P. 1
Alev Alatlı - Viva La Muerte

Alev Alatlı - Viva La Muerte

|Views: 387|Likes:
Yayınlayan: Pierrot Carnavale

More info:

Published by: Pierrot Carnavale on Mar 30, 2013
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

05/08/2015

pdf

text

original

ALFA DA ALEV ALATLI KÜLLİYATI Schrödinger'in Kedisi [Kâbus] Schrödinger'in Kedisi [Rüya] Viva La Muerte! • Yaşasın Ölüm 'Nuke' Türkiye! Valla, Kurda Yedirdin Beni O.K. Musti, Türkiye Tamamdır. İşkenceci Aydın Despotizmi Kadere Karşı Koy A.Ş. Yaseminler Tüter mi Hâlâ? Eylül '98

OR DA KİMSE VAR MI? KİTAP • 1

VİVA LA MUERTE! YAŞASIN ÖLÜM

Alev Alatlı

ALFA

Alfa Yayınları:1019 Alev Alatlı Külliyatı: 002

Viva La Muerte • Yaşasın Ölüm!

Yayıncı ve Genel Yayın Yönetmeni: M. Faruk Bayrak Yayın Koordinatörü: Rana Gürtuna Editör: Mustafa Demirkanlı Teknik Editör: Gülnur Özkarabacak Kapak Tasarımı: Mithat Çınar Montaj, Baskı ve Cilt: Melisa Matbaacılık Pazarlama ve Satış Müdürü: Vedat Bayrak Satın Alma Müdürü: Ali Bayrak Sevkiyat Sorumlusu: Ömer Kımıl

Copyright© 2001, ALFA Basım Yayım Dağıtım Ltd. Şti. Copyright © 2001, Alev Alatlı

Kitabın tüm yayın hakları ALFA Basım Yayım Dağıtım San. ve Tic. Ltd. Şti. 'ye aittir. Yayınevinden yazılı izin alınmadan kısmen veya tamamen alıntı yapılamaz, hiçbir şekilde kopya edilemez, çoğaltılamaz ve yayımlanamaz.

"Şark mazoşizmi"nden kurtulmak istiyorum. Bu bir. "Bozkır kökenli Müslüman bir köylü" gibi gebermek istemiyorum. Bu iki. "Kalite, aroma, gusto" istiyorum. Bu da üç. Yaşamak istiyorum senin anlayacağın. Hayatın tadını çıkarmak, keyif çatmak istiyorum.

"Sen, basmasın" Süreyya Berfe, 1985

KUYU

I
Şairin cenazesi, mart ayının ortalarında, yağmurlu, sisi geniz yakan

bir gün, öğle namazından sonra Şişli Camii'nden kalktı. Başta Emil Galip Sandalcı olmak üzere, herkes oradaydı. Herkes, yani, Oktay Akbal, Tarık Oral, İlhan Berk, Asena kardeşler, Özgentürkler ve ekipleri. Epeyce bir yıldır, açılışlar ve sanat etkinlikleri gibi, cenazeler de insanların ideolojik üstlenmişlerdi. Öyle ki, müteveffa ile hiçbir tanışıklığı olmayan, ama bu tanış...............................................(sonraki 2 sayfa eksik)

Akan, Demirtaş Ceyhun, Onat Kutlar, Metin Deniz, Melih Cevdet, Zeynep birlikteliklerini, birbirlerine teyit, 'ötekilere' ilân gibi, fazladan bir işlev iç-çevreyle birlikte anılmak isteyenler, davetiye gerektirmeyen bu toplantıları kaçırmamaya özen gösteriyorlardı. Tersi de söz konusuydu. Ölen

Aleviliğin nesinin yeni olduğunu sormama izin vermedi,

berini hatırlasana, 'Bu yıl hac mevsimi Kurban Bayramı'na rastladı!' diye başlık atmışlardı! Sonra, o Şenay kızcağızın büyük keşfi (!) 'Alevilik!' dizi sızlık kınanır' gibisinden bilgi veriyordu, hatırlasana!"

"İyi de, bunu onlar bilmiyorlar ki!" dedi Rodoplu, "Cumhuriyetin ha-

yazısı! Kıvırcık saçlarını savura savura, 'Biliyor musunuz, Alevilikte hırGünay'cım!" dedim, ama doğrusu ben de pek emin değildim. "Sünnilikte hırsızlara madalya verildiğini herhalde düşünmüyorlardı, "Öyle olmasa, böyle bir abesi manşet yaparlar mıydı? Şöyle düşün,

Mesela, camide efendi gibi koltuklarda oturmak varken, yerlere yapışıyorsun, ne üst kalıyor ne baş. Doğru mu? Üstelik Alevi türküleri, hele de söylemi! Bodrum entellerinin tümü Arif Sağ'ın peşinde!" itiraf etmeliyim! Evet. düzene sövüp sayanlar çok güzeldir. Görmüyor musun, evi heybelerle, at boncuklar ile -bir zamanlar Kürt dostlarla- süslemek gibi bir şey bu Alevi Günay Rodoplu'nun kurduğu bağlantıları her zaman anlamadığımı Sonuçta "ve her zaman olduğu gibi", namaz bitip de tabut ayaklanın-

bir din lâzım, ama 'İslâmlık' yakışık almıyor. Üstelik reform tutmuyor.

ca hareketlenmişti aydın kalabalık. Bu defa da, namazı Allah rızasından öte bir şeyler için kılanlar ortaya çıkmış, aleni bahşiş talepleri, "Bu da

çiçek taşıdı, buna da ikibin lira vereceksin," şeklinde, merasimsiz ve hiçtan günün niteliği gereği kaçınan insanların" örtülü öfkelerini gördü. sunucuları"na benzetmişti.

bir duygudaşlık gösterisine gerek duyulmaksızın tebliğ edilmişti. Kadınlar ellerini çantalarına attıklarında, Rodoplu, yüzlerinde "hır çıkartmakMezarın başında dua okuyan hocaları da "dönüşümlü konuşan televizyon halde, ceplerine tıkıştırılan paraları da yeterli bulmadılar, kısa kestiler: 'Tamam, tamam, başınız sağ olsun işte!"' "Arada saatlerine bakmasalar da inandırıcı değillerdi," dedi, "Her-

çen ay, ortak bir dostumuzun, Tülin'in annesini kaldırırken yaşadıklarımızı hatırlıyordum. Türkiye'de, insanın bu sahtekârları, acıyı paylaşırmış gibi yapan ziyaretçileri, duasını Allah rızası için okurmuş gibi yapan din racağı günlerin yakın olduğunu düşünmüştük. görevlilerini toptan defedip, kendi yakınının cenazesini bir başına kaldımezar taşını sökerler!" dediydi Günay Rodoplu. Pekâlâ da mümkündü! "O zaman da, Allah bilir, çocuklarımızın nafakası gaspolundu diye "Uzun boylu, kısa kumral saçlı bir kadın, yanılmıyorsam Boğaziçi

bilemiyordu. Ama, ben pekâlâ da mümkün olduğunu söyledim. Daha ge-

Gerçekten böyle mi demişlerdi, sonradan kendisi mi yakıştırmıştı,

Üniversitesi'nde İngilizce okutmanı, en son, Talat Halman'ın, Allah rahmet eylesin, oğlunun cenazesinde görmüştüm, Şişli Camii'nin ilkelliğinnın izmaritini kabirlerden birisine doğru fırlattı, ayağı ile ezdi. Altta, yürüdüm, çıktım." salihatı nisvandan Azize Hanımefendi'nin -taşında öyle yazıyordu- kaburgaları çatırdadı! Bardağı taşıran son damlaydı, kavga etmemek için Şairin adına üzüldüğümü söyledim. Bir garip baktı, "Sevmez miydin?" diye sordum, hayretle. den yakınıyordu. Aynı kadın, az önce Cardin çakmağıyla yaktığı sigarası-

bir Amerikalı ne kadar yadırgarsa o da ancak o kadar yadırgardı."

"Üzülme," dedi, "O da farklı bir adam değildi. Yabancıydı. Olan biteni "Şiirini mi? Hayır," dedi, "Sıradan bir şairdi -şiir de sıradanlıkla nasıl

uzlaşacaksa-! Ama, umut vaat eden bir gençti, dokunaklı bir duyarlılığı, lar. Babası yaşındaki adamlara ilk isimleri ile hitap eder oldu." melerini isterdi.

hoş tamlamaları vardı. Sonra, haramilerin arasına düştü, iliğini, kemiğini

sömürdüler. Pohpohladılar, ödüller verdiler, barlarda yanlarına oturttukendisine ismiyle hitap etmesinden hiç hazzetmez! Teyze ya da abla deBazen ne kadar tutucu olabiliyordu! Arkadaşlarının, çocuklarının

gayreti."

"Tutuculuk değil," dedi, "sadece, akılcı otoritenin kaybını önleme Akılcı, rasyonel otorite, diye zaman içinde kendisini yok eden otori-

teye diyordu.

acemiler üzerindeki otoritesi. Boynuz kulağı geçtiği zaman rasyonel otorite ortadan kalkar. Amaçladığı da odur, zaten." olabileceğini söyledim, "Hayır," dedi. Ölen şairin, ustalarla ilk isim düzeyinde konuşacak kadar eşitlenmiş Günay'ın "hayır"larını iyi bilirdim. Diyebilirim ki, Türkiye’de, onun

"Öğretmenin öğrencisinin, ustanın çırağının, burada usta şairlerin

kadar kesinlikle "hayır" deyip, kesip atabilen birisine rastlamamıştım. Bu attı tabii! "Canım, nereden biliyorsun öyle olmadığını?"

nedenle, önyargı ile, hatta bağnazlıkla suçladığım çok olurdu. Tepem yine "Ben otoriteyim de ondan," dedi Günay, sakin sakin.

Buna verecek cevap yoktu gerçekten!

hepsini buldum sandı, hayatı karşılamayı unuttu. Böyle çok katliam varda şiir köşesidir."

"Her şey öyle kolay oldu ki," diye anlatmayı sürdürdü, "Cevapların

dır Babıâli'de. Genç şairler, öykü yazarları, son zamanlarda, genç çizerler. "Keşke gitmeseydiniz," diyecek oldum,

Sana bir şey söyleyeyim mi, kısa yoldan dönülemeyecek bir köşe varsa, o "Allah Allah!" diye azarladı, "Öldü yahu çocuk!"

dördüncü katında, yapıtlarını imzalayacak yazarlara ayrılmış salondaydık. Bina, bir örnek kuaförlü -Rodoplu'nun 'kuş yuvası' dediği, tarak işlemeyen 'Afro' modasıymış- kızlarla tıklım tıklım doluydu. Ondan az önce gelmiş, beklemiştim. Şairin üzüleceğini, bu imza gü-

O yılın "Kitap Fuarının düzenlendiği Mecidiyeköy'deki R. binasının

nünde çok sıkılacağını tahmin ediyordum. Yalnız bırakmak istememiş-

tim. Nitekim az sonra, merdivenlerin başında belirdiğinde gözleri tatsız-

lık beklentisiyle kısılmıştı. Şöyle bir durakladı, hızla çevreyi taradı. Beni gördü, yüzü aydınlandı. Üşenmeyip geldiğime sevindim. "Üşüyen Türkler yine kokutmuşlar ortalığı," diye sarıldı. İkimizin arasında bir şakaydı bu. Sıcaktan ikimiz de nefret ederdik.

Yıllar önce bir kez birlikte Ankara'ya gittiydik. Mavi tren cehennem gibi durmuştu.

sıcaktı ama öteki yolcular tek bir pencere olsun aralamamıza izin vermiyorlardı. Ben söylendikçe Günay, "Böyledir, Türk dediğin üşür," demiş, Gerçekten de, insanların ya koyacak yer bulamadıkları ya da sahiden

üşüdükleri için üzerlerinden çıkarmadıkları ıslak yünlü giysilerinden yayılan koku bayıltıcıydı. Coşkusuz ve tumturaklı bir okuryazar kalabalık, nefesin ısıttığı ağır havanın içinde ayaklar yerden kesilmiş, asılı gibi duruyordu. Rodoplu, girişin iki yanına sıralı, kaba saba karkasların üzerinsından imza masasına yöneldik. de katledilmiş karanfillerden oluşan zevksiz çiçek çelenklere nahoş bir Nazlı nazenin, çok titiz birisi değildi Günay. Hatta tam tersi olduğunu bakış fırlattı. Yüzü sararır gibi oldu. Elimi omzuna attım, kalabalığın arasöyleyebilirim. Ancak, yaşamının son iki yılında uğradığı acımasız ihanet liğini dayatıyordu. O kadar ki, bir gün, bana, "Nereden buldun?" yasası gibi, bir de "Nereden biliyorsun?" yasası çıkarılması gerektiğini söyledi. pıştırdıydı,

ona insanlara ilişkin her türlü bilgisini yeniden gözden geçirmesi gerekliKimdi, hatırlamıyorum, ama pek az tanıdığımız birisinden bahsederken, "Nereden biliyorsun?"

"iyi bir adam," gibisinden bir şey diyecek olduydum. Günay, hemen yaBilmiyordum tabii! Acı acı güldü, başını esefle iki yana salladı, yazılı yayınlarının insanlarını bulduğundan, kafalarına ve gönüllerine Oysa, daha şundan birkaç yıl öncesine kadar, yüreğinin sözlü ya da "Ne hale geldiğimi görüyorsun, değil mi?!" dedi.

gömüldüğünden, "bir parça herkes, herkes de bir parça olduğundan" asla

kuşku duymamıştı. Ama özellikle, Şiran olayından sonra gözle görünür ladı, "Ah, be arkadaşım! Neydi o gaflet?! Neydi?! Kendi ülkemdeyken

bir biçimde kapandı, "roman notlarında" göreceğiniz gibi, aylarca sorguhaymatlos ettiler beni!"

diğini, canının yandığını görüyordum. Örneğin, artık dokunmanın bile

içerdiği tecrit olunmuşluk, sevgisizlik duygusunu yadırgadığını, öfkelen-

Büyük bir hızla koptuğunu, dilini kaybettiğini, bu yeni konumunun

kâr etmediğini söylüyordu ki, bu, hasarın boyutlarını saptamakta çok önemliydi. Çünkü yıllar yılı sevmenin dokunmak olduğunu iddia etmişti Günay. İletişim kurabilmek, çevresiyle yeniden sevgiyle bütünleşebilmek için her yolu -sormayı, konuşmayı, yazmayı- denediğini ama başarama-

dığını iddia ediyordu, ama yine de kandıramıyordu beni. İnsanlara duyduğu ilgiyi yitirmiş olduğuna her şeye karşın inanmıyordum! O günkü imza gününü kabul etmesi için onca ısrar etmemin nedeni de buydu. Neyacağını bile bile, onu tezgâhtarlığa zorlamakla suçladı beni. Neden yapsındı bunu? Yazamayan, yazamadığını bilen 'yazarların' gündemde olma gayretlerini aşağılatıcı bulan ben değil miydim? rın en kaypak temennisi, "Dostlukla?!" mı diyecekti?! Dahası, nasıl imzalayacaktı kitaplarını? Hiç tanımadığı, bir daha asla kalabilmek için, yaş günü tertip etmek dâhil her türlü etkinliğe demirbaş görmeyeceği insanlara, "Sevgilerimle?!" "Saygılarımla?!" ya da son yılladiye imzalayıp, dergide bir eleştiri çıkar umuduyla gönderdikleri kitapları hatırlattı. Yayınevinin karanlık girişinde üst üste, kapakları açılmamış dururlardı. "İstediğinizi alabilirsiniz!" demişti, Kemal Abi. Almıştık da, mış ne de yayınevine uğramıştı. Günay, evde kapaklarını açıp da binbir umutla imzalanmış ithafları göVarlık Yayınevi'nin sahibesine, yazarlarının "Sayın Hanımefendice... "

redeyse kavga ettik. Son imza günü olduğunu, bir daha hiçbir şey yazma-

rünce alı al, moru mor olmuş, bir daha ne Hanımefendi'nin yüzüne bak-

verici," dedi. Onu oraya götürdüğüm için özür dilemekten başka söyleyecek söz bulamadım. yapmayı kabul etmeseydi, hayat, hatta belki de ortak yaşamımız, bambaşka bir yön alabilirdi. Bir kez bunu ona da söylemeyi denedim, güldü, bir yolunu bulurdum!" dedi. Belki de. "Akacak kan damarda durmaz. Ben ne yapar, ne eder acı çekmenin Şimdi düşünüyorum da, eğer o gün beni kırabilseydi, imza günü

"Varlığını yazarların emeklerine borçlu bir hanımın saygısızlığı utanç

cek, koordinatlarını yeniden saptamasına yardımcı olacak bir şeyler doğurmasıydı. "Bir de şöyle bak," dedim, "Onlardan başka kimin var?" "Aaaah! Saçmalama, lütfen!" dedi, "Havarilerini yaratamayan İsa'nın

Benim umduğum okuyucuları ile yüz yüze gelmesinin onu tazeleye-

yeri tımarhanedir, tarih değil!" dü,

Yine bağlantı kuramamıştım, sustum. Sonra, ne düşündüyse düşün"Peki," dedi, "Giderim. Sağol canım." Cenaze, çiseleyen yağmurun kasveti, havasızlık, gönlünün karanlığı "Hadi, ben eve gideyim!" oldu. Bana şımarıyordu. "Hadi, sen yerine otur!" dedim.

iyice bindirmiş olmalıydı, sarıldıktan sonraki ikinci cümlesi,

ağzının payını kendi verdi, "Hiç de değil, halt etmişsin sen!" dim. Oysa zaman beni haklı çıkardı. yaptı.

"Ben zaten her şeyi 'Hayır!' diye diye yaparım!" diye söylendi, kendi

Ben "ilk konuşan"ın haklı olduğunu düşünüyordum, ama söyleme-

Günay Rodoplu, gerçekten de her şeyi "Hayır" diye, bağıra bağıra

"Hıfzı Veldet Velidedeoğlu!" aranır gibi etrafına bakınmaya başladı. sarı burjuva pa- . Şiran'ın göndermiş olduğunu umduğunu adım gibi bili- onun katıksız bir budala olduğunu aynı anda haykırıyorlardı. yutkunarak. Hayretle baktı. lığındaki yerini bir çiçekle olsun teslim etmeyen Şiran'dı! Şiran değil. okur kuyruğunu aynı anda fark etti. şimşek bakışları' ile 'canlı bir alev' ettik." dedi. "önce garibi 'ışık "Söylev"in bu denli popüler olmasına imkân olmadığına muhakkak bir ata' bindirip. Ben de ona katıldım. yanlış olan Günay değil. Rengi attı. ğım için kendime daha çok kızdım. beyaz örtülü altı masadan ikincisi onunkisiydi. Sonra. gönderen (tabii ki!) "Mustafa Bey'e haksızlık ettim. fesat olan. yayımcısıydı. elleri tityordum! Kalbim çarpmaya başladı! Ondan böyle bir inceliği her şeye rağmen bekliyor olabilmesine kızıyordum. Ruhumun bir yanı böylesi bir beklentinin tanıdığım Günay'a uygun. varSaksımsı şeyi önüne çekti. pekâlâ da insanca. yüce dağlar aşırdık. lenimini verdiğini. karta uzandı. halen boş duran öteki masanın bamerak ettim. isim kartonunu okudum.Diğer masalar boştu. Bu denli sevilen yazarın kim olduğunu "Yok canım! 'Nutuk'u Harbiyelilerden başka okuyan kaldı mı?" gözü ile bakıyordu. Günay'a göre. Yüzünü benden saklamaya çalışı- şında kuyruk olmuş gençlerdeydi. Atatürkçüler yenileli en az bir yirmi yıl olmuş olmalıydı! renkli saçları. buna da canının sıkıldığını söylediğini hatırladım. 'yeleleri alevden "Kadersiz Mustafa Kemal Paşa. Saatine baktı. Hakçası. bu nedenle hep çok hevesliymiş izGülleri ve L'nin kısa kenarındaki boş masalardan birisinin önündeki L şeklinde dizilmiş. Gözlerim." diye mırıldandı. Ona kızdı- yordu. Geç kalmayı hiç beceremediğini. Zeus misali. öteki. Hayır. Telafi etmek için remeye başladı. meslektaşları henüz gelmemişlerdi. Saptanan saat beş dakika aşılmıştı. Güllere döndü.

Az sonra. ağırbaşlı pahalı giysileriyle. Türkiye'nin gündemini saptayan bu insanların. onlar da. yerlerini almak nay'dan yana ölçülü bir tebessüm gönderdi. gündemden toptan kalktı!" kolunda belirdi. "düzenin öz-uzman aydınları" dediği (Grams- elem verdiğini biliyordum. Ordinaryüs. Derken. öteki genç kaGöz ucuyla Günay'a baktım. "Siz" diye hitap ettiği yaşlı de Paris butiklerinden giyinen sıska İstanbul burjuvazisindendi"! Gü- için Velidedeoğlu'nu bekliyormuşçasına. bir dönemin sofistleri gibi. Günay'a olan 27 Mayıs'ı "aydın kategorisine dâhil olduğu egemen toplumsal grubun çıkarı için aklamaktan. Velidedeoğdının yanağını okşadı. Şair-felsefeciöğretim üyesi eğildi. bir de halife katili. Kenan Somer çevirisi) bu takımın ona diyordu. Velidedeoğlu. diğer yazarlar da geldiler. Daha sonra. yasal olmayan bir hareketi kılıfına uydur- Bir Velidedeoğlu. ülkede yaşanan kaosun düzenin öz-uzman aydınları olarak bizzat kendilerinin dakaosu" olduğunun farkında değilmiş gibi yapıyor olmalarıydı.şalığı ile Fatih arasında bir yerlerde bocaladı. Ve tabii. aynı şeyin "aynı zamanda doğdüşünmeden ve hiçbir nedamet duymadan! ru ya da yanlış olduğunu kanıtlayabilirler"di. ne profesörü duruma intibak ettirmeye çabaladı. 1916 doğumlu eski tüfek yazarla "muhabbetle" selamlaştı. onları seyre- ci'den! Hapishane Defterleri'nin. Rodoplu'nun beni en çok etkileyen tespitleyattığı görecelikçi. Darlandığını. lu'na ve yanındaki hanımefendiye saygılarını sundular. ellerini çenesine dayamış. sonuçları üzerinde rinden birisi. mason ve de Yahudi (!) olduğu ortaya çıkınca. "ne hazır giyime beden ölçüleri müsait olmadığı için bilgiç sosyete terzilerinin parlattığı Papatyalar. genç kadının elini öptü. relativistik ahlâk sisteminden kaynaklanan bir "ahlak göre. Barış Derneği'nin yeni tahliye edilen üyesini bağrına bastı. bir alkış koptu. son tahlilde bütünüyle anti-demokratik bir darbe . Anla- şılan az ilerdeki barda hep beraber birer içki "almışlardı". yaşlı ve vakur. genç bir kadının Kadın.

" diye ta Velidedeoğlu. ne faşizme söverken. neden bizim ağzı lâf yapan adamlarımızın hepsi açık renktir? Neden hiç palabıyıklı. hesapsızlığının kendisini savunmasız bıraktığını söylediğim halde olurdu. gencecik bir DDKD lideri kadar olsun özeleştiri yapma gereği duymamıştı". kullandığı "acıklı" sıfatına açıklama getirdiğini bili- yordum ama yine de sinirlendim. Birbirlerini dürtüyorlar. karakaşlı. sırf beni tahrik etsin diye aykırı şeyler söylediğini düşündüğüm olurdu. onurlu hukuk profesörleri!" Mahzun yüzünü bana çevirdi. Günay. yüksek sesle. Yaşlı adama baktı. benden sonra okuduydu. hatta ona. Hiç ama hiç!" "Hiç inandırıcı değilsiniz. Sevindi! "Yeşil Barışçıların 'Gök Kuşağı Savaşçısı' ile Pasifik'e gömüldükleri fısıldadı. Profesör. Barış Derneği'nin kadın mahpusunun "Bolşeviklerin eline düşmüş bir Romanoff ya da bir Marie Antoinette Alay etmediğini. (Bu. "Ne as- kitabı imzalatmak için" diyordu) yoğunlaştırdı. durup durup. asla hesaplı olmadığını bildiğim. hiç!" dedi. idamlarla sonuçlanan bir oluşumdaki rolünü sahiplenmemiş. 'Ölüm cezasına hayır! Hayır! Bin defa hayır!' haykırışları ile yeri göğü inleten." dedim. Onun yaşında bir kadının inançları uğruna hapse girmiş. "Hayır. . kadar acıklı. ak saçları. Bazen.) Oral'ın anılarıydı. "Yassıada civarında ısrarla dönen bir çatana hayal ediyorum." dedi. kerleri yererken. kara cüppeleri rüzgârda dalgalanan. Profesörün önünde sıralanan okurlarda ("okumayacakları sarı saçlarını omuzlarına dökmüş kadın gazeteci-yazarı işaret ediyorlardı. Dikkatini. 'sarı saç' meselesi önemliydi. baş- bir dünya da.maktan kaçınmamış. çok mu olmayacak bir hayal?" diye sordu. kara gözlü sefirimiz yok?' diye sorardı. Günay. defalarca baskı yapan son kitabı. Nasıl bulduğunu sordum. baktı. "Küpeştede. 'Baksana.

"Canın bildiğinin kaderini paylaşamamak nasıl bir şey. "kullanma talimatı" (Günay'ın lafı!) yazılmıştı: "Doğu'da vatandaşa cop sokuluyor. düzenin temsilcisi hâkimin önüne. ne söyleyeceğimi bilemedim. tüyler ürpernetliyor gibiydi. hücresini paylaştığı devrimci "Kızların"a "Rahmi tazyikli suyla parçalanmış. düşün bir!" değer yargılarını gözeterek çıkmaya ikna etmeye çalışmak. Satır aralarını okumuyor- cası her an asıldı asılacak gencecik bir kadını. çantasından o haftanın Gırgır'ını aldı. titrek bir sesle. aşağılanmaktan korktuğunu bilmek ve yanında olamamak! "Daha da korkuncu bu ülkede her anlatımın yaşanılanın niteliğini değiştiriyor olması. Nereye dönsem aynı şey!" Uzandı." dedi. bir sonraki duruşmaya yeni bir giysiyEn çok gücüne giden de. Hanımın incinmiş 'egemen sınıf kibiri'nin belirtilerini fark edemile çıkabilmek için iç fanilasından kestiği şeritleri tayyörünün yakasına biye yapmasındaki sınıfsal işaretleri görmüyorsun. sun. gözlededi. Günay'ın yargılarını çok katı buluyordum.bütün süreç içinde bu denli onurlu davranmış olmamasına saygı duyuyor. Başını salladı. bağırsaklarının boşalmasından. Ölümden değil. kapağını işaret etti." Alışılmış biçimde bir Gırgır karikatürüydü. ko"Bir erkek gibi düşünüyorsun da ondan. Bayrampaşa Cezaevi'nde tu- ." analık ettiğinin anlatıldığı bölümlerdi. sıradan vakalara indirgeniyor. efendimli konuşma gibi marjinal tici bir yabancılaşmanın itirafından başka bir şey değil!" Öfkesini zor deri doldu." Tokat yemiş gibiydim.. Romanoffa iyi dayanmışlar. Yokmuş gibi. göğüs uçları postalla ezilmiş. yorsun. Sonra öfkenin yerini derin bir yeis aldı.. kalmasından. Ne çizildiği anlaşılsın diye sol üst köşede bir cep açılmış. "Şuna bak. "Kötülükler saptırılıyor. yine aynı düzenin bakımlı saç. dilinin dışarıda Çok soylu genç hanımlarmış devrimciler. hiç olmamış gibi oluyor. Erleri 'oğlum'lamasındaki. "Erkeğinin korktuğunu bilmek ve yanında olamamak. sakinleşti.

(Var mı acaba? Varsa nerede?)" Günay'a döndüm. arsız yakarmalara indirgeniyor. bu teslimiyetin ülkeyi nicedir esir almış olduğundan kuşkulandığı bir dır. sadomazoşizmin. 'kabul' etmesini gerektiriyor. Bu. Günay Rodoplu. "Çizerler dünyanın en çok satan üçüncü dergisi adının sosyal demokrat ve halkçı olduğunu öne süren bir de muhalefet olarak muhalefet görevlerini yerine getirmiş olmanın huzuru içinde evlehavı dökülüyor. "İşte. ben-dostluğu üzerine kuruluyor. facianın boyutları okuyucuyu yaralamaya- dediği yazar-çizer takımı olduğunu söyledi. bunları besleyen kayıtsızlığın. Kılımın kıpırdamamış olduğunu teslim etmek zorundaydım. "Ne ki. kişinin kendi varlığına kayıtsız kalması- Yanlış anlamıştım. Pasaportlar verilmiyor." dedi. yabancı olanın ben değil. bu insanlar tarafından takdim edilmeye razı olmuş olmaktı. 'günah' son tahlilde. Ama aynı ülkede partisi var. Kişinin teslim olmanın bir de bu tarafı var. tepkisizliğin nedenlerini araştırmak lâzım. "Bana mı söylüyorsun?" rine gidebilirler. Bütün bunların ANAP'ın işi olduğu da biliniyor. ben-feragati değil. Günay.. ben-seviciliği 'varlık'ını inkâr değil. Derginin kapağına tekrar baktım. Fişlemeler sürüyor. Dehşete kapılmıyor musun? Tüyler ürpertmesi gereken bir feryat nasıl da can sıkıcı bir vızıltıya dönüştürülüyor! Çığlıkların Böyle dile getirildiğinde. müthiş bir beceri arkadaşım." hiç değil." dedi. cinnetin. Nevşehir Cezaevi'nde kitap isteyen tutuklular hücre cezasıyla korkutuluyor. "Yabancılaşma diye buna diyorlar. bu kadar" dedi. çocuklar komünist diye hapsediliyor. Lanet olası bir beceri!" cak ebatlara indiriliyordu gerçekten. yansıması olmasından korkuyordu. "iç-çevre vakanüvisleri" . Bizim kuşağın günahı. Yaşamsal talepler. "Olgun ve bütünlüklü kişilik. Organik aydınlara kadrolar aynı kadrolar ise.tuklu aileleri tekme tokat dövülüyor.. ama ben-muhabbeti. Babıâli otuz senedir aynı Babıâli ise. Şarkılar yasaklanıyor.

elimi tuttu. Bir an. sıcak. bu dünyadan olmayan. "Meslekanıtları gibi bir avuntuları da yok!" Elini uzattı. Büyük Millet Meclisi’ne alalım. bana Therese filmindeki rahibenin çilesini çağrıştırır. AKM'yi size tahsis ettik. Öylesine bilinçsizce obur. Mazlumların ebediyete intikal etmek gibi. Buyurun. siz ıslah olmaya bakın ve bu meyanda SHP'yi desteklemeyi anakent belediyesinin 'kültür danışmanı') soluna düştü. yirmi yıl sonra." diye sürdürüyordu Günay. Bu hali. demokrasiyi koruyalım! Sayın Joan Baez. orada oldu- banları. Barış Derneği mazlumları sizler lütfen SHP'ye! Fiili livata kurunutmayın ki. sizi bu tarafa. bu dönemi yazmaya kalkan bir tarihçinin elinde bu Tıpkı 27 Mayıs gibi. adeta transandantal diyebileceğim bir "Türkiye korkunç bir yalan yaşıyor. gülüştük. ikisinin masasının arasında bir yerde duran çiçe- . daha neler neler gibi. ger- çek. bizden neşrettiğine emin olduğum ği kendi masasına çekmek oldu. Büyükçe. bir sapığın mide bulandıran tehdidi ya da mahalle delisinin sayıklamaları gibi algılanır oldu! Hiçbirimizin işine gelmiyor! Ne hazin! Elli değil. Felsefeci-şair-öğretim üyesi. tıpkı. teşekkür eder gibi hafifçe sıktı. bizim belediyeninki nasıl bir kültür olsun?' diye danıştığını düşünebiliyor bir hareketti ki. Günay'ı güldürdü. Yüzü.. kadınlara ilişkin bunca yıl biriktirdiğim bilgileri efendim. 12 Eylül'ün de içinden kalpazanların düzenledikleri sahte belgelerden başka bir şey olmayacak! çıkılamayacak. o kadar büyük bir yalan ve bu yalanı kadar çok insan paylaşıyor ki.acıyla kasılmıştı yine. "Bir belediye başkanının. yanında birisinin oturduğunu fark etmemiş gibi yapıyordu. 'kültür danışmanı' lafına çok gülerdi Günay. ben-merkezci musun?) Adamın ilk işi. Sandalye gıcırtılarıyla sıçradık." külerini de siz söylersiniz artık. iliklerime kadar ürpertirdi. (Bu. tarumar ediyordu. efentaşları" yerlerini alıyorlardı. (daha sonra Dalmış olmalıydık. Adam. ölülerimizin türdim. 'meçhul asker' ğumdan emin olmak ister gibi. "Yassıada mazlumları. yumuşak bir eldi. Hocam. "Bu.

"Arkadaşlar! Arkadaşlar! Hoca burada!" dınların bilimsel bakımsızlığının izleri açıkça belliydi. Tekrar uzandı. hatırı sayılır bir kuyruk oluştu. asistanı olmalıydı. Yüreğini sıkan havayı dışarıya. Misafir gelecekmiş de. Sadece çok meşguldü. kibritini aldı. hakkı yenmişlerin. -yani devlet müdahale etsin. ince. dağınık yakalanmak istemiyormuş gibi hızla hareket ediyordu. Hocası kadar GamArkadaşları. telaşlı parmakları ile karıştırdı. Bond çantasını gözlerini kalabalıktan ayırmaksızın açtı. mademki yazıyorum. Önlerinde birikmeyen okurların zorladığını düşündüğü bir ittifakı. bana kadar geldi. küçük parmağı Dirseği ile dürten. yani öğrencileri. hücreleri aracılığıyla havada. soluna koydu. alenen seyretmeye koyuldu. Günay. Sürahiyi. birğı yeniden konumladı. atmıştı sanki. Feri kaçmış gözleri. elini kolunu sallamaya takım kitaplar çıkardı. Eğildim baktım. Ellerinde Yirmi iki yaşında bir kızdı. Çevresinde tuhaf bir serinlik oluştu. piposunu. grup halinde sökün ettiler. imza kuyruğuna girdiler. eğlenmeye başlamıştı. korunmalıyım. Velidedeoğlu kuyruğunun arasından birilerini görmeye çabalıyordu. kalkıp oturmaya. "Hocam. Boynunu. masasının üstüne özenle yerleştirdi. burada mısınız?" ze de telaşlanmıştı ki. Gamze de bağrıştı. biri üniversite hocası! Bize kim bakar?" 'Cross' kalemini çıkardı. maaş bağlasın. mademki sanatçıyım. "Gamze! Gamze!" Günay. bu yüzde. öde- . gırtlağını da temizledikten sonra. eski tüfekti. Öğretim görevlisi ka- hocalarının üçer beşer kitapları. sağa sola uzatıyor. Ordinaryüs profesörünki kadar değilse de. mademki alkışlanmıyorum. öyle değildi. kurnaz kıpraşmalarına karşın dokunaklıydı. sanatçıyım. Günay'ın sağına yerleşen. barda- başladı adam. önüne uzatılan kitapları özenle imzalamaya girişti. Birden sakinledi danışman. dışlanmışların. "Biri gazete yazarı. Aradığını bulmuş olmalıydı. ittifakını öneriyordu.hasmane sinyalleri aldığını düşündüm. tütün kesesini. arkaya bir yerlere seslendi. alkışlanmalıyım.

nek versin, kitapları sübvanse etsin- haklıcalığını bütün çıplaklığı ile gördü. diyorduk biz buna. Karşısındakine, kırmak istemediği ya da anlamayacağını düşündüğü ya da abes bulduğu için dillendirmediği düşüncelerine 'italik nutuklar' derdik. Çok sevdiği bir dostunu, Yafalı Tagger'i, andığını tahmin edebiliyordum. Ne düşündüğünü yüzünden okuyabiliyordum. 'İtaliklerle konuşmak,'

yar Yahudi, "Söyler misin, ne işe yarar sanat? Hangi görevi üstlenir? Soğilse, sanat lükstür. Bak, birkaç gün önce ufacık bir bebeğin karaciğerini değiştirdiler. Milyonda bir ihtimal için, milyonlarca dolar harcama, binlerce insan, bir o kadar işgücü. Sonra yine aynı hastanede, hemşireler ve doktorlar greve gitti. Düşün bir doktor, iyileşeceği kesin bir hastaya sın da, hemşireler parasızlıktan greve gitsin? Neden? Çünkü moda, çünkü işlevsel olsun olmasın, ün kazandırır. Sanat gibi. Başlarını sokacak dam

"Dünyanın şu durumunda 'sanat' akıl almaz bir lükstür!" derdi, ihti-

rumluluğu nedir? Hiç. Oysa, bir görevi olmalı, bir misyon yüklenmeli. De-

tasyonu gibi afaki bir işe zaman ayırsın? Neden bu işe o kadar para ayrılbulamayanlara, yoksullara, ne yararı var benim sanatımın? Hayır, genç dostum. En mükemmel sanat eseri, bir kadının tek bir gözyaşına değmez. Sanatçı da pekâlâ herkes gibi gidip toprak kazabilir, duvar örebilir. Sanat insanlara üstünlük taslamak demek değildir. Sanat, ibadet gibi, dua gibi,

bakmak, beş-on çocuğa aşı yapmak dururken, neden karaciğer transplan-

sumiyetini sömürür. Günümüz sanatçıları istismarcıdırlar, spekülasyon yaparlar. Kitle üretimi başladığında, üreticiler robotlaşır. Bu otomobil ları illüstratörleri olur, başkalarının ürettikleri kavramları resimlerler. üretiminde de böyledir, resim üretiminde de. Ressamlar, müzisyenler,

doğruya biat etmek olmalıdır. Ama günümüz sanatı insanoğlunun ma-

hatta romancılar, kendi kavramlarını üretmek yerine, üretilen kavramTopluma yararı olmayacaksa, sanat olmasın daha iyi. Topluma yararı ol-

mayacaksa, hiçbir şey yapmamak daha iyi. Şimdi... Benimle bulgur çorbası içermişin, canım?" döndü, Ne diyeceğini bilemeden öylece bakıyordu adamın yüzüne. Bana "Müzikten resme, teknolojiden dile kadar, insan yapısı her şeyde

'pir'imiz, Batı," diye fısıldadı, "Hal buyken, edebiyatın nasıl bir ayrıcalığı 'kadirşinaslık' olmalı!" Yaşlı adama döndü, yine,

olabilir ki? Çocukların Türk yazarlarına bu kadar zaman ayırmaları bile "Çay içer misiniz, efendim?"

yü düşünüyordum. "Şu istasyonlu, limanlı, albaylı, kiliseli, belediye reisli, duğu sürece her saçmalık mubahtır!"

Bense, adamın Simon Bolivar'ın, "200. doğum yılı için" yazdığı öykü-

muzlu, cehennem sıcaklı, az Borges, çokça Marquez öykülerden biri,"

demişti Günay, "Egemen sınıfların öz-uzman aydınlarına 'avantürye' ol"Karşılıklı Hayranlık Derneği"nin sekreteri, Şükran Kurdakul'a göre,

"toplumcu gerçekçi akım"ın ilkelerini benimseyenlerdendi. Günay, Anadolu'nun bir gariban kasabasında doğan 'toplumcu gerçekçi' Türk eski tüfeğinin, Londra Amerikan Mason locasına kayıtlı, büyük burjuva kösının mümkün olmadığını düşünüyordu. anlatmayı sürdürdü, kenli, 'İmparator' olmaya kalkıştığı için, iktidardan uzaklaştırılan Karakash diktatör Bolivar'a, ne gibi bir muhabbet besleyebileceğini anlamaBeriki, sırtından sarılan Barış Derneği üyesini fark edinceye kadar "Komüntern'in beşinci kongresinde, Aydınlık, burjuva demokrasisi

çerçevesi içinde devlet ve belediye sosyalizmini desteklememiş olsaydı... Ooooo, üstadım, geçmiş olsun!" siplendik.

gelen de son eseri ile karşılık vermeye koştu. Değiş tokuştan biz de na-

Yeni geleni Günay'la tanıştırdı, bir kitabını "sunmaya" davrandı; yeni

imzalamıştı! Bir daha baktım! Doğru görmüştüm! Ciddi ciddi: "Bize verdiklerine şükran duyarak!" Fesuphanallah! duk. "Our God in heaven, hallowed be the name! Thou shall be in earth, 'Şükran Günü'nde, hindinin önünde, başlarımız eğik, mırıldanıyor-

"Sayın Günay Rodoplu'ya, Bize verdiklerine şükran duyarak!" diye

as you were in heaven..." Yani, "Asumandaki Tanrımız, adın kutsansın! plânı.

Yeryüzünde de, asumanda olduğun gibi egemen olacaksın..." ve saire, ve Günay'dan utandım.

saire... Sonra da "Bize verdiklerine şükran duyarak, amen!" - "Kes!" hindi Bu da bir 'hapishane anıları' kitabıydı,

gazetelerin üzerinde. Kullanılan kaşıklar tahtadır. Tabaklar ise melamin terjanlı kalır bulaşıklar. Ve tabii, soğuk suyla yıkanır hep. Banyo günleri çok on dakika akar... "

"Koğuşun çoğunluğu yerde olmak üzere yemek yenilir. Yere serilen

ya da naylondur. Başkasına izin yoktur. Su kıttır, gıdım gıdım akar ama haftalıktır ama bazen 14, bazen 21, bazen 28 gün olabilir bu. Sıcak su en rine bayıldıkları melamin tabakları ile bayram sofraları kuran analarını düşündüm. 'Gaste' kâğıdının üzerine dizdikleri 'statü sembolleri'nin, 'işOna baktım, taş gibi duruyordu. Hücre arkadaşlarını, güllü desenle-

bulaşık mutlaka yıkanacaktır. İyice çalkalama olanağı olmadan, yarı de-

kence' olduğunu bilseler, ellerini sürerler miydi? Aklıma, Ataköy'ün, Yeşilyurt'un, Kocamustafapaşa'nın yeni zenginleri geliyordu. Suların gıdım gıdım aktığı 'lüks' semtlerdi, bunlar. ('Lüks' paradan başka ne ile ölçülür ki?) Hamamı, haftada bir yakan ya da apartmanın sıcak su gününü pazara simle yıkanan, bir biz miydik? liğimi hatırladım!

ayarlayıp ailecek, -tamam, kabul, çağdaş!- ama kendine özgü bir meraYatılı bölge okullarını hatırladım. Sirkeci otellerini hatırladım. Asker-

yarı deterjanlı kalan bulaşıklar mıydı? Yani, bize yapılan her şeyi, örneğin miz için, işkence dediğimiz, kala kala, yirmi sekiz günde bir yıkanmaya mı kalıyordu! "Bence, her ikisi de doğru," dedi Günay Rodoplu, "İşkencenin tanımı "Herkesin işkencesi kendine!" diye mırıldandım, çok kötü baktı, "Öyle ya!"

Türkiye'de işkence dediğin, iyice çalkalama olanağı olmadığı için,

fiili livatayı, aslında 'olağan' buluyor, neden yakınacağımızı bilemediği-

da bir yönüyle sınıfsal. Mesela, Canan Arın diye bir avukat tanıyorum, o, 'başörtüsü işkencedir' diyor. Bu efendi de, banyo günlerinden yakınıyor!"

lerini düşünüyordu. Çizmeyi aşmış, patronlarını kızdırmışlardı.

Yine de, düzenin öz-uzman aydınlarının başlarına gelenleri hak ettik-

deyken tekrar tekrar gördüğü bir rüya vardı. Bir gece yarısı polisler evini

Rodoplu o gün bana ondan hiç duymadığım bir şey anlattı. Ben içer-

kanmış iç çamaşırlarını bulamıyor, çıplak tenine külotlu çorap giymek deni ile çorabın arasına tıkmıştı. Günay'ı merdivenlerle inilen, mahzen olmasıyla matrak geçiyordu!

basıyorlar, onu götürüyorlardı. 0 kadar acele ettiriyorlardı ki, yeni yı-

zorunda kalıyordu. Ne ki, aybaşı zamanıydı. Koca bir parça pamuğu begibi bir yere kapattılar. "Na, na, na! Bir Amerikan filmi daha!" dedi, gözünün önünde belirenin bir Türk yapısı bodrum değil, 'şato' mahzeni olmuş olduğumun fark edilmesi, kanlı pamuğun gözler önüne serilmesiydi. Dahası, kıllarım uzayınca ne olacaktı? İyi mi?" ğilim," dedi, Barış Derneği üyesine bakarak, "Benim 'sınıfım'ın öyküsü Ne söyleyeceğimi bilemedim. Zaten, izin de vermedi, "Anlamıyor de"Falakaya yatıracaklardı, biliyorum. Ama korktuğum o değil, donsuz

bu. Asgari insani müştereklerinin saptanması ondan o kadar önemli. Bitiksel bir kesinlikle saptanıp tasnif edilmeli. Sosyolojinin 'metrisi ile debeleneceğine, üniversite bununla uğraşmalı." Nasıl olabileceğini

liyor musun, revizyonizm bir bilim olmalı! Yaşanan 'gerçeklik' matema-

anlatmaya koyuldu. Gülmeye başladım ben de! Başka bir fakülteye giremedikleri için 'Sosyoloji'ye kapak atan kızakları. İzzet Abi'yi hatırladım, bile bile, ütopya olduğunu bile bile kapılıyor!" "Öyle coşkulu ki," demişti, Günay için, "İnsan onun yanındayken Türkiye'de her şeyin mümkün olduğu gibi bir hisse kapılıyor! Olmayacağını tucu olan, fiili livata kurbanlarının sessiz kalmaları. Yüzlerce roman, anı, "Tamam. Tamam!" dedi Rodoplu, o da gülüyordu, "Her neyse! Korku-

öykü dökülmeliydi. Aradan neredeyse on yıl geçti, hâlâ yok. Neden? Eğer,

Türkiye insanı kendi varlığına kayıtsız kaldığı içinse, kendisine duyduğu

muhabbet soğumuşsa, kendisine karşı dostluk hissetmiyorsa, 'var' oldusini her an bir şey için feda etmeye hazırsa, o zaman, o zaman durum en kötü korkularımın ötesinde kötü arkadaşım!" ğunu, bir 'değer' olduğunu her an yadsıyacak bir ruh halindeyse, kendiGözlerini kısmış, meslektaşının yakışıklı yüzünü, sınıfının ince zevki-

ni yansıtan giysilerini süzüyordu. Onca eğitimin adamın üzerinden bir su törpülemek doğrultusunda hiçbir şey yapamadığını düşündüğünü bilina koydum, bana dönmesini sağladım, "Efendim, canım?" dedi, Günay. dum. gibi geçtiğini, ziyan olduğunu, ben-merkezciliğini, vurdumduymazlığını

yordum. Ne ki, herifin hafiften kasılmaya başladığının farkında değilmiş

gibiydi. Türk erkeğiydi keriz, Günay onu kesiyor sanıyordu. Elimi omzuAdam, omuzlarını silkti sanki, "Senin olsun!" dediğini duyar gibi ol"Bir yandan, koğuşlarına 'sağlanan' televizyonda izlediği klasik mü-

zik konseri üzerinde '..İkinci bölüm (Larghettho) zarif bir romanstır' diye sun. Kendi bedelini ödüyorsun arkadaş. Kendini satmayı reddettiğin için inledi Günay.

ahkâm keserken, öte yandan, 'Çağının bedelini ödüyorsun sen. İnsanlığın

evrensel mirasına sahip çıkmayı istemedin mi? Onun bedelini ödüyor-

"dedirten narsist hamasetten bütün kalbimle iğreniyorum!" diye adeta

ti de dâhildir, değil mi?"

relere televizyon seti ve satranç takımı verilmesini sağlayan nüfuz ticareYüzü bana dönüktü. Velidedeoğlu kuyruğunu yarıp, bizim tarafa yü"Kim?" diye döndü, göz göze geldiler.

"Kendini satmanın birden fazla yolu var canım, buna, ayrıcalıklı hüc-

rüyen Suat'ı görmeyeceğini umdum, ama telaşım beni ele verdi.

II
Suat, Şiran'ın kardeşiydi. "Hayatımın en sarsıcı sosyolojik deneyimi,"

dediği Örenlerin, ikinci büyük oğulları, Günay Rodoplu'ya, "İhanet, taammüden cinayetin öteki adı. Kötülüğü teorik olarak bilirdim, Örenler bana uygulamada gösterdiler," dedirten Mardinli aile. coşkuyla sarıldı! Sımsıkı sarıldı! Yerinden kalktı, uzaklaşacak sanırken, Suat'a, hiç beklemediğim bir Benim için anlaşılmaz bir davranıştı bu! Biçimsiz, karanlık, yabancıKırılmıştım. Kırılmıştım, çünkü güçlü görmek istiyordum onu. Suat'ı

laştıran bir davranış! Zafiyetini kanıtlıyordu!

ve Örenleri belleğinden tümüyle silmiş olmasını, herifi hiç değilse, eski

tüfek yazarı koyduğu yere koymasını istiyordum. Kalkıp gitmeyi, onu

sahte sevgilerle oyalanmaya bırakmayı bile düşündüm. Hissetti. Suat'ı saran kollarını bir an gevşetti, bana döndü, lar birikmişti. "Bak, gördün mü, gelmiş!" dedi, titreyen bir sesle, kirpiklerinde yaş-

isteğinin yerine gelmesi olasılığı onu öyle sevindirmişti ki, bırakıp gitmeye, ona bir de beni kırmış olmanın üzüntüsünü yüklemeye kıyamadım. landığı doğrultusunda bir açıklama geliştirmeye zorladım kendimi. Oysa, vilmeye özel bir önem verdiğini anlayacaktım. Gergin bir gününde olduğu, böylesine duygulanmasının bundan kaynakdaha sonra tekrar düşündüğümde, Suat'ı sevdiğini, onun tarafından sehiç yalan karıştırmadan, içtenlikle, yeniden kazanma, yeniden hayata geKötülük, bir hastalıktı Günay'a göre. Hastayı kesip atmak yerine, işe

Suat Ören hakkında yanılmış olmamı öylesine yürekten istiyordu, bu

tirme, kurtarma yolları aranmalıydı. Üstelik, sahici bir devrimciydi Suat, ne muhatap oluna-biliyorsa, epey yol alınmış demekti. "Meraba abacığım," dedi, Günay'a.

("insanı sevdi, hayatı sevdi, yaratıcı ve hoşgörülüydü!" diyordu) sevgisi"Meraba abacığım... Görüşünceye kadar seviyor, özlemle kucaklıyo-

rum. Benim yerime bililerini öpeceğini de biliyorum. Damga: Görülmüştür. lü.

Güvenlik Komutanlığı" Suat'ın hapishane mektuplarının değişmez formüBana baştan savma bir selam verdi, "Dur, sana bir bakayım!" "Meraba, abacığım," diye tekrarladı. Adamın ardında dikilen, Günay'ın "düz devrimci kızlar" diye tanım-

ladığı, ("güncel estetiğin, ağda hariç, her tezahürünü reddeden yorgun bında boşanan karısından sonra edindiği "arkadaşı" olmalıydı. Vildan'ı anımsatacak her şeyin silinip atılma gayreti bu kadında somutlaşmıştı

bakışlılardan") genç kadını neden sonra fark ettim. Suat kaçakken gıyasanki. O ne kadar beyazsa, bu o kadar esmerdi; onun yüz hatları ne kadar

narinse, bununkiler o kadar kabaydı. Suat'ın eski karısına duyduğu tutkunun tersten tezahürü olduğunu düşündüm. daşı ve devrimcilik heyecanlı bir hırsız polis oyunu niteliğini koruduğu sürece devrimciydi, Vildan. Yani, türküler söyledi, kocasının anadilini öğrenmeye çalıştı, çocuklarına Kürt isimleri takmanın saygınlığını (saynası, belki de oğlunu profesyonel devrimcilikten vazgeçirebileceğini umduğu için, baş tacı etti Vildan'ı. Çocuğu yaşındaki görümceleri sobasını yaktılar, çayını demlediler, bebelerine dadılık ettiler, yeşil fasulye yemeyi, mutfak raflarına naylon örtü yaymayı öğrendiler." "Bu nedenle okuldan kaldılar, ama ne gam, karşılığında zeytinyağlı Akça pakça bir Egeli, daha doğrusu Girit göçmeni, Suat'ın sınıf arka-

gındı, çünkü düzeni alenen protesto ediyordu) yaşadı. Dil bilmez kayna-

Sonra, 12 Eylül geldi. Suat'ın peşine düşen güvenlik güçleri, kocasının adresini Vildan'dan sordular. Vildan, Devlet'e çalışıyordu. Müdürüne, etmediyse, kariyerinden (yüksek jeoloji mühendisiydi) öte, sigortasını, odacısına rezil oldu. Şiran’ın "istifa et gel, bizimle otur" önerilerine itibar

emekliliğini düşündüğü içindi. Yavaş yavaş uzaklaştı Örenlerden. Bir süre sonra çocukları da göstermez oldu. Ailenin en gücüne giden de buydu. diye beyhude haberler gönderdi kayınpederi. Diğer taraftan, devrimin doğru ve hakça olacağına karar verdi. Kararını Şiran aracılığıyla tebliğ belirsiz bir tarihe ertelendiğini düşünen Suat, Vildan'ı, ama iki çocukla, "Çocuklar benim tohumum, çocuklarımızı bıraksın, nereye isterse gitsin!" ama bir komünistin, bir bölücünün dulu olarak, serbest bırakmanın en etti ama reddolundu. "Kocamı seviyorum!" diye haykırdı kadın. Aradan bir-iki yıl geçti, sonra bir gün, Suat’ın yakalandığı, daha doğrusu, kaçmaktan yorulup, kendisini yakalattığı günlerden birinde, bir nedenle Resmi Gazete'yi karıştıran Şiran bir ilana rastladı: Vildan, Suat'ı gıyabında bodın, aynı Şiran'ın birkaç yıl sonra, ipek gömlekleri ve keten takımları şamıştı! Sapsarı oldu, "Waa!" diye bağırdı, "Waa, Orospu!" Ne ki, aynı kaiçinde (karısı, 'haute couture' bir modacının sekreteriydi) her türlü kö-

savurduğu (Nişantaşı’nda bir restoran kapatmıştı) düğününde göbek attı. tuğuna şahit oldum. Mide kanaması geçiriyordu.

tülüğün başı gördüğü feodal arka-planını yücelten bir pervasızlıkla para Ortak bir tanıdıkları olayın ayrıntılarını anlattığında oradaydım. GüBen ise olayın, adi bir vakadan ibaret olduğunu düşünüyordum. Bi-

nay'ın ellerinin buz kestiğine, sonra korkunç öğürmelerle banyoya koşzim kuşağımızın hikâyesiydi bu: İhanet, 'asıl'larına rücu eden, ağa oğlu

devrimciler, senet mafyasına duhul eden ülkücüler... Bunları hatırlamalirteyim, Suat'ın, Şiran’dan ya da diğer Örenlerden farklı olduğuna ilişkin hiçbir somut kanıt da yoktu!

sını, kendisini kapıp koyvermemesini diliyordum. Bu arada şunu da be"Biraz da okuduğum kitaplardan söz edeyim," dedi Suat, neden sonra.

Henüz hiçbir şey konuşulmamıştı ama o, yine de sözü değiştiriyordu. Yanımdaki sandalyeyi, "İzninizle, arkadaşım," diyerek çekti, oturdu. Günay'ı hoşnut etmeye, ayrılıklarını iyileştirmeye çalıştı. "Gogol'un 'Ölü Canlar'ının güçlü, güzel bir anlatımı var," diye başladı,

"Einstein'ın 'Fiziğin Evrimi', bilim yöntemi konusunda Yalçın Küçük'ün aktardığından çok daha zengin. Ancak tamamlayamadım. Fizik bilgilerimi hatırlamak gerekti." "Eh, herhalde," dedi Günay, Suat'ın, yüksek jeoloji mühendisi diplo-

masına karşın, marn tabakasını şistten ayıramadığını söylediğini hatırladım. "Peki de, o okulda beş yıl ne yaptınız, oğlum?" diye sormuş, malum cevabı almıştı, "Kopya!" "Devrimcilik!" "Ya sınavlar?" "Ödevler?!.. Dur, ben söyleyeyim, Vildan sağolsun."

nın verdiğini farz ettiği üzüntüyü teselli etmek ister gibiydi.

İçini çekti, Suat'ın başını okşadı Günay. Boşa geçen öğrencilik yılları-

lenmiş gibi gözlerini kaçırdı.

"Kafka'nın 'Dava'sı da öyle," diye sürdürdü Suat, fiziki temastan etki"Güzel bir kitap olsa gerek! Özellikle son bölümü, piskoposla konuş-

maları derin. Anlamak için yoğunlaşmak gerekiyor. Ölümünden sonra derlenip yayınlanmış olması da anlamayı güçleştiriyor. Saksı mı değişti, ben mi yaşlandım, nedir, fazla zorlanmaya gelmiyor." "Yok, canım, ondan değil!" dedi Günay. Suat bunu, "Dur, bakalım, sen daha çok gençsin!" türünden bir iltifat "Kafka çok batılıdır. Bize zor gelir," diye açıklamaya başladı, vazgeçti.

sandı. Oysa çok geç olduğunu, genç adamın açmadan solduğunu düşünüyordu Rodoplu. İtalik'lemeye başladığını duyabiliyordum, "Nasıl yani?"

İzleyecek diyalogu da tahmin edebiliyordum,

"Kafka, Avrupa'nın 'Bunalım Çağının ürünüdür..." dediğini hayal ettim. "Basbayağı, işte. Bunalım Çağı. Malum, (bu 'malum', ayıp olmasın gi-

rizgâhıydı, yoksa, nereden malumdu? Kime malumdu?) yirminci yüzyılın başına gelindiğinde, Batı Avrupalıların büyük çoğunluğu dünyada her şeyin yerli yerinde olduğu, ufak tefek aksaklıklar varsa, bunun da akılcılık ile bilimin yenilmez ittifakı sayesinde çözüleceği inancı içinde, rahat ve güvenliydiler. Ancak, bir elli yıl kadar sonra bu huzur yerini bunalıma benzer bir tedirginliğe bıraktı. Düşünce tarihçilerine göre, 1950'lerde yayınlanan üç roman, Orwell'in '1984'ü, Gheorghiu'nun '25 Saat'i -bildiğim kadarıyla, Türkçe'ye çevrilmedi, yerine, saçma sapan bir filmini gördük-, Koestler'in 'Özlem Çağı' Batı dünyasının, 'Bilim Çağını geride bırakıp, bir tür 'dini intibah', yeniden doğuş, çağına giriyor olmasının ilk kanıtlarıydılar. Bu dinin, Luterya da Aquinas zamanında olduğu gibi, kültüre egemen olması anlamında değildi, ama, kendi deyişleriyle, bilimin artık 'kutsal inek' olmaktan çıkması anlamındaydı. Bu bağlamda, yirminci yüzyıl insanı geleceğine ilişkin, kendisinden önceki 'Din Çağı ' ve 'Bilim Çağı' insanı gibi güvenli olmaktan çıkmıştı. "Nasıl güvenli?"

"Senin dünya görüşüne, komünizme duyduğun gibi güven. Müslüman'ın şeriat düzenine duyduğu güven gibi güven. Geçen yüzyılın bu anlamda güvenli burjuvası gitti, onun yerine hayatı üzerindeki denetimini kaybetmiş olduğunu dehşetle fark eden insanlar geldi. Aynı şekilde, ülkeler ve uygarlıklarda siyasi ve ekonomik geleceklerine egemen olmaktan çıktılar. Bu durum özellikle Avrupa insanı için geçerlidir. Çünkü Avrupalı kendisini 'yaratıcılığın piri' bilip, yüzyıllar boyu dünya gündemini saptamıştır. Oysa bu yüzyılda, iki süper gücün arasına sıkışıp kalmanın çaresizliğini yaşadı. Öte yandan, 'Büyük Makine ' dedikleri 'muazzamlar', yani devlet, siyasi parti, iş âlemi, işçi sendikaları, atom bombası, bireyi, her an ikame edilebilir bir hiçliğe indirgedi. Kafka, (o senin okumak istediğin 'Dava'da) Huxley, Orwell, hatta, Pink Floyd, bu 'muazzamlar meselesini anlatırlar. Derler ki, bu yüzyılda insanların dünyası önceki yüzyılların 'güneş ışığının apaçık' dünyası değil, 'gece karanlığının' dünyası, yani, 'Bunalım Çağı'dır. Önce doğaüstü, yani Hristiyanlık, sonra da burjuva yasalarını tepen Batı insanı, kendisini kabul gören bir değer sistemi olmadan yaşamaya, yani bunalmaya, mahkûm etmiştir. Bu durum, bir taraftan da totaliter rejimlerin işlerini kolaylaştırır; işte Hitler, işte Franko gibi. "Ya sosyalizm ?" "Hiç olmadı ki, canım. Sosyalizm İslâmiyet kadar bile yaşayamadı!" Yarasına tuz basmamak telaşı içinde ekledi, "Ona bakarsan, Hıristiyanlık da, kapitalizm de olmadı. Bakınız, Ayn Rand, 'Kapitalizm: Bilinmeyen İdeal'. "İşimiz romancılara kaldı, desene!" dedi Suat, takılıyor gibiydi. "Edebiyatçılara kaldı, evet, " diye cevap verdi, Günay, "Edebiyatın 'edep’ ten geldiğinin bilincinde olan edebiyatçılara, 'roman'ı, 'romantikle, 'romantizm'i, abazan bir çiftin ay ışığı oynaşmaları ile karıştırmayanlara... " radan, "Böyle konuşmak zorunda kalınca çok sıkılıyorum," dedi bana son"O kadar çok insan, o kadar çok konuda, bilmeden konuşuyor ki, söz-

lerimin doğruluğunu kanıtlamak için referans vermek gerekliliğini his-

Zavallı landıkça kısırlaştığını. ama hayata iğreti duran kazanımlar bütünüydü. belleğe stok edilmiş. referans isteyecekti. Türkiye'de (o. asla kullanılmayan eşyalarla tıklım tıklım dolu bir odada. ne derleme. hayatı açıklayan. sorgula- yacak. Spino- Feuerbach'a ilişkin değerlendirmelerini yorumlayacak! Hangi çevirilerle? kahrediyordu. ne de telif. yani. "Yüzme bilmeyen çocukları derin sulara fırlatan 'malumat' açlığına" 'Malumat'ı. Ülkede ne tercüme. "Edebiyatta Gerçekçilik Sorunu" isimli kitapları okumuştu. bu istiflikle de. "Tarih Bilinci ve Edebiyat Bilimi"."Feuerbach Üstüne Teller'i". Bakınız. Enis Batur. öze dö- nük. tek bir düşünce tarihi bile yayınlanmadı. İnsan hem üstünlük taslar konuma girmenin sıkıntısını. Tersine. Ayn "Ne söyleyeydim? Uzun ve sıkıcı bir monolog olacaktı. aydınlatan 'ışık'. "hayatın bütününe ilişkin kerterizini yitirmiş Türçilerin. 'Malumatçı'lar. hayata asılan. Teller'i bilecek. özel- . Bu olgunun. yorumlayan. Rand'miş! Nereye bakınız? Türkçe'ye çevrildi mi ki?" "Bir şey söylemedin. vereceğim referansların Türkçe olmaması sorunu ortaya çıkıyor. Suat. hayatın bütünüyle çakışan. zor- za'dan Bacon'a tüm modern felsefeyi bilecek." İtalik'lediğini hatırlatıyordum. Bu bağlamda gerçek bir Taoistti. uzak olduğu kadar uzak değildi. Teller'in Hangi Türkçeyle? Hangi kültürel donanımla?" "Nasıl?" dedi Günay. 'bilgi'den ayırırdı. bu 'entel'lerin. her an bir şeye çarpıp devirmek korkusuyla hareket edemeyen. amaçsız 'malumat' insanların zihni ve ahlâki masumiyetlerini kaybetmelerine neden olurdu. Günay Rodoplu. Ve hiç kimse 'bilge'likten. hem de havanda su dövmenin çaresizliğini yaşıyor. Bu defa da. "Tezler"in dördüncüsünde Yalçın Küçük'ün zorlandığını. iğdiş edilmiş istifçilerdi. Suat. 'Malumat' sahibi olmak erdem değildi. 'malumat' ise öğretilmiş. ara vermesinin iyi olacağını düşündüğünü anlatıyordu. yazmadığı bir kitap uğruna sakat kaldı!" tek bir medeniyet tarihi. Tanilli. zaten. 'Bilgi' esasa. "Nasıl okudu? Feuerbach'ı bilecek. bakınız.sediyorum.

. ama hiç farkında olmadığını söyleyen" saçmalıkları kapsıyordu. "Peki. Alman epik tiyatrosunun 'ges- 'malumatçı' eğitimin yaygınlaşması ile doğru oranda arttığını söylüyordu. düzenli.cezaevleri adam almazken. Türkiye entelijensiyasının yüzde resi. enerjisi. "çağının hiç. zaman içinde. örneğin. ister sağcı olsun. çevresi ile sevgiy- .istifçi." diyordu Günay. elindekini kaçırmaması gerektiğini düşünüyor gibidir. ister solcu. "Dışkı'nın insanın kullanıp atmış olduğu posa olması nedeniyle çok "Malumat istifçilerinin haşır neşir oldukları dışkı. akli kapasitesi çok sınırlı olduğu için o güne kadar biriktirdiklerini saklaması. statükocudur. "Amaç. Sanki. Solon kanunları ile Seneca arasında bir yerlerde başlayan tus'larının tartışılmasına." Çok da akla yatkın bir açıklaması vardı. hasis -kendinden bir şey vermeyen anlamında. 'Malumat' araç olmaktan çıkıp. hiç du"Freud'un 'anal karakter'ini hatırla: 'Dışkı' ile. ona hizmet etmeyen bilgi kırıntılarıdır. inatçı. 'Komüntern'in beşinci kongdünya ile ilişkisi mülkiyet ve denetim üzerine kurulur.. Canlıların kendilerini tekrar tekrar yenileme kapasitelerinin farkında değildir. raksamadan. olanca çıplaklığı ile gözlemlenebildiğini. Okulda. dünyayla sevgi ile bütünleşmeyi öğrenmektir. yaşayan insanın gerçeği ile çakışmayan. "Ama malumat istifçileri için bu mümkün değildir. yaşama artık hiz- met edemeyen.. ' diye başlayan 'malumat'a sarıldoksan dokuzu." dedi.. örneğin. yani. sahtekârlığın. yaşanan gerçekle hiçbir ilişkisi olmayan. Barış Derneği üyesinin 'Çağının bedelini ödüyorsun sen' gibisinden. ' ya da 'Abdülhamid efendimiz. Bu bağlamda. kullanılıp insanın yaşamsal sürecinin dışına atılmış olanla haşır neşir olan. 'amaç' nedir?" diye sordum. örneğin Bolivar'ın ululanmasına kadar uzanı- yor. 'amaç'a dönüşüyordu. 'malumat' furyası. Kendisini güvencede hissedebilmek için elinde olana asılır." yerinde bir simge olduğunu düşündüm. "Anal-istifçi karakterin le bütünleşmesi söz konusu değildir.kiye'de" diyordu). Böyleleri -yani.

tanımı gereği eklektik 'malumat' edinme furyası içinde boacı veriyordu ona. aynı insanlar." dedi. en az otuz yıldır. biraz da edebiyat eleştirmenliği yapayım bari. bu 'facia'ya tanık olmak. "Gazete "Estağfurullah!" dedi Günay. Ukalalığım üzerindeyken kısmen içerikte farklılıklar taşısalar da. "Okumadım ama.mazlarsa yok olacaklarını sanırlar. sayfası yazı yazarlar. Hayatta kalmanın ancak yenilenme ile mümkün olduğunun bilincine bir türlü varılamadığı için. bir zamanlar la. haniyse fiziki bir Günay Rodoplu'yu izlerken. bizim sahamızda. gerektiğinde despot kesilirler. yılda bir kez. acı çeken hep oydu. eve daha bir yakındı. en az iki tam gazete Gençlerin. kıyorlar." layan ahkâmdan nefret ederdi. kanların onlar adına kinlenen. ğulmalarını hızlandırmaktan başka işe yaramayan hazin çırpınmalarına işaret ediyor. 12 Eylül sonrası romanlarında. İsa'ya duydukları aşkla.köhne gündemlerini yani 'mal'larını koruyabilmek için ellerinden geleni artlarına koymaz. biliyor musun aba?" "Nasıl. Tekin ve Altan. Türkiye'de otuz yıldır aynı gündemin dayatılmasının nedeni de budur . savaşan. "Eroğlu'nun 'Yarım Kalan Yürüyüş'ünü de okudum.. utanan. geçmişe. sevinen. bu bilgi olmuş ama artık posası kalmış kırıntılarına kaskatı yapışılır.Mesekonuda. doğaüstü bir şeylere tanık oluğum duy- gusundan hiçbir zaman kurtulamadım. Bence buna benzer bir şeydi Günay'ınki de. rahatladı Günay. bir Tevfik Fikret-Mehmet Akif meselesi vardır ki. " diye baş"Eroğlu." diye anlatmayı "Latife Tekin'in 'Gece Dersleri'ni henüz okuyamadım. biçimde ve ve dergilerde onunla ilgili eleştirileri okudum. canını yakıyor. onun acıları ile özdeşleşen rahibelerin avuçlarında çarmıha gerilen peygamberlerinin avuçlarındaki çivi dekleri gibi delikler açılabildiğini. sürdürüyordu Suat. esas itibariyle nasıl ba- . canım?" boşandığını biliyordum. Şimdi. gönülsüz. insanlarla öylesine özdeşleşiyordu ki. İstediği kadar 'koptuğunu' söylesin.

öyle konuşa"Evet! Her şey bir yana. statükocu edebiyata karşı durabilmiş bir iki Türk ya"Latife'yi daha okumadın." diye uyardı.lerini sandıklarını yazıyorlar. hükümet olmak için gerekli onayı. "eleştirideki edep ve adap yokluğu "Şöyle: Eğiliyor. SHP il başkanını yakalayıp. ABD." Hoş bir kelime oyunuydu doğrusu! zarından biri (diğeri. atalarının izinden gidiyor ama Kemal kadar kişilikli de olamıyor. ahlâklı olduğunu düşünüyorum. Tekin'in. canım. halktan şimdiden sağlama kaçınılmaz sonucu. bütünüyle namustur!'" gibi güldü. şimdi bu eleştirinin ebedîlikten de. nu haklı olarak söyleyeceksin. hırsını ondan almak gibi bir olanağım olmaaldığını düşünüp. Senin yaptığın gibi. Ama. malumatçılığın "SHP. İçinde. Baktıkları yerleri yeterince temiz tutamadıklarından olsa gerek. TÜSİAD onayının zorunluluğunun bilincinde gözüküyor. biraz da konusunun bunlardan yokluğundan geliyor. "Oku da. edeplilikten de yoksun olduğu"Sizin romanınız değil. ama." dedi ve ek- ledi "Ve 'Kelam. artık iğrendirici olmaya başladılar!" sükûnetle." diye açıklamaya çalıştı. hâlâ Tekin'e ilişkin eleştirideydi. bacak açılarının da dar olduğu anlaşılıyor. canım. Suat. kendi romanları. Kemal Tahir'di) olduğu düşüncesindeydi. Derin sulara girmeye başladığını fark etti. Yani. Bakış açılarının yanında. şaka etmişmiş . sözümona bizim romanımızı Tabii. iktidar olmak için. lım. olmaz mı?" "Sen beğeniyorsun?!" Rodoplu. yazan bu üçlü. baktıkları yerlere kendi kirliliklerini bulaştırıyorlar. "Herkes kendi romanını yazar. toparlandı. dönüyorlar ve bacaklarının arasından bakıp gördük- rastlarsan ne âlâ!" Duymadı. hak verirsin!" derken konu değiştirdi. Günay. benimseyebileceğin bir şeye "Yani." dedi. dığını da düşünürsen.

ışıkçının ışığından oyuncunun oyununa kadar çalıyorsun. İktisat terimiydi. İtalik konuşma "Şunu demek istiyorum: 'Namus' doğaüstü bir ahlâk kuralı değil. kare kare kopya ediyorsun. Türkiye'nin biricik Şener Şen'isin. "Ne günlere kaldık. Tevfik Fikret'sin. deneyimsiz. 1800'lerin ortasına gelindiğinde Osmanlının toplumsal de- . en kötüsü. durup durup Güney Amerika'ya benzemekten korkuyoruz!" başladı yine. kazanımmış gidimin bir sonucun." dedi Suat'a. te"Ne demek istediğini anlamıyorum. Ortaya çıkan bu hoşluğu TRT yayınlıyor. 'başarı' olarak sunulan pek çok gi"Çalmayı. Kaybeden kim? Toplum. Suat. 12 Eylül'den Beyaz Kitap'tan başka ne kalacak?" Bunları söylemedi. bu noktaya gelebilmek için toplumsal birikim gerekli. başlayacağız: namustan! Hotanto Cumhuriyeti! Tevekkeli değil. Zaman ziyanı. ikna olmuş. Günay'ın düşüncesini en çok etkileyen kavramlardan biriydi bu 'fır- neyi kaybettirdiğini sorguladığından. kostümcünün tasarımından kuaförün modeline. fırsat maliyeti çok yüksek!" sat maliyeti' kavramı. Ama. toplu- mun somut çıkarlarının dayattığı bir davranış biçimi." dedi. biriktirilen toplumsal deneyimi de iktidarın çıkarı doğrultusunda yorumlar ya. kopyayı şiddetle cezalandıran Batı toplumu bunu toplumun somut çıkarlarını korumak için yapar. yani. Ya da. aba. Savaş Dinçel'isin. namussuzluğun kolektif zarar verdiğini yıllar yılı sınamış. Hoş. ünleniyorsun. de ki. seyirci memnun. De ki. Hotanto Cumhuriyeti dediğim oydu. tabii. bir iletişim yöntemidir. Ertem Eğilmez in tecimsel siciline bir artı daha. dil bilmez Türk'ü kandırıp. kaynak ziyanı. ne de 'Âşık Oldum'. Çünkü. "Diyelim. ikna etmiş olmak lâzım. Hugo'dan 'Han-ı Yağma'yı çeviriyorsun. değil mi? En başından. resmi tarih. ne 'Han-ı Yağma' Türk edebiyatına bir katkı.rimden. 'Kırmızılı Kadın' denilen Amerikan filmini alıyorsun. neyimi kızların eğitilmesi zorunluluğunu dayattı ve kız okulları açıldı. birikimsiz toplum anlamında kul- landım. en temel kaziyeden. Türk sinemasına. "Hotantolular affetsin. rişimin ardındaki tuzağı görmeye yarardı. ben yazdım yapıp.

görecelikçi ahlâk sisteminden kurtulmalıyız! Uzun lafın kısası. bütünüyle de. her şeyden yorum. Kaldı ki. toplumsal biKaldı ki.Nitekim. toplumsal mutabakatla ilgisi olduğunu düşünüyorum. yani yalan söyleyecek. sahtekârlığı alt etmenin yolunun da. Sıradan bir merhaba harekâtı sıkıntılı bir . mesela. Her şeyden önce. demokrasiyle de ilgisi yok." "Toplum demokratik olmayınca böyle. Suat'cım. abacım. canım. öyle de oldu." namuslu bir kitaptır. Demokratik toplumlarda yalan özgürlüğüne de saygı göstermek zorundasın. Sen de. derse dönüştü!" "Çok kolaymış gibi söylüyorsunuz. Suat. ters düşebilir. Rodoplu. Yan faydaları da cabası. kendi gerçekliğinizi yazmalısınız. resmi tarihi. senin çıkarına. Nedeni de belli: Cumhuriyeti bembeyaz göstermek için kontrastı artırmak. abacım. (Ne yapacaksın yani? Han-ı Yağma'yı yasaklayamazsın ya!) Sahtekârlığı önlemek Hazreti Süleyman adaletinin geçerli olduğu totaliter rejimlerde belki de daha kolaydır. Abdülhamid Efendimizin kız çocuklarının okumasını isduk. Resmi Tarih her türlü ilerici hareketi Cumhuriyet Türkiyesi'ne atfetmek istiyor. gerçekleştirmek istediklerine set çekebilir ama Latife'nin kitabı kendi gerçeğini anlatan. bana öyle gelir ki. gerçek birden fazla. "Belki de tersine. Oysa. önce 'kelam'ın bütünüyle haysiyet olduğu bilincinden geçtiğini düşünüyatırımına demek istiyorum. Günay'dan "Haksız da değil. yani Osmanlıyı mümkün olduğu kadar karanlık tutmak lâzım." dedi. Uygulamalı namusun. İnas Rüştiyeleri 1858'de." dedi Suat'ın arkadaşı. Ne yapacak? Toplumun ğı meselesi yüz elli yıldır gündemden kalkamadı gitti." dedi. Atatürk iktidarından altmış-yetmiş sene önce açılmıştı. çıkarın derken duygusal linçle. kızcağız. sizler hiç hoşlanmadığını gözlerinden okuyordum. Kaybeden kim? Yine toplum. Çünkü kızların okumalarının gerekli olup olmadı- tediği biliniyor olsaydı. Ama. Günay da öyle hissetmişti. böyle bir deneyimi olduğunu yadsıyacak. saçma sapan itirazlardan çoktan kurtulmuş olur"Hayır.

yeniden. yine. Ne zamandır oradaydı. fırsat- çılığın. anlayış. Gözlerini." dedi kadına. Daha da hayretler içinde. Önyargılardan (şimdi artık 'içgüdülerim' diyorum) ürkmeyi öğretilmiştim. Adam yine kıpırdamadı. Günay’ın yüzüCevap vermek yerine. Belki de böylesi bir gülüşü becerebiliyor olması uyardı beni. Pardon!" yolları olduğunu biliyorum. "Hayır. bilmiyorum. çenesini masaya dayadı. Günay. köşe dönme iştiyakının dayattığı otosansür olduğunu düşünüyorünen genç adamı ben de gördüm. hoşgörü. "Buyurun?!" dedi. küçük bir çocuğun oyununa katılıyormuşçasına eğiltirdi. Öyle söylemiyorum. ne dikmiş. hayretler içinde kalmıştı. Sansürü alt etmenin rum. dünyanın en yürekli kitapları- nın ağır baskı dönemlerinde yazıldığını biliyorum. oyununa katılmasından büyük sevinç du- Özden'i hiç sevmedim. büyüğünün. Cevap da vermedi. "Buyurun!" di. Ama. Ne oldu. hatta muzır odaklaşmayı içselleştirdiği- ni hissediyordum! yan çocukların neşesine benzer. dupduru bir coşkuyla. En çok korkulması gereken sansürün. sadece gözleri gö- Günay'ın konuşmasını bitirmesini bekliyor olmalıydı.. "Buyurun?" dedi Günay. alabildiğine yumuşattığı "Kolay olduğunu söylemiyorum. su gibi gülüyordu adam. Konuşmuyor. hatta tuhaf bir şekilde af talep ediyor gibiydi. Günay. masanın önüne çömelmiş. Ama bir 'pozitivist'tim ben.. ama çömeldiği yerden kalkmadı. diye döndüm. Günay'a bir şey belli . Kendisine döndüğünü görünce boydan boya gülümsedi. Şafak etmememin nedeni de buydu. gözlerini adamın gözleriyle aynı hizaya geAdamın gözlerindeki haylaz.bir sesle. daha da sıcak gülümsedi adam.

söylediğinin sıradan bir iltifat olmadığının anlaşılması hayati bir gereklilikmişçesine ciddileşmiş. tek- . az ilerdeki büfeyi işaret etti. beni ihmal etme. Günay'ın yüzünün aydınlandığını. gözünde beliren ışıkları görmemezlik edemiyordum. "Üzdüler sizi!" Sövmemek için zor tuttum kendimi.olmuş gibi mahcup. buyurun artık!" dedi Rodoplu. beklemedik bir duyarlılıkla ödüllendirilmiş gibi duraladı. izin istediler. başını salladı. rine çakmış. benim olduğunu düşündüğüm bölümlerden birinden cümleler tekrarlıyordu. yanaklarının pembeleştiğini." dedi. Suat'ın gözden kaybolduğu yönü işaret etti. bunun Suat'ı son Genç çifti tehlikelerle dolu bir başka dünyaya uğurluyordu sanki. Kendisini büyük bir dikkatle izleyen adama döndü yine. bu hicri başımdan atabilmirem!. benim misafirlerim var" tonlamasıyla. "Buyurun." Adam. Suat ve "arkadaşı" çok özel bir iletişime istemeden kulak misafiri "Hadi. sesinin tonunu ayarlamıştı. Suat'a döndü. dudaklarının mutlu bir tebessümle yayıldığını görüyordum. Günay'ı üzmüş olmalarından dolayı duyduğu rar gülümsedi. Rodoplu'nun kitabında en çok "Hicrinle geceler yatabilmirem." dedi. sevdiğim." diyerek sımsıkı sarıldı. bekliyorum. Ne ki. kızgınlığı geçiştirmek istermiş gibi derin bir nefes aldı. "çok güzel bir oyundu "Seni özlüyorum. ama. "Sizi de ama. Kalabalığa karışmalarını." "Size hayranım. "Suat'a iyi bakın!" görüşü olacağını da bilmiyordu. Henüz.. Günay. Durakladı. Şafak Özden yekten. Gözlerini Günay'ın gözle"Kitaplarınıza hayranım. Sesinin tonundan bu defa kesin bir cevap istediği belliydi. haniyse." diyerek kadına da sarıldı. Suat ve arkadaşına. dolu gözlerle izledi. Şafak Özden.

Buz gibi suyu vardır. duraksadı. Ne ki. Günay şöyle bir süzdü.ve gür solcu bıyıkları.. değil mi?" diye ısrar ederken. sonradan." demesini beklemiyor"Bizim Mustafa'yla mı? Ben konuştum. Günay olduğu için cesaret edemez. Çok kötü oynadığını düşünüyordum "İmza gününe gelirsiniz. onaylarsa. "Sağolun. Diğeri. diye düşünüyordum.." dedi Şafak." uzandı. istediğini ne yapıp yapıp elde edenlerden olduğunu anlatıyordu.leydi. Yine de. Bir şeyin oturmadığına Günay da farkına varmış olmalıydı.. ucuzca takım elbisesi. Günay'ın onu üzmeyeceğine olan başını yana eğmiş. içeng?"' Rodoplu'nun kitabından bir başka cümAçık seçik bir çıkarma harekâtıydı. yemyeşil bir köydür. "Bizim de karşı tarafta kravatı. dum. kendisini. Tuhaf bir zafer sarhoşluğu içindeydi sanki bıyıklarını kulaklarına ." dedi Rodoplu. istediği verilmezse kalbi kırılacak çocuk güveni. Önünden "Sanki Cumhuriyet Kitap Kulübü daha mı az tecimsel?" diye fısıldadı.Madran Baba Dağı. gözlerin- deki kurnaz pırıltılardan anlıyordum. ilk fırsatta çıkarılıp atılacağı belli gevşek di." dedi. "ama buradan ayrılmam doğru olmaz şim". Günay. bunu. imzalatmak üzere uzattığı kitabı aldı. Olur mu?" "Olur. boyasız mokasen ayakkabıları. "'Bir kavecik yapam.... Cesaret edemez. Sümerbank'tı sanırım.'" art arda bir dolu cümle sıraladı. pekiyi. Çine Deresi geçer. niyetini keşfedebilmiş değildim ya da keşfedebildiğimi kondurmak istemiyordum. "Yayıncımla görüşeyim. "Fakülte mezunu esnaf. yerli yerine oturdu. Haklıydı. size sormamı söyledi. '". hemen hissetti. Şafak." dedi." yapmıştı. onun eteklerindeydi bizim köyümüz. kerhen giyilmiş frenkgömleğinin yukarı kıvrılmış yakaları. Beni yok saymasından. bir kitapçı dükkânımız var. değil mi? Sizi evinizden aldırırız.

kadar yayan bir gülüşle gülüyordu. len gözlerinin eski mahzunluğunu örtündüğünü gördüm. değil Şafak'ın estirdiği o kısacık bahar rüzgârı dağılıp gitti yüzünden. Günay. bana nispet yapmaya kalkışmadı. "Hayır. az önceki yazardan daha akıllıydı. mümkün kılmayacak kadar uzakta durdu. "Kendisi niye gelmedi?" ettim?" "Onun yerine ben geldim. "Fenamı. "Bu ülkede hesapsız bir davranışa rastlamak artık hayal oldu. arkadaşım?" İçini çekti." diyerek boynunu büktü yine. Ona sarılmamı ister gibi yaklaştı." demek zorunda kaldı. Ne ki. Gü- . mi.

Ne "organik aydınlar" dediği kendi sınıfı. Suat'ı da "işçi" sınıfına tahsis edip." dediği Suat'ın temsil ettiği sınıfla "İtalik nutuklardan yoruldum. bu "sınıf" sözcüğünün lardı.III Yalnızlığının ne denli yoğun ve tüketici olduğuna o gün bir kez daha tanık oldum. Örneğin. canım!" dedi. Günay Rodoplu derken. "bilgi" birliğinden söz içinin boşaldığını fark etmeye başladığımı kendime itiraf ettiğim zaman- diğim gibi. Rodoplu. o dönem benim de. hangi "sınıf 'a oturtacağımı bilmetemi de düzenle-yemiyordum artık. Günün sonunda gerçekten de gözle görünür biçimde Şunu da söylemeliyim ki. davasından hapis yatmamış erkek yok. işlevsel bir dosyalama sis- . özdeşleşebiliyordu. ne de "Ailede kan solmuştu.

dinlerin de üstünde. kendi demesiyle. Bunun ne demeye geldiğini çok sonraları. Günay'ın transandantal mutsuz- luğunun nedenleri. Yucatanlı bir Kızıl- derili’nin analık bilgisinin. Sahici devrimciler yepyeni bir sınıf oluşturacaköfke ve uykusuz gecelerden sonra anlayacaktım. böylesi bir ittifakın da ölü doğmuş olduğundan kuşkum yoktu. Bir an. Gelecelerin. siyasi parti- Modern matematikteki." diyordu. insanları. "birebir örten fonksiyon" kavramını hatırla"İki kümenin elemanlarının birebir eşlemesi gibi. Müslümanların şirk bilgisi birbirlerini örtecek. pek çok tartışma. Suat kümesilerle eşleştiğini tahmin edebiliyordum. Suat'ınkinden o kadar farklıydı ki. ğin "sınıfları"nın. "Ben buradan Ziya'ya gidiyordum. "ama ondan lar!" daha önce Marksistlerin yabancılaşma bilgisi ile. meslek odalarının. (beyhudeydi çünkü havadan sudan konuşmasını becere- . Bütün beyhudelimez. nasıl olursa ol- ğine rağmen. loncaların. farklı bir dünyada dinlenmek isteğini anlıyordum. "zorla kendilerini bir biçimde Böyle bir günün sonunda. o örgütlenmelerde de yer alan. iki dakikacık için bile olsa. bunların ötesindeki bir "bilgi"yi. Ancak.etmenin belki de daha doğru olduğunu söylüyor. nin hangi elemanlarının (ve kaç tanesinin!) Rodoplu'nun kümesindekidaha uygun olacağını düşündüm. Haymanalı Hatice'nin deneyimini birebir örtüyor olması. suçlama. "mutsuzların ittifakı" gibi bir tanımlamanın mada. ama. "kadınlık bilgisi". "Gelir misin?" Gelmeyeceğimi biliyordu. birebir bir eşleşmeden asla söz edilemezdi." dedi muzip muzip. sendikaların. Ne ki. "erdem bilgisi" gibi tanımlamalar atıyordu ortaya. O gün için. tıyor. "yoksulluk bilgisi". "insanın 'özüne' ilişkin bilgiyi" paylaşanlardan oluşacağını düşünüyordu. kendiliğinden ve kaçınılmaz bilgi birlikleri oluşturacak ve biz bunu haberleşme teknolojisine borçlu olacağız. hiç değilse bu aşa- sun.

kollarını kaldırdı. Muhayyel birinin altına yatan gene-kadını oldu. Fatma. "sanatçılar" ve o sırada "birlikte" oldukları kadınlar ve erkekler demekti. başarı ihtimali çok düşük Uzun bir yürüyüş yapmasını yeğlerdim. Buluşmaya dü. ki bu. "Ne yapıyor bu kadın?" demeye kalmanaklarının içinden pislik çıkarıyormuş gibi yapmaya koyuldu. az sonra kendilerini" kaçırırdı) Ziya Bar'a gitmesinin nedeni buydu. Günay. Gözlerini büyük bir dikkatle yaptığı işin üzerinde tutuyordu. Günay. bireyle çakışmayan. görünmeyi iş edindiği bir işletmeydi. yürükasına sarkıttı. sonra yavaşça kaykıldı. Demet'i arkasından gördü. Bu üslup. kalabalık. üsluba uyarladığını söylerdi. narçiçeği ojeli tırdaha kazındı. Tanıdık simaların arasından. hatta Türkiye'nin. insanın bütün enerjisini tüketen güçlü bir gönül gözü. Kalabalığın bireyi "stilize" ettiğini. hayretle seyreden . yani evindeki üslu"Kalabalıkla tanıştığım insanların davranışlarını ciddiye almamayı bundan ayrıydı. Ortaklar Caddesi'nin sonunda mini saptayan "herkes"in. bireyin sahici. "Hangi kırda?" diye sordu. Bu bağlamda." demişti. göbeğini çıkardı. bozulmuş çizgileri aslına dönüştürmek. yumuk beyaz ellerini bitiştirdi. tatlarını ve tabii. Ama kalabalıkların insanı değildi.bağlayacak konulara çeker. stilize edilmiş figürlerden bireyin bir çaba gerektiriyor!" ayrıldık. "Ne ki. bacaklarını ayırdı. kültürel günde- söz verdiği insanların masasını arandı. Günay'a. görmemezliğe gelerek süzüldü. başını sandalyesinin ar- dan. Ga- O günlerin Ziya Bar'ı İstanbul'un. taze manikürlü. "Sus. belki de kendisini hiçbir zaman Amerikan barda "zarafetle tünemiş göremediğinden" çekingen bir hali vardı. ani bir hareketle. Haklıydı. rip bir şekilde taşralı. önceden belirlenmiş bir üstünü örten bir spekülasyondan ibaretti. gerçekliğini çıkarsamak. bekle!" işareti çaktı. onun gerçekliğinin öğrendim. Bir süre Hemen aynı anda Demet. bir gün.

ah. korkuyorum! Hayat zor korkuyorum!" tırmandı. sayın yazarımız?" "Erkekler 'korkma' dedikleri zaman. "Ah. ileri geri Tekrar fırladı. ah. oşh!" dı. sonra birden yerinden fırlasallanmaya başladı. berbat bir şarkı söylemeye başladı. yığıldı kaldı.. adam. gülmeye başladılar. boşalttığı sandalyenin üzerine kapaklandı. büyük bir umursamazlıkla tırnaklarının arasını temizlemeyi sürdürdü. bambaşka bir ses tonuy"Korkmaymış! Bir yandan kadını. ileri geri. yine erkek oldu. yeniden sandalyeye oturdu. "Erkekler!" dedi. tüysüz dizlerini Bir yandan "arabesk" inlemesini sürdürüyor. göbeğini biraz daha çıkardı. . yerine oturan Demet. Günay'ın gözlerinin içine bakarak. 'korkup da beni seni anlamaya "Öyledir. Gözleri önündeki rakı bardağına dikili kaldı. kaykıldı. korkuyorum. nefes nefese debelenmeye koyuldu. karının zaten hayatı kaymış. Bu kez de.." dedi. Doğrulurken. Demet az daha kaykıldı. erkeği taklit ediyordu. bir yandan da 'Gorhma! Gorhma! Ulan. eteği baldırlarına "Hayat zor. "Caanımmm! Hoşgeldin!" Kocaman dişlerini göstere göstere güldü. oşh. Dili dolaşıyordu." yumruk ettiği elini diğerinin avu- cuna vurdu. bir yandan da müşteri"Hayat zor. elinin tersiyle bıyıklarını siliyordu. Aynı sözleri birkaç defa tekrarladı..daha bir ayırdı. "Gorhma! Gorhma! Gorhma!" Az sonra hızla boşaldı. Fatma çekildi. masadakiler boğulur gibi "Eşşoğlu eşşek." si olacak adamı. kadının üzerine Gerçekten de olağanüstü bir gösteriydi. "Bencil yaratıklar!" yavşak bir kahkaha attı. hıyar!'" Günay'ın orada olduğunu fark etti. Hayat zor korkuyorum. kötü kötü süzüyordu. ah. zorlama' demek isterler! Öyle değil mi. Bir daha fırladı.. yanında yer açtı. la. senden mi korkacak. lagarlığından içine fenalıklar basmış gibi." dedi.

yine de onlarsız olmuyor!" Öbür yanında oturan ressam Ah"Hadi." diye tısladı. Fatma'nın akranıydı. isteksiz kavalyesine döndü. kalçasını abartılı bir beğeniyle tarttı. Tabii. hışımla döndü. " diye söze girdi. siz. Ahmet'e. fıstık!" dedi. erkek olması nedeniyle bu. Birilerinin görüp de. göz kırptı. "idare ede- .met'e döndü. çevreye alelacele bir göz attı. "rahatsız oluyorsan. ta çok şeyi aşmış. çeker gidersin. Fatma'nın yüzünün kızardığını. "Fıstık gibisin. özgür bir kadın olduğunu ilân ediyordu. Masanın dördüncü müşterisi. Günay’ın düşüncelerini okuduğunu hissetti. Kullandığı kelimenin bir tür parola olduğunu düşündü Günay. "Ama. lıydı. Hayat"Hadi." demek istiyordu.. takıldığı için eski sevgilileri tarafından sübyancılıkla suçlanırdı. Doğur"Ama önce işemem lâzım!" duğum veletten emir alacak değilim!" Meseleyi halletmişti. anne. çok önemli bir iltifattı olmalıydı. gerçek güzellikten anladığı için. Mesleği icabı. Yanağından bir makas aldı "Pek de naziktir!" Ahmet telaşlandı. Günay.. o zamanlar böyle değildim!" Hantallaşan bedenini üzüntüyle süzdü. dengi sayılmıyordu. beni götür. kalk dans edelim! Ben bir zamanlar Caddebostan Gazino- su’nda dans kraliçesi seçilmiştim. keyifle kıkırdadığını gördü. "Yakışıklı Ahmet bu kart karıya mı kaldı?" demelerinden çekiniyor olmaceğiz artık. Fatma'nın. Fatma. ama. En az yarı yaşındaki hayranlarına ki bunlar genellikle akademiden öğrencileri olurlardı." dedi. Aslı'ydı. "dans edemeyecek kadar sarhoşsunuz" diyeceğini anlamış "Bana bak. "Ama. Ressam Ahmet.

kollarını boynuna "I know what is to be young. "Kimseyi rahatsız et- olduğunu düşündü Rodoplu." "Meşrutiyet Zamparası" dediği bu tiplerin." miyor!" "Buyurun. "Bir saatten sonra bu hep "Bir şey yaptığı yok. O da şimdi evlenip Annesinin içiyor olmasına sebep olmuş olmak düşüncesine isyan etti "Aman. Bunu Aslı'dan yana söylemişti. sardı. giz'i sevmiyor!" ler gibi değilim!" tahlilde kendilerinin hazırladıkları mutsuz "sonlarını" yüzlerine vuruyordu. Aslı'nın arkasına dolandı." dedi Demet. Gençliğin acımasızlığı. arkalarından. masadakileri istifafla süzdü." diye sıkıntıyla mırıldandı çocuk. yapmacık bir hareketle eğildi.. Aslı'nın. "Orson Welles'in o sıklar pek beğenilen şarkısını tekrarlıyordu. Küçücük yüzünü kaldırdı. şefkatten nasibini alma- "Ah. yerinden kalktı. Fatma'ya döndü. Ahmet. caaanım.mış tavırlarına oldum olası içerlerdi Günay. rakı nefesinden kaçınmaya çalıştığını görüyordu. böyle oluyor. işareti alan Demet. diye düşündü Rodoplu. yavrum. ben siz"Çok da çekti. Yaşlarını. çocuğu rahat ettirme gayretinin hoş "Çok çekti bu güzel Aslı’yı büyütünceye kadar." diyerek arka çıktı Tülin. Demet Abla! Ben evlendiğim için üzülmüyor ki annem! Cen"Yaaa? Neden?" "Tutucuymuş!" dedi Aslı.. öfke dolu bu küçümsemeyle." genç kız. but you don 't know what is to be old. gözlerini kaçırdı. Kızın isyankâr yüzünü kendisine döndürmeye çabaladı. sultanım. Nasıl ters bakmış olabileceğini görebiliyorum. Demet. son "Ben onu söylemek istememiştim. gidiyor diye çok üzülüyor. . "Ama." dedi. Günay.

Barın etrafına yığılmış insanların yarısı (diğer yarısı 'entel'leri seyretmeye gelmiş. bir bardak rakının şişe fiyatına satıldığı bir yerde. eli para tutan esnaftı. yani. bilincine varan kadın. okumasam da bir kitap! İnsan kalkıp bir duş almak bi!" istemez mi? Mümkün değil! Annemle Filiz uyanmasınlar diye. Demet. bu sürekli aşağı- . iyi yürekli Tülin. genç kıza yönelikmiş gibi başlayan duygudaşlık gösterisi"Erkeksiz kadının efendice yaşlanması gittikçe zorlaşıyor. Ziya'ya yüzbinleri kimse kimseyi evine davet etmez. "Ne garip. "Ne oldu senin ev durumun?" ğini yaşıyor adeta! Çocukların yetimhaneye uğrayan her çocuk geldim. "birlikte" oldukları ki. en basit medeni ihtiyacım. Ama." dedi. "Kanepede yatmaya berdevam. bir sigara tablası. kadının kendi özlemlerinin ifadesine dönüştüğünü izledi. hâlâ bir yatağım yok! Yani. 'anne!' diye sarılmaları gibi. inşallah!" "Sen elbette bizim gibi değilsin. Aslı'nın yanağını okşadı. yetmiş iki parça- diye açıkladı. çok güzeldi! Ah darısı başıma!" nin tıkandığını. Aralarında. Rodoplu." diye dü- şündü Günay. sahici. lık bir porselen takım almıştı. Kırkıma larımın ucuna basa basa giriyorum. Musluk bile açamıyorum. "Sen "Fatma'nın kızdığı. erkeğin iktidar sahasının demek istiyorum. sokağın. bunların evcilik oynar gibi ev düzenlemeleri!" "Şeekerrr! Bu da. üzerinde bir lamba. kızım.çok daha iyi olacaksın. ne bileyim. eve ayakZiya Bar gibi. gündelik yaşamayanlar sayılıydı. Belki de bu nedenle Garih burjuvazisi buraya uğramazdı) veresiye içerler. ayol! Başucumda bir komodin. öyleydi. Çocuk gibir konuşmanın sahiciliğine burayı mesken edinmeyenlerin inanmaları güçtü. böyle "Hiç sorma!" dedi. Üzeyir bulan borç takarlardı. biz de erkeklere sarılıyoruz!" Konuyu değiştirmek istedi. Demet. her şeyi olsun istiyor! Geçen gün. küçücük yaşında yetim kalmış çocuğun paniesirgemeciye. bir kitap! Okusam da.

sırt çe"Hamilesin. karıların gölgelerine mi sığınıyorlar?" "Eşitlik. değil mi?" dedi." "Ne kahramanlık. bu olguyu. eleştiri özgürlüğü değil.' dedi. kayınvalideli. 'Ben kendi bebeğime kendim bakarım!'" Birkaç gece önce birlikte seyrettiğimiz bir filmi italik'liyordum. kadınlara hiç benzemeyen mütevazı eşlerini. kızım. Hemen anladı. kadın haklarının ların kadınlara cinsel ilişki özgürlüğü veriyor olmasına bağlıyor. Elie. düşünce özgürlüğü değil. "Gerçekten de bir tür. 'seninle evlenmek durumundayım!' 'Hiç de değilsin!' dedi." diye omuz silkip. değil. düşman . "Ben sana kızlığımı verdim. 'cinsel' özgürlük? Neden. Elie 'ye. öyle yapmak lâzım. en ateşli savunucularıydı. cinsel özgürlük? Neden." erkeği sorumluluktan azat ediyor olmasının payını sorguluyordu. borçlu olmakla. bir dönmemin. işe ölümün kimin işine ve neden yarayabi- leceğini saptayarak başlamazlar mı? Galiba. Ne ki. değil! Pazar ahlâkı! Ceplerine bombalar yerleştirip. Eşlerinin buralarda görüldükleri de vaki değildi. "Ne oluyor. Jimmy. Bu tür olguları çözümlemek için Agatha Christie yöntemi dediği basit "Bir cinayeti çözmek için. bu insanlar. dersin? Erkişiler. virmek arasında yaşamsal bir fark yok muydu? "Beden senin. istemeseydin vermezdin.layıp. bu olgunun karargâhına dalan bir özgürlük savaşçısı ile eşitlenebilir mi insan?" "Hayır. yiğit Kadının cinsel özgürlüğünün hızla kabul edilmesinde. neden bu memlekette en hızlı yayılan ve kabul gören özgürlük. terk ettikleri demekti. bir homoseksüelin ekrana çıkma hakkı. 'Gorkhma! Gorkhma!' oynanıyor. inanç özgürlüğü değil de. söz konusu hak"Düşünsene. ikmale kalmış çocuklu yaşamlarını paylaşmazlardı. Günay." diyordu." diye ağlayan bir genç kadına. bir sıkma başın ekrana çıkma hakkından önce geliyor?" bir yöntem de öneriyordu. baldızlı. 'Günay'cım!" "Mümkün değil!" "Hayır.

" diye anlatmıştı Demet."Aaaa! Hiç çekemem!" diye evlenmediği yeni "boy friend"iydi) çiyor. bu içkisi! Sabahleyin beşte yatıyor. ne diyelim. Demet'e çok borçlanmıştı. adam güvenceye kavuşade etmiş. Allah mesut etsin. Aksaray gibi yerde." ğa" dayanamamıştı. Bazen iki milyon kazanıyor. "görsem ne olacak" tonlamasıyla. ama. Annesinin evinde bunca zamandır oturmuş. Senin Metin gibi işte." dedi Tülin. bir mutfağımsı aralık. Bakıma ihtiyacı var. Ayrıca Bilsak'ta ders veriyordu. İstan- hasta. yok. Metin ona cazip geliyor. Testiyi kıran ile suya gidenin bir tutulması. Bir ev bulabilseydik!" "Çok da pahalı kardeşim. . bir de tuvalet. adalet duygusunu rencigazetecisinden yazarına kadar. o da yatmadan önce yemek yiyor. Bir çocuğu var." hak verdi. Demet'in. Kadın sınıf atlayacak. cak. bazen de üç yüz binle ayı kapatıyordu. Kazancı yerinde ama düzensizdi. evlenecek. canım. TRT için senaryo yazıyordu. herkesin gözü üstünde. "Parayı kurtarmak için adamla evlenmem gerekecek!" "Yine içiyor mu?" "Çok! Çok da şeker bir adam. Günay." "Yok. "aczin çelebiliğe dönüştüğü noktada arsız arsız sırıtan haksızlı"Yapma. Ay dediğin göz açıp kapayıncaya kadar geİyiydi. Aydın bir adam. tabii. Devamlı bir işi yok. Günde bir defa. "Nasıl. Tabii. Tülin. Evlenmek zorunda. Doktor bir kadın. "Yok. kardeşim. Metin nasıl? Görüyor musun?" "Ama evlenecek o kadınla. canım!" "Hiç görmüyorum. Tülin. Bu kadın da tam ona göre. Daha ne? İkisi için de iyi. "Allah mesut etsinmiş! Ne mesut edecek! "E. Savaş?" "Savaş'ın evi de hap gibi. bre!" diye patladı. "Bir oda. (Savaş. Cezasını versin!" bul'da kocaman bir çevre. ne yapalım?" dedi. Ellisine geldi.

Tülin. sosyalizm. hastalık yaşamı aksatmasın! Ne sadakat. tabii de! Ama. yine. kendisinden neflar öyle demişlerdi) uyuşturuculara dadandı. Tanıdığında müflisti. Hayretle yüzüne baktım. Metin'le on yıl beraber oturmuştu Tülin. Tülin. canım? İhanetin acısı sıradan insanlarda farklı mı daha değerli bir şey verebilir mi? Brütüs'ün Sezar'da. Bir de. yaşam yoldaşlığından daha önemli olabilir mi? Biri parça. İçtiği zaman çekemiyordum. "E." dedi. Gücüme giden emanete hıya- net. Karısı Almanya'da otururdu. "ama. kalbini kırmak "Gücüme giden bunların hiçbiri değil. Tülin'le Metin evlenmemişlerdi. Günay. sen. Babasına duyduğu öfke sonucu (psikologayrılmayan. çünkü evliydi adam. ev terk edilecek ki. ya! Tam annene kanser teşhisi konmuşken." dedi. "Tülin inancını vermişti ona. ya da son zamanlarda Oprea'nın Çavuşesku'da açtığını düşün- oluyor? Siyasi yoldaşlık. doğrusu. kendisinden büyüktü. bu!" son zamanlarda. artık ben de çekemiyordum "Doktor hanım çeksin bakalım." "Öyle. İnsan insana inancından düğüm gibi bir yara olmalı. Tedavi süresince yanından istemediğini söylüyordu.lim!" "Bir şey yapacağımız yok. öteki bütün değil mi?" "Öyle." dedi Demet. . Tülin'inki. falan! Alçaklıktır. Tülin’di. hiç değilse kınamayı bile- larının tümüne yakın bölümünü ödemişti kadın. ne vefa! Sonra da. iş-ev-hastane arasında perperişanken. rahmetlinin doktoru ile belden aşağı pazarlığa girilecek! Yetmeyecek. belli değilken. Elemanları birebir örtüşen kümeleri daha iyi anlıyordum." dedi. yaşayacak mı yaşa- mayacak mı. Stalin'in Kautsky'de. ciddiydi! "Neden şaşırdın. insancıl değerler. borç- ret eden bir kızı vardı adamın." diye mırıldandı.

Binbaşı. şının Sıkıyönetim'de çok önemli bir yerde (öyle olmalıydı. çok eski bir mahalle arkada- bile silahlıydı) olduğunu keşfetmişti. Metin de o noktadaydı. Suat'ı işkenceden kurtarmakta yardımcı olabileceğini umuyordu. etti. Dostluğu ilerletmeye. Böyle bir kepazeliği neden kendi ağzıyla itiraf ettiğini anlamayıp "Et kafalılar. Suat bunu hiç bilmedi. Alman'dır!" cını hissettikleri için. kendisi Aşkın sihirini. askerlere ilişkin tüm düşüncelerini de açıkladı. "zindancıların şefaatine sığınmak" gibi bir aşağılanmaktan koÇoluklu. Ben. her ikisini de yaptı. Metin'i işaret etti. ahlâk düşkünü takımından" damgasını yemekti. Madam Maria Tektaş Stein'dır.. Rodoplu. Sıra Tülin'e gelince." dedi. "Çeksin. adam sivilken Suat'ın yakalandığı günlerdeydi. bu "hoş tutma" gayretlerinden bir tanesi de Koço'da. anlamsız. tabii. Tülin.. Metin. yüreği mangallaştıran. Robert Kolej'de de. biz o kadar hazırlıksızdık ki. "O mu? 0 benim eşim değil!. Bazı sarhoşların. Ama birkaç yıl önce." dedi. Uzun. Günay. Ne ki. tükürür gibi. Kalabalık bir gruptuk. sakin sakin dururken. Günay. onu). sevgilinin yanlışlarına sonsuz bahaneler bulduran gönül zenginliğini elbette unutmuş değildi. orada. Günay. Güvenini. İşte. durduramadık onu. Metin'in yüzünde. ." diye saygı duyabilirim. iki kişi olarak afallayan Binbaşı'ya." dedi. kendilerini göstermek ihtiya"Ne bakıyorsunuz bana öyle?" diye bağırdı. Koço'daki bir yemeği daha iyi hatırlıyordu. yitirmenin en kolay yolu. sarhoş bir gülümseme belirdi. hukuk doktorası yapıyordum. Ona da saygı duyuyor- . Ne de olsa otuz yaşında kadın. Size. "Yalan mı. Binbaşı'yı hoş tutmaya çalıştı (Yeri gelmişken belirteyim. dolayısıyla rudu. rezalet çıkardıkları bir an vardır. bakalım. "Eşi. hepimizi teker teker tanıştırıyordu. ne lin'le. Metin'in de davet edildiği bir yemekti. bir tane vardı. faşistler! Ama. yaptı.kırk beş vardı. hepsi öyle değil. dum. Tüolası yardımını. Sorbonne'da da. çocuklu mazbut bir adamdı. söylüyorum?" "Benim eşim. "sol ağzı ile konuşan.

Sonra bir erkek sesi duyuldu. iyi. matrak matrak gülümsedi. ablam be"Serseri bu." dedi. Tülin. Taksim'de. hayretle dönen Günay'a. Şimdi. izin istedi.. adı Cüneyt. bitti. Tülin'in aşk hayatını sorgularken buldu. üstelik içmediği. Gorhma! Gorhma! Gorhma!" Demet dememişler?" "AYŞE BU!" Tam bu anda." diye düşünürken. . "Vallahi. bu havadisten çok hoşnut kalmış gibi kıkır kıkırdı. "Vallahi tatlı kaçık!" "Boşuna 'Beyaz Dizi' nim!. "size bir şey söyleyeyim mi. Demet'i." "Elimi tutuyor. Birileri bağırıp çağırıyorlardı. Gezi'de oturuyoruz. Kendisi de inanmıyormuş gibi yemin etti yine. Her türlü yardım olasılığı da onunla birlikte gitti. be!" dedi. kolsa kol. genç olduğu için daha da iyi. ciddiyim!" Yine güldü. Ayırdım. tekrar masadakilere döndüğünde. Tülin. işte. aniden "Hayat zor. Metin bundan fazla bir Demet. Binbaşı. Günay. "İyi. "Ne münasebetsizlik. mikrofondan yankılandı. Düşüncelerinden sıyrılıp.devam etmeye çalışıyordu ki. bakıyorum." "Vallahi!" "Ciddi misin?" "Vallahi!" dedi.." Ayşe'nin sigara ve alkolün mah"Bu emele bu gönül nasıl ersin!" vettiği sesi. kalktı. "Her emelim her arzum yine sensin. Cüneyt'e. herkesi şaşırtan bir açıklama yaptı. şey vermiyordu ki!" "Herhalde!" geriye attı kendini. bakıyorum. başka şeyse başka şey. çocuklar. insanın kendisini kadın hissetmesi hiç de o kadar zor değilmiş meğer! Ben cinsellikle dostluğu karıştırırmışım.. "Şimdi genç bir delikanlı var. else el. büyük bir gürültü koptu. peçetesini katladı. korkuyorum! Hayat zor korkuyorum! Gorhma.

be! Hangi üç kuruş?!" diye haykırdı. kolyeli adamın yakasına yapışmak için "Dağdan gelip bağdakini kovacaksınız. Kalabalığın gürül- lamaya. Aslı. göbekli. Az sonra. makyajı sıvaşmış kadına şöyle bir bakıyor. Rodoplu. adam. sonra da Yüzü kızarmıştı. Yol açanlar. be!" kuruşu. canım sen. Arnavutköy'ün bir zamanlar "Yeter be!" diye bağırdı. hırt! Bırak! "YILLARCA çektim. Arkalarından gelen. kalabalığın üstünden annesini görmeye çabaladı. Demet yetişti. Ahmet'e yaslanmış. it! Bütün gece oraya ayı gibi dikilip hangi fıstığı yatağa atacam diye beklersin! Allah'ın kırosu! Bir gün karını be! Randevuevi! Pezevenk! Bak. Demet. "Otur. niçin?" "Milleti rahatsız etmeye ne hakkın var. senin gibi müşteri olmaz olsun. kendilerinden sorulduğunu hatırlıyordu. Fatma’nın. tümüyle silmişti." her gece. zıp"Şeekerr! Bu tangoyu da çok sever!" dedi. bırak şunu!" tüsü izleyen bağrışmayı bastırdı. değil mi?" kendiişlerine dönüyorlardı. "Mağara adamı! Kıro!" Fişten çekilmiş olmalıydı. "Ne üç Üç kuruş değil mi. kötü kötü baktı. seninle mi uğraşacağız! Çıldırmış gibiydi. senin aşkını. gözleri parlıyor. Amerikan Kız Koleji mezunu olduğunu. tamam!" Anlaşılan mikrofonu elinden almaya çalışıyordu. şu masalara! Bu gece kim kimi düzecek- . Fatma." dedi Günay. be?! Hay."Tamam. belirdi. yok bir şey. "Kerhaneci! Burası kerhane ten başka ne konuşuluyor? İkiyüzlü. Kıroluk suçlaması salon adamı cilasını "Kaldıramıyorsan içme! Her gece. hemen hepsinin gördüklerini kay- uzanıyordu ki. "Bırak be!" "Anne!" Aslı dehşet içinde fırladı yerinden. "Bırak be. dudakları titriyordu. dedemeyecek kadar içkili olduklarını fark etti. aniden sustu mikrofon. gözle görünür biçimde titriyordu Fatma.

Bu 'enteller'in ne zaman ittifak yapacaklarının belli olmadığını. son tahlilde haklıydı. ihtiyacını giderdiğini anlattığını hatırlattı. sanki. "Çok benziyor. "Aydınlar olarak. hiçbir şey söylemeden uzun uzun etrafına bakınmıştı. inanır mısın." gözlerinde korku gördüm. özerk." "Ne dayanışma. öyle değil mi. artık kalkalım. "Meğer. Fatma. herkesin içinde. aksi halde işin içinden çıkılamazdı. hâlâ söküyor?" özgü niteliklerle donatılmış sanıyoruz ya kendimizi. sarhoş!" Yusuf. değil mi?" indirip. biz başka. be!" diyerek döndü. kendisine hâkim oldu "Yusuf Bey! Kendinize gelsenize. bu tür barların da 'reza- let ruhsatı' almış olmalarının gerektiğini düşündüğümü söyledim. yacağını hesaplıyordu sanki. pezevenk!" Ahmet araya girdi. yarın iş günü.getir de görelim! Yooo. çevrede izleyenlere pis pis sırıttı. bunun müessesesi için hiç de iyi olmaSadece 'biz'im değil. Adam." dedi. Tülin'in "Çocuklar. ahlâk anlayışımızı dayatan biziz. Ona rağmen. eğer yaparlarsa. bağımsız. Ünlü bir kadın öykü yazarımızın. duraladı adam. "Toprağın bol olsun. Haydi. külotunu "Espri de corps!" dedim. değil mi? Söyle. iş yapmak istiyorlarsa." diye anlattı Günay. emreder gibiydi. her türlü rezaleti olmamış gibi yapmakla yükümlüydü. sun ki. siz! Ağzınızdan çıkanı kulağınız "Üst sınıf numarası çektim. "Yapma Abi! Görüyorsun işte. bir adım attı. kendimize ama altta kalmak da istemedi. oradaki herkes. artık dayanamayacakmış da patlatacakmış gibi." uyarılarına . "Biliyor mu"Camideki gibi mi?" diye sordum. Gramsci usta!" aldırmamış. Adam. acı acı. "Kadına bak. olmaz! Sizin karılarınız başka. yatağa atmadık diye bozulurmuş!" duysun!" Rodoplu’nun sesi buz gibiydi. orada. "Şu farkla ki. Müşterilerden en köylü komisine kadar. terbiyesizlik ruhsatımız var.

Olayları hatırlamaya çalışıyor gibiydi. o herif istediği zaman değil!" yoktur. Ahmet'in kızardığını gördü Günay. içki neAhmet'in sesindeki yumuşaklıktan etkilenmiş olmalıydı. onu da beceremez." bir Napoleon var evde!" Aslı." "Doğru. Ressam. Demet ve Fatma ile birincisine yürüdü." dedi Ahmet. orada devam edelim. Tülin ile Günay kaldırımda onların hareket etmesini beklediler. masaya yumruğunu vurdu. Birden. "Kadın pistte ba- Kapıya doğru "yürümedi. "Bir rakı daha istiyorum!" "Boşver Fatma'cım. Ahmet." dedi. durdu. Buradan ben istedi"Kahve içemez. caklarımın arasına saldırdı." dedi. Ağlamak üzere olan küçük bir kıza benziyordu şimdi. yüzünü buruşturarak." büküldü kadının. be!" "O kadarını da kaldıramam. Ahmet." dedi. ğim zaman kalkarım. Demet. sının hayra alamet olabileceğini düşündü. Hadi. süründü" kafile. "Hani sana gidiliyordu?" "Evlerine gidiyorlar. ben de nefis bir konyak ikram ederim. "Rakı istiyorum. Utanan bir Meşrutiyet zampara- . "Adresi biliyorlar mı?" diye sordu Günay. öfkeyle. "Uykusu kaçar. bize gidelim. "Hadi. heyecanlandı. İki taksi çevrildi. hanımlar. dudakları "Kahve içmem!" diye sızlandı. "Bu kadının gecede bir saat uykusu ya vardır. ya "Öyleyse. kahve. Tülin. Kahve içerse. Taksi hareket etti ama Ahmet hâlâ onlarla beraberdi." dedi. nefis ye istersek.

sızmaya benzer bir uykudan sonra. Gün ışığı ile Bâtıni. güneşle uyan- dı. sağlamaktı. gelir. daha da erken harekete geçerdi gün ışığı. vakti geldiğinde o utandığı zamanlarda telaşlanır. Bunu en geç saat dokuzda bitirecek şekilde zamanlardı kendisini. adeta Şamanistik.IV Ertesi sabah. kendisinden Amacı. Günay'la mümkün olduğundan hızla hesaplaşmak. ağır. Günay Rodoplu'yu en geç saat dokuzdan . Bütün bunlar. arıtmak. kerterizini onarmak. Kötülüğe bulaştığını hissettiği. Edilgen bir ilişki değildi bu. bizler için. Günay'ın onu aramasını gerektirmezdi. dürterdi Günay'ı. bir ilişkisi vardı: "Vicdanı" olduğunu söylerdi. yaralarını iyileştirmek. bulur. Hiç ışık sızdırmayan bir odada da olsa. yeni güne barışık başlamasını itibaren arayabileceğimiz anlamına geliyordu.

ya onlar" meselesi haline geldiğini söyleyen kendisiydi. alabil- gözden geçirdi. çok şükür!) Fatma'nın cinnet diğine müsrif bir toplumdan savrulan artıklardı. Hangi yurt. oturdu." dedi. Bilemiyordu. "ama bu sen değilİtiraf etmiyordu ama yüreğindeki ağırlığın önemli bir bölümü dünkü "Hadi. "Bir yurttaş aranıyor. vazgeçmiş değildi. savrulan. Tiksinti çağrıştıran bir duygudan başka bir şey saptaya- Yattığı yerde. Ziya Bar'dan arta kalanları Bir an. Bir Her şafağın iki yüz bin taze mezarın üzerine doğduğunu. Kalktı. imza gününden. bağlı galiba. kendi görüntüsüne. "Hangi yumuşaklık. darmadağınık görüntüsü ile karşılaştı. Azize Hanımefendi'nin kabrine fırlatılan sigara. Bir daha hiçbir şey yazamayacağını söylemesine karşın. Kadınsı bir yumuşaklığın "bi- Kalktı. söylendi. .madı. "Ne sahtekârlık!" diye. sual etmemiş olduğunun farkına varmıştı. sen de!" yitirilen zamanı düşünüyordu. hangi huzur! Bu cevabı korkuttu onu. ihtiyar yazarın hilekâr gözleri. Müthiş bir öfke duydu. cenazeden. Günay'dan boyutlarına varmış gibi görünen rahatsızlığı. aynadaki şiş gözlü. ulusunu gerçekten sevip sevmediğini sorgularken buldu ken"Türk halkı kötülüğü bizzat mı üretiyor. Vazgeçemezdi de." disini. sin!" günün verimsizliğinden kaynaklanıyordu. severek yaptığı her şeyi 'biçimsellik'le suçlardı) uçuk pembe bej yatak odasına bakındı. oradan. Türkiye'de meselenin hızla "ya biz. Aynaya döndü yeniden. Suat'ın benmerkezciliği (hep kendisini anlatmış. hangi ulus!" el hareketiyle aşağıladı. esiri mi oldu? Biraz buna çimsel" öğeleriyle donattığı (kendisiyle barışık olmadığı zaman." "Kendisini kapıp koyveren bir toplumdan. alabildiğine taşkın.

'Ayşe ahlâksız bir kadındır. milyarlarca liralık "Bir milyondan fazla yüksekokul öğrencimiz var. iktidar olduru tartabildiğimiz yalan. eğittiğimiz yalan.' desem. inanırmış gibi. Son on yıldır bir tek kitap okumadığı halde.. birbirimizi sevdiğimiz yalan. Oysa. o adam yolsuzluk yapıyor demiyorum. bin gramı doğ- yalan. konukseverliğimiz ünolmuş gibi. şekilde falan profesör ahlâksızdır dediğim zaman.. sana. demokrat olduğumuz yalan. Şimdi.. hâlâ ameliyat yapma cüretini kendisinde buluyor. illa da. Kim daha iyi . çünkü muhasebeciliğin m'sinden anlaonu diyorumdur. ben. matbaalarımız var. tüyler ürpertici bir Türkiye tablosu çiziveriyordu. kilogram kullanırız. daha sayayım mı?" ğu yalan. dünyanın en eski uluslarındanız. yaparsa. Bir bilimi sör' kelimesinin 'iddia etmek'ten türediğini. diyorum. rencide boşaldığı için 'ahlâk'ı da yeniden tanımlamak lâzım. isyan edermiş gibi. Türkçe'de kelimelerin içi "Ritüeller ülkesi" olduğumuza katılıyordum.?" "Ahlâk kaosu. (Burada kelime oyunu yapıyordu. belki de olur. Aynı. bıçak kemiğe dayanmış gibi. temye'de profesör olmak için iki yabancı dil bilmek gerekirken. hatta eğlenir miş gibi yaptığımız doğruydu.. birbirimizi anladığımız yalan. NATO'nun en büyüğü ordumuz var. Türkçe konuşuruz. ahlaksızdır. tabii. yüzbinlerce camimiz var. 'doktora yapmanın' bir biona doktorluk edebilecek kadar iyi bildiklerini iddia ettikleri gibi bir Büyük Yalanı paylaşırlar. gazeteciliğimiz yalan. Müslüman olduğumuz yalan. Günay.miş gibi. hükümetimiz var. Örneğin.. Büyük Yalan!. "Ahlâk kaosu dediğin. metrelik cetvelimiz var. Hep miş gibi. Cumhuriyetiz..Bazen. bir dil olsun belliğinin masada bıraktığı canlara kayıtsız kalabiliyor. hatta. ülkemizi savunabileceğimiz lüdür.. tarihimiz yalan. muhasebeci geçinir demek istiyor olabilirim. o kazanıyordu.. ilk akla gelen Ayşe'nin kocasını aldattığı madığı halde. yüz santim olduğu yalan. 'Profelimi revize ya da tedavi edecek seviyeye ulaşmak demek olduğunu . Ayşe. Türkibilen profesör sayısı parmakla sayılacak kadar azdır diyorum.

Günay. Darwin'in değil. katlanarak hızlanan çöküştür. bir mafya oluştururlar ki. çevresinde kendisin- altında olduğunu söylüyordu. ayakta kalan. en zayıf. Türkiye'de istisnasız her alanda yaşanan facia budur. Gerçek üzüntü desem. Onu yapar. yerinde kalabilmesi için. TKKOİ Başkanlığı'ndan ayrılmış olmasına hayıflanan. İzleyen. piyasa. ye'den kaçıracak olan da Kahveci'ydi! Ekonomik Bülten gazetesinde. Makale. iktidar olma- giden. makûs seçim (makûs talih gibi. politika. sadık tüccarı. zamanın Devlet Bakanı Adnan Kahve- gösterdi. ahlâklı insanların "yaşam sahanlığının tehdit "Güçsüzün. Zabıta." "Anladım. Bu kıyım böyle gider. adam T. iktisattaki kötü paranın iyi parayı kaçırması ilkesi gibi vermezler. "Timsahın gözyaş- ları desem.C. Türkiye'nin uluslararası değeri (adam dünya finans- man mekanizmasını elinde tutuyordu) tartışılmaz bir teknisyen olan Bü("kaçırdık" diyordu) iki sayfalık bir ağıttı. adam kendi ismini kullanmamış. en yetersiz olandır. Namussuzlar. ayaklarına do- ." 'sahici' profesörlere. tam tersine. Yani. ters manı kendi elindeydi. Türkiye'de. Prof. Topluca cinnet geçiriyoruz. namusluları. Gültekin." teorisi tam tersine işler. yalan söylemeyeni. Bakanı! Cinnet bu. uğursuz seçim) dedikleri oluşumu besleyen de budur. Mastürbasyon desem. Tabii. Kahveci'nin bakanlığına bağlıydı ve onu Türkiye'de tutacak olan da. fiziki yetersizlikten bahsetmiyorum.) Bu yetersiz insanlar zamanla öyle bir şebeke. desem. sözüne ci'nin "Aslıcan" (Çocuklarının adıydı!) takma adıyla yazdığı bir makaleyi lent Gültekin'in. yetersizin. Türki"Nasıl değerlendirirsin şimdi bunu?" dedi. deryan bir 'iktidarın ima ettikleri korkunç.hatırlatıyordu. Batılıların. Ne ki. ayakta kalmaya en layık olan den de yetersiz olanları toplaması gerekir. negative selection." Rodoplu. hatta 'sahici' profesör olma yolundakilere geçit rüşvet almayanı barındırmaz. Dermanı kendi elinde değildi.

Bunu söyledim ona. korkarım. "Sen benim 'iç-çevre' dediğim insanların. ekonomik. bir 'meslek kategorisi' olduğunu savunuyorum.. egemen sınıfların toplumsal. yağlı. Bir diğer nedeni de. "Büyük Yalan". yükseldikçe yükseliyor. Anlıyor musun?" olduklarını varsayıyorsun. onları bırakıp aydınlara yüklenmek haksızlık geliyor. bak. Ben ise bu konuda Gramsci'ye hak veriyorum. "Seni gidi statükocu!" diye takıldı. hayali "Dinliyorum. ihracatçılar daha kötü. mülkiyeti. İttihat Terak- . Ayşe de yıkamadı. adamakıllı ca"Bunun epeydir farkındayım. sonra ciddileşti. Ne ki. Ancak. evlere kapanmak da çözüm değildi.laşmayacakları bir yerlere sürmüşlerdi. bağımsız ve özerk bir grup ratmakla görevlendirdiği kendi 'öz-uzman aydınlarını' yaratır. 'Ama. ken. Türk aydınlarını bir kalemde silip atmasının doğru olmadığını düşününımı sıkıyordu. koyu renkli bir sıvıydı. yazarları hatırlatıyordu. kendi gelişmesine en elverişli koşulları ya- rum ki. Millet cebini doldururken. kütüphanelere de bulaşmıştı. Nitekim. Aramızdaki en önemli anlaşmazlık bu herhalde. burjuva arka-planından dolayı. yordum.' gibi bir şey bu. Ne zaman aydınlara ilişkin bir şey söy- lesem bakışlarını kaçırıyorsun." "Ne alakası var!" Kızmıştım. 'ilerici' ya da en azından 'demokrat' bellediklerinin yanlışlarını hoş görmeye şartladığını düşünüyani paranın kimin elinde olduğunu ve dolayısıyla kimin elinde olmadığını çok fazla önemsiyorsun." yorum. senin 'bağımsız ve özerk' bellediğin bu iç-çevre. "Var. her toplumsal sınıf. kokulu. 'Yüzünü yıkamamışsın. 'sol' arka-planının seni 'aydın'. 'aydınsallık'ın.' diyorsun. Ben aydınları eleştirirken sen bana 'Ama.. siyasal ve Bak. kapıların altından girmekle tehdit ediyordu. İmza gününde örneklerini gördüğü Günay'ın yargılarını zaman zaman çok katı bulduğumu söylemiştim. Ben diyoki'den bu yana. hayali ihracatçılar ortalıkta cirit atarÖnce. Ağır.' diyorum.

uygarlaştırma misyonu' da." Şaşırmış gibi duraksadı. açık toplumla!. duklarını düşünürler. İttihat Terakki cuntasının aydın kategorisidir! Aydın tipini. 'Türkleri uygarlaştırma misyo- rinin hep bir ucundan 'İttihat Terakki'ye bulaşmış ailelerden geldiklerini nu'nun bu ülkede dayattığı 'otoriteci ahlâk' sisteminin Büyük Yalanı doğurmada en büyük etken olmuş olması. düşünüyordum. gibi isimlerden soyutlayabilir misin? "Hayır. Günay buruk bir acı veriyordu. Putlaştırdığım birileri de yoktu ama gençliğimin ilahla- . kendi organik aydınlarını yarattı! Bugünün kendilerini edebiyatçı. Sunay. İsim veriyorsun. Gazeteciler. Türkiye’nin kurtuluşunun ancak kün olabileceğine inanıyorum. kelimeyi unvan olarak benimseyenlerin ortak unsurlarından yola çıkmayacak mısın? 'Paşa' kelimesinin çağrışımlarını. "Ama başka çaresi yok ki! Yazıyı yazarından nasıl soyutlarsın? Kavhalkın Büyük Yalan'ı yüzümüze vurmasıyla -yani. ekonomi-politik profesörünü. deyiş yerindeyse. Çetin Altan'ın bir yazısını okuyup sokağa döküldüğümüz günlerin anıları belleğimde henüz taptazeydi. sanatçı olarak gördükleri için 'aydın' olgörürsün.müm- ramı irdeleyeceksen. biraz araştırırsan.zurnanın son deliği!" "Ama. filozof. tabii. Evren. filozof." demek zorunda kaldım. iç çevresi. Düzenin organik aydınlarının 'yeniye' görevleri gereği geçit vermeyeceklerini düşünüyorum. Az önceki "statükocu" suçlamasını rından söz ediyordu. edebiyatçı. sanatçı simgeler. Şimdi. İttihat Terakki ile hızlanan 'Türkleri kendisiyle birlikte sanayi teknisyenini. meseleyi kişiselleştiriyorsun. Herkesin önünde eleştiriyorsun. Hal böyle olunca Rahatsız olmuştum ama yine de itiraz ettim. Babıâli'nin ileri gelenleBenim işaret etmeye çalıştığım. hayali ihracatçılar -senin deyişinle. hukukçusunu yarattığı gibi.kültürel alanda yarattıkları aydın katmanlarından birisidir! Kapitalistin efendim.

kimse vazgeçilmez değildir. özel Bir anlamda hep vermişti. Nasıl'ına gelince Yaşam sahanlığını "Büyük Yalan"a terk etmek istemeyen herkes. tarihsel durum onun yerine bir bir determinist önermeyle ya da düşük seviyeden bir Marksist formülle doğmamış olsaydı. bu saat. belki de Arabistan’ı Hıristiyanlığı kabul etmiş "Tam tersine. Doktor ‘un. canım! Böyle ilkel işin içinden çıkamayız!" Maxime Rodinson'u hatırlatıyordu.' "Tam tersine. arkadaşım. O sıralarda. Keşke." dedi büyük bir ciddiyetle. gülümsedi. ola- kişi önce kendini ıslah edecek.ta ve bir o kadar derin. ama 'Hayır: Muhammed ra gelen bir Muhammed. duruma. saat. gün. Ona söylediğimde. Bu kavgada Günay'ın kendisine uygun gördüğü yazıydı ama bu araç poli- . aynı acıyı. ne de kariyerinin keyfini sürmeyi tı gibi bürokratik belgelerden ibaret gördüğünün ayrımına vardığımda. kontrol yanılgısı olanların sayısı artsa da biraz bulurdu. Dr. Kendimizi kandırmayalım. o da çekiyordu. ne refahın. Yirmi yıl sonnuca sürükler. (Yalçın Küçük olsa 'mazoşizm' derdi) "ben olmasam tufan" türü psikolojik sapmanın Günay için de söz konusu olabilirliğini başka Muhammed çıkarıp getirirdi! Öyle mi?! Yapma. çok farklı olurdu. "Ben Değeri Tiryakiliği" adlı kitabını okuyordum. çok daha farklı bir boyut- koşullarından kaynaklanmadığı. becerebiliyordu. ne ki. en iyi kullanabildiği araçla müdahale edecekti. Her zar atışta tesadüf vardır. 'kontrol düşündüm. Eşyalarının kaybolduğunu neden sonra fark ettiğini. "Eğer Muhammed doğmamış olsaydı. Daha önce de söylediğim gibi." "Kuşkusuz. Kadir Özer'in yanılgısı' dediği. Öte yandan. işler hiç şüphe yok ki. "Büyük Yalan"ın bütün izlerinden arındıracak. bugün. paniğe benzer bir ruh haline kapılmıştım. oyunu başka bir so- ya bugün ve bu saat müdahale etmekle yükümlüydü. nefes alsak. hemen hiçbir şeyin fiyatını bilmediğini. sonra da. transandantal olduğu için koruyamıyordum da onu. ama her atış. akademik unvanlarını kimlik karbir yönüyle ne denli savunmasız olduğunu bir kez daha idrak etmiş.

her yüce şey!. Rodinson'un kitabını ona ben vermiştim. daha doğrusu." dedi. sinirli ve öfkeliydi. "Evet. Daha doğrusu. "O zaman da." dedim. cevabı.. öldürücü nefret duymayı beceremediğini "Bilgi" ve "malumat" ayrımı ile ne kastettiğinin somut bir örneğiydi na ilişkin "bilgi"ye dönüştüren. sızlıkla eleştirmesine." diye fısıldadı. Bütün bunları bildiğim için. Sorumluluk duygusu izin vermeyecekti (Neden. Büyük Yalanı doğrulayan kahredici olayların sayısı arttıkça. mihini" göz ardı edemiyordu. hemen her zaman aynıydı. zaman zaman kusturacak kadar ağır basan tiksinti duygusunun gerekçelerini sorguladığında. Var olsun içimdeki "Günay Rodoplu. itiraf et.tika. endüstri. Ama. bu denli sorumluluk hissettiğini de daha sonra anlatacağım). ikiyüzlülükten olduğu kadar sıradanlıktan da iğreniyor olduğunu keşfetmiş olması. parmağımı yüzüne doğru sallaya"Sen bir seçkincisin!" Gözlerini kocaman kocaman açtı. düşünüyordu. "Dostoyevski'nin." rak. 'Haydi. kendini beğenmişlik olasılığını güçlendiriyor gibi görünüyor. sanat. Ama. kendi hayatıGünay olmuştu. onu. Dmitri kendisini hiç durmaksızın ve başkası olsa asla kıyamayacağı bir acımaonca insan kayıtsızken. bre!' diyorum. Hırçın. bir yerlerde bir yanlışlık olduğu umuduna kapılıyor. sonuçta vardığı yer. Öte yandan. yazmaktan vazgeçmeyeceğinden adım O sabah. 'Var olsun evrendeki her yüce şey. Rodinson'la ilişki kuran gibi emindim. hırpalamasına neden oluyordu. (doğal olarak!) dinlenememişti. Günay. Sahici bir militan olmayı. kendisinin dertleniyor olmasının paranoya "tel- Fyodoroviç'i gibi. kısacası beşeri faaliyetlerden herhangi birisi olabilirdi. "Evet! Ben rasyonel otoriteden yanayım! .

malı?" "Estepeda'yı! Bugün ona bakmayacak mıydım?" "Öyle miydi?" Kızardı. "Estepeda!" diyordu. ebe. meyhanelerde. rüşvet alırken. sonra. zaten kanamalı midesini berbat ettiğini biliyor. öyle kalmak. birisi. kül tablası hemen tümüyle dolbir gün geçirdiği için cezalandırıyordu. ayrıntıları ile anlatıyordu Ro- . Bu hali de kızdırıyordu onu.' demiş olmasından oldum olası gurura benzer bir şey duyarım!" söndürmemiş gibiydi. var. Uzay gibi sessiz (bunun nasıl bir şey olabileceğini kestirebilmek için günlerce kulaklarını tıkayıp dolaşmıştı) ayın yüzeyi gibi kımıltısız bir hayalet şehre dönüşüyordu İstanbul. gözler şaşı. Galiba 'tıp' diye de bilinirdi. Ben geldiğimde. üç! Estepeda!" diye bağırırdı. da donduran. Yedi tepeden yankılanan meşum bir sesti. yabancı ses. Yeterince hızla davranmayıp ebeye yakalanan onunla yer değişbu dünyadan olmayan. kendisini dünkü gibi Kendisine böyle aptalca sıfatlar yakıştırmasından nefret ediyordum. muştu. 'Evet. martıları. doğururken donmuş kalmış insanları. ama!" Sabah. Oblomov ama?" "Saçmalıyorsun. ki. numdaysalar. arkasında türlü şekillere giren (sürekli hareket etmek şarttı) oyuncuları görmez. "Hadi. nutuk atarken. güçlü bir ses. bu. Sigaranın görüntüsünü çirkinleştirdiğini. Deha'm. odayı kokuttuğunu. Telaşlandı birden." dedim.. "Nasıl. "Bir. dahası. "inat için" yaktığı sigarayı hiç Sana bir sır vereyim mi? Amerika'yı ziyaret eden Oscar Wilde'in. "Hangi Oyunda. yüzünü duvara döner. dil dışarıda.'Deklare edecek bir şeyiniz var mı?' diye soran gümrükçüye. aynada kendisini süzerken. Koca İstanbul’u bir an- "Estepeda" bir çocuk oyununun adıydı. hastanelerde. Kerhanelerde. daydılar. Komutunu duyan oyuncular o anda hangi kotirirdi. malı görelim. uzun etme de. aniden. günlerden bir gün. 'donmak' zorunBu masalsı (ya da bilimkurgumsu) kitapta. vb. yanaklarına renk geldi.

başkaları farklı düşünüyorlar diye. İlki. 'benden başka herkes aldanıyor' demesi güç şüphesiz. Pompeii'yi anımsatan bölümleri vardı ama şehir İstanbul olunca.doplu. "Büyük Yalan'ı paylaşmayı reddetmişler. bir eleştirmen. her şeyden önce "sahici"ydiler. ama sahiden herkes onu haykırmaktan çekiniyorsa. bir serseri. görünürde hiçbir ortak yanları yoktu. karşılaşmış olsalar. alışkanlıkların karanlık çölünde kurutmamak" için olağanüstü bir gayret- kalıp varsa. Kıyamet’ten önce yatta olduklarını anladıklarında yaşayan birilerini bulmak umuduyla. bir fahişe. bir ayakkabı retmen. Habelirli merkezlere ulaşmaya çalışıyorlar. bir tarih profesörü. . ama "Estepeda!" komutuna Günay Rodoplu'nun iki çıkış noktası vardı. yaşamları boyunca. sonunda Taksim'de buluşuyorkurtulmuş olduklarını anlamaya yönelik çabaları anlatılıyordu. Dehşet vericiydi. bağımsız düşünce ve inançlarını (örneğin. otoritenin dayattığı ne kadar direnebilen. bir imam. sadece ve sadece bir düzine insan olduğunu öğreniyorduk. "aklın ırmağını le direnmişler. Meriç'in aktardığı. birbirlerini fark dahi etmeyecekleri muhakkaktı. hem de alçaktır. gerektiğinde kırmaktan kaçınmıyorlardı. bir veteriner. akide şekeri imalatında. sentetik renklendirici kullanılmaması gerekliliği bunlardan biriydi!) inatla savunmuşlardı. "Hakikati bulan. kendilerinin bir şeyi. bir öğve bir de şekerci. bir avukat Sayfalar ilerledikçe. toplumla ya da bireylerle hemfikir olmama özgürlüklerini korumak. sekiz milyonluk şehirde bu felâketten kurtulan tamircisi. ortak özelliklerini keşfediyorduk: Bu insanlar "yerli"ydiler. hep umutsuz olmuşlardı. Türkiye'de. Hep mutsuz. hepsini sorgulamaktan. Bir adamın. lardı. hem budala. bir sendikacı. Daniel de Foe'dan. bir sanayici. Her biri İstanbul'un bir ucunda oturuyordu. felâketten kurtulanlar da onlardılar. yakınlarınızın cesetleri üstünde yürüyor gibiydiniz. Akılcı bir gerekçe bulunamıyordu ama kurgu çözüldükçe ilk anda fark etmediğimiz İkinci bölümde kafilenin neden başkalarının değil de. Birbirlerini tanımıyorlardı. Emanet kafalar'la düşünmeyen insanlardı.

yerlilerin Yerinden kalkmış. 'Heavy Metal' esprileri çizdirten zevzeklik. Kilise milliyetçiliği bırakırda.. pencereye yürümüştü. çok sıkılmış gibi döndü. şehre ilk kez görüyormuşçasına uzun uzun baktı. Boğaz Köprüsü'nden. "Daha şimdiden Beyoğlu kiliselerinde Noel kutlayan seninkiler.aldanıyorsa." tümü sonuçsuz kaldıktan sonra. o ne yapsın?" sözleriydi. Kıyamet'e neden olanlardan bahsediyordu! "Ne dedin? Aklayacak ." dedi. "Affettirmenin bir yolunu bulsam.. yabancılaşmanın "Peki. insanların kendi gerçeklerini haykırmaları olduğunu düşündüğü anlaşılıyordu. Hıbır'ın haşiyesine. ğım." dedi. aklayaca- mısın?!" Birden. dokuz dilli Cizvit papazını bağırlarına basmazlar mı? Bir de. İstanbul'u diriltmek için gösterdikleri gayretlerin İkinci çıkış noktası. sonuçları ne olursa olsun. Tahmin edeceğiniz gibi yazarın bu- na cevabı. imam. Satır araları okunduğunda." Kitabın sonunda. Kafdağı'nın ardına son bölümdü. Okumaya geldiğim bölüm bu "Kıyamıyorum. sanki." dedi. ya Güneş Taner?" diye sordu sanayici. "Onun. Günay. ama anlaşılan yazmamıştı. neden olduğu savıydı: tüne ne diyorsunuz?" "Abd-ül Kadife. "Yazamadım. bir iki Türk kardinal çıkarırsa. No/No/No! tişörkiye’yi egemenliği altına alan kalpazanlar mafyasından. asrın başından bu yana huşu ile seyrettikleri Sistina Şapelinin Mikelanj boyaması muhteşem kubbesi altında. Mozart'ın reauiemini yöneten. Ayaklarının altında uzanan (bir ulusun!) hazin sonunu sergileyecekti. Türlerden' kurtulabilmenin tek yolunun." "Türk binlerce yıldır yaptığını yapar. insanın doğru bildiğini söylemek ve yapmakla yükümlü olduğu şeklindeydi. temas ettiği medeniyetin kılıcı kesilir. 'yabancı işgalci- (zaten bir anlamda hep orada yaşamışlardı) yürüyen kafile. ülkeyi esir alan "Büyük Yalan"a.

Bazılarımız. insanoğlu insanoğluna kısacık bir süre için teğettir." "Amaaan!" dedi. insanoğlunu insanoğlu kılan. Doğa'dan doğal olmayanı talep ettik. su kaplumbağalarından.hepsi uydurma!" Yazı masasını işaret etti. Bir başına. insanoğlunun insanoğluna teğet geçtiği o kısacık süredir: 'Biz' öyle buyurduk. türümüzü kedilerden iguanalardan ve eğreltiotlarından ayırdık. uzun bir şiire benzer birtakım notlar olan kâğıt- Samanyolu galaksisinin güneş sisteminin kokuşan bir gezegeni olan dünyada. 'Ne farkınız var?' diye soranlara. 'Anamızdan çocuk yapmayız!' dedik. bunlar?" Öyle yaptım. ya Darwin’le ya da din kitaplarıyla karşı koyduk. orada ne var!" ları gördüm. Belki beş bin yıl öncesinin Mezopotamya'sında. "Esasen bunların hepsi uydurma. 'Zayıf kollanmalıdır!' dedik. "Esasen bunların hepsi uydurma. "Bak!" "Nedir. sinek savar gibi bir el hareketiyle. Öyle buyurduk." dedi. çakallardan ayrı durduk. olayı çok ciddiye aldı. "Bak." diye başlıyordu. Güneşin bir alevden ağırlık ki üç defa milyon defa iki bin milyon ton 'ne iyi ne fena ne güzel ne çirkin ne haklı . belki on bin yıl öncesinin Çin'inde. Sonra herkes kendi meçhulüne yollanır. el yazısı. notlar. insan olduk. "Aslında bunların Üstlerinde. "Bunlar mı?" "Evet.

gözüne yakınlığının her baktığında ürperttiği öteki yara izini boşuna aradı. ya da hayati bir gerekliliğin olmayanı var etmek dayatması. ayakta. meydan okuTaş devri insanı mağarasının duvarlarına çizdiği hayvan tasvirlerinin asıllarını getireceğine inanırmış.ne haksız' olduğunu unuttu! Kadıncık. bunlardan birisiydi. Kerem gibi yana yana. " dedi. Biçareliğine bir güldü. ama. Kül oldu. güneş devedikenlerini de. Patlayan flaşın elindeki ufacık fotoğrafta yok ettiği binlerce ayrıntı gırtlağına tıkaç oldu. Gözlerini yumdu. Bir tür büyü. Güneşi zaptetmeye kalktı. Biçare bir gayretle atıldı. hemen terk edeceklerini önceden haber veren insanların." (1) rini göğsüne kavuşturmuş. Buruncuğunun üzerindekini. Hint fakirlerini ateşte yalınayak yürüten güçleri yardıma çağırdı. . gözlerini dikmiş. en ufak bir saygısızlıkta orayı "Devam et. endişeli ifadesi vardı. zor toparlamış gibi bir sesle. Hayretle başımı kaldırdım. elle- nasıl karşılanacaklarını bilmeyen. Sevdiğinin aziz yüzünü canlı kılmaya sıvandı. kahkahaçiçeklerini de ısıtıyordu. 'hayatı' karşılıyordu. Canını alıp giden ölüsünü diriltmek için elinden geleni ardına koyan var mı? Neandertal atalarıyla özdeşleşti Kadıncık. Kendince. mayı andıran. Oysa. Yüzünde. Sevdiğini türünden ayırt eden farklılıkların hiçbiri yoktu. bir ağladı. Şiran'ın portresinin yanında. bana bakıyordu.

Yüreği. Dede Korkut'tan sıkılır diye kıstı. kaşlarını çatmıyordu. . her bir hücresinden ayrı ayrı sorumluymuşçasına. sevgili dudaktaki yarığın derinliğini. Dayanamadı. canını evine getirdi Kadıncık. ışığı kapatıp karanlıkta bırakmakta tereddüt etti. Öyle yaptı. ihaneti kaçınılmaz beyaz. bir daha okşadı. doku değiştirdi. 'Hoşgeldin. Kaşlarının arasına indi. İzleyen iki ay. göremez oldu. Gamzelerini sienna-portakal karışımı. dua dua. erkeğin esirgediği balayını ondan habersiz. Renkler yardıma geldi. bıyıklarının nikotin değmiş ve değmemiş kıllarının yerini ve adedini. Sıpa güzeli gözlerini koyu kahve. anıları kayda geçtiler. aziz çehreyi gizleyen sis moleküllerini ayıkladı. Gardenyaya baktı. parmak uçlarından aktı. Yetmiş ikinci saatin sonlarına doğru. Yoldan çıkmış iki teli yerlerine yerleştirdi. saç diplerine çıktı. fırçayı yüreğine verdi. 'fısıldadı Kadıncık. sevgili alnı bir baştan bir başa dolaştı Kadıncığın parmakları. Dışarda Sibirya fırtınası ölüleri mezarlarından sökmekle tehdit etti. Gülsün 'ün resmine baktı. Hasreti enerji oldu. Darbe darbe. bir tanem. yumuşak tüylerini okşadı. sisler içinden baktı sevdiği. Şiran'ın inceden terli alnı oldu. Hiç olmadığı kadar onunlaydı. İncitmekten korkar gibi. İyi geceler diledi. Kepekleri üfledi. Ona Kürtçe türküler çaldı. tan veren ışıltılarını. Bir daha. gözleriyle kovmuyordu. Yukarı. yağlıboya tablosuyla yaşadı! Tablo. Saatler aktı. burun deliklerinin iki yanındaki küçücük kıvrımların şeklini. gün döndü. başını kokladı. şakakların da halkalanan saçlarının dokusunu ve yumuşaklığını herkesten daha iyi biliyordu. Yaşlar perde olunca aradan çekildiler. beze değdi. İnceden terini kehribar sarısı anlattı. dudaklarını kaçırmıyordu. hoşgeldin. televizyona baktı. Kadıncığın yağmura özendi gözleri. Binlerce anıyı bir araya topladı. O zaman da.'Elini tuvalin üzerine koy' dediler. Bez kabardı. İki ay.

cevabım lam ve elif olurdu: La! Haykırırım. Ama değil. Şiran 'ı unutacaksın diye ferman verseler. Yemek masasının Ne lan. Aralarında ben de var mıyım. LaHaHa! (3) üstünden indirmediği o mahut portrenin. Kendimi tanıyamadım ya da belki tanımak işime gelmedi. tablo portre olduğu içindi. ben sana yeni bir sevgili bulurum! (şakırdayan gümüş Bodrum takıları) Fıstık gibi karısın. bir an. dostlarından intikam aldığını düYeni bir romanın notlarıydı: Şiran'ın romanının. Gövdesiz başın çağrıştırabildiklerine dayanamazdı! (2) Kadıncık'tan Portre'ye: Bana verdiğin acıdan zevk almıyorum. hepimizi başına topla- .Yatağına almadıysa. Kâbe mi bu herif. diye şündüm. Bülent: dın? (portreye ters ters bakarak) Nilgün: Üzülme be anam. Ama senden yüz çeviremem. fıstık! Bülent: Bu resmi yapan akademi öğrencisine diploma verirler be! (yerinden kalkıp tekrar bakarak) baktım. Kadıncığın kanını yerde bırakmayacaktı. Öylesine çığlık çığlığa bağırıyordu ki. adamın küçücük bir fotoğrafından büyüttüğü portrenin hikâyesini anlatıyordu. Masasının etrafına toplanmış olanları hemen tanıdım.

Toprak kadar soğuk Toprak kadar yabancı Seni seviyorum. . böyle başımıza dikilip. zevk Sus. Bir daha hiç gitmeyecek! Sen onlara bakma.Nilgün: Şimdi.. ketva disa helin dani Helin dani a kesara dilemen. Burası onun evi! Geri döndü. Ben de neşe ne ar a r r r! Bülent: Abla. Toprak olsan. İman gücü. şimdi ne diyorsun sen? (8) Kadıncıktan Dost'a: Te ku lil ki Te ku lil ki der be xare Der be xare de bu iser singemen Kewa disa.. sayacak? (4) Kadıncık'tan Dost'a: Kadıncık 'tan Portre'ye. be kadın! edindimmM. lokmalarımızı mı. (7) Nilgün: Dertleri i i İ. (5) Portre: Serseri! (belli belirsiz kıvrılan dudaklar!) (6) Kadıncık'tan Portre'ye: Seni seviyorum. yahu. Seni geri getiren resim yeteneğim değil.

Bir kuş görüyorum. dünya da erkek mi yok? Herhalde bende bir bozukluk var. ben bir heyecanlanıyorum abi. Abi! Ne var yani. hiçbir şey anlamıyorum. irademi kullanıyorum ve sevmeye devam ediyorum. (10) Kadıncıktan Dost'a: Ben de öyle yapıyorum. o biçim! Koy kız bir rakı! Bir çiçek görüyorum. ben hiçbir şeye heyecanlanamıyorum artık! (kaybetmişlik duygusu) Mehmet: Hiçbir şeyi ciddiye almıyorsun da ondan! Kendini bile ciddiye almıyorsun! Nilgün: Vallahi. üç gün üzülürsem. lan.(9) Bülent: Allahalah! Bende bir bozukluk var galiba! Kadıncığa bakıyorum. (11) Nilgün: Bırak şimdi! Ne diyorsan onu söyle! (12) . Bir yakışıklı delikanlı görüyorum. heyecanlanıyorum. bakıyorum. şu üç günlük dünyada? Bu herif beni böyle üzsün.. Ama insan iradesini. Özgür iradem benim biricik müttefikim. Allah belamı versin! (şen kahkahalar) Yabancı: Karımdan ayrıldığımda ben de çok kötü olmuştum. heyecanlanıyorum. Anlaşıldı.. vallahi burnumun direği sızlıyor! Ne var.

'Sergeşte dı bi rex Cezir'e!' Baktım. Semerkant'a. 'Dostluk. 'yoksa ne diye coşarsın Cizre'nin yanı başında.' dedim.' Ahd ettik. lafla olmaz. Çok uzak yoldan geldiler. ölür . otuz altı harfli Aryan alfabelerini sundular. o dur durak bilmez." Baktı baktı da. Uyardı. vefadır birincil nitelikleri. Bir şahtur kiralayacaktım Dicle'den aşağı. Dur Şarrukin 'e vardıklarında. ikiyüzlülükle. sen sen ol. beni sevmekten korktu Mim. el sıkıştık. Uyardım onu.İran 'da konakladılar. zordur. cefaye Evvel ne de ber wve ve cefaye. Dostluk kolay değil. Yari ubırayi muvaxat Na bit bı riya-ı meqalat. Havsar ovasına. ahbaplık ve kardeşlik. âşıklar gibi sabırsız. Vefasız Atinalılar bile bilirlerdi ki. Sonunda vefa göstermeyeceksen eğer. daha İsa'nın doğumuna bin yıl vardı. baktım da rehberim Mim'i sevmekten korktum. çılgın nehirde. bir Med.' dedi. Medler. böyle? 'Xalib dı dile teda ney ar ek. Dostluktan maksat da vefadır. Zin'e sevdalı Mim’in rehberliğinde. beni. Dicle'ye. Asya'nın ortalarından bir yerlerden. Acemlere dillerini. Kafkasları aştılar. Mela'nın memleketi Cizre 'ye. Musul'un az berisine. Kıble 'ye indiler.' dedi Mim. Dur Şarrukin harabelerine Herkes Güney'e gitmez ya! Benimki de. ha bilesin. Derler ki. Buhara'ya. öyle koyulduk yola. Midyat üzerinden Cizre 'ye. Horsabad'a.Kadıncıktan Nilgün'e : Mardin 'den yola çıktım. Yari ne hesaniye. göze alma o cefalı işi. Mim. Hint'e uğradılar. sarı yolculuk işte. 'Galiba senin gönlünde de bir yer var' dedim.

telef olursun. yalnız mal vergisi için aranan. Ama ben mecburdum o suya! Önce çıkınımı. vazgeçmez.' Öyle yaptım. Dizlerim kesildi. Yükümü hafiflettim.' dedi. Sanki İstanbul’a Diz çökmek. sömürülen. Issızın ortasında. kendi kendime. Vardım ya. 'Kasr'a varmazsan. şundan birkaç ay önce mantar topladığım Belgrad ormanlarının göğe varan ağaçları. Boynunu büktü. hayalimin serin gölgesine uzanmak istedim. şu bitmiş tükenmiş insanlara karşı İstanbul’un işlediği günahların borcunu ödüyorum. Asırlardan beri soyulan. Bedenimi gittikçe sertleşen bir çamur sardı. Bir ahd yapmışsa. bir yudum acı su içebilmek için oraya varmam gerekti. Gün sona erdi. Yürümekten ziyade sürüneceğim. ıssıza vahşi bir sessizlik indi.' dedi. 'Bu yolda ben bir borcu ödüyorum. uzaktan tüm umutlarımı bağladığım Kasr'a vardım. ama Mim bırakmadı. İstanbul’da.de sözünden dönmez.' Kadim denizlerin yosunları nicedir buhar olmuş kıraç diplerini gördüm. terim pıhtılaştı. dudaklarım çatladı. ufkun altında görünen karaltı bir ağanın kasrıydı ki. Rüzgâr savurdu kumları taneleri terime karıştı. Nihayet.' dedim. Benim övünmem değildir. sonra dostlarımı attım sırtımdan. elin ayağın göçtüğünü . güneş arkamdan alçaldı. görmez olaydım! Görmez olaydım. 'Tarihçi Briffault da böyle der. dereler gibi taşan çeşmeleri canlandı hayalimde. Yanıklar.' dedim. varmaz olaydım! Gördüm ya. yalnız can. İçimden dayanaklar aradım. kaşıntılar arttıkça.

. Dost acı söyler. Mim. 'Düşler kalır. biriniz gidersiniz. izleyen sessizlik) (12) Nilgün: İyi. aklımı yitirmiş olmalıyım. herif istemiyor işte seni! Yanlış anlama.' dedi. benim gibi düşler!' (odaya düşen bomba. Düşman acı söyler. (16) Şiran: Seni yanımda KADIN olarak istemiyorum. 'öyledir!' Burası Yukarı Mezopotamya'dır. Örenler burada oturmuyorlar. burada?' Kalır.' Kimse kalmaz mı. 'İstanbul’da.kuyunun suyunun çekilmiş Kasr'ın yıkılmış olduğunu! İşte. (14) Kadıncık: !!!!! !!!!!!! !!!!!!!! iiiiiiiii! . Mim. tarla farelerini bile kaçıramamışım! Ama. Doğruya. hatırladım.' dedi. Doğruya. • HAYIIIIIRRR! Hayır.. Şiran'ın evi burasıdır.' diye haykırmışım da. dost acı söyler.. Yüzyıllardır biriniz gelir. hanımelinin gölgesinde' 'Eh.' başını salladı bilge Mim. hoş abi de. (13) Kadıncık: Doğru.. aklımı.

"Bu bir roman. geri gelmeni sağlamak için yapacağım yoktur. tığımda gözleri dolu doluydu. bu adam sizi terk Etti. bu iş de böyle halledilirdi. Çünki Adamın sizden Başka meTrisi var görünüyor. yandı. canım! (13) Kadıncık Şiran'a: Mim 'e söz verdim. sesimin . kadın ? Korkarım.Avaaaaz! Avaaaaaaaaz! Haber salın Şiran’ıma! Yıkılası yalan dünya! Etme brE! Etme bRE! Etme BRE BUNU BANA! ETME! ETME! (13) Dağlardan yankılandı ses. bak- "Kim bu Yakup Aliy?" Gırtlağıma bir şey tıkanmıştı sanki. beni yatıştırmak istercesine. kolaydı! Keserdik. boğuluyormuşum gibi çıktığının farkındaydım. Haberin olsun! (20) Üfürükçü Yakup Aliy: Sayın Kadıncık Abla. ama. Ama. Öksürüyormuş gibi yaptım. Oya: Erkek olsaydın. Dr. yapacak hiçbir şey yok. kadın olurdun. canım!" dedi.

'Sana yeni bir sevgili bulurum." "Daha çok tiyatro oyunu gibi.dı. Munis bir ifadeyle başını sallaSenin başka hocaya yazdırdığınız musga çıkıyor yasdıkta onu çıkarın KaPı üzerinde var onu çıkarın Ve sizin Taşıdınız musgayı hePsini eVden dışaRı Temiz yere gömün üzür dileRim siz de Nikahlı değilsiniz siz de 8 senedir meTrissiniz Ama siz getir derseniz getireyim Soğut dersen şunlar lazim yılan derisi on santim suna yılanı olacak 1 prç hoyrat otu miskizafer 1 paket kehver 3 sıran 15.200 tutar.000 TL soğutmak için bunlar sana getirmek için 3 gr hamrelyarasa kuşu canlı 5 sm kinişinle gülladeni 3 gr kaskar e gr Baharatçıdan Al mısır çarşısı Çemberlitaş Kumpaı 35. Kim dedi sana Şiran ikame edilebilinir bir cinsel doyumdu diye? Nilgün: Kız." dedim. (21) Şiran: Kadıncık: Bari bana söyleme! Neden? Bana yardımcı olmak istemez misin? (22) Kadıncık Nilgün’e Hani. yoksa onu da mı beceremiyordu!? (arşa yükselen kahkahalar) (23) Kadıncık: . diyorsun ya. yılan sokmalarına karşı panzehir. yine yılandadır? Bana yeni bir 'sevgili' öneriyorsun. "Öyle de olur.' Bilmez misin.

Sıkıntıyla duraladım. ilk kez. güneyin yıldızlı karanlıklarına dalan gözlerinde. ruh hali değiştirmek zorunda ol"Dr. (27) Suat. Tonton!" malarını hicvediyordu. daha da önemlisi. Affetmeyi öğrettiniz. Ben ne yapacağım kadınla tek başıma?!" Banyodan başını çıkarmış. "Saat kaç?" ğiş. senin gözlerinde. Iowa Üniversitesi profesörüymüş. Ben kalkıyorum. Tonton!" Hiç beklemediğim anlarda karşıma çıkan garip bir semboldü sanki "Beşe geliyor. Dalıp dalıp." tehdit ediyordu. Sernea gelmek üzere! De- şekil değiştirme komutuydu. dışarda çalışan." dedi ve fırladı. "O da kim?" Televizyondaki çizgi film dizisinin her şekle girebilen yaratıklarının Evde. "Eyvah! Dr. her türlü konuma ayak uydurmak zorunda olan kadınların şekil. Elizabeth Sernea.(24) Işık: Kadıncık hanım. "Kesinlikle kalkmıyorsun! "Vallahi. gidemezsin!" Araştırmaları Merkezi'nden. (gözlerinin içi gülen kocası) Suat: O dünyaya affetmek için gelmiş. boğazından ." "Hele bir!" diye bağırdı içerden. en büyük kötülüğü bana yaptınız. Kadıncık Portreye: Gözlerinde gördüm Suat 'ı. "Değiş. Orta Doğu "Anlaşıldı. Suriyeli konukta. Bundan böyle en az on yıl bu adamı bırakamam.

Hozan'ından uzak. Başka bir yerde tanışsaydım. 'Aykırı bir yaşam'dı. İnsan kimin senelerini talep eder? Abasından! Değil mi? Neden yanımda değilsin? Ne garip! En çok mazereti olan da sensin En affedilemeyecek olan da sen! . o senin amcan!) Üstelik ben yoktum Taksim alanında. senesi bellidir. kardeşim 'Baran'ından. Bir yanda. Dilinde Itri Bir yanı kelam Bir yanı silah Alıp götürdükleri gün her bekçi düdüğünde bir çığlık! Suat! Suat! Suat! (28) Kadıncık Suat'a: İnsan kime yataklık eder? İnsan kime sığınır? Soyadı tutmuyorsa. Belki de bundan katmerlendi acım. içemediğin içkide. 'Sıkıca kavranıp kollarından. aranızda. özenle geçirilecekti' aranızdan. öte yandan. (Korkma çocuğum. belki de seveceğim polisler tarafından. Suat.geçmeyen yemekte. soğuk ter döktüren öfkende. 'başının gölgesi olsun düşürmez önüne!' Dilinde türkü.

kurda yedirdin beni!" "Oğul bu muydu sadıklığın? Ne zaman duydum.Valla. ne zaman anladım bu uzun havayı! .

Hatırladığım kadarıyla.. Dile getirdiği nedeni. randevuyu mektupla almıştı. Cezaevinden yeni çıkmışSernea.. Dr. ğulu kadın yazarları tanımaktı"tı. eşimden ayrılmıştım. Gümamım nedeni benim için Rodoplu’yu tanıma bakımından çok öğretici tuk. Her neyse. Şimdi düşüncesi acı veriyor ama o geceden sonra bir süre 'küstük' tım. "Orta Do- . ya görmedi. nay onu üç kez ya gördü. konuşmuşde. Kadın gittikten sonra sabaha kadar oturmuş. Rodop- lu'nun hayatında önemli bir yer işgal etmedi. Benim için de zor bir dönem olmuş olmalı.V Diana Pavloviç'i tanıştırmış olmasını saymazsak. bu Günay'ın hikâyesi. Sernea. O günkü ziyaretini burada aktarolmuş olması.

Bilgesu Erenus’ları. "örtü yok. "Çok da güzel ama değil mi?" "Osmanlı sultanı gibisin!" tutuşu bile farklıydı sanki. özenli makyajlar. Günay'ı ne kadar değiştirdiğini düşünüyordum. "Bereketli Hilal'in Esin Afşar'ları." "Entelektüel merak." dedi Rodoplu. "Hatun. değil mi?" "Kadın bir de kitabını göndermişti!" diye telaşlandı. Beni şaşırtmakta ustaydı bu kadın! "Sen bindallı giyer miydin?" cakmış ya. ayıp olmasın. Arka kapağında on üç şairenin ve kitabın redaktörünün (Ka- Kitabın adı." Mısralardı. sigaralar. o da. kuaförlü saçlar. şöyle bir baktı. kitabın kapağını bile açmadan vardığı sonuç. oh!" dedi."Entelektüel merak? Öyle mi?" "Bu da ne?" "Bindallı. takılar firuze artı gümüş." dedim. Ona duyduğum güvene karşın. "Yani?" "Bak.. Esmer ama . "Şuna bir baka"Tabii!" dedi muzip muzip. içimi ürpertti. "Bereketli Hilal'in Kadınları." "Yani. Tabii. üstünü değiştirmiş." dedi. Öfkeye kapılmaya başladığımı hissediyordum. 'Bodrum' (kurduğu bağlantıları her zaman anlamadığımı da Önyargılardan korktuğum kadar hiçbir şeyden korkmadığımı söyle- söylemiştim). tanısın bakalım!" Koyu mavi kadife üzerine gümüş işlemeli giysiye güzelliği burnunun direğini sızlatıyormuş gibi baktı. gelmişti. Günay.." mal Boullata) fotoğrafları yer almıştı. miştim. Arap Kadınlarından Çağdaş "Oh.. Başını "Ona hanım sultan denir! Cahil!" Geldi sarıldı. oh.. lım. Takım tamam... Orta Doğulu kadın yazar tanıya- Cevap vermemi beklemedi. "Çok. "Kalıyorsun.

bunu sadece kadın- Mona Sa'udi.. Batı ülkelerinde. " Macias geldi. ilkel dedi. Sahici olanla- Arap çeşitlemesi! Lüle lüle uzun saçlara. kösnül tebessüme baksana! " Üçüncü Dünya sendromudur. Ürdün doğumlu. gel bir tahmin yapayım.. "Sen bak. Arap burjurı?" Sinirlenmeye başlıyordu. Sen hiç Filistinli kadın gördün mü? Kamplardakileri. yoksun olduğum fıtri özgürlüğüm. "Sernea'nın görüş alanına girebilmiş olduklarına göre yabancı dil. Ne diyeceğimi bilemedim... Bundan kurtulup kendisini 'ilginç' kılmak isteyen Arap. Paris'te yaşıyor. hımmmm! Bedri Baykam'ın vazisi. kıvırcık siyah saç. "Bak. Amerikan eğitimli. kilitlemeden. ve duygu birliğine sahip Olmalılar. Günay. " . Lübnanlı Hıristiyan. Türk vs.herhangi bir Batı şehrinde rastlanabilecek kariyer kadınları." Gözünü gözlerime dikti birden. İranlı. Şiirlerinde bağımlılıktan yakınacaklar. "Ne demek şimdi bu?" Buda redaktör Kamal Boullata olmalı. özgürken nasıl severiz. Nazik al-Mala'ika. "Erkekler neden kadın- . "Şerefim üzerine! Bakmadım. Fransızca yazı- ölüm korkusu. Bağdat doğumlu. Paris eğitimli." "Kitaba daha önce bakmadın. beynini. Arap dünyası kadınının aşağılık konumundan aldığım yaralar. değil mi?" Baktım: yor. para ve. izleyen ulusal aksilikler ve siyasi yenilgiler: işte şiirimi hüzünle boyayan temel unsurlar. erkek. aklıma Cezayirli Fransız şarkıcı Enrico "Bereketli Hilal'in değil. "Esaslı bir sevemezler. ları boğmadan. baskı altında değil. bizatihi kendilerinin temsilcileri bunlar." kitabı uzattı.. rüyalarını kontrol altına almadan lar yapabilir!" . ezilen Arap kadınlarının acılarını dile getirecekler." Andrée Chedid.. esmer ten. böyle hoşluk yapar." "Canım. efendim.

" . herhangi bir tanrının müjdeleyicisi! Bana gelince. babalarının. Fransa ve ABD eğitimli.Ömrüm boyunca kimseye ne boyun eğdim. kabilenin kuru hurmaları lezzetinde. buna da iffet ve takva diyorlar. Bizim kadınlarımız akıllarını ve yüreklerini kocalarının. miras ilamımı yırtmış. ". Filistinli. ne bir usta edindim." diye yazmıştı. Amerikan ve İngiliz eğitimli. Bedevi. nin adı "Bir Erkeğe" şaire. Paris eğitimli. "çıldıran ev kadınıAlmaal-Kharda'al-Jayyusi. ne de güçlü erkek cinsinden emir aldım. Amerikan eğitimli. kanunsuzların özgürlüğünü kucaklamıştım! Heyhat! Erkekliğinin 'Narsissus 'un Levanten aynasında dönmüş bir sis senin ise Bereketli Hilal'in meyvelerinin faziletlerini ululayan pezevenklerden birisi. bizde bir tane bile yoktur hepsi kendilerini erkeklerinin diğer yarısı sayarlar " nın hikâyesi.. Suudi Arap. Lübnan doğumlu. herhangi bir yardakçısından başka bir şey olmadığını keşfettim!" .. aşiretimin ağaçlarını kökünden sökmüş.. bu ulus asla ulus olmayacak.. herhangi bir Sultan'ın. Fawziyya Abu Khalid. erkek kardeşlerinin ve oğullarının akıl ve yürekleriyle bütünleştiriyor.Kadınlara Therese Awwad. erkeklerine değil uluslarına karşı sorumlu olduklarını anlayıncaya kadar.".gelince.. ". Elif Adnan. Bedevi "Sadık bir köpek olabileceğini düşünmüştüm Koşumsuz bir Arap atı. Lübnan doğumlu. Şiiri"Sadık bir köpek olabileceğini düşünmüştüm.. Bu kadınlar.

Allah aşkına. Batılı olmayan bir toprak parçasında -o toprak parçasında yaşayan yerli çoğunluğun varlığı ve istemleri tümüyle kulak arkası edilerek!. bönlük. hayatım. "yani. yerine -hele de o ekolojide. "Anlayışsızlık. "Yapılmak istenene baksana! Batı kültürü getirilecek.hamakattır!" bu kadınlar. 'Evrensel' olduğu iddia edilen bir kültür dayatılıyor ya canım. Başka türlü olsa cak bakar.öfke arasında gidip geldiğini görebiliyordum. Hüzünle da Arabın işbirlikçisi! Katliamı hızlandırmaktan başka işe yaramazlar remediğim neydi? Neden göremiyordum? Miras ilamını yırtmış. bir nedeni var.ne yeşertebileceğini sanırsın?" Yüzüne baktım. ahmaklık! Ah. itibar da değil ya buraya kabul edilmek gibi bir şey. bunlar!" Yüzüne baktım.. benim gö"Bir de bana anlatsana şunu? Nereden bildin?" "E. basılabilmiş- türkü bozmak nasıl bir." dedi. bu entellerin uğur- suz kibiri! Aşiretinin ağaçlarını kökünden söktün attın da. O neden de şu: Batı'nın kafasındaki kültürden kurtarılması gereken 'Doğulu' kavramını perçinliyor. daha doğrusu kendi 'ilkel' kültürlerinden ne denli nefret ettiklerini dile getirdikleri sürece "Esin Afşar'ın. " kelime bulamıyormuş gibi durakladı.. inan bana! Batı ancak görmek istediği Doğu'yu anlatana sı- rika'da kaç kişi şiir okur. Paris konserleri gibi mi?" Kendimce. aşiretinin ağaçlarını kökünden sökmüşmüş! Bu Kendimi aptal gibi hissediyordum. o 'evrensel' kültüre duydukları özlemi. duyarsızlık.yeni bir vatan edin- . kaç kişi 'Arap şiiri' okur? Yine de. itibar görürler... kitap Amerikan basımı! Ticari bir iş olmadığı belli. arabeske inat olsun diye Paris'te "Hamakat?" basmazlardı. Ame- se. korktuğu başına gelmiş gibi duralamıştı. az önceki duygu"Tabii. "." larımdan ötürü af diliyordum. Hoş. Onun hemen gördüğü.

organik aydınlar. yerli kültürü korumak hakkından 'daha yüce'. aynı hamurdandır 'Siz' kimsiniz. 'daha akıllı ğini korumak isteminden." başka şeylerde de olurlar. 'Batıcı' dünya görüşü doğrultusunda şekillenmesine öncülük etmektir. Floransa'ya geçtiler mi. öyle buyurduğu için. birkaç papaz başlattı belki. "Kaç tane organik aydın var ki. Sümüklü bir İngiliz tezgâhtar kızın ya da Alman daz- . bir sanatçı. 'daha iyi'. 'teksesli' olmak özellikorumak isteminden. pizzacıları yaygınlaştırmak. tartışmasız 'doğru'lar yerleştirilerek. ama çığ gibi büyüdü. Türk müziğini 'çoksesli' kılmak. lahmacuncuları koruSeni sinirlendirdiğimi biliyorum. yerli kültürü istediği gibi tasarruf etmek hakkının. Öz Gaziantep lahmacuncusundan. geleneksel aile yapısını pacak bu işleri? İşgalcilerin öz-uzman aydınları." diyen Tarık Dursun. tabii: 'Batıcı otorite. tartışılya görüşü öylesi bir haklıcılıkla ortaya konur ki. 'Batıcı' dünlum düşmanlığı ile eşleşir. kim savunuyor? Pizzayı lahmaAkıldışı cevabı var. Birkaç tarihçi. herkeste belli bir gelişme düzeyinde var olan entelektüel faaliyetin. bir beğeni adamıdır. Rasyonel cevabı yok. Aydınsallığı meslek edinmişlerin görevi. Edebiyatta. sanatta. 'Oryantalizm'in de gelişmesi böyle oldu. biter bu iş. tabii! olduğu şeklinde. Efendim? Mesela. 'işgal edenler' kimler? Kim kimin şehrini işgal ediyor da. bireyselliği yüceltmek. hatta bir 'hak' sayılacak! Kim yaBak. yardımcı olunacak. 'daha saygın'. sinemada. bu hanımlarla 'İzmir'i lahmacuncuların işgaline terk etmeyeceğiz. 'daha çağdaş'. Pizza O kadar basit olmadığını düşünüyordum.mesine yardımcı olunacak! Nasıl yardımcı olunacak? Batı'nın kültürünün. Aydınlar dilekçesini hatırlasana! Her insan bir düzeyde bir filozof.' cundan daha saygın kılan ne? Bunun cevabı yok. Günay'cım? Bu kadar etkili olabilseler "Aydın olmayan yoktur ki! Her insan eninde sonunda mesleği dışın- da bir entelektüel etkinlikte bulunur. Batı'ya muhalefet topmaz bir 'bilgi' oldu. öyle!' Levi's'lerle pipolar. ama söylemeden edemeyeceğim. mak isteminden 'daha yüce' bir uğraş.

tek sıra inci kolyesi ile oynamaya başladığına dikkat ettim. Ameri- Elizabeth yaşındakiler. Ortaokul öğrencisi gibi. öte yandan hiç yüz vermemek gibi. Kadına birden sordu. "En Osmanlı tavır" mümkün olduğunca az konuşmak. mavi saçlı (Günay. Sernea. "en Osmanlı tavır!" alması kaçınılmazdı. ama yine de. bir durdu. Sevimli olduğunu dü- . PTT memuresi ya da kü- Elli yaşlarında. misafiri bir yandan mükemmelen ağırlarken. "Milliyetçi olduğunuzu duydum. Rodoplu. Sernea? Ünümün Iowa'ya ulaşmış oldu"Oh. Tanıdığım birisi mi?" bluz. doğruyum. ğunu düşünemiyorum!" "Ankara'dan?" uymayan. Bu soruya cevap vermemeyi tercih etti Sernea. kan kadınları arasında saçlarını boyayanların pek az olduğunu söylerdi. Sernea. Günay "Beni nereden buldunuz.lağının içine Türklerden fiilen 'üstün' olduğu gibi bir 'bilgi' nasıl yerleşti dersin? Türkiye’deki 'beyaz dizi' daktilosunun kendisini hatim indiren değil mi?" Elleri titremeye başlamıştı yine. "üstelik Osmanlı olup olmadığı da meçhul" bir tavırdı. Dr. çipil gözlü. Dr. lermiş) bir kadındı. kendisine bu duyguları yaşatan kadına tavır. hemen hiç gülmemek. yün etek." "Evet!" dedi kadın. anneannesinden daha 'kültürlü' bellemesinin nedeni aynı türden 'bilgi' "Niye sinirleniyorsun bu kadar?" diye uyaracak oldum. yapıştırma bir gülücük takındı." diye ünledi. çalışkanım ya! Allah Allah!" Gülmeye başladı. heyecanlı ve teklifsiz yapısına hiç yine de takındı. "Ankara'dan. Ronald Reagan türü. buruşuk. hırka ve düz ayakkabı giyinmişti. "Türküm. Dr. Elini boynuna götürdüğüne." dedi Günay'a. beyaz tüphaneciye benzediğini söyledi. yıkanınca çıkan çivit mavisi bir tonu tercih eder- şündüğü. "Ankara'dan mı? Bakın bu ilginç işte. ince.

"Değil misiniz?" Günay.. Ne ki Günay. Soruyu. Toparlanması beş-on saniye "Orta Doğu Araştırmaları Merkezi'ndendiniz. ne sormuştunuz? Ah. ama sarsılmıştı. Oynuyordu.. Sovyet bağımlılığına . Eveet. küçümseyen bir el hareketiyle. sigarasından bir nefes çekti. sohbetin gündemini kaptırmamaya niyetliydi.. "Şimdi. şaşırmış gibi. Anlıyorsunuz. ABD bağımlılığını. "Bu. nihayet." diye yapıştırdı Rodoplu. herkena. "Neyse. milliyetçi olup olmadığımı. Amerikan kamuoyunu İsrail lehine koşullandırmak amacıyla finanse ettiği açığa çıkmış "Orta Doğu Seminerleri" skandalının geleceğini kestirmiş olmalıydı. dramatik bir tavırla arkasına yaslandı. başta Amerikan akademisyenleri olmak üzere. CIA ile nasıl halleşiyorsunuz? Sizi rahat bırakıyorlar mı?" Dr. "Milliyetçiliğin birden fazla tanımı olduğunu düşünmemiştim!" Uzun bir süre cevap vermedi Günay. milliyetçilikten ne anladığınıza bağlı. 'milliyetçi' değilim. Sernea. "Milliyetçilikten ne kastettiğinizi sorabilir miyim?" dedi. unutun!" dedi Rodoplu." diye sürdürdü Günay. bu defa gerçekten sarsıldı. bayan. bildiği halde bardak kullanmakta ısrar ediyordu. değil mi? Söyleyin baProfesör. yani Batı tipi bir ırkçılığı kastediyorsanız. "Yapmayın. Kendisinin içine de Bardak meselesi de garipti. "Oh!" diye ünledi Sernea. kütüğe uzattığı elini bir an hareketsiz tuttu. Profesör. alabildiğine soğuttuğu bir sesle sordu. Eğlenmeye başlamıştım! Kaldığıma memnun oldum. "Öyle mi?!" "Evet. evet..vaş geri çekti. hayır. neden sonra üfledi. "Milliyetçilik derken Alman. bunun ardından ünlü Princeton Üniversitesi'nin. CIA'in. çünkü Amerikalıların fincanı tercih ettiklerini tanımların olması gerekir!" bir yandan da nazik nazik gülümsüyordu. değil mi? Ürünü olduğum kültür elvermez." dedi Sernea. sordu. sonra yavaş ya- baygınlıklar getirdiğini bildiğim bir ağırlıkla bardaklara çay doldurdu. "CIA'in arşivlerinde bu sürdü. sin çok iyi bildiği bir abesi tekrarlıyormuşçasına.

değil mi? Belki de iyi bir Turancıyımdır." Sözü nereye getirecek diye merak ediyordum. Dr. Çaydanlığa uzandı." diye sürdürdü Rodoplu. Ruslara rahat vermese ne güzel olur. ama. uzun vadeli entrikaya tercih ederler. kendince bir çıkış yolu yakaladığını görebiliyordum. yine hayır. sizi yanıltmak istemem. beşinci bardağı doldurmayı önerdi. "Tabii. Sernea'nın Doğululara yakıştıracağını bildiği bir "No. "Kafanızda.yeğleyeceğim anlamında soruyorsanız. Sernea. değil mi?" . "fizigibi. Ama sonuçta. siz buna zihinsel tembellik de diyebilirsiniz." diye sürdürdü Rodoplu. Günay'ın düşüncesini izlemekte zorlandığını. ki gücü. sonuçlarının bilincine varmaksızın kırıp döktükleri çok olmuştur." aşırılıkla. Ancak." diyerek güldü. Aynı şey Sernea için "Yani. sabırsızdırlar. bunu anlayacağınızdan eminim. sizin kendinizi Asyalı saydığınızı mı anlamalıyım?" diye rinin çaldığını görür gibiyim. Günay'ın gözlerinde italikleri gördüm. Sovyetlerle olan ilişkimizde biz tankla uzun vadeli ideolojik asimilasyon arasında bir rız. Hayatının tehdit "Ah. "Bizim Makyavelli geleneğimiz olmadığını bisordu Dr. sömürgelerinin duvarlarına Kraliçe'nin resmini hatıra bırakıp çe- de söz konusu olmalıydı ki. Kolay bir seçim değildir. Züccaciye dükkânına dalmış bir dana gibi. biz de Asyalıyız. no! Thank you!" diyerek kaçındı. Sovyetler. gözlerinin büyüdüğünü gördüm. Ne hoş olurdu. Sernea! Asya Türkleri. neresinden baksanız heyecanlı. aynı uzak tavırla. Bakın. Sinsilikten. edildiğini düşünebilirdiniz! lirsiniz!" tercih yapmak durumundayızdır. Amerikalı. 'Sovyetler'i paramparça edecek Asya Müslümanları' zille"Bundan. İngilizler kilmeyi beceremezler. silahtan korktuğumuzdan daha çok korka- tepeden bakan bir tavırla. Anlayacağınız. hatta çocuksu bir Asya topluluğudur.

yete- Günay. yılışıklığının mide bulandırıcı olduğunu düşünürken. insanların kültürel miraslarına sahip çıkmaları güzel bir şey!" "Bunun için mi kitabınızdaki o şaireleri seçtiniz?" diye bastırdı Gü"Neden? iyi bir seçim olmadığını mı düşünüyorsunuz?" Alelacele toparlandı. İslami uyanış şeklinde düşünüyorsanız. kendi "Avokado gibi. "CIA 'in birinci sınıf beyinlerini Türkiye'ye. bakın o doğru. "Anlıyorum. Evet. hiç kuşkunuz dedi Dr. Asyalıyım. "Elbette. yine hayır. olmasın. Dondu kaldı."Sıradan bir memurun her yerde sıradan bir memur olacağını düşünmeliydim!" Bu. Filistinlidir. "Evet. çok kötü oynunız tatlı. Ben. değil mi?" Sernea'ya döndü. Hilal'i seçerim. Sernea. milliyetçilikten. "Oh." dedi. Kendisi. yine en Reagan gülücüğüyle." dedi kadın." Ve Hilal'le. "Ha. limon sıkarsanız salata olur!" Türkiye'de 'eşek armudu' diye bilinen. ekledi. "Bu kelimenin bu kadar kültürüne sahip çıkmayı anlıyorsanız. Amerikalıların pek sevdiği bir meyveyi örnek veriyordu." Yalan söylüyordu. yine hayır. kaşlarını kaldırarak. "Gördün mü?" . "Şeker koyarsa"İsa Mesih!" diyerek ellerini çırptı. bana baktı. Biliyorsunuz. Profesör. çok anlama gelebileceğini düşünmemiştim!" Gerçekten." "Kamal Boullata yardım etti. eğer. üstelik de böyle sıradan bir iş için herhalde tahsis etmezler. banaydı." yordu. "Başka ne olabilir ki? Devam edelim mi? Milliyetçiliği. nekli bir ressam ve yazardır. kadın. nay. Haç arasında bir seçim yapmak söz konusuysa." dedi Rodoplu. yalnız ithalci manavlarda satılan. Batılılaşmakta yaya kalma pahasına. kapitalizm ululaması şeklinde düşünüyorsanız. milliyetçiyim.

gördüm.sine hoş görünmek isteminden kaynaklandığı açıktı. Acemice olduğunu düşündüm. Öyle bir saattir ki uyandığı vakit henüz gecedir ve kadın o saatte ev halkına et dağıtır. Renkten renge girmek "Tabii ki. bu şairelerin karşı çıktığı ne kadar anlaKadını iyice ezmeye niyetliydi. ona kocasının yüreğini emanet etmesinde tehlike yoktur. Hıristiyan Filistinlilerden olmalı." dedi Günay. XXXI. kötülüğe geçit vermez. bu o anda tanık olduğum ruh hali olmalıydı! yış varsa hepsini içerdiğini bilmediğinizi söylemeyin bana!" sajı. sesine hakarete uğramış bir ton ver- diye bir şey varsa. Bir kadın ki. Sernea." "Neden?" Gerçekten şaşırmış." dedi Günay. keten bulur ve isteyerek çalışır elleriyle. (Azizemmiş! Sandıktan kelime çı- fazladır yakutlardan. "Demek biliyorsunuz? Hıristiyan mısınız?" "Başındaki alıntıdan belli: Ellerinin emeğinden o kadına da pay verin. Üşenmedi. Ancak izin verirseniz Boullata'nın seçimini yersiz buldum. ömrünün her gününü kocasına iyilik yaparak geçirir. "Filistinli" açıklamasının. Bir kadın ki. Yün bulur. kollarını kuvvetle donatır. nasıl bulsun bir iffetli kadın? Varsa öyle bir kadın. Bilir ürettiği malın iyi olduğunu ve onun mumu gece de sönmez. "Evet. hayır. uzaklardan erzak taşır. Dr. Ellerini iğinin üzerinde tutar . 31" değil mi? Boullata. Hilal'i savunacağını söyleyen biri- Bırakın o da yaptığı işlerle tanınsın şehirde. bir ticaret gemisi gibidir. kocası gönlünü kazanmak için uğraşmak zorunda değildir. kalktı. O kadın ki. karıyordu!) "İncil’deki o pasajın. Belini güçle takviye eder. Kadının. gözlerini açmıştı kadın." dedi Rodoplu. buldu ve okudu pa'"Kim. fiyatı kat kat "Azizem. mişti. "O pasajı ben de bir kitabımda kullanmıştım. Bir tarla düşünür. Bir kadın ki." Süleyman’ın Meselleri. satın alır ve ellerinin emeği ile bir bağ yetiştirir." diye ekledi müstehzi bir gülüşle.

o?" "Ateist oldum dedim sana. "Bu hanımlar... "Ben okumadım... Sernea. ne ol- almış gibi görünüyor. "İdris. Böyle bir kadını kocası da beğenir. tabii!) Nasıl bakmış olmalıyım ki.." dedi Günay. Laz aksanıyla tabii. ama. Efendim. . ne kadar üzgün olduğunu sıraladı. Dil sorunlarını. Günay'a döndüm. oldum... (Günay Rodoplu'ya âşık olduğumun farkındasınız. kendisinin bu dilleri konuşamadığı için hata yapmış olabileceğini.neydi!" deyiverdim. 'Ve sizin kitabınızdaki cümleler. Ve kocası itibar görür otururken ileri gelenleriyle ülkesinin şehir meydanında. duydun mu? Ben ateist oldum. gelir. Allah'ı tanımayrum!" Ve tabii. Türkçe ve Arapçanın çok zor diller olduğunu. İdris’e dun?" "Ateist. kadınlık bilgim yoktur ya." "Ne oldun." "Kimdir. "Filistinli dostumuz erkeklerin intikamını Türk kadınlığını o kadar temsil ediyorum!" düşünüyordum. der. ağır ağır.neydi!" O kadar güldük ki. "Ohh! Yine de. öyle düşünmüyor musunuz?" Kadını sinirlendirmediğini düşünüyorsunuz!" "Siz bu hanımefendilerin Bereketli Hilal'in kadınlarını da temsil et"Hanımefendi. ama olmadı tabii. onu söylüyorum! bir zevk!" "Ohh!" diye ünledi. kadına çevirmek şart oldu.ve onun elleridir saran örekeyi... 'Bereketli Hilal'i ne kadar temsil ediyorlarsa. kendisine en yakın geleni. Gülmekten kırıldık.. meyi başarmıştık. bir Laz fıkrasının son cümlesiydi.. Temel. son cümle." dedi Günay. Ben. ben de "Her neyse. "Allah'ın da çokta s. Kitabı Mukaddes dururken. sizinle konuşmak büyük Buna da ben sinirlendim! Temsil ne kelime. Gerçeği değil. Çevirdim."yı yeniden yaşadı Rodoplu. İşte.. Arap feministlerinin. "Allah'ın da ta s.. öyleyse. günah keçisi olarak Kuranı Kerimi seçmiş olmalarını garip bulmuyor musunuz?" Bu noktada dayanamadım. lan. ortak paydası olanı arıyor- . medarı iftiharı olduğunu du.

"Olsun. dümdüz. "Hayır. Size. "Sorduğum o değil. Bize. belli belirsiz bir tebessüm. tıpkı bizim ettiğimiz gibi. bizimkilere anlatayım. siz zahmet edeceksiniz. Türk kadın yazarlarını Azize'ydi sanki Günay! Müthiş bir kibirle baktı. ayrıca parantez içinde söyleyeyim. dikleşti Günay. epeyi iyi bir medeniyettir. bizim medeniyetimizi. medim. ücretli tabii!" diye alelacele açıkladı şaşkın misafiri." kadın. Sernea. diye soracaktım!" "Niçin?" "Bizim bölgenin dillerinden hiçbirini konuşamadığınız halde görevi- italikler. bunlar kadar küstah değiliz!" "Dil bilen dostlarımız var.nizi nasıl yürütebiliyorsunuz?" sorusu. sizi öğreneyim. Çünkü. diye öğrendim ve çok da emek verdim. Dr. bizi. "Bize yardımcı olmak isteyeceğinizi düşünmüştük!" Adeta kekeledi "Ohhh! Sohbet o kadar aydınlatıcıydı ki." dedi. Ben. "Sanki bizim tarihçilerimiz Çince biliyorlar da!" diyordu. Bunu gerçekten istiyorsanız. çok basit bir nedeni var. bir süre sonra. "Nedenini sorabi"O kadar karmaşık değil!" dedi Günay. yani gerçekten istiyorsanız. bize asırlarca çok iyi hizmet verdi. diye soruyorum. hınç almak için sorulmuş bir soruydu. bizi anlamakta yardımcı olmak için değil. tabii başta kendiniz olmak üzere. hakçası. öğrenmeyi . biz hiç olmazsa bilmiyor olmamızın ezikliğini yaşıyoruz. tanıtabilir misiniz. Sizler gibi!" diye kırıttı. lir miyim?" dedi." dedi Rodoplu. Sernea'nın zoraki 'lütfen'i zaman kazanmak içindi. sizin dilinizi. "Niçin. "Aslında. bir türlü esas konuya gele- Dudaklarında. "Ohhh. "İstemez misiniz?" "Biraz daha çay?" Pierre Loti'nin evlenme teklif etmeye cüret ettiği bir hanım sultandı.

gibi. Fotosentez yoluyla öğrenim olmaz. CIA size yardımcı oluyor. Dr. Niçin? Türkiye'de etkili olabileceğini düşündüğü kimselerin kafa yapısını anla'Amerikan yaşam biçimi' dediğiniz. saraylarımızda misafir olup. Siz zahmet bir şey vardır. bakın. Ve bütün bunlar sizin o Azizem. bağışlayın. Bakın. başkalarının gayretine terk ederseniz. Madam. gerekirse yönlendirmeye çalışmak için. şu anda sizin yaptığınıza benzer biçimde. hapishanelerini özel sektöre devreden bir ulu"Dr. Coğrafya cemiyetlerini boşuna kurmadınız. sizinkinin. şarttır diyebilirim. İnanın. "Ama. 'kutsal ineği' korumanız için! sun. hele hele Orta Doğu tutmuyor. bu sorunu üç yüz yıl yaşadık. niçin? mak. Niçin? Üniversitenizin ünü büyüsün. öğrenemezsiniz. daha çok paralı öğrenci alabilin diye." "Ne demek istediğinizi anlamıyorum!" "Demek istediğim.Ayrıca. iyi biliyoruz. yabancı dil öğrenmeyi size de tavsiye ederim. konukseverliğimizin keyfini çıkardıktan sonra geri döndüler ve hükümetlerine o ülkeleri ele geçirmenin yollarını öğrettiler. Biz. o da bir şeyi biliyor olmanızın size sağlayacağı ekonomik Bir şey daha var: Sizin dünyanızın öğrenme azmini kamçılayan tek "Böyle hiçbir şey yapmadan durup. Gezginleri- üniversiteniz size Türkiye'ye gelesiniz diye ücretsiz izin veriyor. bitkinin yapraklarını taklit ederek iki yana açtı. kendinizi güneş ışığına bırakır fayda! Bu Avrupa'nın Asya'yı sömürgeleştirmeye kalktığı günden beri niz. "Böyle düşünüyor olamazsınız?" . Türkiye kendisini tanıtamadığı için uluslararası forum- kollarını. Sernea. Rodoplu! Sizi kullanmayı düşündüğümü düşünüyor olamazsı- nız!" diye haykırdı Dr." mıyor musunuz?" ile ilgileniyorsanız. 'kutsal ineği' çıkardan başka ne olabilir?" böyle olmuştur." başıyla maydanoz bahçesindeki bitkiyi işaret etti. Buradan bir tebliğle dönmeniz için. edeceksiniz. Sernea. hiçbir çeviri aslının yerini larda ne zorluklarla karşılaşıyor! Kendinizi tanıtmanız gerektiğine inan"Hayır. ihtiyacınızı siz sahipleneceksiniz.

büyük bir nezaketle geVe ben buruktum. çatıştığım zaman sanki suçlanıyorum. Ne zaman ki. Ne blöftü! çirmeyi ihmal etmedi. bir Vietnam'a. haklı olduğumdan "Yorgunluk. dışarıyı seyretmeye başladı. geride daha neler neler olduğu izlenimini verebilmişti. 'bağoturdu. tek- nin keyfi vardı. Tüm enerjisini tüketmiş gibiydi. küçük bir nin. eleştirme- emin de olsam. canım. bizim tek silahımız budur!" İncili bir kaftana yatırıp. kendi muhayyilenizdeki Türkiye ile avunun. "Yoruldun mu?" Sernea'yı büyük bir nezaketle geçirdi. didişmenin. yani. İzlediğim olayda. oturdu oturamadı. kendi hısım akrabalarıyla başa çıkabildi de ondan. hanımefendi?" dedi Günay. Ama. Suçlanıyo- . kendime bile itiraf etmek istemiyordum ama yabancılaştırıcı. bu Günay'ın 'militan' tavrında insanı ürkünaz'. Bacaklarını toparladı. Sürgit karşı çıkmanın. kendimize kalsın. "Benimle çıkar dışında nasıl bir Buna verecek bir cevap bulamadı. bizim kendi tılsımlı güçleri- rar gelmek için izin isteyip kalktı. "Sizin kültürünüzle baş edecek gücü elde edinceye kadar. elbette. İran'a. Batı ile fazla yüz göz olmamamızda yarar görüyorum! Niye biliyor musunuz? Bugüne kadar muhteşem ABD sadece kendi kültüründen olanlarla. Teslim edersiniz ki. kaçınılmaz kırıcılığından olsa gerek. Günay. Onun için diyorum ki. bırakalım.. yenildi. hatta Filistin'e çatmiz. Suçluluk duygusu. "Neden. gözlerini kırpıştırmakla yetindi. "Size bir sır vereyim mi?" diye sürdürdü Günay. hatta sağcı diyebileceğim bir şeyler vardı! kız gibi büzüldü. Sernea. karşıma ten. Siz. Kapıyı kapattı. İran Şahı'nın huzuruna çıkan Türk sefiri.ilişkiniz olabilir ki!" kadın.." türünden bir şeyler mırıldandı. hıncımın alınmış olduğunu görme- "Üzgünüm. Geldi. bir Türk olarak. "İncili Kaftan"ı oynuyordu! Ömer Seyfettin'in cebindeki son kuruşu tı.

Neşelendirmek istedim. "Nasıl." "Yorgunum gerçekten. "Tiyatrovariydi. " duraksadım. bu defa da sinirlendi. Tanrı bilir.. Eeeeh! Utandırıyorsun insanı! Söylemek istediğim 'yenmek' de değil! İletişim kurmak şünüyormuş gibi duraladı. Amerikan birisine çatmış olduğudur. kadının bütün bu konuşmadan bütün anladığı antiUzun uzun yüzüme baktı." dedi. ne kadar Türk bir tutum . "Ne yapsaydım? Bıraksaydım da. "Farkında mısın. Her yabancılaşma duygum yok oldu. yapmacık olduğunu "İncil'den pasaj okuman harikaydı!" "Yani... Öyle olmalıydı. "Amaaan!" diyerek hırsla sildi yaşını. o yaşla birlikte benim anlamamasını umduğum bir coşkuyla." sergiliyorsun?" "İncil okuyacaktım. kirleniyorum. " dedim. tabii. beşinci sınıf CIA memuresine çanak mı tutsaydım? Onları ancak kendi silahlarıyla yenebilirsin. Lafebesi ve kadın olma keyfiyeti! Amma da zor bileşke. az önceki coşku gösterime kanmamıştı. düşündün?" "Perişan ettin. ama ters ve makûs -bu kelimeye bayılıyordum!." Tekrar dülı magandasına Veda'lardan mı bahsedecektim?!" Bu defa bağırıyordu. yani?" "Ne kadar garip. doğrusu." Patladı. ezdin gönderdin kadını. diye düşünü- yorum. zor duyulur bir sesle. kendimden çok sıkılıyorum! Nefes aldırmayan bir lafebesi gibiyim ya. Günay'ın 'ürkütücü' olduğunu düşünmüş olmam ne kadar komikti! Ne ki. "Oynadığımı mı.rum. çatışmadan sonra uçurumun kenarında uyanıyorum. " diye tekrarladı. elin Iowa"Tabii ki değil.. "İçim boşalıyor sanki.bir yoldan. ha!" İçini çekti. ama bu kadar yorulmana değer miydi. Bazen. "Yok. gözünden bir damla yaş indi. tabii." dedi.

Çinlisi. Masonları anlatacaktır da." dedim. gözlerini dışarıya çevirdi yeniden. politikacısıyla koca bir Batılı Gogiler ordusu Yunanistan ile Türkiye arasında bir yere hayali bir çizgi çizdi. biz kafamızda kurduğumuz şekle inanacağız." az önceki coşku oyununu ima edi- "Sen de affedersin. labiliyorsa. çünkü Allah bunun hesabını tutamaz. '"Değer mi' diye bakıyorsun. 'Buzdan Kılıçlar'daki. Ne kadar çok tahmin yapılabiliyorsa." dedi Günay. beynimizin işleyişi kadar yaygındır. . Arabı. Ne kadar çok tahmin yapıhayali çizginin berisinde yaşayan Türkü. Hayal yeteneğimizi serbest bırakırsak. konuşmaya değmezmiş gibi (ya da ben öyle vehmettim) "Günay Rodoplu. düşünüyorsan söyle!" yordu.re tükürür. tartışmaya değer mi?" Başını bana açıyormuş gibi." mermi' Gogi'sini. Adam ye- değer mi? Körü körüne iddia eder. o Onun doğusunda kalan her şeye 'Orient' dedi. ressamıyla. piskoposuyla. Onlara 'Forus' dersek. Felsefenin icabıdır.' tavrı bu. 'Allah'ından bulsun. muhatap olmaya salladı. meseleyi o ölçüde büyük ve derin görmek lâzım' uyarınca. Ama sen başlattın. sinirlenmeye değer mi? Terbiyesizlik yapar. ne der Gogi? 'Dünyanın böyle dev konuları vardır. Hatırlıyor musun. kaçırır. Forus olmaya mecbur kalırlar. Kürdü. neden sonra "Latife'nin 'bilgili latıyor ki! Bak. temeli onlar olan dedikodunun günahı dahi olmayacaktır. Gogilerin uygun gördükleri her türlü niteliği kabullenmek zorunda bırakıldılar. Romancısıyla. Çok canım sıkıldı. meseleyi o ölçüde büyük ve derin görmek lâzım. Gönlümüzün izinde. Bu teşkilatın gücü benim fikrimce. "Sakın italikleme bana! Sakın yapma! Ne "Affedersin. 'bilgili mermi' Avrupalının 'dev konusu' Orient'ti. Zaten de Forusturlar!" "Hangi bağlamda hatırladın şimdi bunu?" "'Oryantalizm' denilen hurafeler yığınının oluşmasını öyle güzel an- "Gogi'yi düşünüyordum.

değil. ipe sapa gelmeyen ve her nedense doğal olarak 'ilkel' bir kafaşullar çalışması zorunluluğunu dayattığı için. serbest bıraktığı için 'ezilen oldu! sı olmalıydı. Kuran yemin ederler. tarihsel bir çöp sepeti gibi tıka hesapça biz 'Forus'larız ve Avrupalının kullanıp attığı. Kendisini olmadığı biçimde gösteren anlamında kullandım. daha doğrusu ekonomik kokadın' denince nefretle andıkları kendi mukaddes kitapları değil. Avrupalı. eşcinsel 'karı kocalar' kilisede -yani. mesela. Az önceki örnekteki gibi. " "Yani.. ya rabbim!" dedim. Bununla da bitmiyor tabii. bununla. Batı'nın 'özgür' bıçkınları olduğu gerçeği de fark etmez. Ne rezil bir ikiyüzlülüktür. Bu şündüğü her düşünce ve değer yargısıyla..Mesela. canım. dünyanın en gelişmiş işkencehanesini kurduran Kraliçe Elizabeth bile baş edemiyor! 'Şark şehveti' diye isimlendirdikleri Avrupalı Gogilerin porno fantezilerinin.. âşığını yedi gün Londra kulesinden sallandırıp kargalara yem eden. 'Şark zihniyeti' diye ne idüğü belirsiz bir kavram geliştirdiler. Günay'cım?" Baksana! Demin okuduğum pasajı içeren Kutsal Kitaba el basarak rak. Çünkü 'Şark despotu' diye travesti bir bilgi vardır ki. yani 'aştığını' dübasa dolu. 'Şark şaşaası'. 'Kitap'a uygun olalar Kuran'dadır! Kitab-ı Mukaddes Allah'sa. Zalim feleğe çatılır ama zalim Allah. Çünkü bu 'Şark despotu' denilen hayali yaratık öyle betimleniyor ki.. "Hurafelerin 'bilgi'ye dönüşmesi sanıldığı kadar zor değil galiba. Louvre'un rüküşlüğü ile Topkapı'nın yalınlığını efendim. palabıyıklı Türk erkeklerinde. 'Oryantal'in. Elleri bil- . efendim.evlenme hakkı için gösteri düzenlerler ama nefretle andıkları satır- bir cani olması olasılığı yüzde bin beş yüzdür." "Hayır. cinsel tecavüz suçlarının yüzlerce defa katlandığı. ahu gözlü oryantal kadınlarda cismanileştirilmesidir. eli kanlı "Travesti bilgi? O da ne demek. mem nerelerinde gezenlerin Türk erkekleri değil. kadınları erkeklerin 'mütemmim cüzü' olarak görmekten vazgeçtiği. küfürdür. Kuran felektir.

"Sen bir tarih hatasısın. ağır ağır konuşuyordu. azap içinde bir ruh. akıllarımızı başlarımıza toplayıp. Öyle mi? Ters bir Haçlı Seferi mi?" ." diye fısıldadım.kıyaslamaya bile yanaşmayan utanç verici bir hurafedir.. Tanık olduğu kötülüklerden acı çeken. Dönüşü olmayan olguların acısını çekmekteGözlerini yüzüme diktiğini hissettim. değil mi? Hayır! "Günay Rodoplu. Bu yüzden diyorum ya. Cevabımı beklemedi. yüzyılların hüznünü gözden geçiren bir hayalet gibi göründü bana. Müslürimizi zapturapt altına almayı öğrenmeliyiz. Kötülüğün dönüşü olmayan bir olgu olduğunu kabullenebiliyor musun?" İnsanoğlu yaşayacaksa adaletin hatırı için yaşamalı. İşte 'evrensel miras' diyor mesela ya. Tarihsel Dünyevi olmayan bir şeyle karşı karşıya olduğum duygusuna kapıl- Cümlelerinin sertliğine karşın. mansak. O alacakaranlıkta. bilimkurgu izliyormuşum gibi geliyor bana. ki ısrarın niye?" muhite uymayan bir şeysin." "Hilal için adalet. kısık bir sesle. Türk isek 'vahşi' âdetlegünündeki adamlar gibi adamları dinler ya da okurken. imza benim gözümün önünden Orient'in kanını emmeye yeminli sömürgeciler geçiyor. şimdi Hava kararmıştı. miras?!" değilmiş gibiydi. Bu mu. 'Şark anlaşılmazlığı' 'uygarlaşmayı' reddeden oryantallerin 'akılsızlık’ını simgeler. "Adaletsizliğin bir tarih hatası olduğuna gerçekten inanıyor musun? "Hayır. biz 'oryantal'lere.. ama o farkında dım yine. bir anakronizm. İlah! Hal böyle olunca. 'ıslah edilmek' üzere topraklarımızı dâhil isteneni vermek düşer. bu İslâmiyet saçmalığından kurtulmalı. bedensizliğin acziyle kıvranan. sis basıyordu. yüzünü zor görüyordum.

Uzun uzun sustu. Bilgi ve inançla.. evet. bütün kuvvetini sarf ederek biyofilya yolunda savaş. "Onlardan nefret ediyorum!" "Amerikalılardan mı?" diye sordum. hayretle! Böyle bir şey söyleme"Hayır. neden sonra. değil mi?" "Hayır. hafif hafif sallanıyordu. "Ya da bir bakıma.ya seferi." dedi birden. "İtalik'lemeyeceksin." dedi içini çekerek. diğim gibi. "Hayır. Yüzünü görmemi istemiyormuş gibi başını pencereye çevirdi." dedi. ila İtalik'lemeyeceğim. Günay'dan da beklemiyordum.. Dizlerini göğsüne çekmiş. Hayır. büyüyü bozmaktan korkar gibi uzandım. Elemanları birebir eşleşen biyofilik kümelerin nekrofil- abajuru yaktım.. "Cihat!" Sustu. Hasretine yandı"Viva la Muerte! Oley! Ali'yi hatırlıyor musun?" Yavaşça." . malla ve canla. " diyerek güldü.. evet. "Ölü-seviciliği?" "Sen haklısın. sözle ve eylemle. arkamdaki küçük ğımız 'çağdaş' Avrupa-Amerikan uygarlığından. Nekrofilyadan.

tabii! Önce örgütten. Bağışlayın. çünkü bir efsaneydi Ali. Yaşamımda önemli bir yeri vardı. Ve ben bu efsanenin öldüğünü gördüm. kendi gereksinimlerinin. bulmaca gibi anlatıyorum! Ali'nin sadece kendisinin (kendi bedeninin. kendi duygularının. Şimdi düşündüğümde Keşanlı Ali Destanı'nı oynamış olduğumuzu görüyorum. sonra cezaevinden. kendisinin parçası ya da gereksinimlerinin hedefi olmayan herkes ve her şeyi "gerçekdışı"ymış . ama o dönemde yaşadığınız her şey 'yaşamsaldı'. kendi doğrularının. Yıldız'ın kardeşi olarak. kendi fikirlerinin. kendisine ait olduğunu düşündüğü her şey ve herkesin!) gerçek. sonra da Günay’ın bir arkadaşının.VI Ali'yi hatırlamamak mümkün müydü! Çok iyi hatırlıyordum.

Bir an. hatasının yüzüne vurulma- ve intikam için uygun bir fırsat kollar. Acilcilerin bu ısrarının nedenini bilmediği (Anadolu Komünist Partisi kurmak istiyorlardı) ortaya çıktı. bir keresinde idamları. O arada Ali de geldi ama öyle şartlarla geldi ki. Öte yandan. Daha da kölimeyi 'narsizm' karşılığı olarak kullanıyorum) gereği. Tabii. bu defa da 'Anadoşuldu. gibi hususlar vardı. idamları bir yana bıorik tartışmaya girişildi ve esas mesele gündemden kalktı. Örneğin. Birçok grup geldi. Nitekim öyle oldu! Ali. devrimciler reform için mücadele ederler mi. Yedi saat konuBir ben-sevicinin hafife alınmak. olayları algılar- ken çifte standart kullanıyordu. kişiliği icabı yapıyordu. dışında kalanları algılayamadığından. bu durumda kendi grubu tabii. Mesela. reformizm olurdu. etmezler mi diye teAma hayır. mükemmel. Ona göre.gibi gönülden algılayamadığını. ne zaman anladım tam bilmiyorum. idamlara devrim programından ayrı bir rakıp. Kendisi ve kendisine dönük şeylerin. oyunda yenilmek gibi olaylara tepkisi yoğun bir öfkedir! Asla affetmez ortaya çıkaran arkadaşı hiç affetmedi. bunu toplantıyı sabote etmek için mi yaptığını düşündüğümü hatırlıyorum. narsizmi tehdit edildiğinde hayati bir düzlemde tehdit edilmiş gibi değer ve kimliğine ilişkin saptamaları bu inancın üzerine yapılandığın- 'Anadolu' kelimesinin yer almasını istiyorlardı. fiilen renksiz ve ağırlıksız bulduğumuzu testo etmek amacıyla bütün gruplara bir çağrı yapıldı. nellik geliştiremiyor. Ali'nin şartları arasında iktidarın nasıl ele geçirileceği şekilde karşı çıkmak. Neticeten. ama sadece idamları proAmaç da belliydi: idamları protesto etmek. Ben-seviciliği (ke- dan. Bir yere varılamadı ama Ali'nin. eleştirilmek. sanki bir parti kuruyorduk ve devrim programını hazırlayacaktık. Tüm narsistler gibi. ortada sahici bir çalışma ya da başarı olmadığı halde. sı. yargılamada ciddi hatalara düşüyordu. bedensel bir saldırıya lu'nun neresi olduğunun saptanması gereği ortaya çıktı. nestüsü. Pek çok gözlemin bir araya gelmesinden olmalı. Acilciler bildiri metninde mutlaka üstün ve olağanüstü yetenekleri olduğuna inanıyordu. Yine de bir toplantıda. kendisine biçtiği oluyordu. cehaletini .

Zamanla. Böyle yaptığı için de iletişim yok olur." Ünlü olmak zorundaydı Ali! Başarısızlık durumunda tam bir ruhsal rirken aslında yaptığının kendi akıl sağlığını koruma mücadelesi olduğunu anladım. onaylanma. özde ben-sevici büyüklenmeye dayanıyordu. Oysa. 'tanrısal' denetim sağlamak ihtiyacında olduğunu gördüm. yaptı bağlamda. mesela. Bu lara değil. 'alkış' onu depresyon ve delirmekten koruyan tedavi gibiydi. yani inanç. Siyasal başarı ve alkışın akli dengesini muhafaza etmesi için şart olduğunu gördüm. Ben-seviciliği icabı. bir devrimci. kendisinin içinde yer almadığı dünyalara. "çünkü ti. Ali'nin sözcükleri . Sadist bir tarafı olduğu kuşkusuzdu. hatta yok edici sadist saldırıya başvurabilirdi. kendisine biçtiği değeri pekiştirmek ya da korumak için amansız despotik. bir insan olarak kaydettiği aşamame olmadan yaşayamayacağını gördüm. nesnel olmak gereğini duymadığı için övgüde ve yergide öznel ölçüler kullanırdı. beğenilme. onun cesaretine du.uğradığı zaman aynı şiddette tepki göstermiyor olması. da. TİKKO'culara karşı alçaltıcı. Bu savaşta. Zamanla. kendi değerlerini de kendileri biçiyorlardı tabii. ilişkin -pek de abartılmış olmayan. tehditkâr. Büyük ve hatasız olduğu inancı. aşağılayıcı. Ali'nin kendi konumunu muhafaza amacıyla diğer insanlar üzerinde kesin ve sonsuz. vicdan. açıkçası. başarısız bir politikacıyı bir insan olarak da değerli olduğuna ikna etmek denle.öykülerin yayılmasına neden oluyoryordum. Rodoplu'nun deyişiyle. sevgi ve güven duygulan gelişmemişçöküntüye giriyordu. devrimci mücadele vePolitikacılar arasında yüksek dozda narsizme sık rastlandığını bili- anneanne olarak. emekliye ayrılan savaş kahramanını bir dede olarak. manın dışında bir değer olduğuna inandırmak mümkün değildi! Bu nemesela diğer gruplara. nasıl ki kendisine sinema yıldızlığını yakıştıran narsisti bir mümkün değildir. Ali'yi bir süre de o bağlamda gözlemledim. Narsistik şişirilinsani çekirdeği. Ben-seviciler. Ali'yi de kendi devrimci grubunun genel sekreteri olbir savaş verdi.

görüşmeye izin verilmesinden nefret ettim. muhatabının lafını ağzına tıktığı. türlü kurnazlıklarla elini kolunu bağladığı bir ortam oluşurdu. düşünce güdükleşiyor. Ölenler gibi. bunlar da "Ölü-seviciliğinin ders kitabı örneğiydi. Bayramda. Aydınlıkta. Tahliye edileli bir yıl kadar vardı. gerektiğini. eli silah tutacak yaştaki erkeklerin hepsi en az bir Günay'ın bir arkadaşının kardeşiydi demiştim. Ali'nin onu hapishane anıları belleğinde taptazeydi. "O zaman da yemek getirmek için rahatsız ediyorlardı." diye anlattı. baharda mizlenen arkadaşlardan nefret ettim. Ceset görmeden huzura kavuşamayacak bir ruh! Cesetlerle sevişen bir ruh! Korkunç bir şeydi. açlık grevindeydi. kardeşi dahil. Haydar. Bu defa da en küçükleri. O gün. bunu da yapsa yapsa Günay'ın yapabileceğini. ilk kez anlattı. değil mi?" ailecek devrimciydiler. Doğru duyuyordum.bir sihirbaz kurnazlığı ile kullandığı. haber gönderince geldi. En çok hapishane müdüründen nefret ettiğini söyledi. da. istemiyordum. Rodoplu." dedi. yemek getiren erlerden nefret ettim. Böyle bir ortamda yapıcı diyalog elbette mümkün değildi. Günay. sekterlerin sayısı artıyordu. teben direndim! Kendimi asla iyi hissetmedim! Çünkü ben. Görüşe çıkmadan önce tıraş olan. istemiyorum! yeşeren boktan bir fidan vardı. ne ki. BEN. Ali'nin de ikna edilmesinin kırmayacağını ağlaya ağlaya anlatmıştı. ondan nefret ettim. Günay'ın Ali'yi neden andığını merak ediyordum. ama bizim tahmin ettiğimiz du. Ama. Haydar'ın kimsenin sözünü dinlemediğini ama Ali ağabeysi yapma derse yapmayacağını. içerdeydi. Yıldız. Unutturmaya çalışıyorlardı. önemliydi. gelişme duruyor. nedenlerden değil de. "Kendimi bir tek hücreye artırabildiğim zaman rahat hissediyor- Kapıyı açan. Dayanışma yok olunca şayan her şeyden. doğru mu duyuyorum diye bana baktı. "adamın insanca yaklaşımları" olduğu için nefret etmişti. Ali. ya- kez cezaevi görmüştü. unutmak . "Kendi doğruları.

herkesten. her debana yapılanların anılarıyla doldurmak istiyorum! Hayır! Asla unutmalikten yeşerecek olası görkemi hiçbir zaman kabul etmeyeceğim! Ben. hayatın bizzat kendiyacağım! Bir şey hariç! O da bana yapılan siktirici iyilikler! Hah! Bu pis- Unutursam.kasını hatırlayacağım. öfkeden kas"Bir denesen? Zihin jimnastiği gibi. ulusumuz. diğer mahkûm- ğil. Soluk aldığım her saniyeyi istenen hiçbir sözcüğü unutmak istemiyorum. 'bu kadar alçakça bir şey yapıp. Allah belamı versin! Geçmişimin her gününü. Bana yapılan her kötülüğü. Ali'nin sadece düşmanlarından değil. Günay. hiçbir ihaneti unutmak istemiyorum (kullandığı kelimelerin tam tamına bunlar olduğundan emin değilim). her şeyden nefret ediyordu. Bunun 'sağlayamaz' olamazı de"Bir an için. beni hiçe sayamaz!' olamazı olduğunu düşün!" diye ısrar etti. Aydınlıktaki fidandan. ağzıma sıçan. SHP başarılı "Olamaz!" diyerek kesip atmıştı Ali. Ne kaybedersin?" "Beni ilgilendirmez!" Günay'ı deli edecekti. "Belki. Herkesin yüzünü." Günay. katı. hiçbir hoşgörüyü. her daki- lardan. 'mutlu' olsun. her düşmanımı hatırlamak istiyorum. bunu hissediyorum! Hiçbir hakareti. millet alkışlasın diye savaşmadım! Bilimsel kaderinin yolunu çizmesi için savaştım. bir mucize olduğunu 'bilimsel kader'in bu yolu izlediğini sinden nefret ettiğini söylemişti. olur. kendisine iyi davrananlardan. Öfkemi ancak böyle ayakta tutabilirim. "Düşünmek istemiyorum! Düşünmeyeceğim!" dedi Ali. ağzıma sıçması neyimi. İbrahim Tatlıses konserler versin. bir başka yoldan da mutlu olur ulus? Bakarsın. . senin amaçladığın düzen değişikliğini demokratik yoldan sağlar? Ya da bir sosyalist parti kurulur?" ikimiz de fark etmiştik.

"Devrimcinin ölümü umutların ölümüdür. "Devrimci ruhun pınarı. " Haydar'ın ölmesine izin verme! Devrimcinin ölümü ancak mutlak Devrimcinin ölümü umutların ölümüdür. Serkeşlikle.. "İnsanlık onuru işkenceyi yenecek!" diye kesti attı ki. tekmeleyerek yapmak bir yüksek gelişme çizgisi oluyor." Söylenecek söz yoktu. Daha başka şeyler herif. Ali'yi kırmamak için gösterdiği özen dokunaklıydı." diye övündü. fark. Günay'ın dikkatinin Ali'nin yüzünde odaklaştığını görüyordum. açlık grevinin otuz dördüncü günündeydi. den onun da yüzü değişti. Yine de. Yaşama. serpilmeye.bir vakıa. anlamıştı. özgürlük tutkusudur. Haydar'ın celmeye hizmet aşkıdır. Bunu istenç ile seçerek. SHP "Ne oy alırsa alsın! Türkiye'nin bilimsel kaderi yolunda ilerlemesini "onurlu direnişini desteklediğini söyledi. Ali bitirmedi. yü- kaçınılmazlığı varsa affedilebilir. Ali. Mussolini'nin kara gömlekli tosuncuklarıyla devrimciler arasındaki de söyleyecekti ama. Bir- . yaşam sevgisidir. "Ölüm insanoğlunun en teorik eylemidir. son bir kez denedi Günay.. Tıkanıp kalan gırtlağından güçlükle çıkan hırıltılı sesi çığlıktı san"Kardeşin ÖLECEK!" Ama. devrimcilik arasındaki fark." dedi. Ali. "Cezaevlerindeki en iyi açlık grevini de TKP-ML değil.. acıyla. Günay." deyiverdi. "12 Eylül öncesinden ayakta bir biz kaldık zaten. Ali. bir olgu! Yüzde otuza yakın oy aldı! Sizin arkanızda kaç kişi var?" önleyemeyecektir!" "Nasıl ilgilendirmez! Bu yolda bütün aile perişan oldunuz! Oysa. dövüşken gözleri deli deli parlıyordu. biz yaptık. Haydar..

Herhangi bir sorunu.. sahip oldukları. ya!" dedi Günay. çok.Ölüsevici dikkatini. Günay.. "Allah senin belanı "Allah belanı versin.. bir daha da Ali'nin tebessümü sapık bir sırıtmaya dönüştü... yaşama. şimdi. soyutun. 'revizyonizm'. Kapıdan çıkarken ha"Tabii. düşünceli düşünceli.. bir tartışmayı çözme yolu. Ama. niyse gülüyordu! nim! Elbette nefret edecek! Nefretini azaltacak her şeyden de nefret edecek.versin!" "Viva la Muerte! Değil mi?!" diye tısladı adeta. yapayın. Güncel gerçekliğin hiçbir değeri yoktur. Ritüellerde ve 'mutlak doğrularda yoğunlaştıran. kaydıran. dogmalara. Ölü-sevicinin felsefi ya da siyasi düşüncesinde kutsal olan. "Ben de Ali'ye 'siktirici iyilikler' edenlerde"Hem de çok. Hayatına hükmeden kurumyan şeylerden oluşan. kendi kendine konuşur gibi. yaşanmış olandır. insanın eşyalaştırılması. canlıdan cansıza. çok tehlikeli bir hasta!" bir sesle. defol buradan.." diye tekrarladı. " "Statükocu?" lar. yasalar. Değişim. giderek eşyalara. Şimdinin ya da olacağın değil. gelenekler. Hemen şimdi. defol git. 'bir zaman varolmuş' artık olma"Ne kelime! Sekter. ben Ali ile Avrupa-Amerikan uygarlığı arasın"Değil mi?" dedi. Sonra. kardeşini açlık grevinde azat etmedi. insana duyulan ilginin 'şey'lerle ikame edilir olması. Bu hikâye böyle. bir dizi tanım sıralamaya başladı. hafta kadar sonra da Haydar öldü. 'doğa' yasalarını ihlal eden bir suç olarak görülür. "Nekrofilya. kaba kuvvet ve sal- . ortadan kaldırmaya çalışacak! Hasta bu adam!" Titriyordu. mekanik olanın çekiciliği. us'un yücelmesi.. Rodoplu'ya geldiğinden bir da nasıl bir bağlantı kurduğunu merak ediyordum. olmuş'un gerçekliğinde yaşayan. Ali. gelme!" Kapıyı gösterdi... içi boşalıyormuşçasına hırıltılı "Şimdi.

diye sorarsan. gencecik bir inanın hayatından daha değerlidir lidir demek. Şimdi. sağladıklarını anlatır. Bilim çağının insanlığa hediyesi! Ne gibi? Mesela. Hangi yurt. kendisini 'toplum' denilen bir soyutlama adına feda etme- ya da Nihal Atsız'ın önerdiği gibi anti-faşizmle savaşmak için. Birey. 'Bu kadar Yahudi'yi nasıl öldürebildiniz?' diye soru sorulur. yani Haydar'ın tümüyle Ali'ye ait.' diyordu. İçleonayından geçmemiş. ölü-sevicinin Korkunç. Şöyle söyleyeyim. Tıpkı. ancak Haydar'ın anısı olabilirdi. Bu aynı zamanda. Adam. o 'Ölüm insanoğlunun en teorik eylemidir. Ölümlerin en güzeli ise yurt ve şeref diği gibi. Ussal bakıştan kastettiğim bu. uğruna ölümdür. Kuvvet kullanımının gerekli olup olmadığı düşünülmez bile. hangi şeref. 'faşizm'le demek. Anısı. Nürnberg mahkemelerinde. şöyle bir duralar. işte. 'Ölümden ancak hayvan ve hayvanlaşmış insan kaçar' iddiasına bak! Us yüceltmenin bir başka örneği. herkimse. ama Ali'nin Haydar'ı sevebilmesi için delikanlının ölmesi . Ölümden ancak hayvan ve hayvanlaşmış insan kaçar. Sevebileceği Haydar. Haydar’ın ölümüne 'fraksiyon'un karar ver- gerekiyordu. kendi icatları olmayan bir yoldan mutlu olamazlar rinin rahat edebilmesi için. yani bir 'şey' gaz odaları şu kadar metreküptü. Göring. tabii. Nihal Atsız da. tekmeleyerek yapmak bir yüksek gelişme çizgisi oluyor. İnsanoğlunu hiçliğe dönüştürecek gücü. diye başlayıp.' lafı. istediği gibi şekillendireceği. Bunu istenç ile seçerek. insanlar. onlardan birisine. ceset başına optimal verimliliği nasıl bir canlıdan. bir ideoloji. bunu o belirleyecekti tabii. dünyaya ve kendisine bakışı ussaldır. bir ritüel. hayatı bizzat ve mutlak surette kontrol altında tuttuklarına inanmalıdırlar. asla değişmeyecek soyutlaması! Ölü-seviciler değişiklikten nefret ederler. Himmel. 'Hayat savaştır. nekrofilin.dırıdır.. Neden? Ya rahmetli Haydar'ın durumundaki gibi. şu kadar insan doldurunca gaza şu kadar yer kalıyordu. Ölümden korkanlar yaşamasın.. Us'un yüceltilmesi soyutlama aşkını da beraberinde getiriyor. her şeyde ilk ve son çözüm olarak gören.

demektir. "Sadizm. fiziksel sadizmden çok daha yaygındır. bir insanı küçük düşürmek. incitmek arzusu. Cezalandırılmaları vaciptir. manşetlere hâkim olan tamaz!' demektir." Ağustos Genelgesi denilen ve özde. bana döndü. dim. Mesela. nihayet bir kelime. Çok düşündürücü. kaba kuvvet değil de. Sisi gözleriyle nay'ın sesiyle geldim. gibi sustu Günay. bir soru. 'doğa' yasalarına karşı geliyorlar demektir. çoluk çocuk öldüren PKK militanları. karanlığa bakmaya başladı yine. Narsizme ilişkin bilgilerimi hatırlıyordum. illa da kadın döven. narsizmle bir ilgisi yok mu?" "Var. öyle gider. âlimi mutlak. eli kırbaçlı sadizm değil. Neden? Öyle bir mutluluk olamaz çünkü! Mutluyuz diye iddia edenler. Ali'nin. nekrofilya. Mesela Fenerbahçe maçında binlerce taraftarın 'Ölmeye geldik.' laştırmanın örneği daha çok. çocuk döven." Pencereyi bıraktı. sapıktırlar. "Tinsel gaddarlık denilen şey. "Bunun kendini beğenmişlikle. mezra basıp. mahkûmlarla merhametsizce zıtlaşmaktan başka bir anlamı olmayan nesnenin Haydar'ın ölümüne neden felâket tellallığı. olmasına izin verilmesi. Dışarıya. Bana zaman tanımak ister deliyordu sanki. her zaman Çünkü sonuçta." diyordu. Ben epeyce bir süre belleğime gömüldüm. Mesela. Ölü-seviciliği daha hafifde seyrede- diye bağırması nekrofilik bir haykırıştır. Mesela. akıl karıştıran bir tabir. bunlar uç örnekler. Narsizm sadizm. basını yanıltabii. Sadist. bir gülüş kullanılmıştır. 'Bu hükümet doğru iş yapıp. çünkü sadistin kendisini gizlemesine yarar. biliyor. Bu tür tellallık. Bir bakıma çok daha pistir. Türk basınında. Namert bir iştir. 'SHP başarılı olamaz!' haykırışından farklı değil. tabii. efen- . İnsanı eşya- Cansel'in fotoğrafını çekerken. Mesela dostunun bıçakladığı zavallı Feri "Şimdi. eteğini sıyırmayı ihmal etmeyen foto muhabiri." "İtalikleme sırası bana geldi!" dedim. kendime Gütabii.

İstememiştim. ne haldeyiz. Kıpırdamadan öylece durdu bir süre." dedi. arkasını döndü. Ne ki. "Bak. öyle düşünüyordum! istiyorum!" "Bir de. Ben- Evet. önüme koydu. ölü-seviciliğinin arasında. ne diyeceğimi bilemedim. durdu. "Ulusumuza hakaret ettiğimi düşünüyorsun. Düşünceleri oturmasına izin vermiyormuş gibi kalktı yerinden. ." "Her şeye rağmen halkımı sevme gayreti! Can simidi! Daha da söyle- dı. "Evet." Şeytan yoklamış gibi ürperdi. yanından bir yerlerden tıka basa dolu bir dosya çıkar"Bak. en az fiziki acı kadar. hemen sadistleşir!" danoz bahçesine yürüdü.kıvırtabilir. bari 'halkım'ı seveyim gayreti. yeyim mi? Kızını dövmeyen dizini döver hikâyesi! Kendi sınıfımı sevemiyorum. "Gaddarlık bağlamında korkunç bir toplumdur bizimki!" "Korkunç!" "Türk mürekkep yalamaya görsün. "Öyle de değil!" dedi. neden sonra. az önceki hırçınlığına hâkim olmuştu. bir kurt gibi kemiriyor İthamın ağırlığı altında ezilmiş gibiydim. May- şizofreni. Etkileri daha uzun sürelidir. gaddarlığın. zehir gibi bir sesle." dedi." Yazı masasına doğru hızlı birkaç meselesi!" "Günay'cım! Bana bilmece çözdürmesen?" adım attı." seviciliğin. değil mi?" "Ne yazık ki. neden 'mürekkep yalamış Türk. hatta ondan daha çok zedeler. Haya- Dosyanın kapağını açmak istemediğimi hatırlıyorum. çareleri hovardaca savuran bir toplum bizimkisi. çünkü içgüdüsel bir biçimde ne demek istediğini hissediyordum.' diye tasrih ettiğini sormak "O bir umudun dile getirilmesiydi!" dedi Günay. "Öyle de değil! Balık baştan kokar Masaya erişti. arkadaşım. psişik acı.

Günay. insanı rencide edecek. ona tepki duydun. bunun.. Kaldı ki. sadizmi bir yaşam biçimi haline geşamda tanımış olmamdı! Sıradan insanlardı bunlar. Garip olan. dum. inceden alay ustaları." diye esefle "Daha kötü. turistlerin dolaştığı yer- lerde atletleriyle içki içenleri ayıplayan bir program vardı ki. öğretmenler. başka şeyler de Dosyayı açmamı beklediğini biliyor. daha kötü. taşı gediğine koyma usta"O yazarın melamin tabak meselesini hatırlıyor musun?" diye sor"Evet. deli ediyordu Günay'ı! "Alay kın aşağılanması olduğunu söylüyordu. "Evet. "Bir düşün! BBC İngilizlere ber- . memureler. bir kadının akşam gezmesine giderken ne giymemesi gerektiği anlatılıyordu ki. günlük yalinler. faşizan eğilimlerimizi TRT'nin 'Püf Noktası' gibi olmadık dizilerinde bile görebiliyordu." dum bir türlü. daha mı kötü?" "Evet.tım boyunca tanıdığım 'üstat' sadistler geçiyorlardı gözlerimin önünden.. hastabakıcılar. "İşkence faslından melamin tabak?" ya da doğru hareketi şıp diye kestirme ustaları. değil mi?" Yerine döndü.. ama yine de elimi süremiyor- sadizm görecek kadar incelikli yaklaşımın. Ve vardı. yerin dibine geçirecek doğru kelimeyi ları." dedi. onları sadece şubede ya da cezaevinde değil de. anneler. Hücre arkadaşlarını aşağılıyordu. inceden hakaret ustaları. Zulme alıştığımızı. Örneğin." "Kendisinin farkında bile olmadığına kalıbımı basarım. gaddarlıktı. Nedenini de biliyorum. salladı başını. Günay. çöker gibi oturdu. Arap turistlere ayıp oluyor diyor! "Yine bir başka programda. böyle bir olasılık canımı yakıyordu. Melamin tabak meselesinde tinsel açıkçası. "Bu daha mı iyi. babalar. paranoya derecesine varan bir duyarlılığın ürünü olabileceği ihtimalini göz ardı edemiyordum. halmuda şortlarınızla sokakta bira içmeyin. Tabii. ge- tirdiğimizi anlatıyor.. kayınvalideler. Örneğin. Aşağılama ustaları.

" dedi Günay. o herifle birleşip. bir çizgi roman karesiydi. daha doğrusu. Müsebbibleri. 'İzleyecek felâket hepimizi kapsayacaktır. dosyayı işa"O kadar da değil!" diye sözünü kestim. ama yeterince hızlı davranamamış olma"Burası bizim ülkemiz. Bunda paranoya kelimesini aklıma getirmiş olmamın dahli vardı. En yüce ve en zayıf sında yer alıyormuşum gibi bir duyguya kapıldım. kahır dolu bir sesle. Günay. Uzandı. Semra Özal'ın Gırgır dergisinde çıkan bir ara kazma dişlerini gösteriyordu. Öyle çocuksuyuz ki. Ara son deliği' diyeceksin ama önemli olan Semra Hanım'ın gencecik bir "Olsun olsun yirmi üç olsun. bir kerhane maması yapmıştı Semra Hanım'ı. Gerçekten iğrençti.. Çizer. açtım. "Gencecik bir delikanlı bu çizer. canım!" Dosyaya uzandım." "Yok. Günay'ın karşı- ler vardı. Suat Gönülay. İğrençti. neden olanlar. kat kat yağlarında boğulan. birden. iyi niyet taşları ile örüldüğünü bilemiyoruz. "Şimdi sen yine 'zurnanın . Fark ettiğimi görünce de kendisini alaya yolun. " Yine de açacaktım dosyayı. Allah kahretsin!" aldı. Neye hizmet ettiklerini ret etti. "Bu insanlar da bizim insanlarımız. kolumu sıktı hafifçe.. Birden. da!" bilmediklerine bahse girebilirim. cehenneme giden yanımız bu bizim. tabii! Sulugöz! Şiran'ın lafıydı bu. "Sulugöz! Ben de!" Gözleri doluverdi. "O kadar Osmanlıca biliriz.mahfilinde 29 Ekim balosuna giden subay hanımlarının giysilerinin Palık!" şa'nın karısının denetiminden geçmesi gibi bir şey bu! Ne kadar aşağılıyım. Önde duranı aldım. içinde yayın organlarından kesilmiş kupür- karikatürü. Özür diliyordu." dedi.

yani 'ağır tah"Diyelim.. Bu defa.adamın bunca nefretini kazanmak için. ille de ağzından tükürükler saçan. fotoğrafın Çavuşesku değil. (Benzer kö- . iğrenç portreler çizmemiz istenirdi. herhangi bir kilolu an- tülükte bir şeye birkaç yıl sonra tekrar rastlayacaksın. Ama bu kat kat yağlarının teşhirindeki belden aşağı saldırıyı açıklamıyor. olsa gerek." "Anlamaya çalışıyorum. 'Faşistleri oy- narken." diyebildim. Alkışlayacak mıydı?) "Anlamadım?" "Kind. "Ben de onu diyorum. sürmanşette. "Üç torun sahibi bir annean- hangi toplumsal sorunu çözer?" Eleştiri ile kör kıyıcılık arasındaki yaneanneyi küçük düşürmek hangi toplumsal derde devadır?" "Bir başbakan eşi olduğunu bir an için unut. Birinci sayfadaki nı merak etmiştim. toprağa düşmüş bembeyaz saçlı başını hatırlatmıştı. Türki- ye'nin gidişatından ürküyor ya da faşizmi Semra Hanım'da sembolleştirmiş. ne yapmış. nesnel olarak ne yaprik'ten söz etmek de çok zor! Başka bir şey işliyor. bir 'kuyruk acısı'ndan. bu genç adam ülke yönetimine karşı çok duyarlı. Rodoplu. Çavuşesku'nun toprak bulaşığı kanları içindeki fotoğrafı vardı. otuzunu çoktan aşmış bir adam." mış olabileceği. Çavuşesku ve eşinin öldürüldüğü günlerdeydi. loving. O günkü Milliyet’in birinci sayfasında. compassionate. Bir de faşist illa da kilolu olmaz ya!" "Hitler'in Ari ırkının temsilcileri aslan gibiydiler. Brecht oynadığımız yılları hatırladım. Ve bana hocam Tütengil'in." dedi. Özal olması halinde Akyol'un nerede olacağı- "Sadistik duyguların tatminine." diye mırıldanıyordu Günay. değmese ne olur? Açık edilmesi şamsal farka işaret ediyordu. Özalları kurşuna dizilmek üzere direğe" bağlanmış çizmişti. canım!" Ankara AST'ta.. nenin göğüsleri dizine değse ne olur. Ercan Akyol. Nihayet seçimle gelmiş bir başbakanın Suat'ın hazzetmediği eşi. değil mi? O kadar genç ki.

yoldaş. Kerim. yine. Rıfki." dedim. yabancılaşmayı. yabancılaşıyordu Günay. yardıma. cömert. hayırhah. Hayırhah. ivazsız hesapsız sevgiyle besleyen demek. sen biliyorsun ki. senden ayrıldığım nokta yine aynı nokta. Bu oluşumu. ben 'Hz. Elimden kayıyordu." Sesi alçaldı. ben yine aynı şeye takılıyorum. muhip. O hisse kapıldım yine. Oğuz Aral'a ne demeli? Senaryo onunmuş baksağın işi değil bu! Ama. maalesef.ğimiz.. müsamahakâr hoşgörü- korkunç değil mi? Allah vergisi bir çizim yeteneği. organik Aydınsallığı ya da dilersen statüko bekçiliğini. söndü.." . kerim. refik. olana merhamet ve sevgiyle koşan." ger"Öyle! Statükonun. "Müşfik. rıfki." dedi Günay. onu. "Hiçbir toplumsal sorunu çözmeye yönelik değil "O yaşta bir genç adamın ruhunun böylesine zedelenmiş olması ne çok yanlış var ki! Suat gerçekten de zurnanın son deliği." dedi Günay Rodoplu. Refik. zurnanın ka"Delikanlıya ne diyorsak. insanları safi katıksız. bir kuşak bırakırken öteki devralıyor! Suat çok genç. korkunç bir silah oluyor ve vuruyor!" bu! Ama. Muhip. ötekisi unuttuğumuz bir dilin insani değerleri. otoriter ahlâkın bekçiliğine talipse. yardımcı. "Tek bir kuşa- çıncı deliği olduğu önemli değil! Sonra. ama bebek değil!" ginliği azaltmaya çalışıyordum! "Ne demiş şair? 'Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın!' demiş. başkasının kederiyle ilgilenen. Ona takıldığın zaman bozuluyorum.. onun yerini başkası alırdı' da yokum. Odayı sağır edici bir sessizlik kapladı. Suat'a gelinceye kadar o kadar na!" "Haklısın. insanoğlunun maddi ve manevi lü olan.. sevgiye muhtaç "Müşfik. nazik. Bunu ilkel bir bahane olarak görüyorum. alçaldı. Muhammed o yıl doğmasaydı. Biri bilmedi- iyiliğini isteyen. dost olan.

. ses çağrışmayla bobiyi anımsatıyor. "Oğuz Aral'ı sevdiğimi düşünürdüm. Belki de. Günay daha hâlâ karikatürdeydi. 'Büyük Yalan'ın parçası. statükoyu korumak. otuz bir çekmek! Yani. kullanıldığı bir toplum olmadığını biliyorum.. Ulusal hasletlerimizdendir. Kongre. vay!" demişim! "Otoriter ahlâkın. "Merkezi 'ille de ben' olan. yasalar izin vermez. daha doğrusu basının gücünün böylesine alçakça gazetesinden kesilmiş bir makaleyi gösteriyordu. hükümet. insana yabancıysa." dedi toplumlarda yapamazsın. onların "Biliyor musun. seçmenlerineve ne acı verdiğini umursamayacağını. Batı toplumlarında hiç yapamazsın. bu da Suat'ın dedesi yaşındaki Cüneyt Arcayürek!" Cumhuriyet "Semra Hanım'ın sarkık göğüslerini sevici Papatyalar dikeltiyorlar!" "Vay. Türkiye'de yaparçünkü. gibi yapıp." dedim. Bobi neyi anımsatıyor? Ku- duzu. . İlhan Selçuk'un "Lobi ile Bobi" başlıklı köşe yazısıydı. bu delikanlının kendi dışında kalan dünya kime -bu durumda Semra Hanım'ın ailesine. Ne yazık!" Hıbır'la sonuçlanan rezaleti düşünüyordu.da Ali'ninki gibi "renksiz. Sosyal sadizmin cezası büsbütün yoktur. ahlaki çöküşe karşı tavır almıyormuş gibi yapıp. düşünüyordum." diye içini çekti." dedi Günay. Bir sosyal soruna. Lobi. Sözü değiştirdi. "Lobi. hoşnutsuzluk duygusuna kapıldım! Üçüncü kupür. "Bak. vay. insan olmadığı yolunda bir hüküm geliştirmişti. paylaşılmayan her şeye karşıyım. ülkenin yönetiliş biçimine karşı çıkıyormuş Ve ben yine aynı duyguya. sevenlerine. zan şüphe altında hüküm vermek günahtır. ciddiyetle. Lanet olası! Kirlenirsin ve yine içinde bir boşluk kalır!" Günay. "Yapma!" dedim. Gözleri bulutlandı yine. "Müslüman sın. Amerikan siyasal yaşamında Beyaz Saray. "Mastürbasyona karşı mısın?" Aptalca bir şakaydı. "Haklı olabilirsin. vay. kokusuz ve ağırlıksız" sa.

Amerikalı istediği şeyi Türkiye'den kolaycacık ve şıppadanak alacaktır.. daha da kötüsü. Amerika'daki İsrail ya da Yunan lobisinden kırk kat daha güçlü. Biz bu yolda başarıya ulaşamazsak. Bizim sivri akıllılar. Amerika’da kurulacak bir Türk lobisinden vazgeçmesi mümkün müydü?" rabilen nefretin nedenini düşünüyordum. yılgınlığa sevk ettiklerini söylüyordu.." dedi Günay. Değildi. Çünkü bu lobiyi.daha kısa deyişle. yani? Amerika'da bir Türk lobisi kur"Affedersin. Bu amansız.. ye! Gülmeye başladım. Mustafa Amcamın Washington’da görevli "Ben-sevicilerin nesnellik yetileri yoktur da!" olduğunu biliyordu. Selçuk'un yazısına bahane bulmaya çalışıyordu. o güne dek saldırdıkla"Cumhuriyet yazı işleri müdürü aptallığı teşvikten hapse girse yeri!" rı icraatı zorunlu olarak benimsediklerini. "Bir İlhan Selçuk'un özlediği iktidar konumunu elde etmesi halinde - li Devrim Partisi gerçekleşseydi. Türkiye'nin Washington'a karşı ulusal çıkarlarını koruyabilmek için Amerika 'da Türk lobisi kuracak yerde. Oysa en büyük lobi Türkiye 'de kurulmuş. devlet yönetimi kesiminde belirli amaçlar doğrultusunda etkinlik gösteren baskı grubuna verilen addır. tabii. halkı asla yerine getiremeyecekleri beklentilerin içine soktukları için. komik olduklarını. " maya çalışanlar?" "Lobi bobi kuduz köpekler mi. Türkiye'nin çıkarlarını korumak için Washington 'da bir lobi kurmaya çalışıyorlar. bunun adı da Amerikan lobisi. Canım yanmasın diNesnel koşullarla karşı karşıya kaldıklarında. Ankara'daki Amerikan lobisi.Mil- .. Türkiye 'deki Amerikan lobisini dağıtmak gerekiyor. Bunların en ünlüleri de İsrail ve Yunan lobileridir. Amerikalı lobicilerle birlikte Türk bobileri oluşturuyorlar. bu insanlara kuduz köpekliği dahi yakıştı- biliyorsun bu uğurda askerlerle birleşip darbe yapmayı bile denedi!. düş kırıklığına uğrattıklarını.

. territorial armi konsepti dedi diye Özal'a takmış. "işler onun düşündüğü gibi git". kin fış- borsada oynayanlar kimlermiş? Ayyaş rantiyeler. iyi mi? Şiddete bak!" Necati Doğru'nun sütununun adının. O bir başbakan!" bir ünlem vardı..." dedi Günay.. 'Uysada. ekonomi sayfasını yönetiyorsa. Muhatabı aşağılamak. Yooo.. sosyal sadiz- min belirtilerinden birisidir? İngilizce parçalamak.. İnsan nasıl da her gün gördüğünü görmez oluyor! "Her halükârda koyacak adam. bir 'Wall Street Journal'da adamı kapıkırıyordu. folklorik motiflere. Bu bir tarafa. Nefret ve karamsarlık! Mehmet Kemal. hiçbir şey değil bu! Dahası davar! Bak.miyorsa vay halimize! Nesnellik aramayacaksın. Fransızca parçalamak. bezemeye varan bir antik fütürizm anlatımını gerçekleştirmek. "Narsizm böyledir..." sayfasını yönetiyor! Bir 'Times'ta. zaten." dedi Günay. ya. . değil mi? Bak. ama halisane bir ağzını açarken küfürle başlıyor adam! Ve hiçbir gerekçesi yok. değil mi? Bu adam da insanları bu uyarı gibi görünüyor. "Ve biliyor musun. " "Bu da çok yaygındır." Kupürleri art arda çevirmeye koyuldum. Ve 2000'e çeyrek var ve dünya ekonomi üzerine duruyor ve bu adam Türkiye'nin en ciddi gazetelerinden birinin ekonomi cı yapmazlar!." dedi Günay. ekonomist değil. Türkiye'de sermaye piyasası yerleştirilmeye çalışılıyor. Ama başbakan konusunda haklıydın. Daha "Solculuk değil. Sağlam gerekçelere dayanmayan. Türkiye bile buna layık değil.rasyonel dağılım sürecinde marjinal fanteziler türetme çabala'Ben de. bak. cebi delik aktörler.. sağcılık değil. alay. Uymasa da'. tabii. rına karşıt. ama!" Uzandı. bir kupür buldu.. yanında "0 inanılmaz bir adam. "Mesela.. "Hayvan Kime Denir?" İrili ufaklı puntolardan gerçekten de karalama. Flaşta olmanın dışında. '"Borsanın Sonu Beladır!'" "Allah Allah?!" konuda uyaracak.

" diye mırıldandım. sabahı ettiğimizi Boğaz'ın öteki yakasından Şehir yeni yeni uyanıyor. yorum. niyetlendiğimden çok daha alaycıydı." "Hadi. Maydanoz bahçesine yürüdü. "Sen Cama Tırman". Az sonra da şafak söktü." dedi Günay." dedi. Karlı kayın ormanında. Sınıflandıramamışlar. "İnekten Düşmek". gibi değil. Ürperen. Günay. Sis dağılmaya başlamıştı. Batı'nın hediyesi! Ölü- çok daha asil bir medeniyetin çocuklarıyız!' değil mi'" ipek gibi keserdik kıtaları. gidiyorum geceleyin. Rahmetli Örsan veren Mitterrand'ın elinden edebiyat ödülü almasını eleştirenlere sövü"Hayır. "YÖK Demenin Arapçası". bırakalım artık. Yaşar Kemal'in. Çüş!" başlıklı bir yazıya takılmıştı. Günay'ı uzun uzun süzdüklerini hatırlı- çıkarıyorlardı.. "Dışarı çıkalım. tüyleri dikenlenen ciltlerimizin serinliğinden hoşnut. vazgeçmişler. "Yüzlerce var. naylona sardığı teybini çalıştırdı. Ülserimin kıpraştığını hatırlıyorum. "Bu bize. kesin bir sesle. işlerine dönmüşlerdi. kılıcımızdan kan damlardı!" Sesim. "Hep söylerlerdi de. Çaycının gözleri çakmak çakmak çırağı. "Çüş be. kıyıya.Refik Erduran. belediye şoförleri bomboş yolların keyfini Ağlarını onaran balıkçıların. Okumakla bitecek "Bir dakika!" Öymen'in yazısıydı. Dosyayı topladı. Öyle yaptık. eski iskelenin oraya yürüdük. inanmazdım!" deyiverdim. ." dedi Günay.. seviciliği bize onlardan bulaştı!" Bu kadarı da fazlaydı! "Belki de hep böyleydi. o dönemde ASALA'ya açık destek yordu. Gözüm. '"Biz çok daha eski. yerine kaldırdı. Saatlerdir konuştuğumuz sayrılığın tuzağına düştüğümün geç farkına vardım! Günay hiçbir şey söylemeden kalktı. uğultu halinde gelen ezanlardan anladım.

Günay Rodoplu!" "Aşk dinine mensupsun sen. nerde elin? tı. jilet gibi bir sabah. . elini ver.elini ver. renkleri renk kıldığı"." "Sandığın anlamda. bizden yana kaygılı bir bakış fırlat- ni. Tanrı'nın yarattıklarını "miyoplar da görebilsinler diye. şekilleri net.. Sen yormadın. Günay fark etti. kararsız karayelin şehrin elini yüzünü sildiği. İncil. garip. merceğini "Seni terk ediyorum. maya başladı. "yalan söyleme!" diyordu." dedim. tüm kitaplar senin!" "Bir gün seni bir güzel dövecem. Son yıllarda tasavvufa duyduğum ilginin beni kendi ruhumun derdi- ima ediyordu! Haksız da değildi! Epeyce bir süredir. nerde elin?" Ayrılma vakti gelmişti. "Tabii. Az sonra. "Bu dünyada ama bu dünyadan değil. Günay da güldü. Bütün bir geceyi. "Ben gidiyorum. Bıyıkları nikotin sarısı yaşlı çaycı.. o da mırıldan". Her dinde yerin var. karlı da değil. su gibi gülüyordu. "tam Süreyya'lık" bir sabahtı. yatıştırıcı bir tebessümle karşılık verdi. kanlı bir kayın ormanında geçirdiği- "Niye?" Gözlerini kocaman kocaman açmış. Tevrat." Güldüm. ne düşürdüğü için ülkenin yaşamsal sorunlarını Allah’a emanet ettiğimi indirgemeyi öğrenmeye çalışıyordum.Efkârlıyım efkârlıyım. günceli dedikoduya indirip. "İyi." Aslında. "Herhalde!" "Yorulmuşum. sufi!" İstediği elin beninki olmadığını biliyordum. yaşlı yurttaşının elini istediğini anlıyordum." dedim." dedi. Kuran. değil.

serbest" hanımların gecelerinde içip içip yatmaların arefesinde. Oraya tek bir kişiyi kabul ediyordu. elektrikli araçlarda Ciddi parasızlıklarda. haklı olduklarını bilen eylem adamlayüreğinin hepimize kapalı bir bölmesinde inzivaya çekilmeye hazırlandığını bilirdim. Yüzünde az önce gördüğüm iyimserlik kaybolGünay Rodoplu.ot kokusunun girdiği her şeyi insan için olan bir oda. Günay elini çantasındaki kitaba attı. maddi-manevi işkencelerde Telefonla kız tavlayan gencin neşesinde." dedi. o da şimdi yazacağım laştım. Şöyle bir baktı. haksızlıklarda Koparılıp soldurulan bir çiçekte. toprak ve edersin!" diye de ekledi. "Pencerelerinden Metropol kokusunun değil. kalabalıklarda. parfümünde Durur beklerim orada Bunalım geçiren "çok iyi bir insan. toprak ve ot kokusunun girdiği her şeyi insan için olan insana göre bir oda" Birtakım takımların değil insanın kiralayacağı bir oda Eşyaların değil insanın olacağı eşyaların değil insanın yaşayacağı bir oda Durur beklerim orada Dağ başında. "Gitsen iyi rının alçakgönüllü kararlılıkları vardı. "toprak ve ot" kokularından bahsetmeye başlayınca muştu. ertesinde Balkonsuz ve manzarasız sosyal konutlarda Çocukları ve insanları sevdiklerini sanan sanatçı kardeşlerimin sanatlarında Güreşçi develere benzeyen meşhur adamların . Yerinde bambaşka bir şey. ben hızla uzak"Pencerelerinden metropol kokusunun değil. dizelerin yazarıydı.

kesif zevk uzuvlarını yoran mevzun ve atletik vücutlarını yoran ama kafalarını yormayan. hesaplardakitaplarda Durur beklerim Oralarını buralarını. evlenme. milli ama normal taarruzda Benden sonrakinin benden önce dolmuşa binme çağdaşlığında Durur beklerim Doğum günü. bahar dalında . köpüksüz bir dalgada Durur beklerim Nesli tükenmiş zanaatlarda ve zanaatkârlarda Apartmanlar arasına sıkıştırılmış çocuk ve araba parklarında Her sınıf vatandaşın iç ve dış piyasaya karşı giriştiği büyük. havacıvalarla sürüp giden evliliklerin karmaşasında Paralarda. eskaza yorarlarsa sıkılanların kibarlıklarında kişilik makyajlarında ve bütün makyajlarında Durur beklerim Yetinenlerin dangalaklığında Yağmurun altında. kayıp ve ölüm ilanlarında İçki-müzik ortamlarında doğan ve çok kısa süren maceralarda Taşıma sularda.aksesuarlarında Durur beklerim orada Kar yağışını seyrederken kıyıya vuran küçük. kasalarda. sünnet. bankalarda. altında.

yani. gibi. başıbozukların bütün aşılarını yaptırmış. tamam mı vb. özgürlüklerin. üst-baş konularındaki modalarla donatılmış mamur ve müreffeh ama biraz yabancılaşmaların ömründe Dururum Bilumum avantalarda. çok keyifliyim bu gece" diyenlerin ve "mutluluk durumu" olanların boşa giden sesinde Dururum Günümüz insanının haz ve lezzet altı. . haplarını almışların rüştlerinde Erkeklerin "yemek ". "harika"larda. sükûnu yurtdışında bulan vatandaşlarla ünlü-ünsüz sanatçılarımızın ortak ve haklı kaygılarında Bazı bilimsellerin karışık kafalarında sakallarında. oldu. mal-mülk. şey. kadınların "görüşme" tekliflerinde Dururum "Çok iyi" hazırlamış sofralarda "Nefislerde. Batı 'ya hayranlıklarında "Olay. iyi eğlendik. genelde." sözcüklerle her şeyi anlatabilenlerin konuşmalarında Yeme-içme. fırsatlarda. "çok zevkli lerde "Artık korkusuzca gidebiliriz her yere " "Ne iyi oldu. tezgâhlarda Kiminle neden evlendiğini "çok iyi" bilen kiminle neden evleneceğini "çok iyi" hesap etmiş olanların ebedi saadet tablolarında On sekiz yaşını doldurmuşların.Dururum Huzuru.

tıp. vapurlar. bencillik. İmanına kadar dolu trenler.. sevgisizlik. Yeter yukarıdaki oda. ben eve döndüm. bre!" Patlamaya hazırlanan koncaya. tıp. Damlalar damlalarla buluşuyor. tahta bir masada rakı içip keyif çattığımı sanan sağlıklıların gittikçe azalan beyin kıvrımlarında Dururum işte önemli değil. o yer illa da Banaz Yaylası olmalıydı!) karlar erimeye başlamışlardı. küçücük çıkmada. Çok uzaklarda bir yerlerde (nedense. karayelle boğuşan saksılara. Tıp! Moldau!) karda kılcal izler aça- Çocuk gibi seviniverdi birden: Karayel bahar kokuyordu! Pencereyi . Çok sürmedi.yani hurdahaş oluşunda Dururum Kumların üstünde ve güneşin altında değil ağaç ya da çardak altında öküz gibi. tozdan nefes alamayan. yerden olmayacak bir yük- seklikte. Maydanoz bahçesi Rodoplu'yu görünce sitem etti. minibüsler yolla"Herkes o yana giderken. bitkilerin sa- İyiydi hoştu bu karayel. yordu. sizi görmez oldum!" hiplerinin kişiliklerine ilişkin ne çok ipucu verdiklerini düşündü." rı doldurdular. tıp. özensizlik.. tıp. Nicedir sulanmı"Affedersiniz!" dedi. kayıtsızlık. tıp. (tıp. karayemişin Taşlaşmış toprağa kilitlenmiş. mıyordu! "Buncağızlara dikkat et. ama maydanoz bahçesine hiç de iyi davran- ardına kadar açtı. ıtırın saçını okşadı. hoyratlık. Gün bulandı. "Bu günlerde öylesine kendime düştüm ki. yapraklarına baktı. saatlerce. filizini tutan hanımeline.

.. Karcı nereye. karayel zayıfladı. "Kar satan adam dağdan indi. ya!" Karcı nereye. maklarını kevgir etti. "gece uzaklaştı. Yeni evlerine taşıdı. Bembeyaz. ben oraya! Karcı nereye. Topaklarını ovaladı. Eşeğinin semerinde çiğdemler vardı. Bahar evin ortasında çınladı. güle güle otursunlar diye de yağmur niyeti- "Buyurun. Uğur getirsin. ama delikanlı. "Kış uzaklaştı. "Ve kutsal çehrenden güneş doğuyor. "Buyurun?" . ot koktu. az daha "Hoşgeldiniz!" diye "Aa-lo!" dedi. çaya koşturuyorlardı. hücreden ayrı ayrı sorumluymuşçasına. kalk ama artık!" "İlkbahar ayini!" Doğu'da ışık! Fırtınalı umman. Yere serecek bir Çarşafın üzerine "tertemiz!" toprak döktü. "Selam. bir Hint (Tiruvaşagam!) duasıydı ama ne gam! Coştukça coştu Rodoplu! Tomurcuklar patladı. ben oraya. Bir nakarat tutturdu. ey canımın canı efendim." diye sürdürdü. Kalk artık yatağından! Kalk. Telefon çaldı. efendim!" neş'e neş'eydi sesi. ütülü bir çarşafta karar kıldı. her bir ne su serpiştirdi. az ötedeki lacivert. ekleyecekti. toprak koktu. neşelendikçe söyledi. kış uzaklaştı bahar geliyor. ben oraSöyledikçe neşelendi. Çiçekler açıyor gözlerinde. par- şeyler aradı. bahar geliyor. İncitmekten korkar gibi. şafak söküyor"du. Saksıların topraklarını değiştirmeye niyetlendi.rak ilerliyor. tanımadık erkek sesi." aslı. aralarından geçirdi. özenle temizledi kökleri.

bugün her şey olur." Tanındı mı. Sen ilki gelecek şafakların. Özden konuşurken bir nakarat da ona tutturdu. kan davası değil. Sonu geldi karanlıkların." dedi. belki de Örenlerin her hafta sonu zikredilmeyen bir yere gittiklerini fark ettiğim zaman. Tahtına kurulur Gece. Sen geçen şafakların sonuncusu. Kadıncık Mehmet'e: çıkardı. Uyanın dostlarım. Hayır. uyanın!" "Olur değil mi?" diye soruyordu. küçücük bir odaya sığar. Gazeteye ilân verecekti. buyurun. Sonra saltanat Şafak'ın. olur muydu? "Tan yeri ağarıyor bak. hicranlı bir aşk hikâyesi bile yazardı! Notlarını Olurdu. Masa ile aynı hizadaki gözler! "İmza gününüzde tanışmıştık. tabii! Nasılsınız Şafak Bey?" "Ben."Günay Rodoplu ile görüşmek isterdim. En gönül açanı: Şafak! Güneş ufku terk edince. Çok güzel bir sesti. Şafak Özden. Siyasal . koca bir dünya Baba'nın idamla yargılandığını ne zaman mı öğrendim? Bilmem ki! Belki nerede olduğunu sorduğum zaman. Cumartesi günkü imza günü için arıyordu. (mey?) Öğleden sonra ikide gelip evden alacaklardı. İşaret almayınca açıkladı. Günay. olur! Öyle keyifliydi ki. iftiraydı." "A." "Benim. diye az bekledi. Şafak Özden. evet. Işıkların en güzeli.

AP-CHP çatışması. Kemiklerin sayılıyordu. canım. çok hastaydı. bir de bana söylediler. sen mi istedin? Nasılda gururluydum o yakışıklı çehresinin gölgesinde! Nasıl da gururluydum hastane koridorlarında! Bana emanet edilmiş bir ağa! Koca bir aşiretin ağası. Onlarca şahit vardı. Hasımları Baba'nın yazıhanesini taradılar. şunu alıver!' Fanilanı uzattığını hatırlıyor musun? Boynundan. utancımdan yüzüne bakamadığımı. Sonra da. Nerede saklandığını.rekabet. Hastaneye gidecekti. (29) Kadıncık Portre'ye: Nasıl bir iltifattı! Güvenin başıma taç oldu. birçok yakın akrabalar biliyorlardı. onu komplo kurmakla suçladılar. Ben mi talip oldum. Yıllarca saklanmak zorunda kaldı. daha doğrusu iki aşiretin iktidar kavgası. Sana. Dava yıllarca sürdü. siz nesi oluyorsunuz bunların?" . senin baban! Canımla korurdum. Baba. 'Baba' demeye o gün başladığımı hatırlıyor musun? (31) Hekim: "Hanımefendi. hemşerilerinizin ihanet etmesinden korkuyordunuz. bileklerinden ötesi süt beyazdı. (30) Kadıncık Baba'ya: Seni soyduğumu hatırlıyor musun? Kızım. Kaburgalarında zulmün izlerini tek tek saydığımı.

Şehabettin katil değil miydiler? Şiran'ın onların oğlu olmaması neyi değiştirir. seninkiler rahat bir nefes aldılar.Hemşire: Bakıcı: Aşiret: "Siz! Nesi oluyorsunuz?" "Bak buraya! Sen nesisin bunların?" "Ki ye?" (32) Kadıncık Kadıncığa: Hani. 'Kariyeristsin. Hani. idamlık acımasız. Baba. (35) . 'yankıladı'. hain. Aksi aldatmacaydı. O sıfatlara layık olmak ancak onları gerçekten. Pek de zor olmadı. Aldatamayacak kadar onurluydum. 'idam' kelimesi dehşetengiz. yürekten sevmekle mümkündü. adam öldürmekti? Şiran. Benimkiler. İçimdeki sevgi kıvılcımlarını körüklemeye giriştim. Kadıncık ablası olmaktan geçtiğini sandım. Abidin. sen!' derken. affetmeyeceğin tek şey. şedidi? Baba değilse amcalar. haksız mıydı? (33) Aşiret: Ki ye? (34) Kadıncık Portre'ye: 'Ortağımın babası. birilerinin Kadıncık kızı.' dedim Şiran’ımın ortağıdır. Yalanımdan utandım! Sana duyduğum sonsuz sevgiyi gizlemekten utandım! Anlatma yolunun onları da sevmekten geçtiğini sandım! Aşağılık sıfatlardan korunma yolunun.

Ağabeyiniz istediği sürece varmışım. Alçakça bir sükûtmuş! Meğer. Hâlâ o kadar zayıf mısın? Burun ameliyatı oldun. Çin yemeği gibiymişim. Mürettebatın en adi korsanlardan da oluşsa. aşağılamadınız. Bilemedim.Kadıncık Baba'ya: Suat'ın karısına. engin hoşgörünüzden. babanızı veliahtı kimi getirse kabullenirmişsiniz. yokken özlemeyecek ve asla gerekli olmayan. Yen- . Bakamaz oldum. lens taktın mı? Feride'ye: Şen kahkahan hâlâ kulaklarımda! Deodorant kullanmayı öğrendin mi? Suphi İngilizcene yardım ediyor mu? Ferit'e: Eve kabak tatlısı girmiyor. Arkamdan konuşmadınız. dölünün dölünden olmalarındı! Üst üste yığıp. Varken ilginç. Baba! Ne ettim. dedikodu etmediniz. nereye istersen git. elbette aile gemisini yeğleyecektin! (37) Kadıncık Örenler'e: Yıllar önce evinize geldiğimde. Beni ben olduğum için hiç sevmemişsiniz. soyluluğunuzdan sandımdı. Kadıncık'mış ne fark ederdi? (36) Kadıncık Baba'ya: Ah. Bilemedim.' dediğin zaman anlamalıydım! 'Senin' çocukların. 'Bizim çocuklarımızı bize ver. bedenlerinden kendine barikat kursan. Bilemedim. Çiçek'e: Sorunlu küçük yüzünü özlüyorum. kim ne diyebilirdi ki? Analarının adı Vicdan değil de. Bilmedim. ettim de ayrıcalık vehmettim. beni sevdiğiniz için kabullendiniz sandım.

yüzlerce fin- . Kadıncık kızını arayıp. Kim bu karı? Ne işi var evimde?' demeliydin Baba. sormalıydın. Ne yapacağımı şaşırmazdım! Kadıncık Baba'ya: Kadıncık Baba'ya: Bana sunulan 'Ağa' olaydın Baba. Kardeşini oğlunla beraber gömdüm.gen pişirmeyi öğrendi mi? Sana da pişiriyor mu? Rana'ya: Muallimin camı kırılmadı mı hâlâ? Huysuzluğun geçti mi? Büyüdün mü biraz? Dördüne: Sizler geçiyorsunuz Bir sessiz ikindide Sizler geçiyorsunuz Derelerden değil Değil yollardan Yüreğimin Gelip geçip çiğnediğiniz Yüreğimin ortasından (Not: Serzenişlerde Berfe'ye müracaat!) (38) Bülent: Ağlama be abla! (39) Nâzım: Ağlama be abla ağlama! Kara bahtın aynasına el bağlama! El bağlama ağlama! Kadıncık Baba'ya: Kadıncık Baba'ya: Kahveye inmek için benden izin isterdin Baba! Ne yapacağımı şaşırırdım! Bana sunulan Ağa' olaydın.

bunu ağzınıza bile almazdınız! (42) Kadıncık Portre'ye: Yerden göğe diktiğim küplerin en altındakini aldı. Şiran’ım. Sen bir ağızlarını arayıver. Dönüştürmek gerekir. Ben belediye başkanlığına adaylığımı ANAP'tan koyacağım. Oğlanlara söylemedim. 'isyan etmek en kolayı. Hanımağa? Kaç yıllık selam birikir? (40) Baba: Kadıncık kızım.' demiştin bana.can mırra pişirdim. Ne Köknel bıraktım. ne Aktin Hiç hesap ettin mi. isyan eden Baba oldu! Türkiye devrimcilerinin kaderi olmasın? Aman olmasın! (43) Şiran'a: Baba belki de. Dellendi. hiç hesap ettin mi. 'ama gelişmeyi durdurur. hasımlarımız SHP'ye geçti. bakalım ne diyorlar? (41) Baba'ya (söylenmedi): Şiran'a şu kadar saygınız olsaydı.' 'Dönüştürmek' yani yılların Baba'sına babalık etmek. kaç yıllık selam birikir? (39) Kadıncık Hala'ya: Kızını on iki yaşında kocaya verdin. sizin yokluğunuzu kapatmak için . Baba! Birinin hatırı bir yıl olsa. Dönüştürmek uğruna yıllarını veren sen.

(49) Kadıncık Baba'ya: Ne zaman bunca önem kazandın. koruyun. bir ben süzüldük balkona. Yanıma gelin. hayatımda? Hiç farkına vardın mı? Bu yıl yine mercimek mi ektin? Hava raporlarına bakılırsa kurumuş olmalılar. Baba? Baba? (50) Kadıncık Anne'ye: Yağmurun balkonda asılı halının üstüne boşandığı geceyi hatırlıyor musun? Yirmi kişi var mıydık evde? Bir sen. (46) Şiran: Hiçbirimiz gelemeyiz! (47) Kadıncık Şiran'a: Demokrasiye ne oldu? (48) Şiran: Pekâlâ. Aynı kaygılarla hareket eden iki . Nasılsın? Nasılsın. Bırakın hayatını yaşasın! (44) Şiran: Sen bu işe karışma! (45) Baba Şiran'a: Hasımlarım var. Suphi gitsin.böyle yapıyor.

reçel de yaparım!' (52) Kadıncık Portre'ye: Nasıl da ciddiye aldım.kadının gece buluşması gibi dostluk var mıdır? Ne ağırdı değil mi? Yerinden kıpırdatamadıktı! Sarıldığımızı hatırlıyor musun? Dil bilmez Türk'e sarıldığını. hâlâ anlamış değilim. kıyafetin çok güzel! (54) Kadıncık Portre'ye: Niye kızıyorsun? Güzelin tescil edilmesi için Vak- . sana emanet. Kuran dilinden başka ortak dilimiz yoktu. Benden sual ediyor musun? Anne?? (53) Kadıncık Anne'ye: Sen onlara aldırma. bacım. memlekete döndüğünüz geceyi hatırlıyor musun? 'Sana emanet. Nasıl da sohbet ettik. hatırlıyor musun? (51) Kadıncık Anne'ye: Çocukları İstanbul’da bırakıp. İptal edilen bir 'cicianne'liği. tekrar tekrar 'Sana emanet!' Merak etme! Merak etme! Tekrar tekrar 'Merak etme!' 'Ben bakarım! Olur. (53) Kadıncık Anne'ye: Bu yaz da geldin mi? Yün yatakları bahçeye serdin mi? Kaburga getirdin mi? Ya badem? Seni özlüyorum. Şiran’ım! İki oğlan torununun ebeliğini yaptım.

geldim. ben de yapardım. O aptal da. bir başka karının peşine düş. boş vermek dedim. manyak işte! Ulan kızım. Nilgün: Sen beni çok sevdin de sanki! Geçen defa çekip gittiğinde ne dedin? Geri gelmiş beyefendi. bin yıl sırtımda taşırım be! Bülent: Nilgün: Bülent: Ne lan. Hal buyken. Beni bu kadının Şiran'ı sevdiği gibi sevseydin. soframdan eksik olmayasın diye. yapmadık mı? Hadi be! Modelin gelmedi diye beni kullandın.' dedin. Böyle demedin mi namussuz? (sırıtan Bülent) Kadıncık Dost'a: Portreden Şiran'a ne? Hangi bizon ilkel bir resmini çizdi diye teslim olur? Meğerki öyle kendini beğenmiş olsun ki. yahu! Pes! E. bir de fatura mı çıka- . senin aşkın ikinize de yeter. ev tut. senden daha iyi mi olacak? Onun da garantisi yok! En iyisi. sırf portresi yapıldı diye ulufe dağıtsın! (56) Kadıncık Portre'ye: Yuvama müzahir olasın. sana rağmen getirdim seni! Çünkü doğru olan bu. bir daha bok bulur! Rüyasında mı görmüş böyle Kenan Evren gibi bir resim? Birisi benimkini yapsa.ko'da satılması mı lâzım? (55) Bülent: Nilgün: Kadına bak. çünkü üşenmiş! Şimdi senden ayrıl.

şimdi bundan ne anlamamız lâzım? Ha. Şiran'ı. eFENdim alo. İki huyun var ki. benim cesaretimi kırıyor. alo. yine dinliyorum. Kadıncık. Şiran. Ne gam?! Senden bahsediliyor ya! Adın bir ümit. vefa: Tarihimi unutamıyorsun. Üstelik. ayıplanma. umutsuzluğa düşürüyor. adalet: Tülin için talep ettiğin adaleti. ALO! Efendim. ikrar-ı hak talebin. Vefan beni acıtıyor. benim için de talep ediyorsun. yine dinliyorum. Mehmet: Nilgün: Siktir lan! Ben ararım ağbi! (telefona gidişini seyreden Kadıncık) (58) Şiran'ın telesesi: Efendim. eFENdim. Alo. İkincisi. Şiran tende can.raydım? (56) Kadıncık Kadıncığa: İki huyun var. eleştirilme şiarım oldu. ne yapalım? Gidip getirelim mi? Hangi birini? Yani. Mehmet? Sen bilirsin. Alo. Kadıncık'ın ta kendisi! (57) Nilgün: Kadıncık: Bülent: Ulan. hayatımı altüst ediyor! Birincisi. diye kınıyorlar beni. telâffuz edildiğini duy- . ALO! (59) Kadıncık Portre'ye: Sesini dinliyorum. Kınanma. ağbi.

bana neler diyorlar! Hadlerini bildir şunların! Sahip çık bize! Sahip çık ne olursun.Biz senin Şiran’ı bu kadar sevdiğini bilmiyorduk bile! .O da zaten hiç konuşmazdı! .Yalan değil! Ezdin durdun adamı! . bıraktı herif! (61) Kadıncık Portre 'ye: Şiran’ım. abla! .. Bunun da yıldızı düşüktür.İlişkinizin ne olduğunu bile doğru dürüst bilmiyorduk! . Kullandı kullandı.Adamın geldiği yer belli.Senden fırsat mı kalır? Okulda da böyle ukalaydı bu! . Sana şu kadarını söyleyeyim.Mazoşist.Abartıyor. . bunu ister misin Şiran?' Etrafında dolanıp duruyordun ama sen ezmişsindir. nerede var bir maganda onu bulur. Şiran’ım!! Gözümün nuru! Bak.Olacağı buydu! Çok bile dayandı. ikiniz için de böylesi hayırlı! (Zaten . 'onu ister misin Şiran.Canım tabii.iktir etti adam! Daha ne bekliyor anlamıyorum ki!) .Anam sen de! Herif buradayken böyle davranmıyordun ki! . doğ- . . yaşanmışın.mak mutluluk! (60) Koro: .

. Seninle bana değil! Herhangi bir kadıncığa hayat adına ağlayalım! (65) Kadıncık Kadıncığa: Y2-Y1 . 'diploma'sını alıp. deli muamelesi görüyor. yürekten konuştunuz? İki çift sahte lakırdı! O da. dostunun dost bildiğini dost etmek değil midir? Niye beni yalnız bıraktınız? Ki ye. . . . . . bunları konuşturan? Neden inanmıyorlar. . . aşağılanıyorum? Bana ilişkin başka herhangi bir konuda haddinize mi düşmüştü böyle konuşmak? Dosta yaraşan.runun başı için sahip çık! (62) Kadıncık Koro'ya: Maganda. . nedendir. hitabetinize layık' olduğunu ispatladıktan sonra! Bunca önemsediğiniz ben dostunuz. Şiran? Qui est? Neden sorulması gereken soruların hiçbirini sormuyorsunuz? (63) Koro: .Y2-Y1 2(Y2-X1) Y2-Y1 2 mi? . ha? Şiran'ı tanımıyorsunuz bile! Hanginiz onunla yüreğinizle konuştunuz? İki çift sahte lakırdı dışında. iş sevdama gelince tüm saygınlığımı yitiriyor. ne bunu çözebildiğim ne de onsuz yapabildiğim yalan! . . (64) Kadıncık Portreye: Omzunu uzat Şiran’ım.

oh olsun! diyorlar bana. polimetreyi.(66) Şafak: Aptallar da ondan! Oysa ben seni düzerken aslında limitleri. desem ki. metropolün makro formunu. usanmaya hazır birinden ne beklenir? Kararsız sevdalara güvenilir mi? Ödünç verilmiş gibi geri istenen sevdalara ne denir? (69) Kadıncık Portre'ye: Sevgi seni yaraladı. yine ağlıyor bu! Seninle de hiç konuşulmuyor be abla! Ben de seni güçlü kadın zannederdim! Topla ama artık kendini! (67) Kadıncık Kadıncığa: Topla kendini! Yani? Acıdan usan artık! (68) Kadıncık Portre'ye: Acıdan usanmak mı? Kaburgalarında ateşten bir yürek yerine idare lambası yanan ben değilim! Kendileri! Söyle canım. vallahi hayır! O beni yaralamadı! Kanım onun varlığını hissetti. hata marjlarını düzüyorum! (Not: Bu haksızlık! Bunu çok daha sonra söyledi!) Bülent: Oh hooo! Yahu. . kendi kendine fırladı damarından. Ne yaparlar bana dersin? (70) Mehmet: Kadıncık doğru söylüyor. Şimdi. lineer aşamalı organik dokuyu.

o şehittir. Amerikalılar ayda yürüdükleri için. xere ya! Sen kendini kurtarırsen. tabii. (77) Kadıncık Kadıncığa: Binali: Sen kendini kurtarırsen. sallanan baş) (72) Edward Said: Bu saptamanın mantıksal uzantısı. (74) Kadıncık: Dağları delen Ferhat'ı ben hiç komik bulmadım ki! (75) Nilgün: Anam. aşkını namusunu lekelemeden korusa ve ölse. sen bize benzemezsin ki! Sen güçlü karısın. Shakespeare'in modasının geçtiğidir! (73) Bir kimse âşık olsa.(71) Bülent: Hak âşığı! Bu asırda. pes doğrusu! (bükülen dudaklar. xere ya! Hz. Muhammed (sav): . Kadıncık! Bir tane! (76) Tülin: Kurtaracaksın. Bir tanedir. tabii. Kendini kurtarırsın. Bülent: Kurtaracak.

suya gidebilmiş olmayı da. Testiyi her şeye rağmen kırmamış. Dehası onu olmadık bir ilçenin. Güle beslendiği azotu hak etmek için ne yaptığı sorulur mu? Gül'dür. o kadar. Dünya bir hayrattır. midesi tutarmış olgusunu usunun gündemine dahi almayan. ne yokluğa yerinen bir derviş ve Tanrıtanımaz bir devrimciydi. talihine şükredecek hali yoktu. azot gerekmektedir. Binali. Azot yoksa zaten gül de yoktur. Çok doğru! Şiran kusa kusa kazanırmış. dul anası ve tek kardeşini taş tarlanın merhametine terk ettirip. her ay yapmadığı işler için para aldığı Şiran’i Kadıncık 'tan kurtarmaya çalışan. Binali. Binali. "Gücüm yettiği sürece veririm. Taksim Intercontinental'in girişinde aynı cümle. olmamayı da rastlantısal olgular olarak değerlendirdiğinden. bir ay sonrasının akarının belirsizliğinin suçlusunu aradı." Kadıncık henüz Binali'nin ne verildiğinde minnet ne de verilmediğin de hiddet duyacağını bilmiyordu. "İşime yaradığı için değil. . Sömürü düzeninin en galiz örneği pazarlamacılığın nimetlerinden kendisine her nasılsa düşeni her nasılsa tüketen Binali. ödemelerin hiç değilse belirli bir zaman dilimi süreceği umuduydu. onu sevdiğim için para veriyorum. postaya vermediği kolilerden bunalan Şiran. Gününde yatırmadığı vergilerden. daha da acımasız domdom kurşunlarının çocuğuydu.(78) Binali!!! Binali! Yıllar öncesinden bir anı. Ağaoğlu tavrı incitti. İTÜ elektronik laboratuvarına ışınladığında. "derdi. Ne varlığa sevinen. "Burs gibi mi?" diye sorduran. "Patron " dediği. O da o kadar. Keyfilik. pazarlama elemanlarını sokağa her aldığında beline kadar soğuk terler döker. Acımasız bir iklimin. dokuz dersin altısı öğretmensiz geçen bir lisesinin diplomasıyla. birinin öte kine üstünlüğü yoktu. Binali.

ama 'Kıro?' "Ben Şiran’ı tanıyıncaya kadar bu kelimeyi hiç duymamıştım. karşısına oturdu sanki! burdurlar. sen bize bakirsen. " dedi. ilân etti." dedi. Kadıncık. "Sen İstanbulliysen. "İnatla fırçalanmayan dişleri. Hollywood'un en bağnaz Musevi yönetmeninin Filistinli teröristlere bile yakıştırmayacağı kanlı gözlerini dikti. Anlamazsın!" Binali'nin 'bilimsel' şablonunun mutlakıyetinin henüz farkında değildi. Anlamını da olsa olsa biliyorum. Binali. bir sınıfa atfetmemesi elbette ki mümkün değildi Kadıncığın. ne diyor?' mesajını iletti. değel mi? İstanbulliysen. "Hiç duymadım. ırkçısan" tanımlamasına dönüştüğünü içi burkularak hatırladı Rodoplu. Şiran. etiketlendirilip kaldırılmıştı. kih kih güldü. bir yöreye. "burjuvasan. Duyduğumdan sen nasıl emin olabiliyorsun. 'Forus' olmaya mecBu "yani?"nin cevabının. onu anlamıyorum. Gogi geldi. "Anlamazsın. hiç kullanmadım. değiştirilmeyen lehçeyi. " diyordu. Zaten de Forusturlar!" "Gönlümüzün izinde biz kafamıza kurduğumuz şekle inanacağız. "Şimdi. "Hiç kimseden duymadım. "Duymadım. Binali'nin Kadıncık'ın kimliğine ilişkin 'bil- ." "Anlamazsın bacım. çünkü sen devrimci değilsen!" "Yani?" gi'sinin." dedi. "yalancı" diyordu." "Etme. çoktan sınıflandırılmış. Onlara 'Forus' dersek. "Anlamazsın. bacım!" diyerek kaykıldığı sandalyeden çevresine bir göz attı. kıro'yu heç duymamiş sen?" Kadıncığa. Harran toprağının rengindeydi Binali'nin yüzü. "Felsefenin icabıdır. kazınmayan sakalı. kırodur' demirsen he mi?" diye sormadı. Oysa. 'duydunuz mu."Bilmem" dedi. ait olduğu dosyaya konulmuş.

Muhayyel bir gelecek için mutlak bir şimdiyi feda etmekten yana olmadığımı kastediyorsan. sizi öyle seviyordum ki! Binali. bir tür onay beklediğimi yeni yeni fark ediyorum. Hayata kastolunmadıkça. o yönde mücadele veriyor olmam ise. varlığımın. Görevdi ya! Anlatmaya çalıştım.gerinen yaratıklarına dert yandı. haklısın. yani ezilmeye. itham aptalcaydı. yanılıyorsun. yanılıyorsun. pür nur. ordan!" deyip. sömürüyü. İtham mesnetsiz. maydanoz bahçesinin ılık güneşin altında keyifle "Her yer Gogi dolu. yanlışı düzeltmeye çalıştım. Bu onay. dünyada hiçbir adam öldürmeye değmeyeceğine inandığımı düşünüyorsan haklısın. galiba Binali ile başladım Şiran’ım. öyle ilericiydiniz. beni var gücüyle aşağılıyordu. zulmü. Bir babanın yaşamak hakkının çocuğununkinden daha az olmadığını düşündüğümü hissediyorsan yine . suya giden de' gerekçesiyle zımnen de olsa savunduğumu düşünüyorsan. Heyhat! "İkna" benim en tapon silahımdı! (ne yazık. 'Hadi."den kastın. Yıllar yılı savunmada olduğumu. Yine de. 'testiyi kıran da bir. arkamı dönemedim. ya Rab!" Kendimi savunmaya. kehanet mi. pozitivizm! Akılcılık yoksa. hâlâ da öyle!) Binali'ye: "Devrimci değilsin. Öyle haklıydınız. Orman kanununu. yine de arka plânını anlamaya. beceremedim. "sizden biri!" olduğumun onaylanmasıydı. bu devamını istiyor. Kadıncık Portre'ye: Yerinden kalktı.

Tıpkı şimdi oturduğum masanın dünyası gibi. Şiran'ım. Nurhak sana güneş doğmaz' gibi müzikal parolalarına cevap vermiyordum. Gizlilik ve hoşgörü. bana yakıştırılan 'sınıfımdan beklenen kibirli haklıcalığım da yoktu. Ağa'nın hatırını saymak anlamına geldiği için sordular. ne olur! Üşüyorum. dışarı çıkması. Böyleyken. gel sarıl bana. neden Kürtlerle beraber olduğum.. kırmızı karanfilli poster' gibi görsel. 'arkamdan kapıyı kapat' uyarısıyla istenen bir hizmetçinin dışlanmasını yaşadım. Portre: Olur . bana en yakışan sıfat. Ortalıkta dolaşmasına işi olduğu sürece tahammül edilen bir hizmetçi gibiydim! 'Aile' sorunları gündeme geldiğinde. Günün 'parka' gibi. Şiran’ım. (71) Binali: Billah. 'kariyarist'ti! Köylü efendimizdir'di ya! Efendilerine yaranmaya çalışan uşakların ezikliğini öğrenince canım yandı. Ağa'nın kâhyasına selam vermek. kıvırtiyrsen. Buz gibi bir dünyaydı orası.haklısın. Varlığım. Belki de bu yüzden. Hatırımı sordularsa. (72) Kadıncık Portre'ye: Sonraki ilişkimiz hoşgörü üzerine kuruldu. 'İşim'in ne olduğu. 'sen’in bileceğin bir iş olduğu sürece irdelenmedi. sen var olmamı istediğin sürece teslim edildi.

(74) Kadıncık Portre'ye: İnsanoğlunun mutlak düşman ihtiyacı mutlak dost ihtiyacı kadar mutlak olabilir mi? Ne dersin. canım? (75) Kadıncık Kadıncığa: Selime Teyze'ye mi benziyorum? Cenazeden düğüne herkesin işine koşan. keser atardık! Sen sağ ben selamet! Kadını erkek yapamam! . sana yaranabildim mi. Seni yanımda KADIN olarak istemiyorum! Dedim kızım sana! Erkek olaydın. İhtiyacımız yok. Sanırım Herhalde Bilmem. sevgisizlik tohumlarını sulamak nesi? Peki. bizi sevme. davetiyesi hep unutulan Selime Teyze misin? (76) Kadıncık Şiran'a: Sevgi tohumları dururken. Herkese yaranmaya çalışıyorsun. Yüzde yüz bizden değilsen.Kadıncık: Sahi mi? Söz mü? (ışıl ışıl gözler!) (73) Şiran: İslamcı: Kariyaristsin sen. Oya: Tabii. bari? Beni seviyor musun? (77) Şiran: Dr. Küfründe samimi olmalısın.

Oya: Ama beni kadın olarak istemiyor! Fesuphanallah! .Kadıncık: Dr.

giysilerinin olağandışı düzeltiliyi ve diline pelesenk ettiği. Duran Kuran. güldü. "Ahdimiz var. "Sizi almaya geldim. benim. değil mi?" "Yârin gül yanağından başka!" "Hayır. sini." dedi Rodoplu. şaşkın. yakışıklı yüzü." "Efendim. efendim. 'efendim' sözcüğüydü. Aşağıda bekleyen arabaya bindi. "Dükkân Şafak Bey'in." Günay'ı oturttuğu arka kol"Ne güzel. . Ama biz ortağız." dedi. aydınlık." dedi. Rodoplu." diye tanıttı kendi"Sağolun. tuğa döndü. her şeyi bölüşürüz.VII Cumartesi günü kapıyı çalan Duran Kuran'ın belirleyici nitelikleri. ben Şafak Bey'in ortağı.

bir başka eski tüfek yazarın bir "Canım. tabii!" dedi Şafak Özden. köylerine gelmiş bir yabancıyı rahatlatmak istemilerinden hecelediklerini fark etti. diğer imza günlerinden farklı ola- kendisini sahiplenen. "Türkiye'nin en iyi yazarı burada. Efkârlıyım. uzandı. eğildi. Yadırgadığı. aradan uzandı. Kitabı tutuşlarından. evirip çevirmele- rinden. sade eşi. Latife Tekin. efkârlıyım. yaşlı yazara eğildi. Hemen hepsi Rodoplu'nun elini sıkmak için uzanıyorlardı. muk. doldu taştı o gün. yanında beliren Şafak. İletişim Yayınları. nerde elin?" Tezgâhtar kız.dükkânda kitap kadar. gidiyorum geceleyin. "Şişli'den. hizmet eden delikanlılar. "Kerim Abi. nasılsınız?" Anadolu yakasında. Günay. siyah etek .beyaz bluz. merhaba. viski servisiydi. Orhan Pa- Üçüncü yazarı tanımıyordu. Dükkân. tabii ki gelecekler. "eşek gibi gelecekler" tonlama- Günay’ın alaylı bakışını yakaladı. kasetçaların düğmesine bastı. onaylattı. Maltepe taraflarında bir yerlere geçtiler. Küçük şına çelenk-çiçekler dizilmişti. Ancak." deyişlerinde. bazılarının kitabın adını iç- sıyla. paralı solun." fısıldadı. Duran Bey'in temiz pak. gel otur yanıma. acele ekledi. lilerin arasındaydı. "Gelecekler. bir gül aldı. raflardaki Erdal Öz. sıraya girenlerin yaş ortalaması otuzun üstündeydi. "Ağbi. okuyucu olmadıkları belliydi." "Karlı kayın ormanında. "Neden gelsinler ki?" diyeceğini biliyor olmalıydı. Kerim Ağabey. bebek kadar kalemtıraş vardı. Kapının dıköşeye sinmiş olduğunu gördü." ni andıran dokunaklı halleri vardı. Günay. müzik. kim bunlar?" "Şişli'den kitap almak için ta buraya mı geldiler?" "Partililer. yani Partirak. hoş geldin! Gel. "Hoş geldiniz. bebek. ilk teşhisini doğruladı Rodoplu'nun. az sonra onu da anladı. elini ver." dedi. kulağına .

Günay. abi?" "Tamam. 'En iyi yazar'ın cinsiyeti belirsiz ama 'en güzel yazarın' cinsiyeti tartışılmazdı. Günay ürperince güldü. Ne ki. Aralarındaki mesafeyi Rodoplu'ya. abi. yoksa tenzil mi. bir sır veriyormuş ya da ortak bir sınırlarını hatır"İçeriz. Kim bu insanlar?" "Hemşerilerimiz. "Bana birkaç dakika müsaade edersin. dönmesi. Duran Bey?" "Rahatsınız. "Eşek gibi gelecekler. imza gününde." dedi." En sıradan şeyleri." "Nerelisiniz. 'Türkiye'nin en iyi yazarı'nın. 'sen'e. sağolun. konuştuğunda sesinin duyduğu rahatlamayı aksettirmediğini fark etti. aradığını en güzel yazarı'na dönmesiyle eşlenmişti." "Nerede kaldı o viski? Git. dikkat et. 'Türkiye’nin Şafak Özden'in gözleri dışardaki kalabalığı hızla taradı. "Oğlum. "İyi misiniz? Rahat mısınız?" gülerek yaklaştı. Suat ve arkadaşına ilişkin tavrını hatırlattı. Tersine. edildiğimi merak ettim!" diye anlattı Günay. çok eski dostmuşlar izlenimi veren bir yetenekti bu. rahatladı. Rodoplu'ya göz kırptı. gerçek ev sahibi Duran buldu. Kadın olmaya terfi mi. getir hemen. en güzel latıyormuş gibi söylemek yeteneği vardı Şafak'ın. Şafak'a eğildi.yazarına!" Dudaklarını kulağına değdirmiş olmalıydı. Sedat!" "Efendim. değil mi?" "'Siz'in. "Geldiler mi?" "Seninkiler burada. "Evet. değil mi. Kuran. bu defa en iyi demiyorum. . az ilerde duran iri yarı delikanlıya seslendi. nazik Duran. efendim?" diye yine sordu." ortadan kaldıran. değil mi?" "Türkiye'nin en güzel. Duran'a.

Bayburtlu?" "Hayır efendim." İtalikler başladı. De get Bayburt. hepsi bu. biliyor musun? Gümüşha"Hadi. "Vardım ki yurdundan ayağ göçülmüş. Gümüşhane. hatırlıyorum?" . hayretle. Ro"Şafak." "Zihni'nin memleketi!" Duran'ın. aşkolsun. de get senden nem kaldı? Bayburt kalasında canım. efendim. (Daha sonraları iyi dost olduklarında. Şafak. Duran Bey. efendim!" dedi. Ne varsa Bayburt’ta "O kadarda değil!" dedi. Kavakları. kaleyi. " ğiştirdi. "Bir dağ hatırlıyorum."Bayburtluyum. ışık yakmak zorunda kalırdık. dereyi. Akşamüstü oldu mu. da!' diyecekti. gömleğim kaldı!' ya da böyle bir şey! Bilir misiniz?" bilirim. öyle kötü bir yermiş. kargaları. "Gördün mü. bak!" nedense güneş görmezdi Gümüşhane. Ama. bir de türkülerini hatırlıyo- "Desenize iyi kavga ediyorsunuz?" doplu. Rodoplu'dan hiç beklemediği bir bilgiydi. çıkaramadı. ıssız kalmış otağı Camlar şikest olmuş. Günay. Günay Hanım Bayburt'u biliyor. Doğru mu. "Hiç olur mu?" "Diyor ki. meyler dökülmüş Sakiler meclisten çekmiş ayağı. Duran. sözü de"Şafak Bey de mi. ben Zihni'yi iyi ne’de de bulunmuş ama Bayburt başka diyor!" varmış!" göz kırptı. o Gümüşhaneli. de get Bayburt. Zihni'yi gündeme getirmediğine sevindi.) "Evet. Duran'ın Bayburtlu Zihni'yi tanımadığını duymak istemedi. "Bayburt'ta bulundunuz mu?" diye sordu. Yavru gitmiş. rum. Eh.

Günay. Hasta düştüm. Söylediği Gümüşhane Mavi yazma tez solar. " Dalga dalga yükselen sesi güzelden çok içtendi. aney. "Halkçılıktan kurtulamadık git- Şafak Özden. "Almalar olanda gel. Yüreğimi dağlama! Mavi yazma tez dolar. türküsü de değildi. ne de sonra inandım.. örtülü bir rekabet var gibiydi. aney. Yüreğimi dağlama. kardişim!" derdi!) "Aşkolsun!" "Siz de nasıl Bayburtluysanız. Bari can verende gel!" Olanlara ne o zaman. Şafak sallapati taşralıydı. Gümüş- almazdı. aney. her ha- Aralarında. aney. Kentliden yana olmak yakışık ti.liyle daha kentli. Şafak'la ittifak yaptı. (Tülin olsa. kimseye söylemezsin değil mi? "Söyle- . serzenişin yarattığı fırsatı kaçırmadı. Bahçeyi dolan da gel." diye italik'ledi. "Mavi yazma bağlama. Günay. Duran. rekabetin. ama doğruydu!" dedi Günay. gelmedin. "Ben sana bir türkü söyliyeyim???" "Lütfen!" "Ağlama yâr ağlama. Günay'ı da sırdaş etti. diye bakındım. Bari can verende gel! Hasta düştüm.. malıydı. gelmedin aney. bir türkü bile bilmiyorsunuz!" hane-Bayburt çekişmesinin arkasına saklandığını hissetti. ama aksini kanıtlayacak kimse olmadığını biliyor olmem." diye başladı Şafak Özden. "Küçücük dükkânın havası değişti birden! Ne oluyor. aney.

sığınma talep etmek gibi çılgın bir düşünceye kapıldım!" rünsün!" "öteki" sesi. bilinçaltının ya da bilinçsizliğin uğultusu. Hayat. tarihimin sürgit taleplerinden bizar deli lan. tıraşlı taşralılardan. bilinç bir safradır. bu sahici insanlardan. neydi?" diye. uğultu başlar. göğe özenen dağlardan. metruk kervansaraylar gibi boş kitaplar. leş gibi yaşamak da yaşamaktır. Ne ki. Atlı nereye ben oraya. bu geveze. gece- lerin dondurucu yalnızlığından. uyarmaya çalıştı. bu şımarık. dışarda çiselemeye başlayan yağmur. ah! Neydi bu gaflet. hayatım?" . Aklın sürekli isyanlarından yorgun düşen beden. atlı nereye ben oraya! Duran'ın küçücük dükkânını ar- "Kalkın aradan dumanlı dağlar! Kalkın da dost elinin bahçe bağı gö- "Niye şaşırdın o kadar? 'Sen düşüncelerin bulutlaştığını bilir misin? Bulutlaşır. uyku ile uyuşukluk arasında dans eder artık. ölü-seviciler. bir kanat darbesiyle terk ettiği "O anda. italik savunma başladı: "Ah. tarçın ve kekik kokuyordu! Şafak Özden. atlı kadaş hatırına dolduran bu kötü giyimli. Dilimde seslendirmediğim bir nakarat: Umut taşıyan adam Zigana- gönlüm. deli bir kısrak gibi parladı birden! Ben-seviciler. bedenin zaferidir!" "Ne dedin. kendi Kitaplar! pencerelerime kadar yükselen. ortaklaşa bir koza ördüler. katranlaşır düşünce. cıvıklaşır. 'kadınlar. bu meraklı meşaleyi bir üfleyişte söndürüverir. nereye ben oraya. Tehlikeye düşen beden için. alkolün minnetle kabullendiği rehaveti. Çağrışımlar zikzak çizer boyuna. Cinnet. Külçe gibi yaşamak. Sözcüklerin müziği biter.dağlardan sesleniyordu ve yeşil elma. yaşam sahanlığımı tehdit eden Büyük Yakafamla kendi gönlümle doldurmak zorunda olduğum kitaplar!' Kitaplar! lar'dan indi Atının terkisinde yabangülleri vardı. şehirler. Günay'cım. günlerin. öylesine yürekten dayatan bir gerçeklikti ki.

" "Ben ordan geçerken biri dese. kadın olarak algılanmaya. lerini gölgelemesine asla izin veremezdi. Sümbüller perişan güller kan ağlar. Günay'a göre. ğı!" Elindeki viski bardağını uzattı Şafak Özden. coşkusunu tıkamaya kıyamazdı. pis ve o kadar özünde erkek şeyle boğuşuyordu ki. tebessümle izledi. Uzaklardan bir sarı sıcak pencere işmar etti. Kadın Günay. Haklıydı. neş'e neş'eydi Şafak Özden! Güller getirdi. bemesini bile beceremem ben!" Özden'in o yollu tutumunu olağan bir tavır olarak duygudaşlıkla. o kadar çok ve kadar niteliklerden sadece bir tanesi olan kadın olma keyfiyeti" gündeme diğerlerinden soyutlanmış olarak geldiğinde ne yapacağını şaşırdığını iyi girişimine karşı" mutlak dokunulmazlığı vardı! Çünkü. ilişkinim!" derken de bir bakıma aynı şeyi söylüyordu." "Kadınlık bilgim yok ki.. Çiçekler açan birisinin herkese ayrı bir özlem anımsattı. Biliyorum. 'Hanım. onu "salt bu niteliğinin tanımlamasına. o kadar zengindi ki. Şeyda bülbül terk edeli bu ba"Şeyda bülbül" dediği kadınlığıydı. Günay'ın başından yağdırdı. Sol toplantılara hemen her zaman hâkim olan ortak hüznün kardeşliğe benzer görüntüsü sardı sarmaladı. gir içeri!' Bir döşek atsa. ama muhatabı kendisi değilmiş gibi izlediğini sanGülleri yaprak etti.mın kendi bardağını uzatıyor olmasının ima ettiği el koyma bildirisini kabul etti. "her türlü aşnafişne büyük. Günbegün. "siyah bir gecelik giymasının nedeni de bu olmalıydı. "varlığını tanımlayan "Şafak'tan başka kimse böyle bir şeye cesaret edemezdi!" İnsanlar bir Hava karardı. güller götürdü. miz bir çarşaf serse. genç ada"Günay dehr elinden her zaman ağlar. te- . assolist örneği. ama aldırmadı Rodoplu. dünya o kadar bilirdim. yazar Günay. Livaneli'nin yedi tepeli şehrinde bıraktığı konca gülü garip baktılar. Pırıl pırıl.. Vardım ki bağ ağlar bağıban ağlar.

Bileğini saran küt parmaklara baktı. izin maz. Sedat sen bizim arabayı getir. geç oldu. Günay da. sevgi. "Laf mı. yüceldiğini sananları. felsefeci-yazar-öğretim üyesini. toplumun bir duvarından bir duvarına sürüklenmeyi. sen Günay Hanım'ı götür. geriye. bakıp şamayı. mahzunlaşmasını yorgunluğuna verdi. Bostancı'da. Kalktı. tıklım tıklım. anlayamamayı. Günay. sigara kahve içmeyi. Harman. yukarı Mezopotamya’yı. SHP delegelerini ilk kez orada gördü. hemen hiç kadın . yüzüne çakılı gözlerin ta dibine baktı. Nec- la siz buraları kaldırın.. Günay. dünyanın en aptal lafını duymuş gibi. ediyordu. Bileğini bıraktı. nispeten tenha bir bölmeyi aldı. Örenleri. önüne sürülen değerlerin hem içinde hem dışında yamet'i. öyle şey!" "Bırakmam." dedi Şafak Özden. binlerce maskeyi düşündü. acımasız saati düşündü. iskeleye yakın. inanç. ben kalkayım. dürüstlük. bakıp da şaşırmayı. tutku. "Ol- "Şafak Bey. hatta tehdit sergileyen bakışla"Olmaz.. Soğuk. pis. ağır meşreplerle karşılaşma. yollarda olma saatini." rını hayretle içselleştirdi. malumatla zenginleştiğini. Ressam Ahbinlerce oyunu. eve döndüğünde kendisini bekleyen boş girişti. "Harman’a. eşyalarla. Bileğini kav- Kahredici yabancılaşmayı.istedi. insancıl değerler laflarını düşündü." müşterisi olmayan bir yerdi." dedi Şafak. rayan ele baktı. Duran Bey'i ismiyle çağıran garson. "Nereye gidiyoruz?" aşk. çiseleyen yağmura baktı. Mahzunlaştı. hızla örgütlenmeye "Duran. yani?" Dosdoğru yüzüne yöneltilmiş. Olmayacağını Günay'ın da bildiğini ima sayfaları düşündü. Şafak yine. binlerce yalanı. da!" dedi.

"Lütfettiler.. beyler. dünya görüşüme uyarsa tutarım. giysileri çoğunlukla lacivert ve sıkıcı. soğumuş ve sert. bütün gece mı lâzım? Bakarım. " "Estağfurullah!" ". hem de entelektüel düzlemde algılanabilirdi." dedi Pendikli avukat. on üç Partili." ca olduğundan söz ediyordu. sayın yazarımız. benim yeni dükkânda imza günü yaptılar..rı ortalama iki santim.Biz de bırakmadık. oranında mukabele ettiler. Adamlar bölücü. Aldık." dedi. "TDK'ya karşıyım. Kimliğinin herkesin işine "İyi akşamlar. "Kadın olup. dudaklarını örten bıyıkla- aynı sözleri söylemekten ve dinlemekten usanmış. bizi mahvetti! Bizim orada Aleviler. . Bir masa etrafında on üç kişiydiler. Köy Enstitüsü me- Türk Dil Kurumu yerine kurulan kuruluşun ne denli tehlikeli bir irti"Ben. hanım ha- nımcık oturmayı beceremediği için de" ekledi.. TDK'cılardan değilim. masada ezme. kadını değil ama yazarı tanıyormuş gibi yaptılar. Tamam mı? Ama. yanındaki adam onun yanındakine. getirdik." dedi. Günay Rodoplu." "Ben. 163 kalksın deyince. kardeşim. sosyal demokratlığa yakışır mı?" zunu emekli öğretmenle zorunlu konuşmasını kesip. on üç kadınsız erkektiler. kıvırtıyorlar. Masadakiler kentlilikleri "Şimdi. ille Ali Topuz’u tutmam "Siz yazarsınız. bilmiyorlardı. yazardan bol ne vardı. tutmam! Bu bölgecilik işi. Yazar gibi yapan kadın ya da kadın gibi yapan yazar hem cinsen geldiğini fark etti Günay. Lâz’ım. Esmer." diye tanıştırdı Duran. asgari ikisinin saçları boyalı. "Dildeki gericilik en çok sizi etkiliyor. beyazpeynir. Lâz’ım diye. Devrimciliğe. marul.. Yoksa. net bir sesle." "Efendim. ortada karışık ızgara. Delegeler. rakı göbekleri yaşlarıyla orantılı. Kimin nesiydi. yanındaki." dedi Rodoplu. Ama.

oldu. bu gereksiz deklarasyonun sonuçlarının gerici bir yazarla bir- "Dikkat! On üç alarm durumu!" diye uyardı öteki sesi. dükkândaki "mübarek" rehavetinin geçtiğini. divan edebiyatından.) şişesine uzandı. sözü değiştirmeye davrandı. Ama Cumhuriyet Kitap Kulübü imza günü düzenlemişti." dedi. Belki de öyleydi. şündüğünde bu çıkışının aslında Şafak'a bir mesaj olduğunu anlayacaktı. içelim! Günay Hanım." Duran'ı yerinden kaldırdı.' gibisinden bir uyarıydı. aksi- . dilin yabancı sözcüklerin boyunduruğundan kur- dilini anlamadıklarından. lamaz kılan bir faciayı böylesine şevkle alkışlamamıştır!" dedi ve pişman tarılması gereğinden. Günay. arabesk kaset.likte oldukları izlenimini vereceğinden ürktü. Rodoplu. Duran. bu nedenle dilin sadeleşmesi gereğinden. Günay'a eğildi. halktan. kitaplarını Gerici olmasa gerekti. rakı. ızgara et ve kadınsız erkek dünyası gerçekliği "ne döndüğünü içi burkularak hissetti. kuşakları birbirinin dilinden anPendikli avukatın. rakı alırsınız. çakıldı adeta. kendisi oturdu. arabayı park edecek bir yer bulamadık!" Şafak'ın davudi sesi "Affedeceksin. "Atatürk'ün mirası. işin ucunu bırakmak niyetinde değildi. "Yahu. gerçekliğe. yine de. Hiçbir işaret Masadaki gözler üzerine dikilmedi. 'Kimi dansa kaldırdığını bil." diye başladı. hiç okumamıştı. Adam apaçık "çekin. (Sonradan dü- İçi güldü Günay'ın. halkın okumuşların "Dünyada bizden başka hiçbir ulus. Şafak Özden rakı gelmedi. ellerinizi!" mesajı veriyordu. Sözün nereye gideceğini biliyordu "Ben Atatürk'ü putlaştıranlardan da değilim. "Hele sen de atla bir. değil mi?" yanı başında patladı. "çıplak neon. değil mi?" Pendikli avukat. tepkisini anlamak ister gibi baktı. Burada ne aradığını hatırlamak ister gibi durakladı. "Haydi. Öte yandan.

altı yüzyıllık Osmanlı saltanatının yok edemediği Türkçe'yi yok etmeye." bir bakış fırlattı Avukat Bey. her türlü engellemeye karşı Türkçe yaşayacak demektir. Bülent Ecevit'i neredeyse satır satır tekrarlıyordu. Oysa. bazı Osmanlı özenticilerinin gücü yetmeyecektir. Öyle oldu. Osmanlının gördüğü gibi hor gören kimi tutucu Türk aydınlarına göre Türkçe'yi özleştirmek.nin halkçı ve tabii. dilini de yabancı boyunduruğundan kurtarmalıdır' diyordu. her zamanki ikilem olduğunu düşünüyordu: Susacak. etkisiz kılma yoluna gittiler. biliyor musunuz?" dedi Günay. Atatürk devrimiyle ve cumhuriyetle kavuştuğu özsaygısını ve özgüvenini. bağımsızlığını ve özgürlüğünü sürdürmesi sorunudur. kendilerini milliyetçi saysalar da bilinçaltlarında Türk'ü. Ne gariptir ki. "Şimdi siz ne diyorsunuz. Atatürk. çünkü özleştikçe olanakları daha iyi değerlendirilebilen ve her bilim dalında. onu yoksullaştırıp kısırlaştırmaktır. 1930'da. Eğer Türk halkı bunları sürdürmeye kararlıysa ki kararlıdır. bitirdiğinde kadından yana muzaffer "Padişahlar iktidarlarının sınırsız olmasını istedikleri için Türkleri . tüm tersine Türkçe. yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti. katı din kurallarına göre yönetilen Osmanlı Türk halkı. Kısacası sorun. Osmanlı koşullandırılmasından kurtulamayan. kaçacaklardı! Avukat Bey'in hiç tanımadığı birisini Türk'ü küçümseyen tutucu Türk aydını ilân etmekten kaçınmıyor olmasının ardında yatan aptalca önyargı dayanılır gibi değildi. ulusal kimliğini. dolayısıyla bağımsızlığımızı korumanın bir gereğidir. Rodoplu. 'Ülkesini. ulusal kimliğimizi. toplumcu ve sosyal demokrat dünya görüşüne ters düşeceğinden bahsedeceğini biliyordu. özlettikçe zenginleşen. sükûtun ikrardan geldiğini sanacaklar konuşacak. temelde. Avukat Bey. felsefenin her kolunda en ince ayrımları anlatıcı terimleri kolaylıkla üretebilen bir dildir. ağır ağır. Arapça kelimeler kullanmak zorunda bırakılmıştır. Herhalde. Türk halkının. ikilemin. yüzyıllarca kendi dinini kendi dilinde ve kendi dilinin kutsal kitabından öğrenememiş. Şimdi de Türkçe'yi kurtarmak. Noktasız virgülsüz bir nutuktu.

Barbaros Hayrettin. İranlılardan öğrendik. "Eh. kendisi olabilirdi. ne diyeyim size?" arkadaşlarına baktı. vallahi bence hiçbir mahzuru "Hep sizler konuşun. Türkçe. onun da öfkelendiğini sezinledi. Öfkenin kaynağı da. Ezilen halk çocuğunu oynadığını görüyordu Rodoplu. Mesele ondan ibarettir. heh!" zoraki güldü adam. 21 Temyum? Hangi birini düzelteyim. 'kıyası İkincisi. ama görev. Nice değil. türetilmiş değil. Örnek: peygamber. Bir boyunduruk başkası ile değiştirilmiştir. kardeşim. 21 Ağustos değil." diye başladı." bıraktı. muhatabı da.çıktı. Batı dillerinden alınmadır. nay. Örnek: Arapça kökenli 'usul' kelimesinin yerine geçen 'yöntem' kelimesinin 'yön' hecesi. Nice'te karaya muz. Arapça değil. "Evet. Arapça değil. ezilen halk çocuğunu oynadığını ve birilerine yatırım yaptığını. metafizik birer orospu olup çıkan kaypak. tir. örnek: namaz. Fransızca 'systeme' kelimesinin 'tem'idir. biz İslâmiyet'i Araplardan değil. 1565 değil. Farsça'dır. Türkçe'de böyle bir sonek yoktur.' Turgut Reis değil. "Siz diyorsunuz ki. Farsçadır. heh. 'Turgut Reis. hain mefhumlara karşı çıkmak zorundayız. Aynı şey. sonra da. üretilmiş- mukassem' ya da 'dilemme'in karşılığı olarak sunulan 'ikilem' kelimesi . Gü- Çünkü. 21 Ağustos 1565'te. "ve atılmadık ve ne cinsel ne de ente"Bir kere. Bilmem anlatabiliyor mu- yok!" diyecekken. görevdir. Rodoplu. "Heh. "Bakın. dağıtmaya. Daha da kötüsü. 'öz' denilen Türkçe'de kelimeler. 'tem' hecesi." Ev sahiplerini mahcup etmek pahasına da olsa. yanlılektüel köprü. "Hiç konuşmayalım mı. genç adam gözlerini önündeki tabaktan ayırmamakta kararlı gibiydi. bir konuşmayalım!" yine arkadaşlarına baktı. sustu. Önce kafalardaki keşmekeşi şı düzeltmekten sorumluydu. Marsilya. 1543. yani?" Önce bir durakladı. Göz ucuyla Şafak'a baktı. yani bağımsızlık söz konusu değildir. Türkçe'ye girmiş dini terimler. Rodoplu'nun dilinin ucuna geldi.

"İyi akşamlar efendim. "Koca bebekler". Allah aşkınıza! Buna yorum değil. 'Üstüvane' yerine kullandığımız 'silindir' Batı dillerinin 'cylinder'idir. Çok teşekkür ederiz. yarattığı kavram kargaşası ile Türk fikir hayatını tarumar etmekten başka bir işe yaramamıştır. abi." dedi. Rodoplu. kalsın mı Masadakilerin gözlerini kendisinden ve birbirlerinden kaçırdıkları- beni ilzam etmiyor'u oynuyorlardı. TDK. "merak etmeyin" mesajı yolladı. bilemedi. Farsça olduğu mu. 'Mektep' kelimesinin yerini alan 'okul' kelimesi. pişkin. "Günay Hânım. bilgi derler!" nın. istemeye başladılar. çünkü şu kadar yıllık hayatında tur. 'Sekizgenin 'gen'i 'octagon'un TDK'da bir tek filolog. İkincisi Fransızca. Sağolun. Şafak'a döndüğünde. yanındaki arkadaşı azarlanan çocuklar gibi." "Tamam. . kadını endişeyle süzen Sedat. "Ben bırakacağım! Sedat! Oğlum neredesin? Arabayı getir!" gitsin mi." "Ne yorumu?" diye patladı Günay. Bunun böyle olması da doğaldır. şaşkınlığını fark etti. birer ikişer müsaade ne temiz döşek bıraktı. İngilizcedir. Kendisi değil. 'Umumi' 'gon'udur. bir tek Türkolog da yok"O sizin yorumunuz!" dedi Pendikli avukat. Duran. dili dolaşıyordu. dilbilimci çalışmadığı gibi. efendim. Neticeyi kelam. 'bu sözler bana değil. "Hangisi? Peygamber kelimesinin Arapça değil. Ne sarı sıcak pencere. sizi evinize ben bırakacağım. Fransızca 'ecole'ün bozulmuşudur.için de geçerlidir: ilk hece Türkçe." "Ben teşekkür ederim. Kirlenmişlik duygusu tüm hışmıyla indi yine. onun da sarhoş olduğunu gördü! Duran. yorum? Silindir kelimesinin 'cylinder' olduğu mu? Yapmayın." "Hayır!" diye araya girdi Şafak. bir o yana bir bu yana bakmaya başladıklarının farkındaydı. rahatlatmaya çalıştı. kelimesinin yerini alan 'genel'.

" "O arkadaşına fazla sert davrandım galiba. yol üstündeki bir büfeye çekti. di. di Şafak." "Almalar olanda gel aney." dedi Sedat. konuyu değiştirmeye çalıştı Rodoplu. di. rikkat uyandıran hâleler olduğuydu. gençliğim mi daha uzak? Pahalı ama çok bakımsız arabanın içindeki boş şarap şişeleri bir o Günay'ı kapsamaya başlayan beyhudelik duygusunu anlatıyor gibiy"Sedat. kız?" Şafak'ın kor gibi yanan kocaman bedenine sığamayan coşkusunda insanın içine işleyen. Bari can verende gel. Gönlü olsun istedi. Şafak. Neyi kutladığını çok sonra anlayacaktı. Birden neşelendi. . bir şişe daha aldı.. ama?!" "Öyle oldu. abi. yıldızlar mı. Bir an önce eve gitmeyi. bu kadın var ya. bu kadın. Hasta düştüm gelmedin aney. Bu kadına âşık oldum. Sedat'ın panikleyen gözlerini aynadan yakaladı. "sıkılma olur böyle "Boşşş ver! iyi ettin! Hıyar ağası! Kiminle konuştuğunu bilseydi!" de- Gözlerini Günay'ın gözlerine dikti.. abi. Günay. işine bakmayı diledi. tekrarladı. Kaseti yuvasına itti. bak! Ben âşık oldum. başına dikti. bari can verende gel!" şeyler" tebessümü gönderdi. Türkiye'nin en iyi yazarı!" de"Sedat. Sonra aniden türküye kırıldı. "Bari can verende gel!" "Sedat." Memleket mi. Sedat. nasıl geçirdik. aney. "Evet. Günay'a sarıldı.yana bir bu yana yuvarlanıyordu. Bahçeyi dolan da gel. "Geçirdik. değel mi? Değel mi. hasta düştüm gelmedin. O an için bütün bildiği. bak.

durdu.) Günay. Rig Vedalardan bir duaydı. sa ellerinin altından kayacakmış gibi Günay'ın yanından ayrılmıyordu. kucağında tutkuyla sarsılan güçlü bedene ne kadar yakıştığını düşünüyordu." Beraber mutfağa geldi. fırtına! Tohum saçıyor toprağa. Sırtını dikleşEtiler sapağı imdada yetişti.Gözlerinde deli pırıltılar. "Gidelim. suyun kaynamasını bekleyemedi. Rodoplu’nun öteki . Şimdi. Sedat. yine de ayrılmamak. dizlerinin üzerine çöktü. "Şuraya bak! Burası da İstanbul. Gözden bir an için olsun uzaklaşmasına razı değilmiş gibi. "Kadınım!" "Seni istiyorum. "Böğüren bir boğa. uzandı. ya!" Sedat duymamış olamazdı. başını tabureye ilişen Günay'ın kucağına gömdü. uzaklaşır"Ben kahve içeceğim. "Sedat. şimdi." dedi Şafak. uyumaya sayıklıyordu. ('Fırtınaya ilahi' dediği. Yaşamsal bir gereksinimmiş gibi sarıldı. "Yap!" "Sana bir kahve yapayım mı?" Kapıya geldiklerinde. biraz daha beraber olabilmek için çare arıyordu. yolu tarif etmeye koyuldu. sesi. Günay eğildi. ağabey!" diye uyardı. "Sözcüklerin orgazmı ya da Fırtınaya ilahi!" dedi. Şafak'ın elini sımsıkı tutan elini teselli eder gibi okşadı. elini boynuna yerleştirdi. Birden gözlerini açtı. bizim "Seni istiyorum!" diye fısıldadı. "He. sıkıntıdan al bastı Günay'ı. boynundaki elden kurtuldu. oğlum. tirdi. Gözleri ışıdı. yarı uyanık. Şafak'ın. Şafak. Gözleri kor kor. şimdi!" diye yarı uykulu. "Şimdi! Şimdi! Şimdi!" orası da!" Günay.. genç adamın ayakta duracak hali kalmamıştı.

fırtına!" durdu. geriniyor. Evde yengesi bekliyordu. Günay. erkeğin başının üstüne koydu. ki şimdi! Öyle de güzel uyuyor ki!" canım. öteki sesi." dedi. dağlar vadileşsin Boşan." dedi Günay. tohumunu serp. Böğür. çok güzeldi! pek bir şey istemiyor. vadiler dağlaşsınmış! Pehhh!" Alay ediyordu. "Yıllardır tanışıyoruz. Günay. Günay Rodoplu. Şafak. adam. "Eeeeh!" kızdı." dedim. "Siz çoktan mı." kaçacak gibi değildi. "Uyandırmaya kıyamam "Söylemedin deme!" dedi. yerleşiyordu genç "İyi de. Ufuklardan. sık saçlarını şefkatle okşamaya Ama mırıl mırıl mırıldanıyor. "Haydi. tanışıyorsunuz?" "Yine elin yanacak!" diye uyardı. öteki sesine. İfritleri önüne katar." dedi. "İşte. gürle. Girişteki küçük aynada parlayan yüzünün sakin güzelliği dikkatinden "Tülin haklı. gevşiyor." Sedat'ın gözleriyle uyandı. Dağlar vadileşsin.Kamçısı rüzgâr. "insanın kendisini kadın hissetmesi "Sadece adam gibi bir adam istiyor. ne isteyecek. Böğür. öteki sesi. Elini.. öteki sesi yine. öteki sesine. Gerçekten. da!" Çekmedi elini. ufuklara kanatlan. . Günay Rodoplu. gürle. böyle." "Yok canım. "Ben de kadınım." dedi. hiçbir şey istemiyor!" dedi. "Ne düşünüyorsun?" "Duyduğum en pespaye hikâye. Arabası sular. Vadiler dağlaşsın. biraz kahve iç. tohumunu serp! "Öyle.

likle karşıladım. öylemi?" italik’ini ita"Dost acı söyler. Öyle." . "Dost acı söyler. "Ya?!" Elleri titremeye başladı.

Günay'ı sevdiğine. Günay Rodoplu'ya o gün. lineer aşamalı . Yapmadım! dım. polimetreyi. Ben. Şiran'ın romanının notları arasında. benim!" demişti!. Etmeseydim bugün belki de yaşıyor olacaktı."Batan bir gemideyim ve kıyılardan imdat Kendisine karşı ne kadar acımasız olabildiğini bildiğim halde Şafak'ın kucağındaki başının çok güzel bir baş olduğuna inanmalıy- hatırlarsınız. . malıydım. onu da inandıristeyen Şafak değil. "Ben seni düzerken aslında limitleri. "duyduğum en pespaye hikâye" cümlesini hatırladığımda ilik- lerime kadar ürperiyorum.VIII Bugün. o cümleyle ihanet ettim. metropolün makro formunu.yapmadım! Uyarmış olduğu halde. hep sevmiş olduğuna inanmalı.

. ülkenin hali pürmelalinin nedenini Batıya mal etmenin kolaycılık olduğunu düşününekrofilya seferi. pırıl pırıl bir Günay açtı kapıyı. "Neye yarar?" diyeceğiniz. "Ölü- . onu Arnavutköy'de bırakıp gittikten sonra bir on gün kadar görüşmedik. Bilgi ve inançla. ondan mı. Anlattığına pişman olduğunu belli etmek iste- yorum ama birden kendimi nekrofilya tartışırken buldum. Rodoplu'ya. özlemin ötesinde bir nedenle. güzelim.. uzun bir konuşma oldu. bütün Sıkılmış olacağını düşünürken. o malum lafı ediverdim. "hesaplaşmak" amacıyla gittim. Sonuna Dondu kaldı. geldiğinde. sevici ancak kendisini güçlü hissederse tatmin olur. güçlü olmak medi. "İnanmayacaksın!" dedi ve anlattı. Üçüncüsü de. o da kendimi ömrümün sonuna kadar affetmeyeceğim. emrinde" kaldım. "elemanları birebir eşleşen biyofilik kümelerin kuvvetini sarf ederek biyofilya yolunda "cihat" çağrısının dibine inmeyi istiyordum! Önceki gün. Onu da görmüştüm. yapmadım? Yoksa.yapmadım! unutmamalıyım!) o sıralar "özgürlüğümle meşguldüm" de. Sadist. kıskançlığımdan mı bilemiyorum. "Ne yaptın. malla ve canla." diyordu. nasıl geçti?" diye sordum. ölü-sevici. "ruhumun geldiğimiz hükmünü henüz sindirmiş değildim! İkincisi. "Duyduğum en pespaye hikâye!" Neşesinin bana acı verdiğinin farkında değilmiş gibi anlattı. Sadizmin bize Batı'dan bulaştığını söyleyip beni çileden çıkardığı "Kaktüs Ağacı'ında dediği gibi (o şiirini bu kitabın arkasına eklemeyi sabah. Öncelikle. haklı olarak. Gündemi değiştirmek ihtiyacını o da duymuş olmalı ki. Günay'ın demesiyle. sizlerin de bana. imza gününde olduğunu biliyordum.organik dokuyu düzüyorum!" diye Şafak’a söylettiği bir cümle vardı. nekrofil bir toplum haline yordum. Bildiğim hâlâ varsa. neden öyle düşündüğümü de sormadı. karşıda. O süre içinde ben Dergâh'ta. Nasıl yaptığını hatırlayamı- "Ölü-seviciliğini güç tutkusundan ayrı düşünemezsin. sözle ve eylemle.

kadının gözündeki gölgeyi görmüyor bile. O hale geldi ki. Güçlü bir gazetenin güçlü bir yazarı. Okul aile birliği toplantısına gitmez ama tamirdayanılmaz olabiliyor. kendi elleriyle yıkayan. işleyen bir düzenlemeye -işlevi ne olursa Şimdi." teknoloji ile doğru orantıda artıyordu. Ürünlere tapınma diye. Ev kadınlarının alet düşkünlüklerini düşün. gücün teknoloji ile örtüşmesiydi. Kadınına bir dal götürmeyi akıl tutan. Kit'in kurtarılması miçonun kurtarılmasından daha önemli olurdu. Sürücü ikinci plândaydı. Otomobilinden gurur duyan. "Güç'e tapan.hayranlık diye bak. uçan bir süper otomobildi. ülkenin güçlü işadamı. Ama. sallanmayı bırakır mısın.zorundadır. cilalayan. hele de çalışmayan kadının 'akıllı fırın' ihtiya- . tapan güce tapandır. kadınsız hayattan daha etmezken. Bu düşkünlüğün nedeni o aletlere duyulan gereksinim değil -neticeden. Şöyle söyleyeyim. daha şefkatli davranır oldu. sıradan bir insanın hayatı ile kıyaslandığında daha değerliydi. Kit. teknolojiye de tapacaktır ve de tersi. günümüz insanının. mahallenin güçlü hırtı. İnsanımız. artık iş o hale geldi ki. konuşan. araba vapuru batacak olsa. teknolojiye tapınma meselesinin sadece silahlara tapınma di- olsun. 'aziz' aynı ilgiyi göstermiyor. Türk'ün. yaşamayan. yani teknolojiye "Evet. mekanik olan. çocuğuna haneye gider. Bu işin bir yanıydı. otomobilsiz hayat. diğerini azdırır. Güç ile teknoloji arasındaki bağlantı nekrofilik bir bağlantıdır. otomobiline vazo takıyor. TRT'nin 'Kit' isimli dizisini hatırlar mısın? Türkiye'nin en sevilen dizilerinden birisiydi. insan-yapısı nesneler üzerinde yoğunlaştı. Öbür yanı. Mesele şu. Anlatabiliyor muyum?" ye alma. güçlü generali. otomobiline kadınına gösterdiğinden daha fazla ilgi gösterir. sevecen isimler takan. lütfen?" "Pardon. ilgisi artık doğanın ve yaşayanların üstünde değil. Biri. Motordaki en ufak bir arızayı anlamaya çalışırken. Güç. Bu otomobilin simgelediği 'güç'ün öyle bir albenisi vardır ki.

" en doğru kelimeleri bulmak ister gibi duraladı. bir düzenlemedir. yani muazzamlar'. Seyıl öncesinin Mısır ve Mezopotamya uygarlıklarına kadar sürülebildiğini Rodoplu. Sen... ortaya noğlunu tanımlayan yaradılış özelliklerinden birisi olduğunu düşünmeye yatkınsın. falan. insanoğlu yaradılışı icabı. malla ilgilidir diye düşündüğün için. insanın makine tarafından ikame edilebilir bir konuma indir- genmeye başladığı aşama.o aletlere sahip olmanın verdiğini düşündükleri 'güç'tür. iş dünyası. insani işlev ve amaçlarından koparlar. hizmet eder hale geldiği aşama. Megamachine. Bu anlamda. Makine nihayet işçi sendikaları gibi bireyi her an ikame edilebilir kılan düzenlemeler de lım Çağı'na girildi. insanoğlunun o gün bugün değişmediği saptanmıştı." "Şimdi. "Mekanik araçların insani işlev ve "Yani. "dedi. bundan beş bin söylüyordu. Makinenin insana değil. Geçen gün Suat’la konuştuğumuz şeyler. Günay. Şöyle de düşünebilirsin. insanoğlunun nekrofilik eğiliminin izinin. Hangi kültürün ürünü olursa olsun." yaşayandan çok yaşamayanla.cından bahsedilemez. En önemli ortak özel"Evet. senin itirazın. insanın makineye maşıklaşan bir düzenleme. Kadim Mısır ve Mezopotamya uygarlıkları ile günümüz Avlik de. Nitekim öyle oldu. güçlendikçe daha da kar- birer 'megamachine'dirler. adeta kader olarak görüyorsun. çıkıyor. siyasi partiler. megamachine denilen yapılaşmaya duyulan hayranlıktı. güçlü olmak tutkusunu evrensel bir miras. devlet. "Büyük Makine?" "Yani?" amaçlardan koptuğu aşama. Öyle değil mi? Büyüdükçe. kuşkuların diyelim. 'Buna- . demeyeyim de. nin gibi düşünenler çoğunlukta. nekrofilik eğilimin Batılılara özgü bir nitelik değil de insaBu noktada." rupa ve Kuzey Amerika uygarlıklarının birbirlerine çok benzedikleri. Megamachineler ya da 'colossi.

sistematikleştirile- . toplumda bilirgin ve dogmatik bir düzenin yerleştirilmesi. aynı zamanda kitazam') Asimov'un galaksi imparatorluklarını yöneten Colossus'un. "insan düşüncesi kabul gören bir kalıba dökülür. tutumluluğun erdemi gibi. 'Galaksi Çağı' diyordufaaliyetlerinin sistematikleştirilmesi şarttır. örneğin. megamachine ideolojisinin uzay çağındaki -yazar. özel mülkiyetin dokudukları gibi. 'deneBilimkurgu yazarı Isaac Asimov'un. toplum dışı bırakılır. su kaplumbağalarından. çakallardan ayrı durduk. Asimov." "Mekanik araçların insani işlev ve amaçlarından kopması.. Yüreğim burkulmeyen faaliyetler aşağılanır." (Şiran'ın romanına. yasaların sayısının ve dolayısıyla... du.. Türkçe karşılığı 'muaz- kelamı gibi belletilir. kralların tanrıların yeryüzündeki gölgeleri olüreterek erişebilineceği gibi. Muhalefet asgariye in"Megamachine'le örtüşmeyen. Örneğin. 'Büyük Makine'nin teklememesi için insanoğlunun bağımsız bın da adıydı ." "Zamandan münezzeh'ti sanki bu kadın! Günay Rodoplu. uzaydaki yaşamı düzenleyen Co- lossus adlı bilgisayarından bahsediyordu." diye sürdürdü. aynı anda iguanalardan ve Asimov'dan bahsedebilir." diye başladığını hatırladım.) basit bir gazete haberinde Tevrat'ın izlerini görebilirdi." tışmasız 'doğruların. türümüzü kedilerden ve iguanalardan nin kokuşan bir gezegeni olan dünyada insanoğlunu insanoğlu bir an. izdüşümü olduğunu anlattı. "Esasen bunların hepsi uydurma. "Samanyolu galaksisinin güneş sistemi'Anamızdan çocuk yapmayız. 'Zayıf kollanmalıdır' dedik. megamachine'in ne pahasına olursa olsun teklememesi gerekliliği gibi. ('Colossus'. bireyin leşmesi. kalıba girmeyen. tar"Hayvan Çiftliği. ve eğreltiotlarından ayırdık.' dedik. kuralların. Orwell.'Büyük Makine'nin her an ikame edilir bir parçası haline gelmesi. menşeleri sorgulanmayan 'doğrular' Allah "Tabii. etkisiztimin' artması demektir. refah toplumuna ancak çok nulmazlığı gibi.Latince 'colossi' kelimesinin tekili.

pedilerini kurarlar. günümüzün 'uygar' sadizminin pro- . Bugün. Kendi ansiklopedilerini. Batı'nın kültürünün izini sürdüğü en eski uygarlığa. Nitekim. ediyordu onu. Fransızlar içindir. mumyalanmış cesetler yaşarlar". vunların ateşli müritleri de olabilirlerdi. 'ansiklotannica. Bri"Bizim ansiklopedimiz yok. ansiklopedinin ölü-seviciliği ile bir bağlantısı var. öyle değil mi?" Yine cevap vermedi.. " Gülmüyordu. "Bu piramitlerde. Yani. yerle bir edilmiş köyler. Bu kadim imparatorluklar.. zehirlenmiş topraklardır.dirilir. ansiklopedinin varlığı 'malumatı' sistematikleştirilmiş top"Çünkü. Türk Ansiklopedisi yok. her ikisi de nekrofilik. Öyle mi?" lumun habercisidir." "Viva la Muerte!" "Evet. 'Galaksi ta tutacak 'doğruları'nı. 'teknik be- ceri'sinin bir numaralı kanıtı. Fira"Hitler gençliği gibi. yumuşacık baktı. Uçuk bir bağlantıydı ama yüCevap yerine. Gözleri ışıdı birden. yani kendi kültürlerini ayakAnsiklopedisi'de Heliconluların. ölü-seviciliğinin beş bin yıllık sembolleridirler. artan bir enerjiyle." diye sürdürdü. Tanrısal bir führere ve onun doğrularına tapın- mak. Bağlantıyı görüyorsun. Frekansına girebilmiş olmam mutlu "Çünkü. "Büyük Makine ideolojisinin bilinen en eski sembolü Mısır piramitle- Mısır medeniyetine ilişkin bilgilerimizin tümü 'ölülere' ilişkin bilgilerdir. Bir Fransız ansiklopedisi. 'Kitle kültürü' denilen kabullenilmiş doğrular bütünü'." Bağlantıyı nasıl kurdum bilmiyordum. İngilizlerin doğrularını perçinlemeye yarar. Değil mi? Onu demek istiyorsun." "Hitler gençliği gibi!" Ehramlara taş taşıyanların köle olup olmadıklarını bile bilmiyoruz. "Neden dersin?" reklendirdi. Günay. aynı bölgede Asurların ve onları takip eden her yayılmacı imparatorluğun. ridir.

'faşist' olarak tanımlanmasını nasıl kabul edebilirim ki!? Ne ki. bu anlayış sidir. Günay. Bu malum. belirgin ve bağımsız bir varlık olan 'doğal hali'ni yok etmesi istenir. Almanlara kuzu gibi boyun eğmelerinin ardında da. Sandinist Nikaragua hükümetinin benzer bir fişleme sistemi geliştirmek için İsveç'ten yardım istediğini biliyor musun?" Bilmiyordum. eğmekle Rab Yahova'ya boyun eğmek özde aynı ruh halini." diye sürdürdü. Avrupa-Amerikan medeniyetinin öteki adı ölüSihirli bir cümleydi sanki! Beni olağanüstü rahatsız etti." totipini teşkil ederler. İkincisi Yunan-Roma. Yahudi geleneği. mesela. Batı medeni-abartmıyorum. Yahudi-Hıristiyan geleneği. Yahudi'den bunu gerçekleştiYani. Rab Yahova da. 'bilgi' ağacından elma yediler diye şı'nda. "Batı medeniyetini oluştu- yetine bireyi hiçe indirgeyen. neden böyle. tabii! "İsveç'in vatandaş fişlemede dünyanın bir numaralı sistemini geliş- ran iki ana kaynaktan birincisi Yahudi-Hıristiyan. bir İsveç'in. Rab Yahova'nın kendilerine çizdiği kader doğrultusunda yürümek zorundadırlar.seviciliğidir. bu defa sabırlıydı. dıkları kelimeler bunlardır. birinci kaynak. aynı insan görüşünü yansıtır. bir kitle kültürü dayatır. Bu bağlamda. bedenini 'Kâinatın Sahibi' ile birleşmek rip. Mesele. tirdiğini.inandırılmıştır. Şöyle ki. Avrupa ülkelerinin. "Bak. insanın özgür olup olmaması değil. Megamachine ideolojisinin en mükemmel uygulamalarından biri- kullan- . İkinci Dünya Savayatar. kaderini bunları yeryüzünde çile çekmeye mahkûm etmiştir. dev bilgisayar 'colossus'a boyun kime teslim edeceği meselesi olarak algılanır. özgür iradesini bireyselliğini yok etme yolunda kullanmakla yükümlüdür. Yendiğimi sandığım yabancılaşmanın geri geldiğini hissediyordum." "Evet?" "Şimdi bak. üzere terk etmenin hasreti ile kavrulduğuna ruhunun bedeninden ayrılmak. Yahudi. faşizmdir. şimdi.

İsa'nın ölümünden on yıl sonra doğan. İsa'nın ve havarisi Petrus'un Hristiyanlığı Yahudiliktir. Ölümünü de olduğu gibi -hani bir kayaya bağlanır da. yasak meyveyi yemek suretiyle Tanrıya başkaldırdı- . ilahiyat oluşturur. Zeus'un ateşini çalan Promete hikâyesinhıdır. günahlarının kefaretini ödemek için hayvan kurban etmek âdeti de. Tarsuslu Paulus EfenŞimdi. özgür olmasına. bilerek isteyerek kötü olan bir şeydir. Mitolojiyi hatırsız. Bir taraftan Eflatuncular. kendilerinden bağımiçin ellerinden geleni yaparlar. Yani. insanların.en büyük günah. di'yi görürüz. Bunun ima ettiği kabulleri anlıyorsun. tapındıkları ilahın onları kurtarmak için öldüğüne. Tanrı'nın lanetinden ancak Tanrı'nın Oğlu'nu affettirerek kurtulabileceğini' söyleyen bir ussal düzenleme. diğer taraftan Stoacılar. kurtaracağına. bu iki. Dahası da var: Paulus. onu ona katar. bu ilahiyat tutar. ölümsüzleştireceğine inanan bir din. putperest Orfik dini hâkimdir. Tarsus'ta. sonradan tekrar dirildiğine ve gerektiği gibi iman edildiği takdirde. ğı için günahkâr. 'bir kadından doğan her erkeğin Âdem'in gü- Hıristiyan insanı da. İnsanların nahını devraldığını. bağımsızlığını kazanabilmek için çırpınan bir var- la: Tanrılar. böyle mi? Gelir.Roma dünyasının insan görüşüne göre. kendilerini ölüler diyarının mabudu Hades'ten ya da Pluto'dan. bedeni kötülüklerin kaynağı olarak lanetlemeyi sürdürmektedirler. insanoğlu. Kendi kitabı yoktur. Tanrıların dünyası ile sürgit bir çatışma içindedir. Zemin zaten müsaittir. Hıristiyanlık Yahudi havralarında öğretilir. Sonra. kaderini tanrıların lıktır. tabiatüstünde egemenlik kurmasına engel olmak Dönelim Akdeniz'in kuzey kıyılarında yaşayan dostlarımıza. hem Yunanlı putperestler hem de Yahudiler arasında yaygındır. 'ben bilinci’ne erişmesine. tabiat üstünde egemenlik kurmak günaBu da. her gece bir akbaba gelir ci- izleyen yetmiş yıl süreyle. İsa Peygamber. Yunan- elinden kurtarabilmek. olur Hıristiyanlık. Etti mi üç? bu bir. ğerini yer ya.

'kullanmak ve tüketmek' hakkıdır. insanoğlunun 'sıradan bir yaratık' olduğunu -bir başka atmaya kalkışmaktadır. Paulus'un ilahiyatıyla biçimlenir. açık. Nekrofilik bağlantılar "Çok kaba anlatıyorum. tükenmiş olduğunu düşünmüştür. Osiris. bu 'doğru'. Paulus'un tanımına göre. ser. onu yargılayacak olan. sonuçta 'Tanrı' için bile geçerli olabilmiştir! Batılı. yarı Romalı rofilik eğilimin. Oysa. Aklına güvenir. Roma ile perçinlendiğine işaret eder. yapsın. his utendi et abutendi. biliyor musun? Baba! Baba'nın karısı ve çocukları yüzyılın kavgasını hatırla! Nietzsche'yi hatırla. Jus utendi et abutendi ilke- . Dionysos gibi Akdeniz havzası tanrılarının dirilişleri ve ölümsüzlük vaatlerine duyulan inanç sayesinde güçlenir. bir başka ölümlü üzerinde odaklaşmaktansa. İsa'nın kişiliğinden hız alır. Yani. Mal sahibine malı üzerinde gerçek bir Tanrısal hak tanır. Roma Kodunun. çünkü Mısır'la başlayan nekŞimdi. değil mi?" "Çok basitmiş gibi anlatıyorsun!" Ölümsüzlük adı altında ölüme. Peki. kendi aklı değil. Napolyon yasalarının ve günümüz kapitalizminin te'mal sahibi' kimdir. Yarı-Romalı olma aşaması çok önemli. Hal böyle olunca yaşayandan. Romanın örgütlenme biçimini benimolur. Yaşamanın anlamı. bu idari miras üzerine muzaffer bir kilise kurar. 'yaşamanın anlamı yok' diye yaşamak olur. Mülkiyet hakkı. si. yaşamayana dönülmesi kaçınılni ölümlüden sonraki sonsuzluğa çevirir. tabii! Sana bir kanava vermeye çalışıyorum. mazdır. Yahudilerin telkinlerinden kaynaklanır. gözleri- hepsi bu. On dokuzuncu melidir. Avrupa-Amerika medeniyetinin dünya görüşünün temelini Tanrıyı da kullanmış. İnsanoğlu. ölü olana yöneliş. akıl denilen şey.teslim Günahın kaynağı. putperest Roma hukukunu hatırla. kutsal ve sonsuz olan Tanrı'dır ve insanoğlu ne yaparsa Tanrı'dır. Hıristiyanlık. O kadar ki. oluşturur.etmeye bir türlü yanaşmıyor olmasıdır. Attis. Ölüm aradaki bir aşamadan ibarettir. değil mi? İşte bu söylem. Promete gibi o da tanrısı ile aşık deyişle asli Megamachine’in ikame edilebilir bir parçası olduğunu. bir başka ölümlü değil.

insanlarla uğraşmaya vakit yok. Yahudi-Yunan-Roma geleneğine komşu. Feminist olsalar yeridir. bize ne oluyor. diyorsun? Öyle değil mi? Geçen akşam onu "Yooo. bizimkine değil. Batılı kadınlar. çalışmaya. Ben. bu medeniyetin insanı 'eşya'dır. nekrofilya. 'Vakıf ne yapardı. "Ben. Kısaca özetlersek. İnsanı ye. şarap mahzeninin anahtarını çalmak bile ölüme mahkûm edilmek için yeterlidir. bu. nay. 'mal' olmaktan korkuyorlarsa. Ak- Şaman kökenli Asyalıya ne oluyor. yeridir." dedi. öldürme ve satma yetkisi vardır. Zina ne kelime. bu kültürün yansımalarıdır. Ölü-sevicilerinin zaferidir. talep etme"Evet! Tapmak için yarattıkları tanrılar da. diyorum. bu kültürün ürünleridir. herkes biliyor. ben nereden bilirim? Tabii. tepki göstermeye zorlayan onların kültürüdür." . bizde doğru dürüst bir dinler tarihi. Batı kültürüne tümüyle yabancıdır. Gü- deniz havzası medeniyetinin parçası onlar. Ama. Buna 'mancipium' derler. karıştırmayayım. "Son tahlilde. düşünce tarihi öğretil"Kimse bilmese. bizimki değil!" Koyun olan biz değiliz.üzerinde yaşatma. eşyalarla uğraşmaktan. Colossus'u kırmaya kalkan Heliconluya." içini çekti. Şimdi akıl "Neden. Koca herhangi bir suçtan sanık karısını yargılama görevini de infazı da üstlenir. dünyevi geleneğinin izdüşümüdür. dersin? Bizim anlamamız." başını salladı. hızla duğu anlayışı. Bak. YahudiHıristiyan geleneği kendisini gökyüzünde tekrarlamıştır! Tanrısı. onlar diyordu! yıkmamız gereken en büyük put şu: İnsanoğlunun bağımsız ve özgür olönceden kararlaştırılmış bir biçimde düşünmeye. Araplar." diyordun!" "Arap şairlere ne oluyor. "Daha doğrusu. he- şılan." mez! Kimse bilmiyor mu?" Rodoplu konuşurken ben eğitim sistemimizi düşünüyordum. Neyse. Batı medeniyetinin çekirdeğidir. pimizin 'hayati' çıkarları çocukları 'çocuksu' bırakmakta birleşiyor anla- bu kültüre uygun düşerler. Türklere ne oluyor diyorum. ona sonra döneriz. Ve bu bağlamda.

Promete'nin inancıyla ittifak halindedir.geleneğin etkisinden kurtulamamıştır. On do- tüketim maddeleri de teknoloji ürünleri. bu arada komik şeyler oluyor! İsa'dan şu kadar yıl sonra yazan biliyorsun diye sormalıymış. Yunan ve Roma."Tersten halife?" "Tersten halife. "Büyük Roma Makinesi 'köleler' olmadan işleyekuzuncu yüzyıla kadar fiilen. televizyondan 'compact disc'e kadar. 'ilkel' biçimiyle demek daha doğru. Kendi adıma ben Karl Değildi. ama önemliydi. daha da geçire"Şimdi. füze değil! İletişim araçları da. sonra da teknolojik biçimiyle sürdü kölelik. Teknoloji ille de. Kuşağımın geçirdiği on yılı. "Evet! Birisi Paulus'a Tanrı'nın böyle bir kişiliği olduğunu nereden yani tanrıların tanımlanması meselesinin bambaşka bir çözümlemesi cekmişiz gibi görünen on yılları düşünüyordum. Ama. kısaca. Oysa. olabileceğini bilmezdi. bu insan görüşünüşü. insanlar üzerinde katıksız bir denetim kurarlar. ölüsevicileri. yanlış kelime. Büyük Roma Makinesi olmadan işleyemez! Teknoloji harikaları. tabii!" Karl Marx bile -'bile' diyorum. köleler üzerine kurulmuş medeniyetlerdi. Nasıl ki. Asya'yı. Onlara sahip olma köleler olmadan işleyemezdi. ' diyecek kadar kendisini kaptırmıştır. Bu işin fantezisi. tanrılara mesele. 'tanrı' denilen bu. Doktora tezinin önsökarşı bir tiksinti duyuyorum." Marx hesaplaşmasını henüz bitirmemiştim. teknoloji köleleri . çünkü Batı'nın en özgün düşünürlerinden zünde. konu Marx değil. "Tabi. mezdi. kimlerin nasıl biçimlendirdiğini sorgulamak olmalıydı!" "Nereden biliyorsun yasası!" birisidir. tanrılardan nefret edip etmemek değil." diye sürdürdü Günay. insanoğlunun bağımsız ve özgür olduğu anlayışının Batı me- deniyetine tümüyle yabancı olmasının bir sonucu da kölelik kurumudur. Büyük Pazar Makinesi de." "Ne demek istiyorsun?" "Demin de söyledim. Ama tabii Marx. 'Felsefe.

Bu sibernetik toplumun aksiyomudur. insanlar acından ölse "Aynı teknoloji neden kötülüğün bunca çeşitlemesinin yapımında kafası 'bir şeyin yapılması teknik olarak mümkünse. ederken. Belki tekrar sıçrıyordum ama her seferinde bir ları acıyla. sinema endüstrisinlüstratör'dür artık. Şaşırdım. "Bilgisayarlı bilmemneli" teknolojinin. uzaklardan yanına attığı bir top gibi Beni alıp sürüklemiş. güç tutkusu. Üretilmiş olanı tekrarlamaktan başka bir şey yapa- de neden insanların bağırsaklarının ortaya döküldüğü. tabii.tutkusu insanı bir yandan sabah dokuz-akşam beş köleliğine mahkûm gırdatamaz. Şimşekti uzaklarda çakan. o zaman yapılmalıdır' kafasıdır. Parladı kaçan bir kısrak gibi. Sonra garip bir şey oldu. ne gam! Bu işi becermiş olmanın kibri. beyinlerinin fışkullanır da. Ay'a gitmek mümkünse. İnsancıl değerlere tümüyle tersmiş. bağımsız üretemez olur. Yahova'dan Colossus'a. o farkında değildi. piramitlerden galaksi- hissediyordum kendimi. yerlerim kırılıyordu. Teknoloji’nin boyunduruğundan kurtulmak mümkün olmadığı gibi. teknotronik top- lere savurmuştu. Mesela. Yanından uzaklara." diyordu. "Batılının cek olsa da yapılmalıdır. kendisini ekolayzırın büyüsüne kaptıran çocuk. örneğin. O solgun ışıkta gökyüzü oldu. kendini beğenmişliği de cabası!" "Narsizm!" "Ölü-seviciliği. gitar tınmaz." dedi Günay. Parladı dudak- Gerçekten böyle oldu! Ama. İhtiyar Tagger'in dediği gibi. Acıyla dokundu bana." kırdığı filmlerin yapımında kullanıldığını sorguluyordu. Yani. iyiliğin çeşitlemesi yapılmaz?" "Çünkü. hepimizi yok edelumun ana kuralı. nükleer silah yapmak mümkünse. de gidilmelidir. öte yandan da Büyük Pazar Makinesi'nden bağımsız faaliyetleri önler. bir 'ilteknolojik üstünlük. ben de söyleme- . Sardı dört bir yanımı. iç içe geçmiş bir yumak olur. Yanım soldu o solgun ışıkta! dim. onları siler geçermiş.

" sömürgeciliğinin arka-planı kendilerine duydukları aşktır! Bize düzenin öz-uzman aydınlarının 'halkı algılayamamaları." büsbütün azıtmasını hiç değilse geciktirecek bir denge unsuru olabileceğimiz umut edilebilir. Türklerde de yoktur. Ama." "Üstünüz. Roma delirten bir su vardır. değil mi? Onlardan üstünüz!". kendi kültürlerini da"Hayır. Yunan'ı ve Roma’yı düşün. bir tek saray. Azat yetinin tarihi kölelerin tarihidir. Çin hikâyesini bilirsin. Batılıların başka medeniyetleri algılayamamalarının. lalası ve atının yan yana "Asya'da narsizm yoktur! Kendini beğenmiş bir Hintli düşünebiliyor musun? Vedalara bak. esir pazarında. Oysa. yaşamın her alanındaki fütursuz yatmaları şeklinde yansır.dist ben-sevicidir. attı! lar mıydı insanlar? Bunu nasıl açıklıyorsun?" gömülmüş olmasını nasıl açıklıyorsun?" Durdum. paşa. "Tanımı itibariyle her ben-sevici ille de sadist değildir ama. bir tek cami yoktur. "Benim değil. Oysa. Upanişadlara bak. Bizdeki köleler daha çok savaş esirleri gibidirler. Köle kültürü. senin kelimen. diye mırıldandım. canım. Batı medenidoğal olarak Amerika'ya satılık olarak zenciler geldiği için bu hükmü doğru değerlendirmeyebilirsin. Günay'cım! İstanbul'da. tabii. herkesi "Türkiye bir tür evrensel emniyet sübabı olabilir! Ölü-seviciliğinin edildikleri zaman da gelemeyecekleri mevki yoktur. Asya'da köle yoktur!" Kesti. Kölelerin inşa ettiği bir tek yol. Roma vatandaşlarından başka herkes köledir. Roma'ya bak. Birkaç kişi bu suyu içmemek için direnirler ama . Hani." dedi Günay." "Köle bizde de vardı. her sa- kendi kitle kültürlerini dayatmalarının. "Yapma. Günay da durdu. Tabii. Ama. para ile satılmıyor"Sen. Süleyman Paşa'nın türbesinde. "Ne öyleyse?" "'Üstün'. şimdi 'köle' deyince senin aklına İmparatorluğunda.

Süper devletlerin sorumlulukları gibi. cıl.. yazan. Türkler de sonunda içecekler. Megamac- 'İnsan özgürlüğü' diye bir evrensel miras varsa buna Batıda en az bizim ğildir. kadar sahip çıkmalıydı. Batı'dan geleceği- gelsin. hem de süper devlet olunmaz. dermandır. neredeyse kara büyü dedikleri akupunkturu keşfedip. hükmedilenlerden fazla olduğu gibi. bilenle bilmeyen bir de- yöneticilerin sorumluluklarının. ANAP iktidarı filan değil. Özalizm. herhalde." meselesi olduğunu söylüyordu. birkaç bekçiliğinin sadece Türklerin sorunu olamayacağını düşünürken buldum.sonunda o kadar yalnız kalırlar ki. Ama. Sonra da dönüp tekrar Çinlilere satar"Ne fark eder?" diyerek omuzlarını silkti. içerler. hiç ışık yok!" Meselenin. öyle değil mi! Her şeye bir cevabının olma- . "Ama. Beni adamakıllı etkilemiş olmalıydı ki kendimi.' nekrofil Batı medeniyetiydi." "Haksızlık olduğunu düşünüyorsun. Öyle görünüyor. gel gör. hükmedenlerin. 'Delirten su. Onlar işlerine yarayan şeyleri bulup çıkarmakta ustadırlar. ben ışığın Doğu'dan değil. bilmeyenden fazladır. hayır. ne olursa olsun der. Bilenin sorumluluğu. Kaldı ki. en lar... mu?!" iyi uygulayıcısı kesildikleri gibi. Ne ki. insansal özgürlüğün liğini iyi yapabilsek! Kendimizi ölü-sevici Batı'ya kaptırırsak. Var. okuyan. Yıllar yılı." sı. tabii bu bir safsata! Hem insan"Her şeye bir cevabın var. Bu yolda iyiye gidilmeden önce kötüde alınacak daha çok yol vardı. araştıran onlar. "Derman kimden gelirse "Yooo. ürkütmüyor mu seni?" "Hiç kuşkusuz!" dedi Günay. Tıpkı.. "Öyleyse. Her neyse! Bari bu aşamada hiç değilse iyi muhalefet ya da kadim değerlerin bekçitüyden başka bir şey kalmayacak!" hine'den bağımsız yaşamayı beceren insandan birkaç boncuk. Batıya duhûl" etmek ne inanıyorum.

tabii. yun eğme ya da isyan etme özgürlüğüdür. cevabını şimdi biliyorum artık. ama belli etmedi. lanetlenmiş de değildi. 'külçe gibi' yaşamanın da yaşamak olduğunu bilenlerdendi. Tersine. Anladı. 'gerçeklik'in hemen hiçbir zaman man- kat ürünü olduğunu gözardı etmemeye özen gösteriyorum. tenin ölümlü. Ve revizyona hazırım." diye başladı. ruhun ölümsüz olduğu düşüncesinin ortak olduğunu hatırlattı. bo- . Acılarına uhrevi bir nitelik yakıştıran ben değildim! Konuşmasını. semavi varlıkların tümünden üstündü. Ama ben o dönemde hayata 'ussal' bakıyordum. diye seslenmiş. Ancak. iyilik ya da kötülük yapma. "Daha sonra da insanı 'özgür iradesi'ne emanet eder. sağda solda sırıtan boşluklar bırakmamaya özen gösteriyorum." dedi. hun zihin olduğu. ne yakışıksız bir soruydu! Sanki. diye sorguladığımda. Allah. yarattığını bilgilendirmiş. çünkü. Günay. İnsan. Şafak Özden’le kur- Ne garip. İslâmiyet'te âlem. di- ğer iki kitaptaki pek çok anlayışı paylaşır." dedi. onu Therese'deki rahibeye tık ya da eleştirel inceleme sonucu varılan bir sonuç değil. İncinmiş olmalıydı. tenin doğa.benzeten ben değildim. sonra da meleklere." düşündüm. Kendi nekrofilik eğilimlerimin henüz farkında değildim. Oysa.' 'Melek gibi adam. "Hayır. yasak. Bütünü görmeye. meleklerine 'Yeryüzünde kendime bir vekil yaratacağım. İnsan. ona secde etmelerini buyurmuştu. anlatmasını isteyen ben değildim! Ne olmuştu bana duğu bağlantıyı hazmedemiyordum. aşk nedeniyle oluşmuştu.' tanımlamasının küfür olduğunu düşünüyordu. ten ve ruh denilen iki unsurdan oluştuğunu. Her zaman. Günay. "Hayır. "Kuran da Akdeniz havzasının ürünüdür. genel mutabaNarsizm tuzağına düşmemek gerektiğinin bilincindeyim. günah nedeniyle değil. "Ve tabii. ru- irade insanın en büyük zenginliği sayılır. Bunun daha da kötü olduğunu "Eve dönelim mi?" diye sordum. korku. "Özgür İnsanın.

çocuk mamasını da. bana yanlış hüküm verdirerek birinin hakkını aldıysanız. bir insanım ben. kimyaSovyetler Birliği'nde bile yeşerememiştir. sözü öbüründen daha kandırıcıdır. isteyen bıraksın. Bir taraftan megamachine ideolojisi dayatır.etmiş olması çok önemli! Bu anlayış." Hadis'i hatırlattı. Hiroşima'ya atom bombası fırlatan uçağın pilotu. yaptığın Bu inancın ima ettiği dünyevi tavır çok önemlidir. İzleyen kıyımdaki rolünü kavrayamayan insanoğlu. bırak bir papaza günah çıkarıp kurtulmayı. Bir Müslüman'ın hakkına tecavüz ettiyseniz. 'üresal silahı da aynı tavırla üretir! Napalm üretmeyi reddeden bir işçi sınıfı tenle üretileni' ayrıştırdığı için insanoğlu günlük mesaisinin sonucunu kavrayamadığı bir kör dövüşünün içine itilir. kendi adına düşünemez hale getirdiği ortamlarda yeşerir. makineyle baş edebiliyor olmasının heyecanı içinde İnce Mehmet'in iz öte yandan. Peygamberin arkasına bile gizlenemez. yargılatan sorumluluk! Seni. sadizm ve onu kötülüğün hiçbir tanığı olmasa da. bağımsız olduğunu teslim üzere yüreklendirir! Dünyanın ve kendisinin sahibi olduğunu. Büyük Makine'ye karşı durmak . Ben de işittiğime göre hüküm veririm. bir Marksist’e. insana duyulan güven onu tensel ve Bak.dayatmalara. bir ateş parçasıdır: isteyen alsın. O kadar Davanızda bana başvurursanız. İslâmiyet'in insanın özgür olduğunu. Megamachine. elleriyle yabağlanmış' bir yaratıktır. senden başka kınayacak kimse olmasa da. yaptığı için sonuçlarını algılayamaz! Karmaşık bir sürücüsü gibi daldırmıştır. 'O pilot o bombayı at- ruhsal -maddi ve manevi.' Nasıl bir sorumluluktan bahsettiğimi anlıyor musun? İnsanı kendisine ya da istersen buna 'bir ölümlü'ye de diyebiliriz. Örneğin. diğer yaratıklardan ve kendisinden sorumlu olduğunu söyler. çünkü. bilin ki o hak. Bu çerçeve içinde oluşan sosyal bilimlerin ve ideolojilerin tanımladığı insanoğlu da 'eli kolu tapları. bazınızın sorumlu kılar ki. sürdürmen gereken hayırhah tutum! izleyen nekrofilya Büyük Makinenin insanın elini kolunu bağladığı. bazılarınızın dili kuvvetli olabilir. '"Ancak. zaten belirli bir kadere mahkûm olduğunu söyleyen din kirattığı felâketi bilimsel kaderidir diye kabullenir. dünyadan.

işleri o noktaya getirmeyendir! Müslüman. insanın kimsenin kölesi filan olmadığını. ama Müslü"Öyle! Oysa. yorum. Neden? Çünkü. Megamachine'in hükmettiği dünyalarda sadece Tanrı'nın değil. ettiği liyakat müthiş bir şeydir. tamam biliyorum! Yüzbinlerce camimiz var. Çin'dir. insanoğlunu kendisine vekil tayin ediyor! Kendi adıİnsanın boyun eğme ve isyan etme özgürlüğünden bahsetti. bilir misin?" "Evet. dünyanın şekli değişirdi.' dersem. Profesyonel Müslümanlardan bahsetmi"'İslâm' kelimesinin kökeni 'sulh'tur. insancı ideolojiler Konfüçyüs'ü. İslâm'ın insan görüşünde. Rönesans hümanizması filan çarken. Hiroşima'yı. tarihsel durum başka bir pilot getirirdi. Adamlar. yabancılaş- lerin çevreci olmamaları garip değil mi?" man değiliz! Değil mi?" dedim. insanoğlunun marifeti olarak görür! İdeolojilere gelince. bireyin iyi ile kötüyü ayırt ede- ." İslâmiyet'teydim. sordum. 'Eğer o bomba atılmamış olsaydı. arkadaşım." ne tarihsel durumun ne de önceden belirlenmiş alınyazısının değil. İslâmiyet'in insanoğluna yüklediği sorumluluğun ima "Müslüman. vatanı Asya'dır. sevinçle. sadist Zeus'un kucağına düştüler! Öte yandan." dedi. Akdeniz değil. itaatin ancak 'iyilik emredildiği zaman' şart olduğunu. ideologların gözünde de bir hiçtir insanoğlu! Kitaplı dinlerin arasında bir tek İslam. na hareket etme yetkisi veriyor! Batı insanı kendisini böyle bir iltifata asla layık görmedi! Ezikliğinden kurtulamadı!" bunun yanında çocuk oyuncağı kalır. gaddar Yahova'dan ka- Âdem'in Yaratıcısı'.' şeklinde ilkel bir determinizmi yansıtan cevap alacağım tabiidir.masa. Tabii. 'Âlemlerin Rabbi. "Çevrecilerin Refah Partili ya da Refah Partili"Tamam. Müslüman'ın o bombayı 'atamayacağı' mı?" diye mayandır. ilkesel olarak. Şinto'yu düşündüğünü biliyordum ama ben daha hâlâ "Bunun ima ettiği şey.

işkenceye izin verenle. fiziki ihtiyaçları en çok karşılanmış. Uyuşturucu." saptanmış bulunuyor. kötüyü reddetmek gerektiğini anlattı. Şartlara göre bu. Veyahut ölü-seviciliği bir ne bileyim. ama." "Uzadıkça uzuyor." için kendilerini öldürüyorlar ama aç kaldıkları ya da cinsel arzularını tatmin edemedikleri için intihar eden hemen hiç yoktur.bilmek için her an uyanık olmakla yükümlü olduğunu ve kim emrederse emretsin. "çaresiz. Herhangi bir Batılı psikoloğu oku. amaçsız. değil." "Biyofilya?" Duraladı. İslâmiyet'in "Yaşam-severlik. öyle. ğunun cenderesinden kurtulamıyorsa. Tekdüze bir yaşam kendi icat ediyor. İntihar istatistiklerine bak: İnsanlar aşk. efendim. dünyaya atılmış bir nesne gibi yaşayamıyor. kendini beğenmişliğini insanlara zarar vermeden tatmin edemiyorsa -unutma ki.. sadece beslenen ve üreyen bir makine konumuna indirgendiği zaman acı çekiyor. Ne kadar güvenlik içinde olursa olsun. Bir şey yaratmıyorsa. intihar gibi. itibar. yani yok ediciliğin heyecanını yaşıyor. etkili olmak istiyor. Kısacası canım. Şöyle söyleyeyim. "Her koyun kendi bacağından asılacaktır. copu fiikişinin kendi bedenini hedef alabiliyor. Öteki anahtar kavram." "Bunun için buradayım. intikam gibi tutkuları dünyada en çok intihar vakasının olduğu toplumlar. Ölü-seviciliğinin tersi. Bir de üstelik ." diye hatırlattım.. izleyen yaşamsal iktidarsızlık ve hiçlik duygusunun dayanılmazlığından ancak yaratamadığı hayatın yok len sokan arasında bir yerde de çözümlenebiliyor. bugün artık insanın bir cisim gibi yaşayamadığı 'dazlaklıkla Hitler’lik arasında. Bu etkinliği toplum içinde yakalayamazsa. öteki adı 'biyofilya'dır." diye özür diledi yine. İnsanoğlu. sinema yıldızı olarak da tatmin edebilir. kişi narsizmini bir politikacı." "Evet. aynı şeyi söyleyecektir. kimseyi etkileyemiyorsa. alkolizm. en güvenli toplumlardır.tecrit olunmuşluedilmesi prosesinde yer alarak kurtulmaya çalışıyor.

Bilimin 'kutsal hunu yok etmeden rahat etmeyecekler bunlar!" "Çok şükür. 'bilim çağı'nın ürünüydü adam." Sovyetler Birliği'nde. Nihayet. Heybeliada'daki Bahriye Mekte- ."İsveç. "Bu aşağılık soytarılık gururumu incitiyor. kendisine bir zamanlar. zaman zaman Rodoplu'yu en bağnaz Brejgülüyordum! Moskova'ya güzellik yarışması tertipleten. insanlık tarihinin en acımasız sadistlerini. basınla. değil mi?" Yanlış anladı. kaderin bu oyununa kültürel mozaiğinin korunmasına hiç değilse dilde destek veren anlayışın ürünüydü. retkeşliğin. Marx'ı da ya- inek' olmadığı ortaya ondan çok sonra çıktı. muhalefetin büyüğünden kurtulduk diye daha da azmayacakları- nı kim söylüyor? Narsizmin kudurmayacağını kim söylüyor? Unutma. 'rahat kıçlarına nıltan bu oldu. insanoğlunu salt fiziki gereksinimlerini cını sürdürmeye devam ettiği için. Doğu Avrupa'da olan bitene hayretle bakmaları. televizyon dizileriyle." demişti. şiddetten kurtulamıyoruz. mı battı?' diye şaşıp şaşıp kalmaları da bu anlayışın ürünü. Yoksul toplumların. filmlerle." karşılayarak yaşatabileceği yolundaki. dünyanın nev komünistiyle duygu bağı geliştirirken buluyor. Gorbaçov'la başlayan sürecin emperyalizm pitalist Batı'nın tartışmasız zaferi demek olmasından korkuyordu Günay. salgın hastalık gibi yayılıyor. Stalin'i yetiştiren verimli toprak Batı medeniyeti. bunun ka- Ona göre sosyalizm. "Bu çok ağır bir suçlama. Amerika'nın birinci leydisini karşılayan Rus çocuklarına İngilizce şarkılar söyleten gaybi'nde. Bu nedenle olacak. artık Gorby var!" dedim. sözcüğünü gündemden kaldırmış gibi göründüğünü söylüyor. alayla. Korkarım. İngiliz sefirine erkek-erkeğe dans ederek şov yapmak zorunda bırakılan Nâzım Hikmet'in sınıf arkadaşlarını hatırlattığını söylüyordu. özünde mekaniksel ve kaba inan- "Mesela! Batı medeniyeti. Hitler'i. Ve bu medeniyet sürekli bir biçimde. insanoğlunun ru"Gorby'nin bir kurtarıcı olduğunu kim söylüyor? Komünizm nasılsa yenildi. Batı kültürünün en yenir yutulur uzantısı.

malumat edinmekle de kapatılamayacak. el de konulamayacak. bir rüz! Oysa. Türklerin hareketleri nasıl ağırdır! Sürüklenir gibi yürürıyla yetişen kuşakların göz/el koordinasyonlarını. 'galaksiler arası "Az bile! Ruslar dâhil -nedir o Yeltsin efendi?. elmas yığını da değil. 'eğitilebilenler' ve 'eğitilemeyenler' diye iki sınıf alacak demek. yirminci yüzyı- ne demek biliyor musun? Bugüne kadar bilinen sınıflar kaybolacak. bu defa da. teknoloji çığ gibi ilerliyor." "Nasıl yani?" "Evet! Firavun nasıl Yahova olup. Düğmelere zamanında hatırlıyor musun? İyi uçaklar oldukları halde pilotlar hedefi bulamamış- "Bir örnek verirsem daha kolay anlayacaksın.Batı uygarlığının mü- lın ölü-seviciliği de Heliconlu bilmem nereli olup. Bildiği- . Haydar'ın anısı gibi. 'akıllı askerler' var. Vahim. becerilerini." "Uzaylı Batılının galaksideki izdüşümü demek istiyorsun?" kitleler daha şimdiden. bilgi. doğaötesi ama kesinlikle yönlendirici bir 'şey'in elinde olasepet gibi ('senet sepet'in nihayet 'verilmiş bir söz' olduğunu hatırlatıyordu) bir 'şey' olduğundan. Bak. Bu 'şey' altın yığını değil. ilişki. onun lardı? Neden biliyor musun? Refleksleri zayıftı. Ters halifelik işliyor yine. gökyüzüne çıktıysa. Atari oyunlayar öğreniminin kazandırdığı hızı düşünebiliyor musun? Yirmi-otuz yıl içinde. Elektronik çağ da bitti. ortada fol yok yumurta yokken. çünkü bilgi araçları da tıpkı üretim araçları gibi. bilgisa- tutulamayan. Kaddafi’nin uçaklarını basamıyorlardı. Aradaki uçurum.ritlerinin yüreklerini tashih etmek yolunda hiçbir gayretleri yok! Tersine! Bir düşünsene. Bu memleketteki ağırlığın farkında değil misin? Kalk. 'uzaylıları' yansıtılıyor ölü-seviciliği. senet sokağa bak. bilgi çağı başlıyor. bir kitap bulup okumakla. barışın yüceltildiği bir uzay filmi neden yok? Neden savaş'a koşullandırılıyorlar? Anlasana. hırs. sermayenin. elle cak. tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar vahim bir 'bilenler ve bilmeyenler' ayrımı olacak. Bu yerini 'bilenler' ve 'bilmeyenler'. yani nasıl anlatayım. daha şimdiden hıza eğitimli. galaksiye çıktı! Bak.

büsbüaçık olduğunu söyledi. kilitli kapılar ardında sakladıkları karanlık çağlar gibi bir dönem başlayacak. dünyayı dal budak sarmaya devam ediyor! Ve sadist. Çünkü. insani sınırların aşılması illüzyonunu yaratıyor. Sadizm. Sö- . medeniyetlerin de sadistik olabileceklerinin altında tuttuğu. Batı'nın. şakalaşmayı sürNe yazık ki. genetik mühendisliği ilerliyor. her ikisinin temelinde de aynı sakatlık yatar: Hayatın patronu olmak tutkusu! Vahimden de vahimi. onların acı çekmelerinden keyif ile ölü-seviciliğinin kadiri mutlaklık illüzyonu sonuçları itibariyle aynı kapıya çıkarlar. Senatörlerin kanları ile yatıyor. öğretilecekler. güçlü olana tün ezer. omnipotans. serpilmesine izin vermediği durumlarda yeşerirdi. daha üstün olmanın sorumluluğunu taşıyacaklar. Rab Yahova. haysiyetini. çok güçlü olagibi 'bilmeyenler' ya da 'eğitilemeyenler' üzerinde mutlak ve sınırsız delime. mazoşizm. yani. ona göre hazırlanacaklar caklar. güçsüz olandan. tanrısal güç peşindeydi. Bunlar Camus'nün Kaligula'sı gibi. bazılarını öldürüyor. hep aynı ekoldendir. geri kalanların gülmeyi. sömürülen kitlenin bağımsızlığını. Keşişlerin yazmalarını niden gündeme gelecek. alıyor. Teknolojik başarı. 'Bilginin yayılamaması' hususunda bugüne dek söylenen her şey yeBütün bunların anlamı şu: Ya bu adamlar. teknolojik başarının yarattığı kadiri mutlaklık illüzyonu mıştı. Yunan tanrıları. Ve Batı bu gücü insanlığın emrine vermeyi bilmediği için. Sistemin hamurunda var bu. Şimdiki halde bir tür tanrıcılık oyunu oynamaları çok daha büyük bir ihtimalmiş gibi görünüyor. daha bilgili. eleştirel Sadece bireylerin değil. belki de herkesten daha vasıflı adamlar üretebileceği demek. bir insan yığınının öteki yığınını denetim mürücü denetim. Daha da vahimi. ay ne kemutlaklık. insanları sadistik denetim altına aldürmelerini aşağılayarak izliyordu. yani kadiri netimi kurmak isteyecekler. Kaligula'yı hatırla.miz anlamda 'kitap' da kalmayacak 'okuma' da." hayranlık. kendisine karşı gelemeyenden nefret eder. Bu. Türkler ya da despot kesilecekler. yıldızları da istiyorlar. Daha da kötüsü.

deminki alıntı. Louis Massignon'un aşağılanmakla. Bakınız. "Şimdi. 'ilericilik' olsun diye. Sindik. Anarşi ve intihar için olgun hale geldiler!" dedim. daha geçen gün Tanzimat'ın bilmem kaçıncı yıldönümünü "kutladık". Derin bir boşluğa düştüler. "Türk'ün içi boşaldı! Kendimizi gerasla adam olamayacağımız korkusu. Aynen öyle.düşüncesini. sürgit kusu. dinleri mahvoldu. Çocukluğu. sana şunu söyleyeyim. özgürlük gerektirir. cak korkusu. Beyaz Saray'da balo vermeliydiler!" İkinci Sultan Mahmut'a. ama denetleyen grup buna asla izin vermez! Sonuçta ortaya çıkan. ölü-seviciler yapmalı. utanç verici bir zorunluluk olabilirdi ama kutlanacak za- şapkası giydirten hamakatı düşünüyordum! Ne diyordu bu kadın? Daha da büyük bir hamakat fesi 'yasaklamak' mıydı? . kadirşinaslığı. bunların yerine koyduğu eğlencelikler. 'neş'e değildir! Coşku. terör. Denetim altında tutulan kitlenin bireyleri kendilerini bomboş ve iktidarsız hissederler. "Orient "e nasıl kıyıldığını anlatan Louis Massignon'dan alıntı yapıyordum. televizyonlar cinayet." "'Onların her şeyini tahrip ettik. askerin başına Yunan temlerini öğrenmeye karar vermenin yıldönümünün kutlanması ne de- mek! Tanzimat." "Roma imparatorları kullarını gladyatör dövüşleri ile eğlendirilerdi. Türkler gibi. hiçbir şeyi doğru yapamayacağımız korAncak. gittikçe büyüyen bir hortum gibidir. yarın ne ola"Evet. dedi Günay. gelecek korkusu. "Oryantalizm" Edward Said! çekten de iktidarsız hissediyoruz." dedi Günay. Korku içindeyiz. savaş. Magic Box denilen Türkçe sözlü Amerikan televizyonuna bak! Sunulan eğlence ve heyecan. her türlü sapıklıkla eğlendiriyor. Onun merhametini Türk aydınlarında görmüyoruz! Unutma. Artık hiçbir şeye inanmıyorlar. Louvre'da. dayakla geçmiş yetişkinlerin ruh hali bizimkisi. sömürgecilerin yönfer değil! O kutlamayı. Tanrım! Ne ironi! Ölü-sevicilerine 'duhul etmenin". Felsefeleri. üreticiliğini yok eder. sömürülen yığının kişiliğinin gelişmesini önlerdi.

niyetimiz olarak Batı karşısındaki iktidarsızlığımız. çokıpır kıpır hücrelerini çalıştıracak dürtüler olmazsa. ayyaş rantiye. donarlar. "Arabesk söylemeye kalksa. Borsa'ya gitmeye kalksa. Giyimden damak zevkine kadar kendilerinden olmayanı. Türk halkı gibi!" Ne kadar anlatsa. Tıpkı. yaşı icabı saçmalayan çocuklara bile böyle muamele edilmez! Edilmez. kendi lamadıklarını algılayamama. zihinsel bir kıtlık yaşıyoruz. kim- İşbirlikçiler. mürekkep yalamışların. 'eşek!' Yani. Kişiliğimiz yok oldu. kendi gereksinimleri dışındaki dünyaları gönülden algılayamamaları." derler. bezgin bir sesle. Seslerini duyuramazlarsa. Geliştirdikleri grup narsizmi: Kendi düşünceleri. Bozlak söylemeye kalksa. 'Öyle söylenmez. havan dövücünün hık deyicisi kadar bile olamıyorlar!" vururlar. kuduz köpektir.diye sürdürdü. 'biz' değildik. eşyalaştırma. kitlelerin bürokrasinin. Bir kısmımız hâlâ direni- . Artık biz. bak!" dedi. Sosyal sadizm. "Akrabanın akrabaya akrep etmez ettiğini hikâyesi! Haysiyetimiz. beyinlerinin elektrik yüklü se onları dinlemez. be canım!" kendi ülkemiz içindeki iktidarsızlığıydı. onayAlmanya'daki Türkleri düşünüyordum. güçsüz ve iktidarsız kalırlar. Yaşar Kemal Mitterrand'dan ödül almasın dese. mede"Bürokratik despotizm! Aydınlar devleti! Oligarşi! Silahlı ve silahsız denetim tutkusu. 'Sırıtık aktör. Tıpkı. özgüvenimiz yok oldu. ağzına Rahmi Saltuk'larını ortaya dökerler (tonal müzik demek istiyordu). Bak. dönek solcu. o çocuklar gibi. cukların akli donanımlarını idman ettirecek. İkincisi. Amerika'da lobi yapmaya kalksa. yok sayma tutkusu. kimse tepki vermezse." duyguları. Bana 'ölmez otu'nu çağrıştı- ran bir direnç yok muydu? "Direniyoruz tabii.' diye "Ya. tekdüze ve neşesiz bir ortama mahkûm edilirlerse. 'dışardakiler' üzerindeki Tanrısal Türkiye'nin trajedisinin iki yönlü olduğunu söyledi. aşağılama. anlatamayacakmış gibi sıkıntılıydı. böyle söylenir. Günay. Birincisi.

" dum. azami doyumu sağlayacak bölü- şümü becerebilmektir. 'ışık da batıdan gelir'. bilgili olmanın sorumluluğunu nasıl taşıyacakları düşündürüyor. Tersine. bir Edward Said'le olacak iş değil." yum?" "Seni düşündüren. Mevlâna'ya gidince biz de peşinden gideriz! O yüzden diyorum ya. bu eşitlik için uydurdukları bir kavram olduğunu düşünüyorum. 'Eşitlik fiilen mümkün olmayan bir kandırmacadır. İnsanlar kardeştirler ama eşit değil! Küçük kardeşiyle boks yapmaya kalkan bir ağabey düşünsene! Bazen.bilmeyenlerin canlarına okuyacaklarını düşünüyorum. denen şeyin. biri aç kalırken ötekinin önüne yiyemeyeceği mik- Düşünüyordum. 'Eşitlik'e değil.. " "Hırpalıyorsun beni!" "Niye? Sadece düşünmeye davet ediyorum." daki yemeği mi koyacaksın? Paylaşmak. 'kardeşlik'e inanıyorum. Bilgi çağına giriyoruz." "Ama. Batılıların hiçbir insanca hazırlıkları yok. örneğin. hayır.yoruz. Bir Fromm'la. Ve dediğim gibi. Mamafih. umutlu değilsin?!" "Kısa vadede. Bi-lenler'in." 'Fraternité' evet. beni 'eğitilenler' düşündürüyor. Eşitlik olsun diye. hayır. 'Eşitlik' denilen kandırmacaya sığınıp. Batılı. güçlülerin güçlü olma sorumluluklarını sırtlarından atmak "İnsanın optimum pay alması başka şey. . bilmeyenlerle sidik yarışına çıkacaklarını . bu 'eğitilemezler' sınıfı dediğin şey.. yanılıyor mu"Yooo. 'Eşitlik'in ilkel bir paylaşım biçimi olduğunu düşündüğünü biliyor"Evet. bir bebekle bir delikanlının önüne aynı cins ve miktartarı koymak değil! Önemli olan bu bölüşümü gerçekleştirecek biyofilik yapılanmayı gerçekleştirebilmektir. 'égalité' hayır! diyordu. Anti-demokratik olduğunu düşünüyordum. eşit pay alması başka şeydir.

ne hiçbir şeyi değiştirmez! Kaldı ki. iki heybetlinin erkeklik riÇok ciddiydi! karışmayacak! Kim güçlüyse o kazanacak! Sonuçlarına katlanılacak! Ka- tüeline kaptırır. na na nommm!" diye 'İyi. biliyordu! "Bana ha- Ne dediğini anlıyordum. Çirkin Joe kazanır. kendini kandırıyorsun! Bu Türklere (eliyle İstanbul'u işaret ediyordu) bir halk jürisinde yargılanmayı kabullenecek kadar güveniyor musun? 'Allah. kendini ver. "Naranara naa." dedi. Burun sayıyorsun. "Bir düşün. Kötü ve Çirkin' filminin fon müzi- der! Sayı birebir olmalı! 'Birebirlik kutsal bir kuraldır. olmaz! Ölü-seviciliğinin iktidara 'demokrasi' ile gelmiş olması şen düşleri düşünüyordum! Uygulamada rezili çıkacaksa. DelegeleYorulmuş olmalıydı ki. "Davul kötünün elinde. '"Kendini. kasaba tarumar olurmuş." "Ne demek istiyorsun?" "Su geçirmez ahlaki kuramlarla destelenmeyen demokrasinin demo- kovboylar gibi. tokmak iyinin! Olmaz. olduğun gibi değil! Ne düşündüğümü biliyordu sanki! 'Sanki'si yok. ne gam! Biz. Kasabalılar Clint Eastwood'a yardım etmedikleri için. huşuya durur. korusun! Dağlara taşlara. ranaranaaa. Cemil Meriç'ten alıntı yapıyordu. Çirkin Joe ile teke tek vuruşacak! Kasabadan kimse ğini taklit etmeye başladı! En kalın Holivud sesiyle konuşuyordu." dedi.. Na na na naaa! Na"Clint Eastwood. ayak takımının idaresine dönüşeceğini unutuyorsun. tabii! İnsanoğlunun elinde paçavraya dönü- . yani rüyanı! Olmak istediğin gibi görün. 'teori'nin ne değeri vardı? kikati değil. ulu ulu ağaçlara!' demeyecek kadar güveniyor musun?" Son darbeyi de vurdu. peygamberler ve Marxlar 'seçim'e girselerdi. "İlkel rin burnunu. salt sayılarla düşünüyorsun. kızlar tecavüze öyle şey?!" uğrar.pediye. ne olurdu?" ikiye iki. kötülüğe razı olurmuşuz! Olur mu lan. olmaz! Ne birebir..

duyulmuyor. 'Yaşayanı sevmek ya da ölüyü sevmek! Her biyofilyaya müsaittir. 1500-1599 yılları arasında 87 tane sa- olarak. Ünlü psikorerek.' derken. kıyıcı nekrofilyaya. eceliyle sağır etmiş. yani. doğru alçalmak lunun çamur ve Allah'ın nefesi gibi birbirine zıt iki unsurdan oluşmuş . "Deliye kırk gün deli dersen. bütün gücünü kullanarak çamurdan yükselmeye komünizmi Jivkof’tan bilmeye benzer! Olmaz öyle haksızlık! O ifadeyi de takınma! İslâmiyet'i Kral Faysal'a bakarak yargılamak. yeni bir hayatiyet kazanarak bütünleşebiliyor. Erich Fromm. geçen gün bana kitabını okuduğun adama sor." luna kırk gün akıllı dersem akıllı olmaz mı? Ne dersin?" Nedendir." dedim. deli olurmuş. hiç bilmiyorum. sözle. Batı medeniyetinin nekrofilik kıyıcılığının alternatifi. insanoğlunun değişebilmesi. İnsan hayatla. kişiliğini.Zaten nasıl olduğunu. bilim ve inançla. İnsanoğ"Gerçek şu ki. şu kadarını söyleyeyim: Kuramsal İslâmiyet'tir. doğrulayacaktır. ne olur!. eyBu çabanın lemle. malla canla. Müslümanların 1400 yıldır söyledikleri bir şeyi tekrar ediyor: İnsanoğolması. ama Şafak Özden'i düşünüyordum! Biraz durdu. Yaradılışındaki çamura. "Amma da çok konuştum. insanoğlunun yaradılışı "Bir başka zaman. ekledi. şu veya bu bi- çimde bin dört yüz yıldır söyleniyor ama narsizm Batı'nın kulaklarını değil. Acı olan ne biliyor musun? Şu konuştuğumuz şeyler. insan eliyle ölü! Ölü-seviciliğinin durdurulamaz yükselişi!" Birden durdu. ne olduğunu biliyor musun? Her yalan bir yaratış. değil mi?" "Bana hâlâ İslâm'ı borçlusun. biyofilik insanın karşı karşıya geldiği temel bir seçenektir. yaşamı destekleyen tutkularını harekete geçiİslâmiyet'teki karşılığı 'cihat'tır. Ama. hayata yeni bir bakış açısı geliştirerek 'dönüştürmesi' ile mümkün olabiliyor. sadece 1900-1940 arası 892 savaş! Milyonlarca ölü. loji profesörümüze. Cihat. psikolojisi nekrofilyaya yönelebilir.. bakmak. Sonuç. vaş varken. ancak. yani.

"diyen Cemil Meriç’i ilk kez anladığımı hissettim. "Ne demek istiyorsun?" "Yine de. yani biyofilyaya doğru yükselmek de onun bileceği iştir. maz- Ürperdim! Salyaları kara sakallarının üstüne akan. En masum sözcüklerin bile ne denli ürkütücü olabiliçin ölüyorlar. mütekebbir olan Allah'a. insanla kelime arasında. Rodoplu lum bir medeniyetin üyelerini. seni dergâha götüremiyorum." İyimserliğine dayanamadım artık! "Ya. gözü dönmüş yığınların hayali ürperticiydi! Söylediğinin bu olmadığını. önyargılı ya da sadece cahil birinin. Allah'a rahman. Kara çarşaf gerçekten çirkin bir . "Öyle büyük bir haksızlık ki!" duyarlılığını incitiyor. onun için dövüşüyor. o doğru. cebbar. Günay tınmadı. rahim ve gaffar olan Allah'a. despotizme.da. kibire yönelirse ne olacak? Bunlar da Allah'ın sıfatları değil mi?" diye soruverdim. iğrenç yaratıklar olarak takdim etmesine dayanamıyordum!" dedi. boy boy kara çarşaf pat- ran. ye. kaftanla da gerçekleştirilebilir. kahhar. "Örtünmek işine gelmiyor! Kara çarşaf estetik kusuzdu! Ne ki. patron vermiyor!" ronları çıkmıyor! Kara çarşaf vahiy değil. insanla kader arasında değil artık. Yığınlar onun için yaşıyor. değil mi? Kuranı Kerim'in arkasından. kişisel ıslahattan bahsettidiklerini düşündüm. ama intikam aldığım kuş"Bak. çünkü özgür iradesi vardır. saralı sahtekârlar. bir tür moda! Tesettür. Burda Model misali. gözlerimin içine bakarak. bindallı ile de." olmadığını ima ediyordum. sakin sakin. unutma ki. "Kavga. Müslüman "Senin ya da bir başkasının." dedi. kahretme"Cihat olacak." diye takıldım. baçlayan ya da kıvrık hançerleri ile saldıran. kendilerini kır- Neyin intikamını alıyordum bilmiyorum." dedi Günay. ğini biliyordum ama yine de öyle oldu! Kelimelerin psikolojik boyutlarını düşündüm ben de. Ku"Açık. onun içimden geçenleri görüyormuş gibi bakıyordu. "Ama.

değmez?! Dünyanın en kanlı katliamlarını yaratmış. bana fark etmez. Kendisine gelince. değmez!" dedim. "Boşver." kullanmamakta ısrar ediyordu. Türdaşını. sufizmle uğraşan sensin." kılık. kitlelere doyurucu "Bana fark etmez. 'bir harita' verecek kabir sistemi. Böyle düşündüğüm. ben de TRT değilim. sana bir 'dil' buluyorumdur? Öyle ya. bir tarih hatası olduğun hususunda ısrarlıyım!" "Tanrının bile unuttuğu bir idealistsin de ondan. âlemin zevkini yönlendirmek gibi bir daOnu seviyordum! "Neden ama?" "Günay Rodoplu. Bu peygamberlerin arasında Hazreti Muhammed gibisi yoktur. İster vahiy. yaşayışını düzene koyacak birkaç kural. Günay'ın. Eşsizdir. Çok dokunaklı oluyor. cahil Elizabeth Hakompleksi içinde savunmaya geçmediğim için. modern ideologlardan çok daha önce din reformcuları ve nım'ın 'geri kalmış' bir ülkenin vatandaşlarından beklediği aşağılık olacağım şimdi? Bu ne cürettir!" sını istiyordum. Ama. "Haaadi! Belki de sana tercüman oluyorumdur?! Ya da.vam olamaz. ona dünyadaki yeri ve rolü hakkında birkaç yönetici dar sahiplenen birisinin önünde eğilirim! Unutma ki. nükleer silahlardan sorumlu bir medeniyetin şakşakçıla- ." Tasavvuf kelimesini dığını farz edip kelimelere döken birisinin dünya görüşü olsun." "Bu hakaret mi. ister Allah'ın ne demek istediğini anla- düşünce. "Nasıl. ırkçılık'İrtica'nın '90'lar Türkiyesi'nin 'krizi' olmaya aday gösterildiği gün- tan. 'fanatik' Müslüman mı lerdeydik. peygamberler sunmuşlardır. faşizmden. oluyor şimdi?" "Hayır. ne Semea. ne de onun Türk karşılıkları ile uğraşmaHışımla döndü.

" Türk’üz. ama!" dedim. "Batılı değiliz dediğini anlıyorum." dedim. biz lı 1071 yıl olmuştu!" "Yani?" di. Ortadoğulu bile değiliz! Biz bu topraklara geldiğimizde İsa doğa"Yani. Ortado"Değiliz!" dedi Rodoplu. Buraya çok yakın. Biz yabancıyız. "Ne serserisin!" . "Saat kaç?" Şaşırdı." dedim. Akdeniz havzası Samileri ile Aryanları çoktan bütünleşmişler"İslâmiyet'e de mi?" "Resmi İslâmiyet'e de. olur mu?" "Beşe geliyor. güzel bir bar biliyorum. Orada "Yaa? Neresi?" birer kadeh bir şey 'alalım'. "Çok oldun. "Yoruldum artık. Sonra yemeğe gideriz.rının Müslümanlara söyleyeceği bir tek sözleri olamaz! Kaldı ki. ciddi ciddi. Bir başka zaman anlatırım. "Serseri!" dedi. bir yandan da gülüyordu." ğulu değiliz de ne demek!" "Olur. Bak." "Ziya Bar.

ama. yüzünü bir kabuki oyuncusu gibi kapsayan beyazlığın farkındaydım. "Ölebilirdin! Oysa. Ara ara ortadan kaybolduğunun. Garipti. Ama. söylenmedik o kadar çok şey var ki! Konuşmadığımız o kadar çok şey var ki! Neden yaptın bunu ba- . "Hiçbir şeye sinirlenemeyecek kadar bitkinim de Dehşete ve müthiş bir korkuya! na?" Her şey olup bittikten sonra haber vermiş olması dehşete saldı beni! "Ölebilirdin!" dedim.IX Ameliyat olması gerektiğini hiçbirimiz bilmiyorduk. biçimde etkilerdi görünümünü. Günay'ın transandantal dediğim acıları da aynı ondan!" diyordu. örneğin yorgun olduğunda olağanüstü güzelleşirdi. tabii.

karşı apartmanlardaki dairelerin ışıkları birer birer yanıyorlardı. Üzüntü- mü nasıl harcamak istediğimi sorabilir. asla paylaşılamayacak bir dene"Ölebilir." Olanları anlattı. deseninin keyfini çıkarmaktan haniyse suçluluk duyduğu küaşk-nefret ilişkisini çok sevdiğini. "Riski göze aldım ve kazandım!" dedi. çıkmadaki karayemişin yapraklarının gölgesi camda titreşti. "Oysa. karanlık basmak üzereydi. Amerikan filmlerine yakıştırıyordum! "Tam bilemiyorum. beni bir toprak yığınının başında bırakabilirdin!" Yanına varmak. "Çok özel. onları başkalarının tasarrufuna terk . ölü evini toplamaya gelen bir Oya. fikrimi sorabilirdin. sahte olduğunu bilerek açık "Ama. Bilmediğin bir şeyin de. Ve Günay. kendisinin olmayan gözlerle bakındı. ama yapmadım. yıllar yılı horladığı çük el halısını. benim sırtımdan!" dedim. ğı gerçeğinin ilk kez idrakine vardı. düşündüğümde inanması zor. telefonla arayıp tahlillerinin sonuçlarının mutlak ameliyat ge- ya da iptal edilmiş olacak bedenciklerinden birisinin kendi bedeni olacayabancıymışçasına. çünkü böylesi davranışı fazla dramatik buluyor." ettiği bir gururla.yordum. Hemen sonra maydanoz bahçesinin ardından muhteşem bir ay doğdu. Egemenlikleri altına girerim korkusuyla benimsemekten korktuğu. Şimdi. her daim ağzına kadar dolu mavi sigara tablasıyla yaşadığı etme düşüncesinin canını acıttığını. yeryüzünde ihlal Odasına. ama yapmadım. Üzülmekten gayri. tercihime saygı gösterebilirdin. kollarını açtı. "Tuş!" dedi. örtülerin altındaki sevgili bedeni kucaklamak isti- yimdi. kitaplarına. eşyalarını. ertesi gün bu saatlerde. Son tahlilde yapabileceğin bir şey yoktu. hayretler içinde fark etti." dedi. "Azıcık gelsene!" rektirdiğini söylediğinde. seni üzmeyeceğini düşündüm. dantel örtülerine. ay yeniden doğup maydanoz bahçesini aydınlattığında.

biliyor musun? Alkol kanıma karışıp. kesik kesik nefes almaya başladı." diye anlattı. diyorum da inanmıyorsun! Ne oldu. toprak!'" bocaladıklarını. Bu düşünce daracık bir asansörde kalmışbulabildiği en büyük bardağa rakı doldurdu. "Yalvarırım sevgilim. sandal ağaçlarımı kırma. yavrusunu kucaklayan ana gibi. Yalvarırım sevgilim. ölüme de yeni bir deneyim gibi "Bu dünyadan ayrılmaktan değil. ne zaman bitecek bütün bunlar? Kızarmayan yaprak. Hani o şiirler vardır ya. sen de beni öyle ört. söğütün dallarını kırma. terk et bu mezrayı. Kalktı. Ortalığa yayılan çiğ ispirto dum! Sanki. babamı uyandırmandan korkarım. kirli bir tablanın uyandırdığı duyguların yoğunluğu ürperticiydi. çok tuhaf gerçekten! Asyalıyım. '"Bir daha göreme- Yarının maydanoz yaprağında tutunmaya çalışan bir su damlacığı onu boğduğunu düşünüyordu. kabrin karanlığından korkuyor- bakabilecektim! Çok garip. bahçe yaygısını çalma.Baba emri yerine getirilir. Toprağı kürek kürek üstüne anda. burnuna toprakların dolduğunu. o çok uzaklardaki mavi gökyüzü! Söyle. çasına panikletti. Genç şairin cenazesini düşünüyordu. ağaçları önemsediğimden değil. karısından koparılmayan koca mı kaldı?" Ya da öteki. bağrına bas bedenimi toprak! Ben nasıl örtersem erkeğimi. köylülerin dedikodusundan korkarım! relerimi şefkatle kucakladığında. henüz ne darımızı ne pirincimizi ekebildik. kokusu rakıların nicedir anasonsuz olduğunu hatırlattı. yaşamının benzinin solduğu bir yebilirim gökteki mehtabı. duvarımdan atlama. Anam babam ne yiyecekler? Sen. dutun dallarını kırma. beyin hücdakilerden çok daha fazla olduğu duygusuna kapıldım. o iş bir türlü halledilebilse. söğüte üzüleceğimden değil. sevdadır.kadar titrek olduğu saniyelerin tiklediği.' Yalvaran. ağabeyimi kızdıracağından korkarım! Ağabey sözü tutulur. kuruyacağından değil. genç adamın ağzına. öteki dünyadaki dostlarımın bu dünya- . tutkuları tarumar . Yalvarırım sevgilim. "Nasıl da özgür bu yabankazları! Nasıl da dinleniyorlar Yu dalları üzerinde! Ve biz! Kralın ezeli çilekeşleri. "Çok garip! Şiir okumaya başladım. içi daralmaya.

Ona sımsıkı karanlığa onunla el ele atlayabileceğini düşünüyordum!" hissettiğim Hazreti Muhammed’e de değil." Ne kadar yalnızdı. mavi kırmızı renkleri yazılmışlardı. Çin şiirleriydi.. solan otların arasında hâlâ kıpırdadı. melekler filan değil. yarabbim! Ve ben bu yalnızlığı kıramıyordum! kayda geçiren Çinli ozan bana akranlarımın hepsinden daha dost. Şinto! Neden acaba?" diye sordum ama . ama art arda bunları hatırlıyordu! daha. benim de olmalı. Aşağıda. dizinin dibinde yıllarca oturabileceğimi. mor beyaz. Rodoplu gibi insancıl -hümanist anlamında kullanıyorum. Doğu ufkunda hilal görününce. "Ata ruhları." dedi Günay.'" Söylediği şiirleri biliyordum.bir yapıya. mesela. "Senin gözlerinin hayata. İsa'dan 2000 yıl önce "Ata ruhlarına tapan bir Şaman'dım. Tam 4000 yıl önce ve bir o kadar güncel! külüp." dedi. İlginç olan. ha! Hoşgeldin. ayak sesini duyduğumu sandım. tepeye tırmandım. neler demezlerdi komşular!' Sonra bir tane uçuk. '. yeryüzünün tılsımlı güzelliklerini onca yıl önce yakın gibiydi. Sonra bir çekirge öttü. Huzursuzum. Doğaüstü bir deneyim yaşamış olmalıyım. hatta hadislerini yüreğimde müş olmam! Bu ölüm denilen şeyle pirlerim halleşebilmişlerse. Kazancakis bildiği için. Onu güney patikasından gelirken gördüm. Yüreğim yükünü boşalttı. Aklıma gelenlerden birisi de Kazancakis'ti. daha "Yooo. kadim şair ve yazarlara dönefendice halleşmem gerekir ya da elle gelen düğün bayram gibi bir duygu sarılabileceğimi. sanki! Topraklarından zorla söÇok garipti.Kahkahaçiçeği tepemden tırmanır.Dilediklerini yapsalardı âşıklar.. insana dayalı inanç sistemlerini yakıştırmıyor da değildim! "Sanırım. ölüme tahsis edilmiş erlerin ezeli ve ebedi figanını. yalnızlıktan değil. benim göz- lerimin ölüme dönük olduğu bir dönemdi. yüreği kuş gibi çarpan genç kızın telaşını. ölüm denilen itiraf etmeliyim ki.

Bir daha da çarmıha gerilmeyecek. sakin ve baştan çıkarıcı bir sesle. Ardından gelmesi gerekene yol açmak üzere. bu kokuşmuş dünyayı yok etmek için geldi. "Neyi biliyordu. Yerimden kalktım. haksızlıklarla baş başa bırakıp gitmeyecek. onlarla omuz omuza savaşıyor. yaşlı din adamına. acı çekmemin nedeni de bu. bizi öksüz. Haç çıkardım. gökyüzü ve yeryüzü birleşecek bundan böyle.. Mesih'e yol açmak için öldürüyordum da. yok etmek için geldi. onları aydınlatmak için konuşmaya . konuş onlarla. Bu akşam gençtik senin hücrene girdi. varlığımın derinliklerinden bir ses yükseldi: 'Bu adamlar nefret dolu!' diye haykırdı öteki sesim.' 'Ben de.' 'Benim istediğim de bu. sana yol göstermek için geldim. yeryüzüyle gökyüzünün birleşmesini diledim.Lenin 'in görevinin ne olduğundan da haberleri yok. Günay'cım?" Gözlerini kapattı. hayatım boyunca aynı şeyi. Kalk. göğsü fişeklerle örülü elli kadar sakallı adam çevreme toplandı. Oysa. Utanıyor. ' 'Ardından kim gelecek?' 'Mesih. Lenin yaratmak için değil. umut besliyor ve nedenini bilmiyorlar... Tepeden tırnağa silahlı.başladı. sen biliyorsun. 'Sayımız az ama bir avuç maya bütün hamuru kabartmaya yeter. ölüyorlar. Ama yolunu bir türlü bulamıyorum. kahkahayı koyuverdiler. Muhterem Peder. gücüm yettiğince dünyanın yıkılmasına katkıda bulunup. ezberden söylemeye ". Ama sana kılavuz olan ben değilim. Gelecek ve partizanların başına geçecek.' 'Bu söylediklerini devrimciler biliyorlar mı?' 'Başlangıçta sustum. Bir sabah. Mesih gelecek. Yüreğime zırh geçirdim.' 'Bizimle gel!' diyordu keşiş. sesleniyor: 'Bizimle gel!' diyor. daha iyi bir dünya yaratmak için geldiğine inanıyorlar. bir kayanın üstüne çıktım. sırrımı herkese açmak istemiyordum. Onlarla yaşıyor. gençliktir.. Ama konuşmuyordum. 'Öldürüyorlar. Genç yaşımda kılavuzun olduğum için beni bağışla. içimi paralayan bu sırrı kendimde gizliyordum. yepyeni.

. 'Özgürlük. Evet? Geliyor musun?' Yaşlı din adamı gelmiyordu. son değil başlangıçtır. ama o zaman özgürlüğe yüklediğin görev ne?' İhtiyar adam. Özgürlük uğruna verilen savaş. bir kahkaha. özgürlük uğruna verilen savaş.' dedi. küfür tufanı koptu: 'Din bataklıktır.' 'Gidiyorum. nereye gideceksin?' 'Ele geçmez bir kalem var. bir hedefe yönetmez. Kötüsün. 'Sevgi.başladım. ellerinden kurtulabiliyordum.' 'Sevgi. 'Nereye? Manastırlardan atılıyorsun. ıslık. Daha doğrusu. ben orada oturuyorum. sevgi!' diye haykırıyorum boyuna. Yeryüzünde özgürlüğe rastlanmaz. özgürlük uğruna verilen savaştır. başka bir dağa çıktım.' dedi. dağlardan kovuluyorsun. insan bu yüzden hayvanlıktan kurtuldu. orada da aşağılandım. İnsanlara acıman gerekir. en yüce şeyin iyilik olduğunu mu sanıyorsun?' 'Evet. Özgürlük ölümdür. 'Kötüsün. öldürülme tehdidiyle karşılaştım Ama Tanrı bana yardım ediyor.' 'Öyleyse neden vaazlarında hep aynı şeyi. Ama iki sözcükten çok söyleyemedim. genç keşiş. sevgi sözcüğünü söyleyip duruyorsun?' Sevgi. halkın afyonudur! Alçak satılmış! Atın dışarı! Atın dışarı!' Beni dövdüler. ellerinden kurtulup kaçtım. Ama tek başıma ya da Tanrı ile konuşurken. ' 'Delikanlı. ovaya indiğinde kovalanıyorsun. değil mi?' 'Hayır. ' 'Nedir bu kale?' 'Hazreti İsa!'" .' 'Peki.' dedi genç keşiş. Harekete geçmesi için halkı sarsmak gerektiğinden. Ama yeter bu kadarı. dayak yedim. Muhterem Peder.. özgürlük uğruna savaş diliyorum.' 'Değil işte! En yüce şey özgürlüktür. titreyen bir sesle. sevgi demiyor. Yeryüzünde rastlanılan tek şey. Erişilmeze erişmek için savaşıyoruz. 'Özgürlük.

uzayda başka yaşam olasılığı gibi olduğu boşluğu. Yani. Sen. uzay dızlar! Bir süre orada. Koyu karanlıkta ışıklı bir pencere. Hani bir yerde. topluiğne başına indirgenen dünya. en korkulacak sosyalistin Hıristiyan sosyalist olduğunu söyler ya. Her iki ucunda da kendimin olyolcu ettiğin insan. Dostoyevski'yi düşündüm. varken de yoktum. anestezinin etkisinden tam kurtulmadığını düşündüren bir sesle. az daha geri çekilince mahalle. Günay. Allah'ın olmadığı bir dünyanın temel kaziyesinden yoksun lemez diye düşünüyordum! Sonra tuhaf bir şey oldu. yeryüzünde kalana var mıdır? Varlığı. ummaktan başka çaren duğu alıcı-verici. Evimi dışardan görmeye başladım. "Bu pasajı hatırlaman ne garip!" "Nedenini biliyorum galiba!" dedi. Uçakla." vardım. varlığımın. sonra bir ara Sultan Galiyefi. sonra da Boğaz Köprüsü. Onun gibi bir şey. gibi. gerçekliğin de bir seçim meselesi olduğunu anlattı. Yine de şaşırmıştır. Ya da uçaktaki diğer yolcular için bir gerçekliktir. değil mi? Ama. uçakta benimle beraber olmadığına göre. araya giren ay. duraladım. "Çünkü. buz gibi bir evde. küreye dönüşen dünya. Senin için de öyle olacaktım. Marmara Bölgesi. Allah'tan vazgeçemiyordum ama yeryüzündeki halifesinin. kendi kendine konuşan varlığım ile bulunduğum yerdeki hiçlidenim var olduğu kadar da yoktu. semt. Balkanlar. Anadolu. Be- . Gecenin bir yarısında. o noktada kuramsaldır. İstanbul. yılyerde. o bölümü.sızlık olup olmadığını düşündüm. Kazancakis'in sözünü ettiği 'özgürlük'ün megamachine'den bağım"Allah Allah!" dedim. giderek yuvarlaklaşan ufuk çizgisi. omuzlarımda battaniye. yere inmesini beklemekten. yokken de yoktu. az geri çekilince kaldığını biliyor ama insancı. bulutların arkasına bir yere ğim arasında bağlantı kurmaya çalıştım. Ortadoğu. 'var'dır işte. hızla kayan gezegenler. insanoğlunun esenliğini sağlamak uğruna. dünyevi adalet olmadan da dünya yöneti- bir apartman. cehennemde yanmayı göze alan bir sevgili kulu olmalı diye düşünüyordum.

dünya süs ve makamlarından feragat eden) de"Düşüncenin her korkudan azat olduğu bir ülke!" diye Tagore'un ağ- zından tanımlıyordu. Militan yapısından hiç beklemediğim bir tevekküldü! Ya da ben bu "Evet. "Sarhoş oluyordum ve tek bir lazım. Aklın ırmağı alışkanlıkların çölünde kuruyup gitmemiş!" ğil. gönüllerimizin yani kısa vadeli çıkarlarımızın izinde. daha henüz tamamlanmadım. "Ama. Emek kemale uzatır kollarını. bu kaleyi. Rodoplu'nun ideali takğil." diye güldü." dedi. bize zaman "Sarhoş oluyordum. ölüm özgürlük de- Büyük Makine'den kurtulmak yetmez. zaten de fodan dönme özgürlüğüne kavuşalım."Doktorlara ve kadere teslimiyet mi?" tevekkül kavramını yeniden irdelemeliydim. "Yüreğimi "Yalnızdım. Kelimeler gönlün derinliklerinden fışkırır. dört yüz beş yüz yıllık ömür lâzım ki. kendisini özenle terbiye etmekti. çok uzun. ömrümde ilk kez bu kadar netleşti. ata ruhlarının ellerini tutarak!" 'kale'sinin Hazreti İsa olduğunu söylemişti. Dünya duvarlarla bölünmemiş. ama. özgürleştiricilikle eşanlamlı olmalı. "Bir ülke ki insanları dimdik. yüksek sesle. Gogilikten." rusturlar' türünden müstebit önyargılardan kurtulacaksak. forus olmaya mecbur kalırlar. 'onlara forus dersek. 'Hayır. İyilik." diye sürdürdü.' diye. borç olan ibadetlerden. va ehli bir zahit (zühd'den. durmuş oturmuş akıldı. Yazı filan diyoruz ya kitapları bitir- . "Hayır. hatalarımızkaygım vardı.. kişisel idealime ilişkin düşüncelerim da. bağıra bağıra döneniyordum odanın ortasın"Tamamlanma" dediği. Kazancakis'in genç keşişi. Böyle ham ölmek istemiyordum. 'Hayır. Özgürlük yolunda bir engel. Uzun. "Kazancakis yanılıyor. kafamızda kurduğumuz şekillere inanmaktan. asli vazifelerden başka bir şey düşünmeyen.'" ıslah etmek" diyordu. ölüm kapıdaydı.

En zorlu kazanımlarımın tanıksız kalmasına üzülmemek istiyorum. parasızlıktan değil. kendimde aramak istiyorum. ama yapıcı olmak istiyorum. her kelimenin doğru olmasını istiyorum. masanın üzerinde duran fotoğrafına. Davranışlarım. Gevezelik etmektense yapmayı. Ama karşılıklılık istiyorum. Bayağılığı değil. Ölümünden sonra adımın anılmayacağını bilmek hoşuma gitmiyor. yaptığımla söylediğimin bir olmasını istiyorum. Alçakgönüllü. onlarla eşitlenmek için gayret göstermek istiyorum. Kötülüğü iyilikle karşılamak istemiyorum. Bir "Yücelmek istiyorum. Ağzımdan çıkan her sözün. Eğer bir şeyden sıkılacaksam. Benden üstün olanları kıskanmamak. . İçimden herkese karşı gürül gürül duygudaşlık aksın istiyorum." demişti. İftiradan uzak durmak. çünkü o zaman iyiye vereceğim şey kalmıyor. Az ve öz konuşmak istiyorum. bir akademisyen olmak istemiyorum. bu söylediğimin doğru olduğunu sahiden biliyor muyum diye kendime hiç durmaksızın sormak istiyorum. çünkü biliyorum ki. Kişiliğimin temelini içtenlik oluştursun istiyorum. ağzımdan çıkan." Yanlış anlamasını önlemek için düşüncelerini toparlamaya. Parça başı doğrularla avunmak yerine.mek. Herkese karşı dikkatle seçmeye çalışıyordu. kötülüğü adalet karşılasın istiyorum. Kusuru başkasında aramaktansa. yüceliği ululamak istiyorum. Alçaklarla karşılaşınca da yine dönüp kendime bakmak istiyorum. bütün ulusların gelecek kuşaklarına örnek olacakmışçasına yaşamak. ünlü olmamaktan değil. Bana yapılmasını istemediğimi başkalarına yapmak istemiyorum. Ayağı yere basmayan bir malumat istifçisi. kendi gerçeğimi bulamamaktan korkmak istiyorum. 'Estepeda'yı bitirmek. Hiçbiri değildi. türdaşlarımızla paylaşmadığımız niteliğimiz yoktur. her kelime dünyayı etkileyecekmişçesine özenle konuşmak istiyorum. kelimeleri şeyden korkacaksam. bütünü kucaklamak istiyorum. yeteneksiz olmaktan sıkılmak istiyorum. "Zekâ. cesaret ve iyi niyetin birleştiği noktaya erişmek istiyorum. 'Medeniyet Tarihi'ni bitirmek filan. 'Kadıncık'ı bitirmek. İyiliği iyilik.

daha değil! Zamanını birlikte kararlaştıracaktık!" "Ölüm emrini beynin verdiğini biliyordum." dedi. Büyük bir utanç duydu. sen de!" Neden sonra. hayretle. Görüyor musun. bütün bunlardan ne kadar uzağım! Henüz ne kadar çiğ. yani?" diye sordum. hayatın her anını ciddiyetle. böyle bir şey yapmak bir yana." dedi. Ertesi sabah. Şimdi değil. Ama. Ve yine biliyordum ki. diği aksilikler oluyordu." dedi.nazik olmak. hastalık emri bile vermeyecekti benim beynim. ceksin!" "Aman be! Budala. Hepsinden öte. ara sıra bedeninde kendisini şaşırtan. Beynine bir şey olmadığı sürece (bu yüzden baş dönmesi. "Arnavutköy üzerinden bir tur attım. gözyaşlarının üstünü sırıl- "Ne diye yalvarıyorsun. küstah! Hayatı bilmezken. zırıl zırıl ağlayan bir kadın olduğu düşüncesi onuruna dokundu. Hırsla gözyaşlarını sildi. sadece aksiliklerdi tansiyon düşmesi gibi şeyler en çok korktuğu rahatsızlıklardı) ona da bir şey olmazdı! Yine de. Tabii. Bayrı. ışıkları yaktı. "Yorgun görünüyorsun. ölümü nasıl bile"Kalktım. kızdıran. epey bir süredir ağladığını. "Gece uyuyamadın mı?" . hastane çantasını hazırlamaya başladım. denetleyeme- ve geçiciydiler. kolay uyuyamadı. yarın değil!" sıklam ettiğini fark etmişti. "Ama sana hâlâ söyleyeyim mi? Bütün bu işte ufak bir üçkâğıt var!" "Nasıl. erkenden hastanedeydi. herkesin hatırını saymak. Alacakaranlık bir odada. adları üstünde. ne kadar hamım! Bana zaman tanı! Zaman tanı adam olayım! Açmadan solmak istemiyorum! Ölmek istemiyorum! Daha değil. Dr. saygıyla karşılamak istiyorum. bunlar. sadık ama kimsenin yardakçısı olmamak istiyorum. öyle gittim.

. Dikkat "Tamamdır." ameliyathaneyi işaret etti.. kelimelerden başka! Bir yanı kan gölü." "Sana ne verebilirim ki." kollarını kaldırdı." dedi." "Tamam. merak etme. bir bacak. la. "Bundan sonrası bizim işimiz! "Ne kadar parlak bu ışıklar! Ben en iyisi roman yazayım. ha!" Günay da romanını yazmaya durdu. sargıların arasına sokmuşlar.. Bir insana hediye edilen bir el. "her bir elinde birer kırmızı karanfil karşıladı beni." dedi Oya."Tahmin et!" "Oturdun." "Sinirli misin?" yanı çiçek! Seni çok seviyorum... böyle havada. " "İyi ya!" edin. "parmaklarım nasıl?" diye sorduğunu hatırladı mikro cerrah arkadaşımın. Burnumun direği titriyor. içki içtin. "ilgisi yok. Zor mu bayılacağım şimdi?" Kerim yüzünde kocaman bir tebessüm belirdi arkadaşının. ti ta!" "Evet. Hay.. Hemşireden rica etmiş. bir iğne yapacağız." "Göreceğiz.. "Parmakları pembeleşmiş mi?" "Pembeleşti!" "Yaşa!" "Delikanlının ellerini taktım." diye itiraf etti Rodoplu. Zor bir gece geçirdim. "Amma bunun"0 zaman sen yat uyu artık. . bir ömür! "Yağlama! Dön kıçını. Mahcup olmuştu. öldürmeyin beni. Allah!" diyerek başını salladı." "Sen nasılsın?" "Avek!." Görüşürüz. kadın. bir Günay'a geldiği akşamlar gecenin bir yarısında hastaneyi arayıp. "Az önce uğradığımda elleri sarılı.

İlke. seni "aslında" sevmediğimi dinledim. cinsel özgürlüğün. canım. kadın erkek birlikteliğinden çok daha önemli. Okuldan atılma tehlikesi Binali'nin gündemine o yıl geldi. "özeleştiri" yayınladığı nerede görülmüştü? Türkiye Cumhuriyeti'nde. Şiran. sonuncusuna hükmetti. sapana "hain" denirdi ama. "son tahlilde "aramızda sevgi olamazdı. Binali'ye göre. evinden atılan Binali ile kör bir sobanın iki yanını paylaştılar. . olurdu. İki ayrı sınıfın insanlarıydık. abazanlığımdan kaynaklanmalıydı birlikteliğimiz. kadın erkek birlikteliğinde. İdeolojik birliktelikte. kimi zaman "işi" çıktı. düşünce özgürlüğünden çok daha hızlı sindirilebilmiş olmasının ardındaki "erkek" faktörünün etkinlik oranı neydi? (75) Kadıncık Portre 'ye: Geceler boyu. özenle korunması gereken birliktelik olmalıydı. "Eş"inden ayrılanın. Özgürlüğü kısıtlamak. Bir başka erkeğe hiçbir cinsel içeriği olmayan "canım" hitabına öfkelenirken. böyle bir niteleme ancak gülünç olurdu. benim ise serüvenciliğimden değilse. Onulmaz bir kaybı önleme istemi miydi? Yardımını esirgememek kaygısı mıydı? Dışlanmaktan kurtulmak çabası mıydı? Şiran'ı memnun etmek arzusu muydu? Hepsinden birer parça mıydı? Kadıncık. iki ay. çok daha saygın. Binali'yle paylaştığı gece yarılarını kıskanmaması. ne onayladığını. İdeolojik birliktelik. 'birliktelikler'de kimsenin kimsenin özgürlüğüne müdahale etmemesiydi. sınıf atlama gayretinden. iki arkadaşın ideolojik birlikteliklerinin tezahürü olsa gerekti. sınavlara girmedi. ne de onaylamadığını belirtti. senin bilinçsizce de olsa.Kimi zaman uyanamadı. Erkeğin suskunluğunu hayra yormaktan başka çaresi yoktu. kadıncığın.

"Çelişki"imiz. Ya da canımı yaktığını bilmiyordu. Sevgiler uzun vadeli çıkarları kollayan. Sevmek. Yine bir gece. "zulüm" sözcüğü bu bağlamda kullanılmaz olmuştu. "uzlaşmaz" olmaya mahkûmdu Kötü kehanetlerini geceler boyu üstüme üstüme yağdırdı. sevdiğini sandığı ama devrime ihanet ettiği anlaşılınca sevmemiş olduğunu anladığı erkeğini sırtından vuran devrimci kadının öyküsünde. sevgilileri değil. Şiran'ım. âşıkları değil. Zalimdi. silah arkadaşı olmaktı. (76) Kadıncık Kadıncığa: Dil bil. dokunmak değil. kendi sınıfının kadınlarına sevdalanan yiğitlerin romanlarıydı. saf dışı etmeye çabaladı. "Don "gibi popüler romanları doğru yolu eninde sonunda bulan. "cüzzamlısın" türünden aşağılamaya dönüştü. diller bil! (O'nu gör şad ol!) Yurt'un içini dışına yeğle! Renklerin pastellerini . yiğitlik değil. ziyanlık gördüğüm için heyecanlanamadığımda. burjuvasın!" basit bir tanımlama olmaktan çıktı. devrimci olmadığımın "ikrarı " dışında. "Damat namzeti" olan beni. yanmaması gerektiğine karar verdiği için. Sevgiler aşk değillerdi. Acılarımın günahının vebali boynuna olsun. Ne ki. Sevgiler aklı başında. "Sen devrimci değilsen. Titiz bir kız babası gibi seni korudu. Dönemin "Tütün" gibi. arkadaşları vardı. bir şey anlatamadım. bilmiyordu. canım. Kadınların kocaları değil.

bir Ziya 'da olabilecekleri cuma gecelerini. dinler gibi yapıyorum. Hoyrat ve cimriyiz. "insanlar birleşirler de. gecelerinin keyfini kaçırdın. ne var bunda? "yı. ötekisinden çıkıyor. Bir de. 'burjuva eğitiminin" yozlaştırıcı girdabına kapılınmamak için fen fakültelerinin dahi terk edilmeleri gerekliliği savunulan bir dönemde. Sizlere karşı dürüst değilim. üstelik. ayrıntıları önemse. ikinci sınıf lokantaların erdemine inanma. size belli etmiyor. Birbirimize vakit ayırmıyoruz. ayrılırlar da. Öyleyken. adam terk etmiş. Daha nasılsın derken. acı çektiğim için azarlıyorsunuz beni. ama bir kulağımdan giriyor. "Eğitimimle. Düşüp dizini yaran çocuğu dövmeye benziyor. (79) Haklı. Bir Arifte. Haksızdı. öğütlerinizin işe yaradığını düşünüp mutlu olasınız diye uğraşıyorum. Doğru söylüyor. Her gün binlercesi yaşanıyor. ekonomik kökenlerimi karıştırıyor olmayasın?" diye ukalalık et! Elini vicdanına koy: Şiran’ı korumaya kalkmakta haksız mıydı? (77) Kadıncık Kadıncığa: Kadıncık Dostlara: Evet. söylemediklerimi duysanız! (78) Kadıncık Kadıncığa: Ne bekliyordun? Gecelerini talep ettin. . "genel ilkeler"i değil. ne var bunda?"yı.sev. Ama. "karı adama âşık. 'burjuva" denilince de.

İnsanlar yaşlandıkça olgunlaşmıyorlar. Yok. Doğru söylüyor. Gerekçemiz de hazır: 'Adam sen de! Bu üç günlük dünyada!' Mesele aslında bir olgunluk meselesi. yapmayacak. can dostunu boynuzluyor. herkes bıraktığın yerde değil mi? Neden? Hep geçiştirdiğimiz için. sadece ihtiyarlıyorlar. geçiştiriyorsun. adımı huysuza. Beşer sene aralıklarla dön bak. haksızlıkları unut. Bu defa da. be?! Doldur şurdan bir rakı! Mehmet: Azarlamıyorum. ağbi. Kadıncık’ı da geçiştiriyoruz. geçiştiriyorsun. Adam başkasının resmini kopya ediyor. Her şeyi. ne yapalım onu söyle ağbi. deliye çıkaracaksınız. Sen her şeyi geçiştiriyorsun. Nedir bu ağbi? Onu unut. Mesela sen. Bu toplumda hayatımız unutma ve geçiştirme üzerine kurulu. "Ben unutmak için doğmadım!" diyor. keyfilikleri unut. ulan! Bana çarıklı erkânı harp numarası yapma! Ne yapmamız gerektiğini ben söyleyeceğim. Halan. Kadıncık. yeni durumlara habire uyum sağla. Nilgün: Ne azarlıyorsun kocamı. Söyle de yapalım bari! Siktir. ama her şeyi geçiştiriyoruz.cevabını da kendimiz veriyoruz. Eriyor gidiyor aramızda ve biz. yüzünüze vuran yine ben olacağım. geçiştiriyoruz! Şimdi sen beni bırak da. Bu gerçekten bir ilke meselesi. gelişmişlik meselesi. ağbi! Nasıl biliyorsanız öyle yapın. kaytaracaksınız. bunu unut. iyi!' Bu ülkede geçiştirmekten ibaret oldu hayatımız. yüzün gül- . Gelişmişlik meselesi. iyisin.

" diyordu.sün. Oya'cım. Devrime yıllarını vermiş bir sosyalist düşün. Aç kaldım. Amerika kazandı diye bir Coca Cola bayiliği kapıp." Süreyya Berfe: Devrim unutmaz Sabırlı sonsuza dek Sana ne gönderebilirim ki . 12 Eylül'ü unut. oluşuma sahip çıkmaktır! Bülent: Desene. çabalarını unut! Yeter be! Bülent: Mehmet: Ne ilgisi var şimdi bunun? Ne ilgisi var olur mu? Hayata sahip çıkmaktır bu. kazanımlarını unut.. insanlar mutlu olsun! Neye benziyor. "Ben onu şimdi yükseltirim!" dedi Günay.. (81) Doktor Ahmet'in telaşlandığını fark etti. susuz kaldım. "Tansiyon 5. hayatın keyfini çıkarmasını bekleyebilir misin? Dönem mi bu kadın? Söyle! Hadi. desene bizim Şiran da bir ideolojiydi! Bir yaşıma daha girdim! (şen kahkahalar) (80) Ahmed Arif: Hasretinden prangalar eskittim. Kadıncık yatırımını kolluyor?!(pis sırıtma) Mehmet: Tabii. durma! Nilgün: Ağbi. biliyor musun? 12 Mart'ı unut. kollayacak. "Sen merak etme. terk etmedi sevdan beni. daha doğrusu sırıt.

Uzatmayalım. oğlunu büyütüyor. kocası ölünce tarlanın başına geçiyor. her nasılsa. Ne içselleştirdi. İsteyenleri oluyor. (88) Abidin Amca: Bizim oralarda Ermeni çoktur. İlçeye Türk askerleri geliyor. işte!" Kadıncık Portre'ye: . Bir zamanlar öldürdüğü adamın yüzünü bile hatırlamayan Abidin Amca. Yedisekiz Hasan Paşa'nın yeğeni miymiş. Boze'yi gö- başka? Bir yanı kan dolu. bana karşı en dürüst olan oydu.delidir bu karı. ulusunu kurtaracağını düşünen mahzun Abidin Amca! Hazreti İsa’nın. Başlarında da bir mülazım. Ne kimseden bir şey istiyor. Kadıncık Hanım. Bayrı.Kelimelerden başka Bir yanı kan gölü Bir yanı çiçek (82) "Ne diyor?" "Bana söylüyor. Kaderi kabullendiği yoksulluğunun bir gün. Birinci Cihan Harbi patlıyor. yiğit bir gelin vardı. Gün geliyor. bir de oğlu vardı. kimseye varmıyor. Abidin Amca açıkladı. Şimdi düşünüyorum. Boze derler. "Bana ne verebilirmiş kelimelerden "Maskaralık'ımızın bir başka yönünü de. Boze. Mülâzım. "dünya mutilere kalacak!" vaadine imanı tam." dedi Dr. Abidin Amca. neymiş. bir yanı çiçek! Böyle . biçiyor. ne de içselleştirir gibi yaptı. Bir başına ekiyor. ne kimsenin yanına sığınıyor. Kocası ölmüş.

emir kulu. alabalıklara meze ol! Alabalıklara daha yararlı olacağın. o sıralarda. Mülâzım da. Olurdu. Kadıncık Hanım! İşte bizim oralar böyledir. "Yok!" diyor. kaderine artık. tabii. değil mi. Arabistan'da şehit olmuş." Öyle yiğit bir gelin! Gelin.rüyor. göğe uçtu. "Bunları gönderirsen. Mülâzım'a emir çıkıyor. çevredeki Ermenileri toplayıp. haberin var mı? (89) Kadıncık: Boze'cim. Bir de. olmazdı. sen mi beni vurasın. çok güzel bir kadın. süreceksin! Nereye? Nereyi gözün görürse. Boze. bu Boze'yi seviyor. Boze yok. bacım?! Allah'ın rahmeti bile yetmez sana! Lanet olsun! (90) "Kurtuldu. Kara kaşlı. derken. Mülâzım emir kulu. Van Ermenileri askeri kırmışlar diye sözler geliyor. . ikimiz birbirimizi mi vuralım?" Ertesi gün geliyor ki. yiğit de. Ermeniler görmüşler. kara gözlü. edebiyata meze ol ya da çaya git. Ailesi. "varırım "diyor. çaya gitti. Mülâzım." dedi alnını okşayan elin sesi. Mülâzım soruyor. Türkler diyorlar ki. yiğit olduğun için öl! Ya kara gelinlik kuşan. bilimsel bir gerçek. diyorlar ki. lanet olsun! Yiğit olduğun için sev. Ramazan da Apo'cu olmuş. aşireti ayaklanıyorlar ama Boze'ye kimse söz geçiremiyor. Mülâzım efendi. Ya. Boze de Mülazım'ı seviyor. Uzatmayalım. ben de giderim. kara bir gelinlik giydi. "Kendimi mi vurayım. yok.

" "Uyu. Otuz yıl. "Nikâhlan benimle. Ahmet'im. Uyutuyor. Çoluk çocuktan geçtim." "Uyumak istemiyorum. Kafkas kökenliydi. Oya. "Neden bu ka"Bu yeni tip bir anestezi. Sağ olsa yaşıtıydı. yaptığının farkına varıp. bir sandalda Münevverle yaşadı. torunlara rezil oluyoruz!" Git lan. nesin kız? Kıskanırım. Şefik Hüsnü'nün sağ koluydu. "Üç kilodan fazla mal çıkardım! "Uykum var. kız! Otur oturduğun yerde! Başlatma beni torunundan!" . gidelim! Balıkçı Ahmet. Kanlıca'da."Cin tonik ister misin?" Günay. uyu da dinlen. "Şimdi cin tonik içilir mi? Anesteziden yeni çıktım!" diye azarladı. "İyi miyim?" "Çok iyisin!" "Saat kaç?" İzleyen kahkahalar kendisine getirdi. Uzun etme. ha! Hay Allah! Hay Allah! Gel seni Balıkçı Ahmet'e götüreyim. Nerende biriktirdin o kadar şeyi!" "Şiran aradı mı?" "Kim? Kim aradı mı?" dar çok uykum var?" "Beş buçuk saat sürdü. Otuz yıl günaşırı yakardı kadın." "İstemiyorum ama!" "Şımarma!" Reis: Ne o resim? Adamı seviyor musun." dedi Rodoplu. da! Gel." dedi.

n 'oluyon!" Elini öptü. gülüm!" Ne ses. Doktorlardan gelecek hayır." dedi." "Kanlıca 'dan Karadeniz 'e nereye kürek çekeceksin! Kocadın be. istavrit olsun ayıklayamaz oldu. "Ben demir alıyorum. elini ayağını akşam koyduğu yerde bulamadı. gık etmedi kadın. ihtiyar adam. etme!'yi. "Canın cehenneme. yüzünü öptü. Reis'i aradı. "Gelme. küreği de ben çekerim!"' Bir sessizliktir izledi. Kayıp gidecek Kafkas gelinim. can havliyle rakısına yapıştı. ihtiyar. "Karadeniz'e. istavritin kılçığını temizledi. 'Madem düğün günüdür.Yıldan yıla soldu Münevver gelin. hazıma hazır ağzına verdi erkeği." dedi. "canın cehenneme!" Gözlerini uzaklara. Balıkçı. "Münevver gitti. Sonra bir sabah açacak ağız da bulamadı. simsiyah denize dikti. Bir sabah uyandığında. İhtiyardan yana döndü." dedi. gün boyu seyretti otuz yıllarını. Şeyh Şamil oynar gibi kayıp gidecek. Gün boyu su sineklerini kovdu. Balıkçı. toptan kökten nüzül.. iki ay sıçmığını temizledi. memesi pörsüdü. "Aman. çekiştirdi. "Biliyor musun. koca bir yudum aldı."dedi. ızgaralardakileri çevirdi." Nereye.' dedi. ne dedi bana? 'El bilmemnesiyle gerdeğe girilmez. Kadıncık. büyük bir sükûnetle. mehtabın boyuna baktı. Balıkçı!" Kadıncığa döndü. Gece oldu. Güneşten korudu. beyaz etini çiğnedi. "N'oluyon kız. Duvağını takacağım. gözlerinin içine baka baka. Nefesi darlandı. ne kıpırtı. Allah 'tan gelmeliydi. ne zaman niçinini anlattı. Dolunayı dolduracağı günü hesapladı. "şimdi geliyorum!" izledi. çimdirdi. "Aman. dolunayda ağır ağır dalgalanacak duvağı. sulara salacağım. "Karadeniz'e gömeceğim. Geçti karşısına. rakı masasından kaldırdı. .

her an bir başka boyuta geçip kaybolacak endişesi ile yaşadım. Onun da mutlu günü vardı. Şiran ölüme bir kıtan giydireydi. Hücre ile TBMM kürsüsü ya da Abdullah Öcalan ile Ahmet Türk. "yine de. Ötekisi. Karşılaştığımızda karanlıktı ve her şey öylesine çabuk olup bitti ki! Şiran. neye sevinirdi? Neden kaçınır. neyi hedeflerdi? Hatta. Neye üzülürdü. Yıllar yılı. çünkü benimdiler. kızım!" dedi. nedenleri hiç bilmedim. Kendisine önemli her şeyi kendisine saklardı. Razıydım. niçinleri. ama. benim hakkımda ne düşünürdü? Neleri. Hep korku içinde. ya. liranın iki yüzü gibiydiler: Şiran. Güzel günlerini. her an yazı tura oynayabilirdi. Bütün bilebildiğim gözlemlediğimi sandığım sonuçların yorumlarıydı. Kadıncık. Beni ezen de buydu. görüp göreceğiniz en mutlu ceset ben olurdum!" (92) Balıkçı Ahmet'e: Nasıl bir adamdı? Galiba pek tanımıyorum. Bir gün uyandığımda yanımda bulamayacağım korkusu. Oslo'da ya da maalesef. "Amin!" "Yine de. o gün tebaasını mutlu ederdi. önemi olan her şeyi kendisine saklardı. mutsuzluk ve düşmanlık günü.. Benimle paylaşmazdı. Benimle paylaşılan bir hayatla tümüyle dışlandığım bir hayat. "fısıldadı. El Hira Kralı Numan gibi! Onun da iki günü vardı. ne yazık benim için değil! Bana ayrılanlar acı dolu olanlardı.. Biri mutlu günü. Fizan'da. bir başka kadının yanında olacağı korkusu."Amin. Zamanla sadece çileleri paylaştık. tatille- .

ben daha damda bile uyumadım! Bizim Mardin'de geceleri damda yatarlar. Yüksek karyolaları çepeçevre bezle kapatırlar. Sonra da rakının içine böyle gözyaşı dökersin. Ara sıra bir tanesi kayar. Hayat adına utanıyorum! (94) İhtiyar Haham: İnsanoğlu bu dünyaya doğduğunda. geride! Biliyor musunuz.. Görünmezdin ama yıldızlar üstüne üstüne gelir. karısı tıpkı bana benziyormuş? Tam çiçek açacağı zaman. bir dilek dilersin. Biliyor musun. "Erkeğimin elini başımdan eksik etme. kalbi delik bir profesör.rini başkalarıyla geçirdi. Allahım!" Sonra?. o da seni 'ayyaş karı' beller! Şu halimize bakın beyler! Yaşarken kadınından soyadını esirgeyip. burnunu Şiran'ın boynuna gömer. ben de bittim. Dileğin ne olduğu her zaman bellidir.. 'Seni kimselere yâr etmem!' diye bıçak sallayan adamı anlıyor olmam. Balıkçı. öldüğünde anlı şanlı Karadeniz düğünü yapan bir eski tüfek. içindeki sevgi kıvılcımı küçücüktür. Reis. Çileli günler bitince. Çiçeğe dursun diye onca suladığım fidanımı elimden alıverdiler. kan güden bir kadın. dışardan görünmezsin. O kıvılcımın .. ne acı! (93) Kadıncık Reis'e: Yaşanmamış o kadar çok şey kaldı ki. o küçücük kıvılcım insanoğlunun içindeki "hayır"dır.. tam çiçek açacağı zaman. İşte.

tembellik. sevgisizlik küllerini yakar! Sen. hatta mantık bu kıvılcımı boğmaya çalışabilir! Ama. körüğün başından ayrılma Kadıncık Kızım! İnsanları sevmekten korkma! Sevmediğin değil. sevdiğin yanlarını abart! İnsan olmanın kefareti. 'git. sevmeyi bilmektir. Şiran'ım. kendisinin doldurduğu silah. Ölümü ertelemenin tek yolunun öldürme becerisi geliştirmek olduğu bir coğrafya. onun fedaileriydiniz. senin elinde Kalaşnikof vardı. Bambaşka bir coğrafyanın içine doğdum. sen ol. hoyratlık. Kendi sürümden ayrıldım. Şaban. burnunu sil!' dedirtecek yaştı. teyze oğlumuz Şerafettin. Benim coğrafyamda. dayı oğlumuz Remzi.bir hazine gibi saklanması gerekir. şiddet. (101) Kadıncık Portre'ye: Kentli kabuğumu kırmaya. insan sevgi körüğünün başından ayrılmazsa kıvılcım ateş olur. Amca oğullarımı. Baba'mıza kalkandın. güneş cehennemdi. Öyle yaptım. eli silah tutan tüm Örenler oradaydılar. Oysa. hala oğlumuz İhsan. Yaşam haritamı değiştirmem gerekti. Bayram. On dört yaşında çocuğun elinde silah. Sen on dört yaşındaydın. bu yaş. bana ay kadar yabancı akrabalarını sevmeye giriştim. cimrilik. Nasıl da hızlıydı reflekslerin! Dokundu- . Beşikten mezara bir an için olsun gevşemeyen sırt kasları. Politikacı Babamız kahveye çıkıyordu. Burada yol tozlu. Boşvericilik. Şeytanın değil.

Hangi sahici sevda değildir ki? (83) Kadıncık Yabancıya: İkramda kusur ettiğimin farkındayım. namertsiniz. beni bırakıp dostlar böyle hışımla . Misafirperverliğime dölyolum dahil değil! (73) Nâzım: Dostlar. Yargıcı'yı bilmiyor. hiç bilmedin ki! (102) Sen ne diyordun? Nasıl saldın oğlunu yollara? Öncelikle kimin için ağlardın? Şiran için mi? Kendi erkeğin için mi? Kendin için mi? Oğlunun ardından ölür müydün? Bir tane daha mı doğururdun yoksa? Hayat devam eder'di mi? Kadıncık Dostlara: Ne bakıyorsunuz öyle? Şiran'ın kıyafetini mi beğenmediniz? Hayır. Benetton'u diş macunu sanıyor! Onun.ğumda fırladın! Güven nedir. Şiran. (Görürseniz. bir ideolojiydi.) (104) Kadıncık Nilgün'e: Evet. kahverengi üzerine lacivert giyilmeyeceğini öğrenecek vakti mi oldu? (103) Şiran'ın kadınlarına: Onu benim gözümle görmezseniz. benim katilim.

. Rüya gördüm." "Hayrolsun. yok.nereye gidiyorsunuz! (74) "Çok mu canın yanıyor? Doktor hanımı çağırayım mı?" "Yok." dedi. yaşlı hastabakıcı.

Sonraları bunlara başkaları da eklendi: Taze çimen. Ziganalar gibi "heybetli ve ketum ve dimdik"ti. KEKİK VE TARÇIN KOKUYORDU! I Çünkü. çıra. Sıfatların sonu gelmez gibiydi. Bir basit türkü. bir özlemdi Şafak Özden. yalçın kayalarından fışkıran buz gibi suları ile nefes kesecek kadar Bir toprak parçasının nasıl cismanileştiğini. "almalar olanda gel. bir örtüştürüldüğünü gördüm! Başı pare pare dumanlı dağlara yakıştırdı ları. çakıl. zor geçit verir. kekik ve tarçın kokuyordu. akarsu. bir o kadar da "temiz. Özden'in kişiliği ile bire- Günay onu. çam- güzel. Anadolu yeşil elma. Memleketinin Ziganaları gibi yüce. sarp.ŞAFAK ÖZDEN YEŞİL ELMA. Bir düş. hayırhah ve asude" gördü. .

Şafak'la geliştirdikleri beraberliğin hepimizi belirli ölçülerde dışlayan bir tarafı oluşmuştu. bu!" gasp edildiğinde. Şafak'ı herkesin ortasında tokatladığı (o olayı daha sonra . Günay'a ilişkin haberleri birbirimizden alır. doğurur ve bastırırdı. Durrell'in. Ve hepimiz. seviyor onu..." adamın saygılı alçakgönüllülüğünün. yor. artık "Kafdağı"nın ardına göçmesini engelleBen. Doruklardaki mekânından. "tutkusuz bir aşkla sevemeyecek kadar onurluydu.. Ne ki. Şafak'la ilişkisini o ağır ameliyattan sonra bedenine yeniden kavuşmuş olmasının getirdiği epiküryen ruh haline veriyor. "Büyük Yalan"ın bir yalan olduğuna ilişkadınlardandı. olsa! Şafak onu eğlendirmiyor.. yurttaşlarına." dedi. içinden bir parça gibi tanıyor ve seviyor!" "Yanılıyorsun. galiba o günğunu da bildiğimi sanıyorum. yen bir şey kalmadı." 'bilakis'in sonunu getirmedi. Neden oldu- Günay'ın. Şafak Özden. bir kahve içimlik vaktimiz vardı. insancıl hüznünün. Anadolu güneşinin Toprağın tarihi. güneşe bu türkü ile eşlik neyden başka bir müzik aletine 'Katiyyen!' yüz vermeyeceğini söylerdi! İsterse Beethoven'inki olsun. daha mı "kötü niyetlerde bir araya geldiğimizde hep Günay'ı konuşur olmuştuk. Şafak'a inancını kaybettiğinde. yokken de varım." dedi Tülin. parçaları bir araya koymaya çalışırdık. Bertolucci'yi görmeye gidecektik. Keşke "Günay.aney." dediği "Varken de yoktum. Bilakis. bir senfoniye mümkün değil çıkmazdı!) eder. "Epiküryen ruh haliyle ilgisi yok. canım! Hepsi. Avucunun içi gibi tanı- anlatacağım) akşamın ertesi günü. daha doğrusu inancı hunharca kin son umut kıvılcımları da söndü. toprağın kaderi Şafak'ın kaderiyle bütünleşti. (Günay. abartılmış ama anlaşılır buluyordum. bu yabancılaşmada Günay kadar bizim de payımız olduğunu anlıyorum. Şimdi düşündüğümde. Şafak'ın tarihi. erkekliğinin simgesi oldu. O noktada. Daha mı "akıllı'ydık. Sütiş'te buluşmuştuk. "Çok iyi tanıyor.

" dedi. "Maalesef! Türk erkeğinin gele"Hem de koçyiğit!" dedi. ekmek kadar temiz. "Ve tüm çağrışımları!" yoktur. ama ona refakat ettim. taş sedir üstünde yatmak ve mahkûmluk mudur?" Neye varmaya çalıştığını bilmiyordum. tabii. sana ne çağrıştırıyor?" diye sorduydu. "Bir kere. Tahmin "Ben de şaşırmıştım. Anladı. müşfik bakışlı. o da gülüyordu. kavruk bozkır ırgatı değil de. "Günay. değil mi?" edebiliyorum. "Bilemiyorum. Kadir İnanır-Tarık Akan karışımı .li"ydik. değil mi? Sonra. demirden döşeği. taştan sediri vardı ama yiğidim aslanım burada yatıyor! Niye? 'Yiğit'in görevi. ama artık özde sınıfsal olduğunu kavrıyorum. üstünde hiç düşünmemiştim. alnında patlayan güneşin bunalttığı." sözü üzerine nasıl bakmış olmalıyım ki." neksel niteliklerinin hepsini bu genç adama yakıştırıyor sanki!" "Anlıyorum. ama daha ilk günden sevmedik adamı. Tülin. ne bir haram yedi." Bir gün. "Yiğit!?" "Gerçekten öyle!" dedi Tülin. Eğilip bükülmez. Benim fiziki niteliklerimin tam ter"Canım alınma. sen de İnce Memet olursun." dedi Tülin. kırsal kesim erkeğini çağrıştırıyor. su gibi aydı." dedim." "Ama. onurlu. Gülmeye başladım. dürüst. seviyor onu. uzunca boylu. ne cana kıydı. 'Yürekli. bilmiyorum. keskin ama bir 'Anadolu erkeği!' Öyle değil mi?" sini tarif ediyordu. gür ama kumral bıyıklı. içtenlikli! Kimseye müdanası "Sen nereden biliyorsun? Siz konuşuyor musunuz?" "Yo." dedi. "Çünkü. "Bu 'yiğit' kelimesi. "Neden soru"Büyük Yalan'ın bir parçası olup olmadığını düşünüyorum. Nedenlerimiz elbette farklıydı. sıska bir ineğin ardında. esefle. yorsun?" Başka bağlamlardaki konuşmalarımızın satır aralarını okuyordum. Otoriteye yılışmaz'. bak. tabii. "Benimle de hiç konuşmuyor da. güçlü kuvvetli.

ama tıp doktoru olursa asistanlığı atla- Oysa. ama Mario Puzo'nun İtalyan mafyası değil. Fedai olabilir ama pezevenk olmaz. yürekli. Düşündükçe. Eve pazardan pırasa taşıyan aile babası yiğit de olacak iş değildi. mesela. sadece ustabaşı olarak. Fabrika lak surette toplumcu-solcu ya da ülkücü. belki. rinde el ele şapşal tavuklar gibi koşuşmazlardı. Bir. Mafya? Olabilir. Jandarmanın ya da polisin önünde ezilip bükülmezler. Yoksul muydular. dürüst ve içtenlikli olurdu "Tam buldun!" kaymakama ya da başka bir otoriteye yılışmazlar. dür. imam? Pek değil. ama. aklımıza gelen mesleklerin hepsinin deha istemeyen "Asistanlığı atlarlarsa. asistanlık yapmazsa da başına buyruk olabilir. Garsonluk? Hayır. muhasebeci filan olmamasının da nedeni bu olmalı.bu koçyiğitler. coğrafya kürsüsü asistanı gibi değil. ne yer. Allah'a inanır ama dini bütün Müslümanların titizmeslekler olduğunu fark ettik. Kasaplık? Hayır. peki? dı. olabilir. Peki. O hocasına mecburdur. kapıkulluğu etmez. kız gibi araba kullanmaz. pek de cin fikirli olmayacaktı yiğit. işçiliği? Geçici bir süre için. bir profesör olmaz mıydı? "Niye ama?" masa da olur. ama sendikalı ve mutPeki. ne içerlerdi bu adamlar? Konuştukça ortaya çıktı ki. hem hayır diye karar verdik." dedim. Hayır. 'yiğit' kimsenin emrinin altına girmez. Demek ki. birilerine bir rakı sofrası Çaycılık yaparlar mıydı? Hayır. Genel müDokuz-beş mesaisi yapan devlet memuru bir "yiğit" olacak iş değildi. . olacak şey değildi! Kuaförlük? Saçmalama! Şoförlük? Evet. Şaşırdı birden. Ankara asfaltının üzeHem evet." Uçuyorduk! "Çünkü. kuramayacak kadar yoksul olmazlardı ama şiş göbek esnaf da olmazlarOdacılık? Hayır! Asabi bir müdire hanımdan azar işitecek "yiğit" bir oda- cı. liğini göstermez. Peki. hekim. bozulduğu müşterisini yarı yolda indirir. onurlu.

'uygarlaştırılması gereken vahşi oryantaller' ya- "Hayır. balgamın üzerine basıp geçemezdi. "ekonomikman" iğdiş edilmiş olması gerekliliği olduğunu gördük. rimci arkadaşlardan birisi sahnede yere tükürmüş. bir şey söyleyeyim mi.. Aklıma." dedi. yönetmen hanım taken. birisinin 'bütünlüğü' gibi. Ankara'da AST'ta izlediğim bir prova geldi. Sana. deodorantlı genç iş- letmeci 'yiğidim aslanım' olur mu? 'Koçum benim' bir Cem Boyner ya da söyleyeyim mi. diyorsun. yönetmene gelince. "yürekli. Ters yoldan gidecek. çatal kaşık kibarı bir yiğit de olacak iş değildi. Cefi Kamhi düşünebiliyor musun?" "Siyasette de olmaz ki!" Konu üzerinde yoğunlaştık. 'bilgili mermi'nin Forus yakıştırması gibi bir yakıştırma bu da! Emperyalistlerin. "Uyarılmak tükürenin 'onur'una dokunmuştur. bir roman kahramanlığı kalıyor! Anlasana. içtenlikli. Tatsız bir işti. ama o yiğit bir arkada"E.. galiba bu 'onur' garip bir kavram. tabii. savunmasına koşanın tükürüğü onaylayacak hali yoktur. ama arkadaşının 'onur'unu korumakla yükümlüdür. Günay'a onu anlattım. oyuncu arkadaşlardan birisi dayanamadı. güçlü "Bir Vehbi Koç yupisi ya da Amerikan eğitimli. 70'lerde." "Ulusal kimliğimizdir. da!" kuvvetli" sıfatları ile bir arada anılan yiğit'in bir başka özelliğinin de. Dev- rafından kibarca uyarılmıştı. Yemeğin 'tuzsuz' de de bak.Tenis oynayan. onurlu. kaç kadın af diler? Daha çok. ama söyleyecek sözcük yoktur. muhtemelen şehir kızıydı. hatasını kabul etmez. Yiğit ancak militan olur. 'Onur'u kırılır!" "Narsizm... 'yiğit'e kala kala bir askerlik. dürüst. şımızdır!" deyiverdi. Sana bir şey . hepimiz olmamış gibi yapar"Şevket arkadaşımız yere tükürmüş olabilir. siyasi olmaz. bağıracaksın. 'onur'u kırılacak. olmaz." "'Maçoluk' olmasın?" "Sanmam Kadınlarda da var çünkü. bilirsin. Türk.

Dannyboy. Danny boy oldu çıktı. Gün ışığında ya da gölgede onu bekleyecek olan kendisiydi! Tülin'in anlattıkları. "Ah. ilk kez gönül düzleminde yeDoğrusu Danny sılaya mı gidiyordu. bir fidanla sonuçlayordum. dönüp oradan yine kendisine bakmak gibi bir huyu olduğunu biliyordum. Türümüzle paylaşmadığımız niteliğimizin olnacak birlik çağrısı! Ne ki. ama orada olacağım! Ah. Bir 'ülkü' olduğunu biliyordum ama bu ülkü bir bebekle de sonuçlanabilirdi. sen gideceksin ve ben veda etmeliyim! Ama. İrlandalıların İngilizlerle bitmez olan 'kendisi' olduğunu anladım! Orada durmuş çağırıyordu onu. acıları ve olası yetersizlikleriyle benimsiyordu Şafak'ı. kendisini yere bırakıp gökyüzüne yükselmek. olmazsa. yaz otlaklara düışığında ya da gölgede. güller şünce. ama öyle. Erdemleri. bu 'fidan'ı güncel terminolojide ifade edemi- ." Tülin'e döndüm. Ama." dedi. ne birinin Ama. gün viyorum ki!" Eski bir İrlanda sarkışıydı. gay- dökülüyor.bekleyenin 'tamamlanmış." "Yanılıyor olmalısın. rine oturdu. Toprağın suya çağrısı gibi. "adam. seni öyle setükenmez savaşlarından birinde çarpışmaya mı. vadilerden. bilmiyorum. bilmiyordum. Nasıl hissettim. dağların yamaçlarından! Yaz geçti. onu da bilmiyorum! ne ötekinin bir başına sahiplenemeyeceği bir şeyle. Ciğerini okur. Oryantaller ve yiğitler dönüştürülüp tüketilmeden bitmeyecek. benim bildiklerim. "Paketlenmiş kavramlara itibar etmez "Bilemem. evet orada. suyun toprağa çağrısı gibi. bütünü görmek. anlatım yerindeyse. Danny boy. o bebekte sembolize edilen yeni bir kuşakla da! Ne ki.kıştırması gibi bir yakıştırma. Şafak'ı -halkını!.' ölümle artık barışmış Nereden nasıl geldi." dalar seni çağırıyor. vadiler karla susunca dön! Ben orada. Danny boy." dedi Tülin. Söylediği buydu. Günay'ın. Günay'ın türküsünün. ikisini de aşan. Günay. gaydalar. İrlandaca türküsü olduğunu biliyordum.

bir kara Anadolu' olmadığını anlatmak da mümkün olmayacaktı. ret ettiğimi hissediyordum. seçkin kaplamınla. Bu durumda. geri Şafak. önyargılı olmam kaçınılmazdı." Sözü uzatmak istemedi." diye kesip attı. ortak bir konu bulma çabasına verdi. Kent soyumla. üç dört hafta sonra aradı.'kapsül taneden çıkmış. ben. arayacak. en demokrat. SHP beni hiç ilgilendirmiyor. canım. Şafak'ın -hiç kimsenin!. Parti çalışmalarından. "En az dindar. Günay'a. Şunu da itiraf etmeliyim ki. örgütteki aksaklıklardan yakınıyordu. en az libe- . değil mi?) Bazen. Söze. onu defalarca aramış.madığı bilgisi. Şafak. ama. o çağrıyı yıllardır bekleyen bendim. Duranın dükkânının açılışından sonra olayların nasıl geliştiğini Yazacağım en zor bölüm belki de bu olacak. köylülükten nefdönüp. İçim burkuldu. Şafak'tan gelecek her kötülüğün karşılığını kendisinde delik gibi içine gömecek. "Çekincesiz özdeşleşebileceğim hiçbir şey önermiyor da ondan Beni "Geçen gün yayınlanan araştırma sonuçlarını okudun mu? SHP'liler "Yok. (Hazin. ancak ameliyat olduğunu öğrendiği zaman. en çok bulamamış olduğunu söyledi. bir gün önce görüşmüşler gibi girdi. kendisini koruyamayacak demekti. kendisinden soyutlamayacak. oradaydı. demet demet gülleriyle Günay. bu aşamada. en az milliyetçi. evde dinleniyordu. canını paylaşmadığını belirtti." dedi. Yarım saat içinde. en muhafazakâr. en özgürlükçü. en çok laik. anlatmalıyım. Yine de. "Neden?!" "Bak. Günay'ı. zira daha en başından kendisi 'yiğit'in. kendilerini nasıl tanımlıyorlardı?" sosyal adaletçi. geriye yansıtacak yerde. SHP'ye ilişkin heye- temsil etmiyor senin Parti'n. en çok Atatürkçü. Bu süre içinde. Günay hasKalbim acıdı. 'forus' gibi bir yakıştırma olduğunu söylemişti.

." dedi Günay.. tılması. Şafak." Rodoplu'nun duraladığını gördü." dedi. rum. pey"Önemli olan. "Öyle değil mi?" değerlendirilmelidir. hıyar!" "Canım. problem değil. 'Batılı' nitelikleri olduğunu düşündükleri ne varsa sıra- etkili olabilecek? Ama. ten?" da!" dedi Şafak. Sosyalist demokrasinin bir zenginliği olarak mış bir savunmayı tekrarladığı kuşkusuna kapıldı. halkın kendi düzenini kurma inisiyatifini kendi eline gamberler de dahil olmak üzere. bu haliyle. yani. Lao Tzu'dan bu yana. zaten. teorisyenlerin pek az hata yaptıklarını düşünüyordu. Günay. "Bu olanağın yara"Teori. Son tahlilde dinler ve ideolojiler mazlumlara çıkış yolu . gözlerini kaçırdı." Bir sırrını açık etmiş gibi gülümsedi. adamları gördün işte." diye sürdürdü. o avukatın yanında oturan? Adamın SHP delegesi olmanın ötesinde gurur duyacağı kaç becerisi var? Toplumda hangi becerisiyle lek sanıyor. hem en demokrat hem de en az liberal nasıl olunuyorsa!" lıyorlar. "Anti-emperyalisttir." Sesinin tonu değişmişti. "Yoksa.ral. işte. mu?" "Ben. Bayburtlu Duran Kuran. nereye 'Batılı' oluyor? Kartallı emlak komisyoncusunu hatırlıyor musun? Hani. Bu da nasıl oluyorsa. önceden hazırlanalma bilinciyle hareket ediyor olması. Artık çocuklar eve su taşısınlar istemiyo"Bu hedefine SHP aracılığıyla ulaşacağına inanıyor musun? Gerçek"Sosyalizme geçiş sürecinde işçi sınıfı ile ittifak yapan bir partidir." dedi Şafak. kendi kendine konuşur gibi.. üzerinde çok düşünmüş olduğu bir konuda son "Ben çok su taşıdım eve. rak değerlendirilmelidir. Sonra birden gözleri parladı. Sosyalizme geçişin çeşitliliğinin bir sonucu ola- kararını vermiş birinin edasıyla. 'kravatlı' Erol Çevikçe'yi ayağına getirebilir ya da Mustafa Özyürek'e saatlerce nutuk atabilir! Politikayı mes"Sen öyle düşünmüyorsun..

ne "Revizyonizm sürekli kılınmalı... insanoğlu teori üzerinde kavgaya bayılır da. Baktın işlemiyor.'' demek iş değil. Gelmiş geçmiş dehaların hemen her zaman burada kalan boşluklar da doldurulurdu.' demek zorunda kalıyorsan. Sezar ya da Lükres Borjia. "hem dinlerde hem iyi ne fena. Ne ki. yani uygulamadaki başarı. Marksist-Leninist çizgisinden sapmasın. ölü-seviciler izin vermezler. derhal revize edeceksin! Ama. Jivkof da Marx'a o kadar yakın olabiliyor. ''tek parti. "Bir Marx'ın nasılsa bir Lenin'i olur. efendim. işçi ve emekçi sınıflarla birlikte. Halife Deli İbrahim. teorinin. O yüzden diyorum ya." madığı için. su geçirmez ussal düzenlemeleriydiler. Bence tek bir kural olmalı.bulmak üzere yola çıkarlardı. bürokratlaşıp hantallaşarak kitlelerle olan canlı bağı kopmasın. O ortadan kaldırılamadığı lenmesine bir türlü yanaşmaz nedense. "Önemli olan hangisi sosyalizmi ilerletmede demokrasiyi de en iyi biçimde işletebilmenin tek yoludur. hatta dinin özüne sadakat.'ların irde"Belki de o senin dediğin nokta noktalardan kurtulmak mümkün ol"Elbette. İsa'ya ne kadar yakınsa. Bu bağlamda. tabii. bir şeyde bir aksaklık ihtimali varsa." diyordu. ne güzel ne çirkin. hiçbir ideoloji bir insanın bir damla gözyaşına değmez diye. ne haklı ne haksız! 0 alevden ağırlık kah- .. 'mutlak' doğru olsun. bazılarının söylediği gibi.'olacak demektir. demokrasiyi dışlamak şöyle dursun. Murphy kanunudur. o'. şu ya da bu sisteme bağlılık bir seçim ya da sübjektif şartlar me- selesidir. sınıfsız toplum yolunu şaşırmasın. '. Yeter ki parti. de ideolojilerde. mutlaka aksayacaktır. bir gün. Kopuyor çünkü. Ya da. ideolojinin. Tek bir kural. orada olursa olsun. " "Sakın bunu kimsenin yanında söyleme!" "Ne var yani? Şu dünyaya bir de tepeden bak." demişti." sürece. baktın can yakıyor. 'Mutlak' yok ki. Hazreti Muhammed'e! 'Yeter ki olmasın. Pek az boşluk bırakırlar. Nâzım'ın dediği gibi. tek bir ilke: "En az acıtan neyse onu uygula!" Biyofilik ahlâk ilkesinden bahsettiğini biliyordum..

Yoksa. Şafak. Gel. Eğri büğrü ya! İşte." birbirlerine reva gördükleri hunharlıkları düşünüyordum. Kendini kolla! En az acıtanı uygula!" "Yine de. Sadece 'ayıp olur' diye yapılmaz. diye"Evet. o kadar." dedi. parti politikasını da parti meclisine havale edersin. Belediye başkanı ol. Şafak'a. SHP'nin belediyecilik anlayışı da yok. İsa'nın iguanalardan ayırdıysan. 'katılımcı belediyecilik'. Kaldı ki. yoksa iki çiviypa'da yüz yıl kan döktüğünü düşünüyordum. yahu!" hikâyesi. Devrimci fraksiyonların sında Kahramanmaraş olaylarından bu yana kaç gün geçmişti! ya deve çıkar. senin gibi bir adama çok ihtiyacım var. 'Yaaday gösterelim. O zaman da çarmıha ayaklarının üst üste konularak tek bir çiviyle mi. Şunun şuramaktır. kabul edilemez olduğundan filan değil. şu ilçeyi adam et!' hayır mı. mesela. Dalan'ı seviyorsun. zaten. deve bir komisyon tarafından düzenlenmiştir "Teoriyi katletmenin en iyi yolu. sana dese ki. "İdeolojiyi komisyona' havale edersin. işte. tabii! Parti üyesisin!" . "Var ya işte.kahaçiçeklerini de ısıtır. herkese açık bir siyasi parti kur- le ayrı ayrı mıhlanarak mı gerildiği konusundaki anlaşmazlığın Avru- diye. 'şeffaf belediyecilik'!" alay edi"0 zaman niye söylüyorsunuz böyle lafları?" "Ben mi söylüyorum!" "Zımnen söylüyorsun. bak. zayıfı kollayabilmek için ayırdın. devedikenlerini de! Gerisi yakıştırma." yordu. orta"Ne demek istiyorsun?" "Öyle bir söz vardır. seni Çayırtepe'den ceksin?" "Ayıp olur. sen sen ol. sizinki gibi bir program çıkar. ANAP belediyecilik anlayışının SHP'ninkinden farklı olduğundan. Gelse. bunu kimsenin yanında söyleme!" dedim. Şimdi. Yok aslında birbirimizden farkımız hu Şafak.

benim kadınım olmanı istiyorum.' 'Sahibim mi var?' 'Evet. senin bir sahibin var.. büyüğünün zaafından istifadeye kararlı bir çocuktu. Günay. sanki.. Yalnız bir yerlere gitmen gerekirse anlasınlar onlar da.. bu yüzüğü tak sevgilim. hep benimle ol. seni kıskanıyorum.. 'Ama. rum. Çamaşırlarımı sen yıka. çamaşır ve yemek üzerine kurulu bir 'sahiplenmek' ve ..' diyor. Günay.. anlıyor musun. sakin sakin.' manı istiyorum.... sana yaklaşmasınlar.' diyebilmişim. 'Bırak!'?" Rodoplu'nun alnına düşen saçlarını geri attı. 'Artık nasıl yorumlarsan.. ellerin boş olunca. Bırak bunları!" Elini uzattı. Sana ben bakayım.. "Nasıl. 'işte sizin aşkınız bu. benim kadınımsın işte.Öfkelenmeye başladığını hissediyordu. gömlek. işte aşk bu. yemeğim 'Saçmalama. ne yapacağım ben seninle?" "Kadınım ol!" dedi Şafak. Öyle kalmışım. rum? Üstelik ne kadar sevinirim!" "Şafak Özden! Sen ne dediğinin farkında mısın?!!" "Ne var.' Donmuşum. artık bensiz hiçbir şey yapmanı istemiyorum. ben sana âşık oldum.' 'Olabilir. seni nasıl sevdiğimi.. çok serbestmişsin gibi değil mi? Oysa parmağında bu varken. Ben varım artık.. Ve benim de dünya güzeli bir kadınım var. seni ben koruyayım.' 'Senin kadının mıyım?' 'Evet..' 'Ne olacağımızı bilmiyorum. "Şafak Özden. sanki.. biz evli değiliz ki... "Şurada birkaç dakika seni göreceğim.. o pis herifler de. bunda? Sen bana erkeğim dersen ben senin malın mı oluyo"Hadi!" dedi.' Hadi bana eyvallah!'" 'sahiplenilmemek' muhabbetinin zavallılığını düşündü. alyansa benziyor bu.. canım efendim!" dedi Şafak. seni sahipsiz bir kadın sanmasınlar. "Bırak. Benim ol. Don.. "İpek gibi!" diyerek gözlerini gözlerine dikti. ama bunu tak- Rodoplu'dan Duygu Asenavari bir çıkış vehmetmişti. '"Bu ne?' diyo- senin elinden çıksın. savunayım... O pis herifler.

italikler başladı yine. yal- aslında hiçbir şey demek. lattı. Edgü'nün öykücülüğünü bilen biri olarak varıyorum bu kanıya" diye yazmıştı." dedirten eşyalaştırmanm acısını yüreğinde hissetti. kupür dosyasındaki yazısını hatırlıyordum." dedi Günay. " dem?" yazısı bir notu vardı. fallacy of irrelevance türü.uzmanlık şovu. başarıya davet.. nekbombalayan pilot da böyle düşünmüş olmalı! Aşağıdaki çocuklar 'bir an. ne var bunda? Hadi konuş!" diye sarsıyordu... bir başka insanın. sediğimi nasıl anlatayım sana? Sevince davet. "Ni"Söylesene. yenilgiye davet. Ünlü bir eleştirmenin. Ferit Edgü'nün Çığlık'ını ben henüz okuyacak fırsat bulamadım ama 1982'nin anılmaya değer yapıtlarından biri olacağını düşünüyorum." diye an"Seni.. kendim için. Şafak.nızca kendim için istiyorum. Onun da şairin şiir çizelgesi içindeki yerine oturtulması gerektiği sanısındayım. "Düşünebiliyor musun? Türkiye'nin en çok satan kitabı ve 'Bir erkek "İnsanı hiçliğe indirgeyen faşizmi görebiliyor musun? Hiroşima’yı "Ben bu çocuğu ikimizin ortak ürünü olsun diye değil. senin içine yerleşmeye. Füsun Akatlı'nın. şecaat arz ederken sirkatin söyler. the appeal to "Merdi kipti. ne kadar ciddiye aldığımı. Günay. "safsata. rofilyayı görebiliyor musun?" demişti.. Dergi (Gösteri) sayfasının kenarında Günay’ın el unsuitable authority . Bir an. "Özdemir İnce'nin Kentler'ini ise ben görmedim.. bana. Bir erkek aslında hiçbir şey demek. mış olması hastalığın boyutlarına işaret etmez mi?" bir zaman dilimi! Geçer gider!' Faşizmin ilericilik adı altında nasıl tezgâhlandığını görebiliyor musun? Bir tek eleştirmenin bunun farkına varma"Belki de okumamışlardır?" dedim. bir zaman dilimi. acıya davet. 'yaşam paylaşma' davetini. ellerini tutmuştu. nasıl önem- Günay'ın önüne diz çökmüş. "Söylenecek o kadar çok şey vardı ki. bir zaman dilimi!' Yabancılaşmayı. kaderini paylaşmaya davet ediyorsun beni!" . Bir an. Yere.

den. Ne oldun?" dedi. Genç adamınkinin. Toprak suyu emer. malumat istediğini hissetti. kadını toprak. Bilgi değil. Yang olan yaza de: Tahta ateşi. Kül toprağı. sakin bir sesle. sen de!" diye fırladı. Tahtayı yaratır." Sonra. Neden azarlandığını bilmez. Rodoplu. duğumu nasıl. Şebnem büyür pınar olur.ğımsız oluşumlar olarak düşünmediğimi nasıl anlataydım? Kadına 'Yin'. şatı baştan önlemeyen kendisine duyduğu öfkeyle kasılmış gibiydi. lütfen!" diye uyarmış. "Hayır. Maden tahtayı keser. su. sarılmaya alışan kolla"Sen bana ne ameliyatı olduğumu bile sormadın!" Yanlış anlaşılmış gibi. ateş. yumuşak. içselleştirme. Su ateşi söndürür. Toprak madeni yaratır. güneşin toprağa düşmanlığının kıyımdan başka sonuç getirmeyeceğini bilen. erkeği güneş. yaralı bedenimi. soruyorum. Yang olan yaza dödönüşmesi gibi birbirlerine aktarıldıklarını unutmamış Asyalılardan olnemi toplar. ay. Kadın erkeğe. malın değil. yüzü ona değil. gidi- Şafak. Yin olan kışın. haksızlık edilmiş gibi geriye çekildi Şafak Öz"Peki. "Hadi lan. kalktı yanından. Ateş külü. rından kurtulmuştu. Erkek kadına aktarılır. bir dakika! Dur. ne ameliyatı olduğunu dahi sormamış olduğunu düşündüm. 'öteki yarın' oluyorum!" diye fısıldadım ben de. dahası belki de alkole (rakı masası hep vardı) mal . eder gibiydi. Yin ve Yang'ın kozmik ahengi sürdürmek nüşmesi gibi birbirlerini tamamladıklarını. üzere birbirlerini tamamladıklarını. gökyüzü belleyen. Yin olan kışın. Maden şebAteş madeni eritir. hiç sesini çıkarmadan öylece kaldı." Şafak'ın duyamayacağı bir sesle. suyun ateşe. 'öteki yarısı'nın açısını sahiplenme istemi olmadığını hissetti. "Kadın ve erkeği. yeryüzünü yeryüzü yapan doğa kurallarından ba- erkeğe 'Yang' diyen. gerçek bir meraklanma. gözlerini yere dikti. hangi zamanlarda anlataydım? italik bir şiir okudum ben "Dur. insan olur. Tahta toprağa gömülür.

"Hâlâ anlamış değilim. niye?" Hissettiği "sahiplenmezlik"e. doğal koşullarda öylesi bir tutkuyla sarmak istediği Ölüm ilanını okuyacak. Döndü. geçiştirecekti.Baktı baktı. olmayan bir vakıayı sahiplenmemesiyle. "geçiştirmemek". âşık olduğunu sandığı kadının yaralarını. hem de ameliyatımla ilgilenmiyorsun!" türünden bir telmihi. Günay. tahta olmadan parlamak isteyen ateşe. Günay Rodoplu'yu oluşturan deneyimleri sahiplenmeksi"Peki. ömrünü adadığı SHP'nin slogan"Tabibler Birliği. O zaman belesini bir anda bir toprak yığını ile karşı karşıya getirebilecek. zin "öteki yarısı" olmasını talep ettirebilen cüreti düşündü. kişiye hesap İçini çekti. sorma hakkı veren "benimsemek" olduğunu anlayamazdı. bedenimi böcekler çoktan yemiş bitirmiş olmalıydılar! Anlasana. hâkime rüşvet vereceğini söyleyerek müvekkilinden zulmanın bir başka tezahürü'ydü!" fazladan para sızdıran. kendilarını sahiplenmiyor olması aynı bozulmanın ürünleriydiler. yavşak." dedi. diye başkanıydı. "O ne cüretti!" Günay'ın "sahiplenmek"ten kastının. öfkelendiğini bilemez. Ve bu botutuklulara hücre penceresinden teşhis koyan.) Çünkü. yatağa zincirle bağlanmalarına seyirci kalan. niye?" diye sordum. Yok. "Çünkü. Baro ya da Gazeteciler Sendikası başkanı olup da.. öyle oldu! Cenazeye gelmedi. geri dönüşü zulma. makam şoförü ile bir çelenk gönderdi. (Nitekim.. kadınsı bir serzeniş olmaktan öte değerlendiremezdi. Şafak'ı mezarının başında dua ederken de göremiyordu. asparagas haberlerle ocakları söndüren üyelerinden hesap sormayan. "Seni içselleştirmediğini bile bile. Şafak Özden. hak verdi. yarı karanlıkta kararını bekleyen Şafak'ın yüzüne baktı. meslekten men etmeyen bo- . çünkü. kara listeye almayan. Özden'in yeri o akşam o sedirin üstü değil. "Sen hem bana kadınım ol diyorsun. Günay. mezarımın başı olmalıydı! Böceklere vereceğimi insandan mı esirgeyecektim? " hayır.

daha da kötüsü ders veriyor gibi olacaktı! Yere. gözün görmesiyle birlikte tensel temas istemi gelişÂşık olmayı bilmediğini düşünüyordu. bil- . sahiplenmek." dedi. senfoniler icra edilir. imeceydi. Günay komik olma!" Şafak. af diler gibi sokuldu. Yin-Yang'ın günlük hayata aktarılan Türkçesi. Bu nedenle olacak. rahatladı. ülkenin kaderini etkileyecek siyasi güce "Şimdi. öğretmenlerin milli eğitimi sahiplenmemeleri ile bunun arasında. İçtenlik. "Kimya". Konfüçyüs derki. kadar çalımla taşırsa taşısın. iktidarın birincil ilkesi. halının üstüne kaydı. Siyasilerin kurnazlaştıkça alkışlanmaları. "elektrik" gibi keli- Bu defa da onunla paylaşamadığı düşüncelerinin varlığından mahcup tiren cinselliğe yabancıydı. lık ruhsatına verdi. " dediğini hayal etmişti. tekrar sarıldı. Ne ki.. içtenlik derken. Ay. ne yapıp edip anlatmaya çalışması gerektiğini düşündü.. "Sahiplenmenin temelinde Altı yüz bin DİSK üyesinin sendikalarını. engin bir hoşgörü ifadesiydi. oldu Günay. alkışlayanlara kurnazlaşma hakkı öngördüğü içindir. KİT çalışanlarının KİT’leri. bak canım. Nasıl bir ihanete suç ortağı oldum. yönetilenler bu modele öykünmelidirler. bir başka bedenin kendisininkinden öncemuhtaçtı.profesörlerin üniversiteleri. Bu defa da ürktü. sohbet ediyor değil nutuk atıyor. türünün özelliklerini ne likle 'erkek' bedeni olarak farklılaştığını algılama öğrenimi yoktu. Bu Rodoplu’ya göre insanoğlu insanoğlunun bedenine yaşamak için imece sayesinde köprüler inşa. kendince Gülmeye başladı. düşünebiliyor musun?" "İşin kötüsü. Bir an. Şafak'ın nefesmelerle adlandırılan. "Şafak. bir fark yoktu. yatan içtenliktir. talipti. Günay'daki tavır değişikliğini "sanatçı kişilik" denilen tutarsız"Eşkıyanın ne yapacağı belli olmaz!" dedi. yani içtenliktir. son tahlilde. Hükümet etmenin asli aracı iyi örnek teşkil etmektir: politikacıya da yönetici içtenlik modeli olmalı. kendisinin içten olmadığını düşünüyordu. hastalar bakılır. leri sıklaştı.

kendi başına bir şey olamazdı. erkek fahişelerin çalıştığı kerhanelere dadanmayı "özgürlük" belleyecek Türk kadınlarının. Biliyor musun 'bu bağlamda' Salıpazarı Rıhtımı'ndaki bir hamalın hemizin yakınen tanıdığı cinsel ilişkiye 'tahmil-tahliye' diyebileceğini? Nedir mi bu çağın bedenle alıp veremediği? Zorlama zihnini. bedenini eşyalaştıran. Ama.. bir kaşık çorba içiErkeğin organında odaklaşan. "Ne dedin?" "Çünkü. tür sürdürülürdü. sömürgen çıkarcılıklarını "uygarlaşma" adı altında pazarlayabileceklerini düşünüyordu. Sonra da duyulur . "Türküsüz basma olmaz!" "En iyisi. 'Anneler Günü' olan anneleri bedensel haz üzerine felsefe yapan bayan entelektüelleri bedensel haz üzerine çalışan zevk sahibi erkekleri Bedensel Hazda ilk Adım adlı kitap çıkarsan yağmalayacak olan veletleri anlayamazsın. Neden yüceltiliyor bedensel haz? Neden ticareti ve sanayisi var? Anlayamazsın. deneyimler paylaşılır. çok yakın bir gelecekte. aniden. "aşklardan iğ- reniyor. Kadın bedeninin her nimet gibi saygı duyulması. Günay'cım. Rodoplu için bu organ.." Şafak'a döndü. yaşamı destekleyen ren. kavrayamazsın. bir ülküyü paylaşan erkek beyninden bağımsız. Sonra da iki çift bedensel haz edildi diye bozulursun." duyulmaz fısıldadı. sen basmasın. italikler başladı yine! "Bedensel haz üzerine kafa yoran. bir duyarlılığı. özen gösterilmesi gereken erkek organı diye bir şey vardı tabii.zaman zaman karıncalanan dölyolunu sakinleştiren. gi aktarılır. sen bana bir türkü söyle!" dedi. bir satır yazıyı. baş okşayan erkek elinden.

"Gülüm! Gülüm. luydu. "Yeşil elma. gözyaşı. uçurumlar açılırken haz alsa ne. renmek için yollara düşen racaya ne demişti?" Hatırlıyordum. bunaklık. "Hatırlıyor musun. et. almasa ne?. dikişlere değil. Şafak. ağaçlar gibi çürüyor dünya. "Hayır!!!" "Bakayım!" "En iyisi sen bana bir türkü söyle. yeis. . dışkı. korku. sense. çimenler." dedi. yeniden. Günay.. safra ve balgamdan oluşan. vehim.Türkü söylemedi. tabii. almasa ne?'" "Gel. tenine bakıyordu. 'bu kötü kokulu. tarçın ve kekik kokuyordu. yalan söylemekle itham edildiğini sandı." "Bakayım!" dedi. öfke. giysisini sıyırtıverdi. "Bak da gör!" Uzaklaştırmanın. canım. kas. Okyanuslar kurur. merak etme!" Şafak hayatının son eylemiymiş gibi sardı. sidik. Hintli kâhin tacını terk edip evrenin sırlarını öğ"'Sor. açlık. "Bilmez miyim! Ben bir nezle olduğumda dünyayı ayağa kaldırıyo- "O kadar çıtkırıldım değilim... sinekler. kutup yıldızı kayar.. deri. inceden terliyordu. olası dostluğa zaman tanımanın yo"Çok güzel!" dedi Şafak Özden." "Canını yakmayayım?" rum. Acı çekiyormuş gibi. tamah. Karnının oralardan bir yerlerden uzun uzun güldü. "Çok güzel. kıskançlık. şu tatarcıklar. Yiğit kadınım benim!" Uzandım. hastalık ve acı çeken bir naçiz beden. sümük. ölüm.' demişti. Baksanıza. meni. tutku. daha dikişlerim bile alınmadı. kan. yaşını sildim. kemik. yorulmuş gibi geriye yaslanmıştı. gözlerini sabitleştirdi. Kadın güldü. gülüm! Bir tanem!" Susmuş.. ilik.. Şafak. Gerçekten!" dedi. haz alsa ne. Bir süre gözlerini yumdu.

. yüzünü yaladı. . Pulur Köy Enstitüdikkatsizliğinin istikbalini tehlikeye atabileceğini düşündüğünü gördü! şünüyordu: Yiğit!" (Bu meseleyi benimle o günlerde konuşmuş olmalı) buraya yalpaladı. güneş 'İstanbul'u otağ kurmuş. koçyiğidim. muhteşem bir şölen ve"Yiğit. Şafak'ın ona yakıştırdığı sıfatı düDerken. Maydanoz bahçesi bir oraya bir derecikler Kelkit Çayı'nda buluştular. Doğu'da çok uzaklarda." diye üst üste tekrarladı. Günay Rodoplu. Gümüşhane dağlarından inen sü'nün on bir yaşındaki birinci sınıf öğrencisi Halis Özden'in köpüren suların çamurladığı hâki keten golf pantolonunu kaygıyla incelediğini.. ince bir yel kalktı. yiğidim.II Ertesi sabah. Günay mayda- riyordu!" noz bahçesinin patlayan koncalarına.

yaptıkları gibi. 'kötü Arabi' adam etmek söylemiyle evren- sel haklılık kazanan Siyonizm'e benzer. dik sorumluluk geliştirmesine neden oluyordu. Tonguç'un. on dokuzuncu Dünya halklarına karşı geliştirdikleri mitolojiyi devralmıştık biz! Avrupa görmüş. bir avuç kahraman Batılı Yahudi'nin. kasaba yaşayışını bile tanımamışlar arasından seçtiği "bokirse vatan savunmasına koşmak. Türkiye ile Yunanistan’ın arasına çizdikleri muhayyel çizgi' gibi. avcı ceketi. gerelu'nun kaderini Şafak Özden'in kaderi ile bütünleştirdiğini söylemiştim. dağ köylerinden." diyordu. bir tür 'mission civilizatrice'e 'uygarlaştırma misyonu'na girişmiş. Anado- Günay'ın "iç-sömürgeciliğin kurbanları" dediği Özdenlere karşı görülmeyüzyıl Avrupa sömürgeciliğinin -ve onun izdüşümü Siyonizm’in!. biraz mürekkep yalamış Osmanlı aydını.Üçüncü Günay Rodoplu'ya göre. "Köylülüğünü kaybetmeyecek biçimde" yetiştirilecek. Kemal Tahir'in demesiyle. bu çizginin ka'da. 'Batılılaşmış Türk de. ıslahat yapacağız derken. 'yeniden biçimlendirmek' görevini üstlenmişti. bozkırın çorağından. sulak ovadan. Asya'da. 'Çizginin öteki tarafındaki Halis Özdenleri bir taraftan kanatlarının altına alır gibi görünürlerken. 'deva"Türk ıslahat hareketleri. 'tıpkı oryantalistlerin diği kendisi ile 'onlar' dediği 'birileri' arasına bir çizgi çekmiş. 'takdim' ve temsil etmek. Rodoplu'nun. Şafak Özden'in babası. 'biz' deötesinde kalan 'yerli halkı' tanımlamak. Anadolu'nun tarihini Şafak Özden'in tarihi. "iki ödevi olduğuna inandırılacaktı: Çocuk okutmak." babacan bir husumetle yaklaşırlar." zulmamış köylü çocuklarındandı. öte yan- . Bu söylemi Halis Amcanın Köy Enstitüsü mezunu olması pekiştiriyor.oluşan formasını daha o sabah teslim almıştı. kış uykusunda ve yıkıcı bir biçimde kafasız' diye takdim ettikleri Arabi adam etmek misyonuna öykünmüştü. kasket ve asker postallarından "kasketli Bulgaryalı". 1800'lerin ikinci yarısından sa ve şekilsiz. Avrupalı sömürgecilerin Afriitibaren güçlenen bu misyon. "Her ikisi de 'yerlilere dan da kanat altına girdikleri için küçümserler.

daha on yedinci "Sömürgeciler. Filistin'i 'Süt ve bal akan ülke. hiçbir köşesi yok ki. işe. bir ikinci yol daha vardır. İlk aşamada 'takriri sükûn' kanunu türünden önlemler alınmak suretiyle yerlilerin gerçekliklerinin üstü örtülür. tururken. ılıman bir iklimde. 'muhteşem!' olabilecek geleceği ile yer eder! lar! üzerinde yaşayan insanlardan soyutlanır. o doğrultuda düzenlenmiş eğitim sisteminin uygulamaya konulması demektir. 'onlar sayılmaz!'ı oynamaktır. güzel dağlar. 'Filistin- larını kabul etmekle birlikte. halksız bir ülke' gibi fevkalade akılcı ve haklı bir dilekçe ile başvurula bilinir! Ha. (Mesela. Golda Meir örneği.' sunmaları önlenir. dünya kamuoyuna ülkesiz bir halk için. bu pek bir kör parmağım yılmazlar' çünkü ya Kızılderililer gibi 'vahşi' ya da Araplar gibi marjinal gözüne bir iddia ise. göz diktikleri toprak parçasını överek. öte yandan da onları sömürgecilerin çıkarları doğrultusunda dilerini 'takdim' etmeleri. esenlik ve servetten yoksun olsun!' diye anlatıyordu!) İkinci aşamada.Siyonizm'le. yerlilerin 'var' oldukBu durumda iki şey yapılabilir: Birincisi. bir yandan yerlilere özgeçmişlerini unut- . O da. çağdaşlarına bir 'özgeçmiş.' bir 'niyet mektuaşama biraz daha karmaşıktır. Yerliler 'sabir medeniyetin (". eğer. Bu yutturulabilirse. İkinci yeniden biçimlendirmeyi gerektirir ki.George Sandys. zengin vadilerle süslenmiş. yaşama elverir bir dünyanın ortasında. dır!. sömürgecilerin gönlünde eski medeniyetleri. ona han- yüzyılda -İsrail'in kurulmasından 300 yıl önce!. Hitler'le korkunç paralelliklere işaret ediyordu! diyse 'ulvi' nitelikler yakıştırarak başlarlar.. o güzelim topraklardan o Allah'ın belası yerliler hiç eksik olmazliler diye birileri yoktur!' diye kesip atmaktır.ve yerlilerden olmasa. bu.. İngiliz şair. tamah edilen toprak. görkemli geçmişi -nasılsa bir yerlerde bir iki harabe varGel gör. mükemmel sular fışkırtan kayalar.ölen Yunan-Roma medeniyetinin son parıltıları") mensupları oldukları için o güzelim toprak parçasına layık değildirler! Sömürgecilerin yakıştırmalarının tutması ve sürmesi için 'yerlilerin kenbu.

efendim. halkı. kanınızı emelim ey yerliler! emredilen dönemdir. Önce.. bu toprağa hıyanet edilmiş gibi hüzünlenir olur. 1800'lerin yaklaşık yarısından itibaren Anadolu da. İngilizler için savaşmak üzere Irak çöllerine sevk edilmeleri. Haolarak algılanır. Batılı emperyalistin gözünde nasıl yer ettiyse. Anadolu aklına gelince. Egemen sınıfların.'dan başla. Bu dönem. Yıldız Kenter'in 'Ben. burada sömürenle öncü' gibi sıfatların ardına daha kolay saklanır). lerin egemen sınıfları tehdit edecek konuma gelmelerini önlemek!' Yiğit kalın ki.. Amaç hep aynıdır: 'YerliFilistin. üstündekine.. 'Havasına rizm posterlerine varıncaya kadar. yerli halkın fiilen renksiz.' yani 'ölünün diriye' yeğlendiği toplum- Savaşı sanki kötü Anadolu için değil. Frigyalı. Yazıklanma. hem de kendinden. Kim’den? Hem 'rakip' işgalcilerden. Mürekkep yalamış Türk. (Rodoplu. bu topraklarda yaşayan yerlilerin gerçekliklerinin izi olmayan bir Anadolu söylemi geliştirilir. Avrupa görmüş Türkün kafalikarnaslı bu muhteşem arsa. inkılapçı. yani 'yerlileri.. Nepalli Gurkaların. sömürgeci 'ıslahatçı.) İstiklâl tarmıştır.'a uğra. 'Ilgaz Anadolu’nun sen yüce bir dağısın. tu'yerin altındakinin.' kendi çıkar'Yiğit' söyleminin geliştirildiği aşama da budur. efendim.sömürülen aynı ulustan olduklarından. Türk aydınının. Rumeli kızanlarına Yemen'de.'dan geç. 'Anadolu' denilen süt ve bal ülkesini kur- . Türk sanatçısının 'Anadolu' görüşü haline gelir. sal nekrofilya patolojisinin bu noktada başladığını düşünüyordu. bir yabancı güç gelmiş.. kokusuz olduğu bir dönem yaşanır. Anadolu' oyununa kadar gel. 'Anadolu' toprağı için yapılmıştır! Sanki.. 'Anadolu Medeniyetleri' sergisinden. 'yeniden kazanılması gereken bir toprak' sında öyle yer etmeye başlar! Cumhuriyetle birlikte Lidyalı. Mardin Kürtlerine Çanakkale’de ölmeleri ları doğrultusunda takdim ve temsil etmeye başladıkları aşama budur. suyuna. Aynı ilkeler iç sömürgecilikte de geçerlidir (ancak. taşına toprağına. 'Beşikler vermişim Nuh'a. Aşamalar uluslararası sömürgeciliğin evrelerine paraleldir. Pencaplı Hintlilerin.

onları sömürgecilerin çıkarları doğrultusunda yeniden biçimlendirmeyi gerektirir. Unutturma faaliyeti hemen her zaman 'karalama' faaliyeti ile başlar.ama işin o . Evrensel mirasın en ilginç kalıntılarından birisi. çünkü. nin son parıltılarıdır. Taşları kireç yapımında kullanılRabb'ın ayak izlerine kadar uzamaz -laiktir ya dostlarımız!. Bu pasajdan 'Kenan profesörünü duyar gibi oluruz! O kadar ki. yerini İsrail medeniyetine bırakan Kenan kültürünün iğrençliğini ortaya koyarken hiç yanılmamıştır!' diye ünlü bir demeci vardır... Filistin'in Siyonistler tarafından işgalinin hedeflendiği yıllarda kurulan öncü teşkilatlardan birisinin. Al. Arabın yerine 'Türk'ü koy.' Caperhaum Havrası da. konuşan Sebahattin Eyüboğlu değilse. hani. Kutsal Kitap. Azra Erhat'tır! İş.. herhangi bir Türk arkeoloji Osmanlıya ait birkaç eser bulursak. yanını 'evrensel miras' diye geçiştirirsin. Savaş kazanılınca. Filistin Keşif Kolunun başkanı Salisbury (İngiltere) Piskoposunun. lef sayarız! medeniyetini' çıkarır. Örneğin. hasbelkader diyeceğim.'.yerlilere özgeçmişlerini unutturmayı. kazıların kanıtladığı gibi. yerine 'Osmanlı' kelimesini. bilmem ne manastırı olur. İsrail medeniyetinin egemenliğine girmesinde üzülecek bir şey yoktur. kendimizi mimarının Sinan gibi 'gayAynı işlemi 'Arap medeniyeti bir yutturmacadır. Arap fetihlerinin rimüslim' -Rum ya da Ermeni.olduğunu en azından ima etmekle mükel- dehşetinin doğru olduğu kadar doğrudur. Kenan (yani. marjinal yerliler üzerinde kurulması gereken Arap) medeniyetinin.egemenlik -sömürgeci mantığı doğrultusunda!. 'İsrail medeniyetini' çıkarır. konuşan cahil Arabın İslâmiyet'in güçsüz ellerinde ağır ağır ölen Yunan ve Roma medeniyetielinden Filistin'in Rabb'ımızın ayak izleriyle kutsadığı en ilginç kalıntıdığı için yok olan Caperhaum Havrası'nı kastediyorum. Bence. yerine 'Batı' kelimesini koyarsak. lardan birisini kurtarmaya umuyoruz..' iddiasında işlemi burada yap... Arap medeniyeti denilen şey.

Parlak toprak altında. akın akın şehre kaçıyor olması da önemli değildi. İç-sömürgeciliğin Türkiye versiyonunda.. milletin efendi"Vallahi. takdim. köylü çocuğunun geçim anla- . Toprağı bilirim. Günay. hatta devrimci hareketleri) âdeta yüz kızartıcı bir suçmuş gibi karalama aşamasından sonraki aşama. İzmir'i 'işgalci- ler'den korumaya soyunduran. TRT'ye kılık kıyafet üzerinde ahkâm kestiren. Bozkır imparator- ve yeniden biçimlendirme aşamasıdır. duygularının ve hatta hayatlarının bir kıymeti harbiyesi olmaması tabiidir. 'köylü' takdimleri de farklı değildir. "Bu söylediklerim. Çifti geleceğe sürerim. Güneş şeneltmiş her yanı Harmanını sermiş. 'Türk köylüsü' denilen muhayyel bir yaratığın icat sidir. edilmesiyle başlar. böyle gider işte. Gün gelir sarsar köyü kenti. 'Varsın bire iki versin!'miş! Anadolu'nun 'yiğit' rençberinin gerçekliği. İşte. Tonguç'un 'köylü' takdimiyle. Sevinçle başlarım işime. 'devrimci' şairlerimizin.. Ve işte. Bazı bazı yarar toprağı. 70'lerden bir örnek: 'Olmuşu olacağı bir rençberim içim bulut Erciyes'ten kaynamış. düşüncelerinin. Gökkuşağı bir sevinçle. 1940’ların sloganlarıydı. marjinal yaÖymen'e 'çüş'. Şamanizm'i. Zeytinburnu'nun. bir başka mitolojiyle. 'Köylü sen topraktan öğrenip kitapsız bilirsin!"' Gülmeye başlamıştım. temsil Yerlilerin özgeçmişlerini (Osmanlıyı. Terim bir buğday tanesidir." dedi. onları takdim. İslâmiyet'i. Ve sonsuz bir bozkır denizi olan. 'Zaten.' filan. Ümraniye'nin. Varsın bire iki versin. bak. Kimmiş efendim bu yaratık? Bir kere. hatta YÖK'ün sakal bıyık misyonunu mümkün kılan 'haklıcılık'ın ları yoktur ki. dalga geçmiyorum. nasıl bütünleşir. Kar tarlası bir bulut. Mehmet Kemal'e 'hayvan' dedirten. Dağı ormanı. adamlar saygı duysun! özü de budur! Çizginin öte yanındaki binlerinin saygı duyulacak bir tarafluklarını. Yerlilerin işgal ettikleri toprak parçasına layık olmayan. Köy Enstitülerinin duvarlarında yazılıydı! Ama. Sevgiyle başlarım işime.ratıklara indirgendiği düzenlemelerde. Yağmur yağmış. Kuştepe'nin 'içi bulut' rençberleri de önemli değildir! Bak.

kendisi gibi bir zanaatkârın tisi olarak değiştirdiği siyasi partinin başındaydı. Hollanda'ya sığınmasına ta- zorunda bırakılmışlardı ya da milyonlarca Alman öyle inanıyordu. nizm'in ve onun sulandırılmış versiyonu Hitler faşizminin eğitim sistemler'den yüzyıl önce yaşadı! Weizman da öyle!).' İkinci aşama. ülkeyi terk edip. İzleyen on üç yıl içinde kurduğu anti-Marksist Alman İşçileri Partisi'ne katılmak için yine o yıl ru’nun. Osmanlı orduları gibi Alman orduları da hiçbir muharebe kaybetmemiş. Milliyetçiler. yerlileri bu takdim doğrultusunda biçimlendirme aşaİç-sömürgecilerin örnek alabilecekleri dâhiyane sistemler Siyo- masıdır ki. öncelikle çift hayvanıdır. çalışacak tarla. Alman İmparatonık oldu. Almanya'yı bu sütü bozuk adamların mahvetverilen Demir Haç olmak üzere. Hitşünmemekten. Aynı yılın Kasım'ında. Alman ordusunun iki kez yaralanmış. bir ev. fiyatların saat başı arttığı. çifte madalyalı 'gazi' onbaşısının politi- istifa etti. Niye Hitler diyeceksin? ğümüzden gelir! Çok affedersin. bu amaca eğitim sistemiyle ulaşılır. TürkiWeimar Cumhuriyeti sosyal demokratlarına.yışının ölçüsü. 1932'de sayısı altı milyonu aşkın işsizler or- . adını Milliyetçi Toplumcu Alman İşçileri Par- Almanya'da fırtına gibi esti. komünistlerine ve Yahudilere çıkarıldı. biz de yeriz! Bak. leridir (Hiç irkilme öyle! Siyonizm'in fikir babası Theodor Heriz. Çünkü. Tek Parti diktatörlüğünü rülmemiş bir enflasyonun. İşgallerin. Avrupalı bok yese. Almanya’da tiklerine inandılar. Vahdettin örneği. DM'ın el arabalarında taşındığı eşi gödusunun canından bezdirdiği Almanların. 1 Nisan 1920'de. Türkler dü-şün-mez-ler! Bizim başımıza en büyük belalar düTürkiye Cumhuriyeti’nin ilköğretiminden sorumlu Tonguç. bir adım ötesini görmemekten. ülkeyi Üçüncü Reich'a getirdi Naziler. buna rağmen aşağılık Versailles Antlaşması’nı imzalamak ye'de saraya ve İttihatçılara çıkarılan mağlubiyet faturası. çalışması için gerekli araçlar. birisi çok ender kaya atılması da aynı yıla rastladı. Batı çöplüğüne düşkünlüAlmanya'ya 1918 yılında gitti. Ordudan.

Endüstride. eğitim sistemimizi yeniden.. İleri öğretim olanakları belirli ko- . ama. elişi öğretmeni İlköğretim Müdürü'nün Mein olan kapsayacak şekilde düzenlemelidir. Böylelikle.beş yıl içinde yedi düvele meydan okuyan bir Almanya yarattı. fizik. ne yapar? Hele de eğitim sisteminde! Kaldı ki. kişiliklerini terbiye etmeleri. gömdüğü Polonyalı subayları bildikleri gibi biliyorlardı. ticarette ilerleme ancak ülkücü bir halkın varlığı ile mümkündür. Matematik. Kelkit başında hayale daldığı 1943 yılında. sıradan insanlar için yeterlidir. hemen hepsi İttihat Terakki ile bir biçimde akraba Türkiye 'entelijensiya'sı etkilenmez de. Nitekim 1934'te başa geçen Führer -yani. maddeci ben-merkezcilik değil. sosyal bilimleri temel almalıdır. yoktu. milletin muhafazası için her türlü teknik bilgiden daha önemli olan manevi güçleri kaybederiz. kimya gibi dersler önemli olmakla birlikte. parmaklaKampf’a öykünmesinde şaşılacak bir şey yoktur: 'Özetle. Halis Özden'in. öğrencinin temel öğretilerine aşina olacağı kadar değinen bir eğitim.' diyordu Adolf Hitler.varlığım Türk varlığına armağan olsun!" Hal böyle olunca. diyorum. Bu durum. Şef.denemekten başka çare görememiş olmalarında anlaşılmayacak bir şey kalp'ına kadar. dil- lerine dolamamışlardı. bir milletin eğitimini bu konular üzerine yapılandırmak tehlikelidir. öğrencilerin bedenlerini. irade gücü kazanmaları için zaman kalacaktır. ne yapar? Führer'in ışık tuttuğu yoldan ile alıp veremediği yoktu. okul saatleri kısalacak. Yunus Nadi'sinden Ziya Göyürümez de. teknolojide. feragat ve kişinin kendisini başkalarına adamasıyla gerçekleşebilir. Çeşitli konulara.. Stalin'in diri diri rını kıpırdatmadılar. 'Halk Devleti. Genel eğitim her zaman 'ülkü' doğrultusunda şekillenen. Türkiye'nin Almanya Müttefikler Yahudi soykırımını henüz dillerine dolamamışlardı.'" ". sadece mutlak gerekli nularda bunun ötesinde uzmanlaşmak isteyenler için sağlanmalıdır. Savaşı kazanıyor gibiydiler. Aksi takdirde. çünkü biliyorlardı.

'bizim' cumhuriyetimize yakışmıyordur. beş Kubilay değil. Büyüklerine ('egemen vatan için duraklamadan. millet yolunda azla yetinmek. Bunun da belkemiği.' pahasına önlemek.. ordularla Kubilay çıBurası korkunçtur! Bir yandan 'komünizmi önleyeceksin. ('Bu da daha sonra 'koyun' diye suç- yitirmeden sabırla beklemek. bürokrasi-aydın-üniversite ittifakına!') saygı. Öncelik tanıyoruz pratik bilgilere. seçmenlerinin de canı cehennemedir! Deniz Gezmiş düzenimizi tehdit edisi'nin cenazesinin kaybedilmiş. Bir İç Sömürgecilik Araş- olası bir yerel lideri! tırması' diye bir kitabı vardır. ortadan kaybedilmiştir. Zwrayk'ın. gerekirse canı karmak. Köye sapık fikirlerin girmesini. yasa tutsun tutmasın idam edilir. yurtülerimiz. Yahudilerin egemenliğe engel olabilecekleri duruma gelmelerini Anadolu'yu Saidi Nursi ile paylaşacak değillerdir. Aynı doğrultuda.. Menderes’in asılmış olmasına. Enstitülerde yeterince bilgi. Bu inancı bir an sınıflara. Bunu sağlamak için açılmıştır Köy Ensti- lerden yüksünmemek. 'Bir de bunu dinle: 'Türk köyü. "Şimdi bir de Yunus Nadi'yi dinle: 'Şehir çocuğuna gerekli öğretim dumuzun biricik dayanağı. Türk egemen sınıfları mek. bir yordur. Saidi Nuryönüyle de olsa 'hak' veren bir ruh halinin yerleştirilmesidir! Nekrofilya- . biricik güvenidir. bozulmamalıdır. müritlerinin canlan cehennemedir! Menderes. ana cevherindeki özellik. Daha da korkuncu. İsrail'in siyasi hedefinin. Arapları sindirönlemek için aldıkları tedbirleri anlatır. Bir Kubilay.başka. bunun tercümesi 'yoksulluğa gık çıkarmadan tahammüldür!' diyordu) hırsla savunulacak. köy çocuğuna başka. çalışmaya gidecekleri yer köy olduğu için tarım. uğradığı haksızlığı bile kutsal saymak. küçüklerine sevgi. töresel köyümüzün yüksek ahlaksal değerleri (Rodoplu. gözü kapalı ölmek! ('Buyurun. Geleneksel saflığı. Kore'ye!') Çilelamak için olmalı!') er geç düzeleceğine inanmak. öte yandan Elia T. Ne zaman bir lider belirmeye başlasa. meslek bilgisi veriyoruz. 'İsrail'deki Filistinliler. Bozulmamış köy çocukları alınacak. Daha da önemlisi.

Bunun için de. çağımız uygarlığının işlerini başarmaya daha yakın. egemen sınıfların yaşam biçiminin kılıcı kesilecek ajanlardır!" "Kim bu yazar?" dedim dehşetle. memleketi saadet yuvası haline getirecek hakiki işadamlarını yetiştirmek lâzımdır!' kıyametler kopardı!" Bu laflar Stalincilerin. ölü-seviciliğinin. hayata daha kuvvetli bağlarla 'Rejimi yarı aydınların (bunun tercümesi 'ufak ufak aymaya başla- bu kabil insanlardan cumhuriyeti besleyecek ve gürbüzleştirecek. 'devrimci' hareketin bu tuzağı görememiş olması! aradık biz! Türk solunun en büyük hatası bu oldu! Aynı hata hâlâ da devam ediyor! Bize ırkçılık jön Türklerle. " diyebildim. giderek toplumsal sado-mazoşizmin bu ülkeye nasıl 'evrensel haklılık' gibi bir haklılıktır bu! yerleştiğini görebiliyor musun? Siyonistlerin misyonuna kazandırılan Bak. yıllarca egemen sınıfları yanlış yerde İnsanı deli eden. köy kaynağından. kolayca manipüle edilebilinir ruh halini dayatan eğitim sisteAz önceki metin. 'dur. duyan kulağı. hükümetimizin gören gözü.. partimizin. acı acı. taze elemanı bol bol alarak ve onların karakterini bozmayacak müesseselerde yetiştirerek. lâzımdır. 'burjuvazi' lafzına takıldık. ne de Nursi'ye yer vardır! Aranılan. Sarıklı hocayla değil. öğretmenlerle geldi. faşizm İttihatçılarla girdi! Yerlileri miyle. Bahsedilen rejim elbette demokrasi değildir! Egemen sınıflar demokrasi- yanların') suikastından koruyacak tedbirleri almayı hiç ihmal etmemek bağlı. söyleyen dili olmak! Yetmez! Gerekirse rejimin çekilmiş kılıcı kesilmek! Rejim düşmanlarını tepelemek. 'Köyde devletimizin. tarikatlarla değil! (Taner Akçam!!! Neredesin?!!!) sindiren.. ye asla izin vermezler! Bu düzende ne Deniz'e. televizyonu göstererek! ." dedi Günay. İşte bu sonuçlara varabilmek için onları özel eğitimden geçirmek gerekiyor' diye devam eder. "CHP Genel Sekreteri!" "Şu.nın. hatta Türkçülerin ağızından çıkmış olsaydı "Deli etme beni! Kim bu adam?!!" "Mahmut Şevki Esendal. bekle' işareti yaptı Günay.

1940'larda Türkiye'de ortalama ömür "Bütün bunlar oluyordu ve iç-çevre Garip şiirler yazıyordu!" dedi. Ayda yılda hayvan nallatmaya gidenler de bu işi öğretmene gör düreceklerdi. breh. yerinde kalan köylü milleti yetiştirmektir". 'köyü istese de terk edemeyecek'teki anahtar kelime. Türk edebiyatına yıllar yılı meze olan müstebit amaç. o eseriyle bir de "Düşün şimdi. köylüler istemeseler de yürütecektik güzel güzel. Çok da iyi olurdu!' sın!" Bu türden bir açıklamayı. Menahem Begin'e bile yaptıramazGünay. Değişmesini durduramasak da geciktirirdik epey. yani. Gültepe'ye filan göçmeye kalkışırlarsa. insanları. arkadaşım? Daha da var. "köy ağalar"ına. "Ve sen bütün bu adamlardan iğrendiğim. inan. faşizmin en karanlık uygulamalarına taş çıkaracak bir tik. 'Ebedi Şef. "Bizim işimize" diyorlardı. resmi tarih. Biliyor musun. breh!" "Evet. Köylünün nahiyeden bile ayağını kesecekti bu enstitüler. 'Köyü değiştirmek gelmez bizim işimize. 'Tek Parti Roman Yarışması'. 'Ayaşlı ve Kiracıları'nın yazarı. Cumhuriyet Halk Partisi Roman Yarışması Ödülü!" "Breh. "Bizim ilköğretimle elde etmek istediğimiz Ama.ödül almış. Almanyaİtalya mihveri kazansaydı. en çok pratik okumuş. zalimlikle köleleştirmek. köylü milleti su koyverir de. ki bu 'biz'in kimler olduğunu biliyorduk. Çünkü. encümen yirmi yıla indirdi!" diye eseflenmişti Tonguç. 'Tek Parti'. istese de' kelimesi demişti. Modern teknikten mümkün mertebe uzak tutarak kendine yeterliliğini sürdürürdük bir zaman. Biz kanun tasarısında otuz yıl demiş- Günay'ın söylediğine göre. sadece 42 yıldı! "Yirmi yıl mecburi hizmeti var. toprağa bağlamaktı! yapılacak şey. bu düzenden sorumlu tutuğum için katı buluyorsun beni!" . resmi edebiyat! Bütün bunlar ne söylüyor. Düzenimiz bozulur.

" dedi. küçüğü kız. Koenig'in c-citizen . Haklıydı! 'Havzayı Fahime' hatırlıyordum. Bu durumda. Mesela. ne Filistin'de. pek de şaşmamak lâzımdı. çünkü. (Latife Tekin'e 'cinlerden bahsetti diye nasıl saldırdıklarını hatırlattı) hatim dualarına da yer yoktu. köylü Halis Özden. herhalde. bugün aynen Türkiye'de uygulanıyor. ne Afrika'da ('ne de Türkiye'de' demek istiyordu) sahici okullar yoktu. Bu ilkeleri okuyunca ürperiyor insan. Amaç. yoksulluğa. üniO argümanını biliyordum.hemşehri gibi hem-vatandaş-dedikleri İs- diplomasından birisi Robert Lisesi adaylığına. 'Türk ailesi' tablosunda." dedim. "Aslında. diğeri Fatih Belediyesi te- . "Çünkü. Türk maarifinin çizdiği. gül gibi isimlere yer olmadığı gibi. Zonguldak köylülerini "yerliler" için sahici okullar açtıklarının vaki olmadığını söylüyordu. Arap ve Yahudi öğrencilere eşit şartlar uygulanmasını getiriyordu." çocuğun kendi varlığını reddetmesi esası üzerine bina edildiğini söylüyordu. öncelikle Halis Özden diye biri olmadığını. TC mühürü ile tıpatıp aynı iki ilkokul "Bu işin özü zaten. Ne Hindistan'da. Arap öğrencileri 'eşitlik' adı altında tasfiye etmekti. Halis olsunlara. kuyulardan çıkan iyi saatte diktikleri bahçe içinde iki katlı evde oturan. Sömürgecilerin rail'de yaşayan Araplara uyguladığı bir eğitim planı. Sonra devam ediyor. bir tarih hatasından ibaret olduğunu öğrenecekti! Tıpkı. birinci madde." "Biliyorum.madene bağlayan. bursta. Başarılı oldu. sadece orada çalışmaya mecbur eden ünlü "Kömür Havzası" kanunu! Onun aklı hâlâ Köy Enstitülerindeydi. ince çoraplı anneleri olan. Çünkü. "Bak. Filistinlinin öğversiteye kabulde. Şükriye. büyüğü oğlan. süratle yok edilmesi gereken rendiği gibi. Türk eğitim sisteminin daha ilk günden. daha doğrusu 'ilkeleri' vardır. iki çocuklu. topuklu iskarpinli. piyano çalan.

üyeleri ve yöntemleri kimse taramutlaka egemen sınıfların 'asli hükümet'inin emrinde olacaktır.. Karar’larını hiçbir belge olmaksızın verir. kuracağı hükümet mutlaka ve nunlarda vazedilmeyen bir "hükümet"." diyordu. aradan kaçacak birkaç dikbaş akılsızı da Franbancı öğrenciler için geçerli 'master' programları nasılsa terbiye ederdi. uluslararası bir sergiye kim gidecek. ka"Başa hangi siyasi parti gelirse gelsin. kime ödül . bunu da yıllar yılı 'ilericilik' diye yutturur. gümüş takılı kolej mezunu kızlarla da!" En az 150 yıldır. basını. Enstitü- bilgilere. diye başlar. 'Genç Arapların beden altına alınması!' Kaldı ki. hariciyeyi. bir Fakir Baykurt acı verir bana! Utanırım!" "Şehir çocuğuna gerekli öğretim başka. ordu destekli bir "Batılı" aristokrasinin varlığından fından bilinmeyen bir "hükümet" oluşturmuşlardı. meslek bilgisi veriyoruz. sanat çevrelerinden dışişlerine. dolayısıyla siyaseti dolayısıyla Türkiye'nin gündemini yönlendiren. bir düşünce biçimidir. edebiyatı. örneğin." işçiliğine kolayca uyum sağlamaları ve zihinsel hadımlıklarının güvence "Öyle. 'yerlilerin' kaderlerini etkileyebilecek her konuşmalarla.mizlik işçiliğine yeterlidir. efendim. hayatı algılama biçimidir. ilahiyat fakültelerinden Yeşilçam'a. düzenin öz uzman aydınları. Amerika'nın ya- lerde yeterince bilgi. 'en bi Rodoplu. "Apoletli generallerle de gelir. üniversiteyi." Gizli hükümetin ajanları. blucinli ressamlarla da. neden olmasın? Bilir misin. Türkiye’de. Kapıcı çocukları kapıcı. 'oryantallere mahsus' doktora derecesi.. şoför çocukları şoför olur. 'gizli' basına. üniversitelerden kuruluşa yayılmışlardı." Omuzlarını silkti. Öncelik tanıyoruz pratik devrimci' yazarların Köy Enstitülerine anıtlar dikerlerse. "Faşizm. sanatı. Günay. "Korkunç bir şey bu!" sa'nın. siyasi partilere kadar. Bu aristokrasiyi oluşturan egemen sınıflar. Koenig. amacını açık açık söylüyordu. söz ediyordu. köy çocuğuna başka.

Hügonot asıllı Alman. Onun oğlu Nâzım Hikmet. Mustafa Celaleddin Paşa. Celile Hanım'ın oğlu. 1941! Sonra. vali. bağlantıları günümüze kadar getiren notlar düşmüştü: Nâzım Hikmet." dedi. TDK başkanı. Nâzım Hikmet. Franyük teyze oğlu.verilecek. muhtelif yerlerde -Konya... Leipzig üniversiteleri ile 'İstanbullu Mehmet Nâzım Paşa (1840-1926) Selanik'in son valisi. malum. "egemen sınıflar ve öz uzman aydınları hegeyazar. Hamburg oğlu Celalettin Ezine (1901-1972) Heidelberg. beş tane eseri var. onun kızı ressam Celile Hanım. pek modern bir sütçülük müessesesi kuruyor. onun oğlu İmparatorluk’u temsil eder. Müşir Mehmet Ali Paşa. Kızı (sayılmaz!) kızının Paris Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu. İşletme avukatı.. Onun damadı Ferit İsmail Fazıl Paşa (1856-1921). Tekrar. sonradan 'özel teşebbüse' atılıyor. 'domestik MİT arşivi' diye alay ettiği kar- Konsolosu. Oktay Rifat (1914 doğumlu). Paris Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu. St. Samih Rıfat (1874-1932) Maarif Telif ve Tercüme Âzası. Cumhuriyet Gazetesi yazarı. Hikmet Bey." Burada bir çizgi çizilmişti. Memleketi sattığı gerekçesiyle daha sonra Ali Fuat Cebesoy (1883-1968). 1910 Galatasaray. Nâzım Hikmet’in teyze oğlu. bir gün. 1945!) Avrupa kaynıyor! "Fransız gerçeküstü şairlerinin etkisinde kalarak! Garip! Oktay Rifat. kim konuşturacak. Magdeburglu. Devlet Demir Yolları I. Enver Paşa. Oğlu.. Borjenski. Trabzonnay. Hukuk Fakültesi devletler hukuku doçenti. Şimdi. kim alkışlanacak. Polonyalı Gagavuz. 'Hareket Ordusu'nu Selanik'ten İstanbul'un kapısına kadar getiren' sa. Osmanlı İmparatorluğu’nu dağıtan 1878 Berlin Anlaşması'nda Nafıa Nazırı Aleksandros Karatodori ile birlikte linç edilir. torunu. Mehmet Ali Aybar. "Mesela. Kari de Troi ailesinden. Garip! (ilk basım. Sonra. monyasına ne kadar iyi bir örnek!" toteksten bir kart çekerek. Matbuat Müdürü. Oğlu. İttihatçıların İzmir Valisi Rahmi Bey. dede mesleğine rücu Basın Yayın Genel Müdürlüğü. bak. kim yokmuş gibi davranılacak türünden binlerce işe ilişkin düzenlemeler yaparlardı. Nâzım Hikmet'in öteki büHüseyin Hüsnü Paşa. Joseph mezunu. Gü- .

MEB Tercüme Bürosu. buna eğitim denmez. Orhan Veli (Babası. iktisatçı olamıyorsa. aynı ailede birden fazla soyadı olduğu için ancak rastladığı zaman kayıt düşebildiğini söyledi. çünkü. Kardeş. Türkiye'nin en iddialı üniversitesinin mezunu. Şafak Özden'e bak!" Yüzden fazla kart vardı.. MEB Yayım Müdürlüğü -dikkat! Köy Enstitüleri!. 'Çayırtepe' İlkokulu'na tayin etmek zorunda kalırsın! likle sonuçlanır. Nitekim. Cumhuriyet yazarlığı. Köy Enstitüsü mezunu Halis Özden'in oğlu. Yüksek Jeoloji Mühendisi Suat. dur daha bitmedi. 'Bu çalışmalarda milliyetçilikle uğraşmak için zaman . eğitim vereyim derken ipin ucu kaçar. egemen sınıfların öngörmedikleri bir düzeysiz"Ne ki. Adnan Veli Kanık) . Yönetim Kurulu üyeliği. Amerikalı akranından otuz yıl gerideyse. m.. m.. Başbakanlık arşivlerini yabancılara teslim tabakasını şistten ayıramıyorsa buna eğitim denmez! ediyorsan.. Güllü? Simavilere bak!.. TRT Roman Başarı Ödülü 1970. Sedat Simavi Ödülü 1980. Adam Sanatın ba- çalışabileceğini.TRT Ödülü. marn Ama. Halis oğlu Şafak. Sedat Simavi Edebiyat Belçika eğitimli. Nâzım'ın üvey Oğlu. bir de. bir Halis Özden'i eninde sonunda İstanbul'a. daha kolay Orkestrası şefi! Galatasaraylı. başarısızlık oranı ise daha yüksektir!' Türkiye'yi hatırlatan bir şeyler yok mu?" Donmuş kalmış gibiydim. Uzantılar Memet Fuat.(TDK Ödülü 1970. Reisicumhur Armoni şında. 'öğrencilerin teknik Böyle başlayan kötüleme. Mikado'nun Çöpleri). TRT Ödülü 1970. İktisat Fakültesi'nden mezun olup. dir. Devlet Tiyatrosu'nda oyunlar. 1978. Soyadı Kanunu çıkmamış olsaydı. Neden. Kadınlar Arasında) Melih Cevdet Anday (1915. buna eğitim denmez! Bırak bilgisayarı. iç-sömürgecilik ters de teper! Köylülere onlara yetecek kadar mesleklere. fiziki ve tabii bilimlere yönelmeleri teşvik edilmelidir' maddesiayırmak zor. Devlet Tiyatrosu'nda oyunlar. Koenig'in ikinci maddesi. Osmanlıca bile öğretemeyip.

üst baş. Sözü geçen adam olacağız. 'lise ve üniversite öğrencileri arasın"Ne fark eder ki?!" dedi Günay. Bak üçüncü madde. "Hadi. tokat yiyeceğine." demiş. Rodoplu. miş gibi yapma ile plânlı faşizm aynı kapıya çıkar. tersine. izimize basarak gelirler götürdüğümüz yere!" Zaman onu haklı çıkarmış. maları' da bundandı." dedi. Anladı.' Yurtdışında okuyan Türk öğrenci sayısına bak. Sözümüzü ikiletmezler. Ya da faşizm böyle ortamlarda yeşerir. kötü mü? Efendi giyim. "Bugünkü 'irtica' kavgasının altında Rumeli kökenli ge- zenginlerin iktidar kavgasının yattığının farkında değil misin? Bu defa da edilmelidir. mezunların daki çeşitli kışkırtıcılara karşı sert önlemler alınmalıdır. Anadolu sermayesinin palazlandırdığı yeni kabakçılar kendi öz uzman aydınlarını yaratacaklar. bürokratizm demokratizme galip gelmişti. biri Cumhuriyetten biri de Milliyetten iki ünlü gazeteci ve eşleri ile "Onun için mi?" diye sordum.sörü. "Okuttuklarımız Daha da korkutucu olanı. Her zamanki konular. konuşuluyordu. Günay. 163. geri dönmeleri ve döndükleri zamanki durumlarını zorlaştıran bir politika ile dış göç teşvik "Evet. askerde subay olacağız! Tokat atacaksın. aylıkçı olup bize katılmaya çabalıyor. sahiplenmeme. canım!" demişti Esendal. tabii. milletin buz gibi bakışlarına leneksel egemen sınıflarla. imam hatip okullarının sayısına ge- lince. "Geçiştirme. Söz. "Her şerde bir hayır vardır. köyden harçlık bekleyeceğine. Elektriği on beş yaşında görmüş delikanlıların sakal salıp 'entel takılkavga aramıyor. 'öğrencilerin yurtdışına çıkmaları kolaylaştırılırken. dönüp dolaşıp. Alman Yahudi’siydi. 'Öğretmen olacağız. Aylık alacaksın. Mülkiyeliler Birliği'nde biri SBF profe- yediğimiz yemeği hatırlamıştım. irtica. Koenig. madde hedef olmuştu. Fikir babamız ortaktır da!" hızla Tonguçlaşmaları.'" Bütün bunların plânlanmış olduğuna inanamıyordum! istihdamına bak! Dördüncü madde. Şafak'ın babasının CHP bürokrasisinin sadık neferi olduğunu hatırlattı. amansız bir sınıf atlama gayreti içine girmeleriydi. böylesi bir eğitim sisteminden geçenlerin .

boyalı şeker sergilerinin lan kara yazmalar gibi. Ertesi gün olup başka kamyonlar gelinceye kadar! Öyle de buşonlara. "En az iki asırdır. İçim sızlı- ruyoruz! Gün geçmiyor ki. feminizmden Madonna yamalarına kadar! Öyle gücüme gidiyor ki! güzel çöpler ki! Neler neler yok içlerinde! Bilgisayarlardan elektrikli tirBir tarafta. Kasabanın tek katlı kerpiç evlerine. hep yutturdular!" diye söylendi. 1940'ların Gümüşhane kasabasını düşünüyorum. bu evlerin üstüne sıvayarak meydanda dolaştırıyordu. eriğinden yapılmış. ama dediğim gibi. meyve süprüntüleriyle kaplıydı. Başını üzgün üzgün salladı. eşek benzeyen sarı bulama. elini ağzına götürdü. tepemizden ta- yor. İstanbul’a seslendi. Şafak'ın bembeyaz saçlı babasını görüyorum. çürük sebze. felsefe kırıntılarından ulvi çevreciliğe. o Gümüşhane ki. dutkurusu. "Memleketi gerzekler gettosuna döndürdüler!" çesine döndü. tevekkül "Hep yutturdular. "Varsa bile 'bir adam'ın hiçbir işe yaramadığını hâlâ öğrenemedin işe yarar bir şeyler bulmak umuduyla Batı'nın çöplüğünü karıştırıp duze çöpler boşaltmasın! O zaman bir telaş yeni dökülenlere koşuyor. mişti! Hayvan pislikleri. Köy Enstitüleri felsefesinin "bütün vahşetiyle" yaşadığını söy"Söyleme böyle! Türkiye'de hiç mi adam kalmadı!?" Maydanoz bah- mi? Bu 'sisi' yarıp kim çıkacak? 2000'e çeyrek var ve hâlâ dalga geçiyoiçermeyen bir umutsuzluktu bu. sanki kendiliğinden değil. manda gönüne benzeyen karapestil. onları eşeliyoruz. Karışıklığı. kirli çamura '46 seçimlerinde Demokrat Parti'ye teşkilat kuracak beş adam vermeRüzgâr bunların kurularını. arada bir kalkıp sonra gene her şeyi kapkara örtraşarak yapılmıştı. pisliği.lüyordu. bayat leblebi. ruz!" "Or'da kimse var mı? Heey!" Günay. Derin bir umutsuzluk içinde gibiydi. toz anaforlarıyla bura bura kaldırıyor. damperli kamyonlar yaklaşıp. insan aklıyla uğ- . Karasinekler rüzgârla savrumekteydi.

Neredeyse her şeyi üstüne bol benzin dökülmüş gibi tozlu yollarda açlıktan. meydanı dolduran kadınlı erkekli kalabalığın durgun mutsuzluğuna. pürnak nesnel olarak algılayamaz olduklarını. uçsuz bucaksız lattığı kadar iyi anlatamaz. sayısız eşkıya pusularını. uyuz eşeklerin. eşek kadar atların. 'vahşi' yerlileri ıslah ediyor "On dokuzuncu yüzyıl sömürgeciliği uygarlaştırma misyonu şeklinde Rodoplu. toplumsal sado-mazoşizmin yerleştiği toplumların dünyayı olmaktan gururluydular. sayısız kurbanlar vere vere aşıp bugüne ancak yedi yüz yılda ulaşacaktı. bir daha hiç gibi kurutmuştu. engizisyon zindanlarını. Avrupalı düşünürlerin 'bilimsel' olmalarından kaynaklanan 'üstünlük' iddialarına şüpheyle bakmaya başladıkları yıllardır. Ancak. "Bir yanda yalınayak başıkabak "Hiç kimse 43’ün Gümüşhane'sini. Bilimselliğin insanoğlunun sorunlarını çözeceğine inançları tamdı.kararmış kiremitlerine. Yalnız Halis Özden değil. çıplak gökyüzünün bütün maviliğini. İkinci Dünya Harbi ve izleyen kıyım 'bilimkin bir bıçak olduğunu gösterdi. bütün bu dünya." Metni bir yerden hatırladığımı söyledim. Kızgın güneş. teknolojinin iki kenarı kes- . taundan kırılarak. Türkiye'nin dünyadaki gelişimlerin sürgit gerisinde kalmasının nedeninin de bu patolojiden kaynaklandığını söylüyordu. susuyor öyle!" görsen! İspanya İç Savaşı'na katılmış bir eski tüfek bilgiçliğiyle. hayvanları. odundan oyulmuş yamalı kağnıların hantallığına uygundu. tam tersine. 1940'lar. insanları. bir haklıcılıkla açıklanıyordu. kötü mü? zavallılığı! Öte yanda babasının Köy Enstitüsü diplomasını SHP'liler nezdinde bir tavsiye mektubu gibi kullanan Şafak! Beş vakit namazında ihtiyarı bir hoşgörü. her şeyi. kav çökmüş öküzlerin. her şeye kadir fiziki sellik'in vahşeti önleyemediğini. Kemal Tahir'in Kastamonu’yu an- Halis Özden’in özlemlerinin sözü geçen adam olacağız. Avrupalılar. güçsüzlükten geri vermeyecekmiş gibi sıyırıp almış. Philipp Frank gibi. parlatacaktı. canım!" dedi. güldü.

İlkeldir. diğer alanlarda barbar. bilimin. 1930'ların liberal devlet adamları hiç değilse Freud hazırlıklı olurlardı. ama 'bilimin yetersizliği' saptaçok Batılı. Bu arada bir de çok ciddi korku gelişti. Avrupa medeniyetinin. uygarlığın gözü önünde güçlenen naturmensch’dir diyorlar. Sanayi Devrimi'nin palazlandığı 'yığınları' ıslah edememiş olduğuna karar verildi. izleyecek faşist çılgınlığa karşı daha bir Suat'a anlatıp anlatıp da anlatamadığı 'Bunalım Çağı'ndan bahsedi- . 'insan.' diyorlardı Sonuçta. bilimin sağladığı gücün. Marksistler toplum sistemlerini bilime dayandırdıkları iddiasını henüz sürdürüyor. farkında bile mimizin merkezi olmaktan çıkmıştır' diye yakınıyordu. ve Ortega'yı okumuş olsalardı. bilim adamlarına uzmanlık alanlarında üstat. doğası itibariyle akılcı olmayıp. Örne- ellerine geçeceğinden korkmaya başladılar. özensiz ve cahil adamların gerçeği göremediği için alay ediyorlardı. 'Dünyanın güneş sisteminin merkezi olmaktan çıkması gibi. ama onları var eden ilkelerin farkında değildir. akılcı. 'eğitimli mankafalar' diye isim taktı. Bugün Avrupa'ya egemen olan ilkel adam. 'kokuşmuş Batı' ile ması yine de tuttu. Gasset. Deniyor ki. Batılılar. psikolojik ve kültürel akılcılıktan nasibini almamış ada' diye bir kavram ortaya çıktı. Ortega y." yordu. çünkü 'onu türümüzün geleneksel kül- türüyle eğitmeye vakit bulamadık.bilimlerin insanoğlunun büyük sorunlarını çözeceğine inanan adamlar etkinliklerini bütünüyle yitirmemişlerdi. bilim adamlarını acı acı eleştirmeye başladı. 'Naturmensch' ya da akılcılıktan. Huxley bir takım deneylerin budalalığını hicvediyordu. Maq Lerner. doğru-düşünen insan da bizim düşünce sistena körükle gidiyor. Bilim adamları ve filozoflar da dâhil olmak üzere pek ğin. Freud'cular yangıolmadığı hayvansal içgüdülerinin etkisi altında kalan anti-sosyal bir yaratıktır. bilim hüviyetiyle bize gerçeğin bütününü asla veremeyeceğini düşünmeye.' İyi mi? Bu naturmensch fiziki uygarlığın bütün avadanlıklarına sahip.

yere göğe koyamadığımız Mareşal Fevzi Çakmak. Alaman elçilik müsteşarıyla. aldın mı subayları. bir yandan atom bombasından 819 satirli bela. alttan tank yüklenip dağıtacak. dokuma tezgâhlarının on binleri aştığını "1940'ların Avrupalısı. gözü- . mutluluğunuzu bilin!' diye başını yumrukladı! 'Köyü değiştirecek her davranış tehlikelidir!' yor. teknik denilen rezilliğin önce ordulara bulaşması. Everhart geldi. Şimdi. Hele şim- di! Yukardan uçak. grafiklerde görünce herifin gözleri yaşardı.yüksek taramalı katot ışınlı televizyon alıcılarına. Alaman milleti gereğinden fazla okutulduğu için Hitler yakınırken. haberleşmesi okumuş adam istiyor. öte yandan bilim denilen kutsal inek'ten yakınıyordu! Güzel. yedek parçası. Bunlar belimi bükmese. Yani silah almazsan yenilirsin. kağnının 'üstünden aldığım herif. öyle mi?" "Tabii! 'Ne çare. 'Ah. Kaliforniyalı Profesör. 'Ah. bir hafta aklını başına toplayamaz. bakımı. çağı yakaladılar sanki! Yahu. yarmadan içeri. bak. ama çöplerini nereye dökecekti dersin? Vekâleti'nin sergisini geziyorduk geçenlerde. insanoğlunun teknik yüzünden kaybettiği mutluluğu sapasağlam bulunca. anlatıyor. ne diyor biliyor musun? Bizim gerzekler pek memnun oluyorlar! Batı'da kan gövdeyi götürü'O herifler gâvur akıllarıyla biliyorlar da. ben bilmiyor muyum? Asıl Tabii. ben Köy Enstitülerinin lafını mı ettiririm o zibidilere!"' "Onları da kapatacakmış. teknik geri tepti ya. penisilin G'ye kadar keşfeder. Bunlar uydurma değil. geliştirirken. Bunun akaryakıt ikmali. taşıt tutmasından iki saat kusar. Üç gün yatar. efendim. 'iktisat Köylere dağıttığımız çıkrıkların. sekonder radardan. safiyeti bozulmamış Anadolu köylerini dolaştı. erleri ister istemez eğiteceksin. kamyonla yarım saat gitse. Halinize şükredin' diye yandı. Türkiye'ye. Esendal efendi. makineye bindirilmiş birlikler dalacak! Günde yüz kilometre ilerleyecek. kafa! Yitirdiğimiz cennet budur! Aman sıkı tutun. eski çağlar! Makine bizi berbat etti. Arkadan. manevraların verdiği sonuçlar. yakıldı.

Tabii. tekniği insanoğlunun hizmetine vermeyi beGaribim Halis Özden. 'Geri tepen teknik değil. ne liberallikleri sahici değildir! önerdikleri hiçbir sisteme güvenilmez! Ne demokratlıkları. yahu?' demeyen Yalçın Küçük’ten. sosyalizmin farkına varamayan jön Türklerden. ne sosyalistğildi. Onlar gibi kağnıdan yaylıya. Edward Said'in farkına varmayan milliyetçi Kültür Bakanımız Ali Naili Erdem'e. Aliağa'yı özelleştirip . Hitler'in doğduğu Braunau kasabasının yüzelli kilometre batısında Ettlingen öğretmen okulunda öğrenci olup da. faşist yet bankası kapılarını açarken 'neler oluyor. seksenli yıllarda hızlanan sosyal kapitalizm akımını. yani kadınları gören Yahya Kemal'e. New York'ta ilk Sov- testileri. bir Allah'ın 'aydın'ı çıkıp. Ya bizim gibi kağnıdan uçağa atlamak isteyenlerin başına neler gelir? İlerde bu belaya bulaşacaksak bile mümkün mertebe geç buluşmalıyız. silahlı silahsız bürokratınla iktidarsın.müze ne göründü. kudurduk mu biz?' diyor adam! Çaresi de var. Esendal'ın Özden'i naturmensch edip kısırlaştırması gibi. "yıllar yılı Avrupa'dan ahkâm kesip. ondan da otomobile geçerek. yaylıdan buhar kazanlı demir tekerleğe.' cak iğdiş etme faaliyetine Batılıların dilinden bir gerekçe bulunuyor! Neden iğreniyorum bu egemen sınıflardan şimdi anlıyor musun? Bunların likleri. Çünkü teknik geri tepti. 1975'te. yükselmenin farkına varmayan Tonguç’a. Paris’te göre göre 'üryan kahramanlar' dediği erkeklerin sardıkları 'tüllerle örtülü sebular'ı. Allah'ın belası ahmak!' diyemiyor! Garip şiirler yazıyorlar ya dostlarımız!" Bu terimlerde ifade ettiği zaman. ne sosyal demokratlıkları. sanayi devriminin palazlandırdıklarından deKöy Enstitülerinin öğrencilerini ne yapıp edip ortaçağ köylüsü tuta- ceremeyen Batı kültürü! Hem dersini bilmezsin. yani yiin usaresini' ararken Jean Paul-Sartre'ı kaçıran Yakup Kadri’den. Homeros'ta 'cihanı beda1918'de Almanya’da. 'Batı 'da kan gövdeyi götürüyor. fiziki uygarlığın avadanlıklarından hiç nasibini almamıştı ama naturmensch oluvermişti işte. hem de topunla tüfeğinle.

'içsömürgeciliğin kurbanı' şafak Özden. Bir masa etrafında "Koca ulusu. ortada karışık ızgara.' demişti. masada ezme. düşünüyorum da. değil mi?" on üç kişiydiler. Rodoplu'nun. kırgın değilim!. Asena'ya güller sunduğunu görmedi diye şükrederken. cinnet geçirsem yeri. marul. leklerinin yukarı kıvrılmış yakaları. dedi. dudaklarını örten bıyıkları ortalama iki santim. 'Ich bin nich böse. meine liebe!' kırgın değiAuschwitz ya da her neyse. "Üst üste yığılı bedenler bizimkilerin bedenleri sanki!" Öteki dünağzı açık ayran budalalarına çeviren. Esmer. 'düzenin aydınları'nın Çayırtepelileri iğfal etmelerini kolaylaştıracaktı! Günay. bir toplama kampına girmiş gibi oluyorum!" yadan geliyormuş gibi bir sesle konuşuyordu. Halkçılığın yerine pespaye bir halk dalkavukluğu koyar. birlikte yemek yediği SHP delegelerine gitti. üç partili. beyazpeynir. Bergen. yoksul bölgelerden geldiler. "Ya biz. buydu! "Faşizmin entelijensiyaya taham- böse. 'leh bin nicht ülkenin yerlilerine yapılanları düşündüğümde. Şafak'ın. münevveri 'aydın'a indirger! Sıradanlığı bayağılığı yüceltir. 'tatlısu muhalifleri' dediği. ya onlar!" dediği.peşkeş çekmekten ibaret belleyen ‘gabi’liğe" duyduğu nefreti anlamamak mümkün değildi. Ölmeden önceki sözünü hatırlıyorum. kerhen giyilmiş frenkgömAklı. 'Çayırtepe Günleri' düzenleyecek. "Yani. çoğunlukla lacivert. belki de lim. asgari ikisinin saçları boyalı. tabii! mülü yoktur! Entelektüeli. ucuz takım elbiseleri. Negative selection'u yerleştirir!" (Bir iki yıl sonra. 'entel'e. rakı göbekleri yaşlarıyla orantılı. incir çekirdeğini doldurmayacak şeylerle gün geçiştiren. Burada bir düzen kurdu"Anadolu'nun benim geldiğim gibi köylerinden gelen insanlar. somişti Şafak. sevgilim! "Bu biliyordu diyorum." de- . ülkeyi gerzekler gettosuna dönüştüren iğdiş edilme faaliyetinin elleri kelepçeli tanığıyım sanki! Titremek ne kelime. ilk fırsatta çıkarılıp atılacağı belli kravatları. şimdi. on ğumuş ve sert.

Serteller Sorbonne'da. lombia'da 'okuyorlardı! Yurtoğlu kanser eşini ameliyat ettirebilmek için dikiş makinesini (45 lira). başını okşamıştı Günay’ın. ben çok su taşıdım eve. Hepimiz onun için politika yapıyoruz. seviyorsun! Ben biliyorum!" zaltına alındım. Yüzbaşı Selahattin'ler cephelerde paramparça olurken. Eyüboğlu Dijon. suların aktığı bir beldede yaşayabilmeleri için politika yapıyorum. Aç kal- Rodoplu'nun sınıfına duyduğu öfkenin onunla ilgisi olmadığını an- Günay. Paris'te. mahcup olmuş gibi güldü. "Yine kravatlılar!" dedi. 1977'de ilçe gençlik kolu yönetim kurulu üyeliği yapteriydim. yok İnönü!" latmak istermiş gibi uzanmış. "Böyle daha yakışıklısın!" "Seviyorsun. Ne oldu? Yine kravatlılar geldi oturdu başımıza. radyo pikap (190-200 lira). "Sen beni sevdiğin için öyle görüyorsun. daha rahat ve daha mutlu. dürbün (30 lira) ve 'Kravatlıları' ve genç adamın ne kadar haklı olduğunu düşünüyordu Co- . "Ben kravat takmaktan nefret ediyorum!" Rodoplu'nun duralamasına izin vermedi. Kurucu sekreparti görevlisiydim. Yok. Erhat Brüksel'de. Lyon. 79'da ana kademe yönetim kurulu için seçime girdim kaybettim. İnsanlarla ilişkilerimi sürdürdüm. Bu düzeni daha ileriye götürebilmek için." "Takma!" dedi Günay. yoksul insanların. işsiz kaldım. bu insanların daha sağlıklı bir yaşam biçimi içerisinde yürüyebilmelerini sağlamak için politika yapıyorum. Kapatılana kadar kurucu sekreterliğini yaptım. ların. Suç bulamadılar. 1978'de ilçe gençlik kolu sekreteriydim. 12 Eylül'de gödım. Çünkü. Yaşımı büyüterek girdim Gençlik Kolları'na. Halk Evi'ni kurdum. 1970'te Cumhuriyet Halk Partisi'ne girdiğimde yaşım tutmuyordu. Aydın Güven Gürkan.lar. dava açılmadı ama sürüldüm. Yine de politik mücadelemi bırakmadım. Girdiğim günden '80'e kadar mahallemin değişmez tım. hiç değilse sokak lamÇocukların kuyudan su çekmelerini istemiyorum. Bu ülkede ezilen insanbaları yanan bir beldede yaşayabilmeleri.

üçüncü kuşak jön TürkNe demek istediğini söylemeden anlamış olması mutlu etti Günay'ı. suları buz. kravatlılar takımındandılar. gettosuna dönüştüren müstebit malumat istifçileri aynı takımdan. SHP'den başka gidecek yeri yoktu Şafak Özden'in. Cemler. Yüzbaşı Selahattin'in Romanı'nı. Bülbül köy Lisesi diploması. Tortul dik rampalı. Türkiye'yi gerzekler çı'lardı. Günay. " "Kuzey Anadolu Dağları kıyı sıralarının Trabzon-Gümüşhane kesi- . "halk"Senin yerin yanlış. ('Burada da iğrenç bir şey vardır. o Selçuk. canım!" dedi Şafak. Maçka tırmanır. hiç temsil edilmedi ki! Kendi diliyle konuşmadı ki!" minde yer alır. değil mi?) Ama Serteller oradaydılar çünkü Larousse'u çevirecek Fransızcayı bilenlerle. Yurtoğlu'nun hatıratından aldı bölümleri sansür etmekten utanmamıştır! Çünkü.025 metre tutar. 2. Ve pek sayın yazarımız. nedense diğer şeylerde ve sansür etti! O hatıratın gerisinde. "Olur mu." diye fısıldadı. ama aleyhtedir.yatak takımını (15-20 lira) satarken bunlar başköşelere kurulmuşlardı bile! Meydan Larousse'da Selahattin Yurtoğlu'nun adına rastlanmazdı. Konuştuğunda bambaşka bir telden çalıyordu. ünlü Zigana Geçidi. İktisadi Ticari İlimler Akademisi mezuniyetiyle... Ve onlar "bütün zamanlar"ın yöneticileri. sert virajlı iner de iner artık. neşeyle. Ama haklıydı. Şafak'a. 'Biliyor musun. leri'nin incelikli müdavimleri. İlhan kin dünya kadar bilgi vardır. Atatürk'ü eleştirmeye kalkınca 'yanlışlık' yapıyordur! Ne küstahlık. çevresine iliş'doğru' olduğuna inanılan Yurtoğlu. "Bilmez olur muyum?" "Ziganaları bilir misin?" diye sormuştu Şafak'a. Trabzon. Kavalalar. birkaç dilde dilbaz. bana. etekleri elma. Pamuklarla baş edemeyeceğini düşünüyordu. Sinema Günler.' demişti. yüzbaşının Atatürk'e. "O da benim gibi. Dorukları çam.

eskir. ama kendisini alamıyordu "Hadi. yağmur bekle! Sadakati güvence altına alkirlenmesinden boğul. Şafak hayretle. Şafak Özden'in bütün bunlardan ne anlamış olduğunu merak ediyorinsansız dağların sükûnetinin yaraları sarıcı bir etkisi olduğu yadsına- fikir için çarpışır. kaynayan dünyayı arkada. zekâ tokuşturan bir Makyavel'den daha çok keyif almak. Yani. Avlanmaya kurgulanmış insanoğlu için. elinde konyak kadehi. kuşaklar yorucahil köylülerle sohbet etmekten. yazılı tarihten bu yana şehir hayatının zalim kavgacılığından. pek de inanmayarak dinlemişti. canım sen de!" dedi Şafak. mak için rüşvet. İsa ile Hazreti Mucilerle dünya nimetleri ululayanlar arasında gider gelir insanoğlu!" hammedi!. Biliyor musun. yani endüstrileş. çevre maz. lâzım anlaşılan! Biz işimize bakalım!" Pastoral romantizme kaptırdığını biliyor. bilgiden çok ülkü üzerine yapılanılır! Rousseau ile Voltaire. Lao Tze ya da Aziz Fransis ile kırlara açılmak. "Köy şiiri yazmak için kentli olmak "O kadar haklısın ki! Doğaya dönüş özleminin garip bir kendini kan- dırmaca olduğunu düşünürüm hep. Yaşamı bir Budist asgarisine indirmekte erdem bulan perhizdum doğrusu! Ama ciddiyetle dinlenmiş olmalıydı ki. karmaşasından. 'ne halleri varsa görsünler' diyerek bırakmak ya da 'malusında gelir gider insanoğlu!" mat'ı ululamak. Rousseau. fabrikaya tıkıl ve robotlaş! Yine de. sanayi kadar 'gayri-tabii'dir. aceleciliğinden yakınan şiirler yazılır? Kırsal yaşamın asude coşkusu dile getirilirken. ıssız vadilerin. "Bir ya da birkaç kuşak bir lur. Lao Tze ile Konfüçyüs. yani baraj ver. şömine önünde. küçüklerine düşüncelerinin ancak bir cüzünü bırakırlar. yani gübre. o fikir konjonktürünü tamamlar. tarım da. hayvanlarla dost olmak. Hemen her zaman nankör bir toprağı belle. şehir yaşamını uygarlığın temeli bellemek! İkisinin ara- . fikirlerin de insanlar gibi ömürleri olduğunu anlattı Rodoplu. son tahlilde.Günay. Yirmi yılda yirmi gün gitmemişti Gümüşhane'ye.

ama öyle bir kelimelendirmişti ki! "Neye?" "Bütün bunları bırak Ziganalar'a dön." "Getireyim. Ziya Bar'ı hatırlayarak." dedi Şafak. "Onları da getir. ama hepsinden öte akıl ve iyi niyet lâzımdı ki. ne diyeceğim. sömürgecilere karşı halk ayaklanması! Üstelik demokratik yolla! Olmayacak bir şey olmadığını düşünüyordu. Sen onları tanımadın daha. bir aşk ro"Yazıyorum. Günay Rodoplu." manı yazsana!" Yeşil elma kokulu Şafak Özden. Kırları seviyorum. Öyle dinleniyorum ki. "Lüks yerlere. "Bir gün gidelim. sanki halk ayaklanmasıydı. bayılıyorum onlara. boynuna sokulmuş serin burna bir öpücük kondurdu. hayatım. faşizme. Lokantalara. Para lâzımdı." kırlarda! Hani o Kilyos civarındaki kır lokantaları var ya. "Alsınlar. Şafak. anasını satayım!" Altmış yılda aydınlar devletinin Türkiye'yi getirdiği yer belliydi! Osmanlının yasağı üç gün! Kaldı ki. "Ben de severim." Okuyan köylü çocuğu ne ister? Köyden kurtulmak! Özdenler kurtulmuşlardı işte! Ve şimdi İstanbul'daydılar. "yazıyorum!" . ya!" diyerek sarıldı. öçlerini alacaklardı." daha sıkı sardı. istersen!" demek istiyordu. "Bir akşam yemeğe getirsene ortağını?" "Benim iki tane ortağım daha var. "Biliyor musun. hâlâ öyleyim." dedi Günay. plân lâzımdı. köylü tutmamıştı enstitü işini. bunların hakkından gelebilirlerdi! "Sana para lâzım!" diye mırıldandı. "Bak. "Değel mi. Bir türlü alışamadım. örgüt lâzımdı. kendin pişir kendin ye." dedi Rodoplu. ha?" "Tabii.

sinsilik değilse bile. hayır. Bu adamı hiçbir zaman gerçekten rında olmalıydı. örtülülük izlenimi verdi. Hırslı. Yüzünü aniden kapsayabilen sıcaklığa rağmen. güçlü yapısı. dördüncü ortakları.III Misafirleri gülleri ile geldiklerinde sofrası ve kendisi hazırdı. "Fatih" burnu. dökülen saçlarının kazandırdığı geniş alnı ve gür bıyıkları ile Erzurum Dadaş'ının somut bir biçimlendirmesiydi Çiçek. Daha erkeksi. Onur Oflu gelememişti. "Şiran gibi mi?" "Yo. konuşur- tanıyamayacağını düşündüğümü hatırlıyorum." diyerek gülmeye başladı. Günay'a. Uzun boyu. gözlerini kaçırma eğilimi. Dikkatini milletvekili adayı Erol Çiçek üzerinde yoğunlaştırdı. Duran'ı tanıyordu. . Kırk civaken.

Duran. başlayalım. Yani. temiz çarşaflı bir yere gidip. ısıttığı yorganın altına giriverecektim! İyi mi? Onları kıskanıyordum. sonra darmadağın olacak sofrayı topladıklarını. onlar da. o da eğer istersem. devinim yeniden başlayıncaya kadar dinlendirilmenin nasıl bir şey olduğunu merak etmişimdir. kısa ve kıvırcık bir peruk taktım! Az şıkları yıkadıklarını hayal ettim. sahici yaşamlarını asla paylaşamazdım! İşte! Kendimizi kandırıp. herhalde. Rodoplu. sen!" Ama. dostçuluk oynuyorduk. evli değillerdi! Evli olsalar benim onlarla olmam söz "Herhalde! Neyse. "Gel. hatta cinsel bir doyumdan sonra gecenin bir saatinde kapının her an açık olduğu. Erol'a kömür gibi siyah. otur da. baldızlı. Günay Hanım. salona döndüğümde. değil mi? Hangisini 'gerçekten' tanıyabilirdim ki?! Üçü yaşamlarını. eve geldiğim için minnettar olup bana sarılacaklardı. "Çok acıktım. Çocuklarım çoktan uyumuş olacaklardı. herhalde! beline kadar uzun. Çünkü. Politika konuşmadan "Ne istemiştin. entelektüel. Neyse. Kartofel var "Affedersiniz. kartofel? Bayılırım Kartofele!" edemiyoruz!" . kendi yataklarını da kendileri konusu olamazdı! Nasıl ama?" "Delisin. İnsanın kendisi orada olmasa da yürüyen bir düzeni olmasının nasıl bir duygu olabileceğini hep merak etmişimdir. intikamımı aldım! Şafak'a sarı. seslerinde en ufak bir sitem olmaksızın sitem ne kelime. mı. Melek yüzlerinden öpecek. evime dönecektim. sonra bir saatte. da!" dedi Şafak. politik. Erhan Alptekin'le görüşmesinden çıkardıklarını anlatıyordu. Erol'a Sarıyer'deki durumu soruyor. Sonra karımın yanına gidecek. biz böyleyiz işte. Erol. dalgalı. sen?" Şafak'a döndü. tabii. ikmale kalmış çocuklu "Ne komiğim. O gece bir ara hayalimde kendimi üç kadının yemeğe davet ettiği bir erkek yaptım.de evli barklı adamlardılar! Kayınvalideli. Keyifli bir gece geçirecek. Ha. dağ gibi yığılacak bulaısıtacaklardı. Duran'a kızıl. elimde ekmek sepeti.

"Öyle değil mi. da!" dedi Şafak sonunda." dedi Erol. yirmi-otuz daire ama en ucuzu 250 milyon. belediyeden arsa alıyormuşuz. o anda. Şafak da!" dedi." diye itiraz etti. öyle değil mi. "Patates. Evi de. Rodoplu'ya döndü. yarasın!"lar. Duran'a. Levent'te. ben hiç duymamıştım. göz kırptı. Şafak." "Nerelerde bu bölgeler?" "Bilmiyorum." kız?" "Olur'u konuşalım. Başkan'ın kendi kontenjanındaki arsalar daha iyi yerlerde tabii." dedi Şafak. Sarıyer'de filan. "Etme." dedi Şafak. Alınacaksa onlardan alınmalı." "Canım. Biraz da biz otu"Etme. Duran. Duran gibi düşünüyordu. Bayılırım. Günay Hanım?" dan bahsetti ama. patatese!" "Hay Allah! Bilsem. kızartırdım!" nuşmaları devam etti. "Gecekondu önleme bölgelerinde koo"Çeşitli yerlerde var. "Hoşgeldiniz!"ler arasında Erol'la Duran'ın ko"Yetti. "Biz o kadar lüks inşaatla başedemeyiz. Etiler'de." dedi Rodoplu." dedi." Rodoplu'ya döndü. haşlama. Günay Hanım?" "Başederiz. sesinin tonunda her zaman yükseklerde uçan "Ama." yerler. "Değil mi?" Erol da. da!" dedi Duran. "Niye çıkamayalım? Taşırım şirketi buraya. . Etiler'de. "Şafak dün öyle bir uygulama"Çoktan beri var. Avcılarda var. Tabii. Duran. daha iyi yer- lerde de var. Değel mi. onlar da küçük. Kartal'da var. yine başederiz. "İş konuşmaya geldik buraya!" "Ha. "Öyle mi?" "Kızartma. başederiz! Evleri ipotek eder. "Biz onun içinden nasıl çıkarız?" ralım. 'Yirmi-otuz dairelik arkadaşını makul olmaya davet etme görevini üstlenmiş bir adamın örtülü sabırsızlığı vardı. her türlüsüne bayılırım!" "Hadi." peratiflere arazi tahsis ediyorlar."Kartofel.

Rodoplu." Rodoplu'ya döndü. gülüm. Sizin gibi." kadına döndü. da!" "Erzurum'un neresindensiniz?" mi. unuttun mu? çiftten çubuktan çıkmadım. Ben seni hiçbir şeyle uğraştırmayacağım. bak! Bizi bizden daha iyi biliyor! Aaa." arkadaşlarına döndü. ete! Ben memur çocuğuyum. "Ge"Aşşahtan gelirem. şaşma ha!" Duran uyardı Erol'u. "Bayburtlu Zihniyi sormuştu. bilirsiniz. "Erzurum'u bilir misiniz?" "Günay Hanım'ın bilmediği yer yok ki!" diye araya girdi Duran. "Sen anlamasan da olur. Günay Hanım?" güzel türkü söyler ama!" dedi Duran. Gümüşhane'de sebze filan yetişmez.. "Siz de kimsiniz?" "Biz köylüyüz. Palandökenler hep rüyalarıma girerdi. saksıda görür bunlar." zamanlar. sevimli bir ifadeyle.. o zaman da." dedi Erol." başını işaret etti. "Başka şeyler konuşalım. çen defa bana.. "Şimdi. O kadar severdim!" Erol'a döndü. "Gördün mü. ama arkadaşım da Günay Hanım. evet. koca bir adamın utangaçlığının hoş bir tarafı olduğunu düşündü. "Değil "0 kadar değil canım! Erzurum'u bilirim. Dayanırlar ekmeğe. "Ayda gibi"Sen boşver. Günay Hanım?" "İçindenim. "Benim Babam Köy Enstitü- . Türkiye Cumhuriyeti'nin onurlu bir öğretmeninin oğluyum. Erol Çiçek'in kızardığını gördü. Sen otur "İçelim." dedi Erol. kitabını yaz." dedi Şafak..yim!" "Ben ne konuştuğumuzu bile bilmiyorum." "Ne ekmeği be oğlum? Ete. Sebzeyi kafaları çalışmaz demek istiyordu. o zaman." diyerek güldü. "Hatırlıyor musunuz." dedi Rodoplu. yüküm eriktir. sünden mezundur. Yurtdışında olduğum "Şimdi de sana Emrah'ı sorarsa. Rodoplu. da! En köylümüz de bu!" Şafak'ı gösteriyordu.

düzinelerle bakara gülüne değişmeyeceğini düşünüyordu. mezdi! müzmin muhalefet partisinde olmalarının ima ettiği yiğitlik inkâr edile'milletvekili' malzemesi. "Var. ya da İktisat Fa"Sizi aramızda görmüyoruz. Çorak betonda açan bu çelimsiz koncayı. Erol Çiçek'ten yana baktı. inceden esen yelin şefkat dolu serinliği yüzünde dolaştı.goncaya takılı. Günay Hanım. "Referandumda 'hayır' oyu kullan"Aksinin. gözü maydanoz bahçesinde titreşen Ziganalar'dı. okumayı becermiş. tabii de. ledi. Türkiye'de var mı?" lantılara hiç gelmiyorsunuz. "İTÜ'den öte köy var mı. Misafirleri. "Aşk. ne de . da!" dedi Günay." diyordu. 70-80 kuşağına ihanet olduğunu düşünüyordum." "Hâlâ da öyle düşünüyorum! Bir daha ne Süleyman Demirel. Türkiye Cumhuriyeti'nin sağladığı olanakları heba etmemiş. başı pare pare "Biliyorum." "Türkiye'nin fiili taşeronları bunlar." Erol Çiçek'in gözlerini üzerinde hissetti. Erbakan! Meydanlarda görmek istemiyorum. Bir Adalet Partisi'nde ya da ANAP'ta da yer alabilecekken." dedi Rodoplu. ketum ve dimdik Anadolu çocuklarıydılar. çam kokusu sarhoş etti. o dağlar gibi heybetli. ülkenin çıkarını en iyi kolladığını düşündükleri bir partide mücadele vermeyi yeğlemişlerdi. arsa tahsisi meselesini görüşmeye gelmiş inşaatçılar de- ğil." dedi Duran Kuran. Kelkit gürledi. 'belediye başkanı' malzemesi!" kültesi'nden?" Cevabını yine kendisi verdi." diye ek- dım. "Müdür malzemesi. "Sevmeye silahlandığını" hissetti Günay. emektir!" Arkasında gördüğü karşı apartmanın pençeleri değil. para kazanmayı becermiş. "Top"Ben muhalifim. Köy- lerinden yarım pabuç çıkmış.

da!" dedi Duran Kuran gülerek. maya çalışıyordu." dedi.. Erol tuklarını." dedi Erol Çiçek. başın kaç?" diyerek güldü. aşırı sol- adam da öyle." diye başladı. ayıp olacak şimdi!" SHP'liyim.zin gibi insanlara her zaman ihtiyacımız var. "Hayır. "Bizim si"Canım. efendim. kendilerinin polisi itip içeri girdiklerini anlattı. onun için soruyorum. niye Ecevit CHP'si değil. Şarkının Dev-Genç'i simgeliyor olması önemli değildi. Günay Hanım. gülüm?" "Daha yaşın kaç. acılarla dolu bir dönemin fon müziği işlevini görüyordu. rakının kamçıladığı hüzün. Rodoplu. havayı dağıt- . gerçek "Ben SHP'liyim arkadaş!" dedi Şafak. Karanlık köşelerden patlayan kurşunların altında yapıştırılan afişler.. Şafak'ın. CHP'nin devamıdır. bir devrimci olduğunu ima ediyordu. o bölücü. şimdi de "Peki. sen hep Parti içindeki Kürt-Alevi bölücülüğünden." "SHP'de değil. korkaklıklar yeniden yaşandı. Bu durumda Ecevit'in savunduğu daha makul değil mi?" "Ne olmuş?" "Ömür mü yeter?" "Ecevit'in barajı aşabilmesi için kaç sene lâzım. Rodop- lu'nun çok iyi bildiği. SHP. Çiçek. de bu CHP?" "Bırak." dedi Duran. sosyaldemokrat-Dev Genç çatışmasını anlattı. kadehinin içine "Nurhak sana güneş doğmaz. "Başka şeyler de var ama. "Öyle. hiçbirimiz SHP'li değiliz.. Bu "Biz ikimiz nelerden geçtik! Bir keresinde. işte o kadar!" dan şikâyet ediyorsun da. Ülkücülerin Şişli'deki binalarında bir arkadaşlarını nasıl esir tutihanetler." Erol Çiçek'i gösterdi. Rodoplu.. bir şey söyleyeceğim. o kadar beklenmez! Ben yirmi yıldır politika yapıyorum." diye mırıldanmaya başlaması ile arttı. "Erol'un sesi çok güzeldir. "Nasıl CHP'liydiysem.

aney. başka bir Erzurumluyu.olduğunu biliyordu." "Tanır mısınız?" "Aynı çevrelerde dolaşmışlığımızdan tanırım. Duran'ın son"Pek şansı olmadığını düşünüyorum. Oda dört kişinin oyununu kaldıramayacak kadar küçüktü.." dedi Şafak. Şafak coştu. dönüşümlü oynadılar.. bunu bekliyormuş gibi elini avucuna aldı. Şafak. Rodoplu içinin şefkatle dolAralarında CHP üst kademesiyle dolaysız teması olanı Duran Ku"Umarım sizi düş kırıklığına uğratmaz. "Eze ezeden oğlan. get! "Te. SHP'nin şansı olduğuna da inanmıyor. lamıyorum da ondan. onu düşününce. Günay. ran'dı. Deniz Baykal'a duyduğu sevgi ve güveni anlattı." "O. Türkçü Sabahattin'i hatırlıyordu. omzuna attı. "Seninkine bak!" der gibi göz etti. uzandı." "Öyle mi? Bize bir türkü söylersiniz artık!" "Nazlanma. " duğunu hissetti.. odanın boşluğuna getirdi. Halay çekmeye durdular. elini okşadı. Zincirbozan'dayken haftada en az bir kez aramıştı. doğru dürüst bir cevap bu- . te." dedi Rodoplu. Şafak'ın karakolları. "Almalar olanda gel. Erol'a. Rodoplu. "Kapının deliğinden beni gözeten oğlan. bu kadar kötü söylenmesine dayanamazmış gibi devraldı. elinden çekti kaldırdı. bahçeyi dolan da gel. Babam sana kız vermez." "İnsan niye SHP'li olur. elini Duran. dizlerini kırmaya zorladı. hapishaneyi hatırlamasının mukadder Para kazan oğlan!" Erol.. te!" yüreklendirdi. da!" dedi Şafak. ra bakışlarını geri çevirmek istemedi. sımsıkı tuttu.

" camiden çıkmıyor. lise sona kadar Nurcu'ydum ben. yoktur. İş ki. "Ya da şöyle söyleyeyim. faşizm. Günay Hanım. tabii." diye açıkladı. deyip duruyoruz da.' diyen Hazreti Muhammed'in kendisi. "Ne kadar şanslısın. Eğer doğruysa. cesedini askeri helikopterden atıp yok etmişler. Mezarının yıkılmasını asla "Öyle. benim sülalem dincidir.Baha'nın torunuyum ben. ben de bilmiyo"Çok yazık." Erol'un kaşlarını kaldırdığını gördü." dedi Şafak. yahu! Yaşlandıkça daha da beter oldu!" "Niye çıksın." dedi Duran. Biliyor musunuz. İlle de Tanrıtanımaz komünizm değil ama. değil mi?" "Öyle. hak etmedi!" "Vallahi. 'çoğulcu. faşizm." dedi Rodoplu. katılımcı demokrasi" diye zaten Anayasa hükmü olan ." Yanlış anlamıştı. rum!" dedi Duran. Ağlak lecek kadar din bilgin var! Şaşkın İttihat Terakki torunu değilsin!" Duran'ın duraladığım fark etti. "Benim babam bildim bileli CHP'lidir. Ziya Bar entelleri değilsiniz. öbür dünyayı kurtarır mı? Ha. "Mesela. Yani. ne olup bittiğini bi"Bilmeden lâf eden. yani. ruz. canım?" diyerek Şafak'a döndü. 'Komşusu açken tok uyuyan bizden değildir. "Öyle ya. Siz tabana ya- elbette daha adil bir düzeni gerçekleştirmeye yardımcı olur. sosyal demokrasi "Doğru söylüyor. olmuyor tabii. Bunu hissetmeniz gerekir. ama. Saidi Nursi önemli bir adamdı. sizin takım işin farkına varabilsin. ben. bu dünyada Müslüman'a uyar. "Delege kimlik kartı. "Hiç değilse. hakça bölüşüme karşı çıkacak Müslüman kın insanlarsınız. Bize yapılınca faşizm. başkasına yapılınca mubahtır. Günay." de- di. size bir şey söyleyeyim mi Günay Hanım. Allah bilir. Faturasını çok ağır ödüyo"Kaldı ki. İslâmiyet'i tükaka etmek SHP'ye bir şey kazandırmaz.

"Biz tabii Atatürk’ün çiz- şünmemişti bile. görüyor ki!" kadının kulağına eğildi. yalancıktan azarladı. kondurdu. Rodoplu. Alevilik istismarı. ama biz SHP'liyiz'i oynuyorsunuz." dedi Şafak yeniden. sanki öteki partiler bizden çok farklı!" "Ne büyük haksızlık! Sen adamın mukaddeslerini sabahtan akşama farkımız. bütçe konuşmalarında. sizin parti bu kadar karışır mıydı? Kaldı ki." "Refah demek istiyorsun. biraz hem kellik dilerini temsil ettiğine inansalardı. taşı gediği"Bence. Kerbela diye oy avcılığı yapacak da oy alamadığı zaman halk koyun olacak!" Şafak'a döndü. serbest piyasa ekonomisinin erdemlerini savunan bir partiye oy aşağılayacaksın. '"Yok aslında birbirimizden hem fodulluk oynanıyor. diği Misak-ı Milli sınırları içindeki Türkiye'nin bağımsızlığından. oh! Halkçılardan gel!" dedi. Hasan. "Hiç yakışıyor mu. düpedüz din istismarı yapılmasa. kapitalizmin acımasız- lığını. Bir Müslüman. ondan!" deyiverdi Şafak." diyerek söze girdi Duran Kuran. sana!" "Bırak efendim. Hüseyin. yani. "Bunu kim senin gördüğün gibi "Bana bak. Affedersin. "Ya da memlekette yeterince Müslüman yok!" dedi Şafak. o öyle zaten.tanımlamaları bırakıp. hele de Asya kökenli bir Türk olup." dedi Rodoplu. Ama. "Oh. bütün- . bu hadisi slogan yapsan çok daha fazla oy alırsın! vermeye devam ediyorsa bu işte ciddi bir yanlışlık var demektir." "Koyun gibiyiz de. ha!" bir öpücük "Estağfurullah!" dedi Rodoplu. Selamet iktidar olurdu. Deniz Baykal şundan birkaç yıl önce. Alevileri ortaya atıp. bunun bir uyarı olup olmadığını dü"Efendim. ben benden akıllısından hoşlanmam. Müslümanlar ken- ne koymuş gibi kurnaz kurnaz gülerek. sosyal demokrat da yok!" "Bırak efendim. oh." "Ya da Refah." "Ben de onu diyorum. hiç alakasız bir yerde.

Papaza kızıp oruç mu Günay'ı ne kadar şaşırtmış olabileceklerini tahmin edebiliyordum. Duran. elli yıl önce. "Siz söylediniz diye söyledim. Amacına ulaşması cehennem alevleri içinde yanmasına neden olacaksa. öte yandan. bilmiyordum. kardeşim! Bilin. İstiklal Savaşı'nı antiemperyalist.lüğünden yanayız. anti-kapitalist bir savaş olarak değerlendirdiğimiz için. Kurtuluş Savaşı'nda Kuvayı Milliye'yi destekledi. Olağanüstü bir adamdı." "İyi de. sahip çıkın! Yeniden yorumlayın. "Şu Saidi Nursi. 'Japonları örnek almamız lâzımdır. Rodoplu. Neyse. şiar edinmeyen var mı. Atatürk ilkelerini savunmayı şiar edinmişiz. Şimdi. kardeşim? Bak. 1920'nin Ocak'ında. anlatın. milliyetçiliği tükaka eder gibi yapacaksınız.' diyecek kadar da ileri görüşlüydü! Türkiye caksın yerine? Nedir bu savurganlık? Ne kazanacaksın?" Birden sinirlendi. "Bil. Avrupa medeniyetini almayalım da demedi adam. Behice Boran dâhil. "Siz bilmezseniz kim bile- . onun ilkelerini. bu da mümkün olmadığı için tutarsızmışsınız izlenimi vereceksiniz!" bozulurmuş!" "Baksana. milliyetçiliği de ne hale getirdiler!" dedi." diye başladı. "Saidi Nursi sadece bir örnek. Türk halkı bir millet "Eee. Duran Bey. Misak-ı si'dir." diye atıldı Rodoplu. skolastik batağa saplanmış bir medrese hocası değil. sen bu adam gibileri dışlayacaksın. Avrupa medeniyetini alırken. Atatürk değil. cek?" bağımsız olmasın demediği gibi." dedi Duran. halkçıydı! Düşünebiliyor musun. ama artık!" deyiverdi. Milli'den bahsediyorsun. Her şeyden önce bir eylem adamıydı. Erol. Misak-ı Milli'yi ilân eden son Osmanlı Mecli- ortada yoktu. buna da razı olduğunu söyleyecek kadar da. Niye? Kimi koya"Vallahi. öyle şartlanmışız. şimdi kullanacağım kelimeyi yadırgayacaksın ama. arkadaşlarına bakarak. Büyük Millet Meclisi daha henüz olarak bilincine Kurtuluş Savaşı ile varmıştır diyeceksiniz. Bir yandan.

" dedi. 'O zaman. komşusu açken tok yatanlardan değilsin. sen. İngiliz sosyalizmini geliştireceğiz. Marx'ı. ne inşa edildiyse. Erol. gibi. 'Yabancıların ihtilalci yöntemleri bizi ilgilendirmez. biz. bundan bir asır önce. ana değerlere dokunulmadı. işçiye gidip. fıtraten. aksine. İngiliz tarihi. İngiliz "Adamlar işe bir İngiliz sosyalizmi nasıl kurulur. daha da önemlisi. ne yaptığımızı bilmiyoruz. biz. Günay. İngiliz ekonomisi. İngiliz İşçi Partisi'nin hamurunda temel bir ahlaki sav vardır. böyle: İngiliz sosyalizmi. beş yüz kişi çıkmaz mı?" "Ne olacak o beş yüz kişi?" "Ama. şuydu: Adamlar. olumlu cevap aldıktan sonra. SHP'ye kaydolacaksın Bu Marx'tan esaslı bir sapmadır. İngiliz işçi sınıfının yaradılışı itibariyle."Doğru. karının başını açmayı öğren. ama. "Fabian Cemiyeti. ana değerlerin üzerine inşa edildi! Ne gibi? Mesela.' diye başladılar. küçücük bir grup "Haklısınız. Ay- "Araştıracak! Öğrenecek. Sermaye ile emek arasındaki çelişkiyi Bakın. Bir hayhuydur yeter." diye ekledi. Yani. Mesela. yakalayabilirsiniz!" Israr etti. Elli beş milyonluk koca Türkiye'den. içki içmeyi. ahlâki değerleri çerçevesinde yorumladılar. bakın. sosyal adaletin gerçekleştirilmesinden ğına inanıyorlardı! yana olduğunu iddia ediyorlardı. Önce imama küfretme- . İngiliz Fabian Cemiyeti kurulduğunda bu kadar üyesi bile yoktu. 1883'te. zaman da yok. nedenini açıklamak. sonra bize gel. "Bakın. İdealleri kelime- nen. çünkü biz ile- arkadaş. Hayat gailesi. diye başladılar." dedi Duran Kuran. 'Bak. Fabian Cemiyeti'ni bilmediklerini fark etti. gidiyor işte!" İpin ucunu kaçırdık bir kere. İngiliz işçi sınıfının desteğini yi. oluşumları yorumlayacak. değil mi?' diye sorup. "Gerçekten. lendirecek. yadsımıyorlardı ama işçi sınıfının asıl gücünün ahlâkından kaynaklandıbu sapma yani uyarlama sağladı. İngiliz işçi sınıfının Büyük Yalan orada tutunamadı! O da." İşçi Partisi'nin çekirdeğidir.' diye başlayıp.

Ama." gönlünde bir aslan yatar. de bir veri. İslâmiyet'te eman müessesesi diye de bir şey vardır. onların Müslümanca yaşamalarına izin verdiği sürece detant mümkündür.' demiş. birlikte yaşanır. "Aman. Şafak. çıktılar işin içinden. herkesin "Yok. Silah zoruyla değil. yav!" "Yapma. valla. ama. bunun ne olduğunu da bilmezsiniz. Türkiye Cumhuriyeti. Mesela. Müslümanlarla uzlaşma yolu vardır. Meryem'i anlaŞunu söylemeye çalışıyorum. Müslümanlar Habeşistan'a sığınmak zorunda kalırlar. bu yol denenir. Tersine. üçleme yapanların müşrik olduğunu söyleyen ayetten başlayıp. yine aynı dönemde necasi olanlara İslamiyet tırlar da. Pekâlâ. En kötü ihtimalle. Habeş necaşisi Hristiyan’dır." "Efendim. efendim! Adamlar şeriat istiyor. mesela. "Marx'ın öğretisinin namusunu korumak bize mi kaldı?" diye sordu.' gibi değil! Efendim. Necaşi. bu sosyalizm değilmiş! Ne gam?! Adamlar bu danda. Adalete riayet edildiği sürece Müslümanlar uzlaşmazlar diye bir şey yoktur. da İngiliz sosyalizmidir." Şafak'a döndü. gülüm. yani.riciyiz. Ne bileyim. O zaman yapılacak şey. canım! Refah Partisi'nin aldığı oy ortada! Yine de. bu kabul. Duran. Mekke döneminde. Bu bir veri. Uzlaşma yolları ararlar. şimdi." dünyanın içinden çıkayım da. Hazreti Muhammed. uzlaşarak. camiden çıkmıyormuş. orada yaşamalarına cevaz vermiştir. hakkında sorular sorduğunda. '0 adaletli bir insandır. canım sen de! Olacak iş mi?" "Niye olmasın?" "Bırak." dedi. Kuran'dan yakın gelebilecek ayetleri an- latmakla. İşçilerin cumaya gittikleri "Hadi. sosyal demokrasiyi camiye getirmektir. ahiret kalsın!" "Şu üç günlük dünyada uğraşamam!" dedi. bu . Başarıları da mey"Baban. Habeş necaşisi bile olsa. dediler. işi yokuşa sürmezler. asgari müştereklerle başlarlar. Tabii.

'Ben sosyal demokratım. kendisine aforoz edilmiş bir geçmişin bilgisini yediremez. toplumda haydi haydi yaşarlar. kim ne diyebilir? 'Toprak işleyenin su kullananındır' ile 'Yeryüzünde ne varsa Allah'ındır' arasında tak bir dil kullanılmasın ki?" "Erdal Bey de amma hadis okur ya!" diye gülmeye başladı Duran. "Çok partili ." dedi Günay.sın!" dedi Rodoplu. en ilerici geçinenimiz bile statükocu. Ama. "SHP Kadınlar Kolu'nun vizonlu Atatürkçüle"Vizonluları bırak. dillendirmeyi. dostumuz. Şafak. çünkü komşusu aç- hepsinden iyiyiz. 'laik' ya. kim ne derse desin. koç!" mi? Kim derleyecek toparlayacak? Sizler de kıpırdamazsanız. kapıcı karılan bile sırt çevirir. "Bir kere. "Doğrudur. Şafak. uğraşacak"Boşverr! Biz ne devlet adamları gördük! Bakma. sertçe. Duran. biliyor olmayı bile yediremez!" rinin ona nasıl bakacaklarını düşünebiliyor musunuz?" "Haklı da. sosyal demokrat bir "Bir Erdal İnönü çıksa. o senin dediğin devlet adamları değil "Dur bir pırtık. CHP'li olmaktan bahsediyor! İsmet İnönü dönemi sanki asr-ı saadet yok! Ne var?" mübarek! Nesi asr-ı saadet? Demokratikleşme desen yok. Benim arkadaşlarım koç gibidir. Rodoplu. biz onların "Türkiye'yi bu hale getirenler." dedi. tabii. ya liderdir ya değil- dir! Şimdi. da!" diye müdahale etti. ekonomik kalkınma desen yok! Yapılan yanlışların." diye ekledi. sen. kaybedilen zamanın haddi hesabı döneme İsmet Paşa'nın sayesinde girdik!" "Demokratikleşme yok. bir insan. Bırak. o da gülüyordu. konuşmanın "Kapitalist bir toplumda yaşayan Müslümanlar. olur mu?" diye söylendi. kim?" sonunu duymak istiyordu.' deyiverse. ken tok uyuyan bizden değildir. "Türkiye'nin siyasal kaderini biçimlendirmeye talipsen." dedi. neticeden bir mesaj iletilmek istenmiyor mu? Niye or"Okumaz. ne fark var? Yani. Şafak bile hâlâ. bakıyorum. Erol.

İnönü'nün Demokrat Parti'ye göz yumması. İtalik'ler devam etti. malum. Bayburt ya da Erİnsanları yorduğu. vatandaşları günün çetin kavgalarında yer alırken yıldızlara serenat besteleyen bedbahtın adı savaş kaçağıdır.. hoş bir gece geçirmeye. çünkü. kadınını can dostlarına tanıştırmaya. bir elimizle. Köy Enstitüleri’ni kapattı- "Değil be. toplum sıhhate kavuşamaz! Biliyorum. Girebilmenin iki koşulu vardı. Yani. Birleşmiş Milletler Tüzüğü de kanun oldu. Değilsiniz. genç adam. öylece oturuyordu. beklediği gibiydi: gözlerini rakısına dikmiş. onu CHP hükümeti zaten daradar ve en haysiyetsiz bir biçimde. Masada oturanların sıkıntılı yüzlerine baktı. birincisi. Bak. . Günay'cım. ya. Beyinle kol. dir!" İşte.Milletlere. kardeşim. Bizde uluslararası anlaşma- kimse kendini kandırmasın. Gümüşhane. belki de onunla övünmeye gelmişti. biliyorum. çünkü Alman modeli üzerine kurulmuştu. ikinci koşul da çok partili olmaktı. kanun olur. biz. Almanya yenilince tükaka. o kadar çok kişinin paylaştığı bir yalan ki. Göz ucuyla Şafak'a baktı. kuram ile eylem el ele vermedikçe. eğer kurtuluşumuz. Birleşmiş yani komünist. keyiflerini kaçırdığı düşüncesi giderek hâkim olİzleyen sessizlik ürkütücüydü. var mıydı? Neyse! "Senin babanın evini yıkan da bu oldu. harbin bitimine on dakika kala ilân etmişti." Şafak'a döndü. oldu garibim! Şöyle bir düşün.. küsüyor insanlar! Farkında değil misin?" du. Abdülhamid'in Meclis-i Mebusan'ı açmaya razı olmasından farklı değil"Ne kadar büyük bir yalan yaşadığımızın farkında mısınız? Değilsi- niz. camiden çıkmadığı zaman lar. o kadar uzun zamandır. bu! Doğruyu duyduklarında insanların yüzlerine bir maske iniyor sanki!" "Politika ve eylem adamlarının en zayıf yanı. lar. Oysa. Daha da kötüsü. bak. düşünce adamını küçümseyişleridir. Ama. Almanya'ya savaş açmış olmaktı ki. Değil! Müttefikler dayattılar. 10 Aralık 1945'te girdik.

gidip olmadık bir kümdarı. niz. önemli olan bu değil!' dedim. Sonra.zurum'u. camidekileri AKM'ye sokmaktan geçecekse. gerçeklere sahip çıkmaktan bahsediyorum. Bazı konularda anlaşamasak bile. ki öyle. size yükleniyormuşum gibi oldu da! Ama. çıksın? Bak. ört ki ölem!" 'Lütfen. "Ben. siz de bir şey yapamazsanız. sen değil de. hiç değilse Şafak'ın arkadaşları oldukları için başımın üzerinde yerleri olduğunu olan. öteki elimizle New York'u tutmaktan. İncelikli düşünce gerektiren hiçbir şeye yanaşmayacağını bir türlü "Onu demiyorum ki. ne olur. tekrar başladı Günay. bu gidişatı siz de yönlendiremezsesen de işi gücü bırakmış nelerle uğraşıyorsun tonlamasıyla. Günay. ona da sahip çıkmaktan bahsediyorum. onu da bilmiyorum ki. ni. sesi"Hazreti Muhammed ve dört halife devri. sizi o kadar önemsiyorum ki. iktidar anlamında kullanıyorum. birleştirici olmak zorunluluğu vardı. 'o' sahip anlaşmaya imza mı atsın? Dünyaya hükümdar olamayacak bir şey varsa. kusura bakmayın. 'Nihayet bir devlet başkanı ülke çıkarlarına uygun olacak şekilde politika değiştirir. içim titriyor. öyle de olsa. başkası kim? Niye. dine de başkası sahip çıksın! Çıkanlar var işte!" anlamak istemiyordu Şafak'ın! "Ben asr-ı saadet nedir. dost olabileceğimizi. inan bana! Eşkıya hükümdar olur da. Çünkü. yav. gülüm!" dedi. arkadaşa! Yarın milletvekili olacak! Türkiye'nin siyasi kaderini biçimlendirmeye talip. Cahil bir Osmanlı veziri gibi. aydınları camiye. asr-ı saadet hülyasının rehaveti!' "Bir yandan da hizmet etmeyi sürdürüyordum ki. gülüm. "Hayır. Buna. lar. Din bu gerçeklerden birisi ise. 'Önemli işin o kadar başındasınız." "Bırak. canım!" dedi. Şafak." diye. cehalet olmaz! Hü- . yabancılaşmasın- iletmeye çalışıyordum. diye düşünmek de mümkündür. "sakin olmaya yemin etmiş gibi" denetledi. tabii. muhalefete iktidar o da cehalettir.

"Herhalde.' demiş oluruz. kendisini öyle bir konumda. Yoksa. kaderlerinden utananlardır. çözümlenmekten üşendiğimiz değerlere 'Başkaları sahip Aklı. 'Ülkelerinin kaderlerini değiştirmeye soyunanlar. ona.' dersek. koltuğunda misafir gibi oturur. 'Topluma başkası sahip çıksın. Belki de." kariyer olduğunu göremedin!" dedim. binlerce milletvekili örneği. bir dönem milletvekilliği yetecekti. canım. sen kimi temsil ediyorsun?' diye sormazlar mı adama?" tü zamanımızda yüzde yirmi alırız. gider. "Oy- "Hadi. bunun bir geri kalmış ülke sendromu olduğunu düşü- sa. da!" "Din dâhil." dedi.olmak. "Bizim SHP seçmenlerimiz yok mu? En kö- ." dedi Şafak. "Tüzüklerini de biliyoruz!" oluştururlar. satıcısı. Erol Bey'e döndü. Günay. komisyoncusu olduğunu göremedin! Politikanın tezgâhtarnüyordum. "Ülke- etkilemediğini hissetmişti Günay. Ticaret. canım sen de!" diye patladı.' derler ama anlaşılan kaderinden memnundu müstakbel milletvekili adayı." diye anlattı. aktif ve pasif tortularıyla bir toplumsal değerler bütünü çıksın. canım. "Bu adamların politika üreticisi lığını yapıyorlar ve bu onlara yetiyor!" "Sen de. muhalefete muktedir olmak da dahildir." "Doğru." dedim." "Hadi. 'politika yapmak' denilen şeyin. bizatihi bir değil. bir dönem sonra karanlığa karışma olasılığının adamı sahiden "Sanki. "Bilmem. üretimden. nin tarihine imza atıp atmaması önemli değildi. O zaman da. 'Peki. kendi içinde. gerçekler. dönemi biNe ki. elbette. Gerçekten de. ülkenin geleceğine ilişkin söz sahibi olmak konumunda göremiyordu. Erol. tince de kaybolur. sanayiden daha cazip olacaktı! "Üretici kim peki? Genel Merkez mi?" diye sormuştu. milletvekili aday adayındaydı Günay'ın. Erol Bey de gelir." diye sürdürdü.

basın. ettiği zaman. Müslüman mahallesinin orta"Evet. hoş görürsünüz. mutlaka!" dedi. İslâmiyet ehl-i kitabın. "Yapma. semavi dinlerden birisine mensup olanın içki içmesine izin verir. "Size." sisteminiz yoksa. Muhalefete de iktidar olmazsınız. yav!" soy ile Zeki Müren dans edeceklermiş. Erol. Sosyal demokratsınız diye destek. 'Efendim. ama. iktidara hükümdar olamazsınız!" "Muhalefet de olamayız. Sansür edemezsiniz!' dese. sizi. ne diyeceksiniz? İlan edilmiş bir ahlâk re geliyoruz. Müs- "Peki. değil mi?" Karşınıza birisi geçse de. bir yabancı profesö- . özgür iradesiyle bir kez iktidar yapmadı bu halk. demokrasi var! Herkes herkesle dans eder. Örneğin. salyangoz sattırmaz. denize düştüğünü fark Günay'ın italik’lerini görebiliyordum! Statüko her zaman taraftar bu- oy veren yok! Yine de. da! Konuştuğumuz bu değil ki! Yine de başka türlü anlatmaya çalışmıştı. bu tepkiyi. örnek teşkil sına meyhane kurdurmaz. başınızı öte yana çevirmek zorundasınız. ne kadar denize düşerse düşsün. liberalseniz. mesela Tevfik Çavdar'ın." "Salyangoz sattırmaz!" edecek şekilde içmesine izin vermez. tüm "Şöyle düşün. söylüyor. bu yılbaşı gecesi TRT programında. Efendim. yılana sarılır gibi oy verenler var. libertinseniz. sosyal demokrat terimlerde nasıl ifade edeceksiniz? lümansanız kolaydır. Mesela. Türk sosyal demokratı ne yapar? Kadınların çırılçıplak denize girmesi karşısındaki tutumu ne olur? Efen- dim." "E. "Hayır. gene de olmadı! Olmuyor.lur. yani. Yine. Asker. bir öğretim üyesinin. Bülent Er"Evet! Buna dördümüz de tepki gösteriyoruz. aynı ye"Onu söylemeye çalışıyorum. ordu bürokrasi. ağzınızın suyu akar. yani. sizin seçmenleriniz yok!" dedi." dedi Duran. Peki. Nedenini düşünmek gerekmez mi?" "Doğru.

işte. işte. SBF Dekanı'nın Dev-Genç yasalarını kabullendiğini Ahlâk erozyonu. basında asparagas haber gibi. her şeyi içine sindirebilen. Şöyle söyleyeyim: Efendim. sol kanatın üye listeleri dandik de. tepkisizleşmek anlamında. Kastelli'nin hâlâ ayakta olabilmesi gibi. zaten ört ki ölem. Ülke nüfusunun ses getirecek potansiyeli olan. ben niye yapa- biz yaptığımız zaman doğru çünkü bizim amacımız daha saygın türünden "İşte. sofizm. baksanıza!" "Günay Hanım.' o yapıyor da. ahlaki bir tavır değil. işte Hızır Servis ambulanslarının oksijen tüplerinin boş . işte. ne demiş şair? 'Güleriz ağlanacak halimize'. Yani. işte. işte. karakolda dayak yiyen adamın ölmediğine ciddi ciddi olması gibi.' ya da 'o yaparsa ben de yaparım' yatıyor. işte TRT'nin Türkçe'yi ilân etmesi gibi. Bir şey aynı anda doğru ve yanlış olabiliyorsa. tabii. tepkisiz bir yığın haline getiriyorsun. kendi yazmış gibi yayınlaması halinde. Bülent Ersoy-Zeki Müren dansı gibi. film yönetmenlerinin yabancı filmleri plân plân kopya ediyor katletmesi gibi. Ama. demiş!" gibi. Bu yerleştikten sonra.rün. değerlerin kaybı. Baykalcılarınki dandik değil mi?" "Dandik. işte. bakın. bu. üstelik siz taş atıyor- sunuz. işte. tiğidir. Gülmeyin! Nasıl bir batağın içindeyiz. işte. Parti'nin genel bir mıyorum. rüşvet suçlamalarının ardında da." tavrı vardır. Olur da. aslında birbirinizden farkınız. üst düzey yüzde iki buçuğunu hemen her şeyi hoş gören. Süleyman Demirel'in demokrasi havariliğinin kabullenilmesi gibi. Adıgüzel cinayetinin karanlıkta kalması gibi. Bizimkiler de dandik. münferit üçkâğıtlar olur. şu olur. bakıyorsun yok. kopyanın okullarda vakayı adiyeden olması olmaları gibi. Taro Yamane'nin İstatistik kitabını satır satır çevirip. bir anlayış topluma egemen oluyorsa. Nitekim. Hayır. ahlâk erozyonu kaçınılmazdır. gülüm. İşte. nasıl bir tavır takınır?" diyorsun?!" "Oh hoh! Bizim üye listelerimiz bile dandik. yani. bir rivayete göre. bu CIA'nın tak- şükretmek gibi. tavır konur. sen neden bahse"İyi ya işte! Yok.

bahsettiğimi anlatamam. haysiyetsiz. kendi karısına veren bir adamı 'kocacım' diye karşılayan kadın da suç "Yani. Namus.bir kalıp bu! 'O senin sorunun'. Ku- "Ağlanacak halimizin de farkında değiliz ki! Doğal kabul ediliyor. örnekler doyum noktasına ulaşkimsenin yüzü kızarmıyor. belden üstü namustan. diye başladığın zaman. özgürleşmek sanır oldu. Türk erkeğinin sahici tepki gösterdiği tek şey karısının kendisini aldatması. derken. Bu ülkede artık geliyor ki. birisine 'Haysiyetsiz adam!' desem. Günay'ın kurduğu bağlantıları ona bu kadar yakın olan ben bile her zaman anlayamazdım. Mahalleli hayır derse ya da imar müdürünün işine gelir?" "Gelmez. 'Ne oldu. kafa namusundan İzleyen gülme içten değil. belediye bir tarafa. Öyle oportünist bir toplum olduk ki. valla!" evinize neredeyse bir çivi bile çakamazsınız! Hani. Âlemin karısının kolundan bileziğini çaortağı değil midir? Farkında mısınız. Haklıydılar. Oysa. İş öyle bir hale tığında. bize karşı iyi ama bir başkasına kazık atan adamla lıp. faşizmin önlenemez yükse- . yabancı bir dilde eğitim yapıp. insanları rifet sanıyoruz. 'o da bir şey mi?' deyip. üç-dört daire çıkarmak istiyorsunuz. meyi. Daha önce de söylediğim gibi. bu kadar ucuzladı! Bakın. hangi örneği versem. kadın sana mı sarktı?' diye cevap alabilirim!" olduğum için iyi biliyorum. 'o senin sorunun!' diye bir anlayış peydah oldu. diyelim müstakil eviyapamazsınız! Katılımcılık denilen şey budur! Hangi belediye başkanının "Büyük Yalan dediğim bu işte! Herkesin -mış gibi yapıyor olması. daha kötü bir örnek verebilirsiniz. bu oldu. tam anlayamamaktan gelen sıkıntılı gül- başkalarına yaptıkları ile değil. onun ahlaksal kalıplarını almanın iyi bir örneğidir. Verebilirsiniz ama. Batı ralsızlığı baskıdan kurtulmak. İngilizce'den çevirme -bu söylediğim. İngiltere'de.toplumlarının ne denli kuralcı olduğunun kimse farkında değil! Bilir misiniz ki. Nitekim. kitle duyarlılığı yalama olur. mahalle halkından izin almadan nizi bölüp. bize olan muameleleri ile ölçmeyi bir maselamı sabahı kesmemiz lâzım.

Kimsenin kimse için parmak kıpırdatmadığı. başka bir yerde açmak ister "Başın mı ağrıyor. sarhoş olmaya başladığını Şafak'ın ev sahibini oynaması hoşuna gitmiş olmalıydı." "Gülüm. o kadar da kolay değil. her kaptanın kendi gemisini kurtarmaya çalıştığı. Kapıyı çalmak üzere olan felâketi anlatamamanın. izleyen kaosta egemen ulusun değerlerini daya'"Nasıl. efendim. bardağıma yumulduğumu hatırlıyorum. "Hayır. misafirlerine yönelmek üzere olduğunu da Gözlerini yummuş. feşmekân tiyatrocunun oyununun yurtdışında haber yapılmasına öncülük etmek gibi. Günay. biraz buz çıkar istersen. sonu kaçınılmaz bir tabiliyorsunuz. gibi beklemişti. millet can simidi gibi sarılıyor. çaresizliğin öfkesiydi bu.' dedi. "Hırsımı içkiden alaO çok iyi bildiği hışmının. o anda sıkmadı. Karını da senin sorunun diye geçiştiriyorum. kolay değil? Sen evli bir adamsın ve ben seninle beraberim. ğin doğrultuda etkileyecek faaliyetleri sürekli ve sistematik olarak uygun "Nasıl kolay değil? Düşünsene. dünya iletişim şebekesinin yüzde yetmiş beşi Amerika'nın konthissediyordu. Söyleyemedim!" Kendisine duyduğu öfkeyi başka türlü ifade etmişti. "Ama." gibi. . Nasıl kolay değil?' demeliydim. Duyduğu minnet hissi anlatılır gibi değildi. cakmışım gibi. Şafak. Dayatmak ne kelime. Anadilden gayri bir dilde yapılan eğitimini desteklemek gibi. düşündü. gözden düşmelerini sağlamak rolünde. sana bir kahve yapayım mı?" diye sordu. efendim. bu ortamdan çıkıp." dedi. sen üzme kendini! O. Unutmayın. amaçlarına ters düşen insanların bir açığını afişe edip. "Allahtan aklım başıma geldi de sustum. canım!" felâkete doğru gidiş başlar! Bir ülkenin kendine özgü değerler sistemini ortadan kaldırdınız mı. Ama. bir toplumun değerlerini senin istedi- yazarlara ödül vermek gibi.lişini de oynamaya başlarsın." dedi.

mırıl mırıl direndi. "Ben çıkarayım. Güneş ışığını gök kuşağı yapacak şekilde ayarladı. Çıngır çıngır şarkı söylüyordu. görmek için kanatlandılar. bakalım!" dedi Erol. ricaları kıramadı. getme getme gel. Rodoplu. ev sahibesini göstererek. Kanun. vadileri. ne olduğunu sonra hoplaya zıplaya koşmaya başladı." cevabının genç adamın özel konumunu per- Güvenç?" Dinlememişlerdi. getme getme gel!" diye yalvardı. Akarsu. yok. mahcup oldu. Üstünlük taslamak istememişti. Karşı dağlardan bir kadın sesi katıldı. Kaseti ancak birkaç denemeden sonra çalabildi. "Siz hiç sahici Türk müziği dinlediniz mi?" diyerek lafı değiştirdi. Şafak çıkarır. Gerçekten nazik bir adamdı. Sonra karşılıklı konuştular. yükseldi. dağların doruklarındaki buzulları koynuna aldı! Kartal’lar. Kalksın. yakardı. böyle çekiştiler. kanun. kemende saldı mene. evi ve "Dinleyelim. "O zaman size bir ziyafet!" dedi. Oruç "Efendim. haydi! haydi! hay- Tribünlerdeki mineler mavi mavi gülümsediler. güneşe şükranlarını sundular. se"Teknik becerim. maalesef bu kadar!" "Yok. kanuna. Kudüm dayanamadı. sinin mahcubiyetinden öyle çıktığını düşündü. bu zaten bütünüyle bir ziyafet. gözel yar. boşansın istiyordu. Belli etmekten korktu. Gelip gelip de gelemeyen akarsuydu. "Özellikle. Çalgılar şöyle bir es verdiler. Bir süre di! haydi! haydi! haydi! hay!!! Haydi! haydi! haydi! haydi! haydi! haydi! hay!!! Haydi! haydi! haydi! haydi! haydi! haydi! hay! haydi! hay! Haydi! haydi! haydi! haydi! haydi! haydi! hay!!! Ses yükseldi. önce yavaş yavaş." çinlemeye yönelik olduğunu fark edince hüzünlendi. sonra hep beraber "Gözlerin aldı mene. size Erol Bey!" 'İstanbul Üniversitesi Türk Musikisi Araştırma Merkezi? Doç." dedi Duran. suyun arkasından. Ney ağladı. Nereden çıktığı belli ol- .Epeydir buz bekleyen Duran kalkındı. ney suyun melalini bo- ğuk boğuk haykırdı. masayı. neyi destekledi.

Yarının milletvekilleri. ondan mutlusu da yoktur ha! Her yerde bir Madonna ya da Michael Jackson görsen. dünyanın sana ait olduğunu Sesi titriyordu. "Getme. yâr gözden saldı mene." diye söylendi "Amerikalı olmak dünyanın neresine gidersen git kendi türkünü "Öyle." diye söylendi. getme getme. "Gücüme gidiyor! Kendi türkümüzü taklit edip de. isimsiz ve sessiz çoğunluk. vakur. getme" diye yakardığının Türkiye olduğunun farkındaydı. hüzünlenmiş gibiydiler. duymak demektir. beğenecek misin diye merak ediyordur. Dumanı gözüne kaçtı. Elini omzuna attı. güvenli. getme getme gel. nazla bahan gözüne yâr Yene sürme çekipsen. gözlerini gözle- .mayan kavallar katıldı. bir sigara yaktı." "Bir Amerikalı olmak ne demektir biliyor musunuz. hayatı karşılayan Türkler. "Amandır koymayayım. gözel yâr. "Tükettikleri atmosferin hakkını veren Türkler. Şafak farkına vardı. neden sonra. tamamlanmış Türkler." Derin bir sessizlik içinde dinlediler. beğendirdi mi. getme getme. Günay. gel!" Gurbanam han gözüne yar. Uzandı. Bütün gücüyle sevmeye çalıştığı adamlara baktı. Medeniyetlerini dünyadan esirgemeyen Türkler. adil. eller yıkan gözüne yar. değil mi?" dedi Duran. İyi sanmaz mısın? Nairobi'nin ortasında ya da Kuzey Kore'de İbrahim Tatlıses'i taklit eden adamlar olduğunu düşünmek ne garip değil mi? Amma da güvenli olur insan!" duymak istiyorum!" rine dikti. özgün Türkler. senin türkünü söyler! Söylerken de gözü sendedir. "Bir bakarsın. elinde gitar. "Gücüme gidiyor. gel!" Burun direği sızladı Günay'ın. bir çekik gözlü Japon ya da bir palabıyık Türk ya da koca ağızlı bir Afrikalı. kişilikli. Onlar da. Yaltaklanır. biyofil. Türkiye'nin taşeronları.

birbirleriyle yarıştıklarını görmek. da! Demedim mi."Ben sana türkü söylerim. dedim. Misafirlerine döndü." dedi. Duran Kuran keyifle izliyordu. Yemin ettirir gibi baktı. sen söyleyeceksin. Fransa'da. "Sana. Şafak." Özden'in yüreğinin derinliklerini görmek ister gibi baktı. kız?" hatır"Evet. söyler misin?" takımları kurup." dedi. ben. doplu. başını önüne eğdi. türkü söyleyeceğim. . Türkçe telaffuzlarını küçümsemek. yetenek vaat edenlere İstanbul Belediye Konservatuarı’nda." dedi. Uzakdoğu'da. AKM'de Neriman Altındağ Tüfekçi ile 'Hoyrat'ı söylerken görmek istiyorum! Bu da iyi mi?" lattı Şafak. Günay Ro"Söylerim. Amerika'da. 'İngiltere'de. "Peki. Günay. 'Karacaoğlan Bursu' vermek istiyorum! İyi mi? Bob Dylan'ı. Erol Çiçek. yine. gençlerin bağlama "Sahi.

Kapıda bütün bunlar sıcak bir yaz gecesi. büyü büsbütün perçinlenir. Yolun iki kenarındaki fundalıklar buraların bir zamanlar kesif orman bölgesi olduğunu hatırlatırlar. mangal yapan kır yaptıkları ya da odalarını birkaç saatine kiraladıkları söylenir. çıplak bir ampulün altına. yağ tenekesi içinde biten sıska bir bitkiden ibaretse. kişi benim gibi lüks beton yığınlarının arasında yaşayan. görüp göreceği gül fidanı on kat yüksekteki maydanoz bahçesinde." . Kuzu çeviren.IV "Kilyos yolu. birbirlerinin üzerine yuvarlanan tepelerin arasından kıvrılır. ağaçlaşmış lokantalarından motel hizmeti verenlerin aslında beyaz kadın ticareti duran arabaların marka ve modelleri bu suçlamayı doğrular gibidir. ama gül fidanlarının arkasına kurulan sofranın büyüsünü bozamaz. Hele de.

" "Dalı kırmaya kıyamadım. güzelim başa Baktığını hissetti. Kesmeye üşendiği gür saçlarının çevrelediği heybetli başı. esir- . ruhunu geyen. "Ne. çok ağır bir pazarlık içinde olmalıydılar. ma duygusu." Rodoplu. Yüzünü şükran dolu bir tebessüm kapladı. onu kimsenin dokunamayacağı bir yere göğsüne. minnetle içerimafya kılıklı iki adam." dedi. alacakaranlık. sevgili dizisini seyretmeye koştu. evinin bahçesiymişçesine rahat. Onu seyrederken. erkeğe baktı. "Sahiden bilmiyorum. Şafak. saklayan. işine vermişti Kravatını atmış. Bahçenin öteki ucundaki masada. içine işledi. masanın üzerine bir avuç gül mangalla uğraşıyordu. bileyim. ortaya çıkan tablonun bu olacağını düşündü. Rodoplu. döndü. gözlerini yumdu. o da öttü. yorgunluğun çizgilerini saklamıştı. içini titretecek kadar güçlü bir koruma duygusu. ye. ruhuydu. kollarını uzatan. İşletmeden nasibini almamış devasa tesiste çıt yoktu. söyle da!" "Hadiii!" yüreğinin şefkatle titrediğini hissediyordu. erkeksi profili." dolayan. Tek eksiğinin ağustosböceği olduğunu düşünürken. Yerinden kalkan. bastıran. "Sağol." dedi.yaprağı bırakarak. Hallerinden memnun olduklarını fark eden garson. Mangalın kızılı yüzüne vurmuş. göz kırptı Şafak. Dikkatini yeniyetme bir delikanlının masumiyetiyle. utanmıştı. yüzünü aya tuttu. Benliğini saran korubedeninden ayırdı sanki. kimsenin duymayacağı şekilde fısıldıyorlardı. 'Yiğit' sıfatının resmi yapılabilse. gözlerinin dolduğunu. "Ne düşünüyorsun?" "E. Şafak. ay ışığında eflatuna dönen petalleri okşadı. kollarını sıvamış. Günay. Gözlerini açtı. Hafifçe gerindi.

. Bu derbeder günlerin insanları bilmezler. Sar beni. Oysa bizim sevdamız karla. Seni dualarla kucaklıyorum. gözlerinin ışıkları." diye fısıldadı.. neden nefesindir kokla- . sana anlatamadan. Bozkırdan ezan sesleri erdi kulaklarıma. hayretle durakladı. yarı uyanık. evladü ayalinim ben. ölürsem anlatamadan! Yanarım. sesi alçaktan yayıldı. Hafifçe güldü. genç adamın gözlerinin içine dikti gözlerini. yiğidim. yedi dölümüze yeter. Şafak'ım. yüzünü elle- korkularınım gecesini dağıtsın. Allah da razı olu- laşmasını bekledi..." diye tekrarladı." Şafak. avradın koca döl yatağı! Kucakla beni. Atın. titriyor ruhum. Yarı uykudaydım. niye ellerin ellerimdir ve niye başındır okşadığım her başta. koncaları buldu. az öteden geçen toprak yüklü kamyonun sesinin uzak"Ah! Bir koca döl yatağı bu deli gönlüm! Tohumunu yeşertecek bir Işıklı günlerin Türkiye’si uzak. Boğazı kurumuş gibiydi. yaya gidilmez. kul da!" "Bak. rahmetlerini esirgerler. boranla büyür. "Koca bedeninin sıcağına sar beni. başını kaldırdı. yine sah- Bir gün toprak olursam. yanarım Şiran! Yanarım. " Dirseklerini masanın üzerine dayadı. Fanusların altında orkideler yetiş- dığım sabahta. ben olayım. çiçekten sayılırlar. kaşlarını çattı. Günay. dört bin yıllık bacınım ben. bütün kervanların ları kesilir. Bin bana. yor. bak! Ayın hışırtısını duyuyorum semada! Çevir yüzünü. Ellerini esirgeme! Dinle. "Bozkırdan ezan sesleri erdi kulaklarıma. Sen getirdin ülkemin rüzgârını.rinin arasına aldı. rüzgâr kanatlı al kısrağınım ben. sürgünler ölür! yolunun tek olduğunu! Onlar hayatı anahtar deliğinden gözlerler. soluktirirler! Büyük. saygın ve renklidir orkideleri. yarınlara kanatlanan ruhların İçtimaını dinle! Bilir misin. "Sar beni. "Bir deneyeyim. seraları vardır onları.

büyüyen göbeğinde. yine yiğitlikleri kendilerinden menkul fahişelere boğulur diye dünya!" sediyor. Şafak'ın yüzüne bakamıyordu. Kör kâtiplerden tescilli karının rahminde. Elini uzattı. ." diyerek derin bir nefes aldı. Bardakları kontrol etti. Haklı olabilir"Dur!. yerine şeffaf saraylar diktiğinde. sen geleceğe kanatlanırken. bugüne kadar babama bile seni seviyorum demedim. gözleri dolu doluydu. yine de sürdürdü. bu kadar!" dedi. tekrar oturdu. geldi. ama. mezar taşının gölgesinde duSustu. cak bahtsız halkımız... Yüz yılların entel günahından. görecez. Güneşte yer bulmaya koşa- oğullarının saçlarında. bu defa da ben konuşayım.. sana adanmakla arınacağım. Sen köhne duvarları yıkıp. kısacık güldü." dedi Şafak." dedi." dedi.tekârlara kalır. etleri yana çekti. şey girmesin istiyordu. Kızardığını his"Işıklı Türkiye'nin mimarı." "Rica ederim. Bağnazlık dikenlerini çıplak tabanlarımla çiğneyecek. Hayatımda "Bak. Bırak. Zigana çamları davulların sesine titreyecek. Rodoplu. Yaşayacaz. "Nasıl söyleyeyim. şölen kuracağız. Şiran da kim diye sormadı. ben seyisin olacağım. Şafak. "zaman zaman bana kızdığını biliyorum. bugünlerden yarına bir ilişki değil. genç adam iki avucuyla sımsıkı kavradı. al atlı süvarime yol açacağım. bu. "Sağol." "İşte. Atalarımızın bizi bağışladığı gün. cevap vermedi.. kalfan olacağım. Sana diyorum." dedi. ben. hep sevecem. olmaz mı?" "Affedersin. Yıllar yılı. "Sen yazdın değil mi?" "Seninle doğru dürüst bir konuşalım. mangaldaki "Bak. Rodoplu. Seni seviyorum. ben öfkeni hak etmediğimi düşünüyorum. racağım. Araya bir sin. Kalktı." Rodoplu'nun itiraz edecekmiş gibi kıpırdadığını gördü.

böyle. "Ama. Annenmişim gibi davranamayabilirim. "Seninle konuştuğumdan beri. nihayet bir kadınım ben. Sen bütün bunları biliyorsun. ama yanlış anlaNasıl gurur duydum. hayretle. 'Günay Rodoplu'dan. her erkek kadınının biraz da babası ?" diye yapıştırdı. "Yeter ama.. akıllı laflar. ama inan isteyerek değil! Vallahi." diye sürdürdü. Kimden öğreniyorsunuz bunları dediydim. Karım filan hep beraber oturuyoruz." dedi." "O kadar güvenme bana. sen aklıma soktun. Belki zaman zaman seni üzeceğim. "Zaten politikada değil miydin?" diye sordu.. ama çok zayıf çıkmıştı. duyuramadı. haklı olduğunu düşündü. bilirsin. değil gülüm! Bak." "Bilirsin." . Rodoplu. "Bu seçimlerde mi?" "Öyleydi de. böyle içimden ılık ılık bir şeyler aktığını hissettim. kime güveneyim?" vendiği bir şey varsa. o bizim pirimiz. " birden "Bilmiyorum. durdu. sesi küçük bir kız çocuğu gibiydi." diye içini çekti. sesini duymak için. Özen "Niye? Her kadın erkeğinin biraz da annesi değil midir?" "Ve de.. Bazen. Erol?" sesi. göster.' demez mi? Seni tanıdığımı filan bilmiyor! vallaha! Limansın sen bana. Balıkesir'den bir yeğenim geldi. bak. da!." "Neden sen değil de. Rodoplu. Şafak.. o da güvenilir olduğuydu. boyundan büyük laflar ediyor. öteki "Biliyor musun.. politikaya girmeyi düşünmeye başladım." ma.en çok değer verdiğim insansın. aday olmak için daha çok zamanım olduğunu düşünü"Bu seçimlerde olmaz artık. Ama." Duraladı kadın." "Öyledir de." yordum.. Bilirsin da! Sen. geçen gün ne oldu. Baktım. "Sana güvenmeyeyim de. mahcubiyetini büyük bir gülüşün ardına sakladı. Kişiliğinde kesin olarak gü"Haklısın. Kadınımsın sen benim. Bu seçimlerde Erol'u destekleyeceğiz.

etleri tabakalara bölüştürmeye koyuldu. olacak?" da bacılarını. O zaten istemiyor. Ya "İnşaat şirketi kâr etmeyecek mi? İş yapacağız. da! Sonra bir de. kadının yanağından bir makas aldı. her şeyde orta- Ama. onun. öyle bir kötü." uzandı. "Biz söz verdik." dedi. Sen. yani?" "Tabii. Ortağı kazık attı. işin bir de keyfi var be gülüm! Biz diyo- . Ev sahibi olacaksınız." "Nasıl yani?" "Nasıl?" "Para kazanacağız ya. gülüm!" "İnşaatı biz yapacağız ya. çok "Ben hiç anlamam bu işlerden! İki kere ikiyi bile toplayamam. Yarı yarıya. "Başka türlüsü mümkün değil. Rodoplu'nun kaşlarını kaldırdığını gördü." ruz ki. Karısının beyninde ur var. Bizim inşaat şirketimiz var ya! Seni de ortak edecem oraya." "Öyle mi. başka! Eee? Ne diyorsun?" var ki! Ürküyor insan. nasıl olacak?" "Onlar benim hissemi paylaşacaklar. kokusu "Ben varım. "İnsan inşaat işinden de para kazanabilir." "Sen ne anlayacaksın? Uğraşma sen bu pis işlerle. ğız. müteahhitlik filan denince. kitabını yaz. "Yârin gül yanağından "Yani. affedersin." dedi Rodoplu. "Para ödemeden mi. Biraz da onun için istiyorum ya. tabii." bunları bana bırak. Sonra. işte."Öyle. para kazanacağız da!" Kalktı. "O yok. Söz verdik. bu kooperatifi." "Onur Bey?" ağır borçlandı adam. Duran davar. bu ortakların. İşleri kötü gitti. Hastanede." "Bu adamlar.

gelir getirici aktivite. geriye çekildi.. düşeyde ve yatayda 1987'ye kadar. Kent yoksulu ıslıkla ailesinin veya arkadaşsanlar kendi konutlarını kendileri yapmaktadırlar. bu yasada gerek hizmet. Konutu ekonomik hizmet ve refah olarak görmekteyiz. gözleri açılmıştı. gerekse yıkım içeriğinin ciddiye almadığı uygula- devingen bir yapıda. için gerekli değil. gecekondulara arsa dağıtımı ile ilgili görüşmalar önümüzde vardır. tam bir "Konut sahibine bir menkul değer. Sakın-kesme işareti yaptı. Bugüne kadar.. Biz. kişinin aynı parsel üzerinde.satın alarak. ekonomisine katılım üssü ile aile barınağıdır. gecekondulara hizmet götürülerek sıhhileştirilmesi. 1979 yılından başlayarak gereksiniminden öte. paylaşarak veya işgal ederek konut larının yardımı ile kendi konutunu kendi yapmaktadır. Çayırtepe'yi yönetenlerin. Emin bir parsel ve ev ailenin içinde ekonomik olarak üretken olabileceği. Böylece. bir arsa bulmak ancak kamuya ait ya da özel araziyi istila etmek ve yasal olmayan . inşa ederek. Deruni sesini. edinmeye çabalamaktadırlar. Bizim lerimiz çok açık ve nettir... konut barınma sine iş kaynağı ve güvence yaratması olayıdır. Çayırtepe çevresi gecekondularla örülmüştür. ekonoyoruz ve buna inanıyoruz. Bundan ötürü. kentteki arazi parsellerine erişilmetoplumun tüm üyelerinin yetenekleri ve enerjileri elverdiğince. İnsanlar. kiralayarak. ekonomik kriz ve sini sağlayan etkin önlemleri sadece sosyal açıdan. Bizim orada inarazi birimlerinden arsa almakla mümkün olmaktadır. arsa hastalıktan kaynaklanan işsizliğe karşı finansal bir tampon olma özelliğini de göstermektedir. geniş kent "Ne anlatıyorsun sen?!" mik üretkenliklerinin temel direği olduğu için de gereklidir diye düşünü- politikacı tonlamasıyla kullanıyordu. devam etti Şafak. Çayırtepe'deki gecekonduların ıslah edilebi- . Ancak." Şaşma sırası Rodoplu'daydı. yeni bağımlı ve bağımsız hacimler yaratarak kendiprogramımızda. gecekondular affı ya da yıkımı.Konut insanların sadece barınacakları yer değildir.

Hazine arazileri bedelsiz olarak belediyelere terk edilecek.. filan da. Affedersin! Yani. Bu sosyal demokrat belediyecilik anlayışının katılımcılık ilkesinin hayata geçirilmesidir. olmadı!" dedi. ama ne demek istediğimi çok iyi yansıtıyor. yer kabul etmemiş?' Hangi gecekonducu. cektir. 'osur osur ipe diz!' derler ya. çok SHP kokuyor!" diye ekledi. söyleyeyim mi?" "Aşkolsun!" "Olmadı. politikacılardan öğreneceklermiş gibi. "Hayır. bağımlı çok yabancılaştırıcı laflar. İmar ıslah planlarına. düşeyde ve yatayda devingen yapı. 'gökten ne yağmış da. gülüyordu. bir kere... bir üstünlük taslama' var.. yani.. yapmadığını yaptı. . Nasıl olacaktır? Merkezi yönetim. anakentin görevine gelince. "Ya. derler ki. bak. geceDurdu. halk ile belediye ortaklaşa altyapı hizmet- teknik hizmet ve finans bakımından Çayırtepe Belediyesi'ni destekleyeve diğer hizmetler için bu amaçla kurulacak fondan yararlanılarak. Günay'a döndü. genç adam. anakent belediyesindeki sosyal demokrat iktidar. Sanki insanlar 'ev' denilen şeyin ne kadar hayati olduğunu bilmiyorlarmış da SHP'li bağımsız hacim.. nüve filan gibi laflar. "Nasıl?" diyerek dikkat kesildi. yani. altyapı oluşturulacaktır!" "Olmadı ki!" rının kazandırılması yanında. İyi yaptı. Verecek misin. Islah edilebilir alanlara imar plânları yoluyla tapu verilmesi ve bu alanlara imar haklalerinin inşasını amaçlamaktadır. affedersin. Sonra. Çok ayıplamazsan. Bir kere bu tatsız. zaten on yıllık hikâye ve ANAP bugüne kadar o konuda kimsenin deyişinle. Entel laflar. yüzünü ekşitti. "Çok ayıp bir söz vardır. çünkü. Rodoplu. hacim dediğin oda! Adam iki göz bir dam istiyor.lir alanlar olduğuna inanıyoruz ve öyle düşünüyoruz. kötü yaptı. şehri mahvetti. senin vermeyecek misin? Mesele bu. işte öykondu önleme bölgeleri arsa dağıtım yanında nüve ve mesken blok inşası le. Kimse böyle konuşmaz ki! Nedir yani.

'Bu yedi ceddi yabancı alüftenin taslamadan. hangi bir diriliş hayaline kapılmak çılgınlık. kaygılarını yansıtsan. geçiştirmek demek. insanların nezaketinden yararlanmadan. Katılımcı belediyecilik diye su borusu döşemek için köylüden para alacaksın! Lâf mı. Avu"Biliyor musun. bu sanki her şeyde böyle.' Çok doğru. Ama. "Nasıl?" bu lafı bilir misin. Ama sonuç olarak. statükocu. De- minki nutuk çok iyi bir örnek. Bizim oradan bir partili. Biz birimizle konuşmuyoruz. içini olduğu gibi yansıtsan. İnsanlara üstünlük söylesen." diyerek içini çekti Günay. kimse paçanı tutamaz senin!" "Yani. böyle bir nutku dinleyen çıkarcılığındandır! Rahmetli Cemil Bey. ne yapamayacağını da söylemiyor.' derdi. mesela. Yani. Yeni sentezlere izin vermiyor.şehrin organik yapısı bozulacak diye." tekrarlayan bir metin bu. hatta alkışlıyorsa. yani. açmak gerektiğini düşündü. Ne söylemeye çalışıyorum. ondan da öte. içtenlikli değil. da! Adam susuyor. Birbirimizi geçiştiriyoruz. Bektaşi tabiridir. arsa almaktan imtina eder? Nostaljik çevreciler bozulurlar ama onların da oy potansiyeli bellidir! Sesli oldukları için iyi geçinmek zorundasın ama o kadar! Bildik şeyleri. yeni bir şey değil. 'Obskürantizm heyulası yok edilmedikçe. yani? Bir kere. cevlağa soyunsan. konuya hâkim olmadığı için söyleyemiyor." Şafak. "Sen. "Kaz gibi bir herif zaten bunu yazan. anlıyor musun?" "Evet. Ne yapacağını söylemiyor. meselelerin üzerini örtmek. tüm dikkatini toplamış "Obskürantizm. Belki de bilmediği. olanı ve olabileceği gecekonducu. çok kötü İkincisi. özlemlerimizi yansıtan. tercüman olsan. herdinliyordu. sizin tüzükteki 'katılımcılık ilkesinden kastedilen bu değil!" kat. biliyor mu- ." "Aslında. Rodoplu. ne anlar Allah aşkına? Nutku atarken senin bile içine fenalık geliyor. nezaketinden değilse dilimizde adı yok.

tabii. anlamıyorum. Kimse senden kütüphaneye kapanmanı beklemez. onların içinden benden daha iyi örgütçü yoktur. sözünü kesti kadın. Üç gün sonra. bizdeydi de ondan!" "Hile mi yaptınız?" Referandumda neden en yüksek 'evet' bizden çıktı? Seçmen kütükleri "Eh. iş bölümü diye bir şey var. Onu da anlamıyorum. Ben yazıyorum. "İşin içindeyiz. söyleme! Demokrasi adına halk dalkavukluğundan bıktım usandım artık! Bütün kuramlarıyla işlemeyen . Çok yazık.sun? Statükocu olma. gülüm!" diyerek kurnaz kurnaz güldü. yeni politikalar üretmeye çalış. Sokak sokak bilirim Çayırtepe'yi. o zaman!" "Bunu ben de isterim.. demek istiyorum. Ama ben zaten kapanıyorum. Bütün yapacağımız el ele. senin bir çıkış yapman için ne lâzım? Paranın dışında." 'ben' demek istiyorum. tabii. Ben." "Buna ben de inanıyorum. aç. geldiğini ama Başbakan'ın referandumu tekrar ettirmek istemediğini söylemişti de." dedi. açından da. Sen bakma. derken. Ama. benim yerim kütüphane. şakak şakağa vermek"Peki. Bakma. Rodoplu. bazılarımız. Siyasal çıkarınız "Leyla Köseoğlu söylemişti.." "Yap. bana söyleme! Aman ha. "Ne olur. olacak o kadar." diye başladı. Çok yazık!" "Siyasi hakların iadesi. Demirel'in ya da Ecevit'in yasaklarının kaldırılması sizin ne Demirel'i meydanlarda görürüz artık. yeni sentezlere soyun." "Sen niye yapmıyorsun?" "Yapıyorum. "Aradaki farkın hileden işinize yaramayacak. Üçkâğıda ne gerek var. kadın ANAP milletvekili olduğu için inanmamıştım. bir sürü tir. ben olmasam ortaklarım açtır. Beyinlerimizi bütünleştirirsek fethedemeyeceğimiz şey yoktur. sen." Parayı kazanan benim. Harçlıklarını veren benim. Şafak'cım. Sonra. anlamıyorum.

çok acı. böyle gergedan derisi yüzsüzlüğü! Hıyanet özgürlüğü diye bir nursun? Çayırtepe Karakolu'nda senin başına gelenleri askerlere yükleyip. Bak. böyle bir basının özgürlüğünü nasıl savubaşta Demirel. 'Vah. bir hikâye vardır. Abdülhamid.' der. oğlum. Denenmişi denemek doğru değil. Türkeş. o dönemin bütün sivil siyasileri sorumludur! Bir başbakanın icrası. o adam hiçbir şey yapamıyorsa. vah. mut Şevket Paşa filan. Bütünüyle çıkarcı bir tavırla yaklaşsan da boş verdülhamid tahttan indirilip. ahlâklarından şüphe etmek lâzımdır!' Nitekim olanları gördük. Ben boş veremem. Diyorum ya." "Haklısın. Mahbakanları iken. işte Salih Paşa. Fethi Okyar da sayar. iş-birlikçiyse ve sen bu basına karşı çıkıyorsun. 'Şimdi bunlar mutlakıyetin . eğer basın bir tekeller basınıysa.bir demokrasi neden kutsal inek olsun? Şöyle söyleyeyim. ne diye hile yaptın annecim?" "Yapma. Fethi Okyar'ın nezareti altındadır ya. canım. Erbakan. Ecevit. intihar şey olamaz. da! Bir benim hile yapmamla mı oldu bu iş?" adamlar. çok hoş -yanlış kelime!. Zaten senin hiç Yok. rahatlayacak kadar safdil olamazsın. Neden tertemiz başlayamayasınız? Neden gidip yine o adamların popolarına giresiniz? Neden pisliğe bulaşmamış kadrolara şans ta"Veremem ki! Bunu anlamalısın. demokrasi var diye. on yedi yaşında bir çocuğun boynuna etmesi gerekli değil midir? geçirilen iple sonuçlanıyorsa. Selanik'te Alatini Köşkü'ne hapsedildiğinde. zihniyet ve kişilik mi değiştirdiler? Eğer buna inanılıyorsa. iktidarı ele geçirenlerin kimler olduğunu sorar." "Haklıyım da. Hepsi de Abdülhamid'e zamanında hizmet vermiş memen lâzım. düşün bak. gülüm! En iyisi boş vermek!" arena var. AbFethi Okyar'a. meşrutiyet ilân edildi de. çıkarcı bir değerlendirmeyle SHP açısından baktığım zaman da anlamıyorum! Şöyle ya da böyle temizlenmiş bir siyasal nımazsınız? Bu 'asr-ı saadet' yutturmacası nereden çıkıyor?" "Bu iş böyle. dökülen her damla kandan boş vermemen lâzım.

Sonra sırasıyla. Yani. ula- mez. İlk kesin letleştirmek oldu." "Kütüphanede oturan sensin. dinamik. bir şeyden bir tane varsa. Yapmak istediğin o değil mi? Korel Göymen'in dikkatini çekmek. Geçen akşam Pür sosyalist olsanız. Ama. o bize yetduruyorum. İngiliz İşçi Partisi'ne. o çift dil bilen kolejli tayfanın dikkatini. Sonra dikkat çekersin. kişisel olarak sen. mutlaka bir tane daha vardır. Birisi İsmail Cem'inki.başka şeyler var. kapitalist olsanız. Bak. elektrik. hatta "O da doğru. gülüm." Çevikçe'nin dikkatini çekmek.. mesele o değil. eğer. da!" nomik platformunu oturtmakta. Yani. İngiltere Bankası'nı devşebbüsün elindeydi. bilgili. Yaptıkları ilk iş. kömür endüstrisi. öyle değil mi? Genç. bir sosyal demokrat parti ne der?" sini de okudum. Erol yere basan bir adam imajı vermek değil mi istediğin?" "Bu konuda bana bir şeyler yazar mısın?" "Hangi konuda?" "Mesela. statüko dışına çıkabilirsen. efendim. bir tane daha var. halka yakın ama eğitimli. Batı'daki sosyal demokratların tecrübesini bilmek iyidir de. Türkiye'de "Sosyal demokrasi nedir bilen var mı ki! İki tane kitap var zaten. kooperatifler konusunda. Türkiye'de esas mesele sosyal demokrasinin eko- beş yüz kişi olsa yeter dediğim. çünkü İngiltere önemli: hem Adam Smith'in hem de Karl iktidarı 1945'te ele geçirdiler. 1694'te kurulduğundan beri İngiltere Bankası özel te- . Esas ihtiyaç burada. ayağı "Yazarım da. Senin uzmanlaşman lâzım. o da olur. Bak. -İngiltere deyip Marx'ın ülkesi sayılır. "Bak.Adamlar 1913'te parlamentoya girdiler. gaz. Size yöneltilen eleştiriler de buradan kaynaklanıyor. Nihayet seni bunlar destekleyecekler. Ama. sisteminiz olur. o." Müslümanlar bile bir ekonomik model geliştiriyorlar. şunu söylemeye çalışıyorum. iki"Biliyorum. Gerçekten de söylemiyorsunuz. işbilir. işte bu. bak. Neden yetmez? Şimdi. Sosyal demokratlar ne yapacaklarını söylemiyorlar meselesi var ya.

madı bir tarafa. kamulaştırılan kuruluşları. çelik. 'İngiliz sorunu' dedikleri buydu. sosyalistler. 'Halk kapitalizmi'. Bugün artık İngiliz devlet teşebbüslerinin ne müşterilerine. 'Devletin sahipliği ile halkın sahipliği aynı şey değildir. seçim kazanırlarsa. ne oldu? 1951 seçimlerini kaybettiler. diğer KİT'leri özel teşebbüse devredeceğini söyledi ama yapmadı. sizin tüzüğünüzdeki gibi. YapaŞimdi bugün bakıyorsun. KİT'leri hızlı ve belirli cak. yenilerini de kurdu. İşçi Partisi tekrar iktida- ve en özel sektör yanlısı hükümet bile tersini yapamaz. haydaa devletleştirme tekrar başladı. efendim. gibi kavramlar ortaya atılıyor. Adnan Menderes bile. kapitalizmin kişinin becerisini ödüllendirmekten doğan üstünlüğü ile. Emekle kazancın doğru orantıda artmasını sağlayan bir sistem kuru- yapıda bir sanayileşmenin gerçekleşmesi için en güçlü araç görmektedir. onaylıyor. havacılık endüstrileri geldi. 1950'de amme hizmeti görenlerle temel sanayiler hariç. ne çalışanlarına. Seçim programları böyleydi ve kazandılar. Yeni bir sentez ortaya çıkartılaverimli olduğunu kabullenirlerken. ne de vergi mükelleflerine iyi hizmet vermedikleri kanıtlanmış durumdadır' diyor. özel teşebbüsün daha Hal buyken. Ne zamana kadar? 1964'e kadar. bize bak. yapamadı. Geçen yüzyıldan bu yana ilk kez. Neyse. piyasa ekonomisi yanlıları mülkiyetin halka yayılmasının daha da verimli olacağı konusunda birleşiyorlar! lacak. bu inanılmaz bir aşamaydı. bir sosyal devrim yaşanıyor. 'halkçı pazar ekonomisi'. Bunlar eninde sonunda. 'SHP. İşçi Partisi lideri de ceklerini söylediler ki.' . hakça bölüşüm ilkesini gözeten bir sistemde bütünleştirilecek. Şimdi. işsizliğe yol açmamak için habire sübvanse edilen enkaz durumundaydılar. haberleşme. İşte.şım. 1970'te Thatcher geldiğinde. eski sahiplerine satın aldıkları fiyattan geri vereDoğu Avrupa gitti gidecek. İngiliz KİT'leri. Sovyetler çözülüyor. kurumları eski sahiplerira geldi. 'endüstriyel demokrasi'. bu defa da muhafazakârlar devletleştirmeyi durdurup. Margaret Thatcher. Ha. 1983'te bir manifesto yayınladılar. Bizde zaten bu endüstrilerin hepsi devletin elindedir ne iade ettiler.

' desen.türünden bir çıkış. anlatmaya çalıştığım bu. Bu böyle olduğu halde. bunlara Kamu İktisadi liyor musun. kuruluş yasasında. Bugün Türkiye'de kimse ekonomik vetükocu haliyle böyle bir politika güdebiliyorsa. daha doğrusu. Kimseye ait olma"Tabii. bu kuruluşları yöneten bürokratlarındır. Etibank. demektir. neden Deniz söylemiyor? Onu düşünmek lâzım. devlet memurları imparatorluklarının küçülmesine razı olmuyorlar.bunun bir türlü yapılmamış olmasının bu kuruluşları kendilerine otlak yapan devlet memurlarından olduğunu düşünüyorum. bir KİT umum müdürünün saltanatı kimde var?" "Niye ANAP'lılar söylemiyor?" "ANAP'lı dediğin kim? Sizinkilerden farkı yok ki! Ama. Ziraat Bankası. 'Efendim. Demin. doğru. Örter de ne olur? İşte Sümerbank olur." sahibi devlet ise. bugün Sümerbank'ın kaç tane iştiraki olduğu bile bilinmiTeşebbüsleri deniyor ama. şimdi. Denizbank'ın da. 'obskürantizm' derken. yalan mı söylemiş olursun? rak. o şey kimseye ait değildir. sadece Sümerbank'ın değil. BiMesela." . Dünyanın hiçbir yerinde. uygulamada mal sahipliği kamunun değil. 'Bir şeyin yan bir şey de. SHP en staörtmekten başka işi yaramaz. kayıt yok! İnanabiliyor musun? rimlilik açısından KİT'leri savunamaz. kimsenin umurunda değildir!"' "Doğru söylemiş. 'Posta Terör Teşkilatı' desem. çok haklı olduğu bir sözü var. Düşünsene. sen kalksan desen ki. Gorby boşuna ortaya çıkmadı. Thatcher'ın. bu KİT rezaletinin üstünü yor? Vallahi. diyor ki. Sümerbank'ın ilk kurulurken. kendisine bağlı fabrika ve işletmeleri sınırlı zaman -tabii. sizi köhne yargıları savunan bir 'müze bekçisi' yapar! Kadının. yalan mı? Bir tüketici olane düşünüyorum biliyor musun. sözde sahibi olduğumuz devlet tekelleri üzerindeki denetimimizden daha fazla! Yalan mı? Bazen sorumlu şirketlere dönüştürmekle yükümlendirildiğini düşündüğüm Ben PTT değil. özel sektör üzerindeki etki ve denetimimiz.

KİT'lere ters düşmek. Rodoplu. pırıl bir kafan var. canım. Ah. diyor. devletçilik bir ilkeyse. statükoculuk bu. 1930 öncesi ekonomik Yine kaldı ki. yine de ken"Korktuğum ne. Ve açıkçası. daha doğrusu zihni tembelliğimizin. Bugün koy- "İyi ya. bir daha toparlanamayacağız diye korkuyorum. biliyor musun?" diye sürdürdü.." "Olur mu. Standard Oil Company'ye. neden çözüm üretmekten. tirmekten.Atatürk inkılaplarına ters düşmek. "Korktuğum. Bu beni korkutuyor. Afet İnan'da var. Atatürk zamanında söylemiş. pırıl . Türkiye'nin gerçek koşullarını nesnel olarak değerlendirmemizi önlemesine izin verdiğimiz için. Şafak. inkılapçılık da bir ilke. rehavetten! lara uygun yeni ilkeler geliştirilir. bağnazlık bu. devletçiliğe ters düşmek olur.. Nitekim. bunu. işte. inkılapçılık ilkesine bağlı kalındığı sürece. elimize geçen fırsatları değerlendiremeyeceğiz. cüzzamÇok konuştuğunu." ekonomik konuları 'devletçi' ve 'anti-devletçi' ikileminden çıkarıp. Kaldı ki." "Ne statükoculuğu. duğumuz ilkeler bugünün icaplarına göre faydalı olanlardır." "Diyorum ya işte. yeni ilkeler üretilemiyorsa. 2000 yılını da Açıkçası. 'sen' derken ne demek istediğimi biliyorsun. yeni koşulkoşullar öyle gerektirdiği için Atatürk petrol-benzin tekelini bir Amerikan şirketine. Ekonomi eğitimin var. canım. nesnel olarak değerlendiremeyeceğiz. Hep onu anlamaya çalışıyorum. geçinecek paran var." "Anlıyorum. ya- parsın diye umuyorum. gülüm. kaçırırsak. ispirto ve alkollü içkiler tekelini de bir Polonya şirketine devretmişti. be! Geçiş- dan kaçar gibi kaçıyoruz! İşimiz gücümüz meselelerin üstüne örtmek! Her yerde. altı oka ters düşmek olur. güllerin büyüsünü dağıttığını biliyor. Yani. sözde yurtsever kaygılarımızın. Toplum zaman içinde değişir. her şeyde bu! Neden?" disine hâkim olamıyordu. tembellikten. sen.

" sesi titremeye başladı. ortalıklarda dönenen garson! Yine de ve hepsine rağmen! ceğini düşündüğü böylesine cüretli bir hareketten irkilmediğini. hepsi bu!" ğumu düşünmüyorsun." dedi. Bütün imkânlarım. bir şeyi bilmeni istiyorum. başkalarının görüyor olmasını bile umursamadığını hayretle fark etti. "Biliyorum. duygusallığını şakaya vurmaya "Hayır. çeviri.. "Çünkü. araştırma.. "En iyisi ben sana bir türkü söyleyeyim. Rodoplu. birden ciddileşerek. biz. birden." dedi.daha iyi bir işin yok bu dünyada. süne attı! Gözlerini Günay'ın gözlerine dikti.! Sadece birey olarak ben değil tabii. Günay. Ama. ani bir hareketle elini göğKır bahçesi. çalışıyordu. "Bunu sana nasıl kelimelendireceğimi bilmiyorum. bak. hiçbir koşulda kabullenemeye- . daha doğrusu sana söz vermek istiyorum. hepimiz. Şafak. anlamlı anlamlı. "Bir de seni seviyorum. öyle değil mi?" "Sen varsın. "Bir devrimdi!" diye anlattı.' dedi Şafak. değil mi? 'Uğraşılacak' bir şey oldu- kendini beğenmiş." "En iyisi!".. ben buradayım. 'iş' miyim ben?!" "Anladığından eminim. ne istersen. bir "Sahiden öyle düşünmüyorsun. hayatının hiçbir döneminde. az ilerde oturanlar. değil mi? Çünkü biraz farklı bir eğitimi olan çağ"Hepsi bu mu? Sahiden mi?" diye sordu Şafak. dahası." diye fısıldadı. ne zaman bir şey istersen. Zaten yapacak "Öyle ağır işsin ki!" dedi.. daşınım. Şafak. da!" "Hadi. "Başka Türkiye yok. Bütün yapacağın okumak. bir küstah gibi konuşmak istemiyorum. Biraz duraladı. ordan. başını önüne eğmişti. yok.." dedi Günay..

lendiren kadının bilgisinden bunca yoksundum, ben ki, samanlıkta yumemiş, erotik denenlere kızarmadan bakamamıştım!.. " üstündeki elini tuttu, bağrına bastı! lin'e. Hemen ekledi, dum!" Gözlerini şaşırtıcı bir utanmazlıkla Şafak'a dikti, erkeğin memesinin "Böyle bir şey yapabileceğimi düşünebiliyor musun?" diye sordu Tü"Yaptım, bacım. Vallahi yaptım! O mafiyoza tipler de, seyrediyorlarsa

"Hayatımda bir devrimdi! Ben ki, her uzvunu dirhem dirhem değer-

varlanmayı bunca garipserdim, ben ki, ömrümde tek bir porno film izle-

da seyretsinler, Şafak'ın önüne geçmek bana düşmez diye düşünüyorŞafak, bir tür meydan okuyordu. Rodoplu arda kalmadı, "Hadi, gidiyoruz!" "Sen varsan, ben de varım," diye fısıldadı, "Sonuna kadar."

Şafak, baktı baktı, elini çekti. da!" dedi adam. Günay, durdu. pırıl pırıl su döktü!

Kolu Günay'ın omzunda, otomobile yürüyorlarken, "Şöyle bir dur, "Beni kendisine siper etti, çişini yaptı! Evet! Çişini yaptı. Ay ışığında Ilık olduğunu düşündüğümü hatırlıyorum! Sanki ben yapıyordum.

Elimi altına tutabilirdim. Temizliğini yapabilirdim!

şeyin farkında değildiniz! Kümemin elemanları bire bir eşleşiyordu, Şafak'la. 'Bir' oluyorduk. Yepyeni bir sınıf oluşturuyorduk! Ve siz hiçbir şenuz ki, bana! Aptal ve inançsız!" yordu, Son ameliyatından birkaç gün önceydi, çok çabuk yoruluyordu. Tülin yin farkında değildiniz! Biliyor musunuz, bazen öyle aptal görünüyordude, ben de kendisini yormamasını istiyorduk. Ama, Günay konuşmak isti-

Tanrım, bütün bu inanılmaz şeyler bana oluyordu ve sizler hiçbir

bessüm yayıldı yüzüne, alamadı?" diye sordu.

"Bağışlayın," dedi, döndü, "Hele de sen!" İçini çekti, esef dolu bir te"Nasıl oldu da, senin gibi akıllı, iyi bir insan beni zaptırapt altına "Günay'ım, ben senin yanında su dökemezdim ki!" "Doğru!" kıkır kıkır güldü. "Bak, şimdi!" "Bu adam sana duyduğu saygıdan idrardan kesilirdi, kardişim!" dedi, "0 akşam ona bir şiir yazdım. Notlarımın arasında bir yerde olmalı.

Tülin, "Sistit olurdu, alimallah!"

Bir kopyası da Şafak'ta vardır. Tabii, eğer atmadıysa!

sinde. Şafak istedi. İstanbul'un bu yakasını bir türlü benimseyemediğini apartmanın önüne geldik. Durduk.

Sonra, dura kalka, Kilyos'tan ta Üvezli'ye gittik. Çayırtepe'nin de öte-

söylerdi. Sabahın iki miydi, üçü müydü, darca bir sokakta küçük bir mıyorum, çıktık. Bir dairenin kapısını açtı Şafak. Işığı yaktı, girdik. Burnuma 'Omo' kokusu geldi ve hatırladım. Şafak’ın çamaşırları da Omo kokardı. Etrafıma bakındım, orta halli bir memur ailesinin sade döşenmiş, küçük, sobalı, tertemiz bir dairesiydi. Şafak bir kapı açtı, yatak odasıydı. Şafak'ı, bir de o kadar gencecik sevimli bir kız poz vermişlerdi." "Aman, yarabbim!" dedi, Tülin, "Ne zor işler bunlar!" "Değildi," dedi, Günay, "Değildi." Çift kişilik bir yatak, aynalı bir tuvalet masası vardı. Tuvalet masasının 'İniyoruz,' dedi, Şafak. İndik. Üçüncü kat mı, ikinci kat mıydı, hatırla-

önündeki gelin damat fotoğrafında, onbeş-yirmi yıl öncesinin gencecik

nımı evimde istiyorum. Bana ait olan her şeyi seninle paylaşmak istiyorum.' Anlamamak mümkün değildi ki! Ben de onu kendi evimden başka bir yerde göremiyordum!" "Ne güzel bir kız," dedi, Günay Rodoplu, fotoğrafı işaret ederek.

"'Seni, kendi evimde, kendi yatağımda istiyorum,' dedi, Şafak, 'Kadı-

"Tabii öyle olacak," dedi, Şafak Özden.

Ama, ben, öylesine dingin, barışık bir ruh halindeydim ki, gelen karısı nüp,

"O sıralarda bir yerden bir kapı açıldı. Anlaşılan evde biri daha vardı.

olsa da rahatsız olmayacaktım! Şimdi düşünüyorum da, Şafak bana döNeyse ki, gelen eşi değil, kardeşiydi. Sedat, bizi gördü, şöyle bir baktı, Tülin dayanamadı, 'Siz miydiniz, abi?' dedi, 'Hadi, iyi geceler,' gitti, yattı." "Sana da bok yemek düştü, tabii!" deyiverdi. 'Bu benim karım. Öp kumanın elini,' demiş olsa, eğilir öperdim zahir.

bulma! Ben nasılsa orada kalacaktım. Sedat başka türlü davranmış olsa

"Yok, yok," dedi, Günay, inler gibi, "Hiç öyle düşünme, hiç bahane

da, Şafak için kalacaktım. Şafak'ın istediği kokuyu, onun yatağından esirgeyecek değildim. Ne olursa olsun! Ha, ama, uyuyamadım, tabii. Sonrada, dım, eve döndüm. Tıpkı, onun bana yaptığı gibi. Beni eve getirme telaşına düşmesin, sükûnet içinde, kelime yerindeyse, 'demlensin' istedim." doplu'ya söyleyecek lâf yoktu! uyuyuverdi. İtalik’lediğimin farkına vardı, tabii! şafak sökümünden az sonra kalktım, onu uyurken öptüm, sessizce ayrılSöyleyecek hiç lâf yoktu. Ne o zaman, ne de daha sonra, Günay Ro"Ben sana 'Allah'ın belası bir lâf ebesiyim! demedim mi?" dedi ve

V
O yılın haziran ayının büyük bir bölümünde Ankara’daydım. İstan-

bul'a dönmeden bir gün önce, Sakarya Caddesi'ne açılan sokaklardan birisinde, Günay Rodoplu'nun konferansını duyuran afişi gördüm. Siyahkişinin tanıdığı bir adı binlerce kelimenin arasından hemen görmesi gibi reğimin özlemle kabardığını hissettim. Bir gün daha kalmaya, konferansı izlemeye, Şafakla birlikte değilse, İstanbul’a onunla beraber dönmeye karar verdim. beyaz, sıradan bir afişti, normal koşullarda dikkatimi çekmezdi bile, ama bir şeydi. Sanki orada kollarını kavuşturmuş, bana bakıyordu, Günay. Yü-

lemiyordu, tabii. Karşısında belirince, yüzü umduğum gibi sevinçle aydınlandı. Sarmaş dolaş olduk,

Tahmin ettiğim gibi trenle geldi. Adamakıllı solgundu. Beni hiç bek-

için teşekkür ediyormuş gibi bir duyguya kapıldım. Az sonra arkasından inen adamın yüzündeki ifade bu duygumu perçinleyecekti. Kısa boylu, otuz yaşlarında bir adamdı. Özensiz giyimi, tıraşlı yüzü ile hep bildiği bir şey kanıtlanmış gibi sırıttı! Gerçekten, sırıttı! "Hayrola?" telerinden birisi!" Tanıştırdı. nedense, emlak komisyoncularına benzettim. Adam, bize şöyle bir baktı, "Şafak'ın eniştesi," diye fısıldadı, Günay, "Daha doğrusu, sayısız eniş"Beraber mi, geldiniz?" diye sordum, hayretle. "Yok, canım! Trende karşılaştık." "Abla, sizi bir yere bırakayım mı?" diye sordu, Fevzi Özden, yılışık

Sadece karşıladığım için değil, tatsız bir şeye de son vermiş olduğum

"Sağol, canım. Sağol!"

'abla' hitabı, Günay'ın kaderiydi, zaten. Yaşıtları da, kendisinden otuz yaş olan bir kadını bir yerlere bırakmayı teklif etmezdi!) Beni nefret ettiğim lerden bir kez daha sıtkımın sıyrılmasına neden oldu. "Araba var, ben sizi bırakayım," dedim.

yılışık. (Bu defa önyargılı olmadığımdan eminim. Gerçekten yılışıktı! Bu

büyükler de ona 'abla' derlerdi. O değildi yadırgadığım. Ama, adamın bir

ayağının köyde olduğu belliydi ve bence hiçbir köy erkeği yanında erkek bir tavrı, 'maço' tavrımı takınmaya zorladı. Ve tabii bu dayatma ÖzdenGünay, yavaşça elimi sıktı. Erkeklerin 'Denizli horozu sendromu' de-

diği bu tavırları onu çok eğlendirirdi. Fevzi Özden, köylü kurnazı gözlerini kaçırdı, bir yerlere uğraması gerektiğine dair bir şeyler mırıldandı, gitti. "Sen iyi misin, canım? Solgun görünüyorsun." "Uyuyamadım," dedi Günay, "Ondandır." "Çok mu sıcaktı yine?" "Yo. Fevzi ile konuşuyorduk. Sen nasılsın? Forus'lar nasıllar?"

söyledim. mi!"

O ara, masonluğu incelediğimi biliyor, takılıyordu. İyi olduklarını "Ne kötü," dedi, "Hiç konuşamıyoruz bu günlerde! Biliyor musun, bir

suretimi çıkarmak isterdim. Senin yanından hiç ayrılmayacak bir suretilattı. Neden o kadar düşünceli olduğunu o gece trenle geri dönerken an"Dün gece, gelirken, Fevzi Özden anlattı, ben de Şafak'a bir geçmiş

yazdım," dedi, mahzun gibi, kendisiyle alay eder gibi!

Bir süre, öğleden sonraki konferansı tartıştık. Eskişehir’e yaklaştığımızda daldı.

Restorana geçmek istememişti. Yemeğimizi kompartımana getirdik.

suskunlaştı, ışıkları söndürmemi rica etti, simsiyah bozkırı seyretmeye dim. O gece ise, yıllar öncesine, İstanbul'dan başlayan, bir ucu Ankara'da, diğer ucu Pozantı'da biten iki yorgun demiryoluna götürdü onu. Günay için, hipnotik bir etkisi her zaman vardı, bozkırın. Onu bilir-

Odunla, söğüt dallarıyla işleyen dur kalk bir lokomotifteydik sanki. Şevket Süreyya olmuş, aç Anadolu'nun ince ay ışığı altında kabaran, köy evlerini, küme küme ağaç karaltılarını, şurada burada dev sütunlar gibi yükselen servi kavaklarını süzüyorduk! Sağda solda tek tük ışıklar vardı. Kararsız gölgelerden korkan köpeklerin havlamalarını duyduğuma yemin edebilirdim! Az ilerdeki değirmen olduğundan boşalan suların, sert, lığın derinliği içine dağıldıklarını duyduğuna da yemin edebilirdim! "Ne ki, boşa çalışıyor değirmen," diye fısıldadı, "Öğütülecek buğday serin hışırtısının dönen değirmen taşlarının uğultusuna karışarak karanyok! İkinci Dünya Savaşı süresince uygulanan akıl almaz iktisat politikaları ülkeyi kedi, köpek yiyen Yunanistan’dan beter etti! Yirminci yüzyılın re etmeyi düşünebiliyor musun?" Ne demek istediğini hiç anlamamıştım! "Günay Rodoplu, sen Şafak'ı özlüyorsun!" ortasında bir ülkeyi, etliye sütlüye karışmaz bir ev kadını ezikliği ile ida-

Yadsımadı.

kilosu beş liraydı." Duraladı, şet verici, değil mi?"

"Babasını düşünüyorum," dedi, "Yirmi lira aylık alıyordu. Tozşekerin "İki yüz bin lira aylık alıyordu, tozşekerin kilosu elli bin liraydı! Deh-

na'dan kağnılarla getirildiği Ankara'da beş kuruştan azdı! Eli saban tutan ne işlemişti, yine de ateşli bir Paşacı'ydı köy öğretmeni Halis Özden!

Buğday, 1927 fiyatının altındaydı. Yetmiş kilometre ötedeki Hayma-

Özdenlerin tümünün işleyebileceği alan elli dönümü geçmezdi. Bir döBaba'nın, Pulur Köy Enstitüsü'nü 1948’te bitirdiğini, Kore Savaşı'nı

nüm en iyi senelerde seksen-yüz kilodan fazla vermedi! Yoksulluk içleriucun ucun sıyırttığını, teyzekızı İffet’le askerlik dönüşü evlendiğini Fevzi Özden anlatmıştı. İffet, Halis'e, biri kız üçü erkek, dört çocuk doğurmuştu. En büyük oğlan Şafak’tı, onu Sedat ve Şener izlediler.

vermemişti. Tarlalarda, elma bahçelerinde büyüdü Şafak. Alucu kuşburzeydi; madımak da öyle. Yenebilecek her şeyle beslenmeyi öğrendi ama cağını gördüğünü söyledi.

Halis Öğretmen'in maaşı ailesini aç bırakmamış ama birikime de izin

nundan, üvezi muşmuladan ayırmayı öğrendi. Ebegümeci ot değil, sebtevekkülü asla! Günay, beş vakit namazını bırakmayan babasına bakarken Şafak'ın gözlerinin hırsla çelikleşeceğini, ölümcül bir öfkeyle sarsılağunda, Milli Şef’e de, Meclis'ine de şovenlere var gücüyle karşı durdu," dedi, "Kuranların değil, eski yazılı belgelerin toplatıldığını iddia etti." yeni yazı hızlansın!" "Erzincan'da Kuranların toplatıldığı haberi Gümüşhane'de duyuldu"Ne yapsın hükümet?" demişti, Halis Özden, "Eski yazı toplatılsın ki, "De ki, öyle," diyorlardı, 'sapık fikirleri savunanlar, "Ku-ran'dan baş-

ka eski yazı var mı ki, evlerde?"

"eskisi zordu, bu kolay" diye alınan alfabenin, '48'e gelindiğinde yüz kişiden otuzunu ancak okur-yazar edebildiğini düşünmüyordu bile. tövbeye zorlayan dayatmanın şiddetini düşünebiliyor musun?" Ve Halis Özdenler Türkçe ezanı dahi kabulleniyorlar! Adamı secdede lundaki sandığı yok ettiğinde vatana hizmet ettiğini düşünüyordu, Halis saklar kalkmasın diyenlerin oylarını yok edecekti!) 1950 seçimlerinde Demokrat Parti kazanır korkusundan kendi oku"Yirmi yılda gelinen yer sadece yüzde otuz! Düşünebiliyor musun?

Beyin yıkama faaliyetinin başarısı tam olmuş olmalıydı ki, 1928'de,

Öğretmen! (Daha sonra, referandumda, oğlu Şafak Özden de, siyasi ya1954'te Demokrat Parti tekrar kazanınca, dış güçlerin iktidarlar ya-

ratan kudretlerinden dehşete düştü. 1975'te, milletin aklının başına gelmeye başladığına sevindi. 1960'ta CHP + Ordu iktidar formülüydü; elleri patlayıncaya kadar alkışladı!" "İngiliz albayına posta atanan Hintli parya," diye, hatırlattım.

yor, tersine, aylıkçı olup bize katılmaya çabalıyor. Sözümüzü ikiletmezler, izimize basarak gelirler götürdüğümüz yere! 'Hatırladın mı?" "Elbette," dedim.

"Öyle," dedi, "Ama, Esendal biliyordu! 'Okuttuklarımız kavga aramı-

"Gümüşhane'de kar damları aştı. Evlerin tahta kapılarını zorlayıp açtılar,

"1963 kışı yaman oldu," dedi, Günay, gözlerinde tuhaf bir pırıltıyla,

tünel kazdılar. Tüneller komşularla buluştu. Tahta kapıları olanlar böyle yaptılar. Tahta kapıları olmayanlar, toprak altında yaşayanlardı. Onların barınakları daha bir muhafazalıydı, ortaya kazılı tandırın dumanı odayı yer duvar yalayıp ufak baca deliğinden süzülür giderken, sıcacık olurlardı. İs kokusu, tezek kokusuna katılır, derilerine sinerdi insanların. Şubatta bir gün, Bayburt Süvari Taburu'ndan bir kıratın bacağı bu barınaklardan birisinin içine kaçtı. Ne olduğunu anlamaya çalışırlarken, yeraltından bitiverdi insanlar. Atlının anlamadığı bir dilde çığrışıyorladı.

Kumandan bağırıverince, sindiler. Atlı kendisine çekidüzen verdi, hayva-

nın bacağı sarıldı, çekip gittiler. Arkalarından, damı göçen evden, beddua yükseldi." Birden hatırlamıştım, bir başka romanından bir pasaj tekrarlıyordu! "Kar tonlandıkça tonlandı," diye sürdürdü, "Buz sarkıkları birken iki,

ikiyken üç bilek kalınlaştılar. Baharda eridiklerinde on bir ev göçtü. Olağandı. Eriyen kerpiç duvarlar suyun daha da ağırlaştırdığı tavan toprağını taşımazdı. Şafak, döşeğinin boyundan büyük toprağın altında kaldığını ğildi. Nisan yağmurları da bitmek bilmedi. Sonunda, bezdi, yatıştırmak için bir de gerekçe buldu, 'Oğlun gelecek yıl ortaokula başlayacak.' gördü. Göçüğü izleyen on gün okula gitmedi, toprağı kaldırmaya yardım İstanbul'a tayinimi isteyeceğim,' dedi, Halis Özden. İrkilen karısını

etti. Akrabalarda gecelediler. Toprağı kaldırdılar ama ev onarılır gibi de-

düştü. Ege'de üzümler sıcaktı, kiraz bitmek üzereydi, çilek ancak reçel rinin diplomalarını dağıttı. Ailesi’ni topladı, yola koyuldu."

Bir yıl uğraştı. Ertesi yıl, Gümüşhane'nin son karı haziranın ilk günü

olurdu; İstanbul'da erguvanlar yerli yerindeydi. Halis Özden, öğrencilene zincirli tutukluların tökezlemekten ve tökezletmekten sakınan adımlarıyla, darmadağınık ama sımsıkı bir dayanışma içinde indiler. Molla Günay, Sirkeci'deki hallerini gördüğünü söyledi. Trenden birbirleri-

Ramazan'ın torunuydu, Şafak, mahşer nedir bilirdi. Eminönü'nden halat zehirli tütsüydü. Gökyüzü mavi değildi. Güneş pekâlâ Batı'dan da doğmuş

alan Adalar vapurunun düdüğü, İsrafil'in sur'ası olabilirdi. Kâfirleri sarhoş edecek duman egzoz gazlarının İstanbul'un sıcak buğusuna belenmiş olabilirdi. İşte insanlar kabirlerinden çıkmış, "özleri dönmüş çekirgeler gibi dağılmış" koşuyorlardı. Her cins, her biçimdiler. Zinadan yeni kalkmış kadınlar, "gömgök" gözleri, çıplak kolları, ak göğüsleriyle ortadaydınım, sol omzundan "Al oku!" diye uzatılacak günah listesini bekledi. Sonunda o da oldu, kendisine yol açmaya çalışan bir hamalın sepeti omlar. Sağır edici gürültü, Dabbetülarz'ın homurtuları olmalıydı. İffet Ha-

zuna vurdu, "Destur!" diye bağırdı, adam. İffet Hanım'ın korkudan canı çekildi, bacakları eridi, kucağındaki Sedat'ı istasyonun betonuna fırlattı, az berisine, kondüktörün ayaklarının dibine de kendisi yığıldı. Kondüktör yana atıldı, peronuna babalarının çiftliğiymiş gibi yayılan

yığına midesi bulanmış gibi baktı, helaları gösterdi. Kadınlar helasının ağzına geldi İffet'in. Dar kaçtı. "Zıkkım iç!" dedi Şafak'a.

duvarları fayans kaplıydı. Akseden, eğilen bükülen gölgelerden yüreği Bir iki vızıldandı, sonra hurcun üstüne kıvrıldı, uyudu çocuk. İsmet Görüntüler çok canlı olmalıydılar. Gözlerini yumdu, Günay. Farkına varmadan o transandantal havaya girdim ben de! Günay’ın

Özden'in babası gelip toparlayıncaya kadar ilişmediler.

uzandığını, Şafak'ın toz içindeki hurcun üzerine kıvrılı çelimsiz gövdesiçamurladığı öfkeli asi yüzünü okşadığını görüyordum. Sevdiği adamın nüstü zeki olduğuna inandığı çocuğun ruhunda yapacağı tahribatın kaçılar bana dayanılmaz bir acı veriyordu! Gülümsüyordu. caman açarak. "Allah aşkına bırak! Bütün bunlar doğru değil!" diye bağırmışım! "Neden ama!? Gerçek olmadığını bile bile neden?!"

ni, terden sırılsıklam sarı çocuk başını, yanaklarından süzülen yaşların çocukluğuna bakarken, burnunun direğinin sızladığını hissediyordum. nılmazlığının acısının yüreğini kavurduğunu biliyordum. Ve bütün bun"Değil," dedi, sakin sakin, "Dedim ya, Şafak'a bir geçmiş yazıyorum!" "'Gerçek' değil mi, sahi?" diye sordu, hüzünlü gözlerini kocaman koÇocuk Şafak'ı bekleyen dünyayı, bu duyarsız, bu sevgisiz şehrin olağa-

Susmak zorunda kaldım.

garistan göçmenlerinin faciasını, birkaç göçmenin daha az ya da farklı

Gerçekten de, Sirkeci'ye inmiş olup olmamaları ne fark ederdi? Bul-

dım,

türden eziyet çekmiş olmaları değiştirir miydi? Yine de kendimi alama"Kibele sendromu!" diye söylendim, "Diana haklı! Seninkisi, Toprak

Ana sendromu!" (Bunu da daha sonra anlatmak durumundayım!) Şöyle bir baktı, başını salladı, den görmüyor?" diye mırıldandı.

"Senin kadar akıllı bir adam, benim nihayet bir kadın olduğumu ne-

Enişte, seyahat nedenini "İmar'da bir işimiz var da," diye açıklamıştı. Çayırtepe'de dayıoğlu İsmet Özden'le ortak bir Yeminli Özel Teknik Büroları vardı. "Bu günlerde herkesin işi İmar İskân'la," dedi, Günay. "Sen niye gidiyorsun, abla?" sorusunu, "Bir panel var da," diye geçiştirdi. "Rakı içeriz değil mi?" Teklifinin nedeninin, Duran'ın dükkânındaki "İçeriz," dedi, Günay, "çiğlik etmemek için."

Ne ki, büyüyü bozmayı başarmıştım. Fevzi Özden'e döndü, Günay.

imza gününde viski içtiğini görmüş olması olduğu belliydi,

sü Matematik Bölümü mezunu olduğunu; öğretmenlikte para olmadığı de bu Yeminli Büro işini kurduğunu, işlerinin "Allah şükür" iyi olduğunu anlattı. "Bir de, şu seçimleri kazansak! Bizim Şafak çalışıyor ama bakalım!"

Bir süre dağdan tepeden konuşmuşlardı. Enişte, Gazi Eğitim Enstitü-

için bir yıl kadastro kursu gördüğünü, sonra da "Özal amcamız" sayesin-

zinledi, canı sıkıldı Günay'ın. Enişte, Şafak'ı görüp görmediğini anlamaya, kaynaklanan bir öğrenme istemi değildi bu. diye düşündüğüne bahse girebilirim!"

"Bizim Şafak" tonlamasında senli-benlilikten öte bir küçümseme se-

aralarındaki ilişkinin niteliğini kestirmeye çalışıyordu. Ne ki, ahlaki kaygılardan, Şafak'ın eşinin gururunu ya da yuvasını koruma isteminden Biliyor musun, Şafak'ın dalgasıysa dokunulmaz, değilse bir yoklarız,

rak.

"Mümkündür," dedim, adamın sabah bana nasıl baktığını hatırlaya"Şafak'a saygısızlık etti," dedi, Günay, "Ben de seyirci kalmak zorun-

da kaldığım için ihanet ediyormuş gibi oldum." olduğuna gerçekten inanıyordu, aptal!

algılanmaya, her türlü aşnafişna girişimine karşı mutlak dokunulmazlığı "Belki de, haksızlık ediyorum. Haberi bile olmayabilir." Adamı, kendisine ilişkin tavrı dışında da sevmemişti, Rodoplu. Şa-

Kendisine edilen saygısızlığı hiç düşünmüyordu, çünkü kadın olarak

fak'tan küçüktü Fevzi Özden, ama daha şimdiden hiçbir şeyin memnun

edemediği insanların müzmin ekşiliği sinmişti yüzüne. Hiçbir rejimin ona kümetinden şikâyeti kapitalist ihtiraslarının yeterince tatmin edilemiyor olmasından ibaretti. "Eşitsizlik"ten yakınıyordu ama gerçekte yakındığı kendisinin yararlanamadığı eşitsizlikti, "Şimdi biliyor musun, bu Kürt var," diye anlatmıştı,

uygun olamayacağı belliydi. Marksist olduğunu söylüyordu ama Özal hü-

man'a, araziyi ormandan çıkaralım, diye... Vallahi, abla, be, sefil oldum bu

"Herif Tuncelili Kızılbaş. Biz yıllardır Ankara'ya taşınıyoruz, Or-

yollarda, be! Git gel, git gel! Harcadığım paranın haddi hesabı yok! Biliyor musun, nasıl rüşvet yiyor o memurlar! Adamın dosyayı ellemesi yirmi bin lira! Eskiden de yerlermiş, ama bu Özal ekonomisi mahvetti milleti! tımdır, dedi, çıktı! Orman arazisine, benimdir, diyor, iyi mi?! Biz bu kadar veriyor Alevilere! Kâmran İnan'ın ada-mıymış neymiş," minse,' dedi." çilesini çekmişiz! Ama, bak, Şafak onu tutuyor ama bu Baykal çok yüz Alevi olmadığını düşündüğümden. Ânında vazgeçti iddiasından. 'İşte kiTuncelili değil de, Fevzi Özden tarafından "değerlendirilmeliydi". Günay'ın anladığı, ormandan çıkması gereken bu arazi söz konusu "Kâmuran İnan'ın olamaz," dedi Rodoplu, "Bildiğimden değil, İnan'ın Bu Kürt, şimdi, bizim uğraştığımız araziye benim arazimdir, şahsi ran-

şimdilerde de DYP'liydiler. Şimdiki muhtar Salih Çırpıcı'nın hısımlarıydılar. sen onu büyük bir gönül yüceliği zanıyorsun. "Biz çok sefillik çektik. istiska hastalığı. zafiyet geçirdi!" Şafak anlatmadı mı sana? Çocukluğunda sıskalıktan. Sonra da. Sultanhanımlı'ya gelen ilk Gümüşhaneliydi. Günay'ın. Halis Özden'den bahsetmeye başladı. "namussuzlar". "Tekrar oturdum. İsmetler. Son za- . be abla!" diye başlamıştı. İstanbul'a yerleşen ilk küsü. Salih Çırpıcı da ANAP'tan delegeydi. Yükünü tuttuğu- tepe'de. "İlginç olan. Günay'ın bu konuda "Halis Amca'nın buraya nasıl geldiğini bir bilsen! Ne sefillik çektiler! hiç kuşkusu yoktu." enişte. olması dikkatini çekti. Şafak'ın öynu gören hemşerileri onun peşinden akın etmişlerdi. bunun yüce bir amaç. eski mülkiyet 'düşüyor' sanki. "Sıska" kelimesini timpanitis. Onlara bir tür kıyak yapıyorsun." dedi. Günay. Salih Çırpıcı ile başlıyordu. ile başkaları. ayıptır söylemesi. 'Çayırtepe'nin yoksul halkının 'evAdamın ıslak gözlerinin.lendirilmesi' amacını. yani ailenle. Çırpıcı. Zaptedilen yerin mülkiyeti. fetihle beraber ortadan kalkıyor." dedi. eşinle dostunla paylaşıyorsun." guları yüzümden okumuş olmalıydı. Özdenlerdi. haklı olarak artıdeğer kaKalkmaya hazırlanıyordu ki. Tepeden tırnağa su toplamış bir Şafak tasvirinin ardındaki örtülü düşmanlığın nedenini düşündürdü. Bugün artık Çayırmanlara kadar ANAP'lı. "Bir yeri zapteden Osmanlı paşası gibi bir tavır sanki bu. hemşerilerinle. Bu arada da. Sivaslılardan sonra en büyük nüfusu oluşturuyorlardı. sürekli sırıtmasının uyandırdığı nahoş duy"Tuhaf bir şey. İsmet'in (İsmet Özden) babasının Sul-tanhanımlı'daki gecekondusuna misafir olduğunu anlattı. güttüğü iddiası. anlamında kullanıyor Halis Öğretmen'in.

sonra. öyle de cimridir. Fevzi Özden'in bir yandan Yeminli Büro lışmaya gelen Salih biraz da memlekete benzediği için oraya yanaşmış. Gümüşhanelilerden oluşan küçük bir imparatorluk kurdu. 1965 hava fotoğrafları ile tespit edilecek gecekondu yoğunlaşmalarını "ıslah bölgesi" içine almayı ve tapu vermeyi öngörüyordu. karısı ve ikisi kız altı çocuğunu getirttiğinde. itfaiyenin gelmesini gerektirmeyecek boyuttaki yangınlar birer Yapılması gereken şey belliydi: Çırpıcı yepyeni bir "ıslah lekesi" ya1966'da yürürlüğe girmesi beklenen Gecekondu Af Kanunu tasarısı. kimine kiraladı. mahallenin gelip dayandığı ormanda dikkati çekmeyecek kadar küçük yangınlar çıkarmakla başladı. evcikler kondurdu. Bu evleri. ayda seksener lira aldığı iki kiracısı vardı. kiracı sayısı beşe çıktı. Adalet Partisi ilçe başkanı ile oy pazarlığına oturdu. Günay. Dünyalıklarını sağcı iktidar döneminde yapanların. varyemez!" "Bırak abla. sadaka verirsin. "demişti.işinden köşeyi dönmeye çalışırken. daha o zamandan dolu ormana bir kondu da kendisi yapmıştı. Fevzi Özden. artık sayıları katlanarak göçen hemşerile- . "üçkâğıtçının biri! Kapına gelse eline 1960'ların başında ormandı Sultanhanımlı. Maltepe'de yeni yeni palazlanan sa- nayi bölgesindeki fabrikalara koyduğu iki oğlunun getirdikleri yüz elli- şerden 300 lira da eklenince aylık geliri 1000 liranın üzerine çıktı ki. İstanbul'a. Salih Çırpıcı. adını Atatürk Mahallesi taktı. inşaatta ça- "Çok makul. Kendisine şu ya da bu şekilde borçlu seçimlerinde muhtar oldu. Bu aşamada inşaat ameleliğini tümüyle bıraktı." dedi. ormanın kıyısında. ev sahipliğine başladı. bu o zamanlar baremin ikinci derecesindeki bir devlet memurunun kazancından daha fazlaydı. üç oda daha eklediği kondusunda. ratmaya girişti. Bir yıl 1963'te. İşe. On beş yirmi günde bir çıkan. öte yandan "Halkçı" olduğunu düşünerek. Ankara asfaltını kuşbakışı gören tepeye ikişer göz rinin kimine sattı. İlk hamlede Sultanhanımlı'dan ötede. "sağcı" kalmalarının daha namuslu olduğunu düşünüyordu.

bir de imar alsalar elde edecekleri rantın dokuz sülalelerine yeteceğini biliyorlardı. dualarla ayrıldı. Komisyon başkanı hak verdi. Mükellef bir öğle yemeğinden sonra gecekondu mahallesi gezildi. bölgenin bağlı olduğu Adapazarı'ndan geldi. zahmetinin karşılığını lesi kapkara bir ıslah lekesi oluşturmuştu bile. suları yoktu. soluğu Ankara'da. lağım açıktan akıyordu. GIB sınırlarından sorumlu belediye meclisi üyelerini araya koydu. lete inanamadı. Oysa. ormandan çıkıp belediyeye ya da Hazine'ye devredilse bir da aldı. Altı ay içinde tam 186 konut üretti. Islah Lekesi'ni bir milimetre büyültmenin fiyatının yüz binden başladığını öğrenince. Salih Çırpıcı. "Orman"da aldı. hatta yıtlıydı. Yetmiş beş binde anlaştılar. bir o kaOrman Komisyonu. Salih Çırpıcı. İl müdürün kimin nesi olduğunu araştırmaya girişti. Komisyon başkanı gördüğü sefarın yolları yoktu. Anadolu'nun yoksul köylerinden gelen bu zavallı insanlaÜmraniye’ye ulaşabilecekleri vasıtaları yoktu. partili Meclisi yeni sınırlı GIB'ı alelacele onayladı ama iş bununla bitmiyordu. Bayındırlık onayı şarttı. Beykoz'a. Muhtar. İlçe Başkanı ve partililer karşıladılar. meskûn dar daha olduğunu da belirtti. nına taktı. söz konusu arazinin orman olmadığı gibi. İlçe Başkanı'nı yasi olarak kayıtlı ise de. "Aman. Bu defa da ara kademe olan İstanbul İl İmar Mü- . oğullarını fabrikadan çıkardı. "her ne kadar orman bölgeolduğunun tespit edilebilmesi için" durumu yerinde görecek "orman komisyonu" talep etti. Üstelik. 'O zamanın parasıyla' elli bin lira dağıttı. Bir tapu.ikişer dönümlük yer açtılar. gerisini finanse etti. Seksen altısını sattı. bu gidişle hiç olşeyler yapılabilirdi. Muhtar ne olursa senden olur!" diye yalvarmaya başladı mal Harita Genel Müdürlüğü'nün uçakları göründüğünde Çırpıcı Mahalmayacaktı çünkü arazi bürokratik bir ihmal nedeniyle hâlâ Orman'a ka- sahipleri. Artık iş Mesken Gecekondu İşleri'nin bu haritalar üzerinde saptayacağı Gecekondu Islah Bölgesi (kısaca GIB diyorlardı) sınırlarını denetlemeye kalıyordu. gecekondu inşaat müfrezelerinin başına getirdi.

bir köşede sıkıştırı"Çırpıcı Mahallesi'nde yaşayan insanların hiçbirisi. Solcu oldukları söylenen bu büyük grubun içinden düştü. ile konuşmaya karar verdi. Sonuçta. bir buçuk ay içinde Ankara'daydı. öğretmeni . onları okutmaya karar verdi. 'para yemeyen vermeyi önerdiler. kıraathanelerinin kıyısından dolanması hayaürkütüyordu. miş halk gruplarına dayanamadı. 1/1000 ölçekte parselasyon ıslah imar plânı yapılacaktı. Çocuğun karnesi baştan aşağı zayıftı. Sultanhanımlı İlkokulu öğretmeni. hemşehrisi Halis Özden'le böyle tanıştı. Torunları aklına Halis Öğretmen. sonunda İmar İskân Genel Müdürü'nün "bir çayını" içmeyi başardı. Çırpıcı. gözleriyle görmeye davet etti. Üstelik ikinci senesiydi." dedi. belediyenin ve devletin yapması gereken hizmetlerden kısmetlerini. lar. paylarını alamıyorgelmeye. Ailede onların dilinden anlayacak okumuş birinin olmadığına ilk kez hayıflandı. Altı ayda sevk edi- diyesi Mesken Gecekondu İşleri Müdürlüğü'ne gelmesi üç ayı buldu. Muhtar. Salih Özden peşinden gitti. Oğlanlar. GIB'ın "bu haliyle" tasdikleneceği sözünü aldığında tam iki yüz bin lira harcamıştı. matluba uygun birini bulup yanaşmak zor işti. "Sayın Müdürümü" yoksulluğuna kanacak kadar saf değildi ama Çırpıcı'nın örgütlediği ezilSamanpazarı'ndaki Uzun Palas Oteli'ni tam bir ay mesken tuttu. Planlanacak ana cadde güzergâhının kendi tiydi! Sıradan memurlar değil ama MGKI Planlama'nın genç mimarları Bakanlık onayının yine İl İmar Müdürlüğü aracılığı ile İstanbul Bele- aşa bağladığı kurnaz bir odacıdan günaşırı bilgi alan Muhtar. adam' kokluyordu. büyük kızının büyük oğlunu okutuyordu. en ezilmiş haliyle karşısına dikildi. üstelik AP'li bir muhtarın lecek evrak. oğullarına. terslendi. Fena halde canı sıkıldı. üstelik daha da harcayacaktı.dürlüğüne taşınmaya başladı. işlemleri hızlandırdı. Görmediği milletvekili bırakmadı. Müdür. "Zurnanın dükkânlarının önünden. adamın "toprak işleyenin. Fukaralık ayıp mı. Muhtarı. Mazırt ettiği yere geldik. İnsan sarrafı burnu. su kullananın" devrimcisi olduğunu keşfetti. beyim?" diye boynunu büktü.

"zeki ama Halk Partili'nin iflah olmaz bir ülkücü olduğunu kestirdi. Salih Çırpıcı. ekimde. "Sana şurada bir ev ayarlayalım. herkese başını sokacak bir ev bulmuştu ki. Seçimlerden bir ay önce. tapuları ayağına gitti. Bu sınıf." 1969 seçimleri de rol oynadı. Halis Özden'in ço- Islah plânının tamamlanmasında Muhtar Salih'in gayretleri kadar 'ekonomik cürüm'e suç ortaklığı ettiğini hiç bilmemiş olduğunu düşünütık karanlık köşe başlarında kurbanlarını bekleyen şarapçılar değil. Uygun zamanı kolladı. "Mafya denilen şey bu olmalı. Çırpıcı Kıraathanesi'nde isim çağırarak bizzat dağıtmıştı. koca mahallenin nasıl geliştiğini anlattı. "Bilemiyorum! Günümüz suçlularının ar- . yordum. Halis Öğretmen'in gerçekten etkilendiğini fark ettiğinde baklayı ağzından çıkardı. soruşturmayı öğretmenlerin klasik cevabı. Halis Özden. memurluktan almış." dedi. Kiradan kurtul. Yıllarca çalışmış. Halis Hoca." diye mırıldandım. inatçı Alagöztepesi'ne çıkardı. AP'lilerin arasına girmek istemeyen Halis Öğretmen'in tapusu cuklarının gırtlağından haram lokma geçirmemiş olmakla övünürken. Üzerine gitmedi. "O kolay! "dı." dedi Günay. bu Köy Enstitüsü mezunu. sularını bağlatıp. Usta bir şehir plâncısı edasıyla. çamurdan kur- tarmadan ölürse gözü açık giderdi. Halis Öğretmen'i Çırpıcı Mahallesi'ni gören "Ben geldiğimde buraları bomboştu. gecekondu tapuları dağıtılmaya başlandı. doğru. dünyanın parasını dökmüş. 'kravatlı-mücrimler' denilen yeni sınıf olduğu. İlçe Başkanı ne etmiş etmiş. Ödemeye gelince. ıslah plânı bitmek üzereydi. bu devletin bile beceremediği bir işti! Bu insanlara tapularını vermeden. hemşerilerinin elinden tutmuş.çalışmıyor'la karşıladı. Türkiye'de "Bilmiyorum. Ama o da olacaktı inşallah.

bu sayı yüz binde 159'ken. cezalandıracak hâkim de yok!" dalavereye dönüşüyordu. öyardında yatanın 'seçkincilik' değilse. İslâmiyet'te hırsızlığın ancak Fevzi Özden ile yediği yemek. bana bir yıl kadar sonra." dedi. Federal Almanya’da "Nereden de bilirsin böyle şeyleri!" "Ne bileyim. Bu kirlenmişlikten Şafak Özden'in de payını alması gerektiğini düşünüGIB'ları." İçini çekti. yordum ama." Günay'a yine de bir tür kirlenmişlik duygusu vermiş olması kaçınılmazdı. olmak istediği her şeye ters düştüğünü düşünüyorgeçen insanların sorunudur. ince bir ölçüsü de yıllık 'ekonomik cürüm' sayısıdır? Vallahi. Şafak'ın bütün bu faaliyetin bir "Pek de öyle değildi. doğaldı da. 'üst sınıf bilinci' olduğunun farkına "Ne vardı. bunları mahkemeye çekecek savcı olmadığı gibi. Dahası. Kalküta'yı hatırladım. Geri kalmış ülkelerde kibarlaşıyor." dedi. Sitem dolu gözleriyle şöyle bir baktı. dünyanın her yerinde köylerden şehirlere vardım. "0 akşam sana parçası olduğunu düşünüyordum.660'tı!" koşuşturan çocukları seyretti. Bu defa da dayanılmaz bir utanç duydum! Şafak'ı suçlamamın dum. öyledir!" gülü3. "Bilir misin. "Ama. Bir süre Eskişehir garını. bir simit satabilmek için gecenin o saatinde "Bütün bunlar doğru da. İstiklâl Caddesi boyutlarında yüzlerce sokağın kaldırım taşla- . kompartımanın penceresinde lece durdu. "Deliyim zahir!" Günay'a göre bu. onun anlattıkları ve kendi ilavelerinin ihtiyacın olmayan bir şeyi çalman halinde geçerli olduğu da doğru. rını yastık edip uyuyan insanları görmüştüm. "Bir ülkenin gelişmişliğinin yordu. Anlasana. öyle olmadı.İkinci Dünya Savaşı ile türedi. yani? Konut. başını önüne eğdi." dedi. Ama. "Türkiye'de. Bu insanlar da köylerden Orada." dedi. yüzü belirdi. yakılan ormanları anlatırken. 1960'ta.

trilyonları geçen beri. Öyle baktığımda. Ve tabii. Oysa. Nesnel olmak gerekirse. olduğunun bilincine varmaya davet ettirmişti. aynı yerde yiyor. çeşitli biçimlerde ortaya çıkıyor bu duygular.göçmüşlerdi ama parklarda. Salih Çırpıcı'nın ya da Fevzi Özden'in kirdi. neden?" Düşündükçe. Her taraf öbek öbekti. kendisine. siyasi tercihleri ya da meslekleri ne olursa olsun. Mesele. bu müthiş ve yapıcı enerji kanalize edilebilir. Bir Necati Eczacıbaşı. caddelerde kamp yapıyorlar. uyuyor. Soğukçeşme Sokağı'nın ortadirek evlerini Fransız 'boudoir'larına çeviren Çelik Gülersoy restorasyonunda da. Ortaköy'ü gift shop'lara boğan gelişmede görebilirsin bunu. Rockefeller’lerinin nasıl yetiştiklerini "Bir nokta geldi mi. Bak dikkat et. para arayan babaların boş zamanlarında uyandırdığı duyguyu uyandırmıyorsa nedenini sınıfsallıkta aramak gereviski kaçakçısı Joseph Kennedy. gecekonducuların İstanbul'da yaşamaya hakları olmadığı şeklindeki duygularını mutlaka açık ediyorlar. çello dinleyecek ya da sergi gezecek hali yoktu. yani Salih Çırpıcı olmadan. ne siyasal ne de ekonomik cürümde bir Eczacıbaşı ya da Koç. Kennedy olmuyordu. tersine. lahmacunun şehri işgal ettiğinden yakınan Ali Sirmen'in yazılarında da. hatırlatmıştı. herhalde Çırpıcı'dan aşağı kalmazlardı. Toprak hemen her zagecekondunun dünyanın en ucuz ve en becerili sosyal konutu olduğu üreten. gecekondu yıkım kelimesi ile eşanlamlıydı. Esas meselenin bir tür sınıfsal 'estetik' meselesi egemen sınıflar. Yetersiz malzeme ve işgücüne karşın bir gecede konut lamıştı. her şeyin devlet babadan beklenildiği inancının man kamu arazisi. Türkiye'nin sınıfsal yapısı olduğunu anlamaya başsöyleyebilirdim. kendi evlerini devletten çatıyı örtünceye kadar uzak durmasından başka bir şey talep etmeksizin yapıyorlardı. kendimi bildiğimden masının nedeninin. içiyor. pisliyorlardı. . Şu farkla ki. Türkiye'de. Oysa. Salih Çırpıcı'nın temsil ettiği dünyayı bu denli itici bulyatırımın ziyan edilmemesi sağlanabilirdi. tren istasyonlarında. bu insanlar da neticeten 'kamu'ydu. saygın John Çağdaş Batı'nın Iococolarının.

Anadolu'nun yerlisi. edebiyatından yönetimine kadar her düler. "Farkında mısın. maaşının tümü bir eteklik almaya ğında ekşiyen yüzü.aynı mesele. onlar kadar 'küs' bir başka meslek grubu yok gibidir? Ne yapsınlar? İrkilerek seyrettikleri gecekondu mahallelerinin sakinlerinin. tabii bayağı. 'demopedi' yani 'ayaktakımı'nın idaresi olduğunu an"Aydınlar"a gelince. Yoksa. Tabii eğitimsiz. güzelim plânları ölü belgelere çeviriyorlardı. bu toprağa yakışmıyor! Hele de İstansa. yükselen sesi. giriştiler. pipo dumanından boğulacak hale geldiler. olmadılar. Olmadı. 'kanunsuz' yerleşimi önleyecek yıkıma. bu 'gettolarda yaşamayı. elektrik. onlar da olmadık yüksekliklerde maydanoz bahçeleri yaşehirlilerin duyduğu aşkı duyamayan köylüler daha haritalar bitmeden doluşuyorlar. Ama nedense kimse. gecekonducular yok olacaklardı sanki. Bu defa da. yine 'bürokratlar devleti' meselesine geliyor! Köylüleri ne yapıp edip. onlar. sosyal silolara tıkıp. küstükçe küstüler mimarlar!" dedi. sempozyumlar birbirlerini kovaladı. kelime moda olmadığı için. Toplantılar." üniversiteye gidip sınıf atlayacağı umudunu görmezden geldiler. benim gibi. çocuklarının değilse bile torunlarının Şimdi de. İş dönüp dolaşıp. köylerine dönmeye tercih ettiklerine inanamadılar! Şehre taşınan kadının belini büken tarla işinden kurtulduğunu. Bir kusuru daha vardı rengârenk haritaların: Bire iki veren toprağa "Karardıkça karardılar. Gözlerini kapatırlarsa. sınıfsallığın nicedir devlet politikası anca yeten bir memurenin Çırpıcı'ya muhatap olmak durumunda kaldı- bul'a hiç yakışmıyor! Gecekonduculara açıktan açığa 'barbar' denmiyor- olduğunun işaretinden başka bir şey değil. tabii açgözlüyları demokrasinin. uğruna canlarını vereceklerini haykırdık- . şeylerini tehdit ediyorlardı. köylerinde boşaltılan yerlerde uygulanacak debdebeli şehir plânlarını çiziktirmeye tutacaklardı. radyo ve televizyona kavuştuğunu. pacak kadar açtılar!" göz önünden kaldırmak istedikleri bu insanların fikirlerini sormadı! Oysa. Ve tabii. müziğinden mimarisine.

dostun sanırsın!" Hak etmiştim! "O kadar da değil." nereye oturttuğunu düşünüyordum. Deniz göründüğünde henüz uyumamıştım. "İyi edersin. da! Şafak var!" Az sonra da kapandı. Melih Cevdet'in de Fevzi Özden’in de birer oyu vardı ve Fevzi Özden’ler çoğunluktaydılar! yondan digayri bir şey değildi!" "Ve ben 'konferans' vermeye gidiyordum!" dedi.lamak zorundaydılar. bütün bu yoğun düşünce selinin içinde. nerde kalırsın? Her yüzüne güleni dostun sanırsın. yurdun yok. "Yerin yok. Ben ise. nerde kalırsın." dedim "Ben biraz uyuyayım. onu mırıldanmaya başladım. acı acı! "MastürbasAskerlikte öğrendiğim bir türkü vardı. Az sonra uyuyordu. Evet. sabah Şafak'la kahvaltı edeceğim. Söz verdim. gurban. konferansı. Şafak'ı Kıvırdı. ne yazık (!) ki. başını koluma dayadı. . gurban. tabii.

Az ilerde bekleşen bir grup Müslüman delikanlı tanıyan gözlerle baktılar. Kürsüye vardığında yine de hafifçe sinirli gibiydi. Kapıdaki yığılma salonun dolu olduğunu anlatıyordu. Günay'ın şansına su akıyordu. üst üste birkaç derin nefes aldı. Konferans. Yol açtılar. Ama. Günay.VI Fevzi Özden'den ayrıldıktan sonra eve gittik. Kendi demesiyle 'kocaman' bir kahvaltı yaptı. Ben gerilerde bir yer buldum otur- . Banyodan dinlenmiş çıktı. düşündüğüm kadar sıkılmadı. Yardım Sevenler binasındaydı. saat ikide. Biraz zaman ka- uçtaki konuşmacı masasına yürüdü. Onu ağırlamaktan mutluydum. Sıkılacağına muhakkak gözü ile bakıyordum. Günay'ın kalabalıkların insanı olmadığını söylemiştim. Kapıda göründüğünde dalgalandı kalabalık. öteki dum. İstanbul’da hep tersi oluyordu çünkü.

"Onun için mi diye tanımlanan 'ekonomi' biliminin kendisini tartışacağım. Tabla arandı.' 'Ekonomi' bilimi insanoğlunun maddi çıkarına nasıl uygun geliyorsa olan. Ancak. "Benden 'serbest piyasa ekonomisi ne getirdi ne götürdü' adlı dizi karşınızdayım. yirminci yüzyılın bili"Aranızda kaç tane iktisatçı var?" diye sordu." Öğretim üyesi olduğu günlere dönmüş gibiydi. "Bilimler aksiyomlar üzerine kurulur. Gelinceye kadar bekledi. yaptı. kibritini çıkardı. Görevlinin yüzünden bilhassa konulmamış olduğu belli oluyordu. "Buraya bir tabla. biliyor- ler. ben Özal ekonomisini değil. Böyle olduğu için. tüketim kavgasında nasıl başarılı . Bu tarife göre. İnsanın tarifidir. Şimdi. doyumsuz arzuçoğunu istekleriyle karşılaştırdığında kısıtlı olan kaynakları nasıl kul- öyle hareket ediyor olmasını bir veri olarak kabul eder. Kaynaşmanın durmasını istiyordu. Aksiyomların değişmesi halinde o güne kadar 'bilimsel' olduğu iddia edilen edinimler işlevlerini kaybederler. sigarasını. 'İnsanoğlu yaradılışı itibariyle. 'Kutsal inek' nedir. Bu bir 'insan görüşü'dür. bir 'kutsal inek' değildir. açgözlü ve çıkarcı bir yaratıktır. karı kalktı. Hemen bütün eller yu"Güzel. biraz da kendisini yüreklendirmek ister gibi. yani homo economicusa. sonsuz istekleri ları ile cimri bir doğanın arasında kalır ve uyanık geçirdiği saatlerinin lanması gerektiğine karar vermeye ayırır. konuşmama bir saptamayla başlamak istiyorum: hiçbir bilim kutsal inek değildir. Fiziki bilimler de dâhil olmak üzere." lar mı acaba? Bilim." işareti yadı. Günay da anlamış olmalıydı. aksiyomlar üzerine bina edilir'Ekonomi' biliminin temel aksiyomu 'homo economicus' yani 'eko- nomik insan'dır. hafifçe öne eğildi." diye başladı. 'insan tanımlaması'dır. bu çıkarcı ve açgözlü yaratığa. İtalik’lemeye başladığını hemen gördüm.zanmak. dirseklerini masaya dakonferanslardan birisini üstlenmem istendi.

mı ise. Bu aksiyom. Bu aksiyom. Arkalardan titrek bir el kalktı. en yüksek ücreti almaya. Heye"Ekonomi bilimi." diye sürdürdü. çok iyi bildiğiniz gibi en serbest piyasa ekonomisinden en katı merkezi plânlamaya. 60 milyona kendi takımında kalan Beşiktaşlı Ali'nin tutumu sistem dışı bir davranıştır. Konuşan heyecandan "Buraya kadar tekrarlamamı istediğiniz bir şey var mı?" diye yürek- . ekonomik sıkıntı hep canlanmış olmalıydım ki. Tarih içinde homo economicusu tatmin etmenin yolları araştırılmış. tek gülen ben oldum. H20 türünden bir değişmez olarak kabul edip. çıkarlanaklarla nasıl karşılayacağını kararlaştırmaktır. doyumsuz isteklerini kısıtlı olduğu öne sürülen kay- economicus tanımı gereği hiç doymayacağından. en kârlı ürünü üretmeye. ama Onu seviyordum! O pırıl pırıl kafasını seviyordum! Bu durumda. gevşediğimi hissettim. işçi ise. temel aksiyom aynıdır. Bekledi. Ancak. "Bir yöntem bilimi olduğu için tek ve mutlak çözümler önermez. katıksız kapitalizmden katıksız komünizme kadar pek çok yöntem önerilmiştir. yapabileceği en yüksek kârı yapmaya Homo economicus. lendirdi. Ekonomi biliminin ders kitabı tarifi budur. yanakları kıpkırmızı. örtülü bir kızdı. homo economicusu dönüştürmek değil. mükemmel bir girişti. ne bir kelime fazla.olabileceğini göstermeyi hedefler." rına hizmet etmek. geçenlerde renk aşkı uğruna 120 milyon liralık transfer umduğu hareket gelmedi." Son cümleyi kalabalığın tepkisini ölçmek için söylemişti. tabii. işada- ücretini reddedip. adayacaktır. ömrünü. Galiba. ekonomi biliminin kurucusu Adam Smith'in 1776'da dile getirdiği aksiyomdur. bir yöntem bilimidir. Ne bir kelime eksik. insanoğlu kendisine yakıştırılan homo sürecektir. Öte yandan. homo economicusun her halükârda öz çıkarını kollayacağını söyler. Amaçlanan.

örneğin. 'İnsanoğlunun böyle tanımlanması doğru değildir!" dedi. İnsan. diye bakındı. bir 'Milli Milli Coğrafya gibi şeyler 'icat ediyor' diye kıyametler kopuyordu. Amerikalı antropolog Service. O genç kıza sımsı- rif etmiyorsa. nıldığından. ekonomi bilimi denilen öğretinin işlevi yok ya da en azınEkonomi Bilimi' geliştirmek düşüncesi ilk bakışta düşünüldüğü kadar saçma olmayabilir." dedi. "Günümüzde geçerli ekoGünay'ın umduğu tepkinin bu olduğunu anladım. gibi yerlerde yaşayan toplumlar üzerinde yaptığı araştırmalarla ünlüdür. Günay da. tabii! Bakan değişmişti!) açmıştı da. Cömertliği yüceltirler. genç kızdan yana dönerek. Bu bey. Milli Tarih. Bu bakımdan. insanoğlunu tanımlamadığını söyle"Örneğin. Service İlkel insanlar ucuza almak pahalıya satmak. Tutumluluğu bencillik sa- . Hatta. Ben bunu söylemek istiyorum. başka konuşmak isteyen var mı. Çok erken söylemişti! O günlerde Milli Eğitim Bakanlığı. öyle yaptı." "Ooooo!" gibi bir ses yükseldi kalabalıktan." dedi. Sumatra yen başkaları da var. "Ben de bunu anlatmak istiyorum. konukseverlik gösterirler ve beklerler. Kültür Bakanlığı bir Milli Kitap Fuarı ('Birinci'si! İkincisi' hiç olmadı. "Kuranı Ke- O'nun halifesi ve temsilcisidir. İnsanlar ellerindekini avuçlarındakini başkalarına verirler. nomi biliminin temel aksiyomu olan 'homo economicus' insanoğlunu ta- dan evrensel bir geçerliliği yok demektir. 'ilerici' yayınevleri ve yazarlar boykot etmişlerdi! rahatlatırdı. 'ulusal' değil de. Yeryüzünde dir. Borneo." yoktu. 'milli' kelimesi kullaBöyle durumlarda yabancılardan yapılacak alıntılar Türklerin içini "Homo economicus kavramının. az verip çok almak gibi. homo economicus'ca şeylerin hiçbirisini yapmazlar. 'Hatta çoğunlukla tam tersine davranışlar sergiledikleri de söylenebilir. yaradılıştan asil ve haysiyet sahibicak bir tebessüm gönderdi.rim açısından insan Allah tarafından seçilmiş bir varlıktır.' diyor.

Nitekim. Türkiye insanının belirleyici çoğunluğu dur durak bilmeyen açgözlü tüketici insan tanımından çok uzaktır. "Bence. çöllerde boğuşmayı. dinleyicilerin dikleştikle"Şöyle bir düşünün." Durdu. bir yakıştırma. mı? Eeee? Zaten öyle değil miyiz?" günümüzde dahi ben. bunca teşvike. Solda oturan büyükçe bir grup delikanlının yüzlerinde beliren alaycı "Az önce Beşiktaşlı futbolcu Ali'den bahsettim. Türkiye insanının açgözlü. Günay.yar. bir parça top- rak için hiç bilmediği bir kıtaya göçmeyi. kurda kuşa yem olmayı göze almıştır da." dedi. hem de homo economicus olmaya kalkarsa. cezalandırırlar. "ama eminim hepiniz binlerce benzeri örnek bulacaksınız. insan hem yiğitliği yüceltir.' diyen kadınlardan tutun da belli miktar birikim yaptıktan sonra evlerine çekilen işadamlarına kadar. 'homo economicus' tanımının insanoğ- lunun evrensel bir niteliği değil." rini gördüm. küçücük teknelerde okyanusları zim tarihimizde böyle bir hareket yoktur? Daha öncesine gidelim. çıkarcı 'homo economi- tebessümlere karşın. mamalarının da altında bu yatar. evimizde otururuz. vergi indirimlerine vesaire- ye rağmen. çok ciddi teşvike. koca bir alkış koptu." diye hatırlattı Günay. daha bir cömert olurlar. şizofren olmaz. Türkiye girişimcilerinin Güneydoğu Anadolu'ya yatırım yap"Güneydoğu Anadolu" sihirli bir kelimeydi. 'Aç otururuz. Ve en garibi. söylediklerinin hazmedilmesi için zaman tanıdı. bu bulguların önemi. "Neden bir Avrupalı. mallar yetersizleştikçe daha da az hesaplı davranırlar. bibizde Haçlı Seferleri benzeri ve özde Doğu'nun zenginliklerini ele geçir- . ekonomik koşulların en vahşileştiği cus' tanımını yadsıdığını düşünüyorum. öğretilmiş bir şey olduğunu göstermelerindedir.' Aynı sonuca varan başka antropologlar da var. koşullar kötüleş-tikçe. neden meyi hedefleyen bir halk hareketi yoktur?" Halk hareketi tamlamasını aşmayı. Şimdi.

Uzun vadeli plân yapmaz. O vahşi lur. gelmeyince. Akın yapar. tanya adalarına boşaltırken. sürekli avlanmak yerine. Bu bağlamda antropolog Sahlins'in anlattığı çıplak vahşi gibidir. yeterli olduğunu düşündüğü kadarını alır ve geri döner. toprakları sömürmüştür!" Delikanlının ideolojisini giyimine yansıtmasındaki başarısı görülecek bir şeydi. ekonomik facia ile uğraşmanın tedirginliği yerine ihtiyaç lir: Öğle uykusuna yatabilir!. neden Türkiye’de en eski ticari kuruluşunun tarihi yüz yılı her zaman müesseseyi batırırlar?" Cevap bekler gibi bakındı. emekli etmeye niyetli Türk işadamı gibidir. neden Osmanlı’nın en görkemli sarayları bir Louvre'un onda biri kadar zengin değildir?" meyi beklemeden lâf attı. Hırsları- nı törpüler. kendisi yanıtladı." dedi Günay. Hesaplı değildir. sükûnetle. çünkü başarılı bir firmanın kazancı onlara yeter. venliği içinde huzurludur. Haçlı ordularının gönüllülerden oluştuğunu vurgulamak istiyordu. söz veril"Osmanlı İmparatorluğu en büyük emperyalisttir! Eline geçirdiği "Hayır.özellikle vurguladığına dikkat ettim. Hiç dügeçmez? Geçenlerin sayısı da üçten fazla değildir? Neden oğullar hemen "Batırırlar. Blucinli bir genç adam. Osmanlı da böyledir. en büyük emperyalist değildir.. diye bellediği şeylerin bütünüyle karşılandığı bir 'refah toplumu'nun gü- . dinlenmek için vakit buÖrneğin. Parayı mezara şündünüz mü. kefenin cebi olmadığının farkında gibidir. "Osmanlı da. tıpkı belirli bir miktar para kazandıktan sonra kendisini götüremeyeceğinin. gibi. ara ara ava çıkar. "İspanya Azteklerin altınını Madrid'e akıtır. günümüz fabrika işçisinin asla yapamayacağı bir işi yapabiOsmanlı. İngiltere Hindistan’ı Bri- Sol taraftaki gruptan bir el kalktı. Hırsı sınırlıdır.

Gü"Şöyle söyleyeyim. bir seçim olabilir. Ama. kendi ilkelerimiz doğrultusunda değerlendiririz. "Bugün." saptamasını "yaşamalıdırlar". Bir şey üzerinde tartışmanın O da fark etmiş olmalıydı. Güo şeyi savunmak ya da önermek anlamına gelmediğini bilmiyorlardı. bizler 'refah toplumu' denilen aşamaya Oysa. Oysa. onu Söyleyeyim. o yerliyi onun değil." oturan yoksul giyimli bir öğrenci dayanamadı. ön sıralarda . üstlerine gitmeye karar verdi. Ancak. elinde çelimsiz bir ok ve yaydan başka bir şeyi olmayan bir Avustralya yerlisine baktığımızda.bütün isteklerinin karşılandığı bir toplumdur. "Sizin tuzunuz kuru! Siz böyle konuşursunuz!" endüstri uygarlığı ile gelinebileceği düşüncesine şartlanmış insanlar olarak. şeklinde algılamışlardı. çünkü. Çok tehlikeli sulara giriyordu! Homurdanmalar başladı. insanlar düşük bir yaşam stanhissettim. bizim 'yoksulluk' diye adlandırdığımız durum. Yani. kaynakların ya da teknik araçların yetersizliği eşyalara özgü bir nitelik değil. "İnsanlar düşük bir yaşam standardında ama bolluk içinde yanay'ın Türkiye'yi geri bıraktıracak. aşağılar ve hatta kınarız. amaçlarla araçlar arasındaki bağlantıdır." diye sürdürdü." 'Refah toplumu' kavramını hemen açayım: Refah toplumu halkının mek veya az istemek. isteklerin kolayca dardında ama bolluk içinde yaşayabilirler. İslâmiyet'i savunabilir ama Müslüman olmayabilirdi! romantizmi dile getirdiğini düşünüyorlardı. neden? Nedir bu duygularımızın kaynağı? onun çaresizliği karşısında belirli bir üstünlük duygusuna kapılır. ok ve yay. bu istemlerini elindeki okla karşılayamayacağını bildiğimiz için küçümseriz. Diğer bir deyişle. çıplak vahşiye birtakım burjuva istemleri yakış- tırır. adamın isteklerini karşılıyorsa ortada acınacak. Bu defa. öyle değil mi? Peki. çağdışı bir öneri. hele de kınanacak bir durum yok demektir. hatta tehlikeli bir nay. Müslüman'ından solcusuna kadar herkesi öfkelendirdiğini karşılanmasının ve refah toplumuna erişmenin iki yolu vardır: çok üret- şayabilirler.

İnsanlar üstünlüğün rinde. video -ve bu sırayla." dedi. Toplumlar piyasa ekonomisi aşamasına girdikleolmadığını görürler. sergilenen ürünlerin bir kol boyu uzaklıkta ama avuçlarının içinde endüstri uygarlığının sunduğu ürünlerin miktarı ile doğru orantıda arttığına ikna edilebilirler. "Bacım.taksidinin ödenemiyor olması şeklindeki yoksullukla. et alamamak durumundaki yoksulluk ayrı ayrı tüketimi cezaevlerine kadar bulaşmıştı. yetersizlikle başlayan. Günay. Sahlins gibi antro- . Homo economicus olmayı öğrenmektir. piyasa ekonomisinde yaşamak. az önce konuşan örtülü genç kız. televizyon. Fıtri değil. "sizce sadece ilkel insanlar mı 'homo economipologlar. buzdolabı.. sen burjuvasan. şöyle bir duraladı. bu reklamlar?" Sakalının şeklinden anladığım kadarıyla Müslüman gençlerden olmalıydı. Bu adamlar yerli kabileler arasında yaptıkları gözlem"İlkel insanlardan bahseden ben değilim! Service. "Senin de tuzun kuru ve far- kında değilsin. mahrumiyetle sonuçlanan bir çifte faciayı yaşamaktır. xere ya!" Roman'da Binali de öyle demişti. çünkü tuzun kuru olması göreli bir kavram. Niteözendirmiyor mu." cus' değil?" "Az önce. canım. canım. ama öğretilmiş bir şey öğretilebilir bir şey. sevecen bir tebes"Bu reklamlara ne diyeceksiniz?" diye sürdürdü delikanlı." diye araya girdi. çamaşır şeylerdir. Çünkü. Reklamlar bu amaca hizmet ederler. yaradılıştan "Ben de onu söylüyorum ya. Tuzun kuru. Buna söyleyecek bir şeyleri yoktu ama Adidas kuşağıydılar. Tıpkı yoksulluk'un göreli bir kavram olduğu gibi. Böyle olduğu için. sümle. Mahkûmların. "Tüketimi değil.Günay. 'ilkel' insanlardan bahsettiniz. 'Marka' ayakkabı değil filan marka spor ayakkabı istediklerini biliyordum. "Senin de tuzun kuru. kimsenin her şeyi almaya yetecek parası yoktur.." makinesi. herhangi bir spor kim. 'Homo economicusluk' öğretilmiş bir şey. Bak." diye cevap verdi.

bunlar netice olarak. uygarlığı tüketimle eşanlamlı kullanan bir medeniyetin. ha!" dedi. Batı medeniyetinin insanları. insan hem uygar hem de non-homo economi- cus. toplumların geri rirler. Gözlerinin içi güldü." Dayanamadım. bellemişseniz. Ve tabii unutma ki.lerden bahsediyorlar. sizinki İsviçre'ye vize alamazken. bunların 'medeniyet' ölçü birimi gibi kullanılması Batı'nın. "Hiç olur mu? Tabii ki. "Peki. Günay Hanım. Bu hesapla. "Eğer medeniyet seviyesi eşittir tüketim miktarı diye mektir. Bir İngiliz inşaat amelesi sizin profesörünüzden daha itibarlı olacak. o ölçü birimi- türmek. yani hem uygar kalıp. Türkiye'de fert başına düşen milli gelirin bin dolar civarında nızla kuş tutsanız toplumumuz üzerindeki 'geri' etiketinden kurtulamayacaksınız demektir. sonsuz isteklerine gem vurmayı öğretmek. ne yapalım yani? Milli gelir yerine başka ölçüler mi. türmensch olmayacağız. homo economicus olmadan medeni olamayacaksınız de- ya da ileri olduklarına. hem de homo economicus olmaktan kurtulamaz mı?" diye sordum. beş-altı-dokuz bin dolara çıkarmadan. Günay. "Bu 'medeniyet' kelimesine yüklediğimiz anlama bakar. kullana"Amma da yaptınız. ağzıBakın. günümüz ekonomi biliminin insanı dönüş- kıyaslama olanağı verecek ölçü birimi kullanacağız! Ama. perhizin erdemlerini . Bu nedenledir ki. fert başına düşen milli gelirlerine göre karar veolduğu söylenir. yani me"Peki. efendim. nin neyi ölçtüğünü unutmayacağız! Çıkış noktasını unutmayacağız! NaAz önce belirttiğim gibi. Argümanının sonunu getirmek için böyle bir soruya ihtiyaç duyduğunu hissetmiştim. Günümüzdeki anlayış budur. gülerek." diye cevap verdi." lım?!" ları. ötekisi elini kolunu sallaya sallaya girecektir. Şunu da unutmamak gerekir: Milli gelir hesapdeniyet eşittir tüketim diyenlerin icatlarıdır.

Öte yandan. bir inşaat sekğin kol gezdiği bir ülkede. Ve ben. ne götürdü dizi konferanslarından birisi. iş adabı denilen şeye uymuyorsa yani iki gün çalışıp. anlatageldiğim gibi. aklından Şimdi. çok basit bir yaşam sürmeye niyetlense. psikiyatrist psikiyatrist gezeŞimdi toplamaya çalışalım. ne de üretici homo economicustur." Müthiş rahatsız olmuştu dinleyicileri. Hiç homurdanmayın!" dedi Günay. O kadar ki. Üreticimiz homo economicus olsaydı. zoru olduğuna ilk önce kendisi karar verip. günümüz dünyasında istemlere gem vurmak. kırkı bulmazdı. paraya 'müdanaa'. bu insanların tembel olduklarını falan değil. Yerlerinde duramaz gibiydiler. bu konferans Özal'ın piyasa ekonomisi ne getirdi. dalkavukluk etmediklerini gösterir. Çünkü.ululamak (bunu bana söylüyordu!) gibi bir misyonu yoktur. büyük bir sükûnetle. kursları sinek avlıyorsa. homo economicus yoksa ekonomi bilimi Tüketici homo economicus olsaydı. yani. garip bir çilekeşlik özlemi olarak algılanır. Konuşmamın başında da belirttiğim gibi. üçüncü gün ortadan tür 'refah toplumu'nda yaşadıklarını gösterir. örneğin. ne tüketici. bugün Amerika Birleşik Devletleri'nde çok başarılı bir işadamı. günün birinde her şeyi bırakıp cektir. homo economicusun henüz oluşmadığını düBakın. delilik değilse bile. eğer bir inşaat amelesi ya da tamirci kalfası. Refah toplumunda. bir üyelerinin isteklerinin tümüne yakın bir bölümünü elde ettiklerini dü- . aynı elma dokuz yerde dokuz ayrı töründe malzeme ziyanı yüzde otuzu. işsizlikayboluyor. beşinci gün tekrar işe geliyorsa... Türkiye'de bu aşamada bu sorunun cevabını verecek ekonomi biliminin işlerliğinden kuşkuluyum! şünüyorum. Türkiye'de. Ve ben. Türkiye'de. çünkü tüketici kendi çıkarını kollarken fiyat denetimini getirirdi. örneğin bir kulübede. de yok. şündükleri bir toplumda yaşadıklarını. Tersine. Tınaz Titiz'in ücretsiz beceri fiyata satılamazdı.

kendim. yediğimiz önümüzde. Hatırlarsınız. Eğer siz buraya bizim için geldiyseniz. bin dolarlık ülke olmaktan alıkoyamaz. en homo economicus olanımız bile homo economicus olmaktan utanıyor. Eşi. özel polisin koruduğu yüzlerce dönümlük bahçeli malikânelerde yaşar." "Önce şunu düzelteyim. Ben. eğer biz homo economicus olmayı becerebilsek. hangi arkadaşınız sigara istedi de vermediniz. Beşiktaşlı Ali örneğini verdim. geçenlerde televizyonda. Söz. Sakıp Sapişiriyordu. o da diliyor zaten. bir zamanlar bir uçak kaçırılmıştı. Bu konferans için para istemeye gelince: Siz arkadaşınıza yetinden para talep edeceğim. Batı’da bir örneği yoktur. Adamı. siz de paranızı isya işaret ettim. Öyleyse. ben tüketicileri kınamadım.hiçbir hükümet. Örnek mi. Bir elimiz dağda. zengin olduğu için af dilemeye zorlayan bir toplumuz biz. yemediğimiz ardımızda. Az önce. Yoksa sömürmek oluyor. o "Hanımlar. Bizden biri olduğunu anlatmak için çırpınıyor. Batı'da onun çapında bir zengin. Yüzlerini daha görmezsiniz. mesela. Bizi uyutmak. bana ne demek masraflarınız karşılanmalıdır. harçlığınızı paylaşmadınız?" "Ben size katılmıyorum." fiyatını denetlemeyen tüketicileri kınadınız. Sizi temin ederim. şu konferansı vermek için gelmiyor. Zamanında göç edip dünyanın en da kendimiziz. Teröristler önce uçağı . istiyorsunuz. sizin kendi paramla İstanbul'dan geliyorum. öyle mi? Bakın. Kayseri lehçesini bozmamaya gayret ediyor. Öyle bir mebancı. hiçbir rejim. Bir müşkülümüz varsa. bir elimiz denizde. beyler. şaklabanlık yapıyor. bu neye benziyor. kadınlar programında mantı deniyetin insanlarıyız ki. elmanın temelisiniz. sermayeyi şirin göstermek istiyor!" "Ben Sakıp Sabancı'nın soytarılıklarını bir uyutma olarak görüyo"Ne zoruna? Bizden korkuyor yani. iç ya da dış baskı bizi kişi başına geliri on gözde toprak parçasına kurulmuşuz. Sizler. Homo economicus olmayı beceremememiz. Sadece bir olgu- tek bir sigara verirken parasını istediğiniz gün. ceketinizi. ben de organizasyon herum. gömleğinizi. Aklıma bir an için.

'yaptırmadık' filan demeye başladı. "Niye baştan beri öyle demiyoruz?" te." "Hayır. iyi düşünmek zorundayız!" birisi fırsat bildi. sizi kendi insanımızın yapısı üzerinde düşünmeye davet edi- benmerkezcilik. yürekleri elvermeyen teröristlerdi. ekonomik yüzde elli indirim yapıyorum. Yarısı Türkçe yarısı Latince olsun: Ekonomik İnsan! Tamam mı?!" Bu hareketine bayıldı. genç adam bir gaf daha yaptı." dedi. siz bunu. yok olan aile yapısının sokağa saldığı çocuklar. Türkiye'de üç müdahale oldu. Latince 'insan' demek. saydı neden işkenceleri önleyemediler? biz siviller mi döndürdük? Türkiye'de orduya kışlasına döndürecek güç var mı? Kimin böyle bir yaptırım gücü var? Batı'nın mı? Öyle güçleri varyorum. Rodoplu. bildiğimiz 'homo' değil!" dedi. bizim ekonomikus. Bir sigara yaktı. economicus da ekonomik. Bakın.yolcuları ile birlikte havaya uçurmakla tehdit etmişlerdi. O da gülüyordu. bütün bir salon gülmeye başladı. "olmamamızı nasıl açıklıyorsunuz? Açıklayabiliyor musunuz?" Günay. bu konumumuz üzerinde düşünmek. Yapmadılar. Günay. bir okul otobüsüne bomba yerleştirdi? IRA yapıyor ama. Sustu." diye başlamıştı ki. tam. "Pekâlâ! Teslim!" dedi. acımasızlık. yaptırbunca olay yaşadık. Henüz birbirimize 'homo economicus' olacak kadar yabancılaşmadıysak. ayağa kalktı. kışlasına döndü. "Homo." teleffuz edemedi. Yani. bunları izleyen uyuşturucular gibi felâketlerden göreli de olsa uzakBir an. Oysa. bireysellik. "Bundan böyle sana . Üçünde de ordu geri çekildi. sak. Dinleyicilerden "Hocam. gençler! Alkışlamaya başladılar. sesi titrer gibi oldu. insan. Ermayan onlar değil. homo economicus tarifinin kaçınılmaz uzantıları. 1980'den önce tesi gün iktidar şişindi. "Bildiğimiz homo mu?" diye soruverdi. "ondan iş"Homo economicus. Bir başka örnek. ordu. hangi devrimci ya da ülkücü. Şimdi. ellerini kaldırdı.

bıçaklar. kolektif kullanıma açıktı. takılar gibi iş bölümünün gerekli kıldığı özel işlevleri vardır. soru gelmedi. Doğal kaynakların kullanımına ilişkin bir yasa grupları belirli ailelere tahsis edilirdi. Anadolu'ya yerleşmeden . bazı ailelerin diğerlerinden daha az meyve toplaması halinde paylaşım kuralı işleyeceğinden yapıp. Bu toplumlarda özel eşyaya benzeyen şeyler. çünkü bazı şeylere diğer insanları kendileri için çalışmaya muhtaç edecek. Yani. iş bölümüydü. Kaldı ki. İlkel toplumolarak sahiptiler." ka-planı şöyle: İlkel toplumlarda hiç kimsenin doğa kaynaklarından yaların dayandıkları kaynaklar. komünaldı. Buraya kadar tamam mı?" 'üretim araçları' kavramını yansıtmazlar. Ancak bunların bile özel eşyalar oldukları söylenemez. Ar- rarlanması önlenmezdi.diye sürdürdü. konukseverlik. "Neden ekonomik insan olmadığımıza ilişkin bir teorim var. şöyle düşünüyorum: 'İlkel komünizm' diye bir tanım var. Her halükârda. önlemek üzere düşünülmüştü. çünkü o dönem toplumlarına ilişkin cömertlik. biz kendi tarihimize baktığımızda. otlakların paylaşılması. ama bir teori. giysiler. tabii. bu topraklarda avlanmak ya da yiyecek varsa o da meyve ağaçlarıyla ilgiliydi. kendilerinin kullandıkları silahlar. Ama bu mal bölümü değil. Yani. Cemaat üyesi aileler bu kaynakları elde etme hakkına eşit ğilse rica edildiği zamanlarda. Dahası. Gibiyiz diyorum. bazı insanların mürüye yol açabilecek şekilde sahip olmaları durumu anlamına gelen ödünç alınabilir. çünkü bu kaynakların sahibi yoktu. "Üzerinde yeterince çalışılmış değil. komşu cemaatlerdeki hısım akrabalara hiç detoplamak izni verilirdi. sö- önceki Orta Asya'daki göçebe yaşamımızda bu anlattığım ilkel komünizmi yaşıyor gibiyiz. Cemaate aitti. Bazen belirli ağaçlar veya ağaç Şimdi. birkaç ailenin aynı bölgeye yayılarak zaman ve güç israfını kimse aç kalmazdı. kişilerin kendilerinin şeylerdir. imece gibi niteliklerin "Şimdi. bu araçlar her zaman Öyle olmalıydı.

Peygamberin kurduğu Medine toplumunu incelediğimizde.' diye Şamanist Altaylıların bir atasözü var. anı emle lülük bir hastalıktır. 'Bu sulug ol bir atı yok emi. bütün bir köy halkı açken. birlikte yaşadığınız bir başka canlı olarak ya da bir tüketim maddesi olarak. mal sahibine malı üzerinde gerçek bir Tanrısal hak tanır. Roma hukukunda mülkiyet hakkı. Bir. bir grubun ya da sultanın hakkı da değildir. yaprağını kopartırken kılınız kıpırdaburjuva ekonomik sisteminin. . Napolyon yasalarının ve yet'te mal sahibi sorumlu bir yöneticiden ibarettir. kasabayı susuz bırakabilir. Batı medeniyetinin iki temel taşından birisi olan Roma'dan kalma mülkiyet anlayışının tam tersi olduğunu görüyoçiçeğiniz var. Bu hukuk anlayışı. jus utendi et abutendi anlayışı budur! İkinci türlü bakıyorsanız. Mülkiyet bir kişinin İslami anlayış daha başlangıçta bu sisteme şiddetle karşıdır. bu hastalığı bütün dünya kamları tedavi edemez. bir ambar dolusu buğdayı gönül toplumun en hayati ihtiyaçlarına zarar verse de. Örneğin. 'jus utendi et abutendi' yani. Vicdanı farklı kurgulanmıştır. Roma Kod'unun. Yani. Öyle ki. bütün bunları gönül rahatlığıyla yapabilir. yani. Örnek: Diyelim bir saksı daki mülkiyet anlayışının. Begonya. arazisine gireni vurabilir! Altını çizerek söylüyorum. bize. 'AçgözBu tür bir ilkel komünizm temeli üzerine onuncu yüzyıl civarında bir nıyor. dalını. kapitalizmin temeli bu ilkedir. anlatabiliyor muyum? Bizde. günahtır!' diye kavramlar yoktur! Gelelim. de 'Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır' diyen İslâmiyet yapıla- yumez bu dünya kamı. kanunnamesinin. Efendim.' demek. buraruz. Böyle yaparken mez. maz! Tüketir ve atarsınız! İşte. Şöyle açıklayayım. Ancak. Bu saksıyı iki şekilde algılayabilirsiniz. kullanmak ve tüketmek hakkıdır.varlığı bunu gösteriyor. adam malını istediği gibi yok etmek hakkına sahiptir. kimse ona bir şey diyerahatlığı ile yakabilir. İslâmi- hakkı olmadığı gibi. Gölet’ini kurutup. Batılı için doğal bir mülk savunmasıdır! 'Yazıktır. edebiyata konu olan 'ağa' kötülüğü.

İslâmiyet'i yadırgamaması doğaldır. ister tek kişi. mülkiyete. köklü bir değişim. Müslüman bir adam. yarı serbest ya da her neyse ekonomik modeli. Bu sözün. tabii. antropolog Sah- üretmek veya az istemek. Bir malın sahibi. Yoksa ne nizm. Önerilen. Uygulanamaz ama bu Özal'ın serbest. Ancak. Batı'nın tortuları homo economicus'u yaratır ama bizim tortularımız rahmetli Kemal Tahir'in demesiyle. ihtiyacı olmayan şeyi lüzumsuz yere biriktirmesidir. bütün kuramlarıyla Batılılaşmayı gerektirir. ister bir ortaklık veya hatta devlet olsun.. Ne bugünkü İslâm economicus olması. ne komübizim geri zekâlı olduğumuzu da göstermez. Üstümüze uymayan bir elbi- . ne de Roma yasaları aynı kalmıştır. insanın ihtiyacı olan bir şeyi alması değil.mülkiyetin toplumsal bir görevi vardır. Az önce. ilkel bir komünizm arkaplanı olan. böylesi bir kültürel arka-planı olan Türk insanının homo Zaman içinde hiçbir şey ilk haliyle kalmaz. Nefeslerini tutmuş. değil mi? Peki. paylaşıma ilişkin tortular. ilkel komünizm gibi bir arka planı olan Türk toplumunun lins'ten bir alıntı yapmış. bizde Batı'da uygulandığı gibi uygulanamaz. sahip olduğu malın aynı zamanda toplumun malı olduğunu hatırdan çıkaramaz. nasıl olsun homo economicus?" Bu noktada kalabalığı fethetmişti. Şimdi. homo economitoplumları. Aynı şeyi söylerler. azla yetinme alışkanlığı olan insanlar yaratır. tortular hep kalır. yani.. "Tekbir örnek vereyim. çile çekme gücü Diyeceğim. İnsanlar düşük yaşam standardında ama bolluk içinde yaşayabilirler. İslâmiyet'te hırsızlık. yıllık gelirini bilmem kaç bin dolara çıkarması. Hazreti Muhammed'in Medine toplumudur. demiştim. dinliyordu. konuyu kapalım. refah toplumuna erişmenin iki yolu vardır: çok ğu ile olmaz. kültürel yüksek. asıl zenginlik gönül zenginliğidir' ya da 'aza şükretmeyen çoğa da şükretmez' ya da 'kanaat bitmez tükenmez maldır' şeklindeki cus'un aklının almayacağı bir tür refah toplumudur. Örneğin. Zenginlik mal mülk çoklu- hadislerden farkı yoktur.

böylesine bir fütursuzlukla ele alınan Hristiyanlaşma olasılığına kö- Dinleyenler adeta çılgın bir öfkeyle ayağa fırladılar! Müslüman genç- "O zaman siz ANAP iktidarını alkışlıyorsunuz! Sayelerinde hızla batı"Hayır. Hıristiyanlaşmayacağımıza göre. Biz Müslüman bir toplumuz. ilkel komünizmin üstünde parlayan Hilalden yanayım. İtalik'lemeye başladığını olduğum yerden şimdi siz. Bir terziye götürmeyi. ne saçmalık! Ama. lılaşıyoruz işte!" Konuşan delikanlının sesi boğulur gibiydi. Batılılaşacağız. Hepsi bu. "Hilal de yenildi. Müslümanlığı yüceltmenin akıl almaz gafletine şaşırıyor. "Ben birbiriyle bağlantılı iki soru sormak istiyorum. Batılılaşamayacak mıyız demek mi oluyor?" "Cevap vermeye sondan başlayayım. Müslüman adı altında da Hıristiyanlaşılabilir! Ha. Ben. Tabii. düzelttirmeyi eninde sonunda akıl edeceğiz. solcular. tabii. Çünkü yenildik. "Hayır." dedi Rodoplu. böylesi bir gericiyi dinlemeye geldiklerine inanamıyorlardı! Çok tatsız bir şeyler olacağından korkmaya başladım. " Onlarca el birden kalktı. ler. Tanrım. dan hiç de emin değilim.se giydik hepsi bu. o da sandığınız kadar önemli değil. 'Bir Müslüman Hazreti İsa'nın Allah'ın oğlu olduğuna asla oğul-ruh üçlemesini reddeden Unitarian mezhebine kaydolunur. üzerine biraz da Konfüçyüs eklersek! Aman. komünizm de. Çaresiz görebiliyordum. Baba- pürürlerken. sizce bu. benim kişisel tercihim sizi yönlendirmemeli. Ve biz. Siz. Hazinelerimizi gün ışığına çıkarmayı beceremedik. Bütün kuramlarıyla Batılılaşmak demek Hıristiyanlaşmak demek. kendi kafalarınız- ." Çok fazlaydı! inanmaz!' diyeceksiniz. Siz bütün ku- ramlarıyla Batılılaşmak dediniz. biter gider. Müslüman toplumu olmamıza gelince: Ben Müslüman olduğumuz- Batılılaşacağız. Ne ki. Batılılaşamazsak yok olacağız. kaybettik. siz emin misiniz? Son zamanlarda bir cenazeye gittiniz mi? Kaldı ki.

siz takdim edin." Tam o sırada. Bu düşüncelerimizi tartışmak istiyorsanız. Siz de deneyin. . ne olmak istediğinize. bugün gündemde oleconomicus tanımının bize uygun düştüğünü düşünebilirsiniz. yapmalıyız. Bunu yaparken uymak yaller kurmaktan ibaret kalır. Güneydoğu Anadolu'daki teşvikler bir kandırmacadır. benden ya da bir başkasından ödünç aldığınız kafalarla değil. ilahiyatçılarına. deyin. homo rada. Yanlış temel üzerine yapılandırdığınız hedeflere ulaşamazsınız. Ben. üniversitede.. dış ya da iç sömürgecilere bırakmayın. Güneydoğu Anadolu'da. Türkiye insanı için bir tarif geliştirmeye. psiko- 'bu' doğru tarif olsun. Siz. 'bu'yum.la. teşviklere karşın yatırım yapılma- dığından söz ettiniz.. (A) geleceğini hedeflerken. Aksi. Güneydoğu Anadolu göz boyama girişimlerinden ibarettir!" teşvikleri Kürt milliyetçiliğinin tırmanmasından korkan sömürgecilerin nız. oryantalistlerine. Bu- dönmeli. Güney- . boş hanımdan yola çıkarak. bizi takdim etmeyi CIA'nın sosyologlarına. Bunun nedenini de. kendine dön!" Ben. gelecekte neler olabileceğini öngörmeye çalışıyomayan alt kültürleri inceleyebilir ya da örneğin benim yanıldığımı. Kendinizi. homo ekonomikusluğa bağladıdoğu Anadolu'ya yıllardır bir çivi bile çakılmamıştır. kafalarınızla düşünmeli.Başka soru?" Bizi tanımlamayı. Olduğunuz verecektir. nasıl bir Türkiye'de yazorunda olduğunuz bir tek kural var: 'Sen seni bil' düsturu.. kendi adıma. gerilerden alaylı bir ses yükseldi. 12 Eylül'de olduğu gibi. Oysa. özel toplantılarda. her yerde yapmalıyız. kendi şamak istediğinize kendiniz karar vermelisiniz. onu her zaman yaparız. Büyük Yalan’ı afişe etmeliyiz! "Ne kadar doğru!" dedi Günay. bu ta- rum. "Gerçekten de! Titreyip kendimize loglarına. karşınıza (B) geleceği çıkı"Az önce. orada.. Farklı tanımlar geliştirebilir. "Titre.

yükselebildiği görülmemiştir. göç ederler? Neden Kürtdur. üzerinde düşünülmesi gereken esas olgu buHanımlar. 'burjuliği yine 'Kürt' olacaktır. ne kadar teşvik ederseniz edin. Bu sorunun cevabı." Kumburgaz'daki ya da Büyükada'daki yazlığından çıkarıp. 'Türk burjuvazisinin Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da yatırımı yok denecek kadar azdır. yıllar yılı batı bölgelerine boşalır. en son söylediğiniz cümleden başlayarak cevaplayacağım. 'Türkler' olamaz. bir yeniden yapılaşma len bir ulusun' hazinelerini terk edip 'sömüren ulusun ülkesine' göç ettivazi'den bahsedeceksek. Günay. Güneydoğu Anadolu'nun 'sömürüldüğü iddiası. hiçbir rejim. Oysa. bu defa da karşımıza çıkacak sınıfın ulusal nite- sorunu olarak ele alınmalıdır. hiçbir hüAz önce söylediklerimi tekrar etmek istiyorum. o bölgelerde yaşayan Türklerin durumunun Kürtlerden daha iyi olmadığını biliyoruz." dan?' şeklinde bir soru getiriyor. beyler. orada tutunup. 'sömürüği. kümet. Kaldı ki. kadar. homo economicus olmayı becerebilsek. İhtiyacına elvereceğini düşündüğü yükünü tuttuğunda. 'kimler tarafın- "Yine. Zaten esas sorun da budur. çünkü. Doğulu toprak ağaları neden ler ulusal burjuvazilerini yaratamamışlardır? Bunca teşvike rağmen yaratamamaktadırlar? Bence. toptancı bir ifadeyle. ne kadar vergi indirimi yaparsanız yapın. "Güneydoğu Anadolu'nun ekonomik durumunun gündeme gelmesinde PKK’nın rolünün tartışılmaz olduğunu düşünüyorum. Mardin'in sarı li olmaktan alıkoyamaz. Kürt ya da Türk. Doğu ve Güneydoğu Anadolu insanı.dedi. Doğulu işadamının da hırsı sı- . onu sıcağına döndüremezsiniz. Marksist bir yaklaşımla. çünkü ağlamayan çocuğa meme verilmediği bir vakıadır. en yoksul amelesinden en varlıklı toprak ağasına kendi 'memleketlerinde' yatırım yapmazlar da. O halde mesele Kürt milliyetçiliğinin tırmanışı değil. Düşünüyorum. Öte yandan. iç ya da dış baskı bizi kişi başına şu kadar dolar gelirnırlıdır. dünyanın hiçbir yerinde.

kalmak zorundadır. kaç tane genci mayı. sadece görmek. Günay. doymaz homo economicus aksiyomu uygunsuzdur. bırakın çalış- uygun düşecek şekilde. boyunlarına şık fularlar bağlayıp. Bir yaptırım gücünüz varsa. Demokrasi yatırım yapmak özgürlüğünü içerdiği gibi." diye sürdürdü. kavgasız başım. iş devlete kalır. fedakârlık dayatan bir 'ülkü' olabilir. Ne büyük bir düş kırıklığı yaşadığını bir kez "Çünkü. çalışmamak cus’un çıkarlarının önüne koydukları engeller kalksın diye yerleştirilmişözgürlüğünü de içerir. Ürkütücü kaynaşma başladı. en gelişmiş Amerikan halkla ilişkiler yöntemlerine diskoteklerden geçtim. yapmamak özgürlüğünü de içerir. 'Azıcık aşım. yine aynı koyu bir diktatoryaya gitmeden zorlayamazsınız. bir bakmak için gönderebilirsiniz?" konuşmaya devam ediyordu. Unutmayın ki. Doğu'ya. yine. "İstifçi riksiz bir işletmecidir. becepiyasa ekonomisi de sökmez bu ülkede.' diyen bir insanı nasıl zorlarsınız? Sağ ya da sol. Ama. gözü seniz doktorları gönderemiyorsanız. 'müdanaa' etmemize izin vermediğindendir. o da toplumun yüre- ğini çalan. sıfır vergi de alsanız özel sektörü aktaramıyorsanız. Çalışmak özgürlüğünü içerdiği gibi.daha anladım. Bu nedenle ki. Batı ülkelerinde demokrasi 'homo economicus'un çı- karlarına uygun düştüğü için gelişmiş. bu bizim kültürel arka-planımızın paraya. kahvehanelerden çıkarıp. 'geçimi için yeterli' kârı yapmaya şartlanmıştır. çünkü temel aksiyomu. Ama kendimizi kandırmayalım. hiç farkında değilmiş gibi "Neden Dev-Genç. Adam Smith anlamında bir serbest değildir. Misliyle maaş da verkelimeyi kullanacağım. aristokratların homo economitir. Devlet. Amerikalı Barış Gönüllüleri kadar da olamıyoruz. Doğu'ya gitmeyen doktorlara kadar uzanmaya ne hacet. Şiran'ı düşünüyordu. İstanbul'da gösteri yapar? Bir düşünsenize!" . 'yapabileceği en yüksek kârı' yapmaya değil. doğru. Anadolu insanı.

" dedi. "çünkü. asil olduğu şeklindeki Batılılar. karma ekonomiden kanlıya döndü. bu işin sonunda dayak yiyebilirsin! "Hıristiyan kökenlidir. olmadı. homo economicus derken. "Öyle görü- nür ki. o da Hıristiyan dünya görüşü doğrultusunda yapılanır. Çok kötü ifade etmişti. ANAP iktidarının icraatını gerçekçi bulmuyorum." Yeterince yorulduklarını. Günay sesi"Dediğim gibi. Kahramanlıktı! Günay Rodoplu. "Siz. Başına iş almıştı. işte! "Sosyal bilimlerin hemen hepsi gibi. bu ülkede devletin yaptırımı şarttır. daha uzun süreler kurtulamayız." diye tekrarladı. bütün KİT'lerin bütün beceriksizliğine karşın.nin tonunu birden değiştirmiş. "Hayır. günahkârları yakmaktan cadıları kaynatmaya va- . Ben kıyamet kopacağını düşünürken öyle olmadı." az önce soru soran delinomicus aksiyomu üzerine kurulu bir sistemi gerçekçi bulmuyorum. insan doğuştan günahkârdır. soruların bittiğini umuyordum. bu tarifin Hıristiyanlıkla bir ilgisi ol- "Hıristiyanlık biz Müslümanların kabul ettiği bir dindir. kalabalığı hazırlıksız yakalamıştı. hormon eco- nomicus Hıristiyan insan görüşüdür." Sussun diye dua ediyordum! Ama. çünkü yasak meyveye tamah etmiştir. min- duğunu mu söylüyorsunuz? Yani." dedi. Karanlık ortaçağlar boyunca Hıristiyan insan görüşü bedenin aşağılık kötü. Homo eco- tanlı bir genç. ruhun yüce. Evet. çünkü. Kitab-ı Mukaddes’e göre. ama ne demek istediğini anladı Rodoplu. Günay. ruhun bedene galip gelmesi için çalışmış. Bu nedenle. derin bir nefes aldı. ekonomi bilimi bir Hristiyan bilimi mi midir?" Şöyle bir durakladı. çilenin yüceltilmesinrıncaya kadar bedene her türlü işkence etmiş ve sonuçta mağlup den insanoğlunun ruhundan şeytanları kovmayı amaçlayan türlü engi- zisyon tatbikatlarına. Hıristiyan ruh-beden ikilemini benimser.

düşmüşlerdir. homo economicus'uz. Ben şunu söylemek istiyorum.. Mademki. Rodoplu. sonsuz isteklerimizi nasıl tatmin edebilirizi araştıralım' meselesi haline gelmiştir. Bir ara iyice madığını dahi sordu. suçlamaydı. Hiçbir meseleye çö- züm getirmediniz. Ama. biz homo economicus'uz. 'tamam. çünkü reçetelere ihtiyacı vardı. ". kanlıklara ters düşenlere duyulan öfkeyi görüyor olmalıydı! Art arda sıralanan cümleler kırık dökük. sarkaç bu defa da öteki yana sallanmış. en temel aksiyomu. alış- . Ama. öyleyse homo economicus olduğumuzu kabul edip. yapacak başka şey mi bula- Bağırıp çağırıyordu delikanlı. Ekonomi biliminin babası Adam Smith'in 1700'lerin son yarısında ortaya çıkması tesadüfi değildir. olur mu?" "Günay.. gözlerindeki deli öfkeyi. Bu dönüşü izleyen akımlarda.. Ama." yorlardı! "Ya Marksizm? Marksizm hakkında ne düşünüyorsunuz?" Bağrışı"Bakın.. Artık burada keselim. gerçekten çok yoruldum.buna ne diyorsunuz? Bari onu söyleyin!" coştu. insan görüşünü zımnen kabul laşımdan yanadır. sen kıvırtirsen!" etmiştir. yine de. 'Ey işçi sınıfı! Homo economicus olmayın! İstemlerinize gem bilirsiniz! Çalışma kampı mahkûmiyetinden başka kaybedeceğiniz hiçbir vurmayı öğrenin! Düşük bir yaşam standardında ama bolluk içinde yasaşeyiniz yok!" diyen bir Marksist’e ne yaparlar? Hıristiyan dünya görüşünü reddeden Marx. Konuşmacının neye kafa patlatması gerektiğine de o karar verecekti. çok saygındır. Rönesans bu mağlubiyetin adıdır. sorular soru değil. Rönesans bedene dönüşün adıdır. yine de size bir soruyla cevap vermeye çalışayım. Çünkü. yine Binali! "Billah bacım. çok yoruldum. hiç değilse eşitlikçi bir pay"Bunca saattir burada oturmuş sizi dinliyoruz. Günay'ın niçin bu işlerle uğraştığını. Binali. mesele. benden yana baktı.

Hemen aynı anda da tren hare- İtiraf etmelisin ki. "Evet. layca uyum sağlamasının nedeni de budur!. evler seyrekleşti. rek. şiirsel bir cümleydi!" dedi. Anadolu insanını özgür "O kadar yanılıyorsun ki! Anadolu insanı özgürdür." Niçin yapıyorsun bunu?" Vereceği cevabı da biliyordum. Günay. ne paranın. Ankara ufkunda hilal vardı!. Ne "O sizin sorununuz olmalı.gürlük değildir bu. "Revizyonizm bir bilim olmalı!" dediğini hatırladım." ğü Jean-Paul Sartre'ın varoluşçuları bile tahayyül edemezler. "Biliyorum." "Kemal Tahir! Kemal Tahir'in söylediklerini söylüyorsunuz!" "Evet. Bu iki nitelik. köle olmaz. kesti attı. aktif bir öz- değildir." dedi. 'İlkel bir komünizmin üzerinde parlayan hilalden yanayım!' Bir saat kadar sonra. ne inançların. Kondüktör yemekle göründüğünde. onlar seni sevmediler. hilali işaret ede- . Az önce de söylemiştim. ama asla zincire vurulamayan bir yapı geliştirmiştir.. Üzerine destanlar yazılmış bir özgürlük de lüğün hiç aşınmayan iki dayanağı vardır: Çile çekme gücü ve azla yetinme gücü. ne kitaplarının. işte. Böyle bir özgürlü"Yeter artık!" diye isyan ediyordum oturduğum yerden. pasiftir. zar zor duyulur bir sesle. Evet.. rum!" etmişmişiz gibi suskunduk. trene ucu ucuna yetiştiğimizde sanki biz kavga lediği için hemen kompartımana girdik. her duruma koGünay'ın. " "Kemal Tahir dönektir!" cevap vereceğini merak ediyordum. Hiç sevmediler!" "Biliyorum. ne de geçmişinin kölesidir! Eskiye rağbet etmemesinin. Fevzi Özden'le karşılaşmak istemediğini söyket etti. Az sonra." diyecekti. "Yeter artık! "Çünkü tutkulu bir ruhum var! Çünkü özgürüm! Çünkü onları seviyo"Ama. Bu özgür- kılar. Ne patronun..

'Günay Ro"Düşünmelerini istedim." doplu. "Serbest piyasa eko- "Mamafih." . ne sanacaklardı?" Bugünkü konuşma gibi aptalca bir risk aldığı için öfkeliydim. bize berbat etti! Halinize. "Ne çağrıştırdı dersin? Yeryüzü nimetlerini ('bilgi nimettir!) dillerin- ları. o kadar kötü mü?!" "O kadar kötü!" Durumun vahametini sindirmesini bekledim. "Ben sana bütün bundan ne çıkardıklarını söyleyeyim.de 'paylaşma' kelimesine yer vermeyecek bir doğallıkla paylaşan insanyana olduğumu anlatabildim mi?" Yüzüme baktı. insanların en az sevabı verip. ekonomi bilimini. ekonomi biliminin dokunulmazlığı gibi dogmaları sorgulamalarını istedim. makinesizliğinize şükredin!' Bunu mu anladı çocuklar?!" Dehşete düşmüş gibiydi! "Ya. Günay. şimdi!? 'Ah. değil mi? Cennet tüketiminin bile bir takastan ibaret şartlandıkları bir dünyada nelerden bahsediyordum. gülmeye başladı. olduğu. hayır. endüstri uygarlığını sorguladığını bilemezlerdi. Türkiye'de!" dedim." dedi. makine geldi. "Son tahlilde düşündüğünü söyledin. eski çağlar. öbür dünyadan onaylayacak. teknolojiyi reddeden bir gericidir!"' "Aman. Tanrım!" "Dünyayı bırak bir yana. Megamachine ideolojisini. "Endüstri uygarlığını sorgulamak mı?" dedi. Allah aşkına! Esendal'a ahkâm kesen Alman sefirine mi benzedim. sırtlarını sıvazlayacak bir sistemden "Elbette. Türklerin homo economicus oldukları yalanını sorgulamalarını istedim. "Yapma. Tanrım. zayıf bir sesle. en büyük günahlardan kurtulmaya Bahsettiği 'özgürlük'ü de anlatamadığını düşünüyordum. Hilal'den yana olmak deyince dinleyicileri İslâmiyet'e geri dönüşü desteklediğini sanmışlardı. nomisinin erdemleri gibi." dedim.

intihar etmek istemiyorsak. 'Hilal de. iskeletimden Her dinamoyu Çıldırıyorum! Altıma almak için Tükürüklü dilim bakır telleri yalıyor damarlarımda kovalıyor Trrrrum. Bu defa sinirlendi. dedim. Trrrrum. Batı medeniyetinin dayatmalarına "İşbirlikçiyim." "Yani. "Trrrrum. döndüm. etimden. Hiç beklemediğim bir şey yaptı. Hayretle Trak Tiki Tak!" diye sürdürdü. Trrrrum. oto-direzinler. nekrofilyaya karşı uyardın." '"Biz yenildik. Trrrrum! "Trrrrum. Trrrrum! Trak Tiki Tak!" dedi. Trrrrum. demedim mi?" Şöyle "Sen benim ikiyüzlülük ettiğimi düşünüyor musun?" "Ne istediğini anlamaya çalışıyorum. da! Yine aynı yere döndük! Bir tür Esendallık ettim!" Galiba omuzlarımı da silktim. Batılılaşacağız."Yani?" karşı uyardın. bir duraladı.' dedim. Günay. lokomotifleri Makineleşmek Mutlak buna bir çare bulacağım Trak Tiki Tak! . Trrrrum! istiyorum. komünizm de yenildi!' Bundan böyle. "Makineleşmek istiyorum geliyor bu! Beynimden.

SEP Başkanı bir adam gelmişti. ben geçni de beraberinde getiriyor! Halkçılıkla teknolojicilik -ne kelimeler icat mişi yücelten bir ölü-sevici değilim! Ama. su yoruz? Neden aklını tasavvufa taktın da. Türkçe'nin sadeleşti- getirmek gibi. maki- teknolojiye tapınma ile arasındaki bağı anlatıyorsun. çünkü aksine gücümüz yetmez! Kaldı ki. neden bizde elle tutulur tek ortak gayret.. koca Nâzım! Ne oldu da. güneş enerjisini adam gibi kullanmak gibi işlerle uğraşmı"Çocuklardan bunlar hakkında düşünmeleri istedim." "Peki. pencereden dışarı bakmaya koyuldu. geceleri mağaralarda. Hepsi bu. bu nekrofilya. "Neden?" "Behey.Karnıma bir türbin oturtup Anladın mı?" "Hayır. millet fabrika şiiri yazmaktan vaz"1923'te yazıldı bu şiir. yaşamak istiyorsak. bir "Fesuphanallah! Çelişkili değil ki bu! Bak. Gündüzleri direnişteyken. Polonya’nın Mühendisleri Kuruluşu Başkanı. Kendilerini ta"Günay'cım! Anlamıyorum! Bir nekrofilyadan bahsediyorsun. hatırlıyor musun?" rilmesinden ibaret kaldı? Neden pastoral romantizmden kurtulup.. " elektrifikasyon plânını hazırladıklarını anlatmıştı." Ve ben ancak bahtiyar olacağım Kuyruğuma çift uskuru taktığım gün! Sırtını döndü. O günden bugüne bir tane daha yok! Neden?" "Sen Elektrik Mühendisleri Odası'nda çalışırken. sonra da dönüp makineleşmek istediğinden bahsediyorsun!" neleşmek zorundayız. mesleğinle uğraşmıyorsun?" "Neden?" nımaya davet ettim. içi buruk rençberlerle oyalanıyor!" diye söylendi. geçti de. Polonya Elektrik "Tadeusz Dryzek." "Evet?" "Evet. faşizm tehlikesi- .

birbirimize sürtüne sürtüne sivriliklerimizi törpüleyeceğiz.. ama faşist dayatmalardan kurtaracak bir yol! Makineleşme bu oluşumun olmazsa olmaz parçası!" Yorulmuştum. çağı ya- "Ol-mu-yor!" dedi. miyordum. Masonların çakıl taşları gibi. gözüm! Gözünü seveyim.ettiriyorsun bana!. sen ne olacaksın?" deyivermişim! Cevap vermesini de bekle"Alt tarafı bir ömürdür. türküyü o söyleyecek. ben. O söy- . Bu açıktı! Ağ"Peki. öyle oluyor.. "Ve 'yeşil elmalarda'" diye düzeltti.el ele yürümezse. O Türklere ne söyleyeceğini biliyor." dedi.. döviz stokları müsaittir diye üç tane makine ithal edilince. onun bilmediklerini. adam! Okullarda matematikten kalanların oranı kaç biliyor musun? BaDünyayı asla onun algıladığı gibi algılayamayacaktım. "Titrek bir ömür! Geri kala- nını Şafak'la paylaşacağım. sevgilim. kalamış mı. " ". Batı'yla bir aşk/nefret ilişkim var! Yeni bir yol arıyorum. ben mikrofonu ayarlayacağım! Sana yemin ederim.ve ekşi elmalarda!" diye kestim. Bizi çıkmaza sokmayacak. ben susacağım. parsayı faşistler toplar! Biz makineleşmeli ve makineyi insanın emrine vermeliyiz! Teknolojiye karşı değilim. "tipik bir Üçüncü Dünya insanı gibi. "Sen istemesen de. Şakak şakağa verdik. "Olmuyor. O bana halkımın dilini öğretecek. Ama verdi. dünyanın en York'u. papazlarla kavga eden Hollanda köylüsü aşamasında! Ama. bir elimizde Gümüşhane'yi tutuyoruz. Gerçekten yorulmuştum. zen. oluyoruz? Fevzi Özden'e bak! Daha henüz Amsterdam'da ya landı. biz daha hâlâ bayağı kesirlerden ondalıklara geçemedik!" zımdan dökülen kelimelere kendim de inanamadım. Senin anlayacağın. ben Batılılara. öteki elimizle New lerken. zaten!" dedim. kara para ak- da Rotterdam'da kilise arazilerini işgal edip. bana! İki bine çeyrek kaldı.. dalga geçiyorsun gibi geliyor. ölü-seviciliğine karşıyım! Niye anlamıyorsun? Gönlü dağlarda. BMW'si yerinde! Natürmenschbe. Benim bilmediklerimi o biliyor. ben ona sömürgecilerin.

Kadınıyım ben onun.kaliteli mikrofonunu ayarlayacağım onun için! Orada atlamayacağım. bilgisini güçlendirecek bir amplifikatör! Benim işlevim bu. da! İktidar ortağı değil!" "Çok Türk" de ne demekti? Sormadım. ." dedim. biliyor!" "Ezilmeyecek mi?" "Niye beni seçti ki?" dedi. Şafak bunları biliyor mu?" "Elbette. işte!" "Ondan kuşkum yok. hayretle! (O anda yüzünü görmüyordu!) "Saçmalama! Çok akıllı! Çok Türk! Kendine rakip almadı ki beni! Ra- kip almadı. "Ama. amplifikatör aldı! Duyularını.

gün kö- . meraklanmam için bir neden olmadığını bilmeme tü bir şeylere gebeymiş gibi bir his vardı. No: 71. Diana Pavloviç hayatımıza deki adresi okumuştu. elinde küçük bir valiz. sonunda bulduğu şoföre elinkarşın. Şafak'ın gündelik yaşamı ile tanıştı. Çırpıcı Mahallesi. dükkânda buluşacaklardı. Kazım Karabekir Bulvarı. beni uğurlamak ister gibi. trenin kalkmasını beklediğini hatırlıyorum. Sabahın o saatinde. minibüs yolu. beton peronda öylece durduğunu. Bir bakıma doğrulandı bu sezgi. içimde. onu orada bırakmaktan hiç hoşlanmadım. Günay. epey bir süre taksi beklemiş. Artık kocaman bir kadın olduğunu.BANA BİR TÜRKÜ SÖYLE I Şafak'a dönüşte birlikte kahvaltı edeceklerine söz vermişti. O sabah. Dahası. Rodoplu. girdi. Pendik istasyonunda indi.

Daha şimdiden çamur içindeydiler. kil sarısı bir balçığa girmişlerdi. cukların yanına kaçtı. be abla!" dedi. yıkanmamış gibi duran küçük bir kız çocuğuna yolun ortasından çekil- arsız arsız güldü. Az ilerde kümeleşen çocukYoksullara özgü iki numara saç tıraşları. Çocuk. özensiz kundaklamanın sonucu rinin içindeki bedenlerinin kavrukluğunu görmek için bir kez bakmak yetiyordu. Birkaç dakika içinde asfalt bitmiş. üzerinde kendisine "Kartal istikametinde bir yola saptılar. sabahın bu kör saatinde top oynamak için toplanmış olmalıydılar. saçları haftalardır mesini işaret ediyordu. Sümükleri burunlarında fitil fitildi." diye anlat- duygusuna kapıldı. rengi belirsiz. Senin ne işin var orada de"Yok. Kemal Tahir'in Kastamonu'sunu yaşadığı suratlı çıplaklığını daha da sertleştiriyordu. mek istiyordu. Sahipsizliğin köprüaltı çocuklarının yüzlerine yerleştirdikleri yamuk kafataslarını büsbütün belirginleştiriyordu. Geceden yağan yağmurun doldurduğu çukurların derinliği belirsizdi. asık lar. Bakmak için döndüğünde. az ilerdeki çomıştı Günay. ne oldu?" "Çırpıcı Mahallesi mi?" diyerek yüzünü ekşitti adam." "Referandumun sonuçlarından etkilenmiş olmalıydım. son âna kadar kıpırdamadı. şoför." ğini az sonra anladı. Şoför üstüne sürecekmiş gibi yapınca. Ayağında kara lastik çizmeler. eli ağzında. "Yolu buradan çok zordur. kenarlarından dolanmaya çabaladı. Yükselen güneş. "Sağol!" "İneyim mi?" "Evet. soluk bir entari. Kötü dikilmiş giysile- .Günay'ı. Yaşlı adamın ne demek istedi- birkaç beden büyük. götüreceğiz artık. burada çok mu yağdı?" Cevap vermedi. "küçük kız bana Çoban Sülü'nün çocukluğunu düşündürdü. yukardan aşağı süzdü. mahallenin kaskatı çirkinliğini. "Ankara kupkuruydu.

"Haklıymışsın. . o da Elektrik direklerine benzer bir şeyler de görememişti Günay. küfreder gibi. Gecele- bu defa hak verdi. Özensiz pencerelerinde bir tek sardunya. oldu. çatılarından demir çubuklar fışkıran kare prizma beton yığınlara dönüştüler. tekbir fidan yoktu. Derisi kemiklerine yapışmış bir öküzün çektiği bir arabaydı. balçık yerini kısmen stabilize. Aralarından biri eğilse." dedi. Köy evleri. askeri koru- yalapşap yıkanmış çamaşırlara rağmen. Hiçbir yerde tek bir ağaç. Birer katlı. Günay. yanında derisi kemiklerine yapışmış bir adam çamurlara bata çıka yürüyordu. buraya ancak kağnı girer. Kimileri zift ama bitkilerin çelimsizliğine bakılırsa. kiremit çatılı köy ev- aynı hizada iki ev yoktu." diye anlatmıştı. nenmesi gereken azgın köpekleri aradı. küstah. Adamın yeni yıkanmış. yaşanmışlıkları yoktu. yapıların şekli de değişti. "Neredeyiz?" rengi ondülin levhalarla çevirdikleri bahçelerine bir şeyler ekmişlerdi ri zifiri karanlık olmalıydı. yine cevap vermedi. su da yoktu. yaşlarının çok ötesinde kaşarlanmış ifaÇevreye." demesine kalmadı. "Daha çok var mı?" Şoför. sahneyi tamamlaması için etrafta dö"Çırpıcı Mahallesi'ne giriyoruz. Tülin'e. bir tek karanfil yoktu. şoför. artan bir merakla bakındı. lerinin arasından geçiyorlardı. İnsanlığa karşı meşum bir şeylerin planlandığı koca bir şantiye görünümündeydi.de bunlarda da vardı. yarı hain. Gözleri. ganlara benziyorlardı. Burada. muhayyilesinin ona oyun oynamaya başladığını düşünmüştü. Rodoplu. Neyse ki. daha kuruca bir yola bırakmıştı. en az seksen milyonluk yatırımının bu çamur deryasında işi yoktu. Öylesine gelişigüzel kondurulmuşlardı ki. yerden bir taş kapıp arabanın camına fırlatsa şaşırmayacağını fark etmişti. "Sokağa sergiledikleri Çırpıcı Mahallesi!" "Gökyüzünden gelecek bir saldırıya karşı silahlanmış. yarı arlanmaz.

Kapıdaki minibüsü tanıdı. Bir an. saçlerinin ekolayzırlı işveleri" arasından 71 numarayı bulmaya çalıştılar. minibüs yolu. Kâzım Karabekir Caddesi." dedi. bari. şoför. başörtüsü ve pardösüsünden yeni kurtulmuş. ken- şiş bıraktı ama adam bakmadı bile. Şoför. ucuz blucinleri içinde. Günay. gelen tezgâhta duran bir kız bir erkek. yamalı asfalt bir caddeydi. Rodoplu. kesip kesmedikleri meçhuldü. bırakıp gitmeyi düşündü. Günay'ı azarladı. Karşısına lıkla baktılar. pleksiglas 'M' harfi "Şuradan döndük mü. yok mu?" Tahmininden çok daha büyük. 71 numara ne tarafa düşer biliyor musun?" caddeyi birkaç kez dolandılar. "Nereye gittiğini bilmiyor musun?" "Türkiye'de kimse bilmediğini söylemeyi kendisine yediremez ya" disini Çırpıcı Mahallesi'nde adres ararken göremiyordu. aşağı inen birkaç basamak merdivenin başında dikildi. çocuk yaşta iki tezgâhtar şaşkın- . Rodoplu. iki aracın yan "Soralım. nadan bakışlı kızlara göz eden plastik çiçekli minibüs şoföryana geçmesine elvermeyecek darlıktaki sokakların sayı sıralamasını "Kardeş. kuru kurabiyelerini camekân raflarında piramit etmiş kötü pastane. caddeye açılan." dedi. "Şafak Bey."Geldik. kendisini affettirmek için de yüklü bir bah- Kapıda. ''Burası. "Burası olmasın?" dedi. ları mandallı. Binalarda numara olmaması usuldendi. plastik leğenlerini kaldırıma yaymış züccaci"Toz içindeki incik boncuk vitrini ile Paşabahçe." yeci. düşmüş Pamukbank şubesi. "Bilsem. ha?" Dört-beş katlı Laz inşaatı binaların çevrelediği. dönenir miyiz?!" Elindeki çantanın ağırlığı olmasa da. depo gibi bir yerdi Şafak'ın dükkânı.

" dedi. telefonlara ce- üzerine yerleştirdiği ayakkabılarının çamuru dikkat çekmeyecek gibi de- daki raflardan bir tanesinin üzerine saydam bir plastik poşet içinde raptiye ile tutturulmuş fotoğrafını o zaman gördü. "Buyurun. Sedat'ın." diye yalan söyledi. onu gördüğüne şaşırmış ise de belli etmedi. vap vermeye koyuldu." Şafak'ı hatırlatan bir tavırla genç tezgâhtara seslendi. erkek çocuk. tüpgaz ısıtıcının yanında duran. DMO masalarını hatırlatan. merdivenlerden aşağı birkaç adım attı." cevabı kardeşlerin ikame edilebilirliğini söylüyorKarşılıklı bakıştılar. Duran Kuran'ın Dükkânı incelemeye koyuldu." "Hoş geldiniz. Sedat. "Kendimi aptal gibi hissediyordum!" "Oğlum. Gü"Ağabeyinle bir işimiz vardı. İşaret edilen yöne döndü. ışığına alıştırmaya çalıştı. oturun. çalmaya başlayan telefona döndü.du. o nerede?" "Gelir. Sedat'ın konuşmasını bitirmesini bekledi. Sedat. Rodoplu’ya sağ tarafında. plastik döşemesi yer yer Elindeki çantayı nereye koyacağını bilemeden öylece dikilmişti. kenarsız koltuğu işaret etti. "Burada buluşup. gidecektik. Ağır bedenini kaldırmakta zorlanıyormuş gibi yarı kalktı. bahriye grisi bir yazıhanenin arkasında oturduğunu gördü. Gözlerini zayıf neon "İçerde. "Bir çay içelim de. Beton soğuğunu kessin diye çatılan tahta tablanın ğildi. Nedenini ve süresini bilmediği bir bekleyişe girmişti Günay. yırtık. "Nerede?" Rodoplu." "Nerede olduğunu biliyor musun?" nay. "Sedat Bey. Sedat'ın oturduğu yazıhanenin solun- . bize çay söyle!" Yazıhanesine döndü." dedi Sedat. var. "Buluruz." dedi.

" dedi Rodoplu. sendikacıydı. inandırıcı da olurdu. Sonunda. usta Kendi fotoğrafını görmüş olması yabancılığını gidermesine yardımcı oldu. diyor musun?" şeklindeki telefon kapatma formülünü de o '"Anlaşıldı. Sedat'la sohbete koyuldu. söylediniz?" gelip de. Ne ki." diyebilir. kara kuru genç adam Gözleri Rodoplu'da. Müşteriler geldi. "Hilton'un barına tünemiş mintanlı disine özgü bir adacık oluşturan Rodoplu da öyle yadırgandı. müşteriler gitti. "Bir şey. "Yasadışı bir aşkın. Netaş grevinin önderlerindendi. yahu. "Rahat otursana! Niye öyle büzülmüş oturuyorsun?" Anlamadı. gün öğrenmişti. Sürekli çakollamaktan başka çare bırakmadı. olur mu öyle şey. 1980 öncesinin işçi liderlerinden. "Efendim?" dedi. "Bırak. Bir soran olsa. kes artık!' demenin bir yoluydu. dığının hiç farkında değilmiş gibiydi. haber alabilmek için delikanlının gözlerini di. Anadolu yakası temsilcisiydi. "Bir şey mi. Sevdiği adamın günlerini geçirdiği bu yeri içselleştirmeye çalıştı. Sedat makamını terk etmek zorunda kaldığında. Sedat. Rodoplu. Sedat'ın çevirmelerini izleyen konuşmaları dinlemenin ayıp olacağına ilişkin şartlanması. ama garip bir hüznü de beraberinde getirdi. Günay'a döndü. resmin orada kamuflajı" olduğunu düşündü." o sıralarda geldi." kapıcı Şükrü Efendi nasıl yadırganırsa" türlü malzemenin arasında kenlan telefonu.dükkânındaki imza gününde çekilen fotoğraflardandı. Şafak. olma nedenini açıklayacak başkaları da vardı. Günay hem çok belirgindi. Öyle ustaca seçilmişti ki. Birazdan gelir. ne de bir açıklama getirdi. yarım saat süreyle ne bir söz söyle"Bir çay daha içelim. Bir toptancı müşterisi . İbrahim. Adının İbrahim olduğunu sonradan öğrendiği. hem de gerektiğinde. Günay'ın ne denli sıkıl"On dakika içinde bir ses çıkmazsa. ben gidiyorum.

Bu defa da. yine müşteriye kalktı. anlatmıştı. Günay'ın sözünü yanlış anladığına hükmetti. kıvrandı "Ben çıkayım. ne salağım!" Nihayet "aydı" Günay Rodoplu! Yerine büsbütün "Sen çık. güngörmüş bir adammış ki. ben gidiyorum. Tülin." demeye kalmadı. Günay. adını söylemişti Sedat. köşede bekle. ilkel komünizm üzerinde parlayan hilaller. Onun "Bir dakika." diye fısıldadı. Günay. Sedat'a adamın kim olduğunu sordum. "Efendim?" "Besbelli. Arkadaşının . belki de aldırmazdım. Uyarmamak suç ortaklığı yapmak demekti. "Seni köşeden alı"Yorgun olmasam." "Ben seni bırakırım." dedi Sedat. homo economicuslarla birleşti. bizimkini hemen teşhis etmiş." Adam. Şafak'a ihanet edildiği duygusuna yine kapıldı. karGünay'ın nasıl şaşırdığını tahmin edebiliyordum! Sedat dönmüş. sen kalk!" işareti yaptı sendikacı. ben şimdi geliyorum. "Karşıya mı?" diye sordu sendikacı. genç adam. Sedat geri geldi." diye anlatmıştı. sen arkamdan gel. Sedat'ın arkasını dönmesini fırsat bildi. gözlerini devirdi. misafirine bunu yapacak adamın diğer ilişkilerinde de güvenilir olmayacağını düşünüyordu. Tülin'e "ama." Bu defa da. rım. yerleşti. "Evet. di. tam cevap vermeye hazırlanıyordu ki." demiş. söz yine kesilmişti." dedi adam. dişim!" diye.dönmesiyle sustuğunu izledi. "Sedat." Gözleri müşterilerinde." "Sağolun. "Ha"Aman. "Bir şey mi var?" "Ağabeyimin eski bir arkadaşı.

Kendi apartmanının taşlaşmış toprak girişine çimen ekmek parası ayda iki bin lirayı geçmiyordu.) Ticarethaneyi. tek bir ağaç yoktu. şimdi sen bana bir taksi bul da. eylem yoktu!") arasında "Zengin İnşaat' sokmuştu. kınlık duygusunu unutmaya çalıştı. Oysa. ben gideyim. Günay. çok ilginçti. "Sedat oğlum. Son "yeşil" alancığa kondurulan çocuk bahçesini de. Adaşı küçük amcaoğluna emretti. ne bir bilgi verdi. hepsi. Richard Schlig'in. Sedat'a bu olaydan hiç bahsetmemesi gerektiğini düşüYarım saat kadar sonra "adresi itibarlı" diye tanımladığı kendi ma- hallesindeydi. ilginç olan ne?" demişti İngiliz. olmayan mazgal deliklerinin gölete çevirdiği caddeden kaldıran plat- ("Ama. ne de ağabeysini mazur gösterecek bir açıklamada bulundu. Sıkça kullanmam o yüzden. "Biliyor musun. önerisini komşuları "çok su gider" diye reddetmişlerdi." diye tarif . kirlenmişlik duygusunu atmaya çalıştı Günay. Şafak'ın bir işi na gelince. en az birer tane yazlıkları olan insanlardı ve daire başına düşecek fazladan su ettiğini hatırladı. (Bu "kirlen- Sedat. şuradan bir taksi kap!" Yol boyu. Şişli'yi." "Neyse. sadece bedduaydı. kara sakalları diken diken sendikacının sinsiliğini. Ağabeysinin nerelerde olduğu- mişlik duygusu" tamlaması Rodoplu'yu en iyi tarif eden tamlamalardan birisi. "Bir gettodan geçtim. mahallenin bedduaları leri. "Kaldırımlar insanlar için değil ki! Yüzlerce milyonluk otomobilformlar!"dı. kabahatin aslında kendisinde olduğunu. bir sfenks sessizliği ile dinledi. Profesör Pavloviç'i "Bastığı yerde ot bitmeyen Türk'ten sakın!" uyarısını haklı çıkarırcasına burada da."Terbiyesiz bir bey. Sedat'ın adamla konuşurken yaydığı yanüyordu. Çırpıcı Mahallesi'ni belki birkaç kez satın alırdı ama Profesör Kevorkian'ın. Öte yandan." dedi ve anlattı. çıktı herhalde.

. Türkiye'de kalkınmanın sürekliliği yok. Onlar bunu hızlı kentleşme ile açıklıyorlar. Boyalar bir yıla varmadan kabarıyor. bu durumda ileri bir tarihte gerçekkenti bir arada tutacak. minareler yıkılmışmış. hiçbir hoşluk yok. adam. leşecek kalkınmaya temel ya da model teşkil edecek sokak güzergâhları. Türk entelektüellerinin nostaljisi yanlış konumDiana'nın ısrarı ile Şebi arus'a. " sedilemez. İnsanlar ahır gibi sefil yıkın- tılarda yaşıyorlarmış. camiler terk edilmiş. "Yazar. 1840'ta. "İlginç olan. Türklerin bizim 'kentsel gurur' dediğimiz şeye sahip ol- Benzer şeyleri daha sonra Diana Pavloviç'in kocası. sodyum lambatore edilmiş hemen her konağın bahçesinde gördüğüm beyaz boyalı de- . Ben öyle düşünmüyorum. kent geleneğiniz olmadığı için böyle. Bence. Bu herhalde. inanılmaz bir pejmürdelik içinde. Binalar ya inşaat halinde ya da dökülüyorlar. artık resmirdöküm zavalazingolar (aynen bu kelimeyi kullandı!) var. Kaldırımlar çatlıyor. Çok acıklı." bloklar egemen. Ya da. Işıklandırmayı al. Doğal olarak. "Ufuk çizgisine hemen her zaman beton larda da hiçbir şıklık. şehre güzel bir taş kapıdan girdikten sonra kendilerini bir viranelikte bulduklarını söylüyor. Pejmürdelik de bundan kaynaklanıyor zaten. Konya'yı gezen bir seyyahın anılarını okudum. Korkarım. Türk şehirleri. Kerpiç kulübelerden beton yığınaklara geçilmiş. Profesör Pavloviç. demir sacayaklarını dikip üstüne ampuller yığıp geçiyorsunuz. Profesör Pavlo"Bir Türk şehrine tepeden baktığında gaddarlıktan başka bir şey görmüyorsunuz. Evler dökülüyormuş. Birkaç Türk entelektüeli ile kolanmış bir duygu." dedi." viç de söyleyecekti. asfaltlar çöküyor. "Mevlana'ya gitmeden önce. Konya'ya gittikleri dönemlerdi.mamaları. Yeni yapılan binalara bakıyorum. şehrin üslubunu belirleyecek meydanlardan bahlara gaz lambaları aşamasından geçip ulaşmadığınız için olacak. onnuştum." demişti.. Zamanın modern yapıları çoğunlukla kerpiçmiş.

sendikacı üst üste geldiği için olmuş olmalı. evindeymişçesine huzurlu kılan yumuşaklığını kıskanmaktan. Huzursuz olan. Şiran'ı anlatmaya oturdu. "Zenginlik. duygusu kıpraşmaya başladı. sessizce selamladı. Çırpıcılar'a inat. karanlık. Çırpıcı Mahallesi'nin varsıl geleceğinin de. keyfini çıkaramayan bizler!" lecek. verdiği randevuya gelmeyivermeyi beceren Şafak'ı hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya devam etmek." diyordu. özgürleştirici bir duygu olmalıydı. küçücük müzik eviydi. Daha önceden tanıştıkları belliydi. Şafak'ın dükkânı.kötüsü. . Unutmak ve ğı romanının başına. konferans. düşünüyordu. yoksul geçmişi kadar ha"Şu farkla ki. ne de ötekine sığamayan. maydanoz bahçesine koştu. kardeşim. diye feryat eden alt komşuya inat. görmüyor olma gibi haklıcı bir çaba içindeler. Ben gittiğimde Seyfettin İhsani Efendi oradaydı. elini kalbine götürdü. Çaylarımızı henüz içerken. oradaki bekleyiş. olan. ben ilk kez rastlamıştım. Tülin. Kaç zamandır bakmadıO sıralarda ben Günay'ı Pendik'te indirmiş olmanın içime çöken kö'Dergâh' ünlü bağlama ustası Sabri Yıldız'ın yarısı saz yapım atölyesi tümserliği ile doğruca Dergâh'a sürüklenmiştim. temel yanlışları düzeltmiyor." demişti. Levent'te oturmanın 'ayrıcalık'ının. Bir yandan da. Üstat. Etiler'e inat. "Ağaca bakarken. içeriye bir kadın girdi. Çırpıcılılar hedefledikleri geleceğin sakaletini mesela. bir zamandır küllenen yabancılaşma su damladı. ormanı kaçırabilmeyi bir becerebilse. mutlu olabiFevzi Özden. Batı kentlerinin insanı saran. sulamaya koyuldu. ne bu mahalleye. rutubetli. düzeltilmemesi için bağışlatıcı bahane de bırakmadığından büsbütün umut kırıcı oluyor!" zin olacağını düşünüyordu. Evine çıktı. "Daha da bir Bebek'i. Günay. Unutmak. Etiler'de.

Diana kollarını zapturapt altına almak gibi bir kaygısı olmadığından. giyimiydi. ben ilk kez böyle bir şey görüyordum. Yıllar sonra. Amerikalı olabileceğini gün bir sultanın topraklarından öteki sultanın topraklarına. sınır devriyelerinden birisi ile kar- savlarından birisine işaret eder. saman yüklü bir eşek ile geçer. Sabri Bey. 'Le Soufis' ('Sufiler') adlı kitabıydı. "Eşek. Doğaüstü deneyimin ve Bâtıni işaretle- "Bu hikâye. Yeşil gözleri.Pavloviç. telaşla koşturdu. "Bak. Ben kovboy filmlerindeki bar kadınlarını hatırlatıyordu. Ne ki. Konuşurken elleri kılan bu değil. açık hemen tümüyle işgal etti. İkincisi. bırakır." dedi. dağınık saçları vardı. bilinen bir fıkraydı: Nasrettin Hoca her Şah'ın. Üstünü Hoca gün geçtikçe zenginleşmektedir. kırmızı. Oysa. İdris fettin İhsani'yle. Ama. saman torbalarını altüst ederler ama bir şey bulamazlar. siyah dantelden yapılma parmaksız Çok uzun boylu (en az bir seksen beş) iri kemikli bir kadındı." der. Devriye. aynı renkten üstüne yapışan bir ceket giymişti." diye cevap verir. Allah aşkına söyle. hiç düşünmedim (Seyfettin İhsani Efendi de Galatasaray mezunudur). "tasavvufun başta gelen . Bir kere. kadın çantasından bir kitap çıkardı. Nasreddin Hoca'nın birkaç fıkrasını tartışmaya başladı. ne kaçırıyordun?" Diana Pavloviç. Dergâh'taki varlığını büsbütün şaşırtıcı yeşil parlak bir kumaştan (saten olduğunu sonradan öğrendim) dar bir den farklı bir yanı olmalıydı ki. "Artık olan oldu. Seyfettin İhsani Efendi. Sey- kuşkulandıkları için onu her seferinde tepeden tırnağa ararlar. Karakol devriyeleri hocanın kaçakçılık yaptığından Diana'nın sorduğu ilk fıkra. hoca. Çok güzel bir Fransızcası vardı. gün gelir. emekliye ayrılır. Bu haliyle bana getirdi. hikâyenin telmihini anlamadığını söylüyordu. ölen gitti. Arkalardan bir sayfa açtı. bir tabure etek. Diana Pavloviç'in." ararlar. göründüğündiz dize oturan iki insanın hiçbir zaman ve hiçbir yerde bu kadar uzak olamayacaklarını düşünürken. Hoca bu işleri şılaşır. Hoca. Derken. Diana Pavloviç'i Seyfettin İhsani Efendi'nin yanına oturttu. mekânı eldivenleri vardı ki. "Eşek kaçırıyordum.

" Nasreddin Hoca'nın bir mutasavvıf olduğunu ben bilmiyordum. Sabri Bey. Ya da. Artan bir merakla dinlemeye koyuldum. 'Bundan böyle her fıkran. Cahil. belki de biliyordum ama üstünde durmamıştım. kâğıda baktı. "Celal ile Kemal'e bak. Ama. 'Kaba Düşünce'nin pençelerinden Hüseyin kur- rını yitirmediler. sokakta. Seyfettin İhsani Efendi. kaybettiği yüzüğünü. Biz Bâtıni ya da transandantal olanın günlük hayattan çok uzak ya da çok karmaşık olduğunu düşünürüz. bana uzattı. biçimine duyduğu içten ilgiden adamakıllı etkilendim." tardı.rin insanoğluna sandığımızdan çok daha yakın olduğunu anlatır. daha da ilginç bir şey oldu. böyle düşünmemizin nedeni cahil olmamızdandır. günlük hayattan 'çok uzak' olduğu düşünülen şey. Nasreddin'e kendi irfanının bir kısmını armağan etti. Sonra. her şerde bir hayır vardır. çantasından çıkardığı bir kâğıt etmesini istedi. kızım. adeta mahrem bir düşünce Diana Pavloviç'in bütün bunlardan ne anladığını kestiremiyordum. İkinci hikâye. Sabri Bey'den nerede olduğunu tarif . Hüseyin.' diye. Nasreddin Hoca'nın kömürlükte yanlış yerde aranmasına bir örnek olarak anlatıldığını söyledi. Lâkin. Onu görebiliyordum. ce bütünlüğünü geri verdiler. o Hain İhtiyar ('Kaba Düşünce' demek isti- "Nasreddin Hoca'yı. Hoca'nın fıkraları şaka niyetine söylendi ama fizikötesi anlamla- ancak. Hain İhtiyar'ın insanoğlunun bilincinden çaldığı düşün"Hüseyin kimdir?" diye sordum. "Efsaneye göre." dedi. parçasına yazılı bir adres gösterdi. elektrik direğinin altında aradığı hikâyeydi. beddua etti. bunun. kadının dikkatinden. bilginin yordu) şakacı Nasreddin'e. Böylece. Diana. orası karanlık olduğu için. Hoca'yı mizah ustasından başka birisi olarak hiç düşünmemiş olan bana döndü. sadece yoğunlaşılan yön farklı olduğu için uzak gibi görünür. böylesine özel. Bir arayış içinde olduğu belliydi ama lümpen bir arayış değildi bu." dedi. bu meseleyi hiç kavrayamaz! Oysa. altı fıkra doğursun! İnsanlar seni gülünç bulsunlar.

Günay Rodoplu'nun arkadaşım ol- Günay'ın adresiydi! "Sen daha iyi bilirsin. gitar ve piyano dahil. "Kadın. şeyin bu olduğunu hatırlattı. çok hızlı öğrendiğini. Sernea'yı tanıyor olmama ayrıca sevindi. tabii. Birlikte gidip gidemeyeceğimizi sordu. Sernea bizden önce gelmişti. Aralarındaki tek fark Sernea'nın kütüphane memuresi giyimine karşın. Günay'la ilk görüşmesinin son görüşDiana'nın. Rodoplu. önemli ise Türkiye'de ne işi var?" İzleyen açıklama ma- sumdu. bugün öğleden sonra orada buluyoktu. "Onca." Sernea'nın tanıştırmaya söz verdiğini. kardişim. Bunda. Sabri Bey'le bir sonraki ders saatini kararlaştırdı. benim için de Bir bana. ne bu?!" dedi. Nedenli gördüm. Kocası. psiko-linguistik profesörüydü. Günay'ın italik'lediğini hemen Diana Pavloviç sahici bir Hollywood film prodüktörüydü. O. ortak bir dostları. piyasadaki birçok insandan daha iyi çaldığını söyledi. "Sorma!" dedi." diyordu) rüküş olmasıydı. eline "Sesi de zurna gibi! Kandıralı duysa kaçacak yer arardı!" "önemli" olduğunu Prof. daha sonra gelen Tülin. başka sürprizdi. Çok yüksek sesle konuşuyorlardı. "Kraliçe Elizabeth’in ikinci gelini. Diana Pavloviç'in. Bir yıllığına Boğaziçi Üni- . bir ona bakan Diana'ya. Sabri Bey. Günay'ı orada. Kadının bağlama dersi alıyor olması da bir enstrüman çalıyor olmasının dahli vardı. Günay'ı tanımadığını. beş-altı mesi olacağını sanmıştım. Diana.duğunu söyledim. Her ikisi de bir doksana yakındılar. Kaldı ki. Onun için bir mahzuru yoksa. Sernea anlattı. Sernea'nın da ondan geri kalan yanı yoktu. mekânı egemenliği altına almaktaki maharetinden bah- (Günay. Ferguson'a taş çıkaracak kakalemi almış fondötenin üzerine kaş göz çizmiş kendisine!" "Aman. Kadını tekrar görmek profesyonellik denilen setmiştim. Kalkmadan önce. dar. Profesör şacaklarını anlattı. istasyonda bırakmış olmanın sıkıntı- sını atabilmiş değildim.

"Ne dedi.4. Sernea'nın arkasından. konuşun.3. kalktı Sernea..2.. "Oh. Tanrı aşkına. "Siz Türkler hep böyle yaparsınız.tan filmler yaparlar. Tülin. Diana." Rodoplu.5. "Herkesin de derdi başka. penceresiz ofislere kapatırlar ve 'yaz!' derler. Rambo 1. "Vallahi!" ciddi söylediğini anlatmak için de yemin etti. Bu dileğini Sernea'ya söylemiş. Türkiye'de bir film yapmaktı. Günay. Sernea da onu Rodoplu'ya getirmişti. Sonra da.. lışmak istiyordu. Hollywood'dan kaç tane özgün film çıkıyor? Bir konunun pazarlanabilir olduğunu görmeye görsünler. gülmeye "Biliyor musun. Pavloviç. aşkına. . b. bırakırlar!" başladı. değil mi! Yani." dedi Günay. Diana.. adlı adınca." dedi. Yazılan her şeyi. Artık hepsi benzerini yapmaya başlar. Hollywood filmlerinin ne kadar kötü olduğunu bilirsiniz." dedi Tülin. bir Türk yazarla çaüstüne çekmemek için diye düşündüm). yüzlerce defa yazdırırlar. dantel eldivenlerini çıkarmaya koyuldu.2. Diana Pavloviç. "Fena bir kıza benzemiyor "Tanrı'ya şükür!" dedi. bu fırsatı değerlendiriyordu.3! B. "Hollywood'u bırakıp.versitesi'ne konuk öğretim üyesi olarak gelmişti. işte böyle b. "Önemli değil." gibisinden bir bir "Biliyor musun. Tülin. hücre gibi daracık.! İnsanın beynini s ." dedi. . "O piçlere zaten dayana- . şeyler söyledi. ne dedi?" diye sordu. Diana'ya bakarak. kardişim. değil mi?!!" diye söylendi. orada insana ne yaparlar? Böyle. Kısa bir tanıştırmadan sonra (ben bir ikinci gazabı "Ben artık siz kızları yalnız bırakayım. konuşmaktan başka bir şeye yaramazlar!" bu. akademisyenlerle hiç aram iyi değildir benim! Tanrı "Hımmm. neden buraya geldiniz?" mıyordum!" Birden rahatlamış gibi. Amacı. her zamanki gibi çok dolaysızdı. Pavloviç. Star Wars 1.

"Heeey! Siz kızlar benimle dalga mı geçiyorsunuz?" "Gerçekten. Tülin'i gösterek. seni sevdim!" diye bağrıştı. bak." benim orada olduğumu unutmuş olduğu için çok utanmış gibi döndü. Onun için soracağım: Bu evde. öyle "Ne esprisi. Tanrı'nın belası "Cin tonik?" dedi. kardişim?" dedi. yani?" "Gördün mü?" değil mi?" "Her şeyi çeviremeyeceğimiz için. değil!'i. "Kendi aranızda konuşursunuz!" "Each to his own.. "Dinle. çaydan başka içecek bir şey var mı? Sert bir içecek?" direrek. Tülin. "Espri anlayışın var." dedi. "Ne iş yapar?" diye sordu. Tülin." sonra beni yazacak. Pavloviç." dedi Günay. "Şiran Efendi'yi bitirsin. Lütfen. "Ne demek. "Şu anda bir otel işletiyor. kadın. "Nasıl yaparız?" diye sordu. uzun uzun özür diledi.." dedi Pavloviç. "Ne iş olursa yaparız. "Nasıl." dedi Rodoplu. gülmesinin arasına ancak sıkıştırabildi. Günay'ın hoşuna gitmiş olmalıydı. hemşire!" dedi Tülin. Türk Ticaret Odası'nı işletirdi. Pavloviç. Günay. hepsi bu." dedi Rodoplu. Tülin.Öfkesi içtendi. "Hey. "Bizim ülkemizde kadınlar günlerde cin tonik içerler de. gözlerinin içi gülüyordu. anlatması çok uzun sürecek bir şaka. inanın bana." "İkimizin arasında. yani!" "Daha önceden. "Bir dene!" diye ısrar etti. Olacak . "Siz benim cinsimden hanımlara benzi"Siz hanımları tuttum. kirpiklerini çok mahcup olmuş gibi yere in- yorsunuz. elimi tuttu." "Onu öteki romanda anlatacak.

Diana. Hollywood'un dışında. var. Benim aklımda Shirley McLaine var?" . le" çalışacaktı. Günay'cım?" lerden uzak. "Kendilerine bakmayı bilmiyorlar! Makyaj bilmiyorlar. "bildiğiniz gibi. "Lütfen! OK?" "Tamam.o kadar. bir ikinci yapımcılar halkası oluşturmaya çalıştıklarını anlatrının dışında filmler üretecek. tabii. "ikisi de dolapta. Hollywood'un gittikçe daha da kötüleşen klişe yapıtlaAvrupalı ya da Avrupa’ya yerleşmiş yönetmenlerle "ve tabii." dedi Rodoplu. Musevi sermayesine boyun eğmeyen." "Artık onu siz bileceksiniz. Ortadoğu'ya açılan kapıdır." diye ekledi. Ortadoğu." dedi. paragöz Musevi prodüktör- tı. "Bizde ikisi de var. lu'nun elinin üzerine koydu. "Raki var!" "Var. Batılılaşıyoruz da. sen buna karşı çıkmazsın. yani. tamam!" Sernea. Tülin. Bu ikinci halka. ışık bilmiyor"Biliyorum. kardişim." dedi. niçin olmasındı ama. Diana Pavloviç. "Dikkat! Milliyetçidir!" türünden bir uyarı yapmış olmalıydı. Sue Ellen içer de. biz." elini Rodop- Türk film yıldızlarını oynatmak isterlerdi. "Türkiye. içlerinde dil bilen parmakla sayılacak kadar azdı ve filmler sesli çekiliyorlardı." dedi." dedi. Diana Pavloviç. "Tabii!" "Tabii. yok. biz geri kalır mıyız?" "Cin tonik. hafifçe sıktı. Kendi şirketi." dedi." dedi Rodoplu. öyle değil mi?" "Türkiye. o da Türkçe. Var değil mi. Tülin. senaristler- Diana'nın anladığı. Türkçe. "Şimdi biz film yaptığımız zaman Amerikalıları kullanmak zorunda"Neye karşı çıkmam?" "Shirley McLaine'e!" lar. "Beni yanlış anlamayın. bu halkanın Türkiye ucunu oluşturacaktı. Anlıyor musun?" yız. Umarım. "Bir şey daha var.

Günay'ın. Türkiye üzerinden Amerika’ya göç edeceklerdi. caksın garibi ya. Anlamaz." dedi Rodoplu. "Ne demek istiyorsun?" diyerek geriledi. sonra kendisini topladı. değil. kadın. egzotik. sonsuz cinselliği olan. yine elini okşadı. O arada türlü ihanetler. esmer güzeli bir or"Estiriniz. İslâmiyet'i çok iyi bildiğini söyledi. öyle mi.. seni tanıdığım için çok şanslıyım!" diye ünledi Diana. yaşadığı aşk vardı. efendim!" dedi. " "Diana de!" "Diana. Humeyni rejiminden kaçan İranlıları konu alan bir gerilim filmi olacaktı." Rodoplu arkadaşına. "İşte. Türkiye’nin güzelliklerini sergilemeyi hedefleyen bir film- "Ah. gerekçesini açıklayamadan red- . Aklındaki. uzandı. kendisinden istenen bir şeyi muhatabı dengi olmadığı için."Bayan Pavloviç. "cahil bu. Günay'a döndü. Fanatik İslâmiyet'ten kaçan İranlılar." diye yineledi Rodoplu." diye sürdürdü Pav- rıklığında çocuksu bir dokunaklılık vardı. "Sandığın kadar. "Böylesi bilgi bizim işimizde paha biçilmez bilgidir. "Şah'ın paraları ile mi kaçacaklar. Sernea." loviç. Günay'ın. entrikalar ve İncirlik Üssü'nden bir Amerikalı pilotun İranlı bir kadınla Günay'ın sorusundaki ironiyi anlamamıştı. kadın. Biliyor musun. "Şimdi. yantal. paralaya- "Bu öteki gibi de değil. Saklamadığı düş kı- "Dr.. ufak tefek. öyle düşünmüyor musun?" "Pierre Loti'nin Aziyade'si ya da Flaubert'in Tanit'i gibi. "İranlı kadın saraydan olmalı. geliyor!" dedi Tülin. coşkuyla. parasız mı?" diye sordu Rodoplu. Tülin. haberi yok!" yakıcı. iç gıcıklayıcı. Biz şimdi film mi yapıyoruz?" "Yapmıyor muyuz?" Önce bir şaşırdı. ancak pazarlanabilir olması için. sana!" di. tabii! Aklımdakini henüz söylemedim.

1947 yılının mart ayında. hemen hiç uyumadım. Amerika Birleşik Devletleri'nin. David Pavloviç'le ya'ya taşınıp. sinema işine girince de. tı. Amerikan İhtilali'nin Kız Evlâtları Derneği üyesi (Günay. ne diyeceğim. Boston şehrinde doğoklynli ("Ah. Asıl adı. Broevlendiği zaman "Catherine Pavloviç" olmuş. Düşünceli düşünceli bakmakla yetindi. her ahfadından." Diana Pavloviç'in. lütfen affet!" diyerek yerinden fırladı. 'Aachincloss Sanayi Boyaları' fabrikalarının Yönetim Kurulu Başkanı. New York'tan Kaliforni"Anlıyorsunuz ya! Sermaye onların sermayesi!" diyerek gözünü kırp- Rodoplu buna cevap vermedi. Olabilir mi? Arayabilir miyim?" "O kadar da değil. Massachusetts eyaletinin. işte!") bir Yahudi olan Prof. Robert Steven Auchincloss'un ilk evlâtları olduğunu. "Bayılırım akıllı kadınlara!" "Diana da seksi olduğu için herhalde?!!" dedi Günay. İkinci Dünya Savaşı'nın 'Mor Kalp' madalyalı 'gazi'si. "Bak. gericilikte bunun Amerika'ya ilk göç eden ailelerin kurduğu. müthiş "snop" bir beyaz Protestan derneği olduğunu. bencillik ediyor olmaya benzer sıkıntısını duyduğunu hissettim. "İkinci kuşak New England Püritenlerinin ünlü lideri Increase Mat- almayan." dedi Günay. olur mu? Dün ak"Ah. Ellen Catherine Austin-Auchincloss'tu. "Öyle söylesene. Anne dan. . bizim Woody'nin memleketi!" dedi. ayol! Bizim Woody Allen. çok affedersin! Gerçekten." dedi." Diana. başka kimseleri üye neredeyse Ku Klux Klan'ın "dişi" karşılığı olduğunu söyledi) Mrs. Austin-Auchincloss ile Amerikan Pasifik Filosu'nun emekli binbaşıların- duğunu" öğrendik. "Diana Pavloviç "te karar kılmıştı. şam trendeydim. "Orada bir Yahudi ismi her kapıyı açar!" Pavloviç'in yüzü güldü.detmenin. Tülin. "İçkini bitirebilirsin. "Seni yarın ararım. bunu "sonra konuşalım.

tabii." "Hep bu saatte mi gelir?" "Ben gidiyorum. İrkildim. "Şafak. Ama o olmalı. Türkiye'ye geleli üç aydan biraz fazla olmuştu. küçüktü ama idare ediyorlardı. hüzün. hepimiz sanki Günay her şeyi bırakmış da Şafak'la uğraşıyormuş gibi bir duyguya kapılmıştık. İki çocuklu bir aile için. Rodoplu'nun romanından kopmuştum. "Şafaktır." Alt kapıyı açmaya yöneldi." dedim. "Başına iş aldın!" Daha doğrusu. ikimizin de uykusu kaçmıştı. "Oradalar. küçüm"Beni bu saatte burada görmesi doğru olmaz. sorduğumda. ama beni durdurmadı. O gece. Okuduklarımdan büsbütün rahatsız oldum. "Bana çok yakın oturuyorsun. notlarını okudukça telaşlandığımı hatırlıyorum. "Hayır. romanın yeni yazdığı bölümlerini gösterdi." dedi Günay. Daha da kötüsü. bak!" Ankara'da olduğum ay içinde. rar verdi." diye atıldı. Tabii ki. seme karışık bir tebessümdü. Kapıdan çıkarlarken güldü. İçinde Kürt- . Ama." Kapı çalındığında saat ikiye geliyordu. ben merdivenlere yöneldim. Şafak Özden asansörü kullanacaktı. Nitekim. kötü şeyler olacağına ilişkin duygudan zaten kurtulamamıştım. Gü"Hayırlı olsun. ben seni bırakayım. onu bu aşamada anlamam imkânsızdı. Bebek'te bir yer kiralamışlardı.tarafı olmalıydı. Günay'a baktım. belli belirsiz bir minnetle baktığını gördüm. çe bölümler vardı! Sabahtan başlayan. doğru değildi. "Bebek" adresini duyan Tülin. kadını Günay'ın başından almaya ka- Kadının arka-planının o sabahki Dergâh muhabbetini açıklayan bir nay'ın. Günay'a. Günay'ın yüzündeki ifadeyi hiç unutmayacağım! Alay. İlk defa." dedi Tülin.

âşık olduğum kadına söz verip de gidememiş olsam. "Ben olsam. fısıldar gibi. kapıyı takınabildi- . kendimi affettirmeye çalışırdım. çünkü Şafak’ın yanlış yapmamaya özen göstermektense. hasarı görkemli bir geri dönüşle bii.II "Gelenin o olduğunu biliyordum. çünkü kapıyı açmamla Şafak'ın kollarıma yığılması bir oldu! "O gece. onarmayı yeğleyeceğini hissediyordum. ben de böyle yapardım. ama sürdüremedim tabii. sen gittikten sonra üstümü değiştirdim. Ben de erkek olsam." Bağışlanmak ister gibi yüzüme baktı. Biliyordum." diye anlattı. tadüşünüyordum. diye olduğu bir saatte kapısına dayanır. Bir tarafı bana benziyordu. açıklamak için sabahı bekleyeceğime en savunmasız ğim en tarafsız yüz ifademle açtım.

altları mosmor. sunduğunu "vehmettiği sığınağa duyduğu hayati ihtiyaca atfetti!" Yaralı olmadığını anlamanın rahatlığı içinde gevşedi. bir yandan düşmesini önlemeye. 'Yaralı mısın?' diye sormadıysam.çalışmamdandı. Tekrar sarıldı. neresinden vurulduğunu anlamaya dum. hıçkırır gibi itiraz ediyordu. değil mi? kendi omzuna yerleştirdi. Başı omzuma gömülüydü. İçim boşaldı lık getirir!' Şaka yapıyor. Yara bere yoktu. Günay onun kapının da"Neyin var? Söyle. Şafak'ın başını ellerinin arasına "Gözleri! Kan çanağı içinde. öylece kalmak leşmesini bekledi. sanki. Günay'dı çünkü. "Hiçbir şey söyleme! Giyin. adamın hareketini mutlaka karşılamış . çıkıyoruz!" isteğini.' diye direniyordu. o 'Yok. Uzandım. ama. Sakladığı yüzünü araştırdı. öte yandan başını kaldırıp Konuşacağı yerde daha da sıkı sarıldı. bakıyordu! O gece o gözlerde gördüğüm acı yüreğime indi. deli gibi aldı. Şafak. burnunu boynuma gömdü. ayrı'Hadi! Giyin hadi!' deyip duruyordu ama bırakmıyordu da. fısıldadı. Günay. Günay. sandım. Şafak'ı içeri almaya uğraşıyorğuk boğuk. Deli bir telaş içindeydim. Aşkın altında da kalmazdı. eliyle başımı buldu. olmalıydı. zehir gibi. "Niye içeri girmiyoruz?" "Sus. Ne garip. Şafak. hafifçe bastırdı." dim. kaldırdı. yaşlarını sildim. Hiçbir şeyin altında kaldığını görme- Onları görebiliyordum. Şafak'ın sakinUykuya dalmak üzereyken uyandırılmış gibi silkindi. ama. Saçlarımı okşamaya koyuldu. ne olur!?" racık aralığında. Bir ara öptüm herhalde. Gevşeyen kollarından yararlandı. boRodoplu. zamanına ve mekâna tümden kayıtsız. Epey bir süre sonra." 'İçeri girmicem!' yüzünü görmeye çabalamıştı. 'Gözlerimden öpme. ama yapmıyordu. yok. SUS!" diye adeta tehdit etti. yaşlı. 'Öpme! Gözlerimden öpme!' diye geri kaçtı.

geri çekildi.' diyordum. cek mi. abi?" Taksimetrenin açık olduğunu. kapının iki yanına dayadı. giyin! Çabuk!' Yine yağmur yağıyordu. diye bir kez daha baktığımı hatırlıyorum. "en avukat sesiyle!" "İyi akşamlar.üzerinde. binlerce lira yazmış olduğunu gördü. abi kardeş. Hiç değilse araba kullanmaya kalkışmayacaktı. abla abi. ne düşündüğü yadsınmayacak kadar açıktı. Ama. birbirlerini teselli etmek için kucaklaşmış. Apartmanın önünde bekleyen tak- Nereden geliyordu ki? "Nereye. Rodoplu. Giyinmeye giderken. Günay'ın bana nasıl sarıldığını biliyordum. 'Hayır! Hayır! Haydi." dedi Günay. Sessiz olduğumu sanıyordum ama Şafak fark etti. gel. kendisini ayakta tutmaya çalıştı. ağlamaya baş- ladım. Aşağı indiler. ana çocuk.' dedim. ayakta durmaya devam edebile- siyi görünce ferahladı. gidelim?" Soru. Şoför. Geri vitese taktı. "İyi akşamlar. evde oturalım. "Nereye. eski dost. gecenin bu saatinde uyandırılan kadına şöyle bir baktı. Gezme- ye çıkacaklarını hiç düşünmemişti! "Bilmem!" "Boğaza gidelim mi? "Bu saatte her yer kapalıdır. herhalde pek bir farkı yoktu) Ortak bir acıyı dindirmek. Başları birbirlerinin omuzlarına gömülü. Günay destek oldu." 'Peki. şaşırdı kaldı. tabii. Ben yine. arkadaşı ya da karıkocaydılar. silah "Başına ne gelmiş olduğunu bilmiyordum. Kollarını çözdü. caddeye çıktı şoför. elleri birbirlerinin başları (Cezaevinden çıktığım gün. 'Senin bir yere gidecek halin yok." demek zorunda kaldı şoför. Günay'a yöneltilmişti. oldukları yerde sallanmış. yarım daireler çizmiş olmalıydılar." .

sekiz milyonluk köy olduğunu hatırlattı." dedi. "Ece Bar açıktır. onu geçiştirmesine yardım edecektim!" açık yer yoktu. "Koçum. bari can verende gel. sürdürdü. Arnavutköy'deki işkembeciden başka "Abesle iştigalin verimsizliğine." dedi sonunda. "Almalar olanda gel. ama anlaşılan eve dönmek söz konusu değildi. İkiletmedi. Şafak'ın iradesine uyacak. Şafak. bari can verende gel!" Bir an sustu. sıkılmayı ertelemeye çalıştım. canını acıtan neyse." dedi Şafak." Bir saate yakın dolaşmışlardı. aney. gelmedim. Şafak. Günay. Günay'a. aney. " "Hasta düştüm. "Bak ne diyecem. . ciddileşti." diye değil. Bir yer düşünmesi şart olmuştu. "Ne kadar saçma olursa olsun. bir bakalım!" anlattı. yine de geri dönmelerinin daha akıllıca olduğunu söylememeye kararlıydı. Şafak." diye açıkladı. hasta olmana izin vermem ki!" dedi. adama duyurarak. Günay. "Ece Bar. öfkelenmeye başladı. Şu. diskonun üstündeki "Diskoya gidelim. herhalde." diyerek sarıldı Şafak. "Hemşerim o benim. "Sen en iyisi bana bir türkü söyle!" "Ağlama yâr ağlama aney. Taksimetre ikinci defa sı- Son mısraya şoför de katıldı. bahçeyi dolan da gel. Beriki "Hasta düştüm gelmedin aney. sen Boğaz'a çek."Bir bakalım. "Nereye gidiyoruz?" "Olur mu?" diye sordu. daha içten söyledi. "Bir kere. "Bilmiyorum." dedi. bar. mavi yazma bağlama!" Soluklandı." Etiler'e dönmüşlerdi. İstanbul'un bir şehir fırladı.

" le! Hadi!" "Disko'ya gidiyoruz! Hemşerim."Disko?" "Disko. Dur durak bilmeyen amansız mekanik ritim. benim kazak. çamurlu mokasenleri. kenara "Buz beyazı neonların. "Şafak. yağlı bir tıkaç gibi geldi burun deliklerimi tı- kadı. diskotek denilen bu dev hangara pop ilahlarına milletinin ikiyüzlü özentiliğinden nefret ettiğimin farkına vardım. Karanlık ve gürültü. ince ceketinin altına giydiği el örgüsü yeleği. Bahşiş alıp alamayacaklarını. sen şurada park edecek bir yer bul. meşum mor ışık. Garsonların bakışları üstümüzde odaklaştı. beyaz fayans duvarları daha da üşüttüğü. "smokinli soytarıların" küstahlığını Şafak da kaçırmamış olma- . Dokunduğunu taşa çeviren ve bu dünyaya ait no'ya. sırtlarını döndüler. girmeyelim!" diye. va meydanlarının umumi tuvaletlerini anımsatan girişe davet edildik. Şafak'la göz göze geldi. göğüs kemiğime çöktü. Şafak'ın tıraşlı yüzü. nabzımı yüz kırka fırlattı. makyajsızlığımı doğru değerlendirmiş olmalıydılar ki. rica etmiştim. epeydir alabileceklerse miktarın iltifat etmeye değip değmeyeceğini kestirmeye berber görmemiş saçları. ütüsüz pantolonu." Diskoteğin palabıyıklı Kürt fedaisi. Garson kinli soytarılar!' dediğimi hatırlıyorum. 'Smobiat etmeyenlerin girmesini önlemek için düşünülmüş bir barikattı. etek. bilerek isteyerek girmesi için insanın çıldırmış olması gerektiğini düşünüyordum!" lıydı. çalıştıklarını yüzlerinden okuyabiliyordum. bekçekildi. "Niye girmeyecekmişiz? Hadi!" olmayan. "Buyurun. ha"Yapma. ne olur!" Çok keyiflendi birden. Dante'yi şaşkın bir amatöre çeviren bu infer- Ne ki. sanki. nefes alamaz oldum.

bir dizi ğim. yerini memelerinin uçlarına kadar bir örnek. etmem!" "Edersin!" Birden yorulmuş gibi kaykıldı. yukarı sıyrıldı. elektrik sandalyeli 'video klip' vahşetini iliklerime kadar ürpererek izle- . Şafak. Yün yeleği "Üşüyeceksin. mahsus mu yapıyor. piste yakın "İki tane. Herkesin herkese nefretle baktığı. baktı." dedi. Kızlar. hacıağa geleneğinde.' birisi susuz. objektife önce dişlerini göstererek. onar taneden kırk tane büyük ebat televizyon ekranı vardı. anlayamadı. sapık olduğu kadar şedit. de Sade'nin işkence odalarını anımsatan. bir saniye kadar sonhareket yapmaya başladılar. Şafak. göbeği açıldı. Nazilerin insan haralarını. etraf dumana boğuldu. Ellerinde demirden sarışınlar geri döndüler. sonra yabaları ile boynuzlu yarasa adamlar etrafını aldılar. bol buzlu. bacaklarını uzattı.bir sedire ulaştılar. Sandalyeler. kamçılı. dans edelim!" "Vallahi. Adının Prince olduğunu sonradan öğrendiGülriz Sururi'ye taş çıkaracak göz makyajı ile ibnelerin ibnesi bir zenci. yarım düzine ardından kırk ekranda. etli dudaklarının çizgisini izleyerek çenesine doğru inen birkaç milim kalınlığındaki bıyığı. ben dans etmem!" "Hadiii!" Batı eğitimini ima ediyordu. "Hadi. yabalı. mayplastik sarışın kıza bırakmıştı. kırk elektrikli sandalye belirdi. kolsuz tişörtünü koltukaltı kıllarını uzun uzun sergileyerek sıyırttı. kuduz bir köpek gibi hırladı." Rodoplu. diye "Viski. az önceki plastik tüylü göğsünün üzerinde beliren altın haçı hoplattı. az tap gibi kıvılcımlar saçtılar. "Hangarın bir duvarında dört sıra halinde. Birden kan kırmızı bir renk patladı. ra açıldığında." diyerek yeleği aşağı çekti Günay. pop yıldızı aralarına daldı. "Şafak. Etrafa serili insanların ayaklarına basmamaya çalışarak. Kamera birden yaklaştı.

bir 'maganda'ydı Şafak! Yanındaki 'karı'nın üstüne yığılan. başıma balyoz gibi inen ritmin bir an olsun susması için dua ediyordum." dedi. Tülin. içinde beslediği sesleri tat. pembe ce Cooper denilen adam devraldı! Bilek kalınlığında zincirler. 'Doctor Link'. be- . ifadesiz yüzleri katatonik Gel gör.vs. Etiler'in. çığlık attığını duymak için canını yakmak istiyorum. vs. Sözün kısası. Afiyet olsun. aradığı sığınağın bu elektronik kuyu olamayacağını. tenin öyle ıslak ki.'. olabilirdi. taste the sounds that nourist within. Şafak'ın viskinin daha da yorduğu zihninin biçare kaçışını da "Öyle. kolları bir tarafta. tere batırılmış elleri bir tarafta. kaçakçılık çağrıştıran bir maganda olduğunu. Wendy'. kandırıldığı için onun adına -belki de oradaki herkes adına. hayali ihracat. Bon apetit. düştü düşecek sallanan bir koca koçyiğit. 'dişi' dantel sanki. piste doğru çekiştirdi. şeytani makyajı ile yaşı başı belirsiz ama toplama kamplarında canlı insanlar üzerinde deney yapan doktor 'Beyaz Melek'e severek asistanlık yapacak gibi duran bir 'dişi'ye (ancak.'Hayat. hain bakışları objektife dikili. "Marquis de Sade'in yatak odası. grows with the light of love. deriler içinde leş gibi saçları. mavi üniseks giysileri içindeki gençlerinin arasına girdik! Bu defa da AliŞafak.' gibisinden adi felsefe kırıntılarının yansıdığı kırk ekranı arkamıza alıp. terslemeye hazır garsonların anlıyor. Öte yandan. ama olmadı. ayaklarına bastığı gençlerin. önünde yüzlerinden okuyordum! diz çöken. çiviler.dim. 'Life is a garden that 'Music is the food of life. Kusmak üzere olduğumu hissediyordum. Bağdat Caddesi'nin. aşkın ışığı ile büyüyen bir bahçedir-' ''Müzik hayatın gıdasıdır. Kulaklarıma inanamıyordum. gibi 'Love Godsi'ın. ürperir gibi. 'Boby Z.canım yanıyordu! şizofrenlere öykünen moda mankenlerini anımsatan. 'Brown Yare'. ellerini öpen. kulağımda patlayanları çevirecek olsam öğüreceğini biliyor. pistin ortasında. 'kadın' değil!) ilanı aşk etmeye başladı: 'Seni tatmak istiyorum ama dudakların öldürücü zehir akıtıyor.

eğlenmeyi başarma azmi içinde kısılmışlardı. insan haklarından birisi de sadistik ve mazoşistik istemlerini ğımızı gördü." dedi Tülin." dedi. kalkmış. Ne ki. bu çoktan çürütülmüş bir "Mesele o değil. italik’lemeyi bırakmıştı. tabii. de Sade'ın kitapları filan da tekrar tekrar basıldı. Gür bıyıklarını kulakDiğerleri. konusunda uzun bir nutuk attı. 'insan. Günay. Freud öncesi akılcılık akımının. insanın istemleri doğrultusunda hareket etme hakkının doğal bir hak olarak saygı görmesi gerekliliği iddiası anlaşılır "Yani. O dönemde. Yazık. bilim çağının savı. bizim çocuklarımıza yol gösterecek kimse yok!" Anlamadıyonalizm bağlamında. işte. Günay'ın yastı- "Bana. tatmin etmek hakkıdır deniyordu. Mussolini'nin kara gömlekli tosunları arasındaki bağlantıyı kime anlatsaydım!" Susup. "Ras- bir iddiadır tabii.denlerimizden kıl payı ötede patlayan kırbaçlardan sakınacağız diye boş yere kıvrılıp bükülen kölelerin zavallı hareketlerini taklite koyulduk!" kovduğu bu yerde Şafak'tan başka gülen yoktu." içini çekti. Mardinli heavy metalciyle." dedi. 10 Kasım törenlerinde ağlamaya çalışan öğrencilerin "Diskotekler ya da yırtık blucinlerin üzerine anneannelere diktirili veren Madonna yamaları ile nekrofilya arasındaki bağlantıyı kime anlatsaydım. ğını (bunları bize hastanede anlattığını söylemiş miydim?) düzeltiyordu. O da heavy metalci olmuş ya. Onunkini de. "Geçen gün. Ama. filleri gören larına kadar yayan. doğru olmadığı ispatlanan bir varsayım. cinsel sadizm de insani bir duygudur. insanların arzularını tatmin etmelerinin en doğal hakları olduğu bert Marcuse gibi radikal düşünürlerin arasında sadizmi cinsel özgürlüğün bir ifadesi olarak övmek moda olmuştu. . italik’lemeye koyuldu. "Bir ara Her- iddia. seksin sevgiyi Timurlenk tebaasının gülüşüne benzetmişti Günay. hipnotik odaklaşmanın neşeyi. sararmış dişlerini ortada bırakan aptalca bir gülüş! ciddileşme aşamasındaki yüzlerinin eşiydi ifadeleri. bedenlerinin hareketinden olmasa. Ahmet'in kızı geldi. Saplantının coşkuyu.

zincirli. Tülin. "'Homo economicus' gibi!" diye bağırdım adeta. Aylar önce. Som içgüdülerine güvenemezsin. artık biliniyor ki. acıt- Hayatı destekleyen biyofilik unsurlar. Anka- karlarını gözetmelerinin doğal olduğu." dedi." demiş." dedi. Günay acılı bir sesle. sırf haz aldığı için. kırbaçlı aşk şarkılarının ima ettiği. hafifçe elimi sıktı. Heavy metalcilerin sahnede civciv boğtir!" "Allah'tan bizimkiler dil bilmiyorlar da." "Hayır. hedo"Hayır. karşındakini denetleme. hayat sakatlayan nekrofilik unsurlara yenik düşmüşse bestelenir. Cehaletin faydaları!" "Şafak senin kadar sıkılmamıştır. sakarinli suyu içer içer ve ölür!" "İçgüdülerine güvenemezsin. Bu yanlışın üzerine koca bir bilim kuruldu!" Çarşaf altındaki bedenini süzdü." ra'da verdiği konferansta söyledikleri ilk kez yerine oturuyordu! Uzandı. insanın doğal istemlerinin çoğu kendisine ve "'Homo economicus' gibi arkadaşım. "İnsanların bireysel çı- Örneğin. öyle mi?" "Ama. İçinden yakıp yıkmak gelen birisini. "Biraz oturalım mı? Çok yoruldum. sıkılmadı. mazsın." maları da budur.kendisi için iyi olanı ister' ve de 'doğal olan iyidir' varsayımı üzerine kurulmuştur." dedi. güldü. tabii başkalarına zarar verir sadece insanların değil. küçük düşürme şeklinde tezahür eden sadizmi onaylayama isteminin. anlamıyorlardır. bir düşün. . 'Çığlık attığını duymak için canını yakmak istiyorum. bu istemi doğaldır diye tatmin etmeye bırakamazsın. bir fare-sakarin deneyi vardır. doğal olduğu için de iyi olduğu varsayımı. bu ne demek- Günay. köleleştirmek isteminin odak noktası olursa bestelenir. Bu denli popüler olabiliyorsa.' türünden sevgi içermeyen 'aşk' şarkıları. "Doğru. canını yakma. "Hayır. Fare. Aynı şekilde. ancak bir insan ötekinin nefretinin. hayvanların da öyle! nizmini tatmin etme uğruna.

Tüyoyu önceden alanlar. seviyorum demedim! Kadınım!" "Fesuphanallah!" Karabasanlar oturduğu anda geliyor olmalıydılar.. Yaşlar. ensesi kalınlar bizi sattılar. yine kalkarız. hepsini kovacam!' diye bağırıyordu." dedi Günay. Satın alacam burayı. ceplerinde paraları olanlar."Sen yorulmazsın!" diye kesip atmıştı Şafak. tenimi buldu. Bana hâlâ ehliyet vermiyorlar. beyin çok içkili "'Viski. Günay'a. oğlum!' dedi. Garson. Utanmayı. 'Satın alacam. kazağımdan süzüldü. 'Sus. yüzünü öptü. Tülin silmeye "Nedir kardeşim bu şans. bir taraftan da söyleniyordu. Koca ellerini yumruk yaptı. Keskinler. Kut- lular. elini öptü. sabıkalıymışız diye! Biz . Bir iki hıçkırdı. kapağı yasaldık. gözlerini sildi. Ben hâlâ o gün başına geleni öğrenmek istiyordum. Birden gülmeye başladı Günay. Otuz dört gün. Şafak. bir yurtdışına attılar. "ağlıyordu!" "Vallahi yoruldum. olduğunu ima eden kısacık bir bakış fırlattı. 'herkes ne der'i bıraktım. bıraktım. Biraz oturalım.. Boranlar. dudaklarını öptü. Şafak. dedim. seller gibi boşandı. Senin için satın ala- "O da öyle söylüyordu!" dedi. Gizli ittifak kurmak istemini nasıl karşılamış olabileceğini tahmin ediyordum! "Viski getir!" diye emretmişti. Burnunu çekmeye başladı." "'Bunların hepsini sikecem. az sonra yaşlar süzüldü. tehditkâr bir sesle." söylemiyordu. ceplerinde pasaportları. başını om"12 Eylül sabaha karşı dört buçukta. ilk bizi topladılar." kalktı. Hepsini kovacam!' demeye başladı birden. Allah'tan duyulmuyordu. bizi topladılar. Sakalsızlar. O. sorma!' diyor. yerimiz yurdumuz belliydi ya. başka bir şey zuma çektim. Şafak. hep seni mi bulur? Şeederim şeyini!" cam. sevecen bir sesle. pistin ortasında "Seni seviyorum! Anlıyor musun? Ben şimdiye kadar kimseye seni "Ağlıyordu.

buçuk metrekarelik bir tuvalette tecritte kaldım. Parmak kadar sucuk parçasını o zamanın parasıyla bin beş yüz liraya satıyordu erler. Otuz naşırı tutuklarım!' Bir protokol yaptık, ben, niye anlatıyorum ki şimdi bunları sana!" cı çağırdı, 'Bak, dedi, ya sen Çayırtepe'yi terk edersin ya da ben seni güGünay, o gün yine bir şey olduğunu, belki de polisin çağırdığını düdört gün sonra bıraktılar. Bir ay sonra tekrar aldılar. Yine bıraktılar. Sav-

şünüyordu. Sabahki randevuya habersiz gelmemesinin nedeni bu olmalıydı. Anlatmamıştı ama işkence görmüş olmalıydı. 12 Eylül sabahı yakaaşağılanmış olmalıydı. lanıp da işkence görmeyen yoktu. Korkmuş, çok korkmuş, çok yali, Prince'in kırk ekranda yeniden beliren video klipiyle çakıştı, nefesi Şafak'ın domalmış çıplak bedenine elinde copla yaklaşan polisin ha-

kesildi. Saniyeler içinde Fütürist Manifesto'dan kara gömlekli tosunlara,

lerin eşyalaşmış heyecanlarından nekrofilyaya, faşizmden Gestapo'ya, dı. Bir avaza haykırmaya başladı, Günay:

pistte, elektrikli sandalyelerin gölgesinde birbirlerini mıncıklayan genç-

oradan Ziganalar'ın çam kokusuna, sarı güllerin narin yapraklarına atla"...ağlama yâr ağlama aney, mavi yazma bağlama! ...giderem tez gelirem aney, ele gönül bağlama! ...giderem tez gelir em aney, ele gönül bağlama!" ronik ilah, David Bowie. "Let's dance, put on your red shoes and dance the blues!" dedi, elekt"Bir şey mi, diyorsun?" diye sordu, gözlerini silip. Günay'ın gözlerin"Sana söz veriyorum," dedi, "hepsini sikicem bunların!"

Şafak Özden, David Bowie'yi duyuyordu.

deki acıyı gördü, üzmekten utanmış gibi sarıldı,

yecekler senin. Bunlar..." diskoyu işaret etti, "onlar..." polisler, demek istiyordu, "ötekiler!" ülkede!" Bununla da yetinmedi, "Ben de sana söz veriyorum, senin bakan olduğunu göreceğim bu "Önce ilçe başkanı, dedi Şafak, ciğeri yanıyormuş gibi, "O Çayırte-

"Hepsi geçecek, canım!" dedi, Günay Rodoplu, "Hepsi, avucundan yi-

pe'ye bir gün ilçe başkanı olayım, sonra da öleyim!" "Belediye başkanı, gülüm," dedi Şafak. "Niye belediye başkanı?" bunu biliyor musun, kız?"

"Tamam," dedi Günay, "Önce ilçe başkanı, sonra da milletvekili." "O beni tuttukları karakolun komiserini ayağıma çağıracağım, da!" "Hadi, edelim!" diyerek güldü, Rodoplu.

Neşelendi birden, "Hadi, dans edelim! Ben diskoya ilk defa geliyorum, "Seni seviyorum!" diye bağırdı, Şafak, "Bir şey diyor musun?

çağıran bir Şafak'a, "...ben çok su taşıdım eve. Ben çocukların artık su taşımalarını istemiyorum. Kuyudan su çekmelerini istemiyorum!" diye haykıran bir Şafak'a, zulüm nedir bilen bir Şafak'a, geleceğin üzerinde sökecek bir Şafak'a. verdi, Dönüşte taksiye verecek para yoktu. "Yarın, gel al." "Zarar etmez, o benim hemşerim," dedi, Şafak. Dükkânın adresini "Tamam, abi," dedi şoför.

"Ben de seni," diye fısıldadı, Günay. Ama, Kelkit'in kıyısında türkü

nasıl olup da yabancılaşabildiğine, zaman zaman da olsa, ben bu milleti sahiden seviyor muyum, düşünebildiğime şaşıyordum.

"İçim ışıdı! Halkının güzelliği! Biliyor musun, bir dönem için de olsa,

de, uyumuş, pıfır pıfır sesler çıkarıyordu. Ceketini çıkarmayı denedim, ğimi düşündüm, bıraktım. Yanına uzanıp uzanmamakta tereddütlüydüm,

Eve çıktık. Şafak, çok yorgundu tabii. Ben yüzümü yıkayıp geldiğim-

olmadı, pantolonunu çıkarmak işe yaramayacaktı, sabah ütüleyebileceremeyen ruhunun çırpınışlarını izlemek allak bullak etti beni. Yanına girdim, sarmaladım. Hemen daldı ama yine de, uyuması ile uyanması bir oldu ya da bana öyle geldi. Yorgun, perişan, tedirgin, fırladı yerinden. Eşin üzüldüğü kadar üzüldü, demek istiyordum, anladı, tabii. 'O değil,' dedi, 'Karıyla zaten kavgalıyız!' 'Neden?' 'Geçen defa donumu ters giymişim. Bizimki de, cin ya, gördü hemen!' 'Bir şey olmaz. Geçer,' dedi Şafak, banyodan, yüzünü kuruluyordu. Fotoğraftaki genç kadına beslediğim şefkat, Şafak'ın gülüşünün, 'bir 'Uyu biraz daha,' dedim, 'olan oldu, nasılsa.' 'Nerdesin, gelsene!' dedi, birdenbire pırıl pırıl. Sızmasını bile bece-

Dondum, kaldım.

şey olmaz, geçer,' derken ki güveninin uyandırdığı dürtü ile birleşti büminatı anımsatan bir şeyler vardı. Karısının ters giyilmiş donu fark edebilmiş olmasından duyduğu gurura benzer bir şeyler vardı. ("Eee!!

yüdü; ellerimin soğumaya başladığını fark ettim. Bu gülüşte, kişinin bedeninin aldığı ufak bir yara karşısında telaşlanan başkalarına verdiği teZekâ ister doğrusu!" dedi, Tülin, "Donun ters giyildiğini görmek kolay değil kardişim!") Tümüyle kendisine ait bir malın bir bedenin, bir uzvuaçıkladığını sordum, takma kafanı.' 'Dedim bir şeyler, işte,' dedi, uzandı, yanağımdan bir makas aldı, 'Sen nun acısının geçiştirilmesini anımsatan bir şeyler vardı. Ne dediğini, nasıl

Bu mümkün değildi, tabii,

'Rahatladı mı, bari?' diye sordum,

cak, tabii, kurnaz kurnaz güldü, öpmek için eğildi, 'Ben gidiyorum.' 'Dün sabah olanı Sedat anlattı mı sana?' 'Nasıl, yani?' gelmiyordu! sandın?'"

"Eeee, gökten ne yağmış da, yer kabul etmemiş?" dedi, Şafak, 'İnana-

O anda dürtenin şeytan olup olmadığını sonraları çok düşündüm! 'Ha o mesele,' dedi, Şafak, 'O mesele halledildi.' 'Kız kardeşi ortağım. Kız kardeşini sikicem.' 'Nasıl, yani? 'ağzımdan dökülen kelime parçacıkları kulaklarıma 'Öyle,' dedi, Şafak, 'yersen' der gibi katiyetle, 'Yanına koyacağımı mı "Yazar" Günay'ın, jeneratör hızıyla devreye girdiğini tahmin edebili"Bunun ne faydası olacak?" "Erkeğin intikamını alsın istemez misin?" yacağı bir çığlık,

yordum! Nitekim, öyle olmuştu,

"Hayır!" demişti, ama, bir çığlıktı ama sessiz, ama Şafak'ın duyama-

cezalandırmış olacaksın!"

"Yani sen kadını... " kelimeyi tekrarlayamadı, "keyif alacaksın, adamı "Yani ben?" diyemedi ise, Şafak'ın kendisine gelinceye kadar bir de "Ama, o senin keyfin!" dedi Şafak, gözleri ışıl ışıl. "Kadın bile sikicen, öyle mi?" "Yani, şimdi, sen, beni öyle benimsiyorsun ki, benim için kadın bile... "Tabii, benimsiyorum!" dedi, Şafak koçlar gibi,

yasal karısı olduğu içindi. Sesinin titremeye başlayacağını hissetti, sustu. " duraladı, derin bir nefes aldı, hayatında ilk kez ağzına aldı, 'o' kelimeyi,

dikti,

"Kadınım değil misin?" Yaklaştı, koluna yapıştı, gözlerini gözlerine "Değil misin, kız?"

cak" temas kurduğunu şaşırarak fark etti! Şafak Özden'in doğum yeri, tanesiydi medeni durumu. Ve o, onu, öyle kabullenmişti! maya hazırdım. Zaten Şafak öyle istiyordu." masızlığı işaret ediyordu.

Günay Rodoplu, Şafak Özden'in, "evli" olduğu olgusu ile ilk kez "sı-

doğum yılı, ana-baba adı gibi, özgeçmişine ilişkin kalemlerden sadece bir "Benimle bir ilgisi yoktu ki," dedi, "Onunla, ona ait her şeyi paylaş"Delisin, sen!" dedi, Tülin, "Hangi dünyada yaşıyorsun, bilmem ki!"

diye söylendi. Evli bir erkekle kurulan sevgi ilişkisinin dayattığı savuncukları dâhil, her şeye sahip çıkabilmesi, kendi varlığını tümden inkâr Ben dehşete düşmüştüm! Günay'ın, Şafak'a ve ona ait olan, eşi ve ço-

etmesi ile mümkün olabileceğini görmemiş olmasını anlayamıyordum! türlü ihanete açık olacaktı. Bunu görmemiş olabilir miydi? medim ki! Hiç, ama hiçbir neden yoktu!" binmesini seyrederken...

Göstereceği en ufacık bir zaaf, en ufacık bir ego uçuşu Şafak'ı zor duruma düşürürdü ki, Günay, ne ona, ne de eşine kıyamayacağı için, her an, her "Yok, canım, görüyordum, tabii!" dedi, "Ama, Şafak'a inanıyordum. "Kadınım, değil misin?" diye sordu, Şafak yine.

Beni, kullanacağım kelime için özür dilerim, 'satabileceğini' hiç düşün"Evet, de... " diyerek duraladı, Günay Rodoplu, arkasından, taksiye

erkekten, bilmediği bir şeyin intikamını alacak diye düzülen kadının yerine koydu, iliklerine kadar ürperdi. Dişilerini savunmak için dövüşen gizlenen kadınlar olabileceğini hiç düşünmemişti! Denizli horozlarının hedeflerinin birbirleri değil, hısımlarının arkasında şacak, kadını kandıracak demekti. Kaldı ki, Şafak'ın keyfini onun 'kadını' vardı. Şafak'ın bunu göremiyor olması daha da ürkütücüydü. Meğer ki, Saldırı dolaysız bir tecavüz olamayacağına göre, Şafak, sinsice yakla-

Yönler karışmış, oklar ters dönmüştü. Kendisini, bir erkek, başka bir

olarak paylaşmak düşüncesinde seks sahnelerini hatırlatan sapık bir şey

'kendisi' bilsin!"

"Meğer ki," diye düşünüyordum, "Meğer ki, 'Kadını' dediği mahluku "Yani, tam bir özdeşleşme?" "Evet, bir tür Yin-Yang. Ben de onu sorgulamıştım, ama o çözümle"Bu hesapça öyle," dedi, Tülin ciddi ciddi.

menin sonucu da çok aşağılıktı, çünkü Şafak'ın eşinin, affedersiniz, beni düzdüğü gibi bir sonuç çıkıyordu ortaya." "Kaldı ki, adamı karısına 'Ben sayın yazarımızı düzüyorum ama o

senin keyfin' demekten alıkoyacak olan bir şey de yoktu. Şafak'ın gözlerini eşinin gözlerinin içine diktiğini, 'Nikâhlım değel misin kız?' dediğini lığın var mı, 'len?'" Gözleri doldu, yine. görebiliyordum. Sonra da küçük oğluna sarılmış olmalıydı, 'Babam! Harç"'Yani, şimdi ben bir dişi ve bir erkekten oluşan bir mahlukla birlikAnlıyorduk.

teyim?!' diye sorduğumu hatırlıyorum, 'iki de çocuk!' Evet, öyleydim, tabii. Ama böyle değil! Anlıyor musunuz?" "Çünkü, biraz daha uzatsam, tam bir organizma çıkıyordu ortaya.

Fevzi Özden'iyle, Halis Özden'iyle, muhtelif Sedat'larıyla tam bir orgaedilebilirdi ya kardeşler." "Şafak yoksa Sedat'ı verelim!" dedi, Tülin.

nizma! Öyle ki, benim intikamını almak işini Sedat'a bırakabilirdi. İkame "Öyle. 'Delisin, sen!' dedim, kendime. Bir yandan da, 'Ben ne yapaca-

ğım şimdi?' diye ağlıyordum. Cevabı belliydi tabii. Ya, o geleneksel kadınğım bilgisiyle övünecek ya da bu diyardan gidecektim." mazdı. lık bilgisini edinecek, o kızcağızın beni değil, benim onu bilmem ne yaptıHep söylediğim gibi, Günay Rodoplu, insana söyleyecek söz bırak"O saatten sonra nereye gidecektin?" dedi, Tülin, esefle.

mı da verdim, "Zaten onu yapmıyor muyuz!" "Ne kadar acımasızsın!"

"Sayın Rodoplu, hastiriniz, efendim!" dedim, kendi kendime, cevabı"Çok, değil mi? Ama, bir taraftan da, Şafak'ın rasgele bir lâf etmiş

rum, umuyordum. Adamı sevmeye başlamıştım, da! İnsan emek verdiği şeye bir başka türlü bağlanıyor."

olabileceğini düşünüyordum. Hayır, doğru söylemiyorum, düşünmüyo-

III
Bu süreç içinde, bir yandan da kooperatif meselesi gelişiyordu. İş "Benim anladığım şu," dedi, "bir yapı kooperatifi kuruluyor. Bu koo-

diyordu, Tülin'le beni çağırdı.

ciddiye binince, panikledi Günay. "Akıl isteyen her durumda olduğu gibi,"

peratif, anakent belediyesine, gecekondu önleme bölgelerindeki arazi-

lerden birisini on yıl vadeli bir ödeme planı ile ve ucuza almak üzere

başvuruyor. Gerekli şartlar yerine getirilmişse, anakent bu tahsisi yapıdan kalktığı için konutlar çok ucuza mal edilebiliyor. Ha, bir de, Toplu Konut kredi veriyor. Şafak'la ortakları da diyorlar ki, 'Biz bu işlerden çok iyi anlarız.' İki mi üç mü ne, kooperatif kurmuşlar. Birinin inşaatı bitmiş,

yor. Bunun üzerine kooperatif inşaata başlıyor. Tabii, arsa meselesi orta-

teslim etmişler. Diğer ikisi de bitiyormuş. Şimdi de diyorlar ki, bu tahsis olayından yararlanalım, bir kooperatif daha kuralım." "Eh, kursunlar," dedim, "Sana ne bundan?" "Öyle mi?" "Ona ne olur mu?" dedi, Tülin, "Arsayı Günay alacak." karacağını düşünüyorlar." "Yani," dedi, Günay, "SHP'li oldukları için, Dalan’ın onlara güçlük çı-

"Olumlu bakıyorsun, öyle mi?"

Eh, etrafıma şöyle bir baktığımda hemen hiçbirinizin evi yok. Kaldı ki, Şafak'a yardım etmek istiyorum." "İnşaatı onlar yapacak?" etmişim gibi, ekledi,

"Yani," dedi, yine, "Anladığım kadarıyla yasal olmayan bir tarafı yok.

"Evet. Normal müteahhit kârı ne ise alacaklar, tabii." Duraladı, itiraz "Nasılsa biri kâr edecek, onlar etsin. Ya da, niye onlar etmesin?" İnsanların kendilerine iş ürettiklerini, hırsızlık, uğursuzluk yapma-

dan, para kazanmak istemlerinin saygınlığından söz etti. Ama ben esas meselenin Şafak'ı desteklemek olduğunu görüyordum. Açıkçası, toplumıyordum. Şimdi artık kendime "Neyi yakıştıramıyordum?"

mun bir duvarından bir duvarına sürüklenmek, önüne sürülen değerlerin hem içinde hem dışında yaşamak bu olmalı diyor, Günay'a yakıştıradiye sorduğumda (hele de Sadiye Atakan'ı tanıdıktan sonra!) verecek cevabım olmadığını görüyorum. Belli ki, daha henüz insanları kendim icat ettiğim bir kalıpta tanımlamaktan, "yazar" Günay ile anakent belediyesinde bir maktan, daha doğrusu, Günay’ı gündelik hayatın dışında, adeta semavi ilgileniyor olmasında, beni yabancılaştıran bir taraf da vardı. İşin kötüsü, memurenin önünde evrak takip eden Günay arasında bağlantı kuramabir varlık olarak görmekten vazgeçmemiştim. Dahası, tecimsel bir işle Tülin de bu duygularımı paylaşıyor gibiydi. Bunu ikimizin birden Gü-

nay'a, "Otur sıcacık evinde, keyfine bak, bırak ne halleri varsa görsünler," türünden telkinlerde bulunmuş olmamızdan çıkarıyorum. Sonunda kızdı, tizm mi desem, yoksullukta erdem bulmak çabası mı desem? Nedir, yani, "Bir tuhaf kendini beğenmişlik sizinki de!" dedi, "Garip bir roman-

ne yiyip ne içecek insanlar? Senin 'Dergâh'ını, benim 'roman'ımı kooperatifçilikten daha saygın kılan ne?" Tülin'e döndü, "Ya da, senin işletmecilan." Onu demek istemediğimizi söyledik ama haklıydı. Onu demek isti"Ya da, adamların adı çıktı! Sanki, başka mesleklerde üçkâğıt yok, bir "Doğru," dedi, Tülin. "Doğru, tabii. Ne ki, bugün Türkiye'de hiçbir meslek grubunu alenen liğini? Müteahhitlerin ayaklarının çamurunu beğenmiyorsunuz, anlaşıyorduk.

tek bunlarda var."

kötüleyemezken, -televizyonda hastasını para için ameliyat eden bir dokmediğimi bırakmazsın. Bu da mı sınıfsaldır, nedir!" tor filmi göster bakalım, Tabipler Odası ne yapar- müteahhitlere söyleSonra Şafak'ı anlatmaya başladı birden. Sirkeci Garı'nda, hurcun üze-

rinde kıvrılmış olduğunu vehmettiği çelimsiz gövdesini, terden sırılsıkkeli, asi yüzünü anlattı. Çırpıcı Mahallesi'nden İstanbul'u müthiş bir öfke ders çalışırken, nasıl bakmış olabileceğini, ayrıntılarıyla, oradaymış gibi anlattı. "Gümüşhaneli bir amelenin gayretiyle yakılan ormanlar üzerinde

lam sarı çocuk başını, yanaklarından süzülen yaşlarının çamurladığı öfile seyretmiş olmalıydı. Annesine kova kova bulanık su taşırken, sarı balçığın içinde yarım pabuç dolaşırken, babasının amansız gözetimi altında

kurulup tutunmaya çalışan bir mahallede, İstanbul olmayan bir İstanbul'da yaşıyor olmanın 'makro' sonuçlarından kaygılanmasını nasıl beklersiniz ki?"

li oturup, gözlerini üç imparatorluğun başkenti olmuş, binlerce yıllık bir zünü de sen yadsıyamazsın!" "Hele seni hiç anlamıyorum," dedi bana, "70'lerin gazabını yaşadın

"İyi de, İstanbul'dan çalınan güzelliklerin üzerinde yavuz hırsız misa-

şehrin durmuş oturmuş değerlerine dikmenin zorbalığa benzer öteki yüsen. On para etmez adamlar tarafından aşağılanma, işsiz kalma, çoluğun tanbul'u bir 'işyeri' gibi görecekler." İçine doğduğumuz şiddeti yeniden yaşamaya, bu şiddetin Şafak'ın

çocuğun aç kalması! Elbette, bu sistemle boğuşacak insanlar. Elbette İsruhunda yapmış olması mukadder hasarı öngörmeye çalışıyordu. (Tabii, bilmiyordum ben.)

o sırada bunun aslında Şafak'ı aklama gayretlerinden birisi olduğunu lamaya hazır, fünyesi takılmış, saniyeli fitili hazırlanmış bir bomba gibi' Yaşını büyütüp, CHP gençlik kollarına girdiği, 1970 yılını 'her an pat-

diye tanımlamıştı gazeteler. 1970'in son günü, 31 Aralık'ta, gazete başlıkşında bir öğrenci öldürülmüştü. Ankara'da bir polis aracına dinamit atılmıştı. Eczacılık Fakültesi öğrencileri, ilaç fiyatlarına yapılan zammı

ları gelecek günlerin habercisiydiler. Trabzon'da çatışma olmuş, 19 yaprotesto etmek için Eczacılar Birliği'ni bir saat işgal etmişlerdi. Ertesi gün, Balıkesir Öğrenci Yurdu'nda dinamit patlamış, Türkiye'de bütün işçiler Türk-İş binasına atılan bombayı protesto etmek için iki saat süreyle grev yapmış, Demirel'in yeni Personel Kanunu'na direnen mühendiskam ve bucak müdürü on beş günlük 'boş oturma grevi' başlatmış, maaşlarını alamayan on üç bin İstanbul Belediyesi işçisi işlerini bırakmıştı. greve giden bir devlet olabilir mi?" "Düşünebiliyor musun, 500 vali, kaymakam ve bucak müdürü! Valisi ler, mimarlar, teknik personel ile Ankara'da toplanan 500 vali, kayma-

İş Bankası'nı soydukları haber verilmişti. 17 Ocak'ta Erdal İnönü'nün evi

On gün sonra Deniz Gezmiş'in önderliğinde dört Dev-Genç üyesinin

ile Konya TÖS binası bombalanmış, Edirnekapı Öğrenci Yurdu'nda Çapa'da, patlamalar olmuştu. karşısında olacağız" tehdidini savuruyordu. 24 Ocak'ta, Niğde öğrenci Yurdu'ndaki silahlı çatışmada kaçanların SBF'ye sığındıklarını iddia eden rine düzenlenen öğretim üyeleri ve öğrenciler ortak forumunda, Devmıştı. "Bunu unutmuşum," dedi, Tülin. Dev-Genç, "Deniz Gezmiş ve arkadaşlarına sıkılacak her kurşunun

polis, fakülteyi basmış, üç yüz yedi öğrenciyi gözaltına almış, bunun üzeGenç tarafından tespit edilecek eylem biçimlerini uygulama kararı alın"Öyle oldu tabii," dedi, Günay, "Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üye-

leri ve öğrencileri yaptıkları forumda Dev-Genç tarafından tespit edilecek sin öğrencilere işkence yaptığını ileri sürdükten sonra, 'kamuoyundan başka hiçbir makam tanımayacaklarını' bildirdi. Kanı donuyor insanın.

eylem biçimlerini uygulayacaklarını açıkladılar. Dekan Prof. Talaş, poli1917 doğumlu koca adam, Cahit Talaş. Koca adam ve Dev-Genç'in peşin-

de, kamuoyundan başka hiçbir makam tanımayacağını ilan edebildi! Bunun yasaların alenen çiğnenmesi demek olduğunu bile bile, Türkiye'de kamuoyu denilen şeyin ülkenin ancak yüzde beşinin okuduğu gazete haberlerinin vehimlerinden ibaret olduğunu bile bile, bu çıkışı ülkenin tek du!"

örgütlü gücü olan orduya davetiye çıkarmak olduğunu bile bile yapıyorbeklenemezdi, ama bu Talaş, bir dekan, bir profesördü. Profesördü, ama gencecik çocukların kanını sahiplenmek gibi bir derdi yoktu anlaşılan. "Adam, 1960 ihtilal hükümetinin bakanı da değil miydi?" "Öyleydi, tabii. Bizim aydınımız, totaliter rejime ancak kendi doğrulYasaları yüceltmek için herkesten Sokrat gibi baldıran otu içmesi

tusunda gitmediği zaman karşı çıkar. Yoksa, bakanı da olur, umum müdürü de. Hiç merak etme."

Ama her "Hatırlıyorum. Daima müstakil kalacaktır. kendilerine "O arada rahmetli İnönü'nün iyi çıkışları vardı. Aynı gün İstanbul'da patlamalar peş peşine sürüp gidiyorErtesi gün. Tabiat bu kadar zengin değildir!" alet olarak Kurtuluş Savaşı yaptığını ilan edebiliyor? Türk Milleti bağrından Mustafa Kemaller çıkaracaktır." Ben de hatırlıyordum." dedi. Şimdi yirmi beş yaşındaki delikanlı nereden. Amerikan emperyalizminin ajanlarının can güvenliği söz konusu madığını ima eden bir safsataydı. sonra Ülkücülerle çatışmaya girdiler. rıldı. Kurtuluş Savaşı öyle her babayiğidin sabah kalktığında icat edebileceği bir meydan muharebesi değildir. yani ezilmiş bir ulusun insanı olduğu romantik geDev-Genç'in açıklaması "Türk halkının can güvenliğinin olmadığı ül- kede.sin dilinde Bağımsız Türkiye ve İkinci Kurtuluş Savaşı var. halinde" olduklarını söylemişti. İTİA'nın önündeki çatışmada Mustafa Kolçak vuruldu. On beş gün sonra. "Herke- sosyal demokrat diyen gençler. Genel Sekreter Ecevit. nasıl bir kuvvetle ve hangi izanla tahriklere gün böylesi çıkacak!. Amerika'nın Laos'a girmesini . Dev-Genç Genel Başkanı Ertuğrul Kürkçü Bu arada. ülkede Dev-Genç'ten gayri kimsenin Türk halkı olprotesto amacıyla uçuruldu. sonra da 'zenci'." dedi Tülin. Tülin.. olamaz!" türünden. "Aşırı solcu Dev-Genç'le aşırı sağcı Ülkü Ocakları'nın yönettiği komandoların hükümetle işbirliği de. Otursanız da. Kurtuluş Lisesi'nin bahçesine konulan bomba iki çocuğu komalık etti. "Saflıkları da inanılmaz. sosyal demokratlara "sahte devrimciler" dediydi. Ülkücüler önce İstanbul Edebiyat. Kurtuluş Savaşı bir kere olmuştur. ODTÜ'deki Kennedy Anıtı. ocak ayının son günlerinde önce DevGenç'le. sonra Kimya fakültelerini işgal ettiler. Balgat'taki Amerikan tesislerinde nöbet tutan zence çavuş Finley önce kaçırekçesiyle serbest bırakıldı. Zaten o çıkış yüreklendirmiş olmalı ki. Ziraat Bankası'nın bir şubesi soyuldu. dinleseniz bir Şafak'ı.

İngiliz Konsolosluğu'nun önlerinde dinamitler patlıyor. kurultay ya da seçim heyecanı ile tutumunun nihai sonuçlarına kör Günay. Ve Şafak Özden. yakan işçi ile herhangi bir kurultayda ya da merkez yönetim kurulu topHiroşima’ya atom bombası fırlatan uçağın seyir mühendisinin yaptığının idrakine varamaması. karmaşık bir makineyle baş edebiliyor olmanın olmasının arasında fark yoktu. insanı yaDüşürülemeyen MC hükümetleri ve 12 Eylül'le sonuçlanan bir dra"Ve tabii kimse yakalanamıyordu. o "mahkûmiyeti" bir ayrışması. camlar kırılıyor. örneğin bir Suat ile özdeşleştirebiliyor. ne yapıp yapıp hayata sahip çıkan. buk unutuyoruz ki!" adamları yine neden getirdi. katillerin maktul gibi yapmış ve yutturmuş olmalarıydı. üretenle üretilenin hür eden ölü-seviciliğinden başka bir şey değildi. ikisi de karmaşık buldukları bir mekanizmada boğuşuyorlar.du. Günlük mesaisinin sokendisini. Bu yılışıklık. karar vermekle yükümlüydüler." dedi Günay. Galatasaray'da. meselenin yine aynı mesele. ifadesini "gelen gideni aratır". Olanları desteklemeliydi. "böyle gel- . böyle bir adamdı! miş böyle gider" diskurlarında bulan ataletin. çocuk maması ürettiği rahatlıkla kimyasal silah da üretebilen ya da Auschwitz Toplama Kampı'nın fırınlarını lantısında ya da mecliste. üretenin nihai ürüne tümüyle yabancılaşması şeklinde tezanucunu kavrayamaz hale getirilen. "Bu referandum bu lesi olduğunu söyledi. izleyen kıyımdaki rolünü göremez hale gelmesi ile. Bugün bir Zincirbozan "mahkûmu". bunda akılları durduran. Nihayet. önerge üreten birisinin arasında fark yoktu. "içtenlik" ve "sahiplenme" mese"tavsiye kartı" gibi kullanabiliyorsa. atmosferi tüketen herkes ama herkes sorumluydu. şamaktan bezdiren bir yılışıklık vardı. "ülkenin üstünde meşum Türkiye'nin üstüne çıkan. öyle çamın yaratıcılarıydılar bu insanlar. Yaşamdan. anlayamıyorum. Çocuklar gibiyiz. örgüt. hesap soran insanlar yaratmalıydı. Şişli'de. kendi yeteneklerini sınıyorlardı. İronik olan. İnsanlar tavır almak. heyecanı içinde. Türkiye.

istese ne kadar yaman bir politikacı since karşılarında askerleri buldular. ama denemekle yükümlüydü. 5 Mart'ta Deniz Geçmiş ve arkadaş- . Satıyor ve bizi onu desteklemeye zorluyordu! olabileceğini düşündüm.bir el gibi gezinen kokuşmuşluğun" üstüne gidebilecek bir adamdı. Kart açmazlar ama seyreder. kardeşim. 18 Şubat günü İstanbul ve Hacettepe üniversiteleri süresiz kapatıl"O günlerde biz apartmanda dairelerin önlerindeki bütün paspasları Hayretle dinliyordum. Aynı şekilde. Kapatmayı protesto eden ODTÜ öğrencileri. kendisinin yerini alacak bir başka pilotun gelmesini belki önleyemeyebilirdi. Şafak Özden gibi insanlar." dedi. bugün bütün yüzsüzlükleri ile ortada dolaşan " MC ve Muhalefeti" bütününü oluşturan bireylerin "12 Eylül'le özetlenen faciayı önlemek için yapabilecekleri her şey denenmeye değerdi. Bir an. bir öğrenci." dıydı. ülkeyi sahipsiz bırakan içtenliksizliğimize verilen isimlertipi. "Patlayıcı maddeleri paspasların altına koyuyorlardı ya. kumar oynayanların arkalarında dikilerek onların heyecanından geçinenlerdir. "En nefret ettiğim insan beceremeyen. yeniden tırmanması muhtemel benzer bir çılgınlığın sigortalarıydı. bir komando eri. bombanın etkisini gören Japonya’nın. Şafak Özden'i satıyordu bize! Bana ve Tülin'e! kaldırdıydık. kendi yüreksizliğimize." Yükünü Hiroşima yerine okyanusa bırakan pilot. ahkâm keserler." dedi. Yükümlüydü çünkü ne kadar az bir ihtimal olursa olsun. olayı kendilerine Türk Halk Kurtuluş Ordusu diyen birileri üstlendi. yedi yaşındaki kız çocuklarını yakmadan teslim olması ya da Batılı ülkelerin her şeye karşın güçlü kamuoylarının felâketi durdurma olasılığı yadsınamazdı. Kendi paralarını asla riske etmezler. Jandarma ve komando birliklerinin ODTÜ'ye girmelerine öğrenciler karşı koyunca. Aklımız sıra can emniyetimizi sağlıyorduk. Tülin. tavır almayı "Hayata kart açmayı bilmek lâzım. "Geri den ibaretti. bırakılmışlık" ve benzeri bahaneler. Asla masaya oturmazlar. Eskişehir yolunu keları dört Amerikan askerini kaçırdı.

. 4 saat 18 dakika sonra DemiAbdi İpekçi onayladı: ". marifet sandığı oyunlartandaşın güvenine.bir aşçı öldü. beş er ve yirmi öğrenci yaralandı. Bu "Saat 12:40'ta TRT Haber Merkezi'ne bir tümgeneral ve iki albay girsu aynı siyasi iktidardan beklemektir. uygulanmasında.. Bugün. 17 öğrenci silahla öldürüldü. DİSK Atatürk devrimlerinin ve Anayasa Kuvvetleri'nin yanında olduğunu belirtmekten kıvanç duyar. üniversite süresiz kapatıldı. Kilolarca patlayıcı madde ve silah ele geçirildi. üniversite içinde başlıca so- rumluluğun. öğrenci meolan sadece bu intizamı. işçi kesiminin devrimci kesimin- ilkelerinin korunmasında. bir üsteğmen. İşlerin bu hale gelmesinde en büyük amil. gereğini yapın' rel hükümeti istifa etti. inancına sahip bir siyasi iktidar kurulsa. zarfın içinden 12 Mart Muhtırası çıktı.salt hukuk açısından antidemokratik gözü- ken olayın aslında demokratik düzenin korunabilmesi amacını güttüğü de büyük bir ferahlık yaratmıştır. seleleri ve üniversite hayatı nihayet üç ay içinde intizamını bulur. geliştirilmesinde Türk Silahlı ." dedi. bu tükenmiş siyasi iktidarda olduğunun bilinmesi. Hayal rel'in cevabı. başlıca kusur. İki bin öğrenci üniversitenin futbol sahasında gözaltına alındı. Üç subay doğruca İç Haberler Müdürü Doğan Kasaroğlu'nun odasına girdiler. "Her şeyden evvel ve her şeyden sonra." DİSK onayladı: "12 Mart Muhtırası." ortaya çıkacaktır." diyen Ecevit'e Başbakan Demigibi olaylar dünya memleketlerinde müzminleşmiş şikâyet konusudur." di. Şafak'ı deli etmiş olmalıydı: Ordu öyle düşünmüyordu. demokratik parlamenter rejim içinde vazifesini idrak eden vadarın kayıtsızlığı ve başından beri sürdürdüğü. bunun bir tanesinin katili bulunamadı. tükenmiş bulunan ve durumun gerçek sorumlu"Bu olaylar karşısında aşırı kötümserliğe kapılmanın yeri yoktur. General Öğün elindeki kapalı zarfı uzattı ve 'Açın. kabul edilmesi ve onun gereğinin parlamenter rejimin usulleri içinde yapılmasıdır. siyasi iktidır.

Bülent Nuri Esen ile Bahri Savcı onayladı: onun yerine atanan Erim'in CHP'li olmasına itirazı vardı. Demirel'in düşürülüş biçimine itirazı yoktu ama miz sağlanmıştır. "Ortanın solu hareketinin ve benim. "Halk Partisi bugüne kadar serbest seçimlerle iktidarı alamamış. bu deneyimi yaşamış adamlardı." Türk-İş onayladı: "12 Mart Muhtırası'nı benimsiyoruz. ülkücülerle "koministler"in arasizliği içinde büyümüş bir Şafak Özden portresine ikna etti." Aynı saptama on altı yıl sonra da geçerliydi. daima 'ordunun baskısı ile hükümete getirilen parti' olarak tanınmıştır. Günay. "Peki. on yıl süreyle yaşanan cinnetin kanıtlarıyla bir kez daha ürperdik." "Ecevit'in kendisi elinde CHP'nin iktidara gelivermek üzere olduğu 4 Nisan'da yazan İpekçi'nin saptamasına katılmamanın mümkün ol- lemeyeceğim anlaşılmıştır." Dev-Genç onayladı: "12 Mart Muhtırasını tespit bakımından olumlu İki Anayasa profesörü. Bütün olayların bizzat kendisini ve iktidara geleceği anlaşılan partisini bertaraf etmek için hazırlandığını iddia ediyordu. ne istiyorsun?" iktidarından yana olmadıysa. Metin Toker'i bile güldürmüştü: iddiası en iyi niyetli sempatizanlarını bile güldürmüştür. Hükümete katılmama kararı alınabilseydi bazı şeyler kurtarılabilirdi." dedi Tülin sonunda. Halis Özden gibi. bizi. "Anlaşıldı. Proletarya Ülkenin ihtiyacı olan adamlar." "Ne ikiyüzlülük. her ikisinden de dayak yiyen bir konumda olmanın güven27 Mayıs’a söz söyletmeyen bir babası olduğu için olmamış olmalıydı. Atatürk devrimlerine ve sında sıkışan. demokrasi kuralları içinde yeni- Bülent Ecevit'in. değil mi?" "Muhtıra ve istifa hukuka uygundur. bu parlamentodan güçlü bir hükümet çıkmaz." demiş. Demokratik kurallar dışına çıkılarak yenilgi- madığını düşünüyordu. Oyun bitmiştir. Siyasi hayata artık onlar hâkim olmalıydılar. Ancak. . Ama Sayın Genel Başkan böyle düşünmüyor.buluyoruz. Konuştukça. Sonuçta Günay Rodoplu.

Sadece gündelik olayları değil. Kooperatife girmenizi. bana. ben bu arsa meselesine bakmak istiyorum. benim hayatıma ilişkin hiçbir şeyi sorgu- ." dedi Tülin. Bu 775 sayılı Kooperatifler Kanunu. her şeye yeni- Kadıncık'ın. şimdi ne yapıyoruz?" "İki kere ikiyi toplayamam ben! Bilmez misin?" Ben. bu kadını kollamak zorundayız!" dedi." "Ver. bir dosya çıkardı. Ama. siz ol- yır'la çıkınca. meselenin halledildiğini görmek istiyordu. ne zaman aymaya başladığımı bilemiyorum. geçirdionları izleyemezdi. Günay. "Bana da roman notlarını versene. Tülin kabullenmek zorunda kaldı. kesin bir "ha"Ne yapalım. olmamış gibi yapmak. Yanlış anlaşılmayı açıklamak ya da af dilemek gibi.mazsanız yapamam. maddeyi değiştiren genelge. her şeye rağmen büsbütün de kaptırmış değildim anlaşılan." dedi. Sarıyer ilçesine yemeği- ni. bu da 26. telefona gitti Günay. birinizin başkanlığı üstlenmenizi istiyorum. ama hayatımın bütününü ilgilendiren oluşumları da ğim ameliyattan başlayarak. Siz çalışırken ben de okuyayım. kütüphaneye uzandı. ne davet ediyordu. hissetti. müt"Ne ki. Şafak'ın bir şeylerin ters gittiğini hissettiğiinen sistematik bir tartışmadan kaçınacaktı ama hasarın onarıldığını. Suat'a 'Oğlum. bakalım. bu muydu sadıklığın. valla yedirdin kurda belanmadığını fark etmeye başladım. Rodoplu." "Peki. kardeşim. "İşte. "Peki. huyunu zamanla daha iyi tanıyacaktı Rodoplu. Arayanın Şafak olduğunu sesinden anladım." "Niye sen değil?" "Açıkçası. hepsi burada. Günay'a döndü. "İstenmeyenin üstünü örtmek. Bu den ve büyük bir coşkuyla başlamak!" Bu yeteneğin müthiş bir güç. Ama. hiş bir özgürlük olduğunu düşünüyordu. ayrıntılara Günay'ın teskin olduğunu. tabii ki ni' dediği gibi.

bütünümle değil. zorla abone olunurdu. bir arkadaşım. Bu parçaların benim bütünlüğüm içinde marjinal parçalar olması. beni değil." Telefonu kapattı." "Gelemem. Yapamam. Ters giyilen don olayını düşündüğümde. hatta ne de hayatımdaki erkeklere ilişkin tek fak'ın 'aldığıydı'." diyerek elimi uzattım. Ama galiba sadece bekarısının dünyasını da gönülden algılamadığını. on dokuz yaşından beri sahibiydi Şiran. önemli olan Şayam. neredeyse zoraki sunuluyor olmasını da önemsemiyordu. kendisine yarayacak parçalarımla ilgili olduğunu görmeye başladım. tanıdığı tek gerçeğin 'Şasormuş olmalıydı. ne kıyıcı humusun? Anadolu erkeği filan diyoruz da! Sendikacı meselesinde olduğu nimle değil. Örneğin. Evlenmek üzereler. renksiz ve ağırlıksız bir dünyaydı. kanser hücrelerini anlatan makalelerin arasına devrimci sloganlar yerleştirilirdi. Türkiye'nin Erdal Atabek. İldeniz Kurtalan gibi "ilerici" hekimlerinin vesikalık resimlerinin süslediği yazıları yayınlanırdı. içeriğini bile bilmek istemedi. Çünkü. kendisini rahatlatan yöntemle almaya kalktı. Ankara'daki o konferansın değil. Dergi iki-üç formalıktı. Ne düşüncelerim." dediğini duydum... ben de bir tür nişan yemeği "Roman.sorgulamıyordu. yani kendisininkinin dışında kalan dünbir soru sormadı Şafak. Üçüncü hamurdu. Zamanla. aslında tümüyle bana yönelik bir saldırının intikamını bile. . Benim dünyam. Kim olduğunu zursuzluğum. şedit sonuçlarını. silah hariç. bir şey vereceğim. nişanlısı. herkesle böyleydi. birlikte geçirdiğimiz ilk gece gibi. lütfen. Hayır. Seninle olan ilişkimi bile sormadı! Düşünebiliyor gibi. "Tanımazsın. yemeğe misafirim var. yapamam. "Roman notları!" Kadıncık tanıdığında yirmi binden fazla abonesi olan bir sağlık dergisinin. ne ilişkilerim. fak Özden'in kendi gerçeği olduğunu düşündüm. baskısı çamurdu. Şafak'ın kendi gereksinimlerinin hedefi olan.

sumaklı soğanı kalmış dev madeni tabakların üzerinde dilenen hamamböcekleri gibi. marjları. tezgâhsız mutfağın yere zorladığı piknik tüpünün üstünde kaynayan çay. antetsiz kâğıtlar. altı içkili lokanta. üstü devrimci lokali. Şiran’ın başarısı. Kadıncık in. mazrufun zarfa zaferiydi. komşu kebapçının komisini bekleyen eti yenmiş. yayıncıların rüyalarında görmedikleri bir sayıydı. deodorantlı. Yirmi bin abone. imza yeri hatasız. kapitone plastik sırtlığı. klimalı. Vezüv gaz sobası. tarihi. ancak çok iyi silinebilmişse. duvardan duvara halılı. zarflar. sahibini bir daire. İstanbul’un "özgün" grafiklerinin "dizayn" etmediği. elektrikli daktilolu. Ve sahibi Müteferrikada sık sık misafir edilen devrimci öğrenciydi. iki kelimesinden birisi İngilizce yöntemlerine güldürdü. taşra kökenli karanlık komisyonculara atfedilen görsel unsurların -Atatürk resmi hariç!. iki buçuk odalı yazıhanesinde. Kadıncık’ı. 'kir göstermesin' rengindeki perdelerin pisliğini saklayamadığı camlar. Şiran’ın yazıhanesi. bir Mercedes sahibi edecek kadar kârlıydı. yurtdışı diplomalı pazarlama uzmanlarının. kolej mezunu Sekreterli. iş yapılabilineceğine ihtimal olsun vermeyen .Ve. ancak bir tek daktilo hatasına 'belki" izin verilen raporlar raporlar raporlar olmaksızın. Kadıncık'ın özgürlüğünü satın alması için kaçınılmaz gördüğü ticari girişimi muhteşem bir iflasla sonuçlanmak üzereydi.hepsi vardı. İstanbul’un köhne bir semtinde. o da.

"Ben. sen gitmedin. sakalların ondan karaydı. Yıllardır ses vermeyen bir müttefik. "Şiran da kim oluyormuş!" (115) Kadıncık Portre'ye: Tanıştığımız günü hatırlıyor musun? Al kırmızı kazağını giymiştin. çok iyi bir proje. Bir an önce geldiğin yere gidesin istemiştim. Günlerden bir gün. Tepkisi sert oldu. Kadıncık'ın. yumuşacık sesin. Ortakla aramı daha da bozasın istemiyordum. Beklenmedik bir zarfın içinde sunulan hayal gücü. Karşıma geçtin. 'O iş yürümez. Buluğ çağındaymışsın gibi. güldüğün sakalların. Üzerinde konuşulan. Kadıncık'ın bitmez tükenmez "proje"lerinin bunalttığı Ortak’ının dertleştiği. Hatasını düzeltmeyi iş edinen mertlik. Yumuşacık." diye tanıştırıldı. af diledin. Okuyunca gördüm. . "Şiran. Ama.' derken. Sesin. ayrıntılara gösterdiği özenin başarısını kaçınılmaz kılacağına inandığı bir projeydi. Esrar kaçakçısından bar fedaisine kadar. Yüzüne bakmadığımı hatırlıyorum. diyor. Hüseyin 'e. sık sık ton değiştiren.Kadıncık'ın ofisinin yüz metre ilerisindeydi. pantolonun kara. yüzümü doladıkça. Ortak'ının henüz okumadığı. fikirlerini fikirleri gibi savunduğu tanışıydı Şiran. yasadışı her mesleğe yakışırdın. sizin raporunuzu okumamıştım. o iş yürümez.

be sebran. singemen Kewa di sa. (118) Arif: Kırcali 'yle Arda arası. di gazi. Demedim mi. Saat sekiz suları. yandı. rendih. rendih. ben sana Yusufum. me Kurdane le dotman. Yusuf'um. kewa disa helin dani. revşa. Dostum. Hanımam. malanmın. le dotman wemrureşi (120) Oruç: Bugün de akşamdan batma yarım ay! Işık ver yılda bir dinlenenlere. ber destane wiç a wa. yoktur bre çaresi! (119) Şiran: Dotman day kamet ev miş ti mane dı kıyri. malanım.. Sen..Gözlerindeki hayranlık parıltısı. Gördün mü nasıldı. . hemla. Ural'la Altay? Halini sordun mu. Aram: Te ku lil ki Te ku lil ki der be xare Der be xare. Dağlardan yankılandı ses. bermayam. Saat sekiz suları. Hanımam mm. halkın bir kere? (121) Şiran: Hanımam! Bermalım! Dil saçi bu yılli bame! Hanımam. de bu iser. bermayem. Helin dani a kesara dilemen.

rendih. koyun mu sandın? Adam öldürmeyi Hasan. İşte o kadar. malan! Kadıncık: Mezar taşlarını. Yok. ser frazkın. malan hanımam. runiya. çığırırdı dil kursları resim sergileri . Batı'ya. oyun mu sandın? (123) Şiran: Kadıncık: Nedeni medeni yok! Ben komünistleri seviyorum. (124) Ramazan: Kadıncık Ramazan'a: Pasaportla gireceksiniz Diyarbakır'a. o çok uzun. hemla. bermayam. her duçaveymin. sandın? Bre Hasan. Koyun mu. Hasan. bermayam. Benim çocukluğumda da 'Batı'ya. 'Batı'ya. ben de o güneşi izlemiş. yav? (söylenemeyen) (125) Şiran: Ser frazkın. ser frazkın ala azadi! (126) Kadıncık Portre'ye: Oysa. rendin. Batı'ya. Batı'ya. çığırırdı kuşlar. Batı'ya. hemla. o çok yorucu yolculuğu ben de yapmıştım.were banım. Hanımam. İyi ya.

siyasi bilim'lere edebiyatçılara meze Doğulular. Sumatralısı. Vietnamlısı. Acemi. siz anlarsınız. 'Biz. Suriyelisi. Biz. 'Anlıyorsunuz..'neydik? 'Ben neyi anlayacaktım?' Budisti.. Türkü. Yol uzun. kanatlarımı kırdı. canım. pis. 'Siz Doğulular pek bir şeysiniz. 'Batıldasın. . Çinlisi. Yol kavga. binbir kitap gördüm. Nihayetinde birkaç yaldızlı diploma karşılığı kahramanlarımı aldı. Yüzbir bilim adamı. Yol yenişme. Kamboçyalısı.' Biz gabi. Tibetlisi. Alevisi. Doğulular' kimdik? 'Pek bir. Malezyalısı. Kürdü. kısacası Meriç'in doğusunda yaşayan tüm halklar. kaypak. Çerkezi. Batılılaşmış sayılırsınız!' 'Biz.. Hadiii.. Bedevisi. bir örnek Doğulular Biz. bedensel faaliyetleri dışında. şehvetli. despot. düşlerimi.elektronik buluşlar. hissiz.' değil mi?. hain. ne idüğü belirsiz Doğulular Biz... yol zahmetliydi. sosyal 'bilim'lere. ' dediler. yok ispattı. Doğulular. Ne de olsa.

Marx. Batıldasın!' çığırırdı. İngiltere. Kolombiyalı Omar. halkıma yaşayabilmek için önce kendisini. 'Doğulu' kendisini iptal etmesi gerektiğini ısrarla tekrarlayan? Marx'a nasıl bir umutla sarılmış olabileceğimi düşünebiliyor musun? Das Kapitalin ve otuz yorumunun ışığını düşünebiliyor musun? Şilili 'yabancı öğrenci' Ortega. insanların ıstırapları ile meşgul .Batıldasın. sinemalar. tekeller. Yıl 1853'tü. Nasıl bir çağrıydı? Çipil mavi gözlerin pipo dumanları arasından talep ettikleri neydi? Nasıl bir çağrıydı. Hindistan’ı yok ediyordu. konferanslar. karteller. Hintli Daver Ülkelerimizin acılarına 'sözcü' arayan Ülkelerimizin acılarına çare arayan milyonlarca bizl’er. konseyler moda evleri.

sayısız insan yaşamını? Ne biçim bir içtihattı? Ne biçim bir gerekçeydi? Hintliler öldürülmeye alışıktırlar.tek Batılı bilim adamıydı. Marx. dayım. ' Oh. unutmayın. onun yerine. Yıllarca dizinin dibinde oturduk. en bilimsel haliyle Timur'un boyunduruğu söndürmedi mi. kardeşim. oh!!! ayi. yüreğimize aldık. 'İngiltere’nin Hindistan'da yerine getirilecek iki görevi vardır: birisi yıkıcı. oh. 'Ama. Ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu senin ?!!!' 'Ne var. yani? dedi. Biz’imle gözyaşı döktü. Yaşlı Asya toplumunu ortadan kaldırmak. ne olur?'u benim 'Doğulu yüreğim anlayamazdı! . Derken. bir gün. Daver! 'Yaşlı Asya toplumu dediğin benim anam. Marx. fazla ağlanmış olmalıyız ki. Avrupa toplumunun kurallarını getirmek. oh. 'Kitap'a aptessiz dokunmadık. vayi. birisi yapıcı. vayi!!! Yerinden sıçradı. bu kez de biz kendi iyilikleri için kessek. babam. oh. 'deyiverdi.

onların iyilikleri için değil. O halde. Batı 'ya. Doğuludur. Bir başına. iki ayaklı. Kendi iyilikleri için 'yok edilmenin' rasyonalini anlayamazlardı. çoluklu çocuklu. Daver 'i göstererek. 'Doğulular' diye birileri yoktu. sonra herkes geldiği yere dönecekti. İnkalar. Hitler. iki litre kanlı.' 'Batı 'ya.Hintliler diye birileri yoktu. Marx. kardeşlerim. acıları ile 'insan'dılar! Şu küflenmek üzere olan yosunlu gezegende bir gıdım dolaşacaklar. Massachussettler de anlayamadılar! Bu bağlamda. komşularım vardı! Talep etmedikleri bir coğrafyaya talep etmedikleri bir haritaya hasbelkader duhul etmiş. Aztekler. ' dedi. 'üstün'Alman ırkının iyiliği için kestiğini hiç saklamadı! 'Uygarlaştırma misyonu'nun ardına saklanmadı. oryantalistlerden daha bir namusluydu: Yahudileri. 'Boş ver. sevinçleri. Cılk yarama bir de tuz bastı. Onlar. biz onları başka yollardan anlamaya çalışmalıyız. dayılarım. Batı 'ya' çığırdı . 'Bu insanlar bizim gibi acı çekmez. benim amcalarım.

insanın izdüşümü. Çieko. bir oyuncaktı. Gunga Din. hakkında ahkâm kesilen insan değil. Onları 'başka yollardan anlamadan' hiçbir davete icabet. Artık broşürleri incelemeden. özgürlükler Ne ki. ihanetin acısı yüreğimdeydi. bir daha baktım. Kartondan oyulma bir şekil. yaşamayan bir taş bebek. gizemli. Hozan.görkemli binalar dolu vitrinler kısa çalışma saatleri işçilerin altlarındaki otolar. Ortega. paketlenmiş dolduruşa gelmeyecektim. kitleyi oluşturan ve fakat ve aslında bedenimizde her gün milyonlarcası yenilenen hücreler gibi önemsiz kişiliksiz . Omar. bir daha baktım. egzotik. Baktım. Gördüm ki.

elektronik Oslo'da. sağır dilsiz Bir gelin gördüm. Binali'yi de. o gönderdi! (135) . ağasız bacısız Bir gelin gördüm. Gündüz Vassaf gönderdi. Ben biliyorum. (133) Kadıncık Portreye: İsveç'e giden geline: İsveç’e gönderdiğiniz gelini hatırlıyor musun? Bir gelin gördüm Güllü donu üzerinde ah gömlek Güllü donu üzerinde çifte dayra Karasarı yüzüne dolalı puşu Yağ kokulu. Bir gelin gördüm. Bir gelin. ter kokulu. besmelesiz ağıtsız Skagerrak Nehri kıyısında Altı ayı gece. Alkış alıyordu. antiseptiksiz Anadolu.ve anlamsızdılar. Muhalefet hakkı olsun tanınmayan insanoğlu nasıl yaşayacaktı 'Bir ağaç gibi tek ve hür Ve bir orman gibi kardeşçesine?' Nâzım’ı anlamayan birileri vardı. siyasi mülteciler bürosunda Işıl ışıl bir sirkte Kan ter içinde. Kadıncık Portre'ye: Gelini de. gördüm.

Vassaf. Süryani dilini yazıya dökebilmek için İsveçlilerin akıl almaz gayretlerinden söz etti. insan haklarına saygılarından söz etti. vapur senetlerini öğretmeliydiler. Shakespeare düşkünü. İhsan’ı. kokudan arınmış vekilharcıydı. 'Hak'ını elbette alırdı. 'asimile olmamak' diye bir özgürlüğün İsveç’te de olmadığıydı. Ya Dilan? Ona ne olurdu? İsveç entellerinin şnaps masalarına meze? İran’a silah yetiştiren Göteburg fabrikalarına üçüncü vardiya temizlikçisi? Güzel gelin. Şu dev gibi sarışın falanj ustabaşıyla ne gibi bir ortak meselen olduğunu anlayamayacaksın! (136) Feyzullah'a: İngilizler sana hayran kaldılar mı. Entegralleri öğreteceklerine. bebeler top gibi fırladı.' dedi. ona. Özgürlüklere saygılarından. özgürlüğünü kutladın'mı? Seninkileri yine taradılar geçen akşam. İsveç'e geleceksin. canım? Hyde Park'ta nutuk atıp. Kürtçe konuşmak istiyorsan. Bin hocaya danışsan. İngiliz müstemleke valisinin beyaz eldivenli. Oraların çocuğuydu. Jeeves hayranı. Söz etmediği 'hak aramak' için nasıl bir donanım gerektiğiydi! Söz etmediği. öğretmeliydiler. Kahrından gitar konserleri veriyor musun? Pakistanlılara mı Hintlilere mi? (137) Vapur senetlerini okulda öğretmiyorlardı. . Çok da kolaydı. ya. mikroptan.Kadıncık Ela’ya: Az daha Avukat İhsan’ı da gönderiyordu. nazlı gelin! Bin yıl düşünsen. bakteriden.

Kadıncık'ın. gemiye verilen isim elbet sokağa da verilir. sigorta primlerinin ucuz borçlanmalar olduğundan haberi yoktu. davacı değil. borçlu. Turhan Korkmaz Caddesi. "Selim! Seni körolasıca!" Borçlunun ismi belirleniyordu. Trabzon. İşte cadde adı. gözleri bantlı fotoğraflarının çıkacağından kuşkusu yoktu. Yanınızdaki kadın çocuğuna sesleniyordu. Mesleği pideci. 'Büyük Gazete'de." Şimdi de bir adres. tahliye sandallarının üzerinde bir isim. Karşıda. zamanında ödenmesinde ısrar ettiği vergi. İstanbul tarafında beliren ilk reklam levhasındaki isim senede yazılıyordu: 'Cemiloğlu Lastikleri'nin 'Cemiloğlu'su. diyelim. 47. No. kırk yedi. "Selim Cemiloğlu. iki. senet protesto oluncaya. davalı olmak gereğinden haberi yoktu. O da tamam.Üsküdar'dan biniliyordu. Gelelim şehire: Karaköy'de her gün önünden geçtiğiniz bir pideci mutlaka vardır. Daha güvenilir bir borçlu olabilir mi? Bir de fiyakalı imza atıyorsunuz. Adam olana iki ay yeter de artar bile. 'Turhan Korkmaz'. Önünüzdeki sırada kaç kişi oturuyor. Turhan Korkmaz Caddesi. sayıyorsunuz.. Banka müdürü güvenmeyecek de. işte senet: Selim Cemiloğlu. Eh. Bakmıyordunuz.. İcra memurlarının üç kuruşluk eşyasına dalacaklarından kuşkusu yoktu. yani size gerekli ödeme ertelemesi sağlanıncaya kadar zaman kazanıyorsunuz. bir. Var gücüyle uğraştı.. Trabzon pidecisi. ne yapacak? Ya da gökten ne yağmış da yer kabul etmemiş? Kredinizi alıyorsunuz.. Alacaklı değil. (138) Kadıncık: Amerikan Servis! Amerikan Servis! (ne olur alın! Beşten önce yirmi sekiz bin lira lâzım! Senedimiz var!) .

Biraz daha beraber olabilmek için. göründüğü gibi kayboldu. Nereden fırladığı bilinmez. Neydi birbirlerine iletmek için bunca telaşlandıkları? İnsan onuru? İnsan çilesi? Yeni haritalar? Çevrenin homurdanmalarını duymuşlar mıydı? Kadıncık'ın. Kadıncık'ın tepkisi.Amerikan Servis geldi! Sokaklar karanlık. duyurmayan? Yan masada aniden peydah olan adamın yüzü çiçek bozuğu çirkiniydi. Caddeye yürüdüler.' dedi. her bir parçası İstanbul’un bir semtine dağıtılmış. Ortaköy labirentti. kimliği belirsiz bir kadıncığı nasıl bir araya getirmeye çalıştığının ballandırılmasıydı. biz böyle görev yapıyoruz!' gururlanma mıydı? İstanbul’un dört bir yanından kol. devlet terörünün örgüt terörü ile kol kola gezdiği mekân. 'Hiçbir şey yapamazlar! Önce beni vursunlar da. 'Polisim. ne denebilirdi ki? 'Allah. görelim!' Bir de türkü söyledi. bacak toplayana ne denebilirdi ki? Dehşete bakmayı görev edinene. 'Çırpınırsın Karadeniz' diye katıla katıla ağlayanlara uğruna ölen-öldürenlere duyduğu merhamet miydi. Hemen uzaklasın!' Bir Müslüman ciniydi. 'işte bu bir kolu. ana sendromu. Sohbeti o günlerde beş parçaya ayrılıp. . ufacık bir çocuktu.' dedi. dövüşen oğullarının arasına giren. burası faşist dolu.' 'işte. Ortaköy. bu bir bacağı. razı olsun!' mu? Şiran'ın beyaza çalan yüzü uyardı. Kibele sendromuydu. Ortaköy karanlık. sokaklar pusu doluydular. Fotoğraflar çıkardı cebinden. Ağabey. yirmi metrekarelik meyhaneye sığındılar. kalktılar.

Birbirlerine dayanarak uçacaktılar. 'Bir Kürt olarak. değil mi?' dedi Şiran. Dolmabahçe'yi buldular. Yaralarını sardılar. Şiran.'Bir hışm ile geldi. seni sevdiğimi biliyorsun. zor beyin kızı!' 26 Mart'ta üniversite bahçesine atılan bombaya arkadaşlarını vermişti. (140) Nurdan: A. Özdeşleşemedikleri bir dünyada yaşam savaşı veriyorlardı. Geçmişlerinin kanatlarını kırdığı. Gülecek hali yoktu. haberiniz yok mu. Uçacak yerleri yoktu. iki küçük kuştular. geçti. Kadıncık hanım? Şiran Bey. Ataköy'de iki yüz milyon liraya mükellef bir daire aldı!!! (141) . Caddeler evleri oldu. Şiran'ın sahiplerini göz kırpmadan vurabileceğini söylediği Yeniköy yalılarının kuytu gölgelerine sığındılar. peh peh peh peh! Bir beyin kızı.

" diye anlattı Tülin. Açıkçası. beşi bizden -Günay. Efendim. diyorsam ben ettim. ama her şey. 'en bilen'i Onur Oflu efendinin elime tutuşturduğu 'dosya' tam bir kepa- . Her şey yanlıştı. adam. hayır öyle değil. 'yar- dakçı'sına ne zaman dönüştü. Ettik. on bin lira sermaye bedeli yatırılacak mı. başlamış olduğunu düşünüyorum. Ama. Öte yandan S. Ne ki. kurucu üye başına. diyor. örneğin.S. sürecin kooperatifle den yoktu. Günay'ın içinde iç sömürgeciliğin 'kurbanı'ndan. bilemiyorum. malum.dokuz kurucu Sanayi Tica- ret'e müracaat ettik.IV Şafak Özden. Şafak'ın ekibinin zelikti. Etem Ağa Yapı Koope"Dördü onlardan. ben de dâhil olmak ratifi'nin (ismi buydu) böylesi bir skandalla sonuçlanması için hiçbir neüzere erişebildiği 'evsizler'i bir araya topladı. "Kepazelik daha ilk aydan başladı.

Pek mutlu olmuş olmalıyız ki. bir şey kaptıracak parasını kaptırmasıyla namusunu kaptırması birdi onun için. daha lâzım. Bütün bu arada. Pafuli'de bir akşam yemeği ile kutladık kardeşim. 'kravatlı' Ankara ekibinin düştüğü de olurdu.yirmi bin. Hele de yerel seçimlerden önce. 'Biz bu işi biliriz!' ği başkanlığı yapmış bir ahbabıma gittim. Metin'le tartıştık. Uzun uzun konuştuk. açıkçası. Neticeten. tabii!' dedi. üç tane dımcısı olduğu için de dinlemek durumundayız. Kuruçeşme'de SHP'lilere lokal gibi hizmet veren bir Neyse. 'E. "Garip bir işti! Şafak Özden. ne diyorsa yanlış diyor. ortada ciddi bir palavra var. O yılın eylül ayında kooperatif tescil edildi. Onlar neyse de. en pahalısı ve gü- zeli Günay Rodoplu'ya olmak üzere saksı saksı çiçekler getirmişti. namustur' gibi lâf ettiydi. bütün hanımlara tabii." 'Pafuli' dediği. Fotoğraf gerekmiyor mu diyor. bir de hukuk da- mizi Ticaret Sicili'nde dizi dizi basılı gördük. Günay'ın demesiyle 'siyasi iktidara talip' ne kadar taşra politikacısı varsa orada buluşurlardı. 'Başka türlü olmaz ki!' istemiyorsak. İki tane nüfus sureti yeter mi diyor. Ama dediğim gibi. İnsanın abartılmıştı ki. sağolsun. ben daha Ankara'dayken. Ender de olsa. Hepimiz isimleri- restorandı. Ortaya çıktı ki. Bütün harcamaları da o yapıyordu. palavrası. Bence. Hal böyle olunca. Zaten. Sevimli de bir adamdır. Şafak Özden'de kimseye. Ankara'daki masrafları da o üstlenmişti. işin sonunda rezil olmak nışmanı lâzımdı. Günay'a açtığımda. başından beri o yapıyordu." göz yoktu. Sahibini eskiden Kotil'in belediye başkanlığı zamanından tanırdım. bil ki gerekiyor. 'Bunun faturası ne zaman çıkacak?' diye bekli- . o kadar yordum. bir başka kooperatifin başkan yarilk günden belli oldu ki. Mesela. o da ben de benim bu kooperatifin başkanlığını üstlenmem için bu meselenin halledilmesinin şart olduğuna karar verdik. her fırsatta kutlama yemeği yiyor gibiydik. bize sağlam bir kooperatif muhasebecisi. kooperatifler birliadamcağız beni bir güzel uyardı. yemek fasılları. Konuyu. hayır yetmiyor. Masa öyle lebalep doluydu. şaşkın şaşkın. bir gün bana 'para. Günay dâhil.

kazananın kazandığına bin pişman olduğu bir "Pyruss zaferi" beklemiyordu ama Dalan'a. bize beş vermişti. "Çayırtepe'ye size benzeyen bir adam geliyor. Sanki. "Sizin adayınızla kıyaslanamayacak kadar iyi! Sahi. hemşeri sayılırsınız. adamın Günay’a." demişti. ordan. Sanki o notları yazan birisinin farkına varmamasına imkân yoktu! de üstelik Şafak'ı fatura almasa bile." Dahası da vardı. O "sempati ilişkisi" dediği şeye duyduğu güvenden. Tabii. harcamaları Şafak yapıyordu. gülüm. Dalan herkese veriyor. or- sapça. nereden bul- . bizler de dâhil olmak üzere. Yalan da değildi. zamandan aralarını bulmaya çalışıyordu. "Varmadı! Varmadığı gibi. Hema!' dedi. gelsin bakalım. Dalan'a. Şafak'ın önünü açıyor. onu koruyordu! Mamafih. 'Ben de taş attım da. arsayı Günay alıyordu. Bir sen bir ben varız. birlikte çalışmak zorunda kalacakları için. 'Bunların hepsi fasa fiso. biliyor musun!" dedi Tülin. "Sizin biraz daha genciniz. kolum yoruldu çünkü! Fikir "Varmadı. Adam lenmezdi. Bu iş seninle benim. bizler de araŞafak'ın. Bu da. Birde. "Eh. Bunu Günay'a söylediğimde. Yoksa. böyle. tabii. Türkiye'de insanlara içtenlikle yaklaşıldığı zaman olmazın olmadığını düşündüğü o kısacık. Muhasebeci ve hukuk danışmanı meselesini o akşam açmıştı Tülin. Gecenin artık bir saatinde.şünerek.' Öyle değildi. çok mutlu etmişti Günay'ı. roman notlarını dü- gerektiği hususunda uyarıyordu.' dediğini kulaklarımla duydum. ama bilirsin. gülerek. kesti attı. Günay'a lâf söyseçimlerde Şafak Özden'i desteklediğini haber vermişti. haksız da sayılmazdı. bir "Günay farkına varmıyor muydu?" diye sordum. daha o dunuz o adamı? Olacak gibi değil!" Şöyle bir duralamış. 'Hadi. da nasiplenecektik." demişti Dalan. saçmala- herkese bir veriyorsa. siz. umutlu dönemi yaşıyordu. harcamalarını bir yere not etmesi taklarının Şafak'tan bir şeyler götürdüğünün farkına varmıştı da. Ben sadece bir sempati ilişkisini kullandım da işleri hızlandırdım." Kendince. para Şafak'ın.

Günay. bir ara. millet dönüp dönüp bakıyordu fak'ın işine yaradığını düşündüğünden. kullanmadığı ilişkisi gerçekten kalmamıştı ve bu yanlışı sonunda dı kendisini. beşuş bir çehreyle imzaladı. gözlerini bardağına dikmişti."İlk itiraz. varılacak gibi de değildi. sinir sinir gülerek. Bizim ki de. ağırlığını koysun mu." dedi Tülin. Zasomasyona çıkıyorlardı. Nitekim. özellikle Günay demek istiyorum. o akşam bir karara varılamadı. Şa"0 zaman öyleydi. içini çekerek. Şafak Özden. ve Günay'ın adının gezdirildiğinin farkındayım ben. şimdi vatandaşın parasını harcayalım?" tı. lokantadaki masaları geziyorlar. ten. kardeşim!" Ne dediğini anlamadığımı gördü. "Hatırlasana." "Allahallah!" demişim! dığı ilişkisi mi kaldıydı?" öldürdü onu. düşünüyordu." bu! Yıllarca mali danışmanlık yaptım ben. zehir gibi oturdu içime. de üç kız çalışıyor. keza. belli ki. im- zalaması ricasıyla restoranın 'defter'ini bile getirdiler. efendim. Şirketim vardı benim. Politikacı ortaklarımız durup durup kon"Yani. Şafak Özden. O da yıllarca muhasebecilik yapmış"Biz hallederiz. dost partililerle öpüşüyorlar. "Kendini beğenmiş salak sevgilim!" diye mırıldandım. Duran Bey. kardeşim! Biz kadınlar derken. Kullanma- Evet. efendim?" dedi adam." dedi. "Sadece benim yazıhane- "Ne gerek var." O anlamda söylememişti biliyorum. Neticeyi kelam. bir bana bir onlara bakıyor." diye anlattı. biz kadınlar çiçekler arasında öyle oturuyorduk. "Bağışlayama- . Niye Duran Kuran da aynı fikirdeydi. Çünkü. en son dedikoduları alıyorlardı! Anlayacağın. koymasın bir içkilerini içip. Onur Oflu'dan geldi. Yine de. "Benim işim mı diye tereddüt ediyordu.

Her ay." diye başlayan unlarını ezbere bilirdik. hiç bekŞafak Özden'in bilinmeyen erdemlerini bire bin katarak anlatması faydaaldığı dönemdi. Ne zaman bir düş görsem. kendisinin Türki olduğunu söylerdi! Onun "Ben yirmi dokuz yıllık ömrümün hemen hemen tümünü bir yurtsuz olarak yaşadım. ne zaman korksam. Bu. intifada anma törenlerine katılmak üzere Ankara'ya davet edilmesini sağladı. Çünkü. sını da sağlıyordu. İstanbul dönüşü. Filistin. gözlerinden de yaşlar iniyordu. yanına katılan özellikle boşboğaz bir Çayırtepelinin. Bir insan olarak yaşamak için gerekli amaç ve duygudan yoksun bırakılmıştım ben. Fawaz Türki'nin. yeni bir saygınlık kazanması lenmedik bir davette Deniz Bey'in karşısında belirivermek olduğu kadar. için gerekli düzenlemeler uyarınca sefirle tanıştırdı. Şafak Özden'in. "Ben. Ara sıra bize gönderilen yiyecek ve sıcak battaniye yüklerinin belgelerini düzenleyen çil yüzlü Batılı bürokratlar dışında. Bütün bu yirmi yıl boyunca. meselesi Günay'ın "Bağışlayamadı salak!" dedi Tülin. Günay'la ilişkimizin en çok yara bizim de o kadar 'Filistin' ya da ilişkin bir sözcük kullandığımızı söylerhemen hemen tümünü bir yurtsuz olarak yaşadım. Günay."Biz de onu çok ciddiye aldık ya. Filistin sefiri meselesini. 'kravatlıları' nezdinde konumlanması. Bu dönem. abartmış olmam. ciğerinde yer eden bir mesele olduğu için yakınıydı. Koruyamadık ki. Çünkü. bu yeryüzünde benim yaşadığımı bilen kimse yoktu. Bir işadamı günde kaç kez 'ödeme' ya da 'nakit' derse. Biliyorum. yirmi dokuz yıllık ömrümün "Çöl"ü Türkiye'ydi! Şunu da söylemeliyim. Parti Günay'ın yakınıydı adam. aklıma yirmi soğuk kış gelirdi. ikimizin arasında her gün bahsi geçen bir yürek yarasıydı Filistin. BM yiyecek depolarının önünde dalkavukça yılışarak sıraya girmeye zorlanmıştım ben. Daha doğrusu. sem. gözümün önüne başkalarının yediği yi- . 'kravatsızlar' nezdinde de 'köşe- deki dükkânın sahibi' kisvesini soyunup. Çöl kıyısındaki bir mülteci kampında yaşadım ve büyüdüm." İkimiz de aynı şeyi hatırlıyorduk.

Türkiye’nin siyasi kaderini belirlemeye talip nay'ın dünyasını bile içselleştiremeyen birinin Filistin trajedisini gönül rektiğini söylerdi. birkaç dakika ancak dayanır. Gügözüyle algılamasını beklemek abesle iştigalden başka bir şey değildi. Bir milyon Filistinli kardeşim gibi. bunu o zaman bilemezdi. bütün yaşadıklarımın sonunda. siz de farklı düşünmezdi- se geçer." demişti. akıllı uslu bir meltem değil. Yine biliyorum ki. ne zaman dineceği belli ol- . bunu söylüyordu Günay. rını bile iade etmez oldu adam.yecekler gelirdi. Ne duygusal düzlemde güvenebilirsin. eğer Şafak Özden'in sefiri olası bir saldırıya Nitekim. Fırtınadır. vites tutmaz. ne günmaz ki. zaman zaman nefret ve acımasızlığın çılgınca sınırlarında bir girdaba kapılır. tuttu sanırsın. yavaşlar. ben de yurtsuzlar kampının çamurlu yollarında sanki yaşamıyormuşum gibi sessiz sedasız. Filistin faciasının Şafak Özden'in yüreğinde yer etmebirisini mutlak surette uyarmak gerektiği inancı vardı tabii. 70'leri yaşamış birisinin Filistinlileri herkesten daha iyi anlayaGünay. "Çok Türk!" derken. gerçeklik duyum körleşti ve bilimcim kısırlaştı. ama durması gereken yerde durmaz! Türk'ün istikrarına güvenemezsin. bu pasajın Türkçe kitaplarına konulması. anlamsız voltalar atarak günlerimi geçirirdim. Bu yüzden. her şeyimiz bizden çekilip alınmıştı. hızlanır. cağını düşünüyordu. tabii. Günay. Bire tin bayrağı takılı dolaştığını görmüş olsaydınız. Rüzgârının enerjisin- den de o yüzden yararlanamazsın ya zaten. Maddi yalnızlığımız da dahil. Tabii. Özden'in bunu bütünüyle gösteri olsun diye de yapmadığını anlıyorum. Sefir'in telefonlaDahası. Ama." en ağır deneyiminin Türk çocuklarına tüm boyutları ile anlatılması gesini istemesinin ardında. tak atar. zaman zaman da derin bir hayal kırıklığı içinde teslimiyete boğulurduk. takarsın. 'dava' Şafak'a hizmet ettikten sonra kapandı. "Şanzımanı hep arızalıdır." lük hayatta. bir gün. Şimdi düşündüğümde. başka vite"Türk. yirminci yüzyılın bu karşı korumak amacıyla önüne geçtiğini ya da BMW’sinin antenine Filisniz. Günay'ın haklı olduğunu.

isterse bu yalanı kullanıp sana arsa birimiz şu anda bu yalana karşı çıkamayız. çünkü çıkarımız bu yalanın doğrulanmasında.000 TL'yi ayda taş çatlasa 750. Şaşırıp kalacak kadar naifti. kooperatif hali Özden ve şürekâsını çok güldürmüş olmalı. Şimdi. O denli yoksul birinin değil ev almak. kalım. arsanın tahsis edilmesi için doksan üyenin bir araya gelmesi gerekiyordu. kım' diye ortaya çıkan bizler. isterse kullanmaz. Sanki bütün düzen keyfiliğe elversin diye kurulmuştur! Ve hiç- yazarlar vardı. bu doksan üyenin yıllık gelirlerinin. ama yıllık iki milyon bilmemnenin altında yoksul olduğumuz doğru değil. vergi dairelerine müracaat edildi ki. sıkı dur. 'ben yoksul hal- filik işler. iki milyon dört yüz bin liradan daha fazla olmaması lâzım diye bir şart geçmeyecek ve nasıl olacaksa. . Onların gelirlerini tescil edecek işyerleri de yok! Hadi ba- Ne yapacağız?" dedi Tülin. Onun bu "Her şey baştankaraydı. "Mesela. yıllık geliri iki milyonun altındadır' yalan söylemeye zorlanıyordu. Günay şaşırdı kaldı. Herkes yalan söylüdiye damgayı basıp. bu miktarla geçindiği yetmiyormuş gibi. yani key"İşin iğrenç tarafı. tabii. yasal otorite. "Her şeyin hem biraz doğru. bu da bir başka fars tabii! Yok. verir. herkes de biraz yanlış olması. hayatta kalması mümkün değil! Öyle pis bir iş ki. imzayı atan işveren! Herkes! Daha doğrusu. 'evet. 'Büyük Yalan' diyordu. Bu noktada kişisel sempatiler. vermez. adamın aylık geliri brüt 200. hem yordu.000 TL'nin altına düşmeyecek kooperatif aidatı öde"Yok." "Ne yaptınız peki?" diye sordum.kurduk ya. işe bak. yecek!" "Nerede varmış böyle bir mahlûk?" var! Dahası gelirlerinin bu miktarın altında olduğunu işlerleri tasdik edecek! Bu ne demek biliyor musun." diye sürdürdü Tülin. Bizim başımızı sokacak evlerimizin olmadığı doğru. yoksul halkı ev sahibi yapacağım diyen belediye." diyordu Günay. "Bizim aramızda bir de üstelik ressamlar." 'Büyük Yalan'dan hiç kurtulamayacağız!' Haklıydı.

kadıncağız. Günay yırtınıyor. yani! Bu tabii. bunlar hemen gerekli sayıda kartı bir araya getirip müracaat ediyor- var. Onur Oflu halletti.vergi karnesi yoksa. bu hiçbir şey değil! Şimdi. Neyse. buyurun. ya istifa etmezlerse?' diye soruyorum Onur Of- lu'ya. eleştiremez! Bu arağunu sonradan gördük tabii. kurucu üyeler için böyle. herkes iş sahibi bir arkadaşına koşturdu. dudak büküyor. ederler. ikametgâh nüfus sureti filan vardı! 'Tülin Hanım.' 'Nasıl. Yalan diz boyu! Delilik raflı. A. 'Ama. tabii. kooperatif merkezinin diğer "Daha bitmedi. bu insanlar istifa edecek. kooperatif mer- . sen esas o zaman bizi görmelisin! Çığlık çığlık bağırıyoruz. Devlet memuru ya.' diye pis pis gülüyor. "Buna inanmayacaksın ama adamın elinde belki binden fazla fotoğ- bunlarda böyle bir stok varmış! Nerede bir kooperatif arsası tahsis edilelar! Tutarsa hesabı! Tutturdukları da olmuş besbelli! Tabii. başkan olmayı siz istediniz. onunla ahbap olduk. Onur Oflu. anladık ki. muhtardan. 'Böyle şey olur mu?"' "Ve tabii oluyor!" cek. bu arada. gözlerini yere indiriyor. 'Ederler. bırakayım. 'Siz o işi bana bıra- kezi meselesi var. ısrar kıyamet. efendim!"' "Korkunç!" ci' üyeler alınacak! 'Peki. bütün kooperatifler öyle "Hem de nasıl! Bu arada Mesken Gecekondu'nun başında bir hanım müracaat ediyor! 'Bu nasıl iş?' diyoruz. Onu da. bu defa da. da. sahici insanlar! SHP'liler. bu dandik listeyle müracaat edilecek. geriye kalıyor seksen bir kişi. kardeşim. bir de bakıyoruz ki. Parti üyeleri! Meğerse. 'Ne gerek var bütün bunlara!' Ne gerek olduarsa çıkınca da. kooperatif başkanı benim!' Elcevap. işyerinden tasdikli üye kartı." "Nasıl?" asgari ücretten orada çalışıyormuş gibi gösterildi. istediğinizi seçebilirsiniz!' demez mi!" "Uydurma insanlar mı?" "Hayır efendim. efendim. yerine para ödeyebilecek 'sahikın. konuşamaz.

bir gün. Dedik ama. 'Efendim. kıyametleri koparttı. efendiiim! O da olur!' diyor! Akıl alır gibi değil!" yor?" yüzsüzlük ki. Oflu. Efendim. Meğer adam başından beri o ofisi adam "Evet. Günay ne di"Eeehhh. İnanabiliyor musun? İş patladığında gördük. dinledi. siz kontrol edemiyor musunuz? Şafak ne diyor. ortada bordro ledi. 'Ne bu?' diyorsun. halılar. ne kadar Partili varsa orada! Mesela. bir çocuklu dul bir kadın. iyi mi! O da bir şey değil. leş gibi bir yer.bir ya da belki iki kooperatif ve bir de sigorta acentesini barındıran kendi ofisinde olmasını istiyor. Onur'dan Çok iyi hatırlıyorum. Onur Oflu. etmek için. şef sekreterler. Sekreter yana. hangi dört milyarlık iş?' diyorsun. Günay'a gittim Uzun uzun anlattım. "Niyesini çok sonra anladık. sevgilisi mi. Sonunda. din- . bu kadar basit. terlikle geziyor. belediye meclisine girmeye hazırlanıyormuş. Günay da hep Şafak'tan yana! almışız. gene bir nedenden patladım. filan böyle bir şey. Gelen giden bir yığın küçük politikacı ve onların mandallı sevgilileri!'" "Niye?" "Ne?!" eğer merkez benim ofisim olmazsa. mesele de orada ya zaten! Şimdi. Artık bir konuşma bir konuşma. sigortası yapılmıyor. sabahtan akşama telefonda. perdeler ve hatta bir banyo! Öyle bir yonluk demirbaşın lafı mı olur?' deyiveriyor! 'Daha ruhsat ortada yok. leş gibi bir apartmanın asansörsüz altıncı katında. Bizde de serapa iyi niyet kardeşim! Gidip bakıyoruz. '0 da olur. 'Efendim. dört milyarlık bir işte kırk mil- "Peki. ben de yokum!" 'Olmaz!' dedik tabii. kooperatifin para tutmasını beklermiş! O tafrası da oymuş!" Demirbaş adı altında tam kırk milyonu götürmüştü adam! Pirinç halojen lambalar. Şafak Özden. Kâğıthane senin Şişli benim SHP ilçe merkezleri ile sohbet halinde. sekreteri mi belirsiz bir kadın var. yok.

Otuz dört gün. Ve haklıydı. bazılarını yozlaştırır. Omuz omuza mücadele "Kimden?" diye sormuştu Tülin. sadık kalmaya çalışıyor. Şafak'ın. Pırıl pırıl bir kafa. Tekrar alıyorlar. işaretparmağından bir boğum gösterip. insanlar ellerini ayaklarını çekiyorlar.yıp. verdiği arkadaşı Erol Çiçek bile. Sonunda da sürüyorlar. Tülin'in gözlerinin içine dikmişti gözlerini. Çayırtepe Mezarlığı'na. 'sana bir hikâye anlatacağım. o da. bilenmişlerden. Evli.' dedi. Elma bahçelerinde nicedir İstanbullu bir genç adamın üretebileceğini hiçbir şey yok. çevresinde gördüğü gerçeklik düzenini ve hukuk anlayışını alıp götürmüşse. sokaklarda. "Böyle bir deneyim. "Bana şu kadar so- Şafak. bazılarını sindirir. inşaatlarda marley döşüyor. olmuyor. bazılarını da biler. yoksulluğun öcünü almak. ben (dirseğini göstererek) bu kadar sokarım!" dediğini hatırlıbazılarının yüreğini katılaştırır. İki tane 'Bak. öç almak. vatan kurtarıyor. Hep burslu okumuş. Şükretmek lâzım ki. geliyor. Derken. Kitabını kapa"Senin Ömer yaşlarında bir adam düşün. Tülin anlattıkça." yor olmalıydı. İki çocuğu var." Dönmüş. gözlerimin önüne geliyordu Günay. "siyasal olayların gizli kapaklı yorumları beni hiç mi hiç ilgilendirmiyor." diye kesti attı Günay. 0 dönemdeki her namuslu yurtsever gibi. bir gün olsun evine uğrayıp. karlarsa. kötü körfezden tuttuğu kokulu ba- "Önce. İzmit'e lıklarla besliyor ailesini. bazılarını yenilgiye uğratır. Tekrar. maydanoz bahçesine yürümüş olmalıydı." tin olduğunu düşünüyordu. Bir yerlere gelmeye çalışıyor. Bırakıyorlar. aç değil ama yok- sul. 12 Eylül geliyor. Sabahın dördünde alıyorlar. hiç hak etmediği aşağılanmanın. Hak etmediği bir hayatın. Memleketine dönüyor. yaşadığı deneyim. şaşırmamak gerekliliği. Tekrar. canım! Bildiğim tek bir şey var. 0 da kendi hayatının bir o kadar çe"Bak. Aklında bir tek şey var. on bin lira olsun bırakmıyor.' de gömmüş. yine de oyunun kurallarına .

bir süre sonra İstanbul'a dönüyor. Maliyecinünü unutur. Acımasız bir işadamı oluyor mu? Hayır. 'sol' politikadır bırakmadığı. Bu arada. tutuklanmış bir solcuyu istemiyorlar. Bu ülkeyi senden benden çok daha iyi tanır. Kart açan ve riskini ğını da daha iyi bilir.' İki seçeneği var. Çünkü. bu onu ülkesinden ayırmaz. hayata kart açan türdendir. ehliyet vermiyorlar. rüşvet verip savmayı yeğler. Yoksulluğun ne olduğunu bizden çok . Büyütüyor. hüküm giymiş değil. Bir iş olasılığı daha iyi bildiği için istiyor. dikkat et. tabii. orada evlerimiz olmasını en az bizim kadar istiyor. ya araba kullanmayacak ya da kullanacak ve her yakalandığında polise rüşvet vermeyi öğrenecek. devreye ben girerim. Ve şundan eminim. para. Kalbi. ne çıkarsa paylaşır. Sonra da onu birilerinden çıkarır." göze alan. zapturapt altına girmekten nefret eder. büyütüyor. Elini ce'Nedense' değil. bu ülke için çarpar hâlâ. Değerlendirir. çünkü 'sakıncalı. kapının önüne koyuyorlar. Ama. İkincisini seçerdim! Tıpkı onun yaptığı gibi. ben de rüşvet verir ve verdiğim her kuruşun hesabını sorar gibi aşağılardım! Anlasana. de olsam. O yetmiş bin lirayı yecek hale geliyor. ayda otuz beş bin lira maaşla musun? Şirket TIR’larla nakliyat yapan bir şirket. ya TIR'larla dışarıya adam kaçırırsaymış. yapamıyor. Duran Bey. Koskoca bir araba alıyor ve ehliyetsiz kullanıyor. Ve başarır. bine atar. Çünkü. iş yapmaktan amaç para kazanmaktır. çek. devsermaye yapıp.bir muhasebecilik işi buluyor. üstelik. İkincisini yapıyor. haciz üstüne haciz gelir. iş hayatına atılıyor. ne zaman Şafak'tan bir şey istesen oradadır. Şafak Özden de nasıl kazanılacağını bilir. Ama. nihayet. Nasıl iş yapılaca- daha çıkar. Eline bir otuz beş bin daha veriyorlar. vergisini ödemez. Neden biliyor Bak. Ben letliğini bilmeyen bir devletin temsilcisine saygı duyması beklenebilir mi? Oradan çıkıyor. sülale besleher zaman söyler. Politikayı bırakmaz. Sadece bir ay çalışabiliyor. Eski bir solcuyu. Şoförlük yapmak istiyor. çünkü. senet gülerden defterleri düzenli tutup kurtulmaktansa. küçücük bir dükkân buluyor.

Günay'ı kaybedebileceğimi hissettim. Daha da fenası. Ama. kardeşim. Şafak lehine adaylığını çekmezse. 0 zaman da. Böyle dedi. (bu 'şimdi düşünüyorum da' ibaresini çok sık sık kullandığımın farkındayım. Oysa. Dalan'ın yeni aldığı ağaç makinesini kullanacaklardı. Günay'ın niye taonu anlamıyorum. arsaya gittiklerini. böyle dedi. olmuştu?" "Ankara'dayken. Kesekâğıtlarının üstünde hesap raşan bir mükemmeliyetçiydi Günay! Dilim varmıyordu. neden sonra ayanların hikâyesi hammül etmiş olduğunu anlamakta neden o zaman o kadar zorlanmışız. eğer ısrar "Evet! Şu anlamda. yapıyorlar. 'Yalan söylemediğinden emin misiniz. bu! İster istemez böyle) evet. defterlerini kaybediyorlar. Sökülmesi gerekecek ağaçları ekecekleri yerleri planlamışlardı. sonunda kazanıyorlar." "Yok. Daha da ısrar etseydim. Şafak'ın yalan söyleyebileceğini. Erol'la konuşmasını istemişti. Çok da ağır cezalar var. aday gösterileceği zaman telefonla konuşuyorlardı aradan çıkacağını söylemişti ya. bir üçüncü adamın mış. ne ki. Bir gün." Duran Bey'le. ama aşkın gözünü kör ettiğini düşünmek pekâlâ da olasıydı! edersem." "Öyle mi. şimdi düşünüyorum da. Duran da dinlemiş. hatırlamalıydım. benden kopacaktı. hani Erol Bey. böyle mi dedi?" diye sordum. Şafak'a inançsızlık sergileyen herkese karşı duru- "Gerçekten. Günay Hanım?' diye sormuştu. yine Tülin'le beraber- . Duran Bey'le nasıl oldu. hiçbir zaman da varmadı. canım!" "Vallahi. hele de kendisine yalan söyleyebileceğini ima etti diye bir daha yüzüne bakmadı adamın! Konuşmadı bir daha!" Şimdi düşünüyorum da. bu kooperatifle hiç hâlleşemeyecekti. Duran'ı ara"Öyle olmuştu. bir paragrafla bir hafta uğ- yordu.yordu. Günay. yöntemleri farklı bunların. ne olduğunu bilmiyordum." Şafak'la. tabii. Günay da buna dayanarak. Unutma. da. demet demet çiçek topladıklarını hatırlı"Ama.

"Hayır. holdinglerden birisinin perdahlı gibi duran. çay da ikram etti." dedi. öyle kalakalmışım. Tülin. Gözleri bulutlandı. Canım göstereyim size de. Adam işi büyüttü. yine de işler yürümüyordu. Kaldım mı. işte. beni şöyle tepeden tırnağa süzdü. Ticaret Odası'ndan eski tanıdık. insanları işlevsel kılma becerisidir. iki adam görmüştü. büyüttü. "Öyle. İşte. 0 sıralarda Tülin bir arkadaşı ile ortak hediyelik eşya işi yapıyorlardı. Tülin. diye." "Aklını maklını kullandığı yok. On- Bey. bu defa da Mahmut Bey'e gidiyorum. iki düzine bırak!' Nasıl bir tepem atmış! Elimde. pazarlamasını üstlendiklerinden akıl almaz bir mesai içindeydiler." dediydi. gözleri- zekâ aynı şey değildir.. Ofisindeki halının temizliği evde bile sağlanmayacak bir başadan bir parça deri. luyordu. orada ayakkabılarımızdan "Kardeşim.. senin güzel hatırın için. Üretimini de.dik. yine. 'şeyler'i. Voque'da gördüğümüz bir portföyü yaptırıyoruz ya. numune. O gün. Malı gösterdik. ni devirip. Oğlum yaşında delikanlı. Zekâ. 'Biz. Aklını kullanmış kardeşim. bir de üstelik iyi mal. ben orada öyle? Kendimi dışarı dar attım. Tülin'i ayakkabılarından utandırmıştı." dedi. Sağolsun. bundan üç çıtçıt. dikişçisiyle. Öyle. "Akılla . da!" çıkmış bir araya getirinceye kadar. parlak koordinatörlerinden biriydi. Bakın. aklını kullanmış köşeyi dönmüş. Neyse. şimdi Sultanhautanmadık. 'Biz böyle şeyler kullanmıyoruz. İlki. kardeşim. Kazlıçeşme benim gezmişim. bütün gün Rami senin. Günay. bunları ithal ediyoruz. fakirdir diye cebine para koymaya kalkarsın. ama." "Adam. "Bize de bok yemek düşüyor. "hayır!" Fısıldar gibi konuşuyordu. Günay. Süründüğü aftershave'in kokusu daha koridordan duyurıydı. Demez mi ki. "Yeter. Sokakta görsen." diye elini yanından ayırmadığı naylon torbaya atınca Günay bağırıvermişti. Mahmut mam'da iki tane dev gibi hanı var. öyle kavga etmişim dericisiyle. mahcup olmayalım iş yapacağız. öyle.' deyiverdi.

imzasını atmayı bilmiyor.' deyip. ne haber?!" "İyi. insan aklını kullanıp köşeyi döne"Bizim takımın yaptığı hata da çoğunlukla budur. akıl. bile!" "Ne dedin yine?" "Ahhh. "Türkiye ta- Oysa. Nene lâzım gümüş zurna? göndermeyi teklif etti. Biyolojik anlamda hayatta kalmak sürecinde kullanılan bir düşünce şeklidir. mez!" Yerinden kalktı. elde olanı olduğu gibi kabul edip." dedi. mamdır. kardeşim! Mahmut Bey de havasını atsın! Beni eve BMW'siyle "Eeee. '0. gerçekliğin özünü bulmaya yönelir. iki kelime konuşamıyor. arkasından. sen bir garip Çingenesin. parçaları bir şam tiyatro seyredip. Az sonra da. Kral Lear'in insanlık kadar eski ve her an güncel Git. öyle olacak! Boğaz'da yemeğe çıkalım da demedi mi?" "Demez mi!" diye ünledi Tülin. "Hatırlasana. teselli eder gibi. Ak- Kurduğu bağlantıları her zaman anlamadığımı söylemiştim. fiziki. çiçek yetiştir!" araya getiriyor. Yani. Çünkü. çekirdeği. akıl anlamaya yönelir. Zekâ. ne işlere girdi millet. Sen. Aklın kısa vadeli. kalktı. ruhani varlığımızı zenginleştirmeye yönelir. 'Batılılaşamamak' diyorsun. sen?" . Oysa. o poturlu Olmadı.' deyip. ben haydi haydi kazanırım. aklını değil. Haddini bil sevgilim.İki sopayı birbirine bağlayıp ağaçtan muz düşüren maymun. mektir. Tülin'e sarıldı. acıyla. "Ters geldi. muzu düşürüyor. zekâsını kullanır. Yüzeyin altında kalanı anlaelle tutulur bir amacı yoktur. aklını kullanmaya kalkışıyorsun. o adam zekâsını." dedi Günay. trajedisiyle bütünleşip sabah 'şeyler'i ve insanları manipüle edemezsin. Batılılaştın. kurnazlığını kullanıyor. ağla sevgili yurdum. kendi amacın doğrultusunda yeni kombinasyonlara sokarak işlerlik kazandırmak demaya. evine otur. zihni. değil mi? Buna 'Batılılaşmak' değil. butikçilikten yatçılığa kadar ne işler batırıldı? Adam haliyle kazanırsa.

bak iki kere ikinin dört ettiğini bilse. işi biz götürelim. Kabul etmek lâzım. yorgunu genç adam halinde. sayman Erol Çiçek.dar.' 'Sizi çok üzdük biz. 'Hay Allah. Tülin ikna olmamış. paranın gözü kör olsun. Ben tım. biz onların namuslarına güdum. Çayırtepe'ye taşıyalım. canım. ben bile. Ben.' diye başladı. Ben de öyle yapyardımcısı yaptı. parasız olmuyor. attığı koşulları görmeliydin! Günay'ın "Neden sonra!" dedi. ayrılmıştı.' diye düşünmeye başladım. du ama ben hissediyordum. Günay’ın gözü benim üstümde. işine baksın! Tabii. sanki hayatın gerçeklerini görmemi ister gibi. Şa- adam! Tam bir hıyarlıktı canım bizimkisi! Bu kadar kötü olacağını ben de nay'a 'bu adamları atalım. tabii. Ortaklarımla anla- işte adam aday bile olamayacak." düşünmemiştim ama hakikaten çok tedirgindim. "Şafak da beni istemiyordu. tabii heşamayacağınızı düşünmeliydim. Ama.' diye tutturdu. Bu defa Şafak Özden başkan oldu. Kooperatifi şantiyeye taşır. bir ara Gü- venmek zorunda kalacağımıza onlar bizimkine güvensinler' diye tuttur- . tabii. Bir karizması da var. Günay. Denetçi Duran Kuran. nutuk attı diyorsam. Günay'ın daha o zamandan işi Öz- oraya nasıl gidecektim ki? Türkçesi. Öyle bir söyledi ki. hemen başkanlığına talip olacak ki. Tülin Hanım. Şafak Özden en hayat rifin. Ne düşündüğünü sordum. Bir şey söylemiyor- Tülin'e o konuşmayı hatırlattım. 'Kabahat benim. bu nutku attıktan iki ay sonra adaydı. Sizi de rahat bırakırız. Şafak o ara bir evindeydik. 'İşi bırak' demekti. işin başına geçer yürütürüm. bir ara 'Kooperatif merkezini madem burada istemiyorsunuz." "Dinlemedi. Onur Oflu da kendisini başkan de nutuk attı. onların pratiğine duyduğu inanç yatıyor olmalıydı. öyle yağmurlu. fak rahat etsin. Haddimiz değil. soğuk bir akşamüstü. Günay'cım. belediye başkanlığına aday olmaktan da vazgeçtim." "Hiçbir şey demiyorum. O kadar ki. Mesela. o ka- den ekibine bırakmasının altında.

korkmuyorlar mıydı? Nihayet. bu?" Mesela. dertlendiğiniz şeye bakın!' pis pis gülüyor. Sana. adama. Erol Çiçek hem sayman olup. 'Ne var efendim. bunmaları lâzım. makbuzları şimdi Şafak'a götürür. O dandik üyelerin istifaları alınmamış. İnanılmaz şeyler olu- başlayarak her şey usulsüz. çeker gider efendim!' sak olmuyor mu?' onun cevabı yok. adamlar genel kurula lar resmen iki şirkete ortak. kooperatif yöneticileri ile iş ortaklığı olanlar denetçi olamıyor. efendim. canım! Mesela. bakın. korkmuyorlardı kardeşim. iki ellerini iki yanına açıyor. Şafak. 'Efendiiim. ya da Onur Bey. sun.' diyor ve yor. Bir tuhaf. yönetim fiilen geçersiz! Hangi birini söyleyeyim. hem de proje çizdi diye kooperatiften para alamaz. 'Koyarsınız tim kurulu tarafından tasdik edilmemişse genel kurulda mutlaka yer al- nun açıkça belirtiyor. 'Şu işi düzgün yap- 'Efendim. bunlar yapmışlar.' diyorsun. ikinci genel kuruldan "Dinlemedi. atıverir bir imza. devlet memurlarının zavallı maaşlarla geçinemeyeceklerini anlatıyor.yordu. müfettiş yemesin olur mu?' diye başlayıp. Bizim anladığımız anlamda yok. yöneçağrılmadıkları için.' diyor. Duran'a yaptığını anlattım.' di'Canım. İstifalar alınmadığı gibi.' diyortabii ben deli çıkıyorum. Zaten Şafak'ın her şeyini o imzalıyor. ka"Peki de. bu . ama ne gerek var bütün bunlara?' diyorsun. insanlardan çift imza olmadan para alıyorsunuz. bir müfettiş gelse ne yapacaksınız?' diye soruyorsun. ben hallederim. çünkü Şafak burada yok. herkesin başını derde sok"Hayır. 'Götüremezsiniz." maz mıydı. Şafak yoksa. 'Sedat nasıl imza atar?! Kooperatifin ortağı bile değil!' 'Atar efendim atar. biz neden sonra aydık ki. imzalatırım. burası Türkiye. Sedat var. Biz işin farkında değiliz. 'Size nasıl bırakayım 'Peki. Mesela. 'Peki. rüyada gibiydiler sanki. İstanbul dışında. 'Siz bana bırakın efendim. cebine birkaç yüz bin.

"Bütün bu arada. Şafak Özden'in tutumu neydi?" "Dedim ya. efendim. sonuçları her pazar elle döküyorum ki. yönetim güdüyle 'Şu tapuyu alın. diyorsun. susuyoruz. bize haksızlık yapsın. Colossus'u yazan adamın bu anlattıkları ile uzaktan yakından ilgisi olamazdı. denetçiler aynı kalsın. ortak bir zemin bulup konuşamıyoruz!" nın Asimov'a ağır bir hakaret olduğunu düşündüğümü söyledim. dövsen olmuyor! Bir de işin öteki son genel kurulda bile sustuk be kardeşim!" çıkış yapıyor. Mesela. Üç ay. Seçimler yaklaşıyor. Şafak'ın o gün Ça"Dikkat et. gülüm. Ben de bitkinim. önce hiç yatağa girmemişim. Bu Son genel kurul. "Bilimkurgu gibi kardeşim. Günay. ne ki anlattıkları- Günay'la arasına girebilecek tek kişiydim. dört ay edilmiyor." diye. Ben. seçimlerden birkaç gün önceydi. 0 arada her hafta sonu kamuoyu yoklaması "Ara sokaklarda bir pastanede buluşuldu. Parasızlıktan. pazar- . Sevsen olmuyor. Fazla üstüne gidemiyorsun. onu öldürünceye kadar yaşarız biz. tam oldu. üstümüze yüz kurşun sıksın gibi.' diyor. vites atıyor kardeşim adam! Sana anlatmama imkân yok. birden babala- yırtepe'de. tabii. tuhaf bir iç'Birine hırslanalım. Söylüyorsun. bir gece yapıyorum.imza benim değil demedikten sonra ne beis var?' Mümkün değil. Beni ister mi? Tabii. Oysa. Gelemediği için yerine Günay'ı gönderdi. Hah. kuruluna ihale yetkisi al. sonu "paşa" ile biten mahallelerden birinde kahve toplantısı vardı. nasıl bir nıyor. devam etti Tülin. gene olmuyor. Nedenini şimdi anlıyorum. arada Günay var. pek bir erkeksi yüzsüzlük içindeler. Latife'nin Hazmi'si gibi -Buzdan Kılıçlar'daki Hazmi'yi hatırlarsın ölmeyiz. Tamam mı?" Tamamdı. tapu için müracaat edilmiyor. yönetim kurulu. Günay'ın dediği tarafı var. arada çok bir şey ters gittiği zaman bağrınıyordum. Şafak Özden. o Günay'ı manipüle ederek gelmişti bu kadar yolu. 'Sen benim kadınımı benden daha mı çok kollayacaksın?' havasına giriyor. beni istemiyordu adam. Sıkı sıkıya da tembih etti.' gibisinden.

yanında da çocuğu bir kadın. renkli renkli resimler var. Şafak. ihageldi. yönetim kurulu yedeği olaoradalar! Ben de etrafa güvenli gülücükler dağıtıyorum! Derken. sonunda herkesin için göbek attığı düğünler gibi. Ama bu arada unutma. dedi ya. bir de böbrek şeklinde bir mavi boyalı bir leke. O arada bakıyorum. onu da Onur kaldırıp kaldırıp gösteriyor. Kızcağızı tanıyorum. Sonra birisi daha. denetçiler aynı kalsın. tarak. Onur Oflu. bir de hangi akıllı uslu başlayıp da. gözüm Onur'da. . Sonra. en inançlı kadın halimde geçtim başa oturdum. Bu. Gerçekten de. oraların müdavimi. Hükümet komiseri raporu çıktı. ruhseden ses çıkmıyor. insanlar nihai kişiliklerini ortaya dökerler. Bir de ortada. en Günay Rodoplu halimle orada Tülin'in sana söylediği havuz o. çünkü. bir üçkâğıt atmasın diye. sinde. işte efendim bir yerden bir denetçi bizim arkadaşımız bir şair. o raporu gezdirdi. yüzüne bakmadım. Bir tanesi daire plânı. adaylığını koymamış bir kızcağızı da yazıyor. Baktım. sıra seçimlere geldi. Neyse. Erol'un çizdiği. imza yetkisi demek. 'Onur Bey. o da onlardan. yoksa?' 'Niye olmasın. Onur. bu da havuz mu. Kimoturuyorum ve para ödeyen ortakların hepsi bir biçimde benden dolayı bii. Şimdi. Duran denetçi ya. millet etrafına dizilmiş. yönetim kurulu.tesi günü hangi mahallede gerideysek. konuşsun filan. yerine de imza atmışlar. Onur konsomasyon halinde. Vazgeçti. o imzalamış. abla' diye etrafımda geziniyor. Sonra öğreniyoruz ki. avam proje yok. kendisini başkan yardımcılığına getirdi. Sedat orada tabii. Nasıl çıksın? Ben. bir tapu alınmış. ikinci denetçinin ki o bir tanesi de arsaya apartmanların nasıl yerleştiğini gösteriyor. Duran orada. sırtını aslan gibi kardeşine dayamış. oraya adam çıkaralım. Erol orada ama uzak duruyor. o zamanlar hep onun yanında geziyor. yine de aymıyorum. İkinci- daireyi kendisine kapatmış. denetçi raporunu Onur hazırlamış. efendim?' le yetkisi al. 'Abla. Yanıma gelecek gibi oldu. hemen önündeki sat yok. bilanço. Şafak gitsin. Beni koruyacak ya bir tür. Masalar konmuş. Parti'de önemli bir yere geldi. Ben de. Ben.

" dedi. âlemin paralarını organize edip. yatay düşey devingen yapı. SHP'lilerdensen. en 'sol' şeyleri de yapsalar. aşk. seltiliyor. seni eve ben götüreceğim. Ne var ne yok yağmaladı- lar! Para. inşaatı yapan da sen. dayanışma. bırakma dedi!' İçime işliyor. tatmin edecek diye düşünüyorum. meğer 'kooperatifçilik' diye bir lüks inşaat haline getiren bir karar geçiriliyor. Yasalaköyünü kimden soruyorsun? Dahası. lüks inşaat oluyorlar. Sağ partiler. yanımda bitiyor. bir de kooperatifi. müteahhit olsan. saygı.adamın kendisini böyle ortaya atmasını acıklı buluyorum. yirmi mil- nitelikleri değiştiriliyor. bir de yoksul halatmana da imkân veriyor. çünkü 'Memnun musunuz. Kimin kımıza 'konut' işte. Yani diyelim ki. Onur Oflu. hoşgörü ne varsa yağmala- . Şafak'ın başkanlığında yeni seçilen yönetim kuruluna 'ihale dosyasına göre güvenilir firmalardan herkes herkese 'başkan' der ya. Karambolde. kısmen de olsa. yani Oflu'nun 'ciro'su yüksektör oluşmuş! Adamlar. "Kevorkian Diana'nın kocasına de- demiş! Bastıkları yerde ot bitmedi adamların. abim. bu adam hiçbir yere 'başkan' olamadığı için bari bu kooperatife başkan yardımcısı olacak da. kendisini davet usulüyle' ihale yetkisi veriliyor. SHP'de. bir mutlu oluyorum. acıma. sorma! 'Bir tanem. çünkü. Genel kurul tıkır tıkır işledi. Tülin. inandırıcı olamıyorlar. canım. Parti'ni bir kere sol diye konumlamışsın. Neyse. 'Abla. Hani. 'Aman. kendi paranı kulra göre büyük suç ama zaten yasalar Büyük Yalan'ın parçası. lanırsın. estağfurullah. vallahi doğru dılar!" "Yok. yona da yapılabilecek dairelerin kırka çıkmasına karar veriliyor. filan diye siyasal nutuk 'sosyal' gibi. kendimce. sağolun!' Sedat. kardeşim yok. zengin oluyorlar! Şöyle söyleyelim. parayı toplayan da sensin. Günay Hanım? Sizi memnun edebildik mi?' di- yor. Efendim. ben de. Burada. o zaman bilmiyorum. yani. o kadar işinin arasında beni düşünüyor!"' miş ya. sevgi. 'Bastığı yerde ot bitmeyen Türk'ten sakın!' diye. Tabii. 's' harfiyle başlayan hiçbir kelimeyi ağızlarına alamıyorlar.

bir şey yapamazdı! Ahlâkla Şafak istemedi!" "O zaman seviyordu!" diye bağırmışım. Teknik Daire başkanlıklarından birisine geçirilmişti. Onur Oflu. daha doğrusu. dostun bahçesine bir hoyrat girmiş." dedim.şöyle bir bakmakla yetindi. Duran Kuran'dı. cevap yerine den belediye başkanı olmuştu. ." dedi Tülin. . kendimi bağışlayamıyordum! Ben de. gülünü dererken dalını kırmış!" dedim. Dudakları kıvrılmadı bile! kendime yediremiyor. 0 bağı kopartmak "Aksini hiç söylemedim ki! Hep sevdi!" dedi.. tek bü"Desene. gökten tövbe estağfurullah Hazreti Peygamber inse. "Aralarında kızarmasını bilen. biraz olsun rahatlar diye umuyordum. "En kötüsü de hoşgörü yağması olmalı. il meclisi üyesiydi. "Değil sen. arasında kalan son bağın kendisi olduğunu biliyordu. tünlüklü adam oydu!" Bunları konuştuğumuz zaman. Şafak Öz- "Olacağına bak. Tülin. Erol Çiçek. insanlığın bitmez tükenmez hüznünü hatırlar da.." dedi. adamı. 26 Mart seçimleri geçmiş. Günay. bunca şeye karşın silkip atmamış olmasını bir türlü "Sen de bunu anlamıyorsun. 'Açıkta kalan' tek ortak.

kullanan erkeklerden yorulmuştu. kız. Robert'te okuttuğu oğluna. asla erişemeyeceğini düşündüğü bir dünyayı . çerkez tavuklu-keten peçeteli sofrasına. Eşyalaşmış ilişkilerden. teyze demenin yersiz kaçacağı bakımlı annesine. bir önceki erkek arkadaşı Hasan'dı. parasızlık korkusuzluğuna. Ro- doplu. aslında. "sahipsizliğini" her an yüzüne vuran. ilk adıyla çağırdığı Turgut Bora. bir yerin pazarlama müdürü ciddi kız kardeşine uzaktan ama huşu içinde bakan bir Kürt'tü. en yeni Türkçe konuşmasına. solculuğuna. Demet'i "düzerken". Demet'e meftun olmuş olmasını. sergilediği meme yarığına. Demet'in babasının evi gibi tiyatroculara. İsmet Ay Birinci kuşak İstanbullu bir Kürt'tü Hasan. kolej diplomasına. gibi kullandığı entel barlara. Son darbeyi vuran da.V Demet'in Savaş'la evlenmeye karar verme nedenini anlıyordu. Yorulmuştu. Tarkovsky hayranlığına. eksilmeyen kahkahasına.

bir sigara tablası. en basit medeni ihtiyacım. Senarist. Çocuk gibi!" kaçtı. saygıyla aşacak bir tekne" inşa etmeye gitti. Demet'in göğsünde ağladı. Bu yeni ilişkiyi bu defa saygın bir şekil vermek onurunu kurtarması açısınSorgulamadan saranlar entel barlardaydılar. Bu tür serüvenler vaka- . annesinin başı örtülüydü. annesinin evinde kanepede yatmaktan. Ne ki. ile yine ortaya çıktı. Aksaraylı bir kız çıkageldi. hiçbir becerisini esirgemediği emanet etti. Kız. işe başından hak ettiğini ima eden sessizliklerine. "erkek adam" arıyordu. tezgâhtarlık. "bütün İstanbul"u tanıyordu. aklı başında kız kardeşinin başına geleni enkaz gibi geri döndü. "erkeğinin" ardından Bodrum’a onunla birlikte 'okyanusları bir aşk yaşadı. yeterli kadınlarının tümü gibi. bileyim. "güzeller güzeli". oğlunu annesine Aylarca. Hasan'la geçirdiği gibi bir macera bir kez affedilirdi. o dünyanın "sahibi oluyor" olmasına bağlıyordu Rodoplu. çılgın giysileri hapis yatan Savaş'la tanıştı. evini dağıttı.düzüyor. Mutlu sonla bitmiş. okumasam da bir kitap!" horlanmaktan. Bir de ortak aşklaalkışlanacak bir şey yaptı. bir haftalık doktor raporu alan da kendisi oldu. İstanbul'dan. tam beş yıl Cihangir'de tek başına yaşıyor. ihanet acısını paylaştı. Demet'e gelince. Hasan'a eline ne geçirdiyse onunla vurdu ama karşı olan mazbut annesinin. bir kitap! Okusam da. esasta kendilerine rı vardı: Deniz. Hasan'ın evlendirme vaadi ile iğfal ettiği. Demet. Narçiçeği ruju. İstanbul'a. Savaş Rus Filolojisi mezunuydu. on sekiz yaşlarında. Bu defa. daha bir solcuydu. ayol! Başucumda bir komodin. "yaşanmaları gerektiği" düşünüldüğü için sorgulamıyorlardı ama Demet'in aldırdığı yoktu. "Yani. Hasan'ın eski sekreteriydi. kasiyerlik yaptı. beraber yaşamaya başladılar. Demet. 12 Mart'ta. işini bıraktı. o dönemimizin belirli bir sınıfının. bir ı adiyeden oldukları. olsa dillere destan olacak. Musluk bile açamıyorum. ne "Annemle Filiz uyanmasınlar diye eve ayaklarımın ucuna basa basa giriyorum. yani. oğlunun sitemkâr bakışlarına. yönetmen ve oyuncuydu. Sonra bir gün. üzerinde bir lamba. Demet.

Demet." yapar mıyım? diye cevapladı Günay. uğradığını söyleyen Diana Pavloviç de katıldı. Savaş. son- dudakları alaycı bir ifadeyle kıvrıldı. "Kim aldırır? Bir ucundan başlarsın. Elini cebine daldırdı piposunu çıkardı. Ne ki. Demet. öykünün kendisi mi?" diye. Dr. Savaş'a döndü. saygın ve sevilen bir kadın olduğuna de- tak bir konu bulmuş olmanın sevinciyle. lalet edecek şekilde itibar edilmesi gerektiği gibi bir duygusuyla. Osmanlı usulü bir davete kalkıştı. entel barları da kaybedecekti. "Marjinal zaten. bu temiz çıkma harekâtı olmasa. Savaş bitirmeyecekti. Rodoplu. "Bizi sakın hafife alma!" tavrı vardı." dedi Savaş. Savaş ve Tülin üçlüsüne." "Herhalde. yani." Rodoplu'ya döndü. shit. orDemet'in ağırdan satılması. "Bilemem. nereden başlıyor? Determine ettiği "Oh.dan gerekliydi. "Öyle değil mi?" "Sorar mısınız. telefonu çıkaramadığı için kapıdan Dört kadının arasına düşen erkeği rahatlatmaya çabalayan Tülin. Amerikalıyı şaşkına çeviren bir soru sordu. hiç"Marjinal. senaryo yazarken. ra zaten karakterler de öykü de kendi başlarının çaresine bakarlar. Yaşam yorgunu Savaş'ın evlenme teklifini kabul etti. Pavloviç'in mesleğini." dedi Rodoplu. man!" dedi Diana. Bu ağırlamada. aman-sakın-damadı-paralama mesajı çaktı. Kendi kendilerini geliştirirler. arkadaşlarına. her gün sahici elini sakalına dayadı. işe televizyon yazarı olarak başladığını bir nefeste anlattı. küfürlü kısmını atladı. . bir Hollywood film senaristiyle karşılıyormuşçasına nadan bir tavırla karakterlerin yaşamı mı. söylenenleri çevirdi. Kösnül Tülin. Sernea'ya takındığı. Sanki.

Ne ki. sana yardım edebilir miyim?" "Oh.diye takmış." dedi Diana. Karardıkça karardı. "Bunları bana neden anlatıyor? Ne anla"Beyefendinin Marksist olduğunu. bir Marksist. diyelim fuları boynu üşüyor "Adana." Tüm ilgisini kaybetmişti." "Hey. "anlıyorum." malıyım. ne diyor?" Tülin'le yine göz göze geldiler. gözlerini tabağına dikti. şimdi?" nin kapkaççılığını. Diana Pavloviç'e döndü. iyi de. her şey yolundaymış gibi yapmayı sürdürdüler." dedi. İşçi sınıfının müca- delesini. gittikçe kasılan bir yüzle içti Savaş." diye sürdürdü. "Peki. eşinin "gün"üne isteme- . bağımlılıktan en çok kaçan yapıtlar bile toplum bozukluk"Yani?" Rodoplu'ya döndü. misafirlerin. sessizleştikçe sessizleşti." Sesindeki. ister başkaldırsın. adam. tınısı kaçırılacak gibi değildi. yaratıcılık? Yaratıcılık ne "Yazınsal bir yapıt uygarlığa ilişkin bir belgedir. burjuvazilarına tanıklık ederler. sakalını tıraş olmaktan üşendiği için uzatmış." Rodoplu çevirdi. ezilen işçi sınıfının acılarını anlatır. olduğunu unutmuştu." dedi Rodoplu. kardeşim. olacak?" "Bir yazar. evin. "düzene ister sizin yaptığınız gibi boyun "Boyun eğen kim?" Savaş'a döndü. Kadınlar kendi aralarında konuşmayı. iktisadi gelişmeyi belgeler. bu pipo da neyin nesi?" "Savaş Bey. "Haydi. kaskatı bekledi. Aristokratik hiyerarşiyi. Mutfağa giden Tülin'e seslendi. bir tanıktan başka bir şey değildir. davet Rodoplu rakının kurtarıcı gibi yetiştiğini sandı ama Savaş'ın alkolik nişan yemeği olmaktan çıktı. "Onu anlamalısın. onulmaz bir acısı varmış gibi. "Adanalıyım. En suya sabuna dokunmayan. bir-itirazı-nız-mı-var eğsin. nerelisiniz?" Rodoplu dayanamamıştı. İlk bardakları. "Ne diyor.

Ne ki. tam tersine faşizme temel teşkil etmişti. bu defa kendi evindeydi. Madame Bovary realist akıma o'ydu. o çok iyi tanıdığı yabancılaşma duygusunu yeniden yaşadı. kaçacak yeri de yoktu. Flaubert. "Hayat zor korkuyorum. edebiyat akımlarının birbirine karıştığı. Demet'in. bu sahtekârlığa seyirci kalan mı?" burjuva sınıfsal kökene dayanmasından gelmektedir. onca güldükleri. Diana Pavloviç. ne ki. fütürist mantik değil realist akımın ilk temsilcisiydi. karaya çıktı. Gorhma! Gorhma! Gorhma!" numarası büyüsünü kaybetmişti. Hayır. "Tarihin gözlemleyeceği her şey anlamsızdır. hiçbir ilke birliğine ve "En önemli bir zaaf. Hugo'nun Cromwell'i roakımın Marksizm’le ilişkisi yoktu. Nice'te. "Turgut Reis 21 Ağustos 1465'te. italik'lediğini görebiliyordum. sabır taşını çatlatacak bir sükûnet içindeydi. Onu izleyen." saçmalığıydı. maydanoz bahçesini süzerek. Yanlışı düzeltmemeyi. "'Solcu' lâf ebelikleri yaparak. Laz fıkralarının anlatımına geyaratmıştır. Savaş." "Susacağım. Kerim yüzü ile Tülin. taban saf elemanları üzerinde etkin olmaya çalışmak. "Ayıp eden kim? Desteksiz atıp. Türk edebiyatının küçük . üç kadını etkilemeye kalkışan sahtekâr mı." diye sürdürdü Savaş. sükûtumun ikrardan geldiğini sanacak. yumruk ettiği ellerini omuzlarına çildiği sırada.. bir yanlış eğilim de. deli saçması bir diskurdu. romantik akıma neyse. Demet hayran hayran dinliyordu. "Ne diyor? Ne diyor?" diye çeviri talep etmekten vazgeçmiş.. halkın proleter yoldaşlığına dayanmayan 'ahbap çavuş birlikleri' kurmak. "Flaubert'in romantizmi Madame Bovary gibi sağlıksız bir kahraman vura vura yaptığı "mastika" işe yaramadı. konuşacağım. ayıp olacak." diye söze giriverdi.den düşmüş erkeğini. düşüncelerini saklamayı alçaklık sayan Rodoplu. Yaşanan. içkisine yumulmuştu. sıkılıp da hırsını sonradan karısından almasın diye elbirliği ile pohpohladıkları bir mizansene dönüştü. Nihayet konuşmuş olmasından duyulan mutluluk gürültüyü kesti. İzleyen nutuk tarihlerin." diyen Racine değil Valery'ydi.

Ev sahibesinin üstünden bir yük kalktı.temsilciliği pozları takınıp. uğradı her- ." diye düşündü Rodoplu. yani. inşallah. bazen Don Kişotvari olduğundan fazla görünmeler." "Bak. halde. bazen saygılı ve masum tavırlar." dedi Tülin. "Bütün bunları davet eden sen- sin.." dedi. sana mı kalmıştı 'nişan yemeği' versından daha önemliydi. Küçük burjuva sınıfsal köken. Kapı çalındı. "Şekerr!" dedi Rodoplu'dan yana. böyle şeyler yapmaz!" sımsıkı sarılıp. Öte yandan. Demet bile anladı." mek?" "Oh olsun sana. çığırtlış eğilim. gününü gün etmenin yolunu bulmak. bu diyarı olmak demekti ki. Tuvaletteyken üstüne "Şafak'tır." Saldırı o kadar açıktı ki. "Hayırdır.. Alan memnun satan memnun. gelinmişmiş gibi bir hisse kapıldı. oradan çıktı. "Parti'nin bir yemeği vardı. proletaryanın ideolojisine lere de kaynaklık etmektedir. Fildişi kuleden yayın yapmaya razı olsa. yüreği sıkıldı. onun kavgası içine samimiyetle girilerek. böyle bir gece geçirmeyeceği doğruydu." Bence pekâlâ da müstehak olduğu haksızlıktı ama ima ettikleri açı- Gelenin kim olduğunu tahmin edebiliyordu.'yı yeniden duymak vardı. "'Hangi kitabımı okudunuz?' diye sormak. Bir üçüncü seçenek hiç yayın yapmamak. yine bu insanlar olacaklardı. siz kızlar ne yapacaksınız bilmiyorum ama ben gidiyorum. 'ben okumadım. tümüyle pasifize dedi Diana Pavloviç. "Günay'cım." diye fısıldadı Tülin. küçük burjuva kanca övünmeler ve yakınmalar şeklinde kendini göstermektedir bu yankişiliklerde devrim yapılmadığı sürece günümüz yazınında yanlış eğilim"Halkımızın şu 'saf elemanları'nı bir de biz görseydik. Rodoplu'ya göre intiharla eşanlamlıydı. yanlış ve hastalıklı eğilimleri pohpohlayarak kendi kariyerimizi kitle dileği şeklinde göstermek. "Kim acaba?" terk etmek. yayın yaptığı insanlar. Dirseklerini masaya dayamış boş olduğunu umduğu gözlerini adama dikmişti. ama. demek vardı.

Hiç hoşlanmadım." diye cevap verdi. öyle anlamayı yeğledi. Dönem. Yüzünde." dedi.mak istemeyen Pavloviç. izleyen tanışma baştan savma bir tokalaşmadan ibaret kaldı. "Onlarcasından biri. Şafak Bey?" demek gafletinde bulu"İyi. "Ne oluyoruz. Konuyu değiştirmek gayreti içinde. bir sır veriyor gibi. Sınıf savaşının bir yanı da anti-demokratik eğilimlere karşı mücadele parolaydı sanki. "Oh la la la! Seni gidi seksi hanım. rakıya uzanan Şafak. sesini alçalttı." Yanından sıyrılarak geçerken. birbirlerini hiç tanımayan bu iki insan arasında." dedi. Savaş'a baktığında yüzünün değiştiği hususunda yanılmamış olma"Parti çalışmaları nasıl gidiyor. . dişlerinin arasından. "hayalıydım ki. seni!" deşim? "Şafak??? Erkek arkadaşın mı?" diye sordu. "Seni çok özledim. gözlerini gözlerine dikti. "İstanbul'u alıyoruz!" Siyasi yasakların kaldırılmasına ilişkin referandumdan bahsediyor"Devrimcilikte kimsenin nabzına göre şerbet vermek yoktur. başaracağına ihti- mal vermeyen insanlara nispet verenlerin takındığı bakın gördünüz münasıl-da kazandım-oh-olsun! diyen. kar"Rahatsız etmiyorum ya?" Elindeki gülleri uzattı. Savaş. Şafak. du." Cümleler. gözle görünür biçimde gerildi. çok iyi. hiçbir şeyin dışında kal- "Fesuphanallah!" dedi Tülin. uzandı saçlarını kokladı. aynı zamanda Deniz Baykal'ın İstanbul il örgütüne hâkim olmaya çalıştığı dönemdi. Şafak Özden. "Kitle dalkavukluğu yoktur. nan Tülin oldu." dedi. Devrimciler yanlış eğilimlere göz yummazetmektir. kendini beğenmiş kahkaha vardı. Günay'ın bir türlü ısınamadığı bir tanımdı bu "erkek arkadaş" tanımı. tım. fısıldadı. bir tür lar.

sevecen. tutucu. Kent yaşamı yerine kırsal bölgelerde yerleşcinsel canlılığını yitirebilir. kararlı. kinci. Ben. inatçı. "Is he a bull?" "Mayıs doğumlu. Diana Pavloviç. işi o hale getirdiler. Ba- ." dedi Rodoplu." O arada garip konuşmalar da oluyordu. Sırf Kürt'tür. sevimli. "Boğalar nasıldır?" "Boğa olmalı. kolay kolay kendisinden bir şey vermez. "Efendim?" "Allahallah!" dedi. ağır. Hayaadamlar bölgeciliği o hale getirdiler ki. Kendisini koruma içgüdüleri çok gelişmiş. obur. sabırlı. is he a bull?" diye sordu." diye patladı. pratik.siden bahsediyorsunuz? Kürtlerin örgütü ele geçirmeye çalıştıklarını tımda. ğukkanlı. diye Sivaslı değilsen bir yere gelemezsin. yemek yemeyi çok sever ama aşırı yemek içmekten şeylerle uğraşmayı sever. Şafak'ı gösterdi. böyle şeyler gündemden çıktı artık. dayanma gücü yüksek." "Boğa burcundan olup olmadığını soruyordu. haris. "Hangi demokra- görmüyor musunuz? Adamların şovenizmi sizin benim anladığım ölçülerin çok üstünde. "Listen. Rahatına düşkün. özgünlükten yoksun. hayal gücünden. Olumlu özellikleri. sıcakkanlı. Olumsuz özellikleri. Bir ara. doyuma ulaşmak başlıca amacı. Parayı. tembel. dünyaya gözümü açtığımdan beri solcuyum. Sahip olma içgüdüsü çok kuvvetli. toprak ve kadınsı. Toprak grubundan olduğu için. lüksü ve iyi yiyecekleri sever. adam o işi yapabilirmiş yapaseçim kazanıyor. Ama mazmış. Amacına ulaşmakta hiçbir engel tanımaz. so- "Değişmez. Alevi'dir. "Bırakın efendim bu işlerin yakasını. Demet fırsatı yakaladı. Hayattan zevk almak. somut meyi yeğler. Tülin. Sünni neymiş. Alevi neymiş bilmezdim. Hâlâ da bilmem. Olmaz böyle şey. Bugün İstanbul'da ağzınla kuş tutsan.

Doğu runa asimilasyon açısından değil devrimci bir tavırla ve 'ulusların eşitliği ye'nin bütünlüğü için de büyük zorunluluktur. 'Ne mutlu Türküm diyene'. gibi sözler. arkadaşım. Ne halleri varsa görmeleri için bıraktı." hoşlanmaz. "Kürt feodallerinin ve nüfuzlu kişilerinin bu zulmün mokratik haklarına sahip çıkabilsinler." dedi Şafak. "Politika para ister. Daha ne istiyorlar?" lıdırlar." anlar mesajını iletti. işçi "İsçi sınıfının önderliğinde mi?" sınıfının öncülüğünde ve bütün milli sınıfların ittifakıyla yürütülecek aktif bir politika sonucu söz konusu olacaktır. Tutucu içgüdülerinden dolayı genç kuşakla iletişim kuramaz." diyordu. De- Kürt köylüleri bu işbirlikçi hainlere karşı isyanda sonuna kadar hak"Türk ve Kürt köylüleri. konuşmaktan çok bir fraksiyon bildirisi dışında bırakılması da dikkate değer bir noktadır. Kendisine ne yapması gerektiğinin söylenmesinden hiç Çocukların düşüncelerine pek. 'Bir Türk dünyaya bedeldir'. Savaş. onları da biz aldık. TürkiSorununun ne olduğunu anlamayan ya da yanlış anlayıp. fark etti. Türk halkından bugün en az elli yıl geridir. Sabahki sendikacıyı düşünüyordu.şarıya hayrandır. Kürt halkının uluslaşmasının da gecikmesine neden olmuştur.. Yine "Buna de ne oluyor." "I don't like him. neden sevmemiş?" mektedirler. Şafak. Türk halkının uluslaşmasını kolaylaştırırken." ve kardeşliği' temel görüşünden hareket ederek yaklaşmaları. bu-adam bundan"Kürt halkı. "Kurtuluşları da. kadroların so- ." "Güneydoğudaki karşı-devrimci askerler Kürt köylülerine zulmet- kaleme alır gibiydi. erkeklere döndü Günay. Amerikanın sesi kulağına çalındı. parlamentoda seslerini duyura"İyi ya işte." bilsinler diye.." dedi Şafak. Bu sonucun doğmasında en önemli etken. de.

' diyebiliyorlar mı?" "Türk olduklarını söyleyen insanları askeri mekteplerden atarlardı. Şimdi. kendi dillerini konuşabiliyorlar mı? 'Ben Kürdüm." "Kavga mı ediyorlar?" "Bak." "İyi olur. Kürtlere mi bırakacağız?" Gözleri çelikleşmeye başlamıştı. "Burjuva şovenizmi." dedi Rodoplu." dedi Rodoplu. bırakın efendim bu işlerin yakasını! Ulusların eşitliğini kim mizde Türk olduğumuzu söyleyemez olduk. rakısının içine." Demet'in anlamaya- cağını düşündü. var!" "Ama. 'siz buyurun' diye kodaki halini anımsattı." dedi. Nerede görülmüş yahu?" tek atan Demet. Bu devletin parası ile bölücülük yapıyorlar." dedi Şafak. Benim dedelerim Gümüşhane’ye at sırtında geldiler. efendim. Günay'a dis- "Bu sözler bugün de Kürt halkı için geçerli. "Akılsız Türkler demek.kaybetmiş de biz bulmuşuz? Tarihinde bir tek devlet kuramamış bir ulus kendisini Türk halkıyla nasıl bir tutar? Biz imparatorluklar kuran bir bilir. ASALA da. "'Etrak bi-idrak. "Seni yarın ararım." dedi Pavloviç. yapılmadığı zaman da PKK oluyor. Emperyalistler akıllarına koydular mı. "PKK olsun. öyle değil mi Günay Hanım?" ulusuz. Her dakika Avrupa'dalar. tabii." dedi Savaş. Günay Hanım bu işleri iyi "Öyle. "Kürtler "Diyorlar. Ek- ." dedi Savaş. Diana bile sustu. Bir de tehdit: Türkiye'nin bütünlüğü için şöyle şöyle yapın. Bir yumruk atmamak için zor duruyor gibiydi. "Denebilir. Memleketi- "Bırakın. Gelecekleri varsa görecekleri de lemlerinin beyazlaştığını gördü. Bizden en az yedi milletvekili var Kürt. nişanlısına des"Olsun. PKK da olur. küfreder gibi. ben gitsem iyi olur.' denirdi." Biz bugüne ateş çemberinden geçtik de geldik. işte.

çantalarını buldular. Geçen gün. esbirden 'iyi ki bunlar var' diye bir duygu geçmedi mi!" Gözleri dolu dolu oldu." dedi Rodoplu. Pavloviç'i almış önden yürümüştü." dedi kahır eder gibi. kirli tabakların zibilliğine döndü '"Kürdara azadi'ymiş!" dedi. Kescez. İçimden . Savaş Bey! Kaldı ki. "Ehh. öylece duruyordu. yahu? Ne istedik ki adamlardan? Biliyor musun. Hapis yatmış olmanız. itiraz kabul etmeyeceğini be- ra. ilişkin hiçbir şey bilmiyorsunuz.lirten bir sesle. Ülkücüleri niye dövdük. sormadınız bile. size başkalarını uluorta yargıla- Günay. neden böyle düşündüğünü mak hakkını vermiyor. Az İlerde MÇ ilçe binası var. "Geçmişine Kalktılar. anlamıyoruz. Oylama yapacağız. 'Ya baba. Şafak yerinden kıpırdamamıştı. Savaş'ın koluna girdi." dedi Tülin. 'Kürt halkının ki MHP binasının önünden geçtim. "Bakarım. yerinden uzun süre kıpırdamadı. ha! Benim dedem Kafkas cephesinde şehit olalı şunun şurasında ne oldu? Bak. "Şafak Özden'i hiç tanımıyorsunuz. Ceketlerini aldılar. "Hadi. Demet. Neden son"Kusura bakmayın. tek yatanda siz değilsiniz. o toplantıdan çıktım. hiçbir şey söylemeden oturdu. hadi. görmedi. sana bir şey anlatayım. Türkçe konuşması şart değildir. aşağıya inmek üzereyken. Yemek artıklarının. cık girişe doluştular. boşalmış bardağını doldurdu. Rodoplu. Şişli'de bir toplantıdayım. kalkalım. dolu tablaların. "Eninde sonunda kesmek zorun- da kalacağız bunları." dedi Tülin. çocuklar. Öyleyken. Rodoplu.' demez mi? Biz. Karafakiye uzandı. be!" diyerek silkindi adam. çıkmak için kapıyı açtıkları zaman kıpırdadı." dedi Savaş. Misafirler dara- Ellerini göğsüne kavuşturmuş. bir grup herif aralarında Kürtçe konuşuyor. çocuklar. Kescez Allah'ıma! Ellerimle keserim! Doğu'da bağımsız Kürt devleti.' diyecek olduk. Şafak." "Hadi.

"Ne figüranı?" "Yok. udlu. SHP partiyse. bu böyle giderse. değil misin. Çıktık. kadınlı erkekli sesler "Başka birileri geliyor. vallahi ANAP'a geçerim. 'Bu takım gitse gitse Günay Abla'ya gider.' dedik. Hiç görmedin mi?" Yine kapı çalındı. vallahi. kitaplı. yanık yürekli!" En büyüğü yirmi üç-yirmi dört yaşlarında." "Oynar. Tecavüz sahnelerinde filan oynar. önemli de değil." "Oooo. ikisi kız beş üniversiteliy- başlayan şiirini değiştirmişlerdi. yeşilli! Faşolar geliyor. diler. ben Alpaslan'ın tosunlarından medet umar "Var sen hesap et! Hesaplı. kudümlü bir meşk ettik ki sorma. aletleri getirmediniz mi?" "Girsenize. "Tanımadım. ama." diye "Abla. cüretle oturuyor bu adam? Onuncu sınıf Yeşilçam figüranı!" "Ne işin var senin bu heriflerle? Günay Rodoplu'nun masasına hangi "Türk filmlerinde oynar bu. İçimize sinmedi. kadına döndü. var sen hesap et!" yumruk ettiği eliyle sildi. tabii. kapıda bir şarkı tutturdular. plânlı partiyi ele geçiriyorlar! Bak. Rahatsız etmiyoruz ya?" "Evde misin. daha sonra bestelenen "Takalar geçiyor allı yeşilli. Nasıl tanımazsın?!" "Bir şey unuttular herhalde. Ecevit'in. Öyle. "Hani nerede.hale geldiysem." demeye kalmadı. geldi aşağıdan." dedi Şafak'a. Hakanlarda yemekteydik. bilmediğimiz için getirmedik. "Biz de sofradan yeni kalkmıştık" . "Faşolar geliyor allı. Kötü adam rollerinde. canım!" sana ne deyim. misafirin varmış senin!" dedi Erdoğan. Ani bir hareketle. burası da vatan yahu!" "Ben bu hale geldiysem." dedi Rodoplu.

" dedi. "Yok. "doldurayım mı?" işareti çaktı. tevhide! Hak ya ilahe illaallah! Allah! Hak ya ila he illallah!" duğu yerde ilahi söyleniyor olmasını hiç beklemiyor olmalıydı. seni. düm tek tempo tutmaya başladı. delikanlı elini kalbine götürdü.. abla. Şafak'a. Çağırayım Mevlam. Seherdeki kuşlar ile çağırayım Mevlam seni." "Sizin oralardan. teşek- .. "Buyruğun tut Rahmanın tevhide gel. Buyurun. Dağlar ile taşlar ile çağırayım Mevlam." "Saz olsa. "Bu küçük hanım sahici profesyonel! Ne güzel!" rında eliyle düm tek. masanın kena- "Az önce gittiler. "Gökyüzünde İsa ile. "Öğrenci misin?" "Dişçilikte okuyorum. "Bize bir türkü söyleyeceksin artık!" "O değil de." "Nerelisin. Atiye?" "Azeriyim." dedi Atiye. genç kıza döndü.. "göçmeniz." O bitti. Dördüncü sınıf öğrencisiyim. Belki de. "Sesi çok güzel. solistimiz oluyor. selamladı. Erdoğan'a bir bardak gösterdi." dedi Rodoplu. Rakı masasının ol- olayın üstüne gitmek için. Elindeki asa ile." "M-mmm-m-mmm -m-mmm mm mm mm mm. "Atiye.Kızlardan birisini tanımıyordu. Atiye. seni! M-mmm m-mmm -mmm. Tur dağında Musa ile. "Sen kimsin?" "Ben. bulaşıkları itti." dedi kız. neşeyle." dedi Erol. hızını alamamış olmalıydı. kızcağız. nereden geldiğini şaşırmış gibiydi. Erdoğan." dedi kız. Şafak Özden." Diğerleri de birer ikişer katılmaya başladılar..

Türkü söylemeye davet etmek.. "Bu ülkede. 'Müslüman'ım dedin mi." . Tıkandığın yerde.yordu. başka bir anahtardan. solar aney! Yüreğimi dağlama!" etmekti. arkandayız. Çay içeceklerini. "Ağlama yâr. gel- medin aney. "Ne iş. Türkü söylese aklanacak. bıraktı onlar söylesinler. kendisi çay koymaya kalktı. baştan aldı. Rodoplu'nun suyu koyduğunu bilmiMın-mmmmm. Rodoplu. " Umduğu oldu. Erdoğan. Şafak'ı aklıyordu. Şafak. Şafak'ın kimliği ortaya çıkmış." dedi." Faşizmin şakası bile ürpertiyordu. Dön"Faşo. Hadi. bahçeyi dolan da gel! Hasta düştüm. abi. Acı çekiyor sanki. ağlama aney! Mavi yazma bağlama! Mavi yazma. canım!" "Bir dakika!" kendi bardağını göremedi. allı "Bırakın bu işlerin yakasını." dedi.. Aklama nedenini de biliyordu: Acı çekiyor olması. 'Ben Türküm' dedin mi. Şafak'ı. Hakan katıldı.. hadi!" "Atiye'nin yanında! Utanırım. aklanmaya davet olmasına kıyamıyordu. Şafak'ından koca bir yudum "Ağlama yâr. tamam mı?!" Aksini iddia "Tamam. abi. sert baktı.. Rodoplu'yla göz göze geldi." dedi. sert "Ben solcuyum!" dedi. abla!" "O da katılır. yeşilli faşosun. sol şeridi sana bırak- eden varmış gibi meydan okuyordu. düğünde." dedi Erdoğan. Git gidebildiğin kadar. acıları son bulacaktı "Almalar olanda gel aney. bu 'faşo' işi?" faşosun. "Türk solcusuyum. tanışma bitmişti. "Biz sağa çektik. tez aldı. bari can verende gel!" ağlama aney. kür ederim. tık.

0 ne yapacağını bilmiyor. Öyle de böyle "Kütahya'nın Pınarları?" diye onayladı.. abla. Seçim kampanyası sırasındaydı. " Seni kandırmaya. aman ayrılık." dedi Şafak. Çok da yorgun olmalıymışım ki. abi. Günay'cım. en türkü!. uygarlıkları dünyadan esirgemeyen Türkiyeliler. olur mu? Ben ölürsem. Ne- . güvenli. dünya sana kalır mı?' diye titreştiğini. sustu. Azeri kızı devraldı. 'Gelmeyen sensin! Ben değil!' Sonra. Şafak beni geliyoruz. çektiğinin tükettiği atmosferin hakkını veren Türkiyeliler. anladım.sen bilirsin. Rodoplu. '0 türküyü ben söylemeliyim.. adil. ta"Farkında mısın. mamlanmış." dedi Erdoğan gülerek.' dedim. yüreğimi dağlama. Ben ağlıyorum. aman Vehbi'm. 'Aman. Zigana'dan Kafkaslara uzandı yine. bir can Verende gel!' Delilik gibi bir şeydi. Hic- vakur. 'ağlama yâr ağlama aney. bu hicri başımdan. biyofil. kişilikli Türkiyeliler. beni eve getiriyor. birden başladı. deli ettiydi. insan ne zaman türkü söyler ya da bir resim yapar ya "Ne zaman?" "Algıladığı dünyayı duygularıyla ifade ettiği zaman. "İstemem. ağlamaya başladım. nazlanmadı. "Hadi. " rini çektiği. gece yatabilmirem. en yalın halindedir türkü söylediği zaman. demek istiyordum. Yolda Bir zaman hatırlıyorum. hasta düştüm den olduğu hüznü biliyordu ya da ne hissettiğimi algılıyordu. sana çatabilmirem! Ayrılık. "Bir türkü yetiyor sana? Bir "Sen hiç Güner Karabacak'ın. "Hicrinle. "Evet?" "Biliyor musun. ayrılık. özgün Türkiyeliler.. evet. biliyordu Günay. atabilmirem! Neyle- yim ki. 'titreş- tiğini' duydun mu?" da halay çeker?" saf. "Sizin yardımınıza ihtiyacım yok!" "Peki. söyle!" Ne istediğini. ama söylemeye kıyamamıştım.. Algıladığını gelmedin aney. En katıksız." dedim.

'Abi. . 0 akşam Erol da sahiciydi." rımı çıkarıver.' demişim. kendisi olduğu zamanlar hep türkü söylerdi. Şener'e 'Çorapla- rum. gel yanıma!" "Nasıl unutursun! Ayıp çocuğa!" "Beklesin." Mahcup mahcup güldü. Garip gelecek ama gerçekten onu ilk kez anlamaya başladığımı o gün hissettim. Eze eze de oğlan derken. Ceketini çıkardı. ne diyeceğini bilemediği için. Nasıl olduğunu anlatacağım. "Çok seviyorum. "Sedat mı?! Yok. peki?" bana ilk geldiklerinde. Öyle bir yürüyüşleri var.türkü ile ifade ediyordu. kravatını gevşetti. Diğerleri de öyleydiler aslında. Onur Oflu hariç. rım benim!" "İlahi!" dedi Rodoplu." "İçkili araba kullanmak istemiyorum. kardeşlerimin yanında! Göreceksin! KoçlaGünay'ın aklı kesmedi. geçen gün. Evli.' dedi ve aklım başıma geldi. onları." "Eeee? Ne oldu. Çıkardı çocuk. ama önce o akşamın geri kalanını söyleyeyim. ayıp oluyor." "İnip alalım!" "Kaç saat şimdi?" "Dörde geliyor. utandı. Günay Rodoplu'yla gerçekten tanışmamızı sağladı. Unutmuşum. koçum benim. Dürüst olduğu. Sonra da bir ara." "Gitmiştir. yani? Koca adam. canım! Neden?!" "Niye yukarı çıkmadı?" "İstemedi. Sedat'ın aşağıda onu beklediğini gençler gittikten sonra hatırladı." Birden gevşedi. O da kocaman adam. Biliyor musun. Ehliyet de yok ya. çocuğu var. Hele Sedat'ı! Oğullarımdan daha çok seviyo- "Ne var? Oğlum o benim. "Hadi. Sorunun cevabı. Şafak. O getirdi. ne işi var?" "Laf mı şimdi. o adamlar sahiciydiler.

öylece durdum. daha çok severim. Kendimi çok "Hoşça vakit geçirmekse. "Şimdi!" "Ne oldu şimdi?" "Niye? Tabii. bilgilerimi tazeliyordum. hadi. Bir dediğimi iki etmiyorlar. Ne ki. hiç değildi. Rodoplu. daha doğrusu."Çocuklarından daha çok nasıl seversin?" Bunların belli ama." dedi Rodoplu. Verimli desem. Birilerini yalnız hissettim birden. hoşça vakit geçirmemiştim. o olmamıştı. "Gelsene. sendikacıdan öteki meselelere kadar hissetmıştı bile. Düşünüyor. Gözlerimi tavana diktim. Çocukların ne olacakları belli mi? Değişmeye giderken geçirdiği geceyi düşünüyordu." "Yarın toplarsın. kız!" "Ben şunları toplayayım." tiklerimi anlatmaya karar verdim. Onunla konuşmaya. "İğrenç görünüyorlar. memnun etmekse. Onlar olmasa nasıl dönerdi o dükkân? Politika yapabilir miydim?" Uzandı. gel yanıma!" Gözlerini dikti. yanına geldiğimde uykuya dal- . Şafak'ın yanında da kendi başıma yatacağımı hissettim.

egzotik bir aydın tavrı." Başını önüne eğmiş. kendi kendine konuşur gibiydi. kötü söyle hoşgö"Böyleyken. Öyle değil. kendindeki insan'ı söyle demek. ama içindeki kendini söyle. ister Lehçe söyle. Öyle değil. ama kenedindeki 'sen'i söyle. Bu aşkı sana anlatabilmem için. . "İster Türkçe. Arka-planımın beni 'çoksesli" müziği sevmeye yönelteceğini sanıyorsun. arkadaşım. rüyü öğreneyim. "Öyle değil! Kandırılmadığım tek zaman türkü dinlediğim zaman!" Duraladı. çanakla süslemek gibi bir şey. "Türkü sevmemi halk dalkavukluğu sanıyorsun. Eve kilim yaymak. Ya da.VI '"Bana bir türkü söyle!' ne demek biliyor musun?" diye döndü Günay Rodoplu. 'bilimsel' terimler istiyorsun." Onu düş kırıklığına uğratmıştım. İyi söyle içim ısınsın. bir türkü ile kandırıldığımı söylüyorsun.

Ben. Az sonra şerefelerin ışıkları yandı. istedim sen olaydın! . 'yabancı' gibi algıladığı pa- tolojidir. Öyle değil! Öyle değil! Ne. Zamandaşı olduğun 'Türk'ü patolojik bir vakıaya indirgeyen 'yabancılaşma'nın öyküsünü anlatayım. dın!" Hiç beklemediğim bir patlamaydı. bilemedim! Hasta yatağından kalktı. kendisini 'kendi- kendisini çıkmaza sokar. eylemlerini kendi dışından dayatılan bir düzenin normlarına göre sürgit ayarladığı durumdur. Neden sonra.. şaşırmış kalmıştım! Ne diyeceğimi ". ben. Ama bu kelimeyi değil.. Yüzüme . kendisi ile olan ileti"Nasıl şey o öyle? Delilik!" diye mırıldandığımı hatırlıyorum. hatta tapar eylemlerine!" şöyle bir baktı. benliğinden uzaklaştırır. çünkü daha çarpıcı! Çünkü. "Bireyin dünyasını kendi adına biçimlendiremediği. pusmuş oturu"Yabancılaşma. kendisine duyduğu muhabbeti soğutur.." diye başladı. selvide dal olaydın!" diye söylendi kısık 'el olma' ifadesini kullanacağım. beni. Veremezsem. peki!" dedi. evireceğim. bir idealist Büyük Yalanı ve ihaneti anlayacaksın. ama yine de boyun eğer. SHP'yi. "Dinle. yüzünü çok uzaklardaki Sultanahmet Camii'ne çevirdi. pencereye yürüdü. senin bu sözcüğü her duyduğunda irkilmeni istiyorum.. Tekrar konuştuğunda meydan mekten bir türlü vazgeçemeyen aziz dostum! Dinle de sana 'ağyar'ın öyküsünü anlatayım. "Bana göre yâr mı yok aney.almada al olaydın aney. canım. sine el' gibi gördüğü. Eylemlerinin sonuçları şimini yok eder. Anlıyor musun? Çevireceğim. Şafak'ı. Anlatacağım ve sen kooperatifi. Ramazandı.istedim sen olayyordum. bir materyalist gibi anlatacağım.Batılı gerekçeler istiyorsun." gibi anlatacağım. büyük ilerici! Dinle benim ambalajlanmış 'doğruları tüket- kısık. tutucu. okur gibiydi. gerici sayacaksın beni. insanın kendisini 'el' gibi.

kendisine yabancı. O da farkındaydı. bilinen en eski patolojidir. "Yaygın söylemden farklı ola- fırlattığını. onun önünde eğilir. Anlıyor mu- sini. bakınız. Günay Rodoplu'nun beni uzaklardan yakınlara. gibi dönenir durur artık. putperestlik ile tek tanrılı dinler arasındaki fark. İngilizce'de deli doktoruna 'alienist' dünya ile bağlarının tümüyle kopması hali. hem kendi- . değil mi?" diye sordu. yani elleriyle inşa sun? İnsanın kendi eylemi. kendi eyleminin sonucuna tapıyor olmasıdır." dedi Günay yavaşça. kendisi tarafından yönlendirileceği yerde ona tepeden bakan ve karşı olan bir güç haline geldiği durum' diye tanımlar. Tevrat-İncil-Kuran üçlüCasiye 23. İnsansal zenginliği ile. kişinin yabancılaşması.İspanyolcada. sündeki karşılığı 'putperestlik'tir. efendim. Sınırsız yeteneklerini kullanabileceği onca şey varken." dedi. "Fransızca'daki karşılığı 'ailene'. kişinin "Yabancılaşma. Ortalıkta avare kasnak teması kesilmiştir. ettiği bir puta. putu." İçini çekti. putperestlikte birden fazla tanrı olması değil. yani. " tabii. rak. "Marx." Acı acı güldü. 'aiendo'. sonsuz yetenekleri ile "Put bir kere inşa edilmeye görülsün. ona tepeden bakan ve karşı olan bir güç haline gelir. cinnettir. arkadaşım! İnsan. sertçe. hem de başkalarını 'nesneleri algıladığı gibi algılamaya başlar. yakınlardan uzaklara "Şaşırdın. "Delilik tabii. 'psikopat'tır. denir. var olma nedeni diye o putu beller. Furkan: 43. kendisinden 'gayri' olan bir güç. Cinnet. savurduğunu daha önce de söylemiştim. kendisinden bağımsız olan bir şeydir sanki. Kuran yabancılaşmayı 'kendi istek ve tutkularını ilah edinmek' şeklinde tanımlar. kakar bir put yapar. Kendisi. ona tapar. Bütünüyle yabancılaşma durumu. 'kişi- nin kendi eyleminin kendisine el olan. canım.

çölden vahaya. kendisine 'el'dir. maktadır." diye fısıldadı. özgür iradesi değil." dışındaki ve varlığını borçlu olduğunu vehmettiği güçlere bağımlı. " Şiran'la senin. Ne kendisini.... ahlâk kaosunu körükleyen... savuran çeyrek.. "Mecazi "Yeşil elma. umutsuzlukla umut. seçme hakkı bir sanrıdan ibarettir." dedi Günay. kendi yarattığı çarpıtmaları algıla'Çeyrek'ten kastını sordum. Yapıcı gücünü. den sonra. hayali ihracatçıyla âhi evran esnafını zamandaş kılan çeyrek. duymadı bile. yapa- Dünyanın sahibi olduğunu. gerçekliği değil... Eylemlerini 'put'u belirler. "Murat yaşamak durumunda kalmamız demek olan çeyrek.. yerden yere vuran.. Türk'ün Türk'e sevgi/nefret ilişkisi geliştirmesine neden olan çeyrek. Özgürlüğü bir illüzyondan. İlk kez görüyormuş gibi rulalı. hiçbir ulus bizimki kadar hoyratça savrulmadı demek olan çeySultanahmet'i seyrediyordu.. İşin aslını asla öğrenmeyecektir.. şaşkına çeviren de bu çeyrek. insan olma keyfiyetini kaydı hayat şartıyla bir puta devretmiştir! Bundan böyle kendisini. Sökmenoğlu gibi haysiyet sahibi bir adamla Süleyman Demirel'i bir arada rek. kendi bilecekleri sınırlı bir 'şey' olarak algılayacaktır. dünyanın ondan sorulduğunu unutmuş- başkalarına 'el'dir. başını salladı. Şafak'la benim. ne- ." Kelime bulmakta zorlanıyormuş gibi ağır ağır konuştu. yaratıcı güçlerinin ve aklının aktif taşıyıcısı olarak değil.tur. ağyarla yerlinin kavgasıdır. değer yargılarımızı karmakarışık eden.. ne de çevresini toparlayabilir. "Türkiye'nin kavgası. Büyük Yalan'a saygıyla biat ettiren çeyrek. günümüz Tür"Dörtte bir kadarımız henüz yabancılaşamadı. kiye’sinde daha 'çeyrek' var." birden aklına gelmiş gibi duraladı. çünkü. Çağdaş Batı toplumunda 'yabancılaşma' tamdır. tarçın ve kekik kokan 'çeyrek' bu çeyrek! Bizi bu ülkede çeyrek. Dünya kuruldu kuYatağına dönmesini istedim. vahadan çöle atan. boyun eğmekle başkaldırmak arasında bırakan..

"ölüm" dedi Günay. "İç sömürgeciliğin kurbanları. Sustu. ne ölen 'şafak'. bilgi. Bir değil." diyordu." binlerce. "Söyledim. işte!" Yaşları yanaklarını buldu. Tülin'in dediği gibi. yüz yağmacı. bastıkları yerde ot bitmez. "Topluma iyi uyarlanmış. çekirdeği. milyonlarca Şafak Özden. rakter zaman içinde değişirdi çünkü. milyonlarca sevgi. ya onlar!' kavgasıdır! 'Ya Günay Rodoplu. umut ve umutsuzluk içeren yüzüne bakarken. hoşgörü." diye tanımlıyordu. ya Şafak Özden' "Ölümüne kavgadır!" dedi. günümüzün toplumsal karakteridir. tapar!" "Günümüz Türkiyelisinin putu. başarılı tip. Ama. Şafak Bana döndüğünde gözleri yaşlıydı. özen. toplumsal ka- . Çözmem gereken kavram. bağlantıyı kuramıyordum. Yüz binlerce. 'put' kavramıydı. hatta hezeyanına verebilirdi.kavgasıdır!" '"Ya biz. beş değil. inanç. acıma. olacak! Onun öldüğünü ben görmeyeceğim. rikkat. aynı anda sözcüğünü. coup de grace. kısık kısık. boyun eğer ve 'Toplumsal karakteri "Ulusumuz insanlarının çoğunun paylaştıkları. aşk. 'günümüz' sözcüğünü altını çizerek vurguluyordu. şöhret. güç. Ben. sizi yine de seviyorum. nefret. Ne ki." tan olamamaktan yakındığı günleri düşündüm! Ne kadar yanılmıştı! Günay'ı hiç böyle görmemiştim! Hiç bu kadar kararlı olmamıştı! MiliFeryadının Şafak Özden'le olduğu kadar o günlerde bir ailenin baca- sından içeri bomba atıp yarım düzine çocuğu öldüren PKK ile de ilişkili olduğunu hissedebiliyordum. Para. merhamet darbesi anlamında kullandığını anlayıverdim. Rodoplu'yu daha az tanıyan birisi. dudaklarını ısırdı. ne varsa yağmalarlar! Türkiye insanı. bu karakteri kendi elleriyle yaratır. Ancak. "Ne öldüren 'ben'. tavrını pekâlâ da düş kırıklığına uğramış bir kadının duygusallığına. ortak kişilik yapısının günümüzdeki özü. korkma!" dedi. Şiran Ören. ideoloji. saygı. "Ama.

Cevap vermedi. Lord. Ama. bu sürecin tanımlayıcı niteliği. insanın. o gün. Rodoplu. karşılıklı sorumluluklar ve birtakım örfi kısıtlamalar çerçevesinde bir dayanışma içererek gelişir. Artık sadece 'cemaat'i değil. Ortaçağ'da evren çok daha 'büyümüş'tü. Yahudilerin Yahova'sı gibi. Durağan toplumu harekete şüncesinde. lordkarşılık onları asgaride de olsa doyurmak ve korumakla yükümlüdür. yıldızları da içeriyordu. bes"Günümüzün Türk toplumsal karakterini anlamak için kapitalizmin gelişim süreci içinde Batılı türdaşlarımızla ne oldu." dedi. yeni para . "Lordun köylülerinden hizmet talep etmesi Tanrısal hakkıdır. Feodal sömürü." diye anlattı. Kapitalizm öncesi. 'dünya'nın evrenin merkezindeki yerini kaybetmesi ile coğlardaki keşiflerdir. türdaşlarımızla paylaşmadığımız niteliğimiz yoktur ve son özetledi. ama yaşayan insan'ın. Avrupalı türdaşlarımızın dügeçiren.belli. kekik ve tarçın kokan bir yiğit değil." tahlilde biz onların patolojisini ithal ederiz." diyordu) sistemin merke'İlkel toplumlarda evrenin merkezi. İşte. ona bakmak lazım. 'İnsanımız artık yeşil elma. 'cemaat'tir. cemaatin bağımsız bir varlığı olduğu vardır. On altıncı yüzyıl insanı. köylü de köylü. 'dünya' bu evrenin du. ("Arzinde yer almasıydı. nasıl öfkelendiğini düşünebiliyor musun?" "Onlar da mı lahmacun yiyorlardı?" diye sordum. her cemaatin kendisine mahsus bir 'tanrı'sı bile dünyayı. herkesin bir yeri. rafi keşifler aynı yüzyıllara denk düşerler. İlahi düzende. O kadar ki. toplumsal hiyerarşiyi altüst eden." diye mırıldandım. gökyüzünü." düşünülemez. önce on altıncı yüzyıl Batı insanının dünya görüşünü zuları ile kederleri ile. Seçkin Lord'un karşısına dikilen eski uşağı. "Malum. her şeyin ölçüşüydü. merkezindeydi. on beşinci ve on altıncı yüzyılbabası magandadan nasıl ürktüğünü. buna önceden kararlaştırılmış bir konumu olduğu düşünülüyordu. "Cema- ati’n dışındaki her şey karanlıktır. 'Yaratılış'ın nedeniydi. bizim Ülgen'imiz.

emek pazarında ve özgür iradeleri ile imzaladıkları bir kontratla sermaGünay Rodoplu. biziz. feodalizmin yıkılması gereklamış. serbest pazar belirleyecekti.gecekondu yaptıkları kesin! Önce kilise arazilerini. Rodoplu. "Ben kimim?" sorusunun sorulabilmesi için. bu yüzyılda irrasyonel otorite'ye. Avrupa tarihinin bu noktasının dünyanın gelecek "Batılı türdaşımız kendisinin klanından ayrı ve farklı bir varlık olabi- leceğinin ayrımına varıp bireyselliğini tanımladığında. "Ben." fark etmesinin aynı döneme rastladığını söyledi. klana. bütünlüğüne. Biyofilik." . millete tapınma ilişkisi değil de. cemaatinden ayrı bir "benliği" olduğunu "Onu bilmiyorum. "Ama soğan koktukları. sonra lordların topraklarını işgal ettiler. Antwerp gibi. duklarını keşfeden. İlki." derdi. Bu ilişki iki türlü gelişebilirdi." beş yüz yılını belirleyen bir nokta olduğunu düşünüyordu. yani. bireyselliğine za"Evet. kişinin mensubu olduğu klandan baş vermesi ile baş- mik özgürlüklerine kavuşmalarının öyküsüdür. dünya ve insanlarrar vermeden bağdaştırabilecek ilişki türüydü. Sevgi ilişkisi. akılla kavranamayan otoriteye lordlar için. İlkel bir cemaatin üyesi. Bundan böyle kendileri gibi ölümlü "İzleyen on yedinci ve on sekizinci yüzyılların kapitalizmi." dedi. "Bir aşirete." la yeni bir ilişki geliştirmek zorunda kaldı. Avrupa’nın en güzel şehirleri böyle oluştu." diye anlattı. yaşamsever bir ilişki demek istediğini düşündüm. 'birey' ol- ti. klan bağlarını kopartan insanların siyasi ve ekonoboyun eğmeyeceklerini haykırdılar. par- çası olunan bir bütünle kurulan iyileştirici ilişki. bireyselleşme sürecinde aldığı mesafeyle doğru oranda büyümüştü." dedi Günay ciddi ciddi. kendisini henüz 'birey' olarak algılayamadığından. 'Bireyselleşme'. emeklerini ye sahiplerine para karşılığı satacaklardı. Emeklerinin fiyatlarını da lord değil. Avrupa insanının. "İnsanlar. kendisini dünya ve diğer insanlarla. onların öngördükleri biçimde çalışmayacaklar.

olmaktansa. kişinin kendi dışında birisi ya da bir şeyle kendi bütünlüğü- dünyasını ortaya dökmesine izin veren iletişimdi. Bu türlü ilişkide. Günay. Rodoplu’nun Rodoplu. sınıfının. Toplumsal düzlemde. bunu da ona ya 'itaat' ederek ya da 'tahakğünü. bir kurum. Ona. paylaşmaydı sevgi. "İlüzyonsuz. bağlayıp. Kişinin iç Sevgiyi. kendi yüreğinle bütünleştireceksin. bütünün parçası. ya böyle bir ilişki olacaktı ya da "Kendisinden 'daha büyük' olan bu 'şey'. özüne inecek. çekir- bir millet. bir kavim. bir ideoloji olabilirdi. kadın erkek bir başka birey. mutluluğunda aktif bir rol "Dayanışma. sorumluluk. aklını kullanacaksın. kadın ya da erkek sevgilinin. bireyin çevreden farklılaşmasına izin veriyor. Özden'in Özden olmasına duklarından farklı görmeye ya da göstermeye gerek duymadıkları ilişki teşvik ediyordu. özen." Bireyin dış dünya ile kurduğu ilişki." diyordu. "Eğer izin veren ilişkiydi. tarafların kendilerini ve başkalarını ol- toplumunun. Sopalarını birbirlerine cak. Onu tanıyacaksın. ideolojinin ne yaptığı. onu isteklerin ve korkuların doğrultusunda çarpıtmadan. Kişisel düzlemde. hele de dile getiremediğin ihtiyaçlarına cevap vereceksin. deği. Ama. hangi yolda geliştiği seni ilgilendireoynayacaksın. nesnellikle bakacaksın." diyordu. sevdiğinin. İhtiyaçlarına. türü. cektir.nü ve farklılığını bozmadan bütünleşmesi olarak tanımlıyordu. her iki durumda da özgürlü- . Gelişmesinde. gerçekliğin özünü bulmaya yöneleceksin. bütünlüğünü kaybeder. Sorumlusun. bilgi. 'bütünü' kendisinin bir parçası haline getirmeye çabalar. Anlamaya. Zekânı değil. bir aşiret. Sen bir seyirci değilsin. kısa vadeli bir amacın olmayakişinin kendisinden daha büyük bir şeye 'sığınması' şeklinde gelişecekti. yüzeyin altında kalanı kavramaya. muzu düşüren maymun misali." küm' ederek gerçekleştireceğini sanır. hatta seviyorsan. örneğin. saygı. Saygı duyacaksın. ulusunun. toplumunu olduğu gibi görmesini mümkün kılıyor. birey.

alkışla. "düşmanlarla sarılmış olduğu duygu- İtaatkâr ya da mazoşistik kişilik ile tahakküm edici. ailesinin. kişiği' olduğunun bilincine erişmesini gerektiriyor. üretim ve pazar yerleşti. kliğinin. buna boyun eğEl olmamanın. kendisinin yönlendirdiği. Üyesi olduğu 'klan'dan lanmak istediği için alkışlayıcılara gitgide ve daha çok bağımlı olur." dedi Günay. Köleler ve firavunlar." diye anlattı. Her iki durumda da bağdaşma yoktur. Ancak. bütünlüğünü kaybeder. 'İnsan 'her şeyin ölçüsü' olmaktan çıktı. tam tersine. öteki de alçak bulduğuna. klanı olmadan yapamaz. sadistik kişiliğin hükmetmeye yöneleceklerdir. olduğunun bilinci içinde. onlara hayat veren. İkisi de." dedi Günay. dünya ile bağdaşacağım derken. Batılı türdaşımız için Hıris- . Avrupalının toplumsal karakteri değişikliğe uğradı. hatta çağının kölesi olmayan. egemen olduğu. diler. Yeni 'put' önce Hıristiyanlıktan kurtulmayı gerektiriyordu. her zaman yenilgidir. kendisinden yana bir güç olduğunun farkına varmasıydı. "Çünkü. lar. Kişi. birbirlerinin sırtından geçindiklerini anlıyordum. onlardan biri nin kendi eylemini kendisine yabancı bir güç olarak algılamaması. hükmettiği ailesi. Son tahlilde ikisi de aynı düzene mahkûmdurlar. üretim ve pazardı. örtülü ya da açık bir düşmanlıkla sarıldıklarının farkındadırsunun üstesinden gelebilmek için daha çok itaate ya da daha da çok "Daha da kötüsü." klanının. Kişinin ayrı bir 'benlibaşvermesini gerektiriyor. aşireti. Mazoşistik kişilik ile sadistik kişilik sonunda aynı kapıda buluşurlar: Biri kendisinden üstün bulduğuna sığınır. sonuç. Mese- yılda Büyük Makine oldu. Tanrı'yı terk ettiler ama yeni bir 'put' yapıp.birbirlerini beslediklerini. Ne ki. onları oluşturan insandır. onun yerine iş. aşiretinin. Bağdaşma 'ben' bilinci gerektiriyor. Ne ki. Bu 'put' on dokuzuncu yüzyılda iş. dünya ile yapıcı teması sürdürebilmenin koşulu. Batılı türdaşlarımız bunu becerememişlerdi. Yabancılaşmamış insan. Mesela. Rodoplu. yirminci yüz"On dokuzuncu yüzyıldan itibaren.

'Hayabir sahaya yatırmak. insanın serpilmesi. sorunların çözümünü bir yana bıraktık. biliyor musun? Bir Amerikalı düşünürün dediği gibi. Bu umursamazlık hali dini ya da psikolojik sorunlar filan da varlığı da gündemden kalkar." kitaplı dinlerin vazettiği Tanrı belirli bir kalıpta dondurulamaz." suretinde yaratıldığı için insan da dondurulamaz. Günay. aslında olan hacmine eşit sayıda tekrarlanır!" dedi. büyük orkestrayı . Ş. Çünkü. Şeriati'nin demesiyle bu 'ne bilim tarafından inançtan. kişinin kendisinin rulu Başkanı'na indirgenir. söylemiyle günlük emisyon lerinin ihtişamı Türklerin burnunu sızlatalı nicedir! Ama. Oradadır. Deyiş yerindeyse. çok büyük sorunlar çıkmadan geçiştirmek istiyokeklik misali kabullenir.' şuna ilişkin temel sorunları bir kenara bıraktık' diye dertleniyor. Anlatım yerindeyse. Tanrı'ya inandığını söyleyen çoğunluk Tanrı'nın varlığını çantada Ne demek istediğimi anlıyor musun? Yani. putperestlik arasındaki kavga." yaratmaz. 'mutlak kemal'e inanç tarafından bilimden alıkoyulmamak.tiyanlıktan vazgeçmek. tek tanrıcılıkla. 'şey' olarak erişmesiydi. bir taraftan bakıldığında da dinler serpiliyorlar gibi görünü- yordu: "Örneğin. kendisinden vazgeçmekle eşanlamlıdır.'nin. Tanrı'nın varlığı da. İnanmayanlar için de yokluğu çantada kekliktir. ve yabancılaşmış yaşam arasındaki kavgadır. yapıcı Ancak. Amerika Birleşik Devletleri'nin dindarlığı doların üzerindeki 'In God We Trust.' Laik Batı.' Tanrı'ya inanırız. 'Din vitrinlerde teşhir edilen mallardan birinden ibarettir. müzisyenlerin o olmasa da müzik yapabileceklerini hep hissedersin. bir nesne. ne varlığı ne de yokluğu umursanır. çevre tarafından biçimlendi"Bu bağlamda. ne de rilmektense. Tanrı'nın Üç büyük dinde nihai amaç. algılanamaz. "Kiliselerdeki nikâh törennedir. ömürlerimizi kârlı ruz. ama. Yönetim Kuo yönetir. çevreyi biçimlendirecek' şekilde donanmak demekti. Tanrı uzak bir Kâinat A. 'insanın varolutın anlamını.

Bu anlamda afyonluk görevini dar hallerindeyken küfre girdiklerinin farkında değillerdir. iyi bir iş ortağı olsun diye dua ile borçlanhahamlar ne kadar bağırırlarsa bağırsınlar." dedi. ilişkin bir vaazında. şöyle. yani işverenin ödeyeceği ücret dışında. Otomobil üreticileri kimlerle özdeşleştirildiğini görüyor musun?" yeni bir model çıkaracaklarını ilan ederler ama!' deyivermişti. Billy Graham'ı hatırlattı. Tanrı'nın laştığı belki de en büyük tehlike olduğunu söylüyordu. emeği . Günay. İnsanlar Büyük Makine'nin yani çağdaş putperestliğin farkına varamazlar. putperest Yunan-Roma geleneğinde. bu dırılan Tanrı olmuştu! Batı'da yirminci yüzyılda yaşanan 'rönesans'ın tek tanrıcılığın karşı- yüzyılda ilk kez. o zaman. Jus utendi et abutendi." üzere kullanıldı. en din- sermayenin satın aldığı herhangi bir mala dönüştürdü! Emek. kitaplı dinlerden hiçbirisi ile uzlaşamaz. Adam sahte Mesihlere Amerika'nın çok ünlü bir papazını. 'Eğer. Müthiş bir neden bir deterjana tanıtma faaliyeti ona da yapılmasın?' derdi. Papazlar ve Batı toplumunun yabancılaştırıcı güçleri yanında yer alırlar. 'İnsanı bir 'şey'e indirgeyen yabancılaşma. Ne diyeceğimi bilemedim! "Çağdaş Batılı. Tanrı. reklamcıydı. Bunun farkına varmadıkları için de. kiliseler ve sinagoglar çağdaş hudi olarak yaşadıklarına inandırmaktır. Sheen diye biri vardı. Tanrı'yı. Tanrı'nın en azından onun geldiğini bizlere ilan etmesi gerekirdi.her pazar dini yayınlar yapan televizyonlarda vaazlar verirdi. gelen Mesih olsaydı. insanları tümüyle din-dışı bir sistemde iyi bir Hristiyan ya da Yagerçekten iyi yürütürler." Tanrı'nın ölümü. Adam. Bütün yap- tıkları. en çok kapitalizmin işine yaramıştı. bir "Bak. 'Dünyanın en mükemmel mamulünü. kullanmak ve tüketmek sorumluluğu yoktu. patron Tanrı. Piskopos Sheen. satıyorum. "Bir de. "Ne kadar ironik değil mi?" dedi Günay. Kullananın.

Top- . Renan'dan Marx'a kadar. Emeğin fiyatını biçen. Hak. Günay Rodoplu. Bir tüccarın başka bir tüccarın müşterisini çalmak için fiyat ekonominin 'insan' için olduğu düşüncesi henüz kaybolmamıştı. Anlamaya "Aynen. düşürmesinin Hıristiyanlığa uygun düşmediği söylenirdi. "Gerçekten iğrenç! Düşünebiliyor musun. sömürüye kulp takmak ister gibi bazı talıklı bir çocuğun pek zor büyümüş şeklini andırırlar. ettiler. "Ve bu ücret pazar tarafından kararlaştırılıyordu. galiba. yeteneksizliği ya da düpedüz doğa kanunu şeklinde açıkniteliği işçinin zalim bir biçimde sömürülüyor olmasıdır. soyut ve tabiatıyla sorumsuz bir pazar ekonomisinin putperestlerin. Oysa. ortaçağ kültüBu yüzyılda. Mesela. insana ağyar olanın. On dokuzuncu yüzyıl kapitalizminin tanımlayıcı gibi enteller bir de kulp taktılar: Güçlünün ayakta kalması. insan olmaktı! Bu unutulmuş gibiydi. İzleyen orman kanununa Darwin olması doğanın temel kanunuydu. Hazreti İsa'nın 'mazlumları' artık kutsanmış değillerdi. lığı ile sömürmesini kolaylaştıran söylemlerdi. bu onların şanssızlığı. Sos"İnsan'ın ekonomi ve toplum için var olması söz konusu değildi. bütün bunlar. yani Araplar ve Yahudiler." dedi. Asya-Afrika insanını gönül rahatnekleri tamamen unutulmuştu." dedim.başlıyordum. zayıfın telef bası orman kanununu yenmek. İğ- mazoşistik ilişki kuranların nasıl işsiz ve açlık noktasındaysalar.' Marx'a göre. dünyanın da onlara kalacağı yoktu. dünya ile sadolandı. insanoğlunun binlerce yıllık çarenç bir yüzyıldır. 'Has- 'Hintliler acı çekmezler." kendi ülkelerini tüketmiş yağmacıların. on yedinci yüzyılda. Renan'a göre. Toplumun ve lum içinde bir grubu inciten ekonomik kalkınma sağlıksız sayılırdı. çünkü onlar Doğuludurlar. on dokuzuncu yüzyıl.' Tabii. Oysa. maalesef ırkların diğerlerinden yaradılışları icabı daha üstün olduklarını da ilan Marx'a kadar. haksızlık gibi kavramlar adamakıllı köhnemişti. Hıristiyanlığın hâkim olduğu geçmiş yüzyılların gele- rü henüz etkiliydi ve örneğin 'kâr' yapmanın bir haddi olduğu düşünülürdü. Sami ırklar. bir düzine düşünür.

irrasHıristiyan tanrısını şekillendiren anlayıştan kaynaklandığını görürsün! . " diye mırıldandım. özgür. Complete English Tra- parası olduğu için kredi kullanmak zorunda olmayan. 1731'de yazılan. çünkü kapitalizm. sonradan vazgeçti ama. Freud vereceğini. dönemin patolojik sorunlarının sömürü ve istifçilikten "On dokuzuncu yüzyıl reform hareketlerinin hepsi bu toplumsal pa- kaynaklanan. etkisini sürdürüyordu. 'tamahkârlıkla' denir. sömü- rücü. mallarını doğrudan suçlandığını biliyoruz.. istifçi. sosyalist hareketlerin tümü sömürüyü ortadan kaldırmak. karakterdi. "Daha önce de konuştuk bunu. homo economicusu serbest bırakmanın Rodoplu. dine olan itirazının Yunan-RomaEkonomik çile ortadan kalkarsa.. 'farklı' ve 'üstün' olmak. işçiyi bağımsız. işçiler sermayecilerin boyunduruğundan kurtulurlarsa. O kitapta. Ama. Dikkatlice bakarsan. otoriter. Mesela. Batılı ulusların kendi işçi tolojiyi düzeltmeye yönelikti. Yine aynı dönemlerde. galip geldi. İngiliz Tüccarının Külliyatı isimli bir kitap vardır. makinelere 'işçi düşmanı' On dokuzuncu yüzyılın toplumsal karakteri. Liberaller. Ve geçerli bir son tahlilde topluma yarayacağı inancının ürünüydü. Marx'ın çıkış nok- tası dinseldir. çok üreticiden. "Evet. insanlara bir içgüdü gibi yerleşti. Anarşistlerden Marksistlere kadar. kötülüklerin son bulacağını düşünüyorlardı. homo economicus.yal dengelerin bozulmaması gerekliliği şeklindeki geleneksel düşünce desman. Montesquieu işçilerin sayısını azaltan makinelere 'habis' derdi. Feodal dönemin tersine. aracısız alan bir tüccarın haksız rekabetle." dedi. saldırgan ve ben-merkezci bir karakterdi. saygın yani yeniden insan kılmak. on dokuzuncu yüzyılda kaydedilen ilerlemenin meyve yonel otoritenin ortadan kaldırılması halinde. insan onurunun hiçe sayılması. rekabetçi. kurtuluşun yeni bir ortam geliştireceğini söylüyorlardı." sınıflarını ve Asya-Afrika'yı yağmalamaları olduğunu söyledi. Günay." "Kitabi dinlerin öngördükleri gibi. Biliyorsun. sistemin merkezindeki yerine oturtmak isterler.

psikanalistler reçete üzerine reçete yazmış- hemen tümüyle karşılanmıştı. liberaller. sermaye ve emeğin uzlaşmaz çelişkisinin Sosyalistler. demokrasiyi dışlamak şöyle dursun." diyordu. "Birey sistemin merkezi olmaktan çıka- etmesi kaçınılmazdır. ülkeleri bürokratik yöneticilerin. on dokuzuncu yüzyıl reformcularının istekleri sınıfının sorunları Marx döneminde hayal edilemeyecek bir biçimde çööykünenlerden" koruyamamışlardı. işçi ve emekçi sınıflarla birlikte. Karataş. rıldığında. demokrasiyi de en iyi biçimde işletebilmenin tek yoludur. iki değer arasında bir iki sınıf arasında kim daha fazla pay alacak kavgasından ibaret olmadığı- kavgadır: Eşyaların ve istifçiliğin dünyası ile hayatın ve onunla yapıcı bir oldular. "Tek parti. uzlaşmaz çelişki. ama çağın patolojisine uygun reçetelerdi bunlar. Avrupa ve özellikle de Amerika'da. nıfsız toplum yolunu şaşırmasın. "Sence neden Günay'cım?" Cevabı olduğundan neredeyse emin olduğum soruyu sordum. elli yıl sonra. işçi züldü." dedi. Ama Batılı türdaşlarımızı. sıolan bağını koparmasın. Nitekim. Günay'a ne düşündüğünü sordum. "Oysa. Sömürü. sosyalizme ağyar olanlara teslim Rafet Ballı'nın 'Sosyalist Sol Konuşuyor' adlı kitabındaki Dursun Ka- rataş söyleşisini hatırlattım. ölü-sevicilerle yaşam severlerin dünyası. bürokrasisiz. parti Marksist-Leninist çizgiden sapmasın. Hitlerlerden. yani yabancılaşma olmadan . Yeter ki. Sosyalistler. bürokratlaşıp hantallaşarak kitlelerle sosyalizmi ilerletmek için de.da cinsel baskının kaldırılması halinde pek çok akıl hastalığının son bulacağını iddia etmişti. Yabancılarla yerlilerin." dedi." biçimde bütünleşmenin dünyası." "İyi de." lardı. Stalinlerden "ve onlara nı gözardı ettiler. "Sosyalizmin uygulayıcıları. yabancılaşmış ruhların işgal yaşayamaz. Birbirlerinden farklı. kaçınılmazdı. bazılarının söylediği gi- bi.

'" Cemil Meriç’i hatırlıyordu. ideologlar da öyle. rat dünyaya faaliyetinin nesnesi olarak bakar. "Bürokratlar. sadece sosyo-ekonomik baskıdan kurtulmak değil. Die Frühschriften. bunlardan sonuncusu doğru!" diye ekledi. yaların ve olayların baskısından kurtulmasıdır. "On dokuzuncu yüzyıl kapitalizmi kişisel kapitalizmdi. bakınız. sayfa 243. Ebediyet. cehennemin ta kendisi. Marx. "Öyle. insanın eşgönlü zengin olanıdır. di! Savaş'ın o akşam diline pelesenk ettiği özgürlük. Kapitalist dünyanın öyküsü özde aynı. Bin sekiz yüzlerde Avrupalı türdaşlarımız önlerine çıkan fırsatları . iş dünyasını da yöneten büolmaktan ibaretti. ayrıntıda farklıydı." maz! Varım diyorsa. yeni yöntemler. servet sahibi adam diye kendisi 'çok bir şey olan'dan bahseder. kirlen- Marx için. ya Muhammed'i bilmiyor. 'insanca yaşam'. Bu konuda en iyi tarif yine Marx'tan gelir: 'Bürok- ğında tebessümleşmek ve binlerce yıl anlaşılmadan tekrarlanmak. kitlelere el "Önceden dayatılmış bir hiyerarşinin hizmetkârı olan bürokrat için halk. '"Ölümsüzleşmek milyonlarca budalanın duda- "Talihsiz. Hazreti Muhammed'e küfreden bir Marksist ola- değerlendirmişler. kirlenmek. genelleşmek. Yabancılaşmanın en önemli göstergelerinden biri de bürokrasinin rokrasiydi ve bürokratların kitlelerle ilişkileri. yılda anonim oldu. tiler de.durumuydu. soyutlamaktan. ya Marx'ı ya da hiçbirini." dedi. yirminci yüz- "Ve bu bağlamda. çok şeye sahip olandan değil! Biyofiliktir." dedi. Marx'ın 'özgür insanı' Pek muhtemeldir ki." duraladı. Marx! Gerçekten de milyonlarca budalanın dilinde. Seçimle gelmiş hükümetleri de. halkı ne severler.'" Yabancılaşmış siyasi par"Birileri Marx'ı yanlış okudu!" nesnelerden ibarettir. ekonomi kurallarına uygun olarak yeni üretim teknolojileri geliştirmişlerdi. Günay. ne de ondan nefret ederler.

Atom bominsanın yaptığı işten haz alması gibi kavramlar ortadan kalktı." Yastığının yerini değiştirdi. Akılcı olmaktan. . Mesela. temettüler ertelenir. ünlü Model-T. yasa Anladığımı söyledim. üreteni yönetmeye başladı. yapmıyordu." 'İnsanlar keşiflerinden gurur duyuyorlardı. değil mi?" "Yirminci yüzyılda. üretmeyi hedef edinmişti." diye tekrarladı. Günay. "Pazar ekonomisinin kendisine özgü kuralları sermaye sahiplerini işlerini istemeseler de büyütmeye zorladı." dedi. "Yirminci yüz"Artık yirmi birinci yüzyıldayız. basının başarısının hidrojen bombasını zorunlu kılması gibi bir girdaptı bu. karanlık çağların hurafelerinden kurtulmuşlardı. bette kazanacaktı. hizmet üretimine. Neo-liberalizm geliyor ya!" üretimine. artı değer tüketilecek yerde yeniden sisteme gömülür oldu. Nihai ürünün toplumsal fayda sağlaması. kendilerinden başka karar mercii tanımamaktan dolayı övünçlü. Sihirli kelime büyümeydi. Üretenin ürettiğine yabancı olmadığı bir dönemdi on dokuzuncu yüzyıl. kendilerinden emin ve mutluydular. Doğayı kontrol altına al- "Üretenin ürettiğine yabancılaşması. Bu anlayış kayboldu. Batılı türdaşımız kendisini her bak. yılın patolojisi buydu. gerçekten de orta direğin satın alabileceği bir otomobil. Para kazanmayacak mıydı? El- an daha daha daha da büyüğe zorlayan bir Büyük Makine'nin kulu oldu. üretim 'elden çıktı'. Her şeyin devleştiği bir dünyada durmak düşmek demek olduğundan. imalattan. nedenini sordum. olacak. Geçmiş zaman kullanıyor olması dikkatimi çekti. Henry Ford. müzik üretimine. ama sağladığını düşündüğü toplumsal fayda da bir o kadar haz veriyordu. "Bu yüzyılın patolojisi de farklı "Üretim derken. Şaka mı yapıyor diye baktım." dedi. politika üretimine kadar her türlü faaliyeti kastettiğimi anlıyorsun.mış.

radyoyu "Sorgulamayan?" "Birlikte çalışan.. " "Tabii. ama birlikizleyen. ehramlara taş yan yığın!" taşıyan yüz milyonlarca köle! Aynı gazeteleri okuyan. . aynı filmi gören. deyse." diyordu Günay. 'Farklı' olrıldı. aynı TV’yi. türdaşlarına iletebilecekleri gerçeklikleri soyutlaştıçekliğini görecek. dünyayı daha temiz. Kimse. kimse kimsenin dilinden anlamaz oldu. Büyük Makine deyiş yerinne'nin her an ikame edilebilir bir parçasına indirgenmiştir. çünkü. otomobillere. Büyük Maki- büslere birlikte akan milyonlarca insan! Büyük Makine'nin öz uzmanlate. İnsanların kendilerine ait. kendisini aşan bir hedefi olmayan bir düzenlemedir. bir amacı. metrolara. kendi durumu ile halleşebilecekti. isimsiz otorite konuldu. öz gerçeklikleri.. her biri bütünün bir parçası olduğunun bilincinde. fabrikalara. teknoloji insanların emrine değil. çok yavaş değil. oto- rının öngördükleri bir ritimde. İlkel klanların." "Şöyle düşün." "Afrika totemleri gibi. gelişmelerin nedenini kavrayamaz oluyor. Büyük Makine'nin insanları daha mutlu. insanların arkasından iş çevirir. 'ben. birlikte üreten. Bireyi bu defa da Büyük Makine yok etti! Birkaç yüz- yıl öncesinin feodal otoritesi gitti. çok hızlı değil. birey. sadece kendi gerçekliği ile temas kuracak. yoksulları kollamak filan gibi hedefleri yoktur. sadece kendi doğruları ile bütünleşebilecek. açları doyurmak. kimseye derdini anlatamaz.Şunu anlamalısın. ofislere. Tersine. Büyük Makine. yerine 'kamuoyu ve pazar' denilen mak demek. insanlar teknolojinin hizmetine verilmiş. tüketen ve gidişatı sorgulama"Sorgulamayan. daha yaşanılır bir yer kılmak. efendim. toplum düşmanı olmak demek oldu." "Toptan yabancılaşma?" "Evet ve tabii birey yabancılaştıkça muhakeme kabiliyeti azalıyor. biziz'i kayboldu. Batılı türdaşımız bundan böyle sadece ve sadece kişisel ger- Olayların arkasında yatanı.

"Benim kararım'. Filozofları. aşağıdakiler de yukarıdakiler de. şeyleşiyor!!! 'Benim düşüncem. düşünüyordum. yeteneklerine. ahmaklar da akıllılar yüzyılı. nu unutuyor. parmağının izi gibi eşsiz. herhangi bir şey oluyor. Ama. Türkiye'de yüz yıl da tır." dedi Günay. efendim. daha 'iyi' olmadığına dair bir söybirey. İrrasyonel otoriteden kurtulunmuş ama bu. gençleri biçimlendiriyor. iyiliğine duyduğu güveni kaybeder. neyin doğru neyin yanlış. On altıncı "Ne yazık ki. Şeylerin benliği yok çünkü! Şeyleşmiş insanların benliği yok!" dantal dediğim acısını gördüm. ideologları da pazar ahlâkı yok etti. bireysel vicdan yerini topluma uyma ve dışlanmama kaygısına bırakıyor. Başını salladı. diyebileceği bir şey İçini çekti. köylülükten kurtulmayı." lem geliştirilince. ama kendisinden beklenileni yerine getirmeye teşne. ama emredilmeye teşne. 'yukarıdakiler'den değil mi? Bir profesör. toplumsal makinede sürtünme yapmamaya teşne bir ka- kalsa." diye sürdürdü. Profesör Sernea'yı hatırla. neyin iyi neyin kötü olduğu den daha 'üstün'. "Peygamberler zaten köhnemiş- lerdi. üniversitesinin dikte ettiği 'Orient' kavramının dışına çıkmayacakgötürmüştü. hususunda düşünmeye gerek yoktur. hiçbir otorite. insan onuruna. 'Benim yargım'. İlişkileri pazar yön- lendirdiği sürece. İnsanoğlu. ilke ve vicdana kul olmadığına bütün kalbiyle rakter geliştirdi. O. vakarına. dünya savaşlarını da 'şeyleşti'. daha 'yüce'.Daha da kötüsü. 17 devrimini. 'rasyonel' otoriteyi de "Mürşitler yok oldu." inanan. pazar ahlâkı gereği kurunun yanında yaş da yanınca. anlıyor musun? Kimsenin kimse- . Marx'ı. yegâne olduğukalmıyor. "Batılı türdaşımız kendisini bağımsız ve öz- gür sanan. Therese'deki rahibenin yüzünü gördüm yine! Transan"Onca gayretten sonra ne büyük bir düş kırıklığı!" dedim. 'Benim eylemim'.

Hal böyle olunca birey.") kolayca Stevenson'un dile getirdiği patoloji. alkışlanmaz olunca. "'onurlu' ya da 'iyi' ya da 'hoşgörü sahibi' bir.ların saçma olduğunu düşündüm. "1950'lerin ABD başkan adayların- korkuyoruz. 'Artık köle olmaktan korkmuyoruz ama robot olmaktan "Adlai Stevenson. insanca kazanımlarını unutur." "Robot olmanın karşı konulmaz cazibesi!" . "vakar" gibi kavram"Elbette. "Yirminci yüzyıl Batılısının toplumsal karakteri. "onur". kimliğini." dedi. Haklısın. mesela. daha çok tüketmek isteyen. bu yüzyılımızda son şeklini alır. Peer Gynt. ("Televizyon dizilerinde seyircilerin gülmeleri gereken yerler bile dikte edilir. Seslendirmede araya sokulan kahkahaları hatırla. zevkleri standardize edilmiş. bir süre sonra iş artık. bir 'robot'tur. Oyun. Bu yüzyılda önemli olan tek şey kabul görmektir. insanın üstün vasıfları. kendisini 'satışa çıkarır'! En çok beğeniyi hangi rolü ile toplayacaksa. o role soyunur. Mısır uygarlığı ile başlayan sistematikleştirme. 'sandalye' düşünebiliyor musun? Bu kavramlar saçmalıklara indirgenip. topluma uyarlanma. Günay." dedi. 'Bireyler olarak somut bir otoriteye boyun eğmiyoruz. çağdaş insanda 'benlik' kaybını anlatır. birey giderek artan güçsüzlük duygusuna kapılır." Ibsen'in Peer Gynt adlı oyununu anımsadım." "Stevenson?" etkilenen ve öngörülebilen biridir. 'benden nasıl hoşlanıyorsanız. hangi libasımla başarılıysam öyleyim'e kadar gelir. Peer Gynt patolojisidir. dan birisiydi. çağın toplumsal karakterini numune kabul edip ona uyarlanmak gerektiği şeklinde ortaya çıkan mutabakata bağlıyordu. tabii. kalabalıklara rahat- ça uyum sağlayan. kendimiz yokuz!' Nedenini de.' demişti. hangi rolü en çok alkış getirecekse. İnsanın 'şey'e dönüştüğü bir durumda. kimse ile boğuşmuyoruz ama kendimize özgü inançlarımız yok. başarılı olma çabasında o kadar çeşitli rollere bürünür ki.

ilk dönem kapitalisti bir kalfa. parasal değer biçilmesini istemelerinin ardında da bu yatar. sevimli. yabancılaşmanın da temel öğesi oldu!" dedi. bir 'şey'dir. İnsanlar artık birisi için değil. Yabancı- . Bak. Oysa." duraksadı. Çalış- Üretimin bütünüyle bağdaşamaz.. robotlaşmayı içime sindiremiyordum. "Öyle değil' mi?" "Bunu açıklayacaksın tabii!" "Eeeeh! Şafak Özden olmayı kim istemez?" dedi Günay. Ne ki. rakamlamayla başladı. 'Soyutlama'.' IBM. iş ve kültür arasında uçurumlar oluşur. soyutlaştırır. Sorumluluk so- mü." emek sayılmaz. üretimi de uzmanlaşma. ekonomi dünyasını aştı. insanoğ"Ne yazık ki. İşçi. sanlara ve kendilerine bakışlarını değiştirdi. Örneğin. anlıyor musun? Öbür taraftan. bilançolara gerek duymazdı. diğer inlunun soyutlama yeteneği üzerine kurulmuştu ama. birkaç çırak ile "Önce kapitalistin kendisi. imalat sürecinin çok küçük bir parçası ile temasta- laşmış toplumlarda. çimlendirirken. bu dönüşümü. yutlaşır. İşçi çıkaran birisi değil. çalışma. Günay. yirminci yüzyıldaki "Anlaşılmayacak bir şey değil. zengin!. Felsefe ve bilim. Soyutlama ve rakamlama olmadan kütle üretimi mümkün değildir tabii. insanın kendisini de biçimleyen bir faaliyet olmaktan Bu 'şey. Netaş ya da devlet bilmemne kuruluşudur. Amerikan feministlerinin ev kadınlarının mesailerine ekonomik aktivitenin temel uğraş olduğu Batı toplumunda rakamlama ve soyutlama üretimi." dedi Günay. Çalışma ve eğlenme. tabii. dünyayı yeniden biçıkar. yapıcı ilişki geliştiremez olur. Açıklayacaktı ve ben anlayacaktım. yirminci yüzyılda büyümeye zorlanan iş bilanço üzerine yapılanır. bir şey için çalışır oldular. Onsuz yapamaz! Emek. yaratıcı bir faaliyet. "Zeki. insanların şeylere. iş bölüdır. karmaşık muhasebe sistemlerine. iş.başarılı. rakamlanmış değilse. sabahtan akşama tekbir makinenin kolunu indirmektedir. güçlü. ama ne ki. insanlık tarihi kadar eskiydi. "Her şey soyutlama ve yürüttüğü işin maliyetini bilir. sonra da üretim soyutlaştı.

ben bu odunları buraya üç misli ye toplar." diye hatırlattım. Ha- line acırlar. İkincisi ise. İlki. yükünü Adam. bırakamam.ma artık doyum veren. Ama. Anadolu'da." lanması olduğunu söyledi. yürümeye devam eder. önce kabul eder. zahitlik der. tipi altında bir çuval odun taşıyan bir ihtiyara rastlarlar. mutluluk veren bir uğraş değildir." Tüketimde 'yabancılaştırma' işlevini para üstlenmişti. hiçbir şey yapmamayı. kökleri derinde ve bir o kadar da bilinçsiz bir düşmanlık! Her iki ruh hali de bir yandan verimsizlik demektir. den kurtarmayı teklif ederler. Öte yandan. Ya Sovyetler ‘deki gibi bir görev ya da ABD'deki gibi bir tutkudur!" "Weber buna çilecilik. Adam. para da verseniz. Para varsa. kullanılan şey olmaktan halinin tüketimin soyut"Tüketime. Mareşal Von Moltke'nin hatıralarında vardı. ne vicdaSatın alınan şeyin. Bu noktada insanoğlunu kendisini yok etmekten ne dini inançları. işe ve onunla ilgili her şeye ve herkese karşı geliştirilen. satmaya götürdüğünü söyler. karıncayı incitmekten korkan bir adamı dünyanın sonunu getirecek silahın nı. hiçbir şekilde doyum vermeyen çalışma iki tepki ile sonuçlanıyor. 'Yok. Alın paranızı geri. yükünkarın ortasına bırakır. Parayı alır. ne ideolojisi kurtarabilir. 'Aşağıda insanlar soğuktan titreşirlerken. kaça satmayı plânlıyorduysa. hemen sonra kendisine gelir. Üretimden amaçlanan tüketime sahip çıkmanın bildiğim en iyi örneğidir bu hikâye. tam anlamıyla tembelliği idealize etmek. "Evet. yani üretimin nihai amacına yabancılaşılabilir mi? O da "Sanıyorum. ("Tıpkı Çırpıcı Mahallesi'nde tek bir elektronik sazla doldurulan adi müzikle uzak yakın ilişkisi olmayan birisi.' der. yapımında gönül rahatlığı ile yer alabilecek kadar boş verici kılar. Nereye gittiğini sorarlar.' Odunlarını gerisin geri- bilir. Yabancılaşmış. ona o parayı vermeyi. oluyor. kestiği odunları aşağıdaki köye. otomobille seyahat ederlerken. milyonlarca liralık bir set ala- . Ankara civarında bir yerde." Çok da hoş bir hikâye anlattı.

emeğin somut ödülü olarak hiçbir anlamı yoktur. İnsanca tüketim ortadan kalkar. göreceksiniz ki. satın alınan şeylerin gözümüzdeki değerinin satın alındıktan başka. Bu. dünya ile ilişkisinin insani olduğunu varsaydığınızda. Doğa ve insanlarla ilişkileriniz. Bu. ahmaklığı akıla. kendinisi olmalı. Bir o kadar rüküşlük demektir. kapasitelerinin çok altında. sırf toplumsal bilançosunun aktifine girsin diye talip olabilirdi. ayıbı erdeme. 'Yiğitlik' satın alan korkak yi- onları gerçekten canlandıracak." diyordu) gazete olsun okumayan birisi. sevgiyi ancak sevgiyle. bilgeyi cahile dönüştürür. köleyi efendiye. adeta tuzluk gibi kullanılmaları demektir.'" sonra da takas değeri olarak kalmaya devam etmesidir. inancı ancak inançla takas edebilirsiniz. alanın gayreti ile artık niteliksel olarak da orantılı değildir. İnsanları etkilemek istiyorsanız. her türlü değil. ilerlemelerine yardımcı olacak etkileyiciliğiniz olması lazım. Bu. sizin sahici. "Para. takas değerinden gibi. ğit olur. aslı olmayan. o alanda eğitilmiş olmanız gerekir. 'Para. sosyetenin düz yolda cip kullanma merakı demektir." ze ait olan hayatınızın arzuladığınız nesneyle çakıştığının kesin bir ifade- . Bu.kaseti çalmak için satın alınan Pioneer teypler gibi. hayali güçlerini gerçek Marx'tan bir alıntı daha yaptı. satın alınan bir otomobil. obuayı fagottan ayıramayanların tüketmesi demektir. mesela. Sanattan keyif almak istiyorsanız. "Satın alınan şeyin niteliği. Mercedes'ten aşağı inmez olur. On dokuz yaşında bir çocuk. sadakati ayıba. İstanbul Festivali'ni konservatuvar öğrencilerinin kötüsü. Çünkü. Örneğin. Britannica'ya. Oysa. efendiyi köleye. bir yandan insanın sahici. Marx'ın dediği güçlere dönüştürür. her an elden çıkarılabilir. doğal güçlerini sözde güçlere dönüştürdüğü için etkisizleştirirken. milyonlarca liralık bilgisayarların. insana insan olarak bakıp.

aklımı başıma toplamaya çalıştığımı. ne zaman bitecek bütün bunlar? Kızarmayan yaprak. birden. o daha önce bahsettiğim dört bin yıllık Çin şiirini üzerinde! Ve biz! Kralın ezeli çilekeşleri. kalktı oturdu. Tibet lamaları. Yahudi hahamları. kendi tanrılarımı. o çok uzaktaki mavi gökyüzü! Söyle. kındı. ba- "Türkler.. Buhariler. Günay. henüz ne darımızı ne pirincimizi ekebildik! Anam babam ne yiyecekler? Sen. karısından koparılmayan koca mı kaldı?" ları. Pencereye yürüdü. Marx'ı yeniden okumalı!" diyordu. Şinto papazKalktı oturdu. Katolik kardinalleri. İstanbul'un içine sığmayacak gi- fark ettim! İliklerime kadar ürperdiğimi. Stalin'den kaçalım derken. Durdu. Olmadı. hastanenin. Bakışları yumuşadı. Sonra. Nişantaşı'nın. hafif hafif sallanıyordu. lardı. bilim ilahlarımı. Haklı olduğumu biliyorum!" Gözleri kapalı. Budist rahipleri. hepsini aynı anda hatırlattı! Ortak bir ağıt yakıyorGünay Rodoplu türkü söylüyordu! "Ata ruhu! Ata ruhu! Yardım et! biydi! Ateşten bir kümeye dönüşüp yorganını yaksa şaşırmayacağımı mediklerini hatırlıyorum! Yatağın. Aksi halde. Hepsini.. "Hatta. Söyledikçe dinginleşti. yardıma çağırdığımı ama gel- . Sovyetler "Nasıl da özgür bu yabankazları! Nasıl da dinleniyorlar Yu dalları Mevlânalar.yeniden okumalı. neo-Hitler'in kucağına oturacaklar!" söylemeye başladı.

. ilahiler kirlenmişti.. düşündükçe bir başka meselenin daha farkına vardım. hatırlasana! beni hep birlikte düzerler sanki. Söylediğimiz türküler kirlenmişti. o gece idrak ettim. burada kirlenmişti!. "Belki de hep biliyordum! Hep biliyordum da.. En az beş yüz yaşında bir hilkat garibesine. Oradaki erkek dayanışması ne tuhaf bir şeydir. bir anakronizme... bir çaresizmişçesine iki yana açtı. Geneleve götürdüğü arkadaşının siftahını bekleyen bir delikanlıyı anımsatan bir şey vardı.. bilmiyorum. genç çocuklar . yabancıya âşık olduğumu fark ettim. Ne zaman fark ettim? Ama fark ettim. Kadını.VII "Ne zaman fark ettim. teşhir edilmişlik duygusu uyandıran bir şey vardı.. Ama. Ah! Ne bileyim!" diyerek ellerini Sedat'ın kapımın önünde koca gece ağabeysini beklemiş olmasında beni inciten. Kapıda bekleyen içerdekinin hazzına bir biçimde ortaktır.

Sedat'ın kişiliği üzerinde yoğunlaşmama "Evet! Şiran'ın 'ağa' babası gibi. Sekiz yıldır birlikte ticaret yapıyoruz... Sonra. Sonra aklıma beni evine götürdüğü gece. Ağabeysi için! Şafak’ın kurduğu mıştı.. sekiz yıldır bölüşme hesabı yapmadık. Önler aydınlanmaya başladı. 'fedai'siydi. ağabeysinin pezevenkliğini yapıyordu!. Ailesi için! bir işte. 'Ben iyi bir işadamıyım. Korkunç bir sonuca vardım: Yirmi dokuz yaşında olmasına karşın "Yok.. pezevenkliğin Sedat'ın ağa- yapabildiğimden. " tirmişti. Ağabeysi için! Dev-Genç militanıydı. birlikte çalıştığım kardeşlerime iyi bir babalık Şafak'ın bir seçim nutkunu hatırladım. Son delege seçimlerinde yüz tane gürgen sopa kestirdiğini. anti-Baykalcı delegeleri dövdüğünü söylemişti. Evlenip de bir ev açacağı zaman buzdola- celeri önemsemediğim bir sürü ayrıntı art arda eklendi.' diyordu. Duran Kuran'ın tek bir kadın tanımamış Sedat. Kadıncık'ı ne kovmuş. Şafak'ın da dediği gibi. iyi bir işadamıyım. Onu da hatırladım. akrabadan bir kızla nikâhlanorganizatör olduğum için.. iyi bir onu anlamaya çalıştım. Sedat'ın öteki odada büyük bir fütursuzlukla uyuduğu geldi. ağabeysinin aldığı bının alınması için bile Şafak'ın onayı gerekmişti. beysine sunduğu hizmetlerden sadece bir tanesi olduğunu görmeye başladım. ağabeysinin.Şafak beni sahiden benimsemiş olsaydı. aileme babalık yapabildiğimden. Şafak politika yapabilsin diye çalışıyordu. ne de içselleş- neden olan. Sedat'ın benim Şafak'a aldığım ceketi giydiğini.. Aynı şeyi yaşıyordum. o öyle! Öyle de." "Şiran'ın babası gibi. Ağabeysi için! Bir kızla beraber olmuş ama onu ortada bırakmış. Sonra düşündükçe. Sedat 'koç'uydu. " "Estağfurullah!" dükkânındaki imza gününden bu yana Sedat'ta gözlediklerimi düşündüm. onun o geceki onursuz nöbeti oldu. Ailesine 'babalık' yapmaktan bahsediyordu eşyayı kullandığını biliyordum. Kafamda bir şey- . SHP'yi küçümsüyordu ama üye olmuştu. kardeşini yukarı davet ederdi diye düşünüyordum. böyle bir konumu kendisine nasıl yediriyordu.

benlik asla oluşmadı. Sıfat yanlış mıydı? Hayır. ussal donanımlarını serbest pazarda değerlendirmeye kalksalar. Aynı şeyler. parayı manipüle ediyor.. bu karının kapısında ne arıyorum?' 'Ben kimim. Alevilerden neden nefret ediyorum?' 'Ben kimim. bu sopalarla kimi. kocaman delikanlının benim kapımda beklemesi. halk otobüsüne binmekte zorlanırlardı. Lord Şafak. 'İyi babalık' söylemi. feodal düzenin devamını tabii isteyecekler. 'cömert lardı! Tabii kul olacaklar. Evet. Emeklerini özgür iradeleri ile pazarlasalar 'Lord' Şafak'ın onlara tahsis ettiğinin dörtte birini alamazkulluğunu bir nişan gibi benimseyeceklerdi. karşılığında da sadakat talep ediyordu. ötekileri besliyor. biziz!' diyen Özdenler!" gerekirse hapse girmesi demek olabilecekti! Tabloyu görebiliyor mu"Beş yüz yaşındaki sevdiğimin bir yüzü!. Düşündükçe.Şafak. Kapı kulluğunun icaplarına gelince. 'Ben kimim.. başta ağabeyleri olmak üzere. Delikanlıların yaAnlıyor musun? Birisi. onlar da. 'Baba' Şafak!" madılar. kapı lord' söylemiydi.. Yeteneklerini. değil mi?" "'Ben. neden teyzekızımı düzüyorum?' 'Ben kimim. gerçek nitelikleri ile değerlendirilmedi demek olduğunun ayrımına vardım. 'kimse gerçek emeğinin gerçek hakkını almadı'." "Emeklerinin değerini pazar ekonomisi biçmedi!" "Evet. nutkundaki 'bölüşme hesabı yapmadık' bildirisinin küçüklü büyüklü Özdenlerin kölelik fermanı olduğunun. Ne Sedat. Şener için de geçerliydi tabii. on altıncı yüzyıl Av"Evet. Evet. si için gerekli kimlik bilinci. sun?" "On altıncı yüzyıl Avrupası! Onu demek istiyorsun. kimseye karşı nesBaykal'ın resmini neden başucuma asıyorum?' Bu soruların sorulabilme- . Anlıyor musun? Bireysellik gelişmeyince de. onun için adam dövmesi.. ne de Şener 'Ben kimim?' sorusunu asla sorşamak için ağabeylerine kapı-kulluğu etmekten başka olanakları yoktu! rupası. değil BMW sahibi olmak. neden dövüyorum?' 'Ben kimim. yani Şafak. alkolden yürüyemez hale gelen ağabeysini taşıması.

onları asgagenişlettiğinde göreceksin ki. Çayırtepe'nin çoğunlukla DYP'li. Aleviler Alevilere oy verir. Şimdi. Onun dışında her şey karanlıktı ve ne benim. aileden birisini alacaksın!" Anlıyordum. Buna karşılık. tabii. Ve aynen öyle oldu! Sedat. sonra da genişletilmiş klanları. aileleriydi. ona iş icat edilecektir.. Türkiye'de hep böyledir!" olduk!' diyeceklerdir. ne de başkalarının onlardan bağımsız ola- kün değildi! Hayatı sorgulamaları mümkün değildi! Anlıyor musun? Özrak var olduğumuzu düşünemezlerdi! Bir 'lord' olarak. Onlar Şafak'ı. 'Biz belediye başkanı olunca. adama göre iş aranıyor yakınmalarının solacak. yani Gümüşhaneliler! Nitekim. işe göre adam değil. ANAP'lı Gümüşhanelileri oylarını 'bizim çocuğumuz' dedikleri Şafak'a verdiler. lar içeren bir dayanışmadır ya feodal sömürü. belediye başkanıyken Çayırtepe'nin rantı ile ödüllendirecektir. birtakım göreneksel kısıtlama- "Onu söylüyorum ya! Sivaslılar Sivaslılara. Bir tür zina ilişkisi. yok imar durumu. klan mensupları korunacak. Zina ilişkisi son bulmadıkça. 'Varsın kötü olsun. Şafak'ın köylüle- rinden hizmet talep etmesi Tanrısal hakkıydı. 'Belediye başkanı biziz'e çevirdi. Onlar da yok iş. bir sonraki aşamada. efendim. Klan mensubunun karnı doyuru- .nel.' işler. Burada bir çıkma yapayım. kollanacaklardır. 'Biz belediye başkanı ride olsa. Türkiye'de. öncelik veremezsin! nunun gelmemesinin nedeni de budur. ' diye başladığı cümlelerini. Şafak tebaasının sadakatini işadamıyken dükkânının kârı. yok kömür deposu kuracak belediye arsası talep edeceklerdir. Şafak da onları sömürür. Yetenekleri ve yeterlilikleri ne olursa olsun. işe." "Bu. üretime. doyurmak ve korumakla yükümlüydü. bizden olsun.. bu anlayışı 'Biz' kim? 'Biz' öncelikle Özdenler. muhakemeye dayalı bir yargı geliştirmeleri elbette mümdenlerin evrenlerinin merkezi kendi 'klan’ları. efendim. anlıyor musun? Koynuna alacaksan. "Son tahlilde karşılıklı sorumluluklar. yani Partililer.

'sevgi' gelişemez ki! Önce 'ben' di- telefonda ciyak ciyak 'Günay ölüyor!' diye bağırdığını ağabeysine söyle- .. Bak. ne koynuna aldığı kadında! Daha da kötüsü. Külçe gibi. ne politikada. hatta taparcasına bağlıydı. de ki. Ne tuttuğu işte. Sahip- Öte yandan. gömleğini yıkayan. yemeğini pişiren o kadına hiç sevgi beslemez mi?' diye aptalca sorular soruyordum kendime! 'Sevgi' elbette söz konuyecek. amcasına onları dünyanın merkezi bilip yücelterek. kendisine özgü ancak o düzenin 'kölesi' olarak uyarlanabilirdik. Düşünsene. hiçbir durumda 'benim!' diyebileceği. hiç yengesini düşünmez mi.yirminci yüzyılda yaşamaktadırlar. Özdenler. yan odada yatarken. özen. 'tehlikeye düşen vücut için.' Ya bilincimizi körleştirecek. Başta kendisine el'di Sedat. sonra 'sen'. Öte yandan. onca yıllık yengesine rağmen be'yoğunlaşacak!' Dayanışma. On altıncı yüzyıl değerlerine boyun eğmeleri tek bir şeyle açıklanabilir. Sedat sevmeyi becerebilecek olsa. leş gibi yaşamak da yaşamaktır. Bu bağlılık süt çocuğunun meme bağımlılığı gibi yaşamsal bir bağlılıktı. Sedat'ın konumunun senin ya da benim olduğu için 2100 yılında bulmamızdan farkı yoktur! Yeni koşullara biz de kendimizi birdenbire 2400 yılında. nim kapımda bekler miydi? Sedat sevmeyi becerebilecek olsa Diana’nın meyi 'unutur' muydu? Sedat sevmeyi becerebilecek olsa. kendimizi ortadan kaldıracaktık. şuur namıyorum deyip. " "Yabancılaşmış olmaları! Mı?" "Elbette benim yaşadığım yüzyıldan 'gayri' bir yerlerdeydiler. sonra 'o' diyecek! Sonra da kendisinin dışındakilere tabii. önüne gelen su olmazdı! 'Ben bilinci' gelişmeden. unutma ki. ya da.. kendimizden 'gayri' birileri olacak ya da ben bu oyunu oybir karar verememişti delikanlı. gelişme çok daha hızlı başka seçeneğimiz olamazdı! Ve unutma. saygı geliştirecek! Olacak iş değildi. Hayatta kalmak için bir safradır. ağabeysine. 'Bu adam benim kapımda beklerken. on altıncı yüzyılın değerleriyle ama lendiğim tarihe ağyardılar. neden hiç cephe veremediğinin farkında olmadığı gibi. kendisini oluşturan feodal âdetle- almaz. kendisine ilişkin kararları kendisinin re. ben.

Şafak Özden'in Gümüşhane'den.. müthiş etkileyirüvende on dokuzuncu yüzyıl Avrupa'sının sosyal mobilitesini görüyorciydi. Köhne kalıpları kıran. Ne kadar umutlandığımı biliyorsun. Şafak'la -tırnak içindeki 'Şafak'la!diye umuyordum. Karşı çıkanlara. esas meselenin bu 'ben'in kendi dışındaki dünyayla hangi yöntemle bütünleştiği meselesi olduğunu unuttum!" diye söylendi. cezaevi. eski bilgilerimi bilerek. Ankara'dan dönüşümüzde sana ele ele verirsek. demokratlaşıyordu! Efendim. . 'Türk insanı' diye ortak bir inanmak istiyordum ki. kooperatif defterlerini Şafak'ı hapiste süründürecek şekilde darmadağın eder miydi?" de anlatacaktı diye düşündüm. o bu normları insanımıza anlatacaktı!. Niye bu kadar geciktiğimi düşününce şunu anlıyorum.. Boğaz vapurlarında birinci mevki denen ayrıcalıklı konumları da. bir kere. acı acı...yere ağabeysinin imzasını atar. Ben bu sedum. isteyerek unuttum. " Kollarını kavuşturdu. Gerçekten de.. işte. Türkiye rına Antwerp tepelerinden başkaldıran mobilite! Kalıpların kırılması gerektiğine de bütün kalbimle inanıyordum. başını önüne eğdi. Sedat'ın biraz daha gelişmiş türü olduğunu çok sonra kav- radım. paydamız olduğuna ciddi ciddi inanıyordum! Öyle inanıyordum ki ya da "'Ben' bilincini kazanmanın da yeterli olmadığını. O noktada hangi defterlerden bahsettiğini bilmiyordum ama herhal"Şafak'ın. asırlardır sistemin merkezinden uzak tutulmuş sınıfı adına. Türkiye'de misli görülmemiş bir hareketi başlatabiliriz köşklerdeki aşk maceralarına duyulan nostaljiyi de hastalıklı buluyoranlattıklarımı hatırla. yoksul bir öğretmen çocuğu olarak başlayıp. erguvanlı dum. düzenin öz uzman aydınlabul’u lahmacuncular sardı filan diyenlere düşman kesiliyordum. Çünkü. İstanbul'da. sormadım. Muhteşem bir tarihi mirası kendi sınıfı adına. İstanilk kez homojenleşiyordu. işkence fasıllarını da düşününce. devralıyordu sanki. Ben ona yirminci yüzyılın normlarını tercüme edecektim. İstanbul gibi 2500 yıllık bir şehirde belediye başkanlığına uzanan serüveni. egemen sınıflara.

'yârin gül yanağından entelektüel donanımımla destekleyecek. Onur Oflu. Ona bakan. ğildi! yani İslâm ritüeline attı! En dindar olduğunu sandığı zaman bile aslında. 12 Eylül'de tutuklanan. öte yanda devrimci fraksiyonlar.. daha o zaman. o şartlar altında bir halkevi kurdu. üniversiteden atılan öğretim üyelerine de aileleri baktı! Ben durum Şafak'a özgü bir şey de değildi. 1 Mayıs Mahallesi'ne taşlarla inşa edilmişti.. Suat'a da aibaşında efendi efendi otururken devlete satılmış babasını tanımıştım. ne 'işadamı' kimliğine. Ne ailesini makarna ve gazyağı kokan balıklarla beslerken. Bu lesi baktı. kurucu sekreterliğini yaptı. En çok ihtiyacı olduğu sırada. 70-80 döneminde Çayırtepe'de ciddi kavga vermişlerdi. özde Eğer o zaman. insan'ı olması gereken yere.. arka çıkan yine kendi klanıydı. o da boyun eğmekten başka çare bulamadı. Kurtarılmış bölgeler vardı. olabilirliklerin olamazlıklardan ayıklanmasına yardım edecektim. Silah. türdaşlarımızın tarihsel deneyimini aktararak. Allah'a değil. bu insanlara neden ideoloji arkadaşları . 'aile' denilen puta taptığının farkında dedeğil de klanları arka çıktı diye sormalıydım! Bu soruyu sorsaydım. ne içkisine. Şiran'ın babasını da tanımıştım. Ve her şeyi paylaşırlardı. Duran Kumerkezine koymak kavgası olduğuna inandım! Ve aklımca. 'devlet' denilen. işkence gören o olmuş- tu. vs. vs. ne çapkınlığına anlam verememişti. Bildiğin gibi sonunda kendisini camiye. Şafak Özden. öğrencilerin sırtlarında taşıdıkları sekreterliği yaptı. sistemin tam "Dört ortaktılar. daha baştan. Oysa. Ama. ran İl Yönetim Kurulu üyesiydi. Bir tarafta Ülkücüler. tıpkı Sedat gibi. Ve o 1 Mayıs Mahallesi. Neyse! girilmiyordu. Şafak bana 12 Eylül sonrasını anlattığı zaman aymam gerekirdi. Erol Çiçek. ne de daha sonra.. Ali'ye de ailesi baktı. Halis Özden'ide! Şafak'ın Kelkit suyunun Adamcağız oğlunun ne devrimciliğine.gayri!' Öyle diyorlardı. Erol Çiçek'in onun yanına bile uğramadığını söylerdi. CHP'nin İl Gençlik Kolu başkan adayıydı. bu kavgayı Ve ben bütün bu kavganın. gençlik kolu yönetim kurulu üyeliği. sopa ne istersen vardı.

yirmi! Hepsini bir arada yaşıyordu! ta ailesi. biliyor musun? Şafak'ı çok sağlıklı. Sedat ve Şener’den. Şafak'ın güçlü bir benlik duygusu vardı.. diğer insanlarla kurmusun? Klan bağlarını kopartmış. değil demokrat. Senin benim olmadı- aydınlar bu hale getirdi. öte yandan da baş- Bir yandan kendisinden daha büyük olduğunu düşündüğü bir şeyle- Ama.. on dokuz. re. bir gün bir konuda yanlış yaptığını söylediğim zaman 'Aman bir şeyin neferi olmaya öyle teşne ki bu ülkede!" "Yeni putlar?" gülüm. biliyorsun. Hatta.' ya da 'Mustafa Özyürek'in neferiyim. on sekiz. çocukları. Kişiliğinin itaatkâr parçası ona gururla 'Ben. Deniz Baykal da. Deniz de yanlış yaptı! Biz yanlış yaptıysak çok mu?' diyebildi. 'SHP'nin neferi!' Sorun da bu zaten! Herkes .. ne Şafak'ın. örgüte. bu devleti altmış yılda dum.. tabii. Nerede atladım. eşi. ne de diğerlerinin uğruna ölmeyi göze aldıklarını söyledikleri solcu kimliklerini muhakeme edilmiş ve somut bir seçim olarak benimseyemeyeceklerini anlardım. tahakküm ve itaat ilişkisiydi! Anlıyor vuşmak isteyen insanın öyküsü. O kadar ki. hatta babasından farklı olarak klanından baş vermiş. SHP'ye. çok gerçekçi buluyordum. onun içindeki bir hizbe sığınırken. birey bile olunamadığını anlardım! Klanlarını bir yana itip. siyasi ve ekonomik özgürlüğüne ka"On yedi. hükmedebileceği herkese hükmetme gayreti içindeydi. feodal düzeni tersmayı seçtiği ilişki bütünleşme değil.' dedirten parçasıydı.on altıncı yüzyıl Avrupa köylüsü zihniyetiyle değil solcu. bırakalım da biraz da bunlar yönetsinler diyorEvet. Deniz Baykal'ın. kardeşleri. dizleri titreyen bir endüstrinin sömürülen emekçileri kimliğini nereden ve nasıl sahipleneceklerdi? Az daha düşünseydim. " "On yedinci yüzyıl?" yüz ederek ailesine babalık etmişti ama dünya ile. ğımız kadar gerçekçi ve sağlıklı.

Aynı konumda. kimimiz art-direktör. bizler de. hizmet verecek nesnelerdir. Sonradan başkan yardımcısı oldu sanı- Bir zaman hatırlıyorum. ÇaBu yüzyılın 'kullanılma' kavramı. Öte yandan. Ama. Tıpkı delegeler gibi. 'Çocukların mesi de buydu. Şafak'ın 'Kardeşlerimi oğullarımdan daha çok seviyorum. Bu patolojiye yakalanmış insanların 'sevdikleri' değil. Oğlanlar büyüyeKızla zina ilişkisi kurulamıyor. hatta çocukları! Çocukları alkışlayıcı olarak onun amaçladığı rolü oynamasını sağlıyorduk! Sabahladiyorum. kimimiz ra kadar onu bekleyen karısı. koçlarım benim. Şafak. kocaya gidiyor ya kız! lan.' deramı değil tabii. Şafak türü. onun amaçlarını gerçekleştirebilmesi için hizmet etmesi demek olduğunu anladığın anda tablo önüne seriliveriyor. Şafak'a itaat edecek. kardeşleri.özgürlükten kaçış. on dokuzuncu yüzyılın zulüm kav- Yeni putlar. kardeşlerine.' diye gözlerinin yaşarması da buydu. sığınma. Şafak başrol aktörüydü. Bir yandan. oğullara. yırtepeliler de Şafak'ın kişisel amaçlarını gerçekleştirmek üzere kullanı- miştik. Muhakeme yeteneğinin. kötüye göz yumduran tapınma. 'kullandıkları' vardır. Filistin intifadası anma gününe getirdiği astsubay emeklisi. çünkü 'çocuk sevgisi' söylemi de koşulsuz değil. Benimle olan ilişkisi de buydu. Onun için bir bakışta teşhis edilmiyor. Bir süre sonra Şafak'a baktığımda hepimizin ama hepimizin onun amaçlarına hizmet ettiğimizi gördüm! Şimdi baktığımda görüyorum ki. manipüle edilen rakamlardan ibarettiler. sorumluluk üstlenecek. bir de Şafak'ın Ankara'ya. dünyevi işlevine layık oldukları sürece 'sevgi' besler. kendi beklentilerine uygun bir oğula. Oğlu değil de kızı olacak diye ödünün koptuğunu biliyor musun? Seçmenler de bizler gibiydi. cek. ne olacağı belli mi? Bunların belli ama! Bir dediğimi iki etmiyorlar. amaçlarımız da çakışmıyormuş! Bir sahne kurmuştuk. ben. karısına. maddi manevi mirasına. Bir nedenle Sarıyer'de bir öğlen yemeği ye- . kimimiz ışıkçı. tabii. 'kullanılmak' kavramının bir insanın diğerine. yanlışa. 'altındakiler'e nefes aldırmayan tahakküm. ben. gerçeklik duygusunun kaybı.

Sarıyer.. Şafak ve ben gözlerindeki o garip pırıltıyı Çayırtepelilerden nefret ettiğini de o dönemde fark ettim. buraya başkan olacaksın? Değil mi. " reketiyle durdurdu. Astsubay eskisi denize baktı. İşi bu değildi. adam bunu böyle dedi ya. orada. o yolda etkili olmak için. Birden ağlamaya başladı Günay. 'Sen de başkan adayı olmak için bula bula Çayırtepe'yi buldun. vardır. asla amaç değil!. Şafak'ın kendisi için öngördüğü hayata ka- .. güneşli bir gündü. İngiliz işgal kuvvetleri albayının Hintlileri sevmesi beklentisi onaylayacağı bir performans göstermek ve daha iyi bir yere tayin olmaktı. burayı tüketmeliydi. Günay Habir İngiliz sömürge valisiydi Şafak Özden! Çayırtepe yoksuldu.. Ve bu bana. öyle degördüm! 'O günler de gelir. 'Başkan oldun mu. Urcan'a gelmeden. onları mutlu kılacak siyasi karar". ben Şafak'ın tersleyeceğini sandım! Öyle ya. bakanlık beğenmeyen milletvekillerini hatırlattı!" diye Beklemediğim bir şey oldu. insan niye politikacı olur. sakinleştirmek için ayağa kalktım. nım?' verdi..rım. canım. Güzel. burada kalacak kadar yete- beklenti. Şafak. "Yine de. insanları neden sevsindi ki? Böylesi bir gibi bir saçmalıktı. ettiği Çayırtepe'den kurtarmaya çalışırken. O kendisini nefret neksiz. cahildi! Oysa. baktı. yoksul Afganistan'a çıkmış du.' deyi- Sanki tayini zengin Singapur'a değil de. anlıyor musun? İşi orada patronlarının vuşması için bir araçtı. niye belediye başkanı olmaya ğildi. çamurluybu sofranın başına geçmeli.' dedi. el hahıçkırdı. geçecekse hıçkıra ağlıyordu! Ona gitmek.. bir büyük ziyafet sofrasıydı. artık ne dersen. deniz kenarında küçük bir balık lokantası. budala. bu bana. Aslında kalkar be canım? İnsanları sevdiği için. ları almak için. Hıçkıra düşündüğüm zaman anlaşılmayacak bir şey de değildi. anlıyor musun? Çayırtepe. değil mi? Hayır.bu bana. İstemiyordu.

ben! Şimdi. tepe'ye her girişimde bunu düşünüyorum. Nasıl kendimi Çayırtepe'den soyutlayayım? Yani. Ama. Ertesi gün bir demeç verdi.' deyiverdi. Bağdat Caddesi daha temizdi. Tıraş olacaksam. Çırpıcı'da. Çayırtepe'siz sonuçlarını almaya. kendilerine el'diler! Kendilerine yabancıydılar! Kendilerine duydukları muhabbet soğumuştu. Çayırtepe'yi yaşanacak bir yer haline getirmek gayret isti- . dostlarım Çayırtepe'de. pe'siz bir dünya kuramam ki! Kuramıyorum ki! Ben Çayırtepe'nin giriBenim yarınım Çayırtepe'de. Şafak'ın Çayırtepe'yi sevmesini istemi- Hepsi kendilerine ağyardılar. Çayırtepe'de dinleniyorum ben.' Ne büyük yalandı! Ve biliyor musun. Çayırtepe'de top oynadım. ilk arkadaşlarım. Babam Çayırtepe'de. hele de Çayırtepeliler. Çayırtepe'de evlendim. Çayırtepe'de âşık oldum. Çayırtepe'de kavga ettim. Bir 'Nesini seveyim? Canları cehenneme. on dokuz yaşımda sevgilimi beklerken de öyleydim. Kimse. 'Ben Çayırtepe'de gözümü açtım. Nefes alıyorum. Siyasi olarak güçlendikçe. artık anlıyorum. Tatil yapacağım zaman gelip yorlardı ki! Hepsi birer müstakbel Şafak Özden'di çünkü! Anlıyor musun? kendileri Bağdat Caddesi'ni ya da Levent'i tüketebilecek aşamaya gelen kendileriydi. Gümüşhane'ye gittim. 'Çayırtepe' levhasını görünce içim hopluyor. diploma almaya gittiğimde de öyleydim. 'Sevebilecekleri' Öte yandan. Çayırtepe'de okudum. Hatırlıyorum. Çünkü Levent daha yeşillikti. Sınav pe'den alıyorum. bir başka dünya kurmam mümkün değil. inandırıcı olmadığını düşündüğümü söylemekle yetindim. sevgisizliğini saklaması daha güçleşti. Çayırtepe'de işkence gördüm.gün uyardım. nasıl bulduğumu sorduğunda. Ben. Gümüşhaneliyim. 1 Mayıs Mahalle- si'nden söz ediyordu. Çayırtepe'ye geldim. Çayırtepe'de oluyorum. Anam Çayırtepe'de. Çayırte- gün durdum. Çocuğum Çayırtepe'de doğdu. Çocuklarımın mezarları Çayırtepe'de. hemen aydı. üç Çayırtepe'de yapıyorum. Bir kazak alacaksam. Koştum. Çayırbir yaşam düşünemiyorum. çocuklarımın yarını Çayırtepe'de. Çayırteşinde.

Deyiş yerindeyse. Demek fazla veriyoruz. on yedinci yüzyıl kapitalizminin kâr yapmanın bir haddi olduğu düşüncesi. öğretim üyesi olmak gibi kimlikleri sahiplenme gerekAnlıyor musun? Sado-mazoşist dayanışma. seçenle seçileni aynı kaba koymuştu bile. daha fazla vermek dernektir. 'SHP'li işadamlarının bir farkı vardır. Adamların dönüşmek. tiriyor. tröst değiliz. tek bir bilmem kim önemli yüz yılda geliştirdiler. öyle uluslararası ekonomik güçle- . yaratmak yeteneği istiyordu. Biz holdingci değiliz. kişi gücünün bilincine va"Bunu söylüyorum ya! Yabancılaşma derken. " "Evet!. Çayırtepelilerde. sokakları temizlemeye gücü vardır. O da. tek bir Şafak Özden. biliyor musun?" "Türkiye'nin toplumsal karakteri çiziliyordu. yordu. örgütlenmeye... kişinin ağaç dikmeye gücü vardır. Bu yoktu! lanma. daha vahim! Öldürücü! biz kelimenin tam anlamıyla kroke olduk! Onun için bizim patolojimiz siyasi özgürlük mücadelesinin aksiyomlarının çelişkilerine bak! Bir yandan..bilirliğinin farkında olmasını gerektiriyordu.. Bizde böyle bir süreç de yaşanmadı. Avrupalı türdaşlarımız bugünkü nekrofilik kişiliklerini beş Çayırtepeli olmak. daha fazla vereceGümüşhane dağlarından yarım pabuç inen Şafak'ın ekonomik ve de ğiz. Büyük Makine'nin talep ettiği kişiliğe uyarlanmak için vakitleri vardı. ölü-seviciliğine yumuşak iniş yaptılar! Biz. Kişinin gücünün ve gücün kullanılaOysa. insanın kendisine ağyar olması derken bunu söylüyorum be canım! Yapıcı eylem kimlik bilinci. üniversiteyle sevgi ilişkisi geliştirmek. greve gitmeye gücü vardır! Çarpık kentleşmeye rabilsin!" 'hayır' diyecek gücü vardır! Hırsızlığa hayır diyecek gücü vardır! Çevre "Böylesi gücü YÖK'zedeler bile kullanamadılar Günay'cım!" kirlenmesine karşı duracak gücü vardır! İş ki. Ve en vahim olanı bu değildi! Bütün bunlar ne demek oluyordu. toplumsal karaktere uyardayanışmaydı! Yoksa.. daha fazla fedakârlık.

Üreticiden aracısız alıp. efendim. komik olursun. akılcı otoritenin kaybıdır. kapitalist ekonominin kurallarının dışına çıkmamız mümkün değil. öbür yanıyla da ne kadar dokunaklı bir af dileme tavrı değil mi? Yirminci yüzyıldayız. adamı 'tamahkârlıkla suçlarsan. eski deyimiyle şakirt-mürşit arasındaki inancı kaybolmuştu. '. Ama. Kişinin toplumdaki yerini ve haddini bilmesi gerektiği cüme edersen. demokrat etiketinin onu nasıl bir yalana zorladığını görüyor musun? Bu yalanı feodalizmin nasıl körüklediğini görüyor musun? Niye günümüz le çöken on dokuzuncu yüzyıl kapitalizmi. daha üstün olabileceğini kabullenmiyor. bak. nedir 'haddini bilmezlik' biliyor musun? 'Haddini bilmezrasyonel otorite yok oluyor.' nutku! Bir yanıyla absürd. 'Kahraman Bakkal Süpermarkete Karşı' oyunu Colbert'i gibi. Fatma Girik'i Şişliye layık gören cüret de .daha fazla vermek. Bir yandan on yedinci yüzyıl değerleri. herkesin 'en iyi yeri kapmak' için savaşta olduğu dığı yerde. Beşiktaş Belediye Meclisi'ne tombalacıyı üye yapan anlayış da budur. günümüz Türkiye'si gibi!. Şimdi. insanlara bir içgüdü gibi yerleşmişti.. insanın insanı kullan- bir ortam oluşuyor ki. Nurettin Sözen'in 'önce insan' sloganı gibi bir safsata... Kimse karşısındakinin kendisinden daha bilgili.. holdingleşmemek de söz konusu değil.. öte yandan bütün vahametiyOn dokuzuncu yüzyıl Avrupa'sında kâr haddi gibi ahlaki ölçüler köh- nemiştir. günümüz Türkiye'si gibi! Bugünkü Türkiye'ye terlik' rasyonel. ' Büyük Yagibi. Hemen bir soru sorduruyor: sermayesi yeterli olmadığı için daha pahalıya yediren insan mı? Sosyal SHP'lileri kır kökenli? Anlıyor musun? ettiği için süpermarketten yana olmak zorundasın. İki yüz elli yıl öncenin 'Hangi insan?' Kuru fasulyeyi süpermarketten daha ucuza alan insan mı. daha ucuza mal lan! Ferhan Şensoy'un. günümüz Türkiye'sindeki gibi! Komşuları 'geçmek'.rimiz falan da yok. Büyük Yalan'ın bir parçası.. onlardan 'farklı' ve 'üstün' olmak. Herkesin kendisini her mevkie layık gördüğü. öğretmen-öğrenci. dünya görüşümüzün egemen olması için kullanabileceğimiz başka güçlerimiz var.

Köy Enstitüsü mezunlarına otuz yıl mecburi dürmeye varıncaya kadar. insani dayanışmanın toplumsal ve ahlaki sayıp. şu farkla ki. Hatta şunu da söyleyeyim. sömürücü.budur. 'k'yi. aşağıdaki Laz bakkal nasıl? Vehbi Koç kim? Hayatını bir oku da bak! Koca bir İstiklâl Savaşı'nı yok öyle de. otoriter. dış sömürgeciliği beceremediğimiz için iç sömürgeciliğe döndük! Akrep gibi kendimizi sokuyoruz. Sabahattin Eyuboğlu öyle değil mi? Memleket yıkılırken ettikleri tipoloji. Türkceği bir şey yok! Anlıyor musun? Bu ülkede herkes herkesten daha akıllı olduğu için her şeye her an yeniden başlanır. On dokuzuncu yüzyıl Avrupa insanı 'rekabetçi. efendim. hangi Şafak Özden ya Batılı türdaşlarımızın patolojik sorunları. saldırgan ve ben-merkezciydi. işine bakacak kadar yabancılaşabilmiştir adam! Hoş. Hayat. mi? Ha. Vehbi Koç olmak istemez? Türkiye'de insanların baş tacı onurunu ayaklar altına alması. rumundadır. 'g' okuyanın TRT spikerliğine soyunması da budur! Bize her gün her saat 'bu mevkiye getire getire bunu mu getirmişler!' dedirten. benim makûs seçim dediğim şey budur. istifçi.' değil mi? Peki. Bir Ali Paşa'nın. sömürü ve istifçiliğin insan Aynı patoloji günümüz Türk toplumsal karakterinin patolojisi değil da Şiran Ören. tabii. Vehbi Koç Oxford'da Shakespeare okumuyor muydu? Yine de. ulusların kendi emekçi sınıflarını. irrasyonel bir yarışa indirgeniyor. peşin vergiden. İçtiğimiz suya lağım katmaktan. bu patolojinin üzerine bir de yirminci yüzyıl biniyor! hizmet biçmekten emeklilerimizi maaş kuyruğunda kalp krizinden öl- . lerin kitap okumamasının nedeni de budur! Kimsenin kimseden öğrenebir Cemalettin Afgani'nin bir bildiği olmuş olabileceğini öldür Allah kimseye anlatamazsın! Amerika her an yeniden ve alkışlarla keşfedilmek duilkeleri de kayboluyor. değil mi? Akılcı otorite kaybolunca. sonra da Asya-Afrika'yı yağmalamalarıydı. kendi kendimizi sömürmüyor muyuz? Ve düşün.

Allah'ın yeni pozisyonuna esrarlı bir hüzünle baktılar. kendi cihadını... Star Wars filmlerinden televizyon belgesellerine kadar. nereye baktıysak. Billy Graham ya da Piskopos Sheen'in Türk çeşit- lığı'na indirgemişlerdi.. yani İslâmiyet'in ölümü. ifade edilen. öyle bir kozmik resimle karşı karşıya geldik ki. amaçsız bir toz tanesi! Milyonlarla. somut bir deneyimi mümkün kılmayacak kadar büyük. uzayda yuvarlanan bir toz tanesi olduğumuzu haykırdı! Hiçbir şeye bağlı olmayan. Yaratılış'ın amacı. az önce tanımladığım yordu ve bilim bize evrenin merkezi. 'Buzdan Kılıçları' okumadılar! Tek tanrılı dinlerin sonuncusunun ölümünü Latife Tekin böyle anlaİslâmiyet öldü. algılayamayacağımız kadar büyük bir şeylerle karşı karşıya kaldık. Bak.' tır... insanoğlunun Ay'a ayak bastığına inanamazken. insani referans sistemimiz kökten tarumar oldu! Bu kozmik resmi 'bilim' çizi- Türk'e kaç türlü vurdu yirminci yüzyıl! İlkin. onlar Tanrıyı Evren A. 'Sen seni bil'.Ş..kişiliğin şurdan burdan sırıtan 'vicdan azabı'nı iptal etti! Vicdan azabının iptali. 'beceancak kudret ve lütuf sahibi Rab'in yüzü bakidir'e 'yalan dünya her şey bomboş. Ne ki. herkesin remeyeceğin işe kalkışma' oldu. 'Bulunduğu yükseklikte kalabilmek için ışık hızı ile hareket etmek zorunda kalan Hak-ü Teâlâ.. döndü dolaştı. Çünkü. Vacib-ül vücut. 'gemisini kurtaran kaptan' yerine kullanılmaya başlandı. 'her koyun kendi bacağından asılır' düsturunun aslı. iç ıslahatını tamamlaması gereği iken. 'Her şeyin bom- . milyarlarla artık Allah'ın halifesi olmak gibi bir illüzyonumuz da olamazdı. sonunda yoksullara sırt çevirdi.'nin Yönetim Kurulu Başkan- Mesela. yolcu sarhoş. Kendini aşağı bıraktı ve dokunulabilen binlerce cisme dönüştürdü. (Gogi yaptığı araştırmalar sonucunda bunun böyle olduğunu tespit etmişti) yoruldu ve yere inerek eşyaları sindi.. biz aynı işe kavramların içini boşaltarak başladık. 'yeryüzünde ne varsa fanidir. 'irtica' bir nostaljiden ibaret! Adnan Hoca gibiler.. Ve Türkler. Efendim. dünyanın patronu filan değil. hancı sarhoş' diye şarkı düzüldü. lemeleridirler. Bak.

Ben devlete köstek değil. görüyor musun? 'Sevgi'yi klanın.boş' olduğuna karar veren bir toplum. afyon olmalı ki.' derken. insanlar insanlarla olan ilişkilerinde pazar kurallarını uyguladıkları zaman hakça oldukları inancı içinde. rahatlatılıyor! Bu mu. Büyük Maki- kılan biyofilyayı bir yana itip. İslâmiyet'in Avrupalılaşmayı önleyeceğini sanıyor.' derken.. Türk'ün Avrupalı türdaşına öykünemeyeceNe oluyor. kimseye verecekleri hiçbir hesapları olmadığı inancı içinde huzurlu olsunlar! oluyor! İslâmiyet belki de ilk kez bu yüzyılda gerçekte din-dışı bir toplu- . Müslüman olduğuna inandıran bir uyuşturucu. 'afyon' olmaya indirgeniyor! Afyon olmalı ki. mantıklı. hangi ülküyü ciddiye alabilir? Sosyalizmi mi? İnsan haklarını mı? Düşünce özgürlüğünü mü? Mükemmeliyetçiliği mi? İslâmiyet'i mi? Hocanın dergisinin adı 'Rönesans'tır! 'Rönesans!' Yani? Yunan'a dönüş! Yani? Çok tanrıcılığa dönüş! 'Hoca' öyle yabancılaşmıştır. demokrattır. İslâmiyet'e öylesine ağyardır ki. let çok saf.oluşturduğu putun hiç de saf olmadığını.. tüm samimiyetimle yapan bir insanım!' Bir Müslüman'ın yecek kadar yabancılaşmıştır! Vazettiği dine yabancıdır! Daha ne olsun?! 'İslâm insanın yaratılışına uygun.' Büyük Makine'nin egemenliği altındaki çağdaş dünyanın putperestliği ile lışmaktayım. kolay. destek olmaya çalışan ve bunu yapAllah'tan digayri bir güce kategorik olarak destek olamayacağını bilme- ehli kitap tek tanrıcılığının uzlaşmazlığının bilincinde bile değildir! 'Devdevlet denilen ve nihayet idari küçük burjuvazinin -yorgun ve kibirli devğini düşünemeyecek kadar "yabancılaşmıştır! ne'nin emri altına girmezse. yerine pazar ahlâkını ikame etmiş Türkiyelinin oradan buradan bakan vicdan azabı yok ediliyor. Adnan olan sadakatimden kaynaklanan bir çabayla bölücü ideolojilere karşı çamacık olarak değil. ailenin dışında da geçerli let memurlarının. silme kuşe dergisinde ilan eder: 'Ben her an devlete Düzeninin öz-uzman aydınları 'irtica' diye ahmakça titrerken. ölü-sevicilerin zaferleri garantilensin.

dürüstlüktür! Birbirinize onaylar Solomon. Biz iki ortak.lomon ortaktırlar. İçini açtık. Solomon anlatır. bir altın Mişonaçi'ye. bir gün -ben yatakları unutmuş gitmiş. bu günümüzü. gerekirse dönüştürmesi. 'en önemli mürşit. 'bugüne kadar senden başka birisi ile olmadıysam. Sirkeci'de. 'pazar ahlâkı'nı en iyi Mişonaçi hikâyesi anlatır. sonra bir tane daha. ler. 'Biz. bir de ne görelim. yalan söylememek. 'Biz. Mişonaçi.bir çanta bulduk. onu kendisini duyumsadığı gibi duyumsaması. bir altın Mizüm. Ancak. Mişonaçi. Bu rum. 'Hayatta' der. kaba kuvvet kuldüzeltiyorum.' diye başlayıp karnında çocuğunu taşıyan kadına.' diye müze borçluyuz. Müşteri ahlâkı insanın 'komşu'sunu -burada. çantasını unutan garibanı. Şafak Özden gibi. vakit olmadığı nedir biliyor musun. hafif- . sonra da dürüstlüğüMişonaçi. iki baba nikâhtan önce çocuklarını çağırırlar. birden işleri büyür. kadına verdiğin acıdan sorumlu olmamak. Bak. önce Allah'a. Düğün günü gelir çatar. kötü bir otel işletirlerken. Pazar ahlâkında. denk gelmediği için. yerleri süpürüyor. 'mert' adam söylemini sürdürmektir! Topu karşı sahaya atmak. dahası bu davranışın haklılığına içtenlikle inanmak demektir. çocuklarım. Zaman içinde çocukları da büyür. Allah da size verecek!' 'Evet.' deyip rahatlamak. silme altın! Hemen oturduk. bir altın bana. 'Sana karşı dürüst olmak istiyoiçin olmadım. gölanmamak gibi geleneksel değerleri içerir gibi görünür.' der. 'sevgi' yoktur! Pazar dediği hikâyedeki gibi. Nasreddin Hoca’nın borcunu ödeyemediği komşusuna. bundan sonra sen düşün!' letmek için parmağını kıpırdatmamak. 'Şimdiye kadar ben düşündüm. parayı aile içinde tutmaya karar verirler. birbirimizi bir kez olsun aldatmadık. dürüstlük budur!' şonaçi'ye! Ne bir altın fazla bana. pazar Pazar ahlâkı. onlar da çocuklarını evlendirmeye. ne bir altın fazla Mişonaçi'ye! İşte. tinsel güçlerini arttırması anlamında bir ahlâk sistemi değildir.'sevmesi'. onlara nasihat ederkarşı her zaman dürüst olacaksınız ki. Bir altın bana. Sirkeci'deki otelde. Mişonaçi ile So- bir tane daha. demeye kalmadan beş yıldızlı bir otel yaparlar. hile yapmamak.

'kişiliksizlik'tir. Örneğin. zaafPazar ahlâkı. Toplumsal karakter diye. Ancak bu. belirli bir kültüre mensup demiştim. Bunların yerini 'dengeli' dostluklar. Şöyle söyleyeyim. kendisine en iyi hizmet edecek toplumsal karak- insanların çoğunun paylaştıkları kişilik yapısının çekirdeğine diyorlar nıfların. büyük nefretler de yoktur. 'dengeli' aşklar. kişisel ilişkilerde de geçerli tır. kariyerizmdir. Müslümanlıkla uzlaşamaz. örneğin. onni. SHP.ahlâkının hâkim olduğu toplumlarda. Büyük Makine. haklı bulmasa da benimseyecektir. Şafak Özden'e. Zaman gazetesini ele geçirmeye kalktığında. 'Nefret' ayıp değilse. toplumdaki insan enerjisinin toplumun işlemesini Büyük . pazar ahlâkını. Dayatıldıkları şekilde davranmak insanların kolayına gidiyor. sonra da işlerinden etmişti. tazminat ödemesi bile böyle bir acıyı dindiremezdi. gelişme kendiliğinden o yönde. yüzeysel 'hakkaniyet' alır. Adnan Tekşen'i son dakikaya kadar manipüle etmiş. Nabi Avcı'yı. Şafak bu davranış biçimini. Neden? Çünkü. 'sığındığı' grubun onayı kendi doğrusundan daha önemlidir. ANAP'ın ak dediğine kara demeyi dayatıyorsa. pazar ekonomisinin 'aklayıcısı' var! Müslümanlığı kimselere bırakmayanların İslamiyet’i pazar ahlâkı doğrultusunda yorumlayabilmiş olmaları. bir toplumun ya da o toplumdaki çeşitli sı- Sonuçta. Şevket Eygi'yi hatırlayacak- sın. bu ülkedeki yabancılaşmanın Yabancılaşma. o toplumun düzeninin talep ettiği şedayatılan davranış biçimi onların davranmak istedikleri biçimle çakışır kilde davranırlarsa işlev görebiliyorlar. 'çocuksu' bir duygu! olur. bilinçli bir karar sonucu da olmuyor. büyük aşklar. Zaman içinde insanlara ları mutlu ediyor. Aldığından fazlasını vermek 'enayilik' değilse. yabancılaşmayı körükler! teri yaratır ve besler. Daha ne örnekler boyutlarını anlatmak için yeterlidir! Bu bir girdaptır! Öylesine belden aşağı bir tekmeydi ki. belli bir davranış biçimioluyor. statü gruplarının üyeleri. Anlıyor musun? Bu eğilim. pazar ahlâkı. Dış politikanın maksimi olduğu söylenen 'uluslararası dostluklar değil ortak çıkarlar vardır' ilkesi.

burnundan kıl aldır- için gereğinde sevgiyi. Mesela. Kişinin her sabah uyandığında o gün çalışması gerekip gerekmediğine. o işkolunda çalışmasının doğru olup olmadığına mezdi. gereğin- . bir örnek olmalı. düzenli ve dakik olmak endüstriyel toplumlardaki yüksek düzeyde uzmanlaşma ancak kendile- gerekliliği. çünkü modern rini özgür hisseden adamların becerebileceği bir iştir. siyasi partisine. Toplum. biziz!' diyecek ki. disiplinli. yirminci yüzyılını modern endüstriyel toplumlarında insanlar kendilerini. bir on dokuzuncu yüzyıl Asla döneklik etmeyecek.0 halde. bu toplumsal karakter top- imanına. insanlar bu 'numune'ye öykünmeliydiler.Yalan doğrultusunda sürdürmek amacıyla kalıplanıyor. futbol takımına. 'Türk toplumunun öykündüğü karakter ne? de olan bir toplumsal karakter geliştirmeli. modern endüstriyel toplum. Bülent Ersoy dahi olsa. ailesine. kim. adam bir taraftan 'Ben. zor kullanmak da işe yaramazdı. sermaye istifleyecek. gereğinde hoşgörüyü. Eyüp Sultan'da kapitalisti gibi. hemşerilerine. gereğinde Atatürk'ü sömürecek. bir içgüdüye dönüşmek zorundaydı. düzenli ve dakik olmak iste- ya da işe gitme saatine karar verdiği bir yirminci yüzyıl toplumu işletekletirdi. dinine de dini inançları. o yönde kanalize ediliyor olmasına işaret eder. aynı adam. çalışmak. başı örtülü dua edecek! Öte yandan. bizdeki 'numune. rekabet edecek. Bireyin yapıcı güçlerini nasıl tasarruf etmek istediği yolundaki bilinçli seçimi. Kimseye silah zoruyla 'buluş' yaptıramazsın! . pek çok istisna ile sonuçlanacağından Büyük Makine'yi lışmaya kanalize etmeye hevesli. bu çabalar içinlumsal beğeninin odaklaştığı bir numune. ideolojisine sapına kadar sadık. Nite- sonunda kendilerine zarar veren ya da en azından faydasız üretimde çayen bir kalıba döktüler. gereğinde cehaleti. 'yozlaşmamış' denilen türden Türk olacak. içinden çıktığı yumurtanın kabuğunu beğenmemesi söz konusu olmayacak. bak. bakıyorsun. başka kültürlerde görünmedik bir tarzda enerjilerinin çoğunu insanların enerjisini çalışmaya döndüremezse amacına ulaşamazdı. Kaba kuvvet. başarılı olabilmek Şimdi. Peki.

alkışlanmak için. İstersen iyi bir işadamı olurum. Kardeşlerini yanında gezdirdi.kümesi. 'mazbut aile babası' oldu. Hiçbirisini tam olarak benimseyemeyecek.' dedi. ikinci değerler kümesi ile çakışmayıp çatıştığından. 'geleneklere saygılı. zemine ve jenere edecek ama bu dejenerasyonu belli etmemek için sinsileşecek!" "Peer Gynt?" çıkaracak. onları savunurum! İstersen. tabii. bütün bunları yaparken vicdan azabına duçar olmasın diye mayacak kadar otoriter olacak. Zinganalar'ın yeşil elma. kendisine göre de- de çevreyi gözü görmeyecek kadar ben-merkezcileşiyor. hangi değerleri savunduğumda başarılı olabileceksem. Şafak için 'Şafak'. kenşekil değiştirmek zorundadır! İçgüdüleşmiş eğilimlerinin üstüne bir de "Peer Gynt. nan' işadamlarını savundu -'Namusuyla çalışan. konumunu muhafaza etmek için saldır- zamana uygun olarak. Şafak Özden. sırtında geldiler. istersen cami yaptırma derneği başkanı. Şiran Ören. mesleki bozulma eklenirse ne olur? Kemalist derneğinin genel sekreteri. 'Atalarım Gümüşhane’ye at diren insanlara saygı duyarım. bir düşün. Pear Gynt. Birinci değerler ganlaşacak. 'Namusuyla para kazalerden herhangi birisi oluverdi! Kartal’dan bilmem kimin desteğini iste- Ne olacağını Şafak'ta gördüm ben. Türkiye'de doğru dürüst işadamları yok mu? Türkiye'de azıcık ekonomik durumu iyi olan herkes hırsız mı? imanlı' oldu. Camide. adam bir de. tarçın ve kekik kokan yiğidi olurum. 'ağabey' oldu. babasının yanında durdu. istersen cefakâr bir 80 öncesi militanı.'gerçekçi bir sosyal demokrat' . bir öteki kümenin değerlerini öne hoşlanıyorsan. bir bu kümenin. 'yozlaşmamış Türk' oldu. olanakları iyi değerlenHerkes üçkâğıtçı mı? Herkes hayali ihracatçı mı? Herkes devlet olanak- larını kullanarak mı zengin olmaktadır?'. istersen falanca dar kaypak seçmenlerinin o günkü bamtellerini bulmak için ne kadar çok meslek deformasyonu. Şimdi. beğenilmeme endişesini bertaraf etmek için aldığı şekildiği zaman nikâhlı karısını koluna taktı. Benden nasıl disi gibilerin oyları için rekabet eden bir politikacıysa? En az kendisi ka- kabul görmeme.

öyleyim! isterseniz parmaklarımı piyano tuşları üzerinde gezdiririm. ile başçerken. benimle konuştuğunu. benliğine ilişkin verileri öyle kaybetti ki. iblisleri kovup kendisine gelmesini sağlamaya çalışıyorduk Ama.yanımızdaki iki arkadaşınaydı. Bir gösSenin o çok merak ettiğin tokatlama olayı da o gün oldu.. aney. yepyeni bir kimlik geliştirdi! Bu ikinci kimlik beğenilen. ben'im. arkadaşımla ben söyledik. iki yanağımdan öptü' diye övünüyordu. ama iyi bir Parti'li deyiverdi! Sonra Sonra bir gün. Kürt Alevilerden. SDP Bavarya milletvekili bir mek için olacak. Sanki. 'iyi ki bunlar var' diyen o değildi. Parti ileri gelenlerinden birisi. O gece. en bağnaz Stalinciden daha Stalinci oldu.oldu. olmadı! Şimdi anlıyorum. Dev-Gençli oğulları cezaevlerinde çürüyen analardan oy istiyordu! Uyarmak. yalvardık bir türkü söylesin diye! Söylemedi! Onun büyü yapıyor. gerçekten murakabe edilmiş bir 'ben' olduğumu unuttu. Sanki. başarılı bir adam. Nurhak sana güneş doğmaz.. Nitekim.. MÇP'nin önünden gedeğildi. 1 Mayıs Mahallesi'nde. olma kimliğiydi. 'kesecez' bunları diyen o gelmesini istemek fayda etmedi! layan akıl almaz bir nutuk çekmeye başladı. kısacası.. uyarlanmış. bir gün. geri gelmesini istediğimiz kendisi sen olaydın!' Bir avaza bağırıyorduk ve halimiz çok acıklıydı! Türkü ile tükenmişti! 'Beni nasıl beğeniyorsanız. ama gündelik akımlara iyi bir gün. Olağanüstü bir varlık değil belki. istedim sanki! Biliyor musun. '. kendisine yerine.bana göre var mı yok. İsabetliydi de! Çünkü çevresi artık onu bir 'varlık' olarak görüyordu.. müzikten anladığımı sanırsınız. Zigana kökenimi belgelerim!' disini öyle kaptırdı ki. toptan delirmekadın kucak dolusu çiçekle ziyaretime geldi. Sanki. -'önemli adam olmuşum. .başarılı. 'erdemli bir arkadaşımız değil.. ken- terinin provasını yapıyordu ama gösteri bana değildi -beni çoktan gözden çıkarmış olduğunu artık anlıyorum. yararlı. Giderek. Türklere pazarlanabilir bir şey bir değeri olan. isterseniz ellerimle pilav yerim.

az sonra ve hiçbir şey olmamış gibi konuşmasını sürdügibi yollarda. Onu seviyordum! Attığım tokat gerçekten de coup de grace. Ama. Şafak'ın bur- Ve ben. Yeşil elma. dört kat ediyordu. aklım başıma geldiğinde. Sosyalizm. damladı. deli Deliye döndüm! Utançtan! Kendi şiddetimin telmihinden deliye dön- damladı. o! O. aklıma hep İzmirlilerin radika salatası geliyordu! Yadika da salata olurdu. merhamet darbesiydi! Şiddetim. onları toplumsal güçler halinde örgütledikten. Gecenin bir saatinde. Sosyalist toplum. deli gibi bir otomobil gezisi yaptık! Sonra biz eve döndük. tahta masanın üzerine kan damlıyordu.. şimdi. Kopkoyu bir sıvı ğu çatalı büküyor.' 'özgün güçlerini' tanıyıp. Bir ara. ancak. Kibele Evet. bir sofrada. kendimi kaybettim. Elim kalktı. rakı-roka-kavun. elinde tuttudüm! Ama. Şafak ölüyordu! sendromu. 'Radika' malum. Evet. Bir yandan da. Şafak Özden'i yine koynuma aldım. 'Marksist olduğunu iddia edebilmek için önce Türk insanının radikasına inmek lazım.. raNasıl oldu bilmiyorum.' gibi bir şey diyecek oldum. Nasıl vurduysam. mukabele etmesin diye olacak.Onlardan birisi de eski bir TKP'li. birader! ni. dördümüzü de allak bullak etti. tarçın ve kekik kokulu yiğidim aslanım ölüyordu! . küçük bir gölcük yaptı. bu güçleri siyasi güce dönüştürdükten sonra' oluşabilecektir'. hepimizin özgürce gelişmesinin koşulunun her birimizin özgürce gelişmesi olduğunun bisinin yönlendirici kural olduğu bir toplum. 'radikalizm' köktencilik bu kelimeden türer. mangalda et. içimden lincinde olan bir ortaklık. Sonra da başladım gülmeye. bireyin tam ve özgür gelişme- Marx'ın sosyalizm tanımını tekrarlıyordum: 'Sosyalizm. 'kök' demek. Gösterisinin TKP'linin karşısında duy- duğu bir garip eziklikten olduğunu düşündüm.. rüyordu! nunu kanatmışım! Ve Şafak. 'insan kendi 'forces propres.. Marx tartışılırsa. Günay Rodoplu.

İkinci kutupta. Dinsel. siyasal. beni yerden yere vuran Şafak Özden deneyi- çünkü. hayatın gidişini. İslamiyet de öldürülünce. toplumsal sosyo-ekonomik şadığı ve hayatta kalabilmek için başa çıkmak zorunda olduğu dış dünya yazdığı boş bir kâğıt da değil! ğu Avrupalı. ancak insanın gerçekliği anlaşılırsa. Toplumsal karakterin yapılanmasında bunlar da var. şimdi sana söyleyebilirim. insanı tanımladoğru değil. bu karaktere tüm gü- sistemler değil. toplumsal ilişkileri. ye'nin o son yabancılaşmamış çeyreği de ölüyordu! O zaman bana öyle minin ne denli sıradan olduğunu gördüm! Günümüz Türkiyelisinin benim yerle bir etmek için yola çıktığım putu.' diyorum. Dobahsettiğimizi doğruluyorlar. anlaşılabiliyor. çok sonra. hemen her koşula uyum sağlayabiliyor ama toplumsal koşulların üzerine kendi metnini Şafak Özdenleri. 'İnsanın yapıyı biçimlendiren insanın kendi yapısı var! Toplumsal oluşumlar. Türkigeldi.sun.ölümü umutların ölümüdür! Sanki Şafak'ın ölümüyle birlikte. Büyük larına eğilince. İnsan. ben. günümüz Türkiyelisinin yok olması için hayatımı vereceğim toplumsal karakteriydi Şafak! Ne ki. pazar ahlâkı. pratiğini belirlediği doğru ama tek cüyle destek atıyordu! 'Destek atıyordu. bu karakteri üzerine titrediğim halkım. Türkiyelinin çaresizliğini bir kez daha gördüm! Son ağala- Makine'ye karşı duracak güç kalmadı. çünkü. bizzat doğuruyorduk! Türk toplumunun sosyolojik ve ideolojik unsurlarının şekillendirdiği karakter yıcı gücün som ekonomi olmadığını biliyoruz artık. felsefi sistemler ikinci derecede önemi olan kişiliğini sosyo-ekonomik yapı belirler. Üretim yönteminin. ölmesin diye çok uğraştım! Çünkü. devrimcinin -bu kelimeyi illa da 'sol' diye kullanmadığımı biliyor- Artık. psişik ve fizyolojik yapısı ile içinde yaile arasında ilişkiler incelenirse. Gariban Türk! On dokuzuncu yüz- . Ama sonra. biz. ekonomik unsurlar. SSCB'li türdaşlarımızın deneyimi bunu doğruluyor. Şiran Örenleri yaratan oluşumun ekonomik unsur- rın hakkından 1940'larda gelinmişti.' derken sadece tek bir kutuptan buydu! Dahası.

Aslının ne olduğunu ları kadar yabancıdır. yirmi birinci yüzyıla çeyrek kala bu tabloya kadın satın aldırabilecek. biziz. Kendisini kooperatif 'müdürü' ilan edip. gümrüklerde çürüyen makineleri. kesekâğıdı üzerinde hesap yapan adamdır. Türkiyelidir." diyeni var gücümüzle dönüştürmeye çalışırken. hoppala. yani televizyondaki dört köşe çeneli Amerikalı bilmediği nesnelerle çevrilidir. yapmadığı minci yüzyılın ikinci kazığı da budur! Onur Oflu'nun bir sosyal yapı koo- . diye de düşünülebilir. Başka türlüsünü bilmediği gibi. sistemleri. Ne ki. Hastanelerde. bir türlü kâra geçemeyen dev yatırımları düşün- rindeyse. buyurun. liberalizm! özelleştirme! "Ben. Makineler. 1800'lerin yaşam biçimiyle. Bütünden gelince. bilançoyu işler kılmak bir yana. iştiraklerinin adını sayamayan Sümerbank’ı düşündüm. ululayan neoTürkiye'de. iki kere ikiyi zar zor bellerken. yok Rand Corporation! Mikro-chip. senedini gününde yatıramama- karmaşanın nedenini anlayıverdim! Salt kötü niyet değildi bu! Deyiş yeyaydık! Sonra. yirminci yüzyılın alametifarikası. üretim alışkanlığı ile karşı karşıdüm! Personelinin sayısını dahi bilmeyen Devlet Demir Yolları'nı. genetik mühendisliği. onu tükettirebilecek cirolar. hele de SHP'nin kol kanat gerdiği küçük esnaf. buyurun. 'aileye saygı'yı yeniden gündeme getiren. örneğin. KİT'leri. Singapur'da neyi tüketiyorsa. yok Arthur Anderson'un süper-ayrıcalıklı maliyet muhasebesi Hawkins! Kanla irfanla kurduk biz bu Sümerbank'ı derken. Şafak'ın çekini. defter tutamamasının nedeninin ortaçağ esnafı olmaktan bir adım ileri gidememiş olmasından ileri geldiğini kavrayıverdim! Kooperatifteki sıkılır. Sözen'in bodruma attığı Belbim bilgisayarlarını düşündüm! Aynı dünya görüşünün hâkimiyetini gördüm! Ne yapsın gariban. ona da ilkel bir adama olduknostaljik bir hoşgörü ile bakamıyorsun! Çünkü bu yüzyıl Türk'ü bir yandan da ona. rakamdan da sının. kârlar talep ediyor! Yirperatifinden talep ettiği kâr. Montecarlo'da kumar oynatabilecek. onu yüzme havuzlu bir evde oturtabilecek düzeyde olmalıdır.yıl Avrupalı türdaşını içselleştiremez.

Böyle olunca bir uçak biletini yüz binlerce liraya satan Türk Hava Yolları'nı ya da bir paket Samsun'u bin beş yüz liraya satan. kelime uydurmak. Yazıhanesini 'a- 'makul' karşılığının dört milyarlık bir ciro olduğunu 'hesaplayıp' üyeleri bak. Yirmi milyona mal edilebilecek bir daireyi. kırk milyona mal etmek istemesi de bundandır. yani 'müşterileri'ni tıpkı Onur Oflu gibi sömüren. bak. Rakamladam etmek' için. Hal böyle olursa. Ne devlet sektöründe.. edebiyat da yağmalanır! Örneğin. yatırımdan kâr etmek meselesidir. enflasyonun bu ülkede durdurulamamasının çok önemli bir nedeni de budur. folklorda. kırk milyona ihtiyacı olduğuna karar verip. Daha önce de söylediğim gibi. bu yüzyılda nihai ürünün toplumsal fayda sağlaması kavramı ortadan kalkmıştır. tembellikten. aynı manipülasyon! 'System' kelimesinin '- maymunun iki sopayı bağlayıp muzu düşürmesinden farklı değildir. Türk dili de. kârı yükseltmek değil. Rasyonel otorite yok olduğundan bu gidişat engellenmek bir yana. tıpkı dairelere maliyet uydurmak tem'i ile 'yön'ü bağlayıp. Onur Oflu'nun 'zekâ'sından farklı değildir. Daha da vahimi. hesapsızlığını. zeki ama akılsız gibi. yöntem kelimesini icat etmek. vermeden almak iştiyakındandır! Aynı yabancılaşma. Türkiye'de tarih de. aynı yağma. sallapati savurganlığını rı büyütmek. üretimi daha ucuza mal edip. bu deformasyon kaçınılmaz kılan savurganlığın önüne geçemezsin! Yapısaldır! Türk'ün yirminci yüzyılın üretime yabancılaşan patolojisine de denk düşer. Mesele. yani kaynakları acımasızca yağmalamak!.işler için para talep ettiği gün. bunun dairelerin şu kadar miktardan çıkması gerektiğine ikna etmek! Yalnız. zamları aşamadığı sallapati yapısından gelir. da bundandır. savurganlıktan. Tekel'i 'kâr' ediyor diye ciddi ciddi alkışlayabilirsin! bile verirler! Hiçbir uluslararası finansman kuruluşu da karşı çıkamayacaktır! Kredi . Amerikan 'Yat' dergilerine abone olması rakamları büyüterek kapatmak zorundadır. bu yağma patolojisi günümüz Türkiyelisinin hemen her uğraşında geçerlidir. afişe dahi edilemez! Yine bir çıkma yapayım. ne de özel sektörde.

kime sattığını öğrenip. yani insanların ev sahibi olma Yirminci yüzyılın ikinci büyük kazığı tüketim patolojisidir. Sonunda. bakımı aksatılmayan evler gibi! Bu kayboldu. o arazide. Bana. özenle korunan. Olmadı. 'Ben bu arabayı kooperatifin parasından almıştım. dedim. değil mi? Ama. hiçbiri önemli değildi! Oysa. tüketim bir amaç haline geldi! Türk. koştu geldi. kooperatifteki ne Sedat'ı.Türkiyeli. adam. o koşullarda iyi fiyat bulamayacağını düşündüğü içindi. yirmi dört saat içinde meydana çıkmazsa." "Sahi. Tükettiğine yabancı! Kendi gereksinimlerine yabancı! Anlıyor musun? Bu nedenledir ki. işler sarpa sarınca. polise arabam çalındı diye ihbar edece- . 'Eğer. siz bilirsiniz. ğim. satın alan adam. o arabaya?" rasında kullanayım -taksi masrafları korkunçtu. dedemin adını vermiştim. sonu gelmez bir ihtiyaç listesi üretir oldu. olmadı. ilişki vardı. ne topladığımız böğürtelini öpmüş. Geleneksel tavırda insanla sahip olduğu şeyler arasında sevecen bir maddelerinin takas değerinden. somut bir şeyi tüketen somut insan değil artık. Aylarca. ruhsatı devredebilmek için peşinden "Ne oldu biliyor musun? Seçim geçip başkan olduktan. yerine eşyalara karşı geliştirilen bir sevgi-nefret ilişkisi aldı. sonra da kendi arabası tamire girdiği için geri istediği yetmiş iki model arabanın hikâyesi.' diye sattı. pazar değerinden başka. Şafak sattırmadıysa. Onur Oflu. Bir de Şafak'ın bana aldığı bir otomobil hikâyesi var. Biliyor musun. ne oldu. Tüketim rüyalarını satmayı önermişti! Ne çam. Artık. İstanbul'un şu döneminde insanları ev sahibi etmek gibi bir amaca hizmet etti diye Şafak'ın 'aldığı'. kooperatife olan borcundan düştü! koştum! On bir kez telefon ettiğimi ve bulamadığımı biliyorum! Ne onu. ben. kooperatifi.' Ne çirkin şey. bir emeğin somut ödülü olarak hiçbir anlamı olmayınca böyle oluyor. ne de Şener'i! Satın alan adam bir kaza yapar ya da otomobili yasal olmayan bir şekilde kullanır diye korkuyordum.diye altı milyon liraya rezalet su üstüne çıktıktan sonra. seçim sı- lenler. ne çiçek. tehdit etmek zorunda kaldım.

aynı duyguyu bir kenara atılan raporlarımda da yaşamıştım. habire gelsin. teknolojiyle bir tırnak makasından Batı'nın önde gelen toplum psikologları bağrınır. Gül bile gül olmaktan çıkar. ne de eşyanın. somut ve kendilerine özgü nitelikleri gözardı edilir... anlasana! Şafak'a hediye ettiğim ceket de tırlıyorum! Ama. edebiyatçıları bağ- öte yakınlığı olmayan biz Türkleri düşün! On dokuzuncu yüzyılın istifçiliği yirminci yüzyılda dipsiz kuyuya döndü. sürekli açık sanki! Doymuyoruz. Eşyaların ve insan- bir kenara atıldığını gördüklerinde ne hissederlerse. Birkaç ay sonra. sanatçıları bağrınır. ne oldu?" "Şimdi. Ne benim.. ne şeylere. 'A rose is a rose is a roses' kalmadı! Şairler ağlar! Biliyor musun. Oysa. bu. bu defa da polisler eve geldi mi?" "E. Hepimiz takas değerimizle algılanıyor. araba çalınmış mı. amaç. Hiçbir şeyin hatırı yok!. Oysa. artık gül almanın Türkiye'de de keyfi Batı dünyasında bu soyutlama neredeyse tamdır. Bir de bizi. ların soyut niteliklerine yoğunlaşılır. tabii. emeğimdi ya o benim! Çocuk- hep beraber soyutlanıyorduk. Bu defa da. tıpkı kooperatif hikâyesinde olduğu gibi. Ağzımız erkek insan tüketimine. ne olmuş. trafikten üstüne almamış... onu hissettiğimi ha- rınır. şu kadar değeri olan bir sosyete hediyesine dönüşür. lar. ne de şeyleştirilmiş kadın- .Noterden devir yaptık. bin bir özenle annelerine hediye etmek için boyadıkları resimlerin Sedat'ın sırtında ve paçavra gibiydi. her şeyi 'takas değeri' ile algılamanın çok çarpıcı bir örneği.

bayağı. katlanan göbeğinin altında kalan buruşmuş erkeklik organını siliyordu. Ertesi sabah.VIII "Sedat'ın kapıda beklediği o gece ta be sabah kirlenmişlik duygusuy- la boğuştum. Aşk söylemini bayağılığa indirgeyen bir manzaraydı. Alelacele. Titredim mil tahliye' dediği işlevin sonucuydu ve bir anda. yalapşap siliyordu. Berfe'nin 'tah"Süreyya'nın. beni kaygılandıran bir baştan savmalıkla. 'şiir' yazmayı neden sürdürdüğünü merak ettim.: Düşünüyorum da. şurada. Şafak oturmuş. insanı iguanalardan ayıran her şeyin bir vehimden ibaret olduğunu kanıtladı!" kısacık güldü. bir yandan da. 'Bu ne kendini beğenmişlik! Karanlıkta ." diye ekledi. senin oturduğun yerde.. "O kadar ki. estetik yoksunluğu da değildi.

çünkü. bütünümü seviyorsun. 'insan' olmaya devam edebilir mi? Şafak Özden.. bu senin sorunun. Sadece. Bir şey diyor musun?' 'Tamam. en basit tahmil tahliye işlevine. seni istemiyorum!' 'Bırak bu işlerin yakasını be kadın. 'Hadi.." olduğunu sahiden düşünebiliyor musun?' diye soruyordum kendi ken"Peki.' olmaya dayanabilir miydi? Hangi insan dayanır? gittiğin şey. üstün filan demiyorum. 'Bir dişi' olmaya tepki gösteriyordum. sen anlat bakalım! Gece oldu mu. şöyle bir duralar gibi oldu. 'Beni seviyorsan... Yine yüzünü kuruluyordu. bütünlüğüm ihlal ediliyordu. biliyor musun? 'Ben bir bütünüm. insanoğlu sıcaklık aramaktan da vazgeçmiyor! Şafak’a bakı- ya. '. tahliye işlemini çok ciddiye aldınsa. eşyalaştırılmış olmak duygusu bunaltı. cinsel organını alıp zaman dilimi. gündüz oldu lat' diye mısralar düzersin!' Sonra da bir diyalog: 'Beni sarmadı bile!' Tabii.. Sakin giyindi.hiçbir şey demek' olmaya dayanabilir miydi? 'Bir an. bir yordum. hiç de ap- gösteriyordum. Neydi. Asena'nın erkeği gibi. 'Şafak Özden. ne cevap verdin? 'Vajinanın başka bir kadınınkinden üstün olup olmadığı' sorusuna ne cevap verdin?" Beni 'Günay Rodoplu' olmaktan çıkarıp. anlıyor musun? "'Aptalca bir soru!' dedim. 'bir dişi' olmaya indirgediğini hissediyordum! O noktada sorunun adını henüz koymamıştım ama tepki talca değildi! Şafak'ın beni soyutladığını hissediyordum. işine bak.kendi vajinanın bir başka kadınınkinden. 'Eyvallah.' dedi Şafak. Günay'cım!' Patladım. 'farklı' dime. içim kırık! Öte yandan da diyordum ki. hadi. işine! Basit bir tahmil Teşhir edilmişlik duygusu. 'dost'u bile değil miyim?' Sonra da. ..' kavgasıydı. 'vus'Yin-Yang'dan geçtim. kapıdan çıkarken döndü. Aptalca bir soruydu! Ve tabii.

Olumsuzu deşmeyecek.' derken ki tonlama- 'Nasıl olayım? Üç milyonluk çekim var. Sonra ertesi gün bir saatte Şafak aradı. 'Sen. yok saymaya milyon ödemeden söz etmek. üstünü örtmeye. 'Lütfen oynama Şafak!' dedim.' dedim.Daha doğrusu Diana geldi. Onunla bütün gün bütün gece film işini konuştuk. 'Biz politika yapıyoruz ya işte. Neyse. sustum. Kendimle ne yaptığım onu zoraki bir seyirci olmasının dışınanlamaya. çocuklar da bu kadar bakabiliyor. vurdumduymazlık değilse. ha?!' yan bir oyundu bu. boş ver. Aklım sıra topu Şafak'ın sahasına 'Nasılsın?' 'Sen nasılsın?' Kafasına bir şey atmamak için zor tuttum kendimi! O gün öyle geçti. bu da beni hazzetmediğim bir satranca sürüklüyordu. başladı. hayatın kendi kendisine gelişen tepkilerini yok ediİnsanı karşısındakinin bir sonraki hareketini önceden kestirmeye zorlağını belirtiyordu. 'Lütfen. düzeldin mi?' iması açık seçikti.' diye nün 'Seni istemiyorum Şafak Özden!' deklarasyonunu ciddiye almayacaçalışacak. bilmiyordu! Sesinde kadınların kaçınılmaz yakarmalarını . Kasada bir kuruş yok. Asıl sen nasılsın?' sında. yaşamı hiçbir şey olmamış gibi kendi istediği yerden ve zamandan tekrar sürdürecekti. çekirdeği. 'Merhaba. gerçekliğin özünü bulmaya yönelmeyi amaçlamıda ilgilendirmiyordu. Bu işler hep böyle.' diyen bir kadına üç aptal olduğunu varsayan kurnazlıktı. Ne ki. 'Seni istemiyorum. Tepkilerimi anlamaya. hesaplı olmayı dayatıyordu. yüzeyin altında kalanı yordu bile! Tabii. Ben de. aynı anda Gerçekten. karşısındakinin 'Ne oyunu yahu?! Niye oynayayım ki seninle?' göğüsleyen erkeklerin tonlamasını duyabiliyordum. 'Heyheylerin geçti mi. Önceki güBeni güncele zorlayan usta bir manevraydı. yor. İç dünyamı ortaya dökmeme asla izin vermeyecekti. 'Merhaba!' atıyordum.

Saçmaladım! onun karşısında oturan Sedat'a beni idare ettiğini belirten göz kırpmala- dim. Sonunda. çevresiyle yapıcı sımda kendini oradan oraya atan. önerdi. saçmaladım. İşte.' 'Yalnız mısın? Gelsene!' ilerdeki bir masayı işaret ediyor. Ne söylediğimi de sen biliyorsun!' Dediğim gibi. anlamak için en ufak bir gayret göstermeyip geçiştirmesi mi daha kötüydü bilemiyordum. her zamanki insanlar oradaydılar. bir daha sıkıldım. bilmiyorum!' 'Benimle oynamak zaten senin haddine düşmemiş Şafak Özden!' de- beni de kendim olmamaya zorluyordu! Bu defa da. 'Vallahi. rahat ettirsin diye Sekizde buluşacaktık ve ben her zamanki gibi tam zamanında ora- koşuşturdu. bir buraya bir oraya vuran bir cümle. barda oturan yaşlı adamın ıslak gözleri üzerine ya'Merhaba Günay! Nasılsın?' 'İyiyim. Boş durmaktan.' Az ilerde. Bir yandan da kafatailişki kuramadığı için giderek artan bir bağımlılıkla alkole ve uyuşturuculara döner. ha? Öyle duydum! Yakında örtünecekmişsin!' konuşma: pıştı. haksızlığa uğramış çocuk sesini takındı Şafak.rını da görebiliyordum! Ne söylediğimi anlamaması mı. boş durmak ve beklemekten nasıl nefret 'Yabancılaşmış toplumlarda alkol tüketimi artar! Birey. ederim. 'Seninle bir konuşsak iyi olacak!' Şişli'de bir toplantısı olduğunu söyledi. Art arda viski içmeye başladım. o bitince Ece Bar'da buluşmamızı daydım. Bu defa da cadaloz kadın sesi! Tanrım! Kendisi kendisi olmadığı gibi. O arada da. sen nasılsın?' 'Birini bekliyorum. 'Ben başka bir şey söylüyorum. 'Etme gülüm yav!' dedi Şafak. bilirsin. buz gibi bir sesle. 'Müslüman olmuşsun. Ece. Onu fark ettim. yanımdan geçen ünlü bir gazeteci ile ipsiz sapsız bir .

mutluluğunun arasına girmesine içi razı gelmiyor. ortak sorunumuzun 'bütünlük'ümüzü bozan. sen benim çocuğumsun. sonra Ziya'da yaşadığım gece tekrarlanıyordu sanki." 'Ne yapmış olursan ol. 'Ha. öyle bakarsak. bizi . Çocuğu ne yapmış olursa olsun." "Kibele sendromu. 'Müslüman lıyor musun? Yabancılaşmış toplumlarda dil de kayboluyor! lediği için 'Ha. Hah hah hah! olmuşsun. 'Filozof olmuşsun. Ben. Doğaya erkekten daha yakın. ha?'nın cevabı.' ya da 'Tele-kız olmuşsun. ne ki. öyle desem anlardı. Şafak'ın eşi gibi. anRandevu saatini elli dakika geçirdi. Her koşulda affediyor.' Cevap verdiğim için de kızıyorum kendime. her şeye kar- şın daha zor yabancılaşıyor. Hele de Fatma yor. Öte yandan. Şafak.' diyebili- şeyin o çocukla o çocuğun yaşamının. Çevremi bedenlerini "Evet..' 'Belli olmuyor mu?' viski bardağını gösteriyorum. Erkeği bildiğinin de annesi oluveriyor. Özür bile dilerdi. bir konuşalım. siktir!' çekmek zorunda kalırdım! Ortak dilimiz yoktu. hiçbir Donunu ters giydiği zaman neden affetti? Ya daha önce? Bunda çıkarcılık yok muydu? Vardı belki. Erkekten farklı olarak. Sakın gibi anne olanlar! Anne.' 'Gelirim. ha? Şu işi siktir!' ne?' 'Ben Müslüman olacak kadar budala mıyım?' Ha siktiri mi? 'Tövbe estağfurullah!' Aptalca bir konuşma ve ben çeşitlemelerini düşünüyorum. Birden. bu defa da özür di- başına' yalnız bekleten bir 'koçyiğit!'in nasıl bir şey olabildiğini düşünüyordum. koşulsuz sevgiyi simgeler. belki de. kadın. Demet'in Savaş'ı ya da 'benim' Şafak'ın gibi yabancıların tükettikleri sahici kadınlarla doluydu. 'kadını'm barda 'kadın Ama. seni seviyorum. Bir akşam yemeğe gel. Kibele sendromu. ha? Şu işi bir konuşalım. Etrafıma bakmıyordum. Sonra aydım! İstanbul barları. bunun hemcinslerimi kayırmak olduğunu düşünme! Kadın. annelerde de vardır. Ama.'Şu işi bir konuşalım seninle. 'Ha. imza gününden nasıl 'istimal' ettiklerinin hesabını verecek merci bulamayan Türk kadın- ları sarmıştı. siktir!' olmalıydı.

hayatındaki en ürkütücü şeyin. Evli olup da eşyalaştırıldıklarının farkına varanlarımızın adını koyamadıkları halde 'yabancılaşma'nın ni. ya alışverişe vuruyorlardı. bütün benzerliklerimize karşın. kendimizi Fatma gibi alkole vurmuştuk. 'Heriflere bak yahu!' 'Namusum nikâhım üstüne. avuçlarımı terletti. Duygu da. ben de. Şafak'ın her zaman tümüyle karısının kendisini aldatması olduğunu ifade ediyordu. 'Viski. hep buradaymış.' diye söylendi kulağını çekti. tahta masaİlk kez duyduğu bir yemin biçimiydi. Sedat'a döndü. Kimimiz eşyalaştırarak intikam almaya kalkışmıştık. oğlum. Şafak'ın eli sırtımda ya vurdu. Toparlanmaya. Ama sonucun değişmediğiSonunda geldi Şafak. kimimiz Duygu gibi erkekleri Fatma da. çevreyi hızla gözden geçirdi. solduklarını. lerini ya konkene. böyle!' Bana döndü. bir iki dakikalığına dışarı çıkmış da gelmiş gibiydi. arkadaki boş masayı gösteriyordu.' 'Bundan böyle. İnsanların arasından. daha doğrusu hep birlikte. solduğumuzu düşünüyordum. işte Ece Bar burası!' Özel bir şakayı paylaşıyorlarmış bir şey söylemeden kalktım. 'Değel mi kız? Ne içiyorsun?' Garsona bakınmaya başladı. aynı dertten mustariptik. Şafak. Sanki geçtik -o zamanlar elini sırtıma koyduğunda içim huzur dolabiliyordu'Sedat. Ne ki. Hiçdipteki masaya oturduk. İma ettiği ko- . Şafak'ın arkasında beliren Sedat bu gayretimi de aldı. Demet de. farkına varanlarımızın durumları daha da kötü olmuştu.eşyalaştıran cinsel özgürlüğümüz olduğunu düşünmeye başladım! Sanki. Ben de. gibi ekledi. Onlar da kendi- Bir an. Şafak'ı geldiğine geleceğine pişman etmeye niyetlendim. çenemi elime almış öyle bakınıyorum. çevrelerine kahkahalarıyla neşe dağıtan hemcinslerimden ne kadar farklı ve sıkıcı olduğumu düşündüm. runmanın güçlülüğü. Neden ettiğini de anlamadım ama 'nikâh' üzerine edilen bir yemin. 'Şöyle geçelim mi?' dedi.

'Öteki' karısının. Ağabeysinin Yabancılaşma dehşet vericiydi! İliklerime kadar ürperdiğimi hatırlı- pezevenkliğini yapan koca bir bebek! Kravatını gevşetip ayaklarını uzatan Şafak'a döndüm. 'O. Biraz gevşedi. boğazından aşağı döktü. benim. çünkü ben onun dünyasından değildim! Sadece iliş- ki kurduğu. bu?' İtalik’lemeye başladım ben de. sahiplenmediği için ne yaptığım ne de yapsorulur mu? Düzülecek bir eşyadan ibaret değil midir? madığım gündemde değildi. sonra da kurultayda geçirecek'İstanbul'da Türklerle Lazlar birleşmeden bu iş olmayacak! Kotil. Rakısının geri kalanını da bitirdi. Nasılsa alacağız. Neden burada bu- sının göstergesiydi. 'Öyle abi. Sedat'ı getirmezdi diye düBenim orada olduğumun farkında bile değil gibiydi. gözleri fıldır fıldır etraftaydı. Mustafa Sarıgöl'ün adamı. kendisini 'aldatabileceğimi' düşünmüyordu bile! Düşünmüyordu. lunduğumuzu da unutmuş olmalıydı. O sırada. neler 'Ali Sirmen değil mi. beni her an dışlayacak.' gözlerini dikti. konuşma talebimi ciddiye almamış olma- Şafak. 'Akılları sıra birleşecekler. Getirmiş olması. koca bir bebek gibi göründü bana. Onun aklı toplantıda. 'Sen nasılsın. ilişkimizi sıradan bir abazanlığa indirgeyecek kalkanı olduğunu gösteriyordu.kendisine ait. .' Baykal'a destek atacak. yüzüne o çok iyi ta'Neyse. bütünleşmediği. Yoksa. siktir et.' diyordu ler! Yok. gülüm. ancak öyle temizleyeceğiz bu işi! Öyle değil mi Sedat?' nıdığım şeytani gülümseme oturdu. yapıyorsun?' Hemen ardından. Genelev kadınından bir önce kiminle yattığı yorum. Sedat'a baktım.' garsonun uzattığı rakıyı içmedi. be. Sedat'a. şünüyordum.

Bütün gün bütün gece ona takıldık. bu adama. geçen gün dükkâna geldiğinde bir şemsiye bıraktın mı sen?' lın bir öfkeden anlayacaklardı. düşüncelerimi dizginlerinden Ruh halimi. daki her şeye kapanmak gibi beni dehşete düşüren bir yetenekleri vardı. 'insanlarla ilişkilerimiz kişisel gerçekliğimizin. 'Tamam. kendilerini koruyan bu korkunç kabuğu ancak öfkenin delebile- zannediyordum! ran damla gibiydi bu 'abla'. Bardağı taşı'Ben senin ablan değilim. İçimdeki öfke daha da kabarsın. o zaman sevginiz kısırdır. değilim. ne dalga geçecek. ne de öteki tam yansıtıyordu. Hah! Öyle 'Abla. bu adamlara. çünkü o andaki gereksinimlerinin dışın- olduğunu telkin eden.Ne olsun. Bu iş buraya kadar. öfkemi dışarı yansıtmamaya eğitilmiştim. sam. bakacağız' Yada. bir fazlalıktı hissettiğim. İnanabiliyor musun?! Beynimde. senaryosunu bizim yazmamızı istiyor. çok ya- ceğini hissediyordum.' Sedat'ın sorusundan algıladığım tek kelime 'abla' oldu. arzuladığımız insanla çakıştığının kesin bir ifadesi olmalı. Anlaşabilirsek. be abi?! Bildiğin yuvarlanıp gidiyoruz işte! Bir Amerikalı karı geldi. Ablan ol- . Sedat'cım. Ne ki. anlattık durduk işte. Korkunç bir nafilelik. Bir film yapacakmış. bir sufilik. özünde hak verdiğim bir ses vardı! Ancak. bir talihsizliktir!' ne de rest çekecek halim vardı. ulaşmanın tek yolunun şiddet geri dönülmez bir noktaya getirmesini. Geriye yaslandığımı. Şafak. yüzyılın ürünüydüm. Ne yazık ki. geçen akşam aşağıda bekleyeceğine yukarı çıkardın. filmciymiş. delikanlının yüzüne bakmadan konuştuğumu hatırlıyorum. ben bambaşka bir iklimin ve de anlaşılan Bu zırhı. Alkolün duygularımı abarttığını biliyor. Eğer sevgimiz sevgi uyandırmıyorsa. bir yalnızlık. Marx’ın dediği gibi. ne biri. yaksın yıksın istiyordum. kopartıp salmasını diliyordum.

' Şafak'tan yana hızlı bir bakış fırlattığını gördüm. 'Büyük bir yalan Başımı kaldırdım. karşısın- yacak bir şey talep edeceğim diye ödünün patladığını görebiliyordum! Gülmekle ağlamak arasında kalakaldım! Bir de yazar olacaktım. canım sen de. Bu 'kadınım' türünde kalın laf- 'Şafak Özden. dünyanın en olmayacak şeyini duymuş 'Sen öyle şey yapmazsın!' 'Neden yapmayayım?' 'Yani?' 'Bırak.' diye sürdürdüm. Sedat. 'Hadi. Ne zavallı bir öç alma gayretiydi benimki! Yine de. Dün ânında fark edip. bakalım. hiç sesini çıkarmadan öylece duruyordu. Yüzü kıpkırmı- akşam ne yaptığımı biliyor mu? Ya dün akşam da burada. gülüm!' Gerçekten çok zekiydi Şafak! Feodal kökenli utandırma gayretini 'Öyle boktan şeylerle uğraşmazsın!' dar zeki! Ecnebileşmiş olmasından kaynaklanan aldırmazlığını.' dedi. Sen Günay Rodoplu'sun. ha! etmiştim ki.' 'Böyle olmaz. ya bırak! Ya sahici. Sedat sarsıldı. sen yapma! Ya tut. yürek yüreğe bir . gibi. hep karşı sahada tutacak kadakine duyduğu 'güven' diye yutturacak kadar zeki! 'Nasıl boktan şeyler?' diye sordum.' diye ekledim. Cevap: 'Yapma. başka birileri ile beraberdiysem? Bütün bu insanlar şimdi sizi 'Kim bu herifler?' diye süzüyorlarsa? Utanmaz mısın?' müdahale eden Şafak oldu. 'Ağabeyine sor bir bak. delikanlının gözlerini araştırdım. zıydı. savacak kadar zeki! Topu. canım efendim. Şafak bir içki daha ıs'Ağabey’inin kadını da değilim.' demek istiyordum. Sedat panikledi! Ağabeysinden karısını boşaması gibi olma- ları hak eden iletişimimiz yok. ama öyle kötü ifade iletişim kuralım ya da toptan vazgeçelim. bu. baktığımı görünce gözlerini içkisine gömdü.marladı.

onu söylüyordu.' 'Ne işimiz var?' 'Notlar alıyorum. hele de Sedat ertesi gün erkenden "Canım. dünya ve kendisi ile temasını kaybedecek. ya bırak' dedim ya. işimiz var. yani?' dedi çok alınmışmış gibi. Beni arayamamış olmasının nedeni de buydu. iş icat eden adam. işleri. "Tutmuyor muyuz. durup düşünmeye vakti lik'lemeye. Ama. yani kendi adıma yabancılaşmaya koyuldum: Yabancılaşma- olmayacak şekilde bilerek ve isteyerek programlanacaktır. ama duyuramadım. sana yasak. her zaman 'işleri' vardır. hayatı dur durak bilmeyen hareketler silsilesine tam zamanıydı. yani kendileri ile çevreleri arasına koydukları 'barikatları! 'Ne duruyoruz. 'Biz daha yeni başlıyo- . Sabahtan akşama koşuşan.' Muhakemelerini. İskeleti çıkıyor gibi. Şafak gibileri 'yakalayamazsın. İta- dönüştürmek. İçince tanınmaz oluyorsun!' 'Umarım!' dedim.Şafak da. ama sıkıntıdan ter döken delikanlıya kıyamadım. kalkalım o zaman!' ruz.' Yabancılaşmış kişilerin. "Neyi tutup tutmamak?" 'Tutmasak burada ne işimiz var? Çocuk yarın beşte Eskişehir’e mal tabii. kişinin insansal varlığının temel sorunlarına cevap verilmesi gerektiği bilincini köreltmektir. 'Bir içki daha içecek vaktimiz var. 'Kitap nasıl gidiyor?' 'Ne zaman biter?' 'Bilmem.' 'Çabuk bitir. tutmasa orada ne işleri varmış.' dedi Şafak. tutuyormuş Eskişehir'e gidecekken! Sonra sabahki telefonunda yaptığı gibi bana işlerinin ne kadar sıkışık olduğunu anlatmaya koyuldu. ben 'ya tut. da!' Güldü. vicdanlarını 'devreye sokamazsın. O halde. Sedat'ı niye getirdiğini sormanın nın bir başta tezahürü de. götürecek!"' Günay'ı kaybediyordum.

' 'Allah Allah!' 'Öyle.' dedi Şafak. daha fazla değil. beni milletvekili göreceksin bu ülkede?' 'Dedim. Yarın vergi yatacak değil mi. bana zaman söyleme de istersen canımı al! Telefonu aç. sonra öleyim!' Ruhunun derinliklerinde yatan bir sırrı ifşa etmiş de utanmış gibi başını önüne eğdi. Gelirim derim. 'Bırak bu saçmalığı! Kadınımsın tabii. 'İlçe başkanı olacağız ya!' 'yirmi dört saat.' 'Sen de bana yardım edeceksin!' 'Hayır. İşte de öyle. ama bana çarşambaya randevu ver. 'Koç gibi adamım için elimden geleni yapıyorum. gel de. geç kalırım.' dedim ama sesimin tonunu beğenmemiş olmalıydı. Bugünden yarına bir iş değil ki bu. Sen demedin mi. 'Olur.' Sedat hayretle bir bana bir ağabeysine bakıyordu. olayım. Beni attıkları yere geleceğim. canımı al! Öyle bir sıkıntı basıyor. olsun. 'Kadınım olduğu için yardım edeceksin!' dedi. gülüm be! Bilmiyorum nedir. bakalım. cebimde param da var ama ben yatırmayayım da cezaya girsin. Artık Çarşamba oraya gitmemek 'Sen bakma. yine gözlerime dikti gözlerini. benden iyisini bulamazsın. ben! Bakma öyle bana! İşte. 'Çayırtepe'ye ilçe başkanı olacağım.' dedi acı acı. Olmuyor be gülüm!' 'Böyle iş çıkmaz ki!' anlatamam sana. .' 'Sike sike geleceğim ve ilçe başkanı olacağım! Ondan sonra ne olursa 'Şu Çayırtepe'ye yirmi dört saat ilçe başkanı olayım.Hemen kendisine dönmüştü yine. Bardağını tutan elleri kasıldı. kafan kızdığı zaman çekip gidesin! Hem bana söz verdin. razıyım. Başını kaldırdı.' diye yineledi. Canım çekiliyor sanki. gelemem ama vallahi kötü niyetimden değil.' 'Hadi. atlayayım geleyim.

romatizmalı parmaklarının inşa ettiği kuş kafesleri de. hünerinin getirdiği bir ülkede. orantısızlığın. İstediği gibi yaşıyordu.iyi de para "kazanıyoruz. akıl sağlığı kimlik bilinci demekmiş.. 'İster istemez gidecek. Türk'üydü. 'İyi de. yok. dedelerinin Yine de. Kişi yaptığı işin. da!' 'Aaaa. dur bir pırtık! Öyle de değel yani! Biz iş yapıyoruz. düşündüğüm zaman. Âşık Sabri'nin bağlaması da. be Happy!' No problem!. za- suçlu hissediyordum ya da suçlu hissettiriliyordum? Aydın olmam keyfi- man zaman aşağılık kompleksine kapılmıyor muydum? Kendimi niye sul -elbette. Yaşıyordu. gider.' dedi Şafak.Böyle bir toplumda anneannelerin ördüğü kazak da. Parası pulu vardı. Emeğin değil. maddi sonuçlarından çok manevi sonuçları önemlidir. gülüm. onu oluşturan emeğin bir pul kadar değeri yoktu! Olsaydı.. bundan değildi. luna saat taktığı bir zamanda. şu onu kıskanıyorum...toplumlarda. Bizimki gibi yok- yetinden mi? Hayır. Acaba. böyle gitmez!' Dalay Lama kimdi? Saat ne demekti? . Profesör Behram Kurşunoğlu da.' dedim Şafak'a 'Dalay Lama'nın bile ko'Gider. bir başka tutardı. yabancı olanın ben olduğum duygusuna kapıldım ülkede bir gün gülmemiş olan ben. Şafak'ın akıl sağlığından kuşkulanıyordum? Yok. böyle gitmez. üstelik. pekâlâ da iyi yaşıyordu. Onu hissettim. Ben. Ben ise keyfîne bakmasını beceremeyen. az önce kaybeder gibi olduğu güve- nini tekrar bulmuştu.. Ne ki yoksulluğun. insani gayretinin. manipülasyonun para aşağılanması ile karşı karşıyadır. 'Don't Worry. uç lüksler ve uç yoksulluk oluşur. yirminci yüzyıl. Şafak beni başka. Doğru söylüyordu. kendi dışımızdaki gerçekliğin kavranması demekmiş! Bir an. Batı'ya kıyasla yoksul. ama hele. Öyle yine. 'âlemin enayisi!' Kendimi yetersiz hissettiğim doğruydu. gayret ve çalışma ululanmaz olur. Bu ölümlü dünyada canımdan da önemli mi?' .' diye düşündüm. Yazarlığımın. kim oluyordum da. ben de zavallıydık! . 'Belki de. O. Sağlığı yerindeydi.

elini omzuma attı.' dedi. Günay. geçer!' dedi Şafak. neden daha o zamandan bırakıp gitmedim? Onu soruyorsun . Pırıl pırılsın!' 'Yarın akşam bir rakı içelim mi? Erol'la.' cevabı. tabii. Dışarda yeriz!' dedi ve niye orada olduğu belli oldu. kişinin kendisini ıslah etmemesi için bir mazeret değildir! bekliyormuş gibi. Yamuk yapmaya başladı." diye başladım. Aklım 'Kadıncık'ın romanında. beni pasifize ediyordu.' mi? Ya da boş ver. insan hayatının her şeyden kutsal olduğunu doğrulayan cevaptı sadece.' 'Hangi işi?' 'Çok güzelsin bu gece.' dum. değil. Oysa. 'İlçe başkanı olmak istiyor. gözlerinde gene övünme pırıltısı. değildi tabii. anlaşılan tuvalete gidecekti. değil dakikalara. Bağlam dışı algılıyor. İnsan hayatının her şeyden önemli olduğu tabii ki tartışılmaz ama bu.gerektiğini düşünüyordum." değil mi?" "Peki. Şu işi de ko'Erol. Duran da gelsin. Şafak. Lafı değiş- Ve hemen arkası geldi. Yarın sana getireyim "Peki. saliselere duyarlı olmak Hayır. bu fırsatı 'Silindir gibi ezdin çocuğu. 2000'e beş dakika kala. nuşuruz. Bir konuş bakalım. 'Abla derken dürüst değil! En ufak bir terslikte yengesi ile bir olur. hem de çok önemli olduğunu düşünüyor- 'Neyse boş ver. üsteledim. sözümü kesti. yemekle uğraşma. 'Niye? Ne yaptım ki?' O arada Sedat kalktı. beni elinin tersiyle iter!' tirdi. sıkılmak pahasına da olsa. 'Orası öyle!' dedi Şafak... 'Hak etmediydi. 'Hayır. ama. Ama her Türk gibi Şafak Özden de net cevaba alışık değildi.

somut niteliklerini marjinalleşbahsediliyordu. İşadamıdır. Daha geçen gün Milliyet'te 500 milyon liralık sel felaketinden ıstıraplarından haber yoktu! Bir başka belirti.ve adam kadını öldürecekti.' efendim. Newsweek'in dilidir. Şafak'ı çö- zümlediğim zaman Türkiye'nin toplumsal karakterini çözümleyeceğini la.' türünden... olayın neredeyse doğal olğerimi deliyor." dedi. kısır olduğunun. mutlaka şu. Şafak olayı.babam annemi 1974'te öldürecekti' cümduğunu ima etmiyor mu? lesinin farkını görüyorsun.. 'gazeteci'dir. bak. Şafak Özden'i yerine çok sonra ve çok güç oturttum. Anglo-Sakson kültürünün 'üç milyon bir kadının ismine rastlarsan. bir talihsizlik olduğunun henüz farkında değildim. şu şirketlerin sahibinin. Kaptan da.Özal. ölen 'Emeç' değil. eşyası somut nitelikleri ile değil. -çekti gibi çekim eklerinin dili '. değil mi? İkincisi.. İstanbul'da 'maganda' eden yabancılaşma ci- bahsedecekti. enflasyonun indirileceğinden kaçınılmaz olduğunu ima eden dil! Anlıyor musun? 'Babam annemi 1974'te öldürdü!' cümlesi ile '. "Münferit bir olay değil. 'ya da '. "Çünkü o zaman sevgimin sevgi uyandırmadığının. Time'ın. Nokta gibi dergilerin 'birleşik zaman' yani 'soyutlama' dilini benimsemiş olmalarıdır.. yönedolarlık köprü' efendim. 'beş bin dolarlık saat' gibi. Türkiye'de kimsenin kimseyi 'adam yerine koymuyor. Türkiye'nin olayıydı. takas değeri ile tanımlayan. Yani. 'bu hissediyordum. haniyse . cami imamının yeğeni değil. işte. dünya çapında şehir plâncı Prof.' yabancılaşmasının nasıl çakıştığını görüyordum! Soyutlamanın aldığı boyutların korkunçluğunu görüyordum. Ölüm ilanlarında ticisinin akrabası olduğunu bilirsin. olayların vahametinin üstünü örten. Ve korktum. -mış gibi.Onu soruyordum. biliyor musun? Öte yandan. Bir buçuk saat bağdaş kuMazlum 'Mehmetçik'i. anlıyor musun? Şafak'ın beni soyutlamasıy- ülkede insanın hiç değeri yok. Zararın takas değeri bildirilmişti ama felâketzedelerin tiren ifadelerinin Türkçe'ye yerleşmiş olması olayın vahametini anlatıyor. Mesela.

yaratıcılığını sonuna kadar zorladıakılla kavranamayan tutkularının kölesi oldu. ne bir din. megamachine'in. Doğayı kontrol altına almış. ne bir ma- Engiz Cezzar'ın. kültürünün kendisine sunduğu sayısız niteliklerini bir yana bıraktı. 'yiğidim. koyduğu teşhis bize de uyuyor diye düşündüğümde anladım! Ne bir ideoloji. ağyardır! Teknoloji ile tırnak makasından öte bir ilişkisi olmayan insan. Edison. siyasi ve ekonomik özgürlüğü tattığı. feodal ama insanlığa ışık hediye etti. nasıl oldu da biz de robot olduk. kendi kararları doğrultusunda hareket etmekten övünçlüydü. Şöyle.' değil. oturtama- rup. Biz. kendinden emin ve mutlu. Duran Kuran. arkaplanının. Peki. aslanım. ezilmiş insanlar için savaşan bir militan değil. küfürlerine dans ettiği elektronik ilah 'Prince' kadar yabancı. Hayber Kalesi'ni dinleyemiyor. 'şunu da insanlığa ben hediye ettim' diye övünebileceği hiçbir şey yoktur! kine. bu ara dönem. daha 'ne oluyoruz' diyemeden. ne bir coğrafya keşfi. yirminci yüzyılın 'Altın Buzağısı'nı emrine atladık! Türkiyeli ların hurafelerinden kurtulmuş. şöhrete duyotoriteden. Kim olduğunu kendisi bilmiyor.değil! Saidi Nursi'nin sadece adını biliyor! Şafak Özden. karanlık çağ- duğu şehvet. Güce. Göteburg fabrikalarının devasa sarışın ustabaşı kadar yabancı! Şafak'ın. Ancak. sadece aklın duyduğu bir dönem yaşamıştı. kişinin yasal. Cezzar Ahmet Paşa'ya yabancı olduğu kadar yabancı. ne bir felsefe. hünerinden gurur kurallarına bağlı. sadece bu tutkularını ilan etti ama en azından son üç yüz yılda. Stevenson'un Amerikan toplumuna . Avrupalı. Türkiye'de. Bütün bu anlattıklarımı bölük pörçük biliyordum. kendisine el! Kendinden di-gayri bir şeydir. ne bir enerji kaynağı! Ama. Onu daha daha daha büyüğe zorlayan bilim teknoloji gelişmesinden sonra girmişti. Keşiflerinden. Büyük Makine'nin buyruğu altına muhteşem 'buluş'lar asırlarından sonra girmişti. Zincirde bir kayıp halka vardı. paraya. 'insanlığı' ile 'sonsuzluğu' ile temasını koparttı. dünyanın en zengin adamlarından birisi olarak öldü ğı bir dönem hiç yaşanmadı. Ağlak Baba'nın torunu dığım bir şey vardı.

Sağlıklı liştirme. toplumun insanın ihtiyaçlarına uyarlandığı. İknaton da böyle söyler. mensuplarının akıl sağlığını dığı' toplum değil ki! Tersine. Schweitzer de böyle söyler. rakı. halifeliği ayakta tutmak için manipülasyon. Devlet-i Osmaniye'yi ayakta tutmak için manipülasyon. Baudelaire de böyle söyler! Bütün bu insanlar. Şeriatide böyle söyler. İslâmiyet'i ayakta tutmak için manipülasyon -on dokuzuncu yüzyılın 'mason' halifelerini unutmaya- Robotlaşmak için pazar ekonomisinin. kişi bir topluma köle olarak da da uyarlanabiliyor! Oysa. yapıcı güçlerinin bilincinde olan bir benlik duygusuna sahip oldüşmanlıkları körükleyen. iki sopayı birbiGünümüz patolojisinin yeni bir şey olmadığını. koşullara inanılmaz bir uyarlanma yormuş gibi görünüyoruz. yaratıcı çalışma. son üç yüz yılını manipülasyonla geçirdi. dünyanın dört bir tarafında başarı ile yaşıinsanın merkez alındığı toplum! Yoksa. daha doğrusu şnaps ya da şampanya mezesi olarak toplum. Şafak'ıın! Bunu. ama sağlıklı toplum bireyin topluma 'uyarlanuyarlanabiliyor. Marx da böyle söyler. elimde viski bardağı oturuyordum ve içinde fırtınalar kopu'Sağlıklı toplum tanımını ben uydurmuyorum. maymunun yaptığı gibi. toplumların sağlığı. hasta olduğumuzu düşündüm! Evet. Konfüçyüs de böyle söyler. Huxley de böyle söyler. Lao Tzu da böyle söyler. inançsızlığı yaratan toplumdur! yordu! ma kapasitelerini geliştiren bir toplumdur. Musa da böyle söyler. üç yüz yıldan beri lım!-Cumhuriyeti ayakta tutmak için manipülasyon. teknolojinin dayatması dışın- rine bağlayıp. Buda da böyle. Sağlıksız toplum karşılıklı Orada. Kunf Futse de böyle söyler. . aklını ve nesnelliğini gegeliştirmek ya da engellemek yolunda aldıkları mesafe ile ölçülür. söyler.da da bir yol var! Manipülasyon! Türkiyeli. insanı başkalarının kullandığı ve sömürdüğü bir eşyaya. bir otomata dönüştüren. insanın insanı sevme. muzu düşürmekten başka bir şey yapmadık biz! tutmak için manipülasyon! Yani. demokrasiyi ayakta yeteneği sergiliyormuş gibi.

Dinin ki. Abdülhamid'i hatırladım. Sultan Mehmet Reşat) 'Kanunsani' deyimiyle yeni bir yıla girmenin. eve geliyoruz. hayır! II Mahmut. bakalım. 'En azından son üç yüz yılHalk dili.tarihi tarih yapanlar. biraz manasız. biraz gülünç olacağını ni bir yılımız başlardı. 'Sonradan Batı takvimi benimsenmemiş olsaydı. Gözlerim doldu. hayır! diye milletin başına Yunan fesini dayattığından beri.' Tanrım! Ah. hayır! 'insan' sistemin merkezinde midir?' Cevabım. ne iltifat! Ne inanç! dum! bilir ne düşündü! 'Tamam canım. Şafak'ın Çayırtepe'yi sahiplenmesini beklemek ne hamakattı! Sahiplenmesini istemek ise ne haksızlıktı! Ve de. 'Bak. ilgili daireler. 1 Mart dır. Bilmem. Bizim iki tarihimiz var: Biri. Senato ve düşündüler mi?' diye bir bölüm vardır. Milletvekilleri. duy beni!" "Tanrım!" "Öyle!. Ne derdi varmış anlamaya çalışalım!' Kalktık. artık! Kim . 'Ben. Bakanlar Kurulu. Tanrım! Sultan Abdülhamid bir takvimi sahiplenemezÇok suçlu hissettim kendimi birden! Şafak'a çok haksızlık ediyor- ken. okşadım. hayır! Em- öteki Devleti'nki. Bir de. Der Saadet'te konser veremedikleri için. 'Osmanlıda rah ya da Karacaoğlan. sen getir bakalım Erol Efendi'yi. bakınız. Onun güncesinde. padişahlar şiir yazmayı bıraktıktan sonra. insan hayatı için aynı ilkeleri dile getirirler. Muharrem’le. çağdaşlaşacağım Derken. Farklılıkları. Bundan sonra yılbaşımız 'Kanunsani' olacak. muhterem biraderim hazretleri (yani. Uzandım. 1323 (1917). marjinaldir! Duy beni.. Mart ile girer. sevgilim. hayır! Belki de. 93 Savaşı ile bunun dediği bir başka bölüm daha. Okşadım. elini tuttum. Benim gözümün önünden de Türkiye tarihi geçiyordu. bugün ye- getirdiği bütün sonuçlardan ne şahıs ne de makam olarak sorumluyum. ben yine düşünüyorum.' diyorum kendi kendime. insan ölmeden önce gözünün önünden bütün bir hayatı geçermiş. Korkunçtu! Hani derler ya. saray dilinden koptuğu için.

kendisiyle halkı dediği birileri arasına bir çizgi çektiğinden. Ve bunlar. kendi kendime. oturmadı! men oluyor. topluma iyi uyarlanmış. inanç. özen.Türk'ü. pırtık diye köylüleri Günümüzün toplumsal karakterini yaratan unsurlar bu engellenmeberi. Türkiye radyolarından. ne bulurlarsa yağmalararttı? Massignon'u oynuyoruz! ahlâk anarşisi içindeyiz ve intihar için olgun hale geldik! Biz böyle olacak toplum değildik!" Döndü. onları 'ıslah edilecek yerliler' halinde takdim edecek kadar ecnebileştiğinden dı! Mustafa Kemal Atatürk. 'Bastıkları yerde ot bitmez. oturma- Türkiyeli sistemin merkezine hiç oturmadı! On dokuzuncu yüzyıl jön Atatürk Bulvarı'na sokmadığı günden beri. 'alkol tüketimi nasıl ler! Bireye toplumunu kurma özgürlüğü tanınmayınca. 'Yapma!' seviyorum!"' gibi kekik kokusu sardı ortalığı. rikkat. yağmacıdırlar. lar!' Sevgi.' diyorum. başarılı kişiler namı altında. hoşgörü. ' 'Seni çok Yanımda oturan Şafak'a baktım! Tanrım! Öyle masumdu ki! Yine mis 'Görmüyor musun. oturmadı! Anadolu’nun altını üstüne tercih ettiğinden beri. bu tipoloji ege- . saygı. oturmadı! Adnan Menderes asıldığı günden beri. Tülin'in dediği gibi. İçim ezildi! Öyle yaşlar indi gözümden! Söyleyebileceğim tekbir şey vardı. ben de onu söyledim. baktı. bilgi.

'fanatik' Müslümanlardan filan bahsedemem!" . Diana.IX Gerçekten bu kadar umutsuz muydu? Her şeye karşın emin olamı- yordum! Nedenlerinden birisi de Diana Pavloviç'e çizdiği "Türkiye resmi"ydi. senin istediğin senaryoyu yazacak insan ben değilim. 'Yabancılaşma' felâketinin "O. Anladığımız kadarıyla Türkiye'de film yapmak konusunda ciddiydi ve senaryoyu mutdillendirildiği için daha da ciddiyet kazanmıştı. laka Günay'ın yazmasını istiyordu. heyecanla söze başladı... O günlerde. Günay'ın epey zamanını alıyordu. " diye. Diana. manlamasının yanlış olduğunu düşünürken.üstümüze sahici bir karabulut gibi çöktüğü günlerden birinde geldi. Senin deyişinle. sinopsisle ilgili. Günay kesti attı. Ben kadının za"Bak.

brrrrr! Tüylerim diken diken oluyor! Kaldı ki. AT'ye almazsınız ya da İsrail'i tepemize Diana. politikacı olmadığını ama 'kadınları düşündüğünü' söyledi. ama bunu Pavloviç bilemezdi. Günay hiç etkilenmemiş gibiydi. başı kesilen "Ben de sizin. Türkiye derin bir tefekküre daldı.Diana'nın beklemediği bir tepkiydi." dedi Günay." diyerek geri çekildi Diana. olur biter. olayı küçümsediğini vurgu"Hayır. Size ne bundan? İslamiyet’le birlikte gelmesi muhtemel uzlaşsalıverirseniz." o Prensesi hatırlıyorum da. Günay'ın "Ne korkutmuyor mu?" sorusu. 'Miskin Müslümanlar'dan oluşan bir Ortadoğu daha çok işinize gelmez mi?" lan ne olacak?" diye sordu. Daha çok Müslüman adayı okula gidiyor. ben günahkâr Müslümanım!" lamak için sorulmuş bir soruydu." diye açıkladı. siz niye bu kadar dertleniyorsunuz? De ki. tabii. herkes mazlıktan korkuyorsanız. sen Müslümansın ama örtünmüyorsun?" "Aynen onu demek istiyorum." dedi Diana. Hizmetçisi Nesibe'yi sarhoş kocasının nasıl ezdiğini anlattı. "Suudilerde." "Beni kaygılandırıyor doğrusu. "Ne demek istiyorsun?" diye sordu." İnsanı dünyadaki eski yerine. şaşkın şaşkın. "Yine de. "Fanatik Müslüman diye merkezine yerleştirmek isteyen tek tük tek-tanrıcılar var. Brrrr! Tüylerim diken diken oluyor. özel bir insan kategorisi yok. "De ki." Çarşaflı kadınların sayısının arttığından yakındı." dedi Diana. yavaş yavaş "Eeee?" "Demek istiyorum ki. otomobil kullanıyor "Örtülülerin sayısının artması. bu durum seni korkutmuyor mu?" diye neden korkayım? Kadınlar dindar oldukları için evlerinde oturup. saçma. "Korkutmuyor mu?" "Yine de. tabii. sistemin du. örtündü. "Ama. üstüne para verip seyrettiğiniz korku filmlerinizi hatır- lıyorum da. "Kadın hak- . üniversiteye gitmeseler daha mı iyiydi? Sömürgeci mantığı bu. demek istiyoroluşuyor. "Türkiye'de yok.

Ama. dünyada bir manastır ya da bir ada gibi yasayamazsı"Dünya. Rahibelerinize gösterdiğiniz kabulü Müslümanlara neden göstermediğinizi hiç düşündün mü?" "Ama. bu ülkede hiçbir Kürt ya "İyi bir soru. "Şundan yüz yıl önce dini bütün diye bizi suçluyorsunuz. Batı dünyasından ibaretse ve hiç değişmeyecekse. hiç inandırıcı olmayan bir sesle. sükûnetle. Teng-ri ve Tanrıyı aynı başlık al- . Günay. Afrikalı kadınların göğüslerini döve döve örttürüyordunuz. Bodrum'da poponuzu rahatça teşhir edemiyorsunuz yüzünün özgün kitaplarının sayısı üç yüzü geçmez. İnsanlara Müslümanlaşmak hakkı da ta"Ama. Hazret-i İsa Hazreti Muhammed'e o'dur. "Tüm dilleri kapsayan bir kavramlar sözlüğü lâzım. Hıristiyanlar olarak. Birleşmiş Milletler havanbirbirlerine bakışları değiştirdi. Lao Tze. medeni haklarından örtülü bir Müslüman kadın kadar mahrum bırakılmamıştır! Kadın haklarını hep Batılılaşma yolundaki ennınmak zorundadır." dedi Pavloviç. Artık bilgisayarlar da var. bu temelsiz bir varsayım. öyle.let dairesinde." dedi Günay. hatta özel sektörde iş verilmeyen. "Yer- demişti bir gün bana. da su dövmeyi bırakıp bir kavramlar sözlüğü yapmalı. hiç değilse sizin feministler kıyafet özgürlüğü diye ortalığı birbirine katarlardı!" "Gerçekten öyle mi. "Gerçekten de. düşünüyorsun?" "Sen düşünmez misin? Seni temin ederim. gerisi. eğitimi engellenen kadınların hakları ne olacak? Amerikalı olsalardı. ilerleme bu. Rousseau Voltaire'e. zarfın yeni bir mazrufundan ibarettir. Mesih ve On ikinci İmam'ı aynı başlık altında görseler." dedi Günay. aynı katılıkla. belki de sadece dalgalanma." dedi. "Dünya barışı için ne lâzım biliyor musun?" "Kim bilir. Konfüçyüs'e neyse. Bugün." Bu iddiasını biliyordum." tında görselerdi. dünyaya bakışları değiştirdi. İnsanlar Messiah. Teng." nız!" gellere karşı kullanamazsınız. örtündüğü için dev- da Alevi erkeği.

irdelemeyi değil. Batı dünyası yeni bir 'dini inti- "Belki de. yeniden doğuş. çünkü senin ülkende. duk. Böyle bir aşağılamaya da yanlış. "Sık- noktasına kadar dayanmaktan ibarettir. Bir yerden bir şimdiden bizdeki Kutsal Emanetleri istediklerini biliyor muydun?" ye çalışıyorum!" Sıkılmıştı. Yapmam. Amerikan Baptistlerini de. çağına giriyor. kendilerini yerde yere atanları gördüm. inana- yim. Filistinlilere arka badel mevt çadırları' denilen çadırlarda. Hal buy- hasım bellediği bir ulusu aşağılamayı hedefler. Diana. sırtını zincirle döven İranlıyı neden afişe edeyim? Dikkatini çekerim.' diye haykırarak. 'Biz evliya ol- yargıları perçinleyecek film yapmam. "Shit!" dedi Diana. "Ön- çıktı diye on yıldır aforoz ederken. dikkati doğru ya karşılık verecek. bir yalanı sürdüreyim?" reddederim. Müslümanların yapacağı bütün iş. ama insani bir inancın üstüne çekip. "Paketlenmiş doğruların ötesini görme'İsa Mesih! Kötü bir şey mi oldu?" diye sormayı akıl etti Diana. çünkü böyle bir tutum. neden sonra. 'basü diye koyunları çarmıha gerdiklerini. örneğin. Haksızlık olduğu için Diana adamakıllı şaşırmıştı. "Senin gibi konuşan birini hiç tanımamıştım!" Anastasya torunu çıkarırlarsa hiç şaşmam! İngiliz Müslümanlarının daha Buna cevap vermedi Günay. Üç gün sonra Romanofflar. gözlerini kocaman kocaman açtı. "Öyle değil mi. değme Cerrahiye taş çıkaracak zikir onayladığımdan değil! Yapmam. Baptistlerin İsa'yı anımsatsın seanslarında kendilerini hipnotize ettiklerini gördüm ben. Boston kâşanelerine alışık kadının Gü- . benim cevap vermemi beklemedi." dedi Günay. neden sana yardım ede- mıyormuş gibi etrafına bakındı. sana İran senaryosu yazmam. Batı'nın de afişe edecek gücüm olmadığı için reddederim. Vanessa Redgrave'i. yekten. Hollywood bugüne kadar "Bak. sıkkın görünmüyor mu?" tek bir Filistin filmi yapmazken. tarihin yeni bir büküm kın görünüyorsun!" bana döndü. Hele de. Rus Ortodoks Kilisesi'nin dualarıyla eski saraylarına dönecekler. Yahudi fanatikleri ken. Üç kuruş para kazanacağım diye.bah'.

"Bütün bunlardan sana ne anlamıyorum! Ama parayı az buldunsa. 'oyun'u beğen"Hayır. adını koyan da senin memleketin. Dünyayı yönetecekseniz. Ne bu? Muhammed mi?" "Hayır. Diana. yönetilen ona saygı duyacaktır. ne de oyunun adı bu!" dedi Günay. Konfüçyüs. İyiliği yüceltir.." Putpehükmetmenin ilk kuralının içtenlik olduğunu. sanlar bulmak ve atamaktır.' diye. . kesin bir sesle. düşündüğünü görebiliyordum. yok sayar oldunuz. nefretle anılmak bile sizi üzmez oldu.nay'ın evinin böyle iddiaları barındıramayacak kadar mütevazı olduğunu kalıydı! Sernea'yı hatırlatan bir duyarsızlıkla. Oyunu sahneleyen de. davranışlarıyla yönetilenlerin taklit etmek isteyecekleri bir model den bırakmazsa. yetersizleri eğitir- "Well. yerinden kıpırdamayan.." dedi Günay bezmiş gibi. Narsizminiz o boyutlara vardı ki. çünkü sizden nefret eden dünyayı da algılayamaz. yıldız- ların etrafında döndüğü bir kutup yıldızı gibidir. Hâlâ da olabilir. medim! O 'oyun'u oynamak istemiyorum!" "Ama dünya böyle. Erdemle hükümet eden. Absürd bir bağlantıydı ama kadın Ameri"Fesuphanallah!" diyerek patladı Günay. hükümet etmenin birincil yolunun iyi örnek teşkil etmek olduğunu. koka kola ile eşitleyecek kadar seviyesizleştiren. I'll be damned! Şu işe bak!" diye söylendi Diana. "Para değil. Hayatı 'yarestlikten vazgeçseniz diye italik’lediğini görebiliyordum. Yöneten ciddiyeti elinse. ikinci sınıf aktörlerle bu işi şefkatle davranırsa. Çünkü balık baştan kokar. hatırlayabilseniz! Hükümet eden. "Bu sizin oyununuz.. ne dünya böyle olmak zorunda. uygun inyapamazsınız. azizem. " demek gafletinde bulundu. yönetilenler erdemli olmak için ellerinden geleni yapacaklardır. Herkese kardeşçe ve olmalıdır. sadakat bulacaktır. asli göreviniz. dişlerinin arasından. oyunun adı bu!" diye ünledi Diana. bana doğru. senin memleketin! Ama başka türlü de olabilirdi." "Tanrı'nın bile unuttuğu bir ülkücü bu kadın!. Fıstıkçılarla. "Dünyaya şam budur işte.

elde veri yok! De ki. değil mi? revi olmalı. ne işe yarar sanat? Hangi görevi üstlenir? Sorumluluğu nedir? Hiç. dua gibi. kötü Çinlinin midesi zaten yoktur. "Gördüm. ama ne olmuş? Engizisyon papazlarının kıyafetleri de çok gü- zeldir. Anlıyor musun?” çekimler? Fotoğraflar çok güzel değil miydi?" "Çalışıyorum. Bizi anlatan oryan- . Ya da Kraliçe Elizabeth'i! Mümkün değil. doğruya biat et- sizin seyircileriniz. Oysa bir gömek olmalı.. Bir misyon yüklenmeli. hareme düşmüş Avrupalı kadınlardan olmasa. lermiş." dedi Rodoplu. vermesin mi diye bir an tereddüt etti. Söyler misin. "Ohhh?!" "Yasak Şehir'e girip de. ne kazandı? Bu gerçekçilik adına yapılan bir iş de değil. yıllar yılı Gök Tanrı'nın eşi bildiği imparatoriçesinin ayak parmağını birine yalattığını gördü de. Ve berbattı. Kölelerin kanlarıyla inşa ettikleri saraylar da öyle." dedi Diana Pavloviç. Bertolucci hangi yoksul Çinlinin başına bir dam örttü? Yüreğine su serpti? Yasak Şehri bin bir özenle inşa eden Çinli. gıdıklana gıdıklana yalama olmuş porno iştahlarına eklenen marjinal bir plândan başka ne kazandılar? Ha.ğil mi?" "Konfüçyüs?! Ah! Son İmparator'u gördün mü? Korkunç güzeldi. Ama.' yalanını bir kere daha görüp. kendini beğenmişliklerine bir destek daha attılar. Bu eski bir senaryodur Mrs. 'Peter O'Toole gibi İngilizler olmasa Çin İmparatorları burunlarını bile silemeztalist dostlarımıza sorarsan. İbadet gibi. deCevap versin mi. yaratıcılık: Abraham Lincoln'ün eşini böyle bir durumda BBC bile razı olmaz! Ama. Öte yandan. Dünyanın şu durumunda spekülatif sanat akıl almaz bir lükstür. Osmanlı padişahları hiçbir iş beceremezler!. "Gerçekten çalışıyorum. bu. belki. göstermenizi isterdim. Pavloviç. çeke çeke o senaryoyu çekmeyi ancak cahil bir Avrupalı yönetmen becerebilir! Cahil ve çıkarcı! İran ayaklanmasını İncirlik hava üssünden bir Amerikalı pilot ile ahu gözlü bir Acem dansözünün aşkına indirgemek gibi bir iş. "Evet.

"Üstünlük taslama!" diye seslendi Rodoplu. Araplardan farklı "Elbette!" dedi Günay. "Hadi. Dene! Lütfen!" Kıpkırmızı saçları. "Ve Türk olman seni özel bir tür yapıyor. önüne sürülen değerlerin hem içinde hem dışında yaşamakla yeti"Yo. öyle değil mi?" tir modası geçmiş bir 'budala' diyorsun. yani?" fikirde olmama hakkımı muhafaza edebilmek. Onu demek istemedim. mutfaktan. kahve içer misin?" rürken arkasından söylendi. "Ona sor. ama niye sen? Yani. iyi bir "Türküm de ondan herhalde. . düşünceli düşünceli. siyah "Bir dene!" dedi Diana Pavloviç. dantel çorapları ile yine bar hostesi gibiydi. "Yani. Bak. öyle değil mi?" Dönüp geldiğinde daha bir yumuşamıştı sanki. koltuğa rahatça yerleşerek. kılıyor? Öyle mi?" diye sordu Diana." dedi Pavloviç. hepsi bu. başına neler gelebileceğini düşündüğünü görüyordum.. senin gibi genç bir kadın?" Doğrusu. bu kılıkla İstanbul'da dolaşırsa. hiçbir şey yapmamak daha iyi. hanımefendi. insanlığa yararı olmayacaksa. o çok uzun iş! Türklere anlatması bile zor. lütfen. Günay'ın." soruydu.. "Nasıl. "Sahiden de Allah'ın belası bir ülkücü bu kadın. toplumun bir duvarından bir duvarına sürüklenniyorum!" Beni gösterdi. Şimdilik bütün becerebildiğim." mek. "Keşke adam gibi bir ülkücü ola"Evet. Şimdi. Diana!" dedi.ha iyi." sına beni. Müslümanların bir bütün olmadığını hiç düşünmemiş olması doğaldı. sanat olmasın da- bilsem! Şimdiki halde. Günay mutfağa yü- Hayır. Öyle düşünebilirsin. Örneğin.yooo." omzunu silkti Günay. alçak gönüllükle. bak!" "Affedersin. İnsanlığa yararı olmayacaksa. "'Ülkücü' eşit"Ah. aynı "Peki. pembe saten ceketi.

"Biliyor "İyi etmişsin. biz bu topraklara geldiğimizde. Ben istedim. öyle değil mi?" ğini düşündüğünü görüyordum. 'biz'i diğer Müslüman- tan bütünleşmişlerdi. Var mısın.. öğreniyorum. TV ekranında öpüşen çiftleri görünce utancından odayı terk içinde yaşayan insanların filmlerine varım." diye açıkladı Pavloviç. Gülüyordu. gelinin topuğunu görünce heyecanlanan delikanlının filmi- ilk geldiğinde sözünü ettiğin Hollywood dışı halkayı oluşturabileceksen eden babanın filmine varım. Düşük bir yaşam standardında ama bolluk 'yemek' olduğunu anlatan filme varım. "Yani. Bana. ama. Bir Selahattin Eyyubi filmi yapalım? Ya da. Akdeniz havzası Samileri ile Aryanlar çok- . Biz bölge kültürüne yabancıyız. ama olmadı. tu. ayaklarını altına aldı."Bedava konferanslara bayılırım!" Pabuçlarını çıkardı. ciddiyetle." dedi Günay. musun. öteki de Hun. paketlenmiş heyecanlara ne varım. Üvez'in kuşburnunun bir varım. Diana'yı kaçırmanın zamanının geldi"Burada olmaktan öyle mutluyum ki!" dedi Diana. İtiraf etleceğini düşündüren konuşma da bu izleyen konuşma oldu.. "Birlikte çalışacağız. Rodoplu’nun her şeye karşın umutlu olabi"Bir kere. Buna cevap vermedi Rodoplu. Bu toprakların insanının hamurunu lardan farklı kılanın ne olduğunu bilmek için sabırsızlanıyordu." dedi. sana ne diyeceğim. Türkçe "Biri bir Kürttü. aklı başka yerde. ben de öyle. Şöyle söyleyeyim. sen istedin!" dedi Günay. sahici Atilla filmi?" "Onlar da kimdi?" yokum. "Bak." diye başladı. Biliyor musun. Diana!" oluşturan iki unsur bu insanlarda cismanileşir. Şafak Özden'i anlatan bir filme öğrenmek zorundasın. Pavloviç. İsa doğalı 1071 yıl olmuş- "Öğreniyorum. Günay. "Seni tanımak istiyorum. pek gelmek istememişti Türkiye'ye. "Pekâlâ. aniden. David." sana yardım ederim. bekledi. Paketlenmiş doğrulara. meliyim ki.

Meryemler. Mısır'da. Bir başka türlü anlatayım sizin. Durdu. Gün ve ay! siz kendinizinkileri hem Yunan'da hem Roma'da. larız. Satılmış. mişlerdi. biz orada yoktuk!" "Ne demek o?" kültürler oluştururlar. Samiler. Bu bölgede nüfus artışı tarih boyunca yüksek olmuştur. gibi isimlerimizi. İbranice. Yunan ve Roma kanalıyla Avönüne getirmeye çalış. dişe diş öneren Hamurabi kanunlarını an- "Bu demek. ne Babi- Samilerle Aryanları anlıyorsun. Afganistan ve Hindistan'ın batısı ve Mısır. Doğurgan insanlar. Şunu söylemeye çalışıyorum: Biz özgün isimlerimizi. günü- geçmiş. Yahudiler Yunanlılara İsa'yı. ber'in oğlu. KoTürkçe. Aryanlar. Bizdeki Süleymanlar. bir tarihiniz var. hem de Kuran'da bulabilirsiniz. 'Diana'. Çin'in. birbirleriyle sürgit çatışan müz Avrupa ve Amerikan kültürünün kökleri bu bölgededir. Güneybatı Asya. Yakın Doğu deyince. hiç yadırgamadığınız bir kitabınız. Bu bağlamda bizim zası kökenlilerin. Kendi ismine bak. kâğıt peçetenin üzerine nin Yakın Doğu olduğu kabul edilir. gözünün rupa ve giderek Amerikan kültürünü beslerler. Teoman. YahyaHint'in Upaşinadları var. Aramdu." uzandı. Kuran'da bulamazken. hem Kutsal Kitap'ta. David. Bu kültürler. Hint-Avrupa kavimleri. Samiler ile Aryanlar kültürel bütünleşmeyi tamamlamışlardı. bir kalem aldı. nereden? Roma mitolojisinden. benimki. "Rusya ve Karadeniz'in güneyi. Oysa. Biz geldiğimizde İsa doğalı bin yılı lonyalıları biliriz. Girit. Nuh Peygam- işte. ne göze göz. Günay. 'Ağıtlar Kitabı' var. Arapça. Bir başka deyişle. biz gelmeden bin beş yüzyıl önce cebir öğreniyor- ler'in tosuncuklarının ululadıkları türdaşlarımız. Asya'dan. Şimdi. Eflatun. İbranice 'David'den.altı bin yıllık yazılı tarihin yarısı boyunca insan faaliyetlerinin merkezikaba bir harita çizdi. Hitca konuşanlar. Biz Türkler orada yoktuk! Ne Hititleri tanırız. Akdeniz hav- . ne de kavgalarına ortak olduk. bu çetin bölge kaynarken. lar asimilasyon sonucudur. Yunanlılar Yahudilere efsanelerini vercanınki. Şam'dan türediklerini iddia edenler. Ancak.

İsa doğmadan dokuz bin yıl önce. Müslümanımsı olduk. Yakın Doğu şekillenirken.000 Batı Türkistanlı. Ama. Orta Asya'nın kurak bölgeleri bir zamanlar büyük göllerin ve nehirlerin beslediği nemli ve ılıman topraklarken. ger- katlar neden ortaya çıktılardı. Türk Hacı Bektaş Veli. Yeni dini- "Toplumsal karakterimizin yapılanmasında önemli bir unsur oldu- biz. İnsanlar su aramak için dört bir yöne dağıldılar. 1868'de. harfi başka yorumlar getirdik. kazılar gösteriyor kazı. bir Mevlâna. Öte yandan. Biz. son buzul çağının sona ermesi ve buzulların geri çekilmesiyle birlikte kurudular. Uymaya çabalarken. tarikatlar oluşur muydu? Neden. Müslümanlığı bir devlet dini olarak kabul ettik mize özgün dinimizden âdetler kattık.Aryan kültürel bütünleşmesi melerde katkımız yok. Devletten dayatılan başka şeyler gibi.ha üstün olduğunu kabullendiğimiz bir kalıba uymaya çabaladık. Doğal bir evrimle bu hale gelmedik. gerektiği gibi örtünmedik. Bu farklılaşmanın negerçekleşirken. jeologlara inanmak caizse. mesela. evet. Bu tari- dine'nin değil? Neden Sultan Süleyman 'Kanuni'dir? Kanun verendir? Çünkü daha o zamandan 'şeriat'ın Türk toplumuna uyarlanması. dersin? Herkes Ortodoks yorumla. bu toprakların ürünü de. olanı yok saymak yoluna gittik. da- ğunu düşünüyorum. onu da kabul ettik. 80." "Sen bunun önemli olduğunu mu düşünüyorsun?" kültürümüzün kökenlerinin izini süreceğimiz kitabımız yok. tabii. Yağmur. medeniyetin dünyanın neresinde başladığını kimse kesin ola- rak bilmiyor. Müslüman olabilselerdi buna gerek duymazlardı. Sami . Atatürk altmışaltı tarikat kapattı. bölgelerine kum yürüdüğü için göçmek zorunda kaldılar. başka yorumla yetinseydi. filan. şehirleri ve devletleri ayakta tutmaya yetmedi. Araplar gibi Müslüman olmadık. GelişŞimdi. Kahire'nin ya da Me- örfi kanunlarıyla bütünleştirilmesi gereği hissedilmişti. Ama. örneğin 1907'de Pumpelli'nin Başkara yakınındaki Anav'da yaptığı şundan yüz yıl önce. Güney Türkistan'da bakır kulla- . Daha ki. hep. Arap anlamında deninin de. bir çekte. bizim orada olmamamız olduğunu düşünüyorum.

Gerçekten!" dedi Günay. Yani. 'İltisaki'. benzeme"Bana mı söylüyorsun!" dedi Günay. yapmıyordu. "Elli milyonluk ülkede satılan kitapların sayısını duysan şaşırırsın. Kocana sor. Mısır piramitlerinin kurulduğu 5000 yılında bile. "O bakımdan. education!" Pink Floyd'dan. me kapladı yüzünü. garip bir gülümse- sanları bir kalıptan çıkmışçasına tekdüze kılan eğitim sistemini protesto eden bir şarkı söylemeye başladı. bitişken dildir. eken biçen. Okumadık. Ural-Altay kökenli. kendini. Kızılderili dilleri gibi. Aryan hiç değiliz. dik!" hayretle döndüm. Kim bilir." Bunun nedenini de okumama"Okumayız. Türkistan kültürü çok eskiydi. "Batı kültürüne bulaşmış olan aynı güçle dire- nemez!" Benimle konuşuyordu. Tür"Aman Tanrım! Hiç bilmiyordum!" dedi Diana. size benzeyecektik. örneğin." Beklenileceği gibi. ne de Aryan dillerini konuşuruz. "Ha. Bir kez. Bizler bu insanların torunlarıyız. az duraladı. Pavloviç bunu inanılmaz buluyordu. bir Ruhi . "Mamafih. diyorum. ha. Asyalıyız. ciddiyim. hayvanları ıslah edebilmiş bir medeniyet vardı. "Şaka yapıyor olmalısın!" dedi kadın. Sami değiliz. We don't need. Ne Sami dillerini. "Üzme. belki de Tanrı bizi koHayır. bazen okuruyor!" mamak.nan. "Yooo." mıza ve çok politik bir ulus olduğumuza bağlıyordu. Bizim konuştuğumuz dil. sana bir şey söyleyeyim mi. Türkler de bilmez. ha! Hiç okumayan en çok direnendir. "Ne demek istiyorsun?" kik dil ailesindendir." diye sürdürdü Rodoplu. kurtuluş anlamına da gelebilir. in"'Duvar' filmini hatırlıyor musun? 'Eğitilmek istemiyoruz!"' "Aman Tanrım!" "Milletçe okuyor olsaydık. Hecelerin birbirlerine eklenmesiyle oluşur. anlatacaktır. no.

Yalnız. Boş ver. her şeyden önce kitleyi kökenlerilı'yla başladı. Bu. 'ilericilik' böyle gerektirdi. yaşatılan halk türküsü başka iletişime uyarlanmasıdır. milliyetçi dırıldı." "Politika. onun bambaşka bir kalıba. Bu defa da. Bir "Affedersin. Sessizlik yüzlerce yıl sürdü. bekle!!!" diyerek isyan etti Pavloviç. "Ruhi Su da kim?" değil. politika işin içine nasıl giriyor?" "Bekle. 'İlericilik'. 'Solcu' olununca. Türklerin kökenlerini araştırmak. halk türkülerini yaşatamaz. 'ümmet' olunmak gerektiğinden ola- "Çok basit! Bizim devlet politikamız hep olduğumuzdan başka bir ne yabancılaştırmak gerektirir. öylesine bir karmaşaydı ki. rinde durmak milliyetçilik sayılıyordu. 1940’larda Sovyetlerle iyi geçinmek kaygusuydu. 1970'lerde Asya'dan bahsetmek tabuydu. ırkçılıkla eşanlamlıydı. Batı kalıbına dökülmüş şeklidir. zaten!" şeye dönüşmemizi benimsemiştir. Mesele bitmiştir yani. O kadar tabuydu ki. sanki. 'Samileştirme' hareketiydi. haksızlık etmemek lâzım. sonra da İngilizce girdi. Bir baktık.Su'nun gayreti. Osmancak. Arap-Fars kültürüne asimilasyon Türk tarihi araştırmaları. Cumhuriyetle bitti. köklerden hiç bahsedilmez oldu. yeni bir asimilasyon baş"Aryan?" "Evet. Tuhaf ladı. 'solculukla eşanlamlıydı. Oysa." "Başlangıçta. sonunda ne milliyetçilerin. Farsça yerine. zaman içinde kamuoyunun gündeminden kalta Asya'dan halen şu kadar milyon Türk'ün yaşadığına kimse inanmaz oldu. çünkü. Müslüman olununca. Bu fasıl. Or- olunamıyordu. Her neyse. Aynı şey. bu tür şeyler üzene de solcuların özde hoşlaşmadığı şey oldu. Daha "Evet. Gorby geldi de bu insanların varlığı da ortaya çıktı!" "Ama." gayreti. Atatürk'ün sağken başlatılan bir. dedin. önce Fransızca. dile Arapça. Eskiden . neden? Anlayamıyorum?" "İlericilik?" sonra. Ruhi Su'yu bilemezsin. Yeni bir uygulama da değildir. konumuz değil. Milliyetçilik.

namus ve cesaret! Kendimizi tanı- oluyor. büyük israfa neden sarlığa neden oluyor. açık "Hem evet. İsa'dan sonra. hem hayır!" diyerek omuzlarını silkti. Düş kırıklıklarına. değerlerini. Ruslarla aynı zamanda. 900'lerde. maya yanaşmamamız. Başımıza gelenleri. bastığımız yeri bilmek gibi. yabancılaşmanın nedenlerini yorumlayabileceğiz. no. nihai kararımız ne olursa olsun.halk. hiçbir şeye neden olmuyorsa. Bu defa asimilasyonu kimse durduramaz artık. lıyor olması. Günay'ın tarihi bin yıllarla tanım- . şimdi de üç kelimesinden ikisi Fransızca ya da İngilizce olan 'ayti' gibi laflar ediyor. ne Sami." demesi bu dünkü çocuk ulusun üyesinin aklının alacağı bir şey değildi. karamtanımlayıp yabancılaşmadan kurtulma ihtimalimiz belirebilir. örneğin. Günay. dınları' anlamıyor. kendi değerlerimizi toplum istiyorum. 'ya bilgi çağı ya da intihar! Sen onun dayatılmaması gerektiğini düşünüyorum. 'bu territoryal armi konsep'yabancı dilde eğitim yapıyoruz. İş öyle hale geldi ki." "Bu seni üzüyor."Biz yeni Müslüman olduk. çok geniş bir tabana yayıldı. hele de bunun "Tanrım! Ne kadar çok şey var öğreneceğim!" diye inledi Diana. Batı sadmeyum?" sini. değil mi?" 'We don't need. "Bir ucu. Oysa. patolojisini ithal ediyoruz. ne de Aryan. Namus. education!'. biz yabancı dil öğretmiyoruz. Sağlam ya da çürük. üç kelimesinden ikisi Farsça ya da Arapça olan aydınları anlamıyordu. onu bilsek kendimize yeni bir dil bulabileceğiz. Anlatabiliyor muTürklerin İslâmiyet öncesi bir dinlerinin olabileceğini. bambaşka bir medeniyetin çocukları olduğumuzu içimize bir sindirebilsek. bir ucuda. kendimizi neredeyse hasta sanmamıza. Yabancı dilde öğretim yapamadıklarımıza da. istiyorum. yabancı çeviri yapıyoruz. Ama.' yani bir başka kültürün kalıplarını. önemli olabileceğini hiç düşünmemişti. seç! Daha önce konuştuk bunu. Başbakan'ı dinleyeceksin. Uydu antenlerimiz bile var. kavramlarını. Despotizm değil. Ne gibi biliyor musun.

" dedi. buraya yakın. Yani. "Boş ver. "Sen de mi Brütüs?" "Ne demek istiyorsun?" Gittik. 'Şamanizm'in ne olduğuna gelmişti ki."Ne demek istiyorsun?" diye bağırdı. bir yabancı ile kurulan iletişimin. turist kızlara yaranma gayreti bile yabancılaştığını hissediyordum. tabii. O giysileri içinde rüküşten öteye davetkâr görünen Diana'ya haksızlık ettiğini bile otomobil kullanmaya benzeyen. Bunlardan birisi kullanılmak durumunda olan dildi ki. "Bir önceki dinlerimiz birbirine çok benzer. çevreyi ve çevreye yabancılaştıran bir Bir Amerikalı ile birlikte sokağa. Her zaman yeni katılan bir başka Şaman Türk kavmi vardı. "idare eden". geçen gelişinde ressam Ahmet’in Fatma'ya takındığı tavırdaki. "Haydi. size uygunsa. Hadi gidelim?" "Bakın ne diyeceğim. bunda. Göç durmadı ki!" Sıra. Olur mu?" "Neresi?" "Ziya. yoksul bir ülkede çok pahalı bir tarafı olduğunu söylerdi. Brute?" dedi Günay. Müslüman olduğumuzda da. onların Hıristiyan oldukları yıllarda biz de Müslüman olduk. kiiçinde saçmalayan gençlerin zavallı çalımlarını anımsatırdı. "Et tu. Günay'ı birkaç yönden mahcup ettiğini sezinliyordum. bir bütün olarak olmadık. Bir yandan da. Güzel bir yer biliyorum. bu çok gıpta edilen nesneye sahip olmanın. Pavloviç birden kalkındı. Orada yeriz. "Yani. İkinizi de! Yemekte konuşalım. sizi yemeğe davet ediyo- sız edici bir tarafı vardı. üstünlüğe . insanların arasına çıkmanın rahat- şinin karşısındakinden görünüşte farklı ama yapılanmada eşit olduğu izlenimi yaratıyor olmasıydı." rum. kalkın. Günay'a. Bir diğeri." İçime doğmuş gibi sordum. dedi Günay.

Mohammed Ali Mısır sultanıydı diye açıkladı. Rodoplu'ya döndü. gibi. bir kitabını getirmişti. Günay'ın italik'lediğini görebiliyordum." dedi Günay. buna inanmayacaksın Günay Hanım! Ama. adı neydi. deliye dön- "Raki!" dedi Diana. "Sen her şeyi hayır diye diye yaparsın!" "Ne içersiniz?" vardı. bir kadın yakaladı. daha doğrusu hepimize dert anlatmaktan sıkılmıştı. Bir gün çığlık çığlığa Boston'daki malikâneye daldı. böyle mavi çerçeveli kelebek gözlükleri vardır onun. ama dikkat et. Bir dükkânın kenarına sıkıştıra- . Gerçek şuydu ki. "bedenlerini nicedir diledikleri gibi kullanan Batılı ka- Olur mu?" Günay'ın onayını istemesinde adeta dokunaklı bir çocuksuluk "Olur. 'Mohammed Ali'nin soytarısı bir gün kalabalığı eğlendirmek için Ka- hire'de. Amerikalıdan. yaşlı kadını deli olmalısın!' "O Muhammedilerin arasına girmeyi gerçekten düşündüğüne göre. şaşırdım. Anlıyor musun?" Sesini öfkeden boğuluyormuş gibi inceltti. Gustave Flaubert." diyerek etrafına bakındı. şapkasındaki çiçekler bile titriyordu! taklit etmeye koyuldu. o Fransız yazarının. Şimdi. kendisinden beklenildiği "Ben kaldırabilirim. "Ha? Ne diyorsun? meye başladı.benzer bir şey olduğunu düşünüyor. barmene. dü. pazaryerinde. dınlara özgü rahatlıkla teşhir eden" Diana'nın yanında bara tünemek durumunda kalmak beni de sıktı. 'Mohammed Ali'nin. 'Miss Ellen Cathe- rine Austin . serttir. okumaya başladı. Bacaklarını.Auchincloss! Bir dakika içinde aşağıda ol! Seninle konuşacaklarım var!' Öyle öfkeliydi ki. Gözlüklerini taktı. utanç duyuyordu. annem şurada oturduğumuza asla inanmazdı!" gül"Zavallı kadın! David'in Türkiye'ye gelmesi kesinleşince. "Öyle mi?" "Biliyor musun.

Arap. avuçlarını doldurarak. ellerini yüzlerini yıkar- ton'da basıldı!" "Ne demek sana inanmıyorum! 'Mektuplar' adlı kitabı! 1975'te.rak onunla herkesin içinde cinsel ilişkide bulundu. Bizi mirasından mahrum edecekmiş!" Omuzlarını silkti. Buna rağmen halk onun kutsal olduğuna inanırdı. Bu sırada." dedi Pavloviç. Kendisini Al- lah'a yakın sayarlardı. sefil herif!" lardı. 'Bir takke kafasında.'" vardı. edepde cinsel organının üzerinde takılı dolaşırdı. Bos'"Anne. adam bitkin düştü ve öldü. bir takke tan akşama kadar hareket halindeki cinsel organı ile gezer dolaşır. Aptalın 'Kahire'den Kubra'ya giden yol üzerinde bir zamanlar genç bir adam biriydi.' diye bağırdı. cinsel organının üzerindeki takkeyi çıkarırdı. "Edebiyat taciri. O sırada dükkâncı sükûnet içinde piposunu içiyordu'!" "Ne?! Mehmet Ali Paşa'nın soytarısı mı?" "Evet! Bekle. Sabahsizlik ederdi.' diyecek oldum. çocukların nerede?" "Midnight Express'in yüzyıl öncesi Mısır versiyonu!" diye mırıldandı fark eder. çocuğu olmayan kadınlar "Sana inanmıyorum. 'Türk. onunla "Nereden çıkarıyorsunuz böyle iğrenç şeyleri!" "Daha da var. daha bitmedi! Annem bir başka sayfa daha çevirdi. cinsel ilişkide bulunur. "Türkiye'ye gelmeniz büyük kahramanlık. Bütün Müslüman kadınlar onun yanına gider ve onu idrarları ile kirletirlerdi. "Flaubert'in hangi kitabı bu?" "Duyuyor musun?" dedi Günay. ben. "'Son günlerde bir dilenci öldü." dedi Rodoplu. İşeyeceği zaman.'" idrarının altına yatarlar. halkı böylece güldürürdü.' Bir başka molla daha vardı. desene!" "Diana. 'Ne işte!' Çocukları da getirdik diye köpürüyor. Mısır'a değil. İranlı! Ne fark eder! Muhammediler . Herkesin gözü önünde iriyarı bir maymunun altına yatar. Sonunda. "C'est la vie!" "Ne demezsin!" Günay. Türkiye'ye gidiyorum.

Aptal yerine konulmak bir yana. Çinli ne yapacağını şaşırır. İzmir'e götürdü. Yaratılışa ilişkin düşüncelerimiz. "Şimdi." "Anlıyorum. proto-Türkler. Bazen Kültür Bakanlığı'nın yabancı film yönetmenlerine zorluk çıkarıyor olmasını anlıyorum." dedi Rodoplu’ya. Flaubert Efendi gelir. "İyi! Anladığına memnun oldum!" kullanamazlar. O Asya'da. Türk figüranlar kullanamazlar. garipsemeye başladığı bir beklentiyle bakıyordu. Aradaki zamanı nereden başlayacağını düşünmek için kullanmak "Şimdi. Batı ile fazla yüzgöz olmamamızda yarar var. ama. 'Sizin kültürünüzle başedecek gücü elde edinceye kadar.' demiştim." "Oh! David. Anlamamıştı. Ben İstanİçkisinden koca bir yudum aldı." dedim. şarlatanların kendi halklarını kandırmalarına da izin vermemek lâzım!" dedi. Oraya geçelim mi?" istiyordu. Rodoplu'ya. adam ülkesine döner. O ita"Hatırlıyor musun. set kullanmaya mecbur kalırlar ya! Hiç değilse. na"Evet. Orta şıyorlardı. Günay. "İstedikten sonra. En uzun ve en yoğun ilişkilerimiz Çinlilerledir bizim. Diana. Bertolucci Efendi gelir. onları tatile. orada bir masa açıldı. Söz vermiştin. Yer değiştirdik. Çin'deki yaygın inançlarla etkileşim gösterir. zavallı Mısırlı nasıl ağırlayacağını şaşırır. Onun sırasıydı. "Tabii. Tanrı Dağları ile Altaylar arasında bir yerlerde.bul'u gezmek istiyorum. Yahudilerin Kenan'a geldikleri yıllarda. Tekrar oturduğumuzda. lik'liyordu." sılsa yaparlar!" "Onları durduramazsın ki. doğal set dar olur. bana Türkleri anlat. Sernea ile tanıştığımızda ona. ortaya öyle bir film çıkar. kadın. Diana. Bak." dedi. İnandırıcılıkları da o ka"Elizabeth'e yardım etmeyi neden reddettiğini şimdi anlıyorum!" "Bak. Günay'cım. bu işi yapar. yarı göçebe ya- .

Şen Nung'u atar. bunu dinle! P'an Ku'nun böcekleri uygar insanlara dönüştürmek için uğraştılar! O krallardan önce insanlar hayvanlar gibiydiler. Bedenine yapışan böcekler insan türünü meydana getirdiler. O da karasabanı keşfeder. sesinden gök gürültüleri. Ağzı açık dinlemek denilen şeyin bu . ağla balık tutmayı. nehirler. bu krallar. yağmurlar oluştu. damarlarından. Türklerde 'tengri' olur. Fu Hsi öleceğine yakın. vakanü"Çok ilginç!" visler. Biz bugün bile 'Allah' kelimesini 'Tanrı' kelimesiyle dönüşümlü cevabı. bilmezlerdi! Derken efendim.kadar ki. inek sağmayı öğretirler. zamanla 'Tanrı' kelimesine dönüşür. tam on sekiz bin yıl uğraşır ve evreni çekiçle dövmek suretiyle şe"Aman azizem. 'yakillendirir! İyi mi?" kullanırız. İlk insan. 2852 yılında. İsa doğmadan üç bin yıl önce bile kayıt tutuyorlardı! Her şeyi. yazıyı. kendi yerine bir başka Deriler giyer. evreni şekillendirirken. ticareti başlatır. hatta dünyanın nasıl kurulduğunu bile anlatırlar!" "Değil mi? Şimdi: P'an Ku. Bu ği. İkisi bir olurlar. çiğ et yer. Şöyle ki. İnsanlara bitkilerden ilaç yapmayı öğretir filan. 'göksel' krallardı.229. yaşadılar. insanlara evlili- kralı. Çin. pazar"Çok! Çok ilginç!" dedi Diana. saçlarından ve kıllarından. iki medeniyet arasındaki farkı ortaya koyar. Burası önemli. On sekizer bin yıl rüzgârlar ve bulutlar. İsa'dan önce 2. annelerini tanır ama babalarının kim olduklarını yaman kralın bir de yaman karısı vardır. hayvanları evcilleştirmeyi. terinden. yerleri kurar. madenler. Zeus gibi. resmi. P'an Ku. Çin'de. çünkü Çin'in. Hoş değil mi?" olduğunu düşündüm. Bu insanların tabii kralları vardı. çimenler ve ağaçlar. Ve. müziği. tarımı geliştirir. nefesinden etlerinden. Ancak.000 yı"Tarihler nasıl bu kadar kesin olabiliyor?" lında. Eski Ahit'in 'Yaratılış' bölümüne ratanla' 'yaratılan' biridir. Çince 'tien'. Fu Hsi diye bir kral gelir. kemiklerinden. toprak. tarihçilerin cennetidir! Çinli tarihçiler.

Şamanizm. kuru otları avucunda ezerek taşların birisinin üstüne koyar. Tam tersine. diye sordu. ama sonuç öyle oldu. diğeri ile üstlerine vurur. gökten biri kara biri ak iki taş getirir. Şaman rinin altında ezelden beri mevcut olan maddeleri kullanırlar. değil mi? anlayışa Yunan Epikuros ve atomun babası kabul edilen Demokritos. yaratmak için ellelerce yıl sonra ancak gelirler. güneş. restliğinden gece ile gündüz gibi ayrılır! Bir kere. Zeus. hayır! Hiç duymadığım bir şeyleri anlatıyor Günay Hanım. bin- Gök Tanrı. arkamdan birisinin yaklaştığını fark ettim. P'an Ku gibi. Diana'ya baktım. Şaman tanrıları insanlarla didişmezler. ay. Bu maddeci önemli." "Yine nutuk atıyor." Bana döndü yine. insanlara yardım ederler. alevlendirir. İkincisi. bu 'ancak' çok "Şamanizm'e gelince. na!" Demet çığlık çığlığa sarılıverdi. Rodoplu'nun buz kestiğini gördüm. "Gerçekten. Ancak. ata ve ateş kültlerinden oluşan bir dindir. Marx'ın 'Tanrı' nefretini Türk nasıl paylaşsın?" "Yine mi politika! Hiç eğlenmesini bilmez misin sen? Merhaba. Demet. peltek peltek. Demet'in haklı olabileceğini dü"Hayır. ateşi çaldı diye Promete'nin ciğerini akbabalara yedirir. Dia- şünüyor olmalıydı. insanlarla kardeştirler. Tam ağzımı açacakken. Günay da aynı anda döndü. değil mi? Şekeeerrr!" Günay'ı işaret ediyordu. İlerdeki masayı işaret ediyordu. gözlerini Diana'ya dikmiş Yeşilçamlı Turan'ı gördüm. o şaşkın şaşkın Demet'e bakıyordu. Ülgen. Döndü"Yeterince ciddi konuştunuz! Gelin bizimle bir içki için!" diye sür- ğümde. "Şimdi söyle bana. minnettarım!" Demet'i bozmak gibi bir niyeti yoktu. onun baktığını görünce selamlar gibi kadehini . turmuş gibi olmanın sıkıntısına girdi. Yunan-Roma ya da daha doğrusu Yakın Doğu putpe- tanrılarının da 'yoktan var etme' güçleri yoktur. Turan. insanlara ateş yakmasını bizzat kendisi öğretir. bu defa da Amerikalı kadınla bir cephe oluşdürdü. Yani. özde. Gök Tanrı başta olmak üzere.yer. dedi. Günay.

ezeli madde fikri. Anlaşılan Turan. Adamın içkili olduğu gözlerinden belliydi. "Sana bayılmış!" "Benim için teşekkür et. alçak sesle. İlki si." dedi Diana. ancak Turan'ı o da fark etmiş olma- Rodoplu'ya döndü." dedi Diana telaşla." şeker?" Günay Rodoplu'nun büyük bir iş peşinde olduğunu anlatacağını. lendirirlerken yanlarında hep bir 'insan' vardır. lemesini işaret etti. başarıbiliyordum. Demet'e gelince. Bir süredir bizi seyrediyor olmalıydılar. 'kardeş' olarak şekillendirmeleri ilginçtir. tanrıların insanlarla kardeş olmalarıdır. ağabeydirler. "Şimdi önemli bir şey "Ah! İş mi? Pardon! Ben sizi rahat bırakayım! Vakit nakittir! Değil mi. Garsona içkisini taze"Şamanizm'in. Demet'e. Dia- ti. Kadehini adama doğru kaldırdı.na'nın kim olduğunu merak etmiş. Örne- . değil mi?" diye ünledi. "Yakışıklı bir adam. bunu yaparken Turan'ın egosunu da kurtaracağını "Nerede kalmıştık?" diye sordu Diana yeniden. "Onlara katılmak ister misin?" kaldırdı. tanrıların yoktan var etme güçlerinin olmaması. "Nerede kalmıştık?" "Daha sonra katılırız. Demet fırsatı kaçırmadı. herkes ta- lıydı ki. Yakın Doğu ya da Akdeniz havzası putperestliğinden Herkesin köşeyi döndürecek bir iş peşinde olduğu masasına dönüp. konuşuyoruz da. "Kişiyi topraktan şekil- farkını anlatıyordum. Türk tanrıları kâinatı şekilKendilerini çocuk değil. "En önemli farkları sıralıyordum. sızlığını örteceğini." dedi Günay. hayır. Demet tanıyınca tanıştırılmak istemişrafından sevilme merakının ona arabuluculuk ettirebileceğini tahmin edebiliyordum. İkincilendirirler ama bu 'kişi' onlarla kardeş olur! Onlar. "Hayır." dedi Rodoplu.

'Kul'. 'Penceresi cam cama. birilerine belki de. ama asla zincire vurulamayan bir yapı geliştirmiştir. eminim bundan.' Eski Ahit'i hatırla gibi. Evet. Hatta dür. Çaresiz. Bir gün bana. otoriter değil. bir insanları yeraltındaki dünyasına götürür. öldürdüğü san. aktif bir özgürlük de değildir. Erlik. her şey! Uygarlıkların böyle mahvolduklarına inanıyorum. Günay'ın Pavloviç'le konuşur- dum. Ama inrilecek cezanın yakmak filan değil de. kendisine uşak yapar. Kore savaşında.. "Kim ne derse desin. "Tuti-i mucize guyem'den. muallim'e . Ülgen'e isyan eden kardeşidir. kavramı. olan da unutuluyor!" git. ne kitaplaAnkara'daki konferansını hatırlıyor. Ülgen'in yardımıyla Erlik'i her zaman yener. İsa'nın 'çocukları' vardır. çünkü bilginin üzerine eklenmediği gibi. Kötüdür. üçüncü kuşak dedelerinden daha cahil olacaktır. hırçın bir aşk-nefret ilişkisi yoktur. Bunların yoktur. incir çekirdeğini doldurmayan şeylerle uğraşmaya başlıyorlar. ne inançlarının." demişti. 'Yükletmezler sana olun yükünü kamefin dal olmayınca'dan. ken düşüncelerinin arasındaki bağlantıları sağlamlaştırdığını hissediyor- insanoğlunun beynini dumura uğratıyor. Ne patronun. kendilerini salmaya.'Kendilerinin ekme- görüşüne tümüyle yabancıdır. Bu ceza da ilginçtir. ne paranın. sürgit havadan sudan konuşma. o zamanın Türklerinin. " Erlik vardır. çizme! Sürhele de maddi refah içindeyseler. çünkü insanlarla ilişkileri. kul' yoktur. Anadolu insanı özgürrının. Örneğin. ancak bir sömürge impadisine tapınsınlar diye. ölmekten değil. "Sürgit havadan sudan konuşma ve sürgit havadan sudan yazma. bu dünya dikleri bağların ürünü. İki kuşak Bir de örnek vermişti.ğin. kardeşçe bir ilişkidir. en az esir veren ulus yine bizdik. Rab Yahova ile Yahudiler arasında olduğu gibi. 'o zamanın insanı' diye kısıtlamam da yanlış. Ve- uşak olmaktan korkmalarının ardında bunun yattığını düşünürüm.. tembelleşmeye. ne de geçmişinin kölesidir. 'kendisine uşak yapmak' olması ilginç değil mi? Bazen. Yunan Hades'inin karşılığı. Bu 'ağabey' insanlar kenratorunun vaat edebileceği rüşveti vaat etmez. Belgelerle sabittir. İnsanlar bunu yaparsa. kullarına -zaten.

başka bir şey düşündüm. Bu da bizi üçüncü farka getirir. 'yula' diye ğu sonucu yoktur. gözlerinin garip bir pırıltıyla kısıldığının farkındaydım. Şamanizm’de kadın 'kam'lar var- yaslandığında bu müthiş bir farktır. İyi mi?" "İnanılır gibi değil!" vardır. Laz inşaatına geldi. kollanması ge- . Diana'nın sesiyle kendisine "Affedersin.filan yasaklamadı. örneğin. Eski Yunan'da kadın o kadar hor gö- Yunan mitolojisinin incelikli kavramları burada da vardır. sadece insanda bulunan. 'kut' diye bir kavram vardır. irade ve ruh hallerini belirleyen şey. enerji. iyilik eden bir varlıktır. Örneğin. Türk kozmoloji- sinde Ülgen. bu. Ülgen. Batı düşüncesinin vardığı. insana haz verdiği gerekçesiyle bunalmayız!" müziği. ruhun iyi. Dediğim gibi. kötü ve haksız işler yapan erkeklerin dünyaya yeniden kadın olarak geleceklerine inanılırdı. bir şey mi oldu?" geçici nasıl açıklayacaksın?" Dalmış gitmişti. 'süne'dir ğın 'kutsal ruh'una benzer. seninkiler gibi. İşte.düşüşü başka nasıl açıklayacaksın?" "Selimiye'den Partenon taklidi Anıtkabir'e geçişi nasıl açıklayacaksın? Karadeniz evlerinden. ki. beyaz ekmeği. ruh sağlığı kusursuz ve min sonucunda. "Kaba bir mitoloji de değildir. Hemen her hazda şeytanı gören. bunlar ruhbandır. etimizle. yani Hıristiyanlıbir düşüncesinden bir önemli farkı. Yunan'la kırülürdü ki. bizde ruh-beden ikilemi ve bu ikileYani. "Günay Hanım. Ayinleri kadın kamlar da yönetirler. bedenin kötü olduen önemlisi 'hayatla barışık' insanlardık. Hâlâ da Pavloviç'in yüzünün bir zamandır değiştiğinin. Paulus'a Hıristiyan ilahiyatını veren dünyayı ve teni lanetleyen. Hizmetinde dişi ve erkek iyi ruhlar dır. kemiğimizle. biz. Yunan mitolojisinin 'nous' ya da 'logistikon'una. en doğal arzularını perhizle cezalandıran insanlar değildik. Fizik ötesi korkularla bunalmazdık biz. bütünlüklü. ancak alkole yoruyor. sıcak banyoyu -Papaz Tertullian'ı hatırlıyor musun?.

ben!" . deminden beri siz Türklerin ne kadar akıllı olduğunuzu anlatıp duruyorsun bana! Oysa.. Rakı bardağını bahane edip. "Bak. Tedirgin olmuştu.. neşeli bir kahkaha değil." Günay.dince. sesi giderek daha da yükseliyordu. hastalıklı bir deli gülmesiydi. tıslar gibi bir sesle. zehir gibi bir sesle. İsa'nın yolundan sapacak bir şey yapıp yapmadığımı. her gece! Ve. Günay’a. cezalandırma yolları arardım! Neler düşünürdüm. Gözleri sulandı. çevredekiler dönüp baktılar ama aldıracak halde değil gibiydi.! Her gece. sesinin tonu bir sorudan ziyade ithamı yansıtıyordu. hatta düşünüp düşünmediğimi saptamaya çalışırdım. B. beni yoldan çıkaran lanetli bedenimi ladı. "Hayır. kadının ne dediğini anladığını gör- Pavloviç birden. tabii. Ne "Ben Püritenim. bir tek gece"Eh niye üzgün olacakmışsın!" diye sapkın bir öfkeyle terslendi Dia"Daha beş yaşındayken. "Altmış soruluk. ama. bu listeye bakar. "Yazık. "Ah. her gün bir sürü suç bulurdum! O zaman da." dedi Diana Pavloviç. döndü." düm. atladı. "Unutmak istediğim şeyi hatırlatıyorsun bana!" Bağırıyordu. ben! Oysa. Boston soğuğunda. yerinde sertçe. Tanrı'nın her lanetli gecesi altmış soruluk "Lanet olsun. ara verdiğinde. rektiğini düşünüyordum. "Anlıyorum. lanetli bir liste! Tanrı'nın her lanetli gecesi. bilmiyorum. likle sabaha kadar dua cezası verirdim kendime." dedi Günay. Günay. makyajı aktı akacaktı. değil mi?" diye sordu. Günay'a baktım. çocuk!" demek gafletinde bulundu. hecelerin üstüne basa basa. ki. neler!" Gülmeye baş"Biliyor musun. eksi kırk derecede. bir liste tutuşturulurdu elime!" dedi. ha!!!" dedi Günay. sığınaklarımı yıkıyorsun!" diye patladı na. Rodoplu’nun cümlesini bitirmesini zor bekliyormuş gibi. 'her hazda şeytanı görmek'ten bahse"Benim arka-planımı biliyorsun. Günay Hanım.

Demet. "Affedersin. ne yapmamız gerektiğini kestirmeye çalışıyorduk ki. omzundaki eli attı. Turan'ın yüzün- "Sakın bir daha bunu yapma!" dedi Rodoplu. Affedersin! Lütfen kızma!" Birden çocuklaşmıştı sanki. vardı. . Artık adamakıllı sarhoş olmalıydı ki. itirazlarına rağmen uzaklaştırmayı becerdi.!" diye bağırdı Mrs. ha! Bu eşe g.lerini on mil öteden tanırım ben!" "Öyle de olsa. Pavloviç. eşek g. çok affedersin! Kendime hâkim olamadım. "Hadi. "Diana!!!" "S.. İçi rahatladı. Birden silkin- Tanımlayamadığımız bir krizin eşiğinde gibiydi. Öyle birden sin!" gözlerinden yaşlar dökülmeye başladı. Günay'la ben birbi- Dünyanın Günay'ın başına yıkıldığını gördüm sanki! "Kendisini ne sanıyor. "Sakın!" Günay'ın af dilenir bir konumda olmayı da yadırgadığını görebiliyordum. den. Gerçekten çok üzgünüm. "Affedersin. Demet yine arkasında bitti kadının. bu adam?" Haksız değildi. adam ne dediğini anlamadı... dokununca!" uzandı. "Sadece bir davet. bu adam kendisini ne sanıyor!?" ağlamak üzereydi. ama. küfür etmene gerek yok!" "Affedersin. biraz da Ece'ye uğrayalım!" diyordu.ol. küfürü anlamadığı belliydi. tekrar tekrar. Demet'e.. Belleğime Diana'nın ani öfkelerine ilişkin bir not düştüğümü hatırlıyorum. Diana'dan yana bir adım attı. Rodoplu'nun elini tuttu. "Götür bunları buradan!" dedi. çok affeder- di. "İyi ki. Ama aklı çocukluğundaydı. Rodoplu. hışımla geri döndü. Onun arkasında da Turan "Come with us!" kadının omzuna dokunmaya kalkıştı." dedi Diana.. Diana'ya sertçe. adamın koluna gir"Biliyorum. di.rimize bakıyor." "Üzgünüm. Diana! Hepsi bu!" "Sadece bir davet.

melekleri . Son"Kimse olamadı!" dedi Rodoplu." Konuşmanın sonunun geldiğini düşünüyordum. Çok oldu. "Düşün bak. yumuşatmaya çalıştığı sesiyle. "Yeter artık. putperestliklerinden kalma ilahlardan. ama. bir keresinde de evin korusunda sabaha kadar tek tam yedi dönümlük çimi tek başıma biçtim.'" "Ta kendisi!" Lafı değiştirmeye çalışıyordu. Çantasını açtı. daha da iyisi.başına yürüdüm.. sarhoş olursan seni burada bırakırım!" "Anlaştık!" dedi Diana." acı acı güldü. bir yandan dönemlerindeki sefahate tepki olsa gerek. hayır! Yemin ederim sarhoş değilim! Anlık bir şeydi. kadınların ayinlere ancak tam bile tahrik edebileceğinden örtülmeli. Ama. "Ateş!" "Hayır. 'Kadınların saçları. pudralığını çıkardı." Lütfen inan bana!" Gerçekten de toparlanmış gibiydi.. Bir tarafta senin Romalılar. yüzünü dü- leri çağrıştırmış olmalıydı ki. üç hafta sessizlik perhizine girdim. Amerikalının daya- nasıl bir film senaryosu olur. Ellerim kan içinde kaldı. Öyle korkuyordum ki!" diye işkencenin bir başka sapık türünü anlattı. geçti! "Peki. becerdi de. "Ne oldu?" "Hunlu Atilla?" nıklılığına belli belirsiz bir hayranlık duydum. ama. öte yandan Kutsal Kitap'ın tanrı- sının gazabından ödleri patlıyor. "Gördüğün gibi azize olamadım!" "Haftalarca. Dia- na'nın garsona işaret ettiğini gördü. Rodoplu'ya döndü. Günay’a bir şeyler bir şey"Anlattıklarımı düşünüyordum. kazınmalıdır. Kimseyle konuşmadım. gülmeye başladı. "Atilla'yı hatırladım. Havari Paulus'u hatırla! Romanın son peçe takarak katılabileceklerini söylemişti. ra günlerce çatal bile tutamadım. içinde şeker bulunan hiçbir şeye elimi sürmedim! Tam "Biliyor musun. Bir defasında." dedi Rodoplu. zeltti. Diana.

aklında ne var?" Pavloviç toparlanmış Günay'a dikişsiz togaları. kıskanç bir tanrıyım. üst üste haç çıkararak) Tövbe de. sandaletleriyle öyle dikiliyorlar. yüzleri tıraşlı. deri çizmeleri. uzun gömlekli. dehşete düşürmüş olmalılar! de!" lonlu. Babaların günahlarını oğullarına.' dedi. Karşılarında da panto- ni umursamayan koca bir şehir halkı! Üstelik at üstünde. peruk takmış ya beylerine dayamış. saçlarında rüzgâr. ihtiyar. Ne diyordu. Çünkü. tövbe de! (şaşkın) Tövbe de ne demek? Çok kızıyorum. artık! (kıpkırmızı. "Sadece. tek parça kumaştan lı Hunlar! Zavallı Romalılar. öte yanda sırtlarını göksel ağa- "Yeni Ahit'ten tabii. çok! (alelacele Kutsal Kitapı açar. ile Papa arasındaki bir diyalog: Atilla: Papa: Atilla: Papa: aklını alacak yüzlerce film yapılabileceğini düşünüyordum. sizin tanrınız olan Yahova. çünkü. ama kadın erkektendir. Kendisine şu kadarcık bir saygısı olan bir tanrı asla böyle konuşmaz! "Aklımda bir şey yok. kadın erkek için yaratıldı." diyerek güldü Günay. Atilla Bu tanrı da çok oldu. okumaya başlar) 'Ben. ne de Rab Yahova'nım tehditleri"Lütfen devam et.' Bak bir yanda peçeli Roma kadınları. Azize Yeremya'yı düşünsene."Yeni Ahit'ten bu!" lus? 'Eğer kadın örtünmüyorsa. Hollyvwood'un . saçlarını maşa ile kıvırmış. huzurlu. saçı da kesilsin. erkek kadından değil. benden nefret edenlerin günahlarını üçüncü ve dördüncü kuşaklara geçiririm!' dedi Atilla: (hiç etkilenmemiştir) Aaaah! Saçmalama. Pau- ler! Bir tarafta. hareket halinmesleki bir ilgiyle yoğunlaşmıştı bile. çoluk çocuk atlı göçebe- da kellerine kalemle saç çiziktirmiş Roma erkekleri. Mesela. erkek kadın için değil. kemerli kürk şapkayla erkekli kadınDüşünebiliyor musun? Ne Zeus'un.

sen de! Ağabeyim iyi bir varlıktır! Kimseyi çarpmaz! (gök gürültüsü) Papa: Atilla: (korkudan bembeyaz.Papa: Atilla: Bu ne cüret! (tepinerek) Kibir! Benlik! Elbette kibir. sana! Hadi. biçimlendirme. Rodoplu. 'Siyah Örfe' filmini hatırladın mı? Yapımcısına dünya kadar para kazandırmıştı! Ödülleri de cabası. be- Ak Ene! Ak Ene geliyor! Sefalar getiriyor! (bembeyaz elbiseli yaşlı bir tanrıça girer) Oğlum!! (sarılırlar) Ak Ene: "Delisin sen!" dedi Diana. değil mi? Bizim öz kişimiz hep yerlerdedir. elbette benlik! İnsanlık! Dinle bak. na! Uşaklaşmış insanların isyanı! Erlik'in toprak altına hap- "Artık kalkalım mı?" . Diana'yı eğlendirmeye devam etti. demiştim! Ah. canım. na. Erlik'in kişileri göklerde!" Bana döndü. Göklerde (devamla) Bırak şu Erlik'i. Diana toparla- Na." "İyi ya. olalar Erlik'in kişileri!" Hafifçe güldü. Ülgen'in önderliğinde özgürlüklerine kavuşurlar. para ödüldür. "Aynı şey. Atilla: nim akılsız ağabeyim! Dinlemedi beni! Papa: Atilla: (tepinerek) Çarpılacaksın! Çarpılacaksın dedim. amacına ulaşmış. başka bir şey de yapabilirsin! "Niye? Çok yaratıcı bir şey olmadığını biliyorum ama 'On Emirden ya settiği insanlar." mıştı. işte! "Hep böyledir. Ödül para. bizim öz kişilerimiz yeryüzünde. işte!" dedi Günay. "Gerçekten delisin!" Erlik ve yeraltı! da 'Ben Hur'dan daha kötü olamaz! Bak. titreyerek) işte.

Kahveyi içti. giyindi. Bu gece sende kalabilir mi- diklerinde yine pırıl pırıldı. nihayet! Ama. Nite- . kişisel bir sorunu vardı ve sanki bütün bu gayreti o soruna bir çözüm bulmaya yönelikti. yeni bir "Ne ki. Müslüman Türkler arasındaki halkayı!" Romalı putyeni bir dini bu kadar kolayca benimsemişlerdi. Rodoplu'ya bir kahve içip içemeyeceğini sor- Yolda geçen süreci canlanmak için kullandı Diana Pavloviç.K. "kendisini çok rahatsız eden. Ayaklarını altına alıp oturduğunda." dedi Pavloviç'e." dedi Diana. yim?" "Tabii. "Bak. kadının basit bir bilgi alışverişi dışında. "kayıp halkayı!" "Darvin'den "Hayır. Anlattığım gibi bir arka- planı olan Türklere İslâmiyet'in yakın gelmesi çok doğaldır. Nasıl olup da Türkler "Medeniyet farkını gözardı ediyorsun yine. yeni dinin dehlizlerde lime lime edilen müritlerini düşünüyordu. lım!" "Tamam. bahsetmiyorsun?" arasındaki halkayı. o 'kayıp halka' değil! Anlattığın Türklerle. şimdiki Türkler Günay'a kalsa. bu çözüm her ne idiyse ertesi günü bekleyebilirdi. Diana." diye anlattı Günay sonradan." ama Pavloviç'in olağanüstü sağlıklılığının tuhaf bir şekilde kendisine meydan okuduğunu o da hissetmişti. Eve gir- du. neden kendisinde kalmak iste- tekrarladığı 'sen benim sığınaklarımı yıkıyorsun' bildirimde bulan bir derdi olduğunu düşünmeye başlamıştım. Günay’ın geceliklerinden birisini diğini o zaman anladı. daha da parıldadı. "Bu defa sen ateşle baka"'Kayıp halka'yı arıyorum. Dayanmaya karar verdi. ifadesini birden fazla muharebeye hazırlanıyor gibiydi. Günay. Alacağı cevap belliydi. konuşmayı sürdürmek istiyordu." dedi Günay. kendimi çok yalnız hissediyorum. Sen kazandın."O. perestlerin arenalarda aslanlara attıkları Hristiyanları. bununla bitmeyecekti." dedi Pavloviç.

Kal"Evet. İslâm'ın ruh-beden ikilemini içermeyen insan görüşü Ülgen'in kardeşleridirler. İslâmiyet tiyanlık on dördüncü yüzyılda kesinlikle mağlup düştü." "Az önce saydıkların gibi?" birlikte. peygamberleri "Tamam. rahim kişilerdir. Gök Tanrı. Âdem'in tövbesini kabul etmiş. vardı. Hazreti Muhammed'den önce de peygamberler vardır." önemli!" ve Hıristiyanlığın çekişmesine tanık oldu. onu hidayete tir. İşte. Allah. gecenin ikisi ve sen benden hâlâ 'On Derste İslâmiyet' "Günay Hanım şimdi de sen üstünlük taslıyorsun! Anlattıklarını hafi- istiyorsun!" fe almadığımı biliyorsun!" Ülgen'in kendisine vekâlet eden en sevgili kişileri. İslamiyet’te insanın nasıl yüce tutulduğunu. Şal Yime gibi. Mangdaşire. Asya'nın tümü." "Sana kişisel bir soru sorabilir miyim?" cüsü. Moğol devrinde. Şamanlar zaten de Şamanlara yakın gelir. rahim ve son' peygamberini yadırgamamış olmaları doğaldır. ama neden?! Anlamıyor musun. 'özgün günahtan' dolayı mahkûm edilmemişdur. eriştirmiştir. Hayata. gene olmadı. "Tamam! Şimdi bak. Paulus'un ilahiHıristiyan sömürgecilerin işgalindeydi. ko- ruyan. yani on üç ve on dördüncü yüzyıllarda. esirgeyen.kim bak. İkincisi. Burada da yadırganacak bir şey yoktur. İslâmiyet'te. insan olmakla dı ki." dedi Günay. Diana. bunu anlamak benim için çok "Hadi. Hıris- yatı İç Moğolistan'da ve Yedi Su'da mezar taşlarından başka hiçbir iz bırakamadan çekilip gitti. Orta Asya'da ve İran'da. Yani. insanlık. 'herkesten daha engin ve değerli bir kişiliği olan. Asya'nın yüzde seksen beşi "Peki. sadece Şaman Türkler değil. 1800'lerin sonunda. Şamanların. Şamanlarda. deyiş yerindeyse 'yanlış' başlamaz! Bu da Şaman’a uygun- . Yapkara. Eh. Üçün- meleklerin bile ona secde ettiğini daha önce anlattım. Budizm. yani. Böyle olunca. Bunlar insanlara yardım eden. İslâm'ın. üç büyük dinin.

hayata zaaf ve güçsüzlükle başlar. tabiata. bu insanlar birbirleriyle harp ediyorlar!" bir dünyanın adamı böyle bir savı neden yadırgasın? İnsanoğlunun bizzat kendisinin şekillendirdiği bir evren kavramının ima ettiği sorumluluğu anlıyor musun? Yabancılaşmaya asla izin vermeyen bir sorumluluktur bu!" İçini çekti. bir Alman Yahudisi ve bir "İnsanların 'bütün'ü görmeleri engelleniyor da ondan. insan yaradılıştan iyidir söyleminden daha gerçekçi değil ki! eliyle kurtulabilecek donanıma sahip olduğuna inanırım. Parçabaşı doğrularla uğraşıyorlar! Bir nefes alsalar. kibirlilikle suçgerçekleştiren aracıdır. Sabah da anlattım sana. İslâm'ın insanı Algöreceklerdir! Konumuza dönelim. "İnsan yaradılıştan kötü- buna inanır. Fu Hsi'nin evreni çekiçle döverek şekillendirdiği lah'ın halifesidir. Bu âlemin nedeni ve bu nedeni laması. "Galiba!" doğal olurdu! Türklerin değil! Anlıyor musun?" "İslâmiyet'i Yunan-Roma ilişkili Sami Arapların yadırgaması daha . yine kendi "Yani!" diyerek omuzlarını silkti Rodoplu. aynı doğruların etrafında dönendiklerini dan çok daha fazla bir şey olduğu iddiasında olduğu için. olduğun- "Ne olmuşu var mı. güç ve kemale doğru seyir halindedir. Ali Şeriati da buna inanır: 'Allah'ın temsilcisi."Tabii." 'Sen' inanıyor musun?" "İnsanoğlunun doğuştan 'iyi' olduklarına gerçekten inanıyor musun? dür söylemi. tıpkı Mangdaşire gibi. Hıristiyanlığın insanoğlunu. insan kişilerine dönmeyi başarsalar. İslâmiyet'te yoktur. Diana. bir titreyip kendilerine. " İranlı Müslüman'dan bahsediyorsun!" "Ne olmuş?" "Sana inanamıyorum! Aynı anda bir Çinli. Konfüçyüs de İnsanoğlunun kendi eliyle yarattığı öldürücü koşullar ağından. Erich Fromm da buna inanır. yeryüzündeki dünyanın sahibi ve sorumlusu. yere ve göğe hâkim olan iyiliğe ve kötülüğe yatkın varlığı.

atmosferi. her şeyi!" "Kevorkian bunu duymalıydı!" sizsiniz. insanoğlu dünyayı ne hale getirdi!" "Hayır! 'İnsanoğlu' diye yekpare bir bütün yapmadı bunu! 'Siz' yaptı- "İslâmiyet'in insan görüşünde.. insan özgür bir yaradılışa sahiptir ve nız! Yanlışı ektiniz. "Tapu mesela. bastığınız yerde ot bitmiyor! Her "Dahası." "Ama öyle oldu! Bak. Ya da sizdeki gibi ferdin elindedir. Demokritosçu düşüncenin.. bir grubun ya da bir sultanın hakkı olmadığını. ister bir devlet olsun. ne Azteklerin. iyi işletiliyordur münizmin üzerinde parlayan hilal ile gerçekleşebilir. bizim Orta Asya'daki ekonomik rejimimiz." "Bu sandığın kadar alaycı bir soru değil. Cemaat üyesi aileler. ilkel ko- . ama ürünü azami doyumu geti- ama kimseye zırnık koklatılmıyordur. nizm'dir. insanları." dedi Günay. bu bence. ne Afrikalıların bu işte dahli yoktur! Ozon tabakasında delik açan şeyi tüketiyorsunuz! Doğal kaynakları. Önemli olan. biz değ