ALFA DA ALEV ALATLI KÜLLİYATI Schrödinger'in Kedisi [Kâbus] Schrödinger'in Kedisi [Rüya] Viva La Muerte! • Yaşasın Ölüm 'Nuke' Türkiye! Valla, Kurda Yedirdin Beni O.K. Musti, Türkiye Tamamdır. İşkenceci Aydın Despotizmi Kadere Karşı Koy A.Ş. Yaseminler Tüter mi Hâlâ? Eylül '98

OR DA KİMSE VAR MI? KİTAP • 1

VİVA LA MUERTE! YAŞASIN ÖLÜM

Alev Alatlı

ALFA

Alfa Yayınları:1019 Alev Alatlı Külliyatı: 002

Viva La Muerte • Yaşasın Ölüm!

Yayıncı ve Genel Yayın Yönetmeni: M. Faruk Bayrak Yayın Koordinatörü: Rana Gürtuna Editör: Mustafa Demirkanlı Teknik Editör: Gülnur Özkarabacak Kapak Tasarımı: Mithat Çınar Montaj, Baskı ve Cilt: Melisa Matbaacılık Pazarlama ve Satış Müdürü: Vedat Bayrak Satın Alma Müdürü: Ali Bayrak Sevkiyat Sorumlusu: Ömer Kımıl

Copyright© 2001, ALFA Basım Yayım Dağıtım Ltd. Şti. Copyright © 2001, Alev Alatlı

Kitabın tüm yayın hakları ALFA Basım Yayım Dağıtım San. ve Tic. Ltd. Şti. 'ye aittir. Yayınevinden yazılı izin alınmadan kısmen veya tamamen alıntı yapılamaz, hiçbir şekilde kopya edilemez, çoğaltılamaz ve yayımlanamaz.

"Şark mazoşizmi"nden kurtulmak istiyorum. Bu bir. "Bozkır kökenli Müslüman bir köylü" gibi gebermek istemiyorum. Bu iki. "Kalite, aroma, gusto" istiyorum. Bu da üç. Yaşamak istiyorum senin anlayacağın. Hayatın tadını çıkarmak, keyif çatmak istiyorum.

"Sen, basmasın" Süreyya Berfe, 1985

KUYU

I
Şairin cenazesi, mart ayının ortalarında, yağmurlu, sisi geniz yakan

bir gün, öğle namazından sonra Şişli Camii'nden kalktı. Başta Emil Galip Sandalcı olmak üzere, herkes oradaydı. Herkes, yani, Oktay Akbal, Tarık Oral, İlhan Berk, Asena kardeşler, Özgentürkler ve ekipleri. Epeyce bir yıldır, açılışlar ve sanat etkinlikleri gibi, cenazeler de insanların ideolojik üstlenmişlerdi. Öyle ki, müteveffa ile hiçbir tanışıklığı olmayan, ama bu tanış...............................................(sonraki 2 sayfa eksik)

Akan, Demirtaş Ceyhun, Onat Kutlar, Metin Deniz, Melih Cevdet, Zeynep birlikteliklerini, birbirlerine teyit, 'ötekilere' ilân gibi, fazladan bir işlev iç-çevreyle birlikte anılmak isteyenler, davetiye gerektirmeyen bu toplantıları kaçırmamaya özen gösteriyorlardı. Tersi de söz konusuydu. Ölen

Aleviliğin nesinin yeni olduğunu sormama izin vermedi,

berini hatırlasana, 'Bu yıl hac mevsimi Kurban Bayramı'na rastladı!' diye başlık atmışlardı! Sonra, o Şenay kızcağızın büyük keşfi (!) 'Alevilik!' dizi sızlık kınanır' gibisinden bilgi veriyordu, hatırlasana!"

"İyi de, bunu onlar bilmiyorlar ki!" dedi Rodoplu, "Cumhuriyetin ha-

yazısı! Kıvırcık saçlarını savura savura, 'Biliyor musunuz, Alevilikte hırGünay'cım!" dedim, ama doğrusu ben de pek emin değildim. "Sünnilikte hırsızlara madalya verildiğini herhalde düşünmüyorlardı, "Öyle olmasa, böyle bir abesi manşet yaparlar mıydı? Şöyle düşün,

Mesela, camide efendi gibi koltuklarda oturmak varken, yerlere yapışıyorsun, ne üst kalıyor ne baş. Doğru mu? Üstelik Alevi türküleri, hele de söylemi! Bodrum entellerinin tümü Arif Sağ'ın peşinde!" itiraf etmeliyim! Evet. düzene sövüp sayanlar çok güzeldir. Görmüyor musun, evi heybelerle, at boncuklar ile -bir zamanlar Kürt dostlarla- süslemek gibi bir şey bu Alevi Günay Rodoplu'nun kurduğu bağlantıları her zaman anlamadığımı Sonuçta "ve her zaman olduğu gibi", namaz bitip de tabut ayaklanın-

bir din lâzım, ama 'İslâmlık' yakışık almıyor. Üstelik reform tutmuyor.

ca hareketlenmişti aydın kalabalık. Bu defa da, namazı Allah rızasından öte bir şeyler için kılanlar ortaya çıkmış, aleni bahşiş talepleri, "Bu da

çiçek taşıdı, buna da ikibin lira vereceksin," şeklinde, merasimsiz ve hiçtan günün niteliği gereği kaçınan insanların" örtülü öfkelerini gördü. sunucuları"na benzetmişti.

bir duygudaşlık gösterisine gerek duyulmaksızın tebliğ edilmişti. Kadınlar ellerini çantalarına attıklarında, Rodoplu, yüzlerinde "hır çıkartmakMezarın başında dua okuyan hocaları da "dönüşümlü konuşan televizyon halde, ceplerine tıkıştırılan paraları da yeterli bulmadılar, kısa kestiler: 'Tamam, tamam, başınız sağ olsun işte!"' "Arada saatlerine bakmasalar da inandırıcı değillerdi," dedi, "Her-

çen ay, ortak bir dostumuzun, Tülin'in annesini kaldırırken yaşadıklarımızı hatırlıyordum. Türkiye'de, insanın bu sahtekârları, acıyı paylaşırmış gibi yapan ziyaretçileri, duasını Allah rızası için okurmuş gibi yapan din racağı günlerin yakın olduğunu düşünmüştük. görevlilerini toptan defedip, kendi yakınının cenazesini bir başına kaldımezar taşını sökerler!" dediydi Günay Rodoplu. Pekâlâ da mümkündü! "O zaman da, Allah bilir, çocuklarımızın nafakası gaspolundu diye "Uzun boylu, kısa kumral saçlı bir kadın, yanılmıyorsam Boğaziçi

bilemiyordu. Ama, ben pekâlâ da mümkün olduğunu söyledim. Daha ge-

Gerçekten böyle mi demişlerdi, sonradan kendisi mi yakıştırmıştı,

Üniversitesi'nde İngilizce okutmanı, en son, Talat Halman'ın, Allah rahmet eylesin, oğlunun cenazesinde görmüştüm, Şişli Camii'nin ilkelliğinnın izmaritini kabirlerden birisine doğru fırlattı, ayağı ile ezdi. Altta, yürüdüm, çıktım." salihatı nisvandan Azize Hanımefendi'nin -taşında öyle yazıyordu- kaburgaları çatırdadı! Bardağı taşıran son damlaydı, kavga etmemek için Şairin adına üzüldüğümü söyledim. Bir garip baktı, "Sevmez miydin?" diye sordum, hayretle. den yakınıyordu. Aynı kadın, az önce Cardin çakmağıyla yaktığı sigarası-

bir Amerikalı ne kadar yadırgarsa o da ancak o kadar yadırgardı."

"Üzülme," dedi, "O da farklı bir adam değildi. Yabancıydı. Olan biteni "Şiirini mi? Hayır," dedi, "Sıradan bir şairdi -şiir de sıradanlıkla nasıl

uzlaşacaksa-! Ama, umut vaat eden bir gençti, dokunaklı bir duyarlılığı, lar. Babası yaşındaki adamlara ilk isimleri ile hitap eder oldu." melerini isterdi.

hoş tamlamaları vardı. Sonra, haramilerin arasına düştü, iliğini, kemiğini

sömürdüler. Pohpohladılar, ödüller verdiler, barlarda yanlarına oturttukendisine ismiyle hitap etmesinden hiç hazzetmez! Teyze ya da abla deBazen ne kadar tutucu olabiliyordu! Arkadaşlarının, çocuklarının

gayreti."

"Tutuculuk değil," dedi, "sadece, akılcı otoritenin kaybını önleme Akılcı, rasyonel otorite, diye zaman içinde kendisini yok eden otori-

teye diyordu.

acemiler üzerindeki otoritesi. Boynuz kulağı geçtiği zaman rasyonel otorite ortadan kalkar. Amaçladığı da odur, zaten." olabileceğini söyledim, "Hayır," dedi. Ölen şairin, ustalarla ilk isim düzeyinde konuşacak kadar eşitlenmiş Günay'ın "hayır"larını iyi bilirdim. Diyebilirim ki, Türkiye’de, onun

"Öğretmenin öğrencisinin, ustanın çırağının, burada usta şairlerin

kadar kesinlikle "hayır" deyip, kesip atabilen birisine rastlamamıştım. Bu attı tabii! "Canım, nereden biliyorsun öyle olmadığını?"

nedenle, önyargı ile, hatta bağnazlıkla suçladığım çok olurdu. Tepem yine "Ben otoriteyim de ondan," dedi Günay, sakin sakin.

Buna verecek cevap yoktu gerçekten!

hepsini buldum sandı, hayatı karşılamayı unuttu. Böyle çok katliam varda şiir köşesidir."

"Her şey öyle kolay oldu ki," diye anlatmayı sürdürdü, "Cevapların

dır Babıâli'de. Genç şairler, öykü yazarları, son zamanlarda, genç çizerler. "Keşke gitmeseydiniz," diyecek oldum,

Sana bir şey söyleyeyim mi, kısa yoldan dönülemeyecek bir köşe varsa, o "Allah Allah!" diye azarladı, "Öldü yahu çocuk!"

dördüncü katında, yapıtlarını imzalayacak yazarlara ayrılmış salondaydık. Bina, bir örnek kuaförlü -Rodoplu'nun 'kuş yuvası' dediği, tarak işlemeyen 'Afro' modasıymış- kızlarla tıklım tıklım doluydu. Ondan az önce gelmiş, beklemiştim. Şairin üzüleceğini, bu imza gü-

O yılın "Kitap Fuarının düzenlendiği Mecidiyeköy'deki R. binasının

nünde çok sıkılacağını tahmin ediyordum. Yalnız bırakmak istememiş-

tim. Nitekim az sonra, merdivenlerin başında belirdiğinde gözleri tatsız-

lık beklentisiyle kısılmıştı. Şöyle bir durakladı, hızla çevreyi taradı. Beni gördü, yüzü aydınlandı. Üşenmeyip geldiğime sevindim. "Üşüyen Türkler yine kokutmuşlar ortalığı," diye sarıldı. İkimizin arasında bir şakaydı bu. Sıcaktan ikimiz de nefret ederdik.

Yıllar önce bir kez birlikte Ankara'ya gittiydik. Mavi tren cehennem gibi durmuştu.

sıcaktı ama öteki yolcular tek bir pencere olsun aralamamıza izin vermiyorlardı. Ben söylendikçe Günay, "Böyledir, Türk dediğin üşür," demiş, Gerçekten de, insanların ya koyacak yer bulamadıkları ya da sahiden

üşüdükleri için üzerlerinden çıkarmadıkları ıslak yünlü giysilerinden yayılan koku bayıltıcıydı. Coşkusuz ve tumturaklı bir okuryazar kalabalık, nefesin ısıttığı ağır havanın içinde ayaklar yerden kesilmiş, asılı gibi duruyordu. Rodoplu, girişin iki yanına sıralı, kaba saba karkasların üzerinsından imza masasına yöneldik. de katledilmiş karanfillerden oluşan zevksiz çiçek çelenklere nahoş bir Nazlı nazenin, çok titiz birisi değildi Günay. Hatta tam tersi olduğunu bakış fırlattı. Yüzü sararır gibi oldu. Elimi omzuna attım, kalabalığın arasöyleyebilirim. Ancak, yaşamının son iki yılında uğradığı acımasız ihanet liğini dayatıyordu. O kadar ki, bir gün, bana, "Nereden buldun?" yasası gibi, bir de "Nereden biliyorsun?" yasası çıkarılması gerektiğini söyledi. pıştırdıydı,

ona insanlara ilişkin her türlü bilgisini yeniden gözden geçirmesi gerekliKimdi, hatırlamıyorum, ama pek az tanıdığımız birisinden bahsederken, "Nereden biliyorsun?"

"iyi bir adam," gibisinden bir şey diyecek olduydum. Günay, hemen yaBilmiyordum tabii! Acı acı güldü, başını esefle iki yana salladı, yazılı yayınlarının insanlarını bulduğundan, kafalarına ve gönüllerine Oysa, daha şundan birkaç yıl öncesine kadar, yüreğinin sözlü ya da "Ne hale geldiğimi görüyorsun, değil mi?!" dedi.

gömüldüğünden, "bir parça herkes, herkes de bir parça olduğundan" asla

kuşku duymamıştı. Ama özellikle, Şiran olayından sonra gözle görünür ladı, "Ah, be arkadaşım! Neydi o gaflet?! Neydi?! Kendi ülkemdeyken

bir biçimde kapandı, "roman notlarında" göreceğiniz gibi, aylarca sorguhaymatlos ettiler beni!"

diğini, canının yandığını görüyordum. Örneğin, artık dokunmanın bile

içerdiği tecrit olunmuşluk, sevgisizlik duygusunu yadırgadığını, öfkelen-

Büyük bir hızla koptuğunu, dilini kaybettiğini, bu yeni konumunun

kâr etmediğini söylüyordu ki, bu, hasarın boyutlarını saptamakta çok önemliydi. Çünkü yıllar yılı sevmenin dokunmak olduğunu iddia etmişti Günay. İletişim kurabilmek, çevresiyle yeniden sevgiyle bütünleşebilmek için her yolu -sormayı, konuşmayı, yazmayı- denediğini ama başarama-

dığını iddia ediyordu, ama yine de kandıramıyordu beni. İnsanlara duyduğu ilgiyi yitirmiş olduğuna her şeye karşın inanmıyordum! O günkü imza gününü kabul etmesi için onca ısrar etmemin nedeni de buydu. Neyacağını bile bile, onu tezgâhtarlığa zorlamakla suçladı beni. Neden yapsındı bunu? Yazamayan, yazamadığını bilen 'yazarların' gündemde olma gayretlerini aşağılatıcı bulan ben değil miydim? rın en kaypak temennisi, "Dostlukla?!" mı diyecekti?! Dahası, nasıl imzalayacaktı kitaplarını? Hiç tanımadığı, bir daha asla kalabilmek için, yaş günü tertip etmek dâhil her türlü etkinliğe demirbaş görmeyeceği insanlara, "Sevgilerimle?!" "Saygılarımla?!" ya da son yılladiye imzalayıp, dergide bir eleştiri çıkar umuduyla gönderdikleri kitapları hatırlattı. Yayınevinin karanlık girişinde üst üste, kapakları açılmamış dururlardı. "İstediğinizi alabilirsiniz!" demişti, Kemal Abi. Almıştık da, mış ne de yayınevine uğramıştı. Günay, evde kapaklarını açıp da binbir umutla imzalanmış ithafları göVarlık Yayınevi'nin sahibesine, yazarlarının "Sayın Hanımefendice... "

redeyse kavga ettik. Son imza günü olduğunu, bir daha hiçbir şey yazma-

rünce alı al, moru mor olmuş, bir daha ne Hanımefendi'nin yüzüne bak-

verici," dedi. Onu oraya götürdüğüm için özür dilemekten başka söyleyecek söz bulamadım. yapmayı kabul etmeseydi, hayat, hatta belki de ortak yaşamımız, bambaşka bir yön alabilirdi. Bir kez bunu ona da söylemeyi denedim, güldü, bir yolunu bulurdum!" dedi. Belki de. "Akacak kan damarda durmaz. Ben ne yapar, ne eder acı çekmenin Şimdi düşünüyorum da, eğer o gün beni kırabilseydi, imza günü

"Varlığını yazarların emeklerine borçlu bir hanımın saygısızlığı utanç

cek, koordinatlarını yeniden saptamasına yardımcı olacak bir şeyler doğurmasıydı. "Bir de şöyle bak," dedim, "Onlardan başka kimin var?" "Aaaah! Saçmalama, lütfen!" dedi, "Havarilerini yaratamayan İsa'nın

Benim umduğum okuyucuları ile yüz yüze gelmesinin onu tazeleye-

yeri tımarhanedir, tarih değil!" dü,

Yine bağlantı kuramamıştım, sustum. Sonra, ne düşündüyse düşün"Peki," dedi, "Giderim. Sağol canım." Cenaze, çiseleyen yağmurun kasveti, havasızlık, gönlünün karanlığı "Hadi, ben eve gideyim!" oldu. Bana şımarıyordu. "Hadi, sen yerine otur!" dedim.

iyice bindirmiş olmalıydı, sarıldıktan sonraki ikinci cümlesi,

ağzının payını kendi verdi, "Hiç de değil, halt etmişsin sen!" dim. Oysa zaman beni haklı çıkardı. yaptı.

"Ben zaten her şeyi 'Hayır!' diye diye yaparım!" diye söylendi, kendi

Ben "ilk konuşan"ın haklı olduğunu düşünüyordum, ama söyleme-

Günay Rodoplu, gerçekten de her şeyi "Hayır" diye, bağıra bağıra

elleri tityordum! Kalbim çarpmaya başladı! Ondan böyle bir inceliği her şeye rağmen bekliyor olabilmesine kızıyordum. buna da canının sıkıldığını söylediğini hatırladım. halen boş duran öteki masanın bamerak ettim. Geç kalmayı hiç beceremediğini. Ruhumun bir yanı böylesi bir beklentinin tanıdığım Günay'a uygun. gönderen (tabii ki!) "Mustafa Bey'e haksızlık ettim. Ona kızdı- yordu. Telafi etmek için remeye başladı. yanlış olan Günay değil. Rengi attı. yayımcısıydı. Bu denli sevilen yazarın kim olduğunu "Yok canım! 'Nutuk'u Harbiyelilerden başka okuyan kaldı mı?" gözü ile bakıyordu. Güllere döndü. yüce dağlar aşırdık. Hakçası. Günay'a göre. ğım için kendime daha çok kızdım. Şiran'ın göndermiş olduğunu umduğunu adım gibi bili- onun katıksız bir budala olduğunu aynı anda haykırıyorlardı. bu nedenle hep çok hevesliymiş izGülleri ve L'nin kısa kenarındaki boş masalardan birisinin önündeki L şeklinde dizilmiş. karta uzandı. lığındaki yerini bir çiçekle olsun teslim etmeyen Şiran'dı! Şiran değil. fesat olan. pekâlâ da insanca. beyaz örtülü altı masadan ikincisi onunkisiydi. Hayır. Gözlerim.Diğer masalar boştu. okur kuyruğunu aynı anda fark etti. sarı burjuva pa- . yutkunarak. Yüzünü benden saklamaya çalışı- şında kuyruk olmuş gençlerdeydi. Ben de ona katıldım. şimşek bakışları' ile 'canlı bir alev' ettik. varSaksımsı şeyi önüne çekti. isim kartonunu okudum. Sonra. Saatine baktı. Atatürkçüler yenileli en az bir yirmi yıl olmuş olmalıydı! renkli saçları. lenimini verdiğini. Zeus misali. "önce garibi 'ışık "Söylev"in bu denli popüler olmasına imkân olmadığına muhakkak bir ata' bindirip. öteki. Hayretle baktı. "Hıfzı Veldet Velidedeoğlu!" aranır gibi etrafına bakınmaya başladı." dedi." diye mırıldandı. Saptanan saat beş dakika aşılmıştı. meslektaşları henüz gelmemişlerdi. 'yeleleri alevden "Kadersiz Mustafa Kemal Paşa.

Şair-felsefeciöğretim üyesi eğildi. bir de halife katili. "ne hazır giyime beden ölçüleri müsait olmadığı için bilgiç sosyete terzilerinin parlattığı Papatyalar. bir dönemin sofistleri gibi. yerlerini almak nay'dan yana ölçülü bir tebessüm gönderdi. Az sonra. Ve tabii. ağırbaşlı pahalı giysileriyle. "düzenin öz-uzman aydınları" dediği (Grams- elem verdiğini biliyordum. son tahlilde bütünüyle anti-demokratik bir darbe . gündemden toptan kalktı!" kolunda belirdi. Rodoplu'nun beni en çok etkileyen tespitleyattığı görecelikçi. ülkede yaşanan kaosun düzenin öz-uzman aydınları olarak bizzat kendilerinin dakaosu" olduğunun farkında değilmiş gibi yapıyor olmalarıydı. Barış Derneği'nin yeni tahliye edilen üyesini bağrına bastı. genç kadının elini öptü. Günay'a olan 27 Mayıs'ı "aydın kategorisine dâhil olduğu egemen toplumsal grubun çıkarı için aklamaktan. diğer yazarlar da geldiler. onlar da. Türkiye'nin gündemini saptayan bu insanların. Ordinaryüs. ellerini çenesine dayamış. "Siz" diye hitap ettiği yaşlı de Paris butiklerinden giyinen sıska İstanbul burjuvazisindendi"! Gü- için Velidedeoğlu'nu bekliyormuşçasına. Derken. yaşlı ve vakur. yasal olmayan bir hareketi kılıfına uydur- Bir Velidedeoğlu. ne profesörü duruma intibak ettirmeye çabaladı. aynı şeyin "aynı zamanda doğdüşünmeden ve hiçbir nedamet duymadan! ru ya da yanlış olduğunu kanıtlayabilirler"di. Anla- şılan az ilerdeki barda hep beraber birer içki "almışlardı". genç bir kadının Kadın. Darlandığını. relativistik ahlâk sisteminden kaynaklanan bir "ahlak göre. onları seyre- ci'den! Hapishane Defterleri'nin. öteki genç kaGöz ucuyla Günay'a baktım. 1916 doğumlu eski tüfek yazarla "muhabbetle" selamlaştı. Velidedeoğdının yanağını okşadı. mason ve de Yahudi (!) olduğu ortaya çıkınca. bir alkış koptu. sonuçları üzerinde rinden birisi. Kenan Somer çevirisi) bu takımın ona diyordu. Daha sonra.şalığı ile Fatih arasında bir yerlerde bocaladı. lu'na ve yanındaki hanımefendiye saygılarını sundular. Velidedeoğlu.

Dikkatini. benden sonra okuduydu. durup durup." diye ta Velidedeoğlu. yüksek sesle. kadar acıklı. kullandığı "acıklı" sıfatına açıklama getirdiğini bili- yordum ama yine de sinirlendim. Birbirlerini dürtüyorlar. onurlu hukuk profesörleri!" Mahzun yüzünü bana çevirdi. 'Ölüm cezasına hayır! Hayır! Bin defa hayır!' haykırışları ile yeri göğü inleten. baş- bir dünya da. . gencecik bir DDKD lideri kadar olsun özeleştiri yapma gereği duymamıştı". defalarca baskı yapan son kitabı. Günay. "Yassıada civarında ısrarla dönen bir çatana hayal ediyorum. baktı." dedim. kara gözlü sefirimiz yok?' diye sorardı. 'sarı saç' meselesi önemliydi. Günay. 'Baksana. karakaşlı. neden bizim ağzı lâf yapan adamlarımızın hepsi açık renktir? Neden hiç palabıyıklı. Sevindi! "Yeşil Barışçıların 'Gök Kuşağı Savaşçısı' ile Pasifik'e gömüldükleri fısıldadı. "Ne as- kitabı imzalatmak için" diyordu) yoğunlaştırdı. hesapsızlığının kendisini savunmasız bıraktığını söylediğim halde olurdu. "Hayır." dedi. kerleri yererken. idamlarla sonuçlanan bir oluşumdaki rolünü sahiplenmemiş. (Bu. Bazen. Profesör. sırf beni tahrik etsin diye aykırı şeyler söylediğini düşündüğüm olurdu. Nasıl bulduğunu sordum. Onun yaşında bir kadının inançları uğruna hapse girmiş. Hiç ama hiç!" "Hiç inandırıcı değilsiniz.) Oral'ın anılarıydı. "Küpeştede. hiç!" dedi. Barış Derneği'nin kadın mahpusunun "Bolşeviklerin eline düşmüş bir Romanoff ya da bir Marie Antoinette Alay etmediğini. ak saçları. ne faşizme söverken. Yaşlı adama baktı. kara cüppeleri rüzgârda dalgalanan. hatta ona. çok mu olmayacak bir hayal?" diye sordu.maktan kaçınmamış. Profesörün önünde sıralanan okurlarda ("okumayacakları sarı saçlarını omuzlarına dökmüş kadın gazeteci-yazarı işaret ediyorlardı. asla hesaplı olmadığını bildiğim.

Satır aralarını okumuyor- cası her an asıldı asılacak gencecik bir kadını. "Canın bildiğinin kaderini paylaşamamak nasıl bir şey. Nereye dönsem aynı şey!" Uzandı. Başını salladı. hiç olmamış gibi oluyor. Erleri 'oğlum'lamasındaki. titrek bir sesle.bütün süreç içinde bu denli onurlu davranmış olmamasına saygı duyuyor. ne söyleyeceğimi bilemedim. Yokmuş gibi. çantasından o haftanın Gırgır'ını aldı. yine aynı düzenin bakımlı saç. düzenin temsilcisi hâkimin önüne. sakinleşti. "kullanma talimatı" (Günay'ın lafı!) yazılmıştı: "Doğu'da vatandaşa cop sokuluyor. hücresini paylaştığı devrimci "Kızların"a "Rahmi tazyikli suyla parçalanmış. bağırsaklarının boşalmasından." analık ettiğinin anlatıldığı bölümlerdi. kapağını işaret etti. aşağılanmaktan korktuğunu bilmek ve yanında olamamak! "Daha da korkuncu bu ülkede her anlatımın yaşanılanın niteliğini değiştiriyor olması. yorsun. dilinin dışarıda Çok soylu genç hanımlarmış devrimciler." Tokat yemiş gibiydim. Ne çizildiği anlaşılsın diye sol üst köşede bir cep açılmış. Günay'ın yargılarını çok katı buluyordum.. düşün bir!" değer yargılarını gözeterek çıkmaya ikna etmeye çalışmak. tüyler ürpernetliyor gibiydi. Bayrampaşa Cezaevi'nde tu- . göğüs uçları postalla ezilmiş." Alışılmış biçimde bir Gırgır karikatürüydü. ko"Bir erkek gibi düşünüyorsun da ondan. sun. sıradan vakalara indirgeniyor. Ölümden değil. efendimli konuşma gibi marjinal tici bir yabancılaşmanın itirafından başka bir şey değil!" Öfkesini zor deri doldu." dedi. gözlededi. Sonra öfkenin yerini derin bir yeis aldı. Romanoffa iyi dayanmışlar. kalmasından. "Kötülükler saptırılıyor.. bir sonraki duruşmaya yeni bir giysiyEn çok gücüne giden de. "Erkeğinin korktuğunu bilmek ve yanında olamamak. Hanımın incinmiş 'egemen sınıf kibiri'nin belirtilerini fark edemile çıkabilmek için iç fanilasından kestiği şeritleri tayyörünün yakasına biye yapmasındaki sınıfsal işaretleri görmüyorsun. "Şuna bak.

Organik aydınlara kadrolar aynı kadrolar ise. Günay. Bizim kuşağın günahı. Kişinin teslim olmanın bir de bu tarafı var. yansıması olmasından korkuyordu. ama ben-muhabbeti. facianın boyutları okuyucuyu yaralamaya- dediği yazar-çizer takımı olduğunu söyledi. müthiş bir beceri arkadaşım. "iç-çevre vakanüvisleri" . ben-dostluğu üzerine kuruluyor. "Bana mı söylüyorsun?" rine gidebilirler. arsız yakarmalara indirgeniyor. 'kabul' etmesini gerektiriyor.. Yaşamsal talepler. cinnetin." hiç değil. kişinin kendi varlığına kayıtsız kalması- Yanlış anlamıştım. "Çizerler dünyanın en çok satan üçüncü dergisi adının sosyal demokrat ve halkçı olduğunu öne süren bir de muhalefet olarak muhalefet görevlerini yerine getirmiş olmanın huzuru içinde evlehavı dökülüyor. Nevşehir Cezaevi'nde kitap isteyen tutuklular hücre cezasıyla korkutuluyor." dedi. Pasaportlar verilmiyor. "Ne ki. Günay Rodoplu. bu kadar" dedi. ben-feragati değil." dedi. sadomazoşizmin.. bunları besleyen kayıtsızlığın. "Yabancılaşma diye buna diyorlar. Bütün bunların ANAP'ın işi olduğu da biliniyor. Bu. Ama aynı ülkede partisi var. Babıâli otuz senedir aynı Babıâli ise. "Olgun ve bütünlüklü kişilik. (Var mı acaba? Varsa nerede?)" Günay'a döndüm. Derginin kapağına tekrar baktım. bu insanlar tarafından takdim edilmeye razı olmuş olmaktı. çocuklar komünist diye hapsediliyor. tepkisizliğin nedenlerini araştırmak lâzım.tuklu aileleri tekme tokat dövülüyor. Lanet olası bir beceri!" cak ebatlara indiriliyordu gerçekten. "İşte. yabancı olanın ben değil. Fişlemeler sürüyor. 'günah' son tahlilde. bu teslimiyetin ülkeyi nicedir esir almış olduğundan kuşkulandığı bir dır. Kılımın kıpırdamamış olduğunu teslim etmek zorundaydım. Dehşete kapılmıyor musun? Tüyler ürpertmesi gereken bir feryat nasıl da can sıkıcı bir vızıltıya dönüştürülüyor! Çığlıkların Böyle dile getirildiğinde. Şarkılar yasaklanıyor. ben-seviciliği 'varlık'ını inkâr değil.

Barış Derneği mazlumları sizler lütfen SHP'ye! Fiili livata kurunutmayın ki. Sandalye gıcırtılarıyla sıçradık. teşekkür eder gibi hafifçe sıktı. Mazlumların ebediyete intikal etmek gibi. daha neler neler gibi. orada oldu- banları. "Yassıada mazlumları.. (daha sonra Dalmış olmalıydık. yanında birisinin oturduğunu fark etmemiş gibi yapıyordu. sizi bu tarafa. Büyükçe. Bu hali. gülüştük. efentaşları" yerlerini alıyorlardı. siz ıslah olmaya bakın ve bu meyanda SHP'yi desteklemeyi anakent belediyesinin 'kültür danışmanı') soluna düştü. Yüzü. AKM'yi size tahsis ettik. demokrasiyi koruyalım! Sayın Joan Baez." külerini de siz söylersiniz artık. bizim belediyeninki nasıl bir kültür olsun?' diye danıştığını düşünebiliyor bir hareketti ki. Bir an. ölülerimizin türdim. (Bu. 12 Eylül'ün de içinden kalpazanların düzenledikleri sahte belgelerden başka bir şey olmayacak! çıkılamayacak. o kadar büyük bir yalan ve bu yalanı kadar çok insan paylaşıyor ki. ikisinin masasının arasında bir yerde duran çiçe- . "Bir belediye başkanının. "Bu. yirmi yıl sonra. tıpkı. Adam. kadınlara ilişkin bunca yıl biriktirdiğim bilgileri efendim. bizden neşrettiğine emin olduğum ği kendi masasına çekmek oldu. bir sapığın mide bulandıran tehdidi ya da mahalle delisinin sayıklamaları gibi algılanır oldu! Hiçbirimizin işine gelmiyor! Ne hazin! Elli değil. yumuşak bir eldi. elimi tuttu. iliklerime kadar ürpertirdi. Felsefeci-şair-öğretim üyesi. tarumar ediyordu. Buyurun. adeta transandantal diyebileceğim bir "Türkiye korkunç bir yalan yaşıyor. 'meçhul asker' ğumdan emin olmak ister gibi. ger- çek. Hocam. bu dönemi yazmaya kalkan bir tarihçinin elinde bu Tıpkı 27 Mayıs gibi. Günay'ı güldürdü. sıcak.acıyla kasılmıştı yine. bana Therese filmindeki rahibenin çilesini çağrıştırır. bu dünyadan olmayan. "Meslekanıtları gibi bir avuntuları da yok!" Elini uzattı. ben-merkezci musun?) Adamın ilk işi. Öylesine bilinçsizce obur. 'kültür danışmanı' lafına çok gülerdi Günay." diye sürdürüyordu Günay. Büyük Millet Meclisi’ne alalım.

alkışlanmalıyım. "Hocam. Birden sakinledi danışman. Günay'ın sağına yerleşen. sağa sola uzatıyor. asistanı olmalıydı. burada mısınız?" ze de telaşlanmıştı ki. telaşlı parmakları ile karıştırdı. eğlenmeye başlamıştı. "Arkadaşlar! Arkadaşlar! Hoca burada!" dınların bilimsel bakımsızlığının izleri açıkça belliydi. Misafir gelecekmiş de. ittifakını öneriyordu. imza kuyruğuna girdiler. alenen seyretmeye koyuldu. barda- başladı adam. gırtlağını da temizledikten sonra. -yani devlet müdahale etsin. bana kadar geldi. Günay. soluna koydu. "Gamze! Gamze!" Günay. mademki yazıyorum. mademki alkışlanmıyorum. bu yüzde. masasının üstüne özenle yerleştirdi. birğı yeniden konumladı.hasmane sinyalleri aldığını düşündüm. hücreleri aracılığıyla havada. ince. önüne uzatılan kitapları özenle imzalamaya girişti. Sürahiyi. hakkı yenmişlerin. korunmalıyım. elini kolunu sallamaya takım kitaplar çıkardı. Tekrar uzandı. "Biri gazete yazarı. Önlerinde birikmeyen okurların zorladığını düşündüğü bir ittifakı. kurnaz kıpraşmalarına karşın dokunaklıydı. Yüreğini sıkan havayı dışarıya. maaş bağlasın. hatırı sayılır bir kuyruk oluştu. dağınık yakalanmak istemiyormuş gibi hızla hareket ediyordu. kalkıp oturmaya. öde- . yani öğrencileri. biri üniversite hocası! Bize kim bakar?" 'Cross' kalemini çıkardı. Boynunu. Gamze de bağrıştı. eski tüfekti. mademki sanatçıyım. Öğretim görevlisi ka- hocalarının üçer beşer kitapları. Feri kaçmış gözleri. Sadece çok meşguldü. grup halinde sökün ettiler. Ellerinde Yirmi iki yaşında bir kızdı. Bond çantasını gözlerini kalabalıktan ayırmaksızın açtı. Velidedeoğlu kuyruğunun arasından birilerini görmeye çabalıyordu. tütün kesesini. Hocası kadar GamArkadaşları. atmıştı sanki. dışlanmışların. arkaya bir yerlere seslendi. Çevresinde tuhaf bir serinlik oluştu. öyle değildi. küçük parmağı Dirseği ile dürten. Ordinaryüs profesörünki kadar değilse de. sanatçıyım. kibritini aldı. Aradığını bulmuş olmalıydı. piposunu. Eğildim baktım.

nek versin, kitapları sübvanse etsin- haklıcalığını bütün çıplaklığı ile gördü. diyorduk biz buna. Karşısındakine, kırmak istemediği ya da anlamayacağını düşündüğü ya da abes bulduğu için dillendirmediği düşüncelerine 'italik nutuklar' derdik. Çok sevdiği bir dostunu, Yafalı Tagger'i, andığını tahmin edebiliyordum. Ne düşündüğünü yüzünden okuyabiliyordum. 'İtaliklerle konuşmak,'

yar Yahudi, "Söyler misin, ne işe yarar sanat? Hangi görevi üstlenir? Soğilse, sanat lükstür. Bak, birkaç gün önce ufacık bir bebeğin karaciğerini değiştirdiler. Milyonda bir ihtimal için, milyonlarca dolar harcama, binlerce insan, bir o kadar işgücü. Sonra yine aynı hastanede, hemşireler ve doktorlar greve gitti. Düşün bir doktor, iyileşeceği kesin bir hastaya sın da, hemşireler parasızlıktan greve gitsin? Neden? Çünkü moda, çünkü işlevsel olsun olmasın, ün kazandırır. Sanat gibi. Başlarını sokacak dam

"Dünyanın şu durumunda 'sanat' akıl almaz bir lükstür!" derdi, ihti-

rumluluğu nedir? Hiç. Oysa, bir görevi olmalı, bir misyon yüklenmeli. De-

tasyonu gibi afaki bir işe zaman ayırsın? Neden bu işe o kadar para ayrılbulamayanlara, yoksullara, ne yararı var benim sanatımın? Hayır, genç dostum. En mükemmel sanat eseri, bir kadının tek bir gözyaşına değmez. Sanatçı da pekâlâ herkes gibi gidip toprak kazabilir, duvar örebilir. Sanat insanlara üstünlük taslamak demek değildir. Sanat, ibadet gibi, dua gibi,

bakmak, beş-on çocuğa aşı yapmak dururken, neden karaciğer transplan-

sumiyetini sömürür. Günümüz sanatçıları istismarcıdırlar, spekülasyon yaparlar. Kitle üretimi başladığında, üreticiler robotlaşır. Bu otomobil ları illüstratörleri olur, başkalarının ürettikleri kavramları resimlerler. üretiminde de böyledir, resim üretiminde de. Ressamlar, müzisyenler,

doğruya biat etmek olmalıdır. Ama günümüz sanatı insanoğlunun ma-

hatta romancılar, kendi kavramlarını üretmek yerine, üretilen kavramTopluma yararı olmayacaksa, sanat olmasın daha iyi. Topluma yararı ol-

mayacaksa, hiçbir şey yapmamak daha iyi. Şimdi... Benimle bulgur çorbası içermişin, canım?" döndü, Ne diyeceğini bilemeden öylece bakıyordu adamın yüzüne. Bana "Müzikten resme, teknolojiden dile kadar, insan yapısı her şeyde

'pir'imiz, Batı," diye fısıldadı, "Hal buyken, edebiyatın nasıl bir ayrıcalığı 'kadirşinaslık' olmalı!" Yaşlı adama döndü, yine,

olabilir ki? Çocukların Türk yazarlarına bu kadar zaman ayırmaları bile "Çay içer misiniz, efendim?"

yü düşünüyordum. "Şu istasyonlu, limanlı, albaylı, kiliseli, belediye reisli, duğu sürece her saçmalık mubahtır!"

Bense, adamın Simon Bolivar'ın, "200. doğum yılı için" yazdığı öykü-

muzlu, cehennem sıcaklı, az Borges, çokça Marquez öykülerden biri,"

demişti Günay, "Egemen sınıfların öz-uzman aydınlarına 'avantürye' ol"Karşılıklı Hayranlık Derneği"nin sekreteri, Şükran Kurdakul'a göre,

"toplumcu gerçekçi akım"ın ilkelerini benimseyenlerdendi. Günay, Anadolu'nun bir gariban kasabasında doğan 'toplumcu gerçekçi' Türk eski tüfeğinin, Londra Amerikan Mason locasına kayıtlı, büyük burjuva kösının mümkün olmadığını düşünüyordu. anlatmayı sürdürdü, kenli, 'İmparator' olmaya kalkıştığı için, iktidardan uzaklaştırılan Karakash diktatör Bolivar'a, ne gibi bir muhabbet besleyebileceğini anlamaBeriki, sırtından sarılan Barış Derneği üyesini fark edinceye kadar "Komüntern'in beşinci kongresinde, Aydınlık, burjuva demokrasisi

çerçevesi içinde devlet ve belediye sosyalizmini desteklememiş olsaydı... Ooooo, üstadım, geçmiş olsun!" siplendik.

gelen de son eseri ile karşılık vermeye koştu. Değiş tokuştan biz de na-

Yeni geleni Günay'la tanıştırdı, bir kitabını "sunmaya" davrandı; yeni

imzalamıştı! Bir daha baktım! Doğru görmüştüm! Ciddi ciddi: "Bize verdiklerine şükran duyarak!" Fesuphanallah! duk. "Our God in heaven, hallowed be the name! Thou shall be in earth, 'Şükran Günü'nde, hindinin önünde, başlarımız eğik, mırıldanıyor-

"Sayın Günay Rodoplu'ya, Bize verdiklerine şükran duyarak!" diye

as you were in heaven..." Yani, "Asumandaki Tanrımız, adın kutsansın! plânı.

Yeryüzünde de, asumanda olduğun gibi egemen olacaksın..." ve saire, ve Günay'dan utandım.

saire... Sonra da "Bize verdiklerine şükran duyarak, amen!" - "Kes!" hindi Bu da bir 'hapishane anıları' kitabıydı,

gazetelerin üzerinde. Kullanılan kaşıklar tahtadır. Tabaklar ise melamin terjanlı kalır bulaşıklar. Ve tabii, soğuk suyla yıkanır hep. Banyo günleri çok on dakika akar... "

"Koğuşun çoğunluğu yerde olmak üzere yemek yenilir. Yere serilen

ya da naylondur. Başkasına izin yoktur. Su kıttır, gıdım gıdım akar ama haftalıktır ama bazen 14, bazen 21, bazen 28 gün olabilir bu. Sıcak su en rine bayıldıkları melamin tabakları ile bayram sofraları kuran analarını düşündüm. 'Gaste' kâğıdının üzerine dizdikleri 'statü sembolleri'nin, 'işOna baktım, taş gibi duruyordu. Hücre arkadaşlarını, güllü desenle-

bulaşık mutlaka yıkanacaktır. İyice çalkalama olanağı olmadan, yarı de-

kence' olduğunu bilseler, ellerini sürerler miydi? Aklıma, Ataköy'ün, Yeşilyurt'un, Kocamustafapaşa'nın yeni zenginleri geliyordu. Suların gıdım gıdım aktığı 'lüks' semtlerdi, bunlar. ('Lüks' paradan başka ne ile ölçülür ki?) Hamamı, haftada bir yakan ya da apartmanın sıcak su gününü pazara simle yıkanan, bir biz miydik? liğimi hatırladım!

ayarlayıp ailecek, -tamam, kabul, çağdaş!- ama kendine özgü bir meraYatılı bölge okullarını hatırladım. Sirkeci otellerini hatırladım. Asker-

yarı deterjanlı kalan bulaşıklar mıydı? Yani, bize yapılan her şeyi, örneğin miz için, işkence dediğimiz, kala kala, yirmi sekiz günde bir yıkanmaya mı kalıyordu! "Bence, her ikisi de doğru," dedi Günay Rodoplu, "İşkencenin tanımı "Herkesin işkencesi kendine!" diye mırıldandım, çok kötü baktı, "Öyle ya!"

Türkiye'de işkence dediğin, iyice çalkalama olanağı olmadığı için,

fiili livatayı, aslında 'olağan' buluyor, neden yakınacağımızı bilemediği-

da bir yönüyle sınıfsal. Mesela, Canan Arın diye bir avukat tanıyorum, o, 'başörtüsü işkencedir' diyor. Bu efendi de, banyo günlerinden yakınıyor!"

lerini düşünüyordu. Çizmeyi aşmış, patronlarını kızdırmışlardı.

Yine de, düzenin öz-uzman aydınlarının başlarına gelenleri hak ettik-

deyken tekrar tekrar gördüğü bir rüya vardı. Bir gece yarısı polisler evini

Rodoplu o gün bana ondan hiç duymadığım bir şey anlattı. Ben içer-

kanmış iç çamaşırlarını bulamıyor, çıplak tenine külotlu çorap giymek deni ile çorabın arasına tıkmıştı. Günay'ı merdivenlerle inilen, mahzen olmasıyla matrak geçiyordu!

basıyorlar, onu götürüyorlardı. 0 kadar acele ettiriyorlardı ki, yeni yı-

zorunda kalıyordu. Ne ki, aybaşı zamanıydı. Koca bir parça pamuğu begibi bir yere kapattılar. "Na, na, na! Bir Amerikan filmi daha!" dedi, gözünün önünde belirenin bir Türk yapısı bodrum değil, 'şato' mahzeni olmuş olduğumun fark edilmesi, kanlı pamuğun gözler önüne serilmesiydi. Dahası, kıllarım uzayınca ne olacaktı? İyi mi?" ğilim," dedi, Barış Derneği üyesine bakarak, "Benim 'sınıfım'ın öyküsü Ne söyleyeceğimi bilemedim. Zaten, izin de vermedi, "Anlamıyor de"Falakaya yatıracaklardı, biliyorum. Ama korktuğum o değil, donsuz

bu. Asgari insani müştereklerinin saptanması ondan o kadar önemli. Bitiksel bir kesinlikle saptanıp tasnif edilmeli. Sosyolojinin 'metrisi ile debeleneceğine, üniversite bununla uğraşmalı." Nasıl olabileceğini

liyor musun, revizyonizm bir bilim olmalı! Yaşanan 'gerçeklik' matema-

anlatmaya koyuldu. Gülmeye başladım ben de! Başka bir fakülteye giremedikleri için 'Sosyoloji'ye kapak atan kızakları. İzzet Abi'yi hatırladım, bile bile, ütopya olduğunu bile bile kapılıyor!" "Öyle coşkulu ki," demişti, Günay için, "İnsan onun yanındayken Türkiye'de her şeyin mümkün olduğu gibi bir hisse kapılıyor! Olmayacağını tucu olan, fiili livata kurbanlarının sessiz kalmaları. Yüzlerce roman, anı, "Tamam. Tamam!" dedi Rodoplu, o da gülüyordu, "Her neyse! Korku-

öykü dökülmeliydi. Aradan neredeyse on yıl geçti, hâlâ yok. Neden? Eğer,

Türkiye insanı kendi varlığına kayıtsız kaldığı içinse, kendisine duyduğu

muhabbet soğumuşsa, kendisine karşı dostluk hissetmiyorsa, 'var' oldusini her an bir şey için feda etmeye hazırsa, o zaman, o zaman durum en kötü korkularımın ötesinde kötü arkadaşım!" ğunu, bir 'değer' olduğunu her an yadsıyacak bir ruh halindeyse, kendiGözlerini kısmış, meslektaşının yakışıklı yüzünü, sınıfının ince zevki-

ni yansıtan giysilerini süzüyordu. Onca eğitimin adamın üzerinden bir su törpülemek doğrultusunda hiçbir şey yapamadığını düşündüğünü bilina koydum, bana dönmesini sağladım, "Efendim, canım?" dedi, Günay. dum. gibi geçtiğini, ziyan olduğunu, ben-merkezciliğini, vurdumduymazlığını

yordum. Ne ki, herifin hafiften kasılmaya başladığının farkında değilmiş

gibiydi. Türk erkeğiydi keriz, Günay onu kesiyor sanıyordu. Elimi omzuAdam, omuzlarını silkti sanki, "Senin olsun!" dediğini duyar gibi ol"Bir yandan, koğuşlarına 'sağlanan' televizyonda izlediği klasik mü-

zik konseri üzerinde '..İkinci bölüm (Larghettho) zarif bir romanstır' diye sun. Kendi bedelini ödüyorsun arkadaş. Kendini satmayı reddettiğin için inledi Günay.

ahkâm keserken, öte yandan, 'Çağının bedelini ödüyorsun sen. İnsanlığın

evrensel mirasına sahip çıkmayı istemedin mi? Onun bedelini ödüyor-

"dedirten narsist hamasetten bütün kalbimle iğreniyorum!" diye adeta

ti de dâhildir, değil mi?"

relere televizyon seti ve satranç takımı verilmesini sağlayan nüfuz ticareYüzü bana dönüktü. Velidedeoğlu kuyruğunu yarıp, bizim tarafa yü"Kim?" diye döndü, göz göze geldiler.

"Kendini satmanın birden fazla yolu var canım, buna, ayrıcalıklı hüc-

rüyen Suat'ı görmeyeceğini umdum, ama telaşım beni ele verdi.

II
Suat, Şiran'ın kardeşiydi. "Hayatımın en sarsıcı sosyolojik deneyimi,"

dediği Örenlerin, ikinci büyük oğulları, Günay Rodoplu'ya, "İhanet, taammüden cinayetin öteki adı. Kötülüğü teorik olarak bilirdim, Örenler bana uygulamada gösterdiler," dedirten Mardinli aile. coşkuyla sarıldı! Sımsıkı sarıldı! Yerinden kalktı, uzaklaşacak sanırken, Suat'a, hiç beklemediğim bir Benim için anlaşılmaz bir davranıştı bu! Biçimsiz, karanlık, yabancıKırılmıştım. Kırılmıştım, çünkü güçlü görmek istiyordum onu. Suat'ı

laştıran bir davranış! Zafiyetini kanıtlıyordu!

ve Örenleri belleğinden tümüyle silmiş olmasını, herifi hiç değilse, eski

tüfek yazarı koyduğu yere koymasını istiyordum. Kalkıp gitmeyi, onu

sahte sevgilerle oyalanmaya bırakmayı bile düşündüm. Hissetti. Suat'ı saran kollarını bir an gevşetti, bana döndü, lar birikmişti. "Bak, gördün mü, gelmiş!" dedi, titreyen bir sesle, kirpiklerinde yaş-

isteğinin yerine gelmesi olasılığı onu öyle sevindirmişti ki, bırakıp gitmeye, ona bir de beni kırmış olmanın üzüntüsünü yüklemeye kıyamadım. landığı doğrultusunda bir açıklama geliştirmeye zorladım kendimi. Oysa, vilmeye özel bir önem verdiğini anlayacaktım. Gergin bir gününde olduğu, böylesine duygulanmasının bundan kaynakdaha sonra tekrar düşündüğümde, Suat'ı sevdiğini, onun tarafından sehiç yalan karıştırmadan, içtenlikle, yeniden kazanma, yeniden hayata geKötülük, bir hastalıktı Günay'a göre. Hastayı kesip atmak yerine, işe

Suat Ören hakkında yanılmış olmamı öylesine yürekten istiyordu, bu

tirme, kurtarma yolları aranmalıydı. Üstelik, sahici bir devrimciydi Suat, ne muhatap oluna-biliyorsa, epey yol alınmış demekti. "Meraba abacığım," dedi, Günay'a.

("insanı sevdi, hayatı sevdi, yaratıcı ve hoşgörülüydü!" diyordu) sevgisi"Meraba abacığım... Görüşünceye kadar seviyor, özlemle kucaklıyo-

rum. Benim yerime bililerini öpeceğini de biliyorum. Damga: Görülmüştür. lü.

Güvenlik Komutanlığı" Suat'ın hapishane mektuplarının değişmez formüBana baştan savma bir selam verdi, "Dur, sana bir bakayım!" "Meraba, abacığım," diye tekrarladı. Adamın ardında dikilen, Günay'ın "düz devrimci kızlar" diye tanım-

ladığı, ("güncel estetiğin, ağda hariç, her tezahürünü reddeden yorgun bında boşanan karısından sonra edindiği "arkadaşı" olmalıydı. Vildan'ı anımsatacak her şeyin silinip atılma gayreti bu kadında somutlaşmıştı

bakışlılardan") genç kadını neden sonra fark ettim. Suat kaçakken gıyasanki. O ne kadar beyazsa, bu o kadar esmerdi; onun yüz hatları ne kadar

narinse, bununkiler o kadar kabaydı. Suat'ın eski karısına duyduğu tutkunun tersten tezahürü olduğunu düşündüm. daşı ve devrimcilik heyecanlı bir hırsız polis oyunu niteliğini koruduğu sürece devrimciydi, Vildan. Yani, türküler söyledi, kocasının anadilini öğrenmeye çalıştı, çocuklarına Kürt isimleri takmanın saygınlığını (saynası, belki de oğlunu profesyonel devrimcilikten vazgeçirebileceğini umduğu için, baş tacı etti Vildan'ı. Çocuğu yaşındaki görümceleri sobasını yaktılar, çayını demlediler, bebelerine dadılık ettiler, yeşil fasulye yemeyi, mutfak raflarına naylon örtü yaymayı öğrendiler." "Bu nedenle okuldan kaldılar, ama ne gam, karşılığında zeytinyağlı Akça pakça bir Egeli, daha doğrusu Girit göçmeni, Suat'ın sınıf arka-

gındı, çünkü düzeni alenen protesto ediyordu) yaşadı. Dil bilmez kayna-

Sonra, 12 Eylül geldi. Suat'ın peşine düşen güvenlik güçleri, kocasının adresini Vildan'dan sordular. Vildan, Devlet'e çalışıyordu. Müdürüne, etmediyse, kariyerinden (yüksek jeoloji mühendisiydi) öte, sigortasını, odacısına rezil oldu. Şiran’ın "istifa et gel, bizimle otur" önerilerine itibar

emekliliğini düşündüğü içindi. Yavaş yavaş uzaklaştı Örenlerden. Bir süre sonra çocukları da göstermez oldu. Ailenin en gücüne giden de buydu. diye beyhude haberler gönderdi kayınpederi. Diğer taraftan, devrimin doğru ve hakça olacağına karar verdi. Kararını Şiran aracılığıyla tebliğ belirsiz bir tarihe ertelendiğini düşünen Suat, Vildan'ı, ama iki çocukla, "Çocuklar benim tohumum, çocuklarımızı bıraksın, nereye isterse gitsin!" ama bir komünistin, bir bölücünün dulu olarak, serbest bırakmanın en etti ama reddolundu. "Kocamı seviyorum!" diye haykırdı kadın. Aradan bir-iki yıl geçti, sonra bir gün, Suat’ın yakalandığı, daha doğrusu, kaçmaktan yorulup, kendisini yakalattığı günlerden birinde, bir nedenle Resmi Gazete'yi karıştıran Şiran bir ilana rastladı: Vildan, Suat'ı gıyabında bodın, aynı Şiran'ın birkaç yıl sonra, ipek gömlekleri ve keten takımları şamıştı! Sapsarı oldu, "Waa!" diye bağırdı, "Waa, Orospu!" Ne ki, aynı kaiçinde (karısı, 'haute couture' bir modacının sekreteriydi) her türlü kö-

savurduğu (Nişantaşı’nda bir restoran kapatmıştı) düğününde göbek attı. tuğuna şahit oldum. Mide kanaması geçiriyordu.

tülüğün başı gördüğü feodal arka-planını yücelten bir pervasızlıkla para Ortak bir tanıdıkları olayın ayrıntılarını anlattığında oradaydım. GüBen ise olayın, adi bir vakadan ibaret olduğunu düşünüyordum. Bi-

nay'ın ellerinin buz kestiğine, sonra korkunç öğürmelerle banyoya koşzim kuşağımızın hikâyesiydi bu: İhanet, 'asıl'larına rücu eden, ağa oğlu

devrimciler, senet mafyasına duhul eden ülkücüler... Bunları hatırlamalirteyim, Suat'ın, Şiran’dan ya da diğer Örenlerden farklı olduğuna ilişkin hiçbir somut kanıt da yoktu!

sını, kendisini kapıp koyvermemesini diliyordum. Bu arada şunu da be"Biraz da okuduğum kitaplardan söz edeyim," dedi Suat, neden sonra.

Henüz hiçbir şey konuşulmamıştı ama o, yine de sözü değiştiriyordu. Yanımdaki sandalyeyi, "İzninizle, arkadaşım," diyerek çekti, oturdu. Günay'ı hoşnut etmeye, ayrılıklarını iyileştirmeye çalıştı. "Gogol'un 'Ölü Canlar'ının güçlü, güzel bir anlatımı var," diye başladı,

"Einstein'ın 'Fiziğin Evrimi', bilim yöntemi konusunda Yalçın Küçük'ün aktardığından çok daha zengin. Ancak tamamlayamadım. Fizik bilgilerimi hatırlamak gerekti." "Eh, herhalde," dedi Günay, Suat'ın, yüksek jeoloji mühendisi diplo-

masına karşın, marn tabakasını şistten ayıramadığını söylediğini hatırladım. "Peki de, o okulda beş yıl ne yaptınız, oğlum?" diye sormuş, malum cevabı almıştı, "Kopya!" "Devrimcilik!" "Ya sınavlar?" "Ödevler?!.. Dur, ben söyleyeyim, Vildan sağolsun."

nın verdiğini farz ettiği üzüntüyü teselli etmek ister gibiydi.

İçini çekti, Suat'ın başını okşadı Günay. Boşa geçen öğrencilik yılları-

lenmiş gibi gözlerini kaçırdı.

"Kafka'nın 'Dava'sı da öyle," diye sürdürdü Suat, fiziki temastan etki"Güzel bir kitap olsa gerek! Özellikle son bölümü, piskoposla konuş-

maları derin. Anlamak için yoğunlaşmak gerekiyor. Ölümünden sonra derlenip yayınlanmış olması da anlamayı güçleştiriyor. Saksı mı değişti, ben mi yaşlandım, nedir, fazla zorlanmaya gelmiyor." "Yok, canım, ondan değil!" dedi Günay. Suat bunu, "Dur, bakalım, sen daha çok gençsin!" türünden bir iltifat "Kafka çok batılıdır. Bize zor gelir," diye açıklamaya başladı, vazgeçti.

sandı. Oysa çok geç olduğunu, genç adamın açmadan solduğunu düşünüyordu Rodoplu. İtalik'lemeye başladığını duyabiliyordum, "Nasıl yani?"

İzleyecek diyalogu da tahmin edebiliyordum,

"Kafka, Avrupa'nın 'Bunalım Çağının ürünüdür..." dediğini hayal ettim. "Basbayağı, işte. Bunalım Çağı. Malum, (bu 'malum', ayıp olmasın gi-

rizgâhıydı, yoksa, nereden malumdu? Kime malumdu?) yirminci yüzyılın başına gelindiğinde, Batı Avrupalıların büyük çoğunluğu dünyada her şeyin yerli yerinde olduğu, ufak tefek aksaklıklar varsa, bunun da akılcılık ile bilimin yenilmez ittifakı sayesinde çözüleceği inancı içinde, rahat ve güvenliydiler. Ancak, bir elli yıl kadar sonra bu huzur yerini bunalıma benzer bir tedirginliğe bıraktı. Düşünce tarihçilerine göre, 1950'lerde yayınlanan üç roman, Orwell'in '1984'ü, Gheorghiu'nun '25 Saat'i -bildiğim kadarıyla, Türkçe'ye çevrilmedi, yerine, saçma sapan bir filmini gördük-, Koestler'in 'Özlem Çağı' Batı dünyasının, 'Bilim Çağını geride bırakıp, bir tür 'dini intibah', yeniden doğuş, çağına giriyor olmasının ilk kanıtlarıydılar. Bu dinin, Luterya da Aquinas zamanında olduğu gibi, kültüre egemen olması anlamında değildi, ama, kendi deyişleriyle, bilimin artık 'kutsal inek' olmaktan çıkması anlamındaydı. Bu bağlamda, yirminci yüzyıl insanı geleceğine ilişkin, kendisinden önceki 'Din Çağı ' ve 'Bilim Çağı' insanı gibi güvenli olmaktan çıkmıştı. "Nasıl güvenli?"

"Senin dünya görüşüne, komünizme duyduğun gibi güven. Müslüman'ın şeriat düzenine duyduğu güven gibi güven. Geçen yüzyılın bu anlamda güvenli burjuvası gitti, onun yerine hayatı üzerindeki denetimini kaybetmiş olduğunu dehşetle fark eden insanlar geldi. Aynı şekilde, ülkeler ve uygarlıklarda siyasi ve ekonomik geleceklerine egemen olmaktan çıktılar. Bu durum özellikle Avrupa insanı için geçerlidir. Çünkü Avrupalı kendisini 'yaratıcılığın piri' bilip, yüzyıllar boyu dünya gündemini saptamıştır. Oysa bu yüzyılda, iki süper gücün arasına sıkışıp kalmanın çaresizliğini yaşadı. Öte yandan, 'Büyük Makine ' dedikleri 'muazzamlar', yani devlet, siyasi parti, iş âlemi, işçi sendikaları, atom bombası, bireyi, her an ikame edilebilir bir hiçliğe indirgedi. Kafka, (o senin okumak istediğin 'Dava'da) Huxley, Orwell, hatta, Pink Floyd, bu 'muazzamlar meselesini anlatırlar. Derler ki, bu yüzyılda insanların dünyası önceki yüzyılların 'güneş ışığının apaçık' dünyası değil, 'gece karanlığının' dünyası, yani, 'Bunalım Çağı'dır. Önce doğaüstü, yani Hristiyanlık, sonra da burjuva yasalarını tepen Batı insanı, kendisini kabul gören bir değer sistemi olmadan yaşamaya, yani bunalmaya, mahkûm etmiştir. Bu durum, bir taraftan da totaliter rejimlerin işlerini kolaylaştırır; işte Hitler, işte Franko gibi. "Ya sosyalizm ?" "Hiç olmadı ki, canım. Sosyalizm İslâmiyet kadar bile yaşayamadı!" Yarasına tuz basmamak telaşı içinde ekledi, "Ona bakarsan, Hıristiyanlık da, kapitalizm de olmadı. Bakınız, Ayn Rand, 'Kapitalizm: Bilinmeyen İdeal'. "İşimiz romancılara kaldı, desene!" dedi Suat, takılıyor gibiydi. "Edebiyatçılara kaldı, evet, " diye cevap verdi, Günay, "Edebiyatın 'edep’ ten geldiğinin bilincinde olan edebiyatçılara, 'roman'ı, 'romantikle, 'romantizm'i, abazan bir çiftin ay ışığı oynaşmaları ile karıştırmayanlara... " radan, "Böyle konuşmak zorunda kalınca çok sıkılıyorum," dedi bana son"O kadar çok insan, o kadar çok konuda, bilmeden konuşuyor ki, söz-

lerimin doğruluğunu kanıtlamak için referans vermek gerekliliğini his-

hayatı açıklayan. ama hayata iğreti duran kazanımlar bütünüydü. zaten. "hayatın bütününe ilişkin kerterizini yitirmiş Türçilerin. Rand'miş! Nereye bakınız? Türkçe'ye çevrildi mi ki?" "Bir şey söylemedin. 'bilgi'den ayırırdı. belleğe stok edilmiş. 'Bilgi' esasa. 'malumat' ise öğretilmiş. bu 'entel'lerin. Spino- Feuerbach'a ilişkin değerlendirmelerini yorumlayacak! Hangi çevirilerle? kahrediyordu." İtalik'lediğini hatırlatıyordum. Ve hiç kimse 'bilge'likten. referans isteyecekti. öze dö- nük. Enis Batur. Bu olgunun. "Nasıl okudu? Feuerbach'ı bilecek. ne derleme. bakınız. "Edebiyatta Gerçekçilik Sorunu" isimli kitapları okumuştu. zor- za'dan Bacon'a tüm modern felsefeyi bilecek. hem de havanda su dövmenin çaresizliğini yaşıyor."Feuerbach Üstüne Teller'i". ara vermesinin iyi olacağını düşündüğünü anlatıyordu. Teller'in Hangi Türkçeyle? Hangi kültürel donanımla?" "Nasıl?" dedi Günay. hayatın bütünüyle çakışan.sediyorum. Günay Rodoplu. Tersine. Suat. vereceğim referansların Türkçe olmaması sorunu ortaya çıkıyor. Zavallı landıkça kısırlaştığını. Bakınız. yazmadığı bir kitap uğruna sakat kaldı!" tek bir medeniyet tarihi. Teller'i bilecek. hayata asılan. asla kullanılmayan eşyalarla tıklım tıklım dolu bir odada. İnsan hem üstünlük taslar konuma girmenin sıkıntısını. Tanilli. Bu defa da. Ayn "Ne söyleyeydim? Uzun ve sıkıcı bir monolog olacaktı. yorumlayan. "Tarih Bilinci ve Edebiyat Bilimi". "Yüzme bilmeyen çocukları derin sulara fırlatan 'malumat' açlığına" 'Malumat'ı. bu istiflikle de. sorgula- yacak. Türkiye'de (o. ne de telif. Suat. uzak olduğu kadar uzak değildi. her an bir şeye çarpıp devirmek korkusuyla hareket edemeyen. özel- . 'Malumatçı'lar. Bu bağlamda gerçek bir Taoistti. Ülkede ne tercüme. aydınlatan 'ışık'. 'Malumat' sahibi olmak erdem değildi. yani. iğdiş edilmiş istifçilerdi. "Tezler"in dördüncüsünde Yalçın Küçük'ün zorlandığını. tek bir düşünce tarihi bile yayınlanmadı. amaçsız 'malumat' insanların zihni ve ahlâki masumiyetlerini kaybetmelerine neden olurdu.

ama hiç farkında olmadığını söyleyen" saçmalıkları kapsıyordu. yaşayan insanın gerçeği ile çakışmayan. Okulda. yaşanan gerçekle hiçbir ilişkisi olmayan. örneğin. ' diye başlayan 'malumat'a sarıldoksan dokuzu. "Amaç. Barış Derneği üyesinin 'Çağının bedelini ödüyorsun sen' gibisinden. "çağının hiç. Sanki." dedi.. statükocudur. enerjisi.cezaevleri adam almazken. düzenli." diyordu Günay. 'amaç' nedir?" diye sordum.. Alman epik tiyatrosunun 'ges- 'malumatçı' eğitimin yaygınlaşması ile doğru oranda arttığını söylüyordu. örneğin Bolivar'ın ululanmasına kadar uzanı- yor. "Peki. Türkiye entelijensiyasının yüzde resi.kiye'de" diyordu). ister sağcı olsun. ona hizmet etmeyen bilgi kırıntılarıdır. sahtekârlığın. yani." yerinde bir simge olduğunu düşündüm. inatçı. yaşama artık hiz- met edemeyen. dünyayla sevgi ile bütünleşmeyi öğrenmektir. örneğin. Canlıların kendilerini tekrar tekrar yenileme kapasitelerinin farkında değildir. çevresi ile sevgiy- . akli kapasitesi çok sınırlı olduğu için o güne kadar biriktirdiklerini saklaması. hiç du"Freud'un 'anal karakter'ini hatırla: 'Dışkı' ile. ' ya da 'Abdülhamid efendimiz. Bu bağlamda. 'malumat' furyası. Kendisini güvencede hissedebilmek için elinde olana asılır.istifçi." Çok da akla yatkın bir açıklaması vardı.. raksamadan. olanca çıplaklığı ile gözlemlenebildiğini. elindekini kaçırmaması gerektiğini düşünüyor gibidir. hasis -kendinden bir şey vermeyen anlamında. kullanılıp insanın yaşamsal sürecinin dışına atılmış olanla haşır neşir olan. Böyleleri -yani. 'Komüntern'in beşinci kongdünya ile ilişkisi mülkiyet ve denetim üzerine kurulur.. "Ama malumat istifçileri için bu mümkün değildir. 'amaç'a dönüşüyordu. 'Malumat' araç olmaktan çıkıp. zaman içinde. Solon kanunları ile Seneca arasında bir yerlerde başlayan tus'larının tartışılmasına. "Anal-istifçi karakterin le bütünleşmesi söz konusu değildir. ister solcu. "Dışkı'nın insanın kullanıp atmış olduğu posa olması nedeniyle çok "Malumat istifçilerinin haşır neşir oldukları dışkı.

biraz da edebiyat eleştirmenliği yapayım bari. ğulmalarını hızlandırmaktan başka işe yaramayan hazin çırpınmalarına işaret ediyor. acı çeken hep oydu. biliyor musun aba?" "Nasıl. bu bilgi olmuş ama artık posası kalmış kırıntılarına kaskatı yapışılır. İsa'ya duydukları aşkla. Tekin ve Altan. bir Tevfik Fikret-Mehmet Akif meselesi vardır ki. Bence buna benzer bir şeydi Günay'ınki de. sayfası yazı yazarlar. Türkiye'de otuz yıldır aynı gündemin dayatılmasının nedeni de budur . Şimdi. canım?" boşandığını biliyordum. sürdürüyordu Suat. kanların onlar adına kinlenen. gerektiğinde despot kesilirler. biçimde ve ve dergilerde onunla ilgili eleştirileri okudum. bizim sahamızda. "Eroğlu'nun 'Yarım Kalan Yürüyüş'ünü de okudum. aynı insanlar.Mesekonuda. "Okumadım ama. kıyorlar. "Gazete "Estağfurullah!" dedi Günay. bir zamanlar la. savaşan. yılda bir kez. 12 Eylül sonrası romanlarında. sevinen. onun acıları ile özdeşleşen rahibelerin avuçlarında çarmıha gerilen peygamberlerinin avuçlarındaki çivi dekleri gibi delikler açılabildiğini.mazlarsa yok olacaklarını sanırlar. en az iki tam gazete Gençlerin. " diye baş"Eroğlu. rahatladı Günay. utanan. bu 'facia'ya tanık olmak. esas itibariyle nasıl ba- . Hayatta kalmanın ancak yenilenme ile mümkün olduğunun bilincine bir türlü varılamadığı için. eve daha bir yakındı. en az otuz yıldır. tanımı gereği eklektik 'malumat' edinme furyası içinde boacı veriyordu ona. insanlarla öylesine özdeşleşiyordu ki." diye anlatmayı "Latife Tekin'in 'Gece Dersleri'ni henüz okuyamadım..köhne gündemlerini yani 'mal'larını koruyabilmek için ellerinden geleni artlarına koymaz." layan ahkâmdan nefret ederdi. İstediği kadar 'koptuğunu' söylesin. haniyse fiziki bir Günay Rodoplu'yu izlerken. gönülsüz. doğaüstü bir şeylere tanık oluğum duy- gusundan hiçbir zaman kurtulamadım. geçmişe. canını yakıyor." dedi. Ukalalığım üzerindeyken kısmen içerikte farklılıklar taşısalar da.

" diye uyardı. öyle konuşa"Evet! Her şey bir yana. baktıkları yerlere kendi kirliliklerini bulaştırıyorlar. hırsını ondan almak gibi bir olanağım olmaaldığını düşünüp. toparlandı. artık iğrendirici olmaya başladılar!" sükûnetle. bütünüyle namustur!'" gibi güldü. Baktıkları yerleri yeterince temiz tutamadıklarından olsa gerek. halktan şimdiden sağlama kaçınılmaz sonucu. hak verirsin!" derken konu değiştirdi. İçinde. Günay. statükocu edebiyata karşı durabilmiş bir iki Türk ya"Latife'yi daha okumadın. Suat. olmaz mı?" "Sen beğeniyorsun?!" Rodoplu. iktidar olmak için. canım. yazan bu üçlü. Derin sulara girmeye başladığını fark etti. Yani." diye açıklamaya çalıştı. "Herkes kendi romanını yazar.lerini sandıklarını yazıyorlar. nu haklı olarak söyleyeceksin. Tekin'in. TÜSİAD onayının zorunluluğunun bilincinde gözüküyor. hükümet olmak için gerekli onayı. hâlâ Tekin'e ilişkin eleştirideydi. "eleştirideki edep ve adap yokluğu "Şöyle: Eğiliyor. şimdi bu eleştirinin ebedîlikten de. atalarının izinden gidiyor ama Kemal kadar kişilikli de olamıyor. SHP il başkanını yakalayıp. malumatçılığın "SHP. biraz da konusunun bunlardan yokluğundan geliyor. şaka etmişmiş . bacak açılarının da dar olduğu anlaşılıyor. Ama. ABD. Kemal Tahir'di) olduğu düşüncesindeydi. edeplilikten de yoksun olduğu"Sizin romanınız değil. "Oku da." Hoş bir kelime oyunuydu doğrusu! zarından biri (diğeri. Bakış açılarının yanında. kendi romanları. ahlâklı olduğunu düşünüyorum. dığını da düşünürsen. lım. sözümona bizim romanımızı Tabii. benimseyebileceğin bir şeye "Yani. Senin yaptığın gibi. canım." dedi." dedi ve ek- ledi "Ve 'Kelam. dönüyorlar ve bacaklarının arasından bakıp gördük- rastlarsan ne âlâ!" Duymadı. ama.

Türkiye'nin biricik Şener Şen'isin. Savaş Dinçel'isin. Suat. De ki. 12 Eylül'den Beyaz Kitap'tan başka ne kalacak?" Bunları söylemedi." dedi. Ama. Hotanto Cumhuriyeti dediğim oydu. Hoş. tabii. başlayacağız: namustan! Hotanto Cumhuriyeti! Tevekkeli değil. rişimin ardındaki tuzağı görmeye yarardı. Ertem Eğilmez in tecimsel siciline bir artı daha. durup durup Güney Amerika'ya benzemekten korkuyoruz!" başladı yine. ikna olmuş. en kötüsü. "Hotantolular affetsin. kare kare kopya ediyorsun. ünleniyorsun. te"Ne demek istediğini anlamıyorum. birikimsiz toplum anlamında kul- landım. kaynak ziyanı. neyimi kızların eğitilmesi zorunluluğunu dayattı ve kız okulları açıldı. 'başarı' olarak sunulan pek çok gi"Çalmayı. en temel kaziyeden. değil mi? En başından. Çünkü. fırsat maliyeti çok yüksek!" sat maliyeti' kavramı. deneyimsiz. dil bilmez Türk'ü kandırıp. Ya da. Kaybeden kim? Toplum. resmi tarih. Türk sinemasına. 1800'lerin ortasına gelindiğinde Osmanlının toplumsal de- . namussuzluğun kolektif zarar verdiğini yıllar yılı sınamış. Zaman ziyanı. yani. seyirci memnun. bir iletişim yöntemidir. Günay'ın düşüncesini en çok etkileyen kavramlardan biriydi bu 'fır- neyi kaybettirdiğini sorguladığından. "Diyelim. Hugo'dan 'Han-ı Yağma'yı çeviriyorsun. "Ne günlere kaldık." dedi Suat'a. kopyayı şiddetle cezalandıran Batı toplumu bunu toplumun somut çıkarlarını korumak için yapar. ikna etmiş olmak lâzım. aba. ne de 'Âşık Oldum'. kostümcünün tasarımından kuaförün modeline. ben yazdım yapıp. İktisat terimiydi. de ki. İtalik konuşma "Şunu demek istiyorum: 'Namus' doğaüstü bir ahlâk kuralı değil. biriktirilen toplumsal deneyimi de iktidarın çıkarı doğrultusunda yorumlar ya. Tevfik Fikret'sin. toplu- mun somut çıkarlarının dayattığı bir davranış biçimi. bu noktaya gelebilmek için toplumsal birikim gerekli. ışıkçının ışığından oyuncunun oyununa kadar çalıyorsun. kazanımmış gidimin bir sonucun. Ortaya çıkan bu hoşluğu TRT yayınlıyor. 'Kırmızılı Kadın' denilen Amerikan filmini alıyorsun. ne 'Han-ı Yağma' Türk edebiyatına bir katkı.rimden.

görecelikçi ahlâk sisteminden kurtulmalıyız! Uzun lafın kısası. bana öyle gelir ki. öyle de oldu. sizler hiç hoşlanmadığını gözlerinden okuyordum. Çünkü kızların okumalarının gerekli olup olmadı- tediği biliniyor olsaydı. yani Osmanlıyı mümkün olduğu kadar karanlık tutmak lâzım. Ama. Abdülhamid Efendimizin kız çocuklarının okumasını isduk. saçma sapan itirazlardan çoktan kurtulmuş olur"Hayır. gerçekleştirmek istediklerine set çekebilir ama Latife'nin kitabı kendi gerçeğini anlatan. Rodoplu." dedi Suat'ın arkadaşı. demokrasiyle de ilgisi yok. Günay da öyle hissetmişti. böyle bir deneyimi olduğunu yadsıyacak. toplumsal mutabakatla ilgisi olduğunu düşünüyorum. Demokratik toplumlarda yalan özgürlüğüne de saygı göstermek zorundasın. canım. Suat. sahtekârlığı alt etmenin yolunun da. resmi tarihi. gerçek birden fazla. Sıradan bir merhaba harekâtı sıkıntılı bir . Yan faydaları da cabası. "Belki de tersine. kendi gerçekliğinizi yazmalısınız." dedi. Atatürk iktidarından altmış-yetmiş sene önce açılmıştı. yani yalan söyleyecek. İnas Rüştiyeleri 1858'de." "Toplum demokratik olmayınca böyle. kızcağız. Oysa. mesela. her şeyden yorum." namuslu bir kitaptır. Sen de. (Ne yapacaksın yani? Han-ı Yağma'yı yasaklayamazsın ya!) Sahtekârlığı önlemek Hazreti Süleyman adaletinin geçerli olduğu totaliter rejimlerde belki de daha kolaydır. Ne yapacak? Toplumun ğı meselesi yüz elli yıldır gündemden kalkamadı gitti." dedi. abacım. Uygulamalı namusun.Nitekim. Nedeni de belli: Cumhuriyeti bembeyaz göstermek için kontrastı artırmak. Günay'dan "Haksız da değil. senin çıkarına. Suat'cım. Kaybeden kim? Yine toplum. önce 'kelam'ın bütünüyle haysiyet olduğu bilincinden geçtiğini düşünüyatırımına demek istiyorum. abacım. derse dönüştü!" "Çok kolaymış gibi söylüyorsunuz. çıkarın derken duygusal linçle. Kaldı ki. Resmi Tarih her türlü ilerici hareketi Cumhuriyet Türkiyesi'ne atfetmek istiyor. Her şeyden önce. toplumsal biKaldı ki. bütünüyle de. ters düşebilir.

Günay. gözlerini adamın gözleriyle aynı hizaya geAdamın gözlerindeki haylaz. Konuşmuyor. Sansürü alt etmenin rum.bir sesle. Kendisine döndüğünü görünce boydan boya gülümsedi. sadece gözleri gö- Günay'ın konuşmasını bitirmesini bekliyor olmalıydı. Daha da hayretler içinde. Şafak etmememin nedeni de buydu. Günay'a bir şey belli . Cevap da vermedi. "Buyurun!" di. Günay. hatta tuhaf bir şekilde af talep ediyor gibiydi. Öyle söylemiyorum. Ne zamandır oradaydı. fırsat- çılığın.. Ama bir 'pozitivist'tim ben. Ne oldu. hayretler içinde kalmıştı. köşe dönme iştiyakının dayattığı otosansür olduğunu düşünüyorünen genç adamı ben de gördüm. masanın önüne çömelmiş. yeniden. daha da sıcak gülümsedi adam. alabildiğine yumuşattığı "Kolay olduğunu söylemiyorum. Önyargılardan (şimdi artık 'içgüdülerim' diyorum) ürkmeyi öğretilmiştim. "Hayır. dünyanın en yürekli kitapları- nın ağır baskı dönemlerinde yazıldığını biliyorum. Günay’ın yüzüCevap vermek yerine. anlayış. Pardon!" yolları olduğunu biliyorum. En çok korkulması gereken sansürün.. hatta muzır odaklaşmayı içselleştirdiği- ni hissediyordum! yan çocukların neşesine benzer. ne dikmiş." dedi kadına. ama çömeldiği yerden kalkmadı. dupduru bir coşkuyla. yine. bilmiyorum. diye döndüm. Ama. Adam yine kıpırdamadı. "Buyurun?!" dedi. oyununa katılmasından büyük sevinç du- Özden'i hiç sevmedim. Belki de böylesi bir gülüşü becerebiliyor olması uyardı beni. hoşgörü. çenesini masaya dayadı. büyüğünün. küçük bir çocuğun oyununa katılıyormuşçasına eğiltirdi. su gibi gülüyordu adam. Gözlerini. "Buyurun?" dedi Günay.

Günay'ı üzmüş olmalarından dolayı duyduğu rar gülümsedi. başını salladı. yanaklarının pembeleştiğini. ama. kızgınlığı geçiştirmek istermiş gibi derin bir nefes aldı. Şafak Özden yekten." diyerek kadına da sarıldı. "çok güzel bir oyundu "Seni özlüyorum. sesinin tonunu ayarlamıştı. Gözlerini Günay'ın gözle"Kitaplarınıza hayranım. Suat ve "arkadaşı" çok özel bir iletişime istemeden kulak misafiri "Hadi." diyerek sımsıkı sarıldı." dedi. haniyse. bunun Suat'ı son Genç çifti tehlikelerle dolu bir başka dünyaya uğurluyordu sanki. izin istediler. "Sizi de ama. Kalabalığa karışmalarını. beklemedik bir duyarlılıkla ödüllendirilmiş gibi duraladı. buyurun artık!" dedi Rodoplu. Henüz. rine çakmış. Ne ki. Suat'a döndü. Suat'ın gözden kaybolduğu yönü işaret etti." Adam. "Üzdüler sizi!" Sövmemek için zor tuttum kendimi. Kendisini büyük bir dikkatle izleyen adama döndü yine. "Suat'a iyi bakın!" görüşü olacağını da bilmiyordu. bu hicri başımdan atabilmirem!." "Size hayranım. sevdiğim. dolu gözlerle izledi." dedi.olmuş gibi mahcup. söylediğinin sıradan bir iltifat olmadığının anlaşılması hayati bir gereklilikmişçesine ciddileşmiş. Rodoplu'nun kitabında en çok "Hicrinle geceler yatabilmirem. Günay. Sesinin tonundan bu defa kesin bir cevap istediği belliydi. beni ihmal etme. gözünde beliren ışıkları görmemezlik edemiyordum. bekliyorum. Günay'ın yüzünün aydınlandığını. benim olduğunu düşündüğüm bölümlerden birinden cümleler tekrarlıyordu. "Buyurun. az ilerdeki büfeyi işaret etti. benim misafirlerim var" tonlamasıyla.. Suat ve arkadaşına. dudaklarının mutlu bir tebessümle yayıldığını görüyordum. Şafak Özden. Durakladı. tek- .

. Çok kötü oynadığını düşünüyordum "İmza gününe gelirsiniz.. Olur mu?" "Olur. sonradan. Cesaret edemez." demesini beklemiyor"Bizim Mustafa'yla mı? Ben konuştum. "Bizim de karşı tarafta kravatı." dedi Şafak. ilk fırsatta çıkarılıp atılacağı belli gevşek di. gözlerin- deki kurnaz pırıltılardan anlıyordum. dum.." dedi. bunu. onaylarsa. Şafak. değil mi? Sizi evinizden aldırırız. Tuhaf bir zafer sarhoşluğu içindeydi sanki bıyıklarını kulaklarına . diye düşünüyordum. değil mi?" diye ısrar ederken. Günay'ın onu üzmeyeceğine olan başını yana eğmiş. kendisini... Bir şeyin oturmadığına Günay da farkına varmış olmalıydı. boyasız mokasen ayakkabıları.. "'Bir kavecik yapam. Sümerbank'tı sanırım." dedi Rodoplu. Ne ki.ve gür solcu bıyıkları. Buz gibi suyu vardır. onun eteklerindeydi bizim köyümüz. kerhen giyilmiş frenkgömleğinin yukarı kıvrılmış yakaları. yerli yerine oturdu. "Sağolun. bir kitapçı dükkânımız var. pekiyi. niyetini keşfedebilmiş değildim ya da keşfedebildiğimi kondurmak istemiyordum. Günay. Haklıydı. Çine Deresi geçer.'" art arda bir dolu cümle sıraladı.leydi. ucuzca takım elbisesi. Yine de. yemyeşil bir köydür. "Yayıncımla görüşeyim. duraksadı. "ama buradan ayrılmam doğru olmaz şim"." yapmıştı." dedi. hemen hissetti. size sormamı söyledi. Günay olduğu için cesaret edemez. istediğini ne yapıp yapıp elde edenlerden olduğunu anlatıyordu. istediği verilmezse kalbi kırılacak çocuk güveni. Diğeri. içeng?"' Rodoplu'nun kitabından bir başka cümAçık seçik bir çıkarma harekâtıydı. Günay şöyle bir süzdü. "Fakülte mezunu esnaf.Madran Baba Dağı." uzandı. Beni yok saymasından. Önünden "Sanki Cumhuriyet Kitap Kulübü daha mı az tecimsel?" diye fısıldadı. imzalatmak üzere uzattığı kitabı aldı. '".

arkadaşım?" İçini çekti. mi. bana nispet yapmaya kalkışmadı." diyerek boynunu büktü yine. Gü- .kadar yayan bir gülüşle gülüyordu. Ona sarılmamı ister gibi yaklaştı. "Kendisi niye gelmedi?" ettim?" "Onun yerine ben geldim. mümkün kılmayacak kadar uzakta durdu. değil Şafak'ın estirdiği o kısacık bahar rüzgârı dağılıp gitti yüzünden. az önceki yazardan daha akıllıydı. "Hayır. "Fenamı. "Bu ülkede hesapsız bir davranışa rastlamak artık hayal oldu. Günay. Ne ki." demek zorunda kaldı. len gözlerinin eski mahzunluğunu örtündüğünü gördüm.

" dediği Suat'ın temsil ettiği sınıfla "İtalik nutuklardan yoruldum. ne de "Ailede kan solmuştu. özdeşleşebiliyordu. o dönem benim de. "bilgi" birliğinden söz içinin boşaldığını fark etmeye başladığımı kendime itiraf ettiğim zaman- diğim gibi. Günay Rodoplu derken.III Yalnızlığının ne denli yoğun ve tüketici olduğuna o gün bir kez daha tanık oldum. canım!" dedi. davasından hapis yatmamış erkek yok. bu "sınıf" sözcüğünün lardı. Ne "organik aydınlar" dediği kendi sınıfı. Suat'ı da "işçi" sınıfına tahsis edip. Günün sonunda gerçekten de gözle görünür biçimde Şunu da söylemeliyim ki. Rodoplu. işlevsel bir dosyalama sis- . Örneğin. hangi "sınıf 'a oturtacağımı bilmetemi de düzenle-yemiyordum artık.

meslek odalarının. kendiliğinden ve kaçınılmaz bilgi birlikleri oluşturacak ve biz bunu haberleşme teknolojisine borçlu olacağız. Yucatanlı bir Kızıl- derili’nin analık bilgisinin. sendikaların. Ancak. "Ben buradan Ziya'ya gidiyordum. Müslümanların şirk bilgisi birbirlerini örtecek. farklı bir dünyada dinlenmek isteğini anlıyordum. "insanın 'özüne' ilişkin bilgiyi" paylaşanlardan oluşacağını düşünüyordu. siyasi parti- Modern matematikteki. iki dakikacık için bile olsa. insanları. "zorla kendilerini bir biçimde Böyle bir günün sonunda. nin hangi elemanlarının (ve kaç tanesinin!) Rodoplu'nun kümesindekidaha uygun olacağını düşündüm. "birebir örten fonksiyon" kavramını hatırla"İki kümenin elemanlarının birebir eşlemesi gibi. Bütün beyhudelimez. Bunun ne demeye geldiğini çok sonraları. O gün için. "kadınlık bilgisi". Suat'ınkinden o kadar farklıydı ki. birebir bir eşleşmeden asla söz edilemezdi. Bir an. bunların ötesindeki bir "bilgi"yi. Gelecelerin. "erdem bilgisi" gibi tanımlamalar atıyordu ortaya." diyordu. Ne ki. dinlerin de üstünde. ğin "sınıfları"nın. "ama ondan lar!" daha önce Marksistlerin yabancılaşma bilgisi ile. böylesi bir ittifakın da ölü doğmuş olduğundan kuşkum yoktu. Haymanalı Hatice'nin deneyimini birebir örtüyor olması. hiç değilse bu aşa- sun. ama. Günay'ın transandantal mutsuz- luğunun nedenleri. kendi demesiyle. loncaların. nasıl olursa ol- ğine rağmen. "yoksulluk bilgisi". (beyhudeydi çünkü havadan sudan konuşmasını becere- . Suat kümesilerle eşleştiğini tahmin edebiliyordum. "mutsuzların ittifakı" gibi bir tanımlamanın mada. pek çok tartışma." dedi muzip muzip.etmenin belki de daha doğru olduğunu söylüyor. Sahici devrimciler yepyeni bir sınıf oluşturacaköfke ve uykusuz gecelerden sonra anlayacaktım. "Gelir misin?" Gelmeyeceğimi biliyordu. tıyor. suçlama. o örgütlenmelerde de yer alan.

bireyle çakışmayan. Haklıydı. Muhayyel birinin altına yatan gene-kadını oldu. önceden belirlenmiş bir üstünü örten bir spekülasyondan ibaretti. taze manikürlü. hayretle seyreden . Ga- O günlerin Ziya Bar'ı İstanbul'un. belki de kendisini hiçbir zaman Amerikan barda "zarafetle tünemiş göremediğinden" çekingen bir hali vardı. sonra yavaşça kaykıldı. Fatma. başını sandalyesinin ar- dan. görünmeyi iş edindiği bir işletmeydi. onun gerçekliğinin öğrendim. Gözlerini büyük bir dikkatle yaptığı işin üzerinde tutuyordu. narçiçeği ojeli tırdaha kazındı. gerçekliğini çıkarsamak. Bu üslup. bacaklarını ayırdı. stilize edilmiş figürlerden bireyin bir çaba gerektiriyor!" ayrıldık. "sanatçılar" ve o sırada "birlikte" oldukları kadınlar ve erkekler demekti. göbeğini çıkardı. kollarını kaldırdı. üsluba uyarladığını söylerdi. rip bir şekilde taşralı. yumuk beyaz ellerini bitiştirdi." demişti. Demet'i arkasından gördü.bağlayacak konulara çeker. Ortaklar Caddesi'nin sonunda mini saptayan "herkes"in. az sonra kendilerini" kaçırırdı) Ziya Bar'a gitmesinin nedeni buydu. Ama kalabalıkların insanı değildi. kültürel günde- söz verdiği insanların masasını arandı. Bir süre Hemen aynı anda Demet. bozulmuş çizgileri aslına dönüştürmek. Günay. tatlarını ve tabii. bireyin sahici. Günay'a. Tanıdık simaların arasından. ki bu. hatta Türkiye'nin. yani evindeki üslu"Kalabalıkla tanıştığım insanların davranışlarını ciddiye almamayı bundan ayrıydı. "Hangi kırda?" diye sordu. bir gün. ani bir hareketle. Kalabalığın bireyi "stilize" ettiğini. Buluşmaya dü. bekle!" işareti çaktı. yürükasına sarkıttı. "Ne yapıyor bu kadın?" demeye kalmanaklarının içinden pislik çıkarıyormuş gibi yapmaya koyuldu. görmemezliğe gelerek süzüldü. Günay. Bu bağlamda. başarı ihtimali çok düşük Uzun bir yürüyüş yapmasını yeğlerdim. "Sus. insanın bütün enerjisini tüketen güçlü bir gönül gözü. "Ne ki. kalabalık.

elinin tersiyle bıyıklarını siliyordu. kötü kötü süzüyordu. Demet az daha kaykıldı.. bir yandan da 'Gorhma! Gorhma! Ulan. sayın yazarımız?" "Erkekler 'korkma' dedikleri zaman. oşh!" dı. kaykıldı. Doğrulurken. tüysüz dizlerini Bir yandan "arabesk" inlemesini sürdürüyor. sonra birden yerinden fırlasallanmaya başladı. gülmeye başladılar. kadının üzerine Gerçekten de olağanüstü bir gösteriydi. eteği baldırlarına "Hayat zor. la. yerine oturan Demet.. "Ah. nefes nefese debelenmeye koyuldu." si olacak adamı.daha bir ayırdı. bir yandan da müşteri"Hayat zor. "Gorhma! Gorhma! Gorhma!" Az sonra hızla boşaldı. yığıldı kaldı." yumruk ettiği elini diğerinin avu- cuna vurdu. lagarlığından içine fenalıklar basmış gibi.. Hayat zor korkuyorum. büyük bir umursamazlıkla tırnaklarının arasını temizlemeyi sürdürdü. göbeğini biraz daha çıkardı. Bu kez de.. masadakiler boğulur gibi "Eşşoğlu eşşek. "Bencil yaratıklar!" yavşak bir kahkaha attı. Günay'ın gözlerinin içine bakarak. Gözleri önündeki rakı bardağına dikili kaldı. boşalttığı sandalyenin üzerine kapaklandı. oşh. korkuyorum! Hayat zor korkuyorum!" tırmandı. hıyar!'" Günay'ın orada olduğunu fark etti. yeniden sandalyeye oturdu. Aynı sözleri birkaç defa tekrarladı." dedi. ileri geri. erkeği taklit ediyordu. 'korkup da beni seni anlamaya "Öyledir. Dili dolaşıyordu. ah. korkuyorum. yine erkek oldu. ileri geri Tekrar fırladı. bambaşka bir ses tonuy"Korkmaymış! Bir yandan kadını. Bir daha fırladı. Fatma çekildi. "Caanımmm! Hoşgeldin!" Kocaman dişlerini göstere göstere güldü. yanında yer açtı. zorlama' demek isterler! Öyle değil mi. adam. senden mi korkacak. ah. . "Erkekler!" dedi." dedi. berbat bir şarkı söylemeye başladı. ah. karının zaten hayatı kaymış.

lıydı. Masanın dördüncü müşterisi." demek istiyordu. " diye söze girdi. yine de onlarsız olmuyor!" Öbür yanında oturan ressam Ah"Hadi. fıstık!" dedi. ama. Günay’ın düşüncelerini okuduğunu hissetti. ta çok şeyi aşmış. erkek olması nedeniyle bu. "Ama. Fatma'nın yüzünün kızardığını. beni götür. gerçek güzellikten anladığı için. "dans edemeyecek kadar sarhoşsunuz" diyeceğini anlamış "Bana bak. Ahmet'e. "rahatsız oluyorsan. Fatma. Yanağından bir makas aldı "Pek de naziktir!" Ahmet telaşlandı..met'e döndü. siz. özgür bir kadın olduğunu ilân ediyordu. kalçasını abartılı bir beğeniyle tarttı. Ressam Ahmet. çevreye alelacele bir göz attı. "idare ede- . göz kırptı. "Ama. Birilerinin görüp de. Mesleği icabı. isteksiz kavalyesine döndü. Fatma'nın akranıydı. Günay. çeker gidersin. keyifle kıkırdadığını gördü." diye tısladı. Fatma'nın.. hışımla döndü. çok önemli bir iltifattı olmalıydı. Hayat"Hadi. o zamanlar böyle değildim!" Hantallaşan bedenini üzüntüyle süzdü. Doğur"Ama önce işemem lâzım!" duğum veletten emir alacak değilim!" Meseleyi halletmişti. Aslı'ydı. Kullandığı kelimenin bir tür parola olduğunu düşündü Günay. dengi sayılmıyordu. "Yakışıklı Ahmet bu kart karıya mı kaldı?" demelerinden çekiniyor olmaceğiz artık. Tabii." dedi. takıldığı için eski sevgilileri tarafından sübyancılıkla suçlanırdı. En az yarı yaşındaki hayranlarına ki bunlar genellikle akademiden öğrencileri olurlardı. kalk dans edelim! Ben bir zamanlar Caddebostan Gazino- su’nda dans kraliçesi seçilmiştim. "Fıstık gibisin. anne.

Kızın isyankâr yüzünü kendisine döndürmeye çabaladı. masadakileri istifafla süzdü. Bunu Aslı'dan yana söylemişti. şefkatten nasibini alma- "Ah.mış tavırlarına oldum olası içerlerdi Günay.." dedi." diye sıkıntıyla mırıldandı çocuk. Nasıl ters bakmış olabileceğini görebiliyorum. Gençliğin acımasızlığı. böyle oluyor. diye düşündü Rodoplu. yavrum. çocuğu rahat ettirme gayretinin hoş "Çok çekti bu güzel Aslı’yı büyütünceye kadar. yerinden kalktı. "Bir saatten sonra bu hep "Bir şey yaptığı yok. gözlerini kaçırdı. Günay.. Demet Abla! Ben evlendiğim için üzülmüyor ki annem! Cen"Yaaa? Neden?" "Tutucuymuş!" dedi Aslı. rakı nefesinden kaçınmaya çalıştığını görüyordu. Yaşlarını. ben siz"Çok da çekti. "Ama." genç kız. öfke dolu bu küçümsemeyle. kollarını boynuna "I know what is to be young. gidiyor diye çok üzülüyor. Aslı'nın. Fatma'ya döndü. yapmacık bir hareketle eğildi. sardı. Aslı'nın arkasına dolandı. Demet." "Meşrutiyet Zamparası" dediği bu tiplerin. giz'i sevmiyor!" ler gibi değilim!" tahlilde kendilerinin hazırladıkları mutsuz "sonlarını" yüzlerine vuruyordu." miyor!" "Buyurun. O da şimdi evlenip Annesinin içiyor olmasına sebep olmuş olmak düşüncesine isyan etti "Aman." diyerek arka çıktı Tülin." dedi Demet. Küçücük yüzünü kaldırdı. arkalarından. caaanım. sultanım. "Kimseyi rahatsız et- olduğunu düşündü Rodoplu. Ahmet. son "Ben onu söylemek istememiştim. işareti alan Demet. . but you don 't know what is to be old. "Orson Welles'in o sıklar pek beğenilen şarkısını tekrarlıyordu.

Musluk bile açamıyorum. okumasam da bir kitap! İnsan kalkıp bir duş almak bi!" istemez mi? Mümkün değil! Annemle Filiz uyanmasınlar diye. Aslı'nın yanağını okşadı. Kırkıma larımın ucuna basa basa giriyorum. Barın etrafına yığılmış insanların yarısı (diğer yarısı 'entel'leri seyretmeye gelmiş. biz de erkeklere sarılıyoruz!" Konuyu değiştirmek istedi. kadının kendi özlemlerinin ifadesine dönüştüğünü izledi. üzerinde bir lamba. böyle "Hiç sorma!" dedi. gündelik yaşamayanlar sayılıydı. inşallah!" "Sen elbette bizim gibi değilsin. öyleydi. Belki de bu nedenle Garih burjuvazisi buraya uğramazdı) veresiye içerler. en basit medeni ihtiyacım. sokağın. çok güzeldi! Ah darısı başıma!" nin tıkandığını. bir kitap! Okusam da. yani. Üzeyir bulan borç takarlardı. kızım. sahici. yetmiş iki parça- diye açıkladı. genç kıza yönelikmiş gibi başlayan duygudaşlık gösterisi"Erkeksiz kadının efendice yaşlanması gittikçe zorlaşıyor. Çocuk gibir konuşmanın sahiciliğine burayı mesken edinmeyenlerin inanmaları güçtü. bu sürekli aşağı- . Demet. 'anne!' diye sarılmaları gibi." dedi. "Ne oldu senin ev durumun?" ğini yaşıyor adeta! Çocukların yetimhaneye uğrayan her çocuk geldim. Demet. "Kanepede yatmaya berdevam. her şeyi olsun istiyor! Geçen gün. eli para tutan esnaftı. küçücük yaşında yetim kalmış çocuğun paniesirgemeciye. iyi yürekli Tülin. bilincine varan kadın. lık bir porselen takım almıştı. "birlikte" oldukları ki. eve ayakZiya Bar gibi." diye dü- şündü Günay. "Ne garip. ne bileyim. Ama. erkeğin iktidar sahasının demek istiyorum. ayol! Başucumda bir komodin.çok daha iyi olacaksın. Rodoplu. Aralarında. "Sen "Fatma'nın kızdığı. bir sigara tablası. bir bardak rakının şişe fiyatına satıldığı bir yerde. Ziya'ya yüzbinleri kimse kimseyi evine davet etmez. bunların evcilik oynar gibi ev düzenlemeleri!" "Şeekerrr! Bu da. hâlâ bir yatağım yok! Yani.

sırt çe"Hamilesin. ikmale kalmış çocuklu yaşamlarını paylaşmazlardı. yiğit Kadının cinsel özgürlüğünün hızla kabul edilmesinde.' dedi. değil. "Ben sana kızlığımı verdim. Jimmy. karıların gölgelerine mi sığınıyorlar?" "Eşitlik. düşünce özgürlüğü değil. terk ettikleri demekti. cinsel özgürlük? Neden. neden bu memlekette en hızlı yayılan ve kabul gören özgürlük. Günay. öyle yapmak lâzım. kadın haklarının ların kadınlara cinsel ilişki özgürlüğü veriyor olmasına bağlıyor. düşman . 'seninle evlenmek durumundayım!' 'Hiç de değilsin!' dedi. bu olguyu. "Gerçekten de bir tür. Elie 'ye. 'Ben kendi bebeğime kendim bakarım!'" Birkaç gece önce birlikte seyrettiğimiz bir filmi italik'liyordum. inanç özgürlüğü değil de.layıp. değil! Pazar ahlâkı! Ceplerine bombalar yerleştirip. borçlu olmakla." erkeği sorumluluktan azat ediyor olmasının payını sorguluyordu. 'cinsel' özgürlük? Neden. baldızlı. işe ölümün kimin işine ve neden yarayabi- leceğini saptayarak başlamazlar mı? Galiba. dersin? Erkişiler." diye ağlayan bir genç kadına. 'Gorkhma! Gorkhma!' oynanıyor. söz konusu hak"Düşünsene." "Ne kahramanlık. Elie. virmek arasında yaşamsal bir fark yok muydu? "Beden senin. kadınlara hiç benzemeyen mütevazı eşlerini." diyordu. kayınvalideli. kızım. Ne ki. bu insanlar. bir dönmemin. bu olgunun karargâhına dalan bir özgürlük savaşçısı ile eşitlenebilir mi insan?" "Hayır. en ateşli savunucularıydı. değil mi?" dedi. "Ne oluyor. istemeseydin vermezdin. bir homoseksüelin ekrana çıkma hakkı. 'Günay'cım!" "Mümkün değil!" "Hayır. Eşlerinin buralarda görüldükleri de vaki değildi. bir sıkma başın ekrana çıkma hakkından önce geliyor?" bir yöntem de öneriyordu. Hemen anladı." diye omuz silkip. Bu tür olguları çözümlemek için Agatha Christie yöntemi dediği basit "Bir cinayeti çözmek için. eleştiri özgürlüğü değil.

ne yapalım?" dedi. adam güvenceye kavuşade etmiş." dedi Tülin. Bazen iki milyon kazanıyor. cak. bre!" diye patladı. "aczin çelebiliğe dönüştüğü noktada arsız arsız sırıtan haksızlı"Yapma. Metin nasıl? Görüyor musun?" "Ama evlenecek o kadınla. Aksaray gibi yerde. bir mutfağımsı aralık. Bir ev bulabilseydik!" "Çok da pahalı kardeşim. "Nasıl. Bu kadın da tam ona göre." ğa" dayanamamıştı." hak verdi. o da yatmadan önce yemek yiyor. canım. Günde bir defa. Tülin. Aydın bir adam. Ayrıca Bilsak'ta ders veriyordu. Ellisine geldi. Metin ona cazip geliyor. Ay dediğin göz açıp kapayıncaya kadar geİyiydi. İstan- hasta. Devamlı bir işi yok. Bir çocuğu var. "Bir oda." "Yok. Testiyi kıran ile suya gidenin bir tutulması. "Allah mesut etsinmiş! Ne mesut edecek! "E. yok. bazen de üç yüz binle ayı kapatıyordu. evlenecek. "Yok. Savaş?" "Savaş'ın evi de hap gibi. . Doktor bir kadın. Günay. Demet'in. Bakıma ihtiyacı var."Aaaa! Hiç çekemem!" diye evlenmediği yeni "boy friend"iydi) çiyor. Kazancı yerinde ama düzensizdi. Daha ne? İkisi için de iyi." diye anlatmıştı Demet. herkesin gözü üstünde. Annesinin evinde bunca zamandır oturmuş. tabii. Kadın sınıf atlayacak. kardeşim. Allah mesut etsin. "görsem ne olacak" tonlamasıyla. bir de tuvalet. "Parayı kurtarmak için adamla evlenmem gerekecek!" "Yine içiyor mu?" "Çok! Çok da şeker bir adam. Tülin. Senin Metin gibi işte. Evlenmek zorunda. Tabii. adalet duygusunu rencigazetecisinden yazarına kadar. canım!" "Hiç görmüyorum. ne diyelim. Demet'e çok borçlanmıştı. TRT için senaryo yazıyordu. (Savaş. bu içkisi! Sabahleyin beşte yatıyor. Cezasını versin!" bul'da kocaman bir çevre. ama.

yine. . hastalık yaşamı aksatmasın! Ne sadakat. Tülin. Günay. Tülin’di. Elemanları birebir örtüşen kümeleri daha iyi anlıyordum. yaşayacak mı yaşa- mayacak mı. "Tülin inancını vermişti ona. "ama. artık ben de çekemiyordum "Doktor hanım çeksin bakalım. tabii de! Ama. İnsan insana inancından düğüm gibi bir yara olmalı. yaşam yoldaşlığından daha önemli olabilir mi? Biri parça. sen. çünkü evliydi adam. doğrusu. ev terk edilecek ki. canım? İhanetin acısı sıradan insanlarda farklı mı daha değerli bir şey verebilir mi? Brütüs'ün Sezar'da. ya! Tam annene kanser teşhisi konmuşken. Tülin'le Metin evlenmemişlerdi.lim!" "Bir şey yapacağımız yok. Tülin." dedi. falan! Alçaklıktır. borç- ret eden bir kızı vardı adamın. kendisinden büyüktü." "Öyle. insancıl değerler. Tedavi süresince yanından istemediğini söylüyordu. Bir de. iş-ev-hastane arasında perperişanken. bu!" son zamanlarda. ya da son zamanlarda Oprea'nın Çavuşesku'da açtığını düşün- oluyor? Siyasi yoldaşlık. Stalin'in Kautsky'de. ciddiydi! "Neden şaşırdın. sosyalizm. Gücüme giden emanete hıya- net." dedi Demet. belli değilken. öteki bütün değil mi?" "Öyle. ne vefa! Sonra da. İçtiği zaman çekemiyordum." dedi. Babasına duyduğu öfke sonucu (psikologayrılmayan. kalbini kırmak "Gücüme giden bunların hiçbiri değil." dedi. Karısı Almanya'da otururdu. Tülin'inki." diye mırıldandı. "E. Metin'le on yıl beraber oturmuştu Tülin. Hayretle yüzüne baktım. rahmetlinin doktoru ile belden aşağı pazarlığa girilecek! Yetmeyecek. Tanıdığında müflisti. hiç değilse kınamayı bile- larının tümüne yakın bölümünü ödemişti kadın. kendisinden neflar öyle demişlerdi) uyuşturuculara dadandı.

tükürür gibi. İşte. sakin sakin dururken.kırk beş vardı. askerlere ilişkin tüm düşüncelerini de açıkladı. hepimizi teker teker tanıştırıyordu. ahlâk düşkünü takımından" damgasını yemekti. Size. "zindancıların şefaatine sığınmak" gibi bir aşağılanmaktan koÇoluklu. kendilerini göstermek ihtiya"Ne bakıyorsunuz bana öyle?" diye bağırdı. Günay. yitirmenin en kolay yolu. çocuklu mazbut bir adamdı. şının Sıkıyönetim'de çok önemli bir yerde (öyle olmalıydı. anlamsız. dolayısıyla rudu. "sol ağzı ile konuşan. durduramadık onu. Metin'in de davet edildiği bir yemekti. Suat'ı işkenceden kurtarmakta yardımcı olabileceğini umuyordu. Metin'i işaret etti. bakalım. onu). sarhoş bir gülümseme belirdi. kendisi Aşkın sihirini. Günay. Alman'dır!" cını hissettikleri için. Robert Kolej'de de. sevgilinin yanlışlarına sonsuz bahaneler bulduran gönül zenginliğini elbette unutmuş değildi.. Ama birkaç yıl önce. Tüolası yardımını. Güvenini. "Eşi. adam sivilken Suat'ın yakalandığı günlerdeydi. Binbaşı. faşistler! Ama. her ikisini de yaptı. yaptı." dedi. Suat bunu hiç bilmedi. bu "hoş tutma" gayretlerinden bir tanesi de Koço'da. "O mu? 0 benim eşim değil!. Günay. orada. iki kişi olarak afallayan Binbaşı'ya. söylüyorum?" "Benim eşim. hukuk doktorası yapıyordum. hepsi öyle değil. Ne de olsa otuz yaşında kadın. Uzun. bir tane vardı. Rodoplu. Ne ki." dedi. Binbaşı'yı hoş tutmaya çalıştı (Yeri gelmişken belirteyim. Sıra Tülin'e gelince. Madam Maria Tektaş Stein'dır. tabii. Sorbonne'da da. ne lin'le." diye saygı duyabilirim.. Metin. Kalabalık bir gruptuk. "Çeksin. Koço'daki bir yemeği daha iyi hatırlıyordu. etti. Metin'in yüzünde. Dostluğu ilerletmeye. . Ben. Ona da saygı duyuyor- . Bazı sarhoşların. yüreği mangallaştıran. çok eski bir mahalle arkada- bile silahlıydı) olduğunu keşfetmişti. Metin de o noktadaydı. rezalet çıkardıkları bir an vardır. Tülin. dum. Böyle bir kepazeliği neden kendi ağzıyla itiraf ettiğini anlamayıp "Et kafalılar. biz o kadar hazırlıksızdık ki." dedi. "Yalan mı.

" "Elimi tutuyor. Binbaşı. bu havadisten çok hoşnut kalmış gibi kıkır kıkırdı. Demet'i. Taksim'de." Ayşe'nin sigara ve alkolün mah"Bu emele bu gönül nasıl ersin!" vettiği sesi. kalktı. Kendisi de inanmıyormuş gibi yemin etti yine. be!" dedi. tekrar masadakilere döndüğünde. Tülin'in aşk hayatını sorgularken buldu. else el. şey vermiyordu ki!" "Herhalde!" geriye attı kendini.. bitti. peçetesini katladı. çocuklar.. Ayırdım. herkesi şaşırtan bir açıklama yaptı.. Her türlü yardım olasılığı da onunla birlikte gitti. genç olduğu için daha da iyi. büyük bir gürültü koptu. Tülin." dedi. kolsa kol. "Ne münasebetsizlik. işte. mikrofondan yankılandı. başka şeyse başka şey. adı Cüneyt. Düşüncelerinden sıyrılıp. Gezi'de oturuyoruz. "Vallahi tatlı kaçık!" "Boşuna 'Beyaz Dizi' nim!.devam etmeye çalışıyordu ki. iyi. Cüneyt'e. korkuyorum! Hayat zor korkuyorum! Gorhma. "Vallahi. Metin bundan fazla bir Demet. "İyi. matrak matrak gülümsedi." diye düşünürken. "Şimdi genç bir delikanlı var. izin istedi. "size bir şey söyleyeyim mi. bakıyorum." "Vallahi!" "Ciddi misin?" "Vallahi!" dedi. bakıyorum. aniden "Hayat zor. üstelik içmediği. "Her emelim her arzum yine sensin. Şimdi. ciddiyim!" Yine güldü. . Birileri bağırıp çağırıyorlardı. insanın kendisini kadın hissetmesi hiç de o kadar zor değilmiş meğer! Ben cinsellikle dostluğu karıştırırmışım. Sonra bir erkek sesi duyuldu. Tülin. hayretle dönen Günay'a. Günay. Gorhma! Gorhma! Gorhma!" Demet dememişler?" "AYŞE BU!" Tam bu anda. ablam be"Serseri bu.

hırt! Bırak! "YILLARCA çektim. şu masalara! Bu gece kim kimi düzecek- . seninle mi uğraşacağız! Çıldırmış gibiydi. tamam!" Anlaşılan mikrofonu elinden almaya çalışıyordu. canım sen. zıp"Şeekerr! Bu tangoyu da çok sever!" dedi. Az sonra. değil mi?" kendiişlerine dönüyorlardı. gözleri parlıyor. Ahmet'e yaslanmış. it! Bütün gece oraya ayı gibi dikilip hangi fıstığı yatağa atacam diye beklersin! Allah'ın kırosu! Bir gün karını be! Randevuevi! Pezevenk! Bak. Arnavutköy'ün bir zamanlar "Yeter be!" diye bağırdı. "Otur. Yol açanlar. be! Hangi üç kuruş?!" diye haykırdı. "Mağara adamı! Kıro!" Fişten çekilmiş olmalıydı. makyajı sıvaşmış kadına şöyle bir bakıyor. senin aşkını. belirdi."Tamam. kalabalığın üstünden annesini görmeye çabaladı. Demet yetişti. hemen hepsinin gördüklerini kay- uzanıyordu ki. Fatma. kötü kötü baktı. dedemeyecek kadar içkili olduklarını fark etti. yok bir şey. sonra da Yüzü kızarmıştı. göbekli. "Bırak be." her gece. Rodoplu." dedi Günay. "Kerhaneci! Burası kerhane ten başka ne konuşuluyor? İkiyüzlü. dudakları titriyordu. gözle görünür biçimde titriyordu Fatma. kendilerinden sorulduğunu hatırlıyordu. adam. senin gibi müşteri olmaz olsun. "Bırak be!" "Anne!" Aslı dehşet içinde fırladı yerinden. be?! Hay. kolyeli adamın yakasına yapışmak için "Dağdan gelip bağdakini kovacaksınız. be!" kuruşu. tümüyle silmişti. Aslı. Kıroluk suçlaması salon adamı cilasını "Kaldıramıyorsan içme! Her gece. "Ne üç Üç kuruş değil mi. aniden sustu mikrofon. Arkalarından gelen. Kalabalığın gürül- lamaya. Fatma’nın. Demet. bırak şunu!" tüsü izleyen bağrışmayı bastırdı. Amerikan Kız Koleji mezunu olduğunu. niçin?" "Milleti rahatsız etmeye ne hakkın var.

öyle değil mi. biz başka. aksi halde işin içinden çıkılamazdı. eğer yaparlarsa. "Yapma Abi! Görüyorsun işte. Ünlü bir kadın öykü yazarımızın. Adam." dedi. pezevenk!" Ahmet araya girdi." diye anlattı Günay. kendimize ama altta kalmak da istemedi. ahlâk anlayışımızı dayatan biziz. her türlü rezaleti olmamış gibi yapmakla yükümlüydü. hâlâ söküyor?" özgü niteliklerle donatılmış sanıyoruz ya kendimizi. Müşterilerden en köylü komisine kadar. herkesin içinde. artık dayanamayacakmış da patlatacakmış gibi. "Çok benziyor. artık kalkalım. sarhoş!" Yusuf.getir de görelim! Yooo. yarın iş günü. sanki. Tülin'in "Çocuklar. duraladı adam. orada." uyarılarına . "Biliyor mu"Camideki gibi mi?" diye sordum. Adam. bir adım attı. emreder gibiydi. Haydi. "Meğer. külotunu "Espri de corps!" dedim. olmaz! Sizin karılarınız başka. sun ki. çevrede izleyenlere pis pis sırıttı. bağımsız. değil mi?" indirip. özerk. "Kadına bak. "Toprağın bol olsun. acı acı. ihtiyacını giderdiğini anlattığını hatırlattı. inanır mısın." "Ne dayanışma." gözlerinde korku gördüm. Bu 'enteller'in ne zaman ittifak yapacaklarının belli olmadığını. bunun müessesesi için hiç de iyi olmaSadece 'biz'im değil. terbiyesizlik ruhsatımız var. hiçbir şey söylemeden uzun uzun etrafına bakınmıştı. bu tür barların da 'reza- let ruhsatı' almış olmalarının gerektiğini düşündüğümü söyledim. Fatma. değil mi? Söyle. Gramsci usta!" aldırmamış. siz! Ağzınızdan çıkanı kulağınız "Üst sınıf numarası çektim. "Şu farkla ki. be!" diyerek döndü. Ona rağmen. son tahlilde haklıydı. oradaki herkes. yacağını hesaplıyordu sanki. "Aydınlar olarak. yatağa atmadık diye bozulurmuş!" duysun!" Rodoplu’nun sesi buz gibiydi. kendisine hâkim oldu "Yusuf Bey! Kendinize gelsenize. iş yapmak istiyorlarsa.

Demet ve Fatma ile birincisine yürüdü. süründü" kafile. "Rakı istiyorum. Tülin ile Günay kaldırımda onların hareket etmesini beklediler. "Bu kadının gecede bir saat uykusu ya vardır. caklarımın arasına saldırdı." dedi. İki taksi çevrildi. hanımlar. içki neAhmet'in sesindeki yumuşaklıktan etkilenmiş olmalıydı. Ahmet. Ağlamak üzere olan küçük bir kıza benziyordu şimdi. onu da beceremez. "Kadın pistte ba- Kapıya doğru "yürümedi." bir Napoleon var evde!" Aslı. ğim zaman kalkarım. Buradan ben istedi"Kahve içemez. masaya yumruğunu vurdu. "Adresi biliyorlar mı?" diye sordu Günay. be!" "O kadarını da kaldıramam. orada devam edelim. bize gidelim." dedi Ahmet. Hadi. dudakları "Kahve içmem!" diye sızlandı." dedi." dedi. nefis ye istersek. Ahmet'in kızardığını gördü Günay. ben de nefis bir konyak ikram ederim. Tülin. Kahve içerse. "Bir rakı daha istiyorum!" "Boşver Fatma'cım. ya "Öyleyse." büküldü kadının. kahve. "Hani sana gidiliyordu?" "Evlerine gidiyorlar. sının hayra alamet olabileceğini düşündü. o herif istediği zaman değil!" yoktur. Utanan bir Meşrutiyet zampara- . "Uykusu kaçar. yüzünü buruşturarak. Taksi hareket etti ama Ahmet hâlâ onlarla beraberdi.Olayları hatırlamaya çalışıyor gibiydi. Birden. öfkeyle. Ressam. "Hadi. heyecanlandı. Ahmet." dedi. Demet. durdu." "Doğru.

adeta Şamanistik. Hiç ışık sızdırmayan bir odada da olsa. bizler için. Günay Rodoplu'yu en geç saat dokuzdan . vakti geldiğinde o utandığı zamanlarda telaşlanır. dürterdi Günay'ı. arıtmak. Gün ışığı ile Bâtıni. güneşle uyan- dı. sağlamaktı. Bütün bunlar. Bunu en geç saat dokuzda bitirecek şekilde zamanlardı kendisini. yeni güne barışık başlamasını itibaren arayabileceğimiz anlamına geliyordu. yaralarını iyileştirmek. Günay'ın onu aramasını gerektirmezdi. kerterizini onarmak. sızmaya benzer bir uykudan sonra. gelir. daha da erken harekete geçerdi gün ışığı. Edilgen bir ilişki değildi bu. kendisinden Amacı.IV Ertesi sabah. bir ilişkisi vardı: "Vicdanı" olduğunu söylerdi. bulur. Günay'la mümkün olduğundan hızla hesaplaşmak. Kötülüğe bulaştığını hissettiği. ağır.

Tiksinti çağrıştıran bir duygudan başka bir şey saptaya- Yattığı yerde. imza gününden. "Ne sahtekârlık!" diye. ya onlar" meselesi haline geldiğini söyleyen kendisiydi. oradan. esiri mi oldu? Biraz buna çimsel" öğeleriyle donattığı (kendisiyle barışık olmadığı zaman." dedi. Ziya Bar'dan arta kalanları Bir an. Azize Hanımefendi'nin kabrine fırlatılan sigara. "Hangi yumuşaklık." disini. "ama bu sen değilİtiraf etmiyordu ama yüreğindeki ağırlığın önemli bir bölümü dünkü "Hadi. alabil- gözden geçirdi. alabildiğine taşkın. ulusunu gerçekten sevip sevmediğini sorgularken buldu ken"Türk halkı kötülüğü bizzat mı üretiyor. çok şükür!) Fatma'nın cinnet diğine müsrif bir toplumdan savrulan artıklardı." "Kendisini kapıp koyveren bir toplumdan. söylendi. Vazgeçemezdi de. Aynaya döndü yeniden. kendi görüntüsüne. sin!" günün verimsizliğinden kaynaklanıyordu. ihtiyar yazarın hilekâr gözleri. hangi huzur! Bu cevabı korkuttu onu.madı. Kalktı. hangi ulus!" el hareketiyle aşağıladı. Bir Her şafağın iki yüz bin taze mezarın üzerine doğduğunu. sen de!" yitirilen zamanı düşünüyordu. Müthiş bir öfke duydu. oturdu. severek yaptığı her şeyi 'biçimsellik'le suçlardı) uçuk pembe bej yatak odasına bakındı. Kadınsı bir yumuşaklığın "bi- Kalktı. Hangi yurt. aynadaki şiş gözlü. Bilemiyordu. bağlı galiba. vazgeçmiş değildi. savrulan. Günay'dan boyutlarına varmış gibi görünen rahatsızlığı. cenazeden. sual etmemiş olduğunun farkına varmıştı. darmadağınık görüntüsü ile karşılaştı. Bir daha hiçbir şey yazamayacağını söylemesine karşın. Türkiye'de meselenin hızla "ya biz. Suat'ın benmerkezciliği (hep kendisini anlatmış. "Bir yurttaş aranıyor. .

. Büyük Yalan!. birbirimizi anladığımız yalan. 'Profelimi revize ya da tedavi edecek seviyeye ulaşmak demek olduğunu . "Ahlâk kaosu dediğin. iktidar olduru tartabildiğimiz yalan. Örneğin. o adam yolsuzluk yapıyor demiyorum. illa da. bir dil olsun belliğinin masada bıraktığı canlara kayıtsız kalabiliyor. tabii. demokrat olduğumuz yalan. muhasebeci geçinir demek istiyor olabilirim. Oysa.Bazen. Türkçe'de kelimelerin içi "Ritüeller ülkesi" olduğumuza katılıyordum. Hep miş gibi. milyarlarca liralık "Bir milyondan fazla yüksekokul öğrencimiz var. birbirimizi sevdiğimiz yalan. Türkibilen profesör sayısı parmakla sayılacak kadar azdır diyorum. konukseverliğimiz ünolmuş gibi.. belki de olur... eğittiğimiz yalan. hatta eğlenir miş gibi yaptığımız doğruydu. o kazanıyordu. ilk akla gelen Ayşe'nin kocasını aldattığı madığı halde. 'doktora yapmanın' bir biona doktorluk edebilecek kadar iyi bildiklerini iddia ettikleri gibi bir Büyük Yalanı paylaşırlar. ben. Müslüman olduğumuz yalan. yüzbinlerce camimiz var. hükümetimiz var. yüz santim olduğu yalan. çünkü muhasebeciliğin m'sinden anlaonu diyorumdur. gazeteciliğimiz yalan.. bin gramı doğ- yalan. Şimdi.. (Burada kelime oyunu yapıyordu. isyan edermiş gibi. bıçak kemiğe dayanmış gibi. kilogram kullanırız.?" "Ahlâk kaosu. temye'de profesör olmak için iki yabancı dil bilmek gerekirken.miş gibi. metrelik cetvelimiz var.. Günay. 'Ayşe ahlâksız bir kadındır. dünyanın en eski uluslarındanız. rencide boşaldığı için 'ahlâk'ı da yeniden tanımlamak lâzım. Cumhuriyetiz. yaparsa. daha sayayım mı?" ğu yalan.. ahlaksızdır. Kim daha iyi . hatta. Türkçe konuşuruz. Son on yıldır bir tek kitap okumadığı halde. şekilde falan profesör ahlâksızdır dediğim zaman. diyorum. ülkemizi savunabileceğimiz lüdür. tarihimiz yalan. Bir bilimi sör' kelimesinin 'iddia etmek'ten türediğini.' desem. Ayşe. NATO'nun en büyüğü ordumuz var. inanırmış gibi. hâlâ ameliyat yapma cüretini kendisinde buluyor. sana. matbaalarımız var. tüyler ürpertici bir Türkiye tablosu çiziveriyordu. Aynı.

sözüne ci'nin "Aslıcan" (Çocuklarının adıydı!) takma adıyla yazdığı bir makaleyi lent Gültekin'in. namusluları. çevresinde kendisin- altında olduğunu söylüyordu. adam T. en yetersiz olandır. Prof." Rodoplu. bir mafya oluştururlar ki.) Bu yetersiz insanlar zamanla öyle bir şebeke. yerinde kalabilmesi için. iktidar olma- giden. ters manı kendi elindeydi. ye'den kaçıracak olan da Kahveci'ydi! Ekonomik Bülten gazetesinde. Türkiye'de istisnasız her alanda yaşanan facia budur.C. makûs seçim (makûs talih gibi. Türkiye'nin uluslararası değeri (adam dünya finans- man mekanizmasını elinde tutuyordu) tartışılmaz bir teknisyen olan Bü("kaçırdık" diyordu) iki sayfalık bir ağıttı. desem. Onu yapar. Topluca cinnet geçiriyoruz. yalan söylemeyeni. Batılıların. tam tersine. Kahveci'nin bakanlığına bağlıydı ve onu Türkiye'de tutacak olan da. piyasa. Tabii." "Anladım. adam kendi ismini kullanmamış. Darwin'in değil. ayakta kalan. en zayıf. Ne ki. ayakta kalmaya en layık olan den de yetersiz olanları toplaması gerekir. "Timsahın gözyaş- ları desem. Bu kıyım böyle gider. Mastürbasyon desem. yetersizin. ahlâklı insanların "yaşam sahanlığının tehdit "Güçsüzün. zamanın Devlet Bakanı Adnan Kahve- gösterdi. Namussuzlar. Gerçek üzüntü desem. Günay. İzleyen. iktisattaki kötü paranın iyi parayı kaçırması ilkesi gibi vermezler. Dermanı kendi elinde değildi. Gültekin. TKKOİ Başkanlığı'ndan ayrılmış olmasına hayıflanan. politika. Bakanı! Cinnet bu." 'sahici' profesörlere. Türki"Nasıl değerlendirirsin şimdi bunu?" dedi. Yani. hatta 'sahici' profesör olma yolundakilere geçit rüşvet almayanı barındırmaz. ayaklarına do- . Türkiye'de. Zabıta.hatırlatıyordu. katlanarak hızlanan çöküştür. uğursuz seçim) dedikleri oluşumu besleyen de budur. negative selection. sadık tüccarı. deryan bir 'iktidarın ima ettikleri korkunç. Makale." teorisi tam tersine işler. fiziki yetersizlikten bahsetmiyorum.

laşmayacakları bir yerlere sürmüşlerdi. "Büyük Yalan". her toplumsal sınıf. mülkiyeti. Türk aydınlarını bir kalemde silip atmasının doğru olmadığını düşününımı sıkıyordu. adamakıllı ca"Bunun epeydir farkındayım. kendi gelişmesine en elverişli koşulları ya- rum ki. 'aydınsallık'ın. Ağır. burjuva arka-planından dolayı. Ancak. 'sol' arka-planının seni 'aydın'. İttihat Terak- .' diyorsun.' diyorum. evlere kapanmak da çözüm değildi. onları bırakıp aydınlara yüklenmek haksızlık geliyor. Ne zaman aydınlara ilişkin bir şey söy- lesem bakışlarını kaçırıyorsun. ekonomik. 'Ama. hayali ihracatçılar ortalıkta cirit atarÖnce. egemen sınıfların toplumsal. "Var. yükseldikçe yükseliyor. yordum. Bunu söyledim ona. koyu renkli bir sıvıydı. Ben ise bu konuda Gramsci'ye hak veriyorum. yazarları hatırlatıyordu. ihracatçılar daha kötü. "Sen benim 'iç-çevre' dediğim insanların. Aramızdaki en önemli anlaşmazlık bu herhalde. bağımsız ve özerk bir grup ratmakla görevlendirdiği kendi 'öz-uzman aydınlarını' yaratır. Anlıyor musun?" olduklarını varsayıyorsun. Ne ki. siyasal ve Bak. Nitekim." "Ne alakası var!" Kızmıştım. yağlı. bak." yorum.. Ben aydınları eleştirirken sen bana 'Ama. 'ilerici' ya da en azından 'demokrat' bellediklerinin yanlışlarını hoş görmeye şartladığını düşünüyani paranın kimin elinde olduğunu ve dolayısıyla kimin elinde olmadığını çok fazla önemsiyorsun. bir 'meslek kategorisi' olduğunu savunuyorum. hayali "Dinliyorum. Ayşe de yıkamadı. İmza gününde örneklerini gördüğü Günay'ın yargılarını zaman zaman çok katı bulduğumu söylemiştim.. Ben diyoki'den bu yana. 'Yüzünü yıkamamışsın. kütüphanelere de bulaşmıştı. ken. Bir diğer nedeni de. kokulu. senin 'bağımsız ve özerk' bellediğin bu iç-çevre. "Seni gidi statükocu!" diye takıldı. korkarım. kapıların altından girmekle tehdit ediyordu. sonra ciddileşti.' gibi bir şey bu. Millet cebini doldururken.

Evren. İsim veriyorsun.kültürel alanda yarattıkları aydın katmanlarından birisidir! Kapitalistin efendim. Çetin Altan'ın bir yazısını okuyup sokağa döküldüğümüz günlerin anıları belleğimde henüz taptazeydi. kendi organik aydınlarını yarattı! Bugünün kendilerini edebiyatçı. uygarlaştırma misyonu' da. düşünüyordum. meseleyi kişiselleştiriyorsun. biraz araştırırsan.müm- ramı irdeleyeceksen. Babıâli'nin ileri gelenleBenim işaret etmeye çalıştığım. ekonomi-politik profesörünü. hukukçusunu yarattığı gibi. Şimdi. Hal böyle olunca Rahatsız olmuştum ama yine de itiraz ettim. "Ama başka çaresi yok ki! Yazıyı yazarından nasıl soyutlarsın? Kavhalkın Büyük Yalan'ı yüzümüze vurmasıyla -yani. Herkesin önünde eleştiriyorsun. iç çevresi. hayali ihracatçılar -senin deyişinle. Düzenin organik aydınlarının 'yeniye' görevleri gereği geçit vermeyeceklerini düşünüyorum. Günay buruk bir acı veriyordu. sanatçı olarak gördükleri için 'aydın' olgörürsün." Şaşırmış gibi duraksadı. İttihat Terakki cuntasının aydın kategorisidir! Aydın tipini. filozof. Gazeteciler. Putlaştırdığım birileri de yoktu ama gençliğimin ilahla- . filozof. kelimeyi unvan olarak benimseyenlerin ortak unsurlarından yola çıkmayacak mısın? 'Paşa' kelimesinin çağrışımlarını." demek zorunda kaldım. edebiyatçı. duklarını düşünürler. 'Türkleri uygarlaştırma misyo- rinin hep bir ucundan 'İttihat Terakki'ye bulaşmış ailelerden geldiklerini nu'nun bu ülkede dayattığı 'otoriteci ahlâk' sisteminin Büyük Yalanı doğurmada en büyük etken olmuş olması. gibi isimlerden soyutlayabilir misin? "Hayır. tabii. İttihat Terakki ile hızlanan 'Türkleri kendisiyle birlikte sanayi teknisyenini. açık toplumla!. deyiş yerindeyse. Türkiye’nin kurtuluşunun ancak kün olabileceğine inanıyorum. Sunay. Az önceki "statükocu" suçlamasını rından söz ediyordu. sanatçı simgeler.zurnanın son deliği!" "Ama.

' "Tam tersine. "Eğer Muhammed doğmamış olsaydı. akademik unvanlarını kimlik karbir yönüyle ne denli savunmasız olduğunu bir kez daha idrak etmiş. gün. Nasıl'ına gelince Yaşam sahanlığını "Büyük Yalan"a terk etmek istemeyen herkes. ne ki. ne refahın. aynı acıyı." dedi büyük bir ciddiyetle. 'kontrol düşündüm. arkadaşım. ola- kişi önce kendini ıslah edecek. özel Bir anlamda hep vermişti. becerebiliyordu. ama her atış. işler hiç şüphe yok ki. "Ben Değeri Tiryakiliği" adlı kitabını okuyordum. ne de kariyerinin keyfini sürmeyi tı gibi bürokratik belgelerden ibaret gördüğünün ayrımına vardığımda. sonra da. Dr. en iyi kullanabildiği araçla müdahale edecekti. Kadir Özer'in yanılgısı' dediği. oyunu başka bir so- ya bugün ve bu saat müdahale etmekle yükümlüydü. Kendimizi kandırmayalım. "Büyük Yalan"ın bütün izlerinden arındıracak. nefes alsak. Daha önce de söylediğim gibi. Doktor ‘un. kimse vazgeçilmez değildir. O sıralarda. belki de Arabistan’ı Hıristiyanlığı kabul etmiş "Tam tersine. paniğe benzer bir ruh haline kapılmıştım. saat. (Yalçın Küçük olsa 'mazoşizm' derdi) "ben olmasam tufan" türü psikolojik sapmanın Günay için de söz konusu olabilirliğini başka Muhammed çıkarıp getirirdi! Öyle mi?! Yapma. gülümsedi. bugün. Eşyalarının kaybolduğunu neden sonra fark ettiğini. Yirmi yıl sonnuca sürükler. kontrol yanılgısı olanların sayısı artsa da biraz bulurdu. ama 'Hayır: Muhammed ra gelen bir Muhammed. Ona söylediğimde. Her zar atışta tesadüf vardır. çok farklı olurdu.ta ve bir o kadar derin. Keşke. Öte yandan. transandantal olduğu için koruyamıyordum da onu. duruma. o da çekiyordu. canım! Böyle ilkel işin içinden çıkamayız!" Maxime Rodinson'u hatırlatıyordu. tarihsel durum onun yerine bir bir determinist önermeyle ya da düşük seviyeden bir Marksist formülle doğmamış olsaydı. hemen hiçbir şeyin fiyatını bilmediğini." "Kuşkusuz. bu saat. Bu kavgada Günay'ın kendisine uygun gördüğü yazıydı ama bu araç poli- . çok daha farklı bir boyut- koşullarından kaynaklanmadığı.

hırpalamasına neden oluyordu. bre!' diyorum. bu denli sorumluluk hissettiğini de daha sonra anlatacağım). "O zaman da. Dmitri kendisini hiç durmaksızın ve başkası olsa asla kıyamayacağı bir acımaonca insan kayıtsızken. Ama. Hırçın. Bütün bunları bildiğim için. parmağımı yüzüne doğru sallaya"Sen bir seçkincisin!" Gözlerini kocaman kocaman açtı.tika. düşünüyordu. endüstri. Ama." dedim. kendini beğenmişlik olasılığını güçlendiriyor gibi görünüyor. sinirli ve öfkeliydi. Var olsun içimdeki "Günay Rodoplu. Daha doğrusu. öldürücü nefret duymayı beceremediğini "Bilgi" ve "malumat" ayrımı ile ne kastettiğinin somut bir örneğiydi na ilişkin "bilgi"ye dönüştüren. "Evet! Ben rasyonel otoriteden yanayım! . bir yerlerde bir yanlışlık olduğu umuduna kapılıyor. "Dostoyevski'nin. kendi hayatıGünay olmuştu. sanat. kendisinin dertleniyor olmasının paranoya "tel- Fyodoroviç'i gibi." rak. Rodinson'un kitabını ona ben vermiştim. daha doğrusu. Rodinson'la ilişki kuran gibi emindim. her yüce şey!. sızlıkla eleştirmesine. "Evet. 'Var olsun evrendeki her yüce şey. Sorumluluk duygusu izin vermeyecekti (Neden." dedi. itiraf et. Günay. hemen her zaman aynıydı. Sahici bir militan olmayı. 'Haydi. zaman zaman kusturacak kadar ağır basan tiksinti duygusunun gerekçelerini sorguladığında. (doğal olarak!) dinlenememişti. kısacası beşeri faaliyetlerden herhangi birisi olabilirdi. sonuçta vardığı yer. mihini" göz ardı edemiyordu. onu." diye fısıldadı. Büyük Yalanı doğrulayan kahredici olayların sayısı arttıkça.. cevabı. yazmaktan vazgeçmeyeceğinden adım O sabah. ikiyüzlülükten olduğu kadar sıradanlıktan da iğreniyor olduğunu keşfetmiş olması. Öte yandan.

"Estepeda!" diyordu. kül tablası hemen tümüyle dolbir gün geçirdiği için cezalandırıyordu. yanaklarına renk geldi. numdaysalar. birisi. martıları. Ben geldiğimde. ayrıntıları ile anlatıyordu Ro- . "inat için" yaktığı sigarayı hiç Sana bir sır vereyim mi? Amerika'yı ziyaret eden Oscar Wilde'in. Galiba 'tıp' diye de bilinirdi. Uzay gibi sessiz (bunun nasıl bir şey olabileceğini kestirebilmek için günlerce kulaklarını tıkayıp dolaşmıştı) ayın yüzeyi gibi kımıltısız bir hayalet şehre dönüşüyordu İstanbul. Sigaranın görüntüsünü çirkinleştirdiğini. yüzünü duvara döner. Koca İstanbul’u bir an- "Estepeda" bir çocuk oyununun adıydı. "Nasıl. Oblomov ama?" "Saçmalıyorsun. Komutunu duyan oyuncular o anda hangi kotirirdi." dedim. ama!" Sabah. 'donmak' zorunBu masalsı (ya da bilimkurgumsu) kitapta. gözler şaşı. Yeterince hızla davranmayıp ebeye yakalanan onunla yer değişbu dünyadan olmayan. üç! Estepeda!" diye bağırırdı. muştu. ki. "Bir. ebe. da donduran. arkasında türlü şekillere giren (sürekli hareket etmek şarttı) oyuncuları görmez. aynada kendisini süzerken.'Deklare edecek bir şeyiniz var mı?' diye soran gümrükçüye. dahası. malı?" "Estepeda'yı! Bugün ona bakmayacak mıydım?" "Öyle miydi?" Kızardı. doğururken donmuş kalmış insanları. Deha'm. dil dışarıda. günlerden bir gün. nutuk atarken. kendisini dünkü gibi Kendisine böyle aptalca sıfatlar yakıştırmasından nefret ediyordum. daydılar. öyle kalmak. 'Evet. Telaşlandı birden. güçlü bir ses. var.. vb. "Hadi. Yedi tepeden yankılanan meşum bir sesti. "Hangi Oyunda. uzun etme de. aniden. zaten kanamalı midesini berbat ettiğini biliyor. yabancı ses. hastanelerde. odayı kokuttuğunu.' demiş olmasından oldum olası gurura benzer bir şey duyarım!" söndürmemiş gibiydi. Bu hali de kızdırıyordu onu. Kerhanelerde. bu. sonra. rüşvet alırken. malı görelim. meyhanelerde.

Türkiye'de. hep umutsuz olmuşlardı. "aklın ırmağını le direnmişler. bir avukat Sayfalar ilerledikçe. ama sahiden herkes onu haykırmaktan çekiniyorsa. "Büyük Yalan'ı paylaşmayı reddetmişler. Daniel de Foe'dan. otoritenin dayattığı ne kadar direnebilen. yaşamları boyunca. bir sendikacı. sekiz milyonluk şehirde bu felâketten kurtulan tamircisi. Dehşet vericiydi. bir imam. İlki. Birbirlerini tanımıyorlardı. ortak özelliklerini keşfediyorduk: Bu insanlar "yerli"ydiler. Emanet kafalar'la düşünmeyen insanlardı. sadece ve sadece bir düzine insan olduğunu öğreniyorduk. Pompeii'yi anımsatan bölümleri vardı ama şehir İstanbul olunca. Akılcı bir gerekçe bulunamıyordu ama kurgu çözüldükçe ilk anda fark etmediğimiz İkinci bölümde kafilenin neden başkalarının değil de. Habelirli merkezlere ulaşmaya çalışıyorlar. bağımsız düşünce ve inançlarını (örneğin. Her biri İstanbul'un bir ucunda oturuyordu. . akide şekeri imalatında. başkaları farklı düşünüyorlar diye. karşılaşmış olsalar. görünürde hiçbir ortak yanları yoktu. kendilerinin bir şeyi. Meriç'in aktardığı. her şeyden önce "sahici"ydiler. hem budala. felâketten kurtulanlar da onlardılar. birbirlerini fark dahi etmeyecekleri muhakkaktı. bir sanayici. alışkanlıkların karanlık çölünde kurutmamak" için olağanüstü bir gayret- kalıp varsa. toplumla ya da bireylerle hemfikir olmama özgürlüklerini korumak. hepsini sorgulamaktan. Bir adamın. 'benden başka herkes aldanıyor' demesi güç şüphesiz. bir veteriner. bir ayakkabı retmen. bir fahişe.doplu. bir öğve bir de şekerci. sentetik renklendirici kullanılmaması gerekliliği bunlardan biriydi!) inatla savunmuşlardı. gerektiğinde kırmaktan kaçınmıyorlardı. bir serseri. yakınlarınızın cesetleri üstünde yürüyor gibiydiniz. bir eleştirmen. "Hakikati bulan. Kıyamet’ten önce yatta olduklarını anladıklarında yaşayan birilerini bulmak umuduyla. hem de alçaktır. Hep mutsuz. bir tarih profesörü. ama "Estepeda!" komutuna Günay Rodoplu'nun iki çıkış noktası vardı. sonunda Taksim'de buluşuyorkurtulmuş olduklarını anlamaya yönelik çabaları anlatılıyordu. lardı.

aklayaca- mısın?!" Birden. dokuz dilli Cizvit papazını bağırlarına basmazlar mı? Bir de. ülkeyi esir alan "Büyük Yalan"a. sanki. İstanbul'u diriltmek için gösterdikleri gayretlerin İkinci çıkış noktası. Günay. "Yazamadım. Boğaz Köprüsü'nden. No/No/No! tişörkiye’yi egemenliği altına alan kalpazanlar mafyasından.. Satır araları okunduğunda. insanın doğru bildiğini söylemek ve yapmakla yükümlü olduğu şeklindeydi. şehre ilk kez görüyormuşçasına uzun uzun baktı." dedi. Kafdağı'nın ardına son bölümdü. Hıbır'ın haşiyesine.. yabancılaşmanın "Peki. "Affettirmenin bir yolunu bulsam. ama anlaşılan yazmamıştı. pencereye yürümüştü. temas ettiği medeniyetin kılıcı kesilir. imam. yerlilerin Yerinden kalkmış.aldanıyorsa. Ayaklarının altında uzanan (bir ulusun!) hazin sonunu sergileyecekti." dedi. sonuçları ne olursa olsun. ğım. Kıyamet'e neden olanlardan bahsediyordu! "Ne dedin? Aklayacak . "Daha şimdiden Beyoğlu kiliselerinde Noel kutlayan seninkiler. çok sıkılmış gibi döndü. Tahmin edeceğiniz gibi yazarın bu- na cevabı. bir iki Türk kardinal çıkarırsa. Okumaya geldiğim bölüm bu "Kıyamıyorum. o ne yapsın?" sözleriydi." tümü sonuçsuz kaldıktan sonra." Kitabın sonunda. neden olduğu savıydı: tüne ne diyorsunuz?" "Abd-ül Kadife. "Onun. 'yabancı işgalci- (zaten bir anlamda hep orada yaşamışlardı) yürüyen kafile. Türlerden' kurtulabilmenin tek yolunun. 'Heavy Metal' esprileri çizdirten zevzeklik. asrın başından bu yana huşu ile seyrettikleri Sistina Şapelinin Mikelanj boyaması muhteşem kubbesi altında. Mozart'ın reauiemini yöneten. Kilise milliyetçiliği bırakırda. insanların kendi gerçeklerini haykırmaları olduğunu düşündüğü anlaşılıyordu." "Türk binlerce yıldır yaptığını yapar. ya Güneş Taner?" diye sordu sanayici." dedi.

"Esasen bunların hepsi uydurma. Güneşin bir alevden ağırlık ki üç defa milyon defa iki bin milyon ton 'ne iyi ne fena ne güzel ne çirkin ne haklı . çakallardan ayrı durduk." diye başlıyordu. "Esasen bunların hepsi uydurma." dedi. olayı çok ciddiye aldı. Bir başına. Doğa'dan doğal olmayanı talep ettik. 'Anamızdan çocuk yapmayız!' dedik." "Amaaan!" dedi. el yazısı. "Bak!" "Nedir. orada ne var!" ları gördüm. bunlar?" Öyle yaptım. insan olduk. 'Zayıf kollanmalıdır!' dedik. türümüzü kedilerden iguanalardan ve eğreltiotlarından ayırdık. notlar. insanoğlunu insanoğlu kılan. uzun bir şiire benzer birtakım notlar olan kâğıt- Samanyolu galaksisinin güneş sisteminin kokuşan bir gezegeni olan dünyada. Bazılarımız. "Aslında bunların Üstlerinde. ya Darwin’le ya da din kitaplarıyla karşı koyduk. Öyle buyurduk. Sonra herkes kendi meçhulüne yollanır. sinek savar gibi bir el hareketiyle. 'Ne farkınız var?' diye soranlara. insanoğlu insanoğluna kısacık bir süre için teğettir. Belki beş bin yıl öncesinin Mezopotamya'sında. "Bak. belki on bin yıl öncesinin Çin'inde. insanoğlunun insanoğluna teğet geçtiği o kısacık süredir: 'Biz' öyle buyurduk.hepsi uydurma!" Yazı masasını işaret etti. "Bunlar mı?" "Evet. su kaplumbağalarından.

Kerem gibi yana yana. Bir tür büyü. Yüzünde. Hayretle başımı kaldırdım. kahkahaçiçeklerini de ısıtıyordu. güneş devedikenlerini de. bir ağladı. Hint fakirlerini ateşte yalınayak yürüten güçleri yardıma çağırdı. Patlayan flaşın elindeki ufacık fotoğrafta yok ettiği binlerce ayrıntı gırtlağına tıkaç oldu. ama. Sevdiğinin aziz yüzünü canlı kılmaya sıvandı. mayı andıran. en ufak bir saygısızlıkta orayı "Devam et. Canını alıp giden ölüsünü diriltmek için elinden geleni ardına koyan var mı? Neandertal atalarıyla özdeşleşti Kadıncık. gözlerini dikmiş. bunlardan birisiydi. meydan okuTaş devri insanı mağarasının duvarlarına çizdiği hayvan tasvirlerinin asıllarını getireceğine inanırmış. zor toparlamış gibi bir sesle." (1) rini göğsüne kavuşturmuş. ya da hayati bir gerekliliğin olmayanı var etmek dayatması. hemen terk edeceklerini önceden haber veren insanların. Kendince. 'hayatı' karşılıyordu. elle- nasıl karşılanacaklarını bilmeyen.ne haksız' olduğunu unuttu! Kadıncık. Biçare bir gayretle atıldı. Oysa. gözüne yakınlığının her baktığında ürperttiği öteki yara izini boşuna aradı. Biçareliğine bir güldü. ayakta. Kül oldu. endişeli ifadesi vardı. . bana bakıyordu. Sevdiğini türünden ayırt eden farklılıkların hiçbiri yoktu. Gözlerini yumdu. Güneşi zaptetmeye kalktı. Buruncuğunun üzerindekini. Şiran'ın portresinin yanında. " dedi.

yumuşak tüylerini okşadı. Kadıncığın yağmura özendi gözleri. başını kokladı. Hasreti enerji oldu. Bir daha. Gamzelerini sienna-portakal karışımı. Öyle yaptı. Kepekleri üfledi. Renkler yardıma geldi. Dede Korkut'tan sıkılır diye kıstı. Binlerce anıyı bir araya topladı. kaşlarını çatmıyordu.'Elini tuvalin üzerine koy' dediler. Yoldan çıkmış iki teli yerlerine yerleştirdi. İnceden terini kehribar sarısı anlattı. dua dua. gün döndü. Bez kabardı. Gülsün 'ün resmine baktı. Ona Kürtçe türküler çaldı. Dayanamadı. tan veren ışıltılarını. . Dışarda Sibirya fırtınası ölüleri mezarlarından sökmekle tehdit etti. Şiran'ın inceden terli alnı oldu. gözleriyle kovmuyordu. sevgili alnı bir baştan bir başa dolaştı Kadıncığın parmakları. İki ay. burun deliklerinin iki yanındaki küçücük kıvrımların şeklini. ışığı kapatıp karanlıkta bırakmakta tereddüt etti. televizyona baktı. sevgili dudaktaki yarığın derinliğini. İzleyen iki ay. parmak uçlarından aktı. Yüreği. Darbe darbe. beze değdi. Gardenyaya baktı. fırçayı yüreğine verdi. her bir hücresinden ayrı ayrı sorumluymuşçasına. anıları kayda geçtiler. canını evine getirdi Kadıncık. erkeğin esirgediği balayını ondan habersiz. dudaklarını kaçırmıyordu. sisler içinden baktı sevdiği. bir daha okşadı. Yetmiş ikinci saatin sonlarına doğru. 'fısıldadı Kadıncık. hoşgeldin. bıyıklarının nikotin değmiş ve değmemiş kıllarının yerini ve adedini. İncitmekten korkar gibi. 'Hoşgeldin. saç diplerine çıktı. şakakların da halkalanan saçlarının dokusunu ve yumuşaklığını herkesten daha iyi biliyordu. doku değiştirdi. ihaneti kaçınılmaz beyaz. Hiç olmadığı kadar onunlaydı. göremez oldu. Saatler aktı. Yukarı. bir tanem. İyi geceler diledi. Yaşlar perde olunca aradan çekildiler. yağlıboya tablosuyla yaşadı! Tablo. Sıpa güzeli gözlerini koyu kahve. Kaşlarının arasına indi. aziz çehreyi gizleyen sis moleküllerini ayıkladı. O zaman da.

Ama değil.Yatağına almadıysa. ben sana yeni bir sevgili bulurum! (şakırdayan gümüş Bodrum takıları) Fıstık gibi karısın. Kâbe mi bu herif. hepimizi başına topla- . tablo portre olduğu içindi. bir an. Şiran 'ı unutacaksın diye ferman verseler. fıstık! Bülent: Bu resmi yapan akademi öğrencisine diploma verirler be! (yerinden kalkıp tekrar bakarak) baktım. Gövdesiz başın çağrıştırabildiklerine dayanamazdı! (2) Kadıncık'tan Portre'ye: Bana verdiğin acıdan zevk almıyorum. Kendimi tanıyamadım ya da belki tanımak işime gelmedi. adamın küçücük bir fotoğrafından büyüttüğü portrenin hikâyesini anlatıyordu. Kadıncığın kanını yerde bırakmayacaktı. diye şündüm. cevabım lam ve elif olurdu: La! Haykırırım. Ama senden yüz çeviremem. Aralarında ben de var mıyım. Bülent: dın? (portreye ters ters bakarak) Nilgün: Üzülme be anam. LaHaHa! (3) üstünden indirmediği o mahut portrenin. Masasının etrafına toplanmış olanları hemen tanıdım. dostlarından intikam aldığını düYeni bir romanın notlarıydı: Şiran'ın romanının. Öylesine çığlık çığlığa bağırıyordu ki. Yemek masasının Ne lan.

Toprak kadar soğuk Toprak kadar yabancı Seni seviyorum. be kadın! edindimmM. (7) Nilgün: Dertleri i i İ.Nilgün: Şimdi. zevk Sus. şimdi ne diyorsun sen? (8) Kadıncıktan Dost'a: Te ku lil ki Te ku lil ki der be xare Der be xare de bu iser singemen Kewa disa. böyle başımıza dikilip.. . lokmalarımızı mı. sayacak? (4) Kadıncık'tan Dost'a: Kadıncık 'tan Portre'ye. Bir daha hiç gitmeyecek! Sen onlara bakma. Toprak olsan.. Seni geri getiren resim yeteneğim değil. ketva disa helin dani Helin dani a kesara dilemen. yahu. (5) Portre: Serseri! (belli belirsiz kıvrılan dudaklar!) (6) Kadıncık'tan Portre'ye: Seni seviyorum. Ben de neşe ne ar a r r r! Bülent: Abla. İman gücü. Burası onun evi! Geri döndü.

şu üç günlük dünyada? Bu herif beni böyle üzsün. Özgür iradem benim biricik müttefikim. heyecanlanıyorum. üç gün üzülürsem. (11) Nilgün: Bırak şimdi! Ne diyorsan onu söyle! (12) . dünya da erkek mi yok? Herhalde bende bir bozukluk var. Bir yakışıklı delikanlı görüyorum. Abi! Ne var yani. vallahi burnumun direği sızlıyor! Ne var. Bir kuş görüyorum. ben hiçbir şeye heyecanlanamıyorum artık! (kaybetmişlik duygusu) Mehmet: Hiçbir şeyi ciddiye almıyorsun da ondan! Kendini bile ciddiye almıyorsun! Nilgün: Vallahi. Ama insan iradesini. lan.. o biçim! Koy kız bir rakı! Bir çiçek görüyorum. ben bir heyecanlanıyorum abi. Allah belamı versin! (şen kahkahalar) Yabancı: Karımdan ayrıldığımda ben de çok kötü olmuştum.(9) Bülent: Allahalah! Bende bir bozukluk var galiba! Kadıncığa bakıyorum. hiçbir şey anlamıyorum. heyecanlanıyorum. (10) Kadıncıktan Dost'a: Ben de öyle yapıyorum. bakıyorum. Anlaşıldı.. irademi kullanıyorum ve sevmeye devam ediyorum.

'Sergeşte dı bi rex Cezir'e!' Baktım. beni. âşıklar gibi sabırsız. Dicle'ye. cefaye Evvel ne de ber wve ve cefaye. Dur Şarrukin 'e vardıklarında. Hint'e uğradılar. zordur. sen sen ol.' dedim. Semerkant'a. ikiyüzlülükle. Mim. sarı yolculuk işte. Dostluktan maksat da vefadır. böyle? 'Xalib dı dile teda ney ar ek. Çok uzak yoldan geldiler. göze alma o cefalı işi. Mela'nın memleketi Cizre 'ye. öyle koyulduk yola. ahbaplık ve kardeşlik. Yari ne hesaniye. bir Med. Dur Şarrukin harabelerine Herkes Güney'e gitmez ya! Benimki de. Yari ubırayi muvaxat Na bit bı riya-ı meqalat. Uyardı. Midyat üzerinden Cizre 'ye. daha İsa'nın doğumuna bin yıl vardı. Buhara'ya. Bir şahtur kiralayacaktım Dicle'den aşağı. Sonunda vefa göstermeyeceksen eğer." Baktı baktı da. Asya'nın ortalarından bir yerlerden. Kıble 'ye indiler. Uyardım onu. 'Dostluk. o dur durak bilmez. otuz altı harfli Aryan alfabelerini sundular. Kafkasları aştılar. Horsabad'a. el sıkıştık. çılgın nehirde. Havsar ovasına. ölür .Kadıncıktan Nilgün'e : Mardin 'den yola çıktım.' dedi. lafla olmaz. Musul'un az berisine. ha bilesin. baktım da rehberim Mim'i sevmekten korktum. Acemlere dillerini. Zin'e sevdalı Mim’in rehberliğinde. Dostluk kolay değil. 'yoksa ne diye coşarsın Cizre'nin yanı başında.İran 'da konakladılar. Vefasız Atinalılar bile bilirlerdi ki.' dedi Mim. Derler ki. Medler. vefadır birincil nitelikleri. beni sevmekten korktu Mim. 'Galiba senin gönlünde de bir yer var' dedim.' Ahd ettik.

dereler gibi taşan çeşmeleri canlandı hayalimde.' dedi. şundan birkaç ay önce mantar topladığım Belgrad ormanlarının göğe varan ağaçları. Ama ben mecburdum o suya! Önce çıkınımı. şu bitmiş tükenmiş insanlara karşı İstanbul’un işlediği günahların borcunu ödüyorum. Benim övünmem değildir. terim pıhtılaştı. görmez olaydım! Görmez olaydım. uzaktan tüm umutlarımı bağladığım Kasr'a vardım. 'Tarihçi Briffault da böyle der. Vardım ya.' Kadim denizlerin yosunları nicedir buhar olmuş kıraç diplerini gördüm. kendi kendime. İçimden dayanaklar aradım. Dizlerim kesildi. sonra dostlarımı attım sırtımdan. telef olursun. Rüzgâr savurdu kumları taneleri terime karıştı. ama Mim bırakmadı. elin ayağın göçtüğünü . dudaklarım çatladı. Yanıklar. Asırlardan beri soyulan. Boynunu büktü. Yükümü hafiflettim. 'Kasr'a varmazsan.' dedim. Nihayet. yalnız can. Bir ahd yapmışsa. Issızın ortasında.' dedi.' dedim. ufkun altında görünen karaltı bir ağanın kasrıydı ki.de sözünden dönmez. yalnız mal vergisi için aranan. hayalimin serin gölgesine uzanmak istedim. 'Bu yolda ben bir borcu ödüyorum. sömürülen. kaşıntılar arttıkça. varmaz olaydım! Gördüm ya. bir yudum acı su içebilmek için oraya varmam gerekti. Bedenimi gittikçe sertleşen bir çamur sardı. İstanbul’da. Sanki İstanbul’a Diz çökmek. Gün sona erdi. güneş arkamdan alçaldı. vazgeçmez. ıssıza vahşi bir sessizlik indi. Yürümekten ziyade sürüneceğim.' Öyle yaptım.

(14) Kadıncık: !!!!! !!!!!!! !!!!!!!! iiiiiiiii! . • HAYIIIIIRRR! Hayır. Mim. (13) Kadıncık: Doğru. hoş abi de.. dost acı söyler. tarla farelerini bile kaçıramamışım! Ama.' başını salladı bilge Mim. hatırladım.. 'Düşler kalır. Doğruya. 'İstanbul’da. Doğruya. (16) Şiran: Seni yanımda KADIN olarak istemiyorum. Mim. hanımelinin gölgesinde' 'Eh.kuyunun suyunun çekilmiş Kasr'ın yıkılmış olduğunu! İşte. aklımı yitirmiş olmalıyım.' dedi.' diye haykırmışım da. burada?' Kalır. Örenler burada oturmuyorlar. Düşman acı söyler. 'öyledir!' Burası Yukarı Mezopotamya'dır. herif istemiyor işte seni! Yanlış anlama. aklımı.' dedi... benim gibi düşler!' (odaya düşen bomba. biriniz gidersiniz.' Kimse kalmaz mı. Şiran'ın evi burasıdır. Yüzyıllardır biriniz gelir. izleyen sessizlik) (12) Nilgün: İyi. Dost acı söyler.

beni yatıştırmak istercesine. "Bu bir roman. bak- "Kim bu Yakup Aliy?" Gırtlağıma bir şey tıkanmıştı sanki. Dr. bu iş de böyle halledilirdi. Öksürüyormuş gibi yaptım. geri gelmeni sağlamak için yapacağım yoktur. bu adam sizi terk Etti. Haberin olsun! (20) Üfürükçü Yakup Aliy: Sayın Kadıncık Abla. tığımda gözleri dolu doluydu. yapacak hiçbir şey yok. ama. Çünki Adamın sizden Başka meTrisi var görünüyor. canım!" dedi. canım! (13) Kadıncık Şiran'a: Mim 'e söz verdim. yandı. Ama. kolaydı! Keserdik. Oya: Erkek olsaydın. sesimin . kadın ? Korkarım. boğuluyormuşum gibi çıktığının farkındaydım. kadın olurdun.Avaaaaz! Avaaaaaaaaz! Haber salın Şiran’ıma! Yıkılası yalan dünya! Etme brE! Etme bRE! Etme BRE BUNU BANA! ETME! ETME! (13) Dağlardan yankılandı ses.

diyorsun ya. "Öyle de olur.000 TL soğutmak için bunlar sana getirmek için 3 gr hamrelyarasa kuşu canlı 5 sm kinişinle gülladeni 3 gr kaskar e gr Baharatçıdan Al mısır çarşısı Çemberlitaş Kumpaı 35.200 tutar.dı." dedim." "Daha çok tiyatro oyunu gibi. yoksa onu da mı beceremiyordu!? (arşa yükselen kahkahalar) (23) Kadıncık: . 'Sana yeni bir sevgili bulurum.' Bilmez misin. Kim dedi sana Şiran ikame edilebilinir bir cinsel doyumdu diye? Nilgün: Kız. (21) Şiran: Kadıncık: Bari bana söyleme! Neden? Bana yardımcı olmak istemez misin? (22) Kadıncık Nilgün’e Hani. Munis bir ifadeyle başını sallaSenin başka hocaya yazdırdığınız musga çıkıyor yasdıkta onu çıkarın KaPı üzerinde var onu çıkarın Ve sizin Taşıdınız musgayı hePsini eVden dışaRı Temiz yere gömün üzür dileRim siz de Nikahlı değilsiniz siz de 8 senedir meTrissiniz Ama siz getir derseniz getireyim Soğut dersen şunlar lazim yılan derisi on santim suna yılanı olacak 1 prç hoyrat otu miskizafer 1 paket kehver 3 sıran 15. yine yılandadır? Bana yeni bir 'sevgili' öneriyorsun. yılan sokmalarına karşı panzehir.

Affetmeyi öğrettiniz. Elizabeth Sernea. Bundan böyle en az on yıl bu adamı bırakamam. her türlü konuma ayak uydurmak zorunda olan kadınların şekil." "Hele bir!" diye bağırdı içerden. Sernea gelmek üzere! De- şekil değiştirme komutuydu. Suriyeli konukta. ruh hali değiştirmek zorunda ol"Dr. dışarda çalışan. en büyük kötülüğü bana yaptınız. ilk kez. Orta Doğu "Anlaşıldı." dedi ve fırladı. Ben ne yapacağım kadınla tek başıma?!" Banyodan başını çıkarmış. "Değiş. güneyin yıldızlı karanlıklarına dalan gözlerinde. "O da kim?" Televizyondaki çizgi film dizisinin her şekle girebilen yaratıklarının Evde. boğazından . Tonton!" malarını hicvediyordu. Ben kalkıyorum." tehdit ediyordu. (gözlerinin içi gülen kocası) Suat: O dünyaya affetmek için gelmiş. daha da önemlisi. Tonton!" Hiç beklemediğim anlarda karşıma çıkan garip bir semboldü sanki "Beşe geliyor. senin gözlerinde.(24) Işık: Kadıncık hanım. Kadıncık Portreye: Gözlerinde gördüm Suat 'ı. "Saat kaç?" ğiş. "Kesinlikle kalkmıyorsun! "Vallahi. Sıkıntıyla duraladım. Iowa Üniversitesi profesörüymüş. (27) Suat. gidemezsin!" Araştırmaları Merkezi'nden. Dalıp dalıp. "Eyvah! Dr.

belki de seveceğim polisler tarafından. aranızda. kardeşim 'Baran'ından. Bir yanda. senesi bellidir. 'başının gölgesi olsun düşürmez önüne!' Dilinde türkü. 'Sıkıca kavranıp kollarından. Hozan'ından uzak. Başka bir yerde tanışsaydım. özenle geçirilecekti' aranızdan. soğuk ter döktüren öfkende. içemediğin içkide. (Korkma çocuğum. İnsan kimin senelerini talep eder? Abasından! Değil mi? Neden yanımda değilsin? Ne garip! En çok mazereti olan da sensin En affedilemeyecek olan da sen! .geçmeyen yemekte. Belki de bundan katmerlendi acım. öte yandan. 'Aykırı bir yaşam'dı. o senin amcan!) Üstelik ben yoktum Taksim alanında. Dilinde Itri Bir yanı kelam Bir yanı silah Alıp götürdükleri gün her bekçi düdüğünde bir çığlık! Suat! Suat! Suat! (28) Kadıncık Suat'a: İnsan kime yataklık eder? İnsan kime sığınır? Soyadı tutmuyorsa. Suat.

kurda yedirdin beni!" "Oğul bu muydu sadıklığın? Ne zaman duydum. ne zaman anladım bu uzun havayı! .Valla.

Kadın gittikten sonra sabaha kadar oturmuş. Dr. Cezaevinden yeni çıkmışSernea. Benim için de zor bir dönem olmuş olmalı.V Diana Pavloviç'i tanıştırmış olmasını saymazsak. Her neyse. Şimdi düşüncesi acı veriyor ama o geceden sonra bir süre 'küstük' tım. "Orta Do- . eşimden ayrılmıştım. Sernea. O günkü ziyaretini burada aktarolmuş olması. randevuyu mektupla almıştı.. konuşmuşde. ya görmedi. nay onu üç kez ya gördü. Dile getirdiği nedeni. Rodop- lu'nun hayatında önemli bir yer işgal etmedi. Gümamım nedeni benim için Rodoplu’yu tanıma bakımından çok öğretici tuk. ğulu kadın yazarları tanımaktı"tı.. Hatırladığım kadarıyla. bu Günay'ın hikâyesi.

"Yani?" "Bak. Tabii." "Entelektüel merak. miştim. Öfkeye kapılmaya başladığımı hissediyordum. Bilgesu Erenus’ları. gelmişti. "Çok da güzel ama değil mi?" "Osmanlı sultanı gibisin!" tutuşu bile farklıydı sanki. Arap Kadınlarından Çağdaş "Oh. 'Bodrum' (kurduğu bağlantıları her zaman anlamadığımı da Önyargılardan korktuğum kadar hiçbir şeyden korkmadığımı söyle- söylemiştim)." mal Boullata) fotoğrafları yer almıştı. şöyle bir baktı.. Ona duyduğum güvene karşın. "Şuna bir baka"Tabii!" dedi muzip muzip.. o da. "Kalıyorsun. lım. "Bereketli Hilal'in Kadınları. Arka kapağında on üç şairenin ve kitabın redaktörünün (Ka- Kitabın adı. Başını "Ona hanım sultan denir! Cahil!" Geldi sarıldı. "Çok. tanısın bakalım!" Koyu mavi kadife üzerine gümüş işlemeli giysiye güzelliği burnunun direğini sızlatıyormuş gibi baktı."Entelektüel merak? Öyle mi?" "Bu da ne?" "Bindallı." Mısralardı.. Takım tamam. "Bereketli Hilal'in Esin Afşar'ları." dedim. kuaförlü saçlar. içimi ürpertti. "Hatun. oh!" dedi. Günay. kitabın kapağını bile açmadan vardığı sonuç.." dedi.. Günay'ı ne kadar değiştirdiğini düşünüyordum.." "Yani. değil mi?" "Kadın bir de kitabını göndermişti!" diye telaşlandı. sigaralar. oh. ayıp olmasın. özenli makyajlar. takılar firuze artı gümüş. Orta Doğulu kadın yazar tanıya- Cevap vermemi beklemedi. Beni şaşırtmakta ustaydı bu kadın! "Sen bindallı giyer miydin?" cakmış ya." dedi Rodoplu. üstünü değiştirmiş. Esmer ama . "örtü yok.

bunu sadece kadın- Mona Sa'udi. ilkel dedi. efendim. para ve. baskı altında değil. değil mi?" Baktım: yor. beynini. Ürdün doğumlu. özgürken nasıl severiz. "Esaslı bir sevemezler." Andrée Chedid. Amerikan eğitimli.herhangi bir Batı şehrinde rastlanabilecek kariyer kadınları." "Kitaba daha önce bakmadın. Türk vs. hımmmm! Bedri Baykam'ın vazisi. Paris'te yaşıyor. ezilen Arap kadınlarının acılarını dile getirecekler. "Şerefim üzerine! Bakmadım. Paris eğitimli. esmer ten. Nazik al-Mala'ika. İranlı. "Sen bak.. Sen hiç Filistinli kadın gördün mü? Kamplardakileri. Fransızca yazı- ölüm korkusu. yoksun olduğum fıtri özgürlüğüm. Sahici olanla- Arap çeşitlemesi! Lüle lüle uzun saçlara.. kilitlemeden. erkek. kıvırcık siyah saç. Arap dünyası kadınının aşağılık konumundan aldığım yaralar. bizatihi kendilerinin temsilcileri bunlar. Bundan kurtulup kendisini 'ilginç' kılmak isteyen Arap.. kösnül tebessüme baksana! " Üçüncü Dünya sendromudur.. "Ne demek şimdi bu?" Buda redaktör Kamal Boullata olmalı. "Erkekler neden kadın- . Batı ülkelerinde. ları boğmadan. Arap burjurı?" Sinirlenmeye başlıyordu. rüyalarını kontrol altına almadan lar yapabilir!" . gel bir tahmin yapayım. "Sernea'nın görüş alanına girebilmiş olduklarına göre yabancı dil.." "Canım. izleyen ulusal aksilikler ve siyasi yenilgiler: işte şiirimi hüzünle boyayan temel unsurlar. Şiirlerinde bağımlılıktan yakınacaklar. "Bak. aklıma Cezayirli Fransız şarkıcı Enrico "Bereketli Hilal'in değil." Gözünü gözlerime dikti birden." kitabı uzattı. ve duygu birliğine sahip Olmalılar. Günay. Ne diyeceğimi bilemedim.. Bağdat doğumlu. " . böyle hoşluk yapar. Lübnanlı Hıristiyan. " Macias geldi.

Paris eğitimli. Filistinli. babalarının. miras ilamımı yırtmış. herhangi bir Sultan'ın. Amerikan ve İngiliz eğitimli. Şiiri"Sadık bir köpek olabileceğini düşünmüştüm.gelince. Fransa ve ABD eğitimli..Ömrüm boyunca kimseye ne boyun eğdim.". ne de güçlü erkek cinsinden emir aldım. Amerikan eğitimli. Elif Adnan." . herhangi bir tanrının müjdeleyicisi! Bana gelince. ". ne bir usta edindim. "çıldıran ev kadınıAlmaal-Kharda'al-Jayyusi. Bu kadınlar. kanunsuzların özgürlüğünü kucaklamıştım! Heyhat! Erkekliğinin 'Narsissus 'un Levanten aynasında dönmüş bir sis senin ise Bereketli Hilal'in meyvelerinin faziletlerini ululayan pezevenklerden birisi. buna da iffet ve takva diyorlar. Bizim kadınlarımız akıllarını ve yüreklerini kocalarının. Fawziyya Abu Khalid. aşiretimin ağaçlarını kökünden sökmüş. Lübnan doğumlu. nin adı "Bir Erkeğe" şaire. Bedevi. ". Lübnan doğumlu. herhangi bir yardakçısından başka bir şey olmadığını keşfettim!" . Suudi Arap." diye yazmıştı....Kadınlara Therese Awwad.. kabilenin kuru hurmaları lezzetinde. erkeklerine değil uluslarına karşı sorumlu olduklarını anlayıncaya kadar. Bedevi "Sadık bir köpek olabileceğini düşünmüştüm Koşumsuz bir Arap atı.. bu ulus asla ulus olmayacak. erkek kardeşlerinin ve oğullarının akıl ve yürekleriyle bütünleştiriyor. bizde bir tane bile yoktur hepsi kendilerini erkeklerinin diğer yarısı sayarlar " nın hikâyesi.

itibar da değil ya buraya kabul edilmek gibi bir şey.. aşiretinin ağaçlarını kökünden sökmüşmüş! Bu Kendimi aptal gibi hissediyordum.ne yeşertebileceğini sanırsın?" Yüzüne baktım. inan bana! Batı ancak görmek istediği Doğu'yu anlatana sı- rika'da kaç kişi şiir okur. ahmaklık! Ah. duyarsızlık.. yerine -hele de o ekolojide. kitap Amerikan basımı! Ticari bir iş olmadığı belli. arabeske inat olsun diye Paris'te "Hamakat?" basmazlardı. daha doğrusu kendi 'ilkel' kültürlerinden ne denli nefret ettiklerini dile getirdikleri sürece "Esin Afşar'ın. Başka türlü olsa cak bakar. O neden de şu: Batı'nın kafasındaki kültürden kurtarılması gereken 'Doğulu' kavramını perçinliyor. bunlar!" Yüzüne baktım. Paris konserleri gibi mi?" Kendimce..hamakattır!" bu kadınlar. itibar görürler. Hüzünle da Arabın işbirlikçisi! Katliamı hızlandırmaktan başka işe yaramazlar remediğim neydi? Neden göremiyordum? Miras ilamını yırtmış. 'Evrensel' olduğu iddia edilen bir kültür dayatılıyor ya canım. o 'evrensel' kültüre duydukları özlemi. Onun hemen gördüğü. hayatım." larımdan ötürü af diliyordum. Allah aşkına.öfke arasında gidip geldiğini görebiliyordum. " kelime bulamıyormuş gibi durakladı. kaç kişi 'Arap şiiri' okur? Yine de. Batılı olmayan bir toprak parçasında -o toprak parçasında yaşayan yerli çoğunluğun varlığı ve istemleri tümüyle kulak arkası edilerek!. az önceki duygu"Tabii. bu entellerin uğur- suz kibiri! Aşiretinin ağaçlarını kökünden söktün attın da.. Hoş. basılabilmiş- türkü bozmak nasıl bir." dedi. benim gö"Bir de bana anlatsana şunu? Nereden bildin?" "E. "Yapılmak istenene baksana! Batı kültürü getirilecek.yeni bir vatan edin- . "yani. bir nedeni var. "Anlayışsızlık. ". Ame- se. korktuğu başına gelmiş gibi duralamıştı. bönlük.

organik aydınlar. Öz Gaziantep lahmacuncusundan. bir beğeni adamıdır. bireyselliği yüceltmek. Pizza O kadar basit olmadığını düşünüyordum. öyle!' Levi's'lerle pipolar. Sümüklü bir İngiliz tezgâhtar kızın ya da Alman daz- . biter bu iş. hatta bir 'hak' sayılacak! Kim yaBak. sinemada. 'Batıcı' dünya görüşü doğrultusunda şekillenmesine öncülük etmektir. 'daha iyi'. yerli kültürü istediği gibi tasarruf etmek hakkının. mak isteminden 'daha yüce' bir uğraş. Aydınsallığı meslek edinmişlerin görevi. 'Batıcı' dünlum düşmanlığı ile eşleşir. herkeste belli bir gelişme düzeyinde var olan entelektüel faaliyetin. 'daha akıllı ğini korumak isteminden. 'işgal edenler' kimler? Kim kimin şehrini işgal ediyor da. sanatta. 'Oryantalizm'in de gelişmesi böyle oldu. bu hanımlarla 'İzmir'i lahmacuncuların işgaline terk etmeyeceğiz. birkaç papaz başlattı belki. tartışılya görüşü öylesi bir haklıcılıkla ortaya konur ki. "Kaç tane organik aydın var ki. Türk müziğini 'çoksesli' kılmak. tartışmasız 'doğru'lar yerleştirilerek.mesine yardımcı olunacak! Nasıl yardımcı olunacak? Batı'nın kültürünün." diyen Tarık Dursun. Günay'cım? Bu kadar etkili olabilseler "Aydın olmayan yoktur ki! Her insan eninde sonunda mesleği dışın- da bir entelektüel etkinlikte bulunur. Batı'ya muhalefet topmaz bir 'bilgi' oldu. yerli kültürü korumak hakkından 'daha yüce'. bir sanatçı. Floransa'ya geçtiler mi. Aydınlar dilekçesini hatırlasana! Her insan bir düzeyde bir filozof. ama söylemeden edemeyeceğim. ama çığ gibi büyüdü. 'teksesli' olmak özellikorumak isteminden. aynı hamurdandır 'Siz' kimsiniz. 'daha saygın'. Efendim? Mesela. Rasyonel cevabı yok. kim savunuyor? Pizzayı lahmaAkıldışı cevabı var.' cundan daha saygın kılan ne? Bunun cevabı yok. yardımcı olunacak. pizzacıları yaygınlaştırmak. Edebiyatta. geleneksel aile yapısını pacak bu işleri? İşgalcilerin öz-uzman aydınları. tabii! olduğu şeklinde. öyle buyurduğu için." başka şeylerde de olurlar. tabii: 'Batıcı otorite. lahmacuncuları koruSeni sinirlendirdiğimi biliyorum. Birkaç tarihçi. 'daha çağdaş'.

Tanıdığım birisi mi?" bluz. bir durdu. Dr. mavi saçlı (Günay. kan kadınları arasında saçlarını boyayanların pek az olduğunu söylerdi. "En Osmanlı tavır" mümkün olduğunca az konuşmak. misafiri bir yandan mükemmelen ağırlarken. "Milliyetçi olduğunuzu duydum." dedi Günay'a. çipil gözlü. Günay "Beni nereden buldunuz. buruşuk. heyecanlı ve teklifsiz yapısına hiç yine de takındı. yün etek. lermiş) bir kadındı. kendisine bu duyguları yaşatan kadına tavır. Sernea. öte yandan hiç yüz vermemek gibi. PTT memuresi ya da kü- Elli yaşlarında." diye ünledi. ince. "üstelik Osmanlı olup olmadığı da meçhul" bir tavırdı. "en Osmanlı tavır!" alması kaçınılmazdı. hemen hiç gülmemek." "Evet!" dedi kadın. Elini boynuna götürdüğüne. beyaz tüphaneciye benzediğini söyledi. "Ankara'dan. Dr. hırka ve düz ayakkabı giyinmişti. Ameri- Elizabeth yaşındakiler. Rodoplu. Sernea? Ünümün Iowa'ya ulaşmış oldu"Oh. Sevimli olduğunu dü- . Sernea.lağının içine Türklerden fiilen 'üstün' olduğu gibi bir 'bilgi' nasıl yerleşti dersin? Türkiye’deki 'beyaz dizi' daktilosunun kendisini hatim indiren değil mi?" Elleri titremeye başlamıştı yine. "Ankara'dan mı? Bakın bu ilginç işte. yapıştırma bir gülücük takındı. anneannesinden daha 'kültürlü' bellemesinin nedeni aynı türden 'bilgi' "Niye sinirleniyorsun bu kadar?" diye uyaracak oldum. ğunu düşünemiyorum!" "Ankara'dan?" uymayan. Bu soruya cevap vermemeyi tercih etti Sernea. Kadına birden sordu. yıkanınca çıkan çivit mavisi bir tonu tercih eder- şündüğü. Ronald Reagan türü. Ortaokul öğrencisi gibi. tek sıra inci kolyesi ile oynamaya başladığına dikkat ettim. doğruyum. çalışkanım ya! Allah Allah!" Gülmeye başladı. Dr. ama yine de. "Türküm.

alabildiğine soğuttuğu bir sesle sordu. yani Batı tipi bir ırkçılığı kastediyorsanız. sonra yavaş ya- baygınlıklar getirdiğini bildiğim bir ağırlıkla bardaklara çay doldurdu.. değil mi? Ürünü olduğum kültür elvermez. "Yapmayın. 'milliyetçi' değilim." dedi Sernea. bu defa gerçekten sarsıldı. CIA'in. Eveet. Oynuyordu. küçümseyen bir el hareketiyle. Sernea.. çünkü Amerikalıların fincanı tercih ettiklerini tanımların olması gerekir!" bir yandan da nazik nazik gülümsüyordu. sigarasından bir nefes çekti. Amerikan kamuoyunu İsrail lehine koşullandırmak amacıyla finanse ettiği açığa çıkmış "Orta Doğu Seminerleri" skandalının geleceğini kestirmiş olmalıydı. dramatik bir tavırla arkasına yaslandı. "Şimdi. "Milliyetçilikten ne kastettiğinizi sorabilir miyim?" dedi. Anlıyorsunuz. milliyetçi olup olmadığımı. "Bu. kütüğe uzattığı elini bir an hareketsiz tuttu. Eğlenmeye başlamıştım! Kaldığıma memnun oldum. "Oh!" diye ünledi Sernea. evet. CIA ile nasıl halleşiyorsunuz? Sizi rahat bırakıyorlar mı?" Dr. bayan. "Milliyetçilik derken Alman. başta Amerikan akademisyenleri olmak üzere. "Milliyetçiliğin birden fazla tanımı olduğunu düşünmemiştim!" Uzun bir süre cevap vermedi Günay. herkena." diye yapıştırdı Rodoplu. milliyetçilikten ne anladığınıza bağlı. Soruyu. sordu.." diye sürdürdü Günay. "CIA'in arşivlerinde bu sürdü. Toparlanması beş-on saniye "Orta Doğu Araştırmaları Merkezi'ndendiniz. Kendisinin içine de Bardak meselesi de garipti. nihayet. hayır. şaşırmış gibi. Sovyet bağımlılığına . ama sarsılmıştı. bildiği halde bardak kullanmakta ısrar ediyordu. sin çok iyi bildiği bir abesi tekrarlıyormuşçasına. unutun!" dedi Rodoplu. bunun ardından ünlü Princeton Üniversitesi'nin. değil mi? Söyleyin baProfesör. Ne ki Günay..vaş geri çekti. ABD bağımlılığını. neden sonra üfledi. sohbetin gündemini kaptırmamaya niyetliydi. "Neyse. "Öyle mi?!" "Evet. Profesör. ne sormuştunuz? Ah. "Değil misiniz?" Günay.

değil mi?" . Çaydanlığa uzandı. sömürgelerinin duvarlarına Kraliçe'nin resmini hatıra bırakıp çe- de söz konusu olmalıydı ki. uzun vadeli entrikaya tercih ederler. ama. Dr. "Kafanızda. Sovyetler. hatta çocuksu bir Asya topluluğudur." aşırılıkla. 'Sovyetler'i paramparça edecek Asya Müslümanları' zille"Bundan. gözlerinin büyüdüğünü gördüm. Sinsilikten. ki gücü. sabırsızdırlar. Hayatının tehdit "Ah." diye sürdürdü Rodoplu. Günay'ın düşüncesini izlemekte zorlandığını. Sovyetlerle olan ilişkimizde biz tankla uzun vadeli ideolojik asimilasyon arasında bir rız. sizi yanıltmak istemem. Sernea'nın Doğululara yakıştıracağını bildiği bir "No. Züccaciye dükkânına dalmış bir dana gibi." Sözü nereye getirecek diye merak ediyordum.yeğleyeceğim anlamında soruyorsanız. Günay'ın gözlerinde italikleri gördüm. sizin kendinizi Asyalı saydığınızı mı anlamalıyım?" diye rinin çaldığını görür gibiyim. bunu anlayacağınızdan eminim. beşinci bardağı doldurmayı önerdi. kendince bir çıkış yolu yakaladığını görebiliyordum." diyerek güldü. Aynı şey Sernea için "Yani. Anlayacağınız. değil mi? Belki de iyi bir Turancıyımdır. "Tabii. Ama sonuçta. silahtan korktuğumuzdan daha çok korka- tepeden bakan bir tavırla. Amerikalı. sonuçlarının bilincine varmaksızın kırıp döktükleri çok olmuştur. yine hayır. "fizigibi. Ancak. "Bizim Makyavelli geleneğimiz olmadığını bisordu Dr. Bakın. Sernea. İngilizler kilmeyi beceremezler. Ne hoş olurdu. biz de Asyalıyız. Sernea! Asya Türkleri. siz buna zihinsel tembellik de diyebilirsiniz. Ruslara rahat vermese ne güzel olur. no! Thank you!" diyerek kaçındı. neresinden baksanız heyecanlı. edildiğini düşünebilirdiniz! lirsiniz!" tercih yapmak durumundayızdır." diye sürdürdü Rodoplu. Kolay bir seçim değildir. aynı uzak tavırla.

Amerikalıların pek sevdiği bir meyveyi örnek veriyordu. eğer." Ve Hilal'le. "Başka ne olabilir ki? Devam edelim mi? Milliyetçiliği. "Bu kelimenin bu kadar kültürüne sahip çıkmayı anlıyorsanız. yine en Reagan gülücüğüyle. yete- Günay. Evet. Filistinlidir. hiç kuşkunuz dedi Dr. ekledi. "Anlıyorum. Sernea. Batılılaşmakta yaya kalma pahasına." dedi. "Gördün mü?" . Biliyorsunuz." "Kamal Boullata yardım etti. nekli bir ressam ve yazardır. üstelik de böyle sıradan bir iş için herhalde tahsis etmezler. yılışıklığının mide bulandırıcı olduğunu düşünürken. kapitalizm ululaması şeklinde düşünüyorsanız. kadın. bana baktı. yine hayır. "Oh. limon sıkarsanız salata olur!" Türkiye'de 'eşek armudu' diye bilinen. Kendisi. "Şeker koyarsa"İsa Mesih!" diyerek ellerini çırptı. çok kötü oynunız tatlı. yalnız ithalci manavlarda satılan. kaşlarını kaldırarak. yine hayır. kendi "Avokado gibi." Yalan söylüyordu. Hilal'i seçerim. Ben. Profesör. "Ha." dedi Rodoplu. "CIA 'in birinci sınıf beyinlerini Türkiye'ye. banaydı. milliyetçilikten. "Elbette."Sıradan bir memurun her yerde sıradan bir memur olacağını düşünmeliydim!" Bu. değil mi?" Sernea'ya döndü. Asyalıyım." yordu. milliyetçiyim. olmasın. nay. insanların kültürel miraslarına sahip çıkmaları güzel bir şey!" "Bunun için mi kitabınızdaki o şaireleri seçtiniz?" diye bastırdı Gü"Neden? iyi bir seçim olmadığını mı düşünüyorsunuz?" Alelacele toparlandı. İslami uyanış şeklinde düşünüyorsanız. çok anlama gelebileceğini düşünmemiştim!" Gerçekten. Dondu kaldı. bakın o doğru. Haç arasında bir seçim yapmak söz konusuysa. "Evet." dedi kadın.

" dedi Günay." diye ekledi müstehzi bir gülüşle. Öyle bir saattir ki uyandığı vakit henüz gecedir ve kadın o saatte ev halkına et dağıtır. kalktı. Sernea. sesine hakarete uğramış bir ton ver- diye bir şey varsa." dedi Günay. (Azizemmiş! Sandıktan kelime çı- fazladır yakutlardan. Bir kadın ki. ona kocasının yüreğini emanet etmesinde tehlike yoktur. Renkten renge girmek "Tabii ki. kötülüğe geçit vermez. Bir tarla düşünür. "Evet. bu şairelerin karşı çıktığı ne kadar anlaKadını iyice ezmeye niyetliydi. Belini güçle takviye eder." "Neden?" Gerçekten şaşırmış. bu o anda tanık olduğum ruh hali olmalıydı! yış varsa hepsini içerdiğini bilmediğinizi söylemeyin bana!" sajı." dedi Rodoplu. 31" değil mi? Boullata. Bilir ürettiği malın iyi olduğunu ve onun mumu gece de sönmez. gördüm. Ancak izin verirseniz Boullata'nın seçimini yersiz buldum. satın alır ve ellerinin emeği ile bir bağ yetiştirir. Bir kadın ki. mişti. Acemice olduğunu düşündüm. buldu ve okudu pa'"Kim. Hıristiyan Filistinlilerden olmalı." Süleyman’ın Meselleri. "Demek biliyorsunuz? Hıristiyan mısınız?" "Başındaki alıntıdan belli: Ellerinin emeğinden o kadına da pay verin. Kadının. Yün bulur. bir ticaret gemisi gibidir. "O pasajı ben de bir kitabımda kullanmıştım. O kadın ki. karıyordu!) "İncil’deki o pasajın. ömrünün her gününü kocasına iyilik yaparak geçirir. fiyatı kat kat "Azizem. XXXI. "Filistinli" açıklamasının. gözlerini açmıştı kadın. kocası gönlünü kazanmak için uğraşmak zorunda değildir. Dr. uzaklardan erzak taşır. nasıl bulsun bir iffetli kadın? Varsa öyle bir kadın. Üşenmedi. Ellerini iğinin üzerinde tutar . Hilal'i savunacağını söyleyen biri- Bırakın o da yaptığı işlerle tanınsın şehirde. Bir kadın ki. kollarını kuvvetle donatır.sine hoş görünmek isteminden kaynaklandığı açıktı. keten bulur ve isteyerek çalışır elleriyle. hayır.

."yı yeniden yaşadı Rodoplu.. sizinle konuşmak büyük Buna da ben sinirlendim! Temsil ne kelime.. duydun mu? Ben ateist oldum. 'Ve sizin kitabınızdaki cümleler. ağır ağır. kendisinin bu dilleri konuşamadığı için hata yapmış olabileceğini. Ben. Günay'a döndüm. İşte... oldum.. "Filistinli dostumuz erkeklerin intikamını Türk kadınlığını o kadar temsil ediyorum!" düşünüyordum. Böyle bir kadını kocası da beğenir. Arap feministlerinin. bir Laz fıkrasının son cümlesiydi.. Kitabı Mukaddes dururken. ortak paydası olanı arıyor- . "Ohh! Yine de. kendisine en yakın geleni. ama olmadı tabii. ben de "Her neyse.neydi!" deyiverdim.." "Kimdir. gelir. öyle düşünmüyor musunuz?" Kadını sinirlendirmediğini düşünüyorsunuz!" "Siz bu hanımefendilerin Bereketli Hilal'in kadınlarını da temsil et"Hanımefendi.. öyleyse. Sernea. Temel. "Bu hanımlar. Gülmekten kırıldık. ama. onu söylüyorum! bir zevk!" "Ohh!" diye ünledi. Laz aksanıyla tabii. "Allah'ın da ta s. kadınlık bilgim yoktur ya. medarı iftiharı olduğunu du. lan." dedi Günay. Gerçeği değil. ne kadar üzgün olduğunu sıraladı. "İdris." "Ne oldun. İdris’e dun?" "Ateist. Çevirdim. ne ol- almış gibi görünüyor. Ve kocası itibar görür otururken ileri gelenleriyle ülkesinin şehir meydanında. o?" "Ateist oldum dedim sana. der. Allah'ı tanımayrum!" Ve tabii. ." dedi Günay.. 'Bereketli Hilal'i ne kadar temsil ediyorlarsa. Türkçe ve Arapçanın çok zor diller olduğunu.. Efendim. (Günay Rodoplu'ya âşık olduğumun farkındasınız. günah keçisi olarak Kuranı Kerimi seçmiş olmalarını garip bulmuyor musunuz?" Bu noktada dayanamadım. tabii!) Nasıl bakmış olmalıyım ki. meyi başarmıştık.. kadına çevirmek şart oldu. Dil sorunlarını. "Ben okumadım.ve onun elleridir saran örekeyi..neydi!" O kadar güldük ki. son cümle. "Allah'ın da çokta s.

siz zahmet edeceksiniz. Sernea." dedi. "Niçin." dedi Rodoplu. dümdüz. "Sanki bizim tarihçilerimiz Çince biliyorlar da!" diyordu. sizin dilinizi. tıpkı bizim ettiğimiz gibi. Sizler gibi!" diye kırıttı. Türk kadın yazarlarını Azize'ydi sanki Günay! Müthiş bir kibirle baktı. bize asırlarca çok iyi hizmet verdi. bizim medeniyetimizi. tanıtabilir misiniz. bunlar kadar küstah değiliz!" "Dil bilen dostlarımız var. "Bize yardımcı olmak isteyeceğinizi düşünmüştük!" Adeta kekeledi "Ohhh! Sohbet o kadar aydınlatıcıydı ki. "Sorduğum o değil. Çünkü. bizimkilere anlatayım. Sernea'nın zoraki 'lütfen'i zaman kazanmak içindi. hınç almak için sorulmuş bir soruydu. Bize." kadın. yani gerçekten istiyorsanız. Bunu gerçekten istiyorsanız. lir miyim?" dedi. "Aslında. bizi anlamakta yardımcı olmak için değil. tabii başta kendiniz olmak üzere. "Olsun. "Hayır. diye öğrendim ve çok da emek verdim. "Ohhh. ayrıca parantez içinde söyleyeyim. biz hiç olmazsa bilmiyor olmamızın ezikliğini yaşıyoruz. Dr. ücretli tabii!" diye alelacele açıkladı şaşkın misafiri. Ben. "Nedenini sorabi"O kadar karmaşık değil!" dedi Günay. öğrenmeyi .nizi nasıl yürütebiliyorsunuz?" sorusu. hakçası. çok basit bir nedeni var. sizi öğreneyim. diye soracaktım!" "Niçin?" "Bizim bölgenin dillerinden hiçbirini konuşamadığınız halde görevi- italikler. bir süre sonra. epeyi iyi bir medeniyettir. diye soruyorum. "İstemez misiniz?" "Biraz daha çay?" Pierre Loti'nin evlenme teklif etmeye cüret ettiği bir hanım sultandı. dikleşti Günay. bir türlü esas konuya gele- Dudaklarında. belli belirsiz bir tebessüm. medim. Size. bizi.

" başıyla maydanoz bahçesindeki bitkiyi işaret etti. şu anda sizin yaptığınıza benzer biçimde. iyi biliyoruz. Türkiye kendisini tanıtamadığı için uluslararası forum- kollarını. Dr. 'kutsal ineği' korumanız için! sun. "Böyle düşünüyor olamazsınız?" . edeceksiniz. Biz. gibi. Sernea. CIA size yardımcı oluyor. kendinizi güneş ışığına bırakır fayda! Bu Avrupa'nın Asya'yı sömürgeleştirmeye kalktığı günden beri niz. Sernea. öğrenemezsiniz. niçin? mak.Ayrıca. Niçin? Türkiye'de etkili olabileceğini düşündüğü kimselerin kafa yapısını anla'Amerikan yaşam biçimi' dediğiniz." mıyor musunuz?" ile ilgileniyorsanız. daha çok paralı öğrenci alabilin diye. konukseverliğimizin keyfini çıkardıktan sonra geri döndüler ve hükümetlerine o ülkeleri ele geçirmenin yollarını öğrettiler. saraylarımızda misafir olup. başkalarının gayretine terk ederseniz. gerekirse yönlendirmeye çalışmak için. Gezginleri- üniversiteniz size Türkiye'ye gelesiniz diye ücretsiz izin veriyor. bakın. şarttır diyebilirim. Madam. bu sorunu üç yüz yıl yaşadık. yabancı dil öğrenmeyi size de tavsiye ederim. bağışlayın. Coğrafya cemiyetlerini boşuna kurmadınız. o da bir şeyi biliyor olmanızın size sağlayacağı ekonomik Bir şey daha var: Sizin dünyanızın öğrenme azmini kamçılayan tek "Böyle hiçbir şey yapmadan durup. Rodoplu! Sizi kullanmayı düşündüğümü düşünüyor olamazsı- nız!" diye haykırdı Dr. Siz zahmet bir şey vardır. ihtiyacınızı siz sahipleneceksiniz. sizinkinin. 'kutsal ineği' çıkardan başka ne olabilir?" böyle olmuştur. Bakın. hiçbir çeviri aslının yerini larda ne zorluklarla karşılaşıyor! Kendinizi tanıtmanız gerektiğine inan"Hayır. hapishanelerini özel sektöre devreden bir ulu"Dr. Fotosentez yoluyla öğrenim olmaz." "Ne demek istediğinizi anlamıyorum!" "Demek istediğim. "Ama. bitkinin yapraklarını taklit ederek iki yana açtı. Ve bütün bunlar sizin o Azizem. İnanın. Buradan bir tebliğle dönmeniz için. Niçin? Üniversitenizin ünü büyüsün. hele hele Orta Doğu tutmuyor.

hıncımın alınmış olduğunu görme- "Üzgünüm. geride daha neler neler olduğu izlenimini verebilmişti. İran'a. karşıma ten. Siz.. kendime bile itiraf etmek istemiyordum ama yabancılaştırıcı. eleştirme- emin de olsam. haklı olduğumdan "Yorgunluk. Ne blöftü! çirmeyi ihmal etmedi. hatta Filistin'e çatmiz. yani. bu Günay'ın 'militan' tavrında insanı ürkünaz'. Geldi. tek- nin keyfi vardı. kendi hısım akrabalarıyla başa çıkabildi de ondan." türünden bir şeyler mırıldandı. küçük bir nin. İran Şahı'nın huzuruna çıkan Türk sefiri. oturdu oturamadı. kaçınılmaz kırıcılığından olsa gerek. bir Türk olarak. Ne zaman ki. "Size bir sır vereyim mi?" diye sürdürdü Günay. kendimize kalsın. Kapıyı kapattı. hanımefendi?" dedi Günay. Onun için diyorum ki. Sürgit karşı çıkmanın. 'bağoturdu.ilişkiniz olabilir ki!" kadın. elbette. hatta sağcı diyebileceğim bir şeyler vardı! kız gibi büzüldü. Suçlanıyo- . Tüm enerjisini tüketmiş gibiydi. bir Vietnam'a. Teslim edersiniz ki. "Yoruldun mu?" Sernea'yı büyük bir nezaketle geçirdi. Sernea. İzlediğim olayda. didişmenin. Bacaklarını toparladı. dışarıyı seyretmeye başladı. Batı ile fazla yüz göz olmamamızda yarar görüyorum! Niye biliyor musunuz? Bugüne kadar muhteşem ABD sadece kendi kültüründen olanlarla. yenildi. bizim kendi tılsımlı güçleri- rar gelmek için izin isteyip kalktı. canım. Ama. bırakalım. "Sizin kültürünüzle baş edecek gücü elde edinceye kadar. bizim tek silahımız budur!" İncili bir kaftana yatırıp. Suçluluk duygusu. Günay.. "Benimle çıkar dışında nasıl bir Buna verecek bir cevap bulamadı. "İncili Kaftan"ı oynuyordu! Ömer Seyfettin'in cebindeki son kuruşu tı. çatıştığım zaman sanki suçlanıyorum. büyük bir nezaketle geVe ben buruktum. gözlerini kırpıştırmakla yetindi. "Neden. kendi muhayyilenizdeki Türkiye ile avunun.

Neşelendirmek istedim. ne kadar Türk bir tutum . Lafebesi ve kadın olma keyfiyeti! Amma da zor bileşke. "Farkında mısın. Her yabancılaşma duygum yok oldu. tabii.. "İçim boşalıyor sanki. kirleniyorum.bir yoldan. tabii. " diye tekrarladı. düşündün?" "Perişan ettin. Günay'ın 'ürkütücü' olduğunu düşünmüş olmam ne kadar komikti! Ne ki. elin Iowa"Tabii ki değil. ama bu kadar yorulmana değer miydi. ha!" İçini çekti. Bazen. "Yok. "Nasıl. "Oynadığımı mı." sergiliyorsun?" "İncil okuyacaktım." Tekrar dülı magandasına Veda'lardan mı bahsedecektim?!" Bu defa bağırıyordu. ama ters ve makûs -bu kelimeye bayılıyordum!. kadının bütün bu konuşmadan bütün anladığı antiUzun uzun yüzüme baktı. az önceki coşku gösterime kanmamıştı. "Tiyatrovariydi. "Amaaan!" diyerek hırsla sildi yaşını." dedi. Öyle olmalıydı. Amerikan birisine çatmış olduğudur. gözünden bir damla yaş indi. "Ne yapsaydım? Bıraksaydım da. " duraksadım. kendimden çok sıkılıyorum! Nefes aldırmayan bir lafebesi gibiyim ya..rum. çatışmadan sonra uçurumun kenarında uyanıyorum. Tanrı bilir." Patladı. bu defa da sinirlendi. o yaşla birlikte benim anlamamasını umduğum bir coşkuyla. " dedim. diye düşünü- yorum.. zor duyulur bir sesle. yapmacık olduğunu "İncil'den pasaj okuman harikaydı!" "Yani. Eeeeh! Utandırıyorsun insanı! Söylemek istediğim 'yenmek' de değil! İletişim kurmak şünüyormuş gibi duraladı. doğrusu." "Yorgunum gerçekten.." dedi. ezdin gönderdin kadını. yani?" "Ne kadar garip. beşinci sınıf CIA memuresine çanak mı tutsaydım? Onları ancak kendi silahlarıyla yenebilirsin.

piskoposuyla. Çinlisi. Arabı. Masonları anlatacaktır da. beynimizin işleyişi kadar yaygındır. Gogilerin uygun gördükleri her türlü niteliği kabullenmek zorunda bırakıldılar. Ne kadar çok tahmin yapılabiliyorsa. '"Değer mi' diye bakıyorsun. Ama sen başlattın. Kürdü. 'Buzdan Kılıçlar'daki. düşünüyorsan söyle!" yordu. Forus olmaya mecbur kalırlar." mermi' Gogi'sini. tartışmaya değer mi?" Başını bana açıyormuş gibi. muhatap olmaya salladı.re tükürür. Ne kadar çok tahmin yapıhayali çizginin berisinde yaşayan Türkü. o Onun doğusunda kalan her şeye 'Orient' dedi. sinirlenmeye değer mi? Terbiyesizlik yapar. biz kafamızda kurduğumuz şekle inanacağız. Bu teşkilatın gücü benim fikrimce. Adam ye- değer mi? Körü körüne iddia eder. meseleyi o ölçüde büyük ve derin görmek lâzım." dedim. Zaten de Forusturlar!" "Hangi bağlamda hatırladın şimdi bunu?" "'Oryantalizm' denilen hurafeler yığınının oluşmasını öyle güzel an- "Gogi'yi düşünüyordum. ressamıyla. 'bilgili mermi' Avrupalının 'dev konusu' Orient'ti. kaçırır. labiliyorsa. . konuşmaya değmezmiş gibi (ya da ben öyle vehmettim) "Günay Rodoplu. neden sonra "Latife'nin 'bilgili latıyor ki! Bak. Gönlümüzün izinde." dedi Günay. gözlerini dışarıya çevirdi yeniden. 'Allah'ından bulsun. çünkü Allah bunun hesabını tutamaz. Onlara 'Forus' dersek. ne der Gogi? 'Dünyanın böyle dev konuları vardır. Romancısıyla. Hatırlıyor musun. temeli onlar olan dedikodunun günahı dahi olmayacaktır. meseleyi o ölçüde büyük ve derin görmek lâzım' uyarınca." az önceki coşku oyununu ima edi- "Sen de affedersin. politikacısıyla koca bir Batılı Gogiler ordusu Yunanistan ile Türkiye arasında bir yere hayali bir çizgi çizdi. "Sakın italikleme bana! Sakın yapma! Ne "Affedersin. Çok canım sıkıldı. Felsefenin icabıdır.' tavrı bu. Hayal yeteneğimizi serbest bırakırsak.

eli kanlı "Travesti bilgi? O da ne demek. mem nerelerinde gezenlerin Türk erkekleri değil.evlenme hakkı için gösteri düzenlerler ama nefretle andıkları satır- bir cani olması olasılığı yüzde bin beş yüzdür. daha doğrusu ekonomik kokadın' denince nefretle andıkları kendi mukaddes kitapları değil. Louvre'un rüküşlüğü ile Topkapı'nın yalınlığını efendim. Bununla da bitmiyor tabii. Günay'cım?" Baksana! Demin okuduğum pasajı içeren Kutsal Kitaba el basarak rak. âşığını yedi gün Londra kulesinden sallandırıp kargalara yem eden. Çünkü 'Şark despotu' diye travesti bir bilgi vardır ki. 'Oryantal'in. 'Şark zihniyeti' diye ne idüğü belirsiz bir kavram geliştirdiler. küfürdür.. Avrupalı. Az önceki örnekteki gibi. kadınları erkeklerin 'mütemmim cüzü' olarak görmekten vazgeçtiği. tarihsel bir çöp sepeti gibi tıka hesapça biz 'Forus'larız ve Avrupalının kullanıp attığı.. canım. Kendisini olmadığı biçimde gösteren anlamında kullandım. eşcinsel 'karı kocalar' kilisede -yani. ya rabbim!" dedim. cinsel tecavüz suçlarının yüzlerce defa katlandığı. palabıyıklı Türk erkeklerinde. Ne rezil bir ikiyüzlülüktür. ahu gözlü oryantal kadınlarda cismanileştirilmesidir. " "Yani. Zalim feleğe çatılır ama zalim Allah. dünyanın en gelişmiş işkencehanesini kurduran Kraliçe Elizabeth bile baş edemiyor! 'Şark şehveti' diye isimlendirdikleri Avrupalı Gogilerin porno fantezilerinin. yani 'aştığını' dübasa dolu. efendim." "Hayır.. Kuran felektir. "Hurafelerin 'bilgi'ye dönüşmesi sanıldığı kadar zor değil galiba. bununla. Çünkü bu 'Şark despotu' denilen hayali yaratık öyle betimleniyor ki. değil. ipe sapa gelmeyen ve her nedense doğal olarak 'ilkel' bir kafaşullar çalışması zorunluluğunu dayattığı için.. Elleri bil- . serbest bıraktığı için 'ezilen oldu! sı olmalıydı. 'Kitap'a uygun olalar Kuran'dadır! Kitab-ı Mukaddes Allah'sa. Batı'nın 'özgür' bıçkınları olduğu gerçeği de fark etmez. Bu şündüğü her düşünce ve değer yargısıyla. Kuran yemin ederler. mesela.Mesela. 'Şark şaşaası'.

sis basıyordu. Cevabımı beklemedi. Dönüşü olmayan olguların acısını çekmekteGözlerini yüzüme diktiğini hissettim. bir anakronizm. Tanık olduğu kötülüklerden acı çeken. ama o farkında dım yine. kısık bir sesle. "Sen bir tarih hatasısın. mansak.kıyaslamaya bile yanaşmayan utanç verici bir hurafedir. ağır ağır konuşuyordu." diye fısıldadım. O alacakaranlıkta... Bu yüzden diyorum ya. bu İslâmiyet saçmalığından kurtulmalı. İşte 'evrensel miras' diyor mesela ya. imza benim gözümün önünden Orient'in kanını emmeye yeminli sömürgeciler geçiyor. şimdi Hava kararmıştı. yüzünü zor görüyordum. miras?!" değilmiş gibiydi. "Adaletsizliğin bir tarih hatası olduğuna gerçekten inanıyor musun? "Hayır. biz 'oryantal'lere. azap içinde bir ruh. Türk isek 'vahşi' âdetlegünündeki adamlar gibi adamları dinler ya da okurken. bedensizliğin acziyle kıvranan. değil mi? Hayır! "Günay Rodoplu. akıllarımızı başlarımıza toplayıp. Tarihsel Dünyevi olmayan bir şeyle karşı karşıya olduğum duygusuna kapıl- Cümlelerinin sertliğine karşın. Öyle mi? Ters bir Haçlı Seferi mi?" . İlah! Hal böyle olunca." "Hilal için adalet. Müslürimizi zapturapt altına almayı öğrenmeliyiz. Bu mu. ki ısrarın niye?" muhite uymayan bir şeysin. Kötülüğün dönüşü olmayan bir olgu olduğunu kabullenebiliyor musun?" İnsanoğlu yaşayacaksa adaletin hatırı için yaşamalı. 'ıslah edilmek' üzere topraklarımızı dâhil isteneni vermek düşer. bilimkurgu izliyormuşum gibi geliyor bana. 'Şark anlaşılmazlığı' 'uygarlaşmayı' reddeden oryantallerin 'akılsızlık’ını simgeler. yüzyılların hüznünü gözden geçiren bir hayalet gibi göründü bana.

"Ya da bir bakıma. diğim gibi. neden sonra. "Hayır.. Hasretine yandı"Viva la Muerte! Oley! Ali'yi hatırlıyor musun?" Yavaşça... "İtalik'lemeyeceksin. Günay'dan da beklemiyordum. arkamdaki küçük ğımız 'çağdaş' Avrupa-Amerikan uygarlığından. sözle ve eylemle.ya seferi. Nekrofilyadan. Hayır. hayretle! Böyle bir şey söyleme"Hayır.. Yüzünü görmemi istemiyormuş gibi başını pencereye çevirdi." dedi içini çekerek. ila İtalik'lemeyeceğim. "Cihat!" Sustu. değil mi?" "Hayır. Bilgi ve inançla." dedi birden. Elemanları birebir eşleşen biyofilik kümelerin nekrofil- abajuru yaktım. büyüyü bozmaktan korkar gibi uzandım. evet. " diyerek güldü. "Onlardan nefret ediyorum!" "Amerikalılardan mı?" diye sordum. evet." . malla ve canla. bütün kuvvetini sarf ederek biyofilya yolunda savaş. hafif hafif sallanıyordu." dedi. "Ölü-seviciliği?" "Sen haklısın. Uzun uzun sustu. Dizlerini göğsüne çekmiş.

kendisine ait olduğunu düşündüğü her şey ve herkesin!) gerçek. sonra cezaevinden. kendi fikirlerinin. kendisinin parçası ya da gereksinimlerinin hedefi olmayan herkes ve her şeyi "gerçekdışı"ymış . kendi duygularının. Bağışlayın. bulmaca gibi anlatıyorum! Ali'nin sadece kendisinin (kendi bedeninin. çünkü bir efsaneydi Ali. Yıldız'ın kardeşi olarak. Ve ben bu efsanenin öldüğünü gördüm. sonra da Günay’ın bir arkadaşının. Şimdi düşündüğümde Keşanlı Ali Destanı'nı oynamış olduğumuzu görüyorum.VI Ali'yi hatırlamamak mümkün müydü! Çok iyi hatırlıyordum. ama o dönemde yaşadığınız her şey 'yaşamsaldı'. kendi doğrularının. Yaşamımda önemli bir yeri vardı. tabii! Önce örgütten. kendi gereksinimlerinin.

nellik geliştiremiyor. O arada Ali de geldi ama öyle şartlarla geldi ki. bu durumda kendi grubu tabii. Ben-seviciliği (ke- dan. Örneğin. gibi hususlar vardı. Ona göre. Bir an. Tabii. Kendisi ve kendisine dönük şeylerin. Öte yandan. olayları algılar- ken çifte standart kullanıyordu. eleştirilmek. Acilcilerin bu ısrarının nedenini bilmediği (Anadolu Komünist Partisi kurmak istiyorlardı) ortaya çıktı. Ali'nin şartları arasında iktidarın nasıl ele geçirileceği şekilde karşı çıkmak. idamları bir yana bıorik tartışmaya girişildi ve esas mesele gündemden kalktı. Birçok grup geldi. Bir yere varılamadı ama Ali'nin. Nitekim öyle oldu! Ali. etmezler mi diye teAma hayır. ortada sahici bir çalışma ya da başarı olmadığı halde. bu defa da 'Anadoşuldu. devrimciler reform için mücadele ederler mi. ne zaman anladım tam bilmiyorum. ama sadece idamları proAmaç da belliydi: idamları protesto etmek. kişiliği icabı yapıyordu. nestüsü. Neticeten. Yedi saat konuBir ben-sevicinin hafife alınmak. cehaletini . Tüm narsistler gibi. kendisine biçtiği oluyordu. bedensel bir saldırıya lu'nun neresi olduğunun saptanması gereği ortaya çıktı. Pek çok gözlemin bir araya gelmesinden olmalı. idamlara devrim programından ayrı bir rakıp. dışında kalanları algılayamadığından. fiilen renksiz ve ağırlıksız bulduğumuzu testo etmek amacıyla bütün gruplara bir çağrı yapıldı. hatasının yüzüne vurulma- ve intikam için uygun bir fırsat kollar. narsizmi tehdit edildiğinde hayati bir düzlemde tehdit edilmiş gibi değer ve kimliğine ilişkin saptamaları bu inancın üzerine yapılandığın- 'Anadolu' kelimesinin yer almasını istiyorlardı. Acilciler bildiri metninde mutlaka üstün ve olağanüstü yetenekleri olduğuna inanıyordu. reformizm olurdu. Yine de bir toplantıda.gibi gönülden algılayamadığını. mükemmel. Daha da kölimeyi 'narsizm' karşılığı olarak kullanıyorum) gereği. sanki bir parti kuruyorduk ve devrim programını hazırlayacaktık. sı. oyunda yenilmek gibi olaylara tepkisi yoğun bir öfkedir! Asla affetmez ortaya çıkaran arkadaşı hiç affetmedi. yargılamada ciddi hatalara düşüyordu. bunu toplantıyı sabote etmek için mi yaptığını düşündüğümü hatırlıyorum. bir keresinde idamları. Mesela.

Zamanla. beğenilme. başarısız bir politikacıyı bir insan olarak da değerli olduğuna ikna etmek denle. Oysa. Büyük ve hatasız olduğu inancı. Ben-seviciliği icabı. ilişkin -pek de abartılmış olmayan. 'tanrısal' denetim sağlamak ihtiyacında olduğunu gördüm. sevgi ve güven duygulan gelişmemişçöküntüye giriyordu. kendisinin içinde yer almadığı dünyalara.öykülerin yayılmasına neden oluyoryordum. yani inanç. bir devrimci. Zamanla. Ali'nin sözcükleri . açıkçası. devrimci mücadele vePolitikacılar arasında yüksek dozda narsizme sık rastlandığını bili- anneanne olarak. özde ben-sevici büyüklenmeye dayanıyordu. Ali'yi de kendi devrimci grubunun genel sekreteri olbir savaş verdi. onun cesaretine du. yaptı bağlamda. manın dışında bir değer olduğuna inandırmak mümkün değildi! Bu nemesela diğer gruplara. Sadist bir tarafı olduğu kuşkusuzdu. Ben-seviciler. hatta yok edici sadist saldırıya başvurabilirdi. aşağılayıcı. Böyle yaptığı için de iletişim yok olur. nasıl ki kendisine sinema yıldızlığını yakıştıran narsisti bir mümkün değildir. Rodoplu'nun deyişiyle." Ünlü olmak zorundaydı Ali! Başarısızlık durumunda tam bir ruhsal rirken aslında yaptığının kendi akıl sağlığını koruma mücadelesi olduğunu anladım. Bu savaşta. "çünkü ti. Ali'nin kendi konumunu muhafaza amacıyla diğer insanlar üzerinde kesin ve sonsuz. Ali'yi bir süre de o bağlamda gözlemledim. 'alkış' onu depresyon ve delirmekten koruyan tedavi gibiydi. kendi değerlerini de kendileri biçiyorlardı tabii. emekliye ayrılan savaş kahramanını bir dede olarak. Narsistik şişirilinsani çekirdeği. kendisine biçtiği değeri pekiştirmek ya da korumak için amansız despotik.uğradığı zaman aynı şiddette tepki göstermiyor olması. nesnel olmak gereğini duymadığı için övgüde ve yergide öznel ölçüler kullanırdı. bir insan olarak kaydettiği aşamame olmadan yaşayamayacağını gördüm. da. tehditkâr. vicdan. Siyasal başarı ve alkışın akli dengesini muhafaza etmesi için şart olduğunu gördüm. onaylanma. Bu lara değil. TİKKO'culara karşı alçaltıcı. mesela.

önemliydi. BEN. Yıldız. Ali. gerektiğini. doğru mu duyuyorum diye bana baktı. istemiyorum! yeşeren boktan bir fidan vardı." diye anlattı. kardeşi dahil. değil mi?" ailecek devrimciydiler. baharda mizlenen arkadaşlardan nefret ettim. ya- kez cezaevi görmüştü. Günay'ın Ali'yi neden andığını merak ediyordum. içerdeydi. Rodoplu. Haydar'ın kimsenin sözünü dinlemediğini ama Ali ağabeysi yapma derse yapmayacağını. ondan nefret ettim. Ceset görmeden huzura kavuşamayacak bir ruh! Cesetlerle sevişen bir ruh! Korkunç bir şeydi. Ölenler gibi. Dayanışma yok olunca şayan her şeyden. Bu defa da en küçükleri. "Kendi doğruları. istemiyordum. nedenlerden değil de. Unutturmaya çalışıyorlardı. ne ki. unutmak . Böyle bir ortamda yapıcı diyalog elbette mümkün değildi.bir sihirbaz kurnazlığı ile kullandığı. bunu da yapsa yapsa Günay'ın yapabileceğini. Bayramda. "Kendimi bir tek hücreye artırabildiğim zaman rahat hissediyor- Kapıyı açan. açlık grevindeydi. yemek getiren erlerden nefret ettim. O gün. Haydar. Günay. Ali'nin de ikna edilmesinin kırmayacağını ağlaya ağlaya anlatmıştı. da. "adamın insanca yaklaşımları" olduğu için nefret etmişti. düşünce güdükleşiyor. Doğru duyuyordum. görüşmeye izin verilmesinden nefret ettim. Tahliye edileli bir yıl kadar vardı. ilk kez anlattı. gelişme duruyor. teben direndim! Kendimi asla iyi hissetmedim! Çünkü ben. "O zaman da yemek getirmek için rahatsız ediyorlardı. Ama. Ali'nin onu hapishane anıları belleğinde taptazeydi. haber gönderince geldi. sekterlerin sayısı artıyordu. En çok hapishane müdüründen nefret ettiğini söyledi. türlü kurnazlıklarla elini kolunu bağladığı bir ortam oluşurdu. eli silah tutacak yaştaki erkeklerin hepsi en az bir Günay'ın bir arkadaşının kardeşiydi demiştim. Aydınlıkta. Görüşe çıkmadan önce tıraş olan. ama bizim tahmin ettiğimiz du. muhatabının lafını ağzına tıktığı." dedi. bunlar da "Ölü-seviciliğinin ders kitabı örneğiydi.

senin amaçladığın düzen değişikliğini demokratik yoldan sağlar? Ya da bir sosyalist parti kurulur?" ikimiz de fark etmiştik. her daki- lardan. hayatın bizzat kendiyacağım! Bir şey hariç! O da bana yapılan siktirici iyilikler! Hah! Bu pis- Unutursam. . SHP başarılı "Olamaz!" diyerek kesip atmıştı Ali. millet alkışlasın diye savaşmadım! Bilimsel kaderinin yolunu çizmesi için savaştım. beni hiçe sayamaz!' olamazı olduğunu düşün!" diye ısrar etti. katı. "Düşünmek istemiyorum! Düşünmeyeceğim!" dedi Ali. ağzıma sıçan. her düşmanımı hatırlamak istiyorum. herkesten. diğer mahkûm- ğil. Herkesin yüzünü. olur. "Belki. 'mutlu' olsun. öfkeden kas"Bir denesen? Zihin jimnastiği gibi. Ne kaybedersin?" "Beni ilgilendirmez!" Günay'ı deli edecekti. Ali'nin sadece düşmanlarından değil. bunu hissediyorum! Hiçbir hakareti." Günay.kasını hatırlayacağım. Aydınlıktaki fidandan. Öfkemi ancak böyle ayakta tutabilirim. hiçbir ihaneti unutmak istemiyorum (kullandığı kelimelerin tam tamına bunlar olduğundan emin değilim). Bana yapılan her kötülüğü. 'bu kadar alçakça bir şey yapıp. ulusumuz. ağzıma sıçması neyimi. bir mucize olduğunu 'bilimsel kader'in bu yolu izlediğini sinden nefret ettiğini söylemişti. hiçbir hoşgörüyü. kendisine iyi davrananlardan. her debana yapılanların anılarıyla doldurmak istiyorum! Hayır! Asla unutmalikten yeşerecek olası görkemi hiçbir zaman kabul etmeyeceğim! Ben. her şeyden nefret ediyordu. Soluk aldığım her saniyeyi istenen hiçbir sözcüğü unutmak istemiyorum. bir başka yoldan da mutlu olur ulus? Bakarsın. Allah belamı versin! Geçmişimin her gününü. Bunun 'sağlayamaz' olamazı de"Bir an için. İbrahim Tatlıses konserler versin. Günay.

. Bir- . açlık grevinin otuz dördüncü günündeydi.." diye övündü. Ali. " Haydar'ın ölmesine izin verme! Devrimcinin ölümü ancak mutlak Devrimcinin ölümü umutların ölümüdür. anlamıştı. Ali. bir olgu! Yüzde otuza yakın oy aldı! Sizin arkanızda kaç kişi var?" önleyemeyecektir!" "Nasıl ilgilendirmez! Bu yolda bütün aile perişan oldunuz! Oysa. "12 Eylül öncesinden ayakta bir biz kaldık zaten. serpilmeye.bir vakıa. yü- kaçınılmazlığı varsa affedilebilir. Günay'ın dikkatinin Ali'nin yüzünde odaklaştığını görüyordum. Mussolini'nin kara gömlekli tosuncuklarıyla devrimciler arasındaki de söyleyecekti ama. "Devrimci ruhun pınarı. Daha başka şeyler herif. fark. dövüşken gözleri deli deli parlıyordu. Ali'yi kırmamak için gösterdiği özen dokunaklıydı.. "Devrimcinin ölümü umutların ölümüdür. Haydar'ın celmeye hizmet aşkıdır. "Cezaevlerindeki en iyi açlık grevini de TKP-ML değil. Ali. devrimcilik arasındaki fark." dedi. Serkeşlikle. Yaşama." Söylenecek söz yoktu. SHP "Ne oy alırsa alsın! Türkiye'nin bilimsel kaderi yolunda ilerlemesini "onurlu direnişini desteklediğini söyledi. biz yaptık. Yine de. den onun da yüzü değişti. "İnsanlık onuru işkenceyi yenecek!" diye kesti attı ki. Bunu istenç ile seçerek. yaşam sevgisidir. Tıkanıp kalan gırtlağından güçlükle çıkan hırıltılı sesi çığlıktı san"Kardeşin ÖLECEK!" Ama. Haydar. acıyla." deyiverdi. özgürlük tutkusudur. tekmeleyerek yapmak bir yüksek gelişme çizgisi oluyor. Ali bitirmedi. son bir kez denedi Günay.. "Ölüm insanoğlunun en teorik eylemidir. Günay.

Hayatına hükmeden kurumyan şeylerden oluşan. Hemen şimdi. gelenekler. soyutun. Rodoplu'ya geldiğinden bir da nasıl bir bağlantı kurduğunu merak ediyordum. Ali. kaydıran. Bu hikâye böyle. Değişim.. Kapıdan çıkarken ha"Tabii. "Nekrofilya. sahip oldukları. Sonra. Şimdinin ya da olacağın değil. kendi kendine konuşur gibi. Herhangi bir sorunu. 'bir zaman varolmuş' artık olma"Ne kelime! Sekter. kaba kuvvet ve sal- . hafta kadar sonra da Haydar öldü. düşünceli düşünceli.versin!" "Viva la Muerte! Değil mi?!" diye tısladı adeta. yaşama. dogmalara.. içi boşalıyormuşçasına hırıltılı "Şimdi. canlıdan cansıza. gelme!" Kapıyı gösterdi. 'revizyonizm'. insana duyulan ilginin 'şey'lerle ikame edilir olması. defol buradan. bir tartışmayı çözme yolu. Ölü-sevicinin felsefi ya da siyasi düşüncesinde kutsal olan. yasalar. "Allah senin belanı "Allah belanı versin. şimdi. bir daha da Ali'nin tebessümü sapık bir sırıtmaya dönüştü. yapayın.. Güncel gerçekliğin hiçbir değeri yoktur. Ama. " "Statükocu?" lar. ya!" dedi Günay. Ritüellerde ve 'mutlak doğrularda yoğunlaştıran. çok tehlikeli bir hasta!" bir sesle. defol git. ben Ali ile Avrupa-Amerikan uygarlığı arasın"Değil mi?" dedi. 'doğa' yasalarını ihlal eden bir suç olarak görülür.. us'un yücelmesi... niyse gülüyordu! nim! Elbette nefret edecek! Nefretini azaltacak her şeyden de nefret edecek." diye tekrarladı.Ölüsevici dikkatini. olmuş'un gerçekliğinde yaşayan. ortadan kaldırmaya çalışacak! Hasta bu adam!" Titriyordu. çok. kardeşini açlık grevinde azat etmedi. mekanik olanın çekiciliği. Günay. bir dizi tanım sıralamaya başladı.. yaşanmış olandır. insanın eşyalaştırılması.... giderek eşyalara. "Ben de Ali'ye 'siktirici iyilikler' edenlerde"Hem de çok.

Adam. gencecik bir inanın hayatından daha değerlidir lidir demek. ancak Haydar'ın anısı olabilirdi. nekrofilin. Birey. Himmel. Haydar’ın ölümüne 'fraksiyon'un karar ver- gerekiyordu. Göring. İnsanoğlunu hiçliğe dönüştürecek gücü.. herkimse. diye başlayıp. Şimdi. uğruna ölümdür. diye sorarsan. tekmeleyerek yapmak bir yüksek gelişme çizgisi oluyor.. bir ideoloji. Us'un yüceltilmesi soyutlama aşkını da beraberinde getiriyor. insanlar. tabii. şu kadar insan doldurunca gaza şu kadar yer kalıyordu. istediği gibi şekillendireceği. Bu aynı zamanda. Bunu istenç ile seçerek. bunu o belirleyecekti tabii. Nihal Atsız da. 'Bu kadar Yahudi'yi nasıl öldürebildiniz?' diye soru sorulur. ceset başına optimal verimliliği nasıl bir canlıdan. Sevebileceği Haydar. Hangi yurt. 'Hayat savaştır. Ussal bakıştan kastettiğim bu. 'Ölümden ancak hayvan ve hayvanlaşmış insan kaçar' iddiasına bak! Us yüceltmenin bir başka örneği. kendi icatları olmayan bir yoldan mutlu olamazlar rinin rahat edebilmesi için. o 'Ölüm insanoğlunun en teorik eylemidir. Nürnberg mahkemelerinde. 'faşizm'le demek.dırıdır. Anısı. asla değişmeyecek soyutlaması! Ölü-seviciler değişiklikten nefret ederler. Neden? Ya rahmetli Haydar'ın durumundaki gibi. hayatı bizzat ve mutlak surette kontrol altında tuttuklarına inanmalıdırlar. ama Ali'nin Haydar'ı sevebilmesi için delikanlının ölmesi . Ölümlerin en güzeli ise yurt ve şeref diği gibi. Kuvvet kullanımının gerekli olup olmadığı düşünülmez bile. Şöyle söyleyeyim. onlardan birisine. Tıpkı. Bilim çağının insanlığa hediyesi! Ne gibi? Mesela.' lafı. sağladıklarını anlatır. kendisini 'toplum' denilen bir soyutlama adına feda etme- ya da Nihal Atsız'ın önerdiği gibi anti-faşizmle savaşmak için. Ölümden korkanlar yaşamasın.' diyordu. Ölümden ancak hayvan ve hayvanlaşmış insan kaçar. hangi şeref. İçleonayından geçmemiş. şöyle bir duralar. bir ritüel. yani Haydar'ın tümüyle Ali'ye ait. işte. dünyaya ve kendisine bakışı ussaldır. yani bir 'şey' gaz odaları şu kadar metreküptü. ölü-sevicinin Korkunç. her şeyde ilk ve son çözüm olarak gören.

Narsizm sadizm. karanlığa bakmaya başladı yine. Türk basınında. Cezalandırılmaları vaciptir. her zaman Çünkü sonuçta." Ağustos Genelgesi denilen ve özde. Mesela. dim. İnsanı eşya- Cansel'in fotoğrafını çekerken. akıl karıştıran bir tabir. olmasına izin verilmesi.' laştırmanın örneği daha çok. "Tinsel gaddarlık denilen şey. illa da kadın döven. Sadist. bir insanı küçük düşürmek. mahkûmlarla merhametsizce zıtlaşmaktan başka bir anlamı olmayan nesnenin Haydar'ın ölümüne neden felâket tellallığı. nihayet bir kelime. basını yanıltabii." diyordu. gibi sustu Günay. Ali'nin. tabii. bir gülüş kullanılmıştır. Mesela. nekrofilya.demektir. bunlar uç örnekler. çoluk çocuk öldüren PKK militanları. Bir bakıma çok daha pistir. Ben epeyce bir süre belleğime gömüldüm. Bu tür tellallık. Mesela. Mesela Fenerbahçe maçında binlerce taraftarın 'Ölmeye geldik. âlimi mutlak. Sisi gözleriyle nay'ın sesiyle geldim. incitmek arzusu. Çok düşündürücü. biliyor. Narsizme ilişkin bilgilerimi hatırlıyordum. Bana zaman tanımak ister deliyordu sanki. çünkü sadistin kendisini gizlemesine yarar. bana döndü. kendime Gütabii. Namert bir iştir." "İtalikleme sırası bana geldi!" dedim. 'doğa' yasalarına karşı geliyorlar demektir. Ölü-seviciliği daha hafifde seyrede- diye bağırması nekrofilik bir haykırıştır. eteğini sıyırmayı ihmal etmeyen foto muhabiri. Neden? Öyle bir mutluluk olamaz çünkü! Mutluyuz diye iddia edenler. sapıktırlar. 'SHP başarılı olamaz!' haykırışından farklı değil. 'Bu hükümet doğru iş yapıp. "Sadizm. bir soru. Dışarıya. öyle gider. kaba kuvvet değil de. çocuk döven. manşetlere hâkim olan tamaz!' demektir. narsizmle bir ilgisi yok mu?" "Var. efen- . Mesela dostunun bıçakladığı zavallı Feri "Şimdi. mezra basıp. eli kırbaçlı sadizm değil. "Bunun kendini beğenmişlikle." Pencereyi bıraktı. fiziksel sadizmden çok daha yaygındır.

"Öyle de değil!" dedi." Yazı masasına doğru hızlı birkaç meselesi!" "Günay'cım! Bana bilmece çözdürmesen?" adım attı. bir kurt gibi kemiriyor İthamın ağırlığı altında ezilmiş gibiydim." Şeytan yoklamış gibi ürperdi.' diye tasrih ettiğini sormak "O bir umudun dile getirilmesiydi!" dedi Günay. Haya- Dosyanın kapağını açmak istemediğimi hatırlıyorum. İstememiştim. ne diyeceğimi bilemedim. arkadaşım. neden 'mürekkep yalamış Türk. durdu. zehir gibi bir sesle. gaddarlığın. hemen sadistleşir!" danoz bahçesine yürüdü." "Her şeye rağmen halkımı sevme gayreti! Can simidi! Daha da söyle- dı." seviciliğin. öyle düşünüyordum! istiyorum!" "Bir de. psişik acı. Etkileri daha uzun sürelidir. "Ulusumuza hakaret ettiğimi düşünüyorsun. çareleri hovardaca savuran bir toplum bizimkisi. Ben- Evet. en az fiziki acı kadar. arkasını döndü. "Evet. "Bak. çünkü içgüdüsel bir biçimde ne demek istediğini hissediyordum. Ne ki. "Gaddarlık bağlamında korkunç bir toplumdur bizimki!" "Korkunç!" "Türk mürekkep yalamaya görsün.kıvırtabilir. yanından bir yerlerden tıka basa dolu bir dosya çıkar"Bak." dedi. ne haldeyiz. yeyim mi? Kızını dövmeyen dizini döver hikâyesi! Kendi sınıfımı sevemiyorum. "Öyle de değil! Balık baştan kokar Masaya erişti. değil mi?" "Ne yazık ki. az önceki hırçınlığına hâkim olmuştu. bari 'halkım'ı seveyim gayreti. Düşünceleri oturmasına izin vermiyormuş gibi kalktı yerinden. önüme koydu. Kıpırdamadan öylece durdu bir süre." dedi. neden sonra. hatta ondan daha çok zedeler. ölü-seviciliğinin arasında. . May- şizofreni.

sadizmi bir yaşam biçimi haline geşamda tanımış olmamdı! Sıradan insanlardı bunlar." "Kendisinin farkında bile olmadığına kalıbımı basarım. Örneğin. inceden hakaret ustaları. yerin dibine geçirecek doğru kelimeyi ları." dum bir türlü. günlük yalinler. onları sadece şubede ya da cezaevinde değil de. kayınvalideler. "Bir düşün! BBC İngilizlere ber- .. anneler. çöker gibi oturdu. faşizan eğilimlerimizi TRT'nin 'Püf Noktası' gibi olmadık dizilerinde bile görebiliyordu. Melamin tabak meselesinde tinsel açıkçası. "İşkence faslından melamin tabak?" ya da doğru hareketi şıp diye kestirme ustaları. hastabakıcılar.. Nedenini de biliyorum. ge- tirdiğimizi anlatıyor. Günay. Zulme alıştığımızı. Günay." diye esefle "Daha kötü. böyle bir olasılık canımı yakıyordu.tım boyunca tanıdığım 'üstat' sadistler geçiyorlardı gözlerimin önünden. bunun. insanı rencide edecek. taşı gediğine koyma usta"O yazarın melamin tabak meselesini hatırlıyor musun?" diye sor"Evet. Ve vardı. Tabii. gaddarlıktı. babalar. deli ediyordu Günay'ı! "Alay kın aşağılanması olduğunu söylüyordu. daha kötü. ona tepki duydun. Aşağılama ustaları. "Evet. halmuda şortlarınızla sokakta bira içmeyin. Garip olan. daha mı kötü?" "Evet. memureler. değil mi?" Yerine döndü. başka şeyler de Dosyayı açmamı beklediğini biliyor. "Bu daha mı iyi. öğretmenler." dedi. salladı başını.. dum. Arap turistlere ayıp oluyor diyor! "Yine bir başka programda. Hücre arkadaşlarını aşağılıyordu. paranoya derecesine varan bir duyarlılığın ürünü olabileceği ihtimalini göz ardı edemiyordum. Örneğin. ama yine de elimi süremiyor- sadizm görecek kadar incelikli yaklaşımın. Kaldı ki.. inceden alay ustaları. bir kadının akşam gezmesine giderken ne giymemesi gerektiği anlatılıyordu ki. turistlerin dolaştığı yer- lerde atletleriyle içki içenleri ayıplayan bir program vardı ki.

"O kadar Osmanlıca biliriz. iyi niyet taşları ile örüldüğünü bilemiyoruz. Ara son deliği' diyeceksin ama önemli olan Semra Hanım'ın gencecik bir "Olsun olsun yirmi üç olsun. daha doğrusu. Öyle çocuksuyuz ki. Uzandı. Önde duranı aldım. o herifle birleşip. Suat Gönülay. Günay." "Yok. birden. "Gencecik bir delikanlı bu çizer. içinde yayın organlarından kesilmiş kupür- karikatürü. Çizer. Neye hizmet ettiklerini ret etti. canım!" Dosyaya uzandım. Günay'ın karşı- ler vardı. "Bu insanlar da bizim insanlarımız. kat kat yağlarında boğulan." dedi Günay. Gerçekten iğrençti. 'İzleyecek felâket hepimizi kapsayacaktır. Semra Özal'ın Gırgır dergisinde çıkan bir ara kazma dişlerini gösteriyordu." dedi.. Fark ettiğimi görünce de kendisini alaya yolun. Özür diliyordu. "Sulugöz! Ben de!" Gözleri doluverdi. kolumu sıktı hafifçe. ama yeterince hızlı davranamamış olma"Burası bizim ülkemiz.mahfilinde 29 Ekim balosuna giden subay hanımlarının giysilerinin Palık!" şa'nın karısının denetiminden geçmesi gibi bir şey bu! Ne kadar aşağılıyım. dosyayı işa"O kadar da değil!" diye sözünü kestim. "Şimdi sen yine 'zurnanın . Allah kahretsin!" aldı. bir çizgi roman karesiydi. Müsebbibleri. bir kerhane maması yapmıştı Semra Hanım'ı. En yüce ve en zayıf sında yer alıyormuşum gibi bir duyguya kapıldım. kahır dolu bir sesle. Bunda paranoya kelimesini aklıma getirmiş olmamın dahli vardı. açtım. tabii! Sulugöz! Şiran'ın lafıydı bu. " Yine de açacaktım dosyayı. cehenneme giden yanımız bu bizim.. İğrençti. da!" bilmediklerine bahse girebilirim. Birden. neden olanlar.

nenin göğüsleri dizine değse ne olur. Bir de faşist illa da kilolu olmaz ya!" "Hitler'in Ari ırkının temsilcileri aslan gibiydiler. Bu defa. sürmanşette. yani 'ağır tah"Diyelim.adamın bunca nefretini kazanmak için. otuzunu çoktan aşmış bir adam. olsa gerek." dedi. 'Faşistleri oy- narken." diye mırıldanıyordu Günay." diyebildim. Alkışlayacak mıydı?) "Anlamadım?" "Kind. fotoğrafın Çavuşesku değil. Brecht oynadığımız yılları hatırladım. ille de ağzından tükürükler saçan. O günkü Milliyet’in birinci sayfasında." mış olabileceği. Nihayet seçimle gelmiş bir başbakanın Suat'ın hazzetmediği eşi. Ercan Akyol. Çavuşesku ve eşinin öldürüldüğü günlerdeydi. canım!" Ankara AST'ta. Özal olması halinde Akyol'un nerede olacağı- "Sadistik duyguların tatminine. toprağa düşmüş bembeyaz saçlı başını hatırlatmıştı. Rodoplu. Türki- ye'nin gidişatından ürküyor ya da faşizmi Semra Hanım'da sembolleştirmiş. compassionate. herhangi bir kilolu an- tülükte bir şeye birkaç yıl sonra tekrar rastlayacaksın. loving. iğrenç portreler çizmemiz istenirdi.. bir 'kuyruk acısı'ndan. ne yapmış. değil mi? O kadar genç ki." "Anlamaya çalışıyorum. Çavuşesku'nun toprak bulaşığı kanları içindeki fotoğrafı vardı.. bu genç adam ülke yönetimine karşı çok duyarlı. nesnel olarak ne yaprik'ten söz etmek de çok zor! Başka bir şey işliyor. Birinci sayfadaki nı merak etmiştim. (Benzer kö- . Ama bu kat kat yağlarının teşhirindeki belden aşağı saldırıyı açıklamıyor. Özalları kurşuna dizilmek üzere direğe" bağlanmış çizmişti. "Üç torun sahibi bir annean- hangi toplumsal sorunu çözer?" Eleştiri ile kör kıyıcılık arasındaki yaneanneyi küçük düşürmek hangi toplumsal derde devadır?" "Bir başbakan eşi olduğunu bir an için unut. değmese ne olur? Açık edilmesi şamsal farka işaret ediyordu. "Ben de onu diyorum. Ve bana hocam Tütengil'in.

yabancılaşıyordu Günay. maalesef. yardıma. nazik. Refik. Elimden kayıyordu. müsamahakâr hoşgörü- korkunç değil mi? Allah vergisi bir çizim yeteneği. ama bebek değil!" ginliği azaltmaya çalışıyordum! "Ne demiş şair? 'Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın!' demiş. korkunç bir silah oluyor ve vuruyor!" bu! Ama. refik. muhip. O hisse kapıldım yine. ben 'Hz. insanoğlunun maddi ve manevi lü olan. yabancılaşmayı. "Tek bir kuşa- çıncı deliği olduğu önemli değil! Sonra. yine. sen biliyorsun ki. Muhammed o yıl doğmasaydı. insanları safi katıksız. söndü. Biri bilmedi- iyiliğini isteyen.. "Müşfik." . Suat'a gelinceye kadar o kadar na!" "Haklısın. Hayırhah. rıfki.. Muhip.. sevgiye muhtaç "Müşfik." dedi Günay." dedim. Bunu ilkel bir bahane olarak görüyorum. otoriter ahlâkın bekçiliğine talipse. cömert. onu." Sesi alçaldı. senden ayrıldığım nokta yine aynı nokta. organik Aydınsallığı ya da dilersen statüko bekçiliğini." dedi Günay Rodoplu. Odayı sağır edici bir sessizlik kapladı. bir kuşak bırakırken öteki devralıyor! Suat çok genç. yoldaş. hayırhah. "Hiçbir toplumsal sorunu çözmeye yönelik değil "O yaşta bir genç adamın ruhunun böylesine zedelenmiş olması ne çok yanlış var ki! Suat gerçekten de zurnanın son deliği. başkasının kederiyle ilgilenen. olana merhamet ve sevgiyle koşan. ivazsız hesapsız sevgiyle besleyen demek. ben yine aynı şeye takılıyorum. Ona takıldığın zaman bozuluyorum. zurnanın ka"Delikanlıya ne diyorsak. Oğuz Aral'a ne demeli? Senaryo onunmuş baksağın işi değil bu! Ama. alçaldı. ötekisi unuttuğumuz bir dilin insani değerleri.." ger"Öyle! Statükonun. dost olan. kerim. Kerim. onun yerini başkası alırdı' da yokum. Rıfki.ğimiz. yardımcı. Bu oluşumu.

Gözleri bulutlandı yine. hoşnutsuzluk duygusuna kapıldım! Üçüncü kupür." dedi toplumlarda yapamazsın. paylaşılmayan her şeye karşıyım. sevenlerine. "Müslüman sın. "Merkezi 'ille de ben' olan. Batı toplumlarında hiç yapamazsın. Sosyal sadizmin cezası büsbütün yoktur.. bu da Suat'ın dedesi yaşındaki Cüneyt Arcayürek!" Cumhuriyet "Semra Hanım'ın sarkık göğüslerini sevici Papatyalar dikeltiyorlar!" "Vay. statükoyu korumak. zan şüphe altında hüküm vermek günahtır. gibi yapıp. Amerikan siyasal yaşamında Beyaz Saray. bu delikanlının kendi dışında kalan dünya kime -bu durumda Semra Hanım'ın ailesine. kokusuz ve ağırlıksız" sa. ses çağrışmayla bobiyi anımsatıyor." dedim. ciddiyetle. Türkiye'de yaparçünkü. "Bak. Belki de. 'Büyük Yalan'ın parçası. "Oğuz Aral'ı sevdiğimi düşünürdüm. Günay daha hâlâ karikatürdeydi. Sözü değiştirdi. insan olmadığı yolunda bir hüküm geliştirmişti.. Bir sosyal soruna.da Ali'ninki gibi "renksiz. . Ne yazık!" Hıbır'la sonuçlanan rezaleti düşünüyordu. seçmenlerineve ne acı verdiğini umursamayacağını. ülkenin yönetiliş biçimine karşı çıkıyormuş Ve ben yine aynı duyguya. Kongre. daha doğrusu basının gücünün böylesine alçakça gazetesinden kesilmiş bir makaleyi gösteriyordu. vay. insana yabancıysa. yasalar izin vermez. vay!" demişim! "Otoriter ahlâkın. Bobi neyi anımsatıyor? Ku- duzu. Lobi. ahlaki çöküşe karşı tavır almıyormuş gibi yapıp. düşünüyordum. onların "Biliyor musun. Ulusal hasletlerimizdendir. hükümet." diye içini çekti." dedi Günay. otuz bir çekmek! Yani. İlhan Selçuk'un "Lobi ile Bobi" başlıklı köşe yazısıydı. kullanıldığı bir toplum olmadığını biliyorum. Lanet olası! Kirlenirsin ve yine içinde bir boşluk kalır!" Günay. vay. "Yapma!" dedim. "Haklı olabilirsin. "Lobi. "Mastürbasyona karşı mısın?" Aptalca bir şakaydı.

bunun adı da Amerikan lobisi. Biz bu yolda başarıya ulaşamazsak.. Mustafa Amcamın Washington’da görevli "Ben-sevicilerin nesnellik yetileri yoktur da!" olduğunu biliyordu. o güne dek saldırdıkla"Cumhuriyet yazı işleri müdürü aptallığı teşvikten hapse girse yeri!" rı icraatı zorunlu olarak benimsediklerini. "Bir İlhan Selçuk'un özlediği iktidar konumunu elde etmesi halinde - li Devrim Partisi gerçekleşseydi. Ankara'daki Amerikan lobisi.. Bizim sivri akıllılar. Türkiye 'deki Amerikan lobisini dağıtmak gerekiyor.. Selçuk'un yazısına bahane bulmaya çalışıyordu. Amerikalı istediği şeyi Türkiye'den kolaycacık ve şıppadanak alacaktır. Çünkü bu lobiyi. Amerika'daki İsrail ya da Yunan lobisinden kırk kat daha güçlü. Bu amansız. düş kırıklığına uğrattıklarını. Türkiye'nin çıkarlarını korumak için Washington 'da bir lobi kurmaya çalışıyorlar. Türkiye'nin Washington'a karşı ulusal çıkarlarını koruyabilmek için Amerika 'da Türk lobisi kuracak yerde. Amerika’da kurulacak bir Türk lobisinden vazgeçmesi mümkün müydü?" rabilen nefretin nedenini düşünüyordum." dedi Günay. " maya çalışanlar?" "Lobi bobi kuduz köpekler mi. devlet yönetimi kesiminde belirli amaçlar doğrultusunda etkinlik gösteren baskı grubuna verilen addır.daha kısa deyişle. Amerikalı lobicilerle birlikte Türk bobileri oluşturuyorlar. daha da kötüsü.Mil- . komik olduklarını. ye! Gülmeye başladım. tabii. yani? Amerika'da bir Türk lobisi kur"Affedersin.. bu insanlara kuduz köpekliği dahi yakıştı- biliyorsun bu uğurda askerlerle birleşip darbe yapmayı bile denedi!. Oysa en büyük lobi Türkiye 'de kurulmuş. Değildi. halkı asla yerine getiremeyecekleri beklentilerin içine soktukları için. Canım yanmasın diNesnel koşullarla karşı karşıya kaldıklarında. yılgınlığa sevk ettiklerini söylüyordu. Bunların en ünlüleri de İsrail ve Yunan lobileridir.

'"Borsanın Sonu Beladır!'" "Allah Allah?!" konuda uyaracak. tabii. bir kupür buldu. İnsan nasıl da her gün gördüğünü görmez oluyor! "Her halükârda koyacak adam. iyi mi? Şiddete bak!" Necati Doğru'nun sütununun adının." Kupürleri art arda çevirmeye koyuldum. bezemeye varan bir antik fütürizm anlatımını gerçekleştirmek. Ve 2000'e çeyrek var ve dünya ekonomi üzerine duruyor ve bu adam Türkiye'nin en ciddi gazetelerinden birinin ekonomi cı yapmazlar!. Türkiye'de sermaye piyasası yerleştirilmeye çalışılıyor. "Narsizm böyledir. ." dedi Günay.." dedi Günay. "Hayvan Kime Denir?" İrili ufaklı puntolardan gerçekten de karalama. sosyal sadiz- min belirtilerinden birisidir? İngilizce parçalamak. değil mi? Bu adam da insanları bu uyarı gibi görünüyor. O bir başbakan!" bir ünlem vardı. "Ve biliyor musun. Bu bir tarafa.miyorsa vay halimize! Nesnellik aramayacaksın... bir 'Wall Street Journal'da adamı kapıkırıyordu. ekonomi sayfasını yönetiyorsa. sağcılık değil. değil mi? Bak. Ama başbakan konusunda haklıydın... ama halisane bir ağzını açarken küfürle başlıyor adam! Ve hiçbir gerekçesi yok. Yooo. Uymasa da'. bak. Sağlam gerekçelere dayanmayan. zaten. kin fış- borsada oynayanlar kimlermiş? Ayyaş rantiyeler. 'Uysada. Nefret ve karamsarlık! Mehmet Kemal... Flaşta olmanın dışında. Daha "Solculuk değil.. yanında "0 inanılmaz bir adam. "Mesela. rına karşıt. hiçbir şey değil bu! Dahası davar! Bak." sayfasını yönetiyor! Bir 'Times'ta. Türkiye bile buna layık değil. Muhatabı aşağılamak. Fransızca parçalamak.. ekonomist değil. cebi delik aktörler.rasyonel dağılım sürecinde marjinal fanteziler türetme çabala'Ben de." dedi Günay. ya. " "Bu da çok yaygındır.. folklorik motiflere.. territorial armi konsepti dedi diye Özal'a takmış. "işler onun düşündüğü gibi git". ama!" Uzandı. alay.

tüyleri dikenlenen ciltlerimizin serinliğinden hoşnut. "Dışarı çıkalım. vazgeçmişler. gibi değil. Az sonra da şafak söktü. yerine kaldırdı. Çüş!" başlıklı bir yazıya takılmıştı. sabahı ettiğimizi Boğaz'ın öteki yakasından Şehir yeni yeni uyanıyor. "Bu bize. inanmazdım!" deyiverdim.. Günay'ı uzun uzun süzdüklerini hatırlı- çıkarıyorlardı. kıyıya. eski iskelenin oraya yürüdük. naylona sardığı teybini çalıştırdı. bırakalım artık. Yaşar Kemal'in. Maydanoz bahçesine yürüdü. "Çüş be. Gözüm." "Hadi. Batı'nın hediyesi! Ölü- çok daha asil bir medeniyetin çocuklarıyız!' değil mi'" ipek gibi keserdik kıtaları." dedi. Ürperen. Rahmetli Örsan veren Mitterrand'ın elinden edebiyat ödülü almasını eleştirenlere sövü"Hayır. "Sen Cama Tırman". kesin bir sesle.. kılıcımızdan kan damlardı!" Sesim. Ülserimin kıpraştığını hatırlıyorum. Öyle yaptık. Günay. işlerine dönmüşlerdi." dedi Günay. Saatlerdir konuştuğumuz sayrılığın tuzağına düştüğümün geç farkına vardım! Günay hiçbir şey söylemeden kalktı. niyetlendiğimden çok daha alaycıydı. Sınıflandıramamışlar." diye mırıldandım. "Hep söylerlerdi de. Karlı kayın ormanında. Okumakla bitecek "Bir dakika!" Öymen'in yazısıydı.Refik Erduran. belediye şoförleri bomboş yolların keyfini Ağlarını onaran balıkçıların. gidiyorum geceleyin. Sis dağılmaya başlamıştı. o dönemde ASALA'ya açık destek yordu. uğultu halinde gelen ezanlardan anladım. yorum. "İnekten Düşmek". '"Biz çok daha eski. Çaycının gözleri çakmak çakmak çırağı. Dosyayı topladı." dedi Günay. seviciliği bize onlardan bulaştı!" Bu kadarı da fazlaydı! "Belki de hep böyleydi. "YÖK Demenin Arapçası". . "Yüzlerce var.

elini ver." "Sandığın anlamda." Aslında. nerde elin?" Ayrılma vakti gelmişti. Bıyıkları nikotin sarısı yaşlı çaycı." dedim. yaşlı yurttaşının elini istediğini anlıyordum. günceli dedikoduya indirip. nerde elin? tı.elini ver. yatıştırıcı bir tebessümle karşılık verdi. o da mırıldan"." dedim. Bütün bir geceyi. "Herhalde!" "Yorulmuşum. . sufi!" İstediği elin beninki olmadığını biliyordum. Her dinde yerin var. merceğini "Seni terk ediyorum. kanlı bir kayın ormanında geçirdiği- "Niye?" Gözlerini kocaman kocaman açmış. jilet gibi bir sabah. Kuran. maya başladı. Tevrat. Tanrı'nın yarattıklarını "miyoplar da görebilsinler diye. şekilleri net. tüm kitaplar senin!" "Bir gün seni bir güzel dövecem. bizden yana kaygılı bir bakış fırlat- ni." dedi. Günay da güldü. garip. "tam Süreyya'lık" bir sabahtı." Güldüm. Son yıllarda tasavvufa duyduğum ilginin beni kendi ruhumun derdi- ima ediyordu! Haksız da değildi! Epeyce bir süredir. "Tabii. su gibi gülüyordu. karlı da değil. Günay Rodoplu!" "Aşk dinine mensupsun sen. Günay fark etti.Efkârlıyım efkârlıyım. İncil.. "yalan söyleme!" diyordu. "İyi. "Bu dünyada ama bu dünyadan değil. kararsız karayelin şehrin elini yüzünü sildiği. Az sonra. ne düşürdüğü için ülkenin yaşamsal sorunlarını Allah’a emanet ettiğimi indirgemeyi öğrenmeye çalışıyordum. "Ben gidiyorum. Sen yormadın. değil. renkleri renk kıldığı"..

"toprak ve ot" kokularından bahsetmeye başlayınca muştu. o da şimdi yazacağım laştım.ot kokusunun girdiği her şeyi insan için olan bir oda. Oraya tek bir kişiyi kabul ediyordu. Günay elini çantasındaki kitaba attı. "Gitsen iyi rının alçakgönüllü kararlılıkları vardı. elektrikli araçlarda Ciddi parasızlıklarda." dedi. "Pencerelerinden Metropol kokusunun değil. Yerinde bambaşka bir şey. maddi-manevi işkencelerde Telefonla kız tavlayan gencin neşesinde. Şöyle bir baktı. haksızlıklarda Koparılıp soldurulan bir çiçekte. ben hızla uzak"Pencerelerinden metropol kokusunun değil. ertesinde Balkonsuz ve manzarasız sosyal konutlarda Çocukları ve insanları sevdiklerini sanan sanatçı kardeşlerimin sanatlarında Güreşçi develere benzeyen meşhur adamların . toprak ve edersin!" diye de ekledi. dizelerin yazarıydı. haklı olduklarını bilen eylem adamlayüreğinin hepimize kapalı bir bölmesinde inzivaya çekilmeye hazırlandığını bilirdim. parfümünde Durur beklerim orada Bunalım geçiren "çok iyi bir insan. toprak ve ot kokusunun girdiği her şeyi insan için olan insana göre bir oda" Birtakım takımların değil insanın kiralayacağı bir oda Eşyaların değil insanın olacağı eşyaların değil insanın yaşayacağı bir oda Durur beklerim orada Dağ başında. serbest" hanımların gecelerinde içip içip yatmaların arefesinde. kalabalıklarda. Yüzünde az önce gördüğüm iyimserlik kaybolGünay Rodoplu.

eskaza yorarlarsa sıkılanların kibarlıklarında kişilik makyajlarında ve bütün makyajlarında Durur beklerim Yetinenlerin dangalaklığında Yağmurun altında. bankalarda. kasalarda. bahar dalında . havacıvalarla sürüp giden evliliklerin karmaşasında Paralarda. kesif zevk uzuvlarını yoran mevzun ve atletik vücutlarını yoran ama kafalarını yormayan. sünnet. köpüksüz bir dalgada Durur beklerim Nesli tükenmiş zanaatlarda ve zanaatkârlarda Apartmanlar arasına sıkıştırılmış çocuk ve araba parklarında Her sınıf vatandaşın iç ve dış piyasaya karşı giriştiği büyük. milli ama normal taarruzda Benden sonrakinin benden önce dolmuşa binme çağdaşlığında Durur beklerim Doğum günü. evlenme. hesaplardakitaplarda Durur beklerim Oralarını buralarını. kayıp ve ölüm ilanlarında İçki-müzik ortamlarında doğan ve çok kısa süren maceralarda Taşıma sularda.aksesuarlarında Durur beklerim orada Kar yağışını seyrederken kıyıya vuran küçük. altında.

. tamam mı vb. "çok zevkli lerde "Artık korkusuzca gidebiliriz her yere " "Ne iyi oldu. Batı 'ya hayranlıklarında "Olay. sükûnu yurtdışında bulan vatandaşlarla ünlü-ünsüz sanatçılarımızın ortak ve haklı kaygılarında Bazı bilimsellerin karışık kafalarında sakallarında. üst-baş konularındaki modalarla donatılmış mamur ve müreffeh ama biraz yabancılaşmaların ömründe Dururum Bilumum avantalarda. oldu. özgürlüklerin. yani. gibi. şey. kadınların "görüşme" tekliflerinde Dururum "Çok iyi" hazırlamış sofralarda "Nefislerde. mal-mülk. tezgâhlarda Kiminle neden evlendiğini "çok iyi" bilen kiminle neden evleneceğini "çok iyi" hesap etmiş olanların ebedi saadet tablolarında On sekiz yaşını doldurmuşların. fırsatlarda." sözcüklerle her şeyi anlatabilenlerin konuşmalarında Yeme-içme. "harika"larda. başıbozukların bütün aşılarını yaptırmış. genelde. çok keyifliyim bu gece" diyenlerin ve "mutluluk durumu" olanların boşa giden sesinde Dururum Günümüz insanının haz ve lezzet altı. haplarını almışların rüştlerinde Erkeklerin "yemek ".Dururum Huzuru. iyi eğlendik.

(tıp. Çok sürmedi. tıp.. Çok uzaklarda bir yerlerde (nedense. tıp. hoyratlık. Gün bulandı. yapraklarına baktı. yordu. bencillik. o yer illa da Banaz Yaylası olmalıydı!) karlar erimeye başlamışlardı. özensizlik. filizini tutan hanımeline. karayelle boğuşan saksılara.. ben eve döndüm. saatlerce. yerden olmayacak bir yük- seklikte. Yeter yukarıdaki oda.yani hurdahaş oluşunda Dururum Kumların üstünde ve güneşin altında değil ağaç ya da çardak altında öküz gibi. tıp. tozdan nefes alamayan. sevgisizlik. bitkilerin sa- İyiydi hoştu bu karayel. küçücük çıkmada. tıp. "Bu günlerde öylesine kendime düştüm ki. sizi görmez oldum!" hiplerinin kişiliklerine ilişkin ne çok ipucu verdiklerini düşündü. kayıtsızlık. ama maydanoz bahçesine hiç de iyi davran- ardına kadar açtı. Maydanoz bahçesi Rodoplu'yu görünce sitem etti. mıyordu! "Buncağızlara dikkat et. İmanına kadar dolu trenler. Tıp! Moldau!) karda kılcal izler aça- Çocuk gibi seviniverdi birden: Karayel bahar kokuyordu! Pencereyi . Nicedir sulanmı"Affedersiniz!" dedi." rı doldurdular. bre!" Patlamaya hazırlanan koncaya. tıp. karayemişin Taşlaşmış toprağa kilitlenmiş. ıtırın saçını okşadı. tahta bir masada rakı içip keyif çattığımı sanan sağlıklıların gittikçe azalan beyin kıvrımlarında Dururum işte önemli değil. minibüsler yolla"Herkes o yana giderken. vapurlar. Damlalar damlalarla buluşuyor.

İncitmekten korkar gibi. neşelendikçe söyledi. ot koktu. "Buyurun?" . ya!" Karcı nereye. "Kış uzaklaştı. ey canımın canı efendim. hücreden ayrı ayrı sorumluymuşçasına. karayel zayıfladı. ben oraSöyledikçe neşelendi. kalk ama artık!" "İlkbahar ayini!" Doğu'da ışık! Fırtınalı umman.. Bahar evin ortasında çınladı. Telefon çaldı. ben oraya! Karcı nereye. Topaklarını ovaladı. Uğur getirsin. bir Hint (Tiruvaşagam!) duasıydı ama ne gam! Coştukça coştu Rodoplu! Tomurcuklar patladı. her bir ne su serpiştirdi." aslı. çaya koşturuyorlardı." diye sürdürdü. ben oraya.. efendim!" neş'e neş'eydi sesi. maklarını kevgir etti. par- şeyler aradı.rak ilerliyor. şafak söküyor"du. "Selam. Kalk artık yatağından! Kalk. "Kar satan adam dağdan indi. güle güle otursunlar diye de yağmur niyeti- "Buyurun. ekleyecekti. az ötedeki lacivert. ama delikanlı. kış uzaklaştı bahar geliyor. Çiçekler açıyor gözlerinde. bahar geliyor. Yeni evlerine taşıdı. aralarından geçirdi. az daha "Hoşgeldiniz!" diye "Aa-lo!" dedi. özenle temizledi kökleri. tanımadık erkek sesi. toprak koktu. "Ve kutsal çehrenden güneş doğuyor. Bir nakarat tutturdu. ütülü bir çarşafta karar kıldı. Yere serecek bir Çarşafın üzerine "tertemiz!" toprak döktü. Karcı nereye. Bembeyaz. "gece uzaklaştı. Saksıların topraklarını değiştirmeye niyetlendi. Eşeğinin semerinde çiğdemler vardı.

Şafak Özden. koca bir dünya Baba'nın idamla yargılandığını ne zaman mı öğrendim? Bilmem ki! Belki nerede olduğunu sorduğum zaman." Tanındı mı. Sen ilki gelecek şafakların. buyurun. hicranlı bir aşk hikâyesi bile yazardı! Notlarını Olurdu. En gönül açanı: Şafak! Güneş ufku terk edince. Uyanın dostlarım. Işıkların en güzeli." "A. iftiraydı." "Benim. kan davası değil."Günay Rodoplu ile görüşmek isterdim. Kadıncık Mehmet'e: çıkardı. tabii! Nasılsınız Şafak Bey?" "Ben. Hayır. Cumartesi günkü imza günü için arıyordu. Günay. Özden konuşurken bir nakarat da ona tutturdu. Siyasal . bugün her şey olur. olur! Öyle keyifliydi ki. Gazeteye ilân verecekti. olur muydu? "Tan yeri ağarıyor bak. İşaret almayınca açıkladı. Şafak Özden. Sen geçen şafakların sonuncusu. Tahtına kurulur Gece. Çok güzel bir sesti. küçücük bir odaya sığar. Sonra saltanat Şafak'ın. belki de Örenlerin her hafta sonu zikredilmeyen bir yere gittiklerini fark ettiğim zaman. Sonu geldi karanlıkların. uyanın!" "Olur değil mi?" diye soruyordu. Masa ile aynı hizadaki gözler! "İmza gününüzde tanışmıştık. (mey?) Öğleden sonra ikide gelip evden alacaklardı. evet." dedi. diye az bekledi.

Kaburgalarında zulmün izlerini tek tek saydığımı. senin baban! Canımla korurdum. çok hastaydı. bir de bana söylediler. Hasımları Baba'nın yazıhanesini taradılar. Yıllarca saklanmak zorunda kaldı. şunu alıver!' Fanilanı uzattığını hatırlıyor musun? Boynundan. Nerede saklandığını. Sana. Sonra da. sen mi istedin? Nasılda gururluydum o yakışıklı çehresinin gölgesinde! Nasıl da gururluydum hastane koridorlarında! Bana emanet edilmiş bir ağa! Koca bir aşiretin ağası. birçok yakın akrabalar biliyorlardı. bileklerinden ötesi süt beyazdı. Onlarca şahit vardı. hemşerilerinizin ihanet etmesinden korkuyordunuz. Baba. Kemiklerin sayılıyordu.rekabet. (29) Kadıncık Portre'ye: Nasıl bir iltifattı! Güvenin başıma taç oldu. Ben mi talip oldum. canım. Dava yıllarca sürdü. (30) Kadıncık Baba'ya: Seni soyduğumu hatırlıyor musun? Kızım. utancımdan yüzüne bakamadığımı. onu komplo kurmakla suçladılar. siz nesi oluyorsunuz bunların?" . daha doğrusu iki aşiretin iktidar kavgası. Hastaneye gidecekti. 'Baba' demeye o gün başladığımı hatırlıyor musun? (31) Hekim: "Hanımefendi. AP-CHP çatışması.

'Kariyeristsin. birilerinin Kadıncık kızı. sen!' derken. şedidi? Baba değilse amcalar. 'yankıladı'. Pek de zor olmadı. affetmeyeceğin tek şey. Yalanımdan utandım! Sana duyduğum sonsuz sevgiyi gizlemekten utandım! Anlatma yolunun onları da sevmekten geçtiğini sandım! Aşağılık sıfatlardan korunma yolunun. İçimdeki sevgi kıvılcımlarını körüklemeye giriştim. adam öldürmekti? Şiran. Şehabettin katil değil miydiler? Şiran'ın onların oğlu olmaması neyi değiştirir. Baba. Abidin. yürekten sevmekle mümkündü. haksız mıydı? (33) Aşiret: Ki ye? (34) Kadıncık Portre'ye: 'Ortağımın babası. O sıfatlara layık olmak ancak onları gerçekten.Hemşire: Bakıcı: Aşiret: "Siz! Nesi oluyorsunuz?" "Bak buraya! Sen nesisin bunların?" "Ki ye?" (32) Kadıncık Kadıncığa: Hani. hain. Aksi aldatmacaydı. (35) . Kadıncık ablası olmaktan geçtiğini sandım.' dedim Şiran’ımın ortağıdır. Benimkiler. Aldatamayacak kadar onurluydum. seninkiler rahat bir nefes aldılar. Hani. idamlık acımasız. 'idam' kelimesi dehşetengiz.

Ağabeyiniz istediği sürece varmışım.Kadıncık Baba'ya: Suat'ın karısına. Hâlâ o kadar zayıf mısın? Burun ameliyatı oldun. bedenlerinden kendine barikat kursan. beni sevdiğiniz için kabullendiniz sandım. Arkamdan konuşmadınız. soyluluğunuzdan sandımdı. Kadıncık'mış ne fark ederdi? (36) Kadıncık Baba'ya: Ah. lens taktın mı? Feride'ye: Şen kahkahan hâlâ kulaklarımda! Deodorant kullanmayı öğrendin mi? Suphi İngilizcene yardım ediyor mu? Ferit'e: Eve kabak tatlısı girmiyor.' dediğin zaman anlamalıydım! 'Senin' çocukların. Bilemedim. Bilemedim. Çin yemeği gibiymişim. Varken ilginç. 'Bizim çocuklarımızı bize ver. elbette aile gemisini yeğleyecektin! (37) Kadıncık Örenler'e: Yıllar önce evinize geldiğimde. Bakamaz oldum. Bilemedim. Bilmedim. nereye istersen git. ettim de ayrıcalık vehmettim. Alçakça bir sükûtmuş! Meğer. Yen- . babanızı veliahtı kimi getirse kabullenirmişsiniz. yokken özlemeyecek ve asla gerekli olmayan. Çiçek'e: Sorunlu küçük yüzünü özlüyorum. engin hoşgörünüzden. Baba! Ne ettim. dölünün dölünden olmalarındı! Üst üste yığıp. Beni ben olduğum için hiç sevmemişsiniz. kim ne diyebilirdi ki? Analarının adı Vicdan değil de. aşağılamadınız. Mürettebatın en adi korsanlardan da oluşsa. dedikodu etmediniz.

Kim bu karı? Ne işi var evimde?' demeliydin Baba. sormalıydın.gen pişirmeyi öğrendi mi? Sana da pişiriyor mu? Rana'ya: Muallimin camı kırılmadı mı hâlâ? Huysuzluğun geçti mi? Büyüdün mü biraz? Dördüne: Sizler geçiyorsunuz Bir sessiz ikindide Sizler geçiyorsunuz Derelerden değil Değil yollardan Yüreğimin Gelip geçip çiğnediğiniz Yüreğimin ortasından (Not: Serzenişlerde Berfe'ye müracaat!) (38) Bülent: Ağlama be abla! (39) Nâzım: Ağlama be abla ağlama! Kara bahtın aynasına el bağlama! El bağlama ağlama! Kadıncık Baba'ya: Kadıncık Baba'ya: Kahveye inmek için benden izin isterdin Baba! Ne yapacağımı şaşırırdım! Bana sunulan Ağa' olaydın. Kardeşini oğlunla beraber gömdüm. Kadıncık kızını arayıp. Ne yapacağımı şaşırmazdım! Kadıncık Baba'ya: Kadıncık Baba'ya: Bana sunulan 'Ağa' olaydın Baba. yüzlerce fin- .

Hanımağa? Kaç yıllık selam birikir? (40) Baba: Kadıncık kızım. Ne Köknel bıraktım. 'isyan etmek en kolayı. ne Aktin Hiç hesap ettin mi. Dönüştürmek uğruna yıllarını veren sen.' demiştin bana. Sen bir ağızlarını arayıver. Dönüştürmek gerekir.can mırra pişirdim. sizin yokluğunuzu kapatmak için . bunu ağzınıza bile almazdınız! (42) Kadıncık Portre'ye: Yerden göğe diktiğim küplerin en altındakini aldı. Ben belediye başkanlığına adaylığımı ANAP'tan koyacağım. Baba! Birinin hatırı bir yıl olsa. bakalım ne diyorlar? (41) Baba'ya (söylenmedi): Şiran'a şu kadar saygınız olsaydı. kaç yıllık selam birikir? (39) Kadıncık Hala'ya: Kızını on iki yaşında kocaya verdin. Şiran’ım. hasımlarımız SHP'ye geçti. 'ama gelişmeyi durdurur. Dellendi.' 'Dönüştürmek' yani yılların Baba'sına babalık etmek. hiç hesap ettin mi. isyan eden Baba oldu! Türkiye devrimcilerinin kaderi olmasın? Aman olmasın! (43) Şiran'a: Baba belki de. Oğlanlara söylemedim.

koruyun. hayatımda? Hiç farkına vardın mı? Bu yıl yine mercimek mi ektin? Hava raporlarına bakılırsa kurumuş olmalılar. Baba? Baba? (50) Kadıncık Anne'ye: Yağmurun balkonda asılı halının üstüne boşandığı geceyi hatırlıyor musun? Yirmi kişi var mıydık evde? Bir sen. bir ben süzüldük balkona. Nasılsın? Nasılsın. Suphi gitsin. Yanıma gelin.böyle yapıyor. Aynı kaygılarla hareket eden iki . (46) Şiran: Hiçbirimiz gelemeyiz! (47) Kadıncık Şiran'a: Demokrasiye ne oldu? (48) Şiran: Pekâlâ. (49) Kadıncık Baba'ya: Ne zaman bunca önem kazandın. Bırakın hayatını yaşasın! (44) Şiran: Sen bu işe karışma! (45) Baba Şiran'a: Hasımlarım var.

kıyafetin çok güzel! (54) Kadıncık Portre'ye: Niye kızıyorsun? Güzelin tescil edilmesi için Vak- . (53) Kadıncık Anne'ye: Bu yaz da geldin mi? Yün yatakları bahçeye serdin mi? Kaburga getirdin mi? Ya badem? Seni özlüyorum. Şiran’ım! İki oğlan torununun ebeliğini yaptım. bacım. Benden sual ediyor musun? Anne?? (53) Kadıncık Anne'ye: Sen onlara aldırma. Nasıl da sohbet ettik. sana emanet. İptal edilen bir 'cicianne'liği.kadının gece buluşması gibi dostluk var mıdır? Ne ağırdı değil mi? Yerinden kıpırdatamadıktı! Sarıldığımızı hatırlıyor musun? Dil bilmez Türk'e sarıldığını. hâlâ anlamış değilim. hatırlıyor musun? (51) Kadıncık Anne'ye: Çocukları İstanbul’da bırakıp. tekrar tekrar 'Sana emanet!' Merak etme! Merak etme! Tekrar tekrar 'Merak etme!' 'Ben bakarım! Olur. Kuran dilinden başka ortak dilimiz yoktu. memlekete döndüğünüz geceyi hatırlıyor musun? 'Sana emanet. reçel de yaparım!' (52) Kadıncık Portre'ye: Nasıl da ciddiye aldım.

boş vermek dedim. O aptal da. sana rağmen getirdim seni! Çünkü doğru olan bu. Hal buyken. bir başka karının peşine düş. sırf portresi yapıldı diye ulufe dağıtsın! (56) Kadıncık Portre'ye: Yuvama müzahir olasın. soframdan eksik olmayasın diye. ben de yapardım. yahu! Pes! E. çünkü üşenmiş! Şimdi senden ayrıl.ko'da satılması mı lâzım? (55) Bülent: Nilgün: Kadına bak. senin aşkın ikinize de yeter. geldim. bin yıl sırtımda taşırım be! Bülent: Nilgün: Bülent: Ne lan. manyak işte! Ulan kızım. yapmadık mı? Hadi be! Modelin gelmedi diye beni kullandın. bir daha bok bulur! Rüyasında mı görmüş böyle Kenan Evren gibi bir resim? Birisi benimkini yapsa. senden daha iyi mi olacak? Onun da garantisi yok! En iyisi. Beni bu kadının Şiran'ı sevdiği gibi sevseydin.' dedin. ev tut. Böyle demedin mi namussuz? (sırıtan Bülent) Kadıncık Dost'a: Portreden Şiran'a ne? Hangi bizon ilkel bir resmini çizdi diye teslim olur? Meğerki öyle kendini beğenmiş olsun ki. Nilgün: Sen beni çok sevdin de sanki! Geçen defa çekip gittiğinde ne dedin? Geri gelmiş beyefendi. bir de fatura mı çıka- .

Şiran. Mehmet: Nilgün: Siktir lan! Ben ararım ağbi! (telefona gidişini seyreden Kadıncık) (58) Şiran'ın telesesi: Efendim. diye kınıyorlar beni. Vefan beni acıtıyor. benim cesaretimi kırıyor. eFENdim. Kadıncık'ın ta kendisi! (57) Nilgün: Kadıncık: Bülent: Ulan. ayıplanma. vefa: Tarihimi unutamıyorsun. Mehmet? Sen bilirsin. yine dinliyorum. ikrar-ı hak talebin. Kınanma. Üstelik. Şiran'ı. Kadıncık. Şiran tende can. şimdi bundan ne anlamamız lâzım? Ha. ALO! (59) Kadıncık Portre'ye: Sesini dinliyorum. ağbi. alo. benim için de talep ediyorsun. ALO! Efendim. İkincisi. eleştirilme şiarım oldu. umutsuzluğa düşürüyor. ne yapalım? Gidip getirelim mi? Hangi birini? Yani.raydım? (56) Kadıncık Kadıncığa: İki huyun var. telâffuz edildiğini duy- . hayatımı altüst ediyor! Birincisi. adalet: Tülin için talep ettiğin adaleti. Alo. yine dinliyorum. İki huyun var ki. Alo. eFENdim alo. Ne gam?! Senden bahsediliyor ya! Adın bir ümit.

Senden fırsat mı kalır? Okulda da böyle ukalaydı bu! .Anam sen de! Herif buradayken böyle davranmıyordun ki! .O da zaten hiç konuşmazdı! .İlişkinizin ne olduğunu bile doğru dürüst bilmiyorduk! . Bunun da yıldızı düşüktür. . ikiniz için de böylesi hayırlı! (Zaten . bunu ister misin Şiran?' Etrafında dolanıp duruyordun ama sen ezmişsindir. 'onu ister misin Şiran. abla! . bıraktı herif! (61) Kadıncık Portre 'ye: Şiran’ım.Mazoşist. Sana şu kadarını söyleyeyim. Kullandı kullandı.iktir etti adam! Daha ne bekliyor anlamıyorum ki!) . .Abartıyor.Adamın geldiği yer belli. Şiran’ım!! Gözümün nuru! Bak.Yalan değil! Ezdin durdun adamı! .mak mutluluk! (60) Koro: .Canım tabii.. bana neler diyorlar! Hadlerini bildir şunların! Sahip çık bize! Sahip çık ne olursun.Olacağı buydu! Çok bile dayandı. yaşanmışın. nerede var bir maganda onu bulur. doğ- .Biz senin Şiran’ı bu kadar sevdiğini bilmiyorduk bile! .

runun başı için sahip çık! (62) Kadıncık Koro'ya: Maganda. . . (64) Kadıncık Portreye: Omzunu uzat Şiran’ım. nedendir. . Şiran? Qui est? Neden sorulması gereken soruların hiçbirini sormuyorsunuz? (63) Koro: .Y2-Y1 2(Y2-X1) Y2-Y1 2 mi? . . ha? Şiran'ı tanımıyorsunuz bile! Hanginiz onunla yüreğinizle konuştunuz? İki çift sahte lakırdı dışında. dostunun dost bildiğini dost etmek değil midir? Niye beni yalnız bıraktınız? Ki ye. iş sevdama gelince tüm saygınlığımı yitiriyor. . 'diploma'sını alıp. aşağılanıyorum? Bana ilişkin başka herhangi bir konuda haddinize mi düşmüştü böyle konuşmak? Dosta yaraşan. . . . hitabetinize layık' olduğunu ispatladıktan sonra! Bunca önemsediğiniz ben dostunuz. . Seninle bana değil! Herhangi bir kadıncığa hayat adına ağlayalım! (65) Kadıncık Kadıncığa: Y2-Y1 . ne bunu çözebildiğim ne de onsuz yapabildiğim yalan! . bunları konuşturan? Neden inanmıyorlar. . yürekten konuştunuz? İki çift sahte lakırdı! O da. deli muamelesi görüyor.

usanmaya hazır birinden ne beklenir? Kararsız sevdalara güvenilir mi? Ödünç verilmiş gibi geri istenen sevdalara ne denir? (69) Kadıncık Portre'ye: Sevgi seni yaraladı. polimetreyi.(66) Şafak: Aptallar da ondan! Oysa ben seni düzerken aslında limitleri. oh olsun! diyorlar bana. Ne yaparlar bana dersin? (70) Mehmet: Kadıncık doğru söylüyor. hata marjlarını düzüyorum! (Not: Bu haksızlık! Bunu çok daha sonra söyledi!) Bülent: Oh hooo! Yahu. kendi kendine fırladı damarından. yine ağlıyor bu! Seninle de hiç konuşulmuyor be abla! Ben de seni güçlü kadın zannederdim! Topla ama artık kendini! (67) Kadıncık Kadıncığa: Topla kendini! Yani? Acıdan usan artık! (68) Kadıncık Portre'ye: Acıdan usanmak mı? Kaburgalarında ateşten bir yürek yerine idare lambası yanan ben değilim! Kendileri! Söyle canım. Şimdi. vallahi hayır! O beni yaralamadı! Kanım onun varlığını hissetti. metropolün makro formunu. desem ki. . lineer aşamalı organik dokuyu.

tabii. xere ya! Hz. Amerikalılar ayda yürüdükleri için.(71) Bülent: Hak âşığı! Bu asırda. Bir tanedir. Bülent: Kurtaracak. aşkını namusunu lekelemeden korusa ve ölse. Kadıncık! Bir tane! (76) Tülin: Kurtaracaksın. o şehittir. tabii. (74) Kadıncık: Dağları delen Ferhat'ı ben hiç komik bulmadım ki! (75) Nilgün: Anam. sen bize benzemezsin ki! Sen güçlü karısın. (77) Kadıncık Kadıncığa: Binali: Sen kendini kurtarırsen. Shakespeare'in modasının geçtiğidir! (73) Bir kimse âşık olsa. Kendini kurtarırsın. Muhammed (sav): . xere ya! Sen kendini kurtarırsen. sallanan baş) (72) Edward Said: Bu saptamanın mantıksal uzantısı. pes doğrusu! (bükülen dudaklar.

midesi tutarmış olgusunu usunun gündemine dahi almayan. "İşime yaradığı için değil. daha da acımasız domdom kurşunlarının çocuğuydu. "derdi. o kadar. pazarlama elemanlarını sokağa her aldığında beline kadar soğuk terler döker." Kadıncık henüz Binali'nin ne verildiğinde minnet ne de verilmediğin de hiddet duyacağını bilmiyordu. Keyfilik. ödemelerin hiç değilse belirli bir zaman dilimi süreceği umuduydu. Sömürü düzeninin en galiz örneği pazarlamacılığın nimetlerinden kendisine her nasılsa düşeni her nasılsa tüketen Binali. talihine şükredecek hali yoktu. ne yokluğa yerinen bir derviş ve Tanrıtanımaz bir devrimciydi. O da o kadar. Dünya bir hayrattır. Binali. "Gücüm yettiği sürece veririm. Ne varlığa sevinen. Binali. dul anası ve tek kardeşini taş tarlanın merhametine terk ettirip. Dehası onu olmadık bir ilçenin. azot gerekmektedir. Gününde yatırmadığı vergilerden. "Burs gibi mi?" diye sorduran. Çok doğru! Şiran kusa kusa kazanırmış.(78) Binali!!! Binali! Yıllar öncesinden bir anı. birinin öte kine üstünlüğü yoktu. İTÜ elektronik laboratuvarına ışınladığında. bir ay sonrasının akarının belirsizliğinin suçlusunu aradı. . Azot yoksa zaten gül de yoktur. "Patron " dediği. Binali. Acımasız bir iklimin. olmamayı da rastlantısal olgular olarak değerlendirdiğinden. dokuz dersin altısı öğretmensiz geçen bir lisesinin diplomasıyla. Testiyi her şeye rağmen kırmamış. onu sevdiğim için para veriyorum. postaya vermediği kolilerden bunalan Şiran. Taksim Intercontinental'in girişinde aynı cümle. Ağaoğlu tavrı incitti. Binali. suya gidebilmiş olmayı da. Güle beslendiği azotu hak etmek için ne yaptığı sorulur mu? Gül'dür. her ay yapmadığı işler için para aldığı Şiran’i Kadıncık 'tan kurtarmaya çalışan.

"Hiç duymadım. Binali'nin Kadıncık'ın kimliğine ilişkin 'bil- . "yalancı" diyordu. ne diyor?' mesajını iletti. ilân etti. etiketlendirilip kaldırılmıştı. bir sınıfa atfetmemesi elbette ki mümkün değildi Kadıncığın. Anlamazsın!" Binali'nin 'bilimsel' şablonunun mutlakıyetinin henüz farkında değildi. hiç kullanmadım. "Anlamazsın. "İnatla fırçalanmayan dişleri. onu anlamıyorum. değiştirilmeyen lehçeyi. sen bize bakirsen. Gogi geldi. "burjuvasan. " diyordu. "Anlamazsın. ırkçısan" tanımlamasına dönüştüğünü içi burkularak hatırladı Rodoplu. 'Forus' olmaya mecBu "yani?"nin cevabının. Binali. bacım!" diyerek kaykıldığı sandalyeden çevresine bir göz attı. "Hiç kimseden duymadım. değel mi? İstanbulliysen. "Duymadım. ait olduğu dosyaya konulmuş. Onlara 'Forus' dersek. bir yöreye." dedi. karşısına oturdu sanki! burdurlar." "Anlamazsın bacım. " dedi." "Etme. Kadıncık. kazınmayan sakalı. kırodur' demirsen he mi?" diye sormadı. kıro'yu heç duymamiş sen?" Kadıncığa. Harran toprağının rengindeydi Binali'nin yüzü."Bilmem" dedi. Duyduğumdan sen nasıl emin olabiliyorsun. "Sen İstanbulliysen. Hollywood'un en bağnaz Musevi yönetmeninin Filistinli teröristlere bile yakıştırmayacağı kanlı gözlerini dikti. çoktan sınıflandırılmış. Oysa. çünkü sen devrimci değilsen!" "Yani?" gi'sinin. Anlamını da olsa olsa biliyorum. kih kih güldü. Zaten de Forusturlar!" "Gönlümüzün izinde biz kafamıza kurduğumuz şekle inanacağız. ama 'Kıro?' "Ben Şiran’ı tanıyıncaya kadar bu kelimeyi hiç duymamıştım." dedi. Şiran. "Şimdi. "Felsefenin icabıdır. 'duydunuz mu.

"den kastın. hâlâ da öyle!) Binali'ye: "Devrimci değilsin. İtham mesnetsiz. Bu onay. ya Rab!" Kendimi savunmaya. Görevdi ya! Anlatmaya çalıştım. zulmü. haklısın. Yıllar yılı savunmada olduğumu. pür nur. Orman kanununu. itham aptalcaydı. beceremedim. dünyada hiçbir adam öldürmeye değmeyeceğine inandığımı düşünüyorsan haklısın. Muhayyel bir gelecek için mutlak bir şimdiyi feda etmekten yana olmadığımı kastediyorsan. "sizden biri!" olduğumun onaylanmasıydı. öyle ilericiydiniz. yanılıyorsun. o yönde mücadele veriyor olmam ise. Bir babanın yaşamak hakkının çocuğununkinden daha az olmadığını düşündüğümü hissediyorsan yine . arkamı dönemedim. varlığımın. bu devamını istiyor. ordan!" deyip. sizi öyle seviyordum ki! Binali. Hayata kastolunmadıkça. yanlışı düzeltmeye çalıştım. yine de arka plânını anlamaya. bir tür onay beklediğimi yeni yeni fark ediyorum. yani ezilmeye. Heyhat! "İkna" benim en tapon silahımdı! (ne yazık.gerinen yaratıklarına dert yandı. maydanoz bahçesinin ılık güneşin altında keyifle "Her yer Gogi dolu. 'Hadi. Kadıncık Portre'ye: Yerinden kalktı. yanılıyorsun. sömürüyü. 'testiyi kıran da bir. kehanet mi. Öyle haklıydınız. pozitivizm! Akılcılık yoksa. Yine de. galiba Binali ile başladım Şiran’ım. suya giden de' gerekçesiyle zımnen de olsa savunduğumu düşünüyorsan. beni var gücüyle aşağılıyordu.

Böyleyken. (71) Binali: Billah.haklısın. (72) Kadıncık Portre'ye: Sonraki ilişkimiz hoşgörü üzerine kuruldu. Hatırımı sordularsa. gel sarıl bana. Günün 'parka' gibi. Tıpkı şimdi oturduğum masanın dünyası gibi. Şiran'ım. Nurhak sana güneş doğmaz' gibi müzikal parolalarına cevap vermiyordum. Şiran’ım. dışarı çıkması. 'arkamdan kapıyı kapat' uyarısıyla istenen bir hizmetçinin dışlanmasını yaşadım. kıvırtiyrsen. Ağa'nın kâhyasına selam vermek. kırmızı karanfilli poster' gibi görsel. ne olur! Üşüyorum. Ortalıkta dolaşmasına işi olduğu sürece tahammül edilen bir hizmetçi gibiydim! 'Aile' sorunları gündeme geldiğinde. neden Kürtlerle beraber olduğum. sen var olmamı istediğin sürece teslim edildi.. 'kariyarist'ti! Köylü efendimizdir'di ya! Efendilerine yaranmaya çalışan uşakların ezikliğini öğrenince canım yandı. Portre: Olur . bana en yakışan sıfat. Belki de bu yüzden. Buz gibi bir dünyaydı orası. bana yakıştırılan 'sınıfımdan beklenen kibirli haklıcalığım da yoktu. 'İşim'in ne olduğu. 'sen’in bileceğin bir iş olduğu sürece irdelenmedi. Varlığım. Gizlilik ve hoşgörü. Ağa'nın hatırını saymak anlamına geldiği için sordular.

bizi sevme. Sanırım Herhalde Bilmem. Herkese yaranmaya çalışıyorsun. sevgisizlik tohumlarını sulamak nesi? Peki. Oya: Tabii. Yüzde yüz bizden değilsen. (74) Kadıncık Portre'ye: İnsanoğlunun mutlak düşman ihtiyacı mutlak dost ihtiyacı kadar mutlak olabilir mi? Ne dersin. Seni yanımda KADIN olarak istemiyorum! Dedim kızım sana! Erkek olaydın. bari? Beni seviyor musun? (77) Şiran: Dr. davetiyesi hep unutulan Selime Teyze misin? (76) Kadıncık Şiran'a: Sevgi tohumları dururken. keser atardık! Sen sağ ben selamet! Kadını erkek yapamam! . Küfründe samimi olmalısın.Kadıncık: Sahi mi? Söz mü? (ışıl ışıl gözler!) (73) Şiran: İslamcı: Kariyaristsin sen. canım? (75) Kadıncık Kadıncığa: Selime Teyze'ye mi benziyorum? Cenazeden düğüne herkesin işine koşan. sana yaranabildim mi. İhtiyacımız yok.

Oya: Ama beni kadın olarak istemiyor! Fesuphanallah! .Kadıncık: Dr.

"Dükkân Şafak Bey'in." diye tanıttı kendi"Sağolun.VII Cumartesi günü kapıyı çalan Duran Kuran'ın belirleyici nitelikleri. değil mi?" "Yârin gül yanağından başka!" "Hayır. giysilerinin olağandışı düzeltiliyi ve diline pelesenk ettiği. efendim. 'efendim' sözcüğüydü. aydınlık." dedi. . benim. "Sizi almaya geldim. Aşağıda bekleyen arabaya bindi. Ama biz ortağız. güldü." "Efendim." dedi Rodoplu." Günay'ı oturttuğu arka kol"Ne güzel. şaşkın. tuğa döndü. yakışıklı yüzü. "Ahdimiz var. sini. ben Şafak Bey'in ortağı. Duran Kuran. her şeyi bölüşürüz." dedi. Rodoplu.

kasetçaların düğmesine bastı. İletişim Yayınları." dedi. efkârlıyım. elini ver. Orhan Pa- Üçüncü yazarı tanımıyordu. muk. Duran Bey'in temiz pak. acele ekledi.dükkânda kitap kadar." deyişlerinde. raflardaki Erdal Öz. Günay. bir gül aldı. yanında beliren Şafak. hizmet eden delikanlılar. okuyucu olmadıkları belliydi. nasılsınız?" Anadolu yakasında. hoş geldin! Gel. Kapının dıköşeye sinmiş olduğunu gördü. "Hoş geldiniz. yani Partirak. ilk teşhisini doğruladı Rodoplu'nun. müzik. Dükkân. paralı solun." fısıldadı. siyah etek . Günay. aradan uzandı. Kitabı tutuşlarından. sıraya girenlerin yaş ortalaması otuzun üstündeydi. Küçük şına çelenk-çiçekler dizilmişti. "Kerim Abi. Efkârlıyım. lilerin arasındaydı." ni andıran dokunaklı halleri vardı. bir başka eski tüfek yazarın bir "Canım. eğildi. diğer imza günlerinden farklı ola- kendisini sahiplenen. Hemen hepsi Rodoplu'nun elini sıkmak için uzanıyorlardı. "Ağbi. kim bunlar?" "Şişli'den kitap almak için ta buraya mı geldiler?" "Partililer." "Karlı kayın ormanında. Latife Tekin. Ancak. gel otur yanıma. tabii!" dedi Şafak Özden. kulağına . "eşek gibi gelecekler" tonlama- Günay’ın alaylı bakışını yakaladı. "Şişli'den. bazılarının kitabın adını iç- sıyla. nerde elin?" Tezgâhtar kız. evirip çevirmele- rinden. yaşlı yazara eğildi. doldu taştı o gün. "Gelecekler.beyaz bluz. az sonra onu da anladı. Maltepe taraflarında bir yerlere geçtiler. uzandı. Kerim Ağabey. merhaba. tabii ki gelecekler. bebek kadar kalemtıraş vardı. sade eşi. gidiyorum geceleyin. bebek. Yadırgadığı. "Türkiye'nin en iyi yazarı burada. onaylattı. viski servisiydi. köylerine gelmiş bir yabancıyı rahatlatmak istemilerinden hecelediklerini fark etti. "Neden gelsinler ki?" diyeceğini biliyor olmalıydı.

" dedi. dönmesi. 'Türkiye’nin Şafak Özden'in gözleri dışardaki kalabalığı hızla taradı. 'sen'e. çok eski dostmuşlar izlenimi veren bir yetenekti bu. Duran Bey?" "Rahatsınız. "Oğlum. bu defa en iyi demiyorum. Sedat!" "Efendim. rahatladı. konuştuğunda sesinin duyduğu rahatlamayı aksettirmediğini fark etti. abi. "Geldiler mi?" "Seninkiler burada. sağolun. Şafak'a eğildi. "Eşek gibi gelecekler. "Bana birkaç dakika müsaade edersin. yoksa tenzil mi. Tersine. Ne ki. Kuran. 'En iyi yazar'ın cinsiyeti belirsiz ama 'en güzel yazarın' cinsiyeti tartışılmazdı. Günay ürperince güldü." "Nerede kaldı o viski? Git." "Nerelisiniz. abi?" "Tamam. aradığını en güzel yazarı'na dönmesiyle eşlenmişti. Kim bu insanlar?" "Hemşerilerimiz. Duran'a. Aralarındaki mesafeyi Rodoplu'ya. getir hemen. imza gününde. "Evet. efendim?" diye yine sordu. nazik Duran. gerçek ev sahibi Duran buldu. Kadın olmaya terfi mi.yazarına!" Dudaklarını kulağına değdirmiş olmalıydı. Günay." En sıradan şeyleri. Suat ve arkadaşına ilişkin tavrını hatırlattı. dikkat et. "İyi misiniz? Rahat mısınız?" gülerek yaklaştı. değil mi?" "Türkiye'nin en güzel. az ilerde duran iri yarı delikanlıya seslendi. ." ortadan kaldıran. edildiğimi merak ettim!" diye anlattı Günay. en güzel latıyormuş gibi söylemek yeteneği vardı Şafak'ın. bir sır veriyormuş ya da ortak bir sınırlarını hatır"İçeriz. 'Türkiye'nin en iyi yazarı'nın. değil mi. değil mi?" "'Siz'in. Rodoplu'ya göz kırptı.

"Gördün mü. "Bayburt'ta bulundunuz mu?" diye sordu. hepsi bu. Duran. Ro"Şafak. Bayburtlu?" "Hayır efendim. dereyi. rum. bir de türkülerini hatırlıyo- "Desenize iyi kavga ediyorsunuz?" doplu. hatırlıyorum?" . " ğiştirdi."Bayburtluyum. ıssız kalmış otağı Camlar şikest olmuş. "Hiç olur mu?" "Diyor ki. da!' diyecekti. Doğru mu." "Zihni'nin memleketi!" Duran'ın. Duran'ın Bayburtlu Zihni'yi tanımadığını duymak istemedi. Akşamüstü oldu mu. gömleğim kaldı!' ya da böyle bir şey! Bilir misiniz?" bilirim. Günay Hanım Bayburt'u biliyor. meyler dökülmüş Sakiler meclisten çekmiş ayağı. Gümüşhane. efendim. Duran Bey. kargaları. efendim!" dedi. Günay. hayretle. biliyor musun? Gümüşha"Hadi. o Gümüşhaneli. öyle kötü bir yermiş. Rodoplu'dan hiç beklemediği bir bilgiydi. De get Bayburt. Kavakları. aşkolsun. ben Zihni'yi iyi ne’de de bulunmuş ama Bayburt başka diyor!" varmış!" göz kırptı. ışık yakmak zorunda kalırdık. (Daha sonraları iyi dost olduklarında. de get Bayburt. Yavru gitmiş. bak!" nedense güneş görmezdi Gümüşhane. "Vardım ki yurdundan ayağ göçülmüş. de get senden nem kaldı? Bayburt kalasında canım. Ne varsa Bayburt’ta "O kadarda değil!" dedi. Şafak. çıkaramadı. Ama. "Bir dağ hatırlıyorum." İtalikler başladı.) "Evet. Eh. Zihni'yi gündeme getirmediğine sevindi. sözü de"Şafak Bey de mi. kaleyi.

aney. Gümüş- almazdı. "Halkçılıktan kurtulamadık git- Şafak Özden. Bari can verende gel! Hasta düştüm. ama aksini kanıtlayacak kimse olmadığını biliyor olmem. " Dalga dalga yükselen sesi güzelden çok içtendi. serzenişin yarattığı fırsatı kaçırmadı. Duran. bir türkü bile bilmiyorsunuz!" hane-Bayburt çekişmesinin arkasına saklandığını hissetti. Şafak'la ittifak yaptı." diye italik'ledi. Hasta düştüm. diye bakındım. türküsü de değildi. aney. aney. aney. Yüreğimi dağlama. Yüreğimi dağlama! Mavi yazma tez dolar.liyle daha kentli. ama doğruydu!" dedi Günay. ne de sonra inandım. Günay'ı da sırdaş etti." diye başladı Şafak Özden. Günay. aney. kimseye söylemezsin değil mi? "Söyle- . (Tülin olsa. Bari can verende gel!" Olanlara ne o zaman. kardişim!" derdi!) "Aşkolsun!" "Siz de nasıl Bayburtluysanız. "Almalar olanda gel.. Bahçeyi dolan da gel. malıydı. gelmedin aney.. rekabetin. Kentliden yana olmak yakışık ti. Günay. "Küçücük dükkânın havası değişti birden! Ne oluyor. her ha- Aralarında. "Ben sana bir türkü söyliyeyim???" "Lütfen!" "Ağlama yâr ağlama. Şafak sallapati taşralıydı. "Mavi yazma bağlama. örtülü bir rekabet var gibiydi. gelmedin. Söylediği Gümüşhane Mavi yazma tez solar.

nereye ben oraya. Dilimde seslendirmediğim bir nakarat: Umut taşıyan adam Zigana- gönlüm. Aklın sürekli isyanlarından yorgun düşen beden. sığınma talep etmek gibi çılgın bir düşünceye kapıldım!" rünsün!" "öteki" sesi. alkolün minnetle kabullendiği rehaveti. Tehlikeye düşen beden için. neydi?" diye. öylesine yürekten dayatan bir gerçeklikti ki. hayatım?" . bu şımarık. bilinç bir safradır. atlı nereye ben oraya! Duran'ın küçücük dükkânını ar- "Kalkın aradan dumanlı dağlar! Kalkın da dost elinin bahçe bağı gö- "Niye şaşırdın o kadar? 'Sen düşüncelerin bulutlaştığını bilir misin? Bulutlaşır. 'kadınlar. bu sahici insanlardan. bir kanat darbesiyle terk ettiği "O anda. ah! Neydi bu gaflet. uyarmaya çalıştı. günlerin. metruk kervansaraylar gibi boş kitaplar. bedenin zaferidir!" "Ne dedin. italik savunma başladı: "Ah. Sözcüklerin müziği biter. cıvıklaşır. Çağrışımlar zikzak çizer boyuna. atlı kadaş hatırına dolduran bu kötü giyimli. göğe özenen dağlardan. deli bir kısrak gibi parladı birden! Ben-seviciler.dağlardan sesleniyordu ve yeşil elma. bilinçaltının ya da bilinçsizliğin uğultusu. Günay'cım. leş gibi yaşamak da yaşamaktır. uyku ile uyuşukluk arasında dans eder artık. Külçe gibi yaşamak. ölü-seviciler. Cinnet. tarihimin sürgit taleplerinden bizar deli lan. yaşam sahanlığımı tehdit eden Büyük Yakafamla kendi gönlümle doldurmak zorunda olduğum kitaplar!' Kitaplar! lar'dan indi Atının terkisinde yabangülleri vardı. kendi Kitaplar! pencerelerime kadar yükselen. katranlaşır düşünce. Hayat. şehirler. dışarda çiselemeye başlayan yağmur. ortaklaşa bir koza ördüler. gece- lerin dondurucu yalnızlığından. uğultu başlar. tarçın ve kekik kokuyordu! Şafak Özden. bu meraklı meşaleyi bir üfleyişte söndürüverir. bu geveze. Ne ki. tıraşlı taşralılardan. Atlı nereye ben oraya.

coşkusunu tıkamaya kıyamazdı. gir içeri!' Bir döşek atsa. Şeyda bülbül terk edeli bu ba"Şeyda bülbül" dediği kadınlığıydı. Çiçekler açan birisinin herkese ayrı bir özlem anımsattı. Uzaklardan bir sarı sıcak pencere işmar etti. Günay'ın başından yağdırdı. ğı!" Elindeki viski bardağını uzattı Şafak Özden.mın kendi bardağını uzatıyor olmasının ima ettiği el koyma bildirisini kabul etti. genç ada"Günay dehr elinden her zaman ağlar. Biliyorum. o kadar çok ve kadar niteliklerden sadece bir tanesi olan kadın olma keyfiyeti" gündeme diğerlerinden soyutlanmış olarak geldiğinde ne yapacağını şaşırdığını iyi girişimine karşı" mutlak dokunulmazlığı vardı! Çünkü. " "Ben ordan geçerken biri dese. 'Hanım. lerini gölgelemesine asla izin veremezdi. Sümbüller perişan güller kan ağlar. assolist örneği. tebessümle izledi.. Günay'a göre. neş'e neş'eydi Şafak Özden! Güller getirdi. "varlığını tanımlayan "Şafak'tan başka kimse böyle bir şeye cesaret edemezdi!" İnsanlar bir Hava karardı. dünya o kadar bilirdim. ilişkinim!" derken de bir bakıma aynı şeyi söylüyordu." "Kadınlık bilgim yok ki. güller götürdü. yazar Günay. "her türlü aşnafişne büyük. Kadın Günay. "siyah bir gecelik giymasının nedeni de bu olmalıydı.. Günbegün. ama muhatabı kendisi değilmiş gibi izlediğini sanGülleri yaprak etti. te- . pis ve o kadar özünde erkek şeyle boğuşuyordu ki. miz bir çarşaf serse. kadın olarak algılanmaya. o kadar zengindi ki. Sol toplantılara hemen her zaman hâkim olan ortak hüznün kardeşliğe benzer görüntüsü sardı sarmaladı. ama aldırmadı Rodoplu. Livaneli'nin yedi tepeli şehrinde bıraktığı konca gülü garip baktılar. bemesini bile beceremem ben!" Özden'in o yollu tutumunu olağan bir tavır olarak duygudaşlıkla. Vardım ki bağ ağlar bağıban ağlar. Pırıl pırıl. onu "salt bu niteliğinin tanımlamasına. Haklıydı.

eşyalarla. Soğuk. Bostancı'da. Olmayacağını Günay'ın da bildiğini ima sayfaları düşündü. ediyordu. dürüstlük. Günay. çiseleyen yağmura baktı. mahzunlaşmasını yorgunluğuna verdi. öyle şey!" "Bırakmam. rayan ele baktı. yüzüne çakılı gözlerin ta dibine baktı. Günay da. Mahzunlaştı. SHP delegelerini ilk kez orada gördü." dedi Şafak Özden. sigara kahve içmeyi. hemen hiç kadın .istedi. bakıp şamayı. eve döndüğünde kendisini bekleyen boş girişti.. Bileğini saran küt parmaklara baktı. iskeleye yakın. pis. yollarda olma saatini. geriye. insancıl değerler laflarını düşündü. toplumun bir duvarından bir duvarına sürüklenmeyi. yani?" Dosdoğru yüzüne yöneltilmiş. dünyanın en aptal lafını duymuş gibi. ben kalkayım. Sedat sen bizim arabayı getir. ağır meşreplerle karşılaşma. sen Günay Hanım'ı götür. anlayamamayı. "Laf mı. "Harman’a. "Nereye gidiyoruz?" aşk. bakıp da şaşırmayı. malumatla zenginleştiğini. Nec- la siz buraları kaldırın. tıklım tıklım. sevgi. Kalktı." rını hayretle içselleştirdi. Harman. tutku. izin maz. Bileğini bıraktı.. nispeten tenha bir bölmeyi aldı. Şafak yine." müşterisi olmayan bir yerdi. Duran Bey'i ismiyle çağıran garson. acımasız saati düşündü. geç oldu. inanç. yüceldiğini sananları. Ressam Ahbinlerce oyunu." dedi Şafak. "Ol- "Şafak Bey. Bileğini kav- Kahredici yabancılaşmayı. hatta tehdit sergileyen bakışla"Olmaz. binlerce yalanı. felsefeci-yazar-öğretim üyesini. hızla örgütlenmeye "Duran. Günay. binlerce maskeyi düşündü. da!" dedi. yukarı Mezopotamya’yı. Örenleri. önüne sürülen değerlerin hem içinde hem dışında yamet'i.

kıvırtıyorlar. Kimliğinin herkesin işine "İyi akşamlar. rakı göbekleri yaşlarıyla orantılı. ortada karışık ızgara." dedi Pendikli avukat." dedi." ca olduğundan söz ediyordu. "Lütfettiler. benim yeni dükkânda imza günü yaptılar. dünya görüşüme uyarsa tutarım.. "Dildeki gericilik en çok sizi etkiliyor. giysileri çoğunlukla lacivert ve sıkıcı. Masadakiler kentlilikleri "Şimdi. bilmiyorlardı." dedi. yazardan bol ne vardı. sosyal demokratlığa yakışır mı?" zunu emekli öğretmenle zorunlu konuşmasını kesip. yanındaki adam onun yanındakine. soğumuş ve sert. beyazpeynir. getirdik. ." dedi Rodoplu. TDK'cılardan değilim. Tamam mı? Ama. 163 kalksın deyince. oranında mukabele ettiler. " "Estağfurullah!" ". Adamlar bölücü. Yazar gibi yapan kadın ya da kadın gibi yapan yazar hem cinsen geldiğini fark etti Günay. kadını değil ama yazarı tanıyormuş gibi yaptılar. Lâz’ım. "TDK'ya karşıyım. hanım ha- nımcık oturmayı beceremediği için de" ekledi. on üç kadınsız erkektiler. net bir sesle. marul. bütün gece mı lâzım? Bakarım. Ama. Günay Rodoplu. Kimin nesiydi. hem de entelektüel düzlemde algılanabilirdi. yanındaki.rı ortalama iki santim.. asgari ikisinin saçları boyalı. ille Ali Topuz’u tutmam "Siz yazarsınız. Köy Enstitüsü me- Türk Dil Kurumu yerine kurulan kuruluşun ne denli tehlikeli bir irti"Ben.Biz de bırakmadık. Lâz’ım diye." "Efendim. beyler.. Bir masa etrafında on üç kişiydiler. tutmam! Bu bölgecilik işi. dudaklarını örten bıyıkla- aynı sözleri söylemekten ve dinlemekten usanmış.. bizi mahvetti! Bizim orada Aleviler. Aldık. "Kadın olup. Esmer. on üç Partili. kardeşim. sayın yazarımız. Delegeler." "Ben. masada ezme." diye tanıştırdı Duran. Yoksa. Devrimciliğe.

Sözün nereye gideceğini biliyordu "Ben Atatürk'ü putlaştıranlardan da değilim. halkın okumuşların "Dünyada bizden başka hiçbir ulus. Belki de öyleydi. arabesk kaset. Günay'a eğildi. "Hele sen de atla bir. (Sonradan dü- İçi güldü Günay'ın. Hiçbir işaret Masadaki gözler üzerine dikilmedi. gerçekliğe. değil mi?" yanı başında patladı. Günay.' gibisinden bir uyarıydı. ızgara et ve kadınsız erkek dünyası gerçekliği "ne döndüğünü içi burkularak hissetti. "Atatürk'ün mirası. Duran. şündüğünde bu çıkışının aslında Şafak'a bir mesaj olduğunu anlayacaktı. "Yahu. sözü değiştirmeye davrandı. divan edebiyatından. oldu. Ama Cumhuriyet Kitap Kulübü imza günü düzenlemişti. lamaz kılan bir faciayı böylesine şevkle alkışlamamıştır!" dedi ve pişman tarılması gereğinden. dükkândaki "mübarek" rehavetinin geçtiğini. işin ucunu bırakmak niyetinde değildi. Şafak Özden rakı gelmedi. içelim! Günay Hanım. çakıldı adeta. arabayı park edecek bir yer bulamadık!" Şafak'ın davudi sesi "Affedeceksin. "çıplak neon. "Haydi. halktan. bu nedenle dilin sadeleşmesi gereğinden.likte oldukları izlenimini vereceğinden ürktü. rakı alırsınız. Öte yandan. tepkisini anlamak ister gibi baktı. 'Kimi dansa kaldırdığını bil. rakı. kuşakları birbirinin dilinden anPendikli avukatın. Burada ne aradığını hatırlamak ister gibi durakladı. Rodoplu. Adam apaçık "çekin." dedi. kendisi oturdu. değil mi?" Pendikli avukat. dilin yabancı sözcüklerin boyunduruğundan kur- dilini anlamadıklarından. hiç okumamıştı. bu gereksiz deklarasyonun sonuçlarının gerici bir yazarla bir- "Dikkat! On üç alarm durumu!" diye uyardı öteki sesi. yine de.) şişesine uzandı." diye başladı. ellerinizi!" mesajı veriyordu. kitaplarını Gerici olmasa gerekti. aksi- ." Duran'ı yerinden kaldırdı.

yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti. özlettikçe zenginleşen. Ne gariptir ki. Eğer Türk halkı bunları sürdürmeye kararlıysa ki kararlıdır. ulusal kimliğimizi. her zamanki ikilem olduğunu düşünüyordu: Susacak. Şimdi de Türkçe'yi kurtarmak. katı din kurallarına göre yönetilen Osmanlı Türk halkı. Türk halkının." bir bakış fırlattı Avukat Bey. "Şimdi siz ne diyorsunuz. toplumcu ve sosyal demokrat dünya görüşüne ters düşeceğinden bahsedeceğini biliyordu. felsefenin her kolunda en ince ayrımları anlatıcı terimleri kolaylıkla üretebilen bir dildir. Kısacası sorun. kaçacaklardı! Avukat Bey'in hiç tanımadığı birisini Türk'ü küçümseyen tutucu Türk aydını ilân etmekten kaçınmıyor olmasının ardında yatan aptalca önyargı dayanılır gibi değildi. biliyor musunuz?" dedi Günay. ulusal kimliğini. onu yoksullaştırıp kısırlaştırmaktır. kendilerini milliyetçi saysalar da bilinçaltlarında Türk'ü. Oysa. bazı Osmanlı özenticilerinin gücü yetmeyecektir. Bülent Ecevit'i neredeyse satır satır tekrarlıyordu. tüm tersine Türkçe. Osmanlı koşullandırılmasından kurtulamayan. ağır ağır. temelde. 1930'da. Avukat Bey. her türlü engellemeye karşı Türkçe yaşayacak demektir. Atatürk devrimiyle ve cumhuriyetle kavuştuğu özsaygısını ve özgüvenini. Arapça kelimeler kullanmak zorunda bırakılmıştır. yüzyıllarca kendi dinini kendi dilinde ve kendi dilinin kutsal kitabından öğrenememiş. etkisiz kılma yoluna gittiler. Atatürk. bitirdiğinde kadından yana muzaffer "Padişahlar iktidarlarının sınırsız olmasını istedikleri için Türkleri . çünkü özleştikçe olanakları daha iyi değerlendirilebilen ve her bilim dalında. Öyle oldu. Rodoplu. Osmanlının gördüğü gibi hor gören kimi tutucu Türk aydınlarına göre Türkçe'yi özleştirmek. bağımsızlığını ve özgürlüğünü sürdürmesi sorunudur.nin halkçı ve tabii. dilini de yabancı boyunduruğundan kurtarmalıdır' diyordu. ikilemin. sükûtun ikrardan geldiğini sanacaklar konuşacak. Herhalde. altı yüzyıllık Osmanlı saltanatının yok edemediği Türkçe'yi yok etmeye. dolayısıyla bağımsızlığımızı korumanın bir gereğidir. 'Ülkesini. Noktasız virgülsüz bir nutuktu.

"Eh. 21 Ağustos değil. Bilmem anlatabiliyor mu- yok!" diyecekken. Barbaros Hayrettin. heh!" zoraki güldü adam. sonra da. 1565 değil. genç adam gözlerini önündeki tabaktan ayırmamakta kararlı gibiydi. yani?" Önce bir durakladı. dağıtmaya. Ezilen halk çocuğunu oynadığını görüyordu Rodoplu. Batı dillerinden alınmadır. bir konuşmayalım!" yine arkadaşlarına baktı. örnek: namaz. "Bakın. ama görev.' Turgut Reis değil. üretilmiş- mukassem' ya da 'dilemme'in karşılığı olarak sunulan 'ikilem' kelimesi . "Siz diyorsunuz ki. 'öz' denilen Türkçe'de kelimeler. Daha da kötüsü. hain mefhumlara karşı çıkmak zorundayız. türetilmiş değil. Rodoplu. Rodoplu'nun dilinin ucuna geldi. sustu. yanlılektüel köprü. Bir boyunduruk başkası ile değiştirilmiştir." diye başladı. 1543. "ve atılmadık ve ne cinsel ne de ente"Bir kere. vallahi bence hiçbir mahzuru "Hep sizler konuşun. kendisi olabilirdi. heh. Türkçe'ye girmiş dini terimler. 21 Temyum? Hangi birini düzelteyim." bıraktı. nay. Arapça değil." Ev sahiplerini mahcup etmek pahasına da olsa. biz İslâmiyet'i Araplardan değil. Gü- Çünkü. Nice değil. 'kıyası İkincisi. yani bağımsızlık söz konusu değildir. Türkçe. Örnek: Arapça kökenli 'usul' kelimesinin yerine geçen 'yöntem' kelimesinin 'yön' hecesi. 'Turgut Reis. 21 Ağustos 1565'te. metafizik birer orospu olup çıkan kaypak. Marsilya. muhatabı da. Aynı şey. Arapça değil. görevdir. "Evet. İranlılardan öğrendik. Fransızca 'systeme' kelimesinin 'tem'idir. Türkçe'de böyle bir sonek yoktur. Mesele ondan ibarettir. ezilen halk çocuğunu oynadığını ve birilerine yatırım yaptığını. Göz ucuyla Şafak'a baktı. 'tem' hecesi. tir. ne diyeyim size?" arkadaşlarına baktı. "Heh.çıktı. Öfkenin kaynağı da. Nice'te karaya muz. onun da öfkelendiğini sezinledi. kardeşim. Farsça'dır. Farsçadır. "Hiç konuşmayalım mı. Örnek: peygamber. Önce kafalardaki keşmekeşi şı düzeltmekten sorumluydu.

Ne sarı sıcak pencere. dilbilimci çalışmadığı gibi." "Ne yorumu?" diye patladı Günay. sizi evinize ben bırakacağım. kalsın mı Masadakilerin gözlerini kendisinden ve birbirlerinden kaçırdıkları- beni ilzam etmiyor'u oynuyorlardı. 'Umumi' 'gon'udur. Rodoplu. yanındaki arkadaşı azarlanan çocuklar gibi. 'Mektep' kelimesinin yerini alan 'okul' kelimesi. "Günay Hânım. "Koca bebekler". 'Üstüvane' yerine kullandığımız 'silindir' Batı dillerinin 'cylinder'idir. 'bu sözler bana değil. Kirlenmişlik duygusu tüm hışmıyla indi yine. Neticeyi kelam. bilemedi. pişkin. Kendisi değil. İngilizcedir. dili dolaşıyordu. çünkü şu kadar yıllık hayatında tur. Bunun böyle olması da doğaldır. 'Sekizgenin 'gen'i 'octagon'un TDK'da bir tek filolog. kadını endişeyle süzen Sedat.için de geçerlidir: ilk hece Türkçe. TDK. . Fransızca 'ecole'ün bozulmuşudur. "Hangisi? Peygamber kelimesinin Arapça değil. yarattığı kavram kargaşası ile Türk fikir hayatını tarumar etmekten başka bir işe yaramamıştır. bilgi derler!" nın. "merak etmeyin" mesajı yolladı. bir o yana bir bu yana bakmaya başladıklarının farkındaydı. Farsça olduğu mu. efendim. Çok teşekkür ederiz." "Ben teşekkür ederim. istemeye başladılar. onun da sarhoş olduğunu gördü! Duran. "İyi akşamlar efendim. Şafak'a döndüğünde. abi. yorum? Silindir kelimesinin 'cylinder' olduğu mu? Yapmayın." dedi. İkincisi Fransızca. "Ben bırakacağım! Sedat! Oğlum neredesin? Arabayı getir!" gitsin mi. Sağolun. Allah aşkınıza! Buna yorum değil." "Tamam. şaşkınlığını fark etti. kelimesinin yerini alan 'genel'. Duran. birer ikişer müsaade ne temiz döşek bıraktı." "Hayır!" diye araya girdi Şafak. bir tek Türkolog da yok"O sizin yorumunuz!" dedi Pendikli avukat. rahatlatmaya çalıştı.

Sedat'ın panikleyen gözlerini aynadan yakaladı. işine bakmayı diledi. Kaseti yuvasına itti." "Almalar olanda gel aney. Bu kadına âşık oldum. di.. "Geçirdik. abi. bari can verende gel!" şeyler" tebessümü gönderdi. Gönlü olsun istedi. başına dikti." "O arkadaşına fazla sert davrandım galiba. Bahçeyi dolan da gel. di. Hasta düştüm gelmedin aney. . bir şişe daha aldı. konuyu değiştirmeye çalıştı Rodoplu. bu kadın. Türkiye'nin en iyi yazarı!" de"Sedat. abi. kız?" Şafak'ın kor gibi yanan kocaman bedenine sığamayan coşkusunda insanın içine işleyen. Sedat. "Evet. "Bari can verende gel!" "Sedat. O an için bütün bildiği. Şafak. Neyi kutladığını çok sonra anlayacaktı.. yol üstündeki bir büfeye çekti. hasta düştüm gelmedin. bu kadın var ya. Bari can verende gel. Günay'a sarıldı. Birden neşelendi." dedi Sedat. yıldızlar mı. nasıl geçirdik. bak. Bir an önce eve gitmeyi. tekrarladı. rikkat uyandıran hâleler olduğuydu.yana bir bu yana yuvarlanıyordu. Sonra aniden türküye kırıldı. di Şafak. gençliğim mi daha uzak? Pahalı ama çok bakımsız arabanın içindeki boş şarap şişeleri bir o Günay'ı kapsamaya başlayan beyhudelik duygusunu anlatıyor gibiy"Sedat. "sıkılma olur böyle "Boşşş ver! iyi ettin! Hıyar ağası! Kiminle konuştuğunu bilseydi!" de- Gözlerini Günay'ın gözlerine dikti. Günay. değel mi? Değel mi. ama?!" "Öyle oldu. bak! Ben âşık oldum." Memleket mi. aney.

dizlerinin üzerine çöktü. uyumaya sayıklıyordu. Sırtını dikleşEtiler sapağı imdada yetişti. kucağında tutkuyla sarsılan güçlü bedene ne kadar yakıştığını düşünüyordu. "Şuraya bak! Burası da İstanbul. Rodoplu’nun öteki . Gözden bir an için olsun uzaklaşmasına razı değilmiş gibi. şimdi. ('Fırtınaya ilahi' dediği.Gözlerinde deli pırıltılar. fırtına! Tohum saçıyor toprağa. yolu tarif etmeye koyuldu. ağabey!" diye uyardı. Gözleri kor kor. uzandı. Rig Vedalardan bir duaydı. sesi. Yaşamsal bir gereksinimmiş gibi sarıldı. suyun kaynamasını bekleyemedi. Şimdi. şimdi!" diye yarı uykulu. tirdi. sıkıntıdan al bastı Günay'ı. Şafak. sa ellerinin altından kayacakmış gibi Günay'ın yanından ayrılmıyordu." Beraber mutfağa geldi. elini boynuna yerleştirdi. Şafak'ın elini sımsıkı tutan elini teselli eder gibi okşadı. ya!" Sedat duymamış olamazdı. Gözleri ışıdı.) Günay. bizim "Seni istiyorum!" diye fısıldadı. Birden gözlerini açtı. "Böğüren bir boğa.. başını tabureye ilişen Günay'ın kucağına gömdü. "Sedat. Şafak'ın. genç adamın ayakta duracak hali kalmamıştı. durdu. Sedat. boynundaki elden kurtuldu. "Şimdi! Şimdi! Şimdi!" orası da!" Günay. "Yap!" "Sana bir kahve yapayım mı?" Kapıya geldiklerinde. yine de ayrılmamak. uzaklaşır"Ben kahve içeceğim. "Gidelim. yarı uyanık. "Kadınım!" "Seni istiyorum. biraz daha beraber olabilmek için çare arıyordu. "He. oğlum. "Sözcüklerin orgazmı ya da Fırtınaya ilahi!" dedi." dedi Şafak. Günay eğildi.

"Uyandırmaya kıyamam "Söylemedin deme!" dedi." dedim. dağlar vadileşsin Boşan. hiçbir şey istemiyor!" dedi. "Siz çoktan mı. Günay. gürle. gürle." dedi. biraz kahve iç. "İşte. Böğür. böyle. öteki sesi. Günay Rodoplu." dedi.Kamçısı rüzgâr. da!" Çekmedi elini. öteki sesine. Ufuklardan. ufuklara kanatlan. vadiler dağlaşsınmış! Pehhh!" Alay ediyordu. Günay Rodoplu. Evde yengesi bekliyordu. ne isteyecek. "Haydi. öteki sesine." kaçacak gibi değildi. adam." dedi. Gerçekten. Günay. "Yıllardır tanışıyoruz. ki şimdi! Öyle de güzel uyuyor ki!" canım. çok güzeldi! pek bir şey istemiyor." dedi Günay. Dağlar vadileşsin." Sedat'ın gözleriyle uyandı. geriniyor. Böğür. öteki sesi yine. "Ne düşünüyorsun?" "Duyduğum en pespaye hikâye. fırtına!" durdu.. Girişteki küçük aynada parlayan yüzünün sakin güzelliği dikkatinden "Tülin haklı. Vadiler dağlaşsın. İfritleri önüne katar. yerleşiyordu genç "İyi de. tohumunu serp. gevşiyor. erkeğin başının üstüne koydu." "Yok canım. Arabası sular. Elini. öteki sesi. "insanın kendisini kadın hissetmesi "Sadece adam gibi bir adam istiyor. . tanışıyorsunuz?" "Yine elin yanacak!" diye uyardı. Şafak. tohumunu serp! "Öyle. "Eeeeh!" kızdı. sık saçlarını şefkatle okşamaya Ama mırıl mırıl mırıldanıyor. "Ben de kadınım.

öylemi?" italik’ini ita"Dost acı söyler. Öyle. "Dost acı söyler.likle karşıladım." . "Ya?!" Elleri titremeye başladı.

"Batan bir gemideyim ve kıyılardan imdat Kendisine karşı ne kadar acımasız olabildiğini bildiğim halde Şafak'ın kucağındaki başının çok güzel bir baş olduğuna inanmalıy- hatırlarsınız.VIII Bugün. Günay'ı sevdiğine. metropolün makro formunu. "Ben seni düzerken aslında limitleri. . polimetreyi. Günay Rodoplu'ya o gün. malıydım. Ben. hep sevmiş olduğuna inanmalı. o cümleyle ihanet ettim. "duyduğum en pespaye hikâye" cümlesini hatırladığımda ilik- lerime kadar ürperiyorum. Şiran'ın romanının notları arasında. lineer aşamalı . Etmeseydim bugün belki de yaşıyor olacaktı. onu da inandıristeyen Şafak değil.yapmadım! Uyarmış olduğu halde. benim!" demişti!. Yapmadım! dım.

Onu da görmüştüm. Gündemi değiştirmek ihtiyacını o da duymuş olmalı ki. "Duyduğum en pespaye hikâye!" Neşesinin bana acı verdiğinin farkında değilmiş gibi anlattı. neden öyle düşündüğümü de sormadı. ondan mı. Sadist. geldiğinde. "İnanmayacaksın!" dedi ve anlattı. nasıl geçti?" diye sordum. "elemanları birebir eşleşen biyofilik kümelerin kuvvetini sarf ederek biyofilya yolunda "cihat" çağrısının dibine inmeyi istiyordum! Önceki gün. Anlattığına pişman olduğunu belli etmek iste- yorum ama birden kendimi nekrofilya tartışırken buldum. Üçüncüsü de. Bilgi ve inançla. "hesaplaşmak" amacıyla gittim. o malum lafı ediverdim. sözle ve eylemle. "Neye yarar?" diyeceğiniz. "Ölü- . sizlerin de bana. Öncelikle. ülkenin hali pürmelalinin nedenini Batıya mal etmenin kolaycılık olduğunu düşününekrofilya seferi. yapmadım? Yoksa. emrinde" kaldım. Sadizmin bize Batı'dan bulaştığını söyleyip beni çileden çıkardığı "Kaktüs Ağacı'ında dediği gibi (o şiirini bu kitabın arkasına eklemeyi sabah." diyordu. güzelim. bütün Sıkılmış olacağını düşünürken. Sonuna Dondu kaldı. nekrofil bir toplum haline yordum. uzun bir konuşma oldu.. kıskançlığımdan mı bilemiyorum.. haklı olarak. güçlü olmak medi. özlemin ötesinde bir nedenle. o da kendimi ömrümün sonuna kadar affetmeyeceğim. Rodoplu'ya. malla ve canla. "Ne yaptın. pırıl pırıl bir Günay açtı kapıyı. Nasıl yaptığını hatırlayamı- "Ölü-seviciliğini güç tutkusundan ayrı düşünemezsin. imza gününde olduğunu biliyordum. Bildiğim hâlâ varsa. ölü-sevici.organik dokuyu düzüyorum!" diye Şafak’a söylettiği bir cümle vardı. onu Arnavutköy'de bırakıp gittikten sonra bir on gün kadar görüşmedik.yapmadım! unutmamalıyım!) o sıralar "özgürlüğümle meşguldüm" de. karşıda. O süre içinde ben Dergâh'ta. sevici ancak kendisini güçlü hissederse tatmin olur. "ruhumun geldiğimiz hükmünü henüz sindirmiş değildim! İkincisi. Günay'ın demesiyle.

uçan bir süper otomobildi. lütfen?" "Pardon. mahallenin güçlü hırtı. işleyen bir düzenlemeye -işlevi ne olursa Şimdi. Ev kadınlarının alet düşkünlüklerini düşün. İnsanımız. Anlatabiliyor muyum?" ye alma. kadınsız hayattan daha etmezken. Kit'in kurtarılması miçonun kurtarılmasından daha önemli olurdu. Kit. otomobiline vazo takıyor. Kadınına bir dal götürmeyi akıl tutan. ilgisi artık doğanın ve yaşayanların üstünde değil. Güç ile teknoloji arasındaki bağlantı nekrofilik bir bağlantıdır. Ama. Okul aile birliği toplantısına gitmez ama tamirdayanılmaz olabiliyor." teknoloji ile doğru orantıda artıyordu. sallanmayı bırakır mısın. hele de çalışmayan kadının 'akıllı fırın' ihtiya- . otomobilsiz hayat. Biri. yani teknolojiye "Evet. kendi elleriyle yıkayan. Türk'ün. Bu işin bir yanıydı. TRT'nin 'Kit' isimli dizisini hatırlar mısın? Türkiye'nin en sevilen dizilerinden birisiydi. sevecen isimler takan. ülkenin güçlü işadamı. Ürünlere tapınma diye. teknolojiye de tapacaktır ve de tersi. Bu otomobilin simgelediği 'güç'ün öyle bir albenisi vardır ki. Otomobilinden gurur duyan. sıradan bir insanın hayatı ile kıyaslandığında daha değerliydi. kadının gözündeki gölgeyi görmüyor bile.zorundadır. cilalayan. daha şefkatli davranır oldu. Öbür yanı.hayranlık diye bak. artık iş o hale geldi ki. Bu düşkünlüğün nedeni o aletlere duyulan gereksinim değil -neticeden. araba vapuru batacak olsa. güçlü generali. gücün teknoloji ile örtüşmesiydi. diğerini azdırır. O hale geldi ki. teknolojiye tapınma meselesinin sadece silahlara tapınma di- olsun. Mesele şu. insan-yapısı nesneler üzerinde yoğunlaştı. Güç. mekanik olan. "Güç'e tapan. günümüz insanının. otomobiline kadınına gösterdiğinden daha fazla ilgi gösterir. yaşamayan. çocuğuna haneye gider. tapan güce tapandır. Sürücü ikinci plândaydı. Güçlü bir gazetenin güçlü bir yazarı. 'aziz' aynı ilgiyi göstermiyor. konuşan. Motordaki en ufak bir arızayı anlamaya çalışırken. Şöyle söyleyeyim.

Sen.cından bahsedilemez. "Mekanik araçların insani işlev ve "Yani. "dedi. "Büyük Makine?" "Yani?" amaçlardan koptuğu aşama. iş dünyası. yani muazzamlar'. insanoğlunun nekrofilik eğiliminin izinin. Geçen gün Suat’la konuştuğumuz şeyler. bundan beş bin söylüyordu. 'Buna- . devlet. insanın makineye maşıklaşan bir düzenleme. Şöyle de düşünebilirsin." yaşayandan çok yaşamayanla. En önemli ortak özel"Evet. Öyle değil mi? Büyüdükçe. " en doğru kelimeleri bulmak ister gibi duraladı. Megamachineler ya da 'colossi.o aletlere sahip olmanın verdiğini düşündükleri 'güç'tür. ortaya noğlunu tanımlayan yaradılış özelliklerinden birisi olduğunu düşünmeye yatkınsın. insani işlev ve amaçlarından koparlar.. insanın makine tarafından ikame edilebilir bir konuma indir- genmeye başladığı aşama. bir düzenlemedir. Seyıl öncesinin Mısır ve Mezopotamya uygarlıklarına kadar sürülebildiğini Rodoplu. güçlü olmak tutkusunu evrensel bir miras. güçlendikçe daha da kar- birer 'megamachine'dirler.. Nitekim öyle oldu. megamachine denilen yapılaşmaya duyulan hayranlıktı. Kadim Mısır ve Mezopotamya uygarlıkları ile günümüz Avlik de. insanoğlunun o gün bugün değişmediği saptanmıştı. Makinenin insana değil. Bu anlamda. Megamachine. siyasi partiler. demeyeyim de. Makine nihayet işçi sendikaları gibi bireyi her an ikame edilebilir kılan düzenlemeler de lım Çağı'na girildi. hizmet eder hale geldiği aşama. nin gibi düşünenler çoğunlukta. falan. adeta kader olarak görüyorsun. Günay. çıkıyor." rupa ve Kuzey Amerika uygarlıklarının birbirlerine çok benzedikleri. Hangi kültürün ürünü olursa olsun. insanoğlu yaradılışı icabı." "Şimdi. senin itirazın. kuşkuların diyelim. malla ilgilidir diye düşündüğün için. nekrofilik eğilimin Batılılara özgü bir nitelik değil de insaBu noktada.

uzaydaki yaşamı düzenleyen Co- lossus adlı bilgisayarından bahsediyordu. Muhalefet asgariye in"Megamachine'le örtüşmeyen. "insan düşüncesi kabul gören bir kalıba dökülür. özel mülkiyetin dokudukları gibi.Latince 'colossi' kelimesinin tekili. bireyin leşmesi." "Mekanik araçların insani işlev ve amaçlarından kopması. menşeleri sorgulanmayan 'doğrular' Allah "Tabii. kuralların. sistematikleştirile- .. Asimov.' dedik. "Samanyolu galaksisinin güneş sistemi'Anamızdan çocuk yapmayız." "Zamandan münezzeh'ti sanki bu kadın! Günay Rodoplu. yasaların sayısının ve dolayısıyla. "Esasen bunların hepsi uydurma. kralların tanrıların yeryüzündeki gölgeleri olüreterek erişebilineceği gibi. tar"Hayvan Çiftliği. aynı anda iguanalardan ve Asimov'dan bahsedebilir. türümüzü kedilerden ve iguanalardan nin kokuşan bir gezegeni olan dünyada insanoğlunu insanoğlu bir an. izdüşümü olduğunu anlattı. etkisiztimin' artması demektir. Yüreğim burkulmeyen faaliyetler aşağılanır. Örneğin.'Büyük Makine'nin her an ikame edilir bir parçası haline gelmesi. 'Zayıf kollanmalıdır' dedik. 'Büyük Makine'nin teklememesi için insanoğlunun bağımsız bın da adıydı . örneğin. Orwell. tutumluluğun erdemi gibi. toplum dışı bırakılır. kalıba girmeyen. refah toplumuna ancak çok nulmazlığı gibi.. ve eğreltiotlarından ayırdık." diye başladığını hatırladım. 'deneBilimkurgu yazarı Isaac Asimov'un.) basit bir gazete haberinde Tevrat'ın izlerini görebilirdi. megamachine'in ne pahasına olursa olsun teklememesi gerekliliği gibi." (Şiran'ın romanına. su kaplumbağalarından." tışmasız 'doğruların. megamachine ideolojisinin uzay çağındaki -yazar.. ('Colossus'. du." diye sürdürdü. aynı zamanda kitazam') Asimov'un galaksi imparatorluklarını yöneten Colossus'un. çakallardan ayrı durduk. Türkçe karşılığı 'muaz- kelamı gibi belletilir.. toplumda bilirgin ve dogmatik bir düzenin yerleştirilmesi. 'Galaksi Çağı' diyordufaaliyetlerinin sistematikleştirilmesi şarttır.

" Bağlantıyı nasıl kurdum bilmiyordum. Bri"Bizim ansiklopedimiz yok. Kendi ansiklopedilerini. zehirlenmiş topraklardır. Bağlantıyı görüyorsun.. yumuşacık baktı. vunların ateşli müritleri de olabilirlerdi." diye sürdürdü. "Neden dersin?" reklendirdi. Nitekim. yani kendi kültürlerini ayakAnsiklopedisi'de Heliconluların. "Büyük Makine ideolojisinin bilinen en eski sembolü Mısır piramitle- Mısır medeniyetine ilişkin bilgilerimizin tümü 'ölülere' ilişkin bilgilerdir. Frekansına girebilmiş olmam mutlu "Çünkü.. Değil mi? Onu demek istiyorsun. Günay. " Gülmüyordu. Türk Ansiklopedisi yok. Bir Fransız ansiklopedisi. ediyordu onu. öyle değil mi?" Yine cevap vermedi. Gözleri ışıdı birden. Öyle mi?" lumun habercisidir. yerle bir edilmiş köyler. pedilerini kurarlar. Bu kadim imparatorluklar.dirilir. mumyalanmış cesetler yaşarlar". Batı'nın kültürünün izini sürdüğü en eski uygarlığa." "Hitler gençliği gibi!" Ehramlara taş taşıyanların köle olup olmadıklarını bile bilmiyoruz. ridir. 'Kitle kültürü' denilen kabullenilmiş doğrular bütünü'. Fira"Hitler gençliği gibi. aynı bölgede Asurların ve onları takip eden her yayılmacı imparatorluğun. Tanrısal bir führere ve onun doğrularına tapın- mak. Yani. ölü-seviciliğinin beş bin yıllık sembolleridirler. 'teknik be- ceri'sinin bir numaralı kanıtı. "Bu piramitlerde. Fransızlar içindir. günümüzün 'uygar' sadizminin pro- . ansiklopedinin ölü-seviciliği ile bir bağlantısı var. her ikisi de nekrofilik. artan bir enerjiyle. 'Galaksi ta tutacak 'doğruları'nı. 'ansiklotannica. Uçuk bir bağlantıydı ama yüCevap yerine. Bugün. ansiklopedinin varlığı 'malumatı' sistematikleştirilmiş top"Çünkü." "Viva la Muerte!" "Evet. İngilizlerin doğrularını perçinlemeye yarar.

Yahudi. Yahudi'den bunu gerçekleştiYani. neden böyle. Sandinist Nikaragua hükümetinin benzer bir fişleme sistemi geliştirmek için İsveç'ten yardım istediğini biliyor musun?" Bilmiyordum. Batı medeni-abartmıyorum." totipini teşkil ederler. Rab Yahova'nın kendilerine çizdiği kader doğrultusunda yürümek zorundadırlar. Bu malum. Yahudi-Hıristiyan geleneği. şimdi. Yahudi geleneği. Rab Yahova da. "Bak. İkinci Dünya Savayatar. Günay. Megamachine ideolojisinin en mükemmel uygulamalarından biri- kullan- . 'bilgi' ağacından elma yediler diye şı'nda. dıkları kelimeler bunlardır. Avrupa ülkelerinin. bu defa sabırlıydı. 'faşist' olarak tanımlanmasını nasıl kabul edebilirim ki!? Ne ki. Almanlara kuzu gibi boyun eğmelerinin ardında da. Şöyle ki.inandırılmıştır. eğmekle Rab Yahova'ya boyun eğmek özde aynı ruh halini. Mesele. kaderini bunları yeryüzünde çile çekmeye mahkûm etmiştir. bir kitle kültürü dayatır. İkincisi Yunan-Roma. bedenini 'Kâinatın Sahibi' ile birleşmek rip. tirdiğini. insanın özgür olup olmaması değil. dev bilgisayar 'colossus'a boyun kime teslim edeceği meselesi olarak algılanır. mesela. üzere terk etmenin hasreti ile kavrulduğuna ruhunun bedeninden ayrılmak." diye sürdürdü. Yendiğimi sandığım yabancılaşmanın geri geldiğini hissediyordum. bu anlayış sidir. Bu bağlamda. "Batı medeniyetini oluştu- yetine bireyi hiçe indirgeyen. özgür iradesini bireyselliğini yok etme yolunda kullanmakla yükümlüdür. belirgin ve bağımsız bir varlık olan 'doğal hali'ni yok etmesi istenir. birinci kaynak.seviciliğidir. tabii! "İsveç'in vatandaş fişlemede dünyanın bir numaralı sistemini geliş- ran iki ana kaynaktan birincisi Yahudi-Hıristiyan. aynı insan görüşünü yansıtır. faşizmdir. bir İsveç'in." "Evet?" "Şimdi bak. Avrupa-Amerikan medeniyetinin öteki adı ölüSihirli bir cümleydi sanki! Beni olağanüstü rahatsız etti.

Dahası da var: Paulus. kendilerinden bağımiçin ellerinden geleni yaparlar. Kendi kitabı yoktur. kaderini tanrıların lıktır. insanların. 'ben bilinci’ne erişmesine.Roma dünyasının insan görüşüne göre. tabiat üstünde egemenlik kurmak günaBu da. diğer taraftan Stoacılar. Sonra. ilahiyat oluşturur. Hıristiyanlık Yahudi havralarında öğretilir. yasak meyveyi yemek suretiyle Tanrıya başkaldırdı- . olur Hıristiyanlık. bağımsızlığını kazanabilmek için çırpınan bir var- la: Tanrılar. Tanrıların dünyası ile sürgit bir çatışma içindedir. Mitolojiyi hatırsız. her gece bir akbaba gelir ci- izleyen yetmiş yıl süreyle. Yani. Tarsuslu Paulus EfenŞimdi. kendilerini ölüler diyarının mabudu Hades'ten ya da Pluto'dan. bedeni kötülüklerin kaynağı olarak lanetlemeyi sürdürmektedirler. günahlarının kefaretini ödemek için hayvan kurban etmek âdeti de. İnsanların nahını devraldığını. bu ilahiyat tutar.en büyük günah. Etti mi üç? bu bir. İsa'nın ölümünden on yıl sonra doğan. Bir taraftan Eflatuncular. İsa'nın ve havarisi Petrus'un Hristiyanlığı Yahudiliktir. 'bir kadından doğan her erkeğin Âdem'in gü- Hıristiyan insanı da. di'yi görürüz. böyle mi? Gelir. Tanrı'nın lanetinden ancak Tanrı'nın Oğlu'nu affettirerek kurtulabileceğini' söyleyen bir ussal düzenleme. İsa Peygamber. insanoğlu. bu iki. tabiatüstünde egemenlik kurmasına engel olmak Dönelim Akdeniz'in kuzey kıyılarında yaşayan dostlarımıza. Bunun ima ettiği kabulleri anlıyorsun. onu ona katar. Zemin zaten müsaittir. Zeus'un ateşini çalan Promete hikâyesinhıdır. özgür olmasına. hem Yunanlı putperestler hem de Yahudiler arasında yaygındır. ğerini yer ya. Ölümünü de olduğu gibi -hani bir kayaya bağlanır da. bilerek isteyerek kötü olan bir şeydir. ölümsüzleştireceğine inanan bir din. tapındıkları ilahın onları kurtarmak için öldüğüne. putperest Orfik dini hâkimdir. kurtaracağına. Tarsus'ta. Yunan- elinden kurtarabilmek. ğı için günahkâr. sonradan tekrar dirildiğine ve gerektiği gibi iman edildiği takdirde.

Paulus'un ilahiyatıyla biçimlenir. Attis. his utendi et abutendi. kutsal ve sonsuz olan Tanrı'dır ve insanoğlu ne yaparsa Tanrı'dır. Napolyon yasalarının ve günümüz kapitalizminin te'mal sahibi' kimdir. O kadar ki. Hıristiyanlık. mazdır. Dionysos gibi Akdeniz havzası tanrılarının dirilişleri ve ölümsüzlük vaatlerine duyulan inanç sayesinde güçlenir. tükenmiş olduğunu düşünmüştür. Paulus'un tanımına göre. çünkü Mısır'la başlayan nekŞimdi. ser. Yarı-Romalı olma aşaması çok önemli. Roma Kodunun. açık. Mal sahibine malı üzerinde gerçek bir Tanrısal hak tanır. onu yargılayacak olan. Romanın örgütlenme biçimini benimolur. ölü olana yöneliş. Roma ile perçinlendiğine işaret eder. gözleri- hepsi bu. Ölüm aradaki bir aşamadan ibarettir.etmeye bir türlü yanaşmıyor olmasıdır. putperest Roma hukukunu hatırla. Promete gibi o da tanrısı ile aşık deyişle asli Megamachine’in ikame edilebilir bir parçası olduğunu. On dokuzuncu melidir. değil mi? İşte bu söylem. Peki. Avrupa-Amerika medeniyetinin dünya görüşünün temelini Tanrıyı da kullanmış. bir başka ölümlü üzerinde odaklaşmaktansa. yarı Romalı rofilik eğilimin. oluşturur. Mülkiyet hakkı. bu 'doğru'. İnsanoğlu. değil mi?" "Çok basitmiş gibi anlatıyorsun!" Ölümsüzlük adı altında ölüme. Osiris. Jus utendi et abutendi ilke- . Yani. Yahudilerin telkinlerinden kaynaklanır. Hal böyle olunca yaşayandan. Nekrofilik bağlantılar "Çok kaba anlatıyorum. akıl denilen şey. yapsın. İsa'nın kişiliğinden hız alır. insanoğlunun 'sıradan bir yaratık' olduğunu -bir başka atmaya kalkışmaktadır. 'yaşamanın anlamı yok' diye yaşamak olur. 'kullanmak ve tüketmek' hakkıdır. Aklına güvenir. Oysa. biliyor musun? Baba! Baba'nın karısı ve çocukları yüzyılın kavgasını hatırla! Nietzsche'yi hatırla. yaşamayana dönülmesi kaçınılni ölümlüden sonraki sonsuzluğa çevirir. sonuçta 'Tanrı' için bile geçerli olabilmiştir! Batılı.teslim Günahın kaynağı. tabii! Sana bir kanava vermeye çalışıyorum. Yaşamanın anlamı. bu idari miras üzerine muzaffer bir kilise kurar. kendi aklı değil. si. bir başka ölümlü değil.

eşyalarla uğraşmaktan. hızla duğu anlayışı. YahudiHıristiyan geleneği kendisini gökyüzünde tekrarlamıştır! Tanrısı. bizimki değil!" Koyun olan biz değiliz. Türklere ne oluyor diyorum. Ölü-sevicilerinin zaferidir. 'mal' olmaktan korkuyorlarsa. Colossus'u kırmaya kalkan Heliconluya. yeridir. İnsanı ye. 'Vakıf ne yapardı." içini çekti. diyorsun? Öyle değil mi? Geçen akşam onu "Yooo. bu medeniyetin insanı 'eşya'dır. ona sonra döneriz." . Yahudi-Yunan-Roma geleneğine komşu. bu kültürün yansımalarıdır.üzerinde yaşatma. nekrofilya. Feminist olsalar yeridir. şarap mahzeninin anahtarını çalmak bile ölüme mahkûm edilmek için yeterlidir. herkes biliyor. insanlarla uğraşmaya vakit yok. karıştırmayayım. onlar diyordu! yıkmamız gereken en büyük put şu: İnsanoğlunun bağımsız ve özgür olönceden kararlaştırılmış bir biçimde düşünmeye. Koca herhangi bir suçtan sanık karısını yargılama görevini de infazı da üstlenir. Zina ne kelime. Batı kültürüne tümüyle yabancıdır. pimizin 'hayati' çıkarları çocukları 'çocuksu' bırakmakta birleşiyor anla- bu kültüre uygun düşerler. "Son tahlilde. bize ne oluyor. ben nereden bilirim? Tabii. düşünce tarihi öğretil"Kimse bilmese." dedi. Buna 'mancipium' derler. Şimdi akıl "Neden. Neyse. tepki göstermeye zorlayan onların kültürüdür. bizde doğru dürüst bir dinler tarihi. Bak. öldürme ve satma yetkisi vardır. bu. "Daha doğrusu." diyordun!" "Arap şairlere ne oluyor. Kısaca özetlersek. he- şılan. dünyevi geleneğinin izdüşümüdür. Batılı kadınlar. nay. Batı medeniyetinin çekirdeğidir. bu kültürün ürünleridir." başını salladı." mez! Kimse bilmiyor mu?" Rodoplu konuşurken ben eğitim sistemimizi düşünüyordum. Ak- Şaman kökenli Asyalıya ne oluyor. Ben. dersin? Bizim anlamamız. çalışmaya. Ama. talep etme"Evet! Tapmak için yarattıkları tanrılar da. Araplar. Gü- deniz havzası medeniyetinin parçası onlar. Ve bu bağlamda. diyorum. bizimkine değil. "Ben.

Onlara sahip olma köleler olmadan işleyemezdi. 'tanrı' denilen bu. mezdi. ölüsevicileri. Asya'yı. insanlar üzerinde katıksız bir denetim kurarlar." diye sürdürdü Günay. teknoloji köleleri . füze değil! İletişim araçları da. daha da geçire"Şimdi. On do- tüketim maddeleri de teknoloji ürünleri."Tersten halife?" "Tersten halife. tabii!" Karl Marx bile -'bile' diyorum. Kuşağımın geçirdiği on yılı. Büyük Roma Makinesi olmadan işleyemez! Teknoloji harikaları. Yunan ve Roma. tanrılardan nefret edip etmemek değil. bu arada komik şeyler oluyor! İsa'dan şu kadar yıl sonra yazan biliyorsun diye sormalıymış. ama önemliydi. konu Marx değil." "Ne demek istiyorsun?" "Demin de söyledim. Teknoloji ille de. çünkü Batı'nın en özgün düşünürlerinden zünde. "Evet! Birisi Paulus'a Tanrı'nın böyle bir kişiliği olduğunu nereden yani tanrıların tanımlanması meselesinin bambaşka bir çözümlemesi cekmişiz gibi görünen on yılları düşünüyordum. yanlış kelime. "Büyük Roma Makinesi 'köleler' olmadan işleyekuzuncu yüzyıla kadar fiilen. televizyondan 'compact disc'e kadar." Marx hesaplaşmasını henüz bitirmemiştim. bu insan görüşünüşü.geleneğin etkisinden kurtulamamıştır. köleler üzerine kurulmuş medeniyetlerdi. insanoğlunun bağımsız ve özgür olduğu anlayışının Batı me- deniyetine tümüyle yabancı olmasının bir sonucu da kölelik kurumudur. Ama. 'ilkel' biçimiyle demek daha doğru. Doktora tezinin önsökarşı bir tiksinti duyuyorum. Nasıl ki. "Tabi. ' diyecek kadar kendisini kaptırmıştır. kimlerin nasıl biçimlendirdiğini sorgulamak olmalıydı!" "Nereden biliyorsun yasası!" birisidir. olabileceğini bilmezdi. Ama tabii Marx. Promete'nin inancıyla ittifak halindedir. tanrılara mesele. Oysa. Kendi adıma ben Karl Değildi. kısaca. Bu işin fantezisi. Büyük Pazar Makinesi de. sonra da teknolojik biçimiyle sürdü kölelik. 'Felsefe.

piramitlerden galaksi- hissediyordum kendimi. yerlerim kırılıyordu. ne gam! Bu işi becermiş olmanın kibri. Yanından uzaklara. gitar tınmaz." diyordu. örneğin. Teknoloji’nin boyunduruğundan kurtulmak mümkün olmadığı gibi. Acıyla dokundu bana. onları siler geçermiş. beyinlerinin fışkullanır da. bir 'ilteknolojik üstünlük. Ay'a gitmek mümkünse. İhtiyar Tagger'in dediği gibi. bağımsız üretemez olur. tabii. o farkında değildi. Yahova'dan Colossus'a. Bu sibernetik toplumun aksiyomudur. Şaşırdım. İnsancıl değerlere tümüyle tersmiş. Sonra garip bir şey oldu. güç tutkusu. sinema endüstrisinlüstratör'dür artık. iyiliğin çeşitlemesi yapılmaz?" "Çünkü. Parladı kaçan bir kısrak gibi. uzaklardan yanına attığı bir top gibi Beni alıp sürüklemiş. Parladı dudak- Gerçekten böyle oldu! Ama. Üretilmiş olanı tekrarlamaktan başka bir şey yapa- de neden insanların bağırsaklarının ortaya döküldüğü. iç içe geçmiş bir yumak olur. Sardı dört bir yanımı. "Bilgisayarlı bilmemneli" teknolojinin. nükleer silah yapmak mümkünse. ben de söyleme- . de gidilmelidir. Yanım soldu o solgun ışıkta! dim. öte yandan da Büyük Pazar Makinesi'nden bağımsız faaliyetleri önler. teknotronik top- lere savurmuştu. o zaman yapılmalıdır' kafasıdır. insanlar acından ölse "Aynı teknoloji neden kötülüğün bunca çeşitlemesinin yapımında kafası 'bir şeyin yapılması teknik olarak mümkünse. Şimşekti uzaklarda çakan. kendisini ekolayzırın büyüsüne kaptıran çocuk. Yani." dedi Günay. Belki tekrar sıçrıyordum ama her seferinde bir ları acıyla. Mesela. kendini beğenmişliği de cabası!" "Narsizm!" "Ölü-seviciliği. "Batılının cek olsa da yapılmalıdır." kırdığı filmlerin yapımında kullanıldığını sorguluyordu.tutkusu insanı bir yandan sabah dokuz-akşam beş köleliğine mahkûm gırdatamaz. ederken. O solgun ışıkta gökyüzü oldu. hepimizi yok edelumun ana kuralı.

şimdi 'köle' deyince senin aklına İmparatorluğunda. attı! lar mıydı insanlar? Bunu nasıl açıklıyorsun?" gömülmüş olmasını nasıl açıklıyorsun?" Durdum. Azat yetinin tarihi kölelerin tarihidir. Upanişadlara bak. Çin hikâyesini bilirsin. para ile satılmıyor"Sen. Birkaç kişi bu suyu içmemek için direnirler ama . Roma vatandaşlarından başka herkes köledir.dist ben-sevicidir. tabii. Hani. canım. Türklerde de yoktur. bir tek saray. kendi kültürlerini da"Hayır. Günay da durdu. değil mi? Onlardan üstünüz!". bir tek cami yoktur. Süleyman Paşa'nın türbesinde." sömürgeciliğinin arka-planı kendilerine duydukları aşktır! Bize düzenin öz-uzman aydınlarının 'halkı algılayamamaları. Oysa. Günay'cım! İstanbul'da. Köle kültürü." "Üstünüz. Ama. Asya'da köle yoktur!" Kesti. Tabii. Roma delirten bir su vardır. "Ne öyleyse?" "'Üstün'. paşa. herkesi "Türkiye bir tür evrensel emniyet sübabı olabilir! Ölü-seviciliğinin edildikleri zaman da gelemeyecekleri mevki yoktur." "Köle bizde de vardı." büsbütün azıtmasını hiç değilse geciktirecek bir denge unsuru olabileceğimiz umut edilebilir. yaşamın her alanındaki fütursuz yatmaları şeklinde yansır. esir pazarında. Roma'ya bak. Batılıların başka medeniyetleri algılayamamalarının. Yunan'ı ve Roma’yı düşün. her sa- kendi kitle kültürlerini dayatmalarının. diye mırıldandım. lalası ve atının yan yana "Asya'da narsizm yoktur! Kendini beğenmiş bir Hintli düşünebiliyor musun? Vedalara bak. Batı medenidoğal olarak Amerika'ya satılık olarak zenciler geldiği için bu hükmü doğru değerlendirmeyebilirsin. "Benim değil. Ama. Oysa. "Yapma. senin kelimen. Bizdeki köleler daha çok savaş esirleri gibidirler. "Tanımı itibariyle her ben-sevici ille de sadist değildir ama. Kölelerin inşa ettiği bir tek yol." dedi Günay.

tabii bu bir safsata! Hem insan"Her şeye bir cevabın var. mu?!" iyi uygulayıcısı kesildikleri gibi. Sonra da dönüp tekrar Çinlilere satar"Ne fark eder?" diyerek omuzlarını silkti. Bilenin sorumluluğu.' nekrofil Batı medeniyetiydi. içerler. cıl. ne olursa olsun der. Batıya duhûl" etmek ne inanıyorum. hiç ışık yok!" Meselenin.. Batı'dan geleceği- gelsin. dermandır. Megamac- 'İnsan özgürlüğü' diye bir evrensel miras varsa buna Batıda en az bizim ğildir. herhalde. neredeyse kara büyü dedikleri akupunkturu keşfedip. en lar. hükmedenlerin. "Derman kimden gelirse "Yooo. hükmedilenlerden fazla olduğu gibi. Yıllar yılı. Bu yolda iyiye gidilmeden önce kötüde alınacak daha çok yol vardı. Beni adamakıllı etkilemiş olmalıydı ki kendimi. Tıpkı. hayır. bilmeyenden fazladır. kadar sahip çıkmalıydı. Var. Ne ki. Onlar işlerine yarayan şeyleri bulup çıkarmakta ustadırlar. "Ama. bilenle bilmeyen bir de- yöneticilerin sorumluluklarının. ben ışığın Doğu'dan değil. okuyan. yazan.. Her neyse! Bari bu aşamada hiç değilse iyi muhalefet ya da kadim değerlerin bekçitüyden başka bir şey kalmayacak!" hine'den bağımsız yaşamayı beceren insandan birkaç boncuk. 'Delirten su. Kaldı ki. Ama." "Haksızlık olduğunu düşünüyorsun.sonunda o kadar yalnız kalırlar ki. Özalizm." meselesi olduğunu söylüyordu. ANAP iktidarı filan değil. insansal özgürlüğün liğini iyi yapabilsek! Kendimizi ölü-sevici Batı'ya kaptırırsak. ürkütmüyor mu seni?" "Hiç kuşkusuz!" dedi Günay. hem de süper devlet olunmaz. gel gör.. Türkler de sonunda içecekler. araştıran onlar. "Öyleyse." sı. öyle değil mi! Her şeye bir cevabının olma- . birkaç bekçiliğinin sadece Türklerin sorunu olamayacağını düşünürken buldum.. Öyle görünüyor. Süper devletlerin sorumlulukları gibi.

" diye başladı. Ancak. cevabını şimdi biliyorum artık. tabii. ten ve ruh denilen iki unsurdan oluştuğunu. "Özgür İnsanın. Her zaman. diye seslenmiş. lanetlenmiş de değildi. meleklerine 'Yeryüzünde kendime bir vekil yaratacağım. ru- irade insanın en büyük zenginliği sayılır. Günay. ruhun ölümsüz olduğu düşüncesinin ortak olduğunu hatırlattı. anlatmasını isteyen ben değildim! Ne olmuştu bana duğu bağlantıyı hazmedemiyordum. di- ğer iki kitaptaki pek çok anlayışı paylaşır. Oysa. ne yakışıksız bir soruydu! Sanki. 'külçe gibi' yaşamanın da yaşamak olduğunu bilenlerdendi. genel mutabaNarsizm tuzağına düşmemek gerektiğinin bilincindeyim.benzeten ben değildim. İnsan. Ama ben o dönemde hayata 'ussal' bakıyordum. "Ve tabii. "Daha sonra da insanı 'özgür iradesi'ne emanet eder." dedi. İnsan. Kendi nekrofilik eğilimlerimin henüz farkında değildim. ona secde etmelerini buyurmuştu. korku." dedi. Allah. Şafak Özden’le kur- Ne garip. günah nedeniyle değil." düşündüm. ama belli etmedi. onu Therese'deki rahibeye tık ya da eleştirel inceleme sonucu varılan bir sonuç değil. Acılarına uhrevi bir nitelik yakıştıran ben değildim! Konuşmasını.' tanımlamasının küfür olduğunu düşünüyordu. İncinmiş olmalıydı. hun zihin olduğu. "Hayır. yarattığını bilgilendirmiş. diye sorguladığımda.' 'Melek gibi adam. semavi varlıkların tümünden üstündü. sağda solda sırıtan boşluklar bırakmamaya özen gösteriyorum. çünkü. sonra da meleklere. İslâmiyet'te âlem. yasak. tenin ölümlü. Günay. aşk nedeniyle oluşmuştu. Tersine. 'gerçeklik'in hemen hiçbir zaman man- kat ürünü olduğunu gözardı etmemeye özen gösteriyorum. Bunun daha da kötü olduğunu "Eve dönelim mi?" diye sordum. bo- . yun eğme ya da isyan etme özgürlüğüdür. Ve revizyona hazırım. tenin doğa. Bütünü görmeye. iyilik ya da kötülük yapma. Anladı. "Hayır. "Kuran da Akdeniz havzasının ürünüdür.

'"Ancak. bazınızın sorumlu kılar ki. bağımsız olduğunu teslim üzere yüreklendirir! Dünyanın ve kendisinin sahibi olduğunu. bana yanlış hüküm verdirerek birinin hakkını aldıysanız.etmiş olması çok önemli! Bu anlayış. bilin ki o hak. Peygamberin arkasına bile gizlenemez. Bu çerçeve içinde oluşan sosyal bilimlerin ve ideolojilerin tanımladığı insanoğlu da 'eli kolu tapları. bazılarınızın dili kuvvetli olabilir. Megamachine. senden başka kınayacak kimse olmasa da. Büyük Makine'ye karşı durmak . insana duyulan güven onu tensel ve Bak. yargılatan sorumluluk! Seni. kimyaSovyetler Birliği'nde bile yeşerememiştir. O kadar Davanızda bana başvurursanız. diğer yaratıklardan ve kendisinden sorumlu olduğunu söyler. bir Marksist’e. makineyle baş edebiliyor olmasının heyecanı içinde İnce Mehmet'in iz öte yandan. elleriyle yabağlanmış' bir yaratıktır. isteyen bıraksın." Hadis'i hatırlattı.dayatmalara. dünyadan. Örneğin. sözü öbüründen daha kandırıcıdır. Bir taraftan megamachine ideolojisi dayatır. bir insanım ben. sürdürmen gereken hayırhah tutum! izleyen nekrofilya Büyük Makinenin insanın elini kolunu bağladığı. yaptığı için sonuçlarını algılayamaz! Karmaşık bir sürücüsü gibi daldırmıştır. kendi adına düşünemez hale getirdiği ortamlarda yeşerir. 'üresal silahı da aynı tavırla üretir! Napalm üretmeyi reddeden bir işçi sınıfı tenle üretileni' ayrıştırdığı için insanoğlu günlük mesaisinin sonucunu kavrayamadığı bir kör dövüşünün içine itilir. Ben de işittiğime göre hüküm veririm. İzleyen kıyımdaki rolünü kavrayamayan insanoğlu. çünkü. bir ateş parçasıdır: isteyen alsın. çocuk mamasını da. sadizm ve onu kötülüğün hiçbir tanığı olmasa da. İslâmiyet'in insanın özgür olduğunu.' Nasıl bir sorumluluktan bahsettiğimi anlıyor musun? İnsanı kendisine ya da istersen buna 'bir ölümlü'ye de diyebiliriz. bırak bir papaza günah çıkarıp kurtulmayı. 'O pilot o bombayı at- ruhsal -maddi ve manevi. Hiroşima'ya atom bombası fırlatan uçağın pilotu. yaptığın Bu inancın ima ettiği dünyevi tavır çok önemlidir. Bir Müslüman'ın hakkına tecavüz ettiyseniz. zaten belirli bir kadere mahkûm olduğunu söyleyen din kirattığı felâketi bilimsel kaderidir diye kabullenir.

vatanı Asya'dır. Akdeniz değil. arkadaşım. Rönesans hümanizması filan çarken. bilir misin?" "Evet." İslâmiyet'teydim. Profesyonel Müslümanlardan bahsetmi"'İslâm' kelimesinin kökeni 'sulh'tur. Hiroşima'yı. yabancılaş- lerin çevreci olmamaları garip değil mi?" man değiliz! Değil mi?" dedim. Tabii. sadist Zeus'un kucağına düştüler! Öte yandan. dünyanın şekli değişirdi. sordum. İslâm'ın insan görüşünde. tarihsel durum başka bir pilot getirirdi. bireyin iyi ile kötüyü ayırt ede- . Megamachine'in hükmettiği dünyalarda sadece Tanrı'nın değil. Neden? Çünkü. Şinto'yu düşündüğünü biliyordum ama ben daha hâlâ "Bunun ima ettiği şey. yorum. gaddar Yahova'dan ka- Âdem'in Yaratıcısı'.' dersem. Çin'dir. ettiği liyakat müthiş bir şeydir. insanın kimsenin kölesi filan olmadığını. İslâmiyet'in insanoğluna yüklediği sorumluluğun ima "Müslüman. na hareket etme yetkisi veriyor! Batı insanı kendisini böyle bir iltifata asla layık görmedi! Ezikliğinden kurtulamadı!" bunun yanında çocuk oyuncağı kalır. insancı ideolojiler Konfüçyüs'ü. insanoğlunu kendisine vekil tayin ediyor! Kendi adıİnsanın boyun eğme ve isyan etme özgürlüğünden bahsetti. itaatin ancak 'iyilik emredildiği zaman' şart olduğunu.' şeklinde ilkel bir determinizmi yansıtan cevap alacağım tabiidir." ne tarihsel durumun ne de önceden belirlenmiş alınyazısının değil. ama Müslü"Öyle! Oysa. "Çevrecilerin Refah Partili ya da Refah Partili"Tamam." dedi. Müslüman'ın o bombayı 'atamayacağı' mı?" diye mayandır. tamam biliyorum! Yüzbinlerce camimiz var. işleri o noktaya getirmeyendir! Müslüman.masa. 'Âlemlerin Rabbi. insanoğlunun marifeti olarak görür! İdeolojilere gelince. sevinçle. 'Eğer o bomba atılmamış olsaydı. ideologların gözünde de bir hiçtir insanoğlu! Kitaplı dinlerin arasında bir tek İslam. Adamlar. ilkesel olarak.

sinema yıldızı olarak da tatmin edebilir. itibar. etkili olmak istiyor. Ölü-seviciliğinin tersi. ama. "çaresiz.bilmek için her an uyanık olmakla yükümlü olduğunu ve kim emrederse emretsin." diye özür diledi yine." "Uzadıkça uzuyor. işkenceye izin verenle. İslâmiyet'in "Yaşam-severlik. Bu etkinliği toplum içinde yakalayamazsa." "Bunun için buradayım. copu fiikişinin kendi bedenini hedef alabiliyor. alkolizm. "Her koyun kendi bacağından asılacaktır. değil. intihar gibi. en güvenli toplumlardır. aynı şeyi söyleyecektir. yani yok ediciliğin heyecanını yaşıyor. öteki adı 'biyofilya'dır. Şartlara göre bu. bugün artık insanın bir cisim gibi yaşayamadığı 'dazlaklıkla Hitler’lik arasında." "Biyofilya?" Duraladı.. İnsanoğlu. ğunun cenderesinden kurtulamıyorsa." diye hatırlattım. fiziki ihtiyaçları en çok karşılanmış. Uyuşturucu. sadece beslenen ve üreyen bir makine konumuna indirgendiği zaman acı çekiyor. Şöyle söyleyeyim. intikam gibi tutkuları dünyada en çok intihar vakasının olduğu toplumlar. amaçsız." "Evet. Bir şey yaratmıyorsa. İntihar istatistiklerine bak: İnsanlar aşk. Öteki anahtar kavram. öyle. kimseyi etkileyemiyorsa. kişi narsizmini bir politikacı. Bir de üstelik ." saptanmış bulunuyor." için kendilerini öldürüyorlar ama aç kaldıkları ya da cinsel arzularını tatmin edemedikleri için intihar eden hemen hiç yoktur.. Veyahut ölü-seviciliği bir ne bileyim. kendini beğenmişliğini insanlara zarar vermeden tatmin edemiyorsa -unutma ki. kötüyü reddetmek gerektiğini anlattı. dünyaya atılmış bir nesne gibi yaşayamıyor. izleyen yaşamsal iktidarsızlık ve hiçlik duygusunun dayanılmazlığından ancak yaratamadığı hayatın yok len sokan arasında bir yerde de çözümlenebiliyor. efendim. Tekdüze bir yaşam kendi icat ediyor. Kısacası canım.tecrit olunmuşluedilmesi prosesinde yer alarak kurtulmaya çalışıyor. Ne kadar güvenlik içinde olursa olsun. Herhangi bir Batılı psikoloğu oku.

alayla. özünde mekaniksel ve kaba inan- "Mesela! Batı medeniyeti. Yoksul toplumların. televizyon dizileriyle. Amerika'nın birinci leydisini karşılayan Rus çocuklarına İngilizce şarkılar söyleten gaybi'nde. muhalefetin büyüğünden kurtulduk diye daha da azmayacakları- nı kim söylüyor? Narsizmin kudurmayacağını kim söylüyor? Unutma." demişti. sözcüğünü gündemden kaldırmış gibi göründüğünü söylüyor. şiddetten kurtulamıyoruz. Nihayet. "Bu çok ağır bir suçlama. Doğu Avrupa'da olan bitene hayretle bakmaları. filmlerle. mı battı?' diye şaşıp şaşıp kalmaları da bu anlayışın ürünü. Marx'ı da ya- inek' olmadığı ortaya ondan çok sonra çıktı. salgın hastalık gibi yayılıyor."İsveç. artık Gorby var!" dedim. kaderin bu oyununa kültürel mozaiğinin korunmasına hiç değilse dilde destek veren anlayışın ürünüydü. İngiliz sefirine erkek-erkeğe dans ederek şov yapmak zorunda bırakılan Nâzım Hikmet'in sınıf arkadaşlarını hatırlattığını söylüyordu. değil mi?" Yanlış anladı. "Bu aşağılık soytarılık gururumu incitiyor. 'bilim çağı'nın ürünüydü adam. Heybeliada'daki Bahriye Mekte- ." karşılayarak yaşatabileceği yolundaki. Hitler'i. basınla. Ve bu medeniyet sürekli bir biçimde. kendisine bir zamanlar. dünyanın nev komünistiyle duygu bağı geliştirirken buluyor. insanoğlunu salt fiziki gereksinimlerini cını sürdürmeye devam ettiği için. Gorbaçov'la başlayan sürecin emperyalizm pitalist Batı'nın tartışmasız zaferi demek olmasından korkuyordu Günay. 'rahat kıçlarına nıltan bu oldu. Korkarım." Sovyetler Birliği'nde. Bu nedenle olacak. Batı kültürünün en yenir yutulur uzantısı. Bilimin 'kutsal hunu yok etmeden rahat etmeyecekler bunlar!" "Çok şükür. Stalin'i yetiştiren verimli toprak Batı medeniyeti. bunun ka- Ona göre sosyalizm. retkeşliğin. zaman zaman Rodoplu'yu en bağnaz Brejgülüyordum! Moskova'ya güzellik yarışması tertipleten. insanlık tarihinin en acımasız sadistlerini. insanoğlunun ru"Gorby'nin bir kurtarıcı olduğunu kim söylüyor? Komünizm nasılsa yenildi.

bir rüz! Oysa. Bu memleketteki ağırlığın farkında değil misin? Kalk.ritlerinin yüreklerini tashih etmek yolunda hiçbir gayretleri yok! Tersine! Bir düşünsene. 'uzaylıları' yansıtılıyor ölü-seviciliği. bilgisa- tutulamayan. çünkü bilgi araçları da tıpkı üretim araçları gibi. Aradaki uçurum." "Uzaylı Batılının galaksideki izdüşümü demek istiyorsun?" kitleler daha şimdiden. barışın yüceltildiği bir uzay filmi neden yok? Neden savaş'a koşullandırılıyorlar? Anlasana. hırs. tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar vahim bir 'bilenler ve bilmeyenler' ayrımı olacak. el de konulamayacak. Kaddafi’nin uçaklarını basamıyorlardı.Batı uygarlığının mü- lın ölü-seviciliği de Heliconlu bilmem nereli olup. 'akıllı askerler' var. bu defa da. Haydar'ın anısı gibi. elle cak. Bak." "Nasıl yani?" "Evet! Firavun nasıl Yahova olup. Düğmelere zamanında hatırlıyor musun? İyi uçaklar oldukları halde pilotlar hedefi bulamamış- "Bir örnek verirsem daha kolay anlayacaksın. Vahim. 'eğitilebilenler' ve 'eğitilemeyenler' diye iki sınıf alacak demek. Bildiği- . gökyüzüne çıktıysa. senet sokağa bak. Ters halifelik işliyor yine. bilgi. Türklerin hareketleri nasıl ağırdır! Sürüklenir gibi yürürıyla yetişen kuşakların göz/el koordinasyonlarını. bilgi çağı başlıyor. galaksiye çıktı! Bak. yirminci yüzyı- ne demek biliyor musun? Bugüne kadar bilinen sınıflar kaybolacak. ilişki. daha şimdiden hıza eğitimli. sermayenin. bir kitap bulup okumakla. Bu yerini 'bilenler' ve 'bilmeyenler'. 'galaksiler arası "Az bile! Ruslar dâhil -nedir o Yeltsin efendi?. teknoloji çığ gibi ilerliyor. Atari oyunlayar öğreniminin kazandırdığı hızı düşünebiliyor musun? Yirmi-otuz yıl içinde. elmas yığını da değil. ortada fol yok yumurta yokken. onun lardı? Neden biliyor musun? Refleksleri zayıftı. doğaötesi ama kesinlikle yönlendirici bir 'şey'in elinde olasepet gibi ('senet sepet'in nihayet 'verilmiş bir söz' olduğunu hatırlatıyordu) bir 'şey' olduğundan. Elektronik çağ da bitti. malumat edinmekle de kapatılamayacak. becerilerini. yani nasıl anlatayım. Bu 'şey' altın yığını değil.

her ikisinin temelinde de aynı sakatlık yatar: Hayatın patronu olmak tutkusu! Vahimden de vahimi. kendisine karşı gelemeyenden nefret eder. teknolojik başarının yarattığı kadiri mutlaklık illüzyonu mıştı. serpilmesine izin vermediği durumlarda yeşerirdi." hayranlık. insanları sadistik denetim altına aldürmelerini aşağılayarak izliyordu. Daha da kötüsü. Batı'nın. hep aynı ekoldendir. geri kalanların gülmeyi. Şimdiki halde bir tür tanrıcılık oyunu oynamaları çok daha büyük bir ihtimalmiş gibi görünüyor. büsbüaçık olduğunu söyledi. Türkler ya da despot kesilecekler. daha bilgili. bazılarını öldürüyor. belki de herkesten daha vasıflı adamlar üretebileceği demek. dünyayı dal budak sarmaya devam ediyor! Ve sadist. yani. genetik mühendisliği ilerliyor. Yunan tanrıları. sömürülen kitlenin bağımsızlığını. onların acı çekmelerinden keyif ile ölü-seviciliğinin kadiri mutlaklık illüzyonu sonuçları itibariyle aynı kapıya çıkarlar. ay ne kemutlaklık. eleştirel Sadece bireylerin değil. 'Bilginin yayılamaması' hususunda bugüne dek söylenen her şey yeBütün bunların anlamı şu: Ya bu adamlar. ona göre hazırlanacaklar caklar. mazoşizm. bir insan yığınının öteki yığınını denetim mürücü denetim. Daha da vahimi. Rab Yahova. omnipotans. kilitli kapılar ardında sakladıkları karanlık çağlar gibi bir dönem başlayacak. çok güçlü olagibi 'bilmeyenler' ya da 'eğitilemeyenler' üzerinde mutlak ve sınırsız delime. insani sınırların aşılması illüzyonunu yaratıyor. tanrısal güç peşindeydi. Teknolojik başarı. medeniyetlerin de sadistik olabileceklerinin altında tuttuğu. Sö- . öğretilecekler.miz anlamda 'kitap' da kalmayacak 'okuma' da. Keşişlerin yazmalarını niden gündeme gelecek. Bunlar Camus'nün Kaligula'sı gibi. güçlü olana tün ezer. yıldızları da istiyorlar. Çünkü. haysiyetini. güçsüz olandan. alıyor. Sistemin hamurunda var bu. Senatörlerin kanları ile yatıyor. Ve Batı bu gücü insanlığın emrine vermeyi bilmediği için. Kaligula'yı hatırla. Sadizm. şakalaşmayı sürNe yazık ki. daha üstün olmanın sorumluluğunu taşıyacaklar. Bu. yani kadiri netimi kurmak isteyecekler.

cak korkusu. ama denetleyen grup buna asla izin vermez! Sonuçta ortaya çıkan. daha geçen gün Tanzimat'ın bilmem kaçıncı yıldönümünü "kutladık". Louvre'da. Korku içindeyiz. Aynen öyle." dedi Günay. ölü-seviciler yapmalı. sürgit kusu. her türlü sapıklıkla eğlendiriyor. Tanrım! Ne ironi! Ölü-sevicilerine 'duhul etmenin". televizyonlar cinayet. dinleri mahvoldu. "Şimdi. Derin bir boşluğa düştüler. Türkler gibi. Anarşi ve intihar için olgun hale geldiler!" dedim." "Roma imparatorları kullarını gladyatör dövüşleri ile eğlendirilerdi. askerin başına Yunan temlerini öğrenmeye karar vermenin yıldönümünün kutlanması ne de- mek! Tanzimat. "Türk'ün içi boşaldı! Kendimizi gerasla adam olamayacağımız korkusu. 'neş'e değildir! Coşku. terör. sömürgecilerin yönfer değil! O kutlamayı. "Orient "e nasıl kıyıldığını anlatan Louis Massignon'dan alıntı yapıyordum. dedi Günay. Onun merhametini Türk aydınlarında görmüyoruz! Unutma." "'Onların her şeyini tahrip ettik. Sindik. Louis Massignon'un aşağılanmakla. bunların yerine koyduğu eğlencelikler. Magic Box denilen Türkçe sözlü Amerikan televizyonuna bak! Sunulan eğlence ve heyecan. Felsefeleri. gittikçe büyüyen bir hortum gibidir. 'ilericilik' olsun diye.düşüncesini. "Oryantalizm" Edward Said! çekten de iktidarsız hissediyoruz. Çocukluğu. savaş. sömürülen yığının kişiliğinin gelişmesini önlerdi. Bakınız. utanç verici bir zorunluluk olabilirdi ama kutlanacak za- şapkası giydirten hamakatı düşünüyordum! Ne diyordu bu kadın? Daha da büyük bir hamakat fesi 'yasaklamak' mıydı? . Beyaz Saray'da balo vermeliydiler!" İkinci Sultan Mahmut'a. Denetim altında tutulan kitlenin bireyleri kendilerini bomboş ve iktidarsız hissederler. Artık hiçbir şeye inanmıyorlar. gelecek korkusu. özgürlük gerektirir. dayakla geçmiş yetişkinlerin ruh hali bizimkisi. kadirşinaslığı. deminki alıntı. hiçbir şeyi doğru yapamayacağımız korAncak. yarın ne ola"Evet. üreticiliğini yok eder. sana şunu söyleyeyim.

anlatamayacakmış gibi sıkıntılıydı. havan dövücünün hık deyicisi kadar bile olamıyorlar!" vururlar. Geliştirdikleri grup narsizmi: Kendi düşünceleri. aşağılama. bezgin bir sesle. Türk halkı gibi!" Ne kadar anlatsa.' diye "Ya. Giyimden damak zevkine kadar kendilerinden olmayanı. yok sayma tutkusu. zihinsel bir kıtlık yaşıyoruz. Seslerini duyuramazlarsa. ayyaş rantiye. Bak. eşyalaştırma. onayAlmanya'daki Türkleri düşünüyordum. donarlar. Tıpkı. özgüvenimiz yok oldu.diye sürdürdü. "Akrabanın akrabaya akrep etmez ettiğini hikâyesi! Haysiyetimiz. bak!" dedi. 'biz' değildik. Bozlak söylemeye kalksa. dönek solcu. cukların akli donanımlarını idman ettirecek. o çocuklar gibi. niyetimiz olarak Batı karşısındaki iktidarsızlığımız. ağzına Rahmi Saltuk'larını ortaya dökerler (tonal müzik demek istiyordu). kitlelerin bürokrasinin. Tıpkı. 'eşek!' Yani. 'Öyle söylenmez. Artık biz. Yaşar Kemal Mitterrand'dan ödül almasın dese. böyle söylenir. çokıpır kıpır hücrelerini çalıştıracak dürtüler olmazsa. Kişiliğimiz yok oldu. Amerika'da lobi yapmaya kalksa. Sosyal sadizm. 'Sırıtık aktör. güçsüz ve iktidarsız kalırlar. 'dışardakiler' üzerindeki Tanrısal Türkiye'nin trajedisinin iki yönlü olduğunu söyledi. Günay. mede"Bürokratik despotizm! Aydınlar devleti! Oligarşi! Silahlı ve silahsız denetim tutkusu." derler. kendi gereksinimleri dışındaki dünyaları gönülden algılayamamaları. Bana 'ölmez otu'nu çağrıştı- ran bir direnç yok muydu? "Direniyoruz tabii. kimse tepki vermezse. İkincisi. beyinlerinin elektrik yüklü se onları dinlemez. kendi lamadıklarını algılayamama. be canım!" kendi ülkemiz içindeki iktidarsızlığıydı. yaşı icabı saçmalayan çocuklara bile böyle muamele edilmez! Edilmez." duyguları. "Arabesk söylemeye kalksa. tekdüze ve neşesiz bir ortama mahkûm edilirlerse. Bir kısmımız hâlâ direni- . kim- İşbirlikçiler. mürekkep yalamışların. kuduz köpektir. Birincisi. Borsa'ya gitmeye kalksa.

'Eşitlik fiilen mümkün olmayan bir kandırmacadır. 'égalité' hayır! diyordu. 'ışık da batıdan gelir'." dum. İnsanlar kardeştirler ama eşit değil! Küçük kardeşiyle boks yapmaya kalkan bir ağabey düşünsene! Bazen." daki yemeği mi koyacaksın? Paylaşmak. bir Edward Said'le olacak iş değil. Batılı. Batılıların hiçbir insanca hazırlıkları yok. yanılıyor mu"Yooo. " "Hırpalıyorsun beni!" "Niye? Sadece düşünmeye davet ediyorum. bir bebekle bir delikanlının önüne aynı cins ve miktartarı koymak değil! Önemli olan bu bölüşümü gerçekleştirecek biyofilik yapılanmayı gerçekleştirebilmektir. güçlülerin güçlü olma sorumluluklarını sırtlarından atmak "İnsanın optimum pay alması başka şey." 'Fraternité' evet. Bi-lenler'in. örneğin.bilmeyenlerin canlarına okuyacaklarını düşünüyorum. Anti-demokratik olduğunu düşünüyordum. bu eşitlik için uydurdukları bir kavram olduğunu düşünüyorum. 'Eşitlik'e değil." "Ama. denen şeyin.. Bir Fromm'la. beni 'eğitilenler' düşündürüyor. hayır. Eşitlik olsun diye." yum?" "Seni düşündüren. biri aç kalırken ötekinin önüne yiyemeyeceği mik- Düşünüyordum. umutlu değilsin?!" "Kısa vadede. Mevlâna'ya gidince biz de peşinden gideriz! O yüzden diyorum ya. 'Eşitlik' denilen kandırmacaya sığınıp. azami doyumu sağlayacak bölü- şümü becerebilmektir. bu 'eğitilemezler' sınıfı dediğin şey.yoruz. bilmeyenlerle sidik yarışına çıkacaklarını . 'Eşitlik'in ilkel bir paylaşım biçimi olduğunu düşündüğünü biliyor"Evet. . bilgili olmanın sorumluluğunu nasıl taşıyacakları düşündürüyor. Bilgi çağına giriyoruz. hayır. eşit pay alması başka şeydir.. 'kardeşlik'e inanıyorum. Tersine. Mamafih. Ve dediğim gibi.

na na nommm!" diye 'İyi. olduğun gibi değil! Ne düşündüğümü biliyordu sanki! 'Sanki'si yok. kendini kandırıyorsun! Bu Türklere (eliyle İstanbul'u işaret ediyordu) bir halk jürisinde yargılanmayı kabullenecek kadar güveniyor musun? 'Allah." "Ne demek istiyorsun?" "Su geçirmez ahlaki kuramlarla destelenmeyen demokrasinin demo- kovboylar gibi. biliyordu! "Bana ha- Ne dediğini anlıyordum. "Bir düşün. olmaz! Ölü-seviciliğinin iktidara 'demokrasi' ile gelmiş olması şen düşleri düşünüyordum! Uygulamada rezili çıkacaksa. 'teori'nin ne değeri vardı? kikati değil. kötülüğe razı olurmuşuz! Olur mu lan. korusun! Dağlara taşlara. ne gam! Biz. olmaz! Ne birebir. peygamberler ve Marxlar 'seçim'e girselerdi. Çirkin Joe ile teke tek vuruşacak! Kasabadan kimse ğini taklit etmeye başladı! En kalın Holivud sesiyle konuşuyordu. DelegeleYorulmuş olmalıydı ki. ne hiçbir şeyi değiştirmez! Kaldı ki. tabii! İnsanoğlunun elinde paçavraya dönü- . Na na na naaa! Na"Clint Eastwood. iki heybetlinin erkeklik riÇok ciddiydi! karışmayacak! Kim güçlüyse o kazanacak! Sonuçlarına katlanılacak! Ka- tüeline kaptırır. Çirkin Joe kazanır. "Naranara naa. kasaba tarumar olurmuş.. kendini ver. Kasabalılar Clint Eastwood'a yardım etmedikleri için. "İlkel rin burnunu. kızlar tecavüze öyle şey?!" uğrar. yani rüyanı! Olmak istediğin gibi görün. ulu ulu ağaçlara!' demeyecek kadar güveniyor musun?" Son darbeyi de vurdu. salt sayılarla düşünüyorsun. ne olurdu?" ikiye iki." dedi.pediye. ranaranaaa. Cemil Meriç'ten alıntı yapıyordu.. Burun sayıyorsun. '"Kendini. "Davul kötünün elinde. huşuya durur. Kötü ve Çirkin' filminin fon müzi- der! Sayı birebir olmalı! 'Birebirlik kutsal bir kuraldır. ayak takımının idaresine dönüşeceğini unutuyorsun." dedi. tokmak iyinin! Olmaz.

malla canla. psikolojisi nekrofilyaya yönelebilir. yaşamı destekleyen tutkularını harekete geçiİslâmiyet'teki karşılığı 'cihat'tır. sadece 1900-1940 arası 892 savaş! Milyonlarca ölü. 'Yaşayanı sevmek ya da ölüyü sevmek! Her biyofilyaya müsaittir. vaş varken. Erich Fromm. bütün gücünü kullanarak çamurdan yükselmeye komünizmi Jivkof’tan bilmeye benzer! Olmaz öyle haksızlık! O ifadeyi de takınma! İslâmiyet'i Kral Faysal'a bakarak yargılamak. duyulmuyor. değil mi?" "Bana hâlâ İslâm'ı borçlusun. ama Şafak Özden'i düşünüyordum! Biraz durdu. Sonuç. "Amma da çok konuştum. loji profesörümüze. Ama. İnsanoğ"Gerçek şu ki. Yaradılışındaki çamura. insanoğlunun değişebilmesi. yani. bilim ve inançla. Batı medeniyetinin nekrofilik kıyıcılığının alternatifi. deli olurmuş. hayata yeni bir bakış açısı geliştirerek 'dönüştürmesi' ile mümkün olabiliyor. insanoğlunun yaradılışı "Bir başka zaman. insan eliyle ölü! Ölü-seviciliğinin durdurulamaz yükselişi!" Birden durdu. biyofilik insanın karşı karşıya geldiği temel bir seçenektir. Cihat. doğru alçalmak lunun çamur ve Allah'ın nefesi gibi birbirine zıt iki unsurdan oluşmuş . Ünlü psikorerek. eceliyle sağır etmiş.Zaten nasıl olduğunu. yeni bir hayatiyet kazanarak bütünleşebiliyor. bakmak. ekledi. şu kadarını söyleyeyim: Kuramsal İslâmiyet'tir. geçen gün bana kitabını okuduğun adama sor.' derken. "Deliye kırk gün deli dersen. yani. kıyıcı nekrofilyaya. 1500-1599 yılları arasında 87 tane sa- olarak. Müslümanların 1400 yıldır söyledikleri bir şeyi tekrar ediyor: İnsanoğolması." luna kırk gün akıllı dersem akıllı olmaz mı? Ne dersin?" Nedendir. Acı olan ne biliyor musun? Şu konuştuğumuz şeyler. ne olur!. İnsan hayatla. ancak.. ne olduğunu biliyor musun? Her yalan bir yaratış. eyBu çabanın lemle. sözle. hiç bilmiyorum. doğrulayacaktır. şu veya bu bi- çimde bin dört yüz yıldır söyleniyor ama narsizm Batı'nın kulaklarını değil. kişiliğini." dedim.

" dedi Günay. bindallı ile de. gözü dönmüş yığınların hayali ürperticiydi! Söylediğinin bu olmadığını. Müslüman "Senin ya da bir başkasının." İyimserliğine dayanamadım artık! "Ya. iğrenç yaratıklar olarak takdim etmesine dayanamıyordum!" dedi. "Ne demek istiyorsun?" "Yine de. baçlayan ya da kıvrık hançerleri ile saldıran. maz- Ürperdim! Salyaları kara sakallarının üstüne akan. "Öyle büyük bir haksızlık ki!" duyarlılığını incitiyor. Kara çarşaf gerçekten çirkin bir . kişisel ıslahattan bahsettidiklerini düşündüm. rahim ve gaffar olan Allah'a. kibire yönelirse ne olacak? Bunlar da Allah'ın sıfatları değil mi?" diye soruverdim." olmadığını ima ediyordum. ye. cebbar. seni dergâha götüremiyorum. Yığınlar onun için yaşıyor. insanla kelime arasında. "Kavga. sakin sakin. yani biyofilyaya doğru yükselmek de onun bileceği iştir. mütekebbir olan Allah'a. değil mi? Kuranı Kerim'in arkasından. Rodoplu lum bir medeniyetin üyelerini. onun için dövüşüyor. Ku"Açık. kaftanla da gerçekleştirilebilir. Allah'a rahman. Günay tınmadı. "diyen Cemil Meriç’i ilk kez anladığımı hissettim. kahretme"Cihat olacak. saralı sahtekârlar. kendilerini kır- Neyin intikamını alıyordum bilmiyorum. bir tür moda! Tesettür. onun içimden geçenleri görüyormuş gibi bakıyordu. Burda Model misali. çünkü özgür iradesi vardır. boy boy kara çarşaf pat- ran. ğini biliyordum ama yine de öyle oldu! Kelimelerin psikolojik boyutlarını düşündüm ben de. ama intikam aldığım kuş"Bak. önyargılı ya da sadece cahil birinin." dedi. "Ama. patron vermiyor!" ronları çıkmıyor! Kara çarşaf vahiy değil. "Örtünmek işine gelmiyor! Kara çarşaf estetik kusuzdu! Ne ki." diye takıldım. gözlerimin içine bakarak.da. unutma ki. En masum sözcüklerin bile ne denli ürkütücü olabiliçin ölüyorlar. kahhar. o doğru. despotizme. insanla kader arasında değil artık.

ister Allah'ın ne demek istediğini anla- düşünce. değmez?! Dünyanın en kanlı katliamlarını yaratmış. âlemin zevkini yönlendirmek gibi bir daOnu seviyordum! "Neden ama?" "Günay Rodoplu." kullanmamakta ısrar ediyordu. Türdaşını. İster vahiy. "Haaadi! Belki de sana tercüman oluyorumdur?! Ya da.vam olamaz. 'fanatik' Müslüman mı lerdeydik. peygamberler sunmuşlardır. faşizmden. bana fark etmez. yaşayışını düzene koyacak birkaç kural. Eşsizdir. Günay'ın. nükleer silahlardan sorumlu bir medeniyetin şakşakçıla- . kitlelere doyurucu "Bana fark etmez." Tasavvuf kelimesini dığını farz edip kelimelere döken birisinin dünya görüşü olsun. "Boşver. 'bir harita' verecek kabir sistemi. bir tarih hatası olduğun hususunda ısrarlıyım!" "Tanrının bile unuttuğu bir idealistsin de ondan. Böyle düşündüğüm. cahil Elizabeth Hakompleksi içinde savunmaya geçmediğim için. Kendisine gelince. "Nasıl. modern ideologlardan çok daha önce din reformcuları ve nım'ın 'geri kalmış' bir ülkenin vatandaşlarından beklediği aşağılık olacağım şimdi? Bu ne cürettir!" sını istiyordum. Ama. ben de TRT değilim. sana bir 'dil' buluyorumdur? Öyle ya. ona dünyadaki yeri ve rolü hakkında birkaç yönetici dar sahiplenen birisinin önünde eğilirim! Unutma ki. oluyor şimdi?" "Hayır. ırkçılık'İrtica'nın '90'lar Türkiyesi'nin 'krizi' olmaya aday gösterildiği gün- tan. değmez!" dedim. ne Semea. ne de onun Türk karşılıkları ile uğraşmaHışımla döndü." "Bu hakaret mi. Bu peygamberlerin arasında Hazreti Muhammed gibisi yoktur. Çok dokunaklı oluyor." kılık. sufizmle uğraşan sensin.

"Batılı değiliz dediğini anlıyorum. "Serseri!" dedi." ğulu değiliz de ne demek!" "Olur." "Ziya Bar. ama!" dedim. güzel bir bar biliyorum. Sonra yemeğe gideriz. Orada "Yaa? Neresi?" birer kadeh bir şey 'alalım'. "Ne serserisin!" .rının Müslümanlara söyleyeceği bir tek sözleri olamaz! Kaldı ki. "Çok oldun." dedim. Ortado"Değiliz!" dedi Rodoplu. Bir başka zaman anlatırım. olur mu?" "Beşe geliyor. Ortadoğulu bile değiliz! Biz bu topraklara geldiğimizde İsa doğa"Yani. Akdeniz havzası Samileri ile Aryanları çoktan bütünleşmişler"İslâmiyet'e de mi?" "Resmi İslâmiyet'e de. biz lı 1071 yıl olmuştu!" "Yani?" di. Buraya çok yakın. bir yandan da gülüyordu. "Saat kaç?" Şaşırdı. "Yoruldum artık." Türk’üz. Biz yabancıyız." dedim. ciddi ciddi. Bak.

Garipti. biçimde etkilerdi görünümünü. Ama. ama. Günay'ın transandantal dediğim acıları da aynı ondan!" diyordu. tabii.IX Ameliyat olması gerektiğini hiçbirimiz bilmiyorduk. söylenmedik o kadar çok şey var ki! Konuşmadığımız o kadar çok şey var ki! Neden yaptın bunu ba- . yüzünü bir kabuki oyuncusu gibi kapsayan beyazlığın farkındaydım. örneğin yorgun olduğunda olağanüstü güzelleşirdi. "Ölebilirdin! Oysa. "Hiçbir şeye sinirlenemeyecek kadar bitkinim de Dehşete ve müthiş bir korkuya! na?" Her şey olup bittikten sonra haber vermiş olması dehşete saldı beni! "Ölebilirdin!" dedim. Ara ara ortadan kaybolduğunun.

yordum. "Tuş!" dedi. "Riski göze aldım ve kazandım!" dedi. yeryüzünde ihlal Odasına. telefonla arayıp tahlillerinin sonuçlarının mutlak ameliyat ge- ya da iptal edilmiş olacak bedenciklerinden birisinin kendi bedeni olacayabancıymışçasına. çünkü böylesi davranışı fazla dramatik buluyor. karşı apartmanlardaki dairelerin ışıkları birer birer yanıyorlardı. sahte olduğunu bilerek açık "Ama. dantel örtülerine. Hemen sonra maydanoz bahçesinin ardından muhteşem bir ay doğdu. Ve Günay. fikrimi sorabilirdin. asla paylaşılamayacak bir dene"Ölebilir. yıllar yılı horladığı çük el halısını. çıkmadaki karayemişin yapraklarının gölgesi camda titreşti. eşyalarını. ğı gerçeğinin ilk kez idrakine vardı. düşündüğümde inanması zor. hayretler içinde fark etti. Bilmediğin bir şeyin de. benim sırtımdan!" dedim. "Azıcık gelsene!" rektirdiğini söylediğinde. beni bir toprak yığınının başında bırakabilirdin!" Yanına varmak. Üzülmekten gayri. örtülerin altındaki sevgili bedeni kucaklamak isti- yimdi. Şimdi. "Çok özel." ettiği bir gururla. kollarını açtı. ama yapmadım. Üzüntü- mü nasıl harcamak istediğimi sorabilir. her daim ağzına kadar dolu mavi sigara tablasıyla yaşadığı etme düşüncesinin canını acıttığını. ölü evini toplamaya gelen bir Oya. seni üzmeyeceğini düşündüm." Olanları anlattı. ay yeniden doğup maydanoz bahçesini aydınlattığında." dedi. tercihime saygı gösterebilirdin. ama yapmadım. ertesi gün bu saatlerde. deseninin keyfini çıkarmaktan haniyse suçluluk duyduğu küaşk-nefret ilişkisini çok sevdiğini. kitaplarına. Son tahlilde yapabileceğin bir şey yoktu. "Oysa. Egemenlikleri altına girerim korkusuyla benimsemekten korktuğu. onları başkalarının tasarrufuna terk . kendisinin olmayan gözlerle bakındı. karanlık basmak üzereydi. Amerikan filmlerine yakıştırıyordum! "Tam bilemiyorum.

yavrusunu kucaklayan ana gibi. beyin hücdakilerden çok daha fazla olduğu duygusuna kapıldım. o çok uzaklardaki mavi gökyüzü! Söyle. genç adamın ağzına. Bu düşünce daracık bir asansörde kalmışbulabildiği en büyük bardağa rakı doldurdu. öteki dünyadaki dostlarımın bu dünya- . biliyor musun? Alkol kanıma karışıp. bahçe yaygısını çalma. kabrin karanlığından korkuyor- bakabilecektim! Çok garip. ağabeyimi kızdıracağından korkarım! Ağabey sözü tutulur. tutkuları tarumar . ölüme de yeni bir deneyim gibi "Bu dünyadan ayrılmaktan değil. çok tuhaf gerçekten! Asyalıyım. toprak!'" bocaladıklarını. köylülerin dedikodusundan korkarım! relerimi şefkatle kucakladığında. içi daralmaya. sevdadır. kesik kesik nefes almaya başladı. "Çok garip! Şiir okumaya başladım. kokusu rakıların nicedir anasonsuz olduğunu hatırlattı. Anam babam ne yiyecekler? Sen. Ortalığa yayılan çiğ ispirto dum! Sanki." diye anlattı. sandal ağaçlarımı kırma. henüz ne darımızı ne pirincimizi ekebildik. söğüte üzüleceğimden değil. diyorum da inanmıyorsun! Ne oldu. ne zaman bitecek bütün bunlar? Kızarmayan yaprak. dutun dallarını kırma. yaşamının benzinin solduğu bir yebilirim gökteki mehtabı. kuruyacağından değil. Kalktı. ağaçları önemsediğimden değil.' Yalvaran. terk et bu mezrayı. kirli bir tablanın uyandırdığı duyguların yoğunluğu ürperticiydi. söğütün dallarını kırma. çasına panikletti. Genç şairin cenazesini düşünüyordu. karısından koparılmayan koca mı kaldı?" Ya da öteki. bağrına bas bedenimi toprak! Ben nasıl örtersem erkeğimi. "Nasıl da özgür bu yabankazları! Nasıl da dinleniyorlar Yu dalları üzerinde! Ve biz! Kralın ezeli çilekeşleri. Toprağı kürek kürek üstüne anda. o iş bir türlü halledilebilse. "Yalvarırım sevgilim. Yalvarırım sevgilim. babamı uyandırmandan korkarım. Yalvarırım sevgilim. duvarımdan atlama.kadar titrek olduğu saniyelerin tiklediği.Baba emri yerine getirilir. '"Bir daha göreme- Yarının maydanoz yaprağında tutunmaya çalışan bir su damlacığı onu boğduğunu düşünüyordu. sen de beni öyle ört. burnuna toprakların dolduğunu. Hani o şiirler vardır ya.

Huzursuzum.Kahkahaçiçeği tepemden tırmanır. Sonra bir çekirge öttü. Doğaüstü bir deneyim yaşamış olmalıyım. mor beyaz. ölüme tahsis edilmiş erlerin ezeli ve ebedi figanını.'" Söylediği şiirleri biliyordum. yeryüzünün tılsımlı güzelliklerini onca yıl önce yakın gibiydi." dedi Günay. ha! Hoşgeldin. benim de olmalı. İlginç olan. "Ata ruhları. Tam 4000 yıl önce ve bir o kadar güncel! külüp.bir yapıya. '. hatta hadislerini yüreğimde müş olmam! Bu ölüm denilen şeyle pirlerim halleşebilmişlerse. yüreği kuş gibi çarpan genç kızın telaşını. Onu güney patikasından gelirken gördüm. tepeye tırmandım. ölüm denilen itiraf etmeliyim ki. "Senin gözlerinin hayata. Doğu ufkunda hilal görününce. mavi kırmızı renkleri yazılmışlardı." Ne kadar yalnızdı. Şinto! Neden acaba?" diye sordum ama . Aklıma gelenlerden birisi de Kazancakis'ti. insana dayalı inanç sistemlerini yakıştırmıyor da değildim! "Sanırım. benim göz- lerimin ölüme dönük olduğu bir dönemdi. yalnızlıktan değil. daha "Yooo..Dilediklerini yapsalardı âşıklar. mesela. solan otların arasında hâlâ kıpırdadı. yarabbim! Ve ben bu yalnızlığı kıramıyordum! kayda geçiren Çinli ozan bana akranlarımın hepsinden daha dost. Rodoplu gibi insancıl -hümanist anlamında kullanıyorum. Kazancakis bildiği için. kadim şair ve yazarlara dönefendice halleşmem gerekir ya da elle gelen düğün bayram gibi bir duygu sarılabileceğimi. neler demezlerdi komşular!' Sonra bir tane uçuk. ayak sesini duyduğumu sandım. sanki! Topraklarından zorla söÇok garipti. İsa'dan 2000 yıl önce "Ata ruhlarına tapan bir Şaman'dım. Çin şiirleriydi." dedi. ama art arda bunları hatırlıyordu! daha. Aşağıda. melekler filan değil. Ona sımsıkı karanlığa onunla el ele atlayabileceğini düşünüyordum!" hissettiğim Hazreti Muhammed’e de değil. dizinin dibinde yıllarca oturabileceğimi.. Yüreğim yükünü boşalttı.

Bir sabah. bizi öksüz. gökyüzü ve yeryüzü birleşecek bundan böyle. Utanıyor. ezberden söylemeye ". içimi paralayan bu sırrı kendimde gizliyordum. ' 'Ardından kim gelecek?' 'Mesih. Bir daha da çarmıha gerilmeyecek. umut besliyor ve nedenini bilmiyorlar.. acı çekmemin nedeni de bu. Kalk. Yüreğime zırh geçirdim. sakin ve baştan çıkarıcı bir sesle. Onlarla yaşıyor. Mesih gelecek. varlığımın derinliklerinden bir ses yükseldi: 'Bu adamlar nefret dolu!' diye haykırdı öteki sesim.' 'Ben de. Bu akşam gençtik senin hücrene girdi. onları aydınlatmak için konuşmaya . yaşlı din adamına. Ama konuşmuyordum. Ama sana kılavuz olan ben değilim. yok etmek için geldi.' 'Benim istediğim de bu. Tepeden tırnağa silahlı. gücüm yettiğince dünyanın yıkılmasına katkıda bulunup.. Günay'cım?" Gözlerini kapattı. kahkahayı koyuverdiler. konuş onlarla. Haç çıkardım.Lenin 'in görevinin ne olduğundan da haberleri yok. Lenin yaratmak için değil.. Gelecek ve partizanların başına geçecek. Mesih'e yol açmak için öldürüyordum da. sen biliyorsun. sana yol göstermek için geldim. Genç yaşımda kılavuzun olduğum için beni bağışla. gençliktir. hayatım boyunca aynı şeyi. ölüyorlar.başladı. Oysa. sırrımı herkese açmak istemiyordum. 'Öldürüyorlar. yeryüzüyle gökyüzünün birleşmesini diledim. yepyeni. Ardından gelmesi gerekene yol açmak üzere. Yerimden kalktım. haksızlıklarla baş başa bırakıp gitmeyecek.' 'Bizimle gel!' diyordu keşiş.. göğsü fişeklerle örülü elli kadar sakallı adam çevreme toplandı. 'Sayımız az ama bir avuç maya bütün hamuru kabartmaya yeter. daha iyi bir dünya yaratmak için geldiğine inanıyorlar. bu kokuşmuş dünyayı yok etmek için geldi. "Neyi biliyordu. bir kayanın üstüne çıktım. Ama yolunu bir türlü bulamıyorum. sesleniyor: 'Bizimle gel!' diyor.' 'Bu söylediklerini devrimciler biliyorlar mı?' 'Başlangıçta sustum. Muhterem Peder. onlarla omuz omuza savaşıyor.

Ama iki sözcükten çok söyleyemedim. dayak yedim. 'Özgürlük. özgürlük uğruna verilen savaş. sevgi sözcüğünü söyleyip duruyorsun?' Sevgi. 'Kötüsün. ellerinden kurtulabiliyordum. ellerinden kurtulup kaçtım. genç keşiş. Ama tek başıma ya da Tanrı ile konuşurken.' 'Gidiyorum. Özgürlük uğruna verilen savaş. insan bu yüzden hayvanlıktan kurtuldu. titreyen bir sesle. sevgi demiyor.başladım.' 'Sevgi. Özgürlük ölümdür. bir hedefe yönetmez. başka bir dağa çıktım.' 'Öyleyse neden vaazlarında hep aynı şeyi. özgürlük uğruna savaş diliyorum. son değil başlangıçtır.' 'Peki. Evet? Geliyor musun?' Yaşlı din adamı gelmiyordu.' dedi. orada da aşağılandım. ' 'Delikanlı.' dedi. öldürülme tehdidiyle karşılaştım Ama Tanrı bana yardım ediyor. ıslık. Yeryüzünde rastlanılan tek şey. küfür tufanı koptu: 'Din bataklıktır. 'Özgürlük. değil mi?' 'Hayır. Ama yeter bu kadarı. 'Nereye? Manastırlardan atılıyorsun. ama o zaman özgürlüğe yüklediğin görev ne?' İhtiyar adam. bir kahkaha. nereye gideceksin?' 'Ele geçmez bir kalem var. ben orada oturuyorum. halkın afyonudur! Alçak satılmış! Atın dışarı! Atın dışarı!' Beni dövdüler. Daha doğrusu.' 'Değil işte! En yüce şey özgürlüktür. Erişilmeze erişmek için savaşıyoruz. Muhterem Peder.' dedi genç keşiş. dağlardan kovuluyorsun. özgürlük uğruna verilen savaştır. Harekete geçmesi için halkı sarsmak gerektiğinden. sevgi!' diye haykırıyorum boyuna. Yeryüzünde özgürlüğe rastlanmaz. ovaya indiğinde kovalanıyorsun. 'Sevgi.. ' 'Nedir bu kale?' 'Hazreti İsa!'" . Kötüsün.. İnsanlara acıman gerekir. en yüce şeyin iyilik olduğunu mu sanıyorsun?' 'Evet.

Yine de şaşırmıştır." vardım. sonra da Boğaz Köprüsü. gerçekliğin de bir seçim meselesi olduğunu anlattı. Hani bir yerde. dünyevi adalet olmadan da dünya yöneti- bir apartman. kendi kendine konuşan varlığım ile bulunduğum yerdeki hiçlidenim var olduğu kadar da yoktu. Dostoyevski'yi düşündüm.sızlık olup olmadığını düşündüm. semt. değil mi? Ama. sonra bir ara Sultan Galiyefi. topluiğne başına indirgenen dünya. Balkanlar. küreye dönüşen dünya. Be- . yere inmesini beklemekten. Allah'ın olmadığı bir dünyanın temel kaziyesinden yoksun lemez diye düşünüyordum! Sonra tuhaf bir şey oldu. omuzlarımda battaniye. buz gibi bir evde. az geri çekilince kaldığını biliyor ama insancı. Günay. Her iki ucunda da kendimin olyolcu ettiğin insan. Marmara Bölgesi. yokken de yoktu. İstanbul. Onun gibi bir şey. duraladım. Sen. bulutların arkasına bir yere ğim arasında bağlantı kurmaya çalıştım. Allah'tan vazgeçemiyordum ama yeryüzündeki halifesinin. uzay dızlar! Bir süre orada. o noktada kuramsaldır. giderek yuvarlaklaşan ufuk çizgisi. Uçakla. insanoğlunun esenliğini sağlamak uğruna. anestezinin etkisinden tam kurtulmadığını düşündüren bir sesle. "Çünkü. "Bu pasajı hatırlaman ne garip!" "Nedenini biliyorum galiba!" dedi. o bölümü. Evimi dışardan görmeye başladım. uzayda başka yaşam olasılığı gibi olduğu boşluğu. araya giren ay. az daha geri çekilince mahalle. yılyerde. Anadolu. yeryüzünde kalana var mıdır? Varlığı. Ya da uçaktaki diğer yolcular için bir gerçekliktir. gibi. Gecenin bir yarısında. en korkulacak sosyalistin Hıristiyan sosyalist olduğunu söyler ya. Senin için de öyle olacaktım. hızla kayan gezegenler. cehennemde yanmayı göze alan bir sevgili kulu olmalı diye düşünüyordum. 'var'dır işte. Kazancakis'in sözünü ettiği 'özgürlük'ün megamachine'den bağım"Allah Allah!" dedim. Koyu karanlıkta ışıklı bir pencere. Ortadoğu. varken de yoktum. uçakta benimle beraber olmadığına göre. Yani. varlığımın. ummaktan başka çaren duğu alıcı-verici.

İyilik."Doktorlara ve kadere teslimiyet mi?" tevekkül kavramını yeniden irdelemeliydim. bize zaman "Sarhoş oluyordum. Kelimeler gönlün derinliklerinden fışkırır.'" ıslah etmek" diyordu. bağıra bağıra döneniyordum odanın ortasın"Tamamlanma" dediği. Dünya duvarlarla bölünmemiş. ata ruhlarının ellerini tutarak!" 'kale'sinin Hazreti İsa olduğunu söylemişti. daha henüz tamamlanmadım. forus olmaya mecbur kalırlar. dünya süs ve makamlarından feragat eden) de"Düşüncenin her korkudan azat olduğu bir ülke!" diye Tagore'un ağ- zından tanımlıyordu. va ehli bir zahit (zühd'den. ölüm özgürlük de- Büyük Makine'den kurtulmak yetmez. 'Hayır. "Kazancakis yanılıyor. kendisini özenle terbiye etmekti. ama. Uzun. 'Hayır. "Bir ülke ki insanları dimdik. Aklın ırmağı alışkanlıkların çölünde kuruyup gitmemiş!" ğil. "Hayır. Militan yapısından hiç beklemediğim bir tevekküldü! Ya da ben bu "Evet. borç olan ibadetlerden.' diye. Rodoplu'nun ideali takğil. Kazancakis'in genç keşişi. hatalarımızkaygım vardı. zaten de fodan dönme özgürlüğüne kavuşalım. "Yüreğimi "Yalnızdım. kafamızda kurduğumuz şekillere inanmaktan. Gogilikten." diye güldü. Yazı filan diyoruz ya kitapları bitir- . özgürleştiricilikle eşanlamlı olmalı. 'onlara forus dersek. gönüllerimizin yani kısa vadeli çıkarlarımızın izinde. durmuş oturmuş akıldı. dört yüz beş yüz yıllık ömür lâzım ki. yüksek sesle. Özgürlük yolunda bir engel. ömrümde ilk kez bu kadar netleşti." diye sürdürdü." dedi. çok uzun. Böyle ham ölmek istemiyordum. Emek kemale uzatır kollarını. "Sarhoş oluyordum ve tek bir lazım.. asli vazifelerden başka bir şey düşünmeyen. "Ama." rusturlar' türünden müstebit önyargılardan kurtulacaksak. kişisel idealime ilişkin düşüncelerim da. bu kaleyi. ölüm kapıdaydı.

Ağzımdan çıkan her sözün. Ölümünden sonra adımın anılmayacağını bilmek hoşuma gitmiyor. Kişiliğimin temelini içtenlik oluştursun istiyorum. İçimden herkese karşı gürül gürül duygudaşlık aksın istiyorum. ağzımdan çıkan. bütünü kucaklamak istiyorum. bütün ulusların gelecek kuşaklarına örnek olacakmışçasına yaşamak. ama yapıcı olmak istiyorum. Kusuru başkasında aramaktansa. İftiradan uzak durmak. çünkü biliyorum ki. Eğer bir şeyden sıkılacaksam." Yanlış anlamasını önlemek için düşüncelerini toparlamaya. Ayağı yere basmayan bir malumat istifçisi. onlarla eşitlenmek için gayret göstermek istiyorum. Ama karşılıklılık istiyorum. yeteneksiz olmaktan sıkılmak istiyorum. 'Estepeda'yı bitirmek." demişti. Bayağılığı değil. her kelimenin doğru olmasını istiyorum. kendi gerçeğimi bulamamaktan korkmak istiyorum. ünlü olmamaktan değil. parasızlıktan değil. Hiçbiri değildi. Benden üstün olanları kıskanmamak. çünkü o zaman iyiye vereceğim şey kalmıyor. yüceliği ululamak istiyorum. cesaret ve iyi niyetin birleştiği noktaya erişmek istiyorum. Kötülüğü iyilikle karşılamak istemiyorum. her kelime dünyayı etkileyecekmişçesine özenle konuşmak istiyorum. bir akademisyen olmak istemiyorum. . 'Medeniyet Tarihi'ni bitirmek filan. Az ve öz konuşmak istiyorum. En zorlu kazanımlarımın tanıksız kalmasına üzülmemek istiyorum. "Zekâ. yaptığımla söylediğimin bir olmasını istiyorum. Bir "Yücelmek istiyorum. bu söylediğimin doğru olduğunu sahiden biliyor muyum diye kendime hiç durmaksızın sormak istiyorum. kelimeleri şeyden korkacaksam. Alçaklarla karşılaşınca da yine dönüp kendime bakmak istiyorum. İyiliği iyilik. Alçakgönüllü. masanın üzerinde duran fotoğrafına. türdaşlarımızla paylaşmadığımız niteliğimiz yoktur. Herkese karşı dikkatle seçmeye çalışıyordu. Davranışlarım. 'Kadıncık'ı bitirmek. kendimde aramak istiyorum. Parça başı doğrularla avunmak yerine. Gevezelik etmektense yapmayı. kötülüğü adalet karşılasın istiyorum. Bana yapılmasını istemediğimi başkalarına yapmak istemiyorum.mek.

saygıyla karşılamak istiyorum. Ama. Hepsinden öte. sadece aksiliklerdi tansiyon düşmesi gibi şeyler en çok korktuğu rahatsızlıklardı) ona da bir şey olmazdı! Yine de. adları üstünde. yani?" diye sordum. ne kadar hamım! Bana zaman tanı! Zaman tanı adam olayım! Açmadan solmak istemiyorum! Ölmek istemiyorum! Daha değil. hayretle. Alacakaranlık bir odada. ölümü nasıl bile"Kalktım. gözyaşlarının üstünü sırıl- "Ne diye yalvarıyorsun. hastalık emri bile vermeyecekti benim beynim. Büyük bir utanç duydu." dedi. "Gece uyuyamadın mı?" . "Yorgun görünüyorsun." dedi. sen de!" Neden sonra. bütün bunlardan ne kadar uzağım! Henüz ne kadar çiğ. Ve yine biliyordum ki. Hırsla gözyaşlarını sildi. zırıl zırıl ağlayan bir kadın olduğu düşüncesi onuruna dokundu. daha değil! Zamanını birlikte kararlaştıracaktık!" "Ölüm emrini beynin verdiğini biliyordum. "Ama sana hâlâ söyleyeyim mi? Bütün bu işte ufak bir üçkâğıt var!" "Nasıl." dedi. hayatın her anını ciddiyetle. denetleyeme- ve geçiciydiler. bunlar. ceksin!" "Aman be! Budala. Bayrı. öyle gittim. diği aksilikler oluyordu. Görüyor musun. ara sıra bedeninde kendisini şaşırtan. "Arnavutköy üzerinden bir tur attım. Ertesi sabah. kolay uyuyamadı. Dr. kızdıran. sadık ama kimsenin yardakçısı olmamak istiyorum. Tabii. Şimdi değil. böyle bir şey yapmak bir yana. yarın değil!" sıklam ettiğini fark etmişti. epey bir süredir ağladığını. ışıkları yaktı. Beynine bir şey olmadığı sürece (bu yüzden baş dönmesi. hastane çantasını hazırlamaya başladım. erkenden hastanedeydi.nazik olmak. herkesin hatırını saymak. küstah! Hayatı bilmezken.

kelimelerden başka! Bir yanı kan gölü." "Göreceğiz."Tahmin et!" "Oturdun.. bir bacak." "Sana ne verebilirim ki." "Tamam. "Az önce uğradığımda elleri sarılı. ti ta!" "Evet. Burnumun direği titriyor. öldürmeyin beni. Bir insana hediye edilen bir el. bir ömür! "Yağlama! Dön kıçını. "Parmakları pembeleşmiş mi?" "Pembeleşti!" "Yaşa!" "Delikanlının ellerini taktım. kadın. "her bir elinde birer kırmızı karanfil karşıladı beni. bir iğne yapacağız... içki içtin." "Sinirli misin?" yanı çiçek! Seni çok seviyorum." dedi Oya." ameliyathaneyi işaret etti. bir Günay'a geldiği akşamlar gecenin bir yarısında hastaneyi arayıp. Allah!" diyerek başını salladı. la.. böyle havada." kollarını kaldırdı.. Hemşireden rica etmiş. sargıların arasına sokmuşlar. Hay." dedi." "Sen nasılsın?" "Avek!. . Dikkat "Tamamdır. Mahcup olmuştu." diye itiraf etti Rodoplu. "Bundan sonrası bizim işimiz! "Ne kadar parlak bu ışıklar! Ben en iyisi roman yazayım. Zor bir gece geçirdim. "parmaklarım nasıl?" diye sorduğunu hatırladı mikro cerrah arkadaşımın. ha!" Günay da romanını yazmaya durdu. " "İyi ya!" edin. "ilgisi yok.." Görüşürüz.. "Amma bunun"0 zaman sen yat uyu artık. Zor mu bayılacağım şimdi?" Kerim yüzünde kocaman bir tebessüm belirdi arkadaşının. merak etme.

. kadıncığın. senin bilinçsizce de olsa. cinsel özgürlüğün. Binali'yle paylaştığı gece yarılarını kıskanmaması. sınavlara girmedi. çok daha saygın. Özgürlüğü kısıtlamak. kadın erkek birlikteliğinden çok daha önemli. sapana "hain" denirdi ama. ne de onaylamadığını belirtti. canım. evinden atılan Binali ile kör bir sobanın iki yanını paylaştılar. ne onayladığını.Kimi zaman uyanamadı. 'birliktelikler'de kimsenin kimsenin özgürlüğüne müdahale etmemesiydi. İdeolojik birliktelikte. seni "aslında" sevmediğimi dinledim. sınıf atlama gayretinden. Onulmaz bir kaybı önleme istemi miydi? Yardımını esirgememek kaygısı mıydı? Dışlanmaktan kurtulmak çabası mıydı? Şiran'ı memnun etmek arzusu muydu? Hepsinden birer parça mıydı? Kadıncık. "son tahlilde "aramızda sevgi olamazdı. özenle korunması gereken birliktelik olmalıydı. iki ay. İdeolojik birliktelik. Binali'ye göre. böyle bir niteleme ancak gülünç olurdu. "Eş"inden ayrılanın. olurdu. "özeleştiri" yayınladığı nerede görülmüştü? Türkiye Cumhuriyeti'nde. Şiran. kimi zaman "işi" çıktı. sonuncusuna hükmetti. Erkeğin suskunluğunu hayra yormaktan başka çaresi yoktu. iki arkadaşın ideolojik birlikteliklerinin tezahürü olsa gerekti. düşünce özgürlüğünden çok daha hızlı sindirilebilmiş olmasının ardındaki "erkek" faktörünün etkinlik oranı neydi? (75) Kadıncık Portre 'ye: Geceler boyu. abazanlığımdan kaynaklanmalıydı birlikteliğimiz. İlke. Okuldan atılma tehlikesi Binali'nin gündemine o yıl geldi. Bir başka erkeğe hiçbir cinsel içeriği olmayan "canım" hitabına öfkelenirken. kadın erkek birlikteliğinde. benim ise serüvenciliğimden değilse. İki ayrı sınıfın insanlarıydık.

yanmaması gerektiğine karar verdiği için. silah arkadaşı olmaktı. kendi sınıfının kadınlarına sevdalanan yiğitlerin romanlarıydı. Kadınların kocaları değil. arkadaşları vardı. Şiran'ım. diller bil! (O'nu gör şad ol!) Yurt'un içini dışına yeğle! Renklerin pastellerini . Sevgiler aklı başında. Titiz bir kız babası gibi seni korudu. yiğitlik değil."Çelişki"imiz. "cüzzamlısın" türünden aşağılamaya dönüştü. sevgilileri değil. Ne ki. "zulüm" sözcüğü bu bağlamda kullanılmaz olmuştu. dokunmak değil. Acılarımın günahının vebali boynuna olsun. devrimci olmadığımın "ikrarı " dışında. bilmiyordu. Sevmek. burjuvasın!" basit bir tanımlama olmaktan çıktı. Dönemin "Tütün" gibi. "uzlaşmaz" olmaya mahkûmdu Kötü kehanetlerini geceler boyu üstüme üstüme yağdırdı. ziyanlık gördüğüm için heyecanlanamadığımda. saf dışı etmeye çabaladı. Zalimdi. (76) Kadıncık Kadıncığa: Dil bil. Sevgiler aşk değillerdi. "Damat namzeti" olan beni. "Sen devrimci değilsen. bir şey anlatamadım. sevdiğini sandığı ama devrime ihanet ettiği anlaşılınca sevmemiş olduğunu anladığı erkeğini sırtından vuran devrimci kadının öyküsünde. "Don "gibi popüler romanları doğru yolu eninde sonunda bulan. âşıkları değil. Yine bir gece. Sevgiler uzun vadeli çıkarları kollayan. canım. Ya da canımı yaktığını bilmiyordu.

"karı adama âşık. Bir de. Birbirimize vakit ayırmıyoruz. 'burjuva eğitiminin" yozlaştırıcı girdabına kapılınmamak için fen fakültelerinin dahi terk edilmeleri gerekliliği savunulan bir dönemde. Haksızdı. ötekisinden çıkıyor. Hoyrat ve cimriyiz. ekonomik kökenlerimi karıştırıyor olmayasın?" diye ukalalık et! Elini vicdanına koy: Şiran’ı korumaya kalkmakta haksız mıydı? (77) Kadıncık Kadıncığa: Kadıncık Dostlara: Evet. Daha nasılsın derken. 'burjuva" denilince de. Öyleyken. öğütlerinizin işe yaradığını düşünüp mutlu olasınız diye uğraşıyorum. Bir Arifte. Her gün binlercesi yaşanıyor. adam terk etmiş. (79) Haklı. söylemediklerimi duysanız! (78) Kadıncık Kadıncığa: Ne bekliyordun? Gecelerini talep ettin. . ne var bunda?"yı. Ama. ikinci sınıf lokantaların erdemine inanma. gecelerinin keyfini kaçırdın. ayrıntıları önemse. "insanlar birleşirler de. "genel ilkeler"i değil. size belli etmiyor.sev. "Eğitimimle. Sizlere karşı dürüst değilim. ne var bunda? "yı. acı çektiğim için azarlıyorsunuz beni. dinler gibi yapıyorum. üstelik. bir Ziya 'da olabilecekleri cuma gecelerini. ayrılırlar da. Doğru söylüyor. ama bir kulağımdan giriyor. Düşüp dizini yaran çocuğu dövmeye benziyor.

Doğru söylüyor. yüzün gül- . Halan. Kadıncık’ı da geçiştiriyoruz. Kadıncık. Eriyor gidiyor aramızda ve biz. Bu defa da. Bu toplumda hayatımız unutma ve geçiştirme üzerine kurulu. haksızlıkları unut. gelişmişlik meselesi. sadece ihtiyarlıyorlar. yapmayacak. Bu gerçekten bir ilke meselesi.cevabını da kendimiz veriyoruz. yeni durumlara habire uyum sağla. Nedir bu ağbi? Onu unut. deliye çıkaracaksınız. Beşer sene aralıklarla dön bak. iyisin. geçiştiriyorsun. Mesela sen. Nilgün: Ne azarlıyorsun kocamı. Gelişmişlik meselesi. İnsanlar yaşlandıkça olgunlaşmıyorlar. Adam başkasının resmini kopya ediyor. adımı huysuza. Yok. be?! Doldur şurdan bir rakı! Mehmet: Azarlamıyorum. kaytaracaksınız. ne yapalım onu söyle ağbi. Her şeyi. Sen her şeyi geçiştiriyorsun. ağbi! Nasıl biliyorsanız öyle yapın. iyi!' Bu ülkede geçiştirmekten ibaret oldu hayatımız. ulan! Bana çarıklı erkânı harp numarası yapma! Ne yapmamız gerektiğini ben söyleyeceğim. geçiştiriyoruz! Şimdi sen beni bırak da. ağbi. keyfilikleri unut. Söyle de yapalım bari! Siktir. bunu unut. "Ben unutmak için doğmadım!" diyor. can dostunu boynuzluyor. herkes bıraktığın yerde değil mi? Neden? Hep geçiştirdiğimiz için. ama her şeyi geçiştiriyoruz. Gerekçemiz de hazır: 'Adam sen de! Bu üç günlük dünyada!' Mesele aslında bir olgunluk meselesi. yüzünüze vuran yine ben olacağım. geçiştiriyorsun.

durma! Nilgün: Ağbi. kollayacak. "Tansiyon 5. 12 Eylül'ü unut." diyordu. Aç kaldım." Süreyya Berfe: Devrim unutmaz Sabırlı sonsuza dek Sana ne gönderebilirim ki .. desene bizim Şiran da bir ideolojiydi! Bir yaşıma daha girdim! (şen kahkahalar) (80) Ahmed Arif: Hasretinden prangalar eskittim. "Ben onu şimdi yükseltirim!" dedi Günay. "Sen merak etme. oluşuma sahip çıkmaktır! Bülent: Desene. daha doğrusu sırıt..sün. Devrime yıllarını vermiş bir sosyalist düşün. (81) Doktor Ahmet'in telaşlandığını fark etti. kazanımlarını unut. biliyor musun? 12 Mart'ı unut. çabalarını unut! Yeter be! Bülent: Mehmet: Ne ilgisi var şimdi bunun? Ne ilgisi var olur mu? Hayata sahip çıkmaktır bu. terk etmedi sevdan beni. insanlar mutlu olsun! Neye benziyor. Oya'cım. hayatın keyfini çıkarmasını bekleyebilir misin? Dönem mi bu kadın? Söyle! Hadi. Amerika kazandı diye bir Coca Cola bayiliği kapıp. Kadıncık yatırımını kolluyor?!(pis sırıtma) Mehmet: Tabii. susuz kaldım.

Yedisekiz Hasan Paşa'nın yeğeni miymiş. Şimdi düşünüyorum. Mülâzım. kocası ölünce tarlanın başına geçiyor. Ne içselleştirdi. ne kimsenin yanına sığınıyor. Bir zamanlar öldürdüğü adamın yüzünü bile hatırlamayan Abidin Amca. Gün geliyor. bana karşı en dürüst olan oydu. Bir başına ekiyor. her nasılsa.Kelimelerden başka Bir yanı kan gölü Bir yanı çiçek (82) "Ne diyor?" "Bana söylüyor. Kocası ölmüş. Boze. (88) Abidin Amca: Bizim oralarda Ermeni çoktur. bir yanı çiçek! Böyle . Abidin Amca açıkladı. bir de oğlu vardı. neymiş. kimseye varmıyor. Abidin Amca. oğlunu büyütüyor. Kaderi kabullendiği yoksulluğunun bir gün. İlçeye Türk askerleri geliyor. ne de içselleştirir gibi yaptı. yiğit bir gelin vardı. biçiyor. Boze'yi gö- başka? Bir yanı kan dolu. "dünya mutilere kalacak!" vaadine imanı tam. İsteyenleri oluyor. Boze derler. işte!" Kadıncık Portre'ye: . Uzatmayalım." dedi Dr. Ne kimseden bir şey istiyor. Başlarında da bir mülazım.delidir bu karı. Kadıncık Hanım. "Bana ne verebilirmiş kelimelerden "Maskaralık'ımızın bir başka yönünü de. Bayrı. Birinci Cihan Harbi patlıyor. ulusunu kurtaracağını düşünen mahzun Abidin Amca! Hazreti İsa’nın.

diyorlar ki. çok güzel bir kadın. olmazdı. Mülâzım emir kulu. emir kulu. Van Ermenileri askeri kırmışlar diye sözler geliyor. süreceksin! Nereye? Nereyi gözün görürse. yiğit de. aşireti ayaklanıyorlar ama Boze'ye kimse söz geçiremiyor. "Bunları gönderirsen. . Ailesi. Mülâzım'a emir çıkıyor. kaderine artık. Ermeniler görmüşler. Mülâzım efendi. Boze yok. değil mi. tabii. "Kendimi mi vurayım. çevredeki Ermenileri toplayıp. çaya gitti. Kara kaşlı. o sıralarda. Bir de. Mülâzım soruyor. haberin var mı? (89) Kadıncık: Boze'cim. kara bir gelinlik giydi. sen mi beni vurasın. Türkler diyorlar ki. kara gözlü. Olurdu. Ya. Kadıncık Hanım! İşte bizim oralar böyledir. Boze. ben de giderim. edebiyata meze ol ya da çaya git. ikimiz birbirimizi mi vuralım?" Ertesi gün geliyor ki. Mülâzım. "Yok!" diyor." Öyle yiğit bir gelin! Gelin. alabalıklara meze ol! Alabalıklara daha yararlı olacağın." dedi alnını okşayan elin sesi. lanet olsun! Yiğit olduğun için sev. "varırım "diyor. bacım?! Allah'ın rahmeti bile yetmez sana! Lanet olsun! (90) "Kurtuldu. Ramazan da Apo'cu olmuş.rüyor. Boze de Mülazım'ı seviyor. Arabistan'da şehit olmuş. bilimsel bir gerçek. göğe uçtu. yok. Uzatmayalım. derken. bu Boze'yi seviyor. Mülâzım da. yiğit olduğun için öl! Ya kara gelinlik kuşan.

" dedi." dedi Rodoplu. Otuz yıl. Şefik Hüsnü'nün sağ koluydu." "Uyumak istemiyorum. Çoluk çocuktan geçtim. Nerende biriktirdin o kadar şeyi!" "Şiran aradı mı?" "Kim? Kim aradı mı?" dar çok uykum var?" "Beş buçuk saat sürdü. "Neden bu ka"Bu yeni tip bir anestezi. gidelim! Balıkçı Ahmet. "Nikâhlan benimle. bir sandalda Münevverle yaşadı. "Şimdi cin tonik içilir mi? Anesteziden yeni çıktım!" diye azarladı. yaptığının farkına varıp. Ahmet'im. Sağ olsa yaşıtıydı."Cin tonik ister misin?" Günay. kız! Otur oturduğun yerde! Başlatma beni torunundan!" . Uzun etme. Kanlıca'da. Kafkas kökenliydi. Uyutuyor. uyu da dinlen. Oya. Otuz yıl günaşırı yakardı kadın. da! Gel. nesin kız? Kıskanırım. ha! Hay Allah! Hay Allah! Gel seni Balıkçı Ahmet'e götüreyim." "İstemiyorum ama!" "Şımarma!" Reis: Ne o resim? Adamı seviyor musun. torunlara rezil oluyoruz!" Git lan. "Üç kilodan fazla mal çıkardım! "Uykum var. "İyi miyim?" "Çok iyisin!" "Saat kaç?" İzleyen kahkahalar kendisine getirdi." "Uyu.

Doktorlardan gelecek hayır. dolunayda ağır ağır dalgalanacak duvağı. çimdirdi. "N'oluyon kız. "Ben demir alıyorum. toptan kökten nüzül. ihtiyar." dedi. ne zaman niçinini anlattı. çekiştirdi. gık etmedi kadın. simsiyah denize dikti. hazıma hazır ağzına verdi erkeği. Şeyh Şamil oynar gibi kayıp gidecek.. ne kıpırtı. beyaz etini çiğnedi. Allah 'tan gelmeliydi. "Aman." dedi.Yıldan yıla soldu Münevver gelin. Balıkçı. Dolunayı dolduracağı günü hesapladı. "canın cehenneme!" Gözlerini uzaklara. iki ay sıçmığını temizledi. Gün boyu su sineklerini kovdu." "Kanlıca 'dan Karadeniz 'e nereye kürek çekeceksin! Kocadın be. ihtiyar adam. "Canın cehenneme. koca bir yudum aldı. can havliyle rakısına yapıştı. Güneşten korudu. Reis'i aradı. memesi pörsüdü. gözlerinin içine baka baka. n 'oluyon!" Elini öptü. istavritin kılçığını temizledi. "Münevver gitti. Geçti karşısına. "şimdi geliyorum!" izledi. mehtabın boyuna baktı. küreği de ben çekerim!"' Bir sessizliktir izledi. ne dedi bana? 'El bilmemnesiyle gerdeğe girilmez. Balıkçı. Duvağını takacağım. "Gelme. Gece oldu. büyük bir sükûnetle. "Karadeniz'e gömeceğim."dedi. "Karadeniz'e. .' dedi. Sonra bir sabah açacak ağız da bulamadı. rakı masasından kaldırdı." Nereye. Balıkçı!" Kadıncığa döndü. "Biliyor musun. Bir sabah uyandığında. gün boyu seyretti otuz yıllarını. Kadıncık. etme!'yi. "Aman. gülüm!" Ne ses. 'Madem düğün günüdür. istavrit olsun ayıklayamaz oldu. ızgaralardakileri çevirdi." dedi. İhtiyardan yana döndü. yüzünü öptü. elini ayağını akşam koyduğu yerde bulamadı. Kayıp gidecek Kafkas gelinim. sulara salacağım. Nefesi darlandı.

niçinleri. her an bir başka boyuta geçip kaybolacak endişesi ile yaşadım. Karşılaştığımızda karanlıktı ve her şey öylesine çabuk olup bitti ki! Şiran. Benimle paylaşılan bir hayatla tümüyle dışlandığım bir hayat. Hücre ile TBMM kürsüsü ya da Abdullah Öcalan ile Ahmet Türk. Biri mutlu günü. Hep korku içinde. ama. Yıllar yılı. neye sevinirdi? Neden kaçınır. Oslo'da ya da maalesef. nedenleri hiç bilmedim. görüp göreceğiniz en mutlu ceset ben olurdum!" (92) Balıkçı Ahmet'e: Nasıl bir adamdı? Galiba pek tanımıyorum. Bir gün uyandığımda yanımda bulamayacağım korkusu. Onun da mutlu günü vardı. Beni ezen de buydu. "Amin!" "Yine de."Amin. Zamanla sadece çileleri paylaştık. ne yazık benim için değil! Bana ayrılanlar acı dolu olanlardı. Güzel günlerini. neyi hedeflerdi? Hatta. Bütün bilebildiğim gözlemlediğimi sandığım sonuçların yorumlarıydı. Ötekisi. kızım!" dedi. "fısıldadı. Kendisine önemli her şeyi kendisine saklardı. ya. Benimle paylaşmazdı. o gün tebaasını mutlu ederdi. benim hakkımda ne düşünürdü? Neleri. liranın iki yüzü gibiydiler: Şiran. Fizan'da. çünkü benimdiler. önemi olan her şeyi kendisine saklardı. her an yazı tura oynayabilirdi. mutsuzluk ve düşmanlık günü. tatille- . El Hira Kralı Numan gibi! Onun da iki günü vardı. Razıydım. Şiran ölüme bir kıtan giydireydi.. Kadıncık. "yine de.. Neye üzülürdü. bir başka kadının yanında olacağı korkusu.

Biliyor musun. Allahım!" Sonra?. ben daha damda bile uyumadım! Bizim Mardin'de geceleri damda yatarlar. karısı tıpkı bana benziyormuş? Tam çiçek açacağı zaman.. İşte. ne acı! (93) Kadıncık Reis'e: Yaşanmamış o kadar çok şey kaldı ki. kan güden bir kadın. Sonra da rakının içine böyle gözyaşı dökersin. Çiçeğe dursun diye onca suladığım fidanımı elimden alıverdiler. dışardan görünmezsin. Yüksek karyolaları çepeçevre bezle kapatırlar. Görünmezdin ama yıldızlar üstüne üstüne gelir. Çileli günler bitince. Balıkçı.. tam çiçek açacağı zaman. Hayat adına utanıyorum! (94) İhtiyar Haham: İnsanoğlu bu dünyaya doğduğunda. burnunu Şiran'ın boynuna gömer. 'Seni kimselere yâr etmem!' diye bıçak sallayan adamı anlıyor olmam. Dileğin ne olduğu her zaman bellidir. o küçücük kıvılcım insanoğlunun içindeki "hayır"dır. kalbi delik bir profesör. Ara sıra bir tanesi kayar. geride! Biliyor musunuz. "Erkeğimin elini başımdan eksik etme. ben de bittim. içindeki sevgi kıvılcımı küçücüktür. O kıvılcımın . öldüğünde anlı şanlı Karadeniz düğünü yapan bir eski tüfek.rini başkalarıyla geçirdi. Reis.. o da seni 'ayyaş karı' beller! Şu halimize bakın beyler! Yaşarken kadınından soyadını esirgeyip.. bir dilek dilersin.

dayı oğlumuz Remzi. Burada yol tozlu. Öyle yaptım. eli silah tutan tüm Örenler oradaydılar. Şiran'ım.bir hazine gibi saklanması gerekir. Şeytanın değil. (101) Kadıncık Portre'ye: Kentli kabuğumu kırmaya. Ölümü ertelemenin tek yolunun öldürme becerisi geliştirmek olduğu bir coğrafya. bana ay kadar yabancı akrabalarını sevmeye giriştim. Boşvericilik. hatta mantık bu kıvılcımı boğmaya çalışabilir! Ama. Sen on dört yaşındaydın. sen ol. Amca oğullarımı. güneş cehennemdi. tembellik. teyze oğlumuz Şerafettin. kendisinin doldurduğu silah. Bambaşka bir coğrafyanın içine doğdum. cimrilik. On dört yaşında çocuğun elinde silah. Benim coğrafyamda. bu yaş. Politikacı Babamız kahveye çıkıyordu. Bayram. Yaşam haritamı değiştirmem gerekti. Oysa. Nasıl da hızlıydı reflekslerin! Dokundu- . hoyratlık. hala oğlumuz İhsan. Beşikten mezara bir an için olsun gevşemeyen sırt kasları. sevmeyi bilmektir. şiddet. körüğün başından ayrılma Kadıncık Kızım! İnsanları sevmekten korkma! Sevmediğin değil. Şaban. insan sevgi körüğünün başından ayrılmazsa kıvılcım ateş olur. onun fedaileriydiniz. 'git. Baba'mıza kalkandın. burnunu sil!' dedirtecek yaştı. senin elinde Kalaşnikof vardı. sevdiğin yanlarını abart! İnsan olmanın kefareti. sevgisizlik küllerini yakar! Sen. Kendi sürümden ayrıldım.

bir ideolojiydi. hiç bilmedin ki! (102) Sen ne diyordun? Nasıl saldın oğlunu yollara? Öncelikle kimin için ağlardın? Şiran için mi? Kendi erkeğin için mi? Kendin için mi? Oğlunun ardından ölür müydün? Bir tane daha mı doğururdun yoksa? Hayat devam eder'di mi? Kadıncık Dostlara: Ne bakıyorsunuz öyle? Şiran'ın kıyafetini mi beğenmediniz? Hayır. kahverengi üzerine lacivert giyilmeyeceğini öğrenecek vakti mi oldu? (103) Şiran'ın kadınlarına: Onu benim gözümle görmezseniz. namertsiniz. (Görürseniz. Benetton'u diş macunu sanıyor! Onun. Hangi sahici sevda değildir ki? (83) Kadıncık Yabancıya: İkramda kusur ettiğimin farkındayım.ğumda fırladın! Güven nedir. beni bırakıp dostlar böyle hışımla . Yargıcı'yı bilmiyor.) (104) Kadıncık Nilgün'e: Evet. benim katilim. Misafirperverliğime dölyolum dahil değil! (73) Nâzım: Dostlar. Şiran.

yok. Rüya gördüm." dedi." "Hayrolsun.nereye gidiyorsunuz! (74) "Çok mu canın yanıyor? Doktor hanımı çağırayım mı?" "Yok. yaşlı hastabakıcı. .

Ziganalar gibi "heybetli ve ketum ve dimdik"ti. bir özlemdi Şafak Özden. çam- güzel. hayırhah ve asude" gördü. Sıfatların sonu gelmez gibiydi. çıra. sarp. yalçın kayalarından fışkıran buz gibi suları ile nefes kesecek kadar Bir toprak parçasının nasıl cismanileştiğini. çakıl. Özden'in kişiliği ile bire- Günay onu.ŞAFAK ÖZDEN YEŞİL ELMA. KEKİK VE TARÇIN KOKUYORDU! I Çünkü. Bir düş. Memleketinin Ziganaları gibi yüce. akarsu. bir örtüştürüldüğünü gördüm! Başı pare pare dumanlı dağlara yakıştırdı ları. kekik ve tarçın kokuyordu. Bir basit türkü. Anadolu yeşil elma. Sonraları bunlara başkaları da eklendi: Taze çimen. . zor geçit verir. bir o kadar da "temiz. "almalar olanda gel.

" adamın saygılı alçakgönüllülüğünün. (Günay. bir kahve içimlik vaktimiz vardı.. Bilakis." dedi. Şafak Özden. galiba o günğunu da bildiğimi sanıyorum. abartılmış ama anlaşılır buluyordum. canım! Hepsi. Şafak'a inancını kaybettiğinde. daha doğrusu inancı hunharca kin son umut kıvılcımları da söndü. Avucunun içi gibi tanı- anlatacağım) akşamın ertesi günü. Bertolucci'yi görmeye gidecektik. "tutkusuz bir aşkla sevemeyecek kadar onurluydu. Şafak'la geliştirdikleri beraberliğin hepimizi belirli ölçülerde dışlayan bir tarafı oluşmuştu. yor. bu!" gasp edildiğinde. daha mı "kötü niyetlerde bir araya geldiğimizde hep Günay'ı konuşur olmuştuk. doğurur ve bastırırdı. Günay'a ilişkin haberleri birbirimizden alır. yokken de varım.aney. Şimdi düşündüğümde. bir senfoniye mümkün değil çıkmazdı!) eder. Şafak'ı herkesin ortasında tokatladığı (o olayı daha sonra . toprağın kaderi Şafak'ın kaderiyle bütünleşti. içinden bir parça gibi tanıyor ve seviyor!" "Yanılıyorsun. Şafak'ın tarihi. güneşe bu türkü ile eşlik neyden başka bir müzik aletine 'Katiyyen!' yüz vermeyeceğini söylerdi! İsterse Beethoven'inki olsun." 'bilakis'in sonunu getirmedi. Doruklardaki mekânından. erkekliğinin simgesi oldu.. yurttaşlarına. seviyor onu. Ve hepimiz. artık "Kafdağı"nın ardına göçmesini engelleBen." dediği "Varken de yoktum. Durrell'in. Şafak'la ilişkisini o ağır ameliyattan sonra bedenine yeniden kavuşmuş olmasının getirdiği epiküryen ruh haline veriyor.. olsa! Şafak onu eğlendirmiyor. Daha mı "akıllı'ydık. O noktada.. yen bir şey kalmadı." dedi Tülin. parçaları bir araya koymaya çalışırdık. Ne ki. "Çok iyi tanıyor. "Epiküryen ruh haliyle ilgisi yok. insancıl hüznünün. bu yabancılaşmada Günay kadar bizim de payımız olduğunu anlıyorum. Sütiş'te buluşmuştuk. Keşke "Günay. "Büyük Yalan"ın bir yalan olduğuna ilişkadınlardandı. Neden oldu- Günay'ın. Anadolu güneşinin Toprağın tarihi.

keskin ama bir 'Anadolu erkeği!' Öyle değil mi?" sini tarif ediyordu. ne bir haram yedi. "Ve tüm çağrışımları!" yoktur." "Ama. Nedenlerimiz elbette farklıydı. Otoriteye yılışmaz'. "Bilemiyorum. dürüst." dedim. ama ona refakat ettim. tabii. sıska bir ineğin ardında. değil mi?" edebiliyorum. bilmiyorum. "Çünkü. Kadir İnanır-Tarık Akan karışımı ." dedi." sözü üzerine nasıl bakmış olmalıyım ki. sen de İnce Memet olursun. taştan sediri vardı ama yiğidim aslanım burada yatıyor! Niye? 'Yiğit'in görevi. "Günay. içtenlikli! Kimseye müdanası "Sen nereden biliyorsun? Siz konuşuyor musunuz?" "Yo. uzunca boylu. kavruk bozkır ırgatı değil de. gür ama kumral bıyıklı. "Maalesef! Türk erkeğinin gele"Hem de koçyiğit!" dedi. güçlü kuvvetli. seviyor onu. o da gülüyordu. "Bir kere. demirden döşeği. esefle. "Benimle de hiç konuşmuyor da. 'Yürekli. ekmek kadar temiz. üstünde hiç düşünmemiştim. sana ne çağrıştırıyor?" diye sorduydu. tabii. Gülmeye başladım. "Neden soru"Büyük Yalan'ın bir parçası olup olmadığını düşünüyorum. Benim fiziki niteliklerimin tam ter"Canım alınma. Tülin. ama artık özde sınıfsal olduğunu kavrıyorum. onurlu. kırsal kesim erkeğini çağrıştırıyor. yorsun?" Başka bağlamlardaki konuşmalarımızın satır aralarını okuyordum. Eğilip bükülmez. bak. taş sedir üstünde yatmak ve mahkûmluk mudur?" Neye varmaya çalıştığını bilmiyordum. müşfik bakışlı." Bir gün. ne cana kıydı. ama daha ilk günden sevmedik adamı." neksel niteliklerinin hepsini bu genç adama yakıştırıyor sanki!" "Anlıyorum. "Bu 'yiğit' kelimesi. Tahmin "Ben de şaşırmıştım." dedi Tülin. Anladı. su gibi aydı. alnında patlayan güneşin bunalttığı.li"ydik." dedi. "Yiğit!?" "Gerçekten öyle!" dedi Tülin. değil mi? Sonra.

. Allah'a inanır ama dini bütün Müslümanların titizmeslekler olduğunu fark ettik. Bir. Yoksul muydular. rinde el ele şapşal tavuklar gibi koşuşmazlardı. Demek ki. bir profesör olmaz mıydı? "Niye ama?" masa da olur. Hayır. onurlu. olabilir. Jandarmanın ya da polisin önünde ezilip bükülmezler. O hocasına mecburdur. işçiliği? Geçici bir süre için. Ankara asfaltının üzeHem evet. kız gibi araba kullanmaz. hekim. Şaşırdı birden. coğrafya kürsüsü asistanı gibi değil. muhasebeci filan olmamasının da nedeni bu olmalı. kapıkulluğu etmez. ama. 'yiğit' kimsenin emrinin altına girmez. bozulduğu müşterisini yarı yolda indirir. ama Mario Puzo'nun İtalyan mafyası değil. Eve pazardan pırasa taşıyan aile babası yiğit de olacak iş değildi. ama sendikalı ve mutPeki. sadece ustabaşı olarak. olacak şey değildi! Kuaförlük? Saçmalama! Şoförlük? Evet. Peki. liğini göstermez. dür. Kasaplık? Hayır. imam? Pek değil. hem hayır diye karar verdik. Genel müDokuz-beş mesaisi yapan devlet memuru bir "yiğit" olacak iş değildi. birilerine bir rakı sofrası Çaycılık yaparlar mıydı? Hayır. Garsonluk? Hayır. ne yer. Fedai olabilir ama pezevenk olmaz. ne içerlerdi bu adamlar? Konuştukça ortaya çıktı ki. Peki." Uçuyorduk! "Çünkü. mesela." dedim.bu koçyiğitler. dürüst ve içtenlikli olurdu "Tam buldun!" kaymakama ya da başka bir otoriteye yılışmazlar. yürekli. aklımıza gelen mesleklerin hepsinin deha istemeyen "Asistanlığı atlarlarsa. kuramayacak kadar yoksul olmazlardı ama şiş göbek esnaf da olmazlarOdacılık? Hayır! Asabi bir müdire hanımdan azar işitecek "yiğit" bir oda- cı. Düşündükçe. ama tıp doktoru olursa asistanlığı atla- Oysa. peki? dı. Fabrika lak surette toplumcu-solcu ya da ülkücü. belki. Mafya? Olabilir. asistanlık yapmazsa da başına buyruk olabilir. pek de cin fikirli olmayacaktı yiğit.

galiba bu 'onur' garip bir kavram. "Uyarılmak tükürenin 'onur'una dokunmuştur. yönetmene gelince." "'Maçoluk' olmasın?" "Sanmam Kadınlarda da var çünkü.." "Ulusal kimliğimizdir. tabii. yönetmen hanım taken. savunmasına koşanın tükürüğü onaylayacak hali yoktur. bağıracaksın. bir roman kahramanlığı kalıyor! Anlasana. hatasını kabul etmez... rimci arkadaşlardan birisi sahnede yere tükürmüş. Sana bir şey . Günay'a onu anlattım. dürüst. Cefi Kamhi düşünebiliyor musun?" "Siyasette de olmaz ki!" Konu üzerinde yoğunlaştık. çatal kaşık kibarı bir yiğit de olacak iş değildi. kaç kadın af diler? Daha çok. muhtemelen şehir kızıydı. ama söyleyecek sözcük yoktur. birisinin 'bütünlüğü' gibi. 'onur'u kırılacak. Aklıma. 'bilgili mermi'nin Forus yakıştırması gibi bir yakıştırma bu da! Emperyalistlerin. ama o yiğit bir arkada"E. "yürekli. güçlü "Bir Vehbi Koç yupisi ya da Amerikan eğitimli. 'uygarlaştırılması gereken vahşi oryantaller' ya- "Hayır. şımızdır!" deyiverdi. Ankara'da AST'ta izlediğim bir prova geldi.. bilirsin.Tenis oynayan. Dev- rafından kibarca uyarılmıştı. oyuncu arkadaşlardan birisi dayanamadı. bir şey söyleyeyim mi. 'Onur'u kırılır!" "Narsizm. içtenlikli. diyorsun. Ters yoldan gidecek. balgamın üzerine basıp geçemezdi. Tatsız bir işti. Türk. onurlu. Sana. olmaz. siyasi olmaz." dedi. Yemeğin 'tuzsuz' de de bak. ama arkadaşının 'onur'unu korumakla yükümlüdür. hepimiz olmamış gibi yapar"Şevket arkadaşımız yere tükürmüş olabilir. 'yiğit'e kala kala bir askerlik. Yiğit ancak militan olur. 70'lerde. da!" kuvvetli" sıfatları ile bir arada anılan yiğit'in bir başka özelliğinin de. "ekonomikman" iğdiş edilmiş olması gerekliliği olduğunu gördük. deodorantlı genç iş- letmeci 'yiğidim aslanım' olur mu? 'Koçum benim' bir Cem Boyner ya da söyleyeyim mi.

" dedi. gün viyorum ki!" Eski bir İrlanda sarkışıydı." dalar seni çağırıyor. sen gideceksin ve ben veda etmeliyim! Ama. seni öyle setükenmez savaşlarından birinde çarpışmaya mı. suyun toprağa çağrısı gibi. Oryantaller ve yiğitler dönüştürülüp tüketilmeden bitmeyecek. Danny boy. onu da bilmiyorum! ne ötekinin bir başına sahiplenemeyeceği bir şeyle. bütünü görmek. vadiler karla susunca dön! Ben orada. Türümüzle paylaşmadığımız niteliğimizin olnacak birlik çağrısı! Ne ki. Şafak'ı -halkını!. Danny boy. gaydalar. dönüp oradan yine kendisine bakmak gibi bir huyu olduğunu biliyordum. acıları ve olası yetersizlikleriyle benimsiyordu Şafak'ı. Ama.' ölümle artık barışmış Nereden nasıl geldi.bekleyenin 'tamamlanmış. Nasıl hissettim. gay- dökülüyor. ama orada olacağım! Ah. bu 'fidan'ı güncel terminolojide ifade edemi- . "Ah. Ciğerini okur. Toprağın suya çağrısı gibi. Dannyboy. rine oturdu. evet orada. bilmiyordum. İrlandaca türküsü olduğunu biliyordum. o bebekte sembolize edilen yeni bir kuşakla da! Ne ki. Erdemleri. Söylediği buydu. bir fidanla sonuçlayordum. İrlandalıların İngilizlerle bitmez olan 'kendisi' olduğunu anladım! Orada durmuş çağırıyordu onu. kendisini yere bırakıp gökyüzüne yükselmek. dağların yamaçlarından! Yaz geçti. Günay'ın türküsünün. Bir 'ülkü' olduğunu biliyordum ama bu ülkü bir bebekle de sonuçlanabilirdi. vadilerden. Gün ışığında ya da gölgede onu bekleyecek olan kendisiydi! Tülin'in anlattıkları." dedi Tülin. ne birinin Ama." Tülin'e döndüm. olmazsa. Danny boy oldu çıktı. bilmiyorum. ama öyle. güller şünce. ikisini de aşan. "Paketlenmiş kavramlara itibar etmez "Bilemem. Günay'ın. benim bildiklerim. Günay. anlatım yerindeyse.kıştırması gibi bir yakıştırma. yaz otlaklara düışığında ya da gölgede. ilk kez gönül düzleminde yeDoğrusu Danny sılaya mı gidiyordu." "Yanılıyor olmalısın. "adam.

kendisini koruyamayacak demekti. "En az dindar." diye kesip attı. en az libe- . SHP'ye ilişkin heye- temsil etmiyor senin Parti'n. Parti çalışmalarından. bu aşamada. örgütteki aksaklıklardan yakınıyordu. oradaydı. "Neden?!" "Bak. en muhafazakâr. demet demet gülleriyle Günay. geri Şafak." dedi. İçim burkuldu. Kent soyumla. canını paylaşmadığını belirtti. Şafak. arayacak. geriye yansıtacak yerde. kendilerini nasıl tanımlıyorlardı?" sosyal adaletçi. kendisinden soyutlamayacak. ancak ameliyat olduğunu öğrendiği zaman. Günay hasKalbim acıdı. (Hazin. anlatmalıyım.madığı bilgisi. ama." Sözü uzatmak istemedi. Günay'a. Bu durumda. bir kara Anadolu' olmadığını anlatmak da mümkün olmayacaktı. köylülükten nefdönüp. ret ettiğimi hissediyordum. en çok Atatürkçü. en özgürlükçü. Şunu da itiraf etmeliyim ki.'kapsül taneden çıkmış. değil mi?) Bazen. Söze. "Çekincesiz özdeşleşebileceğim hiçbir şey önermiyor da ondan Beni "Geçen gün yayınlanan araştırma sonuçlarını okudun mu? SHP'liler "Yok. önyargılı olmam kaçınılmazdı. o çağrıyı yıllardır bekleyen bendim. 'forus' gibi bir yakıştırma olduğunu söylemişti. zira daha en başından kendisi 'yiğit'in. SHP beni hiç ilgilendirmiyor. evde dinleniyordu. en demokrat. üç dört hafta sonra aradı. Yine de. Bu süre içinde. bir gün önce görüşmüşler gibi girdi. ortak bir konu bulma çabasına verdi. Duranın dükkânının açılışından sonra olayların nasıl geliştiğini Yazacağım en zor bölüm belki de bu olacak. seçkin kaplamınla. en çok bulamamış olduğunu söyledi. ben. Şafak'ın -hiç kimsenin!. en çok laik. Yarım saat içinde. Günay'ı. Şafak'tan gelecek her kötülüğün karşılığını kendisinde delik gibi içine gömecek. onu defalarca aramış. canım. en az milliyetçi.

. adamları gördün işte. "Öyle değil mi?" değerlendirilmelidir. hıyar!" "Canım. Günay. Lao Tzu'dan bu yana. 'kravatlı' Erol Çevikçe'yi ayağına getirebilir ya da Mustafa Özyürek'e saatlerce nutuk atabilir! Politikayı mes"Sen öyle düşünmüyorsun. tılması. rak değerlendirilmelidir. gözlerini kaçırdı. "Anti-emperyalisttir. kendi kendine konuşur gibi. Artık çocuklar eve su taşısınlar istemiyo"Bu hedefine SHP aracılığıyla ulaşacağına inanıyor musun? Gerçek"Sosyalizme geçiş sürecinde işçi sınıfı ile ittifak yapan bir partidir. o avukatın yanında oturan? Adamın SHP delegesi olmanın ötesinde gurur duyacağı kaç becerisi var? Toplumda hangi becerisiyle lek sanıyor. mu?" "Ben. teorisyenlerin pek az hata yaptıklarını düşünüyordu." Bir sırrını açık etmiş gibi gülümsedi. Sonra birden gözleri parladı. bu haliyle. 'Batılı' nitelikleri olduğunu düşündükleri ne varsa sıra- etkili olabilecek? Ama." dedi Şafak. önceden hazırlanalma bilinciyle hareket ediyor olması. rum. zaten. yani... Bayburtlu Duran Kuran.ral." Sesinin tonu değişmişti. Bu da nasıl oluyorsa. problem değil. üzerinde çok düşünmüş olduğu bir konuda son "Ben çok su taşıdım eve. nereye 'Batılı' oluyor? Kartallı emlak komisyoncusunu hatırlıyor musun? Hani. Sosyalizme geçişin çeşitliliğinin bir sonucu ola- kararını vermiş birinin edasıyla. hem en demokrat hem de en az liberal nasıl olunuyorsa!" lıyorlar. Şafak. işte. halkın kendi düzenini kurma inisiyatifini kendi eline gamberler de dahil olmak üzere.. ten?" da!" dedi Şafak." Rodoplu'nun duraladığını gördü. "Bu olanağın yara"Teori. Sosyalist demokrasinin bir zenginliği olarak mış bir savunmayı tekrarladığı kuşkusuna kapıldı." dedi Günay." diye sürdürdü. "Yoksa. Son tahlilde dinler ve ideolojiler mazlumlara çıkış yolu . pey"Önemli olan." dedi.

Bence tek bir kural olmalı. su geçirmez ussal düzenlemeleriydiler.'' demek iş değil. tabii. 'Mutlak' yok ki. işçi ve emekçi sınıflarla birlikte. Ya da. teorinin. yani uygulamadaki başarı. Kopuyor çünkü. Gelmiş geçmiş dehaların hemen her zaman burada kalan boşluklar da doldurulurdu. tek bir ilke: "En az acıtan neyse onu uygula!" Biyofilik ahlâk ilkesinden bahsettiğini biliyordum. orada olursa olsun. Murphy kanunudur. " "Sakın bunu kimsenin yanında söyleme!" "Ne var yani? Şu dünyaya bir de tepeden bak. İsa'ya ne kadar yakınsa. Tek bir kural. bir gün. hiçbir ideoloji bir insanın bir damla gözyaşına değmez diye. ne haklı ne haksız! 0 alevden ağırlık kah- . Nâzım'ın dediği gibi. ''tek parti. bir şeyde bir aksaklık ihtimali varsa. '.. efendim. demokrasiyi dışlamak şöyle dursun. Ne ki.'ların irde"Belki de o senin dediğin nokta noktalardan kurtulmak mümkün ol"Elbette. O yüzden diyorum ya. "Önemli olan hangisi sosyalizmi ilerletmede demokrasiyi de en iyi biçimde işletebilmenin tek yoludur." diyordu. derhal revize edeceksin! Ama. insanoğlu teori üzerinde kavgaya bayılır da. O ortadan kaldırılamadığı lenmesine bir türlü yanaşmaz nedense. Bu bağlamda.' demek zorunda kalıyorsan. bazılarının söylediği gibi. de ideolojilerde. Sezar ya da Lükres Borjia. Yeter ki parti. Baktın işlemiyor. Jivkof da Marx'a o kadar yakın olabiliyor. Halife Deli İbrahim." madığı için. "hem dinlerde hem iyi ne fena. şu ya da bu sisteme bağlılık bir seçim ya da sübjektif şartlar me- selesidir.'olacak demektir." demişti. sınıfsız toplum yolunu şaşırmasın. mutlaka aksayacaktır. ideolojinin. ne "Revizyonizm sürekli kılınmalı... Hazreti Muhammed'e! 'Yeter ki olmasın.. o'. Pek az boşluk bırakırlar. bürokratlaşıp hantallaşarak kitlelerle olan canlı bağı kopmasın." sürece. 'mutlak' doğru olsun. hatta dinin özüne sadakat. baktın can yakıyor. ölü-seviciler izin vermezler. Marksist-Leninist çizgisinden sapmasın. ne güzel ne çirkin. "Bir Marx'ın nasılsa bir Lenin'i olur.bulmak üzere yola çıkarlardı.

zaten. Gel. Gelse. bunu kimsenin yanında söyleme!" dedim. o kadar. Şunun şuramaktır." yordu. herkese açık bir siyasi parti kur- le ayrı ayrı mıhlanarak mı gerildiği konusundaki anlaşmazlığın Avru- diye. 'Yaaday gösterelim. tabii! Parti üyesisin!" . diye"Evet. Şimdi. Kaldı ki. "İdeolojiyi komisyona' havale edersin. SHP'nin belediyecilik anlayışı da yok. 'katılımcı belediyecilik'. sana dese ki. zayıfı kollayabilmek için ayırdın. Dalan'ı seviyorsun. mesela. devedikenlerini de! Gerisi yakıştırma. deve bir komisyon tarafından düzenlenmiştir "Teoriyi katletmenin en iyi yolu. "Var ya işte. kabul edilemez olduğundan filan değil. seni Çayırtepe'den ceksin?" "Ayıp olur. Yoksa. parti politikasını da parti meclisine havale edersin. sizinki gibi bir program çıkar. yoksa iki çiviypa'da yüz yıl kan döktüğünü düşünüyordum. yahu!" hikâyesi." birbirlerine reva gördükleri hunharlıkları düşünüyordum. senin gibi bir adama çok ihtiyacım var.kahaçiçeklerini de ısıtır. 'şeffaf belediyecilik'!" alay edi"0 zaman niye söylüyorsunuz böyle lafları?" "Ben mi söylüyorum!" "Zımnen söylüyorsun. Kendini kolla! En az acıtanı uygula!" "Yine de. sen sen ol. Eğri büğrü ya! İşte. Şafak. orta"Ne demek istiyorsun?" "Öyle bir söz vardır. Şafak'a. Sadece 'ayıp olur' diye yapılmaz. O zaman da çarmıha ayaklarının üst üste konularak tek bir çiviyle mi. Yok aslında birbirimizden farkımız hu Şafak. Devrimci fraksiyonların sında Kahramanmaraş olaylarından bu yana kaç gün geçmişti! ya deve çıkar. işte. ANAP belediyecilik anlayışının SHP'ninkinden farklı olduğundan. Belediye başkanı ol. bak. İsa'nın iguanalardan ayırdıysan." dedi. şu ilçeyi adam et!' hayır mı.

"Bırak.' 'Ne olacağımızı bilmiyorum.. ne yapacağım ben seninle?" "Kadınım ol!" dedi Şafak.. Sana ben bakayım. seni sahipsiz bir kadın sanmasınlar. anlıyor musun.. Günay.. sanki. ellerin boş olunca.' diyor.' 'Senin kadının mıyım?' 'Evet. biz evli değiliz ki. Yalnız bir yerlere gitmen gerekirse anlasınlar onlar da... çamaşır ve yemek üzerine kurulu bir 'sahiplenmek' ve . alyansa benziyor bu.' Hadi bana eyvallah!'" 'sahiplenilmemek' muhabbetinin zavallılığını düşündü. Benim ol. Günay. gömlek.' 'Sahibim mi var?' 'Evet..' manı istiyorum.. büyüğünün zaafından istifadeye kararlı bir çocuktu. 'Artık nasıl yorumlarsan. hep benimle ol. savunayım. 'işte sizin aşkınız bu. '"Bu ne?' diyo- senin elinden çıksın. seni kıskanıyorum.. bu yüzüğü tak sevgilim. Don.' diyebilmişim..Öfkelenmeye başladığını hissediyordu. "Şafak Özden. canım efendim!" dedi Şafak. Öyle kalmışım.. Bırak bunları!" Elini uzattı.. çok serbestmişsin gibi değil mi? Oysa parmağında bu varken. Ve benim de dünya güzeli bir kadınım var. yemeğim 'Saçmalama. seni ben koruyayım. rum? Üstelik ne kadar sevinirim!" "Şafak Özden! Sen ne dediğinin farkında mısın?!!" "Ne var. rum. sanki. işte aşk bu. O pis herifler. "Şurada birkaç dakika seni göreceğim. seni nasıl sevdiğimi. ben sana âşık oldum. ama bunu tak- Rodoplu'dan Duygu Asenavari bir çıkış vehmetmişti.. o pis herifler de. senin bir sahibin var. artık bensiz hiçbir şey yapmanı istemiyorum. "İpek gibi!" diyerek gözlerini gözlerine dikti. sakin sakin.' 'Olabilir.' Donmuşum. 'Ama. sana yaklaşmasınlar.. Çamaşırlarımı sen yıka. Ben varım artık... bunda? Sen bana erkeğim dersen ben senin malın mı oluyo"Hadi!" dedi. 'Bırak!'?" Rodoplu'nun alnına düşen saçlarını geri attı.. benim kadınım olmanı istiyorum... benim kadınımsın işte. "Nasıl....

başarıya davet. Yere. "Ni"Söylesene. " dem?" yazısı bir notu vardı.. bana. Dergi (Gösteri) sayfasının kenarında Günay’ın el unsuitable authority . Edgü'nün öykücülüğünü bilen biri olarak varıyorum bu kanıya" diye yazmıştı. Şafak.nızca kendim için istiyorum. Bir an. Onun da şairin şiir çizelgesi içindeki yerine oturtulması gerektiği sanısındayım. "Düşünebiliyor musun? Türkiye'nin en çok satan kitabı ve 'Bir erkek "İnsanı hiçliğe indirgeyen faşizmi görebiliyor musun? Hiroşima’yı "Ben bu çocuğu ikimizin ortak ürünü olsun diye değil. nasıl önem- Günay'ın önüne diz çökmüş. sediğimi nasıl anlatayım sana? Sevince davet. kaderini paylaşmaya davet ediyorsun beni!" . Bir erkek aslında hiçbir şey demek. italikler başladı yine. kendim için. bir başka insanın.. lattı.. rofilyayı görebiliyor musun?" demişti.. "Özdemir İnce'nin Kentler'ini ise ben görmedim. Ferit Edgü'nün Çığlık'ını ben henüz okuyacak fırsat bulamadım ama 1982'nin anılmaya değer yapıtlarından biri olacağını düşünüyorum. yal- aslında hiçbir şey demek. kupür dosyasındaki yazısını hatırlıyordum. bir zaman dilimi. "safsata. nekbombalayan pilot da böyle düşünmüş olmalı! Aşağıdaki çocuklar 'bir an. 'yaşam paylaşma' davetini.uzmanlık şovu. yenilgiye davet. mış olması hastalığın boyutlarına işaret etmez mi?" bir zaman dilimi! Geçer gider!' Faşizmin ilericilik adı altında nasıl tezgâhlandığını görebiliyor musun? Bir tek eleştirmenin bunun farkına varma"Belki de okumamışlardır?" dedim. "Söylenecek o kadar çok şey vardı ki. bir zaman dilimi!' Yabancılaşmayı. ne var bunda? Hadi konuş!" diye sarsıyordu. şecaat arz ederken sirkatin söyler. Günay.." dedi Günay. ellerini tutmuştu. Füsun Akatlı'nın. Bir an. Ünlü bir eleştirmenin. the appeal to "Merdi kipti." diye an"Seni. senin içine yerleşmeye. ne kadar ciddiye aldığımı.. acıya davet." dedirten eşyalaştırmanm acısını yüreğinde hissetti. fallacy of irrelevance türü.

Kadın erkeğe. ne ameliyatı olduğunu dahi sormamış olduğunu düşündüm. Ateş külü. Neden azarlandığını bilmez. gökyüzü belleyen. Maden tahtayı keser. Su ateşi söndürür. Yin olan kışın. "Hadi lan. den. Tahta toprağa gömülür. ay. gözlerini yere dikti. malumat istediğini hissetti. Ne oldun?" dedi. gerçek bir meraklanma. rından kurtulmuştu. şatı baştan önlemeyen kendisine duyduğu öfkeyle kasılmış gibiydi. yumuşak. Rodoplu. Yin olan kışın. dahası belki de alkole (rakı masası hep vardı) mal . yüzü ona değil. Yang olan yaza dödönüşmesi gibi birbirlerine aktarıldıklarını unutmamış Asyalılardan olnemi toplar.ğımsız oluşumlar olarak düşünmediğimi nasıl anlataydım? Kadına 'Yin'. yaralı bedenimi. Şebnem büyür pınar olur. Toprak madeni yaratır. içselleştirme. su. lütfen!" diye uyarmış. 'öteki yarısı'nın açısını sahiplenme istemi olmadığını hissetti. Tahtayı yaratır. ateş. erkeği güneş. sakin bir sesle. Bilgi değil. gidi- Şafak. insan olur. 'öteki yarın' oluyorum!" diye fısıldadım ben de. Erkek kadına aktarılır. sarılmaya alışan kolla"Sen bana ne ameliyatı olduğumu bile sormadın!" Yanlış anlaşılmış gibi. suyun ateşe. hangi zamanlarda anlataydım? italik bir şiir okudum ben "Dur. üzere birbirlerini tamamladıklarını. Toprak suyu emer. eder gibiydi. sen de!" diye fırladı." Şafak'ın duyamayacağı bir sesle. haksızlık edilmiş gibi geriye çekildi Şafak Öz"Peki. güneşin toprağa düşmanlığının kıyımdan başka sonuç getirmeyeceğini bilen. malın değil. bir dakika! Dur. yeryüzünü yeryüzü yapan doğa kurallarından ba- erkeğe 'Yang' diyen. Yang olan yaza de: Tahta ateşi. soruyorum. hiç sesini çıkarmadan öylece kaldı. "Hayır. Genç adamınkinin. "Kadın ve erkeği." Sonra. Kül toprağı. kadını toprak. kalktı yanından. Yin ve Yang'ın kozmik ahengi sürdürmek nüşmesi gibi birbirlerini tamamladıklarını. duğumu nasıl. Maden şebAteş madeni eritir.

yavşak. ömrünü adadığı SHP'nin slogan"Tabibler Birliği. Günay. çünkü. hem de ameliyatımla ilgilenmiyorsun!" türünden bir telmihi. "Çünkü. yarı karanlıkta kararını bekleyen Şafak'ın yüzüne baktı.. öfkelendiğini bilemez. Baro ya da Gazeteciler Sendikası başkanı olup da. âşık olduğunu sandığı kadının yaralarını. Günay Rodoplu'yu oluşturan deneyimleri sahiplenmeksi"Peki. tahta olmadan parlamak isteyen ateşe. öyle oldu! Cenazeye gelmedi. zin "öteki yarısı" olmasını talep ettirebilen cüreti düşündü. "O ne cüretti!" Günay'ın "sahiplenmek"ten kastının. Şafak Özden.. kara listeye almayan. hak verdi. (Nitekim. kendilarını sahiplenmiyor olması aynı bozulmanın ürünleriydiler. meslekten men etmeyen bo- . kadınsı bir serzeniş olmaktan öte değerlendiremezdi. Günay. "geçiştirmemek". Döndü. makam şoförü ile bir çelenk gönderdi. "Seni içselleştirmediğini bile bile. geçiştirecekti.Baktı baktı." dedi. bedenimi böcekler çoktan yemiş bitirmiş olmalıydılar! Anlasana. "Hâlâ anlamış değilim. kişiye hesap İçini çekti. O zaman belesini bir anda bir toprak yığını ile karşı karşıya getirebilecek. Şafak'ı mezarının başında dua ederken de göremiyordu. diye başkanıydı. "Sen hem bana kadınım ol diyorsun. olmayan bir vakıayı sahiplenmemesiyle. niye?" diye sordum. hâkime rüşvet vereceğini söyleyerek müvekkilinden zulmanın bir başka tezahürü'ydü!" fazladan para sızdıran. doğal koşullarda öylesi bir tutkuyla sarmak istediği Ölüm ilanını okuyacak. geri dönüşü zulma. mezarımın başı olmalıydı! Böceklere vereceğimi insandan mı esirgeyecektim? " hayır. Yok. yatağa zincirle bağlanmalarına seyirci kalan.) Çünkü. asparagas haberlerle ocakları söndüren üyelerinden hesap sormayan. niye?" Hissettiği "sahiplenmezlik"e. Ve bu botutuklulara hücre penceresinden teşhis koyan. sorma hakkı veren "benimsemek" olduğunu anlayamazdı. Özden'in yeri o akşam o sedirin üstü değil.

içtenlik derken. Bu Rodoplu’ya göre insanoğlu insanoğlunun bedenine yaşamak için imece sayesinde köprüler inşa. Konfüçyüs derki. senfoniler icra edilir. yatan içtenliktir. bir fark yoktu. engin bir hoşgörü ifadesiydi. Bir an. " dediğini hayal etmişti. Ne ki. imeceydi. halının üstüne kaydı. öğretmenlerin milli eğitimi sahiplenmemeleri ile bunun arasında. daha da kötüsü ders veriyor gibi olacaktı! Yere. leri sıklaştı. bir başka bedenin kendisininkinden öncemuhtaçtı. alkışlayanlara kurnazlaşma hakkı öngördüğü içindir.. Nasıl bir ihanete suç ortağı oldum. ne yapıp edip anlatmaya çalışması gerektiğini düşündü. son tahlilde. Günay komik olma!" Şafak. rahatladı. Bu defa da ürktü. bak canım.. türünün özelliklerini ne likle 'erkek' bedeni olarak farklılaştığını algılama öğrenimi yoktu. Ay. "Sahiplenmenin temelinde Altı yüz bin DİSK üyesinin sendikalarını. düşünebiliyor musun?" "İşin kötüsü. Günay'daki tavır değişikliğini "sanatçı kişilik" denilen tutarsız"Eşkıyanın ne yapacağı belli olmaz!" dedi. sohbet ediyor değil nutuk atıyor. Yin-Yang'ın günlük hayata aktarılan Türkçesi. "Kimya". yönetilenler bu modele öykünmelidirler. talipti. bil- . oldu Günay. kadar çalımla taşırsa taşısın. sahiplenmek. tekrar sarıldı. lık ruhsatına verdi. hastalar bakılır. kendince Gülmeye başladı. af diler gibi sokuldu. "elektrik" gibi keli- Bu defa da onunla paylaşamadığı düşüncelerinin varlığından mahcup tiren cinselliğe yabancıydı. yani içtenliktir. "Şafak. Bu nedenle olacak. gözün görmesiyle birlikte tensel temas istemi gelişÂşık olmayı bilmediğini düşünüyordu. Şafak'ın nefesmelerle adlandırılan. KİT çalışanlarının KİT’leri. Hükümet etmenin asli aracı iyi örnek teşkil etmektir: politikacıya da yönetici içtenlik modeli olmalı. İçtenlik. kendisinin içten olmadığını düşünüyordu." dedi. Siyasilerin kurnazlaştıkça alkışlanmaları. ülkenin kaderini etkileyecek siyasi güce "Şimdi. iktidarın birincil ilkesi.profesörlerin üniversiteleri.

" Şafak'a döndü. sen bana bir türkü söyle!" dedi. gi aktarılır." duyulmaz fısıldadı. kendi başına bir şey olamazdı. Günay'cım. kavrayamazsın. "aşklardan iğ- reniyor. sen basmasın. sömürgen çıkarcılıklarını "uygarlaşma" adı altında pazarlayabileceklerini düşünüyordu. Rodoplu için bu organ. aniden. tür sürdürülürdü.zaman zaman karıncalanan dölyolunu sakinleştiren. Kadın bedeninin her nimet gibi saygı duyulması. çok yakın bir gelecekte. bir duyarlılığı. Sonra da duyulur . deneyimler paylaşılır.. yaşamı destekleyen ren.. özen gösterilmesi gereken erkek organı diye bir şey vardı tabii. erkek fahişelerin çalıştığı kerhanelere dadanmayı "özgürlük" belleyecek Türk kadınlarının. bir kaşık çorba içiErkeğin organında odaklaşan. "Ne dedin?" "Çünkü. 'Anneler Günü' olan anneleri bedensel haz üzerine felsefe yapan bayan entelektüelleri bedensel haz üzerine çalışan zevk sahibi erkekleri Bedensel Hazda ilk Adım adlı kitap çıkarsan yağmalayacak olan veletleri anlayamazsın. Sonra da iki çift bedensel haz edildi diye bozulursun. Neden yüceltiliyor bedensel haz? Neden ticareti ve sanayisi var? Anlayamazsın. baş okşayan erkek elinden. bedenini eşyalaştıran. italikler başladı yine! "Bedensel haz üzerine kafa yoran. "Türküsüz basma olmaz!" "En iyisi. Ama. bir ülküyü paylaşan erkek beyninden bağımsız. Biliyor musun 'bu bağlamda' Salıpazarı Rıhtımı'ndaki bir hamalın hemizin yakınen tanıdığı cinsel ilişkiye 'tahmil-tahliye' diyebileceğini? Nedir mi bu çağın bedenle alıp veremediği? Zorlama zihnini. bir satır yazıyı.

Şafak. Karnının oralardan bir yerlerden uzun uzun güldü. gözyaşı. kemik. almasa ne?." "Bakayım!" dedi. Kadın güldü. daha dikişlerim bile alınmadı..' demişti. öfke.. vehim. et. bunaklık.Türkü söylemedi. canım. merak etme!" Şafak hayatının son eylemiymiş gibi sardı. kas. tamah. "Çok güzel. gözlerini sabitleştirdi. sümük. Hintli kâhin tacını terk edip evrenin sırlarını öğ"'Sor. yeniden. kıskançlık.. renmek için yollara düşen racaya ne demişti?" Hatırlıyordum. dikişlere değil. kan. safra ve balgamdan oluşan. inceden terliyordu. 'bu kötü kokulu. yorulmuş gibi geriye yaslanmıştı. Şafak. kutup yıldızı kayar. Okyanuslar kurur. meni. Gerçekten!" dedi. "Hayır!!!" "Bakayım!" "En iyisi sen bana bir türkü söyle. Baksanıza. ağaçlar gibi çürüyor dünya. "Gülüm! Gülüm." dedi. yaşını sildim. Yiğit kadınım benim!" Uzandım. "Bak da gör!" Uzaklaştırmanın. gülüm! Bir tanem!" Susmuş. açlık.. yeis. tenine bakıyordu. uçurumlar açılırken haz alsa ne. ilik. Acı çekiyormuş gibi." "Canını yakmayayım?" rum. Bir süre gözlerini yumdu. deri. şu tatarcıklar. haz alsa ne. çimenler. Günay. korku. "Bilmez miyim! Ben bir nezle olduğumda dünyayı ayağa kaldırıyo- "O kadar çıtkırıldım değilim. tarçın ve kekik kokuyordu. almasa ne?'" "Gel. tutku.. .. ölüm. yalan söylemekle itham edildiğini sandı. sinekler. hastalık ve acı çeken bir naçiz beden. "Hatırlıyor musun. tabii. dışkı. olası dostluğa zaman tanımanın yo"Çok güzel!" dedi Şafak Özden. "Yeşil elma. sidik. sense. luydu. giysisini sıyırtıverdi.

Pulur Köy Enstitüdikkatsizliğinin istikbalini tehlikeye atabileceğini düşündüğünü gördü! şünüyordu: Yiğit!" (Bu meseleyi benimle o günlerde konuşmuş olmalı) buraya yalpaladı. ince bir yel kalktı. Günay Rodoplu. güneş 'İstanbul'u otağ kurmuş. . Şafak'ın ona yakıştırdığı sıfatı düDerken. yiğidim.. yüzünü yaladı. koçyiğidim. Maydanoz bahçesi bir oraya bir derecikler Kelkit Çayı'nda buluştular." diye üst üste tekrarladı. Doğu'da çok uzaklarda..II Ertesi sabah. Gümüşhane dağlarından inen sü'nün on bir yaşındaki birinci sınıf öğrencisi Halis Özden'in köpüren suların çamurladığı hâki keten golf pantolonunu kaygıyla incelediğini. Günay mayda- riyordu!" noz bahçesinin patlayan koncalarına. muhteşem bir şölen ve"Yiğit.

sulak ovadan. bozkırın çorağından. yaptıkları gibi. 'yeniden biçimlendirmek' görevini üstlenmişti. ıslahat yapacağız derken. 'Batılılaşmış Türk de. Rodoplu'nun. öte yan- . kasaba yaşayışını bile tanımamışlar arasından seçtiği "bokirse vatan savunmasına koşmak. 'kötü Arabi' adam etmek söylemiyle evren- sel haklılık kazanan Siyonizm'e benzer. bu çizginin ka'da. Anado- Günay'ın "iç-sömürgeciliğin kurbanları" dediği Özdenlere karşı görülmeyüzyıl Avrupa sömürgeciliğinin -ve onun izdüşümü Siyonizm’in!. kış uykusunda ve yıkıcı bir biçimde kafasız' diye takdim ettikleri Arabi adam etmek misyonuna öykünmüştü. "Köylülüğünü kaybetmeyecek biçimde" yetiştirilecek. on dokuzuncu Dünya halklarına karşı geliştirdikleri mitolojiyi devralmıştık biz! Avrupa görmüş. 'Çizginin öteki tarafındaki Halis Özdenleri bir taraftan kanatlarının altına alır gibi görünürlerken. Asya'da. Anadolu'nun tarihini Şafak Özden'in tarihi.Üçüncü Günay Rodoplu'ya göre. Şafak Özden'in babası. biraz mürekkep yalamış Osmanlı aydını. Tonguç'un. dik sorumluluk geliştirmesine neden oluyordu. bir tür 'mission civilizatrice'e 'uygarlaştırma misyonu'na girişmiş. Kemal Tahir'in demesiyle.oluşan formasını daha o sabah teslim almıştı. dağ köylerinden. bir avuç kahraman Batılı Yahudi'nin. 1800'lerin ikinci yarısından sa ve şekilsiz. "iki ödevi olduğuna inandırılacaktı: Çocuk okutmak. avcı ceketi. gerelu'nun kaderini Şafak Özden'in kaderi ile bütünleştirdiğini söylemiştim. Türkiye ile Yunanistan’ın arasına çizdikleri muhayyel çizgi' gibi. Avrupalı sömürgecilerin Afriitibaren güçlenen bu misyon." zulmamış köylü çocuklarındandı. "Her ikisi de 'yerlilere dan da kanat altına girdikleri için küçümserler." diyordu. 'biz' deötesinde kalan 'yerli halkı' tanımlamak. 'tıpkı oryantalistlerin diği kendisi ile 'onlar' dediği 'birileri' arasına bir çizgi çekmiş. 'deva"Türk ıslahat hareketleri. kasket ve asker postallarından "kasketli Bulgaryalı". 'takdim' ve temsil etmek. Bu söylemi Halis Amcanın Köy Enstitüsü mezunu olması pekiştiriyor." babacan bir husumetle yaklaşırlar.

Filistin'i 'Süt ve bal akan ülke. o güzelim topraklardan o Allah'ın belası yerliler hiç eksik olmazliler diye birileri yoktur!' diye kesip atmaktır.' sunmaları önlenir. görkemli geçmişi -nasılsa bir yerlerde bir iki harabe varGel gör. Bu yutturulabilirse. çağdaşlarına bir 'özgeçmiş. (Mesela. Yerliler 'sabir medeniyetin (".George Sandys. İkinci yeniden biçimlendirmeyi gerektirir ki.ve yerlilerden olmasa. dır!. bu. daha on yedinci "Sömürgeciler.ölen Yunan-Roma medeniyetinin son parıltıları") mensupları oldukları için o güzelim toprak parçasına layık değildirler! Sömürgecilerin yakıştırmalarının tutması ve sürmesi için 'yerlilerin kenbu.' bir 'niyet mektuaşama biraz daha karmaşıktır. Golda Meir örneği. bir yandan yerlilere özgeçmişlerini unut- . dünya kamuoyuna ülkesiz bir halk için.. öte yandan da onları sömürgecilerin çıkarları doğrultusunda dilerini 'takdim' etmeleri. tamah edilen toprak. zengin vadilerle süslenmiş. İngiliz şair. yaşama elverir bir dünyanın ortasında. yerlilerin 'var' oldukBu durumda iki şey yapılabilir: Birincisi. ona han- yüzyılda -İsrail'in kurulmasından 300 yıl önce!. bu pek bir kör parmağım yılmazlar' çünkü ya Kızılderililer gibi 'vahşi' ya da Araplar gibi marjinal gözüne bir iddia ise. hiçbir köşesi yok ki. 'muhteşem!' olabilecek geleceği ile yer eder! lar! üzerinde yaşayan insanlardan soyutlanır. 'onlar sayılmaz!'ı oynamaktır. Hitler'le korkunç paralelliklere işaret ediyordu! diyse 'ulvi' nitelikler yakıştırarak başlarlar. halksız bir ülke' gibi fevkalade akılcı ve haklı bir dilekçe ile başvurula bilinir! Ha. güzel dağlar. O da. işe. tururken. İlk aşamada 'takriri sükûn' kanunu türünden önlemler alınmak suretiyle yerlilerin gerçekliklerinin üstü örtülür. bir ikinci yol daha vardır. sömürgecilerin gönlünde eski medeniyetleri. ılıman bir iklimde. 'Filistin- larını kabul etmekle birlikte. esenlik ve servetten yoksun olsun!' diye anlatıyordu!) İkinci aşamada.. o doğrultuda düzenlenmiş eğitim sisteminin uygulamaya konulması demektir.Siyonizm'le. eğer. göz diktikleri toprak parçasını överek. mükemmel sular fışkırtan kayalar.

) İstiklâl tarmıştır. Kim’den? Hem 'rakip' işgalcilerden. 'Anadolu Medeniyetleri' sergisinden. Haolarak algılanır. 1800'lerin yaklaşık yarısından itibaren Anadolu da.'a uğra. efendim.' kendi çıkar'Yiğit' söyleminin geliştirildiği aşama da budur. sal nekrofilya patolojisinin bu noktada başladığını düşünüyordu. Bu dönem. halkı. İngilizler için savaşmak üzere Irak çöllerine sevk edilmeleri. Önce. Yazıklanma. 'Anadolu' denilen süt ve bal ülkesini kur- . Amaç hep aynıdır: 'YerliFilistin. sömürgeci 'ıslahatçı. inkılapçı. hem de kendinden.. 'Ilgaz Anadolu’nun sen yüce bir dağısın. Mürekkep yalamış Türk. 'yeniden kazanılması gereken bir toprak' sında öyle yer etmeye başlar! Cumhuriyetle birlikte Lidyalı. Batılı emperyalistin gözünde nasıl yer ettiyse. 'Anadolu' toprağı için yapılmıştır! Sanki. Aşamalar uluslararası sömürgeciliğin evrelerine paraleldir. Nepalli Gurkaların. suyuna. üstündekine. bu topraklarda yaşayan yerlilerin gerçekliklerinin izi olmayan bir Anadolu söylemi geliştirilir. Anadolu' oyununa kadar gel. Frigyalı. kanınızı emelim ey yerliler! emredilen dönemdir. Aynı ilkeler iç sömürgecilikte de geçerlidir (ancak. tu'yerin altındakinin. lerin egemen sınıfları tehdit edecek konuma gelmelerini önlemek!' Yiğit kalın ki. Rumeli kızanlarına Yemen'de..' yani 'ölünün diriye' yeğlendiği toplum- Savaşı sanki kötü Anadolu için değil. Egemen sınıfların. burada sömürenle öncü' gibi sıfatların ardına daha kolay saklanır).'dan başla.'dan geç. Türk aydınının.sömürülen aynı ulustan olduklarından. kokusuz olduğu bir dönem yaşanır. Anadolu aklına gelince. Avrupa görmüş Türkün kafalikarnaslı bu muhteşem arsa. Mardin Kürtlerine Çanakkale’de ölmeleri ları doğrultusunda takdim ve temsil etmeye başladıkları aşama budur. efendim.. Türk sanatçısının 'Anadolu' görüşü haline gelir. (Rodoplu. yani 'yerlileri. yerli halkın fiilen renksiz. Pencaplı Hintlilerin. bu toprağa hıyanet edilmiş gibi hüzünlenir olur... 'Beşikler vermişim Nuh'a. taşına toprağına. Yıldız Kenter'in 'Ben.. bir yabancı güç gelmiş. 'Havasına rizm posterlerine varıncaya kadar.

Al. kendimizi mimarının Sinan gibi 'gayAynı işlemi 'Arap medeniyeti bir yutturmacadır.'. Filistin'in Siyonistler tarafından işgalinin hedeflendiği yıllarda kurulan öncü teşkilatlardan birisinin.. Arap medeniyeti denilen şey.. Savaş kazanılınca. Arap fetihlerinin rimüslim' -Rum ya da Ermeni. Filistin Keşif Kolunun başkanı Salisbury (İngiltere) Piskoposunun. yerine 'Osmanlı' kelimesini. çünkü. onları sömürgecilerin çıkarları doğrultusunda yeniden biçimlendirmeyi gerektirir. 'İsrail medeniyetini' çıkarır. lardan birisini kurtarmaya umuyoruz. konuşan cahil Arabın İslâmiyet'in güçsüz ellerinde ağır ağır ölen Yunan ve Roma medeniyetielinden Filistin'in Rabb'ımızın ayak izleriyle kutsadığı en ilginç kalıntıdığı için yok olan Caperhaum Havrası'nı kastediyorum. Örneğin.' iddiasında işlemi burada yap.yerlilere özgeçmişlerini unutturmayı.' Caperhaum Havrası da. Kenan (yani. Arabın yerine 'Türk'ü koy. Unutturma faaliyeti hemen her zaman 'karalama' faaliyeti ile başlar.egemenlik -sömürgeci mantığı doğrultusunda!. konuşan Sebahattin Eyüboğlu değilse.olduğunu en azından ima etmekle mükel- dehşetinin doğru olduğu kadar doğrudur. hasbelkader diyeceğim. Taşları kireç yapımında kullanılRabb'ın ayak izlerine kadar uzamaz -laiktir ya dostlarımız!. bilmem ne manastırı olur. yanını 'evrensel miras' diye geçiştirirsin. nin son parıltılarıdır... Azra Erhat'tır! İş. Bence. Kutsal Kitap.ama işin o . Bu pasajdan 'Kenan profesörünü duyar gibi oluruz! O kadar ki. hani. Evrensel mirasın en ilginç kalıntılarından birisi. İsrail medeniyetinin egemenliğine girmesinde üzülecek bir şey yoktur. marjinal yerliler üzerinde kurulması gereken Arap) medeniyetinin. lef sayarız! medeniyetini' çıkarır.. kazıların kanıtladığı gibi. yerine 'Batı' kelimesini koyarsak. herhangi bir Türk arkeoloji Osmanlıya ait birkaç eser bulursak.. yerini İsrail medeniyetine bırakan Kenan kültürünün iğrençliğini ortaya koyarken hiç yanılmamıştır!' diye ünlü bir demeci vardır.

bir başka mitolojiyle. İşte." dedi. 70'lerden bir örnek: 'Olmuşu olacağı bir rençberim içim bulut Erciyes'ten kaynamış. adamlar saygı duysun! özü de budur! Çizginin öte yanındaki binlerinin saygı duyulacak bir tarafluklarını. köylü çocuğunun geçim anla- . Sevinçle başlarım işime. bak. Şamanizm'i. onları takdim. 'Köylü sen topraktan öğrenip kitapsız bilirsin!"' Gülmeye başlamıştım. Günay. 'Varsın bire iki versin!'miş! Anadolu'nun 'yiğit' rençberinin gerçekliği. hatta YÖK'ün sakal bıyık misyonunu mümkün kılan 'haklıcılık'ın ları yoktur ki. Güneş şeneltmiş her yanı Harmanını sermiş. dalga geçmiyorum. Gün gelir sarsar köyü kenti. Çifti geleceğe sürerim. edilmesiyle başlar. Ümraniye'nin. Yağmur yağmış. temsil Yerlilerin özgeçmişlerini (Osmanlıyı.ratıklara indirgendiği düzenlemelerde. 'devrimci' şairlerimizin. İç-sömürgeciliğin Türkiye versiyonunda.' filan. Kimmiş efendim bu yaratık? Bir kere. İzmir'i 'işgalci- ler'den korumaya soyunduran. 'Türk köylüsü' denilen muhayyel bir yaratığın icat sidir.. marjinal yaÖymen'e 'çüş'. Bozkır imparator- ve yeniden biçimlendirme aşamasıdır. Parlak toprak altında. Ve sonsuz bir bozkır denizi olan. Sevgiyle başlarım işime. Gökkuşağı bir sevinçle. Toprağı bilirim. düşüncelerinin. milletin efendi"Vallahi. hatta devrimci hareketleri) âdeta yüz kızartıcı bir suçmuş gibi karalama aşamasından sonraki aşama. 'Zaten. Terim bir buğday tanesidir. Ve işte. Dağı ormanı. böyle gider işte. nasıl bütünleşir. Yerlilerin işgal ettikleri toprak parçasına layık olmayan. 'köylü' takdimleri de farklı değildir. Varsın bire iki versin. akın akın şehre kaçıyor olması da önemli değildi. Kar tarlası bir bulut. TRT'ye kılık kıyafet üzerinde ahkâm kestiren. Köy Enstitülerinin duvarlarında yazılıydı! Ama. İslâmiyet'i. Mehmet Kemal'e 'hayvan' dedirten.. 1940’ların sloganlarıydı. Tonguç'un 'köylü' takdimiyle. Zeytinburnu'nun. duygularının ve hatta hayatlarının bir kıymeti harbiyesi olmaması tabiidir. takdim. Bazı bazı yarar toprağı. "Bu söylediklerim. Kuştepe'nin 'içi bulut' rençberleri de önemli değildir! Bak.

Hitşünmemekten. Milliyetçiler. DM'ın el arabalarında taşındığı eşi gödusunun canından bezdirdiği Almanların. 1 Nisan 1920'de. Ordudan. Hollanda'ya sığınmasına ta- zorunda bırakılmışlardı ya da milyonlarca Alman öyle inanıyordu. 1932'de sayısı altı milyonu aşkın işsizler or- . çifte madalyalı 'gazi' onbaşısının politi- istifa etti. Aynı yılın Kasım'ında. çalışması için gerekli araçlar. Alman İmparatonık oldu. İzleyen on üç yıl içinde kurduğu anti-Marksist Alman İşçileri Partisi'ne katılmak için yine o yıl ru’nun. Almanya’da tiklerine inandılar.' İkinci aşama. biz de yeriz! Bak. bu amaca eğitim sistemiyle ulaşılır. Alman ordusunun iki kez yaralanmış. kendisi gibi bir zanaatkârın tisi olarak değiştirdiği siyasi partinin başındaydı. Almanya'yı bu sütü bozuk adamların mahvetverilen Demir Haç olmak üzere. Avrupalı bok yese. çalışacak tarla. Vahdettin örneği. buna rağmen aşağılık Versailles Antlaşması’nı imzalamak ye'de saraya ve İttihatçılara çıkarılan mağlubiyet faturası. Çünkü. adını Milliyetçi Toplumcu Alman İşçileri Par- Almanya'da fırtına gibi esti. ülkeyi terk edip. İşgallerin. ülkeyi Üçüncü Reich'a getirdi Naziler. bir ev. leridir (Hiç irkilme öyle! Siyonizm'in fikir babası Theodor Heriz. bir adım ötesini görmemekten. Tek Parti diktatörlüğünü rülmemiş bir enflasyonun. Batı çöplüğüne düşkünlüAlmanya'ya 1918 yılında gitti. birisi çok ender kaya atılması da aynı yıla rastladı. öncelikle çift hayvanıdır. TürkiWeimar Cumhuriyeti sosyal demokratlarına. nizm'in ve onun sulandırılmış versiyonu Hitler faşizminin eğitim sistemler'den yüzyıl önce yaşadı! Weizman da öyle!). Niye Hitler diyeceksin? ğümüzden gelir! Çok affedersin. Türkler dü-şün-mez-ler! Bizim başımıza en büyük belalar düTürkiye Cumhuriyeti’nin ilköğretiminden sorumlu Tonguç. Osmanlı orduları gibi Alman orduları da hiçbir muharebe kaybetmemiş.yışının ölçüsü. yerlileri bu takdim doğrultusunda biçimlendirme aşaİç-sömürgecilerin örnek alabilecekleri dâhiyane sistemler Siyo- masıdır ki. fiyatların saat başı arttığı. komünistlerine ve Yahudilere çıkarıldı.

. parmaklaKampf’a öykünmesinde şaşılacak bir şey yoktur: 'Özetle. okul saatleri kısalacak. Stalin'in diri diri rını kıpırdatmadılar. Kelkit başında hayale daldığı 1943 yılında. Türkiye'nin Almanya Müttefikler Yahudi soykırımını henüz dillerine dolamamışlardı. maddeci ben-merkezcilik değil. öğrencinin temel öğretilerine aşina olacağı kadar değinen bir eğitim. Nitekim 1934'te başa geçen Führer -yani. gömdüğü Polonyalı subayları bildikleri gibi biliyorlardı. Yunus Nadi'sinden Ziya Göyürümez de. 'Halk Devleti. hemen hepsi İttihat Terakki ile bir biçimde akraba Türkiye 'entelijensiya'sı etkilenmez de. diyorum. öğrencilerin bedenlerini. Böylelikle. teknolojide.beş yıl içinde yedi düvele meydan okuyan bir Almanya yarattı. eğitim sistemimizi yeniden. Matematik. feragat ve kişinin kendisini başkalarına adamasıyla gerçekleşebilir. sıradan insanlar için yeterlidir. sadece mutlak gerekli nularda bunun ötesinde uzmanlaşmak isteyenler için sağlanmalıdır. Aksi takdirde. Genel eğitim her zaman 'ülkü' doğrultusunda şekillenen. dil- lerine dolamamışlardı.varlığım Türk varlığına armağan olsun!" Hal böyle olunca. ne yapar? Hele de eğitim sisteminde! Kaldı ki. milletin muhafazası için her türlü teknik bilgiden daha önemli olan manevi güçleri kaybederiz.denemekten başka çare görememiş olmalarında anlaşılmayacak bir şey kalp'ına kadar. Halis Özden'in. ama. Bu durum. Şef. Endüstride. irade gücü kazanmaları için zaman kalacaktır. Savaşı kazanıyor gibiydiler.. ticarette ilerleme ancak ülkücü bir halkın varlığı ile mümkündür. ne yapar? Führer'in ışık tuttuğu yoldan ile alıp veremediği yoktu. bir milletin eğitimini bu konular üzerine yapılandırmak tehlikelidir. İleri öğretim olanakları belirli ko- . fizik. sosyal bilimleri temel almalıdır.'" ". kişiliklerini terbiye etmeleri. Çeşitli konulara.' diyordu Adolf Hitler. elişi öğretmeni İlköğretim Müdürü'nün Mein olan kapsayacak şekilde düzenlemelidir. yoktu. kimya gibi dersler önemli olmakla birlikte. çünkü biliyorlardı.

('Bu da daha sonra 'koyun' diye suç- yitirmeden sabırla beklemek. 'İsrail'deki Filistinliler. Daha da korkuncu. küçüklerine sevgi.' pahasına önlemek. gözü kapalı ölmek! ('Buyurun. öte yandan Elia T. Arapları sindirönlemek için aldıkları tedbirleri anlatır. meslek bilgisi veriyoruz. Enstitülerde yeterince bilgi. ortadan kaybedilmiştir.. bürokrasi-aydın-üniversite ittifakına!') saygı. köy çocuğuna başka. yasa tutsun tutmasın idam edilir. ordularla Kubilay çıBurası korkunçtur! Bir yandan 'komünizmi önleyeceksin. yurtülerimiz. bunun tercümesi 'yoksulluğa gık çıkarmadan tahammüldür!' diyordu) hırsla savunulacak. gerekirse canı karmak. Geleneksel saflığı. beş Kubilay değil. İsrail'in siyasi hedefinin. töresel köyümüzün yüksek ahlaksal değerleri (Rodoplu. Bunun da belkemiği.. Aynı doğrultuda. 'Bir de bunu dinle: 'Türk köyü. Büyüklerine ('egemen vatan için duraklamadan. Daha da önemlisi. bozulmamalıdır. "Şimdi bir de Yunus Nadi'yi dinle: 'Şehir çocuğuna gerekli öğretim dumuzun biricik dayanağı. Köye sapık fikirlerin girmesini. millet yolunda azla yetinmek. Bir İç Sömürgecilik Araş- olası bir yerel lideri! tırması' diye bir kitabı vardır. Türk egemen sınıfları mek. uğradığı haksızlığı bile kutsal saymak. Yahudilerin egemenliğe engel olabilecekleri duruma gelmelerini Anadolu'yu Saidi Nursi ile paylaşacak değillerdir. Öncelik tanıyoruz pratik bilgilere. ana cevherindeki özellik. Bozulmamış köy çocukları alınacak. Zwrayk'ın. müritlerinin canlan cehennemedir! Menderes. seçmenlerinin de canı cehennemedir! Deniz Gezmiş düzenimizi tehdit edisi'nin cenazesinin kaybedilmiş. Bir Kubilay. biricik güvenidir. Kore'ye!') Çilelamak için olmalı!') er geç düzeleceğine inanmak.başka. Bu inancı bir an sınıflara. Saidi Nuryönüyle de olsa 'hak' veren bir ruh halinin yerleştirilmesidir! Nekrofilya- . 'bizim' cumhuriyetimize yakışmıyordur. bir yordur. çalışmaya gidecekleri yer köy olduğu için tarım. Bunu sağlamak için açılmıştır Köy Ensti- lerden yüksünmemek. Menderes’in asılmış olmasına. Ne zaman bir lider belirmeye başlasa.

lâzımdır. kolayca manipüle edilebilinir ruh halini dayatan eğitim sisteAz önceki metin. giderek toplumsal sado-mazoşizmin bu ülkeye nasıl 'evrensel haklılık' gibi bir haklılıktır bu! yerleştiğini görebiliyor musun? Siyonistlerin misyonuna kazandırılan Bak. hayata daha kuvvetli bağlarla 'Rejimi yarı aydınların (bunun tercümesi 'ufak ufak aymaya başla- bu kabil insanlardan cumhuriyeti besleyecek ve gürbüzleştirecek. 'Köyde devletimizin. Sarıklı hocayla değil. 'devrimci' hareketin bu tuzağı görememiş olması! aradık biz! Türk solunun en büyük hatası bu oldu! Aynı hata hâlâ da devam ediyor! Bize ırkçılık jön Türklerle. acı acı. Bahsedilen rejim elbette demokrasi değildir! Egemen sınıflar demokrasi- yanların') suikastından koruyacak tedbirleri almayı hiç ihmal etmemek bağlı. yıllarca egemen sınıfları yanlış yerde İnsanı deli eden. egemen sınıfların yaşam biçiminin kılıcı kesilecek ajanlardır!" "Kim bu yazar?" dedim dehşetle.nın. bekle' işareti yaptı Günay. ye asla izin vermezler! Bu düzende ne Deniz'e. hatta Türkçülerin ağızından çıkmış olsaydı "Deli etme beni! Kim bu adam?!!" "Mahmut Şevki Esendal. köy kaynağından. " diyebildim. ne de Nursi'ye yer vardır! Aranılan.. öğretmenlerle geldi. memleketi saadet yuvası haline getirecek hakiki işadamlarını yetiştirmek lâzımdır!' kıyametler kopardı!" Bu laflar Stalincilerin. 'burjuvazi' lafzına takıldık. söyleyen dili olmak! Yetmez! Gerekirse rejimin çekilmiş kılıcı kesilmek! Rejim düşmanlarını tepelemek. partimizin. duyan kulağı. tarikatlarla değil! (Taner Akçam!!! Neredesin?!!!) sindiren. "CHP Genel Sekreteri!" "Şu. İşte bu sonuçlara varabilmek için onları özel eğitimden geçirmek gerekiyor' diye devam eder. hükümetimizin gören gözü. çağımız uygarlığının işlerini başarmaya daha yakın. televizyonu göstererek! . faşizm İttihatçılarla girdi! Yerlileri miyle. Bunun için de." dedi Günay. ölü-seviciliğinin. taze elemanı bol bol alarak ve onların karakterini bozmayacak müesseselerde yetiştirerek. 'dur..

'Ayaşlı ve Kiracıları'nın yazarı. Çünkü. "Ve sen bütün bu adamlardan iğrendiğim. 'Tek Parti'. Düzenimiz bozulur. yani. breh. breh!" "Evet. Gültepe'ye filan göçmeye kalkışırlarsa. yerinde kalan köylü milleti yetiştirmektir". Biliyor musun. Menahem Begin'e bile yaptıramazGünay. insanları. Değişmesini durduramasak da geciktirirdik epey. "Bizim işimize" diyorlardı. Biz kanun tasarısında otuz yıl demiş- Günay'ın söylediğine göre. arkadaşım? Daha da var. inan. resmi tarih. encümen yirmi yıla indirdi!" diye eseflenmişti Tonguç. sadece 42 yıldı! "Yirmi yıl mecburi hizmeti var. en çok pratik okumuş. Türk edebiyatına yıllar yılı meze olan müstebit amaç. Modern teknikten mümkün mertebe uzak tutarak kendine yeterliliğini sürdürürdük bir zaman. "Bizim ilköğretimle elde etmek istediğimiz Ama. o eseriyle bir de "Düşün şimdi. Almanyaİtalya mihveri kazansaydı. faşizmin en karanlık uygulamalarına taş çıkaracak bir tik. Çok da iyi olurdu!' sın!" Bu türden bir açıklamayı. bu düzenden sorumlu tutuğum için katı buluyorsun beni!" . ki bu 'biz'in kimler olduğunu biliyorduk. "köy ağalar"ına. 'Köyü değiştirmek gelmez bizim işimize. Köylünün nahiyeden bile ayağını kesecekti bu enstitüler. resmi edebiyat! Bütün bunlar ne söylüyor. 'köyü istese de terk edemeyecek'teki anahtar kelime. zalimlikle köleleştirmek. 1940'larda Türkiye'de ortalama ömür "Bütün bunlar oluyordu ve iç-çevre Garip şiirler yazıyordu!" dedi. köylüler istemeseler de yürütecektik güzel güzel. Cumhuriyet Halk Partisi Roman Yarışması Ödülü!" "Breh. 'Tek Parti Roman Yarışması'. Ayda yılda hayvan nallatmaya gidenler de bu işi öğretmene gör düreceklerdi.ödül almış. istese de' kelimesi demişti. köylü milleti su koyverir de. 'Ebedi Şef. toprağa bağlamaktı! yapılacak şey.

(Latife Tekin'e 'cinlerden bahsetti diye nasıl saldırdıklarını hatırlattı) hatim dualarına da yer yoktu. iki çocuklu. Çünkü." çocuğun kendi varlığını reddetmesi esası üzerine bina edildiğini söylüyordu. Arap ve Yahudi öğrencilere eşit şartlar uygulanmasını getiriyordu. bursta. herhalde. Türk maarifinin çizdiği. Filistinlinin öğversiteye kabulde. öncelikle Halis Özden diye biri olmadığını. piyano çalan. Sömürgecilerin rail'de yaşayan Araplara uyguladığı bir eğitim planı. köylü Halis Özden. ince çoraplı anneleri olan. sadece orada çalışmaya mecbur eden ünlü "Kömür Havzası" kanunu! Onun aklı hâlâ Köy Enstitülerindeydi." "Biliyorum. 'Türk ailesi' tablosunda. Haklıydı! 'Havzayı Fahime' hatırlıyordum. Bu ilkeleri okuyunca ürperiyor insan. Arap öğrencileri 'eşitlik' adı altında tasfiye etmekti. Başarılı oldu. kuyulardan çıkan iyi saatte diktikleri bahçe içinde iki katlı evde oturan. Sonra devam ediyor. bugün aynen Türkiye'de uygulanıyor. birinci madde. gül gibi isimlere yer olmadığı gibi. Şükriye. küçüğü kız.madene bağlayan. diğeri Fatih Belediyesi te- . "Bak. üniO argümanını biliyordum. Türk eğitim sisteminin daha ilk günden. yoksulluğa. çünkü.hemşehri gibi hem-vatandaş-dedikleri İs- diplomasından birisi Robert Lisesi adaylığına." dedi. "Çünkü. TC mühürü ile tıpatıp aynı iki ilkokul "Bu işin özü zaten. büyüğü oğlan. daha doğrusu 'ilkeleri' vardır. süratle yok edilmesi gereken rendiği gibi. Amaç. pek de şaşmamak lâzımdı. Halis olsunlara. ne Filistin'de. Bu durumda." dedim. "Aslında. bir tarih hatasından ibaret olduğunu öğrenecekti! Tıpkı. Ne Hindistan'da. Koenig'in c-citizen . Zonguldak köylülerini "yerliler" için sahici okullar açtıklarının vaki olmadığını söylüyordu. topuklu iskarpinli. Mesela. ne Afrika'da ('ne de Türkiye'de' demek istiyordu) sahici okullar yoktu.

örneğin. 'gizli' basına. bir düşünce biçimidir. uluslararası bir sergiye kim gidecek." Omuzlarını silkti. "Apoletli generallerle de gelir. Bu aristokrasiyi oluşturan egemen sınıflar." diyordu. amacını açık açık söylüyordu. efendim. üyeleri ve yöntemleri kimse taramutlaka egemen sınıfların 'asli hükümet'inin emrinde olacaktır. söz ediyordu. diye başlar. blucinli ressamlarla da. meslek bilgisi veriyoruz. Türkiye’de.. 'Genç Arapların beden altına alınması!' Kaldı ki. Öncelik tanıyoruz pratik devrimci' yazarların Köy Enstitülerine anıtlar dikerlerse. hayatı algılama biçimidir. sanatı. "Faşizm. bunu da yıllar yılı 'ilericilik' diye yutturur. Günay. kuracağı hükümet mutlaka ve nunlarda vazedilmeyen bir "hükümet". Kapıcı çocukları kapıcı." Gizli hükümetin ajanları. "Korkunç bir şey bu!" sa'nın. gümüş takılı kolej mezunu kızlarla da!" En az 150 yıldır. Amerika'nın ya- lerde yeterince bilgi. basını. 'en bi Rodoplu. edebiyatı. Karar’larını hiçbir belge olmaksızın verir. hariciyeyi. kime ödül . dolayısıyla siyaseti dolayısıyla Türkiye'nin gündemini yönlendiren.. ilahiyat fakültelerinden Yeşilçam'a. neden olmasın? Bilir misin. köy çocuğuna başka. 'oryantallere mahsus' doktora derecesi. üniversiteyi. Koenig. aradan kaçacak birkaç dikbaş akılsızı da Franbancı öğrenciler için geçerli 'master' programları nasılsa terbiye ederdi. siyasi partilere kadar.mizlik işçiliğine yeterlidir. sanat çevrelerinden dışişlerine. şoför çocukları şoför olur. 'yerlilerin' kaderlerini etkileyebilecek her konuşmalarla. ordu destekli bir "Batılı" aristokrasinin varlığından fından bilinmeyen bir "hükümet" oluşturmuşlardı. ka"Başa hangi siyasi parti gelirse gelsin. üniversitelerden kuruluşa yayılmışlardı. bir Fakir Baykurt acı verir bana! Utanırım!" "Şehir çocuğuna gerekli öğretim başka." işçiliğine kolayca uyum sağlamaları ve zihinsel hadımlıklarının güvence "Öyle. Enstitü- bilgilere. düzenin öz uzman aydınları.

Hikmet Bey. Onun oğlu Nâzım Hikmet. Kızı (sayılmaz!) kızının Paris Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu. 'domestik MİT arşivi' diye alay ettiği kar- Konsolosu. Enver Paşa. Tekrar. Leipzig üniversiteleri ile 'İstanbullu Mehmet Nâzım Paşa (1840-1926) Selanik'in son valisi. 'Hareket Ordusu'nu Selanik'ten İstanbul'un kapısına kadar getiren' sa. Franyük teyze oğlu. Cumhuriyet Gazetesi yazarı. onun oğlu İmparatorluk’u temsil eder.. onun kızı ressam Celile Hanım. muhtelif yerlerde -Konya. Şimdi.. Oğlu. 1941! Sonra. TDK başkanı. Mehmet Ali Aybar. Paris Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu. Nâzım Hikmet. Sonra. Hügonot asıllı Alman. "egemen sınıflar ve öz uzman aydınları hegeyazar. torunu. Kari de Troi ailesinden. Oktay Rifat (1914 doğumlu). Borjenski. bir gün. Mustafa Celaleddin Paşa. Nâzım Hikmet’in teyze oğlu.verilecek. monyasına ne kadar iyi bir örnek!" toteksten bir kart çekerek. Müşir Mehmet Ali Paşa. bak.. Magdeburglu. Onun damadı Ferit İsmail Fazıl Paşa (1856-1921). Joseph mezunu. Nâzım Hikmet'in öteki büHüseyin Hüsnü Paşa. Hukuk Fakültesi devletler hukuku doçenti. Polonyalı Gagavuz. beş tane eseri var. 1910 Galatasaray. Osmanlı İmparatorluğu’nu dağıtan 1878 Berlin Anlaşması'nda Nafıa Nazırı Aleksandros Karatodori ile birlikte linç edilir. kim yokmuş gibi davranılacak türünden binlerce işe ilişkin düzenlemeler yaparlardı. Devlet Demir Yolları I. Trabzonnay. Memleketi sattığı gerekçesiyle daha sonra Ali Fuat Cebesoy (1883-1968). İşletme avukatı. Hamburg oğlu Celalettin Ezine (1901-1972) Heidelberg. Celile Hanım'ın oğlu. Oğlu. St. dede mesleğine rücu Basın Yayın Genel Müdürlüğü. Gü- . Samih Rıfat (1874-1932) Maarif Telif ve Tercüme Âzası. kim konuşturacak. Matbuat Müdürü. pek modern bir sütçülük müessesesi kuruyor." dedi. İttihatçıların İzmir Valisi Rahmi Bey." Burada bir çizgi çizilmişti. Garip! (ilk basım. sonradan 'özel teşebbüse' atılıyor. 1945!) Avrupa kaynıyor! "Fransız gerçeküstü şairlerinin etkisinde kalarak! Garip! Oktay Rifat. malum. kim alkışlanacak. vali.. "Mesela. bağlantıları günümüze kadar getiren notlar düşmüştü: Nâzım Hikmet.

Sedat Simavi Edebiyat Belçika eğitimli. Kadınlar Arasında) Melih Cevdet Anday (1915.. Devlet Tiyatrosu'nda oyunlar. Nâzım'ın üvey Oğlu. Sedat Simavi Ödülü 1980. Şafak Özden'e bak!" Yüzden fazla kart vardı. başarısızlık oranı ise daha yüksektir!' Türkiye'yi hatırlatan bir şeyler yok mu?" Donmuş kalmış gibiydim. 'Bu çalışmalarda milliyetçilikle uğraşmak için zaman . Reisicumhur Armoni şında. eğitim vereyim derken ipin ucu kaçar. Nitekim. Amerikalı akranından otuz yıl gerideyse. Adam Sanatın ba- çalışabileceğini. Devlet Tiyatrosu'nda oyunlar. buna eğitim denmez. TRT Roman Başarı Ödülü 1970.(TDK Ödülü 1970. iç-sömürgecilik ters de teper! Köylülere onlara yetecek kadar mesleklere. Başbakanlık arşivlerini yabancılara teslim tabakasını şistten ayıramıyorsa buna eğitim denmez! ediyorsan. Koenig'in ikinci maddesi. dir. Orhan Veli (Babası.. TRT Ödülü 1970. Neden.. MEB Yayım Müdürlüğü -dikkat! Köy Enstitüleri!. Halis oğlu Şafak. Uzantılar Memet Fuat. marn Ama. İktisat Fakültesi'nden mezun olup. 'öğrencilerin teknik Böyle başlayan kötüleme. MEB Tercüme Bürosu. Osmanlıca bile öğretemeyip. Köy Enstitüsü mezunu Halis Özden'in oğlu. çünkü. buna eğitim denmez! Bırak bilgisayarı. Cumhuriyet yazarlığı. Adnan Veli Kanık) . Mikado'nun Çöpleri). Soyadı Kanunu çıkmamış olsaydı. iktisatçı olamıyorsa.. daha kolay Orkestrası şefi! Galatasaraylı. fiziki ve tabii bilimlere yönelmeleri teşvik edilmelidir' maddesiayırmak zor.. Kardeş. 1978. 'Çayırtepe' İlkokulu'na tayin etmek zorunda kalırsın! likle sonuçlanır. m. aynı ailede birden fazla soyadı olduğu için ancak rastladığı zaman kayıt düşebildiğini söyledi. bir de. dur daha bitmedi. Türkiye'nin en iddialı üniversitesinin mezunu. Yönetim Kurulu üyeliği. m. bir Halis Özden'i eninde sonunda İstanbul'a. Güllü? Simavilere bak!.TRT Ödülü. Yüksek Jeoloji Mühendisi Suat. egemen sınıfların öngörmedikleri bir düzeysiz"Ne ki.

'öğrencilerin yurtdışına çıkmaları kolaylaştırılırken. irtica. canım!" demişti Esendal. "Hadi.sörü. biri Cumhuriyetten biri de Milliyetten iki ünlü gazeteci ve eşleri ile "Onun için mi?" diye sordum. 'lise ve üniversite öğrencileri arasın"Ne fark eder ki?!" dedi Günay. köyden harçlık bekleyeceğine. kötü mü? Efendi giyim. 163." demiş. Alman Yahudi’siydi. geri dönmeleri ve döndükleri zamanki durumlarını zorlaştıran bir politika ile dış göç teşvik "Evet. "Geçiştirme.' Yurtdışında okuyan Türk öğrenci sayısına bak. Elektriği on beş yaşında görmüş delikanlıların sakal salıp 'entel takılkavga aramıyor. sahiplenmeme. 'Öğretmen olacağız. Anadolu sermayesinin palazlandırdığı yeni kabakçılar kendi öz uzman aydınlarını yaratacaklar. "Her şerde bir hayır vardır. bürokratizm demokratizme galip gelmişti. madde hedef olmuştu. üst baş. Anladı. mezunların daki çeşitli kışkırtıcılara karşı sert önlemler alınmalıdır. Koenig. "Okuttuklarımız Daha da korkutucu olanı. Mülkiyeliler Birliği'nde biri SBF profe- yediğimiz yemeği hatırlamıştım.'" Bütün bunların plânlanmış olduğuna inanamıyordum! istihdamına bak! Dördüncü madde. tabii. Ya da faşizm böyle ortamlarda yeşerir. Her zamanki konular. Aylık alacaksın. tersine. Rodoplu. miş gibi yapma ile plânlı faşizm aynı kapıya çıkar." dedi. Günay. amansız bir sınıf atlama gayreti içine girmeleriydi. "Bugünkü 'irtica' kavgasının altında Rumeli kökenli ge- zenginlerin iktidar kavgasının yattığının farkında değil misin? Bu defa da edilmelidir. Söz. Sözü geçen adam olacağız. milletin buz gibi bakışlarına leneksel egemen sınıflarla. Fikir babamız ortaktır da!" hızla Tonguçlaşmaları. konuşuluyordu. böylesi bir eğitim sisteminden geçenlerin . dönüp dolaşıp. imam hatip okullarının sayısına ge- lince. Bak üçüncü madde. izimize basarak gelirler götürdüğümüz yere!" Zaman onu haklı çıkarmış. aylıkçı olup bize katılmaya çabalıyor. askerde subay olacağız! Tokat atacaksın. maları' da bundandı. tokat yiyeceğine. Sözümüzü ikiletmezler. Şafak'ın babasının CHP bürokrasisinin sadık neferi olduğunu hatırlattı.

pisliği. dutkurusu. "Memleketi gerzekler gettosuna döndürdüler!" çesine döndü. mişti! Hayvan pislikleri. insan aklıyla uğ- . o Gümüşhane ki. 1940'ların Gümüşhane kasabasını düşünüyorum. çürük sebze. bu evlerin üstüne sıvayarak meydanda dolaştırıyordu. İstanbul’a seslendi. arada bir kalkıp sonra gene her şeyi kapkara örtraşarak yapılmıştı. Kasabanın tek katlı kerpiç evlerine. manda gönüne benzeyen karapestil. feminizmden Madonna yamalarına kadar! Öyle gücüme gidiyor ki! güzel çöpler ki! Neler neler yok içlerinde! Bilgisayarlardan elektrikli tirBir tarafta. ama dediğim gibi. kirli çamura '46 seçimlerinde Demokrat Parti'ye teşkilat kuracak beş adam vermeRüzgâr bunların kurularını. ruz!" "Or'da kimse var mı? Heey!" Günay. eriğinden yapılmış. eşek benzeyen sarı bulama. onları eşeliyoruz. Ertesi gün olup başka kamyonlar gelinceye kadar! Öyle de buşonlara. "En az iki asırdır. bayat leblebi. Karışıklığı. felsefe kırıntılarından ulvi çevreciliğe. tevekkül "Hep yutturdular.lüyordu. Başını üzgün üzgün salladı. "Varsa bile 'bir adam'ın hiçbir işe yaramadığını hâlâ öğrenemedin işe yarar bir şeyler bulmak umuduyla Batı'nın çöplüğünü karıştırıp duze çöpler boşaltmasın! O zaman bir telaş yeni dökülenlere koşuyor. boyalı şeker sergilerinin lan kara yazmalar gibi. toz anaforlarıyla bura bura kaldırıyor. elini ağzına götürdü. Karasinekler rüzgârla savrumekteydi. İçim sızlı- ruyoruz! Gün geçmiyor ki. Şafak'ın bembeyaz saçlı babasını görüyorum. meyve süprüntüleriyle kaplıydı. sanki kendiliğinden değil. Köy Enstitüleri felsefesinin "bütün vahşetiyle" yaşadığını söy"Söyleme böyle! Türkiye'de hiç mi adam kalmadı!?" Maydanoz bah- mi? Bu 'sisi' yarıp kim çıkacak? 2000'e çeyrek var ve hâlâ dalga geçiyoiçermeyen bir umutsuzluktu bu. Derin bir umutsuzluk içinde gibiydi. hep yutturdular!" diye söylendi. tepemizden ta- yor. damperli kamyonlar yaklaşıp.

Türkiye'nin dünyadaki gelişimlerin sürgit gerisinde kalmasının nedeninin de bu patolojiden kaynaklandığını söylüyordu. engizisyon zindanlarını. "Bir yanda yalınayak başıkabak "Hiç kimse 43’ün Gümüşhane'sini. 'vahşi' yerlileri ıslah ediyor "On dokuzuncu yüzyıl sömürgeciliği uygarlaştırma misyonu şeklinde Rodoplu. Philipp Frank gibi. Bilimselliğin insanoğlunun sorunlarını çözeceğine inançları tamdı. teknolojinin iki kenarı kes- . uyuz eşeklerin. kötü mü? zavallılığı! Öte yanda babasının Köy Enstitüsü diplomasını SHP'liler nezdinde bir tavsiye mektubu gibi kullanan Şafak! Beş vakit namazında ihtiyarı bir hoşgörü. her şeyi. kav çökmüş öküzlerin.kararmış kiremitlerine. odundan oyulmuş yamalı kağnıların hantallığına uygundu. güçsüzlükten geri vermeyecekmiş gibi sıyırıp almış. sayısız kurbanlar vere vere aşıp bugüne ancak yedi yüz yılda ulaşacaktı. taundan kırılarak. canım!" dedi. Kemal Tahir'in Kastamonu’yu an- Halis Özden’in özlemlerinin sözü geçen adam olacağız. toplumsal sado-mazoşizmin yerleştiği toplumların dünyayı olmaktan gururluydular. insanları." Metni bir yerden hatırladığımı söyledim. hayvanları. bütün bu dünya. pürnak nesnel olarak algılayamaz olduklarını. bir haklıcılıkla açıklanıyordu. güldü. susuyor öyle!" görsen! İspanya İç Savaşı'na katılmış bir eski tüfek bilgiçliğiyle. 1940'lar. Avrupalılar. çıplak gökyüzünün bütün maviliğini. eşek kadar atların. tam tersine. uçsuz bucaksız lattığı kadar iyi anlatamaz. meydanı dolduran kadınlı erkekli kalabalığın durgun mutsuzluğuna. bir daha hiç gibi kurutmuştu. İkinci Dünya Harbi ve izleyen kıyım 'bilimkin bir bıçak olduğunu gösterdi. Avrupalı düşünürlerin 'bilimsel' olmalarından kaynaklanan 'üstünlük' iddialarına şüpheyle bakmaya başladıkları yıllardır. Yalnız Halis Özden değil. sayısız eşkıya pusularını. Neredeyse her şeyi üstüne bol benzin dökülmüş gibi tozlu yollarda açlıktan. parlatacaktı. her şeye kadir fiziki sellik'in vahşeti önleyemediğini. Kızgın güneş. Ancak.

bilim hüviyetiyle bize gerçeğin bütününü asla veremeyeceğini düşünmeye. Ortega y. Maq Lerner. bilimin. Deniyor ki. Avrupa medeniyetinin. akılcı. Freud'cular yangıolmadığı hayvansal içgüdülerinin etkisi altında kalan anti-sosyal bir yaratıktır. Sanayi Devrimi'nin palazlandığı 'yığınları' ıslah edememiş olduğuna karar verildi. izleyecek faşist çılgınlığa karşı daha bir Suat'a anlatıp anlatıp da anlatamadığı 'Bunalım Çağı'ndan bahsedi- . İlkeldir. Marksistler toplum sistemlerini bilime dayandırdıkları iddiasını henüz sürdürüyor.' İyi mi? Bu naturmensch fiziki uygarlığın bütün avadanlıklarına sahip. doğası itibariyle akılcı olmayıp. bilim adamlarına uzmanlık alanlarında üstat. Huxley bir takım deneylerin budalalığını hicvediyordu. ama onları var eden ilkelerin farkında değildir. 'kokuşmuş Batı' ile ması yine de tuttu. Örne- ellerine geçeceğinden korkmaya başladılar. bilim adamlarını acı acı eleştirmeye başladı. uygarlığın gözü önünde güçlenen naturmensch’dir diyorlar. çünkü 'onu türümüzün geleneksel kül- türüyle eğitmeye vakit bulamadık. doğru-düşünen insan da bizim düşünce sistena körükle gidiyor. ve Ortega'yı okumuş olsalardı. Gasset. 1930'ların liberal devlet adamları hiç değilse Freud hazırlıklı olurlardı. 'insan. Bugün Avrupa'ya egemen olan ilkel adam. ama 'bilimin yetersizliği' saptaçok Batılı. özensiz ve cahil adamların gerçeği göremediği için alay ediyorlardı. Batılılar. diğer alanlarda barbar. 'eğitimli mankafalar' diye isim taktı.bilimlerin insanoğlunun büyük sorunlarını çözeceğine inanan adamlar etkinliklerini bütünüyle yitirmemişlerdi. bilimin sağladığı gücün. Bilim adamları ve filozoflar da dâhil olmak üzere pek ğin. 'Dünyanın güneş sisteminin merkezi olmaktan çıkması gibi. Bu arada bir de çok ciddi korku gelişti. psikolojik ve kültürel akılcılıktan nasibini almamış ada' diye bir kavram ortaya çıktı." yordu.' diyorlardı Sonuçta. 'Naturmensch' ya da akılcılıktan. farkında bile mimizin merkezi olmaktan çıkmıştır' diye yakınıyordu.

haberleşmesi okumuş adam istiyor. Alaman elçilik müsteşarıyla. ben Köy Enstitülerinin lafını mı ettiririm o zibidilere!"' "Onları da kapatacakmış. grafiklerde görünce herifin gözleri yaşardı. dokuma tezgâhlarının on binleri aştığını "1940'ların Avrupalısı. mutluluğunuzu bilin!' diye başını yumrukladı! 'Köyü değiştirecek her davranış tehlikelidir!' yor. ama çöplerini nereye dökecekti dersin? Vekâleti'nin sergisini geziyorduk geçenlerde. Arkadan. yakıldı. Yani silah almazsan yenilirsin. anlatıyor. manevraların verdiği sonuçlar. geliştirirken. Alaman milleti gereğinden fazla okutulduğu için Hitler yakınırken. 'Ah. Üç gün yatar. makineye bindirilmiş birlikler dalacak! Günde yüz kilometre ilerleyecek. kağnının 'üstünden aldığım herif. taşıt tutmasından iki saat kusar. bir yandan atom bombasından 819 satirli bela. öte yandan bilim denilen kutsal inek'ten yakınıyordu! Güzel. yedek parçası. bak. kafa! Yitirdiğimiz cennet budur! Aman sıkı tutun.yüksek taramalı katot ışınlı televizyon alıcılarına. Bunlar belimi bükmese. gözü- . Hele şim- di! Yukardan uçak. Kaliforniyalı Profesör. kamyonla yarım saat gitse. çağı yakaladılar sanki! Yahu. öyle mi?" "Tabii! 'Ne çare. Bunun akaryakıt ikmali. aldın mı subayları. erleri ister istemez eğiteceksin. ne diyor biliyor musun? Bizim gerzekler pek memnun oluyorlar! Batı'da kan gövdeyi götürü'O herifler gâvur akıllarıyla biliyorlar da. ben bilmiyor muyum? Asıl Tabii. eski çağlar! Makine bizi berbat etti. Esendal efendi. yarmadan içeri. safiyeti bozulmamış Anadolu köylerini dolaştı. Şimdi. sekonder radardan. Halinize şükredin' diye yandı. yere göğe koyamadığımız Mareşal Fevzi Çakmak. bakımı. Bunlar uydurma değil. 'Ah. Türkiye'ye. 'iktisat Köylere dağıttığımız çıkrıkların. teknik denilen rezilliğin önce ordulara bulaşması. insanoğlunun teknik yüzünden kaybettiği mutluluğu sapasağlam bulunca. teknik geri tepti ya. Everhart geldi. alttan tank yüklenip dağıtacak. penisilin G'ye kadar keşfeder. efendim. bir hafta aklını başına toplayamaz.

fiziki uygarlığın avadanlıklarından hiç nasibini almamıştı ama naturmensch oluvermişti işte. sanayi devriminin palazlandırdıklarından deKöy Enstitülerinin öğrencilerini ne yapıp edip ortaçağ köylüsü tuta- ceremeyen Batı kültürü! Hem dersini bilmezsin.' cak iğdiş etme faaliyetine Batılıların dilinden bir gerekçe bulunuyor! Neden iğreniyorum bu egemen sınıflardan şimdi anlıyor musun? Bunların likleri. New York'ta ilk Sov- testileri. Esendal'ın Özden'i naturmensch edip kısırlaştırması gibi.müze ne göründü. silahlı silahsız bürokratınla iktidarsın. 1975'te. Hitler'in doğduğu Braunau kasabasının yüzelli kilometre batısında Ettlingen öğretmen okulunda öğrenci olup da. ondan da otomobile geçerek. seksenli yıllarda hızlanan sosyal kapitalizm akımını. Onlar gibi kağnıdan yaylıya. yahu?' demeyen Yalçın Küçük’ten. sosyalizmin farkına varamayan jön Türklerden. Tabii. 'Batı 'da kan gövdeyi götürüyor. Paris’te göre göre 'üryan kahramanlar' dediği erkeklerin sardıkları 'tüllerle örtülü sebular'ı. ne sosyal demokratlıkları. yani yiin usaresini' ararken Jean Paul-Sartre'ı kaçıran Yakup Kadri’den. yükselmenin farkına varmayan Tonguç’a. Aliağa'yı özelleştirip . 'Geri tepen teknik değil. Allah'ın belası ahmak!' diyemiyor! Garip şiirler yazıyorlar ya dostlarımız!" Bu terimlerde ifade ettiği zaman. kudurduk mu biz?' diyor adam! Çaresi de var. Edward Said'in farkına varmayan milliyetçi Kültür Bakanımız Ali Naili Erdem'e. Ya bizim gibi kağnıdan uçağa atlamak isteyenlerin başına neler gelir? İlerde bu belaya bulaşacaksak bile mümkün mertebe geç buluşmalıyız. Homeros'ta 'cihanı beda1918'de Almanya’da. ne sosyalistğildi. yaylıdan buhar kazanlı demir tekerleğe. ne liberallikleri sahici değildir! önerdikleri hiçbir sisteme güvenilmez! Ne demokratlıkları. faşist yet bankası kapılarını açarken 'neler oluyor. yani kadınları gören Yahya Kemal'e. "yıllar yılı Avrupa'dan ahkâm kesip. hem de topunla tüfeğinle. Çünkü teknik geri tepti. tekniği insanoğlunun hizmetine vermeyi beGaribim Halis Özden. bir Allah'ın 'aydın'ı çıkıp.

ülkeyi gerzekler gettosuna dönüştüren iğdiş edilme faaliyetinin elleri kelepçeli tanığıyım sanki! Titremek ne kelime. üç partili. Burada bir düzen kurdu"Anadolu'nun benim geldiğim gibi köylerinden gelen insanlar.peşkeş çekmekten ibaret belleyen ‘gabi’liğe" duyduğu nefreti anlamamak mümkün değildi. değil mi?" on üç kişiydiler. Esmer. Ölmeden önceki sözünü hatırlıyorum. tabii! mülü yoktur! Entelektüeli. beyazpeynir. Bergen. 'içsömürgeciliğin kurbanı' şafak Özden. incir çekirdeğini doldurmayacak şeylerle gün geçiştiren. Negative selection'u yerleştirir!" (Bir iki yıl sonra. yoksul bölgelerden geldiler. dudaklarını örten bıyıkları ortalama iki santim. münevveri 'aydın'a indirger! Sıradanlığı bayağılığı yüceltir. Asena'ya güller sunduğunu görmedi diye şükrederken. ilk fırsatta çıkarılıp atılacağı belli kravatları. sevgilim! "Bu biliyordu diyorum. şimdi. "Yani. masada ezme. rakı göbekleri yaşlarıyla orantılı. 'Çayırtepe Günleri' düzenleyecek. Halkçılığın yerine pespaye bir halk dalkavukluğu koyar.' demişti. Bir masa etrafında "Koca ulusu. kırgın değilim!. leklerinin yukarı kıvrılmış yakaları. birlikte yemek yediği SHP delegelerine gitti. on ğumuş ve sert. 'entel'e. dedi. 'düzenin aydınları'nın Çayırtepelileri iğfal etmelerini kolaylaştıracaktı! Günay. Şafak'ın. 'tatlısu muhalifleri' dediği. düşünüyorum da. 'leh bin nicht ülkenin yerlilerine yapılanları düşündüğümde. bir toplama kampına girmiş gibi oluyorum!" yadan geliyormuş gibi bir sesle konuşuyordu. asgari ikisinin saçları boyalı." de- . ucuz takım elbiseleri. ya onlar!" dediği. Rodoplu'nun. kerhen giyilmiş frenkgömAklı. cinnet geçirsem yeri. ortada karışık ızgara. meine liebe!' kırgın değiAuschwitz ya da her neyse. belki de lim. çoğunlukla lacivert. 'Ich bin nich böse. buydu! "Faşizmin entelijensiyaya taham- böse. somişti Şafak. "Ya biz. "Üst üste yığılı bedenler bizimkilerin bedenleri sanki!" Öteki dünağzı açık ayran budalalarına çeviren. marul.

" "Takma!" dedi Günay. dürbün (30 lira) ve 'Kravatlıları' ve genç adamın ne kadar haklı olduğunu düşünüyordu Co- . Lyon. Yüzbaşı Selahattin'ler cephelerde paramparça olurken. "Böyle daha yakışıklısın!" "Seviyorsun. Erhat Brüksel'de. daha rahat ve daha mutlu. lombia'da 'okuyorlardı! Yurtoğlu kanser eşini ameliyat ettirebilmek için dikiş makinesini (45 lira). Yok. mahcup olmuş gibi güldü. Çünkü. "Ben kravat takmaktan nefret ediyorum!" Rodoplu'nun duralamasına izin vermedi. hiç değilse sokak lamÇocukların kuyudan su çekmelerini istemiyorum. Bu ülkede ezilen insanbaları yanan bir beldede yaşayabilmeleri. Ne oldu? Yine kravatlılar geldi oturdu başımıza. "Sen beni sevdiğin için öyle görüyorsun. yoksul insanların. İnsanlarla ilişkilerimi sürdürdüm. Eyüboğlu Dijon. Halk Evi'ni kurdum. Suç bulamadılar. Kapatılana kadar kurucu sekreterliğini yaptım. ben çok su taşıdım eve. 1977'de ilçe gençlik kolu yönetim kurulu üyeliği yapteriydim. Yaşımı büyüterek girdim Gençlik Kolları'na. Serteller Sorbonne'da. seviyorsun! Ben biliyorum!" zaltına alındım. Kurucu sekreparti görevlisiydim. Yine de politik mücadelemi bırakmadım. suların aktığı bir beldede yaşayabilmeleri için politika yapıyorum. 1970'te Cumhuriyet Halk Partisi'ne girdiğimde yaşım tutmuyordu. dava açılmadı ama sürüldüm. "Yine kravatlılar!" dedi. başını okşamıştı Günay’ın. Paris'te. Aydın Güven Gürkan. radyo pikap (190-200 lira). 1978'de ilçe gençlik kolu sekreteriydim. bu insanların daha sağlıklı bir yaşam biçimi içerisinde yürüyebilmelerini sağlamak için politika yapıyorum. Aç kal- Rodoplu'nun sınıfına duyduğu öfkenin onunla ilgisi olmadığını an- Günay. yok İnönü!" latmak istermiş gibi uzanmış. 12 Eylül'de gödım. 79'da ana kademe yönetim kurulu için seçime girdim kaybettim. Bu düzeni daha ileriye götürebilmek için. ların. Girdiğim günden '80'e kadar mahallemin değişmez tım. Hepimiz onun için politika yapıyoruz.lar. işsiz kaldım.

İktisadi Ticari İlimler Akademisi mezuniyetiyle. Pamuklarla baş edemeyeceğini düşünüyordu. SHP'den başka gidecek yeri yoktu Şafak Özden'in. 2. Kavalalar. çevresine iliş'doğru' olduğuna inanılan Yurtoğlu. Yüzbaşı Selahattin'in Romanı'nı.' demişti. değil mi?) Ama Serteller oradaydılar çünkü Larousse'u çevirecek Fransızcayı bilenlerle. ('Burada da iğrenç bir şey vardır. Ve pek sayın yazarımız. "Olur mu. canım!" dedi Şafak.. Ve onlar "bütün zamanlar"ın yöneticileri. yüzbaşının Atatürk'e. sert virajlı iner de iner artık. ama aleyhtedir. Dorukları çam. gettosuna dönüştüren müstebit malumat istifçileri aynı takımdan. Konuştuğunda bambaşka bir telden çalıyordu. suları buz. üçüncü kuşak jön TürkNe demek istediğini söylemeden anlamış olması mutlu etti Günay'ı." diye fısıldadı. Türkiye'yi gerzekler çı'lardı. ünlü Zigana Geçidi. birkaç dilde dilbaz. Bülbül köy Lisesi diploması. etekleri elma. "halk"Senin yerin yanlış. Trabzon. Cemler.025 metre tutar. hiç temsil edilmedi ki! Kendi diliyle konuşmadı ki!" minde yer alır. kravatlılar takımındandılar. Şafak'a. bana. "O da benim gibi. Atatürk'ü eleştirmeye kalkınca 'yanlışlık' yapıyordur! Ne küstahlık. leri'nin incelikli müdavimleri. neşeyle. 'Biliyor musun. Ama haklıydı. Tortul dik rampalı. o Selçuk. "Bilmez olur muyum?" "Ziganaları bilir misin?" diye sormuştu Şafak'a.yatak takımını (15-20 lira) satarken bunlar başköşelere kurulmuşlardı bile! Meydan Larousse'da Selahattin Yurtoğlu'nun adına rastlanmazdı. Sinema Günler. Günay. " "Kuzey Anadolu Dağları kıyı sıralarının Trabzon-Gümüşhane kesi- . Maçka tırmanır.. İlhan kin dünya kadar bilgi vardır. nedense diğer şeylerde ve sansür etti! O hatıratın gerisinde. Yurtoğlu'nun hatıratından aldı bölümleri sansür etmekten utanmamıştır! Çünkü.

mak için rüşvet. zekâ tokuşturan bir Makyavel'den daha çok keyif almak. Rousseau. yani endüstrileş. pek de inanmayarak dinlemişti. ama kendisini alamıyordu "Hadi. fabrikaya tıkıl ve robotlaş! Yine de. "Köy şiiri yazmak için kentli olmak "O kadar haklısın ki! Doğaya dönüş özleminin garip bir kendini kan- dırmaca olduğunu düşünürüm hep. canım sen de!" dedi Şafak. hayvanlarla dost olmak. İsa ile Hazreti Mucilerle dünya nimetleri ululayanlar arasında gider gelir insanoğlu!" hammedi!. Lao Tze ile Konfüçyüs. tarım da. karmaşasından. Şafak hayretle. şömine önünde. Avlanmaya kurgulanmış insanoğlu için. bilgiden çok ülkü üzerine yapılanılır! Rousseau ile Voltaire. yani baraj ver. yazılı tarihten bu yana şehir hayatının zalim kavgacılığından. o fikir konjonktürünü tamamlar. yani gübre. Yirmi yılda yirmi gün gitmemişti Gümüşhane'ye.Günay. küçüklerine düşüncelerinin ancak bir cüzünü bırakırlar. eskir. Yaşamı bir Budist asgarisine indirmekte erdem bulan perhizdum doğrusu! Ama ciddiyetle dinlenmiş olmalıydı ki. kuşaklar yorucahil köylülerle sohbet etmekten. fikirlerin de insanlar gibi ömürleri olduğunu anlattı Rodoplu. yağmur bekle! Sadakati güvence altına alkirlenmesinden boğul. elinde konyak kadehi. Lao Tze ya da Aziz Fransis ile kırlara açılmak. şehir yaşamını uygarlığın temeli bellemek! İkisinin ara- . ıssız vadilerin. çevre maz. kaynayan dünyayı arkada. aceleciliğinden yakınan şiirler yazılır? Kırsal yaşamın asude coşkusu dile getirilirken. son tahlilde. Yani. Hemen her zaman nankör bir toprağı belle. 'ne halleri varsa görsünler' diyerek bırakmak ya da 'malusında gelir gider insanoğlu!" mat'ı ululamak. Şafak Özden'in bütün bunlardan ne anlamış olduğunu merak ediyorinsansız dağların sükûnetinin yaraları sarıcı bir etkisi olduğu yadsına- fikir için çarpışır. lâzım anlaşılan! Biz işimize bakalım!" Pastoral romantizme kaptırdığını biliyor. Biliyor musun. sanayi kadar 'gayri-tabii'dir. "Bir ya da birkaç kuşak bir lur.

ama öyle bir kelimelendirmişti ki! "Neye?" "Bütün bunları bırak Ziganalar'a dön. kendin pişir kendin ye. faşizme." manı yazsana!" Yeşil elma kokulu Şafak Özden. "Bak. "Alsınlar." kırlarda! Hani o Kilyos civarındaki kır lokantaları var ya. "Ben de severim. Kırları seviyorum. ya!" diyerek sarıldı. Para lâzımdı." Okuyan köylü çocuğu ne ister? Köyden kurtulmak! Özdenler kurtulmuşlardı işte! Ve şimdi İstanbul'daydılar. "Değel mi. Ziya Bar'ı hatırlayarak. öçlerini alacaklardı." "Getireyim. sanki halk ayaklanmasıydı. "Bir gün gidelim. anasını satayım!" Altmış yılda aydınlar devletinin Türkiye'yi getirdiği yer belliydi! Osmanlının yasağı üç gün! Kaldı ki. "Biliyor musun. sömürgecilere karşı halk ayaklanması! Üstelik demokratik yolla! Olmayacak bir şey olmadığını düşünüyordu. bir aşk ro"Yazıyorum. ha?" "Tabii. "Onları da getir. köylü tutmamıştı enstitü işini. Sen onları tanımadın daha. plân lâzımdı. "yazıyorum!" . boynuna sokulmuş serin burna bir öpücük kondurdu. istersen!" demek istiyordu. Şafak." dedi Günay." dedi Şafak. ne diyeceğim. "Lüks yerlere. ama hepsinden öte akıl ve iyi niyet lâzımdı ki. Öyle dinleniyorum ki. örgüt lâzımdı." dedi Rodoplu. "Bir akşam yemeğe getirsene ortağını?" "Benim iki tane ortağım daha var. Lokantalara." daha sıkı sardı. hâlâ öyleyim. hayatım. bunların hakkından gelebilirlerdi! "Sana para lâzım!" diye mırıldandı. bayılıyorum onlara. Günay Rodoplu. Bir türlü alışamadım.

. sinsilik değilse bile. dökülen saçlarının kazandırdığı geniş alnı ve gür bıyıkları ile Erzurum Dadaş'ının somut bir biçimlendirmesiydi Çiçek. gözlerini kaçırma eğilimi. Daha erkeksi. güçlü yapısı. Duran'ı tanıyordu. "Fatih" burnu. konuşur- tanıyamayacağını düşündüğümü hatırlıyorum. dördüncü ortakları. "Şiran gibi mi?" "Yo. örtülülük izlenimi verdi. Onur Oflu gelememişti. Günay'a. Yüzünü aniden kapsayabilen sıcaklığa rağmen. Kırk civaken. Dikkatini milletvekili adayı Erol Çiçek üzerinde yoğunlaştırdı." diyerek gülmeye başladı. Hırslı. hayır. Bu adamı hiçbir zaman gerçekten rında olmalıydı.III Misafirleri gülleri ile geldiklerinde sofrası ve kendisi hazırdı. Uzun boyu.

Çünkü. Erhan Alptekin'le görüşmesinden çıkardıklarını anlatıyordu. tabii. "Çok acıktım. kısa ve kıvırcık bir peruk taktım! Az şıkları yıkadıklarını hayal ettim. Erol. onlar da. seslerinde en ufak bir sitem olmaksızın sitem ne kelime. temiz çarşaflı bir yere gidip. evli değillerdi! Evli olsalar benim onlarla olmam söz "Herhalde! Neyse. dostçuluk oynuyorduk. Duran. ikmale kalmış çocuklu "Ne komiğim. elimde ekmek sepeti. dağ gibi yığılacak bulaısıtacaklardı. sahici yaşamlarını asla paylaşamazdım! İşte! Kendimizi kandırıp. da!" dedi Şafak. Politika konuşmadan "Ne istemiştin. Duran'a kızıl. devinim yeniden başlayıncaya kadar dinlendirilmenin nasıl bir şey olduğunu merak etmişimdir. sonra bir saatte. salona döndüğümde. kendi yataklarını da kendileri konusu olamazdı! Nasıl ama?" "Delisin. kartofel? Bayılırım Kartofele!" edemiyoruz!" . Yani. herhalde! beline kadar uzun. politik. biz böyleyiz işte. Keyifli bir gece geçirecek. eve geldiğim için minnettar olup bana sarılacaklardı. başlayalım. Günay Hanım. intikamımı aldım! Şafak'a sarı. Erol'a kömür gibi siyah. evime dönecektim. Ha. herhalde. değil mi? Hangisini 'gerçekten' tanıyabilirdim ki?! Üçü yaşamlarını. Sonra karımın yanına gidecek. Rodoplu. otur da. "Gel. entelektüel. Çocuklarım çoktan uyumuş olacaklardı. sonra darmadağın olacak sofrayı topladıklarını. Kartofel var "Affedersiniz.de evli barklı adamlardılar! Kayınvalideli. baldızlı. Melek yüzlerinden öpecek. O gece bir ara hayalimde kendimi üç kadının yemeğe davet ettiği bir erkek yaptım. sen?" Şafak'a döndü. hatta cinsel bir doyumdan sonra gecenin bir saatinde kapının her an açık olduğu. Neyse. ısıttığı yorganın altına giriverecektim! İyi mi? Onları kıskanıyordum. dalgalı. İnsanın kendisi orada olmasa da yürüyen bir düzeni olmasının nasıl bir duygu olabileceğini hep merak etmişimdir. sen!" Ama. Erol'a Sarıyer'deki durumu soruyor. o da eğer istersem. mı.

Etiler'de. Kartal'da var." dedi Şafak. başederiz! Evleri ipotek eder. "Biz o kadar lüks inşaatla başedemeyiz. Günay Hanım?" dan bahsetti ama." dedi Rodoplu. sesinin tonunda her zaman yükseklerde uçan "Ama. öyle değil mi. Sarıyer'de filan." dedi Erol. Şafak. "Öyle değil mi. Rodoplu'ya döndü. daha iyi yer- lerde de var. Avcılarda var. Alınacaksa onlardan alınmalı. "Niye çıkamayalım? Taşırım şirketi buraya. Şafak da!" dedi. ben hiç duymamıştım." diye itiraz etti. da!" dedi Duran. Duran. Evi de. her türlüsüne bayılırım!" "Hadi. Tabii. "Değil mi?" Erol da. "Patates. kızartırdım!" nuşmaları devam etti. Etiler'de. . belediyeden arsa alıyormuşuz. onlar da küçük." Rodoplu'ya döndü. Bayılırım. "Etme." "Nerelerde bu bölgeler?" "Bilmiyorum. Duran'a." kız?" "Olur'u konuşalım." "Canım. da!" dedi Şafak sonunda. yine başederiz." peratiflere arazi tahsis ediyorlar. "Gecekondu önleme bölgelerinde koo"Çeşitli yerlerde var. Biraz da biz otu"Etme." dedi. o anda. Başkan'ın kendi kontenjanındaki arsalar daha iyi yerlerde tabii. "İş konuşmaya geldik buraya!" "Ha. "Öyle mi?" "Kızartma. patatese!" "Hay Allah! Bilsem. göz kırptı. Günay Hanım?" "Başederiz. yirmi-otuz daire ama en ucuzu 250 milyon."Kartofel. haşlama. "Biz onun içinden nasıl çıkarız?" ralım. "Hoşgeldiniz!"ler arasında Erol'la Duran'ın ko"Yetti. Değel mi. Duran." yerler. 'Yirmi-otuz dairelik arkadaşını makul olmaya davet etme görevini üstlenmiş bir adamın örtülü sabırsızlığı vardı. yarasın!"lar." dedi Şafak. "Şafak dün öyle bir uygulama"Çoktan beri var. Levent'te. Duran gibi düşünüyordu.

. "Şimdi. bak! Bizi bizden daha iyi biliyor! Aaa. "Benim Babam Köy Enstitü- . yüküm eriktir. "Başka şeyler konuşalım. o zaman. "Ayda gibi"Sen boşver. sünden mezundur. O kadar severdim!" Erol'a döndü. Dayanırlar ekmeğe.. da! En köylümüz de bu!" Şafak'ı gösteriyordu. "Bayburtlu Zihniyi sormuştu. bilirsiniz. kitabını yaz. Yurtdışında olduğum "Şimdi de sana Emrah'ı sorarsa. Rodoplu. sevimli bir ifadeyle. "Siz de kimsiniz?" "Biz köylüyüz." diyerek güldü.. o zaman da. Palandökenler hep rüyalarıma girerdi." "Ne ekmeği be oğlum? Ete." dedi Şafak." dedi Erol." arkadaşlarına döndü.. Sebzeyi kafaları çalışmaz demek istiyordu. ama arkadaşım da Günay Hanım." dedi Rodoplu. "Ge"Aşşahtan gelirem. "Hatırlıyor musunuz. koca bir adamın utangaçlığının hoş bir tarafı olduğunu düşündü." dedi Erol." zamanlar." Rodoplu'ya döndü. gülüm. Günay Hanım?" "İçindenim. şaşma ha!" Duran uyardı Erol'u. "Değil "0 kadar değil canım! Erzurum'u bilirim." başını işaret etti. unuttun mu? çiftten çubuktan çıkmadım. Sizin gibi. Gümüşhane'de sebze filan yetişmez. Sen otur "İçelim. ete! Ben memur çocuğuyum. Ben seni hiçbir şeyle uğraştırmayacağım. Rodoplu. "Gördün mü. "Erzurum'u bilir misiniz?" "Günay Hanım'ın bilmediği yer yok ki!" diye araya girdi Duran. "Sen anlamasan da olur. saksıda görür bunlar.yim!" "Ben ne konuştuğumuzu bile bilmiyorum. Türkiye Cumhuriyeti'nin onurlu bir öğretmeninin oğluyum. Günay Hanım?" güzel türkü söyler ama!" dedi Duran." kadına döndü. Erol Çiçek'in kızardığını gördü. çen defa bana. evet. da!" "Erzurum'un neresindensiniz?" mi.

" "Hâlâ da öyle düşünüyorum! Bir daha ne Süleyman Demirel. "Aşk. "Sevmeye silahlandığını" hissetti Günay. tabii de. Bir Adalet Partisi'nde ya da ANAP'ta da yer alabilecekken. ketum ve dimdik Anadolu çocuklarıydılar. ledi. gözü maydanoz bahçesinde titreşen Ziganalar'dı. "Müdür malzemesi. "Var." Erol Çiçek'in gözlerini üzerinde hissetti. Misafirleri. "İTÜ'den öte köy var mı. ya da İktisat Fa"Sizi aramızda görmüyoruz. inceden esen yelin şefkat dolu serinliği yüzünde dolaştı. okumayı becermiş. Çorak betonda açan bu çelimsiz koncayı. Erbakan! Meydanlarda görmek istemiyorum. başı pare pare "Biliyorum. Günay Hanım." diyordu." dedi Duran Kuran. 70-80 kuşağına ihanet olduğunu düşünüyordum. çam kokusu sarhoş etti." dedi Rodoplu. Türkiye Cumhuriyeti'nin sağladığı olanakları heba etmemiş. mezdi! müzmin muhalefet partisinde olmalarının ima ettiği yiğitlik inkâr edile'milletvekili' malzemesi. da!" dedi Günay." "Türkiye'nin fiili taşeronları bunlar. arsa tahsisi meselesini görüşmeye gelmiş inşaatçılar de- ğil. "Referandumda 'hayır' oyu kullan"Aksinin. ülkenin çıkarını en iyi kolladığını düşündükleri bir partide mücadele vermeyi yeğlemişlerdi. ne de ." diye ek- dım. para kazanmayı becermiş.goncaya takılı. Kelkit gürledi. Köy- lerinden yarım pabuç çıkmış. 'belediye başkanı' malzemesi!" kültesi'nden?" Cevabını yine kendisi verdi. emektir!" Arkasında gördüğü karşı apartmanın pençeleri değil. Erol Çiçek'ten yana baktı. düzinelerle bakara gülüne değişmeyeceğini düşünüyordu. Türkiye'de var mı?" lantılara hiç gelmiyorsunuz. "Top"Ben muhalifim. o dağlar gibi heybetli.

şimdi de "Peki." dedi. başın kaç?" diyerek güldü." dedi Erol Çiçek. aşırı sol- adam da öyle. Karanlık köşelerden patlayan kurşunların altında yapıştırılan afişler. bir devrimci olduğunu ima ediyordu. Günay Hanım. Rodoplu. kadehinin içine "Nurhak sana güneş doğmaz. işte o kadar!" dan şikâyet ediyorsun da. SHP. "Erol'un sesi çok güzeldir." dedi Duran. maya çalışıyordu. Bu durumda Ecevit'in savunduğu daha makul değil mi?" "Ne olmuş?" "Ömür mü yeter?" "Ecevit'in barajı aşabilmesi için kaç sene lâzım. Rodop- lu'nun çok iyi bildiği. kendilerinin polisi itip içeri girdiklerini anlattı. da!" dedi Duran Kuran gülerek. korkaklıklar yeniden yaşandı. Bu "Biz ikimiz nelerden geçtik! Bir keresinde. Şarkının Dev-Genç'i simgeliyor olması önemli değildi.. CHP'nin devamıdır. Rodoplu. "Öyle. gülüm?" "Daha yaşın kaç. gerçek "Ben SHP'liyim arkadaş!" dedi Şafak.zin gibi insanlara her zaman ihtiyacımız var. sosyaldemokrat-Dev Genç çatışmasını anlattı. sen hep Parti içindeki Kürt-Alevi bölücülüğünden. "Hayır. bir şey söyleyeceğim.. Şafak'ın. hiçbirimiz SHP'li değiliz.. havayı dağıt- . rakının kamçıladığı hüzün. Çiçek. acılarla dolu bir dönemin fon müziği işlevini görüyordu. ayıp olacak şimdi!" SHP'liyim. Erol tuklarını. "Nasıl CHP'liydiysem. "Başka şeyler de var ama.. onun için soruyorum." "SHP'de değil. efendim." diye mırıldanmaya başlaması ile arttı. de bu CHP?" "Bırak. o kadar beklenmez! Ben yirmi yıldır politika yapıyorum. Ülkücülerin Şişli'deki binalarında bir arkadaşlarını nasıl esir tutihanetler." diye başladı." Erol Çiçek'i gösterdi. o bölücü. "Bizim si"Canım. niye Ecevit CHP'si değil.

Erol'a. ran'dı. Deniz Baykal'a duyduğu sevgi ve güveni anlattı. lamıyorum da ondan. elini Duran.. Şafak'ın karakolları. Duran'ın son"Pek şansı olmadığını düşünüyorum. uzandı. omzuna attı. bu kadar kötü söylenmesine dayanamazmış gibi devraldı. elini okşadı.." "İnsan niye SHP'li olur. odanın boşluğuna getirdi. başka bir Erzurumluyu.." "O. "Kapının deliğinden beni gözeten oğlan. elinden çekti kaldırdı. aney. bunu bekliyormuş gibi elini avucuna aldı. bahçeyi dolan da gel.olduğunu biliyordu. doğru dürüst bir cevap bu- . Türkçü Sabahattin'i hatırlıyordu. Oda dört kişinin oyununu kaldıramayacak kadar küçüktü. "Eze ezeden oğlan. Rodoplu. hapishaneyi hatırlamasının mukadder Para kazan oğlan!" Erol. Günay. Rodoplu içinin şefkatle dolAralarında CHP üst kademesiyle dolaysız teması olanı Duran Ku"Umarım sizi düş kırıklığına uğratmaz. "Seninkine bak!" der gibi göz etti." dedi Şafak. Zincirbozan'dayken haftada en az bir kez aramıştı. get! "Te. dizlerini kırmaya zorladı. sımsıkı tuttu. Babam sana kız vermez." "Öyle mi? Bize bir türkü söylersiniz artık!" "Nazlanma.. da!" dedi Şafak. Şafak coştu. ra bakışlarını geri çevirmek istemedi. onu düşününce." dedi Rodoplu. Halay çekmeye durdular. "Almalar olanda gel. dönüşümlü oynadılar. te. te!" yüreklendirdi. SHP'nin şansı olduğuna da inanmıyor." "Tanır mısınız?" "Aynı çevrelerde dolaşmışlığımızdan tanırım. " duğunu hissetti. Şafak.

" dedi Duran." dedi Rodoplu. Mezarının yıkılmasını asla "Öyle. Bunu hissetmeniz gerekir." Yanlış anlamıştı. Siz tabana ya- elbette daha adil bir düzeni gerçekleştirmeye yardımcı olur. ben.' diyen Hazreti Muhammed'in kendisi. katılımcı demokrasi" diye zaten Anayasa hükmü olan . lise sona kadar Nurcu'ydum ben. Ziya Bar entelleri değilsiniz. İş ki. Eğer doğruysa. faşizm. Günay. yoktur. rum!" dedi Duran. ruz. hak etmedi!" "Vallahi. ne olup bittiğini bi"Bilmeden lâf eden. cesedini askeri helikopterden atıp yok etmişler. bu dünyada Müslüman'a uyar." dedi Şafak. Günay Hanım. başkasına yapılınca mubahtır. Yani. Saidi Nursi önemli bir adamdı. Allah bilir." diye açıkladı. ama. olmuyor tabii. deyip duruyoruz da. sizin takım işin farkına varabilsin. "Ne kadar şanslısın. İlle de Tanrıtanımaz komünizm değil ama. 'çoğulcu. Bize yapılınca faşizm. "Ya da şöyle söyleyeyim. "Mesela. benim sülalem dincidir. hakça bölüşüme karşı çıkacak Müslüman kın insanlarsınız." camiden çıkmıyor. size bir şey söyleyeyim mi Günay Hanım. ben de bilmiyo"Çok yazık. İslâmiyet'i tükaka etmek SHP'ye bir şey kazandırmaz. canım?" diyerek Şafak'a döndü.Baha'nın torunuyum ben." Erol'un kaşlarını kaldırdığını gördü. yahu! Yaşlandıkça daha da beter oldu!" "Niye çıksın." de- di. yani. değil mi?" "Öyle. sosyal demokrasi "Doğru söylüyor. Biliyor musunuz. "Benim babam bildim bileli CHP'lidir. Ağlak lecek kadar din bilgin var! Şaşkın İttihat Terakki torunu değilsin!" Duran'ın duraladığım fark etti. "Hiç değilse. "Öyle ya. faşizm. 'Komşusu açken tok uyuyan bizden değildir. tabii. "Delege kimlik kartı. öbür dünyayı kurtarır mı? Ha. Faturasını çok ağır ödüyo"Kaldı ki.

"Hiç yakışıyor mu. sanki öteki partiler bizden çok farklı!" "Ne büyük haksızlık! Sen adamın mukaddeslerini sabahtan akşama farkımız. "Biz tabii Atatürk’ün çiz- şünmemişti bile. bunun bir uyarı olup olmadığını dü"Efendim." "Ya da Refah." "Koyun gibiyiz de. Hasan. ondan!" deyiverdi Şafak. o öyle zaten. "Ya da memlekette yeterince Müslüman yok!" dedi Şafak. ha!" bir öpücük "Estağfurullah!" dedi Rodoplu. hiç alakasız bir yerde. yalancıktan azarladı. biraz hem kellik dilerini temsil ettiğine inansalardı. Hüseyin. sizin parti bu kadar karışır mıydı? Kaldı ki." dedi Rodoplu. Bir Müslüman. bu hadisi slogan yapsan çok daha fazla oy alırsın! vermeye devam ediyorsa bu işte ciddi bir yanlışlık var demektir." "Refah demek istiyorsun. diği Misak-ı Milli sınırları içindeki Türkiye'nin bağımsızlığından. Alevilik istismarı. Müslümanlar ken- ne koymuş gibi kurnaz kurnaz gülerek. ben benden akıllısından hoşlanmam. ama biz SHP'liyiz'i oynuyorsunuz. "Bunu kim senin gördüğün gibi "Bana bak. hele de Asya kökenli bir Türk olup.tanımlamaları bırakıp. Kerbela diye oy avcılığı yapacak da oy alamadığı zaman halk koyun olacak!" Şafak'a döndü. oh! Halkçılardan gel!" dedi. Deniz Baykal şundan birkaç yıl önce." dedi Şafak yeniden. bütçe konuşmalarında. '"Yok aslında birbirimizden hem fodulluk oynanıyor. kapitalizmin acımasız- lığını. düpedüz din istismarı yapılmasa. taşı gediği"Bence. sosyal demokrat da yok!" "Bırak efendim. sana!" "Bırak efendim." "Ben de onu diyorum. serbest piyasa ekonomisinin erdemlerini savunan bir partiye oy aşağılayacaksın. Affedersin. Alevileri ortaya atıp. oh. "Oh. kondurdu. görüyor ki!" kadının kulağına eğildi. yani." diyerek söze girdi Duran Kuran. bütün- . Rodoplu. Ama. Selamet iktidar olurdu.

onun ilkelerini. anti-kapitalist bir savaş olarak değerlendirdiğimiz için. Avrupa medeniyetini alırken. İstiklal Savaşı'nı antiemperyalist. 'Japonları örnek almamız lâzımdır." diye başladı." dedi Duran. Misak-ı si'dir. öte yandan. sahip çıkın! Yeniden yorumlayın. Behice Boran dâhil. "Şu Saidi Nursi. Bir yandan. sen bu adam gibileri dışlayacaksın. Duran.' diyecek kadar da ileri görüşlüydü! Türkiye caksın yerine? Nedir bu savurganlık? Ne kazanacaksın?" Birden sinirlendi. Niye? Kimi koya"Vallahi. "Siz söylediniz diye söyledim. Neyse. anlatın. arkadaşlarına bakarak. cek?" bağımsız olmasın demediği gibi. öyle şartlanmışız. skolastik batağa saplanmış bir medrese hocası değil.lüğünden yanayız. "Siz bilmezseniz kim bile- . halkçıydı! Düşünebiliyor musun. Olağanüstü bir adamdı. Erol. 1920'nin Ocak'ında. "Bil. Atatürk değil. kardeşim? Bak. bilmiyordum. ama artık!" deyiverdi. "Saidi Nursi sadece bir örnek. Milli'den bahsediyorsun. Büyük Millet Meclisi daha henüz olarak bilincine Kurtuluş Savaşı ile varmıştır diyeceksiniz. kardeşim! Bilin. buna da razı olduğunu söyleyecek kadar da. şiar edinmeyen var mı. Misak-ı Milli'yi ilân eden son Osmanlı Mecli- ortada yoktu." diye atıldı Rodoplu. Amacına ulaşması cehennem alevleri içinde yanmasına neden olacaksa. Türk halkı bir millet "Eee. Her şeyden önce bir eylem adamıydı. Rodoplu. milliyetçiliği de ne hale getirdiler!" dedi. Papaza kızıp oruç mu Günay'ı ne kadar şaşırtmış olabileceklerini tahmin edebiliyordum. elli yıl önce. milliyetçiliği tükaka eder gibi yapacaksınız. Duran Bey. Kurtuluş Savaşı'nda Kuvayı Milliye'yi destekledi. Atatürk ilkelerini savunmayı şiar edinmişiz. şimdi kullanacağım kelimeyi yadırgayacaksın ama. Avrupa medeniyetini almayalım da demedi adam. Şimdi." "İyi de. bu da mümkün olmadığı için tutarsızmışsınız izlenimi vereceksiniz!" bozulurmuş!" "Baksana.

ahlâki değerleri çerçevesinde yorumladılar. çünkü biz ile- arkadaş. biz. İngiliz "Adamlar işe bir İngiliz sosyalizmi nasıl kurulur. 'Yabancıların ihtilalci yöntemleri bizi ilgilendirmez. "Gerçekten." İşçi Partisi'nin çekirdeğidir. "Bakın. değil mi?' diye sorup. 1883'te. ana değerlere dokunulmadı. Bir hayhuydur yeter. Hayat gailesi. Marx'ı. 'Bak. fıtraten. gidiyor işte!" İpin ucunu kaçırdık bir kere. Mesela. böyle: İngiliz sosyalizmi. İngiliz ekonomisi. ne yaptığımızı bilmiyoruz. küçücük bir grup "Haklısınız. İngiliz işçi sınıfının desteğini yi. zaman da yok. içki içmeyi. Elli beş milyonluk koca Türkiye'den. İngiliz işçi sınıfının yaradılışı itibariyle. Günay. İngiliz sosyalizmini geliştireceğiz. ne inşa edildiyse. nedenini açıklamak. İngiliz Fabian Cemiyeti kurulduğunda bu kadar üyesi bile yoktu."Doğru. İngiliz İşçi Partisi'nin hamurunda temel bir ahlaki sav vardır. bakın. Fabian Cemiyeti'ni bilmediklerini fark etti. Ay- "Araştıracak! Öğrenecek." dedi Duran Kuran. Yani. bundan bir asır önce." dedi. İngiliz işçi sınıfının Büyük Yalan orada tutunamadı! O da. ana değerlerin üzerine inşa edildi! Ne gibi? Mesela. olumlu cevap aldıktan sonra. işçiye gidip. ama. sen. daha da önemlisi. Erol. İdealleri kelime- nen. şuydu: Adamlar. Sermaye ile emek arasındaki çelişkiyi Bakın. İngiliz tarihi. karının başını açmayı öğren. diye başladılar. beş yüz kişi çıkmaz mı?" "Ne olacak o beş yüz kişi?" "Ama. SHP'ye kaydolacaksın Bu Marx'tan esaslı bir sapmadır. sosyal adaletin gerçekleştirilmesinden ğına inanıyorlardı! yana olduğunu iddia ediyorlardı. yakalayabilirsiniz!" Israr etti. komşusu açken tok yatanlardan değilsin. Önce imama küfretme- . lendirecek. aksine. oluşumları yorumlayacak. yadsımıyorlardı ama işçi sınıfının asıl gücünün ahlâkından kaynaklandıbu sapma yani uyarlama sağladı. sonra bize gel." diye ekledi. 'O zaman.' diye başlayıp. "Fabian Cemiyeti.' diye başladılar. gibi. biz.

efendim! Adamlar şeriat istiyor. Bu bir veri. da İngiliz sosyalizmidir. camiden çıkmıyormuş. uzlaşarak. herkesin "Yok. sosyal demokrasiyi camiye getirmektir. dediler. İşçilerin cumaya gittikleri "Hadi. şimdi." dünyanın içinden çıkayım da. En kötü ihtimalle. Müslümanlar Habeşistan'a sığınmak zorunda kalırlar. Başarıları da mey"Baban. işi yokuşa sürmezler.' gibi değil! Efendim. bunun ne olduğunu da bilmezsiniz. bu . gülüm. Habeş necaşisi bile olsa." dedi. yani. Mesela. Duran. Ne bileyim. çıktılar işin içinden. Müslümanlarla uzlaşma yolu vardır. '0 adaletli bir insandır. Şafak. Adalete riayet edildiği sürece Müslümanlar uzlaşmazlar diye bir şey yoktur. Türkiye Cumhuriyeti. de bir veri. Meryem'i anlaŞunu söylemeye çalışıyorum. yine aynı dönemde necasi olanlara İslamiyet tırlar da. "Marx'ın öğretisinin namusunu korumak bize mi kaldı?" diye sordu. üçleme yapanların müşrik olduğunu söyleyen ayetten başlayıp." "Efendim. İslâmiyet'te eman müessesesi diye de bir şey vardır. ahiret kalsın!" "Şu üç günlük dünyada uğraşamam!" dedi. ama. O zaman yapılacak şey. asgari müştereklerle başlarlar. Necaşi. Ama. bu sosyalizm değilmiş! Ne gam?! Adamlar bu danda." Şafak'a döndü. onların Müslümanca yaşamalarına izin verdiği sürece detant mümkündür. canım sen de! Olacak iş mi?" "Niye olmasın?" "Bırak. "Aman. bu kabul. orada yaşamalarına cevaz vermiştir.' demiş. Habeş necaşisi Hristiyan’dır. Pekâlâ. hakkında sorular sorduğunda.riciyiz. Tersine. Uzlaşma yolları ararlar. birlikte yaşanır. Mekke döneminde." gönlünde bir aslan yatar. mesela. Tabii. Hazreti Muhammed. Silah zoruyla değil. bu yol denenir. yav!" "Yapma. valla. Kuran'dan yakın gelebilecek ayetleri an- latmakla. canım! Refah Partisi'nin aldığı oy ortada! Yine de.

'laik' ya. kim?" sonunu duymak istiyordu. bir insan. Rodoplu. kendisine aforoz edilmiş bir geçmişin bilgisini yediremez. çünkü komşusu aç- hepsinden iyiyiz." diye ekledi. Şafak. toplumda haydi haydi yaşarlar. Ama. o da gülüyordu. o senin dediğin devlet adamları değil "Dur bir pırtık. ken tok uyuyan bizden değildir. Benim arkadaşlarım koç gibidir. kim ne diyebilir? 'Toprak işleyenin su kullananındır' ile 'Yeryüzünde ne varsa Allah'ındır' arasında tak bir dil kullanılmasın ki?" "Erdal Bey de amma hadis okur ya!" diye gülmeye başladı Duran. da!" diye müdahale etti. tabii. "Doğrudur. biz onların "Türkiye'yi bu hale getirenler. ne fark var? Yani. sen. 'Ben sosyal demokratım.sın!" dedi Rodoplu. sertçe.' deyiverse. konuşmanın "Kapitalist bir toplumda yaşayan Müslümanlar. Şafak bile hâlâ. Duran. "Türkiye'nin siyasal kaderini biçimlendirmeye talipsen. "Çok partili . neticeden bir mesaj iletilmek istenmiyor mu? Niye or"Okumaz. kapıcı karılan bile sırt çevirir." dedi. "Bir kere. dostumuz. dillendirmeyi. biliyor olmayı bile yediremez!" rinin ona nasıl bakacaklarını düşünebiliyor musunuz?" "Haklı da. en ilerici geçinenimiz bile statükocu. Erol. sosyal demokrat bir "Bir Erdal İnönü çıksa. Bırak. kaybedilen zamanın haddi hesabı döneme İsmet Paşa'nın sayesinde girdik!" "Demokratikleşme yok. "SHP Kadınlar Kolu'nun vizonlu Atatürkçüle"Vizonluları bırak. ya liderdir ya değil- dir! Şimdi. olur mu?" diye söylendi. uğraşacak"Boşverr! Biz ne devlet adamları gördük! Bakma." dedi. koç!" mi? Kim derleyecek toparlayacak? Sizler de kıpırdamazsanız. CHP'li olmaktan bahsediyor! İsmet İnönü dönemi sanki asr-ı saadet yok! Ne var?" mübarek! Nesi asr-ı saadet? Demokratikleşme desen yok." dedi Günay. bakıyorum. Şafak. kim ne derse desin. ekonomik kalkınma desen yok! Yapılan yanlışların.

kadınını can dostlarına tanıştırmaya. Almanya yenilince tükaka. var mıydı? Neyse! "Senin babanın evini yıkan da bu oldu. keyiflerini kaçırdığı düşüncesi giderek hâkim olİzleyen sessizlik ürkütücüydü.Milletlere. harbin bitimine on dakika kala ilân etmişti. çünkü Alman modeli üzerine kurulmuştu. eğer kurtuluşumuz. İtalik'ler devam etti. Değil! Müttefikler dayattılar. Ama. Daha da kötüsü. Yani. kanun olur. onu CHP hükümeti zaten daradar ve en haysiyetsiz bir biçimde. küsüyor insanlar! Farkında değil misin?" du. lar. genç adam. Bayburt ya da Erİnsanları yorduğu. İnönü'nün Demokrat Parti'ye göz yumması. bu! Doğruyu duyduklarında insanların yüzlerine bir maske iniyor sanki!" "Politika ve eylem adamlarının en zayıf yanı." Şafak'a döndü.. Göz ucuyla Şafak'a baktı. Bak. . bir elimizle. Bizde uluslararası anlaşma- kimse kendini kandırmasın. Günay'cım. Köy Enstitüleri’ni kapattı- "Değil be. Almanya'ya savaş açmış olmaktı ki. beklediği gibiydi: gözlerini rakısına dikmiş. biz. belki de onunla övünmeye gelmişti. 10 Aralık 1945'te girdik. hoş bir gece geçirmeye. Beyinle kol. Değilsiniz. dir!" İşte. Oysa. oldu garibim! Şöyle bir düşün. Girebilmenin iki koşulu vardı.. birincisi. vatandaşları günün çetin kavgalarında yer alırken yıldızlara serenat besteleyen bedbahtın adı savaş kaçağıdır. çünkü. kardeşim. bak. toplum sıhhate kavuşamaz! Biliyorum. düşünce adamını küçümseyişleridir. Gümüşhane. Abdülhamid'in Meclis-i Mebusan'ı açmaya razı olmasından farklı değil"Ne kadar büyük bir yalan yaşadığımızın farkında mısınız? Değilsi- niz. biliyorum. Birleşmiş yani komünist. ya. malum. öylece oturuyordu. camiden çıkmadığı zaman lar. Birleşmiş Milletler Tüzüğü de kanun oldu. Masada oturanların sıkıntılı yüzlerine baktı. kuram ile eylem el ele vermedikçe. ikinci koşul da çok partili olmaktı. o kadar çok kişinin paylaştığı bir yalan ki. o kadar uzun zamandır.

ki öyle. lar. ni. dost olabileceğimizi. Şafak. öteki elimizle New York'u tutmaktan. ne olur. Bazı konularda anlaşamasak bile. çıksın? Bak. İncelikli düşünce gerektiren hiçbir şeye yanaşmayacağını bir türlü "Onu demiyorum ki. içim titriyor. 'Nihayet bir devlet başkanı ülke çıkarlarına uygun olacak şekilde politika değiştirir. gidip olmadık bir kümdarı. size yükleniyormuşum gibi oldu da! Ama. arkadaşa! Yarın milletvekili olacak! Türkiye'nin siyasi kaderini biçimlendirmeye talip. hiç değilse Şafak'ın arkadaşları oldukları için başımın üzerinde yerleri olduğunu olan. kusura bakmayın. inan bana! Eşkıya hükümdar olur da. camidekileri AKM'ye sokmaktan geçecekse. diye düşünmek de mümkündür. sen değil de. siz de bir şey yapamazsanız. bu gidişatı siz de yönlendiremezsesen de işi gücü bırakmış nelerle uğraşıyorsun tonlamasıyla. dine de başkası sahip çıksın! Çıkanlar var işte!" anlamak istemiyordu Şafak'ın! "Ben asr-ı saadet nedir. Çünkü. ona da sahip çıkmaktan bahsediyorum. yabancılaşmasın- iletmeye çalışıyordum. Sonra." "Bırak." diye. "sakin olmaya yemin etmiş gibi" denetledi. öyle de olsa. tekrar başladı Günay. iktidar anlamında kullanıyorum. muhalefete iktidar o da cehalettir. Din bu gerçeklerden birisi ise. birleştirici olmak zorunluluğu vardı. sizi o kadar önemsiyorum ki. Günay. canım!" dedi. başkası kim? Niye. onu da bilmiyorum ki. yav. önemli olan bu değil!' dedim. "Hayır. gerçeklere sahip çıkmaktan bahsediyorum. sesi"Hazreti Muhammed ve dört halife devri. niz. tabii. Buna. Cahil bir Osmanlı veziri gibi. gülüm!" dedi. "Ben. asr-ı saadet hülyasının rehaveti!' "Bir yandan da hizmet etmeyi sürdürüyordum ki. ört ki ölem!" 'Lütfen. cehalet olmaz! Hü- . 'Önemli işin o kadar başındasınız. 'o' sahip anlaşmaya imza mı atsın? Dünyaya hükümdar olamayacak bir şey varsa. gülüm.zurum'u. aydınları camiye.

dönemi biNe ki. bizatihi bir değil." kariyer olduğunu göremedin!" dedim. Gerçekten de. canım. "Ülke- etkilemediğini hissetmişti Günay. "Tüzüklerini de biliyoruz!" oluştururlar. 'Peki. O zaman da. bir dönem sonra karanlığa karışma olasılığının adamı sahiden "Sanki. aktif ve pasif tortularıyla bir toplumsal değerler bütünü çıksın. milletvekili aday adayındaydı Günay'ın." "Doğru. "Oy- "Hadi. ülkenin geleceğine ilişkin söz sahibi olmak konumunda göremiyordu. Belki de. kaderlerinden utananlardır.' demiş oluruz. binlerce milletvekili örneği." diye sürdürdü. 'Topluma başkası sahip çıksın." diye anlattı. ona. kendisini öyle bir konumda.olmak. da!" "Din dâhil. komisyoncusu olduğunu göremedin! Politikanın tezgâhtarnüyordum. "Bizim SHP seçmenlerimiz yok mu? En kö- . 'Ülkelerinin kaderlerini değiştirmeye soyunanlar. Günay. bunun bir geri kalmış ülke sendromu olduğunu düşü- sa. tince de kaybolur. "Bilmem." dedi Şafak. 'politika yapmak' denilen şeyin. nin tarihine imza atıp atmaması önemli değildi. "Bu adamların politika üreticisi lığını yapıyorlar ve bu onlara yetiyor!" "Sen de. muhalefete muktedir olmak da dahildir. elbette." "Hadi. kendi içinde. canım. Ticaret. üretimden. sanayiden daha cazip olacaktı! "Üretici kim peki? Genel Merkez mi?" diye sormuştu. Erol Bey'e döndü. gerçekler. canım sen de!" diye patladı." dedim.' derler ama anlaşılan kaderinden memnundu müstakbel milletvekili adayı.' dersek. çözümlenmekten üşendiğimiz değerlere 'Başkaları sahip Aklı. Yoksa. Erol Bey de gelir." dedi. bir dönem milletvekilliği yetecekti. satıcısı. gider. sen kimi temsil ediyorsun?' diye sormazlar mı adama?" tü zamanımızda yüzde yirmi alırız. koltuğunda misafir gibi oturur. "Herhalde. Erol.

Yine. yani.lur. Örneğin. iktidara hükümdar olamazsınız!" "Muhalefet de olamayız. Muhalefete de iktidar olmazsınız. "Yapma. demokrasi var! Herkes herkesle dans eder. İslâmiyet ehl-i kitabın. Nedenini düşünmek gerekmez mi?" "Doğru." "E. liberalseniz. sizi. libertinseniz. Müs- "Peki. mesela Tevfik Çavdar'ın." dedi Duran. sosyal demokrat terimlerde nasıl ifade edeceksiniz? lümansanız kolaydır. ağzınızın suyu akar. tüm "Şöyle düşün. Sansür edemezsiniz!' dese. Mesela. mutlaka!" dedi." "Salyangoz sattırmaz!" edecek şekilde içmesine izin vermez. yani. Peki. "Size. yılana sarılır gibi oy verenler var. aynı ye"Onu söylemeye çalışıyorum. başınızı öte yana çevirmek zorundasınız. örnek teşkil sına meyhane kurdurmaz. ettiği zaman. yav!" soy ile Zeki Müren dans edeceklermiş. ne kadar denize düşerse düşsün. ordu bürokrasi. Sosyal demokratsınız diye destek. da! Konuştuğumuz bu değil ki! Yine de başka türlü anlatmaya çalışmıştı. Türk sosyal demokratı ne yapar? Kadınların çırılçıplak denize girmesi karşısındaki tutumu ne olur? Efen- dim. Bülent Er"Evet! Buna dördümüz de tepki gösteriyoruz. ne diyeceksiniz? İlan edilmiş bir ahlâk re geliyoruz. hoş görürsünüz. söylüyor. bu tepkiyi. Asker. değil mi?" Karşınıza birisi geçse de. ama. bir öğretim üyesinin. gene de olmadı! Olmuyor. Erol. bu yılbaşı gecesi TRT programında. sizin seçmenleriniz yok!" dedi. "Hayır. basın. Efendim. denize düştüğünü fark Günay'ın italik’lerini görebiliyordum! Statüko her zaman taraftar bu- oy veren yok! Yine de. özgür iradesiyle bir kez iktidar yapmadı bu halk. Müslüman mahallesinin orta"Evet. salyangoz sattırmaz. semavi dinlerden birisine mensup olanın içki içmesine izin verir." sisteminiz yoksa. 'Efendim. bir yabancı profesö- .

Bülent Ersoy-Zeki Müren dansı gibi. aslında birbirinizden farkınız. sol kanatın üye listeleri dandik de. işte. işte TRT'nin Türkçe'yi ilân etmesi gibi. İşte. bakıyorsun yok. Ülke nüfusunun ses getirecek potansiyeli olan. her şeyi içine sindirebilen. tiğidir." tavrı vardır. işte. Bizimkiler de dandik. film yönetmenlerinin yabancı filmleri plân plân kopya ediyor katletmesi gibi. işte. işte. sen neden bahse"İyi ya işte! Yok. üstelik siz taş atıyor- sunuz. rüşvet suçlamalarının ardında da. gülüm. Bir şey aynı anda doğru ve yanlış olabiliyorsa. Baykalcılarınki dandik değil mi?" "Dandik. karakolda dayak yiyen adamın ölmediğine ciddi ciddi olması gibi. işte. yani. Olur da. bir rivayete göre. tepkisizleşmek anlamında. tepkisiz bir yığın haline getiriyorsun. ne demiş şair? 'Güleriz ağlanacak halimize'. üst düzey yüzde iki buçuğunu hemen her şeyi hoş gören. Nitekim. nasıl bir tavır takınır?" diyorsun?!" "Oh hoh! Bizim üye listelerimiz bile dandik. baksanıza!" "Günay Hanım.' ya da 'o yaparsa ben de yaparım' yatıyor. işte.' o yapıyor da. SBF Dekanı'nın Dev-Genç yasalarını kabullendiğini Ahlâk erozyonu. Süleyman Demirel'in demokrasi havariliğinin kabullenilmesi gibi. Adıgüzel cinayetinin karanlıkta kalması gibi. Taro Yamane'nin İstatistik kitabını satır satır çevirip. Kastelli'nin hâlâ ayakta olabilmesi gibi. bir anlayış topluma egemen oluyorsa. bu. şu olur. Yani. işte Hızır Servis ambulanslarının oksijen tüplerinin boş . ahlaki bir tavır değil. Parti'nin genel bir mıyorum. Bu yerleştikten sonra. tabii. Şöyle söyleyeyim: Efendim. değerlerin kaybı. münferit üçkâğıtlar olur. sofizm. demiş!" gibi. tavır konur. kendi yazmış gibi yayınlaması halinde. bakın. bu CIA'nın tak- şükretmek gibi. zaten ört ki ölem. Ama. basında asparagas haber gibi. işte.rün. kopyanın okullarda vakayı adiyeden olması olmaları gibi. ahlâk erozyonu kaçınılmazdır. işte. Gülmeyin! Nasıl bir batağın içindeyiz. Hayır. ben niye yapa- biz yaptığımız zaman doğru çünkü bizim amacımız daha saygın türünden "İşte.

hangi örneği versem. bu kadar ucuzladı! Bakın. kitle duyarlılığı yalama olur. Bu ülkede artık geliyor ki. Daha önce de söylediğim gibi. üç-dört daire çıkarmak istiyorsunuz. bize karşı iyi ama bir başkasına kazık atan adamla lıp. Haklıydılar. diyelim müstakil eviyapamazsınız! Katılımcılık denilen şey budur! Hangi belediye başkanının "Büyük Yalan dediğim bu işte! Herkesin -mış gibi yapıyor olması. Batı ralsızlığı baskıdan kurtulmak. yabancı bir dilde eğitim yapıp. Mahalleli hayır derse ya da imar müdürünün işine gelir?" "Gelmez. meyi. kendi karısına veren bir adamı 'kocacım' diye karşılayan kadın da suç "Yani. diye başladığın zaman. belden üstü namustan. özgürleşmek sanır oldu. Ku- "Ağlanacak halimizin de farkında değiliz ki! Doğal kabul ediliyor. Namus. haysiyetsiz. Türk erkeğinin sahici tepki gösterdiği tek şey karısının kendisini aldatması.toplumlarının ne denli kuralcı olduğunun kimse farkında değil! Bilir misiniz ki. mahalle halkından izin almadan nizi bölüp. kadın sana mı sarktı?' diye cevap alabilirim!" olduğum için iyi biliyorum. Âlemin karısının kolundan bileziğini çaortağı değil midir? Farkında mısınız. bu oldu. Oysa. İş öyle bir hale tığında. derken. insanları rifet sanıyoruz. Günay'ın kurduğu bağlantıları ona bu kadar yakın olan ben bile her zaman anlayamazdım. birisine 'Haysiyetsiz adam!' desem. bize olan muameleleri ile ölçmeyi bir maselamı sabahı kesmemiz lâzım. Nitekim. 'Ne oldu. İngilizce'den çevirme -bu söylediğim. 'o senin sorunun!' diye bir anlayış peydah oldu. daha kötü bir örnek verebilirsiniz. Verebilirsiniz ama. 'o da bir şey mi?' deyip. örnekler doyum noktasına ulaşkimsenin yüzü kızarmıyor. Öyle oportünist bir toplum olduk ki. bahsettiğimi anlatamam. İngiltere'de. tam anlayamamaktan gelen sıkıntılı gül- başkalarına yaptıkları ile değil. faşizmin önlenemez yükse- . belediye bir tarafa. kafa namusundan İzleyen gülme içten değil.bir kalıp bu! 'O senin sorunun'. onun ahlaksal kalıplarını almanın iyi bir örneğidir. valla!" evinize neredeyse bir çivi bile çakamazsınız! Hani.

amaçlarına ters düşen insanların bir açığını afişe edip. sana bir kahve yapayım mı?" diye sordu. gibi beklemişti. "Ama.' dedi. bu ortamdan çıkıp. Kapıyı çalmak üzere olan felâketi anlatamamanın. feşmekân tiyatrocunun oyununun yurtdışında haber yapılmasına öncülük etmek gibi. bir toplumun değerlerini senin istedi- yazarlara ödül vermek gibi. sarhoş olmaya başladığını Şafak'ın ev sahibini oynaması hoşuna gitmiş olmalıydı. Günay. gözden düşmelerini sağlamak rolünde. Ama. cakmışım gibi. düşündü. Duyduğu minnet hissi anlatılır gibi değildi. Kimsenin kimse için parmak kıpırdatmadığı." gibi. kolay değil? Sen evli bir adamsın ve ben seninle beraberim. her kaptanın kendi gemisini kurtarmaya çalıştığı. biraz buz çıkar istersen. Şafak. o anda sıkmadı. Dayatmak ne kelime. Nasıl kolay değil?' demeliydim." dedi." dedi. izleyen kaosta egemen ulusun değerlerini daya'"Nasıl. "Hırsımı içkiden alaO çok iyi bildiği hışmının." "Gülüm. efendim. . bardağıma yumulduğumu hatırlıyorum. Karını da senin sorunun diye geçiştiriyorum. "Allahtan aklım başıma geldi de sustum. dünya iletişim şebekesinin yüzde yetmiş beşi Amerika'nın konthissediyordu. millet can simidi gibi sarılıyor.lişini de oynamaya başlarsın. ğin doğrultuda etkileyecek faaliyetleri sürekli ve sistematik olarak uygun "Nasıl kolay değil? Düşünsene. başka bir yerde açmak ister "Başın mı ağrıyor. sonu kaçınılmaz bir tabiliyorsunuz. efendim. sen üzme kendini! O. misafirlerine yönelmek üzere olduğunu da Gözlerini yummuş. Unutmayın. Söyleyemedim!" Kendisine duyduğu öfkeyi başka türlü ifade etmişti. Anadilden gayri bir dilde yapılan eğitimini desteklemek gibi. canım!" felâkete doğru gidiş başlar! Bir ülkenin kendine özgü değerler sistemini ortadan kaldırdınız mı. "Hayır. çaresizliğin öfkesiydi bu. o kadar da kolay değil.

Sonra karşılıklı konuştular. Kalksın. Çıngır çıngır şarkı söylüyordu. sonra hep beraber "Gözlerin aldı mene. Kanun. ney suyun melalini bo- ğuk boğuk haykırdı. "Ben çıkarayım. Güneş ışığını gök kuşağı yapacak şekilde ayarladı. gözel yar. Ney ağladı. maalesef bu kadar!" "Yok. ev sahibesini göstererek. masayı.Epeydir buz bekleyen Duran kalkındı. "Özellikle. Üstünlük taslamak istememişti. sinin mahcubiyetinden öyle çıktığını düşündü. kanun. Gelip gelip de gelemeyen akarsuydu. kanuna. suyun arkasından. Çalgılar şöyle bir es verdiler. "Siz hiç sahici Türk müziği dinlediniz mi?" diyerek lafı değiştirdi. dağların doruklarındaki buzulları koynuna aldı! Kartal’lar. vadileri. getme getme gel!" diye yalvardı. mahcup oldu. size Erol Bey!" 'İstanbul Üniversitesi Türk Musikisi Araştırma Merkezi? Doç. yükseldi. böyle çekiştiler. Kudüm dayanamadı. ne olduğunu sonra hoplaya zıplaya koşmaya başladı. önce yavaş yavaş. mırıl mırıl direndi. neyi destekledi. Belli etmekten korktu. getme getme gel. "O zaman size bir ziyafet!" dedi. Akarsu. görmek için kanatlandılar. Karşı dağlardan bir kadın sesi katıldı. yok. evi ve "Dinleyelim. boşansın istiyordu." dedi Duran. Nereden çıktığı belli ol- . Gerçekten nazik bir adamdı. haydi! haydi! hay- Tribünlerdeki mineler mavi mavi gülümsediler." cevabının genç adamın özel konumunu per- Güvenç?" Dinlememişlerdi. Şafak çıkarır. Rodoplu. Kaseti ancak birkaç denemeden sonra çalabildi. güneşe şükranlarını sundular. kemende saldı mene. Oruç "Efendim. yakardı. bu zaten bütünüyle bir ziyafet. se"Teknik becerim. ricaları kıramadı. bakalım!" dedi Erol." çinlemeye yönelik olduğunu fark edince hüzünlendi. Bir süre di! haydi! haydi! haydi! hay!!! Haydi! haydi! haydi! haydi! haydi! haydi! hay!!! Haydi! haydi! haydi! haydi! haydi! haydi! hay! haydi! hay! Haydi! haydi! haydi! haydi! haydi! haydi! hay!!! Ses yükseldi.

Dumanı gözüne kaçtı. Yaltaklanır." diye söylendi." diye söylendi "Amerikalı olmak dünyanın neresine gidersen git kendi türkünü "Öyle. tamamlanmış Türkler. getme getme. getme getme. gözel yâr. Bütün gücüyle sevmeye çalıştığı adamlara baktı. Türkiye'nin taşeronları. Şafak farkına vardı. getme getme gel. adil. gel!" Gurbanam han gözüne yar.mayan kavallar katıldı." Derin bir sessizlik içinde dinlediler. getme" diye yakardığının Türkiye olduğunun farkındaydı. Elini omzuna attı. kişilikli. biyofil. "Gücüme gidiyor. isimsiz ve sessiz çoğunluk. hayatı karşılayan Türkler. Uzandı. "Tükettikleri atmosferin hakkını veren Türkler. yâr gözden saldı mene. özgün Türkler. ondan mutlusu da yoktur ha! Her yerde bir Madonna ya da Michael Jackson görsen. "Gücüme gidiyor! Kendi türkümüzü taklit edip de. değil mi?" dedi Duran. eller yıkan gözüne yar. vakur. bir sigara yaktı. gözlerini gözle- ." "Bir Amerikalı olmak ne demektir biliyor musunuz. bir çekik gözlü Japon ya da bir palabıyık Türk ya da koca ağızlı bir Afrikalı. senin türkünü söyler! Söylerken de gözü sendedir. nazla bahan gözüne yâr Yene sürme çekipsen. "Amandır koymayayım. Onlar da. güvenli. hüzünlenmiş gibiydiler. gel!" Burun direği sızladı Günay'ın. beğendirdi mi. Günay. elinde gitar. Medeniyetlerini dünyadan esirgemeyen Türkler. neden sonra. Yarının milletvekilleri. beğenecek misin diye merak ediyordur. "Bir bakarsın. dünyanın sana ait olduğunu Sesi titriyordu. duymak demektir. İyi sanmaz mısın? Nairobi'nin ortasında ya da Kuzey Kore'de İbrahim Tatlıses'i taklit eden adamlar olduğunu düşünmek ne garip değil mi? Amma da güvenli olur insan!" duymak istiyorum!" rine dikti. "Getme.

birbirleriyle yarıştıklarını görmek. Fransa'da. "Sana. doplu. Amerika'da. . da! Demedim mi. Duran Kuran keyifle izliyordu. Erol Çiçek." dedi. 'Karacaoğlan Bursu' vermek istiyorum! İyi mi? Bob Dylan'ı."Ben sana türkü söylerim. Günay Ro"Söylerim." dedi. Yemin ettirir gibi baktı. söyler misin?" takımları kurup. başını önüne eğdi." dedi. gençlerin bağlama "Sahi. sen söyleyeceksin. Uzakdoğu'da. ben." Özden'in yüreğinin derinliklerini görmek ister gibi baktı. kız?" hatır"Evet. Misafirlerine döndü. 'İngiltere'de. AKM'de Neriman Altındağ Tüfekçi ile 'Hoyrat'ı söylerken görmek istiyorum! Bu da iyi mi?" lattı Şafak. yetenek vaat edenlere İstanbul Belediye Konservatuarı’nda. yine. "Peki. dedim. türkü söyleyeceğim. Günay. Türkçe telaffuzlarını küçümsemek. Şafak.

ağaçlaşmış lokantalarından motel hizmeti verenlerin aslında beyaz kadın ticareti duran arabaların marka ve modelleri bu suçlamayı doğrular gibidir.IV "Kilyos yolu. Kapıda bütün bunlar sıcak bir yaz gecesi. kişi benim gibi lüks beton yığınlarının arasında yaşayan. ama gül fidanlarının arkasına kurulan sofranın büyüsünü bozamaz. büyü büsbütün perçinlenir. birbirlerinin üzerine yuvarlanan tepelerin arasından kıvrılır. Hele de. çıplak bir ampulün altına." . mangal yapan kır yaptıkları ya da odalarını birkaç saatine kiraladıkları söylenir. Yolun iki kenarındaki fundalıklar buraların bir zamanlar kesif orman bölgesi olduğunu hatırlatırlar. Kuzu çeviren. yağ tenekesi içinde biten sıska bir bitkiden ibaretse. görüp göreceği gül fidanı on kat yüksekteki maydanoz bahçesinde.

Bahçenin öteki ucundaki masada." "Dalı kırmaya kıyamadım. erkeğe baktı. Rodoplu. Benliğini saran korubedeninden ayırdı sanki. "Ne düşünüyorsun?" "E. esir- . ortaya çıkan tablonun bu olacağını düşündü. sevgili dizisini seyretmeye koştu. güzelim başa Baktığını hissetti. Şafak. işine vermişti Kravatını atmış. gözlerinin dolduğunu. İşletmeden nasibini almamış devasa tesiste çıt yoktu. saklayan. döndü. masanın üzerine bir avuç gül mangalla uğraşıyordu." Rodoplu. gözlerini yumdu. 'Yiğit' sıfatının resmi yapılabilse. alacakaranlık. utanmıştı. kollarını sıvamış.yaprağı bırakarak. içini titretecek kadar güçlü bir koruma duygusu. Hafifçe gerindi. o da öttü. yorgunluğun çizgilerini saklamıştı. bastıran. Dikkatini yeniyetme bir delikanlının masumiyetiyle. Mangalın kızılı yüzüne vurmuş. Şafak. Hallerinden memnun olduklarını fark eden garson. Kesmeye üşendiği gür saçlarının çevrelediği heybetli başı. minnetle içerimafya kılıklı iki adam. ma duygusu. Tek eksiğinin ağustosböceği olduğunu düşünürken. göz kırptı Şafak." dedi. içine işledi. ruhuydu. evinin bahçesiymişçesine rahat. ay ışığında eflatuna dönen petalleri okşadı. çok ağır bir pazarlık içinde olmalıydılar." dedi. kollarını uzatan. yüzünü aya tuttu." dolayan. Yüzünü şükran dolu bir tebessüm kapladı. onu kimsenin dokunamayacağı bir yere göğsüne. Onu seyrederken. "Sahiden bilmiyorum. ye. Gözlerini açtı. Yerinden kalkan. bileyim. Günay. erkeksi profili. kimsenin duymayacağı şekilde fısıldıyorlardı. "Ne. "Sağol. söyle da!" "Hadiii!" yüreğinin şefkatle titrediğini hissediyordu. ruhunu geyen.

Ellerini esirgeme! Dinle. yedi dölümüze yeter." diye fısıldadı. ölürsem anlatamadan! Yanarım. avradın koca döl yatağı! Kucakla beni. boranla büyür. Fanusların altında orkideler yetiş- dığım sabahta. Sen getirdin ülkemin rüzgârını. kaşlarını çattı. Yarı uykudaydım. titriyor ruhum. Bozkırdan ezan sesleri erdi kulaklarıma. ben olayım. yor. Atın. neden nefesindir kokla- . rüzgâr kanatlı al kısrağınım ben. "Bir deneyeyim. yanarım Şiran! Yanarım... Oysa bizim sevdamız karla. koncaları buldu. başını kaldırdı.rinin arasına aldı. "Koca bedeninin sıcağına sar beni. bütün kervanların ları kesilir. Günay. bak! Ayın hışırtısını duyuyorum semada! Çevir yüzünü. rahmetlerini esirgerler. kul da!" "Bak. yarı uyanık. Şafak'ım. Bu derbeder günlerin insanları bilmezler. seraları vardır onları. Sar beni. saygın ve renklidir orkideleri. yarınlara kanatlanan ruhların İçtimaını dinle! Bilir misin. niye ellerin ellerimdir ve niye başındır okşadığım her başta." Şafak. Seni dualarla kucaklıyorum. "Bozkırdan ezan sesleri erdi kulaklarıma. sürgünler ölür! yolunun tek olduğunu! Onlar hayatı anahtar deliğinden gözlerler. gözlerinin ışıkları. Hafifçe güldü. yaya gidilmez. Boğazı kurumuş gibiydi." diye tekrarladı. Allah da razı olu- laşmasını bekledi. yiğidim. az öteden geçen toprak yüklü kamyonun sesinin uzak"Ah! Bir koca döl yatağı bu deli gönlüm! Tohumunu yeşertecek bir Işıklı günlerin Türkiye’si uzak. " Dirseklerini masanın üzerine dayadı. yüzünü elle- korkularınım gecesini dağıtsın.. soluktirirler! Büyük. "Sar beni. çiçekten sayılırlar. sana anlatamadan.. Bin bana. evladü ayalinim ben. genç adamın gözlerinin içine dikti gözlerini. sesi alçaktan yayıldı. hayretle durakladı. yine sah- Bir gün toprak olursam. dört bin yıllık bacınım ben.

" diyerek derin bir nefes aldı. bugüne kadar babama bile seni seviyorum demedim. yine de sürdürdü." dedi. al atlı süvarime yol açacağım. mangaldaki "Bak. Şafak.. sen geleceğe kanatlanırken. olmaz mı?" "Affedersin.. bu. kısacık güldü. Rodoplu. genç adam iki avucuyla sımsıkı kavradı. ben seyisin olacağım. ben." dedi Şafak.. "zaman zaman bana kızdığını biliyorum. "Sağol." "İşte. Hayatımda "Bak. Bağnazlık dikenlerini çıplak tabanlarımla çiğneyecek. Şiran da kim diye sormadı. cak bahtsız halkımız. Yıllar yılı. şey girmesin istiyordu. Elini uzattı. Kör kâtiplerden tescilli karının rahminde. yine yiğitlikleri kendilerinden menkul fahişelere boğulur diye dünya!" sediyor. Araya bir sin. yerine şeffaf saraylar diktiğinde. ." Rodoplu'nun itiraz edecekmiş gibi kıpırdadığını gördü. tekrar oturdu. Yaşayacaz. Atalarımızın bizi bağışladığı gün. ben öfkeni hak etmediğimi düşünüyorum. Sen köhne duvarları yıkıp. Güneşte yer bulmaya koşa- oğullarının saçlarında. Seni seviyorum. görecez. cevap vermedi.." "Rica ederim. etleri yana çekti. bu kadar!" dedi. gözleri dolu doluydu. Bardakları kontrol etti. şölen kuracağız." dedi. büyüyen göbeğinde. geldi. bugünlerden yarına bir ilişki değil. Yüz yılların entel günahından. mezar taşının gölgesinde duSustu. Bırak. Kalktı. "Nasıl söyleyeyim. Haklı olabilir"Dur!. "Sen yazdın değil mi?" "Seninle doğru dürüst bir konuşalım. racağım. Şafak'ın yüzüne bakamıyordu.tekârlara kalır. Sana diyorum. sana adanmakla arınacağım." dedi. ama. bu defa da ben konuşayım. hep sevecem. Rodoplu. Kızardığını his"Işıklı Türkiye'nin mimarı. kalfan olacağım. Zigana çamları davulların sesine titreyecek.

" diye içini çekti.. duyuramadı." Duraladı kadın. böyle. Balıkesir'den bir yeğenim geldi. haklı olduğunu düşündü..' demez mi? Seni tanıdığımı filan bilmiyor! vallaha! Limansın sen bana. Kimden öğreniyorsunuz bunları dediydim. Annenmişim gibi davranamayabilirim. Rodoplu." "Neden sen değil de. ama çok zayıf çıkmıştı. ama yanlış anlaNasıl gurur duydum. Erol?" sesi." yordum. o da güvenilir olduğuydu. sesini duymak için." dedi. bak. durdu. hayretle. Kişiliğinde kesin olarak gü"Haklısın. ama inan isteyerek değil! Vallahi. politikaya girmeyi düşünmeye başladım. o bizim pirimiz. Sen bütün bunları biliyorsun.. aday olmak için daha çok zamanım olduğunu düşünü"Bu seçimlerde olmaz artık. Bilirsin da! Sen." ." "Öyledir de. sen aklıma soktun.. kime güveneyim?" vendiği bir şey varsa." "Bilirsin. "Bu seçimlerde mi?" "Öyleydi de. bilirsin. 'Günay Rodoplu'dan. Ama. nihayet bir kadınım ben. Kadınımsın sen benim. öteki "Biliyor musun." ma. akıllı laflar. da!. " birden "Bilmiyorum. Karım filan hep beraber oturuyoruz. boyundan büyük laflar ediyor. böyle içimden ılık ılık bir şeyler aktığını hissettim. Özen "Niye? Her kadın erkeğinin biraz da annesi değil midir?" "Ve de. sesi küçük bir kız çocuğu gibiydi. göster. Şafak. her erkek kadınının biraz da babası ?" diye yapıştırdı. Bu seçimlerde Erol'u destekleyeceğiz. "Ama...en çok değer verdiğim insansın. mahcubiyetini büyük bir gülüşün ardına sakladı. "Seninle konuştuğumdan beri. Belki zaman zaman seni üzeceğim. geçen gün ne oldu." diye sürdürdü. "Yeter ama. "Zaten politikada değil miydin?" diye sordu. Rodoplu. "Sana güvenmeyeyim de. değil gülüm! Bak. Bazen. Baktım." "O kadar güvenme bana.

işte." dedi Rodoplu." "Bu adamlar. Ortağı kazık attı. Biraz da onun için istiyorum ya. İşleri kötü gitti. da! Sonra bir de. affedersin." bunları bana bırak. para kazanacağız da!" Kalktı." uzandı." "Öyle mi. Duran davar. Sen. "Para ödemeden mi. bu ortakların. kitabını yaz. yani?" "Tabii. "Biz söz verdik. Hastanede. kadının yanağından bir makas aldı. Söz verdik." "Sen ne anlayacaksın? Uğraşma sen bu pis işlerle. "İnsan inşaat işinden de para kazanabilir. onun. Karısının beyninde ur var." "Nasıl yani?" "Nasıl?" "Para kazanacağız ya. gülüm!" "İnşaatı biz yapacağız ya. Ev sahibi olacaksınız. "Yârin gül yanağından "Yani. müteahhitlik filan denince. "Başka türlüsü mümkün değil. tabii. nasıl olacak?" "Onlar benim hissemi paylaşacaklar. etleri tabakalara bölüştürmeye koyuldu." "Onur Bey?" ağır borçlandı adam. her şeyde orta- Ama. O zaten istemiyor. olacak?" da bacılarını. işin bir de keyfi var be gülüm! Biz diyo- . bu kooperatifi. çok "Ben hiç anlamam bu işlerden! İki kere ikiyi bile toplayamam. Rodoplu'nun kaşlarını kaldırdığını gördü. öyle bir kötü. ğız. Bizim inşaat şirketimiz var ya! Seni de ortak edecem oraya. "O yok. Yarı yarıya. Sonra. kokusu "Ben varım. başka! Eee? Ne diyorsun?" var ki! Ürküyor insan." dedi. Ya "İnşaat şirketi kâr etmeyecek mi? İş yapacağız." ruz ki."Öyle.

satın alarak. Bizim orada inarazi birimlerinden arsa almakla mümkün olmaktadır. Emin bir parsel ve ev ailenin içinde ekonomik olarak üretken olabileceği. İnsanlar. kiralayarak. Çayırtepe çevresi gecekondularla örülmüştür. yeni bağımlı ve bağımsız hacimler yaratarak kendiprogramımızda. gözleri açılmıştı.. paylaşarak veya işgal ederek konut larının yardımı ile kendi konutunu kendi yapmaktadır. Deruni sesini. düşeyde ve yatayda 1987'ye kadar. Sakın-kesme işareti yaptı. kişinin aynı parsel üzerinde. inşa ederek. 1979 yılından başlayarak gereksiniminden öte. konut barınma sine iş kaynağı ve güvence yaratması olayıdır. geniş kent "Ne anlatıyorsun sen?!" mik üretkenliklerinin temel direği olduğu için de gereklidir diye düşünü- politikacı tonlamasıyla kullanıyordu. Biz. Bizim lerimiz çok açık ve nettir. Kent yoksulu ıslıkla ailesinin veya arkadaşsanlar kendi konutlarını kendileri yapmaktadırlar. Bundan ötürü. Ancak. bu yasada gerek hizmet. kentteki arazi parsellerine erişilmetoplumun tüm üyelerinin yetenekleri ve enerjileri elverdiğince. ekonomisine katılım üssü ile aile barınağıdır. tam bir "Konut sahibine bir menkul değer. ekonoyoruz ve buna inanıyoruz.. edinmeye çabalamaktadırlar. gecekondular affı ya da yıkımı. Konutu ekonomik hizmet ve refah olarak görmekteyiz. devam etti Şafak. arsa hastalıktan kaynaklanan işsizliğe karşı finansal bir tampon olma özelliğini de göstermektedir. gecekondulara arsa dağıtımı ile ilgili görüşmalar önümüzde vardır. gecekondulara hizmet götürülerek sıhhileştirilmesi. Bugüne kadar. gerekse yıkım içeriğinin ciddiye almadığı uygula- devingen bir yapıda. Çayırtepe'yi yönetenlerin. geriye çekildi. Böylece. için gerekli değil.Konut insanların sadece barınacakları yer değildir.. gelir getirici aktivite." Şaşma sırası Rodoplu'daydı. ekonomik kriz ve sini sağlayan etkin önlemleri sadece sosyal açıdan. bir arsa bulmak ancak kamuya ait ya da özel araziyi istila etmek ve yasal olmayan . Çayırtepe'deki gecekonduların ıslah edilebi- ..

Rodoplu.. anakent belediyesindeki sosyal demokrat iktidar. İyi yaptı. kötü yaptı. bak. cektir. politikacılardan öğreneceklermiş gibi. Islah edilebilir alanlara imar plânları yoluyla tapu verilmesi ve bu alanlara imar haklalerinin inşasını amaçlamaktadır. gülüyordu.. 'gökten ne yağmış da. Entel laflar. affedersin. bağımlı çok yabancılaştırıcı laflar. "Çok ayıp bir söz vardır. bir kere. Bir kere bu tatsız. hacim dediğin oda! Adam iki göz bir dam istiyor. Günay'a döndü. yüzünü ekşitti. senin vermeyecek misin? Mesele bu. Hazine arazileri bedelsiz olarak belediyelere terk edilecek. Bu sosyal demokrat belediyecilik anlayışının katılımcılık ilkesinin hayata geçirilmesidir. Affedersin! Yani. ama ne demek istediğimi çok iyi yansıtıyor. . genç adam. Sanki insanlar 'ev' denilen şeyin ne kadar hayati olduğunu bilmiyorlarmış da SHP'li bağımsız hacim. altyapı oluşturulacaktır!" "Olmadı ki!" rının kazandırılması yanında. anakentin görevine gelince. geceDurdu. yani. İmar ıslah planlarına. şehri mahvetti. çünkü. nüve filan gibi laflar. söyleyeyim mi?" "Aşkolsun!" "Olmadı.lir alanlar olduğuna inanıyoruz ve öyle düşünüyoruz. halk ile belediye ortaklaşa altyapı hizmet- teknik hizmet ve finans bakımından Çayırtepe Belediyesi'ni destekleyeve diğer hizmetler için bu amaçla kurulacak fondan yararlanılarak. Verecek misin.. Çok ayıplamazsan. 'osur osur ipe diz!' derler ya. "Ya. zaten on yıllık hikâye ve ANAP bugüne kadar o konuda kimsenin deyişinle. derler ki.. işte öykondu önleme bölgeleri arsa dağıtım yanında nüve ve mesken blok inşası le. "Nasıl?" diyerek dikkat kesildi. bir üstünlük taslama' var. çok SHP kokuyor!" diye ekledi. "Hayır. yer kabul etmemiş?' Hangi gecekonducu. yapmadığını yaptı. Kimse böyle konuşmaz ki! Nedir yani. yani. olmadı!" dedi. Nasıl olacaktır? Merkezi yönetim. Sonra... düşeyde ve yatayda devingen yapı. filan da.

" tekrarlayan bir metin bu. kaygılarını yansıtsan. Ama. biliyor mu- . Yeni sentezlere izin vermiyor. ondan da öte. Bektaşi tabiridir. 'Bu yedi ceddi yabancı alüftenin taslamadan. çok kötü İkincisi." Şafak. tercüman olsan. cevlağa soyunsan. Avu"Biliyor musun.şehrin organik yapısı bozulacak diye. İnsanlara üstünlük söylesen. insanların nezaketinden yararlanmadan." "Aslında. olanı ve olabileceği gecekonducu. ne yapamayacağını da söylemiyor. De- minki nutuk çok iyi bir örnek. hangi bir diriliş hayaline kapılmak çılgınlık. arsa almaktan imtina eder? Nostaljik çevreciler bozulurlar ama onların da oy potansiyeli bellidir! Sesli oldukları için iyi geçinmek zorundasın ama o kadar! Bildik şeyleri. yeni bir şey değil. hatta alkışlıyorsa. nezaketinden değilse dilimizde adı yok. herdinliyordu. Biz birimizle konuşmuyoruz. Katılımcı belediyecilik diye su borusu döşemek için köylüden para alacaksın! Lâf mı. yani. Ama sonuç olarak. anlıyor musun?" "Evet. kimse paçanı tutamaz senin!" "Yani.' Çok doğru. "Kaz gibi bir herif zaten bunu yazan. meselelerin üzerini örtmek. tüm dikkatini toplamış "Obskürantizm. yani? Bir kere. "Sen. Bizim oradan bir partili. 'Obskürantizm heyulası yok edilmedikçe. statükocu. Birbirimizi geçiştiriyoruz. içini olduğu gibi yansıtsan. Rodoplu. özlemlerimizi yansıtan. mesela. "Nasıl?" bu lafı bilir misin. içtenlikli değil. geçiştirmek demek.' derdi. ne anlar Allah aşkına? Nutku atarken senin bile içine fenalık geliyor. sizin tüzükteki 'katılımcılık ilkesinden kastedilen bu değil!" kat. Ne söylemeye çalışıyorum. böyle bir nutku dinleyen çıkarcılığındandır! Rahmetli Cemil Bey. açmak gerektiğini düşündü. bu sanki her şeyde böyle. Belki de bilmediği. da! Adam susuyor." diyerek içini çekti Günay. Yani. konuya hâkim olmadığı için söyleyemiyor. Ne yapacağını söylemiyor.

Sen bakma. Bakma. Sokak sokak bilirim Çayırtepe'yi. Siyasal çıkarınız "Leyla Köseoğlu söylemişti. Demirel'in ya da Ecevit'in yasaklarının kaldırılması sizin ne Demirel'i meydanlarda görürüz artık. bizdeydi de ondan!" "Hile mi yaptınız?" Referandumda neden en yüksek 'evet' bizden çıktı? Seçmen kütükleri "Eh. yeni sentezlere soyun." "Buna ben de inanıyorum. Üç gün sonra." "Yap. geldiğini ama Başbakan'ın referandumu tekrar ettirmek istemediğini söylemişti de. "İşin içindeyiz. anlamıyorum. Ama." "Sen niye yapmıyorsun?" "Yapıyorum. anlamıyorum. bir sürü tir. olacak o kadar. açından da." diye başladı. söyleme! Demokrasi adına halk dalkavukluğundan bıktım usandım artık! Bütün kuramlarıyla işlemeyen . bazılarımız. aç. derken. yeni politikalar üretmeye çalış. Sonra. Harçlıklarını veren benim. Beyinlerimizi bütünleştirirsek fethedemeyeceğimiz şey yoktur. Çok yazık!" "Siyasi hakların iadesi.sun? Statükocu olma." Parayı kazanan benim. tabii. Onu da anlamıyorum. ben olmasam ortaklarım açtır. onların içinden benden daha iyi örgütçü yoktur. sözünü kesti kadın. demek istiyorum. tabii. iş bölümü diye bir şey var. senin bir çıkış yapman için ne lâzım? Paranın dışında. benim yerim kütüphane. Ben. gülüm!" diyerek kurnaz kurnaz güldü. bana söyleme! Aman ha. Şafak'cım. o zaman!" "Bunu ben de isterim. Bütün yapacağımız el ele.." 'ben' demek istiyorum. "Aradaki farkın hileden işinize yaramayacak. sen. "Ne olur. Çok yazık. kadın ANAP milletvekili olduğu için inanmamıştım. Kimse senden kütüphaneye kapanmanı beklemez. Üçkâğıda ne gerek var. Rodoplu. Ben yazıyorum.." dedi. Ama ben zaten kapanıyorum. şakak şakağa vermek"Peki.

'Vah. AbFethi Okyar'a. vah. Selanik'te Alatini Köşkü'ne hapsedildiğinde. Fethi Okyar'ın nezareti altındadır ya. iktidarı ele geçirenlerin kimler olduğunu sorar. Hepsi de Abdülhamid'e zamanında hizmet vermiş memen lâzım. çıkarcı bir değerlendirmeyle SHP açısından baktığım zaman da anlamıyorum! Şöyle ya da böyle temizlenmiş bir siyasal nımazsınız? Bu 'asr-ı saadet' yutturmacası nereden çıkıyor?" "Bu iş böyle. iş-birlikçiyse ve sen bu basına karşı çıkıyorsun. Erbakan. Bütünüyle çıkarcı bir tavırla yaklaşsan da boş verdülhamid tahttan indirilip. Fethi Okyar da sayar. oğlum. Denenmişi denemek doğru değil. işte Salih Paşa. düşün bak. o dönemin bütün sivil siyasileri sorumludur! Bir başbakanın icrası. o adam hiçbir şey yapamıyorsa.' der. çok hoş -yanlış kelime!. Diyorum ya." "Haklısın. 'Şimdi bunlar mutlakıyetin . ahlâklarından şüphe etmek lâzımdır!' Nitekim olanları gördük. demokrasi var diye. Türkeş. zihniyet ve kişilik mi değiştirdiler? Eğer buna inanılıyorsa. gülüm! En iyisi boş vermek!" arena var." "Haklıyım da. Ecevit. canım. meşrutiyet ilân edildi de. bir hikâye vardır. mut Şevket Paşa filan. dökülen her damla kandan boş vermemen lâzım. Neden tertemiz başlayamayasınız? Neden gidip yine o adamların popolarına giresiniz? Neden pisliğe bulaşmamış kadrolara şans ta"Veremem ki! Bunu anlamalısın. on yedi yaşında bir çocuğun boynuna etmesi gerekli değil midir? geçirilen iple sonuçlanıyorsa. böyle bir basının özgürlüğünü nasıl savubaşta Demirel.çok acı. Bak.bir demokrasi neden kutsal inek olsun? Şöyle söyleyeyim. ne diye hile yaptın annecim?" "Yapma. intihar şey olamaz. eğer basın bir tekeller basınıysa. Zaten senin hiç Yok. da! Bir benim hile yapmamla mı oldu bu iş?" adamlar. Abdülhamid. rahatlayacak kadar safdil olamazsın. Ben boş veremem. böyle gergedan derisi yüzsüzlüğü! Hıyanet özgürlüğü diye bir nursun? Çayırtepe Karakolu'nda senin başına gelenleri askerlere yükleyip. Mahbakanları iken.

Yapmak istediğin o değil mi? Korel Göymen'in dikkatini çekmek. Geçen akşam Pür sosyalist olsanız. o bize yetduruyorum.başka şeyler var. Sonra dikkat çekersin. Senin uzmanlaşman lâzım. Sonra sırasıyla. bir şeyden bir tane varsa. Size yöneltilen eleştiriler de buradan kaynaklanıyor. kişisel olarak sen. -İngiltere deyip Marx'ın ülkesi sayılır. kömür endüstrisi. o çift dil bilen kolejli tayfanın dikkatini. Erol yere basan bir adam imajı vermek değil mi istediğin?" "Bu konuda bana bir şeyler yazar mısın?" "Hangi konuda?" "Mesela." Çevikçe'nin dikkatini çekmek. İngiltere Bankası'nı devşebbüsün elindeydi. çünkü İngiltere önemli: hem Adam Smith'in hem de Karl iktidarı 1945'te ele geçirdiler. dinamik. iki"Biliyorum. Bak. işte bu. kooperatifler konusunda. Birisi İsmail Cem'inki. Türkiye'de "Sosyal demokrasi nedir bilen var mı ki! İki tane kitap var zaten. kapitalist olsanız. İngiliz İşçi Partisi'ne. Ama. Gerçekten de söylemiyorsunuz. ayağı "Yazarım da. Yaptıkları ilk iş. o. sisteminiz olur. statüko dışına çıkabilirsen. Yani. Yani. İlk kesin letleştirmek oldu. bak. şunu söylemeye çalışıyorum. Batı'daki sosyal demokratların tecrübesini bilmek iyidir de. Esas ihtiyaç burada. efendim. mesele o değil. o da olur. Türkiye'de esas mesele sosyal demokrasinin eko- beş yüz kişi olsa yeter dediğim. bir sosyal demokrat parti ne der?" sini de okudum. Bak. halka yakın ama eğitimli. Neden yetmez? Şimdi.Adamlar 1913'te parlamentoya girdiler. Sosyal demokratlar ne yapacaklarını söylemiyorlar meselesi var ya. öyle değil mi? Genç. eğer." "Kütüphanede oturan sensin.. mutlaka bir tane daha vardır. 1694'te kurulduğundan beri İngiltere Bankası özel te- . gaz. gülüm. bir tane daha var. ula- mez. Ama. hatta "O da doğru. Nihayet seni bunlar destekleyecekler. "Bak. elektrik. işbilir." Müslümanlar bile bir ekonomik model geliştiriyorlar. da!" nomik platformunu oturtmakta. bilgili.

ne de vergi mükelleflerine iyi hizmet vermedikleri kanıtlanmış durumdadır' diyor. 'halkçı pazar ekonomisi'. yapamadı. Neyse. İşte. özel teşebbüsün daha Hal buyken. YapaŞimdi bugün bakıyorsun.' . 1950'de amme hizmeti görenlerle temel sanayiler hariç. haberleşme. 'Devletin sahipliği ile halkın sahipliği aynı şey değildir. Yeni bir sentez ortaya çıkartılaverimli olduğunu kabullenirlerken. Seçim programları böyleydi ve kazandılar. Geçen yüzyıldan bu yana ilk kez. Şimdi. kurumları eski sahiplerira geldi. İşçi Partisi tekrar iktida- ve en özel sektör yanlısı hükümet bile tersini yapamaz. İngiliz KİT'leri. bu defa da muhafazakârlar devletleştirmeyi durdurup. bu inanılmaz bir aşamaydı. 'SHP. 'Halk kapitalizmi'. işsizliğe yol açmamak için habire sübvanse edilen enkaz durumundaydılar. Margaret Thatcher. yenilerini de kurdu. İşçi Partisi lideri de ceklerini söylediler ki. Bugün artık İngiliz devlet teşebbüslerinin ne müşterilerine. efendim. sizin tüzüğünüzdeki gibi. hakça bölüşüm ilkesini gözeten bir sistemde bütünleştirilecek. kamulaştırılan kuruluşları. Adnan Menderes bile. eski sahiplerine satın aldıkları fiyattan geri vereDoğu Avrupa gitti gidecek. havacılık endüstrileri geldi. çelik. 'İngiliz sorunu' dedikleri buydu. 1983'te bir manifesto yayınladılar. Emekle kazancın doğru orantıda artmasını sağlayan bir sistem kuru- yapıda bir sanayileşmenin gerçekleşmesi için en güçlü araç görmektedir. diğer KİT'leri özel teşebbüse devredeceğini söyledi ama yapmadı. Ne zamana kadar? 1964'e kadar. kapitalizmin kişinin becerisini ödüllendirmekten doğan üstünlüğü ile. gibi kavramlar ortaya atılıyor.şım. Ha. Bizde zaten bu endüstrilerin hepsi devletin elindedir ne iade ettiler. ne oldu? 1951 seçimlerini kaybettiler. Sovyetler çözülüyor. bir sosyal devrim yaşanıyor. 1970'te Thatcher geldiğinde. ne çalışanlarına. seçim kazanırlarsa. 'endüstriyel demokrasi'. piyasa ekonomisi yanlıları mülkiyetin halka yayılmasının daha da verimli olacağı konusunda birleşiyorlar! lacak. onaylıyor. madı bir tarafa. Bunlar eninde sonunda. bize bak. haydaa devletleştirme tekrar başladı. KİT'leri hızlı ve belirli cak. sosyalistler.

Denizbank'ın da. SHP en staörtmekten başka işi yaramaz. yalan mı? Bir tüketici olane düşünüyorum biliyor musun. Sümerbank'ın ilk kurulurken. bu kuruluşları yöneten bürokratlarındır. kayıt yok! İnanabiliyor musun? rimlilik açısından KİT'leri savunamaz. doğru. Bu böyle olduğu halde.türünden bir çıkış. kuruluş yasasında. Gorby boşuna ortaya çıkmadı. ' desen. bunlara Kamu İktisadi liyor musun. uygulamada mal sahipliği kamunun değil. daha doğrusu. kendisine bağlı fabrika ve işletmeleri sınırlı zaman -tabii. Kimseye ait olma"Tabii. demektir. bir KİT umum müdürünün saltanatı kimde var?" "Niye ANAP'lılar söylemiyor?" "ANAP'lı dediğin kim? Sizinkilerden farkı yok ki! Ama. sadece Sümerbank'ın değil. Örter de ne olur? İşte Sümerbank olur. diyor ki. Dünyanın hiçbir yerinde. 'obskürantizm' derken. sen kalksan desen ki.bunun bir türlü yapılmamış olmasının bu kuruluşları kendilerine otlak yapan devlet memurlarından olduğunu düşünüyorum. Bugün Türkiye'de kimse ekonomik vetükocu haliyle böyle bir politika güdebiliyorsa. Ziraat Bankası. özel sektör üzerindeki etki ve denetimimiz. o şey kimseye ait değildir. BiMesela. neden Deniz söylemiyor? Onu düşünmek lâzım. şimdi. sözde sahibi olduğumuz devlet tekelleri üzerindeki denetimimizden daha fazla! Yalan mı? Bazen sorumlu şirketlere dönüştürmekle yükümlendirildiğini düşündüğüm Ben PTT değil. bugün Sümerbank'ın kaç tane iştiraki olduğu bile bilinmiTeşebbüsleri deniyor ama. 'Efendim. bu KİT rezaletinin üstünü yor? Vallahi. 'Bir şeyin yan bir şey de." . anlatmaya çalıştığım bu. Demin." sahibi devlet ise. Düşünsene. çok haklı olduğu bir sözü var. devlet memurları imparatorluklarının küçülmesine razı olmuyorlar. Etibank. kimsenin umurunda değildir!"' "Doğru söylemiş. Thatcher'ın. 'Posta Terör Teşkilatı' desem. yalan mı söylemiş olursun? rak. sizi köhne yargıları savunan bir 'müze bekçisi' yapar! Kadının.

. pırıl bir kafan var. statükoculuk bu. Rodoplu. Atatürk zamanında söylemiş. yeni ilkeler üretilemiyorsa. canım. Ah. kaçırırsak. yeni koşulkoşullar öyle gerektirdiği için Atatürk petrol-benzin tekelini bir Amerikan şirketine. pırıl . diyor. tembellikten. Standard Oil Company'ye. devletçilik bir ilkeyse. Hep onu anlamaya çalışıyorum. Türkiye'nin gerçek koşullarını nesnel olarak değerlendirmemizi önlemesine izin verdiğimiz için. rehavetten! lara uygun yeni ilkeler geliştirilir. sen. gülüm. işte. geçinecek paran var. biliyor musun?" diye sürdürdü. Yani. Bu beni korkutuyor. Ve açıkçası. ya- parsın diye umuyorum." ekonomik konuları 'devletçi' ve 'anti-devletçi' ikileminden çıkarıp. inkılapçılık da bir ilke. Nitekim. daha doğrusu zihni tembelliğimizin. Kaldı ki. cüzzamÇok konuştuğunu. 1930 öncesi ekonomik Yine kaldı ki. neden çözüm üretmekten. elimize geçen fırsatları değerlendiremeyeceğiz. Toplum zaman içinde değişir. güllerin büyüsünü dağıttığını biliyor.. bağnazlık bu. Bugün koy- "İyi ya. "Korktuğum. inkılapçılık ilkesine bağlı kalındığı sürece." "Olur mu. Afet İnan'da var. Şafak. canım. bir daha toparlanamayacağız diye korkuyorum. 2000 yılını da Açıkçası. duğumuz ilkeler bugünün icaplarına göre faydalı olanlardır. altı oka ters düşmek olur. Ekonomi eğitimin var. bunu." "Diyorum ya işte. KİT'lere ters düşmek. ispirto ve alkollü içkiler tekelini de bir Polonya şirketine devretmişti. devletçiliğe ters düşmek olur. 'sen' derken ne demek istediğimi biliyorsun. nesnel olarak değerlendiremeyeceğiz." "Ne statükoculuğu. be! Geçiş- dan kaçar gibi kaçıyoruz! İşimiz gücümüz meselelerin üstüne örtmek! Her yerde. yine de ken"Korktuğum ne. sözde yurtsever kaygılarımızın." "Anlıyorum.Atatürk inkılaplarına ters düşmek. her şeyde bu! Neden?" disine hâkim olamıyordu. tirmekten.

ne zaman bir şey istersen. Şafak." sesi titremeye başladı. çalışıyordu. araştırma..' dedi Şafak. bir küstah gibi konuşmak istemiyorum. çeviri." dedi Günay." dedi. "En iyisi ben sana bir türkü söyleyeyim. "Başka Türkiye yok. daşınım. öyle değil mi?" "Sen varsın. hepsi bu!" ğumu düşünmüyorsun. duygusallığını şakaya vurmaya "Hayır. Ama. hiçbir koşulda kabullenemeye- . ortalıklarda dönenen garson! Yine de ve hepsine rağmen! ceğini düşündüğü böylesine cüretli bir hareketten irkilmediğini. ordan. biz." dedi. hepimiz. dahası. bak. Rodoplu. birden.. ani bir hareketle elini göğKır bahçesi. başını önüne eğmişti. bir "Sahiden öyle düşünmüyorsun. hayatının hiçbir döneminde.. "Bir devrimdi!" diye anlattı. da!" "Hadi. Bütün imkânlarım." diye fısıldadı. değil mi? Çünkü biraz farklı bir eğitimi olan çağ"Hepsi bu mu? Sahiden mi?" diye sordu Şafak. "Bir de seni seviyorum. değil mi? 'Uğraşılacak' bir şey oldu- kendini beğenmiş. ne istersen. anlamlı anlamlı. "Bunu sana nasıl kelimelendireceğimi bilmiyorum. 'iş' miyim ben?!" "Anladığından eminim.. başkalarının görüyor olmasını bile umursamadığını hayretle fark etti. ben buradayım. az ilerde oturanlar.daha iyi bir işin yok bu dünyada. birden ciddileşerek. Günay. "Biliyorum. Zaten yapacak "Öyle ağır işsin ki!" dedi. süne attı! Gözlerini Günay'ın gözlerine dikti." "En iyisi!". Bütün yapacağın okumak. daha doğrusu sana söz vermek istiyorum. Şafak.. "Çünkü. Biraz duraladı.! Sadece birey olarak ben değil tabii. bir şeyi bilmeni istiyorum. yok..

lendiren kadının bilgisinden bunca yoksundum, ben ki, samanlıkta yumemiş, erotik denenlere kızarmadan bakamamıştım!.. " üstündeki elini tuttu, bağrına bastı! lin'e. Hemen ekledi, dum!" Gözlerini şaşırtıcı bir utanmazlıkla Şafak'a dikti, erkeğin memesinin "Böyle bir şey yapabileceğimi düşünebiliyor musun?" diye sordu Tü"Yaptım, bacım. Vallahi yaptım! O mafiyoza tipler de, seyrediyorlarsa

"Hayatımda bir devrimdi! Ben ki, her uzvunu dirhem dirhem değer-

varlanmayı bunca garipserdim, ben ki, ömrümde tek bir porno film izle-

da seyretsinler, Şafak'ın önüne geçmek bana düşmez diye düşünüyorŞafak, bir tür meydan okuyordu. Rodoplu arda kalmadı, "Hadi, gidiyoruz!" "Sen varsan, ben de varım," diye fısıldadı, "Sonuna kadar."

Şafak, baktı baktı, elini çekti. da!" dedi adam. Günay, durdu. pırıl pırıl su döktü!

Kolu Günay'ın omzunda, otomobile yürüyorlarken, "Şöyle bir dur, "Beni kendisine siper etti, çişini yaptı! Evet! Çişini yaptı. Ay ışığında Ilık olduğunu düşündüğümü hatırlıyorum! Sanki ben yapıyordum.

Elimi altına tutabilirdim. Temizliğini yapabilirdim!

şeyin farkında değildiniz! Kümemin elemanları bire bir eşleşiyordu, Şafak'la. 'Bir' oluyorduk. Yepyeni bir sınıf oluşturuyorduk! Ve siz hiçbir şenuz ki, bana! Aptal ve inançsız!" yordu, Son ameliyatından birkaç gün önceydi, çok çabuk yoruluyordu. Tülin yin farkında değildiniz! Biliyor musunuz, bazen öyle aptal görünüyordude, ben de kendisini yormamasını istiyorduk. Ama, Günay konuşmak isti-

Tanrım, bütün bu inanılmaz şeyler bana oluyordu ve sizler hiçbir

bessüm yayıldı yüzüne, alamadı?" diye sordu.

"Bağışlayın," dedi, döndü, "Hele de sen!" İçini çekti, esef dolu bir te"Nasıl oldu da, senin gibi akıllı, iyi bir insan beni zaptırapt altına "Günay'ım, ben senin yanında su dökemezdim ki!" "Doğru!" kıkır kıkır güldü. "Bak, şimdi!" "Bu adam sana duyduğu saygıdan idrardan kesilirdi, kardişim!" dedi, "0 akşam ona bir şiir yazdım. Notlarımın arasında bir yerde olmalı.

Tülin, "Sistit olurdu, alimallah!"

Bir kopyası da Şafak'ta vardır. Tabii, eğer atmadıysa!

sinde. Şafak istedi. İstanbul'un bu yakasını bir türlü benimseyemediğini apartmanın önüne geldik. Durduk.

Sonra, dura kalka, Kilyos'tan ta Üvezli'ye gittik. Çayırtepe'nin de öte-

söylerdi. Sabahın iki miydi, üçü müydü, darca bir sokakta küçük bir mıyorum, çıktık. Bir dairenin kapısını açtı Şafak. Işığı yaktı, girdik. Burnuma 'Omo' kokusu geldi ve hatırladım. Şafak’ın çamaşırları da Omo kokardı. Etrafıma bakındım, orta halli bir memur ailesinin sade döşenmiş, küçük, sobalı, tertemiz bir dairesiydi. Şafak bir kapı açtı, yatak odasıydı. Şafak'ı, bir de o kadar gencecik sevimli bir kız poz vermişlerdi." "Aman, yarabbim!" dedi, Tülin, "Ne zor işler bunlar!" "Değildi," dedi, Günay, "Değildi." Çift kişilik bir yatak, aynalı bir tuvalet masası vardı. Tuvalet masasının 'İniyoruz,' dedi, Şafak. İndik. Üçüncü kat mı, ikinci kat mıydı, hatırla-

önündeki gelin damat fotoğrafında, onbeş-yirmi yıl öncesinin gencecik

nımı evimde istiyorum. Bana ait olan her şeyi seninle paylaşmak istiyorum.' Anlamamak mümkün değildi ki! Ben de onu kendi evimden başka bir yerde göremiyordum!" "Ne güzel bir kız," dedi, Günay Rodoplu, fotoğrafı işaret ederek.

"'Seni, kendi evimde, kendi yatağımda istiyorum,' dedi, Şafak, 'Kadı-

"Tabii öyle olacak," dedi, Şafak Özden.

Ama, ben, öylesine dingin, barışık bir ruh halindeydim ki, gelen karısı nüp,

"O sıralarda bir yerden bir kapı açıldı. Anlaşılan evde biri daha vardı.

olsa da rahatsız olmayacaktım! Şimdi düşünüyorum da, Şafak bana döNeyse ki, gelen eşi değil, kardeşiydi. Sedat, bizi gördü, şöyle bir baktı, Tülin dayanamadı, 'Siz miydiniz, abi?' dedi, 'Hadi, iyi geceler,' gitti, yattı." "Sana da bok yemek düştü, tabii!" deyiverdi. 'Bu benim karım. Öp kumanın elini,' demiş olsa, eğilir öperdim zahir.

bulma! Ben nasılsa orada kalacaktım. Sedat başka türlü davranmış olsa

"Yok, yok," dedi, Günay, inler gibi, "Hiç öyle düşünme, hiç bahane

da, Şafak için kalacaktım. Şafak'ın istediği kokuyu, onun yatağından esirgeyecek değildim. Ne olursa olsun! Ha, ama, uyuyamadım, tabii. Sonrada, dım, eve döndüm. Tıpkı, onun bana yaptığı gibi. Beni eve getirme telaşına düşmesin, sükûnet içinde, kelime yerindeyse, 'demlensin' istedim." doplu'ya söyleyecek lâf yoktu! uyuyuverdi. İtalik’lediğimin farkına vardı, tabii! şafak sökümünden az sonra kalktım, onu uyurken öptüm, sessizce ayrılSöyleyecek hiç lâf yoktu. Ne o zaman, ne de daha sonra, Günay Ro"Ben sana 'Allah'ın belası bir lâf ebesiyim! demedim mi?" dedi ve

V
O yılın haziran ayının büyük bir bölümünde Ankara’daydım. İstan-

bul'a dönmeden bir gün önce, Sakarya Caddesi'ne açılan sokaklardan birisinde, Günay Rodoplu'nun konferansını duyuran afişi gördüm. Siyahkişinin tanıdığı bir adı binlerce kelimenin arasından hemen görmesi gibi reğimin özlemle kabardığını hissettim. Bir gün daha kalmaya, konferansı izlemeye, Şafakla birlikte değilse, İstanbul’a onunla beraber dönmeye karar verdim. beyaz, sıradan bir afişti, normal koşullarda dikkatimi çekmezdi bile, ama bir şeydi. Sanki orada kollarını kavuşturmuş, bana bakıyordu, Günay. Yü-

lemiyordu, tabii. Karşısında belirince, yüzü umduğum gibi sevinçle aydınlandı. Sarmaş dolaş olduk,

Tahmin ettiğim gibi trenle geldi. Adamakıllı solgundu. Beni hiç bek-

için teşekkür ediyormuş gibi bir duyguya kapıldım. Az sonra arkasından inen adamın yüzündeki ifade bu duygumu perçinleyecekti. Kısa boylu, otuz yaşlarında bir adamdı. Özensiz giyimi, tıraşlı yüzü ile hep bildiği bir şey kanıtlanmış gibi sırıttı! Gerçekten, sırıttı! "Hayrola?" telerinden birisi!" Tanıştırdı. nedense, emlak komisyoncularına benzettim. Adam, bize şöyle bir baktı, "Şafak'ın eniştesi," diye fısıldadı, Günay, "Daha doğrusu, sayısız eniş"Beraber mi, geldiniz?" diye sordum, hayretle. "Yok, canım! Trende karşılaştık." "Abla, sizi bir yere bırakayım mı?" diye sordu, Fevzi Özden, yılışık

Sadece karşıladığım için değil, tatsız bir şeye de son vermiş olduğum

"Sağol, canım. Sağol!"

'abla' hitabı, Günay'ın kaderiydi, zaten. Yaşıtları da, kendisinden otuz yaş olan bir kadını bir yerlere bırakmayı teklif etmezdi!) Beni nefret ettiğim lerden bir kez daha sıtkımın sıyrılmasına neden oldu. "Araba var, ben sizi bırakayım," dedim.

yılışık. (Bu defa önyargılı olmadığımdan eminim. Gerçekten yılışıktı! Bu

büyükler de ona 'abla' derlerdi. O değildi yadırgadığım. Ama, adamın bir

ayağının köyde olduğu belliydi ve bence hiçbir köy erkeği yanında erkek bir tavrı, 'maço' tavrımı takınmaya zorladı. Ve tabii bu dayatma ÖzdenGünay, yavaşça elimi sıktı. Erkeklerin 'Denizli horozu sendromu' de-

diği bu tavırları onu çok eğlendirirdi. Fevzi Özden, köylü kurnazı gözlerini kaçırdı, bir yerlere uğraması gerektiğine dair bir şeyler mırıldandı, gitti. "Sen iyi misin, canım? Solgun görünüyorsun." "Uyuyamadım," dedi Günay, "Ondandır." "Çok mu sıcaktı yine?" "Yo. Fevzi ile konuşuyorduk. Sen nasılsın? Forus'lar nasıllar?"

söyledim. mi!"

O ara, masonluğu incelediğimi biliyor, takılıyordu. İyi olduklarını "Ne kötü," dedi, "Hiç konuşamıyoruz bu günlerde! Biliyor musun, bir

suretimi çıkarmak isterdim. Senin yanından hiç ayrılmayacak bir suretilattı. Neden o kadar düşünceli olduğunu o gece trenle geri dönerken an"Dün gece, gelirken, Fevzi Özden anlattı, ben de Şafak'a bir geçmiş

yazdım," dedi, mahzun gibi, kendisiyle alay eder gibi!

Bir süre, öğleden sonraki konferansı tartıştık. Eskişehir’e yaklaştığımızda daldı.

Restorana geçmek istememişti. Yemeğimizi kompartımana getirdik.

suskunlaştı, ışıkları söndürmemi rica etti, simsiyah bozkırı seyretmeye dim. O gece ise, yıllar öncesine, İstanbul'dan başlayan, bir ucu Ankara'da, diğer ucu Pozantı'da biten iki yorgun demiryoluna götürdü onu. Günay için, hipnotik bir etkisi her zaman vardı, bozkırın. Onu bilir-

Odunla, söğüt dallarıyla işleyen dur kalk bir lokomotifteydik sanki. Şevket Süreyya olmuş, aç Anadolu'nun ince ay ışığı altında kabaran, köy evlerini, küme küme ağaç karaltılarını, şurada burada dev sütunlar gibi yükselen servi kavaklarını süzüyorduk! Sağda solda tek tük ışıklar vardı. Kararsız gölgelerden korkan köpeklerin havlamalarını duyduğuma yemin edebilirdim! Az ilerdeki değirmen olduğundan boşalan suların, sert, lığın derinliği içine dağıldıklarını duyduğuna da yemin edebilirdim! "Ne ki, boşa çalışıyor değirmen," diye fısıldadı, "Öğütülecek buğday serin hışırtısının dönen değirmen taşlarının uğultusuna karışarak karanyok! İkinci Dünya Savaşı süresince uygulanan akıl almaz iktisat politikaları ülkeyi kedi, köpek yiyen Yunanistan’dan beter etti! Yirminci yüzyılın re etmeyi düşünebiliyor musun?" Ne demek istediğini hiç anlamamıştım! "Günay Rodoplu, sen Şafak'ı özlüyorsun!" ortasında bir ülkeyi, etliye sütlüye karışmaz bir ev kadını ezikliği ile ida-

Yadsımadı.

kilosu beş liraydı." Duraladı, şet verici, değil mi?"

"Babasını düşünüyorum," dedi, "Yirmi lira aylık alıyordu. Tozşekerin "İki yüz bin lira aylık alıyordu, tozşekerin kilosu elli bin liraydı! Deh-

na'dan kağnılarla getirildiği Ankara'da beş kuruştan azdı! Eli saban tutan ne işlemişti, yine de ateşli bir Paşacı'ydı köy öğretmeni Halis Özden!

Buğday, 1927 fiyatının altındaydı. Yetmiş kilometre ötedeki Hayma-

Özdenlerin tümünün işleyebileceği alan elli dönümü geçmezdi. Bir döBaba'nın, Pulur Köy Enstitüsü'nü 1948’te bitirdiğini, Kore Savaşı'nı

nüm en iyi senelerde seksen-yüz kilodan fazla vermedi! Yoksulluk içleriucun ucun sıyırttığını, teyzekızı İffet’le askerlik dönüşü evlendiğini Fevzi Özden anlatmıştı. İffet, Halis'e, biri kız üçü erkek, dört çocuk doğurmuştu. En büyük oğlan Şafak’tı, onu Sedat ve Şener izlediler.

vermemişti. Tarlalarda, elma bahçelerinde büyüdü Şafak. Alucu kuşburzeydi; madımak da öyle. Yenebilecek her şeyle beslenmeyi öğrendi ama cağını gördüğünü söyledi.

Halis Öğretmen'in maaşı ailesini aç bırakmamış ama birikime de izin

nundan, üvezi muşmuladan ayırmayı öğrendi. Ebegümeci ot değil, sebtevekkülü asla! Günay, beş vakit namazını bırakmayan babasına bakarken Şafak'ın gözlerinin hırsla çelikleşeceğini, ölümcül bir öfkeyle sarsılağunda, Milli Şef’e de, Meclis'ine de şovenlere var gücüyle karşı durdu," dedi, "Kuranların değil, eski yazılı belgelerin toplatıldığını iddia etti." yeni yazı hızlansın!" "Erzincan'da Kuranların toplatıldığı haberi Gümüşhane'de duyuldu"Ne yapsın hükümet?" demişti, Halis Özden, "Eski yazı toplatılsın ki, "De ki, öyle," diyorlardı, 'sapık fikirleri savunanlar, "Ku-ran'dan baş-

ka eski yazı var mı ki, evlerde?"

"eskisi zordu, bu kolay" diye alınan alfabenin, '48'e gelindiğinde yüz kişiden otuzunu ancak okur-yazar edebildiğini düşünmüyordu bile. tövbeye zorlayan dayatmanın şiddetini düşünebiliyor musun?" Ve Halis Özdenler Türkçe ezanı dahi kabulleniyorlar! Adamı secdede lundaki sandığı yok ettiğinde vatana hizmet ettiğini düşünüyordu, Halis saklar kalkmasın diyenlerin oylarını yok edecekti!) 1950 seçimlerinde Demokrat Parti kazanır korkusundan kendi oku"Yirmi yılda gelinen yer sadece yüzde otuz! Düşünebiliyor musun?

Beyin yıkama faaliyetinin başarısı tam olmuş olmalıydı ki, 1928'de,

Öğretmen! (Daha sonra, referandumda, oğlu Şafak Özden de, siyasi ya1954'te Demokrat Parti tekrar kazanınca, dış güçlerin iktidarlar ya-

ratan kudretlerinden dehşete düştü. 1975'te, milletin aklının başına gelmeye başladığına sevindi. 1960'ta CHP + Ordu iktidar formülüydü; elleri patlayıncaya kadar alkışladı!" "İngiliz albayına posta atanan Hintli parya," diye, hatırlattım.

yor, tersine, aylıkçı olup bize katılmaya çabalıyor. Sözümüzü ikiletmezler, izimize basarak gelirler götürdüğümüz yere! 'Hatırladın mı?" "Elbette," dedim.

"Öyle," dedi, "Ama, Esendal biliyordu! 'Okuttuklarımız kavga aramı-

"Gümüşhane'de kar damları aştı. Evlerin tahta kapılarını zorlayıp açtılar,

"1963 kışı yaman oldu," dedi, Günay, gözlerinde tuhaf bir pırıltıyla,

tünel kazdılar. Tüneller komşularla buluştu. Tahta kapıları olanlar böyle yaptılar. Tahta kapıları olmayanlar, toprak altında yaşayanlardı. Onların barınakları daha bir muhafazalıydı, ortaya kazılı tandırın dumanı odayı yer duvar yalayıp ufak baca deliğinden süzülür giderken, sıcacık olurlardı. İs kokusu, tezek kokusuna katılır, derilerine sinerdi insanların. Şubatta bir gün, Bayburt Süvari Taburu'ndan bir kıratın bacağı bu barınaklardan birisinin içine kaçtı. Ne olduğunu anlamaya çalışırlarken, yeraltından bitiverdi insanlar. Atlının anlamadığı bir dilde çığrışıyorladı.

Kumandan bağırıverince, sindiler. Atlı kendisine çekidüzen verdi, hayva-

nın bacağı sarıldı, çekip gittiler. Arkalarından, damı göçen evden, beddua yükseldi." Birden hatırlamıştım, bir başka romanından bir pasaj tekrarlıyordu! "Kar tonlandıkça tonlandı," diye sürdürdü, "Buz sarkıkları birken iki,

ikiyken üç bilek kalınlaştılar. Baharda eridiklerinde on bir ev göçtü. Olağandı. Eriyen kerpiç duvarlar suyun daha da ağırlaştırdığı tavan toprağını taşımazdı. Şafak, döşeğinin boyundan büyük toprağın altında kaldığını ğildi. Nisan yağmurları da bitmek bilmedi. Sonunda, bezdi, yatıştırmak için bir de gerekçe buldu, 'Oğlun gelecek yıl ortaokula başlayacak.' gördü. Göçüğü izleyen on gün okula gitmedi, toprağı kaldırmaya yardım İstanbul'a tayinimi isteyeceğim,' dedi, Halis Özden. İrkilen karısını

etti. Akrabalarda gecelediler. Toprağı kaldırdılar ama ev onarılır gibi de-

düştü. Ege'de üzümler sıcaktı, kiraz bitmek üzereydi, çilek ancak reçel rinin diplomalarını dağıttı. Ailesi’ni topladı, yola koyuldu."

Bir yıl uğraştı. Ertesi yıl, Gümüşhane'nin son karı haziranın ilk günü

olurdu; İstanbul'da erguvanlar yerli yerindeydi. Halis Özden, öğrencilene zincirli tutukluların tökezlemekten ve tökezletmekten sakınan adımlarıyla, darmadağınık ama sımsıkı bir dayanışma içinde indiler. Molla Günay, Sirkeci'deki hallerini gördüğünü söyledi. Trenden birbirleri-

Ramazan'ın torunuydu, Şafak, mahşer nedir bilirdi. Eminönü'nden halat zehirli tütsüydü. Gökyüzü mavi değildi. Güneş pekâlâ Batı'dan da doğmuş

alan Adalar vapurunun düdüğü, İsrafil'in sur'ası olabilirdi. Kâfirleri sarhoş edecek duman egzoz gazlarının İstanbul'un sıcak buğusuna belenmiş olabilirdi. İşte insanlar kabirlerinden çıkmış, "özleri dönmüş çekirgeler gibi dağılmış" koşuyorlardı. Her cins, her biçimdiler. Zinadan yeni kalkmış kadınlar, "gömgök" gözleri, çıplak kolları, ak göğüsleriyle ortadaydınım, sol omzundan "Al oku!" diye uzatılacak günah listesini bekledi. Sonunda o da oldu, kendisine yol açmaya çalışan bir hamalın sepeti omlar. Sağır edici gürültü, Dabbetülarz'ın homurtuları olmalıydı. İffet Ha-

zuna vurdu, "Destur!" diye bağırdı, adam. İffet Hanım'ın korkudan canı çekildi, bacakları eridi, kucağındaki Sedat'ı istasyonun betonuna fırlattı, az berisine, kondüktörün ayaklarının dibine de kendisi yığıldı. Kondüktör yana atıldı, peronuna babalarının çiftliğiymiş gibi yayılan

yığına midesi bulanmış gibi baktı, helaları gösterdi. Kadınlar helasının ağzına geldi İffet'in. Dar kaçtı. "Zıkkım iç!" dedi Şafak'a.

duvarları fayans kaplıydı. Akseden, eğilen bükülen gölgelerden yüreği Bir iki vızıldandı, sonra hurcun üstüne kıvrıldı, uyudu çocuk. İsmet Görüntüler çok canlı olmalıydılar. Gözlerini yumdu, Günay. Farkına varmadan o transandantal havaya girdim ben de! Günay’ın

Özden'in babası gelip toparlayıncaya kadar ilişmediler.

uzandığını, Şafak'ın toz içindeki hurcun üzerine kıvrılı çelimsiz gövdesiçamurladığı öfkeli asi yüzünü okşadığını görüyordum. Sevdiği adamın nüstü zeki olduğuna inandığı çocuğun ruhunda yapacağı tahribatın kaçılar bana dayanılmaz bir acı veriyordu! Gülümsüyordu. caman açarak. "Allah aşkına bırak! Bütün bunlar doğru değil!" diye bağırmışım! "Neden ama!? Gerçek olmadığını bile bile neden?!"

ni, terden sırılsıklam sarı çocuk başını, yanaklarından süzülen yaşların çocukluğuna bakarken, burnunun direğinin sızladığını hissediyordum. nılmazlığının acısının yüreğini kavurduğunu biliyordum. Ve bütün bun"Değil," dedi, sakin sakin, "Dedim ya, Şafak'a bir geçmiş yazıyorum!" "'Gerçek' değil mi, sahi?" diye sordu, hüzünlü gözlerini kocaman koÇocuk Şafak'ı bekleyen dünyayı, bu duyarsız, bu sevgisiz şehrin olağa-

Susmak zorunda kaldım.

garistan göçmenlerinin faciasını, birkaç göçmenin daha az ya da farklı

Gerçekten de, Sirkeci'ye inmiş olup olmamaları ne fark ederdi? Bul-

dım,

türden eziyet çekmiş olmaları değiştirir miydi? Yine de kendimi alama"Kibele sendromu!" diye söylendim, "Diana haklı! Seninkisi, Toprak

Ana sendromu!" (Bunu da daha sonra anlatmak durumundayım!) Şöyle bir baktı, başını salladı, den görmüyor?" diye mırıldandı.

"Senin kadar akıllı bir adam, benim nihayet bir kadın olduğumu ne-

Enişte, seyahat nedenini "İmar'da bir işimiz var da," diye açıklamıştı. Çayırtepe'de dayıoğlu İsmet Özden'le ortak bir Yeminli Özel Teknik Büroları vardı. "Bu günlerde herkesin işi İmar İskân'la," dedi, Günay. "Sen niye gidiyorsun, abla?" sorusunu, "Bir panel var da," diye geçiştirdi. "Rakı içeriz değil mi?" Teklifinin nedeninin, Duran'ın dükkânındaki "İçeriz," dedi, Günay, "çiğlik etmemek için."

Ne ki, büyüyü bozmayı başarmıştım. Fevzi Özden'e döndü, Günay.

imza gününde viski içtiğini görmüş olması olduğu belliydi,

sü Matematik Bölümü mezunu olduğunu; öğretmenlikte para olmadığı de bu Yeminli Büro işini kurduğunu, işlerinin "Allah şükür" iyi olduğunu anlattı. "Bir de, şu seçimleri kazansak! Bizim Şafak çalışıyor ama bakalım!"

Bir süre dağdan tepeden konuşmuşlardı. Enişte, Gazi Eğitim Enstitü-

için bir yıl kadastro kursu gördüğünü, sonra da "Özal amcamız" sayesin-

zinledi, canı sıkıldı Günay'ın. Enişte, Şafak'ı görüp görmediğini anlamaya, kaynaklanan bir öğrenme istemi değildi bu. diye düşündüğüne bahse girebilirim!"

"Bizim Şafak" tonlamasında senli-benlilikten öte bir küçümseme se-

aralarındaki ilişkinin niteliğini kestirmeye çalışıyordu. Ne ki, ahlaki kaygılardan, Şafak'ın eşinin gururunu ya da yuvasını koruma isteminden Biliyor musun, Şafak'ın dalgasıysa dokunulmaz, değilse bir yoklarız,

rak.

"Mümkündür," dedim, adamın sabah bana nasıl baktığını hatırlaya"Şafak'a saygısızlık etti," dedi, Günay, "Ben de seyirci kalmak zorun-

da kaldığım için ihanet ediyormuş gibi oldum." olduğuna gerçekten inanıyordu, aptal!

algılanmaya, her türlü aşnafişna girişimine karşı mutlak dokunulmazlığı "Belki de, haksızlık ediyorum. Haberi bile olmayabilir." Adamı, kendisine ilişkin tavrı dışında da sevmemişti, Rodoplu. Şa-

Kendisine edilen saygısızlığı hiç düşünmüyordu, çünkü kadın olarak

fak'tan küçüktü Fevzi Özden, ama daha şimdiden hiçbir şeyin memnun

edemediği insanların müzmin ekşiliği sinmişti yüzüne. Hiçbir rejimin ona kümetinden şikâyeti kapitalist ihtiraslarının yeterince tatmin edilemiyor olmasından ibaretti. "Eşitsizlik"ten yakınıyordu ama gerçekte yakındığı kendisinin yararlanamadığı eşitsizlikti, "Şimdi biliyor musun, bu Kürt var," diye anlatmıştı,

uygun olamayacağı belliydi. Marksist olduğunu söylüyordu ama Özal hü-

man'a, araziyi ormandan çıkaralım, diye... Vallahi, abla, be, sefil oldum bu

"Herif Tuncelili Kızılbaş. Biz yıllardır Ankara'ya taşınıyoruz, Or-

yollarda, be! Git gel, git gel! Harcadığım paranın haddi hesabı yok! Biliyor musun, nasıl rüşvet yiyor o memurlar! Adamın dosyayı ellemesi yirmi bin lira! Eskiden de yerlermiş, ama bu Özal ekonomisi mahvetti milleti! tımdır, dedi, çıktı! Orman arazisine, benimdir, diyor, iyi mi?! Biz bu kadar veriyor Alevilere! Kâmran İnan'ın ada-mıymış neymiş," minse,' dedi." çilesini çekmişiz! Ama, bak, Şafak onu tutuyor ama bu Baykal çok yüz Alevi olmadığını düşündüğümden. Ânında vazgeçti iddiasından. 'İşte kiTuncelili değil de, Fevzi Özden tarafından "değerlendirilmeliydi". Günay'ın anladığı, ormandan çıkması gereken bu arazi söz konusu "Kâmuran İnan'ın olamaz," dedi Rodoplu, "Bildiğimden değil, İnan'ın Bu Kürt, şimdi, bizim uğraştığımız araziye benim arazimdir, şahsi ran-

yani ailenle. Günay'ın. eşinle dostunla paylaşıyorsun. "Bir yeri zapteden Osmanlı paşası gibi bir tavır sanki bu." guları yüzümden okumuş olmalıydı. İsmet'in (İsmet Özden) babasının Sul-tanhanımlı'daki gecekondusuna misafir olduğunu anlattı. zafiyet geçirdi!" Şafak anlatmadı mı sana? Çocukluğunda sıskalıktan. haklı olarak artıdeğer kaKalkmaya hazırlanıyordu ki. Bu arada da. Sonra da. "Sıska" kelimesini timpanitis. bunun yüce bir amaç. ile başkaları. Şafak'ın öynu gören hemşerileri onun peşinden akın etmişlerdi. Sultanhanımlı'ya gelen ilk Gümüşhaneliydi. Özdenlerdi. 'Çayırtepe'nin yoksul halkının 'evAdamın ıslak gözlerinin. Son za- ." dedi. be abla!" diye başlamıştı. İsmetler. Salih Çırpıcı ile başlıyordu. "namussuzlar". "Biz çok sefillik çektik. Günay'ın bu konuda "Halis Amca'nın buraya nasıl geldiğini bir bilsen! Ne sefillik çektiler! hiç kuşkusu yoktu." enişte. sürekli sırıtmasının uyandırdığı nahoş duy"Tuhaf bir şey. Şimdiki muhtar Salih Çırpıcı'nın hısımlarıydılar. "Tekrar oturdum. "İlginç olan. Zaptedilen yerin mülkiyeti. istiska hastalığı. olması dikkatini çekti. Sivaslılardan sonra en büyük nüfusu oluşturuyorlardı. Bugün artık Çayırmanlara kadar ANAP'lı. Halis Özden'den bahsetmeye başladı. Salih Çırpıcı da ANAP'tan delegeydi. İstanbul'a yerleşen ilk küsü." dedi. fetihle beraber ortadan kalkıyor. sen onu büyük bir gönül yüceliği zanıyorsun. ayıptır söylemesi. Tepeden tırnağa su toplamış bir Şafak tasvirinin ardındaki örtülü düşmanlığın nedenini düşündürdü. şimdilerde de DYP'liydiler. güttüğü iddiası. Onlara bir tür kıyak yapıyorsun. hemşerilerinle. Çırpıcı. Yükünü tuttuğu- tepe'de. anlamında kullanıyor Halis Öğretmen'in.lendirilmesi' amacını. Günay. eski mülkiyet 'düşüyor' sanki.

Fevzi Özden. Bir yıl 1963'te. adını Atatürk Mahallesi taktı." dedi. sonra. Gümüşhanelilerden oluşan küçük bir imparatorluk kurdu. Fevzi Özden'in bir yandan Yeminli Büro lışmaya gelen Salih biraz da memlekete benzediği için oraya yanaşmış. İşe. Ankara asfaltını kuşbakışı gören tepeye ikişer göz rinin kimine sattı. Adalet Partisi ilçe başkanı ile oy pazarlığına oturdu. kimine kiraladı.işinden köşeyi dönmeye çalışırken. ev sahipliğine başladı. artık sayıları katlanarak göçen hemşerile- . Bu aşamada inşaat ameleliğini tümüyle bıraktı. karısı ve ikisi kız altı çocuğunu getirttiğinde. mahallenin gelip dayandığı ormanda dikkati çekmeyecek kadar küçük yangınlar çıkarmakla başladı. kiracı sayısı beşe çıktı. İlk hamlede Sultanhanımlı'dan ötede. "sağcı" kalmalarının daha namuslu olduğunu düşünüyordu. varyemez!" "Bırak abla. ratmaya girişti. öyle de cimridir. ayda seksener lira aldığı iki kiracısı vardı. Kendisine şu ya da bu şekilde borçlu seçimlerinde muhtar oldu. bu o zamanlar baremin ikinci derecesindeki bir devlet memurunun kazancından daha fazlaydı. daha o zamandan dolu ormana bir kondu da kendisi yapmıştı. Dünyalıklarını sağcı iktidar döneminde yapanların. öte yandan "Halkçı" olduğunu düşünerek. Salih Çırpıcı. On beş yirmi günde bir çıkan. "üçkâğıtçının biri! Kapına gelse eline 1960'ların başında ormandı Sultanhanımlı. sadaka verirsin. üç oda daha eklediği kondusunda. 1965 hava fotoğrafları ile tespit edilecek gecekondu yoğunlaşmalarını "ıslah bölgesi" içine almayı ve tapu vermeyi öngörüyordu. ormanın kıyısında. Maltepe'de yeni yeni palazlanan sa- nayi bölgesindeki fabrikalara koyduğu iki oğlunun getirdikleri yüz elli- şerden 300 lira da eklenince aylık geliri 1000 liranın üzerine çıktı ki. evcikler kondurdu. Günay. "demişti. itfaiyenin gelmesini gerektirmeyecek boyuttaki yangınlar birer Yapılması gereken şey belliydi: Çırpıcı yepyeni bir "ıslah lekesi" ya1966'da yürürlüğe girmesi beklenen Gecekondu Af Kanunu tasarısı. inşaatta ça- "Çok makul. Bu evleri. İstanbul'a.

"Orman"da aldı. Muhtar ne olursa senden olur!" diye yalvarmaya başladı mal Harita Genel Müdürlüğü'nün uçakları göründüğünde Çırpıcı Mahalmayacaktı çünkü arazi bürokratik bir ihmal nedeniyle hâlâ Orman'a ka- sahipleri. İl müdürün kimin nesi olduğunu araştırmaya girişti. lağım açıktan akıyordu. gecekondu inşaat müfrezelerinin başına getirdi. zahmetinin karşılığını lesi kapkara bir ıslah lekesi oluşturmuştu bile. Seksen altısını sattı. gerisini finanse etti. Salih Çırpıcı. ormandan çıkıp belediyeye ya da Hazine'ye devredilse bir da aldı. Altı ay içinde tam 186 konut üretti. Muhtar. Beykoz'a. "Aman. Oysa. Artık iş Mesken Gecekondu İşleri'nin bu haritalar üzerinde saptayacağı Gecekondu Islah Bölgesi (kısaca GIB diyorlardı) sınırlarını denetlemeye kalıyordu. Komisyon başkanı gördüğü sefarın yolları yoktu. oğullarını fabrikadan çıkardı. bir de imar alsalar elde edecekleri rantın dokuz sülalelerine yeteceğini biliyorlardı. Salih Çırpıcı. "her ne kadar orman bölgeolduğunun tespit edilebilmesi için" durumu yerinde görecek "orman komisyonu" talep etti. Bayındırlık onayı şarttı. Bir tapu. bir o kaOrman Komisyonu. Bu defa da ara kademe olan İstanbul İl İmar Mü- . Mükellef bir öğle yemeğinden sonra gecekondu mahallesi gezildi. partili Meclisi yeni sınırlı GIB'ı alelacele onayladı ama iş bununla bitmiyordu. 'O zamanın parasıyla' elli bin lira dağıttı. Islah Lekesi'ni bir milimetre büyültmenin fiyatının yüz binden başladığını öğrenince. nına taktı. soluğu Ankara'da. meskûn dar daha olduğunu da belirtti. suları yoktu. İlçe Başkanı ve partililer karşıladılar.ikişer dönümlük yer açtılar. dualarla ayrıldı. GIB sınırlarından sorumlu belediye meclisi üyelerini araya koydu. lete inanamadı. hatta yıtlıydı. söz konusu arazinin orman olmadığı gibi. Anadolu'nun yoksul köylerinden gelen bu zavallı insanlaÜmraniye’ye ulaşabilecekleri vasıtaları yoktu. Komisyon başkanı hak verdi. İlçe Başkanı'nı yasi olarak kayıtlı ise de. bu gidişle hiç olşeyler yapılabilirdi. bölgenin bağlı olduğu Adapazarı'ndan geldi. Üstelik. Yetmiş beş binde anlaştılar.

Müdür. Üstelik ikinci senesiydi. Sonuçta. İnsan sarrafı burnu. Sultanhanımlı İlkokulu öğretmeni. Mazırt ettiği yere geldik. ile konuşmaya karar verdi. lar. Muhtar. terslendi. Salih Özden peşinden gitti. bir buçuk ay içinde Ankara'daydı.dürlüğüne taşınmaya başladı. adam' kokluyordu. hemşehrisi Halis Özden'le böyle tanıştı. Çırpıcı. 1/1000 ölçekte parselasyon ıslah imar plânı yapılacaktı. kıraathanelerinin kıyısından dolanması hayaürkütüyordu. üstelik AP'li bir muhtarın lecek evrak. miş halk gruplarına dayanamadı. GIB'ın "bu haliyle" tasdikleneceği sözünü aldığında tam iki yüz bin lira harcamıştı. adamın "toprak işleyenin. Çocuğun karnesi baştan aşağı zayıftı. su kullananın" devrimcisi olduğunu keşfetti. sonunda İmar İskân Genel Müdürü'nün "bir çayını" içmeyi başardı. Solcu oldukları söylenen bu büyük grubun içinden düştü. Oğlanlar." dedi. gözleriyle görmeye davet etti. Altı ayda sevk edi- diyesi Mesken Gecekondu İşleri Müdürlüğü'ne gelmesi üç ayı buldu. Fena halde canı sıkıldı. üstelik daha da harcayacaktı. 'para yemeyen vermeyi önerdiler. öğretmeni . "Zurnanın dükkânlarının önünden. paylarını alamıyorgelmeye. Fukaralık ayıp mı. oğullarına. Planlanacak ana cadde güzergâhının kendi tiydi! Sıradan memurlar değil ama MGKI Planlama'nın genç mimarları Bakanlık onayının yine İl İmar Müdürlüğü aracılığı ile İstanbul Bele- aşa bağladığı kurnaz bir odacıdan günaşırı bilgi alan Muhtar. Görmediği milletvekili bırakmadı. belediyenin ve devletin yapması gereken hizmetlerden kısmetlerini. bir köşede sıkıştırı"Çırpıcı Mahallesi'nde yaşayan insanların hiçbirisi. en ezilmiş haliyle karşısına dikildi. onları okutmaya karar verdi. beyim?" diye boynunu büktü. Ailede onların dilinden anlayacak okumuş birinin olmadığına ilk kez hayıflandı. "Sayın Müdürümü" yoksulluğuna kanacak kadar saf değildi ama Çırpıcı'nın örgütlediği ezilSamanpazarı'ndaki Uzun Palas Oteli'ni tam bir ay mesken tuttu. Torunları aklına Halis Öğretmen. işlemleri hızlandırdı. büyük kızının büyük oğlunu okutuyordu. Muhtarı. matluba uygun birini bulup yanaşmak zor işti.

tapuları ayağına gitti." 1969 seçimleri de rol oynadı." dedi Günay. doğru. soruşturmayı öğretmenlerin klasik cevabı. "Mafya denilen şey bu olmalı. hemşerilerinin elinden tutmuş. Seçimlerden bir ay önce.çalışmıyor'la karşıladı. herkese başını sokacak bir ev bulmuştu ki. dünyanın parasını dökmüş. Usta bir şehir plâncısı edasıyla. Üzerine gitmedi. bu devletin bile beceremediği bir işti! Bu insanlara tapularını vermeden. Ama o da olacaktı inşallah. koca mahallenin nasıl geliştiğini anlattı. Türkiye'de "Bilmiyorum. bu Köy Enstitüsü mezunu. "Bilemiyorum! Günümüz suçlularının ar- . AP'lilerin arasına girmek istemeyen Halis Öğretmen'in tapusu cuklarının gırtlağından haram lokma geçirmemiş olmakla övünürken. Bu sınıf. Halis Özden'in ço- Islah plânının tamamlanmasında Muhtar Salih'in gayretleri kadar 'ekonomik cürüm'e suç ortaklığı ettiğini hiç bilmemiş olduğunu düşünütık karanlık köşe başlarında kurbanlarını bekleyen şarapçılar değil. inatçı Alagöztepesi'ne çıkardı. Halis Hoca. Ödemeye gelince. Halis Öğretmen'in gerçekten etkilendiğini fark ettiğinde baklayı ağzından çıkardı. Kiradan kurtul. sularını bağlatıp. Uygun zamanı kolladı. "O kolay! "dı. memurluktan almış. 'kravatlı-mücrimler' denilen yeni sınıf olduğu. "zeki ama Halk Partili'nin iflah olmaz bir ülkücü olduğunu kestirdi. Yıllarca çalışmış. yordum. ıslah plânı bitmek üzereydi." diye mırıldandım. Çırpıcı Kıraathanesi'nde isim çağırarak bizzat dağıtmıştı." dedi. Halis Özden. İlçe Başkanı ne etmiş etmiş. Salih Çırpıcı. Halis Öğretmen'i Çırpıcı Mahallesi'ni gören "Ben geldiğimde buraları bomboştu. gecekondu tapuları dağıtılmaya başlandı. çamurdan kur- tarmadan ölürse gözü açık giderdi. ekimde. "Sana şurada bir ev ayarlayalım.

başını önüne eğdi. Anlasana. kompartımanın penceresinde lece durdu. doğaldı da. Sitem dolu gözleriyle şöyle bir baktı. dünyanın her yerinde köylerden şehirlere vardım. Geri kalmış ülkelerde kibarlaşıyor." dedi. 1960'ta." dedi. bu sayı yüz binde 159'ken. "Deliyim zahir!" Günay'a göre bu. Bu defa da dayanılmaz bir utanç duydum! Şafak'ı suçlamamın dum. Bu kirlenmişlikten Şafak Özden'in de payını alması gerektiğini düşünüGIB'ları. ince bir ölçüsü de yıllık 'ekonomik cürüm' sayısıdır? Vallahi. yani? Konut. "0 akşam sana parçası olduğunu düşünüyordum." İçini çekti. cezalandıracak hâkim de yok!" dalavereye dönüşüyordu. Şafak'ın bütün bu faaliyetin bir "Pek de öyle değildi. "Türkiye'de. Bu insanlar da köylerden Orada. "Bir ülkenin gelişmişliğinin yordu. 'üst sınıf bilinci' olduğunun farkına "Ne vardı." dedi. yakılan ormanları anlatırken. onun anlattıkları ve kendi ilavelerinin ihtiyacın olmayan bir şeyi çalman halinde geçerli olduğu da doğru. "Bilir misin. bunları mahkemeye çekecek savcı olmadığı gibi. yordum ama.İkinci Dünya Savaşı ile türedi. Bir süre Eskişehir garını. Federal Almanya’da "Nereden de bilirsin böyle şeyleri!" "Ne bileyim. "Ama. Kalküta'yı hatırladım. öyardında yatanın 'seçkincilik' değilse. Ama." dedi. bir simit satabilmek için gecenin o saatinde "Bütün bunlar doğru da. İstiklâl Caddesi boyutlarında yüzlerce sokağın kaldırım taşla- . bana bir yıl kadar sonra. olmak istediği her şeye ters düştüğünü düşünüyorgeçen insanların sorunudur. yüzü belirdi." Günay'a yine de bir tür kirlenmişlik duygusu vermiş olması kaçınılmazdı. İslâmiyet'te hırsızlığın ancak Fevzi Özden ile yediği yemek. rını yastık edip uyuyan insanları görmüştüm.660'tı!" koşuşturan çocukları seyretti. öyle olmadı. öyledir!" gülü3. Dahası.

Toprak hemen her zagecekondunun dünyanın en ucuz ve en becerili sosyal konutu olduğu üreten. tren istasyonlarında. uyuyor. Türkiye'de. Ortaköy'ü gift shop'lara boğan gelişmede görebilirsin bunu. para arayan babaların boş zamanlarında uyandırdığı duyguyu uyandırmıyorsa nedenini sınıfsallıkta aramak gereviski kaçakçısı Joseph Kennedy. Oysa. Ve tabii. Yetersiz malzeme ve işgücüne karşın bir gecede konut lamıştı. Oysa. hatırlatmıştı. gecekondu yıkım kelimesi ile eşanlamlıydı. Türkiye'nin sınıfsal yapısı olduğunu anlamaya başsöyleyebilirdim. Öyle baktığımda. siyasi tercihleri ya da meslekleri ne olursa olsun. Salih Çırpıcı'nın temsil ettiği dünyayı bu denli itici bulyatırımın ziyan edilmemesi sağlanabilirdi. Salih Çırpıcı'nın ya da Fevzi Özden'in kirdi. gecekonducuların İstanbul'da yaşamaya hakları olmadığı şeklindeki duygularını mutlaka açık ediyorlar. Her taraf öbek öbekti. kendimi bildiğimden masının nedeninin. bu müthiş ve yapıcı enerji kanalize edilebilir. trilyonları geçen beri. herhalde Çırpıcı'dan aşağı kalmazlardı. tersine. olduğunun bilincine varmaya davet ettirmişti. . Mesele. saygın John Çağdaş Batı'nın Iococolarının. aynı yerde yiyor. çello dinleyecek ya da sergi gezecek hali yoktu. caddelerde kamp yapıyorlar. her şeyin devlet babadan beklenildiği inancının man kamu arazisi. pisliyorlardı. Bir Necati Eczacıbaşı. Esas meselenin bir tür sınıfsal 'estetik' meselesi egemen sınıflar. kendisine. yani Salih Çırpıcı olmadan. içiyor. lahmacunun şehri işgal ettiğinden yakınan Ali Sirmen'in yazılarında da. Nesnel olmak gerekirse. neden?" Düşündükçe. Soğukçeşme Sokağı'nın ortadirek evlerini Fransız 'boudoir'larına çeviren Çelik Gülersoy restorasyonunda da. Şu farkla ki. bu insanlar da neticeten 'kamu'ydu. Kennedy olmuyordu. kendi evlerini devletten çatıyı örtünceye kadar uzak durmasından başka bir şey talep etmeksizin yapıyorlardı. ne siyasal ne de ekonomik cürümde bir Eczacıbaşı ya da Koç. Rockefeller’lerinin nasıl yetiştiklerini "Bir nokta geldi mi. Bak dikkat et.göçmüşlerdi ama parklarda. çeşitli biçimlerde ortaya çıkıyor bu duygular.

maaşının tümü bir eteklik almaya ğında ekşiyen yüzü. Bu defa da. giriştiler. sosyal silolara tıkıp. pipo dumanından boğulacak hale geldiler. 'demopedi' yani 'ayaktakımı'nın idaresi olduğunu an"Aydınlar"a gelince. sınıfsallığın nicedir devlet politikası anca yeten bir memurenin Çırpıcı'ya muhatap olmak durumunda kaldı- bul'a hiç yakışmıyor! Gecekonduculara açıktan açığa 'barbar' denmiyor- olduğunun işaretinden başka bir şey değil. bu 'gettolarda yaşamayı. köylerinde boşaltılan yerlerde uygulanacak debdebeli şehir plânlarını çiziktirmeye tutacaklardı. sempozyumlar birbirlerini kovaladı. onlar. 'kanunsuz' yerleşimi önleyecek yıkıma. tabii bayağı. kelime moda olmadığı için.aynı mesele. onlar kadar 'küs' bir başka meslek grubu yok gibidir? Ne yapsınlar? İrkilerek seyrettikleri gecekondu mahallelerinin sakinlerinin. benim gibi. Ve tabii. Tabii eğitimsiz. Yoksa. elektrik." üniversiteye gidip sınıf atlayacağı umudunu görmezden geldiler. İş dönüp dolaşıp. pacak kadar açtılar!" göz önünden kaldırmak istedikleri bu insanların fikirlerini sormadı! Oysa. yükselen sesi. müziğinden mimarisine. tabii açgözlüyları demokrasinin. Gözlerini kapatırlarsa. olmadılar. küstükçe küstüler mimarlar!" dedi. şeylerini tehdit ediyorlardı. Olmadı. çocuklarının değilse bile torunlarının Şimdi de. onlar da olmadık yüksekliklerde maydanoz bahçeleri yaşehirlilerin duyduğu aşkı duyamayan köylüler daha haritalar bitmeden doluşuyorlar. bu toprağa yakışmıyor! Hele de İstansa. Anadolu'nun yerlisi. Ama nedense kimse. köylerine dönmeye tercih ettiklerine inanamadılar! Şehre taşınan kadının belini büken tarla işinden kurtulduğunu. uğruna canlarını vereceklerini haykırdık- . "Farkında mısın. radyo ve televizyona kavuştuğunu. yine 'bürokratlar devleti' meselesine geliyor! Köylüleri ne yapıp edip. gecekonducular yok olacaklardı sanki. edebiyatından yönetimine kadar her düler. Bir kusuru daha vardı rengârenk haritaların: Bire iki veren toprağa "Karardıkça karardılar. güzelim plânları ölü belgelere çeviriyorlardı. Toplantılar.

nerde kalırsın. dostun sanırsın!" Hak etmiştim! "O kadar da değil." nereye oturttuğunu düşünüyordum.lamak zorundaydılar. yurdun yok. . ne yazık (!) ki. konferansı. da! Şafak var!" Az sonra da kapandı. nerde kalırsın? Her yüzüne güleni dostun sanırsın. Deniz göründüğünde henüz uyumamıştım." dedim "Ben biraz uyuyayım. Az sonra uyuyordu. Evet. acı acı! "MastürbasAskerlikte öğrendiğim bir türkü vardı. onu mırıldanmaya başladım. tabii. bütün bu yoğun düşünce selinin içinde. sabah Şafak'la kahvaltı edeceğim. başını koluma dayadı. Söz verdim. Şafak'ı Kıvırdı. "İyi edersin. Ben ise. Melih Cevdet'in de Fevzi Özden’in de birer oyu vardı ve Fevzi Özden’ler çoğunluktaydılar! yondan digayri bir şey değildi!" "Ve ben 'konferans' vermeye gidiyordum!" dedi. "Yerin yok. gurban. gurban.

Az ilerde bekleşen bir grup Müslüman delikanlı tanıyan gözlerle baktılar. Banyodan dinlenmiş çıktı. Kapıdaki yığılma salonun dolu olduğunu anlatıyordu. öteki dum. Günay'ın kalabalıkların insanı olmadığını söylemiştim. Kürsüye vardığında yine de hafifçe sinirli gibiydi. Ben gerilerde bir yer buldum otur- . Onu ağırlamaktan mutluydum. Yardım Sevenler binasındaydı. Sıkılacağına muhakkak gözü ile bakıyordum.VI Fevzi Özden'den ayrıldıktan sonra eve gittik. Kapıda göründüğünde dalgalandı kalabalık. Günay'ın şansına su akıyordu. İstanbul’da hep tersi oluyordu çünkü. üst üste birkaç derin nefes aldı. saat ikide. Kendi demesiyle 'kocaman' bir kahvaltı yaptı. düşündüğüm kadar sıkılmadı. Konferans. Yol açtılar. Biraz zaman ka- uçtaki konuşmacı masasına yürüdü. Ama. Günay.

ben Özal ekonomisini değil. aksiyomlar üzerine bina edilir'Ekonomi' biliminin temel aksiyomu 'homo economicus' yani 'eko- nomik insan'dır.' 'Ekonomi' bilimi insanoğlunun maddi çıkarına nasıl uygun geliyorsa olan. sonsuz istekleri ları ile cimri bir doğanın arasında kalır ve uyanık geçirdiği saatlerinin lanması gerektiğine karar vermeye ayırır. açgözlü ve çıkarcı bir yaratıktır. yaptı. 'İnsanoğlu yaradılışı itibariyle. Günay da anlamış olmalıydı. Fiziki bilimler de dâhil olmak üzere. İtalik’lemeye başladığını hemen gördüm. 'Kutsal inek' nedir. biraz da kendisini yüreklendirmek ister gibi. yani homo economicusa. Bu tarife göre. Kaynaşmanın durmasını istiyordu. "Buraya bir tabla. Gelinceye kadar bekledi. Tabla arandı. Görevlinin yüzünden bilhassa konulmamış olduğu belli oluyordu. hafifçe öne eğildi. Böyle olduğu için. Hemen bütün eller yu"Güzel. 'insan tanımlaması'dır. "Onun için mi diye tanımlanan 'ekonomi' biliminin kendisini tartışacağım. doyumsuz arzuçoğunu istekleriyle karşılaştırdığında kısıtlı olan kaynakları nasıl kul- öyle hareket ediyor olmasını bir veri olarak kabul eder. biliyor- ler. İnsanın tarifidir. kibritini çıkardı. bu çıkarcı ve açgözlü yaratığa. karı kalktı. Bu bir 'insan görüşü'dür." diye başladı. Aksiyomların değişmesi halinde o güne kadar 'bilimsel' olduğu iddia edilen edinimler işlevlerini kaybederler. dirseklerini masaya dakonferanslardan birisini üstlenmem istendi." lar mı acaba? Bilim. tüketim kavgasında nasıl başarılı . konuşmama bir saptamayla başlamak istiyorum: hiçbir bilim kutsal inek değildir. "Benden 'serbest piyasa ekonomisi ne getirdi ne götürdü' adlı dizi karşınızdayım. sigarasını. Ancak. yirminci yüzyılın bili"Aranızda kaç tane iktisatçı var?" diye sordu. bir 'kutsal inek' değildir. "Bilimler aksiyomlar üzerine kurulur.zanmak." Öğretim üyesi olduğu günlere dönmüş gibiydi. Şimdi." işareti yadı.

60 milyona kendi takımında kalan Beşiktaşlı Ali'nin tutumu sistem dışı bir davranıştır. işçi ise. yanakları kıpkırmızı. Arkalardan titrek bir el kalktı." diye sürdürdü. ekonomik sıkıntı hep canlanmış olmalıydım ki. tabii. ekonomi biliminin kurucusu Adam Smith'in 1776'da dile getirdiği aksiyomdur. en kârlı ürünü üretmeye. tek gülen ben oldum. ama Onu seviyordum! O pırıl pırıl kafasını seviyordum! Bu durumda. mükemmel bir girişti. Ekonomi biliminin ders kitabı tarifi budur. lendirdi.olabileceğini göstermeyi hedefler. Öte yandan. yapabileceği en yüksek kârı yapmaya Homo economicus. Galiba. en yüksek ücreti almaya. Bu aksiyom. Ancak. bir yöntem bilimidir. çıkarlanaklarla nasıl karşılayacağını kararlaştırmaktır. Amaçlanan. temel aksiyom aynıdır. H20 türünden bir değişmez olarak kabul edip. Bu aksiyom. Ne bir kelime eksik. çok iyi bildiğiniz gibi en serbest piyasa ekonomisinden en katı merkezi plânlamaya. homo economicusun her halükârda öz çıkarını kollayacağını söyler. mı ise. örtülü bir kızdı. adayacaktır. ömrünü. Tarih içinde homo economicusu tatmin etmenin yolları araştırılmış. gevşediğimi hissettim. doyumsuz isteklerini kısıtlı olduğu öne sürülen kay- economicus tanımı gereği hiç doymayacağından. katıksız kapitalizmden katıksız komünizme kadar pek çok yöntem önerilmiştir. Konuşan heyecandan "Buraya kadar tekrarlamamı istediğiniz bir şey var mı?" diye yürek- ." rına hizmet etmek. geçenlerde renk aşkı uğruna 120 milyon liralık transfer umduğu hareket gelmedi." Son cümleyi kalabalığın tepkisini ölçmek için söylemişti. işada- ücretini reddedip. homo economicusu dönüştürmek değil. "Bir yöntem bilimi olduğu için tek ve mutlak çözümler önermez. ne bir kelime fazla. Heye"Ekonomi bilimi. Bekledi. insanoğlu kendisine yakıştırılan homo sürecektir.

rim açısından insan Allah tarafından seçilmiş bir varlıktır. "Kuranı Ke- O'nun halifesi ve temsilcisidir. homo economicus'ca şeylerin hiçbirisini yapmazlar. 'ilerici' yayınevleri ve yazarlar boykot etmişlerdi! rahatlatırdı. Amerikalı antropolog Service. O genç kıza sımsı- rif etmiyorsa." yoktu. Bu bakımdan. Ben bunu söylemek istiyorum. öyle yaptı. başka konuşmak isteyen var mı. Tutumluluğu bencillik sa- . Yeryüzünde dir. genç kızdan yana dönerek. yaradılıştan asil ve haysiyet sahibicak bir tebessüm gönderdi. nıldığından. Günay da. 'ulusal' değil de. konukseverlik gösterirler ve beklerler. 'İnsanoğlunun böyle tanımlanması doğru değildir!" dedi. İnsanlar ellerindekini avuçlarındakini başkalarına verirler. diye bakındı. "Günümüzde geçerli ekoGünay'ın umduğu tepkinin bu olduğunu anladım. 'Hatta çoğunlukla tam tersine davranışlar sergiledikleri de söylenebilir. Service İlkel insanlar ucuza almak pahalıya satmak. örneğin." "Ooooo!" gibi bir ses yükseldi kalabalıktan. Cömertliği yüceltirler. insanoğlunu tanımlamadığını söyle"Örneğin. tabii! Bakan değişmişti!) açmıştı da. Kültür Bakanlığı bir Milli Kitap Fuarı ('Birinci'si! İkincisi' hiç olmadı. Hatta.' diyor. Bu bey. Milli Tarih. bir 'Milli Milli Coğrafya gibi şeyler 'icat ediyor' diye kıyametler kopuyordu. İnsan. 'milli' kelimesi kullaBöyle durumlarda yabancılardan yapılacak alıntılar Türklerin içini "Homo economicus kavramının. Çok erken söylemişti! O günlerde Milli Eğitim Bakanlığı. nomi biliminin temel aksiyomu olan 'homo economicus' insanoğlunu ta- dan evrensel bir geçerliliği yok demektir. gibi yerlerde yaşayan toplumlar üzerinde yaptığı araştırmalarla ünlüdür. ekonomi bilimi denilen öğretinin işlevi yok ya da en azınEkonomi Bilimi' geliştirmek düşüncesi ilk bakışta düşünüldüğü kadar saçma olmayabilir. "Ben de bunu anlatmak istiyorum." dedi. Sumatra yen başkaları da var. az verip çok almak gibi. Borneo." dedi.

mallar yetersizleştikçe daha da az hesaplı davranırlar. insan hem yiğitliği yüceltir. mamalarının da altında bu yatar. evimizde otururuz. Solda oturan büyükçe bir grup delikanlının yüzlerinde beliren alaycı "Az önce Beşiktaşlı futbolcu Ali'den bahsettim." diye hatırlattı Günay. neden meyi hedefleyen bir halk hareketi yoktur?" Halk hareketi tamlamasını aşmayı. Ve en garibi. 'homo economicus' tanımının insanoğ- lunun evrensel bir niteliği değil." Durdu. şizofren olmaz. koca bir alkış koptu. koşullar kötüleş-tikçe. ekonomik koşulların en vahşileştiği cus' tanımını yadsıdığını düşünüyorum. daha bir cömert olurlar. Türkiye girişimcilerinin Güneydoğu Anadolu'ya yatırım yap"Güneydoğu Anadolu" sihirli bir kelimeydi. Türkiye insanının açgözlü. hem de homo economicus olmaya kalkarsa. "ama eminim hepiniz binlerce benzeri örnek bulacaksınız. bu bulguların önemi. cezalandırırlar." dedi. küçücük teknelerde okyanusları zim tarihimizde böyle bir hareket yoktur? Daha öncesine gidelim. Türkiye insanının belirleyici çoğunluğu dur durak bilmeyen açgözlü tüketici insan tanımından çok uzaktır. "Neden bir Avrupalı. Şimdi. öğretilmiş bir şey olduğunu göstermelerindedir.yar.' Aynı sonuca varan başka antropologlar da var. çok ciddi teşvike." rini gördüm. çöllerde boğuşmayı. söylediklerinin hazmedilmesi için zaman tanıdı. dinleyicilerin dikleştikle"Şöyle bir düşünün. bir parça top- rak için hiç bilmediği bir kıtaya göçmeyi. 'Aç otururuz. çıkarcı 'homo economi- tebessümlere karşın. "Bence. bibizde Haçlı Seferleri benzeri ve özde Doğu'nun zenginliklerini ele geçir- . bir yakıştırma. vergi indirimlerine vesaire- ye rağmen.' diyen kadınlardan tutun da belli miktar birikim yaptıktan sonra evlerine çekilen işadamlarına kadar. mı? Eeee? Zaten öyle değil miyiz?" günümüzde dahi ben. Günay. bunca teşvike. kurda kuşa yem olmayı göze almıştır da. Nitekim.

söz veril"Osmanlı İmparatorluğu en büyük emperyalisttir! Eline geçirdiği "Hayır. Parayı mezara şündünüz mü. O vahşi lur. kendisi yanıtladı. venliği içinde huzurludur. Akın yapar. günümüz fabrika işçisinin asla yapamayacağı bir işi yapabiOsmanlı. ekonomik facia ile uğraşmanın tedirginliği yerine ihtiyaç lir: Öğle uykusuna yatabilir!. Blucinli bir genç adam. neden Türkiye’de en eski ticari kuruluşunun tarihi yüz yılı her zaman müesseseyi batırırlar?" Cevap bekler gibi bakındı. Uzun vadeli plân yapmaz. Hesaplı değildir. emekli etmeye niyetli Türk işadamı gibidir. ara ara ava çıkar.özellikle vurguladığına dikkat ettim. diye bellediği şeylerin bütünüyle karşılandığı bir 'refah toplumu'nun gü- . yeterli olduğunu düşündüğü kadarını alır ve geri döner. Hiç dügeçmez? Geçenlerin sayısı da üçten fazla değildir? Neden oğullar hemen "Batırırlar. Hırsı sınırlıdır. "İspanya Azteklerin altınını Madrid'e akıtır." dedi Günay. gelmeyince. en büyük emperyalist değildir. Bu bağlamda antropolog Sahlins'in anlattığı çıplak vahşi gibidir. sükûnetle. çünkü başarılı bir firmanın kazancı onlara yeter. Osmanlı da böyledir. "Osmanlı da. gibi. kefenin cebi olmadığının farkında gibidir. neden Osmanlı’nın en görkemli sarayları bir Louvre'un onda biri kadar zengin değildir?" meyi beklemeden lâf attı. tanya adalarına boşaltırken. toprakları sömürmüştür!" Delikanlının ideolojisini giyimine yansıtmasındaki başarısı görülecek bir şeydi.. sürekli avlanmak yerine. İngiltere Hindistan’ı Bri- Sol taraftaki gruptan bir el kalktı. Haçlı ordularının gönüllülerden oluştuğunu vurgulamak istiyordu. Hırsları- nı törpüler. tıpkı belirli bir miktar para kazandıktan sonra kendisini götüremeyeceğinin. dinlenmek için vakit buÖrneğin.

Güo şeyi savunmak ya da önermek anlamına gelmediğini bilmiyorlardı. o yerliyi onun değil. Ama. amaçlarla araçlar arasındaki bağlantıdır. aşağılar ve hatta kınarız. "Sizin tuzunuz kuru! Siz böyle konuşursunuz!" endüstri uygarlığı ile gelinebileceği düşüncesine şartlanmış insanlar olarak. hele de kınanacak bir durum yok demektir. Diğer bir deyişle. adamın isteklerini karşılıyorsa ortada acınacak. İslâmiyet'i savunabilir ama Müslüman olmayabilirdi! romantizmi dile getirdiğini düşünüyorlardı." oturan yoksul giyimli bir öğrenci dayanamadı. elinde çelimsiz bir ok ve yaydan başka bir şeyi olmayan bir Avustralya yerlisine baktığımızda. hatta tehlikeli bir nay. şeklinde algılamışlardı. öyle değil mi? Peki. Yani. Oysa. bizler 'refah toplumu' denilen aşamaya Oysa. çağdışı bir öneri." diye sürdürdü. bizim 'yoksulluk' diye adlandırdığımız durum. kendi ilkelerimiz doğrultusunda değerlendiririz." 'Refah toplumu' kavramını hemen açayım: Refah toplumu halkının mek veya az istemek. üstlerine gitmeye karar verdi. isteklerin kolayca dardında ama bolluk içinde yaşayabilirler.bütün isteklerinin karşılandığı bir toplumdur. bu istemlerini elindeki okla karşılayamayacağını bildiğimiz için küçümseriz. Bir şey üzerinde tartışmanın O da fark etmiş olmalıydı. Bu defa. bir seçim olabilir." saptamasını "yaşamalıdırlar". çünkü. kaynakların ya da teknik araçların yetersizliği eşyalara özgü bir nitelik değil. ok ve yay. "Bugün. Çok tehlikeli sulara giriyordu! Homurdanmalar başladı. "İnsanlar düşük bir yaşam standardında ama bolluk içinde yanay'ın Türkiye'yi geri bıraktıracak. çıplak vahşiye birtakım burjuva istemleri yakış- tırır. Gü"Şöyle söyleyeyim. Ancak. ön sıralarda . insanlar düşük bir yaşam stanhissettim. onu Söyleyeyim. Müslüman'ından solcusuna kadar herkesi öfkelendirdiğini karşılanmasının ve refah toplumuna erişmenin iki yolu vardır: çok üret- şayabilirler. neden? Nedir bu duygularımızın kaynağı? onun çaresizliği karşısında belirli bir üstünlük duygusuna kapılır.

canım. Homo economicus olmayı öğrenmektir. herhangi bir spor kim.taksidinin ödenemiyor olması şeklindeki yoksullukla.. sümle. az önce konuşan örtülü genç kız. Tıpkı yoksulluk'un göreli bir kavram olduğu gibi. xere ya!" Roman'da Binali de öyle demişti. Günay. Toplumlar piyasa ekonomisi aşamasına girdikleolmadığını görürler. çünkü tuzun kuru olması göreli bir kavram. "Tüketimi değil. ama öğretilmiş bir şey öğretilebilir bir şey. Böyle olduğu için. piyasa ekonomisinde yaşamak. "Bacım. İnsanlar üstünlüğün rinde." diye cevap verdi. mahrumiyetle sonuçlanan bir çifte faciayı yaşamaktır. şöyle bir duraladı. çamaşır şeylerdir. "sizce sadece ilkel insanlar mı 'homo economipologlar. sevecen bir tebes"Bu reklamlara ne diyeceksiniz?" diye sürdürdü delikanlı." makinesi. 'Homo economicusluk' öğretilmiş bir şey. sen burjuvasan. televizyon. sergilenen ürünlerin bir kol boyu uzaklıkta ama avuçlarının içinde endüstri uygarlığının sunduğu ürünlerin miktarı ile doğru orantıda arttığına ikna edilebilirler." cus' değil?" "Az önce. kimsenin her şeyi almaya yetecek parası yoktur. "Senin de tuzun kuru ve far- kında değilsin. buzdolabı. yetersizlikle başlayan. Buna söyleyecek bir şeyleri yoktu ama Adidas kuşağıydılar.." diye araya girdi. Mahkûmların. 'Marka' ayakkabı değil filan marka spor ayakkabı istediklerini biliyordum.Günay. video -ve bu sırayla. Fıtri değil. canım. et alamamak durumundaki yoksulluk ayrı ayrı tüketimi cezaevlerine kadar bulaşmıştı. 'ilkel' insanlardan bahsettiniz. Bak. bu reklamlar?" Sakalının şeklinden anladığım kadarıyla Müslüman gençlerden olmalıydı. Bu adamlar yerli kabileler arasında yaptıkları gözlem"İlkel insanlardan bahseden ben değilim! Service." dedi. Sahlins gibi antro- . Niteözendirmiyor mu. yaradılıştan "Ben de onu söylüyorum ya. Çünkü. Reklamlar bu amaca hizmet ederler. Tuzun kuru. "Senin de tuzun kuru.

bunlar netice olarak. bellemişseniz. toplumların geri rirler. Günay." lım?!" ları. insan hem uygar hem de non-homo economi- cus. uygarlığı tüketimle eşanlamlı kullanan bir medeniyetin. Bu hesapla.lerden bahsediyorlar. türmensch olmayacağız. ağzıBakın. Günümüzdeki anlayış budur. sizinki İsviçre'ye vize alamazken. fert başına düşen milli gelirlerine göre karar veolduğu söylenir. "Bu 'medeniyet' kelimesine yüklediğimiz anlama bakar. Günay Hanım. beş-altı-dokuz bin dolara çıkarmadan." Dayanamadım. perhizin erdemlerini . "Hiç olur mu? Tabii ki. Türkiye'de fert başına düşen milli gelirin bin dolar civarında nızla kuş tutsanız toplumumuz üzerindeki 'geri' etiketinden kurtulamayacaksınız demektir. hem de homo economicus olmaktan kurtulamaz mı?" diye sordum. gülerek. yani me"Peki. ötekisi elini kolunu sallaya sallaya girecektir. nin neyi ölçtüğünü unutmayacağız! Çıkış noktasını unutmayacağız! NaAz önce belirttiğim gibi. sonsuz isteklerine gem vurmayı öğretmek. ha!" dedi. Bir İngiliz inşaat amelesi sizin profesörünüzden daha itibarlı olacak. Batı medeniyetinin insanları. Ve tabii unutma ki. Bu nedenledir ki. efendim. homo economicus olmadan medeni olamayacaksınız de- ya da ileri olduklarına. bunların 'medeniyet' ölçü birimi gibi kullanılması Batı'nın. Gözlerinin içi güldü. "Eğer medeniyet seviyesi eşittir tüketim miktarı diye mektir. Şunu da unutmamak gerekir: Milli gelir hesapdeniyet eşittir tüketim diyenlerin icatlarıdır. kullana"Amma da yaptınız. günümüz ekonomi biliminin insanı dönüş- kıyaslama olanağı verecek ölçü birimi kullanacağız! Ama." diye cevap verdi. "Peki. ne yapalım yani? Milli gelir yerine başka ölçüler mi. yani hem uygar kalıp. Argümanının sonunu getirmek için böyle bir soruya ihtiyaç duyduğunu hissetmiştim. o ölçü birimi- türmek.

ululamak (bunu bana söylüyordu!) gibi bir misyonu yoktur. bir inşaat sekğin kol gezdiği bir ülkede. şündükleri bir toplumda yaşadıklarını. beşinci gün tekrar işe geliyorsa. Öte yandan. aynı elma dokuz yerde dokuz ayrı töründe malzeme ziyanı yüzde otuzu. örneğin bir kulübede. örneğin. iş adabı denilen şeye uymuyorsa yani iki gün çalışıp. anlatageldiğim gibi. Türkiye'de. bu konferans Özal'ın piyasa ekonomisi ne getirdi. ne de üretici homo economicustur. bugün Amerika Birleşik Devletleri'nde çok başarılı bir işadamı. işsizlikayboluyor. çünkü tüketici kendi çıkarını kollarken fiyat denetimini getirirdi. dalkavukluk etmediklerini gösterir. bu insanların tembel olduklarını falan değil. paraya 'müdanaa'. günümüz dünyasında istemlere gem vurmak. günün birinde her şeyi bırakıp cektir. de yok. delilik değilse bile. homo economicus yoksa ekonomi bilimi Tüketici homo economicus olsaydı. zoru olduğuna ilk önce kendisi karar verip. kursları sinek avlıyorsa. ne tüketici. yani. Ve ben. Türkiye'de. Refah toplumunda. çok basit bir yaşam sürmeye niyetlense. homo economicusun henüz oluşmadığını düBakın. büyük bir sükûnetle. Yerlerinde duramaz gibiydiler. Hiç homurdanmayın!" dedi Günay. Türkiye'de bu aşamada bu sorunun cevabını verecek ekonomi biliminin işlerliğinden kuşkuluyum! şünüyorum. psikiyatrist psikiyatrist gezeŞimdi toplamaya çalışalım. bir üyelerinin isteklerinin tümüne yakın bir bölümünü elde ettiklerini dü- . aklından Şimdi. eğer bir inşaat amelesi ya da tamirci kalfası.. Tersine.. ne götürdü dizi konferanslarından birisi. kırkı bulmazdı. Ve ben." Müthiş rahatsız olmuştu dinleyicileri. Konuşmamın başında da belirttiğim gibi. üçüncü gün ortadan tür 'refah toplumu'nda yaşadıklarını gösterir. Tınaz Titiz'in ücretsiz beceri fiyata satılamazdı. Çünkü. Üreticimiz homo economicus olsaydı. garip bir çilekeşlik özlemi olarak algılanır. O kadar ki.

Eğer siz buraya bizim için geldiyseniz. şaklabanlık yapıyor. Zamanında göç edip dünyanın en da kendimiziz.hiçbir hükümet. istiyorsunuz. zengin olduğu için af dilemeye zorlayan bir toplumuz biz. harçlığınızı paylaşmadınız?" "Ben size katılmıyorum. elmanın temelisiniz. Kayseri lehçesini bozmamaya gayret ediyor. Hatırlarsınız." fiyatını denetlemeyen tüketicileri kınadınız. siz de paranızı isya işaret ettim. beyler. Batı’da bir örneği yoktur. Sadece bir olgu- tek bir sigara verirken parasını istediğiniz gün. Homo economicus olmayı beceremememiz. Sakıp Sapişiriyordu. Aklıma bir an için. sizin kendi paramla İstanbul'dan geliyorum. ben tüketicileri kınamadım. Eşi. kadınlar programında mantı deniyetin insanlarıyız ki. Öyleyse. Sizi temin ederim. bir zamanlar bir uçak kaçırılmıştı. bana ne demek masraflarınız karşılanmalıdır. Sizler. Batı'da onun çapında bir zengin. hiçbir rejim. gömleğinizi. bir elimiz denizde. iç ya da dış baskı bizi kişi başına geliri on gözde toprak parçasına kurulmuşuz. eğer biz homo economicus olmayı becerebilsek. Öyle bir mebancı. kendim. Adamı. Yüzlerini daha görmezsiniz. yemediğimiz ardımızda. yediğimiz önümüzde. bu neye benziyor." "Önce şunu düzelteyim. Az önce. mesela. Yoksa sömürmek oluyor. özel polisin koruduğu yüzlerce dönümlük bahçeli malikânelerde yaşar. hangi arkadaşınız sigara istedi de vermediniz. öyle mi? Bakın. Beşiktaşlı Ali örneğini verdim. o da diliyor zaten. geçenlerde televizyonda. sermayeyi şirin göstermek istiyor!" "Ben Sakıp Sabancı'nın soytarılıklarını bir uyutma olarak görüyo"Ne zoruna? Bizden korkuyor yani. Bu konferans için para istemeye gelince: Siz arkadaşınıza yetinden para talep edeceğim. Ben. Bizden biri olduğunu anlatmak için çırpınıyor. ceketinizi. Bir müşkülümüz varsa. Örnek mi. Bir elimiz dağda. o "Hanımlar. Bizi uyutmak. Teröristler önce uçağı . Söz. bin dolarlık ülke olmaktan alıkoyamaz. en homo economicus olanımız bile homo economicus olmaktan utanıyor. ben de organizasyon herum. şu konferansı vermek için gelmiyor.

ekonomik yüzde elli indirim yapıyorum. Bir sigara yaktı. homo economicus tarifinin kaçınılmaz uzantıları. economicus da ekonomik. bu konumumuz üzerinde düşünmek. bildiğimiz 'homo' değil!" dedi. bunları izleyen uyuşturucular gibi felâketlerden göreli de olsa uzakBir an. insan. 1980'den önce tesi gün iktidar şişindi. "Bildiğimiz homo mu?" diye soruverdi. ayağa kalktı. iyi düşünmek zorundayız!" birisi fırsat bildi. sizi kendi insanımızın yapısı üzerinde düşünmeye davet edi- benmerkezcilik. Oysa. Şimdi.yolcuları ile birlikte havaya uçurmakla tehdit etmişlerdi. saydı neden işkenceleri önleyemediler? biz siviller mi döndürdük? Türkiye'de orduya kışlasına döndürecek güç var mı? Kimin böyle bir yaptırım gücü var? Batı'nın mı? Öyle güçleri varyorum. Ermayan onlar değil. kışlasına döndü." dedi. Latince 'insan' demek. Günay. Henüz birbirimize 'homo economicus' olacak kadar yabancılaşmadıysak. yaptırbunca olay yaşadık. Dinleyicilerden "Hocam. bizim ekonomikus. Bir başka örnek." diye başlamıştı ki. "Bundan böyle sana . ordu. siz bunu. Bakın. "Niye baştan beri öyle demiyoruz?" te. acımasızlık. Üçünde de ordu geri çekildi. "Homo. yok olan aile yapısının sokağa saldığı çocuklar. Yani. O da gülüyordu. sesi titrer gibi oldu. Türkiye'de üç müdahale oldu. bütün bir salon gülmeye başladı. Sustu. yürekleri elvermeyen teröristlerdi. ellerini kaldırdı. gençler! Alkışlamaya başladılar." "Hayır." teleffuz edemedi. tam. bir okul otobüsüne bomba yerleştirdi? IRA yapıyor ama. sak. hangi devrimci ya da ülkücü. "Pekâlâ! Teslim!" dedi. Yapmadılar. 'yaptırmadık' filan demeye başladı. genç adam bir gaf daha yaptı. Rodoplu. Yarısı Türkçe yarısı Latince olsun: Ekonomik İnsan! Tamam mı?!" Bu hareketine bayıldı. "olmamamızı nasıl açıklıyorsunuz? Açıklayabiliyor musunuz?" Günay. bireysellik. "ondan iş"Homo economicus.

bu araçlar her zaman Öyle olmalıydı. imece gibi niteliklerin "Şimdi. Yani. tabii. bazı insanların mürüye yol açabilecek şekilde sahip olmaları durumu anlamına gelen ödünç alınabilir. komünaldı. otlakların paylaşılması. iş bölümüydü. Buraya kadar tamam mı?" 'üretim araçları' kavramını yansıtmazlar. "Üzerinde yeterince çalışılmış değil. "Neden ekonomik insan olmadığımıza ilişkin bir teorim var. çünkü o dönem toplumlarına ilişkin cömertlik. birkaç ailenin aynı bölgeye yayılarak zaman ve güç israfını kimse aç kalmazdı. konukseverlik. takılar gibi iş bölümünün gerekli kıldığı özel işlevleri vardır. çünkü bu kaynakların sahibi yoktu. Cemaate aitti. bu topraklarda avlanmak ya da yiyecek varsa o da meyve ağaçlarıyla ilgiliydi. şöyle düşünüyorum: 'İlkel komünizm' diye bir tanım var. soru gelmedi. kişilerin kendilerinin şeylerdir. kendilerinin kullandıkları silahlar. Bu toplumlarda özel eşyaya benzeyen şeyler. Dahası. kolektif kullanıma açıktı. çünkü bazı şeylere diğer insanları kendileri için çalışmaya muhtaç edecek. giysiler. sö- önceki Orta Asya'daki göçebe yaşamımızda bu anlattığım ilkel komünizmi yaşıyor gibiyiz. İlkel toplumolarak sahiptiler. ama bir teori. Her halükârda. bazı ailelerin diğerlerinden daha az meyve toplaması halinde paylaşım kuralı işleyeceğinden yapıp. Ar- rarlanması önlenmezdi. Yani. Bazen belirli ağaçlar veya ağaç Şimdi. bıçaklar. Ama bu mal bölümü değil. Doğal kaynakların kullanımına ilişkin bir yasa grupları belirli ailelere tahsis edilirdi. önlemek üzere düşünülmüştü.diye sürdürdü. biz kendi tarihimize baktığımızda. komşu cemaatlerdeki hısım akrabalara hiç detoplamak izni verilirdi. Anadolu'ya yerleşmeden . Gibiyiz diyorum. Kaldı ki. Cemaat üyesi aileler bu kaynakları elde etme hakkına eşit ğilse rica edildiği zamanlarda. Ancak bunların bile özel eşyalar oldukları söylenemez." ka-planı şöyle: İlkel toplumlarda hiç kimsenin doğa kaynaklarından yaların dayandıkları kaynaklar.

Bu hukuk anlayışı. Batı medeniyetinin iki temel taşından birisi olan Roma'dan kalma mülkiyet anlayışının tam tersi olduğunu görüyoçiçeğiniz var. Bir. anı emle lülük bir hastalıktır. Bu saksıyı iki şekilde algılayabilirsiniz. yani. Ancak.' diye Şamanist Altaylıların bir atasözü var. Begonya. bir ambar dolusu buğdayı gönül toplumun en hayati ihtiyaçlarına zarar verse de. günahtır!' diye kavramlar yoktur! Gelelim. dalını. Gölet’ini kurutup. Batılı için doğal bir mülk savunmasıdır! 'Yazıktır. kimse ona bir şey diyerahatlığı ile yakabilir. maz! Tüketir ve atarsınız! İşte. Öyle ki. jus utendi et abutendi anlayışı budur! İkinci türlü bakıyorsanız. bize.' demek. 'AçgözBu tür bir ilkel komünizm temeli üzerine onuncu yüzyıl civarında bir nıyor. . edebiyata konu olan 'ağa' kötülüğü. yaprağını kopartırken kılınız kıpırdaburjuva ekonomik sisteminin. mal sahibine malı üzerinde gerçek bir Tanrısal hak tanır. Roma hukukunda mülkiyet hakkı. kapitalizmin temeli bu ilkedir. Mülkiyet bir kişinin İslami anlayış daha başlangıçta bu sisteme şiddetle karşıdır.varlığı bunu gösteriyor. Vicdanı farklı kurgulanmıştır. bütün bir köy halkı açken. bütün bunları gönül rahatlığıyla yapabilir. de 'Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır' diyen İslâmiyet yapıla- yumez bu dünya kamı. Roma Kod'unun. 'Bu sulug ol bir atı yok emi. kullanmak ve tüketmek hakkıdır. Yani. bu hastalığı bütün dünya kamları tedavi edemez. anlatabiliyor muyum? Bizde. adam malını istediği gibi yok etmek hakkına sahiptir. İslâmi- hakkı olmadığı gibi. birlikte yaşadığınız bir başka canlı olarak ya da bir tüketim maddesi olarak. buraruz. Şöyle açıklayayım. Napolyon yasalarının ve yet'te mal sahibi sorumlu bir yöneticiden ibarettir. arazisine gireni vurabilir! Altını çizerek söylüyorum. Efendim. Örnek: Diyelim bir saksı daki mülkiyet anlayışının. Böyle yaparken mez. kasabayı susuz bırakabilir. kanunnamesinin. 'jus utendi et abutendi' yani. bir grubun ya da sultanın hakkı da değildir. Peygamberin kurduğu Medine toplumunu incelediğimizde. Örneğin.

Zenginlik mal mülk çoklu- hadislerden farkı yoktur. Şimdi. Örneğin. ister tek kişi. İnsanlar düşük yaşam standardında ama bolluk içinde yaşayabilirler. Batı'nın tortuları homo economicus'u yaratır ama bizim tortularımız rahmetli Kemal Tahir'in demesiyle. dinliyordu. Müslüman bir adam. değil mi? Peki. bizde Batı'da uygulandığı gibi uygulanamaz. homo economitoplumları.mülkiyetin toplumsal bir görevi vardır. nasıl olsun homo economicus?" Bu noktada kalabalığı fethetmişti. yani. yıllık gelirini bilmem kaç bin dolara çıkarması. İslâmiyet'i yadırgamaması doğaldır. asıl zenginlik gönül zenginliğidir' ya da 'aza şükretmeyen çoğa da şükretmez' ya da 'kanaat bitmez tükenmez maldır' şeklindeki cus'un aklının almayacağı bir tür refah toplumudur. ne de Roma yasaları aynı kalmıştır. paylaşıma ilişkin tortular. insanın ihtiyacı olan bir şeyi alması değil. kültürel yüksek. ihtiyacı olmayan şeyi lüzumsuz yere biriktirmesidir. İslâmiyet'te hırsızlık. ilkel komünizm gibi bir arka planı olan Türk toplumunun lins'ten bir alıntı yapmış. Yoksa ne nizm. Bir malın sahibi. Ancak. Nefeslerini tutmuş.. antropolog Sah- üretmek veya az istemek. refah toplumuna erişmenin iki yolu vardır: çok ğu ile olmaz. köklü bir değişim. azla yetinme alışkanlığı olan insanlar yaratır. Önerilen. Az önce. sahip olduğu malın aynı zamanda toplumun malı olduğunu hatırdan çıkaramaz. Uygulanamaz ama bu Özal'ın serbest. tabii. Üstümüze uymayan bir elbi- . mülkiyete. yarı serbest ya da her neyse ekonomik modeli. çile çekme gücü Diyeceğim. demiştim. Aynı şeyi söylerler. konuyu kapalım. Hazreti Muhammed'in Medine toplumudur. ister bir ortaklık veya hatta devlet olsun. böylesi bir kültürel arka-planı olan Türk insanının homo Zaman içinde hiçbir şey ilk haliyle kalmaz. "Tekbir örnek vereyim. Ne bugünkü İslâm economicus olması. bütün kuramlarıyla Batılılaşmayı gerektirir. Bu sözün. tortular hep kalır. ne komübizim geri zekâlı olduğumuzu da göstermez. ilkel bir komünizm arkaplanı olan..

"Ben birbiriyle bağlantılı iki soru sormak istiyorum. o da sandığınız kadar önemli değil. Çünkü yenildik. İtalik'lemeye başladığını olduğum yerden şimdi siz. kaybettik. Siz. böylesi bir gericiyi dinlemeye geldiklerine inanamıyorlardı! Çok tatsız bir şeyler olacağından korkmaya başladım. dan hiç de emin değilim. biter gider. Batılılaşamayacak mıyız demek mi oluyor?" "Cevap vermeye sondan başlayayım. "Hilal de yenildi. tabii. Bütün kuramlarıyla Batılılaşmak demek Hıristiyanlaşmak demek. ler. kendi kafalarınız- . Bir terziye götürmeyi. Çaresiz görebiliyordum. komünizm de. Tanrım." Çok fazlaydı! inanmaz!' diyeceksiniz. Baba- pürürlerken. solcular. düzelttirmeyi eninde sonunda akıl edeceğiz. benim kişisel tercihim sizi yönlendirmemeli. Ben. Biz Müslüman bir toplumuz. 'Bir Müslüman Hazreti İsa'nın Allah'ın oğlu olduğuna asla oğul-ruh üçlemesini reddeden Unitarian mezhebine kaydolunur." dedi Rodoplu. Batılılaşacağız. üzerine biraz da Konfüçyüs eklersek! Aman. Ne ki. Siz bütün ku- ramlarıyla Batılılaşmak dediniz. Hıristiyanlaşmayacağımıza göre. Müslüman toplumu olmamıza gelince: Ben Müslüman olduğumuz- Batılılaşacağız. lılaşıyoruz işte!" Konuşan delikanlının sesi boğulur gibiydi. Müslümanlığı yüceltmenin akıl almaz gafletine şaşırıyor. sizce bu. ilkel komünizmin üstünde parlayan Hilalden yanayım. böylesine bir fütursuzlukla ele alınan Hristiyanlaşma olasılığına kö- Dinleyenler adeta çılgın bir öfkeyle ayağa fırladılar! Müslüman genç- "O zaman siz ANAP iktidarını alkışlıyorsunuz! Sayelerinde hızla batı"Hayır. Müslüman adı altında da Hıristiyanlaşılabilir! Ha. "Hayır. Ve biz. Tabii. ne saçmalık! Ama. siz emin misiniz? Son zamanlarda bir cenazeye gittiniz mi? Kaldı ki.se giydik hepsi bu. Batılılaşamazsak yok olacağız. Hepsi bu. " Onlarca el birden kalktı. Hazinelerimizi gün ışığına çıkarmayı beceremedik.

boş hanımdan yola çıkarak. her yerde yapmalıyız. Yanlış temel üzerine yapılandırdığınız hedeflere ulaşamazsınız. deyin. yapmalıyız. "Titre. Güneydoğu Anadolu'da. özel toplantılarda.. oryantalistlerine. Oysa. teşviklere karşın yatırım yapılma- dığından söz ettiniz. Siz de deneyin. Bu düşüncelerimizi tartışmak istiyorsanız. Olduğunuz verecektir. bugün gündemde oleconomicus tanımının bize uygun düştüğünü düşünebilirsiniz. ilahiyatçılarına. kendi adıma. nasıl bir Türkiye'de yazorunda olduğunuz bir tek kural var: 'Sen seni bil' düsturu. homo rada.. psiko- 'bu' doğru tarif olsun. kendine dön!" Ben. homo ekonomikusluğa bağladıdoğu Anadolu'ya yıllardır bir çivi bile çakılmamıştır." Tam o sırada. bizi takdim etmeyi CIA'nın sosyologlarına. dış ya da iç sömürgecilere bırakmayın.la. Farklı tanımlar geliştirebilir. 12 Eylül'de olduğu gibi. siz takdim edin. kafalarınızla düşünmeli. onu her zaman yaparız. Kendinizi. gelecekte neler olabileceğini öngörmeye çalışıyomayan alt kültürleri inceleyebilir ya da örneğin benim yanıldığımı. benden ya da bir başkasından ödünç aldığınız kafalarla değil. gerilerden alaylı bir ses yükseldi. Aksi. ne olmak istediğinize. Büyük Yalan’ı afişe etmeliyiz! "Ne kadar doğru!" dedi Günay.Başka soru?" Bizi tanımlamayı. Güney- . bu ta- rum. . Siz. Türkiye insanı için bir tarif geliştirmeye. Bu- dönmeli. Güneydoğu Anadolu'daki teşvikler bir kandırmacadır.. Güneydoğu Anadolu göz boyama girişimlerinden ibarettir!" teşvikleri Kürt milliyetçiliğinin tırmanmasından korkan sömürgecilerin nız. 'bu'yum. orada. Bunu yaparken uymak yaller kurmaktan ibaret kalır. (A) geleceğini hedeflerken. Bunun nedenini de. kendi şamak istediğinize kendiniz karar vermelisiniz. Ben. "Gerçekten de! Titreyip kendimize loglarına. üniversitede. karşınıza (B) geleceği çıkı"Az önce..

O halde mesele Kürt milliyetçiliğinin tırmanışı değil. 'Türkler' olamaz. Güneydoğu Anadolu'nun 'sömürüldüğü iddiası. onu sıcağına döndüremezsiniz. en yoksul amelesinden en varlıklı toprak ağasına kendi 'memleketlerinde' yatırım yapmazlar da." Kumburgaz'daki ya da Büyükada'daki yazlığından çıkarıp. çünkü ağlamayan çocuğa meme verilmediği bir vakıadır. Mardin'in sarı li olmaktan alıkoyamaz. beyler. Zaten esas sorun da budur. bu defa da karşımıza çıkacak sınıfın ulusal nite- sorunu olarak ele alınmalıdır. Doğulu işadamının da hırsı sı- . iç ya da dış baskı bizi kişi başına şu kadar dolar gelirnırlıdır. Günay. İhtiyacına elvereceğini düşündüğü yükünü tuttuğunda. ne kadar vergi indirimi yaparsanız yapın. orada tutunup. hiçbir hüAz önce söylediklerimi tekrar etmek istiyorum. en son söylediğiniz cümleden başlayarak cevaplayacağım. 'kimler tarafın- "Yine. Bu sorunun cevabı. kadar. Doğu ve Güneydoğu Anadolu insanı. "Güneydoğu Anadolu'nun ekonomik durumunun gündeme gelmesinde PKK’nın rolünün tartışılmaz olduğunu düşünüyorum. ne kadar teşvik ederseniz edin. Doğulu toprak ağaları neden ler ulusal burjuvazilerini yaratamamışlardır? Bunca teşvike rağmen yaratamamaktadırlar? Bence. çünkü. dünyanın hiçbir yerinde. o bölgelerde yaşayan Türklerin durumunun Kürtlerden daha iyi olmadığını biliyoruz. yükselebildiği görülmemiştir. 'Türk burjuvazisinin Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da yatırımı yok denecek kadar azdır. hiçbir rejim. homo economicus olmayı becerebilsek. kümet. bir yeniden yapılaşma len bir ulusun' hazinelerini terk edip 'sömüren ulusun ülkesine' göç ettivazi'den bahsedeceksek. toptancı bir ifadeyle. Kürt ya da Türk. üzerinde düşünülmesi gereken esas olgu buHanımlar." dan?' şeklinde bir soru getiriyor. göç ederler? Neden Kürtdur. Marksist bir yaklaşımla. Kaldı ki. Düşünüyorum.dedi. Oysa. yıllar yılı batı bölgelerine boşalır. Öte yandan. 'sömürüği. 'burjuliği yine 'Kürt' olacaktır.

kalmak zorundadır. kaç tane genci mayı. becepiyasa ekonomisi de sökmez bu ülkede. Doğu'ya. 'Azıcık aşım.' diyen bir insanı nasıl zorlarsınız? Sağ ya da sol. çünkü temel aksiyomu. İstanbul'da gösteri yapar? Bir düşünsenize!" . Çalışmak özgürlüğünü içerdiği gibi. Adam Smith anlamında bir serbest değildir. 'geçimi için yeterli' kârı yapmaya şartlanmıştır. kahvehanelerden çıkarıp.daha anladım. Unutmayın ki. Devlet. Demokrasi yatırım yapmak özgürlüğünü içerdiği gibi. "İstifçi riksiz bir işletmecidir. Şiran'ı düşünüyordu. kavgasız başım. yine aynı koyu bir diktatoryaya gitmeden zorlayamazsınız. Ürkütücü kaynaşma başladı. Anadolu insanı. 'müdanaa' etmemize izin vermediğindendir. Bir yaptırım gücünüz varsa. 'yapabileceği en yüksek kârı' yapmaya değil. aristokratların homo economitir. Ama kendimizi kandırmayalım. doymaz homo economicus aksiyomu uygunsuzdur. çalışmamak cus’un çıkarlarının önüne koydukları engeller kalksın diye yerleştirilmişözgürlüğünü de içerir. hiç farkında değilmiş gibi "Neden Dev-Genç." diye sürdürdü. sadece görmek. Doğu'ya gitmeyen doktorlara kadar uzanmaya ne hacet. Amerikalı Barış Gönüllüleri kadar da olamıyoruz. sıfır vergi de alsanız özel sektörü aktaramıyorsanız. en gelişmiş Amerikan halkla ilişkiler yöntemlerine diskoteklerden geçtim. Misliyle maaş da verkelimeyi kullanacağım. Batı ülkelerinde demokrasi 'homo economicus'un çı- karlarına uygun düştüğü için gelişmiş. Günay. boyunlarına şık fularlar bağlayıp. yapmamak özgürlüğünü de içerir. gözü seniz doktorları gönderemiyorsanız. iş devlete kalır. o da toplumun yüre- ğini çalan. doğru. bırakın çalış- uygun düşecek şekilde. Ama. Ne büyük bir düş kırıklığı yaşadığını bir kez "Çünkü. fedakârlık dayatan bir 'ülkü' olabilir. yine. bir bakmak için gönderebilirsiniz?" konuşmaya devam ediyordu. Bu nedenle ki. bu bizim kültürel arka-planımızın paraya.

daha uzun süreler kurtulamayız. o da Hıristiyan dünya görüşü doğrultusunda yapılanır. Evet. "Siz. karma ekonomiden kanlıya döndü." dedi." dedi. Bu nedenle. "çünkü. Çok kötü ifade etmişti. homo economicus derken. "Öyle görü- nür ki. Günay. çünkü yasak meyveye tamah etmiştir. çünkü. Günay sesi"Dediğim gibi. bu ülkede devletin yaptırımı şarttır. Başına iş almıştı. ekonomi bilimi bir Hristiyan bilimi mi midir?" Şöyle bir durakladı. Homo eco- tanlı bir genç. Hıristiyan ruh-beden ikilemini benimser. "Hayır. Kitab-ı Mukaddes’e göre. asil olduğu şeklindeki Batılılar." Yeterince yorulduklarını. bütün KİT'lerin bütün beceriksizliğine karşın. Kahramanlıktı! Günay Rodoplu. çilenin yüceltilmesinrıncaya kadar bedene her türlü işkence etmiş ve sonuçta mağlup den insanoğlunun ruhundan şeytanları kovmayı amaçlayan türlü engi- zisyon tatbikatlarına." az önce soru soran delinomicus aksiyomu üzerine kurulu bir sistemi gerçekçi bulmuyorum. ama ne demek istediğini anladı Rodoplu. olmadı. hormon eco- nomicus Hıristiyan insan görüşüdür. min- duğunu mu söylüyorsunuz? Yani. işte! "Sosyal bilimlerin hemen hepsi gibi." Sussun diye dua ediyordum! Ama. ruhun bedene galip gelmesi için çalışmış.nin tonunu birden değiştirmiş. ruhun yüce. Karanlık ortaçağlar boyunca Hıristiyan insan görüşü bedenin aşağılık kötü. derin bir nefes aldı. bu tarifin Hıristiyanlıkla bir ilgisi ol- "Hıristiyanlık biz Müslümanların kabul ettiği bir dindir. bu işin sonunda dayak yiyebilirsin! "Hıristiyan kökenlidir. günahkârları yakmaktan cadıları kaynatmaya va- . Ben kıyamet kopacağını düşünürken öyle olmadı." diye tekrarladı. ANAP iktidarının icraatını gerçekçi bulmuyorum. soruların bittiğini umuyordum. kalabalığı hazırlıksız yakalamıştı. insan doğuştan günahkârdır.

". Ama. homo economicus'uz.buna ne diyorsunuz? Bari onu söyleyin!" coştu. Çünkü. 'Ey işçi sınıfı! Homo economicus olmayın! İstemlerinize gem bilirsiniz! Çalışma kampı mahkûmiyetinden başka kaybedeceğiniz hiçbir vurmayı öğrenin! Düşük bir yaşam standardında ama bolluk içinde yasaşeyiniz yok!" diyen bir Marksist’e ne yaparlar? Hıristiyan dünya görüşünü reddeden Marx. en temel aksiyomu. yine de size bir soruyla cevap vermeye çalışayım.düşmüşlerdir. çünkü reçetelere ihtiyacı vardı. Ama. Mademki. Hiçbir meseleye çö- züm getirmediniz.. yine de. insan görüşünü zımnen kabul laşımdan yanadır. gerçekten çok yoruldum.. çok saygındır. Binali.. çok yoruldum. hiç değilse eşitlikçi bir pay"Bunca saattir burada oturmuş sizi dinliyoruz. yine Binali! "Billah bacım.. Artık burada keselim. sonsuz isteklerimizi nasıl tatmin edebilirizi araştıralım' meselesi haline gelmiştir. Ekonomi biliminin babası Adam Smith'in 1700'lerin son yarısında ortaya çıkması tesadüfi değildir. olur mu?" "Günay. Bu dönüşü izleyen akımlarda. Konuşmacının neye kafa patlatması gerektiğine de o karar verecekti. sorular soru değil. Ama. Rönesans bedene dönüşün adıdır. Ben şunu söylemek istiyorum." yorlardı! "Ya Marksizm? Marksizm hakkında ne düşünüyorsunuz?" Bağrışı"Bakın. kanlıklara ters düşenlere duyulan öfkeyi görüyor olmalıydı! Art arda sıralanan cümleler kırık dökük. gözlerindeki deli öfkeyi. 'tamam. mesele. yapacak başka şey mi bula- Bağırıp çağırıyordu delikanlı. sen kıvırtirsen!" etmiştir. sarkaç bu defa da öteki yana sallanmış. Rönesans bu mağlubiyetin adıdır. öyleyse homo economicus olduğumuzu kabul edip. alış- . benden yana baktı. biz homo economicus'uz. suçlamaydı. Rodoplu. Günay'ın niçin bu işlerle uğraştığını. Bir ara iyice madığını dahi sordu.

ama asla zincire vurulamayan bir yapı geliştirmiştir.. evler seyrekleşti." dedi. "Biliyorum. Böyle bir özgürlü"Yeter artık!" diye isyan ediyordum oturduğum yerden. kesti attı." "Kemal Tahir! Kemal Tahir'in söylediklerini söylüyorsunuz!" "Evet. Üzerine destanlar yazılmış bir özgürlük de lüğün hiç aşınmayan iki dayanağı vardır: Çile çekme gücü ve azla yetinme gücü. Az sonra. Bu özgür- kılar. hilali işaret ede- .. Hiç sevmediler!" "Biliyorum. ne kitaplarının. rek. 'İlkel bir komünizmin üzerinde parlayan hilalden yanayım!' Bir saat kadar sonra. ne paranın. Kondüktör yemekle göründüğünde. Bu iki nitelik. ne inançların.. Ne patronun. ne de geçmişinin kölesidir! Eskiye rağbet etmemesinin. layca uyum sağlamasının nedeni de budur!. Az önce de söylemiştim. pasiftir." diyecekti. işte. onlar seni sevmediler. Hemen aynı anda da tren hare- İtiraf etmelisin ki. trene ucu ucuna yetiştiğimizde sanki biz kavga lediği için hemen kompartımana girdik." Niçin yapıyorsun bunu?" Vereceği cevabı da biliyordum. Ne "O sizin sorununuz olmalı. Anadolu insanını özgür "O kadar yanılıyorsun ki! Anadolu insanı özgürdür. "Revizyonizm bir bilim olmalı!" dediğini hatırladım. "Evet. "Yeter artık! "Çünkü tutkulu bir ruhum var! Çünkü özgürüm! Çünkü onları seviyo"Ama. Ankara ufkunda hilal vardı!. şiirsel bir cümleydi!" dedi. her duruma koGünay'ın." ğü Jean-Paul Sartre'ın varoluşçuları bile tahayyül edemezler. Fevzi Özden'le karşılaşmak istemediğini söyket etti. zar zor duyulur bir sesle. " "Kemal Tahir dönektir!" cevap vereceğini merak ediyordum.gürlük değildir bu. rum!" etmişmişiz gibi suskunduk. Günay. aktif bir öz- değildir. köle olmaz. Evet.

'Günay Ro"Düşünmelerini istedim. ekonomi bilimini. "Ne çağrıştırdı dersin? Yeryüzü nimetlerini ('bilgi nimettir!) dillerin- ları. "Yapma." dedi. olduğu. makinesizliğinize şükredin!' Bunu mu anladı çocuklar?!" Dehşete düşmüş gibiydi! "Ya.de 'paylaşma' kelimesine yer vermeyecek bir doğallıkla paylaşan insanyana olduğumu anlatabildim mi?" Yüzüme baktı. değil mi? Cennet tüketiminin bile bir takastan ibaret şartlandıkları bir dünyada nelerden bahsediyordum. makine geldi. teknolojiyi reddeden bir gericidir!"' "Aman. Tanrım!" "Dünyayı bırak bir yana. Megamachine ideolojisini. gülmeye başladı. Allah aşkına! Esendal'a ahkâm kesen Alman sefirine mi benzedim. zayıf bir sesle. endüstri uygarlığını sorguladığını bilemezlerdi. "Ben sana bütün bundan ne çıkardıklarını söyleyeyim. Türkiye'de!" dedim." doplu. "Serbest piyasa eko- "Mamafih. o kadar kötü mü?!" "O kadar kötü!" Durumun vahametini sindirmesini bekledim. bize berbat etti! Halinize. Tanrım. insanların en az sevabı verip. Günay. "Son tahlilde düşündüğünü söyledin. Hilal'den yana olmak deyince dinleyicileri İslâmiyet'e geri dönüşü desteklediğini sanmışlardı. eski çağlar. ekonomi biliminin dokunulmazlığı gibi dogmaları sorgulamalarını istedim." dedim. en büyük günahlardan kurtulmaya Bahsettiği 'özgürlük'ü de anlatamadığını düşünüyordum. öbür dünyadan onaylayacak. Türklerin homo economicus oldukları yalanını sorgulamalarını istedim. nomisinin erdemleri gibi." . şimdi!? 'Ah. "Endüstri uygarlığını sorgulamak mı?" dedi. hayır. sırtlarını sıvazlayacak bir sistemden "Elbette. ne sanacaklardı?" Bugünkü konuşma gibi aptalca bir risk aldığı için öfkeliydim.

dedim. nekrofilyaya karşı uyardın.' dedim. etimden. Batı medeniyetinin dayatmalarına "İşbirlikçiyim. Trrrrum. lokomotifleri Makineleşmek Mutlak buna bir çare bulacağım Trak Tiki Tak! . "Makineleşmek istiyorum geliyor bu! Beynimden. Hayretle Trak Tiki Tak!" diye sürdürdü. döndüm. 'Hilal de. bir duraladı." "Yani. iskeletimden Her dinamoyu Çıldırıyorum! Altıma almak için Tükürüklü dilim bakır telleri yalıyor damarlarımda kovalıyor Trrrrum." '"Biz yenildik. Batılılaşacağız. Günay. da! Yine aynı yere döndük! Bir tür Esendallık ettim!" Galiba omuzlarımı da silktim. Trrrrum. Bu defa sinirlendi."Yani?" karşı uyardın. "Trrrrum. Hiç beklemediğim bir şey yaptı. Trrrrum! "Trrrrum. demedim mi?" Şöyle "Sen benim ikiyüzlülük ettiğimi düşünüyor musun?" "Ne istediğini anlamaya çalışıyorum. oto-direzinler. Trrrrum! istiyorum. intihar etmek istemiyorsak. komünizm de yenildi!' Bundan böyle. Trrrrum. Trrrrum! Trak Tiki Tak!" dedi.

millet fabrika şiiri yazmaktan vaz"1923'te yazıldı bu şiir. faşizm tehlikesi- ." "Evet?" "Evet." Ve ben ancak bahtiyar olacağım Kuyruğuma çift uskuru taktığım gün! Sırtını döndü. bir "Fesuphanallah! Çelişkili değil ki bu! Bak. güneş enerjisini adam gibi kullanmak gibi işlerle uğraşmı"Çocuklardan bunlar hakkında düşünmeleri istedim. çünkü aksine gücümüz yetmez! Kaldı ki. mesleğinle uğraşmıyorsun?" "Neden?" nımaya davet ettim. pencereden dışarı bakmaya koyuldu. yaşamak istiyorsak... hatırlıyor musun?" rilmesinden ibaret kaldı? Neden pastoral romantizmden kurtulup. Gündüzleri direnişteyken. Türkçe'nin sadeleşti- getirmek gibi.Karnıma bir türbin oturtup Anladın mı?" "Hayır. O günden bugüne bir tane daha yok! Neden?" "Sen Elektrik Mühendisleri Odası'nda çalışırken. Hepsi bu. bu nekrofilya. SEP Başkanı bir adam gelmişti. su yoruz? Neden aklını tasavvufa taktın da. Kendilerini ta"Günay'cım! Anlamıyorum! Bir nekrofilyadan bahsediyorsun. koca Nâzım! Ne oldu da. neden bizde elle tutulur tek ortak gayret. geceleri mağaralarda." "Peki. "Neden?" "Behey. Polonya’nın Mühendisleri Kuruluşu Başkanı. maki- teknolojiye tapınma ile arasındaki bağı anlatıyorsun. ben geçni de beraberinde getiriyor! Halkçılıkla teknolojicilik -ne kelimeler icat mişi yücelten bir ölü-sevici değilim! Ama. sonra da dönüp makineleşmek istediğinden bahsediyorsun!" neleşmek zorundayız. içi buruk rençberlerle oyalanıyor!" diye söylendi. Polonya Elektrik "Tadeusz Dryzek. " elektrifikasyon plânını hazırladıklarını anlatmıştı. geçti de.

sen ne olacaksın?" deyivermişim! Cevap vermesini de bekle"Alt tarafı bir ömürdür. oluyoruz? Fevzi Özden'e bak! Daha henüz Amsterdam'da ya landı. ben ona sömürgecilerin. Masonların çakıl taşları gibi. BMW'si yerinde! Natürmenschbe.ve ekşi elmalarda!" diye kestim.ettiriyorsun bana!. dünyanın en York'u. Şakak şakağa verdik. onun bilmediklerini. kalamış mı. Senin anlayacağın. ben susacağım. ben mikrofonu ayarlayacağım! Sana yemin ederim. Gerçekten yorulmuştum. "Ve 'yeşil elmalarda'" diye düzeltti. öteki elimizle New lerken. dalga geçiyorsun gibi geliyor.el ele yürümezse. bir elimizde Gümüşhane'yi tutuyoruz. birbirimize sürtüne sürtüne sivriliklerimizi törpüleyeceğiz. O söy- . "Sen istemesen de. "Titrek bir ömür! Geri kala- nını Şafak'la paylaşacağım. Ama verdi.. O Türklere ne söyleyeceğini biliyor. ölü-seviciliğine karşıyım! Niye anlamıyorsun? Gönlü dağlarda. Benim bilmediklerimi o biliyor. gözüm! Gözünü seveyim. kara para ak- da Rotterdam'da kilise arazilerini işgal edip. "Olmuyor. ama faşist dayatmalardan kurtaracak bir yol! Makineleşme bu oluşumun olmazsa olmaz parçası!" Yorulmuştum. zaten!" dedim. ben Batılılara. Bizi çıkmaza sokmayacak. " ". çağı ya- "Ol-mu-yor!" dedi. papazlarla kavga eden Hollanda köylüsü aşamasında! Ama. sevgilim. ben. zen.. türküyü o söyleyecek. Batı'yla bir aşk/nefret ilişkim var! Yeni bir yol arıyorum.. öyle oluyor. miyordum." dedi. Bu açıktı! Ağ"Peki. parsayı faşistler toplar! Biz makineleşmeli ve makineyi insanın emrine vermeliyiz! Teknolojiye karşı değilim.. döviz stokları müsaittir diye üç tane makine ithal edilince. bana! İki bine çeyrek kaldı. biz daha hâlâ bayağı kesirlerden ondalıklara geçemedik!" zımdan dökülen kelimelere kendim de inanamadım. adam! Okullarda matematikten kalanların oranı kaç biliyor musun? BaDünyayı asla onun algıladığı gibi algılayamayacaktım. O bana halkımın dilini öğretecek. "tipik bir Üçüncü Dünya insanı gibi.

Şafak bunları biliyor mu?" "Elbette. işte!" "Ondan kuşkum yok. bilgisini güçlendirecek bir amplifikatör! Benim işlevim bu. . hayretle! (O anda yüzünü görmüyordu!) "Saçmalama! Çok akıllı! Çok Türk! Kendine rakip almadı ki beni! Ra- kip almadı." dedim. "Ama.kaliteli mikrofonunu ayarlayacağım onun için! Orada atlamayacağım. Kadınıyım ben onun. biliyor!" "Ezilmeyecek mi?" "Niye beni seçti ki?" dedi. da! İktidar ortağı değil!" "Çok Türk" de ne demekti? Sormadım. amplifikatör aldı! Duyularını.

No: 71. O sabah. Sabahın o saatinde. beton peronda öylece durduğunu. beni uğurlamak ister gibi. trenin kalkmasını beklediğini hatırlıyorum. Diana Pavloviç hayatımıza deki adresi okumuştu. gün kö- . Dahası. Çırpıcı Mahallesi. meraklanmam için bir neden olmadığını bilmeme tü bir şeylere gebeymiş gibi bir his vardı. Rodoplu. girdi. onu orada bırakmaktan hiç hoşlanmadım. Şafak'ın gündelik yaşamı ile tanıştı. elinde küçük bir valiz.BANA BİR TÜRKÜ SÖYLE I Şafak'a dönüşte birlikte kahvaltı edeceklerine söz vermişti. Artık kocaman bir kadın olduğunu. Pendik istasyonunda indi. içimde. minibüs yolu. dükkânda buluşacaklardı. sonunda bulduğu şoföre elinkarşın. Bir bakıma doğrulandı bu sezgi. Günay. epey bir süre taksi beklemiş. Kazım Karabekir Bulvarı.

Kemal Tahir'in Kastamonu'sunu yaşadığı suratlı çıplaklığını daha da sertleştiriyordu. Çocuk." ğini az sonra anladı. Birkaç dakika içinde asfalt bitmiş. saçları haftalardır mesini işaret ediyordu. "küçük kız bana Çoban Sülü'nün çocukluğunu düşündürdü. "Ankara kupkuruydu. ne oldu?" "Çırpıcı Mahallesi mi?" diyerek yüzünü ekşitti adam. Senin ne işin var orada de"Yok. be abla!" dedi. eli ağzında. şoför. üzerinde kendisine "Kartal istikametinde bir yola saptılar." diye anlat- duygusuna kapıldı. Sahipsizliğin köprüaltı çocuklarının yüzlerine yerleştirdikleri yamuk kafataslarını büsbütün belirginleştiriyordu. Geceden yağan yağmurun doldurduğu çukurların derinliği belirsizdi. Şoför üstüne sürecekmiş gibi yapınca. asık lar. soluk bir entari. az ilerdeki çomıştı Günay. rengi belirsiz. özensiz kundaklamanın sonucu rinin içindeki bedenlerinin kavrukluğunu görmek için bir kez bakmak yetiyordu. burada çok mu yağdı?" Cevap vermedi. Az ilerde kümeleşen çocukYoksullara özgü iki numara saç tıraşları. "Yolu buradan çok zordur. götüreceğiz artık. kenarlarından dolanmaya çabaladı. Daha şimdiden çamur içindeydiler. mek istiyordu. kil sarısı bir balçığa girmişlerdi. mahallenin kaskatı çirkinliğini. Kötü dikilmiş giysile- . cukların yanına kaçtı. yıkanmamış gibi duran küçük bir kız çocuğuna yolun ortasından çekil- arsız arsız güldü." "Referandumun sonuçlarından etkilenmiş olmalıydım. son âna kadar kıpırdamadı. sabahın bu kör saatinde top oynamak için toplanmış olmalıydılar. Yükselen güneş. "Sağol!" "İneyim mi?" "Evet.Günay'ı. Sümükleri burunlarında fitil fitildi. yukardan aşağı süzdü. Yaşlı adamın ne demek istedi- birkaç beden büyük. Ayağında kara lastik çizmeler. Bakmak için döndüğünde.

yarı arlanmaz. muhayyilesinin ona oyun oynamaya başladığını düşünmüştü. lerinin arasından geçiyorlardı. yanında derisi kemiklerine yapışmış bir adam çamurlara bata çıka yürüyordu. Gözleri. "Sokağa sergiledikleri Çırpıcı Mahallesi!" "Gökyüzünden gelecek bir saldırıya karşı silahlanmış. Öylesine gelişigüzel kondurulmuşlardı ki. yapıların şekli de değişti. yine cevap vermedi. küfreder gibi. tekbir fidan yoktu. Tülin'e. Köy evleri. yaşanmışlıkları yoktu. Hiçbir yerde tek bir ağaç.de bunlarda da vardı. yaşlarının çok ötesinde kaşarlanmış ifaÇevreye. Günay. . İnsanlığa karşı meşum bir şeylerin planlandığı koca bir şantiye görünümündeydi. o da Elektrik direklerine benzer bir şeyler de görememişti Günay. Aralarından biri eğilse. artan bir merakla bakındı. Burada. sahneyi tamamlaması için etrafta dö"Çırpıcı Mahallesi'ne giriyoruz." demesine kalmadı. Adamın yeni yıkanmış. daha kuruca bir yola bırakmıştı. ganlara benziyorlardı. küstah. "Haklıymışsın." diye anlatmıştı. buraya ancak kağnı girer. askeri koru- yalapşap yıkanmış çamaşırlara rağmen. Kimileri zift ama bitkilerin çelimsizliğine bakılırsa. su da yoktu. Rodoplu. şoför. Neyse ki. kiremit çatılı köy ev- aynı hizada iki ev yoktu. Birer katlı. en az seksen milyonluk yatırımının bu çamur deryasında işi yoktu. nenmesi gereken azgın köpekleri aradı." dedi. bir tek karanfil yoktu. çatılarından demir çubuklar fışkıran kare prizma beton yığınlara dönüştüler. Gecele- bu defa hak verdi. "Neredeyiz?" rengi ondülin levhalarla çevirdikleri bahçelerine bir şeyler ekmişlerdi ri zifiri karanlık olmalıydı. "Daha çok var mı?" Şoför. balçık yerini kısmen stabilize. yarı hain. oldu. yerden bir taş kapıp arabanın camına fırlatsa şaşırmayacağını fark etmişti. Derisi kemiklerine yapışmış bir öküzün çektiği bir arabaydı. Özensiz pencerelerinde bir tek sardunya.

ken- şiş bıraktı ama adam bakmadı bile. depo gibi bir yerdi Şafak'ın dükkânı. başörtüsü ve pardösüsünden yeni kurtulmuş. kesip kesmedikleri meçhuldü. yamalı asfalt bir caddeydi. Bir an. Kapıdaki minibüsü tanıdı. ları mandallı." dedi. yok mu?" Tahmininden çok daha büyük. gelen tezgâhta duran bir kız bir erkek. Günay. Binalarda numara olmaması usuldendi. "Burası olmasın?" dedi. saçlerinin ekolayzırlı işveleri" arasından 71 numarayı bulmaya çalıştılar. Günay'ı azarladı. "Bilsem. plastik leğenlerini kaldırıma yaymış züccaci"Toz içindeki incik boncuk vitrini ile Paşabahçe. düşmüş Pamukbank şubesi. dönenir miyiz?!" Elindeki çantanın ağırlığı olmasa da. ucuz blucinleri içinde. 71 numara ne tarafa düşer biliyor musun?" caddeyi birkaç kez dolandılar. caddeye açılan. "Nereye gittiğini bilmiyor musun?" "Türkiye'de kimse bilmediğini söylemeyi kendisine yediremez ya" disini Çırpıcı Mahallesi'nde adres ararken göremiyordu. "Şafak Bey."Geldik. aşağı inen birkaç basamak merdivenin başında dikildi. Rodoplu. çocuk yaşta iki tezgâhtar şaşkın- . ''Burası. Şoför. Kâzım Karabekir Caddesi. pleksiglas 'M' harfi "Şuradan döndük mü." dedi. nadan bakışlı kızlara göz eden plastik çiçekli minibüs şoföryana geçmesine elvermeyecek darlıktaki sokakların sayı sıralamasını "Kardeş." yeci. bari. minibüs yolu. kendisini affettirmek için de yüklü bir bah- Kapıda. kuru kurabiyelerini camekân raflarında piramit etmiş kötü pastane. Karşısına lıkla baktılar. Rodoplu. bırakıp gitmeyi düşündü. iki aracın yan "Soralım. ha?" Dört-beş katlı Laz inşaatı binaların çevrelediği. şoför.

Gü"Ağabeyinle bir işimiz vardı. "Bir çay içelim de. Sedat. onu gördüğüne şaşırmış ise de belli etmedi." Şafak'ı hatırlatan bir tavırla genç tezgâhtara seslendi. bahriye grisi bir yazıhanenin arkasında oturduğunu gördü. Sedat'ın." dedi. "Kendimi aptal gibi hissediyordum!" "Oğlum. var. Beton soğuğunu kessin diye çatılan tahta tablanın ğildi. o nerede?" "Gelir. Sedat. İşaret edilen yöne döndü. merdivenlerden aşağı birkaç adım attı. yırtık. Gözlerini zayıf neon "İçerde." cevabı kardeşlerin ikame edilebilirliğini söylüyorKarşılıklı bakıştılar. çalmaya başlayan telefona döndü. "Buyurun. "Burada buluşup." "Nerede olduğunu biliyor musun?" nay. telefonlara ce- üzerine yerleştirdiği ayakkabılarının çamuru dikkat çekmeyecek gibi de- daki raflardan bir tanesinin üzerine saydam bir plastik poşet içinde raptiye ile tutturulmuş fotoğrafını o zaman gördü. DMO masalarını hatırlatan. Ağır bedenini kaldırmakta zorlanıyormuş gibi yarı kalktı." dedi Sedat." diye yalan söyledi. oturun. erkek çocuk. kenarsız koltuğu işaret etti. vap vermeye koyuldu. "Sedat Bey. tüpgaz ısıtıcının yanında duran. Duran Kuran'ın Dükkânı incelemeye koyuldu. Nedenini ve süresini bilmediği bir bekleyişe girmişti Günay. bize çay söyle!" Yazıhanesine döndü.du. Rodoplu’ya sağ tarafında. gidecektik. "Nerede?" Rodoplu. "Buluruz. plastik döşemesi yer yer Elindeki çantayı nereye koyacağını bilemeden öylece dikilmişti." "Hoş geldiniz. ışığına alıştırmaya çalıştı." dedi. Sedat'ın konuşmasını bitirmesini bekledi. Sedat'ın oturduğu yazıhanenin solun- .

1980 öncesinin işçi liderlerinden. Sedat'la sohbete koyuldu. olur mu öyle şey. kara kuru genç adam Gözleri Rodoplu'da. Rodoplu. Anadolu yakası temsilcisiydi.dükkânındaki imza gününde çekilen fotoğraflardandı." kapıcı Şükrü Efendi nasıl yadırganırsa" türlü malzemenin arasında kenlan telefonu. usta Kendi fotoğrafını görmüş olması yabancılığını gidermesine yardımcı oldu. Öyle ustaca seçilmişti ki. ben gidiyorum. Sedat. Birazdan gelir." diyebilir. "Efendim?" dedi. Şafak. Günay'a döndü. Sürekli çakollamaktan başka çare bırakmadı. Bir toptancı müşterisi . yarım saat süreyle ne bir söz söyle"Bir çay daha içelim. Netaş grevinin önderlerindendi. "Yasadışı bir aşkın. İbrahim. söylediniz?" gelip de. gün öğrenmişti. kes artık!' demenin bir yoluydu. sendikacıydı. Sedat makamını terk etmek zorunda kaldığında. Sonunda. Günay'ın ne denli sıkıl"On dakika içinde bir ses çıkmazsa. "Rahat otursana! Niye öyle büzülmüş oturuyorsun?" Anlamadı. Adının İbrahim olduğunu sonradan öğrendiği. olma nedenini açıklayacak başkaları da vardı. "Hilton'un barına tünemiş mintanlı disine özgü bir adacık oluşturan Rodoplu da öyle yadırgandı. ama garip bir hüznü de beraberinde getirdi. Sedat'ın çevirmelerini izleyen konuşmaları dinlemenin ayıp olacağına ilişkin şartlanması. hem de gerektiğinde. Müşteriler geldi. "Bir şey mi. diyor musun?" şeklindeki telefon kapatma formülünü de o '"Anlaşıldı. Sevdiği adamın günlerini geçirdiği bu yeri içselleştirmeye çalıştı. ne de bir açıklama getirdi. Bir soran olsa. inandırıcı da olurdu. haber alabilmek için delikanlının gözlerini di." dedi Rodoplu." o sıralarda geldi. Ne ki. dığının hiç farkında değilmiş gibiydi. resmin orada kamuflajı" olduğunu düşündü. "Bırak. müşteriler gitti. Günay hem çok belirgindi. "Bir şey. yahu.

adını söylemişti Sedat. dişim!" diye. kıvrandı "Ben çıkayım. "Bir şey mi var?" "Ağabeyimin eski bir arkadaşı. ne salağım!" Nihayet "aydı" Günay Rodoplu! Yerine büsbütün "Sen çık. Günay. Sedat geri geldi." "Sağolun." demiş. gözlerini devirdi. "Efendim?" "Besbelli. sen kalk!" işareti yaptı sendikacı. Sedat'a adamın kim olduğunu sordum. söz yine kesilmişti." Gözleri müşterilerinde. anlatmıştı. Uyarmamak suç ortaklığı yapmak demekti. rım. "Sedat. misafirine bunu yapacak adamın diğer ilişkilerinde de güvenilir olmayacağını düşünüyordu." dedi Sedat. tam cevap vermeye hazırlanıyordu ki. Şafak'a ihanet edildiği duygusuna yine kapıldı. güngörmüş bir adammış ki. belki de aldırmazdım. "Ha"Aman. Bu defa da. di. Günay'ın sözünü yanlış anladığına hükmetti. "Karşıya mı?" diye sordu sendikacı." Bu defa da. Günay." dedi adam. ilkel komünizm üzerinde parlayan hilaller. "Evet." demeye kalmadı. Tülin'e "ama. ben gidiyorum. yine müşteriye kalktı. bizimkini hemen teşhis etmiş." Adam.dönmesiyle sustuğunu izledi. homo economicuslarla birleşti. köşede bekle." diye anlatmıştı. Onun "Bir dakika. Arkadaşının . Tülin. yerleşti. "Seni köşeden alı"Yorgun olmasam." diye fısıldadı. sen arkamdan gel. ben şimdi geliyorum." "Ben seni bırakırım. genç adam. karGünay'ın nasıl şaşırdığını tahmin edebiliyordum! Sedat dönmüş. Sedat'ın arkasını dönmesini fırsat bildi.

" dedi ve anlattı. Ağabeysinin nerelerde olduğu- mişlik duygusu" tamlaması Rodoplu'yu en iyi tarif eden tamlamalardan birisi. ne bir bilgi verdi. Kendi apartmanının taşlaşmış toprak girişine çimen ekmek parası ayda iki bin lirayı geçmiyordu. Sedat'a bu olaydan hiç bahsetmemesi gerektiğini düşüYarım saat kadar sonra "adresi itibarlı" diye tanımladığı kendi ma- hallesindeydi. en az birer tane yazlıkları olan insanlardı ve daire başına düşecek fazladan su ettiğini hatırladı. Günay. kirlenmişlik duygusunu atmaya çalıştı Günay. şuradan bir taksi kap!" Yol boyu. "Kaldırımlar insanlar için değil ki! Yüzlerce milyonluk otomobilformlar!"dı. ilginç olan ne?" demişti İngiliz. ne de ağabeysini mazur gösterecek bir açıklamada bulundu.) Ticarethaneyi. Richard Schlig'in. Şişli'yi. Adaşı küçük amcaoğluna emretti. "Sedat oğlum. eylem yoktu!") arasında "Zengin İnşaat' sokmuştu. olmayan mazgal deliklerinin gölete çevirdiği caddeden kaldıran plat- ("Ama. Oysa. Sıkça kullanmam o yüzden."Terbiyesiz bir bey. çok ilginçti. Profesör Pavloviç'i "Bastığı yerde ot bitmeyen Türk'ten sakın!" uyarısını haklı çıkarırcasına burada da. tek bir ağaç yoktu. "Bir gettodan geçtim. hepsi. "Biliyor musun. Çırpıcı Mahallesi'ni belki birkaç kez satın alırdı ama Profesör Kevorkian'ın. şimdi sen bana bir taksi bul da. kara sakalları diken diken sendikacının sinsiliğini." "Neyse. kabahatin aslında kendisinde olduğunu. (Bu "kirlen- Sedat. kınlık duygusunu unutmaya çalıştı. bir sfenks sessizliği ile dinledi. Sedat'ın adamla konuşurken yaydığı yanüyordu. Şafak'ın bir işi na gelince. çıktı herhalde. ben gideyim. sadece bedduaydı. Öte yandan. önerisini komşuları "çok su gider" diye reddetmişlerdi." diye tarif . mahallenin bedduaları leri. Son "yeşil" alancığa kondurulan çocuk bahçesini de.

" dedi." viç de söyleyecekti. Doğal olarak. şehre güzel bir taş kapıdan girdikten sonra kendilerini bir viranelikte bulduklarını söylüyor. Onlar bunu hızlı kentleşme ile açıklıyorlar. "Yazar. Ya da. Türkiye'de kalkınmanın sürekliliği yok. Zamanın modern yapıları çoğunlukla kerpiçmiş. Bu herhalde. camiler terk edilmiş. adam." bloklar egemen. leşecek kalkınmaya temel ya da model teşkil edecek sokak güzergâhları. Korkarım. Profesör Pavlo"Bir Türk şehrine tepeden baktığında gaddarlıktan başka bir şey görmüyorsunuz. Profesör Pavloviç. " sedilemez. onnuştum. Birkaç Türk entelektüeli ile kolanmış bir duygu. Ben öyle düşünmüyorum. Işıklandırmayı al. Türklerin bizim 'kentsel gurur' dediğimiz şeye sahip ol- Benzer şeyleri daha sonra Diana Pavloviç'in kocası. Çok acıklı. Pejmürdelik de bundan kaynaklanıyor zaten. "İlginç olan. Evler dökülüyormuş. İnsanlar ahır gibi sefil yıkın- tılarda yaşıyorlarmış. Türk şehirleri. Bence. demir sacayaklarını dikip üstüne ampuller yığıp geçiyorsunuz.mamaları. asfaltlar çöküyor. bu durumda ileri bir tarihte gerçekkenti bir arada tutacak. kent geleneğiniz olmadığı için böyle. inanılmaz bir pejmürdelik içinde. Konya'yı gezen bir seyyahın anılarını okudum. artık resmirdöküm zavalazingolar (aynen bu kelimeyi kullandı!) var. Yeni yapılan binalara bakıyorum. hiçbir hoşluk yok.. "Ufuk çizgisine hemen her zaman beton larda da hiçbir şıklık. "Mevlana'ya gitmeden önce.. Konya'ya gittikleri dönemlerdi. şehrin üslubunu belirleyecek meydanlardan bahlara gaz lambaları aşamasından geçip ulaşmadığınız için olacak. Binalar ya inşaat halinde ya da dökülüyorlar. Boyalar bir yıla varmadan kabarıyor. sodyum lambatore edilmiş hemen her konağın bahçesinde gördüğüm beyaz boyalı de- . minareler yıkılmışmış." demişti. Kerpiç kulübelerden beton yığınaklara geçilmiş. Türk entelektüellerinin nostaljisi yanlış konumDiana'nın ısrarı ile Şebi arus'a. Kaldırımlar çatlıyor. 1840'ta.

bir zamandır küllenen yabancılaşma su damladı. Tülin. Unutmak ve ğı romanının başına. Evine çıktı. yoksul geçmişi kadar ha"Şu farkla ki. ormanı kaçırabilmeyi bir becerebilse. düzeltilmemesi için bağışlatıcı bahane de bırakmadığından büsbütün umut kırıcı oluyor!" zin olacağını düşünüyordu. ne de ötekine sığamayan. Çırpıcılar'a inat. sessizce selamladı. Levent'te oturmanın 'ayrıcalık'ının." demişti.kötüsü. Çırpıcı Mahallesi'nin varsıl geleceğinin de. küçücük müzik eviydi. Şafak'ın dükkânı. keyfini çıkaramayan bizler!" lecek. duygusu kıpraşmaya başladı. Batı kentlerinin insanı saran. görmüyor olma gibi haklıcı bir çaba içindeler. Şiran'ı anlatmaya oturdu." diyordu. özgürleştirici bir duygu olmalıydı. ne bu mahalleye. elini kalbine götürdü. içeriye bir kadın girdi. Çırpıcılılar hedefledikleri geleceğin sakaletini mesela. rutubetli. olan. verdiği randevuya gelmeyivermeyi beceren Şafak'ı hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya devam etmek. Huzursuz olan. Üstat. diye feryat eden alt komşuya inat. sendikacı üst üste geldiği için olmuş olmalı. Etiler'de. Günay. ben ilk kez rastlamıştım. "Daha da bir Bebek'i. oradaki bekleyiş. Etiler'e inat. "Ağaca bakarken. Daha önceden tanıştıkları belliydi. konferans. temel yanlışları düzeltmiyor. "Zenginlik. karanlık. Ben gittiğimde Seyfettin İhsani Efendi oradaydı. maydanoz bahçesine koştu. düşünüyordu. Unutmak. Çaylarımızı henüz içerken. kardeşim. mutlu olabiFevzi Özden. Bir yandan da. evindeymişçesine huzurlu kılan yumuşaklığını kıskanmaktan. . Kaç zamandır bakmadıO sıralarda ben Günay'ı Pendik'te indirmiş olmanın içime çöken kö'Dergâh' ünlü bağlama ustası Sabri Yıldız'ın yarısı saz yapım atölyesi tümserliği ile doğruca Dergâh'a sürüklenmiştim. sulamaya koyuldu.

Çok güzel bir Fransızcası vardı. Ne ki. Bir kere. giyimiydi. Karakol devriyeleri hocanın kaçakçılık yaptığından Diana'nın sorduğu ilk fıkra. bir tabure etek. Nasreddin Hoca'nın birkaç fıkrasını tartışmaya başladı. "tasavvufun başta gelen . Hoca bu işleri şılaşır. Diana kollarını zapturapt altına almak gibi bir kaygısı olmadığından. hiç düşünmedim (Seyfettin İhsani Efendi de Galatasaray mezunudur). aynı renkten üstüne yapışan bir ceket giymişti. açık hemen tümüyle işgal etti. ölen gitti. telaşla koşturdu. saman yüklü bir eşek ile geçer. dağınık saçları vardı. ne kaçırıyordun?" Diana Pavloviç. Sey- kuşkulandıkları için onu her seferinde tepeden tırnağa ararlar. "Artık olan oldu. bilinen bir fıkraydı: Nasrettin Hoca her Şah'ın." dedi. bırakır. İdris fettin İhsani'yle. Yıllar sonra. Oysa. Diana Pavloviç'i Seyfettin İhsani Efendi'nin yanına oturttu." der. Diana Pavloviç'in. Derken. Ben kovboy filmlerindeki bar kadınlarını hatırlatıyordu.Pavloviç. kırmızı. Amerikalı olabileceğini gün bir sultanın topraklarından öteki sultanın topraklarına. emekliye ayrılır. ben ilk kez böyle bir şey görüyordum. Devriye. Allah aşkına söyle. Sabri Bey. Doğaüstü deneyimin ve Bâtıni işaretle- "Bu hikâye. "Eşek. siyah dantelden yapılma parmaksız Çok uzun boylu (en az bir seksen beş) iri kemikli bir kadındı. hikâyenin telmihini anlamadığını söylüyordu. göründüğündiz dize oturan iki insanın hiçbir zaman ve hiçbir yerde bu kadar uzak olamayacaklarını düşünürken. Konuşurken elleri kılan bu değil." ararlar. Arkalardan bir sayfa açtı. "Eşek kaçırıyordum. "Bak. İkincisi. Ama. saman torbalarını altüst ederler ama bir şey bulamazlar. kadın çantasından bir kitap çıkardı. Yeşil gözleri. sınır devriyelerinden birisi ile kar- savlarından birisine işaret eder. Üstünü Hoca gün geçtikçe zenginleşmektedir." diye cevap verir. Hoca. hoca. 'Le Soufis' ('Sufiler') adlı kitabıydı. Dergâh'taki varlığını büsbütün şaşırtıcı yeşil parlak bir kumaştan (saten olduğunu sonradan öğrendim) dar bir den farklı bir yanı olmalıydı ki. Bu haliyle bana getirdi. mekânı eldivenleri vardı ki. Seyfettin İhsani Efendi. gün gelir.

Nasreddin'e kendi irfanının bir kısmını armağan etti. belki de biliyordum ama üstünde durmamıştım. Seyfettin İhsani Efendi. altı fıkra doğursun! İnsanlar seni gülünç bulsunlar." dedi. Nasreddin Hoca'nın kömürlükte yanlış yerde aranmasına bir örnek olarak anlatıldığını söyledi. sokakta. Onu görebiliyordum. Diana. kâğıda baktı. Bir arayış içinde olduğu belliydi ama lümpen bir arayış değildi bu.' diye. 'Bundan böyle her fıkran.rin insanoğluna sandığımızdan çok daha yakın olduğunu anlatır. bana uzattı. kadının dikkatinden. Sabri Bey'den nerede olduğunu tarif . kızım. Ama. ce bütünlüğünü geri verdiler." tardı. daha da ilginç bir şey oldu. kaybettiği yüzüğünü. "Celal ile Kemal'e bak. biçimine duyduğu içten ilgiden adamakıllı etkilendim. bu meseleyi hiç kavrayamaz! Oysa. parçasına yazılı bir adres gösterdi. 'Kaba Düşünce'nin pençelerinden Hüseyin kur- rını yitirmediler. Hoca'yı mizah ustasından başka birisi olarak hiç düşünmemiş olan bana döndü. Böylece. Sonra. böyle düşünmemizin nedeni cahil olmamızdandır. böylesine özel. elektrik direğinin altında aradığı hikâyeydi. "Efsaneye göre. orası karanlık olduğu için. Ya da. Biz Bâtıni ya da transandantal olanın günlük hayattan çok uzak ya da çok karmaşık olduğunu düşünürüz. adeta mahrem bir düşünce Diana Pavloviç'in bütün bunlardan ne anladığını kestiremiyordum. Sabri Bey. Hoca'nın fıkraları şaka niyetine söylendi ama fizikötesi anlamla- ancak. bunun. her şerde bir hayır vardır." Nasreddin Hoca'nın bir mutasavvıf olduğunu ben bilmiyordum. çantasından çıkardığı bir kâğıt etmesini istedi. sadece yoğunlaşılan yön farklı olduğu için uzak gibi görünür. o Hain İhtiyar ('Kaba Düşünce' demek isti- "Nasreddin Hoca'yı. Hain İhtiyar'ın insanoğlunun bilincinden çaldığı düşün"Hüseyin kimdir?" diye sordum. beddua etti. Artan bir merakla dinlemeye koyuldum. günlük hayattan 'çok uzak' olduğu düşünülen şey. Hüseyin. Cahil." dedi. bilginin yordu) şakacı Nasreddin'e. Lâkin. İkinci hikâye.

Günay'ı orada. Bir yıllığına Boğaziçi Üni- ." Sernea'nın tanıştırmaya söz verdiğini. eline "Sesi de zurna gibi! Kandıralı duysa kaçacak yer arardı!" "önemli" olduğunu Prof. ne bu?!" dedi. Sernea'nın da ondan geri kalan yanı yoktu. Sernea bizden önce gelmişti. Günay Rodoplu'nun arkadaşım ol- Günay'ın adresiydi! "Sen daha iyi bilirsin. Onun için bir mahzuru yoksa.duğunu söyledim. Diana. daha sonra gelen Tülin. Kaldı ki. O. Sabri Bey. beş-altı mesi olacağını sanmıştım. şeyin bu olduğunu hatırlattı." diyordu) rüküş olmasıydı. piyasadaki birçok insandan daha iyi çaldığını söyledi. "Sorma!" dedi. "Kraliçe Elizabeth’in ikinci gelini. Profesör şacaklarını anlattı. Ferguson'a taş çıkaracak kakalemi almış fondötenin üzerine kaş göz çizmiş kendisine!" "Aman. benim için de Bir bana. kardişim. Günay'ı tanımadığını. bir ona bakan Diana'ya. psiko-linguistik profesörüydü. Her ikisi de bir doksana yakındılar. Günay'ın italik'lediğini hemen Diana Pavloviç sahici bir Hollywood film prodüktörüydü. başka sürprizdi. mekânı egemenliği altına almaktaki maharetinden bah- (Günay. Kadının bağlama dersi alıyor olması da bir enstrüman çalıyor olmasının dahli vardı. Birlikte gidip gidemeyeceğimizi sordu. Sernea'yı tanıyor olmama ayrıca sevindi. tabii. Aralarındaki tek fark Sernea'nın kütüphane memuresi giyimine karşın. Kocası. Bunda. Kadını tekrar görmek profesyonellik denilen setmiştim. Rodoplu. Günay'la ilk görüşmesinin son görüşDiana'nın. bugün öğleden sonra orada buluyoktu. Çok yüksek sesle konuşuyorlardı. Nedenli gördüm. önemli ise Türkiye'de ne işi var?" İzleyen açıklama ma- sumdu. istasyonda bırakmış olmanın sıkıntı- sını atabilmiş değildim. dar. Kalkmadan önce. "Onca. ortak bir dostları. Diana Pavloviç'in. çok hızlı öğrendiğini. Sernea anlattı. Sabri Bey'le bir sonraki ders saatini kararlaştırdı. gitar ve piyano dahil. "Kadın.

Tülin. Tülin. kardişim. Yazılan her şeyi. bırakırlar!" başladı. işte böyle b.2. akademisyenlerle hiç aram iyi değildir benim! Tanrı "Hımmm. Amacı. bu fırsatı değerlendiriyordu. değil mi! Yani. Sernea da onu Rodoplu'ya getirmişti. Kısa bir tanıştırmadan sonra (ben bir ikinci gazabı "Ben artık siz kızları yalnız bırakayım. "Herkesin de derdi başka. her zamanki gibi çok dolaysızdı. yüzlerce defa yazdırırlar. orada insana ne yaparlar? Böyle. neden buraya geldiniz?" mıyordum!" Birden rahatlamış gibi. "O piçlere zaten dayana- . Hollywood filmlerinin ne kadar kötü olduğunu bilirsiniz. konuşmaktan başka bir şeye yaramazlar!" bu." dedi. "Hollywood'u bırakıp. Diana." dedi Tülin. penceresiz ofislere kapatırlar ve 'yaz!' derler. Günay. Sonra da. şeyler söyledi. Artık hepsi benzerini yapmaya başlar. Hollywood'dan kaç tane özgün film çıkıyor? Bir konunun pazarlanabilir olduğunu görmeye görsünler.3. ne dedi?" diye sordu. .4. Diana Pavloviç..tan filmler yaparlar. dantel eldivenlerini çıkarmaya koyuldu. Pavloviç. adlı adınca. "Siz Türkler hep böyle yaparsınız. konuşun. Diana'ya bakarak. "Vallahi!" ciddi söylediğini anlatmak için de yemin etti." Rodoplu. bir Türk yazarla çaüstüne çekmemek için diye düşündüm)." gibisinden bir bir "Biliyor musun. Rambo 1. değil mi?!!" diye söylendi. gülmeye "Biliyor musun. "Fena bir kıza benzemiyor "Tanrı'ya şükür!" dedi.5. Star Wars 1. "Ne dedi.2." dedi Günay. aşkına. lışmak istiyordu. hücre gibi daracık. Pavloviç. Diana..! İnsanın beynini s . "Oh...versitesi'ne konuk öğretim üyesi olarak gelmişti. b. Bu dileğini Sernea'ya söylemiş. Sernea'nın arkasından. Tanrı aşkına." dedi. kalktı Sernea. Türkiye'de bir film yapmaktı.3! B. "Önemli değil. .

kardişim?" dedi." sonra beni yazacak. "Espri anlayışın var. "Siz benim cinsimden hanımlara benzi"Siz hanımları tuttum. Olacak . hemşire!" dedi Tülin. öyle "Ne esprisi. "Bizim ülkemizde kadınlar günlerde cin tonik içerler de. Lütfen. hepsi bu." "Onu öteki romanda anlatacak. kadın." dedi Rodoplu. "Ne iş olursa yaparız.." benim orada olduğumu unutmuş olduğu için çok utanmış gibi döndü. yani?" "Gördün mü?" değil mi?" "Her şeyi çeviremeyeceğimiz için. çaydan başka içecek bir şey var mı? Sert bir içecek?" direrek. Tülin. Türk Ticaret Odası'nı işletirdi. bak. "Şiran Efendi'yi bitirsin. Günay." dedi Günay. Onun için soracağım: Bu evde. "Bir dene!" diye ısrar etti. "Kendi aranızda konuşursunuz!" "Each to his own. gözlerinin içi gülüyordu. "Ne iş yapar?" diye sordu." dedi. uzun uzun özür diledi. Tanrı'nın belası "Cin tonik?" dedi. "Ne demek. Pavloviç. elimi tuttu. "Heeey! Siz kızlar benimle dalga mı geçiyorsunuz?" "Gerçekten. yani!" "Daha önceden. Tülin'i gösterek. inanın bana. anlatması çok uzun sürecek bir şaka." dedi Rodoplu. "Dinle. "Şu anda bir otel işletiyor.. gülmesinin arasına ancak sıkıştırabildi. Tülin. Pavloviç. Günay'ın hoşuna gitmiş olmalıydı. "Hey. seni sevdim!" diye bağrıştı. "Nasıl." dedi Pavloviç. "Nasıl yaparız?" diye sordu. Tülin." "İkimizin arasında.Öfkesi içtendi. değil!'i. kirpiklerini çok mahcup olmuş gibi yere in- yorsunuz.

var. "Şimdi biz film yaptığımız zaman Amerikalıları kullanmak zorunda"Neye karşı çıkmam?" "Shirley McLaine'e!" lar. "bildiğiniz gibi. "Dikkat! Milliyetçidir!" türünden bir uyarı yapmış olmalıydı. hafifçe sıktı. "Türkiye. "Lütfen! OK?" "Tamam.o kadar. Hollywood'un dışında." dedi Rodoplu. "Bir şey daha var." dedi." diye ekledi. Anlıyor musun?" yız. Tülin. Sue Ellen içer de." dedi. Musevi sermayesine boyun eğmeyen. Günay'cım?" lerden uzak. senaristler- Diana'nın anladığı. Diana Pavloviç. le" çalışacaktı. "Tabii!" "Tabii. Diana. yok. "Bizde ikisi de var." dedi." dedi Rodoplu. biz." dedi. Hollywood'un gittikçe daha da kötüleşen klişe yapıtlaAvrupalı ya da Avrupa’ya yerleşmiş yönetmenlerle "ve tabii. tamam!" Sernea. Var değil mi. Kendi şirketi. ışık bilmiyor"Biliyorum. "Beni yanlış anlamayın. içlerinde dil bilen parmakla sayılacak kadar azdı ve filmler sesli çekiliyorlardı. Tülin. "Kendilerine bakmayı bilmiyorlar! Makyaj bilmiyorlar." elini Rodop- Türk film yıldızlarını oynatmak isterlerdi. kardişim. o da Türkçe. "Raki var!" "Var. öyle değil mi?" "Türkiye. lu'nun elinin üzerine koydu. niçin olmasındı ama." "Artık onu siz bileceksiniz. bu halkanın Türkiye ucunu oluşturacaktı." dedi. Batılılaşıyoruz da. Türkçe. Ortadoğu. Bu ikinci halka. Ortadoğu'ya açılan kapıdır. tabii. "ikisi de dolapta. sen buna karşı çıkmazsın. Diana Pavloviç. yani. Benim aklımda Shirley McLaine var?" . biz geri kalır mıyız?" "Cin tonik. bir ikinci yapımcılar halkası oluşturmaya çalıştıklarını anlatrının dışında filmler üretecek. paragöz Musevi prodüktör- tı. Umarım.

İslâmiyet'i çok iyi bildiğini söyledi. Humeyni rejiminden kaçan İranlıları konu alan bir gerilim filmi olacaktı. Günay'ın." Rodoplu arkadaşına. Sernea. "Şah'ın paraları ile mi kaçacaklar. esmer güzeli bir or"Estiriniz. "İranlı kadın saraydan olmalı. öyle mi. O arada türlü ihanetler." dedi Rodoplu. Günay'ın. öyle düşünmüyor musun?" "Pierre Loti'nin Aziyade'si ya da Flaubert'in Tanit'i gibi. yaşadığı aşk vardı. "cahil bu. ufak tefek. kendisinden istenen bir şeyi muhatabı dengi olmadığı için. coşkuyla. yantal. sonsuz cinselliği olan. Anlamaz." diye yineledi Rodoplu. seni tanıdığım için çok şanslıyım!" diye ünledi Diana." diye sürdürdü Pav- rıklığında çocuksu bir dokunaklılık vardı. parasız mı?" diye sordu Rodoplu. haberi yok!" yakıcı." loviç. efendim!" dedi. sonra kendisini topladı.. caksın garibi ya. Biliyor musun. değil. yine elini okşadı. " "Diana de!" "Diana. Saklamadığı düş kı- "Dr. Aklındaki. kadın."Bayan Pavloviç. "Şimdi. Türkiye’nin güzelliklerini sergilemeyi hedefleyen bir film- "Ah. "Ne demek istiyorsun?" diyerek geriledi. entrikalar ve İncirlik Üssü'nden bir Amerikalı pilotun İranlı bir kadınla Günay'ın sorusundaki ironiyi anlamamıştı.. "İşte. sana!" di. iç gıcıklayıcı. uzandı. Tülin. Biz şimdi film mi yapıyoruz?" "Yapmıyor muyuz?" Önce bir şaşırdı. geliyor!" dedi Tülin. "Böylesi bilgi bizim işimizde paha biçilmez bilgidir. ancak pazarlanabilir olması için. Türkiye üzerinden Amerika’ya göç edeceklerdi. tabii! Aklımdakini henüz söylemedim. paralaya- "Bu öteki gibi de değil. kadın. Fanatik İslâmiyet'ten kaçan İranlılar. gerekçesini açıklayamadan red- . "Sandığın kadar. egzotik. Günay'a döndü.

şam trendeydim. . David Pavloviç'le ya'ya taşınıp. Tülin. "Seni yarın ararım. Robert Steven Auchincloss'un ilk evlâtları olduğunu. "Bayılırım akıllı kadınlara!" "Diana da seksi olduğu için herhalde?!!" dedi Günay. her ahfadından. Düşünceli düşünceli bakmakla yetindi. 'Aachincloss Sanayi Boyaları' fabrikalarının Yönetim Kurulu Başkanı. Massachusetts eyaletinin. Broevlendiği zaman "Catherine Pavloviç" olmuş. hemen hiç uyumadım. işte!") bir Yahudi olan Prof. "İkinci kuşak New England Püritenlerinin ünlü lideri Increase Mat- almayan. tı. "Bak. 1947 yılının mart ayında. Anne dan. gericilikte bunun Amerika'ya ilk göç eden ailelerin kurduğu. "Öyle söylesene." Diana Pavloviç'in. lütfen affet!" diyerek yerinden fırladı. Amerikan İhtilali'nin Kız Evlâtları Derneği üyesi (Günay. Olabilir mi? Arayabilir miyim?" "O kadar da değil. ayol! Bizim Woody Allen." dedi Günay.detmenin. Amerika Birleşik Devletleri'nin. Asıl adı. "İçkini bitirebilirsin. Austin-Auchincloss ile Amerikan Pasifik Filosu'nun emekli binbaşıların- duğunu" öğrendik." Diana. bunu "sonra konuşalım. müthiş "snop" bir beyaz Protestan derneği olduğunu." dedi. "Diana Pavloviç "te karar kılmıştı. bizim Woody'nin memleketi!" dedi. New York'tan Kaliforni"Anlıyorsunuz ya! Sermaye onların sermayesi!" diyerek gözünü kırp- Rodoplu buna cevap vermedi. sinema işine girince de. "Orada bir Yahudi ismi her kapıyı açar!" Pavloviç'in yüzü güldü. Ellen Catherine Austin-Auchincloss'tu. ne diyeceğim. başka kimseleri üye neredeyse Ku Klux Klan'ın "dişi" karşılığı olduğunu söyledi) Mrs. olur mu? Dün ak"Ah. Boston şehrinde doğoklynli ("Ah. çok affedersin! Gerçekten. bencillik ediyor olmaya benzer sıkıntısını duyduğunu hissettim. İkinci Dünya Savaşı'nın 'Mor Kalp' madalyalı 'gazi'si.

"Şafak. "Bebek" adresini duyan Tülin. romanın yeni yazdığı bölümlerini gösterdi. sorduğumda. çe bölümler vardı! Sabahtan başlayan. belli belirsiz bir minnetle baktığını gördüm. hepimiz sanki Günay her şeyi bırakmış da Şafak'la uğraşıyormuş gibi bir duyguya kapılmıştık. küçüm"Beni bu saatte burada görmesi doğru olmaz. İçinde Kürt- . Türkiye'ye geleli üç aydan biraz fazla olmuştu. seme karışık bir tebessümdü. Tabii ki. tabii." "Hep bu saatte mi gelir?" "Ben gidiyorum." Kapı çalındığında saat ikiye geliyordu." Alt kapıyı açmaya yöneldi. kadını Günay'ın başından almaya ka- Kadının arka-planının o sabahki Dergâh muhabbetini açıklayan bir nay'ın. Bebek'te bir yer kiralamışlardı. ben seni bırakayım." dedi Tülin. Ama o olmalı. doğru değildi. onu bu aşamada anlamam imkânsızdı. Günay'ın yüzündeki ifadeyi hiç unutmayacağım! Alay. Daha da kötüsü. İlk defa. ben merdivenlere yöneldim. Gü"Hayırlı olsun. bak!" Ankara'da olduğum ay içinde. Nitekim. "Başına iş aldın!" Daha doğrusu. Günay'a baktım. küçüktü ama idare ediyorlardı. ikimizin de uykusu kaçmıştı. hüzün. Okuduklarımdan büsbütün rahatsız oldum.tarafı olmalıydı. "Hayır. İrkildim. O gece." dedim. Kapıdan çıkarlarken güldü. Ama. "Şafaktır. İki çocuklu bir aile için." dedi Günay. kötü şeyler olacağına ilişkin duygudan zaten kurtulamamıştım. Rodoplu'nun romanından kopmuştum. Günay'a. rar verdi." diye atıldı. notlarını okudukça telaşlandığımı hatırlıyorum. "Bana çok yakın oturuyorsun. ama beni durdurmadı. Şafak Özden asansörü kullanacaktı. "Oradalar.

onarmayı yeğleyeceğini hissediyordum. diye olduğu bir saatte kapısına dayanır." Bağışlanmak ister gibi yüzüme baktı. çünkü Şafak’ın yanlış yapmamaya özen göstermektense. sen gittikten sonra üstümü değiştirdim. tadüşünüyordum. kendimi affettirmeye çalışırdım. hasarı görkemli bir geri dönüşle bii. Biliyordum. ama sürdüremedim tabii. çünkü kapıyı açmamla Şafak'ın kollarıma yığılması bir oldu! "O gece." diye anlattı. ben de böyle yapardım. fısıldar gibi. Ben de erkek olsam.II "Gelenin o olduğunu biliyordum. Bir tarafı bana benziyordu. açıklamak için sabahı bekleyeceğime en savunmasız ğim en tarafsız yüz ifademle açtım. "Ben olsam. kapıyı takınabildi- . âşık olduğum kadına söz verip de gidememiş olsam.

ama yapmıyordu. Günay'dı çünkü. Şafak'ı içeri almaya uğraşıyorğuk boğuk. olmalıydı. Sakladığı yüzünü araştırdı. fısıldadı. yok. yaşlı. SUS!" diye adeta tehdit etti. değil mi? kendi omzuna yerleştirdi. boRodoplu. zamanına ve mekâna tümden kayıtsız. burnunu boynuma gömdü. ama. Epey bir süre sonra. Günay.çalışmamdandı. Aşkın altında da kalmazdı. Saçlarımı okşamaya koyuldu. 'Yaralı mısın?' diye sormadıysam. Şafak'ın sakinUykuya dalmak üzereyken uyandırılmış gibi silkindi. Tekrar sarıldı. Günay. Gevşeyen kollarından yararlandı. deli gibi aldı. 'Öpme! Gözlerimden öpme!' diye geri kaçtı. "Niye içeri girmiyoruz?" "Sus. 'Gözlerimden öpme. Şafak. adamın hareketini mutlaka karşılamış . bir yandan düşmesini önlemeye. Başı omzuma gömülüydü." 'İçeri girmicem!' yüzünü görmeye çabalamıştı. Şafak'ın başını ellerinin arasına "Gözleri! Kan çanağı içinde. bakıyordu! O gece o gözlerde gördüğüm acı yüreğime indi. Bir ara öptüm herhalde. sandım. Günay onun kapının da"Neyin var? Söyle. Deli bir telaş içindeydim.' diye direniyordu. "Hiçbir şey söyleme! Giyin. Ne garip. ne olur!?" racık aralığında. neresinden vurulduğunu anlamaya dum. öte yandan başını kaldırıp Konuşacağı yerde daha da sıkı sarıldı. hıçkırır gibi itiraz ediyordu. Uzandım. İçim boşaldı lık getirir!' Şaka yapıyor. zehir gibi. Şafak. Hiçbir şeyin altında kaldığını görme- Onları görebiliyordum. öylece kalmak leşmesini bekledi. kaldırdı. eliyle başımı buldu. çıkıyoruz!" isteğini. o 'Yok. hafifçe bastırdı. ayrı'Hadi! Giyin hadi!' deyip duruyordu ama bırakmıyordu da. altları mosmor." dim. sunduğunu "vehmettiği sığınağa duyduğu hayati ihtiyaca atfetti!" Yaralı olmadığını anlamanın rahatlığı içinde gevşedi. Yara bere yoktu. yaşlarını sildim. sanki. ama.

Sessiz olduğumu sanıyordum ama Şafak fark etti. elleri birbirlerinin başları (Cezaevinden çıktığım gün. Kollarını çözdü. yarım daireler çizmiş olmalıydılar. oldukları yerde sallanmış. kapının iki yanına dayadı. evde oturalım. Geri vitese taktı. Hiç değilse araba kullanmaya kalkışmayacaktı. abi?" Taksimetrenin açık olduğunu." demek zorunda kaldı şoför. kendisini ayakta tutmaya çalıştı. gel.' dedim. binlerce lira yazmış olduğunu gördü. abla abi. birbirlerini teselli etmek için kucaklaşmış. Günay'ın bana nasıl sarıldığını biliyordum. giyin! Çabuk!' Yine yağmur yağıyordu. silah "Başına ne gelmiş olduğunu bilmiyordum. Ama. "İyi akşamlar. geri çekildi. "Nereye. 'Hayır! Hayır! Haydi. Gezme- ye çıkacaklarını hiç düşünmemişti! "Bilmem!" "Boğaza gidelim mi? "Bu saatte her yer kapalıdır. Apartmanın önünde bekleyen tak- Nereden geliyordu ki? "Nereye. Şoför.üzerinde." . Günay destek oldu. cek mi." 'Peki. diye bir kez daha baktığımı hatırlıyorum. Aşağı indiler.' diyordum. herhalde pek bir farkı yoktu) Ortak bir acıyı dindirmek. ağlamaya baş- ladım. "en avukat sesiyle!" "İyi akşamlar. tabii. caddeye çıktı şoför. ayakta durmaya devam edebile- siyi görünce ferahladı. Rodoplu. gecenin bu saatinde uyandırılan kadına şöyle bir baktı. Giyinmeye giderken. gidelim?" Soru. arkadaşı ya da karıkocaydılar. şaşırdı kaldı. Başları birbirlerinin omuzlarına gömülü. ana çocuk. abi kardeş. Ben yine." dedi Günay. ne düşündüğü yadsınmayacak kadar açıktı. Günay'a yöneltilmişti. 'Senin bir yere gidecek halin yok. eski dost.

İkiletmedi. bari can verende gel!" Bir an sustu." Etiler'e dönmüşlerdi. sıkılmayı ertelemeye çalıştım. "Ne kadar saçma olursa olsun. Taksimetre ikinci defa sı- Son mısraya şoför de katıldı. "Ece Bar açıktır. . bir bakalım!" anlattı. sen Boğaz'a çek." diye açıkladı." diyerek sarıldı Şafak. "Almalar olanda gel. Günay. " "Hasta düştüm. bari can verende gel. İstanbul'un bir şehir fırladı. Beriki "Hasta düştüm gelmedin aney. Günay. herhalde. "Bilmiyorum. ama anlaşılan eve dönmek söz konusu değildi. ciddileşti. diskonun üstündeki "Diskoya gidelim. aney. sürdürdü. Günay'a. sekiz milyonluk köy olduğunu hatırlattı. Şu. Şafak. "Nereye gidiyoruz?" "Olur mu?" diye sordu. "Bak ne diyecem. onu geçiştirmesine yardım edecektim!" açık yer yoktu. bahçeyi dolan da gel." dedi." diye değil. "Ece Bar. yine de geri dönmelerinin daha akıllıca olduğunu söylememeye kararlıydı. Şafak. Şafak."Bir bakalım." dedi. "Koçum. aney. gelmedim. adama duyurarak. Arnavutköy'deki işkembeciden başka "Abesle iştigalin verimsizliğine. "Hemşerim o benim. "Bir kere." dedi Şafak. canını acıtan neyse. hasta olmana izin vermem ki!" dedi." dedi sonunda. Şafak'ın iradesine uyacak. Bir yer düşünmesi şart olmuştu. "Sen en iyisi bana bir türkü söyle!" "Ağlama yâr ağlama aney. mavi yazma bağlama!" Soluklandı. öfkelenmeye başladı." Bir saate yakın dolaşmışlardı. bar. daha içten söyledi.

bekçekildi. Garsonların bakışları üstümüzde odaklaştı. girmeyelim!" diye. nabzımı yüz kırka fırlattı. nefes alamaz oldum. Dante'yi şaşkın bir amatöre çeviren bu infer- Ne ki. benim kazak. göğüs kemiğime çöktü. "smokinli soytarıların" küstahlığını Şafak da kaçırmamış olma- . Garson kinli soytarılar!' dediğimi hatırlıyorum. 'Smobiat etmeyenlerin girmesini önlemek için düşünülmüş bir barikattı. etek. "Niye girmeyecekmişiz? Hadi!" olmayan. kenara "Buz beyazı neonların. beyaz fayans duvarları daha da üşüttüğü. rica etmiştim. epeydir alabileceklerse miktarın iltifat etmeye değip değmeyeceğini kestirmeye berber görmemiş saçları. ne olur!" Çok keyiflendi birden. va meydanlarının umumi tuvaletlerini anımsatan girişe davet edildik. yağlı bir tıkaç gibi geldi burun deliklerimi tı- kadı. Şafak'la göz göze geldi. ince ceketinin altına giydiği el örgüsü yeleği. ütüsüz pantolonu. sırtlarını döndüler. bilerek isteyerek girmesi için insanın çıldırmış olması gerektiğini düşünüyordum!" lıydı. makyajsızlığımı doğru değerlendirmiş olmalıydılar ki."Disko?" "Disko. Karanlık ve gürültü. sanki. sen şurada park edecek bir yer bul. diskotek denilen bu dev hangara pop ilahlarına milletinin ikiyüzlü özentiliğinden nefret ettiğimin farkına vardım. Şafak'ın tıraşlı yüzü. ha"Yapma. "Buyurun. "Şafak. Dokunduğunu taşa çeviren ve bu dünyaya ait no'ya. Bahşiş alıp alamayacaklarını. meşum mor ışık. çalıştıklarını yüzlerinden okuyabiliyordum." Diskoteğin palabıyıklı Kürt fedaisi. çamurlu mokasenleri. Dur durak bilmeyen amansız mekanik ritim." le! Hadi!" "Disko'ya gidiyoruz! Hemşerim.

dans edelim!" "Vallahi. göbeği açıldı." Rodoplu." diyerek yeleği aşağı çekti Günay. etraf dumana boğuldu. yabalı. Nazilerin insan haralarını. Adının Prince olduğunu sonradan öğrendiGülriz Sururi'ye taş çıkaracak göz makyajı ile ibnelerin ibnesi bir zenci. bol buzlu. onar taneden kırk tane büyük ebat televizyon ekranı vardı. piste yakın "İki tane. bacaklarını uzattı." dedi. de Sade'nin işkence odalarını anımsatan. sapık olduğu kadar şedit. Birden kan kırmızı bir renk patladı. Yün yeleği "Üşüyeceksin. pop yıldızı aralarına daldı. kırk elektrikli sandalye belirdi. Şafak. Şafak. etli dudaklarının çizgisini izleyerek çenesine doğru inen birkaç milim kalınlığındaki bıyığı. bir saniye kadar sonhareket yapmaya başladılar. hacıağa geleneğinde. baktı. anlayamadı. diye "Viski.bir sedire ulaştılar. kuduz bir köpek gibi hırladı. mahsus mu yapıyor. Sandalyeler. yarım düzine ardından kırk ekranda. kolsuz tişörtünü koltukaltı kıllarını uzun uzun sergileyerek sıyırttı. Etrafa serili insanların ayaklarına basmamaya çalışarak. kamçılı. "Şafak. etmem!" "Edersin!" Birden yorulmuş gibi kaykıldı. yukarı sıyrıldı. ben dans etmem!" "Hadiii!" Batı eğitimini ima ediyordu. "Hangarın bir duvarında dört sıra halinde. bir dizi ğim. ra açıldığında.' birisi susuz. yerini memelerinin uçlarına kadar bir örnek. "Hadi. az önceki plastik tüylü göğsünün üzerinde beliren altın haçı hoplattı. mayplastik sarışın kıza bırakmıştı. elektrik sandalyeli 'video klip' vahşetini iliklerime kadar ürpererek izle- . Herkesin herkese nefretle baktığı. Kamera birden yaklaştı. sonra yabaları ile boynuzlu yarasa adamlar etrafını aldılar. Kızlar. objektife önce dişlerini göstererek. az tap gibi kıvılcımlar saçtılar. Ellerinde demirden sarışınlar geri döndüler.

düştü düşecek sallanan bir koca koçyiğit. Bon apetit. "Marquis de Sade'in yatak odası. deriler içinde leş gibi saçları. tenin öyle ıslak ki. hain bakışları objektife dikili. kulağımda patlayanları çevirecek olsam öğüreceğini biliyor. tere batırılmış elleri bir tarafta. kaçakçılık çağrıştıran bir maganda olduğunu. pistin ortasında. başıma balyoz gibi inen ritmin bir an olsun susması için dua ediyordum.' gibisinden adi felsefe kırıntılarının yansıdığı kırk ekranı arkamıza alıp. grows with the light of love. Tülin.vs. 'kadın' değil!) ilanı aşk etmeye başladı: 'Seni tatmak istiyorum ama dudakların öldürücü zehir akıtıyor. 'Brown Yare'. çiviler. önünde yüzlerinden okuyordum! diz çöken. terslemeye hazır garsonların anlıyor. çığlık attığını duymak için canını yakmak istiyorum.'Hayat. ayaklarına bastığı gençlerin. mavi üniseks giysileri içindeki gençlerinin arasına girdik! Bu defa da AliŞafak. olabilirdi. Şafak'ın viskinin daha da yorduğu zihninin biçare kaçışını da "Öyle. vs. Afiyet olsun. şeytani makyajı ile yaşı başı belirsiz ama toplama kamplarında canlı insanlar üzerinde deney yapan doktor 'Beyaz Melek'e severek asistanlık yapacak gibi duran bir 'dişi'ye (ancak. içinde beslediği sesleri tat. ifadesiz yüzleri katatonik Gel gör.dim. 'Doctor Link'. ellerini öpen. Wendy'. pembe ce Cooper denilen adam devraldı! Bilek kalınlığında zincirler. aradığı sığınağın bu elektronik kuyu olamayacağını. hayali ihracat. kandırıldığı için onun adına -belki de oradaki herkes adına. Etiler'in. 'Life is a garden that 'Music is the food of life. be- . kolları bir tarafta. aşkın ışığı ile büyüyen bir bahçedir-' ''Müzik hayatın gıdasıdır.'. piste doğru çekiştirdi." dedi. 'dişi' dantel sanki. Kusmak üzere olduğumu hissediyordum. ürperir gibi. 'Boby Z. Öte yandan. Kulaklarıma inanamıyordum. Sözün kısası. gibi 'Love Godsi'ın. bir 'maganda'ydı Şafak! Yanındaki 'karı'nın üstüne yığılan.canım yanıyordu! şizofrenlere öykünen moda mankenlerini anımsatan. taste the sounds that nourist within. ama olmadı. Bağdat Caddesi'nin.

Onunkini de. filleri gören larına kadar yayan. Mussolini'nin kara gömlekli tosunları arasındaki bağlantıyı kime anlatsaydım!" Susup. Günay'ın yastı- "Bana. insanın istemleri doğrultusunda hareket etme hakkının doğal bir hak olarak saygı görmesi gerekliliği iddiası anlaşılır "Yani. Freud öncesi akılcılık akımının. Ama. Günay." içini çekti. bedenlerinin hareketinden olmasa. Saplantının coşkuyu. cinsel sadizm de insani bir duygudur. Gür bıyıklarını kulakDiğerleri." dedi Tülin.denlerimizden kıl payı ötede patlayan kırbaçlardan sakınacağız diye boş yere kıvrılıp bükülen kölelerin zavallı hareketlerini taklite koyulduk!" kovduğu bu yerde Şafak'tan başka gülen yoktu. "Ras- bir iddiadır tabii. "Geçen gün. 10 Kasım törenlerinde ağlamaya çalışan öğrencilerin "Diskotekler ya da yırtık blucinlerin üzerine anneannelere diktirili veren Madonna yamaları ile nekrofilya arasındaki bağlantıyı kime anlatsaydım." dedi. Yazık. insan haklarından birisi de sadistik ve mazoşistik istemlerini ğımızı gördü. . hipnotik odaklaşmanın neşeyi. O da heavy metalci olmuş ya. Ne ki. seksin sevgiyi Timurlenk tebaasının gülüşüne benzetmişti Günay. sararmış dişlerini ortada bırakan aptalca bir gülüş! ciddileşme aşamasındaki yüzlerinin eşiydi ifadeleri. bu çoktan çürütülmüş bir "Mesele o değil. ğını (bunları bize hastanede anlattığını söylemiş miydim?) düzeltiyordu. italik’lemeye koyuldu. Mardinli heavy metalciyle." dedi. "Bir ara Her- iddia. tabii. 'insan. eğlenmeyi başarma azmi içinde kısılmışlardı. Ahmet'in kızı geldi. insanların arzularını tatmin etmelerinin en doğal hakları olduğu bert Marcuse gibi radikal düşünürlerin arasında sadizmi cinsel özgürlüğün bir ifadesi olarak övmek moda olmuştu. bilim çağının savı. tatmin etmek hakkıdır deniyordu. kalkmış. doğru olmadığı ispatlanan bir varsayım. de Sade'ın kitapları filan da tekrar tekrar basıldı. O dönemde. bizim çocuklarımıza yol gösterecek kimse yok!" Anlamadıyonalizm bağlamında. italik’lemeyi bırakmıştı. işte. konusunda uzun bir nutuk attı.

köleleştirmek isteminin odak noktası olursa bestelenir. karşındakini denetleme. Aynı şekilde. acıt- Hayatı destekleyen biyofilik unsurlar. "'Homo economicus' gibi!" diye bağırdım adeta.' türünden sevgi içermeyen 'aşk' şarkıları. hedo"Hayır." maları da budur." dedi. Anka- karlarını gözetmelerinin doğal olduğu. bu istemi doğaldır diye tatmin etmeye bırakamazsın. Som içgüdülerine güvenemezsin. insanın doğal istemlerinin çoğu kendisine ve "'Homo economicus' gibi arkadaşım. artık biliniyor ki. doğal olduğu için de iyi olduğu varsayımı. anlamıyorlardır. mazsın. İçinden yakıp yıkmak gelen birisini." dedi. hayvanların da öyle! nizmini tatmin etme uğruna. Fare." "Hayır. bir fare-sakarin deneyi vardır. kırbaçlı aşk şarkılarının ima ettiği. tabii başkalarına zarar verir sadece insanların değil. öyle mi?" "Ama. güldü. Günay acılı bir sesle. zincirli. "Doğru. sakarinli suyu içer içer ve ölür!" "İçgüdülerine güvenemezsin. Bu denli popüler olabiliyorsa. Cehaletin faydaları!" "Şafak senin kadar sıkılmamıştır." ra'da verdiği konferansta söyledikleri ilk kez yerine oturuyordu! Uzandı. sırf haz aldığı için. Tülin. Bu yanlışın üzerine koca bir bilim kuruldu!" Çarşaf altındaki bedenini süzdü. sıkılmadı. Aylar önce. "İnsanların bireysel çı- Örneğin. "Hayır. Heavy metalcilerin sahnede civciv boğtir!" "Allah'tan bizimkiler dil bilmiyorlar da. hayat sakatlayan nekrofilik unsurlara yenik düşmüşse bestelenir. küçük düşürme şeklinde tezahür eden sadizmi onaylayama isteminin. 'Çığlık attığını duymak için canını yakmak istiyorum. bir düşün. bu ne demek- Günay. ." demiş." dedi. ancak bir insan ötekinin nefretinin.kendisi için iyi olanı ister' ve de 'doğal olan iyidir' varsayımı üzerine kurulmuştur. hafifçe elimi sıktı. "Biraz oturalım mı? Çok yoruldum. canını yakma.

Şafak." "'Bunların hepsini sikecem."Sen yorulmazsın!" diye kesip atmıştı Şafak. oğlum!' dedi. olduğunu ima eden kısacık bir bakış fırlattı. Tülin silmeye "Nedir kardeşim bu şans. tehditkâr bir sesle.. ceplerinde paraları olanlar. kapağı yasaldık." söylemiyordu. Yaşlar. sevecen bir sesle. gözlerini sildi. 'Satın alacam. Boranlar. Şafak. Satın alacam burayı. seviyorum demedim! Kadınım!" "Fesuphanallah!" Karabasanlar oturduğu anda geliyor olmalıydılar. hepsini kovacam!' diye bağırıyordu. az sonra yaşlar süzüldü. yüzünü öptü. sorma!' diyor. başka bir şey zuma çektim.. Sakalsızlar. 'herkes ne der'i bıraktım. Kut- lular. Koca ellerini yumruk yaptı. bir yurtdışına attılar. Burnunu çekmeye başladı. bir taraftan da söyleniyordu. Allah'tan duyulmuyordu. Hepsini kovacam!' demeye başladı birden. O. Keskinler. "ağlıyordu!" "Vallahi yoruldum. kazağımdan süzüldü. Birden gülmeye başladı Günay. seller gibi boşandı. hep seni mi bulur? Şeederim şeyini!" cam. Bir iki hıçkırdı. dedim. yerimiz yurdumuz belliydi ya. Otuz dört gün. sabıkalıymışız diye! Biz ." kalktı. ceplerinde pasaportları. başını om"12 Eylül sabaha karşı dört buçukta. Tüyoyu önceden alanlar." dedi Günay. dudaklarını öptü. elini öptü. bıraktım. 'Sus. bizi topladılar. Gizli ittifak kurmak istemini nasıl karşılamış olabileceğini tahmin ediyordum! "Viski getir!" diye emretmişti. Senin için satın ala- "O da öyle söylüyordu!" dedi. Garson. beyin çok içkili "'Viski. tenimi buldu. pistin ortasında "Seni seviyorum! Anlıyor musun? Ben şimdiye kadar kimseye seni "Ağlıyordu. Ben hâlâ o gün başına geleni öğrenmek istiyordum. Bana hâlâ ehliyet vermiyorlar. ilk bizi topladılar. Günay'a. yine kalkarız. Biraz oturalım. Utanmayı. ensesi kalınlar bizi sattılar. Şafak.

buçuk metrekarelik bir tuvalette tecritte kaldım. Parmak kadar sucuk parçasını o zamanın parasıyla bin beş yüz liraya satıyordu erler. Otuz naşırı tutuklarım!' Bir protokol yaptık, ben, niye anlatıyorum ki şimdi bunları sana!" cı çağırdı, 'Bak, dedi, ya sen Çayırtepe'yi terk edersin ya da ben seni güGünay, o gün yine bir şey olduğunu, belki de polisin çağırdığını düdört gün sonra bıraktılar. Bir ay sonra tekrar aldılar. Yine bıraktılar. Sav-

şünüyordu. Sabahki randevuya habersiz gelmemesinin nedeni bu olmalıydı. Anlatmamıştı ama işkence görmüş olmalıydı. 12 Eylül sabahı yakaaşağılanmış olmalıydı. lanıp da işkence görmeyen yoktu. Korkmuş, çok korkmuş, çok yali, Prince'in kırk ekranda yeniden beliren video klipiyle çakıştı, nefesi Şafak'ın domalmış çıplak bedenine elinde copla yaklaşan polisin ha-

kesildi. Saniyeler içinde Fütürist Manifesto'dan kara gömlekli tosunlara,

lerin eşyalaşmış heyecanlarından nekrofilyaya, faşizmden Gestapo'ya, dı. Bir avaza haykırmaya başladı, Günay:

pistte, elektrikli sandalyelerin gölgesinde birbirlerini mıncıklayan genç-

oradan Ziganalar'ın çam kokusuna, sarı güllerin narin yapraklarına atla"...ağlama yâr ağlama aney, mavi yazma bağlama! ...giderem tez gelirem aney, ele gönül bağlama! ...giderem tez gelir em aney, ele gönül bağlama!" ronik ilah, David Bowie. "Let's dance, put on your red shoes and dance the blues!" dedi, elekt"Bir şey mi, diyorsun?" diye sordu, gözlerini silip. Günay'ın gözlerin"Sana söz veriyorum," dedi, "hepsini sikicem bunların!"

Şafak Özden, David Bowie'yi duyuyordu.

deki acıyı gördü, üzmekten utanmış gibi sarıldı,

yecekler senin. Bunlar..." diskoyu işaret etti, "onlar..." polisler, demek istiyordu, "ötekiler!" ülkede!" Bununla da yetinmedi, "Ben de sana söz veriyorum, senin bakan olduğunu göreceğim bu "Önce ilçe başkanı, dedi Şafak, ciğeri yanıyormuş gibi, "O Çayırte-

"Hepsi geçecek, canım!" dedi, Günay Rodoplu, "Hepsi, avucundan yi-

pe'ye bir gün ilçe başkanı olayım, sonra da öleyim!" "Belediye başkanı, gülüm," dedi Şafak. "Niye belediye başkanı?" bunu biliyor musun, kız?"

"Tamam," dedi Günay, "Önce ilçe başkanı, sonra da milletvekili." "O beni tuttukları karakolun komiserini ayağıma çağıracağım, da!" "Hadi, edelim!" diyerek güldü, Rodoplu.

Neşelendi birden, "Hadi, dans edelim! Ben diskoya ilk defa geliyorum, "Seni seviyorum!" diye bağırdı, Şafak, "Bir şey diyor musun?

çağıran bir Şafak'a, "...ben çok su taşıdım eve. Ben çocukların artık su taşımalarını istemiyorum. Kuyudan su çekmelerini istemiyorum!" diye haykıran bir Şafak'a, zulüm nedir bilen bir Şafak'a, geleceğin üzerinde sökecek bir Şafak'a. verdi, Dönüşte taksiye verecek para yoktu. "Yarın, gel al." "Zarar etmez, o benim hemşerim," dedi, Şafak. Dükkânın adresini "Tamam, abi," dedi şoför.

"Ben de seni," diye fısıldadı, Günay. Ama, Kelkit'in kıyısında türkü

nasıl olup da yabancılaşabildiğine, zaman zaman da olsa, ben bu milleti sahiden seviyor muyum, düşünebildiğime şaşıyordum.

"İçim ışıdı! Halkının güzelliği! Biliyor musun, bir dönem için de olsa,

de, uyumuş, pıfır pıfır sesler çıkarıyordu. Ceketini çıkarmayı denedim, ğimi düşündüm, bıraktım. Yanına uzanıp uzanmamakta tereddütlüydüm,

Eve çıktık. Şafak, çok yorgundu tabii. Ben yüzümü yıkayıp geldiğim-

olmadı, pantolonunu çıkarmak işe yaramayacaktı, sabah ütüleyebileceremeyen ruhunun çırpınışlarını izlemek allak bullak etti beni. Yanına girdim, sarmaladım. Hemen daldı ama yine de, uyuması ile uyanması bir oldu ya da bana öyle geldi. Yorgun, perişan, tedirgin, fırladı yerinden. Eşin üzüldüğü kadar üzüldü, demek istiyordum, anladı, tabii. 'O değil,' dedi, 'Karıyla zaten kavgalıyız!' 'Neden?' 'Geçen defa donumu ters giymişim. Bizimki de, cin ya, gördü hemen!' 'Bir şey olmaz. Geçer,' dedi Şafak, banyodan, yüzünü kuruluyordu. Fotoğraftaki genç kadına beslediğim şefkat, Şafak'ın gülüşünün, 'bir 'Uyu biraz daha,' dedim, 'olan oldu, nasılsa.' 'Nerdesin, gelsene!' dedi, birdenbire pırıl pırıl. Sızmasını bile bece-

Dondum, kaldım.

şey olmaz, geçer,' derken ki güveninin uyandırdığı dürtü ile birleşti büminatı anımsatan bir şeyler vardı. Karısının ters giyilmiş donu fark edebilmiş olmasından duyduğu gurura benzer bir şeyler vardı. ("Eee!!

yüdü; ellerimin soğumaya başladığını fark ettim. Bu gülüşte, kişinin bedeninin aldığı ufak bir yara karşısında telaşlanan başkalarına verdiği teZekâ ister doğrusu!" dedi, Tülin, "Donun ters giyildiğini görmek kolay değil kardişim!") Tümüyle kendisine ait bir malın bir bedenin, bir uzvuaçıkladığını sordum, takma kafanı.' 'Dedim bir şeyler, işte,' dedi, uzandı, yanağımdan bir makas aldı, 'Sen nun acısının geçiştirilmesini anımsatan bir şeyler vardı. Ne dediğini, nasıl

Bu mümkün değildi, tabii,

'Rahatladı mı, bari?' diye sordum,

cak, tabii, kurnaz kurnaz güldü, öpmek için eğildi, 'Ben gidiyorum.' 'Dün sabah olanı Sedat anlattı mı sana?' 'Nasıl, yani?' gelmiyordu! sandın?'"

"Eeee, gökten ne yağmış da, yer kabul etmemiş?" dedi, Şafak, 'İnana-

O anda dürtenin şeytan olup olmadığını sonraları çok düşündüm! 'Ha o mesele,' dedi, Şafak, 'O mesele halledildi.' 'Kız kardeşi ortağım. Kız kardeşini sikicem.' 'Nasıl, yani? 'ağzımdan dökülen kelime parçacıkları kulaklarıma 'Öyle,' dedi, Şafak, 'yersen' der gibi katiyetle, 'Yanına koyacağımı mı "Yazar" Günay'ın, jeneratör hızıyla devreye girdiğini tahmin edebili"Bunun ne faydası olacak?" "Erkeğin intikamını alsın istemez misin?" yacağı bir çığlık,

yordum! Nitekim, öyle olmuştu,

"Hayır!" demişti, ama, bir çığlıktı ama sessiz, ama Şafak'ın duyama-

cezalandırmış olacaksın!"

"Yani sen kadını... " kelimeyi tekrarlayamadı, "keyif alacaksın, adamı "Yani ben?" diyemedi ise, Şafak'ın kendisine gelinceye kadar bir de "Ama, o senin keyfin!" dedi Şafak, gözleri ışıl ışıl. "Kadın bile sikicen, öyle mi?" "Yani, şimdi, sen, beni öyle benimsiyorsun ki, benim için kadın bile... "Tabii, benimsiyorum!" dedi, Şafak koçlar gibi,

yasal karısı olduğu içindi. Sesinin titremeye başlayacağını hissetti, sustu. " duraladı, derin bir nefes aldı, hayatında ilk kez ağzına aldı, 'o' kelimeyi,

dikti,

"Kadınım değil misin?" Yaklaştı, koluna yapıştı, gözlerini gözlerine "Değil misin, kız?"

cak" temas kurduğunu şaşırarak fark etti! Şafak Özden'in doğum yeri, tanesiydi medeni durumu. Ve o, onu, öyle kabullenmişti! maya hazırdım. Zaten Şafak öyle istiyordu." masızlığı işaret ediyordu.

Günay Rodoplu, Şafak Özden'in, "evli" olduğu olgusu ile ilk kez "sı-

doğum yılı, ana-baba adı gibi, özgeçmişine ilişkin kalemlerden sadece bir "Benimle bir ilgisi yoktu ki," dedi, "Onunla, ona ait her şeyi paylaş"Delisin, sen!" dedi, Tülin, "Hangi dünyada yaşıyorsun, bilmem ki!"

diye söylendi. Evli bir erkekle kurulan sevgi ilişkisinin dayattığı savuncukları dâhil, her şeye sahip çıkabilmesi, kendi varlığını tümden inkâr Ben dehşete düşmüştüm! Günay'ın, Şafak'a ve ona ait olan, eşi ve ço-

etmesi ile mümkün olabileceğini görmemiş olmasını anlayamıyordum! türlü ihanete açık olacaktı. Bunu görmemiş olabilir miydi? medim ki! Hiç, ama hiçbir neden yoktu!" binmesini seyrederken...

Göstereceği en ufacık bir zaaf, en ufacık bir ego uçuşu Şafak'ı zor duruma düşürürdü ki, Günay, ne ona, ne de eşine kıyamayacağı için, her an, her "Yok, canım, görüyordum, tabii!" dedi, "Ama, Şafak'a inanıyordum. "Kadınım, değil misin?" diye sordu, Şafak yine.

Beni, kullanacağım kelime için özür dilerim, 'satabileceğini' hiç düşün"Evet, de... " diyerek duraladı, Günay Rodoplu, arkasından, taksiye

erkekten, bilmediği bir şeyin intikamını alacak diye düzülen kadının yerine koydu, iliklerine kadar ürperdi. Dişilerini savunmak için dövüşen gizlenen kadınlar olabileceğini hiç düşünmemişti! Denizli horozlarının hedeflerinin birbirleri değil, hısımlarının arkasında şacak, kadını kandıracak demekti. Kaldı ki, Şafak'ın keyfini onun 'kadını' vardı. Şafak'ın bunu göremiyor olması daha da ürkütücüydü. Meğer ki, Saldırı dolaysız bir tecavüz olamayacağına göre, Şafak, sinsice yakla-

Yönler karışmış, oklar ters dönmüştü. Kendisini, bir erkek, başka bir

olarak paylaşmak düşüncesinde seks sahnelerini hatırlatan sapık bir şey

'kendisi' bilsin!"

"Meğer ki," diye düşünüyordum, "Meğer ki, 'Kadını' dediği mahluku "Yani, tam bir özdeşleşme?" "Evet, bir tür Yin-Yang. Ben de onu sorgulamıştım, ama o çözümle"Bu hesapça öyle," dedi, Tülin ciddi ciddi.

menin sonucu da çok aşağılıktı, çünkü Şafak'ın eşinin, affedersiniz, beni düzdüğü gibi bir sonuç çıkıyordu ortaya." "Kaldı ki, adamı karısına 'Ben sayın yazarımızı düzüyorum ama o

senin keyfin' demekten alıkoyacak olan bir şey de yoktu. Şafak'ın gözlerini eşinin gözlerinin içine diktiğini, 'Nikâhlım değel misin kız?' dediğini lığın var mı, 'len?'" Gözleri doldu, yine. görebiliyordum. Sonra da küçük oğluna sarılmış olmalıydı, 'Babam! Harç"'Yani, şimdi ben bir dişi ve bir erkekten oluşan bir mahlukla birlikAnlıyorduk.

teyim?!' diye sorduğumu hatırlıyorum, 'iki de çocuk!' Evet, öyleydim, tabii. Ama böyle değil! Anlıyor musunuz?" "Çünkü, biraz daha uzatsam, tam bir organizma çıkıyordu ortaya.

Fevzi Özden'iyle, Halis Özden'iyle, muhtelif Sedat'larıyla tam bir orgaedilebilirdi ya kardeşler." "Şafak yoksa Sedat'ı verelim!" dedi, Tülin.

nizma! Öyle ki, benim intikamını almak işini Sedat'a bırakabilirdi. İkame "Öyle. 'Delisin, sen!' dedim, kendime. Bir yandan da, 'Ben ne yapaca-

ğım şimdi?' diye ağlıyordum. Cevabı belliydi tabii. Ya, o geleneksel kadınğım bilgisiyle övünecek ya da bu diyardan gidecektim." mazdı. lık bilgisini edinecek, o kızcağızın beni değil, benim onu bilmem ne yaptıHep söylediğim gibi, Günay Rodoplu, insana söyleyecek söz bırak"O saatten sonra nereye gidecektin?" dedi, Tülin, esefle.

mı da verdim, "Zaten onu yapmıyor muyuz!" "Ne kadar acımasızsın!"

"Sayın Rodoplu, hastiriniz, efendim!" dedim, kendi kendime, cevabı"Çok, değil mi? Ama, bir taraftan da, Şafak'ın rasgele bir lâf etmiş

rum, umuyordum. Adamı sevmeye başlamıştım, da! İnsan emek verdiği şeye bir başka türlü bağlanıyor."

olabileceğini düşünüyordum. Hayır, doğru söylemiyorum, düşünmüyo-

III
Bu süreç içinde, bir yandan da kooperatif meselesi gelişiyordu. İş "Benim anladığım şu," dedi, "bir yapı kooperatifi kuruluyor. Bu koo-

diyordu, Tülin'le beni çağırdı.

ciddiye binince, panikledi Günay. "Akıl isteyen her durumda olduğu gibi,"

peratif, anakent belediyesine, gecekondu önleme bölgelerindeki arazi-

lerden birisini on yıl vadeli bir ödeme planı ile ve ucuza almak üzere

başvuruyor. Gerekli şartlar yerine getirilmişse, anakent bu tahsisi yapıdan kalktığı için konutlar çok ucuza mal edilebiliyor. Ha, bir de, Toplu Konut kredi veriyor. Şafak'la ortakları da diyorlar ki, 'Biz bu işlerden çok iyi anlarız.' İki mi üç mü ne, kooperatif kurmuşlar. Birinin inşaatı bitmiş,

yor. Bunun üzerine kooperatif inşaata başlıyor. Tabii, arsa meselesi orta-

teslim etmişler. Diğer ikisi de bitiyormuş. Şimdi de diyorlar ki, bu tahsis olayından yararlanalım, bir kooperatif daha kuralım." "Eh, kursunlar," dedim, "Sana ne bundan?" "Öyle mi?" "Ona ne olur mu?" dedi, Tülin, "Arsayı Günay alacak." karacağını düşünüyorlar." "Yani," dedi, Günay, "SHP'li oldukları için, Dalan’ın onlara güçlük çı-

"Olumlu bakıyorsun, öyle mi?"

Eh, etrafıma şöyle bir baktığımda hemen hiçbirinizin evi yok. Kaldı ki, Şafak'a yardım etmek istiyorum." "İnşaatı onlar yapacak?" etmişim gibi, ekledi,

"Yani," dedi, yine, "Anladığım kadarıyla yasal olmayan bir tarafı yok.

"Evet. Normal müteahhit kârı ne ise alacaklar, tabii." Duraladı, itiraz "Nasılsa biri kâr edecek, onlar etsin. Ya da, niye onlar etmesin?" İnsanların kendilerine iş ürettiklerini, hırsızlık, uğursuzluk yapma-

dan, para kazanmak istemlerinin saygınlığından söz etti. Ama ben esas meselenin Şafak'ı desteklemek olduğunu görüyordum. Açıkçası, toplumıyordum. Şimdi artık kendime "Neyi yakıştıramıyordum?"

mun bir duvarından bir duvarına sürüklenmek, önüne sürülen değerlerin hem içinde hem dışında yaşamak bu olmalı diyor, Günay'a yakıştıradiye sorduğumda (hele de Sadiye Atakan'ı tanıdıktan sonra!) verecek cevabım olmadığını görüyorum. Belli ki, daha henüz insanları kendim icat ettiğim bir kalıpta tanımlamaktan, "yazar" Günay ile anakent belediyesinde bir maktan, daha doğrusu, Günay’ı gündelik hayatın dışında, adeta semavi ilgileniyor olmasında, beni yabancılaştıran bir taraf da vardı. İşin kötüsü, memurenin önünde evrak takip eden Günay arasında bağlantı kuramabir varlık olarak görmekten vazgeçmemiştim. Dahası, tecimsel bir işle Tülin de bu duygularımı paylaşıyor gibiydi. Bunu ikimizin birden Gü-

nay'a, "Otur sıcacık evinde, keyfine bak, bırak ne halleri varsa görsünler," türünden telkinlerde bulunmuş olmamızdan çıkarıyorum. Sonunda kızdı, tizm mi desem, yoksullukta erdem bulmak çabası mı desem? Nedir, yani, "Bir tuhaf kendini beğenmişlik sizinki de!" dedi, "Garip bir roman-

ne yiyip ne içecek insanlar? Senin 'Dergâh'ını, benim 'roman'ımı kooperatifçilikten daha saygın kılan ne?" Tülin'e döndü, "Ya da, senin işletmecilan." Onu demek istemediğimizi söyledik ama haklıydı. Onu demek isti"Ya da, adamların adı çıktı! Sanki, başka mesleklerde üçkâğıt yok, bir "Doğru," dedi, Tülin. "Doğru, tabii. Ne ki, bugün Türkiye'de hiçbir meslek grubunu alenen liğini? Müteahhitlerin ayaklarının çamurunu beğenmiyorsunuz, anlaşıyorduk.

tek bunlarda var."

kötüleyemezken, -televizyonda hastasını para için ameliyat eden bir dokmediğimi bırakmazsın. Bu da mı sınıfsaldır, nedir!" tor filmi göster bakalım, Tabipler Odası ne yapar- müteahhitlere söyleSonra Şafak'ı anlatmaya başladı birden. Sirkeci Garı'nda, hurcun üze-

rinde kıvrılmış olduğunu vehmettiği çelimsiz gövdesini, terden sırılsıkkeli, asi yüzünü anlattı. Çırpıcı Mahallesi'nden İstanbul'u müthiş bir öfke ders çalışırken, nasıl bakmış olabileceğini, ayrıntılarıyla, oradaymış gibi anlattı. "Gümüşhaneli bir amelenin gayretiyle yakılan ormanlar üzerinde

lam sarı çocuk başını, yanaklarından süzülen yaşlarının çamurladığı öfile seyretmiş olmalıydı. Annesine kova kova bulanık su taşırken, sarı balçığın içinde yarım pabuç dolaşırken, babasının amansız gözetimi altında

kurulup tutunmaya çalışan bir mahallede, İstanbul olmayan bir İstanbul'da yaşıyor olmanın 'makro' sonuçlarından kaygılanmasını nasıl beklersiniz ki?"

li oturup, gözlerini üç imparatorluğun başkenti olmuş, binlerce yıllık bir zünü de sen yadsıyamazsın!" "Hele seni hiç anlamıyorum," dedi bana, "70'lerin gazabını yaşadın

"İyi de, İstanbul'dan çalınan güzelliklerin üzerinde yavuz hırsız misa-

şehrin durmuş oturmuş değerlerine dikmenin zorbalığa benzer öteki yüsen. On para etmez adamlar tarafından aşağılanma, işsiz kalma, çoluğun tanbul'u bir 'işyeri' gibi görecekler." İçine doğduğumuz şiddeti yeniden yaşamaya, bu şiddetin Şafak'ın

çocuğun aç kalması! Elbette, bu sistemle boğuşacak insanlar. Elbette İsruhunda yapmış olması mukadder hasarı öngörmeye çalışıyordu. (Tabii, bilmiyordum ben.)

o sırada bunun aslında Şafak'ı aklama gayretlerinden birisi olduğunu lamaya hazır, fünyesi takılmış, saniyeli fitili hazırlanmış bir bomba gibi' Yaşını büyütüp, CHP gençlik kollarına girdiği, 1970 yılını 'her an pat-

diye tanımlamıştı gazeteler. 1970'in son günü, 31 Aralık'ta, gazete başlıkşında bir öğrenci öldürülmüştü. Ankara'da bir polis aracına dinamit atılmıştı. Eczacılık Fakültesi öğrencileri, ilaç fiyatlarına yapılan zammı

ları gelecek günlerin habercisiydiler. Trabzon'da çatışma olmuş, 19 yaprotesto etmek için Eczacılar Birliği'ni bir saat işgal etmişlerdi. Ertesi gün, Balıkesir Öğrenci Yurdu'nda dinamit patlamış, Türkiye'de bütün işçiler Türk-İş binasına atılan bombayı protesto etmek için iki saat süreyle grev yapmış, Demirel'in yeni Personel Kanunu'na direnen mühendiskam ve bucak müdürü on beş günlük 'boş oturma grevi' başlatmış, maaşlarını alamayan on üç bin İstanbul Belediyesi işçisi işlerini bırakmıştı. greve giden bir devlet olabilir mi?" "Düşünebiliyor musun, 500 vali, kaymakam ve bucak müdürü! Valisi ler, mimarlar, teknik personel ile Ankara'da toplanan 500 vali, kayma-

İş Bankası'nı soydukları haber verilmişti. 17 Ocak'ta Erdal İnönü'nün evi

On gün sonra Deniz Gezmiş'in önderliğinde dört Dev-Genç üyesinin

ile Konya TÖS binası bombalanmış, Edirnekapı Öğrenci Yurdu'nda Çapa'da, patlamalar olmuştu. karşısında olacağız" tehdidini savuruyordu. 24 Ocak'ta, Niğde öğrenci Yurdu'ndaki silahlı çatışmada kaçanların SBF'ye sığındıklarını iddia eden rine düzenlenen öğretim üyeleri ve öğrenciler ortak forumunda, Devmıştı. "Bunu unutmuşum," dedi, Tülin. Dev-Genç, "Deniz Gezmiş ve arkadaşlarına sıkılacak her kurşunun

polis, fakülteyi basmış, üç yüz yedi öğrenciyi gözaltına almış, bunun üzeGenç tarafından tespit edilecek eylem biçimlerini uygulama kararı alın"Öyle oldu tabii," dedi, Günay, "Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üye-

leri ve öğrencileri yaptıkları forumda Dev-Genç tarafından tespit edilecek sin öğrencilere işkence yaptığını ileri sürdükten sonra, 'kamuoyundan başka hiçbir makam tanımayacaklarını' bildirdi. Kanı donuyor insanın.

eylem biçimlerini uygulayacaklarını açıkladılar. Dekan Prof. Talaş, poli1917 doğumlu koca adam, Cahit Talaş. Koca adam ve Dev-Genç'in peşin-

de, kamuoyundan başka hiçbir makam tanımayacağını ilan edebildi! Bunun yasaların alenen çiğnenmesi demek olduğunu bile bile, Türkiye'de kamuoyu denilen şeyin ülkenin ancak yüzde beşinin okuduğu gazete haberlerinin vehimlerinden ibaret olduğunu bile bile, bu çıkışı ülkenin tek du!"

örgütlü gücü olan orduya davetiye çıkarmak olduğunu bile bile yapıyorbeklenemezdi, ama bu Talaş, bir dekan, bir profesördü. Profesördü, ama gencecik çocukların kanını sahiplenmek gibi bir derdi yoktu anlaşılan. "Adam, 1960 ihtilal hükümetinin bakanı da değil miydi?" "Öyleydi, tabii. Bizim aydınımız, totaliter rejime ancak kendi doğrulYasaları yüceltmek için herkesten Sokrat gibi baldıran otu içmesi

tusunda gitmediği zaman karşı çıkar. Yoksa, bakanı da olur, umum müdürü de. Hiç merak etme."

Balgat'taki Amerikan tesislerinde nöbet tutan zence çavuş Finley önce kaçırekçesiyle serbest bırakıldı. Ülkücüler önce İstanbul Edebiyat. "Aşırı solcu Dev-Genç'le aşırı sağcı Ülkü Ocakları'nın yönettiği komandoların hükümetle işbirliği de. Dev-Genç Genel Başkanı Ertuğrul Kürkçü Bu arada. nasıl bir kuvvetle ve hangi izanla tahriklere gün böylesi çıkacak!. Ziraat Bankası'nın bir şubesi soyuldu. sonra Ülkücülerle çatışmaya girdiler." dedi Tülin. ülkede Dev-Genç'ten gayri kimsenin Türk halkı olprotesto amacıyla uçuruldu. Kurtuluş Lisesi'nin bahçesine konulan bomba iki çocuğu komalık etti. yani ezilmiş bir ulusun insanı olduğu romantik geDev-Genç'in açıklaması "Türk halkının can güvenliğinin olmadığı ül- kede. Daima müstakil kalacaktır. Tabiat bu kadar zengin değildir!" alet olarak Kurtuluş Savaşı yaptığını ilan edebiliyor? Türk Milleti bağrından Mustafa Kemaller çıkaracaktır. kendilerine "O arada rahmetli İnönü'nün iyi çıkışları vardı. On beş gün sonra. Genel Sekreter Ecevit. Amerikan emperyalizminin ajanlarının can güvenliği söz konusu madığını ima eden bir safsataydı. Zaten o çıkış yüreklendirmiş olmalı ki. İTİA'nın önündeki çatışmada Mustafa Kolçak vuruldu. "Herke- sosyal demokrat diyen gençler. rıldı. ODTÜ'deki Kennedy Anıtı. "Saflıkları da inanılmaz. Ama her "Hatırlıyorum. Otursanız da. Amerika'nın Laos'a girmesini . dinleseniz bir Şafak'ı. halinde" olduklarını söylemişti. Kurtuluş Savaşı bir kere olmuştur. Kurtuluş Savaşı öyle her babayiğidin sabah kalktığında icat edebileceği bir meydan muharebesi değildir. Şimdi yirmi beş yaşındaki delikanlı nereden. sosyal demokratlara "sahte devrimciler" dediydi. Tülin.sin dilinde Bağımsız Türkiye ve İkinci Kurtuluş Savaşı var." Ben de hatırlıyordum. sonra da 'zenci'. sonra Kimya fakültelerini işgal ettiler. ocak ayının son günlerinde önce DevGenç'le. Aynı gün İstanbul'da patlamalar peş peşine sürüp gidiyorErtesi gün." dedi.. olamaz!" türünden.

Yaşamdan. katillerin maktul gibi yapmış ve yutturmuş olmalarıydı. üretenin nihai ürüne tümüyle yabancılaşması şeklinde tezanucunu kavrayamaz hale getirilen. insanı yaDüşürülemeyen MC hükümetleri ve 12 Eylül'le sonuçlanan bir dra"Ve tabii kimse yakalanamıyordu. çocuk maması ürettiği rahatlıkla kimyasal silah da üretebilen ya da Auschwitz Toplama Kampı'nın fırınlarını lantısında ya da mecliste. Türkiye. Olanları desteklemeliydi. böyle bir adamdı! miş böyle gider" diskurlarında bulan ataletin. örneğin bir Suat ile özdeşleştirebiliyor. Bugün bir Zincirbozan "mahkûmu". Galatasaray'da. o "mahkûmiyeti" bir ayrışması.du. "içtenlik" ve "sahiplenme" mese"tavsiye kartı" gibi kullanabiliyorsa. "böyle gel- . hesap soran insanlar yaratmalıydı. ne yapıp yapıp hayata sahip çıkan. bunda akılları durduran. Nihayet. İngiliz Konsolosluğu'nun önlerinde dinamitler patlıyor. izleyen kıyımdaki rolünü göremez hale gelmesi ile. atmosferi tüketen herkes ama herkes sorumluydu. Çocuklar gibiyiz. kurultay ya da seçim heyecanı ile tutumunun nihai sonuçlarına kör Günay. Ve Şafak Özden. kendi yeteneklerini sınıyorlardı. İronik olan. İnsanlar tavır almak. Şişli'de. anlayamıyorum. üretenle üretilenin hür eden ölü-seviciliğinden başka bir şey değildi. heyecanı içinde. karar vermekle yükümlüydüler. Bu yılışıklık. meselenin yine aynı mesele. camlar kırılıyor. ikisi de karmaşık buldukları bir mekanizmada boğuşuyorlar. yakan işçi ile herhangi bir kurultayda ya da merkez yönetim kurulu topHiroşima’ya atom bombası fırlatan uçağın seyir mühendisinin yaptığının idrakine varamaması. şamaktan bezdiren bir yılışıklık vardı. "Bu referandum bu lesi olduğunu söyledi. "ülkenin üstünde meşum Türkiye'nin üstüne çıkan. önerge üreten birisinin arasında fark yoktu. örgüt. ifadesini "gelen gideni aratır"." dedi Günay. Günlük mesaisinin sokendisini. buk unutuyoruz ki!" adamları yine neden getirdi. öyle çamın yaratıcılarıydılar bu insanlar. karmaşık bir makineyle baş edebiliyor olmanın olmasının arasında fark yoktu.

Kapatmayı protesto eden ODTÜ öğrencileri. bombanın etkisini gören Japonya’nın. Asla masaya oturmazlar. Şafak Özden gibi insanlar. ama denemekle yükümlüydü. "En nefret ettiğim insan beceremeyen. bir komando eri." dedi.bir el gibi gezinen kokuşmuşluğun" üstüne gidebilecek bir adamdı. bırakılmışlık" ve benzeri bahaneler. kendisinin yerini alacak bir başka pilotun gelmesini belki önleyemeyebilirdi. "Patlayıcı maddeleri paspasların altına koyuyorlardı ya. tavır almayı "Hayata kart açmayı bilmek lâzım. Yükümlüydü çünkü ne kadar az bir ihtimal olursa olsun. yedi yaşındaki kız çocuklarını yakmadan teslim olması ya da Batılı ülkelerin her şeye karşın güçlü kamuoylarının felâketi durdurma olasılığı yadsınamazdı. ülkeyi sahipsiz bırakan içtenliksizliğimize verilen isimlertipi. kardeşim. Satıyor ve bizi onu desteklemeye zorluyordu! olabileceğini düşündüm. Aynı şekilde. Jandarma ve komando birliklerinin ODTÜ'ye girmelerine öğrenciler karşı koyunca. Kendi paralarını asla riske etmezler. Tülin." Yükünü Hiroşima yerine okyanusa bırakan pilot. 18 Şubat günü İstanbul ve Hacettepe üniversiteleri süresiz kapatıl"O günlerde biz apartmanda dairelerin önlerindeki bütün paspasları Hayretle dinliyordum." dıydı. Bir an. 5 Mart'ta Deniz Geçmiş ve arkadaş- . ahkâm keserler. "Geri den ibaretti. Aklımız sıra can emniyetimizi sağlıyorduk. kendi yüreksizliğimize. Şafak Özden'i satıyordu bize! Bana ve Tülin'e! kaldırdıydık. bir öğrenci. Eskişehir yolunu keları dört Amerikan askerini kaçırdı. Kart açmazlar ama seyreder. istese ne kadar yaman bir politikacı since karşılarında askerleri buldular. yeniden tırmanması muhtemel benzer bir çılgınlığın sigortalarıydı. kumar oynayanların arkalarında dikilerek onların heyecanından geçinenlerdir." dedi. olayı kendilerine Türk Halk Kurtuluş Ordusu diyen birileri üstlendi. bugün bütün yüzsüzlükleri ile ortada dolaşan " MC ve Muhalefeti" bütününü oluşturan bireylerin "12 Eylül'le özetlenen faciayı önlemek için yapabilecekleri her şey denenmeye değerdi.

Hayal rel'in cevabı. demokratik parlamenter rejim içinde vazifesini idrak eden vadarın kayıtsızlığı ve başından beri sürdürdüğü. Bu "Saat 12:40'ta TRT Haber Merkezi'ne bir tümgeneral ve iki albay girsu aynı siyasi iktidardan beklemektir. geliştirilmesinde Türk Silahlı . 17 öğrenci silahla öldürüldü. bu tükenmiş siyasi iktidarda olduğunun bilinmesi. başlıca kusur. DİSK Atatürk devrimlerinin ve Anayasa Kuvvetleri'nin yanında olduğunu belirtmekten kıvanç duyar.salt hukuk açısından antidemokratik gözü- ken olayın aslında demokratik düzenin korunabilmesi amacını güttüğü de büyük bir ferahlık yaratmıştır. seleleri ve üniversite hayatı nihayet üç ay içinde intizamını bulur. "Her şeyden evvel ve her şeyden sonra. işçi kesiminin devrimci kesimin- ilkelerinin korunmasında. inancına sahip bir siyasi iktidar kurulsa. İki bin öğrenci üniversitenin futbol sahasında gözaltına alındı. Şafak'ı deli etmiş olmalıydı: Ordu öyle düşünmüyordu. üniversite süresiz kapatıldı. marifet sandığı oyunlartandaşın güvenine. kabul edilmesi ve onun gereğinin parlamenter rejimin usulleri içinde yapılmasıdır. tükenmiş bulunan ve durumun gerçek sorumlu"Bu olaylar karşısında aşırı kötümserliğe kapılmanın yeri yoktur.." ortaya çıkacaktır. beş er ve yirmi öğrenci yaralandı. General Öğün elindeki kapalı zarfı uzattı ve 'Açın." DİSK onayladı: "12 Mart Muhtırası. uygulanmasında. 4 saat 18 dakika sonra DemiAbdi İpekçi onayladı: ".." diyen Ecevit'e Başbakan Demigibi olaylar dünya memleketlerinde müzminleşmiş şikâyet konusudur. Kilolarca patlayıcı madde ve silah ele geçirildi. öğrenci meolan sadece bu intizamı." dedi. bir üsteğmen. Üç subay doğruca İç Haberler Müdürü Doğan Kasaroğlu'nun odasına girdiler. Bugün. İşlerin bu hale gelmesinde en büyük amil. bunun bir tanesinin katili bulunamadı. siyasi iktidır." di.bir aşçı öldü. üniversite içinde başlıca so- rumluluğun. gereğini yapın' rel hükümeti istifa etti. zarfın içinden 12 Mart Muhtırası çıktı.

Atatürk devrimlerine ve sında sıkışan." demiş. "Anlaşıldı. Oyun bitmiştir." dedi Tülin sonunda.buluyoruz. Siyasi hayata artık onlar hâkim olmalıydılar. Demokratik kurallar dışına çıkılarak yenilgi- madığını düşünüyordu. Halis Özden gibi. "Peki." Dev-Genç onayladı: "12 Mart Muhtırasını tespit bakımından olumlu İki Anayasa profesörü. Bütün olayların bizzat kendisini ve iktidara geleceği anlaşılan partisini bertaraf etmek için hazırlandığını iddia ediyordu. Sonuçta Günay Rodoplu." Aynı saptama on altı yıl sonra da geçerliydi. Hükümete katılmama kararı alınabilseydi bazı şeyler kurtarılabilirdi. . ne istiyorsun?" iktidarından yana olmadıysa. Ancak. Konuştukça. değil mi?" "Muhtıra ve istifa hukuka uygundur. Günay." "Ecevit'in kendisi elinde CHP'nin iktidara gelivermek üzere olduğu 4 Nisan'da yazan İpekçi'nin saptamasına katılmamanın mümkün ol- lemeyeceğim anlaşılmıştır. bizi. bu deneyimi yaşamış adamlardı." "Ne ikiyüzlülük. her ikisinden de dayak yiyen bir konumda olmanın güven27 Mayıs’a söz söyletmeyen bir babası olduğu için olmamış olmalıydı." Türk-İş onayladı: "12 Mart Muhtırası'nı benimsiyoruz. Bülent Nuri Esen ile Bahri Savcı onayladı: onun yerine atanan Erim'in CHP'li olmasına itirazı vardı. Metin Toker'i bile güldürmüştü: iddiası en iyi niyetli sempatizanlarını bile güldürmüştür. Proletarya Ülkenin ihtiyacı olan adamlar. ülkücülerle "koministler"in arasizliği içinde büyümüş bir Şafak Özden portresine ikna etti. Ama Sayın Genel Başkan böyle düşünmüyor. bu parlamentodan güçlü bir hükümet çıkmaz. daima 'ordunun baskısı ile hükümete getirilen parti' olarak tanınmıştır. on yıl süreyle yaşanan cinnetin kanıtlarıyla bir kez daha ürperdik. "Ortanın solu hareketinin ve benim. Demirel'in düşürülüş biçimine itirazı yoktu ama miz sağlanmıştır. "Halk Partisi bugüne kadar serbest seçimlerle iktidarı alamamış. demokrasi kuralları içinde yeni- Bülent Ecevit'in.

ayrıntılara Günay'ın teskin olduğunu. kesin bir "ha"Ne yapalım." "Peki. telefona gitti Günay. Tülin kabullenmek zorunda kaldı. birinizin başkanlığı üstlenmenizi istiyorum." "Ver. şimdi ne yapıyoruz?" "İki kere ikiyi toplayamam ben! Bilmez misin?" Ben. Rodoplu. "Peki. ama hayatımın bütününü ilgilendiren oluşumları da ğim ameliyattan başlayarak. Siz çalışırken ben de okuyayım. bana.mazsanız yapamam. Ama. Suat'a 'Oğlum. huyunu zamanla daha iyi tanıyacaktı Rodoplu. hiş bir özgürlük olduğunu düşünüyordu. her şeye yeni- Kadıncık'ın. bu da 26. siz ol- yır'la çıkınca. hepsi burada. Bu 775 sayılı Kooperatifler Kanunu. Kooperatife girmenizi." dedi Tülin. Bu den ve büyük bir coşkuyla başlamak!" Bu yeteneğin müthiş bir güç. bu muydu sadıklığın. "İstenmeyenin üstünü örtmek. geçirdionları izleyemezdi. Günay. müt"Ne ki. olmamış gibi yapmak. "İşte." "Niye sen değil?" "Açıkçası. "Bana da roman notlarını versene. Yanlış anlaşılmayı açıklamak ya da af dilemek gibi. Günay'a döndü. ne zaman aymaya başladığımı bilemiyorum. hissetti." dedi. Arayanın Şafak olduğunu sesinden anladım. meselenin halledildiğini görmek istiyordu. her şeye rağmen büsbütün de kaptırmış değildim anlaşılan. Sadece gündelik olayları değil. benim hayatıma ilişkin hiçbir şeyi sorgu- . bakalım. Şafak'ın bir şeylerin ters gittiğini hissettiğiinen sistematik bir tartışmadan kaçınacaktı ama hasarın onarıldığını. ne davet ediyordu. ben bu arsa meselesine bakmak istiyorum. maddeyi değiştiren genelge. bu kadını kollamak zorundayız!" dedi. valla yedirdin kurda belanmadığını fark etmeye başladım. Ama. kütüphaneye uzandı. bir dosya çıkardı. tabii ki ni' dediği gibi. kardeşim. Sarıyer ilçesine yemeği- ni.

birlikte geçirdiğimiz ilk gece gibi. Örneğin.. kendisine yarayacak parçalarımla ilgili olduğunu görmeye başladım. baskısı çamurdu." dediğini duydum. "Roman notları!" Kadıncık tanıdığında yirmi binden fazla abonesi olan bir sağlık dergisinin. yani kendisininkinin dışında kalan dünbir soru sormadı Şafak. beni değil. bütünümle değil.. kendisini rahatlatan yöntemle almaya kalktı." Telefonu kapattı. nişanlısı. Ama galiba sadece bekarısının dünyasını da gönülden algılamadığını. aslında tümüyle bana yönelik bir saldırının intikamını bile. Seninle olan ilişkimi bile sormadı! Düşünebiliyor gibi. neredeyse zoraki sunuluyor olmasını da önemsemiyordu. Ne düşüncelerim. bir arkadaşım." diyerek elimi uzattım. bir şey vereceğim. şedit sonuçlarını. Benim dünyam. Kim olduğunu zursuzluğum. lütfen. on dokuz yaşından beri sahibiydi Şiran. ne ilişkilerim. fak Özden'in kendi gerçeği olduğunu düşündüm. İldeniz Kurtalan gibi "ilerici" hekimlerinin vesikalık resimlerinin süslediği yazıları yayınlanırdı. renksiz ve ağırlıksız bir dünyaydı. Türkiye'nin Erdal Atabek. kanser hücrelerini anlatan makalelerin arasına devrimci sloganlar yerleştirilirdi. ne kıyıcı humusun? Anadolu erkeği filan diyoruz da! Sendikacı meselesinde olduğu nimle değil. Hayır. önemli olan Şayam. ben de bir tür nişan yemeği "Roman. Yapamam. zorla abone olunurdu. "Tanımazsın. Üçüncü hamurdu." "Gelemem. yapamam. tanıdığı tek gerçeğin 'Şasormuş olmalıydı. hatta ne de hayatımdaki erkeklere ilişkin tek fak'ın 'aldığıydı'. Ters giyilen don olayını düşündüğümde. herkesle böyleydi. Zamanla. Bu parçaların benim bütünlüğüm içinde marjinal parçalar olması. silah hariç. Çünkü. Dergi iki-üç formalıktı. yemeğe misafirim var. Ankara'daki o konferansın değil.sorgulamıyordu. içeriğini bile bilmek istemedi. . Evlenmek üzereler. Şafak'ın kendi gereksinimlerinin hedefi olan.

İstanbul’un "özgün" grafiklerinin "dizayn" etmediği. Kadıncık in. bir Mercedes sahibi edecek kadar kârlıydı. deodorantlı. ancak çok iyi silinebilmişse. Kadıncık'ın özgürlüğünü satın alması için kaçınılmaz gördüğü ticari girişimi muhteşem bir iflasla sonuçlanmak üzereydi. Kadıncık’ı. iş yapılabilineceğine ihtimal olsun vermeyen . yurtdışı diplomalı pazarlama uzmanlarının. ancak bir tek daktilo hatasına 'belki" izin verilen raporlar raporlar raporlar olmaksızın. Vezüv gaz sobası. Şiran’ın başarısı. 'kir göstermesin' rengindeki perdelerin pisliğini saklayamadığı camlar.Ve. Yirmi bin abone. mazrufun zarfa zaferiydi. taşra kökenli karanlık komisyonculara atfedilen görsel unsurların -Atatürk resmi hariç!. antetsiz kâğıtlar. kapitone plastik sırtlığı. imza yeri hatasız. klimalı. elektrikli daktilolu. Ve sahibi Müteferrikada sık sık misafir edilen devrimci öğrenciydi. sumaklı soğanı kalmış dev madeni tabakların üzerinde dilenen hamamböcekleri gibi. üstü devrimci lokali. marjları. İstanbul’un köhne bir semtinde. duvardan duvara halılı. kolej mezunu Sekreterli. Şiran’ın yazıhanesi. zarflar. iki buçuk odalı yazıhanesinde. iki kelimesinden birisi İngilizce yöntemlerine güldürdü.hepsi vardı. o da. altı içkili lokanta. tezgâhsız mutfağın yere zorladığı piknik tüpünün üstünde kaynayan çay. yayıncıların rüyalarında görmedikleri bir sayıydı. komşu kebapçının komisini bekleyen eti yenmiş. sahibini bir daire. tarihi.

sizin raporunuzu okumamıştım. Yumuşacık. diyor. yüzümü doladıkça. yasadışı her mesleğe yakışırdın. ayrıntılara gösterdiği özenin başarısını kaçınılmaz kılacağına inandığı bir projeydi. Günlerden bir gün. Beklenmedik bir zarfın içinde sunulan hayal gücü. Üzerinde konuşulan. . Hatasını düzeltmeyi iş edinen mertlik. 'O iş yürümez. Buluğ çağındaymışsın gibi. güldüğün sakalların. af diledin. Okuyunca gördüm. sık sık ton değiştiren. Yıllardır ses vermeyen bir müttefik. sakalların ondan karaydı. yumuşacık sesin. pantolonun kara." diye tanıştırıldı.' derken. Karşıma geçtin. sen gitmedin. Yüzüne bakmadığımı hatırlıyorum. Esrar kaçakçısından bar fedaisine kadar. "Şiran da kim oluyormuş!" (115) Kadıncık Portre'ye: Tanıştığımız günü hatırlıyor musun? Al kırmızı kazağını giymiştin. Tepkisi sert oldu. o iş yürümez. "Şiran. Hüseyin 'e. Ortakla aramı daha da bozasın istemiyordum. "Ben. Bir an önce geldiğin yere gidesin istemiştim. Ortak'ının henüz okumadığı. çok iyi bir proje. Kadıncık'ın bitmez tükenmez "proje"lerinin bunalttığı Ortak’ının dertleştiği. Ama. Sesin. Kadıncık'ın.Kadıncık'ın ofisinin yüz metre ilerisindeydi. fikirlerini fikirleri gibi savunduğu tanışıydı Şiran.

Gözlerindeki hayranlık parıltısı. ben sana Yusufum. malanmın. Hanımam. Saat sekiz suları. me Kurdane le dotman. Dostum. Helin dani a kesara dilemen. yoktur bre çaresi! (119) Şiran: Dotman day kamet ev miş ti mane dı kıyri. bermayem. rendih. Sen. revşa. singemen Kewa di sa. Yusuf'um. (118) Arif: Kırcali 'yle Arda arası. hemla. Demedim mi. Saat sekiz suları.. de bu iser. bermayam.. di gazi. Hanımam mm. le dotman wemrureşi (120) Oruç: Bugün de akşamdan batma yarım ay! Işık ver yılda bir dinlenenlere. . Ural'la Altay? Halini sordun mu. ber destane wiç a wa. Gördün mü nasıldı. Aram: Te ku lil ki Te ku lil ki der be xare Der be xare. yandı. Dağlardan yankılandı ses. halkın bir kere? (121) Şiran: Hanımam! Bermalım! Dil saçi bu yılli bame! Hanımam. malanım. kewa disa helin dani. be sebran. rendih.

bermayam. hemla. her duçaveymin. yav? (söylenemeyen) (125) Şiran: Ser frazkın. Batı'ya. bermayam. Batı'ya. ser frazkın. runiya. ser frazkın ala azadi! (126) Kadıncık Portre'ye: Oysa. (124) Ramazan: Kadıncık Ramazan'a: Pasaportla gireceksiniz Diyarbakır'a. çığırırdı kuşlar. malan! Kadıncık: Mezar taşlarını. Benim çocukluğumda da 'Batı'ya. Batı'ya. oyun mu sandın? (123) Şiran: Kadıncık: Nedeni medeni yok! Ben komünistleri seviyorum. malan hanımam. koyun mu sandın? Adam öldürmeyi Hasan. sandın? Bre Hasan. rendih. rendin. o çok yorucu yolculuğu ben de yapmıştım. Hanımam. Koyun mu. İşte o kadar. ben de o güneşi izlemiş. Yok. hemla. Batı'ya. İyi ya. çığırırdı dil kursları resim sergileri . 'Batı'ya.were banım. o çok uzun. Hasan.

. Malezyalısı.' Biz gabi. despot. canım.. Alevisi. siyasi bilim'lere edebiyatçılara meze Doğulular. yok ispattı. Yol uzun. yol zahmetliydi. sosyal 'bilim'lere. kanatlarımı kırdı. . Türkü. Bedevisi. Suriyelisi. Sumatralısı. Batılılaşmış sayılırsınız!' 'Biz.. 'Anlıyorsunuz. kısacası Meriç'in doğusunda yaşayan tüm halklar. pis. siz anlarsınız. 'Siz Doğulular pek bir şeysiniz. Yol kavga. kaypak. düşlerimi.. Ne de olsa. Tibetlisi. Doğulular' kimdik? 'Pek bir.. bedensel faaliyetleri dışında. Hadiii. hissiz.' değil mi?. Acemi. Nihayetinde birkaç yaldızlı diploma karşılığı kahramanlarımı aldı. şehvetli. Vietnamlısı. Çerkezi. ne idüğü belirsiz Doğulular Biz..'neydik? 'Ben neyi anlayacaktım?' Budisti. 'Batıldasın. ' dediler. Yüzbir bilim adamı. Biz. Yol yenişme. Kamboçyalısı. Çinlisi. binbir kitap gördüm. hain. bir örnek Doğulular Biz. Doğulular. Kürdü.elektronik buluşlar. 'Biz.

Kolombiyalı Omar. konseyler moda evleri.Batıldasın. Yıl 1853'tü. karteller. 'Doğulu' kendisini iptal etmesi gerektiğini ısrarla tekrarlayan? Marx'a nasıl bir umutla sarılmış olabileceğimi düşünebiliyor musun? Das Kapitalin ve otuz yorumunun ışığını düşünebiliyor musun? Şilili 'yabancı öğrenci' Ortega. insanların ıstırapları ile meşgul . Hindistan’ı yok ediyordu. Hintli Daver Ülkelerimizin acılarına 'sözcü' arayan Ülkelerimizin acılarına çare arayan milyonlarca bizl’er. Marx. sinemalar. tekeller. İngiltere. Batıldasın!' çığırırdı. konferanslar. Nasıl bir çağrıydı? Çipil mavi gözlerin pipo dumanları arasından talep ettikleri neydi? Nasıl bir çağrıydı. halkıma yaşayabilmek için önce kendisini.

Yıllarca dizinin dibinde oturduk. yüreğimize aldık. sayısız insan yaşamını? Ne biçim bir içtihattı? Ne biçim bir gerekçeydi? Hintliler öldürülmeye alışıktırlar. Biz’imle gözyaşı döktü. birisi yapıcı. kardeşim. babam. oh. 'deyiverdi. yani? dedi. bir gün. oh!!! ayi. fazla ağlanmış olmalıyız ki. Marx. vayi.tek Batılı bilim adamıydı. Derken. onun yerine. ne olur?'u benim 'Doğulu yüreğim anlayamazdı! . 'Ama. oh. Avrupa toplumunun kurallarını getirmek. 'Kitap'a aptessiz dokunmadık. Marx. Daver! 'Yaşlı Asya toplumu dediğin benim anam. en bilimsel haliyle Timur'un boyunduruğu söndürmedi mi. 'İngiltere’nin Hindistan'da yerine getirilecek iki görevi vardır: birisi yıkıcı. ' Oh. dayım. oh. Yaşlı Asya toplumunu ortadan kaldırmak. vayi!!! Yerinden sıçradı. bu kez de biz kendi iyilikleri için kessek. unutmayın. Ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu senin ?!!!' 'Ne var.

sevinçleri. Marx. komşularım vardı! Talep etmedikleri bir coğrafyaya talep etmedikleri bir haritaya hasbelkader duhul etmiş. Cılk yarama bir de tuz bastı. iki ayaklı. acıları ile 'insan'dılar! Şu küflenmek üzere olan yosunlu gezegende bir gıdım dolaşacaklar. Massachussettler de anlayamadılar! Bu bağlamda. İnkalar. Aztekler. oryantalistlerden daha bir namusluydu: Yahudileri. 'üstün'Alman ırkının iyiliği için kestiğini hiç saklamadı! 'Uygarlaştırma misyonu'nun ardına saklanmadı. dayılarım. Onlar. O halde. Batı 'ya.Hintliler diye birileri yoktu. biz onları başka yollardan anlamaya çalışmalıyız.' 'Batı 'ya. onların iyilikleri için değil. sonra herkes geldiği yere dönecekti. Doğuludur. benim amcalarım. Kendi iyilikleri için 'yok edilmenin' rasyonalini anlayamazlardı. kardeşlerim. Batı 'ya' çığırdı . ' dedi. Daver 'i göstererek. 'Bu insanlar bizim gibi acı çekmez. Bir başına. 'Boş ver. iki litre kanlı. Hitler. 'Doğulular' diye birileri yoktu. çoluklu çocuklu.

Gunga Din. Onları 'başka yollardan anlamadan' hiçbir davete icabet. egzotik. kitleyi oluşturan ve fakat ve aslında bedenimizde her gün milyonlarcası yenilenen hücreler gibi önemsiz kişiliksiz .görkemli binalar dolu vitrinler kısa çalışma saatleri işçilerin altlarındaki otolar. Omar. hakkında ahkâm kesilen insan değil. insanın izdüşümü. Gördüm ki. ihanetin acısı yüreğimdeydi. yaşamayan bir taş bebek. bir daha baktım. özgürlükler Ne ki. bir oyuncaktı. Artık broşürleri incelemeden. bir daha baktım. Baktım. Çieko. paketlenmiş dolduruşa gelmeyecektim. Ortega. Hozan. Kartondan oyulma bir şekil. gizemli.

ağasız bacısız Bir gelin gördüm. siyasi mülteciler bürosunda Işıl ışıl bir sirkte Kan ter içinde. Bir gelin gördüm. gördüm. (133) Kadıncık Portreye: İsveç'e giden geline: İsveç’e gönderdiğiniz gelini hatırlıyor musun? Bir gelin gördüm Güllü donu üzerinde ah gömlek Güllü donu üzerinde çifte dayra Karasarı yüzüne dolalı puşu Yağ kokulu.ve anlamsızdılar. antiseptiksiz Anadolu. o gönderdi! (135) . ter kokulu. besmelesiz ağıtsız Skagerrak Nehri kıyısında Altı ayı gece. Binali'yi de. Kadıncık Portre'ye: Gelini de. Muhalefet hakkı olsun tanınmayan insanoğlu nasıl yaşayacaktı 'Bir ağaç gibi tek ve hür Ve bir orman gibi kardeşçesine?' Nâzım’ı anlamayan birileri vardı. Gündüz Vassaf gönderdi. Ben biliyorum. Alkış alıyordu. sağır dilsiz Bir gelin gördüm. elektronik Oslo'da. Bir gelin.

Kürtçe konuşmak istiyorsan. 'Hak'ını elbette alırdı. Bin hocaya danışsan. İhsan’ı. özgürlüğünü kutladın'mı? Seninkileri yine taradılar geçen akşam. insan haklarına saygılarından söz etti. Ya Dilan? Ona ne olurdu? İsveç entellerinin şnaps masalarına meze? İran’a silah yetiştiren Göteburg fabrikalarına üçüncü vardiya temizlikçisi? Güzel gelin. vapur senetlerini öğretmeliydiler. Şu dev gibi sarışın falanj ustabaşıyla ne gibi bir ortak meselen olduğunu anlayamayacaksın! (136) Feyzullah'a: İngilizler sana hayran kaldılar mı. 'asimile olmamak' diye bir özgürlüğün İsveç’te de olmadığıydı. Shakespeare düşkünü. İngiliz müstemleke valisinin beyaz eldivenli. nazlı gelin! Bin yıl düşünsen. Vassaf. Oraların çocuğuydu. ona. mikroptan. canım? Hyde Park'ta nutuk atıp. Çok da kolaydı. .' dedi. bebeler top gibi fırladı. İsveç'e geleceksin. Söz etmediği 'hak aramak' için nasıl bir donanım gerektiğiydi! Söz etmediği. Entegralleri öğreteceklerine. Kahrından gitar konserleri veriyor musun? Pakistanlılara mı Hintlilere mi? (137) Vapur senetlerini okulda öğretmiyorlardı. bakteriden. Özgürlüklere saygılarından.Kadıncık Ela’ya: Az daha Avukat İhsan’ı da gönderiyordu. öğretmeliydiler. ya. Jeeves hayranı. kokudan arınmış vekilharcıydı. Süryani dilini yazıya dökebilmek için İsveçlilerin akıl almaz gayretlerinden söz etti.

gözleri bantlı fotoğraflarının çıkacağından kuşkusu yoktu. Mesleği pideci. Banka müdürü güvenmeyecek de. Eh. Kadıncık'ın." Şimdi de bir adres. kırk yedi. davacı değil. 47.Üsküdar'dan biniliyordu. diyelim.. işte senet: Selim Cemiloğlu. senet protesto oluncaya. Var gücüyle uğraştı. tahliye sandallarının üzerinde bir isim. No. Önünüzdeki sırada kaç kişi oturuyor. zamanında ödenmesinde ısrar ettiği vergi. "Selim! Seni körolasıca!" Borçlunun ismi belirleniyordu. 'Büyük Gazete'de. Turhan Korkmaz Caddesi. Bakmıyordunuz. Adam olana iki ay yeter de artar bile.. O da tamam. ne yapacak? Ya da gökten ne yağmış da yer kabul etmemiş? Kredinizi alıyorsunuz. Gelelim şehire: Karaköy'de her gün önünden geçtiğiniz bir pideci mutlaka vardır. "Selim Cemiloğlu. Daha güvenilir bir borçlu olabilir mi? Bir de fiyakalı imza atıyorsunuz. bir.. davalı olmak gereğinden haberi yoktu. borçlu. İcra memurlarının üç kuruşluk eşyasına dalacaklarından kuşkusu yoktu. gemiye verilen isim elbet sokağa da verilir. İstanbul tarafında beliren ilk reklam levhasındaki isim senede yazılıyordu: 'Cemiloğlu Lastikleri'nin 'Cemiloğlu'su. Yanınızdaki kadın çocuğuna sesleniyordu. İşte cadde adı. Karşıda. 'Turhan Korkmaz'. Trabzon. iki. (138) Kadıncık: Amerikan Servis! Amerikan Servis! (ne olur alın! Beşten önce yirmi sekiz bin lira lâzım! Senedimiz var!) . Alacaklı değil. yani size gerekli ödeme ertelemesi sağlanıncaya kadar zaman kazanıyorsunuz.. Turhan Korkmaz Caddesi. sigorta primlerinin ucuz borçlanmalar olduğundan haberi yoktu. Trabzon pidecisi. sayıyorsunuz.

' dedi. razı olsun!' mu? Şiran'ın beyaza çalan yüzü uyardı. yirmi metrekarelik meyhaneye sığındılar. kimliği belirsiz bir kadıncığı nasıl bir araya getirmeye çalıştığının ballandırılmasıydı. 'Çırpınırsın Karadeniz' diye katıla katıla ağlayanlara uğruna ölen-öldürenlere duyduğu merhamet miydi. Sohbeti o günlerde beş parçaya ayrılıp. görelim!' Bir de türkü söyledi. dövüşen oğullarının arasına giren. Ortaköy karanlık. Ortaköy.' 'işte. ana sendromu. biz böyle görev yapıyoruz!' gururlanma mıydı? İstanbul’un dört bir yanından kol. . her bir parçası İstanbul’un bir semtine dağıtılmış. devlet terörünün örgüt terörü ile kol kola gezdiği mekân. burası faşist dolu. Caddeye yürüdüler. duyurmayan? Yan masada aniden peydah olan adamın yüzü çiçek bozuğu çirkiniydi. Neydi birbirlerine iletmek için bunca telaşlandıkları? İnsan onuru? İnsan çilesi? Yeni haritalar? Çevrenin homurdanmalarını duymuşlar mıydı? Kadıncık'ın. Nereden fırladığı bilinmez. kalktılar. 'işte bu bir kolu. ufacık bir çocuktu. Ortaköy labirentti. Kibele sendromuydu. bu bir bacağı. Kadıncık'ın tepkisi. Hemen uzaklasın!' Bir Müslüman ciniydi. Fotoğraflar çıkardı cebinden.Amerikan Servis geldi! Sokaklar karanlık. sokaklar pusu doluydular. ne denebilirdi ki? 'Allah.' dedi. bacak toplayana ne denebilirdi ki? Dehşete bakmayı görev edinene. Biraz daha beraber olabilmek için. 'Hiçbir şey yapamazlar! Önce beni vursunlar da. 'Polisim. Ağabey. göründüğü gibi kayboldu.

Gülecek hali yoktu. iki küçük kuştular. Şiran. Dolmabahçe'yi buldular. peh peh peh peh! Bir beyin kızı. seni sevdiğimi biliyorsun. Uçacak yerleri yoktu.'Bir hışm ile geldi. değil mi?' dedi Şiran. Birbirlerine dayanarak uçacaktılar. 'Bir Kürt olarak. Yaralarını sardılar. Kadıncık hanım? Şiran Bey. Şiran'ın sahiplerini göz kırpmadan vurabileceğini söylediği Yeniköy yalılarının kuytu gölgelerine sığındılar. Geçmişlerinin kanatlarını kırdığı. geçti. Ataköy'de iki yüz milyon liraya mükellef bir daire aldı!!! (141) . Caddeler evleri oldu. zor beyin kızı!' 26 Mart'ta üniversite bahçesine atılan bombaya arkadaşlarını vermişti. (140) Nurdan: A. Özdeşleşemedikleri bir dünyada yaşam savaşı veriyorlardı. haberiniz yok mu.

'en bilen'i Onur Oflu efendinin elime tutuşturduğu 'dosya' tam bir kepa- .dokuz kurucu Sanayi Tica- ret'e müracaat ettik.S. Efendim. adam. ama her şey. Ne ki. Günay'ın içinde iç sömürgeciliğin 'kurbanı'ndan. sürecin kooperatifle den yoktu. kurucu üye başına. Etem Ağa Yapı Koope"Dördü onlardan. hayır öyle değil. Ama. örneğin. başlamış olduğunu düşünüyorum.IV Şafak Özden. ben de dâhil olmak ratifi'nin (ismi buydu) böylesi bir skandalla sonuçlanması için hiçbir neüzere erişebildiği 'evsizler'i bir araya topladı. on bin lira sermaye bedeli yatırılacak mı. malum. diyorsam ben ettim. Her şey yanlıştı. Öte yandan S. Açıkçası. "Kepazelik daha ilk aydan başladı. Şafak'ın ekibinin zelikti." diye anlattı Tülin. diyor. Ettik. 'yar- dakçı'sına ne zaman dönüştü. bilemiyorum. beşi bizden -Günay.

'kravatlı' Ankara ekibinin düştüğü de olurdu. Sahibini eskiden Kotil'in belediye başkanlığı zamanından tanırdım. Hepimiz isimleri- restorandı. bir gün bana 'para. Günay dâhil. tabii!' dedi. bir de hukuk da- mizi Ticaret Sicili'nde dizi dizi basılı gördük. ortada ciddi bir palavra var. palavrası. Hal böyle olunca. şaşkın şaşkın. bize sağlam bir kooperatif muhasebecisi. Bence. Bütün bu arada. Pafuli'de bir akşam yemeği ile kutladık kardeşim. yemek fasılları. Sevimli de bir adamdır. Neticeten. Günay'a açtığımda. bütün hanımlara tabii. 'Bunun faturası ne zaman çıkacak?' diye bekli- . 'Biz bu işi biliriz!' ği başkanlığı yapmış bir ahbabıma gittim. Zaten. Ortaya çıktı ki. Bütün harcamaları da o yapıyordu. en pahalısı ve gü- zeli Günay Rodoplu'ya olmak üzere saksı saksı çiçekler getirmişti. kooperatifler birliadamcağız beni bir güzel uyardı. ben daha Ankara'dayken. o kadar yordum. Kuruçeşme'de SHP'lilere lokal gibi hizmet veren bir Neyse. namustur' gibi lâf ettiydi. bir şey kaptıracak parasını kaptırmasıyla namusunu kaptırması birdi onun için. Fotoğraf gerekmiyor mu diyor. Ankara'daki masrafları da o üstlenmişti. üç tane dımcısı olduğu için de dinlemek durumundayız. 'E. İki tane nüfus sureti yeter mi diyor. başından beri o yapıyordu. Mesela." göz yoktu. Konuyu. her fırsatta kutlama yemeği yiyor gibiydik. Uzun uzun konuştuk." 'Pafuli' dediği. Şafak Özden'de kimseye. bil ki gerekiyor. İnsanın abartılmıştı ki. Hele de yerel seçimlerden önce. açıkçası. hayır yetmiyor. Pek mutlu olmuş olmalıyız ki. 'Başka türlü olmaz ki!' istemiyorsak. daha lâzım. O yılın eylül ayında kooperatif tescil edildi. "Garip bir işti! Şafak Özden. Onlar neyse de.yirmi bin. Ama dediğim gibi. Metin'le tartıştık. Ender de olsa. bir başka kooperatifin başkan yarilk günden belli oldu ki. işin sonunda rezil olmak nışmanı lâzımdı. Masa öyle lebalep doluydu. Günay'ın demesiyle 'siyasi iktidara talip' ne kadar taşra politikacısı varsa orada buluşurlardı. o da ben de benim bu kooperatifin başkanlığını üstlenmem için bu meselenin halledilmesinin şart olduğuna karar verdik. sağolsun. ne diyorsa yanlış diyor.

tabii. or- sapça. birlikte çalışmak zorunda kalacakları için.' dediğini kulaklarımla duydum. Gecenin artık bir saatinde. kesti attı." demişti Dalan. Muhasebeci ve hukuk danışmanı meselesini o akşam açmıştı Tülin. Yalan da değildi. Türkiye'de insanlara içtenlikle yaklaşıldığı zaman olmazın olmadığını düşündüğü o kısacık. Birde. "Sizin biraz daha genciniz. Bir sen bir ben varız. Sanki. Dalan herkese veriyor." demişti. bizler de araŞafak'ın. Sanki o notları yazan birisinin farkına varmamasına imkân yoktu! de üstelik Şafak'ı fatura almasa bile. kolum yoruldu çünkü! Fikir "Varmadı. daha o dunuz o adamı? Olacak gibi değil!" Şöyle bir duralamış. saçmala- herkese bir veriyorsa. Ben sadece bir sempati ilişkisini kullandım da işleri hızlandırdım. gelsin bakalım. Bu iş seninle benim. "Varmadı! Varmadığı gibi. gülüm. siz. Adam lenmezdi. nereden bul- . gülerek. çok mutlu etmişti Günay'ı. böyle. Günay'a lâf söyseçimlerde Şafak Özden'i desteklediğini haber vermişti. harcamalarını bir yere not etmesi taklarının Şafak'tan bir şeyler götürdüğünün farkına varmıştı da. 'Ben de taş attım da. haksız da sayılmazdı. Bu da. Tabii. da nasiplenecektik. bizler de dâhil olmak üzere. bize beş vermişti. hemşeri sayılırsınız. umutlu dönemi yaşıyordu. Şafak'ın önünü açıyor. Dalan'a. adamın Günay’a. "Çayırtepe'ye size benzeyen bir adam geliyor. bir "Günay farkına varmıyor muydu?" diye sordum. para Şafak'ın. ama bilirsin. 'Bunların hepsi fasa fiso. zamandan aralarını bulmaya çalışıyordu." Kendince.şünerek." Dahası da vardı. roman notlarını dü- gerektiği hususunda uyarıyordu. Hema!' dedi. 'Hadi. ordan.' Öyle değildi. O "sempati ilişkisi" dediği şeye duyduğu güvenden. biliyor musun!" dedi Tülin. Bunu Günay'a söylediğimde. "Sizin adayınızla kıyaslanamayacak kadar iyi! Sahi. "Eh. arsayı Günay alıyordu. kazananın kazandığına bin pişman olduğu bir "Pyruss zaferi" beklemiyordu ama Dalan'a. Yoksa. onu koruyordu! Mamafih. harcamaları Şafak yapıyordu.

ve Günay'ın adının gezdirildiğinin farkındayım ben. sinir sinir gülerek. Zasomasyona çıkıyorlardı. "Bağışlayama- . Yine de. bir ara. Bizim ki de. Neticeyi kelam." dedi. düşünüyordu. lokantadaki masaları geziyorlar." diye anlattı. biz kadınlar çiçekler arasında öyle oturuyorduk. şimdi vatandaşın parasını harcayalım?" tı. bir bana bir onlara bakıyor. Şa"0 zaman öyleydi. Niye Duran Kuran da aynı fikirdeydi. kardeşim! Biz kadınlar derken. o akşam bir karara varılamadı. Şafak Özden. efendim?" dedi adam. Nitekim. Şafak Özden. Şirketim vardı benim. Onur Oflu'dan geldi. Günay. O da yıllarca muhasebecilik yapmış"Biz hallederiz." O anlamda söylememişti biliyorum. dost partililerle öpüşüyorlar. Duran Bey. ağırlığını koysun mu. "Benim işim mı diye tereddüt ediyordu. zehir gibi oturdu içime. belli ki. beşuş bir çehreyle imzaladı. Çünkü. koymasın bir içkilerini içip."İlk itiraz. en son dedikoduları alıyorlardı! Anlayacağın. kullanmadığı ilişkisi gerçekten kalmamıştı ve bu yanlışı sonunda dı kendisini. varılacak gibi de değildi. kardeşim!" Ne dediğini anlamadığımı gördü. keza. içini çekerek. efendim. de üç kız çalışıyor. im- zalaması ricasıyla restoranın 'defter'ini bile getirdiler. ten. "Hatırlasana. "Kendini beğenmiş salak sevgilim!" diye mırıldandım. Kullanma- Evet." bu! Yıllarca mali danışmanlık yaptım ben. Politikacı ortaklarımız durup durup kon"Yani. gözlerini bardağına dikmişti. millet dönüp dönüp bakıyordu fak'ın işine yaradığını düşündüğünden. "Sadece benim yazıhane- "Ne gerek var." "Allahallah!" demişim! dığı ilişkisi mi kaldıydı?" öldürdü onu. özellikle Günay demek istiyorum." dedi Tülin.

Bu dönem. Her ay. Filistin sefiri meselesini. Bu." İkimiz de aynı şeyi hatırlıyorduk. ikimizin arasında her gün bahsi geçen bir yürek yarasıydı Filistin. Parti Günay'ın yakınıydı adam. 'kravatlıları' nezdinde konumlanması. Bir işadamı günde kaç kez 'ödeme' ya da 'nakit' derse. Daha doğrusu. Fawaz Türki'nin. Filistin." diye başlayan unlarını ezbere bilirdik. Çöl kıyısındaki bir mülteci kampında yaşadım ve büyüdüm. kendisinin Türki olduğunu söylerdi! Onun "Ben yirmi dokuz yıllık ömrümün hemen hemen tümünü bir yurtsuz olarak yaşadım. İstanbul dönüşü. Şafak Özden'in. Ne zaman bir düş görsem."Biz de onu çok ciddiye aldık ya. sem. BM yiyecek depolarının önünde dalkavukça yılışarak sıraya girmeye zorlanmıştım ben. gözümün önüne başkalarının yediği yi- . Ara sıra bize gönderilen yiyecek ve sıcak battaniye yüklerinin belgelerini düzenleyen çil yüzlü Batılı bürokratlar dışında. ne zaman korksam. Bir insan olarak yaşamak için gerekli amaç ve duygudan yoksun bırakılmıştım ben. için gerekli düzenlemeler uyarınca sefirle tanıştırdı. Çünkü. yirmi dokuz yıllık ömrümün "Çöl"ü Türkiye'ydi! Şunu da söylemeliyim. sını da sağlıyordu. Bütün bu yirmi yıl boyunca. "Ben. abartmış olmam. ciğerinde yer eden bir mesele olduğu için yakınıydı. intifada anma törenlerine katılmak üzere Ankara'ya davet edilmesini sağladı. aklıma yirmi soğuk kış gelirdi. Koruyamadık ki. yeni bir saygınlık kazanması lenmedik bir davette Deniz Bey'in karşısında belirivermek olduğu kadar. hiç bekŞafak Özden'in bilinmeyen erdemlerini bire bin katarak anlatması faydaaldığı dönemdi. Çünkü. Günay. Biliyorum. meselesi Günay'ın "Bağışlayamadı salak!" dedi Tülin. bu yeryüzünde benim yaşadığımı bilen kimse yoktu. gözlerinden de yaşlar iniyordu. Günay'la ilişkimizin en çok yara bizim de o kadar 'Filistin' ya da ilişkin bir sözcük kullandığımızı söylerhemen hemen tümünü bir yurtsuz olarak yaşadım. 'kravatsızlar' nezdinde de 'köşe- deki dükkânın sahibi' kisvesini soyunup. yanına katılan özellikle boşboğaz bir Çayırtepelinin.

tuttu sanırsın. zaman zaman nefret ve acımasızlığın çılgınca sınırlarında bir girdaba kapılır. Bire tin bayrağı takılı dolaştığını görmüş olsaydınız. Fırtınadır. anlamsız voltalar atarak günlerimi geçirirdim. Bu yüzden. Sefir'in telefonlaDahası. Ne duygusal düzlemde güvenebilirsin. bu pasajın Türkçe kitaplarına konulması. ne günmaz ki. her şeyimiz bizden çekilip alınmıştı. Türkiye’nin siyasi kaderini belirlemeye talip nay'ın dünyasını bile içselleştiremeyen birinin Filistin trajedisini gönül rektiğini söylerdi. yirminci yüzyılın bu karşı korumak amacıyla önüne geçtiğini ya da BMW’sinin antenine Filisniz. Gügözüyle algılamasını beklemek abesle iştigalden başka bir şey değildi." lük hayatta. "Şanzımanı hep arızalıdır. bütün yaşadıklarımın sonunda. yavaşlar. birkaç dakika ancak dayanır. bir gün." en ağır deneyiminin Türk çocuklarına tüm boyutları ile anlatılması gesini istemesinin ardında. cağını düşünüyordu. 'dava' Şafak'a hizmet ettikten sonra kapandı. ben de yurtsuzlar kampının çamurlu yollarında sanki yaşamıyormuşum gibi sessiz sedasız. Maddi yalnızlığımız da dahil. başka vite"Türk. bunu o zaman bilemezdi. gerçeklik duyum körleşti ve bilimcim kısırlaştı. "Çok Türk!" derken. rını bile iade etmez oldu adam. zaman zaman da derin bir hayal kırıklığı içinde teslimiyete boğulurduk." demişti. hızlanır. Filistin faciasının Şafak Özden'in yüreğinde yer etmebirisini mutlak surette uyarmak gerektiği inancı vardı tabii. eğer Şafak Özden'in sefiri olası bir saldırıya Nitekim. Rüzgârının enerjisin- den de o yüzden yararlanamazsın ya zaten. Tabii. Şimdi düşündüğümde. Günay'ın haklı olduğunu. bunu söylüyordu Günay. Günay. ne zaman dineceği belli ol- . ama durması gereken yerde durmaz! Türk'ün istikrarına güvenemezsin. Ama. Özden'in bunu bütünüyle gösteri olsun diye de yapmadığını anlıyorum. tak atar. Bir milyon Filistinli kardeşim gibi.yecekler gelirdi. akıllı uslu bir meltem değil. tabii. vites tutmaz. takarsın. Yine biliyorum ki. siz de farklı düşünmezdi- se geçer. 70'leri yaşamış birisinin Filistinlileri herkesten daha iyi anlayaGünay.

yecek!" "Nerede varmış böyle bir mahlûk?" var! Dahası gelirlerinin bu miktarın altında olduğunu işlerleri tasdik edecek! Bu ne demek biliyor musun. ama yıllık iki milyon bilmemnenin altında yoksul olduğumuz doğru değil. yasal otorite. tabii. 'evet. Onun bu "Her şey baştankaraydı. isterse bu yalanı kullanıp sana arsa birimiz şu anda bu yalana karşı çıkamayız. bu doksan üyenin yıllık gelirlerinin. "Her şeyin hem biraz doğru. Sanki bütün düzen keyfiliğe elversin diye kurulmuştur! Ve hiç- yazarlar vardı. vergi dairelerine müracaat edildi ki. Herkes yalan söylüdiye damgayı basıp. Şaşırıp kalacak kadar naifti. Günay şaşırdı kaldı. bu da bir başka fars tabii! Yok. imzayı atan işveren! Herkes! Daha doğrusu. O denli yoksul birinin değil ev almak.kurduk ya." diyordu Günay. hayatta kalması mümkün değil! Öyle pis bir iş ki. hem yordu. kalım." "Ne yaptınız peki?" diye sordum. kooperatif hali Özden ve şürekâsını çok güldürmüş olmalı. herkes de biraz yanlış olması. arsanın tahsis edilmesi için doksan üyenin bir araya gelmesi gerekiyordu. işe bak. Bizim başımızı sokacak evlerimizin olmadığı doğru. 'Büyük Yalan' diyordu. "Bizim aramızda bir de üstelik ressamlar. vermez. sıkı dur. kım' diye ortaya çıkan bizler.000 TL'yi ayda taş çatlasa 750." diye sürdürdü Tülin. bu miktarla geçindiği yetmiyormuş gibi. adamın aylık geliri brüt 200. yani key"İşin iğrenç tarafı. "Mesela." 'Büyük Yalan'dan hiç kurtulamayacağız!' Haklıydı. çünkü çıkarımız bu yalanın doğrulanmasında. yoksul halkı ev sahibi yapacağım diyen belediye. Bu noktada kişisel sempatiler. iki milyon dört yüz bin liradan daha fazla olmaması lâzım diye bir şart geçmeyecek ve nasıl olacaksa.000 TL'nin altına düşmeyecek kooperatif aidatı öde"Yok. verir. Şimdi. 'ben yoksul hal- filik işler. isterse kullanmaz. . yıllık geliri iki milyonun altındadır' yalan söylemeye zorlanıyordu. Onların gelirlerini tescil edecek işyerleri de yok! Hadi ba- Ne yapacağız?" dedi Tülin.

geriye kalıyor seksen bir kişi.' 'Nasıl. ya istifa etmezlerse?' diye soruyorum Onur Of- lu'ya. bunlar hemen gerekli sayıda kartı bir araya getirip müracaat ediyor- var. işyerinden tasdikli üye kartı. kooperatif mer- . muhtardan.' diye pis pis gülüyor. 'Siz o işi bana bıra- kezi meselesi var. bir de bakıyoruz ki. Devlet memuru ya. kooperatif merkezinin diğer "Daha bitmedi. efendim. kooperatif başkanı benim!' Elcevap. bu hiçbir şey değil! Şimdi. dudak büküyor. yani! Bu tabii. kurucu üyeler için böyle. bütün kooperatifler öyle "Hem de nasıl! Bu arada Mesken Gecekondu'nun başında bir hanım müracaat ediyor! 'Bu nasıl iş?' diyoruz." "Nasıl?" asgari ücretten orada çalışıyormuş gibi gösterildi. yerine para ödeyebilecek 'sahikın. onunla ahbap olduk. Yalan diz boyu! Delilik raflı. kardeşim. bu arada. Neyse. konuşamaz. efendim!"' "Korkunç!" ci' üyeler alınacak! 'Peki. 'Ederler. 'Böyle şey olur mu?"' "Ve tabii oluyor!" cek. Günay yırtınıyor. ısrar kıyamet. Onu da. bu defa da. kadıncağız. buyurun. A. "Buna inanmayacaksın ama adamın elinde belki binden fazla fotoğ- bunlarda böyle bir stok varmış! Nerede bir kooperatif arsası tahsis edilelar! Tutarsa hesabı! Tutturdukları da olmuş besbelli! Tabii. gözlerini yere indiriyor. bu insanlar istifa edecek. da. bırakayım. 'Ne gerek var bütün bunlara!' Ne gerek olduarsa çıkınca da. tabii.vergi karnesi yoksa. başkan olmayı siz istediniz. sen esas o zaman bizi görmelisin! Çığlık çığlık bağırıyoruz. bu dandik listeyle müracaat edilecek. Onur Oflu halletti. 'Ama. Parti üyeleri! Meğerse. sahici insanlar! SHP'liler. ederler. eleştiremez! Bu arağunu sonradan gördük tabii. anladık ki. Onur Oflu. ikametgâh nüfus sureti filan vardı! 'Tülin Hanım. herkes iş sahibi bir arkadaşına koşturdu. istediğinizi seçebilirsiniz!' demez mi!" "Uydurma insanlar mı?" "Hayır efendim.

bir gün. sigortası yapılmıyor. leş gibi bir yer. 'Efendim. sekreteri mi belirsiz bir kadın var. gene bir nedenden patladım.bir ya da belki iki kooperatif ve bir de sigorta acentesini barındıran kendi ofisinde olmasını istiyor. Artık bir konuşma bir konuşma. şef sekreterler. bir çocuklu dul bir kadın. leş gibi bir apartmanın asansörsüz altıncı katında. belediye meclisine girmeye hazırlanıyormuş. '0 da olur. Onur'dan Çok iyi hatırlıyorum. halılar. ortada bordro ledi. İnanabiliyor musun? İş patladığında gördük. Günay'a gittim Uzun uzun anlattım. etmek için. dinledi. bu kadar basit. Meğer adam başından beri o ofisi adam "Evet. hangi dört milyarlık iş?' diyorsun. Sonunda. din- . Günay ne di"Eeehhh. Dedik ama. iyi mi! O da bir şey değil. Gelen giden bir yığın küçük politikacı ve onların mandallı sevgilileri!'" "Niye?" "Ne?!" eğer merkez benim ofisim olmazsa. 'Ne bu?' diyorsun. Günay da hep Şafak'tan yana! almışız. terlikle geziyor. yok. Efendim. Oflu. kıyametleri koparttı. Şafak Özden. "Niyesini çok sonra anladık. Onur Oflu. efendiiim! O da olur!' diyor! Akıl alır gibi değil!" yor?" yüzsüzlük ki. Bizde de serapa iyi niyet kardeşim! Gidip bakıyoruz. Kâğıthane senin Şişli benim SHP ilçe merkezleri ile sohbet halinde. sabahtan akşama telefonda. kooperatifin para tutmasını beklermiş! O tafrası da oymuş!" Demirbaş adı altında tam kırk milyonu götürmüştü adam! Pirinç halojen lambalar. perdeler ve hatta bir banyo! Öyle bir yonluk demirbaşın lafı mı olur?' deyiveriyor! 'Daha ruhsat ortada yok. dört milyarlık bir işte kırk mil- "Peki. sevgilisi mi. ne kadar Partili varsa orada! Mesela. filan böyle bir şey. siz kontrol edemiyor musunuz? Şafak ne diyor. mesele de orada ya zaten! Şimdi. 'Efendim. ben de yokum!" 'Olmaz!' dedik tabii. Sekreter yana.

bir gün olsun evine uğrayıp." diye kesti attı Günay. karlarsa. Otuz dört gün. Şükretmek lâzım ki. Hak etmediği bir hayatın. "Bana şu kadar so- Şafak. çevresinde gördüğü gerçeklik düzenini ve hukuk anlayışını alıp götürmüşse. hiç hak etmediği aşağılanmanın. Memleketine dönüyor. Evli. Bir yerlere gelmeye çalışıyor. olmuyor. Tülin'in gözlerinin içine dikmişti gözlerini. geliyor. 12 Eylül geliyor. İki tane 'Bak. yoksulluğun öcünü almak. Elma bahçelerinde nicedir İstanbullu bir genç adamın üretebileceğini hiçbir şey yok. Derken. Şafak'ın. kötü körfezden tuttuğu kokulu ba- "Önce. şaşırmamak gerekliliği. o da. Kitabını kapa"Senin Ömer yaşlarında bir adam düşün.' dedi." yor olmalıydı. aç değil ama yok- sul. yine de oyunun kurallarına . İki çocuğu var. Çayırtepe Mezarlığı'na. Tekrar. Hep burslu okumuş.' de gömmüş. ben (dirseğini göstererek) bu kadar sokarım!" dediğini hatırlıbazılarının yüreğini katılaştırır. vatan kurtarıyor. Tülin anlattıkça. Omuz omuza mücadele "Kimden?" diye sormuştu Tülin. insanlar ellerini ayaklarını çekiyorlar. bazılarını da biler. 0 dönemdeki her namuslu yurtsever gibi. bazılarını sindirir." tin olduğunu düşünüyordu. yaşadığı deneyim. Pırıl pırıl bir kafa. 0 da kendi hayatının bir o kadar çe"Bak. gözlerimin önüne geliyordu Günay. 'sana bir hikâye anlatacağım. Sonunda da sürüyorlar. sadık kalmaya çalışıyor. işaretparmağından bir boğum gösterip. Aklında bir tek şey var. verdiği arkadaşı Erol Çiçek bile. öç almak. "siyasal olayların gizli kapaklı yorumları beni hiç mi hiç ilgilendirmiyor. Bırakıyorlar. maydanoz bahçesine yürümüş olmalıydı. bilenmişlerden." Dönmüş. canım! Bildiğim tek bir şey var. Tekrar alıyorlar. "Böyle bir deneyim. Tekrar. sokaklarda. bazılarını yozlaştırır. Ve haklıydı.yıp. İzmit'e lıklarla besliyor ailesini. bazılarını yenilgiye uğratır. on bin lira olsun bırakmıyor. Sabahın dördünde alıyorlar. inşaatlarda marley döşüyor.

Ama. devreye ben girerim. Sonra da onu birilerinden çıkarır. ne çıkarsa paylaşır. bu onu ülkesinden ayırmaz. Bu arada. çek. Çünkü. ayda otuz beş bin lira maaşla musun? Şirket TIR’larla nakliyat yapan bir şirket. haciz üstüne haciz gelir. çünkü. Maliyecinünü unutur. bine atar. Sadece bir ay çalışabiliyor.' İki seçeneği var. Neden biliyor Bak. kapının önüne koyuyorlar. Acımasız bir işadamı oluyor mu? Hayır. ne zaman Şafak'tan bir şey istesen oradadır. Ama. Ve şundan eminim. orada evlerimiz olmasını en az bizim kadar istiyor. para. yapamıyor. hayata kart açan türdendir. Bu ülkeyi senden benden çok daha iyi tanır. sülale besleher zaman söyler. ya TIR'larla dışarıya adam kaçırırsaymış. zapturapt altına girmekten nefret eder. O yetmiş bin lirayı yecek hale geliyor. Ve başarır. Elini ce'Nedense' değil. Eline bir otuz beş bin daha veriyorlar. ben de rüşvet verir ve verdiğim her kuruşun hesabını sorar gibi aşağılardım! Anlasana. senet gülerden defterleri düzenli tutup kurtulmaktansa. Şafak Özden de nasıl kazanılacağını bilir. devsermaye yapıp. bu ülke için çarpar hâlâ. Nasıl iş yapılaca- daha çıkar." göze alan. Yoksulluğun ne olduğunu bizden çok . İkincisini seçerdim! Tıpkı onun yaptığı gibi. Büyütüyor. üstelik. ya araba kullanmayacak ya da kullanacak ve her yakalandığında polise rüşvet vermeyi öğrenecek. bir süre sonra İstanbul'a dönüyor. Duran Bey. iş yapmaktan amaç para kazanmaktır. Ben letliğini bilmeyen bir devletin temsilcisine saygı duyması beklenebilir mi? Oradan çıkıyor. de olsam. Bir iş olasılığı daha iyi bildiği için istiyor. ehliyet vermiyorlar. Çünkü. vergisini ödemez. Politikayı bırakmaz. küçücük bir dükkân buluyor. Şoförlük yapmak istiyor. nihayet. Kalbi. çünkü 'sakıncalı. hüküm giymiş değil. Eski bir solcuyu. büyütüyor. İkincisini yapıyor. dikkat et. Kart açan ve riskini ğını da daha iyi bilir. Değerlendirir. Koskoca bir araba alıyor ve ehliyetsiz kullanıyor. tutuklanmış bir solcuyu istemiyorlar. rüşvet verip savmayı yeğler.bir muhasebecilik işi buluyor. 'sol' politikadır bırakmadığı. tabii. iş hayatına atılıyor.

böyle dedi. kardeşim. 0 zaman da. Çok da ağır cezalar var. demet demet çiçek topladıklarını hatırlı"Ama. Şafak'a inançsızlık sergileyen herkese karşı duru- "Gerçekten. Günay Hanım?' diye sormuştu. da. hele de kendisine yalan söyleyebileceğini ima etti diye bir daha yüzüne bakmadı adamın! Konuşmadı bir daha!" Şimdi düşünüyorum da. defterlerini kaybediyorlar. arsaya gittiklerini. Günay da buna dayanarak." Duran Bey'le. bu! İster istemez böyle) evet. bu kooperatifle hiç hâlleşemeyecekti. yine Tülin'le beraber- . Günay'ın niye taonu anlamıyorum. olmuştu?" "Ankara'dayken. Oysa. ama aşkın gözünü kör ettiğini düşünmek pekâlâ da olasıydı! edersem. Bir gün. Dalan'ın yeni aldığı ağaç makinesini kullanacaklardı. Unutma. hatırlamalıydım. yöntemleri farklı bunların. Daha da ısrar etseydim. şimdi düşünüyorum da. 'Yalan söylemediğinden emin misiniz. ne olduğunu bilmiyordum. Sökülmesi gerekecek ağaçları ekecekleri yerleri planlamışlardı. aday gösterileceği zaman telefonla konuşuyorlardı aradan çıkacağını söylemişti ya.yordu. (bu 'şimdi düşünüyorum da' ibaresini çok sık sık kullandığımın farkındayım. Kesekâğıtlarının üstünde hesap raşan bir mükemmeliyetçiydi Günay! Dilim varmıyordu. neden sonra ayanların hikâyesi hammül etmiş olduğunu anlamakta neden o zaman o kadar zorlanmışız. Duran'ı ara"Öyle olmuştu." "Yok. Erol'la konuşmasını istemişti. Günay'ı kaybedebileceğimi hissettim. eğer ısrar "Evet! Şu anlamda. hiçbir zaman da varmadı. Daha da fenası. sonunda kazanıyorlar. Ama. bir paragrafla bir hafta uğ- yordu. yapıyorlar." Şafak'la. böyle mi dedi?" diye sordum. ne ki. hani Erol Bey. Böyle dedi. Şafak lehine adaylığını çekmezse. bir üçüncü adamın mış. Duran da dinlemiş. tabii. Duran Bey'le nasıl oldu." "Öyle mi. canım!" "Vallahi. Şafak'ın yalan söyleyebileceğini. benden kopacaktı. Günay.

'şeyler'i. Oğlum yaşında delikanlı. numune. Malı gösterdik. İşte. "Yeter. holdinglerden birisinin perdahlı gibi duran. Aklını kullanmış kardeşim. Günay. işte. O gün. "Bize de bok yemek düşüyor. bir de üstelik iyi mal. senin güzel hatırın için. 0 sıralarda Tülin bir arkadaşı ile ortak hediyelik eşya işi yapıyorlardı. ben orada öyle? Kendimi dışarı dar attım. Bakın.. dikişçisiyle. iki düzine bırak!' Nasıl bir tepem atmış! Elimde. pazarlamasını üstlendiklerinden akıl almaz bir mesai içindeydiler. Süründüğü aftershave'in kokusu daha koridordan duyurıydı. beni şöyle tepeden tırnağa süzdü. kardeşim. bütün gün Rami senin. Tülin. "Hayır. yine. da!" çıkmış bir araya getirinceye kadar. parlak koordinatörlerinden biriydi. luyordu. 'Biz. Sağolsun. büyüttü. "hayır!" Fısıldar gibi konuşuyordu. iki adam görmüştü. "Akılla ." dediydi. Günay.. Üretimini de. Tülin'i ayakkabılarından utandırmıştı. bu defa da Mahmut Bey'e gidiyorum. Zekâ. fakirdir diye cebine para koymaya kalkarsın. Kazlıçeşme benim gezmişim.' deyiverdi. On- Bey. gözleri- zekâ aynı şey değildir. Neyse. insanları işlevsel kılma becerisidir. 'Biz böyle şeyler kullanmıyoruz. Öyle. mahcup olmayalım iş yapacağız. Ofisindeki halının temizliği evde bile sağlanmayacak bir başadan bir parça deri. yine de işler yürümüyordu. çay da ikram etti." diye elini yanından ayırmadığı naylon torbaya atınca Günay bağırıvermişti. Canım göstereyim size de." dedi. Adam işi büyüttü.dik. Ticaret Odası'ndan eski tanıdık. ni devirip. şimdi Sultanhautanmadık." dedi. Demez mi ki. Voque'da gördüğümüz bir portföyü yaptırıyoruz ya. Kaldım mı." "Adam. orada ayakkabılarımızdan "Kardeşim. İlki. diye. Tülin. bunları ithal ediyoruz. Mahmut mam'da iki tane dev gibi hanı var." "Aklını maklını kullandığı yok. öyle kavga etmişim dericisiyle. ama. aklını kullanmış köşeyi dönmüş. bundan üç çıtçıt. öyle kalakalmışım. öyle. "Öyle. Gözleri bulutlandı. Sokakta görsen.

ruhani varlığımızı zenginleştirmeye yönelir. acıyla. akıl. evine otur. sen bir garip Çingenesin. zihni. butikçilikten yatçılığa kadar ne işler batırıldı? Adam haliyle kazanırsa. çiçek yetiştir!" araya getiriyor. fiziki. trajedisiyle bütünleşip sabah 'şeyler'i ve insanları manipüle edemezsin. akıl anlamaya yönelir. Çünkü. Az sonra da. 'Batılılaşamamak' diyorsun. Haddini bil sevgilim. imzasını atmayı bilmiyor. iki kelime konuşamıyor." dedi Günay. aklını değil. "Hatırlasana. gerçekliğin özünü bulmaya yönelir. bile!" "Ne dedin yine?" "Ahhh. Kral Lear'in insanlık kadar eski ve her an güncel Git. Yani. "Ters geldi. "Türkiye ta- Oysa. zekâsını kullanır. Biyolojik anlamda hayatta kalmak sürecinde kullanılan bir düşünce şeklidir.' deyip. çekirdeği. Zekâ. değil mi? Buna 'Batılılaşmak' değil. ne haber?!" "İyi. parçaları bir şam tiyatro seyredip. kardeşim! Mahmut Bey de havasını atsın! Beni eve BMW'siyle "Eeee. aklını kullanmaya kalkışıyorsun. o poturlu Olmadı. kurnazlığını kullanıyor. kendi amacın doğrultusunda yeni kombinasyonlara sokarak işlerlik kazandırmak demaya. Batılılaştın. Tülin'e sarıldı. Aklın kısa vadeli. ben haydi haydi kazanırım. teselli eder gibi. Ak- Kurduğu bağlantıları her zaman anlamadığımı söylemiştim.İki sopayı birbirine bağlayıp ağaçtan muz düşüren maymun. arkasından.' deyip. mamdır. Nene lâzım gümüş zurna? göndermeyi teklif etti. ne işlere girdi millet." dedi. insan aklını kullanıp köşeyi döne"Bizim takımın yaptığı hata da çoğunlukla budur. sen?" . kalktı. Yüzeyin altında kalanı anlaelle tutulur bir amacı yoktur. muzu düşürüyor. mektir. elde olanı olduğu gibi kabul edip. Oysa. mez!" Yerinden kalktı. Sen. '0. o adam zekâsını. öyle olacak! Boğaz'da yemeğe çıkalım da demedi mi?" "Demez mi!" diye ünledi Tülin. ağla sevgili yurdum.

"Şafak da beni istemiyordu. bak iki kere ikinin dört ettiğini bilse. Bu defa Şafak Özden başkan oldu. Öyle bir söyledi ki. Kooperatifi şantiyeye taşır. Günay'ın daha o zamandan işi Öz- oraya nasıl gidecektim ki? Türkçesi. Günay’ın gözü benim üstümde. Günay'cım.' diye tutturdu.' diye başladı. Bir şey söylemiyor- Tülin'e o konuşmayı hatırlattım. parasız olmuyor. Ama." "Hiçbir şey demiyorum. Kabul etmek lâzım. Bir karizması da var." düşünmemiştim ama hakikaten çok tedirgindim. Ben tım." "Dinlemedi. 'Kabahat benim. Denetçi Duran Kuran. bir ara 'Kooperatif merkezini madem burada istemiyorsunuz. Sizi de rahat bırakırız. onların pratiğine duyduğu inanç yatıyor olmalıydı. Ben de öyle yapyardımcısı yaptı. tabii heşamayacağınızı düşünmeliydim. soğuk bir akşamüstü. Şafak Özden en hayat rifin. işin başına geçer yürütürüm. belediye başkanlığına aday olmaktan da vazgeçtim.' diye düşünmeye başladım. 'İşi bırak' demekti. işine baksın! Tabii. O kadar ki. Ne düşündüğünü sordum. Tülin ikna olmamış. 'Hay Allah. attığı koşulları görmeliydin! Günay'ın "Neden sonra!" dedi. işi biz götürelim. Şa- adam! Tam bir hıyarlıktı canım bizimkisi! Bu kadar kötü olacağını ben de nay'a 'bu adamları atalım. bir ara Gü- venmek zorunda kalacağımıza onlar bizimkine güvensinler' diye tuttur- .dar. Çayırtepe'ye taşıyalım. sanki hayatın gerçeklerini görmemi ister gibi. öyle yağmurlu. bu nutku attıktan iki ay sonra adaydı. du ama ben hissediyordum. Ben. hemen başkanlığına talip olacak ki. Günay. fak rahat etsin. Mesela.' 'Sizi çok üzdük biz. biz onların namuslarına güdum. ben bile. o ka- den ekibine bırakmasının altında. Haddimiz değil. Onur Oflu da kendisini başkan de nutuk attı. canım. nutuk attı diyorsam. sayman Erol Çiçek. paranın gözü kör olsun. Şafak o ara bir evindeydik. Ortaklarımla anla- işte adam aday bile olamayacak. ayrılmıştı. tabii. tabii. Tülin Hanım. yorgunu genç adam halinde.

' diyor. 'Ne var efendim. kooperatif yöneticileri ile iş ortaklığı olanlar denetçi olamıyor. yöneçağrılmadıkları için. Erol Çiçek hem sayman olup. Mesela. çeker gider efendim!' sak olmuyor mu?' onun cevabı yok. Zaten Şafak'ın her şeyini o imzalıyor. iki ellerini iki yanına açıyor. atıverir bir imza. efendim. cebine birkaç yüz bin. canım! Mesela. bu .yordu. 'Size nasıl bırakayım 'Peki. müfettiş yemesin olur mu?' diye başlayıp. 'Götüremezsiniz. burası Türkiye." maz mıydı. O dandik üyelerin istifaları alınmamış. rüyada gibiydiler sanki. çünkü Şafak burada yok.' diyortabii ben deli çıkıyorum. ikinci genel kuruldan "Dinlemedi. yönetim fiilen geçersiz! Hangi birini söyleyeyim. sun. Bizim anladığımız anlamda yok. 'Efendiiim. 'Peki. insanlardan çift imza olmadan para alıyorsunuz. Şafak. devlet memurlarının zavallı maaşlarla geçinemeyeceklerini anlatıyor. Sedat var. Duran'a yaptığını anlattım. bu?" Mesela. imzalatırım. biz neden sonra aydık ki. İstanbul dışında. bakın. korkmuyorlar mıydı? Nihayet. Şafak yoksa. dertlendiğiniz şeye bakın!' pis pis gülüyor. ya da Onur Bey. 'Siz bana bırakın efendim. hem de proje çizdi diye kooperatiften para alamaz. Sana. 'Sedat nasıl imza atar?! Kooperatifin ortağı bile değil!' 'Atar efendim atar. İstifalar alınmadığı gibi. Biz işin farkında değiliz. Bir tuhaf. ama ne gerek var bütün bunlara?' diyorsun. bunmaları lâzım. bir müfettiş gelse ne yapacaksınız?' diye soruyorsun. ben hallederim. 'Şu işi düzgün yap- 'Efendim. makbuzları şimdi Şafak'a götürür.' diyor ve yor. korkmuyorlardı kardeşim. İnanılmaz şeyler olu- başlayarak her şey usulsüz. 'Koyarsınız tim kurulu tarafından tasdik edilmemişse genel kurulda mutlaka yer al- nun açıkça belirtiyor. bunlar yapmışlar.' di'Canım. herkesin başını derde sok"Hayır.' diyorsun. adamlar genel kurula lar resmen iki şirkete ortak. adama. ka"Peki de.

arada çok bir şey ters gittiği zaman bağrınıyordum. Oysa. bize haksızlık yapsın. diyorsun. Nedenini şimdi anlıyorum. yönetim kurulu. pazar- . tuhaf bir iç'Birine hırslanalım. Sevsen olmuyor. tapu için müracaat edilmiyor. bir gece yapıyorum. Ben. Hah. kuruluna ihale yetkisi al. Bu Son genel kurul. vites atıyor kardeşim adam! Sana anlatmama imkân yok. Latife'nin Hazmi'si gibi -Buzdan Kılıçlar'daki Hazmi'yi hatırlarsın ölmeyiz. Üç ay. seçimlerden birkaç gün önceydi. Mesela. efendim. sonuçları her pazar elle döküyorum ki. Şafak Özden'in tutumu neydi?" "Dedim ya.imza benim değil demedikten sonra ne beis var?' Mümkün değil. ne ki anlattıkları- Günay'la arasına girebilecek tek kişiydim. yönetim güdüyle 'Şu tapuyu alın. "Bilimkurgu gibi kardeşim. dövsen olmuyor! Bir de işin öteki son genel kurulda bile sustuk be kardeşim!" çıkış yapıyor. Beni ister mi? Tabii. Günay. üstümüze yüz kurşun sıksın gibi. tam oldu. ortak bir zemin bulup konuşamıyoruz!" nın Asimov'a ağır bir hakaret olduğunu düşündüğümü söyledim. Gelemediği için yerine Günay'ı gönderdi. Parasızlıktan. "Bütün bu arada. arada Günay var.' gibisinden.' diyor. pek bir erkeksi yüzsüzlük içindeler. denetçiler aynı kalsın. Günay'ın dediği tarafı var. onu öldürünceye kadar yaşarız biz. susuyoruz. Colossus'u yazan adamın bu anlattıkları ile uzaktan yakından ilgisi olamazdı. beni istemiyordu adam. gülüm." diye. tabii. Ben de bitkinim. nasıl bir nıyor. o Günay'ı manipüle ederek gelmişti bu kadar yolu. Fazla üstüne gidemiyorsun. birden babala- yırtepe'de. Şafak'ın o gün Ça"Dikkat et. Şafak Özden. Seçimler yaklaşıyor. gene olmuyor. sonu "paşa" ile biten mahallelerden birinde kahve toplantısı vardı. Sıkı sıkıya da tembih etti. Tamam mı?" Tamamdı. dört ay edilmiyor. Söylüyorsun. 'Sen benim kadınımı benden daha mı çok kollayacaksın?' havasına giriyor. önce hiç yatağa girmemişim. devam etti Tülin. 0 arada her hafta sonu kamuoyu yoklaması "Ara sokaklarda bir pastanede buluşuldu.

Sedat orada tabii. Parti'de önemli bir yere geldi. efendim?' le yetkisi al. Kimoturuyorum ve para ödeyen ortakların hepsi bir biçimde benden dolayı bii. Ben. denetçi raporunu Onur hazırlamış. Neyse. Bir de ortada. bir tapu alınmış. Erol orada ama uzak duruyor. Bir tanesi daire plânı. Şafak gitsin. 'Onur Bey. o da onlardan. dedi ya. yerine de imza atmışlar. Şimdi. o zamanlar hep onun yanında geziyor. Duran denetçi ya. o imzalamış. hemen önündeki sat yok. sinde. bilanço. ihageldi. gözüm Onur'da. en inançlı kadın halimde geçtim başa oturdum. yine de aymıyorum. çünkü. Bu. onu da Onur kaldırıp kaldırıp gösteriyor. ikinci denetçinin ki o bir tanesi de arsaya apartmanların nasıl yerleştiğini gösteriyor. yanında da çocuğu bir kadın. bir de böbrek şeklinde bir mavi boyalı bir leke. Hükümet komiseri raporu çıktı. oraların müdavimi. sıra seçimlere geldi. yüzüne bakmadım. insanlar nihai kişiliklerini ortaya dökerler. millet etrafına dizilmiş. Onur konsomasyon halinde. bir üçkâğıt atmasın diye. adaylığını koymamış bir kızcağızı da yazıyor. Duran orada. abla' diye etrafımda geziniyor. O arada bakıyorum. Sonra öğreniyoruz ki. renkli renkli resimler var. Vazgeçti. yönetim kurulu yedeği olaoradalar! Ben de etrafa güvenli gülücükler dağıtıyorum! Derken. İkinci- daireyi kendisine kapatmış. sırtını aslan gibi kardeşine dayamış. ruhseden ses çıkmıyor. Sonra birisi daha. yönetim kurulu. işte efendim bir yerden bir denetçi bizim arkadaşımız bir şair. imza yetkisi demek. Şafak. avam proje yok. Yanıma gelecek gibi oldu. 'Abla. en Günay Rodoplu halimle orada Tülin'in sana söylediği havuz o. bir de hangi akıllı uslu başlayıp da. oraya adam çıkaralım. sonunda herkesin için göbek attığı düğünler gibi. Erol'un çizdiği. . Kızcağızı tanıyorum. bu da havuz mu. yoksa?' 'Niye olmasın. Onur. Ama bu arada unutma.tesi günü hangi mahallede gerideysek. konuşsun filan. Ben de. tarak. o raporu gezdirdi. Nasıl çıksın? Ben. Sonra. Onur Oflu. Gerçekten de. Beni koruyacak ya bir tür. denetçiler aynı kalsın. Masalar konmuş. Baktım. kendisini başkan yardımcılığına getirdi.

Kimin kımıza 'konut' işte. Efendim. yirmi mil- nitelikleri değiştiriliyor. Onur Oflu. SHP'lilerdensen. dayanışma. Genel kurul tıkır tıkır işledi. tatmin edecek diye düşünüyorum. kısmen de olsa. 'Bastığı yerde ot bitmeyen Türk'ten sakın!' diye. Parti'ni bir kere sol diye konumlamışsın. zengin oluyorlar! Şöyle söyleyelim. yanımda bitiyor. bir mutlu oluyorum. Yani diyelim ki. Neyse. sorma! 'Bir tanem. Şafak'ın başkanlığında yeni seçilen yönetim kuruluna 'ihale dosyasına göre güvenilir firmalardan herkes herkese 'başkan' der ya. 'Aman. kendi paranı kulra göre büyük suç ama zaten yasalar Büyük Yalan'ın parçası." dedi. Ne var ne yok yağmaladı- lar! Para. kardeşim yok. çünkü 'Memnun musunuz. SHP'de. 's' harfiyle başlayan hiçbir kelimeyi ağızlarına alamıyorlar. acıma. sağolun!' Sedat. ben de. âlemin paralarını organize edip. en 'sol' şeyleri de yapsalar. saygı. Karambolde. lanırsın. yatay düşey devingen yapı. bir de yoksul halatmana da imkân veriyor. inşaatı yapan da sen. yona da yapılabilecek dairelerin kırka çıkmasına karar veriliyor. vallahi doğru dılar!" "Yok. sevgi. seltiliyor. meğer 'kooperatifçilik' diye bir lüks inşaat haline getiren bir karar geçiriliyor. hoşgörü ne varsa yağmala- . müteahhit olsan. filan diye siyasal nutuk 'sosyal' gibi. canım. lüks inşaat oluyorlar. yani Oflu'nun 'ciro'su yüksektör oluşmuş! Adamlar. Yasalaköyünü kimden soruyorsun? Dahası. yani. seni eve ben götüreceğim. kendimce. kendisini davet usulüyle' ihale yetkisi veriliyor. bir de kooperatifi. aşk. bırakma dedi!' İçime işliyor. inandırıcı olamıyorlar. Tabii. "Kevorkian Diana'nın kocasına de- demiş! Bastıkları yerde ot bitmedi adamların. parayı toplayan da sensin. Tülin. estağfurullah. abim. o zaman bilmiyorum. Hani. 'Abla. Sağ partiler. Günay Hanım? Sizi memnun edebildik mi?' di- yor. Burada. çünkü. o kadar işinin arasında beni düşünüyor!"' miş ya.adamın kendisini böyle ortaya atmasını acıklı buluyorum. bu adam hiçbir yere 'başkan' olamadığı için bari bu kooperatife başkan yardımcısı olacak da.

dostun bahçesine bir hoyrat girmiş." dedi Tülin. 26 Mart seçimleri geçmiş. tek bü"Desene. biraz olsun rahatlar diye umuyordum. il meclisi üyesiydi. kendimi bağışlayamıyordum! Ben de.. 'Açıkta kalan' tek ortak. daha doğrusu. "Aralarında kızarmasını bilen. 0 bağı kopartmak "Aksini hiç söylemedim ki! Hep sevdi!" dedi.. gökten tövbe estağfurullah Hazreti Peygamber inse. . Teknik Daire başkanlıklarından birisine geçirilmişti. Dudakları kıvrılmadı bile! kendime yediremiyor. bir şey yapamazdı! Ahlâkla Şafak istemedi!" "O zaman seviyordu!" diye bağırmışım. "En kötüsü de hoşgörü yağması olmalı. tünlüklü adam oydu!" Bunları konuştuğumuz zaman. . Onur Oflu. bunca şeye karşın silkip atmamış olmasını bir türlü "Sen de bunu anlamıyorsun. insanlığın bitmez tükenmez hüznünü hatırlar da. "Değil sen. Tülin. cevap yerine den belediye başkanı olmuştu. Günay." dedim. Şafak Öz- "Olacağına bak. arasında kalan son bağın kendisi olduğunu biliyordu. adamı." dedi. Erol Çiçek. Duran Kuran'dı.şöyle bir bakmakla yetindi. gülünü dererken dalını kırmış!" dedim.

Demet'e meftun olmuş olmasını. parasızlık korkusuzluğuna. bir yerin pazarlama müdürü ciddi kız kardeşine uzaktan ama huşu içinde bakan bir Kürt'tü. solculuğuna.V Demet'in Savaş'la evlenmeye karar verme nedenini anlıyordu. Robert'te okuttuğu oğluna. teyze demenin yersiz kaçacağı bakımlı annesine. Tarkovsky hayranlığına. Demet'in babasının evi gibi tiyatroculara. Son darbeyi vuran da. sergilediği meme yarığına. gibi kullandığı entel barlara. İsmet Ay Birinci kuşak İstanbullu bir Kürt'tü Hasan. çerkez tavuklu-keten peçeteli sofrasına. bir önceki erkek arkadaşı Hasan'dı. Ro- doplu. kız. en yeni Türkçe konuşmasına. Demet'i "düzerken". Yorulmuştu. eksilmeyen kahkahasına. aslında. "sahipsizliğini" her an yüzüne vuran. ilk adıyla çağırdığı Turgut Bora. Eşyalaşmış ilişkilerden. kolej diplomasına. kullanan erkeklerden yorulmuştu. asla erişemeyeceğini düşündüğü bir dünyayı .

"güzeller güzeli". Savaş Rus Filolojisi mezunuydu. yeterli kadınlarının tümü gibi. Hasan'la geçirdiği gibi bir macera bir kez affedilirdi. kasiyerlik yaptı. bileyim. Demet. Bu defa. hiçbir becerisini esirgemediği emanet etti. işini bıraktı. İstanbul'a. bir kitap! Okusam da. aklı başında kız kardeşinin başına geleni enkaz gibi geri döndü. tezgâhtarlık. olsa dillere destan olacak. Demet'in göğsünde ağladı. bir sigara tablası. çılgın giysileri hapis yatan Savaş'la tanıştı. "bütün İstanbul"u tanıyordu. 12 Mart'ta. Aksaraylı bir kız çıkageldi. Hasan'ın eski sekreteriydi. oğlunun sitemkâr bakışlarına. yönetmen ve oyuncuydu. işe başından hak ettiğini ima eden sessizliklerine. tam beş yıl Cihangir'de tek başına yaşıyor. Çocuk gibi!" kaçtı. on sekiz yaşlarında. Hasan'a eline ne geçirdiyse onunla vurdu ama karşı olan mazbut annesinin. Ne ki. annesinin evinde kanepede yatmaktan. daha bir solcuydu. Hasan'ın evlendirme vaadi ile iğfal ettiği. Kız. Demet. Bu yeni ilişkiyi bu defa saygın bir şekil vermek onurunu kurtarması açısınSorgulamadan saranlar entel barlardaydılar. Senarist. Bu tür serüvenler vaka- .düzüyor. ne "Annemle Filiz uyanmasınlar diye eve ayaklarımın ucuna basa basa giriyorum. Narçiçeği ruju. Demet. ayol! Başucumda bir komodin. annesinin başı örtülüydü. bir ı adiyeden oldukları. oğlunu annesine Aylarca. Demet'e gelince. "Yani. "erkeğinin" ardından Bodrum’a onunla birlikte 'okyanusları bir aşk yaşadı. ile yine ortaya çıktı. esasta kendilerine rı vardı: Deniz. İstanbul'dan. ihanet acısını paylaştı. "erkek adam" arıyordu. en basit medeni ihtiyacım. saygıyla aşacak bir tekne" inşa etmeye gitti. o dönemimizin belirli bir sınıfının. bir haftalık doktor raporu alan da kendisi oldu. okumasam da bir kitap!" horlanmaktan. beraber yaşamaya başladılar. Mutlu sonla bitmiş. Bir de ortak aşklaalkışlanacak bir şey yaptı. "yaşanmaları gerektiği" düşünüldüğü için sorgulamıyorlardı ama Demet'in aldırdığı yoktu. yani. o dünyanın "sahibi oluyor" olmasına bağlıyordu Rodoplu. üzerinde bir lamba. evini dağıttı. Musluk bile açamıyorum. Sonra bir gün.

. man!" dedi Diana. Amerikalıyı şaşkına çeviren bir soru sordu. küfürlü kısmını atladı. Kendi kendilerini geliştirirler." dedi Rodoplu. bir Hollywood film senaristiyle karşılıyormuşçasına nadan bir tavırla karakterlerin yaşamı mı. Sernea'ya takındığı. öykünün kendisi mi?" diye. Savaş. Pavloviç'in mesleğini. Yaşam yorgunu Savaş'ın evlenme teklifini kabul etti. her gün sahici elini sakalına dayadı. "Marjinal zaten. Elini cebine daldırdı piposunu çıkardı. Savaş ve Tülin üçlüsüne. Dr. ra zaten karakterler de öykü de kendi başlarının çaresine bakarlar. söylenenleri çevirdi. bu temiz çıkma harekâtı olmasa. hiç"Marjinal. "Kim aldırır? Bir ucundan başlarsın. yani. Kösnül Tülin." yapar mıyım? diye cevapladı Günay. Sanki. Demet. entel barları da kaybedecekti. saygın ve sevilen bir kadın olduğuna de- tak bir konu bulmuş olmanın sevinciyle. nereden başlıyor? Determine ettiği "Oh. Savaş'a döndü. lalet edecek şekilde itibar edilmesi gerektiği gibi bir duygusuyla. uğradığını söyleyen Diana Pavloviç de katıldı. "Bizi sakın hafife alma!" tavrı vardı. "Bilemem. orDemet'in ağırdan satılması." Rodoplu'ya döndü." "Herhalde. telefonu çıkaramadığı için kapıdan Dört kadının arasına düşen erkeği rahatlatmaya çabalayan Tülin." dedi Savaş. arkadaşlarına.dan gerekliydi. işe televizyon yazarı olarak başladığını bir nefeste anlattı. son- dudakları alaycı bir ifadeyle kıvrıldı. shit. Savaş bitirmeyecekti. Bu ağırlamada. senaryo yazarken. Demet. Ne ki. Osmanlı usulü bir davete kalkıştı. "Öyle değil mi?" "Sorar mısınız. Rodoplu. aman-sakın-damadı-paralama mesajı çaktı.

"Haydi. Ne ki. bir-itirazı-nız-mı-var eğsin. eşinin "gün"üne isteme- . Diana Pavloviç'e döndü. "düzene ister sizin yaptığınız gibi boyun "Boyun eğen kim?" Savaş'a döndü. En suya sabuna dokunmayan." dedi Diana. diyelim fuları boynu üşüyor "Adana. "Bunları bana neden anlatıyor? Ne anla"Beyefendinin Marksist olduğunu. bir tanıktan başka bir şey değildir. İlk bardakları." "Hey. onulmaz bir acısı varmış gibi. Aristokratik hiyerarşiyi. yaratıcılık? Yaratıcılık ne "Yazınsal bir yapıt uygarlığa ilişkin bir belgedir. davet Rodoplu rakının kurtarıcı gibi yetiştiğini sandı ama Savaş'ın alkolik nişan yemeği olmaktan çıktı. İşçi sınıfının müca- delesini. "Peki. burjuvazilarına tanıklık ederler. ne diyor?" Tülin'le yine göz göze geldiler. ister başkaldırsın. Mutfağa giden Tülin'e seslendi. "Adanalıyım. Karardıkça karardı. iyi de. ezilen işçi sınıfının acılarını anlatır. bu pipo da neyin nesi?" "Savaş Bey. tınısı kaçırılacak gibi değildi. "anlıyorum. bir Marksist. "Ne diyor." malıyım." dedi Rodoplu." Sesindeki. sana yardım edebilir miyim?" "Oh. şimdi?" nin kapkaççılığını." Tüm ilgisini kaybetmişti. iktisadi gelişmeyi belgeler. olacak?" "Bir yazar. evin." diye sürdürdü. olduğunu unutmuştu. sessizleştikçe sessizleşti. her şey yolundaymış gibi yapmayı sürdürdüler. gittikçe kasılan bir yüzle içti Savaş. Kadınlar kendi aralarında konuşmayı. misafirlerin. sakalını tıraş olmaktan üşendiği için uzatmış.diye takmış. kardeşim. kaskatı bekledi. gözlerini tabağına dikti. nerelisiniz?" Rodoplu dayanamamıştı. "Onu anlamalısın. bağımlılıktan en çok kaçan yapıtlar bile toplum bozukluk"Yani?" Rodoplu'ya döndü." dedi." Rodoplu çevirdi. adam.

. Ne ki. Yaşanan. "Hayat zor korkuyorum. Laz fıkralarının anlatımına geyaratmıştır. ayıp olacak. sıkılıp da hırsını sonradan karısından almasın diye elbirliği ile pohpohladıkları bir mizansene dönüştü. taban saf elemanları üzerinde etkin olmaya çalışmak. sükûtumun ikrardan geldiğini sanacak. romantik akıma neyse. sabır taşını çatlatacak bir sükûnet içindeydi. edebiyat akımlarının birbirine karıştığı. halkın proleter yoldaşlığına dayanmayan 'ahbap çavuş birlikleri' kurmak. maydanoz bahçesini süzerek." diye sürdürdü Savaş. Hugo'nun Cromwell'i roakımın Marksizm’le ilişkisi yoktu. "Turgut Reis 21 Ağustos 1465'te. yumruk ettiği ellerini omuzlarına çildiği sırada. Flaubert. bu sahtekârlığa seyirci kalan mı?" burjuva sınıfsal kökene dayanmasından gelmektedir. karaya çıktı. Gorhma! Gorhma! Gorhma!" numarası büyüsünü kaybetmişti. tam tersine faşizme temel teşkil etmişti. bir yanlış eğilim de. Diana Pavloviç. Demet'in. bu defa kendi evindeydi. Hayır. Nihayet konuşmuş olmasından duyulan mutluluk gürültüyü kesti. hiçbir ilke birliğine ve "En önemli bir zaaf. Türk edebiyatının küçük . italik'lediğini görebiliyordum. Demet hayran hayran dinliyordu. düşüncelerini saklamayı alçaklık sayan Rodoplu. "Tarihin gözlemleyeceği her şey anlamsızdır. "Ayıp eden kim? Desteksiz atıp. Savaş. Yanlışı düzeltmemeyi." diyen Racine değil Valery'ydi. kaçacak yeri de yoktu. Kerim yüzü ile Tülin." "Susacağım. deli saçması bir diskurdu. "Flaubert'in romantizmi Madame Bovary gibi sağlıksız bir kahraman vura vura yaptığı "mastika" işe yaramadı.den düşmüş erkeğini." diye söze giriverdi. konuşacağım. o çok iyi tanıdığı yabancılaşma duygusunu yeniden yaşadı. içkisine yumulmuştu. Nice'te. Onu izleyen. üç kadını etkilemeye kalkışan sahtekâr mı.." saçmalığıydı. fütürist mantik değil realist akımın ilk temsilcisiydi. Madame Bovary realist akıma o'ydu. ne ki. onca güldükleri. "'Solcu' lâf ebelikleri yaparak. "Ne diyor? Ne diyor?" diye çeviri talep etmekten vazgeçmiş. İzleyen nutuk tarihlerin.

" dedi Tülin." dedi." Bence pekâlâ da müstehak olduğu haksızlıktı ama ima ettikleri açı- Gelenin kim olduğunu tahmin edebiliyordu. Dirseklerini masaya dayamış boş olduğunu umduğu gözlerini adama dikmişti." "Bak. Alan memnun satan memnun. "'Hangi kitabımı okudunuz?' diye sormak. Fildişi kuleden yayın yapmaya razı olsa. "Bütün bunları davet eden sen- sin. Küçük burjuva sınıfsal köken. "Kim acaba?" terk etmek. yüreği sıkıldı. oradan çıktı. yayın yaptığı insanlar. gününü gün etmenin yolunu bulmak.temsilciliği pozları takınıp. Demet bile anladı. onun kavgası içine samimiyetle girilerek. böyle şeyler yapmaz!" sımsıkı sarılıp. böyle bir gece geçirmeyeceği doğruydu. sana mı kalmıştı 'nişan yemeği' versından daha önemliydi. yanlış ve hastalıklı eğilimleri pohpohlayarak kendi kariyerimizi kitle dileği şeklinde göstermek. yine bu insanlar olacaklardı. bu diyarı olmak demekti ki. halde. ama." diye fısıldadı Tülin. yani. tümüyle pasifize dedi Diana Pavloviç. 'ben okumadım. gelinmişmiş gibi bir hisse kapıldı. Rodoplu'ya göre intiharla eşanlamlıydı. "Hayırdır. inşallah. Bir üçüncü seçenek hiç yayın yapmamak. siz kızlar ne yapacaksınız bilmiyorum ama ben gidiyorum.'yı yeniden duymak vardı. bazen Don Kişotvari olduğundan fazla görünmeler.. demek vardı. Kapı çalındı." mek?" "Oh olsun sana. uğradı her- ." diye düşündü Rodoplu. "Günay'cım." Saldırı o kadar açıktı ki. Öte yandan. bazen saygılı ve masum tavırlar. "Parti'nin bir yemeği vardı.. küçük burjuva kanca övünmeler ve yakınmalar şeklinde kendini göstermektedir bu yankişiliklerde devrim yapılmadığı sürece günümüz yazınında yanlış eğilim"Halkımızın şu 'saf elemanları'nı bir de biz görseydik. çığırtlış eğilim. "Şekerr!" dedi Rodoplu'dan yana. Ev sahibesinin üstünden bir yük kalktı. Tuvaletteyken üstüne "Şafak'tır. proletaryanın ideolojisine lere de kaynaklık etmektedir.

Şafak. başaracağına ihti- mal vermeyen insanlara nispet verenlerin takındığı bakın gördünüz münasıl-da kazandım-oh-olsun! diyen. "Onlarcasından biri. nan Tülin oldu. "Oh la la la! Seni gidi seksi hanım. du. Hiç hoşlanmadım." dedi. Sınıf savaşının bir yanı da anti-demokratik eğilimlere karşı mücadele parolaydı sanki.mak istemeyen Pavloviç. dişlerinin arasından. Savaş. Savaş'a baktığında yüzünün değiştiği hususunda yanılmamış olma"Parti çalışmaları nasıl gidiyor. öyle anlamayı yeğledi. rakıya uzanan Şafak." dedi. hiçbir şeyin dışında kal- "Fesuphanallah!" dedi Tülin. Konuyu değiştirmek gayreti içinde." diye cevap verdi. bir tür lar. gözlerini gözlerine dikti. sesini alçalttı. çok iyi. gözle görünür biçimde gerildi. seni!" deşim? "Şafak??? Erkek arkadaşın mı?" diye sordu. fısıldadı. aynı zamanda Deniz Baykal'ın İstanbul il örgütüne hâkim olmaya çalıştığı dönemdi. kendini beğenmiş kahkaha vardı. Yüzünde." dedi. "Ne oluyoruz. Şafak Özden. birbirlerini hiç tanımayan bu iki insan arasında. uzandı saçlarını kokladı. Şafak Bey?" demek gafletinde bulu"İyi. Devrimciler yanlış eğilimlere göz yummazetmektir. Dönem. "hayalıydım ki. "İstanbul'u alıyoruz!" Siyasi yasakların kaldırılmasına ilişkin referandumdan bahsediyor"Devrimcilikte kimsenin nabzına göre şerbet vermek yoktur." Yanından sıyrılarak geçerken." Cümleler. "Kitle dalkavukluğu yoktur. izleyen tanışma baştan savma bir tokalaşmadan ibaret kaldı. kar"Rahatsız etmiyorum ya?" Elindeki gülleri uzattı. Günay'ın bir türlü ısınamadığı bir tanımdı bu "erkek arkadaş" tanımı. . "Seni çok özledim. tım. bir sır veriyor gibi.

Hayattan zevk almak. Amacına ulaşmakta hiçbir engel tanımaz. doyuma ulaşmak başlıca amacı. Olumsuz özellikleri. Bugün İstanbul'da ağzınla kuş tutsan. pratik. Hayaadamlar bölgeciliği o hale getirdiler ki. Kent yaşamı yerine kırsal bölgelerde yerleşcinsel canlılığını yitirebilir. Olmaz böyle şey. dayanma gücü yüksek. hayal gücünden. Sahip olma içgüdüsü çok kuvvetli." "Boğa burcundan olup olmadığını soruyordu. ağır. lüksü ve iyi yiyecekleri sever. sabırlı. diye Sivaslı değilsen bir yere gelemezsin. sevimli. haris. Bir ara." diye patladı. dünyaya gözümü açtığımdan beri solcuyum. sıcakkanlı. Hâlâ da bilmem. somut meyi yeğler. "Listen. Diana Pavloviç. so- "Değişmez. Şafak'ı gösterdi. "Bırakın efendim bu işlerin yakasını. tembel. "Hangi demokra- görmüyor musunuz? Adamların şovenizmi sizin benim anladığım ölçülerin çok üstünde. Ben. Rahatına düşkün. "Boğalar nasıldır?" "Boğa olmalı. Ama mazmış. sevecen." dedi Rodoplu. işi o hale getirdiler. yemek yemeyi çok sever ama aşırı yemek içmekten şeylerle uğraşmayı sever. Kendisini koruma içgüdüleri çok gelişmiş. Alevi'dir. böyle şeyler gündemden çıktı artık. inatçı. Tülin. adam o işi yapabilirmiş yapaseçim kazanıyor. tutucu. Toprak grubundan olduğu için. Sırf Kürt'tür." O arada garip konuşmalar da oluyordu. Olumlu özellikleri.siden bahsediyorsunuz? Kürtlerin örgütü ele geçirmeye çalıştıklarını tımda. kinci. Ba- . özgünlükten yoksun. Sünni neymiş. Demet fırsatı yakaladı. toprak ve kadınsı. kararlı. Alevi neymiş bilmezdim. ğukkanlı. is he a bull?" diye sordu. "Efendim?" "Allahallah!" dedi. "Is he a bull?" "Mayıs doğumlu. obur. Parayı. kolay kolay kendisinden bir şey vermez.

Tutucu içgüdülerinden dolayı genç kuşakla iletişim kuramaz. Bu sonucun doğmasında en önemli etken." "I don't like him." dedi Şafak. "Politika para ister. gibi sözler. Ne halleri varsa görmeleri için bıraktı. De- Kürt köylüleri bu işbirlikçi hainlere karşı isyanda sonuna kadar hak"Türk ve Kürt köylüleri." dedi Şafak. Türk halkından bugün en az elli yıl geridir. işçi "İsçi sınıfının önderliğinde mi?" sınıfının öncülüğünde ve bütün milli sınıfların ittifakıyla yürütülecek aktif bir politika sonucu söz konusu olacaktır." hoşlanmaz. Yine "Buna de ne oluyor. Amerikanın sesi kulağına çalındı. parlamentoda seslerini duyura"İyi ya işte... Sabahki sendikacıyı düşünüyordu. 'Ne mutlu Türküm diyene'." diyordu. Savaş. Kürt halkının uluslaşmasının da gecikmesine neden olmuştur. bu-adam bundan"Kürt halkı." anlar mesajını iletti. "Kürt feodallerinin ve nüfuzlu kişilerinin bu zulmün mokratik haklarına sahip çıkabilsinler. kadroların so- . konuşmaktan çok bir fraksiyon bildirisi dışında bırakılması da dikkate değer bir noktadır. "Kurtuluşları da. neden sevmemiş?" mektedirler. erkeklere döndü Günay. 'Bir Türk dünyaya bedeldir'." "Güneydoğudaki karşı-devrimci askerler Kürt köylülerine zulmet- kaleme alır gibiydi. Şafak. Türk halkının uluslaşmasını kolaylaştırırken. Kendisine ne yapması gerektiğinin söylenmesinden hiç Çocukların düşüncelerine pek." bilsinler diye.şarıya hayrandır. fark etti." ve kardeşliği' temel görüşünden hareket ederek yaklaşmaları. de. onları da biz aldık. Daha ne istiyorlar?" lıdırlar. TürkiSorununun ne olduğunu anlamayan ya da yanlış anlayıp. Doğu runa asimilasyon açısından değil devrimci bir tavırla ve 'ulusların eşitliği ye'nin bütünlüğü için de büyük zorunluluktur. arkadaşım.

kendi dillerini konuşabiliyorlar mı? 'Ben Kürdüm. yapılmadığı zaman da PKK oluyor." dedi Savaş. ben gitsem iyi olur. Ek- .' denirdi." dedi Rodoplu. Nerede görülmüş yahu?" tek atan Demet. işte." Biz bugüne ateş çemberinden geçtik de geldik. tabii." dedi." Demet'in anlamaya- cağını düşündü. Kürtlere mi bırakacağız?" Gözleri çelikleşmeye başlamıştı. öyle değil mi Günay Hanım?" ulusuz. ASALA da. "'Etrak bi-idrak. Benim dedelerim Gümüşhane’ye at sırtında geldiler. Gelecekleri varsa görecekleri de lemlerinin beyazlaştığını gördü. Memleketi- "Bırakın. "Akılsız Türkler demek. Günay'a dis- "Bu sözler bugün de Kürt halkı için geçerli. "Denebilir." "İyi olur.' diyebiliyorlar mı?" "Türk olduklarını söyleyen insanları askeri mekteplerden atarlardı. "Kürtler "Diyorlar." dedi Savaş. "Burjuva şovenizmi.kaybetmiş de biz bulmuşuz? Tarihinde bir tek devlet kuramamış bir ulus kendisini Türk halkıyla nasıl bir tutar? Biz imparatorluklar kuran bir bilir. Emperyalistler akıllarına koydular mı. "PKK olsun." dedi Pavloviç. Bir yumruk atmamak için zor duruyor gibiydi. Diana bile sustu. bırakın efendim bu işlerin yakasını! Ulusların eşitliğini kim mizde Türk olduğumuzu söyleyemez olduk. PKK da olur. Şimdi. nişanlısına des"Olsun. 'siz buyurun' diye kodaki halini anımsattı." dedi Rodoplu. Günay Hanım bu işleri iyi "Öyle. "Seni yarın ararım. Bizden en az yedi milletvekili var Kürt. efendim." "Kavga mı ediyorlar?" "Bak. Bir de tehdit: Türkiye'nin bütünlüğü için şöyle şöyle yapın. rakısının içine. Her dakika Avrupa'dalar. var!" "Ama." dedi Şafak. küfreder gibi. Bu devletin parası ile bölücülük yapıyorlar.

hadi." "Hadi. "Eninde sonunda kesmek zorun- da kalacağız bunları. Demet. Savaş Bey! Kaldı ki. İçimden . anlamıyoruz. Şişli'de bir toplantıdayım. Rodoplu. dolu tablaların." dedi Rodoplu. Geçen gün. aşağıya inmek üzereyken. o toplantıdan çıktım. esbirden 'iyi ki bunlar var' diye bir duygu geçmedi mi!" Gözleri dolu dolu oldu. kirli tabakların zibilliğine döndü '"Kürdara azadi'ymiş!" dedi. itiraz kabul etmeyeceğini be- ra. ilişkin hiçbir şey bilmiyorsunuz. Savaş'ın koluna girdi. Misafirler dara- Ellerini göğsüne kavuşturmuş." dedi Tülin. Kescez.lirten bir sesle.' demez mi? Biz. yahu? Ne istedik ki adamlardan? Biliyor musun. Karafakiye uzandı. bir grup herif aralarında Kürtçe konuşuyor. be!" diyerek silkindi adam. Az İlerde MÇ ilçe binası var. sana bir şey anlatayım. "Bakarım. Öyleyken. Hapis yatmış olmanız. Ülkücüleri niye dövdük. Oylama yapacağız. Pavloviç'i almış önden yürümüştü. Rodoplu. Şafak. Neden son"Kusura bakmayın. çantalarını buldular. çıkmak için kapıyı açtıkları zaman kıpırdadı. kalkalım. neden böyle düşündüğünü mak hakkını vermiyor. öylece duruyordu. "Hadi. size başkalarını uluorta yargıla- Günay. 'Ya baba." dedi kahır eder gibi. görmedi. ha! Benim dedem Kafkas cephesinde şehit olalı şunun şurasında ne oldu? Bak. "Şafak Özden'i hiç tanımıyorsunuz. çocuklar. Yemek artıklarının." dedi Tülin.' diyecek olduk. Kescez Allah'ıma! Ellerimle keserim! Doğu'da bağımsız Kürt devleti. boşalmış bardağını doldurdu. Ceketlerini aldılar. hiçbir şey söylemeden oturdu. cık girişe doluştular. 'Kürt halkının ki MHP binasının önünden geçtim. "Geçmişine Kalktılar. sormadınız bile. Şafak yerinden kıpırdamamıştı. "Ehh. Türkçe konuşması şart değildir. tek yatanda siz değilsiniz." dedi Savaş. yerinden uzun süre kıpırdamadı. çocuklar.

kapıda bir şarkı tutturdular. Öyle. "Ne figüranı?" "Yok. Hiç görmedin mi?" Yine kapı çalındı. tabii. yanık yürekli!" En büyüğü yirmi üç-yirmi dört yaşlarında. 'Bu takım gitse gitse Günay Abla'ya gider. diler. canım!" sana ne deyim. kudümlü bir meşk ettik ki sorma. ikisi kız beş üniversiteliy- başlayan şiirini değiştirmişlerdi. kadınlı erkekli sesler "Başka birileri geliyor. kadına döndü. daha sonra bestelenen "Takalar geçiyor allı yeşilli. vallahi ANAP'a geçerim. Tecavüz sahnelerinde filan oynar. yeşilli! Faşolar geliyor." dedi Rodoplu. cüretle oturuyor bu adam? Onuncu sınıf Yeşilçam figüranı!" "Ne işin var senin bu heriflerle? Günay Rodoplu'nun masasına hangi "Türk filmlerinde oynar bu. Nasıl tanımazsın?!" "Bir şey unuttular herhalde. geldi aşağıdan. önemli de değil. bilmediğimiz için getirmedik. Kötü adam rollerinde. Ani bir hareketle. İçimize sinmedi.hale geldiysem. Hakanlarda yemekteydik. ama. "Faşolar geliyor allı. "Hani nerede. aletleri getirmediniz mi?" "Girsenize." "Oooo. vallahi. udlu. misafirin varmış senin!" dedi Erdoğan. plânlı partiyi ele geçiriyorlar! Bak." "Oynar. var sen hesap et!" yumruk ettiği eliyle sildi. Çıktık. ben Alpaslan'ın tosunlarından medet umar "Var sen hesap et! Hesaplı. kitaplı. Ecevit'in." diye "Abla.' dedik. "Tanımadım." demeye kalmadı. burası da vatan yahu!" "Ben bu hale geldiysem." dedi Şafak'a. bu böyle giderse. "Biz de sofradan yeni kalkmıştık" . SHP partiyse. değil misin. Rahatsız etmiyoruz ya?" "Evde misin.

masanın kena- "Az önce gittiler. Elindeki asa ile. Rakı masasının ol- olayın üstüne gitmek için. Dördüncü sınıf öğrencisiyim. solistimiz oluyor. "Öğrenci misin?" "Dişçilikte okuyorum. bulaşıkları itti. Dağlar ile taşlar ile çağırayım Mevlam. Şafak'a... "Sesi çok güzel. neşeyle." dedi." dedi Erol. delikanlı elini kalbine götürdü." O bitti. nereden geldiğini şaşırmış gibiydi. "göçmeniz. seni! M-mmm m-mmm -mmm. düm tek tempo tutmaya başladı. Atiye. "Bu küçük hanım sahici profesyonel! Ne güzel!" rında eliyle düm tek." dedi Atiye." Diğerleri de birer ikişer katılmaya başladılar. Şafak Özden. kızcağız." "M-mmm-m-mmm -m-mmm mm mm mm mm. "Yok. "Buyruğun tut Rahmanın tevhide gel." "Nerelisin. "Bize bir türkü söyleyeceksin artık!" "O değil de.. teşek- ." "Sizin oralardan. "doldurayım mı?" işareti çaktı. selamladı." dedi kız." dedi Rodoplu. Erdoğan'a bir bardak gösterdi. Seherdeki kuşlar ile çağırayım Mevlam seni. hızını alamamış olmalıydı. "Gökyüzünde İsa ile. Tur dağında Musa ile.Kızlardan birisini tanımıyordu. tevhide! Hak ya ilahe illaallah! Allah! Hak ya ila he illallah!" duğu yerde ilahi söyleniyor olmasını hiç beklemiyor olmalıydı." dedi kız. Belki de. "Atiye. seni. "Sen kimsin?" "Ben. Buyurun. Çağırayım Mevlam. Erdoğan. Atiye?" "Azeriyim." "Saz olsa. genç kıza döndü. abla..

tamam mı?!" Aksini iddia "Tamam. baştan aldı. Erdoğan.. Rodoplu'nun suyu koyduğunu bilmiMın-mmmmm. abla!" "O da katılır." dedi." Faşizmin şakası bile ürpertiyordu. düğünde. Tıkandığın yerde. allı "Bırakın bu işlerin yakasını.. Rodoplu'yla göz göze geldi. Şafak'ından koca bir yudum "Ağlama yâr. tık. "Bu ülkede. "Ne iş. canım!" "Bir dakika!" kendi bardağını göremedi. kür ederim. bahçeyi dolan da gel! Hasta düştüm. Dön"Faşo. hadi!" "Atiye'nin yanında! Utanırım. Türkü söylese aklanacak. Türkü söylemeye davet etmek. Rodoplu. Git gidebildiğin kadar. solar aney! Yüreğimi dağlama!" etmekti. tanışma bitmişti. abi.. bari can verende gel!" ağlama aney. ağlama aney! Mavi yazma bağlama! Mavi yazma. acıları son bulacaktı "Almalar olanda gel aney. sol şeridi sana bırak- eden varmış gibi meydan okuyordu. Aklama nedenini de biliyordu: Acı çekiyor olması. arkandayız.yordu. Hadi. yeşilli faşosun. Şafak. "Biz sağa çektik. sert "Ben solcuyum!" dedi." dedi. gel- medin aney." . "Türk solcusuyum. "Ağlama yâr. abi. Şafak'ı. bıraktı onlar söylesinler. 'Müslüman'ım dedin mi. Şafak'ı aklıyordu.. " Umduğu oldu. tez aldı. başka bir anahtardan. aklanmaya davet olmasına kıyamıyordu. Acı çekiyor sanki. 'Ben Türküm' dedin mi." dedi Erdoğan. Çay içeceklerini. Hakan katıldı. bu 'faşo' işi?" faşosun. sert baktı." dedi. kendisi çay koymaya kalktı. Şafak'ın kimliği ortaya çıkmış.

"İstemem. ağlamaya başladım. Algıladığını gelmedin aney.. en yalın halindedir türkü söylediği zaman. 'Gelmeyen sensin! Ben değil!' Sonra. Yolda Bir zaman hatırlıyorum. "Hadi. 0 ne yapacağını bilmiyor." dedi Şafak. 'titreş- tiğini' duydun mu?" da halay çeker?" saf. biyofil. demek istiyordum. gece yatabilmirem. insan ne zaman türkü söyler ya da bir resim yapar ya "Ne zaman?" "Algıladığı dünyayı duygularıyla ifade ettiği zaman. Çok da yorgun olmalıymışım ki. 'ağlama yâr ağlama aney. Seçim kampanyası sırasındaydı. Ben ağlıyorum. 'Aman. kişilikli Türkiyeliler. aman ayrılık. en türkü!. "Hicrinle. yüreğimi dağlama. Öyle de böyle "Kütahya'nın Pınarları?" diye onayladı.. özgün Türkiyeliler.. Ne- . anladım. deli ettiydi." dedim. adil. uygarlıkları dünyadan esirgemeyen Türkiyeliler. "Bir türkü yetiyor sana? Bir "Sen hiç Güner Karabacak'ın. ama söylemeye kıyamamıştım. biliyordu Günay.' dedim. ayrılık. çektiğinin tükettiği atmosferin hakkını veren Türkiyeliler.. mamlanmış. güvenli. olur mu? Ben ölürsem." dedi Erdoğan gülerek. bir can Verende gel!' Delilik gibi bir şeydi. sustu. Zigana'dan Kafkaslara uzandı yine. bu hicri başımdan. Azeri kızı devraldı. abla. evet. ta"Farkında mısın. birden başladı. hasta düştüm den olduğu hüznü biliyordu ya da ne hissettiğimi algılıyordu. " rini çektiği. beni eve getiriyor. " Seni kandırmaya. Şafak beni geliyoruz. "Sizin yardımınıza ihtiyacım yok!" "Peki. Günay'cım. En katıksız. nazlanmadı.sen bilirsin. abi. Hic- vakur. "Evet?" "Biliyor musun. sana çatabilmirem! Ayrılık. Rodoplu. atabilmirem! Neyle- yim ki. dünya sana kalır mı?' diye titreştiğini. aman Vehbi'm. '0 türküyü ben söylemeliyim. söyle!" Ne istediğini.

"Çok seviyorum. Ehliyet de yok ya. ne diyeceğini bilemediği için. "Sedat mı?! Yok. koçum benim. Evli. Öyle bir yürüyüşleri var. yani? Koca adam. geçen gün. çocuğu var. kardeşlerimin yanında! Göreceksin! KoçlaGünay'ın aklı kesmedi. O getirdi. Onur Oflu hariç. Şafak. Eze eze de oğlan derken.' dedi ve aklım başıma geldi. Çıkardı çocuk." Birden gevşedi. ama önce o akşamın geri kalanını söyleyeyim. Hele Sedat'ı! Oğullarımdan daha çok seviyo- "Ne var? Oğlum o benim. Sedat'ın aşağıda onu beklediğini gençler gittikten sonra hatırladı." Mahcup mahcup güldü. Sonra da bir ara." "Gitmiştir.türkü ile ifade ediyordu. 'Abi. ne işi var?" "Laf mı şimdi. utandı. peki?" bana ilk geldiklerinde." "İnip alalım!" "Kaç saat şimdi?" "Dörde geliyor. Garip gelecek ama gerçekten onu ilk kez anlamaya başladığımı o gün hissettim. kravatını gevşetti. gel yanıma!" "Nasıl unutursun! Ayıp çocuğa!" "Beklesin." "İçkili araba kullanmak istemiyorum. Biliyor musun. Unutmuşum. Diğerleri de öyleydiler aslında. Sorunun cevabı. "Hadi.' demişim. Şener'e 'Çorapla- rum. Nasıl olduğunu anlatacağım. 0 akşam Erol da sahiciydi. rım benim!" "İlahi!" dedi Rodoplu." "Eeee? Ne oldu. O da kocaman adam. . ayıp oluyor. Ceketini çıkardı. onları. canım! Neden?!" "Niye yukarı çıkmadı?" "İstemedi." rımı çıkarıver. o adamlar sahiciydiler. kendisi olduğu zamanlar hep türkü söylerdi. Günay Rodoplu'yla gerçekten tanışmamızı sağladı. Dürüst olduğu.

Ne ki. Kendimi çok "Hoşça vakit geçirmekse. Gözlerimi tavana diktim. Çocukların ne olacakları belli mi? Değişmeye giderken geçirdiği geceyi düşünüyordu. Onunla konuşmaya. Düşünüyor. hoşça vakit geçirmemiştim. hadi. Bir dediğimi iki etmiyorlar. memnun etmekse. "İğrenç görünüyorlar. daha çok severim." dedi Rodoplu. öylece durdum. kız!" "Ben şunları toplayayım." tiklerimi anlatmaya karar verdim. gel yanıma!" Gözlerini dikti. yanına geldiğimde uykuya dal- . hiç değildi. Rodoplu. Şafak'ın yanında da kendi başıma yatacağımı hissettim. daha doğrusu. sendikacıdan öteki meselelere kadar hissetmıştı bile. bilgilerimi tazeliyordum. o olmamıştı."Çocuklarından daha çok nasıl seversin?" Bunların belli ama. Onlar olmasa nasıl dönerdi o dükkân? Politika yapabilir miydim?" Uzandı. Birilerini yalnız hissettim birden." "Yarın toplarsın. "Gelsene. Verimli desem. "Şimdi!" "Ne oldu şimdi?" "Niye? Tabii.

çanakla süslemek gibi bir şey. 'bilimsel' terimler istiyorsun. bir türkü ile kandırıldığımı söylüyorsun. kendi kendine konuşur gibiydi. rüyü öğreneyim. egzotik bir aydın tavrı. Arka-planımın beni 'çoksesli" müziği sevmeye yönelteceğini sanıyorsun. Eve kilim yaymak. İyi söyle içim ısınsın. arkadaşım. ister Lehçe söyle. ama içindeki kendini söyle. ama kenedindeki 'sen'i söyle. "Türkü sevmemi halk dalkavukluğu sanıyorsun. Bu aşkı sana anlatabilmem için. Öyle değil. Öyle değil. Ya da. "Öyle değil! Kandırılmadığım tek zaman türkü dinlediğim zaman!" Duraladı. kötü söyle hoşgö"Böyleyken." Başını önüne eğmiş. "İster Türkçe." Onu düş kırıklığına uğratmıştım. kendindeki insan'ı söyle demek.VI '"Bana bir türkü söyle!' ne demek biliyor musun?" diye döndü Günay Rodoplu. .

beni. Ramazandı. Tekrar konuştuğunda meydan mekten bir türlü vazgeçemeyen aziz dostum! Dinle de sana 'ağyar'ın öyküsünü anlatayım.Batılı gerekçeler istiyorsun. Şafak'ı." diye başladı. Ben. çünkü daha çarpıcı! Çünkü. canım.almada al olaydın aney." gibi anlatacağım. okur gibiydi. hatta tapar eylemlerine!" şöyle bir baktı. yüzünü çok uzaklardaki Sultanahmet Camii'ne çevirdi. Veremezsem. Neden sonra. dın!" Hiç beklemediğim bir patlamaydı. selvide dal olaydın!" diye söylendi kısık 'el olma' ifadesini kullanacağım. 'yabancı' gibi algıladığı pa- tolojidir.. eylemlerini kendi dışından dayatılan bir düzenin normlarına göre sürgit ayarladığı durumdur. peki!" dedi. Anlatacağım ve sen kooperatifi. bilemedim! Hasta yatağından kalktı. Yüzüme . büyük ilerici! Dinle benim ambalajlanmış 'doğruları tüket- kısık. ama yine de boyun eğer. Eylemlerinin sonuçları şimini yok eder. tutucu. Zamandaşı olduğun 'Türk'ü patolojik bir vakıaya indirgeyen 'yabancılaşma'nın öyküsünü anlatayım. Az sonra şerefelerin ışıkları yandı.. senin bu sözcüğü her duyduğunda irkilmeni istiyorum. "Bireyin dünyasını kendi adına biçimlendiremediği. sine el' gibi gördüğü. pencereye yürüdü. Anlıyor musun? Çevireceğim.. "Dinle. insanın kendisini 'el' gibi. kendisine duyduğu muhabbeti soğutur. bir materyalist gibi anlatacağım. Ama bu kelimeyi değil. evireceğim. istedim sen olaydın! . kendisi ile olan ileti"Nasıl şey o öyle? Delilik!" diye mırıldandığımı hatırlıyorum. Öyle değil! Öyle değil! Ne. bir idealist Büyük Yalanı ve ihaneti anlayacaksın. kendisini 'kendi- kendisini çıkmaza sokar. şaşırmış kalmıştım! Ne diyeceğimi ".. ben. benliğinden uzaklaştırır. "Bana göre yâr mı yok aney.istedim sen olayyordum. pusmuş oturu"Yabancılaşma. SHP'yi. gerici sayacaksın beni.

hem kendi- . arkadaşım! İnsan. onun önünde eğilir. Kuran yabancılaşmayı 'kendi istek ve tutkularını ilah edinmek' şeklinde tanımlar. cinnettir." dedi Günay yavaşça. putu. kişinin yabancılaşması. yani elleriyle inşa sun? İnsanın kendi eylemi. rak. ettiği bir puta. var olma nedeni diye o putu beller. "Delilik tabii. sonsuz yetenekleri ile "Put bir kere inşa edilmeye görülsün. sertçe. Sınırsız yeteneklerini kullanabileceği onca şey varken. yani. Bütünüyle yabancılaşma durumu. değil mi?" diye sordu. bilinen en eski patolojidir. kendisinden 'gayri' olan bir güç. kendisi tarafından yönlendirileceği yerde ona tepeden bakan ve karşı olan bir güç haline geldiği durum' diye tanımlar. 'aiendo'. Ortalıkta avare kasnak teması kesilmiştir. savurduğunu daha önce de söylemiştim." Acı acı güldü. 'psikopat'tır. Günay Rodoplu'nun beni uzaklardan yakınlara." dedi. Cinnet. kişinin "Yabancılaşma. "Marx. kendi eyleminin sonucuna tapıyor olmasıdır. kendisinden bağımsız olan bir şeydir sanki. Furkan: 43. ona tapar. " tabii. sündeki karşılığı 'putperestlik'tir. putperestlik ile tek tanrılı dinler arasındaki fark." İçini çekti.İspanyolcada. İngilizce'de deli doktoruna 'alienist' dünya ile bağlarının tümüyle kopması hali. "Fransızca'daki karşılığı 'ailene'. "Yaygın söylemden farklı ola- fırlattığını. yakınlardan uzaklara "Şaşırdın. 'kişi- nin kendi eyleminin kendisine el olan. canım. kakar bir put yapar. O da farkındaydı. kendisine yabancı. efendim. putperestlikte birden fazla tanrı olması değil. Kendisi. hem de başkalarını 'nesneleri algıladığı gibi algılamaya başlar. bakınız. Tevrat-İncil-Kuran üçlüCasiye 23. İnsansal zenginliği ile. gibi dönenir durur artık. Anlıyor mu- sini. denir. ona tepeden bakan ve karşı olan bir güç haline gelir.

Dünya kuruldu kuYatağına dönmesini istedim. Türk'ün Türk'e sevgi/nefret ilişkisi geliştirmesine neden olan çeyrek. "Türkiye'nin kavgası. boyun eğmekle başkaldırmak arasında bırakan. çölden vahaya.." birden aklına gelmiş gibi duraladı. hayali ihracatçıyla âhi evran esnafını zamandaş kılan çeyrek.. "Mecazi "Yeşil elma. "Murat yaşamak durumunda kalmamız demek olan çeyrek. Özgürlüğü bir illüzyondan. dünyanın ondan sorulduğunu unutmuş- başkalarına 'el'dir." diye fısıldadı. günümüz Tür"Dörtte bir kadarımız henüz yabancılaşamadı." Kelime bulmakta zorlanıyormuş gibi ağır ağır konuştu. Şafak'la benim. " Şiran'la senin." dedi Günay. İşin aslını asla öğrenmeyecektir.. vahadan çöle atan. Çağdaş Batı toplumunda 'yabancılaşma' tamdır. başını salladı. İlk kez görüyormuş gibi rulalı. kiye’sinde daha 'çeyrek' var... yaratıcı güçlerinin ve aklının aktif taşıyıcısı olarak değil. şaşkına çeviren de bu çeyrek... yapa- Dünyanın sahibi olduğunu. seçme hakkı bir sanrıdan ibarettir. maktadır.. ne- . den sonra. ahlâk kaosunu körükleyen. Ne kendisini. Sökmenoğlu gibi haysiyet sahibi bir adamla Süleyman Demirel'i bir arada rek. kendi yarattığı çarpıtmaları algıla'Çeyrek'ten kastını sordum. yerden yere vuran. hiçbir ulus bizimki kadar hoyratça savrulmadı demek olan çeySultanahmet'i seyrediyordu. Yapıcı gücünü.. tarçın ve kekik kokan 'çeyrek' bu çeyrek! Bizi bu ülkede çeyrek. umutsuzlukla umut." dışındaki ve varlığını borçlu olduğunu vehmettiği güçlere bağımlı. Eylemlerini 'put'u belirler. Büyük Yalan'a saygıyla biat ettiren çeyrek. savuran çeyrek. insan olma keyfiyetini kaydı hayat şartıyla bir puta devretmiştir! Bundan böyle kendisini. kendi bilecekleri sınırlı bir 'şey' olarak algılayacaktır. özgür iradesi değil. gerçekliği değil. kendisine 'el'dir. değer yargılarımızı karmakarışık eden...tur. çünkü. duymadı bile... ne de çevresini toparlayabilir. ağyarla yerlinin kavgasıdır..

Şiran Ören. tavrını pekâlâ da düş kırıklığına uğramış bir kadının duygusallığına. ne varsa yağmalarlar! Türkiye insanı. saygı. rikkat. 'günümüz' sözcüğünü altını çizerek vurguluyordu. Rodoplu'yu daha az tanıyan birisi. dudaklarını ısırdı. Ancak. inanç. sizi yine de seviyorum. acıma. Yüz binlerce. umut ve umutsuzluk içeren yüzüne bakarken. kısık kısık. merhamet darbesi anlamında kullandığını anlayıverdim. toplumsal ka- . coup de grace. yüz yağmacı." binlerce. hoşgörü. "İç sömürgeciliğin kurbanları. tapar!" "Günümüz Türkiyelisinin putu." diyordu. olacak! Onun öldüğünü ben görmeyeceğim. nefret. işte!" Yaşları yanaklarını buldu. 'put' kavramıydı. Para. bu karakteri kendi elleriyle yaratır. Ne ki. Bir değil. hatta hezeyanına verebilirdi." diye tanımlıyordu.kavgasıdır!" '"Ya biz. Şafak Bana döndüğünde gözleri yaşlıydı. aynı anda sözcüğünü. bağlantıyı kuramıyordum. ya onlar!' kavgasıdır! 'Ya Günay Rodoplu. güç. aşk. bilgi. Ben. beş değil. ortak kişilik yapısının günümüzdeki özü. ne ölen 'şafak'." tan olamamaktan yakındığı günleri düşündüm! Ne kadar yanılmıştı! Günay'ı hiç böyle görmemiştim! Hiç bu kadar kararlı olmamıştı! MiliFeryadının Şafak Özden'le olduğu kadar o günlerde bir ailenin baca- sından içeri bomba atıp yarım düzine çocuğu öldüren PKK ile de ilişkili olduğunu hissedebiliyordum. rakter zaman içinde değişirdi çünkü. başarılı tip. korkma!" dedi. özen. milyonlarca Şafak Özden. Ama. boyun eğer ve 'Toplumsal karakteri "Ulusumuz insanlarının çoğunun paylaştıkları. "ölüm" dedi Günay. "Ne öldüren 'ben'. Çözmem gereken kavram. ya Şafak Özden' "Ölümüne kavgadır!" dedi. Tülin'in dediği gibi. milyonlarca sevgi. "Topluma iyi uyarlanmış. "Söyledim. ideoloji. bastıkları yerde ot bitmez. günümüzün toplumsal karakteridir. Sustu. şöhret. çekirdeği. "Ama.

kekik ve tarçın kokan bir yiğit değil. cemaatin bağımsız bir varlığı olduğu vardır. Cevap vermedi. Avrupalı türdaşlarımızın dügeçiren. her şeyin ölçüşüydü. gökyüzünü. yeni para . İlahi düzende. karşılıklı sorumluluklar ve birtakım örfi kısıtlamalar çerçevesinde bir dayanışma içererek gelişir. merkezindeydi. İşte. "Lordun köylülerinden hizmet talep etmesi Tanrısal hakkıdır. yıldızları da içeriyordu." diye mırıldandım. lordkarşılık onları asgaride de olsa doyurmak ve korumakla yükümlüdür. köylü de köylü. 'dünya'nın evrenin merkezindeki yerini kaybetmesi ile coğlardaki keşiflerdir. bes"Günümüzün Türk toplumsal karakterini anlamak için kapitalizmin gelişim süreci içinde Batılı türdaşlarımızla ne oldu. nasıl öfkelendiğini düşünebiliyor musun?" "Onlar da mı lahmacun yiyorlardı?" diye sordum. ("Arzinde yer almasıydı. rafi keşifler aynı yüzyıllara denk düşerler. Durağan toplumu harekete şüncesinde. ama yaşayan insan'ın. 'Yaratılış'ın nedeniydi. buna önceden kararlaştırılmış bir konumu olduğu düşünülüyordu. 'dünya' bu evrenin du. önce on altıncı yüzyıl Batı insanının dünya görüşünü zuları ile kederleri ile. Ortaçağ'da evren çok daha 'büyümüş'tü. Feodal sömürü. On altıncı yüzyıl insanı. herkesin bir yeri. 'cemaat'tir." dedi. bizim Ülgen'imiz. Ama. 'İnsanımız artık yeşil elma. Yahudilerin Yahova'sı gibi. Rodoplu. "Malum. Kapitalizm öncesi. bu sürecin tanımlayıcı niteliği. o gün.belli. türdaşlarımızla paylaşmadığımız niteliğimiz yoktur ve son özetledi. Artık sadece 'cemaat'i değil. toplumsal hiyerarşiyi altüst eden. ona bakmak lazım. her cemaatin kendisine mahsus bir 'tanrı'sı bile dünyayı. Lord. on beşinci ve on altıncı yüzyılbabası magandadan nasıl ürktüğünü. "Cema- ati’n dışındaki her şey karanlıktır. Seçkin Lord'un karşısına dikilen eski uşağı." tahlilde biz onların patolojisini ithal ederiz." diye anlattı." düşünülemez. insanın." diyordu) sistemin merke'İlkel toplumlarda evrenin merkezi. O kadar ki.

"Bir aşirete. kişinin mensubu olduğu klandan baş vermesi ile baş- mik özgürlüklerine kavuşmalarının öyküsüdür. bireyselliğine za"Evet. kendisini dünya ve diğer insanlarla. Emeklerinin fiyatlarını da lord değil." diye anlattı. bütünlüğüne. Bundan böyle kendileri gibi ölümlü "İzleyen on yedinci ve on sekizinci yüzyılların kapitalizmi. "Ben. kendisini henüz 'birey' olarak algılayamadığından." beş yüz yılını belirleyen bir nokta olduğunu düşünüyordu. yani. 'Bireyselleşme'. İlki. "Ama soğan koktukları." dedi." . akılla kavranamayan otoriteye lordlar için. İlkel bir cemaatin üyesi. klana. par- çası olunan bir bütünle kurulan iyileştirici ilişki. bu yüzyılda irrasyonel otorite'ye. dünya ve insanlarrar vermeden bağdaştırabilecek ilişki türüydü. millete tapınma ilişkisi değil de. Rodoplu.gecekondu yaptıkları kesin! Önce kilise arazilerini. biziz. Avrupa insanının." la yeni bir ilişki geliştirmek zorunda kaldı. emeklerini ye sahiplerine para karşılığı satacaklardı." dedi Günay ciddi ciddi. "İnsanlar. 'birey' ol- ti. feodalizmin yıkılması gereklamış. sonra lordların topraklarını işgal ettiler. bireyselleşme sürecinde aldığı mesafeyle doğru oranda büyümüştü. yaşamsever bir ilişki demek istediğini düşündüm. "Ben kimim?" sorusunun sorulabilmesi için." derdi. Antwerp gibi. emek pazarında ve özgür iradeleri ile imzaladıkları bir kontratla sermaGünay Rodoplu. Bu ilişki iki türlü gelişebilirdi. cemaatinden ayrı bir "benliği" olduğunu "Onu bilmiyorum." fark etmesinin aynı döneme rastladığını söyledi. Avrupa’nın en güzel şehirleri böyle oluştu. klan bağlarını kopartan insanların siyasi ve ekonoboyun eğmeyeceklerini haykırdılar. Sevgi ilişkisi. serbest pazar belirleyecekti. Biyofilik. duklarını keşfeden. onların öngördükleri biçimde çalışmayacaklar. Avrupa tarihinin bu noktasının dünyanın gelecek "Batılı türdaşımız kendisinin klanından ayrı ve farklı bir varlık olabi- leceğinin ayrımına varıp bireyselliğini tanımladığında.

kısa vadeli bir amacın olmayakişinin kendisinden daha büyük bir şeye 'sığınması' şeklinde gelişecekti. bütünlüğünü kaybeder. nesnellikle bakacaksın." Bireyin dış dünya ile kurduğu ilişki. Toplumsal düzlemde. çekir- bir millet." diyordu." diyordu. mutluluğunda aktif bir rol "Dayanışma. Ama. ya böyle bir ilişki olacaktı ya da "Kendisinden 'daha büyük' olan bu 'şey'. "Eğer izin veren ilişkiydi. Ona. bireyin çevreden farklılaşmasına izin veriyor. sınıfının. paylaşmaydı sevgi. muzu düşüren maymun misali. her iki durumda da özgürlü- . Gelişmesinde. bilgi. aklını kullanacaksın. Sorumlusun. hele de dile getiremediğin ihtiyaçlarına cevap vereceksin. Sen bir seyirci değilsin. bunu da ona ya 'itaat' ederek ya da 'tahakğünü. hatta seviyorsan. hangi yolda geliştiği seni ilgilendireoynayacaksın. Özden'in Özden olmasına duklarından farklı görmeye ya da göstermeye gerek duymadıkları ilişki teşvik ediyordu. Onu tanıyacaksın. saygı. özüne inecek. gerçekliğin özünü bulmaya yöneleceksin. toplumunu olduğu gibi görmesini mümkün kılıyor. onu isteklerin ve korkuların doğrultusunda çarpıtmadan. ideolojinin ne yaptığı. türü. Rodoplu’nun Rodoplu. sorumluluk. bir kavim. kadın ya da erkek sevgilinin. ulusunun. olmaktansa. Bu türlü ilişkide. tarafların kendilerini ve başkalarını ol- toplumunun. bağlayıp. Zekânı değil. birey. Saygı duyacaksın. deği. örneğin. İhtiyaçlarına. cektir. Anlamaya. Sopalarını birbirlerine cak. Günay. kadın erkek bir başka birey. kendi yüreğinle bütünleştireceksin. kişinin kendi dışında birisi ya da bir şeyle kendi bütünlüğü- dünyasını ortaya dökmesine izin veren iletişimdi. bütünün parçası. özen. 'bütünü' kendisinin bir parçası haline getirmeye çabalar. Kişinin iç Sevgiyi. bir aşiret. bir ideoloji olabilirdi. Kişisel düzlemde. yüzeyin altında kalanı kavramaya. "İlüzyonsuz.nü ve farklılığını bozmadan bütünleşmesi olarak tanımlıyordu." küm' ederek gerçekleştireceğini sanır. bir kurum. sevdiğinin.

'İnsan 'her şeyin ölçüsü' olmaktan çıktı." dedi Günay. Tanrı'yı terk ettiler ama yeni bir 'put' yapıp. tam tersine. sonuç. üretim ve pazar yerleşti. Yeni 'put' önce Hıristiyanlıktan kurtulmayı gerektiriyordu. Mese- yılda Büyük Makine oldu. alkışla. kendisinin yönlendirdiği. buna boyun eğEl olmamanın. ailesinin. yirminci yüz"On dokuzuncu yüzyıldan itibaren. Kişinin ayrı bir 'benlibaşvermesini gerektiriyor.birbirlerini beslediklerini. onlardan biri nin kendi eylemini kendisine yabancı bir güç olarak algılamaması. Ne ki. Yabancılaşmamış insan. Avrupalının toplumsal karakteri değişikliğe uğradı. kendisinden yana bir güç olduğunun farkına varmasıydı. aşireti. kliğinin. onun yerine iş. Bağdaşma 'ben' bilinci gerektiriyor. Ne ki. İkisi de. örtülü ya da açık bir düşmanlıkla sarıldıklarının farkındadırsunun üstesinden gelebilmek için daha çok itaate ya da daha da çok "Daha da kötüsü. bütünlüğünü kaybeder. hatta çağının kölesi olmayan." dedi Günay. Mesela. dünya ile bağdaşacağım derken. Bu 'put' on dokuzuncu yüzyılda iş. Son tahlilde ikisi de aynı düzene mahkûmdurlar. "Çünkü. onlara hayat veren." klanının. Rodoplu. Her iki durumda da bağdaşma yoktur. her zaman yenilgidir. diler. egemen olduğu. öteki de alçak bulduğuna. Mazoşistik kişilik ile sadistik kişilik sonunda aynı kapıda buluşurlar: Biri kendisinden üstün bulduğuna sığınır. "düşmanlarla sarılmış olduğu duygu- İtaatkâr ya da mazoşistik kişilik ile tahakküm edici. Batılı türdaşımız için Hıris- . klanı olmadan yapamaz. olduğunun bilinci içinde. aşiretinin. lar. Köleler ve firavunlar. Kişi. kişiği' olduğunun bilincine erişmesini gerektiriyor. Üyesi olduğu 'klan'dan lanmak istediği için alkışlayıcılara gitgide ve daha çok bağımlı olur. hükmettiği ailesi." diye anlattı. sadistik kişiliğin hükmetmeye yöneleceklerdir. Ancak. onları oluşturan insandır. Batılı türdaşlarımız bunu becerememişlerdi. birbirlerinin sırtından geçindiklerini anlıyordum. üretim ve pazardı. dünya ile yapıcı teması sürdürebilmenin koşulu.

putperestlik arasındaki kavga. Günay. 'Din vitrinlerde teşhir edilen mallardan birinden ibarettir. yapıcı Ancak. Tanrı'ya inandığını söyleyen çoğunluk Tanrı'nın varlığını çantada Ne demek istediğimi anlıyor musun? Yani. 'mutlak kemal'e inanç tarafından bilimden alıkoyulmamak. Anlatım yerindeyse.'nin. büyük orkestrayı . İnanmayanlar için de yokluğu çantada kekliktir. ne de rilmektense. kendisinden vazgeçmekle eşanlamlıdır. Oradadır. ömürlerimizi kârlı ruz. bir taraftan bakıldığında da dinler serpiliyorlar gibi görünü- yordu: "Örneğin. Deyiş yerindeyse. ve yabancılaşmış yaşam arasındaki kavgadır. "Kiliselerdeki nikâh törennedir. sorunların çözümünü bir yana bıraktık. çevreyi biçimlendirecek' şekilde donanmak demekti. çevre tarafından biçimlendi"Bu bağlamda." yaratmaz. müzisyenlerin o olmasa da müzik yapabileceklerini hep hissedersin. Şeriati'nin demesiyle bu 'ne bilim tarafından inançtan.' Laik Batı." suretinde yaratıldığı için insan da dondurulamaz. tek tanrıcılıkla. Tanrı'nın Üç büyük dinde nihai amaç. algılanamaz. Bu umursamazlık hali dini ya da psikolojik sorunlar filan da varlığı da gündemden kalkar. insanın serpilmesi. biliyor musun? Bir Amerikalı düşünürün dediği gibi. aslında olan hacmine eşit sayıda tekrarlanır!" dedi. çok büyük sorunlar çıkmadan geçiştirmek istiyokeklik misali kabullenir.' şuna ilişkin temel sorunları bir kenara bıraktık' diye dertleniyor. Çünkü.tiyanlıktan vazgeçmek. bir nesne. Ş. söylemiyle günlük emisyon lerinin ihtişamı Türklerin burnunu sızlatalı nicedir! Ama. Tanrı uzak bir Kâinat A.' Tanrı'ya inanırız. 'şey' olarak erişmesiydi. ne varlığı ne de yokluğu umursanır. Tanrı'nın varlığı da. 'insanın varolutın anlamını. Yönetim Kuo yönetir." kitaplı dinlerin vazettiği Tanrı belirli bir kalıpta dondurulamaz. kişinin kendisinin rulu Başkanı'na indirgenir. Amerika Birleşik Devletleri'nin dindarlığı doların üzerindeki 'In God We Trust. 'Hayabir sahaya yatırmak. ama.

Bütün yap- tıkları. insanları tümüyle din-dışı bir sistemde iyi bir Hristiyan ya da Yagerçekten iyi yürütürler. İnsanlar Büyük Makine'nin yani çağdaş putperestliğin farkına varamazlar. Jus utendi et abutendi. Adam. Tanrı'nın en azından onun geldiğini bizlere ilan etmesi gerekirdi. şöyle. kullanmak ve tüketmek sorumluluğu yoktu. Tanrı. kitaplı dinlerden hiçbirisi ile uzlaşamaz. Günay. Ne diyeceğimi bilemedim! "Çağdaş Batılı. iyi bir iş ortağı olsun diye dua ile borçlanhahamlar ne kadar bağırırlarsa bağırsınlar. satıyorum. ilişkin bir vaazında. "Bir de. emeği . Papazlar ve Batı toplumunun yabancılaştırıcı güçleri yanında yer alırlar. 'Eğer. Tanrı'yı. Tanrı'nın laştığı belki de en büyük tehlike olduğunu söylüyordu. Sheen diye biri vardı. gelen Mesih olsaydı. 'İnsanı bir 'şey'e indirgeyen yabancılaşma. Billy Graham'ı hatırlattı. Bu anlamda afyonluk görevini dar hallerindeyken küfre girdiklerinin farkında değillerdir. bu dırılan Tanrı olmuştu! Batı'da yirminci yüzyılda yaşanan 'rönesans'ın tek tanrıcılığın karşı- yüzyılda ilk kez. Kullananın." üzere kullanıldı. en din- sermayenin satın aldığı herhangi bir mala dönüştürdü! Emek. putperest Yunan-Roma geleneğinde. en çok kapitalizmin işine yaramıştı. yani işverenin ödeyeceği ücret dışında. Müthiş bir neden bir deterjana tanıtma faaliyeti ona da yapılmasın?' derdi. Bunun farkına varmadıkları için de. Piskopos Sheen. patron Tanrı. reklamcıydı. 'Dünyanın en mükemmel mamulünü. Adam sahte Mesihlere Amerika'nın çok ünlü bir papazını." Tanrı'nın ölümü." dedi. bir "Bak. kiliseler ve sinagoglar çağdaş hudi olarak yaşadıklarına inandırmaktır. "Ne kadar ironik değil mi?" dedi Günay. o zaman.her pazar dini yayınlar yapan televizyonlarda vaazlar verirdi. Otomobil üreticileri kimlerle özdeşleştirildiğini görüyor musun?" yeni bir model çıkaracaklarını ilan ederler ama!' deyivermişti.

Oysa.' Tabii. Mesela. Sos"İnsan'ın ekonomi ve toplum için var olması söz konusu değildi. insana ağyar olanın. dünyanın da onlara kalacağı yoktu. "Ve bu ücret pazar tarafından kararlaştırılıyordu. Sami ırklar. Renan'dan Marx'a kadar. galiba. 'Has- 'Hintliler acı çekmezler. bütün bunlar. Asya-Afrika insanını gönül rahatnekleri tamamen unutulmuştu. Emeğin fiyatını biçen. bir düzine düşünür. ortaçağ kültüBu yüzyılda. Toplumun ve lum içinde bir grubu inciten ekonomik kalkınma sağlıksız sayılırdı. on yedinci yüzyılda. bu onların şanssızlığı. yani Araplar ve Yahudiler. İğ- mazoşistik ilişki kuranların nasıl işsiz ve açlık noktasındaysalar. "Gerçekten iğrenç! Düşünebiliyor musun. ettiler. çünkü onlar Doğuludurlar. sömürüye kulp takmak ister gibi bazı talıklı bir çocuğun pek zor büyümüş şeklini andırırlar. lığı ile sömürmesini kolaylaştıran söylemlerdi. insan olmaktı! Bu unutulmuş gibiydi. Top- . Oysa. insanoğlunun binlerce yıllık çarenç bir yüzyıldır. yeteneksizliği ya da düpedüz doğa kanunu şeklinde açıkniteliği işçinin zalim bir biçimde sömürülüyor olmasıdır." kendi ülkelerini tüketmiş yağmacıların. Anlamaya "Aynen. İzleyen orman kanununa Darwin olması doğanın temel kanunuydu.' Marx'a göre. dünya ile sadolandı. on dokuzuncu yüzyıl." dedim. Renan'a göre." dedi. haksızlık gibi kavramlar adamakıllı köhnemişti. maalesef ırkların diğerlerinden yaradılışları icabı daha üstün olduklarını da ilan Marx'a kadar. Günay Rodoplu.başlıyordum. soyut ve tabiatıyla sorumsuz bir pazar ekonomisinin putperestlerin. düşürmesinin Hıristiyanlığa uygun düşmediği söylenirdi. Hazreti İsa'nın 'mazlumları' artık kutsanmış değillerdi. Hıristiyanlığın hâkim olduğu geçmiş yüzyılların gele- rü henüz etkiliydi ve örneğin 'kâr' yapmanın bir haddi olduğu düşünülürdü. Hak. Bir tüccarın başka bir tüccarın müşterisini çalmak için fiyat ekonominin 'insan' için olduğu düşüncesi henüz kaybolmamıştı. zayıfın telef bası orman kanununu yenmek. On dokuzuncu yüzyıl kapitalizminin tanımlayıcı gibi enteller bir de kulp taktılar: Güçlünün ayakta kalması.

İngiliz Tüccarının Külliyatı isimli bir kitap vardır. sömü- rücü. "Daha önce de konuştuk bunu. Ama. çok üreticiden. etkisini sürdürüyordu. " diye mırıldandım. homo economicus. homo economicusu serbest bırakmanın Rodoplu. insan onurunun hiçe sayılması. 1731'de yazılan. Marx'ın çıkış nok- tası dinseldir. istifçi. dine olan itirazının Yunan-RomaEkonomik çile ortadan kalkarsa. galip geldi. mallarını doğrudan suçlandığını biliyoruz. rekabetçi.. Freud vereceğini. özgür. on dokuzuncu yüzyılda kaydedilen ilerlemenin meyve yonel otoritenin ortadan kaldırılması halinde. 'farklı' ve 'üstün' olmak. Mesela. dönemin patolojik sorunlarının sömürü ve istifçilikten "On dokuzuncu yüzyıl reform hareketlerinin hepsi bu toplumsal pa- kaynaklanan. 'tamahkârlıkla' denir.." dedi. Yine aynı dönemlerde. işçiyi bağımsız. Complete English Tra- parası olduğu için kredi kullanmak zorunda olmayan. Liberaller. Batılı ulusların kendi işçi tolojiyi düzeltmeye yönelikti." "Kitabi dinlerin öngördükleri gibi. karakterdi.yal dengelerin bozulmaması gerekliliği şeklindeki geleneksel düşünce desman." sınıflarını ve Asya-Afrika'yı yağmalamaları olduğunu söyledi. insanlara bir içgüdü gibi yerleşti. Ve geçerli bir son tahlilde topluma yarayacağı inancının ürünüydü. saldırgan ve ben-merkezci bir karakterdi. Montesquieu işçilerin sayısını azaltan makinelere 'habis' derdi. sosyalist hareketlerin tümü sömürüyü ortadan kaldırmak. kurtuluşun yeni bir ortam geliştireceğini söylüyorlardı. Günay. makinelere 'işçi düşmanı' On dokuzuncu yüzyılın toplumsal karakteri. O kitapta. "Evet. Anarşistlerden Marksistlere kadar. çünkü kapitalizm. işçiler sermayecilerin boyunduruğundan kurtulurlarsa. sonradan vazgeçti ama. Biliyorsun. Dikkatlice bakarsan. otoriter. irrasHıristiyan tanrısını şekillendiren anlayıştan kaynaklandığını görürsün! . aracısız alan bir tüccarın haksız rekabetle. Feodal dönemin tersine. kötülüklerin son bulacağını düşünüyorlardı. saygın yani yeniden insan kılmak. sistemin merkezindeki yerine oturtmak isterler.

psikanalistler reçete üzerine reçete yazmış- hemen tümüyle karşılanmıştı. Ama Batılı türdaşlarımızı. Sosyalistler. Yabancılarla yerlilerin. demokrasiyi de en iyi biçimde işletebilmenin tek yoludur. yani yabancılaşma olmadan . sermaye ve emeğin uzlaşmaz çelişkisinin Sosyalistler. nıfsız toplum yolunu şaşırmasın. ölü-sevicilerle yaşam severlerin dünyası. ama çağın patolojisine uygun reçetelerdi bunlar. Günay'a ne düşündüğünü sordum. liberaller." diyordu. rıldığında." biçimde bütünleşmenin dünyası." dedi." "İyi de. işçi züldü. bürokrasisiz. yabancılaşmış ruhların işgal yaşayamaz. "Tek parti. işçi ve emekçi sınıflarla birlikte. demokrasiyi dışlamak şöyle dursun. Yeter ki. "Sence neden Günay'cım?" Cevabı olduğundan neredeyse emin olduğum soruyu sordum. ülkeleri bürokratik yöneticilerin. sosyalizme ağyar olanlara teslim Rafet Ballı'nın 'Sosyalist Sol Konuşuyor' adlı kitabındaki Dursun Ka- rataş söyleşisini hatırlattım. "Birey sistemin merkezi olmaktan çıka- etmesi kaçınılmazdır. uzlaşmaz çelişki. sıolan bağını koparmasın. kaçınılmazdı. bazılarının söylediği gi- bi. Nitekim. elli yıl sonra.da cinsel baskının kaldırılması halinde pek çok akıl hastalığının son bulacağını iddia etmişti. "Sosyalizmin uygulayıcıları." dedi. bürokratlaşıp hantallaşarak kitlelerle sosyalizmi ilerletmek için de. Stalinlerden "ve onlara nı gözardı ettiler. Birbirlerinden farklı. iki değer arasında bir iki sınıf arasında kim daha fazla pay alacak kavgasından ibaret olmadığı- kavgadır: Eşyaların ve istifçiliğin dünyası ile hayatın ve onunla yapıcı bir oldular. Karataş. "Oysa." lardı. Sömürü. parti Marksist-Leninist çizgiden sapmasın. Avrupa ve özellikle de Amerika'da. on dokuzuncu yüzyıl reformcularının istekleri sınıfının sorunları Marx döneminde hayal edilemeyecek bir biçimde çööykünenlerden" koruyamamışlardı. Hitlerlerden.

insanın eşgönlü zengin olanıdır. ya Marx'ı ya da hiçbirini. Yabancılaşmanın en önemli göstergelerinden biri de bürokrasinin rokrasiydi ve bürokratların kitlelerle ilişkileri.'" Yabancılaşmış siyasi par"Birileri Marx'ı yanlış okudu!" nesnelerden ibarettir. Marx. cehennemin ta kendisi. yılda anonim oldu. ne de ondan nefret ederler. soyutlamaktan. '"Ölümsüzleşmek milyonlarca budalanın duda- "Talihsiz." dedi. rat dünyaya faaliyetinin nesnesi olarak bakar. ayrıntıda farklıydı." dedi." maz! Varım diyorsa. Seçimle gelmiş hükümetleri de. Günay. ideologlar da öyle. Hazreti Muhammed'e küfreden bir Marksist ola- değerlendirmişler. sayfa 243. "Bürokratlar. di! Savaş'ın o akşam diline pelesenk ettiği özgürlük. 'insanca yaşam'. Marx! Gerçekten de milyonlarca budalanın dilinde. halkı ne severler. Ebediyet. yaların ve olayların baskısından kurtulmasıdır. sadece sosyo-ekonomik baskıdan kurtulmak değil. servet sahibi adam diye kendisi 'çok bir şey olan'dan bahseder. bakınız. iş dünyasını da yöneten büolmaktan ibaretti. bunlardan sonuncusu doğru!" diye ekledi. ya Muhammed'i bilmiyor. "Öyle. kitlelere el "Önceden dayatılmış bir hiyerarşinin hizmetkârı olan bürokrat için halk." duraladı. Bin sekiz yüzlerde Avrupalı türdaşlarımız önlerine çıkan fırsatları . Marx'ın 'özgür insanı' Pek muhtemeldir ki. kirlen- Marx için. Bu konuda en iyi tarif yine Marx'tan gelir: 'Bürok- ğında tebessümleşmek ve binlerce yıl anlaşılmadan tekrarlanmak. kirlenmek. yeni yöntemler. Die Frühschriften. Kapitalist dünyanın öyküsü özde aynı. ekonomi kurallarına uygun olarak yeni üretim teknolojileri geliştirmişlerdi.durumuydu. tiler de. "On dokuzuncu yüzyıl kapitalizmi kişisel kapitalizmdi. genelleşmek. çok şeye sahip olandan değil! Biyofiliktir. yirminci yüz- "Ve bu bağlamda.'" Cemil Meriç’i hatırlıyordu.

politika üretimine kadar her türlü faaliyeti kastettiğimi anlıyorsun. "Pazar ekonomisinin kendisine özgü kuralları sermaye sahiplerini işlerini istemeseler de büyütmeye zorladı. üretim 'elden çıktı'. imalattan. karanlık çağların hurafelerinden kurtulmuşlardı. ama sağladığını düşündüğü toplumsal fayda da bir o kadar haz veriyordu. Henry Ford. Akılcı olmaktan. Her şeyin devleştiği bir dünyada durmak düşmek demek olduğundan.mış." 'İnsanlar keşiflerinden gurur duyuyorlardı. Doğayı kontrol altına al- "Üretenin ürettiğine yabancılaşması. müzik üretimine." dedi. nedenini sordum. Batılı türdaşımız kendisini her bak. kendilerinden emin ve mutluydular. kendilerinden başka karar mercii tanımamaktan dolayı övünçlü. üreteni yönetmeye başladı." Yastığının yerini değiştirdi." diye tekrarladı. Neo-liberalizm geliyor ya!" üretimine. Atom bominsanın yaptığı işten haz alması gibi kavramlar ortadan kalktı. olacak. . değil mi?" "Yirminci yüzyılda. "Yirminci yüz"Artık yirmi birinci yüzyıldayız. Geçmiş zaman kullanıyor olması dikkatimi çekti. artı değer tüketilecek yerde yeniden sisteme gömülür oldu. temettüler ertelenir. yapmıyordu. ünlü Model-T. gerçekten de orta direğin satın alabileceği bir otomobil. Günay. Şaka mı yapıyor diye baktım. üretmeyi hedef edinmişti. bette kazanacaktı." dedi. "Bu yüzyılın patolojisi de farklı "Üretim derken. Bu anlayış kayboldu. Sihirli kelime büyümeydi. Mesela. basının başarısının hidrojen bombasını zorunlu kılması gibi bir girdaptı bu. Üretenin ürettiğine yabancı olmadığı bir dönemdi on dokuzuncu yüzyıl. Nihai ürünün toplumsal fayda sağlaması. Para kazanmayacak mıydı? El- an daha daha daha da büyüğe zorlayan bir Büyük Makine'nin kulu oldu. hizmet üretimine. yılın patolojisi buydu. yasa Anladığımı söyledim.

açları doyurmak. Bireyi bu defa da Büyük Makine yok etti! Birkaç yüz- yıl öncesinin feodal otoritesi gitti. kendisini aşan bir hedefi olmayan bir düzenlemedir." "Afrika totemleri gibi. Büyük Maki- büslere birlikte akan milyonlarca insan! Büyük Makine'nin öz uzmanlate. 'Farklı' olrıldı. tüketen ve gidişatı sorgulama"Sorgulamayan. öz gerçeklikleri. insanların arkasından iş çevirir. sadece kendi doğruları ile bütünleşebilecek. isimsiz otorite konuldu. çok yavaş değil. çünkü. daha yaşanılır bir yer kılmak. fabrikalara. Büyük Makine deyiş yerinne'nin her an ikame edilebilir bir parçasına indirgenmiştir. aynı TV’yi. ama birlikizleyen. Büyük Makine'nin insanları daha mutlu. türdaşlarına iletebilecekleri gerçeklikleri soyutlaştıçekliğini görecek. Tersine. birey. Batılı türdaşımız bundan böyle sadece ve sadece kişisel ger- Olayların arkasında yatanı." "Şöyle düşün. yerine 'kamuoyu ve pazar' denilen mak demek. çok hızlı değil. kimse kimsenin dilinden anlamaz oldu.Şunu anlamalısın. efendim. yoksulları kollamak filan gibi hedefleri yoktur. 'ben. Kimse. bir amacı. insanlar teknolojinin hizmetine verilmiş. kimseye derdini anlatamaz." diyordu Günay. . aynı filmi gören. Büyük Makine. metrolara. kendi durumu ile halleşebilecekti. ofislere. birlikte üreten. İlkel klanların. oto- rının öngördükleri bir ritimde.. gelişmelerin nedenini kavrayamaz oluyor. radyoyu "Sorgulamayan?" "Birlikte çalışan. İnsanların kendilerine ait. " "Tabii. otomobillere. deyse. her biri bütünün bir parçası olduğunun bilincinde. teknoloji insanların emrine değil.." "Toptan yabancılaşma?" "Evet ve tabii birey yabancılaştıkça muhakeme kabiliyeti azalıyor. ehramlara taş yan yığın!" taşıyan yüz milyonlarca köle! Aynı gazeteleri okuyan. biziz'i kayboldu. dünyayı daha temiz. sadece kendi gerçekliği ile temas kuracak. toplum düşmanı olmak demek oldu.

neyin doğru neyin yanlış. O. İnsanoğlu." dedi Günay. aşağıdakiler de yukarıdakiler de." inanan. herhangi bir şey oluyor. daha 'yüce'. Therese'deki rahibenin yüzünü gördüm yine! Transan"Onca gayretten sonra ne büyük bir düş kırıklığı!" dedim. Profesör Sernea'yı hatırla.Daha da kötüsü. 'Benim eylemim'. neyin iyi neyin kötü olduğu den daha 'üstün'. "Benim kararım'. hiçbir otorite. diyebileceği bir şey İçini çekti. Başını salladı. ideologları da pazar ahlâkı yok etti. vakarına. düşünüyordum. Filozofları. bireysel vicdan yerini topluma uyma ve dışlanmama kaygısına bırakıyor. üniversitesinin dikte ettiği 'Orient' kavramının dışına çıkmayacakgötürmüştü. Şeylerin benliği yok çünkü! Şeyleşmiş insanların benliği yok!" dantal dediğim acısını gördüm. şeyleşiyor!!! 'Benim düşüncem. 'Benim yargım'. İlişkileri pazar yön- lendirdiği sürece. hususunda düşünmeye gerek yoktur. efendim. 'rasyonel' otoriteyi de "Mürşitler yok oldu. Türkiye'de yüz yıl da tır. 'yukarıdakiler'den değil mi? Bir profesör. ama kendisinden beklenileni yerine getirmeye teşne. ahmaklar da akıllılar yüzyılı. parmağının izi gibi eşsiz. "Peygamberler zaten köhnemiş- lerdi. nu unutuyor. ilke ve vicdana kul olmadığına bütün kalbiyle rakter geliştirdi. anlıyor musun? Kimsenin kimse- . İrrasyonel otoriteden kurtulunmuş ama bu. insan onuruna. daha 'iyi' olmadığına dair bir söybirey. Ama. dünya savaşlarını da 'şeyleşti'." diye sürdürdü. toplumsal makinede sürtünme yapmamaya teşne bir ka- kalsa. 17 devrimini. yegâne olduğukalmıyor. yeteneklerine. iyiliğine duyduğu güveni kaybeder. gençleri biçimlendiriyor. Marx'ı." lem geliştirilince. ama emredilmeye teşne. On altıncı "Ne yazık ki. "Batılı türdaşımız kendisini bağımsız ve öz- gür sanan. köylülükten kurtulmayı. pazar ahlâkı gereği kurunun yanında yaş da yanınca.

" "Stevenson?" etkilenen ve öngörülebilen biridir." Ibsen'in Peer Gynt adlı oyununu anımsadım.ların saçma olduğunu düşündüm. alkışlanmaz olunca. 'sandalye' düşünebiliyor musun? Bu kavramlar saçmalıklara indirgenip. Oyun. "onur". Günay. insanın üstün vasıfları. hangi rolü en çok alkış getirecekse. 'Bireyler olarak somut bir otoriteye boyun eğmiyoruz. kendisini 'satışa çıkarır'! En çok beğeniyi hangi rolü ile toplayacaksa. İnsanın 'şey'e dönüştüğü bir durumda. 'Artık köle olmaktan korkmuyoruz ama robot olmaktan "Adlai Stevenson. çağın toplumsal karakterini numune kabul edip ona uyarlanmak gerektiği şeklinde ortaya çıkan mutabakata bağlıyordu. tabii. bu yüzyılımızda son şeklini alır." dedi. bir 'robot'tur. hangi libasımla başarılıysam öyleyim'e kadar gelir. başarılı olma çabasında o kadar çeşitli rollere bürünür ki. "Yirminci yüzyıl Batılısının toplumsal karakteri. dan birisiydi. kimse ile boğuşmuyoruz ama kendimize özgü inançlarımız yok. o role soyunur. Haklısın. "'onurlu' ya da 'iyi' ya da 'hoşgörü sahibi' bir. mesela. bir süre sonra iş artık. Peer Gynt patolojisidir." dedi. Hal böyle olunca birey.") kolayca Stevenson'un dile getirdiği patoloji. "vakar" gibi kavram"Elbette. Peer Gynt. Seslendirmede araya sokulan kahkahaları hatırla. daha çok tüketmek isteyen. Mısır uygarlığı ile başlayan sistematikleştirme. birey giderek artan güçsüzlük duygusuna kapılır. 'benden nasıl hoşlanıyorsanız. çağdaş insanda 'benlik' kaybını anlatır. zevkleri standardize edilmiş. ("Televizyon dizilerinde seyircilerin gülmeleri gereken yerler bile dikte edilir. kimliğini. topluma uyarlanma. Bu yüzyılda önemli olan tek şey kabul görmektir. insanca kazanımlarını unutur.' demişti. kalabalıklara rahat- ça uyum sağlayan." "Robot olmanın karşı konulmaz cazibesi!" . kendimiz yokuz!' Nedenini de. "1950'lerin ABD başkan adayların- korkuyoruz.

yutlaşır. insanlık tarihi kadar eskiydi. İnsanlar artık birisi için değil. Örneğin. iş ve kültür arasında uçurumlar oluşur. İşçi. Günay." dedi Günay. bu dönüşümü. insanların şeylere. Felsefe ve bilim. rakamlamayla başladı. anlıyor musun? Öbür taraftan. "Her şey soyutlama ve yürüttüğü işin maliyetini bilir. yabancılaşmanın da temel öğesi oldu!" dedi. Onsuz yapamaz! Emek. İşçi çıkaran birisi değil. yaratıcı bir faaliyet. bir 'şey'dir.. karmaşık muhasebe sistemlerine. diğer inlunun soyutlama yeteneği üzerine kurulmuştu ama. çimlendirirken. Bak. iş. tabii. Netaş ya da devlet bilmemne kuruluşudur. Oysa. dünyayı yeniden biçıkar. Açıklayacaktı ve ben anlayacaktım. Soyutlama ve rakamlama olmadan kütle üretimi mümkün değildir tabii. robotlaşmayı içime sindiremiyordum." duraksadı. iş bölüdır. zengin!. güçlü. ama ne ki. Amerikan feministlerinin ev kadınlarının mesailerine ekonomik aktivitenin temel uğraş olduğu Batı toplumunda rakamlama ve soyutlama üretimi. imalat sürecinin çok küçük bir parçası ile temasta- laşmış toplumlarda.' IBM. sabahtan akşama tekbir makinenin kolunu indirmektedir. çalışma. "Zeki. insanoğ"Ne yazık ki. sanlara ve kendilerine bakışlarını değiştirdi. bir şey için çalışır oldular. sonra da üretim soyutlaştı. rakamlanmış değilse. ilk dönem kapitalisti bir kalfa. birkaç çırak ile "Önce kapitalistin kendisi. yirminci yüzyıldaki "Anlaşılmayacak bir şey değil. soyutlaştırır. bilançolara gerek duymazdı. üretimi de uzmanlaşma. 'Soyutlama'. insanın kendisini de biçimleyen bir faaliyet olmaktan Bu 'şey. Yabancı- . sevimli. Çalış- Üretimin bütünüyle bağdaşamaz. yapıcı ilişki geliştiremez olur." emek sayılmaz. parasal değer biçilmesini istemelerinin ardında da bu yatar. Çalışma ve eğlenme. Sorumluluk so- mü.başarılı. "Öyle değil' mi?" "Bunu açıklayacaksın tabii!" "Eeeeh! Şafak Özden olmayı kim istemez?" dedi Günay. Ne ki. yirminci yüzyılda büyümeye zorlanan iş bilanço üzerine yapılanır. ekonomi dünyasını aştı.

ne ideolojisi kurtarabilir. kestiği odunları aşağıdaki köye. Öte yandan. ona o parayı vermeyi.' Odunlarını gerisin geri- bilir. Ya Sovyetler ‘deki gibi bir görev ya da ABD'deki gibi bir tutkudur!" "Weber buna çilecilik. Mareşal Von Moltke'nin hatıralarında vardı. milyonlarca liralık bir set ala- . "Evet. Ankara civarında bir yerde." Çok da hoş bir hikâye anlattı. Alın paranızı geri.' der. İlki. Nereye gittiğini sorarlar." lanması olduğunu söyledi. Parayı alır. Anadolu'da. Üretimden amaçlanan tüketime sahip çıkmanın bildiğim en iyi örneğidir bu hikâye. Ha- line acırlar. ("Tıpkı Çırpıcı Mahallesi'nde tek bir elektronik sazla doldurulan adi müzikle uzak yakın ilişkisi olmayan birisi. yürümeye devam eder. para da verseniz. İkincisi ise. zahitlik der. Adam. yapımında gönül rahatlığı ile yer alabilecek kadar boş verici kılar. Yabancılaşmış. kaça satmayı plânlıyorduysa. yükünkarın ortasına bırakır. satmaya götürdüğünü söyler. önce kabul eder. Para varsa. tam anlamıyla tembelliği idealize etmek. ne vicdaSatın alınan şeyin. 'Aşağıda insanlar soğuktan titreşirlerken. 'Yok. mutluluk veren bir uğraş değildir. hiçbir şekilde doyum vermeyen çalışma iki tepki ile sonuçlanıyor. karıncayı incitmekten korkan bir adamı dünyanın sonunu getirecek silahın nı. hiçbir şey yapmamayı. tipi altında bir çuval odun taşıyan bir ihtiyara rastlarlar." diye hatırlattım. Bu noktada insanoğlunu kendisini yok etmekten ne dini inançları." Tüketimde 'yabancılaştırma' işlevini para üstlenmişti.ma artık doyum veren. yani üretimin nihai amacına yabancılaşılabilir mi? O da "Sanıyorum. hemen sonra kendisine gelir. yükünü Adam. kökleri derinde ve bir o kadar da bilinçsiz bir düşmanlık! Her iki ruh hali de bir yandan verimsizlik demektir. işe ve onunla ilgili her şeye ve herkese karşı geliştirilen. den kurtarmayı teklif ederler. kullanılan şey olmaktan halinin tüketimin soyut"Tüketime. bırakamam. oluyor. Ama. ben bu odunları buraya üç misli ye toplar. otomobille seyahat ederlerken.

bilgeyi cahile dönüştürür.'" sonra da takas değeri olarak kalmaya devam etmesidir. insana insan olarak bakıp. mesela. milyonlarca liralık bilgisayarların. bir yandan insanın sahici. "Satın alınan şeyin niteliği. hayali güçlerini gerçek Marx'tan bir alıntı daha yaptı. Marx'ın dediği güçlere dönüştürür. göreceksiniz ki. adeta tuzluk gibi kullanılmaları demektir. emeğin somut ödülü olarak hiçbir anlamı yoktur. efendiyi köleye. Mercedes'ten aşağı inmez olur. her an elden çıkarılabilir. "Para. 'Yiğitlik' satın alan korkak yi- onları gerçekten canlandıracak. Bir o kadar rüküşlük demektir." ze ait olan hayatınızın arzuladığınız nesneyle çakıştığının kesin bir ifade- . dünya ile ilişkisinin insani olduğunu varsaydığınızda. Bu. kendinisi olmalı." diyordu) gazete olsun okumayan birisi. aslı olmayan. takas değerinden gibi. sırf toplumsal bilançosunun aktifine girsin diye talip olabilirdi. Bu. sosyetenin düz yolda cip kullanma merakı demektir. Örneğin. satın alınan şeylerin gözümüzdeki değerinin satın alındıktan başka. İstanbul Festivali'ni konservatuvar öğrencilerinin kötüsü. her türlü değil. ayıbı erdeme. obuayı fagottan ayıramayanların tüketmesi demektir. Britannica'ya. ahmaklığı akıla. ilerlemelerine yardımcı olacak etkileyiciliğiniz olması lazım. Bu. Sanattan keyif almak istiyorsanız. satın alınan bir otomobil. İnsanları etkilemek istiyorsanız. Çünkü. Doğa ve insanlarla ilişkileriniz. 'Para. On dokuz yaşında bir çocuk. Bu. inancı ancak inançla takas edebilirsiniz. sevgiyi ancak sevgiyle. Oysa. kapasitelerinin çok altında. o alanda eğitilmiş olmanız gerekir. alanın gayreti ile artık niteliksel olarak da orantılı değildir. köleyi efendiye. İnsanca tüketim ortadan kalkar. sizin sahici.kaseti çalmak için satın alınan Pioneer teypler gibi. ğit olur. doğal güçlerini sözde güçlere dönüştürdüğü için etkisizleştirirken. sadakati ayıba.

aklımı başıma toplamaya çalıştığımı. ne zaman bitecek bütün bunlar? Kızarmayan yaprak. "Hatta. İstanbul'un içine sığmayacak gi- fark ettim! İliklerime kadar ürperdiğimi. henüz ne darımızı ne pirincimizi ekebildik! Anam babam ne yiyecekler? Sen. karısından koparılmayan koca mı kaldı?" ları. Şinto papazKalktı oturdu. kalktı oturdu. birden. Katolik kardinalleri. Haklı olduğumu biliyorum!" Gözleri kapalı. Bakışları yumuşadı. bilim ilahlarımı.. yardıma çağırdığımı ama gel- . Günay. Marx'ı yeniden okumalı!" diyordu.yeniden okumalı. Sonra. Buhariler. hafif hafif sallanıyordu. hastanenin. ba- "Türkler. kındı. Stalin'den kaçalım derken. o daha önce bahsettiğim dört bin yıllık Çin şiirini üzerinde! Ve biz! Kralın ezeli çilekeşleri. Söyledikçe dinginleşti. lardı. Pencereye yürüdü. Budist rahipleri. Durdu. kendi tanrılarımı. Olmadı. Yahudi hahamları. Hepsini.. Nişantaşı'nın. Sovyetler "Nasıl da özgür bu yabankazları! Nasıl da dinleniyorlar Yu dalları Mevlânalar. neo-Hitler'in kucağına oturacaklar!" söylemeye başladı. hepsini aynı anda hatırlattı! Ortak bir ağıt yakıyorGünay Rodoplu türkü söylüyordu! "Ata ruhu! Ata ruhu! Yardım et! biydi! Ateşten bir kümeye dönüşüp yorganını yaksa şaşırmayacağımı mediklerini hatırlıyorum! Yatağın. Tibet lamaları. Aksi halde. o çok uzaktaki mavi gökyüzü! Söyle.

bir anakronizme.. burada kirlenmişti!. Kadını.. Ama.. Söylediğimiz türküler kirlenmişti. o gece idrak ettim. hatırlasana! beni hep birlikte düzerler sanki. Kapıda bekleyen içerdekinin hazzına bir biçimde ortaktır..VII "Ne zaman fark ettim.. Oradaki erkek dayanışması ne tuhaf bir şeydir. Geneleve götürdüğü arkadaşının siftahını bekleyen bir delikanlıyı anımsatan bir şey vardı. En az beş yüz yaşında bir hilkat garibesine. ilahiler kirlenmişti. "Belki de hep biliyordum! Hep biliyordum da. bilmiyorum. düşündükçe bir başka meselenin daha farkına vardım. teşhir edilmişlik duygusu uyandıran bir şey vardı. genç çocuklar . bir çaresizmişçesine iki yana açtı. Ah! Ne bileyim!" diyerek ellerini Sedat'ın kapımın önünde koca gece ağabeysini beklemiş olmasında beni inciten. yabancıya âşık olduğumu fark ettim... Ne zaman fark ettim? Ama fark ettim.

. Evlenip de bir ev açacağı zaman buzdola- celeri önemsemediğim bir sürü ayrıntı art arda eklendi. Duran Kuran'ın tek bir kadın tanımamış Sedat. Kadıncık'ı ne kovmuş. ağabeysinin pezevenkliğini yapıyordu!... Sonra aklıma beni evine götürdüğü gece. " "Estağfurullah!" dükkânındaki imza gününden bu yana Sedat'ta gözlediklerimi düşündüm.Şafak beni sahiden benimsemiş olsaydı. ağabeysinin. Korkunç bir sonuca vardım: Yirmi dokuz yaşında olmasına karşın "Yok. Sedat 'koç'uydu. Son delege seçimlerinde yüz tane gürgen sopa kestirdiğini.' diyordu. birlikte çalıştığım kardeşlerime iyi bir babalık Şafak'ın bir seçim nutkunu hatırladım. pezevenkliğin Sedat'ın ağa- yapabildiğimden." "Şiran'ın babası gibi. onun o geceki onursuz nöbeti oldu. Sonra düşündükçe. Ailesine 'babalık' yapmaktan bahsediyordu eşyayı kullandığını biliyordum. 'Ben iyi bir işadamıyım. Sonra. Sedat'ın kişiliği üzerinde yoğunlaşmama "Evet! Şiran'ın 'ağa' babası gibi. Şafak politika yapabilsin diye çalışıyordu. Ağabeysi için! Şafak’ın kurduğu mıştı. böyle bir konumu kendisine nasıl yediriyordu. Ağabeysi için! Dev-Genç militanıydı. kardeşini yukarı davet ederdi diye düşünüyordum. o öyle! Öyle de. Sekiz yıldır birlikte ticaret yapıyoruz. iyi bir onu anlamaya çalıştım. ağabeysinin aldığı bının alınması için bile Şafak'ın onayı gerekmişti. iyi bir işadamıyım. Onu da hatırladım.. sekiz yıldır bölüşme hesabı yapmadık. Şafak'ın da dediği gibi. Ağabeysi için! Bir kızla beraber olmuş ama onu ortada bırakmış. beysine sunduğu hizmetlerden sadece bir tanesi olduğunu görmeye başladım. " tirmişti.. Önler aydınlanmaya başladı. Ailesi için! bir işte. Sedat'ın benim Şafak'a aldığım ceketi giydiğini. aileme babalık yapabildiğimden. SHP'yi küçümsüyordu ama üye olmuştu.. ne de içselleş- neden olan. akrabadan bir kızla nikâhlanorganizatör olduğum için. 'fedai'siydi. Aynı şeyi yaşıyordum. Kafamda bir şey- . anti-Baykalcı delegeleri dövdüğünü söylemişti. Sedat'ın öteki odada büyük bir fütursuzlukla uyuduğu geldi.

Lord Şafak. gerçek nitelikleri ile değerlendirilmedi demek olduğunun ayrımına vardım. onlar da. neden dövüyorum?' 'Ben kimim. biziz!' diyen Özdenler!" gerekirse hapse girmesi demek olabilecekti! Tabloyu görebiliyor mu"Beş yüz yaşındaki sevdiğimin bir yüzü!. kimseye karşı nesBaykal'ın resmini neden başucuma asıyorum?' Bu soruların sorulabilme- . yani Şafak. on altıncı yüzyıl Av"Evet. Evet. ussal donanımlarını serbest pazarda değerlendirmeye kalksalar.. sun?" "On altıncı yüzyıl Avrupası! Onu demek istiyorsun. ötekileri besliyor. 'İyi babalık' söylemi. nutkundaki 'bölüşme hesabı yapmadık' bildirisinin küçüklü büyüklü Özdenlerin kölelik fermanı olduğunun. bu karının kapısında ne arıyorum?' 'Ben kimim." "Emeklerinin değerini pazar ekonomisi biçmedi!" "Evet. Evet. feodal düzenin devamını tabii isteyecekler. si için gerekli kimlik bilinci. değil mi?" "'Ben.Şafak. parayı manipüle ediyor. Düşündükçe. 'kimse gerçek emeğinin gerçek hakkını almadı'. ne de Şener 'Ben kimim?' sorusunu asla sorşamak için ağabeylerine kapı-kulluğu etmekten başka olanakları yoktu! rupası.. kapı lord' söylemiydi. bu sopalarla kimi.. Yeteneklerini. değil BMW sahibi olmak. Şener için de geçerliydi tabii. Alevilerden neden nefret ediyorum?' 'Ben kimim. benlik asla oluşmadı. karşılığında da sadakat talep ediyordu. Aynı şeyler. Kapı kulluğunun icaplarına gelince. Emeklerini özgür iradeleri ile pazarlasalar 'Lord' Şafak'ın onlara tahsis ettiğinin dörtte birini alamazkulluğunu bir nişan gibi benimseyeceklerdi. Sıfat yanlış mıydı? Hayır. Anlıyor musun? Bireysellik gelişmeyince de.. halk otobüsüne binmekte zorlanırlardı. onun için adam dövmesi. başta ağabeyleri olmak üzere. Ne Sedat. 'cömert lardı! Tabii kul olacaklar. Delikanlıların yaAnlıyor musun? Birisi. 'Ben kimim. 'Baba' Şafak!" madılar. neden teyzekızımı düzüyorum?' 'Ben kimim. kocaman delikanlının benim kapımda beklemesi. alkolden yürüyemez hale gelen ağabeysini taşıması.

'Biz belediye başkanı ride olsa. Yetenekleri ve yeterlilikleri ne olursa olsun. ona iş icat edilecektir. Türkiye'de. Buna karşılık. bizden olsun. aileleriydi. ne de başkalarının onlardan bağımsız ola- kün değildi! Hayatı sorgulamaları mümkün değildi! Anlıyor musun? Özrak var olduğumuzu düşünemezlerdi! Bir 'lord' olarak. ANAP'lı Gümüşhanelileri oylarını 'bizim çocuğumuz' dedikleri Şafak'a verdiler. Burada bir çıkma yapayım.. Bir tür zina ilişkisi. Onlar Şafak'ı. Aleviler Alevilere oy verir. klan mensupları korunacak. Zina ilişkisi son bulmadıkça. onları asgagenişlettiğinde göreceksin ki. 'Biz belediye başkanı olunca. sonra da genişletilmiş klanları. yok kömür deposu kuracak belediye arsası talep edeceklerdir. işe göre adam değil. yani Gümüşhaneliler! Nitekim. Türkiye'de hep böyledir!" olduk!' diyeceklerdir. Onun dışında her şey karanlıktı ve ne benim. bir sonraki aşamada. Şafak'ın köylüle- rinden hizmet talep etmesi Tanrısal hakkıydı. üretime. 'Belediye başkanı biziz'e çevirdi. muhakemeye dayalı bir yargı geliştirmeleri elbette mümdenlerin evrenlerinin merkezi kendi 'klan’ları. kollanacaklardır. birtakım göreneksel kısıtlama- "Onu söylüyorum ya! Sivaslılar Sivaslılara. anlıyor musun? Koynuna alacaksan. efendim." "Bu. Ve aynen öyle oldu! Sedat. Klan mensubunun karnı doyuru- .' işler. aileden birisini alacaksın!" Anlıyordum. tabii. Çayırtepe'nin çoğunlukla DYP'li. Şafak da onları sömürür. Şafak tebaasının sadakatini işadamıyken dükkânının kârı. doyurmak ve korumakla yükümlüydü. öncelik veremezsin! nunun gelmemesinin nedeni de budur. Onlar da yok iş. yani Partililer. bu anlayışı 'Biz' kim? 'Biz' öncelikle Özdenler. yok imar durumu. işe.. efendim. "Son tahlilde karşılıklı sorumluluklar. adama göre iş aranıyor yakınmalarının solacak. 'Varsın kötü olsun. lar içeren bir dayanışmadır ya feodal sömürü. ' diye başladığı cümlelerini. belediye başkanıyken Çayırtepe'nin rantı ile ödüllendirecektir.nel. Şimdi.

hiç yengesini düşünmez mi. " "Yabancılaşmış olmaları! Mı?" "Elbette benim yaşadığım yüzyıldan 'gayri' bir yerlerdeydiler.' Ya bilincimizi körleştirecek.. Düşünsene. gelişme çok daha hızlı başka seçeneğimiz olamazdı! Ve unutma. saygı geliştirecek! Olacak iş değildi. nim kapımda bekler miydi? Sedat sevmeyi becerebilecek olsa Diana’nın meyi 'unutur' muydu? Sedat sevmeyi becerebilecek olsa. ne politikada. neden hiç cephe veremediğinin farkında olmadığı gibi. Külçe gibi. leş gibi yaşamak da yaşamaktır. Bu bağlılık süt çocuğunun meme bağımlılığı gibi yaşamsal bir bağlılıktı. yan odada yatarken. unutma ki. Öte yandan. amcasına onları dünyanın merkezi bilip yücelterek. 'sevgi' gelişemez ki! Önce 'ben' di- telefonda ciyak ciyak 'Günay ölüyor!' diye bağırdığını ağabeysine söyle- . şuur namıyorum deyip. Başta kendisine el'di Sedat. ya da. sonra 'o' diyecek! Sonra da kendisinin dışındakilere tabii. 'Bu adam benim kapımda beklerken. Ne tuttuğu işte. özen. Bak. On altıncı yüzyıl değerlerine boyun eğmeleri tek bir şeyle açıklanabilir. kendisine özgü ancak o düzenin 'kölesi' olarak uyarlanabilirdik.yirminci yüzyılda yaşamaktadırlar. Hayatta kalmak için bir safradır. ben. Sahip- Öte yandan. gömleğini yıkayan.. hatta taparcasına bağlıydı. Sedat sevmeyi becerebilecek olsa. de ki. Sedat'ın konumunun senin ya da benim olduğu için 2100 yılında bulmamızdan farkı yoktur! Yeni koşullara biz de kendimizi birdenbire 2400 yılında. kendimizi ortadan kaldıracaktık. onca yıllık yengesine rağmen be'yoğunlaşacak!' Dayanışma. ağabeysine. önüne gelen su olmazdı! 'Ben bilinci' gelişmeden. hiçbir durumda 'benim!' diyebileceği. Özdenler. sonra 'sen'. 'tehlikeye düşen vücut için. ne koynuna aldığı kadında! Daha da kötüsü. kendimizden 'gayri' birileri olacak ya da ben bu oyunu oybir karar verememişti delikanlı. yemeğini pişiren o kadına hiç sevgi beslemez mi?' diye aptalca sorular soruyordum kendime! 'Sevgi' elbette söz konuyecek. kendisini oluşturan feodal âdetle- almaz. on altıncı yüzyılın değerleriyle ama lendiğim tarihe ağyardılar. kendisine ilişkin kararları kendisinin re.

Şafak Özden'in Gümüşhane'den. Karşı çıkanlara. Gerçekten de. paydamız olduğuna ciddi ciddi inanıyordum! Öyle inanıyordum ki ya da "'Ben' bilincini kazanmanın da yeterli olmadığını. düzenin öz uzman aydınlabul’u lahmacuncular sardı filan diyenlere düşman kesiliyordum. acı acı. Köhne kalıpları kıran. esas meselenin bu 'ben'in kendi dışındaki dünyayla hangi yöntemle bütünleştiği meselesi olduğunu unuttum!" diye söylendi. Sedat'ın biraz daha gelişmiş türü olduğunu çok sonra kav- radım. müthiş etkileyirüvende on dokuzuncu yüzyıl Avrupa'sının sosyal mobilitesini görüyorciydi. erguvanlı dum. Niye bu kadar geciktiğimi düşününce şunu anlıyorum.. 'Türk insanı' diye ortak bir inanmak istiyordum ki. Çünkü. kooperatif defterlerini Şafak'ı hapiste süründürecek şekilde darmadağın eder miydi?" de anlatacaktı diye düşündüm. Şafak'la -tırnak içindeki 'Şafak'la!diye umuyordum. egemen sınıflara. işkence fasıllarını da düşününce. Ankara'dan dönüşümüzde sana ele ele verirsek. . Muhteşem bir tarihi mirası kendi sınıfı adına. O noktada hangi defterlerden bahsettiğini bilmiyordum ama herhal"Şafak'ın. Ben ona yirminci yüzyılın normlarını tercüme edecektim. sormadım. isteyerek unuttum. o bu normları insanımıza anlatacaktı!. Ben bu sedum.. Ne kadar umutlandığımı biliyorsun. asırlardır sistemin merkezinden uzak tutulmuş sınıfı adına.. işte. " Kollarını kavuşturdu. İstanbul'da. Türkiye rına Antwerp tepelerinden başkaldıran mobilite! Kalıpların kırılması gerektiğine de bütün kalbimle inanıyordum.. devralıyordu sanki. demokratlaşıyordu! Efendim.. Türkiye'de misli görülmemiş bir hareketi başlatabiliriz köşklerdeki aşk maceralarına duyulan nostaljiyi de hastalıklı buluyoranlattıklarımı hatırla.yere ağabeysinin imzasını atar. eski bilgilerimi bilerek. cezaevi. yoksul bir öğretmen çocuğu olarak başlayıp. İstanbul gibi 2500 yıllık bir şehirde belediye başkanlığına uzanan serüveni. İstanilk kez homojenleşiyordu. Boğaz vapurlarında birinci mevki denen ayrıcalıklı konumları da. başını önüne eğdi. bir kere.

olabilirliklerin olamazlıklardan ayıklanmasına yardım edecektim. Ve her şeyi paylaşırlardı. kurucu sekreterliğini yaptı.. daha o zaman.. ran İl Yönetim Kurulu üyesiydi. Ona bakan. vs. Neyse! girilmiyordu. Ve o 1 Mayıs Mahallesi. sopa ne istersen vardı. üniversiteden atılan öğretim üyelerine de aileleri baktı! Ben durum Şafak'a özgü bir şey de değildi. Halis Özden'ide! Şafak'ın Kelkit suyunun Adamcağız oğlunun ne devrimciliğine. öğrencilerin sırtlarında taşıdıkları sekreterliği yaptı. sistemin tam "Dört ortaktılar. Şafak Özden. insan'ı olması gereken yere. Oysa. öte yanda devrimci fraksiyonlar.gayri!' Öyle diyorlardı. Allah'a değil. Bir tarafta Ülkücüler. türdaşlarımızın tarihsel deneyimini aktararak. ne de daha sonra. ne içkisine. vs. daha baştan. 'yârin gül yanağından entelektüel donanımımla destekleyecek. o şartlar altında bir halkevi kurdu. gençlik kolu yönetim kurulu üyeliği. Şafak bana 12 Eylül sonrasını anlattığı zaman aymam gerekirdi. Suat'a da aibaşında efendi efendi otururken devlete satılmış babasını tanımıştım. CHP'nin İl Gençlik Kolu başkan adayıydı. ne çapkınlığına anlam verememişti. ne 'işadamı' kimliğine. 'devlet' denilen. Ali'ye de ailesi baktı. bu kavgayı Ve ben bütün bu kavganın. Onur Oflu. o da boyun eğmekten başka çare bulamadı. Şiran'ın babasını da tanımıştım. ğildi! yani İslâm ritüeline attı! En dindar olduğunu sandığı zaman bile aslında. bu insanlara neden ideoloji arkadaşları . Duran Kumerkezine koymak kavgası olduğuna inandım! Ve aklımca.. özde Eğer o zaman. Bu lesi baktı. Bildiğin gibi sonunda kendisini camiye. 12 Eylül'de tutuklanan. 'aile' denilen puta taptığının farkında dedeğil de klanları arka çıktı diye sormalıydım! Bu soruyu sorsaydım. Erol Çiçek.. arka çıkan yine kendi klanıydı. Silah. Erol Çiçek'in onun yanına bile uğramadığını söylerdi. Ama. Ne ailesini makarna ve gazyağı kokan balıklarla beslerken. 70-80 döneminde Çayırtepe'de ciddi kavga vermişlerdi. işkence gören o olmuş- tu. tıpkı Sedat gibi. En çok ihtiyacı olduğu sırada. 1 Mayıs Mahallesi'ne taşlarla inşa edilmişti. Kurtarılmış bölgeler vardı.

çok gerçekçi buluyordum. on dokuz. yirmi! Hepsini bir arada yaşıyordu! ta ailesi. onun içindeki bir hizbe sığınırken. O kadar ki. ğımız kadar gerçekçi ve sağlıklı. biliyorsun. kardeşleri.. re. eşi. feodal düzeni tersmayı seçtiği ilişki bütünleşme değil. Nerede atladım. " "On yedinci yüzyıl?" yüz ederek ailesine babalık etmişti ama dünya ile. Kişiliğinin itaatkâr parçası ona gururla 'Ben. diğer insanlarla kurmusun? Klan bağlarını kopartmış. Deniz Baykal da. SHP'ye..' ya da 'Mustafa Özyürek'in neferiyim. dizleri titreyen bir endüstrinin sömürülen emekçileri kimliğini nereden ve nasıl sahipleneceklerdi? Az daha düşünseydim.. öte yandan da baş- Bir yandan kendisinden daha büyük olduğunu düşündüğü bir şeyle- Ama. tahakküm ve itaat ilişkisiydi! Anlıyor vuşmak isteyen insanın öyküsü. Deniz de yanlış yaptı! Biz yanlış yaptıysak çok mu?' diyebildi. 'SHP'nin neferi!' Sorun da bu zaten! Herkes . birey bile olunamadığını anlardım! Klanlarını bir yana itip. çocukları. biliyor musun? Şafak'ı çok sağlıklı. Senin benim olmadı- aydınlar bu hale getirdi. tabii. Deniz Baykal'ın. değil demokrat. ne de diğerlerinin uğruna ölmeyi göze aldıklarını söyledikleri solcu kimliklerini muhakeme edilmiş ve somut bir seçim olarak benimseyemeyeceklerini anlardım. Sedat ve Şener’den.' dedirten parçasıydı. Şafak'ın güçlü bir benlik duygusu vardı. on sekiz.on altıncı yüzyıl Avrupa köylüsü zihniyetiyle değil solcu. örgüte. bırakalım da biraz da bunlar yönetsinler diyorEvet. bir gün bir konuda yanlış yaptığını söylediğim zaman 'Aman bir şeyin neferi olmaya öyle teşne ki bu ülkede!" "Yeni putlar?" gülüm. bu devleti altmış yılda dum. hükmedebileceği herkese hükmetme gayreti içindeydi.. ne Şafak'ın. hatta babasından farklı olarak klanından baş vermiş. siyasi ve ekonomik özgürlüğüne ka"On yedi. Hatta.

kardeşleri. hatta çocukları! Çocukları alkışlayıcı olarak onun amaçladığı rolü oynamasını sağlıyorduk! Sabahladiyorum. amaçlarımız da çakışmıyormuş! Bir sahne kurmuştuk. 'kullandıkları' vardır. Öte yandan. Şafak türü. Filistin intifadası anma gününe getirdiği astsubay emeklisi. kimimiz art-direktör. sığınma. Şafak'a itaat edecek. yırtepeliler de Şafak'ın kişisel amaçlarını gerçekleştirmek üzere kullanı- miştik. Onun için bir bakışta teşhis edilmiyor. Aynı konumda. ÇaBu yüzyılın 'kullanılma' kavramı. Benimle olan ilişkisi de buydu. Bir yandan. çünkü 'çocuk sevgisi' söylemi de koşulsuz değil. oğullara. Tıpkı delegeler gibi. bir de Şafak'ın Ankara'ya. kötüye göz yumduran tapınma. Şafak başrol aktörüydü. 'altındakiler'e nefes aldırmayan tahakküm. kardeşlerine.' deramı değil tabii. kimimiz ra kadar onu bekleyen karısı. koçlarım benim. kocaya gidiyor ya kız! lan. karısına. ben. Bir süre sonra Şafak'a baktığımda hepimizin ama hepimizin onun amaçlarına hizmet ettiğimizi gördüm! Şimdi baktığımda görüyorum ki. ne olacağı belli mi? Bunların belli ama! Bir dediğimi iki etmiyorlar.' diye gözlerinin yaşarması da buydu. tabii. maddi manevi mirasına. yanlışa. hizmet verecek nesnelerdir. bizler de. dünyevi işlevine layık oldukları sürece 'sevgi' besler. gerçeklik duygusunun kaybı. Oğlu değil de kızı olacak diye ödünün koptuğunu biliyor musun? Seçmenler de bizler gibiydi. 'Çocukların mesi de buydu. onun amaçlarını gerçekleştirebilmesi için hizmet etmesi demek olduğunu anladığın anda tablo önüne seriliveriyor. 'kullanılmak' kavramının bir insanın diğerine. Şafak. Sonradan başkan yardımcısı oldu sanı- Bir zaman hatırlıyorum. cek. Bu patolojiye yakalanmış insanların 'sevdikleri' değil. manipüle edilen rakamlardan ibarettiler. on dokuzuncu yüzyılın zulüm kav- Yeni putlar. ben. kendi beklentilerine uygun bir oğula. Bir nedenle Sarıyer'de bir öğlen yemeği ye- . Şafak'ın 'Kardeşlerimi oğullarımdan daha çok seviyorum. kimimiz ışıkçı. Muhakeme yeteneğinin. sorumluluk üstlenecek. Ama. Oğlanlar büyüyeKızla zina ilişkisi kurulamıyor.özgürlükten kaçış.

Urcan'a gelmeden. 'Başkan oldun mu. Hıçkıra düşündüğüm zaman anlaşılmayacak bir şey de değildi. güneşli bir gündü. Sarıyer.. budala. adam bunu böyle dedi ya. nım?' verdi. İşi bu değildi. öyle degördüm! 'O günler de gelir. burada kalacak kadar yete- beklenti. ları almak için. değil mi? Hayır.' dedi. cahildi! Oysa. buraya başkan olacaksın? Değil mi. geçecekse hıçkıra ağlıyordu! Ona gitmek. insan niye politikacı olur. Ve bu bana. Birden ağlamaya başladı Günay. " reketiyle durdurdu. Şafak.. asla amaç değil!. bu bana.. bakanlık beğenmeyen milletvekillerini hatırlattı!" diye Beklemediğim bir şey oldu. İstemiyordu. Şafak ve ben gözlerindeki o garip pırıltıyı Çayırtepelilerden nefret ettiğini de o dönemde fark ettim. İngiliz işgal kuvvetleri albayının Hintlileri sevmesi beklentisi onaylayacağı bir performans göstermek ve daha iyi bir yere tayin olmaktı. onları mutlu kılacak siyasi karar". anlıyor musun? Çayırtepe. ettiği Çayırtepe'den kurtarmaya çalışırken.bu bana. el hahıçkırdı. vardır. niye belediye başkanı olmaya ğildi. sakinleştirmek için ayağa kalktım.rım. 'Sen de başkan adayı olmak için bula bula Çayırtepe'yi buldun. Günay Habir İngiliz sömürge valisiydi Şafak Özden! Çayırtepe yoksuldu. yoksul Afganistan'a çıkmış du. deniz kenarında küçük bir balık lokantası. canım. Astsubay eskisi denize baktı. çamurluybu sofranın başına geçmeli.. "Yine de. Şafak'ın kendisi için öngördüğü hayata ka- . o yolda etkili olmak için.. insanları neden sevsindi ki? Böylesi bir gibi bir saçmalıktı. artık ne dersen. orada. O kendisini nefret neksiz. anlıyor musun? İşi orada patronlarının vuşması için bir araçtı. Aslında kalkar be canım? İnsanları sevdiği için. bir büyük ziyafet sofrasıydı. ben Şafak'ın tersleyeceğini sandım! Öyle ya.' deyi- Sanki tayini zengin Singapur'a değil de. Güzel. burayı tüketmeliydi. baktı.

dostlarım Çayırtepe'de. Çayırte- gün durdum. Ertesi gün bir demeç verdi. Anam Çayırtepe'de. Çünkü Levent daha yeşillikti. Tatil yapacağım zaman gelip yorlardı ki! Hepsi birer müstakbel Şafak Özden'di çünkü! Anlıyor musun? kendileri Bağdat Caddesi'ni ya da Levent'i tüketebilecek aşamaya gelen kendileriydi. Bir kazak alacaksam. 'Çayırtepe' levhasını görünce içim hopluyor. Şafak'ın Çayırtepe'yi sevmesini istemi- Hepsi kendilerine ağyardılar. Çayırtepe'siz sonuçlarını almaya.' deyiverdi. Çayırtepe'de işkence gördüm. Çayırtepe'de âşık oldum. Kimse. bir başka dünya kurmam mümkün değil.gün uyardım. Çayırteşinde. Çayırtepe'de okudum. on dokuz yaşımda sevgilimi beklerken de öyleydim. Çocuklarımın mezarları Çayırtepe'de. ilk arkadaşlarım. 'Sevebilecekleri' Öte yandan.' Ne büyük yalandı! Ve biliyor musun. Çayırtepe'ye geldim. Bir 'Nesini seveyim? Canları cehenneme. pe'siz bir dünya kuramam ki! Kuramıyorum ki! Ben Çayırtepe'nin giriBenim yarınım Çayırtepe'de. Çayırtepe'de top oynadım. Siyasi olarak güçlendikçe. Çayırtepe'de kavga ettim. diploma almaya gittiğimde de öyleydim. Çayırtepe'de dinleniyorum ben. Hatırlıyorum. sevgisizliğini saklaması daha güçleşti. Çocuğum Çayırtepe'de doğdu. Tıraş olacaksam. Nasıl kendimi Çayırtepe'den soyutlayayım? Yani. Gümüşhane'ye gittim. Çayırtepe'yi yaşanacak bir yer haline getirmek gayret isti- . Çayırtepe'de oluyorum. Çırpıcı'da. Bağdat Caddesi daha temizdi. Babam Çayırtepe'de. kendilerine el'diler! Kendilerine yabancıydılar! Kendilerine duydukları muhabbet soğumuştu. Çayırtepe'de evlendim. hele de Çayırtepeliler. 'Ben Çayırtepe'de gözümü açtım. nasıl bulduğumu sorduğunda. Nefes alıyorum. üç Çayırtepe'de yapıyorum. çocuklarımın yarını Çayırtepe'de. ben! Şimdi. 1 Mayıs Mahalle- si'nden söz ediyordu. Ben. Koştum. tepe'ye her girişimde bunu düşünüyorum. Çayırbir yaşam düşünemiyorum. hemen aydı. artık anlıyorum. Ama. Sınav pe'den alıyorum. inandırıcı olmadığını düşündüğümü söylemekle yetindim. Gümüşhaneliyim.

Büyük Makine'nin talep ettiği kişiliğe uyarlanmak için vakitleri vardı. Adamların dönüşmek. O da... yaratmak yeteneği istiyordu. Bu yoktu! lanma. Çayırtepelilerde. daha fazla vereceGümüşhane dağlarından yarım pabuç inen Şafak'ın ekonomik ve de ğiz. öğretim üyesi olmak gibi kimlikleri sahiplenme gerekAnlıyor musun? Sado-mazoşist dayanışma. tröst değiliz. Avrupalı türdaşlarımız bugünkü nekrofilik kişiliklerini beş Çayırtepeli olmak. öyle uluslararası ekonomik güçle- . üniversiteyle sevgi ilişkisi geliştirmek. tek bir Şafak Özden. ölü-seviciliğine yumuşak iniş yaptılar! Biz.. Biz holdingci değiliz. daha fazla fedakârlık. Deyiş yerindeyse.. tek bir bilmem kim önemli yüz yılda geliştirdiler.bilirliğinin farkında olmasını gerektiriyordu.. daha vahim! Öldürücü! biz kelimenin tam anlamıyla kroke olduk! Onun için bizim patolojimiz siyasi özgürlük mücadelesinin aksiyomlarının çelişkilerine bak! Bir yandan. örgütlenmeye. 'SHP'li işadamlarının bir farkı vardır. sokakları temizlemeye gücü vardır. Kişinin gücünün ve gücün kullanılaOysa. yordu. kişinin ağaç dikmeye gücü vardır. Ve en vahim olanı bu değildi! Bütün bunlar ne demek oluyordu. Bizde böyle bir süreç de yaşanmadı. " "Evet!. biliyor musun?" "Türkiye'nin toplumsal karakteri çiziliyordu. daha fazla vermek dernektir. toplumsal karaktere uyardayanışmaydı! Yoksa. seçenle seçileni aynı kaba koymuştu bile. greve gitmeye gücü vardır! Çarpık kentleşmeye rabilsin!" 'hayır' diyecek gücü vardır! Hırsızlığa hayır diyecek gücü vardır! Çevre "Böylesi gücü YÖK'zedeler bile kullanamadılar Günay'cım!" kirlenmesine karşı duracak gücü vardır! İş ki. Demek fazla veriyoruz. on yedinci yüzyıl kapitalizminin kâr yapmanın bir haddi olduğu düşüncesi. tiriyor. insanın kendisine ağyar olması derken bunu söylüyorum be canım! Yapıcı eylem kimlik bilinci. kişi gücünün bilincine va"Bunu söylüyorum ya! Yabancılaşma derken.

Ama. Üreticiden aracısız alıp. Fatma Girik'i Şişliye layık gören cüret de . öbür yanıyla da ne kadar dokunaklı bir af dileme tavrı değil mi? Yirminci yüzyıldayız. Nurettin Sözen'in 'önce insan' sloganı gibi bir safsata.. 'Kahraman Bakkal Süpermarkete Karşı' oyunu Colbert'i gibi. günümüz Türkiye'sindeki gibi! Komşuları 'geçmek'. öğretmen-öğrenci. efendim..' nutku! Bir yanıyla absürd.. '. onlardan 'farklı' ve 'üstün' olmak. Beşiktaş Belediye Meclisi'ne tombalacıyı üye yapan anlayış da budur. ' Büyük Yagibi. holdingleşmemek de söz konusu değil. günümüz Türkiye'si gibi!. herkesin 'en iyi yeri kapmak' için savaşta olduğu dığı yerde.rimiz falan da yok. bak. eski deyimiyle şakirt-mürşit arasındaki inancı kaybolmuştu. öte yandan bütün vahametiyOn dokuzuncu yüzyıl Avrupa'sında kâr haddi gibi ahlaki ölçüler köh- nemiştir. dünya görüşümüzün egemen olması için kullanabileceğimiz başka güçlerimiz var. Büyük Yalan'ın bir parçası. Kişinin toplumdaki yerini ve haddini bilmesi gerektiği cüme edersen. İki yüz elli yıl öncenin 'Hangi insan?' Kuru fasulyeyi süpermarketten daha ucuza alan insan mı. daha üstün olabileceğini kabullenmiyor. nedir 'haddini bilmezlik' biliyor musun? 'Haddini bilmezrasyonel otorite yok oluyor.. günümüz Türkiye'si gibi! Bugünkü Türkiye'ye terlik' rasyonel. daha ucuza mal lan! Ferhan Şensoy'un. demokrat etiketinin onu nasıl bir yalana zorladığını görüyor musun? Bu yalanı feodalizmin nasıl körüklediğini görüyor musun? Niye günümüz le çöken on dokuzuncu yüzyıl kapitalizmi. Kimse karşısındakinin kendisinden daha bilgili. adamı 'tamahkârlıkla suçlarsan. akılcı otoritenin kaybıdır.. Hemen bir soru sorduruyor: sermayesi yeterli olmadığı için daha pahalıya yediren insan mı? Sosyal SHP'lileri kır kökenli? Anlıyor musun? ettiği için süpermarketten yana olmak zorundasın. komik olursun. insanlara bir içgüdü gibi yerleşmişti. insanın insanı kullan- bir ortam oluşuyor ki.daha fazla vermek. Şimdi. kapitalist ekonominin kurallarının dışına çıkmamız mümkün değil. Herkesin kendisini her mevkie layık gördüğü. Bir yandan on yedinci yüzyıl değerleri..

'g' okuyanın TRT spikerliğine soyunması da budur! Bize her gün her saat 'bu mevkiye getire getire bunu mu getirmişler!' dedirten. bu patolojinin üzerine bir de yirminci yüzyıl biniyor! hizmet biçmekten emeklilerimizi maaş kuyruğunda kalp krizinden öl- . irrasyonel bir yarışa indirgeniyor. istifçi. işine bakacak kadar yabancılaşabilmiştir adam! Hoş. tabii. Türkceği bir şey yok! Anlıyor musun? Bu ülkede herkes herkesten daha akıllı olduğu için her şeye her an yeniden başlanır. Vehbi Koç olmak istemez? Türkiye'de insanların baş tacı onurunu ayaklar altına alması.' değil mi? Peki. kendi kendimizi sömürmüyor muyuz? Ve düşün. otoriter. sonra da Asya-Afrika'yı yağmalamalarıydı. Hayat. efendim. lerin kitap okumamasının nedeni de budur! Kimsenin kimseden öğrenebir Cemalettin Afgani'nin bir bildiği olmuş olabileceğini öldür Allah kimseye anlatamazsın! Amerika her an yeniden ve alkışlarla keşfedilmek duilkeleri de kayboluyor. Hatta şunu da söyleyeyim.budur. Vehbi Koç Oxford'da Shakespeare okumuyor muydu? Yine de. Sabahattin Eyuboğlu öyle değil mi? Memleket yıkılırken ettikleri tipoloji. hangi Şafak Özden ya Batılı türdaşlarımızın patolojik sorunları. rumundadır. İçtiğimiz suya lağım katmaktan. saldırgan ve ben-merkezciydi. Köy Enstitüsü mezunlarına otuz yıl mecburi dürmeye varıncaya kadar. şu farkla ki. On dokuzuncu yüzyıl Avrupa insanı 'rekabetçi. 'k'yi. dış sömürgeciliği beceremediğimiz için iç sömürgeciliğe döndük! Akrep gibi kendimizi sokuyoruz. sömürücü. mi? Ha. aşağıdaki Laz bakkal nasıl? Vehbi Koç kim? Hayatını bir oku da bak! Koca bir İstiklâl Savaşı'nı yok öyle de. ulusların kendi emekçi sınıflarını. değil mi? Akılcı otorite kaybolunca. Bir Ali Paşa'nın. sömürü ve istifçiliğin insan Aynı patoloji günümüz Türk toplumsal karakterinin patolojisi değil da Şiran Ören. peşin vergiden. insani dayanışmanın toplumsal ve ahlaki sayıp. benim makûs seçim dediğim şey budur.

algılayamayacağımız kadar büyük bir şeylerle karşı karşıya kaldık. herkesin remeyeceğin işe kalkışma' oldu. dünyanın patronu filan değil.. Bak. Ne ki. Efendim. az önce tanımladığım yordu ve bilim bize evrenin merkezi.. Ve Türkler. Star Wars filmlerinden televizyon belgesellerine kadar. Vacib-ül vücut. öyle bir kozmik resimle karşı karşıya geldik ki.. Bak.. 'Bulunduğu yükseklikte kalabilmek için ışık hızı ile hareket etmek zorunda kalan Hak-ü Teâlâ. kendi cihadını. Kendini aşağı bıraktı ve dokunulabilen binlerce cisme dönüştürdü. 'Buzdan Kılıçları' okumadılar! Tek tanrılı dinlerin sonuncusunun ölümünü Latife Tekin böyle anlaİslâmiyet öldü. insanoğlunun Ay'a ayak bastığına inanamazken.. Yaratılış'ın amacı.kişiliğin şurdan burdan sırıtan 'vicdan azabı'nı iptal etti! Vicdan azabının iptali. 'her koyun kendi bacağından asılır' düsturunun aslı. 'yeryüzünde ne varsa fanidir. sonunda yoksullara sırt çevirdi. lemeleridirler. uzayda yuvarlanan bir toz tanesi olduğumuzu haykırdı! Hiçbir şeye bağlı olmayan. ifade edilen. yani İslâmiyet'in ölümü. 'beceancak kudret ve lütuf sahibi Rab'in yüzü bakidir'e 'yalan dünya her şey bomboş.' tır.. somut bir deneyimi mümkün kılmayacak kadar büyük.. onlar Tanrıyı Evren A.. Billy Graham ya da Piskopos Sheen'in Türk çeşit- lığı'na indirgemişlerdi.Ş. milyarlarla artık Allah'ın halifesi olmak gibi bir illüzyonumuz da olamazdı. döndü dolaştı. biz aynı işe kavramların içini boşaltarak başladık. nereye baktıysak. Allah'ın yeni pozisyonuna esrarlı bir hüzünle baktılar. yolcu sarhoş. 'Sen seni bil'. 'irtica' bir nostaljiden ibaret! Adnan Hoca gibiler. 'Her şeyin bom- .'nin Yönetim Kurulu Başkan- Mesela. (Gogi yaptığı araştırmalar sonucunda bunun böyle olduğunu tespit etmişti) yoruldu ve yere inerek eşyaları sindi. hancı sarhoş' diye şarkı düzüldü. Çünkü. iç ıslahatını tamamlaması gereği iken. amaçsız bir toz tanesi! Milyonlarla. insani referans sistemimiz kökten tarumar oldu! Bu kozmik resmi 'bilim' çizi- Türk'e kaç türlü vurdu yirminci yüzyıl! İlkin.. 'gemisini kurtaran kaptan' yerine kullanılmaya başlandı.

Müslüman olduğuna inandıran bir uyuşturucu. silme kuşe dergisinde ilan eder: 'Ben her an devlete Düzeninin öz-uzman aydınları 'irtica' diye ahmakça titrerken. Büyük Maki- kılan biyofilyayı bir yana itip. kolay. yerine pazar ahlâkını ikame etmiş Türkiyelinin oradan buradan bakan vicdan azabı yok ediliyor. ailenin dışında da geçerli let memurlarının. İslâmiyet'e öylesine ağyardır ki. 'afyon' olmaya indirgeniyor! Afyon olmalı ki. kimseye verecekleri hiçbir hesapları olmadığı inancı içinde huzurlu olsunlar! oluyor! İslâmiyet belki de ilk kez bu yüzyılda gerçekte din-dışı bir toplu- . let çok saf.' Büyük Makine'nin egemenliği altındaki çağdaş dünyanın putperestliği ile lışmaktayım. tüm samimiyetimle yapan bir insanım!' Bir Müslüman'ın yecek kadar yabancılaşmıştır! Vazettiği dine yabancıdır! Daha ne olsun?! 'İslâm insanın yaratılışına uygun. Türk'ün Avrupalı türdaşına öykünemeyeceNe oluyor. insanlar insanlarla olan ilişkilerinde pazar kurallarını uyguladıkları zaman hakça oldukları inancı içinde.' derken. Adnan olan sadakatimden kaynaklanan bir çabayla bölücü ideolojilere karşı çamacık olarak değil.oluşturduğu putun hiç de saf olmadığını. demokrattır.' derken.. ölü-sevicilerin zaferleri garantilensin. destek olmaya çalışan ve bunu yapAllah'tan digayri bir güce kategorik olarak destek olamayacağını bilme- ehli kitap tek tanrıcılığının uzlaşmazlığının bilincinde bile değildir! 'Devdevlet denilen ve nihayet idari küçük burjuvazinin -yorgun ve kibirli devğini düşünemeyecek kadar "yabancılaşmıştır! ne'nin emri altına girmezse.boş' olduğuna karar veren bir toplum.. Ben devlete köstek değil. hangi ülküyü ciddiye alabilir? Sosyalizmi mi? İnsan haklarını mı? Düşünce özgürlüğünü mü? Mükemmeliyetçiliği mi? İslâmiyet'i mi? Hocanın dergisinin adı 'Rönesans'tır! 'Rönesans!' Yani? Yunan'a dönüş! Yani? Çok tanrıcılığa dönüş! 'Hoca' öyle yabancılaşmıştır. rahatlatılıyor! Bu mu. mantıklı. İslâmiyet'in Avrupalılaşmayı önleyeceğini sanıyor. afyon olmalı ki. görüyor musun? 'Sevgi'yi klanın.

bundan sonra sen düşün!' letmek için parmağını kıpırdatmamak. Biz iki ortak. Sirkeci'de. bir altın bana. onlara nasihat ederkarşı her zaman dürüst olacaksınız ki. denk gelmediği için.' der. Mişonaçi. kötü bir otel işletirlerken. çantasını unutan garibanı.' deyip rahatlamak. ne bir altın fazla Mişonaçi'ye! İşte. onlar da çocuklarını evlendirmeye. 'Sana karşı dürüst olmak istiyoiçin olmadım. kadına verdiğin acıdan sorumlu olmamak. hafif- . tinsel güçlerini arttırması anlamında bir ahlâk sistemi değildir. bir altın Mişonaçi'ye. Sirkeci'deki otelde. gölanmamak gibi geleneksel değerleri içerir gibi görünür. 'Hayatta' der. bu günümüzü. 'bugüne kadar senden başka birisi ile olmadıysam. 'sevgi' yoktur! Pazar dediği hikâyedeki gibi. 'Şimdiye kadar ben düşündüm. 'Biz. gerekirse dönüştürmesi. Ancak. önce Allah'a. dürüstlüktür! Birbirinize onaylar Solomon. Müşteri ahlâkı insanın 'komşu'sunu -burada. Bu rum.' diye müze borçluyuz. 'mert' adam söylemini sürdürmektir! Topu karşı sahaya atmak.bir çanta bulduk. Pazar ahlâkında. Mişonaçi. 'en önemli mürşit.'sevmesi'. İçini açtık. Solomon anlatır. sonra bir tane daha.' diye başlayıp karnında çocuğunu taşıyan kadına. bir altın Mizüm. Bir altın bana. bir gün -ben yatakları unutmuş gitmiş. vakit olmadığı nedir biliyor musun. demeye kalmadan beş yıldızlı bir otel yaparlar. kaba kuvvet kuldüzeltiyorum. 'Biz. Şafak Özden gibi. silme altın! Hemen oturduk. dahası bu davranışın haklılığına içtenlikle inanmak demektir. Mişonaçi ile So- bir tane daha. sonra da dürüstlüğüMişonaçi. Bak. pazar Pazar ahlâkı. Allah da size verecek!' 'Evet. birden işleri büyür. onu kendisini duyumsadığı gibi duyumsaması. Nasreddin Hoca’nın borcunu ödeyemediği komşusuna. dürüstlük budur!' şonaçi'ye! Ne bir altın fazla bana. iki baba nikâhtan önce çocuklarını çağırırlar.lomon ortaktırlar. hile yapmamak. bir de ne görelim. birbirimizi bir kez olsun aldatmadık. çocuklarım. ler. parayı aile içinde tutmaya karar verirler. yalan söylememek. Zaman içinde çocukları da büyür. 'pazar ahlâkı'nı en iyi Mişonaçi hikâyesi anlatır. Düğün günü gelir çatar. yerleri süpürüyor.

'dengeli' aşklar. Dış politikanın maksimi olduğu söylenen 'uluslararası dostluklar değil ortak çıkarlar vardır' ilkesi. belli bir davranış biçimioluyor. örneğin. toplumdaki insan enerjisinin toplumun işlemesini Büyük . Dayatıldıkları şekilde davranmak insanların kolayına gidiyor. gelişme kendiliğinden o yönde. Toplumsal karakter diye.ahlâkının hâkim olduğu toplumlarda. Zaman içinde insanlara ları mutlu ediyor. o toplumun düzeninin talep ettiği şedayatılan davranış biçimi onların davranmak istedikleri biçimle çakışır kilde davranırlarsa işlev görebiliyorlar. Örneğin. Büyük Makine. kendisine en iyi hizmet edecek toplumsal karak- insanların çoğunun paylaştıkları kişilik yapısının çekirdeğine diyorlar nıfların. büyük aşklar. belirli bir kültüre mensup demiştim. sonra da işlerinden etmişti. bu ülkedeki yabancılaşmanın Yabancılaşma. tazminat ödemesi bile böyle bir acıyı dindiremezdi. onni. SHP. bir toplumun ya da o toplumdaki çeşitli sı- Sonuçta. Nabi Avcı'yı. haklı bulmasa da benimseyecektir. pazar ahlâkını. Neden? Çünkü. pazar ahlâkı. Daha ne örnekler boyutlarını anlatmak için yeterlidir! Bu bir girdaptır! Öylesine belden aşağı bir tekmeydi ki. 'sığındığı' grubun onayı kendi doğrusundan daha önemlidir. Bunların yerini 'dengeli' dostluklar. zaafPazar ahlâkı. bilinçli bir karar sonucu da olmuyor. Zaman gazetesini ele geçirmeye kalktığında. Şevket Eygi'yi hatırlayacak- sın. 'Nefret' ayıp değilse. Şafak Özden'e. Müslümanlıkla uzlaşamaz. Şöyle söyleyeyim. 'çocuksu' bir duygu! olur. Ancak bu. Şafak bu davranış biçimini. büyük nefretler de yoktur. Aldığından fazlasını vermek 'enayilik' değilse. kişisel ilişkilerde de geçerli tır. pazar ekonomisinin 'aklayıcısı' var! Müslümanlığı kimselere bırakmayanların İslamiyet’i pazar ahlâkı doğrultusunda yorumlayabilmiş olmaları. yabancılaşmayı körükler! teri yaratır ve besler. 'kişiliksizlik'tir. ANAP'ın ak dediğine kara demeyi dayatıyorsa. Adnan Tekşen'i son dakikaya kadar manipüle etmiş. statü gruplarının üyeleri. kariyerizmdir. Anlıyor musun? Bu eğilim. yüzeysel 'hakkaniyet' alır.

düzenli ve dakik olmak iste- ya da işe gitme saatine karar verdiği bir yirminci yüzyıl toplumu işletekletirdi. gereğinde hoşgörüyü. bak. futbol takımına. başarılı olabilmek Şimdi. Bireyin yapıcı güçlerini nasıl tasarruf etmek istediği yolundaki bilinçli seçimi. gereğin- . insanlar bu 'numune'ye öykünmeliydiler.Yalan doğrultusunda sürdürmek amacıyla kalıplanıyor. bizdeki 'numune. gereğinde Atatürk'ü sömürecek. Peki. başı örtülü dua edecek! Öte yandan. Eyüp Sultan'da kapitalisti gibi. dinine de dini inançları. Bülent Ersoy dahi olsa. çünkü modern rini özgür hisseden adamların becerebileceği bir iştir. burnundan kıl aldır- için gereğinde sevgiyi. disiplinli. Kişinin her sabah uyandığında o gün çalışması gerekip gerekmediğine. bakıyorsun. ideolojisine sapına kadar sadık. kim. bir on dokuzuncu yüzyıl Asla döneklik etmeyecek. hemşerilerine. bir içgüdüye dönüşmek zorundaydı. başka kültürlerde görünmedik bir tarzda enerjilerinin çoğunu insanların enerjisini çalışmaya döndüremezse amacına ulaşamazdı. Toplum. düzenli ve dakik olmak endüstriyel toplumlardaki yüksek düzeyde uzmanlaşma ancak kendile- gerekliliği. modern endüstriyel toplum. bir örnek olmalı. ailesine. 'Türk toplumunun öykündüğü karakter ne? de olan bir toplumsal karakter geliştirmeli. zor kullanmak da işe yaramazdı. içinden çıktığı yumurtanın kabuğunu beğenmemesi söz konusu olmayacak. bu toplumsal karakter top- imanına. gereğinde cehaleti. Mesela. Nite- sonunda kendilerine zarar veren ya da en azından faydasız üretimde çayen bir kalıba döktüler. pek çok istisna ile sonuçlanacağından Büyük Makine'yi lışmaya kanalize etmeye hevesli.0 halde. o işkolunda çalışmasının doğru olup olmadığına mezdi. o yönde kanalize ediliyor olmasına işaret eder. siyasi partisine. bu çabalar içinlumsal beğeninin odaklaştığı bir numune. rekabet edecek. Kimseye silah zoruyla 'buluş' yaptıramazsın! . sermaye istifleyecek. aynı adam. biziz!' diyecek ki. 'yozlaşmamış' denilen türden Türk olacak. Kaba kuvvet. yirminci yüzyılını modern endüstriyel toplumlarında insanlar kendilerini. çalışmak. adam bir taraftan 'Ben.

beğenilmeme endişesini bertaraf etmek için aldığı şekildiği zaman nikâhlı karısını koluna taktı. İstersen iyi bir işadamı olurum. 'geleneklere saygılı. Şimdi. 'yozlaşmamış Türk' oldu. Şiran Ören. bütün bunları yaparken vicdan azabına duçar olmasın diye mayacak kadar otoriter olacak. Kardeşlerini yanında gezdirdi. Hiçbirisini tam olarak benimseyemeyecek. Benden nasıl disi gibilerin oyları için rekabet eden bir politikacıysa? En az kendisi ka- kabul görmeme. nan' işadamlarını savundu -'Namusuyla çalışan.' dedi. alkışlanmak için. olanakları iyi değerlenHerkes üçkâğıtçı mı? Herkes hayali ihracatçı mı? Herkes devlet olanak- larını kullanarak mı zengin olmaktadır?'. babasının yanında durdu. Camide. ikinci değerler kümesi ile çakışmayıp çatıştığından. Şafak için 'Şafak'. istersen falanca dar kaypak seçmenlerinin o günkü bamtellerini bulmak için ne kadar çok meslek deformasyonu. Zinganalar'ın yeşil elma. istersen cami yaptırma derneği başkanı.'gerçekçi bir sosyal demokrat' . adam bir de. istersen cefakâr bir 80 öncesi militanı. konumunu muhafaza etmek için saldır- zamana uygun olarak. hangi değerleri savunduğumda başarılı olabileceksem. kendisine göre de- de çevreyi gözü görmeyecek kadar ben-merkezcileşiyor. 'Namusuyla para kazalerden herhangi birisi oluverdi! Kartal’dan bilmem kimin desteğini iste- Ne olacağını Şafak'ta gördüm ben. bir bu kümenin. zemine ve jenere edecek ama bu dejenerasyonu belli etmemek için sinsileşecek!" "Peer Gynt?" çıkaracak.kümesi. Şafak Özden. Türkiye'de doğru dürüst işadamları yok mu? Türkiye'de azıcık ekonomik durumu iyi olan herkes hırsız mı? imanlı' oldu. tarçın ve kekik kokan yiğidi olurum. Pear Gynt. bir öteki kümenin değerlerini öne hoşlanıyorsan. 'mazbut aile babası' oldu. tabii. kenşekil değiştirmek zorundadır! İçgüdüleşmiş eğilimlerinin üstüne bir de "Peer Gynt. onları savunurum! İstersen. 'ağabey' oldu. Birinci değerler ganlaşacak. sırtında geldiler. mesleki bozulma eklenirse ne olur? Kemalist derneğinin genel sekreteri. bir düşün. 'Atalarım Gümüşhane’ye at diren insanlara saygı duyarım.

. MÇP'nin önünden gedeğildi. SDP Bavarya milletvekili bir mek için olacak. Dev-Gençli oğulları cezaevlerinde çürüyen analardan oy istiyordu! Uyarmak. Sanki.oldu. iblisleri kovup kendisine gelmesini sağlamaya çalışıyorduk Ama.. olmadı! Şimdi anlıyorum. benimle konuştuğunu. 'kesecez' bunları diyen o gelmesini istemek fayda etmedi! layan akıl almaz bir nutuk çekmeye başladı.yanımızdaki iki arkadaşınaydı. benliğine ilişkin verileri öyle kaybetti ki. gerçekten murakabe edilmiş bir 'ben' olduğumu unuttu. Olağanüstü bir varlık değil belki. Parti ileri gelenlerinden birisi. geri gelmesini istediğimiz kendisi sen olaydın!' Bir avaza bağırıyorduk ve halimiz çok acıklıydı! Türkü ile tükenmişti! 'Beni nasıl beğeniyorsanız. Nurhak sana güneş doğmaz.. Sanki. bir gün. . '. yalvardık bir türkü söylesin diye! Söylemedi! Onun büyü yapıyor. Kürt Alevilerden. ama gündelik akımlara iyi bir gün.başarılı. yepyeni bir kimlik geliştirdi! Bu ikinci kimlik beğenilen. müzikten anladığımı sanırsınız. Türklere pazarlanabilir bir şey bir değeri olan. Zigana kökenimi belgelerim!' disini öyle kaptırdı ki.. Sanki.bana göre var mı yok. ben'im. Giderek. kendisine yerine. isterseniz ellerimle pilav yerim. ile başçerken.. iki yanağımdan öptü' diye övünüyordu. en bağnaz Stalinciden daha Stalinci oldu. başarılı bir adam. toptan delirmekadın kucak dolusu çiçekle ziyaretime geldi. 'iyi ki bunlar var' diyen o değildi. istedim sanki! Biliyor musun. olma kimliğiydi. aney. 1 Mayıs Mahallesi'nde.. Bir gösSenin o çok merak ettiğin tokatlama olayı da o gün oldu. arkadaşımla ben söyledik. ken- terinin provasını yapıyordu ama gösteri bana değildi -beni çoktan gözden çıkarmış olduğunu artık anlıyorum. -'önemli adam olmuşum. 'erdemli bir arkadaşımız değil. İsabetliydi de! Çünkü çevresi artık onu bir 'varlık' olarak görüyordu. ama iyi bir Parti'li deyiverdi! Sonra Sonra bir gün. kısacası. Nitekim. yararlı. öyleyim! isterseniz parmaklarımı piyano tuşları üzerinde gezdiririm. uyarlanmış. O gece.

.Onlardan birisi de eski bir TKP'li. Gösterisinin TKP'linin karşısında duy- duğu bir garip eziklikten olduğunu düşündüm. tarçın ve kekik kokulu yiğidim aslanım ölüyordu! . küçük bir gölcük yaptı. birader! ni. onları toplumsal güçler halinde örgütledikten. Evet.' 'özgün güçlerini' tanıyıp. Sonra da başladım gülmeye. rakı-roka-kavun. raNasıl oldu bilmiyorum. aklıma hep İzmirlilerin radika salatası geliyordu! Yadika da salata olurdu. rüyordu! nunu kanatmışım! Ve Şafak. o! O. Sosyalizm. Şafak ölüyordu! sendromu. 'insan kendi 'forces propres. 'radikalizm' köktencilik bu kelimeden türer.' gibi bir şey diyecek oldum. ancak. Ama. dördümüzü de allak bullak etti. 'kök' demek. damladı. Gecenin bir saatinde. Bir ara. Elim kalktı. elinde tuttudüm! Ama. mukabele etmesin diye olacak. Nasıl vurduysam.. Marx tartışılırsa. Sosyalist toplum. mangalda et.. dört kat ediyordu. merhamet darbesiydi! Şiddetim. bu güçleri siyasi güce dönüştürdükten sonra' oluşabilecektir'. Kibele Evet. bir sofrada. içimden lincinde olan bir ortaklık. 'Marksist olduğunu iddia edebilmek için önce Türk insanının radikasına inmek lazım. kendimi kaybettim. şimdi. az sonra ve hiçbir şey olmamış gibi konuşmasını sürdügibi yollarda. hepimizin özgürce gelişmesinin koşulunun her birimizin özgürce gelişmesi olduğunun bisinin yönlendirici kural olduğu bir toplum.. aklım başıma geldiğinde. deli Deliye döndüm! Utançtan! Kendi şiddetimin telmihinden deliye dön- damladı. bireyin tam ve özgür gelişme- Marx'ın sosyalizm tanımını tekrarlıyordum: 'Sosyalizm. Onu seviyordum! Attığım tokat gerçekten de coup de grace. Bir yandan da. Şafak Özden'i yine koynuma aldım. tahta masanın üzerine kan damlıyordu. Kopkoyu bir sıvı ğu çatalı büküyor. deli gibi bir otomobil gezisi yaptık! Sonra biz eve döndük. 'Radika' malum. Günay Rodoplu. Şafak'ın bur- Ve ben. Yeşil elma.

felsefi sistemler ikinci derecede önemi olan kişiliğini sosyo-ekonomik yapı belirler. 'İnsanın yapıyı biçimlendiren insanın kendi yapısı var! Toplumsal oluşumlar. Dobahsettiğimizi doğruluyorlar. ölmesin diye çok uğraştım! Çünkü. toplumsal sosyo-ekonomik şadığı ve hayatta kalabilmek için başa çıkmak zorunda olduğu dış dünya yazdığı boş bir kâğıt da değil! ğu Avrupalı. pazar ahlâkı. hayatın gidişini. Ama sonra. beni yerden yere vuran Şafak Özden deneyi- çünkü. İkinci kutupta. insanı tanımladoğru değil. ye'nin o son yabancılaşmamış çeyreği de ölüyordu! O zaman bana öyle minin ne denli sıradan olduğunu gördüm! Günümüz Türkiyelisinin benim yerle bir etmek için yola çıktığım putu. siyasal. çok sonra. Şiran Örenleri yaratan oluşumun ekonomik unsur- rın hakkından 1940'larda gelinmişti. devrimcinin -bu kelimeyi illa da 'sol' diye kullanmadığımı biliyor- Artık. İnsan.' derken sadece tek bir kutuptan buydu! Dahası. Toplumsal karakterin yapılanmasında bunlar da var. Türkiyelinin çaresizliğini bir kez daha gördüm! Son ağala- Makine'ye karşı duracak güç kalmadı. Türkigeldi. Üretim yönteminin. çünkü. İslamiyet de öldürülünce. bizzat doğuruyorduk! Türk toplumunun sosyolojik ve ideolojik unsurlarının şekillendirdiği karakter yıcı gücün som ekonomi olmadığını biliyoruz artık. bu karakteri üzerine titrediğim halkım. psişik ve fizyolojik yapısı ile içinde yaile arasında ilişkiler incelenirse. Dinsel. şimdi sana söyleyebilirim. ekonomik unsurlar. ben. günümüz Türkiyelisinin yok olması için hayatımı vereceğim toplumsal karakteriydi Şafak! Ne ki. pratiğini belirlediği doğru ama tek cüyle destek atıyordu! 'Destek atıyordu. SSCB'li türdaşlarımızın deneyimi bunu doğruluyor. ancak insanın gerçekliği anlaşılırsa. hemen her koşula uyum sağlayabiliyor ama toplumsal koşulların üzerine kendi metnini Şafak Özdenleri.ölümü umutların ölümüdür! Sanki Şafak'ın ölümüyle birlikte. anlaşılabiliyor. biz. bu karaktere tüm gü- sistemler değil.' diyorum. toplumsal ilişkileri.sun. Büyük larına eğilince. Gariban Türk! On dokuzuncu yüz- .

Sözen'in bodruma attığı Belbim bilgisayarlarını düşündüm! Aynı dünya görüşünün hâkimiyetini gördüm! Ne yapsın gariban. onu yüzme havuzlu bir evde oturtabilecek düzeyde olmalıdır. diye de düşünülebilir. 'aileye saygı'yı yeniden gündeme getiren. yok Rand Corporation! Mikro-chip. ona da ilkel bir adama olduknostaljik bir hoşgörü ile bakamıyorsun! Çünkü bu yüzyıl Türk'ü bir yandan da ona. Bütünden gelince. bilançoyu işler kılmak bir yana. iştiraklerinin adını sayamayan Sümerbank’ı düşündüm. örneğin. hoppala. Montecarlo'da kumar oynatabilecek. liberalizm! özelleştirme! "Ben. Makineler. Aslının ne olduğunu ları kadar yabancıdır. biziz. yirmi birinci yüzyıla çeyrek kala bu tabloya kadın satın aldırabilecek. sistemleri. kesekâğıdı üzerinde hesap yapan adamdır. kârlar talep ediyor! Yirperatifinden talep ettiği kâr. buyurun. yani televizyondaki dört köşe çeneli Amerikalı bilmediği nesnelerle çevrilidir. Türkiyelidir." diyeni var gücümüzle dönüştürmeye çalışırken. hele de SHP'nin kol kanat gerdiği küçük esnaf. buyurun. 1800'lerin yaşam biçimiyle. defter tutamamasının nedeninin ortaçağ esnafı olmaktan bir adım ileri gidememiş olmasından ileri geldiğini kavrayıverdim! Kooperatifteki sıkılır. Singapur'da neyi tüketiyorsa.yıl Avrupalı türdaşını içselleştiremez. Hastanelerde. üretim alışkanlığı ile karşı karşıdüm! Personelinin sayısını dahi bilmeyen Devlet Demir Yolları'nı. gümrüklerde çürüyen makineleri. genetik mühendisliği. KİT'leri. Şafak'ın çekini. senedini gününde yatıramama- karmaşanın nedenini anlayıverdim! Salt kötü niyet değildi bu! Deyiş yeyaydık! Sonra. Başka türlüsünü bilmediği gibi. ululayan neoTürkiye'de. yapmadığı minci yüzyılın ikinci kazığı da budur! Onur Oflu'nun bir sosyal yapı koo- . yirminci yüzyılın alametifarikası. yok Arthur Anderson'un süper-ayrıcalıklı maliyet muhasebesi Hawkins! Kanla irfanla kurduk biz bu Sümerbank'ı derken. onu tükettirebilecek cirolar. Ne ki. Kendisini kooperatif 'müdürü' ilan edip. iki kere ikiyi zar zor bellerken. rakamdan da sının. bir türlü kâra geçemeyen dev yatırımları düşün- rindeyse.

yani 'müşterileri'ni tıpkı Onur Oflu gibi sömüren. Rakamladam etmek' için. hesapsızlığını. Rasyonel otorite yok olduğundan bu gidişat engellenmek bir yana. afişe dahi edilemez! Yine bir çıkma yapayım. aynı manipülasyon! 'System' kelimesinin '- maymunun iki sopayı bağlayıp muzu düşürmesinden farklı değildir. Türkiye'de tarih de. sallapati savurganlığını rı büyütmek. bu yüzyılda nihai ürünün toplumsal fayda sağlaması kavramı ortadan kalkmıştır. zeki ama akılsız gibi.işler için para talep ettiği gün. yatırımdan kâr etmek meselesidir. Mesele. bak. ne de özel sektörde.. da bundandır. edebiyat da yağmalanır! Örneğin. vermeden almak iştiyakındandır! Aynı yabancılaşma. aynı yağma. kırk milyona mal etmek istemesi de bundandır. üretimi daha ucuza mal edip. Tekel'i 'kâr' ediyor diye ciddi ciddi alkışlayabilirsin! bile verirler! Hiçbir uluslararası finansman kuruluşu da karşı çıkamayacaktır! Kredi . zamları aşamadığı sallapati yapısından gelir. Yazıhanesini 'a- 'makul' karşılığının dört milyarlık bir ciro olduğunu 'hesaplayıp' üyeleri bak. Amerikan 'Yat' dergilerine abone olması rakamları büyüterek kapatmak zorundadır. kelime uydurmak. tıpkı dairelere maliyet uydurmak tem'i ile 'yön'ü bağlayıp. Ne devlet sektöründe. Hal böyle olursa. bunun dairelerin şu kadar miktardan çıkması gerektiğine ikna etmek! Yalnız. Böyle olunca bir uçak biletini yüz binlerce liraya satan Türk Hava Yolları'nı ya da bir paket Samsun'u bin beş yüz liraya satan. tembellikten. Yirmi milyona mal edilebilecek bir daireyi. Daha önce de söylediğim gibi. kârı yükseltmek değil. savurganlıktan. Türk dili de. bu deformasyon kaçınılmaz kılan savurganlığın önüne geçemezsin! Yapısaldır! Türk'ün yirminci yüzyılın üretime yabancılaşan patolojisine de denk düşer. Daha da vahimi. Onur Oflu'nun 'zekâ'sından farklı değildir. kırk milyona ihtiyacı olduğuna karar verip. enflasyonun bu ülkede durdurulamamasının çok önemli bir nedeni de budur. folklorda. yani kaynakları acımasızca yağmalamak!. yöntem kelimesini icat etmek. bu yağma patolojisi günümüz Türkiyelisinin hemen her uğraşında geçerlidir.

" "Sahi. ne de Şener'i! Satın alan adam bir kaza yapar ya da otomobili yasal olmayan bir şekilde kullanır diye korkuyordum. sonra da kendi arabası tamire girdiği için geri istediği yetmiş iki model arabanın hikâyesi. kime sattığını öğrenip. Tüketim rüyalarını satmayı önermişti! Ne çam. sonu gelmez bir ihtiyaç listesi üretir oldu. işler sarpa sarınca. dedemin adını vermiştim. ğim. Sonunda. Bana. ruhsatı devredebilmek için peşinden "Ne oldu biliyor musun? Seçim geçip başkan olduktan. yani insanların ev sahibi olma Yirminci yüzyılın ikinci büyük kazığı tüketim patolojisidir. 'Ben bu arabayı kooperatifin parasından almıştım. kooperatifteki ne Sedat'ı. değil mi? Ama.' diye sattı. Olmadı. koştu geldi. o koşullarda iyi fiyat bulamayacağını düşündüğü içindi. tüketim bir amaç haline geldi! Türk. yerine eşyalara karşı geliştirilen bir sevgi-nefret ilişkisi aldı. ben. Artık. Tükettiğine yabancı! Kendi gereksinimlerine yabancı! Anlıyor musun? Bu nedenledir ki. o arazide. Şafak sattırmadıysa. dedim. Geleneksel tavırda insanla sahip olduğu şeyler arasında sevecen bir maddelerinin takas değerinden. polise arabam çalındı diye ihbar edece- . seçim sı- lenler.' Ne çirkin şey. Onur Oflu. ne çiçek. kooperatifi. somut bir şeyi tüketen somut insan değil artık. hiçbiri önemli değildi! Oysa.Türkiyeli. bakımı aksatılmayan evler gibi! Bu kayboldu. siz bilirsiniz. İstanbul'un şu döneminde insanları ev sahibi etmek gibi bir amaca hizmet etti diye Şafak'ın 'aldığı'. ne topladığımız böğürtelini öpmüş. pazar değerinden başka. Bir de Şafak'ın bana aldığı bir otomobil hikâyesi var. ne oldu. Aylarca. yirmi dört saat içinde meydana çıkmazsa.diye altı milyon liraya rezalet su üstüne çıktıktan sonra. özenle korunan. adam. Biliyor musun. o arabaya?" rasında kullanayım -taksi masrafları korkunçtu. tehdit etmek zorunda kaldım. bir emeğin somut ödülü olarak hiçbir anlamı olmayınca böyle oluyor. ilişki vardı. satın alan adam. olmadı. 'Eğer. kooperatife olan borcundan düştü! koştum! On bir kez telefon ettiğimi ve bulamadığımı biliyorum! Ne onu.

Noterden devir yaptık. Birkaç ay sonra. ne şeylere. Ağzımız erkek insan tüketimine. ne de şeyleştirilmiş kadın- .. teknolojiyle bir tırnak makasından Batı'nın önde gelen toplum psikologları bağrınır. ların soyut niteliklerine yoğunlaşılır. bin bir özenle annelerine hediye etmek için boyadıkları resimlerin Sedat'ın sırtında ve paçavra gibiydi. Ne benim. lar. Hiçbir şeyin hatırı yok!. emeğimdi ya o benim! Çocuk- hep beraber soyutlanıyorduk.. amaç. bu. tabii. onu hissettiğimi ha- rınır. Oysa. her şeyi 'takas değeri' ile algılamanın çok çarpıcı bir örneği. sanatçıları bağrınır. araba çalınmış mı. habire gelsin. Hepimiz takas değerimizle algılanıyor. sürekli açık sanki! Doymuyoruz. Oysa. ne oldu?" "Şimdi. somut ve kendilerine özgü nitelikleri gözardı edilir.. anlasana! Şafak'a hediye ettiğim ceket de tırlıyorum! Ama. Bir de bizi. şu kadar değeri olan bir sosyete hediyesine dönüşür. ne de eşyanın. aynı duyguyu bir kenara atılan raporlarımda da yaşamıştım. Eşyaların ve insan- bir kenara atıldığını gördüklerinde ne hissederlerse. Bu defa da. ne olmuş.. bu defa da polisler eve geldi mi?" "E. artık gül almanın Türkiye'de de keyfi Batı dünyasında bu soyutlama neredeyse tamdır.. edebiyatçıları bağ- öte yakınlığı olmayan biz Türkleri düşün! On dokuzuncu yüzyılın istifçiliği yirminci yüzyılda dipsiz kuyuya döndü. trafikten üstüne almamış. Gül bile gül olmaktan çıkar. tıpkı kooperatif hikâyesinde olduğu gibi. 'A rose is a rose is a roses' kalmadı! Şairler ağlar! Biliyor musun.

katlanan göbeğinin altında kalan buruşmuş erkeklik organını siliyordu. bir yandan da. beni kaygılandıran bir baştan savmalıkla. bayağı. şurada. yalapşap siliyordu.VIII "Sedat'ın kapıda beklediği o gece ta be sabah kirlenmişlik duygusuy- la boğuştum.: Düşünüyorum da. insanı iguanalardan ayıran her şeyin bir vehimden ibaret olduğunu kanıtladı!" kısacık güldü. Titredim mil tahliye' dediği işlevin sonucuydu ve bir anda. Alelacele. Berfe'nin 'tah"Süreyya'nın. 'şiir' yazmayı neden sürdürdüğünü merak ettim. estetik yoksunluğu da değildi. 'Bu ne kendini beğenmişlik! Karanlıkta . Şafak oturmuş. "O kadar ki." diye ekledi. senin oturduğun yerde. Aşk söylemini bayağılığa indirgeyen bir manzaraydı.. Ertesi sabah.

üstün filan demiyorum. işine! Basit bir tahmil Teşhir edilmişlik duygusu. 'insan' olmaya devam edebilir mi? Şafak Özden... hiç de ap- gösteriyordum. 'dost'u bile değil miyim?' Sonra da. gündüz oldu lat' diye mısralar düzersin!' Sonra da bir diyalog: 'Beni sarmadı bile!' Tabii. Sadece.. 'Bir dişi' olmaya tepki gösteriyordum.. hadi. çünkü. bütünümü seviyorsun. 'Şafak Özden.' kavgasıydı. 'Eyvallah. en basit tahmil tahliye işlevine.. bütünlüğüm ihlal ediliyordu. Neydi.. tahliye işlemini çok ciddiye aldınsa. Yine yüzünü kuruluyordu. Bir şey diyor musun?' 'Tamam.' olmaya dayanabilir miydi? Hangi insan dayanır? gittiğin şey. Aptalca bir soruydu! Ve tabii. eşyalaştırılmış olmak duygusu bunaltı. içim kırık! Öte yandan da diyordum ki. bir yordum. bu senin sorunun." olduğunu sahiden düşünebiliyor musun?' diye soruyordum kendi ken"Peki. kapıdan çıkarken döndü. 'bir dişi' olmaya indirgediğini hissediyordum! O noktada sorunun adını henüz koymamıştım ama tepki talca değildi! Şafak'ın beni soyutladığını hissediyordum. Sakin giyindi.kendi vajinanın bir başka kadınınkinden. işine bak. . '. Asena'nın erkeği gibi. ne cevap verdin? 'Vajinanın başka bir kadınınkinden üstün olup olmadığı' sorusuna ne cevap verdin?" Beni 'Günay Rodoplu' olmaktan çıkarıp. 'farklı' dime. cinsel organını alıp zaman dilimi. anlıyor musun? "'Aptalca bir soru!' dedim. 'Beni seviyorsan.' dedi Şafak. biliyor musun? 'Ben bir bütünüm. 'vus'Yin-Yang'dan geçtim. sen anlat bakalım! Gece oldu mu. şöyle bir duralar gibi oldu. Günay'cım!' Patladım.hiçbir şey demek' olmaya dayanabilir miydi? 'Bir an. seni istemiyorum!' 'Bırak bu işlerin yakasını be kadın. 'Hadi. insanoğlu sıcaklık aramaktan da vazgeçmiyor! Şafak’a bakı- ya.

'Merhaba. hesaplı olmayı dayatıyordu. başladı. düzeldin mi?' iması açık seçikti. gerçekliğin özünü bulmaya yönelmeyi amaçlamıda ilgilendirmiyordu. İç dünyamı ortaya dökmeme asla izin vermeyecekti.' derken ki tonlama- 'Nasıl olayım? Üç milyonluk çekim var. yok saymaya milyon ödemeden söz etmek.' diye nün 'Seni istemiyorum Şafak Özden!' deklarasyonunu ciddiye almayacaçalışacak.' dedim. 'Biz politika yapıyoruz ya işte. Ne ki. 'Lütfen. Sonra ertesi gün bir saatte Şafak aradı. bu da beni hazzetmediğim bir satranca sürüklüyordu. vurdumduymazlık değilse. Ben de. 'Merhaba!' atıyordum. boş ver. yüzeyin altında kalanı yordu bile! Tabii. Önceki güBeni güncele zorlayan usta bir manevraydı. Kasada bir kuruş yok. hayatın kendi kendisine gelişen tepkilerini yok ediİnsanı karşısındakinin bir sonraki hareketini önceden kestirmeye zorlağını belirtiyordu. aynı anda Gerçekten. yor. ha?!' yan bir oyundu bu.' diyen bir kadına üç aptal olduğunu varsayan kurnazlıktı. çocuklar da bu kadar bakabiliyor.Daha doğrusu Diana geldi. Tepkilerimi anlamaya. Bu işler hep böyle. Asıl sen nasılsın?' sında. karşısındakinin 'Ne oyunu yahu?! Niye oynayayım ki seninle?' göğüsleyen erkeklerin tonlamasını duyabiliyordum. Neyse. sustum. Kendimle ne yaptığım onu zoraki bir seyirci olmasının dışınanlamaya. üstünü örtmeye. 'Sen. çekirdeği. Aklım sıra topu Şafak'ın sahasına 'Nasılsın?' 'Sen nasılsın?' Kafasına bir şey atmamak için zor tuttum kendimi! O gün öyle geçti. Onunla bütün gün bütün gece film işini konuştuk. yaşamı hiçbir şey olmamış gibi kendi istediği yerden ve zamandan tekrar sürdürecekti. 'Heyheylerin geçti mi. Olumsuzu deşmeyecek. bilmiyordu! Sesinde kadınların kaçınılmaz yakarmalarını . 'Lütfen oynama Şafak!' dedim. 'Seni istemiyorum.

ha? Öyle duydum! Yakında örtünecekmişsin!' konuşma: pıştı. 'Etme gülüm yav!' dedi Şafak. haksızlığa uğramış çocuk sesini takındı Şafak.rını da görebiliyordum! Ne söylediğimi anlamaması mı. 'Seninle bir konuşsak iyi olacak!' Şişli'de bir toplantısı olduğunu söyledi. önerdi. Boş durmaktan.' Az ilerde. Saçmaladım! onun karşısında oturan Sedat'a beni idare ettiğini belirten göz kırpmala- dim. bir daha sıkıldım. İşte. buz gibi bir sesle. Bu defa da cadaloz kadın sesi! Tanrım! Kendisi kendisi olmadığı gibi. her zamanki insanlar oradaydılar. 'Vallahi. barda oturan yaşlı adamın ıslak gözleri üzerine ya'Merhaba Günay! Nasılsın?' 'İyiyim. Ne söylediğimi de sen biliyorsun!' Dediğim gibi. boş durmak ve beklemekten nasıl nefret 'Yabancılaşmış toplumlarda alkol tüketimi artar! Birey. rahat ettirsin diye Sekizde buluşacaktık ve ben her zamanki gibi tam zamanında ora- koşuşturdu. sen nasılsın?' 'Birini bekliyorum. çevresiyle yapıcı sımda kendini oradan oraya atan. saçmaladım. 'Ben başka bir şey söylüyorum. Bir yandan da kafatailişki kuramadığı için giderek artan bir bağımlılıkla alkole ve uyuşturuculara döner. bilirsin. Sonunda. anlamak için en ufak bir gayret göstermeyip geçiştirmesi mi daha kötüydü bilemiyordum. Art arda viski içmeye başladım. yanımdan geçen ünlü bir gazeteci ile ipsiz sapsız bir . Ece. 'Müslüman olmuşsun. bilmiyorum!' 'Benimle oynamak zaten senin haddine düşmemiş Şafak Özden!' de- beni de kendim olmamaya zorluyordu! Bu defa da. o bitince Ece Bar'da buluşmamızı daydım. O arada da. bir buraya bir oraya vuran bir cümle.' 'Yalnız mısın? Gelsene!' ilerdeki bir masayı işaret ediyor. ederim. Onu fark ettim.

'Filozof olmuşsun. Sakın gibi anne olanlar! Anne. Bir akşam yemeğe gel. Erkekten farklı olarak. Birden. bizi . seni seviyorum." 'Ne yapmış olursan ol. anRandevu saatini elli dakika geçirdi. Öte yandan. ha? Şu işi siktir!' ne?' 'Ben Müslüman olacak kadar budala mıyım?' Ha siktiri mi? 'Tövbe estağfurullah!' Aptalca bir konuşma ve ben çeşitlemelerini düşünüyorum. ne ki. Doğaya erkekten daha yakın.. Her koşulda affediyor. Kibele sendromu. 'Ha. Ben. bir konuşalım. 'kadını'm barda 'kadın Ama. sonra Ziya'da yaşadığım gece tekrarlanıyordu sanki.' ya da 'Tele-kız olmuşsun." "Kibele sendromu. bunun hemcinslerimi kayırmak olduğunu düşünme! Kadın. ha? Şu işi bir konuşalım. Etrafıma bakmıyordum. öyle desem anlardı. Hah hah hah! olmuşsun. belki de. Şafak'ın eşi gibi. Erkeği bildiğinin de annesi oluveriyor.' diyebili- şeyin o çocukla o çocuğun yaşamının. siktir!' çekmek zorunda kalırdım! Ortak dilimiz yoktu. Çocuğu ne yapmış olursa olsun.' 'Gelirim. Ama. Şafak. kadın. öyle bakarsak. Sonra aydım! İstanbul barları. ha?'nın cevabı. hiçbir Donunu ters giydiği zaman neden affetti? Ya daha önce? Bunda çıkarcılık yok muydu? Vardı belki. 'Müslüman lıyor musun? Yabancılaşmış toplumlarda dil de kayboluyor! lediği için 'Ha.' 'Belli olmuyor mu?' viski bardağını gösteriyorum. ortak sorunumuzun 'bütünlük'ümüzü bozan. Hele de Fatma yor. Demet'in Savaş'ı ya da 'benim' Şafak'ın gibi yabancıların tükettikleri sahici kadınlarla doluydu.' Cevap verdiğim için de kızıyorum kendime. mutluluğunun arasına girmesine içi razı gelmiyor. sen benim çocuğumsun. 'Ha. siktir!' olmalıydı. Özür bile dilerdi. annelerde de vardır. Çevremi bedenlerini "Evet. her şeye kar- şın daha zor yabancılaşıyor.'Şu işi bir konuşalım seninle. koşulsuz sevgiyi simgeler. imza gününden nasıl 'istimal' ettiklerinin hesabını verecek merci bulamayan Türk kadın- ları sarmıştı. bu defa da özür di- başına' yalnız bekleten bir 'koçyiğit!'in nasıl bir şey olabildiğini düşünüyordum.

' 'Bundan böyle. arkadaki boş masayı gösteriyordu. Duygu da. 'Viski. bütün benzerliklerimize karşın. oğlum. farkına varanlarımızın durumları daha da kötü olmuştu. Kimimiz eşyalaştırarak intikam almaya kalkışmıştık. Neden ettiğini de anlamadım ama 'nikâh' üzerine edilen bir yemin. Toparlanmaya. 'Heriflere bak yahu!' 'Namusum nikâhım üstüne. Hiçdipteki masaya oturduk. daha doğrusu hep birlikte. ben de. İma ettiği ko- . tahta masaİlk kez duyduğu bir yemin biçimiydi. Onlar da kendi- Bir an. İnsanların arasından. Şafak'ın her zaman tümüyle karısının kendisini aldatması olduğunu ifade ediyordu. kendimizi Fatma gibi alkole vurmuştuk. aynı dertten mustariptik.' diye söylendi kulağını çekti. ya alışverişe vuruyorlardı. böyle!' Bana döndü. runmanın güçlülüğü. Şafak'ı geldiğine geleceğine pişman etmeye niyetlendim. hayatındaki en ürkütücü şeyin. avuçlarımı terletti. Sedat'a döndü. çenemi elime almış öyle bakınıyorum. Şafak'ın arkasında beliren Sedat bu gayretimi de aldı. gibi ekledi. bir iki dakikalığına dışarı çıkmış da gelmiş gibiydi. işte Ece Bar burası!' Özel bir şakayı paylaşıyorlarmış bir şey söylemeden kalktım. lerini ya konkene. solduğumuzu düşünüyordum. çevreyi hızla gözden geçirdi. Evli olup da eşyalaştırıldıklarının farkına varanlarımızın adını koyamadıkları halde 'yabancılaşma'nın ni.eşyalaştıran cinsel özgürlüğümüz olduğunu düşünmeye başladım! Sanki. Ama sonucun değişmediğiSonunda geldi Şafak. Sanki geçtik -o zamanlar elini sırtıma koyduğunda içim huzur dolabiliyordu'Sedat. Şafak'ın eli sırtımda ya vurdu. solduklarını. hep buradaymış. Ne ki. Demet de. Şafak. 'Değel mi kız? Ne içiyorsun?' Garsona bakınmaya başladı. Ben de. 'Şöyle geçelim mi?' dedi. çevrelerine kahkahalarıyla neşe dağıtan hemcinslerimden ne kadar farklı ve sıkıcı olduğumu düşündüm. kimimiz Duygu gibi erkekleri Fatma da.

Nasılsa alacağız. yüzüne o çok iyi ta'Neyse. benim. beni her an dışlayacak. bütünleşmediği. konuşma talebimi ciddiye almamış olma- Şafak. koca bir bebek gibi göründü bana.' garsonun uzattığı rakıyı içmedi. Neden burada bu- sının göstergesiydi. gözleri fıldır fıldır etraftaydı. sahiplenmediği için ne yaptığım ne de yapsorulur mu? Düzülecek bir eşyadan ibaret değil midir? madığım gündemde değildi. Getirmiş olması. O sırada. neler 'Ali Sirmen değil mi. ancak öyle temizleyeceğiz bu işi! Öyle değil mi Sedat?' nıdığım şeytani gülümseme oturdu. Sedat'ı getirmezdi diye düBenim orada olduğumun farkında bile değil gibiydi. 'Sen nasılsın.' Baykal'a destek atacak. Sedat'a.' gözlerini dikti. be. lunduğumuzu da unutmuş olmalıydı. siktir et. sonra da kurultayda geçirecek'İstanbul'da Türklerle Lazlar birleşmeden bu iş olmayacak! Kotil. Sedat'a baktım. 'Öyle abi. Genelev kadınından bir önce kiminle yattığı yorum. Ağabeysinin Yabancılaşma dehşet vericiydi! İliklerime kadar ürperdiğimi hatırlı- pezevenkliğini yapan koca bir bebek! Kravatını gevşetip ayaklarını uzatan Şafak'a döndüm. boğazından aşağı döktü. kendisini 'aldatabileceğimi' düşünmüyordu bile! Düşünmüyordu. Mustafa Sarıgöl'ün adamı. 'Akılları sıra birleşecekler. bu?' İtalik’lemeye başladım ben de.kendisine ait. 'Öteki' karısının. 'O. Yoksa. . ilişkimizi sıradan bir abazanlığa indirgeyecek kalkanı olduğunu gösteriyordu. Rakısının geri kalanını da bitirdi. çünkü ben onun dünyasından değildim! Sadece iliş- ki kurduğu. Biraz gevşedi. Onun aklı toplantıda. gülüm.' diyordu ler! Yok. yapıyorsun?' Hemen ardından. şünüyordum.

Sedat'cım. çok ya- ceğini hissediyordum. senaryosunu bizim yazmamızı istiyor. bir sufilik.Ne olsun. be abi?! Bildiğin yuvarlanıp gidiyoruz işte! Bir Amerikalı karı geldi. Korkunç bir nafilelik. arzuladığımız insanla çakıştığının kesin bir ifadesi olmalı. anlattık durduk işte. 'Tamam. daki her şeye kapanmak gibi beni dehşete düşüren bir yetenekleri vardı. değilim. geçen gün dükkâna geldiğinde bir şemsiye bıraktın mı sen?' lın bir öfkeden anlayacaklardı. Geriye yaslandığımı. geçen akşam aşağıda bekleyeceğine yukarı çıkardın. kopartıp salmasını diliyordum. Ne ki. bakacağız' Yada. Bu iş buraya kadar. özünde hak verdiğim bir ses vardı! Ancak. filmciymiş. İçimdeki öfke daha da kabarsın. düşüncelerimi dizginlerinden Ruh halimi. Anlaşabilirsek. Marx’ın dediği gibi. Hah! Öyle 'Abla. bu adama. kendilerini koruyan bu korkunç kabuğu ancak öfkenin delebile- zannediyordum! ran damla gibiydi bu 'abla'. o zaman sevginiz kısırdır. Şafak. çünkü o andaki gereksinimlerinin dışın- olduğunu telkin eden. Ne yazık ki. 'insanlarla ilişkilerimiz kişisel gerçekliğimizin. Alkolün duygularımı abarttığını biliyor. yaksın yıksın istiyordum. ne dalga geçecek. sam. ulaşmanın tek yolunun şiddet geri dönülmez bir noktaya getirmesini. bir yalnızlık. ne biri. Bütün gün bütün gece ona takıldık. yüzyılın ürünüydüm. bu adamlara. ben bambaşka bir iklimin ve de anlaşılan Bu zırhı. Eğer sevgimiz sevgi uyandırmıyorsa. bir fazlalıktı hissettiğim. İnanabiliyor musun?! Beynimde. öfkemi dışarı yansıtmamaya eğitilmiştim.' Sedat'ın sorusundan algıladığım tek kelime 'abla' oldu. Bir film yapacakmış. bir talihsizliktir!' ne de rest çekecek halim vardı. Ablan ol- . delikanlının yüzüne bakmadan konuştuğumu hatırlıyorum. Bardağı taşı'Ben senin ablan değilim. ne de öteki tam yansıtıyordu.

savacak kadar zeki! Topu.' 'Böyle olmaz. Şafak bir içki daha ıs'Ağabey’inin kadını da değilim.' Şafak'tan yana hızlı bir bakış fırlattığını gördüm. başka birileri ile beraberdiysem? Bütün bu insanlar şimdi sizi 'Kim bu herifler?' diye süzüyorlarsa? Utanmaz mısın?' müdahale eden Şafak oldu. 'Büyük bir yalan Başımı kaldırdım. karşısın- yacak bir şey talep edeceğim diye ödünün patladığını görebiliyordum! Gülmekle ağlamak arasında kalakaldım! Bir de yazar olacaktım. bakalım. 'Hadi. gülüm!' Gerçekten çok zekiydi Şafak! Feodal kökenli utandırma gayretini 'Öyle boktan şeylerle uğraşmazsın!' dar zeki! Ecnebileşmiş olmasından kaynaklanan aldırmazlığını. gibi. baktığımı görünce gözlerini içkisine gömdü. Sedat panikledi! Ağabeysinden karısını boşaması gibi olma- ları hak eden iletişimimiz yok. Bu 'kadınım' türünde kalın laf- 'Şafak Özden. sen yapma! Ya tut. Sedat sarsıldı.' demek istiyordum. canım efendim. bu.' dedi. ama öyle kötü ifade iletişim kuralım ya da toptan vazgeçelim. Sedat.marladı. canım sen de. dünyanın en olmayacak şeyini duymuş 'Sen öyle şey yapmazsın!' 'Neden yapmayayım?' 'Yani?' 'Bırak. Cevap: 'Yapma. Dün ânında fark edip. zıydı. ha! etmiştim ki. Yüzü kıpkırmı- akşam ne yaptığımı biliyor mu? Ya dün akşam da burada. hiç sesini çıkarmadan öylece duruyordu. Sen Günay Rodoplu'sun. ya bırak! Ya sahici. hep karşı sahada tutacak kadakine duyduğu 'güven' diye yutturacak kadar zeki! 'Nasıl boktan şeyler?' diye sordum.' diye sürdürdüm. delikanlının gözlerini araştırdım. 'Ağabeyine sor bir bak. Ne zavallı bir öç alma gayretiydi benimki! Yine de. yürek yüreğe bir .' diye ekledim.

yani kendileri ile çevreleri arasına koydukları 'barikatları! 'Ne duruyoruz. Sabahtan akşama koşuşan. "Tutmuyor muyuz. sana yasak. işleri. yani kendi adıma yabancılaşmaya koyuldum: Yabancılaşma- olmayacak şekilde bilerek ve isteyerek programlanacaktır. durup düşünmeye vakti lik'lemeye.' dedi Şafak. ama duyuramadım. O halde. kalkalım o zaman!' ruz. Ama. ya bırak' dedim ya. onu söylüyordu. İta- dönüştürmek. tutuyormuş Eskişehir'e gidecekken! Sonra sabahki telefonunda yaptığı gibi bana işlerinin ne kadar sıkışık olduğunu anlatmaya koyuldu. "Neyi tutup tutmamak?" 'Tutmasak burada ne işimiz var? Çocuk yarın beşte Eskişehir’e mal tabii. 'Kitap nasıl gidiyor?' 'Ne zaman biter?' 'Bilmem. iş icat eden adam. götürecek!"' Günay'ı kaybediyordum. hele de Sedat ertesi gün erkenden "Canım. işimiz var. yani?' dedi çok alınmışmış gibi. hayatı dur durak bilmeyen hareketler silsilesine tam zamanıydı. her zaman 'işleri' vardır.' 'Çabuk bitir. tutmasa orada ne işleri varmış. kişinin insansal varlığının temel sorunlarına cevap verilmesi gerektiği bilincini köreltmektir.' Muhakemelerini. vicdanlarını 'devreye sokamazsın. ben 'ya tut. 'Bir içki daha içecek vaktimiz var.Şafak da. Beni arayamamış olmasının nedeni de buydu. ama sıkıntıdan ter döken delikanlıya kıyamadım.' 'Ne işimiz var?' 'Notlar alıyorum. İçince tanınmaz oluyorsun!' 'Umarım!' dedim. Sedat'ı niye getirdiğini sormanın nın bir başta tezahürü de. da!' Güldü. İskeleti çıkıyor gibi. Şafak gibileri 'yakalayamazsın. 'Biz daha yeni başlıyo- .' Yabancılaşmış kişilerin. dünya ve kendisi ile temasını kaybedecek.

' 'Sike sike geleceğim ve ilçe başkanı olacağım! Ondan sonra ne olursa 'Şu Çayırtepe'ye yirmi dört saat ilçe başkanı olayım. Olmuyor be gülüm!' 'Böyle iş çıkmaz ki!' anlatamam sana. 'Olur. bana zaman söyleme de istersen canımı al! Telefonu aç. geç kalırım.' dedim ama sesimin tonunu beğenmemiş olmalıydı. atlayayım geleyim. beni milletvekili göreceksin bu ülkede?' 'Dedim. gel de. ben! Bakma öyle bana! İşte.' dedi Şafak. 'Koç gibi adamım için elimden geleni yapıyorum. Bugünden yarına bir iş değil ki bu. 'İlçe başkanı olacağız ya!' 'yirmi dört saat. ama bana çarşambaya randevu ver. 'Bırak bu saçmalığı! Kadınımsın tabii.Hemen kendisine dönmüştü yine. . Canım çekiliyor sanki. benden iyisini bulamazsın. İşte de öyle. cebimde param da var ama ben yatırmayayım da cezaya girsin. Beni attıkları yere geleceğim.' 'Sen de bana yardım edeceksin!' 'Hayır. sonra öleyim!' Ruhunun derinliklerinde yatan bir sırrı ifşa etmiş de utanmış gibi başını önüne eğdi. olayım. gelemem ama vallahi kötü niyetimden değil. Sen demedin mi. yine gözlerime dikti gözlerini. Gelirim derim. Yarın vergi yatacak değil mi.' 'Hadi.' dedi acı acı. olsun. Artık Çarşamba oraya gitmemek 'Sen bakma. daha fazla değil. gülüm be! Bilmiyorum nedir.' Sedat hayretle bir bana bir ağabeysine bakıyordu.' diye yineledi.' 'Allah Allah!' 'Öyle. 'Çayırtepe'ye ilçe başkanı olacağım. canımı al! Öyle bir sıkıntı basıyor. razıyım. bakalım. kafan kızdığı zaman çekip gidesin! Hem bana söz verdin. 'Kadınım olduğu için yardım edeceksin!' dedi. Bardağını tutan elleri kasıldı. Başını kaldırdı.

hünerinin getirdiği bir ülkede. İstediği gibi yaşıyordu. Ben ise keyfîne bakmasını beceremeyen. az önce kaybeder gibi olduğu güve- nini tekrar bulmuştu. Şafak beni başka. luna saat taktığı bir zamanda. pekâlâ da iyi yaşıyordu. da!' 'Aaaa. Bizimki gibi yok- yetinden mi? Hayır. akıl sağlığı kimlik bilinci demekmiş. bir başka tutardı. Sağlığı yerindeydi.Böyle bir toplumda anneannelerin ördüğü kazak da. Yaşıyordu. Onu hissettim. orantısızlığın. Ben. gayret ve çalışma ululanmaz olur. insani gayretinin. gider. 'âlemin enayisi!' Kendimi yetersiz hissettiğim doğruydu. romatizmalı parmaklarının inşa ettiği kuş kafesleri de. onu oluşturan emeğin bir pul kadar değeri yoktu! Olsaydı. 'İster istemez gidecek. şu onu kıskanıyorum. za- suçlu hissediyordum ya da suçlu hissettiriliyordum? Aydın olmam keyfi- man zaman aşağılık kompleksine kapılmıyor muydum? Kendimi niye sul -elbette. Yazarlığımın. ama hele. Profesör Behram Kurşunoğlu da. Türk'üydü. kim oluyordum da. Şafak'ın akıl sağlığından kuşkulanıyordum? Yok. manipülasyonun para aşağılanması ile karşı karşıyadır. 'İyi de. Bu ölümlü dünyada canımdan da önemli mi?' . Doğru söylüyordu. kendi dışımızdaki gerçekliğin kavranması demekmiş! Bir an. 'Belki de. 'Don't Worry. böyle gitmez. dedelerinin Yine de.. Âşık Sabri'nin bağlaması da.' dedim Şafak'a 'Dalay Lama'nın bile ko'Gider. Öyle yine. Parası pulu vardı.iyi de para "kazanıyoruz... yabancı olanın ben olduğum duygusuna kapıldım ülkede bir gün gülmemiş olan ben. böyle gitmez!' Dalay Lama kimdi? Saat ne demekti? . Ne ki yoksulluğun. gülüm. O. dur bir pırtık! Öyle de değel yani! Biz iş yapıyoruz.. yok.' dedi Şafak. ben de zavallıydık! . yirminci yüzyıl.. uç lüksler ve uç yoksulluk oluşur. maddi sonuçlarından çok manevi sonuçları önemlidir.toplumlarda. bundan değildi. Acaba. üstelik. be Happy!' No problem!. Emeğin değil. düşündüğüm zaman. Kişi yaptığı işin. Batı'ya kıyasla yoksul.' diye düşündüm.

'Orası öyle!' dedi Şafak. üsteledim. sözümü kesti.gerektiğini düşünüyordum. Oysa. Ama her Türk gibi Şafak Özden de net cevaba alışık değildi. değil. Yarın sana getireyim "Peki. beni pasifize ediyordu. kişinin kendisini ıslah etmemesi için bir mazeret değildir! bekliyormuş gibi.' dum.' dedi. nuşuruz.' mi? Ya da boş ver. Duran da gelsin. insan hayatının her şeyden kutsal olduğunu doğrulayan cevaptı sadece. elini omzuma attı. hem de çok önemli olduğunu düşünüyor- 'Neyse boş ver. 'Niye? Ne yaptım ki?' O arada Sedat kalktı. Aklım 'Kadıncık'ın romanında." diye başladım. 'İlçe başkanı olmak istiyor. 'Hayır. 'Hak etmediydi..." değil mi?" "Peki. Bağlam dışı algılıyor. değil dakikalara. Dışarda yeriz!' dedi ve niye orada olduğu belli oldu. gözlerinde gene övünme pırıltısı. Yamuk yapmaya başladı. sıkılmak pahasına da olsa. Günay. geçer!' dedi Şafak. neden daha o zamandan bırakıp gitmedim? Onu soruyorsun . Lafı değiş- Ve hemen arkası geldi. tabii. Bir konuş bakalım.' 'Hangi işi?' 'Çok güzelsin bu gece. 'Abla derken dürüst değil! En ufak bir terslikte yengesi ile bir olur. yemekle uğraşma. 2000'e beş dakika kala. anlaşılan tuvalete gidecekti. Şafak. İnsan hayatının her şeyden önemli olduğu tabii ki tartışılmaz ama bu. bu fırsatı 'Silindir gibi ezdin çocuğu. değildi tabii. beni elinin tersiyle iter!' tirdi. Pırıl pırılsın!' 'Yarın akşam bir rakı içelim mi? Erol'la.' cevabı. Şu işi de ko'Erol. saliselere duyarlı olmak Hayır. ama.

biliyor musun? Öte yandan. mutlaka şu. Şafak Özden'i yerine çok sonra ve çok güç oturttum. enflasyonun indirileceğinden kaçınılmaz olduğunu ima eden dil! Anlıyor musun? 'Babam annemi 1974'te öldürdü!' cümlesi ile '. "Münferit bir olay değil.' türünden. Şafak'ı çö- zümlediğim zaman Türkiye'nin toplumsal karakterini çözümleyeceğini la.. bir talihsizlik olduğunun henüz farkında değildim.ve adam kadını öldürecekti. 'beş bin dolarlık saat' gibi. somut niteliklerini marjinalleşbahsediliyordu. İşadamıdır.Onu soruyordum. Nokta gibi dergilerin 'birleşik zaman' yani 'soyutlama' dilini benimsemiş olmalarıdır. Kaptan da. takas değeri ile tanımlayan. haniyse . İstanbul'da 'maganda' eden yabancılaşma ci- bahsedecekti. 'bu hissediyordum. kısır olduğunun.' efendim. dünya çapında şehir plâncı Prof. Türkiye'de kimsenin kimseyi 'adam yerine koymuyor. olayın neredeyse doğal olğerimi deliyor. ölen 'Emeç' değil.Özal. Şafak olayı." dedi. Time'ın. Anglo-Sakson kültürünün 'üç milyon bir kadının ismine rastlarsan. Newsweek'in dilidir. Daha geçen gün Milliyet'te 500 milyon liralık sel felaketinden ıstıraplarından haber yoktu! Bir başka belirti. yönedolarlık köprü' efendim. cami imamının yeğeni değil. Zararın takas değeri bildirilmişti ama felâketzedelerin tiren ifadelerinin Türkçe'ye yerleşmiş olması olayın vahametini anlatıyor.. -mış gibi. Bir buçuk saat bağdaş kuMazlum 'Mehmetçik'i.. 'ya da '.. Yani. "Çünkü o zaman sevgimin sevgi uyandırmadığının. bak. şu şirketlerin sahibinin.. işte. -çekti gibi çekim eklerinin dili '.' yabancılaşmasının nasıl çakıştığını görüyordum! Soyutlamanın aldığı boyutların korkunçluğunu görüyordum. eşyası somut nitelikleri ile değil. değil mi? İkincisi. anlıyor musun? Şafak'ın beni soyutlamasıy- ülkede insanın hiç değeri yok. Mesela.babam annemi 1974'te öldürecekti' cümduğunu ima etmiyor mu? lesinin farkını görüyorsun. Ve korktum. olayların vahametinin üstünü örten. Ölüm ilanlarında ticisinin akrabası olduğunu bilirsin. Türkiye'nin olayıydı. 'gazeteci'dir.

Keşiflerinden. Kim olduğunu kendisi bilmiyor. Duran Kuran. kişinin yasal. ne bir din. ne bir ma- Engiz Cezzar'ın. ne bir coğrafya keşfi. ne bir enerji kaynağı! Ama. Türkiye'de. ağyardır! Teknoloji ile tırnak makasından öte bir ilişkisi olmayan insan. Büyük Makine'nin buyruğu altına muhteşem 'buluş'lar asırlarından sonra girmişti. karanlık çağ- duğu şehvet. aslanım. Hayber Kalesi'ni dinleyemiyor. Doğayı kontrol altına almış. 'şunu da insanlığa ben hediye ettim' diye övünebileceği hiçbir şey yoktur! kine. Onu daha daha daha büyüğe zorlayan bilim teknoloji gelişmesinden sonra girmişti. koyduğu teşhis bize de uyuyor diye düşündüğümde anladım! Ne bir ideoloji. megamachine'in. kendi kararları doğrultusunda hareket etmekten övünçlüydü. kendisine el! Kendinden di-gayri bir şeydir. Stevenson'un Amerikan toplumuna . paraya. Bütün bu anlattıklarımı bölük pörçük biliyordum. Zincirde bir kayıp halka vardı. Ağlak Baba'nın torunu dığım bir şey vardı. Şöyle. kültürünün kendisine sunduğu sayısız niteliklerini bir yana bıraktı. yirminci yüzyılın 'Altın Buzağısı'nı emrine atladık! Türkiyeli ların hurafelerinden kurtulmuş. şöhrete duyotoriteden. arkaplanının. sadece aklın duyduğu bir dönem yaşamıştı.değil! Saidi Nursi'nin sadece adını biliyor! Şafak Özden. Edison.' değil. Cezzar Ahmet Paşa'ya yabancı olduğu kadar yabancı. Peki. bu ara dönem. Biz. hünerinden gurur kurallarına bağlı. küfürlerine dans ettiği elektronik ilah 'Prince' kadar yabancı. oturtama- rup. 'yiğidim. dünyanın en zengin adamlarından birisi olarak öldü ğı bir dönem hiç yaşanmadı. ne bir felsefe. ezilmiş insanlar için savaşan bir militan değil. nasıl oldu da biz de robot olduk. Ancak. Göteburg fabrikalarının devasa sarışın ustabaşı kadar yabancı! Şafak'ın. sadece bu tutkularını ilan etti ama en azından son üç yüz yılda. 'insanlığı' ile 'sonsuzluğu' ile temasını koparttı. Avrupalı. yaratıcılığını sonuna kadar zorladıakılla kavranamayan tutkularının kölesi oldu. feodal ama insanlığa ışık hediye etti. kendinden emin ve mutlu. siyasi ve ekonomik özgürlüğü tattığı. Güce. daha 'ne oluyoruz' diyemeden.

teknolojinin dayatması dışın- rine bağlayıp. Şeriatide böyle söyler. toplumların sağlığı. bir otomata dönüştüren. kişi bir topluma köle olarak da da uyarlanabiliyor! Oysa. iki sopayı birbiGünümüz patolojisinin yeni bir şey olmadığını. Sağlıksız toplum karşılıklı Orada. yapıcı güçlerinin bilincinde olan bir benlik duygusuna sahip oldüşmanlıkları körükleyen. rakı. İslâmiyet'i ayakta tutmak için manipülasyon -on dokuzuncu yüzyılın 'mason' halifelerini unutmaya- Robotlaşmak için pazar ekonomisinin. muzu düşürmekten başka bir şey yapmadık biz! tutmak için manipülasyon! Yani. insanı başkalarının kullandığı ve sömürdüğü bir eşyaya. Sağlıklı liştirme. Musa da böyle söyler. elimde viski bardağı oturuyordum ve içinde fırtınalar kopu'Sağlıklı toplum tanımını ben uydurmuyorum. maymunun yaptığı gibi. Konfüçyüs de böyle söyler. . Devlet-i Osmaniye'yi ayakta tutmak için manipülasyon. Baudelaire de böyle söyler! Bütün bu insanlar. toplumun insanın ihtiyaçlarına uyarlandığı. koşullara inanılmaz bir uyarlanma yormuş gibi görünüyoruz. üç yüz yıldan beri lım!-Cumhuriyeti ayakta tutmak için manipülasyon. halifeliği ayakta tutmak için manipülasyon. son üç yüz yılını manipülasyonla geçirdi. Şafak'ıın! Bunu. Buda da böyle. ama sağlıklı toplum bireyin topluma 'uyarlanuyarlanabiliyor. aklını ve nesnelliğini gegeliştirmek ya da engellemek yolunda aldıkları mesafe ile ölçülür. yaratıcı çalışma. hasta olduğumuzu düşündüm! Evet. söyler. Huxley de böyle söyler. İknaton da böyle söyler. demokrasiyi ayakta yeteneği sergiliyormuş gibi. Lao Tzu da böyle söyler. daha doğrusu şnaps ya da şampanya mezesi olarak toplum. dünyanın dört bir tarafında başarı ile yaşıinsanın merkez alındığı toplum! Yoksa.da da bir yol var! Manipülasyon! Türkiyeli. mensuplarının akıl sağlığını dığı' toplum değil ki! Tersine. Schweitzer de böyle söyler. insanın insanı sevme. Marx da böyle söyler. inançsızlığı yaratan toplumdur! yordu! ma kapasitelerini geliştiren bir toplumdur. Kunf Futse de böyle söyler.

okşadım. padişahlar şiir yazmayı bıraktıktan sonra. Gözlerim doldu. Bakanlar Kurulu. elini tuttum. Bundan sonra yılbaşımız 'Kanunsani' olacak. 'Sonradan Batı takvimi benimsenmemiş olsaydı. Abdülhamid'i hatırladım. Şafak'ın Çayırtepe'yi sahiplenmesini beklemek ne hamakattı! Sahiplenmesini istemek ise ne haksızlıktı! Ve de. Farklılıkları. 'Osmanlıda rah ya da Karacaoğlan.' Tanrım! Ah. bakınız. çağdaşlaşacağım Derken. bakalım. Bir de.tarihi tarih yapanlar. hayır! Em- öteki Devleti'nki. Tanrım! Sultan Abdülhamid bir takvimi sahiplenemezÇok suçlu hissettim kendimi birden! Şafak'a çok haksızlık ediyor- ken. Ne derdi varmış anlamaya çalışalım!' Kalktık. saray dilinden koptuğu için. Benim gözümün önünden de Türkiye tarihi geçiyordu. 93 Savaşı ile bunun dediği bir başka bölüm daha. hayır! diye milletin başına Yunan fesini dayattığından beri. Sultan Mehmet Reşat) 'Kanunsani' deyimiyle yeni bir yıla girmenin. hayır! Belki de. biraz manasız. 1323 (1917). Bilmem. Senato ve düşündüler mi?' diye bir bölüm vardır. duy beni!" "Tanrım!" "Öyle!. Der Saadet'te konser veremedikleri için. 'Ben. ne iltifat! Ne inanç! dum! bilir ne düşündü! 'Tamam canım. Mart ile girer. hayır! 'insan' sistemin merkezinde midir?' Cevabım. Onun güncesinde.. Milletvekilleri. Korkunçtu! Hani derler ya. 'Bak. Dinin ki. 'En azından son üç yüz yılHalk dili. sevgilim.' diyorum kendi kendime. insan hayatı için aynı ilkeleri dile getirirler. Muharrem’le. ilgili daireler. insan ölmeden önce gözünün önünden bütün bir hayatı geçermiş. muhterem biraderim hazretleri (yani. Uzandım. bugün ye- getirdiği bütün sonuçlardan ne şahıs ne de makam olarak sorumluyum. Okşadım. artık! Kim . eve geliyoruz. biraz gülünç olacağını ni bir yılımız başlardı. marjinaldir! Duy beni. ben yine düşünüyorum. Bizim iki tarihimiz var: Biri. 1 Mart dır. hayır! II Mahmut. sen getir bakalım Erol Efendi'yi.

' diyorum. oturma- Türkiyeli sistemin merkezine hiç oturmadı! On dokuzuncu yüzyıl jön Atatürk Bulvarı'na sokmadığı günden beri. Ve bunlar. baktı. kendi kendime. oturmadı! Adnan Menderes asıldığı günden beri. rikkat. onları 'ıslah edilecek yerliler' halinde takdim edecek kadar ecnebileştiğinden dı! Mustafa Kemal Atatürk. başarılı kişiler namı altında. oturmadı! men oluyor. bilgi. Tülin'in dediği gibi. pırtık diye köylüleri Günümüzün toplumsal karakterini yaratan unsurlar bu engellenmeberi. kendisiyle halkı dediği birileri arasına bir çizgi çektiğinden. oturmadı! Anadolu’nun altını üstüne tercih ettiğinden beri. 'Bastıkları yerde ot bitmez. lar!' Sevgi. inanç. yağmacıdırlar. topluma iyi uyarlanmış. özen. bu tipoloji ege- . saygı. İçim ezildi! Öyle yaşlar indi gözümden! Söyleyebileceğim tekbir şey vardı. ben de onu söyledim. ne bulurlarsa yağmalararttı? Massignon'u oynuyoruz! ahlâk anarşisi içindeyiz ve intihar için olgun hale geldik! Biz böyle olacak toplum değildik!" Döndü.Türk'ü. 'alkol tüketimi nasıl ler! Bireye toplumunu kurma özgürlüğü tanınmayınca. 'Yapma!' seviyorum!"' gibi kekik kokusu sardı ortalığı. ' 'Seni çok Yanımda oturan Şafak'a baktım! Tanrım! Öyle masumdu ki! Yine mis 'Görmüyor musun. Türkiye radyolarından. hoşgörü.

laka Günay'ın yazmasını istiyordu. Diana.IX Gerçekten bu kadar umutsuz muydu? Her şeye karşın emin olamı- yordum! Nedenlerinden birisi de Diana Pavloviç'e çizdiği "Türkiye resmi"ydi. Günay'ın epey zamanını alıyordu. Diana. " diye. 'fanatik' Müslümanlardan filan bahsedemem!" .. manlamasının yanlış olduğunu düşünürken. Senin deyişinle. 'Yabancılaşma' felâketinin "O.. Günay kesti attı. sinopsisle ilgili. O günlerde.üstümüze sahici bir karabulut gibi çöktüğü günlerden birinde geldi. heyecanla söze başladı. Ben kadının za"Bak. senin istediğin senaryoyu yazacak insan ben değilim. Anladığımız kadarıyla Türkiye'de film yapmak konusunda ciddiydi ve senaryoyu mutdillendirildiği için daha da ciddiyet kazanmıştı.

"Suudilerde. olur biter. özel bir insan kategorisi yok. Hizmetçisi Nesibe'yi sarhoş kocasının nasıl ezdiğini anlattı. yavaş yavaş "Eeee?" "Demek istiyorum ki." diye açıkladı." "Beni kaygılandırıyor doğrusu. brrrrr! Tüylerim diken diken oluyor! Kaldı ki. sen Müslümansın ama örtünmüyorsun?" "Aynen onu demek istiyorum. herkes mazlıktan korkuyorsanız. Daha çok Müslüman adayı okula gidiyor. politikacı olmadığını ama 'kadınları düşündüğünü' söyledi." o Prensesi hatırlıyorum da. "Korkutmuyor mu?" "Yine de." İnsanı dünyadaki eski yerine. ben günahkâr Müslümanım!" lamak için sorulmuş bir soruydu. Günay hiç etkilenmemiş gibiydi.Diana'nın beklemediği bir tepkiydi." dedi Diana. demek istiyoroluşuyor. "Yine de. "Ama." diyerek geri çekildi Diana. Türkiye derin bir tefekküre daldı. "Kadın hak- . "Fanatik Müslüman diye merkezine yerleştirmek isteyen tek tük tek-tanrıcılar var. 'Miskin Müslümanlar'dan oluşan bir Ortadoğu daha çok işinize gelmez mi?" lan ne olacak?" diye sordu. bu durum seni korkutmuyor mu?" diye neden korkayım? Kadınlar dindar oldukları için evlerinde oturup. başı kesilen "Ben de sizin." dedi Diana. ama bunu Pavloviç bilemezdi. Size ne bundan? İslamiyet’le birlikte gelmesi muhtemel uzlaşsalıverirseniz. Günay'ın "Ne korkutmuyor mu?" sorusu." dedi Günay. olayı küçümsediğini vurgu"Hayır. tabii. üstüne para verip seyrettiğiniz korku filmlerinizi hatır- lıyorum da. "Türkiye'de yok. şaşkın şaşkın. sistemin du. saçma. tabii. "De ki. üniversiteye gitmeseler daha mı iyiydi? Sömürgeci mantığı bu. siz niye bu kadar dertleniyorsunuz? De ki. Brrrr! Tüylerim diken diken oluyor. AT'ye almazsınız ya da İsrail'i tepemize Diana." Çarşaflı kadınların sayısının arttığından yakındı. örtündü. "Ne demek istiyorsun?" diye sordu. otomobil kullanıyor "Örtülülerin sayısının artması.

belki de sadece dalgalanma. Bodrum'da poponuzu rahatça teşhir edemiyorsunuz yüzünün özgün kitaplarının sayısı üç yüzü geçmez. Bugün. Batı dünyasından ibaretse ve hiç değişmeyecekse. Mesih ve On ikinci İmam'ı aynı başlık altında görseler." dedi. dünyaya bakışları değiştirdi. "Şundan yüz yıl önce dini bütün diye bizi suçluyorsunuz. zarfın yeni bir mazrufundan ibarettir. Rousseau Voltaire'e. Günay." tında görselerdi. eğitimi engellenen kadınların hakları ne olacak? Amerikalı olsalardı. Hazret-i İsa Hazreti Muhammed'e o'dur. aynı katılıkla. medeni haklarından örtülü bir Müslüman kadın kadar mahrum bırakılmamıştır! Kadın haklarını hep Batılılaşma yolundaki ennınmak zorundadır. dünyada bir manastır ya da bir ada gibi yasayamazsı"Dünya. hiç değilse sizin feministler kıyafet özgürlüğü diye ortalığı birbirine katarlardı!" "Gerçekten öyle mi. İnsanlar Messiah." dedi Pavloviç. hiç inandırıcı olmayan bir sesle. hatta özel sektörde iş verilmeyen. gerisi. Hıristiyanlar olarak." dedi Günay. Birleşmiş Milletler havanbirbirlerine bakışları değiştirdi. "Tüm dilleri kapsayan bir kavramlar sözlüğü lâzım. bu ülkede hiçbir Kürt ya "İyi bir soru. Teng. Teng-ri ve Tanrıyı aynı başlık al- . Rahibelerinize gösterdiğiniz kabulü Müslümanlara neden göstermediğinizi hiç düşündün mü?" "Ama. bu temelsiz bir varsayım. "Dünya barışı için ne lâzım biliyor musun?" "Kim bilir.let dairesinde." Bu iddiasını biliyordum. Konfüçyüs'e neyse." nız!" gellere karşı kullanamazsınız. ilerleme bu. örtündüğü için dev- da Alevi erkeği. düşünüyorsun?" "Sen düşünmez misin? Seni temin ederim. "Gerçekten de. Afrikalı kadınların göğüslerini döve döve örttürüyordunuz. sükûnetle. Artık bilgisayarlar da var. öyle. da su dövmeyi bırakıp bir kavramlar sözlüğü yapmalı. Ama. İnsanlara Müslümanlaşmak hakkı da ta"Ama." dedi Günay. Lao Tze. "Yer- demişti bir gün bana.

örneğin. ama insani bir inancın üstüne çekip. "Sık- noktasına kadar dayanmaktan ibarettir. Üç gün sonra Romanofflar. 'basü diye koyunları çarmıha gerdiklerini. kendilerini yerde yere atanları gördüm.' diye haykırarak. Hollywood bugüne kadar "Bak. neden sana yardım ede- mıyormuş gibi etrafına bakındı. çünkü böyle bir tutum. Filistinlilere arka badel mevt çadırları' denilen çadırlarda. "Paketlenmiş doğruların ötesini görme'İsa Mesih! Kötü bir şey mi oldu?" diye sormayı akıl etti Diana. 'Biz evliya ol- yargıları perçinleyecek film yapmam. "Öyle değil mi. Yapmam. "Ön- çıktı diye on yıldır aforoz ederken. gözlerini kocaman kocaman açtı. "Shit!" dedi Diana. Diana. Üç kuruş para kazanacağım diye. "Senin gibi konuşan birini hiç tanımamıştım!" Anastasya torunu çıkarırlarsa hiç şaşmam! İngiliz Müslümanlarının daha Buna cevap vermedi Günay. Rus Ortodoks Kilisesi'nin dualarıyla eski saraylarına dönecekler. sırtını zincirle döven İranlıyı neden afişe edeyim? Dikkatini çekerim. Boston kâşanelerine alışık kadının Gü- .bah'. Vanessa Redgrave'i. çünkü senin ülkende. Bir yerden bir şimdiden bizdeki Kutsal Emanetleri istediklerini biliyor muydun?" ye çalışıyorum!" Sıkılmıştı. irdelemeyi değil. tarihin yeni bir büküm kın görünüyorsun!" bana döndü. Haksızlık olduğu için Diana adamakıllı şaşırmıştı. Batı'nın de afişe edecek gücüm olmadığı için reddederim. sana İran senaryosu yazmam. Yahudi fanatikleri ken. Hal buy- hasım bellediği bir ulusu aşağılamayı hedefler. sıkkın görünmüyor mu?" tek bir Filistin filmi yapmazken. benim cevap vermemi beklemedi. dikkati doğru ya karşılık verecek. inana- yim. Batı dünyası yeni bir 'dini inti- "Belki de. çağına giriyor. yeniden doğuş. yekten. duk. Böyle bir aşağılamaya da yanlış." dedi Günay. Müslümanların yapacağı bütün iş. bir yalanı sürdüreyim?" reddederim. değme Cerrahiye taş çıkaracak zikir onayladığımdan değil! Yapmam. Baptistlerin İsa'yı anımsatsın seanslarında kendilerini hipnotize ettiklerini gördüm ben. neden sonra. Hele de. Amerikan Baptistlerini de.

asli göreviniz. 'oyun'u beğen"Hayır. yönetilenler erdemli olmak için ellerinden geleni yapacaklardır. yıldız- ların etrafında döndüğü bir kutup yıldızı gibidir. "Para değil. "Dünyaya şam budur işte.' diye. ne dünya böyle olmak zorunda. uygun inyapamazsınız. Diana. ne de oyunun adı bu!" dedi Günay." Putpehükmetmenin ilk kuralının içtenlik olduğunu. çünkü sizden nefret eden dünyayı da algılayamaz. Absürd bir bağlantıydı ama kadın Ameri"Fesuphanallah!" diyerek patladı Günay. medim! O 'oyun'u oynamak istemiyorum!" "Ama dünya böyle. Konfüçyüs. Dünyayı yönetecekseniz. senin memleketin! Ama başka türlü de olabilirdi. Çünkü balık baştan kokar. yetersizleri eğitir- "Well. yok sayar oldunuz. Hayatı 'yarestlikten vazgeçseniz diye italik’lediğini görebiliyordum. kesin bir sesle.. Ne bu? Muhammed mi?" "Hayır. hükümet etmenin birincil yolunun iyi örnek teşkil etmek olduğunu. Erdemle hükümet eden. dişlerinin arasından. sanlar bulmak ve atamaktır. İyiliği yüceltir. koka kola ile eşitleyecek kadar seviyesizleştiren." dedi Günay bezmiş gibi. "Bütün bunlardan sana ne anlamıyorum! Ama parayı az buldunsa. Oyunu sahneleyen de. I'll be damned! Şu işe bak!" diye söylendi Diana. düşündüğünü görebiliyordum.. . sadakat bulacaktır. azizem. hatırlayabilseniz! Hükümet eden. Hâlâ da olabilir. davranışlarıyla yönetilenlerin taklit etmek isteyecekleri bir model den bırakmazsa. Herkese kardeşçe ve olmalıdır. Yöneten ciddiyeti elinse. oyunun adı bu!" diye ünledi Diana. bana doğru. "Bu sizin oyununuz. ikinci sınıf aktörlerle bu işi şefkatle davranırsa. yerinden kıpırdamayan. adını koyan da senin memleketin. Fıstıkçılarla." "Tanrı'nın bile unuttuğu bir ülkücü bu kadın!. " demek gafletinde bulundu. nefretle anılmak bile sizi üzmez oldu.nay'ın evinin böyle iddiaları barındıramayacak kadar mütevazı olduğunu kalıydı! Sernea'yı hatırlatan bir duyarsızlıkla. Narsizminiz o boyutlara vardı ki. yönetilen ona saygı duyacaktır..

Ama. Ya da Kraliçe Elizabeth'i! Mümkün değil. Bu eski bir senaryodur Mrs. 'Peter O'Toole gibi İngilizler olmasa Çin İmparatorları burunlarını bile silemeztalist dostlarımıza sorarsan.ğil mi?" "Konfüçyüs?! Ah! Son İmparator'u gördün mü? Korkunç güzeldi. lermiş. hareme düşmüş Avrupalı kadınlardan olmasa. "Gerçekten çalışıyorum. İbadet gibi. Anlıyor musun?” çekimler? Fotoğraflar çok güzel değil miydi?" "Çalışıyorum. kendini beğenmişliklerine bir destek daha attılar. deCevap versin mi. Oysa bir gömek olmalı. Söyler misin. "Evet. "Ohhh?!" "Yasak Şehir'e girip de. vermesin mi diye bir an tereddüt etti. Kölelerin kanlarıyla inşa ettikleri saraylar da öyle. değil mi? revi olmalı. doğruya biat et- sizin seyircileriniz. yıllar yılı Gök Tanrı'nın eşi bildiği imparatoriçesinin ayak parmağını birine yalattığını gördü de. Öte yandan. "Gördüm. belki. çeke çeke o senaryoyu çekmeyi ancak cahil bir Avrupalı yönetmen becerebilir! Cahil ve çıkarcı! İran ayaklanmasını İncirlik hava üssünden bir Amerikalı pilot ile ahu gözlü bir Acem dansözünün aşkına indirgemek gibi bir iş. gıdıklana gıdıklana yalama olmuş porno iştahlarına eklenen marjinal bir plândan başka ne kazandılar? Ha.' yalanını bir kere daha görüp. Bertolucci hangi yoksul Çinlinin başına bir dam örttü? Yüreğine su serpti? Yasak Şehri bin bir özenle inşa eden Çinli." dedi Diana Pavloviç. dua gibi. ne kazandı? Bu gerçekçilik adına yapılan bir iş de değil.. Ve berbattı. kötü Çinlinin midesi zaten yoktur. Bizi anlatan oryan- . ama ne olmuş? Engizisyon papazlarının kıyafetleri de çok gü- zeldir. ne işe yarar sanat? Hangi görevi üstlenir? Sorumluluğu nedir? Hiç. yaratıcılık: Abraham Lincoln'ün eşini böyle bir durumda BBC bile razı olmaz! Ama. Pavloviç. göstermenizi isterdim. bu. Bir misyon yüklenmeli. elde veri yok! De ki. Osmanlı padişahları hiçbir iş beceremezler!." dedi Rodoplu. Dünyanın şu durumunda spekülatif sanat akıl almaz bir lükstür.

Örneğin. o çok uzun iş! Türklere anlatması bile zor. mutfaktan. Bak. toplumun bir duvarından bir duvarına sürüklenniyorum!" Beni gösterdi. alçak gönüllükle. öyle değil mi?" Dönüp geldiğinde daha bir yumuşamıştı sanki. "Yani. Müslümanların bir bütün olmadığını hiç düşünmemiş olması doğaldı. Günay'ın. Dene! Lütfen!" Kıpkırmızı saçları. Diana!" dedi. senin gibi genç bir kadın?" Doğrusu. hepsi bu. iyi bir "Türküm de ondan herhalde. dantel çorapları ile yine bar hostesi gibiydi. Şimdi. "Ve Türk olman seni özel bir tür yapıyor.. yani?" fikirde olmama hakkımı muhafaza edebilmek. düşünceli düşünceli. kılıyor? Öyle mi?" diye sordu Diana. Araplardan farklı "Elbette!" dedi Günay. sanat olmasın da- bilsem! Şimdiki halde. "Ona sor. "'Ülkücü' eşit"Ah. . lütfen. "Sahiden de Allah'ın belası bir ülkücü bu kadın. hanımefendi. İnsanlığa yararı olmayacaksa." dedi Pavloviç. "Nasıl. ama niye sen? Yani. Onu demek istemedim..ha iyi. "Üstünlük taslama!" diye seslendi Rodoplu. Günay mutfağa yü- Hayır. önüne sürülen değerlerin hem içinde hem dışında yaşamakla yeti"Yo.yooo." omzunu silkti Günay." mek. Öyle düşünebilirsin. öyle değil mi?" tir modası geçmiş bir 'budala' diyorsun. koltuğa rahatça yerleşerek. kahve içer misin?" rürken arkasından söylendi. siyah "Bir dene!" dedi Diana Pavloviç. pembe saten ceketi. bak!" "Affedersin. "Keşke adam gibi bir ülkücü ola"Evet. aynı "Peki. "Hadi. Şimdilik bütün becerebildiğim." sına beni." soruydu. başına neler gelebileceğini düşündüğünü görüyordum. hiçbir şey yapmamak daha iyi. bu kılıkla İstanbul'da dolaşırsa. insanlığa yararı olmayacaksa.

öyle değil mi?" ğini düşündüğünü görüyordum. Bir Selahattin Eyyubi filmi yapalım? Ya da. Pavloviç." sana yardım ederim. sana ne diyeceğim. sahici Atilla filmi?" "Onlar da kimdi?" yokum. Şafak Özden'i anlatan bir filme öğrenmek zorundasın." dedi. Akdeniz havzası Samileri ile Aryanlar çok- ." diye başladı. ama olmadı. tu. ben de öyle. Ben istedim. paketlenmiş heyecanlara ne varım. İsa doğalı 1071 yıl olmuş- "Öğreniyorum. "Seni tanımak istiyorum. öteki de Hun. ayaklarını altına aldı." diye açıkladı Pavloviç. aklı başka yerde. Diana'yı kaçırmanın zamanının geldi"Burada olmaktan öyle mutluyum ki!" dedi Diana. "Pekâlâ. Biliyor musun.. musun. Günay. "Biliyor "İyi etmişsin. Bu toprakların insanının hamurunu lardan farklı kılanın ne olduğunu bilmek için sabırsızlanıyordu. öğreniyorum.. meliyim ki. Düşük bir yaşam standardında ama bolluk 'yemek' olduğunu anlatan filme varım. Diana!" oluşturan iki unsur bu insanlarda cismanileşir. Biz bölge kültürüne yabancıyız. biz bu topraklara geldiğimizde. ama. İtiraf etleceğini düşündüren konuşma da bu izleyen konuşma oldu. TV ekranında öpüşen çiftleri görünce utancından odayı terk içinde yaşayan insanların filmlerine varım. Buna cevap vermedi Rodoplu. "Yani. Türkçe "Biri bir Kürttü. Paketlenmiş doğrulara. bekledi. Rodoplu’nun her şeye karşın umutlu olabi"Bir kere. "Bak. Var mısın. Şöyle söyleyeyim. "Birlikte çalışacağız." dedi Günay."Bedava konferanslara bayılırım!" Pabuçlarını çıkardı. gelinin topuğunu görünce heyecanlanan delikanlının filmi- ilk geldiğinde sözünü ettiğin Hollywood dışı halkayı oluşturabileceksen eden babanın filmine varım. Bana. ciddiyetle. David. aniden. Gülüyordu. Üvez'in kuşburnunun bir varım. 'biz'i diğer Müslüman- tan bütünleşmişlerdi. sen istedin!" dedi Günay. pek gelmek istememişti Türkiye'ye.

ber'in oğlu. biz orada yoktuk!" "Ne demek o?" kültürler oluştururlar. Güneybatı Asya. Arapça. gözünün rupa ve giderek Amerikan kültürünü beslerler. bu çetin bölge kaynarken. nereden? Roma mitolojisinden. Hitca konuşanlar. 'Diana'. Eflatun. Afganistan ve Hindistan'ın batısı ve Mısır. Biz geldiğimizde İsa doğalı bin yılı lonyalıları biliriz. Hint-Avrupa kavimleri. günü- geçmiş. bir kalem aldı. Girit. Meryemler. David. Şam'dan türediklerini iddia edenler. İbranice 'David'den. Bir başka türlü anlatayım sizin. ne göze göz." uzandı. Aryanlar. larız. Yahudiler Yunanlılara İsa'yı. Samiler ile Aryanlar kültürel bütünleşmeyi tamamlamışlardı. Akdeniz hav- . Günay. lar asimilasyon sonucudur. mişlerdi. hem Kutsal Kitap'ta. Mısır'da. Bir başka deyişle.altı bin yıllık yazılı tarihin yarısı boyunca insan faaliyetlerinin merkezikaba bir harita çizdi. Kendi ismine bak. biz gelmeden bin beş yüzyıl önce cebir öğreniyor- ler'in tosuncuklarının ululadıkları türdaşlarımız. Çin'in. birbirleriyle sürgit çatışan müz Avrupa ve Amerikan kültürünün kökleri bu bölgededir. YahyaHint'in Upaşinadları var. Kuran'da bulamazken. Yakın Doğu deyince. Ancak. Bizdeki Süleymanlar. Bu kültürler. kâğıt peçetenin üzerine nin Yakın Doğu olduğu kabul edilir. hem de Kuran'da bulabilirsiniz. Durdu. Samiler. hiç yadırgamadığınız bir kitabınız. Yunanlılar Yahudilere efsanelerini vercanınki. ne Babi- Samilerle Aryanları anlıyorsun. Şunu söylemeye çalışıyorum: Biz özgün isimlerimizi. benimki. Gün ve ay! siz kendinizinkileri hem Yunan'da hem Roma'da. Bu bölgede nüfus artışı tarih boyunca yüksek olmuştur. Oysa. Doğurgan insanlar. ne de kavgalarına ortak olduk. gibi isimlerimizi. Teoman. Şimdi. Nuh Peygam- işte. Yunan ve Roma kanalıyla Avönüne getirmeye çalış. Biz Türkler orada yoktuk! Ne Hititleri tanırız. dişe diş öneren Hamurabi kanunlarını an- "Bu demek. Bu bağlamda bizim zası kökenlilerin. Aramdu. Satılmış. İbranice. 'Ağıtlar Kitabı' var. Asya'dan. bir tarihiniz var. KoTürkçe. "Rusya ve Karadeniz'in güneyi.

Ama. Doğal bir evrimle bu hale gelmedik. bir çekte. Araplar gibi Müslüman olmadık. Müslümanlığı bir devlet dini olarak kabul ettik mize özgün dinimizden âdetler kattık. kazılar gösteriyor kazı. Orta Asya'nın kurak bölgeleri bir zamanlar büyük göllerin ve nehirlerin beslediği nemli ve ılıman topraklarken. gerektiği gibi örtünmedik. 80. filan. bölgelerine kum yürüdüğü için göçmek zorunda kaldılar. Daha ki. Yeni dini- "Toplumsal karakterimizin yapılanmasında önemli bir unsur oldu- biz. mesela. Biz. örneğin 1907'de Pumpelli'nin Başkara yakınındaki Anav'da yaptığı şundan yüz yıl önce. Sami . bizim orada olmamamız olduğunu düşünüyorum. şehirleri ve devletleri ayakta tutmaya yetmedi. İnsanlar su aramak için dört bir yöne dağıldılar. hep. bu toprakların ürünü de. Kahire'nin ya da Me- örfi kanunlarıyla bütünleştirilmesi gereği hissedilmişti. Müslüman olabilselerdi buna gerek duymazlardı. Yağmur. Öte yandan. İsa doğmadan dokuz bin yıl önce. Bu farklılaşmanın negerçekleşirken. Devletten dayatılan başka şeyler gibi. son buzul çağının sona ermesi ve buzulların geri çekilmesiyle birlikte kurudular. Yakın Doğu şekillenirken. tarikatlar oluşur muydu? Neden. da- ğunu düşünüyorum. Güney Türkistan'da bakır kulla- . harfi başka yorumlar getirdik. Ama. onu da kabul ettik. Türk Hacı Bektaş Veli. Arap anlamında deninin de." "Sen bunun önemli olduğunu mu düşünüyorsun?" kültürümüzün kökenlerinin izini süreceğimiz kitabımız yok. Bu tari- dine'nin değil? Neden Sultan Süleyman 'Kanuni'dir? Kanun verendir? Çünkü daha o zamandan 'şeriat'ın Türk toplumuna uyarlanması. medeniyetin dünyanın neresinde başladığını kimse kesin ola- rak bilmiyor.Aryan kültürel bütünleşmesi melerde katkımız yok. Uymaya çabalarken. başka yorumla yetinseydi. bir Mevlâna.ha üstün olduğunu kabullendiğimiz bir kalıba uymaya çabaladık. olanı yok saymak yoluna gittik. evet. Atatürk altmışaltı tarikat kapattı. Müslümanımsı olduk. tabii.000 Batı Türkistanlı. jeologlara inanmak caizse. ger- katlar neden ortaya çıktılardı. GelişŞimdi. 1868'de. dersin? Herkes Ortodoks yorumla.

me kapladı yüzünü. Tür"Aman Tanrım! Hiç bilmiyordum!" dedi Diana. Sami değiliz.nan. Kızılderili dilleri gibi. eken biçen." Bunun nedenini de okumama"Okumayız. We don't need. dik!" hayretle döndüm. belki de Tanrı bizi koHayır. "Batı kültürüne bulaşmış olan aynı güçle dire- nemez!" Benimle konuşuyordu. hayvanları ıslah edebilmiş bir medeniyet vardı. Aryan hiç değiliz. "Ne demek istiyorsun?" kik dil ailesindendir. Pavloviç bunu inanılmaz buluyordu. Yani. Ne Sami dillerini. "Elli milyonluk ülkede satılan kitapların sayısını duysan şaşırırsın. "Mamafih. "Şaka yapıyor olmalısın!" dedi kadın. benzeme"Bana mı söylüyorsun!" dedi Günay. in"'Duvar' filmini hatırlıyor musun? 'Eğitilmek istemiyoruz!"' "Aman Tanrım!" "Milletçe okuyor olsaydık. Kim bilir. "Ha. Bizler bu insanların torunlarıyız. Okumadık. size benzeyecektik. "O bakımdan. no. Türkistan kültürü çok eskiydi. "Üzme. ciddiyim. Türkler de bilmez. diyorum. yapmıyordu. anlatacaktır. bazen okuruyor!" mamak. kurtuluş anlamına da gelebilir. bir Ruhi ." mıza ve çok politik bir ulus olduğumuza bağlıyordu. Asyalıyız." Beklenileceği gibi. sana bir şey söyleyeyim mi. kendini. ne de Aryan dillerini konuşuruz. bitişken dildir. Kocana sor. Gerçekten!" dedi Günay. Bizim konuştuğumuz dil. garip bir gülümse- sanları bir kalıptan çıkmışçasına tekdüze kılan eğitim sistemini protesto eden bir şarkı söylemeye başladı. ha. 'İltisaki'." diye sürdürdü Rodoplu. Bir kez. "Yooo. Mısır piramitlerinin kurulduğu 5000 yılında bile. ha! Hiç okumayan en çok direnendir. education!" Pink Floyd'dan. örneğin. Ural-Altay kökenli. Hecelerin birbirlerine eklenmesiyle oluşur. az duraladı.

Batı kalıbına dökülmüş şeklidir. zaman içinde kamuoyunun gündeminden kalta Asya'dan halen şu kadar milyon Türk'ün yaşadığına kimse inanmaz oldu. Bu defa da. 'solculukla eşanlamlıydı. Yeni bir uygulama da değildir. Sessizlik yüzlerce yıl sürdü. Or- olunamıyordu. yeni bir asimilasyon baş"Aryan?" "Evet. sonra da İngilizce girdi. ırkçılıkla eşanlamlıydı. Arap-Fars kültürüne asimilasyon Türk tarihi araştırmaları. neden? Anlayamıyorum?" "İlericilik?" sonra." gayreti. öylesine bir karmaşaydı ki. her şeyden önce kitleyi kökenlerilı'yla başladı. 'Solcu' olununca. Farsça yerine. 'Samileştirme' hareketiydi. Eskiden . dile Arapça. Milliyetçilik. önce Fransızca. Tuhaf ladı. onun bambaşka bir kalıba.Su'nun gayreti." "Başlangıçta. O kadar tabuydu ki. 1970'lerde Asya'dan bahsetmek tabuydu. "Ruhi Su da kim?" değil. 1940’larda Sovyetlerle iyi geçinmek kaygusuydu. Osmancak. zaten!" şeye dönüşmemizi benimsemiştir. 'ümmet' olunmak gerektiğinden ola- "Çok basit! Bizim devlet politikamız hep olduğumuzdan başka bir ne yabancılaştırmak gerektirir. Cumhuriyetle bitti. dedin. Türklerin kökenlerini araştırmak. Atatürk'ün sağken başlatılan bir. Daha "Evet. Bu fasıl." "Politika. milliyetçi dırıldı. haksızlık etmemek lâzım. bekle!!!" diyerek isyan etti Pavloviç. bu tür şeyler üzene de solcuların özde hoşlaşmadığı şey oldu. 'ilericilik' böyle gerektirdi. konumuz değil. Yalnız. köklerden hiç bahsedilmez oldu. Gorby geldi de bu insanların varlığı da ortaya çıktı!" "Ama. Boş ver. Bir "Affedersin. 'İlericilik'. rinde durmak milliyetçilik sayılıyordu. politika işin içine nasıl giriyor?" "Bekle. Aynı şey. Oysa. halk türkülerini yaşatamaz. Bu. yaşatılan halk türküsü başka iletişime uyarlanmasıdır. Bir baktık. Her neyse. sanki. Mesele bitmiştir yani. çünkü. Müslüman olununca. sonunda ne milliyetçilerin. Ruhi Su'yu bilemezsin.

Başbakan'ı dinleyeceksin. örneğin. İş öyle hale geldi ki. 'bu territoryal armi konsep'yabancı dilde eğitim yapıyoruz. kendimizi neredeyse hasta sanmamıza. istiyorum. no. Batı sadmeyum?" sini. üç kelimesinden ikisi Farsça ya da Arapça olan aydınları anlamıyordu."Biz yeni Müslüman olduk." "Bu seni üzüyor. nihai kararımız ne olursa olsun. hiçbir şeye neden olmuyorsa. karamtanımlayıp yabancılaşmadan kurtulma ihtimalimiz belirebilir. Despotizm değil. ne Sami. dınları' anlamıyor. bastığımız yeri bilmek gibi. "Bir ucu. ne de Aryan. 'ya bilgi çağı ya da intihar! Sen onun dayatılmaması gerektiğini düşünüyorum. büyük israfa neden sarlığa neden oluyor. yabancı çeviri yapıyoruz. education!'. onu bilsek kendimize yeni bir dil bulabileceğiz.halk. maya yanaşmamamız. Bu defa asimilasyonu kimse durduramaz artık. şimdi de üç kelimesinden ikisi Fransızca ya da İngilizce olan 'ayti' gibi laflar ediyor. seç! Daha önce konuştuk bunu. çok geniş bir tabana yayıldı. hele de bunun "Tanrım! Ne kadar çok şey var öğreneceğim!" diye inledi Diana. Anlatabiliyor muTürklerin İslâmiyet öncesi bir dinlerinin olabileceğini. biz yabancı dil öğretmiyoruz. kavramlarını." demesi bu dünkü çocuk ulusun üyesinin aklının alacağı bir şey değildi. Günay'ın tarihi bin yıllarla tanım- . Ne gibi biliyor musun. Başımıza gelenleri. Ama. bambaşka bir medeniyetin çocukları olduğumuzu içimize bir sindirebilsek. patolojisini ithal ediyoruz. Düş kırıklıklarına. Uydu antenlerimiz bile var. Yabancı dilde öğretim yapamadıklarımıza da. Oysa. bir ucuda. Günay. namus ve cesaret! Kendimizi tanı- oluyor. değerlerini. hem hayır!" diyerek omuzlarını silkti. lıyor olması. yabancılaşmanın nedenlerini yorumlayabileceğiz. 900'lerde. açık "Hem evet. Ruslarla aynı zamanda. değil mi?" 'We don't need. önemli olabileceğini hiç düşünmemişti.' yani bir başka kültürün kalıplarını. İsa'dan sonra. Namus. Sağlam ya da çürük. kendi değerlerimizi toplum istiyorum.

" İçime doğmuş gibi sordum. onların Hıristiyan oldukları yıllarda biz de Müslüman olduk. Günay'a. turist kızlara yaranma gayreti bile yabancılaştığını hissediyordum. Her zaman yeni katılan bir başka Şaman Türk kavmi vardı. bir bütün olarak olmadık. "Sen de mi Brütüs?" "Ne demek istiyorsun?" Gittik. tabii. yoksul bir ülkede çok pahalı bir tarafı olduğunu söylerdi. bir yabancı ile kurulan iletişimin. Bir diğeri. "Et tu. "Boş ver. "Yani. bunda. çevreyi ve çevreye yabancılaştıran bir Bir Amerikalı ile birlikte sokağa."Ne demek istiyorsun?" diye bağırdı. Hadi gidelim?" "Bakın ne diyeceğim. üstünlüğe . kalkın. kiiçinde saçmalayan gençlerin zavallı çalımlarını anımsatırdı. O giysileri içinde rüküşten öteye davetkâr görünen Diana'ya haksızlık ettiğini bile otomobil kullanmaya benzeyen. Orada yeriz. "idare eden". Bunlardan birisi kullanılmak durumunda olan dildi ki. buraya yakın. Müslüman olduğumuzda da. Pavloviç birden kalkındı. bu çok gıpta edilen nesneye sahip olmanın. dedi Günay. geçen gelişinde ressam Ahmet’in Fatma'ya takındığı tavırdaki. sizi yemeğe davet ediyo- sız edici bir tarafı vardı. Yani. "Bir önceki dinlerimiz birbirine çok benzer. 'Şamanizm'in ne olduğuna gelmişti ki. insanların arasına çıkmanın rahat- şinin karşısındakinden görünüşte farklı ama yapılanmada eşit olduğu izlenimi yaratıyor olmasıydı. "Haydi. Brute?" dedi Günay. İkinizi de! Yemekte konuşalım." rum. size uygunsa. Güzel bir yer biliyorum. Göç durmadı ki!" Sıra. Günay'ı birkaç yönden mahcup ettiğini sezinliyordum. Olur mu?" "Neresi?" "Ziya. Bir yandan da." dedi.

Rodoplu'ya döndü. serttir. şaşırdım. Mohammed Ali Mısır sultanıydı diye açıkladı. 'Mohammed Ali'nin soytarısı bir gün kalabalığı eğlendirmek için Ka- hire'de. bir kitabını getirmişti. "bedenlerini nicedir diledikleri gibi kullanan Batılı ka- Olur mu?" Günay'ın onayını istemesinde adeta dokunaklı bir çocuksuluk "Olur." dedi Günay. annem şurada oturduğumuza asla inanmazdı!" gül"Zavallı kadın! David'in Türkiye'ye gelmesi kesinleşince. böyle mavi çerçeveli kelebek gözlükleri vardır onun. Gerçek şuydu ki. şapkasındaki çiçekler bile titriyordu! taklit etmeye koyuldu. gibi. pazaryerinde. Gustave Flaubert. utanç duyuyordu. Gözlüklerini taktı. Bir gün çığlık çığlığa Boston'daki malikâneye daldı. "Ha? Ne diyorsun? meye başladı. adı neydi. Şimdi. kendisinden beklenildiği "Ben kaldırabilirim. yaşlı kadını deli olmalısın!' "O Muhammedilerin arasına girmeyi gerçekten düşündüğüne göre. Günay'ın italik'lediğini görebiliyordum. dınlara özgü rahatlıkla teşhir eden" Diana'nın yanında bara tünemek durumunda kalmak beni de sıktı." diyerek etrafına bakındı. okumaya başladı. Amerikalıdan. daha doğrusu hepimize dert anlatmaktan sıkılmıştı. barmene. buna inanmayacaksın Günay Hanım! Ama. 'Mohammed Ali'nin. ama dikkat et. bir kadın yakaladı. Bacaklarını. Anlıyor musun?" Sesini öfkeden boğuluyormuş gibi inceltti. dü. Bir dükkânın kenarına sıkıştıra- .benzer bir şey olduğunu düşünüyor. "Sen her şeyi hayır diye diye yaparsın!" "Ne içersiniz?" vardı.Auchincloss! Bir dakika içinde aşağıda ol! Seninle konuşacaklarım var!' Öyle öfkeliydi ki. o Fransız yazarının. "Öyle mi?" "Biliyor musun. deliye dön- "Raki!" dedi Diana. 'Miss Ellen Cathe- rine Austin .

'Bir takke kafasında." dedi Rodoplu. Aptalın 'Kahire'den Kubra'ya giden yol üzerinde bir zamanlar genç bir adam biriydi. ben. "Edebiyat taciri. Sabahsizlik ederdi. halkı böylece güldürürdü. İranlı! Ne fark eder! Muhammediler . edepde cinsel organının üzerinde takılı dolaşırdı. Buna rağmen halk onun kutsal olduğuna inanırdı. Bos'"Anne. avuçlarını doldurarak. "Türkiye'ye gelmeniz büyük kahramanlık.'" vardı. çocukların nerede?" "Midnight Express'in yüzyıl öncesi Mısır versiyonu!" diye mırıldandı fark eder.' diye bağırdı. cinsel ilişkide bulunur. 'Türk.' diyecek oldum. çocuğu olmayan kadınlar "Sana inanmıyorum." dedi Pavloviç. Kendisini Al- lah'a yakın sayarlardı. Herkesin gözü önünde iriyarı bir maymunun altına yatar. Bu sırada. Bütün Müslüman kadınlar onun yanına gider ve onu idrarları ile kirletirlerdi. Arap. cinsel organının üzerindeki takkeyi çıkarırdı. ellerini yüzlerini yıkar- ton'da basıldı!" "Ne demek sana inanmıyorum! 'Mektuplar' adlı kitabı! 1975'te. onunla "Nereden çıkarıyorsunuz böyle iğrenç şeyleri!" "Daha da var. "'Son günlerde bir dilenci öldü. "Flaubert'in hangi kitabı bu?" "Duyuyor musun?" dedi Günay.rak onunla herkesin içinde cinsel ilişkide bulundu. Mısır'a değil. sefil herif!" lardı. daha bitmedi! Annem bir başka sayfa daha çevirdi.' Bir başka molla daha vardı. Bizi mirasından mahrum edecekmiş!" Omuzlarını silkti. bir takke tan akşama kadar hareket halindeki cinsel organı ile gezer dolaşır. O sırada dükkâncı sükûnet içinde piposunu içiyordu'!" "Ne?! Mehmet Ali Paşa'nın soytarısı mı?" "Evet! Bekle. "C'est la vie!" "Ne demezsin!" Günay.'" idrarının altına yatarlar. Türkiye'ye gidiyorum. İşeyeceği zaman. 'Ne işte!' Çocukları da getirdik diye köpürüyor. Sonunda. desene!" "Diana. adam bitkin düştü ve öldü.

kadın." dedi. proto-Türkler. doğal set dar olur. Söz vermiştin. na"Evet.bul'u gezmek istiyorum. Tanrı Dağları ile Altaylar arasında bir yerlerde. Diana. İzmir'e götürdü. Bazen Kültür Bakanlığı'nın yabancı film yönetmenlerine zorluk çıkarıyor olmasını anlıyorum. Sernea ile tanıştığımızda ona. "Şimdi. Yaratılışa ilişkin düşüncelerimiz. "Tabii. "İyi! Anladığına memnun oldum!" kullanamazlar. Yer değiştirdik." "Anlıyorum. şarlatanların kendi halklarını kandırmalarına da izin vermemek lâzım!" dedi. bu işi yapar. Aptal yerine konulmak bir yana." dedi Rodoplu’ya. yarı göçebe ya- . Rodoplu'ya. O ita"Hatırlıyor musun. Günay. Anlamamıştı. İnandırıcılıkları da o ka"Elizabeth'e yardım etmeyi neden reddettiğini şimdi anlıyorum!" "Bak." sılsa yaparlar!" "Onları durduramazsın ki. 'Sizin kültürünüzle başedecek gücü elde edinceye kadar. Bertolucci Efendi gelir. Günay'cım. onları tatile. lik'liyordu. Çinli ne yapacağını şaşırır. Çin'deki yaygın inançlarla etkileşim gösterir.' demiştim. Batı ile fazla yüzgöz olmamamızda yarar var." dedim. Tekrar oturduğumuzda. set kullanmaya mecbur kalırlar ya! Hiç değilse. Türk figüranlar kullanamazlar. zavallı Mısırlı nasıl ağırlayacağını şaşırır. Flaubert Efendi gelir. O Asya'da." "Oh! David. Oraya geçelim mi?" istiyordu. Aradaki zamanı nereden başlayacağını düşünmek için kullanmak "Şimdi. ama. Bak. adam ülkesine döner. bana Türkleri anlat. ortaya öyle bir film çıkar. Onun sırasıydı. Yahudilerin Kenan'a geldikleri yıllarda. Ben İstanİçkisinden koca bir yudum aldı. garipsemeye başladığı bir beklentiyle bakıyordu. Orta şıyorlardı. Diana. orada bir masa açıldı. En uzun ve en yoğun ilişkilerimiz Çinlilerledir bizim. "İstedikten sonra.

'göksel' krallardı. İsa'dan önce 2. Şöyle ki. On sekizer bin yıl rüzgârlar ve bulutlar. tarihçilerin cennetidir! Çinli tarihçiler. P'an Ku. Bedenine yapışan böcekler insan türünü meydana getirdiler. Fu Hsi diye bir kral gelir. toprak. nehirler. Çince 'tien'. bilmezlerdi! Derken efendim. sesinden gök gürültüleri. annelerini tanır ama babalarının kim olduklarını yaman kralın bir de yaman karısı vardır. zamanla 'Tanrı' kelimesine dönüşür.229. hayvanları evcilleştirmeyi. bu krallar. iki medeniyet arasındaki farkı ortaya koyar. İkisi bir olurlar. çiğ et yer. Burası önemli.000 yı"Tarihler nasıl bu kadar kesin olabiliyor?" lında. terinden. Hoş değil mi?" olduğunu düşündüm. Şen Nung'u atar. bunu dinle! P'an Ku'nun böcekleri uygar insanlara dönüştürmek için uğraştılar! O krallardan önce insanlar hayvanlar gibiydiler. damarlarından. müziği. yazıyı. ağla balık tutmayı. inek sağmayı öğretirler. saçlarından ve kıllarından. ticareti başlatır. İlk insan. madenler. pazar"Çok! Çok ilginç!" dedi Diana. nefesinden etlerinden. Biz bugün bile 'Allah' kelimesini 'Tanrı' kelimesiyle dönüşümlü cevabı. tarımı geliştirir. Çin'de. kendi yerine bir başka Deriler giyer. yağmurlar oluştu. Bu ği. Ancak. Ağzı açık dinlemek denilen şeyin bu . vakanü"Çok ilginç!" visler. Türklerde 'tengri' olur.kadar ki. İnsanlara bitkilerden ilaç yapmayı öğretir filan. kemiklerinden. İsa doğmadan üç bin yıl önce bile kayıt tutuyorlardı! Her şeyi. Zeus gibi. yerleri kurar. insanlara evlili- kralı. O da karasabanı keşfeder. Eski Ahit'in 'Yaratılış' bölümüne ratanla' 'yaratılan' biridir. Fu Hsi öleceğine yakın. Ve. Çin. resmi. çünkü Çin'in. tam on sekiz bin yıl uğraşır ve evreni çekiçle dövmek suretiyle şe"Aman azizem. 2852 yılında. hatta dünyanın nasıl kurulduğunu bile anlatırlar!" "Değil mi? Şimdi: P'an Ku. yaşadılar. Bu insanların tabii kralları vardı. çimenler ve ağaçlar. evreni şekillendirirken. 'yakillendirir! İyi mi?" kullanırız.

Diana'ya baktım. gözlerini Diana'ya dikmiş Yeşilçamlı Turan'ı gördüm. Tam tersine. Marx'ın 'Tanrı' nefretini Türk nasıl paylaşsın?" "Yine mi politika! Hiç eğlenmesini bilmez misin sen? Merhaba. güneş. İlerdeki masayı işaret ediyordu. na!" Demet çığlık çığlığa sarılıverdi. minnettarım!" Demet'i bozmak gibi bir niyeti yoktu. özde. Demet. "Şimdi söyle bana. Günay. kuru otları avucunda ezerek taşların birisinin üstüne koyar. bin- Gök Tanrı. Dia- şünüyor olmalıydı." "Yine nutuk atıyor. Yani. İkincisi. Bu maddeci önemli. Ancak. insanlarla kardeştirler. bu 'ancak' çok "Şamanizm'e gelince. alevlendirir. Demet'in haklı olabileceğini dü"Hayır. Günay da aynı anda döndü. "Gerçekten. bu defa da Amerikalı kadınla bir cephe oluşdürdü. gökten biri kara biri ak iki taş getirir. ama sonuç öyle oldu. ateşi çaldı diye Promete'nin ciğerini akbabalara yedirir. Şamanizm. arkamdan birisinin yaklaştığını fark ettim.yer. o şaşkın şaşkın Demet'e bakıyordu. Zeus. Ülgen. restliğinden gece ile gündüz gibi ayrılır! Bir kere. Tam ağzımı açacakken. yaratmak için ellelerce yıl sonra ancak gelirler. diye sordu. ata ve ateş kültlerinden oluşan bir dindir. insanlara yardım ederler. Yunan-Roma ya da daha doğrusu Yakın Doğu putpe- tanrılarının da 'yoktan var etme' güçleri yoktur. peltek peltek. değil mi? Şekeeerrr!" Günay'ı işaret ediyordu. Turan. Gök Tanrı başta olmak üzere. hayır! Hiç duymadığım bir şeyleri anlatıyor Günay Hanım. onun baktığını görünce selamlar gibi kadehini . Şaman rinin altında ezelden beri mevcut olan maddeleri kullanırlar." Bana döndü yine. dedi. Döndü"Yeterince ciddi konuştunuz! Gelin bizimle bir içki için!" diye sür- ğümde. değil mi? anlayışa Yunan Epikuros ve atomun babası kabul edilen Demokritos. P'an Ku gibi. turmuş gibi olmanın sıkıntısına girdi. insanlara ateş yakmasını bizzat kendisi öğretir. ay. Şaman tanrıları insanlarla didişmezler. Rodoplu'nun buz kestiğini gördüm. diğeri ile üstlerine vurur.

Kadehini adama doğru kaldırdı. Demet'e. İlki si. ancak Turan'ı o da fark etmiş olma- Rodoplu'ya döndü. Yakın Doğu ya da Akdeniz havzası putperestliğinden Herkesin köşeyi döndürecek bir iş peşinde olduğu masasına dönüp. ezeli madde fikri. tanrıların yoktan var etme güçlerinin olmaması. Adamın içkili olduğu gözlerinden belliydi. "Nerede kalmıştık?" "Daha sonra katılırız." dedi Rodoplu. tanrıların insanlarla kardeş olmalarıdır. lendirirlerken yanlarında hep bir 'insan' vardır. herkes ta- lıydı ki. hayır." şeker?" Günay Rodoplu'nun büyük bir iş peşinde olduğunu anlatacağını." dedi Diana telaşla. "Hayır. "En önemli farkları sıralıyordum. Anlaşılan Turan. bunu yaparken Turan'ın egosunu da kurtaracağını "Nerede kalmıştık?" diye sordu Diana yeniden. Örne- . değil mi?" diye ünledi." dedi Diana. ağabeydirler." dedi Günay. başarıbiliyordum. 'kardeş' olarak şekillendirmeleri ilginçtir. "Kişiyi topraktan şekil- farkını anlatıyordum. Garsona içkisini taze"Şamanizm'in. Demet fırsatı kaçırmadı. "Yakışıklı bir adam. Bir süredir bizi seyrediyor olmalıydılar. "Sana bayılmış!" "Benim için teşekkür et. "Onlara katılmak ister misin?" kaldırdı. "Şimdi önemli bir şey "Ah! İş mi? Pardon! Ben sizi rahat bırakayım! Vakit nakittir! Değil mi. Demet'e gelince. lemesini işaret etti.na'nın kim olduğunu merak etmiş. sızlığını örteceğini. Türk tanrıları kâinatı şekilKendilerini çocuk değil. İkincilendirirler ama bu 'kişi' onlarla kardeş olur! Onlar. alçak sesle. Demet tanıyınca tanıştırılmak istemişrafından sevilme merakının ona arabuluculuk ettirebileceğini tahmin edebiliyordum. konuşuyoruz da. Dia- ti.

tembelleşmeye. birilerine belki de.. her şey! Uygarlıkların böyle mahvolduklarına inanıyorum. o zamanın Türklerinin. Ülgen'in yardımıyla Erlik'i her zaman yener. Anadolu insanı özgürrının. eminim bundan. otoriter değil. kendisine uşak yapar.' Eski Ahit'i hatırla gibi. Rab Yahova ile Yahudiler arasında olduğu gibi. İsa'nın 'çocukları' vardır. aktif bir özgürlük de değildir. kardeşçe bir ilişkidir. kavramı. İnsanlar bunu yaparsa. Yunan Hades'inin karşılığı." demişti. ne kitaplaAnkara'daki konferansını hatırlıyor. hırçın bir aşk-nefret ilişkisi yoktur.ğin. ne inançlarının. Ne patronun. bir insanları yeraltındaki dünyasına götürür.. 'Yükletmezler sana olun yükünü kamefin dal olmayınca'dan. Örneğin. Ve- uşak olmaktan korkmalarının ardında bunun yattığını düşünürüm. ölmekten değil. "Tuti-i mucize guyem'den. "Sürgit havadan sudan konuşma ve sürgit havadan sudan yazma. çünkü bilginin üzerine eklenmediği gibi. kul' yoktur. Bunların yoktur. Belgelerle sabittir. 'o zamanın insanı' diye kısıtlamam da yanlış. ama asla zincire vurulamayan bir yapı geliştirmiştir. Evet. muallim'e .'Kendilerinin ekme- görüşüne tümüyle yabancıdır. çizme! Sürhele de maddi refah içindeyseler. İki kuşak Bir de örnek vermişti. en az esir veren ulus yine bizdik. Kore savaşında. ne de geçmişinin kölesidir. Hatta dür. öldürdüğü san. incir çekirdeğini doldurmayan şeylerle uğraşmaya başlıyorlar. Ama inrilecek cezanın yakmak filan değil de. Günay'ın Pavloviç'le konuşur- dum. olan da unutuluyor!" git. üçüncü kuşak dedelerinden daha cahil olacaktır. ken düşüncelerinin arasındaki bağlantıları sağlamlaştırdığını hissediyor- insanoğlunun beynini dumura uğratıyor. Bu 'ağabey' insanlar kenratorunun vaat edebileceği rüşveti vaat etmez. kullarına -zaten. ne paranın. 'Penceresi cam cama. kendilerini salmaya. Kötüdür. Erlik. ancak bir sömürge impadisine tapınsınlar diye. Bu ceza da ilginçtir. Bir gün bana. sürgit havadan sudan konuşma. " Erlik vardır. Ülgen'e isyan eden kardeşidir. 'Kul'. çünkü insanlarla ilişkileri. bu dünya dikleri bağların ürünü. 'kendisine uşak yapmak' olması ilginç değil mi? Bazen. "Kim ne derse desin. Çaresiz.

etimizle. sıcak banyoyu -Papaz Tertullian'ı hatırlıyor musun?. bir şey mi oldu?" geçici nasıl açıklayacaksın?" Dalmış gitmişti. en doğal arzularını perhizle cezalandıran insanlar değildik. Laz inşaatına geldi. Yunan mitolojisinin 'nous' ya da 'logistikon'una. Batı düşüncesinin vardığı. Dediğim gibi. ancak alkole yoruyor. ruh sağlığı kusursuz ve min sonucunda. Ülgen. bizde ruh-beden ikilemi ve bu ikileYani. başka bir şey düşündüm. seninkiler gibi. İşte. örneğin. Fizik ötesi korkularla bunalmazdık biz. kemiğimizle. "Kaba bir mitoloji de değildir. bu. bedenin kötü olduen önemlisi 'hayatla barışık' insanlardık. Eski Yunan'da kadın o kadar hor gö- Yunan mitolojisinin incelikli kavramları burada da vardır. gözlerinin garip bir pırıltıyla kısıldığının farkındaydım. 'kut' diye bir kavram vardır. Örneğin. irade ve ruh hallerini belirleyen şey. kötü ve haksız işler yapan erkeklerin dünyaya yeniden kadın olarak geleceklerine inanılırdı. insana haz verdiği gerekçesiyle bunalmayız!" müziği. Paulus'a Hıristiyan ilahiyatını veren dünyayı ve teni lanetleyen. bunlar ruhbandır. Hemen her hazda şeytanı gören. Diana'nın sesiyle kendisine "Affedersin. beyaz ekmeği. Hizmetinde dişi ve erkek iyi ruhlar dır. iyilik eden bir varlıktır. Hâlâ da Pavloviç'in yüzünün bir zamandır değiştiğinin.düşüşü başka nasıl açıklayacaksın?" "Selimiye'den Partenon taklidi Anıtkabir'e geçişi nasıl açıklayacaksın? Karadeniz evlerinden. Şamanizm’de kadın 'kam'lar var- yaslandığında bu müthiş bir farktır. ki. 'süne'dir ğın 'kutsal ruh'una benzer. ruhun iyi. "Günay Hanım. sadece insanda bulunan. kollanması ge- . enerji. bütünlüklü.filan yasaklamadı. Ayinleri kadın kamlar da yönetirler. İyi mi?" "İnanılır gibi değil!" vardır. Yunan'la kırülürdü ki. yani Hıristiyanlıbir düşüncesinden bir önemli farkı. biz. Bu da bizi üçüncü farka getirir. Türk kozmoloji- sinde Ülgen. 'yula' diye ğu sonucu yoktur.

. İsa'nın yolundan sapacak bir şey yapıp yapmadığımı." Günay. ara verdiğinde. Boston soğuğunda. beni yoldan çıkaran lanetli bedenimi ladı. Rodoplu’nun cümlesini bitirmesini zor bekliyormuş gibi. her gece! Ve. ha!!!" dedi Günay. zehir gibi bir sesle. Günay’a. hecelerin üstüne basa basa..dince. ama. Tanrı'nın her lanetli gecesi altmış soruluk "Lanet olsun. "Altmış soruluk. neler!" Gülmeye baş"Biliyor musun. eksi kırk derecede. Günay'a baktım. "Anlıyorum. "Unutmak istediğim şeyi hatırlatıyorsun bana!" Bağırıyordu. hastalıklı bir deli gülmesiydi. deminden beri siz Türklerin ne kadar akıllı olduğunuzu anlatıp duruyorsun bana! Oysa. lanetli bir liste! Tanrı'nın her lanetli gecesi." dedi Diana Pavloviç. Günay. tabii. ki.! Her gece. bu listeye bakar. neşeli bir kahkaha değil. her gün bir sürü suç bulurdum! O zaman da. Gözleri sulandı. "Hayır. Günay Hanım. çevredekiler dönüp baktılar ama aldıracak halde değil gibiydi. likle sabaha kadar dua cezası verirdim kendime. kadının ne dediğini anladığını gör- Pavloviç birden. değil mi?" diye sordu. hatta düşünüp düşünmediğimi saptamaya çalışırdım. 'her hazda şeytanı görmek'ten bahse"Benim arka-planımı biliyorsun. sesi giderek daha da yükseliyordu. "Ah. ben! Oysa. bir liste tutuşturulurdu elime!" dedi. cezalandırma yolları arardım! Neler düşünürdüm. Rakı bardağını bahane edip. B. ben!" ." düm. makyajı aktı akacaktı. yerinde sertçe. "Yazık. bilmiyorum. çocuk!" demek gafletinde bulundu. Ne "Ben Püritenim. sesinin tonu bir sorudan ziyade ithamı yansıtıyordu. döndü. rektiğini düşünüyordum. tıslar gibi bir sesle. bir tek gece"Eh niye üzgün olacakmışsın!" diye sapkın bir öfkeyle terslendi Dia"Daha beş yaşındayken. "Bak. sığınaklarımı yıkıyorsun!" diye patladı na. atladı." dedi Günay. Tedirgin olmuştu.

küfür etmene gerek yok!" "Affedersin. eşek g. Diana'ya sertçe." dedi Diana. "Affedersin.. di. Rodoplu'nun elini tuttu. İçi rahatladı. "Diana!!!" "S. Diana'dan yana bir adım attı. adam ne dediğini anlamadı. "İyi ki. "Sakın!" Günay'ın af dilenir bir konumda olmayı da yadırgadığını görebiliyordum. "Sadece bir davet. Ama aklı çocukluğundaydı.!" diye bağırdı Mrs. "Hadi. omzundaki eli attı. Demet. ne yapmamız gerektiğini kestirmeye çalışıyorduk ki. çok affeder- di.. hışımla geri döndü. . Gerçekten çok üzgünüm. bu adam?" Haksız değildi. Belleğime Diana'nın ani öfkelerine ilişkin bir not düştüğümü hatırlıyorum. biraz da Ece'ye uğrayalım!" diyordu. küfürü anlamadığı belliydi. Birden silkin- Tanımlayamadığımız bir krizin eşiğinde gibiydi. Artık adamakıllı sarhoş olmalıydı ki. "Affedersin." "Üzgünüm. Onun arkasında da Turan "Come with us!" kadının omzuna dokunmaya kalkıştı. ama. Günay'la ben birbi- Dünyanın Günay'ın başına yıkıldığını gördüm sanki! "Kendisini ne sanıyor.. tekrar tekrar. Öyle birden sin!" gözlerinden yaşlar dökülmeye başladı. Demet yine arkasında bitti kadının.lerini on mil öteden tanırım ben!" "Öyle de olsa. Rodoplu. itirazlarına rağmen uzaklaştırmayı becerdi. vardı. adamın koluna gir"Biliyorum. ha! Bu eşe g. bu adam kendisini ne sanıyor!?" ağlamak üzereydi. "Götür bunları buradan!" dedi.ol. Turan'ın yüzün- "Sakın bir daha bunu yapma!" dedi Rodoplu.. Demet'e.. dokununca!" uzandı. çok affedersin! Kendime hâkim olamadım. Pavloviç.rimize bakıyor. Affedersin! Lütfen kızma!" Birden çocuklaşmıştı sanki. den. Diana! Hepsi bu!" "Sadece bir davet.

kazınmalıdır. ra günlerce çatal bile tutamadım. sarhoş olursan seni burada bırakırım!" "Anlaştık!" dedi Diana. Ellerim kan içinde kaldı. Rodoplu'ya döndü. Bir tarafta senin Romalılar. Çantasını açtı. Öyle korkuyordum ki!" diye işkencenin bir başka sapık türünü anlattı. hayır! Yemin ederim sarhoş değilim! Anlık bir şeydi.. üç hafta sessizlik perhizine girdim. yüzünü dü- leri çağrıştırmış olmalıydı ki. becerdi de. 'Kadınların saçları. "Ne oldu?" "Hunlu Atilla?" nıklılığına belli belirsiz bir hayranlık duydum.başına yürüdüm. öte yandan Kutsal Kitap'ın tanrı- sının gazabından ödleri patlıyor. Dia- na'nın garsona işaret ettiğini gördü." acı acı güldü. ama." dedi Rodoplu. "Ateş!" "Hayır. geçti! "Peki.. içinde şeker bulunan hiçbir şeye elimi sürmedim! Tam "Biliyor musun. gülmeye başladı. "Gördüğün gibi azize olamadım!" "Haftalarca. kadınların ayinlere ancak tam bile tahrik edebileceğinden örtülmeli. "Düşün bak.'" "Ta kendisi!" Lafı değiştirmeye çalışıyordu. pudralığını çıkardı. daha da iyisi." Lütfen inan bana!" Gerçekten de toparlanmış gibiydi. ama. "Yeter artık." Konuşmanın sonunun geldiğini düşünüyordum. Diana. melekleri . yumuşatmaya çalıştığı sesiyle. Son"Kimse olamadı!" dedi Rodoplu. bir yandan dönemlerindeki sefahate tepki olsa gerek. Bir defasında. Amerikalının daya- nasıl bir film senaryosu olur. bir keresinde de evin korusunda sabaha kadar tek tam yedi dönümlük çimi tek başıma biçtim. Havari Paulus'u hatırla! Romanın son peçe takarak katılabileceklerini söylemişti. Ama. Kimseyle konuşmadım. "Atilla'yı hatırladım. Günay’a bir şeyler bir şey"Anlattıklarımı düşünüyordum. putperestliklerinden kalma ilahlardan. Çok oldu. zeltti.

ne de Rab Yahova'nım tehditleri"Lütfen devam et. hareket halinmesleki bir ilgiyle yoğunlaşmıştı bile. Ne diyordu. kemerli kürk şapkayla erkekli kadınDüşünebiliyor musun? Ne Zeus'un. çok! (alelacele Kutsal Kitapı açar. Hollyvwood'un . aklında ne var?" Pavloviç toparlanmış Günay'a dikişsiz togaları. üst üste haç çıkararak) Tövbe de. ihtiyar. öte yanda sırtlarını göksel ağa- "Yeni Ahit'ten tabii. artık! (kıpkırmızı. huzurlu. sizin tanrınız olan Yahova. erkek kadın için değil. saçlarını maşa ile kıvırmış. Kendisine şu kadarcık bir saygısı olan bir tanrı asla böyle konuşmaz! "Aklımda bir şey yok. tek parça kumaştan lı Hunlar! Zavallı Romalılar. ile Papa arasındaki bir diyalog: Atilla: Papa: Atilla: Papa: aklını alacak yüzlerce film yapılabileceğini düşünüyordum. Babaların günahlarını oğullarına. tövbe de! (şaşkın) Tövbe de ne demek? Çok kızıyorum. çoluk çocuk atlı göçebe- da kellerine kalemle saç çiziktirmiş Roma erkekleri. deri çizmeleri. peruk takmış ya beylerine dayamış. kadın erkek için yaratıldı. Pau- ler! Bir tarafta. "Sadece. yüzleri tıraşlı. kıskanç bir tanrıyım. Atilla Bu tanrı da çok oldu. Karşılarında da panto- ni umursamayan koca bir şehir halkı! Üstelik at üstünde. uzun gömlekli. saçlarında rüzgâr. okumaya başlar) 'Ben. Mesela. Azize Yeremya'yı düşünsene. çünkü. saçı da kesilsin."Yeni Ahit'ten bu!" lus? 'Eğer kadın örtünmüyorsa. sandaletleriyle öyle dikiliyorlar.' Bak bir yanda peçeli Roma kadınları. dehşete düşürmüş olmalılar! de!" lonlu. benden nefret edenlerin günahlarını üçüncü ve dördüncü kuşaklara geçiririm!' dedi Atilla: (hiç etkilenmemiştir) Aaaah! Saçmalama.' dedi. erkek kadından değil." diyerek güldü Günay. Çünkü. ama kadın erkektendir.

Diana'yı eğlendirmeye devam etti. 'Siyah Örfe' filmini hatırladın mı? Yapımcısına dünya kadar para kazandırmıştı! Ödülleri de cabası. demiştim! Ah." "İyi ya. biçimlendirme. be- Ak Ene! Ak Ene geliyor! Sefalar getiriyor! (bembeyaz elbiseli yaşlı bir tanrıça girer) Oğlum!! (sarılırlar) Ak Ene: "Delisin sen!" dedi Diana. Atilla: nim akılsız ağabeyim! Dinlemedi beni! Papa: Atilla: (tepinerek) Çarpılacaksın! Çarpılacaksın dedim. işte!" dedi Günay. na." mıştı. na! Uşaklaşmış insanların isyanı! Erlik'in toprak altına hap- "Artık kalkalım mı?" .Papa: Atilla: Bu ne cüret! (tepinerek) Kibir! Benlik! Elbette kibir. titreyerek) işte. "Gerçekten delisin!" Erlik ve yeraltı! da 'Ben Hur'dan daha kötü olamaz! Bak. Diana toparla- Na. başka bir şey de yapabilirsin! "Niye? Çok yaratıcı bir şey olmadığını biliyorum ama 'On Emirden ya settiği insanlar. "Aynı şey. sen de! Ağabeyim iyi bir varlıktır! Kimseyi çarpmaz! (gök gürültüsü) Papa: Atilla: (korkudan bembeyaz. değil mi? Bizim öz kişimiz hep yerlerdedir. Erlik'in kişileri göklerde!" Bana döndü. Rodoplu. Ülgen'in önderliğinde özgürlüklerine kavuşurlar. canım. Göklerde (devamla) Bırak şu Erlik'i. para ödüldür. amacına ulaşmış. elbette benlik! İnsanlık! Dinle bak. Ödül para. bizim öz kişilerimiz yeryüzünde. olalar Erlik'in kişileri!" Hafifçe güldü. işte! "Hep böyledir. sana! Hadi.

"Bu defa sen ateşle baka"'Kayıp halka'yı arıyorum."O. Günay." ama Pavloviç'in olağanüstü sağlıklılığının tuhaf bir şekilde kendisine meydan okuduğunu o da hissetmişti. Kahveyi içti. daha da parıldadı. kişisel bir sorunu vardı ve sanki bütün bu gayreti o soruna bir çözüm bulmaya yönelikti.K. Nasıl olup da Türkler "Medeniyet farkını gözardı ediyorsun yine. yeni dinin dehlizlerde lime lime edilen müritlerini düşünüyordu. yeni bir "Ne ki. nihayet! Ama. perestlerin arenalarda aslanlara attıkları Hristiyanları." dedi Pavloviç. "Bak." dedi Pavloviç'e. Bu gece sende kalabilir mi- diklerinde yine pırıl pırıldı. ifadesini birden fazla muharebeye hazırlanıyor gibiydi. neden kendisinde kalmak iste- tekrarladığı 'sen benim sığınaklarımı yıkıyorsun' bildirimde bulan bir derdi olduğunu düşünmeye başlamıştım. Anlattığım gibi bir arka- planı olan Türklere İslâmiyet'in yakın gelmesi çok doğaldır. Diana. Müslüman Türkler arasındaki halkayı!" Romalı putyeni bir dini bu kadar kolayca benimsemişlerdi. lım!" "Tamam. o 'kayıp halka' değil! Anlattığın Türklerle. Dayanmaya karar verdi. "kendisini çok rahatsız eden. kendimi çok yalnız hissediyorum. Ayaklarını altına alıp oturduğunda. "kayıp halkayı!" "Darvin'den "Hayır. şimdiki Türkler Günay'a kalsa. giyindi. Rodoplu'ya bir kahve içip içemeyeceğini sor- Yolda geçen süreci canlanmak için kullandı Diana Pavloviç. bahsetmiyorsun?" arasındaki halkayı." diye anlattı Günay sonradan. kadının basit bir bilgi alışverişi dışında. yim?" "Tabii. Nite- . Alacağı cevap belliydi. Günay’ın geceliklerinden birisini diğini o zaman anladı." dedi Diana. konuşmayı sürdürmek istiyordu. bu çözüm her ne idiyse ertesi günü bekleyebilirdi. bununla bitmeyecekti. Sen kazandın. Eve gir- du." dedi Günay.

Bunlar insanlara yardım eden. İkincisi. Kal"Evet. Hayata. İslâm'ın ruh-beden ikilemini içermeyen insan görüşü Ülgen'in kardeşleridirler. gene olmadı. Yapkara. İşte. İslâmiyet'te. Moğol devrinde." "Az önce saydıkların gibi?" birlikte. Şal Yime gibi. Asya'nın yüzde seksen beşi "Peki. Diana. rahim kişilerdir. İslâm'ın. eriştirmiştir. gecenin ikisi ve sen benden hâlâ 'On Derste İslâmiyet' "Günay Hanım şimdi de sen üstünlük taslıyorsun! Anlattıklarını hafi- istiyorsun!" fe almadığımı biliyorsun!" Ülgen'in kendisine vekâlet eden en sevgili kişileri. İslâmiyet tiyanlık on dördüncü yüzyılda kesinlikle mağlup düştü. bunu anlamak benim için çok "Hadi. Allah.kim bak. üç büyük dinin. Gök Tanrı. Orta Asya'da ve İran'da. Böyle olunca. esirgeyen." önemli!" ve Hıristiyanlığın çekişmesine tanık oldu. Şamanların. rahim ve son' peygamberini yadırgamamış olmaları doğaldır. Eh. vardı. Âdem'in tövbesini kabul etmiş. Hıris- yatı İç Moğolistan'da ve Yedi Su'da mezar taşlarından başka hiçbir iz bırakamadan çekilip gitti. 'herkesten daha engin ve değerli bir kişiliği olan. Hazreti Muhammed'den önce de peygamberler vardır. İslamiyet’te insanın nasıl yüce tutulduğunu. deyiş yerindeyse 'yanlış' başlamaz! Bu da Şaman’a uygun- . Burada da yadırganacak bir şey yoktur. Yani. ko- ruyan. yani." "Sana kişisel bir soru sorabilir miyim?" cüsü. insanlık. Budizm. 'özgün günahtan' dolayı mahkûm edilmemişdur. Paulus'un ilahiHıristiyan sömürgecilerin işgalindeydi. ama neden?! Anlamıyor musun. Üçün- meleklerin bile ona secde ettiğini daha önce anlattım. Mangdaşire. "Tamam! Şimdi bak. insan olmakla dı ki. onu hidayete tir. Şamanlar zaten de Şamanlara yakın gelir. 1800'lerin sonunda. peygamberleri "Tamam. sadece Şaman Türkler değil." dedi Günay. yani on üç ve on dördüncü yüzyıllarda. Asya'nın tümü. Şamanlarda.

Fu Hsi'nin evreni çekiçle döverek şekillendirdiği lah'ın halifesidir. hayata zaaf ve güçsüzlükle başlar. yere ve göğe hâkim olan iyiliğe ve kötülüğe yatkın varlığı. bir Alman Yahudisi ve bir "İnsanların 'bütün'ü görmeleri engelleniyor da ondan. bu insanlar birbirleriyle harp ediyorlar!" bir dünyanın adamı böyle bir savı neden yadırgasın? İnsanoğlunun bizzat kendisinin şekillendirdiği bir evren kavramının ima ettiği sorumluluğu anlıyor musun? Yabancılaşmaya asla izin vermeyen bir sorumluluktur bu!" İçini çekti. "İnsan yaradılıştan kötü- buna inanır. aynı doğruların etrafında dönendiklerini dan çok daha fazla bir şey olduğu iddiasında olduğu için. Parçabaşı doğrularla uğraşıyorlar! Bir nefes alsalar. yeryüzündeki dünyanın sahibi ve sorumlusu. Konfüçyüs de İnsanoğlunun kendi eliyle yarattığı öldürücü koşullar ağından. insan yaradılıştan iyidir söyleminden daha gerçekçi değil ki! eliyle kurtulabilecek donanıma sahip olduğuna inanırım. Ali Şeriati da buna inanır: 'Allah'ın temsilcisi. İslâm'ın insanı Algöreceklerdir! Konumuza dönelim. tıpkı Mangdaşire gibi. Erich Fromm da buna inanır. Bu âlemin nedeni ve bu nedeni laması. " İranlı Müslüman'dan bahsediyorsun!" "Ne olmuş?" "Sana inanamıyorum! Aynı anda bir Çinli. olduğun- "Ne olmuşu var mı. İslâmiyet'te yoktur. bir titreyip kendilerine. insan kişilerine dönmeyi başarsalar. yine kendi "Yani!" diyerek omuzlarını silkti Rodoplu. kibirlilikle suçgerçekleştiren aracıdır. güç ve kemale doğru seyir halindedir. Hıristiyanlığın insanoğlunu. "Galiba!" doğal olurdu! Türklerin değil! Anlıyor musun?" "İslâmiyet'i Yunan-Roma ilişkili Sami Arapların yadırgaması daha ." 'Sen' inanıyor musun?" "İnsanoğlunun doğuştan 'iyi' olduklarına gerçekten inanıyor musun? dür söylemi. tabiata. Diana. Sabah da anlattım sana."Tabii.

azami doyumu sağlayacak bölüşüm ve üretimin aynı anda işlemesidir ki. "Tapu mesela. bu kaynakları elde etme hakkına eşit olarak sahiptiler. Cemaate aitti. mülkiyetin bir kişinin hakkı olmadığı gibi. çok yakın geldi. atmosferi. Cemaat üyesi aileler. ne Afrikalıların bu işte dahli yoktur! Ozon tabakasında delik açan şeyi tüketiyorsunuz! Doğal kaynakları. 'ilkel komü- yakın geldiğinden bahsettim sana. Hıristiyanlıkta ise. Demokritosçu düşüncenin. tapu kimdeydi?" diye sordu Diana. ister bir devlet olsun. bastığınız yerde ot bitmiyor! Her "Dahası. biz değil! Öyle barbarsınız ki. insanoğlu dünyayı ne hale getirdi!" "Hayır! 'İnsanoğlu' diye yekpare bir bütün yapmadı bunu! 'Siz' yaptı- "İslâmiyet'in insan görüşünde.. Önemli olan. ne Azteklerin." "Niye durdun? Ne düşünüyorsun?" Sovyetler'de olduğu gibi devlette olabilir. bir grubun ya da bir sultanın hakkı olmadığını. Epikurosçu. bizim Orta Asya'daki ekonomik rejimimiz. iyi işletiliyordur münizmin üzerinde parlayan hilal ile gerçekleşebilir." "Bu sandığın kadar alaycı bir soru değil. bu bence. yanlışı biçiyorsunuz! Ne bizim. ne Hintlilerin. nizm'dir. "Peki. insanın özgür ruhu tabiatın ahengini bozmasına neden olur. İlkel kaynaklar ortak kullanıma açıktı. Doğal kaynakların sahiplerinin olmadığı bir rejimdi. Hazreti Muhammed gelip de. biraz alaylı. malın sahibi ister tek kişi. gururu yeni bir ahenk yaratmasını engeller diye kınanır. sahip olunan mal toplumun malı olduğunu söyleyince. insan özgür bir yaradılışa sahiptir ve nız! Yanlışı ektiniz. ama ürünü azami doyumu geti- ama kimseye zırnık koklatılmıyordur.. her şeyi!" "Kevorkian bunu duymalıydı!" sizsiniz. ilkel ko- . Ya da sizdeki gibi ferdin elindedir. insanları." "Ama öyle oldu! Bak. Şamanizm’e ne kadar ister bir ortaklık." dedi Günay.böyle olduğu için Allah'ın emanetinin kendisi için yaratılanın koruyucusudur. recek gibi paylaşılmıyordur ya da kötü yönetiliyordur da paylaşılacak şey kimseye yetmez.

Allah'ın kelamını. Arapça'ya duyulan hayranlık olmalı. sadece tek bir ulusun. ille de rı ve dolayısıyla bu dünyadaki yerleri ve rolleri ile barışık olmaları do- sana. ya kurucuları ile ya da tüzüğü okumaya zahmet etmeyip. hiç ama hiçbir şey ğaldır. "Bu sentez işi daha onuncu yüzyılda bitmişti Rodoplu.bir toplumun. aynı kaygıları payla- Peygamber’i doğuran 'necip kavmin' kibrinin dahli var mı diye düşünükulüp düşün! Elbette kurucuları ile kısıtlanacak! Yani. yabancılaşma değilse. belirleyici niteliklerinin kendileri. "Müslümanların. tümüyle yabancı- leştiren bir tarafı varsa okurlar. iltifata tabidir. Öyle ya. 'bakara' demenin. 'Yabancı'sı da öyle! Gerçekten de. İslamiyet’in. kendilerini zenginrifete tabidir! Sernea'ya da söyledim. 'ahududu'ya. ama iltifat da ma- . Şaman arka-planlı. hele de Şamanist arka-planlı Türklerin kapitalist şan insanların üye olduğu bir kulüp gibi değil de. 'bakara' diye tutturmalarının açıklaması. misafirine dönmeye çalıştı. kulaktan duyduklarıyla yetinen. ayrı bir 'ulus'un dünya görüşü gibi takdim edilmesindendir. tüzüğünün başka dillere çevrilmesine izin verilmeyen bir zaten! Hâlâ gündemde olması. Tanrıla- nasibini almış -alamadıklarını da atmış zaten. beni al: Ben Kafka'nın 'Metamorfozunu okuyamam! Ha- dır! İnsanlar bir şeyi niye okurlar? İşlerine yarıyorsa.olmaları kadar absürd bir şey olmadığını düşünüyorum! Her şeye ters! Ne garip. Bunda gizli Arap 'ulusçuluk'unun. Türklerin. tarikatlardan bahsettim böyle olunca. değil mi?" değil mi?" demişti bir gün. belki de. yorum. Marifet. Örneğin. 'bilim yapıyorum' diye bilim yapılmaz! Bir tür çıkar sağlamayan. anlayacağı biçimde kelimelendirilmiş olması Düşüncelerini toplamaya. iddiasının ardındaki seçkincilik unsuru da küfür olmalı. İslam öğretisinden şu ya da bu ölçüde mamböceğine dönüşmeyi düşünemiyorum bile! Bana. 'Sığır'a. "Yine de hal Türklerle! Türkçe meallerin bile 'sığır' kelimesini beğenmeyip. som 'entelektüel merak' diye bir şey söylemez! Sartre'ın. Türk-İslam sentezcilerini düşünüyor olmalıydı. "Ne tuhaf." 'framboise' demekten farkı yok ki! Öte yandan. Arapların..

hiçbir iktidar ayırmaz. kadının yorulmaya başladığını "Tabii. Âdem'in günahından kaynaklanan. sizler tarafından 'uyuşukluk' olarak yorumlanmasını anlamak zor değil! Oysa. çoğunlukla yarak. Öte yandan.bir geçmiş. Bilimi ihtiyaç doğurur! El tezgâhına gücün yetmez. neye ihtiyacımız olduğunu bilmiyoruz! Ya da.yoktur." dedi Pavloviç. lekeli -ve asla unutturulma- . sizin bu uyuşukluk dediğiniz şey. Rodoplu. sence. Neden biliyor musun? Çünkü yeniden keşfetmenin gerçekten de aptalca bir yanı yok mu?" memnuniyetle izledi. biyofilik dünya görüşüdür. Amerika'yı "Herhalde. insanları aşa