafak, döşeğinin boyundan büyük toprağın altında kaldığını ğildi. Nisan yağmurları da bitmek bilmedi. Sonunda, bezdi, yatıştırmak için bir de gerekçe buldu, 'Oğlun gelecek yıl ortaokula başlayacak.' gördü. Göçüğü izleyen on gün okula gitmedi, toprağı kaldırmaya yardım İstanbul'a tayinimi isteyeceğim,' dedi, Halis Özden. İrkilen karısını

etti. Akrabalarda gecelediler. Toprağı kaldırdılar ama ev onarılır gibi de-

düştü. Ege'de üzümler sıcaktı, kiraz bitmek üzereydi, çilek ancak reçel rinin diplomalarını dağıttı. Ailesi’ni topladı, yola koyuldu."

Bir yıl uğraştı. Ertesi yıl, Gümüşhane'nin son karı haziranın ilk günü

olurdu; İstanbul'da erguvanlar yerli yerindeydi. Halis Özden, öğrencilene zincirli tutukluların tökezlemekten ve tökezletmekten sakınan adımlarıyla, darmadağınık ama sımsıkı bir dayanışma içinde indiler. Molla Günay, Sirkeci'deki hallerini gördüğünü söyledi. Trenden birbirleri-

Ramazan'ın torunuydu, Şafak, mahşer nedir bilirdi. Eminönü'nden halat zehirli tütsüydü. Gökyüzü mavi değildi. Güneş pekâlâ Batı'dan da doğmuş

alan Adalar vapurunun düdüğü, İsrafil'in sur'ası olabilirdi. Kâfirleri sarhoş edecek duman egzoz gazlarının İstanbul'un sıcak buğusuna belenmiş olabilirdi. İşte insanlar kabirlerinden çıkmış, "özleri dönmüş çekirgeler gibi dağılmış" koşuyorlardı. Her cins, her biçimdiler. Zinadan yeni kalkmış kadınlar, "gömgök" gözleri, çıplak kolları, ak göğüsleriyle ortadaydınım, sol omzundan "Al oku!" diye uzatılacak günah listesini bekledi. Sonunda o da oldu, kendisine yol açmaya çalışan bir hamalın sepeti omlar. Sağır edici gürültü, Dabbetülarz'ın homurtuları olmalıydı. İffet Ha-

zuna vurdu, "Destur!" diye bağırdı, adam. İffet Hanım'ın korkudan canı çekildi, bacakları eridi, kucağındaki Sedat'ı istasyonun betonuna fırlattı, az berisine, kondüktörün ayaklarının dibine de kendisi yığıldı. Kondüktör yana atıldı, peronuna babalarının çiftliğiymiş gibi yayılan

yığına midesi bulanmış gibi baktı, helaları gösterdi. Kadınlar helasının ağzına geldi İffet'in. Dar kaçtı. "Zıkkım iç!" dedi Şafak'a.

duvarları fayans kaplıydı. Akseden, eğilen bükülen gölgelerden yüreği Bir iki vızıldandı, sonra hurcun üstüne kıvrıldı, uyudu çocuk. İsmet Görüntüler çok canlı olmalıydılar. Gözlerini yumdu, Günay. Farkına varmadan o transandantal havaya girdim ben de! Günay’ın

Özden'in babası gelip toparlayıncaya kadar ilişmediler.

uzandığını, Şafak'ın toz içindeki hurcun üzerine kıvrılı çelimsiz gövdesiçamurladığı öfkeli asi yüzünü okşadığını görüyordum. Sevdiği adamın nüstü zeki olduğuna inandığı çocuğun ruhunda yapacağı tahribatın kaçılar bana dayanılmaz bir acı veriyordu! Gülümsüyordu. caman açarak. "Allah aşkına bırak! Bütün bunlar doğru değil!" diye bağırmışım! "Neden ama!? Gerçek olmadığını bile bile neden?!"

ni, terden sırılsıklam sarı çocuk başını, yanaklarından süzülen yaşların çocukluğuna bakarken, burnunun direğinin sızladığını hissediyordum. nılmazlığının acısının yüreğini kavurduğunu biliyordum. Ve bütün bun"Değil," dedi, sakin sakin, "Dedim ya, Şafak'a bir geçmiş yazıyorum!" "'Gerçek' değil mi, sahi?" diye sordu, hüzünlü gözlerini kocaman koÇocuk Şafak'ı bekleyen dünyayı, bu duyarsız, bu sevgisiz şehrin olağa-

Susmak zorunda kaldım.

garistan göçmenlerinin faciasını, birkaç göçmenin daha az ya da farklı

Gerçekten de, Sirkeci'ye inmiş olup olmamaları ne fark ederdi? Bul-

dım,

türden eziyet çekmiş olmaları değiştirir miydi? Yine de kendimi alama"Kibele sendromu!" diye söylendim, "Diana haklı! Seninkisi, Toprak

Ana sendromu!" (Bunu da daha sonra anlatmak durumundayım!) Şöyle bir baktı, başını salladı, den görmüyor?" diye mırıldandı.

"Senin kadar akıllı bir adam, benim nihayet bir kadın olduğumu ne-

Enişte, seyahat nedenini "İmar'da bir işimiz var da," diye açıklamıştı. Çayırtepe'de dayıoğlu İsmet Özden'le ortak bir Yeminli Özel Teknik Büroları vardı. "Bu günlerde herkesin işi İmar İskân'la," dedi, Günay. "Sen niye gidiyorsun, abla?" sorusunu, "Bir panel var da," diye geçiştirdi. "Rakı içeriz değil mi?" Teklifinin nedeninin, Duran'ın dükkânındaki "İçeriz," dedi, Günay, "çiğlik etmemek için."

Ne ki, büyüyü bozmayı başarmıştım. Fevzi Özden'e döndü, Günay.

imza gününde viski içtiğini görmüş olması olduğu belliydi,

sü Matematik Bölümü mezunu olduğunu; öğretmenlikte para olmadığı de bu Yeminli Büro işini kurduğunu, işlerinin "Allah şükür" iyi olduğunu anlattı. "Bir de, şu seçimleri kazansak! Bizim Şafak çalışıyor ama bakalım!"

Bir süre dağdan tepeden konuşmuşlardı. Enişte, Gazi Eğitim Enstitü-

için bir yıl kadastro kursu gördüğünü, sonra da "Özal amcamız" sayesin-

zinledi, canı sıkıldı Günay'ın. Enişte, Şafak'ı görüp görmediğini anlamaya, kaynaklanan bir öğrenme istemi değildi bu. diye düşündüğüne bahse girebilirim!"

"Bizim Şafak" tonlamasında senli-benlilikten öte bir küçümseme se-

aralarındaki ilişkinin niteliğini kestirmeye çalışıyordu. Ne ki, ahlaki kaygılardan, Şafak'ın eşinin gururunu ya da yuvasını koruma isteminden Biliyor musun, Şafak'ın dalgasıysa dokunulmaz, değilse bir yoklarız,

rak.

"Mümkündür," dedim, adamın sabah bana nasıl baktığını hatırlaya"Şafak'a saygısızlık etti," dedi, Günay, "Ben de seyirci kalmak zorun-

da kaldığım için ihanet ediyormuş gibi oldum." olduğuna gerçekten inanıyordu, aptal!

algılanmaya, her türlü aşnafişna girişimine karşı mutlak dokunulmazlığı "Belki de, haksızlık ediyorum. Haberi bile olmayabilir." Adamı, kendisine ilişkin tavrı dışında da sevmemişti, Rodoplu. Şa-

Kendisine edilen saygısızlığı hiç düşünmüyordu, çünkü kadın olarak

fak'tan küçüktü Fevzi Özden, ama daha şimdiden hiçbir şeyin memnun

edemediği insanların müzmin ekşiliği sinmişti yüzüne. Hiçbir rejimin ona kümetinden şikâyeti kapitalist ihtiraslarının yeterince tatmin edilemiyor olmasından ibaretti. "Eşitsizlik"ten yakınıyordu ama gerçekte yakındığı kendisinin yararlanamadığı eşitsizlikti, "Şimdi biliyor musun, bu Kürt var," diye anlatmıştı,

uygun olamayacağı belliydi. Marksist olduğunu söylüyordu ama Özal hü-

man'a, araziyi ormandan çıkaralım, diye... Vallahi, abla, be, sefil oldum bu

"Herif Tuncelili Kızılbaş. Biz yıllardır Ankara'ya taşınıyoruz, Or-

yollarda, be! Git gel, git gel! Harcadığım paranın haddi hesabı yok! Biliyor musun, nasıl rüşvet yiyor o memurlar! Adamın dosyayı ellemesi yirmi bin lira! Eskiden de yerlermiş, ama bu Özal ekonomisi mahvetti milleti! tımdır, dedi, çıktı! Orman arazisine, benimdir, diyor, iyi mi?! Biz bu kadar veriyor Alevilere! Kâmran İnan'ın ada-mıymış neymiş," minse,' dedi." çilesini çekmişiz! Ama, bak, Şafak onu tutuyor ama bu Baykal çok yüz Alevi olmadığını düşündüğümden. Ânında vazgeçti iddiasından. 'İşte kiTuncelili değil de, Fevzi Özden tarafından "değerlendirilmeliydi". Günay'ın anladığı, ormandan çıkması gereken bu arazi söz konusu "Kâmuran İnan'ın olamaz," dedi Rodoplu, "Bildiğimden değil, İnan'ın Bu Kürt, şimdi, bizim uğraştığımız araziye benim arazimdir, şahsi ran-

anlamında kullanıyor Halis Öğretmen'in. istiska hastalığı. "Bir yeri zapteden Osmanlı paşası gibi bir tavır sanki bu. güttüğü iddiası. bunun yüce bir amaç. İstanbul'a yerleşen ilk küsü. şimdilerde de DYP'liydiler. Salih Çırpıcı da ANAP'tan delegeydi. İsmetler. sürekli sırıtmasının uyandırdığı nahoş duy"Tuhaf bir şey. Çırpıcı. ile başkaları. "Tekrar oturdum. haklı olarak artıdeğer kaKalkmaya hazırlanıyordu ki. Şimdiki muhtar Salih Çırpıcı'nın hısımlarıydılar. "namussuzlar". Zaptedilen yerin mülkiyeti. Sivaslılardan sonra en büyük nüfusu oluşturuyorlardı. Sultanhanımlı'ya gelen ilk Gümüşhaneliydi. Özdenlerdi. Onlara bir tür kıyak yapıyorsun." dedi." dedi. "Sıska" kelimesini timpanitis. sen onu büyük bir gönül yüceliği zanıyorsun. Bu arada da. eski mülkiyet 'düşüyor' sanki. Günay." guları yüzümden okumuş olmalıydı. Yükünü tuttuğu- tepe'de.lendirilmesi' amacını. Halis Özden'den bahsetmeye başladı. yani ailenle. Salih Çırpıcı ile başlıyordu. Tepeden tırnağa su toplamış bir Şafak tasvirinin ardındaki örtülü düşmanlığın nedenini düşündürdü. Son za- . ayıptır söylemesi. "Biz çok sefillik çektik. fetihle beraber ortadan kalkıyor. olması dikkatini çekti. Günay'ın bu konuda "Halis Amca'nın buraya nasıl geldiğini bir bilsen! Ne sefillik çektiler! hiç kuşkusu yoktu. Bugün artık Çayırmanlara kadar ANAP'lı. İsmet'in (İsmet Özden) babasının Sul-tanhanımlı'daki gecekondusuna misafir olduğunu anlattı. "İlginç olan. eşinle dostunla paylaşıyorsun. be abla!" diye başlamıştı. Şafak'ın öynu gören hemşerileri onun peşinden akın etmişlerdi. Günay'ın. hemşerilerinle." enişte. Sonra da. 'Çayırtepe'nin yoksul halkının 'evAdamın ıslak gözlerinin. zafiyet geçirdi!" Şafak anlatmadı mı sana? Çocukluğunda sıskalıktan.

işinden köşeyi dönmeye çalışırken. ratmaya girişti. sonra. kiracı sayısı beşe çıktı. Adalet Partisi ilçe başkanı ile oy pazarlığına oturdu. "üçkâğıtçının biri! Kapına gelse eline 1960'ların başında ormandı Sultanhanımlı. daha o zamandan dolu ormana bir kondu da kendisi yapmıştı. Fevzi Özden. bu o zamanlar baremin ikinci derecesindeki bir devlet memurunun kazancından daha fazlaydı. üç oda daha eklediği kondusunda. İstanbul'a. inşaatta ça- "Çok makul. Kendisine şu ya da bu şekilde borçlu seçimlerinde muhtar oldu. ev sahipliğine başladı. 1965 hava fotoğrafları ile tespit edilecek gecekondu yoğunlaşmalarını "ıslah bölgesi" içine almayı ve tapu vermeyi öngörüyordu. artık sayıları katlanarak göçen hemşerile- . evcikler kondurdu. mahallenin gelip dayandığı ormanda dikkati çekmeyecek kadar küçük yangınlar çıkarmakla başladı. öte yandan "Halkçı" olduğunu düşünerek. Bir yıl 1963'te. ormanın kıyısında. itfaiyenin gelmesini gerektirmeyecek boyuttaki yangınlar birer Yapılması gereken şey belliydi: Çırpıcı yepyeni bir "ıslah lekesi" ya1966'da yürürlüğe girmesi beklenen Gecekondu Af Kanunu tasarısı. ayda seksener lira aldığı iki kiracısı vardı. adını Atatürk Mahallesi taktı. "sağcı" kalmalarının daha namuslu olduğunu düşünüyordu. Gümüşhanelilerden oluşan küçük bir imparatorluk kurdu. Fevzi Özden'in bir yandan Yeminli Büro lışmaya gelen Salih biraz da memlekete benzediği için oraya yanaşmış." dedi. karısı ve ikisi kız altı çocuğunu getirttiğinde. Günay. Bu aşamada inşaat ameleliğini tümüyle bıraktı. Bu evleri. kimine kiraladı. İşe. Salih Çırpıcı. Ankara asfaltını kuşbakışı gören tepeye ikişer göz rinin kimine sattı. On beş yirmi günde bir çıkan. "demişti. Maltepe'de yeni yeni palazlanan sa- nayi bölgesindeki fabrikalara koyduğu iki oğlunun getirdikleri yüz elli- şerden 300 lira da eklenince aylık geliri 1000 liranın üzerine çıktı ki. öyle de cimridir. İlk hamlede Sultanhanımlı'dan ötede. Dünyalıklarını sağcı iktidar döneminde yapanların. sadaka verirsin. varyemez!" "Bırak abla.

Salih Çırpıcı. Üstelik. Anadolu'nun yoksul köylerinden gelen bu zavallı insanlaÜmraniye’ye ulaşabilecekleri vasıtaları yoktu. Yetmiş beş binde anlaştılar. bu gidişle hiç olşeyler yapılabilirdi.ikişer dönümlük yer açtılar. bir o kaOrman Komisyonu. Altı ay içinde tam 186 konut üretti. Oysa. Artık iş Mesken Gecekondu İşleri'nin bu haritalar üzerinde saptayacağı Gecekondu Islah Bölgesi (kısaca GIB diyorlardı) sınırlarını denetlemeye kalıyordu. hatta yıtlıydı. meskûn dar daha olduğunu da belirtti. zahmetinin karşılığını lesi kapkara bir ıslah lekesi oluşturmuştu bile. partili Meclisi yeni sınırlı GIB'ı alelacele onayladı ama iş bununla bitmiyordu. Mükellef bir öğle yemeğinden sonra gecekondu mahallesi gezildi. suları yoktu. nına taktı. bölgenin bağlı olduğu Adapazarı'ndan geldi. ormandan çıkıp belediyeye ya da Hazine'ye devredilse bir da aldı. İl müdürün kimin nesi olduğunu araştırmaya girişti. Seksen altısını sattı. lağım açıktan akıyordu. İlçe Başkanı'nı yasi olarak kayıtlı ise de. Bayındırlık onayı şarttı. Bu defa da ara kademe olan İstanbul İl İmar Mü- . Muhtar. "her ne kadar orman bölgeolduğunun tespit edilebilmesi için" durumu yerinde görecek "orman komisyonu" talep etti. gecekondu inşaat müfrezelerinin başına getirdi. İlçe Başkanı ve partililer karşıladılar. "Aman. Komisyon başkanı hak verdi. Beykoz'a. gerisini finanse etti. oğullarını fabrikadan çıkardı. Komisyon başkanı gördüğü sefarın yolları yoktu. "Orman"da aldı. GIB sınırlarından sorumlu belediye meclisi üyelerini araya koydu. soluğu Ankara'da. bir de imar alsalar elde edecekleri rantın dokuz sülalelerine yeteceğini biliyorlardı. Muhtar ne olursa senden olur!" diye yalvarmaya başladı mal Harita Genel Müdürlüğü'nün uçakları göründüğünde Çırpıcı Mahalmayacaktı çünkü arazi bürokratik bir ihmal nedeniyle hâlâ Orman'a ka- sahipleri. dualarla ayrıldı. Bir tapu. lete inanamadı. 'O zamanın parasıyla' elli bin lira dağıttı. Islah Lekesi'ni bir milimetre büyültmenin fiyatının yüz binden başladığını öğrenince. Salih Çırpıcı. söz konusu arazinin orman olmadığı gibi.

Mazırt ettiği yere geldik. Çırpıcı. Muhtarı. Planlanacak ana cadde güzergâhının kendi tiydi! Sıradan memurlar değil ama MGKI Planlama'nın genç mimarları Bakanlık onayının yine İl İmar Müdürlüğü aracılığı ile İstanbul Bele- aşa bağladığı kurnaz bir odacıdan günaşırı bilgi alan Muhtar. Torunları aklına Halis Öğretmen. Altı ayda sevk edi- diyesi Mesken Gecekondu İşleri Müdürlüğü'ne gelmesi üç ayı buldu. Solcu oldukları söylenen bu büyük grubun içinden düştü. Müdür. Fena halde canı sıkıldı. hemşehrisi Halis Özden'le böyle tanıştı. matluba uygun birini bulup yanaşmak zor işti. terslendi. lar. miş halk gruplarına dayanamadı. paylarını alamıyorgelmeye. 1/1000 ölçekte parselasyon ıslah imar plânı yapılacaktı. işlemleri hızlandırdı. 'para yemeyen vermeyi önerdiler. beyim?" diye boynunu büktü. oğullarına. "Sayın Müdürümü" yoksulluğuna kanacak kadar saf değildi ama Çırpıcı'nın örgütlediği ezilSamanpazarı'ndaki Uzun Palas Oteli'ni tam bir ay mesken tuttu. gözleriyle görmeye davet etti. üstelik AP'li bir muhtarın lecek evrak. su kullananın" devrimcisi olduğunu keşfetti. bir köşede sıkıştırı"Çırpıcı Mahallesi'nde yaşayan insanların hiçbirisi. üstelik daha da harcayacaktı. öğretmeni . ile konuşmaya karar verdi. büyük kızının büyük oğlunu okutuyordu." dedi. Muhtar. Sonuçta. GIB'ın "bu haliyle" tasdikleneceği sözünü aldığında tam iki yüz bin lira harcamıştı. sonunda İmar İskân Genel Müdürü'nün "bir çayını" içmeyi başardı. İnsan sarrafı burnu. adam' kokluyordu. bir buçuk ay içinde Ankara'daydı. Görmediği milletvekili bırakmadı. "Zurnanın dükkânlarının önünden. Fukaralık ayıp mı. Ailede onların dilinden anlayacak okumuş birinin olmadığına ilk kez hayıflandı. Sultanhanımlı İlkokulu öğretmeni. en ezilmiş haliyle karşısına dikildi. belediyenin ve devletin yapması gereken hizmetlerden kısmetlerini. onları okutmaya karar verdi.dürlüğüne taşınmaya başladı. Çocuğun karnesi baştan aşağı zayıftı. Oğlanlar. kıraathanelerinin kıyısından dolanması hayaürkütüyordu. Salih Özden peşinden gitti. adamın "toprak işleyenin. Üstelik ikinci senesiydi.

Ama o da olacaktı inşallah. "O kolay! "dı. İlçe Başkanı ne etmiş etmiş. Bu sınıf. Üzerine gitmedi. Halis Öğretmen'in gerçekten etkilendiğini fark ettiğinde baklayı ağzından çıkardı. bu Köy Enstitüsü mezunu. Halis Öğretmen'i Çırpıcı Mahallesi'ni gören "Ben geldiğimde buraları bomboştu. "Mafya denilen şey bu olmalı. herkese başını sokacak bir ev bulmuştu ki. "Sana şurada bir ev ayarlayalım. ıslah plânı bitmek üzereydi. Halis Özden'in ço- Islah plânının tamamlanmasında Muhtar Salih'in gayretleri kadar 'ekonomik cürüm'e suç ortaklığı ettiğini hiç bilmemiş olduğunu düşünütık karanlık köşe başlarında kurbanlarını bekleyen şarapçılar değil. Halis Hoca. Seçimlerden bir ay önce. Türkiye'de "Bilmiyorum. "zeki ama Halk Partili'nin iflah olmaz bir ülkücü olduğunu kestirdi.çalışmıyor'la karşıladı. tapuları ayağına gitti." dedi. çamurdan kur- tarmadan ölürse gözü açık giderdi. inatçı Alagöztepesi'ne çıkardı. soruşturmayı öğretmenlerin klasik cevabı. sularını bağlatıp. Halis Özden. Uygun zamanı kolladı. Çırpıcı Kıraathanesi'nde isim çağırarak bizzat dağıtmıştı. dünyanın parasını dökmüş. Kiradan kurtul. gecekondu tapuları dağıtılmaya başlandı." 1969 seçimleri de rol oynadı. "Bilemiyorum! Günümüz suçlularının ar- . Salih Çırpıcı. 'kravatlı-mücrimler' denilen yeni sınıf olduğu. AP'lilerin arasına girmek istemeyen Halis Öğretmen'in tapusu cuklarının gırtlağından haram lokma geçirmemiş olmakla övünürken. hemşerilerinin elinden tutmuş. Ödemeye gelince. memurluktan almış. yordum. Yıllarca çalışmış. doğru. koca mahallenin nasıl geliştiğini anlattı. bu devletin bile beceremediği bir işti! Bu insanlara tapularını vermeden. ekimde." dedi Günay. Usta bir şehir plâncısı edasıyla." diye mırıldandım.

"Bilir misin. öyledir!" gülü3. dünyanın her yerinde köylerden şehirlere vardım. yakılan ormanları anlatırken. bu sayı yüz binde 159'ken. Şafak'ın bütün bu faaliyetin bir "Pek de öyle değildi. Ama. öyardında yatanın 'seçkincilik' değilse. Bu insanlar da köylerden Orada. ince bir ölçüsü de yıllık 'ekonomik cürüm' sayısıdır? Vallahi. öyle olmadı. bunları mahkemeye çekecek savcı olmadığı gibi. Geri kalmış ülkelerde kibarlaşıyor. başını önüne eğdi. doğaldı da. "Bir ülkenin gelişmişliğinin yordu. "Ama. 1960'ta." Günay'a yine de bir tür kirlenmişlik duygusu vermiş olması kaçınılmazdı. yordum ama. bana bir yıl kadar sonra. Sitem dolu gözleriyle şöyle bir baktı. yani? Konut. Federal Almanya’da "Nereden de bilirsin böyle şeyleri!" "Ne bileyim. yüzü belirdi. bir simit satabilmek için gecenin o saatinde "Bütün bunlar doğru da. 'üst sınıf bilinci' olduğunun farkına "Ne vardı." dedi. "0 akşam sana parçası olduğunu düşünüyordum. olmak istediği her şeye ters düştüğünü düşünüyorgeçen insanların sorunudur." dedi. İslâmiyet'te hırsızlığın ancak Fevzi Özden ile yediği yemek. "Türkiye'de. Bir süre Eskişehir garını." dedi. İstiklâl Caddesi boyutlarında yüzlerce sokağın kaldırım taşla- . Bu kirlenmişlikten Şafak Özden'in de payını alması gerektiğini düşünüGIB'ları. Anlasana.İkinci Dünya Savaşı ile türedi. cezalandıracak hâkim de yok!" dalavereye dönüşüyordu. Bu defa da dayanılmaz bir utanç duydum! Şafak'ı suçlamamın dum." dedi. onun anlattıkları ve kendi ilavelerinin ihtiyacın olmayan bir şeyi çalman halinde geçerli olduğu da doğru." İçini çekti. Kalküta'yı hatırladım. "Deliyim zahir!" Günay'a göre bu. Dahası. kompartımanın penceresinde lece durdu.660'tı!" koşuşturan çocukları seyretti. rını yastık edip uyuyan insanları görmüştüm.

her şeyin devlet babadan beklenildiği inancının man kamu arazisi. siyasi tercihleri ya da meslekleri ne olursa olsun. saygın John Çağdaş Batı'nın Iococolarının. hatırlatmıştı. olduğunun bilincine varmaya davet ettirmişti. Ve tabii. aynı yerde yiyor. kendisine. Şu farkla ki. lahmacunun şehri işgal ettiğinden yakınan Ali Sirmen'in yazılarında da. Kennedy olmuyordu. Salih Çırpıcı'nın ya da Fevzi Özden'in kirdi. çello dinleyecek ya da sergi gezecek hali yoktu. Toprak hemen her zagecekondunun dünyanın en ucuz ve en becerili sosyal konutu olduğu üreten. uyuyor. Bir Necati Eczacıbaşı. Salih Çırpıcı'nın temsil ettiği dünyayı bu denli itici bulyatırımın ziyan edilmemesi sağlanabilirdi.göçmüşlerdi ama parklarda. çeşitli biçimlerde ortaya çıkıyor bu duygular. neden?" Düşündükçe. ne siyasal ne de ekonomik cürümde bir Eczacıbaşı ya da Koç. pisliyorlardı. trilyonları geçen beri. para arayan babaların boş zamanlarında uyandırdığı duyguyu uyandırmıyorsa nedenini sınıfsallıkta aramak gereviski kaçakçısı Joseph Kennedy. kendi evlerini devletten çatıyı örtünceye kadar uzak durmasından başka bir şey talep etmeksizin yapıyorlardı. Yetersiz malzeme ve işgücüne karşın bir gecede konut lamıştı. Rockefeller’lerinin nasıl yetiştiklerini "Bir nokta geldi mi. Oysa. herhalde Çırpıcı'dan aşağı kalmazlardı. Her taraf öbek öbekti. kendimi bildiğimden masının nedeninin. gecekondu yıkım kelimesi ile eşanlamlıydı. Esas meselenin bir tür sınıfsal 'estetik' meselesi egemen sınıflar. Türkiye'de. Oysa. bu insanlar da neticeten 'kamu'ydu. . Öyle baktığımda. Türkiye'nin sınıfsal yapısı olduğunu anlamaya başsöyleyebilirdim. gecekonducuların İstanbul'da yaşamaya hakları olmadığı şeklindeki duygularını mutlaka açık ediyorlar. bu müthiş ve yapıcı enerji kanalize edilebilir. tren istasyonlarında. içiyor. tersine. Ortaköy'ü gift shop'lara boğan gelişmede görebilirsin bunu. Mesele. Nesnel olmak gerekirse. Bak dikkat et. caddelerde kamp yapıyorlar. yani Salih Çırpıcı olmadan. Soğukçeşme Sokağı'nın ortadirek evlerini Fransız 'boudoir'larına çeviren Çelik Gülersoy restorasyonunda da.

bu toprağa yakışmıyor! Hele de İstansa. olmadılar. pacak kadar açtılar!" göz önünden kaldırmak istedikleri bu insanların fikirlerini sormadı! Oysa. gecekonducular yok olacaklardı sanki. benim gibi. Anadolu'nun yerlisi. Yoksa. tabii bayağı. Bu defa da. 'demopedi' yani 'ayaktakımı'nın idaresi olduğunu an"Aydınlar"a gelince. tabii açgözlüyları demokrasinin." üniversiteye gidip sınıf atlayacağı umudunu görmezden geldiler. çocuklarının değilse bile torunlarının Şimdi de. sempozyumlar birbirlerini kovaladı. köylerinde boşaltılan yerlerde uygulanacak debdebeli şehir plânlarını çiziktirmeye tutacaklardı. Toplantılar. Gözlerini kapatırlarsa. Ama nedense kimse. Ve tabii. yükselen sesi. elektrik. Olmadı. bu 'gettolarda yaşamayı. onlar. maaşının tümü bir eteklik almaya ğında ekşiyen yüzü. sınıfsallığın nicedir devlet politikası anca yeten bir memurenin Çırpıcı'ya muhatap olmak durumunda kaldı- bul'a hiç yakışmıyor! Gecekonduculara açıktan açığa 'barbar' denmiyor- olduğunun işaretinden başka bir şey değil. radyo ve televizyona kavuştuğunu. köylerine dönmeye tercih ettiklerine inanamadılar! Şehre taşınan kadının belini büken tarla işinden kurtulduğunu. müziğinden mimarisine. giriştiler. onlar da olmadık yüksekliklerde maydanoz bahçeleri yaşehirlilerin duyduğu aşkı duyamayan köylüler daha haritalar bitmeden doluşuyorlar. güzelim plânları ölü belgelere çeviriyorlardı. pipo dumanından boğulacak hale geldiler. Bir kusuru daha vardı rengârenk haritaların: Bire iki veren toprağa "Karardıkça karardılar. edebiyatından yönetimine kadar her düler. şeylerini tehdit ediyorlardı. onlar kadar 'küs' bir başka meslek grubu yok gibidir? Ne yapsınlar? İrkilerek seyrettikleri gecekondu mahallelerinin sakinlerinin. kelime moda olmadığı için. "Farkında mısın. İş dönüp dolaşıp. 'kanunsuz' yerleşimi önleyecek yıkıma. uğruna canlarını vereceklerini haykırdık- . yine 'bürokratlar devleti' meselesine geliyor! Köylüleri ne yapıp edip.aynı mesele. küstükçe küstüler mimarlar!" dedi. Tabii eğitimsiz. sosyal silolara tıkıp.

nerde kalırsın? Her yüzüne güleni dostun sanırsın. onu mırıldanmaya başladım. gurban. Ben ise. dostun sanırsın!" Hak etmiştim! "O kadar da değil.lamak zorundaydılar. Şafak'ı Kıvırdı. acı acı! "MastürbasAskerlikte öğrendiğim bir türkü vardı. Az sonra uyuyordu. ." nereye oturttuğunu düşünüyordum. ne yazık (!) ki. da! Şafak var!" Az sonra da kapandı. yurdun yok. nerde kalırsın. gurban. Evet. konferansı. bütün bu yoğun düşünce selinin içinde. başını koluma dayadı." dedim "Ben biraz uyuyayım. Melih Cevdet'in de Fevzi Özden’in de birer oyu vardı ve Fevzi Özden’ler çoğunluktaydılar! yondan digayri bir şey değildi!" "Ve ben 'konferans' vermeye gidiyordum!" dedi. "Yerin yok. "İyi edersin. sabah Şafak'la kahvaltı edeceğim. tabii. Söz verdim. Deniz göründüğünde henüz uyumamıştım.

Onu ağırlamaktan mutluydum. İstanbul’da hep tersi oluyordu çünkü. Biraz zaman ka- uçtaki konuşmacı masasına yürüdü. Kürsüye vardığında yine de hafifçe sinirli gibiydi. Sıkılacağına muhakkak gözü ile bakıyordum. Ama. Kapıda göründüğünde dalgalandı kalabalık. Az ilerde bekleşen bir grup Müslüman delikanlı tanıyan gözlerle baktılar. Kendi demesiyle 'kocaman' bir kahvaltı yaptı. Yol açtılar. Banyodan dinlenmiş çıktı. Konferans.VI Fevzi Özden'den ayrıldıktan sonra eve gittik. Kapıdaki yığılma salonun dolu olduğunu anlatıyordu. Günay'ın kalabalıkların insanı olmadığını söylemiştim. Ben gerilerde bir yer buldum otur- . saat ikide. Günay'ın şansına su akıyordu. düşündüğüm kadar sıkılmadı. öteki dum. Yardım Sevenler binasındaydı. Günay. üst üste birkaç derin nefes aldı.

Gelinceye kadar bekledi. yirminci yüzyılın bili"Aranızda kaç tane iktisatçı var?" diye sordu. sigarasını. hafifçe öne eğildi. İtalik’lemeye başladığını hemen gördüm. ben Özal ekonomisini değil." lar mı acaba? Bilim. Aksiyomların değişmesi halinde o güne kadar 'bilimsel' olduğu iddia edilen edinimler işlevlerini kaybederler. Bu bir 'insan görüşü'dür. tüketim kavgasında nasıl başarılı . karı kalktı. bir 'kutsal inek' değildir. Tabla arandı. 'Kutsal inek' nedir. Fiziki bilimler de dâhil olmak üzere. İnsanın tarifidir. dirseklerini masaya dakonferanslardan birisini üstlenmem istendi.zanmak. Günay da anlamış olmalıydı. Görevlinin yüzünden bilhassa konulmamış olduğu belli oluyordu. kibritini çıkardı." Öğretim üyesi olduğu günlere dönmüş gibiydi. Kaynaşmanın durmasını istiyordu. "Onun için mi diye tanımlanan 'ekonomi' biliminin kendisini tartışacağım. yaptı." işareti yadı. biliyor- ler. "Buraya bir tabla. yani homo economicusa. Bu tarife göre. biraz da kendisini yüreklendirmek ister gibi. 'İnsanoğlu yaradılışı itibariyle.' 'Ekonomi' bilimi insanoğlunun maddi çıkarına nasıl uygun geliyorsa olan. Şimdi. "Bilimler aksiyomlar üzerine kurulur. Ancak. sonsuz istekleri ları ile cimri bir doğanın arasında kalır ve uyanık geçirdiği saatlerinin lanması gerektiğine karar vermeye ayırır. 'insan tanımlaması'dır. açgözlü ve çıkarcı bir yaratıktır." diye başladı. konuşmama bir saptamayla başlamak istiyorum: hiçbir bilim kutsal inek değildir. Böyle olduğu için. bu çıkarcı ve açgözlü yaratığa. Hemen bütün eller yu"Güzel. doyumsuz arzuçoğunu istekleriyle karşılaştırdığında kısıtlı olan kaynakları nasıl kul- öyle hareket ediyor olmasını bir veri olarak kabul eder. "Benden 'serbest piyasa ekonomisi ne getirdi ne götürdü' adlı dizi karşınızdayım. aksiyomlar üzerine bina edilir'Ekonomi' biliminin temel aksiyomu 'homo economicus' yani 'eko- nomik insan'dır.

Arkalardan titrek bir el kalktı. en kârlı ürünü üretmeye. örtülü bir kızdı. adayacaktır. insanoğlu kendisine yakıştırılan homo sürecektir. yapabileceği en yüksek kârı yapmaya Homo economicus." rına hizmet etmek. 60 milyona kendi takımında kalan Beşiktaşlı Ali'nin tutumu sistem dışı bir davranıştır. ömrünü. Bu aksiyom. Ancak. ekonomik sıkıntı hep canlanmış olmalıydım ki. Bu aksiyom." Son cümleyi kalabalığın tepkisini ölçmek için söylemişti. Tarih içinde homo economicusu tatmin etmenin yolları araştırılmış. gevşediğimi hissettim. tabii. Ekonomi biliminin ders kitabı tarifi budur. geçenlerde renk aşkı uğruna 120 milyon liralık transfer umduğu hareket gelmedi. çok iyi bildiğiniz gibi en serbest piyasa ekonomisinden en katı merkezi plânlamaya. lendirdi. bir yöntem bilimidir.olabileceğini göstermeyi hedefler. Öte yandan. homo economicusu dönüştürmek değil. temel aksiyom aynıdır. Heye"Ekonomi bilimi. çıkarlanaklarla nasıl karşılayacağını kararlaştırmaktır. işçi ise. "Bir yöntem bilimi olduğu için tek ve mutlak çözümler önermez. ekonomi biliminin kurucusu Adam Smith'in 1776'da dile getirdiği aksiyomdur. Ne bir kelime eksik. ama Onu seviyordum! O pırıl pırıl kafasını seviyordum! Bu durumda. katıksız kapitalizmden katıksız komünizme kadar pek çok yöntem önerilmiştir. homo economicusun her halükârda öz çıkarını kollayacağını söyler. mı ise." diye sürdürdü. mükemmel bir girişti. Bekledi. H20 türünden bir değişmez olarak kabul edip. işada- ücretini reddedip. Konuşan heyecandan "Buraya kadar tekrarlamamı istediğiniz bir şey var mı?" diye yürek- . Amaçlanan. ne bir kelime fazla. yanakları kıpkırmızı. doyumsuz isteklerini kısıtlı olduğu öne sürülen kay- economicus tanımı gereği hiç doymayacağından. Galiba. tek gülen ben oldum. en yüksek ücreti almaya.

gibi yerlerde yaşayan toplumlar üzerinde yaptığı araştırmalarla ünlüdür. öyle yaptı. 'İnsanoğlunun böyle tanımlanması doğru değildir!" dedi. Tutumluluğu bencillik sa- . az verip çok almak gibi. Hatta. bir 'Milli Milli Coğrafya gibi şeyler 'icat ediyor' diye kıyametler kopuyordu. tabii! Bakan değişmişti!) açmıştı da." dedi. Borneo. Ben bunu söylemek istiyorum.rim açısından insan Allah tarafından seçilmiş bir varlıktır. nomi biliminin temel aksiyomu olan 'homo economicus' insanoğlunu ta- dan evrensel bir geçerliliği yok demektir. nıldığından. örneğin. Service İlkel insanlar ucuza almak pahalıya satmak. Cömertliği yüceltirler. genç kızdan yana dönerek. "Ben de bunu anlatmak istiyorum. Yeryüzünde dir. diye bakındı. Sumatra yen başkaları da var. İnsanlar ellerindekini avuçlarındakini başkalarına verirler. Bu bakımdan." yoktu. Bu bey. 'Hatta çoğunlukla tam tersine davranışlar sergiledikleri de söylenebilir. 'ulusal' değil de. konukseverlik gösterirler ve beklerler. insanoğlunu tanımlamadığını söyle"Örneğin. O genç kıza sımsı- rif etmiyorsa. 'ilerici' yayınevleri ve yazarlar boykot etmişlerdi! rahatlatırdı. başka konuşmak isteyen var mı." "Ooooo!" gibi bir ses yükseldi kalabalıktan. 'milli' kelimesi kullaBöyle durumlarda yabancılardan yapılacak alıntılar Türklerin içini "Homo economicus kavramının.' diyor. Günay da. "Günümüzde geçerli ekoGünay'ın umduğu tepkinin bu olduğunu anladım. Milli Tarih. yaradılıştan asil ve haysiyet sahibicak bir tebessüm gönderdi. Çok erken söylemişti! O günlerde Milli Eğitim Bakanlığı." dedi. İnsan. Kültür Bakanlığı bir Milli Kitap Fuarı ('Birinci'si! İkincisi' hiç olmadı. ekonomi bilimi denilen öğretinin işlevi yok ya da en azınEkonomi Bilimi' geliştirmek düşüncesi ilk bakışta düşünüldüğü kadar saçma olmayabilir. "Kuranı Ke- O'nun halifesi ve temsilcisidir. Amerikalı antropolog Service. homo economicus'ca şeylerin hiçbirisini yapmazlar.

mallar yetersizleştikçe daha da az hesaplı davranırlar. Türkiye insanının belirleyici çoğunluğu dur durak bilmeyen açgözlü tüketici insan tanımından çok uzaktır. Ve en garibi." Durdu. vergi indirimlerine vesaire- ye rağmen. insan hem yiğitliği yüceltir. "Neden bir Avrupalı. Solda oturan büyükçe bir grup delikanlının yüzlerinde beliren alaycı "Az önce Beşiktaşlı futbolcu Ali'den bahsettim. Günay. evimizde otururuz. "Bence. Şimdi. çok ciddi teşvike. 'Aç otururuz. dinleyicilerin dikleştikle"Şöyle bir düşünün. bibizde Haçlı Seferleri benzeri ve özde Doğu'nun zenginliklerini ele geçir- . söylediklerinin hazmedilmesi için zaman tanıdı. öğretilmiş bir şey olduğunu göstermelerindedir. Türkiye insanının açgözlü. bu bulguların önemi.' Aynı sonuca varan başka antropologlar da var. çıkarcı 'homo economi- tebessümlere karşın. koca bir alkış koptu. şizofren olmaz. koşullar kötüleş-tikçe. mı? Eeee? Zaten öyle değil miyiz?" günümüzde dahi ben. küçücük teknelerde okyanusları zim tarihimizde böyle bir hareket yoktur? Daha öncesine gidelim. çöllerde boğuşmayı. neden meyi hedefleyen bir halk hareketi yoktur?" Halk hareketi tamlamasını aşmayı. hem de homo economicus olmaya kalkarsa. cezalandırırlar." dedi." rini gördüm. Nitekim." diye hatırlattı Günay.' diyen kadınlardan tutun da belli miktar birikim yaptıktan sonra evlerine çekilen işadamlarına kadar. daha bir cömert olurlar. bir parça top- rak için hiç bilmediği bir kıtaya göçmeyi. mamalarının da altında bu yatar. ekonomik koşulların en vahşileştiği cus' tanımını yadsıdığını düşünüyorum. "ama eminim hepiniz binlerce benzeri örnek bulacaksınız. kurda kuşa yem olmayı göze almıştır da.yar. 'homo economicus' tanımının insanoğ- lunun evrensel bir niteliği değil. bir yakıştırma. Türkiye girişimcilerinin Güneydoğu Anadolu'ya yatırım yap"Güneydoğu Anadolu" sihirli bir kelimeydi. bunca teşvike.

Uzun vadeli plân yapmaz. İngiltere Hindistan’ı Bri- Sol taraftaki gruptan bir el kalktı. neden Türkiye’de en eski ticari kuruluşunun tarihi yüz yılı her zaman müesseseyi batırırlar?" Cevap bekler gibi bakındı." dedi Günay. günümüz fabrika işçisinin asla yapamayacağı bir işi yapabiOsmanlı. Akın yapar. çünkü başarılı bir firmanın kazancı onlara yeter. gibi. sükûnetle. Parayı mezara şündünüz mü. ara ara ava çıkar. Osmanlı da böyledir. Hesaplı değildir. ekonomik facia ile uğraşmanın tedirginliği yerine ihtiyaç lir: Öğle uykusuna yatabilir!. "Osmanlı da. gelmeyince. Hiç dügeçmez? Geçenlerin sayısı da üçten fazla değildir? Neden oğullar hemen "Batırırlar. tıpkı belirli bir miktar para kazandıktan sonra kendisini götüremeyeceğinin. en büyük emperyalist değildir. dinlenmek için vakit buÖrneğin. kendisi yanıtladı.. yeterli olduğunu düşündüğü kadarını alır ve geri döner. kefenin cebi olmadığının farkında gibidir. Blucinli bir genç adam. O vahşi lur. Bu bağlamda antropolog Sahlins'in anlattığı çıplak vahşi gibidir. diye bellediği şeylerin bütünüyle karşılandığı bir 'refah toplumu'nun gü- . "İspanya Azteklerin altınını Madrid'e akıtır. sürekli avlanmak yerine. Hırsı sınırlıdır. tanya adalarına boşaltırken. emekli etmeye niyetli Türk işadamı gibidir. neden Osmanlı’nın en görkemli sarayları bir Louvre'un onda biri kadar zengin değildir?" meyi beklemeden lâf attı. Hırsları- nı törpüler. söz veril"Osmanlı İmparatorluğu en büyük emperyalisttir! Eline geçirdiği "Hayır. Haçlı ordularının gönüllülerden oluştuğunu vurgulamak istiyordu. venliği içinde huzurludur. toprakları sömürmüştür!" Delikanlının ideolojisini giyimine yansıtmasındaki başarısı görülecek bir şeydi.özellikle vurguladığına dikkat ettim.

Yani. Oysa. Gü"Şöyle söyleyeyim. kendi ilkelerimiz doğrultusunda değerlendiririz. Bu defa. Çok tehlikeli sulara giriyordu! Homurdanmalar başladı. elinde çelimsiz bir ok ve yaydan başka bir şeyi olmayan bir Avustralya yerlisine baktığımızda. üstlerine gitmeye karar verdi. hele de kınanacak bir durum yok demektir. çünkü. kaynakların ya da teknik araçların yetersizliği eşyalara özgü bir nitelik değil. Ama. Diğer bir deyişle. onu Söyleyeyim. çağdışı bir öneri.bütün isteklerinin karşılandığı bir toplumdur. İslâmiyet'i savunabilir ama Müslüman olmayabilirdi! romantizmi dile getirdiğini düşünüyorlardı. çıplak vahşiye birtakım burjuva istemleri yakış- tırır. "Sizin tuzunuz kuru! Siz böyle konuşursunuz!" endüstri uygarlığı ile gelinebileceği düşüncesine şartlanmış insanlar olarak. Güo şeyi savunmak ya da önermek anlamına gelmediğini bilmiyorlardı. adamın isteklerini karşılıyorsa ortada acınacak. ok ve yay. bir seçim olabilir. Bir şey üzerinde tartışmanın O da fark etmiş olmalıydı. isteklerin kolayca dardında ama bolluk içinde yaşayabilirler. şeklinde algılamışlardı. hatta tehlikeli bir nay. "Bugün." saptamasını "yaşamalıdırlar". Ancak. öyle değil mi? Peki. bizler 'refah toplumu' denilen aşamaya Oysa. neden? Nedir bu duygularımızın kaynağı? onun çaresizliği karşısında belirli bir üstünlük duygusuna kapılır. "İnsanlar düşük bir yaşam standardında ama bolluk içinde yanay'ın Türkiye'yi geri bıraktıracak. ön sıralarda ." 'Refah toplumu' kavramını hemen açayım: Refah toplumu halkının mek veya az istemek." oturan yoksul giyimli bir öğrenci dayanamadı. bizim 'yoksulluk' diye adlandırdığımız durum. amaçlarla araçlar arasındaki bağlantıdır. insanlar düşük bir yaşam stanhissettim. aşağılar ve hatta kınarız. bu istemlerini elindeki okla karşılayamayacağını bildiğimiz için küçümseriz. Müslüman'ından solcusuna kadar herkesi öfkelendirdiğini karşılanmasının ve refah toplumuna erişmenin iki yolu vardır: çok üret- şayabilirler." diye sürdürdü. o yerliyi onun değil.

sen burjuvasan. televizyon. buzdolabı. çünkü tuzun kuru olması göreli bir kavram. yaradılıştan "Ben de onu söylüyorum ya. sümle. az önce konuşan örtülü genç kız. Buna söyleyecek bir şeyleri yoktu ama Adidas kuşağıydılar. çamaşır şeylerdir. canım. Sahlins gibi antro- . yetersizlikle başlayan. xere ya!" Roman'da Binali de öyle demişti. 'ilkel' insanlardan bahsettiniz. video -ve bu sırayla. "Senin de tuzun kuru ve far- kında değilsin. sergilenen ürünlerin bir kol boyu uzaklıkta ama avuçlarının içinde endüstri uygarlığının sunduğu ürünlerin miktarı ile doğru orantıda arttığına ikna edilebilirler. bu reklamlar?" Sakalının şeklinden anladığım kadarıyla Müslüman gençlerden olmalıydı. 'Marka' ayakkabı değil filan marka spor ayakkabı istediklerini biliyordum." makinesi. Bak. Böyle olduğu için. kimsenin her şeyi almaya yetecek parası yoktur. İnsanlar üstünlüğün rinde. "sizce sadece ilkel insanlar mı 'homo economipologlar. ama öğretilmiş bir şey öğretilebilir bir şey. Homo economicus olmayı öğrenmektir. "Tüketimi değil. Tıpkı yoksulluk'un göreli bir kavram olduğu gibi. Çünkü. şöyle bir duraladı. herhangi bir spor kim.Günay. Reklamlar bu amaca hizmet ederler. mahrumiyetle sonuçlanan bir çifte faciayı yaşamaktır. Bu adamlar yerli kabileler arasında yaptıkları gözlem"İlkel insanlardan bahseden ben değilim! Service. et alamamak durumundaki yoksulluk ayrı ayrı tüketimi cezaevlerine kadar bulaşmıştı. Niteözendirmiyor mu. canım. Günay. Toplumlar piyasa ekonomisi aşamasına girdikleolmadığını görürler.. "Senin de tuzun kuru. piyasa ekonomisinde yaşamak." cus' değil?" "Az önce.. Mahkûmların. "Bacım." diye araya girdi. 'Homo economicusluk' öğretilmiş bir şey. sevecen bir tebes"Bu reklamlara ne diyeceksiniz?" diye sürdürdü delikanlı." diye cevap verdi.taksidinin ödenemiyor olması şeklindeki yoksullukla. Tuzun kuru." dedi. Fıtri değil.

" diye cevap verdi. bunların 'medeniyet' ölçü birimi gibi kullanılması Batı'nın. hem de homo economicus olmaktan kurtulamaz mı?" diye sordum. Gözlerinin içi güldü. sizinki İsviçre'ye vize alamazken. Bir İngiliz inşaat amelesi sizin profesörünüzden daha itibarlı olacak. toplumların geri rirler. "Hiç olur mu? Tabii ki. ötekisi elini kolunu sallaya sallaya girecektir. "Eğer medeniyet seviyesi eşittir tüketim miktarı diye mektir. efendim. beş-altı-dokuz bin dolara çıkarmadan. homo economicus olmadan medeni olamayacaksınız de- ya da ileri olduklarına. kullana"Amma da yaptınız. Günay Hanım. günümüz ekonomi biliminin insanı dönüş- kıyaslama olanağı verecek ölçü birimi kullanacağız! Ama. Günay. uygarlığı tüketimle eşanlamlı kullanan bir medeniyetin. "Peki. ha!" dedi. bellemişseniz. bunlar netice olarak." lım?!" ları. sonsuz isteklerine gem vurmayı öğretmek. Günümüzdeki anlayış budur. Ve tabii unutma ki. Bu nedenledir ki. o ölçü birimi- türmek. Türkiye'de fert başına düşen milli gelirin bin dolar civarında nızla kuş tutsanız toplumumuz üzerindeki 'geri' etiketinden kurtulamayacaksınız demektir. Şunu da unutmamak gerekir: Milli gelir hesapdeniyet eşittir tüketim diyenlerin icatlarıdır. Argümanının sonunu getirmek için böyle bir soruya ihtiyaç duyduğunu hissetmiştim. Bu hesapla. perhizin erdemlerini . yani me"Peki. türmensch olmayacağız. insan hem uygar hem de non-homo economi- cus. "Bu 'medeniyet' kelimesine yüklediğimiz anlama bakar. Batı medeniyetinin insanları. nin neyi ölçtüğünü unutmayacağız! Çıkış noktasını unutmayacağız! NaAz önce belirttiğim gibi. ne yapalım yani? Milli gelir yerine başka ölçüler mi. gülerek." Dayanamadım.lerden bahsediyorlar. fert başına düşen milli gelirlerine göre karar veolduğu söylenir. ağzıBakın. yani hem uygar kalıp.

delilik değilse bile. günümüz dünyasında istemlere gem vurmak. Türkiye'de. Tınaz Titiz'in ücretsiz beceri fiyata satılamazdı.. ne de üretici homo economicustur. Üreticimiz homo economicus olsaydı. homo economicus yoksa ekonomi bilimi Tüketici homo economicus olsaydı. aynı elma dokuz yerde dokuz ayrı töründe malzeme ziyanı yüzde otuzu. dalkavukluk etmediklerini gösterir. çünkü tüketici kendi çıkarını kollarken fiyat denetimini getirirdi. Öte yandan. günün birinde her şeyi bırakıp cektir. bu insanların tembel olduklarını falan değil. Çünkü. örneğin. işsizlikayboluyor." Müthiş rahatsız olmuştu dinleyicileri. zoru olduğuna ilk önce kendisi karar verip.ululamak (bunu bana söylüyordu!) gibi bir misyonu yoktur. aklından Şimdi. homo economicusun henüz oluşmadığını düBakın. Yerlerinde duramaz gibiydiler. kursları sinek avlıyorsa. bir inşaat sekğin kol gezdiği bir ülkede. Tersine. beşinci gün tekrar işe geliyorsa. psikiyatrist psikiyatrist gezeŞimdi toplamaya çalışalım. Hiç homurdanmayın!" dedi Günay. kırkı bulmazdı. Refah toplumunda. bir üyelerinin isteklerinin tümüne yakın bir bölümünü elde ettiklerini dü- . ne götürdü dizi konferanslarından birisi. Konuşmamın başında da belirttiğim gibi. örneğin bir kulübede. yani. bugün Amerika Birleşik Devletleri'nde çok başarılı bir işadamı. ne tüketici. Türkiye'de. Ve ben. anlatageldiğim gibi. bu konferans Özal'ın piyasa ekonomisi ne getirdi. paraya 'müdanaa'. O kadar ki. Türkiye'de bu aşamada bu sorunun cevabını verecek ekonomi biliminin işlerliğinden kuşkuluyum! şünüyorum. çok basit bir yaşam sürmeye niyetlense. Ve ben. üçüncü gün ortadan tür 'refah toplumu'nda yaşadıklarını gösterir.. garip bir çilekeşlik özlemi olarak algılanır. iş adabı denilen şeye uymuyorsa yani iki gün çalışıp. de yok. büyük bir sükûnetle. eğer bir inşaat amelesi ya da tamirci kalfası. şündükleri bir toplumda yaşadıklarını.

Öyle bir mebancı. Sadece bir olgu- tek bir sigara verirken parasını istediğiniz gün. öyle mi? Bakın. Sizi temin ederim. Bizi uyutmak. bir elimiz denizde. sizin kendi paramla İstanbul'dan geliyorum. Adamı. Söz. bin dolarlık ülke olmaktan alıkoyamaz. istiyorsunuz. iç ya da dış baskı bizi kişi başına geliri on gözde toprak parçasına kurulmuşuz. Bu konferans için para istemeye gelince: Siz arkadaşınıza yetinden para talep edeceğim. Hatırlarsınız. siz de paranızı isya işaret ettim. Sakıp Sapişiriyordu. zengin olduğu için af dilemeye zorlayan bir toplumuz biz. bir zamanlar bir uçak kaçırılmıştı." fiyatını denetlemeyen tüketicileri kınadınız. şu konferansı vermek için gelmiyor. Bir müşkülümüz varsa.hiçbir hükümet." "Önce şunu düzelteyim. hangi arkadaşınız sigara istedi de vermediniz. bu neye benziyor. o "Hanımlar. Ben. o da diliyor zaten. yemediğimiz ardımızda. elmanın temelisiniz. geçenlerde televizyonda. Aklıma bir an için. hiçbir rejim. Batı’da bir örneği yoktur. Öyleyse. gömleğinizi. ben de organizasyon herum. bana ne demek masraflarınız karşılanmalıdır. Yüzlerini daha görmezsiniz. Homo economicus olmayı beceremememiz. Bir elimiz dağda. Kayseri lehçesini bozmamaya gayret ediyor. beyler. ben tüketicileri kınamadım. Teröristler önce uçağı . mesela. Batı'da onun çapında bir zengin. sermayeyi şirin göstermek istiyor!" "Ben Sakıp Sabancı'nın soytarılıklarını bir uyutma olarak görüyo"Ne zoruna? Bizden korkuyor yani. Eşi. özel polisin koruduğu yüzlerce dönümlük bahçeli malikânelerde yaşar. yediğimiz önümüzde. Sizler. Bizden biri olduğunu anlatmak için çırpınıyor. ceketinizi. Beşiktaşlı Ali örneğini verdim. kendim. Yoksa sömürmek oluyor. kadınlar programında mantı deniyetin insanlarıyız ki. Örnek mi. harçlığınızı paylaşmadınız?" "Ben size katılmıyorum. eğer biz homo economicus olmayı becerebilsek. en homo economicus olanımız bile homo economicus olmaktan utanıyor. Eğer siz buraya bizim için geldiyseniz. şaklabanlık yapıyor. Az önce. Zamanında göç edip dünyanın en da kendimiziz.

"Niye baştan beri öyle demiyoruz?" te. bizim ekonomikus. Rodoplu." "Hayır. bildiğimiz 'homo' değil!" dedi. Yani. "Homo. yürekleri elvermeyen teröristlerdi. Bir sigara yaktı. "olmamamızı nasıl açıklıyorsunuz? Açıklayabiliyor musunuz?" Günay. Şimdi. saydı neden işkenceleri önleyemediler? biz siviller mi döndürdük? Türkiye'de orduya kışlasına döndürecek güç var mı? Kimin böyle bir yaptırım gücü var? Batı'nın mı? Öyle güçleri varyorum. bunları izleyen uyuşturucular gibi felâketlerden göreli de olsa uzakBir an." diye başlamıştı ki. sak. Günay. Sustu. "ondan iş"Homo economicus. yok olan aile yapısının sokağa saldığı çocuklar. Bir başka örnek." teleffuz edemedi. "Pekâlâ! Teslim!" dedi. gençler! Alkışlamaya başladılar. ayağa kalktı. ellerini kaldırdı. sizi kendi insanımızın yapısı üzerinde düşünmeye davet edi- benmerkezcilik. homo economicus tarifinin kaçınılmaz uzantıları. bireysellik." dedi. bütün bir salon gülmeye başladı. Üçünde de ordu geri çekildi. ordu. yaptırbunca olay yaşadık. Bakın. siz bunu. Türkiye'de üç müdahale oldu. iyi düşünmek zorundayız!" birisi fırsat bildi. economicus da ekonomik.yolcuları ile birlikte havaya uçurmakla tehdit etmişlerdi. Yarısı Türkçe yarısı Latince olsun: Ekonomik İnsan! Tamam mı?!" Bu hareketine bayıldı. insan. sesi titrer gibi oldu. genç adam bir gaf daha yaptı. hangi devrimci ya da ülkücü. acımasızlık. tam. O da gülüyordu. 'yaptırmadık' filan demeye başladı. Ermayan onlar değil. Yapmadılar. "Bildiğimiz homo mu?" diye soruverdi. bir okul otobüsüne bomba yerleştirdi? IRA yapıyor ama. ekonomik yüzde elli indirim yapıyorum. Henüz birbirimize 'homo economicus' olacak kadar yabancılaşmadıysak. bu konumumuz üzerinde düşünmek. Oysa. 1980'den önce tesi gün iktidar şişindi. "Bundan böyle sana . Dinleyicilerden "Hocam. kışlasına döndü. Latince 'insan' demek.

şöyle düşünüyorum: 'İlkel komünizm' diye bir tanım var. Cemaate aitti. Bazen belirli ağaçlar veya ağaç Şimdi. imece gibi niteliklerin "Şimdi. çünkü bu kaynakların sahibi yoktu. iş bölümüydü. Buraya kadar tamam mı?" 'üretim araçları' kavramını yansıtmazlar. sö- önceki Orta Asya'daki göçebe yaşamımızda bu anlattığım ilkel komünizmi yaşıyor gibiyiz. soru gelmedi. Doğal kaynakların kullanımına ilişkin bir yasa grupları belirli ailelere tahsis edilirdi. bazı insanların mürüye yol açabilecek şekilde sahip olmaları durumu anlamına gelen ödünç alınabilir. Ancak bunların bile özel eşyalar oldukları söylenemez. bıçaklar. bu araçlar her zaman Öyle olmalıydı. Cemaat üyesi aileler bu kaynakları elde etme hakkına eşit ğilse rica edildiği zamanlarda. bu topraklarda avlanmak ya da yiyecek varsa o da meyve ağaçlarıyla ilgiliydi. "Üzerinde yeterince çalışılmış değil. konukseverlik. Yani. önlemek üzere düşünülmüştü. komünaldı. Gibiyiz diyorum. Bu toplumlarda özel eşyaya benzeyen şeyler. İlkel toplumolarak sahiptiler. ama bir teori. Yani. kişilerin kendilerinin şeylerdir. biz kendi tarihimize baktığımızda. Ar- rarlanması önlenmezdi. "Neden ekonomik insan olmadığımıza ilişkin bir teorim var. kolektif kullanıma açıktı. bazı ailelerin diğerlerinden daha az meyve toplaması halinde paylaşım kuralı işleyeceğinden yapıp." ka-planı şöyle: İlkel toplumlarda hiç kimsenin doğa kaynaklarından yaların dayandıkları kaynaklar. komşu cemaatlerdeki hısım akrabalara hiç detoplamak izni verilirdi. Her halükârda. Anadolu'ya yerleşmeden . Dahası. kendilerinin kullandıkları silahlar. giysiler. Kaldı ki. tabii. birkaç ailenin aynı bölgeye yayılarak zaman ve güç israfını kimse aç kalmazdı. çünkü o dönem toplumlarına ilişkin cömertlik. otlakların paylaşılması.diye sürdürdü. çünkü bazı şeylere diğer insanları kendileri için çalışmaya muhtaç edecek. takılar gibi iş bölümünün gerekli kıldığı özel işlevleri vardır. Ama bu mal bölümü değil.

kapitalizmin temeli bu ilkedir.' diye Şamanist Altaylıların bir atasözü var. dalını. Roma Kod'unun. Şöyle açıklayayım. bu hastalığı bütün dünya kamları tedavi edemez. Mülkiyet bir kişinin İslami anlayış daha başlangıçta bu sisteme şiddetle karşıdır. kanunnamesinin. anı emle lülük bir hastalıktır. Batı medeniyetinin iki temel taşından birisi olan Roma'dan kalma mülkiyet anlayışının tam tersi olduğunu görüyoçiçeğiniz var.varlığı bunu gösteriyor. yani. Begonya. Yani. Napolyon yasalarının ve yet'te mal sahibi sorumlu bir yöneticiden ibarettir. anlatabiliyor muyum? Bizde. günahtır!' diye kavramlar yoktur! Gelelim. bize. de 'Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır' diyen İslâmiyet yapıla- yumez bu dünya kamı. kullanmak ve tüketmek hakkıdır. bir grubun ya da sultanın hakkı da değildir. 'jus utendi et abutendi' yani. birlikte yaşadığınız bir başka canlı olarak ya da bir tüketim maddesi olarak. Batılı için doğal bir mülk savunmasıdır! 'Yazıktır. Öyle ki. 'AçgözBu tür bir ilkel komünizm temeli üzerine onuncu yüzyıl civarında bir nıyor. mal sahibine malı üzerinde gerçek bir Tanrısal hak tanır. Peygamberin kurduğu Medine toplumunu incelediğimizde. Örnek: Diyelim bir saksı daki mülkiyet anlayışının. Bir. 'Bu sulug ol bir atı yok emi. İslâmi- hakkı olmadığı gibi.' demek. Bu hukuk anlayışı. bütün bunları gönül rahatlığıyla yapabilir. Örneğin. Böyle yaparken mez. adam malını istediği gibi yok etmek hakkına sahiptir. Ancak. arazisine gireni vurabilir! Altını çizerek söylüyorum. yaprağını kopartırken kılınız kıpırdaburjuva ekonomik sisteminin. kimse ona bir şey diyerahatlığı ile yakabilir. jus utendi et abutendi anlayışı budur! İkinci türlü bakıyorsanız. Vicdanı farklı kurgulanmıştır. buraruz. Gölet’ini kurutup. kasabayı susuz bırakabilir. Efendim. Bu saksıyı iki şekilde algılayabilirsiniz. maz! Tüketir ve atarsınız! İşte. bir ambar dolusu buğdayı gönül toplumun en hayati ihtiyaçlarına zarar verse de. . Roma hukukunda mülkiyet hakkı. edebiyata konu olan 'ağa' kötülüğü. bütün bir köy halkı açken.

paylaşıma ilişkin tortular. ilkel bir komünizm arkaplanı olan. ihtiyacı olmayan şeyi lüzumsuz yere biriktirmesidir. ne komübizim geri zekâlı olduğumuzu da göstermez. refah toplumuna erişmenin iki yolu vardır: çok ğu ile olmaz. mülkiyete. yani. homo economitoplumları. Ne bugünkü İslâm economicus olması. Önerilen. asıl zenginlik gönül zenginliğidir' ya da 'aza şükretmeyen çoğa da şükretmez' ya da 'kanaat bitmez tükenmez maldır' şeklindeki cus'un aklının almayacağı bir tür refah toplumudur. Ancak.. Yoksa ne nizm. yıllık gelirini bilmem kaç bin dolara çıkarması.. Bir malın sahibi.mülkiyetin toplumsal bir görevi vardır. İslâmiyet'i yadırgamaması doğaldır. azla yetinme alışkanlığı olan insanlar yaratır. insanın ihtiyacı olan bir şeyi alması değil. İnsanlar düşük yaşam standardında ama bolluk içinde yaşayabilirler. böylesi bir kültürel arka-planı olan Türk insanının homo Zaman içinde hiçbir şey ilk haliyle kalmaz. konuyu kapalım. Müslüman bir adam. dinliyordu. Nefeslerini tutmuş. tortular hep kalır. bütün kuramlarıyla Batılılaşmayı gerektirir. köklü bir değişim. Hazreti Muhammed'in Medine toplumudur. Bu sözün. Üstümüze uymayan bir elbi- . ister tek kişi. çile çekme gücü Diyeceğim. Örneğin. İslâmiyet'te hırsızlık. tabii. demiştim. Aynı şeyi söylerler. antropolog Sah- üretmek veya az istemek. değil mi? Peki. "Tekbir örnek vereyim. Az önce. sahip olduğu malın aynı zamanda toplumun malı olduğunu hatırdan çıkaramaz. bizde Batı'da uygulandığı gibi uygulanamaz. ne de Roma yasaları aynı kalmıştır. yarı serbest ya da her neyse ekonomik modeli. Batı'nın tortuları homo economicus'u yaratır ama bizim tortularımız rahmetli Kemal Tahir'in demesiyle. Uygulanamaz ama bu Özal'ın serbest. ister bir ortaklık veya hatta devlet olsun. nasıl olsun homo economicus?" Bu noktada kalabalığı fethetmişti. ilkel komünizm gibi bir arka planı olan Türk toplumunun lins'ten bir alıntı yapmış. Şimdi. Zenginlik mal mülk çoklu- hadislerden farkı yoktur. kültürel yüksek.

İtalik'lemeye başladığını olduğum yerden şimdi siz. kaybettik. Müslüman adı altında da Hıristiyanlaşılabilir! Ha. tabii. düzelttirmeyi eninde sonunda akıl edeceğiz. "Hayır. ne saçmalık! Ama. Siz bütün ku- ramlarıyla Batılılaşmak dediniz. Bir terziye götürmeyi." dedi Rodoplu. Hıristiyanlaşmayacağımıza göre. Hazinelerimizi gün ışığına çıkarmayı beceremedik. Hepsi bu. üzerine biraz da Konfüçyüs eklersek! Aman. siz emin misiniz? Son zamanlarda bir cenazeye gittiniz mi? Kaldı ki. Ve biz." Çok fazlaydı! inanmaz!' diyeceksiniz. o da sandığınız kadar önemli değil. Tanrım. Batılılaşamazsak yok olacağız. lılaşıyoruz işte!" Konuşan delikanlının sesi boğulur gibiydi. Batılılaşacağız. ler. Tabii. Ne ki. Müslümanlığı yüceltmenin akıl almaz gafletine şaşırıyor. benim kişisel tercihim sizi yönlendirmemeli. 'Bir Müslüman Hazreti İsa'nın Allah'ın oğlu olduğuna asla oğul-ruh üçlemesini reddeden Unitarian mezhebine kaydolunur. böylesine bir fütursuzlukla ele alınan Hristiyanlaşma olasılığına kö- Dinleyenler adeta çılgın bir öfkeyle ayağa fırladılar! Müslüman genç- "O zaman siz ANAP iktidarını alkışlıyorsunuz! Sayelerinde hızla batı"Hayır. solcular. Biz Müslüman bir toplumuz. Çaresiz görebiliyordum. böylesi bir gericiyi dinlemeye geldiklerine inanamıyorlardı! Çok tatsız bir şeyler olacağından korkmaya başladım. "Ben birbiriyle bağlantılı iki soru sormak istiyorum. " Onlarca el birden kalktı. Bütün kuramlarıyla Batılılaşmak demek Hıristiyanlaşmak demek. "Hilal de yenildi. ilkel komünizmin üstünde parlayan Hilalden yanayım. komünizm de. Ben. Siz. dan hiç de emin değilim. Çünkü yenildik. Batılılaşamayacak mıyız demek mi oluyor?" "Cevap vermeye sondan başlayayım. kendi kafalarınız- . sizce bu. biter gider.se giydik hepsi bu. Müslüman toplumu olmamıza gelince: Ben Müslüman olduğumuz- Batılılaşacağız. Baba- pürürlerken.

Güneydoğu Anadolu'da. Siz de deneyin. (A) geleceğini hedeflerken. Güneydoğu Anadolu göz boyama girişimlerinden ibarettir!" teşvikleri Kürt milliyetçiliğinin tırmanmasından korkan sömürgecilerin nız. dış ya da iç sömürgecilere bırakmayın. nasıl bir Türkiye'de yazorunda olduğunuz bir tek kural var: 'Sen seni bil' düsturu. boş hanımdan yola çıkarak. ilahiyatçılarına... karşınıza (B) geleceği çıkı"Az önce. Bunu yaparken uymak yaller kurmaktan ibaret kalır. gerilerden alaylı bir ses yükseldi. . Aksi. bizi takdim etmeyi CIA'nın sosyologlarına..la. kendi şamak istediğinize kendiniz karar vermelisiniz.Başka soru?" Bizi tanımlamayı. bu ta- rum. "Gerçekten de! Titreyip kendimize loglarına. Olduğunuz verecektir. Bu düşüncelerimizi tartışmak istiyorsanız. teşviklere karşın yatırım yapılma- dığından söz ettiniz. bugün gündemde oleconomicus tanımının bize uygun düştüğünü düşünebilirsiniz. Bunun nedenini de. Bu- dönmeli. kafalarınızla düşünmeli. deyin. oryantalistlerine. yapmalıyız. siz takdim edin. Yanlış temel üzerine yapılandırdığınız hedeflere ulaşamazsınız. Farklı tanımlar geliştirebilir. onu her zaman yaparız. homo ekonomikusluğa bağladıdoğu Anadolu'ya yıllardır bir çivi bile çakılmamıştır.. Türkiye insanı için bir tarif geliştirmeye. her yerde yapmalıyız. kendine dön!" Ben. ne olmak istediğinize. Ben. 'bu'yum. "Titre. orada. benden ya da bir başkasından ödünç aldığınız kafalarla değil. 12 Eylül'de olduğu gibi. Güney- . Güneydoğu Anadolu'daki teşvikler bir kandırmacadır. üniversitede. homo rada. kendi adıma. gelecekte neler olabileceğini öngörmeye çalışıyomayan alt kültürleri inceleyebilir ya da örneğin benim yanıldığımı. Oysa." Tam o sırada. Kendinizi. psiko- 'bu' doğru tarif olsun. Siz. özel toplantılarda. Büyük Yalan’ı afişe etmeliyiz! "Ne kadar doğru!" dedi Günay.

çünkü ağlamayan çocuğa meme verilmediği bir vakıadır. Öte yandan. Düşünüyorum. 'Türkler' olamaz. homo economicus olmayı becerebilsek. bir yeniden yapılaşma len bir ulusun' hazinelerini terk edip 'sömüren ulusun ülkesine' göç ettivazi'den bahsedeceksek. çünkü. "Güneydoğu Anadolu'nun ekonomik durumunun gündeme gelmesinde PKK’nın rolünün tartışılmaz olduğunu düşünüyorum. en yoksul amelesinden en varlıklı toprak ağasına kendi 'memleketlerinde' yatırım yapmazlar da. yıllar yılı batı bölgelerine boşalır. Kaldı ki. o bölgelerde yaşayan Türklerin durumunun Kürtlerden daha iyi olmadığını biliyoruz. Zaten esas sorun da budur. kadar. Doğulu işadamının da hırsı sı- . hiçbir hüAz önce söylediklerimi tekrar etmek istiyorum. 'burjuliği yine 'Kürt' olacaktır. 'sömürüği. ne kadar teşvik ederseniz edin. Bu sorunun cevabı. hiçbir rejim. göç ederler? Neden Kürtdur. O halde mesele Kürt milliyetçiliğinin tırmanışı değil. kümet." dan?' şeklinde bir soru getiriyor. dünyanın hiçbir yerinde. yükselebildiği görülmemiştir.dedi. Günay. Oysa. 'kimler tarafın- "Yine. 'Türk burjuvazisinin Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da yatırımı yok denecek kadar azdır." Kumburgaz'daki ya da Büyükada'daki yazlığından çıkarıp. orada tutunup. Marksist bir yaklaşımla. Mardin'in sarı li olmaktan alıkoyamaz. Kürt ya da Türk. ne kadar vergi indirimi yaparsanız yapın. en son söylediğiniz cümleden başlayarak cevaplayacağım. üzerinde düşünülmesi gereken esas olgu buHanımlar. Güneydoğu Anadolu'nun 'sömürüldüğü iddiası. bu defa da karşımıza çıkacak sınıfın ulusal nite- sorunu olarak ele alınmalıdır. toptancı bir ifadeyle. onu sıcağına döndüremezsiniz. iç ya da dış baskı bizi kişi başına şu kadar dolar gelirnırlıdır. Doğulu toprak ağaları neden ler ulusal burjuvazilerini yaratamamışlardır? Bunca teşvike rağmen yaratamamaktadırlar? Bence. Doğu ve Güneydoğu Anadolu insanı. İhtiyacına elvereceğini düşündüğü yükünü tuttuğunda. beyler.

Anadolu insanı. Şiran'ı düşünüyordu. en gelişmiş Amerikan halkla ilişkiler yöntemlerine diskoteklerden geçtim. 'yapabileceği en yüksek kârı' yapmaya değil. Ama. fedakârlık dayatan bir 'ülkü' olabilir. yine aynı koyu bir diktatoryaya gitmeden zorlayamazsınız. iş devlete kalır. Bir yaptırım gücünüz varsa. Amerikalı Barış Gönüllüleri kadar da olamıyoruz. Doğu'ya. çünkü temel aksiyomu. sıfır vergi de alsanız özel sektörü aktaramıyorsanız. bırakın çalış- uygun düşecek şekilde. Devlet. Çalışmak özgürlüğünü içerdiği gibi. Adam Smith anlamında bir serbest değildir. aristokratların homo economitir. Günay. Ama kendimizi kandırmayalım. bu bizim kültürel arka-planımızın paraya.daha anladım. doğru. yine. doymaz homo economicus aksiyomu uygunsuzdur.' diyen bir insanı nasıl zorlarsınız? Sağ ya da sol. Doğu'ya gitmeyen doktorlara kadar uzanmaya ne hacet. sadece görmek. hiç farkında değilmiş gibi "Neden Dev-Genç. yapmamak özgürlüğünü de içerir. Batı ülkelerinde demokrasi 'homo economicus'un çı- karlarına uygun düştüğü için gelişmiş. çalışmamak cus’un çıkarlarının önüne koydukları engeller kalksın diye yerleştirilmişözgürlüğünü de içerir. Demokrasi yatırım yapmak özgürlüğünü içerdiği gibi. 'geçimi için yeterli' kârı yapmaya şartlanmıştır. Misliyle maaş da verkelimeyi kullanacağım. Unutmayın ki. kahvehanelerden çıkarıp. kalmak zorundadır. "İstifçi riksiz bir işletmecidir. 'müdanaa' etmemize izin vermediğindendir. Bu nedenle ki. Ürkütücü kaynaşma başladı. 'Azıcık aşım. becepiyasa ekonomisi de sökmez bu ülkede. İstanbul'da gösteri yapar? Bir düşünsenize!" ." diye sürdürdü. boyunlarına şık fularlar bağlayıp. o da toplumun yüre- ğini çalan. gözü seniz doktorları gönderemiyorsanız. Ne büyük bir düş kırıklığı yaşadığını bir kez "Çünkü. bir bakmak için gönderebilirsiniz?" konuşmaya devam ediyordu. kavgasız başım. kaç tane genci mayı.

"Hayır." Sussun diye dua ediyordum! Ama. bu işin sonunda dayak yiyebilirsin! "Hıristiyan kökenlidir. ANAP iktidarının icraatını gerçekçi bulmuyorum.nin tonunu birden değiştirmiş. Kahramanlıktı! Günay Rodoplu. bu ülkede devletin yaptırımı şarttır. asil olduğu şeklindeki Batılılar. "Siz. "Öyle görü- nür ki. Çok kötü ifade etmişti. ruhun bedene galip gelmesi için çalışmış. bu tarifin Hıristiyanlıkla bir ilgisi ol- "Hıristiyanlık biz Müslümanların kabul ettiği bir dindir. derin bir nefes aldı. çünkü yasak meyveye tamah etmiştir. ekonomi bilimi bir Hristiyan bilimi mi midir?" Şöyle bir durakladı. homo economicus derken. bütün KİT'lerin bütün beceriksizliğine karşın. "çünkü. işte! "Sosyal bilimlerin hemen hepsi gibi. Kitab-ı Mukaddes’e göre. çünkü. çilenin yüceltilmesinrıncaya kadar bedene her türlü işkence etmiş ve sonuçta mağlup den insanoğlunun ruhundan şeytanları kovmayı amaçlayan türlü engi- zisyon tatbikatlarına." az önce soru soran delinomicus aksiyomu üzerine kurulu bir sistemi gerçekçi bulmuyorum. kalabalığı hazırlıksız yakalamıştı. soruların bittiğini umuyordum. hormon eco- nomicus Hıristiyan insan görüşüdür. Ben kıyamet kopacağını düşünürken öyle olmadı. o da Hıristiyan dünya görüşü doğrultusunda yapılanır. günahkârları yakmaktan cadıları kaynatmaya va- . Başına iş almıştı. daha uzun süreler kurtulamayız. Homo eco- tanlı bir genç. olmadı. insan doğuştan günahkârdır. Bu nedenle." dedi. Karanlık ortaçağlar boyunca Hıristiyan insan görüşü bedenin aşağılık kötü. Günay. min- duğunu mu söylüyorsunuz? Yani. Günay sesi"Dediğim gibi." dedi. Evet." Yeterince yorulduklarını. ruhun yüce. Hıristiyan ruh-beden ikilemini benimser. ama ne demek istediğini anladı Rodoplu. karma ekonomiden kanlıya döndü." diye tekrarladı.

Bir ara iyice madığını dahi sordu. Çünkü.düşmüşlerdir. Bu dönüşü izleyen akımlarda. olur mu?" "Günay. Ekonomi biliminin babası Adam Smith'in 1700'lerin son yarısında ortaya çıkması tesadüfi değildir. yapacak başka şey mi bula- Bağırıp çağırıyordu delikanlı. Ben şunu söylemek istiyorum. Ama. sonsuz isteklerimizi nasıl tatmin edebilirizi araştıralım' meselesi haline gelmiştir. mesele.. suçlamaydı. yine Binali! "Billah bacım. benden yana baktı. Rodoplu. Ama. çünkü reçetelere ihtiyacı vardı. hiç değilse eşitlikçi bir pay"Bunca saattir burada oturmuş sizi dinliyoruz. sen kıvırtirsen!" etmiştir. homo economicus'uz. Artık burada keselim. 'tamam.buna ne diyorsunuz? Bari onu söyleyin!" coştu. sarkaç bu defa da öteki yana sallanmış. Rönesans bu mağlubiyetin adıdır. yine de size bir soruyla cevap vermeye çalışayım. insan görüşünü zımnen kabul laşımdan yanadır. sorular soru değil.. gerçekten çok yoruldum. biz homo economicus'uz. Hiçbir meseleye çö- züm getirmediniz.. çok saygındır. öyleyse homo economicus olduğumuzu kabul edip. Konuşmacının neye kafa patlatması gerektiğine de o karar verecekti. alış- . Binali.. en temel aksiyomu." yorlardı! "Ya Marksizm? Marksizm hakkında ne düşünüyorsunuz?" Bağrışı"Bakın. kanlıklara ters düşenlere duyulan öfkeyi görüyor olmalıydı! Art arda sıralanan cümleler kırık dökük. çok yoruldum. yine de. 'Ey işçi sınıfı! Homo economicus olmayın! İstemlerinize gem bilirsiniz! Çalışma kampı mahkûmiyetinden başka kaybedeceğiniz hiçbir vurmayı öğrenin! Düşük bir yaşam standardında ama bolluk içinde yasaşeyiniz yok!" diyen bir Marksist’e ne yaparlar? Hıristiyan dünya görüşünü reddeden Marx. Rönesans bedene dönüşün adıdır. ". Mademki. Günay'ın niçin bu işlerle uğraştığını. gözlerindeki deli öfkeyi. Ama.

köle olmaz. Ne "O sizin sorununuz olmalı. pasiftir. ama asla zincire vurulamayan bir yapı geliştirmiştir. ne inançların. "Yeter artık! "Çünkü tutkulu bir ruhum var! Çünkü özgürüm! Çünkü onları seviyo"Ama. aktif bir öz- değildir." "Kemal Tahir! Kemal Tahir'in söylediklerini söylüyorsunuz!" "Evet. Anadolu insanını özgür "O kadar yanılıyorsun ki! Anadolu insanı özgürdür. Böyle bir özgürlü"Yeter artık!" diye isyan ediyordum oturduğum yerden. rek. Bu özgür- kılar. Kondüktör yemekle göründüğünde. Bu iki nitelik. rum!" etmişmişiz gibi suskunduk." Niçin yapıyorsun bunu?" Vereceği cevabı da biliyordum. ne de geçmişinin kölesidir! Eskiye rağbet etmemesinin. ne paranın. trene ucu ucuna yetiştiğimizde sanki biz kavga lediği için hemen kompartımana girdik. Hiç sevmediler!" "Biliyorum. kesti attı. hilali işaret ede- . Ne patronun.. "Evet.gürlük değildir bu. Evet. Hemen aynı anda da tren hare- İtiraf etmelisin ki." diyecekti. Günay. " "Kemal Tahir dönektir!" cevap vereceğini merak ediyordum. Üzerine destanlar yazılmış bir özgürlük de lüğün hiç aşınmayan iki dayanağı vardır: Çile çekme gücü ve azla yetinme gücü. evler seyrekleşti. "Biliyorum. ne kitaplarının." ğü Jean-Paul Sartre'ın varoluşçuları bile tahayyül edemezler. Az sonra. 'İlkel bir komünizmin üzerinde parlayan hilalden yanayım!' Bir saat kadar sonra.. işte. onlar seni sevmediler. şiirsel bir cümleydi!" dedi. layca uyum sağlamasının nedeni de budur!." dedi. "Revizyonizm bir bilim olmalı!" dediğini hatırladım. Fevzi Özden'le karşılaşmak istemediğini söyket etti. Az önce de söylemiştim.. her duruma koGünay'ın. Ankara ufkunda hilal vardı!. zar zor duyulur bir sesle.

" dedim. endüstri uygarlığını sorguladığını bilemezlerdi. en büyük günahlardan kurtulmaya Bahsettiği 'özgürlük'ü de anlatamadığını düşünüyordum. teknolojiyi reddeden bir gericidir!"' "Aman. olduğu. "Ben sana bütün bundan ne çıkardıklarını söyleyeyim. öbür dünyadan onaylayacak. hayır. 'Günay Ro"Düşünmelerini istedim. sırtlarını sıvazlayacak bir sistemden "Elbette. Tanrım!" "Dünyayı bırak bir yana. şimdi!? 'Ah. "Endüstri uygarlığını sorgulamak mı?" dedi. Türkiye'de!" dedim. nomisinin erdemleri gibi. Tanrım. bize berbat etti! Halinize. Günay. Allah aşkına! Esendal'a ahkâm kesen Alman sefirine mi benzedim. "Yapma. Hilal'den yana olmak deyince dinleyicileri İslâmiyet'e geri dönüşü desteklediğini sanmışlardı. ne sanacaklardı?" Bugünkü konuşma gibi aptalca bir risk aldığı için öfkeliydim. ekonomi bilimini. Megamachine ideolojisini. Türklerin homo economicus oldukları yalanını sorgulamalarını istedim. "Ne çağrıştırdı dersin? Yeryüzü nimetlerini ('bilgi nimettir!) dillerin- ları. zayıf bir sesle. değil mi? Cennet tüketiminin bile bir takastan ibaret şartlandıkları bir dünyada nelerden bahsediyordum. insanların en az sevabı verip. makinesizliğinize şükredin!' Bunu mu anladı çocuklar?!" Dehşete düşmüş gibiydi! "Ya. gülmeye başladı. eski çağlar.de 'paylaşma' kelimesine yer vermeyecek bir doğallıkla paylaşan insanyana olduğumu anlatabildim mi?" Yüzüme baktı." dedi. ekonomi biliminin dokunulmazlığı gibi dogmaları sorgulamalarını istedim. "Serbest piyasa eko- "Mamafih. makine geldi. o kadar kötü mü?!" "O kadar kötü!" Durumun vahametini sindirmesini bekledim." doplu." . "Son tahlilde düşündüğünü söyledin.

" '"Biz yenildik. nekrofilyaya karşı uyardın. lokomotifleri Makineleşmek Mutlak buna bir çare bulacağım Trak Tiki Tak! ."Yani?" karşı uyardın. Trrrrum. Trrrrum! istiyorum. Batılılaşacağız. Trrrrum! "Trrrrum. Bu defa sinirlendi. "Trrrrum. dedim. Trrrrum. Trrrrum! Trak Tiki Tak!" dedi. komünizm de yenildi!' Bundan böyle. Batı medeniyetinin dayatmalarına "İşbirlikçiyim. 'Hilal de. da! Yine aynı yere döndük! Bir tür Esendallık ettim!" Galiba omuzlarımı da silktim. "Makineleşmek istiyorum geliyor bu! Beynimden. bir duraladı." "Yani. oto-direzinler. etimden. döndüm. Hiç beklemediğim bir şey yaptı. Trrrrum. Hayretle Trak Tiki Tak!" diye sürdürdü. Günay. iskeletimden Her dinamoyu Çıldırıyorum! Altıma almak için Tükürüklü dilim bakır telleri yalıyor damarlarımda kovalıyor Trrrrum.' dedim. intihar etmek istemiyorsak. demedim mi?" Şöyle "Sen benim ikiyüzlülük ettiğimi düşünüyor musun?" "Ne istediğini anlamaya çalışıyorum.

Hepsi bu.. bu nekrofilya." "Evet?" "Evet." "Peki. hatırlıyor musun?" rilmesinden ibaret kaldı? Neden pastoral romantizmden kurtulup. içi buruk rençberlerle oyalanıyor!" diye söylendi. O günden bugüne bir tane daha yok! Neden?" "Sen Elektrik Mühendisleri Odası'nda çalışırken. maki- teknolojiye tapınma ile arasındaki bağı anlatıyorsun.. SEP Başkanı bir adam gelmişti. ben geçni de beraberinde getiriyor! Halkçılıkla teknolojicilik -ne kelimeler icat mişi yücelten bir ölü-sevici değilim! Ama. su yoruz? Neden aklını tasavvufa taktın da. geçti de. sonra da dönüp makineleşmek istediğinden bahsediyorsun!" neleşmek zorundayız. Türkçe'nin sadeleşti- getirmek gibi. "Neden?" "Behey. " elektrifikasyon plânını hazırladıklarını anlatmıştı." Ve ben ancak bahtiyar olacağım Kuyruğuma çift uskuru taktığım gün! Sırtını döndü. koca Nâzım! Ne oldu da. bir "Fesuphanallah! Çelişkili değil ki bu! Bak. neden bizde elle tutulur tek ortak gayret. Polonya Elektrik "Tadeusz Dryzek. Kendilerini ta"Günay'cım! Anlamıyorum! Bir nekrofilyadan bahsediyorsun. geceleri mağaralarda. faşizm tehlikesi- . millet fabrika şiiri yazmaktan vaz"1923'te yazıldı bu şiir.Karnıma bir türbin oturtup Anladın mı?" "Hayır. yaşamak istiyorsak. mesleğinle uğraşmıyorsun?" "Neden?" nımaya davet ettim. Polonya’nın Mühendisleri Kuruluşu Başkanı. çünkü aksine gücümüz yetmez! Kaldı ki. pencereden dışarı bakmaya koyuldu. güneş enerjisini adam gibi kullanmak gibi işlerle uğraşmı"Çocuklardan bunlar hakkında düşünmeleri istedim. Gündüzleri direnişteyken.

zen. "Sen istemesen de. "tipik bir Üçüncü Dünya insanı gibi. sevgilim. Bizi çıkmaza sokmayacak. "Olmuyor. Batı'yla bir aşk/nefret ilişkim var! Yeni bir yol arıyorum. O Türklere ne söyleyeceğini biliyor. ben ona sömürgecilerin. çağı ya- "Ol-mu-yor!" dedi. Şakak şakağa verdik. miyordum. "Titrek bir ömür! Geri kala- nını Şafak'la paylaşacağım. ben susacağım. bana! İki bine çeyrek kaldı. ben. onun bilmediklerini. ben Batılılara. ölü-seviciliğine karşıyım! Niye anlamıyorsun? Gönlü dağlarda. Ama verdi. BMW'si yerinde! Natürmenschbe. zaten!" dedim. Gerçekten yorulmuştum. adam! Okullarda matematikten kalanların oranı kaç biliyor musun? BaDünyayı asla onun algıladığı gibi algılayamayacaktım. türküyü o söyleyecek. " ".. sen ne olacaksın?" deyivermişim! Cevap vermesini de bekle"Alt tarafı bir ömürdür. öteki elimizle New lerken.el ele yürümezse. dalga geçiyorsun gibi geliyor." dedi.ettiriyorsun bana!. ben mikrofonu ayarlayacağım! Sana yemin ederim. dünyanın en York'u. öyle oluyor. gözüm! Gözünü seveyim. "Ve 'yeşil elmalarda'" diye düzeltti. Senin anlayacağın. O söy- . biz daha hâlâ bayağı kesirlerden ondalıklara geçemedik!" zımdan dökülen kelimelere kendim de inanamadım. papazlarla kavga eden Hollanda köylüsü aşamasında! Ama. Bu açıktı! Ağ"Peki. kara para ak- da Rotterdam'da kilise arazilerini işgal edip. oluyoruz? Fevzi Özden'e bak! Daha henüz Amsterdam'da ya landı. Benim bilmediklerimi o biliyor. O bana halkımın dilini öğretecek. birbirimize sürtüne sürtüne sivriliklerimizi törpüleyeceğiz. ama faşist dayatmalardan kurtaracak bir yol! Makineleşme bu oluşumun olmazsa olmaz parçası!" Yorulmuştum. döviz stokları müsaittir diye üç tane makine ithal edilince.ve ekşi elmalarda!" diye kestim.. Masonların çakıl taşları gibi. parsayı faşistler toplar! Biz makineleşmeli ve makineyi insanın emrine vermeliyiz! Teknolojiye karşı değilim. bir elimizde Gümüşhane'yi tutuyoruz... kalamış mı.

işte!" "Ondan kuşkum yok. biliyor!" "Ezilmeyecek mi?" "Niye beni seçti ki?" dedi. Kadınıyım ben onun.kaliteli mikrofonunu ayarlayacağım onun için! Orada atlamayacağım. Şafak bunları biliyor mu?" "Elbette. . bilgisini güçlendirecek bir amplifikatör! Benim işlevim bu. amplifikatör aldı! Duyularını. "Ama. hayretle! (O anda yüzünü görmüyordu!) "Saçmalama! Çok akıllı! Çok Türk! Kendine rakip almadı ki beni! Ra- kip almadı." dedim. da! İktidar ortağı değil!" "Çok Türk" de ne demekti? Sormadım.

BANA BİR TÜRKÜ SÖYLE I Şafak'a dönüşte birlikte kahvaltı edeceklerine söz vermişti. Çırpıcı Mahallesi. Dahası. Pendik istasyonunda indi. Kazım Karabekir Bulvarı. Günay. Rodoplu. Şafak'ın gündelik yaşamı ile tanıştı. No: 71. epey bir süre taksi beklemiş. meraklanmam için bir neden olmadığını bilmeme tü bir şeylere gebeymiş gibi bir his vardı. trenin kalkmasını beklediğini hatırlıyorum. beton peronda öylece durduğunu. minibüs yolu. Sabahın o saatinde. Artık kocaman bir kadın olduğunu. onu orada bırakmaktan hiç hoşlanmadım. girdi. içimde. dükkânda buluşacaklardı. Diana Pavloviç hayatımıza deki adresi okumuştu. sonunda bulduğu şoföre elinkarşın. O sabah. Bir bakıma doğrulandı bu sezgi. gün kö- . beni uğurlamak ister gibi. elinde küçük bir valiz.

Az ilerde kümeleşen çocukYoksullara özgü iki numara saç tıraşları. Şoför üstüne sürecekmiş gibi yapınca. Çocuk. Ayağında kara lastik çizmeler. Geceden yağan yağmurun doldurduğu çukurların derinliği belirsizdi. şoför. rengi belirsiz. "küçük kız bana Çoban Sülü'nün çocukluğunu düşündürdü." "Referandumun sonuçlarından etkilenmiş olmalıydım. kil sarısı bir balçığa girmişlerdi. "Sağol!" "İneyim mi?" "Evet. Kötü dikilmiş giysile- . Birkaç dakika içinde asfalt bitmiş. yıkanmamış gibi duran küçük bir kız çocuğuna yolun ortasından çekil- arsız arsız güldü. eli ağzında. burada çok mu yağdı?" Cevap vermedi." ğini az sonra anladı. saçları haftalardır mesini işaret ediyordu. son âna kadar kıpırdamadı. ne oldu?" "Çırpıcı Mahallesi mi?" diyerek yüzünü ekşitti adam. az ilerdeki çomıştı Günay. soluk bir entari. cukların yanına kaçtı. "Ankara kupkuruydu. sabahın bu kör saatinde top oynamak için toplanmış olmalıydılar. Sahipsizliğin köprüaltı çocuklarının yüzlerine yerleştirdikleri yamuk kafataslarını büsbütün belirginleştiriyordu. be abla!" dedi. üzerinde kendisine "Kartal istikametinde bir yola saptılar. Daha şimdiden çamur içindeydiler. Kemal Tahir'in Kastamonu'sunu yaşadığı suratlı çıplaklığını daha da sertleştiriyordu. Yükselen güneş. asık lar. Bakmak için döndüğünde." diye anlat- duygusuna kapıldı. Senin ne işin var orada de"Yok. Sümükleri burunlarında fitil fitildi.Günay'ı. mahallenin kaskatı çirkinliğini. götüreceğiz artık. mek istiyordu. "Yolu buradan çok zordur. kenarlarından dolanmaya çabaladı. Yaşlı adamın ne demek istedi- birkaç beden büyük. özensiz kundaklamanın sonucu rinin içindeki bedenlerinin kavrukluğunu görmek için bir kez bakmak yetiyordu. yukardan aşağı süzdü.

Kimileri zift ama bitkilerin çelimsizliğine bakılırsa. "Neredeyiz?" rengi ondülin levhalarla çevirdikleri bahçelerine bir şeyler ekmişlerdi ri zifiri karanlık olmalıydı. kiremit çatılı köy ev- aynı hizada iki ev yoktu. yapıların şekli de değişti. Aralarından biri eğilse. Öylesine gelişigüzel kondurulmuşlardı ki. çatılarından demir çubuklar fışkıran kare prizma beton yığınlara dönüştüler. daha kuruca bir yola bırakmıştı. Burada. su da yoktu. şoför. Gecele- bu defa hak verdi. tekbir fidan yoktu. Derisi kemiklerine yapışmış bir öküzün çektiği bir arabaydı. "Daha çok var mı?" Şoför. Günay. en az seksen milyonluk yatırımının bu çamur deryasında işi yoktu. buraya ancak kağnı girer. lerinin arasından geçiyorlardı. yerden bir taş kapıp arabanın camına fırlatsa şaşırmayacağını fark etmişti. oldu. Gözleri. yarı arlanmaz.de bunlarda da vardı. yine cevap vermedi. yaşanmışlıkları yoktu. Neyse ki. İnsanlığa karşı meşum bir şeylerin planlandığı koca bir şantiye görünümündeydi. nenmesi gereken azgın köpekleri aradı. Özensiz pencerelerinde bir tek sardunya." dedi. Rodoplu. sahneyi tamamlaması için etrafta dö"Çırpıcı Mahallesi'ne giriyoruz. Adamın yeni yıkanmış. o da Elektrik direklerine benzer bir şeyler de görememişti Günay. artan bir merakla bakındı. "Sokağa sergiledikleri Çırpıcı Mahallesi!" "Gökyüzünden gelecek bir saldırıya karşı silahlanmış. muhayyilesinin ona oyun oynamaya başladığını düşünmüştü." demesine kalmadı. Birer katlı. Tülin'e. küfreder gibi. Köy evleri. Hiçbir yerde tek bir ağaç. küstah." diye anlatmıştı. "Haklıymışsın. balçık yerini kısmen stabilize. bir tek karanfil yoktu. yanında derisi kemiklerine yapışmış bir adam çamurlara bata çıka yürüyordu. yaşlarının çok ötesinde kaşarlanmış ifaÇevreye. ganlara benziyorlardı. yarı hain. askeri koru- yalapşap yıkanmış çamaşırlara rağmen. .

depo gibi bir yerdi Şafak'ın dükkânı. ''Burası. Şoför. ken- şiş bıraktı ama adam bakmadı bile." dedi. 71 numara ne tarafa düşer biliyor musun?" caddeyi birkaç kez dolandılar." yeci. "Nereye gittiğini bilmiyor musun?" "Türkiye'de kimse bilmediğini söylemeyi kendisine yediremez ya" disini Çırpıcı Mahallesi'nde adres ararken göremiyordu. pleksiglas 'M' harfi "Şuradan döndük mü. yamalı asfalt bir caddeydi. iki aracın yan "Soralım. Rodoplu. "Bilsem. gelen tezgâhta duran bir kız bir erkek. Binalarda numara olmaması usuldendi. şoför. Karşısına lıkla baktılar. kesip kesmedikleri meçhuldü. ha?" Dört-beş katlı Laz inşaatı binaların çevrelediği. yok mu?" Tahmininden çok daha büyük. bırakıp gitmeyi düşündü."Geldik. kuru kurabiyelerini camekân raflarında piramit etmiş kötü pastane. "Burası olmasın?" dedi. Kapıdaki minibüsü tanıdı. minibüs yolu. ları mandallı. çocuk yaşta iki tezgâhtar şaşkın- . Günay. Kâzım Karabekir Caddesi. Rodoplu. ucuz blucinleri içinde. Günay'ı azarladı. dönenir miyiz?!" Elindeki çantanın ağırlığı olmasa da. başörtüsü ve pardösüsünden yeni kurtulmuş. nadan bakışlı kızlara göz eden plastik çiçekli minibüs şoföryana geçmesine elvermeyecek darlıktaki sokakların sayı sıralamasını "Kardeş. aşağı inen birkaç basamak merdivenin başında dikildi. "Şafak Bey." dedi. saçlerinin ekolayzırlı işveleri" arasından 71 numarayı bulmaya çalıştılar. bari. Bir an. kendisini affettirmek için de yüklü bir bah- Kapıda. düşmüş Pamukbank şubesi. plastik leğenlerini kaldırıma yaymış züccaci"Toz içindeki incik boncuk vitrini ile Paşabahçe. caddeye açılan.

yırtık. Sedat. vap vermeye koyuldu. Duran Kuran'ın Dükkânı incelemeye koyuldu." dedi Sedat." cevabı kardeşlerin ikame edilebilirliğini söylüyorKarşılıklı bakıştılar. Sedat'ın konuşmasını bitirmesini bekledi." dedi. tüpgaz ısıtıcının yanında duran. Nedenini ve süresini bilmediği bir bekleyişe girmişti Günay. kenarsız koltuğu işaret etti. plastik döşemesi yer yer Elindeki çantayı nereye koyacağını bilemeden öylece dikilmişti. Sedat'ın oturduğu yazıhanenin solun- . Sedat. telefonlara ce- üzerine yerleştirdiği ayakkabılarının çamuru dikkat çekmeyecek gibi de- daki raflardan bir tanesinin üzerine saydam bir plastik poşet içinde raptiye ile tutturulmuş fotoğrafını o zaman gördü." "Hoş geldiniz. "Buyurun. "Buluruz. Beton soğuğunu kessin diye çatılan tahta tablanın ğildi. "Sedat Bey. ışığına alıştırmaya çalıştı. "Bir çay içelim de. İşaret edilen yöne döndü. DMO masalarını hatırlatan. "Nerede?" Rodoplu. Sedat'ın. onu gördüğüne şaşırmış ise de belli etmedi. Ağır bedenini kaldırmakta zorlanıyormuş gibi yarı kalktı. Rodoplu’ya sağ tarafında. o nerede?" "Gelir. var." "Nerede olduğunu biliyor musun?" nay.du. merdivenlerden aşağı birkaç adım attı. Gözlerini zayıf neon "İçerde." diye yalan söyledi. "Burada buluşup. gidecektik. bize çay söyle!" Yazıhanesine döndü." Şafak'ı hatırlatan bir tavırla genç tezgâhtara seslendi. bahriye grisi bir yazıhanenin arkasında oturduğunu gördü. Gü"Ağabeyinle bir işimiz vardı." dedi. çalmaya başlayan telefona döndü. erkek çocuk. "Kendimi aptal gibi hissediyordum!" "Oğlum. oturun.

olma nedenini açıklayacak başkaları da vardı. haber alabilmek için delikanlının gözlerini di. Müşteriler geldi. "Bir şey. diyor musun?" şeklindeki telefon kapatma formülünü de o '"Anlaşıldı. ama garip bir hüznü de beraberinde getirdi. inandırıcı da olurdu. kara kuru genç adam Gözleri Rodoplu'da. dığının hiç farkında değilmiş gibiydi. Sevdiği adamın günlerini geçirdiği bu yeri içselleştirmeye çalıştı. "Bir şey mi.dükkânındaki imza gününde çekilen fotoğraflardandı. "Rahat otursana! Niye öyle büzülmüş oturuyorsun?" Anlamadı. Rodoplu. Sedat'la sohbete koyuldu. 1980 öncesinin işçi liderlerinden. olur mu öyle şey. Bir toptancı müşterisi . sendikacıydı. kes artık!' demenin bir yoluydu. Sonunda. Birazdan gelir. usta Kendi fotoğrafını görmüş olması yabancılığını gidermesine yardımcı oldu. Adının İbrahim olduğunu sonradan öğrendiği." dedi Rodoplu. Öyle ustaca seçilmişti ki." o sıralarda geldi. Sedat. müşteriler gitti. "Yasadışı bir aşkın." kapıcı Şükrü Efendi nasıl yadırganırsa" türlü malzemenin arasında kenlan telefonu. yahu. Günay'ın ne denli sıkıl"On dakika içinde bir ses çıkmazsa. Sürekli çakollamaktan başka çare bırakmadı. Günay'a döndü. Ne ki." diyebilir. "Hilton'un barına tünemiş mintanlı disine özgü bir adacık oluşturan Rodoplu da öyle yadırgandı. Sedat'ın çevirmelerini izleyen konuşmaları dinlemenin ayıp olacağına ilişkin şartlanması. Günay hem çok belirgindi. İbrahim. yarım saat süreyle ne bir söz söyle"Bir çay daha içelim. ben gidiyorum. Anadolu yakası temsilcisiydi. "Efendim?" dedi. söylediniz?" gelip de. resmin orada kamuflajı" olduğunu düşündü. Bir soran olsa. Sedat makamını terk etmek zorunda kaldığında. Şafak. ne de bir açıklama getirdi. "Bırak. hem de gerektiğinde. Netaş grevinin önderlerindendi. gün öğrenmişti.

Günay'ın sözünü yanlış anladığına hükmetti." Gözleri müşterilerinde. homo economicuslarla birleşti. Sedat'a adamın kim olduğunu sordum." dedi Sedat." dedi adam. sen kalk!" işareti yaptı sendikacı. Arkadaşının . Sedat geri geldi. Günay." demiş. karGünay'ın nasıl şaşırdığını tahmin edebiliyordum! Sedat dönmüş. söz yine kesilmişti. "Sedat." diye anlatmıştı. ben gidiyorum." demeye kalmadı. güngörmüş bir adammış ki. gözlerini devirdi." diye fısıldadı. "Ha"Aman. yerleşti." "Sağolun. Bu defa da. Şafak'a ihanet edildiği duygusuna yine kapıldı. tam cevap vermeye hazırlanıyordu ki. Tülin'e "ama. Onun "Bir dakika. "Evet. belki de aldırmazdım. misafirine bunu yapacak adamın diğer ilişkilerinde de güvenilir olmayacağını düşünüyordu. "Karşıya mı?" diye sordu sendikacı. Uyarmamak suç ortaklığı yapmak demekti. di. sen arkamdan gel. anlatmıştı. rım." Adam. "Seni köşeden alı"Yorgun olmasam. yine müşteriye kalktı. Günay. dişim!" diye. kıvrandı "Ben çıkayım. köşede bekle." "Ben seni bırakırım. adını söylemişti Sedat. Tülin. "Bir şey mi var?" "Ağabeyimin eski bir arkadaşı. ben şimdi geliyorum. genç adam." Bu defa da. "Efendim?" "Besbelli. ilkel komünizm üzerinde parlayan hilaller. Sedat'ın arkasını dönmesini fırsat bildi. ne salağım!" Nihayet "aydı" Günay Rodoplu! Yerine büsbütün "Sen çık.dönmesiyle sustuğunu izledi. bizimkini hemen teşhis etmiş.

Kendi apartmanının taşlaşmış toprak girişine çimen ekmek parası ayda iki bin lirayı geçmiyordu. "Sedat oğlum. Şişli'yi. önerisini komşuları "çok su gider" diye reddetmişlerdi. Şafak'ın bir işi na gelince. Günay. kabahatin aslında kendisinde olduğunu. eylem yoktu!") arasında "Zengin İnşaat' sokmuştu. kirlenmişlik duygusunu atmaya çalıştı Günay.) Ticarethaneyi. şimdi sen bana bir taksi bul da. tek bir ağaç yoktu. Sıkça kullanmam o yüzden. Ağabeysinin nerelerde olduğu- mişlik duygusu" tamlaması Rodoplu'yu en iyi tarif eden tamlamalardan birisi. çok ilginçti. ben gideyim. Adaşı küçük amcaoğluna emretti. ilginç olan ne?" demişti İngiliz. çıktı herhalde. "Bir gettodan geçtim. bir sfenks sessizliği ile dinledi. Öte yandan. Sedat'ın adamla konuşurken yaydığı yanüyordu. Sedat'a bu olaydan hiç bahsetmemesi gerektiğini düşüYarım saat kadar sonra "adresi itibarlı" diye tanımladığı kendi ma- hallesindeydi. Richard Schlig'in. (Bu "kirlen- Sedat. sadece bedduaydı." dedi ve anlattı. ne bir bilgi verdi. hepsi." diye tarif . Profesör Pavloviç'i "Bastığı yerde ot bitmeyen Türk'ten sakın!" uyarısını haklı çıkarırcasına burada da. en az birer tane yazlıkları olan insanlardı ve daire başına düşecek fazladan su ettiğini hatırladı. mahallenin bedduaları leri. "Biliyor musun. şuradan bir taksi kap!" Yol boyu."Terbiyesiz bir bey. ne de ağabeysini mazur gösterecek bir açıklamada bulundu. "Kaldırımlar insanlar için değil ki! Yüzlerce milyonluk otomobilformlar!"dı. Çırpıcı Mahallesi'ni belki birkaç kez satın alırdı ama Profesör Kevorkian'ın." "Neyse. kınlık duygusunu unutmaya çalıştı. olmayan mazgal deliklerinin gölete çevirdiği caddeden kaldıran plat- ("Ama. Oysa. kara sakalları diken diken sendikacının sinsiliğini. Son "yeşil" alancığa kondurulan çocuk bahçesini de.

. minareler yıkılmışmış." demişti. sodyum lambatore edilmiş hemen her konağın bahçesinde gördüğüm beyaz boyalı de- ." dedi.mamaları. Ya da. Işıklandırmayı al. Bence. Türk şehirleri. Türk entelektüellerinin nostaljisi yanlış konumDiana'nın ısrarı ile Şebi arus'a. Zamanın modern yapıları çoğunlukla kerpiçmiş. Bu herhalde. Yeni yapılan binalara bakıyorum. Profesör Pavlo"Bir Türk şehrine tepeden baktığında gaddarlıktan başka bir şey görmüyorsunuz. "Mevlana'ya gitmeden önce. Türkiye'de kalkınmanın sürekliliği yok. "İlginç olan. adam. asfaltlar çöküyor. leşecek kalkınmaya temel ya da model teşkil edecek sokak güzergâhları. şehre güzel bir taş kapıdan girdikten sonra kendilerini bir viranelikte bulduklarını söylüyor. Konya'yı gezen bir seyyahın anılarını okudum." bloklar egemen. Onlar bunu hızlı kentleşme ile açıklıyorlar. onnuştum. Çok acıklı. şehrin üslubunu belirleyecek meydanlardan bahlara gaz lambaları aşamasından geçip ulaşmadığınız için olacak. hiçbir hoşluk yok. Birkaç Türk entelektüeli ile kolanmış bir duygu. Konya'ya gittikleri dönemlerdi. inanılmaz bir pejmürdelik içinde." viç de söyleyecekti. camiler terk edilmiş. Doğal olarak. 1840'ta. Kaldırımlar çatlıyor. artık resmirdöküm zavalazingolar (aynen bu kelimeyi kullandı!) var. " sedilemez. Profesör Pavloviç. İnsanlar ahır gibi sefil yıkın- tılarda yaşıyorlarmış. "Yazar. Ben öyle düşünmüyorum.. kent geleneğiniz olmadığı için böyle. Kerpiç kulübelerden beton yığınaklara geçilmiş. Evler dökülüyormuş. Pejmürdelik de bundan kaynaklanıyor zaten. bu durumda ileri bir tarihte gerçekkenti bir arada tutacak. "Ufuk çizgisine hemen her zaman beton larda da hiçbir şıklık. demir sacayaklarını dikip üstüne ampuller yığıp geçiyorsunuz. Binalar ya inşaat halinde ya da dökülüyorlar. Boyalar bir yıla varmadan kabarıyor. Türklerin bizim 'kentsel gurur' dediğimiz şeye sahip ol- Benzer şeyleri daha sonra Diana Pavloviç'in kocası. Korkarım.

Şafak'ın dükkânı. görmüyor olma gibi haklıcı bir çaba içindeler. "Ağaca bakarken. küçücük müzik eviydi. elini kalbine götürdü. Levent'te oturmanın 'ayrıcalık'ının. ne de ötekine sığamayan. özgürleştirici bir duygu olmalıydı. oradaki bekleyiş. Çırpıcılılar hedefledikleri geleceğin sakaletini mesela. düzeltilmemesi için bağışlatıcı bahane de bırakmadığından büsbütün umut kırıcı oluyor!" zin olacağını düşünüyordu. "Daha da bir Bebek'i. Ben gittiğimde Seyfettin İhsani Efendi oradaydı. . Çırpıcılar'a inat. Çaylarımızı henüz içerken. Batı kentlerinin insanı saran. Üstat. yoksul geçmişi kadar ha"Şu farkla ki. Şiran'ı anlatmaya oturdu. ormanı kaçırabilmeyi bir becerebilse. "Zenginlik. Etiler'e inat. maydanoz bahçesine koştu. duygusu kıpraşmaya başladı. kardeşim. düşünüyordu. Evine çıktı. sessizce selamladı. olan. Daha önceden tanıştıkları belliydi. konferans.kötüsü. ben ilk kez rastlamıştım." diyordu. keyfini çıkaramayan bizler!" lecek. Tülin. verdiği randevuya gelmeyivermeyi beceren Şafak'ı hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya devam etmek. sendikacı üst üste geldiği için olmuş olmalı. evindeymişçesine huzurlu kılan yumuşaklığını kıskanmaktan. Çırpıcı Mahallesi'nin varsıl geleceğinin de. karanlık. mutlu olabiFevzi Özden. Etiler'de. Unutmak ve ğı romanının başına. Unutmak. temel yanlışları düzeltmiyor. ne bu mahalleye. sulamaya koyuldu. Kaç zamandır bakmadıO sıralarda ben Günay'ı Pendik'te indirmiş olmanın içime çöken kö'Dergâh' ünlü bağlama ustası Sabri Yıldız'ın yarısı saz yapım atölyesi tümserliği ile doğruca Dergâh'a sürüklenmiştim. bir zamandır küllenen yabancılaşma su damladı. Huzursuz olan. rutubetli. Bir yandan da. diye feryat eden alt komşuya inat. içeriye bir kadın girdi." demişti. Günay.

"Eşek. bir tabure etek. hiç düşünmedim (Seyfettin İhsani Efendi de Galatasaray mezunudur). "Bak.Pavloviç. İdris fettin İhsani'yle. Nasreddin Hoca'nın birkaç fıkrasını tartışmaya başladı. gün gelir. Seyfettin İhsani Efendi. İkincisi. Arkalardan bir sayfa açtı. göründüğündiz dize oturan iki insanın hiçbir zaman ve hiçbir yerde bu kadar uzak olamayacaklarını düşünürken. bırakır. aynı renkten üstüne yapışan bir ceket giymişti." der. Derken. ne kaçırıyordun?" Diana Pavloviç. Ne ki. saman yüklü bir eşek ile geçer. Konuşurken elleri kılan bu değil. Bu haliyle bana getirdi. hikâyenin telmihini anlamadığını söylüyordu." dedi. saman torbalarını altüst ederler ama bir şey bulamazlar. Ama. Amerikalı olabileceğini gün bir sultanın topraklarından öteki sultanın topraklarına. Bir kere. "Eşek kaçırıyordum. bilinen bir fıkraydı: Nasrettin Hoca her Şah'ın. telaşla koşturdu. Diana Pavloviç'in. hoca. Çok güzel bir Fransızcası vardı. siyah dantelden yapılma parmaksız Çok uzun boylu (en az bir seksen beş) iri kemikli bir kadındı. ben ilk kez böyle bir şey görüyordum. açık hemen tümüyle işgal etti. giyimiydi. Sabri Bey. "tasavvufun başta gelen . sınır devriyelerinden birisi ile kar- savlarından birisine işaret eder. mekânı eldivenleri vardı ki. Karakol devriyeleri hocanın kaçakçılık yaptığından Diana'nın sorduğu ilk fıkra. Diana kollarını zapturapt altına almak gibi bir kaygısı olmadığından. emekliye ayrılır. "Artık olan oldu. Doğaüstü deneyimin ve Bâtıni işaretle- "Bu hikâye. ölen gitti. Oysa. Allah aşkına söyle. Hoca bu işleri şılaşır. Yıllar sonra. Sey- kuşkulandıkları için onu her seferinde tepeden tırnağa ararlar. 'Le Soufis' ('Sufiler') adlı kitabıydı. kırmızı. Ben kovboy filmlerindeki bar kadınlarını hatırlatıyordu. Diana Pavloviç'i Seyfettin İhsani Efendi'nin yanına oturttu. kadın çantasından bir kitap çıkardı. dağınık saçları vardı. Devriye." diye cevap verir. Üstünü Hoca gün geçtikçe zenginleşmektedir. Hoca." ararlar. Dergâh'taki varlığını büsbütün şaşırtıcı yeşil parlak bir kumaştan (saten olduğunu sonradan öğrendim) dar bir den farklı bir yanı olmalıydı ki. Yeşil gözleri.

" dedi. Ama." tardı. kaybettiği yüzüğünü. günlük hayattan 'çok uzak' olduğu düşünülen şey. bunun. 'Bundan böyle her fıkran. İkinci hikâye. biçimine duyduğu içten ilgiden adamakıllı etkilendim." dedi. Sabri Bey'den nerede olduğunu tarif . "Efsaneye göre. bana uzattı. Hoca'nın fıkraları şaka niyetine söylendi ama fizikötesi anlamla- ancak. her şerde bir hayır vardır. daha da ilginç bir şey oldu." Nasreddin Hoca'nın bir mutasavvıf olduğunu ben bilmiyordum. o Hain İhtiyar ('Kaba Düşünce' demek isti- "Nasreddin Hoca'yı. Lâkin. bu meseleyi hiç kavrayamaz! Oysa. Sabri Bey. "Celal ile Kemal'e bak. Hüseyin. böyle düşünmemizin nedeni cahil olmamızdandır. Sonra. Onu görebiliyordum. elektrik direğinin altında aradığı hikâyeydi. Nasreddin'e kendi irfanının bir kısmını armağan etti. Nasreddin Hoca'nın kömürlükte yanlış yerde aranmasına bir örnek olarak anlatıldığını söyledi. Böylece. Artan bir merakla dinlemeye koyuldum. Biz Bâtıni ya da transandantal olanın günlük hayattan çok uzak ya da çok karmaşık olduğunu düşünürüz. adeta mahrem bir düşünce Diana Pavloviç'in bütün bunlardan ne anladığını kestiremiyordum. sokakta. çantasından çıkardığı bir kâğıt etmesini istedi. belki de biliyordum ama üstünde durmamıştım. Hain İhtiyar'ın insanoğlunun bilincinden çaldığı düşün"Hüseyin kimdir?" diye sordum. Ya da. bilginin yordu) şakacı Nasreddin'e. Bir arayış içinde olduğu belliydi ama lümpen bir arayış değildi bu. Seyfettin İhsani Efendi.' diye. sadece yoğunlaşılan yön farklı olduğu için uzak gibi görünür. Diana. parçasına yazılı bir adres gösterdi. Cahil. altı fıkra doğursun! İnsanlar seni gülünç bulsunlar. ce bütünlüğünü geri verdiler. kâğıda baktı.rin insanoğluna sandığımızdan çok daha yakın olduğunu anlatır. böylesine özel. kızım. beddua etti. 'Kaba Düşünce'nin pençelerinden Hüseyin kur- rını yitirmediler. Hoca'yı mizah ustasından başka birisi olarak hiç düşünmemiş olan bana döndü. kadının dikkatinden. orası karanlık olduğu için.

Bunda. Günay'la ilk görüşmesinin son görüşDiana'nın. Diana. Bir yıllığına Boğaziçi Üni- . Sernea anlattı. Sabri Bey. psiko-linguistik profesörüydü. tabii. Nedenli gördüm. Aralarındaki tek fark Sernea'nın kütüphane memuresi giyimine karşın. Günay Rodoplu'nun arkadaşım ol- Günay'ın adresiydi! "Sen daha iyi bilirsin. O. Ferguson'a taş çıkaracak kakalemi almış fondötenin üzerine kaş göz çizmiş kendisine!" "Aman. Birlikte gidip gidemeyeceğimizi sordu. Sernea'yı tanıyor olmama ayrıca sevindi. başka sürprizdi. Kocası. bugün öğleden sonra orada buluyoktu. Çok yüksek sesle konuşuyorlardı. bir ona bakan Diana'ya. Kaldı ki. daha sonra gelen Tülin. "Kadın. eline "Sesi de zurna gibi! Kandıralı duysa kaçacak yer arardı!" "önemli" olduğunu Prof. Kadının bağlama dersi alıyor olması da bir enstrüman çalıyor olmasının dahli vardı. Sabri Bey'le bir sonraki ders saatini kararlaştırdı. Onun için bir mahzuru yoksa. şeyin bu olduğunu hatırlattı. çok hızlı öğrendiğini. Günay'ı tanımadığını. "Kraliçe Elizabeth’in ikinci gelini. Rodoplu. benim için de Bir bana. "Onca. Kalkmadan önce. Sernea'nın da ondan geri kalan yanı yoktu.duğunu söyledim. Kadını tekrar görmek profesyonellik denilen setmiştim. Günay'ı orada. Diana Pavloviç'in. kardişim." Sernea'nın tanıştırmaya söz verdiğini. istasyonda bırakmış olmanın sıkıntı- sını atabilmiş değildim. ne bu?!" dedi. önemli ise Türkiye'de ne işi var?" İzleyen açıklama ma- sumdu. Profesör şacaklarını anlattı. "Sorma!" dedi. piyasadaki birçok insandan daha iyi çaldığını söyledi. Sernea bizden önce gelmişti. Günay'ın italik'lediğini hemen Diana Pavloviç sahici bir Hollywood film prodüktörüydü. ortak bir dostları. Her ikisi de bir doksana yakındılar. mekânı egemenliği altına almaktaki maharetinden bah- (Günay. dar. gitar ve piyano dahil. beş-altı mesi olacağını sanmıştım." diyordu) rüküş olmasıydı.

Hollywood'dan kaç tane özgün film çıkıyor? Bir konunun pazarlanabilir olduğunu görmeye görsünler..2. işte böyle b. gülmeye "Biliyor musun. şeyler söyledi. her zamanki gibi çok dolaysızdı. hücre gibi daracık. Diana. penceresiz ofislere kapatırlar ve 'yaz!' derler. adlı adınca. dantel eldivenlerini çıkarmaya koyuldu. bırakırlar!" başladı. "Vallahi!" ciddi söylediğini anlatmak için de yemin etti.! İnsanın beynini s . "Herkesin de derdi başka. bir Türk yazarla çaüstüne çekmemek için diye düşündüm). Tanrı aşkına." dedi. "Hollywood'u bırakıp. akademisyenlerle hiç aram iyi değildir benim! Tanrı "Hımmm. Sonra da. kalktı Sernea. Bu dileğini Sernea'ya söylemiş. "Önemli değil. Türkiye'de bir film yapmaktı. Artık hepsi benzerini yapmaya başlar. Tülin. Amacı. neden buraya geldiniz?" mıyordum!" Birden rahatlamış gibi. b. "Fena bir kıza benzemiyor "Tanrı'ya şükür!" dedi." dedi Tülin. Star Wars 1. Kısa bir tanıştırmadan sonra (ben bir ikinci gazabı "Ben artık siz kızları yalnız bırakayım. . Diana. konuşmaktan başka bir şeye yaramazlar!" bu." dedi Günay. . Tülin. Günay. ne dedi?" diye sordu. Sernea da onu Rodoplu'ya getirmişti. orada insana ne yaparlar? Böyle. Hollywood filmlerinin ne kadar kötü olduğunu bilirsiniz. değil mi! Yani. bu fırsatı değerlendiriyordu. "Oh. yüzlerce defa yazdırırlar. değil mi?!!" diye söylendi.tan filmler yaparlar. "O piçlere zaten dayana- .3. "Siz Türkler hep böyle yaparsınız.." Rodoplu. lışmak istiyordu. konuşun. aşkına. Diana'ya bakarak.2.4." dedi. Yazılan her şeyi. Pavloviç. Sernea'nın arkasından. "Ne dedi.versitesi'ne konuk öğretim üyesi olarak gelmişti. Rambo 1.. kardişim. Diana Pavloviç.3! B." gibisinden bir bir "Biliyor musun.5.. Pavloviç.

" dedi Rodoplu. hemşire!" dedi Tülin. Tülin." "İkimizin arasında. "Hey." dedi. "Kendi aranızda konuşursunuz!" "Each to his own. "Heeey! Siz kızlar benimle dalga mı geçiyorsunuz?" "Gerçekten. "Ne iş yapar?" diye sordu. elimi tuttu. Olacak . kardişim?" dedi. "Şiran Efendi'yi bitirsin.. "Ne demek." benim orada olduğumu unutmuş olduğu için çok utanmış gibi döndü. kadın. Onun için soracağım: Bu evde. "Dinle. hepsi bu." "Onu öteki romanda anlatacak." sonra beni yazacak. gözlerinin içi gülüyordu. yani!" "Daha önceden. Tanrı'nın belası "Cin tonik?" dedi. "Bizim ülkemizde kadınlar günlerde cin tonik içerler de. Günay'ın hoşuna gitmiş olmalıydı. Pavloviç. çaydan başka içecek bir şey var mı? Sert bir içecek?" direrek. Günay. uzun uzun özür diledi. Tülin. "Bir dene!" diye ısrar etti. seni sevdim!" diye bağrıştı. "Siz benim cinsimden hanımlara benzi"Siz hanımları tuttum. bak. gülmesinin arasına ancak sıkıştırabildi. Tülin'i gösterek. Pavloviç. Türk Ticaret Odası'nı işletirdi.Öfkesi içtendi." dedi Pavloviç. kirpiklerini çok mahcup olmuş gibi yere in- yorsunuz. inanın bana. "Şu anda bir otel işletiyor.. "Espri anlayışın var. Tülin. "Nasıl yaparız?" diye sordu." dedi Günay." dedi Rodoplu. öyle "Ne esprisi. değil!'i. "Ne iş olursa yaparız. "Nasıl. anlatması çok uzun sürecek bir şaka. yani?" "Gördün mü?" değil mi?" "Her şeyi çeviremeyeceğimiz için. Lütfen.

" dedi Rodoplu. Günay'cım?" lerden uzak. Sue Ellen içer de. "Raki var!" "Var. biz. Hollywood'un dışında." dedi. "bildiğiniz gibi. le" çalışacaktı. "Kendilerine bakmayı bilmiyorlar! Makyaj bilmiyorlar. Diana. biz geri kalır mıyız?" "Cin tonik." "Artık onu siz bileceksiniz. senaristler- Diana'nın anladığı. o da Türkçe. Diana Pavloviç. Ortadoğu'ya açılan kapıdır. "Lütfen! OK?" "Tamam. var. lu'nun elinin üzerine koydu. yani. Anlıyor musun?" yız. Bu ikinci halka. "Bir şey daha var. paragöz Musevi prodüktör- tı. Diana Pavloviç. Kendi şirketi. Ortadoğu." dedi Rodoplu." elini Rodop- Türk film yıldızlarını oynatmak isterlerdi. Türkçe. sen buna karşı çıkmazsın." diye ekledi." dedi. bir ikinci yapımcılar halkası oluşturmaya çalıştıklarını anlatrının dışında filmler üretecek. "Beni yanlış anlamayın." dedi. içlerinde dil bilen parmakla sayılacak kadar azdı ve filmler sesli çekiliyorlardı. Tülin. "Türkiye. "ikisi de dolapta. Hollywood'un gittikçe daha da kötüleşen klişe yapıtlaAvrupalı ya da Avrupa’ya yerleşmiş yönetmenlerle "ve tabii. niçin olmasındı ama. tabii. "Dikkat! Milliyetçidir!" türünden bir uyarı yapmış olmalıydı. Musevi sermayesine boyun eğmeyen. öyle değil mi?" "Türkiye.o kadar. "Tabii!" "Tabii. yok." dedi. bu halkanın Türkiye ucunu oluşturacaktı. Benim aklımda Shirley McLaine var?" . Umarım. hafifçe sıktı. Tülin. kardişim. Batılılaşıyoruz da. tamam!" Sernea. ışık bilmiyor"Biliyorum. Var değil mi. "Bizde ikisi de var." dedi. "Şimdi biz film yaptığımız zaman Amerikalıları kullanmak zorunda"Neye karşı çıkmam?" "Shirley McLaine'e!" lar.

"İranlı kadın saraydan olmalı. "İşte. Humeyni rejiminden kaçan İranlıları konu alan bir gerilim filmi olacaktı. sonsuz cinselliği olan. coşkuyla. esmer güzeli bir or"Estiriniz." Rodoplu arkadaşına. Biliyor musun. efendim!" dedi. Anlamaz. sonra kendisini topladı. öyle mi. Türkiye üzerinden Amerika’ya göç edeceklerdi."Bayan Pavloviç. seni tanıdığım için çok şanslıyım!" diye ünledi Diana. yantal. "Sandığın kadar. kendisinden istenen bir şeyi muhatabı dengi olmadığı için. sana!" di. ufak tefek. öyle düşünmüyor musun?" "Pierre Loti'nin Aziyade'si ya da Flaubert'in Tanit'i gibi. değil. parasız mı?" diye sordu Rodoplu. "Şimdi. Biz şimdi film mi yapıyoruz?" "Yapmıyor muyuz?" Önce bir şaşırdı. uzandı.. gerekçesini açıklayamadan red- . O arada türlü ihanetler. haberi yok!" yakıcı. Günay'ın. "Ne demek istiyorsun?" diyerek geriledi. paralaya- "Bu öteki gibi de değil. Saklamadığı düş kı- "Dr. kadın. Tülin. Fanatik İslâmiyet'ten kaçan İranlılar. entrikalar ve İncirlik Üssü'nden bir Amerikalı pilotun İranlı bir kadınla Günay'ın sorusundaki ironiyi anlamamıştı. "Şah'ın paraları ile mi kaçacaklar. İslâmiyet'i çok iyi bildiğini söyledi." diye sürdürdü Pav- rıklığında çocuksu bir dokunaklılık vardı. "cahil bu. yine elini okşadı." dedi Rodoplu. tabii! Aklımdakini henüz söylemedim. geliyor!" dedi Tülin. caksın garibi ya. " "Diana de!" "Diana. Türkiye’nin güzelliklerini sergilemeyi hedefleyen bir film- "Ah." diye yineledi Rodoplu. Günay'ın. egzotik.. ancak pazarlanabilir olması için. "Böylesi bilgi bizim işimizde paha biçilmez bilgidir. kadın. yaşadığı aşk vardı. Aklındaki. iç gıcıklayıcı. Günay'a döndü. Sernea." loviç.

Massachusetts eyaletinin." Diana Pavloviç'in." dedi Günay. ayol! Bizim Woody Allen. her ahfadından. işte!") bir Yahudi olan Prof." dedi. 1947 yılının mart ayında. Boston şehrinde doğoklynli ("Ah. bizim Woody'nin memleketi!" dedi. Anne dan. Robert Steven Auchincloss'un ilk evlâtları olduğunu." Diana. gericilikte bunun Amerika'ya ilk göç eden ailelerin kurduğu. hemen hiç uyumadım. Düşünceli düşünceli bakmakla yetindi. Amerikan İhtilali'nin Kız Evlâtları Derneği üyesi (Günay. olur mu? Dün ak"Ah. sinema işine girince de. şam trendeydim. Austin-Auchincloss ile Amerikan Pasifik Filosu'nun emekli binbaşıların- duğunu" öğrendik. lütfen affet!" diyerek yerinden fırladı. çok affedersin! Gerçekten. Tülin. Broevlendiği zaman "Catherine Pavloviç" olmuş. bencillik ediyor olmaya benzer sıkıntısını duyduğunu hissettim. New York'tan Kaliforni"Anlıyorsunuz ya! Sermaye onların sermayesi!" diyerek gözünü kırp- Rodoplu buna cevap vermedi. Amerika Birleşik Devletleri'nin. "Öyle söylesene. "Bak.detmenin. İkinci Dünya Savaşı'nın 'Mor Kalp' madalyalı 'gazi'si. . "Seni yarın ararım. "Diana Pavloviç "te karar kılmıştı. Ellen Catherine Austin-Auchincloss'tu. bunu "sonra konuşalım. "İkinci kuşak New England Püritenlerinin ünlü lideri Increase Mat- almayan. ne diyeceğim. Asıl adı. "İçkini bitirebilirsin. "Orada bir Yahudi ismi her kapıyı açar!" Pavloviç'in yüzü güldü. tı. başka kimseleri üye neredeyse Ku Klux Klan'ın "dişi" karşılığı olduğunu söyledi) Mrs. David Pavloviç'le ya'ya taşınıp. müthiş "snop" bir beyaz Protestan derneği olduğunu. 'Aachincloss Sanayi Boyaları' fabrikalarının Yönetim Kurulu Başkanı. Olabilir mi? Arayabilir miyim?" "O kadar da değil. "Bayılırım akıllı kadınlara!" "Diana da seksi olduğu için herhalde?!!" dedi Günay.

" diye atıldı. ikimizin de uykusu kaçmıştı. Günay'a baktım. tabii. Ama o olmalı. seme karışık bir tebessümdü. İlk defa. Günay'ın yüzündeki ifadeyi hiç unutmayacağım! Alay. rar verdi. doğru değildi. belli belirsiz bir minnetle baktığını gördüm. küçüm"Beni bu saatte burada görmesi doğru olmaz." dedim. küçüktü ama idare ediyorlardı. Ama. ben merdivenlere yöneldim. İrkildim. Rodoplu'nun romanından kopmuştum. ben seni bırakayım." dedi Günay. notlarını okudukça telaşlandığımı hatırlıyorum. Türkiye'ye geleli üç aydan biraz fazla olmuştu. romanın yeni yazdığı bölümlerini gösterdi. hepimiz sanki Günay her şeyi bırakmış da Şafak'la uğraşıyormuş gibi bir duyguya kapılmıştık. "Başına iş aldın!" Daha doğrusu. kadını Günay'ın başından almaya ka- Kadının arka-planının o sabahki Dergâh muhabbetini açıklayan bir nay'ın. İçinde Kürt- . onu bu aşamada anlamam imkânsızdı. "Şafaktır. Şafak Özden asansörü kullanacaktı. ama beni durdurmadı. Günay'a." Alt kapıyı açmaya yöneldi. Kapıdan çıkarlarken güldü. "Bebek" adresini duyan Tülin. Bebek'te bir yer kiralamışlardı." "Hep bu saatte mi gelir?" "Ben gidiyorum. "Bana çok yakın oturuyorsun. "Hayır. O gece. Tabii ki." Kapı çalındığında saat ikiye geliyordu.tarafı olmalıydı." dedi Tülin. Daha da kötüsü. Gü"Hayırlı olsun. "Şafak. Okuduklarımdan büsbütün rahatsız oldum. bak!" Ankara'da olduğum ay içinde. hüzün. İki çocuklu bir aile için. "Oradalar. çe bölümler vardı! Sabahtan başlayan. sorduğumda. kötü şeyler olacağına ilişkin duygudan zaten kurtulamamıştım. Nitekim.

Bir tarafı bana benziyordu. Biliyordum. kapıyı takınabildi- . diye olduğu bir saatte kapısına dayanır. hasarı görkemli bir geri dönüşle bii." diye anlattı. açıklamak için sabahı bekleyeceğime en savunmasız ğim en tarafsız yüz ifademle açtım. ben de böyle yapardım. âşık olduğum kadına söz verip de gidememiş olsam. fısıldar gibi." Bağışlanmak ister gibi yüzüme baktı. sen gittikten sonra üstümü değiştirdim. ama sürdüremedim tabii. "Ben olsam. çünkü Şafak’ın yanlış yapmamaya özen göstermektense. Ben de erkek olsam. çünkü kapıyı açmamla Şafak'ın kollarıma yığılması bir oldu! "O gece.II "Gelenin o olduğunu biliyordum. onarmayı yeğleyeceğini hissediyordum. kendimi affettirmeye çalışırdım. tadüşünüyordum.

altları mosmor. yok. fısıldadı. Şafak. Uzandım. Şafak. Aşkın altında da kalmazdı. hıçkırır gibi itiraz ediyordu. Günay onun kapının da"Neyin var? Söyle. ne olur!?" racık aralığında. ayrı'Hadi! Giyin hadi!' deyip duruyordu ama bırakmıyordu da. ama yapmıyordu. Günay. hafifçe bastırdı. sandım. olmalıydı. SUS!" diye adeta tehdit etti. neresinden vurulduğunu anlamaya dum. Günay. ama. Başı omzuma gömülüydü. bakıyordu! O gece o gözlerde gördüğüm acı yüreğime indi. "Niye içeri girmiyoruz?" "Sus. çıkıyoruz!" isteğini." dim. sanki. Şafak'ı içeri almaya uğraşıyorğuk boğuk. Hiçbir şeyin altında kaldığını görme- Onları görebiliyordum.çalışmamdandı. yaşlarını sildim. Bir ara öptüm herhalde.' diye direniyordu. Epey bir süre sonra. o 'Yok. deli gibi aldı. adamın hareketini mutlaka karşılamış . Sakladığı yüzünü araştırdı." 'İçeri girmicem!' yüzünü görmeye çabalamıştı. eliyle başımı buldu. yaşlı. Şafak'ın başını ellerinin arasına "Gözleri! Kan çanağı içinde. 'Öpme! Gözlerimden öpme!' diye geri kaçtı. sunduğunu "vehmettiği sığınağa duyduğu hayati ihtiyaca atfetti!" Yaralı olmadığını anlamanın rahatlığı içinde gevşedi. Tekrar sarıldı. Deli bir telaş içindeydim. 'Gözlerimden öpme. öylece kalmak leşmesini bekledi. burnunu boynuma gömdü. 'Yaralı mısın?' diye sormadıysam. boRodoplu. bir yandan düşmesini önlemeye. değil mi? kendi omzuna yerleştirdi. Ne garip. zamanına ve mekâna tümden kayıtsız. Şafak'ın sakinUykuya dalmak üzereyken uyandırılmış gibi silkindi. kaldırdı. İçim boşaldı lık getirir!' Şaka yapıyor. Saçlarımı okşamaya koyuldu. zehir gibi. ama. Günay'dı çünkü. "Hiçbir şey söyleme! Giyin. Yara bere yoktu. öte yandan başını kaldırıp Konuşacağı yerde daha da sıkı sarıldı. Gevşeyen kollarından yararlandı.

birbirlerini teselli etmek için kucaklaşmış. Günay'a yöneltilmişti. evde oturalım. Aşağı indiler." . herhalde pek bir farkı yoktu) Ortak bir acıyı dindirmek. gel. geri çekildi. Şoför. ağlamaya baş- ladım. Kollarını çözdü. "Nereye. Apartmanın önünde bekleyen tak- Nereden geliyordu ki? "Nereye. eski dost. caddeye çıktı şoför. şaşırdı kaldı. 'Senin bir yere gidecek halin yok. oldukları yerde sallanmış. gidelim?" Soru.üzerinde. silah "Başına ne gelmiş olduğunu bilmiyordum. Ben yine. kapının iki yanına dayadı." 'Peki.' diyordum. ne düşündüğü yadsınmayacak kadar açıktı. Başları birbirlerinin omuzlarına gömülü. yarım daireler çizmiş olmalıydılar. abla abi. ayakta durmaya devam edebile- siyi görünce ferahladı. gecenin bu saatinde uyandırılan kadına şöyle bir baktı. tabii. Günay destek oldu. binlerce lira yazmış olduğunu gördü. arkadaşı ya da karıkocaydılar. Ama. Gezme- ye çıkacaklarını hiç düşünmemişti! "Bilmem!" "Boğaza gidelim mi? "Bu saatte her yer kapalıdır. "en avukat sesiyle!" "İyi akşamlar. abi?" Taksimetrenin açık olduğunu. Sessiz olduğumu sanıyordum ama Şafak fark etti. kendisini ayakta tutmaya çalıştı. ana çocuk." demek zorunda kaldı şoför. Giyinmeye giderken. Günay'ın bana nasıl sarıldığını biliyordum. Geri vitese taktı. abi kardeş. diye bir kez daha baktığımı hatırlıyorum. 'Hayır! Hayır! Haydi.' dedim. cek mi. Rodoplu. giyin! Çabuk!' Yine yağmur yağıyordu. Hiç değilse araba kullanmaya kalkışmayacaktı." dedi Günay. "İyi akşamlar. elleri birbirlerinin başları (Cezaevinden çıktığım gün.

onu geçiştirmesine yardım edecektim!" açık yer yoktu." dedi sonunda. sen Boğaz'a çek. "Bak ne diyecem. Şafak'ın iradesine uyacak. herhalde. sürdürdü." Etiler'e dönmüşlerdi." diye değil. Günay'a. aney. bir bakalım!" anlattı. "Ne kadar saçma olursa olsun." Bir saate yakın dolaşmışlardı. . bari can verende gel. aney. Arnavutköy'deki işkembeciden başka "Abesle iştigalin verimsizliğine. Şafak." dedi. bahçeyi dolan da gel. Beriki "Hasta düştüm gelmedin aney. "Bir kere. " "Hasta düştüm. "Ece Bar açıktır. hasta olmana izin vermem ki!" dedi. Şafak. Günay. "Sen en iyisi bana bir türkü söyle!" "Ağlama yâr ağlama aney. bari can verende gel!" Bir an sustu. adama duyurarak. Şu. "Koçum. Günay. ama anlaşılan eve dönmek söz konusu değildi. "Bilmiyorum. ciddileşti."Bir bakalım." diye açıkladı. sekiz milyonluk köy olduğunu hatırlattı. daha içten söyledi. "Hemşerim o benim." dedi Şafak. diskonun üstündeki "Diskoya gidelim." diyerek sarıldı Şafak. Şafak. öfkelenmeye başladı. gelmedim. "Nereye gidiyoruz?" "Olur mu?" diye sordu. "Ece Bar. İstanbul'un bir şehir fırladı. "Almalar olanda gel. Bir yer düşünmesi şart olmuştu. mavi yazma bağlama!" Soluklandı. İkiletmedi. sıkılmayı ertelemeye çalıştım. yine de geri dönmelerinin daha akıllıca olduğunu söylememeye kararlıydı. bar. Taksimetre ikinci defa sı- Son mısraya şoför de katıldı." dedi. canını acıtan neyse.

meşum mor ışık. ince ceketinin altına giydiği el örgüsü yeleği. Karanlık ve gürültü. nabzımı yüz kırka fırlattı. bekçekildi. ha"Yapma. Garsonların bakışları üstümüzde odaklaştı. sen şurada park edecek bir yer bul. diskotek denilen bu dev hangara pop ilahlarına milletinin ikiyüzlü özentiliğinden nefret ettiğimin farkına vardım. rica etmiştim. Bahşiş alıp alamayacaklarını." le! Hadi!" "Disko'ya gidiyoruz! Hemşerim. benim kazak." Diskoteğin palabıyıklı Kürt fedaisi. beyaz fayans duvarları daha da üşüttüğü. yağlı bir tıkaç gibi geldi burun deliklerimi tı- kadı. Dokunduğunu taşa çeviren ve bu dünyaya ait no'ya. epeydir alabileceklerse miktarın iltifat etmeye değip değmeyeceğini kestirmeye berber görmemiş saçları. "Niye girmeyecekmişiz? Hadi!" olmayan."Disko?" "Disko. Dante'yi şaşkın bir amatöre çeviren bu infer- Ne ki. makyajsızlığımı doğru değerlendirmiş olmalıydılar ki. çalıştıklarını yüzlerinden okuyabiliyordum. ne olur!" Çok keyiflendi birden. Dur durak bilmeyen amansız mekanik ritim. "Şafak. göğüs kemiğime çöktü. Şafak'la göz göze geldi. etek. sırtlarını döndüler. bilerek isteyerek girmesi için insanın çıldırmış olması gerektiğini düşünüyordum!" lıydı. ütüsüz pantolonu. "Buyurun. va meydanlarının umumi tuvaletlerini anımsatan girişe davet edildik. 'Smobiat etmeyenlerin girmesini önlemek için düşünülmüş bir barikattı. girmeyelim!" diye. Garson kinli soytarılar!' dediğimi hatırlıyorum. nefes alamaz oldum. Şafak'ın tıraşlı yüzü. "smokinli soytarıların" küstahlığını Şafak da kaçırmamış olma- . kenara "Buz beyazı neonların. sanki. çamurlu mokasenleri.

pop yıldızı aralarına daldı. bacaklarını uzattı. bir dizi ğim. göbeği açıldı. Yün yeleği "Üşüyeceksin." dedi. Etrafa serili insanların ayaklarına basmamaya çalışarak. ra açıldığında. az önceki plastik tüylü göğsünün üzerinde beliren altın haçı hoplattı. mahsus mu yapıyor.' birisi susuz." Rodoplu. objektife önce dişlerini göstererek. Ellerinde demirden sarışınlar geri döndüler. sapık olduğu kadar şedit. hacıağa geleneğinde. Herkesin herkese nefretle baktığı. diye "Viski. Şafak. etraf dumana boğuldu. elektrik sandalyeli 'video klip' vahşetini iliklerime kadar ürpererek izle- . "Şafak. yabalı. Kamera birden yaklaştı. kolsuz tişörtünü koltukaltı kıllarını uzun uzun sergileyerek sıyırttı. baktı. etli dudaklarının çizgisini izleyerek çenesine doğru inen birkaç milim kalınlığındaki bıyığı. mayplastik sarışın kıza bırakmıştı. yerini memelerinin uçlarına kadar bir örnek. sonra yabaları ile boynuzlu yarasa adamlar etrafını aldılar. etmem!" "Edersin!" Birden yorulmuş gibi kaykıldı. bir saniye kadar sonhareket yapmaya başladılar. Kızlar. onar taneden kırk tane büyük ebat televizyon ekranı vardı. bol buzlu. ben dans etmem!" "Hadiii!" Batı eğitimini ima ediyordu. kuduz bir köpek gibi hırladı. kamçılı. kırk elektrikli sandalye belirdi. Birden kan kırmızı bir renk patladı. az tap gibi kıvılcımlar saçtılar. "Hangarın bir duvarında dört sıra halinde. de Sade'nin işkence odalarını anımsatan. Nazilerin insan haralarını. yukarı sıyrıldı. Şafak.bir sedire ulaştılar. "Hadi. Adının Prince olduğunu sonradan öğrendiGülriz Sururi'ye taş çıkaracak göz makyajı ile ibnelerin ibnesi bir zenci. anlayamadı. piste yakın "İki tane. dans edelim!" "Vallahi. Sandalyeler. yarım düzine ardından kırk ekranda." diyerek yeleği aşağı çekti Günay.

çığlık attığını duymak için canını yakmak istiyorum. ama olmadı. Kusmak üzere olduğumu hissediyordum. Öte yandan. Bağdat Caddesi'nin. ifadesiz yüzleri katatonik Gel gör. kandırıldığı için onun adına -belki de oradaki herkes adına. Etiler'in.dim. grows with the light of love. pistin ortasında. düştü düşecek sallanan bir koca koçyiğit. terslemeye hazır garsonların anlıyor. Şafak'ın viskinin daha da yorduğu zihninin biçare kaçışını da "Öyle. bir 'maganda'ydı Şafak! Yanındaki 'karı'nın üstüne yığılan. Sözün kısası." dedi. aradığı sığınağın bu elektronik kuyu olamayacağını. piste doğru çekiştirdi. kulağımda patlayanları çevirecek olsam öğüreceğini biliyor. başıma balyoz gibi inen ritmin bir an olsun susması için dua ediyordum. pembe ce Cooper denilen adam devraldı! Bilek kalınlığında zincirler. ürperir gibi. 'Boby Z. Tülin. ayaklarına bastığı gençlerin. 'dişi' dantel sanki. Bon apetit.vs. gibi 'Love Godsi'ın. çiviler. taste the sounds that nourist within. Kulaklarıma inanamıyordum. hain bakışları objektife dikili. vs. mavi üniseks giysileri içindeki gençlerinin arasına girdik! Bu defa da AliŞafak. ellerini öpen. 'kadın' değil!) ilanı aşk etmeye başladı: 'Seni tatmak istiyorum ama dudakların öldürücü zehir akıtıyor. kolları bir tarafta. 'Brown Yare'.canım yanıyordu! şizofrenlere öykünen moda mankenlerini anımsatan. olabilirdi. be- . önünde yüzlerinden okuyordum! diz çöken. "Marquis de Sade'in yatak odası. hayali ihracat. Wendy'. içinde beslediği sesleri tat.' gibisinden adi felsefe kırıntılarının yansıdığı kırk ekranı arkamıza alıp. 'Life is a garden that 'Music is the food of life. deriler içinde leş gibi saçları. aşkın ışığı ile büyüyen bir bahçedir-' ''Müzik hayatın gıdasıdır. şeytani makyajı ile yaşı başı belirsiz ama toplama kamplarında canlı insanlar üzerinde deney yapan doktor 'Beyaz Melek'e severek asistanlık yapacak gibi duran bir 'dişi'ye (ancak. tere batırılmış elleri bir tarafta.'. Afiyet olsun. 'Doctor Link'.'Hayat. tenin öyle ıslak ki. kaçakçılık çağrıştıran bir maganda olduğunu.

" dedi Tülin. O dönemde.denlerimizden kıl payı ötede patlayan kırbaçlardan sakınacağız diye boş yere kıvrılıp bükülen kölelerin zavallı hareketlerini taklite koyulduk!" kovduğu bu yerde Şafak'tan başka gülen yoktu. "Ras- bir iddiadır tabii. Ahmet'in kızı geldi. . Mussolini'nin kara gömlekli tosunları arasındaki bağlantıyı kime anlatsaydım!" Susup. bizim çocuklarımıza yol gösterecek kimse yok!" Anlamadıyonalizm bağlamında. Yazık. insanın istemleri doğrultusunda hareket etme hakkının doğal bir hak olarak saygı görmesi gerekliliği iddiası anlaşılır "Yani. Gür bıyıklarını kulakDiğerleri. italik’lemeye koyuldu. Günay'ın yastı- "Bana. tabii. bilim çağının savı. 10 Kasım törenlerinde ağlamaya çalışan öğrencilerin "Diskotekler ya da yırtık blucinlerin üzerine anneannelere diktirili veren Madonna yamaları ile nekrofilya arasındaki bağlantıyı kime anlatsaydım. Mardinli heavy metalciyle. O da heavy metalci olmuş ya. Ama. filleri gören larına kadar yayan. italik’lemeyi bırakmıştı. ğını (bunları bize hastanede anlattığını söylemiş miydim?) düzeltiyordu. bedenlerinin hareketinden olmasa. Saplantının coşkuyu. işte." dedi." dedi. "Geçen gün. "Bir ara Her- iddia. Onunkini de. bu çoktan çürütülmüş bir "Mesele o değil. seksin sevgiyi Timurlenk tebaasının gülüşüne benzetmişti Günay." içini çekti. sararmış dişlerini ortada bırakan aptalca bir gülüş! ciddileşme aşamasındaki yüzlerinin eşiydi ifadeleri. konusunda uzun bir nutuk attı. 'insan. doğru olmadığı ispatlanan bir varsayım. Ne ki. insan haklarından birisi de sadistik ve mazoşistik istemlerini ğımızı gördü. eğlenmeyi başarma azmi içinde kısılmışlardı. tatmin etmek hakkıdır deniyordu. insanların arzularını tatmin etmelerinin en doğal hakları olduğu bert Marcuse gibi radikal düşünürlerin arasında sadizmi cinsel özgürlüğün bir ifadesi olarak övmek moda olmuştu. Freud öncesi akılcılık akımının. de Sade'ın kitapları filan da tekrar tekrar basıldı. cinsel sadizm de insani bir duygudur. kalkmış. Günay. hipnotik odaklaşmanın neşeyi.

karşındakini denetleme." dedi. artık biliniyor ki. tabii başkalarına zarar verir sadece insanların değil. Anka- karlarını gözetmelerinin doğal olduğu. bu ne demek- Günay. mazsın. "'Homo economicus' gibi!" diye bağırdım adeta. Heavy metalcilerin sahnede civciv boğtir!" "Allah'tan bizimkiler dil bilmiyorlar da. zincirli. Fare." dedi. Tülin.kendisi için iyi olanı ister' ve de 'doğal olan iyidir' varsayımı üzerine kurulmuştur. doğal olduğu için de iyi olduğu varsayımı. . hayvanların da öyle! nizmini tatmin etme uğruna.' türünden sevgi içermeyen 'aşk' şarkıları. kırbaçlı aşk şarkılarının ima ettiği. güldü." demiş. acıt- Hayatı destekleyen biyofilik unsurlar. "Biraz oturalım mı? Çok yoruldum. canını yakma. hayat sakatlayan nekrofilik unsurlara yenik düşmüşse bestelenir. köleleştirmek isteminin odak noktası olursa bestelenir. "Hayır. sıkılmadı. Aynı şekilde. sakarinli suyu içer içer ve ölür!" "İçgüdülerine güvenemezsin. bu istemi doğaldır diye tatmin etmeye bırakamazsın. anlamıyorlardır. bir fare-sakarin deneyi vardır. 'Çığlık attığını duymak için canını yakmak istiyorum. İçinden yakıp yıkmak gelen birisini. ancak bir insan ötekinin nefretinin. Cehaletin faydaları!" "Şafak senin kadar sıkılmamıştır. hedo"Hayır. hafifçe elimi sıktı. küçük düşürme şeklinde tezahür eden sadizmi onaylayama isteminin. Bu denli popüler olabiliyorsa. bir düşün." ra'da verdiği konferansta söyledikleri ilk kez yerine oturuyordu! Uzandı." "Hayır. Bu yanlışın üzerine koca bir bilim kuruldu!" Çarşaf altındaki bedenini süzdü. Günay acılı bir sesle. "İnsanların bireysel çı- Örneğin." maları da budur. Som içgüdülerine güvenemezsin. Aylar önce. insanın doğal istemlerinin çoğu kendisine ve "'Homo economicus' gibi arkadaşım. "Doğru. sırf haz aldığı için. öyle mi?" "Ama." dedi.

Koca ellerini yumruk yaptı."Sen yorulmazsın!" diye kesip atmıştı Şafak. Kut- lular. Biraz oturalım." "'Bunların hepsini sikecem." söylemiyordu. beyin çok içkili "'Viski. gözlerini sildi. Sakalsızlar.. Günay'a. 'Satın alacam. Tüyoyu önceden alanlar. elini öptü. dudaklarını öptü. hep seni mi bulur? Şeederim şeyini!" cam. sorma!' diyor. olduğunu ima eden kısacık bir bakış fırlattı. O. ilk bizi topladılar. dedim. az sonra yaşlar süzüldü. başka bir şey zuma çektim. Gizli ittifak kurmak istemini nasıl karşılamış olabileceğini tahmin ediyordum! "Viski getir!" diye emretmişti. Keskinler. ceplerinde pasaportları.. Garson. tehditkâr bir sesle. ceplerinde paraları olanlar. Tülin silmeye "Nedir kardeşim bu şans. Şafak. pistin ortasında "Seni seviyorum! Anlıyor musun? Ben şimdiye kadar kimseye seni "Ağlıyordu. bir taraftan da söyleniyordu. sabıkalıymışız diye! Biz ." dedi Günay. Allah'tan duyulmuyordu. bizi topladılar. başını om"12 Eylül sabaha karşı dört buçukta. yine kalkarız." kalktı. Burnunu çekmeye başladı. yerimiz yurdumuz belliydi ya. Bana hâlâ ehliyet vermiyorlar. Şafak. Hepsini kovacam!' demeye başladı birden. bir yurtdışına attılar. kapağı yasaldık. oğlum!' dedi. Şafak. seller gibi boşandı. tenimi buldu. Bir iki hıçkırdı. hepsini kovacam!' diye bağırıyordu. seviyorum demedim! Kadınım!" "Fesuphanallah!" Karabasanlar oturduğu anda geliyor olmalıydılar. kazağımdan süzüldü. Satın alacam burayı. Ben hâlâ o gün başına geleni öğrenmek istiyordum. ensesi kalınlar bizi sattılar. 'herkes ne der'i bıraktım. Senin için satın ala- "O da öyle söylüyordu!" dedi. Boranlar. Otuz dört gün. "ağlıyordu!" "Vallahi yoruldum. Birden gülmeye başladı Günay. 'Sus. sevecen bir sesle. bıraktım. Utanmayı. yüzünü öptü. Yaşlar.

buçuk metrekarelik bir tuvalette tecritte kaldım. Parmak kadar sucuk parçasını o zamanın parasıyla bin beş yüz liraya satıyordu erler. Otuz naşırı tutuklarım!' Bir protokol yaptık, ben, niye anlatıyorum ki şimdi bunları sana!" cı çağırdı, 'Bak, dedi, ya sen Çayırtepe'yi terk edersin ya da ben seni güGünay, o gün yine bir şey olduğunu, belki de polisin çağırdığını düdört gün sonra bıraktılar. Bir ay sonra tekrar aldılar. Yine bıraktılar. Sav-

şünüyordu. Sabahki randevuya habersiz gelmemesinin nedeni bu olmalıydı. Anlatmamıştı ama işkence görmüş olmalıydı. 12 Eylül sabahı yakaaşağılanmış olmalıydı. lanıp da işkence görmeyen yoktu. Korkmuş, çok korkmuş, çok yali, Prince'in kırk ekranda yeniden beliren video klipiyle çakıştı, nefesi Şafak'ın domalmış çıplak bedenine elinde copla yaklaşan polisin ha-

kesildi. Saniyeler içinde Fütürist Manifesto'dan kara gömlekli tosunlara,

lerin eşyalaşmış heyecanlarından nekrofilyaya, faşizmden Gestapo'ya, dı. Bir avaza haykırmaya başladı, Günay:

pistte, elektrikli sandalyelerin gölgesinde birbirlerini mıncıklayan genç-

oradan Ziganalar'ın çam kokusuna, sarı güllerin narin yapraklarına atla"...ağlama yâr ağlama aney, mavi yazma bağlama! ...giderem tez gelirem aney, ele gönül bağlama! ...giderem tez gelir em aney, ele gönül bağlama!" ronik ilah, David Bowie. "Let's dance, put on your red shoes and dance the blues!" dedi, elekt"Bir şey mi, diyorsun?" diye sordu, gözlerini silip. Günay'ın gözlerin"Sana söz veriyorum," dedi, "hepsini sikicem bunların!"

Şafak Özden, David Bowie'yi duyuyordu.

deki acıyı gördü, üzmekten utanmış gibi sarıldı,

yecekler senin. Bunlar..." diskoyu işaret etti, "onlar..." polisler, demek istiyordu, "ötekiler!" ülkede!" Bununla da yetinmedi, "Ben de sana söz veriyorum, senin bakan olduğunu göreceğim bu "Önce ilçe başkanı, dedi Şafak, ciğeri yanıyormuş gibi, "O Çayırte-

"Hepsi geçecek, canım!" dedi, Günay Rodoplu, "Hepsi, avucundan yi-

pe'ye bir gün ilçe başkanı olayım, sonra da öleyim!" "Belediye başkanı, gülüm," dedi Şafak. "Niye belediye başkanı?" bunu biliyor musun, kız?"

"Tamam," dedi Günay, "Önce ilçe başkanı, sonra da milletvekili." "O beni tuttukları karakolun komiserini ayağıma çağıracağım, da!" "Hadi, edelim!" diyerek güldü, Rodoplu.

Neşelendi birden, "Hadi, dans edelim! Ben diskoya ilk defa geliyorum, "Seni seviyorum!" diye bağırdı, Şafak, "Bir şey diyor musun?

çağıran bir Şafak'a, "...ben çok su taşıdım eve. Ben çocukların artık su taşımalarını istemiyorum. Kuyudan su çekmelerini istemiyorum!" diye haykıran bir Şafak'a, zulüm nedir bilen bir Şafak'a, geleceğin üzerinde sökecek bir Şafak'a. verdi, Dönüşte taksiye verecek para yoktu. "Yarın, gel al." "Zarar etmez, o benim hemşerim," dedi, Şafak. Dükkânın adresini "Tamam, abi," dedi şoför.

"Ben de seni," diye fısıldadı, Günay. Ama, Kelkit'in kıyısında türkü

nasıl olup da yabancılaşabildiğine, zaman zaman da olsa, ben bu milleti sahiden seviyor muyum, düşünebildiğime şaşıyordum.

"İçim ışıdı! Halkının güzelliği! Biliyor musun, bir dönem için de olsa,

de, uyumuş, pıfır pıfır sesler çıkarıyordu. Ceketini çıkarmayı denedim, ğimi düşündüm, bıraktım. Yanına uzanıp uzanmamakta tereddütlüydüm,

Eve çıktık. Şafak, çok yorgundu tabii. Ben yüzümü yıkayıp geldiğim-

olmadı, pantolonunu çıkarmak işe yaramayacaktı, sabah ütüleyebileceremeyen ruhunun çırpınışlarını izlemek allak bullak etti beni. Yanına girdim, sarmaladım. Hemen daldı ama yine de, uyuması ile uyanması bir oldu ya da bana öyle geldi. Yorgun, perişan, tedirgin, fırladı yerinden. Eşin üzüldüğü kadar üzüldü, demek istiyordum, anladı, tabii. 'O değil,' dedi, 'Karıyla zaten kavgalıyız!' 'Neden?' 'Geçen defa donumu ters giymişim. Bizimki de, cin ya, gördü hemen!' 'Bir şey olmaz. Geçer,' dedi Şafak, banyodan, yüzünü kuruluyordu. Fotoğraftaki genç kadına beslediğim şefkat, Şafak'ın gülüşünün, 'bir 'Uyu biraz daha,' dedim, 'olan oldu, nasılsa.' 'Nerdesin, gelsene!' dedi, birdenbire pırıl pırıl. Sızmasını bile bece-

Dondum, kaldım.

şey olmaz, geçer,' derken ki güveninin uyandırdığı dürtü ile birleşti büminatı anımsatan bir şeyler vardı. Karısının ters giyilmiş donu fark edebilmiş olmasından duyduğu gurura benzer bir şeyler vardı. ("Eee!!

yüdü; ellerimin soğumaya başladığını fark ettim. Bu gülüşte, kişinin bedeninin aldığı ufak bir yara karşısında telaşlanan başkalarına verdiği teZekâ ister doğrusu!" dedi, Tülin, "Donun ters giyildiğini görmek kolay değil kardişim!") Tümüyle kendisine ait bir malın bir bedenin, bir uzvuaçıkladığını sordum, takma kafanı.' 'Dedim bir şeyler, işte,' dedi, uzandı, yanağımdan bir makas aldı, 'Sen nun acısının geçiştirilmesini anımsatan bir şeyler vardı. Ne dediğini, nasıl

Bu mümkün değildi, tabii,

'Rahatladı mı, bari?' diye sordum,

cak, tabii, kurnaz kurnaz güldü, öpmek için eğildi, 'Ben gidiyorum.' 'Dün sabah olanı Sedat anlattı mı sana?' 'Nasıl, yani?' gelmiyordu! sandın?'"

"Eeee, gökten ne yağmış da, yer kabul etmemiş?" dedi, Şafak, 'İnana-

O anda dürtenin şeytan olup olmadığını sonraları çok düşündüm! 'Ha o mesele,' dedi, Şafak, 'O mesele halledildi.' 'Kız kardeşi ortağım. Kız kardeşini sikicem.' 'Nasıl, yani? 'ağzımdan dökülen kelime parçacıkları kulaklarıma 'Öyle,' dedi, Şafak, 'yersen' der gibi katiyetle, 'Yanına koyacağımı mı "Yazar" Günay'ın, jeneratör hızıyla devreye girdiğini tahmin edebili"Bunun ne faydası olacak?" "Erkeğin intikamını alsın istemez misin?" yacağı bir çığlık,

yordum! Nitekim, öyle olmuştu,

"Hayır!" demişti, ama, bir çığlıktı ama sessiz, ama Şafak'ın duyama-

cezalandırmış olacaksın!"

"Yani sen kadını... " kelimeyi tekrarlayamadı, "keyif alacaksın, adamı "Yani ben?" diyemedi ise, Şafak'ın kendisine gelinceye kadar bir de "Ama, o senin keyfin!" dedi Şafak, gözleri ışıl ışıl. "Kadın bile sikicen, öyle mi?" "Yani, şimdi, sen, beni öyle benimsiyorsun ki, benim için kadın bile... "Tabii, benimsiyorum!" dedi, Şafak koçlar gibi,

yasal karısı olduğu içindi. Sesinin titremeye başlayacağını hissetti, sustu. " duraladı, derin bir nefes aldı, hayatında ilk kez ağzına aldı, 'o' kelimeyi,

dikti,

"Kadınım değil misin?" Yaklaştı, koluna yapıştı, gözlerini gözlerine "Değil misin, kız?"

cak" temas kurduğunu şaşırarak fark etti! Şafak Özden'in doğum yeri, tanesiydi medeni durumu. Ve o, onu, öyle kabullenmişti! maya hazırdım. Zaten Şafak öyle istiyordu." masızlığı işaret ediyordu.

Günay Rodoplu, Şafak Özden'in, "evli" olduğu olgusu ile ilk kez "sı-

doğum yılı, ana-baba adı gibi, özgeçmişine ilişkin kalemlerden sadece bir "Benimle bir ilgisi yoktu ki," dedi, "Onunla, ona ait her şeyi paylaş"Delisin, sen!" dedi, Tülin, "Hangi dünyada yaşıyorsun, bilmem ki!"

diye söylendi. Evli bir erkekle kurulan sevgi ilişkisinin dayattığı savuncukları dâhil, her şeye sahip çıkabilmesi, kendi varlığını tümden inkâr Ben dehşete düşmüştüm! Günay'ın, Şafak'a ve ona ait olan, eşi ve ço-

etmesi ile mümkün olabileceğini görmemiş olmasını anlayamıyordum! türlü ihanete açık olacaktı. Bunu görmemiş olabilir miydi? medim ki! Hiç, ama hiçbir neden yoktu!" binmesini seyrederken...

Göstereceği en ufacık bir zaaf, en ufacık bir ego uçuşu Şafak'ı zor duruma düşürürdü ki, Günay, ne ona, ne de eşine kıyamayacağı için, her an, her "Yok, canım, görüyordum, tabii!" dedi, "Ama, Şafak'a inanıyordum. "Kadınım, değil misin?" diye sordu, Şafak yine.

Beni, kullanacağım kelime için özür dilerim, 'satabileceğini' hiç düşün"Evet, de... " diyerek duraladı, Günay Rodoplu, arkasından, taksiye

erkekten, bilmediği bir şeyin intikamını alacak diye düzülen kadının yerine koydu, iliklerine kadar ürperdi. Dişilerini savunmak için dövüşen gizlenen kadınlar olabileceğini hiç düşünmemişti! Denizli horozlarının hedeflerinin birbirleri değil, hısımlarının arkasında şacak, kadını kandıracak demekti. Kaldı ki, Şafak'ın keyfini onun 'kadını' vardı. Şafak'ın bunu göremiyor olması daha da ürkütücüydü. Meğer ki, Saldırı dolaysız bir tecavüz olamayacağına göre, Şafak, sinsice yakla-

Yönler karışmış, oklar ters dönmüştü. Kendisini, bir erkek, başka bir

olarak paylaşmak düşüncesinde seks sahnelerini hatırlatan sapık bir şey

'kendisi' bilsin!"

"Meğer ki," diye düşünüyordum, "Meğer ki, 'Kadını' dediği mahluku "Yani, tam bir özdeşleşme?" "Evet, bir tür Yin-Yang. Ben de onu sorgulamıştım, ama o çözümle"Bu hesapça öyle," dedi, Tülin ciddi ciddi.

menin sonucu da çok aşağılıktı, çünkü Şafak'ın eşinin, affedersiniz, beni düzdüğü gibi bir sonuç çıkıyordu ortaya." "Kaldı ki, adamı karısına 'Ben sayın yazarımızı düzüyorum ama o

senin keyfin' demekten alıkoyacak olan bir şey de yoktu. Şafak'ın gözlerini eşinin gözlerinin içine diktiğini, 'Nikâhlım değel misin kız?' dediğini lığın var mı, 'len?'" Gözleri doldu, yine. görebiliyordum. Sonra da küçük oğluna sarılmış olmalıydı, 'Babam! Harç"'Yani, şimdi ben bir dişi ve bir erkekten oluşan bir mahlukla birlikAnlıyorduk.

teyim?!' diye sorduğumu hatırlıyorum, 'iki de çocuk!' Evet, öyleydim, tabii. Ama böyle değil! Anlıyor musunuz?" "Çünkü, biraz daha uzatsam, tam bir organizma çıkıyordu ortaya.

Fevzi Özden'iyle, Halis Özden'iyle, muhtelif Sedat'larıyla tam bir orgaedilebilirdi ya kardeşler." "Şafak yoksa Sedat'ı verelim!" dedi, Tülin.

nizma! Öyle ki, benim intikamını almak işini Sedat'a bırakabilirdi. İkame "Öyle. 'Delisin, sen!' dedim, kendime. Bir yandan da, 'Ben ne yapaca-

ğım şimdi?' diye ağlıyordum. Cevabı belliydi tabii. Ya, o geleneksel kadınğım bilgisiyle övünecek ya da bu diyardan gidecektim." mazdı. lık bilgisini edinecek, o kızcağızın beni değil, benim onu bilmem ne yaptıHep söylediğim gibi, Günay Rodoplu, insana söyleyecek söz bırak"O saatten sonra nereye gidecektin?" dedi, Tülin, esefle.

mı da verdim, "Zaten onu yapmıyor muyuz!" "Ne kadar acımasızsın!"

"Sayın Rodoplu, hastiriniz, efendim!" dedim, kendi kendime, cevabı"Çok, değil mi? Ama, bir taraftan da, Şafak'ın rasgele bir lâf etmiş

rum, umuyordum. Adamı sevmeye başlamıştım, da! İnsan emek verdiği şeye bir başka türlü bağlanıyor."

olabileceğini düşünüyordum. Hayır, doğru söylemiyorum, düşünmüyo-

III
Bu süreç içinde, bir yandan da kooperatif meselesi gelişiyordu. İş "Benim anladığım şu," dedi, "bir yapı kooperatifi kuruluyor. Bu koo-

diyordu, Tülin'le beni çağırdı.

ciddiye binince, panikledi Günay. "Akıl isteyen her durumda olduğu gibi,"

peratif, anakent belediyesine, gecekondu önleme bölgelerindeki arazi-

lerden birisini on yıl vadeli bir ödeme planı ile ve ucuza almak üzere

başvuruyor. Gerekli şartlar yerine getirilmişse, anakent bu tahsisi yapıdan kalktığı için konutlar çok ucuza mal edilebiliyor. Ha, bir de, Toplu Konut kredi veriyor. Şafak'la ortakları da diyorlar ki, 'Biz bu işlerden çok iyi anlarız.' İki mi üç mü ne, kooperatif kurmuşlar. Birinin inşaatı bitmiş,

yor. Bunun üzerine kooperatif inşaata başlıyor. Tabii, arsa meselesi orta-

teslim etmişler. Diğer ikisi de bitiyormuş. Şimdi de diyorlar ki, bu tahsis olayından yararlanalım, bir kooperatif daha kuralım." "Eh, kursunlar," dedim, "Sana ne bundan?" "Öyle mi?" "Ona ne olur mu?" dedi, Tülin, "Arsayı Günay alacak." karacağını düşünüyorlar." "Yani," dedi, Günay, "SHP'li oldukları için, Dalan’ın onlara güçlük çı-

"Olumlu bakıyorsun, öyle mi?"

Eh, etrafıma şöyle bir baktığımda hemen hiçbirinizin evi yok. Kaldı ki, Şafak'a yardım etmek istiyorum." "İnşaatı onlar yapacak?" etmişim gibi, ekledi,

"Yani," dedi, yine, "Anladığım kadarıyla yasal olmayan bir tarafı yok.

"Evet. Normal müteahhit kârı ne ise alacaklar, tabii." Duraladı, itiraz "Nasılsa biri kâr edecek, onlar etsin. Ya da, niye onlar etmesin?" İnsanların kendilerine iş ürettiklerini, hırsızlık, uğursuzluk yapma-

dan, para kazanmak istemlerinin saygınlığından söz etti. Ama ben esas meselenin Şafak'ı desteklemek olduğunu görüyordum. Açıkçası, toplumıyordum. Şimdi artık kendime "Neyi yakıştıramıyordum?"

mun bir duvarından bir duvarına sürüklenmek, önüne sürülen değerlerin hem içinde hem dışında yaşamak bu olmalı diyor, Günay'a yakıştıradiye sorduğumda (hele de Sadiye Atakan'ı tanıdıktan sonra!) verecek cevabım olmadığını görüyorum. Belli ki, daha henüz insanları kendim icat ettiğim bir kalıpta tanımlamaktan, "yazar" Günay ile anakent belediyesinde bir maktan, daha doğrusu, Günay’ı gündelik hayatın dışında, adeta semavi ilgileniyor olmasında, beni yabancılaştıran bir taraf da vardı. İşin kötüsü, memurenin önünde evrak takip eden Günay arasında bağlantı kuramabir varlık olarak görmekten vazgeçmemiştim. Dahası, tecimsel bir işle Tülin de bu duygularımı paylaşıyor gibiydi. Bunu ikimizin birden Gü-

nay'a, "Otur sıcacık evinde, keyfine bak, bırak ne halleri varsa görsünler," türünden telkinlerde bulunmuş olmamızdan çıkarıyorum. Sonunda kızdı, tizm mi desem, yoksullukta erdem bulmak çabası mı desem? Nedir, yani, "Bir tuhaf kendini beğenmişlik sizinki de!" dedi, "Garip bir roman-

ne yiyip ne içecek insanlar? Senin 'Dergâh'ını, benim 'roman'ımı kooperatifçilikten daha saygın kılan ne?" Tülin'e döndü, "Ya da, senin işletmecilan." Onu demek istemediğimizi söyledik ama haklıydı. Onu demek isti"Ya da, adamların adı çıktı! Sanki, başka mesleklerde üçkâğıt yok, bir "Doğru," dedi, Tülin. "Doğru, tabii. Ne ki, bugün Türkiye'de hiçbir meslek grubunu alenen liğini? Müteahhitlerin ayaklarının çamurunu beğenmiyorsunuz, anlaşıyorduk.

tek bunlarda var."

kötüleyemezken, -televizyonda hastasını para için ameliyat eden bir dokmediğimi bırakmazsın. Bu da mı sınıfsaldır, nedir!" tor filmi göster bakalım, Tabipler Odası ne yapar- müteahhitlere söyleSonra Şafak'ı anlatmaya başladı birden. Sirkeci Garı'nda, hurcun üze-

rinde kıvrılmış olduğunu vehmettiği çelimsiz gövdesini, terden sırılsıkkeli, asi yüzünü anlattı. Çırpıcı Mahallesi'nden İstanbul'u müthiş bir öfke ders çalışırken, nasıl bakmış olabileceğini, ayrıntılarıyla, oradaymış gibi anlattı. "Gümüşhaneli bir amelenin gayretiyle yakılan ormanlar üzerinde

lam sarı çocuk başını, yanaklarından süzülen yaşlarının çamurladığı öfile seyretmiş olmalıydı. Annesine kova kova bulanık su taşırken, sarı balçığın içinde yarım pabuç dolaşırken, babasının amansız gözetimi altında

kurulup tutunmaya çalışan bir mahallede, İstanbul olmayan bir İstanbul'da yaşıyor olmanın 'makro' sonuçlarından kaygılanmasını nasıl beklersiniz ki?"

li oturup, gözlerini üç imparatorluğun başkenti olmuş, binlerce yıllık bir zünü de sen yadsıyamazsın!" "Hele seni hiç anlamıyorum," dedi bana, "70'lerin gazabını yaşadın

"İyi de, İstanbul'dan çalınan güzelliklerin üzerinde yavuz hırsız misa-

şehrin durmuş oturmuş değerlerine dikmenin zorbalığa benzer öteki yüsen. On para etmez adamlar tarafından aşağılanma, işsiz kalma, çoluğun tanbul'u bir 'işyeri' gibi görecekler." İçine doğduğumuz şiddeti yeniden yaşamaya, bu şiddetin Şafak'ın

çocuğun aç kalması! Elbette, bu sistemle boğuşacak insanlar. Elbette İsruhunda yapmış olması mukadder hasarı öngörmeye çalışıyordu. (Tabii, bilmiyordum ben.)

o sırada bunun aslında Şafak'ı aklama gayretlerinden birisi olduğunu lamaya hazır, fünyesi takılmış, saniyeli fitili hazırlanmış bir bomba gibi' Yaşını büyütüp, CHP gençlik kollarına girdiği, 1970 yılını 'her an pat-

diye tanımlamıştı gazeteler. 1970'in son günü, 31 Aralık'ta, gazete başlıkşında bir öğrenci öldürülmüştü. Ankara'da bir polis aracına dinamit atılmıştı. Eczacılık Fakültesi öğrencileri, ilaç fiyatlarına yapılan zammı

ları gelecek günlerin habercisiydiler. Trabzon'da çatışma olmuş, 19 yaprotesto etmek için Eczacılar Birliği'ni bir saat işgal etmişlerdi. Ertesi gün, Balıkesir Öğrenci Yurdu'nda dinamit patlamış, Türkiye'de bütün işçiler Türk-İş binasına atılan bombayı protesto etmek için iki saat süreyle grev yapmış, Demirel'in yeni Personel Kanunu'na direnen mühendiskam ve bucak müdürü on beş günlük 'boş oturma grevi' başlatmış, maaşlarını alamayan on üç bin İstanbul Belediyesi işçisi işlerini bırakmıştı. greve giden bir devlet olabilir mi?" "Düşünebiliyor musun, 500 vali, kaymakam ve bucak müdürü! Valisi ler, mimarlar, teknik personel ile Ankara'da toplanan 500 vali, kayma-

İş Bankası'nı soydukları haber verilmişti. 17 Ocak'ta Erdal İnönü'nün evi

On gün sonra Deniz Gezmiş'in önderliğinde dört Dev-Genç üyesinin

ile Konya TÖS binası bombalanmış, Edirnekapı Öğrenci Yurdu'nda Çapa'da, patlamalar olmuştu. karşısında olacağız" tehdidini savuruyordu. 24 Ocak'ta, Niğde öğrenci Yurdu'ndaki silahlı çatışmada kaçanların SBF'ye sığındıklarını iddia eden rine düzenlenen öğretim üyeleri ve öğrenciler ortak forumunda, Devmıştı. "Bunu unutmuşum," dedi, Tülin. Dev-Genç, "Deniz Gezmiş ve arkadaşlarına sıkılacak her kurşunun

polis, fakülteyi basmış, üç yüz yedi öğrenciyi gözaltına almış, bunun üzeGenç tarafından tespit edilecek eylem biçimlerini uygulama kararı alın"Öyle oldu tabii," dedi, Günay, "Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üye-

leri ve öğrencileri yaptıkları forumda Dev-Genç tarafından tespit edilecek sin öğrencilere işkence yaptığını ileri sürdükten sonra, 'kamuoyundan başka hiçbir makam tanımayacaklarını' bildirdi. Kanı donuyor insanın.

eylem biçimlerini uygulayacaklarını açıkladılar. Dekan Prof. Talaş, poli1917 doğumlu koca adam, Cahit Talaş. Koca adam ve Dev-Genç'in peşin-

de, kamuoyundan başka hiçbir makam tanımayacağını ilan edebildi! Bunun yasaların alenen çiğnenmesi demek olduğunu bile bile, Türkiye'de kamuoyu denilen şeyin ülkenin ancak yüzde beşinin okuduğu gazete haberlerinin vehimlerinden ibaret olduğunu bile bile, bu çıkışı ülkenin tek du!"

örgütlü gücü olan orduya davetiye çıkarmak olduğunu bile bile yapıyorbeklenemezdi, ama bu Talaş, bir dekan, bir profesördü. Profesördü, ama gencecik çocukların kanını sahiplenmek gibi bir derdi yoktu anlaşılan. "Adam, 1960 ihtilal hükümetinin bakanı da değil miydi?" "Öyleydi, tabii. Bizim aydınımız, totaliter rejime ancak kendi doğrulYasaları yüceltmek için herkesten Sokrat gibi baldıran otu içmesi

tusunda gitmediği zaman karşı çıkar. Yoksa, bakanı da olur, umum müdürü de. Hiç merak etme."

Ama her "Hatırlıyorum. Tülin. Kurtuluş Savaşı bir kere olmuştur. Balgat'taki Amerikan tesislerinde nöbet tutan zence çavuş Finley önce kaçırekçesiyle serbest bırakıldı. Aynı gün İstanbul'da patlamalar peş peşine sürüp gidiyorErtesi gün. Zaten o çıkış yüreklendirmiş olmalı ki. nasıl bir kuvvetle ve hangi izanla tahriklere gün böylesi çıkacak!. On beş gün sonra. Şimdi yirmi beş yaşındaki delikanlı nereden. Daima müstakil kalacaktır.. Amerika'nın Laos'a girmesini . yani ezilmiş bir ulusun insanı olduğu romantik geDev-Genç'in açıklaması "Türk halkının can güvenliğinin olmadığı ül- kede. Kurtuluş Lisesi'nin bahçesine konulan bomba iki çocuğu komalık etti. Otursanız da. dinleseniz bir Şafak'ı. ODTÜ'deki Kennedy Anıtı. sonra da 'zenci'. rıldı. "Herke- sosyal demokrat diyen gençler. "Aşırı solcu Dev-Genç'le aşırı sağcı Ülkü Ocakları'nın yönettiği komandoların hükümetle işbirliği de. Genel Sekreter Ecevit. ocak ayının son günlerinde önce DevGenç'le. Tabiat bu kadar zengin değildir!" alet olarak Kurtuluş Savaşı yaptığını ilan edebiliyor? Türk Milleti bağrından Mustafa Kemaller çıkaracaktır. Kurtuluş Savaşı öyle her babayiğidin sabah kalktığında icat edebileceği bir meydan muharebesi değildir. Ziraat Bankası'nın bir şubesi soyuldu. sosyal demokratlara "sahte devrimciler" dediydi. kendilerine "O arada rahmetli İnönü'nün iyi çıkışları vardı. sonra Ülkücülerle çatışmaya girdiler. Ülkücüler önce İstanbul Edebiyat.sin dilinde Bağımsız Türkiye ve İkinci Kurtuluş Savaşı var. ülkede Dev-Genç'ten gayri kimsenin Türk halkı olprotesto amacıyla uçuruldu. halinde" olduklarını söylemişti. sonra Kimya fakültelerini işgal ettiler." dedi Tülin. İTİA'nın önündeki çatışmada Mustafa Kolçak vuruldu. "Saflıkları da inanılmaz." Ben de hatırlıyordum. Amerikan emperyalizminin ajanlarının can güvenliği söz konusu madığını ima eden bir safsataydı. olamaz!" türünden. Dev-Genç Genel Başkanı Ertuğrul Kürkçü Bu arada." dedi.

Bu yılışıklık." dedi Günay. "Bu referandum bu lesi olduğunu söyledi. Nihayet. ikisi de karmaşık buldukları bir mekanizmada boğuşuyorlar. üretenle üretilenin hür eden ölü-seviciliğinden başka bir şey değildi. camlar kırılıyor. ne yapıp yapıp hayata sahip çıkan. atmosferi tüketen herkes ama herkes sorumluydu. insanı yaDüşürülemeyen MC hükümetleri ve 12 Eylül'le sonuçlanan bir dra"Ve tabii kimse yakalanamıyordu. buk unutuyoruz ki!" adamları yine neden getirdi. Olanları desteklemeliydi. Çocuklar gibiyiz. bunda akılları durduran. Bugün bir Zincirbozan "mahkûmu".du. kurultay ya da seçim heyecanı ile tutumunun nihai sonuçlarına kör Günay. Galatasaray'da. öyle çamın yaratıcılarıydılar bu insanlar. böyle bir adamdı! miş böyle gider" diskurlarında bulan ataletin. şamaktan bezdiren bir yılışıklık vardı. örgüt. "böyle gel- . karar vermekle yükümlüydüler. ifadesini "gelen gideni aratır". üretenin nihai ürüne tümüyle yabancılaşması şeklinde tezanucunu kavrayamaz hale getirilen. kendi yeteneklerini sınıyorlardı. çocuk maması ürettiği rahatlıkla kimyasal silah da üretebilen ya da Auschwitz Toplama Kampı'nın fırınlarını lantısında ya da mecliste. "ülkenin üstünde meşum Türkiye'nin üstüne çıkan. örneğin bir Suat ile özdeşleştirebiliyor. yakan işçi ile herhangi bir kurultayda ya da merkez yönetim kurulu topHiroşima’ya atom bombası fırlatan uçağın seyir mühendisinin yaptığının idrakine varamaması. hesap soran insanlar yaratmalıydı. o "mahkûmiyeti" bir ayrışması. Yaşamdan. Günlük mesaisinin sokendisini. İngiliz Konsolosluğu'nun önlerinde dinamitler patlıyor. Türkiye. izleyen kıyımdaki rolünü göremez hale gelmesi ile. Ve Şafak Özden. İronik olan. önerge üreten birisinin arasında fark yoktu. heyecanı içinde. karmaşık bir makineyle baş edebiliyor olmanın olmasının arasında fark yoktu. Şişli'de. meselenin yine aynı mesele. anlayamıyorum. "içtenlik" ve "sahiplenme" mese"tavsiye kartı" gibi kullanabiliyorsa. İnsanlar tavır almak. katillerin maktul gibi yapmış ve yutturmuş olmalarıydı.

kardeşim." dedi. tavır almayı "Hayata kart açmayı bilmek lâzım. Kart açmazlar ama seyreder. kendi yüreksizliğimize. 5 Mart'ta Deniz Geçmiş ve arkadaş- . Yükümlüydü çünkü ne kadar az bir ihtimal olursa olsun. kumar oynayanların arkalarında dikilerek onların heyecanından geçinenlerdir. ama denemekle yükümlüydü. yeniden tırmanması muhtemel benzer bir çılgınlığın sigortalarıydı. bugün bütün yüzsüzlükleri ile ortada dolaşan " MC ve Muhalefeti" bütününü oluşturan bireylerin "12 Eylül'le özetlenen faciayı önlemek için yapabilecekleri her şey denenmeye değerdi. Kapatmayı protesto eden ODTÜ öğrencileri. 18 Şubat günü İstanbul ve Hacettepe üniversiteleri süresiz kapatıl"O günlerde biz apartmanda dairelerin önlerindeki bütün paspasları Hayretle dinliyordum. Jandarma ve komando birliklerinin ODTÜ'ye girmelerine öğrenciler karşı koyunca. Kendi paralarını asla riske etmezler. Bir an. bombanın etkisini gören Japonya’nın. yedi yaşındaki kız çocuklarını yakmadan teslim olması ya da Batılı ülkelerin her şeye karşın güçlü kamuoylarının felâketi durdurma olasılığı yadsınamazdı. "Geri den ibaretti. Aynı şekilde. Şafak Özden'i satıyordu bize! Bana ve Tülin'e! kaldırdıydık. kendisinin yerini alacak bir başka pilotun gelmesini belki önleyemeyebilirdi." Yükünü Hiroşima yerine okyanusa bırakan pilot. bir öğrenci. ahkâm keserler. bırakılmışlık" ve benzeri bahaneler. Aklımız sıra can emniyetimizi sağlıyorduk. Şafak Özden gibi insanlar. bir komando eri. ülkeyi sahipsiz bırakan içtenliksizliğimize verilen isimlertipi. Asla masaya oturmazlar. "Patlayıcı maddeleri paspasların altına koyuyorlardı ya.bir el gibi gezinen kokuşmuşluğun" üstüne gidebilecek bir adamdı. "En nefret ettiğim insan beceremeyen. Satıyor ve bizi onu desteklemeye zorluyordu! olabileceğini düşündüm. Eskişehir yolunu keları dört Amerikan askerini kaçırdı." dıydı." dedi. olayı kendilerine Türk Halk Kurtuluş Ordusu diyen birileri üstlendi. Tülin. istese ne kadar yaman bir politikacı since karşılarında askerleri buldular.

marifet sandığı oyunlartandaşın güvenine. geliştirilmesinde Türk Silahlı . Kilolarca patlayıcı madde ve silah ele geçirildi. Şafak'ı deli etmiş olmalıydı: Ordu öyle düşünmüyordu. uygulanmasında. Hayal rel'in cevabı. "Her şeyden evvel ve her şeyden sonra. seleleri ve üniversite hayatı nihayet üç ay içinde intizamını bulur. siyasi iktidır. Üç subay doğruca İç Haberler Müdürü Doğan Kasaroğlu'nun odasına girdiler." DİSK onayladı: "12 Mart Muhtırası. üniversite içinde başlıca so- rumluluğun." dedi. beş er ve yirmi öğrenci yaralandı. öğrenci meolan sadece bu intizamı. demokratik parlamenter rejim içinde vazifesini idrak eden vadarın kayıtsızlığı ve başından beri sürdürdüğü. kabul edilmesi ve onun gereğinin parlamenter rejimin usulleri içinde yapılmasıdır. işçi kesiminin devrimci kesimin- ilkelerinin korunmasında.. gereğini yapın' rel hükümeti istifa etti. General Öğün elindeki kapalı zarfı uzattı ve 'Açın. İşlerin bu hale gelmesinde en büyük amil. 4 saat 18 dakika sonra DemiAbdi İpekçi onayladı: ". Bu "Saat 12:40'ta TRT Haber Merkezi'ne bir tümgeneral ve iki albay girsu aynı siyasi iktidardan beklemektir." diyen Ecevit'e Başbakan Demigibi olaylar dünya memleketlerinde müzminleşmiş şikâyet konusudur." ortaya çıkacaktır. bu tükenmiş siyasi iktidarda olduğunun bilinmesi. başlıca kusur..salt hukuk açısından antidemokratik gözü- ken olayın aslında demokratik düzenin korunabilmesi amacını güttüğü de büyük bir ferahlık yaratmıştır. 17 öğrenci silahla öldürüldü. bunun bir tanesinin katili bulunamadı. DİSK Atatürk devrimlerinin ve Anayasa Kuvvetleri'nin yanında olduğunu belirtmekten kıvanç duyar. tükenmiş bulunan ve durumun gerçek sorumlu"Bu olaylar karşısında aşırı kötümserliğe kapılmanın yeri yoktur." di.bir aşçı öldü. inancına sahip bir siyasi iktidar kurulsa. zarfın içinden 12 Mart Muhtırası çıktı. İki bin öğrenci üniversitenin futbol sahasında gözaltına alındı. Bugün. üniversite süresiz kapatıldı. bir üsteğmen.

"Anlaşıldı. ülkücülerle "koministler"in arasizliği içinde büyümüş bir Şafak Özden portresine ikna etti. "Ortanın solu hareketinin ve benim. Siyasi hayata artık onlar hâkim olmalıydılar. Ama Sayın Genel Başkan böyle düşünmüyor. Bütün olayların bizzat kendisini ve iktidara geleceği anlaşılan partisini bertaraf etmek için hazırlandığını iddia ediyordu. "Peki. bu parlamentodan güçlü bir hükümet çıkmaz. değil mi?" "Muhtıra ve istifa hukuka uygundur." Türk-İş onayladı: "12 Mart Muhtırası'nı benimsiyoruz. Halis Özden gibi. "Halk Partisi bugüne kadar serbest seçimlerle iktidarı alamamış." "Ne ikiyüzlülük. Atatürk devrimlerine ve sında sıkışan." Aynı saptama on altı yıl sonra da geçerliydi.buluyoruz. bizi. Hükümete katılmama kararı alınabilseydi bazı şeyler kurtarılabilirdi. daima 'ordunun baskısı ile hükümete getirilen parti' olarak tanınmıştır." Dev-Genç onayladı: "12 Mart Muhtırasını tespit bakımından olumlu İki Anayasa profesörü." demiş. her ikisinden de dayak yiyen bir konumda olmanın güven27 Mayıs’a söz söyletmeyen bir babası olduğu için olmamış olmalıydı. Demirel'in düşürülüş biçimine itirazı yoktu ama miz sağlanmıştır. ." "Ecevit'in kendisi elinde CHP'nin iktidara gelivermek üzere olduğu 4 Nisan'da yazan İpekçi'nin saptamasına katılmamanın mümkün ol- lemeyeceğim anlaşılmıştır. Demokratik kurallar dışına çıkılarak yenilgi- madığını düşünüyordu. Metin Toker'i bile güldürmüştü: iddiası en iyi niyetli sempatizanlarını bile güldürmüştür. ne istiyorsun?" iktidarından yana olmadıysa. on yıl süreyle yaşanan cinnetin kanıtlarıyla bir kez daha ürperdik. bu deneyimi yaşamış adamlardı. Proletarya Ülkenin ihtiyacı olan adamlar." dedi Tülin sonunda. Konuştukça. Sonuçta Günay Rodoplu. demokrasi kuralları içinde yeni- Bülent Ecevit'in. Bülent Nuri Esen ile Bahri Savcı onayladı: onun yerine atanan Erim'in CHP'li olmasına itirazı vardı. Günay. Oyun bitmiştir. Ancak.

birinizin başkanlığı üstlenmenizi istiyorum. Suat'a 'Oğlum. şimdi ne yapıyoruz?" "İki kere ikiyi toplayamam ben! Bilmez misin?" Ben. bir dosya çıkardı. Günay." "Peki. meselenin halledildiğini görmek istiyordu. Şafak'ın bir şeylerin ters gittiğini hissettiğiinen sistematik bir tartışmadan kaçınacaktı ama hasarın onarıldığını. bu muydu sadıklığın. Ama. bakalım. bana. ama hayatımın bütününü ilgilendiren oluşumları da ğim ameliyattan başlayarak. bu da 26. müt"Ne ki. Rodoplu. Sarıyer ilçesine yemeği- ni. "Bana da roman notlarını versene. "İstenmeyenin üstünü örtmek. maddeyi değiştiren genelge. Bu den ve büyük bir coşkuyla başlamak!" Bu yeteneğin müthiş bir güç. ne zaman aymaya başladığımı bilemiyorum. valla yedirdin kurda belanmadığını fark etmeye başladım. benim hayatıma ilişkin hiçbir şeyi sorgu- . bu kadını kollamak zorundayız!" dedi. Kooperatife girmenizi. kesin bir "ha"Ne yapalım." dedi. kardeşim. tabii ki ni' dediği gibi. Siz çalışırken ben de okuyayım. her şeye rağmen büsbütün de kaptırmış değildim anlaşılan. hepsi burada. telefona gitti Günay. hissetti." "Ver." "Niye sen değil?" "Açıkçası. Sadece gündelik olayları değil. ne davet ediyordu. siz ol- yır'la çıkınca. Bu 775 sayılı Kooperatifler Kanunu. "İşte. kütüphaneye uzandı. her şeye yeni- Kadıncık'ın. Tülin kabullenmek zorunda kaldı." dedi Tülin.mazsanız yapamam. Günay'a döndü. olmamış gibi yapmak. Yanlış anlaşılmayı açıklamak ya da af dilemek gibi. Ama. ayrıntılara Günay'ın teskin olduğunu. huyunu zamanla daha iyi tanıyacaktı Rodoplu. ben bu arsa meselesine bakmak istiyorum. "Peki. Arayanın Şafak olduğunu sesinden anladım. geçirdionları izleyemezdi. hiş bir özgürlük olduğunu düşünüyordu.

yemeğe misafirim var. Ankara'daki o konferansın değil." Telefonu kapattı. Şafak'ın kendi gereksinimlerinin hedefi olan. Benim dünyam. Üçüncü hamurdu. Yapamam. ne kıyıcı humusun? Anadolu erkeği filan diyoruz da! Sendikacı meselesinde olduğu nimle değil. zorla abone olunurdu. hatta ne de hayatımdaki erkeklere ilişkin tek fak'ın 'aldığıydı'. birlikte geçirdiğimiz ilk gece gibi. beni değil. yapamam. bir şey vereceğim. silah hariç. ben de bir tür nişan yemeği "Roman. önemli olan Şayam. Hayır... nişanlısı. Ters giyilen don olayını düşündüğümde. on dokuz yaşından beri sahibiydi Şiran. Bu parçaların benim bütünlüğüm içinde marjinal parçalar olması. İldeniz Kurtalan gibi "ilerici" hekimlerinin vesikalık resimlerinin süslediği yazıları yayınlanırdı. şedit sonuçlarını. kanser hücrelerini anlatan makalelerin arasına devrimci sloganlar yerleştirilirdi." dediğini duydum. Zamanla. . yani kendisininkinin dışında kalan dünbir soru sormadı Şafak. renksiz ve ağırlıksız bir dünyaydı. Dergi iki-üç formalıktı. baskısı çamurdu. Ne düşüncelerim. Seninle olan ilişkimi bile sormadı! Düşünebiliyor gibi. kendisine yarayacak parçalarımla ilgili olduğunu görmeye başladım. fak Özden'in kendi gerçeği olduğunu düşündüm. kendisini rahatlatan yöntemle almaya kalktı. Kim olduğunu zursuzluğum. Evlenmek üzereler. bütünümle değil. Çünkü." diyerek elimi uzattım. Türkiye'nin Erdal Atabek. aslında tümüyle bana yönelik bir saldırının intikamını bile. ne ilişkilerim. "Roman notları!" Kadıncık tanıdığında yirmi binden fazla abonesi olan bir sağlık dergisinin. içeriğini bile bilmek istemedi. herkesle böyleydi." "Gelemem. lütfen. Örneğin. bir arkadaşım.sorgulamıyordu. tanıdığı tek gerçeğin 'Şasormuş olmalıydı. neredeyse zoraki sunuluyor olmasını da önemsemiyordu. Ama galiba sadece bekarısının dünyasını da gönülden algılamadığını. "Tanımazsın.

hepsi vardı. Ve sahibi Müteferrikada sık sık misafir edilen devrimci öğrenciydi.Ve. marjları. Yirmi bin abone. deodorantlı. sumaklı soğanı kalmış dev madeni tabakların üzerinde dilenen hamamböcekleri gibi. mazrufun zarfa zaferiydi. zarflar. yurtdışı diplomalı pazarlama uzmanlarının. taşra kökenli karanlık komisyonculara atfedilen görsel unsurların -Atatürk resmi hariç!. kolej mezunu Sekreterli. ancak çok iyi silinebilmişse. klimalı. tezgâhsız mutfağın yere zorladığı piknik tüpünün üstünde kaynayan çay. ancak bir tek daktilo hatasına 'belki" izin verilen raporlar raporlar raporlar olmaksızın. iş yapılabilineceğine ihtimal olsun vermeyen . İstanbul’un "özgün" grafiklerinin "dizayn" etmediği. o da. kapitone plastik sırtlığı. İstanbul’un köhne bir semtinde. sahibini bir daire. yayıncıların rüyalarında görmedikleri bir sayıydı. Şiran’ın başarısı. bir Mercedes sahibi edecek kadar kârlıydı. komşu kebapçının komisini bekleyen eti yenmiş. 'kir göstermesin' rengindeki perdelerin pisliğini saklayamadığı camlar. imza yeri hatasız. altı içkili lokanta. Vezüv gaz sobası. iki kelimesinden birisi İngilizce yöntemlerine güldürdü. duvardan duvara halılı. Kadıncık in. antetsiz kâğıtlar. üstü devrimci lokali. Şiran’ın yazıhanesi. tarihi. elektrikli daktilolu. Kadıncık'ın özgürlüğünü satın alması için kaçınılmaz gördüğü ticari girişimi muhteşem bir iflasla sonuçlanmak üzereydi. Kadıncık’ı. iki buçuk odalı yazıhanesinde.

diyor. "Şiran. Ortak'ının henüz okumadığı. Hatasını düzeltmeyi iş edinen mertlik. ayrıntılara gösterdiği özenin başarısını kaçınılmaz kılacağına inandığı bir projeydi. Sesin. sizin raporunuzu okumamıştım. "Ben. Bir an önce geldiğin yere gidesin istemiştim." diye tanıştırıldı.Kadıncık'ın ofisinin yüz metre ilerisindeydi. sık sık ton değiştiren. Beklenmedik bir zarfın içinde sunulan hayal gücü. çok iyi bir proje. Yıllardır ses vermeyen bir müttefik. Ortakla aramı daha da bozasın istemiyordum. . Ama. Hüseyin 'e. sakalların ondan karaydı. o iş yürümez. yasadışı her mesleğe yakışırdın. pantolonun kara. Üzerinde konuşulan. yumuşacık sesin. güldüğün sakalların.' derken. Kadıncık'ın bitmez tükenmez "proje"lerinin bunalttığı Ortak’ının dertleştiği. Yüzüne bakmadığımı hatırlıyorum. Buluğ çağındaymışsın gibi. yüzümü doladıkça. Yumuşacık. Tepkisi sert oldu. af diledin. Okuyunca gördüm. 'O iş yürümez. Günlerden bir gün. fikirlerini fikirleri gibi savunduğu tanışıydı Şiran. Kadıncık'ın. Karşıma geçtin. sen gitmedin. Esrar kaçakçısından bar fedaisine kadar. "Şiran da kim oluyormuş!" (115) Kadıncık Portre'ye: Tanıştığımız günü hatırlıyor musun? Al kırmızı kazağını giymiştin.

Saat sekiz suları. bermayem..Gözlerindeki hayranlık parıltısı. malanmın. Hanımam mm. Ural'la Altay? Halini sordun mu. ben sana Yusufum. ber destane wiç a wa. Aram: Te ku lil ki Te ku lil ki der be xare Der be xare. yoktur bre çaresi! (119) Şiran: Dotman day kamet ev miş ti mane dı kıyri. me Kurdane le dotman. Demedim mi. Yusuf'um. Gördün mü nasıldı. halkın bir kere? (121) Şiran: Hanımam! Bermalım! Dil saçi bu yılli bame! Hanımam. Sen. malanım. Dağlardan yankılandı ses. (118) Arif: Kırcali 'yle Arda arası. Hanımam. le dotman wemrureşi (120) Oruç: Bugün de akşamdan batma yarım ay! Işık ver yılda bir dinlenenlere. rendih. Saat sekiz suları. di gazi. rendih. hemla.. singemen Kewa di sa. revşa. kewa disa helin dani. bermayam. be sebran. de bu iser. Helin dani a kesara dilemen. . yandı. Dostum.

runiya. Batı'ya. bermayam. Batı'ya. her duçaveymin. İyi ya. Batı'ya. koyun mu sandın? Adam öldürmeyi Hasan. Koyun mu. İşte o kadar. hemla. Hanımam. hemla. çığırırdı kuşlar. malan! Kadıncık: Mezar taşlarını. Batı'ya. yav? (söylenemeyen) (125) Şiran: Ser frazkın. bermayam. malan hanımam. ben de o güneşi izlemiş. Yok.were banım. sandın? Bre Hasan. (124) Ramazan: Kadıncık Ramazan'a: Pasaportla gireceksiniz Diyarbakır'a. o çok yorucu yolculuğu ben de yapmıştım. oyun mu sandın? (123) Şiran: Kadıncık: Nedeni medeni yok! Ben komünistleri seviyorum. çığırırdı dil kursları resim sergileri . o çok uzun. ser frazkın ala azadi! (126) Kadıncık Portre'ye: Oysa. rendin. ser frazkın. Hasan. 'Batı'ya. Benim çocukluğumda da 'Batı'ya. rendih.

binbir kitap gördüm.. Kürdü. Acemi. Biz. Bedevisi. despot. ' dediler. kaypak. Alevisi. 'Siz Doğulular pek bir şeysiniz. siyasi bilim'lere edebiyatçılara meze Doğulular. Yol uzun. düşlerimi. kısacası Meriç'in doğusunda yaşayan tüm halklar. pis. Yol yenişme. ne idüğü belirsiz Doğulular Biz.elektronik buluşlar.' Biz gabi. hissiz.' değil mi?. Vietnamlısı. kanatlarımı kırdı. Nihayetinde birkaç yaldızlı diploma karşılığı kahramanlarımı aldı. 'Biz. Malezyalısı. şehvetli. Yüzbir bilim adamı. bir örnek Doğulular Biz. bedensel faaliyetleri dışında. Sumatralısı. Tibetlisi. Hadiii. yol zahmetliydi. canım. . Çinlisi. Doğulular. Yol kavga...'neydik? 'Ben neyi anlayacaktım?' Budisti.. hain. Çerkezi. 'Anlıyorsunuz. Doğulular' kimdik? 'Pek bir. Ne de olsa. 'Batıldasın. sosyal 'bilim'lere. yok ispattı. Türkü. Batılılaşmış sayılırsınız!' 'Biz. Suriyelisi. siz anlarsınız... Kamboçyalısı.

Batıldasın!' çığırırdı. Nasıl bir çağrıydı? Çipil mavi gözlerin pipo dumanları arasından talep ettikleri neydi? Nasıl bir çağrıydı. karteller. Hintli Daver Ülkelerimizin acılarına 'sözcü' arayan Ülkelerimizin acılarına çare arayan milyonlarca bizl’er. Kolombiyalı Omar. konferanslar. Marx. İngiltere. insanların ıstırapları ile meşgul . konseyler moda evleri. Yıl 1853'tü. halkıma yaşayabilmek için önce kendisini. sinemalar. 'Doğulu' kendisini iptal etmesi gerektiğini ısrarla tekrarlayan? Marx'a nasıl bir umutla sarılmış olabileceğimi düşünebiliyor musun? Das Kapitalin ve otuz yorumunun ışığını düşünebiliyor musun? Şilili 'yabancı öğrenci' Ortega.Batıldasın. Hindistan’ı yok ediyordu. tekeller.

en bilimsel haliyle Timur'un boyunduruğu söndürmedi mi. 'deyiverdi. 'İngiltere’nin Hindistan'da yerine getirilecek iki görevi vardır: birisi yıkıcı. unutmayın. sayısız insan yaşamını? Ne biçim bir içtihattı? Ne biçim bir gerekçeydi? Hintliler öldürülmeye alışıktırlar. Daver! 'Yaşlı Asya toplumu dediğin benim anam. oh!!! ayi. Yıllarca dizinin dibinde oturduk. babam. oh. kardeşim. birisi yapıcı. Ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu senin ?!!!' 'Ne var. Marx. vayi!!! Yerinden sıçradı. yüreğimize aldık. ne olur?'u benim 'Doğulu yüreğim anlayamazdı! . oh. dayım. fazla ağlanmış olmalıyız ki. bir gün. Yaşlı Asya toplumunu ortadan kaldırmak. Derken. bu kez de biz kendi iyilikleri için kessek. yani? dedi. Biz’imle gözyaşı döktü. Avrupa toplumunun kurallarını getirmek. onun yerine. Marx. oh. ' Oh. vayi.tek Batılı bilim adamıydı. 'Kitap'a aptessiz dokunmadık. 'Ama.

dayılarım.' 'Batı 'ya. O halde. komşularım vardı! Talep etmedikleri bir coğrafyaya talep etmedikleri bir haritaya hasbelkader duhul etmiş. oryantalistlerden daha bir namusluydu: Yahudileri. Massachussettler de anlayamadılar! Bu bağlamda. Aztekler. iki ayaklı. çoluklu çocuklu. Bir başına. acıları ile 'insan'dılar! Şu küflenmek üzere olan yosunlu gezegende bir gıdım dolaşacaklar. ' dedi. Kendi iyilikleri için 'yok edilmenin' rasyonalini anlayamazlardı. Daver 'i göstererek. Cılk yarama bir de tuz bastı. kardeşlerim. 'Bu insanlar bizim gibi acı çekmez. Onlar. sevinçleri. 'Boş ver. biz onları başka yollardan anlamaya çalışmalıyız. 'üstün'Alman ırkının iyiliği için kestiğini hiç saklamadı! 'Uygarlaştırma misyonu'nun ardına saklanmadı. sonra herkes geldiği yere dönecekti. 'Doğulular' diye birileri yoktu. onların iyilikleri için değil. iki litre kanlı.Hintliler diye birileri yoktu. Batı 'ya' çığırdı . İnkalar. Hitler. Batı 'ya. Doğuludur. benim amcalarım. Marx.

Omar. kitleyi oluşturan ve fakat ve aslında bedenimizde her gün milyonlarcası yenilenen hücreler gibi önemsiz kişiliksiz . Çieko. Hozan. Gunga Din. bir daha baktım. Ortega.görkemli binalar dolu vitrinler kısa çalışma saatleri işçilerin altlarındaki otolar. Gördüm ki. insanın izdüşümü. paketlenmiş dolduruşa gelmeyecektim. Onları 'başka yollardan anlamadan' hiçbir davete icabet. özgürlükler Ne ki. Artık broşürleri incelemeden. bir oyuncaktı. Baktım. hakkında ahkâm kesilen insan değil. egzotik. gizemli. bir daha baktım. yaşamayan bir taş bebek. Kartondan oyulma bir şekil. ihanetin acısı yüreğimdeydi.

besmelesiz ağıtsız Skagerrak Nehri kıyısında Altı ayı gece. antiseptiksiz Anadolu. elektronik Oslo'da. ağasız bacısız Bir gelin gördüm. Muhalefet hakkı olsun tanınmayan insanoğlu nasıl yaşayacaktı 'Bir ağaç gibi tek ve hür Ve bir orman gibi kardeşçesine?' Nâzım’ı anlamayan birileri vardı. Ben biliyorum. gördüm. Alkış alıyordu. ter kokulu. (133) Kadıncık Portreye: İsveç'e giden geline: İsveç’e gönderdiğiniz gelini hatırlıyor musun? Bir gelin gördüm Güllü donu üzerinde ah gömlek Güllü donu üzerinde çifte dayra Karasarı yüzüne dolalı puşu Yağ kokulu. Kadıncık Portre'ye: Gelini de. Gündüz Vassaf gönderdi. Binali'yi de.ve anlamsızdılar. Bir gelin. siyasi mülteciler bürosunda Işıl ışıl bir sirkte Kan ter içinde. sağır dilsiz Bir gelin gördüm. o gönderdi! (135) . Bir gelin gördüm.

Bin hocaya danışsan. nazlı gelin! Bin yıl düşünsen. Özgürlüklere saygılarından. ya. ona. 'asimile olmamak' diye bir özgürlüğün İsveç’te de olmadığıydı. özgürlüğünü kutladın'mı? Seninkileri yine taradılar geçen akşam. Kahrından gitar konserleri veriyor musun? Pakistanlılara mı Hintlilere mi? (137) Vapur senetlerini okulda öğretmiyorlardı. mikroptan.' dedi. Şu dev gibi sarışın falanj ustabaşıyla ne gibi bir ortak meselen olduğunu anlayamayacaksın! (136) Feyzullah'a: İngilizler sana hayran kaldılar mı. insan haklarına saygılarından söz etti. . Süryani dilini yazıya dökebilmek için İsveçlilerin akıl almaz gayretlerinden söz etti. vapur senetlerini öğretmeliydiler. kokudan arınmış vekilharcıydı. bakteriden. Söz etmediği 'hak aramak' için nasıl bir donanım gerektiğiydi! Söz etmediği. Ya Dilan? Ona ne olurdu? İsveç entellerinin şnaps masalarına meze? İran’a silah yetiştiren Göteburg fabrikalarına üçüncü vardiya temizlikçisi? Güzel gelin. bebeler top gibi fırladı. İsveç'e geleceksin. Kürtçe konuşmak istiyorsan. İhsan’ı. Jeeves hayranı.Kadıncık Ela’ya: Az daha Avukat İhsan’ı da gönderiyordu. Vassaf. Shakespeare düşkünü. öğretmeliydiler. Çok da kolaydı. Oraların çocuğuydu. canım? Hyde Park'ta nutuk atıp. İngiliz müstemleke valisinin beyaz eldivenli. 'Hak'ını elbette alırdı. Entegralleri öğreteceklerine.

sigorta primlerinin ucuz borçlanmalar olduğundan haberi yoktu. Var gücüyle uğraştı. Alacaklı değil. gözleri bantlı fotoğraflarının çıkacağından kuşkusu yoktu. No.Üsküdar'dan biniliyordu. Mesleği pideci. İcra memurlarının üç kuruşluk eşyasına dalacaklarından kuşkusu yoktu. 'Turhan Korkmaz'.. İşte cadde adı. 'Büyük Gazete'de. Trabzon. zamanında ödenmesinde ısrar ettiği vergi. Trabzon pidecisi. Kadıncık'ın.. tahliye sandallarının üzerinde bir isim. Turhan Korkmaz Caddesi. bir. (138) Kadıncık: Amerikan Servis! Amerikan Servis! (ne olur alın! Beşten önce yirmi sekiz bin lira lâzım! Senedimiz var!) . Bakmıyordunuz. Banka müdürü güvenmeyecek de. yani size gerekli ödeme ertelemesi sağlanıncaya kadar zaman kazanıyorsunuz. Yanınızdaki kadın çocuğuna sesleniyordu.. borçlu. Daha güvenilir bir borçlu olabilir mi? Bir de fiyakalı imza atıyorsunuz. sayıyorsunuz. O da tamam. Önünüzdeki sırada kaç kişi oturuyor. gemiye verilen isim elbet sokağa da verilir. ne yapacak? Ya da gökten ne yağmış da yer kabul etmemiş? Kredinizi alıyorsunuz. davacı değil. "Selim! Seni körolasıca!" Borçlunun ismi belirleniyordu. iki. Karşıda." Şimdi de bir adres. Turhan Korkmaz Caddesi. davalı olmak gereğinden haberi yoktu. Gelelim şehire: Karaköy'de her gün önünden geçtiğiniz bir pideci mutlaka vardır. 47. senet protesto oluncaya. diyelim.. "Selim Cemiloğlu. işte senet: Selim Cemiloğlu. Adam olana iki ay yeter de artar bile. İstanbul tarafında beliren ilk reklam levhasındaki isim senede yazılıyordu: 'Cemiloğlu Lastikleri'nin 'Cemiloğlu'su. Eh. kırk yedi.

Sohbeti o günlerde beş parçaya ayrılıp. Kadıncık'ın tepkisi. sokaklar pusu doluydular.Amerikan Servis geldi! Sokaklar karanlık. Caddeye yürüdüler. biz böyle görev yapıyoruz!' gururlanma mıydı? İstanbul’un dört bir yanından kol. görelim!' Bir de türkü söyledi. Hemen uzaklasın!' Bir Müslüman ciniydi. Ortaköy karanlık. 'Hiçbir şey yapamazlar! Önce beni vursunlar da. 'işte bu bir kolu. dövüşen oğullarının arasına giren. Ortaköy. Fotoğraflar çıkardı cebinden. .' dedi. göründüğü gibi kayboldu. yirmi metrekarelik meyhaneye sığındılar. Ortaköy labirentti. bacak toplayana ne denebilirdi ki? Dehşete bakmayı görev edinene. Kibele sendromuydu.' 'işte. ana sendromu. bu bir bacağı. Ağabey. burası faşist dolu. her bir parçası İstanbul’un bir semtine dağıtılmış.' dedi. ne denebilirdi ki? 'Allah. Biraz daha beraber olabilmek için. ufacık bir çocuktu. duyurmayan? Yan masada aniden peydah olan adamın yüzü çiçek bozuğu çirkiniydi. 'Polisim. devlet terörünün örgüt terörü ile kol kola gezdiği mekân. razı olsun!' mu? Şiran'ın beyaza çalan yüzü uyardı. kimliği belirsiz bir kadıncığı nasıl bir araya getirmeye çalıştığının ballandırılmasıydı. Nereden fırladığı bilinmez. kalktılar. Neydi birbirlerine iletmek için bunca telaşlandıkları? İnsan onuru? İnsan çilesi? Yeni haritalar? Çevrenin homurdanmalarını duymuşlar mıydı? Kadıncık'ın. 'Çırpınırsın Karadeniz' diye katıla katıla ağlayanlara uğruna ölen-öldürenlere duyduğu merhamet miydi.

zor beyin kızı!' 26 Mart'ta üniversite bahçesine atılan bombaya arkadaşlarını vermişti. Kadıncık hanım? Şiran Bey. seni sevdiğimi biliyorsun. haberiniz yok mu. peh peh peh peh! Bir beyin kızı. 'Bir Kürt olarak. iki küçük kuştular. Caddeler evleri oldu. Ataköy'de iki yüz milyon liraya mükellef bir daire aldı!!! (141) . Şiran. değil mi?' dedi Şiran. geçti. Dolmabahçe'yi buldular. Geçmişlerinin kanatlarını kırdığı. Şiran'ın sahiplerini göz kırpmadan vurabileceğini söylediği Yeniköy yalılarının kuytu gölgelerine sığındılar.'Bir hışm ile geldi. Yaralarını sardılar. Uçacak yerleri yoktu. Gülecek hali yoktu. (140) Nurdan: A. Özdeşleşemedikleri bir dünyada yaşam savaşı veriyorlardı. Birbirlerine dayanarak uçacaktılar.

Açıkçası. bilemiyorum. on bin lira sermaye bedeli yatırılacak mı. Ne ki. "Kepazelik daha ilk aydan başladı. örneğin. Günay'ın içinde iç sömürgeciliğin 'kurbanı'ndan. Öte yandan S.S. Her şey yanlıştı." diye anlattı Tülin. Şafak'ın ekibinin zelikti. ben de dâhil olmak ratifi'nin (ismi buydu) böylesi bir skandalla sonuçlanması için hiçbir neüzere erişebildiği 'evsizler'i bir araya topladı.dokuz kurucu Sanayi Tica- ret'e müracaat ettik. Ama. malum. beşi bizden -Günay. Ettik. Etem Ağa Yapı Koope"Dördü onlardan. sürecin kooperatifle den yoktu. diyor.IV Şafak Özden. 'en bilen'i Onur Oflu efendinin elime tutuşturduğu 'dosya' tam bir kepa- . 'yar- dakçı'sına ne zaman dönüştü. hayır öyle değil. diyorsam ben ettim. ama her şey. başlamış olduğunu düşünüyorum. Efendim. adam. kurucu üye başına.

Ender de olsa. Şafak Özden'de kimseye. üç tane dımcısı olduğu için de dinlemek durumundayız. kooperatifler birliadamcağız beni bir güzel uyardı. açıkçası. hayır yetmiyor. Günay'ın demesiyle 'siyasi iktidara talip' ne kadar taşra politikacısı varsa orada buluşurlardı. İki tane nüfus sureti yeter mi diyor. Pek mutlu olmuş olmalıyız ki. Sahibini eskiden Kotil'in belediye başkanlığı zamanından tanırdım. ortada ciddi bir palavra var. Fotoğraf gerekmiyor mu diyor. ben daha Ankara'dayken." 'Pafuli' dediği. 'Başka türlü olmaz ki!' istemiyorsak. bir gün bana 'para. ne diyorsa yanlış diyor. Günay dâhil. O yılın eylül ayında kooperatif tescil edildi. daha lâzım. Hele de yerel seçimlerden önce. her fırsatta kutlama yemeği yiyor gibiydik. Onlar neyse de. bir de hukuk da- mizi Ticaret Sicili'nde dizi dizi basılı gördük. palavrası. "Garip bir işti! Şafak Özden. Ankara'daki masrafları da o üstlenmişti. Masa öyle lebalep doluydu. Konuyu. Mesela. şaşkın şaşkın. bir başka kooperatifin başkan yarilk günden belli oldu ki. o da ben de benim bu kooperatifin başkanlığını üstlenmem için bu meselenin halledilmesinin şart olduğuna karar verdik. İnsanın abartılmıştı ki. Neticeten. Ama dediğim gibi. bil ki gerekiyor.yirmi bin. Pafuli'de bir akşam yemeği ile kutladık kardeşim." göz yoktu. 'Biz bu işi biliriz!' ği başkanlığı yapmış bir ahbabıma gittim. Günay'a açtığımda. sağolsun. işin sonunda rezil olmak nışmanı lâzımdı. Ortaya çıktı ki. bize sağlam bir kooperatif muhasebecisi. 'Bunun faturası ne zaman çıkacak?' diye bekli- . Kuruçeşme'de SHP'lilere lokal gibi hizmet veren bir Neyse. Hal böyle olunca. Metin'le tartıştık. Uzun uzun konuştuk. en pahalısı ve gü- zeli Günay Rodoplu'ya olmak üzere saksı saksı çiçekler getirmişti. bütün hanımlara tabii. yemek fasılları. 'E. Bence. Hepimiz isimleri- restorandı. namustur' gibi lâf ettiydi. Bütün bu arada. Sevimli de bir adamdır. başından beri o yapıyordu. tabii!' dedi. Zaten. 'kravatlı' Ankara ekibinin düştüğü de olurdu. o kadar yordum. Bütün harcamaları da o yapıyordu. bir şey kaptıracak parasını kaptırmasıyla namusunu kaptırması birdi onun için.

ordan. Tabii. Sanki o notları yazan birisinin farkına varmamasına imkân yoktu! de üstelik Şafak'ı fatura almasa bile. Dalan'a. 'Bunların hepsi fasa fiso. Türkiye'de insanlara içtenlikle yaklaşıldığı zaman olmazın olmadığını düşündüğü o kısacık." demişti. da nasiplenecektik. Dalan herkese veriyor. tabii.' dediğini kulaklarımla duydum. kesti attı. harcamalarını bir yere not etmesi taklarının Şafak'tan bir şeyler götürdüğünün farkına varmıştı da. çok mutlu etmişti Günay'ı. Gecenin artık bir saatinde." Dahası da vardı. bizler de dâhil olmak üzere. "Çayırtepe'ye size benzeyen bir adam geliyor. Bunu Günay'a söylediğimde. Adam lenmezdi. bizler de araŞafak'ın. or- sapça. böyle. gülerek.' Öyle değildi. kolum yoruldu çünkü! Fikir "Varmadı. "Sizin adayınızla kıyaslanamayacak kadar iyi! Sahi. Hema!' dedi. Yalan da değildi. saçmala- herkese bir veriyorsa.şünerek. 'Hadi. roman notlarını dü- gerektiği hususunda uyarıyordu. nereden bul- . para Şafak'ın. O "sempati ilişkisi" dediği şeye duyduğu güvenden." demişti Dalan. bir "Günay farkına varmıyor muydu?" diye sordum. Ben sadece bir sempati ilişkisini kullandım da işleri hızlandırdım. kazananın kazandığına bin pişman olduğu bir "Pyruss zaferi" beklemiyordu ama Dalan'a. Birde. "Eh. Yoksa. Günay'a lâf söyseçimlerde Şafak Özden'i desteklediğini haber vermişti. Sanki. Bu iş seninle benim. siz. 'Ben de taş attım da. Bu da. Bir sen bir ben varız. bize beş vermişti. gülüm. hemşeri sayılırsınız. onu koruyordu! Mamafih. ama bilirsin. adamın Günay’a. harcamaları Şafak yapıyordu. gelsin bakalım. biliyor musun!" dedi Tülin. daha o dunuz o adamı? Olacak gibi değil!" Şöyle bir duralamış. umutlu dönemi yaşıyordu. zamandan aralarını bulmaya çalışıyordu." Kendince. arsayı Günay alıyordu. birlikte çalışmak zorunda kalacakları için. haksız da sayılmazdı. "Sizin biraz daha genciniz. "Varmadı! Varmadığı gibi. Şafak'ın önünü açıyor. Muhasebeci ve hukuk danışmanı meselesini o akşam açmıştı Tülin.

beşuş bir çehreyle imzaladı. Şafak Özden. kardeşim! Biz kadınlar derken. Yine de. Onur Oflu'dan geldi. o akşam bir karara varılamadı." "Allahallah!" demişim! dığı ilişkisi mi kaldıydı?" öldürdü onu. Şafak Özden. sinir sinir gülerek. Niye Duran Kuran da aynı fikirdeydi. belli ki. varılacak gibi de değildi." bu! Yıllarca mali danışmanlık yaptım ben. "Benim işim mı diye tereddüt ediyordu. dost partililerle öpüşüyorlar. kullanmadığı ilişkisi gerçekten kalmamıştı ve bu yanlışı sonunda dı kendisini. şimdi vatandaşın parasını harcayalım?" tı. bir ara. Çünkü. zehir gibi oturdu içime. kardeşim!" Ne dediğini anlamadığımı gördü. lokantadaki masaları geziyorlar. Nitekim. Politikacı ortaklarımız durup durup kon"Yani. Neticeyi kelam. "Kendini beğenmiş salak sevgilim!" diye mırıldandım. Şirketim vardı benim. millet dönüp dönüp bakıyordu fak'ın işine yaradığını düşündüğünden. en son dedikoduları alıyorlardı! Anlayacağın. "Bağışlayama- . düşünüyordu."İlk itiraz. bir bana bir onlara bakıyor. Şa"0 zaman öyleydi. Bizim ki de. efendim. Kullanma- Evet. "Hatırlasana. içini çekerek." dedi Tülin. Zasomasyona çıkıyorlardı. ten. "Sadece benim yazıhane- "Ne gerek var. gözlerini bardağına dikmişti." dedi." diye anlattı. keza. Günay. Duran Bey." O anlamda söylememişti biliyorum. özellikle Günay demek istiyorum. ve Günay'ın adının gezdirildiğinin farkındayım ben. de üç kız çalışıyor. koymasın bir içkilerini içip. efendim?" dedi adam. O da yıllarca muhasebecilik yapmış"Biz hallederiz. ağırlığını koysun mu. biz kadınlar çiçekler arasında öyle oturuyorduk. im- zalaması ricasıyla restoranın 'defter'ini bile getirdiler.

Çöl kıyısındaki bir mülteci kampında yaşadım ve büyüdüm. Günay'la ilişkimizin en çok yara bizim de o kadar 'Filistin' ya da ilişkin bir sözcük kullandığımızı söylerhemen hemen tümünü bir yurtsuz olarak yaşadım. Bütün bu yirmi yıl boyunca. 'kravatlıları' nezdinde konumlanması. Biliyorum. Çünkü. kendisinin Türki olduğunu söylerdi! Onun "Ben yirmi dokuz yıllık ömrümün hemen hemen tümünü bir yurtsuz olarak yaşadım. aklıma yirmi soğuk kış gelirdi. yanına katılan özellikle boşboğaz bir Çayırtepelinin. bu yeryüzünde benim yaşadığımı bilen kimse yoktu. yirmi dokuz yıllık ömrümün "Çöl"ü Türkiye'ydi! Şunu da söylemeliyim. meselesi Günay'ın "Bağışlayamadı salak!" dedi Tülin. "Ben. Bu dönem. Koruyamadık ki. ne zaman korksam. intifada anma törenlerine katılmak üzere Ankara'ya davet edilmesini sağladı. Bir insan olarak yaşamak için gerekli amaç ve duygudan yoksun bırakılmıştım ben."Biz de onu çok ciddiye aldık ya. hiç bekŞafak Özden'in bilinmeyen erdemlerini bire bin katarak anlatması faydaaldığı dönemdi." diye başlayan unlarını ezbere bilirdik. Ne zaman bir düş görsem. Çünkü. için gerekli düzenlemeler uyarınca sefirle tanıştırdı. Daha doğrusu. 'kravatsızlar' nezdinde de 'köşe- deki dükkânın sahibi' kisvesini soyunup. Şafak Özden'in. sem. gözümün önüne başkalarının yediği yi- . BM yiyecek depolarının önünde dalkavukça yılışarak sıraya girmeye zorlanmıştım ben. Ara sıra bize gönderilen yiyecek ve sıcak battaniye yüklerinin belgelerini düzenleyen çil yüzlü Batılı bürokratlar dışında. Bir işadamı günde kaç kez 'ödeme' ya da 'nakit' derse. Fawaz Türki'nin. Filistin. Bu. İstanbul dönüşü. abartmış olmam. yeni bir saygınlık kazanması lenmedik bir davette Deniz Bey'in karşısında belirivermek olduğu kadar. Her ay. sını da sağlıyordu." İkimiz de aynı şeyi hatırlıyorduk. ciğerinde yer eden bir mesele olduğu için yakınıydı. gözlerinden de yaşlar iniyordu. Günay. ikimizin arasında her gün bahsi geçen bir yürek yarasıydı Filistin. Filistin sefiri meselesini. Parti Günay'ın yakınıydı adam.

ne zaman dineceği belli ol- . her şeyimiz bizden çekilip alınmıştı. anlamsız voltalar atarak günlerimi geçirirdim. tak atar. Fırtınadır. bu pasajın Türkçe kitaplarına konulması." demişti. Ama. vites tutmaz. tuttu sanırsın. bir gün. bütün yaşadıklarımın sonunda. Maddi yalnızlığımız da dahil. bunu o zaman bilemezdi. Rüzgârının enerjisin- den de o yüzden yararlanamazsın ya zaten. Günay. Özden'in bunu bütünüyle gösteri olsun diye de yapmadığını anlıyorum. akıllı uslu bir meltem değil. Şimdi düşündüğümde. gerçeklik duyum körleşti ve bilimcim kısırlaştı. Bu yüzden. zaman zaman nefret ve acımasızlığın çılgınca sınırlarında bir girdaba kapılır. tabii. Ne duygusal düzlemde güvenebilirsin." lük hayatta. siz de farklı düşünmezdi- se geçer. zaman zaman da derin bir hayal kırıklığı içinde teslimiyete boğulurduk. Filistin faciasının Şafak Özden'in yüreğinde yer etmebirisini mutlak surette uyarmak gerektiği inancı vardı tabii. yirminci yüzyılın bu karşı korumak amacıyla önüne geçtiğini ya da BMW’sinin antenine Filisniz. bunu söylüyordu Günay. takarsın. "Şanzımanı hep arızalıdır. ama durması gereken yerde durmaz! Türk'ün istikrarına güvenemezsin.yecekler gelirdi. Türkiye’nin siyasi kaderini belirlemeye talip nay'ın dünyasını bile içselleştiremeyen birinin Filistin trajedisini gönül rektiğini söylerdi. başka vite"Türk. Sefir'in telefonlaDahası. ne günmaz ki." en ağır deneyiminin Türk çocuklarına tüm boyutları ile anlatılması gesini istemesinin ardında. eğer Şafak Özden'in sefiri olası bir saldırıya Nitekim. Gügözüyle algılamasını beklemek abesle iştigalden başka bir şey değildi. 'dava' Şafak'a hizmet ettikten sonra kapandı. Tabii. Bir milyon Filistinli kardeşim gibi. birkaç dakika ancak dayanır. "Çok Türk!" derken. yavaşlar. Bire tin bayrağı takılı dolaştığını görmüş olsaydınız. hızlanır. cağını düşünüyordu. 70'leri yaşamış birisinin Filistinlileri herkesten daha iyi anlayaGünay. Yine biliyorum ki. Günay'ın haklı olduğunu. rını bile iade etmez oldu adam. ben de yurtsuzlar kampının çamurlu yollarında sanki yaşamıyormuşum gibi sessiz sedasız.

herkes de biraz yanlış olması. . vermez. "Her şeyin hem biraz doğru." 'Büyük Yalan'dan hiç kurtulamayacağız!' Haklıydı. hayatta kalması mümkün değil! Öyle pis bir iş ki. yıllık geliri iki milyonun altındadır' yalan söylemeye zorlanıyordu. sıkı dur. Bu noktada kişisel sempatiler. iki milyon dört yüz bin liradan daha fazla olmaması lâzım diye bir şart geçmeyecek ve nasıl olacaksa. Onun bu "Her şey baştankaraydı." "Ne yaptınız peki?" diye sordum. kooperatif hali Özden ve şürekâsını çok güldürmüş olmalı. çünkü çıkarımız bu yalanın doğrulanmasında. yecek!" "Nerede varmış böyle bir mahlûk?" var! Dahası gelirlerinin bu miktarın altında olduğunu işlerleri tasdik edecek! Bu ne demek biliyor musun. "Mesela. Şaşırıp kalacak kadar naifti. 'evet. bu miktarla geçindiği yetmiyormuş gibi. Onların gelirlerini tescil edecek işyerleri de yok! Hadi ba- Ne yapacağız?" dedi Tülin. kım' diye ortaya çıkan bizler. adamın aylık geliri brüt 200. 'Büyük Yalan' diyordu. imzayı atan işveren! Herkes! Daha doğrusu. bu da bir başka fars tabii! Yok. O denli yoksul birinin değil ev almak." diye sürdürdü Tülin. Sanki bütün düzen keyfiliğe elversin diye kurulmuştur! Ve hiç- yazarlar vardı. 'ben yoksul hal- filik işler. tabii. Herkes yalan söylüdiye damgayı basıp.000 TL'yi ayda taş çatlasa 750. yani key"İşin iğrenç tarafı. ama yıllık iki milyon bilmemnenin altında yoksul olduğumuz doğru değil. Günay şaşırdı kaldı." diyordu Günay. yasal otorite. Şimdi. kalım. "Bizim aramızda bir de üstelik ressamlar. hem yordu. vergi dairelerine müracaat edildi ki. Bizim başımızı sokacak evlerimizin olmadığı doğru. verir. bu doksan üyenin yıllık gelirlerinin.000 TL'nin altına düşmeyecek kooperatif aidatı öde"Yok. arsanın tahsis edilmesi için doksan üyenin bir araya gelmesi gerekiyordu. isterse bu yalanı kullanıp sana arsa birimiz şu anda bu yalana karşı çıkamayız.kurduk ya. yoksul halkı ev sahibi yapacağım diyen belediye. isterse kullanmaz. işe bak.

bu dandik listeyle müracaat edilecek. Onur Oflu. 'Siz o işi bana bıra- kezi meselesi var. kurucu üyeler için böyle. kooperatif mer- . sen esas o zaman bizi görmelisin! Çığlık çığlık bağırıyoruz. eleştiremez! Bu arağunu sonradan gördük tabii. başkan olmayı siz istediniz. bu defa da.' diye pis pis gülüyor. da. konuşamaz. Neyse. bu insanlar istifa edecek. kooperatif merkezinin diğer "Daha bitmedi. bütün kooperatifler öyle "Hem de nasıl! Bu arada Mesken Gecekondu'nun başında bir hanım müracaat ediyor! 'Bu nasıl iş?' diyoruz. kadıncağız. ikametgâh nüfus sureti filan vardı! 'Tülin Hanım. anladık ki. tabii. buyurun. ya istifa etmezlerse?' diye soruyorum Onur Of- lu'ya. Onur Oflu halletti. A. 'Ne gerek var bütün bunlara!' Ne gerek olduarsa çıkınca da. istediğinizi seçebilirsiniz!' demez mi!" "Uydurma insanlar mı?" "Hayır efendim. geriye kalıyor seksen bir kişi. bu hiçbir şey değil! Şimdi. dudak büküyor. "Buna inanmayacaksın ama adamın elinde belki binden fazla fotoğ- bunlarda böyle bir stok varmış! Nerede bir kooperatif arsası tahsis edilelar! Tutarsa hesabı! Tutturdukları da olmuş besbelli! Tabii. bırakayım. kardeşim. Parti üyeleri! Meğerse. efendim. Günay yırtınıyor. herkes iş sahibi bir arkadaşına koşturdu. gözlerini yere indiriyor.vergi karnesi yoksa. sahici insanlar! SHP'liler. Onu da. bunlar hemen gerekli sayıda kartı bir araya getirip müracaat ediyor- var. 'Böyle şey olur mu?"' "Ve tabii oluyor!" cek. 'Ama. efendim!"' "Korkunç!" ci' üyeler alınacak! 'Peki. ısrar kıyamet. 'Ederler. yerine para ödeyebilecek 'sahikın." "Nasıl?" asgari ücretten orada çalışıyormuş gibi gösterildi.' 'Nasıl. kooperatif başkanı benim!' Elcevap. işyerinden tasdikli üye kartı. bu arada. Devlet memuru ya. onunla ahbap olduk. Yalan diz boyu! Delilik raflı. ederler. muhtardan. yani! Bu tabii. bir de bakıyoruz ki.

bir ya da belki iki kooperatif ve bir de sigorta acentesini barındıran kendi ofisinde olmasını istiyor. Şafak Özden. Onur Oflu. mesele de orada ya zaten! Şimdi. ben de yokum!" 'Olmaz!' dedik tabii. dinledi. 'Efendim. 'Efendim. Sonunda. kıyametleri koparttı. 'Ne bu?' diyorsun. ortada bordro ledi. Dedik ama. leş gibi bir yer. filan böyle bir şey. yok. terlikle geziyor. dört milyarlık bir işte kırk mil- "Peki. Günay ne di"Eeehhh. hangi dört milyarlık iş?' diyorsun. şef sekreterler. sabahtan akşama telefonda. bir gün. efendiiim! O da olur!' diyor! Akıl alır gibi değil!" yor?" yüzsüzlük ki. bu kadar basit. "Niyesini çok sonra anladık. Sekreter yana. halılar. gene bir nedenden patladım. bir çocuklu dul bir kadın. Meğer adam başından beri o ofisi adam "Evet. etmek için. din- . Efendim. ne kadar Partili varsa orada! Mesela. sigortası yapılmıyor. sevgilisi mi. leş gibi bir apartmanın asansörsüz altıncı katında. kooperatifin para tutmasını beklermiş! O tafrası da oymuş!" Demirbaş adı altında tam kırk milyonu götürmüştü adam! Pirinç halojen lambalar. Kâğıthane senin Şişli benim SHP ilçe merkezleri ile sohbet halinde. perdeler ve hatta bir banyo! Öyle bir yonluk demirbaşın lafı mı olur?' deyiveriyor! 'Daha ruhsat ortada yok. sekreteri mi belirsiz bir kadın var. Artık bir konuşma bir konuşma. Gelen giden bir yığın küçük politikacı ve onların mandallı sevgilileri!'" "Niye?" "Ne?!" eğer merkez benim ofisim olmazsa. Onur'dan Çok iyi hatırlıyorum. siz kontrol edemiyor musunuz? Şafak ne diyor. Günay da hep Şafak'tan yana! almışız. Oflu. Bizde de serapa iyi niyet kardeşim! Gidip bakıyoruz. Günay'a gittim Uzun uzun anlattım. '0 da olur. İnanabiliyor musun? İş patladığında gördük. iyi mi! O da bir şey değil. belediye meclisine girmeye hazırlanıyormuş.

Hak etmediği bir hayatın. Evli. 'sana bir hikâye anlatacağım. çevresinde gördüğü gerçeklik düzenini ve hukuk anlayışını alıp götürmüşse. Tekrar alıyorlar. Otuz dört gün. maydanoz bahçesine yürümüş olmalıydı. "siyasal olayların gizli kapaklı yorumları beni hiç mi hiç ilgilendirmiyor. verdiği arkadaşı Erol Çiçek bile. Çayırtepe Mezarlığı'na." diye kesti attı Günay. karlarsa. İki çocuğu var. 0 dönemdeki her namuslu yurtsever gibi. hiç hak etmediği aşağılanmanın. İzmit'e lıklarla besliyor ailesini." Dönmüş. bir gün olsun evine uğrayıp. "Bana şu kadar so- Şafak. Hep burslu okumuş. ben (dirseğini göstererek) bu kadar sokarım!" dediğini hatırlıbazılarının yüreğini katılaştırır. canım! Bildiğim tek bir şey var. Şafak'ın. Tülin anlattıkça. İki tane 'Bak. Şükretmek lâzım ki. bazılarını sindirir. yine de oyunun kurallarına . sokaklarda. 12 Eylül geliyor. Tülin'in gözlerinin içine dikmişti gözlerini. gözlerimin önüne geliyordu Günay. Aklında bir tek şey var. Pırıl pırıl bir kafa. geliyor.yıp. bazılarını yozlaştırır. on bin lira olsun bırakmıyor. bilenmişlerden. şaşırmamak gerekliliği. 0 da kendi hayatının bir o kadar çe"Bak. Omuz omuza mücadele "Kimden?" diye sormuştu Tülin. bazılarını da biler. o da. sadık kalmaya çalışıyor. yoksulluğun öcünü almak. Tekrar.' de gömmüş. Ve haklıydı. öç almak. yaşadığı deneyim. "Böyle bir deneyim." yor olmalıydı." tin olduğunu düşünüyordu. Derken. inşaatlarda marley döşüyor. insanlar ellerini ayaklarını çekiyorlar. Tekrar. Memleketine dönüyor. Kitabını kapa"Senin Ömer yaşlarında bir adam düşün. Bırakıyorlar. Sonunda da sürüyorlar. bazılarını yenilgiye uğratır. olmuyor. Bir yerlere gelmeye çalışıyor. Elma bahçelerinde nicedir İstanbullu bir genç adamın üretebileceğini hiçbir şey yok. aç değil ama yok- sul. Sabahın dördünde alıyorlar. işaretparmağından bir boğum gösterip. vatan kurtarıyor. kötü körfezden tuttuğu kokulu ba- "Önce.' dedi.

bu onu ülkesinden ayırmaz. devreye ben girerim. Eski bir solcuyu. Ama. kapının önüne koyuyorlar. Ve başarır. Ben letliğini bilmeyen bir devletin temsilcisine saygı duyması beklenebilir mi? Oradan çıkıyor. Şafak Özden de nasıl kazanılacağını bilir. Acımasız bir işadamı oluyor mu? Hayır. 'sol' politikadır bırakmadığı.bir muhasebecilik işi buluyor.' İki seçeneği var. Çünkü. dikkat et. ne çıkarsa paylaşır. bir süre sonra İstanbul'a dönüyor. ben de rüşvet verir ve verdiğim her kuruşun hesabını sorar gibi aşağılardım! Anlasana. ya TIR'larla dışarıya adam kaçırırsaymış. Kalbi. Elini ce'Nedense' değil. Bir iş olasılığı daha iyi bildiği için istiyor." göze alan. Bu ülkeyi senden benden çok daha iyi tanır. Yoksulluğun ne olduğunu bizden çok . Şoförlük yapmak istiyor. ne zaman Şafak'tan bir şey istesen oradadır. yapamıyor. büyütüyor. çek. Politikayı bırakmaz. İkincisini seçerdim! Tıpkı onun yaptığı gibi. iş hayatına atılıyor. çünkü. tabii. Nasıl iş yapılaca- daha çıkar. hayata kart açan türdendir. Kart açan ve riskini ğını da daha iyi bilir. sülale besleher zaman söyler. senet gülerden defterleri düzenli tutup kurtulmaktansa. para. devsermaye yapıp. hüküm giymiş değil. haciz üstüne haciz gelir. küçücük bir dükkân buluyor. bu ülke için çarpar hâlâ. Çünkü. orada evlerimiz olmasını en az bizim kadar istiyor. iş yapmaktan amaç para kazanmaktır. Büyütüyor. Koskoca bir araba alıyor ve ehliyetsiz kullanıyor. İkincisini yapıyor. Ama. Ve şundan eminim. Sonra da onu birilerinden çıkarır. Duran Bey. ya araba kullanmayacak ya da kullanacak ve her yakalandığında polise rüşvet vermeyi öğrenecek. Bu arada. Sadece bir ay çalışabiliyor. Neden biliyor Bak. Maliyecinünü unutur. üstelik. O yetmiş bin lirayı yecek hale geliyor. de olsam. vergisini ödemez. zapturapt altına girmekten nefret eder. bine atar. ayda otuz beş bin lira maaşla musun? Şirket TIR’larla nakliyat yapan bir şirket. nihayet. rüşvet verip savmayı yeğler. çünkü 'sakıncalı. ehliyet vermiyorlar. Eline bir otuz beş bin daha veriyorlar. Değerlendirir. tutuklanmış bir solcuyu istemiyorlar.

bu kooperatifle hiç hâlleşemeyecekti. benden kopacaktı. böyle mi dedi?" diye sordum. Daha da ısrar etseydim. Günay da buna dayanarak. şimdi düşünüyorum da. Oysa." "Öyle mi. sonunda kazanıyorlar. ne olduğunu bilmiyordum. yine Tülin'le beraber- . Ama." Duran Bey'le. Şafak'ın yalan söyleyebileceğini." Şafak'la. Günay Hanım?' diye sormuştu. Bir gün. ama aşkın gözünü kör ettiğini düşünmek pekâlâ da olasıydı! edersem. ne ki. hatırlamalıydım. Sökülmesi gerekecek ağaçları ekecekleri yerleri planlamışlardı. yapıyorlar. 0 zaman da. hani Erol Bey. tabii. (bu 'şimdi düşünüyorum da' ibaresini çok sık sık kullandığımın farkındayım.yordu. yöntemleri farklı bunların. kardeşim. aday gösterileceği zaman telefonla konuşuyorlardı aradan çıkacağını söylemişti ya. neden sonra ayanların hikâyesi hammül etmiş olduğunu anlamakta neden o zaman o kadar zorlanmışız. da. arsaya gittiklerini. böyle dedi. eğer ısrar "Evet! Şu anlamda. Böyle dedi. olmuştu?" "Ankara'dayken. bir paragrafla bir hafta uğ- yordu. 'Yalan söylemediğinden emin misiniz. Kesekâğıtlarının üstünde hesap raşan bir mükemmeliyetçiydi Günay! Dilim varmıyordu. Duran Bey'le nasıl oldu. Erol'la konuşmasını istemişti. Daha da fenası. defterlerini kaybediyorlar. Çok da ağır cezalar var. canım!" "Vallahi. Duran da dinlemiş." "Yok. hele de kendisine yalan söyleyebileceğini ima etti diye bir daha yüzüne bakmadı adamın! Konuşmadı bir daha!" Şimdi düşünüyorum da. Duran'ı ara"Öyle olmuştu. Dalan'ın yeni aldığı ağaç makinesini kullanacaklardı. hiçbir zaman da varmadı. Günay'ın niye taonu anlamıyorum. Günay'ı kaybedebileceğimi hissettim. Günay. demet demet çiçek topladıklarını hatırlı"Ama. Şafak lehine adaylığını çekmezse. bir üçüncü adamın mış. bu! İster istemez böyle) evet. Şafak'a inançsızlık sergileyen herkese karşı duru- "Gerçekten. Unutma.

dik. On- Bey. Aklını kullanmış kardeşim." "Aklını maklını kullandığı yok. orada ayakkabılarımızdan "Kardeşim. Mahmut mam'da iki tane dev gibi hanı var. Neyse. gözleri- zekâ aynı şey değildir. Malı gösterdik. ni devirip. numune. Üretimini de." diye elini yanından ayırmadığı naylon torbaya atınca Günay bağırıvermişti. öyle kalakalmışım. ben orada öyle? Kendimi dışarı dar attım. Oğlum yaşında delikanlı. Canım göstereyim size de. luyordu." dedi. aklını kullanmış köşeyi dönmüş. mahcup olmayalım iş yapacağız. "Yeter. dikişçisiyle. Süründüğü aftershave'in kokusu daha koridordan duyurıydı. çay da ikram etti. fakirdir diye cebine para koymaya kalkarsın. Ticaret Odası'ndan eski tanıdık. İlki. İşte. 'şeyler'i. parlak koordinatörlerinden biriydi. şimdi Sultanhautanmadık. "hayır!" Fısıldar gibi konuşuyordu. "Bize de bok yemek düşüyor. 'Biz. senin güzel hatırın için. ama." "Adam. öyle. da!" çıkmış bir araya getirinceye kadar. bundan üç çıtçıt. beni şöyle tepeden tırnağa süzdü. iki düzine bırak!' Nasıl bir tepem atmış! Elimde.' deyiverdi. pazarlamasını üstlendiklerinden akıl almaz bir mesai içindeydiler. Adam işi büyüttü. insanları işlevsel kılma becerisidir. Tülin'i ayakkabılarından utandırmıştı. Ofisindeki halının temizliği evde bile sağlanmayacak bir başadan bir parça deri. Günay. Voque'da gördüğümüz bir portföyü yaptırıyoruz ya." dediydi. "Akılla . bunları ithal ediyoruz. Tülin. Kazlıçeşme benim gezmişim. iki adam görmüştü. Tülin. Günay. işte. Bakın. Sağolsun. kardeşim. 0 sıralarda Tülin bir arkadaşı ile ortak hediyelik eşya işi yapıyorlardı. Kaldım mı. bütün gün Rami senin. Demez mi ki. bir de üstelik iyi mal. Zekâ. diye. yine. 'Biz böyle şeyler kullanmıyoruz." dedi. Öyle. büyüttü. öyle kavga etmişim dericisiyle. bu defa da Mahmut Bey'e gidiyorum.. holdinglerden birisinin perdahlı gibi duran. "Hayır. "Öyle. O gün. Gözleri bulutlandı.. yine de işler yürümüyordu. Sokakta görsen.

Zekâ. Yani.' deyip. zekâsını kullanır. Haddini bil sevgilim. iki kelime konuşamıyor. "Hatırlasana. ne haber?!" "İyi. aklını değil. akıl anlamaya yönelir. o adam zekâsını. çiçek yetiştir!" araya getiriyor. fiziki. Biyolojik anlamda hayatta kalmak sürecinde kullanılan bir düşünce şeklidir. bile!" "Ne dedin yine?" "Ahhh. acıyla. sen bir garip Çingenesin. mez!" Yerinden kalktı." dedi Günay. ben haydi haydi kazanırım. Sen. Kral Lear'in insanlık kadar eski ve her an güncel Git. öyle olacak! Boğaz'da yemeğe çıkalım da demedi mi?" "Demez mi!" diye ünledi Tülin. elde olanı olduğu gibi kabul edip. Yüzeyin altında kalanı anlaelle tutulur bir amacı yoktur. değil mi? Buna 'Batılılaşmak' değil. "Ters geldi.' deyip. aklını kullanmaya kalkışıyorsun. mektir. Oysa. kurnazlığını kullanıyor. akıl. zihni.İki sopayı birbirine bağlayıp ağaçtan muz düşüren maymun. ağla sevgili yurdum. teselli eder gibi. Ak- Kurduğu bağlantıları her zaman anlamadığımı söylemiştim. butikçilikten yatçılığa kadar ne işler batırıldı? Adam haliyle kazanırsa. mamdır. imzasını atmayı bilmiyor. Çünkü. gerçekliğin özünü bulmaya yönelir. muzu düşürüyor. insan aklını kullanıp köşeyi döne"Bizim takımın yaptığı hata da çoğunlukla budur. evine otur. kendi amacın doğrultusunda yeni kombinasyonlara sokarak işlerlik kazandırmak demaya. Tülin'e sarıldı. arkasından. "Türkiye ta- Oysa. '0. parçaları bir şam tiyatro seyredip. Batılılaştın. sen?" ." dedi. ruhani varlığımızı zenginleştirmeye yönelir. Nene lâzım gümüş zurna? göndermeyi teklif etti. trajedisiyle bütünleşip sabah 'şeyler'i ve insanları manipüle edemezsin. Aklın kısa vadeli. çekirdeği. kalktı. ne işlere girdi millet. o poturlu Olmadı. Az sonra da. kardeşim! Mahmut Bey de havasını atsın! Beni eve BMW'siyle "Eeee. 'Batılılaşamamak' diyorsun.

bir ara 'Kooperatif merkezini madem burada istemiyorsunuz. Günay'ın daha o zamandan işi Öz- oraya nasıl gidecektim ki? Türkçesi." "Hiçbir şey demiyorum. Öyle bir söyledi ki. tabii. Şafak Özden en hayat rifin. onların pratiğine duyduğu inanç yatıyor olmalıydı. Ortaklarımla anla- işte adam aday bile olamayacak. o ka- den ekibine bırakmasının altında." düşünmemiştim ama hakikaten çok tedirgindim. öyle yağmurlu. Sizi de rahat bırakırız. 'Hay Allah. Şafak o ara bir evindeydik.' diye düşünmeye başladım. soğuk bir akşamüstü. fak rahat etsin.' diye başladı. Şa- adam! Tam bir hıyarlıktı canım bizimkisi! Bu kadar kötü olacağını ben de nay'a 'bu adamları atalım. du ama ben hissediyordum. Ne düşündüğünü sordum. Onur Oflu da kendisini başkan de nutuk attı. Günay. Kabul etmek lâzım. Haddimiz değil. Ben de öyle yapyardımcısı yaptı. Ama. O kadar ki. bir ara Gü- venmek zorunda kalacağımıza onlar bizimkine güvensinler' diye tuttur- . Ben. Denetçi Duran Kuran. "Şafak da beni istemiyordu. Mesela. Günay’ın gözü benim üstümde. Günay'cım. Kooperatifi şantiyeye taşır. Bir karizması da var. 'İşi bırak' demekti. canım. işin başına geçer yürütürüm. biz onların namuslarına güdum. hemen başkanlığına talip olacak ki. ben bile. parasız olmuyor.dar. işine baksın! Tabii. Ben tım. paranın gözü kör olsun. bak iki kere ikinin dört ettiğini bilse.' 'Sizi çok üzdük biz. nutuk attı diyorsam. belediye başkanlığına aday olmaktan da vazgeçtim. tabii heşamayacağınızı düşünmeliydim. Tülin Hanım. sayman Erol Çiçek. tabii. sanki hayatın gerçeklerini görmemi ister gibi. bu nutku attıktan iki ay sonra adaydı. 'Kabahat benim." "Dinlemedi.' diye tutturdu. yorgunu genç adam halinde. ayrılmıştı. Çayırtepe'ye taşıyalım. Tülin ikna olmamış. Bir şey söylemiyor- Tülin'e o konuşmayı hatırlattım. işi biz götürelim. attığı koşulları görmeliydin! Günay'ın "Neden sonra!" dedi. Bu defa Şafak Özden başkan oldu.

adama. 'Koyarsınız tim kurulu tarafından tasdik edilmemişse genel kurulda mutlaka yer al- nun açıkça belirtiyor. kooperatif yöneticileri ile iş ortaklığı olanlar denetçi olamıyor. yöneçağrılmadıkları için. ben hallederim. burası Türkiye. çeker gider efendim!' sak olmuyor mu?' onun cevabı yok. bakın. canım! Mesela. bunmaları lâzım.' diyortabii ben deli çıkıyorum." maz mıydı. atıverir bir imza. 'Götüremezsiniz. imzalatırım. İstifalar alınmadığı gibi. dertlendiğiniz şeye bakın!' pis pis gülüyor. çünkü Şafak burada yok. adamlar genel kurula lar resmen iki şirkete ortak. Şafak yoksa. Bizim anladığımız anlamda yok. müfettiş yemesin olur mu?' diye başlayıp.yordu. 'Sedat nasıl imza atar?! Kooperatifin ortağı bile değil!' 'Atar efendim atar. iki ellerini iki yanına açıyor. bunlar yapmışlar. Duran'a yaptığını anlattım. bir müfettiş gelse ne yapacaksınız?' diye soruyorsun. 'Size nasıl bırakayım 'Peki. 'Siz bana bırakın efendim. efendim. Erol Çiçek hem sayman olup. Şafak.' diyorsun. 'Peki. yönetim fiilen geçersiz! Hangi birini söyleyeyim. biz neden sonra aydık ki. herkesin başını derde sok"Hayır. sun. 'Şu işi düzgün yap- 'Efendim. insanlardan çift imza olmadan para alıyorsunuz. Mesela.' diyor ve yor. Sana.' di'Canım. Bir tuhaf. O dandik üyelerin istifaları alınmamış. 'Efendiiim. İstanbul dışında. ya da Onur Bey. korkmuyorlar mıydı? Nihayet. ama ne gerek var bütün bunlara?' diyorsun. rüyada gibiydiler sanki. Biz işin farkında değiliz. hem de proje çizdi diye kooperatiften para alamaz. 'Ne var efendim. Sedat var. İnanılmaz şeyler olu- başlayarak her şey usulsüz. bu?" Mesela. ka"Peki de. devlet memurlarının zavallı maaşlarla geçinemeyeceklerini anlatıyor. korkmuyorlardı kardeşim. cebine birkaç yüz bin. Zaten Şafak'ın her şeyini o imzalıyor. bu . makbuzları şimdi Şafak'a götürür.' diyor. ikinci genel kuruldan "Dinlemedi.

gülüm. Seçimler yaklaşıyor. sonuçları her pazar elle döküyorum ki. Günay'ın dediği tarafı var. Şafak Özden. birden babala- yırtepe'de. yönetim kurulu. arada Günay var. Fazla üstüne gidemiyorsun. Gelemediği için yerine Günay'ı gönderdi. denetçiler aynı kalsın. susuyoruz. 0 arada her hafta sonu kamuoyu yoklaması "Ara sokaklarda bir pastanede buluşuldu." diye.' diyor. Söylüyorsun. Üç ay. arada çok bir şey ters gittiği zaman bağrınıyordum. Sıkı sıkıya da tembih etti. pek bir erkeksi yüzsüzlük içindeler. Parasızlıktan. Ben. onu öldürünceye kadar yaşarız biz. pazar- . ne ki anlattıkları- Günay'la arasına girebilecek tek kişiydim. Colossus'u yazan adamın bu anlattıkları ile uzaktan yakından ilgisi olamazdı. Oysa. o Günay'ı manipüle ederek gelmişti bu kadar yolu. gene olmuyor. Latife'nin Hazmi'si gibi -Buzdan Kılıçlar'daki Hazmi'yi hatırlarsın ölmeyiz. Nedenini şimdi anlıyorum. Hah. seçimlerden birkaç gün önceydi. dövsen olmuyor! Bir de işin öteki son genel kurulda bile sustuk be kardeşim!" çıkış yapıyor.' gibisinden. diyorsun. Tamam mı?" Tamamdı. Mesela. Günay. üstümüze yüz kurşun sıksın gibi. "Bütün bu arada. Şafak Özden'in tutumu neydi?" "Dedim ya. devam etti Tülin. beni istemiyordu adam. tapu için müracaat edilmiyor. "Bilimkurgu gibi kardeşim. vites atıyor kardeşim adam! Sana anlatmama imkân yok. Bu Son genel kurul. tuhaf bir iç'Birine hırslanalım. bize haksızlık yapsın. Sevsen olmuyor. sonu "paşa" ile biten mahallelerden birinde kahve toplantısı vardı. önce hiç yatağa girmemişim. dört ay edilmiyor. ortak bir zemin bulup konuşamıyoruz!" nın Asimov'a ağır bir hakaret olduğunu düşündüğümü söyledim. Şafak'ın o gün Ça"Dikkat et. kuruluna ihale yetkisi al. Beni ister mi? Tabii. tam oldu. bir gece yapıyorum. Ben de bitkinim.imza benim değil demedikten sonra ne beis var?' Mümkün değil. yönetim güdüyle 'Şu tapuyu alın. tabii. efendim. 'Sen benim kadınımı benden daha mı çok kollayacaksın?' havasına giriyor. nasıl bir nıyor.

dedi ya. abla' diye etrafımda geziniyor. Vazgeçti. Duran orada. ihageldi. Kızcağızı tanıyorum. hemen önündeki sat yok. Bir tanesi daire plânı. O arada bakıyorum. tarak. bu da havuz mu. insanlar nihai kişiliklerini ortaya dökerler. denetçi raporunu Onur hazırlamış. gözüm Onur'da. Onur. bilanço. ikinci denetçinin ki o bir tanesi de arsaya apartmanların nasıl yerleştiğini gösteriyor. Nasıl çıksın? Ben. oraya adam çıkaralım. sinde. Sonra. Ben. Sedat orada tabii. Neyse.tesi günü hangi mahallede gerideysek. Şafak. Bu. İkinci- daireyi kendisine kapatmış. o imzalamış. kendisini başkan yardımcılığına getirdi. millet etrafına dizilmiş. sıra seçimlere geldi. denetçiler aynı kalsın. renkli renkli resimler var. bir üçkâğıt atmasın diye. Kimoturuyorum ve para ödeyen ortakların hepsi bir biçimde benden dolayı bii. yönetim kurulu yedeği olaoradalar! Ben de etrafa güvenli gülücükler dağıtıyorum! Derken. 'Onur Bey. Sonra birisi daha. Şafak gitsin. o da onlardan. bir de hangi akıllı uslu başlayıp da. sırtını aslan gibi kardeşine dayamış. yanında da çocuğu bir kadın. Erol orada ama uzak duruyor. bir de böbrek şeklinde bir mavi boyalı bir leke. Hükümet komiseri raporu çıktı. Ben de. o zamanlar hep onun yanında geziyor. Onur konsomasyon halinde. o raporu gezdirdi. Sonra öğreniyoruz ki. yüzüne bakmadım. imza yetkisi demek. Yanıma gelecek gibi oldu. Erol'un çizdiği. konuşsun filan. Parti'de önemli bir yere geldi. en inançlı kadın halimde geçtim başa oturdum. ruhseden ses çıkmıyor. işte efendim bir yerden bir denetçi bizim arkadaşımız bir şair. yoksa?' 'Niye olmasın. . onu da Onur kaldırıp kaldırıp gösteriyor. bir tapu alınmış. Gerçekten de. yine de aymıyorum. Onur Oflu. Beni koruyacak ya bir tür. oraların müdavimi. efendim?' le yetkisi al. yerine de imza atmışlar. 'Abla. avam proje yok. Şimdi. sonunda herkesin için göbek attığı düğünler gibi. Ama bu arada unutma. Baktım. Duran denetçi ya. en Günay Rodoplu halimle orada Tülin'in sana söylediği havuz o. yönetim kurulu. çünkü. Bir de ortada. Masalar konmuş. adaylığını koymamış bir kızcağızı da yazıyor.

lanırsın. çünkü. kendi paranı kulra göre büyük suç ama zaten yasalar Büyük Yalan'ın parçası. âlemin paralarını organize edip. o zaman bilmiyorum. Ne var ne yok yağmaladı- lar! Para. bir de kooperatifi. saygı. ben de. aşk. bu adam hiçbir yere 'başkan' olamadığı için bari bu kooperatife başkan yardımcısı olacak da. Parti'ni bir kere sol diye konumlamışsın. kendisini davet usulüyle' ihale yetkisi veriliyor. Yasalaköyünü kimden soruyorsun? Dahası. kendimce. bırakma dedi!' İçime işliyor. canım. seni eve ben götüreceğim. estağfurullah. Tabii. sağolun!' Sedat. Yani diyelim ki. tatmin edecek diye düşünüyorum. kısmen de olsa.adamın kendisini böyle ortaya atmasını acıklı buluyorum. Günay Hanım? Sizi memnun edebildik mi?' di- yor. Şafak'ın başkanlığında yeni seçilen yönetim kuruluna 'ihale dosyasına göre güvenilir firmalardan herkes herkese 'başkan' der ya. inşaatı yapan da sen. Onur Oflu. SHP'lilerdensen. meğer 'kooperatifçilik' diye bir lüks inşaat haline getiren bir karar geçiriliyor. 'Abla. SHP'de. abim. 's' harfiyle başlayan hiçbir kelimeyi ağızlarına alamıyorlar. Efendim. yani. o kadar işinin arasında beni düşünüyor!"' miş ya. lüks inşaat oluyorlar. sevgi. parayı toplayan da sensin. müteahhit olsan. Genel kurul tıkır tıkır işledi. Hani. acıma. Sağ partiler. 'Bastığı yerde ot bitmeyen Türk'ten sakın!' diye. bir mutlu oluyorum. en 'sol' şeyleri de yapsalar. Kimin kımıza 'konut' işte. Neyse. seltiliyor. Tülin. yanımda bitiyor. vallahi doğru dılar!" "Yok. hoşgörü ne varsa yağmala- . inandırıcı olamıyorlar. Karambolde. yani Oflu'nun 'ciro'su yüksektör oluşmuş! Adamlar. kardeşim yok. sorma! 'Bir tanem. Burada. 'Aman. "Kevorkian Diana'nın kocasına de- demiş! Bastıkları yerde ot bitmedi adamların. yatay düşey devingen yapı. zengin oluyorlar! Şöyle söyleyelim. bir de yoksul halatmana da imkân veriyor." dedi. dayanışma. yirmi mil- nitelikleri değiştiriliyor. yona da yapılabilecek dairelerin kırka çıkmasına karar veriliyor. çünkü 'Memnun musunuz. filan diye siyasal nutuk 'sosyal' gibi.

. daha doğrusu. . Günay. biraz olsun rahatlar diye umuyordum. Dudakları kıvrılmadı bile! kendime yediremiyor. Teknik Daire başkanlıklarından birisine geçirilmişti. tek bü"Desene. dostun bahçesine bir hoyrat girmiş. gülünü dererken dalını kırmış!" dedim. il meclisi üyesiydi." dedi Tülin. Onur Oflu. bir şey yapamazdı! Ahlâkla Şafak istemedi!" "O zaman seviyordu!" diye bağırmışım. "Aralarında kızarmasını bilen. "Değil sen. 'Açıkta kalan' tek ortak. cevap yerine den belediye başkanı olmuştu." dedi. tünlüklü adam oydu!" Bunları konuştuğumuz zaman. . Tülin. gökten tövbe estağfurullah Hazreti Peygamber inse. adamı. Duran Kuran'dı. bunca şeye karşın silkip atmamış olmasını bir türlü "Sen de bunu anlamıyorsun. 26 Mart seçimleri geçmiş. Şafak Öz- "Olacağına bak. insanlığın bitmez tükenmez hüznünü hatırlar da." dedim. kendimi bağışlayamıyordum! Ben de.. Erol Çiçek.şöyle bir bakmakla yetindi. 0 bağı kopartmak "Aksini hiç söylemedim ki! Hep sevdi!" dedi. "En kötüsü de hoşgörü yağması olmalı. arasında kalan son bağın kendisi olduğunu biliyordu.

Robert'te okuttuğu oğluna. gibi kullandığı entel barlara. bir yerin pazarlama müdürü ciddi kız kardeşine uzaktan ama huşu içinde bakan bir Kürt'tü. sergilediği meme yarığına. asla erişemeyeceğini düşündüğü bir dünyayı . ilk adıyla çağırdığı Turgut Bora. teyze demenin yersiz kaçacağı bakımlı annesine. Yorulmuştu. aslında. eksilmeyen kahkahasına. "sahipsizliğini" her an yüzüne vuran. Demet'i "düzerken". kullanan erkeklerden yorulmuştu. kız. İsmet Ay Birinci kuşak İstanbullu bir Kürt'tü Hasan. solculuğuna. çerkez tavuklu-keten peçeteli sofrasına. en yeni Türkçe konuşmasına.V Demet'in Savaş'la evlenmeye karar verme nedenini anlıyordu. kolej diplomasına. Son darbeyi vuran da. Demet'in babasının evi gibi tiyatroculara. Eşyalaşmış ilişkilerden. Ro- doplu. Demet'e meftun olmuş olmasını. parasızlık korkusuzluğuna. bir önceki erkek arkadaşı Hasan'dı. Tarkovsky hayranlığına.

annesinin başı örtülüydü. on sekiz yaşlarında. 12 Mart'ta. Hasan'ın eski sekreteriydi. "bütün İstanbul"u tanıyordu. bir haftalık doktor raporu alan da kendisi oldu. işini bıraktı. Demet. çılgın giysileri hapis yatan Savaş'la tanıştı. beraber yaşamaya başladılar. Bu yeni ilişkiyi bu defa saygın bir şekil vermek onurunu kurtarması açısınSorgulamadan saranlar entel barlardaydılar. Aksaraylı bir kız çıkageldi. ayol! Başucumda bir komodin. annesinin evinde kanepede yatmaktan. evini dağıttı. Narçiçeği ruju. "erkeğinin" ardından Bodrum’a onunla birlikte 'okyanusları bir aşk yaşadı. Musluk bile açamıyorum. Demet. bir kitap! Okusam da. "güzeller güzeli". Demet. Senarist. Demet'in göğsünde ağladı. oğlunu annesine Aylarca. tam beş yıl Cihangir'de tek başına yaşıyor. yönetmen ve oyuncuydu. işe başından hak ettiğini ima eden sessizliklerine. en basit medeni ihtiyacım. hiçbir becerisini esirgemediği emanet etti. okumasam da bir kitap!" horlanmaktan. esasta kendilerine rı vardı: Deniz. ne "Annemle Filiz uyanmasınlar diye eve ayaklarımın ucuna basa basa giriyorum. tezgâhtarlık. Mutlu sonla bitmiş. yani. o dönemimizin belirli bir sınıfının. oğlunun sitemkâr bakışlarına. bir ı adiyeden oldukları. aklı başında kız kardeşinin başına geleni enkaz gibi geri döndü. Hasan'ın evlendirme vaadi ile iğfal ettiği. olsa dillere destan olacak. Ne ki. İstanbul'a.düzüyor. Bir de ortak aşklaalkışlanacak bir şey yaptı. bileyim. daha bir solcuydu. Çocuk gibi!" kaçtı. "yaşanmaları gerektiği" düşünüldüğü için sorgulamıyorlardı ama Demet'in aldırdığı yoktu. Demet'e gelince. Bu defa. Kız. "erkek adam" arıyordu. Savaş Rus Filolojisi mezunuydu. ihanet acısını paylaştı. "Yani. yeterli kadınlarının tümü gibi. üzerinde bir lamba. kasiyerlik yaptı. Hasan'a eline ne geçirdiyse onunla vurdu ama karşı olan mazbut annesinin. saygıyla aşacak bir tekne" inşa etmeye gitti. o dünyanın "sahibi oluyor" olmasına bağlıyordu Rodoplu. bir sigara tablası. Sonra bir gün. ile yine ortaya çıktı. Bu tür serüvenler vaka- . İstanbul'dan. Hasan'la geçirdiği gibi bir macera bir kez affedilirdi.

bu temiz çıkma harekâtı olmasa. Demet. Pavloviç'in mesleğini.dan gerekliydi. son- dudakları alaycı bir ifadeyle kıvrıldı. hiç"Marjinal. senaryo yazarken. "Öyle değil mi?" "Sorar mısınız. her gün sahici elini sakalına dayadı. Dr. "Kim aldırır? Bir ucundan başlarsın." dedi Savaş. Sanki. nereden başlıyor? Determine ettiği "Oh. aman-sakın-damadı-paralama mesajı çaktı. Savaş. "Marjinal zaten. Bu ağırlamada. Elini cebine daldırdı piposunu çıkardı. lalet edecek şekilde itibar edilmesi gerektiği gibi bir duygusuyla. söylenenleri çevirdi. saygın ve sevilen bir kadın olduğuna de- tak bir konu bulmuş olmanın sevinciyle. "Bizi sakın hafife alma!" tavrı vardı." "Herhalde. Ne ki. Demet." dedi Rodoplu. telefonu çıkaramadığı için kapıdan Dört kadının arasına düşen erkeği rahatlatmaya çabalayan Tülin. "Bilemem. Savaş bitirmeyecekti. Savaş ve Tülin üçlüsüne. man!" dedi Diana. Osmanlı usulü bir davete kalkıştı." Rodoplu'ya döndü. Kendi kendilerini geliştirirler. Kösnül Tülin. Sernea'ya takındığı. Savaş'a döndü. shit. uğradığını söyleyen Diana Pavloviç de katıldı. küfürlü kısmını atladı. bir Hollywood film senaristiyle karşılıyormuşçasına nadan bir tavırla karakterlerin yaşamı mı. ra zaten karakterler de öykü de kendi başlarının çaresine bakarlar. arkadaşlarına. öykünün kendisi mi?" diye." yapar mıyım? diye cevapladı Günay. orDemet'in ağırdan satılması. Yaşam yorgunu Savaş'ın evlenme teklifini kabul etti. entel barları da kaybedecekti. Rodoplu. . işe televizyon yazarı olarak başladığını bir nefeste anlattı. yani. Amerikalıyı şaşkına çeviren bir soru sordu.

"Onu anlamalısın. bu pipo da neyin nesi?" "Savaş Bey. iktisadi gelişmeyi belgeler." Tüm ilgisini kaybetmişti. burjuvazilarına tanıklık ederler." Sesindeki. kaskatı bekledi. ne diyor?" Tülin'le yine göz göze geldiler." dedi." Rodoplu çevirdi. şimdi?" nin kapkaççılığını. "Peki. Aristokratik hiyerarşiyi. tınısı kaçırılacak gibi değildi. evin. "Bunları bana neden anlatıyor? Ne anla"Beyefendinin Marksist olduğunu. bir Marksist. davet Rodoplu rakının kurtarıcı gibi yetiştiğini sandı ama Savaş'ın alkolik nişan yemeği olmaktan çıktı. ister başkaldırsın. bir-itirazı-nız-mı-var eğsin.diye takmış. kardeşim. sana yardım edebilir miyim?" "Oh. İlk bardakları. Kadınlar kendi aralarında konuşmayı. diyelim fuları boynu üşüyor "Adana. İşçi sınıfının müca- delesini. iyi de. ezilen işçi sınıfının acılarını anlatır. Karardıkça karardı." dedi Rodoplu. olacak?" "Bir yazar. Mutfağa giden Tülin'e seslendi. gittikçe kasılan bir yüzle içti Savaş. yaratıcılık? Yaratıcılık ne "Yazınsal bir yapıt uygarlığa ilişkin bir belgedir. En suya sabuna dokunmayan. "Ne diyor. bağımlılıktan en çok kaçan yapıtlar bile toplum bozukluk"Yani?" Rodoplu'ya döndü. eşinin "gün"üne isteme- . sakalını tıraş olmaktan üşendiği için uzatmış. "düzene ister sizin yaptığınız gibi boyun "Boyun eğen kim?" Savaş'a döndü. her şey yolundaymış gibi yapmayı sürdürdüler." diye sürdürdü. "anlıyorum. Diana Pavloviç'e döndü. nerelisiniz?" Rodoplu dayanamamıştı. "Haydi. gözlerini tabağına dikti. misafirlerin." "Hey. Ne ki. sessizleştikçe sessizleşti." malıyım." dedi Diana. onulmaz bir acısı varmış gibi. bir tanıktan başka bir şey değildir. "Adanalıyım. adam. olduğunu unutmuştu.

"Flaubert'in romantizmi Madame Bovary gibi sağlıksız bir kahraman vura vura yaptığı "mastika" işe yaramadı. "'Solcu' lâf ebelikleri yaparak. "Turgut Reis 21 Ağustos 1465'te. Nihayet konuşmuş olmasından duyulan mutluluk gürültüyü kesti. Onu izleyen. edebiyat akımlarının birbirine karıştığı. ne ki. sükûtumun ikrardan geldiğini sanacak. Madame Bovary realist akıma o'ydu. Yaşanan. sabır taşını çatlatacak bir sükûnet içindeydi. fütürist mantik değil realist akımın ilk temsilcisiydi.. Hugo'nun Cromwell'i roakımın Marksizm’le ilişkisi yoktu. İzleyen nutuk tarihlerin. Ne ki. "Ayıp eden kim? Desteksiz atıp. konuşacağım." "Susacağım. karaya çıktı.den düşmüş erkeğini. Demet'in. romantik akıma neyse. Savaş. deli saçması bir diskurdu. "Hayat zor korkuyorum." diyen Racine değil Valery'ydi. Gorhma! Gorhma! Gorhma!" numarası büyüsünü kaybetmişti. Flaubert. tam tersine faşizme temel teşkil etmişti. Yanlışı düzeltmemeyi." diye sürdürdü Savaş. Diana Pavloviç. maydanoz bahçesini süzerek. Nice'te. o çok iyi tanıdığı yabancılaşma duygusunu yeniden yaşadı. hiçbir ilke birliğine ve "En önemli bir zaaf. Laz fıkralarının anlatımına geyaratmıştır. Hayır. düşüncelerini saklamayı alçaklık sayan Rodoplu. italik'lediğini görebiliyordum. kaçacak yeri de yoktu. sıkılıp da hırsını sonradan karısından almasın diye elbirliği ile pohpohladıkları bir mizansene dönüştü. bir yanlış eğilim de. taban saf elemanları üzerinde etkin olmaya çalışmak. bu defa kendi evindeydi. üç kadını etkilemeye kalkışan sahtekâr mı. Demet hayran hayran dinliyordu. Türk edebiyatının küçük ." diye söze giriverdi. "Ne diyor? Ne diyor?" diye çeviri talep etmekten vazgeçmiş. Kerim yüzü ile Tülin. yumruk ettiği ellerini omuzlarına çildiği sırada. "Tarihin gözlemleyeceği her şey anlamsızdır. bu sahtekârlığa seyirci kalan mı?" burjuva sınıfsal kökene dayanmasından gelmektedir." saçmalığıydı. halkın proleter yoldaşlığına dayanmayan 'ahbap çavuş birlikleri' kurmak. onca güldükleri. içkisine yumulmuştu. ayıp olacak..

"Bütün bunları davet eden sen- sin. "Günay'cım. sana mı kalmıştı 'nişan yemeği' versından daha önemliydi." dedi. ama. bazen saygılı ve masum tavırlar." Saldırı o kadar açıktı ki. Ev sahibesinin üstünden bir yük kalktı. oradan çıktı." dedi Tülin." Bence pekâlâ da müstehak olduğu haksızlıktı ama ima ettikleri açı- Gelenin kim olduğunu tahmin edebiliyordu. demek vardı. proletaryanın ideolojisine lere de kaynaklık etmektedir. yanlış ve hastalıklı eğilimleri pohpohlayarak kendi kariyerimizi kitle dileği şeklinde göstermek." mek?" "Oh olsun sana. yine bu insanlar olacaklardı. Demet bile anladı. Fildişi kuleden yayın yapmaya razı olsa. "Hayırdır. Rodoplu'ya göre intiharla eşanlamlıydı. onun kavgası içine samimiyetle girilerek. Kapı çalındı. Dirseklerini masaya dayamış boş olduğunu umduğu gözlerini adama dikmişti.temsilciliği pozları takınıp. 'ben okumadım. gününü gün etmenin yolunu bulmak. böyle şeyler yapmaz!" sımsıkı sarılıp." diye düşündü Rodoplu. Tuvaletteyken üstüne "Şafak'tır. Küçük burjuva sınıfsal köken. böyle bir gece geçirmeyeceği doğruydu. "'Hangi kitabımı okudunuz?' diye sormak. Bir üçüncü seçenek hiç yayın yapmamak." "Bak. Alan memnun satan memnun. "Parti'nin bir yemeği vardı. halde.'yı yeniden duymak vardı. inşallah. Öte yandan. tümüyle pasifize dedi Diana Pavloviç. yüreği sıkıldı. küçük burjuva kanca övünmeler ve yakınmalar şeklinde kendini göstermektedir bu yankişiliklerde devrim yapılmadığı sürece günümüz yazınında yanlış eğilim"Halkımızın şu 'saf elemanları'nı bir de biz görseydik. çığırtlış eğilim.. gelinmişmiş gibi bir hisse kapıldı. yayın yaptığı insanlar. bu diyarı olmak demekti ki. uğradı her- . "Şekerr!" dedi Rodoplu'dan yana." diye fısıldadı Tülin. bazen Don Kişotvari olduğundan fazla görünmeler. siz kızlar ne yapacaksınız bilmiyorum ama ben gidiyorum. "Kim acaba?" terk etmek.. yani.

Sınıf savaşının bir yanı da anti-demokratik eğilimlere karşı mücadele parolaydı sanki. birbirlerini hiç tanımayan bu iki insan arasında. dişlerinin arasından. çok iyi. bir tür lar. "hayalıydım ki. "Ne oluyoruz. Savaş'a baktığında yüzünün değiştiği hususunda yanılmamış olma"Parti çalışmaları nasıl gidiyor. kendini beğenmiş kahkaha vardı. Günay'ın bir türlü ısınamadığı bir tanımdı bu "erkek arkadaş" tanımı. tım." dedi. nan Tülin oldu. rakıya uzanan Şafak. du. Şafak Bey?" demek gafletinde bulu"İyi. uzandı saçlarını kokladı. Savaş. "Kitle dalkavukluğu yoktur. "Oh la la la! Seni gidi seksi hanım. Konuyu değiştirmek gayreti içinde." Cümleler." diye cevap verdi. "İstanbul'u alıyoruz!" Siyasi yasakların kaldırılmasına ilişkin referandumdan bahsediyor"Devrimcilikte kimsenin nabzına göre şerbet vermek yoktur. başaracağına ihti- mal vermeyen insanlara nispet verenlerin takındığı bakın gördünüz münasıl-da kazandım-oh-olsun! diyen. Devrimciler yanlış eğilimlere göz yummazetmektir. aynı zamanda Deniz Baykal'ın İstanbul il örgütüne hâkim olmaya çalıştığı dönemdi. sesini alçalttı.mak istemeyen Pavloviç. gözle görünür biçimde gerildi. gözlerini gözlerine dikti. seni!" deşim? "Şafak??? Erkek arkadaşın mı?" diye sordu." Yanından sıyrılarak geçerken. . Hiç hoşlanmadım. Dönem. Şafak Özden. Şafak. öyle anlamayı yeğledi." dedi. izleyen tanışma baştan savma bir tokalaşmadan ibaret kaldı." dedi. bir sır veriyor gibi. hiçbir şeyin dışında kal- "Fesuphanallah!" dedi Tülin. fısıldadı. "Seni çok özledim. Yüzünde. kar"Rahatsız etmiyorum ya?" Elindeki gülleri uzattı. "Onlarcasından biri.

Parayı." dedi Rodoplu." O arada garip konuşmalar da oluyordu." diye patladı. "Boğalar nasıldır?" "Boğa olmalı. Kendisini koruma içgüdüleri çok gelişmiş. sevimli. sıcakkanlı. doyuma ulaşmak başlıca amacı. kinci. sevecen. Ama mazmış. toprak ve kadınsı. Hayaadamlar bölgeciliği o hale getirdiler ki. is he a bull?" diye sordu. Ba- . Hâlâ da bilmem. Olumsuz özellikleri. Amacına ulaşmakta hiçbir engel tanımaz. Sırf Kürt'tür. "Is he a bull?" "Mayıs doğumlu. kararlı. lüksü ve iyi yiyecekleri sever. hayal gücünden. Demet fırsatı yakaladı. Sahip olma içgüdüsü çok kuvvetli. Olumlu özellikleri. Hayattan zevk almak. tutucu. obur. böyle şeyler gündemden çıktı artık. so- "Değişmez. Kent yaşamı yerine kırsal bölgelerde yerleşcinsel canlılığını yitirebilir. "Listen. tembel. dünyaya gözümü açtığımdan beri solcuyum. adam o işi yapabilirmiş yapaseçim kazanıyor. somut meyi yeğler. inatçı. Sünni neymiş. Bugün İstanbul'da ağzınla kuş tutsan. ğukkanlı. Şafak'ı gösterdi. Toprak grubundan olduğu için. Olmaz böyle şey. yemek yemeyi çok sever ama aşırı yemek içmekten şeylerle uğraşmayı sever." "Boğa burcundan olup olmadığını soruyordu. Bir ara. özgünlükten yoksun. diye Sivaslı değilsen bir yere gelemezsin. "Hangi demokra- görmüyor musunuz? Adamların şovenizmi sizin benim anladığım ölçülerin çok üstünde. pratik.siden bahsediyorsunuz? Kürtlerin örgütü ele geçirmeye çalıştıklarını tımda. haris. kolay kolay kendisinden bir şey vermez. Alevi'dir. Diana Pavloviç. Tülin. "Bırakın efendim bu işlerin yakasını. işi o hale getirdiler. Alevi neymiş bilmezdim. Ben. sabırlı. dayanma gücü yüksek. ağır. "Efendim?" "Allahallah!" dedi. Rahatına düşkün.

"Kürt feodallerinin ve nüfuzlu kişilerinin bu zulmün mokratik haklarına sahip çıkabilsinler. "Politika para ister.şarıya hayrandır. arkadaşım. Şafak. Daha ne istiyorlar?" lıdırlar. Sabahki sendikacıyı düşünüyordu. Türk halkından bugün en az elli yıl geridir. gibi sözler. 'Ne mutlu Türküm diyene'." hoşlanmaz. parlamentoda seslerini duyura"İyi ya işte. Tutucu içgüdülerinden dolayı genç kuşakla iletişim kuramaz. kadroların so- ." diyordu. Türk halkının uluslaşmasını kolaylaştırırken. fark etti. erkeklere döndü Günay." dedi Şafak. Ne halleri varsa görmeleri için bıraktı." "I don't like him." bilsinler diye. Doğu runa asimilasyon açısından değil devrimci bir tavırla ve 'ulusların eşitliği ye'nin bütünlüğü için de büyük zorunluluktur. Bu sonucun doğmasında en önemli etken. "Kurtuluşları da." anlar mesajını iletti. de. Yine "Buna de ne oluyor. 'Bir Türk dünyaya bedeldir'.. bu-adam bundan"Kürt halkı. TürkiSorununun ne olduğunu anlamayan ya da yanlış anlayıp. konuşmaktan çok bir fraksiyon bildirisi dışında bırakılması da dikkate değer bir noktadır. işçi "İsçi sınıfının önderliğinde mi?" sınıfının öncülüğünde ve bütün milli sınıfların ittifakıyla yürütülecek aktif bir politika sonucu söz konusu olacaktır." ve kardeşliği' temel görüşünden hareket ederek yaklaşmaları. Amerikanın sesi kulağına çalındı.. Kürt halkının uluslaşmasının da gecikmesine neden olmuştur. Kendisine ne yapması gerektiğinin söylenmesinden hiç Çocukların düşüncelerine pek." "Güneydoğudaki karşı-devrimci askerler Kürt köylülerine zulmet- kaleme alır gibiydi. neden sevmemiş?" mektedirler. De- Kürt köylüleri bu işbirlikçi hainlere karşı isyanda sonuna kadar hak"Türk ve Kürt köylüleri." dedi Şafak. Savaş. onları da biz aldık.

' denirdi. "Burjuva şovenizmi." Biz bugüne ateş çemberinden geçtik de geldik. tabii. "'Etrak bi-idrak. bırakın efendim bu işlerin yakasını! Ulusların eşitliğini kim mizde Türk olduğumuzu söyleyemez olduk." dedi. 'siz buyurun' diye kodaki halini anımsattı. "Seni yarın ararım. Emperyalistler akıllarına koydular mı. Benim dedelerim Gümüşhane’ye at sırtında geldiler. "PKK olsun. "Denebilir. ben gitsem iyi olur. nişanlısına des"Olsun. Bir yumruk atmamak için zor duruyor gibiydi.kaybetmiş de biz bulmuşuz? Tarihinde bir tek devlet kuramamış bir ulus kendisini Türk halkıyla nasıl bir tutar? Biz imparatorluklar kuran bir bilir. var!" "Ama." dedi Savaş." dedi Şafak. işte." dedi Pavloviç. Bir de tehdit: Türkiye'nin bütünlüğü için şöyle şöyle yapın. Memleketi- "Bırakın. yapılmadığı zaman da PKK oluyor. Bizden en az yedi milletvekili var Kürt. PKK da olur. Gelecekleri varsa görecekleri de lemlerinin beyazlaştığını gördü." dedi Savaş." dedi Rodoplu. küfreder gibi. Diana bile sustu. kendi dillerini konuşabiliyorlar mı? 'Ben Kürdüm. Ek- . Bu devletin parası ile bölücülük yapıyorlar.' diyebiliyorlar mı?" "Türk olduklarını söyleyen insanları askeri mekteplerden atarlardı. ASALA da." dedi Rodoplu." Demet'in anlamaya- cağını düşündü. Günay'a dis- "Bu sözler bugün de Kürt halkı için geçerli. rakısının içine. efendim. "Akılsız Türkler demek. "Kürtler "Diyorlar." "İyi olur. Her dakika Avrupa'dalar." "Kavga mı ediyorlar?" "Bak. öyle değil mi Günay Hanım?" ulusuz. Şimdi. Nerede görülmüş yahu?" tek atan Demet. Günay Hanım bu işleri iyi "Öyle. Kürtlere mi bırakacağız?" Gözleri çelikleşmeye başlamıştı.

bir grup herif aralarında Kürtçe konuşuyor. Demet. Yemek artıklarının. esbirden 'iyi ki bunlar var' diye bir duygu geçmedi mi!" Gözleri dolu dolu oldu. Misafirler dara- Ellerini göğsüne kavuşturmuş. "Eninde sonunda kesmek zorun- da kalacağız bunları.lirten bir sesle." dedi Rodoplu." "Hadi. hiçbir şey söylemeden oturdu. anlamıyoruz. ha! Benim dedem Kafkas cephesinde şehit olalı şunun şurasında ne oldu? Bak. Geçen gün. "Bakarım. itiraz kabul etmeyeceğini be- ra. "Şafak Özden'i hiç tanımıyorsunuz. "Hadi." dedi Tülin. Hapis yatmış olmanız. neden böyle düşündüğünü mak hakkını vermiyor." dedi kahır eder gibi. öylece duruyordu. Savaş'ın koluna girdi. dolu tablaların. "Ehh. be!" diyerek silkindi adam. Az İlerde MÇ ilçe binası var. Türkçe konuşması şart değildir. Rodoplu. görmedi. Karafakiye uzandı. çıkmak için kapıyı açtıkları zaman kıpırdadı. Şafak. yerinden uzun süre kıpırdamadı. Kescez Allah'ıma! Ellerimle keserim! Doğu'da bağımsız Kürt devleti. 'Ya baba. "Geçmişine Kalktılar. Neden son"Kusura bakmayın. tek yatanda siz değilsiniz. Öyleyken." dedi Tülin. Oylama yapacağız. yahu? Ne istedik ki adamlardan? Biliyor musun.' diyecek olduk. çocuklar. cık girişe doluştular. kirli tabakların zibilliğine döndü '"Kürdara azadi'ymiş!" dedi. çantalarını buldular. sormadınız bile. çocuklar. aşağıya inmek üzereyken. hadi." dedi Savaş. kalkalım. Rodoplu. Şişli'de bir toplantıdayım. o toplantıdan çıktım. Ceketlerini aldılar. 'Kürt halkının ki MHP binasının önünden geçtim. size başkalarını uluorta yargıla- Günay.' demez mi? Biz. Ülkücüleri niye dövdük. Şafak yerinden kıpırdamamıştı. Kescez. sana bir şey anlatayım. İçimden . boşalmış bardağını doldurdu. Pavloviç'i almış önden yürümüştü. ilişkin hiçbir şey bilmiyorsunuz. Savaş Bey! Kaldı ki.

Hiç görmedin mi?" Yine kapı çalındı. ben Alpaslan'ın tosunlarından medet umar "Var sen hesap et! Hesaplı. 'Bu takım gitse gitse Günay Abla'ya gider. udlu. "Tanımadım. kadına döndü. tabii. Öyle. ama. bilmediğimiz için getirmedik. ikisi kız beş üniversiteliy- başlayan şiirini değiştirmişlerdi. Rahatsız etmiyoruz ya?" "Evde misin." "Oynar. "Biz de sofradan yeni kalkmıştık" . vallahi ANAP'a geçerim. diler. canım!" sana ne deyim.' dedik. daha sonra bestelenen "Takalar geçiyor allı yeşilli." dedi Rodoplu." "Oooo. burası da vatan yahu!" "Ben bu hale geldiysem. Ani bir hareketle." diye "Abla.hale geldiysem." demeye kalmadı. vallahi. kadınlı erkekli sesler "Başka birileri geliyor. İçimize sinmedi. Hakanlarda yemekteydik. "Hani nerede. geldi aşağıdan. misafirin varmış senin!" dedi Erdoğan. var sen hesap et!" yumruk ettiği eliyle sildi. "Faşolar geliyor allı. Nasıl tanımazsın?!" "Bir şey unuttular herhalde. Tecavüz sahnelerinde filan oynar. cüretle oturuyor bu adam? Onuncu sınıf Yeşilçam figüranı!" "Ne işin var senin bu heriflerle? Günay Rodoplu'nun masasına hangi "Türk filmlerinde oynar bu. önemli de değil. "Ne figüranı?" "Yok. kudümlü bir meşk ettik ki sorma. yanık yürekli!" En büyüğü yirmi üç-yirmi dört yaşlarında. plânlı partiyi ele geçiriyorlar! Bak. değil misin. Kötü adam rollerinde. yeşilli! Faşolar geliyor. aletleri getirmediniz mi?" "Girsenize. SHP partiyse. kapıda bir şarkı tutturdular." dedi Şafak'a. kitaplı. bu böyle giderse. Ecevit'in. Çıktık.

genç kıza döndü. Buyurun. "Bize bir türkü söyleyeceksin artık!" "O değil de." "Saz olsa. Seherdeki kuşlar ile çağırayım Mevlam seni. Dağlar ile taşlar ile çağırayım Mevlam. düm tek tempo tutmaya başladı. Erdoğan. nereden geldiğini şaşırmış gibiydi. bulaşıkları itti. "Yok." dedi." Diğerleri de birer ikişer katılmaya başladılar. "göçmeniz. Dördüncü sınıf öğrencisiyim. seni! M-mmm m-mmm -mmm. hızını alamamış olmalıydı. delikanlı elini kalbine götürdü. masanın kena- "Az önce gittiler." dedi Erol." dedi kız. Atiye?" "Azeriyim. "Sesi çok güzel." dedi Rodoplu. Belki de. Erdoğan'a bir bardak gösterdi.." dedi Atiye. neşeyle. selamladı.. Rakı masasının ol- olayın üstüne gitmek için." "Sizin oralardan. Şafak Özden. "Öğrenci misin?" "Dişçilikte okuyorum. Tur dağında Musa ile. seni. teşek- . "Bu küçük hanım sahici profesyonel! Ne güzel!" rında eliyle düm tek. tevhide! Hak ya ilahe illaallah! Allah! Hak ya ila he illallah!" duğu yerde ilahi söyleniyor olmasını hiç beklemiyor olmalıydı." O bitti. "doldurayım mı?" işareti çaktı. "Gökyüzünde İsa ile. kızcağız. Şafak'a. "Sen kimsin?" "Ben. Çağırayım Mevlam." "M-mmm-m-mmm -m-mmm mm mm mm mm. Elindeki asa ile. "Atiye.. solistimiz oluyor." dedi kız. "Buyruğun tut Rahmanın tevhide gel.. Atiye. abla." "Nerelisin.Kızlardan birisini tanımıyordu.

tık. Şafak'ın kimliği ortaya çıkmış. "Biz sağa çektik." Faşizmin şakası bile ürpertiyordu. gel- medin aney.. bahçeyi dolan da gel! Hasta düştüm. başka bir anahtardan. Acı çekiyor sanki. Hakan katıldı. bari can verende gel!" ağlama aney. abi. allı "Bırakın bu işlerin yakasını. 'Ben Türküm' dedin mi. baştan aldı. Tıkandığın yerde." dedi. Aklama nedenini de biliyordu: Acı çekiyor olması. Şafak'ı aklıyordu. kendisi çay koymaya kalktı. ağlama aney! Mavi yazma bağlama! Mavi yazma. Git gidebildiğin kadar. yeşilli faşosun. Hadi. "Ağlama yâr.. "Ne iş. Rodoplu'yla göz göze geldi. abla!" "O da katılır. "Türk solcusuyum. " Umduğu oldu. Şafak'ından koca bir yudum "Ağlama yâr. aklanmaya davet olmasına kıyamıyordu. solar aney! Yüreğimi dağlama!" etmekti. kür ederim. Rodoplu'nun suyu koyduğunu bilmiMın-mmmmm. Dön"Faşo. bu 'faşo' işi?" faşosun. Şafak'ı. canım!" "Bir dakika!" kendi bardağını göremedi. hadi!" "Atiye'nin yanında! Utanırım. Çay içeceklerini. "Bu ülkede.yordu. sert baktı. abi." dedi. 'Müslüman'ım dedin mi. sert "Ben solcuyum!" dedi. tamam mı?!" Aksini iddia "Tamam." dedi Erdoğan. düğünde. acıları son bulacaktı "Almalar olanda gel aney. tez aldı. arkandayız. Erdoğan. Şafak." dedi." . bıraktı onlar söylesinler. Türkü söylemeye davet etmek. tanışma bitmişti. Rodoplu. Türkü söylese aklanacak. sol şeridi sana bırak- eden varmış gibi meydan okuyordu...

en türkü!. 'titreş- tiğini' duydun mu?" da halay çeker?" saf. ayrılık. insan ne zaman türkü söyler ya da bir resim yapar ya "Ne zaman?" "Algıladığı dünyayı duygularıyla ifade ettiği zaman." dedi Erdoğan gülerek. sana çatabilmirem! Ayrılık. Ne- . bir can Verende gel!' Delilik gibi bir şeydi. Öyle de böyle "Kütahya'nın Pınarları?" diye onayladı. ağlamaya başladım. adil. 0 ne yapacağını bilmiyor. Algıladığını gelmedin aney. sustu. birden başladı. 'ağlama yâr ağlama aney. bu hicri başımdan.. "Bir türkü yetiyor sana? Bir "Sen hiç Güner Karabacak'ın. ta"Farkında mısın. " rini çektiği. yüreğimi dağlama. uygarlıkları dünyadan esirgemeyen Türkiyeliler. "İstemem. abla.. güvenli. aman Vehbi'm. Rodoplu. 'Gelmeyen sensin! Ben değil!' Sonra. ama söylemeye kıyamamıştım. kişilikli Türkiyeliler. mamlanmış. Çok da yorgun olmalıymışım ki. Ben ağlıyorum. Şafak beni geliyoruz. biyofil. aman ayrılık. özgün Türkiyeliler." dedi Şafak. " Seni kandırmaya. Hic- vakur. beni eve getiriyor. 'Aman. Günay'cım.' dedim. atabilmirem! Neyle- yim ki. söyle!" Ne istediğini. En katıksız. gece yatabilmirem. demek istiyordum. Azeri kızı devraldı.sen bilirsin. en yalın halindedir türkü söylediği zaman. anladım." dedim. Zigana'dan Kafkaslara uzandı yine. hasta düştüm den olduğu hüznü biliyordu ya da ne hissettiğimi algılıyordu. evet. Yolda Bir zaman hatırlıyorum. olur mu? Ben ölürsem. deli ettiydi. "Evet?" "Biliyor musun. dünya sana kalır mı?' diye titreştiğini. "Hadi. çektiğinin tükettiği atmosferin hakkını veren Türkiyeliler. biliyordu Günay. abi.. "Hicrinle. "Sizin yardımınıza ihtiyacım yok!" "Peki. nazlanmadı. '0 türküyü ben söylemeliyim.. Seçim kampanyası sırasındaydı.

türkü ile ifade ediyordu. Eze eze de oğlan derken. Garip gelecek ama gerçekten onu ilk kez anlamaya başladığımı o gün hissettim. utandı. Ehliyet de yok ya. Günay Rodoplu'yla gerçekten tanışmamızı sağladı. rım benim!" "İlahi!" dedi Rodoplu. Sedat'ın aşağıda onu beklediğini gençler gittikten sonra hatırladı." Birden gevşedi. Öyle bir yürüyüşleri var. kravatını gevşetti. Diğerleri de öyleydiler aslında.' demişim. Onur Oflu hariç. "Hadi. Dürüst olduğu. ayıp oluyor. Şener'e 'Çorapla- rum. gel yanıma!" "Nasıl unutursun! Ayıp çocuğa!" "Beklesin. Biliyor musun. Evli. o adamlar sahiciydiler." rımı çıkarıver. onları. "Sedat mı?! Yok. Şafak. . "Çok seviyorum. geçen gün. O getirdi. Nasıl olduğunu anlatacağım. Hele Sedat'ı! Oğullarımdan daha çok seviyo- "Ne var? Oğlum o benim. 0 akşam Erol da sahiciydi. O da kocaman adam." "İçkili araba kullanmak istemiyorum. yani? Koca adam. Unutmuşum. koçum benim. Çıkardı çocuk. canım! Neden?!" "Niye yukarı çıkmadı?" "İstemedi. ama önce o akşamın geri kalanını söyleyeyim.' dedi ve aklım başıma geldi. kendisi olduğu zamanlar hep türkü söylerdi." "Eeee? Ne oldu." "İnip alalım!" "Kaç saat şimdi?" "Dörde geliyor. Ceketini çıkardı." Mahcup mahcup güldü. Sonra da bir ara. peki?" bana ilk geldiklerinde. 'Abi. Sorunun cevabı. çocuğu var. kardeşlerimin yanında! Göreceksin! KoçlaGünay'ın aklı kesmedi. ne işi var?" "Laf mı şimdi." "Gitmiştir. ne diyeceğini bilemediği için.

Şafak'ın yanında da kendi başıma yatacağımı hissettim. "İğrenç görünüyorlar. bilgilerimi tazeliyordum. Bir dediğimi iki etmiyorlar. Çocukların ne olacakları belli mi? Değişmeye giderken geçirdiği geceyi düşünüyordu. o olmamıştı. daha doğrusu. öylece durdum. Gözlerimi tavana diktim. Rodoplu. Verimli desem. yanına geldiğimde uykuya dal- . hoşça vakit geçirmemiştim. "Gelsene. Ne ki. Birilerini yalnız hissettim birden. sendikacıdan öteki meselelere kadar hissetmıştı bile. Düşünüyor. daha çok severim." dedi Rodoplu. hadi. memnun etmekse. Onlar olmasa nasıl dönerdi o dükkân? Politika yapabilir miydim?" Uzandı. kız!" "Ben şunları toplayayım. Kendimi çok "Hoşça vakit geçirmekse. gel yanıma!" Gözlerini dikti. hiç değildi." "Yarın toplarsın. Onunla konuşmaya." tiklerimi anlatmaya karar verdim. "Şimdi!" "Ne oldu şimdi?" "Niye? Tabii."Çocuklarından daha çok nasıl seversin?" Bunların belli ama.

arkadaşım. Eve kilim yaymak. kötü söyle hoşgö"Böyleyken. 'bilimsel' terimler istiyorsun. kendi kendine konuşur gibiydi. Öyle değil. Öyle değil. ama kenedindeki 'sen'i söyle. . kendindeki insan'ı söyle demek. Arka-planımın beni 'çoksesli" müziği sevmeye yönelteceğini sanıyorsun. İyi söyle içim ısınsın. Bu aşkı sana anlatabilmem için. bir türkü ile kandırıldığımı söylüyorsun. egzotik bir aydın tavrı." Onu düş kırıklığına uğratmıştım. Ya da. çanakla süslemek gibi bir şey." Başını önüne eğmiş. "Türkü sevmemi halk dalkavukluğu sanıyorsun. "Öyle değil! Kandırılmadığım tek zaman türkü dinlediğim zaman!" Duraladı.VI '"Bana bir türkü söyle!' ne demek biliyor musun?" diye döndü Günay Rodoplu. rüyü öğreneyim. ister Lehçe söyle. ama içindeki kendini söyle. "İster Türkçe.

evireceğim.istedim sen olayyordum. şaşırmış kalmıştım! Ne diyeceğimi ". senin bu sözcüğü her duyduğunda irkilmeni istiyorum.Batılı gerekçeler istiyorsun. okur gibiydi. peki!" dedi. SHP'yi. Eylemlerinin sonuçları şimini yok eder. eylemlerini kendi dışından dayatılan bir düzenin normlarına göre sürgit ayarladığı durumdur. büyük ilerici! Dinle benim ambalajlanmış 'doğruları tüket- kısık. insanın kendisini 'el' gibi.. Ama bu kelimeyi değil. selvide dal olaydın!" diye söylendi kısık 'el olma' ifadesini kullanacağım. Neden sonra. Yüzüme . Ramazandı. dın!" Hiç beklemediğim bir patlamaydı. sine el' gibi gördüğü. "Dinle. kendisini 'kendi- kendisini çıkmaza sokar. yüzünü çok uzaklardaki Sultanahmet Camii'ne çevirdi.. tutucu. 'yabancı' gibi algıladığı pa- tolojidir." gibi anlatacağım. ama yine de boyun eğer." diye başladı. benliğinden uzaklaştırır. kendisi ile olan ileti"Nasıl şey o öyle? Delilik!" diye mırıldandığımı hatırlıyorum. bilemedim! Hasta yatağından kalktı.. bir materyalist gibi anlatacağım. istedim sen olaydın! . pusmuş oturu"Yabancılaşma. beni. Tekrar konuştuğunda meydan mekten bir türlü vazgeçemeyen aziz dostum! Dinle de sana 'ağyar'ın öyküsünü anlatayım. hatta tapar eylemlerine!" şöyle bir baktı. pencereye yürüdü. "Bireyin dünyasını kendi adına biçimlendiremediği.almada al olaydın aney. Veremezsem. Şafak'ı. Zamandaşı olduğun 'Türk'ü patolojik bir vakıaya indirgeyen 'yabancılaşma'nın öyküsünü anlatayım.. gerici sayacaksın beni. Öyle değil! Öyle değil! Ne. canım. Az sonra şerefelerin ışıkları yandı. Anlıyor musun? Çevireceğim. Anlatacağım ve sen kooperatifi. kendisine duyduğu muhabbeti soğutur. "Bana göre yâr mı yok aney. Ben. ben. çünkü daha çarpıcı! Çünkü. bir idealist Büyük Yalanı ve ihaneti anlayacaksın.

" İçini çekti. rak. kendisi tarafından yönlendirileceği yerde ona tepeden bakan ve karşı olan bir güç haline geldiği durum' diye tanımlar. Cinnet. yani." dedi. Bütünüyle yabancılaşma durumu. bakınız. arkadaşım! İnsan. Kuran yabancılaşmayı 'kendi istek ve tutkularını ilah edinmek' şeklinde tanımlar. onun önünde eğilir. kendisinden bağımsız olan bir şeydir sanki. "Delilik tabii. kendisinden 'gayri' olan bir güç. Günay Rodoplu'nun beni uzaklardan yakınlara. bilinen en eski patolojidir. kakar bir put yapar. Tevrat-İncil-Kuran üçlüCasiye 23. O da farkındaydı. ettiği bir puta. sündeki karşılığı 'putperestlik'tir. Sınırsız yeteneklerini kullanabileceği onca şey varken. savurduğunu daha önce de söylemiştim. hem de başkalarını 'nesneleri algıladığı gibi algılamaya başlar. hem kendi- . Kendisi. putperestlik ile tek tanrılı dinler arasındaki fark. yakınlardan uzaklara "Şaşırdın. "Fransızca'daki karşılığı 'ailene'. 'aiendo'. İnsansal zenginliği ile. değil mi?" diye sordu. sonsuz yetenekleri ile "Put bir kere inşa edilmeye görülsün. Ortalıkta avare kasnak teması kesilmiştir. yani elleriyle inşa sun? İnsanın kendi eylemi.İspanyolcada. " tabii. "Yaygın söylemden farklı ola- fırlattığını. efendim. kendi eyleminin sonucuna tapıyor olmasıdır. Furkan: 43. ona tapar. sertçe. denir. cinnettir. ona tepeden bakan ve karşı olan bir güç haline gelir." Acı acı güldü. 'psikopat'tır. gibi dönenir durur artık. putu. İngilizce'de deli doktoruna 'alienist' dünya ile bağlarının tümüyle kopması hali. "Marx. kişinin "Yabancılaşma. kişinin yabancılaşması. putperestlikte birden fazla tanrı olması değil." dedi Günay yavaşça. 'kişi- nin kendi eyleminin kendisine el olan. canım. var olma nedeni diye o putu beller. Anlıyor mu- sini. kendisine yabancı.

.. değer yargılarımızı karmakarışık eden... "Türkiye'nin kavgası. boyun eğmekle başkaldırmak arasında bırakan..." Kelime bulmakta zorlanıyormuş gibi ağır ağır konuştu. seçme hakkı bir sanrıdan ibarettir. dünyanın ondan sorulduğunu unutmuş- başkalarına 'el'dir. Sökmenoğlu gibi haysiyet sahibi bir adamla Süleyman Demirel'i bir arada rek. özgür iradesi değil. kendisine 'el'dir..tur. İşin aslını asla öğrenmeyecektir. gerçekliği değil. Büyük Yalan'a saygıyla biat ettiren çeyrek. " Şiran'la senin. "Murat yaşamak durumunda kalmamız demek olan çeyrek. umutsuzlukla umut. insan olma keyfiyetini kaydı hayat şartıyla bir puta devretmiştir! Bundan böyle kendisini.. kiye’sinde daha 'çeyrek' var. çölden vahaya. ağyarla yerlinin kavgasıdır." diye fısıldadı. Ne kendisini.. vahadan çöle atan." dedi Günay. "Mecazi "Yeşil elma. yerden yere vuran. maktadır. hiçbir ulus bizimki kadar hoyratça savrulmadı demek olan çeySultanahmet'i seyrediyordu. den sonra. savuran çeyrek.. Türk'ün Türk'e sevgi/nefret ilişkisi geliştirmesine neden olan çeyrek. Yapıcı gücünü. ne- . Eylemlerini 'put'u belirler. duymadı bile.. Şafak'la benim.. yapa- Dünyanın sahibi olduğunu. Özgürlüğü bir illüzyondan. çünkü. Dünya kuruldu kuYatağına dönmesini istedim. tarçın ve kekik kokan 'çeyrek' bu çeyrek! Bizi bu ülkede çeyrek. başını salladı. ne de çevresini toparlayabilir. Çağdaş Batı toplumunda 'yabancılaşma' tamdır. günümüz Tür"Dörtte bir kadarımız henüz yabancılaşamadı. İlk kez görüyormuş gibi rulalı. ahlâk kaosunu körükleyen." birden aklına gelmiş gibi duraladı. kendi bilecekleri sınırlı bir 'şey' olarak algılayacaktır. yaratıcı güçlerinin ve aklının aktif taşıyıcısı olarak değil.. hayali ihracatçıyla âhi evran esnafını zamandaş kılan çeyrek. şaşkına çeviren de bu çeyrek." dışındaki ve varlığını borçlu olduğunu vehmettiği güçlere bağımlı. kendi yarattığı çarpıtmaları algıla'Çeyrek'ten kastını sordum..

"İç sömürgeciliğin kurbanları. hatta hezeyanına verebilirdi. milyonlarca sevgi. Ne ki. tapar!" "Günümüz Türkiyelisinin putu. çekirdeği." diyordu. ne varsa yağmalarlar! Türkiye insanı. umut ve umutsuzluk içeren yüzüne bakarken. hoşgörü. aşk. olacak! Onun öldüğünü ben görmeyeceğim. Şiran Ören." tan olamamaktan yakındığı günleri düşündüm! Ne kadar yanılmıştı! Günay'ı hiç böyle görmemiştim! Hiç bu kadar kararlı olmamıştı! MiliFeryadının Şafak Özden'le olduğu kadar o günlerde bir ailenin baca- sından içeri bomba atıp yarım düzine çocuğu öldüren PKK ile de ilişkili olduğunu hissedebiliyordum. ideoloji. Tülin'in dediği gibi. inanç. "Söyledim. aynı anda sözcüğünü. sizi yine de seviyorum. dudaklarını ısırdı. merhamet darbesi anlamında kullandığını anlayıverdim. beş değil. Şafak Bana döndüğünde gözleri yaşlıydı. Çözmem gereken kavram. Rodoplu'yu daha az tanıyan birisi. coup de grace. rikkat. toplumsal ka- . kısık kısık. şöhret. nefret. Bir değil. boyun eğer ve 'Toplumsal karakteri "Ulusumuz insanlarının çoğunun paylaştıkları. ya Şafak Özden' "Ölümüne kavgadır!" dedi. Ben. 'günümüz' sözcüğünü altını çizerek vurguluyordu. rakter zaman içinde değişirdi çünkü. ne ölen 'şafak'. Ancak. "Topluma iyi uyarlanmış. özen. tavrını pekâlâ da düş kırıklığına uğramış bir kadının duygusallığına. başarılı tip. bağlantıyı kuramıyordum." diye tanımlıyordu.kavgasıdır!" '"Ya biz. "ölüm" dedi Günay. Para. acıma. "Ama. yüz yağmacı. bastıkları yerde ot bitmez. 'put' kavramıydı." binlerce. bilgi. Yüz binlerce. "Ne öldüren 'ben'. güç. korkma!" dedi. ortak kişilik yapısının günümüzdeki özü. günümüzün toplumsal karakteridir. saygı. bu karakteri kendi elleriyle yaratır. milyonlarca Şafak Özden. Ama. işte!" Yaşları yanaklarını buldu. ya onlar!' kavgasıdır! 'Ya Günay Rodoplu. Sustu.

toplumsal hiyerarşiyi altüst eden." dedi. cemaatin bağımsız bir varlığı olduğu vardır. karşılıklı sorumluluklar ve birtakım örfi kısıtlamalar çerçevesinde bir dayanışma içererek gelişir. "Malum. herkesin bir yeri. ("Arzinde yer almasıydı. 'dünya' bu evrenin du. 'cemaat'tir. Yahudilerin Yahova'sı gibi. İlahi düzende. Artık sadece 'cemaat'i değil." düşünülemez. "Lordun köylülerinden hizmet talep etmesi Tanrısal hakkıdır. köylü de köylü. 'dünya'nın evrenin merkezindeki yerini kaybetmesi ile coğlardaki keşiflerdir. insanın." diye anlattı. Kapitalizm öncesi. ona bakmak lazım. Lord.belli. gökyüzünü." diye mırıldandım. türdaşlarımızla paylaşmadığımız niteliğimiz yoktur ve son özetledi. o gün. buna önceden kararlaştırılmış bir konumu olduğu düşünülüyordu. O kadar ki. nasıl öfkelendiğini düşünebiliyor musun?" "Onlar da mı lahmacun yiyorlardı?" diye sordum. bes"Günümüzün Türk toplumsal karakterini anlamak için kapitalizmin gelişim süreci içinde Batılı türdaşlarımızla ne oldu. yeni para . merkezindeydi. on beşinci ve on altıncı yüzyılbabası magandadan nasıl ürktüğünü. Feodal sömürü. her şeyin ölçüşüydü. lordkarşılık onları asgaride de olsa doyurmak ve korumakla yükümlüdür. ama yaşayan insan'ın." diyordu) sistemin merke'İlkel toplumlarda evrenin merkezi. Ortaçağ'da evren çok daha 'büyümüş'tü. yıldızları da içeriyordu. bu sürecin tanımlayıcı niteliği. İşte. On altıncı yüzyıl insanı. 'İnsanımız artık yeşil elma. rafi keşifler aynı yüzyıllara denk düşerler. Avrupalı türdaşlarımızın dügeçiren. Ama. bizim Ülgen'imiz. 'Yaratılış'ın nedeniydi. önce on altıncı yüzyıl Batı insanının dünya görüşünü zuları ile kederleri ile. Rodoplu. Cevap vermedi. Seçkin Lord'un karşısına dikilen eski uşağı." tahlilde biz onların patolojisini ithal ederiz. "Cema- ati’n dışındaki her şey karanlıktır. kekik ve tarçın kokan bir yiğit değil. her cemaatin kendisine mahsus bir 'tanrı'sı bile dünyayı. Durağan toplumu harekete şüncesinde.

Sevgi ilişkisi." fark etmesinin aynı döneme rastladığını söyledi. İlki. 'birey' ol- ti. serbest pazar belirleyecekti. klan bağlarını kopartan insanların siyasi ve ekonoboyun eğmeyeceklerini haykırdılar. Bu ilişki iki türlü gelişebilirdi.gecekondu yaptıkları kesin! Önce kilise arazilerini. Antwerp gibi. kendisini dünya ve diğer insanlarla." dedi Günay ciddi ciddi. bu yüzyılda irrasyonel otorite'ye. biziz. Avrupa’nın en güzel şehirleri böyle oluştu. "Ben." derdi. Avrupa tarihinin bu noktasının dünyanın gelecek "Batılı türdaşımız kendisinin klanından ayrı ve farklı bir varlık olabi- leceğinin ayrımına varıp bireyselliğini tanımladığında. millete tapınma ilişkisi değil de. emeklerini ye sahiplerine para karşılığı satacaklardı." la yeni bir ilişki geliştirmek zorunda kaldı." diye anlattı. emek pazarında ve özgür iradeleri ile imzaladıkları bir kontratla sermaGünay Rodoplu. "Ben kimim?" sorusunun sorulabilmesi için. 'Bireyselleşme'. Rodoplu. Emeklerinin fiyatlarını da lord değil. cemaatinden ayrı bir "benliği" olduğunu "Onu bilmiyorum. bütünlüğüne. Bundan böyle kendileri gibi ölümlü "İzleyen on yedinci ve on sekizinci yüzyılların kapitalizmi." dedi." . par- çası olunan bir bütünle kurulan iyileştirici ilişki. kendisini henüz 'birey' olarak algılayamadığından. onların öngördükleri biçimde çalışmayacaklar. sonra lordların topraklarını işgal ettiler. Biyofilik. bireyselliğine za"Evet. dünya ve insanlarrar vermeden bağdaştırabilecek ilişki türüydü. duklarını keşfeden. akılla kavranamayan otoriteye lordlar için. yani. klana. İlkel bir cemaatin üyesi. bireyselleşme sürecinde aldığı mesafeyle doğru oranda büyümüştü. "Bir aşirete. "İnsanlar. kişinin mensubu olduğu klandan baş vermesi ile baş- mik özgürlüklerine kavuşmalarının öyküsüdür. feodalizmin yıkılması gereklamış. Avrupa insanının. "Ama soğan koktukları. yaşamsever bir ilişki demek istediğini düşündüm." beş yüz yılını belirleyen bir nokta olduğunu düşünüyordu.

her iki durumda da özgürlü- . Anlamaya. bağlayıp. Rodoplu’nun Rodoplu. bir ideoloji olabilirdi. ya böyle bir ilişki olacaktı ya da "Kendisinden 'daha büyük' olan bu 'şey'. ulusunun. kendi yüreğinle bütünleştireceksin." küm' ederek gerçekleştireceğini sanır. Saygı duyacaksın. sınıfının. bütünün parçası. bütünlüğünü kaybeder. kadın erkek bir başka birey. özen. Günay. mutluluğunda aktif bir rol "Dayanışma. Zekânı değil. saygı. tarafların kendilerini ve başkalarını ol- toplumunun. sevdiğinin. İhtiyaçlarına. sorumluluk. Bu türlü ilişkide. Gelişmesinde. muzu düşüren maymun misali. 'bütünü' kendisinin bir parçası haline getirmeye çabalar. toplumunu olduğu gibi görmesini mümkün kılıyor. Kişinin iç Sevgiyi." diyordu. bunu da ona ya 'itaat' ederek ya da 'tahakğünü. aklını kullanacaksın. ideolojinin ne yaptığı. hele de dile getiremediğin ihtiyaçlarına cevap vereceksin. bir aşiret. Ama. Sen bir seyirci değilsin. birey. Sorumlusun. gerçekliğin özünü bulmaya yöneleceksin. bir kurum. Toplumsal düzlemde. yüzeyin altında kalanı kavramaya. deği. örneğin. Özden'in Özden olmasına duklarından farklı görmeye ya da göstermeye gerek duymadıkları ilişki teşvik ediyordu. cektir. bir kavim.nü ve farklılığını bozmadan bütünleşmesi olarak tanımlıyordu. olmaktansa. onu isteklerin ve korkuların doğrultusunda çarpıtmadan. Kişisel düzlemde." Bireyin dış dünya ile kurduğu ilişki. nesnellikle bakacaksın. "İlüzyonsuz. hatta seviyorsan. kişinin kendi dışında birisi ya da bir şeyle kendi bütünlüğü- dünyasını ortaya dökmesine izin veren iletişimdi. türü. Sopalarını birbirlerine cak. "Eğer izin veren ilişkiydi. bilgi. Onu tanıyacaksın. özüne inecek. bireyin çevreden farklılaşmasına izin veriyor. çekir- bir millet. kadın ya da erkek sevgilinin. kısa vadeli bir amacın olmayakişinin kendisinden daha büyük bir şeye 'sığınması' şeklinde gelişecekti." diyordu. hangi yolda geliştiği seni ilgilendireoynayacaksın. Ona. paylaşmaydı sevgi.

aşireti.birbirlerini beslediklerini. Köleler ve firavunlar. 'İnsan 'her şeyin ölçüsü' olmaktan çıktı. Mesela. Bağdaşma 'ben' bilinci gerektiriyor. dünya ile yapıcı teması sürdürebilmenin koşulu. sadistik kişiliğin hükmetmeye yöneleceklerdir. dünya ile bağdaşacağım derken. İkisi de. Ne ki. Mese- yılda Büyük Makine oldu. yirminci yüz"On dokuzuncu yüzyıldan itibaren. örtülü ya da açık bir düşmanlıkla sarıldıklarının farkındadırsunun üstesinden gelebilmek için daha çok itaate ya da daha da çok "Daha da kötüsü. onun yerine iş." klanının. kendisinin yönlendirdiği. Tanrı'yı terk ettiler ama yeni bir 'put' yapıp." dedi Günay. diler. Kişinin ayrı bir 'benlibaşvermesini gerektiriyor." diye anlattı. onları oluşturan insandır. üretim ve pazardı. Batılı türdaşlarımız bunu becerememişlerdi. onlara hayat veren. aşiretinin. Son tahlilde ikisi de aynı düzene mahkûmdurlar. hatta çağının kölesi olmayan. "Çünkü. Her iki durumda da bağdaşma yoktur. Mazoşistik kişilik ile sadistik kişilik sonunda aynı kapıda buluşurlar: Biri kendisinden üstün bulduğuna sığınır. öteki de alçak bulduğuna. alkışla." dedi Günay. bütünlüğünü kaybeder. Batılı türdaşımız için Hıris- . Kişi. kişiği' olduğunun bilincine erişmesini gerektiriyor. Ne ki. onlardan biri nin kendi eylemini kendisine yabancı bir güç olarak algılamaması. Rodoplu. Avrupalının toplumsal karakteri değişikliğe uğradı. tam tersine. üretim ve pazar yerleşti. Bu 'put' on dokuzuncu yüzyılda iş. Ancak. hükmettiği ailesi. egemen olduğu. buna boyun eğEl olmamanın. sonuç. klanı olmadan yapamaz. "düşmanlarla sarılmış olduğu duygu- İtaatkâr ya da mazoşistik kişilik ile tahakküm edici. Üyesi olduğu 'klan'dan lanmak istediği için alkışlayıcılara gitgide ve daha çok bağımlı olur. Yabancılaşmamış insan. kendisinden yana bir güç olduğunun farkına varmasıydı. lar. her zaman yenilgidir. ailesinin. Yeni 'put' önce Hıristiyanlıktan kurtulmayı gerektiriyordu. kliğinin. birbirlerinin sırtından geçindiklerini anlıyordum. olduğunun bilinci içinde.

' şuna ilişkin temel sorunları bir kenara bıraktık' diye dertleniyor. Yönetim Kuo yönetir. Tanrı'ya inandığını söyleyen çoğunluk Tanrı'nın varlığını çantada Ne demek istediğimi anlıyor musun? Yani. algılanamaz. ömürlerimizi kârlı ruz." kitaplı dinlerin vazettiği Tanrı belirli bir kalıpta dondurulamaz. tek tanrıcılıkla. insanın serpilmesi. Çünkü. çok büyük sorunlar çıkmadan geçiştirmek istiyokeklik misali kabullenir. Oradadır. Anlatım yerindeyse. 'insanın varolutın anlamını.tiyanlıktan vazgeçmek. aslında olan hacmine eşit sayıda tekrarlanır!" dedi. bir nesne. Tanrı'nın varlığı da. ve yabancılaşmış yaşam arasındaki kavgadır. 'Hayabir sahaya yatırmak. Deyiş yerindeyse. yapıcı Ancak. Ş. Bu umursamazlık hali dini ya da psikolojik sorunlar filan da varlığı da gündemden kalkar. çevre tarafından biçimlendi"Bu bağlamda. putperestlik arasındaki kavga. ne varlığı ne de yokluğu umursanır." suretinde yaratıldığı için insan da dondurulamaz. 'şey' olarak erişmesiydi. kendisinden vazgeçmekle eşanlamlıdır.' Laik Batı. Tanrı uzak bir Kâinat A. Günay. müzisyenlerin o olmasa da müzik yapabileceklerini hep hissedersin. ne de rilmektense. biliyor musun? Bir Amerikalı düşünürün dediği gibi. çevreyi biçimlendirecek' şekilde donanmak demekti. sorunların çözümünü bir yana bıraktık. İnanmayanlar için de yokluğu çantada kekliktir. büyük orkestrayı . 'mutlak kemal'e inanç tarafından bilimden alıkoyulmamak. 'Din vitrinlerde teşhir edilen mallardan birinden ibarettir. söylemiyle günlük emisyon lerinin ihtişamı Türklerin burnunu sızlatalı nicedir! Ama.'nin. Şeriati'nin demesiyle bu 'ne bilim tarafından inançtan." yaratmaz. ama.' Tanrı'ya inanırız. kişinin kendisinin rulu Başkanı'na indirgenir. Amerika Birleşik Devletleri'nin dindarlığı doların üzerindeki 'In God We Trust. bir taraftan bakıldığında da dinler serpiliyorlar gibi görünü- yordu: "Örneğin. Tanrı'nın Üç büyük dinde nihai amaç. "Kiliselerdeki nikâh törennedir.

" dedi. Ne diyeceğimi bilemedim! "Çağdaş Batılı. 'Dünyanın en mükemmel mamulünü. gelen Mesih olsaydı. bu dırılan Tanrı olmuştu! Batı'da yirminci yüzyılda yaşanan 'rönesans'ın tek tanrıcılığın karşı- yüzyılda ilk kez. Adam sahte Mesihlere Amerika'nın çok ünlü bir papazını. kiliseler ve sinagoglar çağdaş hudi olarak yaşadıklarına inandırmaktır. "Ne kadar ironik değil mi?" dedi Günay. reklamcıydı. patron Tanrı. bir "Bak. "Bir de. Jus utendi et abutendi. insanları tümüyle din-dışı bir sistemde iyi bir Hristiyan ya da Yagerçekten iyi yürütürler. en din- sermayenin satın aldığı herhangi bir mala dönüştürdü! Emek. Sheen diye biri vardı. Papazlar ve Batı toplumunun yabancılaştırıcı güçleri yanında yer alırlar. iyi bir iş ortağı olsun diye dua ile borçlanhahamlar ne kadar bağırırlarsa bağırsınlar. yani işverenin ödeyeceği ücret dışında.her pazar dini yayınlar yapan televizyonlarda vaazlar verirdi. Müthiş bir neden bir deterjana tanıtma faaliyeti ona da yapılmasın?' derdi." Tanrı'nın ölümü. Tanrı'nın en azından onun geldiğini bizlere ilan etmesi gerekirdi. emeği . şöyle. satıyorum. Piskopos Sheen. ilişkin bir vaazında. Adam. Bunun farkına varmadıkları için de. Billy Graham'ı hatırlattı. Kullananın. Tanrı'yı. Günay." üzere kullanıldı. Tanrı'nın laştığı belki de en büyük tehlike olduğunu söylüyordu. İnsanlar Büyük Makine'nin yani çağdaş putperestliğin farkına varamazlar. Bu anlamda afyonluk görevini dar hallerindeyken küfre girdiklerinin farkında değillerdir. 'Eğer. kitaplı dinlerden hiçbirisi ile uzlaşamaz. en çok kapitalizmin işine yaramıştı. kullanmak ve tüketmek sorumluluğu yoktu. 'İnsanı bir 'şey'e indirgeyen yabancılaşma. Bütün yap- tıkları. putperest Yunan-Roma geleneğinde. Otomobil üreticileri kimlerle özdeşleştirildiğini görüyor musun?" yeni bir model çıkaracaklarını ilan ederler ama!' deyivermişti. Tanrı. o zaman.

insan olmaktı! Bu unutulmuş gibiydi. Oysa. ortaçağ kültüBu yüzyılda. Emeğin fiyatını biçen. çünkü onlar Doğuludurlar." kendi ülkelerini tüketmiş yağmacıların. insana ağyar olanın. İzleyen orman kanununa Darwin olması doğanın temel kanunuydu. yeteneksizliği ya da düpedüz doğa kanunu şeklinde açıkniteliği işçinin zalim bir biçimde sömürülüyor olmasıdır. 'Has- 'Hintliler acı çekmezler. Sami ırklar." dedim. Oysa. düşürmesinin Hıristiyanlığa uygun düşmediği söylenirdi. Sos"İnsan'ın ekonomi ve toplum için var olması söz konusu değildi.' Marx'a göre. galiba. bu onların şanssızlığı. dünyanın da onlara kalacağı yoktu. lığı ile sömürmesini kolaylaştıran söylemlerdi." dedi. Toplumun ve lum içinde bir grubu inciten ekonomik kalkınma sağlıksız sayılırdı. maalesef ırkların diğerlerinden yaradılışları icabı daha üstün olduklarını da ilan Marx'a kadar. "Ve bu ücret pazar tarafından kararlaştırılıyordu. Top- . Hak. ettiler. Hazreti İsa'nın 'mazlumları' artık kutsanmış değillerdi. Günay Rodoplu. dünya ile sadolandı. soyut ve tabiatıyla sorumsuz bir pazar ekonomisinin putperestlerin. Asya-Afrika insanını gönül rahatnekleri tamamen unutulmuştu. zayıfın telef bası orman kanununu yenmek. Anlamaya "Aynen. Renan'dan Marx'a kadar. on yedinci yüzyılda. sömürüye kulp takmak ister gibi bazı talıklı bir çocuğun pek zor büyümüş şeklini andırırlar. haksızlık gibi kavramlar adamakıllı köhnemişti.başlıyordum. Renan'a göre. bütün bunlar.' Tabii. "Gerçekten iğrenç! Düşünebiliyor musun. insanoğlunun binlerce yıllık çarenç bir yüzyıldır. İğ- mazoşistik ilişki kuranların nasıl işsiz ve açlık noktasındaysalar. yani Araplar ve Yahudiler. bir düzine düşünür. On dokuzuncu yüzyıl kapitalizminin tanımlayıcı gibi enteller bir de kulp taktılar: Güçlünün ayakta kalması. on dokuzuncu yüzyıl. Hıristiyanlığın hâkim olduğu geçmiş yüzyılların gele- rü henüz etkiliydi ve örneğin 'kâr' yapmanın bir haddi olduğu düşünülürdü. Mesela. Bir tüccarın başka bir tüccarın müşterisini çalmak için fiyat ekonominin 'insan' için olduğu düşüncesi henüz kaybolmamıştı.

Feodal dönemin tersine. İngiliz Tüccarının Külliyatı isimli bir kitap vardır. saygın yani yeniden insan kılmak. "Evet. kötülüklerin son bulacağını düşünüyorlardı. aracısız alan bir tüccarın haksız rekabetle. sistemin merkezindeki yerine oturtmak isterler. özgür. Biliyorsun.. sömü- rücü. on dokuzuncu yüzyılda kaydedilen ilerlemenin meyve yonel otoritenin ortadan kaldırılması halinde. Freud vereceğini. işçiyi bağımsız. istifçi. 'tamahkârlıkla' denir. galip geldi. irrasHıristiyan tanrısını şekillendiren anlayıştan kaynaklandığını görürsün! .yal dengelerin bozulmaması gerekliliği şeklindeki geleneksel düşünce desman. insan onurunun hiçe sayılması. otoriter." sınıflarını ve Asya-Afrika'yı yağmalamaları olduğunu söyledi. sonradan vazgeçti ama. homo economicusu serbest bırakmanın Rodoplu. Mesela. makinelere 'işçi düşmanı' On dokuzuncu yüzyılın toplumsal karakteri. 1731'de yazılan. Complete English Tra- parası olduğu için kredi kullanmak zorunda olmayan. Liberaller. Batılı ulusların kendi işçi tolojiyi düzeltmeye yönelikti. Montesquieu işçilerin sayısını azaltan makinelere 'habis' derdi. Dikkatlice bakarsan. Ve geçerli bir son tahlilde topluma yarayacağı inancının ürünüydü. işçiler sermayecilerin boyunduruğundan kurtulurlarsa. karakterdi. mallarını doğrudan suçlandığını biliyoruz. 'farklı' ve 'üstün' olmak. "Daha önce de konuştuk bunu. O kitapta. Ama. çünkü kapitalizm. " diye mırıldandım. sosyalist hareketlerin tümü sömürüyü ortadan kaldırmak. rekabetçi. saldırgan ve ben-merkezci bir karakterdi. çok üreticiden. dine olan itirazının Yunan-RomaEkonomik çile ortadan kalkarsa. dönemin patolojik sorunlarının sömürü ve istifçilikten "On dokuzuncu yüzyıl reform hareketlerinin hepsi bu toplumsal pa- kaynaklanan. insanlara bir içgüdü gibi yerleşti. homo economicus. Yine aynı dönemlerde.. kurtuluşun yeni bir ortam geliştireceğini söylüyorlardı. Marx'ın çıkış nok- tası dinseldir." "Kitabi dinlerin öngördükleri gibi. etkisini sürdürüyordu." dedi. Günay. Anarşistlerden Marksistlere kadar.

"Birey sistemin merkezi olmaktan çıka- etmesi kaçınılmazdır. yabancılaşmış ruhların işgal yaşayamaz. "Tek parti. kaçınılmazdı." dedi. Nitekim. bazılarının söylediği gi- bi. Ama Batılı türdaşlarımızı. işçi züldü. bürokratlaşıp hantallaşarak kitlelerle sosyalizmi ilerletmek için de." biçimde bütünleşmenin dünyası." "İyi de. demokrasiyi de en iyi biçimde işletebilmenin tek yoludur. Birbirlerinden farklı." diyordu. Sömürü. sosyalizme ağyar olanlara teslim Rafet Ballı'nın 'Sosyalist Sol Konuşuyor' adlı kitabındaki Dursun Ka- rataş söyleşisini hatırlattım. iki değer arasında bir iki sınıf arasında kim daha fazla pay alacak kavgasından ibaret olmadığı- kavgadır: Eşyaların ve istifçiliğin dünyası ile hayatın ve onunla yapıcı bir oldular. sermaye ve emeğin uzlaşmaz çelişkisinin Sosyalistler. demokrasiyi dışlamak şöyle dursun. Stalinlerden "ve onlara nı gözardı ettiler. yani yabancılaşma olmadan . bürokrasisiz. nıfsız toplum yolunu şaşırmasın. Günay'a ne düşündüğünü sordum. Karataş." lardı. işçi ve emekçi sınıflarla birlikte. Sosyalistler. Yeter ki. elli yıl sonra. on dokuzuncu yüzyıl reformcularının istekleri sınıfının sorunları Marx döneminde hayal edilemeyecek bir biçimde çööykünenlerden" koruyamamışlardı. Avrupa ve özellikle de Amerika'da. ama çağın patolojisine uygun reçetelerdi bunlar. "Sosyalizmin uygulayıcıları. rıldığında. "Sence neden Günay'cım?" Cevabı olduğundan neredeyse emin olduğum soruyu sordum. ölü-sevicilerle yaşam severlerin dünyası.da cinsel baskının kaldırılması halinde pek çok akıl hastalığının son bulacağını iddia etmişti. ülkeleri bürokratik yöneticilerin. parti Marksist-Leninist çizgiden sapmasın. Yabancılarla yerlilerin. "Oysa. Hitlerlerden. psikanalistler reçete üzerine reçete yazmış- hemen tümüyle karşılanmıştı." dedi. liberaller. sıolan bağını koparmasın. uzlaşmaz çelişki.

soyutlamaktan. servet sahibi adam diye kendisi 'çok bir şey olan'dan bahseder. insanın eşgönlü zengin olanıdır. Marx. Bu konuda en iyi tarif yine Marx'tan gelir: 'Bürok- ğında tebessümleşmek ve binlerce yıl anlaşılmadan tekrarlanmak. yeni yöntemler. di! Savaş'ın o akşam diline pelesenk ettiği özgürlük. Marx'ın 'özgür insanı' Pek muhtemeldir ki. Günay. Die Frühschriften. ideologlar da öyle." duraladı. ya Muhammed'i bilmiyor." dedi. Bin sekiz yüzlerde Avrupalı türdaşlarımız önlerine çıkan fırsatları . Marx! Gerçekten de milyonlarca budalanın dilinde. cehennemin ta kendisi. ne de ondan nefret ederler. kirlen- Marx için. ekonomi kurallarına uygun olarak yeni üretim teknolojileri geliştirmişlerdi. bakınız. "Öyle. sayfa 243. Yabancılaşmanın en önemli göstergelerinden biri de bürokrasinin rokrasiydi ve bürokratların kitlelerle ilişkileri. rat dünyaya faaliyetinin nesnesi olarak bakar." dedi. "On dokuzuncu yüzyıl kapitalizmi kişisel kapitalizmdi.'" Yabancılaşmış siyasi par"Birileri Marx'ı yanlış okudu!" nesnelerden ibarettir. ya Marx'ı ya da hiçbirini. ayrıntıda farklıydı." maz! Varım diyorsa. "Bürokratlar. 'insanca yaşam'. iş dünyasını da yöneten büolmaktan ibaretti. genelleşmek. Ebediyet. Seçimle gelmiş hükümetleri de. yirminci yüz- "Ve bu bağlamda.'" Cemil Meriç’i hatırlıyordu. çok şeye sahip olandan değil! Biyofiliktir. Hazreti Muhammed'e küfreden bir Marksist ola- değerlendirmişler.durumuydu. Kapitalist dünyanın öyküsü özde aynı. bunlardan sonuncusu doğru!" diye ekledi. '"Ölümsüzleşmek milyonlarca budalanın duda- "Talihsiz. kitlelere el "Önceden dayatılmış bir hiyerarşinin hizmetkârı olan bürokrat için halk. halkı ne severler. yılda anonim oldu. kirlenmek. sadece sosyo-ekonomik baskıdan kurtulmak değil. yaların ve olayların baskısından kurtulmasıdır. tiler de.

Sihirli kelime büyümeydi." diye tekrarladı. Bu anlayış kayboldu. Batılı türdaşımız kendisini her bak. yapmıyordu. gerçekten de orta direğin satın alabileceği bir otomobil. basının başarısının hidrojen bombasını zorunlu kılması gibi bir girdaptı bu." 'İnsanlar keşiflerinden gurur duyuyorlardı. değil mi?" "Yirminci yüzyılda. Her şeyin devleştiği bir dünyada durmak düşmek demek olduğundan. . Para kazanmayacak mıydı? El- an daha daha daha da büyüğe zorlayan bir Büyük Makine'nin kulu oldu. temettüler ertelenir. ama sağladığını düşündüğü toplumsal fayda da bir o kadar haz veriyordu. hizmet üretimine. üretmeyi hedef edinmişti. "Pazar ekonomisinin kendisine özgü kuralları sermaye sahiplerini işlerini istemeseler de büyütmeye zorladı." Yastığının yerini değiştirdi. politika üretimine kadar her türlü faaliyeti kastettiğimi anlıyorsun. karanlık çağların hurafelerinden kurtulmuşlardı. üretim 'elden çıktı'. üreteni yönetmeye başladı. Geçmiş zaman kullanıyor olması dikkatimi çekti. artı değer tüketilecek yerde yeniden sisteme gömülür oldu. Şaka mı yapıyor diye baktım. "Bu yüzyılın patolojisi de farklı "Üretim derken. Atom bominsanın yaptığı işten haz alması gibi kavramlar ortadan kalktı. bette kazanacaktı." dedi. yasa Anladığımı söyledim. Henry Ford. Üretenin ürettiğine yabancı olmadığı bir dönemdi on dokuzuncu yüzyıl." dedi. Günay. Nihai ürünün toplumsal fayda sağlaması. ünlü Model-T. müzik üretimine.mış. yılın patolojisi buydu. Doğayı kontrol altına al- "Üretenin ürettiğine yabancılaşması. Akılcı olmaktan. Neo-liberalizm geliyor ya!" üretimine. Mesela. kendilerinden başka karar mercii tanımamaktan dolayı övünçlü. nedenini sordum. kendilerinden emin ve mutluydular. olacak. imalattan. "Yirminci yüz"Artık yirmi birinci yüzyıldayız.

kimseye derdini anlatamaz. ." "Toptan yabancılaşma?" "Evet ve tabii birey yabancılaştıkça muhakeme kabiliyeti azalıyor. isimsiz otorite konuldu. dünyayı daha temiz. Bireyi bu defa da Büyük Makine yok etti! Birkaç yüz- yıl öncesinin feodal otoritesi gitti. efendim. aynı filmi gören.Şunu anlamalısın. metrolara. öz gerçeklikleri. 'ben. yerine 'kamuoyu ve pazar' denilen mak demek. İlkel klanların. birey. ofislere. yoksulları kollamak filan gibi hedefleri yoktur. oto- rının öngördükleri bir ritimde. kimse kimsenin dilinden anlamaz oldu. ehramlara taş yan yığın!" taşıyan yüz milyonlarca köle! Aynı gazeteleri okuyan. Büyük Maki- büslere birlikte akan milyonlarca insan! Büyük Makine'nin öz uzmanlate. otomobillere. bir amacı. Kimse. ama birlikizleyen. her biri bütünün bir parçası olduğunun bilincinde. insanlar teknolojinin hizmetine verilmiş. 'Farklı' olrıldı. sadece kendi doğruları ile bütünleşebilecek. Büyük Makine. teknoloji insanların emrine değil. gelişmelerin nedenini kavrayamaz oluyor." "Şöyle düşün. tüketen ve gidişatı sorgulama"Sorgulamayan. insanların arkasından iş çevirir. Tersine. toplum düşmanı olmak demek oldu. aynı TV’yi. " "Tabii." "Afrika totemleri gibi." diyordu Günay.. çok yavaş değil. çünkü. türdaşlarına iletebilecekleri gerçeklikleri soyutlaştıçekliğini görecek. açları doyurmak.. sadece kendi gerçekliği ile temas kuracak. kendi durumu ile halleşebilecekti. fabrikalara. Batılı türdaşımız bundan böyle sadece ve sadece kişisel ger- Olayların arkasında yatanı. deyse. birlikte üreten. Büyük Makine'nin insanları daha mutlu. daha yaşanılır bir yer kılmak. biziz'i kayboldu. İnsanların kendilerine ait. Büyük Makine deyiş yerinne'nin her an ikame edilebilir bir parçasına indirgenmiştir. radyoyu "Sorgulamayan?" "Birlikte çalışan. kendisini aşan bir hedefi olmayan bir düzenlemedir. çok hızlı değil.

aşağıdakiler de yukarıdakiler de. düşünüyordum. daha 'iyi' olmadığına dair bir söybirey. ideologları da pazar ahlâkı yok etti. ahmaklar da akıllılar yüzyılı. On altıncı "Ne yazık ki. Marx'ı. İlişkileri pazar yön- lendirdiği sürece. ama emredilmeye teşne. ilke ve vicdana kul olmadığına bütün kalbiyle rakter geliştirdi. diyebileceği bir şey İçini çekti." lem geliştirilince. neyin iyi neyin kötü olduğu den daha 'üstün'. 'yukarıdakiler'den değil mi? Bir profesör. efendim. köylülükten kurtulmayı. dünya savaşlarını da 'şeyleşti'. İnsanoğlu. 'Benim yargım'. Therese'deki rahibenin yüzünü gördüm yine! Transan"Onca gayretten sonra ne büyük bir düş kırıklığı!" dedim." dedi Günay. hususunda düşünmeye gerek yoktur. "Peygamberler zaten köhnemiş- lerdi. insan onuruna.Daha da kötüsü. "Batılı türdaşımız kendisini bağımsız ve öz- gür sanan. gençleri biçimlendiriyor. toplumsal makinede sürtünme yapmamaya teşne bir ka- kalsa. parmağının izi gibi eşsiz. yeteneklerine. şeyleşiyor!!! 'Benim düşüncem. Filozofları. daha 'yüce'. pazar ahlâkı gereği kurunun yanında yaş da yanınca. İrrasyonel otoriteden kurtulunmuş ama bu. "Benim kararım'. anlıyor musun? Kimsenin kimse- . Ama. 17 devrimini. hiçbir otorite. nu unutuyor. O. yegâne olduğukalmıyor." diye sürdürdü. 'Benim eylemim'. herhangi bir şey oluyor. 'rasyonel' otoriteyi de "Mürşitler yok oldu. vakarına. Türkiye'de yüz yıl da tır. ama kendisinden beklenileni yerine getirmeye teşne. Şeylerin benliği yok çünkü! Şeyleşmiş insanların benliği yok!" dantal dediğim acısını gördüm. bireysel vicdan yerini topluma uyma ve dışlanmama kaygısına bırakıyor. Profesör Sernea'yı hatırla." inanan. neyin doğru neyin yanlış. Başını salladı. üniversitesinin dikte ettiği 'Orient' kavramının dışına çıkmayacakgötürmüştü. iyiliğine duyduğu güveni kaybeder.

kendisini 'satışa çıkarır'! En çok beğeniyi hangi rolü ile toplayacaksa. başarılı olma çabasında o kadar çeşitli rollere bürünür ki. alkışlanmaz olunca. Mısır uygarlığı ile başlayan sistematikleştirme.ların saçma olduğunu düşündüm. kimliğini. bir süre sonra iş artık." "Robot olmanın karşı konulmaz cazibesi!" . "onur". Hal böyle olunca birey. hangi rolü en çok alkış getirecekse. "Yirminci yüzyıl Batılısının toplumsal karakteri.' demişti. ("Televizyon dizilerinde seyircilerin gülmeleri gereken yerler bile dikte edilir. Haklısın. Oyun. dan birisiydi. kimse ile boğuşmuyoruz ama kendimize özgü inançlarımız yok. Seslendirmede araya sokulan kahkahaları hatırla. çağın toplumsal karakterini numune kabul edip ona uyarlanmak gerektiği şeklinde ortaya çıkan mutabakata bağlıyordu. kalabalıklara rahat- ça uyum sağlayan. 'Bireyler olarak somut bir otoriteye boyun eğmiyoruz." dedi. birey giderek artan güçsüzlük duygusuna kapılır. "1950'lerin ABD başkan adayların- korkuyoruz.") kolayca Stevenson'un dile getirdiği patoloji. mesela. İnsanın 'şey'e dönüştüğü bir durumda. Peer Gynt patolojisidir. 'benden nasıl hoşlanıyorsanız. "vakar" gibi kavram"Elbette. topluma uyarlanma. tabii. bir 'robot'tur. daha çok tüketmek isteyen. hangi libasımla başarılıysam öyleyim'e kadar gelir. zevkleri standardize edilmiş." "Stevenson?" etkilenen ve öngörülebilen biridir. kendimiz yokuz!' Nedenini de. "'onurlu' ya da 'iyi' ya da 'hoşgörü sahibi' bir." dedi. çağdaş insanda 'benlik' kaybını anlatır." Ibsen'in Peer Gynt adlı oyununu anımsadım. o role soyunur. 'sandalye' düşünebiliyor musun? Bu kavramlar saçmalıklara indirgenip. Bu yüzyılda önemli olan tek şey kabul görmektir. insanın üstün vasıfları. bu yüzyılımızda son şeklini alır. insanca kazanımlarını unutur. Günay. Peer Gynt. 'Artık köle olmaktan korkmuyoruz ama robot olmaktan "Adlai Stevenson.

"Öyle değil' mi?" "Bunu açıklayacaksın tabii!" "Eeeeh! Şafak Özden olmayı kim istemez?" dedi Günay. Felsefe ve bilim. Amerikan feministlerinin ev kadınlarının mesailerine ekonomik aktivitenin temel uğraş olduğu Batı toplumunda rakamlama ve soyutlama üretimi. Günay. iş bölüdır. tabii. iş. Netaş ya da devlet bilmemne kuruluşudur. soyutlaştırır. dünyayı yeniden biçıkar. yaratıcı bir faaliyet. imalat sürecinin çok küçük bir parçası ile temasta- laşmış toplumlarda. Çalışma ve eğlenme. bir 'şey'dir. Onsuz yapamaz! Emek. Açıklayacaktı ve ben anlayacaktım." emek sayılmaz. Bak. parasal değer biçilmesini istemelerinin ardında da bu yatar. yutlaşır. insanoğ"Ne yazık ki. rakamlamayla başladı. birkaç çırak ile "Önce kapitalistin kendisi. zengin!. Çalış- Üretimin bütünüyle bağdaşamaz. "Zeki.. 'Soyutlama'. anlıyor musun? Öbür taraftan. bilançolara gerek duymazdı. ilk dönem kapitalisti bir kalfa. rakamlanmış değilse. çalışma. Sorumluluk so- mü. sabahtan akşama tekbir makinenin kolunu indirmektedir. iş ve kültür arasında uçurumlar oluşur. sevimli. yapıcı ilişki geliştiremez olur." duraksadı. diğer inlunun soyutlama yeteneği üzerine kurulmuştu ama. güçlü. çimlendirirken. yabancılaşmanın da temel öğesi oldu!" dedi. bir şey için çalışır oldular. sonra da üretim soyutlaştı. Yabancı- . Örneğin.' IBM. ama ne ki. yirminci yüzyılda büyümeye zorlanan iş bilanço üzerine yapılanır. karmaşık muhasebe sistemlerine. ekonomi dünyasını aştı. sanlara ve kendilerine bakışlarını değiştirdi. üretimi de uzmanlaşma. bu dönüşümü. insanlık tarihi kadar eskiydi. İşçi. Oysa. insanın kendisini de biçimleyen bir faaliyet olmaktan Bu 'şey. yirminci yüzyıldaki "Anlaşılmayacak bir şey değil. İşçi çıkaran birisi değil. insanların şeylere. Ne ki. "Her şey soyutlama ve yürüttüğü işin maliyetini bilir. Soyutlama ve rakamlama olmadan kütle üretimi mümkün değildir tabii.başarılı. İnsanlar artık birisi için değil. robotlaşmayı içime sindiremiyordum." dedi Günay.

kullanılan şey olmaktan halinin tüketimin soyut"Tüketime. karıncayı incitmekten korkan bir adamı dünyanın sonunu getirecek silahın nı. zahitlik der. Adam. satmaya götürdüğünü söyler. para da verseniz. Mareşal Von Moltke'nin hatıralarında vardı. bırakamam. yürümeye devam eder. kestiği odunları aşağıdaki köye. kökleri derinde ve bir o kadar da bilinçsiz bir düşmanlık! Her iki ruh hali de bir yandan verimsizlik demektir. Alın paranızı geri. ona o parayı vermeyi. İkincisi ise. Anadolu'da. ne ideolojisi kurtarabilir. Yabancılaşmış." diye hatırlattım. hiçbir şey yapmamayı." Çok da hoş bir hikâye anlattı.ma artık doyum veren. hemen sonra kendisine gelir. Üretimden amaçlanan tüketime sahip çıkmanın bildiğim en iyi örneğidir bu hikâye." Tüketimde 'yabancılaştırma' işlevini para üstlenmişti. Ya Sovyetler ‘deki gibi bir görev ya da ABD'deki gibi bir tutkudur!" "Weber buna çilecilik. yani üretimin nihai amacına yabancılaşılabilir mi? O da "Sanıyorum. Nereye gittiğini sorarlar. tipi altında bir çuval odun taşıyan bir ihtiyara rastlarlar. yapımında gönül rahatlığı ile yer alabilecek kadar boş verici kılar. ne vicdaSatın alınan şeyin. İlki. Ha- line acırlar. hiçbir şekilde doyum vermeyen çalışma iki tepki ile sonuçlanıyor. mutluluk veren bir uğraş değildir. otomobille seyahat ederlerken. Bu noktada insanoğlunu kendisini yok etmekten ne dini inançları. Öte yandan. yükünkarın ortasına bırakır. milyonlarca liralık bir set ala- . işe ve onunla ilgili her şeye ve herkese karşı geliştirilen. tam anlamıyla tembelliği idealize etmek. Para varsa. önce kabul eder. 'Yok.' Odunlarını gerisin geri- bilir. Ama.' der. Parayı alır. Ankara civarında bir yerde. 'Aşağıda insanlar soğuktan titreşirlerken. yükünü Adam." lanması olduğunu söyledi. oluyor. ben bu odunları buraya üç misli ye toplar. "Evet. den kurtarmayı teklif ederler. kaça satmayı plânlıyorduysa. ("Tıpkı Çırpıcı Mahallesi'nde tek bir elektronik sazla doldurulan adi müzikle uzak yakın ilişkisi olmayan birisi.

" ze ait olan hayatınızın arzuladığınız nesneyle çakıştığının kesin bir ifade- . Bu." diyordu) gazete olsun okumayan birisi. dünya ile ilişkisinin insani olduğunu varsaydığınızda. adeta tuzluk gibi kullanılmaları demektir. ahmaklığı akıla. o alanda eğitilmiş olmanız gerekir. Marx'ın dediği güçlere dönüştürür. sosyetenin düz yolda cip kullanma merakı demektir. insana insan olarak bakıp. göreceksiniz ki. sevgiyi ancak sevgiyle. Oysa. Örneğin. On dokuz yaşında bir çocuk. Bir o kadar rüküşlük demektir. sadakati ayıba. satın alınan bir otomobil. aslı olmayan. kendinisi olmalı. efendiyi köleye.kaseti çalmak için satın alınan Pioneer teypler gibi. obuayı fagottan ayıramayanların tüketmesi demektir. köleyi efendiye. milyonlarca liralık bilgisayarların. 'Yiğitlik' satın alan korkak yi- onları gerçekten canlandıracak. Doğa ve insanlarla ilişkileriniz. hayali güçlerini gerçek Marx'tan bir alıntı daha yaptı. Sanattan keyif almak istiyorsanız. İnsanca tüketim ortadan kalkar. doğal güçlerini sözde güçlere dönüştürdüğü için etkisizleştirirken. kapasitelerinin çok altında. ayıbı erdeme. İstanbul Festivali'ni konservatuvar öğrencilerinin kötüsü. satın alınan şeylerin gözümüzdeki değerinin satın alındıktan başka. ilerlemelerine yardımcı olacak etkileyiciliğiniz olması lazım. takas değerinden gibi. her an elden çıkarılabilir. sırf toplumsal bilançosunun aktifine girsin diye talip olabilirdi. her türlü değil. mesela. inancı ancak inançla takas edebilirsiniz. emeğin somut ödülü olarak hiçbir anlamı yoktur. İnsanları etkilemek istiyorsanız. Bu. Bu. Bu. Britannica'ya. alanın gayreti ile artık niteliksel olarak da orantılı değildir. sizin sahici.'" sonra da takas değeri olarak kalmaya devam etmesidir. ğit olur. "Satın alınan şeyin niteliği. Çünkü. Mercedes'ten aşağı inmez olur. bilgeyi cahile dönüştürür. 'Para. bir yandan insanın sahici. "Para.

birden. Bakışları yumuşadı. Buhariler. Sonra. Haklı olduğumu biliyorum!" Gözleri kapalı. Durdu.. karısından koparılmayan koca mı kaldı?" ları. kendi tanrılarımı. Tibet lamaları. "Hatta.yeniden okumalı.. o çok uzaktaki mavi gökyüzü! Söyle. Marx'ı yeniden okumalı!" diyordu. Şinto papazKalktı oturdu. Aksi halde. Yahudi hahamları. hepsini aynı anda hatırlattı! Ortak bir ağıt yakıyorGünay Rodoplu türkü söylüyordu! "Ata ruhu! Ata ruhu! Yardım et! biydi! Ateşten bir kümeye dönüşüp yorganını yaksa şaşırmayacağımı mediklerini hatırlıyorum! Yatağın. o daha önce bahsettiğim dört bin yıllık Çin şiirini üzerinde! Ve biz! Kralın ezeli çilekeşleri. Hepsini. Sovyetler "Nasıl da özgür bu yabankazları! Nasıl da dinleniyorlar Yu dalları Mevlânalar. bilim ilahlarımı. kalktı oturdu. ba- "Türkler. lardı. Stalin'den kaçalım derken. Nişantaşı'nın. Söyledikçe dinginleşti. hafif hafif sallanıyordu. Katolik kardinalleri. hastanenin. Günay. aklımı başıma toplamaya çalıştığımı. neo-Hitler'in kucağına oturacaklar!" söylemeye başladı. kındı. yardıma çağırdığımı ama gel- . henüz ne darımızı ne pirincimizi ekebildik! Anam babam ne yiyecekler? Sen. Olmadı. Pencereye yürüdü. İstanbul'un içine sığmayacak gi- fark ettim! İliklerime kadar ürperdiğimi. ne zaman bitecek bütün bunlar? Kızarmayan yaprak. Budist rahipleri.

genç çocuklar . yabancıya âşık olduğumu fark ettim.VII "Ne zaman fark ettim... En az beş yüz yaşında bir hilkat garibesine. bir anakronizme. teşhir edilmişlik duygusu uyandıran bir şey vardı.. bir çaresizmişçesine iki yana açtı. burada kirlenmişti!. o gece idrak ettim. hatırlasana! beni hep birlikte düzerler sanki.. Kadını. Ah! Ne bileyim!" diyerek ellerini Sedat'ın kapımın önünde koca gece ağabeysini beklemiş olmasında beni inciten. Geneleve götürdüğü arkadaşının siftahını bekleyen bir delikanlıyı anımsatan bir şey vardı. Oradaki erkek dayanışması ne tuhaf bir şeydir. Kapıda bekleyen içerdekinin hazzına bir biçimde ortaktır.. bilmiyorum. Söylediğimiz türküler kirlenmişti.. düşündükçe bir başka meselenin daha farkına vardım. Ama. "Belki de hep biliyordum! Hep biliyordum da. Ne zaman fark ettim? Ama fark ettim. ilahiler kirlenmişti..

. Duran Kuran'ın tek bir kadın tanımamış Sedat. birlikte çalıştığım kardeşlerime iyi bir babalık Şafak'ın bir seçim nutkunu hatırladım. Evlenip de bir ev açacağı zaman buzdola- celeri önemsemediğim bir sürü ayrıntı art arda eklendi. Sonra aklıma beni evine götürdüğü gece. Şafak'ın da dediği gibi. sekiz yıldır bölüşme hesabı yapmadık. pezevenkliğin Sedat'ın ağa- yapabildiğimden. Sedat'ın öteki odada büyük bir fütursuzlukla uyuduğu geldi. iyi bir işadamıyım. ağabeysinin pezevenkliğini yapıyordu!. ne de içselleş- neden olan. onun o geceki onursuz nöbeti oldu. Ağabeysi için! Bir kızla beraber olmuş ama onu ortada bırakmış.' diyordu. " "Estağfurullah!" dükkânındaki imza gününden bu yana Sedat'ta gözlediklerimi düşündüm. Sedat'ın kişiliği üzerinde yoğunlaşmama "Evet! Şiran'ın 'ağa' babası gibi. Ailesi için! bir işte. Sedat 'koç'uydu." "Şiran'ın babası gibi.. anti-Baykalcı delegeleri dövdüğünü söylemişti. Son delege seçimlerinde yüz tane gürgen sopa kestirdiğini. Korkunç bir sonuca vardım: Yirmi dokuz yaşında olmasına karşın "Yok. akrabadan bir kızla nikâhlanorganizatör olduğum için. " tirmişti. ağabeysinin aldığı bının alınması için bile Şafak'ın onayı gerekmişti. iyi bir onu anlamaya çalıştım.Şafak beni sahiden benimsemiş olsaydı. böyle bir konumu kendisine nasıl yediriyordu. aileme babalık yapabildiğimden. Ağabeysi için! Dev-Genç militanıydı.. Sonra. Şafak politika yapabilsin diye çalışıyordu. 'Ben iyi bir işadamıyım. kardeşini yukarı davet ederdi diye düşünüyordum.. Ailesine 'babalık' yapmaktan bahsediyordu eşyayı kullandığını biliyordum.. ağabeysinin. Kafamda bir şey- . beysine sunduğu hizmetlerden sadece bir tanesi olduğunu görmeye başladım. Sonra düşündükçe. Sekiz yıldır birlikte ticaret yapıyoruz. o öyle! Öyle de.. 'fedai'siydi. Sedat'ın benim Şafak'a aldığım ceketi giydiğini. Onu da hatırladım. Önler aydınlanmaya başladı. Aynı şeyi yaşıyordum. SHP'yi küçümsüyordu ama üye olmuştu. Ağabeysi için! Şafak’ın kurduğu mıştı. Kadıncık'ı ne kovmuş.

. Şener için de geçerliydi tabii. kocaman delikanlının benim kapımda beklemesi.. yani Şafak. başta ağabeyleri olmak üzere. Lord Şafak. alkolden yürüyemez hale gelen ağabeysini taşıması. Delikanlıların yaAnlıyor musun? Birisi.. Emeklerini özgür iradeleri ile pazarlasalar 'Lord' Şafak'ın onlara tahsis ettiğinin dörtte birini alamazkulluğunu bir nişan gibi benimseyeceklerdi. Evet. Ne Sedat. ussal donanımlarını serbest pazarda değerlendirmeye kalksalar. Sıfat yanlış mıydı? Hayır. Alevilerden neden nefret ediyorum?' 'Ben kimim. bu karının kapısında ne arıyorum?' 'Ben kimim. Kapı kulluğunun icaplarına gelince. 'Ben kimim. parayı manipüle ediyor. değil mi?" "'Ben. onlar da. on altıncı yüzyıl Av"Evet. 'cömert lardı! Tabii kul olacaklar. kapı lord' söylemiydi. onun için adam dövmesi. neden dövüyorum?' 'Ben kimim. 'Baba' Şafak!" madılar. 'kimse gerçek emeğinin gerçek hakkını almadı'. feodal düzenin devamını tabii isteyecekler. Düşündükçe. halk otobüsüne binmekte zorlanırlardı.Şafak. neden teyzekızımı düzüyorum?' 'Ben kimim. nutkundaki 'bölüşme hesabı yapmadık' bildirisinin küçüklü büyüklü Özdenlerin kölelik fermanı olduğunun. si için gerekli kimlik bilinci. bu sopalarla kimi. gerçek nitelikleri ile değerlendirilmedi demek olduğunun ayrımına vardım. kimseye karşı nesBaykal'ın resmini neden başucuma asıyorum?' Bu soruların sorulabilme- . Yeteneklerini. değil BMW sahibi olmak. Evet. Aynı şeyler. karşılığında da sadakat talep ediyordu." "Emeklerinin değerini pazar ekonomisi biçmedi!" "Evet. sun?" "On altıncı yüzyıl Avrupası! Onu demek istiyorsun. biziz!' diyen Özdenler!" gerekirse hapse girmesi demek olabilecekti! Tabloyu görebiliyor mu"Beş yüz yaşındaki sevdiğimin bir yüzü!. ötekileri besliyor. 'İyi babalık' söylemi. benlik asla oluşmadı. Anlıyor musun? Bireysellik gelişmeyince de. ne de Şener 'Ben kimim?' sorusunu asla sorşamak için ağabeylerine kapı-kulluğu etmekten başka olanakları yoktu! rupası..

Aleviler Alevilere oy verir. üretime. yani Partililer. Onlar Şafak'ı. 'Biz belediye başkanı olunca. adama göre iş aranıyor yakınmalarının solacak. efendim. 'Biz belediye başkanı ride olsa. anlıyor musun? Koynuna alacaksan. bu anlayışı 'Biz' kim? 'Biz' öncelikle Özdenler. aileden birisini alacaksın!" Anlıyordum. Bir tür zina ilişkisi. belediye başkanıyken Çayırtepe'nin rantı ile ödüllendirecektir. Burada bir çıkma yapayım. Türkiye'de hep böyledir!" olduk!' diyeceklerdir. kollanacaklardır. yok imar durumu. Onun dışında her şey karanlıktı ve ne benim. ne de başkalarının onlardan bağımsız ola- kün değildi! Hayatı sorgulamaları mümkün değildi! Anlıyor musun? Özrak var olduğumuzu düşünemezlerdi! Bir 'lord' olarak. Buna karşılık. Şafak tebaasının sadakatini işadamıyken dükkânının kârı. öncelik veremezsin! nunun gelmemesinin nedeni de budur.. "Son tahlilde karşılıklı sorumluluklar.' işler. Şimdi. ANAP'lı Gümüşhanelileri oylarını 'bizim çocuğumuz' dedikleri Şafak'a verdiler. Zina ilişkisi son bulmadıkça. birtakım göreneksel kısıtlama- "Onu söylüyorum ya! Sivaslılar Sivaslılara. Onlar da yok iş. tabii. Çayırtepe'nin çoğunlukla DYP'li. yani Gümüşhaneliler! Nitekim. klan mensupları korunacak. 'Belediye başkanı biziz'e çevirdi. Ve aynen öyle oldu! Sedat." "Bu. Klan mensubunun karnı doyuru- . Şafak'ın köylüle- rinden hizmet talep etmesi Tanrısal hakkıydı. bizden olsun. 'Varsın kötü olsun. sonra da genişletilmiş klanları. ' diye başladığı cümlelerini. aileleriydi. bir sonraki aşamada. efendim.. yok kömür deposu kuracak belediye arsası talep edeceklerdir. işe. ona iş icat edilecektir. işe göre adam değil. lar içeren bir dayanışmadır ya feodal sömürü. Yetenekleri ve yeterlilikleri ne olursa olsun.nel. doyurmak ve korumakla yükümlüydü. muhakemeye dayalı bir yargı geliştirmeleri elbette mümdenlerin evrenlerinin merkezi kendi 'klan’ları. Şafak da onları sömürür. onları asgagenişlettiğinde göreceksin ki. Türkiye'de.

Ne tuttuğu işte. Bak. hiçbir durumda 'benim!' diyebileceği. Başta kendisine el'di Sedat. önüne gelen su olmazdı! 'Ben bilinci' gelişmeden. ne politikada. de ki. Özdenler. on altıncı yüzyılın değerleriyle ama lendiğim tarihe ağyardılar. yan odada yatarken. özen. ne koynuna aldığı kadında! Daha da kötüsü. sonra 'o' diyecek! Sonra da kendisinin dışındakilere tabii. 'tehlikeye düşen vücut için. Öte yandan. Külçe gibi.. 'Bu adam benim kapımda beklerken. kendimizi ortadan kaldıracaktık. Sahip- Öte yandan.. neden hiç cephe veremediğinin farkında olmadığı gibi. ben.' Ya bilincimizi körleştirecek. ya da. leş gibi yaşamak da yaşamaktır. Düşünsene. kendisine özgü ancak o düzenin 'kölesi' olarak uyarlanabilirdik. On altıncı yüzyıl değerlerine boyun eğmeleri tek bir şeyle açıklanabilir. kendimizden 'gayri' birileri olacak ya da ben bu oyunu oybir karar verememişti delikanlı. hatta taparcasına bağlıydı. Hayatta kalmak için bir safradır. Bu bağlılık süt çocuğunun meme bağımlılığı gibi yaşamsal bir bağlılıktı. kendisini oluşturan feodal âdetle- almaz. " "Yabancılaşmış olmaları! Mı?" "Elbette benim yaşadığım yüzyıldan 'gayri' bir yerlerdeydiler. saygı geliştirecek! Olacak iş değildi. 'sevgi' gelişemez ki! Önce 'ben' di- telefonda ciyak ciyak 'Günay ölüyor!' diye bağırdığını ağabeysine söyle- . gelişme çok daha hızlı başka seçeneğimiz olamazdı! Ve unutma. onca yıllık yengesine rağmen be'yoğunlaşacak!' Dayanışma. Sedat sevmeyi becerebilecek olsa. Sedat'ın konumunun senin ya da benim olduğu için 2100 yılında bulmamızdan farkı yoktur! Yeni koşullara biz de kendimizi birdenbire 2400 yılında. hiç yengesini düşünmez mi. yemeğini pişiren o kadına hiç sevgi beslemez mi?' diye aptalca sorular soruyordum kendime! 'Sevgi' elbette söz konuyecek. amcasına onları dünyanın merkezi bilip yücelterek. ağabeysine. kendisine ilişkin kararları kendisinin re. şuur namıyorum deyip. nim kapımda bekler miydi? Sedat sevmeyi becerebilecek olsa Diana’nın meyi 'unutur' muydu? Sedat sevmeyi becerebilecek olsa. gömleğini yıkayan. sonra 'sen'.yirminci yüzyılda yaşamaktadırlar. unutma ki.

erguvanlı dum. işte. müthiş etkileyirüvende on dokuzuncu yüzyıl Avrupa'sının sosyal mobilitesini görüyorciydi. Karşı çıkanlara. isteyerek unuttum. Ne kadar umutlandığımı biliyorsun.yere ağabeysinin imzasını atar. paydamız olduğuna ciddi ciddi inanıyordum! Öyle inanıyordum ki ya da "'Ben' bilincini kazanmanın da yeterli olmadığını.. Köhne kalıpları kıran. Çünkü.. eski bilgilerimi bilerek. egemen sınıflara. Şafak Özden'in Gümüşhane'den. demokratlaşıyordu! Efendim. yoksul bir öğretmen çocuğu olarak başlayıp. Sedat'ın biraz daha gelişmiş türü olduğunu çok sonra kav- radım. " Kollarını kavuşturdu.. cezaevi. O noktada hangi defterlerden bahsettiğini bilmiyordum ama herhal"Şafak'ın. başını önüne eğdi.. İstanbul'da. Niye bu kadar geciktiğimi düşününce şunu anlıyorum. Türkiye rına Antwerp tepelerinden başkaldıran mobilite! Kalıpların kırılması gerektiğine de bütün kalbimle inanıyordum. esas meselenin bu 'ben'in kendi dışındaki dünyayla hangi yöntemle bütünleştiği meselesi olduğunu unuttum!" diye söylendi. Türkiye'de misli görülmemiş bir hareketi başlatabiliriz köşklerdeki aşk maceralarına duyulan nostaljiyi de hastalıklı buluyoranlattıklarımı hatırla. sormadım. Ben ona yirminci yüzyılın normlarını tercüme edecektim. kooperatif defterlerini Şafak'ı hapiste süründürecek şekilde darmadağın eder miydi?" de anlatacaktı diye düşündüm. işkence fasıllarını da düşününce. asırlardır sistemin merkezinden uzak tutulmuş sınıfı adına. İstanilk kez homojenleşiyordu. Gerçekten de. devralıyordu sanki. Şafak'la -tırnak içindeki 'Şafak'la!diye umuyordum. Boğaz vapurlarında birinci mevki denen ayrıcalıklı konumları da. acı acı. düzenin öz uzman aydınlabul’u lahmacuncular sardı filan diyenlere düşman kesiliyordum. Muhteşem bir tarihi mirası kendi sınıfı adına. 'Türk insanı' diye ortak bir inanmak istiyordum ki. o bu normları insanımıza anlatacaktı!. Ben bu sedum. . İstanbul gibi 2500 yıllık bir şehirde belediye başkanlığına uzanan serüveni. bir kere. Ankara'dan dönüşümüzde sana ele ele verirsek..

arka çıkan yine kendi klanıydı. Ama. olabilirliklerin olamazlıklardan ayıklanmasına yardım edecektim. insan'ı olması gereken yere. öğrencilerin sırtlarında taşıdıkları sekreterliği yaptı. Duran Kumerkezine koymak kavgası olduğuna inandım! Ve aklımca. gençlik kolu yönetim kurulu üyeliği. Silah. Neyse! girilmiyordu. ne çapkınlığına anlam verememişti. 70-80 döneminde Çayırtepe'de ciddi kavga vermişlerdi. üniversiteden atılan öğretim üyelerine de aileleri baktı! Ben durum Şafak'a özgü bir şey de değildi.. sopa ne istersen vardı. 'aile' denilen puta taptığının farkında dedeğil de klanları arka çıktı diye sormalıydım! Bu soruyu sorsaydım. Şiran'ın babasını da tanımıştım. sistemin tam "Dört ortaktılar. Ve o 1 Mayıs Mahallesi. Onur Oflu. Bu lesi baktı. 1 Mayıs Mahallesi'ne taşlarla inşa edilmişti.. vs. Ona bakan. ne içkisine. daha baştan. özde Eğer o zaman. tıpkı Sedat gibi. o şartlar altında bir halkevi kurdu. Oysa. kurucu sekreterliğini yaptı. 'yârin gül yanağından entelektüel donanımımla destekleyecek. işkence gören o olmuş- tu. Ve her şeyi paylaşırlardı. CHP'nin İl Gençlik Kolu başkan adayıydı. o da boyun eğmekten başka çare bulamadı. ne de daha sonra. vs. bu insanlara neden ideoloji arkadaşları . Erol Çiçek. Erol Çiçek'in onun yanına bile uğramadığını söylerdi. Şafak bana 12 Eylül sonrasını anlattığı zaman aymam gerekirdi. En çok ihtiyacı olduğu sırada.gayri!' Öyle diyorlardı. daha o zaman. Ne ailesini makarna ve gazyağı kokan balıklarla beslerken. Bildiğin gibi sonunda kendisini camiye. ğildi! yani İslâm ritüeline attı! En dindar olduğunu sandığı zaman bile aslında. Kurtarılmış bölgeler vardı... Ali'ye de ailesi baktı. Şafak Özden. 'devlet' denilen. Bir tarafta Ülkücüler. Allah'a değil. 12 Eylül'de tutuklanan. ran İl Yönetim Kurulu üyesiydi. bu kavgayı Ve ben bütün bu kavganın. Suat'a da aibaşında efendi efendi otururken devlete satılmış babasını tanımıştım. Halis Özden'ide! Şafak'ın Kelkit suyunun Adamcağız oğlunun ne devrimciliğine. türdaşlarımızın tarihsel deneyimini aktararak. öte yanda devrimci fraksiyonlar. ne 'işadamı' kimliğine.

Kişiliğinin itaatkâr parçası ona gururla 'Ben. Deniz de yanlış yaptı! Biz yanlış yaptıysak çok mu?' diyebildi. yirmi! Hepsini bir arada yaşıyordu! ta ailesi. siyasi ve ekonomik özgürlüğüne ka"On yedi... bu devleti altmış yılda dum. diğer insanlarla kurmusun? Klan bağlarını kopartmış. tabii. çocukları.. bırakalım da biraz da bunlar yönetsinler diyorEvet. ne Şafak'ın. ne de diğerlerinin uğruna ölmeyi göze aldıklarını söyledikleri solcu kimliklerini muhakeme edilmiş ve somut bir seçim olarak benimseyemeyeceklerini anlardım. ğımız kadar gerçekçi ve sağlıklı. dizleri titreyen bir endüstrinin sömürülen emekçileri kimliğini nereden ve nasıl sahipleneceklerdi? Az daha düşünseydim. değil demokrat. feodal düzeni tersmayı seçtiği ilişki bütünleşme değil. hatta babasından farklı olarak klanından baş vermiş. öte yandan da baş- Bir yandan kendisinden daha büyük olduğunu düşündüğü bir şeyle- Ama. " "On yedinci yüzyıl?" yüz ederek ailesine babalık etmişti ama dünya ile. biliyorsun. 'SHP'nin neferi!' Sorun da bu zaten! Herkes . Nerede atladım.' ya da 'Mustafa Özyürek'in neferiyim. bir gün bir konuda yanlış yaptığını söylediğim zaman 'Aman bir şeyin neferi olmaya öyle teşne ki bu ülkede!" "Yeni putlar?" gülüm. çok gerçekçi buluyordum. eşi. örgüte.' dedirten parçasıydı. Deniz Baykal da. hükmedebileceği herkese hükmetme gayreti içindeydi. Senin benim olmadı- aydınlar bu hale getirdi. tahakküm ve itaat ilişkisiydi! Anlıyor vuşmak isteyen insanın öyküsü. SHP'ye. Deniz Baykal'ın. birey bile olunamadığını anlardım! Klanlarını bir yana itip. on dokuz. re. Sedat ve Şener’den. Hatta. onun içindeki bir hizbe sığınırken. O kadar ki.on altıncı yüzyıl Avrupa köylüsü zihniyetiyle değil solcu. biliyor musun? Şafak'ı çok sağlıklı. kardeşleri. Şafak'ın güçlü bir benlik duygusu vardı. on sekiz..

Şafak'ın 'Kardeşlerimi oğullarımdan daha çok seviyorum. kimimiz art-direktör. Bu patolojiye yakalanmış insanların 'sevdikleri' değil. Şafak başrol aktörüydü. yırtepeliler de Şafak'ın kişisel amaçlarını gerçekleştirmek üzere kullanı- miştik. ÇaBu yüzyılın 'kullanılma' kavramı. koçlarım benim. ne olacağı belli mi? Bunların belli ama! Bir dediğimi iki etmiyorlar. Sonradan başkan yardımcısı oldu sanı- Bir zaman hatırlıyorum. maddi manevi mirasına. 'Çocukların mesi de buydu. karısına. kendi beklentilerine uygun bir oğula. Bir yandan. 'altındakiler'e nefes aldırmayan tahakküm.' diye gözlerinin yaşarması da buydu. kardeşlerine. sorumluluk üstlenecek. çünkü 'çocuk sevgisi' söylemi de koşulsuz değil. Tıpkı delegeler gibi. Şafak türü. Şafak'a itaat edecek. dünyevi işlevine layık oldukları sürece 'sevgi' besler. kimimiz ra kadar onu bekleyen karısı. hizmet verecek nesnelerdir. bizler de. kocaya gidiyor ya kız! lan. Filistin intifadası anma gününe getirdiği astsubay emeklisi. hatta çocukları! Çocukları alkışlayıcı olarak onun amaçladığı rolü oynamasını sağlıyorduk! Sabahladiyorum. 'kullandıkları' vardır. Öte yandan.' deramı değil tabii. tabii. bir de Şafak'ın Ankara'ya.özgürlükten kaçış. ben. Oğlu değil de kızı olacak diye ödünün koptuğunu biliyor musun? Seçmenler de bizler gibiydi. kardeşleri. gerçeklik duygusunun kaybı. Muhakeme yeteneğinin. kötüye göz yumduran tapınma. Şafak. manipüle edilen rakamlardan ibarettiler. yanlışa. onun amaçlarını gerçekleştirebilmesi için hizmet etmesi demek olduğunu anladığın anda tablo önüne seriliveriyor. kimimiz ışıkçı. Oğlanlar büyüyeKızla zina ilişkisi kurulamıyor. Benimle olan ilişkisi de buydu. oğullara. amaçlarımız da çakışmıyormuş! Bir sahne kurmuştuk. 'kullanılmak' kavramının bir insanın diğerine. cek. Onun için bir bakışta teşhis edilmiyor. Bir nedenle Sarıyer'de bir öğlen yemeği ye- . Bir süre sonra Şafak'a baktığımda hepimizin ama hepimizin onun amaçlarına hizmet ettiğimizi gördüm! Şimdi baktığımda görüyorum ki. ben. Ama. on dokuzuncu yüzyılın zulüm kav- Yeni putlar. Aynı konumda. sığınma.

geçecekse hıçkıra ağlıyordu! Ona gitmek. asla amaç değil!. niye belediye başkanı olmaya ğildi. O kendisini nefret neksiz. Birden ağlamaya başladı Günay. ettiği Çayırtepe'den kurtarmaya çalışırken. Şafak'ın kendisi için öngördüğü hayata ka- . baktı. anlıyor musun? İşi orada patronlarının vuşması için bir araçtı. buraya başkan olacaksın? Değil mi. cahildi! Oysa. Günay Habir İngiliz sömürge valisiydi Şafak Özden! Çayırtepe yoksuldu. 'Sen de başkan adayı olmak için bula bula Çayırtepe'yi buldun.. Sarıyer. burada kalacak kadar yete- beklenti. bir büyük ziyafet sofrasıydı. İngiliz işgal kuvvetleri albayının Hintlileri sevmesi beklentisi onaylayacağı bir performans göstermek ve daha iyi bir yere tayin olmaktı. nım?' verdi. çamurluybu sofranın başına geçmeli. 'Başkan oldun mu... Hıçkıra düşündüğüm zaman anlaşılmayacak bir şey de değildi. yoksul Afganistan'a çıkmış du. değil mi? Hayır. güneşli bir gündü. ları almak için. insanları neden sevsindi ki? Böylesi bir gibi bir saçmalıktı.. öyle degördüm! 'O günler de gelir. Güzel. anlıyor musun? Çayırtepe. Şafak ve ben gözlerindeki o garip pırıltıyı Çayırtepelilerden nefret ettiğini de o dönemde fark ettim. Ve bu bana. orada. " reketiyle durdurdu. onları mutlu kılacak siyasi karar". deniz kenarında küçük bir balık lokantası. ben Şafak'ın tersleyeceğini sandım! Öyle ya. Astsubay eskisi denize baktı.. o yolda etkili olmak için. burayı tüketmeliydi. sakinleştirmek için ayağa kalktım. vardır. budala.' deyi- Sanki tayini zengin Singapur'a değil de.bu bana. Urcan'a gelmeden. Aslında kalkar be canım? İnsanları sevdiği için. İstemiyordu. İşi bu değildi. "Yine de.' dedi. insan niye politikacı olur. adam bunu böyle dedi ya. canım. bakanlık beğenmeyen milletvekillerini hatırlattı!" diye Beklemediğim bir şey oldu. artık ne dersen.rım. Şafak. el hahıçkırdı. bu bana.

Koştum.gün uyardım. Siyasi olarak güçlendikçe. Çayırtepe'de okudum. hele de Çayırtepeliler. Şafak'ın Çayırtepe'yi sevmesini istemi- Hepsi kendilerine ağyardılar. Çayırte- gün durdum. Çayırtepe'siz sonuçlarını almaya. Çayırteşinde. Çocuğum Çayırtepe'de doğdu. Çayırtepe'de top oynadım. Çırpıcı'da. sevgisizliğini saklaması daha güçleşti. Çayırtepe'de kavga ettim. Çayırtepe'ye geldim. tepe'ye her girişimde bunu düşünüyorum. nasıl bulduğumu sorduğunda. Tıraş olacaksam.' deyiverdi. Bağdat Caddesi daha temizdi. ilk arkadaşlarım. pe'siz bir dünya kuramam ki! Kuramıyorum ki! Ben Çayırtepe'nin giriBenim yarınım Çayırtepe'de. Çayırtepe'de dinleniyorum ben. 'Çayırtepe' levhasını görünce içim hopluyor. Kimse. bir başka dünya kurmam mümkün değil. 'Sevebilecekleri' Öte yandan. on dokuz yaşımda sevgilimi beklerken de öyleydim. Gümüşhane'ye gittim. diploma almaya gittiğimde de öyleydim. Çünkü Levent daha yeşillikti. Çayırtepe'de işkence gördüm. Çayırtepe'de evlendim. ben! Şimdi. Bir kazak alacaksam. Ben. Çayırtepe'de âşık oldum. 1 Mayıs Mahalle- si'nden söz ediyordu. artık anlıyorum. inandırıcı olmadığını düşündüğümü söylemekle yetindim. Nefes alıyorum. Gümüşhaneliyim.' Ne büyük yalandı! Ve biliyor musun. hemen aydı. Bir 'Nesini seveyim? Canları cehenneme. Çayırtepe'de oluyorum. Ama. 'Ben Çayırtepe'de gözümü açtım. çocuklarımın yarını Çayırtepe'de. Sınav pe'den alıyorum. kendilerine el'diler! Kendilerine yabancıydılar! Kendilerine duydukları muhabbet soğumuştu. Ertesi gün bir demeç verdi. üç Çayırtepe'de yapıyorum. Çayırtepe'yi yaşanacak bir yer haline getirmek gayret isti- . Çocuklarımın mezarları Çayırtepe'de. Çayırbir yaşam düşünemiyorum. Nasıl kendimi Çayırtepe'den soyutlayayım? Yani. dostlarım Çayırtepe'de. Hatırlıyorum. Tatil yapacağım zaman gelip yorlardı ki! Hepsi birer müstakbel Şafak Özden'di çünkü! Anlıyor musun? kendileri Bağdat Caddesi'ni ya da Levent'i tüketebilecek aşamaya gelen kendileriydi. Babam Çayırtepe'de. Anam Çayırtepe'de.

Biz holdingci değiliz. 'SHP'li işadamlarının bir farkı vardır. seçenle seçileni aynı kaba koymuştu bile. Bizde böyle bir süreç de yaşanmadı. daha fazla fedakârlık. tröst değiliz. sokakları temizlemeye gücü vardır. kişinin ağaç dikmeye gücü vardır. daha vahim! Öldürücü! biz kelimenin tam anlamıyla kroke olduk! Onun için bizim patolojimiz siyasi özgürlük mücadelesinin aksiyomlarının çelişkilerine bak! Bir yandan.. Avrupalı türdaşlarımız bugünkü nekrofilik kişiliklerini beş Çayırtepeli olmak.. örgütlenmeye. on yedinci yüzyıl kapitalizminin kâr yapmanın bir haddi olduğu düşüncesi. daha fazla vermek dernektir. yaratmak yeteneği istiyordu.. Büyük Makine'nin talep ettiği kişiliğe uyarlanmak için vakitleri vardı.bilirliğinin farkında olmasını gerektiriyordu. Demek fazla veriyoruz. Adamların dönüşmek. toplumsal karaktere uyardayanışmaydı! Yoksa. kişi gücünün bilincine va"Bunu söylüyorum ya! Yabancılaşma derken. Ve en vahim olanı bu değildi! Bütün bunlar ne demek oluyordu. biliyor musun?" "Türkiye'nin toplumsal karakteri çiziliyordu. ölü-seviciliğine yumuşak iniş yaptılar! Biz. öyle uluslararası ekonomik güçle- . greve gitmeye gücü vardır! Çarpık kentleşmeye rabilsin!" 'hayır' diyecek gücü vardır! Hırsızlığa hayır diyecek gücü vardır! Çevre "Böylesi gücü YÖK'zedeler bile kullanamadılar Günay'cım!" kirlenmesine karşı duracak gücü vardır! İş ki.. tiriyor. Deyiş yerindeyse. tek bir Şafak Özden. O da. insanın kendisine ağyar olması derken bunu söylüyorum be canım! Yapıcı eylem kimlik bilinci. Çayırtepelilerde. tek bir bilmem kim önemli yüz yılda geliştirdiler.. Bu yoktu! lanma. daha fazla vereceGümüşhane dağlarından yarım pabuç inen Şafak'ın ekonomik ve de ğiz. Kişinin gücünün ve gücün kullanılaOysa. " "Evet!. üniversiteyle sevgi ilişkisi geliştirmek. öğretim üyesi olmak gibi kimlikleri sahiplenme gerekAnlıyor musun? Sado-mazoşist dayanışma. yordu.

efendim. Şimdi. İki yüz elli yıl öncenin 'Hangi insan?' Kuru fasulyeyi süpermarketten daha ucuza alan insan mı. insanlara bir içgüdü gibi yerleşmişti. Fatma Girik'i Şişliye layık gören cüret de . günümüz Türkiye'sindeki gibi! Komşuları 'geçmek'. Büyük Yalan'ın bir parçası. ' Büyük Yagibi.. öğretmen-öğrenci.daha fazla vermek. Bir yandan on yedinci yüzyıl değerleri. daha ucuza mal lan! Ferhan Şensoy'un. eski deyimiyle şakirt-mürşit arasındaki inancı kaybolmuştu.' nutku! Bir yanıyla absürd. günümüz Türkiye'si gibi!. nedir 'haddini bilmezlik' biliyor musun? 'Haddini bilmezrasyonel otorite yok oluyor. Hemen bir soru sorduruyor: sermayesi yeterli olmadığı için daha pahalıya yediren insan mı? Sosyal SHP'lileri kır kökenli? Anlıyor musun? ettiği için süpermarketten yana olmak zorundasın. komik olursun. bak. kapitalist ekonominin kurallarının dışına çıkmamız mümkün değil. Üreticiden aracısız alıp. onlardan 'farklı' ve 'üstün' olmak. 'Kahraman Bakkal Süpermarkete Karşı' oyunu Colbert'i gibi.. adamı 'tamahkârlıkla suçlarsan. Herkesin kendisini her mevkie layık gördüğü. holdingleşmemek de söz konusu değil. Kişinin toplumdaki yerini ve haddini bilmesi gerektiği cüme edersen. dünya görüşümüzün egemen olması için kullanabileceğimiz başka güçlerimiz var. herkesin 'en iyi yeri kapmak' için savaşta olduğu dığı yerde. '. Beşiktaş Belediye Meclisi'ne tombalacıyı üye yapan anlayış da budur.. öbür yanıyla da ne kadar dokunaklı bir af dileme tavrı değil mi? Yirminci yüzyıldayız. Nurettin Sözen'in 'önce insan' sloganı gibi bir safsata. akılcı otoritenin kaybıdır. Ama. demokrat etiketinin onu nasıl bir yalana zorladığını görüyor musun? Bu yalanı feodalizmin nasıl körüklediğini görüyor musun? Niye günümüz le çöken on dokuzuncu yüzyıl kapitalizmi.. Kimse karşısındakinin kendisinden daha bilgili. daha üstün olabileceğini kabullenmiyor. insanın insanı kullan- bir ortam oluşuyor ki. günümüz Türkiye'si gibi! Bugünkü Türkiye'ye terlik' rasyonel...rimiz falan da yok. öte yandan bütün vahametiyOn dokuzuncu yüzyıl Avrupa'sında kâr haddi gibi ahlaki ölçüler köh- nemiştir.

otoriter. mi? Ha. Vehbi Koç Oxford'da Shakespeare okumuyor muydu? Yine de. dış sömürgeciliği beceremediğimiz için iç sömürgeciliğe döndük! Akrep gibi kendimizi sokuyoruz. saldırgan ve ben-merkezciydi. 'k'yi. Hayat. istifçi. şu farkla ki. 'g' okuyanın TRT spikerliğine soyunması da budur! Bize her gün her saat 'bu mevkiye getire getire bunu mu getirmişler!' dedirten. On dokuzuncu yüzyıl Avrupa insanı 'rekabetçi. Hatta şunu da söyleyeyim. efendim. bu patolojinin üzerine bir de yirminci yüzyıl biniyor! hizmet biçmekten emeklilerimizi maaş kuyruğunda kalp krizinden öl- . tabii. Vehbi Koç olmak istemez? Türkiye'de insanların baş tacı onurunu ayaklar altına alması. hangi Şafak Özden ya Batılı türdaşlarımızın patolojik sorunları. Bir Ali Paşa'nın. işine bakacak kadar yabancılaşabilmiştir adam! Hoş. Sabahattin Eyuboğlu öyle değil mi? Memleket yıkılırken ettikleri tipoloji. Köy Enstitüsü mezunlarına otuz yıl mecburi dürmeye varıncaya kadar. peşin vergiden.' değil mi? Peki. irrasyonel bir yarışa indirgeniyor. Türkceği bir şey yok! Anlıyor musun? Bu ülkede herkes herkesten daha akıllı olduğu için her şeye her an yeniden başlanır. değil mi? Akılcı otorite kaybolunca. sömürü ve istifçiliğin insan Aynı patoloji günümüz Türk toplumsal karakterinin patolojisi değil da Şiran Ören. kendi kendimizi sömürmüyor muyuz? Ve düşün. sonra da Asya-Afrika'yı yağmalamalarıydı.budur. insani dayanışmanın toplumsal ve ahlaki sayıp. ulusların kendi emekçi sınıflarını. benim makûs seçim dediğim şey budur. lerin kitap okumamasının nedeni de budur! Kimsenin kimseden öğrenebir Cemalettin Afgani'nin bir bildiği olmuş olabileceğini öldür Allah kimseye anlatamazsın! Amerika her an yeniden ve alkışlarla keşfedilmek duilkeleri de kayboluyor. aşağıdaki Laz bakkal nasıl? Vehbi Koç kim? Hayatını bir oku da bak! Koca bir İstiklâl Savaşı'nı yok öyle de. rumundadır. İçtiğimiz suya lağım katmaktan. sömürücü.

kendi cihadını. biz aynı işe kavramların içini boşaltarak başladık. herkesin remeyeceğin işe kalkışma' oldu. iç ıslahatını tamamlaması gereği iken.... Allah'ın yeni pozisyonuna esrarlı bir hüzünle baktılar.. 'gemisini kurtaran kaptan' yerine kullanılmaya başlandı. milyarlarla artık Allah'ın halifesi olmak gibi bir illüzyonumuz da olamazdı.Ş.' tır. Yaratılış'ın amacı. ifade edilen. Kendini aşağı bıraktı ve dokunulabilen binlerce cisme dönüştürdü. insani referans sistemimiz kökten tarumar oldu! Bu kozmik resmi 'bilim' çizi- Türk'e kaç türlü vurdu yirminci yüzyıl! İlkin. onlar Tanrıyı Evren A. yolcu sarhoş. lemeleridirler. Bak. 'Bulunduğu yükseklikte kalabilmek için ışık hızı ile hareket etmek zorunda kalan Hak-ü Teâlâ. döndü dolaştı.'nin Yönetim Kurulu Başkan- Mesela. dünyanın patronu filan değil. nereye baktıysak. 'beceancak kudret ve lütuf sahibi Rab'in yüzü bakidir'e 'yalan dünya her şey bomboş. uzayda yuvarlanan bir toz tanesi olduğumuzu haykırdı! Hiçbir şeye bağlı olmayan. Vacib-ül vücut. Çünkü. 'her koyun kendi bacağından asılır' düsturunun aslı. Ne ki. 'irtica' bir nostaljiden ibaret! Adnan Hoca gibiler. Bak. sonunda yoksullara sırt çevirdi.. Ve Türkler.. az önce tanımladığım yordu ve bilim bize evrenin merkezi.kişiliğin şurdan burdan sırıtan 'vicdan azabı'nı iptal etti! Vicdan azabının iptali. 'Buzdan Kılıçları' okumadılar! Tek tanrılı dinlerin sonuncusunun ölümünü Latife Tekin böyle anlaİslâmiyet öldü. somut bir deneyimi mümkün kılmayacak kadar büyük.. öyle bir kozmik resimle karşı karşıya geldik ki. Star Wars filmlerinden televizyon belgesellerine kadar. yani İslâmiyet'in ölümü. amaçsız bir toz tanesi! Milyonlarla.. insanoğlunun Ay'a ayak bastığına inanamazken. (Gogi yaptığı araştırmalar sonucunda bunun böyle olduğunu tespit etmişti) yoruldu ve yere inerek eşyaları sindi. Efendim. 'yeryüzünde ne varsa fanidir. 'Her şeyin bom- . Billy Graham ya da Piskopos Sheen'in Türk çeşit- lığı'na indirgemişlerdi. 'Sen seni bil'. algılayamayacağımız kadar büyük bir şeylerle karşı karşıya kaldık. hancı sarhoş' diye şarkı düzüldü..

kimseye verecekleri hiçbir hesapları olmadığı inancı içinde huzurlu olsunlar! oluyor! İslâmiyet belki de ilk kez bu yüzyılda gerçekte din-dışı bir toplu- .. görüyor musun? 'Sevgi'yi klanın. destek olmaya çalışan ve bunu yapAllah'tan digayri bir güce kategorik olarak destek olamayacağını bilme- ehli kitap tek tanrıcılığının uzlaşmazlığının bilincinde bile değildir! 'Devdevlet denilen ve nihayet idari küçük burjuvazinin -yorgun ve kibirli devğini düşünemeyecek kadar "yabancılaşmıştır! ne'nin emri altına girmezse. insanlar insanlarla olan ilişkilerinde pazar kurallarını uyguladıkları zaman hakça oldukları inancı içinde. İslâmiyet'e öylesine ağyardır ki. afyon olmalı ki. hangi ülküyü ciddiye alabilir? Sosyalizmi mi? İnsan haklarını mı? Düşünce özgürlüğünü mü? Mükemmeliyetçiliği mi? İslâmiyet'i mi? Hocanın dergisinin adı 'Rönesans'tır! 'Rönesans!' Yani? Yunan'a dönüş! Yani? Çok tanrıcılığa dönüş! 'Hoca' öyle yabancılaşmıştır. tüm samimiyetimle yapan bir insanım!' Bir Müslüman'ın yecek kadar yabancılaşmıştır! Vazettiği dine yabancıdır! Daha ne olsun?! 'İslâm insanın yaratılışına uygun.boş' olduğuna karar veren bir toplum. Türk'ün Avrupalı türdaşına öykünemeyeceNe oluyor. Müslüman olduğuna inandıran bir uyuşturucu.' derken.' Büyük Makine'nin egemenliği altındaki çağdaş dünyanın putperestliği ile lışmaktayım. ailenin dışında da geçerli let memurlarının.' derken. Ben devlete köstek değil. silme kuşe dergisinde ilan eder: 'Ben her an devlete Düzeninin öz-uzman aydınları 'irtica' diye ahmakça titrerken. Adnan olan sadakatimden kaynaklanan bir çabayla bölücü ideolojilere karşı çamacık olarak değil. ölü-sevicilerin zaferleri garantilensin. kolay. yerine pazar ahlâkını ikame etmiş Türkiyelinin oradan buradan bakan vicdan azabı yok ediliyor. rahatlatılıyor! Bu mu. Büyük Maki- kılan biyofilyayı bir yana itip.oluşturduğu putun hiç de saf olmadığını. demokrattır.. İslâmiyet'in Avrupalılaşmayı önleyeceğini sanıyor. 'afyon' olmaya indirgeniyor! Afyon olmalı ki. let çok saf. mantıklı.

sonra da dürüstlüğüMişonaçi. Mişonaçi. yalan söylememek. Allah da size verecek!' 'Evet. 'Biz. Bu rum. gölanmamak gibi geleneksel değerleri içerir gibi görünür.' deyip rahatlamak. onlara nasihat ederkarşı her zaman dürüst olacaksınız ki. birden işleri büyür. bundan sonra sen düşün!' letmek için parmağını kıpırdatmamak. tinsel güçlerini arttırması anlamında bir ahlâk sistemi değildir. ne bir altın fazla Mişonaçi'ye! İşte. Nasreddin Hoca’nın borcunu ödeyemediği komşusuna. vakit olmadığı nedir biliyor musun. Mişonaçi. onu kendisini duyumsadığı gibi duyumsaması. Şafak Özden gibi. Ancak. Düğün günü gelir çatar. demeye kalmadan beş yıldızlı bir otel yaparlar. denk gelmediği için. dürüstlüktür! Birbirinize onaylar Solomon. bir altın bana. 'mert' adam söylemini sürdürmektir! Topu karşı sahaya atmak. Solomon anlatır. Müşteri ahlâkı insanın 'komşu'sunu -burada. Zaman içinde çocukları da büyür. hile yapmamak. onlar da çocuklarını evlendirmeye.' der. 'pazar ahlâkı'nı en iyi Mişonaçi hikâyesi anlatır. gerekirse dönüştürmesi. pazar Pazar ahlâkı. 'Hayatta' der. 'Biz. yerleri süpürüyor. Bak. Biz iki ortak. çantasını unutan garibanı. birbirimizi bir kez olsun aldatmadık. Sirkeci'deki otelde. 'bugüne kadar senden başka birisi ile olmadıysam.' diye müze borçluyuz. 'Sana karşı dürüst olmak istiyoiçin olmadım. 'Şimdiye kadar ben düşündüm. ler. bir altın Mişonaçi'ye. bir altın Mizüm. Sirkeci'de. önce Allah'a. bir gün -ben yatakları unutmuş gitmiş. Mişonaçi ile So- bir tane daha.lomon ortaktırlar. Bir altın bana. 'sevgi' yoktur! Pazar dediği hikâyedeki gibi. Pazar ahlâkında. kadına verdiğin acıdan sorumlu olmamak.bir çanta bulduk. hafif- .'sevmesi'. kaba kuvvet kuldüzeltiyorum. dürüstlük budur!' şonaçi'ye! Ne bir altın fazla bana. kötü bir otel işletirlerken. dahası bu davranışın haklılığına içtenlikle inanmak demektir.' diye başlayıp karnında çocuğunu taşıyan kadına. silme altın! Hemen oturduk. bir de ne görelim. 'en önemli mürşit. parayı aile içinde tutmaya karar verirler. iki baba nikâhtan önce çocuklarını çağırırlar. İçini açtık. çocuklarım. sonra bir tane daha. bu günümüzü.

büyük nefretler de yoktur. Örneğin. haklı bulmasa da benimseyecektir. Zaman gazetesini ele geçirmeye kalktığında. SHP. Neden? Çünkü. Şöyle söyleyeyim. statü gruplarının üyeleri. Şafak bu davranış biçimini. onni. bir toplumun ya da o toplumdaki çeşitli sı- Sonuçta. gelişme kendiliğinden o yönde. 'Nefret' ayıp değilse.ahlâkının hâkim olduğu toplumlarda. bu ülkedeki yabancılaşmanın Yabancılaşma. örneğin. toplumdaki insan enerjisinin toplumun işlemesini Büyük . yabancılaşmayı körükler! teri yaratır ve besler. 'sığındığı' grubun onayı kendi doğrusundan daha önemlidir. sonra da işlerinden etmişti. kişisel ilişkilerde de geçerli tır. Şafak Özden'e. belli bir davranış biçimioluyor. pazar ahlâkını. pazar ahlâkı. o toplumun düzeninin talep ettiği şedayatılan davranış biçimi onların davranmak istedikleri biçimle çakışır kilde davranırlarsa işlev görebiliyorlar. pazar ekonomisinin 'aklayıcısı' var! Müslümanlığı kimselere bırakmayanların İslamiyet’i pazar ahlâkı doğrultusunda yorumlayabilmiş olmaları. Dayatıldıkları şekilde davranmak insanların kolayına gidiyor. Aldığından fazlasını vermek 'enayilik' değilse. zaafPazar ahlâkı. tazminat ödemesi bile böyle bir acıyı dindiremezdi. Büyük Makine. Toplumsal karakter diye. Bunların yerini 'dengeli' dostluklar. büyük aşklar. Şevket Eygi'yi hatırlayacak- sın. Dış politikanın maksimi olduğu söylenen 'uluslararası dostluklar değil ortak çıkarlar vardır' ilkesi. 'çocuksu' bir duygu! olur. bilinçli bir karar sonucu da olmuyor. Nabi Avcı'yı. Adnan Tekşen'i son dakikaya kadar manipüle etmiş. Anlıyor musun? Bu eğilim. Ancak bu. yüzeysel 'hakkaniyet' alır. belirli bir kültüre mensup demiştim. kendisine en iyi hizmet edecek toplumsal karak- insanların çoğunun paylaştıkları kişilik yapısının çekirdeğine diyorlar nıfların. 'kişiliksizlik'tir. Müslümanlıkla uzlaşamaz. 'dengeli' aşklar. Daha ne örnekler boyutlarını anlatmak için yeterlidir! Bu bir girdaptır! Öylesine belden aşağı bir tekmeydi ki. ANAP'ın ak dediğine kara demeyi dayatıyorsa. Zaman içinde insanlara ları mutlu ediyor. kariyerizmdir.

Bireyin yapıcı güçlerini nasıl tasarruf etmek istediği yolundaki bilinçli seçimi. siyasi partisine. disiplinli. gereğinde cehaleti. rekabet edecek. bizdeki 'numune. gereğin- . sermaye istifleyecek. içinden çıktığı yumurtanın kabuğunu beğenmemesi söz konusu olmayacak. Mesela. insanlar bu 'numune'ye öykünmeliydiler. bir örnek olmalı. Kişinin her sabah uyandığında o gün çalışması gerekip gerekmediğine. Nite- sonunda kendilerine zarar veren ya da en azından faydasız üretimde çayen bir kalıba döktüler. yirminci yüzyılını modern endüstriyel toplumlarında insanlar kendilerini. bak. çalışmak. 'yozlaşmamış' denilen türden Türk olacak. gereğinde Atatürk'ü sömürecek. bu toplumsal karakter top- imanına. başarılı olabilmek Şimdi. gereğinde hoşgörüyü. başı örtülü dua edecek! Öte yandan.Yalan doğrultusunda sürdürmek amacıyla kalıplanıyor. aynı adam. düzenli ve dakik olmak endüstriyel toplumlardaki yüksek düzeyde uzmanlaşma ancak kendile- gerekliliği. ideolojisine sapına kadar sadık. zor kullanmak da işe yaramazdı. Kaba kuvvet. hemşerilerine. Bülent Ersoy dahi olsa. o yönde kanalize ediliyor olmasına işaret eder. 'Türk toplumunun öykündüğü karakter ne? de olan bir toplumsal karakter geliştirmeli. Peki. Kimseye silah zoruyla 'buluş' yaptıramazsın! . bir içgüdüye dönüşmek zorundaydı. çünkü modern rini özgür hisseden adamların becerebileceği bir iştir. bakıyorsun. adam bir taraftan 'Ben. dinine de dini inançları. bir on dokuzuncu yüzyıl Asla döneklik etmeyecek. modern endüstriyel toplum. burnundan kıl aldır- için gereğinde sevgiyi. ailesine. o işkolunda çalışmasının doğru olup olmadığına mezdi. biziz!' diyecek ki. kim. başka kültürlerde görünmedik bir tarzda enerjilerinin çoğunu insanların enerjisini çalışmaya döndüremezse amacına ulaşamazdı. pek çok istisna ile sonuçlanacağından Büyük Makine'yi lışmaya kanalize etmeye hevesli.0 halde. Toplum. düzenli ve dakik olmak iste- ya da işe gitme saatine karar verdiği bir yirminci yüzyıl toplumu işletekletirdi. bu çabalar içinlumsal beğeninin odaklaştığı bir numune. futbol takımına. Eyüp Sultan'da kapitalisti gibi.

'ağabey' oldu. beğenilmeme endişesini bertaraf etmek için aldığı şekildiği zaman nikâhlı karısını koluna taktı. kenşekil değiştirmek zorundadır! İçgüdüleşmiş eğilimlerinin üstüne bir de "Peer Gynt. 'Namusuyla para kazalerden herhangi birisi oluverdi! Kartal’dan bilmem kimin desteğini iste- Ne olacağını Şafak'ta gördüm ben. bir bu kümenin. adam bir de. babasının yanında durdu. olanakları iyi değerlenHerkes üçkâğıtçı mı? Herkes hayali ihracatçı mı? Herkes devlet olanak- larını kullanarak mı zengin olmaktadır?'. 'geleneklere saygılı. İstersen iyi bir işadamı olurum. kendisine göre de- de çevreyi gözü görmeyecek kadar ben-merkezcileşiyor. Birinci değerler ganlaşacak. konumunu muhafaza etmek için saldır- zamana uygun olarak. Şimdi. ikinci değerler kümesi ile çakışmayıp çatıştığından. hangi değerleri savunduğumda başarılı olabileceksem. Şafak için 'Şafak'. Şiran Ören.' dedi. bir düşün. mesleki bozulma eklenirse ne olur? Kemalist derneğinin genel sekreteri. 'mazbut aile babası' oldu. tabii. tarçın ve kekik kokan yiğidi olurum.'gerçekçi bir sosyal demokrat' . zemine ve jenere edecek ama bu dejenerasyonu belli etmemek için sinsileşecek!" "Peer Gynt?" çıkaracak. 'yozlaşmamış Türk' oldu. bütün bunları yaparken vicdan azabına duçar olmasın diye mayacak kadar otoriter olacak. Pear Gynt. Şafak Özden. istersen cefakâr bir 80 öncesi militanı.kümesi. bir öteki kümenin değerlerini öne hoşlanıyorsan. istersen cami yaptırma derneği başkanı. Kardeşlerini yanında gezdirdi. istersen falanca dar kaypak seçmenlerinin o günkü bamtellerini bulmak için ne kadar çok meslek deformasyonu. Camide. alkışlanmak için. 'Atalarım Gümüşhane’ye at diren insanlara saygı duyarım. nan' işadamlarını savundu -'Namusuyla çalışan. Türkiye'de doğru dürüst işadamları yok mu? Türkiye'de azıcık ekonomik durumu iyi olan herkes hırsız mı? imanlı' oldu. Zinganalar'ın yeşil elma. Hiçbirisini tam olarak benimseyemeyecek. onları savunurum! İstersen. sırtında geldiler. Benden nasıl disi gibilerin oyları için rekabet eden bir politikacıysa? En az kendisi ka- kabul görmeme.

1 Mayıs Mahallesi'nde. Sanki. istedim sanki! Biliyor musun. Bir gösSenin o çok merak ettiğin tokatlama olayı da o gün oldu.. toptan delirmekadın kucak dolusu çiçekle ziyaretime geldi. Parti ileri gelenlerinden birisi.. . ile başçerken. geri gelmesini istediğimiz kendisi sen olaydın!' Bir avaza bağırıyorduk ve halimiz çok acıklıydı! Türkü ile tükenmişti! 'Beni nasıl beğeniyorsanız.oldu. Olağanüstü bir varlık değil belki. isterseniz ellerimle pilav yerim. 'iyi ki bunlar var' diyen o değildi. ama iyi bir Parti'li deyiverdi! Sonra Sonra bir gün. 'erdemli bir arkadaşımız değil.başarılı. Zigana kökenimi belgelerim!' disini öyle kaptırdı ki.. benliğine ilişkin verileri öyle kaybetti ki. gerçekten murakabe edilmiş bir 'ben' olduğumu unuttu. yararlı. İsabetliydi de! Çünkü çevresi artık onu bir 'varlık' olarak görüyordu. aney. başarılı bir adam. bir gün. Kürt Alevilerden.bana göre var mı yok. ben'im. arkadaşımla ben söyledik. benimle konuştuğunu. 'kesecez' bunları diyen o gelmesini istemek fayda etmedi! layan akıl almaz bir nutuk çekmeye başladı. Türklere pazarlanabilir bir şey bir değeri olan. Nurhak sana güneş doğmaz. yepyeni bir kimlik geliştirdi! Bu ikinci kimlik beğenilen. Sanki. SDP Bavarya milletvekili bir mek için olacak.yanımızdaki iki arkadaşınaydı. -'önemli adam olmuşum. O gece. uyarlanmış. kısacası. en bağnaz Stalinciden daha Stalinci oldu. iblisleri kovup kendisine gelmesini sağlamaya çalışıyorduk Ama. iki yanağımdan öptü' diye övünüyordu.. ama gündelik akımlara iyi bir gün. Dev-Gençli oğulları cezaevlerinde çürüyen analardan oy istiyordu! Uyarmak.. '. ken- terinin provasını yapıyordu ama gösteri bana değildi -beni çoktan gözden çıkarmış olduğunu artık anlıyorum. öyleyim! isterseniz parmaklarımı piyano tuşları üzerinde gezdiririm. Nitekim. olmadı! Şimdi anlıyorum. yalvardık bir türkü söylesin diye! Söylemedi! Onun büyü yapıyor.. Giderek. MÇP'nin önünden gedeğildi. Sanki. olma kimliğiydi. müzikten anladığımı sanırsınız. kendisine yerine.

ancak. 'Radika' malum. Evet. aklıma hep İzmirlilerin radika salatası geliyordu! Yadika da salata olurdu. Bir yandan da. raNasıl oldu bilmiyorum. rakı-roka-kavun.' 'özgün güçlerini' tanıyıp. aklım başıma geldiğinde. o! O. Onu seviyordum! Attığım tokat gerçekten de coup de grace. Bir ara.. bir sofrada. Şafak'ın bur- Ve ben. kendimi kaybettim. az sonra ve hiçbir şey olmamış gibi konuşmasını sürdügibi yollarda. şimdi. mukabele etmesin diye olacak.. 'kök' demek. hepimizin özgürce gelişmesinin koşulunun her birimizin özgürce gelişmesi olduğunun bisinin yönlendirici kural olduğu bir toplum. Elim kalktı. tahta masanın üzerine kan damlıyordu. Kibele Evet. 'Marksist olduğunu iddia edebilmek için önce Türk insanının radikasına inmek lazım. rüyordu! nunu kanatmışım! Ve Şafak.Onlardan birisi de eski bir TKP'li. Ama. Marx tartışılırsa. Sonra da başladım gülmeye. küçük bir gölcük yaptı. Nasıl vurduysam..' gibi bir şey diyecek oldum.. Gecenin bir saatinde. Kopkoyu bir sıvı ğu çatalı büküyor. mangalda et. deli gibi bir otomobil gezisi yaptık! Sonra biz eve döndük. bu güçleri siyasi güce dönüştürdükten sonra' oluşabilecektir'. birader! ni. 'insan kendi 'forces propres. Yeşil elma. dördümüzü de allak bullak etti. Sosyalist toplum. deli Deliye döndüm! Utançtan! Kendi şiddetimin telmihinden deliye dön- damladı. elinde tuttudüm! Ama. damladı. Şafak ölüyordu! sendromu. bireyin tam ve özgür gelişme- Marx'ın sosyalizm tanımını tekrarlıyordum: 'Sosyalizm. onları toplumsal güçler halinde örgütledikten. merhamet darbesiydi! Şiddetim. tarçın ve kekik kokulu yiğidim aslanım ölüyordu! . Şafak Özden'i yine koynuma aldım. içimden lincinde olan bir ortaklık. Gösterisinin TKP'linin karşısında duy- duğu bir garip eziklikten olduğunu düşündüm. 'radikalizm' köktencilik bu kelimeden türer. Sosyalizm. dört kat ediyordu. Günay Rodoplu.

toplumsal sosyo-ekonomik şadığı ve hayatta kalabilmek için başa çıkmak zorunda olduğu dış dünya yazdığı boş bir kâğıt da değil! ğu Avrupalı. 'İnsanın yapıyı biçimlendiren insanın kendi yapısı var! Toplumsal oluşumlar. bu karaktere tüm gü- sistemler değil. Şiran Örenleri yaratan oluşumun ekonomik unsur- rın hakkından 1940'larda gelinmişti. bu karakteri üzerine titrediğim halkım.ölümü umutların ölümüdür! Sanki Şafak'ın ölümüyle birlikte. ölmesin diye çok uğraştım! Çünkü. Dobahsettiğimizi doğruluyorlar. Türkiyelinin çaresizliğini bir kez daha gördüm! Son ağala- Makine'ye karşı duracak güç kalmadı. ancak insanın gerçekliği anlaşılırsa. şimdi sana söyleyebilirim. toplumsal ilişkileri. anlaşılabiliyor.' diyorum. Türkigeldi.' derken sadece tek bir kutuptan buydu! Dahası. psişik ve fizyolojik yapısı ile içinde yaile arasında ilişkiler incelenirse. ben. SSCB'li türdaşlarımızın deneyimi bunu doğruluyor. Büyük larına eğilince. ekonomik unsurlar. çünkü. felsefi sistemler ikinci derecede önemi olan kişiliğini sosyo-ekonomik yapı belirler. beni yerden yere vuran Şafak Özden deneyi- çünkü. ye'nin o son yabancılaşmamış çeyreği de ölüyordu! O zaman bana öyle minin ne denli sıradan olduğunu gördüm! Günümüz Türkiyelisinin benim yerle bir etmek için yola çıktığım putu. Gariban Türk! On dokuzuncu yüz- . İslamiyet de öldürülünce. hayatın gidişini. Üretim yönteminin. devrimcinin -bu kelimeyi illa da 'sol' diye kullanmadığımı biliyor- Artık. pazar ahlâkı. Dinsel. Ama sonra. çok sonra. pratiğini belirlediği doğru ama tek cüyle destek atıyordu! 'Destek atıyordu. İnsan. İkinci kutupta. hemen her koşula uyum sağlayabiliyor ama toplumsal koşulların üzerine kendi metnini Şafak Özdenleri. Toplumsal karakterin yapılanmasında bunlar da var. insanı tanımladoğru değil.sun. siyasal. biz. günümüz Türkiyelisinin yok olması için hayatımı vereceğim toplumsal karakteriydi Şafak! Ne ki. bizzat doğuruyorduk! Türk toplumunun sosyolojik ve ideolojik unsurlarının şekillendirdiği karakter yıcı gücün som ekonomi olmadığını biliyoruz artık.

Başka türlüsünü bilmediği gibi. Aslının ne olduğunu ları kadar yabancıdır. onu tükettirebilecek cirolar." diyeni var gücümüzle dönüştürmeye çalışırken. Montecarlo'da kumar oynatabilecek. senedini gününde yatıramama- karmaşanın nedenini anlayıverdim! Salt kötü niyet değildi bu! Deyiş yeyaydık! Sonra. iştiraklerinin adını sayamayan Sümerbank’ı düşündüm. Kendisini kooperatif 'müdürü' ilan edip.yıl Avrupalı türdaşını içselleştiremez. kesekâğıdı üzerinde hesap yapan adamdır. Makineler. Sözen'in bodruma attığı Belbim bilgisayarlarını düşündüm! Aynı dünya görüşünün hâkimiyetini gördüm! Ne yapsın gariban. Türkiyelidir. yok Arthur Anderson'un süper-ayrıcalıklı maliyet muhasebesi Hawkins! Kanla irfanla kurduk biz bu Sümerbank'ı derken. hele de SHP'nin kol kanat gerdiği küçük esnaf. liberalizm! özelleştirme! "Ben. yani televizyondaki dört köşe çeneli Amerikalı bilmediği nesnelerle çevrilidir. kârlar talep ediyor! Yirperatifinden talep ettiği kâr. sistemleri. yapmadığı minci yüzyılın ikinci kazığı da budur! Onur Oflu'nun bir sosyal yapı koo- . onu yüzme havuzlu bir evde oturtabilecek düzeyde olmalıdır. Bütünden gelince. örneğin. bir türlü kâra geçemeyen dev yatırımları düşün- rindeyse. Hastanelerde. iki kere ikiyi zar zor bellerken. 1800'lerin yaşam biçimiyle. hoppala. ona da ilkel bir adama olduknostaljik bir hoşgörü ile bakamıyorsun! Çünkü bu yüzyıl Türk'ü bir yandan da ona. genetik mühendisliği. ululayan neoTürkiye'de. buyurun. Şafak'ın çekini. rakamdan da sının. Ne ki. yok Rand Corporation! Mikro-chip. Singapur'da neyi tüketiyorsa. diye de düşünülebilir. yirmi birinci yüzyıla çeyrek kala bu tabloya kadın satın aldırabilecek. üretim alışkanlığı ile karşı karşıdüm! Personelinin sayısını dahi bilmeyen Devlet Demir Yolları'nı. KİT'leri. gümrüklerde çürüyen makineleri. yirminci yüzyılın alametifarikası. buyurun. defter tutamamasının nedeninin ortaçağ esnafı olmaktan bir adım ileri gidememiş olmasından ileri geldiğini kavrayıverdim! Kooperatifteki sıkılır. 'aileye saygı'yı yeniden gündeme getiren. biziz. bilançoyu işler kılmak bir yana.

Böyle olunca bir uçak biletini yüz binlerce liraya satan Türk Hava Yolları'nı ya da bir paket Samsun'u bin beş yüz liraya satan. kârı yükseltmek değil. Yazıhanesini 'a- 'makul' karşılığının dört milyarlık bir ciro olduğunu 'hesaplayıp' üyeleri bak. Daha da vahimi. bunun dairelerin şu kadar miktardan çıkması gerektiğine ikna etmek! Yalnız. savurganlıktan. ne de özel sektörde. sallapati savurganlığını rı büyütmek. aynı manipülasyon! 'System' kelimesinin '- maymunun iki sopayı bağlayıp muzu düşürmesinden farklı değildir. bu yağma patolojisi günümüz Türkiyelisinin hemen her uğraşında geçerlidir. Yirmi milyona mal edilebilecek bir daireyi. Türkiye'de tarih de. vermeden almak iştiyakındandır! Aynı yabancılaşma. yatırımdan kâr etmek meselesidir. folklorda.işler için para talep ettiği gün. Hal böyle olursa. yani 'müşterileri'ni tıpkı Onur Oflu gibi sömüren. Amerikan 'Yat' dergilerine abone olması rakamları büyüterek kapatmak zorundadır. afişe dahi edilemez! Yine bir çıkma yapayım. kelime uydurmak. kırk milyona mal etmek istemesi de bundandır. edebiyat da yağmalanır! Örneğin. Ne devlet sektöründe.. enflasyonun bu ülkede durdurulamamasının çok önemli bir nedeni de budur. tembellikten. Onur Oflu'nun 'zekâ'sından farklı değildir. hesapsızlığını. zamları aşamadığı sallapati yapısından gelir. tıpkı dairelere maliyet uydurmak tem'i ile 'yön'ü bağlayıp. Rasyonel otorite yok olduğundan bu gidişat engellenmek bir yana. aynı yağma. kırk milyona ihtiyacı olduğuna karar verip. Rakamladam etmek' için. zeki ama akılsız gibi. Daha önce de söylediğim gibi. yani kaynakları acımasızca yağmalamak!. yöntem kelimesini icat etmek. Tekel'i 'kâr' ediyor diye ciddi ciddi alkışlayabilirsin! bile verirler! Hiçbir uluslararası finansman kuruluşu da karşı çıkamayacaktır! Kredi . bu yüzyılda nihai ürünün toplumsal fayda sağlaması kavramı ortadan kalkmıştır. Türk dili de. bu deformasyon kaçınılmaz kılan savurganlığın önüne geçemezsin! Yapısaldır! Türk'ün yirminci yüzyılın üretime yabancılaşan patolojisine de denk düşer. Mesele. üretimi daha ucuza mal edip. bak. da bundandır.

Tükettiğine yabancı! Kendi gereksinimlerine yabancı! Anlıyor musun? Bu nedenledir ki. özenle korunan. yani insanların ev sahibi olma Yirminci yüzyılın ikinci büyük kazığı tüketim patolojisidir. siz bilirsiniz. Aylarca. yerine eşyalara karşı geliştirilen bir sevgi-nefret ilişkisi aldı.' diye sattı. Geleneksel tavırda insanla sahip olduğu şeyler arasında sevecen bir maddelerinin takas değerinden. polise arabam çalındı diye ihbar edece- . bakımı aksatılmayan evler gibi! Bu kayboldu. o koşullarda iyi fiyat bulamayacağını düşündüğü içindi. sonu gelmez bir ihtiyaç listesi üretir oldu. bir emeğin somut ödülü olarak hiçbir anlamı olmayınca böyle oluyor. ruhsatı devredebilmek için peşinden "Ne oldu biliyor musun? Seçim geçip başkan olduktan. pazar değerinden başka. o arabaya?" rasında kullanayım -taksi masrafları korkunçtu.Türkiyeli. ben. kooperatife olan borcundan düştü! koştum! On bir kez telefon ettiğimi ve bulamadığımı biliyorum! Ne onu. olmadı. sonra da kendi arabası tamire girdiği için geri istediği yetmiş iki model arabanın hikâyesi. İstanbul'un şu döneminde insanları ev sahibi etmek gibi bir amaca hizmet etti diye Şafak'ın 'aldığı'. adam. ne de Şener'i! Satın alan adam bir kaza yapar ya da otomobili yasal olmayan bir şekilde kullanır diye korkuyordum. Sonunda. Bana. 'Eğer. tüketim bir amaç haline geldi! Türk. tehdit etmek zorunda kaldım. işler sarpa sarınca. dedemin adını vermiştim. yirmi dört saat içinde meydana çıkmazsa. ne çiçek. ne topladığımız böğürtelini öpmüş. ne oldu. kooperatifi. Tüketim rüyalarını satmayı önermişti! Ne çam. satın alan adam. o arazide. dedim. Olmadı. ğim. Biliyor musun. koştu geldi. ilişki vardı. Bir de Şafak'ın bana aldığı bir otomobil hikâyesi var. seçim sı- lenler. hiçbiri önemli değildi! Oysa. kime sattığını öğrenip. Onur Oflu.' Ne çirkin şey.diye altı milyon liraya rezalet su üstüne çıktıktan sonra. kooperatifteki ne Sedat'ı. Artık." "Sahi. somut bir şeyi tüketen somut insan değil artık. Şafak sattırmadıysa. değil mi? Ama. 'Ben bu arabayı kooperatifin parasından almıştım.

ne de eşyanın. somut ve kendilerine özgü nitelikleri gözardı edilir. onu hissettiğimi ha- rınır. teknolojiyle bir tırnak makasından Batı'nın önde gelen toplum psikologları bağrınır. Gül bile gül olmaktan çıkar. 'A rose is a rose is a roses' kalmadı! Şairler ağlar! Biliyor musun.. ların soyut niteliklerine yoğunlaşılır. bu. lar..... tıpkı kooperatif hikâyesinde olduğu gibi. şu kadar değeri olan bir sosyete hediyesine dönüşür. her şeyi 'takas değeri' ile algılamanın çok çarpıcı bir örneği. aynı duyguyu bir kenara atılan raporlarımda da yaşamıştım. Hepimiz takas değerimizle algılanıyor. ne şeylere. Oysa. bu defa da polisler eve geldi mi?" "E. ne olmuş. ne de şeyleştirilmiş kadın- . Birkaç ay sonra. Ağzımız erkek insan tüketimine. Ne benim. artık gül almanın Türkiye'de de keyfi Batı dünyasında bu soyutlama neredeyse tamdır. emeğimdi ya o benim! Çocuk- hep beraber soyutlanıyorduk. trafikten üstüne almamış. Bu defa da. habire gelsin. Bir de bizi. sürekli açık sanki! Doymuyoruz.Noterden devir yaptık. bin bir özenle annelerine hediye etmek için boyadıkları resimlerin Sedat'ın sırtında ve paçavra gibiydi. anlasana! Şafak'a hediye ettiğim ceket de tırlıyorum! Ama. ne oldu?" "Şimdi. edebiyatçıları bağ- öte yakınlığı olmayan biz Türkleri düşün! On dokuzuncu yüzyılın istifçiliği yirminci yüzyılda dipsiz kuyuya döndü. amaç. Eşyaların ve insan- bir kenara atıldığını gördüklerinde ne hissederlerse. tabii. araba çalınmış mı. sanatçıları bağrınır. Oysa. Hiçbir şeyin hatırı yok!.

senin oturduğun yerde.: Düşünüyorum da. 'Bu ne kendini beğenmişlik! Karanlıkta . "O kadar ki. Şafak oturmuş. Ertesi sabah. Berfe'nin 'tah"Süreyya'nın. katlanan göbeğinin altında kalan buruşmuş erkeklik organını siliyordu. beni kaygılandıran bir baştan savmalıkla. Alelacele. bayağı. bir yandan da. Titredim mil tahliye' dediği işlevin sonucuydu ve bir anda." diye ekledi.VIII "Sedat'ın kapıda beklediği o gece ta be sabah kirlenmişlik duygusuy- la boğuştum. 'şiir' yazmayı neden sürdürdüğünü merak ettim. estetik yoksunluğu da değildi.. şurada. Aşk söylemini bayağılığa indirgeyen bir manzaraydı. insanı iguanalardan ayıran her şeyin bir vehimden ibaret olduğunu kanıtladı!" kısacık güldü. yalapşap siliyordu.

. 'Bir dişi' olmaya tepki gösteriyordum.. . bütünlüğüm ihlal ediliyordu. Bir şey diyor musun?' 'Tamam.. işine! Basit bir tahmil Teşhir edilmişlik duygusu. Günay'cım!' Patladım. 'Eyvallah.. en basit tahmil tahliye işlevine. 'farklı' dime.' olmaya dayanabilir miydi? Hangi insan dayanır? gittiğin şey. 'vus'Yin-Yang'dan geçtim. Aptalca bir soruydu! Ve tabii. Neydi. biliyor musun? 'Ben bir bütünüm. içim kırık! Öte yandan da diyordum ki. insanoğlu sıcaklık aramaktan da vazgeçmiyor! Şafak’a bakı- ya.' dedi Şafak. ne cevap verdin? 'Vajinanın başka bir kadınınkinden üstün olup olmadığı' sorusuna ne cevap verdin?" Beni 'Günay Rodoplu' olmaktan çıkarıp. 'Şafak Özden. Sadece. bu senin sorunun. bütünümü seviyorsun. şöyle bir duralar gibi oldu. bir yordum. anlıyor musun? "'Aptalca bir soru!' dedim.. hadi. sen anlat bakalım! Gece oldu mu.kendi vajinanın bir başka kadınınkinden. hiç de ap- gösteriyordum. 'insan' olmaya devam edebilir mi? Şafak Özden. 'Hadi. tahliye işlemini çok ciddiye aldınsa.. çünkü. kapıdan çıkarken döndü. Asena'nın erkeği gibi. Yine yüzünü kuruluyordu." olduğunu sahiden düşünebiliyor musun?' diye soruyordum kendi ken"Peki. 'bir dişi' olmaya indirgediğini hissediyordum! O noktada sorunun adını henüz koymamıştım ama tepki talca değildi! Şafak'ın beni soyutladığını hissediyordum. cinsel organını alıp zaman dilimi.hiçbir şey demek' olmaya dayanabilir miydi? 'Bir an. '. işine bak. seni istemiyorum!' 'Bırak bu işlerin yakasını be kadın. Sakin giyindi. 'Beni seviyorsan. üstün filan demiyorum. gündüz oldu lat' diye mısralar düzersin!' Sonra da bir diyalog: 'Beni sarmadı bile!' Tabii. 'dost'u bile değil miyim?' Sonra da. eşyalaştırılmış olmak duygusu bunaltı.' kavgasıydı.

aynı anda Gerçekten. Kendimle ne yaptığım onu zoraki bir seyirci olmasının dışınanlamaya. Ne ki. Aklım sıra topu Şafak'ın sahasına 'Nasılsın?' 'Sen nasılsın?' Kafasına bir şey atmamak için zor tuttum kendimi! O gün öyle geçti. 'Merhaba. Kasada bir kuruş yok. yaşamı hiçbir şey olmamış gibi kendi istediği yerden ve zamandan tekrar sürdürecekti. Bu işler hep böyle. Tepkilerimi anlamaya. Ben de. 'Seni istemiyorum.' derken ki tonlama- 'Nasıl olayım? Üç milyonluk çekim var. Asıl sen nasılsın?' sında. 'Merhaba!' atıyordum. 'Heyheylerin geçti mi. Onunla bütün gün bütün gece film işini konuştuk. vurdumduymazlık değilse. gerçekliğin özünü bulmaya yönelmeyi amaçlamıda ilgilendirmiyordu. üstünü örtmeye. 'Biz politika yapıyoruz ya işte. 'Lütfen. karşısındakinin 'Ne oyunu yahu?! Niye oynayayım ki seninle?' göğüsleyen erkeklerin tonlamasını duyabiliyordum.Daha doğrusu Diana geldi. çekirdeği. Sonra ertesi gün bir saatte Şafak aradı. hesaplı olmayı dayatıyordu.' diyen bir kadına üç aptal olduğunu varsayan kurnazlıktı. çocuklar da bu kadar bakabiliyor. Neyse. boş ver. bu da beni hazzetmediğim bir satranca sürüklüyordu. başladı. ha?!' yan bir oyundu bu. yor. hayatın kendi kendisine gelişen tepkilerini yok ediİnsanı karşısındakinin bir sonraki hareketini önceden kestirmeye zorlağını belirtiyordu. 'Lütfen oynama Şafak!' dedim. bilmiyordu! Sesinde kadınların kaçınılmaz yakarmalarını .' dedim. Olumsuzu deşmeyecek. sustum. Önceki güBeni güncele zorlayan usta bir manevraydı. yok saymaya milyon ödemeden söz etmek.' diye nün 'Seni istemiyorum Şafak Özden!' deklarasyonunu ciddiye almayacaçalışacak. 'Sen. düzeldin mi?' iması açık seçikti. yüzeyin altında kalanı yordu bile! Tabii. İç dünyamı ortaya dökmeme asla izin vermeyecekti.

önerdi. çevresiyle yapıcı sımda kendini oradan oraya atan.rını da görebiliyordum! Ne söylediğimi anlamaması mı. sen nasılsın?' 'Birini bekliyorum. Art arda viski içmeye başladım.' Az ilerde. Saçmaladım! onun karşısında oturan Sedat'a beni idare ettiğini belirten göz kırpmala- dim. ha? Öyle duydum! Yakında örtünecekmişsin!' konuşma: pıştı. Ece. rahat ettirsin diye Sekizde buluşacaktık ve ben her zamanki gibi tam zamanında ora- koşuşturdu. o bitince Ece Bar'da buluşmamızı daydım. O arada da. barda oturan yaşlı adamın ıslak gözleri üzerine ya'Merhaba Günay! Nasılsın?' 'İyiyim. 'Vallahi. Ne söylediğimi de sen biliyorsun!' Dediğim gibi. Bu defa da cadaloz kadın sesi! Tanrım! Kendisi kendisi olmadığı gibi. buz gibi bir sesle.' 'Yalnız mısın? Gelsene!' ilerdeki bir masayı işaret ediyor. her zamanki insanlar oradaydılar. Sonunda. ederim. bilmiyorum!' 'Benimle oynamak zaten senin haddine düşmemiş Şafak Özden!' de- beni de kendim olmamaya zorluyordu! Bu defa da. İşte. 'Seninle bir konuşsak iyi olacak!' Şişli'de bir toplantısı olduğunu söyledi. Onu fark ettim. Bir yandan da kafatailişki kuramadığı için giderek artan bir bağımlılıkla alkole ve uyuşturuculara döner. bilirsin. 'Etme gülüm yav!' dedi Şafak. bir buraya bir oraya vuran bir cümle. bir daha sıkıldım. haksızlığa uğramış çocuk sesini takındı Şafak. boş durmak ve beklemekten nasıl nefret 'Yabancılaşmış toplumlarda alkol tüketimi artar! Birey. saçmaladım. 'Müslüman olmuşsun. yanımdan geçen ünlü bir gazeteci ile ipsiz sapsız bir . anlamak için en ufak bir gayret göstermeyip geçiştirmesi mi daha kötüydü bilemiyordum. 'Ben başka bir şey söylüyorum. Boş durmaktan.

Ben. öyle bakarsak. Erkeği bildiğinin de annesi oluveriyor. Şafak. annelerde de vardır. anRandevu saatini elli dakika geçirdi. ne ki. ortak sorunumuzun 'bütünlük'ümüzü bozan. ha? Şu işi siktir!' ne?' 'Ben Müslüman olacak kadar budala mıyım?' Ha siktiri mi? 'Tövbe estağfurullah!' Aptalca bir konuşma ve ben çeşitlemelerini düşünüyorum. siktir!' olmalıydı. 'kadını'm barda 'kadın Ama. 'Filozof olmuşsun. Doğaya erkekten daha yakın. Her koşulda affediyor. Çevremi bedenlerini "Evet. siktir!' çekmek zorunda kalırdım! Ortak dilimiz yoktu. Özür bile dilerdi.' 'Belli olmuyor mu?' viski bardağını gösteriyorum. Birden. bu defa da özür di- başına' yalnız bekleten bir 'koçyiğit!'in nasıl bir şey olabildiğini düşünüyordum. bir konuşalım." 'Ne yapmış olursan ol. Ama..'Şu işi bir konuşalım seninle. bunun hemcinslerimi kayırmak olduğunu düşünme! Kadın. mutluluğunun arasına girmesine içi razı gelmiyor." "Kibele sendromu. seni seviyorum. Öte yandan. Bir akşam yemeğe gel. 'Ha.' Cevap verdiğim için de kızıyorum kendime. hiçbir Donunu ters giydiği zaman neden affetti? Ya daha önce? Bunda çıkarcılık yok muydu? Vardı belki. Erkekten farklı olarak.' diyebili- şeyin o çocukla o çocuğun yaşamının. sonra Ziya'da yaşadığım gece tekrarlanıyordu sanki. öyle desem anlardı. Hah hah hah! olmuşsun. Şafak'ın eşi gibi. kadın. koşulsuz sevgiyi simgeler. ha? Şu işi bir konuşalım. bizi .' ya da 'Tele-kız olmuşsun. Etrafıma bakmıyordum. Hele de Fatma yor. Sakın gibi anne olanlar! Anne. belki de. 'Ha. ha?'nın cevabı.' 'Gelirim. Kibele sendromu. sen benim çocuğumsun. imza gününden nasıl 'istimal' ettiklerinin hesabını verecek merci bulamayan Türk kadın- ları sarmıştı. Çocuğu ne yapmış olursa olsun. 'Müslüman lıyor musun? Yabancılaşmış toplumlarda dil de kayboluyor! lediği için 'Ha. Demet'in Savaş'ı ya da 'benim' Şafak'ın gibi yabancıların tükettikleri sahici kadınlarla doluydu. Sonra aydım! İstanbul barları. her şeye kar- şın daha zor yabancılaşıyor.

' diye söylendi kulağını çekti. farkına varanlarımızın durumları daha da kötü olmuştu. Ama sonucun değişmediğiSonunda geldi Şafak. Toparlanmaya. runmanın güçlülüğü. çevreyi hızla gözden geçirdi. Ben de. çenemi elime almış öyle bakınıyorum. Kimimiz eşyalaştırarak intikam almaya kalkışmıştık. ya alışverişe vuruyorlardı. Sanki geçtik -o zamanlar elini sırtıma koyduğunda içim huzur dolabiliyordu'Sedat. ben de. 'Heriflere bak yahu!' 'Namusum nikâhım üstüne. Evli olup da eşyalaştırıldıklarının farkına varanlarımızın adını koyamadıkları halde 'yabancılaşma'nın ni. çevrelerine kahkahalarıyla neşe dağıtan hemcinslerimden ne kadar farklı ve sıkıcı olduğumu düşündüm. Şafak'ın eli sırtımda ya vurdu. tahta masaİlk kez duyduğu bir yemin biçimiydi. 'Viski. Ne ki. İma ettiği ko- . işte Ece Bar burası!' Özel bir şakayı paylaşıyorlarmış bir şey söylemeden kalktım. Demet de. daha doğrusu hep birlikte. Duygu da. 'Şöyle geçelim mi?' dedi. solduklarını.' 'Bundan böyle. hep buradaymış. gibi ekledi. bir iki dakikalığına dışarı çıkmış da gelmiş gibiydi.eşyalaştıran cinsel özgürlüğümüz olduğunu düşünmeye başladım! Sanki. bütün benzerliklerimize karşın. Şafak'ın arkasında beliren Sedat bu gayretimi de aldı. Şafak. lerini ya konkene. kendimizi Fatma gibi alkole vurmuştuk. avuçlarımı terletti. arkadaki boş masayı gösteriyordu. böyle!' Bana döndü. oğlum. kimimiz Duygu gibi erkekleri Fatma da. Şafak'ı geldiğine geleceğine pişman etmeye niyetlendim. Hiçdipteki masaya oturduk. İnsanların arasından. Neden ettiğini de anlamadım ama 'nikâh' üzerine edilen bir yemin. aynı dertten mustariptik. 'Değel mi kız? Ne içiyorsun?' Garsona bakınmaya başladı. Şafak'ın her zaman tümüyle karısının kendisini aldatması olduğunu ifade ediyordu. hayatındaki en ürkütücü şeyin. solduğumuzu düşünüyordum. Sedat'a döndü. Onlar da kendi- Bir an.

Sedat'a. benim. neler 'Ali Sirmen değil mi. Ağabeysinin Yabancılaşma dehşet vericiydi! İliklerime kadar ürperdiğimi hatırlı- pezevenkliğini yapan koca bir bebek! Kravatını gevşetip ayaklarını uzatan Şafak'a döndüm.' diyordu ler! Yok. koca bir bebek gibi göründü bana. . siktir et. be. 'Akılları sıra birleşecekler. Yoksa. lunduğumuzu da unutmuş olmalıydı. gülüm. 'O. kendisini 'aldatabileceğimi' düşünmüyordu bile! Düşünmüyordu. yüzüne o çok iyi ta'Neyse.' Baykal'a destek atacak. çünkü ben onun dünyasından değildim! Sadece iliş- ki kurduğu. 'Öyle abi.' garsonun uzattığı rakıyı içmedi. Mustafa Sarıgöl'ün adamı. ilişkimizi sıradan bir abazanlığa indirgeyecek kalkanı olduğunu gösteriyordu. boğazından aşağı döktü. sahiplenmediği için ne yaptığım ne de yapsorulur mu? Düzülecek bir eşyadan ibaret değil midir? madığım gündemde değildi. Neden burada bu- sının göstergesiydi. Nasılsa alacağız.kendisine ait. yapıyorsun?' Hemen ardından. konuşma talebimi ciddiye almamış olma- Şafak. Biraz gevşedi. 'Öteki' karısının. bütünleşmediği. 'Sen nasılsın. O sırada. Rakısının geri kalanını da bitirdi. şünüyordum. Sedat'ı getirmezdi diye düBenim orada olduğumun farkında bile değil gibiydi. Genelev kadınından bir önce kiminle yattığı yorum. bu?' İtalik’lemeye başladım ben de. Onun aklı toplantıda. gözleri fıldır fıldır etraftaydı. beni her an dışlayacak. ancak öyle temizleyeceğiz bu işi! Öyle değil mi Sedat?' nıdığım şeytani gülümseme oturdu. sonra da kurultayda geçirecek'İstanbul'da Türklerle Lazlar birleşmeden bu iş olmayacak! Kotil. Sedat'a baktım. Getirmiş olması.' gözlerini dikti.

ne dalga geçecek. Bardağı taşı'Ben senin ablan değilim. be abi?! Bildiğin yuvarlanıp gidiyoruz işte! Bir Amerikalı karı geldi. kendilerini koruyan bu korkunç kabuğu ancak öfkenin delebile- zannediyordum! ran damla gibiydi bu 'abla'. bu adamlara.Ne olsun. filmciymiş. Eğer sevgimiz sevgi uyandırmıyorsa. çok ya- ceğini hissediyordum. Hah! Öyle 'Abla. sam. İçimdeki öfke daha da kabarsın. Sedat'cım. Ne ki. 'Tamam. bir sufilik. Şafak. düşüncelerimi dizginlerinden Ruh halimi. İnanabiliyor musun?! Beynimde. yüzyılın ürünüydüm. Ne yazık ki. bir yalnızlık. Marx’ın dediği gibi. Bir film yapacakmış. arzuladığımız insanla çakıştığının kesin bir ifadesi olmalı. bir talihsizliktir!' ne de rest çekecek halim vardı. bakacağız' Yada. bir fazlalıktı hissettiğim. delikanlının yüzüne bakmadan konuştuğumu hatırlıyorum. ben bambaşka bir iklimin ve de anlaşılan Bu zırhı. Bütün gün bütün gece ona takıldık. kopartıp salmasını diliyordum. öfkemi dışarı yansıtmamaya eğitilmiştim.' Sedat'ın sorusundan algıladığım tek kelime 'abla' oldu. çünkü o andaki gereksinimlerinin dışın- olduğunu telkin eden. geçen gün dükkâna geldiğinde bir şemsiye bıraktın mı sen?' lın bir öfkeden anlayacaklardı. Anlaşabilirsek. o zaman sevginiz kısırdır. yaksın yıksın istiyordum. Bu iş buraya kadar. daki her şeye kapanmak gibi beni dehşete düşüren bir yetenekleri vardı. 'insanlarla ilişkilerimiz kişisel gerçekliğimizin. bu adama. senaryosunu bizim yazmamızı istiyor. geçen akşam aşağıda bekleyeceğine yukarı çıkardın. Alkolün duygularımı abarttığını biliyor. ne de öteki tam yansıtıyordu. Korkunç bir nafilelik. anlattık durduk işte. ne biri. ulaşmanın tek yolunun şiddet geri dönülmez bir noktaya getirmesini. özünde hak verdiğim bir ses vardı! Ancak. Geriye yaslandığımı. değilim. Ablan ol- .

zıydı. yürek yüreğe bir .' 'Böyle olmaz.' diye ekledim. dünyanın en olmayacak şeyini duymuş 'Sen öyle şey yapmazsın!' 'Neden yapmayayım?' 'Yani?' 'Bırak. sen yapma! Ya tut. ha! etmiştim ki. savacak kadar zeki! Topu. Yüzü kıpkırmı- akşam ne yaptığımı biliyor mu? Ya dün akşam da burada. karşısın- yacak bir şey talep edeceğim diye ödünün patladığını görebiliyordum! Gülmekle ağlamak arasında kalakaldım! Bir de yazar olacaktım. Sedat.' diye sürdürdüm. hiç sesini çıkarmadan öylece duruyordu. 'Büyük bir yalan Başımı kaldırdım. bakalım. hep karşı sahada tutacak kadakine duyduğu 'güven' diye yutturacak kadar zeki! 'Nasıl boktan şeyler?' diye sordum. Sen Günay Rodoplu'sun.' Şafak'tan yana hızlı bir bakış fırlattığını gördüm. ya bırak! Ya sahici. delikanlının gözlerini araştırdım.' dedi. Ne zavallı bir öç alma gayretiydi benimki! Yine de. Bu 'kadınım' türünde kalın laf- 'Şafak Özden. canım sen de. canım efendim. Sedat panikledi! Ağabeysinden karısını boşaması gibi olma- ları hak eden iletişimimiz yok. Dün ânında fark edip. baktığımı görünce gözlerini içkisine gömdü. Şafak bir içki daha ıs'Ağabey’inin kadını da değilim. bu. gülüm!' Gerçekten çok zekiydi Şafak! Feodal kökenli utandırma gayretini 'Öyle boktan şeylerle uğraşmazsın!' dar zeki! Ecnebileşmiş olmasından kaynaklanan aldırmazlığını. Cevap: 'Yapma. 'Ağabeyine sor bir bak. 'Hadi.marladı.' demek istiyordum. ama öyle kötü ifade iletişim kuralım ya da toptan vazgeçelim. başka birileri ile beraberdiysem? Bütün bu insanlar şimdi sizi 'Kim bu herifler?' diye süzüyorlarsa? Utanmaz mısın?' müdahale eden Şafak oldu. Sedat sarsıldı. gibi.

da!' Güldü. Ama. ama sıkıntıdan ter döken delikanlıya kıyamadım. kişinin insansal varlığının temel sorunlarına cevap verilmesi gerektiği bilincini köreltmektir. işimiz var. kalkalım o zaman!' ruz. İçince tanınmaz oluyorsun!' 'Umarım!' dedim.' 'Ne işimiz var?' 'Notlar alıyorum. işleri. hayatı dur durak bilmeyen hareketler silsilesine tam zamanıydı. durup düşünmeye vakti lik'lemeye.' Muhakemelerini. 'Kitap nasıl gidiyor?' 'Ne zaman biter?' 'Bilmem. onu söylüyordu. sana yasak. 'Biz daha yeni başlıyo- . Beni arayamamış olmasının nedeni de buydu. vicdanlarını 'devreye sokamazsın. ben 'ya tut.Şafak da. İskeleti çıkıyor gibi. 'Bir içki daha içecek vaktimiz var. her zaman 'işleri' vardır.' dedi Şafak.' Yabancılaşmış kişilerin. iş icat eden adam. tutmasa orada ne işleri varmış. yani?' dedi çok alınmışmış gibi. hele de Sedat ertesi gün erkenden "Canım. O halde. "Neyi tutup tutmamak?" 'Tutmasak burada ne işimiz var? Çocuk yarın beşte Eskişehir’e mal tabii. dünya ve kendisi ile temasını kaybedecek.' 'Çabuk bitir. Sedat'ı niye getirdiğini sormanın nın bir başta tezahürü de. yani kendi adıma yabancılaşmaya koyuldum: Yabancılaşma- olmayacak şekilde bilerek ve isteyerek programlanacaktır. Sabahtan akşama koşuşan. yani kendileri ile çevreleri arasına koydukları 'barikatları! 'Ne duruyoruz. "Tutmuyor muyuz. Şafak gibileri 'yakalayamazsın. İta- dönüştürmek. ya bırak' dedim ya. ama duyuramadım. götürecek!"' Günay'ı kaybediyordum. tutuyormuş Eskişehir'e gidecekken! Sonra sabahki telefonunda yaptığı gibi bana işlerinin ne kadar sıkışık olduğunu anlatmaya koyuldu.

ama bana çarşambaya randevu ver. olsun. beni milletvekili göreceksin bu ülkede?' 'Dedim. gelemem ama vallahi kötü niyetimden değil.' diye yineledi. ben! Bakma öyle bana! İşte.' dedi acı acı. bana zaman söyleme de istersen canımı al! Telefonu aç. 'Kadınım olduğu için yardım edeceksin!' dedi. Bugünden yarına bir iş değil ki bu. geç kalırım. kafan kızdığı zaman çekip gidesin! Hem bana söz verdin. Olmuyor be gülüm!' 'Böyle iş çıkmaz ki!' anlatamam sana.' dedim ama sesimin tonunu beğenmemiş olmalıydı. razıyım. canımı al! Öyle bir sıkıntı basıyor. yine gözlerime dikti gözlerini. bakalım. Artık Çarşamba oraya gitmemek 'Sen bakma. daha fazla değil. benden iyisini bulamazsın.' 'Sen de bana yardım edeceksin!' 'Hayır. 'Koç gibi adamım için elimden geleni yapıyorum.' 'Sike sike geleceğim ve ilçe başkanı olacağım! Ondan sonra ne olursa 'Şu Çayırtepe'ye yirmi dört saat ilçe başkanı olayım. 'Olur. gülüm be! Bilmiyorum nedir. 'İlçe başkanı olacağız ya!' 'yirmi dört saat. Sen demedin mi. Başını kaldırdı. Gelirim derim. 'Bırak bu saçmalığı! Kadınımsın tabii. 'Çayırtepe'ye ilçe başkanı olacağım.Hemen kendisine dönmüştü yine.' 'Allah Allah!' 'Öyle. Bardağını tutan elleri kasıldı. . Canım çekiliyor sanki. olayım. İşte de öyle.' 'Hadi.' Sedat hayretle bir bana bir ağabeysine bakıyordu. cebimde param da var ama ben yatırmayayım da cezaya girsin. Yarın vergi yatacak değil mi. sonra öleyim!' Ruhunun derinliklerinde yatan bir sırrı ifşa etmiş de utanmış gibi başını önüne eğdi. Beni attıkları yere geleceğim. gel de.' dedi Şafak. atlayayım geleyim.

üstelik. manipülasyonun para aşağılanması ile karşı karşıyadır.toplumlarda. orantısızlığın. insani gayretinin. da!' 'Aaaa. Türk'üydü. ama hele. za- suçlu hissediyordum ya da suçlu hissettiriliyordum? Aydın olmam keyfi- man zaman aşağılık kompleksine kapılmıyor muydum? Kendimi niye sul -elbette. Yaşıyordu. O. Acaba.iyi de para "kazanıyoruz. 'İster istemez gidecek. 'âlemin enayisi!' Kendimi yetersiz hissettiğim doğruydu.. yabancı olanın ben olduğum duygusuna kapıldım ülkede bir gün gülmemiş olan ben. Doğru söylüyordu. 'İyi de. Yazarlığımın. bir başka tutardı. Âşık Sabri'nin bağlaması da. 'Don't Worry. akıl sağlığı kimlik bilinci demekmiş. Öyle yine. Batı'ya kıyasla yoksul. gayret ve çalışma ululanmaz olur. kendi dışımızdaki gerçekliğin kavranması demekmiş! Bir an. Şafak'ın akıl sağlığından kuşkulanıyordum? Yok.. Bizimki gibi yok- yetinden mi? Hayır. yirminci yüzyıl. maddi sonuçlarından çok manevi sonuçları önemlidir. hünerinin getirdiği bir ülkede.. Ne ki yoksulluğun. uç lüksler ve uç yoksulluk oluşur. Sağlığı yerindeydi. romatizmalı parmaklarının inşa ettiği kuş kafesleri de. Profesör Behram Kurşunoğlu da. az önce kaybeder gibi olduğu güve- nini tekrar bulmuştu. Onu hissettim. İstediği gibi yaşıyordu. ben de zavallıydık! . pekâlâ da iyi yaşıyordu. gülüm. Kişi yaptığı işin. dedelerinin Yine de.. bundan değildi. 'Belki de. Emeğin değil. onu oluşturan emeğin bir pul kadar değeri yoktu! Olsaydı. böyle gitmez. düşündüğüm zaman.' dedi Şafak. yok. Ben. Parası pulu vardı.. gider. be Happy!' No problem!. Şafak beni başka.' dedim Şafak'a 'Dalay Lama'nın bile ko'Gider.' diye düşündüm. böyle gitmez!' Dalay Lama kimdi? Saat ne demekti? . Bu ölümlü dünyada canımdan da önemli mi?' . Ben ise keyfîne bakmasını beceremeyen. luna saat taktığı bir zamanda. şu onu kıskanıyorum. dur bir pırtık! Öyle de değel yani! Biz iş yapıyoruz.Böyle bir toplumda anneannelerin ördüğü kazak da. kim oluyordum da.

. yemekle uğraşma. tabii. hem de çok önemli olduğunu düşünüyor- 'Neyse boş ver.gerektiğini düşünüyordum. Dışarda yeriz!' dedi ve niye orada olduğu belli oldu. elini omzuma attı. değildi tabii. insan hayatının her şeyden kutsal olduğunu doğrulayan cevaptı sadece. Günay. ama. Ama her Türk gibi Şafak Özden de net cevaba alışık değildi. 'Hak etmediydi. Lafı değiş- Ve hemen arkası geldi.' cevabı." diye başladım. Bağlam dışı algılıyor. sıkılmak pahasına da olsa. saliselere duyarlı olmak Hayır. beni elinin tersiyle iter!' tirdi. İnsan hayatının her şeyden önemli olduğu tabii ki tartışılmaz ama bu. Şafak.' 'Hangi işi?' 'Çok güzelsin bu gece. Oysa. Yamuk yapmaya başladı. Duran da gelsin. Bir konuş bakalım. 'Niye? Ne yaptım ki?' O arada Sedat kalktı.' dedi. üsteledim. Şu işi de ko'Erol.' dum. beni pasifize ediyordu.' mi? Ya da boş ver. 'Orası öyle!' dedi Şafak. 'Hayır. 'İlçe başkanı olmak istiyor. 'Abla derken dürüst değil! En ufak bir terslikte yengesi ile bir olur." değil mi?" "Peki. kişinin kendisini ıslah etmemesi için bir mazeret değildir! bekliyormuş gibi.. sözümü kesti. nuşuruz. Yarın sana getireyim "Peki. değil. Pırıl pırılsın!' 'Yarın akşam bir rakı içelim mi? Erol'la. 2000'e beş dakika kala. Aklım 'Kadıncık'ın romanında. bu fırsatı 'Silindir gibi ezdin çocuğu. değil dakikalara. geçer!' dedi Şafak. anlaşılan tuvalete gidecekti. gözlerinde gene övünme pırıltısı. neden daha o zamandan bırakıp gitmedim? Onu soruyorsun .

Kaptan da. mutlaka şu. Ve korktum. şu şirketlerin sahibinin. işte. Bir buçuk saat bağdaş kuMazlum 'Mehmetçik'i. 'beş bin dolarlık saat' gibi. İstanbul'da 'maganda' eden yabancılaşma ci- bahsedecekti. Zararın takas değeri bildirilmişti ama felâketzedelerin tiren ifadelerinin Türkçe'ye yerleşmiş olması olayın vahametini anlatıyor. Newsweek'in dilidir.. Şafak olayı.. cami imamının yeğeni değil. Şafak'ı çö- zümlediğim zaman Türkiye'nin toplumsal karakterini çözümleyeceğini la. anlıyor musun? Şafak'ın beni soyutlamasıy- ülkede insanın hiç değeri yok. Daha geçen gün Milliyet'te 500 milyon liralık sel felaketinden ıstıraplarından haber yoktu! Bir başka belirti. 'gazeteci'dir.' yabancılaşmasının nasıl çakıştığını görüyordum! Soyutlamanın aldığı boyutların korkunçluğunu görüyordum. 'bu hissediyordum. Yani. kısır olduğunun. Şafak Özden'i yerine çok sonra ve çok güç oturttum. -mış gibi." dedi. Türkiye'de kimsenin kimseyi 'adam yerine koymuyor. Anglo-Sakson kültürünün 'üç milyon bir kadının ismine rastlarsan. "Münferit bir olay değil. Mesela.. Ölüm ilanlarında ticisinin akrabası olduğunu bilirsin. enflasyonun indirileceğinden kaçınılmaz olduğunu ima eden dil! Anlıyor musun? 'Babam annemi 1974'te öldürdü!' cümlesi ile '. somut niteliklerini marjinalleşbahsediliyordu.Özal. biliyor musun? Öte yandan.ve adam kadını öldürecekti.' efendim.babam annemi 1974'te öldürecekti' cümduğunu ima etmiyor mu? lesinin farkını görüyorsun. eşyası somut nitelikleri ile değil.. bir talihsizlik olduğunun henüz farkında değildim. dünya çapında şehir plâncı Prof. -çekti gibi çekim eklerinin dili '. olayın neredeyse doğal olğerimi deliyor. takas değeri ile tanımlayan. 'ya da '. bak. "Çünkü o zaman sevgimin sevgi uyandırmadığının. İşadamıdır. yönedolarlık köprü' efendim. Nokta gibi dergilerin 'birleşik zaman' yani 'soyutlama' dilini benimsemiş olmalarıdır.Onu soruyordum. haniyse ..' türünden. Türkiye'nin olayıydı. Time'ın. değil mi? İkincisi. ölen 'Emeç' değil. olayların vahametinin üstünü örten.

koyduğu teşhis bize de uyuyor diye düşündüğümde anladım! Ne bir ideoloji. Avrupalı. Türkiye'de.' değil. siyasi ve ekonomik özgürlüğü tattığı. Keşiflerinden. ne bir din. Biz. kültürünün kendisine sunduğu sayısız niteliklerini bir yana bıraktı. megamachine'in. Cezzar Ahmet Paşa'ya yabancı olduğu kadar yabancı. ağyardır! Teknoloji ile tırnak makasından öte bir ilişkisi olmayan insan. Büyük Makine'nin buyruğu altına muhteşem 'buluş'lar asırlarından sonra girmişti. Zincirde bir kayıp halka vardı. kendisine el! Kendinden di-gayri bir şeydir. dünyanın en zengin adamlarından birisi olarak öldü ğı bir dönem hiç yaşanmadı. ne bir felsefe. ezilmiş insanlar için savaşan bir militan değil. yirminci yüzyılın 'Altın Buzağısı'nı emrine atladık! Türkiyeli ların hurafelerinden kurtulmuş. sadece aklın duyduğu bir dönem yaşamıştı. şöhrete duyotoriteden. ne bir enerji kaynağı! Ama. 'yiğidim. Onu daha daha daha büyüğe zorlayan bilim teknoloji gelişmesinden sonra girmişti. paraya. Stevenson'un Amerikan toplumuna . yaratıcılığını sonuna kadar zorladıakılla kavranamayan tutkularının kölesi oldu. nasıl oldu da biz de robot olduk. kişinin yasal. Edison. feodal ama insanlığa ışık hediye etti. Duran Kuran. Kim olduğunu kendisi bilmiyor. aslanım. 'insanlığı' ile 'sonsuzluğu' ile temasını koparttı. ne bir ma- Engiz Cezzar'ın. kendi kararları doğrultusunda hareket etmekten övünçlüydü.değil! Saidi Nursi'nin sadece adını biliyor! Şafak Özden. Şöyle. arkaplanının. sadece bu tutkularını ilan etti ama en azından son üç yüz yılda. Ağlak Baba'nın torunu dığım bir şey vardı. Peki. bu ara dönem. karanlık çağ- duğu şehvet. hünerinden gurur kurallarına bağlı. küfürlerine dans ettiği elektronik ilah 'Prince' kadar yabancı. Güce. Hayber Kalesi'ni dinleyemiyor. Göteburg fabrikalarının devasa sarışın ustabaşı kadar yabancı! Şafak'ın. daha 'ne oluyoruz' diyemeden. Bütün bu anlattıklarımı bölük pörçük biliyordum. oturtama- rup. kendinden emin ve mutlu. Doğayı kontrol altına almış. ne bir coğrafya keşfi. Ancak. 'şunu da insanlığa ben hediye ettim' diye övünebileceği hiçbir şey yoktur! kine.

Şafak'ıın! Bunu. halifeliği ayakta tutmak için manipülasyon. üç yüz yıldan beri lım!-Cumhuriyeti ayakta tutmak için manipülasyon. Schweitzer de böyle söyler. . Baudelaire de böyle söyler! Bütün bu insanlar. Konfüçyüs de böyle söyler. insanın insanı sevme. son üç yüz yılını manipülasyonla geçirdi. teknolojinin dayatması dışın- rine bağlayıp. demokrasiyi ayakta yeteneği sergiliyormuş gibi. bir otomata dönüştüren. Musa da böyle söyler. elimde viski bardağı oturuyordum ve içinde fırtınalar kopu'Sağlıklı toplum tanımını ben uydurmuyorum. aklını ve nesnelliğini gegeliştirmek ya da engellemek yolunda aldıkları mesafe ile ölçülür. Sağlıklı liştirme.da da bir yol var! Manipülasyon! Türkiyeli. ama sağlıklı toplum bireyin topluma 'uyarlanuyarlanabiliyor. maymunun yaptığı gibi. kişi bir topluma köle olarak da da uyarlanabiliyor! Oysa. söyler. daha doğrusu şnaps ya da şampanya mezesi olarak toplum. iki sopayı birbiGünümüz patolojisinin yeni bir şey olmadığını. Lao Tzu da böyle söyler. Buda da böyle. toplumun insanın ihtiyaçlarına uyarlandığı. hasta olduğumuzu düşündüm! Evet. Kunf Futse de böyle söyler. yapıcı güçlerinin bilincinde olan bir benlik duygusuna sahip oldüşmanlıkları körükleyen. dünyanın dört bir tarafında başarı ile yaşıinsanın merkez alındığı toplum! Yoksa. inançsızlığı yaratan toplumdur! yordu! ma kapasitelerini geliştiren bir toplumdur. rakı. mensuplarının akıl sağlığını dığı' toplum değil ki! Tersine. yaratıcı çalışma. insanı başkalarının kullandığı ve sömürdüğü bir eşyaya. İknaton da böyle söyler. Şeriatide böyle söyler. İslâmiyet'i ayakta tutmak için manipülasyon -on dokuzuncu yüzyılın 'mason' halifelerini unutmaya- Robotlaşmak için pazar ekonomisinin. Sağlıksız toplum karşılıklı Orada. muzu düşürmekten başka bir şey yapmadık biz! tutmak için manipülasyon! Yani. toplumların sağlığı. koşullara inanılmaz bir uyarlanma yormuş gibi görünüyoruz. Marx da böyle söyler. Huxley de böyle söyler. Devlet-i Osmaniye'yi ayakta tutmak için manipülasyon.

Uzandım. muhterem biraderim hazretleri (yani. hayır! Em- öteki Devleti'nki. Ne derdi varmış anlamaya çalışalım!' Kalktık. elini tuttum. ilgili daireler. Dinin ki. Korkunçtu! Hani derler ya. hayır! diye milletin başına Yunan fesini dayattığından beri. Farklılıkları. 'En azından son üç yüz yılHalk dili. Milletvekilleri. okşadım. 1323 (1917). Abdülhamid'i hatırladım.' diyorum kendi kendime. hayır! II Mahmut. bugün ye- getirdiği bütün sonuçlardan ne şahıs ne de makam olarak sorumluyum. Okşadım. Onun güncesinde. bakalım. Bilmem. Mart ile girer. eve geliyoruz.tarihi tarih yapanlar. Bakanlar Kurulu. çağdaşlaşacağım Derken. ben yine düşünüyorum. 'Ben. sen getir bakalım Erol Efendi'yi. 93 Savaşı ile bunun dediği bir başka bölüm daha. 1 Mart dır. Sultan Mehmet Reşat) 'Kanunsani' deyimiyle yeni bir yıla girmenin. biraz gülünç olacağını ni bir yılımız başlardı. hayır! Belki de. bakınız. Gözlerim doldu. Bir de. artık! Kim . Der Saadet'te konser veremedikleri için. saray dilinden koptuğu için. duy beni!" "Tanrım!" "Öyle!. biraz manasız. 'Bak. Bizim iki tarihimiz var: Biri.' Tanrım! Ah. Muharrem’le. Senato ve düşündüler mi?' diye bir bölüm vardır. sevgilim. 'Osmanlıda rah ya da Karacaoğlan. Şafak'ın Çayırtepe'yi sahiplenmesini beklemek ne hamakattı! Sahiplenmesini istemek ise ne haksızlıktı! Ve de. Tanrım! Sultan Abdülhamid bir takvimi sahiplenemezÇok suçlu hissettim kendimi birden! Şafak'a çok haksızlık ediyor- ken. ne iltifat! Ne inanç! dum! bilir ne düşündü! 'Tamam canım. Benim gözümün önünden de Türkiye tarihi geçiyordu. padişahlar şiir yazmayı bıraktıktan sonra. insan ölmeden önce gözünün önünden bütün bir hayatı geçermiş.. insan hayatı için aynı ilkeleri dile getirirler. 'Sonradan Batı takvimi benimsenmemiş olsaydı. Bundan sonra yılbaşımız 'Kanunsani' olacak. hayır! 'insan' sistemin merkezinde midir?' Cevabım. marjinaldir! Duy beni.

' diyorum. topluma iyi uyarlanmış. Türkiye radyolarından. Ve bunlar. yağmacıdırlar. oturmadı! Adnan Menderes asıldığı günden beri. lar!' Sevgi. kendisiyle halkı dediği birileri arasına bir çizgi çektiğinden. Tülin'in dediği gibi. bilgi. pırtık diye köylüleri Günümüzün toplumsal karakterini yaratan unsurlar bu engellenmeberi. baktı. inanç. oturma- Türkiyeli sistemin merkezine hiç oturmadı! On dokuzuncu yüzyıl jön Atatürk Bulvarı'na sokmadığı günden beri. 'Yapma!' seviyorum!"' gibi kekik kokusu sardı ortalığı. 'alkol tüketimi nasıl ler! Bireye toplumunu kurma özgürlüğü tanınmayınca. başarılı kişiler namı altında.Türk'ü. İçim ezildi! Öyle yaşlar indi gözümden! Söyleyebileceğim tekbir şey vardı. oturmadı! Anadolu’nun altını üstüne tercih ettiğinden beri. rikkat. ben de onu söyledim. oturmadı! men oluyor. onları 'ıslah edilecek yerliler' halinde takdim edecek kadar ecnebileştiğinden dı! Mustafa Kemal Atatürk. ' 'Seni çok Yanımda oturan Şafak'a baktım! Tanrım! Öyle masumdu ki! Yine mis 'Görmüyor musun. ne bulurlarsa yağmalararttı? Massignon'u oynuyoruz! ahlâk anarşisi içindeyiz ve intihar için olgun hale geldik! Biz böyle olacak toplum değildik!" Döndü. özen. kendi kendime. hoşgörü. 'Bastıkları yerde ot bitmez. bu tipoloji ege- . saygı.

IX Gerçekten bu kadar umutsuz muydu? Her şeye karşın emin olamı- yordum! Nedenlerinden birisi de Diana Pavloviç'e çizdiği "Türkiye resmi"ydi.. laka Günay'ın yazmasını istiyordu.üstümüze sahici bir karabulut gibi çöktüğü günlerden birinde geldi. Ben kadının za"Bak. Günay'ın epey zamanını alıyordu. manlamasının yanlış olduğunu düşünürken. Diana. Diana. Senin deyişinle. heyecanla söze başladı. O günlerde. 'Yabancılaşma' felâketinin "O. " diye. sinopsisle ilgili. senin istediğin senaryoyu yazacak insan ben değilim. Günay kesti attı. 'fanatik' Müslümanlardan filan bahsedemem!" .. Anladığımız kadarıyla Türkiye'de film yapmak konusunda ciddiydi ve senaryoyu mutdillendirildiği için daha da ciddiyet kazanmıştı.

saçma. "Ne demek istiyorsun?" diye sordu. Türkiye derin bir tefekküre daldı. "Yine de. olayı küçümsediğini vurgu"Hayır. otomobil kullanıyor "Örtülülerin sayısının artması. "Suudilerde. özel bir insan kategorisi yok. Günay'ın "Ne korkutmuyor mu?" sorusu. örtündü." İnsanı dünyadaki eski yerine. yavaş yavaş "Eeee?" "Demek istiyorum ki. siz niye bu kadar dertleniyorsunuz? De ki." Çarşaflı kadınların sayısının arttığından yakındı.Diana'nın beklemediği bir tepkiydi. ama bunu Pavloviç bilemezdi. üniversiteye gitmeseler daha mı iyiydi? Sömürgeci mantığı bu. demek istiyoroluşuyor. Daha çok Müslüman adayı okula gidiyor." dedi Günay. sistemin du. şaşkın şaşkın. brrrrr! Tüylerim diken diken oluyor! Kaldı ki." dedi Diana. tabii." dedi Diana." o Prensesi hatırlıyorum da. Hizmetçisi Nesibe'yi sarhoş kocasının nasıl ezdiğini anlattı. olur biter. Brrrr! Tüylerim diken diken oluyor. "Ama. başı kesilen "Ben de sizin. AT'ye almazsınız ya da İsrail'i tepemize Diana. Günay hiç etkilenmemiş gibiydi. "Korkutmuyor mu?" "Yine de. bu durum seni korkutmuyor mu?" diye neden korkayım? Kadınlar dindar oldukları için evlerinde oturup. politikacı olmadığını ama 'kadınları düşündüğünü' söyledi. herkes mazlıktan korkuyorsanız. tabii. "De ki. "Türkiye'de yok. Size ne bundan? İslamiyet’le birlikte gelmesi muhtemel uzlaşsalıverirseniz. "Fanatik Müslüman diye merkezine yerleştirmek isteyen tek tük tek-tanrıcılar var. üstüne para verip seyrettiğiniz korku filmlerinizi hatır- lıyorum da. ben günahkâr Müslümanım!" lamak için sorulmuş bir soruydu. sen Müslümansın ama örtünmüyorsun?" "Aynen onu demek istiyorum. 'Miskin Müslümanlar'dan oluşan bir Ortadoğu daha çok işinize gelmez mi?" lan ne olacak?" diye sordu." diye açıkladı." diyerek geri çekildi Diana. "Kadın hak- ." "Beni kaygılandırıyor doğrusu.

Teng. Mesih ve On ikinci İmam'ı aynı başlık altında görseler. "Şundan yüz yıl önce dini bütün diye bizi suçluyorsunuz. sükûnetle." tında görselerdi. Rahibelerinize gösterdiğiniz kabulü Müslümanlara neden göstermediğinizi hiç düşündün mü?" "Ama." dedi Pavloviç. hiç değilse sizin feministler kıyafet özgürlüğü diye ortalığı birbirine katarlardı!" "Gerçekten öyle mi. düşünüyorsun?" "Sen düşünmez misin? Seni temin ederim. gerisi. bu temelsiz bir varsayım." dedi. Rousseau Voltaire'e. aynı katılıkla. zarfın yeni bir mazrufundan ibarettir. ilerleme bu. "Yer- demişti bir gün bana. "Gerçekten de. Bodrum'da poponuzu rahatça teşhir edemiyorsunuz yüzünün özgün kitaplarının sayısı üç yüzü geçmez. Ama. İnsanlara Müslümanlaşmak hakkı da ta"Ama. medeni haklarından örtülü bir Müslüman kadın kadar mahrum bırakılmamıştır! Kadın haklarını hep Batılılaşma yolundaki ennınmak zorundadır.let dairesinde. Hazret-i İsa Hazreti Muhammed'e o'dur. dünyaya bakışları değiştirdi. hiç inandırıcı olmayan bir sesle. eğitimi engellenen kadınların hakları ne olacak? Amerikalı olsalardı. öyle. Afrikalı kadınların göğüslerini döve döve örttürüyordunuz. Lao Tze. Bugün. Günay. "Tüm dilleri kapsayan bir kavramlar sözlüğü lâzım. belki de sadece dalgalanma. Artık bilgisayarlar da var. hatta özel sektörde iş verilmeyen. Teng-ri ve Tanrıyı aynı başlık al- . da su dövmeyi bırakıp bir kavramlar sözlüğü yapmalı." nız!" gellere karşı kullanamazsınız." dedi Günay. Hıristiyanlar olarak." Bu iddiasını biliyordum. Konfüçyüs'e neyse. örtündüğü için dev- da Alevi erkeği." dedi Günay. Birleşmiş Milletler havanbirbirlerine bakışları değiştirdi. "Dünya barışı için ne lâzım biliyor musun?" "Kim bilir. İnsanlar Messiah. dünyada bir manastır ya da bir ada gibi yasayamazsı"Dünya. Batı dünyasından ibaretse ve hiç değişmeyecekse. bu ülkede hiçbir Kürt ya "İyi bir soru.

Yahudi fanatikleri ken. bir yalanı sürdüreyim?" reddederim. neden sonra. "Paketlenmiş doğruların ötesini görme'İsa Mesih! Kötü bir şey mi oldu?" diye sormayı akıl etti Diana. Yapmam. Boston kâşanelerine alışık kadının Gü- . sana İran senaryosu yazmam. Amerikan Baptistlerini de. 'basü diye koyunları çarmıha gerdiklerini. neden sana yardım ede- mıyormuş gibi etrafına bakındı. çünkü böyle bir tutum.' diye haykırarak.bah'. çağına giriyor. duk. "Senin gibi konuşan birini hiç tanımamıştım!" Anastasya torunu çıkarırlarsa hiç şaşmam! İngiliz Müslümanlarının daha Buna cevap vermedi Günay. sıkkın görünmüyor mu?" tek bir Filistin filmi yapmazken. "Shit!" dedi Diana. değme Cerrahiye taş çıkaracak zikir onayladığımdan değil! Yapmam. "Öyle değil mi. Diana. Üç kuruş para kazanacağım diye. dikkati doğru ya karşılık verecek. "Ön- çıktı diye on yıldır aforoz ederken. Hollywood bugüne kadar "Bak. Batı dünyası yeni bir 'dini inti- "Belki de. gözlerini kocaman kocaman açtı. Hal buy- hasım bellediği bir ulusu aşağılamayı hedefler. "Sık- noktasına kadar dayanmaktan ibarettir. Rus Ortodoks Kilisesi'nin dualarıyla eski saraylarına dönecekler. irdelemeyi değil. Müslümanların yapacağı bütün iş." dedi Günay. yeniden doğuş. inana- yim. Vanessa Redgrave'i. ama insani bir inancın üstüne çekip. benim cevap vermemi beklemedi. Hele de. Filistinlilere arka badel mevt çadırları' denilen çadırlarda. Haksızlık olduğu için Diana adamakıllı şaşırmıştı. Baptistlerin İsa'yı anımsatsın seanslarında kendilerini hipnotize ettiklerini gördüm ben. tarihin yeni bir büküm kın görünüyorsun!" bana döndü. kendilerini yerde yere atanları gördüm. Batı'nın de afişe edecek gücüm olmadığı için reddederim. 'Biz evliya ol- yargıları perçinleyecek film yapmam. Üç gün sonra Romanofflar. çünkü senin ülkende. sırtını zincirle döven İranlıyı neden afişe edeyim? Dikkatini çekerim. örneğin. Böyle bir aşağılamaya da yanlış. Bir yerden bir şimdiden bizdeki Kutsal Emanetleri istediklerini biliyor muydun?" ye çalışıyorum!" Sıkılmıştı. yekten.

'oyun'u beğen"Hayır. düşündüğünü görebiliyordum." dedi Günay bezmiş gibi. yerinden kıpırdamayan. yetersizleri eğitir- "Well. yönetilen ona saygı duyacaktır. bana doğru.nay'ın evinin böyle iddiaları barındıramayacak kadar mütevazı olduğunu kalıydı! Sernea'yı hatırlatan bir duyarsızlıkla.. ne de oyunun adı bu!" dedi Günay. sanlar bulmak ve atamaktır. adını koyan da senin memleketin. asli göreviniz. medim! O 'oyun'u oynamak istemiyorum!" "Ama dünya böyle. "Bu sizin oyununuz. senin memleketin! Ama başka türlü de olabilirdi. uygun inyapamazsınız. sadakat bulacaktır. kesin bir sesle. Yöneten ciddiyeti elinse. Hâlâ da olabilir. davranışlarıyla yönetilenlerin taklit etmek isteyecekleri bir model den bırakmazsa. "Bütün bunlardan sana ne anlamıyorum! Ama parayı az buldunsa. I'll be damned! Şu işe bak!" diye söylendi Diana. çünkü sizden nefret eden dünyayı da algılayamaz. yıldız- ların etrafında döndüğü bir kutup yıldızı gibidir. Herkese kardeşçe ve olmalıdır.. nefretle anılmak bile sizi üzmez oldu. yok sayar oldunuz." "Tanrı'nın bile unuttuğu bir ülkücü bu kadın!. Konfüçyüs. "Para değil.. Dünyayı yönetecekseniz." Putpehükmetmenin ilk kuralının içtenlik olduğunu. İyiliği yüceltir. dişlerinin arasından. Ne bu? Muhammed mi?" "Hayır. yönetilenler erdemli olmak için ellerinden geleni yapacaklardır. Absürd bir bağlantıydı ama kadın Ameri"Fesuphanallah!" diyerek patladı Günay. koka kola ile eşitleyecek kadar seviyesizleştiren. ne dünya böyle olmak zorunda. Diana. Fıstıkçılarla. "Dünyaya şam budur işte. . Hayatı 'yarestlikten vazgeçseniz diye italik’lediğini görebiliyordum. hatırlayabilseniz! Hükümet eden. hükümet etmenin birincil yolunun iyi örnek teşkil etmek olduğunu. Narsizminiz o boyutlara vardı ki. oyunun adı bu!" diye ünledi Diana. Oyunu sahneleyen de. " demek gafletinde bulundu. azizem.' diye. ikinci sınıf aktörlerle bu işi şefkatle davranırsa. Erdemle hükümet eden. Çünkü balık baştan kokar.

ne işe yarar sanat? Hangi görevi üstlenir? Sorumluluğu nedir? Hiç. çeke çeke o senaryoyu çekmeyi ancak cahil bir Avrupalı yönetmen becerebilir! Cahil ve çıkarcı! İran ayaklanmasını İncirlik hava üssünden bir Amerikalı pilot ile ahu gözlü bir Acem dansözünün aşkına indirgemek gibi bir iş. "Gördüm. kötü Çinlinin midesi zaten yoktur. belki. Bertolucci hangi yoksul Çinlinin başına bir dam örttü? Yüreğine su serpti? Yasak Şehri bin bir özenle inşa eden Çinli. elde veri yok! De ki. yıllar yılı Gök Tanrı'nın eşi bildiği imparatoriçesinin ayak parmağını birine yalattığını gördü de. değil mi? revi olmalı. Bu eski bir senaryodur Mrs.. Öte yandan. Bizi anlatan oryan- . 'Peter O'Toole gibi İngilizler olmasa Çin İmparatorları burunlarını bile silemeztalist dostlarımıza sorarsan. Ve berbattı. kendini beğenmişliklerine bir destek daha attılar.ğil mi?" "Konfüçyüs?! Ah! Son İmparator'u gördün mü? Korkunç güzeldi. ama ne olmuş? Engizisyon papazlarının kıyafetleri de çok gü- zeldir. yaratıcılık: Abraham Lincoln'ün eşini böyle bir durumda BBC bile razı olmaz! Ama." dedi Diana Pavloviç. Oysa bir gömek olmalı. bu. doğruya biat et- sizin seyircileriniz. ne kazandı? Bu gerçekçilik adına yapılan bir iş de değil. hareme düşmüş Avrupalı kadınlardan olmasa. "Ohhh?!" "Yasak Şehir'e girip de. deCevap versin mi. lermiş. Osmanlı padişahları hiçbir iş beceremezler!. Söyler misin. dua gibi. İbadet gibi. "Gerçekten çalışıyorum.' yalanını bir kere daha görüp. gıdıklana gıdıklana yalama olmuş porno iştahlarına eklenen marjinal bir plândan başka ne kazandılar? Ha. Anlıyor musun?” çekimler? Fotoğraflar çok güzel değil miydi?" "Çalışıyorum." dedi Rodoplu. vermesin mi diye bir an tereddüt etti. Pavloviç. Bir misyon yüklenmeli. "Evet. Dünyanın şu durumunda spekülatif sanat akıl almaz bir lükstür. göstermenizi isterdim. Ama. Ya da Kraliçe Elizabeth'i! Mümkün değil. Kölelerin kanlarıyla inşa ettikleri saraylar da öyle.

. Günay mutfağa yü- Hayır. senin gibi genç bir kadın?" Doğrusu." dedi Pavloviç. ama niye sen? Yani. koltuğa rahatça yerleşerek. öyle değil mi?" tir modası geçmiş bir 'budala' diyorsun. alçak gönüllükle. öyle değil mi?" Dönüp geldiğinde daha bir yumuşamıştı sanki. "Hadi. düşünceli düşünceli." omzunu silkti Günay. aynı "Peki. "Ve Türk olman seni özel bir tür yapıyor. Örneğin. pembe saten ceketi. İnsanlığa yararı olmayacaksa." soruydu. "Sahiden de Allah'ın belası bir ülkücü bu kadın. . "'Ülkücü' eşit"Ah. kılıyor? Öyle mi?" diye sordu Diana. insanlığa yararı olmayacaksa. hanımefendi. "Yani. toplumun bir duvarından bir duvarına sürüklenniyorum!" Beni gösterdi. Şimdi. Dene! Lütfen!" Kıpkırmızı saçları. hiçbir şey yapmamak daha iyi. Şimdilik bütün becerebildiğim. Bak. "Keşke adam gibi bir ülkücü ola"Evet. hepsi bu. yani?" fikirde olmama hakkımı muhafaza edebilmek. lütfen. bu kılıkla İstanbul'da dolaşırsa. "Ona sor. sanat olmasın da- bilsem! Şimdiki halde. Günay'ın." mek.. başına neler gelebileceğini düşündüğünü görüyordum. "Üstünlük taslama!" diye seslendi Rodoplu.ha iyi. Müslümanların bir bütün olmadığını hiç düşünmemiş olması doğaldı. kahve içer misin?" rürken arkasından söylendi. bak!" "Affedersin.yooo. iyi bir "Türküm de ondan herhalde. Onu demek istemedim. o çok uzun iş! Türklere anlatması bile zor. Öyle düşünebilirsin. Araplardan farklı "Elbette!" dedi Günay. Diana!" dedi." sına beni. mutfaktan. dantel çorapları ile yine bar hostesi gibiydi. önüne sürülen değerlerin hem içinde hem dışında yaşamakla yeti"Yo. siyah "Bir dene!" dedi Diana Pavloviç. "Nasıl.

musun. Biz bölge kültürüne yabancıyız. paketlenmiş heyecanlara ne varım. ayaklarını altına aldı. bekledi. Bir Selahattin Eyyubi filmi yapalım? Ya da. Günay. Düşük bir yaşam standardında ama bolluk 'yemek' olduğunu anlatan filme varım. sana ne diyeceğim. İsa doğalı 1071 yıl olmuş- "Öğreniyorum. öteki de Hun. tu. ben de öyle. "Biliyor "İyi etmişsin."Bedava konferanslara bayılırım!" Pabuçlarını çıkardı. Türkçe "Biri bir Kürttü. Şöyle söyleyeyim. "Pekâlâ.. Rodoplu’nun her şeye karşın umutlu olabi"Bir kere. David. Üvez'in kuşburnunun bir varım. "Bak. TV ekranında öpüşen çiftleri görünce utancından odayı terk içinde yaşayan insanların filmlerine varım. meliyim ki. öyle değil mi?" ğini düşündüğünü görüyordum. "Yani." dedi Günay. Biliyor musun. Akdeniz havzası Samileri ile Aryanlar çok- . "Birlikte çalışacağız. Pavloviç. gelinin topuğunu görünce heyecanlanan delikanlının filmi- ilk geldiğinde sözünü ettiğin Hollywood dışı halkayı oluşturabileceksen eden babanın filmine varım. ama olmadı. Şafak Özden'i anlatan bir filme öğrenmek zorundasın. Ben istedim. Diana!" oluşturan iki unsur bu insanlarda cismanileşir." dedi. öğreniyorum." diye açıkladı Pavloviç. İtiraf etleceğini düşündüren konuşma da bu izleyen konuşma oldu. Var mısın." sana yardım ederim. aniden. Buna cevap vermedi Rodoplu. 'biz'i diğer Müslüman- tan bütünleşmişlerdi. ama. ciddiyetle.. sen istedin!" dedi Günay. biz bu topraklara geldiğimizde. "Seni tanımak istiyorum. sahici Atilla filmi?" "Onlar da kimdi?" yokum. Bu toprakların insanının hamurunu lardan farklı kılanın ne olduğunu bilmek için sabırsızlanıyordu. Gülüyordu. Diana'yı kaçırmanın zamanının geldi"Burada olmaktan öyle mutluyum ki!" dedi Diana. pek gelmek istememişti Türkiye'ye." diye başladı. Paketlenmiş doğrulara. aklı başka yerde. Bana.

'Ağıtlar Kitabı' var. Asya'dan. gibi isimlerimizi.altı bin yıllık yazılı tarihin yarısı boyunca insan faaliyetlerinin merkezikaba bir harita çizdi. hem de Kuran'da bulabilirsiniz. Durdu. Bu bağlamda bizim zası kökenlilerin. Şam'dan türediklerini iddia edenler. Bu bölgede nüfus artışı tarih boyunca yüksek olmuştur. Gün ve ay! siz kendinizinkileri hem Yunan'da hem Roma'da. Girit. Yahudiler Yunanlılara İsa'yı. günü- geçmiş. Eflatun. kâğıt peçetenin üzerine nin Yakın Doğu olduğu kabul edilir. Biz geldiğimizde İsa doğalı bin yılı lonyalıları biliriz. larız. Nuh Peygam- işte. biz orada yoktuk!" "Ne demek o?" kültürler oluştururlar. İbranice 'David'den. birbirleriyle sürgit çatışan müz Avrupa ve Amerikan kültürünün kökleri bu bölgededir. Kendi ismine bak. Çin'in. Bu kültürler. Hitca konuşanlar. Doğurgan insanlar. nereden? Roma mitolojisinden. Mısır'da. Kuran'da bulamazken. lar asimilasyon sonucudur. hiç yadırgamadığınız bir kitabınız. KoTürkçe. bu çetin bölge kaynarken. bir tarihiniz var. "Rusya ve Karadeniz'in güneyi. Biz Türkler orada yoktuk! Ne Hititleri tanırız. benimki. Oysa. Akdeniz hav- . ne göze göz. Hint-Avrupa kavimleri. ne Babi- Samilerle Aryanları anlıyorsun. Bizdeki Süleymanlar. dişe diş öneren Hamurabi kanunlarını an- "Bu demek. Aryanlar. Samiler. biz gelmeden bin beş yüzyıl önce cebir öğreniyor- ler'in tosuncuklarının ululadıkları türdaşlarımız. mişlerdi. Yakın Doğu deyince. Afganistan ve Hindistan'ın batısı ve Mısır. Bir başka türlü anlatayım sizin. Yunanlılar Yahudilere efsanelerini vercanınki. Bir başka deyişle. Yunan ve Roma kanalıyla Avönüne getirmeye çalış. Günay. Teoman. YahyaHint'in Upaşinadları var. ne de kavgalarına ortak olduk. hem Kutsal Kitap'ta. Ancak. Şunu söylemeye çalışıyorum: Biz özgün isimlerimizi. Şimdi. Güneybatı Asya. Aramdu. Satılmış. bir kalem aldı. Arapça. gözünün rupa ve giderek Amerikan kültürünü beslerler. Meryemler." uzandı. İbranice. 'Diana'. David. ber'in oğlu. Samiler ile Aryanlar kültürel bütünleşmeyi tamamlamışlardı.

Daha ki. Doğal bir evrimle bu hale gelmedik. son buzul çağının sona ermesi ve buzulların geri çekilmesiyle birlikte kurudular. Kahire'nin ya da Me- örfi kanunlarıyla bütünleştirilmesi gereği hissedilmişti.Aryan kültürel bütünleşmesi melerde katkımız yok. bizim orada olmamamız olduğunu düşünüyorum. mesela. şehirleri ve devletleri ayakta tutmaya yetmedi. kazılar gösteriyor kazı. ger- katlar neden ortaya çıktılardı. Müslümanlığı bir devlet dini olarak kabul ettik mize özgün dinimizden âdetler kattık. Biz. Uymaya çabalarken. harfi başka yorumlar getirdik. dersin? Herkes Ortodoks yorumla. Yağmur. Sami . 1868'de. Bu tari- dine'nin değil? Neden Sultan Süleyman 'Kanuni'dir? Kanun verendir? Çünkü daha o zamandan 'şeriat'ın Türk toplumuna uyarlanması. bölgelerine kum yürüdüğü için göçmek zorunda kaldılar. olanı yok saymak yoluna gittik. Yeni dini- "Toplumsal karakterimizin yapılanmasında önemli bir unsur oldu- biz." "Sen bunun önemli olduğunu mu düşünüyorsun?" kültürümüzün kökenlerinin izini süreceğimiz kitabımız yok.000 Batı Türkistanlı. Atatürk altmışaltı tarikat kapattı. bir çekte. Müslüman olabilselerdi buna gerek duymazlardı. Öte yandan. Orta Asya'nın kurak bölgeleri bir zamanlar büyük göllerin ve nehirlerin beslediği nemli ve ılıman topraklarken. başka yorumla yetinseydi. bu toprakların ürünü de. filan. Arap anlamında deninin de. Araplar gibi Müslüman olmadık. İsa doğmadan dokuz bin yıl önce. da- ğunu düşünüyorum. jeologlara inanmak caizse. İnsanlar su aramak için dört bir yöne dağıldılar. GelişŞimdi. onu da kabul ettik. hep. tarikatlar oluşur muydu? Neden. bir Mevlâna.ha üstün olduğunu kabullendiğimiz bir kalıba uymaya çabaladık. Müslümanımsı olduk. 80. gerektiği gibi örtünmedik. Yakın Doğu şekillenirken. Bu farklılaşmanın negerçekleşirken. Türk Hacı Bektaş Veli. Ama. evet. tabii. Devletten dayatılan başka şeyler gibi. Güney Türkistan'da bakır kulla- . örneğin 1907'de Pumpelli'nin Başkara yakınındaki Anav'da yaptığı şundan yüz yıl önce. Ama. medeniyetin dünyanın neresinde başladığını kimse kesin ola- rak bilmiyor.

Türkistan kültürü çok eskiydi. Okumadık. benzeme"Bana mı söylüyorsun!" dedi Günay. hayvanları ıslah edebilmiş bir medeniyet vardı. Ural-Altay kökenli.nan. Sami değiliz. Kocana sor. Tür"Aman Tanrım! Hiç bilmiyordum!" dedi Diana. bitişken dildir. kurtuluş anlamına da gelebilir. We don't need." Bunun nedenini de okumama"Okumayız. 'İltisaki'. eken biçen. "Batı kültürüne bulaşmış olan aynı güçle dire- nemez!" Benimle konuşuyordu. Pavloviç bunu inanılmaz buluyordu. dik!" hayretle döndüm. size benzeyecektik. sana bir şey söyleyeyim mi. yapmıyordu. Yani. garip bir gülümse- sanları bir kalıptan çıkmışçasına tekdüze kılan eğitim sistemini protesto eden bir şarkı söylemeye başladı. "Üzme. "Mamafih. Türkler de bilmez. Aryan hiç değiliz. Gerçekten!" dedi Günay. "O bakımdan. Bir kez. me kapladı yüzünü. in"'Duvar' filmini hatırlıyor musun? 'Eğitilmek istemiyoruz!"' "Aman Tanrım!" "Milletçe okuyor olsaydık. "Yooo. ciddiyim." mıza ve çok politik bir ulus olduğumuza bağlıyordu. ha. belki de Tanrı bizi koHayır. Ne Sami dillerini. Hecelerin birbirlerine eklenmesiyle oluşur. anlatacaktır. bir Ruhi . bazen okuruyor!" mamak. education!" Pink Floyd'dan. ha! Hiç okumayan en çok direnendir. Kim bilir. no. Mısır piramitlerinin kurulduğu 5000 yılında bile. Bizler bu insanların torunlarıyız." diye sürdürdü Rodoplu. "Elli milyonluk ülkede satılan kitapların sayısını duysan şaşırırsın. diyorum. Bizim konuştuğumuz dil. kendini. örneğin. Kızılderili dilleri gibi. "Ne demek istiyorsun?" kik dil ailesindendir. "Ha. ne de Aryan dillerini konuşuruz. "Şaka yapıyor olmalısın!" dedi kadın. az duraladı. Asyalıyız." Beklenileceği gibi.

Batı kalıbına dökülmüş şeklidir. 'solculukla eşanlamlıydı.Su'nun gayreti. Milliyetçilik. dile Arapça. sonra da İngilizce girdi. Farsça yerine. köklerden hiç bahsedilmez oldu. çünkü. haksızlık etmemek lâzım. Bu defa da. Aynı şey. Oysa. Atatürk'ün sağken başlatılan bir. 1970'lerde Asya'dan bahsetmek tabuydu. onun bambaşka bir kalıba. politika işin içine nasıl giriyor?" "Bekle. dedin. öylesine bir karmaşaydı ki. sanki. halk türkülerini yaşatamaz. Or- olunamıyordu. Tuhaf ladı. bu tür şeyler üzene de solcuların özde hoşlaşmadığı şey oldu. 1940’larda Sovyetlerle iyi geçinmek kaygusuydu. yaşatılan halk türküsü başka iletişime uyarlanmasıdır. sonunda ne milliyetçilerin. ırkçılıkla eşanlamlıydı. 'Samileştirme' hareketiydi. Mesele bitmiştir yani. Boş ver. milliyetçi dırıldı. neden? Anlayamıyorum?" "İlericilik?" sonra. Daha "Evet. O kadar tabuydu ki. rinde durmak milliyetçilik sayılıyordu. 'İlericilik'. Bu fasıl. zaman içinde kamuoyunun gündeminden kalta Asya'dan halen şu kadar milyon Türk'ün yaşadığına kimse inanmaz oldu. yeni bir asimilasyon baş"Aryan?" "Evet. Yeni bir uygulama da değildir. "Ruhi Su da kim?" değil. bekle!!!" diyerek isyan etti Pavloviç. Sessizlik yüzlerce yıl sürdü. Her neyse. Arap-Fars kültürüne asimilasyon Türk tarihi araştırmaları." gayreti." "Başlangıçta. Osmancak. önce Fransızca. Yalnız. Gorby geldi de bu insanların varlığı da ortaya çıktı!" "Ama. 'ilericilik' böyle gerektirdi. her şeyden önce kitleyi kökenlerilı'yla başladı. Müslüman olununca. 'ümmet' olunmak gerektiğinden ola- "Çok basit! Bizim devlet politikamız hep olduğumuzdan başka bir ne yabancılaştırmak gerektirir. konumuz değil. Türklerin kökenlerini araştırmak. Eskiden . Bir "Affedersin. Bir baktık. Cumhuriyetle bitti. Bu. 'Solcu' olununca. Ruhi Su'yu bilemezsin. zaten!" şeye dönüşmemizi benimsemiştir." "Politika.

Namus. İş öyle hale geldi ki. biz yabancı dil öğretmiyoruz. istiyorum. Batı sadmeyum?" sini. seç! Daha önce konuştuk bunu. değerlerini. namus ve cesaret! Kendimizi tanı- oluyor. açık "Hem evet. yabancılaşmanın nedenlerini yorumlayabileceğiz. Ruslarla aynı zamanda. nihai kararımız ne olursa olsun. Despotizm değil. Ne gibi biliyor musun. Oysa. karamtanımlayıp yabancılaşmadan kurtulma ihtimalimiz belirebilir. bir ucuda. hele de bunun "Tanrım! Ne kadar çok şey var öğreneceğim!" diye inledi Diana.' yani bir başka kültürün kalıplarını. önemli olabileceğini hiç düşünmemişti.halk. 900'lerde. yabancı çeviri yapıyoruz. maya yanaşmamamız. lıyor olması. no. hiçbir şeye neden olmuyorsa. education!'. 'bu territoryal armi konsep'yabancı dilde eğitim yapıyoruz. çok geniş bir tabana yayıldı. büyük israfa neden sarlığa neden oluyor. Başbakan'ı dinleyeceksin. Uydu antenlerimiz bile var. Günay'ın tarihi bin yıllarla tanım- . Ama. dınları' anlamıyor. bastığımız yeri bilmek gibi. Günay. şimdi de üç kelimesinden ikisi Fransızca ya da İngilizce olan 'ayti' gibi laflar ediyor. kendimizi neredeyse hasta sanmamıza. kendi değerlerimizi toplum istiyorum. İsa'dan sonra." demesi bu dünkü çocuk ulusun üyesinin aklının alacağı bir şey değildi. Bu defa asimilasyonu kimse durduramaz artık." "Bu seni üzüyor. kavramlarını."Biz yeni Müslüman olduk. üç kelimesinden ikisi Farsça ya da Arapça olan aydınları anlamıyordu. hem hayır!" diyerek omuzlarını silkti. değil mi?" 'We don't need. ne de Aryan. örneğin. onu bilsek kendimize yeni bir dil bulabileceğiz. Yabancı dilde öğretim yapamadıklarımıza da. Sağlam ya da çürük. 'ya bilgi çağı ya da intihar! Sen onun dayatılmaması gerektiğini düşünüyorum. patolojisini ithal ediyoruz. ne Sami. Başımıza gelenleri. Anlatabiliyor muTürklerin İslâmiyet öncesi bir dinlerinin olabileceğini. bambaşka bir medeniyetin çocukları olduğumuzu içimize bir sindirebilsek. Düş kırıklıklarına. "Bir ucu.

"Haydi. üstünlüğe . çevreyi ve çevreye yabancılaştıran bir Bir Amerikalı ile birlikte sokağa. Bir yandan da. Güzel bir yer biliyorum."Ne demek istiyorsun?" diye bağırdı. geçen gelişinde ressam Ahmet’in Fatma'ya takındığı tavırdaki. Günay'ı birkaç yönden mahcup ettiğini sezinliyordum. "Yani. bunda. "Sen de mi Brütüs?" "Ne demek istiyorsun?" Gittik. Her zaman yeni katılan bir başka Şaman Türk kavmi vardı. Olur mu?" "Neresi?" "Ziya. bir bütün olarak olmadık. "Bir önceki dinlerimiz birbirine çok benzer. turist kızlara yaranma gayreti bile yabancılaştığını hissediyordum. Orada yeriz. Bir diğeri. Yani. Bunlardan birisi kullanılmak durumunda olan dildi ki. bir yabancı ile kurulan iletişimin. kiiçinde saçmalayan gençlerin zavallı çalımlarını anımsatırdı. onların Hıristiyan oldukları yıllarda biz de Müslüman olduk. "Et tu. 'Şamanizm'in ne olduğuna gelmişti ki." dedi. sizi yemeğe davet ediyo- sız edici bir tarafı vardı. kalkın. bu çok gıpta edilen nesneye sahip olmanın. İkinizi de! Yemekte konuşalım." İçime doğmuş gibi sordum. "idare eden". "Boş ver. Hadi gidelim?" "Bakın ne diyeceğim. Müslüman olduğumuzda da. Göç durmadı ki!" Sıra." rum. yoksul bir ülkede çok pahalı bir tarafı olduğunu söylerdi. insanların arasına çıkmanın rahat- şinin karşısındakinden görünüşte farklı ama yapılanmada eşit olduğu izlenimi yaratıyor olmasıydı. buraya yakın. dedi Günay. Brute?" dedi Günay. Günay'a. tabii. size uygunsa. Pavloviç birden kalkındı. O giysileri içinde rüküşten öteye davetkâr görünen Diana'ya haksızlık ettiğini bile otomobil kullanmaya benzeyen.

ama dikkat et. gibi. deliye dön- "Raki!" dedi Diana. şapkasındaki çiçekler bile titriyordu! taklit etmeye koyuldu. Gerçek şuydu ki. Günay'ın italik'lediğini görebiliyordum. Amerikalıdan. Gustave Flaubert. böyle mavi çerçeveli kelebek gözlükleri vardır onun. şaşırdım. Anlıyor musun?" Sesini öfkeden boğuluyormuş gibi inceltti.Auchincloss! Bir dakika içinde aşağıda ol! Seninle konuşacaklarım var!' Öyle öfkeliydi ki. "bedenlerini nicedir diledikleri gibi kullanan Batılı ka- Olur mu?" Günay'ın onayını istemesinde adeta dokunaklı bir çocuksuluk "Olur. Bir dükkânın kenarına sıkıştıra- . "Ha? Ne diyorsun? meye başladı. daha doğrusu hepimize dert anlatmaktan sıkılmıştı. yaşlı kadını deli olmalısın!' "O Muhammedilerin arasına girmeyi gerçekten düşündüğüne göre. bir kadın yakaladı. "Öyle mi?" "Biliyor musun. okumaya başladı." diyerek etrafına bakındı. bir kitabını getirmişti. pazaryerinde. 'Mohammed Ali'nin soytarısı bir gün kalabalığı eğlendirmek için Ka- hire'de." dedi Günay. serttir. Bir gün çığlık çığlığa Boston'daki malikâneye daldı. Mohammed Ali Mısır sultanıydı diye açıkladı. 'Mohammed Ali'nin. utanç duyuyordu. 'Miss Ellen Cathe- rine Austin . Gözlüklerini taktı. o Fransız yazarının.benzer bir şey olduğunu düşünüyor. adı neydi. dınlara özgü rahatlıkla teşhir eden" Diana'nın yanında bara tünemek durumunda kalmak beni de sıktı. Şimdi. buna inanmayacaksın Günay Hanım! Ama. Rodoplu'ya döndü. "Sen her şeyi hayır diye diye yaparsın!" "Ne içersiniz?" vardı. annem şurada oturduğumuza asla inanmazdı!" gül"Zavallı kadın! David'in Türkiye'ye gelmesi kesinleşince. kendisinden beklenildiği "Ben kaldırabilirim. Bacaklarını. barmene. dü.

Bu sırada. Bizi mirasından mahrum edecekmiş!" Omuzlarını silkti. Aptalın 'Kahire'den Kubra'ya giden yol üzerinde bir zamanlar genç bir adam biriydi. cinsel organının üzerindeki takkeyi çıkarırdı. Arap. edepde cinsel organının üzerinde takılı dolaşırdı. desene!" "Diana.' diye bağırdı. avuçlarını doldurarak. Sabahsizlik ederdi. ellerini yüzlerini yıkar- ton'da basıldı!" "Ne demek sana inanmıyorum! 'Mektuplar' adlı kitabı! 1975'te. bir takke tan akşama kadar hareket halindeki cinsel organı ile gezer dolaşır. "Edebiyat taciri. İranlı! Ne fark eder! Muhammediler . adam bitkin düştü ve öldü. 'Türk. Bütün Müslüman kadınlar onun yanına gider ve onu idrarları ile kirletirlerdi.rak onunla herkesin içinde cinsel ilişkide bulundu. Kendisini Al- lah'a yakın sayarlardı. halkı böylece güldürürdü. daha bitmedi! Annem bir başka sayfa daha çevirdi. Türkiye'ye gidiyorum. sefil herif!" lardı. O sırada dükkâncı sükûnet içinde piposunu içiyordu'!" "Ne?! Mehmet Ali Paşa'nın soytarısı mı?" "Evet! Bekle. "C'est la vie!" "Ne demezsin!" Günay. "Flaubert'in hangi kitabı bu?" "Duyuyor musun?" dedi Günay. "'Son günlerde bir dilenci öldü." dedi Rodoplu. Sonunda. cinsel ilişkide bulunur. çocukların nerede?" "Midnight Express'in yüzyıl öncesi Mısır versiyonu!" diye mırıldandı fark eder.'" vardı. İşeyeceği zaman. "Türkiye'ye gelmeniz büyük kahramanlık. 'Bir takke kafasında. 'Ne işte!' Çocukları da getirdik diye köpürüyor.'" idrarının altına yatarlar. çocuğu olmayan kadınlar "Sana inanmıyorum.' Bir başka molla daha vardı.' diyecek oldum. Mısır'a değil. ben." dedi Pavloviç. Bos'"Anne. Herkesin gözü önünde iriyarı bir maymunun altına yatar. Buna rağmen halk onun kutsal olduğuna inanırdı. onunla "Nereden çıkarıyorsunuz böyle iğrenç şeyleri!" "Daha da var.

O ita"Hatırlıyor musun." "Anlıyorum. adam ülkesine döner. yarı göçebe ya- . Bertolucci Efendi gelir. Bak. "İyi! Anladığına memnun oldum!" kullanamazlar. Günay'cım. 'Sizin kültürünüzle başedecek gücü elde edinceye kadar." dedi. Günay.' demiştim. proto-Türkler. O Asya'da. ortaya öyle bir film çıkar. şarlatanların kendi halklarını kandırmalarına da izin vermemek lâzım!" dedi. Bazen Kültür Bakanlığı'nın yabancı film yönetmenlerine zorluk çıkarıyor olmasını anlıyorum. Rodoplu'ya. onları tatile. zavallı Mısırlı nasıl ağırlayacağını şaşırır." "Oh! David. En uzun ve en yoğun ilişkilerimiz Çinlilerledir bizim." dedi Rodoplu’ya. "Şimdi. Çinli ne yapacağını şaşırır. Flaubert Efendi gelir. bana Türkleri anlat. doğal set dar olur. Yahudilerin Kenan'a geldikleri yıllarda. Orta şıyorlardı. Söz vermiştin. Tanrı Dağları ile Altaylar arasında bir yerlerde. Sernea ile tanıştığımızda ona. bu işi yapar. Diana. Tekrar oturduğumuzda. ama. Çin'deki yaygın inançlarla etkileşim gösterir. set kullanmaya mecbur kalırlar ya! Hiç değilse. "İstedikten sonra. Yer değiştirdik. Diana. Anlamamıştı. "Tabii." dedim.bul'u gezmek istiyorum. Aptal yerine konulmak bir yana. kadın. garipsemeye başladığı bir beklentiyle bakıyordu. Ben İstanİçkisinden koca bir yudum aldı. lik'liyordu. Oraya geçelim mi?" istiyordu. Aradaki zamanı nereden başlayacağını düşünmek için kullanmak "Şimdi. Batı ile fazla yüzgöz olmamamızda yarar var. Yaratılışa ilişkin düşüncelerimiz. orada bir masa açıldı. İzmir'e götürdü." sılsa yaparlar!" "Onları durduramazsın ki. İnandırıcılıkları da o ka"Elizabeth'e yardım etmeyi neden reddettiğini şimdi anlıyorum!" "Bak. na"Evet. Onun sırasıydı. Türk figüranlar kullanamazlar.

annelerini tanır ama babalarının kim olduklarını yaman kralın bir de yaman karısı vardır. kendi yerine bir başka Deriler giyer. çiğ et yer. evreni şekillendirirken. İkisi bir olurlar. nehirler. çünkü Çin'in. çimenler ve ağaçlar. terinden. iki medeniyet arasındaki farkı ortaya koyar. İsa'dan önce 2. P'an Ku. Ağzı açık dinlemek denilen şeyin bu . yaşadılar. 2852 yılında. sesinden gök gürültüleri. ticareti başlatır. saçlarından ve kıllarından. Şöyle ki. tarihçilerin cennetidir! Çinli tarihçiler. On sekizer bin yıl rüzgârlar ve bulutlar. tarımı geliştirir. Ancak. müziği. insanlara evlili- kralı.kadar ki. ağla balık tutmayı. madenler. Türklerde 'tengri' olur.229. hayvanları evcilleştirmeyi. nefesinden etlerinden. tam on sekiz bin yıl uğraşır ve evreni çekiçle dövmek suretiyle şe"Aman azizem. bunu dinle! P'an Ku'nun böcekleri uygar insanlara dönüştürmek için uğraştılar! O krallardan önce insanlar hayvanlar gibiydiler. Çin'de.000 yı"Tarihler nasıl bu kadar kesin olabiliyor?" lında. Fu Hsi diye bir kral gelir. Zeus gibi. toprak. resmi. yağmurlar oluştu. hatta dünyanın nasıl kurulduğunu bile anlatırlar!" "Değil mi? Şimdi: P'an Ku. bu krallar. İsa doğmadan üç bin yıl önce bile kayıt tutuyorlardı! Her şeyi. Ve. Eski Ahit'in 'Yaratılış' bölümüne ratanla' 'yaratılan' biridir. Burası önemli. 'yakillendirir! İyi mi?" kullanırız. Çince 'tien'. damarlarından. İnsanlara bitkilerden ilaç yapmayı öğretir filan. yazıyı. vakanü"Çok ilginç!" visler. yerleri kurar. 'göksel' krallardı. Şen Nung'u atar. pazar"Çok! Çok ilginç!" dedi Diana. inek sağmayı öğretirler. Bu insanların tabii kralları vardı. Çin. Bu ği. zamanla 'Tanrı' kelimesine dönüşür. bilmezlerdi! Derken efendim. Bedenine yapışan böcekler insan türünü meydana getirdiler. Hoş değil mi?" olduğunu düşündüm. Fu Hsi öleceğine yakın. O da karasabanı keşfeder. İlk insan. Biz bugün bile 'Allah' kelimesini 'Tanrı' kelimesiyle dönüşümlü cevabı. kemiklerinden.

İkincisi. minnettarım!" Demet'i bozmak gibi bir niyeti yoktu. kuru otları avucunda ezerek taşların birisinin üstüne koyar." "Yine nutuk atıyor. Şaman tanrıları insanlarla didişmezler. "Şimdi söyle bana. Gök Tanrı başta olmak üzere. Döndü"Yeterince ciddi konuştunuz! Gelin bizimle bir içki için!" diye sür- ğümde. insanlarla kardeştirler. ata ve ateş kültlerinden oluşan bir dindir. Ancak. Günay. Şamanizm. diye sordu. bin- Gök Tanrı. İlerdeki masayı işaret ediyordu. Şaman rinin altında ezelden beri mevcut olan maddeleri kullanırlar. Günay da aynı anda döndü. özde. insanlara ateş yakmasını bizzat kendisi öğretir. o şaşkın şaşkın Demet'e bakıyordu. bu defa da Amerikalı kadınla bir cephe oluşdürdü. ateşi çaldı diye Promete'nin ciğerini akbabalara yedirir. Turan. alevlendirir. restliğinden gece ile gündüz gibi ayrılır! Bir kere. onun baktığını görünce selamlar gibi kadehini . Tam ağzımı açacakken. na!" Demet çığlık çığlığa sarılıverdi. yaratmak için ellelerce yıl sonra ancak gelirler." Bana döndü yine. gözlerini Diana'ya dikmiş Yeşilçamlı Turan'ı gördüm. Bu maddeci önemli. diğeri ile üstlerine vurur. değil mi? anlayışa Yunan Epikuros ve atomun babası kabul edilen Demokritos. Yunan-Roma ya da daha doğrusu Yakın Doğu putpe- tanrılarının da 'yoktan var etme' güçleri yoktur. "Gerçekten. arkamdan birisinin yaklaştığını fark ettim. Zeus. turmuş gibi olmanın sıkıntısına girdi. Yani. insanlara yardım ederler. ay. değil mi? Şekeeerrr!" Günay'ı işaret ediyordu. P'an Ku gibi. Dia- şünüyor olmalıydı. peltek peltek. Demet. dedi.yer. Diana'ya baktım. gökten biri kara biri ak iki taş getirir. Tam tersine. hayır! Hiç duymadığım bir şeyleri anlatıyor Günay Hanım. güneş. Ülgen. ama sonuç öyle oldu. Rodoplu'nun buz kestiğini gördüm. Demet'in haklı olabileceğini dü"Hayır. Marx'ın 'Tanrı' nefretini Türk nasıl paylaşsın?" "Yine mi politika! Hiç eğlenmesini bilmez misin sen? Merhaba. bu 'ancak' çok "Şamanizm'e gelince.

" dedi Rodoplu. Demet'e gelince. alçak sesle. ağabeydirler. "Onlara katılmak ister misin?" kaldırdı. Anlaşılan Turan. Demet fırsatı kaçırmadı. konuşuyoruz da. Kadehini adama doğru kaldırdı. Türk tanrıları kâinatı şekilKendilerini çocuk değil." şeker?" Günay Rodoplu'nun büyük bir iş peşinde olduğunu anlatacağını. değil mi?" diye ünledi. lemesini işaret etti. "Kişiyi topraktan şekil- farkını anlatıyordum. "Sana bayılmış!" "Benim için teşekkür et. Dia- ti. "Şimdi önemli bir şey "Ah! İş mi? Pardon! Ben sizi rahat bırakayım! Vakit nakittir! Değil mi. İkincilendirirler ama bu 'kişi' onlarla kardeş olur! Onlar.na'nın kim olduğunu merak etmiş. tanrıların insanlarla kardeş olmalarıdır. bunu yaparken Turan'ın egosunu da kurtaracağını "Nerede kalmıştık?" diye sordu Diana yeniden. Yakın Doğu ya da Akdeniz havzası putperestliğinden Herkesin köşeyi döndürecek bir iş peşinde olduğu masasına dönüp. Adamın içkili olduğu gözlerinden belliydi. Örne- . Demet'e. "Yakışıklı bir adam. herkes ta- lıydı ki. lendirirlerken yanlarında hep bir 'insan' vardır. Bir süredir bizi seyrediyor olmalıydılar. tanrıların yoktan var etme güçlerinin olmaması. Garsona içkisini taze"Şamanizm'in. İlki si. sızlığını örteceğini. "Nerede kalmıştık?" "Daha sonra katılırız. Demet tanıyınca tanıştırılmak istemişrafından sevilme merakının ona arabuluculuk ettirebileceğini tahmin edebiliyordum. "En önemli farkları sıralıyordum." dedi Diana. ancak Turan'ı o da fark etmiş olma- Rodoplu'ya döndü. "Hayır. başarıbiliyordum." dedi Günay. hayır. 'kardeş' olarak şekillendirmeleri ilginçtir. ezeli madde fikri." dedi Diana telaşla.

"Kim ne derse desin. Kötüdür. İsa'nın 'çocukları' vardır. birilerine belki de. çünkü insanlarla ilişkileri. Ne patronun. ölmekten değil. 'Penceresi cam cama. aktif bir özgürlük de değildir. Anadolu insanı özgürrının. üçüncü kuşak dedelerinden daha cahil olacaktır. ama asla zincire vurulamayan bir yapı geliştirmiştir. Yunan Hades'inin karşılığı. ne inançlarının.'Kendilerinin ekme- görüşüne tümüyle yabancıdır. Çaresiz. Günay'ın Pavloviç'le konuşur- dum. Hatta dür.. Belgelerle sabittir. hırçın bir aşk-nefret ilişkisi yoktur. kendisine uşak yapar. otoriter değil. "Sürgit havadan sudan konuşma ve sürgit havadan sudan yazma. 'o zamanın insanı' diye kısıtlamam da yanlış. ne paranın. en az esir veren ulus yine bizdik. ne de geçmişinin kölesidir. "Tuti-i mucize guyem'den. ken düşüncelerinin arasındaki bağlantıları sağlamlaştırdığını hissediyor- insanoğlunun beynini dumura uğratıyor. öldürdüğü san.ğin. Ve- uşak olmaktan korkmalarının ardında bunun yattığını düşünürüm. eminim bundan. Evet. 'Yükletmezler sana olun yükünü kamefin dal olmayınca'dan. 'kendisine uşak yapmak' olması ilginç değil mi? Bazen. kullarına -zaten. kendilerini salmaya. kul' yoktur. çizme! Sürhele de maddi refah içindeyseler.' Eski Ahit'i hatırla gibi. İki kuşak Bir de örnek vermişti. Bu 'ağabey' insanlar kenratorunun vaat edebileceği rüşveti vaat etmez. o zamanın Türklerinin. " Erlik vardır. bir insanları yeraltındaki dünyasına götürür. Ama inrilecek cezanın yakmak filan değil de. Örneğin. muallim'e . Ülgen'in yardımıyla Erlik'i her zaman yener. olan da unutuluyor!" git. Erlik. her şey! Uygarlıkların böyle mahvolduklarına inanıyorum. incir çekirdeğini doldurmayan şeylerle uğraşmaya başlıyorlar. Bu ceza da ilginçtir. tembelleşmeye. kardeşçe bir ilişkidir. ancak bir sömürge impadisine tapınsınlar diye. kavramı. sürgit havadan sudan konuşma. çünkü bilginin üzerine eklenmediği gibi. Bunların yoktur. Ülgen'e isyan eden kardeşidir. ne kitaplaAnkara'daki konferansını hatırlıyor. Kore savaşında. Bir gün bana. 'Kul'. Rab Yahova ile Yahudiler arasında olduğu gibi.. İnsanlar bunu yaparsa." demişti. bu dünya dikleri bağların ürünü.

Batı düşüncesinin vardığı.düşüşü başka nasıl açıklayacaksın?" "Selimiye'den Partenon taklidi Anıtkabir'e geçişi nasıl açıklayacaksın? Karadeniz evlerinden. Şamanizm’de kadın 'kam'lar var- yaslandığında bu müthiş bir farktır. 'kut' diye bir kavram vardır. biz. ki. seninkiler gibi. Fizik ötesi korkularla bunalmazdık biz. Bu da bizi üçüncü farka getirir. iyilik eden bir varlıktır. beyaz ekmeği. Ayinleri kadın kamlar da yönetirler. gözlerinin garip bir pırıltıyla kısıldığının farkındaydım. başka bir şey düşündüm. bedenin kötü olduen önemlisi 'hayatla barışık' insanlardık. enerji. Örneğin. Diana'nın sesiyle kendisine "Affedersin. yani Hıristiyanlıbir düşüncesinden bir önemli farkı. bütünlüklü. Hâlâ da Pavloviç'in yüzünün bir zamandır değiştiğinin. etimizle. sadece insanda bulunan. 'yula' diye ğu sonucu yoktur. bir şey mi oldu?" geçici nasıl açıklayacaksın?" Dalmış gitmişti. kemiğimizle. Ülgen. Dediğim gibi. Türk kozmoloji- sinde Ülgen. 'süne'dir ğın 'kutsal ruh'una benzer. ancak alkole yoruyor. sıcak banyoyu -Papaz Tertullian'ı hatırlıyor musun?. Yunan mitolojisinin 'nous' ya da 'logistikon'una. Hemen her hazda şeytanı gören. İyi mi?" "İnanılır gibi değil!" vardır. insana haz verdiği gerekçesiyle bunalmayız!" müziği. örneğin. ruh sağlığı kusursuz ve min sonucunda. kötü ve haksız işler yapan erkeklerin dünyaya yeniden kadın olarak geleceklerine inanılırdı. İşte. irade ve ruh hallerini belirleyen şey. en doğal arzularını perhizle cezalandıran insanlar değildik. Eski Yunan'da kadın o kadar hor gö- Yunan mitolojisinin incelikli kavramları burada da vardır. Laz inşaatına geldi. Paulus'a Hıristiyan ilahiyatını veren dünyayı ve teni lanetleyen. bunlar ruhbandır. Hizmetinde dişi ve erkek iyi ruhlar dır. bizde ruh-beden ikilemi ve bu ikileYani. kollanması ge- . bu. "Kaba bir mitoloji de değildir.filan yasaklamadı. "Günay Hanım. Yunan'la kırülürdü ki. ruhun iyi.

ha!!!" dedi Günay. Gözleri sulandı. Tanrı'nın her lanetli gecesi altmış soruluk "Lanet olsun. tabii. bir liste tutuşturulurdu elime!" dedi. rektiğini düşünüyordum. her gün bir sürü suç bulurdum! O zaman da.. makyajı aktı akacaktı. "Anlıyorum. "Ah. neşeli bir kahkaha değil. Günay Hanım. ben! Oysa. eksi kırk derecede.! Her gece." dedi Günay.dince. cezalandırma yolları arardım! Neler düşünürdüm. döndü." dedi Diana Pavloviç. neler!" Gülmeye baş"Biliyor musun. ara verdiğinde. Günay. Rakı bardağını bahane edip. Tedirgin olmuştu. Ne "Ben Püritenim. B. yerinde sertçe. bir tek gece"Eh niye üzgün olacakmışsın!" diye sapkın bir öfkeyle terslendi Dia"Daha beş yaşındayken. deminden beri siz Türklerin ne kadar akıllı olduğunuzu anlatıp duruyorsun bana! Oysa. İsa'nın yolundan sapacak bir şey yapıp yapmadığımı. "Unutmak istediğim şeyi hatırlatıyorsun bana!" Bağırıyordu. "Yazık. ben!" . çocuk!" demek gafletinde bulundu. ama. Günay’a." düm. 'her hazda şeytanı görmek'ten bahse"Benim arka-planımı biliyorsun. sığınaklarımı yıkıyorsun!" diye patladı na.. likle sabaha kadar dua cezası verirdim kendime. hatta düşünüp düşünmediğimi saptamaya çalışırdım. çevredekiler dönüp baktılar ama aldıracak halde değil gibiydi. "Hayır. bilmiyorum. "Altmış soruluk. ki. bu listeye bakar. kadının ne dediğini anladığını gör- Pavloviç birden. hastalıklı bir deli gülmesiydi. atladı. hecelerin üstüne basa basa. tıslar gibi bir sesle. Rodoplu’nun cümlesini bitirmesini zor bekliyormuş gibi. Boston soğuğunda. sesi giderek daha da yükseliyordu. zehir gibi bir sesle." Günay. sesinin tonu bir sorudan ziyade ithamı yansıtıyordu. lanetli bir liste! Tanrı'nın her lanetli gecesi. değil mi?" diye sordu. Günay'a baktım. beni yoldan çıkaran lanetli bedenimi ladı. "Bak. her gece! Ve.

Ama aklı çocukluğundaydı. ama.. "Affedersin. ne yapmamız gerektiğini kestirmeye çalışıyorduk ki.. Belleğime Diana'nın ani öfkelerine ilişkin bir not düştüğümü hatırlıyorum. itirazlarına rağmen uzaklaştırmayı becerdi. ha! Bu eşe g.. den. tekrar tekrar.lerini on mil öteden tanırım ben!" "Öyle de olsa. "İyi ki. Öyle birden sin!" gözlerinden yaşlar dökülmeye başladı. çok affeder- di. "Diana!!!" "S. Diana'ya sertçe. küfür etmene gerek yok!" "Affedersin. biraz da Ece'ye uğrayalım!" diyordu. Günay'la ben birbi- Dünyanın Günay'ın başına yıkıldığını gördüm sanki! "Kendisini ne sanıyor. adam ne dediğini anlamadı. bu adam kendisini ne sanıyor!?" ağlamak üzereydi. di. Rodoplu.!" diye bağırdı Mrs. Diana! Hepsi bu!" "Sadece bir davet. Gerçekten çok üzgünüm. Onun arkasında da Turan "Come with us!" kadının omzuna dokunmaya kalkıştı." "Üzgünüm. "Sakın!" Günay'ın af dilenir bir konumda olmayı da yadırgadığını görebiliyordum.rimize bakıyor. "Götür bunları buradan!" dedi. omzundaki eli attı. Birden silkin- Tanımlayamadığımız bir krizin eşiğinde gibiydi.. bu adam?" Haksız değildi.ol. vardı. adamın koluna gir"Biliyorum." dedi Diana.. hışımla geri döndü. . Rodoplu'nun elini tuttu. Demet. İçi rahatladı. küfürü anlamadığı belliydi. dokununca!" uzandı. Artık adamakıllı sarhoş olmalıydı ki. "Hadi. Turan'ın yüzün- "Sakın bir daha bunu yapma!" dedi Rodoplu. çok affedersin! Kendime hâkim olamadım. Demet yine arkasında bitti kadının. Affedersin! Lütfen kızma!" Birden çocuklaşmıştı sanki. Demet'e. Diana'dan yana bir adım attı. "Sadece bir davet. eşek g. Pavloviç. "Affedersin.

zeltti. "Atilla'yı hatırladım. gülmeye başladı. içinde şeker bulunan hiçbir şeye elimi sürmedim! Tam "Biliyor musun. Son"Kimse olamadı!" dedi Rodoplu. Diana. bir yandan dönemlerindeki sefahate tepki olsa gerek.başına yürüdüm." Lütfen inan bana!" Gerçekten de toparlanmış gibiydi. "Yeter artık. sarhoş olursan seni burada bırakırım!" "Anlaştık!" dedi Diana. pudralığını çıkardı. Günay’a bir şeyler bir şey"Anlattıklarımı düşünüyordum. daha da iyisi. Çantasını açtı. Bir defasında. Ama." Konuşmanın sonunun geldiğini düşünüyordum. Havari Paulus'u hatırla! Romanın son peçe takarak katılabileceklerini söylemişti." acı acı güldü. yumuşatmaya çalıştığı sesiyle. "Gördüğün gibi azize olamadım!" "Haftalarca. ama.. kadınların ayinlere ancak tam bile tahrik edebileceğinden örtülmeli. becerdi de. ama. Amerikalının daya- nasıl bir film senaryosu olur. "Düşün bak. öte yandan Kutsal Kitap'ın tanrı- sının gazabından ödleri patlıyor. Bir tarafta senin Romalılar.. Ellerim kan içinde kaldı." dedi Rodoplu. melekleri . kazınmalıdır. 'Kadınların saçları. Kimseyle konuşmadım.'" "Ta kendisi!" Lafı değiştirmeye çalışıyordu. ra günlerce çatal bile tutamadım. hayır! Yemin ederim sarhoş değilim! Anlık bir şeydi. Çok oldu. geçti! "Peki. Rodoplu'ya döndü. yüzünü dü- leri çağrıştırmış olmalıydı ki. Dia- na'nın garsona işaret ettiğini gördü. "Ateş!" "Hayır. üç hafta sessizlik perhizine girdim. putperestliklerinden kalma ilahlardan. "Ne oldu?" "Hunlu Atilla?" nıklılığına belli belirsiz bir hayranlık duydum. bir keresinde de evin korusunda sabaha kadar tek tam yedi dönümlük çimi tek başıma biçtim. Öyle korkuyordum ki!" diye işkencenin bir başka sapık türünü anlattı.

kemerli kürk şapkayla erkekli kadınDüşünebiliyor musun? Ne Zeus'un. hareket halinmesleki bir ilgiyle yoğunlaşmıştı bile. kıskanç bir tanrıyım.' dedi. tek parça kumaştan lı Hunlar! Zavallı Romalılar. tövbe de! (şaşkın) Tövbe de ne demek? Çok kızıyorum. Atilla Bu tanrı da çok oldu. artık! (kıpkırmızı.' Bak bir yanda peçeli Roma kadınları. Karşılarında da panto- ni umursamayan koca bir şehir halkı! Üstelik at üstünde. üst üste haç çıkararak) Tövbe de. saçlarını maşa ile kıvırmış. Ne diyordu. erkek kadın için değil. uzun gömlekli. "Sadece. ihtiyar. ne de Rab Yahova'nım tehditleri"Lütfen devam et. çünkü. kadın erkek için yaratıldı. okumaya başlar) 'Ben. peruk takmış ya beylerine dayamış. öte yanda sırtlarını göksel ağa- "Yeni Ahit'ten tabii. sandaletleriyle öyle dikiliyorlar. çok! (alelacele Kutsal Kitapı açar. huzurlu. yüzleri tıraşlı. Kendisine şu kadarcık bir saygısı olan bir tanrı asla böyle konuşmaz! "Aklımda bir şey yok. Babaların günahlarını oğullarına. saçlarında rüzgâr. deri çizmeleri. sizin tanrınız olan Yahova. çoluk çocuk atlı göçebe- da kellerine kalemle saç çiziktirmiş Roma erkekleri. dehşete düşürmüş olmalılar! de!" lonlu. aklında ne var?" Pavloviç toparlanmış Günay'a dikişsiz togaları. Azize Yeremya'yı düşünsene. saçı da kesilsin. benden nefret edenlerin günahlarını üçüncü ve dördüncü kuşaklara geçiririm!' dedi Atilla: (hiç etkilenmemiştir) Aaaah! Saçmalama."Yeni Ahit'ten bu!" lus? 'Eğer kadın örtünmüyorsa." diyerek güldü Günay. Pau- ler! Bir tarafta. ile Papa arasındaki bir diyalog: Atilla: Papa: Atilla: Papa: aklını alacak yüzlerce film yapılabileceğini düşünüyordum. Hollyvwood'un . Çünkü. erkek kadından değil. ama kadın erkektendir. Mesela.

Göklerde (devamla) Bırak şu Erlik'i. Diana toparla- Na. amacına ulaşmış. demiştim! Ah. işte!" dedi Günay.Papa: Atilla: Bu ne cüret! (tepinerek) Kibir! Benlik! Elbette kibir. na. "Aynı şey. değil mi? Bizim öz kişimiz hep yerlerdedir." "İyi ya. elbette benlik! İnsanlık! Dinle bak. sen de! Ağabeyim iyi bir varlıktır! Kimseyi çarpmaz! (gök gürültüsü) Papa: Atilla: (korkudan bembeyaz. Erlik'in kişileri göklerde!" Bana döndü. olalar Erlik'in kişileri!" Hafifçe güldü. canım. başka bir şey de yapabilirsin! "Niye? Çok yaratıcı bir şey olmadığını biliyorum ama 'On Emirden ya settiği insanlar. işte! "Hep böyledir. Ülgen'in önderliğinde özgürlüklerine kavuşurlar. para ödüldür. "Gerçekten delisin!" Erlik ve yeraltı! da 'Ben Hur'dan daha kötü olamaz! Bak. Ödül para. Rodoplu. titreyerek) işte. Diana'yı eğlendirmeye devam etti. sana! Hadi. biçimlendirme. Atilla: nim akılsız ağabeyim! Dinlemedi beni! Papa: Atilla: (tepinerek) Çarpılacaksın! Çarpılacaksın dedim." mıştı. 'Siyah Örfe' filmini hatırladın mı? Yapımcısına dünya kadar para kazandırmıştı! Ödülleri de cabası. na! Uşaklaşmış insanların isyanı! Erlik'in toprak altına hap- "Artık kalkalım mı?" . bizim öz kişilerimiz yeryüzünde. be- Ak Ene! Ak Ene geliyor! Sefalar getiriyor! (bembeyaz elbiseli yaşlı bir tanrıça girer) Oğlum!! (sarılırlar) Ak Ene: "Delisin sen!" dedi Diana.

"O.K." diye anlattı Günay sonradan. kişisel bir sorunu vardı ve sanki bütün bu gayreti o soruna bir çözüm bulmaya yönelikti. neden kendisinde kalmak iste- tekrarladığı 'sen benim sığınaklarımı yıkıyorsun' bildirimde bulan bir derdi olduğunu düşünmeye başlamıştım. Günay." ama Pavloviç'in olağanüstü sağlıklılığının tuhaf bir şekilde kendisine meydan okuduğunu o da hissetmişti. Dayanmaya karar verdi. daha da parıldadı. Nasıl olup da Türkler "Medeniyet farkını gözardı ediyorsun yine. Eve gir- du. Müslüman Türkler arasındaki halkayı!" Romalı putyeni bir dini bu kadar kolayca benimsemişlerdi." dedi Pavloviç'e. giyindi. konuşmayı sürdürmek istiyordu. kadının basit bir bilgi alışverişi dışında." dedi Pavloviç. "kendisini çok rahatsız eden. Anlattığım gibi bir arka- planı olan Türklere İslâmiyet'in yakın gelmesi çok doğaldır. Sen kazandın. nihayet! Ama. Nite- . yeni bir "Ne ki. şimdiki Türkler Günay'a kalsa. "Bu defa sen ateşle baka"'Kayıp halka'yı arıyorum. Kahveyi içti. "kayıp halkayı!" "Darvin'den "Hayır. Diana. o 'kayıp halka' değil! Anlattığın Türklerle. lım!" "Tamam." dedi Diana. yeni dinin dehlizlerde lime lime edilen müritlerini düşünüyordu. ifadesini birden fazla muharebeye hazırlanıyor gibiydi. perestlerin arenalarda aslanlara attıkları Hristiyanları. kendimi çok yalnız hissediyorum. Günay’ın geceliklerinden birisini diğini o zaman anladı. Alacağı cevap belliydi. bu çözüm her ne idiyse ertesi günü bekleyebilirdi. Ayaklarını altına alıp oturduğunda. bununla bitmeyecekti. Bu gece sende kalabilir mi- diklerinde yine pırıl pırıldı. "Bak. yim?" "Tabii." dedi Günay. Rodoplu'ya bir kahve içip içemeyeceğini sor- Yolda geçen süreci canlanmak için kullandı Diana Pavloviç. bahsetmiyorsun?" arasındaki halkayı.

Mangdaşire. İslâmiyet'te." "Sana kişisel bir soru sorabilir miyim?" cüsü. Asya'nın yüzde seksen beşi "Peki. insanlık. yani on üç ve on dördüncü yüzyıllarda. Şal Yime gibi.kim bak. İslâm'ın ruh-beden ikilemini içermeyen insan görüşü Ülgen'in kardeşleridirler. Âdem'in tövbesini kabul etmiş. 'herkesten daha engin ve değerli bir kişiliği olan. İşte. Şamanlarda. rahim ve son' peygamberini yadırgamamış olmaları doğaldır. onu hidayete tir. Bunlar insanlara yardım eden. 'özgün günahtan' dolayı mahkûm edilmemişdur." "Az önce saydıkların gibi?" birlikte. gene olmadı. İslamiyet’te insanın nasıl yüce tutulduğunu. Hıris- yatı İç Moğolistan'da ve Yedi Su'da mezar taşlarından başka hiçbir iz bırakamadan çekilip gitti. Budizm." önemli!" ve Hıristiyanlığın çekişmesine tanık oldu. İslâm'ın. eriştirmiştir. üç büyük dinin. vardı. Paulus'un ilahiHıristiyan sömürgecilerin işgalindeydi. Eh. Şamanların. bunu anlamak benim için çok "Hadi. Hazreti Muhammed'den önce de peygamberler vardır. sadece Şaman Türkler değil. İkincisi. İslâmiyet tiyanlık on dördüncü yüzyılda kesinlikle mağlup düştü. Üçün- meleklerin bile ona secde ettiğini daha önce anlattım. insan olmakla dı ki. Yani." dedi Günay. Kal"Evet. "Tamam! Şimdi bak. esirgeyen. Asya'nın tümü. Yapkara. Gök Tanrı. yani. Hayata. deyiş yerindeyse 'yanlış' başlamaz! Bu da Şaman’a uygun- . rahim kişilerdir. Böyle olunca. Diana. Burada da yadırganacak bir şey yoktur. Moğol devrinde. ama neden?! Anlamıyor musun. Allah. Orta Asya'da ve İran'da. 1800'lerin sonunda. Şamanlar zaten de Şamanlara yakın gelir. gecenin ikisi ve sen benden hâlâ 'On Derste İslâmiyet' "Günay Hanım şimdi de sen üstünlük taslıyorsun! Anlattıklarını hafi- istiyorsun!" fe almadığımı biliyorsun!" Ülgen'in kendisine vekâlet eden en sevgili kişileri. peygamberleri "Tamam. ko- ruyan.

"İnsan yaradılıştan kötü- buna inanır. Diana. İslâmiyet'te yoktur. insan yaradılıştan iyidir söyleminden daha gerçekçi değil ki! eliyle kurtulabilecek donanıma sahip olduğuna inanırım. Hıristiyanlığın insanoğlunu. Ali Şeriati da buna inanır: 'Allah'ın temsilcisi. Fu Hsi'nin evreni çekiçle döverek şekillendirdiği lah'ın halifesidir. Bu âlemin nedeni ve bu nedeni laması. yeryüzündeki dünyanın sahibi ve sorumlusu. yere ve göğe hâkim olan iyiliğe ve kötülüğe yatkın varlığı. yine kendi "Yani!" diyerek omuzlarını silkti Rodoplu. "Galiba!" doğal olurdu! Türklerin değil! Anlıyor musun?" "İslâmiyet'i Yunan-Roma ilişkili Sami Arapların yadırgaması daha . tıpkı Mangdaşire gibi. " İranlı Müslüman'dan bahsediyorsun!" "Ne olmuş?" "Sana inanamıyorum! Aynı anda bir Çinli."Tabii. bir Alman Yahudisi ve bir "İnsanların 'bütün'ü görmeleri engelleniyor da ondan. Konfüçyüs de İnsanoğlunun kendi eliyle yarattığı öldürücü koşullar ağından. Sabah da anlattım sana. kibirlilikle suçgerçekleştiren aracıdır. hayata zaaf ve güçsüzlükle başlar. insan kişilerine dönmeyi başarsalar. tabiata. olduğun- "Ne olmuşu var mı. güç ve kemale doğru seyir halindedir. bir titreyip kendilerine. aynı doğruların etrafında dönendiklerini dan çok daha fazla bir şey olduğu iddiasında olduğu için. bu insanlar birbirleriyle harp ediyorlar!" bir dünyanın adamı böyle bir savı neden yadırgasın? İnsanoğlunun bizzat kendisinin şekillendirdiği bir evren kavramının ima ettiği sorumluluğu anlıyor musun? Yabancılaşmaya asla izin vermeyen bir sorumluluktur bu!" İçini çekti. Erich Fromm da buna inanır. İslâm'ın insanı Algöreceklerdir! Konumuza dönelim." 'Sen' inanıyor musun?" "İnsanoğlunun doğuştan 'iyi' olduklarına gerçekten inanıyor musun? dür söylemi. Parçabaşı doğrularla uğraşıyorlar! Bir nefes alsalar.

. bastığınız yerde ot bitmiyor! Her "Dahası. sahip olunan mal toplumun malı olduğunu söyleyince. Cemaate aitti. insanın özgür ruhu tabiatın ahengini bozmasına neden olur. ne Afrikalıların bu işte dahli yoktur! Ozon tabakasında delik açan şeyi tüketiyorsunuz! Doğal kaynakları. Önemli olan. Hıristiyanlıkta ise. yanlışı biçiyorsunuz! Ne bizim. her şeyi!" "Kevorkian bunu duymalıydı!" sizsiniz." "Ama öyle oldu! Bak. insanları. atmosferi. bir grubun ya da bir sultanın hakkı olmadığını. gururu yeni bir ahenk yaratmasını engeller diye kınanır. insanoğlu dünyayı ne hale getirdi!" "Hayır! 'İnsanoğlu' diye yekpare bir bütün yapmadı bunu! 'Siz' yaptı- "İslâmiyet'in insan görüşünde. biraz alaylı. Ya da sizdeki gibi ferdin elindedir. Demokritosçu düşüncenin. nizm'dir.böyle olduğu için Allah'ın emanetinin kendisi için yaratılanın koruyucusudur. ister bir devlet olsun. recek gibi paylaşılmıyordur ya da kötü yönetiliyordur da paylaşılacak şey kimseye yetmez. bizim Orta Asya'daki ekonomik rejimimiz. çok yakın geldi. tapu kimdeydi?" diye sordu Diana. bu bence.. Epikurosçu. azami doyumu sağlayacak bölüşüm ve üretimin aynı anda işlemesidir ki." "Bu sandığın kadar alaycı bir soru değil. "Tapu mesela. Cemaat üyesi aileler. malın sahibi ister tek kişi. biz değil! Öyle barbarsınız ki. "Peki. Doğal kaynakların sahiplerinin olmadığı bir rejimdi." dedi Günay. mülkiyetin bir kişinin hakkı olmadığı gibi. bu kaynakları elde etme hakkına eşit olarak sahiptiler. insan özgür bir yaradılışa sahiptir ve nız! Yanlışı ektiniz. İlkel kaynaklar ortak kullanıma açıktı." "Niye durdun? Ne düşünüyorsun?" Sovyetler'de olduğu gibi devlette olabilir. Şamanizm’e ne kadar ister bir ortaklık. ama ürünü azami doyumu geti- ama kimseye zırnık koklatılmıyordur. ne Hintlilerin. 'ilkel komü- yakın geldiğinden bahsettim sana. ne Azteklerin. Hazreti Muhammed gelip de. iyi işletiliyordur münizmin üzerinde parlayan hilal ile gerçekleşebilir. ilkel ko- .

iddiasının ardındaki seçkincilik unsuru da küfür olmalı. Marifet. tümüyle yabancı- leştiren bir tarafı varsa okurlar. kulaktan duyduklarıyla yetinen. Öyle ya. Türk-İslam sentezcilerini düşünüyor olmalıydı. misafirine dönmeye çalıştı." 'framboise' demekten farkı yok ki! Öte yandan. aynı kaygıları payla- Peygamber’i doğuran 'necip kavmin' kibrinin dahli var mı diye düşünükulüp düşün! Elbette kurucuları ile kısıtlanacak! Yani. ama iltifat da ma- . "Müslümanların. tüzüğünün başka dillere çevrilmesine izin verilmeyen bir zaten! Hâlâ gündemde olması. 'bilim yapıyorum' diye bilim yapılmaz! Bir tür çıkar sağlamayan. iltifata tabidir. som 'entelektüel merak' diye bir şey söylemez! Sartre'ın. beni al: Ben Kafka'nın 'Metamorfozunu okuyamam! Ha- dır! İnsanlar bir şeyi niye okurlar? İşlerine yarıyorsa. 'Sığır'a. ille de rı ve dolayısıyla bu dünyadaki yerleri ve rolleri ile barışık olmaları do- sana. 'bakara' demenin. anlayacağı biçimde kelimelendirilmiş olması Düşüncelerini toplamaya. tarikatlardan bahsettim böyle olunca. yorum.. İslamiyet’in. sadece tek bir ulusun. 'ahududu'ya.bir toplumun. "Bu sentez işi daha onuncu yüzyılda bitmişti Rodoplu. ya kurucuları ile ya da tüzüğü okumaya zahmet etmeyip. değil mi?" değil mi?" demişti bir gün. İslam öğretisinden şu ya da bu ölçüde mamböceğine dönüşmeyi düşünemiyorum bile! Bana. ayrı bir 'ulus'un dünya görüşü gibi takdim edilmesindendir. hiç ama hiçbir şey ğaldır. hele de Şamanist arka-planlı Türklerin kapitalist şan insanların üye olduğu bir kulüp gibi değil de. belirleyici niteliklerinin kendileri. Allah'ın kelamını. Örneğin. yabancılaşma değilse. "Yine de hal Türklerle! Türkçe meallerin bile 'sığır' kelimesini beğenmeyip. Arapların. Tanrıla- nasibini almış -alamadıklarını da atmış zaten. Arapça'ya duyulan hayranlık olmalı. 'bakara' diye tutturmalarının açıklaması.olmaları kadar absürd bir şey olmadığını düşünüyorum! Her şeye ters! Ne garip. belki de. Bunda gizli Arap 'ulusçuluk'unun. 'Yabancı'sı da öyle! Gerçekten de. "Ne tuhaf. Türklerin. kendilerini zenginrifete tabidir! Sernea'ya da söyledim. Şaman arka-planlı.

Bilimi ihtiyaç doğurur! El tezgâhına gücün yetmez. Doğrudur. yormuş. insanlara güvenmeyen. neye ihtiyacımız varsa. iyi ruh-kötü beden ikileminden başlakocan. neye ihtiyacımız olduğunu bilmiyoruz! Ya da. sizin bu uyuşukluk dediğiniz şey. Türk üniversitelerinde araştırmaya para ayrılmıyor diye yakını- öfkeli bir tanrı ile sürgit didişen bir insani arka-plana sahip bir başka kültür. Neden biliyor musun? Çünkü yen