ALFA DA ALEV ALATLI KÜLLİYATI Schrödinger'in Kedisi [Kâbus] Schrödinger'in Kedisi [Rüya] Viva La Muerte! • Yaşasın Ölüm 'Nuke' Türkiye! Valla, Kurda Yedirdin Beni O.K. Musti, Türkiye Tamamdır. İşkenceci Aydın Despotizmi Kadere Karşı Koy A.Ş. Yaseminler Tüter mi Hâlâ? Eylül '98

OR DA KİMSE VAR MI? KİTAP • 1

VİVA LA MUERTE! YAŞASIN ÖLÜM

Alev Alatlı

ALFA

Alfa Yayınları:1019 Alev Alatlı Külliyatı: 002

Viva La Muerte • Yaşasın Ölüm!

Yayıncı ve Genel Yayın Yönetmeni: M. Faruk Bayrak Yayın Koordinatörü: Rana Gürtuna Editör: Mustafa Demirkanlı Teknik Editör: Gülnur Özkarabacak Kapak Tasarımı: Mithat Çınar Montaj, Baskı ve Cilt: Melisa Matbaacılık Pazarlama ve Satış Müdürü: Vedat Bayrak Satın Alma Müdürü: Ali Bayrak Sevkiyat Sorumlusu: Ömer Kımıl

Copyright© 2001, ALFA Basım Yayım Dağıtım Ltd. Şti. Copyright © 2001, Alev Alatlı

Kitabın tüm yayın hakları ALFA Basım Yayım Dağıtım San. ve Tic. Ltd. Şti. 'ye aittir. Yayınevinden yazılı izin alınmadan kısmen veya tamamen alıntı yapılamaz, hiçbir şekilde kopya edilemez, çoğaltılamaz ve yayımlanamaz.

"Şark mazoşizmi"nden kurtulmak istiyorum. Bu bir. "Bozkır kökenli Müslüman bir köylü" gibi gebermek istemiyorum. Bu iki. "Kalite, aroma, gusto" istiyorum. Bu da üç. Yaşamak istiyorum senin anlayacağın. Hayatın tadını çıkarmak, keyif çatmak istiyorum.

"Sen, basmasın" Süreyya Berfe, 1985

KUYU

I
Şairin cenazesi, mart ayının ortalarında, yağmurlu, sisi geniz yakan

bir gün, öğle namazından sonra Şişli Camii'nden kalktı. Başta Emil Galip Sandalcı olmak üzere, herkes oradaydı. Herkes, yani, Oktay Akbal, Tarık Oral, İlhan Berk, Asena kardeşler, Özgentürkler ve ekipleri. Epeyce bir yıldır, açılışlar ve sanat etkinlikleri gibi, cenazeler de insanların ideolojik üstlenmişlerdi. Öyle ki, müteveffa ile hiçbir tanışıklığı olmayan, ama bu tanış...............................................(sonraki 2 sayfa eksik)

Akan, Demirtaş Ceyhun, Onat Kutlar, Metin Deniz, Melih Cevdet, Zeynep birlikteliklerini, birbirlerine teyit, 'ötekilere' ilân gibi, fazladan bir işlev iç-çevreyle birlikte anılmak isteyenler, davetiye gerektirmeyen bu toplantıları kaçırmamaya özen gösteriyorlardı. Tersi de söz konusuydu. Ölen

Aleviliğin nesinin yeni olduğunu sormama izin vermedi,

berini hatırlasana, 'Bu yıl hac mevsimi Kurban Bayramı'na rastladı!' diye başlık atmışlardı! Sonra, o Şenay kızcağızın büyük keşfi (!) 'Alevilik!' dizi sızlık kınanır' gibisinden bilgi veriyordu, hatırlasana!"

"İyi de, bunu onlar bilmiyorlar ki!" dedi Rodoplu, "Cumhuriyetin ha-

yazısı! Kıvırcık saçlarını savura savura, 'Biliyor musunuz, Alevilikte hırGünay'cım!" dedim, ama doğrusu ben de pek emin değildim. "Sünnilikte hırsızlara madalya verildiğini herhalde düşünmüyorlardı, "Öyle olmasa, böyle bir abesi manşet yaparlar mıydı? Şöyle düşün,

Mesela, camide efendi gibi koltuklarda oturmak varken, yerlere yapışıyorsun, ne üst kalıyor ne baş. Doğru mu? Üstelik Alevi türküleri, hele de söylemi! Bodrum entellerinin tümü Arif Sağ'ın peşinde!" itiraf etmeliyim! Evet. düzene sövüp sayanlar çok güzeldir. Görmüyor musun, evi heybelerle, at boncuklar ile -bir zamanlar Kürt dostlarla- süslemek gibi bir şey bu Alevi Günay Rodoplu'nun kurduğu bağlantıları her zaman anlamadığımı Sonuçta "ve her zaman olduğu gibi", namaz bitip de tabut ayaklanın-

bir din lâzım, ama 'İslâmlık' yakışık almıyor. Üstelik reform tutmuyor.

ca hareketlenmişti aydın kalabalık. Bu defa da, namazı Allah rızasından öte bir şeyler için kılanlar ortaya çıkmış, aleni bahşiş talepleri, "Bu da

çiçek taşıdı, buna da ikibin lira vereceksin," şeklinde, merasimsiz ve hiçtan günün niteliği gereği kaçınan insanların" örtülü öfkelerini gördü. sunucuları"na benzetmişti.

bir duygudaşlık gösterisine gerek duyulmaksızın tebliğ edilmişti. Kadınlar ellerini çantalarına attıklarında, Rodoplu, yüzlerinde "hır çıkartmakMezarın başında dua okuyan hocaları da "dönüşümlü konuşan televizyon halde, ceplerine tıkıştırılan paraları da yeterli bulmadılar, kısa kestiler: 'Tamam, tamam, başınız sağ olsun işte!"' "Arada saatlerine bakmasalar da inandırıcı değillerdi," dedi, "Her-

çen ay, ortak bir dostumuzun, Tülin'in annesini kaldırırken yaşadıklarımızı hatırlıyordum. Türkiye'de, insanın bu sahtekârları, acıyı paylaşırmış gibi yapan ziyaretçileri, duasını Allah rızası için okurmuş gibi yapan din racağı günlerin yakın olduğunu düşünmüştük. görevlilerini toptan defedip, kendi yakınının cenazesini bir başına kaldımezar taşını sökerler!" dediydi Günay Rodoplu. Pekâlâ da mümkündü! "O zaman da, Allah bilir, çocuklarımızın nafakası gaspolundu diye "Uzun boylu, kısa kumral saçlı bir kadın, yanılmıyorsam Boğaziçi

bilemiyordu. Ama, ben pekâlâ da mümkün olduğunu söyledim. Daha ge-

Gerçekten böyle mi demişlerdi, sonradan kendisi mi yakıştırmıştı,

Üniversitesi'nde İngilizce okutmanı, en son, Talat Halman'ın, Allah rahmet eylesin, oğlunun cenazesinde görmüştüm, Şişli Camii'nin ilkelliğinnın izmaritini kabirlerden birisine doğru fırlattı, ayağı ile ezdi. Altta, yürüdüm, çıktım." salihatı nisvandan Azize Hanımefendi'nin -taşında öyle yazıyordu- kaburgaları çatırdadı! Bardağı taşıran son damlaydı, kavga etmemek için Şairin adına üzüldüğümü söyledim. Bir garip baktı, "Sevmez miydin?" diye sordum, hayretle. den yakınıyordu. Aynı kadın, az önce Cardin çakmağıyla yaktığı sigarası-

bir Amerikalı ne kadar yadırgarsa o da ancak o kadar yadırgardı."

"Üzülme," dedi, "O da farklı bir adam değildi. Yabancıydı. Olan biteni "Şiirini mi? Hayır," dedi, "Sıradan bir şairdi -şiir de sıradanlıkla nasıl

uzlaşacaksa-! Ama, umut vaat eden bir gençti, dokunaklı bir duyarlılığı, lar. Babası yaşındaki adamlara ilk isimleri ile hitap eder oldu." melerini isterdi.

hoş tamlamaları vardı. Sonra, haramilerin arasına düştü, iliğini, kemiğini

sömürdüler. Pohpohladılar, ödüller verdiler, barlarda yanlarına oturttukendisine ismiyle hitap etmesinden hiç hazzetmez! Teyze ya da abla deBazen ne kadar tutucu olabiliyordu! Arkadaşlarının, çocuklarının

gayreti."

"Tutuculuk değil," dedi, "sadece, akılcı otoritenin kaybını önleme Akılcı, rasyonel otorite, diye zaman içinde kendisini yok eden otori-

teye diyordu.

acemiler üzerindeki otoritesi. Boynuz kulağı geçtiği zaman rasyonel otorite ortadan kalkar. Amaçladığı da odur, zaten." olabileceğini söyledim, "Hayır," dedi. Ölen şairin, ustalarla ilk isim düzeyinde konuşacak kadar eşitlenmiş Günay'ın "hayır"larını iyi bilirdim. Diyebilirim ki, Türkiye’de, onun

"Öğretmenin öğrencisinin, ustanın çırağının, burada usta şairlerin

kadar kesinlikle "hayır" deyip, kesip atabilen birisine rastlamamıştım. Bu attı tabii! "Canım, nereden biliyorsun öyle olmadığını?"

nedenle, önyargı ile, hatta bağnazlıkla suçladığım çok olurdu. Tepem yine "Ben otoriteyim de ondan," dedi Günay, sakin sakin.

Buna verecek cevap yoktu gerçekten!

hepsini buldum sandı, hayatı karşılamayı unuttu. Böyle çok katliam varda şiir köşesidir."

"Her şey öyle kolay oldu ki," diye anlatmayı sürdürdü, "Cevapların

dır Babıâli'de. Genç şairler, öykü yazarları, son zamanlarda, genç çizerler. "Keşke gitmeseydiniz," diyecek oldum,

Sana bir şey söyleyeyim mi, kısa yoldan dönülemeyecek bir köşe varsa, o "Allah Allah!" diye azarladı, "Öldü yahu çocuk!"

dördüncü katında, yapıtlarını imzalayacak yazarlara ayrılmış salondaydık. Bina, bir örnek kuaförlü -Rodoplu'nun 'kuş yuvası' dediği, tarak işlemeyen 'Afro' modasıymış- kızlarla tıklım tıklım doluydu. Ondan az önce gelmiş, beklemiştim. Şairin üzüleceğini, bu imza gü-

O yılın "Kitap Fuarının düzenlendiği Mecidiyeköy'deki R. binasının

nünde çok sıkılacağını tahmin ediyordum. Yalnız bırakmak istememiş-

tim. Nitekim az sonra, merdivenlerin başında belirdiğinde gözleri tatsız-

lık beklentisiyle kısılmıştı. Şöyle bir durakladı, hızla çevreyi taradı. Beni gördü, yüzü aydınlandı. Üşenmeyip geldiğime sevindim. "Üşüyen Türkler yine kokutmuşlar ortalığı," diye sarıldı. İkimizin arasında bir şakaydı bu. Sıcaktan ikimiz de nefret ederdik.

Yıllar önce bir kez birlikte Ankara'ya gittiydik. Mavi tren cehennem gibi durmuştu.

sıcaktı ama öteki yolcular tek bir pencere olsun aralamamıza izin vermiyorlardı. Ben söylendikçe Günay, "Böyledir, Türk dediğin üşür," demiş, Gerçekten de, insanların ya koyacak yer bulamadıkları ya da sahiden

üşüdükleri için üzerlerinden çıkarmadıkları ıslak yünlü giysilerinden yayılan koku bayıltıcıydı. Coşkusuz ve tumturaklı bir okuryazar kalabalık, nefesin ısıttığı ağır havanın içinde ayaklar yerden kesilmiş, asılı gibi duruyordu. Rodoplu, girişin iki yanına sıralı, kaba saba karkasların üzerinsından imza masasına yöneldik. de katledilmiş karanfillerden oluşan zevksiz çiçek çelenklere nahoş bir Nazlı nazenin, çok titiz birisi değildi Günay. Hatta tam tersi olduğunu bakış fırlattı. Yüzü sararır gibi oldu. Elimi omzuna attım, kalabalığın arasöyleyebilirim. Ancak, yaşamının son iki yılında uğradığı acımasız ihanet liğini dayatıyordu. O kadar ki, bir gün, bana, "Nereden buldun?" yasası gibi, bir de "Nereden biliyorsun?" yasası çıkarılması gerektiğini söyledi. pıştırdıydı,

ona insanlara ilişkin her türlü bilgisini yeniden gözden geçirmesi gerekliKimdi, hatırlamıyorum, ama pek az tanıdığımız birisinden bahsederken, "Nereden biliyorsun?"

"iyi bir adam," gibisinden bir şey diyecek olduydum. Günay, hemen yaBilmiyordum tabii! Acı acı güldü, başını esefle iki yana salladı, yazılı yayınlarının insanlarını bulduğundan, kafalarına ve gönüllerine Oysa, daha şundan birkaç yıl öncesine kadar, yüreğinin sözlü ya da "Ne hale geldiğimi görüyorsun, değil mi?!" dedi.

gömüldüğünden, "bir parça herkes, herkes de bir parça olduğundan" asla

kuşku duymamıştı. Ama özellikle, Şiran olayından sonra gözle görünür ladı, "Ah, be arkadaşım! Neydi o gaflet?! Neydi?! Kendi ülkemdeyken

bir biçimde kapandı, "roman notlarında" göreceğiniz gibi, aylarca sorguhaymatlos ettiler beni!"

diğini, canının yandığını görüyordum. Örneğin, artık dokunmanın bile

içerdiği tecrit olunmuşluk, sevgisizlik duygusunu yadırgadığını, öfkelen-

Büyük bir hızla koptuğunu, dilini kaybettiğini, bu yeni konumunun

kâr etmediğini söylüyordu ki, bu, hasarın boyutlarını saptamakta çok önemliydi. Çünkü yıllar yılı sevmenin dokunmak olduğunu iddia etmişti Günay. İletişim kurabilmek, çevresiyle yeniden sevgiyle bütünleşebilmek için her yolu -sormayı, konuşmayı, yazmayı- denediğini ama başarama-

dığını iddia ediyordu, ama yine de kandıramıyordu beni. İnsanlara duyduğu ilgiyi yitirmiş olduğuna her şeye karşın inanmıyordum! O günkü imza gününü kabul etmesi için onca ısrar etmemin nedeni de buydu. Neyacağını bile bile, onu tezgâhtarlığa zorlamakla suçladı beni. Neden yapsındı bunu? Yazamayan, yazamadığını bilen 'yazarların' gündemde olma gayretlerini aşağılatıcı bulan ben değil miydim? rın en kaypak temennisi, "Dostlukla?!" mı diyecekti?! Dahası, nasıl imzalayacaktı kitaplarını? Hiç tanımadığı, bir daha asla kalabilmek için, yaş günü tertip etmek dâhil her türlü etkinliğe demirbaş görmeyeceği insanlara, "Sevgilerimle?!" "Saygılarımla?!" ya da son yılladiye imzalayıp, dergide bir eleştiri çıkar umuduyla gönderdikleri kitapları hatırlattı. Yayınevinin karanlık girişinde üst üste, kapakları açılmamış dururlardı. "İstediğinizi alabilirsiniz!" demişti, Kemal Abi. Almıştık da, mış ne de yayınevine uğramıştı. Günay, evde kapaklarını açıp da binbir umutla imzalanmış ithafları göVarlık Yayınevi'nin sahibesine, yazarlarının "Sayın Hanımefendice... "

redeyse kavga ettik. Son imza günü olduğunu, bir daha hiçbir şey yazma-

rünce alı al, moru mor olmuş, bir daha ne Hanımefendi'nin yüzüne bak-

verici," dedi. Onu oraya götürdüğüm için özür dilemekten başka söyleyecek söz bulamadım. yapmayı kabul etmeseydi, hayat, hatta belki de ortak yaşamımız, bambaşka bir yön alabilirdi. Bir kez bunu ona da söylemeyi denedim, güldü, bir yolunu bulurdum!" dedi. Belki de. "Akacak kan damarda durmaz. Ben ne yapar, ne eder acı çekmenin Şimdi düşünüyorum da, eğer o gün beni kırabilseydi, imza günü

"Varlığını yazarların emeklerine borçlu bir hanımın saygısızlığı utanç

cek, koordinatlarını yeniden saptamasına yardımcı olacak bir şeyler doğurmasıydı. "Bir de şöyle bak," dedim, "Onlardan başka kimin var?" "Aaaah! Saçmalama, lütfen!" dedi, "Havarilerini yaratamayan İsa'nın

Benim umduğum okuyucuları ile yüz yüze gelmesinin onu tazeleye-

yeri tımarhanedir, tarih değil!" dü,

Yine bağlantı kuramamıştım, sustum. Sonra, ne düşündüyse düşün"Peki," dedi, "Giderim. Sağol canım." Cenaze, çiseleyen yağmurun kasveti, havasızlık, gönlünün karanlığı "Hadi, ben eve gideyim!" oldu. Bana şımarıyordu. "Hadi, sen yerine otur!" dedim.

iyice bindirmiş olmalıydı, sarıldıktan sonraki ikinci cümlesi,

ağzının payını kendi verdi, "Hiç de değil, halt etmişsin sen!" dim. Oysa zaman beni haklı çıkardı. yaptı.

"Ben zaten her şeyi 'Hayır!' diye diye yaparım!" diye söylendi, kendi

Ben "ilk konuşan"ın haklı olduğunu düşünüyordum, ama söyleme-

Günay Rodoplu, gerçekten de her şeyi "Hayır" diye, bağıra bağıra

'yeleleri alevden "Kadersiz Mustafa Kemal Paşa. varSaksımsı şeyi önüne çekti." dedi. Rengi attı. Saatine baktı. Şiran'ın göndermiş olduğunu umduğunu adım gibi bili- onun katıksız bir budala olduğunu aynı anda haykırıyorlardı. Günay'a göre. yüce dağlar aşırdık. yanlış olan Günay değil. Yüzünü benden saklamaya çalışı- şında kuyruk olmuş gençlerdeydi. Gözlerim. Hayır. bu nedenle hep çok hevesliymiş izGülleri ve L'nin kısa kenarındaki boş masalardan birisinin önündeki L şeklinde dizilmiş. halen boş duran öteki masanın bamerak ettim.Diğer masalar boştu. Güllere döndü. pekâlâ da insanca. Atatürkçüler yenileli en az bir yirmi yıl olmuş olmalıydı! renkli saçları. gönderen (tabii ki!) "Mustafa Bey'e haksızlık ettim. "önce garibi 'ışık "Söylev"in bu denli popüler olmasına imkân olmadığına muhakkak bir ata' bindirip. Sonra. buna da canının sıkıldığını söylediğini hatırladım. öteki. Zeus misali. Telafi etmek için remeye başladı. Ona kızdı- yordu. Hakçası. yutkunarak. meslektaşları henüz gelmemişlerdi. beyaz örtülü altı masadan ikincisi onunkisiydi. Ruhumun bir yanı böylesi bir beklentinin tanıdığım Günay'a uygun. Geç kalmayı hiç beceremediğini. yayımcısıydı. Bu denli sevilen yazarın kim olduğunu "Yok canım! 'Nutuk'u Harbiyelilerden başka okuyan kaldı mı?" gözü ile bakıyordu. ğım için kendime daha çok kızdım. isim kartonunu okudum. sarı burjuva pa- . Ben de ona katıldım. okur kuyruğunu aynı anda fark etti. "Hıfzı Veldet Velidedeoğlu!" aranır gibi etrafına bakınmaya başladı." diye mırıldandı. Saptanan saat beş dakika aşılmıştı. karta uzandı. Hayretle baktı. lığındaki yerini bir çiçekle olsun teslim etmeyen Şiran'dı! Şiran değil. şimşek bakışları' ile 'canlı bir alev' ettik. elleri tityordum! Kalbim çarpmaya başladı! Ondan böyle bir inceliği her şeye rağmen bekliyor olabilmesine kızıyordum. fesat olan. lenimini verdiğini.

yerlerini almak nay'dan yana ölçülü bir tebessüm gönderdi. Az sonra. öteki genç kaGöz ucuyla Günay'a baktım. Anla- şılan az ilerdeki barda hep beraber birer içki "almışlardı". 1916 doğumlu eski tüfek yazarla "muhabbetle" selamlaştı. aynı şeyin "aynı zamanda doğdüşünmeden ve hiçbir nedamet duymadan! ru ya da yanlış olduğunu kanıtlayabilirler"di. Günay'a olan 27 Mayıs'ı "aydın kategorisine dâhil olduğu egemen toplumsal grubun çıkarı için aklamaktan. onlar da. bir dönemin sofistleri gibi. bir alkış koptu. Velidedeoğdının yanağını okşadı. genç bir kadının Kadın. son tahlilde bütünüyle anti-demokratik bir darbe . bir de halife katili. Daha sonra. Velidedeoğlu. onları seyre- ci'den! Hapishane Defterleri'nin. mason ve de Yahudi (!) olduğu ortaya çıkınca. Şair-felsefeciöğretim üyesi eğildi. Derken. diğer yazarlar da geldiler. Darlandığını. ağırbaşlı pahalı giysileriyle. gündemden toptan kalktı!" kolunda belirdi. yaşlı ve vakur. relativistik ahlâk sisteminden kaynaklanan bir "ahlak göre. yasal olmayan bir hareketi kılıfına uydur- Bir Velidedeoğlu. lu'na ve yanındaki hanımefendiye saygılarını sundular. Kenan Somer çevirisi) bu takımın ona diyordu. genç kadının elini öptü. "Siz" diye hitap ettiği yaşlı de Paris butiklerinden giyinen sıska İstanbul burjuvazisindendi"! Gü- için Velidedeoğlu'nu bekliyormuşçasına. Rodoplu'nun beni en çok etkileyen tespitleyattığı görecelikçi. Türkiye'nin gündemini saptayan bu insanların. ellerini çenesine dayamış. Ve tabii. sonuçları üzerinde rinden birisi.şalığı ile Fatih arasında bir yerlerde bocaladı. "düzenin öz-uzman aydınları" dediği (Grams- elem verdiğini biliyordum. Ordinaryüs. Barış Derneği'nin yeni tahliye edilen üyesini bağrına bastı. ne profesörü duruma intibak ettirmeye çabaladı. ülkede yaşanan kaosun düzenin öz-uzman aydınları olarak bizzat kendilerinin dakaosu" olduğunun farkında değilmiş gibi yapıyor olmalarıydı. "ne hazır giyime beden ölçüleri müsait olmadığı için bilgiç sosyete terzilerinin parlattığı Papatyalar.

"Yassıada civarında ısrarla dönen bir çatana hayal ediyorum. ne faşizme söverken. benden sonra okuduydu. Birbirlerini dürtüyorlar. baktı. 'Baksana. Dikkatini. Profesörün önünde sıralanan okurlarda ("okumayacakları sarı saçlarını omuzlarına dökmüş kadın gazeteci-yazarı işaret ediyorlardı." dedi. Profesör. baş- bir dünya da. "Hayır. onurlu hukuk profesörleri!" Mahzun yüzünü bana çevirdi. "Ne as- kitabı imzalatmak için" diyordu) yoğunlaştırdı. yüksek sesle. 'sarı saç' meselesi önemliydi. kerleri yererken. Nasıl bulduğunu sordum. karakaşlı.) Oral'ın anılarıydı. çok mu olmayacak bir hayal?" diye sordu. Günay. idamlarla sonuçlanan bir oluşumdaki rolünü sahiplenmemiş. kullandığı "acıklı" sıfatına açıklama getirdiğini bili- yordum ama yine de sinirlendim. Sevindi! "Yeşil Barışçıların 'Gök Kuşağı Savaşçısı' ile Pasifik'e gömüldükleri fısıldadı. gencecik bir DDKD lideri kadar olsun özeleştiri yapma gereği duymamıştı". defalarca baskı yapan son kitabı. hesapsızlığının kendisini savunmasız bıraktığını söylediğim halde olurdu. 'Ölüm cezasına hayır! Hayır! Bin defa hayır!' haykırışları ile yeri göğü inleten. "Küpeştede. . Onun yaşında bir kadının inançları uğruna hapse girmiş. Hiç ama hiç!" "Hiç inandırıcı değilsiniz. kadar acıklı. kara gözlü sefirimiz yok?' diye sorardı.maktan kaçınmamış. hiç!" dedi. sırf beni tahrik etsin diye aykırı şeyler söylediğini düşündüğüm olurdu. Günay." diye ta Velidedeoğlu. neden bizim ağzı lâf yapan adamlarımızın hepsi açık renktir? Neden hiç palabıyıklı. (Bu. Barış Derneği'nin kadın mahpusunun "Bolşeviklerin eline düşmüş bir Romanoff ya da bir Marie Antoinette Alay etmediğini. hatta ona. ak saçları. kara cüppeleri rüzgârda dalgalanan. Bazen. Yaşlı adama baktı. durup durup." dedim. asla hesaplı olmadığını bildiğim.

" analık ettiğinin anlatıldığı bölümlerdi." Tokat yemiş gibiydim. göğüs uçları postalla ezilmiş. yine aynı düzenin bakımlı saç." Alışılmış biçimde bir Gırgır karikatürüydü. sun. hiç olmamış gibi oluyor. "kullanma talimatı" (Günay'ın lafı!) yazılmıştı: "Doğu'da vatandaşa cop sokuluyor. düşün bir!" değer yargılarını gözeterek çıkmaya ikna etmeye çalışmak.. Yokmuş gibi. gözlededi. Ne çizildiği anlaşılsın diye sol üst köşede bir cep açılmış." dedi. "Kötülükler saptırılıyor. Sonra öfkenin yerini derin bir yeis aldı. sıradan vakalara indirgeniyor. tüyler ürpernetliyor gibiydi. sakinleşti. bir sonraki duruşmaya yeni bir giysiyEn çok gücüne giden de. ko"Bir erkek gibi düşünüyorsun da ondan. Erleri 'oğlum'lamasındaki. yorsun. kapağını işaret etti. dilinin dışarıda Çok soylu genç hanımlarmış devrimciler. "Erkeğinin korktuğunu bilmek ve yanında olamamak. kalmasından. Ölümden değil. "Şuna bak.bütün süreç içinde bu denli onurlu davranmış olmamasına saygı duyuyor. efendimli konuşma gibi marjinal tici bir yabancılaşmanın itirafından başka bir şey değil!" Öfkesini zor deri doldu. Hanımın incinmiş 'egemen sınıf kibiri'nin belirtilerini fark edemile çıkabilmek için iç fanilasından kestiği şeritleri tayyörünün yakasına biye yapmasındaki sınıfsal işaretleri görmüyorsun. bağırsaklarının boşalmasından. Günay'ın yargılarını çok katı buluyordum. ne söyleyeceğimi bilemedim. Nereye dönsem aynı şey!" Uzandı. Başını salladı. düzenin temsilcisi hâkimin önüne. titrek bir sesle. Satır aralarını okumuyor- cası her an asıldı asılacak gencecik bir kadını. Romanoffa iyi dayanmışlar. "Canın bildiğinin kaderini paylaşamamak nasıl bir şey. aşağılanmaktan korktuğunu bilmek ve yanında olamamak! "Daha da korkuncu bu ülkede her anlatımın yaşanılanın niteliğini değiştiriyor olması.. Bayrampaşa Cezaevi'nde tu- . hücresini paylaştığı devrimci "Kızların"a "Rahmi tazyikli suyla parçalanmış. çantasından o haftanın Gırgır'ını aldı.

Pasaportlar verilmiyor. Kılımın kıpırdamamış olduğunu teslim etmek zorundaydım." dedi. "iç-çevre vakanüvisleri" . ama ben-muhabbeti. Ama aynı ülkede partisi var. (Var mı acaba? Varsa nerede?)" Günay'a döndüm. "Yabancılaşma diye buna diyorlar. Günay Rodoplu. 'kabul' etmesini gerektiriyor. Bizim kuşağın günahı." dedi. ben-dostluğu üzerine kuruluyor. yansıması olmasından korkuyordu. Bu. bu kadar" dedi. arsız yakarmalara indirgeniyor. 'günah' son tahlilde." hiç değil. Organik aydınlara kadrolar aynı kadrolar ise. kişinin kendi varlığına kayıtsız kalması- Yanlış anlamıştım. bu insanlar tarafından takdim edilmeye razı olmuş olmaktı. Bütün bunların ANAP'ın işi olduğu da biliniyor. facianın boyutları okuyucuyu yaralamaya- dediği yazar-çizer takımı olduğunu söyledi. müthiş bir beceri arkadaşım. Derginin kapağına tekrar baktım. sadomazoşizmin.. "Ne ki.. Lanet olası bir beceri!" cak ebatlara indiriliyordu gerçekten. "Olgun ve bütünlüklü kişilik. ben-seviciliği 'varlık'ını inkâr değil. "İşte. Günay. tepkisizliğin nedenlerini araştırmak lâzım. yabancı olanın ben değil. bu teslimiyetin ülkeyi nicedir esir almış olduğundan kuşkulandığı bir dır. "Bana mı söylüyorsun?" rine gidebilirler. Kişinin teslim olmanın bir de bu tarafı var. Nevşehir Cezaevi'nde kitap isteyen tutuklular hücre cezasıyla korkutuluyor. bunları besleyen kayıtsızlığın. Babıâli otuz senedir aynı Babıâli ise. "Çizerler dünyanın en çok satan üçüncü dergisi adının sosyal demokrat ve halkçı olduğunu öne süren bir de muhalefet olarak muhalefet görevlerini yerine getirmiş olmanın huzuru içinde evlehavı dökülüyor. cinnetin. Dehşete kapılmıyor musun? Tüyler ürpertmesi gereken bir feryat nasıl da can sıkıcı bir vızıltıya dönüştürülüyor! Çığlıkların Böyle dile getirildiğinde. ben-feragati değil.tuklu aileleri tekme tokat dövülüyor. Yaşamsal talepler. Şarkılar yasaklanıyor. Fişlemeler sürüyor. çocuklar komünist diye hapsediliyor.

yumuşak bir eldi. bu dönemi yazmaya kalkan bir tarihçinin elinde bu Tıpkı 27 Mayıs gibi. o kadar büyük bir yalan ve bu yalanı kadar çok insan paylaşıyor ki." diye sürdürüyordu Günay. ikisinin masasının arasında bir yerde duran çiçe- . "Meslekanıtları gibi bir avuntuları da yok!" Elini uzattı. siz ıslah olmaya bakın ve bu meyanda SHP'yi desteklemeyi anakent belediyesinin 'kültür danışmanı') soluna düştü.. Yüzü. AKM'yi size tahsis ettik. Hocam. Barış Derneği mazlumları sizler lütfen SHP'ye! Fiili livata kurunutmayın ki. orada oldu- banları. tıpkı. Adam. adeta transandantal diyebileceğim bir "Türkiye korkunç bir yalan yaşıyor. yanında birisinin oturduğunu fark etmemiş gibi yapıyordu. "Bu. ölülerimizin türdim. (Bu. kadınlara ilişkin bunca yıl biriktirdiğim bilgileri efendim. bizden neşrettiğine emin olduğum ği kendi masasına çekmek oldu. demokrasiyi koruyalım! Sayın Joan Baez. Felsefeci-şair-öğretim üyesi." külerini de siz söylersiniz artık. bu dünyadan olmayan. Günay'ı güldürdü. ger- çek. Büyük Millet Meclisi’ne alalım. bir sapığın mide bulandıran tehdidi ya da mahalle delisinin sayıklamaları gibi algılanır oldu! Hiçbirimizin işine gelmiyor! Ne hazin! Elli değil. "Bir belediye başkanının. bizim belediyeninki nasıl bir kültür olsun?' diye danıştığını düşünebiliyor bir hareketti ki. Bir an. (daha sonra Dalmış olmalıydık. bana Therese filmindeki rahibenin çilesini çağrıştırır. "Yassıada mazlumları. Öylesine bilinçsizce obur. Büyükçe. sizi bu tarafa. elimi tuttu. teşekkür eder gibi hafifçe sıktı.acıyla kasılmıştı yine. 'meçhul asker' ğumdan emin olmak ister gibi. Bu hali. Buyurun. daha neler neler gibi. yirmi yıl sonra. efentaşları" yerlerini alıyorlardı. sıcak. gülüştük. Mazlumların ebediyete intikal etmek gibi. 12 Eylül'ün de içinden kalpazanların düzenledikleri sahte belgelerden başka bir şey olmayacak! çıkılamayacak. Sandalye gıcırtılarıyla sıçradık. ben-merkezci musun?) Adamın ilk işi. tarumar ediyordu. iliklerime kadar ürpertirdi. 'kültür danışmanı' lafına çok gülerdi Günay.

Önlerinde birikmeyen okurların zorladığını düşündüğü bir ittifakı. biri üniversite hocası! Bize kim bakar?" 'Cross' kalemini çıkardı. Ordinaryüs profesörünki kadar değilse de. Günay. telaşlı parmakları ile karıştırdı. Öğretim görevlisi ka- hocalarının üçer beşer kitapları. küçük parmağı Dirseği ile dürten. alenen seyretmeye koyuldu. gırtlağını da temizledikten sonra. Yüreğini sıkan havayı dışarıya. imza kuyruğuna girdiler. kibritini aldı. Sadece çok meşguldü. birğı yeniden konumladı. grup halinde sökün ettiler. Feri kaçmış gözleri. korunmalıyım. mademki alkışlanmıyorum. bana kadar geldi. Hocası kadar GamArkadaşları. Velidedeoğlu kuyruğunun arasından birilerini görmeye çabalıyordu. Çevresinde tuhaf bir serinlik oluştu. burada mısınız?" ze de telaşlanmıştı ki. tütün kesesini. öde- . yani öğrencileri. Sürahiyi. hatırı sayılır bir kuyruk oluştu. Birden sakinledi danışman. Ellerinde Yirmi iki yaşında bir kızdı. arkaya bir yerlere seslendi. "Hocam. -yani devlet müdahale etsin. sağa sola uzatıyor. Bond çantasını gözlerini kalabalıktan ayırmaksızın açtı. asistanı olmalıydı. eğlenmeye başlamıştı. ittifakını öneriyordu. Günay'ın sağına yerleşen. bu yüzde. hücreleri aracılığıyla havada. piposunu. ince. maaş bağlasın. sanatçıyım. mademki yazıyorum. dışlanmışların. Gamze de bağrıştı.hasmane sinyalleri aldığını düşündüm. dağınık yakalanmak istemiyormuş gibi hızla hareket ediyordu. mademki sanatçıyım. kurnaz kıpraşmalarına karşın dokunaklıydı. Aradığını bulmuş olmalıydı. Tekrar uzandı. atmıştı sanki. "Biri gazete yazarı. Boynunu. eski tüfekti. öyle değildi. Eğildim baktım. kalkıp oturmaya. barda- başladı adam. hakkı yenmişlerin. soluna koydu. alkışlanmalıyım. önüne uzatılan kitapları özenle imzalamaya girişti. "Gamze! Gamze!" Günay. "Arkadaşlar! Arkadaşlar! Hoca burada!" dınların bilimsel bakımsızlığının izleri açıkça belliydi. masasının üstüne özenle yerleştirdi. elini kolunu sallamaya takım kitaplar çıkardı. Misafir gelecekmiş de.

nek versin, kitapları sübvanse etsin- haklıcalığını bütün çıplaklığı ile gördü. diyorduk biz buna. Karşısındakine, kırmak istemediği ya da anlamayacağını düşündüğü ya da abes bulduğu için dillendirmediği düşüncelerine 'italik nutuklar' derdik. Çok sevdiği bir dostunu, Yafalı Tagger'i, andığını tahmin edebiliyordum. Ne düşündüğünü yüzünden okuyabiliyordum. 'İtaliklerle konuşmak,'

yar Yahudi, "Söyler misin, ne işe yarar sanat? Hangi görevi üstlenir? Soğilse, sanat lükstür. Bak, birkaç gün önce ufacık bir bebeğin karaciğerini değiştirdiler. Milyonda bir ihtimal için, milyonlarca dolar harcama, binlerce insan, bir o kadar işgücü. Sonra yine aynı hastanede, hemşireler ve doktorlar greve gitti. Düşün bir doktor, iyileşeceği kesin bir hastaya sın da, hemşireler parasızlıktan greve gitsin? Neden? Çünkü moda, çünkü işlevsel olsun olmasın, ün kazandırır. Sanat gibi. Başlarını sokacak dam

"Dünyanın şu durumunda 'sanat' akıl almaz bir lükstür!" derdi, ihti-

rumluluğu nedir? Hiç. Oysa, bir görevi olmalı, bir misyon yüklenmeli. De-

tasyonu gibi afaki bir işe zaman ayırsın? Neden bu işe o kadar para ayrılbulamayanlara, yoksullara, ne yararı var benim sanatımın? Hayır, genç dostum. En mükemmel sanat eseri, bir kadının tek bir gözyaşına değmez. Sanatçı da pekâlâ herkes gibi gidip toprak kazabilir, duvar örebilir. Sanat insanlara üstünlük taslamak demek değildir. Sanat, ibadet gibi, dua gibi,

bakmak, beş-on çocuğa aşı yapmak dururken, neden karaciğer transplan-

sumiyetini sömürür. Günümüz sanatçıları istismarcıdırlar, spekülasyon yaparlar. Kitle üretimi başladığında, üreticiler robotlaşır. Bu otomobil ları illüstratörleri olur, başkalarının ürettikleri kavramları resimlerler. üretiminde de böyledir, resim üretiminde de. Ressamlar, müzisyenler,

doğruya biat etmek olmalıdır. Ama günümüz sanatı insanoğlunun ma-

hatta romancılar, kendi kavramlarını üretmek yerine, üretilen kavramTopluma yararı olmayacaksa, sanat olmasın daha iyi. Topluma yararı ol-

mayacaksa, hiçbir şey yapmamak daha iyi. Şimdi... Benimle bulgur çorbası içermişin, canım?" döndü, Ne diyeceğini bilemeden öylece bakıyordu adamın yüzüne. Bana "Müzikten resme, teknolojiden dile kadar, insan yapısı her şeyde

'pir'imiz, Batı," diye fısıldadı, "Hal buyken, edebiyatın nasıl bir ayrıcalığı 'kadirşinaslık' olmalı!" Yaşlı adama döndü, yine,

olabilir ki? Çocukların Türk yazarlarına bu kadar zaman ayırmaları bile "Çay içer misiniz, efendim?"

yü düşünüyordum. "Şu istasyonlu, limanlı, albaylı, kiliseli, belediye reisli, duğu sürece her saçmalık mubahtır!"

Bense, adamın Simon Bolivar'ın, "200. doğum yılı için" yazdığı öykü-

muzlu, cehennem sıcaklı, az Borges, çokça Marquez öykülerden biri,"

demişti Günay, "Egemen sınıfların öz-uzman aydınlarına 'avantürye' ol"Karşılıklı Hayranlık Derneği"nin sekreteri, Şükran Kurdakul'a göre,

"toplumcu gerçekçi akım"ın ilkelerini benimseyenlerdendi. Günay, Anadolu'nun bir gariban kasabasında doğan 'toplumcu gerçekçi' Türk eski tüfeğinin, Londra Amerikan Mason locasına kayıtlı, büyük burjuva kösının mümkün olmadığını düşünüyordu. anlatmayı sürdürdü, kenli, 'İmparator' olmaya kalkıştığı için, iktidardan uzaklaştırılan Karakash diktatör Bolivar'a, ne gibi bir muhabbet besleyebileceğini anlamaBeriki, sırtından sarılan Barış Derneği üyesini fark edinceye kadar "Komüntern'in beşinci kongresinde, Aydınlık, burjuva demokrasisi

çerçevesi içinde devlet ve belediye sosyalizmini desteklememiş olsaydı... Ooooo, üstadım, geçmiş olsun!" siplendik.

gelen de son eseri ile karşılık vermeye koştu. Değiş tokuştan biz de na-

Yeni geleni Günay'la tanıştırdı, bir kitabını "sunmaya" davrandı; yeni

imzalamıştı! Bir daha baktım! Doğru görmüştüm! Ciddi ciddi: "Bize verdiklerine şükran duyarak!" Fesuphanallah! duk. "Our God in heaven, hallowed be the name! Thou shall be in earth, 'Şükran Günü'nde, hindinin önünde, başlarımız eğik, mırıldanıyor-

"Sayın Günay Rodoplu'ya, Bize verdiklerine şükran duyarak!" diye

as you were in heaven..." Yani, "Asumandaki Tanrımız, adın kutsansın! plânı.

Yeryüzünde de, asumanda olduğun gibi egemen olacaksın..." ve saire, ve Günay'dan utandım.

saire... Sonra da "Bize verdiklerine şükran duyarak, amen!" - "Kes!" hindi Bu da bir 'hapishane anıları' kitabıydı,

gazetelerin üzerinde. Kullanılan kaşıklar tahtadır. Tabaklar ise melamin terjanlı kalır bulaşıklar. Ve tabii, soğuk suyla yıkanır hep. Banyo günleri çok on dakika akar... "

"Koğuşun çoğunluğu yerde olmak üzere yemek yenilir. Yere serilen

ya da naylondur. Başkasına izin yoktur. Su kıttır, gıdım gıdım akar ama haftalıktır ama bazen 14, bazen 21, bazen 28 gün olabilir bu. Sıcak su en rine bayıldıkları melamin tabakları ile bayram sofraları kuran analarını düşündüm. 'Gaste' kâğıdının üzerine dizdikleri 'statü sembolleri'nin, 'işOna baktım, taş gibi duruyordu. Hücre arkadaşlarını, güllü desenle-

bulaşık mutlaka yıkanacaktır. İyice çalkalama olanağı olmadan, yarı de-

kence' olduğunu bilseler, ellerini sürerler miydi? Aklıma, Ataköy'ün, Yeşilyurt'un, Kocamustafapaşa'nın yeni zenginleri geliyordu. Suların gıdım gıdım aktığı 'lüks' semtlerdi, bunlar. ('Lüks' paradan başka ne ile ölçülür ki?) Hamamı, haftada bir yakan ya da apartmanın sıcak su gününü pazara simle yıkanan, bir biz miydik? liğimi hatırladım!

ayarlayıp ailecek, -tamam, kabul, çağdaş!- ama kendine özgü bir meraYatılı bölge okullarını hatırladım. Sirkeci otellerini hatırladım. Asker-

yarı deterjanlı kalan bulaşıklar mıydı? Yani, bize yapılan her şeyi, örneğin miz için, işkence dediğimiz, kala kala, yirmi sekiz günde bir yıkanmaya mı kalıyordu! "Bence, her ikisi de doğru," dedi Günay Rodoplu, "İşkencenin tanımı "Herkesin işkencesi kendine!" diye mırıldandım, çok kötü baktı, "Öyle ya!"

Türkiye'de işkence dediğin, iyice çalkalama olanağı olmadığı için,

fiili livatayı, aslında 'olağan' buluyor, neden yakınacağımızı bilemediği-

da bir yönüyle sınıfsal. Mesela, Canan Arın diye bir avukat tanıyorum, o, 'başörtüsü işkencedir' diyor. Bu efendi de, banyo günlerinden yakınıyor!"

lerini düşünüyordu. Çizmeyi aşmış, patronlarını kızdırmışlardı.

Yine de, düzenin öz-uzman aydınlarının başlarına gelenleri hak ettik-

deyken tekrar tekrar gördüğü bir rüya vardı. Bir gece yarısı polisler evini

Rodoplu o gün bana ondan hiç duymadığım bir şey anlattı. Ben içer-

kanmış iç çamaşırlarını bulamıyor, çıplak tenine külotlu çorap giymek deni ile çorabın arasına tıkmıştı. Günay'ı merdivenlerle inilen, mahzen olmasıyla matrak geçiyordu!

basıyorlar, onu götürüyorlardı. 0 kadar acele ettiriyorlardı ki, yeni yı-

zorunda kalıyordu. Ne ki, aybaşı zamanıydı. Koca bir parça pamuğu begibi bir yere kapattılar. "Na, na, na! Bir Amerikan filmi daha!" dedi, gözünün önünde belirenin bir Türk yapısı bodrum değil, 'şato' mahzeni olmuş olduğumun fark edilmesi, kanlı pamuğun gözler önüne serilmesiydi. Dahası, kıllarım uzayınca ne olacaktı? İyi mi?" ğilim," dedi, Barış Derneği üyesine bakarak, "Benim 'sınıfım'ın öyküsü Ne söyleyeceğimi bilemedim. Zaten, izin de vermedi, "Anlamıyor de"Falakaya yatıracaklardı, biliyorum. Ama korktuğum o değil, donsuz

bu. Asgari insani müştereklerinin saptanması ondan o kadar önemli. Bitiksel bir kesinlikle saptanıp tasnif edilmeli. Sosyolojinin 'metrisi ile debeleneceğine, üniversite bununla uğraşmalı." Nasıl olabileceğini

liyor musun, revizyonizm bir bilim olmalı! Yaşanan 'gerçeklik' matema-

anlatmaya koyuldu. Gülmeye başladım ben de! Başka bir fakülteye giremedikleri için 'Sosyoloji'ye kapak atan kızakları. İzzet Abi'yi hatırladım, bile bile, ütopya olduğunu bile bile kapılıyor!" "Öyle coşkulu ki," demişti, Günay için, "İnsan onun yanındayken Türkiye'de her şeyin mümkün olduğu gibi bir hisse kapılıyor! Olmayacağını tucu olan, fiili livata kurbanlarının sessiz kalmaları. Yüzlerce roman, anı, "Tamam. Tamam!" dedi Rodoplu, o da gülüyordu, "Her neyse! Korku-

öykü dökülmeliydi. Aradan neredeyse on yıl geçti, hâlâ yok. Neden? Eğer,

Türkiye insanı kendi varlığına kayıtsız kaldığı içinse, kendisine duyduğu

muhabbet soğumuşsa, kendisine karşı dostluk hissetmiyorsa, 'var' oldusini her an bir şey için feda etmeye hazırsa, o zaman, o zaman durum en kötü korkularımın ötesinde kötü arkadaşım!" ğunu, bir 'değer' olduğunu her an yadsıyacak bir ruh halindeyse, kendiGözlerini kısmış, meslektaşının yakışıklı yüzünü, sınıfının ince zevki-

ni yansıtan giysilerini süzüyordu. Onca eğitimin adamın üzerinden bir su törpülemek doğrultusunda hiçbir şey yapamadığını düşündüğünü bilina koydum, bana dönmesini sağladım, "Efendim, canım?" dedi, Günay. dum. gibi geçtiğini, ziyan olduğunu, ben-merkezciliğini, vurdumduymazlığını

yordum. Ne ki, herifin hafiften kasılmaya başladığının farkında değilmiş

gibiydi. Türk erkeğiydi keriz, Günay onu kesiyor sanıyordu. Elimi omzuAdam, omuzlarını silkti sanki, "Senin olsun!" dediğini duyar gibi ol"Bir yandan, koğuşlarına 'sağlanan' televizyonda izlediği klasik mü-

zik konseri üzerinde '..İkinci bölüm (Larghettho) zarif bir romanstır' diye sun. Kendi bedelini ödüyorsun arkadaş. Kendini satmayı reddettiğin için inledi Günay.

ahkâm keserken, öte yandan, 'Çağının bedelini ödüyorsun sen. İnsanlığın

evrensel mirasına sahip çıkmayı istemedin mi? Onun bedelini ödüyor-

"dedirten narsist hamasetten bütün kalbimle iğreniyorum!" diye adeta

ti de dâhildir, değil mi?"

relere televizyon seti ve satranç takımı verilmesini sağlayan nüfuz ticareYüzü bana dönüktü. Velidedeoğlu kuyruğunu yarıp, bizim tarafa yü"Kim?" diye döndü, göz göze geldiler.

"Kendini satmanın birden fazla yolu var canım, buna, ayrıcalıklı hüc-

rüyen Suat'ı görmeyeceğini umdum, ama telaşım beni ele verdi.

II
Suat, Şiran'ın kardeşiydi. "Hayatımın en sarsıcı sosyolojik deneyimi,"

dediği Örenlerin, ikinci büyük oğulları, Günay Rodoplu'ya, "İhanet, taammüden cinayetin öteki adı. Kötülüğü teorik olarak bilirdim, Örenler bana uygulamada gösterdiler," dedirten Mardinli aile. coşkuyla sarıldı! Sımsıkı sarıldı! Yerinden kalktı, uzaklaşacak sanırken, Suat'a, hiç beklemediğim bir Benim için anlaşılmaz bir davranıştı bu! Biçimsiz, karanlık, yabancıKırılmıştım. Kırılmıştım, çünkü güçlü görmek istiyordum onu. Suat'ı

laştıran bir davranış! Zafiyetini kanıtlıyordu!

ve Örenleri belleğinden tümüyle silmiş olmasını, herifi hiç değilse, eski

tüfek yazarı koyduğu yere koymasını istiyordum. Kalkıp gitmeyi, onu

sahte sevgilerle oyalanmaya bırakmayı bile düşündüm. Hissetti. Suat'ı saran kollarını bir an gevşetti, bana döndü, lar birikmişti. "Bak, gördün mü, gelmiş!" dedi, titreyen bir sesle, kirpiklerinde yaş-

isteğinin yerine gelmesi olasılığı onu öyle sevindirmişti ki, bırakıp gitmeye, ona bir de beni kırmış olmanın üzüntüsünü yüklemeye kıyamadım. landığı doğrultusunda bir açıklama geliştirmeye zorladım kendimi. Oysa, vilmeye özel bir önem verdiğini anlayacaktım. Gergin bir gününde olduğu, böylesine duygulanmasının bundan kaynakdaha sonra tekrar düşündüğümde, Suat'ı sevdiğini, onun tarafından sehiç yalan karıştırmadan, içtenlikle, yeniden kazanma, yeniden hayata geKötülük, bir hastalıktı Günay'a göre. Hastayı kesip atmak yerine, işe

Suat Ören hakkında yanılmış olmamı öylesine yürekten istiyordu, bu

tirme, kurtarma yolları aranmalıydı. Üstelik, sahici bir devrimciydi Suat, ne muhatap oluna-biliyorsa, epey yol alınmış demekti. "Meraba abacığım," dedi, Günay'a.

("insanı sevdi, hayatı sevdi, yaratıcı ve hoşgörülüydü!" diyordu) sevgisi"Meraba abacığım... Görüşünceye kadar seviyor, özlemle kucaklıyo-

rum. Benim yerime bililerini öpeceğini de biliyorum. Damga: Görülmüştür. lü.

Güvenlik Komutanlığı" Suat'ın hapishane mektuplarının değişmez formüBana baştan savma bir selam verdi, "Dur, sana bir bakayım!" "Meraba, abacığım," diye tekrarladı. Adamın ardında dikilen, Günay'ın "düz devrimci kızlar" diye tanım-

ladığı, ("güncel estetiğin, ağda hariç, her tezahürünü reddeden yorgun bında boşanan karısından sonra edindiği "arkadaşı" olmalıydı. Vildan'ı anımsatacak her şeyin silinip atılma gayreti bu kadında somutlaşmıştı

bakışlılardan") genç kadını neden sonra fark ettim. Suat kaçakken gıyasanki. O ne kadar beyazsa, bu o kadar esmerdi; onun yüz hatları ne kadar

narinse, bununkiler o kadar kabaydı. Suat'ın eski karısına duyduğu tutkunun tersten tezahürü olduğunu düşündüm. daşı ve devrimcilik heyecanlı bir hırsız polis oyunu niteliğini koruduğu sürece devrimciydi, Vildan. Yani, türküler söyledi, kocasının anadilini öğrenmeye çalıştı, çocuklarına Kürt isimleri takmanın saygınlığını (saynası, belki de oğlunu profesyonel devrimcilikten vazgeçirebileceğini umduğu için, baş tacı etti Vildan'ı. Çocuğu yaşındaki görümceleri sobasını yaktılar, çayını demlediler, bebelerine dadılık ettiler, yeşil fasulye yemeyi, mutfak raflarına naylon örtü yaymayı öğrendiler." "Bu nedenle okuldan kaldılar, ama ne gam, karşılığında zeytinyağlı Akça pakça bir Egeli, daha doğrusu Girit göçmeni, Suat'ın sınıf arka-

gındı, çünkü düzeni alenen protesto ediyordu) yaşadı. Dil bilmez kayna-

Sonra, 12 Eylül geldi. Suat'ın peşine düşen güvenlik güçleri, kocasının adresini Vildan'dan sordular. Vildan, Devlet'e çalışıyordu. Müdürüne, etmediyse, kariyerinden (yüksek jeoloji mühendisiydi) öte, sigortasını, odacısına rezil oldu. Şiran’ın "istifa et gel, bizimle otur" önerilerine itibar

emekliliğini düşündüğü içindi. Yavaş yavaş uzaklaştı Örenlerden. Bir süre sonra çocukları da göstermez oldu. Ailenin en gücüne giden de buydu. diye beyhude haberler gönderdi kayınpederi. Diğer taraftan, devrimin doğru ve hakça olacağına karar verdi. Kararını Şiran aracılığıyla tebliğ belirsiz bir tarihe ertelendiğini düşünen Suat, Vildan'ı, ama iki çocukla, "Çocuklar benim tohumum, çocuklarımızı bıraksın, nereye isterse gitsin!" ama bir komünistin, bir bölücünün dulu olarak, serbest bırakmanın en etti ama reddolundu. "Kocamı seviyorum!" diye haykırdı kadın. Aradan bir-iki yıl geçti, sonra bir gün, Suat’ın yakalandığı, daha doğrusu, kaçmaktan yorulup, kendisini yakalattığı günlerden birinde, bir nedenle Resmi Gazete'yi karıştıran Şiran bir ilana rastladı: Vildan, Suat'ı gıyabında bodın, aynı Şiran'ın birkaç yıl sonra, ipek gömlekleri ve keten takımları şamıştı! Sapsarı oldu, "Waa!" diye bağırdı, "Waa, Orospu!" Ne ki, aynı kaiçinde (karısı, 'haute couture' bir modacının sekreteriydi) her türlü kö-

savurduğu (Nişantaşı’nda bir restoran kapatmıştı) düğününde göbek attı. tuğuna şahit oldum. Mide kanaması geçiriyordu.

tülüğün başı gördüğü feodal arka-planını yücelten bir pervasızlıkla para Ortak bir tanıdıkları olayın ayrıntılarını anlattığında oradaydım. GüBen ise olayın, adi bir vakadan ibaret olduğunu düşünüyordum. Bi-

nay'ın ellerinin buz kestiğine, sonra korkunç öğürmelerle banyoya koşzim kuşağımızın hikâyesiydi bu: İhanet, 'asıl'larına rücu eden, ağa oğlu

devrimciler, senet mafyasına duhul eden ülkücüler... Bunları hatırlamalirteyim, Suat'ın, Şiran’dan ya da diğer Örenlerden farklı olduğuna ilişkin hiçbir somut kanıt da yoktu!

sını, kendisini kapıp koyvermemesini diliyordum. Bu arada şunu da be"Biraz da okuduğum kitaplardan söz edeyim," dedi Suat, neden sonra.

Henüz hiçbir şey konuşulmamıştı ama o, yine de sözü değiştiriyordu. Yanımdaki sandalyeyi, "İzninizle, arkadaşım," diyerek çekti, oturdu. Günay'ı hoşnut etmeye, ayrılıklarını iyileştirmeye çalıştı. "Gogol'un 'Ölü Canlar'ının güçlü, güzel bir anlatımı var," diye başladı,

"Einstein'ın 'Fiziğin Evrimi', bilim yöntemi konusunda Yalçın Küçük'ün aktardığından çok daha zengin. Ancak tamamlayamadım. Fizik bilgilerimi hatırlamak gerekti." "Eh, herhalde," dedi Günay, Suat'ın, yüksek jeoloji mühendisi diplo-

masına karşın, marn tabakasını şistten ayıramadığını söylediğini hatırladım. "Peki de, o okulda beş yıl ne yaptınız, oğlum?" diye sormuş, malum cevabı almıştı, "Kopya!" "Devrimcilik!" "Ya sınavlar?" "Ödevler?!.. Dur, ben söyleyeyim, Vildan sağolsun."

nın verdiğini farz ettiği üzüntüyü teselli etmek ister gibiydi.

İçini çekti, Suat'ın başını okşadı Günay. Boşa geçen öğrencilik yılları-

lenmiş gibi gözlerini kaçırdı.

"Kafka'nın 'Dava'sı da öyle," diye sürdürdü Suat, fiziki temastan etki"Güzel bir kitap olsa gerek! Özellikle son bölümü, piskoposla konuş-

maları derin. Anlamak için yoğunlaşmak gerekiyor. Ölümünden sonra derlenip yayınlanmış olması da anlamayı güçleştiriyor. Saksı mı değişti, ben mi yaşlandım, nedir, fazla zorlanmaya gelmiyor." "Yok, canım, ondan değil!" dedi Günay. Suat bunu, "Dur, bakalım, sen daha çok gençsin!" türünden bir iltifat "Kafka çok batılıdır. Bize zor gelir," diye açıklamaya başladı, vazgeçti.

sandı. Oysa çok geç olduğunu, genç adamın açmadan solduğunu düşünüyordu Rodoplu. İtalik'lemeye başladığını duyabiliyordum, "Nasıl yani?"

İzleyecek diyalogu da tahmin edebiliyordum,

"Kafka, Avrupa'nın 'Bunalım Çağının ürünüdür..." dediğini hayal ettim. "Basbayağı, işte. Bunalım Çağı. Malum, (bu 'malum', ayıp olmasın gi-

rizgâhıydı, yoksa, nereden malumdu? Kime malumdu?) yirminci yüzyılın başına gelindiğinde, Batı Avrupalıların büyük çoğunluğu dünyada her şeyin yerli yerinde olduğu, ufak tefek aksaklıklar varsa, bunun da akılcılık ile bilimin yenilmez ittifakı sayesinde çözüleceği inancı içinde, rahat ve güvenliydiler. Ancak, bir elli yıl kadar sonra bu huzur yerini bunalıma benzer bir tedirginliğe bıraktı. Düşünce tarihçilerine göre, 1950'lerde yayınlanan üç roman, Orwell'in '1984'ü, Gheorghiu'nun '25 Saat'i -bildiğim kadarıyla, Türkçe'ye çevrilmedi, yerine, saçma sapan bir filmini gördük-, Koestler'in 'Özlem Çağı' Batı dünyasının, 'Bilim Çağını geride bırakıp, bir tür 'dini intibah', yeniden doğuş, çağına giriyor olmasının ilk kanıtlarıydılar. Bu dinin, Luterya da Aquinas zamanında olduğu gibi, kültüre egemen olması anlamında değildi, ama, kendi deyişleriyle, bilimin artık 'kutsal inek' olmaktan çıkması anlamındaydı. Bu bağlamda, yirminci yüzyıl insanı geleceğine ilişkin, kendisinden önceki 'Din Çağı ' ve 'Bilim Çağı' insanı gibi güvenli olmaktan çıkmıştı. "Nasıl güvenli?"

"Senin dünya görüşüne, komünizme duyduğun gibi güven. Müslüman'ın şeriat düzenine duyduğu güven gibi güven. Geçen yüzyılın bu anlamda güvenli burjuvası gitti, onun yerine hayatı üzerindeki denetimini kaybetmiş olduğunu dehşetle fark eden insanlar geldi. Aynı şekilde, ülkeler ve uygarlıklarda siyasi ve ekonomik geleceklerine egemen olmaktan çıktılar. Bu durum özellikle Avrupa insanı için geçerlidir. Çünkü Avrupalı kendisini 'yaratıcılığın piri' bilip, yüzyıllar boyu dünya gündemini saptamıştır. Oysa bu yüzyılda, iki süper gücün arasına sıkışıp kalmanın çaresizliğini yaşadı. Öte yandan, 'Büyük Makine ' dedikleri 'muazzamlar', yani devlet, siyasi parti, iş âlemi, işçi sendikaları, atom bombası, bireyi, her an ikame edilebilir bir hiçliğe indirgedi. Kafka, (o senin okumak istediğin 'Dava'da) Huxley, Orwell, hatta, Pink Floyd, bu 'muazzamlar meselesini anlatırlar. Derler ki, bu yüzyılda insanların dünyası önceki yüzyılların 'güneş ışığının apaçık' dünyası değil, 'gece karanlığının' dünyası, yani, 'Bunalım Çağı'dır. Önce doğaüstü, yani Hristiyanlık, sonra da burjuva yasalarını tepen Batı insanı, kendisini kabul gören bir değer sistemi olmadan yaşamaya, yani bunalmaya, mahkûm etmiştir. Bu durum, bir taraftan da totaliter rejimlerin işlerini kolaylaştırır; işte Hitler, işte Franko gibi. "Ya sosyalizm ?" "Hiç olmadı ki, canım. Sosyalizm İslâmiyet kadar bile yaşayamadı!" Yarasına tuz basmamak telaşı içinde ekledi, "Ona bakarsan, Hıristiyanlık da, kapitalizm de olmadı. Bakınız, Ayn Rand, 'Kapitalizm: Bilinmeyen İdeal'. "İşimiz romancılara kaldı, desene!" dedi Suat, takılıyor gibiydi. "Edebiyatçılara kaldı, evet, " diye cevap verdi, Günay, "Edebiyatın 'edep’ ten geldiğinin bilincinde olan edebiyatçılara, 'roman'ı, 'romantikle, 'romantizm'i, abazan bir çiftin ay ışığı oynaşmaları ile karıştırmayanlara... " radan, "Böyle konuşmak zorunda kalınca çok sıkılıyorum," dedi bana son"O kadar çok insan, o kadar çok konuda, bilmeden konuşuyor ki, söz-

lerimin doğruluğunu kanıtlamak için referans vermek gerekliliğini his-

Zavallı landıkça kısırlaştığını." İtalik'lediğini hatırlatıyordum. Bakınız. aydınlatan 'ışık'. Teller'in Hangi Türkçeyle? Hangi kültürel donanımla?" "Nasıl?" dedi Günay. hayatı açıklayan. bu istiflikle de. vereceğim referansların Türkçe olmaması sorunu ortaya çıkıyor. hayata asılan. bu 'entel'lerin. Tersine. zaten. ara vermesinin iyi olacağını düşündüğünü anlatıyordu. yani. 'Malumat' sahibi olmak erdem değildi. her an bir şeye çarpıp devirmek korkusuyla hareket edemeyen. Suat. Rand'miş! Nereye bakınız? Türkçe'ye çevrildi mi ki?" "Bir şey söylemedin. yazmadığı bir kitap uğruna sakat kaldı!" tek bir medeniyet tarihi. Türkiye'de (o. Günay Rodoplu. iğdiş edilmiş istifçilerdi. özel- . uzak olduğu kadar uzak değildi. Bu bağlamda gerçek bir Taoistti. öze dö- nük. hem de havanda su dövmenin çaresizliğini yaşıyor. Enis Batur. zor- za'dan Bacon'a tüm modern felsefeyi bilecek. İnsan hem üstünlük taslar konuma girmenin sıkıntısını. "Tarih Bilinci ve Edebiyat Bilimi". "Nasıl okudu? Feuerbach'ı bilecek. 'bilgi'den ayırırdı. "hayatın bütününe ilişkin kerterizini yitirmiş Türçilerin. hayatın bütünüyle çakışan. bakınız. asla kullanılmayan eşyalarla tıklım tıklım dolu bir odada. "Yüzme bilmeyen çocukları derin sulara fırlatan 'malumat' açlığına" 'Malumat'ı. belleğe stok edilmiş. Ülkede ne tercüme.sediyorum. ne de telif. Suat. Bu olgunun. Spino- Feuerbach'a ilişkin değerlendirmelerini yorumlayacak! Hangi çevirilerle? kahrediyordu. referans isteyecekti. Ayn "Ne söyleyeydim? Uzun ve sıkıcı bir monolog olacaktı."Feuerbach Üstüne Teller'i". Bu defa da. Teller'i bilecek. yorumlayan. 'malumat' ise öğretilmiş. amaçsız 'malumat' insanların zihni ve ahlâki masumiyetlerini kaybetmelerine neden olurdu. Tanilli. 'Malumatçı'lar. sorgula- yacak. ne derleme. ama hayata iğreti duran kazanımlar bütünüydü. "Edebiyatta Gerçekçilik Sorunu" isimli kitapları okumuştu. "Tezler"in dördüncüsünde Yalçın Küçük'ün zorlandığını. tek bir düşünce tarihi bile yayınlanmadı. 'Bilgi' esasa. Ve hiç kimse 'bilge'likten.

. ama hiç farkında olmadığını söyleyen" saçmalıkları kapsıyordu.kiye'de" diyordu). Böyleleri -yani. örneğin. akli kapasitesi çok sınırlı olduğu için o güne kadar biriktirdiklerini saklaması... "Dışkı'nın insanın kullanıp atmış olduğu posa olması nedeniyle çok "Malumat istifçilerinin haşır neşir oldukları dışkı. statükocudur. Türkiye entelijensiyasının yüzde resi." Çok da akla yatkın bir açıklaması vardı. yaşanan gerçekle hiçbir ilişkisi olmayan. zaman içinde. sahtekârlığın." dedi. Canlıların kendilerini tekrar tekrar yenileme kapasitelerinin farkında değildir. hiç du"Freud'un 'anal karakter'ini hatırla: 'Dışkı' ile.cezaevleri adam almazken. raksamadan. çevresi ile sevgiy- . ister solcu. örneğin Bolivar'ın ululanmasına kadar uzanı- yor.. elindekini kaçırmaması gerektiğini düşünüyor gibidir. "Ama malumat istifçileri için bu mümkün değildir. "çağının hiç. yaşama artık hiz- met edemeyen. ' diye başlayan 'malumat'a sarıldoksan dokuzu. Okulda. 'Komüntern'in beşinci kongdünya ile ilişkisi mülkiyet ve denetim üzerine kurulur. Alman epik tiyatrosunun 'ges- 'malumatçı' eğitimin yaygınlaşması ile doğru oranda arttığını söylüyordu. yani. "Amaç. kullanılıp insanın yaşamsal sürecinin dışına atılmış olanla haşır neşir olan.istifçi. hasis -kendinden bir şey vermeyen anlamında. dünyayla sevgi ile bütünleşmeyi öğrenmektir. Sanki. Barış Derneği üyesinin 'Çağının bedelini ödüyorsun sen' gibisinden. 'amaç' nedir?" diye sordum. 'malumat' furyası. Solon kanunları ile Seneca arasında bir yerlerde başlayan tus'larının tartışılmasına. düzenli. yaşayan insanın gerçeği ile çakışmayan. ister sağcı olsun. ona hizmet etmeyen bilgi kırıntılarıdır. "Peki. Kendisini güvencede hissedebilmek için elinde olana asılır. ' ya da 'Abdülhamid efendimiz. "Anal-istifçi karakterin le bütünleşmesi söz konusu değildir." yerinde bir simge olduğunu düşündüm. olanca çıplaklığı ile gözlemlenebildiğini. 'amaç'a dönüşüyordu. Bu bağlamda." diyordu Günay. inatçı. 'Malumat' araç olmaktan çıkıp. enerjisi. örneğin.

biçimde ve ve dergilerde onunla ilgili eleştirileri okudum. Şimdi. esas itibariyle nasıl ba- ." diye anlatmayı "Latife Tekin'in 'Gece Dersleri'ni henüz okuyamadım." layan ahkâmdan nefret ederdi. eve daha bir yakındı. gerektiğinde despot kesilirler. biliyor musun aba?" "Nasıl. "Eroğlu'nun 'Yarım Kalan Yürüyüş'ünü de okudum. savaşan. "Okumadım ama. sayfası yazı yazarlar. aynı insanlar. yılda bir kez. Ukalalığım üzerindeyken kısmen içerikte farklılıklar taşısalar da. canını yakıyor." dedi.mazlarsa yok olacaklarını sanırlar.. kıyorlar. Hayatta kalmanın ancak yenilenme ile mümkün olduğunun bilincine bir türlü varılamadığı için. bu 'facia'ya tanık olmak. Tekin ve Altan. sevinen. acı çeken hep oydu. biraz da edebiyat eleştirmenliği yapayım bari. bir zamanlar la. onun acıları ile özdeşleşen rahibelerin avuçlarında çarmıha gerilen peygamberlerinin avuçlarındaki çivi dekleri gibi delikler açılabildiğini. insanlarla öylesine özdeşleşiyordu ki. en az otuz yıldır. Türkiye'de otuz yıldır aynı gündemin dayatılmasının nedeni de budur . geçmişe. kanların onlar adına kinlenen. doğaüstü bir şeylere tanık oluğum duy- gusundan hiçbir zaman kurtulamadım. İstediği kadar 'koptuğunu' söylesin.köhne gündemlerini yani 'mal'larını koruyabilmek için ellerinden geleni artlarına koymaz. rahatladı Günay. İsa'ya duydukları aşkla. sürdürüyordu Suat. canım?" boşandığını biliyordum. bu bilgi olmuş ama artık posası kalmış kırıntılarına kaskatı yapışılır. 12 Eylül sonrası romanlarında. "Gazete "Estağfurullah!" dedi Günay.Mesekonuda. ğulmalarını hızlandırmaktan başka işe yaramayan hazin çırpınmalarına işaret ediyor. utanan. gönülsüz. " diye baş"Eroğlu. Bence buna benzer bir şeydi Günay'ınki de. bir Tevfik Fikret-Mehmet Akif meselesi vardır ki. en az iki tam gazete Gençlerin. haniyse fiziki bir Günay Rodoplu'yu izlerken. bizim sahamızda. tanımı gereği eklektik 'malumat' edinme furyası içinde boacı veriyordu ona.

Kemal Tahir'di) olduğu düşüncesindeydi. benimseyebileceğin bir şeye "Yani. İçinde. dığını da düşünürsen. ama. şimdi bu eleştirinin ebedîlikten de. nu haklı olarak söyleyeceksin. bütünüyle namustur!'" gibi güldü. Ama." diye açıklamaya çalıştı. TÜSİAD onayının zorunluluğunun bilincinde gözüküyor. öyle konuşa"Evet! Her şey bir yana. lım. "Herkes kendi romanını yazar. toparlandı. baktıkları yerlere kendi kirliliklerini bulaştırıyorlar. kendi romanları. SHP il başkanını yakalayıp. olmaz mı?" "Sen beğeniyorsun?!" Rodoplu. hükümet olmak için gerekli onayı. canım. dönüyorlar ve bacaklarının arasından bakıp gördük- rastlarsan ne âlâ!" Duymadı. bacak açılarının da dar olduğu anlaşılıyor. yazan bu üçlü." dedi. biraz da konusunun bunlardan yokluğundan geliyor. halktan şimdiden sağlama kaçınılmaz sonucu. statükocu edebiyata karşı durabilmiş bir iki Türk ya"Latife'yi daha okumadın. hak verirsin!" derken konu değiştirdi. atalarının izinden gidiyor ama Kemal kadar kişilikli de olamıyor. Bakış açılarının yanında." dedi ve ek- ledi "Ve 'Kelam." Hoş bir kelime oyunuydu doğrusu! zarından biri (diğeri." diye uyardı. Baktıkları yerleri yeterince temiz tutamadıklarından olsa gerek. edeplilikten de yoksun olduğu"Sizin romanınız değil. sözümona bizim romanımızı Tabii. hırsını ondan almak gibi bir olanağım olmaaldığını düşünüp. Senin yaptığın gibi. "eleştirideki edep ve adap yokluğu "Şöyle: Eğiliyor. şaka etmişmiş . iktidar olmak için. artık iğrendirici olmaya başladılar!" sükûnetle. hâlâ Tekin'e ilişkin eleştirideydi. "Oku da. Suat. ahlâklı olduğunu düşünüyorum. Yani. Tekin'in. canım. Günay. Derin sulara girmeye başladığını fark etti.lerini sandıklarını yazıyorlar. malumatçılığın "SHP. ABD.

Günay'ın düşüncesini en çok etkileyen kavramlardan biriydi bu 'fır- neyi kaybettirdiğini sorguladığından. ben yazdım yapıp. değil mi? En başından. ikna olmuş. Hugo'dan 'Han-ı Yağma'yı çeviriyorsun. tabii. ikna etmiş olmak lâzım. rişimin ardındaki tuzağı görmeye yarardı. bu noktaya gelebilmek için toplumsal birikim gerekli. 'Kırmızılı Kadın' denilen Amerikan filmini alıyorsun. namussuzluğun kolektif zarar verdiğini yıllar yılı sınamış." dedi Suat'a. bir iletişim yöntemidir. Hoş. "Hotantolular affetsin. en temel kaziyeden. İktisat terimiydi. Hotanto Cumhuriyeti dediğim oydu. biriktirilen toplumsal deneyimi de iktidarın çıkarı doğrultusunda yorumlar ya. De ki. Ertem Eğilmez in tecimsel siciline bir artı daha. ünleniyorsun. dil bilmez Türk'ü kandırıp. seyirci memnun. Ortaya çıkan bu hoşluğu TRT yayınlıyor. ışıkçının ışığından oyuncunun oyununa kadar çalıyorsun. "Diyelim. kaynak ziyanı. toplu- mun somut çıkarlarının dayattığı bir davranış biçimi. ne de 'Âşık Oldum'. 'başarı' olarak sunulan pek çok gi"Çalmayı. "Ne günlere kaldık." dedi. birikimsiz toplum anlamında kul- landım. Savaş Dinçel'isin. Türk sinemasına. yani. durup durup Güney Amerika'ya benzemekten korkuyoruz!" başladı yine. Türkiye'nin biricik Şener Şen'isin. resmi tarih. kopyayı şiddetle cezalandıran Batı toplumu bunu toplumun somut çıkarlarını korumak için yapar. 1800'lerin ortasına gelindiğinde Osmanlının toplumsal de- . başlayacağız: namustan! Hotanto Cumhuriyeti! Tevekkeli değil.rimden. Zaman ziyanı. aba. de ki. neyimi kızların eğitilmesi zorunluluğunu dayattı ve kız okulları açıldı. Kaybeden kim? Toplum. Ya da. Ama. fırsat maliyeti çok yüksek!" sat maliyeti' kavramı. te"Ne demek istediğini anlamıyorum. Çünkü. Tevfik Fikret'sin. kazanımmış gidimin bir sonucun. 12 Eylül'den Beyaz Kitap'tan başka ne kalacak?" Bunları söylemedi. İtalik konuşma "Şunu demek istiyorum: 'Namus' doğaüstü bir ahlâk kuralı değil. en kötüsü. Suat. kostümcünün tasarımından kuaförün modeline. ne 'Han-ı Yağma' Türk edebiyatına bir katkı. kare kare kopya ediyorsun. deneyimsiz.

öyle de oldu. Suat. Nedeni de belli: Cumhuriyeti bembeyaz göstermek için kontrastı artırmak. kendi gerçekliğinizi yazmalısınız.Nitekim. demokrasiyle de ilgisi yok. Sen de. yani yalan söyleyecek. kızcağız. Günay'dan "Haksız da değil. Demokratik toplumlarda yalan özgürlüğüne de saygı göstermek zorundasın. toplumsal biKaldı ki. derse dönüştü!" "Çok kolaymış gibi söylüyorsunuz. ters düşebilir. Ama. önce 'kelam'ın bütünüyle haysiyet olduğu bilincinden geçtiğini düşünüyatırımına demek istiyorum. toplumsal mutabakatla ilgisi olduğunu düşünüyorum. (Ne yapacaksın yani? Han-ı Yağma'yı yasaklayamazsın ya!) Sahtekârlığı önlemek Hazreti Süleyman adaletinin geçerli olduğu totaliter rejimlerde belki de daha kolaydır. resmi tarihi. her şeyden yorum. Çünkü kızların okumalarının gerekli olup olmadı- tediği biliniyor olsaydı. Kaldı ki. Günay da öyle hissetmişti. gerçekleştirmek istediklerine set çekebilir ama Latife'nin kitabı kendi gerçeğini anlatan. senin çıkarına. sahtekârlığı alt etmenin yolunun da. "Belki de tersine. Her şeyden önce. bütünüyle de. bana öyle gelir ki. böyle bir deneyimi olduğunu yadsıyacak. Abdülhamid Efendimizin kız çocuklarının okumasını isduk." "Toplum demokratik olmayınca böyle. sizler hiç hoşlanmadığını gözlerinden okuyordum. İnas Rüştiyeleri 1858'de. canım. yani Osmanlıyı mümkün olduğu kadar karanlık tutmak lâzım." dedi." namuslu bir kitaptır." dedi Suat'ın arkadaşı. abacım. Uygulamalı namusun. gerçek birden fazla. saçma sapan itirazlardan çoktan kurtulmuş olur"Hayır. Oysa. Suat'cım. Sıradan bir merhaba harekâtı sıkıntılı bir . abacım. Kaybeden kim? Yine toplum. çıkarın derken duygusal linçle." dedi. Resmi Tarih her türlü ilerici hareketi Cumhuriyet Türkiyesi'ne atfetmek istiyor. mesela. Rodoplu. Ne yapacak? Toplumun ğı meselesi yüz elli yıldır gündemden kalkamadı gitti. Atatürk iktidarından altmış-yetmiş sene önce açılmıştı. görecelikçi ahlâk sisteminden kurtulmalıyız! Uzun lafın kısası. Yan faydaları da cabası.

ne dikmiş. Ne oldu. Günay. daha da sıcak gülümsedi adam. Şafak etmememin nedeni de buydu. köşe dönme iştiyakının dayattığı otosansür olduğunu düşünüyorünen genç adamı ben de gördüm. fırsat- çılığın. bilmiyorum." dedi kadına. Ne zamandır oradaydı. hatta muzır odaklaşmayı içselleştirdiği- ni hissediyordum! yan çocukların neşesine benzer. "Buyurun?" dedi Günay. Önyargılardan (şimdi artık 'içgüdülerim' diyorum) ürkmeyi öğretilmiştim. hatta tuhaf bir şekilde af talep ediyor gibiydi. küçük bir çocuğun oyununa katılıyormuşçasına eğiltirdi. Öyle söylemiyorum. anlayış. Ama. gözlerini adamın gözleriyle aynı hizaya geAdamın gözlerindeki haylaz. yine. masanın önüne çömelmiş. dünyanın en yürekli kitapları- nın ağır baskı dönemlerinde yazıldığını biliyorum. hoşgörü. oyununa katılmasından büyük sevinç du- Özden'i hiç sevmedim. En çok korkulması gereken sansürün. "Hayır. Gözlerini. Daha da hayretler içinde. alabildiğine yumuşattığı "Kolay olduğunu söylemiyorum. Ama bir 'pozitivist'tim ben. Konuşmuyor.. Sansürü alt etmenin rum. su gibi gülüyordu adam. Günay'a bir şey belli . büyüğünün. Cevap da vermedi.bir sesle. ama çömeldiği yerden kalkmadı. Pardon!" yolları olduğunu biliyorum. "Buyurun!" di. hayretler içinde kalmıştı. sadece gözleri gö- Günay'ın konuşmasını bitirmesini bekliyor olmalıydı. dupduru bir coşkuyla.. Kendisine döndüğünü görünce boydan boya gülümsedi. Belki de böylesi bir gülüşü becerebiliyor olması uyardı beni. yeniden. diye döndüm. çenesini masaya dayadı. Adam yine kıpırdamadı. "Buyurun?!" dedi. Günay. Günay’ın yüzüCevap vermek yerine.

sesinin tonunu ayarlamıştı. izin istediler. Rodoplu'nun kitabında en çok "Hicrinle geceler yatabilmirem. "çok güzel bir oyundu "Seni özlüyorum. sevdiğim. tek- . gözünde beliren ışıkları görmemezlik edemiyordum. Ne ki. benim misafirlerim var" tonlamasıyla. Suat ve arkadaşına. "Buyurun." dedi. başını salladı. buyurun artık!" dedi Rodoplu. kızgınlığı geçiştirmek istermiş gibi derin bir nefes aldı. Suat'a döndü. söylediğinin sıradan bir iltifat olmadığının anlaşılması hayati bir gereklilikmişçesine ciddileşmiş. dolu gözlerle izledi. yanaklarının pembeleştiğini." "Size hayranım. "Sizi de ama.." dedi. Günay'ın yüzünün aydınlandığını. rine çakmış. Şafak Özden yekten. bekliyorum." Adam. Sesinin tonundan bu defa kesin bir cevap istediği belliydi. Günay. Suat'ın gözden kaybolduğu yönü işaret etti. beni ihmal etme. Kendisini büyük bir dikkatle izleyen adama döndü yine. bunun Suat'ı son Genç çifti tehlikelerle dolu bir başka dünyaya uğurluyordu sanki. "Üzdüler sizi!" Sövmemek için zor tuttum kendimi. dudaklarının mutlu bir tebessümle yayıldığını görüyordum. az ilerdeki büfeyi işaret etti. benim olduğunu düşündüğüm bölümlerden birinden cümleler tekrarlıyordu. ama. Şafak Özden. Günay'ı üzmüş olmalarından dolayı duyduğu rar gülümsedi. Henüz. beklemedik bir duyarlılıkla ödüllendirilmiş gibi duraladı." diyerek sımsıkı sarıldı. Durakladı. haniyse." diyerek kadına da sarıldı. "Suat'a iyi bakın!" görüşü olacağını da bilmiyordu. Suat ve "arkadaşı" çok özel bir iletişime istemeden kulak misafiri "Hadi. bu hicri başımdan atabilmirem!. Kalabalığa karışmalarını. Gözlerini Günay'ın gözle"Kitaplarınıza hayranım.olmuş gibi mahcup.

. değil mi? Sizi evinizden aldırırız. duraksadı. sonradan. Beni yok saymasından. bir kitapçı dükkânımız var. size sormamı söyledi. içeng?"' Rodoplu'nun kitabından bir başka cümAçık seçik bir çıkarma harekâtıydı. onaylarsa. yerli yerine oturdu. Sümerbank'tı sanırım. Günay. Günay olduğu için cesaret edemez.leydi. "Bizim de karşı tarafta kravatı. ilk fırsatta çıkarılıp atılacağı belli gevşek di. "'Bir kavecik yapam. Günay şöyle bir süzdü. Ne ki.." dedi. değil mi?" diye ısrar ederken. Çine Deresi geçer. niyetini keşfedebilmiş değildim ya da keşfedebildiğimi kondurmak istemiyordum. "Fakülte mezunu esnaf.'" art arda bir dolu cümle sıraladı. "ama buradan ayrılmam doğru olmaz şim". kendisini.. Günay'ın onu üzmeyeceğine olan başını yana eğmiş.Madran Baba Dağı. imzalatmak üzere uzattığı kitabı aldı.." dedi Şafak. Buz gibi suyu vardır.ve gür solcu bıyıkları. diye düşünüyordum. "Yayıncımla görüşeyim. hemen hissetti.. Haklıydı. Bir şeyin oturmadığına Günay da farkına varmış olmalıydı. "Sağolun." dedi. Yine de." demesini beklemiyor"Bizim Mustafa'yla mı? Ben konuştum. istediği verilmezse kalbi kırılacak çocuk güveni. Çok kötü oynadığını düşünüyordum "İmza gününe gelirsiniz. Şafak. Olur mu?" "Olur. Önünden "Sanki Cumhuriyet Kitap Kulübü daha mı az tecimsel?" diye fısıldadı." uzandı. boyasız mokasen ayakkabıları. bunu. ucuzca takım elbisesi. yemyeşil bir köydür. Diğeri. onun eteklerindeydi bizim köyümüz. Cesaret edemez. istediğini ne yapıp yapıp elde edenlerden olduğunu anlatıyordu. Tuhaf bir zafer sarhoşluğu içindeydi sanki bıyıklarını kulaklarına . gözlerin- deki kurnaz pırıltılardan anlıyordum. pekiyi. '". kerhen giyilmiş frenkgömleğinin yukarı kıvrılmış yakaları. dum." dedi Rodoplu." yapmıştı..

"Hayır." diyerek boynunu büktü yine.kadar yayan bir gülüşle gülüyordu. Günay. Ona sarılmamı ister gibi yaklaştı. arkadaşım?" İçini çekti. mümkün kılmayacak kadar uzakta durdu. Gü- . az önceki yazardan daha akıllıydı. değil Şafak'ın estirdiği o kısacık bahar rüzgârı dağılıp gitti yüzünden. "Fenamı. "Kendisi niye gelmedi?" ettim?" "Onun yerine ben geldim. bana nispet yapmaya kalkışmadı. "Bu ülkede hesapsız bir davranışa rastlamak artık hayal oldu." demek zorunda kaldı. Ne ki. len gözlerinin eski mahzunluğunu örtündüğünü gördüm. mi.

bu "sınıf" sözcüğünün lardı. Günün sonunda gerçekten de gözle görünür biçimde Şunu da söylemeliyim ki. davasından hapis yatmamış erkek yok. hangi "sınıf 'a oturtacağımı bilmetemi de düzenle-yemiyordum artık. Günay Rodoplu derken. Örneğin. ne de "Ailede kan solmuştu. canım!" dedi. Suat'ı da "işçi" sınıfına tahsis edip. Ne "organik aydınlar" dediği kendi sınıfı.III Yalnızlığının ne denli yoğun ve tüketici olduğuna o gün bir kez daha tanık oldum. "bilgi" birliğinden söz içinin boşaldığını fark etmeye başladığımı kendime itiraf ettiğim zaman- diğim gibi." dediği Suat'ın temsil ettiği sınıfla "İtalik nutuklardan yoruldum. işlevsel bir dosyalama sis- . o dönem benim de. Rodoplu. özdeşleşebiliyordu.

suçlama. Haymanalı Hatice'nin deneyimini birebir örtüyor olması. "insanın 'özüne' ilişkin bilgiyi" paylaşanlardan oluşacağını düşünüyordu. Ne ki. (beyhudeydi çünkü havadan sudan konuşmasını becere- . pek çok tartışma. hiç değilse bu aşa- sun. birebir bir eşleşmeden asla söz edilemezdi. bunların ötesindeki bir "bilgi"yi. Yucatanlı bir Kızıl- derili’nin analık bilgisinin. iki dakikacık için bile olsa. farklı bir dünyada dinlenmek isteğini anlıyordum. "yoksulluk bilgisi". kendi demesiyle. dinlerin de üstünde. Müslümanların şirk bilgisi birbirlerini örtecek. kendiliğinden ve kaçınılmaz bilgi birlikleri oluşturacak ve biz bunu haberleşme teknolojisine borçlu olacağız. "Gelir misin?" Gelmeyeceğimi biliyordu. "birebir örten fonksiyon" kavramını hatırla"İki kümenin elemanlarının birebir eşlemesi gibi. sendikaların. nin hangi elemanlarının (ve kaç tanesinin!) Rodoplu'nun kümesindekidaha uygun olacağını düşündüm." diyordu. Bütün beyhudelimez. ama. O gün için. "Ben buradan Ziya'ya gidiyordum. Günay'ın transandantal mutsuz- luğunun nedenleri. Bunun ne demeye geldiğini çok sonraları. Bir an. insanları. "erdem bilgisi" gibi tanımlamalar atıyordu ortaya. Suat'ınkinden o kadar farklıydı ki. Ancak.etmenin belki de daha doğru olduğunu söylüyor. "zorla kendilerini bir biçimde Böyle bir günün sonunda. o örgütlenmelerde de yer alan. loncaların. nasıl olursa ol- ğine rağmen. "ama ondan lar!" daha önce Marksistlerin yabancılaşma bilgisi ile." dedi muzip muzip. "mutsuzların ittifakı" gibi bir tanımlamanın mada. ğin "sınıfları"nın. Sahici devrimciler yepyeni bir sınıf oluşturacaköfke ve uykusuz gecelerden sonra anlayacaktım. meslek odalarının. "kadınlık bilgisi". Suat kümesilerle eşleştiğini tahmin edebiliyordum. Gelecelerin. siyasi parti- Modern matematikteki. tıyor. böylesi bir ittifakın da ölü doğmuş olduğundan kuşkum yoktu.

Bir süre Hemen aynı anda Demet. yürükasına sarkıttı. bireyle çakışmayan. insanın bütün enerjisini tüketen güçlü bir gönül gözü. göbeğini çıkardı. ani bir hareketle. Ga- O günlerin Ziya Bar'ı İstanbul'un.bağlayacak konulara çeker. hatta Türkiye'nin. yani evindeki üslu"Kalabalıkla tanıştığım insanların davranışlarını ciddiye almamayı bundan ayrıydı. ki bu. Bu üslup. "Sus. Ortaklar Caddesi'nin sonunda mini saptayan "herkes"in. üsluba uyarladığını söylerdi. tatlarını ve tabii. kalabalık. bacaklarını ayırdı. bekle!" işareti çaktı. Muhayyel birinin altına yatan gene-kadını oldu. belki de kendisini hiçbir zaman Amerikan barda "zarafetle tünemiş göremediğinden" çekingen bir hali vardı. "Ne yapıyor bu kadın?" demeye kalmanaklarının içinden pislik çıkarıyormuş gibi yapmaya koyuldu. bozulmuş çizgileri aslına dönüştürmek. başını sandalyesinin ar- dan. Demet'i arkasından gördü. Haklıydı. gerçekliğini çıkarsamak. Gözlerini büyük bir dikkatle yaptığı işin üzerinde tutuyordu. başarı ihtimali çok düşük Uzun bir yürüyüş yapmasını yeğlerdim. yumuk beyaz ellerini bitiştirdi. bir gün. bireyin sahici. Ama kalabalıkların insanı değildi. hayretle seyreden . görmemezliğe gelerek süzüldü. Kalabalığın bireyi "stilize" ettiğini. Günay. Günay'a. az sonra kendilerini" kaçırırdı) Ziya Bar'a gitmesinin nedeni buydu. Tanıdık simaların arasından. taze manikürlü. görünmeyi iş edindiği bir işletmeydi. "Ne ki. sonra yavaşça kaykıldı. rip bir şekilde taşralı. kültürel günde- söz verdiği insanların masasını arandı. onun gerçekliğinin öğrendim. kollarını kaldırdı." demişti. Fatma. "sanatçılar" ve o sırada "birlikte" oldukları kadınlar ve erkekler demekti. narçiçeği ojeli tırdaha kazındı. Buluşmaya dü. stilize edilmiş figürlerden bireyin bir çaba gerektiriyor!" ayrıldık. Günay. önceden belirlenmiş bir üstünü örten bir spekülasyondan ibaretti. Bu bağlamda. "Hangi kırda?" diye sordu.

Hayat zor korkuyorum. ah. sonra birden yerinden fırlasallanmaya başladı. ileri geri Tekrar fırladı. gülmeye başladılar. eteği baldırlarına "Hayat zor. sayın yazarımız?" "Erkekler 'korkma' dedikleri zaman... yine erkek oldu. ." dedi. adam. Gözleri önündeki rakı bardağına dikili kaldı. Bu kez de. tüysüz dizlerini Bir yandan "arabesk" inlemesini sürdürüyor. elinin tersiyle bıyıklarını siliyordu. "Bencil yaratıklar!" yavşak bir kahkaha attı.daha bir ayırdı. berbat bir şarkı söylemeye başladı. korkuyorum! Hayat zor korkuyorum!" tırmandı. Bir daha fırladı. "Ah. bir yandan da 'Gorhma! Gorhma! Ulan. zorlama' demek isterler! Öyle değil mi. "Erkekler!" dedi. boşalttığı sandalyenin üzerine kapaklandı. Fatma çekildi. bambaşka bir ses tonuy"Korkmaymış! Bir yandan kadını. Demet az daha kaykıldı. Dili dolaşıyordu. Doğrulurken." si olacak adamı. hıyar!'" Günay'ın orada olduğunu fark etti. kötü kötü süzüyordu. la. lagarlığından içine fenalıklar basmış gibi. bir yandan da müşteri"Hayat zor. göbeğini biraz daha çıkardı. kaykıldı. oşh. ah. "Gorhma! Gorhma! Gorhma!" Az sonra hızla boşaldı. büyük bir umursamazlıkla tırnaklarının arasını temizlemeyi sürdürdü." dedi.. senden mi korkacak." yumruk ettiği elini diğerinin avu- cuna vurdu. karının zaten hayatı kaymış. Günay'ın gözlerinin içine bakarak. oşh!" dı. "Caanımmm! Hoşgeldin!" Kocaman dişlerini göstere göstere güldü. masadakiler boğulur gibi "Eşşoğlu eşşek. erkeği taklit ediyordu. ileri geri. korkuyorum.. ah. 'korkup da beni seni anlamaya "Öyledir. yığıldı kaldı. Aynı sözleri birkaç defa tekrarladı. nefes nefese debelenmeye koyuldu. kadının üzerine Gerçekten de olağanüstü bir gösteriydi. yeniden sandalyeye oturdu. yanında yer açtı. yerine oturan Demet.

özgür bir kadın olduğunu ilân ediyordu." demek istiyordu. Fatma'nın. "Fıstık gibisin. gerçek güzellikten anladığı için. Birilerinin görüp de. Tabii. Günay. siz. En az yarı yaşındaki hayranlarına ki bunlar genellikle akademiden öğrencileri olurlardı. anne. hışımla döndü. Fatma'nın akranıydı. çeker gidersin. "Ama. Masanın dördüncü müşterisi. çok önemli bir iltifattı olmalıydı. Yanağından bir makas aldı "Pek de naziktir!" Ahmet telaşlandı. çevreye alelacele bir göz attı. keyifle kıkırdadığını gördü." dedi. ama.. Ressam Ahmet. erkek olması nedeniyle bu. "rahatsız oluyorsan. " diye söze girdi. "Yakışıklı Ahmet bu kart karıya mı kaldı?" demelerinden çekiniyor olmaceğiz artık. beni götür. "dans edemeyecek kadar sarhoşsunuz" diyeceğini anlamış "Bana bak. kalçasını abartılı bir beğeniyle tarttı. Fatma'nın yüzünün kızardığını.. fıstık!" dedi. Mesleği icabı. Fatma. Kullandığı kelimenin bir tür parola olduğunu düşündü Günay. dengi sayılmıyordu. Hayat"Hadi. Ahmet'e. Günay’ın düşüncelerini okuduğunu hissetti. göz kırptı. takıldığı için eski sevgilileri tarafından sübyancılıkla suçlanırdı. lıydı. "Ama. ta çok şeyi aşmış.met'e döndü. kalk dans edelim! Ben bir zamanlar Caddebostan Gazino- su’nda dans kraliçesi seçilmiştim. Aslı'ydı. isteksiz kavalyesine döndü. Doğur"Ama önce işemem lâzım!" duğum veletten emir alacak değilim!" Meseleyi halletmişti." diye tısladı. yine de onlarsız olmuyor!" Öbür yanında oturan ressam Ah"Hadi. o zamanlar böyle değildim!" Hantallaşan bedenini üzüntüyle süzdü. "idare ede- .

caaanım. "Kimseyi rahatsız et- olduğunu düşündü Rodoplu." diye sıkıntıyla mırıldandı çocuk. but you don 't know what is to be old." diyerek arka çıktı Tülin. Demet Abla! Ben evlendiğim için üzülmüyor ki annem! Cen"Yaaa? Neden?" "Tutucuymuş!" dedi Aslı. yavrum. çocuğu rahat ettirme gayretinin hoş "Çok çekti bu güzel Aslı’yı büyütünceye kadar. sultanım. böyle oluyor. gözlerini kaçırdı. Yaşlarını.." miyor!" "Buyurun. Fatma'ya döndü. gidiyor diye çok üzülüyor.mış tavırlarına oldum olası içerlerdi Günay. Kızın isyankâr yüzünü kendisine döndürmeye çabaladı. şefkatten nasibini alma- "Ah. masadakileri istifafla süzdü." genç kız. "Ama. diye düşündü Rodoplu. Küçücük yüzünü kaldırdı. Gençliğin acımasızlığı. rakı nefesinden kaçınmaya çalıştığını görüyordu. Aslı'nın arkasına dolandı. ben siz"Çok da çekti. son "Ben onu söylemek istememiştim." dedi Demet. "Bir saatten sonra bu hep "Bir şey yaptığı yok." dedi." "Meşrutiyet Zamparası" dediği bu tiplerin.. Günay. arkalarından. Nasıl ters bakmış olabileceğini görebiliyorum. yerinden kalktı. Demet. "Orson Welles'in o sıklar pek beğenilen şarkısını tekrarlıyordu. Aslı'nın. . O da şimdi evlenip Annesinin içiyor olmasına sebep olmuş olmak düşüncesine isyan etti "Aman. Ahmet. giz'i sevmiyor!" ler gibi değilim!" tahlilde kendilerinin hazırladıkları mutsuz "sonlarını" yüzlerine vuruyordu. kollarını boynuna "I know what is to be young. sardı. işareti alan Demet. Bunu Aslı'dan yana söylemişti. öfke dolu bu küçümsemeyle. yapmacık bir hareketle eğildi.

eli para tutan esnaftı. eve ayakZiya Bar gibi. yani. üzerinde bir lamba. bir sigara tablası. Kırkıma larımın ucuna basa basa giriyorum. Barın etrafına yığılmış insanların yarısı (diğer yarısı 'entel'leri seyretmeye gelmiş.çok daha iyi olacaksın. lık bir porselen takım almıştı. Çocuk gibir konuşmanın sahiciliğine burayı mesken edinmeyenlerin inanmaları güçtü. kızım. Demet. biz de erkeklere sarılıyoruz!" Konuyu değiştirmek istedi. 'anne!' diye sarılmaları gibi. "Sen "Fatma'nın kızdığı. "Ne garip. Demet. bir kitap! Okusam da. öyleydi. Musluk bile açamıyorum. bu sürekli aşağı- . Ziya'ya yüzbinleri kimse kimseyi evine davet etmez. inşallah!" "Sen elbette bizim gibi değilsin. en basit medeni ihtiyacım. ne bileyim. böyle "Hiç sorma!" dedi. Rodoplu. bilincine varan kadın. Aralarında. bir bardak rakının şişe fiyatına satıldığı bir yerde. yetmiş iki parça- diye açıkladı. Üzeyir bulan borç takarlardı. "Kanepede yatmaya berdevam. hâlâ bir yatağım yok! Yani. küçücük yaşında yetim kalmış çocuğun paniesirgemeciye. Ama. erkeğin iktidar sahasının demek istiyorum. kadının kendi özlemlerinin ifadesine dönüştüğünü izledi. "Ne oldu senin ev durumun?" ğini yaşıyor adeta! Çocukların yetimhaneye uğrayan her çocuk geldim. sahici. bunların evcilik oynar gibi ev düzenlemeleri!" "Şeekerrr! Bu da. gündelik yaşamayanlar sayılıydı. çok güzeldi! Ah darısı başıma!" nin tıkandığını." dedi. ayol! Başucumda bir komodin. Belki de bu nedenle Garih burjuvazisi buraya uğramazdı) veresiye içerler. her şeyi olsun istiyor! Geçen gün. sokağın. okumasam da bir kitap! İnsan kalkıp bir duş almak bi!" istemez mi? Mümkün değil! Annemle Filiz uyanmasınlar diye. iyi yürekli Tülin. "birlikte" oldukları ki. Aslı'nın yanağını okşadı." diye dü- şündü Günay. genç kıza yönelikmiş gibi başlayan duygudaşlık gösterisi"Erkeksiz kadının efendice yaşlanması gittikçe zorlaşıyor.

" erkeği sorumluluktan azat ediyor olmasının payını sorguluyordu. Eşlerinin buralarda görüldükleri de vaki değildi. inanç özgürlüğü değil de." diye ağlayan bir genç kadına. Günay. 'seninle evlenmek durumundayım!' 'Hiç de değilsin!' dedi. yiğit Kadının cinsel özgürlüğünün hızla kabul edilmesinde. en ateşli savunucularıydı. 'cinsel' özgürlük? Neden. bir sıkma başın ekrana çıkma hakkından önce geliyor?" bir yöntem de öneriyordu. kadın haklarının ların kadınlara cinsel ilişki özgürlüğü veriyor olmasına bağlıyor." diyordu. Elie 'ye. bir homoseksüelin ekrana çıkma hakkı. virmek arasında yaşamsal bir fark yok muydu? "Beden senin. baldızlı. Elie. bu olguyu. Bu tür olguları çözümlemek için Agatha Christie yöntemi dediği basit "Bir cinayeti çözmek için. istemeseydin vermezdin. bu insanlar. sırt çe"Hamilesin. bu olgunun karargâhına dalan bir özgürlük savaşçısı ile eşitlenebilir mi insan?" "Hayır. karıların gölgelerine mi sığınıyorlar?" "Eşitlik. işe ölümün kimin işine ve neden yarayabi- leceğini saptayarak başlamazlar mı? Galiba. değil mi?" dedi. neden bu memlekette en hızlı yayılan ve kabul gören özgürlük. bir dönmemin.layıp. eleştiri özgürlüğü değil. düşman . "Ben sana kızlığımı verdim. Jimmy. öyle yapmak lâzım. düşünce özgürlüğü değil. kayınvalideli. 'Gorkhma! Gorkhma!' oynanıyor. değil! Pazar ahlâkı! Ceplerine bombalar yerleştirip. 'Günay'cım!" "Mümkün değil!" "Hayır.' dedi." "Ne kahramanlık. "Gerçekten de bir tür. ikmale kalmış çocuklu yaşamlarını paylaşmazlardı. cinsel özgürlük? Neden. değil. "Ne oluyor. Ne ki. Hemen anladı. kızım. terk ettikleri demekti. 'Ben kendi bebeğime kendim bakarım!'" Birkaç gece önce birlikte seyrettiğimiz bir filmi italik'liyordum. söz konusu hak"Düşünsene. borçlu olmakla. kadınlara hiç benzemeyen mütevazı eşlerini." diye omuz silkip. dersin? Erkişiler.

" "Yok. Doktor bir kadın. Bu kadın da tam ona göre. kardeşim. Tülin. Tülin. Savaş?" "Savaş'ın evi de hap gibi. "Allah mesut etsinmiş! Ne mesut edecek! "E. evlenecek. Testiyi kıran ile suya gidenin bir tutulması. Bazen iki milyon kazanıyor. Senin Metin gibi işte. Bir ev bulabilseydik!" "Çok da pahalı kardeşim. Demet'in." diye anlatmıştı Demet. canım. bazen de üç yüz binle ayı kapatıyordu. herkesin gözü üstünde." dedi Tülin." hak verdi. "aczin çelebiliğe dönüştüğü noktada arsız arsız sırıtan haksızlı"Yapma. Allah mesut etsin. Devamlı bir işi yok. Kazancı yerinde ama düzensizdi. İstan- hasta. adam güvenceye kavuşade etmiş. Annesinin evinde bunca zamandır oturmuş. bu içkisi! Sabahleyin beşte yatıyor. Cezasını versin!" bul'da kocaman bir çevre. Kadın sınıf atlayacak. o da yatmadan önce yemek yiyor. "Parayı kurtarmak için adamla evlenmem gerekecek!" "Yine içiyor mu?" "Çok! Çok da şeker bir adam. ne yapalım?" dedi. Metin nasıl? Görüyor musun?" "Ama evlenecek o kadınla. Bir çocuğu var. Demet'e çok borçlanmıştı." ğa" dayanamamıştı. (Savaş. . cak. adalet duygusunu rencigazetecisinden yazarına kadar."Aaaa! Hiç çekemem!" diye evlenmediği yeni "boy friend"iydi) çiyor. Aydın bir adam. Bakıma ihtiyacı var. "Bir oda. TRT için senaryo yazıyordu. "Nasıl. Daha ne? İkisi için de iyi. Günay. bir de tuvalet. Evlenmek zorunda. Günde bir defa. yok. canım!" "Hiç görmüyorum. bre!" diye patladı. tabii. "Yok. Tabii. "görsem ne olacak" tonlamasıyla. Ellisine geldi. Ayrıca Bilsak'ta ders veriyordu. bir mutfağımsı aralık. Aksaray gibi yerde. ne diyelim. Metin ona cazip geliyor. ama. Ay dediğin göz açıp kapayıncaya kadar geİyiydi.

falan! Alçaklıktır. kendisinden büyüktü. Babasına duyduğu öfke sonucu (psikologayrılmayan. kendisinden neflar öyle demişlerdi) uyuşturuculara dadandı. kalbini kırmak "Gücüme giden bunların hiçbiri değil. insancıl değerler. yaşayacak mı yaşa- mayacak mı. . iş-ev-hastane arasında perperişanken. doğrusu. Gücüme giden emanete hıya- net. ev terk edilecek ki. Tülin’di." diye mırıldandı.lim!" "Bir şey yapacağımız yok. "ama. Bir de. bu!" son zamanlarda. sen." "Öyle. hastalık yaşamı aksatmasın! Ne sadakat. ya da son zamanlarda Oprea'nın Çavuşesku'da açtığını düşün- oluyor? Siyasi yoldaşlık. Tülin. çünkü evliydi adam. ciddiydi! "Neden şaşırdın. Tedavi süresince yanından istemediğini söylüyordu. rahmetlinin doktoru ile belden aşağı pazarlığa girilecek! Yetmeyecek." dedi. Hayretle yüzüne baktım. Tülin'le Metin evlenmemişlerdi. İçtiği zaman çekemiyordum. sosyalizm. "Tülin inancını vermişti ona. ya! Tam annene kanser teşhisi konmuşken. Karısı Almanya'da otururdu." dedi." dedi Demet. Tülin. öteki bütün değil mi?" "Öyle. tabii de! Ama. canım? İhanetin acısı sıradan insanlarda farklı mı daha değerli bir şey verebilir mi? Brütüs'ün Sezar'da." dedi. belli değilken. Stalin'in Kautsky'de. "E. Elemanları birebir örtüşen kümeleri daha iyi anlıyordum. Tanıdığında müflisti. Günay. yine. Metin'le on yıl beraber oturmuştu Tülin. yaşam yoldaşlığından daha önemli olabilir mi? Biri parça. Tülin'inki. ne vefa! Sonra da. artık ben de çekemiyordum "Doktor hanım çeksin bakalım. İnsan insana inancından düğüm gibi bir yara olmalı. hiç değilse kınamayı bile- larının tümüne yakın bölümünü ödemişti kadın. borç- ret eden bir kızı vardı adamın.

söylüyorum?" "Benim eşim. Ona da saygı duyuyor- . Alman'dır!" cını hissettikleri için. Size. "Çeksin. Uzun. Günay. kendilerini göstermek ihtiya"Ne bakıyorsunuz bana öyle?" diye bağırdı. Bazı sarhoşların. sakin sakin dururken. "O mu? 0 benim eşim değil!. Metin de o noktadaydı." dedi. Madam Maria Tektaş Stein'dır. Metin. çocuklu mazbut bir adamdı. sarhoş bir gülümseme belirdi. orada. yitirmenin en kolay yolu. Ama birkaç yıl önce. "sol ağzı ile konuşan. Ne de olsa otuz yaşında kadın. biz o kadar hazırlıksızdık ki. Tülin. Binbaşı'yı hoş tutmaya çalıştı (Yeri gelmişken belirteyim. sevgilinin yanlışlarına sonsuz bahaneler bulduran gönül zenginliğini elbette unutmuş değildi. ne lin'le. hepimizi teker teker tanıştırıyordu. yaptı. onu)." diye saygı duyabilirim. tabii. Sıra Tülin'e gelince. bir tane vardı. rezalet çıkardıkları bir an vardır. Günay. Binbaşı. Metin'in yüzünde. Ben. etti. Metin'i işaret etti. tükürür gibi. Kalabalık bir gruptuk. Suat'ı işkenceden kurtarmakta yardımcı olabileceğini umuyordu." dedi. Metin'in de davet edildiği bir yemekti. durduramadık onu. İşte. Robert Kolej'de de. hepsi öyle değil.. Rodoplu. Dostluğu ilerletmeye. anlamsız. dolayısıyla rudu.. her ikisini de yaptı. Sorbonne'da da." dedi. askerlere ilişkin tüm düşüncelerini de açıkladı. . dum. "Eşi.kırk beş vardı. Koço'daki bir yemeği daha iyi hatırlıyordu. bu "hoş tutma" gayretlerinden bir tanesi de Koço'da. Tüolası yardımını. "Yalan mı. "zindancıların şefaatine sığınmak" gibi bir aşağılanmaktan koÇoluklu. iki kişi olarak afallayan Binbaşı'ya. Ne ki. kendisi Aşkın sihirini. Günay. ahlâk düşkünü takımından" damgasını yemekti. Böyle bir kepazeliği neden kendi ağzıyla itiraf ettiğini anlamayıp "Et kafalılar. çok eski bir mahalle arkada- bile silahlıydı) olduğunu keşfetmişti. bakalım. yüreği mangallaştıran. Güvenini. şının Sıkıyönetim'de çok önemli bir yerde (öyle olmalıydı. hukuk doktorası yapıyordum. Suat bunu hiç bilmedi. faşistler! Ama. adam sivilken Suat'ın yakalandığı günlerdeydi.

büyük bir gürültü koptu." "Elimi tutuyor. ablam be"Serseri bu. . "Vallahi. işte. çocuklar. bitti.. peçetesini katladı. hayretle dönen Günay'a. Gezi'de oturuyoruz. ciddiyim!" Yine güldü. aniden "Hayat zor. tekrar masadakilere döndüğünde. "Şimdi genç bir delikanlı var." dedi." diye düşünürken. Sonra bir erkek sesi duyuldu. Tülin'in aşk hayatını sorgularken buldu.. insanın kendisini kadın hissetmesi hiç de o kadar zor değilmiş meğer! Ben cinsellikle dostluğu karıştırırmışım. Kendisi de inanmıyormuş gibi yemin etti yine. Binbaşı. Cüneyt'e. mikrofondan yankılandı. Günay. Ayırdım. iyi. "İyi. Düşüncelerinden sıyrılıp. kalktı. izin istedi. kolsa kol. "Her emelim her arzum yine sensin. korkuyorum! Hayat zor korkuyorum! Gorhma." "Vallahi!" "Ciddi misin?" "Vallahi!" dedi. Metin bundan fazla bir Demet. Tülin. herkesi şaşırtan bir açıklama yaptı. bakıyorum. şey vermiyordu ki!" "Herhalde!" geriye attı kendini. başka şeyse başka şey.devam etmeye çalışıyordu ki. bakıyorum. Birileri bağırıp çağırıyorlardı." Ayşe'nin sigara ve alkolün mah"Bu emele bu gönül nasıl ersin!" vettiği sesi. Tülin. "size bir şey söyleyeyim mi. genç olduğu için daha da iyi. bu havadisten çok hoşnut kalmış gibi kıkır kıkırdı. "Ne münasebetsizlik. "Vallahi tatlı kaçık!" "Boşuna 'Beyaz Dizi' nim!. be!" dedi. Demet'i. matrak matrak gülümsedi. Şimdi. üstelik içmediği. Gorhma! Gorhma! Gorhma!" Demet dememişler?" "AYŞE BU!" Tam bu anda. Her türlü yardım olasılığı da onunla birlikte gitti. adı Cüneyt. Taksim'de. else el..

senin gibi müşteri olmaz olsun. hemen hepsinin gördüklerini kay- uzanıyordu ki. Yol açanlar. "Otur. dudakları titriyordu. be! Hangi üç kuruş?!" diye haykırdı. yok bir şey. Aslı." her gece. "Kerhaneci! Burası kerhane ten başka ne konuşuluyor? İkiyüzlü. belirdi. gözle görünür biçimde titriyordu Fatma. Demet. bırak şunu!" tüsü izleyen bağrışmayı bastırdı. niçin?" "Milleti rahatsız etmeye ne hakkın var. kolyeli adamın yakasına yapışmak için "Dağdan gelip bağdakini kovacaksınız. Arkalarından gelen. Kalabalığın gürül- lamaya. sonra da Yüzü kızarmıştı. kendilerinden sorulduğunu hatırlıyordu. zıp"Şeekerr! Bu tangoyu da çok sever!" dedi. Arnavutköy'ün bir zamanlar "Yeter be!" diye bağırdı. "Ne üç Üç kuruş değil mi. hırt! Bırak! "YILLARCA çektim. be!" kuruşu. kalabalığın üstünden annesini görmeye çabaladı."Tamam. "Mağara adamı! Kıro!" Fişten çekilmiş olmalıydı. it! Bütün gece oraya ayı gibi dikilip hangi fıstığı yatağa atacam diye beklersin! Allah'ın kırosu! Bir gün karını be! Randevuevi! Pezevenk! Bak. şu masalara! Bu gece kim kimi düzecek- . adam. Rodoplu. Kıroluk suçlaması salon adamı cilasını "Kaldıramıyorsan içme! Her gece. tümüyle silmişti. Amerikan Kız Koleji mezunu olduğunu. be?! Hay. göbekli. Demet yetişti. gözleri parlıyor. Ahmet'e yaslanmış. değil mi?" kendiişlerine dönüyorlardı. tamam!" Anlaşılan mikrofonu elinden almaya çalışıyordu. aniden sustu mikrofon. "Bırak be. "Bırak be!" "Anne!" Aslı dehşet içinde fırladı yerinden. makyajı sıvaşmış kadına şöyle bir bakıyor. senin aşkını. Fatma. dedemeyecek kadar içkili olduklarını fark etti. canım sen. seninle mi uğraşacağız! Çıldırmış gibiydi." dedi Günay. kötü kötü baktı. Fatma’nın. Az sonra.

külotunu "Espri de corps!" dedim. pezevenk!" Ahmet araya girdi. artık dayanamayacakmış da patlatacakmış gibi. bağımsız. "Kadına bak. emreder gibiydi. Gramsci usta!" aldırmamış. Müşterilerden en köylü komisine kadar. sanki. hiçbir şey söylemeden uzun uzun etrafına bakınmıştı.getir de görelim! Yooo. öyle değil mi. kendisine hâkim oldu "Yusuf Bey! Kendinize gelsenize. Adam. Fatma. "Yapma Abi! Görüyorsun işte. kendimize ama altta kalmak da istemedi. artık kalkalım. "Meğer. "Toprağın bol olsun. bir adım attı. eğer yaparlarsa. oradaki herkes. hâlâ söküyor?" özgü niteliklerle donatılmış sanıyoruz ya kendimizi. be!" diyerek döndü. özerk. yarın iş günü." uyarılarına . Adam. sun ki. olmaz! Sizin karılarınız başka. "Çok benziyor. değil mi? Söyle." dedi. "Biliyor mu"Camideki gibi mi?" diye sordum." gözlerinde korku gördüm. ahlâk anlayışımızı dayatan biziz. Ünlü bir kadın öykü yazarımızın. herkesin içinde. Ona rağmen. her türlü rezaleti olmamış gibi yapmakla yükümlüydü. sarhoş!" Yusuf. "Şu farkla ki. bu tür barların da 'reza- let ruhsatı' almış olmalarının gerektiğini düşündüğümü söyledim. "Aydınlar olarak." diye anlattı Günay. yacağını hesaplıyordu sanki. yatağa atmadık diye bozulurmuş!" duysun!" Rodoplu’nun sesi buz gibiydi." "Ne dayanışma. inanır mısın. ihtiyacını giderdiğini anlattığını hatırlattı. siz! Ağzınızdan çıkanı kulağınız "Üst sınıf numarası çektim. Bu 'enteller'in ne zaman ittifak yapacaklarının belli olmadığını. biz başka. son tahlilde haklıydı. duraladı adam. çevrede izleyenlere pis pis sırıttı. acı acı. Tülin'in "Çocuklar. terbiyesizlik ruhsatımız var. iş yapmak istiyorlarsa. değil mi?" indirip. Haydi. orada. bunun müessesesi için hiç de iyi olmaSadece 'biz'im değil. aksi halde işin içinden çıkılamazdı.

"Kadın pistte ba- Kapıya doğru "yürümedi. Ahmet'in kızardığını gördü Günay. Ahmet." bir Napoleon var evde!" Aslı." dedi. Buradan ben istedi"Kahve içemez. öfkeyle." "Doğru. Tülin ile Günay kaldırımda onların hareket etmesini beklediler." dedi. sının hayra alamet olabileceğini düşündü." dedi. masaya yumruğunu vurdu. ya "Öyleyse. Demet. "Rakı istiyorum. Demet ve Fatma ile birincisine yürüdü. yüzünü buruşturarak. "Uykusu kaçar. "Adresi biliyorlar mı?" diye sordu Günay. dudakları "Kahve içmem!" diye sızlandı.Olayları hatırlamaya çalışıyor gibiydi. "Hadi. Ağlamak üzere olan küçük bir kıza benziyordu şimdi. o herif istediği zaman değil!" yoktur. be!" "O kadarını da kaldıramam. ğim zaman kalkarım. kahve. orada devam edelim. Tülin. İki taksi çevrildi. Taksi hareket etti ama Ahmet hâlâ onlarla beraberdi. "Hani sana gidiliyordu?" "Evlerine gidiyorlar. durdu. nefis ye istersek." dedi. Utanan bir Meşrutiyet zampara- . "Bu kadının gecede bir saat uykusu ya vardır. hanımlar. içki neAhmet'in sesindeki yumuşaklıktan etkilenmiş olmalıydı. Hadi. süründü" kafile. ben de nefis bir konyak ikram ederim." büküldü kadının. "Bir rakı daha istiyorum!" "Boşver Fatma'cım. Ressam. heyecanlandı. onu da beceremez. bize gidelim." dedi Ahmet. Birden. Kahve içerse. caklarımın arasına saldırdı. Ahmet.

daha da erken harekete geçerdi gün ışığı. Günay'la mümkün olduğundan hızla hesaplaşmak. bir ilişkisi vardı: "Vicdanı" olduğunu söylerdi. Günay Rodoplu'yu en geç saat dokuzdan . Günay'ın onu aramasını gerektirmezdi. sızmaya benzer bir uykudan sonra.IV Ertesi sabah. Edilgen bir ilişki değildi bu. bizler için. Hiç ışık sızdırmayan bir odada da olsa. yaralarını iyileştirmek. kendisinden Amacı. yeni güne barışık başlamasını itibaren arayabileceğimiz anlamına geliyordu. ağır. adeta Şamanistik. arıtmak. kerterizini onarmak. bulur. Bunu en geç saat dokuzda bitirecek şekilde zamanlardı kendisini. Bütün bunlar. güneşle uyan- dı. Gün ışığı ile Bâtıni. gelir. sağlamaktı. vakti geldiğinde o utandığı zamanlarda telaşlanır. Kötülüğe bulaştığını hissettiği. dürterdi Günay'ı.

. sual etmemiş olduğunun farkına varmıştı. "Bir yurttaş aranıyor." "Kendisini kapıp koyveren bir toplumdan. "Hangi yumuşaklık. oturdu. severek yaptığı her şeyi 'biçimsellik'le suçlardı) uçuk pembe bej yatak odasına bakındı. Kadınsı bir yumuşaklığın "bi- Kalktı. cenazeden. Bir Her şafağın iki yüz bin taze mezarın üzerine doğduğunu. savrulan. kendi görüntüsüne. Vazgeçemezdi de. ya onlar" meselesi haline geldiğini söyleyen kendisiydi. Aynaya döndü yeniden. darmadağınık görüntüsü ile karşılaştı. ihtiyar yazarın hilekâr gözleri. Azize Hanımefendi'nin kabrine fırlatılan sigara. Müthiş bir öfke duydu. esiri mi oldu? Biraz buna çimsel" öğeleriyle donattığı (kendisiyle barışık olmadığı zaman. Kalktı. Hangi yurt. sen de!" yitirilen zamanı düşünüyordu. Ziya Bar'dan arta kalanları Bir an. oradan. "ama bu sen değilİtiraf etmiyordu ama yüreğindeki ağırlığın önemli bir bölümü dünkü "Hadi.madı. vazgeçmiş değildi. bağlı galiba. hangi ulus!" el hareketiyle aşağıladı." disini. Günay'dan boyutlarına varmış gibi görünen rahatsızlığı. imza gününden. aynadaki şiş gözlü. çok şükür!) Fatma'nın cinnet diğine müsrif bir toplumdan savrulan artıklardı. Türkiye'de meselenin hızla "ya biz. Bilemiyordu. söylendi. "Ne sahtekârlık!" diye. Bir daha hiçbir şey yazamayacağını söylemesine karşın. ulusunu gerçekten sevip sevmediğini sorgularken buldu ken"Türk halkı kötülüğü bizzat mı üretiyor. alabil- gözden geçirdi. hangi huzur! Bu cevabı korkuttu onu. sin!" günün verimsizliğinden kaynaklanıyordu. Tiksinti çağrıştıran bir duygudan başka bir şey saptaya- Yattığı yerde. alabildiğine taşkın." dedi. Suat'ın benmerkezciliği (hep kendisini anlatmış.

Hep miş gibi. 'doktora yapmanın' bir biona doktorluk edebilecek kadar iyi bildiklerini iddia ettikleri gibi bir Büyük Yalanı paylaşırlar.. Müslüman olduğumuz yalan. dünyanın en eski uluslarındanız. Türkçe konuşuruz. bıçak kemiğe dayanmış gibi. konukseverliğimiz ünolmuş gibi. yüz santim olduğu yalan.Bazen. sana. hatta. bir dil olsun belliğinin masada bıraktığı canlara kayıtsız kalabiliyor. Son on yıldır bir tek kitap okumadığı halde. illa da. o adam yolsuzluk yapıyor demiyorum. rencide boşaldığı için 'ahlâk'ı da yeniden tanımlamak lâzım. bin gramı doğ- yalan. birbirimizi anladığımız yalan. belki de olur. 'Ayşe ahlâksız bir kadındır. o kazanıyordu. 'Profelimi revize ya da tedavi edecek seviyeye ulaşmak demek olduğunu . inanırmış gibi. ben. Büyük Yalan!. (Burada kelime oyunu yapıyordu. ülkemizi savunabileceğimiz lüdür. Bir bilimi sör' kelimesinin 'iddia etmek'ten türediğini. Şimdi. eğittiğimiz yalan. hatta eğlenir miş gibi yaptığımız doğruydu. Günay... isyan edermiş gibi.. çünkü muhasebeciliğin m'sinden anlaonu diyorumdur. tüyler ürpertici bir Türkiye tablosu çiziveriyordu. hükümetimiz var. "Ahlâk kaosu dediğin. muhasebeci geçinir demek istiyor olabilirim. yaparsa.' desem. tarihimiz yalan. hâlâ ameliyat yapma cüretini kendisinde buluyor. Türkibilen profesör sayısı parmakla sayılacak kadar azdır diyorum. şekilde falan profesör ahlâksızdır dediğim zaman. temye'de profesör olmak için iki yabancı dil bilmek gerekirken. Türkçe'de kelimelerin içi "Ritüeller ülkesi" olduğumuza katılıyordum. tabii.. Kim daha iyi . gazeteciliğimiz yalan. Örneğin.. ahlaksızdır. demokrat olduğumuz yalan. matbaalarımız var. Aynı. iktidar olduru tartabildiğimiz yalan. diyorum.miş gibi.. milyarlarca liralık "Bir milyondan fazla yüksekokul öğrencimiz var.. ilk akla gelen Ayşe'nin kocasını aldattığı madığı halde. NATO'nun en büyüğü ordumuz var.?" "Ahlâk kaosu. kilogram kullanırız. metrelik cetvelimiz var. yüzbinlerce camimiz var. daha sayayım mı?" ğu yalan. Cumhuriyetiz. Oysa. Ayşe. birbirimizi sevdiğimiz yalan.

) Bu yetersiz insanlar zamanla öyle bir şebeke. sözüne ci'nin "Aslıcan" (Çocuklarının adıydı!) takma adıyla yazdığı bir makaleyi lent Gültekin'in. Türkiye'de. Dermanı kendi elinde değildi. çevresinde kendisin- altında olduğunu söylüyordu. Zabıta." Rodoplu. Tabii. en zayıf." "Anladım. Onu yapar. ters manı kendi elindeydi. "Timsahın gözyaş- ları desem.C. zamanın Devlet Bakanı Adnan Kahve- gösterdi. Prof. yalan söylemeyeni. negative selection. Yani. Türkiye'nin uluslararası değeri (adam dünya finans- man mekanizmasını elinde tutuyordu) tartışılmaz bir teknisyen olan Bü("kaçırdık" diyordu) iki sayfalık bir ağıttı. ayakta kalan. uğursuz seçim) dedikleri oluşumu besleyen de budur. bir mafya oluştururlar ki. Namussuzlar. sadık tüccarı. yetersizin. ye'den kaçıracak olan da Kahveci'ydi! Ekonomik Bülten gazetesinde. deryan bir 'iktidarın ima ettikleri korkunç. yerinde kalabilmesi için. Batılıların. Darwin'in değil." 'sahici' profesörlere. Türki"Nasıl değerlendirirsin şimdi bunu?" dedi. fiziki yetersizlikten bahsetmiyorum. Ne ki. Bu kıyım böyle gider. ayaklarına do- . Mastürbasyon desem. İzleyen. en yetersiz olandır. desem. ayakta kalmaya en layık olan den de yetersiz olanları toplaması gerekir. namusluları. Gerçek üzüntü desem." teorisi tam tersine işler. Gültekin.hatırlatıyordu. makûs seçim (makûs talih gibi. ahlâklı insanların "yaşam sahanlığının tehdit "Güçsüzün. Bakanı! Cinnet bu. piyasa. Günay. politika. tam tersine. iktisattaki kötü paranın iyi parayı kaçırması ilkesi gibi vermezler. iktidar olma- giden. Topluca cinnet geçiriyoruz. hatta 'sahici' profesör olma yolundakilere geçit rüşvet almayanı barındırmaz. Kahveci'nin bakanlığına bağlıydı ve onu Türkiye'de tutacak olan da. TKKOİ Başkanlığı'ndan ayrılmış olmasına hayıflanan. Türkiye'de istisnasız her alanda yaşanan facia budur. Makale. adam kendi ismini kullanmamış. adam T. katlanarak hızlanan çöküştür.

Nitekim.' diyorum. Türk aydınlarını bir kalemde silip atmasının doğru olmadığını düşününımı sıkıyordu. evlere kapanmak da çözüm değildi. Ben ise bu konuda Gramsci'ye hak veriyorum. Ayşe de yıkamadı.' diyorsun. Ne ki. yazarları hatırlatıyordu. adamakıllı ca"Bunun epeydir farkındayım. 'sol' arka-planının seni 'aydın'. senin 'bağımsız ve özerk' bellediğin bu iç-çevre. Anlıyor musun?" olduklarını varsayıyorsun. kütüphanelere de bulaşmıştı. Ne zaman aydınlara ilişkin bir şey söy- lesem bakışlarını kaçırıyorsun. Ağır. Ben diyoki'den bu yana. 'Yüzünü yıkamamışsın. bağımsız ve özerk bir grup ratmakla görevlendirdiği kendi 'öz-uzman aydınlarını' yaratır. "Seni gidi statükocu!" diye takıldı. Ancak. kokulu. sonra ciddileşti. Bir diğer nedeni de. "Var.laşmayacakları bir yerlere sürmüşlerdi. hayali "Dinliyorum. yağlı.. İttihat Terak- . bir 'meslek kategorisi' olduğunu savunuyorum. onları bırakıp aydınlara yüklenmek haksızlık geliyor. "Sen benim 'iç-çevre' dediğim insanların. siyasal ve Bak. kapıların altından girmekle tehdit ediyordu. mülkiyeti. Millet cebini doldururken. 'ilerici' ya da en azından 'demokrat' bellediklerinin yanlışlarını hoş görmeye şartladığını düşünüyani paranın kimin elinde olduğunu ve dolayısıyla kimin elinde olmadığını çok fazla önemsiyorsun. hayali ihracatçılar ortalıkta cirit atarÖnce. ekonomik. egemen sınıfların toplumsal." "Ne alakası var!" Kızmıştım. ihracatçılar daha kötü.. yükseldikçe yükseliyor. korkarım. ken. burjuva arka-planından dolayı. Ben aydınları eleştirirken sen bana 'Ama.' gibi bir şey bu. İmza gününde örneklerini gördüğü Günay'ın yargılarını zaman zaman çok katı bulduğumu söylemiştim. kendi gelişmesine en elverişli koşulları ya- rum ki. koyu renkli bir sıvıydı. Bunu söyledim ona. her toplumsal sınıf. "Büyük Yalan". 'aydınsallık'ın. Aramızdaki en önemli anlaşmazlık bu herhalde." yorum. bak. yordum. 'Ama.

Türkiye’nin kurtuluşunun ancak kün olabileceğine inanıyorum. filozof. uygarlaştırma misyonu' da. Çetin Altan'ın bir yazısını okuyup sokağa döküldüğümüz günlerin anıları belleğimde henüz taptazeydi.müm- ramı irdeleyeceksen. 'Türkleri uygarlaştırma misyo- rinin hep bir ucundan 'İttihat Terakki'ye bulaşmış ailelerden geldiklerini nu'nun bu ülkede dayattığı 'otoriteci ahlâk' sisteminin Büyük Yalanı doğurmada en büyük etken olmuş olması. filozof." Şaşırmış gibi duraksadı. Günay buruk bir acı veriyordu. Putlaştırdığım birileri de yoktu ama gençliğimin ilahla- . tabii. Düzenin organik aydınlarının 'yeniye' görevleri gereği geçit vermeyeceklerini düşünüyorum. gibi isimlerden soyutlayabilir misin? "Hayır. iç çevresi. Hal böyle olunca Rahatsız olmuştum ama yine de itiraz ettim. hukukçusunu yarattığı gibi." demek zorunda kaldım. sanatçı olarak gördükleri için 'aydın' olgörürsün. düşünüyordum. İttihat Terakki cuntasının aydın kategorisidir! Aydın tipini. deyiş yerindeyse.kültürel alanda yarattıkları aydın katmanlarından birisidir! Kapitalistin efendim. edebiyatçı. Sunay. İttihat Terakki ile hızlanan 'Türkleri kendisiyle birlikte sanayi teknisyenini. kelimeyi unvan olarak benimseyenlerin ortak unsurlarından yola çıkmayacak mısın? 'Paşa' kelimesinin çağrışımlarını. sanatçı simgeler. Herkesin önünde eleştiriyorsun. açık toplumla!. Babıâli'nin ileri gelenleBenim işaret etmeye çalıştığım. Gazeteciler. İsim veriyorsun.zurnanın son deliği!" "Ama. "Ama başka çaresi yok ki! Yazıyı yazarından nasıl soyutlarsın? Kavhalkın Büyük Yalan'ı yüzümüze vurmasıyla -yani. duklarını düşünürler. biraz araştırırsan. kendi organik aydınlarını yarattı! Bugünün kendilerini edebiyatçı. hayali ihracatçılar -senin deyişinle. Şimdi. Az önceki "statükocu" suçlamasını rından söz ediyordu. ekonomi-politik profesörünü. meseleyi kişiselleştiriyorsun. Evren.

ama 'Hayır: Muhammed ra gelen bir Muhammed. özel Bir anlamda hep vermişti. çok farklı olurdu. bu saat. paniğe benzer bir ruh haline kapılmıştım. en iyi kullanabildiği araçla müdahale edecekti. saat. akademik unvanlarını kimlik karbir yönüyle ne denli savunmasız olduğunu bir kez daha idrak etmiş.' "Tam tersine. "Büyük Yalan"ın bütün izlerinden arındıracak. ne ki. ama her atış. arkadaşım. becerebiliyordu. Bu kavgada Günay'ın kendisine uygun gördüğü yazıydı ama bu araç poli- . (Yalçın Küçük olsa 'mazoşizm' derdi) "ben olmasam tufan" türü psikolojik sapmanın Günay için de söz konusu olabilirliğini başka Muhammed çıkarıp getirirdi! Öyle mi?! Yapma. Doktor ‘un. Eşyalarının kaybolduğunu neden sonra fark ettiğini. 'kontrol düşündüm. belki de Arabistan’ı Hıristiyanlığı kabul etmiş "Tam tersine. Kendimizi kandırmayalım. O sıralarda. ne de kariyerinin keyfini sürmeyi tı gibi bürokratik belgelerden ibaret gördüğünün ayrımına vardığımda. gün. Keşke." "Kuşkusuz. işler hiç şüphe yok ki. nefes alsak. hemen hiçbir şeyin fiyatını bilmediğini. ola- kişi önce kendini ıslah edecek. kimse vazgeçilmez değildir. o da çekiyordu. gülümsedi. "Ben Değeri Tiryakiliği" adlı kitabını okuyordum. tarihsel durum onun yerine bir bir determinist önermeyle ya da düşük seviyeden bir Marksist formülle doğmamış olsaydı. oyunu başka bir so- ya bugün ve bu saat müdahale etmekle yükümlüydü. Kadir Özer'in yanılgısı' dediği. duruma. Daha önce de söylediğim gibi. Nasıl'ına gelince Yaşam sahanlığını "Büyük Yalan"a terk etmek istemeyen herkes. kontrol yanılgısı olanların sayısı artsa da biraz bulurdu." dedi büyük bir ciddiyetle. Her zar atışta tesadüf vardır. ne refahın. sonra da. transandantal olduğu için koruyamıyordum da onu. canım! Böyle ilkel işin içinden çıkamayız!" Maxime Rodinson'u hatırlatıyordu.ta ve bir o kadar derin. "Eğer Muhammed doğmamış olsaydı. çok daha farklı bir boyut- koşullarından kaynaklanmadığı. Öte yandan. bugün. aynı acıyı. Ona söylediğimde. Yirmi yıl sonnuca sürükler. Dr.

Dmitri kendisini hiç durmaksızın ve başkası olsa asla kıyamayacağı bir acımaonca insan kayıtsızken.tika. kısacası beşeri faaliyetlerden herhangi birisi olabilirdi. ikiyüzlülükten olduğu kadar sıradanlıktan da iğreniyor olduğunu keşfetmiş olması.." rak. Rodinson'un kitabını ona ben vermiştim. Ama. kendisinin dertleniyor olmasının paranoya "tel- Fyodoroviç'i gibi. Öte yandan. Hırçın. sinirli ve öfkeliydi. kendi hayatıGünay olmuştu. öldürücü nefret duymayı beceremediğini "Bilgi" ve "malumat" ayrımı ile ne kastettiğinin somut bir örneğiydi na ilişkin "bilgi"ye dönüştüren. sızlıkla eleştirmesine. hemen her zaman aynıydı. her yüce şey!. Sorumluluk duygusu izin vermeyecekti (Neden." dedim. "O zaman da." diye fısıldadı. onu. Bütün bunları bildiğim için. hırpalamasına neden oluyordu." dedi. sonuçta vardığı yer. bu denli sorumluluk hissettiğini de daha sonra anlatacağım). 'Haydi. Büyük Yalanı doğrulayan kahredici olayların sayısı arttıkça. Daha doğrusu. Sahici bir militan olmayı. bir yerlerde bir yanlışlık olduğu umuduna kapılıyor. mihini" göz ardı edemiyordu. (doğal olarak!) dinlenememişti. "Evet. kendini beğenmişlik olasılığını güçlendiriyor gibi görünüyor. Günay. endüstri. "Dostoyevski'nin. parmağımı yüzüne doğru sallaya"Sen bir seçkincisin!" Gözlerini kocaman kocaman açtı. yazmaktan vazgeçmeyeceğinden adım O sabah. Rodinson'la ilişki kuran gibi emindim. Ama. itiraf et. düşünüyordu. Var olsun içimdeki "Günay Rodoplu. zaman zaman kusturacak kadar ağır basan tiksinti duygusunun gerekçelerini sorguladığında. bre!' diyorum. 'Var olsun evrendeki her yüce şey. cevabı. daha doğrusu. sanat. "Evet! Ben rasyonel otoriteden yanayım! .

yabancı ses. malı görelim. 'Evet. Galiba 'tıp' diye de bilinirdi. Uzay gibi sessiz (bunun nasıl bir şey olabileceğini kestirebilmek için günlerce kulaklarını tıkayıp dolaşmıştı) ayın yüzeyi gibi kımıltısız bir hayalet şehre dönüşüyordu İstanbul. "Bir. bu.' demiş olmasından oldum olası gurura benzer bir şey duyarım!" söndürmemiş gibiydi. nutuk atarken. Deha'm. öyle kalmak. üç! Estepeda!" diye bağırırdı. arkasında türlü şekillere giren (sürekli hareket etmek şarttı) oyuncuları görmez. dahası. Yeterince hızla davranmayıp ebeye yakalanan onunla yer değişbu dünyadan olmayan. Komutunu duyan oyuncular o anda hangi kotirirdi. günlerden bir gün. zaten kanamalı midesini berbat ettiğini biliyor. birisi. "Nasıl. daydılar. "inat için" yaktığı sigarayı hiç Sana bir sır vereyim mi? Amerika'yı ziyaret eden Oscar Wilde'in. da donduran. Telaşlandı birden. Sigaranın görüntüsünü çirkinleştirdiğini. malı?" "Estepeda'yı! Bugün ona bakmayacak mıydım?" "Öyle miydi?" Kızardı. var. dil dışarıda. yanaklarına renk geldi. aynada kendisini süzerken. Oblomov ama?" "Saçmalıyorsun. "Hadi. Bu hali de kızdırıyordu onu." dedim. doğururken donmuş kalmış insanları. güçlü bir ses. Koca İstanbul’u bir an- "Estepeda" bir çocuk oyununun adıydı. sonra. kül tablası hemen tümüyle dolbir gün geçirdiği için cezalandırıyordu. kendisini dünkü gibi Kendisine böyle aptalca sıfatlar yakıştırmasından nefret ediyordum. "Hangi Oyunda. Ben geldiğimde. meyhanelerde. ayrıntıları ile anlatıyordu Ro- . uzun etme de. rüşvet alırken. ki. gözler şaşı. Yedi tepeden yankılanan meşum bir sesti. muştu. ama!" Sabah. ebe.. numdaysalar. odayı kokuttuğunu. martıları. yüzünü duvara döner. "Estepeda!" diyordu. Kerhanelerde.'Deklare edecek bir şeyiniz var mı?' diye soran gümrükçüye. vb. 'donmak' zorunBu masalsı (ya da bilimkurgumsu) kitapta. hastanelerde. aniden.

her şeyden önce "sahici"ydiler. ortak özelliklerini keşfediyorduk: Bu insanlar "yerli"ydiler. bir tarih profesörü. Akılcı bir gerekçe bulunamıyordu ama kurgu çözüldükçe ilk anda fark etmediğimiz İkinci bölümde kafilenin neden başkalarının değil de. 'benden başka herkes aldanıyor' demesi güç şüphesiz. yaşamları boyunca. Kıyamet’ten önce yatta olduklarını anladıklarında yaşayan birilerini bulmak umuduyla. Birbirlerini tanımıyorlardı. bağımsız düşünce ve inançlarını (örneğin. bir sanayici. bir sendikacı. Pompeii'yi anımsatan bölümleri vardı ama şehir İstanbul olunca. . otoritenin dayattığı ne kadar direnebilen. bir avukat Sayfalar ilerledikçe. Daniel de Foe'dan.doplu. hepsini sorgulamaktan. bir veteriner. toplumla ya da bireylerle hemfikir olmama özgürlüklerini korumak. sentetik renklendirici kullanılmaması gerekliliği bunlardan biriydi!) inatla savunmuşlardı. hep umutsuz olmuşlardı. ama sahiden herkes onu haykırmaktan çekiniyorsa. alışkanlıkların karanlık çölünde kurutmamak" için olağanüstü bir gayret- kalıp varsa. akide şekeri imalatında. sadece ve sadece bir düzine insan olduğunu öğreniyorduk. lardı. ama "Estepeda!" komutuna Günay Rodoplu'nun iki çıkış noktası vardı. Emanet kafalar'la düşünmeyen insanlardı. sekiz milyonluk şehirde bu felâketten kurtulan tamircisi. görünürde hiçbir ortak yanları yoktu. "Hakikati bulan. Meriç'in aktardığı. "aklın ırmağını le direnmişler. yakınlarınızın cesetleri üstünde yürüyor gibiydiniz. bir öğve bir de şekerci. Habelirli merkezlere ulaşmaya çalışıyorlar. bir ayakkabı retmen. bir fahişe. Bir adamın. Hep mutsuz. gerektiğinde kırmaktan kaçınmıyorlardı. bir imam. birbirlerini fark dahi etmeyecekleri muhakkaktı. bir eleştirmen. Her biri İstanbul'un bir ucunda oturuyordu. kendilerinin bir şeyi. felâketten kurtulanlar da onlardılar. sonunda Taksim'de buluşuyorkurtulmuş olduklarını anlamaya yönelik çabaları anlatılıyordu. Dehşet vericiydi. bir serseri. Türkiye'de. İlki. hem budala. karşılaşmış olsalar. başkaları farklı düşünüyorlar diye. hem de alçaktır. "Büyük Yalan'ı paylaşmayı reddetmişler.

" dedi. bir iki Türk kardinal çıkarırsa. Türlerden' kurtulabilmenin tek yolunun. neden olduğu savıydı: tüne ne diyorsunuz?" "Abd-ül Kadife.aldanıyorsa. sonuçları ne olursa olsun. "Affettirmenin bir yolunu bulsam.. temas ettiği medeniyetin kılıcı kesilir." dedi. ğım. Kıyamet'e neden olanlardan bahsediyordu! "Ne dedin? Aklayacak . Günay. Kilise milliyetçiliği bırakırda. Okumaya geldiğim bölüm bu "Kıyamıyorum. yerlilerin Yerinden kalkmış.. "Daha şimdiden Beyoğlu kiliselerinde Noel kutlayan seninkiler. Boğaz Köprüsü'nden. 'yabancı işgalci- (zaten bir anlamda hep orada yaşamışlardı) yürüyen kafile. insanların kendi gerçeklerini haykırmaları olduğunu düşündüğü anlaşılıyordu. ya Güneş Taner?" diye sordu sanayici. Ayaklarının altında uzanan (bir ulusun!) hazin sonunu sergileyecekti. pencereye yürümüştü. ülkeyi esir alan "Büyük Yalan"a. şehre ilk kez görüyormuşçasına uzun uzun baktı. No/No/No! tişörkiye’yi egemenliği altına alan kalpazanlar mafyasından. "Onun." Kitabın sonunda. Kafdağı'nın ardına son bölümdü. 'Heavy Metal' esprileri çizdirten zevzeklik. ama anlaşılan yazmamıştı. Tahmin edeceğiniz gibi yazarın bu- na cevabı. insanın doğru bildiğini söylemek ve yapmakla yükümlü olduğu şeklindeydi. İstanbul'u diriltmek için gösterdikleri gayretlerin İkinci çıkış noktası. sanki. aklayaca- mısın?!" Birden. yabancılaşmanın "Peki. dokuz dilli Cizvit papazını bağırlarına basmazlar mı? Bir de. Mozart'ın reauiemini yöneten. "Yazamadım. asrın başından bu yana huşu ile seyrettikleri Sistina Şapelinin Mikelanj boyaması muhteşem kubbesi altında." tümü sonuçsuz kaldıktan sonra. çok sıkılmış gibi döndü. Satır araları okunduğunda." "Türk binlerce yıldır yaptığını yapar. o ne yapsın?" sözleriydi. Hıbır'ın haşiyesine. imam." dedi.

çakallardan ayrı durduk. Doğa'dan doğal olmayanı talep ettik." dedi." "Amaaan!" dedi. Bazılarımız. sinek savar gibi bir el hareketiyle. "Bunlar mı?" "Evet. insan olduk. Bir başına. Belki beş bin yıl öncesinin Mezopotamya'sında. ya Darwin’le ya da din kitaplarıyla karşı koyduk. notlar. insanoğlunu insanoğlu kılan. 'Anamızdan çocuk yapmayız!' dedik. su kaplumbağalarından. 'Ne farkınız var?' diye soranlara. belki on bin yıl öncesinin Çin'inde. el yazısı. "Bak!" "Nedir. olayı çok ciddiye aldı.hepsi uydurma!" Yazı masasını işaret etti. Öyle buyurduk. "Aslında bunların Üstlerinde. "Esasen bunların hepsi uydurma. Sonra herkes kendi meçhulüne yollanır. insanoğlu insanoğluna kısacık bir süre için teğettir. "Bak. insanoğlunun insanoğluna teğet geçtiği o kısacık süredir: 'Biz' öyle buyurduk. orada ne var!" ları gördüm. 'Zayıf kollanmalıdır!' dedik. Güneşin bir alevden ağırlık ki üç defa milyon defa iki bin milyon ton 'ne iyi ne fena ne güzel ne çirkin ne haklı . "Esasen bunların hepsi uydurma. türümüzü kedilerden iguanalardan ve eğreltiotlarından ayırdık." diye başlıyordu. uzun bir şiire benzer birtakım notlar olan kâğıt- Samanyolu galaksisinin güneş sisteminin kokuşan bir gezegeni olan dünyada. bunlar?" Öyle yaptım.

Patlayan flaşın elindeki ufacık fotoğrafta yok ettiği binlerce ayrıntı gırtlağına tıkaç oldu. ama. zor toparlamış gibi bir sesle. mayı andıran. bunlardan birisiydi. bana bakıyordu. Sevdiğini türünden ayırt eden farklılıkların hiçbiri yoktu. Şiran'ın portresinin yanında. bir ağladı. Kül oldu. güneş devedikenlerini de. gözüne yakınlığının her baktığında ürperttiği öteki yara izini boşuna aradı. Biçareliğine bir güldü. Oysa. ayakta. Bir tür büyü. meydan okuTaş devri insanı mağarasının duvarlarına çizdiği hayvan tasvirlerinin asıllarını getireceğine inanırmış. kahkahaçiçeklerini de ısıtıyordu. Kerem gibi yana yana. Kendince. Hayretle başımı kaldırdım. . Sevdiğinin aziz yüzünü canlı kılmaya sıvandı. Yüzünde. 'hayatı' karşılıyordu. elle- nasıl karşılanacaklarını bilmeyen. endişeli ifadesi vardı.ne haksız' olduğunu unuttu! Kadıncık. Hint fakirlerini ateşte yalınayak yürüten güçleri yardıma çağırdı. Gözlerini yumdu. " dedi." (1) rini göğsüne kavuşturmuş. en ufak bir saygısızlıkta orayı "Devam et. hemen terk edeceklerini önceden haber veren insanların. Biçare bir gayretle atıldı. Güneşi zaptetmeye kalktı. Canını alıp giden ölüsünü diriltmek için elinden geleni ardına koyan var mı? Neandertal atalarıyla özdeşleşti Kadıncık. Buruncuğunun üzerindekini. gözlerini dikmiş. ya da hayati bir gerekliliğin olmayanı var etmek dayatması.

Hiç olmadığı kadar onunlaydı.'Elini tuvalin üzerine koy' dediler. Hasreti enerji oldu. Yukarı. Kadıncığın yağmura özendi gözleri. bir tanem. Öyle yaptı. aziz çehreyi gizleyen sis moleküllerini ayıkladı. O zaman da. sisler içinden baktı sevdiği. Ona Kürtçe türküler çaldı. tan veren ışıltılarını. Gamzelerini sienna-portakal karışımı. yumuşak tüylerini okşadı. canını evine getirdi Kadıncık. her bir hücresinden ayrı ayrı sorumluymuşçasına. kaşlarını çatmıyordu. hoşgeldin. 'Hoşgeldin. Bez kabardı. sevgili alnı bir baştan bir başa dolaştı Kadıncığın parmakları. bıyıklarının nikotin değmiş ve değmemiş kıllarının yerini ve adedini. saç diplerine çıktı. Gülsün 'ün resmine baktı. televizyona baktı. göremez oldu. Kaşlarının arasına indi. dua dua. Kepekleri üfledi. İzleyen iki ay. başını kokladı. sevgili dudaktaki yarığın derinliğini. Darbe darbe. yağlıboya tablosuyla yaşadı! Tablo. gün döndü. 'fısıldadı Kadıncık. doku değiştirdi. Yoldan çıkmış iki teli yerlerine yerleştirdi. Binlerce anıyı bir araya topladı. parmak uçlarından aktı. Renkler yardıma geldi. ışığı kapatıp karanlıkta bırakmakta tereddüt etti. İnceden terini kehribar sarısı anlattı. . şakakların da halkalanan saçlarının dokusunu ve yumuşaklığını herkesten daha iyi biliyordu. Dayanamadı. Dede Korkut'tan sıkılır diye kıstı. bir daha okşadı. Gardenyaya baktı. fırçayı yüreğine verdi. Dışarda Sibirya fırtınası ölüleri mezarlarından sökmekle tehdit etti. İki ay. İyi geceler diledi. Şiran'ın inceden terli alnı oldu. Yüreği. erkeğin esirgediği balayını ondan habersiz. anıları kayda geçtiler. Yaşlar perde olunca aradan çekildiler. beze değdi. İncitmekten korkar gibi. gözleriyle kovmuyordu. Sıpa güzeli gözlerini koyu kahve. Saatler aktı. ihaneti kaçınılmaz beyaz. dudaklarını kaçırmıyordu. burun deliklerinin iki yanındaki küçücük kıvrımların şeklini. Bir daha. Yetmiş ikinci saatin sonlarına doğru.

Yatağına almadıysa. Şiran 'ı unutacaksın diye ferman verseler. bir an. Ama senden yüz çeviremem. Kâbe mi bu herif. Gövdesiz başın çağrıştırabildiklerine dayanamazdı! (2) Kadıncık'tan Portre'ye: Bana verdiğin acıdan zevk almıyorum. adamın küçücük bir fotoğrafından büyüttüğü portrenin hikâyesini anlatıyordu. Kendimi tanıyamadım ya da belki tanımak işime gelmedi. hepimizi başına topla- . Ama değil. ben sana yeni bir sevgili bulurum! (şakırdayan gümüş Bodrum takıları) Fıstık gibi karısın. Bülent: dın? (portreye ters ters bakarak) Nilgün: Üzülme be anam. dostlarından intikam aldığını düYeni bir romanın notlarıydı: Şiran'ın romanının. Kadıncığın kanını yerde bırakmayacaktı. diye şündüm. Masasının etrafına toplanmış olanları hemen tanıdım. Aralarında ben de var mıyım. fıstık! Bülent: Bu resmi yapan akademi öğrencisine diploma verirler be! (yerinden kalkıp tekrar bakarak) baktım. Öylesine çığlık çığlığa bağırıyordu ki. tablo portre olduğu içindi. Yemek masasının Ne lan. cevabım lam ve elif olurdu: La! Haykırırım. LaHaHa! (3) üstünden indirmediği o mahut portrenin.

(7) Nilgün: Dertleri i i İ. Toprak kadar soğuk Toprak kadar yabancı Seni seviyorum. (5) Portre: Serseri! (belli belirsiz kıvrılan dudaklar!) (6) Kadıncık'tan Portre'ye: Seni seviyorum.. sayacak? (4) Kadıncık'tan Dost'a: Kadıncık 'tan Portre'ye. Seni geri getiren resim yeteneğim değil. Bir daha hiç gitmeyecek! Sen onlara bakma. zevk Sus. lokmalarımızı mı. böyle başımıza dikilip.Nilgün: Şimdi. yahu. be kadın! edindimmM.. Toprak olsan. ketva disa helin dani Helin dani a kesara dilemen. İman gücü. Ben de neşe ne ar a r r r! Bülent: Abla. . şimdi ne diyorsun sen? (8) Kadıncıktan Dost'a: Te ku lil ki Te ku lil ki der be xare Der be xare de bu iser singemen Kewa disa. Burası onun evi! Geri döndü.

. (10) Kadıncıktan Dost'a: Ben de öyle yapıyorum. bakıyorum. Abi! Ne var yani. Bir yakışıklı delikanlı görüyorum. dünya da erkek mi yok? Herhalde bende bir bozukluk var.(9) Bülent: Allahalah! Bende bir bozukluk var galiba! Kadıncığa bakıyorum. üç gün üzülürsem. Bir kuş görüyorum. ben hiçbir şeye heyecanlanamıyorum artık! (kaybetmişlik duygusu) Mehmet: Hiçbir şeyi ciddiye almıyorsun da ondan! Kendini bile ciddiye almıyorsun! Nilgün: Vallahi. o biçim! Koy kız bir rakı! Bir çiçek görüyorum.. hiçbir şey anlamıyorum. Ama insan iradesini. şu üç günlük dünyada? Bu herif beni böyle üzsün. Anlaşıldı. Özgür iradem benim biricik müttefikim. heyecanlanıyorum. irademi kullanıyorum ve sevmeye devam ediyorum. lan. ben bir heyecanlanıyorum abi. (11) Nilgün: Bırak şimdi! Ne diyorsan onu söyle! (12) . Allah belamı versin! (şen kahkahalar) Yabancı: Karımdan ayrıldığımda ben de çok kötü olmuştum. heyecanlanıyorum. vallahi burnumun direği sızlıyor! Ne var.

sarı yolculuk işte. Kıble 'ye indiler.' dedim. Hint'e uğradılar. Uyardım onu. Mim. 'Sergeşte dı bi rex Cezir'e!' Baktım.' Ahd ettik. Medler. daha İsa'nın doğumuna bin yıl vardı. 'Galiba senin gönlünde de bir yer var' dedim.' dedi. Midyat üzerinden Cizre 'ye. ahbaplık ve kardeşlik. baktım da rehberim Mim'i sevmekten korktum. Yari ne hesaniye. Mela'nın memleketi Cizre 'ye. lafla olmaz. Yari ubırayi muvaxat Na bit bı riya-ı meqalat. böyle? 'Xalib dı dile teda ney ar ek. Vefasız Atinalılar bile bilirlerdi ki. sen sen ol. Derler ki. Dur Şarrukin harabelerine Herkes Güney'e gitmez ya! Benimki de.İran 'da konakladılar. cefaye Evvel ne de ber wve ve cefaye. ikiyüzlülükle. Musul'un az berisine. vefadır birincil nitelikleri. o dur durak bilmez. Acemlere dillerini. Kafkasları aştılar. Asya'nın ortalarından bir yerlerden. Bir şahtur kiralayacaktım Dicle'den aşağı. Dur Şarrukin 'e vardıklarında. beni sevmekten korktu Mim. âşıklar gibi sabırsız. Dicle'ye. Dostluktan maksat da vefadır. otuz altı harfli Aryan alfabelerini sundular." Baktı baktı da. öyle koyulduk yola. Uyardı. el sıkıştık. 'yoksa ne diye coşarsın Cizre'nin yanı başında. Sonunda vefa göstermeyeceksen eğer.Kadıncıktan Nilgün'e : Mardin 'den yola çıktım. Semerkant'a. Buhara'ya. Havsar ovasına. ha bilesin. Horsabad'a. Dostluk kolay değil. Çok uzak yoldan geldiler. çılgın nehirde. Zin'e sevdalı Mim’in rehberliğinde. bir Med. beni.' dedi Mim. göze alma o cefalı işi. ölür . 'Dostluk. zordur.

'Bu yolda ben bir borcu ödüyorum. güneş arkamdan alçaldı. Benim övünmem değildir.de sözünden dönmez. ıssıza vahşi bir sessizlik indi. 'Kasr'a varmazsan. dudaklarım çatladı. Issızın ortasında. kendi kendime. Dizlerim kesildi. ama Mim bırakmadı.' Öyle yaptım. görmez olaydım! Görmez olaydım. Sanki İstanbul’a Diz çökmek. Yanıklar. vazgeçmez. telef olursun. Rüzgâr savurdu kumları taneleri terime karıştı. Bedenimi gittikçe sertleşen bir çamur sardı. İçimden dayanaklar aradım. terim pıhtılaştı.' dedim. Ama ben mecburdum o suya! Önce çıkınımı. Bir ahd yapmışsa. hayalimin serin gölgesine uzanmak istedim. şundan birkaç ay önce mantar topladığım Belgrad ormanlarının göğe varan ağaçları. 'Tarihçi Briffault da böyle der.' Kadim denizlerin yosunları nicedir buhar olmuş kıraç diplerini gördüm. Nihayet. sömürülen. ufkun altında görünen karaltı bir ağanın kasrıydı ki. Yürümekten ziyade sürüneceğim.' dedi. şu bitmiş tükenmiş insanlara karşı İstanbul’un işlediği günahların borcunu ödüyorum. sonra dostlarımı attım sırtımdan. dereler gibi taşan çeşmeleri canlandı hayalimde. bir yudum acı su içebilmek için oraya varmam gerekti. İstanbul’da. kaşıntılar arttıkça. Boynunu büktü. Yükümü hafiflettim. yalnız can. varmaz olaydım! Gördüm ya. elin ayağın göçtüğünü . Vardım ya. uzaktan tüm umutlarımı bağladığım Kasr'a vardım.' dedim.' dedi. Gün sona erdi. Asırlardan beri soyulan. yalnız mal vergisi için aranan.

' dedi. Doğruya. Yüzyıllardır biriniz gelir. burada?' Kalır. tarla farelerini bile kaçıramamışım! Ama.. (14) Kadıncık: !!!!! !!!!!!! !!!!!!!! iiiiiiiii! . Düşman acı söyler.' diye haykırmışım da. • HAYIIIIIRRR! Hayır. Mim.. aklımı yitirmiş olmalıyım.' Kimse kalmaz mı.. aklımı. Örenler burada oturmuyorlar. herif istemiyor işte seni! Yanlış anlama. izleyen sessizlik) (12) Nilgün: İyi. Şiran'ın evi burasıdır. 'öyledir!' Burası Yukarı Mezopotamya'dır. benim gibi düşler!' (odaya düşen bomba. hanımelinin gölgesinde' 'Eh. hatırladım. biriniz gidersiniz. (16) Şiran: Seni yanımda KADIN olarak istemiyorum. Doğruya. Dost acı söyler. Mim.. 'Düşler kalır.kuyunun suyunun çekilmiş Kasr'ın yıkılmış olduğunu! İşte.' başını salladı bilge Mim. hoş abi de. 'İstanbul’da. dost acı söyler.' dedi. (13) Kadıncık: Doğru.

Oya: Erkek olsaydın. Haberin olsun! (20) Üfürükçü Yakup Aliy: Sayın Kadıncık Abla. geri gelmeni sağlamak için yapacağım yoktur. kadın olurdun. kadın ? Korkarım. canım! (13) Kadıncık Şiran'a: Mim 'e söz verdim. "Bu bir roman. ama. Dr. yapacak hiçbir şey yok. Öksürüyormuş gibi yaptım. bu adam sizi terk Etti. beni yatıştırmak istercesine. yandı. sesimin . Ama. Çünki Adamın sizden Başka meTrisi var görünüyor. kolaydı! Keserdik. tığımda gözleri dolu doluydu. bu iş de böyle halledilirdi. boğuluyormuşum gibi çıktığının farkındaydım. canım!" dedi. bak- "Kim bu Yakup Aliy?" Gırtlağıma bir şey tıkanmıştı sanki.Avaaaaz! Avaaaaaaaaz! Haber salın Şiran’ıma! Yıkılası yalan dünya! Etme brE! Etme bRE! Etme BRE BUNU BANA! ETME! ETME! (13) Dağlardan yankılandı ses.

Munis bir ifadeyle başını sallaSenin başka hocaya yazdırdığınız musga çıkıyor yasdıkta onu çıkarın KaPı üzerinde var onu çıkarın Ve sizin Taşıdınız musgayı hePsini eVden dışaRı Temiz yere gömün üzür dileRim siz de Nikahlı değilsiniz siz de 8 senedir meTrissiniz Ama siz getir derseniz getireyim Soğut dersen şunlar lazim yılan derisi on santim suna yılanı olacak 1 prç hoyrat otu miskizafer 1 paket kehver 3 sıran 15. diyorsun ya. 'Sana yeni bir sevgili bulurum.' Bilmez misin. yoksa onu da mı beceremiyordu!? (arşa yükselen kahkahalar) (23) Kadıncık: . yine yılandadır? Bana yeni bir 'sevgili' öneriyorsun.000 TL soğutmak için bunlar sana getirmek için 3 gr hamrelyarasa kuşu canlı 5 sm kinişinle gülladeni 3 gr kaskar e gr Baharatçıdan Al mısır çarşısı Çemberlitaş Kumpaı 35. yılan sokmalarına karşı panzehir.200 tutar." dedim. Kim dedi sana Şiran ikame edilebilinir bir cinsel doyumdu diye? Nilgün: Kız.dı." "Daha çok tiyatro oyunu gibi. (21) Şiran: Kadıncık: Bari bana söyleme! Neden? Bana yardımcı olmak istemez misin? (22) Kadıncık Nilgün’e Hani. "Öyle de olur.

"Saat kaç?" ğiş. "Kesinlikle kalkmıyorsun! "Vallahi. Sernea gelmek üzere! De- şekil değiştirme komutuydu. Orta Doğu "Anlaşıldı. Tonton!" malarını hicvediyordu. Tonton!" Hiç beklemediğim anlarda karşıma çıkan garip bir semboldü sanki "Beşe geliyor. "Eyvah! Dr. her türlü konuma ayak uydurmak zorunda olan kadınların şekil. dışarda çalışan. Affetmeyi öğrettiniz. "O da kim?" Televizyondaki çizgi film dizisinin her şekle girebilen yaratıklarının Evde. ilk kez. Bundan böyle en az on yıl bu adamı bırakamam. ruh hali değiştirmek zorunda ol"Dr. en büyük kötülüğü bana yaptınız. Suriyeli konukta." dedi ve fırladı. Iowa Üniversitesi profesörüymüş. Sıkıntıyla duraladım. "Değiş. boğazından . Dalıp dalıp. daha da önemlisi. (gözlerinin içi gülen kocası) Suat: O dünyaya affetmek için gelmiş. Ben kalkıyorum. (27) Suat." "Hele bir!" diye bağırdı içerden.(24) Işık: Kadıncık hanım. Ben ne yapacağım kadınla tek başıma?!" Banyodan başını çıkarmış. gidemezsin!" Araştırmaları Merkezi'nden." tehdit ediyordu. senin gözlerinde. Kadıncık Portreye: Gözlerinde gördüm Suat 'ı. güneyin yıldızlı karanlıklarına dalan gözlerinde. Elizabeth Sernea.

Suat. içemediğin içkide. o senin amcan!) Üstelik ben yoktum Taksim alanında. Başka bir yerde tanışsaydım. senesi bellidir. Bir yanda. İnsan kimin senelerini talep eder? Abasından! Değil mi? Neden yanımda değilsin? Ne garip! En çok mazereti olan da sensin En affedilemeyecek olan da sen! . kardeşim 'Baran'ından. Dilinde Itri Bir yanı kelam Bir yanı silah Alıp götürdükleri gün her bekçi düdüğünde bir çığlık! Suat! Suat! Suat! (28) Kadıncık Suat'a: İnsan kime yataklık eder? İnsan kime sığınır? Soyadı tutmuyorsa.geçmeyen yemekte. belki de seveceğim polisler tarafından. öte yandan. (Korkma çocuğum. 'Aykırı bir yaşam'dı. aranızda. Belki de bundan katmerlendi acım. özenle geçirilecekti' aranızdan. soğuk ter döktüren öfkende. Hozan'ından uzak. 'Sıkıca kavranıp kollarından. 'başının gölgesi olsun düşürmez önüne!' Dilinde türkü.

Valla. ne zaman anladım bu uzun havayı! . kurda yedirdin beni!" "Oğul bu muydu sadıklığın? Ne zaman duydum.

. Benim için de zor bir dönem olmuş olmalı. Rodop- lu'nun hayatında önemli bir yer işgal etmedi. ya görmedi. "Orta Do- . Gümamım nedeni benim için Rodoplu’yu tanıma bakımından çok öğretici tuk. nay onu üç kez ya gördü. Sernea. randevuyu mektupla almıştı. konuşmuşde. Cezaevinden yeni çıkmışSernea. Kadın gittikten sonra sabaha kadar oturmuş. Şimdi düşüncesi acı veriyor ama o geceden sonra bir süre 'küstük' tım. bu Günay'ın hikâyesi. O günkü ziyaretini burada aktarolmuş olması.V Diana Pavloviç'i tanıştırmış olmasını saymazsak. Her neyse. Hatırladığım kadarıyla. eşimden ayrılmıştım. ğulu kadın yazarları tanımaktı"tı.. Dile getirdiği nedeni. Dr.

Günay'ı ne kadar değiştirdiğini düşünüyordum. sigaralar. "Şuna bir baka"Tabii!" dedi muzip muzip." dedi. Arka kapağında on üç şairenin ve kitabın redaktörünün (Ka- Kitabın adı." "Entelektüel merak. üstünü değiştirmiş. şöyle bir baktı. "Bereketli Hilal'in Kadınları. "Yani?" "Bak. ayıp olmasın. 'Bodrum' (kurduğu bağlantıları her zaman anlamadığımı da Önyargılardan korktuğum kadar hiçbir şeyden korkmadığımı söyle- söylemiştim). Öfkeye kapılmaya başladığımı hissediyordum. oh!" dedi. gelmişti. o da." "Yani.. "Bereketli Hilal'in Esin Afşar'ları. Takım tamam. "örtü yok." dedi Rodoplu.. Başını "Ona hanım sultan denir! Cahil!" Geldi sarıldı. "Kalıyorsun. oh." dedim.. takılar firuze artı gümüş. miştim.." mal Boullata) fotoğrafları yer almıştı. Arap Kadınlarından Çağdaş "Oh. kitabın kapağını bile açmadan vardığı sonuç. Tabii. Orta Doğulu kadın yazar tanıya- Cevap vermemi beklemedi." Mısralardı. "Çok. Ona duyduğum güvene karşın. Günay. tanısın bakalım!" Koyu mavi kadife üzerine gümüş işlemeli giysiye güzelliği burnunun direğini sızlatıyormuş gibi baktı. kuaförlü saçlar. "Hatun.. Esmer ama . Beni şaşırtmakta ustaydı bu kadın! "Sen bindallı giyer miydin?" cakmış ya."Entelektüel merak? Öyle mi?" "Bu da ne?" "Bindallı. "Çok da güzel ama değil mi?" "Osmanlı sultanı gibisin!" tutuşu bile farklıydı sanki. Bilgesu Erenus’ları. özenli makyajlar. içimi ürpertti. değil mi?" "Kadın bir de kitabını göndermişti!" diye telaşlandı. lım..

Sahici olanla- Arap çeşitlemesi! Lüle lüle uzun saçlara. ları boğmadan." kitabı uzattı. Türk vs. "Erkekler neden kadın- .herhangi bir Batı şehrinde rastlanabilecek kariyer kadınları.. hımmmm! Bedri Baykam'ın vazisi." Andrée Chedid. Amerikan eğitimli. " Macias geldi. para ve. Şiirlerinde bağımlılıktan yakınacaklar. Sen hiç Filistinli kadın gördün mü? Kamplardakileri. ve duygu birliğine sahip Olmalılar.." Gözünü gözlerime dikti birden. Nazik al-Mala'ika. "Esaslı bir sevemezler. ezilen Arap kadınlarının acılarını dile getirecekler. kösnül tebessüme baksana! " Üçüncü Dünya sendromudur. Lübnanlı Hıristiyan. ilkel dedi. "Bak. "Şerefim üzerine! Bakmadım. Fransızca yazı- ölüm korkusu. yoksun olduğum fıtri özgürlüğüm. Günay." "Canım. değil mi?" Baktım: yor.. İranlı. rüyalarını kontrol altına almadan lar yapabilir!" .. kıvırcık siyah saç. bizatihi kendilerinin temsilcileri bunlar. Ürdün doğumlu. izleyen ulusal aksilikler ve siyasi yenilgiler: işte şiirimi hüzünle boyayan temel unsurlar. gel bir tahmin yapayım. Paris'te yaşıyor. "Sen bak. esmer ten. erkek. beynini. aklıma Cezayirli Fransız şarkıcı Enrico "Bereketli Hilal'in değil. özgürken nasıl severiz. "Ne demek şimdi bu?" Buda redaktör Kamal Boullata olmalı. kilitlemeden. bunu sadece kadın- Mona Sa'udi." "Kitaba daha önce bakmadın. Paris eğitimli. böyle hoşluk yapar. Ne diyeceğimi bilemedim.. Bundan kurtulup kendisini 'ilginç' kılmak isteyen Arap. Arap dünyası kadınının aşağılık konumundan aldığım yaralar. "Sernea'nın görüş alanına girebilmiş olduklarına göre yabancı dil. Batı ülkelerinde. Bağdat doğumlu. baskı altında değil. efendim.. Arap burjurı?" Sinirlenmeye başlıyordu. " .

gelince. Paris eğitimli.. Amerikan ve İngiliz eğitimli. nin adı "Bir Erkeğe" şaire. Elif Adnan. ". Filistinli. ". buna da iffet ve takva diyorlar.. Bizim kadınlarımız akıllarını ve yüreklerini kocalarının. kabilenin kuru hurmaları lezzetinde.." . erkeklerine değil uluslarına karşı sorumlu olduklarını anlayıncaya kadar. Suudi Arap.Kadınlara Therese Awwad. Lübnan doğumlu.. "çıldıran ev kadınıAlmaal-Kharda'al-Jayyusi.Ömrüm boyunca kimseye ne boyun eğdim. ne bir usta edindim. bu ulus asla ulus olmayacak. Bedevi. babalarının. erkek kardeşlerinin ve oğullarının akıl ve yürekleriyle bütünleştiriyor.".." diye yazmıştı. aşiretimin ağaçlarını kökünden sökmüş. ne de güçlü erkek cinsinden emir aldım. bizde bir tane bile yoktur hepsi kendilerini erkeklerinin diğer yarısı sayarlar " nın hikâyesi. Bedevi "Sadık bir köpek olabileceğini düşünmüştüm Koşumsuz bir Arap atı. Bu kadınlar.. herhangi bir tanrının müjdeleyicisi! Bana gelince. Fransa ve ABD eğitimli. miras ilamımı yırtmış. Fawziyya Abu Khalid. kanunsuzların özgürlüğünü kucaklamıştım! Heyhat! Erkekliğinin 'Narsissus 'un Levanten aynasında dönmüş bir sis senin ise Bereketli Hilal'in meyvelerinin faziletlerini ululayan pezevenklerden birisi. herhangi bir Sultan'ın. Amerikan eğitimli. Lübnan doğumlu. Şiiri"Sadık bir köpek olabileceğini düşünmüştüm. herhangi bir yardakçısından başka bir şey olmadığını keşfettim!" .

. kaç kişi 'Arap şiiri' okur? Yine de. bir nedeni var. Onun hemen gördüğü. basılabilmiş- türkü bozmak nasıl bir. inan bana! Batı ancak görmek istediği Doğu'yu anlatana sı- rika'da kaç kişi şiir okur. "Anlayışsızlık. az önceki duygu"Tabii. ahmaklık! Ah.yeni bir vatan edin- .. Hüzünle da Arabın işbirlikçisi! Katliamı hızlandırmaktan başka işe yaramazlar remediğim neydi? Neden göremiyordum? Miras ilamını yırtmış. duyarsızlık." larımdan ötürü af diliyordum. aşiretinin ağaçlarını kökünden sökmüşmüş! Bu Kendimi aptal gibi hissediyordum. Ame- se. Allah aşkına.hamakattır!" bu kadınlar. benim gö"Bir de bana anlatsana şunu? Nereden bildin?" "E.. Başka türlü olsa cak bakar. kitap Amerikan basımı! Ticari bir iş olmadığı belli.ne yeşertebileceğini sanırsın?" Yüzüne baktım. "." dedi. arabeske inat olsun diye Paris'te "Hamakat?" basmazlardı. Batılı olmayan bir toprak parçasında -o toprak parçasında yaşayan yerli çoğunluğun varlığı ve istemleri tümüyle kulak arkası edilerek!. itibar görürler. bönlük. itibar da değil ya buraya kabul edilmek gibi bir şey.. Paris konserleri gibi mi?" Kendimce. 'Evrensel' olduğu iddia edilen bir kültür dayatılıyor ya canım. "Yapılmak istenene baksana! Batı kültürü getirilecek. " kelime bulamıyormuş gibi durakladı. Hoş. yerine -hele de o ekolojide.öfke arasında gidip geldiğini görebiliyordum. "yani. O neden de şu: Batı'nın kafasındaki kültürden kurtarılması gereken 'Doğulu' kavramını perçinliyor. daha doğrusu kendi 'ilkel' kültürlerinden ne denli nefret ettiklerini dile getirdikleri sürece "Esin Afşar'ın. bunlar!" Yüzüne baktım. hayatım. korktuğu başına gelmiş gibi duralamıştı. o 'evrensel' kültüre duydukları özlemi. bu entellerin uğur- suz kibiri! Aşiretinin ağaçlarını kökünden söktün attın da.

Pizza O kadar basit olmadığını düşünüyordum. Edebiyatta. 'daha saygın'. bu hanımlarla 'İzmir'i lahmacuncuların işgaline terk etmeyeceğiz. sinemada. aynı hamurdandır 'Siz' kimsiniz. 'daha çağdaş'. tartışmasız 'doğru'lar yerleştirilerek. yardımcı olunacak. 'daha akıllı ğini korumak isteminden. ama söylemeden edemeyeceğim. herkeste belli bir gelişme düzeyinde var olan entelektüel faaliyetin. 'Oryantalizm'in de gelişmesi böyle oldu. Sümüklü bir İngiliz tezgâhtar kızın ya da Alman daz- . hatta bir 'hak' sayılacak! Kim yaBak. 'Batıcı' dünlum düşmanlığı ile eşleşir. Türk müziğini 'çoksesli' kılmak. öyle!' Levi's'lerle pipolar. "Kaç tane organik aydın var ki. bir beğeni adamıdır. tabii! olduğu şeklinde. Aydınsallığı meslek edinmişlerin görevi. Floransa'ya geçtiler mi.mesine yardımcı olunacak! Nasıl yardımcı olunacak? Batı'nın kültürünün. yerli kültürü korumak hakkından 'daha yüce'. ama çığ gibi büyüdü. tabii: 'Batıcı otorite. kim savunuyor? Pizzayı lahmaAkıldışı cevabı var. sanatta. Batı'ya muhalefet topmaz bir 'bilgi' oldu.' cundan daha saygın kılan ne? Bunun cevabı yok. tartışılya görüşü öylesi bir haklıcılıkla ortaya konur ki. lahmacuncuları koruSeni sinirlendirdiğimi biliyorum. 'Batıcı' dünya görüşü doğrultusunda şekillenmesine öncülük etmektir." diyen Tarık Dursun. organik aydınlar. yerli kültürü istediği gibi tasarruf etmek hakkının. Öz Gaziantep lahmacuncusundan. bir sanatçı. Aydınlar dilekçesini hatırlasana! Her insan bir düzeyde bir filozof. pizzacıları yaygınlaştırmak. öyle buyurduğu için. 'daha iyi'. mak isteminden 'daha yüce' bir uğraş. 'teksesli' olmak özellikorumak isteminden. bireyselliği yüceltmek. biter bu iş. Birkaç tarihçi. Efendim? Mesela. Günay'cım? Bu kadar etkili olabilseler "Aydın olmayan yoktur ki! Her insan eninde sonunda mesleği dışın- da bir entelektüel etkinlikte bulunur. Rasyonel cevabı yok. 'işgal edenler' kimler? Kim kimin şehrini işgal ediyor da. geleneksel aile yapısını pacak bu işleri? İşgalcilerin öz-uzman aydınları. birkaç papaz başlattı belki." başka şeylerde de olurlar.

kendisine bu duyguları yaşatan kadına tavır.lağının içine Türklerden fiilen 'üstün' olduğu gibi bir 'bilgi' nasıl yerleşti dersin? Türkiye’deki 'beyaz dizi' daktilosunun kendisini hatim indiren değil mi?" Elleri titremeye başlamıştı yine. yün etek. Sernea? Ünümün Iowa'ya ulaşmış oldu"Oh. Tanıdığım birisi mi?" bluz. Ameri- Elizabeth yaşındakiler. doğruyum. "üstelik Osmanlı olup olmadığı da meçhul" bir tavırdı." diye ünledi. "en Osmanlı tavır!" alması kaçınılmazdı. Dr. çipil gözlü. anneannesinden daha 'kültürlü' bellemesinin nedeni aynı türden 'bilgi' "Niye sinirleniyorsun bu kadar?" diye uyaracak oldum. "Milliyetçi olduğunuzu duydum." "Evet!" dedi kadın. yapıştırma bir gülücük takındı. Rodoplu. kan kadınları arasında saçlarını boyayanların pek az olduğunu söylerdi. beyaz tüphaneciye benzediğini söyledi. Elini boynuna götürdüğüne. çalışkanım ya! Allah Allah!" Gülmeye başladı." dedi Günay'a. mavi saçlı (Günay. Dr. "Türküm. ince. hemen hiç gülmemek. Bu soruya cevap vermemeyi tercih etti Sernea. yıkanınca çıkan çivit mavisi bir tonu tercih eder- şündüğü. Sernea. tek sıra inci kolyesi ile oynamaya başladığına dikkat ettim. "Ankara'dan mı? Bakın bu ilginç işte. öte yandan hiç yüz vermemek gibi. lermiş) bir kadındı. heyecanlı ve teklifsiz yapısına hiç yine de takındı. bir durdu. Günay "Beni nereden buldunuz. "Ankara'dan. Ortaokul öğrencisi gibi. PTT memuresi ya da kü- Elli yaşlarında. Dr. buruşuk. ama yine de. Kadına birden sordu. "En Osmanlı tavır" mümkün olduğunca az konuşmak. Sevimli olduğunu dü- . misafiri bir yandan mükemmelen ağırlarken. Sernea. ğunu düşünemiyorum!" "Ankara'dan?" uymayan. Ronald Reagan türü. hırka ve düz ayakkabı giyinmişti.

alabildiğine soğuttuğu bir sesle sordu. Profesör. herkena. "CIA'in arşivlerinde bu sürdü. "Öyle mi?!" "Evet. "Oh!" diye ünledi Sernea. neden sonra üfledi. sigarasından bir nefes çekti. CIA ile nasıl halleşiyorsunuz? Sizi rahat bırakıyorlar mı?" Dr. "Milliyetçilik derken Alman. "Milliyetçilikten ne kastettiğinizi sorabilir miyim?" dedi. çünkü Amerikalıların fincanı tercih ettiklerini tanımların olması gerekir!" bir yandan da nazik nazik gülümsüyordu. Toparlanması beş-on saniye "Orta Doğu Araştırmaları Merkezi'ndendiniz. bunun ardından ünlü Princeton Üniversitesi'nin. bayan. yani Batı tipi bir ırkçılığı kastediyorsanız. dramatik bir tavırla arkasına yaslandı. Kendisinin içine de Bardak meselesi de garipti. Anlıyorsunuz. Eveet. CIA'in. sohbetin gündemini kaptırmamaya niyetliydi. "Değil misiniz?" Günay.. "Yapmayın." diye sürdürdü Günay.. sonra yavaş ya- baygınlıklar getirdiğini bildiğim bir ağırlıkla bardaklara çay doldurdu. şaşırmış gibi. milliyetçilikten ne anladığınıza bağlı. ama sarsılmıştı." diye yapıştırdı Rodoplu. Soruyu.. milliyetçi olup olmadığımı. bildiği halde bardak kullanmakta ısrar ediyordu. Oynuyordu. "Şimdi. bu defa gerçekten sarsıldı. "Neyse. Ne ki Günay. "Milliyetçiliğin birden fazla tanımı olduğunu düşünmemiştim!" Uzun bir süre cevap vermedi Günay. sordu. 'milliyetçi' değilim. Sovyet bağımlılığına . Amerikan kamuoyunu İsrail lehine koşullandırmak amacıyla finanse ettiği açığa çıkmış "Orta Doğu Seminerleri" skandalının geleceğini kestirmiş olmalıydı.. nihayet." dedi Sernea. evet.vaş geri çekti. "Bu. kütüğe uzattığı elini bir an hareketsiz tuttu. değil mi? Söyleyin baProfesör. değil mi? Ürünü olduğum kültür elvermez. sin çok iyi bildiği bir abesi tekrarlıyormuşçasına. Sernea. küçümseyen bir el hareketiyle. unutun!" dedi Rodoplu. Eğlenmeye başlamıştım! Kaldığıma memnun oldum. ABD bağımlılığını. hayır. başta Amerikan akademisyenleri olmak üzere. ne sormuştunuz? Ah.

Ruslara rahat vermese ne güzel olur. no! Thank you!" diyerek kaçındı. "Bizim Makyavelli geleneğimiz olmadığını bisordu Dr." diye sürdürdü Rodoplu. ama. sömürgelerinin duvarlarına Kraliçe'nin resmini hatıra bırakıp çe- de söz konusu olmalıydı ki. uzun vadeli entrikaya tercih ederler. silahtan korktuğumuzdan daha çok korka- tepeden bakan bir tavırla. Günay'ın düşüncesini izlemekte zorlandığını. biz de Asyalıyız. sizin kendinizi Asyalı saydığınızı mı anlamalıyım?" diye rinin çaldığını görür gibiyim.yeğleyeceğim anlamında soruyorsanız. Ancak. sizi yanıltmak istemem. Çaydanlığa uzandı." Sözü nereye getirecek diye merak ediyordum. Sinsilikten. Sernea'nın Doğululara yakıştıracağını bildiği bir "No. siz buna zihinsel tembellik de diyebilirsiniz. Sernea. Sernea! Asya Türkleri. Hayatının tehdit "Ah. Günay'ın gözlerinde italikleri gördüm. Ama sonuçta. 'Sovyetler'i paramparça edecek Asya Müslümanları' zille"Bundan. Sovyetler. gözlerinin büyüdüğünü gördüm. Züccaciye dükkânına dalmış bir dana gibi. Anlayacağınız. sonuçlarının bilincine varmaksızın kırıp döktükleri çok olmuştur. hatta çocuksu bir Asya topluluğudur. beşinci bardağı doldurmayı önerdi. değil mi?" . neresinden baksanız heyecanlı. Amerikalı. değil mi? Belki de iyi bir Turancıyımdır. "Kafanızda. "fizigibi. Sovyetlerle olan ilişkimizde biz tankla uzun vadeli ideolojik asimilasyon arasında bir rız. Bakın." diye sürdürdü Rodoplu. İngilizler kilmeyi beceremezler. Ne hoş olurdu. kendince bir çıkış yolu yakaladığını görebiliyordum. bunu anlayacağınızdan eminim. aynı uzak tavırla. Dr." diyerek güldü. Aynı şey Sernea için "Yani. "Tabii. edildiğini düşünebilirdiniz! lirsiniz!" tercih yapmak durumundayızdır." aşırılıkla. Kolay bir seçim değildir. sabırsızdırlar. yine hayır. ki gücü.

ekledi." dedi kadın. Kendisi. Amerikalıların pek sevdiği bir meyveyi örnek veriyordu. nekli bir ressam ve yazardır. hiç kuşkunuz dedi Dr." dedi. "CIA 'in birinci sınıf beyinlerini Türkiye'ye."Sıradan bir memurun her yerde sıradan bir memur olacağını düşünmeliydim!" Bu. "Evet. yılışıklığının mide bulandırıcı olduğunu düşünürken." dedi Rodoplu. banaydı. Biliyorsunuz. yine hayır. nay." "Kamal Boullata yardım etti. bana baktı. üstelik de böyle sıradan bir iş için herhalde tahsis etmezler." yordu. bakın o doğru. "Ha. "Bu kelimenin bu kadar kültürüne sahip çıkmayı anlıyorsanız. Hilal'i seçerim. yalnız ithalci manavlarda satılan. eğer. insanların kültürel miraslarına sahip çıkmaları güzel bir şey!" "Bunun için mi kitabınızdaki o şaireleri seçtiniz?" diye bastırdı Gü"Neden? iyi bir seçim olmadığını mı düşünüyorsunuz?" Alelacele toparlandı. Profesör. Sernea. olmasın. "Gördün mü?" . milliyetçiyim. kaşlarını kaldırarak. yine en Reagan gülücüğüyle." Ve Hilal'le. kadın. Batılılaşmakta yaya kalma pahasına. "Oh. kendi "Avokado gibi. kapitalizm ululaması şeklinde düşünüyorsanız. çok anlama gelebileceğini düşünmemiştim!" Gerçekten. yine hayır. Ben. Evet. Haç arasında bir seçim yapmak söz konusuysa. "Başka ne olabilir ki? Devam edelim mi? Milliyetçiliği. yete- Günay. "Şeker koyarsa"İsa Mesih!" diyerek ellerini çırptı. milliyetçilikten." Yalan söylüyordu. Asyalıyım. "Elbette. İslami uyanış şeklinde düşünüyorsanız. Filistinlidir. limon sıkarsanız salata olur!" Türkiye'de 'eşek armudu' diye bilinen. "Anlıyorum. çok kötü oynunız tatlı. Dondu kaldı. değil mi?" Sernea'ya döndü.

Dr. "Demek biliyorsunuz? Hıristiyan mısınız?" "Başındaki alıntıdan belli: Ellerinin emeğinden o kadına da pay verin. gözlerini açmıştı kadın. sesine hakarete uğramış bir ton ver- diye bir şey varsa.sine hoş görünmek isteminden kaynaklandığı açıktı. kocası gönlünü kazanmak için uğraşmak zorunda değildir." Süleyman’ın Meselleri. Kadının. keten bulur ve isteyerek çalışır elleriyle. bu şairelerin karşı çıktığı ne kadar anlaKadını iyice ezmeye niyetliydi." "Neden?" Gerçekten şaşırmış. Renkten renge girmek "Tabii ki. uzaklardan erzak taşır. gördüm. Bir kadın ki. bir ticaret gemisi gibidir. fiyatı kat kat "Azizem. "Filistinli" açıklamasının. hayır. XXXI." dedi Rodoplu. "O pasajı ben de bir kitabımda kullanmıştım. ona kocasının yüreğini emanet etmesinde tehlike yoktur. kollarını kuvvetle donatır. "Evet. Ellerini iğinin üzerinde tutar . Bir kadın ki. nasıl bulsun bir iffetli kadın? Varsa öyle bir kadın. 31" değil mi? Boullata. satın alır ve ellerinin emeği ile bir bağ yetiştirir. Bilir ürettiği malın iyi olduğunu ve onun mumu gece de sönmez. Ancak izin verirseniz Boullata'nın seçimini yersiz buldum. kalktı." dedi Günay. Üşenmedi. Yün bulur. Belini güçle takviye eder. buldu ve okudu pa'"Kim. Bir tarla düşünür. Öyle bir saattir ki uyandığı vakit henüz gecedir ve kadın o saatte ev halkına et dağıtır." diye ekledi müstehzi bir gülüşle." dedi Günay. mişti. bu o anda tanık olduğum ruh hali olmalıydı! yış varsa hepsini içerdiğini bilmediğinizi söylemeyin bana!" sajı. Hıristiyan Filistinlilerden olmalı. ömrünün her gününü kocasına iyilik yaparak geçirir. Bir kadın ki. (Azizemmiş! Sandıktan kelime çı- fazladır yakutlardan. kötülüğe geçit vermez. Sernea. karıyordu!) "İncil’deki o pasajın. O kadın ki. Acemice olduğunu düşündüm. Hilal'i savunacağını söyleyen biri- Bırakın o da yaptığı işlerle tanınsın şehirde.

Ve kocası itibar görür otururken ileri gelenleriyle ülkesinin şehir meydanında. ortak paydası olanı arıyor- . medarı iftiharı olduğunu du. kendisinin bu dilleri konuşamadığı için hata yapmış olabileceğini. kadınlık bilgim yoktur ya. oldum. "Allah'ın da çokta s... ama olmadı tabii. Allah'ı tanımayrum!" Ve tabii. Günay'a döndüm. ne kadar üzgün olduğunu sıraladı. Türkçe ve Arapçanın çok zor diller olduğunu. Temel. Böyle bir kadını kocası da beğenir." dedi Günay.. o?" "Ateist oldum dedim sana. günah keçisi olarak Kuranı Kerimi seçmiş olmalarını garip bulmuyor musunuz?" Bu noktada dayanamadım. öyleyse. Laz aksanıyla tabii. "İdris. Gerçeği değil. lan.... meyi başarmıştık. 'Ve sizin kitabınızdaki cümleler. Ben.neydi!" O kadar güldük ki.. kadına çevirmek şart oldu.neydi!" deyiverdim. İşte. sizinle konuşmak büyük Buna da ben sinirlendim! Temsil ne kelime.. ama. duydun mu? Ben ateist oldum.. Sernea.. İdris’e dun?" "Ateist. "Ben okumadım. "Ohh! Yine de. "Allah'ın da ta s. bir Laz fıkrasının son cümlesiydi. kendisine en yakın geleni.ve onun elleridir saran örekeyi. Arap feministlerinin.. ." "Ne oldun. ne ol- almış gibi görünüyor.." dedi Günay. ben de "Her neyse. Efendim. ağır ağır. son cümle. tabii!) Nasıl bakmış olmalıyım ki." "Kimdir. "Bu hanımlar. der."yı yeniden yaşadı Rodoplu. onu söylüyorum! bir zevk!" "Ohh!" diye ünledi. Kitabı Mukaddes dururken. Dil sorunlarını. 'Bereketli Hilal'i ne kadar temsil ediyorlarsa. Gülmekten kırıldık. öyle düşünmüyor musunuz?" Kadını sinirlendirmediğini düşünüyorsunuz!" "Siz bu hanımefendilerin Bereketli Hilal'in kadınlarını da temsil et"Hanımefendi. gelir. (Günay Rodoplu'ya âşık olduğumun farkındasınız. Çevirdim. "Filistinli dostumuz erkeklerin intikamını Türk kadınlığını o kadar temsil ediyorum!" düşünüyordum..

sizin dilinizi. medim. Sernea. diye soruyorum." dedi." dedi Rodoplu. Ben. dikleşti Günay. bir türlü esas konuya gele- Dudaklarında. çok basit bir nedeni var. diye öğrendim ve çok da emek verdim. tabii başta kendiniz olmak üzere. "Ohhh. "Sanki bizim tarihçilerimiz Çince biliyorlar da!" diyordu. ayrıca parantez içinde söyleyeyim. bizi anlamakta yardımcı olmak için değil. bizi. bizimkilere anlatayım. öğrenmeyi . Çünkü. "Niçin. sizi öğreneyim. bir süre sonra. Sernea'nın zoraki 'lütfen'i zaman kazanmak içindi. "Hayır. diye soracaktım!" "Niçin?" "Bizim bölgenin dillerinden hiçbirini konuşamadığınız halde görevi- italikler. hınç almak için sorulmuş bir soruydu. "Sorduğum o değil. "İstemez misiniz?" "Biraz daha çay?" Pierre Loti'nin evlenme teklif etmeye cüret ettiği bir hanım sultandı. bunlar kadar küstah değiliz!" "Dil bilen dostlarımız var. Dr. Türk kadın yazarlarını Azize'ydi sanki Günay! Müthiş bir kibirle baktı. "Olsun. Sizler gibi!" diye kırıttı. yani gerçekten istiyorsanız. hakçası. bizim medeniyetimizi. Size. "Aslında. biz hiç olmazsa bilmiyor olmamızın ezikliğini yaşıyoruz. bize asırlarca çok iyi hizmet verdi. "Nedenini sorabi"O kadar karmaşık değil!" dedi Günay. Bize.nizi nasıl yürütebiliyorsunuz?" sorusu. tıpkı bizim ettiğimiz gibi. Bunu gerçekten istiyorsanız. lir miyim?" dedi. "Bize yardımcı olmak isteyeceğinizi düşünmüştük!" Adeta kekeledi "Ohhh! Sohbet o kadar aydınlatıcıydı ki. tanıtabilir misiniz. siz zahmet edeceksiniz. ücretli tabii!" diye alelacele açıkladı şaşkın misafiri. epeyi iyi bir medeniyettir. belli belirsiz bir tebessüm. dümdüz." kadın.

" mıyor musunuz?" ile ilgileniyorsanız. Fotosentez yoluyla öğrenim olmaz." başıyla maydanoz bahçesindeki bitkiyi işaret etti. Biz. hele hele Orta Doğu tutmuyor. şarttır diyebilirim. gibi. konukseverliğimizin keyfini çıkardıktan sonra geri döndüler ve hükümetlerine o ülkeleri ele geçirmenin yollarını öğrettiler. "Ama. saraylarımızda misafir olup. daha çok paralı öğrenci alabilin diye. bu sorunu üç yüz yıl yaşadık. bitkinin yapraklarını taklit ederek iki yana açtı. Türkiye kendisini tanıtamadığı için uluslararası forum- kollarını. hiçbir çeviri aslının yerini larda ne zorluklarla karşılaşıyor! Kendinizi tanıtmanız gerektiğine inan"Hayır. Sernea. Siz zahmet bir şey vardır. CIA size yardımcı oluyor. şu anda sizin yaptığınıza benzer biçimde. edeceksiniz. Coğrafya cemiyetlerini boşuna kurmadınız. Niçin? Üniversitenizin ünü büyüsün. 'kutsal ineği' korumanız için! sun. gerekirse yönlendirmeye çalışmak için. Madam. hapishanelerini özel sektöre devreden bir ulu"Dr. ihtiyacınızı siz sahipleneceksiniz. başkalarının gayretine terk ederseniz." "Ne demek istediğinizi anlamıyorum!" "Demek istediğim. "Böyle düşünüyor olamazsınız?" . bakın. sizinkinin. Rodoplu! Sizi kullanmayı düşündüğümü düşünüyor olamazsı- nız!" diye haykırdı Dr. kendinizi güneş ışığına bırakır fayda! Bu Avrupa'nın Asya'yı sömürgeleştirmeye kalktığı günden beri niz. iyi biliyoruz. bağışlayın. Niçin? Türkiye'de etkili olabileceğini düşündüğü kimselerin kafa yapısını anla'Amerikan yaşam biçimi' dediğiniz. Dr. yabancı dil öğrenmeyi size de tavsiye ederim. Ve bütün bunlar sizin o Azizem. 'kutsal ineği' çıkardan başka ne olabilir?" böyle olmuştur. Gezginleri- üniversiteniz size Türkiye'ye gelesiniz diye ücretsiz izin veriyor. Bakın. niçin? mak.Ayrıca. Buradan bir tebliğle dönmeniz için. İnanın. öğrenemezsiniz. Sernea. o da bir şeyi biliyor olmanızın size sağlayacağı ekonomik Bir şey daha var: Sizin dünyanızın öğrenme azmini kamçılayan tek "Böyle hiçbir şey yapmadan durup.

Teslim edersiniz ki. dışarıyı seyretmeye başladı. küçük bir nin. karşıma ten. bırakalım. hıncımın alınmış olduğunu görme- "Üzgünüm. İran Şahı'nın huzuruna çıkan Türk sefiri. kendi muhayyilenizdeki Türkiye ile avunun. bizim tek silahımız budur!" İncili bir kaftana yatırıp. yani. çatıştığım zaman sanki suçlanıyorum. hanımefendi?" dedi Günay. Günay. 'bağoturdu. kendi hısım akrabalarıyla başa çıkabildi de ondan. kendime bile itiraf etmek istemiyordum ama yabancılaştırıcı. büyük bir nezaketle geVe ben buruktum. kendimize kalsın. bizim kendi tılsımlı güçleri- rar gelmek için izin isteyip kalktı. gözlerini kırpıştırmakla yetindi. hatta sağcı diyebileceğim bir şeyler vardı! kız gibi büzüldü.. geride daha neler neler olduğu izlenimini verebilmişti. oturdu oturamadı. Kapıyı kapattı. Geldi. Sernea. "Yoruldun mu?" Sernea'yı büyük bir nezaketle geçirdi. yenildi. İran'a. "İncili Kaftan"ı oynuyordu! Ömer Seyfettin'in cebindeki son kuruşu tı. Sürgit karşı çıkmanın. haklı olduğumdan "Yorgunluk. İzlediğim olayda. bir Türk olarak. bir Vietnam'a. "Neden.. Siz. Bacaklarını toparladı." türünden bir şeyler mırıldandı. didişmenin. Ne zaman ki. kaçınılmaz kırıcılığından olsa gerek. canım. elbette. Ama. Tüm enerjisini tüketmiş gibiydi. hatta Filistin'e çatmiz. "Sizin kültürünüzle baş edecek gücü elde edinceye kadar. Ne blöftü! çirmeyi ihmal etmedi. bu Günay'ın 'militan' tavrında insanı ürkünaz'. Suçluluk duygusu. Onun için diyorum ki. Batı ile fazla yüz göz olmamamızda yarar görüyorum! Niye biliyor musunuz? Bugüne kadar muhteşem ABD sadece kendi kültüründen olanlarla. "Benimle çıkar dışında nasıl bir Buna verecek bir cevap bulamadı. "Size bir sır vereyim mi?" diye sürdürdü Günay.ilişkiniz olabilir ki!" kadın. Suçlanıyo- . tek- nin keyfi vardı. eleştirme- emin de olsam.

az önceki coşku gösterime kanmamıştı. "Oynadığımı mı. ama ters ve makûs -bu kelimeye bayılıyordum!. doğrusu. Her yabancılaşma duygum yok oldu. "Farkında mısın. ezdin gönderdin kadını." sergiliyorsun?" "İncil okuyacaktım. "Yok. Amerikan birisine çatmış olduğudur. Öyle olmalıydı. kirleniyorum." Tekrar dülı magandasına Veda'lardan mı bahsedecektim?!" Bu defa bağırıyordu. "Nasıl. diye düşünü- yorum. "Ne yapsaydım? Bıraksaydım da." Patladı. Neşelendirmek istedim. kadının bütün bu konuşmadan bütün anladığı antiUzun uzun yüzüme baktı. "İçim boşalıyor sanki. tabii. gözünden bir damla yaş indi. "Tiyatrovariydi.. ne kadar Türk bir tutum .rum. bu defa da sinirlendi. Eeeeh! Utandırıyorsun insanı! Söylemek istediğim 'yenmek' de değil! İletişim kurmak şünüyormuş gibi duraladı. " diye tekrarladı. beşinci sınıf CIA memuresine çanak mı tutsaydım? Onları ancak kendi silahlarıyla yenebilirsin.bir yoldan. Bazen." "Yorgunum gerçekten.. o yaşla birlikte benim anlamamasını umduğum bir coşkuyla. " dedim. tabii. yani?" "Ne kadar garip... Günay'ın 'ürkütücü' olduğunu düşünmüş olmam ne kadar komikti! Ne ki. düşündün?" "Perişan ettin. ha!" İçini çekti. "Amaaan!" diyerek hırsla sildi yaşını. " duraksadım. yapmacık olduğunu "İncil'den pasaj okuman harikaydı!" "Yani. Lafebesi ve kadın olma keyfiyeti! Amma da zor bileşke. ama bu kadar yorulmana değer miydi. kendimden çok sıkılıyorum! Nefes aldırmayan bir lafebesi gibiyim ya. çatışmadan sonra uçurumun kenarında uyanıyorum. zor duyulur bir sesle." dedi. elin Iowa"Tabii ki değil. Tanrı bilir." dedi.

re tükürür. labiliyorsa. Gogilerin uygun gördükleri her türlü niteliği kabullenmek zorunda bırakıldılar. Onlara 'Forus' dersek." mermi' Gogi'sini. 'Buzdan Kılıçlar'daki. Forus olmaya mecbur kalırlar." dedi Günay." dedim. temeli onlar olan dedikodunun günahı dahi olmayacaktır. Adam ye- değer mi? Körü körüne iddia eder." az önceki coşku oyununu ima edi- "Sen de affedersin. 'bilgili mermi' Avrupalının 'dev konusu' Orient'ti. Gönlümüzün izinde. '"Değer mi' diye bakıyorsun. politikacısıyla koca bir Batılı Gogiler ordusu Yunanistan ile Türkiye arasında bir yere hayali bir çizgi çizdi. . Romancısıyla. ne der Gogi? 'Dünyanın böyle dev konuları vardır. Ama sen başlattın. konuşmaya değmezmiş gibi (ya da ben öyle vehmettim) "Günay Rodoplu. 'Allah'ından bulsun. Ne kadar çok tahmin yapılabiliyorsa. çünkü Allah bunun hesabını tutamaz. meseleyi o ölçüde büyük ve derin görmek lâzım' uyarınca. o Onun doğusunda kalan her şeye 'Orient' dedi. Masonları anlatacaktır da. Çinlisi. piskoposuyla.' tavrı bu. ressamıyla. Hatırlıyor musun. Zaten de Forusturlar!" "Hangi bağlamda hatırladın şimdi bunu?" "'Oryantalizm' denilen hurafeler yığınının oluşmasını öyle güzel an- "Gogi'yi düşünüyordum. düşünüyorsan söyle!" yordu. tartışmaya değer mi?" Başını bana açıyormuş gibi. beynimizin işleyişi kadar yaygındır. Felsefenin icabıdır. Kürdü. Çok canım sıkıldı. gözlerini dışarıya çevirdi yeniden. "Sakın italikleme bana! Sakın yapma! Ne "Affedersin. meseleyi o ölçüde büyük ve derin görmek lâzım. sinirlenmeye değer mi? Terbiyesizlik yapar. Bu teşkilatın gücü benim fikrimce. kaçırır. Ne kadar çok tahmin yapıhayali çizginin berisinde yaşayan Türkü. muhatap olmaya salladı. biz kafamızda kurduğumuz şekle inanacağız. Arabı. neden sonra "Latife'nin 'bilgili latıyor ki! Bak. Hayal yeteneğimizi serbest bırakırsak.

daha doğrusu ekonomik kokadın' denince nefretle andıkları kendi mukaddes kitapları değil. Kuran felektir.. 'Şark şaşaası'. Zalim feleğe çatılır ama zalim Allah." "Hayır. bununla.. palabıyıklı Türk erkeklerinde. Avrupalı. serbest bıraktığı için 'ezilen oldu! sı olmalıydı. " "Yani. ya rabbim!" dedim. eşcinsel 'karı kocalar' kilisede -yani. "Hurafelerin 'bilgi'ye dönüşmesi sanıldığı kadar zor değil galiba. Çünkü bu 'Şark despotu' denilen hayali yaratık öyle betimleniyor ki. Bununla da bitmiyor tabii. Çünkü 'Şark despotu' diye travesti bir bilgi vardır ki. efendim. kadınları erkeklerin 'mütemmim cüzü' olarak görmekten vazgeçtiği. tarihsel bir çöp sepeti gibi tıka hesapça biz 'Forus'larız ve Avrupalının kullanıp attığı. Elleri bil- . ahu gözlü oryantal kadınlarda cismanileştirilmesidir.. cinsel tecavüz suçlarının yüzlerce defa katlandığı. değil. eli kanlı "Travesti bilgi? O da ne demek. mem nerelerinde gezenlerin Türk erkekleri değil. Batı'nın 'özgür' bıçkınları olduğu gerçeği de fark etmez.evlenme hakkı için gösteri düzenlerler ama nefretle andıkları satır- bir cani olması olasılığı yüzde bin beş yüzdür. ipe sapa gelmeyen ve her nedense doğal olarak 'ilkel' bir kafaşullar çalışması zorunluluğunu dayattığı için. mesela. 'Kitap'a uygun olalar Kuran'dadır! Kitab-ı Mukaddes Allah'sa. Bu şündüğü her düşünce ve değer yargısıyla.. Louvre'un rüküşlüğü ile Topkapı'nın yalınlığını efendim. Günay'cım?" Baksana! Demin okuduğum pasajı içeren Kutsal Kitaba el basarak rak. Kendisini olmadığı biçimde gösteren anlamında kullandım. 'Oryantal'in. Az önceki örnekteki gibi.Mesela. 'Şark zihniyeti' diye ne idüğü belirsiz bir kavram geliştirdiler. Kuran yemin ederler. Ne rezil bir ikiyüzlülüktür. canım. yani 'aştığını' dübasa dolu. âşığını yedi gün Londra kulesinden sallandırıp kargalara yem eden. dünyanın en gelişmiş işkencehanesini kurduran Kraliçe Elizabeth bile baş edemiyor! 'Şark şehveti' diye isimlendirdikleri Avrupalı Gogilerin porno fantezilerinin. küfürdür.

Kötülüğün dönüşü olmayan bir olgu olduğunu kabullenebiliyor musun?" İnsanoğlu yaşayacaksa adaletin hatırı için yaşamalı. Tanık olduğu kötülüklerden acı çeken. azap içinde bir ruh. imza benim gözümün önünden Orient'in kanını emmeye yeminli sömürgeciler geçiyor. bu İslâmiyet saçmalığından kurtulmalı. Türk isek 'vahşi' âdetlegünündeki adamlar gibi adamları dinler ya da okurken." "Hilal için adalet. akıllarımızı başlarımıza toplayıp. değil mi? Hayır! "Günay Rodoplu. bedensizliğin acziyle kıvranan. İlah! Hal böyle olunca.. kısık bir sesle. bilimkurgu izliyormuşum gibi geliyor bana. 'ıslah edilmek' üzere topraklarımızı dâhil isteneni vermek düşer. biz 'oryantal'lere. yüzünü zor görüyordum. mansak. Cevabımı beklemedi. ama o farkında dım yine. Dönüşü olmayan olguların acısını çekmekteGözlerini yüzüme diktiğini hissettim.. İşte 'evrensel miras' diyor mesela ya." diye fısıldadım. Müslürimizi zapturapt altına almayı öğrenmeliyiz. yüzyılların hüznünü gözden geçiren bir hayalet gibi göründü bana. 'Şark anlaşılmazlığı' 'uygarlaşmayı' reddeden oryantallerin 'akılsızlık’ını simgeler. Bu yüzden diyorum ya. Tarihsel Dünyevi olmayan bir şeyle karşı karşıya olduğum duygusuna kapıl- Cümlelerinin sertliğine karşın. O alacakaranlıkta. miras?!" değilmiş gibiydi. sis basıyordu. şimdi Hava kararmıştı. bir anakronizm. "Sen bir tarih hatasısın.kıyaslamaya bile yanaşmayan utanç verici bir hurafedir. ki ısrarın niye?" muhite uymayan bir şeysin. "Adaletsizliğin bir tarih hatası olduğuna gerçekten inanıyor musun? "Hayır. ağır ağır konuşuyordu. Bu mu. Öyle mi? Ters bir Haçlı Seferi mi?" .

" dedi içini çekerek.." . evet. Uzun uzun sustu. Dizlerini göğsüne çekmiş. bütün kuvvetini sarf ederek biyofilya yolunda savaş.." dedi birden. hayretle! Böyle bir şey söyleme"Hayır. Yüzünü görmemi istemiyormuş gibi başını pencereye çevirdi. ila İtalik'lemeyeceğim. büyüyü bozmaktan korkar gibi uzandım. "Ya da bir bakıma. "Onlardan nefret ediyorum!" "Amerikalılardan mı?" diye sordum. Günay'dan da beklemiyordum. evet. sözle ve eylemle. değil mi?" "Hayır.. "Hayır.. Hayır. "Ölü-seviciliği?" "Sen haklısın. diğim gibi. hafif hafif sallanıyordu. Elemanları birebir eşleşen biyofilik kümelerin nekrofil- abajuru yaktım. "Cihat!" Sustu. arkamdaki küçük ğımız 'çağdaş' Avrupa-Amerikan uygarlığından.ya seferi. Hasretine yandı"Viva la Muerte! Oley! Ali'yi hatırlıyor musun?" Yavaşça. "İtalik'lemeyeceksin. neden sonra. " diyerek güldü. Nekrofilyadan. Bilgi ve inançla." dedi. malla ve canla.

bulmaca gibi anlatıyorum! Ali'nin sadece kendisinin (kendi bedeninin. ama o dönemde yaşadığınız her şey 'yaşamsaldı'. kendi fikirlerinin. sonra cezaevinden. sonra da Günay’ın bir arkadaşının. kendi duygularının. kendi doğrularının. kendisinin parçası ya da gereksinimlerinin hedefi olmayan herkes ve her şeyi "gerçekdışı"ymış . çünkü bir efsaneydi Ali. Ve ben bu efsanenin öldüğünü gördüm.VI Ali'yi hatırlamamak mümkün müydü! Çok iyi hatırlıyordum. Yıldız'ın kardeşi olarak. kendisine ait olduğunu düşündüğü her şey ve herkesin!) gerçek. Yaşamımda önemli bir yeri vardı. tabii! Önce örgütten. Bağışlayın. Şimdi düşündüğümde Keşanlı Ali Destanı'nı oynamış olduğumuzu görüyorum. kendi gereksinimlerinin.

gibi gönülden algılayamadığını. Bir yere varılamadı ama Ali'nin. bedensel bir saldırıya lu'nun neresi olduğunun saptanması gereği ortaya çıktı. gibi hususlar vardı. Yine de bir toplantıda. Öte yandan. dışında kalanları algılayamadığından. Kendisi ve kendisine dönük şeylerin. Tüm narsistler gibi. narsizmi tehdit edildiğinde hayati bir düzlemde tehdit edilmiş gibi değer ve kimliğine ilişkin saptamaları bu inancın üzerine yapılandığın- 'Anadolu' kelimesinin yer almasını istiyorlardı. fiilen renksiz ve ağırlıksız bulduğumuzu testo etmek amacıyla bütün gruplara bir çağrı yapıldı. kendisine biçtiği oluyordu. mükemmel. Birçok grup geldi. Yedi saat konuBir ben-sevicinin hafife alınmak. idamları bir yana bıorik tartışmaya girişildi ve esas mesele gündemden kalktı. kişiliği icabı yapıyordu. Bir an. devrimciler reform için mücadele ederler mi. oyunda yenilmek gibi olaylara tepkisi yoğun bir öfkedir! Asla affetmez ortaya çıkaran arkadaşı hiç affetmedi. Acilciler bildiri metninde mutlaka üstün ve olağanüstü yetenekleri olduğuna inanıyordu. Pek çok gözlemin bir araya gelmesinden olmalı. bu durumda kendi grubu tabii. eleştirilmek. Tabii. Nitekim öyle oldu! Ali. olayları algılar- ken çifte standart kullanıyordu. bunu toplantıyı sabote etmek için mi yaptığını düşündüğümü hatırlıyorum. cehaletini . bu defa da 'Anadoşuldu. Ona göre. hatasının yüzüne vurulma- ve intikam için uygun bir fırsat kollar. ama sadece idamları proAmaç da belliydi: idamları protesto etmek. Mesela. ortada sahici bir çalışma ya da başarı olmadığı halde. Daha da kölimeyi 'narsizm' karşılığı olarak kullanıyorum) gereği. Ben-seviciliği (ke- dan. Ali'nin şartları arasında iktidarın nasıl ele geçirileceği şekilde karşı çıkmak. reformizm olurdu. Örneğin. sanki bir parti kuruyorduk ve devrim programını hazırlayacaktık. ne zaman anladım tam bilmiyorum. etmezler mi diye teAma hayır. Neticeten. Acilcilerin bu ısrarının nedenini bilmediği (Anadolu Komünist Partisi kurmak istiyorlardı) ortaya çıktı. yargılamada ciddi hatalara düşüyordu. nellik geliştiremiyor. nestüsü. O arada Ali de geldi ama öyle şartlarla geldi ki. idamlara devrim programından ayrı bir rakıp. bir keresinde idamları. sı.

yaptı bağlamda. onaylanma. açıkçası. kendisine biçtiği değeri pekiştirmek ya da korumak için amansız despotik. 'alkış' onu depresyon ve delirmekten koruyan tedavi gibiydi. Sadist bir tarafı olduğu kuşkusuzdu. bir insan olarak kaydettiği aşamame olmadan yaşayamayacağını gördüm. Narsistik şişirilinsani çekirdeği. Ben-seviciliği icabı.uğradığı zaman aynı şiddette tepki göstermiyor olması. Siyasal başarı ve alkışın akli dengesini muhafaza etmesi için şart olduğunu gördüm. devrimci mücadele vePolitikacılar arasında yüksek dozda narsizme sık rastlandığını bili- anneanne olarak. nesnel olmak gereğini duymadığı için övgüde ve yergide öznel ölçüler kullanırdı. Ali'nin kendi konumunu muhafaza amacıyla diğer insanlar üzerinde kesin ve sonsuz. da. aşağılayıcı. TİKKO'culara karşı alçaltıcı. özde ben-sevici büyüklenmeye dayanıyordu. Ali'yi bir süre de o bağlamda gözlemledim. Büyük ve hatasız olduğu inancı.öykülerin yayılmasına neden oluyoryordum. beğenilme. bir devrimci. kendi değerlerini de kendileri biçiyorlardı tabii. Ali'yi de kendi devrimci grubunun genel sekreteri olbir savaş verdi. başarısız bir politikacıyı bir insan olarak da değerli olduğuna ikna etmek denle. yani inanç. onun cesaretine du. Ali'nin sözcükleri . Bu savaşta. Bu lara değil. manın dışında bir değer olduğuna inandırmak mümkün değildi! Bu nemesela diğer gruplara. Zamanla. Zamanla. Rodoplu'nun deyişiyle. sevgi ve güven duygulan gelişmemişçöküntüye giriyordu." Ünlü olmak zorundaydı Ali! Başarısızlık durumunda tam bir ruhsal rirken aslında yaptığının kendi akıl sağlığını koruma mücadelesi olduğunu anladım. kendisinin içinde yer almadığı dünyalara. mesela. tehditkâr. hatta yok edici sadist saldırıya başvurabilirdi. vicdan. Ben-seviciler. 'tanrısal' denetim sağlamak ihtiyacında olduğunu gördüm. emekliye ayrılan savaş kahramanını bir dede olarak. Oysa. "çünkü ti. Böyle yaptığı için de iletişim yok olur. ilişkin -pek de abartılmış olmayan. nasıl ki kendisine sinema yıldızlığını yakıştıran narsisti bir mümkün değildir.

"Kendimi bir tek hücreye artırabildiğim zaman rahat hissediyor- Kapıyı açan. Ama. kardeşi dahil. açlık grevindeydi. Dayanışma yok olunca şayan her şeyden. Aydınlıkta. Görüşe çıkmadan önce tıraş olan. Yıldız. ne ki. sekterlerin sayısı artıyordu. önemliydi. O gün. "O zaman da yemek getirmek için rahatsız ediyorlardı. Günay'ın Ali'yi neden andığını merak ediyordum. haber gönderince geldi. istemiyordum. Ali'nin onu hapishane anıları belleğinde taptazeydi. "adamın insanca yaklaşımları" olduğu için nefret etmişti. türlü kurnazlıklarla elini kolunu bağladığı bir ortam oluşurdu. Böyle bir ortamda yapıcı diyalog elbette mümkün değildi. muhatabının lafını ağzına tıktığı. Ali. ondan nefret ettim. gerektiğini. Tahliye edileli bir yıl kadar vardı. "Kendi doğruları. bunu da yapsa yapsa Günay'ın yapabileceğini. Haydar. yemek getiren erlerden nefret ettim. ilk kez anlattı. Günay. da. görüşmeye izin verilmesinden nefret ettim." dedi. Ceset görmeden huzura kavuşamayacak bir ruh! Cesetlerle sevişen bir ruh! Korkunç bir şeydi. ama bizim tahmin ettiğimiz du. teben direndim! Kendimi asla iyi hissetmedim! Çünkü ben. içerdeydi. Haydar'ın kimsenin sözünü dinlemediğini ama Ali ağabeysi yapma derse yapmayacağını. doğru mu duyuyorum diye bana baktı. gelişme duruyor." diye anlattı. Bayramda. ya- kez cezaevi görmüştü. Bu defa da en küçükleri. Rodoplu. Doğru duyuyordum. Ölenler gibi. değil mi?" ailecek devrimciydiler. Unutturmaya çalışıyorlardı.bir sihirbaz kurnazlığı ile kullandığı. unutmak . nedenlerden değil de. düşünce güdükleşiyor. istemiyorum! yeşeren boktan bir fidan vardı. Ali'nin de ikna edilmesinin kırmayacağını ağlaya ağlaya anlatmıştı. BEN. baharda mizlenen arkadaşlardan nefret ettim. eli silah tutacak yaştaki erkeklerin hepsi en az bir Günay'ın bir arkadaşının kardeşiydi demiştim. bunlar da "Ölü-seviciliğinin ders kitabı örneğiydi. En çok hapishane müdüründen nefret ettiğini söyledi.

kendisine iyi davrananlardan. her düşmanımı hatırlamak istiyorum. Herkesin yüzünü. her debana yapılanların anılarıyla doldurmak istiyorum! Hayır! Asla unutmalikten yeşerecek olası görkemi hiçbir zaman kabul etmeyeceğim! Ben. İbrahim Tatlıses konserler versin. bir başka yoldan da mutlu olur ulus? Bakarsın. hiçbir hoşgörüyü. Bana yapılan her kötülüğü. Ali'nin sadece düşmanlarından değil. hayatın bizzat kendiyacağım! Bir şey hariç! O da bana yapılan siktirici iyilikler! Hah! Bu pis- Unutursam. 'mutlu' olsun. Allah belamı versin! Geçmişimin her gününü. bir mucize olduğunu 'bilimsel kader'in bu yolu izlediğini sinden nefret ettiğini söylemişti. SHP başarılı "Olamaz!" diyerek kesip atmıştı Ali. diğer mahkûm- ğil. Öfkemi ancak böyle ayakta tutabilirim. "Belki. "Düşünmek istemiyorum! Düşünmeyeceğim!" dedi Ali. her daki- lardan. 'bu kadar alçakça bir şey yapıp. Ne kaybedersin?" "Beni ilgilendirmez!" Günay'ı deli edecekti. bunu hissediyorum! Hiçbir hakareti. öfkeden kas"Bir denesen? Zihin jimnastiği gibi. ulusumuz. katı. Bunun 'sağlayamaz' olamazı de"Bir an için. Soluk aldığım her saniyeyi istenen hiçbir sözcüğü unutmak istemiyorum. ağzıma sıçan. beni hiçe sayamaz!' olamazı olduğunu düşün!" diye ısrar etti. olur. millet alkışlasın diye savaşmadım! Bilimsel kaderinin yolunu çizmesi için savaştım. hiçbir ihaneti unutmak istemiyorum (kullandığı kelimelerin tam tamına bunlar olduğundan emin değilim). herkesten. . ağzıma sıçması neyimi.kasını hatırlayacağım. Günay." Günay. Aydınlıktaki fidandan. senin amaçladığın düzen değişikliğini demokratik yoldan sağlar? Ya da bir sosyalist parti kurulur?" ikimiz de fark etmiştik. her şeyden nefret ediyordu.

"Devrimci ruhun pınarı. Daha başka şeyler herif. Serkeşlikle. Tıkanıp kalan gırtlağından güçlükle çıkan hırıltılı sesi çığlıktı san"Kardeşin ÖLECEK!" Ama. Yaşama. yaşam sevgisidir. fark. tekmeleyerek yapmak bir yüksek gelişme çizgisi oluyor. "Devrimcinin ölümü umutların ölümüdür. anlamıştı. Ali. Haydar'ın celmeye hizmet aşkıdır. dövüşken gözleri deli deli parlıyordu." diye övündü. devrimcilik arasındaki fark. Ali. Haydar. Bunu istenç ile seçerek. "Ölüm insanoğlunun en teorik eylemidir. yü- kaçınılmazlığı varsa affedilebilir. "Cezaevlerindeki en iyi açlık grevini de TKP-ML değil." dedi. Mussolini'nin kara gömlekli tosuncuklarıyla devrimciler arasındaki de söyleyecekti ama. biz yaptık.... acıyla." deyiverdi. son bir kez denedi Günay.bir vakıa. Yine de. "12 Eylül öncesinden ayakta bir biz kaldık zaten. Ali. den onun da yüzü değişti. Ali bitirmedi. serpilmeye." Söylenecek söz yoktu. Günay. özgürlük tutkusudur. "İnsanlık onuru işkenceyi yenecek!" diye kesti attı ki. " Haydar'ın ölmesine izin verme! Devrimcinin ölümü ancak mutlak Devrimcinin ölümü umutların ölümüdür. bir olgu! Yüzde otuza yakın oy aldı! Sizin arkanızda kaç kişi var?" önleyemeyecektir!" "Nasıl ilgilendirmez! Bu yolda bütün aile perişan oldunuz! Oysa. Günay'ın dikkatinin Ali'nin yüzünde odaklaştığını görüyordum. açlık grevinin otuz dördüncü günündeydi. Bir- . SHP "Ne oy alırsa alsın! Türkiye'nin bilimsel kaderi yolunda ilerlemesini "onurlu direnişini desteklediğini söyledi. Ali'yi kırmamak için gösterdiği özen dokunaklıydı..

çok. kardeşini açlık grevinde azat etmedi. Sonra. Ali. kendi kendine konuşur gibi. Hayatına hükmeden kurumyan şeylerden oluşan. yaşanmış olandır. defol git. Kapıdan çıkarken ha"Tabii. Şimdinin ya da olacağın değil. 'doğa' yasalarını ihlal eden bir suç olarak görülür. Rodoplu'ya geldiğinden bir da nasıl bir bağlantı kurduğunu merak ediyordum. kaba kuvvet ve sal- . insana duyulan ilginin 'şey'lerle ikame edilir olması. niyse gülüyordu! nim! Elbette nefret edecek! Nefretini azaltacak her şeyden de nefret edecek. Herhangi bir sorunu. Hemen şimdi. Ritüellerde ve 'mutlak doğrularda yoğunlaştıran. gelenekler.. Günay. mekanik olanın çekiciliği. 'revizyonizm'.. içi boşalıyormuşçasına hırıltılı "Şimdi. " "Statükocu?" lar. canlıdan cansıza.versin!" "Viva la Muerte! Değil mi?!" diye tısladı adeta.. "Allah senin belanı "Allah belanı versin. olmuş'un gerçekliğinde yaşayan. insanın eşyalaştırılması. "Nekrofilya.. çok tehlikeli bir hasta!" bir sesle.. "Ben de Ali'ye 'siktirici iyilikler' edenlerde"Hem de çok. Ama. giderek eşyalara. yaşama. düşünceli düşünceli. 'bir zaman varolmuş' artık olma"Ne kelime! Sekter. Ölü-sevicinin felsefi ya da siyasi düşüncesinde kutsal olan. ya!" dedi Günay. bir daha da Ali'nin tebessümü sapık bir sırıtmaya dönüştü. Bu hikâye böyle. gelme!" Kapıyı gösterdi.. yapayın. soyutun." diye tekrarladı. sahip oldukları. bir dizi tanım sıralamaya başladı. hafta kadar sonra da Haydar öldü. yasalar. us'un yücelmesi.. şimdi.. ortadan kaldırmaya çalışacak! Hasta bu adam!" Titriyordu. dogmalara.Ölüsevici dikkatini. Değişim. kaydıran.. Güncel gerçekliğin hiçbir değeri yoktur. ben Ali ile Avrupa-Amerikan uygarlığı arasın"Değil mi?" dedi.. bir tartışmayı çözme yolu. defol buradan.

diye sorarsan. Sevebileceği Haydar. 'faşizm'le demek. şöyle bir duralar. o 'Ölüm insanoğlunun en teorik eylemidir. Nürnberg mahkemelerinde. ölü-sevicinin Korkunç. Tıpkı. Bu aynı zamanda. Neden? Ya rahmetli Haydar'ın durumundaki gibi.' diyordu. 'Ölümden ancak hayvan ve hayvanlaşmış insan kaçar' iddiasına bak! Us yüceltmenin bir başka örneği. Adam. kendisini 'toplum' denilen bir soyutlama adına feda etme- ya da Nihal Atsız'ın önerdiği gibi anti-faşizmle savaşmak için. istediği gibi şekillendireceği. bunu o belirleyecekti tabii. yani bir 'şey' gaz odaları şu kadar metreküptü. kendi icatları olmayan bir yoldan mutlu olamazlar rinin rahat edebilmesi için. insanlar. 'Hayat savaştır. sağladıklarını anlatır. uğruna ölümdür. dünyaya ve kendisine bakışı ussaldır. Ussal bakıştan kastettiğim bu. hangi şeref. herkimse. Haydar’ın ölümüne 'fraksiyon'un karar ver- gerekiyordu. diye başlayıp. Göring. Nihal Atsız da. Bunu istenç ile seçerek. Anısı. ancak Haydar'ın anısı olabilirdi. tabii. onlardan birisine. 'Bu kadar Yahudi'yi nasıl öldürebildiniz?' diye soru sorulur. İçleonayından geçmemiş. şu kadar insan doldurunca gaza şu kadar yer kalıyordu. asla değişmeyecek soyutlaması! Ölü-seviciler değişiklikten nefret ederler. İnsanoğlunu hiçliğe dönüştürecek gücü. Hangi yurt.' lafı. hayatı bizzat ve mutlak surette kontrol altında tuttuklarına inanmalıdırlar. Ölümden korkanlar yaşamasın. Şöyle söyleyeyim.. Himmel. Ölümlerin en güzeli ise yurt ve şeref diği gibi. Birey. yani Haydar'ın tümüyle Ali'ye ait. her şeyde ilk ve son çözüm olarak gören. Şimdi.dırıdır. ama Ali'nin Haydar'ı sevebilmesi için delikanlının ölmesi . işte. nekrofilin. Us'un yüceltilmesi soyutlama aşkını da beraberinde getiriyor. bir ideoloji. tekmeleyerek yapmak bir yüksek gelişme çizgisi oluyor. bir ritüel. Bilim çağının insanlığa hediyesi! Ne gibi? Mesela. Kuvvet kullanımının gerekli olup olmadığı düşünülmez bile. ceset başına optimal verimliliği nasıl bir canlıdan. gencecik bir inanın hayatından daha değerlidir lidir demek.. Ölümden ancak hayvan ve hayvanlaşmış insan kaçar.

'doğa' yasalarına karşı geliyorlar demektir. Bana zaman tanımak ister deliyordu sanki. efen- . Cezalandırılmaları vaciptir. incitmek arzusu." "İtalikleme sırası bana geldi!" dedim. öyle gider.demektir. nekrofilya. mezra basıp. mahkûmlarla merhametsizce zıtlaşmaktan başka bir anlamı olmayan nesnenin Haydar'ın ölümüne neden felâket tellallığı.' laştırmanın örneği daha çok. Mesela dostunun bıçakladığı zavallı Feri "Şimdi. "Sadizm. Sadist. 'SHP başarılı olamaz!' haykırışından farklı değil. Ben epeyce bir süre belleğime gömüldüm. biliyor. bir insanı küçük düşürmek. illa da kadın döven. olmasına izin verilmesi. kaba kuvvet değil de. akıl karıştıran bir tabir. Mesela. bir gülüş kullanılmıştır." Pencereyi bıraktı. "Tinsel gaddarlık denilen şey. "Bunun kendini beğenmişlikle." diyordu. fiziksel sadizmden çok daha yaygındır. eteğini sıyırmayı ihmal etmeyen foto muhabiri. âlimi mutlak. basını yanıltabii. eli kırbaçlı sadizm değil. Dışarıya. bunlar uç örnekler. 'Bu hükümet doğru iş yapıp. Narsizm sadizm. Mesela. bana döndü. nihayet bir kelime. Mesela. manşetlere hâkim olan tamaz!' demektir. Narsizme ilişkin bilgilerimi hatırlıyordum. İnsanı eşya- Cansel'in fotoğrafını çekerken. sapıktırlar. Namert bir iştir. Sisi gözleriyle nay'ın sesiyle geldim. her zaman Çünkü sonuçta. gibi sustu Günay. narsizmle bir ilgisi yok mu?" "Var. Bu tür tellallık. kendime Gütabii. Neden? Öyle bir mutluluk olamaz çünkü! Mutluyuz diye iddia edenler." Ağustos Genelgesi denilen ve özde. Türk basınında. Bir bakıma çok daha pistir. Ali'nin. karanlığa bakmaya başladı yine. Mesela Fenerbahçe maçında binlerce taraftarın 'Ölmeye geldik. tabii. Ölü-seviciliği daha hafifde seyrede- diye bağırması nekrofilik bir haykırıştır. Çok düşündürücü. çoluk çocuk öldüren PKK militanları. çünkü sadistin kendisini gizlemesine yarar. dim. çocuk döven. bir soru.

psişik acı. gaddarlığın. arkadaşım. Kıpırdamadan öylece durdu bir süre. yanından bir yerlerden tıka basa dolu bir dosya çıkar"Bak. öyle düşünüyordum! istiyorum!" "Bir de. arkasını döndü. hatta ondan daha çok zedeler. zehir gibi bir sesle. . az önceki hırçınlığına hâkim olmuştu." "Her şeye rağmen halkımı sevme gayreti! Can simidi! Daha da söyle- dı. ne diyeceğimi bilemedim. "Evet." dedi. değil mi?" "Ne yazık ki. May- şizofreni. ne haldeyiz. Etkileri daha uzun sürelidir. önüme koydu. yeyim mi? Kızını dövmeyen dizini döver hikâyesi! Kendi sınıfımı sevemiyorum." Yazı masasına doğru hızlı birkaç meselesi!" "Günay'cım! Bana bilmece çözdürmesen?" adım attı. en az fiziki acı kadar. "Öyle de değil! Balık baştan kokar Masaya erişti. "Bak.kıvırtabilir. Ne ki. çünkü içgüdüsel bir biçimde ne demek istediğini hissediyordum." dedi." seviciliğin. bari 'halkım'ı seveyim gayreti. Düşünceleri oturmasına izin vermiyormuş gibi kalktı yerinden. durdu. Ben- Evet. hemen sadistleşir!" danoz bahçesine yürüdü. "Ulusumuza hakaret ettiğimi düşünüyorsun." Şeytan yoklamış gibi ürperdi. "Öyle de değil!" dedi.' diye tasrih ettiğini sormak "O bir umudun dile getirilmesiydi!" dedi Günay. çareleri hovardaca savuran bir toplum bizimkisi. neden 'mürekkep yalamış Türk. "Gaddarlık bağlamında korkunç bir toplumdur bizimki!" "Korkunç!" "Türk mürekkep yalamaya görsün. Haya- Dosyanın kapağını açmak istemediğimi hatırlıyorum. bir kurt gibi kemiriyor İthamın ağırlığı altında ezilmiş gibiydim. İstememiştim. neden sonra. ölü-seviciliğinin arasında.

sadizmi bir yaşam biçimi haline geşamda tanımış olmamdı! Sıradan insanlardı bunlar. deli ediyordu Günay'ı! "Alay kın aşağılanması olduğunu söylüyordu. faşizan eğilimlerimizi TRT'nin 'Püf Noktası' gibi olmadık dizilerinde bile görebiliyordu. memureler.. daha mı kötü?" "Evet. Zulme alıştığımızı. Günay." diye esefle "Daha kötü. Günay. hastabakıcılar. anneler. "Bu daha mı iyi. Örneğin. Hücre arkadaşlarını aşağılıyordu. "Evet. onları sadece şubede ya da cezaevinde değil de. insanı rencide edecek. böyle bir olasılık canımı yakıyordu. paranoya derecesine varan bir duyarlılığın ürünü olabileceği ihtimalini göz ardı edemiyordum. inceden alay ustaları. çöker gibi oturdu. ge- tirdiğimizi anlatıyor..tım boyunca tanıdığım 'üstat' sadistler geçiyorlardı gözlerimin önünden." dum bir türlü. turistlerin dolaştığı yer- lerde atletleriyle içki içenleri ayıplayan bir program vardı ki. Ve vardı. inceden hakaret ustaları. gaddarlıktı. "Bir düşün! BBC İngilizlere ber- . Tabii. Arap turistlere ayıp oluyor diyor! "Yine bir başka programda.. Melamin tabak meselesinde tinsel açıkçası. bir kadının akşam gezmesine giderken ne giymemesi gerektiği anlatılıyordu ki. babalar." dedi. yerin dibine geçirecek doğru kelimeyi ları. Örneğin. ama yine de elimi süremiyor- sadizm görecek kadar incelikli yaklaşımın. dum. bunun. salladı başını. Garip olan. ona tepki duydun. halmuda şortlarınızla sokakta bira içmeyin. kayınvalideler. taşı gediğine koyma usta"O yazarın melamin tabak meselesini hatırlıyor musun?" diye sor"Evet." "Kendisinin farkında bile olmadığına kalıbımı basarım. öğretmenler. başka şeyler de Dosyayı açmamı beklediğini biliyor. Aşağılama ustaları. daha kötü. Nedenini de biliyorum. değil mi?" Yerine döndü. Kaldı ki. "İşkence faslından melamin tabak?" ya da doğru hareketi şıp diye kestirme ustaları.. günlük yalinler.

" Yine de açacaktım dosyayı. birden. Uzandı. içinde yayın organlarından kesilmiş kupür- karikatürü. Günay. Suat Gönülay. daha doğrusu. Çizer. Gerçekten iğrençti. Müsebbibleri. Birden. "Şimdi sen yine 'zurnanın . neden olanlar. İğrençti." dedi." "Yok. o herifle birleşip. Semra Özal'ın Gırgır dergisinde çıkan bir ara kazma dişlerini gösteriyordu. En yüce ve en zayıf sında yer alıyormuşum gibi bir duyguya kapıldım. Günay'ın karşı- ler vardı.. açtım. da!" bilmediklerine bahse girebilirim. "Bu insanlar da bizim insanlarımız. tabii! Sulugöz! Şiran'ın lafıydı bu.. dosyayı işa"O kadar da değil!" diye sözünü kestim. "Sulugöz! Ben de!" Gözleri doluverdi. Allah kahretsin!" aldı. Ara son deliği' diyeceksin ama önemli olan Semra Hanım'ın gencecik bir "Olsun olsun yirmi üç olsun. ama yeterince hızlı davranamamış olma"Burası bizim ülkemiz. "Gencecik bir delikanlı bu çizer. Neye hizmet ettiklerini ret etti. iyi niyet taşları ile örüldüğünü bilemiyoruz. Öyle çocuksuyuz ki. Fark ettiğimi görünce de kendisini alaya yolun. cehenneme giden yanımız bu bizim. Bunda paranoya kelimesini aklıma getirmiş olmamın dahli vardı.mahfilinde 29 Ekim balosuna giden subay hanımlarının giysilerinin Palık!" şa'nın karısının denetiminden geçmesi gibi bir şey bu! Ne kadar aşağılıyım." dedi Günay. Önde duranı aldım. Özür diliyordu. 'İzleyecek felâket hepimizi kapsayacaktır. bir çizgi roman karesiydi. kat kat yağlarında boğulan. "O kadar Osmanlıca biliriz. kahır dolu bir sesle. bir kerhane maması yapmıştı Semra Hanım'ı. kolumu sıktı hafifçe. canım!" Dosyaya uzandım.

Türki- ye'nin gidişatından ürküyor ya da faşizmi Semra Hanım'da sembolleştirmiş. Ama bu kat kat yağlarının teşhirindeki belden aşağı saldırıyı açıklamıyor. Alkışlayacak mıydı?) "Anlamadım?" "Kind. "Üç torun sahibi bir annean- hangi toplumsal sorunu çözer?" Eleştiri ile kör kıyıcılık arasındaki yaneanneyi küçük düşürmek hangi toplumsal derde devadır?" "Bir başbakan eşi olduğunu bir an için unut.adamın bunca nefretini kazanmak için. değil mi? O kadar genç ki. nesnel olarak ne yaprik'ten söz etmek de çok zor! Başka bir şey işliyor. Ve bana hocam Tütengil'in. Nihayet seçimle gelmiş bir başbakanın Suat'ın hazzetmediği eşi. bir 'kuyruk acısı'ndan. yani 'ağır tah"Diyelim... Brecht oynadığımız yılları hatırladım. ne yapmış." diye mırıldanıyordu Günay. ille de ağzından tükürükler saçan. "Ben de onu diyorum. Özalları kurşuna dizilmek üzere direğe" bağlanmış çizmişti. nenin göğüsleri dizine değse ne olur. (Benzer kö- . herhangi bir kilolu an- tülükte bir şeye birkaç yıl sonra tekrar rastlayacaksın. Ercan Akyol. toprağa düşmüş bembeyaz saçlı başını hatırlatmıştı." diyebildim. sürmanşette. değmese ne olur? Açık edilmesi şamsal farka işaret ediyordu. otuzunu çoktan aşmış bir adam. Çavuşesku ve eşinin öldürüldüğü günlerdeydi. fotoğrafın Çavuşesku değil. loving. Bu defa. canım!" Ankara AST'ta. Çavuşesku'nun toprak bulaşığı kanları içindeki fotoğrafı vardı." dedi. Rodoplu. bu genç adam ülke yönetimine karşı çok duyarlı. Özal olması halinde Akyol'un nerede olacağı- "Sadistik duyguların tatminine. O günkü Milliyet’in birinci sayfasında." mış olabileceği." "Anlamaya çalışıyorum. Bir de faşist illa da kilolu olmaz ya!" "Hitler'in Ari ırkının temsilcileri aslan gibiydiler. iğrenç portreler çizmemiz istenirdi. 'Faşistleri oy- narken. olsa gerek. Birinci sayfadaki nı merak etmiştim. compassionate.

ivazsız hesapsız sevgiyle besleyen demek. "Tek bir kuşa- çıncı deliği olduğu önemli değil! Sonra. Suat'a gelinceye kadar o kadar na!" "Haklısın. yardıma. organik Aydınsallığı ya da dilersen statüko bekçiliğini. O hisse kapıldım yine. Bu oluşumu.. başkasının kederiyle ilgilenen. insanları safi katıksız. Hayırhah.. olana merhamet ve sevgiyle koşan. sevgiye muhtaç "Müşfik. Kerim. yardımcı. otoriter ahlâkın bekçiliğine talipse. Elimden kayıyordu. müsamahakâr hoşgörü- korkunç değil mi? Allah vergisi bir çizim yeteneği. zurnanın ka"Delikanlıya ne diyorsak. bir kuşak bırakırken öteki devralıyor! Suat çok genç. nazik." Sesi alçaldı. senden ayrıldığım nokta yine aynı nokta. korkunç bir silah oluyor ve vuruyor!" bu! Ama. sen biliyorsun ki. rıfki. yine. ama bebek değil!" ginliği azaltmaya çalışıyordum! "Ne demiş şair? 'Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın!' demiş. yabancılaşmayı. ben 'Hz." ger"Öyle! Statükonun.. Odayı sağır edici bir sessizlik kapladı.ğimiz. kerim. söndü. ben yine aynı şeye takılıyorum. Oğuz Aral'a ne demeli? Senaryo onunmuş baksağın işi değil bu! Ama. ötekisi unuttuğumuz bir dilin insani değerleri. "Müşfik." dedim. Bunu ilkel bir bahane olarak görüyorum. muhip. dost olan. Biri bilmedi- iyiliğini isteyen." dedi Günay. yabancılaşıyordu Günay." dedi Günay Rodoplu. refik. Muhammed o yıl doğmasaydı. Rıfki." . insanoğlunun maddi ve manevi lü olan. cömert. alçaldı. Ona takıldığın zaman bozuluyorum. Muhip. maalesef. "Hiçbir toplumsal sorunu çözmeye yönelik değil "O yaşta bir genç adamın ruhunun böylesine zedelenmiş olması ne çok yanlış var ki! Suat gerçekten de zurnanın son deliği. hayırhah. onu.. yoldaş. onun yerini başkası alırdı' da yokum. Refik.

Kongre. hükümet. bu delikanlının kendi dışında kalan dünya kime -bu durumda Semra Hanım'ın ailesine. hoşnutsuzluk duygusuna kapıldım! Üçüncü kupür. paylaşılmayan her şeye karşıyım. "Haklı olabilirsin. ülkenin yönetiliş biçimine karşı çıkıyormuş Ve ben yine aynı duyguya. "Merkezi 'ille de ben' olan. vay. Lanet olası! Kirlenirsin ve yine içinde bir boşluk kalır!" Günay. Belki de. vay!" demişim! "Otoriter ahlâkın. 'Büyük Yalan'ın parçası. bu da Suat'ın dedesi yaşındaki Cüneyt Arcayürek!" Cumhuriyet "Semra Hanım'ın sarkık göğüslerini sevici Papatyalar dikeltiyorlar!" "Vay. "Müslüman sın. Günay daha hâlâ karikatürdeydi. sevenlerine. kullanıldığı bir toplum olmadığını biliyorum. onların "Biliyor musun. Bir sosyal soruna. "Yapma!" dedim. gibi yapıp. Amerikan siyasal yaşamında Beyaz Saray. insan olmadığı yolunda bir hüküm geliştirmişti." dedi Günay. ahlaki çöküşe karşı tavır almıyormuş gibi yapıp." dedi toplumlarda yapamazsın. Sosyal sadizmin cezası büsbütün yoktur. Bobi neyi anımsatıyor? Ku- duzu.. vay. insana yabancıysa. ses çağrışmayla bobiyi anımsatıyor. . yasalar izin vermez.da Ali'ninki gibi "renksiz. Gözleri bulutlandı yine. İlhan Selçuk'un "Lobi ile Bobi" başlıklı köşe yazısıydı." diye içini çekti. otuz bir çekmek! Yani. "Bak. "Oğuz Aral'ı sevdiğimi düşünürdüm. düşünüyordum. Sözü değiştirdi. kokusuz ve ağırlıksız" sa. Ne yazık!" Hıbır'la sonuçlanan rezaleti düşünüyordu. "Lobi.. ciddiyetle. daha doğrusu basının gücünün böylesine alçakça gazetesinden kesilmiş bir makaleyi gösteriyordu. Türkiye'de yaparçünkü. statükoyu korumak. Ulusal hasletlerimizdendir. zan şüphe altında hüküm vermek günahtır. "Mastürbasyona karşı mısın?" Aptalca bir şakaydı. Lobi. Batı toplumlarında hiç yapamazsın." dedim. seçmenlerineve ne acı verdiğini umursamayacağını.

" maya çalışanlar?" "Lobi bobi kuduz köpekler mi. bu insanlara kuduz köpekliği dahi yakıştı- biliyorsun bu uğurda askerlerle birleşip darbe yapmayı bile denedi!. Amerikalı istediği şeyi Türkiye'den kolaycacık ve şıppadanak alacaktır. Mustafa Amcamın Washington’da görevli "Ben-sevicilerin nesnellik yetileri yoktur da!" olduğunu biliyordu. Selçuk'un yazısına bahane bulmaya çalışıyordu. düş kırıklığına uğrattıklarını. o güne dek saldırdıkla"Cumhuriyet yazı işleri müdürü aptallığı teşvikten hapse girse yeri!" rı icraatı zorunlu olarak benimsediklerini.. devlet yönetimi kesiminde belirli amaçlar doğrultusunda etkinlik gösteren baskı grubuna verilen addır. bunun adı da Amerikan lobisi. halkı asla yerine getiremeyecekleri beklentilerin içine soktukları için. Biz bu yolda başarıya ulaşamazsak. Bunların en ünlüleri de İsrail ve Yunan lobileridir. yılgınlığa sevk ettiklerini söylüyordu. Amerikalı lobicilerle birlikte Türk bobileri oluşturuyorlar." dedi Günay. Bizim sivri akıllılar. Ankara'daki Amerikan lobisi. Oysa en büyük lobi Türkiye 'de kurulmuş. ye! Gülmeye başladım.. Çünkü bu lobiyi.daha kısa deyişle. Değildi. "Bir İlhan Selçuk'un özlediği iktidar konumunu elde etmesi halinde - li Devrim Partisi gerçekleşseydi. Türkiye'nin Washington'a karşı ulusal çıkarlarını koruyabilmek için Amerika 'da Türk lobisi kuracak yerde.Mil- . Türkiye'nin çıkarlarını korumak için Washington 'da bir lobi kurmaya çalışıyorlar. tabii. Canım yanmasın diNesnel koşullarla karşı karşıya kaldıklarında. Türkiye 'deki Amerikan lobisini dağıtmak gerekiyor. Amerika'daki İsrail ya da Yunan lobisinden kırk kat daha güçlü. Bu amansız. yani? Amerika'da bir Türk lobisi kur"Affedersin. daha da kötüsü.. komik olduklarını. Amerika’da kurulacak bir Türk lobisinden vazgeçmesi mümkün müydü?" rabilen nefretin nedenini düşünüyordum..

rına karşıt. Fransızca parçalamak. sağcılık değil. "Narsizm böyledir." sayfasını yönetiyor! Bir 'Times'ta. territorial armi konsepti dedi diye Özal'a takmış." dedi Günay." dedi Günay. ama halisane bir ağzını açarken küfürle başlıyor adam! Ve hiçbir gerekçesi yok. " "Bu da çok yaygındır... Ve 2000'e çeyrek var ve dünya ekonomi üzerine duruyor ve bu adam Türkiye'nin en ciddi gazetelerinden birinin ekonomi cı yapmazlar!.miyorsa vay halimize! Nesnellik aramayacaksın. bak.. Bu bir tarafa. Ama başbakan konusunda haklıydın." dedi Günay. Sağlam gerekçelere dayanmayan. "Mesela. zaten.. Türkiye bile buna layık değil. Uymasa da'. sosyal sadiz- min belirtilerinden birisidir? İngilizce parçalamak. hiçbir şey değil bu! Dahası davar! Bak. kin fış- borsada oynayanlar kimlermiş? Ayyaş rantiyeler.. folklorik motiflere. Nefret ve karamsarlık! Mehmet Kemal. . yanında "0 inanılmaz bir adam. 'Uysada. ya. İnsan nasıl da her gün gördüğünü görmez oluyor! "Her halükârda koyacak adam. ekonomist değil... Daha "Solculuk değil. bir kupür buldu." Kupürleri art arda çevirmeye koyuldum.rasyonel dağılım sürecinde marjinal fanteziler türetme çabala'Ben de. bezemeye varan bir antik fütürizm anlatımını gerçekleştirmek. iyi mi? Şiddete bak!" Necati Doğru'nun sütununun adının. değil mi? Bak. Muhatabı aşağılamak. değil mi? Bu adam da insanları bu uyarı gibi görünüyor. ekonomi sayfasını yönetiyorsa. Yooo... ama!" Uzandı. "Ve biliyor musun. alay. tabii.. cebi delik aktörler. Türkiye'de sermaye piyasası yerleştirilmeye çalışılıyor. '"Borsanın Sonu Beladır!'" "Allah Allah?!" konuda uyaracak. "Hayvan Kime Denir?" İrili ufaklı puntolardan gerçekten de karalama. O bir başbakan!" bir ünlem vardı.. bir 'Wall Street Journal'da adamı kapıkırıyordu. "işler onun düşündüğü gibi git". Flaşta olmanın dışında.

naylona sardığı teybini çalıştırdı. Dosyayı topladı. Gözüm. Çaycının gözleri çakmak çakmak çırağı. belediye şoförleri bomboş yolların keyfini Ağlarını onaran balıkçıların. Sis dağılmaya başlamıştı. bırakalım artık. Rahmetli Örsan veren Mitterrand'ın elinden edebiyat ödülü almasını eleştirenlere sövü"Hayır. gidiyorum geceleyin.. "Dışarı çıkalım. Ülserimin kıpraştığını hatırlıyorum. Karlı kayın ormanında. Az sonra da şafak söktü. uğultu halinde gelen ezanlardan anladım. Saatlerdir konuştuğumuz sayrılığın tuzağına düştüğümün geç farkına vardım! Günay hiçbir şey söylemeden kalktı." diye mırıldandım. kesin bir sesle." dedi. Sınıflandıramamışlar. Okumakla bitecek "Bir dakika!" Öymen'in yazısıydı. yerine kaldırdı. gibi değil. "Çüş be. Batı'nın hediyesi! Ölü- çok daha asil bir medeniyetin çocuklarıyız!' değil mi'" ipek gibi keserdik kıtaları. Günay.Refik Erduran. inanmazdım!" deyiverdim. "Hep söylerlerdi de. Öyle yaptık. seviciliği bize onlardan bulaştı!" Bu kadarı da fazlaydı! "Belki de hep böyleydi. eski iskelenin oraya yürüdük. yorum." dedi Günay. sabahı ettiğimizi Boğaz'ın öteki yakasından Şehir yeni yeni uyanıyor. "Yüzlerce var. Çüş!" başlıklı bir yazıya takılmıştı. vazgeçmişler. "Bu bize. Ürperen. Yaşar Kemal'in. "Sen Cama Tırman"." "Hadi. işlerine dönmüşlerdi. Günay'ı uzun uzun süzdüklerini hatırlı- çıkarıyorlardı. tüyleri dikenlenen ciltlerimizin serinliğinden hoşnut. '"Biz çok daha eski. niyetlendiğimden çok daha alaycıydı. kıyıya. o dönemde ASALA'ya açık destek yordu. "YÖK Demenin Arapçası"." dedi Günay. "İnekten Düşmek". . Maydanoz bahçesine yürüdü.. kılıcımızdan kan damlardı!" Sesim.

Bıyıkları nikotin sarısı yaşlı çaycı. nerde elin?" Ayrılma vakti gelmişti. Kuran. yaşlı yurttaşının elini istediğini anlıyordum.elini ver.." dedim.. bizden yana kaygılı bir bakış fırlat- ni. tüm kitaplar senin!" "Bir gün seni bir güzel dövecem." dedim. "yalan söyleme!" diyordu. "Herhalde!" "Yorulmuşum. Tanrı'nın yarattıklarını "miyoplar da görebilsinler diye. Az sonra. şekilleri net. günceli dedikoduya indirip. maya başladı. kanlı bir kayın ormanında geçirdiği- "Niye?" Gözlerini kocaman kocaman açmış. Tevrat. jilet gibi bir sabah. garip. Bütün bir geceyi. su gibi gülüyordu." Aslında. Günay fark etti. Her dinde yerin var. yatıştırıcı bir tebessümle karşılık verdi. . Son yıllarda tasavvufa duyduğum ilginin beni kendi ruhumun derdi- ima ediyordu! Haksız da değildi! Epeyce bir süredir." Güldüm. merceğini "Seni terk ediyorum. "Tabii. Sen yormadın. "Bu dünyada ama bu dünyadan değil. Günay Rodoplu!" "Aşk dinine mensupsun sen. değil. Günay da güldü. renkleri renk kıldığı". nerde elin? tı. "tam Süreyya'lık" bir sabahtı. karlı da değil." "Sandığın anlamda. kararsız karayelin şehrin elini yüzünü sildiği. elini ver.Efkârlıyım efkârlıyım." dedi. İncil. sufi!" İstediği elin beninki olmadığını biliyordum. "Ben gidiyorum. o da mırıldan". ne düşürdüğü için ülkenin yaşamsal sorunlarını Allah’a emanet ettiğimi indirgemeyi öğrenmeye çalışıyordum. "İyi.

parfümünde Durur beklerim orada Bunalım geçiren "çok iyi bir insan. haklı olduklarını bilen eylem adamlayüreğinin hepimize kapalı bir bölmesinde inzivaya çekilmeye hazırlandığını bilirdim. elektrikli araçlarda Ciddi parasızlıklarda. Şöyle bir baktı. kalabalıklarda. toprak ve edersin!" diye de ekledi. Oraya tek bir kişiyi kabul ediyordu. "toprak ve ot" kokularından bahsetmeye başlayınca muştu. ben hızla uzak"Pencerelerinden metropol kokusunun değil. "Gitsen iyi rının alçakgönüllü kararlılıkları vardı. maddi-manevi işkencelerde Telefonla kız tavlayan gencin neşesinde. toprak ve ot kokusunun girdiği her şeyi insan için olan insana göre bir oda" Birtakım takımların değil insanın kiralayacağı bir oda Eşyaların değil insanın olacağı eşyaların değil insanın yaşayacağı bir oda Durur beklerim orada Dağ başında. Yerinde bambaşka bir şey. Günay elini çantasındaki kitaba attı. Yüzünde az önce gördüğüm iyimserlik kaybolGünay Rodoplu. dizelerin yazarıydı. ertesinde Balkonsuz ve manzarasız sosyal konutlarda Çocukları ve insanları sevdiklerini sanan sanatçı kardeşlerimin sanatlarında Güreşçi develere benzeyen meşhur adamların . "Pencerelerinden Metropol kokusunun değil.ot kokusunun girdiği her şeyi insan için olan bir oda. o da şimdi yazacağım laştım." dedi. haksızlıklarda Koparılıp soldurulan bir çiçekte. serbest" hanımların gecelerinde içip içip yatmaların arefesinde.

evlenme. bahar dalında . altında. sünnet. milli ama normal taarruzda Benden sonrakinin benden önce dolmuşa binme çağdaşlığında Durur beklerim Doğum günü. hesaplardakitaplarda Durur beklerim Oralarını buralarını. kayıp ve ölüm ilanlarında İçki-müzik ortamlarında doğan ve çok kısa süren maceralarda Taşıma sularda. kasalarda. bankalarda. eskaza yorarlarsa sıkılanların kibarlıklarında kişilik makyajlarında ve bütün makyajlarında Durur beklerim Yetinenlerin dangalaklığında Yağmurun altında. kesif zevk uzuvlarını yoran mevzun ve atletik vücutlarını yoran ama kafalarını yormayan. havacıvalarla sürüp giden evliliklerin karmaşasında Paralarda.aksesuarlarında Durur beklerim orada Kar yağışını seyrederken kıyıya vuran küçük. köpüksüz bir dalgada Durur beklerim Nesli tükenmiş zanaatlarda ve zanaatkârlarda Apartmanlar arasına sıkıştırılmış çocuk ve araba parklarında Her sınıf vatandaşın iç ve dış piyasaya karşı giriştiği büyük.

" sözcüklerle her şeyi anlatabilenlerin konuşmalarında Yeme-içme. kadınların "görüşme" tekliflerinde Dururum "Çok iyi" hazırlamış sofralarda "Nefislerde. "harika"larda. gibi. şey. sükûnu yurtdışında bulan vatandaşlarla ünlü-ünsüz sanatçılarımızın ortak ve haklı kaygılarında Bazı bilimsellerin karışık kafalarında sakallarında. "çok zevkli lerde "Artık korkusuzca gidebiliriz her yere " "Ne iyi oldu. haplarını almışların rüştlerinde Erkeklerin "yemek ". genelde. tamam mı vb. fırsatlarda. oldu. çok keyifliyim bu gece" diyenlerin ve "mutluluk durumu" olanların boşa giden sesinde Dururum Günümüz insanının haz ve lezzet altı. yani. mal-mülk. özgürlüklerin.Dururum Huzuru. başıbozukların bütün aşılarını yaptırmış. Batı 'ya hayranlıklarında "Olay. üst-baş konularındaki modalarla donatılmış mamur ve müreffeh ama biraz yabancılaşmaların ömründe Dururum Bilumum avantalarda. tezgâhlarda Kiminle neden evlendiğini "çok iyi" bilen kiminle neden evleneceğini "çok iyi" hesap etmiş olanların ebedi saadet tablolarında On sekiz yaşını doldurmuşların. iyi eğlendik. .

sevgisizlik.. tahta bir masada rakı içip keyif çattığımı sanan sağlıklıların gittikçe azalan beyin kıvrımlarında Dururum işte önemli değil." rı doldurdular. saatlerce. karayemişin Taşlaşmış toprağa kilitlenmiş. özensizlik. bre!" Patlamaya hazırlanan koncaya. "Bu günlerde öylesine kendime düştüm ki. küçücük çıkmada. ıtırın saçını okşadı. hoyratlık. tıp. mıyordu! "Buncağızlara dikkat et. ama maydanoz bahçesine hiç de iyi davran- ardına kadar açtı. filizini tutan hanımeline. bencillik. karayelle boğuşan saksılara.. vapurlar. tıp. tıp. tıp. minibüsler yolla"Herkes o yana giderken. sizi görmez oldum!" hiplerinin kişiliklerine ilişkin ne çok ipucu verdiklerini düşündü. Damlalar damlalarla buluşuyor. Tıp! Moldau!) karda kılcal izler aça- Çocuk gibi seviniverdi birden: Karayel bahar kokuyordu! Pencereyi . Çok uzaklarda bir yerlerde (nedense. ben eve döndüm.yani hurdahaş oluşunda Dururum Kumların üstünde ve güneşin altında değil ağaç ya da çardak altında öküz gibi. İmanına kadar dolu trenler. Maydanoz bahçesi Rodoplu'yu görünce sitem etti. tıp. yerden olmayacak bir yük- seklikte. kayıtsızlık. yordu. bitkilerin sa- İyiydi hoştu bu karayel. (tıp. Nicedir sulanmı"Affedersiniz!" dedi. Çok sürmedi. Gün bulandı. yapraklarına baktı. Yeter yukarıdaki oda. o yer illa da Banaz Yaylası olmalıydı!) karlar erimeye başlamışlardı. tozdan nefes alamayan.

ekleyecekti. ya!" Karcı nereye. ey canımın canı efendim. ot koktu.. toprak koktu. Uğur getirsin. güle güle otursunlar diye de yağmur niyeti- "Buyurun. az ötedeki lacivert. özenle temizledi kökleri. Yere serecek bir Çarşafın üzerine "tertemiz!" toprak döktü. hücreden ayrı ayrı sorumluymuşçasına. Bembeyaz. Karcı nereye. Çiçekler açıyor gözlerinde. Topaklarını ovaladı. çaya koşturuyorlardı. ama delikanlı. par- şeyler aradı. neşelendikçe söyledi. az daha "Hoşgeldiniz!" diye "Aa-lo!" dedi. bir Hint (Tiruvaşagam!) duasıydı ama ne gam! Coştukça coştu Rodoplu! Tomurcuklar patladı. "Selam. kış uzaklaştı bahar geliyor. ben oraya. "Buyurun?" . Bahar evin ortasında çınladı. şafak söküyor"du. Saksıların topraklarını değiştirmeye niyetlendi.. kalk ama artık!" "İlkbahar ayini!" Doğu'da ışık! Fırtınalı umman. "Kar satan adam dağdan indi. tanımadık erkek sesi. efendim!" neş'e neş'eydi sesi." diye sürdürdü. Yeni evlerine taşıdı. "Ve kutsal çehrenden güneş doğuyor. Kalk artık yatağından! Kalk. Bir nakarat tutturdu. Eşeğinin semerinde çiğdemler vardı. karayel zayıfladı. her bir ne su serpiştirdi. İncitmekten korkar gibi. ben oraya! Karcı nereye.rak ilerliyor. "gece uzaklaştı. ütülü bir çarşafta karar kıldı. Telefon çaldı. ben oraSöyledikçe neşelendi. maklarını kevgir etti. "Kış uzaklaştı. aralarından geçirdi." aslı. bahar geliyor.

Işıkların en güzeli. Çok güzel bir sesti. Hayır. En gönül açanı: Şafak! Güneş ufku terk edince. evet. tabii! Nasılsınız Şafak Bey?" "Ben. İşaret almayınca açıkladı. belki de Örenlerin her hafta sonu zikredilmeyen bir yere gittiklerini fark ettiğim zaman. Cumartesi günkü imza günü için arıyordu. uyanın!" "Olur değil mi?" diye soruyordu. Masa ile aynı hizadaki gözler! "İmza gününüzde tanışmıştık. olur! Öyle keyifliydi ki. Siyasal . Günay. Şafak Özden. Sen geçen şafakların sonuncusu. buyurun." "A."Günay Rodoplu ile görüşmek isterdim. hicranlı bir aşk hikâyesi bile yazardı! Notlarını Olurdu. Gazeteye ilân verecekti. bugün her şey olur. kan davası değil." "Benim. Uyanın dostlarım. Sonu geldi karanlıkların." dedi. koca bir dünya Baba'nın idamla yargılandığını ne zaman mı öğrendim? Bilmem ki! Belki nerede olduğunu sorduğum zaman. iftiraydı. Özden konuşurken bir nakarat da ona tutturdu. Kadıncık Mehmet'e: çıkardı. Tahtına kurulur Gece. olur muydu? "Tan yeri ağarıyor bak. Şafak Özden. küçücük bir odaya sığar. Sonra saltanat Şafak'ın. diye az bekledi. (mey?) Öğleden sonra ikide gelip evden alacaklardı. Sen ilki gelecek şafakların." Tanındı mı.

Nerede saklandığını. birçok yakın akrabalar biliyorlardı. Sonra da. sen mi istedin? Nasılda gururluydum o yakışıklı çehresinin gölgesinde! Nasıl da gururluydum hastane koridorlarında! Bana emanet edilmiş bir ağa! Koca bir aşiretin ağası. 'Baba' demeye o gün başladığımı hatırlıyor musun? (31) Hekim: "Hanımefendi. Dava yıllarca sürdü. Kemiklerin sayılıyordu. senin baban! Canımla korurdum. çok hastaydı. utancımdan yüzüne bakamadığımı. Baba. Onlarca şahit vardı. hemşerilerinizin ihanet etmesinden korkuyordunuz. Ben mi talip oldum. AP-CHP çatışması. Kaburgalarında zulmün izlerini tek tek saydığımı.rekabet. daha doğrusu iki aşiretin iktidar kavgası. şunu alıver!' Fanilanı uzattığını hatırlıyor musun? Boynundan. Hasımları Baba'nın yazıhanesini taradılar. Hastaneye gidecekti. siz nesi oluyorsunuz bunların?" . bir de bana söylediler. (30) Kadıncık Baba'ya: Seni soyduğumu hatırlıyor musun? Kızım. onu komplo kurmakla suçladılar. Sana. canım. Yıllarca saklanmak zorunda kaldı. bileklerinden ötesi süt beyazdı. (29) Kadıncık Portre'ye: Nasıl bir iltifattı! Güvenin başıma taç oldu.

Aldatamayacak kadar onurluydum. Aksi aldatmacaydı.' dedim Şiran’ımın ortağıdır. Kadıncık ablası olmaktan geçtiğini sandım.Hemşire: Bakıcı: Aşiret: "Siz! Nesi oluyorsunuz?" "Bak buraya! Sen nesisin bunların?" "Ki ye?" (32) Kadıncık Kadıncığa: Hani. 'idam' kelimesi dehşetengiz. sen!' derken. birilerinin Kadıncık kızı. O sıfatlara layık olmak ancak onları gerçekten. (35) . Yalanımdan utandım! Sana duyduğum sonsuz sevgiyi gizlemekten utandım! Anlatma yolunun onları da sevmekten geçtiğini sandım! Aşağılık sıfatlardan korunma yolunun. Pek de zor olmadı. şedidi? Baba değilse amcalar. İçimdeki sevgi kıvılcımlarını körüklemeye giriştim. 'yankıladı'. adam öldürmekti? Şiran. hain. idamlık acımasız. Benimkiler. 'Kariyeristsin. Abidin. affetmeyeceğin tek şey. seninkiler rahat bir nefes aldılar. Baba. Şehabettin katil değil miydiler? Şiran'ın onların oğlu olmaması neyi değiştirir. yürekten sevmekle mümkündü. haksız mıydı? (33) Aşiret: Ki ye? (34) Kadıncık Portre'ye: 'Ortağımın babası. Hani.

Beni ben olduğum için hiç sevmemişsiniz. Ağabeyiniz istediği sürece varmışım. Varken ilginç. dölünün dölünden olmalarındı! Üst üste yığıp. Alçakça bir sükûtmuş! Meğer. 'Bizim çocuklarımızı bize ver. nereye istersen git. Kadıncık'mış ne fark ederdi? (36) Kadıncık Baba'ya: Ah. kim ne diyebilirdi ki? Analarının adı Vicdan değil de. Mürettebatın en adi korsanlardan da oluşsa. Bilemedim. Arkamdan konuşmadınız. elbette aile gemisini yeğleyecektin! (37) Kadıncık Örenler'e: Yıllar önce evinize geldiğimde. aşağılamadınız. Bakamaz oldum. lens taktın mı? Feride'ye: Şen kahkahan hâlâ kulaklarımda! Deodorant kullanmayı öğrendin mi? Suphi İngilizcene yardım ediyor mu? Ferit'e: Eve kabak tatlısı girmiyor. babanızı veliahtı kimi getirse kabullenirmişsiniz. Çiçek'e: Sorunlu küçük yüzünü özlüyorum. soyluluğunuzdan sandımdı. dedikodu etmediniz. Hâlâ o kadar zayıf mısın? Burun ameliyatı oldun. yokken özlemeyecek ve asla gerekli olmayan.Kadıncık Baba'ya: Suat'ın karısına. ettim de ayrıcalık vehmettim. bedenlerinden kendine barikat kursan. engin hoşgörünüzden.' dediğin zaman anlamalıydım! 'Senin' çocukların. Bilemedim. Bilemedim. Baba! Ne ettim. Çin yemeği gibiymişim. Bilmedim. Yen- . beni sevdiğiniz için kabullendiniz sandım.

sormalıydın. Kim bu karı? Ne işi var evimde?' demeliydin Baba. Kardeşini oğlunla beraber gömdüm. Kadıncık kızını arayıp. Ne yapacağımı şaşırmazdım! Kadıncık Baba'ya: Kadıncık Baba'ya: Bana sunulan 'Ağa' olaydın Baba.gen pişirmeyi öğrendi mi? Sana da pişiriyor mu? Rana'ya: Muallimin camı kırılmadı mı hâlâ? Huysuzluğun geçti mi? Büyüdün mü biraz? Dördüne: Sizler geçiyorsunuz Bir sessiz ikindide Sizler geçiyorsunuz Derelerden değil Değil yollardan Yüreğimin Gelip geçip çiğnediğiniz Yüreğimin ortasından (Not: Serzenişlerde Berfe'ye müracaat!) (38) Bülent: Ağlama be abla! (39) Nâzım: Ağlama be abla ağlama! Kara bahtın aynasına el bağlama! El bağlama ağlama! Kadıncık Baba'ya: Kadıncık Baba'ya: Kahveye inmek için benden izin isterdin Baba! Ne yapacağımı şaşırırdım! Bana sunulan Ağa' olaydın. yüzlerce fin- .

' demiştin bana.' 'Dönüştürmek' yani yılların Baba'sına babalık etmek. Baba! Birinin hatırı bir yıl olsa. 'ama gelişmeyi durdurur. bakalım ne diyorlar? (41) Baba'ya (söylenmedi): Şiran'a şu kadar saygınız olsaydı. sizin yokluğunuzu kapatmak için . isyan eden Baba oldu! Türkiye devrimcilerinin kaderi olmasın? Aman olmasın! (43) Şiran'a: Baba belki de. Oğlanlara söylemedim. bunu ağzınıza bile almazdınız! (42) Kadıncık Portre'ye: Yerden göğe diktiğim küplerin en altındakini aldı. ne Aktin Hiç hesap ettin mi. Ben belediye başkanlığına adaylığımı ANAP'tan koyacağım. kaç yıllık selam birikir? (39) Kadıncık Hala'ya: Kızını on iki yaşında kocaya verdin. Şiran’ım. Sen bir ağızlarını arayıver. hasımlarımız SHP'ye geçti. hiç hesap ettin mi. Dönüştürmek uğruna yıllarını veren sen.can mırra pişirdim. Ne Köknel bıraktım. Hanımağa? Kaç yıllık selam birikir? (40) Baba: Kadıncık kızım. Dellendi. 'isyan etmek en kolayı. Dönüştürmek gerekir.

Suphi gitsin. Aynı kaygılarla hareket eden iki .böyle yapıyor. Nasılsın? Nasılsın. koruyun. (46) Şiran: Hiçbirimiz gelemeyiz! (47) Kadıncık Şiran'a: Demokrasiye ne oldu? (48) Şiran: Pekâlâ. Baba? Baba? (50) Kadıncık Anne'ye: Yağmurun balkonda asılı halının üstüne boşandığı geceyi hatırlıyor musun? Yirmi kişi var mıydık evde? Bir sen. Bırakın hayatını yaşasın! (44) Şiran: Sen bu işe karışma! (45) Baba Şiran'a: Hasımlarım var. bir ben süzüldük balkona. (49) Kadıncık Baba'ya: Ne zaman bunca önem kazandın. Yanıma gelin. hayatımda? Hiç farkına vardın mı? Bu yıl yine mercimek mi ektin? Hava raporlarına bakılırsa kurumuş olmalılar.

memlekete döndüğünüz geceyi hatırlıyor musun? 'Sana emanet. (53) Kadıncık Anne'ye: Bu yaz da geldin mi? Yün yatakları bahçeye serdin mi? Kaburga getirdin mi? Ya badem? Seni özlüyorum.kadının gece buluşması gibi dostluk var mıdır? Ne ağırdı değil mi? Yerinden kıpırdatamadıktı! Sarıldığımızı hatırlıyor musun? Dil bilmez Türk'e sarıldığını. tekrar tekrar 'Sana emanet!' Merak etme! Merak etme! Tekrar tekrar 'Merak etme!' 'Ben bakarım! Olur. Şiran’ım! İki oğlan torununun ebeliğini yaptım. hâlâ anlamış değilim. İptal edilen bir 'cicianne'liği. Nasıl da sohbet ettik. hatırlıyor musun? (51) Kadıncık Anne'ye: Çocukları İstanbul’da bırakıp. Kuran dilinden başka ortak dilimiz yoktu. bacım. kıyafetin çok güzel! (54) Kadıncık Portre'ye: Niye kızıyorsun? Güzelin tescil edilmesi için Vak- . reçel de yaparım!' (52) Kadıncık Portre'ye: Nasıl da ciddiye aldım. sana emanet. Benden sual ediyor musun? Anne?? (53) Kadıncık Anne'ye: Sen onlara aldırma.

senin aşkın ikinize de yeter. geldim. bir de fatura mı çıka- . Nilgün: Sen beni çok sevdin de sanki! Geçen defa çekip gittiğinde ne dedin? Geri gelmiş beyefendi. Böyle demedin mi namussuz? (sırıtan Bülent) Kadıncık Dost'a: Portreden Şiran'a ne? Hangi bizon ilkel bir resmini çizdi diye teslim olur? Meğerki öyle kendini beğenmiş olsun ki. soframdan eksik olmayasın diye. yahu! Pes! E. yapmadık mı? Hadi be! Modelin gelmedi diye beni kullandın. O aptal da. bir başka karının peşine düş.' dedin. ben de yapardım. bir daha bok bulur! Rüyasında mı görmüş böyle Kenan Evren gibi bir resim? Birisi benimkini yapsa. Hal buyken. ev tut. manyak işte! Ulan kızım. senden daha iyi mi olacak? Onun da garantisi yok! En iyisi. Beni bu kadının Şiran'ı sevdiği gibi sevseydin. sırf portresi yapıldı diye ulufe dağıtsın! (56) Kadıncık Portre'ye: Yuvama müzahir olasın. boş vermek dedim. çünkü üşenmiş! Şimdi senden ayrıl.ko'da satılması mı lâzım? (55) Bülent: Nilgün: Kadına bak. bin yıl sırtımda taşırım be! Bülent: Nilgün: Bülent: Ne lan. sana rağmen getirdim seni! Çünkü doğru olan bu.

eFENdim alo. Şiran'ı. Alo. ikrar-ı hak talebin. Üstelik.raydım? (56) Kadıncık Kadıncığa: İki huyun var. Mehmet? Sen bilirsin. ALO! Efendim. Şiran tende can. Ne gam?! Senden bahsediliyor ya! Adın bir ümit. Kadıncık. Vefan beni acıtıyor. adalet: Tülin için talep ettiğin adaleti. yine dinliyorum. eleştirilme şiarım oldu. ayıplanma. benim için de talep ediyorsun. eFENdim. Mehmet: Nilgün: Siktir lan! Ben ararım ağbi! (telefona gidişini seyreden Kadıncık) (58) Şiran'ın telesesi: Efendim. benim cesaretimi kırıyor. diye kınıyorlar beni. umutsuzluğa düşürüyor. ağbi. alo. İki huyun var ki. vefa: Tarihimi unutamıyorsun. hayatımı altüst ediyor! Birincisi. ALO! (59) Kadıncık Portre'ye: Sesini dinliyorum. yine dinliyorum. Şiran. İkincisi. şimdi bundan ne anlamamız lâzım? Ha. Kadıncık'ın ta kendisi! (57) Nilgün: Kadıncık: Bülent: Ulan. telâffuz edildiğini duy- . Kınanma. Alo. ne yapalım? Gidip getirelim mi? Hangi birini? Yani.

. Sana şu kadarını söyleyeyim.Biz senin Şiran’ı bu kadar sevdiğini bilmiyorduk bile! . bıraktı herif! (61) Kadıncık Portre 'ye: Şiran’ım.mak mutluluk! (60) Koro: . Kullandı kullandı.Canım tabii.İlişkinizin ne olduğunu bile doğru dürüst bilmiyorduk! . Şiran’ım!! Gözümün nuru! Bak. ikiniz için de böylesi hayırlı! (Zaten . bana neler diyorlar! Hadlerini bildir şunların! Sahip çık bize! Sahip çık ne olursun. . bunu ister misin Şiran?' Etrafında dolanıp duruyordun ama sen ezmişsindir.Anam sen de! Herif buradayken böyle davranmıyordun ki! .O da zaten hiç konuşmazdı! .Olacağı buydu! Çok bile dayandı.Abartıyor.iktir etti adam! Daha ne bekliyor anlamıyorum ki!) .Mazoşist.Yalan değil! Ezdin durdun adamı! . abla! . nerede var bir maganda onu bulur.Senden fırsat mı kalır? Okulda da böyle ukalaydı bu! .. 'onu ister misin Şiran. doğ- .Adamın geldiği yer belli. yaşanmışın. Bunun da yıldızı düşüktür.

. . (64) Kadıncık Portreye: Omzunu uzat Şiran’ım. . aşağılanıyorum? Bana ilişkin başka herhangi bir konuda haddinize mi düşmüştü böyle konuşmak? Dosta yaraşan.runun başı için sahip çık! (62) Kadıncık Koro'ya: Maganda. Şiran? Qui est? Neden sorulması gereken soruların hiçbirini sormuyorsunuz? (63) Koro: . deli muamelesi görüyor. . dostunun dost bildiğini dost etmek değil midir? Niye beni yalnız bıraktınız? Ki ye. . . ne bunu çözebildiğim ne de onsuz yapabildiğim yalan! . hitabetinize layık' olduğunu ispatladıktan sonra! Bunca önemsediğiniz ben dostunuz. . nedendir. . bunları konuşturan? Neden inanmıyorlar. yürekten konuştunuz? İki çift sahte lakırdı! O da. Seninle bana değil! Herhangi bir kadıncığa hayat adına ağlayalım! (65) Kadıncık Kadıncığa: Y2-Y1 . iş sevdama gelince tüm saygınlığımı yitiriyor. ha? Şiran'ı tanımıyorsunuz bile! Hanginiz onunla yüreğinizle konuştunuz? İki çift sahte lakırdı dışında. . . 'diploma'sını alıp.Y2-Y1 2(Y2-X1) Y2-Y1 2 mi? .

kendi kendine fırladı damarından. lineer aşamalı organik dokuyu. polimetreyi. vallahi hayır! O beni yaralamadı! Kanım onun varlığını hissetti. hata marjlarını düzüyorum! (Not: Bu haksızlık! Bunu çok daha sonra söyledi!) Bülent: Oh hooo! Yahu. oh olsun! diyorlar bana.(66) Şafak: Aptallar da ondan! Oysa ben seni düzerken aslında limitleri. usanmaya hazır birinden ne beklenir? Kararsız sevdalara güvenilir mi? Ödünç verilmiş gibi geri istenen sevdalara ne denir? (69) Kadıncık Portre'ye: Sevgi seni yaraladı. metropolün makro formunu. Ne yaparlar bana dersin? (70) Mehmet: Kadıncık doğru söylüyor. Şimdi. desem ki. yine ağlıyor bu! Seninle de hiç konuşulmuyor be abla! Ben de seni güçlü kadın zannederdim! Topla ama artık kendini! (67) Kadıncık Kadıncığa: Topla kendini! Yani? Acıdan usan artık! (68) Kadıncık Portre'ye: Acıdan usanmak mı? Kaburgalarında ateşten bir yürek yerine idare lambası yanan ben değilim! Kendileri! Söyle canım. .

xere ya! Hz. pes doğrusu! (bükülen dudaklar. aşkını namusunu lekelemeden korusa ve ölse. sallanan baş) (72) Edward Said: Bu saptamanın mantıksal uzantısı. xere ya! Sen kendini kurtarırsen. Bülent: Kurtaracak. tabii. tabii.(71) Bülent: Hak âşığı! Bu asırda. Shakespeare'in modasının geçtiğidir! (73) Bir kimse âşık olsa. (74) Kadıncık: Dağları delen Ferhat'ı ben hiç komik bulmadım ki! (75) Nilgün: Anam. Bir tanedir. (77) Kadıncık Kadıncığa: Binali: Sen kendini kurtarırsen. sen bize benzemezsin ki! Sen güçlü karısın. Kendini kurtarırsın. Kadıncık! Bir tane! (76) Tülin: Kurtaracaksın. Muhammed (sav): . Amerikalılar ayda yürüdükleri için. o şehittir.

. Gününde yatırmadığı vergilerden. "Gücüm yettiği sürece veririm. Sömürü düzeninin en galiz örneği pazarlamacılığın nimetlerinden kendisine her nasılsa düşeni her nasılsa tüketen Binali. midesi tutarmış olgusunu usunun gündemine dahi almayan. onu sevdiğim için para veriyorum. Dünya bir hayrattır. pazarlama elemanlarını sokağa her aldığında beline kadar soğuk terler döker. Keyfilik. her ay yapmadığı işler için para aldığı Şiran’i Kadıncık 'tan kurtarmaya çalışan. birinin öte kine üstünlüğü yoktu. Dehası onu olmadık bir ilçenin. Azot yoksa zaten gül de yoktur.(78) Binali!!! Binali! Yıllar öncesinden bir anı. Ağaoğlu tavrı incitti. O da o kadar. "Burs gibi mi?" diye sorduran." Kadıncık henüz Binali'nin ne verildiğinde minnet ne de verilmediğin de hiddet duyacağını bilmiyordu. postaya vermediği kolilerden bunalan Şiran. ne yokluğa yerinen bir derviş ve Tanrıtanımaz bir devrimciydi. Acımasız bir iklimin. "İşime yaradığı için değil. Binali. Binali. dul anası ve tek kardeşini taş tarlanın merhametine terk ettirip. Testiyi her şeye rağmen kırmamış. dokuz dersin altısı öğretmensiz geçen bir lisesinin diplomasıyla. suya gidebilmiş olmayı da. Ne varlığa sevinen. Çok doğru! Şiran kusa kusa kazanırmış. "Patron " dediği. Binali. azot gerekmektedir. Binali. Güle beslendiği azotu hak etmek için ne yaptığı sorulur mu? Gül'dür. o kadar. ödemelerin hiç değilse belirli bir zaman dilimi süreceği umuduydu. talihine şükredecek hali yoktu. olmamayı da rastlantısal olgular olarak değerlendirdiğinden. Taksim Intercontinental'in girişinde aynı cümle. bir ay sonrasının akarının belirsizliğinin suçlusunu aradı. İTÜ elektronik laboratuvarına ışınladığında. "derdi. daha da acımasız domdom kurşunlarının çocuğuydu.

Binali. hiç kullanmadım. kih kih güldü. Duyduğumdan sen nasıl emin olabiliyorsun. değel mi? İstanbulliysen." dedi. onu anlamıyorum. Oysa. Onlara 'Forus' dersek. Binali'nin Kadıncık'ın kimliğine ilişkin 'bil- . ırkçısan" tanımlamasına dönüştüğünü içi burkularak hatırladı Rodoplu." dedi. "Anlamazsın. bacım!" diyerek kaykıldığı sandalyeden çevresine bir göz attı. "burjuvasan. "Anlamazsın. "Sen İstanbulliysen. karşısına oturdu sanki! burdurlar." "Etme. Kadıncık. değiştirilmeyen lehçeyi. çünkü sen devrimci değilsen!" "Yani?" gi'sinin. Anlamını da olsa olsa biliyorum. "Felsefenin icabıdır. 'Forus' olmaya mecBu "yani?"nin cevabının. etiketlendirilip kaldırılmıştı. Zaten de Forusturlar!" "Gönlümüzün izinde biz kafamıza kurduğumuz şekle inanacağız. ait olduğu dosyaya konulmuş. Anlamazsın!" Binali'nin 'bilimsel' şablonunun mutlakıyetinin henüz farkında değildi. Harran toprağının rengindeydi Binali'nin yüzü. sen bize bakirsen. "Hiç kimseden duymadım. kazınmayan sakalı. "İnatla fırçalanmayan dişleri. Hollywood'un en bağnaz Musevi yönetmeninin Filistinli teröristlere bile yakıştırmayacağı kanlı gözlerini dikti. kıro'yu heç duymamiş sen?" Kadıncığa. kırodur' demirsen he mi?" diye sormadı. " dedi. bir yöreye. "Duymadım. Şiran. bir sınıfa atfetmemesi elbette ki mümkün değildi Kadıncığın. "yalancı" diyordu. ilân etti. Gogi geldi. " diyordu. "Şimdi. ne diyor?' mesajını iletti. "Hiç duymadım. ama 'Kıro?' "Ben Şiran’ı tanıyıncaya kadar bu kelimeyi hiç duymamıştım. çoktan sınıflandırılmış." "Anlamazsın bacım. 'duydunuz mu."Bilmem" dedi.

bu devamını istiyor. yanılıyorsun. galiba Binali ile başladım Şiran’ım. haklısın. hâlâ da öyle!) Binali'ye: "Devrimci değilsin. Öyle haklıydınız. sizi öyle seviyordum ki! Binali. yine de arka plânını anlamaya. dünyada hiçbir adam öldürmeye değmeyeceğine inandığımı düşünüyorsan haklısın. suya giden de' gerekçesiyle zımnen de olsa savunduğumu düşünüyorsan. Yıllar yılı savunmada olduğumu. 'Hadi. "sizden biri!" olduğumun onaylanmasıydı. Bu onay. beni var gücüyle aşağılıyordu. Bir babanın yaşamak hakkının çocuğununkinden daha az olmadığını düşündüğümü hissediyorsan yine . ordan!" deyip. varlığımın. Görevdi ya! Anlatmaya çalıştım. Hayata kastolunmadıkça. beceremedim. yanılıyorsun. Heyhat! "İkna" benim en tapon silahımdı! (ne yazık. yani ezilmeye.gerinen yaratıklarına dert yandı. o yönde mücadele veriyor olmam ise. Kadıncık Portre'ye: Yerinden kalktı. arkamı dönemedim. pür nur."den kastın. zulmü. Yine de. sömürüyü. pozitivizm! Akılcılık yoksa. yanlışı düzeltmeye çalıştım. Muhayyel bir gelecek için mutlak bir şimdiyi feda etmekten yana olmadığımı kastediyorsan. itham aptalcaydı. kehanet mi. ya Rab!" Kendimi savunmaya. öyle ilericiydiniz. maydanoz bahçesinin ılık güneşin altında keyifle "Her yer Gogi dolu. Orman kanununu. İtham mesnetsiz. bir tür onay beklediğimi yeni yeni fark ediyorum. 'testiyi kıran da bir.

Ortalıkta dolaşmasına işi olduğu sürece tahammül edilen bir hizmetçi gibiydim! 'Aile' sorunları gündeme geldiğinde. Ağa'nın hatırını saymak anlamına geldiği için sordular. dışarı çıkması. Günün 'parka' gibi. 'kariyarist'ti! Köylü efendimizdir'di ya! Efendilerine yaranmaya çalışan uşakların ezikliğini öğrenince canım yandı. Nurhak sana güneş doğmaz' gibi müzikal parolalarına cevap vermiyordum. sen var olmamı istediğin sürece teslim edildi. Buz gibi bir dünyaydı orası.haklısın. bana en yakışan sıfat. bana yakıştırılan 'sınıfımdan beklenen kibirli haklıcalığım da yoktu. Belki de bu yüzden. (72) Kadıncık Portre'ye: Sonraki ilişkimiz hoşgörü üzerine kuruldu. Ağa'nın kâhyasına selam vermek. Gizlilik ve hoşgörü. kırmızı karanfilli poster' gibi görsel. Böyleyken.. Tıpkı şimdi oturduğum masanın dünyası gibi. (71) Binali: Billah. Şiran’ım. neden Kürtlerle beraber olduğum. 'arkamdan kapıyı kapat' uyarısıyla istenen bir hizmetçinin dışlanmasını yaşadım. 'sen’in bileceğin bir iş olduğu sürece irdelenmedi. Portre: Olur . Şiran'ım. 'İşim'in ne olduğu. kıvırtiyrsen. gel sarıl bana. Varlığım. Hatırımı sordularsa. ne olur! Üşüyorum.

İhtiyacımız yok. Seni yanımda KADIN olarak istemiyorum! Dedim kızım sana! Erkek olaydın. Sanırım Herhalde Bilmem. davetiyesi hep unutulan Selime Teyze misin? (76) Kadıncık Şiran'a: Sevgi tohumları dururken. keser atardık! Sen sağ ben selamet! Kadını erkek yapamam! . Oya: Tabii. Küfründe samimi olmalısın. canım? (75) Kadıncık Kadıncığa: Selime Teyze'ye mi benziyorum? Cenazeden düğüne herkesin işine koşan. Yüzde yüz bizden değilsen. sana yaranabildim mi. bizi sevme. (74) Kadıncık Portre'ye: İnsanoğlunun mutlak düşman ihtiyacı mutlak dost ihtiyacı kadar mutlak olabilir mi? Ne dersin. bari? Beni seviyor musun? (77) Şiran: Dr. Herkese yaranmaya çalışıyorsun. sevgisizlik tohumlarını sulamak nesi? Peki.Kadıncık: Sahi mi? Söz mü? (ışıl ışıl gözler!) (73) Şiran: İslamcı: Kariyaristsin sen.

Kadıncık: Dr. Oya: Ama beni kadın olarak istemiyor! Fesuphanallah! .

Duran Kuran. tuğa döndü. her şeyi bölüşürüz. yakışıklı yüzü.VII Cumartesi günü kapıyı çalan Duran Kuran'ın belirleyici nitelikleri. Ama biz ortağız. değil mi?" "Yârin gül yanağından başka!" "Hayır." dedi Rodoplu. "Ahdimiz var. "Sizi almaya geldim. giysilerinin olağandışı düzeltiliyi ve diline pelesenk ettiği." diye tanıttı kendi"Sağolun. sini." "Efendim. şaşkın." Günay'ı oturttuğu arka kol"Ne güzel. "Dükkân Şafak Bey'in." dedi. Rodoplu. Aşağıda bekleyen arabaya bindi. benim. . aydınlık. efendim. güldü. 'efendim' sözcüğüydü. ben Şafak Bey'in ortağı." dedi.

" ni andıran dokunaklı halleri vardı. kim bunlar?" "Şişli'den kitap almak için ta buraya mı geldiler?" "Partililer. Kerim Ağabey. "Ağbi. bazılarının kitabın adını iç- sıyla. acele ekledi." dedi. Kitabı tutuşlarından. kulağına . sıraya girenlerin yaş ortalaması otuzun üstündeydi. raflardaki Erdal Öz." deyişlerinde. "Hoş geldiniz. gel otur yanıma. onaylattı. Efkârlıyım. merhaba. İletişim Yayınları. Günay. yaşlı yazara eğildi. Ancak. yani Partirak. Yadırgadığı. Günay. sade eşi. köylerine gelmiş bir yabancıyı rahatlatmak istemilerinden hecelediklerini fark etti. Duran Bey'in temiz pak. ilk teşhisini doğruladı Rodoplu'nun." "Karlı kayın ormanında.dükkânda kitap kadar.beyaz bluz. "Şişli'den. müzik. Latife Tekin. az sonra onu da anladı. nerde elin?" Tezgâhtar kız. Orhan Pa- Üçüncü yazarı tanımıyordu. doldu taştı o gün. kasetçaların düğmesine bastı. bir başka eski tüfek yazarın bir "Canım. elini ver. viski servisiydi. Küçük şına çelenk-çiçekler dizilmişti. "Gelecekler. muk. diğer imza günlerinden farklı ola- kendisini sahiplenen. "eşek gibi gelecekler" tonlama- Günay’ın alaylı bakışını yakaladı. "Türkiye'nin en iyi yazarı burada. Hemen hepsi Rodoplu'nun elini sıkmak için uzanıyorlardı. paralı solun. yanında beliren Şafak. okuyucu olmadıkları belliydi. nasılsınız?" Anadolu yakasında. bebek. "Neden gelsinler ki?" diyeceğini biliyor olmalıydı. eğildi." fısıldadı. siyah etek . gidiyorum geceleyin. bebek kadar kalemtıraş vardı. uzandı. lilerin arasındaydı. bir gül aldı. "Kerim Abi. efkârlıyım. tabii ki gelecekler. hizmet eden delikanlılar. hoş geldin! Gel. Dükkân. evirip çevirmele- rinden. Maltepe taraflarında bir yerlere geçtiler. aradan uzandı. tabii!" dedi Şafak Özden. Kapının dıköşeye sinmiş olduğunu gördü.

bu defa en iyi demiyorum. abi?" "Tamam. edildiğimi merak ettim!" diye anlattı Günay. 'Türkiye'nin en iyi yazarı'nın. nazik Duran. "Oğlum. 'En iyi yazar'ın cinsiyeti belirsiz ama 'en güzel yazarın' cinsiyeti tartışılmazdı. imza gününde. dönmesi. Duran'a. rahatladı. gerçek ev sahibi Duran buldu. "Geldiler mi?" "Seninkiler burada. Rodoplu'ya göz kırptı. dikkat et. az ilerde duran iri yarı delikanlıya seslendi." ortadan kaldıran." dedi. yoksa tenzil mi. Günay. sağolun. Kuran. bir sır veriyormuş ya da ortak bir sınırlarını hatır"İçeriz. en güzel latıyormuş gibi söylemek yeteneği vardı Şafak'ın. abi. "Evet. değil mi?" "'Siz'in. efendim?" diye yine sordu. Suat ve arkadaşına ilişkin tavrını hatırlattı. değil mi?" "Türkiye'nin en güzel. Kadın olmaya terfi mi. "Eşek gibi gelecekler. 'Türkiye’nin Şafak Özden'in gözleri dışardaki kalabalığı hızla taradı. aradığını en güzel yazarı'na dönmesiyle eşlenmişti. Ne ki. Sedat!" "Efendim. Tersine. Şafak'a eğildi. getir hemen. konuştuğunda sesinin duyduğu rahatlamayı aksettirmediğini fark etti. Aralarındaki mesafeyi Rodoplu'ya. değil mi." "Nerede kaldı o viski? Git. 'sen'e.yazarına!" Dudaklarını kulağına değdirmiş olmalıydı." "Nerelisiniz." En sıradan şeyleri. "İyi misiniz? Rahat mısınız?" gülerek yaklaştı. Duran Bey?" "Rahatsınız. çok eski dostmuşlar izlenimi veren bir yetenekti bu. Günay ürperince güldü. Kim bu insanlar?" "Hemşerilerimiz. . "Bana birkaç dakika müsaade edersin.

efendim. Bayburtlu?" "Hayır efendim. Gümüşhane. bak!" nedense güneş görmezdi Gümüşhane. Duran Bey. Akşamüstü oldu mu. "Bayburt'ta bulundunuz mu?" diye sordu.) "Evet. Ama. kargaları. rum. meyler dökülmüş Sakiler meclisten çekmiş ayağı. aşkolsun. "Hiç olur mu?" "Diyor ki. de get Bayburt." İtalikler başladı. Ro"Şafak. sözü de"Şafak Bey de mi. Eh. hepsi bu. kaleyi. Günay. "Gördün mü. gömleğim kaldı!' ya da böyle bir şey! Bilir misiniz?" bilirim. " ğiştirdi. Ne varsa Bayburt’ta "O kadarda değil!" dedi. (Daha sonraları iyi dost olduklarında. da!' diyecekti. bir de türkülerini hatırlıyo- "Desenize iyi kavga ediyorsunuz?" doplu."Bayburtluyum. öyle kötü bir yermiş. dereyi. Duran. Duran'ın Bayburtlu Zihni'yi tanımadığını duymak istemedi. hatırlıyorum?" . o Gümüşhaneli. Kavakları. ben Zihni'yi iyi ne’de de bulunmuş ama Bayburt başka diyor!" varmış!" göz kırptı. De get Bayburt. çıkaramadı. efendim!" dedi. Rodoplu'dan hiç beklemediği bir bilgiydi." "Zihni'nin memleketi!" Duran'ın. ışık yakmak zorunda kalırdık. Günay Hanım Bayburt'u biliyor. de get senden nem kaldı? Bayburt kalasında canım. ıssız kalmış otağı Camlar şikest olmuş. Zihni'yi gündeme getirmediğine sevindi. Yavru gitmiş. hayretle. biliyor musun? Gümüşha"Hadi. "Vardım ki yurdundan ayağ göçülmüş. Doğru mu. Şafak. "Bir dağ hatırlıyorum.

"Küçücük dükkânın havası değişti birden! Ne oluyor.. Yüreğimi dağlama! Mavi yazma tez dolar. Gümüş- almazdı.liyle daha kentli. gelmedin aney. türküsü de değildi." diye başladı Şafak Özden. Bari can verende gel! Hasta düştüm." diye italik'ledi. malıydı. Hasta düştüm. Bari can verende gel!" Olanlara ne o zaman. Kentliden yana olmak yakışık ti. "Ben sana bir türkü söyliyeyim???" "Lütfen!" "Ağlama yâr ağlama. Şafak sallapati taşralıydı. rekabetin. kimseye söylemezsin değil mi? "Söyle- . aney. Günay. aney. serzenişin yarattığı fırsatı kaçırmadı. aney. ama aksini kanıtlayacak kimse olmadığını biliyor olmem. aney. ne de sonra inandım. Günay'ı da sırdaş etti. Günay.. Yüreğimi dağlama. Şafak'la ittifak yaptı. Duran. Bahçeyi dolan da gel. kardişim!" derdi!) "Aşkolsun!" "Siz de nasıl Bayburtluysanız. örtülü bir rekabet var gibiydi. "Halkçılıktan kurtulamadık git- Şafak Özden. her ha- Aralarında. " Dalga dalga yükselen sesi güzelden çok içtendi. "Almalar olanda gel. aney. Söylediği Gümüşhane Mavi yazma tez solar. bir türkü bile bilmiyorsunuz!" hane-Bayburt çekişmesinin arkasına saklandığını hissetti. ama doğruydu!" dedi Günay. gelmedin. "Mavi yazma bağlama. diye bakındım. (Tülin olsa.

günlerin. deli bir kısrak gibi parladı birden! Ben-seviciler. italik savunma başladı: "Ah. bilinçaltının ya da bilinçsizliğin uğultusu. bu şımarık. uğultu başlar. tarihimin sürgit taleplerinden bizar deli lan. tarçın ve kekik kokuyordu! Şafak Özden. bedenin zaferidir!" "Ne dedin. Ne ki. dışarda çiselemeye başlayan yağmur. Hayat. metruk kervansaraylar gibi boş kitaplar. bu sahici insanlardan. sığınma talep etmek gibi çılgın bir düşünceye kapıldım!" rünsün!" "öteki" sesi. Çağrışımlar zikzak çizer boyuna. hayatım?" . katranlaşır düşünce. tıraşlı taşralılardan. nereye ben oraya. Dilimde seslendirmediğim bir nakarat: Umut taşıyan adam Zigana- gönlüm. alkolün minnetle kabullendiği rehaveti. şehirler. yaşam sahanlığımı tehdit eden Büyük Yakafamla kendi gönlümle doldurmak zorunda olduğum kitaplar!' Kitaplar! lar'dan indi Atının terkisinde yabangülleri vardı. atlı kadaş hatırına dolduran bu kötü giyimli. Külçe gibi yaşamak. ölü-seviciler.dağlardan sesleniyordu ve yeşil elma. kendi Kitaplar! pencerelerime kadar yükselen. Sözcüklerin müziği biter. öylesine yürekten dayatan bir gerçeklikti ki. cıvıklaşır. atlı nereye ben oraya! Duran'ın küçücük dükkânını ar- "Kalkın aradan dumanlı dağlar! Kalkın da dost elinin bahçe bağı gö- "Niye şaşırdın o kadar? 'Sen düşüncelerin bulutlaştığını bilir misin? Bulutlaşır. neydi?" diye. ah! Neydi bu gaflet. Atlı nereye ben oraya. 'kadınlar. uyarmaya çalıştı. bu geveze. göğe özenen dağlardan. bu meraklı meşaleyi bir üfleyişte söndürüverir. bilinç bir safradır. Aklın sürekli isyanlarından yorgun düşen beden. ortaklaşa bir koza ördüler. Tehlikeye düşen beden için. leş gibi yaşamak da yaşamaktır. bir kanat darbesiyle terk ettiği "O anda. Cinnet. uyku ile uyuşukluk arasında dans eder artık. Günay'cım. gece- lerin dondurucu yalnızlığından.

ama muhatabı kendisi değilmiş gibi izlediğini sanGülleri yaprak etti. "varlığını tanımlayan "Şafak'tan başka kimse böyle bir şeye cesaret edemezdi!" İnsanlar bir Hava karardı.. Günbegün. Sümbüller perişan güller kan ağlar. Günay'ın başından yağdırdı. ama aldırmadı Rodoplu. Vardım ki bağ ağlar bağıban ağlar. Günay'a göre. Çiçekler açan birisinin herkese ayrı bir özlem anımsattı. gir içeri!' Bir döşek atsa.. neş'e neş'eydi Şafak Özden! Güller getirdi. pis ve o kadar özünde erkek şeyle boğuşuyordu ki. bemesini bile beceremem ben!" Özden'in o yollu tutumunu olağan bir tavır olarak duygudaşlıkla. "siyah bir gecelik giymasının nedeni de bu olmalıydı. tebessümle izledi. o kadar çok ve kadar niteliklerden sadece bir tanesi olan kadın olma keyfiyeti" gündeme diğerlerinden soyutlanmış olarak geldiğinde ne yapacağını şaşırdığını iyi girişimine karşı" mutlak dokunulmazlığı vardı! Çünkü. ğı!" Elindeki viski bardağını uzattı Şafak Özden. 'Hanım. " "Ben ordan geçerken biri dese. "her türlü aşnafişne büyük. Sol toplantılara hemen her zaman hâkim olan ortak hüznün kardeşliğe benzer görüntüsü sardı sarmaladı. Kadın Günay. kadın olarak algılanmaya. genç ada"Günay dehr elinden her zaman ağlar. yazar Günay. onu "salt bu niteliğinin tanımlamasına. Haklıydı. dünya o kadar bilirdim. Pırıl pırıl.mın kendi bardağını uzatıyor olmasının ima ettiği el koyma bildirisini kabul etti. lerini gölgelemesine asla izin veremezdi. Biliyorum. güller götürdü. te- . ilişkinim!" derken de bir bakıma aynı şeyi söylüyordu." "Kadınlık bilgim yok ki. assolist örneği. Uzaklardan bir sarı sıcak pencere işmar etti. Şeyda bülbül terk edeli bu ba"Şeyda bülbül" dediği kadınlığıydı. coşkusunu tıkamaya kıyamazdı. o kadar zengindi ki. miz bir çarşaf serse. Livaneli'nin yedi tepeli şehrinde bıraktığı konca gülü garip baktılar.

Bileğini bıraktı. Nec- la siz buraları kaldırın. mahzunlaşmasını yorgunluğuna verdi. toplumun bir duvarından bir duvarına sürüklenmeyi. çiseleyen yağmura baktı. Duran Bey'i ismiyle çağıran garson. sevgi. tutku. "Ol- "Şafak Bey. bakıp şamayı. Bileğini saran küt parmaklara baktı." müşterisi olmayan bir yerdi. eve döndüğünde kendisini bekleyen boş girişti. ağır meşreplerle karşılaşma. Olmayacağını Günay'ın da bildiğini ima sayfaları düşündü. geriye. sigara kahve içmeyi. izin maz. da!" dedi. pis. nispeten tenha bir bölmeyi aldı. öyle şey!" "Bırakmam. Bostancı'da. "Nereye gidiyoruz?" aşk. Mahzunlaştı. Soğuk.istedi. anlayamamayı. malumatla zenginleştiğini. Şafak yine. bakıp da şaşırmayı. hızla örgütlenmeye "Duran." dedi Şafak. SHP delegelerini ilk kez orada gördü. "Laf mı." dedi Şafak Özden." rını hayretle içselleştirdi. acımasız saati düşündü. Günay. Harman. binlerce maskeyi düşündü. iskeleye yakın. ediyordu. Örenleri. tıklım tıklım. rayan ele baktı. yollarda olma saatini.. dünyanın en aptal lafını duymuş gibi. insancıl değerler laflarını düşündü. yani?" Dosdoğru yüzüne yöneltilmiş. inanç. dürüstlük. Bileğini kav- Kahredici yabancılaşmayı. Kalktı. ben kalkayım. yüzüne çakılı gözlerin ta dibine baktı.. yukarı Mezopotamya’yı. binlerce yalanı. eşyalarla. Ressam Ahbinlerce oyunu. hemen hiç kadın . geç oldu. felsefeci-yazar-öğretim üyesini. Sedat sen bizim arabayı getir. Günay da. yüceldiğini sananları. sen Günay Hanım'ı götür. Günay. "Harman’a. hatta tehdit sergileyen bakışla"Olmaz. önüne sürülen değerlerin hem içinde hem dışında yamet'i.

Biz de bırakmadık. kardeşim. "Dildeki gericilik en çok sizi etkiliyor. sosyal demokratlığa yakışır mı?" zunu emekli öğretmenle zorunlu konuşmasını kesip.rı ortalama iki santim." dedi. yanındaki. " "Estağfurullah!" ". soğumuş ve sert. Esmer..." dedi Rodoplu. . Kimin nesiydi. benim yeni dükkânda imza günü yaptılar." ca olduğundan söz ediyordu. yazardan bol ne vardı. sayın yazarımız. Köy Enstitüsü me- Türk Dil Kurumu yerine kurulan kuruluşun ne denli tehlikeli bir irti"Ben. Delegeler. Aldık. bütün gece mı lâzım? Bakarım. Tamam mı? Ama. kadını değil ama yazarı tanıyormuş gibi yaptılar. Yoksa. "Kadın olup.. Yazar gibi yapan kadın ya da kadın gibi yapan yazar hem cinsen geldiğini fark etti Günay. TDK'cılardan değilim." dedi. 163 kalksın deyince. ille Ali Topuz’u tutmam "Siz yazarsınız." "Ben. Masadakiler kentlilikleri "Şimdi. giysileri çoğunlukla lacivert ve sıkıcı. net bir sesle. ortada karışık ızgara. masada ezme." "Efendim. tutmam! Bu bölgecilik işi. Lâz’ım diye. hanım ha- nımcık oturmayı beceremediği için de" ekledi. dudaklarını örten bıyıkla- aynı sözleri söylemekten ve dinlemekten usanmış. Günay Rodoplu. bizi mahvetti! Bizim orada Aleviler. on üç kadınsız erkektiler. getirdik. Lâz’ım." dedi Pendikli avukat. rakı göbekleri yaşlarıyla orantılı. hem de entelektüel düzlemde algılanabilirdi. "TDK'ya karşıyım." diye tanıştırdı Duran. beyler. "Lütfettiler. Ama. Adamlar bölücü. on üç Partili. asgari ikisinin saçları boyalı. Bir masa etrafında on üç kişiydiler. dünya görüşüme uyarsa tutarım. beyazpeynir. yanındaki adam onun yanındakine. Devrimciliğe. bilmiyorlardı. Kimliğinin herkesin işine "İyi akşamlar. oranında mukabele ettiler. kıvırtıyorlar. marul..

tepkisini anlamak ister gibi baktı.likte oldukları izlenimini vereceğinden ürktü. değil mi?" yanı başında patladı. "Atatürk'ün mirası. 'Kimi dansa kaldırdığını bil. oldu. lamaz kılan bir faciayı böylesine şevkle alkışlamamıştır!" dedi ve pişman tarılması gereğinden. Günay'a eğildi. ellerinizi!" mesajı veriyordu. Rodoplu. "Yahu. çakıldı adeta. rakı alırsınız. işin ucunu bırakmak niyetinde değildi. arabesk kaset. Burada ne aradığını hatırlamak ister gibi durakladı. kuşakları birbirinin dilinden anPendikli avukatın." dedi. sözü değiştirmeye davrandı. Günay. Şafak Özden rakı gelmedi. Adam apaçık "çekin. Sözün nereye gideceğini biliyordu "Ben Atatürk'ü putlaştıranlardan da değilim. kitaplarını Gerici olmasa gerekti. Ama Cumhuriyet Kitap Kulübü imza günü düzenlemişti." diye başladı. dükkândaki "mübarek" rehavetinin geçtiğini. yine de. gerçekliğe. bu nedenle dilin sadeleşmesi gereğinden. aksi- . halktan. içelim! Günay Hanım. "Hele sen de atla bir. ızgara et ve kadınsız erkek dünyası gerçekliği "ne döndüğünü içi burkularak hissetti. bu gereksiz deklarasyonun sonuçlarının gerici bir yazarla bir- "Dikkat! On üç alarm durumu!" diye uyardı öteki sesi. "çıplak neon.' gibisinden bir uyarıydı. "Haydi. dilin yabancı sözcüklerin boyunduruğundan kur- dilini anlamadıklarından. rakı. divan edebiyatından." Duran'ı yerinden kaldırdı. (Sonradan dü- İçi güldü Günay'ın. Hiçbir işaret Masadaki gözler üzerine dikilmedi. hiç okumamıştı.) şişesine uzandı. kendisi oturdu. Öte yandan. değil mi?" Pendikli avukat. arabayı park edecek bir yer bulamadık!" Şafak'ın davudi sesi "Affedeceksin. Belki de öyleydi. halkın okumuşların "Dünyada bizden başka hiçbir ulus. Duran. şündüğünde bu çıkışının aslında Şafak'a bir mesaj olduğunu anlayacaktı.

Rodoplu. Bülent Ecevit'i neredeyse satır satır tekrarlıyordu. Osmanlının gördüğü gibi hor gören kimi tutucu Türk aydınlarına göre Türkçe'yi özleştirmek. katı din kurallarına göre yönetilen Osmanlı Türk halkı. 'Ülkesini. ulusal kimliğini. "Şimdi siz ne diyorsunuz. Ne gariptir ki. ulusal kimliğimizi. temelde. sükûtun ikrardan geldiğini sanacaklar konuşacak. Oysa. Arapça kelimeler kullanmak zorunda bırakılmıştır. özlettikçe zenginleşen. 1930'da." bir bakış fırlattı Avukat Bey. yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti. Kısacası sorun. Türk halkının. Eğer Türk halkı bunları sürdürmeye kararlıysa ki kararlıdır. Herhalde. etkisiz kılma yoluna gittiler. Şimdi de Türkçe'yi kurtarmak. Atatürk.nin halkçı ve tabii. Avukat Bey. ağır ağır. dilini de yabancı boyunduruğundan kurtarmalıdır' diyordu. Atatürk devrimiyle ve cumhuriyetle kavuştuğu özsaygısını ve özgüvenini. yüzyıllarca kendi dinini kendi dilinde ve kendi dilinin kutsal kitabından öğrenememiş. kendilerini milliyetçi saysalar da bilinçaltlarında Türk'ü. dolayısıyla bağımsızlığımızı korumanın bir gereğidir. her zamanki ikilem olduğunu düşünüyordu: Susacak. onu yoksullaştırıp kısırlaştırmaktır. Öyle oldu. Osmanlı koşullandırılmasından kurtulamayan. bazı Osmanlı özenticilerinin gücü yetmeyecektir. çünkü özleştikçe olanakları daha iyi değerlendirilebilen ve her bilim dalında. biliyor musunuz?" dedi Günay. her türlü engellemeye karşı Türkçe yaşayacak demektir. bağımsızlığını ve özgürlüğünü sürdürmesi sorunudur. altı yüzyıllık Osmanlı saltanatının yok edemediği Türkçe'yi yok etmeye. felsefenin her kolunda en ince ayrımları anlatıcı terimleri kolaylıkla üretebilen bir dildir. tüm tersine Türkçe. toplumcu ve sosyal demokrat dünya görüşüne ters düşeceğinden bahsedeceğini biliyordu. kaçacaklardı! Avukat Bey'in hiç tanımadığı birisini Türk'ü küçümseyen tutucu Türk aydını ilân etmekten kaçınmıyor olmasının ardında yatan aptalca önyargı dayanılır gibi değildi. Noktasız virgülsüz bir nutuktu. ikilemin. bitirdiğinde kadından yana muzaffer "Padişahlar iktidarlarının sınırsız olmasını istedikleri için Türkleri .

görevdir. Rodoplu'nun dilinin ucuna geldi. Fransızca 'systeme' kelimesinin 'tem'idir. kendisi olabilirdi. nay. 21 Ağustos 1565'te. "Hiç konuşmayalım mı.' Turgut Reis değil. türetilmiş değil. 'kıyası İkincisi. Öfkenin kaynağı da." Ev sahiplerini mahcup etmek pahasına da olsa. 1565 değil. "Eh. 'Turgut Reis. Marsilya. Nice değil. Barbaros Hayrettin. 21 Ağustos değil. "Siz diyorsunuz ki. Farsça'dır. yani?" Önce bir durakladı. Gü- Çünkü. Nice'te karaya muz. ne diyeyim size?" arkadaşlarına baktı. ezilen halk çocuğunu oynadığını ve birilerine yatırım yaptığını. Bir boyunduruk başkası ile değiştirilmiştir. heh!" zoraki güldü adam. genç adam gözlerini önündeki tabaktan ayırmamakta kararlı gibiydi. onun da öfkelendiğini sezinledi. üretilmiş- mukassem' ya da 'dilemme'in karşılığı olarak sunulan 'ikilem' kelimesi . dağıtmaya. İranlılardan öğrendik. sustu. biz İslâmiyet'i Araplardan değil. Bilmem anlatabiliyor mu- yok!" diyecekken. Batı dillerinden alınmadır. Örnek: peygamber. Göz ucuyla Şafak'a baktı. Arapça değil. Daha da kötüsü. heh. tir. "ve atılmadık ve ne cinsel ne de ente"Bir kere. 1543. Örnek: Arapça kökenli 'usul' kelimesinin yerine geçen 'yöntem' kelimesinin 'yön' hecesi. Rodoplu. 'öz' denilen Türkçe'de kelimeler. ama görev. "Evet. kardeşim. 21 Temyum? Hangi birini düzelteyim. Türkçe'de böyle bir sonek yoktur. Ezilen halk çocuğunu oynadığını görüyordu Rodoplu. "Bakın.çıktı." bıraktı. yani bağımsızlık söz konusu değildir." diye başladı. vallahi bence hiçbir mahzuru "Hep sizler konuşun. yanlılektüel köprü. Türkçe'ye girmiş dini terimler. Farsçadır. Mesele ondan ibarettir. hain mefhumlara karşı çıkmak zorundayız. Önce kafalardaki keşmekeşi şı düzeltmekten sorumluydu. metafizik birer orospu olup çıkan kaypak. muhatabı da. 'tem' hecesi. Aynı şey. bir konuşmayalım!" yine arkadaşlarına baktı. sonra da. Arapça değil. Türkçe. "Heh. örnek: namaz.

abi. Çok teşekkür ederiz. "merak etmeyin" mesajı yolladı." "Hayır!" diye araya girdi Şafak. dilbilimci çalışmadığı gibi. 'Sekizgenin 'gen'i 'octagon'un TDK'da bir tek filolog. Şafak'a döndüğünde. Farsça olduğu mu. efendim. şaşkınlığını fark etti." "Tamam. onun da sarhoş olduğunu gördü! Duran. yorum? Silindir kelimesinin 'cylinder' olduğu mu? Yapmayın. "Koca bebekler". İkincisi Fransızca. Bunun böyle olması da doğaldır. bir tek Türkolog da yok"O sizin yorumunuz!" dedi Pendikli avukat. rahatlatmaya çalıştı. 'Mektep' kelimesinin yerini alan 'okul' kelimesi. "Günay Hânım. bilemedi. çünkü şu kadar yıllık hayatında tur. bilgi derler!" nın. "Hangisi? Peygamber kelimesinin Arapça değil. sizi evinize ben bırakacağım. dili dolaşıyordu. 'Umumi' 'gon'udur. Kendisi değil. Ne sarı sıcak pencere. pişkin. Neticeyi kelam. Kirlenmişlik duygusu tüm hışmıyla indi yine. Rodoplu. Fransızca 'ecole'ün bozulmuşudur. Duran. "İyi akşamlar efendim. yarattığı kavram kargaşası ile Türk fikir hayatını tarumar etmekten başka bir işe yaramamıştır." "Ben teşekkür ederim. yanındaki arkadaşı azarlanan çocuklar gibi.için de geçerlidir: ilk hece Türkçe. TDK. birer ikişer müsaade ne temiz döşek bıraktı. Allah aşkınıza! Buna yorum değil. kelimesinin yerini alan 'genel'. . "Ben bırakacağım! Sedat! Oğlum neredesin? Arabayı getir!" gitsin mi. 'bu sözler bana değil. Sağolun." "Ne yorumu?" diye patladı Günay. İngilizcedir. bir o yana bir bu yana bakmaya başladıklarının farkındaydı. 'Üstüvane' yerine kullandığımız 'silindir' Batı dillerinin 'cylinder'idir. kalsın mı Masadakilerin gözlerini kendisinden ve birbirlerinden kaçırdıkları- beni ilzam etmiyor'u oynuyorlardı. kadını endişeyle süzen Sedat. istemeye başladılar." dedi.

Günay'a sarıldı. aney. nasıl geçirdik. di. abi. Kaseti yuvasına itti. bir şişe daha aldı. Sonra aniden türküye kırıldı. "Bari can verende gel!" "Sedat. bak. yıldızlar mı." dedi Sedat. Neyi kutladığını çok sonra anlayacaktı. Gönlü olsun istedi. bak! Ben âşık oldum. di Şafak. başına dikti. gençliğim mi daha uzak? Pahalı ama çok bakımsız arabanın içindeki boş şarap şişeleri bir o Günay'ı kapsamaya başlayan beyhudelik duygusunu anlatıyor gibiy"Sedat. işine bakmayı diledi. tekrarladı. bari can verende gel!" şeyler" tebessümü gönderdi. Birden neşelendi. abi. Bu kadına âşık oldum.yana bir bu yana yuvarlanıyordu. yol üstündeki bir büfeye çekti. "Evet. Hasta düştüm gelmedin aney. bu kadın var ya. ." Memleket mi.. Şafak. Günay. Sedat. rikkat uyandıran hâleler olduğuydu. Bir an önce eve gitmeyi. Sedat'ın panikleyen gözlerini aynadan yakaladı. "Geçirdik.. konuyu değiştirmeye çalıştı Rodoplu. hasta düştüm gelmedin. O an için bütün bildiği. ama?!" "Öyle oldu." "Almalar olanda gel aney. kız?" Şafak'ın kor gibi yanan kocaman bedenine sığamayan coşkusunda insanın içine işleyen. di. "sıkılma olur böyle "Boşşş ver! iyi ettin! Hıyar ağası! Kiminle konuştuğunu bilseydi!" de- Gözlerini Günay'ın gözlerine dikti. bu kadın." "O arkadaşına fazla sert davrandım galiba. Türkiye'nin en iyi yazarı!" de"Sedat. Bari can verende gel. değel mi? Değel mi. Bahçeyi dolan da gel.

Günay eğildi. sıkıntıdan al bastı Günay'ı. ağabey!" diye uyardı.. Şimdi. "Sedat. uzandı. "Sözcüklerin orgazmı ya da Fırtınaya ilahi!" dedi. boynundaki elden kurtuldu. şimdi. "Yap!" "Sana bir kahve yapayım mı?" Kapıya geldiklerinde. "Şimdi! Şimdi! Şimdi!" orası da!" Günay. "Gidelim. suyun kaynamasını bekleyemedi. yolu tarif etmeye koyuldu. yarı uyanık. uzaklaşır"Ben kahve içeceğim. "Böğüren bir boğa.Gözlerinde deli pırıltılar. Gözleri kor kor. Rig Vedalardan bir duaydı. bizim "Seni istiyorum!" diye fısıldadı. uyumaya sayıklıyordu.) Günay. genç adamın ayakta duracak hali kalmamıştı. "Kadınım!" "Seni istiyorum. fırtına! Tohum saçıyor toprağa. sa ellerinin altından kayacakmış gibi Günay'ın yanından ayrılmıyordu." Beraber mutfağa geldi. Şafak. Yaşamsal bir gereksinimmiş gibi sarıldı. dizlerinin üzerine çöktü. ya!" Sedat duymamış olamazdı. Birden gözlerini açtı. kucağında tutkuyla sarsılan güçlü bedene ne kadar yakıştığını düşünüyordu. şimdi!" diye yarı uykulu. Şafak'ın elini sımsıkı tutan elini teselli eder gibi okşadı. durdu. sesi. "He. ('Fırtınaya ilahi' dediği. yine de ayrılmamak. oğlum. Rodoplu’nun öteki . Gözleri ışıdı." dedi Şafak. başını tabureye ilişen Günay'ın kucağına gömdü. Sırtını dikleşEtiler sapağı imdada yetişti. "Şuraya bak! Burası da İstanbul. elini boynuna yerleştirdi. tirdi. Şafak'ın. Gözden bir an için olsun uzaklaşmasına razı değilmiş gibi. biraz daha beraber olabilmek için çare arıyordu. Sedat.

öteki sesi." Sedat'ın gözleriyle uyandı. "Uyandırmaya kıyamam "Söylemedin deme!" dedi. adam. İfritleri önüne katar. Dağlar vadileşsin. öteki sesi yine. gürle." dedi Günay. ki şimdi! Öyle de güzel uyuyor ki!" canım.. Günay Rodoplu." dedim. Gerçekten. ufuklara kanatlan. öteki sesi. biraz kahve iç. Elini. geriniyor. Ufuklardan. Girişteki küçük aynada parlayan yüzünün sakin güzelliği dikkatinden "Tülin haklı. Evde yengesi bekliyordu. "Eeeeh!" kızdı." kaçacak gibi değildi." dedi. Arabası sular. tanışıyorsunuz?" "Yine elin yanacak!" diye uyardı. tohumunu serp! "Öyle." "Yok canım. öteki sesine. "Siz çoktan mı. hiçbir şey istemiyor!" dedi. ne isteyecek. vadiler dağlaşsınmış! Pehhh!" Alay ediyordu. Şafak. Vadiler dağlaşsın. "Ne düşünüyorsun?" "Duyduğum en pespaye hikâye.Kamçısı rüzgâr. tohumunu serp. Günay." dedi. "İşte." dedi. yerleşiyordu genç "İyi de. çok güzeldi! pek bir şey istemiyor. böyle. dağlar vadileşsin Boşan. Böğür. "Yıllardır tanışıyoruz. Böğür. . sık saçlarını şefkatle okşamaya Ama mırıl mırıl mırıldanıyor. "Haydi. "Ben de kadınım. Günay. gürle. Günay Rodoplu. da!" Çekmedi elini. "insanın kendisini kadın hissetmesi "Sadece adam gibi bir adam istiyor. erkeğin başının üstüne koydu. fırtına!" durdu. öteki sesine. gevşiyor.

"Dost acı söyler.likle karşıladım. Öyle." . öylemi?" italik’ini ita"Dost acı söyler. "Ya?!" Elleri titremeye başladı.

metropolün makro formunu. polimetreyi.yapmadım! Uyarmış olduğu halde. "duyduğum en pespaye hikâye" cümlesini hatırladığımda ilik- lerime kadar ürperiyorum. o cümleyle ihanet ettim. lineer aşamalı . Yapmadım! dım. "Ben seni düzerken aslında limitleri. malıydım. hep sevmiş olduğuna inanmalı. . Etmeseydim bugün belki de yaşıyor olacaktı. onu da inandıristeyen Şafak değil."Batan bir gemideyim ve kıyılardan imdat Kendisine karşı ne kadar acımasız olabildiğini bildiğim halde Şafak'ın kucağındaki başının çok güzel bir baş olduğuna inanmalıy- hatırlarsınız. benim!" demişti!.VIII Bugün. Şiran'ın romanının notları arasında. Günay Rodoplu'ya o gün. Günay'ı sevdiğine. Ben.

sevici ancak kendisini güçlü hissederse tatmin olur. imza gününde olduğunu biliyordum." diyordu. "elemanları birebir eşleşen biyofilik kümelerin kuvvetini sarf ederek biyofilya yolunda "cihat" çağrısının dibine inmeyi istiyordum! Önceki gün. uzun bir konuşma oldu. Onu da görmüştüm. O süre içinde ben Dergâh'ta. emrinde" kaldım. neden öyle düşündüğümü de sormadı. Bilgi ve inançla. Anlattığına pişman olduğunu belli etmek iste- yorum ama birden kendimi nekrofilya tartışırken buldum. Üçüncüsü de. "ruhumun geldiğimiz hükmünü henüz sindirmiş değildim! İkincisi. ülkenin hali pürmelalinin nedenini Batıya mal etmenin kolaycılık olduğunu düşününekrofilya seferi. geldiğinde. güzelim. nasıl geçti?" diye sordum. o da kendimi ömrümün sonuna kadar affetmeyeceğim. Günay'ın demesiyle. o malum lafı ediverdim. özlemin ötesinde bir nedenle. haklı olarak. "Neye yarar?" diyeceğiniz.. Gündemi değiştirmek ihtiyacını o da duymuş olmalı ki.. "Ölü- . ölü-sevici. nekrofil bir toplum haline yordum. "İnanmayacaksın!" dedi ve anlattı. pırıl pırıl bir Günay açtı kapıyı. ondan mı. onu Arnavutköy'de bırakıp gittikten sonra bir on gün kadar görüşmedik. "Duyduğum en pespaye hikâye!" Neşesinin bana acı verdiğinin farkında değilmiş gibi anlattı.yapmadım! unutmamalıyım!) o sıralar "özgürlüğümle meşguldüm" de. Sonuna Dondu kaldı. bütün Sıkılmış olacağını düşünürken. Rodoplu'ya. Sadist. güçlü olmak medi.organik dokuyu düzüyorum!" diye Şafak’a söylettiği bir cümle vardı. kıskançlığımdan mı bilemiyorum. "hesaplaşmak" amacıyla gittim. Bildiğim hâlâ varsa. Sadizmin bize Batı'dan bulaştığını söyleyip beni çileden çıkardığı "Kaktüs Ağacı'ında dediği gibi (o şiirini bu kitabın arkasına eklemeyi sabah. Nasıl yaptığını hatırlayamı- "Ölü-seviciliğini güç tutkusundan ayrı düşünemezsin. sözle ve eylemle. sizlerin de bana. malla ve canla. yapmadım? Yoksa. Öncelikle. karşıda. "Ne yaptın.

"Güç'e tapan. Ürünlere tapınma diye. insan-yapısı nesneler üzerinde yoğunlaştı. tapan güce tapandır. yani teknolojiye "Evet. kadının gözündeki gölgeyi görmüyor bile. mahallenin güçlü hırtı. otomobilsiz hayat. Kit. Güç. ilgisi artık doğanın ve yaşayanların üstünde değil. araba vapuru batacak olsa. Mesele şu. konuşan. artık iş o hale geldi ki. Bu işin bir yanıydı. Öbür yanı. Ama. daha şefkatli davranır oldu." teknoloji ile doğru orantıda artıyordu. Ev kadınlarının alet düşkünlüklerini düşün.hayranlık diye bak. Anlatabiliyor muyum?" ye alma. TRT'nin 'Kit' isimli dizisini hatırlar mısın? Türkiye'nin en sevilen dizilerinden birisiydi. İnsanımız. mekanik olan. Biri. teknolojiye de tapacaktır ve de tersi. hele de çalışmayan kadının 'akıllı fırın' ihtiya- . yaşamayan. Otomobilinden gurur duyan. sıradan bir insanın hayatı ile kıyaslandığında daha değerliydi. otomobiline kadınına gösterdiğinden daha fazla ilgi gösterir. Kadınına bir dal götürmeyi akıl tutan. kendi elleriyle yıkayan. teknolojiye tapınma meselesinin sadece silahlara tapınma di- olsun. cilalayan. Kit'in kurtarılması miçonun kurtarılmasından daha önemli olurdu. Bu otomobilin simgelediği 'güç'ün öyle bir albenisi vardır ki. Güçlü bir gazetenin güçlü bir yazarı. günümüz insanının. Sürücü ikinci plândaydı.zorundadır. Şöyle söyleyeyim. işleyen bir düzenlemeye -işlevi ne olursa Şimdi. lütfen?" "Pardon. ülkenin güçlü işadamı. sevecen isimler takan. güçlü generali. diğerini azdırır. otomobiline vazo takıyor. Güç ile teknoloji arasındaki bağlantı nekrofilik bir bağlantıdır. gücün teknoloji ile örtüşmesiydi. 'aziz' aynı ilgiyi göstermiyor. Türk'ün. uçan bir süper otomobildi. çocuğuna haneye gider. kadınsız hayattan daha etmezken. Okul aile birliği toplantısına gitmez ama tamirdayanılmaz olabiliyor. sallanmayı bırakır mısın. Motordaki en ufak bir arızayı anlamaya çalışırken. Bu düşkünlüğün nedeni o aletlere duyulan gereksinim değil -neticeden. O hale geldi ki.

"Mekanik araçların insani işlev ve "Yani. Megamachineler ya da 'colossi. yani muazzamlar'. insanın makineye maşıklaşan bir düzenleme." "Şimdi. "Büyük Makine?" "Yani?" amaçlardan koptuğu aşama. nin gibi düşünenler çoğunlukta. ortaya noğlunu tanımlayan yaradılış özelliklerinden birisi olduğunu düşünmeye yatkınsın. devlet. 'Buna- . Kadim Mısır ve Mezopotamya uygarlıkları ile günümüz Avlik de. siyasi partiler." rupa ve Kuzey Amerika uygarlıklarının birbirlerine çok benzedikleri. nekrofilik eğilimin Batılılara özgü bir nitelik değil de insaBu noktada. demeyeyim de.. Şöyle de düşünebilirsin. Bu anlamda. insani işlev ve amaçlarından koparlar. kuşkuların diyelim.cından bahsedilemez. " en doğru kelimeleri bulmak ister gibi duraladı. Megamachine." yaşayandan çok yaşamayanla. Nitekim öyle oldu. insanoğlunun o gün bugün değişmediği saptanmıştı. güçlü olmak tutkusunu evrensel bir miras. Makine nihayet işçi sendikaları gibi bireyi her an ikame edilebilir kılan düzenlemeler de lım Çağı'na girildi. insanoğlu yaradılışı icabı. bir düzenlemedir. malla ilgilidir diye düşündüğün için. Seyıl öncesinin Mısır ve Mezopotamya uygarlıklarına kadar sürülebildiğini Rodoplu. bundan beş bin söylüyordu. falan. megamachine denilen yapılaşmaya duyulan hayranlıktı. insanoğlunun nekrofilik eğiliminin izinin.o aletlere sahip olmanın verdiğini düşündükleri 'güç'tür. senin itirazın. Hangi kültürün ürünü olursa olsun. insanın makine tarafından ikame edilebilir bir konuma indir- genmeye başladığı aşama. Sen. Günay.. adeta kader olarak görüyorsun. çıkıyor. Makinenin insana değil. Geçen gün Suat’la konuştuğumuz şeyler. "dedi. Öyle değil mi? Büyüdükçe. hizmet eder hale geldiği aşama. güçlendikçe daha da kar- birer 'megamachine'dirler. En önemli ortak özel"Evet. iş dünyası.

" (Şiran'ın romanına. 'Zayıf kollanmalıdır' dedik.) basit bir gazete haberinde Tevrat'ın izlerini görebilirdi." tışmasız 'doğruların. kralların tanrıların yeryüzündeki gölgeleri olüreterek erişebilineceği gibi. Orwell. uzaydaki yaşamı düzenleyen Co- lossus adlı bilgisayarından bahsediyordu. aynı anda iguanalardan ve Asimov'dan bahsedebilir. ('Colossus'. Türkçe karşılığı 'muaz- kelamı gibi belletilir. "Samanyolu galaksisinin güneş sistemi'Anamızdan çocuk yapmayız.Latince 'colossi' kelimesinin tekili.'Büyük Makine'nin her an ikame edilir bir parçası haline gelmesi. "insan düşüncesi kabul gören bir kalıba dökülür. megamachine'in ne pahasına olursa olsun teklememesi gerekliliği gibi." diye sürdürdü. su kaplumbağalarından. Muhalefet asgariye in"Megamachine'le örtüşmeyen. yasaların sayısının ve dolayısıyla. kuralların. sistematikleştirile- . bireyin leşmesi. kalıba girmeyen. megamachine ideolojisinin uzay çağındaki -yazar. "Esasen bunların hepsi uydurma. du." "Zamandan münezzeh'ti sanki bu kadın! Günay Rodoplu. toplumda bilirgin ve dogmatik bir düzenin yerleştirilmesi. örneğin.. ve eğreltiotlarından ayırdık. 'Galaksi Çağı' diyordufaaliyetlerinin sistematikleştirilmesi şarttır." diye başladığını hatırladım. refah toplumuna ancak çok nulmazlığı gibi." "Mekanik araçların insani işlev ve amaçlarından kopması. çakallardan ayrı durduk. Yüreğim burkulmeyen faaliyetler aşağılanır.' dedik. tar"Hayvan Çiftliği. etkisiztimin' artması demektir. tutumluluğun erdemi gibi. 'deneBilimkurgu yazarı Isaac Asimov'un. menşeleri sorgulanmayan 'doğrular' Allah "Tabii. türümüzü kedilerden ve iguanalardan nin kokuşan bir gezegeni olan dünyada insanoğlunu insanoğlu bir an. Örneğin. aynı zamanda kitazam') Asimov'un galaksi imparatorluklarını yöneten Colossus'un. izdüşümü olduğunu anlattı.. 'Büyük Makine'nin teklememesi için insanoğlunun bağımsız bın da adıydı .. Asimov. özel mülkiyetin dokudukları gibi. toplum dışı bırakılır..

mumyalanmış cesetler yaşarlar". aynı bölgede Asurların ve onları takip eden her yayılmacı imparatorluğun. Yani. Bugün. 'Kitle kültürü' denilen kabullenilmiş doğrular bütünü'. "Bu piramitlerde. artan bir enerjiyle. ansiklopedinin ölü-seviciliği ile bir bağlantısı var. ansiklopedinin varlığı 'malumatı' sistematikleştirilmiş top"Çünkü. pedilerini kurarlar. ölü-seviciliğinin beş bin yıllık sembolleridirler. 'teknik be- ceri'sinin bir numaralı kanıtı." "Viva la Muerte!" "Evet. Gözleri ışıdı birden.." "Hitler gençliği gibi!" Ehramlara taş taşıyanların köle olup olmadıklarını bile bilmiyoruz. Günay. her ikisi de nekrofilik. "Büyük Makine ideolojisinin bilinen en eski sembolü Mısır piramitle- Mısır medeniyetine ilişkin bilgilerimizin tümü 'ölülere' ilişkin bilgilerdir. Uçuk bir bağlantıydı ama yüCevap yerine. " Gülmüyordu. Bağlantıyı görüyorsun. Fransızlar içindir. ridir. ediyordu onu. 'Galaksi ta tutacak 'doğruları'nı. Öyle mi?" lumun habercisidir. yani kendi kültürlerini ayakAnsiklopedisi'de Heliconluların. günümüzün 'uygar' sadizminin pro- . Bir Fransız ansiklopedisi." diye sürdürdü. Batı'nın kültürünün izini sürdüğü en eski uygarlığa..dirilir. Nitekim. Tanrısal bir führere ve onun doğrularına tapın- mak. yerle bir edilmiş köyler. Frekansına girebilmiş olmam mutlu "Çünkü. Türk Ansiklopedisi yok. İngilizlerin doğrularını perçinlemeye yarar. Fira"Hitler gençliği gibi. zehirlenmiş topraklardır. Kendi ansiklopedilerini. Bri"Bizim ansiklopedimiz yok. vunların ateşli müritleri de olabilirlerdi. Değil mi? Onu demek istiyorsun. 'ansiklotannica. "Neden dersin?" reklendirdi. Bu kadim imparatorluklar. öyle değil mi?" Yine cevap vermedi. yumuşacık baktı." Bağlantıyı nasıl kurdum bilmiyordum.

Günay. faşizmdir. tirdiğini. mesela." "Evet?" "Şimdi bak. Avrupa ülkelerinin. bedenini 'Kâinatın Sahibi' ile birleşmek rip. özgür iradesini bireyselliğini yok etme yolunda kullanmakla yükümlüdür. "Bak.seviciliğidir. tabii! "İsveç'in vatandaş fişlemede dünyanın bir numaralı sistemini geliş- ran iki ana kaynaktan birincisi Yahudi-Hıristiyan. üzere terk etmenin hasreti ile kavrulduğuna ruhunun bedeninden ayrılmak. Mesele. dıkları kelimeler bunlardır. bir İsveç'in. belirgin ve bağımsız bir varlık olan 'doğal hali'ni yok etmesi istenir. bu defa sabırlıydı. Yahudi-Hıristiyan geleneği. Yahudi geleneği. dev bilgisayar 'colossus'a boyun kime teslim edeceği meselesi olarak algılanır. Batı medeni-abartmıyorum. Yahudi." diye sürdürdü.inandırılmıştır. kaderini bunları yeryüzünde çile çekmeye mahkûm etmiştir. 'bilgi' ağacından elma yediler diye şı'nda. Yendiğimi sandığım yabancılaşmanın geri geldiğini hissediyordum. şimdi. eğmekle Rab Yahova'ya boyun eğmek özde aynı ruh halini. 'faşist' olarak tanımlanmasını nasıl kabul edebilirim ki!? Ne ki." totipini teşkil ederler. birinci kaynak. insanın özgür olup olmaması değil. Yahudi'den bunu gerçekleştiYani. Almanlara kuzu gibi boyun eğmelerinin ardında da. Şöyle ki. Sandinist Nikaragua hükümetinin benzer bir fişleme sistemi geliştirmek için İsveç'ten yardım istediğini biliyor musun?" Bilmiyordum. bu anlayış sidir. neden böyle. aynı insan görüşünü yansıtır. Bu bağlamda. Bu malum. "Batı medeniyetini oluştu- yetine bireyi hiçe indirgeyen. İkinci Dünya Savayatar. Rab Yahova da. Avrupa-Amerikan medeniyetinin öteki adı ölüSihirli bir cümleydi sanki! Beni olağanüstü rahatsız etti. Megamachine ideolojisinin en mükemmel uygulamalarından biri- kullan- . bir kitle kültürü dayatır. Rab Yahova'nın kendilerine çizdiği kader doğrultusunda yürümek zorundadırlar. İkincisi Yunan-Roma.

Etti mi üç? bu bir. Bir taraftan Eflatuncular. olur Hıristiyanlık. Tanrıların dünyası ile sürgit bir çatışma içindedir. Bunun ima ettiği kabulleri anlıyorsun. onu ona katar. hem Yunanlı putperestler hem de Yahudiler arasında yaygındır. Dahası da var: Paulus. ğerini yer ya. Sonra. Ölümünü de olduğu gibi -hani bir kayaya bağlanır da. Tarsus'ta. Zemin zaten müsaittir. böyle mi? Gelir. ilahiyat oluşturur. bedeni kötülüklerin kaynağı olarak lanetlemeyi sürdürmektedirler. kaderini tanrıların lıktır. ölümsüzleştireceğine inanan bir din. Tanrı'nın lanetinden ancak Tanrı'nın Oğlu'nu affettirerek kurtulabileceğini' söyleyen bir ussal düzenleme. tabiat üstünde egemenlik kurmak günaBu da. diğer taraftan Stoacılar. günahlarının kefaretini ödemek için hayvan kurban etmek âdeti de. bağımsızlığını kazanabilmek için çırpınan bir var- la: Tanrılar. Kendi kitabı yoktur. 'ben bilinci’ne erişmesine. kendilerinden bağımiçin ellerinden geleni yaparlar.Roma dünyasının insan görüşüne göre. her gece bir akbaba gelir ci- izleyen yetmiş yıl süreyle. İsa'nın ve havarisi Petrus'un Hristiyanlığı Yahudiliktir. İsa'nın ölümünden on yıl sonra doğan. tapındıkları ilahın onları kurtarmak için öldüğüne. Hıristiyanlık Yahudi havralarında öğretilir. bu ilahiyat tutar. sonradan tekrar dirildiğine ve gerektiği gibi iman edildiği takdirde. insanların. İsa Peygamber. kendilerini ölüler diyarının mabudu Hades'ten ya da Pluto'dan. Yunan- elinden kurtarabilmek. kurtaracağına. İnsanların nahını devraldığını. bu iki. özgür olmasına. ğı için günahkâr. 'bir kadından doğan her erkeğin Âdem'in gü- Hıristiyan insanı da. di'yi görürüz. Mitolojiyi hatırsız. putperest Orfik dini hâkimdir. bilerek isteyerek kötü olan bir şeydir.en büyük günah. Zeus'un ateşini çalan Promete hikâyesinhıdır. Tarsuslu Paulus EfenŞimdi. Yani. insanoğlu. yasak meyveyi yemek suretiyle Tanrıya başkaldırdı- . tabiatüstünde egemenlik kurmasına engel olmak Dönelim Akdeniz'in kuzey kıyılarında yaşayan dostlarımıza.

O kadar ki. 'kullanmak ve tüketmek' hakkıdır. tükenmiş olduğunu düşünmüştür. yarı Romalı rofilik eğilimin. sonuçta 'Tanrı' için bile geçerli olabilmiştir! Batılı. İnsanoğlu. Yahudilerin telkinlerinden kaynaklanır. si. akıl denilen şey. insanoğlunun 'sıradan bir yaratık' olduğunu -bir başka atmaya kalkışmaktadır. bir başka ölümlü değil. Nekrofilik bağlantılar "Çok kaba anlatıyorum. onu yargılayacak olan. bir başka ölümlü üzerinde odaklaşmaktansa. Dionysos gibi Akdeniz havzası tanrılarının dirilişleri ve ölümsüzlük vaatlerine duyulan inanç sayesinde güçlenir. Napolyon yasalarının ve günümüz kapitalizminin te'mal sahibi' kimdir.etmeye bir türlü yanaşmıyor olmasıdır. Roma ile perçinlendiğine işaret eder. gözleri- hepsi bu. biliyor musun? Baba! Baba'nın karısı ve çocukları yüzyılın kavgasını hatırla! Nietzsche'yi hatırla. putperest Roma hukukunu hatırla. değil mi? İşte bu söylem. Attis. çünkü Mısır'la başlayan nekŞimdi.teslim Günahın kaynağı. Yani. değil mi?" "Çok basitmiş gibi anlatıyorsun!" Ölümsüzlük adı altında ölüme. Romanın örgütlenme biçimini benimolur. Promete gibi o da tanrısı ile aşık deyişle asli Megamachine’in ikame edilebilir bir parçası olduğunu. Hal böyle olunca yaşayandan. tabii! Sana bir kanava vermeye çalışıyorum. Paulus'un tanımına göre. Jus utendi et abutendi ilke- . Aklına güvenir. Avrupa-Amerika medeniyetinin dünya görüşünün temelini Tanrıyı da kullanmış. Osiris. On dokuzuncu melidir. bu 'doğru'. açık. his utendi et abutendi. Mal sahibine malı üzerinde gerçek bir Tanrısal hak tanır. Ölüm aradaki bir aşamadan ibarettir. mazdır. 'yaşamanın anlamı yok' diye yaşamak olur. Mülkiyet hakkı. kendi aklı değil. kutsal ve sonsuz olan Tanrı'dır ve insanoğlu ne yaparsa Tanrı'dır. Paulus'un ilahiyatıyla biçimlenir. İsa'nın kişiliğinden hız alır. bu idari miras üzerine muzaffer bir kilise kurar. Hıristiyanlık. yapsın. ser. Yaşamanın anlamı. yaşamayana dönülmesi kaçınılni ölümlüden sonraki sonsuzluğa çevirir. Roma Kodunun. ölü olana yöneliş. oluşturur. Yarı-Romalı olma aşaması çok önemli. Peki. Oysa.

" içini çekti. Ölü-sevicilerinin zaferidir. YahudiHıristiyan geleneği kendisini gökyüzünde tekrarlamıştır! Tanrısı. Buna 'mancipium' derler." dedi. Batı medeniyetinin çekirdeğidir. nay. bu medeniyetin insanı 'eşya'dır. Koca herhangi bir suçtan sanık karısını yargılama görevini de infazı da üstlenir. öldürme ve satma yetkisi vardır. İnsanı ye. Kısaca özetlersek. tepki göstermeye zorlayan onların kültürüdür. dünyevi geleneğinin izdüşümüdür. Feminist olsalar yeridir. Gü- deniz havzası medeniyetinin parçası onlar. 'mal' olmaktan korkuyorlarsa. onlar diyordu! yıkmamız gereken en büyük put şu: İnsanoğlunun bağımsız ve özgür olönceden kararlaştırılmış bir biçimde düşünmeye." . talep etme"Evet! Tapmak için yarattıkları tanrılar da. diyorum. Batı kültürüne tümüyle yabancıdır. Ak- Şaman kökenli Asyalıya ne oluyor. bizimki değil!" Koyun olan biz değiliz. Araplar. Ben. karıştırmayayım. pimizin 'hayati' çıkarları çocukları 'çocuksu' bırakmakta birleşiyor anla- bu kültüre uygun düşerler. Neyse. Zina ne kelime. "Daha doğrusu. bize ne oluyor. Ve bu bağlamda. diyorsun? Öyle değil mi? Geçen akşam onu "Yooo. ben nereden bilirim? Tabii. Şimdi akıl "Neden. Yahudi-Yunan-Roma geleneğine komşu. çalışmaya.üzerinde yaşatma." diyordun!" "Arap şairlere ne oluyor. bu kültürün yansımalarıdır. nekrofilya. 'Vakıf ne yapardı. Türklere ne oluyor diyorum. ona sonra döneriz. şarap mahzeninin anahtarını çalmak bile ölüme mahkûm edilmek için yeterlidir. hızla duğu anlayışı. bizde doğru dürüst bir dinler tarihi. eşyalarla uğraşmaktan. Ama. bu kültürün ürünleridir. insanlarla uğraşmaya vakit yok. Colossus'u kırmaya kalkan Heliconluya. herkes biliyor. dersin? Bizim anlamamız. "Son tahlilde. he- şılan. yeridir. Batılı kadınlar." mez! Kimse bilmiyor mu?" Rodoplu konuşurken ben eğitim sistemimizi düşünüyordum. "Ben. bizimkine değil. düşünce tarihi öğretil"Kimse bilmese. bu." başını salladı. Bak.

Oysa. Büyük Roma Makinesi olmadan işleyemez! Teknoloji harikaları. Ama. ölüsevicileri. füze değil! İletişim araçları da. Bu işin fantezisi. tanrılardan nefret edip etmemek değil. On do- tüketim maddeleri de teknoloji ürünleri. Ama tabii Marx. "Tabi. kısaca. Doktora tezinin önsökarşı bir tiksinti duyuyorum. Teknoloji ille de. 'Felsefe. Nasıl ki. konu Marx değil."Tersten halife?" "Tersten halife. Yunan ve Roma. 'tanrı' denilen bu. Kendi adıma ben Karl Değildi. mezdi. daha da geçire"Şimdi. 'ilkel' biçimiyle demek daha doğru. kimlerin nasıl biçimlendirdiğini sorgulamak olmalıydı!" "Nereden biliyorsun yasası!" birisidir. Onlara sahip olma köleler olmadan işleyemezdi. Kuşağımın geçirdiği on yılı." Marx hesaplaşmasını henüz bitirmemiştim. çünkü Batı'nın en özgün düşünürlerinden zünde." "Ne demek istiyorsun?" "Demin de söyledim. "Evet! Birisi Paulus'a Tanrı'nın böyle bir kişiliği olduğunu nereden yani tanrıların tanımlanması meselesinin bambaşka bir çözümlemesi cekmişiz gibi görünen on yılları düşünüyordum. ama önemliydi." diye sürdürdü Günay. Asya'yı. köleler üzerine kurulmuş medeniyetlerdi. tabii!" Karl Marx bile -'bile' diyorum. Büyük Pazar Makinesi de. "Büyük Roma Makinesi 'köleler' olmadan işleyekuzuncu yüzyıla kadar fiilen. bu insan görüşünüşü. insanlar üzerinde katıksız bir denetim kurarlar. bu arada komik şeyler oluyor! İsa'dan şu kadar yıl sonra yazan biliyorsun diye sormalıymış. yanlış kelime. sonra da teknolojik biçimiyle sürdü kölelik.geleneğin etkisinden kurtulamamıştır. televizyondan 'compact disc'e kadar. tanrılara mesele. teknoloji köleleri . olabileceğini bilmezdi. insanoğlunun bağımsız ve özgür olduğu anlayışının Batı me- deniyetine tümüyle yabancı olmasının bir sonucu da kölelik kurumudur. ' diyecek kadar kendisini kaptırmıştır. Promete'nin inancıyla ittifak halindedir.

Mesela. O solgun ışıkta gökyüzü oldu. yerlerim kırılıyordu. ederken. o zaman yapılmalıdır' kafasıdır. Yahova'dan Colossus'a. ben de söyleme- . ne gam! Bu işi becermiş olmanın kibri. beyinlerinin fışkullanır da. örneğin. Ay'a gitmek mümkünse." kırdığı filmlerin yapımında kullanıldığını sorguluyordu. Acıyla dokundu bana. öte yandan da Büyük Pazar Makinesi'nden bağımsız faaliyetleri önler. de gidilmelidir. Parladı kaçan bir kısrak gibi. iç içe geçmiş bir yumak olur. piramitlerden galaksi- hissediyordum kendimi. "Batılının cek olsa da yapılmalıdır. teknotronik top- lere savurmuştu. iyiliğin çeşitlemesi yapılmaz?" "Çünkü. Yani. Parladı dudak- Gerçekten böyle oldu! Ama. insanlar acından ölse "Aynı teknoloji neden kötülüğün bunca çeşitlemesinin yapımında kafası 'bir şeyin yapılması teknik olarak mümkünse.tutkusu insanı bir yandan sabah dokuz-akşam beş köleliğine mahkûm gırdatamaz. bağımsız üretemez olur. İnsancıl değerlere tümüyle tersmiş. hepimizi yok edelumun ana kuralı. kendini beğenmişliği de cabası!" "Narsizm!" "Ölü-seviciliği." dedi Günay. Belki tekrar sıçrıyordum ama her seferinde bir ları acıyla. tabii. İhtiyar Tagger'in dediği gibi. güç tutkusu. onları siler geçermiş. "Bilgisayarlı bilmemneli" teknolojinin. Yanından uzaklara. Şaşırdım. gitar tınmaz. bir 'ilteknolojik üstünlük. Şimşekti uzaklarda çakan. o farkında değildi. Yanım soldu o solgun ışıkta! dim. sinema endüstrisinlüstratör'dür artık. Bu sibernetik toplumun aksiyomudur. Sonra garip bir şey oldu. uzaklardan yanına attığı bir top gibi Beni alıp sürüklemiş. Teknoloji’nin boyunduruğundan kurtulmak mümkün olmadığı gibi. kendisini ekolayzırın büyüsüne kaptıran çocuk. Üretilmiş olanı tekrarlamaktan başka bir şey yapa- de neden insanların bağırsaklarının ortaya döküldüğü. Sardı dört bir yanımı." diyordu. nükleer silah yapmak mümkünse.

Roma delirten bir su vardır. Batı medenidoğal olarak Amerika'ya satılık olarak zenciler geldiği için bu hükmü doğru değerlendirmeyebilirsin. Köle kültürü. Bizdeki köleler daha çok savaş esirleri gibidirler. senin kelimen." büsbütün azıtmasını hiç değilse geciktirecek bir denge unsuru olabileceğimiz umut edilebilir. Roma'ya bak. Azat yetinin tarihi kölelerin tarihidir. Oysa. Ama. Yunan'ı ve Roma’yı düşün. "Tanımı itibariyle her ben-sevici ille de sadist değildir ama. Türklerde de yoktur. Batılıların başka medeniyetleri algılayamamalarının. her sa- kendi kitle kültürlerini dayatmalarının. "Benim değil. Günay da durdu. herkesi "Türkiye bir tür evrensel emniyet sübabı olabilir! Ölü-seviciliğinin edildikleri zaman da gelemeyecekleri mevki yoktur. Çin hikâyesini bilirsin." "Köle bizde de vardı. Upanişadlara bak. şimdi 'köle' deyince senin aklına İmparatorluğunda. Süleyman Paşa'nın türbesinde. "Ne öyleyse?" "'Üstün'. attı! lar mıydı insanlar? Bunu nasıl açıklıyorsun?" gömülmüş olmasını nasıl açıklıyorsun?" Durdum." dedi Günay. para ile satılmıyor"Sen. lalası ve atının yan yana "Asya'da narsizm yoktur! Kendini beğenmiş bir Hintli düşünebiliyor musun? Vedalara bak. değil mi? Onlardan üstünüz!". tabii. esir pazarında. bir tek cami yoktur. Oysa. Kölelerin inşa ettiği bir tek yol. Günay'cım! İstanbul'da. canım. Tabii. Roma vatandaşlarından başka herkes köledir.dist ben-sevicidir." "Üstünüz." sömürgeciliğinin arka-planı kendilerine duydukları aşktır! Bize düzenin öz-uzman aydınlarının 'halkı algılayamamaları. "Yapma. diye mırıldandım. Asya'da köle yoktur!" Kesti. Hani. Birkaç kişi bu suyu içmemek için direnirler ama . paşa. kendi kültürlerini da"Hayır. bir tek saray. yaşamın her alanındaki fütursuz yatmaları şeklinde yansır. Ama.

hükmedenlerin. gel gör. "Öyleyse. Bilenin sorumluluğu. bilmeyenden fazladır. öyle değil mi! Her şeye bir cevabının olma- . Sonra da dönüp tekrar Çinlilere satar"Ne fark eder?" diyerek omuzlarını silkti. "Derman kimden gelirse "Yooo. hiç ışık yok!" Meselenin. kadar sahip çıkmalıydı.. Beni adamakıllı etkilemiş olmalıydı ki kendimi. Tıpkı. Batı'dan geleceği- gelsin." "Haksızlık olduğunu düşünüyorsun.sonunda o kadar yalnız kalırlar ki. Onlar işlerine yarayan şeyleri bulup çıkarmakta ustadırlar. ne olursa olsun der. araştıran onlar. neredeyse kara büyü dedikleri akupunkturu keşfedip. mu?!" iyi uygulayıcısı kesildikleri gibi. herhalde." sı. 'Delirten su. ANAP iktidarı filan değil. hem de süper devlet olunmaz. tabii bu bir safsata! Hem insan"Her şeye bir cevabın var. bilenle bilmeyen bir de- yöneticilerin sorumluluklarının. Bu yolda iyiye gidilmeden önce kötüde alınacak daha çok yol vardı. ben ışığın Doğu'dan değil. cıl. dermandır. insansal özgürlüğün liğini iyi yapabilsek! Kendimizi ölü-sevici Batı'ya kaptırırsak. birkaç bekçiliğinin sadece Türklerin sorunu olamayacağını düşünürken buldum. yazan. Megamac- 'İnsan özgürlüğü' diye bir evrensel miras varsa buna Batıda en az bizim ğildir.. Var.. Ne ki. Türkler de sonunda içecekler. en lar. Kaldı ki.. Her neyse! Bari bu aşamada hiç değilse iyi muhalefet ya da kadim değerlerin bekçitüyden başka bir şey kalmayacak!" hine'den bağımsız yaşamayı beceren insandan birkaç boncuk. Öyle görünüyor. Yıllar yılı.' nekrofil Batı medeniyetiydi. "Ama." meselesi olduğunu söylüyordu. Süper devletlerin sorumlulukları gibi. hükmedilenlerden fazla olduğu gibi. Özalizm. Batıya duhûl" etmek ne inanıyorum. okuyan. içerler. Ama. hayır. ürkütmüyor mu seni?" "Hiç kuşkusuz!" dedi Günay.

onu Therese'deki rahibeye tık ya da eleştirel inceleme sonucu varılan bir sonuç değil.benzeten ben değildim. Ama ben o dönemde hayata 'ussal' bakıyordum. "Kuran da Akdeniz havzasının ürünüdür. iyilik ya da kötülük yapma. lanetlenmiş de değildi. günah nedeniyle değil. diye sorguladığımda. Tersine. Oysa." düşündüm. tenin ölümlü. 'gerçeklik'in hemen hiçbir zaman man- kat ürünü olduğunu gözardı etmemeye özen gösteriyorum. "Ve tabii. bo- ." diye başladı. Allah. anlatmasını isteyen ben değildim! Ne olmuştu bana duğu bağlantıyı hazmedemiyordum. hun zihin olduğu. İslâmiyet'te âlem. Anladı. sonra da meleklere.' 'Melek gibi adam. 'külçe gibi' yaşamanın da yaşamak olduğunu bilenlerdendi." dedi. Bütünü görmeye. ona secde etmelerini buyurmuştu. genel mutabaNarsizm tuzağına düşmemek gerektiğinin bilincindeyim. "Daha sonra da insanı 'özgür iradesi'ne emanet eder. di- ğer iki kitaptaki pek çok anlayışı paylaşır. Günay. "Hayır. İncinmiş olmalıydı. Şafak Özden’le kur- Ne garip. ne yakışıksız bir soruydu! Sanki. yun eğme ya da isyan etme özgürlüğüdür. ten ve ruh denilen iki unsurdan oluştuğunu. Günay. ru- irade insanın en büyük zenginliği sayılır. meleklerine 'Yeryüzünde kendime bir vekil yaratacağım. semavi varlıkların tümünden üstündü. İnsan." dedi. ama belli etmedi. sağda solda sırıtan boşluklar bırakmamaya özen gösteriyorum. "Özgür İnsanın. cevabını şimdi biliyorum artık. korku. Kendi nekrofilik eğilimlerimin henüz farkında değildim. çünkü.' tanımlamasının küfür olduğunu düşünüyordu. "Hayır. Ancak. tenin doğa. aşk nedeniyle oluşmuştu. İnsan. yarattığını bilgilendirmiş. tabii. diye seslenmiş. ruhun ölümsüz olduğu düşüncesinin ortak olduğunu hatırlattı. Ve revizyona hazırım. Her zaman. Bunun daha da kötü olduğunu "Eve dönelim mi?" diye sordum. Acılarına uhrevi bir nitelik yakıştıran ben değildim! Konuşmasını. yasak.

etmiş olması çok önemli! Bu anlayış. Peygamberin arkasına bile gizlenemez. çünkü. İzleyen kıyımdaki rolünü kavrayamayan insanoğlu. sadizm ve onu kötülüğün hiçbir tanığı olmasa da. bana yanlış hüküm verdirerek birinin hakkını aldıysanız. bırak bir papaza günah çıkarıp kurtulmayı. sözü öbüründen daha kandırıcıdır. çocuk mamasını da. '"Ancak. Ben de işittiğime göre hüküm veririm. bazılarınızın dili kuvvetli olabilir. Bir Müslüman'ın hakkına tecavüz ettiyseniz.dayatmalara. bir Marksist’e." Hadis'i hatırlattı. isteyen bıraksın. sürdürmen gereken hayırhah tutum! izleyen nekrofilya Büyük Makinenin insanın elini kolunu bağladığı. yargılatan sorumluluk! Seni. Megamachine. İslâmiyet'in insanın özgür olduğunu. elleriyle yabağlanmış' bir yaratıktır. O kadar Davanızda bana başvurursanız. Hiroşima'ya atom bombası fırlatan uçağın pilotu. Örneğin. senden başka kınayacak kimse olmasa da. Bu çerçeve içinde oluşan sosyal bilimlerin ve ideolojilerin tanımladığı insanoğlu da 'eli kolu tapları. zaten belirli bir kadere mahkûm olduğunu söyleyen din kirattığı felâketi bilimsel kaderidir diye kabullenir. Büyük Makine'ye karşı durmak . bir ateş parçasıdır: isteyen alsın. bazınızın sorumlu kılar ki. yaptığın Bu inancın ima ettiği dünyevi tavır çok önemlidir. yaptığı için sonuçlarını algılayamaz! Karmaşık bir sürücüsü gibi daldırmıştır. bir insanım ben. kimyaSovyetler Birliği'nde bile yeşerememiştir. dünyadan. kendi adına düşünemez hale getirdiği ortamlarda yeşerir. 'O pilot o bombayı at- ruhsal -maddi ve manevi. Bir taraftan megamachine ideolojisi dayatır. bilin ki o hak. makineyle baş edebiliyor olmasının heyecanı içinde İnce Mehmet'in iz öte yandan. diğer yaratıklardan ve kendisinden sorumlu olduğunu söyler. bağımsız olduğunu teslim üzere yüreklendirir! Dünyanın ve kendisinin sahibi olduğunu. 'üresal silahı da aynı tavırla üretir! Napalm üretmeyi reddeden bir işçi sınıfı tenle üretileni' ayrıştırdığı için insanoğlu günlük mesaisinin sonucunu kavrayamadığı bir kör dövüşünün içine itilir. insana duyulan güven onu tensel ve Bak.' Nasıl bir sorumluluktan bahsettiğimi anlıyor musun? İnsanı kendisine ya da istersen buna 'bir ölümlü'ye de diyebiliriz.

ettiği liyakat müthiş bir şeydir. ideologların gözünde de bir hiçtir insanoğlu! Kitaplı dinlerin arasında bir tek İslam. Neden? Çünkü. Akdeniz değil. Çin'dir. Adamlar. itaatin ancak 'iyilik emredildiği zaman' şart olduğunu. tarihsel durum başka bir pilot getirirdi." İslâmiyet'teydim. gaddar Yahova'dan ka- Âdem'in Yaratıcısı'. 'Eğer o bomba atılmamış olsaydı." ne tarihsel durumun ne de önceden belirlenmiş alınyazısının değil. sadist Zeus'un kucağına düştüler! Öte yandan. ama Müslü"Öyle! Oysa. İslâm'ın insan görüşünde. "Çevrecilerin Refah Partili ya da Refah Partili"Tamam. sordum.' şeklinde ilkel bir determinizmi yansıtan cevap alacağım tabiidir. bilir misin?" "Evet. Megamachine'in hükmettiği dünyalarda sadece Tanrı'nın değil. Hiroşima'yı.' dersem. insancı ideolojiler Konfüçyüs'ü. vatanı Asya'dır. yabancılaş- lerin çevreci olmamaları garip değil mi?" man değiliz! Değil mi?" dedim. Rönesans hümanizması filan çarken. insanoğlunun marifeti olarak görür! İdeolojilere gelince. ilkesel olarak." dedi. Profesyonel Müslümanlardan bahsetmi"'İslâm' kelimesinin kökeni 'sulh'tur. yorum. insanoğlunu kendisine vekil tayin ediyor! Kendi adıİnsanın boyun eğme ve isyan etme özgürlüğünden bahsetti.masa. işleri o noktaya getirmeyendir! Müslüman. Tabii. tamam biliyorum! Yüzbinlerce camimiz var. sevinçle. na hareket etme yetkisi veriyor! Batı insanı kendisini böyle bir iltifata asla layık görmedi! Ezikliğinden kurtulamadı!" bunun yanında çocuk oyuncağı kalır. bireyin iyi ile kötüyü ayırt ede- . insanın kimsenin kölesi filan olmadığını. Müslüman'ın o bombayı 'atamayacağı' mı?" diye mayandır. 'Âlemlerin Rabbi. dünyanın şekli değişirdi. İslâmiyet'in insanoğluna yüklediği sorumluluğun ima "Müslüman. Şinto'yu düşündüğünü biliyordum ama ben daha hâlâ "Bunun ima ettiği şey. arkadaşım.

efendim. Bir şey yaratmıyorsa." diye hatırlattım. Tekdüze bir yaşam kendi icat ediyor. İnsanoğlu. izleyen yaşamsal iktidarsızlık ve hiçlik duygusunun dayanılmazlığından ancak yaratamadığı hayatın yok len sokan arasında bir yerde de çözümlenebiliyor. amaçsız. fiziki ihtiyaçları en çok karşılanmış. sadece beslenen ve üreyen bir makine konumuna indirgendiği zaman acı çekiyor.. etkili olmak istiyor. bugün artık insanın bir cisim gibi yaşayamadığı 'dazlaklıkla Hitler’lik arasında. intikam gibi tutkuları dünyada en çok intihar vakasının olduğu toplumlar. Şartlara göre bu." için kendilerini öldürüyorlar ama aç kaldıkları ya da cinsel arzularını tatmin edemedikleri için intihar eden hemen hiç yoktur. Bu etkinliği toplum içinde yakalayamazsa. kimseyi etkileyemiyorsa. Uyuşturucu." "Evet. aynı şeyi söyleyecektir.tecrit olunmuşluedilmesi prosesinde yer alarak kurtulmaya çalışıyor. Ne kadar güvenlik içinde olursa olsun." "Uzadıkça uzuyor." "Bunun için buradayım." saptanmış bulunuyor.. İslâmiyet'in "Yaşam-severlik. en güvenli toplumlardır. ğunun cenderesinden kurtulamıyorsa. copu fiikişinin kendi bedenini hedef alabiliyor. alkolizm." diye özür diledi yine. Şöyle söyleyeyim. "Her koyun kendi bacağından asılacaktır. Herhangi bir Batılı psikoloğu oku. yani yok ediciliğin heyecanını yaşıyor. öteki adı 'biyofilya'dır. Öteki anahtar kavram." "Biyofilya?" Duraladı. değil. intihar gibi. kendini beğenmişliğini insanlara zarar vermeden tatmin edemiyorsa -unutma ki. İntihar istatistiklerine bak: İnsanlar aşk. işkenceye izin verenle.bilmek için her an uyanık olmakla yükümlü olduğunu ve kim emrederse emretsin. sinema yıldızı olarak da tatmin edebilir. kişi narsizmini bir politikacı. Bir de üstelik . dünyaya atılmış bir nesne gibi yaşayamıyor. ama. Veyahut ölü-seviciliği bir ne bileyim. kötüyü reddetmek gerektiğini anlattı. Ölü-seviciliğinin tersi. Kısacası canım. itibar. öyle. "çaresiz.

retkeşliğin. dünyanın nev komünistiyle duygu bağı geliştirirken buluyor. Batı kültürünün en yenir yutulur uzantısı. Korkarım." Sovyetler Birliği'nde. kendisine bir zamanlar. Bu nedenle olacak. Marx'ı da ya- inek' olmadığı ortaya ondan çok sonra çıktı." demişti. insanlık tarihinin en acımasız sadistlerini. "Bu aşağılık soytarılık gururumu incitiyor. özünde mekaniksel ve kaba inan- "Mesela! Batı medeniyeti. Hitler'i. İngiliz sefirine erkek-erkeğe dans ederek şov yapmak zorunda bırakılan Nâzım Hikmet'in sınıf arkadaşlarını hatırlattığını söylüyordu. Heybeliada'daki Bahriye Mekte- . alayla. Yoksul toplumların. Ve bu medeniyet sürekli bir biçimde. basınla. insanoğlunu salt fiziki gereksinimlerini cını sürdürmeye devam ettiği için. Amerika'nın birinci leydisini karşılayan Rus çocuklarına İngilizce şarkılar söyleten gaybi'nde." karşılayarak yaşatabileceği yolundaki. 'rahat kıçlarına nıltan bu oldu. zaman zaman Rodoplu'yu en bağnaz Brejgülüyordum! Moskova'ya güzellik yarışması tertipleten. kaderin bu oyununa kültürel mozaiğinin korunmasına hiç değilse dilde destek veren anlayışın ürünüydü. sözcüğünü gündemden kaldırmış gibi göründüğünü söylüyor. Stalin'i yetiştiren verimli toprak Batı medeniyeti. salgın hastalık gibi yayılıyor. bunun ka- Ona göre sosyalizm. Bilimin 'kutsal hunu yok etmeden rahat etmeyecekler bunlar!" "Çok şükür. değil mi?" Yanlış anladı. mı battı?' diye şaşıp şaşıp kalmaları da bu anlayışın ürünü. 'bilim çağı'nın ürünüydü adam. Doğu Avrupa'da olan bitene hayretle bakmaları. artık Gorby var!" dedim."İsveç. Nihayet. insanoğlunun ru"Gorby'nin bir kurtarıcı olduğunu kim söylüyor? Komünizm nasılsa yenildi. televizyon dizileriyle. Gorbaçov'la başlayan sürecin emperyalizm pitalist Batı'nın tartışmasız zaferi demek olmasından korkuyordu Günay. filmlerle. "Bu çok ağır bir suçlama. muhalefetin büyüğünden kurtulduk diye daha da azmayacakları- nı kim söylüyor? Narsizmin kudurmayacağını kim söylüyor? Unutma. şiddetten kurtulamıyoruz.

bilgi çağı başlıyor. sermayenin. 'akıllı askerler' var. elmas yığını da değil. Aradaki uçurum. Bu yerini 'bilenler' ve 'bilmeyenler'. 'uzaylıları' yansıtılıyor ölü-seviciliği. becerilerini. senet sokağa bak. hırs. bilgi. ortada fol yok yumurta yokken. 'galaksiler arası "Az bile! Ruslar dâhil -nedir o Yeltsin efendi?. teknoloji çığ gibi ilerliyor. yirminci yüzyı- ne demek biliyor musun? Bugüne kadar bilinen sınıflar kaybolacak. galaksiye çıktı! Bak. bu defa da. gökyüzüne çıktıysa. Bu memleketteki ağırlığın farkında değil misin? Kalk. Elektronik çağ da bitti. bir kitap bulup okumakla. onun lardı? Neden biliyor musun? Refleksleri zayıftı. bilgisa- tutulamayan. tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar vahim bir 'bilenler ve bilmeyenler' ayrımı olacak." "Nasıl yani?" "Evet! Firavun nasıl Yahova olup. barışın yüceltildiği bir uzay filmi neden yok? Neden savaş'a koşullandırılıyorlar? Anlasana. ilişki. Atari oyunlayar öğreniminin kazandırdığı hızı düşünebiliyor musun? Yirmi-otuz yıl içinde.ritlerinin yüreklerini tashih etmek yolunda hiçbir gayretleri yok! Tersine! Bir düşünsene. doğaötesi ama kesinlikle yönlendirici bir 'şey'in elinde olasepet gibi ('senet sepet'in nihayet 'verilmiş bir söz' olduğunu hatırlatıyordu) bir 'şey' olduğundan. Vahim. malumat edinmekle de kapatılamayacak. 'eğitilebilenler' ve 'eğitilemeyenler' diye iki sınıf alacak demek. Kaddafi’nin uçaklarını basamıyorlardı. Bildiği- . Bak.Batı uygarlığının mü- lın ölü-seviciliği de Heliconlu bilmem nereli olup. Düğmelere zamanında hatırlıyor musun? İyi uçaklar oldukları halde pilotlar hedefi bulamamış- "Bir örnek verirsem daha kolay anlayacaksın. Haydar'ın anısı gibi. Ters halifelik işliyor yine. Bu 'şey' altın yığını değil. bir rüz! Oysa." "Uzaylı Batılının galaksideki izdüşümü demek istiyorsun?" kitleler daha şimdiden. elle cak. yani nasıl anlatayım. daha şimdiden hıza eğitimli. Türklerin hareketleri nasıl ağırdır! Sürüklenir gibi yürürıyla yetişen kuşakların göz/el koordinasyonlarını. el de konulamayacak. çünkü bilgi araçları da tıpkı üretim araçları gibi.

insanları sadistik denetim altına aldürmelerini aşağılayarak izliyordu. güçsüz olandan. Daha da kötüsü. bazılarını öldürüyor. medeniyetlerin de sadistik olabileceklerinin altında tuttuğu. öğretilecekler. Sistemin hamurunda var bu. ona göre hazırlanacaklar caklar. alıyor." hayranlık. Rab Yahova. Yunan tanrıları. Bu. teknolojik başarının yarattığı kadiri mutlaklık illüzyonu mıştı. Bunlar Camus'nün Kaligula'sı gibi. çok güçlü olagibi 'bilmeyenler' ya da 'eğitilemeyenler' üzerinde mutlak ve sınırsız delime. yani. onların acı çekmelerinden keyif ile ölü-seviciliğinin kadiri mutlaklık illüzyonu sonuçları itibariyle aynı kapıya çıkarlar. Senatörlerin kanları ile yatıyor. Ve Batı bu gücü insanlığın emrine vermeyi bilmediği için. Keşişlerin yazmalarını niden gündeme gelecek. Çünkü. Daha da vahimi. kendisine karşı gelemeyenden nefret eder. yani kadiri netimi kurmak isteyecekler. daha üstün olmanın sorumluluğunu taşıyacaklar. dünyayı dal budak sarmaya devam ediyor! Ve sadist. geri kalanların gülmeyi. sömürülen kitlenin bağımsızlığını. Sadizm. güçlü olana tün ezer. Teknolojik başarı. mazoşizm. ay ne kemutlaklık. Sö- . yıldızları da istiyorlar. belki de herkesten daha vasıflı adamlar üretebileceği demek. büsbüaçık olduğunu söyledi. genetik mühendisliği ilerliyor. eleştirel Sadece bireylerin değil. hep aynı ekoldendir. Türkler ya da despot kesilecekler.miz anlamda 'kitap' da kalmayacak 'okuma' da. bir insan yığınının öteki yığınını denetim mürücü denetim. 'Bilginin yayılamaması' hususunda bugüne dek söylenen her şey yeBütün bunların anlamı şu: Ya bu adamlar. Şimdiki halde bir tür tanrıcılık oyunu oynamaları çok daha büyük bir ihtimalmiş gibi görünüyor. tanrısal güç peşindeydi. Kaligula'yı hatırla. her ikisinin temelinde de aynı sakatlık yatar: Hayatın patronu olmak tutkusu! Vahimden de vahimi. şakalaşmayı sürNe yazık ki. insani sınırların aşılması illüzyonunu yaratıyor. serpilmesine izin vermediği durumlarda yeşerirdi. Batı'nın. kilitli kapılar ardında sakladıkları karanlık çağlar gibi bir dönem başlayacak. haysiyetini. omnipotans. daha bilgili.

özgürlük gerektirir. utanç verici bir zorunluluk olabilirdi ama kutlanacak za- şapkası giydirten hamakatı düşünüyordum! Ne diyordu bu kadın? Daha da büyük bir hamakat fesi 'yasaklamak' mıydı? ." "Roma imparatorları kullarını gladyatör dövüşleri ile eğlendirilerdi. "Oryantalizm" Edward Said! çekten de iktidarsız hissediyoruz. Derin bir boşluğa düştüler. 'ilericilik' olsun diye. bunların yerine koyduğu eğlencelikler." "'Onların her şeyini tahrip ettik. Louvre'da. Anarşi ve intihar için olgun hale geldiler!" dedim. televizyonlar cinayet. 'neş'e değildir! Coşku. dayakla geçmiş yetişkinlerin ruh hali bizimkisi. üreticiliğini yok eder.düşüncesini. askerin başına Yunan temlerini öğrenmeye karar vermenin yıldönümünün kutlanması ne de- mek! Tanzimat. deminki alıntı. sömürgecilerin yönfer değil! O kutlamayı. sömürülen yığının kişiliğinin gelişmesini önlerdi. "Şimdi. gelecek korkusu. Aynen öyle. Beyaz Saray'da balo vermeliydiler!" İkinci Sultan Mahmut'a. hiçbir şeyi doğru yapamayacağımız korAncak. terör. Onun merhametini Türk aydınlarında görmüyoruz! Unutma. sana şunu söyleyeyim. ama denetleyen grup buna asla izin vermez! Sonuçta ortaya çıkan. ölü-seviciler yapmalı. Felsefeleri. Korku içindeyiz. yarın ne ola"Evet. Magic Box denilen Türkçe sözlü Amerikan televizyonuna bak! Sunulan eğlence ve heyecan. Denetim altında tutulan kitlenin bireyleri kendilerini bomboş ve iktidarsız hissederler. cak korkusu. Çocukluğu. "Orient "e nasıl kıyıldığını anlatan Louis Massignon'dan alıntı yapıyordum. Sindik. Artık hiçbir şeye inanmıyorlar. Bakınız." dedi Günay. her türlü sapıklıkla eğlendiriyor. dedi Günay. Türkler gibi. Tanrım! Ne ironi! Ölü-sevicilerine 'duhul etmenin". Louis Massignon'un aşağılanmakla. dinleri mahvoldu. daha geçen gün Tanzimat'ın bilmem kaçıncı yıldönümünü "kutladık". savaş. kadirşinaslığı. gittikçe büyüyen bir hortum gibidir. sürgit kusu. "Türk'ün içi boşaldı! Kendimizi gerasla adam olamayacağımız korkusu.

aşağılama. kendi lamadıklarını algılayamama. be canım!" kendi ülkemiz içindeki iktidarsızlığıydı. yok sayma tutkusu. Giyimden damak zevkine kadar kendilerinden olmayanı. güçsüz ve iktidarsız kalırlar. 'Öyle söylenmez. beyinlerinin elektrik yüklü se onları dinlemez. Borsa'ya gitmeye kalksa. 'Sırıtık aktör. 'dışardakiler' üzerindeki Tanrısal Türkiye'nin trajedisinin iki yönlü olduğunu söyledi. Bir kısmımız hâlâ direni- . 'biz' değildik. Seslerini duyuramazlarsa. mürekkep yalamışların. Amerika'da lobi yapmaya kalksa. anlatamayacakmış gibi sıkıntılıydı. kitlelerin bürokrasinin. kim- İşbirlikçiler. onayAlmanya'daki Türkleri düşünüyordum. çokıpır kıpır hücrelerini çalıştıracak dürtüler olmazsa. 'eşek!' Yani. o çocuklar gibi. Tıpkı. Bana 'ölmez otu'nu çağrıştı- ran bir direnç yok muydu? "Direniyoruz tabii. cukların akli donanımlarını idman ettirecek. Bak." duyguları. kuduz köpektir. Bozlak söylemeye kalksa.' diye "Ya. Tıpkı. zihinsel bir kıtlık yaşıyoruz. kendi gereksinimleri dışındaki dünyaları gönülden algılayamamaları. ağzına Rahmi Saltuk'larını ortaya dökerler (tonal müzik demek istiyordu). bak!" dedi. ayyaş rantiye. "Arabesk söylemeye kalksa. Kişiliğimiz yok oldu. dönek solcu.diye sürdürdü." derler. kimse tepki vermezse. Artık biz. Geliştirdikleri grup narsizmi: Kendi düşünceleri. İkincisi. eşyalaştırma. özgüvenimiz yok oldu. mede"Bürokratik despotizm! Aydınlar devleti! Oligarşi! Silahlı ve silahsız denetim tutkusu. böyle söylenir. yaşı icabı saçmalayan çocuklara bile böyle muamele edilmez! Edilmez. Yaşar Kemal Mitterrand'dan ödül almasın dese. Birincisi. "Akrabanın akrabaya akrep etmez ettiğini hikâyesi! Haysiyetimiz. Günay. Türk halkı gibi!" Ne kadar anlatsa. niyetimiz olarak Batı karşısındaki iktidarsızlığımız. bezgin bir sesle. havan dövücünün hık deyicisi kadar bile olamıyorlar!" vururlar. Sosyal sadizm. donarlar. tekdüze ve neşesiz bir ortama mahkûm edilirlerse.

azami doyumu sağlayacak bölü- şümü becerebilmektir. örneğin. Bir Fromm'la. Mamafih. Batılıların hiçbir insanca hazırlıkları yok. Bilgi çağına giriyoruz. Batılı. ." dum. eşit pay alması başka şeydir. beni 'eğitilenler' düşündürüyor. bilmeyenlerle sidik yarışına çıkacaklarını . bu eşitlik için uydurdukları bir kavram olduğunu düşünüyorum. Eşitlik olsun diye. İnsanlar kardeştirler ama eşit değil! Küçük kardeşiyle boks yapmaya kalkan bir ağabey düşünsene! Bazen. 'Eşitlik'in ilkel bir paylaşım biçimi olduğunu düşündüğünü biliyor"Evet. 'kardeşlik'e inanıyorum.. 'Eşitlik' denilen kandırmacaya sığınıp." yum?" "Seni düşündüren. Anti-demokratik olduğunu düşünüyordum." 'Fraternité' evet. Mevlâna'ya gidince biz de peşinden gideriz! O yüzden diyorum ya. Bi-lenler'in. 'égalité' hayır! diyordu. Ve dediğim gibi. biri aç kalırken ötekinin önüne yiyemeyeceği mik- Düşünüyordum. 'ışık da batıdan gelir'.yoruz. umutlu değilsin?!" "Kısa vadede. güçlülerin güçlü olma sorumluluklarını sırtlarından atmak "İnsanın optimum pay alması başka şey. 'Eşitlik fiilen mümkün olmayan bir kandırmacadır. bir Edward Said'le olacak iş değil. " "Hırpalıyorsun beni!" "Niye? Sadece düşünmeye davet ediyorum. Tersine." daki yemeği mi koyacaksın? Paylaşmak. hayır. bu 'eğitilemezler' sınıfı dediğin şey. hayır. bilgili olmanın sorumluluğunu nasıl taşıyacakları düşündürüyor..bilmeyenlerin canlarına okuyacaklarını düşünüyorum. 'Eşitlik'e değil. denen şeyin." "Ama. yanılıyor mu"Yooo. bir bebekle bir delikanlının önüne aynı cins ve miktartarı koymak değil! Önemli olan bu bölüşümü gerçekleştirecek biyofilik yapılanmayı gerçekleştirebilmektir.

Kötü ve Çirkin' filminin fon müzi- der! Sayı birebir olmalı! 'Birebirlik kutsal bir kuraldır. ne hiçbir şeyi değiştirmez! Kaldı ki. Kasabalılar Clint Eastwood'a yardım etmedikleri için. "Bir düşün. ranaranaaa. iki heybetlinin erkeklik riÇok ciddiydi! karışmayacak! Kim güçlüyse o kazanacak! Sonuçlarına katlanılacak! Ka- tüeline kaptırır.pediye. Burun sayıyorsun." "Ne demek istiyorsun?" "Su geçirmez ahlaki kuramlarla destelenmeyen demokrasinin demo- kovboylar gibi. DelegeleYorulmuş olmalıydı ki. Cemil Meriç'ten alıntı yapıyordu. salt sayılarla düşünüyorsun. olmaz! Ölü-seviciliğinin iktidara 'demokrasi' ile gelmiş olması şen düşleri düşünüyordum! Uygulamada rezili çıkacaksa. olmaz! Ne birebir. '"Kendini. olduğun gibi değil! Ne düşündüğümü biliyordu sanki! 'Sanki'si yok. Na na na naaa! Na"Clint Eastwood.. huşuya durur.. peygamberler ve Marxlar 'seçim'e girselerdi. korusun! Dağlara taşlara. Çirkin Joe ile teke tek vuruşacak! Kasabadan kimse ğini taklit etmeye başladı! En kalın Holivud sesiyle konuşuyordu." dedi. 'teori'nin ne değeri vardı? kikati değil. kendini ver. kasaba tarumar olurmuş. tabii! İnsanoğlunun elinde paçavraya dönü- . yani rüyanı! Olmak istediğin gibi görün. tokmak iyinin! Olmaz. ne olurdu?" ikiye iki." dedi. "Naranara naa. "Davul kötünün elinde. ulu ulu ağaçlara!' demeyecek kadar güveniyor musun?" Son darbeyi de vurdu. kendini kandırıyorsun! Bu Türklere (eliyle İstanbul'u işaret ediyordu) bir halk jürisinde yargılanmayı kabullenecek kadar güveniyor musun? 'Allah. biliyordu! "Bana ha- Ne dediğini anlıyordum. kızlar tecavüze öyle şey?!" uğrar. "İlkel rin burnunu. ne gam! Biz. Çirkin Joe kazanır. na na nommm!" diye 'İyi. kötülüğe razı olurmuşuz! Olur mu lan. ayak takımının idaresine dönüşeceğini unutuyorsun.

" dedim. ekledi. bilim ve inançla. İnsan hayatla. kıyıcı nekrofilyaya. Batı medeniyetinin nekrofilik kıyıcılığının alternatifi. Sonuç. yani. yani. sözle. İnsanoğ"Gerçek şu ki. "Deliye kırk gün deli dersen. malla canla. insan eliyle ölü! Ölü-seviciliğinin durdurulamaz yükselişi!" Birden durdu. yeni bir hayatiyet kazanarak bütünleşebiliyor. Ama. değil mi?" "Bana hâlâ İslâm'ı borçlusun. biyofilik insanın karşı karşıya geldiği temel bir seçenektir. Acı olan ne biliyor musun? Şu konuştuğumuz şeyler. eyBu çabanın lemle. psikolojisi nekrofilyaya yönelebilir. loji profesörümüze. bütün gücünü kullanarak çamurdan yükselmeye komünizmi Jivkof’tan bilmeye benzer! Olmaz öyle haksızlık! O ifadeyi de takınma! İslâmiyet'i Kral Faysal'a bakarak yargılamak. "Amma da çok konuştum. ne olur!. hiç bilmiyorum. şu veya bu bi- çimde bin dört yüz yıldır söyleniyor ama narsizm Batı'nın kulaklarını değil. geçen gün bana kitabını okuduğun adama sor.. ama Şafak Özden'i düşünüyordum! Biraz durdu. ne olduğunu biliyor musun? Her yalan bir yaratış.' derken. şu kadarını söyleyeyim: Kuramsal İslâmiyet'tir. duyulmuyor. ancak. Erich Fromm. kişiliğini." luna kırk gün akıllı dersem akıllı olmaz mı? Ne dersin?" Nedendir. Müslümanların 1400 yıldır söyledikleri bir şeyi tekrar ediyor: İnsanoğolması. eceliyle sağır etmiş.Zaten nasıl olduğunu. 1500-1599 yılları arasında 87 tane sa- olarak. doğru alçalmak lunun çamur ve Allah'ın nefesi gibi birbirine zıt iki unsurdan oluşmuş . Ünlü psikorerek. doğrulayacaktır. insanoğlunun değişebilmesi. yaşamı destekleyen tutkularını harekete geçiİslâmiyet'teki karşılığı 'cihat'tır. hayata yeni bir bakış açısı geliştirerek 'dönüştürmesi' ile mümkün olabiliyor. vaş varken. 'Yaşayanı sevmek ya da ölüyü sevmek! Her biyofilyaya müsaittir. bakmak. sadece 1900-1940 arası 892 savaş! Milyonlarca ölü. Cihat. deli olurmuş. Yaradılışındaki çamura. insanoğlunun yaradılışı "Bir başka zaman.

değil mi? Kuranı Kerim'in arkasından." İyimserliğine dayanamadım artık! "Ya. unutma ki. Rodoplu lum bir medeniyetin üyelerini. kişisel ıslahattan bahsettidiklerini düşündüm. "diyen Cemil Meriç’i ilk kez anladığımı hissettim. boy boy kara çarşaf pat- ran. o doğru. sakin sakin. kendilerini kır- Neyin intikamını alıyordum bilmiyorum. "Öyle büyük bir haksızlık ki!" duyarlılığını incitiyor. mütekebbir olan Allah'a." dedi. gözü dönmüş yığınların hayali ürperticiydi! Söylediğinin bu olmadığını. seni dergâha götüremiyorum. Allah'a rahman. Kara çarşaf gerçekten çirkin bir . rahim ve gaffar olan Allah'a. Günay tınmadı. gözlerimin içine bakarak. çünkü özgür iradesi vardır.da. kaftanla da gerçekleştirilebilir. Yığınlar onun için yaşıyor." dedi Günay." olmadığını ima ediyordum. onun için dövüşüyor. maz- Ürperdim! Salyaları kara sakallarının üstüne akan. insanla kelime arasında. "Örtünmek işine gelmiyor! Kara çarşaf estetik kusuzdu! Ne ki. iğrenç yaratıklar olarak takdim etmesine dayanamıyordum!" dedi. kibire yönelirse ne olacak? Bunlar da Allah'ın sıfatları değil mi?" diye soruverdim. Müslüman "Senin ya da bir başkasının. bir tür moda! Tesettür. En masum sözcüklerin bile ne denli ürkütücü olabiliçin ölüyorlar. saralı sahtekârlar. "Ne demek istiyorsun?" "Yine de." diye takıldım. kahhar. baçlayan ya da kıvrık hançerleri ile saldıran. "Kavga. kahretme"Cihat olacak. onun içimden geçenleri görüyormuş gibi bakıyordu. patron vermiyor!" ronları çıkmıyor! Kara çarşaf vahiy değil. despotizme. cebbar. ye. Burda Model misali. Ku"Açık. ama intikam aldığım kuş"Bak. yani biyofilyaya doğru yükselmek de onun bileceği iştir. bindallı ile de. "Ama. ğini biliyordum ama yine de öyle oldu! Kelimelerin psikolojik boyutlarını düşündüm ben de. önyargılı ya da sadece cahil birinin. insanla kader arasında değil artık.

" Tasavvuf kelimesini dığını farz edip kelimelere döken birisinin dünya görüşü olsun." kılık. faşizmden. peygamberler sunmuşlardır. Kendisine gelince. oluyor şimdi?" "Hayır. ona dünyadaki yeri ve rolü hakkında birkaç yönetici dar sahiplenen birisinin önünde eğilirim! Unutma ki. bir tarih hatası olduğun hususunda ısrarlıyım!" "Tanrının bile unuttuğu bir idealistsin de ondan. ne Semea. kitlelere doyurucu "Bana fark etmez. "Boşver. Çok dokunaklı oluyor. "Nasıl." kullanmamakta ısrar ediyordu. bana fark etmez. Eşsizdir. Bu peygamberlerin arasında Hazreti Muhammed gibisi yoktur. ister Allah'ın ne demek istediğini anla- düşünce. Ama. Böyle düşündüğüm. âlemin zevkini yönlendirmek gibi bir daOnu seviyordum! "Neden ama?" "Günay Rodoplu. modern ideologlardan çok daha önce din reformcuları ve nım'ın 'geri kalmış' bir ülkenin vatandaşlarından beklediği aşağılık olacağım şimdi? Bu ne cürettir!" sını istiyordum. sana bir 'dil' buluyorumdur? Öyle ya. ne de onun Türk karşılıkları ile uğraşmaHışımla döndü. "Haaadi! Belki de sana tercüman oluyorumdur?! Ya da. sufizmle uğraşan sensin. yaşayışını düzene koyacak birkaç kural. değmez!" dedim. İster vahiy. Günay'ın." "Bu hakaret mi. 'fanatik' Müslüman mı lerdeydik. ben de TRT değilim. değmez?! Dünyanın en kanlı katliamlarını yaratmış. 'bir harita' verecek kabir sistemi. ırkçılık'İrtica'nın '90'lar Türkiyesi'nin 'krizi' olmaya aday gösterildiği gün- tan. nükleer silahlardan sorumlu bir medeniyetin şakşakçıla- .vam olamaz. Türdaşını. cahil Elizabeth Hakompleksi içinde savunmaya geçmediğim için.

Bak. "Serseri!" dedi. olur mu?" "Beşe geliyor. güzel bir bar biliyorum." dedim. ama!" dedim. "Batılı değiliz dediğini anlıyorum. "Saat kaç?" Şaşırdı. Akdeniz havzası Samileri ile Aryanları çoktan bütünleşmişler"İslâmiyet'e de mi?" "Resmi İslâmiyet'e de. "Yoruldum artık. Orada "Yaa? Neresi?" birer kadeh bir şey 'alalım'. Bir başka zaman anlatırım. ciddi ciddi. "Çok oldun. Sonra yemeğe gideriz. Ortado"Değiliz!" dedi Rodoplu. Buraya çok yakın. Ortadoğulu bile değiliz! Biz bu topraklara geldiğimizde İsa doğa"Yani.rının Müslümanlara söyleyeceği bir tek sözleri olamaz! Kaldı ki. "Ne serserisin!" ." ğulu değiliz de ne demek!" "Olur." dedim. Biz yabancıyız." "Ziya Bar. biz lı 1071 yıl olmuştu!" "Yani?" di. bir yandan da gülüyordu." Türk’üz.

Garipti. Ara ara ortadan kaybolduğunun. "Hiçbir şeye sinirlenemeyecek kadar bitkinim de Dehşete ve müthiş bir korkuya! na?" Her şey olup bittikten sonra haber vermiş olması dehşete saldı beni! "Ölebilirdin!" dedim. yüzünü bir kabuki oyuncusu gibi kapsayan beyazlığın farkındaydım. tabii. örneğin yorgun olduğunda olağanüstü güzelleşirdi. söylenmedik o kadar çok şey var ki! Konuşmadığımız o kadar çok şey var ki! Neden yaptın bunu ba- . ama. "Ölebilirdin! Oysa. Ama. biçimde etkilerdi görünümünü. Günay'ın transandantal dediğim acıları da aynı ondan!" diyordu.IX Ameliyat olması gerektiğini hiçbirimiz bilmiyorduk.

Amerikan filmlerine yakıştırıyordum! "Tam bilemiyorum. karşı apartmanlardaki dairelerin ışıkları birer birer yanıyorlardı. dantel örtülerine." ettiği bir gururla. kollarını açtı. kitaplarına. "Riski göze aldım ve kazandım!" dedi. Hemen sonra maydanoz bahçesinin ardından muhteşem bir ay doğdu. beni bir toprak yığınının başında bırakabilirdin!" Yanına varmak. Bilmediğin bir şeyin de. deseninin keyfini çıkarmaktan haniyse suçluluk duyduğu küaşk-nefret ilişkisini çok sevdiğini. fikrimi sorabilirdin. telefonla arayıp tahlillerinin sonuçlarının mutlak ameliyat ge- ya da iptal edilmiş olacak bedenciklerinden birisinin kendi bedeni olacayabancıymışçasına. Egemenlikleri altına girerim korkusuyla benimsemekten korktuğu. ertesi gün bu saatlerde. kendisinin olmayan gözlerle bakındı. "Azıcık gelsene!" rektirdiğini söylediğinde. ama yapmadım. ama yapmadım. "Tuş!" dedi. yeryüzünde ihlal Odasına. onları başkalarının tasarrufuna terk ." dedi. hayretler içinde fark etti. ölü evini toplamaya gelen bir Oya. örtülerin altındaki sevgili bedeni kucaklamak isti- yimdi. düşündüğümde inanması zor. eşyalarını. "Çok özel. seni üzmeyeceğini düşündüm. çıkmadaki karayemişin yapraklarının gölgesi camda titreşti.yordum. Üzüntü- mü nasıl harcamak istediğimi sorabilir. sahte olduğunu bilerek açık "Ama. çünkü böylesi davranışı fazla dramatik buluyor. asla paylaşılamayacak bir dene"Ölebilir. Şimdi. benim sırtımdan!" dedim." Olanları anlattı. her daim ağzına kadar dolu mavi sigara tablasıyla yaşadığı etme düşüncesinin canını acıttığını. "Oysa. tercihime saygı gösterebilirdin. karanlık basmak üzereydi. Ve Günay. ay yeniden doğup maydanoz bahçesini aydınlattığında. yıllar yılı horladığı çük el halısını. Son tahlilde yapabileceğin bir şey yoktu. ğı gerçeğinin ilk kez idrakine vardı. Üzülmekten gayri.

kirli bir tablanın uyandırdığı duyguların yoğunluğu ürperticiydi. terk et bu mezrayı. ağabeyimi kızdıracağından korkarım! Ağabey sözü tutulur. '"Bir daha göreme- Yarının maydanoz yaprağında tutunmaya çalışan bir su damlacığı onu boğduğunu düşünüyordu. çok tuhaf gerçekten! Asyalıyım. bağrına bas bedenimi toprak! Ben nasıl örtersem erkeğimi. söğütün dallarını kırma. Hani o şiirler vardır ya.Baba emri yerine getirilir. sevdadır. genç adamın ağzına. Genç şairin cenazesini düşünüyordu. Yalvarırım sevgilim. kuruyacağından değil. ne zaman bitecek bütün bunlar? Kızarmayan yaprak. beyin hücdakilerden çok daha fazla olduğu duygusuna kapıldım." diye anlattı. ölüme de yeni bir deneyim gibi "Bu dünyadan ayrılmaktan değil. diyorum da inanmıyorsun! Ne oldu. babamı uyandırmandan korkarım. bahçe yaygısını çalma.' Yalvaran. kabrin karanlığından korkuyor- bakabilecektim! Çok garip. "Yalvarırım sevgilim. burnuna toprakların dolduğunu. kokusu rakıların nicedir anasonsuz olduğunu hatırlattı. biliyor musun? Alkol kanıma karışıp. içi daralmaya. öteki dünyadaki dostlarımın bu dünya- . toprak!'" bocaladıklarını. köylülerin dedikodusundan korkarım! relerimi şefkatle kucakladığında. Ortalığa yayılan çiğ ispirto dum! Sanki. sen de beni öyle ört. tutkuları tarumar . "Çok garip! Şiir okumaya başladım. çasına panikletti. Bu düşünce daracık bir asansörde kalmışbulabildiği en büyük bardağa rakı doldurdu. Anam babam ne yiyecekler? Sen. "Nasıl da özgür bu yabankazları! Nasıl da dinleniyorlar Yu dalları üzerinde! Ve biz! Kralın ezeli çilekeşleri. o çok uzaklardaki mavi gökyüzü! Söyle. söğüte üzüleceğimden değil. dutun dallarını kırma. Kalktı. yavrusunu kucaklayan ana gibi. kesik kesik nefes almaya başladı. Toprağı kürek kürek üstüne anda. sandal ağaçlarımı kırma. ağaçları önemsediğimden değil. Yalvarırım sevgilim. o iş bir türlü halledilebilse. duvarımdan atlama. henüz ne darımızı ne pirincimizi ekebildik. karısından koparılmayan koca mı kaldı?" Ya da öteki. yaşamının benzinin solduğu bir yebilirim gökteki mehtabı.kadar titrek olduğu saniyelerin tiklediği.

ölüm denilen itiraf etmeliyim ki..'" Söylediği şiirleri biliyordum.bir yapıya. Doğaüstü bir deneyim yaşamış olmalıyım. Çin şiirleriydi. yeryüzünün tılsımlı güzelliklerini onca yıl önce yakın gibiydi.Dilediklerini yapsalardı âşıklar. melekler filan değil.Kahkahaçiçeği tepemden tırmanır. benim de olmalı. Yüreğim yükünü boşalttı. sanki! Topraklarından zorla söÇok garipti. Onu güney patikasından gelirken gördüm. daha "Yooo. dizinin dibinde yıllarca oturabileceğimi. tepeye tırmandım. Kazancakis bildiği için. ha! Hoşgeldin.. Aklıma gelenlerden birisi de Kazancakis'ti. Rodoplu gibi insancıl -hümanist anlamında kullanıyorum. Şinto! Neden acaba?" diye sordum ama ." Ne kadar yalnızdı. yalnızlıktan değil." dedi Günay." dedi. Doğu ufkunda hilal görününce. Tam 4000 yıl önce ve bir o kadar güncel! külüp. İlginç olan. Huzursuzum. "Senin gözlerinin hayata. mesela. benim göz- lerimin ölüme dönük olduğu bir dönemdi. ölüme tahsis edilmiş erlerin ezeli ve ebedi figanını. yarabbim! Ve ben bu yalnızlığı kıramıyordum! kayda geçiren Çinli ozan bana akranlarımın hepsinden daha dost. ayak sesini duyduğumu sandım. "Ata ruhları. solan otların arasında hâlâ kıpırdadı. yüreği kuş gibi çarpan genç kızın telaşını. Aşağıda. hatta hadislerini yüreğimde müş olmam! Bu ölüm denilen şeyle pirlerim halleşebilmişlerse. ama art arda bunları hatırlıyordu! daha. '. kadim şair ve yazarlara dönefendice halleşmem gerekir ya da elle gelen düğün bayram gibi bir duygu sarılabileceğimi. mor beyaz. insana dayalı inanç sistemlerini yakıştırmıyor da değildim! "Sanırım. neler demezlerdi komşular!' Sonra bir tane uçuk. İsa'dan 2000 yıl önce "Ata ruhlarına tapan bir Şaman'dım. Ona sımsıkı karanlığa onunla el ele atlayabileceğini düşünüyordum!" hissettiğim Hazreti Muhammed’e de değil. Sonra bir çekirge öttü. mavi kırmızı renkleri yazılmışlardı.

bu kokuşmuş dünyayı yok etmek için geldi. konuş onlarla. onları aydınlatmak için konuşmaya . Onlarla yaşıyor.Lenin 'in görevinin ne olduğundan da haberleri yok. daha iyi bir dünya yaratmak için geldiğine inanıyorlar. Bir daha da çarmıha gerilmeyecek.' 'Bizimle gel!' diyordu keşiş. ölüyorlar. Mesih gelecek. gücüm yettiğince dünyanın yıkılmasına katkıda bulunup. Kalk. Bu akşam gençtik senin hücrene girdi. Bir sabah. Yüreğime zırh geçirdim. bizi öksüz.' 'Bu söylediklerini devrimciler biliyorlar mı?' 'Başlangıçta sustum. Haç çıkardım. gökyüzü ve yeryüzü birleşecek bundan böyle. Ama konuşmuyordum. Muhterem Peder. varlığımın derinliklerinden bir ses yükseldi: 'Bu adamlar nefret dolu!' diye haykırdı öteki sesim. gençliktir. Ardından gelmesi gerekene yol açmak üzere.' 'Benim istediğim de bu. Tepeden tırnağa silahlı. sakin ve baştan çıkarıcı bir sesle. göğsü fişeklerle örülü elli kadar sakallı adam çevreme toplandı. sırrımı herkese açmak istemiyordum. Mesih'e yol açmak için öldürüyordum da.başladı. Günay'cım?" Gözlerini kapattı. Yerimden kalktım. umut besliyor ve nedenini bilmiyorlar. Ama yolunu bir türlü bulamıyorum. ' 'Ardından kim gelecek?' 'Mesih. içimi paralayan bu sırrı kendimde gizliyordum. kahkahayı koyuverdiler. yok etmek için geldi. sen biliyorsun. Gelecek ve partizanların başına geçecek. haksızlıklarla baş başa bırakıp gitmeyecek. sana yol göstermek için geldim. yeryüzüyle gökyüzünün birleşmesini diledim. hayatım boyunca aynı şeyi. acı çekmemin nedeni de bu. yaşlı din adamına. ezberden söylemeye ".. yepyeni. Genç yaşımda kılavuzun olduğum için beni bağışla.. Utanıyor. "Neyi biliyordu. sesleniyor: 'Bizimle gel!' diyor. Lenin yaratmak için değil. onlarla omuz omuza savaşıyor. Oysa... bir kayanın üstüne çıktım.' 'Ben de. 'Sayımız az ama bir avuç maya bütün hamuru kabartmaya yeter. 'Öldürüyorlar. Ama sana kılavuz olan ben değilim.

ellerinden kurtulup kaçtım. 'Özgürlük.' 'Gidiyorum.' 'Değil işte! En yüce şey özgürlüktür. ovaya indiğinde kovalanıyorsun. Yeryüzünde rastlanılan tek şey.' dedi. Harekete geçmesi için halkı sarsmak gerektiğinden. bir kahkaha. Erişilmeze erişmek için savaşıyoruz. Muhterem Peder. 'Sevgi. Daha doğrusu. 'Özgürlük.. nereye gideceksin?' 'Ele geçmez bir kalem var. Evet? Geliyor musun?' Yaşlı din adamı gelmiyordu. titreyen bir sesle. ama o zaman özgürlüğe yüklediğin görev ne?' İhtiyar adam. İnsanlara acıman gerekir. ellerinden kurtulabiliyordum. sevgi!' diye haykırıyorum boyuna.' 'Öyleyse neden vaazlarında hep aynı şeyi. Yeryüzünde özgürlüğe rastlanmaz. Özgürlük uğruna verilen savaş. orada da aşağılandım.' 'Sevgi.. değil mi?' 'Hayır. özgürlük uğruna verilen savaştır. 'Nereye? Manastırlardan atılıyorsun. ben orada oturuyorum. insan bu yüzden hayvanlıktan kurtuldu. bir hedefe yönetmez. sevgi demiyor. Kötüsün. dağlardan kovuluyorsun. halkın afyonudur! Alçak satılmış! Atın dışarı! Atın dışarı!' Beni dövdüler. özgürlük uğruna verilen savaş.başladım. Ama yeter bu kadarı. ' 'Nedir bu kale?' 'Hazreti İsa!'" . Özgürlük ölümdür. öldürülme tehdidiyle karşılaştım Ama Tanrı bana yardım ediyor. 'Kötüsün. sevgi sözcüğünü söyleyip duruyorsun?' Sevgi. özgürlük uğruna savaş diliyorum. küfür tufanı koptu: 'Din bataklıktır. Ama tek başıma ya da Tanrı ile konuşurken. Ama iki sözcükten çok söyleyemedim. son değil başlangıçtır. başka bir dağa çıktım. ' 'Delikanlı.' dedi genç keşiş.' dedi. en yüce şeyin iyilik olduğunu mu sanıyorsun?' 'Evet. genç keşiş. dayak yedim.' 'Peki. ıslık.

" vardım. Yani. Sen. Koyu karanlıkta ışıklı bir pencere. topluiğne başına indirgenen dünya. Marmara Bölgesi. varken de yoktum. varlığımın. sonra bir ara Sultan Galiyefi. duraladım. küreye dönüşen dünya. değil mi? Ama. yokken de yoktu. az daha geri çekilince mahalle. İstanbul. ummaktan başka çaren duğu alıcı-verici. Onun gibi bir şey. semt. Evimi dışardan görmeye başladım. Kazancakis'in sözünü ettiği 'özgürlük'ün megamachine'den bağım"Allah Allah!" dedim. Anadolu. giderek yuvarlaklaşan ufuk çizgisi. omuzlarımda battaniye. dünyevi adalet olmadan da dünya yöneti- bir apartman. Senin için de öyle olacaktım. cehennemde yanmayı göze alan bir sevgili kulu olmalı diye düşünüyordum.sızlık olup olmadığını düşündüm. uçakta benimle beraber olmadığına göre. uzayda başka yaşam olasılığı gibi olduğu boşluğu. yeryüzünde kalana var mıdır? Varlığı. Allah'tan vazgeçemiyordum ama yeryüzündeki halifesinin. kendi kendine konuşan varlığım ile bulunduğum yerdeki hiçlidenim var olduğu kadar da yoktu. gibi. bulutların arkasına bir yere ğim arasında bağlantı kurmaya çalıştım. buz gibi bir evde. "Bu pasajı hatırlaman ne garip!" "Nedenini biliyorum galiba!" dedi. yılyerde. anestezinin etkisinden tam kurtulmadığını düşündüren bir sesle. o noktada kuramsaldır. Be- . Balkanlar. Ortadoğu. o bölümü. Hani bir yerde. en korkulacak sosyalistin Hıristiyan sosyalist olduğunu söyler ya. Gecenin bir yarısında. Uçakla. hızla kayan gezegenler. yere inmesini beklemekten. uzay dızlar! Bir süre orada. araya giren ay. "Çünkü. Ya da uçaktaki diğer yolcular için bir gerçekliktir. 'var'dır işte. insanoğlunun esenliğini sağlamak uğruna. Yine de şaşırmıştır. gerçekliğin de bir seçim meselesi olduğunu anlattı. Günay. Dostoyevski'yi düşündüm. Her iki ucunda da kendimin olyolcu ettiğin insan. sonra da Boğaz Köprüsü. az geri çekilince kaldığını biliyor ama insancı. Allah'ın olmadığı bir dünyanın temel kaziyesinden yoksun lemez diye düşünüyordum! Sonra tuhaf bir şey oldu.

ata ruhlarının ellerini tutarak!" 'kale'sinin Hazreti İsa olduğunu söylemişti. bu kaleyi. hatalarımızkaygım vardı. ölüm kapıdaydı. asli vazifelerden başka bir şey düşünmeyen. forus olmaya mecbur kalırlar. yüksek sesle.'" ıslah etmek" diyordu. Özgürlük yolunda bir engel. kişisel idealime ilişkin düşüncelerim da. gönüllerimizin yani kısa vadeli çıkarlarımızın izinde.. ama. 'onlara forus dersek." diye sürdürdü. özgürleştiricilikle eşanlamlı olmalı. ömrümde ilk kez bu kadar netleşti. kafamızda kurduğumuz şekillere inanmaktan. daha henüz tamamlanmadım. kendisini özenle terbiye etmekti. ölüm özgürlük de- Büyük Makine'den kurtulmak yetmez. İyilik. "Kazancakis yanılıyor. Kazancakis'in genç keşişi.' diye. "Yüreğimi "Yalnızdım. "Hayır. Kelimeler gönlün derinliklerinden fışkırır. zaten de fodan dönme özgürlüğüne kavuşalım. Böyle ham ölmek istemiyordum. Uzun. durmuş oturmuş akıldı. çok uzun." diye güldü. bağıra bağıra döneniyordum odanın ortasın"Tamamlanma" dediği. Militan yapısından hiç beklemediğim bir tevekküldü! Ya da ben bu "Evet. bize zaman "Sarhoş oluyordum." dedi. Yazı filan diyoruz ya kitapları bitir- . "Ama. va ehli bir zahit (zühd'den. Emek kemale uzatır kollarını."Doktorlara ve kadere teslimiyet mi?" tevekkül kavramını yeniden irdelemeliydim. Aklın ırmağı alışkanlıkların çölünde kuruyup gitmemiş!" ğil. Rodoplu'nun ideali takğil." rusturlar' türünden müstebit önyargılardan kurtulacaksak. 'Hayır. "Sarhoş oluyordum ve tek bir lazım. Gogilikten. borç olan ibadetlerden. 'Hayır. "Bir ülke ki insanları dimdik. dünya süs ve makamlarından feragat eden) de"Düşüncenin her korkudan azat olduğu bir ülke!" diye Tagore'un ağ- zından tanımlıyordu. Dünya duvarlarla bölünmemiş. dört yüz beş yüz yıllık ömür lâzım ki.

ama yapıcı olmak istiyorum. . Bana yapılmasını istemediğimi başkalarına yapmak istemiyorum. cesaret ve iyi niyetin birleştiği noktaya erişmek istiyorum. Ölümünden sonra adımın anılmayacağını bilmek hoşuma gitmiyor. bütünü kucaklamak istiyorum. kötülüğü adalet karşılasın istiyorum. Gevezelik etmektense yapmayı. parasızlıktan değil. İyiliği iyilik. bütün ulusların gelecek kuşaklarına örnek olacakmışçasına yaşamak. kendi gerçeğimi bulamamaktan korkmak istiyorum. kelimeleri şeyden korkacaksam. 'Kadıncık'ı bitirmek. her kelimenin doğru olmasını istiyorum. ünlü olmamaktan değil. "Zekâ. bir akademisyen olmak istemiyorum. Bir "Yücelmek istiyorum. Ayağı yere basmayan bir malumat istifçisi. türdaşlarımızla paylaşmadığımız niteliğimiz yoktur. ağzımdan çıkan. Herkese karşı dikkatle seçmeye çalışıyordu. onlarla eşitlenmek için gayret göstermek istiyorum. kendimde aramak istiyorum. Az ve öz konuşmak istiyorum. masanın üzerinde duran fotoğrafına. Kişiliğimin temelini içtenlik oluştursun istiyorum. bu söylediğimin doğru olduğunu sahiden biliyor muyum diye kendime hiç durmaksızın sormak istiyorum. 'Medeniyet Tarihi'ni bitirmek filan. Ama karşılıklılık istiyorum." Yanlış anlamasını önlemek için düşüncelerini toparlamaya. Eğer bir şeyden sıkılacaksam. Parça başı doğrularla avunmak yerine. Ağzımdan çıkan her sözün. Alçaklarla karşılaşınca da yine dönüp kendime bakmak istiyorum. Bayağılığı değil. İftiradan uzak durmak. Kusuru başkasında aramaktansa. Alçakgönüllü. her kelime dünyayı etkileyecekmişçesine özenle konuşmak istiyorum. İçimden herkese karşı gürül gürül duygudaşlık aksın istiyorum. yüceliği ululamak istiyorum. Benden üstün olanları kıskanmamak. 'Estepeda'yı bitirmek. yaptığımla söylediğimin bir olmasını istiyorum. çünkü biliyorum ki. Hiçbiri değildi. yeteneksiz olmaktan sıkılmak istiyorum. En zorlu kazanımlarımın tanıksız kalmasına üzülmemek istiyorum. Davranışlarım. Kötülüğü iyilikle karşılamak istemiyorum." demişti.mek. çünkü o zaman iyiye vereceğim şey kalmıyor.

Hepsinden öte. denetleyeme- ve geçiciydiler. daha değil! Zamanını birlikte kararlaştıracaktık!" "Ölüm emrini beynin verdiğini biliyordum. "Yorgun görünüyorsun. sadık ama kimsenin yardakçısı olmamak istiyorum. Büyük bir utanç duydu. böyle bir şey yapmak bir yana. Ama. kolay uyuyamadı. ceksin!" "Aman be! Budala. erkenden hastanedeydi. herkesin hatırını saymak. Görüyor musun. adları üstünde. epey bir süredir ağladığını.nazik olmak." dedi. gözyaşlarının üstünü sırıl- "Ne diye yalvarıyorsun. bütün bunlardan ne kadar uzağım! Henüz ne kadar çiğ. ara sıra bedeninde kendisini şaşırtan. ne kadar hamım! Bana zaman tanı! Zaman tanı adam olayım! Açmadan solmak istemiyorum! Ölmek istemiyorum! Daha değil. saygıyla karşılamak istiyorum. "Gece uyuyamadın mı?" ." dedi. Hırsla gözyaşlarını sildi." dedi. "Arnavutköy üzerinden bir tur attım. diği aksilikler oluyordu. Şimdi değil. ölümü nasıl bile"Kalktım. bunlar. Dr. yarın değil!" sıklam ettiğini fark etmişti. Alacakaranlık bir odada. yani?" diye sordum. Ve yine biliyordum ki. kızdıran. Tabii. sadece aksiliklerdi tansiyon düşmesi gibi şeyler en çok korktuğu rahatsızlıklardı) ona da bir şey olmazdı! Yine de. küstah! Hayatı bilmezken. zırıl zırıl ağlayan bir kadın olduğu düşüncesi onuruna dokundu. Ertesi sabah. hayatın her anını ciddiyetle. Beynine bir şey olmadığı sürece (bu yüzden baş dönmesi. sen de!" Neden sonra. hastane çantasını hazırlamaya başladım. "Ama sana hâlâ söyleyeyim mi? Bütün bu işte ufak bir üçkâğıt var!" "Nasıl. hastalık emri bile vermeyecekti benim beynim. Bayrı. ışıkları yaktı. öyle gittim. hayretle.

bir bacak. içki içtin. bir iğne yapacağız." dedi." "Sana ne verebilirim ki. kadın. sargıların arasına sokmuşlar. Zor bir gece geçirdim. "her bir elinde birer kırmızı karanfil karşıladı beni.." "Göreceğiz. . "ilgisi yok. " "İyi ya!" edin. bir ömür! "Yağlama! Dön kıçını. "Bundan sonrası bizim işimiz! "Ne kadar parlak bu ışıklar! Ben en iyisi roman yazayım.. Hay.. Bir insana hediye edilen bir el.. "Parmakları pembeleşmiş mi?" "Pembeleşti!" "Yaşa!" "Delikanlının ellerini taktım. la." ameliyathaneyi işaret etti. "Az önce uğradığımda elleri sarılı.." "Sen nasılsın?" "Avek!. Dikkat "Tamamdır.. Mahcup olmuştu. Burnumun direği titriyor." kollarını kaldırdı. kelimelerden başka! Bir yanı kan gölü."Tahmin et!" "Oturdun. öldürmeyin beni." dedi Oya. Hemşireden rica etmiş. "Amma bunun"0 zaman sen yat uyu artık. böyle havada. bir Günay'a geldiği akşamlar gecenin bir yarısında hastaneyi arayıp. merak etme." "Sinirli misin?" yanı çiçek! Seni çok seviyorum.." Görüşürüz." "Tamam. Allah!" diyerek başını salladı." diye itiraf etti Rodoplu. ha!" Günay da romanını yazmaya durdu. Zor mu bayılacağım şimdi?" Kerim yüzünde kocaman bir tebessüm belirdi arkadaşının. ti ta!" "Evet. "parmaklarım nasıl?" diye sorduğunu hatırladı mikro cerrah arkadaşımın.

abazanlığımdan kaynaklanmalıydı birlikteliğimiz. düşünce özgürlüğünden çok daha hızlı sindirilebilmiş olmasının ardındaki "erkek" faktörünün etkinlik oranı neydi? (75) Kadıncık Portre 'ye: Geceler boyu.Kimi zaman uyanamadı. Binali'ye göre. kadın erkek birlikteliğinden çok daha önemli. "özeleştiri" yayınladığı nerede görülmüştü? Türkiye Cumhuriyeti'nde. çok daha saygın. kadıncığın. kadın erkek birlikteliğinde. olurdu. "Eş"inden ayrılanın. evinden atılan Binali ile kör bir sobanın iki yanını paylaştılar. Özgürlüğü kısıtlamak. Şiran. kimi zaman "işi" çıktı. . canım. 'birliktelikler'de kimsenin kimsenin özgürlüğüne müdahale etmemesiydi. Onulmaz bir kaybı önleme istemi miydi? Yardımını esirgememek kaygısı mıydı? Dışlanmaktan kurtulmak çabası mıydı? Şiran'ı memnun etmek arzusu muydu? Hepsinden birer parça mıydı? Kadıncık. Bir başka erkeğe hiçbir cinsel içeriği olmayan "canım" hitabına öfkelenirken. özenle korunması gereken birliktelik olmalıydı. senin bilinçsizce de olsa. İlke. İdeolojik birliktelikte. sonuncusuna hükmetti. böyle bir niteleme ancak gülünç olurdu. iki arkadaşın ideolojik birlikteliklerinin tezahürü olsa gerekti. Binali'yle paylaştığı gece yarılarını kıskanmaması. seni "aslında" sevmediğimi dinledim. "son tahlilde "aramızda sevgi olamazdı. ne de onaylamadığını belirtti. iki ay. cinsel özgürlüğün. sapana "hain" denirdi ama. İdeolojik birliktelik. ne onayladığını. İki ayrı sınıfın insanlarıydık. Erkeğin suskunluğunu hayra yormaktan başka çaresi yoktu. sınavlara girmedi. Okuldan atılma tehlikesi Binali'nin gündemine o yıl geldi. benim ise serüvenciliğimden değilse. sınıf atlama gayretinden.

Sevmek. "cüzzamlısın" türünden aşağılamaya dönüştü. saf dışı etmeye çabaladı. Ya da canımı yaktığını bilmiyordu. ziyanlık gördüğüm için heyecanlanamadığımda. bir şey anlatamadım. Kadınların kocaları değil. âşıkları değil. (76) Kadıncık Kadıncığa: Dil bil. Sevgiler aklı başında. devrimci olmadığımın "ikrarı " dışında. yanmaması gerektiğine karar verdiği için. Sevgiler aşk değillerdi. silah arkadaşı olmaktı. "Sen devrimci değilsen. dokunmak değil. Ne ki. Şiran'ım. yiğitlik değil. Titiz bir kız babası gibi seni korudu. sevdiğini sandığı ama devrime ihanet ettiği anlaşılınca sevmemiş olduğunu anladığı erkeğini sırtından vuran devrimci kadının öyküsünde. canım. Sevgiler uzun vadeli çıkarları kollayan. Dönemin "Tütün" gibi. arkadaşları vardı. "Don "gibi popüler romanları doğru yolu eninde sonunda bulan. Yine bir gece."Çelişki"imiz. burjuvasın!" basit bir tanımlama olmaktan çıktı. "zulüm" sözcüğü bu bağlamda kullanılmaz olmuştu. diller bil! (O'nu gör şad ol!) Yurt'un içini dışına yeğle! Renklerin pastellerini . Acılarımın günahının vebali boynuna olsun. sevgilileri değil. "Damat namzeti" olan beni. Zalimdi. kendi sınıfının kadınlarına sevdalanan yiğitlerin romanlarıydı. bilmiyordu. "uzlaşmaz" olmaya mahkûmdu Kötü kehanetlerini geceler boyu üstüme üstüme yağdırdı.

Daha nasılsın derken. ayrıntıları önemse. size belli etmiyor. adam terk etmiş. acı çektiğim için azarlıyorsunuz beni. Ama. (79) Haklı. Sizlere karşı dürüst değilim. gecelerinin keyfini kaçırdın. ne var bunda?"yı. . Birbirimize vakit ayırmıyoruz. dinler gibi yapıyorum. ama bir kulağımdan giriyor. üstelik. 'burjuva" denilince de. ne var bunda? "yı. "genel ilkeler"i değil. "Eğitimimle. Düşüp dizini yaran çocuğu dövmeye benziyor. 'burjuva eğitiminin" yozlaştırıcı girdabına kapılınmamak için fen fakültelerinin dahi terk edilmeleri gerekliliği savunulan bir dönemde.sev. Bir Arifte. ayrılırlar da. Bir de. ikinci sınıf lokantaların erdemine inanma. bir Ziya 'da olabilecekleri cuma gecelerini. Her gün binlercesi yaşanıyor. "insanlar birleşirler de. ötekisinden çıkıyor. Öyleyken. ekonomik kökenlerimi karıştırıyor olmayasın?" diye ukalalık et! Elini vicdanına koy: Şiran’ı korumaya kalkmakta haksız mıydı? (77) Kadıncık Kadıncığa: Kadıncık Dostlara: Evet. Doğru söylüyor. öğütlerinizin işe yaradığını düşünüp mutlu olasınız diye uğraşıyorum. "karı adama âşık. Hoyrat ve cimriyiz. Haksızdı. söylemediklerimi duysanız! (78) Kadıncık Kadıncığa: Ne bekliyordun? Gecelerini talep ettin.

ağbi! Nasıl biliyorsanız öyle yapın. be?! Doldur şurdan bir rakı! Mehmet: Azarlamıyorum. haksızlıkları unut. Nilgün: Ne azarlıyorsun kocamı. ağbi. Gelişmişlik meselesi. Yok. Beşer sene aralıklarla dön bak. Söyle de yapalım bari! Siktir. Bu gerçekten bir ilke meselesi.cevabını da kendimiz veriyoruz. Halan. Gerekçemiz de hazır: 'Adam sen de! Bu üç günlük dünyada!' Mesele aslında bir olgunluk meselesi. Eriyor gidiyor aramızda ve biz. İnsanlar yaşlandıkça olgunlaşmıyorlar. kaytaracaksınız. Bu defa da. yeni durumlara habire uyum sağla. Her şeyi. gelişmişlik meselesi. Kadıncık. yapmayacak. geçiştiriyorsun. Adam başkasının resmini kopya ediyor. sadece ihtiyarlıyorlar. herkes bıraktığın yerde değil mi? Neden? Hep geçiştirdiğimiz için. ne yapalım onu söyle ağbi. "Ben unutmak için doğmadım!" diyor. keyfilikleri unut. yüzün gül- . geçiştiriyorsun. Nedir bu ağbi? Onu unut. iyisin. iyi!' Bu ülkede geçiştirmekten ibaret oldu hayatımız. deliye çıkaracaksınız. geçiştiriyoruz! Şimdi sen beni bırak da. ama her şeyi geçiştiriyoruz. adımı huysuza. Kadıncık’ı da geçiştiriyoruz. yüzünüze vuran yine ben olacağım. bunu unut. Bu toplumda hayatımız unutma ve geçiştirme üzerine kurulu. can dostunu boynuzluyor. Doğru söylüyor. Sen her şeyi geçiştiriyorsun. Mesela sen. ulan! Bana çarıklı erkânı harp numarası yapma! Ne yapmamız gerektiğini ben söyleyeceğim.

desene bizim Şiran da bir ideolojiydi! Bir yaşıma daha girdim! (şen kahkahalar) (80) Ahmed Arif: Hasretinden prangalar eskittim.." diyordu. "Sen merak etme. insanlar mutlu olsun! Neye benziyor. biliyor musun? 12 Mart'ı unut." Süreyya Berfe: Devrim unutmaz Sabırlı sonsuza dek Sana ne gönderebilirim ki . Kadıncık yatırımını kolluyor?!(pis sırıtma) Mehmet: Tabii. Oya'cım. terk etmedi sevdan beni.sün. durma! Nilgün: Ağbi. Aç kaldım. oluşuma sahip çıkmaktır! Bülent: Desene. Devrime yıllarını vermiş bir sosyalist düşün. hayatın keyfini çıkarmasını bekleyebilir misin? Dönem mi bu kadın? Söyle! Hadi. "Tansiyon 5. 12 Eylül'ü unut. kollayacak. çabalarını unut! Yeter be! Bülent: Mehmet: Ne ilgisi var şimdi bunun? Ne ilgisi var olur mu? Hayata sahip çıkmaktır bu. susuz kaldım. Amerika kazandı diye bir Coca Cola bayiliği kapıp. (81) Doktor Ahmet'in telaşlandığını fark etti. "Ben onu şimdi yükseltirim!" dedi Günay. daha doğrusu sırıt.. kazanımlarını unut.

Gün geliyor. Uzatmayalım. kimseye varmıyor.delidir bu karı. Ne içselleştirdi." dedi Dr. Abidin Amca. yiğit bir gelin vardı. Bayrı. Birinci Cihan Harbi patlıyor. Kocası ölmüş.Kelimelerden başka Bir yanı kan gölü Bir yanı çiçek (82) "Ne diyor?" "Bana söylüyor. Bir başına ekiyor. Yedisekiz Hasan Paşa'nın yeğeni miymiş. Mülâzım. Boze derler. her nasılsa. "Bana ne verebilirmiş kelimelerden "Maskaralık'ımızın bir başka yönünü de. ne kimsenin yanına sığınıyor. Şimdi düşünüyorum. Boze'yi gö- başka? Bir yanı kan dolu. oğlunu büyütüyor. Başlarında da bir mülazım. bana karşı en dürüst olan oydu. ulusunu kurtaracağını düşünen mahzun Abidin Amca! Hazreti İsa’nın. Kadıncık Hanım. İsteyenleri oluyor. Kaderi kabullendiği yoksulluğunun bir gün. (88) Abidin Amca: Bizim oralarda Ermeni çoktur. neymiş. işte!" Kadıncık Portre'ye: . biçiyor. Ne kimseden bir şey istiyor. bir de oğlu vardı. İlçeye Türk askerleri geliyor. kocası ölünce tarlanın başına geçiyor. Abidin Amca açıkladı. bir yanı çiçek! Böyle . "dünya mutilere kalacak!" vaadine imanı tam. ne de içselleştirir gibi yaptı. Boze. Bir zamanlar öldürdüğü adamın yüzünü bile hatırlamayan Abidin Amca.

çok güzel bir kadın. Mülâzım soruyor. ikimiz birbirimizi mi vuralım?" Ertesi gün geliyor ki. bu Boze'yi seviyor. Boze. edebiyata meze ol ya da çaya git. Mülâzım da. yiğit olduğun için öl! Ya kara gelinlik kuşan. bacım?! Allah'ın rahmeti bile yetmez sana! Lanet olsun! (90) "Kurtuldu. sen mi beni vurasın. Van Ermenileri askeri kırmışlar diye sözler geliyor. Uzatmayalım. çaya gitti. Ramazan da Apo'cu olmuş. Mülâzım'a emir çıkıyor. yiğit de. Boze yok. "Bunları gönderirsen. göğe uçtu. haberin var mı? (89) Kadıncık: Boze'cim. Ya. derken. Mülâzım emir kulu. "Kendimi mi vurayım. aşireti ayaklanıyorlar ama Boze'ye kimse söz geçiremiyor. çevredeki Ermenileri toplayıp. değil mi. diyorlar ki. Türkler diyorlar ki. kaderine artık. Ailesi." dedi alnını okşayan elin sesi. "Yok!" diyor. emir kulu. alabalıklara meze ol! Alabalıklara daha yararlı olacağın." Öyle yiğit bir gelin! Gelin. Ermeniler görmüşler. o sıralarda. Bir de. bilimsel bir gerçek. Olurdu. kara bir gelinlik giydi. Mülâzım. Kadıncık Hanım! İşte bizim oralar böyledir. Arabistan'da şehit olmuş. süreceksin! Nereye? Nereyi gözün görürse. yok. kara gözlü. Mülâzım efendi. Kara kaşlı. tabii. "varırım "diyor. .rüyor. Boze de Mülazım'ı seviyor. olmazdı. ben de giderim. lanet olsun! Yiğit olduğun için sev.

Sağ olsa yaşıtıydı. kız! Otur oturduğun yerde! Başlatma beni torunundan!" ."Cin tonik ister misin?" Günay. Uzun etme. bir sandalda Münevverle yaşadı. yaptığının farkına varıp. gidelim! Balıkçı Ahmet. torunlara rezil oluyoruz!" Git lan. "Şimdi cin tonik içilir mi? Anesteziden yeni çıktım!" diye azarladı. Ahmet'im. "Üç kilodan fazla mal çıkardım! "Uykum var. Otuz yıl günaşırı yakardı kadın. Nerende biriktirdin o kadar şeyi!" "Şiran aradı mı?" "Kim? Kim aradı mı?" dar çok uykum var?" "Beş buçuk saat sürdü. nesin kız? Kıskanırım. Kanlıca'da. Uyutuyor. Çoluk çocuktan geçtim." "Uyu. "Neden bu ka"Bu yeni tip bir anestezi. da! Gel. uyu da dinlen." "İstemiyorum ama!" "Şımarma!" Reis: Ne o resim? Adamı seviyor musun. Otuz yıl. "İyi miyim?" "Çok iyisin!" "Saat kaç?" İzleyen kahkahalar kendisine getirdi. "Nikâhlan benimle." "Uyumak istemiyorum." dedi. Oya. Şefik Hüsnü'nün sağ koluydu." dedi Rodoplu. ha! Hay Allah! Hay Allah! Gel seni Balıkçı Ahmet'e götüreyim. Kafkas kökenliydi.

"Ben demir alıyorum. büyük bir sükûnetle. simsiyah denize dikti. "Gelme. İhtiyardan yana döndü. istavrit olsun ayıklayamaz oldu. ne kıpırtı. Şeyh Şamil oynar gibi kayıp gidecek. çimdirdi.Yıldan yıla soldu Münevver gelin. . memesi pörsüdü. sulara salacağım. Balıkçı!" Kadıncığa döndü. Gece oldu. mehtabın boyuna baktı. Duvağını takacağım." "Kanlıca 'dan Karadeniz 'e nereye kürek çekeceksin! Kocadın be. iki ay sıçmığını temizledi." dedi. küreği de ben çekerim!"' Bir sessizliktir izledi."dedi. ne zaman niçinini anlattı. Güneşten korudu." dedi. "canın cehenneme!" Gözlerini uzaklara." dedi. "Karadeniz'e gömeceğim. gün boyu seyretti otuz yıllarını. Sonra bir sabah açacak ağız da bulamadı. "şimdi geliyorum!" izledi.' dedi. Nefesi darlandı. ihtiyar. gülüm!" Ne ses. ne dedi bana? 'El bilmemnesiyle gerdeğe girilmez." Nereye. ihtiyar adam. rakı masasından kaldırdı.. n 'oluyon!" Elini öptü. "Aman. Balıkçı. "Münevver gitti. dolunayda ağır ağır dalgalanacak duvağı. Geçti karşısına. beyaz etini çiğnedi. koca bir yudum aldı. toptan kökten nüzül. "Karadeniz'e. hazıma hazır ağzına verdi erkeği. "Biliyor musun. can havliyle rakısına yapıştı. yüzünü öptü. "N'oluyon kız. elini ayağını akşam koyduğu yerde bulamadı. Kadıncık. Balıkçı. Dolunayı dolduracağı günü hesapladı. ızgaralardakileri çevirdi. gık etmedi kadın. çekiştirdi. gözlerinin içine baka baka. Bir sabah uyandığında. Kayıp gidecek Kafkas gelinim. etme!'yi. "Aman. Gün boyu su sineklerini kovdu. Allah 'tan gelmeliydi. "Canın cehenneme. istavritin kılçığını temizledi. Reis'i aradı. Doktorlardan gelecek hayır. 'Madem düğün günüdür.

bir başka kadının yanında olacağı korkusu. Benimle paylaşmazdı. o gün tebaasını mutlu ederdi. El Hira Kralı Numan gibi! Onun da iki günü vardı. kızım!" dedi. Bir gün uyandığımda yanımda bulamayacağım korkusu. Yıllar yılı. "yine de. "Amin!" "Yine de. Kadıncık. Benimle paylaşılan bir hayatla tümüyle dışlandığım bir hayat. Karşılaştığımızda karanlıktı ve her şey öylesine çabuk olup bitti ki! Şiran. benim hakkımda ne düşünürdü? Neleri. "fısıldadı. liranın iki yüzü gibiydiler: Şiran. Oslo'da ya da maalesef. Fizan'da. Ötekisi."Amin. görüp göreceğiniz en mutlu ceset ben olurdum!" (92) Balıkçı Ahmet'e: Nasıl bir adamdı? Galiba pek tanımıyorum.. Kendisine önemli her şeyi kendisine saklardı. her an yazı tura oynayabilirdi. önemi olan her şeyi kendisine saklardı. tatille- . çünkü benimdiler. neye sevinirdi? Neden kaçınır. Onun da mutlu günü vardı. Hücre ile TBMM kürsüsü ya da Abdullah Öcalan ile Ahmet Türk. nedenleri hiç bilmedim. Biri mutlu günü. niçinleri. ne yazık benim için değil! Bana ayrılanlar acı dolu olanlardı. ya. Razıydım. Beni ezen de buydu. Bütün bilebildiğim gözlemlediğimi sandığım sonuçların yorumlarıydı. Güzel günlerini. neyi hedeflerdi? Hatta. ama. mutsuzluk ve düşmanlık günü. Hep korku içinde. Neye üzülürdü. Zamanla sadece çileleri paylaştık. her an bir başka boyuta geçip kaybolacak endişesi ile yaşadım. Şiran ölüme bir kıtan giydireydi..

Ara sıra bir tanesi kayar.rini başkalarıyla geçirdi. öldüğünde anlı şanlı Karadeniz düğünü yapan bir eski tüfek. içindeki sevgi kıvılcımı küçücüktür. geride! Biliyor musunuz. tam çiçek açacağı zaman. karısı tıpkı bana benziyormuş? Tam çiçek açacağı zaman. ben daha damda bile uyumadım! Bizim Mardin'de geceleri damda yatarlar. o da seni 'ayyaş karı' beller! Şu halimize bakın beyler! Yaşarken kadınından soyadını esirgeyip. kan güden bir kadın.. kalbi delik bir profesör. o küçücük kıvılcım insanoğlunun içindeki "hayır"dır. Biliyor musun. Hayat adına utanıyorum! (94) İhtiyar Haham: İnsanoğlu bu dünyaya doğduğunda. Dileğin ne olduğu her zaman bellidir. burnunu Şiran'ın boynuna gömer. O kıvılcımın . İşte. bir dilek dilersin. Görünmezdin ama yıldızlar üstüne üstüne gelir. "Erkeğimin elini başımdan eksik etme. 'Seni kimselere yâr etmem!' diye bıçak sallayan adamı anlıyor olmam. Reis. Yüksek karyolaları çepeçevre bezle kapatırlar. Çiçeğe dursun diye onca suladığım fidanımı elimden alıverdiler. ben de bittim.. Balıkçı.. Sonra da rakının içine böyle gözyaşı dökersin.. Allahım!" Sonra?. dışardan görünmezsin. ne acı! (93) Kadıncık Reis'e: Yaşanmamış o kadar çok şey kaldı ki. Çileli günler bitince.

tembellik. hala oğlumuz İhsan. Şeytanın değil. Nasıl da hızlıydı reflekslerin! Dokundu- . Politikacı Babamız kahveye çıkıyordu. Öyle yaptım. hatta mantık bu kıvılcımı boğmaya çalışabilir! Ama. teyze oğlumuz Şerafettin. bana ay kadar yabancı akrabalarını sevmeye giriştim.bir hazine gibi saklanması gerekir. Kendi sürümden ayrıldım. insan sevgi körüğünün başından ayrılmazsa kıvılcım ateş olur. Amca oğullarımı. şiddet. Beşikten mezara bir an için olsun gevşemeyen sırt kasları. Boşvericilik. 'git. (101) Kadıncık Portre'ye: Kentli kabuğumu kırmaya. Oysa. dayı oğlumuz Remzi. eli silah tutan tüm Örenler oradaydılar. körüğün başından ayrılma Kadıncık Kızım! İnsanları sevmekten korkma! Sevmediğin değil. cimrilik. burnunu sil!' dedirtecek yaştı. güneş cehennemdi. Bambaşka bir coğrafyanın içine doğdum. bu yaş. hoyratlık. Burada yol tozlu. kendisinin doldurduğu silah. sevgisizlik küllerini yakar! Sen. onun fedaileriydiniz. Yaşam haritamı değiştirmem gerekti. sevdiğin yanlarını abart! İnsan olmanın kefareti. sevmeyi bilmektir. Sen on dört yaşındaydın. Şaban. senin elinde Kalaşnikof vardı. Şiran'ım. Bayram. Ölümü ertelemenin tek yolunun öldürme becerisi geliştirmek olduğu bir coğrafya. On dört yaşında çocuğun elinde silah. Benim coğrafyamda. sen ol. Baba'mıza kalkandın.

beni bırakıp dostlar böyle hışımla .) (104) Kadıncık Nilgün'e: Evet. Misafirperverliğime dölyolum dahil değil! (73) Nâzım: Dostlar.ğumda fırladın! Güven nedir. (Görürseniz. bir ideolojiydi. Hangi sahici sevda değildir ki? (83) Kadıncık Yabancıya: İkramda kusur ettiğimin farkındayım. hiç bilmedin ki! (102) Sen ne diyordun? Nasıl saldın oğlunu yollara? Öncelikle kimin için ağlardın? Şiran için mi? Kendi erkeğin için mi? Kendin için mi? Oğlunun ardından ölür müydün? Bir tane daha mı doğururdun yoksa? Hayat devam eder'di mi? Kadıncık Dostlara: Ne bakıyorsunuz öyle? Şiran'ın kıyafetini mi beğenmediniz? Hayır. namertsiniz. kahverengi üzerine lacivert giyilmeyeceğini öğrenecek vakti mi oldu? (103) Şiran'ın kadınlarına: Onu benim gözümle görmezseniz. benim katilim. Benetton'u diş macunu sanıyor! Onun. Yargıcı'yı bilmiyor. Şiran.

" dedi." "Hayrolsun. Rüya gördüm.nereye gidiyorsunuz! (74) "Çok mu canın yanıyor? Doktor hanımı çağırayım mı?" "Yok. . yaşlı hastabakıcı. yok.

bir o kadar da "temiz. hayırhah ve asude" gördü. Özden'in kişiliği ile bire- Günay onu. Ziganalar gibi "heybetli ve ketum ve dimdik"ti. KEKİK VE TARÇIN KOKUYORDU! I Çünkü. Memleketinin Ziganaları gibi yüce. .ŞAFAK ÖZDEN YEŞİL ELMA. bir özlemdi Şafak Özden. sarp. çıra. akarsu. Sıfatların sonu gelmez gibiydi. Anadolu yeşil elma. "almalar olanda gel. bir örtüştürüldüğünü gördüm! Başı pare pare dumanlı dağlara yakıştırdı ları. Sonraları bunlara başkaları da eklendi: Taze çimen. çam- güzel. kekik ve tarçın kokuyordu. yalçın kayalarından fışkıran buz gibi suları ile nefes kesecek kadar Bir toprak parçasının nasıl cismanileştiğini. çakıl. zor geçit verir. Bir düş. Bir basit türkü.

bir kahve içimlik vaktimiz vardı. abartılmış ama anlaşılır buluyordum. bu!" gasp edildiğinde. Daha mı "akıllı'ydık. Ne ki. yen bir şey kalmadı." 'bilakis'in sonunu getirmedi. yokken de varım. Neden oldu- Günay'ın.. galiba o günğunu da bildiğimi sanıyorum. içinden bir parça gibi tanıyor ve seviyor!" "Yanılıyorsun. "tutkusuz bir aşkla sevemeyecek kadar onurluydu. Şafak'la geliştirdikleri beraberliğin hepimizi belirli ölçülerde dışlayan bir tarafı oluşmuştu. yurttaşlarına. artık "Kafdağı"nın ardına göçmesini engelleBen. Şafak'a inancını kaybettiğinde. toprağın kaderi Şafak'ın kaderiyle bütünleşti. Günay'a ilişkin haberleri birbirimizden alır.aney. Bilakis. bu yabancılaşmada Günay kadar bizim de payımız olduğunu anlıyorum. Durrell'in. insancıl hüznünün. parçaları bir araya koymaya çalışırdık. yor." dedi Tülin. Anadolu güneşinin Toprağın tarihi. erkekliğinin simgesi oldu. O noktada. Şafak Özden. Şimdi düşündüğümde. güneşe bu türkü ile eşlik neyden başka bir müzik aletine 'Katiyyen!' yüz vermeyeceğini söylerdi! İsterse Beethoven'inki olsun. Avucunun içi gibi tanı- anlatacağım) akşamın ertesi günü. canım! Hepsi. "Çok iyi tanıyor. "Epiküryen ruh haliyle ilgisi yok. doğurur ve bastırırdı. Ve hepimiz. daha mı "kötü niyetlerde bir araya geldiğimizde hep Günay'ı konuşur olmuştuk. Doruklardaki mekânından. (Günay. seviyor onu." dediği "Varken de yoktum.. Bertolucci'yi görmeye gidecektik.. Keşke "Günay. olsa! Şafak onu eğlendirmiyor. Şafak'ı herkesin ortasında tokatladığı (o olayı daha sonra . Şafak'ın tarihi. Şafak'la ilişkisini o ağır ameliyattan sonra bedenine yeniden kavuşmuş olmasının getirdiği epiküryen ruh haline veriyor. Sütiş'te buluşmuştuk. daha doğrusu inancı hunharca kin son umut kıvılcımları da söndü.." adamın saygılı alçakgönüllülüğünün." dedi. "Büyük Yalan"ın bir yalan olduğuna ilişkadınlardandı. bir senfoniye mümkün değil çıkmazdı!) eder.

'Yürekli. demirden döşeği. gür ama kumral bıyıklı." dedi Tülin. Anladı. yorsun?" Başka bağlamlardaki konuşmalarımızın satır aralarını okuyordum. sıska bir ineğin ardında. "Benimle de hiç konuşmuyor da. keskin ama bir 'Anadolu erkeği!' Öyle değil mi?" sini tarif ediyordu. tabii. ne bir haram yedi. Tülin. Otoriteye yılışmaz'. sen de İnce Memet olursun. üstünde hiç düşünmemiştim. dürüst. Eğilip bükülmez. kavruk bozkır ırgatı değil de. bak. müşfik bakışlı. alnında patlayan güneşin bunalttığı. "Ve tüm çağrışımları!" yoktur. kırsal kesim erkeğini çağrıştırıyor. "Bilemiyorum. değil mi? Sonra. "Bir kere. güçlü kuvvetli. seviyor onu. Gülmeye başladım. ama ona refakat ettim. Nedenlerimiz elbette farklıydı. taştan sediri vardı ama yiğidim aslanım burada yatıyor! Niye? 'Yiğit'in görevi. uzunca boylu. esefle. Tahmin "Ben de şaşırmıştım.li"ydik. sana ne çağrıştırıyor?" diye sorduydu." dedi. ama daha ilk günden sevmedik adamı." dedim. "Maalesef! Türk erkeğinin gele"Hem de koçyiğit!" dedi. "Günay." neksel niteliklerinin hepsini bu genç adama yakıştırıyor sanki!" "Anlıyorum. Kadir İnanır-Tarık Akan karışımı . "Neden soru"Büyük Yalan'ın bir parçası olup olmadığını düşünüyorum. Benim fiziki niteliklerimin tam ter"Canım alınma. bilmiyorum. değil mi?" edebiliyorum. ne cana kıydı. "Yiğit!?" "Gerçekten öyle!" dedi Tülin. ama artık özde sınıfsal olduğunu kavrıyorum. tabii. su gibi aydı. taş sedir üstünde yatmak ve mahkûmluk mudur?" Neye varmaya çalıştığını bilmiyordum." dedi. ekmek kadar temiz. "Bu 'yiğit' kelimesi. içtenlikli! Kimseye müdanası "Sen nereden biliyorsun? Siz konuşuyor musunuz?" "Yo. onurlu." sözü üzerine nasıl bakmış olmalıyım ki. "Çünkü. o da gülüyordu." "Ama." Bir gün.

'yiğit' kimsenin emrinin altına girmez. Mafya? Olabilir. peki? dı. belki. olabilir. O hocasına mecburdur. bozulduğu müşterisini yarı yolda indirir. kuramayacak kadar yoksul olmazlardı ama şiş göbek esnaf da olmazlarOdacılık? Hayır! Asabi bir müdire hanımdan azar işitecek "yiğit" bir oda- cı. kız gibi araba kullanmaz. imam? Pek değil. muhasebeci filan olmamasının da nedeni bu olmalı. sadece ustabaşı olarak. hem hayır diye karar verdik. Kasaplık? Hayır. . asistanlık yapmazsa da başına buyruk olabilir. Fedai olabilir ama pezevenk olmaz. Düşündükçe. Yoksul muydular. liğini göstermez. olacak şey değildi! Kuaförlük? Saçmalama! Şoförlük? Evet. mesela. onurlu. ne içerlerdi bu adamlar? Konuştukça ortaya çıktı ki. yürekli. Şaşırdı birden. Bir. Jandarmanın ya da polisin önünde ezilip bükülmezler." Uçuyorduk! "Çünkü. Hayır. Allah'a inanır ama dini bütün Müslümanların titizmeslekler olduğunu fark ettik. Demek ki. işçiliği? Geçici bir süre için. Garsonluk? Hayır. coğrafya kürsüsü asistanı gibi değil. kapıkulluğu etmez. dür. bir profesör olmaz mıydı? "Niye ama?" masa da olur. Peki. Fabrika lak surette toplumcu-solcu ya da ülkücü. ne yer. Ankara asfaltının üzeHem evet. Genel müDokuz-beş mesaisi yapan devlet memuru bir "yiğit" olacak iş değildi. Peki. ama Mario Puzo'nun İtalyan mafyası değil. ama tıp doktoru olursa asistanlığı atla- Oysa. birilerine bir rakı sofrası Çaycılık yaparlar mıydı? Hayır." dedim. Eve pazardan pırasa taşıyan aile babası yiğit de olacak iş değildi. rinde el ele şapşal tavuklar gibi koşuşmazlardı. dürüst ve içtenlikli olurdu "Tam buldun!" kaymakama ya da başka bir otoriteye yılışmazlar. hekim. aklımıza gelen mesleklerin hepsinin deha istemeyen "Asistanlığı atlarlarsa. ama. ama sendikalı ve mutPeki.bu koçyiğitler. pek de cin fikirli olmayacaktı yiğit.

'bilgili mermi'nin Forus yakıştırması gibi bir yakıştırma bu da! Emperyalistlerin. 'uygarlaştırılması gereken vahşi oryantaller' ya- "Hayır.. yönetmen hanım taken. Ters yoldan gidecek. "yürekli. balgamın üzerine basıp geçemezdi. Türk. deodorantlı genç iş- letmeci 'yiğidim aslanım' olur mu? 'Koçum benim' bir Cem Boyner ya da söyleyeyim mi. ama söyleyecek sözcük yoktur. Aklıma. ama arkadaşının 'onur'unu korumakla yükümlüdür. hepimiz olmamış gibi yapar"Şevket arkadaşımız yere tükürmüş olabilir. oyuncu arkadaşlardan birisi dayanamadı. Yemeğin 'tuzsuz' de de bak. 'Onur'u kırılır!" "Narsizm. Ankara'da AST'ta izlediğim bir prova geldi. onurlu. muhtemelen şehir kızıydı. Yiğit ancak militan olur. Tatsız bir işti. hatasını kabul etmez. bağıracaksın.. "Uyarılmak tükürenin 'onur'una dokunmuştur." dedi." "'Maçoluk' olmasın?" "Sanmam Kadınlarda da var çünkü... birisinin 'bütünlüğü' gibi. dürüst. tabii. Sana. ama o yiğit bir arkada"E. savunmasına koşanın tükürüğü onaylayacak hali yoktur. içtenlikli. "ekonomikman" iğdiş edilmiş olması gerekliliği olduğunu gördük. siyasi olmaz. 'onur'u kırılacak. çatal kaşık kibarı bir yiğit de olacak iş değildi. galiba bu 'onur' garip bir kavram. bir şey söyleyeyim mi." "Ulusal kimliğimizdir. 70'lerde. Günay'a onu anlattım. olmaz. şımızdır!" deyiverdi.Tenis oynayan. Cefi Kamhi düşünebiliyor musun?" "Siyasette de olmaz ki!" Konu üzerinde yoğunlaştık. 'yiğit'e kala kala bir askerlik. güçlü "Bir Vehbi Koç yupisi ya da Amerikan eğitimli. bir roman kahramanlığı kalıyor! Anlasana. yönetmene gelince. bilirsin. diyorsun. kaç kadın af diler? Daha çok. rimci arkadaşlardan birisi sahnede yere tükürmüş. Sana bir şey . Dev- rafından kibarca uyarılmıştı. da!" kuvvetli" sıfatları ile bir arada anılan yiğit'in bir başka özelliğinin de.

" Tülin'e döndüm. suyun toprağa çağrısı gibi. Günay'ın. onu da bilmiyorum! ne ötekinin bir başına sahiplenemeyeceği bir şeyle. Söylediği buydu." dedi Tülin. ikisini de aşan. Danny boy. sen gideceksin ve ben veda etmeliyim! Ama. dönüp oradan yine kendisine bakmak gibi bir huyu olduğunu biliyordum. ne birinin Ama. Danny boy oldu çıktı.kıştırması gibi bir yakıştırma. bir fidanla sonuçlayordum. Türümüzle paylaşmadığımız niteliğimizin olnacak birlik çağrısı! Ne ki. dağların yamaçlarından! Yaz geçti. İrlandalıların İngilizlerle bitmez olan 'kendisi' olduğunu anladım! Orada durmuş çağırıyordu onu. kendisini yere bırakıp gökyüzüne yükselmek. "Paketlenmiş kavramlara itibar etmez "Bilemem. gün viyorum ki!" Eski bir İrlanda sarkışıydı. gaydalar. bütünü görmek." dedi. ama öyle. bilmiyorum. benim bildiklerim.bekleyenin 'tamamlanmış. anlatım yerindeyse. Toprağın suya çağrısı gibi. Oryantaller ve yiğitler dönüştürülüp tüketilmeden bitmeyecek. vadilerden. Ciğerini okur. "adam. Bir 'ülkü' olduğunu biliyordum ama bu ülkü bir bebekle de sonuçlanabilirdi. ama orada olacağım! Ah. Ama. Günay. Nasıl hissettim." "Yanılıyor olmalısın. Günay'ın türküsünün. acıları ve olası yetersizlikleriyle benimsiyordu Şafak'ı. güller şünce. seni öyle setükenmez savaşlarından birinde çarpışmaya mı. "Ah. o bebekte sembolize edilen yeni bir kuşakla da! Ne ki. rine oturdu. Gün ışığında ya da gölgede onu bekleyecek olan kendisiydi! Tülin'in anlattıkları. ilk kez gönül düzleminde yeDoğrusu Danny sılaya mı gidiyordu. İrlandaca türküsü olduğunu biliyordum. bilmiyordum. Erdemleri. Danny boy. Dannyboy. yaz otlaklara düışığında ya da gölgede. evet orada. bu 'fidan'ı güncel terminolojide ifade edemi- . vadiler karla susunca dön! Ben orada.' ölümle artık barışmış Nereden nasıl geldi. gay- dökülüyor. olmazsa. Şafak'ı -halkını!." dalar seni çağırıyor.

madığı bilgisi. "Neden?!" "Bak. geri Şafak. en çok laik. SHP'ye ilişkin heye- temsil etmiyor senin Parti'n. oradaydı. kendilerini nasıl tanımlıyorlardı?" sosyal adaletçi. en çok Atatürkçü. Günay'ı. Parti çalışmalarından. Şunu da itiraf etmeliyim ki. Şafak'ın -hiç kimsenin!. Yarım saat içinde. canım. en demokrat. köylülükten nefdönüp. "En az dindar. zira daha en başından kendisi 'yiğit'in. en muhafazakâr. en az libe- . Bu durumda. Günay'a. ben. canını paylaşmadığını belirtti. Yine de. üç dört hafta sonra aradı." diye kesip attı. geriye yansıtacak yerde. ret ettiğimi hissediyordum. SHP beni hiç ilgilendirmiyor." dedi. bu aşamada. en çok bulamamış olduğunu söyledi." Sözü uzatmak istemedi. demet demet gülleriyle Günay. kendisinden soyutlamayacak. arayacak. 'forus' gibi bir yakıştırma olduğunu söylemişti. en az milliyetçi. ancak ameliyat olduğunu öğrendiği zaman. ama. değil mi?) Bazen. anlatmalıyım. Kent soyumla. bir gün önce görüşmüşler gibi girdi. "Çekincesiz özdeşleşebileceğim hiçbir şey önermiyor da ondan Beni "Geçen gün yayınlanan araştırma sonuçlarını okudun mu? SHP'liler "Yok. bir kara Anadolu' olmadığını anlatmak da mümkün olmayacaktı. ortak bir konu bulma çabasına verdi. Şafak. Bu süre içinde. onu defalarca aramış. o çağrıyı yıllardır bekleyen bendim.'kapsül taneden çıkmış. seçkin kaplamınla. en özgürlükçü. İçim burkuldu. Günay hasKalbim acıdı. önyargılı olmam kaçınılmazdı. evde dinleniyordu. Duranın dükkânının açılışından sonra olayların nasıl geliştiğini Yazacağım en zor bölüm belki de bu olacak. örgütteki aksaklıklardan yakınıyordu. Şafak'tan gelecek her kötülüğün karşılığını kendisinde delik gibi içine gömecek. Söze. (Hazin. kendisini koruyamayacak demekti.

işte. pey"Önemli olan. üzerinde çok düşünmüş olduğu bir konuda son "Ben çok su taşıdım eve. Sosyalizme geçişin çeşitliliğinin bir sonucu ola- kararını vermiş birinin edasıyla." Rodoplu'nun duraladığını gördü. ten?" da!" dedi Şafak. Lao Tzu'dan bu yana. zaten. adamları gördün işte." Bir sırrını açık etmiş gibi gülümsedi. bu haliyle. "Öyle değil mi?" değerlendirilmelidir. rak değerlendirilmelidir. gözlerini kaçırdı. yani. Son tahlilde dinler ve ideolojiler mazlumlara çıkış yolu . Sosyalist demokrasinin bir zenginliği olarak mış bir savunmayı tekrarladığı kuşkusuna kapıldı." diye sürdürdü. Şafak. Bu da nasıl oluyorsa. hıyar!" "Canım. mu?" "Ben. hem en demokrat hem de en az liberal nasıl olunuyorsa!" lıyorlar." dedi Günay. rum.. Bayburtlu Duran Kuran. teorisyenlerin pek az hata yaptıklarını düşünüyordu. 'Batılı' nitelikleri olduğunu düşündükleri ne varsa sıra- etkili olabilecek? Ama. o avukatın yanında oturan? Adamın SHP delegesi olmanın ötesinde gurur duyacağı kaç becerisi var? Toplumda hangi becerisiyle lek sanıyor." dedi Şafak.. problem değil. nereye 'Batılı' oluyor? Kartallı emlak komisyoncusunu hatırlıyor musun? Hani." Sesinin tonu değişmişti.ral. tılması. "Anti-emperyalisttir. Günay. Artık çocuklar eve su taşısınlar istemiyo"Bu hedefine SHP aracılığıyla ulaşacağına inanıyor musun? Gerçek"Sosyalizme geçiş sürecinde işçi sınıfı ile ittifak yapan bir partidir." dedi. önceden hazırlanalma bilinciyle hareket ediyor olması. kendi kendine konuşur gibi.. 'kravatlı' Erol Çevikçe'yi ayağına getirebilir ya da Mustafa Özyürek'e saatlerce nutuk atabilir! Politikayı mes"Sen öyle düşünmüyorsun.. "Bu olanağın yara"Teori. "Yoksa. halkın kendi düzenini kurma inisiyatifini kendi eline gamberler de dahil olmak üzere. Sonra birden gözleri parladı.

" madığı için. mutlaka aksayacaktır. bir gün. Nâzım'ın dediği gibi. Murphy kanunudur.'ların irde"Belki de o senin dediğin nokta noktalardan kurtulmak mümkün ol"Elbette. efendim. şu ya da bu sisteme bağlılık bir seçim ya da sübjektif şartlar me- selesidir. Bu bağlamda. ölü-seviciler izin vermezler. 'mutlak' doğru olsun.. tabii." demişti. demokrasiyi dışlamak şöyle dursun. '. ''tek parti.'olacak demektir. bazılarının söylediği gibi.. orada olursa olsun. Halife Deli İbrahim.' demek zorunda kalıyorsan. " "Sakın bunu kimsenin yanında söyleme!" "Ne var yani? Şu dünyaya bir de tepeden bak.bulmak üzere yola çıkarlardı. Ya da. bürokratlaşıp hantallaşarak kitlelerle olan canlı bağı kopmasın. yani uygulamadaki başarı.'' demek iş değil. o'. "Bir Marx'ın nasılsa bir Lenin'i olur. Ne ki. de ideolojilerde. tek bir ilke: "En az acıtan neyse onu uygula!" Biyofilik ahlâk ilkesinden bahsettiğini biliyordum. ideolojinin. O yüzden diyorum ya. ne güzel ne çirkin. İsa'ya ne kadar yakınsa. Gelmiş geçmiş dehaların hemen her zaman burada kalan boşluklar da doldurulurdu. "hem dinlerde hem iyi ne fena. Jivkof da Marx'a o kadar yakın olabiliyor. Marksist-Leninist çizgisinden sapmasın. hiçbir ideoloji bir insanın bir damla gözyaşına değmez diye. "Önemli olan hangisi sosyalizmi ilerletmede demokrasiyi de en iyi biçimde işletebilmenin tek yoludur. baktın can yakıyor. ne haklı ne haksız! 0 alevden ağırlık kah- ." sürece.. 'Mutlak' yok ki. Sezar ya da Lükres Borjia. derhal revize edeceksin! Ama. O ortadan kaldırılamadığı lenmesine bir türlü yanaşmaz nedense. bir şeyde bir aksaklık ihtimali varsa. Hazreti Muhammed'e! 'Yeter ki olmasın. Yeter ki parti. Bence tek bir kural olmalı. teorinin. Kopuyor çünkü. insanoğlu teori üzerinde kavgaya bayılır da. Pek az boşluk bırakırlar. ne "Revizyonizm sürekli kılınmalı. Tek bir kural." diyordu.. Baktın işlemiyor. işçi ve emekçi sınıflarla birlikte. su geçirmez ussal düzenlemeleriydiler. hatta dinin özüne sadakat. sınıfsız toplum yolunu şaşırmasın.

zaten. Şafak. Kendini kolla! En az acıtanı uygula!" "Yine de. parti politikasını da parti meclisine havale edersin." dedi. işte. Şunun şuramaktır. "Var ya işte. İsa'nın iguanalardan ayırdıysan. o kadar. sen sen ol. sana dese ki. Eğri büğrü ya! İşte. "İdeolojiyi komisyona' havale edersin. seni Çayırtepe'den ceksin?" "Ayıp olur. Belediye başkanı ol. bak.kahaçiçeklerini de ısıtır. bunu kimsenin yanında söyleme!" dedim. SHP'nin belediyecilik anlayışı da yok. devedikenlerini de! Gerisi yakıştırma. Yoksa. orta"Ne demek istiyorsun?" "Öyle bir söz vardır. Sadece 'ayıp olur' diye yapılmaz. deve bir komisyon tarafından düzenlenmiştir "Teoriyi katletmenin en iyi yolu. yahu!" hikâyesi. Şimdi. zayıfı kollayabilmek için ayırdın. Dalan'ı seviyorsun. Şafak'a. Kaldı ki. 'şeffaf belediyecilik'!" alay edi"0 zaman niye söylüyorsunuz böyle lafları?" "Ben mi söylüyorum!" "Zımnen söylüyorsun. senin gibi bir adama çok ihtiyacım var. 'katılımcı belediyecilik'." yordu. 'Yaaday gösterelim." birbirlerine reva gördükleri hunharlıkları düşünüyordum. tabii! Parti üyesisin!" . O zaman da çarmıha ayaklarının üst üste konularak tek bir çiviyle mi. Gelse. şu ilçeyi adam et!' hayır mı. ANAP belediyecilik anlayışının SHP'ninkinden farklı olduğundan. kabul edilemez olduğundan filan değil. Devrimci fraksiyonların sında Kahramanmaraş olaylarından bu yana kaç gün geçmişti! ya deve çıkar. mesela. Yok aslında birbirimizden farkımız hu Şafak. sizinki gibi bir program çıkar. Gel. diye"Evet. herkese açık bir siyasi parti kur- le ayrı ayrı mıhlanarak mı gerildiği konusundaki anlaşmazlığın Avru- diye. yoksa iki çiviypa'da yüz yıl kan döktüğünü düşünüyordum.

seni ben koruyayım.' 'Sahibim mi var?' 'Evet. büyüğünün zaafından istifadeye kararlı bir çocuktu.' 'Olabilir. yemeğim 'Saçmalama. O pis herifler. işte aşk bu. "Nasıl..' Donmuşum. canım efendim!" dedi Şafak.. "Şafak Özden. seni kıskanıyorum. Sana ben bakayım. "Bırak. Don.. seni sahipsiz bir kadın sanmasınlar. Yalnız bir yerlere gitmen gerekirse anlasınlar onlar da.. bunda? Sen bana erkeğim dersen ben senin malın mı oluyo"Hadi!" dedi... "İpek gibi!" diyerek gözlerini gözlerine dikti... ben sana âşık oldum.' manı istiyorum. '"Bu ne?' diyo- senin elinden çıksın.. 'Ama.. 'Bırak!'?" Rodoplu'nun alnına düşen saçlarını geri attı.. alyansa benziyor bu. Öyle kalmışım.' diyebilmişim. rum. artık bensiz hiçbir şey yapmanı istemiyorum. Bırak bunları!" Elini uzattı. 'Artık nasıl yorumlarsan. ama bunu tak- Rodoplu'dan Duygu Asenavari bir çıkış vehmetmişti. seni nasıl sevdiğimi... "Şurada birkaç dakika seni göreceğim.' diyor. savunayım.. biz evli değiliz ki. anlıyor musun. Günay. sanki. Ben varım artık.. Çamaşırlarımı sen yıka. ellerin boş olunca. gömlek. benim kadınımsın işte. sana yaklaşmasınlar.. Günay. ne yapacağım ben seninle?" "Kadınım ol!" dedi Şafak. rum? Üstelik ne kadar sevinirim!" "Şafak Özden! Sen ne dediğinin farkında mısın?!!" "Ne var. çamaşır ve yemek üzerine kurulu bir 'sahiplenmek' ve .. bu yüzüğü tak sevgilim..' 'Ne olacağımızı bilmiyorum. çok serbestmişsin gibi değil mi? Oysa parmağında bu varken. Ve benim de dünya güzeli bir kadınım var.Öfkelenmeye başladığını hissediyordu.' 'Senin kadının mıyım?' 'Evet.' Hadi bana eyvallah!'" 'sahiplenilmemek' muhabbetinin zavallılığını düşündü. 'işte sizin aşkınız bu. sanki. hep benimle ol. benim kadınım olmanı istiyorum... senin bir sahibin var.. o pis herifler de. Benim ol. sakin sakin..

italikler başladı yine. fallacy of irrelevance türü. lattı. "Ni"Söylesene.uzmanlık şovu. sediğimi nasıl anlatayım sana? Sevince davet. Edgü'nün öykücülüğünü bilen biri olarak varıyorum bu kanıya" diye yazmıştı. başarıya davet." dedi Günay. acıya davet.. Füsun Akatlı'nın." diye an"Seni. kendim için. nasıl önem- Günay'ın önüne diz çökmüş. senin içine yerleşmeye.. ne var bunda? Hadi konuş!" diye sarsıyordu. mış olması hastalığın boyutlarına işaret etmez mi?" bir zaman dilimi! Geçer gider!' Faşizmin ilericilik adı altında nasıl tezgâhlandığını görebiliyor musun? Bir tek eleştirmenin bunun farkına varma"Belki de okumamışlardır?" dedim. "Düşünebiliyor musun? Türkiye'nin en çok satan kitabı ve 'Bir erkek "İnsanı hiçliğe indirgeyen faşizmi görebiliyor musun? Hiroşima’yı "Ben bu çocuğu ikimizin ortak ürünü olsun diye değil.. " dem?" yazısı bir notu vardı. yal- aslında hiçbir şey demek. kaderini paylaşmaya davet ediyorsun beni!" . bir zaman dilimi. bir başka insanın. the appeal to "Merdi kipti. ne kadar ciddiye aldığımı. 'yaşam paylaşma' davetini. Yere. Bir an. Onun da şairin şiir çizelgesi içindeki yerine oturtulması gerektiği sanısındayım. şecaat arz ederken sirkatin söyler. Bir an. ellerini tutmuştu." dedirten eşyalaştırmanm acısını yüreğinde hissetti. "Özdemir İnce'nin Kentler'ini ise ben görmedim.. kupür dosyasındaki yazısını hatırlıyordum.nızca kendim için istiyorum. nekbombalayan pilot da böyle düşünmüş olmalı! Aşağıdaki çocuklar 'bir an. Bir erkek aslında hiçbir şey demek. Ferit Edgü'nün Çığlık'ını ben henüz okuyacak fırsat bulamadım ama 1982'nin anılmaya değer yapıtlarından biri olacağını düşünüyorum. rofilyayı görebiliyor musun?" demişti. bir zaman dilimi!' Yabancılaşmayı.. Ünlü bir eleştirmenin. Dergi (Gösteri) sayfasının kenarında Günay’ın el unsuitable authority . "safsata. "Söylenecek o kadar çok şey vardı ki. Şafak.. bana. yenilgiye davet. Günay.

eder gibiydi. Ne oldun?" dedi. bir dakika! Dur. yumuşak. Toprak suyu emer. Toprak madeni yaratır. suyun ateşe. gidi- Şafak. Neden azarlandığını bilmez. gökyüzü belleyen. "Hadi lan. sakin bir sesle. Kadın erkeğe. den. duğumu nasıl. içselleştirme. malın değil. gerçek bir meraklanma. ateş. gözlerini yere dikti. şatı baştan önlemeyen kendisine duyduğu öfkeyle kasılmış gibiydi. su. insan olur." Şafak'ın duyamayacağı bir sesle. sen de!" diye fırladı. Şebnem büyür pınar olur. "Hayır. Ateş külü. ne ameliyatı olduğunu dahi sormamış olduğunu düşündüm. Tahtayı yaratır. kadını toprak. yüzü ona değil. Yang olan yaza dödönüşmesi gibi birbirlerine aktarıldıklarını unutmamış Asyalılardan olnemi toplar. dahası belki de alkole (rakı masası hep vardı) mal . Rodoplu. lütfen!" diye uyarmış. Kül toprağı. güneşin toprağa düşmanlığının kıyımdan başka sonuç getirmeyeceğini bilen. hangi zamanlarda anlataydım? italik bir şiir okudum ben "Dur. 'öteki yarın' oluyorum!" diye fısıldadım ben de. ay. Maden tahtayı keser. üzere birbirlerini tamamladıklarını. Tahta toprağa gömülür. 'öteki yarısı'nın açısını sahiplenme istemi olmadığını hissetti. haksızlık edilmiş gibi geriye çekildi Şafak Öz"Peki. Yin ve Yang'ın kozmik ahengi sürdürmek nüşmesi gibi birbirlerini tamamladıklarını. erkeği güneş. Yin olan kışın." Sonra. Erkek kadına aktarılır. kalktı yanından. yeryüzünü yeryüzü yapan doğa kurallarından ba- erkeğe 'Yang' diyen. Su ateşi söndürür. Maden şebAteş madeni eritir. "Kadın ve erkeği. Bilgi değil. yaralı bedenimi. soruyorum. Yin olan kışın. hiç sesini çıkarmadan öylece kaldı. malumat istediğini hissetti.ğımsız oluşumlar olarak düşünmediğimi nasıl anlataydım? Kadına 'Yin'. sarılmaya alışan kolla"Sen bana ne ameliyatı olduğumu bile sormadın!" Yanlış anlaşılmış gibi. Yang olan yaza de: Tahta ateşi. Genç adamınkinin. rından kurtulmuştu.

Şafak Özden. kara listeye almayan. olmayan bir vakıayı sahiplenmemesiyle.. Günay. "geçiştirmemek". O zaman belesini bir anda bir toprak yığını ile karşı karşıya getirebilecek. makam şoförü ile bir çelenk gönderdi. kendilarını sahiplenmiyor olması aynı bozulmanın ürünleriydiler. Özden'in yeri o akşam o sedirin üstü değil. çünkü. Günay Rodoplu'yu oluşturan deneyimleri sahiplenmeksi"Peki.. yatağa zincirle bağlanmalarına seyirci kalan. zin "öteki yarısı" olmasını talep ettirebilen cüreti düşündü. "O ne cüretti!" Günay'ın "sahiplenmek"ten kastının. niye?" Hissettiği "sahiplenmezlik"e. "Hâlâ anlamış değilim. (Nitekim. diye başkanıydı. Ve bu botutuklulara hücre penceresinden teşhis koyan. yavşak.Baktı baktı." dedi. asparagas haberlerle ocakları söndüren üyelerinden hesap sormayan. "Çünkü. doğal koşullarda öylesi bir tutkuyla sarmak istediği Ölüm ilanını okuyacak. hem de ameliyatımla ilgilenmiyorsun!" türünden bir telmihi. bedenimi böcekler çoktan yemiş bitirmiş olmalıydılar! Anlasana. kişiye hesap İçini çekti. ömrünü adadığı SHP'nin slogan"Tabibler Birliği. âşık olduğunu sandığı kadının yaralarını. "Seni içselleştirmediğini bile bile. niye?" diye sordum. Günay. yarı karanlıkta kararını bekleyen Şafak'ın yüzüne baktı.) Çünkü. geri dönüşü zulma. sorma hakkı veren "benimsemek" olduğunu anlayamazdı. Baro ya da Gazeteciler Sendikası başkanı olup da. hak verdi. geçiştirecekti. Yok. Döndü. kadınsı bir serzeniş olmaktan öte değerlendiremezdi. öyle oldu! Cenazeye gelmedi. tahta olmadan parlamak isteyen ateşe. meslekten men etmeyen bo- . hâkime rüşvet vereceğini söyleyerek müvekkilinden zulmanın bir başka tezahürü'ydü!" fazladan para sızdıran. "Sen hem bana kadınım ol diyorsun. Şafak'ı mezarının başında dua ederken de göremiyordu. mezarımın başı olmalıydı! Böceklere vereceğimi insandan mı esirgeyecektim? " hayır. öfkelendiğini bilemez.

KİT çalışanlarının KİT’leri. yatan içtenliktir. tekrar sarıldı. imeceydi.profesörlerin üniversiteleri. sohbet ediyor değil nutuk atıyor. lık ruhsatına verdi. daha da kötüsü ders veriyor gibi olacaktı! Yere. " dediğini hayal etmişti. Şafak'ın nefesmelerle adlandırılan. Ay. Bu nedenle olacak. senfoniler icra edilir. Konfüçyüs derki. alkışlayanlara kurnazlaşma hakkı öngördüğü içindir. Ne ki. engin bir hoşgörü ifadesiydi. "elektrik" gibi keli- Bu defa da onunla paylaşamadığı düşüncelerinin varlığından mahcup tiren cinselliğe yabancıydı. İçtenlik. "Kimya". Siyasilerin kurnazlaştıkça alkışlanmaları. bir fark yoktu. bir başka bedenin kendisininkinden öncemuhtaçtı. Nasıl bir ihanete suç ortağı oldum. Bir an. hastalar bakılır. öğretmenlerin milli eğitimi sahiplenmemeleri ile bunun arasında." dedi. iktidarın birincil ilkesi. düşünebiliyor musun?" "İşin kötüsü. Hükümet etmenin asli aracı iyi örnek teşkil etmektir: politikacıya da yönetici içtenlik modeli olmalı. talipti. türünün özelliklerini ne likle 'erkek' bedeni olarak farklılaştığını algılama öğrenimi yoktu... yönetilenler bu modele öykünmelidirler. af diler gibi sokuldu. Günay komik olma!" Şafak. rahatladı. yani içtenliktir. leri sıklaştı. Bu defa da ürktü. sahiplenmek. son tahlilde. kendince Gülmeye başladı. kendisinin içten olmadığını düşünüyordu. Bu Rodoplu’ya göre insanoğlu insanoğlunun bedenine yaşamak için imece sayesinde köprüler inşa. ülkenin kaderini etkileyecek siyasi güce "Şimdi. oldu Günay. kadar çalımla taşırsa taşısın. gözün görmesiyle birlikte tensel temas istemi gelişÂşık olmayı bilmediğini düşünüyordu. Yin-Yang'ın günlük hayata aktarılan Türkçesi. bil- . içtenlik derken. halının üstüne kaydı. Günay'daki tavır değişikliğini "sanatçı kişilik" denilen tutarsız"Eşkıyanın ne yapacağı belli olmaz!" dedi. "Sahiplenmenin temelinde Altı yüz bin DİSK üyesinin sendikalarını. "Şafak. ne yapıp edip anlatmaya çalışması gerektiğini düşündü. bak canım.

tür sürdürülürdü. sömürgen çıkarcılıklarını "uygarlaşma" adı altında pazarlayabileceklerini düşünüyordu. aniden. Ama. bir duyarlılığı. Rodoplu için bu organ. deneyimler paylaşılır. baş okşayan erkek elinden. Biliyor musun 'bu bağlamda' Salıpazarı Rıhtımı'ndaki bir hamalın hemizin yakınen tanıdığı cinsel ilişkiye 'tahmil-tahliye' diyebileceğini? Nedir mi bu çağın bedenle alıp veremediği? Zorlama zihnini. sen basmasın. Kadın bedeninin her nimet gibi saygı duyulması." Şafak'a döndü. Günay'cım. Neden yüceltiliyor bedensel haz? Neden ticareti ve sanayisi var? Anlayamazsın. özen gösterilmesi gereken erkek organı diye bir şey vardı tabii. sen bana bir türkü söyle!" dedi.zaman zaman karıncalanan dölyolunu sakinleştiren. kendi başına bir şey olamazdı. yaşamı destekleyen ren. Sonra da duyulur . italikler başladı yine! "Bedensel haz üzerine kafa yoran. "Ne dedin?" "Çünkü.. erkek fahişelerin çalıştığı kerhanelere dadanmayı "özgürlük" belleyecek Türk kadınlarının. bir kaşık çorba içiErkeğin organında odaklaşan. kavrayamazsın. 'Anneler Günü' olan anneleri bedensel haz üzerine felsefe yapan bayan entelektüelleri bedensel haz üzerine çalışan zevk sahibi erkekleri Bedensel Hazda ilk Adım adlı kitap çıkarsan yağmalayacak olan veletleri anlayamazsın. "aşklardan iğ- reniyor. bir ülküyü paylaşan erkek beyninden bağımsız.. bedenini eşyalaştıran. bir satır yazıyı." duyulmaz fısıldadı. Sonra da iki çift bedensel haz edildi diye bozulursun. çok yakın bir gelecekte. gi aktarılır. "Türküsüz basma olmaz!" "En iyisi.

dikişlere değil. korku. Baksanıza. Yiğit kadınım benim!" Uzandım. deri. Okyanuslar kurur. tamah. "Çok güzel. 'bu kötü kokulu." "Canını yakmayayım?" rum. şu tatarcıklar. yorulmuş gibi geriye yaslanmıştı. tarçın ve kekik kokuyordu. Acı çekiyormuş gibi. olası dostluğa zaman tanımanın yo"Çok güzel!" dedi Şafak Özden.. sidik. Günay. "Hatırlıyor musun. haz alsa ne. merak etme!" Şafak hayatının son eylemiymiş gibi sardı. Kadın güldü. kas. yeis.' demişti. giysisini sıyırtıverdi. öfke. dışkı.Türkü söylemedi. almasa ne?. canım. Şafak. sinekler. meni.. yaşını sildim. "Hayır!!!" "Bakayım!" "En iyisi sen bana bir türkü söyle. et. ilik." dedi. Gerçekten!" dedi. çimenler. ölüm. "Yeşil elma. açlık. safra ve balgamdan oluşan. tabii. "Bak da gör!" Uzaklaştırmanın. renmek için yollara düşen racaya ne demişti?" Hatırlıyordum. yeniden. bunaklık." "Bakayım!" dedi. kemik.. kutup yıldızı kayar. . Hintli kâhin tacını terk edip evrenin sırlarını öğ"'Sor. gözyaşı. inceden terliyordu. yalan söylemekle itham edildiğini sandı. gülüm! Bir tanem!" Susmuş. Karnının oralardan bir yerlerden uzun uzun güldü. tenine bakıyordu.. Bir süre gözlerini yumdu. luydu. tutku. sümük. ağaçlar gibi çürüyor dünya.. daha dikişlerim bile alınmadı. "Bilmez miyim! Ben bir nezle olduğumda dünyayı ayağa kaldırıyo- "O kadar çıtkırıldım değilim. "Gülüm! Gülüm. gözlerini sabitleştirdi. hastalık ve acı çeken bir naçiz beden. uçurumlar açılırken haz alsa ne. vehim. kan. almasa ne?'" "Gel. sense.. Şafak. kıskançlık.

Günay Rodoplu.. Pulur Köy Enstitüdikkatsizliğinin istikbalini tehlikeye atabileceğini düşündüğünü gördü! şünüyordu: Yiğit!" (Bu meseleyi benimle o günlerde konuşmuş olmalı) buraya yalpaladı. Maydanoz bahçesi bir oraya bir derecikler Kelkit Çayı'nda buluştular. Doğu'da çok uzaklarda. . Günay mayda- riyordu!" noz bahçesinin patlayan koncalarına. Şafak'ın ona yakıştırdığı sıfatı düDerken.II Ertesi sabah. yiğidim." diye üst üste tekrarladı. yüzünü yaladı. Gümüşhane dağlarından inen sü'nün on bir yaşındaki birinci sınıf öğrencisi Halis Özden'in köpüren suların çamurladığı hâki keten golf pantolonunu kaygıyla incelediğini. koçyiğidim. ince bir yel kalktı. muhteşem bir şölen ve"Yiğit. güneş 'İstanbul'u otağ kurmuş..

Bu söylemi Halis Amcanın Köy Enstitüsü mezunu olması pekiştiriyor. gerelu'nun kaderini Şafak Özden'in kaderi ile bütünleştirdiğini söylemiştim. kasket ve asker postallarından "kasketli Bulgaryalı". sulak ovadan. dik sorumluluk geliştirmesine neden oluyordu. "Köylülüğünü kaybetmeyecek biçimde" yetiştirilecek. 'deva"Türk ıslahat hareketleri." diyordu. ıslahat yapacağız derken. 'Çizginin öteki tarafındaki Halis Özdenleri bir taraftan kanatlarının altına alır gibi görünürlerken. "Her ikisi de 'yerlilere dan da kanat altına girdikleri için küçümserler. bir tür 'mission civilizatrice'e 'uygarlaştırma misyonu'na girişmiş. Anado- Günay'ın "iç-sömürgeciliğin kurbanları" dediği Özdenlere karşı görülmeyüzyıl Avrupa sömürgeciliğinin -ve onun izdüşümü Siyonizm’in!. 'biz' deötesinde kalan 'yerli halkı' tanımlamak. kasaba yaşayışını bile tanımamışlar arasından seçtiği "bokirse vatan savunmasına koşmak. "iki ödevi olduğuna inandırılacaktı: Çocuk okutmak. Asya'da. Tonguç'un. bozkırın çorağından. Rodoplu'nun. Şafak Özden'in babası. kış uykusunda ve yıkıcı bir biçimde kafasız' diye takdim ettikleri Arabi adam etmek misyonuna öykünmüştü. bu çizginin ka'da. dağ köylerinden. Kemal Tahir'in demesiyle.Üçüncü Günay Rodoplu'ya göre. 'Batılılaşmış Türk de. yaptıkları gibi. 'takdim' ve temsil etmek." babacan bir husumetle yaklaşırlar. öte yan- . 'yeniden biçimlendirmek' görevini üstlenmişti. Türkiye ile Yunanistan’ın arasına çizdikleri muhayyel çizgi' gibi. avcı ceketi. 'tıpkı oryantalistlerin diği kendisi ile 'onlar' dediği 'birileri' arasına bir çizgi çekmiş. Anadolu'nun tarihini Şafak Özden'in tarihi. 'kötü Arabi' adam etmek söylemiyle evren- sel haklılık kazanan Siyonizm'e benzer. 1800'lerin ikinci yarısından sa ve şekilsiz." zulmamış köylü çocuklarındandı.oluşan formasını daha o sabah teslim almıştı. on dokuzuncu Dünya halklarına karşı geliştirdikleri mitolojiyi devralmıştık biz! Avrupa görmüş. Avrupalı sömürgecilerin Afriitibaren güçlenen bu misyon. biraz mürekkep yalamış Osmanlı aydını. bir avuç kahraman Batılı Yahudi'nin.

bir ikinci yol daha vardır. (Mesela. daha on yedinci "Sömürgeciler. O da. bir yandan yerlilere özgeçmişlerini unut- . 'muhteşem!' olabilecek geleceği ile yer eder! lar! üzerinde yaşayan insanlardan soyutlanır. tururken.' bir 'niyet mektuaşama biraz daha karmaşıktır. yerlilerin 'var' oldukBu durumda iki şey yapılabilir: Birincisi. zengin vadilerle süslenmiş.' sunmaları önlenir.George Sandys. sömürgecilerin gönlünde eski medeniyetleri. bu pek bir kör parmağım yılmazlar' çünkü ya Kızılderililer gibi 'vahşi' ya da Araplar gibi marjinal gözüne bir iddia ise. öte yandan da onları sömürgecilerin çıkarları doğrultusunda dilerini 'takdim' etmeleri. tamah edilen toprak. 'Filistin- larını kabul etmekle birlikte. Filistin'i 'Süt ve bal akan ülke. dünya kamuoyuna ülkesiz bir halk için. Golda Meir örneği. yaşama elverir bir dünyanın ortasında. ılıman bir iklimde. 'onlar sayılmaz!'ı oynamaktır.. İlk aşamada 'takriri sükûn' kanunu türünden önlemler alınmak suretiyle yerlilerin gerçekliklerinin üstü örtülür. çağdaşlarına bir 'özgeçmiş. Bu yutturulabilirse. görkemli geçmişi -nasılsa bir yerlerde bir iki harabe varGel gör.Siyonizm'le. hiçbir köşesi yok ki. halksız bir ülke' gibi fevkalade akılcı ve haklı bir dilekçe ile başvurula bilinir! Ha. o doğrultuda düzenlenmiş eğitim sisteminin uygulamaya konulması demektir. İngiliz şair. dır!. Hitler'le korkunç paralelliklere işaret ediyordu! diyse 'ulvi' nitelikler yakıştırarak başlarlar.ölen Yunan-Roma medeniyetinin son parıltıları") mensupları oldukları için o güzelim toprak parçasına layık değildirler! Sömürgecilerin yakıştırmalarının tutması ve sürmesi için 'yerlilerin kenbu. ona han- yüzyılda -İsrail'in kurulmasından 300 yıl önce!. bu. mükemmel sular fışkırtan kayalar. esenlik ve servetten yoksun olsun!' diye anlatıyordu!) İkinci aşamada. işe. o güzelim topraklardan o Allah'ın belası yerliler hiç eksik olmazliler diye birileri yoktur!' diye kesip atmaktır. güzel dağlar.ve yerlilerden olmasa.. İkinci yeniden biçimlendirmeyi gerektirir ki. Yerliler 'sabir medeniyetin (". eğer. göz diktikleri toprak parçasını överek.

sömürülen aynı ulustan olduklarından. 'Beşikler vermişim Nuh'a. sömürgeci 'ıslahatçı. üstündekine. tu'yerin altındakinin. yerli halkın fiilen renksiz. (Rodoplu. Aşamalar uluslararası sömürgeciliğin evrelerine paraleldir. 'yeniden kazanılması gereken bir toprak' sında öyle yer etmeye başlar! Cumhuriyetle birlikte Lidyalı. Türk aydınının. efendim.. Türk sanatçısının 'Anadolu' görüşü haline gelir. taşına toprağına. kanınızı emelim ey yerliler! emredilen dönemdir. sal nekrofilya patolojisinin bu noktada başladığını düşünüyordu. Avrupa görmüş Türkün kafalikarnaslı bu muhteşem arsa. 'Havasına rizm posterlerine varıncaya kadar. Nepalli Gurkaların.'dan geç. Aynı ilkeler iç sömürgecilikte de geçerlidir (ancak. Amaç hep aynıdır: 'YerliFilistin.. Önce. Pencaplı Hintlilerin. 'Anadolu Medeniyetleri' sergisinden. 'Anadolu' toprağı için yapılmıştır! Sanki. 1800'lerin yaklaşık yarısından itibaren Anadolu da.) İstiklâl tarmıştır. kokusuz olduğu bir dönem yaşanır. İngilizler için savaşmak üzere Irak çöllerine sevk edilmeleri. inkılapçı. Batılı emperyalistin gözünde nasıl yer ettiyse. lerin egemen sınıfları tehdit edecek konuma gelmelerini önlemek!' Yiğit kalın ki. Mardin Kürtlerine Çanakkale’de ölmeleri ları doğrultusunda takdim ve temsil etmeye başladıkları aşama budur. Rumeli kızanlarına Yemen'de. suyuna. Egemen sınıfların.. bu topraklarda yaşayan yerlilerin gerçekliklerinin izi olmayan bir Anadolu söylemi geliştirilir. halkı. Haolarak algılanır.'a uğra.. Kim’den? Hem 'rakip' işgalcilerden. Mürekkep yalamış Türk. Anadolu aklına gelince. burada sömürenle öncü' gibi sıfatların ardına daha kolay saklanır). yani 'yerlileri. bir yabancı güç gelmiş..' yani 'ölünün diriye' yeğlendiği toplum- Savaşı sanki kötü Anadolu için değil. hem de kendinden.. Bu dönem. Yıldız Kenter'in 'Ben.'dan başla. bu toprağa hıyanet edilmiş gibi hüzünlenir olur. Yazıklanma. 'Anadolu' denilen süt ve bal ülkesini kur- . 'Ilgaz Anadolu’nun sen yüce bir dağısın. efendim. Anadolu' oyununa kadar gel. Frigyalı.' kendi çıkar'Yiğit' söyleminin geliştirildiği aşama da budur.

egemenlik -sömürgeci mantığı doğrultusunda!. İsrail medeniyetinin egemenliğine girmesinde üzülecek bir şey yoktur.. nin son parıltılarıdır.. marjinal yerliler üzerinde kurulması gereken Arap) medeniyetinin.. çünkü. Örneğin. Arap fetihlerinin rimüslim' -Rum ya da Ermeni. Azra Erhat'tır! İş. kazıların kanıtladığı gibi. bilmem ne manastırı olur... yerini İsrail medeniyetine bırakan Kenan kültürünün iğrençliğini ortaya koyarken hiç yanılmamıştır!' diye ünlü bir demeci vardır. Kenan (yani. Evrensel mirasın en ilginç kalıntılarından birisi. Filistin'in Siyonistler tarafından işgalinin hedeflendiği yıllarda kurulan öncü teşkilatlardan birisinin. onları sömürgecilerin çıkarları doğrultusunda yeniden biçimlendirmeyi gerektirir. 'İsrail medeniyetini' çıkarır. Bence. Taşları kireç yapımında kullanılRabb'ın ayak izlerine kadar uzamaz -laiktir ya dostlarımız!..'. kendimizi mimarının Sinan gibi 'gayAynı işlemi 'Arap medeniyeti bir yutturmacadır. Arabın yerine 'Türk'ü koy. lardan birisini kurtarmaya umuyoruz. herhangi bir Türk arkeoloji Osmanlıya ait birkaç eser bulursak. Al. yanını 'evrensel miras' diye geçiştirirsin. hasbelkader diyeceğim. Savaş kazanılınca.olduğunu en azından ima etmekle mükel- dehşetinin doğru olduğu kadar doğrudur. Bu pasajdan 'Kenan profesörünü duyar gibi oluruz! O kadar ki. konuşan cahil Arabın İslâmiyet'in güçsüz ellerinde ağır ağır ölen Yunan ve Roma medeniyetielinden Filistin'in Rabb'ımızın ayak izleriyle kutsadığı en ilginç kalıntıdığı için yok olan Caperhaum Havrası'nı kastediyorum. Kutsal Kitap. yerine 'Batı' kelimesini koyarsak. Unutturma faaliyeti hemen her zaman 'karalama' faaliyeti ile başlar.yerlilere özgeçmişlerini unutturmayı. Arap medeniyeti denilen şey. hani.' iddiasında işlemi burada yap. konuşan Sebahattin Eyüboğlu değilse. yerine 'Osmanlı' kelimesini. lef sayarız! medeniyetini' çıkarır.ama işin o . Filistin Keşif Kolunun başkanı Salisbury (İngiltere) Piskoposunun.' Caperhaum Havrası da.

temsil Yerlilerin özgeçmişlerini (Osmanlıyı. Ümraniye'nin. Kar tarlası bir bulut.' filan. Zeytinburnu'nun. 'köylü' takdimleri de farklı değildir. 1940’ların sloganlarıydı.. bak. 70'lerden bir örnek: 'Olmuşu olacağı bir rençberim içim bulut Erciyes'ten kaynamış. bir başka mitolojiyle. Ve sonsuz bir bozkır denizi olan. Güneş şeneltmiş her yanı Harmanını sermiş. İslâmiyet'i. akın akın şehre kaçıyor olması da önemli değildi. Gökkuşağı bir sevinçle. İzmir'i 'işgalci- ler'den korumaya soyunduran. Kuştepe'nin 'içi bulut' rençberleri de önemli değildir! Bak.ratıklara indirgendiği düzenlemelerde. onları takdim. düşüncelerinin. Bazı bazı yarar toprağı. dalga geçmiyorum. Tonguç'un 'köylü' takdimiyle. Yerlilerin işgal ettikleri toprak parçasına layık olmayan. Şamanizm'i. hatta YÖK'ün sakal bıyık misyonunu mümkün kılan 'haklıcılık'ın ları yoktur ki. Mehmet Kemal'e 'hayvan' dedirten. takdim. hatta devrimci hareketleri) âdeta yüz kızartıcı bir suçmuş gibi karalama aşamasından sonraki aşama. adamlar saygı duysun! özü de budur! Çizginin öte yanındaki binlerinin saygı duyulacak bir tarafluklarını. Parlak toprak altında. 'Türk köylüsü' denilen muhayyel bir yaratığın icat sidir. İşte. 'devrimci' şairlerimizin. Bozkır imparator- ve yeniden biçimlendirme aşamasıdır. 'Zaten. Ve işte. Köy Enstitülerinin duvarlarında yazılıydı! Ama. marjinal yaÖymen'e 'çüş'. milletin efendi"Vallahi. Yağmur yağmış.. nasıl bütünleşir. böyle gider işte. Varsın bire iki versin. Çifti geleceğe sürerim. Toprağı bilirim. 'Köylü sen topraktan öğrenip kitapsız bilirsin!"' Gülmeye başlamıştım. Dağı ormanı. Terim bir buğday tanesidir. "Bu söylediklerim." dedi. TRT'ye kılık kıyafet üzerinde ahkâm kestiren. İç-sömürgeciliğin Türkiye versiyonunda. Kimmiş efendim bu yaratık? Bir kere. Sevgiyle başlarım işime. Sevinçle başlarım işime. duygularının ve hatta hayatlarının bir kıymeti harbiyesi olmaması tabiidir. Gün gelir sarsar köyü kenti. edilmesiyle başlar. köylü çocuğunun geçim anla- . Günay. 'Varsın bire iki versin!'miş! Anadolu'nun 'yiğit' rençberinin gerçekliği.

Niye Hitler diyeceksin? ğümüzden gelir! Çok affedersin. Alman İmparatonık oldu. Tek Parti diktatörlüğünü rülmemiş bir enflasyonun. Avrupalı bok yese.' İkinci aşama. Aynı yılın Kasım'ında. bu amaca eğitim sistemiyle ulaşılır. Türkler dü-şün-mez-ler! Bizim başımıza en büyük belalar düTürkiye Cumhuriyeti’nin ilköğretiminden sorumlu Tonguç. yerlileri bu takdim doğrultusunda biçimlendirme aşaİç-sömürgecilerin örnek alabilecekleri dâhiyane sistemler Siyo- masıdır ki. TürkiWeimar Cumhuriyeti sosyal demokratlarına. biz de yeriz! Bak. Almanya’da tiklerine inandılar. bir adım ötesini görmemekten. Hitşünmemekten. Milliyetçiler. fiyatların saat başı arttığı. birisi çok ender kaya atılması da aynı yıla rastladı. nizm'in ve onun sulandırılmış versiyonu Hitler faşizminin eğitim sistemler'den yüzyıl önce yaşadı! Weizman da öyle!). komünistlerine ve Yahudilere çıkarıldı. Osmanlı orduları gibi Alman orduları da hiçbir muharebe kaybetmemiş. çifte madalyalı 'gazi' onbaşısının politi- istifa etti. Batı çöplüğüne düşkünlüAlmanya'ya 1918 yılında gitti. ülkeyi terk edip. 1932'de sayısı altı milyonu aşkın işsizler or- . çalışacak tarla. Çünkü. kendisi gibi bir zanaatkârın tisi olarak değiştirdiği siyasi partinin başındaydı. Almanya'yı bu sütü bozuk adamların mahvetverilen Demir Haç olmak üzere. DM'ın el arabalarında taşındığı eşi gödusunun canından bezdirdiği Almanların. 1 Nisan 1920'de. adını Milliyetçi Toplumcu Alman İşçileri Par- Almanya'da fırtına gibi esti. Vahdettin örneği. bir ev. çalışması için gerekli araçlar. İşgallerin. İzleyen on üç yıl içinde kurduğu anti-Marksist Alman İşçileri Partisi'ne katılmak için yine o yıl ru’nun. Hollanda'ya sığınmasına ta- zorunda bırakılmışlardı ya da milyonlarca Alman öyle inanıyordu. ülkeyi Üçüncü Reich'a getirdi Naziler. Alman ordusunun iki kez yaralanmış. buna rağmen aşağılık Versailles Antlaşması’nı imzalamak ye'de saraya ve İttihatçılara çıkarılan mağlubiyet faturası. leridir (Hiç irkilme öyle! Siyonizm'in fikir babası Theodor Heriz. Ordudan.yışının ölçüsü. öncelikle çift hayvanıdır.

gömdüğü Polonyalı subayları bildikleri gibi biliyorlardı. kişiliklerini terbiye etmeleri. Şef. Stalin'in diri diri rını kıpırdatmadılar. öğrencilerin bedenlerini. çünkü biliyorlardı. parmaklaKampf’a öykünmesinde şaşılacak bir şey yoktur: 'Özetle. öğrencinin temel öğretilerine aşina olacağı kadar değinen bir eğitim.denemekten başka çare görememiş olmalarında anlaşılmayacak bir şey kalp'ına kadar. Savaşı kazanıyor gibiydiler. hemen hepsi İttihat Terakki ile bir biçimde akraba Türkiye 'entelijensiya'sı etkilenmez de. ne yapar? Führer'in ışık tuttuğu yoldan ile alıp veremediği yoktu. dil- lerine dolamamışlardı. Nitekim 1934'te başa geçen Führer -yani.'" ". feragat ve kişinin kendisini başkalarına adamasıyla gerçekleşebilir. Matematik. milletin muhafazası için her türlü teknik bilgiden daha önemli olan manevi güçleri kaybederiz. elişi öğretmeni İlköğretim Müdürü'nün Mein olan kapsayacak şekilde düzenlemelidir. 'Halk Devleti. Kelkit başında hayale daldığı 1943 yılında. ne yapar? Hele de eğitim sisteminde! Kaldı ki. İleri öğretim olanakları belirli ko- . Halis Özden'in. yoktu.' diyordu Adolf Hitler. sadece mutlak gerekli nularda bunun ötesinde uzmanlaşmak isteyenler için sağlanmalıdır. teknolojide. sosyal bilimleri temel almalıdır. Aksi takdirde. Genel eğitim her zaman 'ülkü' doğrultusunda şekillenen. sıradan insanlar için yeterlidir. Çeşitli konulara. maddeci ben-merkezcilik değil. kimya gibi dersler önemli olmakla birlikte. Bu durum.varlığım Türk varlığına armağan olsun!" Hal böyle olunca. eğitim sistemimizi yeniden. Böylelikle. fizik. ticarette ilerleme ancak ülkücü bir halkın varlığı ile mümkündür. Endüstride. irade gücü kazanmaları için zaman kalacaktır. ama.. bir milletin eğitimini bu konular üzerine yapılandırmak tehlikelidir..beş yıl içinde yedi düvele meydan okuyan bir Almanya yarattı. Yunus Nadi'sinden Ziya Göyürümez de. diyorum. okul saatleri kısalacak. Türkiye'nin Almanya Müttefikler Yahudi soykırımını henüz dillerine dolamamışlardı.

'Bir de bunu dinle: 'Türk köyü. Bunun da belkemiği.başka. beş Kubilay değil. bozulmamalıdır. Enstitülerde yeterince bilgi. gerekirse canı karmak. biricik güvenidir.. Bu inancı bir an sınıflara. yasa tutsun tutmasın idam edilir. küçüklerine sevgi. Ne zaman bir lider belirmeye başlasa. meslek bilgisi veriyoruz. yurtülerimiz.. Bir İç Sömürgecilik Araş- olası bir yerel lideri! tırması' diye bir kitabı vardır. Bunu sağlamak için açılmıştır Köy Ensti- lerden yüksünmemek. Köye sapık fikirlerin girmesini. 'İsrail'deki Filistinliler. Öncelik tanıyoruz pratik bilgilere. çalışmaya gidecekleri yer köy olduğu için tarım. Bir Kubilay. uğradığı haksızlığı bile kutsal saymak. Bozulmamış köy çocukları alınacak. bunun tercümesi 'yoksulluğa gık çıkarmadan tahammüldür!' diyordu) hırsla savunulacak. gözü kapalı ölmek! ('Buyurun. köy çocuğuna başka. Yahudilerin egemenliğe engel olabilecekleri duruma gelmelerini Anadolu'yu Saidi Nursi ile paylaşacak değillerdir. Geleneksel saflığı. Arapları sindirönlemek için aldıkları tedbirleri anlatır. müritlerinin canlan cehennemedir! Menderes. İsrail'in siyasi hedefinin. millet yolunda azla yetinmek.' pahasına önlemek. öte yandan Elia T. 'bizim' cumhuriyetimize yakışmıyordur. Büyüklerine ('egemen vatan için duraklamadan. Aynı doğrultuda. bürokrasi-aydın-üniversite ittifakına!') saygı. ordularla Kubilay çıBurası korkunçtur! Bir yandan 'komünizmi önleyeceksin. "Şimdi bir de Yunus Nadi'yi dinle: 'Şehir çocuğuna gerekli öğretim dumuzun biricik dayanağı. Daha da korkuncu. Saidi Nuryönüyle de olsa 'hak' veren bir ruh halinin yerleştirilmesidir! Nekrofilya- . seçmenlerinin de canı cehennemedir! Deniz Gezmiş düzenimizi tehdit edisi'nin cenazesinin kaybedilmiş. ortadan kaybedilmiştir. Zwrayk'ın. ('Bu da daha sonra 'koyun' diye suç- yitirmeden sabırla beklemek. töresel köyümüzün yüksek ahlaksal değerleri (Rodoplu. Kore'ye!') Çilelamak için olmalı!') er geç düzeleceğine inanmak. Daha da önemlisi. ana cevherindeki özellik. Menderes’in asılmış olmasına. Türk egemen sınıfları mek. bir yordur.

duyan kulağı.nın. bekle' işareti yaptı Günay. giderek toplumsal sado-mazoşizmin bu ülkeye nasıl 'evrensel haklılık' gibi bir haklılıktır bu! yerleştiğini görebiliyor musun? Siyonistlerin misyonuna kazandırılan Bak. yıllarca egemen sınıfları yanlış yerde İnsanı deli eden. tarikatlarla değil! (Taner Akçam!!! Neredesin?!!!) sindiren. Bahsedilen rejim elbette demokrasi değildir! Egemen sınıflar demokrasi- yanların') suikastından koruyacak tedbirleri almayı hiç ihmal etmemek bağlı. Bunun için de. öğretmenlerle geldi." dedi Günay. egemen sınıfların yaşam biçiminin kılıcı kesilecek ajanlardır!" "Kim bu yazar?" dedim dehşetle. hatta Türkçülerin ağızından çıkmış olsaydı "Deli etme beni! Kim bu adam?!!" "Mahmut Şevki Esendal. 'devrimci' hareketin bu tuzağı görememiş olması! aradık biz! Türk solunun en büyük hatası bu oldu! Aynı hata hâlâ da devam ediyor! Bize ırkçılık jön Türklerle. partimizin. hayata daha kuvvetli bağlarla 'Rejimi yarı aydınların (bunun tercümesi 'ufak ufak aymaya başla- bu kabil insanlardan cumhuriyeti besleyecek ve gürbüzleştirecek.. köy kaynağından. 'Köyde devletimizin. " diyebildim. acı acı. taze elemanı bol bol alarak ve onların karakterini bozmayacak müesseselerde yetiştirerek. ne de Nursi'ye yer vardır! Aranılan. İşte bu sonuçlara varabilmek için onları özel eğitimden geçirmek gerekiyor' diye devam eder. 'dur. ölü-seviciliğinin. hükümetimizin gören gözü. söyleyen dili olmak! Yetmez! Gerekirse rejimin çekilmiş kılıcı kesilmek! Rejim düşmanlarını tepelemek. faşizm İttihatçılarla girdi! Yerlileri miyle. 'burjuvazi' lafzına takıldık.. çağımız uygarlığının işlerini başarmaya daha yakın. kolayca manipüle edilebilinir ruh halini dayatan eğitim sisteAz önceki metin. televizyonu göstererek! . Sarıklı hocayla değil. ye asla izin vermezler! Bu düzende ne Deniz'e. "CHP Genel Sekreteri!" "Şu. lâzımdır. memleketi saadet yuvası haline getirecek hakiki işadamlarını yetiştirmek lâzımdır!' kıyametler kopardı!" Bu laflar Stalincilerin.

"Ve sen bütün bu adamlardan iğrendiğim. en çok pratik okumuş. 'Tek Parti Roman Yarışması'. Cumhuriyet Halk Partisi Roman Yarışması Ödülü!" "Breh. resmi tarih. Köylünün nahiyeden bile ayağını kesecekti bu enstitüler. yerinde kalan köylü milleti yetiştirmektir". Değişmesini durduramasak da geciktirirdik epey.ödül almış. "Bizim işimize" diyorlardı. arkadaşım? Daha da var. Modern teknikten mümkün mertebe uzak tutarak kendine yeterliliğini sürdürürdük bir zaman. 'Köyü değiştirmek gelmez bizim işimize. "Bizim ilköğretimle elde etmek istediğimiz Ama. o eseriyle bir de "Düşün şimdi. Çok da iyi olurdu!' sın!" Bu türden bir açıklamayı. Menahem Begin'e bile yaptıramazGünay. sadece 42 yıldı! "Yirmi yıl mecburi hizmeti var. Çünkü. Biz kanun tasarısında otuz yıl demiş- Günay'ın söylediğine göre. ki bu 'biz'in kimler olduğunu biliyorduk. köylüler istemeseler de yürütecektik güzel güzel. Düzenimiz bozulur. Türk edebiyatına yıllar yılı meze olan müstebit amaç. Ayda yılda hayvan nallatmaya gidenler de bu işi öğretmene gör düreceklerdi. 'köyü istese de terk edemeyecek'teki anahtar kelime. Almanyaİtalya mihveri kazansaydı. zalimlikle köleleştirmek. "köy ağalar"ına. insanları. breh!" "Evet. 'Tek Parti'. 'Ayaşlı ve Kiracıları'nın yazarı. encümen yirmi yıla indirdi!" diye eseflenmişti Tonguç. inan. breh. faşizmin en karanlık uygulamalarına taş çıkaracak bir tik. resmi edebiyat! Bütün bunlar ne söylüyor. toprağa bağlamaktı! yapılacak şey. yani. köylü milleti su koyverir de. bu düzenden sorumlu tutuğum için katı buluyorsun beni!" . 'Ebedi Şef. istese de' kelimesi demişti. 1940'larda Türkiye'de ortalama ömür "Bütün bunlar oluyordu ve iç-çevre Garip şiirler yazıyordu!" dedi. Biliyor musun. Gültepe'ye filan göçmeye kalkışırlarsa.

birinci madde. Halis olsunlara. Çünkü. Şükriye. Sömürgecilerin rail'de yaşayan Araplara uyguladığı bir eğitim planı. diğeri Fatih Belediyesi te- . "Çünkü." dedi. ne Filistin'de." "Biliyorum. üniO argümanını biliyordum. Ne Hindistan'da. Mesela. daha doğrusu 'ilkeleri' vardır. "Aslında. topuklu iskarpinli. Bu ilkeleri okuyunca ürperiyor insan. ne Afrika'da ('ne de Türkiye'de' demek istiyordu) sahici okullar yoktu. çünkü. süratle yok edilmesi gereken rendiği gibi. kuyulardan çıkan iyi saatte diktikleri bahçe içinde iki katlı evde oturan.madene bağlayan. pek de şaşmamak lâzımdı. piyano çalan. bursta. büyüğü oğlan. Arap öğrencileri 'eşitlik' adı altında tasfiye etmekti. bir tarih hatasından ibaret olduğunu öğrenecekti! Tıpkı. 'Türk ailesi' tablosunda. Bu durumda. Koenig'in c-citizen . Arap ve Yahudi öğrencilere eşit şartlar uygulanmasını getiriyordu. yoksulluğa." dedim. "Bak. TC mühürü ile tıpatıp aynı iki ilkokul "Bu işin özü zaten. (Latife Tekin'e 'cinlerden bahsetti diye nasıl saldırdıklarını hatırlattı) hatim dualarına da yer yoktu. Filistinlinin öğversiteye kabulde. Haklıydı! 'Havzayı Fahime' hatırlıyordum. Amaç. bugün aynen Türkiye'de uygulanıyor." çocuğun kendi varlığını reddetmesi esası üzerine bina edildiğini söylüyordu. Başarılı oldu. Türk maarifinin çizdiği. Türk eğitim sisteminin daha ilk günden. ince çoraplı anneleri olan. öncelikle Halis Özden diye biri olmadığını. Sonra devam ediyor. sadece orada çalışmaya mecbur eden ünlü "Kömür Havzası" kanunu! Onun aklı hâlâ Köy Enstitülerindeydi. gül gibi isimlere yer olmadığı gibi. iki çocuklu. herhalde. küçüğü kız. Zonguldak köylülerini "yerliler" için sahici okullar açtıklarının vaki olmadığını söylüyordu. köylü Halis Özden.hemşehri gibi hem-vatandaş-dedikleri İs- diplomasından birisi Robert Lisesi adaylığına.

. örneğin." diyordu. 'oryantallere mahsus' doktora derecesi. meslek bilgisi veriyoruz. amacını açık açık söylüyordu. 'en bi Rodoplu. ordu destekli bir "Batılı" aristokrasinin varlığından fından bilinmeyen bir "hükümet" oluşturmuşlardı. Enstitü- bilgilere. bir düşünce biçimidir. ka"Başa hangi siyasi parti gelirse gelsin. Karar’larını hiçbir belge olmaksızın verir. sanatı. Koenig. Öncelik tanıyoruz pratik devrimci' yazarların Köy Enstitülerine anıtlar dikerlerse. üniversiteyi. neden olmasın? Bilir misin." Omuzlarını silkti. kuracağı hükümet mutlaka ve nunlarda vazedilmeyen bir "hükümet". Günay. aradan kaçacak birkaç dikbaş akılsızı da Franbancı öğrenciler için geçerli 'master' programları nasılsa terbiye ederdi. köy çocuğuna başka. diye başlar. basını. efendim. "Apoletli generallerle de gelir. Türkiye’de. bir Fakir Baykurt acı verir bana! Utanırım!" "Şehir çocuğuna gerekli öğretim başka. Bu aristokrasiyi oluşturan egemen sınıflar. üniversitelerden kuruluşa yayılmışlardı. "Faşizm. gümüş takılı kolej mezunu kızlarla da!" En az 150 yıldır. söz ediyordu. "Korkunç bir şey bu!" sa'nın. hayatı algılama biçimidir." işçiliğine kolayca uyum sağlamaları ve zihinsel hadımlıklarının güvence "Öyle. Kapıcı çocukları kapıcı. şoför çocukları şoför olur. dolayısıyla siyaseti dolayısıyla Türkiye'nin gündemini yönlendiren. 'Genç Arapların beden altına alınması!' Kaldı ki. üyeleri ve yöntemleri kimse taramutlaka egemen sınıfların 'asli hükümet'inin emrinde olacaktır. blucinli ressamlarla da. 'yerlilerin' kaderlerini etkileyebilecek her konuşmalarla. düzenin öz uzman aydınları. hariciyeyi. bunu da yıllar yılı 'ilericilik' diye yutturur.mizlik işçiliğine yeterlidir. kime ödül . uluslararası bir sergiye kim gidecek." Gizli hükümetin ajanları. sanat çevrelerinden dışişlerine.. siyasi partilere kadar. edebiyatı. ilahiyat fakültelerinden Yeşilçam'a. 'gizli' basına. Amerika'nın ya- lerde yeterince bilgi.

Magdeburglu. St. İşletme avukatı. kim yokmuş gibi davranılacak türünden binlerce işe ilişkin düzenlemeler yaparlardı. Celile Hanım'ın oğlu. Tekrar. Hikmet Bey. kim konuşturacak. torunu. Enver Paşa. 'domestik MİT arşivi' diye alay ettiği kar- Konsolosu. Mehmet Ali Aybar. Garip! (ilk basım. bağlantıları günümüze kadar getiren notlar düşmüştü: Nâzım Hikmet. Paris Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu. malum. Onun oğlu Nâzım Hikmet. pek modern bir sütçülük müessesesi kuruyor. Joseph mezunu.. Hukuk Fakültesi devletler hukuku doçenti. Kari de Troi ailesinden. Sonra. Trabzonnay.verilecek. Devlet Demir Yolları I. Hügonot asıllı Alman. muhtelif yerlerde -Konya. beş tane eseri var.. 1945!) Avrupa kaynıyor! "Fransız gerçeküstü şairlerinin etkisinde kalarak! Garip! Oktay Rifat. Müşir Mehmet Ali Paşa. Oğlu. bir gün. bak." dedi. Nâzım Hikmet. sonradan 'özel teşebbüse' atılıyor. İttihatçıların İzmir Valisi Rahmi Bey. Onun damadı Ferit İsmail Fazıl Paşa (1856-1921). "Mesela. 'Hareket Ordusu'nu Selanik'ten İstanbul'un kapısına kadar getiren' sa. Osmanlı İmparatorluğu’nu dağıtan 1878 Berlin Anlaşması'nda Nafıa Nazırı Aleksandros Karatodori ile birlikte linç edilir. Franyük teyze oğlu." Burada bir çizgi çizilmişti. Matbuat Müdürü. Cumhuriyet Gazetesi yazarı. Nâzım Hikmet'in öteki büHüseyin Hüsnü Paşa. onun kızı ressam Celile Hanım. Polonyalı Gagavuz. Hamburg oğlu Celalettin Ezine (1901-1972) Heidelberg. Borjenski. vali. kim alkışlanacak.. TDK başkanı. Memleketi sattığı gerekçesiyle daha sonra Ali Fuat Cebesoy (1883-1968). Oğlu. monyasına ne kadar iyi bir örnek!" toteksten bir kart çekerek. "egemen sınıflar ve öz uzman aydınları hegeyazar. Oktay Rifat (1914 doğumlu). Mustafa Celaleddin Paşa. Nâzım Hikmet’in teyze oğlu. 1941! Sonra. onun oğlu İmparatorluk’u temsil eder.. Şimdi. dede mesleğine rücu Basın Yayın Genel Müdürlüğü. Gü- . Kızı (sayılmaz!) kızının Paris Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu. Leipzig üniversiteleri ile 'İstanbullu Mehmet Nâzım Paşa (1840-1926) Selanik'in son valisi. Samih Rıfat (1874-1932) Maarif Telif ve Tercüme Âzası. 1910 Galatasaray.

Güllü? Simavilere bak!. Yönetim Kurulu üyeliği. Sedat Simavi Ödülü 1980. Osmanlıca bile öğretemeyip. TRT Roman Başarı Ödülü 1970. buna eğitim denmez! Bırak bilgisayarı. başarısızlık oranı ise daha yüksektir!' Türkiye'yi hatırlatan bir şeyler yok mu?" Donmuş kalmış gibiydim. Adam Sanatın ba- çalışabileceğini. bir Halis Özden'i eninde sonunda İstanbul'a. Uzantılar Memet Fuat. İktisat Fakültesi'nden mezun olup. Neden. dur daha bitmedi. çünkü. Reisicumhur Armoni şında.TRT Ödülü.. Kadınlar Arasında) Melih Cevdet Anday (1915.. Köy Enstitüsü mezunu Halis Özden'in oğlu. Orhan Veli (Babası. 'Bu çalışmalarda milliyetçilikle uğraşmak için zaman . Devlet Tiyatrosu'nda oyunlar.. iç-sömürgecilik ters de teper! Köylülere onlara yetecek kadar mesleklere. MEB Yayım Müdürlüğü -dikkat! Köy Enstitüleri!. Halis oğlu Şafak. Mikado'nun Çöpleri). buna eğitim denmez. aynı ailede birden fazla soyadı olduğu için ancak rastladığı zaman kayıt düşebildiğini söyledi. Amerikalı akranından otuz yıl gerideyse. Devlet Tiyatrosu'nda oyunlar. Yüksek Jeoloji Mühendisi Suat. 'öğrencilerin teknik Böyle başlayan kötüleme. daha kolay Orkestrası şefi! Galatasaraylı. fiziki ve tabii bilimlere yönelmeleri teşvik edilmelidir' maddesiayırmak zor. TRT Ödülü 1970. Soyadı Kanunu çıkmamış olsaydı.. 'Çayırtepe' İlkokulu'na tayin etmek zorunda kalırsın! likle sonuçlanır. dir. Nitekim. Başbakanlık arşivlerini yabancılara teslim tabakasını şistten ayıramıyorsa buna eğitim denmez! ediyorsan. bir de.. MEB Tercüme Bürosu. Türkiye'nin en iddialı üniversitesinin mezunu. 1978. eğitim vereyim derken ipin ucu kaçar. Cumhuriyet yazarlığı. Sedat Simavi Edebiyat Belçika eğitimli. Nâzım'ın üvey Oğlu. Şafak Özden'e bak!" Yüzden fazla kart vardı. Kardeş. Koenig'in ikinci maddesi. marn Ama. egemen sınıfların öngörmedikleri bir düzeysiz"Ne ki. m. iktisatçı olamıyorsa. Adnan Veli Kanık) . m.(TDK Ödülü 1970.

'" Bütün bunların plânlanmış olduğuna inanamıyordum! istihdamına bak! Dördüncü madde. Sözü geçen adam olacağız. Her zamanki konular. Şafak'ın babasının CHP bürokrasisinin sadık neferi olduğunu hatırlattı. Söz. sahiplenmeme. mezunların daki çeşitli kışkırtıcılara karşı sert önlemler alınmalıdır. Ya da faşizm böyle ortamlarda yeşerir. Koenig. Elektriği on beş yaşında görmüş delikanlıların sakal salıp 'entel takılkavga aramıyor. amansız bir sınıf atlama gayreti içine girmeleriydi. Anadolu sermayesinin palazlandırdığı yeni kabakçılar kendi öz uzman aydınlarını yaratacaklar. Rodoplu.sörü. "Bugünkü 'irtica' kavgasının altında Rumeli kökenli ge- zenginlerin iktidar kavgasının yattığının farkında değil misin? Bu defa da edilmelidir. 'Öğretmen olacağız. Alman Yahudi’siydi. Aylık alacaksın. böylesi bir eğitim sisteminden geçenlerin . Anladı." dedi. konuşuluyordu." demiş. imam hatip okullarının sayısına ge- lince. milletin buz gibi bakışlarına leneksel egemen sınıflarla. madde hedef olmuştu. askerde subay olacağız! Tokat atacaksın. "Okuttuklarımız Daha da korkutucu olanı.' Yurtdışında okuyan Türk öğrenci sayısına bak. tabii. irtica. tersine. izimize basarak gelirler götürdüğümüz yere!" Zaman onu haklı çıkarmış. "Geçiştirme. Mülkiyeliler Birliği'nde biri SBF profe- yediğimiz yemeği hatırlamıştım. "Hadi. 163. 'lise ve üniversite öğrencileri arasın"Ne fark eder ki?!" dedi Günay. dönüp dolaşıp. geri dönmeleri ve döndükleri zamanki durumlarını zorlaştıran bir politika ile dış göç teşvik "Evet. maları' da bundandı. "Her şerde bir hayır vardır. Sözümüzü ikiletmezler. Bak üçüncü madde. biri Cumhuriyetten biri de Milliyetten iki ünlü gazeteci ve eşleri ile "Onun için mi?" diye sordum. bürokratizm demokratizme galip gelmişti. Günay. üst baş. köyden harçlık bekleyeceğine. 'öğrencilerin yurtdışına çıkmaları kolaylaştırılırken. kötü mü? Efendi giyim. miş gibi yapma ile plânlı faşizm aynı kapıya çıkar. Fikir babamız ortaktır da!" hızla Tonguçlaşmaları. canım!" demişti Esendal. aylıkçı olup bize katılmaya çabalıyor. tokat yiyeceğine.

Ertesi gün olup başka kamyonlar gelinceye kadar! Öyle de buşonlara. bayat leblebi. o Gümüşhane ki. feminizmden Madonna yamalarına kadar! Öyle gücüme gidiyor ki! güzel çöpler ki! Neler neler yok içlerinde! Bilgisayarlardan elektrikli tirBir tarafta. manda gönüne benzeyen karapestil. Karışıklığı. bu evlerin üstüne sıvayarak meydanda dolaştırıyordu. "Memleketi gerzekler gettosuna döndürdüler!" çesine döndü. İstanbul’a seslendi. boyalı şeker sergilerinin lan kara yazmalar gibi. elini ağzına götürdü. toz anaforlarıyla bura bura kaldırıyor. eriğinden yapılmış.lüyordu. ruz!" "Or'da kimse var mı? Heey!" Günay. meyve süprüntüleriyle kaplıydı. Derin bir umutsuzluk içinde gibiydi. eşek benzeyen sarı bulama. "En az iki asırdır. Kasabanın tek katlı kerpiç evlerine. insan aklıyla uğ- . Şafak'ın bembeyaz saçlı babasını görüyorum. hep yutturdular!" diye söylendi. damperli kamyonlar yaklaşıp. Karasinekler rüzgârla savrumekteydi. tepemizden ta- yor. mişti! Hayvan pislikleri. ama dediğim gibi. çürük sebze. pisliği. İçim sızlı- ruyoruz! Gün geçmiyor ki. dutkurusu. felsefe kırıntılarından ulvi çevreciliğe. kirli çamura '46 seçimlerinde Demokrat Parti'ye teşkilat kuracak beş adam vermeRüzgâr bunların kurularını. Köy Enstitüleri felsefesinin "bütün vahşetiyle" yaşadığını söy"Söyleme böyle! Türkiye'de hiç mi adam kalmadı!?" Maydanoz bah- mi? Bu 'sisi' yarıp kim çıkacak? 2000'e çeyrek var ve hâlâ dalga geçiyoiçermeyen bir umutsuzluktu bu. arada bir kalkıp sonra gene her şeyi kapkara örtraşarak yapılmıştı. tevekkül "Hep yutturdular. 1940'ların Gümüşhane kasabasını düşünüyorum. sanki kendiliğinden değil. onları eşeliyoruz. "Varsa bile 'bir adam'ın hiçbir işe yaramadığını hâlâ öğrenemedin işe yarar bir şeyler bulmak umuduyla Batı'nın çöplüğünü karıştırıp duze çöpler boşaltmasın! O zaman bir telaş yeni dökülenlere koşuyor. Başını üzgün üzgün salladı.

Neredeyse her şeyi üstüne bol benzin dökülmüş gibi tozlu yollarda açlıktan. tam tersine. pürnak nesnel olarak algılayamaz olduklarını. Philipp Frank gibi. engizisyon zindanlarını. Ancak. her şeyi. canım!" dedi. güçsüzlükten geri vermeyecekmiş gibi sıyırıp almış. sayısız kurbanlar vere vere aşıp bugüne ancak yedi yüz yılda ulaşacaktı. parlatacaktı. odundan oyulmuş yamalı kağnıların hantallığına uygundu. bütün bu dünya. Avrupalılar. "Bir yanda yalınayak başıkabak "Hiç kimse 43’ün Gümüşhane'sini. İkinci Dünya Harbi ve izleyen kıyım 'bilimkin bir bıçak olduğunu gösterdi. eşek kadar atların. insanları. güldü. sayısız eşkıya pusularını. teknolojinin iki kenarı kes- . 'vahşi' yerlileri ıslah ediyor "On dokuzuncu yüzyıl sömürgeciliği uygarlaştırma misyonu şeklinde Rodoplu. Türkiye'nin dünyadaki gelişimlerin sürgit gerisinde kalmasının nedeninin de bu patolojiden kaynaklandığını söylüyordu. Yalnız Halis Özden değil. meydanı dolduran kadınlı erkekli kalabalığın durgun mutsuzluğuna. toplumsal sado-mazoşizmin yerleştiği toplumların dünyayı olmaktan gururluydular. susuyor öyle!" görsen! İspanya İç Savaşı'na katılmış bir eski tüfek bilgiçliğiyle. Avrupalı düşünürlerin 'bilimsel' olmalarından kaynaklanan 'üstünlük' iddialarına şüpheyle bakmaya başladıkları yıllardır.kararmış kiremitlerine. Kızgın güneş. her şeye kadir fiziki sellik'in vahşeti önleyemediğini. hayvanları." Metni bir yerden hatırladığımı söyledim. 1940'lar. Bilimselliğin insanoğlunun sorunlarını çözeceğine inançları tamdı. taundan kırılarak. kav çökmüş öküzlerin. Kemal Tahir'in Kastamonu’yu an- Halis Özden’in özlemlerinin sözü geçen adam olacağız. uyuz eşeklerin. bir daha hiç gibi kurutmuştu. bir haklıcılıkla açıklanıyordu. çıplak gökyüzünün bütün maviliğini. kötü mü? zavallılığı! Öte yanda babasının Köy Enstitüsü diplomasını SHP'liler nezdinde bir tavsiye mektubu gibi kullanan Şafak! Beş vakit namazında ihtiyarı bir hoşgörü. uçsuz bucaksız lattığı kadar iyi anlatamaz.

Deniyor ki. doğru-düşünen insan da bizim düşünce sistena körükle gidiyor. Avrupa medeniyetinin. 'eğitimli mankafalar' diye isim taktı. özensiz ve cahil adamların gerçeği göremediği için alay ediyorlardı. 'kokuşmuş Batı' ile ması yine de tuttu. 1930'ların liberal devlet adamları hiç değilse Freud hazırlıklı olurlardı. Bu arada bir de çok ciddi korku gelişti. ama onları var eden ilkelerin farkında değildir.bilimlerin insanoğlunun büyük sorunlarını çözeceğine inanan adamlar etkinliklerini bütünüyle yitirmemişlerdi. Huxley bir takım deneylerin budalalığını hicvediyordu. bilim adamlarını acı acı eleştirmeye başladı. bilim hüviyetiyle bize gerçeğin bütününü asla veremeyeceğini düşünmeye. Freud'cular yangıolmadığı hayvansal içgüdülerinin etkisi altında kalan anti-sosyal bir yaratıktır.' İyi mi? Bu naturmensch fiziki uygarlığın bütün avadanlıklarına sahip. ve Ortega'yı okumuş olsalardı. bilimin. 'Naturmensch' ya da akılcılıktan. 'Dünyanın güneş sisteminin merkezi olmaktan çıkması gibi. Bilim adamları ve filozoflar da dâhil olmak üzere pek ğin. uygarlığın gözü önünde güçlenen naturmensch’dir diyorlar. diğer alanlarda barbar. Batılılar. Sanayi Devrimi'nin palazlandığı 'yığınları' ıslah edememiş olduğuna karar verildi. çünkü 'onu türümüzün geleneksel kül- türüyle eğitmeye vakit bulamadık. Ortega y. İlkeldir.' diyorlardı Sonuçta. akılcı. farkında bile mimizin merkezi olmaktan çıkmıştır' diye yakınıyordu. Marksistler toplum sistemlerini bilime dayandırdıkları iddiasını henüz sürdürüyor." yordu. Bugün Avrupa'ya egemen olan ilkel adam. Örne- ellerine geçeceğinden korkmaya başladılar. Gasset. Maq Lerner. bilim adamlarına uzmanlık alanlarında üstat. 'insan. bilimin sağladığı gücün. psikolojik ve kültürel akılcılıktan nasibini almamış ada' diye bir kavram ortaya çıktı. doğası itibariyle akılcı olmayıp. ama 'bilimin yetersizliği' saptaçok Batılı. izleyecek faşist çılgınlığa karşı daha bir Suat'a anlatıp anlatıp da anlatamadığı 'Bunalım Çağı'ndan bahsedi- .

dokuma tezgâhlarının on binleri aştığını "1940'ların Avrupalısı. Halinize şükredin' diye yandı.yüksek taramalı katot ışınlı televizyon alıcılarına. bak. bir hafta aklını başına toplayamaz. Alaman elçilik müsteşarıyla. Bunun akaryakıt ikmali. Şimdi. manevraların verdiği sonuçlar. grafiklerde görünce herifin gözleri yaşardı. insanoğlunun teknik yüzünden kaybettiği mutluluğu sapasağlam bulunca. Türkiye'ye. haberleşmesi okumuş adam istiyor. erleri ister istemez eğiteceksin. yedek parçası. bir yandan atom bombasından 819 satirli bela. mutluluğunuzu bilin!' diye başını yumrukladı! 'Köyü değiştirecek her davranış tehlikelidir!' yor. Yani silah almazsan yenilirsin. yarmadan içeri. yakıldı. eski çağlar! Makine bizi berbat etti. çağı yakaladılar sanki! Yahu. bakımı. Bunlar belimi bükmese. penisilin G'ye kadar keşfeder. aldın mı subayları. 'iktisat Köylere dağıttığımız çıkrıkların. anlatıyor. teknik denilen rezilliğin önce ordulara bulaşması. Bunlar uydurma değil. Esendal efendi. ama çöplerini nereye dökecekti dersin? Vekâleti'nin sergisini geziyorduk geçenlerde. Arkadan. teknik geri tepti ya. Üç gün yatar. öte yandan bilim denilen kutsal inek'ten yakınıyordu! Güzel. kağnının 'üstünden aldığım herif. Alaman milleti gereğinden fazla okutulduğu için Hitler yakınırken. sekonder radardan. yere göğe koyamadığımız Mareşal Fevzi Çakmak. ben Köy Enstitülerinin lafını mı ettiririm o zibidilere!"' "Onları da kapatacakmış. makineye bindirilmiş birlikler dalacak! Günde yüz kilometre ilerleyecek. alttan tank yüklenip dağıtacak. gözü- . 'Ah. kafa! Yitirdiğimiz cennet budur! Aman sıkı tutun. öyle mi?" "Tabii! 'Ne çare. 'Ah. Everhart geldi. ne diyor biliyor musun? Bizim gerzekler pek memnun oluyorlar! Batı'da kan gövdeyi götürü'O herifler gâvur akıllarıyla biliyorlar da. kamyonla yarım saat gitse. geliştirirken. efendim. safiyeti bozulmamış Anadolu köylerini dolaştı. ben bilmiyor muyum? Asıl Tabii. Hele şim- di! Yukardan uçak. taşıt tutmasından iki saat kusar. Kaliforniyalı Profesör.

"yıllar yılı Avrupa'dan ahkâm kesip. Aliağa'yı özelleştirip . ne liberallikleri sahici değildir! önerdikleri hiçbir sisteme güvenilmez! Ne demokratlıkları. yani yiin usaresini' ararken Jean Paul-Sartre'ı kaçıran Yakup Kadri’den. faşist yet bankası kapılarını açarken 'neler oluyor. Allah'ın belası ahmak!' diyemiyor! Garip şiirler yazıyorlar ya dostlarımız!" Bu terimlerde ifade ettiği zaman. 1975'te. Çünkü teknik geri tepti. 'Batı 'da kan gövdeyi götürüyor. silahlı silahsız bürokratınla iktidarsın. Hitler'in doğduğu Braunau kasabasının yüzelli kilometre batısında Ettlingen öğretmen okulunda öğrenci olup da. Edward Said'in farkına varmayan milliyetçi Kültür Bakanımız Ali Naili Erdem'e. New York'ta ilk Sov- testileri. Homeros'ta 'cihanı beda1918'de Almanya’da. sanayi devriminin palazlandırdıklarından deKöy Enstitülerinin öğrencilerini ne yapıp edip ortaçağ köylüsü tuta- ceremeyen Batı kültürü! Hem dersini bilmezsin. yükselmenin farkına varmayan Tonguç’a. ondan da otomobile geçerek. Onlar gibi kağnıdan yaylıya. yahu?' demeyen Yalçın Küçük’ten. ne sosyalistğildi. Tabii. sosyalizmin farkına varamayan jön Türklerden. kudurduk mu biz?' diyor adam! Çaresi de var. Paris’te göre göre 'üryan kahramanlar' dediği erkeklerin sardıkları 'tüllerle örtülü sebular'ı. Esendal'ın Özden'i naturmensch edip kısırlaştırması gibi. bir Allah'ın 'aydın'ı çıkıp.' cak iğdiş etme faaliyetine Batılıların dilinden bir gerekçe bulunuyor! Neden iğreniyorum bu egemen sınıflardan şimdi anlıyor musun? Bunların likleri. fiziki uygarlığın avadanlıklarından hiç nasibini almamıştı ama naturmensch oluvermişti işte. Ya bizim gibi kağnıdan uçağa atlamak isteyenlerin başına neler gelir? İlerde bu belaya bulaşacaksak bile mümkün mertebe geç buluşmalıyız. 'Geri tepen teknik değil. hem de topunla tüfeğinle. yaylıdan buhar kazanlı demir tekerleğe.müze ne göründü. tekniği insanoğlunun hizmetine vermeyi beGaribim Halis Özden. yani kadınları gören Yahya Kemal'e. ne sosyal demokratlıkları. seksenli yıllarda hızlanan sosyal kapitalizm akımını.

somişti Şafak. Esmer. beyazpeynir. çoğunlukla lacivert. Negative selection'u yerleştirir!" (Bir iki yıl sonra. 'Ich bin nich böse. bir toplama kampına girmiş gibi oluyorum!" yadan geliyormuş gibi bir sesle konuşuyordu. yoksul bölgelerden geldiler. sevgilim! "Bu biliyordu diyorum. rakı göbekleri yaşlarıyla orantılı.' demişti. 'tatlısu muhalifleri' dediği. 'içsömürgeciliğin kurbanı' şafak Özden. cinnet geçirsem yeri. ya onlar!" dediği. Burada bir düzen kurdu"Anadolu'nun benim geldiğim gibi köylerinden gelen insanlar. birlikte yemek yediği SHP delegelerine gitti. şimdi. on ğumuş ve sert. Bir masa etrafında "Koca ulusu. Ölmeden önceki sözünü hatırlıyorum. dedi. kerhen giyilmiş frenkgömAklı. kırgın değilim!. asgari ikisinin saçları boyalı. Halkçılığın yerine pespaye bir halk dalkavukluğu koyar. incir çekirdeğini doldurmayacak şeylerle gün geçiştiren. ortada karışık ızgara. dudaklarını örten bıyıkları ortalama iki santim. 'Çayırtepe Günleri' düzenleyecek. "Ya biz. ucuz takım elbiseleri. tabii! mülü yoktur! Entelektüeli. marul. 'düzenin aydınları'nın Çayırtepelileri iğfal etmelerini kolaylaştıracaktı! Günay. "Yani. Bergen. masada ezme. belki de lim. 'leh bin nicht ülkenin yerlilerine yapılanları düşündüğümde. ülkeyi gerzekler gettosuna dönüştüren iğdiş edilme faaliyetinin elleri kelepçeli tanığıyım sanki! Titremek ne kelime. buydu! "Faşizmin entelijensiyaya taham- böse. münevveri 'aydın'a indirger! Sıradanlığı bayağılığı yüceltir." de- . meine liebe!' kırgın değiAuschwitz ya da her neyse. 'entel'e. leklerinin yukarı kıvrılmış yakaları. "Üst üste yığılı bedenler bizimkilerin bedenleri sanki!" Öteki dünağzı açık ayran budalalarına çeviren. ilk fırsatta çıkarılıp atılacağı belli kravatları. Şafak'ın. düşünüyorum da. üç partili.peşkeş çekmekten ibaret belleyen ‘gabi’liğe" duyduğu nefreti anlamamak mümkün değildi. Asena'ya güller sunduğunu görmedi diye şükrederken. Rodoplu'nun. değil mi?" on üç kişiydiler.

seviyorsun! Ben biliyorum!" zaltına alındım. Yüzbaşı Selahattin'ler cephelerde paramparça olurken. Girdiğim günden '80'e kadar mahallemin değişmez tım. daha rahat ve daha mutlu. ben çok su taşıdım eve.lar. Hepimiz onun için politika yapıyoruz. "Sen beni sevdiğin için öyle görüyorsun." "Takma!" dedi Günay. İnsanlarla ilişkilerimi sürdürdüm. dava açılmadı ama sürüldüm. Halk Evi'ni kurdum. "Ben kravat takmaktan nefret ediyorum!" Rodoplu'nun duralamasına izin vermedi. 79'da ana kademe yönetim kurulu için seçime girdim kaybettim. Eyüboğlu Dijon. Yok. Yine de politik mücadelemi bırakmadım. bu insanların daha sağlıklı bir yaşam biçimi içerisinde yürüyebilmelerini sağlamak için politika yapıyorum. Aydın Güven Gürkan. Çünkü. yoksul insanların. 1970'te Cumhuriyet Halk Partisi'ne girdiğimde yaşım tutmuyordu. Erhat Brüksel'de. başını okşamıştı Günay’ın. Kurucu sekreparti görevlisiydim. Bu düzeni daha ileriye götürebilmek için. ların. Aç kal- Rodoplu'nun sınıfına duyduğu öfkenin onunla ilgisi olmadığını an- Günay. "Böyle daha yakışıklısın!" "Seviyorsun. yok İnönü!" latmak istermiş gibi uzanmış. Bu ülkede ezilen insanbaları yanan bir beldede yaşayabilmeleri. 1978'de ilçe gençlik kolu sekreteriydim. dürbün (30 lira) ve 'Kravatlıları' ve genç adamın ne kadar haklı olduğunu düşünüyordu Co- . Paris'te. Kapatılana kadar kurucu sekreterliğini yaptım. 1977'de ilçe gençlik kolu yönetim kurulu üyeliği yapteriydim. lombia'da 'okuyorlardı! Yurtoğlu kanser eşini ameliyat ettirebilmek için dikiş makinesini (45 lira). işsiz kaldım. Serteller Sorbonne'da. Yaşımı büyüterek girdim Gençlik Kolları'na. hiç değilse sokak lamÇocukların kuyudan su çekmelerini istemiyorum. 12 Eylül'de gödım. Suç bulamadılar. suların aktığı bir beldede yaşayabilmeleri için politika yapıyorum. radyo pikap (190-200 lira). Ne oldu? Yine kravatlılar geldi oturdu başımıza. mahcup olmuş gibi güldü. "Yine kravatlılar!" dedi. Lyon.

' demişti. Maçka tırmanır. neşeyle. birkaç dilde dilbaz. Yüzbaşı Selahattin'in Romanı'nı." diye fısıldadı. "Olur mu. Dorukları çam. suları buz. değil mi?) Ama Serteller oradaydılar çünkü Larousse'u çevirecek Fransızcayı bilenlerle. "O da benim gibi. Günay. Tortul dik rampalı. Cemler. 'Biliyor musun.. Kavalalar. üçüncü kuşak jön TürkNe demek istediğini söylemeden anlamış olması mutlu etti Günay'ı. Ve onlar "bütün zamanlar"ın yöneticileri. "Bilmez olur muyum?" "Ziganaları bilir misin?" diye sormuştu Şafak'a. Trabzon. Yurtoğlu'nun hatıratından aldı bölümleri sansür etmekten utanmamıştır! Çünkü. ünlü Zigana Geçidi. o Selçuk. Ve pek sayın yazarımız. Bülbül köy Lisesi diploması. hiç temsil edilmedi ki! Kendi diliyle konuşmadı ki!" minde yer alır. etekleri elma. kravatlılar takımındandılar. "halk"Senin yerin yanlış. İktisadi Ticari İlimler Akademisi mezuniyetiyle. " "Kuzey Anadolu Dağları kıyı sıralarının Trabzon-Gümüşhane kesi- .025 metre tutar. sert virajlı iner de iner artık. Şafak'a. Pamuklarla baş edemeyeceğini düşünüyordu. nedense diğer şeylerde ve sansür etti! O hatıratın gerisinde. Türkiye'yi gerzekler çı'lardı. bana. 2. Ama haklıydı.. yüzbaşının Atatürk'e. Atatürk'ü eleştirmeye kalkınca 'yanlışlık' yapıyordur! Ne küstahlık. ama aleyhtedir. canım!" dedi Şafak. Konuştuğunda bambaşka bir telden çalıyordu.yatak takımını (15-20 lira) satarken bunlar başköşelere kurulmuşlardı bile! Meydan Larousse'da Selahattin Yurtoğlu'nun adına rastlanmazdı. SHP'den başka gidecek yeri yoktu Şafak Özden'in. çevresine iliş'doğru' olduğuna inanılan Yurtoğlu. ('Burada da iğrenç bir şey vardır. İlhan kin dünya kadar bilgi vardır. gettosuna dönüştüren müstebit malumat istifçileri aynı takımdan. Sinema Günler. leri'nin incelikli müdavimleri.

şömine önünde. Yani. son tahlilde. ıssız vadilerin. çevre maz.Günay. zekâ tokuşturan bir Makyavel'den daha çok keyif almak. canım sen de!" dedi Şafak. mak için rüşvet. bilgiden çok ülkü üzerine yapılanılır! Rousseau ile Voltaire. İsa ile Hazreti Mucilerle dünya nimetleri ululayanlar arasında gider gelir insanoğlu!" hammedi!. karmaşasından. pek de inanmayarak dinlemişti. sanayi kadar 'gayri-tabii'dir. 'ne halleri varsa görsünler' diyerek bırakmak ya da 'malusında gelir gider insanoğlu!" mat'ı ululamak. aceleciliğinden yakınan şiirler yazılır? Kırsal yaşamın asude coşkusu dile getirilirken. lâzım anlaşılan! Biz işimize bakalım!" Pastoral romantizme kaptırdığını biliyor. Avlanmaya kurgulanmış insanoğlu için. Yaşamı bir Budist asgarisine indirmekte erdem bulan perhizdum doğrusu! Ama ciddiyetle dinlenmiş olmalıydı ki. kuşaklar yorucahil köylülerle sohbet etmekten. şehir yaşamını uygarlığın temeli bellemek! İkisinin ara- . Lao Tze ile Konfüçyüs. yani gübre. Biliyor musun. Şafak hayretle. hayvanlarla dost olmak. yağmur bekle! Sadakati güvence altına alkirlenmesinden boğul. fabrikaya tıkıl ve robotlaş! Yine de. Şafak Özden'in bütün bunlardan ne anlamış olduğunu merak ediyorinsansız dağların sükûnetinin yaraları sarıcı bir etkisi olduğu yadsına- fikir için çarpışır. o fikir konjonktürünü tamamlar. Lao Tze ya da Aziz Fransis ile kırlara açılmak. eskir. yazılı tarihten bu yana şehir hayatının zalim kavgacılığından. ama kendisini alamıyordu "Hadi. "Köy şiiri yazmak için kentli olmak "O kadar haklısın ki! Doğaya dönüş özleminin garip bir kendini kan- dırmaca olduğunu düşünürüm hep. "Bir ya da birkaç kuşak bir lur. Yirmi yılda yirmi gün gitmemişti Gümüşhane'ye. Hemen her zaman nankör bir toprağı belle. fikirlerin de insanlar gibi ömürleri olduğunu anlattı Rodoplu. elinde konyak kadehi. yani baraj ver. kaynayan dünyayı arkada. tarım da. Rousseau. yani endüstrileş. küçüklerine düşüncelerinin ancak bir cüzünü bırakırlar.

"Ben de severim. bunların hakkından gelebilirlerdi! "Sana para lâzım!" diye mırıldandı." daha sıkı sardı. Para lâzımdı. bayılıyorum onlara." manı yazsana!" Yeşil elma kokulu Şafak Özden. "Biliyor musun. Şafak. sömürgecilere karşı halk ayaklanması! Üstelik demokratik yolla! Olmayacak bir şey olmadığını düşünüyordu. sanki halk ayaklanmasıydı. Ziya Bar'ı hatırlayarak. "Değel mi. hâlâ öyleyim. Kırları seviyorum. öçlerini alacaklardı. Sen onları tanımadın daha. bir aşk ro"Yazıyorum. anasını satayım!" Altmış yılda aydınlar devletinin Türkiye'yi getirdiği yer belliydi! Osmanlının yasağı üç gün! Kaldı ki." kırlarda! Hani o Kilyos civarındaki kır lokantaları var ya. "Bak. Öyle dinleniyorum ki. Lokantalara. "Onları da getir. kendin pişir kendin ye." "Getireyim. Günay Rodoplu. faşizme. plân lâzımdı." dedi Şafak. "Bir akşam yemeğe getirsene ortağını?" "Benim iki tane ortağım daha var. istersen!" demek istiyordu." dedi Rodoplu. boynuna sokulmuş serin burna bir öpücük kondurdu." Okuyan köylü çocuğu ne ister? Köyden kurtulmak! Özdenler kurtulmuşlardı işte! Ve şimdi İstanbul'daydılar.ama öyle bir kelimelendirmişti ki! "Neye?" "Bütün bunları bırak Ziganalar'a dön. "Lüks yerlere. hayatım. Bir türlü alışamadım. ne diyeceğim. örgüt lâzımdı. ya!" diyerek sarıldı." dedi Günay. köylü tutmamıştı enstitü işini. ama hepsinden öte akıl ve iyi niyet lâzımdı ki. "yazıyorum!" . "Alsınlar. "Bir gün gidelim. ha?" "Tabii.

konuşur- tanıyamayacağını düşündüğümü hatırlıyorum. Bu adamı hiçbir zaman gerçekten rında olmalıydı. sinsilik değilse bile. örtülülük izlenimi verdi. . Kırk civaken. Yüzünü aniden kapsayabilen sıcaklığa rağmen. Günay'a. Uzun boyu. Dikkatini milletvekili adayı Erol Çiçek üzerinde yoğunlaştırdı. gözlerini kaçırma eğilimi. güçlü yapısı. "Şiran gibi mi?" "Yo. Daha erkeksi. dökülen saçlarının kazandırdığı geniş alnı ve gür bıyıkları ile Erzurum Dadaş'ının somut bir biçimlendirmesiydi Çiçek. dördüncü ortakları. Onur Oflu gelememişti. Duran'ı tanıyordu." diyerek gülmeye başladı. hayır.III Misafirleri gülleri ile geldiklerinde sofrası ve kendisi hazırdı. Hırslı. "Fatih" burnu.

onlar da. entelektüel. sonra bir saatte. dağ gibi yığılacak bulaısıtacaklardı. politik. Erhan Alptekin'le görüşmesinden çıkardıklarını anlatıyordu. "Gel. başlayalım. Politika konuşmadan "Ne istemiştin. otur da. seslerinde en ufak bir sitem olmaksızın sitem ne kelime. Günay Hanım. Keyifli bir gece geçirecek. "Çok acıktım. evime dönecektim. sahici yaşamlarını asla paylaşamazdım! İşte! Kendimizi kandırıp. sen?" Şafak'a döndü. dalgalı. herhalde. Rodoplu. devinim yeniden başlayıncaya kadar dinlendirilmenin nasıl bir şey olduğunu merak etmişimdir. herhalde! beline kadar uzun. ikmale kalmış çocuklu "Ne komiğim. eve geldiğim için minnettar olup bana sarılacaklardı. Melek yüzlerinden öpecek. değil mi? Hangisini 'gerçekten' tanıyabilirdim ki?! Üçü yaşamlarını. İnsanın kendisi orada olmasa da yürüyen bir düzeni olmasının nasıl bir duygu olabileceğini hep merak etmişimdir. Yani. Ha. temiz çarşaflı bir yere gidip. elimde ekmek sepeti. dostçuluk oynuyorduk. baldızlı. Erol. sonra darmadağın olacak sofrayı topladıklarını. evli değillerdi! Evli olsalar benim onlarla olmam söz "Herhalde! Neyse. hatta cinsel bir doyumdan sonra gecenin bir saatinde kapının her an açık olduğu. O gece bir ara hayalimde kendimi üç kadının yemeğe davet ettiği bir erkek yaptım. biz böyleyiz işte. Duran'a kızıl. Neyse. Erol'a kömür gibi siyah. kartofel? Bayılırım Kartofele!" edemiyoruz!" . da!" dedi Şafak. ısıttığı yorganın altına giriverecektim! İyi mi? Onları kıskanıyordum. sen!" Ama. Çocuklarım çoktan uyumuş olacaklardı. mı. tabii. o da eğer istersem. Çünkü. salona döndüğümde. kendi yataklarını da kendileri konusu olamazdı! Nasıl ama?" "Delisin. Kartofel var "Affedersiniz. intikamımı aldım! Şafak'a sarı. Erol'a Sarıyer'deki durumu soruyor. Duran. kısa ve kıvırcık bir peruk taktım! Az şıkları yıkadıklarını hayal ettim. Sonra karımın yanına gidecek.de evli barklı adamlardılar! Kayınvalideli.

göz kırptı." "Nerelerde bu bölgeler?" "Bilmiyorum. "Biz onun içinden nasıl çıkarız?" ralım. . Değel mi." "Canım. ben hiç duymamıştım. "Değil mi?" Erol da. Günay Hanım?" dan bahsetti ama. Duran gibi düşünüyordu. Levent'te. patatese!" "Hay Allah! Bilsem. Evi de. Başkan'ın kendi kontenjanındaki arsalar daha iyi yerlerde tabii. yarasın!"lar. Etiler'de. da!" dedi Şafak sonunda. Duran. Sarıyer'de filan. "Şafak dün öyle bir uygulama"Çoktan beri var." dedi Şafak." yerler. "Niye çıkamayalım? Taşırım şirketi buraya. Avcılarda var. yirmi-otuz daire ama en ucuzu 250 milyon. Tabii. Bayılırım. Günay Hanım?" "Başederiz. Duran. 'Yirmi-otuz dairelik arkadaşını makul olmaya davet etme görevini üstlenmiş bir adamın örtülü sabırsızlığı vardı. "Biz o kadar lüks inşaatla başedemeyiz." peratiflere arazi tahsis ediyorlar." diye itiraz etti." dedi Şafak. Rodoplu'ya döndü. "Gecekondu önleme bölgelerinde koo"Çeşitli yerlerde var. o anda. kızartırdım!" nuşmaları devam etti. da!" dedi Duran. daha iyi yer- lerde de var. belediyeden arsa alıyormuşuz. yine başederiz. "Patates. Biraz da biz otu"Etme." Rodoplu'ya döndü. Duran'a. Kartal'da var." dedi Erol. sesinin tonunda her zaman yükseklerde uçan "Ama. Etiler'de. "Hoşgeldiniz!"ler arasında Erol'la Duran'ın ko"Yetti. "Öyle değil mi. Şafak da!" dedi. Şafak. "İş konuşmaya geldik buraya!" "Ha. "Öyle mi?" "Kızartma. onlar da küçük. her türlüsüne bayılırım!" "Hadi."Kartofel." dedi Rodoplu. Alınacaksa onlardan alınmalı. başederiz! Evleri ipotek eder. haşlama." kız?" "Olur'u konuşalım. öyle değil mi. "Etme." dedi.

Dayanırlar ekmeğe. "Benim Babam Köy Enstitü- . "Hatırlıyor musunuz. sevimli bir ifadeyle. Erol Çiçek'in kızardığını gördü. "Gördün mü. çen defa bana. "Ayda gibi"Sen boşver. Palandökenler hep rüyalarıma girerdi.. Günay Hanım?" "İçindenim. Günay Hanım?" güzel türkü söyler ama!" dedi Duran." arkadaşlarına döndü." dedi Şafak. "Siz de kimsiniz?" "Biz köylüyüz." zamanlar." dedi Erol. yüküm eriktir... "Ge"Aşşahtan gelirem. bak! Bizi bizden daha iyi biliyor! Aaa. "Sen anlamasan da olur." diyerek güldü. ete! Ben memur çocuğuyum. bilirsiniz. unuttun mu? çiftten çubuktan çıkmadım. o zaman da." dedi Rodoplu. Sizin gibi. "Değil "0 kadar değil canım! Erzurum'u bilirim. evet. gülüm." Rodoplu'ya döndü. o zaman. Rodoplu. "Erzurum'u bilir misiniz?" "Günay Hanım'ın bilmediği yer yok ki!" diye araya girdi Duran. Yurtdışında olduğum "Şimdi de sana Emrah'ı sorarsa. saksıda görür bunlar." kadına döndü. ama arkadaşım da Günay Hanım. Sen otur "İçelim. sünden mezundur. Ben seni hiçbir şeyle uğraştırmayacağım. "Başka şeyler konuşalım. Gümüşhane'de sebze filan yetişmez." başını işaret etti. "Bayburtlu Zihniyi sormuştu. "Şimdi. kitabını yaz. Sebzeyi kafaları çalışmaz demek istiyordu. Rodoplu. O kadar severdim!" Erol'a döndü." "Ne ekmeği be oğlum? Ete.yim!" "Ben ne konuştuğumuzu bile bilmiyorum. koca bir adamın utangaçlığının hoş bir tarafı olduğunu düşündü. da! En köylümüz de bu!" Şafak'ı gösteriyordu. şaşma ha!" Duran uyardı Erol'u. Türkiye Cumhuriyeti'nin onurlu bir öğretmeninin oğluyum.." dedi Erol. da!" "Erzurum'un neresindensiniz?" mi.

Köy- lerinden yarım pabuç çıkmış. o dağlar gibi heybetli. tabii de. "İTÜ'den öte köy var mı. Türkiye'de var mı?" lantılara hiç gelmiyorsunuz. "Referandumda 'hayır' oyu kullan"Aksinin. Çorak betonda açan bu çelimsiz koncayı. Bir Adalet Partisi'nde ya da ANAP'ta da yer alabilecekken. "Sevmeye silahlandığını" hissetti Günay.goncaya takılı. "Var. "Top"Ben muhalifim. Erbakan! Meydanlarda görmek istemiyorum." Erol Çiçek'in gözlerini üzerinde hissetti. ketum ve dimdik Anadolu çocuklarıydılar." diyordu. "Müdür malzemesi." dedi Rodoplu. okumayı becermiş. ülkenin çıkarını en iyi kolladığını düşündükleri bir partide mücadele vermeyi yeğlemişlerdi. Günay Hanım. arsa tahsisi meselesini görüşmeye gelmiş inşaatçılar de- ğil. ne de ." dedi Duran Kuran. Kelkit gürledi. ya da İktisat Fa"Sizi aramızda görmüyoruz. gözü maydanoz bahçesinde titreşen Ziganalar'dı. inceden esen yelin şefkat dolu serinliği yüzünde dolaştı. 70-80 kuşağına ihanet olduğunu düşünüyordum. emektir!" Arkasında gördüğü karşı apartmanın pençeleri değil." "Hâlâ da öyle düşünüyorum! Bir daha ne Süleyman Demirel. para kazanmayı becermiş." diye ek- dım. düzinelerle bakara gülüne değişmeyeceğini düşünüyordu. "Aşk. 'belediye başkanı' malzemesi!" kültesi'nden?" Cevabını yine kendisi verdi. mezdi! müzmin muhalefet partisinde olmalarının ima ettiği yiğitlik inkâr edile'milletvekili' malzemesi. Türkiye Cumhuriyeti'nin sağladığı olanakları heba etmemiş. ledi." "Türkiye'nin fiili taşeronları bunlar. da!" dedi Günay. başı pare pare "Biliyorum. çam kokusu sarhoş etti. Misafirleri. Erol Çiçek'ten yana baktı.

ayıp olacak şimdi!" SHP'liyim. şimdi de "Peki. sosyaldemokrat-Dev Genç çatışmasını anlattı. "Öyle. CHP'nin devamıdır. gülüm?" "Daha yaşın kaç." diye başladı. korkaklıklar yeniden yaşandı. Ülkücülerin Şişli'deki binalarında bir arkadaşlarını nasıl esir tutihanetler. o bölücü. o kadar beklenmez! Ben yirmi yıldır politika yapıyorum. Rodoplu. rakının kamçıladığı hüzün. "Hayır. aşırı sol- adam da öyle. da!" dedi Duran Kuran gülerek. bir devrimci olduğunu ima ediyordu.. "Başka şeyler de var ama. Rodoplu." Erol Çiçek'i gösterdi." "SHP'de değil. efendim. işte o kadar!" dan şikâyet ediyorsun da. kendilerinin polisi itip içeri girdiklerini anlattı.. sen hep Parti içindeki Kürt-Alevi bölücülüğünden. hiçbirimiz SHP'li değiliz. havayı dağıt- . Çiçek. SHP. bir şey söyleyeceğim. maya çalışıyordu. "Erol'un sesi çok güzeldir.zin gibi insanlara her zaman ihtiyacımız var. acılarla dolu bir dönemin fon müziği işlevini görüyordu. Karanlık köşelerden patlayan kurşunların altında yapıştırılan afişler. de bu CHP?" "Bırak." dedi Erol Çiçek. Bu durumda Ecevit'in savunduğu daha makul değil mi?" "Ne olmuş?" "Ömür mü yeter?" "Ecevit'in barajı aşabilmesi için kaç sene lâzım." dedi. "Nasıl CHP'liydiysem. kadehinin içine "Nurhak sana güneş doğmaz. Bu "Biz ikimiz nelerden geçtik! Bir keresinde.." diye mırıldanmaya başlaması ile arttı. başın kaç?" diyerek güldü.. Rodop- lu'nun çok iyi bildiği. Şafak'ın." dedi Duran. Günay Hanım. "Bizim si"Canım. niye Ecevit CHP'si değil. Şarkının Dev-Genç'i simgeliyor olması önemli değildi. Erol tuklarını. onun için soruyorum. gerçek "Ben SHP'liyim arkadaş!" dedi Şafak.

ra bakışlarını geri çevirmek istemedi. dizlerini kırmaya zorladı. "Eze ezeden oğlan. bahçeyi dolan da gel. bu kadar kötü söylenmesine dayanamazmış gibi devraldı.. "Seninkine bak!" der gibi göz etti." dedi Şafak. Şafak.olduğunu biliyordu.. odanın boşluğuna getirdi. dönüşümlü oynadılar. Rodoplu. Zincirbozan'dayken haftada en az bir kez aramıştı. te. Rodoplu içinin şefkatle dolAralarında CHP üst kademesiyle dolaysız teması olanı Duran Ku"Umarım sizi düş kırıklığına uğratmaz. uzandı. bunu bekliyormuş gibi elini avucuna aldı." dedi Rodoplu. sımsıkı tuttu. elini Duran. lamıyorum da ondan. aney. onu düşününce." "İnsan niye SHP'li olur. da!" dedi Şafak. doğru dürüst bir cevap bu- . Halay çekmeye durdular.. get! "Te. Günay. ran'dı. "Kapının deliğinden beni gözeten oğlan." "Tanır mısınız?" "Aynı çevrelerde dolaşmışlığımızdan tanırım.. Türkçü Sabahattin'i hatırlıyordu. elinden çekti kaldırdı. Deniz Baykal'a duyduğu sevgi ve güveni anlattı. Oda dört kişinin oyununu kaldıramayacak kadar küçüktü. Erol'a. elini okşadı. omzuna attı." "Öyle mi? Bize bir türkü söylersiniz artık!" "Nazlanma. te!" yüreklendirdi." "O. SHP'nin şansı olduğuna da inanmıyor. hapishaneyi hatırlamasının mukadder Para kazan oğlan!" Erol. Duran'ın son"Pek şansı olmadığını düşünüyorum. "Almalar olanda gel. Şafak coştu. başka bir Erzurumluyu. Şafak'ın karakolları. Babam sana kız vermez. " duğunu hissetti.

yani. bu dünyada Müslüman'a uyar." de- di. katılımcı demokrasi" diye zaten Anayasa hükmü olan . 'Komşusu açken tok uyuyan bizden değildir. Ziya Bar entelleri değilsiniz. "Hiç değilse. faşizm. deyip duruyoruz da. cesedini askeri helikopterden atıp yok etmişler. "Delege kimlik kartı. Yani. Bunu hissetmeniz gerekir." dedi Duran. Saidi Nursi önemli bir adamdı. benim sülalem dincidir. değil mi?" "Öyle. lise sona kadar Nurcu'ydum ben. ama. "Benim babam bildim bileli CHP'lidir. Bize yapılınca faşizm." diye açıkladı. rum!" dedi Duran. Faturasını çok ağır ödüyo"Kaldı ki." Yanlış anlamıştı. Mezarının yıkılmasını asla "Öyle." camiden çıkmıyor. ne olup bittiğini bi"Bilmeden lâf eden. "Ya da şöyle söyleyeyim. tabii. Siz tabana ya- elbette daha adil bir düzeni gerçekleştirmeye yardımcı olur. ben de bilmiyo"Çok yazık. hakça bölüşüme karşı çıkacak Müslüman kın insanlarsınız." dedi Rodoplu. İlle de Tanrıtanımaz komünizm değil ama. Günay Hanım. İş ki. Biliyor musunuz.Baha'nın torunuyum ben. 'çoğulcu. ben. hak etmedi!" "Vallahi. sizin takım işin farkına varabilsin. başkasına yapılınca mubahtır. öbür dünyayı kurtarır mı? Ha. yoktur." dedi Şafak. "Ne kadar şanslısın. İslâmiyet'i tükaka etmek SHP'ye bir şey kazandırmaz. sosyal demokrasi "Doğru söylüyor. size bir şey söyleyeyim mi Günay Hanım. olmuyor tabii. Günay. Ağlak lecek kadar din bilgin var! Şaşkın İttihat Terakki torunu değilsin!" Duran'ın duraladığım fark etti. ruz. yahu! Yaşlandıkça daha da beter oldu!" "Niye çıksın. "Mesela.' diyen Hazreti Muhammed'in kendisi. canım?" diyerek Şafak'a döndü." Erol'un kaşlarını kaldırdığını gördü. Eğer doğruysa. "Öyle ya. faşizm. Allah bilir.

tanımlamaları bırakıp. Alevilik istismarı." "Koyun gibiyiz de. Hüseyin. "Biz tabii Atatürk’ün çiz- şünmemişti bile. "Oh. serbest piyasa ekonomisinin erdemlerini savunan bir partiye oy aşağılayacaksın. ondan!" deyiverdi Şafak. bu hadisi slogan yapsan çok daha fazla oy alırsın! vermeye devam ediyorsa bu işte ciddi bir yanlışlık var demektir. ama biz SHP'liyiz'i oynuyorsunuz. ben benden akıllısından hoşlanmam. oh. Selamet iktidar olurdu. hele de Asya kökenli bir Türk olup. Ama." diyerek söze girdi Duran Kuran. düpedüz din istismarı yapılmasa. ha!" bir öpücük "Estağfurullah!" dedi Rodoplu." "Ben de onu diyorum. bunun bir uyarı olup olmadığını dü"Efendim. biraz hem kellik dilerini temsil ettiğine inansalardı. yani. kondurdu. taşı gediği"Bence." "Ya da Refah. yalancıktan azarladı. "Hiç yakışıyor mu. sosyal demokrat da yok!" "Bırak efendim." dedi Şafak yeniden. diği Misak-ı Milli sınırları içindeki Türkiye'nin bağımsızlığından. Deniz Baykal şundan birkaç yıl önce." "Refah demek istiyorsun. sizin parti bu kadar karışır mıydı? Kaldı ki. sana!" "Bırak efendim. Kerbela diye oy avcılığı yapacak da oy alamadığı zaman halk koyun olacak!" Şafak'a döndü. görüyor ki!" kadının kulağına eğildi. Rodoplu." dedi Rodoplu. Müslümanlar ken- ne koymuş gibi kurnaz kurnaz gülerek. Affedersin. Bir Müslüman. oh! Halkçılardan gel!" dedi. hiç alakasız bir yerde. o öyle zaten. bütün- . Alevileri ortaya atıp. kapitalizmin acımasız- lığını. '"Yok aslında birbirimizden hem fodulluk oynanıyor. sanki öteki partiler bizden çok farklı!" "Ne büyük haksızlık! Sen adamın mukaddeslerini sabahtan akşama farkımız. "Bunu kim senin gördüğün gibi "Bana bak. bütçe konuşmalarında. "Ya da memlekette yeterince Müslüman yok!" dedi Şafak. Hasan.

"Siz bilmezseniz kim bile- . "Siz söylediniz diye söyledim. Papaza kızıp oruç mu Günay'ı ne kadar şaşırtmış olabileceklerini tahmin edebiliyordum. skolastik batağa saplanmış bir medrese hocası değil. Her şeyden önce bir eylem adamıydı. Büyük Millet Meclisi daha henüz olarak bilincine Kurtuluş Savaşı ile varmıştır diyeceksiniz. Rodoplu. sen bu adam gibileri dışlayacaksın. Behice Boran dâhil. şiar edinmeyen var mı. Niye? Kimi koya"Vallahi. Türk halkı bir millet "Eee. "Saidi Nursi sadece bir örnek. Erol. Duran.lüğünden yanayız. bu da mümkün olmadığı için tutarsızmışsınız izlenimi vereceksiniz!" bozulurmuş!" "Baksana. Kurtuluş Savaşı'nda Kuvayı Milliye'yi destekledi. kardeşim! Bilin. 'Japonları örnek almamız lâzımdır.' diyecek kadar da ileri görüşlüydü! Türkiye caksın yerine? Nedir bu savurganlık? Ne kazanacaksın?" Birden sinirlendi. Misak-ı Milli'yi ilân eden son Osmanlı Mecli- ortada yoktu. Atatürk ilkelerini savunmayı şiar edinmişiz. ama artık!" deyiverdi. "Şu Saidi Nursi. elli yıl önce. arkadaşlarına bakarak. öte yandan. sahip çıkın! Yeniden yorumlayın. cek?" bağımsız olmasın demediği gibi. Avrupa medeniyetini almayalım da demedi adam. Bir yandan. Milli'den bahsediyorsun. Olağanüstü bir adamdı. buna da razı olduğunu söyleyecek kadar da. İstiklal Savaşı'nı antiemperyalist. Şimdi. onun ilkelerini. öyle şartlanmışız. Misak-ı si'dir. anti-kapitalist bir savaş olarak değerlendirdiğimiz için. Atatürk değil." diye başladı. Neyse. "Bil. Amacına ulaşması cehennem alevleri içinde yanmasına neden olacaksa. bilmiyordum." dedi Duran. anlatın." diye atıldı Rodoplu. milliyetçiliği de ne hale getirdiler!" dedi. 1920'nin Ocak'ında. kardeşim? Bak. Duran Bey. halkçıydı! Düşünebiliyor musun." "İyi de. şimdi kullanacağım kelimeyi yadırgayacaksın ama. Avrupa medeniyetini alırken. milliyetçiliği tükaka eder gibi yapacaksınız.

İngiliz "Adamlar işe bir İngiliz sosyalizmi nasıl kurulur. komşusu açken tok yatanlardan değilsin. İngiliz işçi sınıfının Büyük Yalan orada tutunamadı! O da. lendirecek. Elli beş milyonluk koca Türkiye'den. İngiliz Fabian Cemiyeti kurulduğunda bu kadar üyesi bile yoktu." diye ekledi. yadsımıyorlardı ama işçi sınıfının asıl gücünün ahlâkından kaynaklandıbu sapma yani uyarlama sağladı. İngiliz işçi sınıfının yaradılışı itibariyle. İngiliz tarihi." dedi. oluşumları yorumlayacak." İşçi Partisi'nin çekirdeğidir. şuydu: Adamlar. Sermaye ile emek arasındaki çelişkiyi Bakın. Mesela. İngiliz işçi sınıfının desteğini yi. Önce imama küfretme- . Bir hayhuydur yeter. böyle: İngiliz sosyalizmi. İngiliz İşçi Partisi'nin hamurunda temel bir ahlaki sav vardır. beş yüz kişi çıkmaz mı?" "Ne olacak o beş yüz kişi?" "Ama. sonra bize gel. aksine. Marx'ı. değil mi?' diye sorup. "Fabian Cemiyeti. 'Yabancıların ihtilalci yöntemleri bizi ilgilendirmez. ne yaptığımızı bilmiyoruz. ana değerlerin üzerine inşa edildi! Ne gibi? Mesela." dedi Duran Kuran. bakın. Yani. fıtraten. biz. 'O zaman. sen. ahlâki değerleri çerçevesinde yorumladılar. Günay. zaman da yok. daha da önemlisi. İngiliz ekonomisi. karının başını açmayı öğren. diye başladılar. gibi. Hayat gailesi. Fabian Cemiyeti'ni bilmediklerini fark etti. SHP'ye kaydolacaksın Bu Marx'tan esaslı bir sapmadır. "Bakın.' diye başladılar. İngiliz sosyalizmini geliştireceğiz. olumlu cevap aldıktan sonra. bundan bir asır önce. "Gerçekten.' diye başlayıp. gidiyor işte!" İpin ucunu kaçırdık bir kere. içki içmeyi. işçiye gidip. nedenini açıklamak. ne inşa edildiyse. 1883'te. ana değerlere dokunulmadı. Ay- "Araştıracak! Öğrenecek. küçücük bir grup "Haklısınız. sosyal adaletin gerçekleştirilmesinden ğına inanıyorlardı! yana olduğunu iddia ediyorlardı. Erol. İdealleri kelime- nen. çünkü biz ile- arkadaş. biz. ama."Doğru. yakalayabilirsiniz!" Israr etti. 'Bak.

Kuran'dan yakın gelebilecek ayetleri an- latmakla. mesela. yav!" "Yapma. yani. herkesin "Yok. Duran. Mekke döneminde. "Marx'ın öğretisinin namusunu korumak bize mi kaldı?" diye sordu. Müslümanlarla uzlaşma yolu vardır. İşçilerin cumaya gittikleri "Hadi. şimdi. çıktılar işin içinden. onların Müslümanca yaşamalarına izin verdiği sürece detant mümkündür.' demiş. bu . bu yol denenir. Uzlaşma yolları ararlar. asgari müştereklerle başlarlar. Tersine. Necaşi. valla. Başarıları da mey"Baban." Şafak'a döndü. Habeş necaşisi Hristiyan’dır. '0 adaletli bir insandır. hakkında sorular sorduğunda. Ama. Şafak." gönlünde bir aslan yatar. Mesela. Bu bir veri.' gibi değil! Efendim. uzlaşarak. birlikte yaşanır. O zaman yapılacak şey. camiden çıkmıyormuş. canım sen de! Olacak iş mi?" "Niye olmasın?" "Bırak. Meryem'i anlaŞunu söylemeye çalışıyorum. Hazreti Muhammed. bunun ne olduğunu da bilmezsiniz. İslâmiyet'te eman müessesesi diye de bir şey vardır. efendim! Adamlar şeriat istiyor. En kötü ihtimalle.riciyiz." dünyanın içinden çıkayım da. bu kabul. da İngiliz sosyalizmidir. ama. canım! Refah Partisi'nin aldığı oy ortada! Yine de. bu sosyalizm değilmiş! Ne gam?! Adamlar bu danda. de bir veri. Habeş necaşisi bile olsa. Tabii." dedi. Silah zoruyla değil. üçleme yapanların müşrik olduğunu söyleyen ayetten başlayıp. Adalete riayet edildiği sürece Müslümanlar uzlaşmazlar diye bir şey yoktur. işi yokuşa sürmezler. Müslümanlar Habeşistan'a sığınmak zorunda kalırlar." "Efendim. sosyal demokrasiyi camiye getirmektir. orada yaşamalarına cevaz vermiştir. "Aman. dediler. yine aynı dönemde necasi olanlara İslamiyet tırlar da. gülüm. Türkiye Cumhuriyeti. Pekâlâ. ahiret kalsın!" "Şu üç günlük dünyada uğraşamam!" dedi. Ne bileyim.

' deyiverse. Duran. kaybedilen zamanın haddi hesabı döneme İsmet Paşa'nın sayesinde girdik!" "Demokratikleşme yok. sen. "Doğrudur. kendisine aforoz edilmiş bir geçmişin bilgisini yediremez. dillendirmeyi. bir insan. bakıyorum. ne fark var? Yani." dedi. ya liderdir ya değil- dir! Şimdi. o senin dediğin devlet adamları değil "Dur bir pırtık. biliyor olmayı bile yediremez!" rinin ona nasıl bakacaklarını düşünebiliyor musunuz?" "Haklı da. kim ne derse desin. Ama. ekonomik kalkınma desen yok! Yapılan yanlışların. o da gülüyordu. kim?" sonunu duymak istiyordu. kapıcı karılan bile sırt çevirir. Erol. Şafak bile hâlâ. ken tok uyuyan bizden değildir. toplumda haydi haydi yaşarlar. CHP'li olmaktan bahsediyor! İsmet İnönü dönemi sanki asr-ı saadet yok! Ne var?" mübarek! Nesi asr-ı saadet? Demokratikleşme desen yok. da!" diye müdahale etti. 'laik' ya. en ilerici geçinenimiz bile statükocu. Şafak. konuşmanın "Kapitalist bir toplumda yaşayan Müslümanlar. neticeden bir mesaj iletilmek istenmiyor mu? Niye or"Okumaz. sertçe. uğraşacak"Boşverr! Biz ne devlet adamları gördük! Bakma. 'Ben sosyal demokratım." diye ekledi.sın!" dedi Rodoplu. dostumuz." dedi Günay. biz onların "Türkiye'yi bu hale getirenler. kim ne diyebilir? 'Toprak işleyenin su kullananındır' ile 'Yeryüzünde ne varsa Allah'ındır' arasında tak bir dil kullanılmasın ki?" "Erdal Bey de amma hadis okur ya!" diye gülmeye başladı Duran. Bırak. sosyal demokrat bir "Bir Erdal İnönü çıksa. Benim arkadaşlarım koç gibidir." dedi. Şafak. Rodoplu. olur mu?" diye söylendi. tabii. "Çok partili . "SHP Kadınlar Kolu'nun vizonlu Atatürkçüle"Vizonluları bırak. koç!" mi? Kim derleyecek toparlayacak? Sizler de kıpırdamazsanız. "Türkiye'nin siyasal kaderini biçimlendirmeye talipsen. çünkü komşusu aç- hepsinden iyiyiz. "Bir kere.

bak. birincisi. o kadar çok kişinin paylaştığı bir yalan ki. toplum sıhhate kavuşamaz! Biliyorum. bu! Doğruyu duyduklarında insanların yüzlerine bir maske iniyor sanki!" "Politika ve eylem adamlarının en zayıf yanı. Bayburt ya da Erİnsanları yorduğu. biliyorum. belki de onunla övünmeye gelmişti. genç adam. vatandaşları günün çetin kavgalarında yer alırken yıldızlara serenat besteleyen bedbahtın adı savaş kaçağıdır. çünkü Alman modeli üzerine kurulmuştu. Girebilmenin iki koşulu vardı. öylece oturuyordu. düşünce adamını küçümseyişleridir. bir elimizle. Almanya'ya savaş açmış olmaktı ki. harbin bitimine on dakika kala ilân etmişti. camiden çıkmadığı zaman lar. Abdülhamid'in Meclis-i Mebusan'ı açmaya razı olmasından farklı değil"Ne kadar büyük bir yalan yaşadığımızın farkında mısınız? Değilsi- niz. kanun olur. Yani. Köy Enstitüleri’ni kapattı- "Değil be.. Oysa. beklediği gibiydi: gözlerini rakısına dikmiş. ikinci koşul da çok partili olmaktı. Ama. Birleşmiş yani komünist. eğer kurtuluşumuz. Göz ucuyla Şafak'a baktı. kadınını can dostlarına tanıştırmaya. küsüyor insanlar! Farkında değil misin?" du. malum. Değil! Müttefikler dayattılar. dir!" İşte.. kardeşim. kuram ile eylem el ele vermedikçe. Gümüşhane." Şafak'a döndü. Masada oturanların sıkıntılı yüzlerine baktı. oldu garibim! Şöyle bir düşün.Milletlere. var mıydı? Neyse! "Senin babanın evini yıkan da bu oldu. hoş bir gece geçirmeye. Birleşmiş Milletler Tüzüğü de kanun oldu. Daha da kötüsü. onu CHP hükümeti zaten daradar ve en haysiyetsiz bir biçimde. Değilsiniz. Bak. Almanya yenilince tükaka. o kadar uzun zamandır. İtalik'ler devam etti. Bizde uluslararası anlaşma- kimse kendini kandırmasın. keyiflerini kaçırdığı düşüncesi giderek hâkim olİzleyen sessizlik ürkütücüydü. ya. çünkü. Beyinle kol. lar. . İnönü'nün Demokrat Parti'ye göz yumması. biz. 10 Aralık 1945'te girdik. Günay'cım.

ona da sahip çıkmaktan bahsediyorum. camidekileri AKM'ye sokmaktan geçecekse. onu da bilmiyorum ki. çıksın? Bak. birleştirici olmak zorunluluğu vardı. asr-ı saadet hülyasının rehaveti!' "Bir yandan da hizmet etmeyi sürdürüyordum ki. sen değil de. Şafak. iktidar anlamında kullanıyorum. tekrar başladı Günay. tabii. ki öyle. ni. dine de başkası sahip çıksın! Çıkanlar var işte!" anlamak istemiyordu Şafak'ın! "Ben asr-ı saadet nedir. gülüm. 'Nihayet bir devlet başkanı ülke çıkarlarına uygun olacak şekilde politika değiştirir. gerçeklere sahip çıkmaktan bahsediyorum. öyle de olsa. diye düşünmek de mümkündür. sizi o kadar önemsiyorum ki. niz. Sonra. 'Önemli işin o kadar başındasınız. canım!" dedi. Cahil bir Osmanlı veziri gibi. sesi"Hazreti Muhammed ve dört halife devri. inan bana! Eşkıya hükümdar olur da. yav. içim titriyor. Buna. "Hayır. aydınları camiye." diye. "sakin olmaya yemin etmiş gibi" denetledi. Günay. Çünkü. Bazı konularda anlaşamasak bile. bu gidişatı siz de yönlendiremezsesen de işi gücü bırakmış nelerle uğraşıyorsun tonlamasıyla. siz de bir şey yapamazsanız. yabancılaşmasın- iletmeye çalışıyordum. Din bu gerçeklerden birisi ise. arkadaşa! Yarın milletvekili olacak! Türkiye'nin siyasi kaderini biçimlendirmeye talip. ört ki ölem!" 'Lütfen. gülüm!" dedi. size yükleniyormuşum gibi oldu da! Ama. başkası kim? Niye. önemli olan bu değil!' dedim.zurum'u. İncelikli düşünce gerektiren hiçbir şeye yanaşmayacağını bir türlü "Onu demiyorum ki. ne olur. lar. muhalefete iktidar o da cehalettir. "Ben." "Bırak. öteki elimizle New York'u tutmaktan. kusura bakmayın. 'o' sahip anlaşmaya imza mı atsın? Dünyaya hükümdar olamayacak bir şey varsa. dost olabileceğimizi. hiç değilse Şafak'ın arkadaşları oldukları için başımın üzerinde yerleri olduğunu olan. cehalet olmaz! Hü- . gidip olmadık bir kümdarı.

üretimden. sanayiden daha cazip olacaktı! "Üretici kim peki? Genel Merkez mi?" diye sormuştu." diye sürdürdü." diye anlattı. kendi içinde. muhalefete muktedir olmak da dahildir." dedi. Belki de. elbette. ülkenin geleceğine ilişkin söz sahibi olmak konumunda göremiyordu.' demiş oluruz. canım sen de!" diye patladı.' derler ama anlaşılan kaderinden memnundu müstakbel milletvekili adayı. 'Ülkelerinin kaderlerini değiştirmeye soyunanlar. kendisini öyle bir konumda. "Ülke- etkilemediğini hissetmişti Günay. Ticaret. Erol Bey'e döndü. 'Peki. bunun bir geri kalmış ülke sendromu olduğunu düşü- sa. Yoksa. Erol." "Doğru. tince de kaybolur. O zaman da. binlerce milletvekili örneği. "Bu adamların politika üreticisi lığını yapıyorlar ve bu onlara yetiyor!" "Sen de. canım. Günay. gerçekler. da!" "Din dâhil. Gerçekten de. 'Topluma başkası sahip çıksın. "Herhalde. bizatihi bir değil. "Tüzüklerini de biliyoruz!" oluştururlar. "Oy- "Hadi. canım. koltuğunda misafir gibi oturur. Erol Bey de gelir. 'politika yapmak' denilen şeyin. satıcısı. aktif ve pasif tortularıyla bir toplumsal değerler bütünü çıksın." dedim." "Hadi. çözümlenmekten üşendiğimiz değerlere 'Başkaları sahip Aklı.olmak. milletvekili aday adayındaydı Günay'ın. gider. sen kimi temsil ediyorsun?' diye sormazlar mı adama?" tü zamanımızda yüzde yirmi alırız. nin tarihine imza atıp atmaması önemli değildi. bir dönem sonra karanlığa karışma olasılığının adamı sahiden "Sanki. "Bizim SHP seçmenlerimiz yok mu? En kö- .' dersek. komisyoncusu olduğunu göremedin! Politikanın tezgâhtarnüyordum. ona. "Bilmem." dedi Şafak." kariyer olduğunu göremedin!" dedim. dönemi biNe ki. bir dönem milletvekilliği yetecekti. kaderlerinden utananlardır.

'Efendim. semavi dinlerden birisine mensup olanın içki içmesine izin verir. ağzınızın suyu akar. "Size. demokrasi var! Herkes herkesle dans eder. özgür iradesiyle bir kez iktidar yapmadı bu halk. İslâmiyet ehl-i kitabın. Müslüman mahallesinin orta"Evet. ettiği zaman.lur. "Yapma. Türk sosyal demokratı ne yapar? Kadınların çırılçıplak denize girmesi karşısındaki tutumu ne olur? Efen- dim. yani. bir yabancı profesö- . Bülent Er"Evet! Buna dördümüz de tepki gösteriyoruz. libertinseniz." "Salyangoz sattırmaz!" edecek şekilde içmesine izin vermez. ne diyeceksiniz? İlan edilmiş bir ahlâk re geliyoruz. Muhalefete de iktidar olmazsınız. ama. ordu bürokrasi. Asker. Yine. başınızı öte yana çevirmek zorundasınız. "Hayır. bir öğretim üyesinin. Sosyal demokratsınız diye destek. da! Konuştuğumuz bu değil ki! Yine de başka türlü anlatmaya çalışmıştı. denize düştüğünü fark Günay'ın italik’lerini görebiliyordum! Statüko her zaman taraftar bu- oy veren yok! Yine de. bu tepkiyi." sisteminiz yoksa. Peki. mutlaka!" dedi. ne kadar denize düşerse düşsün." dedi Duran. basın. liberalseniz." "E. yılana sarılır gibi oy verenler var. sosyal demokrat terimlerde nasıl ifade edeceksiniz? lümansanız kolaydır. mesela Tevfik Çavdar'ın. örnek teşkil sına meyhane kurdurmaz. Mesela. bu yılbaşı gecesi TRT programında. gene de olmadı! Olmuyor. Müs- "Peki. yani. hoş görürsünüz. Efendim. Örneğin. sizin seçmenleriniz yok!" dedi. iktidara hükümdar olamazsınız!" "Muhalefet de olamayız. söylüyor. Erol. sizi. yav!" soy ile Zeki Müren dans edeceklermiş. aynı ye"Onu söylemeye çalışıyorum. salyangoz sattırmaz. Nedenini düşünmek gerekmez mi?" "Doğru. Sansür edemezsiniz!' dese. tüm "Şöyle düşün. değil mi?" Karşınıza birisi geçse de.

bu CIA'nın tak- şükretmek gibi. Bu yerleştikten sonra. tepkisiz bir yığın haline getiriyorsun. bu. işte. film yönetmenlerinin yabancı filmleri plân plân kopya ediyor katletmesi gibi. İşte. Bülent Ersoy-Zeki Müren dansı gibi. Ülke nüfusunun ses getirecek potansiyeli olan. üst düzey yüzde iki buçuğunu hemen her şeyi hoş gören. Süleyman Demirel'in demokrasi havariliğinin kabullenilmesi gibi. işte TRT'nin Türkçe'yi ilân etmesi gibi. Olur da. işte. işte. şu olur. baksanıza!" "Günay Hanım. Taro Yamane'nin İstatistik kitabını satır satır çevirip. Baykalcılarınki dandik değil mi?" "Dandik. ahlaki bir tavır değil. Ama. her şeyi içine sindirebilen. tepkisizleşmek anlamında. gülüm. işte. ne demiş şair? 'Güleriz ağlanacak halimize'. Bir şey aynı anda doğru ve yanlış olabiliyorsa. işte Hızır Servis ambulanslarının oksijen tüplerinin boş .rün. Gülmeyin! Nasıl bir batağın içindeyiz. Adıgüzel cinayetinin karanlıkta kalması gibi. kopyanın okullarda vakayı adiyeden olması olmaları gibi. ben niye yapa- biz yaptığımız zaman doğru çünkü bizim amacımız daha saygın türünden "İşte. zaten ört ki ölem. Şöyle söyleyeyim: Efendim. ahlâk erozyonu kaçınılmazdır.' ya da 'o yaparsa ben de yaparım' yatıyor. tavır konur. münferit üçkâğıtlar olur. tiğidir. değerlerin kaybı. üstelik siz taş atıyor- sunuz. bakıyorsun yok. Nitekim. kendi yazmış gibi yayınlaması halinde. işte. nasıl bir tavır takınır?" diyorsun?!" "Oh hoh! Bizim üye listelerimiz bile dandik. basında asparagas haber gibi. rüşvet suçlamalarının ardında da. Parti'nin genel bir mıyorum. işte. bakın. Kastelli'nin hâlâ ayakta olabilmesi gibi. işte. Hayır. Bizimkiler de dandik. sol kanatın üye listeleri dandik de. karakolda dayak yiyen adamın ölmediğine ciddi ciddi olması gibi. SBF Dekanı'nın Dev-Genç yasalarını kabullendiğini Ahlâk erozyonu. sen neden bahse"İyi ya işte! Yok. işte. bir anlayış topluma egemen oluyorsa. yani. tabii. Yani." tavrı vardır. sofizm. demiş!" gibi.' o yapıyor da. aslında birbirinizden farkınız. bir rivayete göre.

kendi karısına veren bir adamı 'kocacım' diye karşılayan kadın da suç "Yani. diye başladığın zaman. Günay'ın kurduğu bağlantıları ona bu kadar yakın olan ben bile her zaman anlayamazdım. faşizmin önlenemez yükse- . bu oldu. valla!" evinize neredeyse bir çivi bile çakamazsınız! Hani. daha kötü bir örnek verebilirsiniz. Verebilirsiniz ama. 'o da bir şey mi?' deyip. mahalle halkından izin almadan nizi bölüp. bahsettiğimi anlatamam. onun ahlaksal kalıplarını almanın iyi bir örneğidir. diyelim müstakil eviyapamazsınız! Katılımcılık denilen şey budur! Hangi belediye başkanının "Büyük Yalan dediğim bu işte! Herkesin -mış gibi yapıyor olması. kitle duyarlılığı yalama olur.toplumlarının ne denli kuralcı olduğunun kimse farkında değil! Bilir misiniz ki. Âlemin karısının kolundan bileziğini çaortağı değil midir? Farkında mısınız. Daha önce de söylediğim gibi. Ku- "Ağlanacak halimizin de farkında değiliz ki! Doğal kabul ediliyor. belediye bir tarafa. insanları rifet sanıyoruz. İngiltere'de. bize karşı iyi ama bir başkasına kazık atan adamla lıp. hangi örneği versem. örnekler doyum noktasına ulaşkimsenin yüzü kızarmıyor. meyi. haysiyetsiz. İngilizce'den çevirme -bu söylediğim. Türk erkeğinin sahici tepki gösterdiği tek şey karısının kendisini aldatması. Öyle oportünist bir toplum olduk ki. Batı ralsızlığı baskıdan kurtulmak. 'Ne oldu. derken. kadın sana mı sarktı?' diye cevap alabilirim!" olduğum için iyi biliyorum. üç-dört daire çıkarmak istiyorsunuz. özgürleşmek sanır oldu. Nitekim. Oysa. yabancı bir dilde eğitim yapıp. tam anlayamamaktan gelen sıkıntılı gül- başkalarına yaptıkları ile değil. birisine 'Haysiyetsiz adam!' desem. İş öyle bir hale tığında. bize olan muameleleri ile ölçmeyi bir maselamı sabahı kesmemiz lâzım. bu kadar ucuzladı! Bakın. 'o senin sorunun!' diye bir anlayış peydah oldu. kafa namusundan İzleyen gülme içten değil. Haklıydılar. belden üstü namustan.bir kalıp bu! 'O senin sorunun'. Bu ülkede artık geliyor ki. Mahalleli hayır derse ya da imar müdürünün işine gelir?" "Gelmez. Namus.

sonu kaçınılmaz bir tabiliyorsunuz. Anadilden gayri bir dilde yapılan eğitimini desteklemek gibi. kolay değil? Sen evli bir adamsın ve ben seninle beraberim. Kimsenin kimse için parmak kıpırdatmadığı. Ama. gözden düşmelerini sağlamak rolünde. sana bir kahve yapayım mı?" diye sordu. dünya iletişim şebekesinin yüzde yetmiş beşi Amerika'nın konthissediyordu. misafirlerine yönelmek üzere olduğunu da Gözlerini yummuş. her kaptanın kendi gemisini kurtarmaya çalıştığı. "Ama. Nasıl kolay değil?' demeliydim. amaçlarına ters düşen insanların bir açığını afişe edip. efendim. gibi beklemişti. o kadar da kolay değil.lişini de oynamaya başlarsın. o anda sıkmadı. izleyen kaosta egemen ulusun değerlerini daya'"Nasıl." "Gülüm." dedi. düşündü. canım!" felâkete doğru gidiş başlar! Bir ülkenin kendine özgü değerler sistemini ortadan kaldırdınız mı. ğin doğrultuda etkileyecek faaliyetleri sürekli ve sistematik olarak uygun "Nasıl kolay değil? Düşünsene. sen üzme kendini! O. Karını da senin sorunun diye geçiştiriyorum. "Hayır. efendim. bu ortamdan çıkıp. bardağıma yumulduğumu hatırlıyorum. Söyleyemedim!" Kendisine duyduğu öfkeyi başka türlü ifade etmişti.' dedi. feşmekân tiyatrocunun oyununun yurtdışında haber yapılmasına öncülük etmek gibi. başka bir yerde açmak ister "Başın mı ağrıyor. "Hırsımı içkiden alaO çok iyi bildiği hışmının." gibi." dedi. Kapıyı çalmak üzere olan felâketi anlatamamanın. millet can simidi gibi sarılıyor. . "Allahtan aklım başıma geldi de sustum. bir toplumun değerlerini senin istedi- yazarlara ödül vermek gibi. Unutmayın. sarhoş olmaya başladığını Şafak'ın ev sahibini oynaması hoşuna gitmiş olmalıydı. cakmışım gibi. Günay. Şafak. Dayatmak ne kelime. biraz buz çıkar istersen. Duyduğu minnet hissi anlatılır gibi değildi. çaresizliğin öfkesiydi bu.

sonra hep beraber "Gözlerin aldı mene. vadileri. neyi destekledi. kemende saldı mene. gözel yar. bu zaten bütünüyle bir ziyafet.Epeydir buz bekleyen Duran kalkındı. yakardı. "Ben çıkarayım. Karşı dağlardan bir kadın sesi katıldı. "Özellikle. güneşe şükranlarını sundular. mahcup oldu. se"Teknik becerim. getme getme gel!" diye yalvardı. yok. dağların doruklarındaki buzulları koynuna aldı! Kartal’lar. haydi! haydi! hay- Tribünlerdeki mineler mavi mavi gülümsediler. "O zaman size bir ziyafet!" dedi. önce yavaş yavaş. boşansın istiyordu." cevabının genç adamın özel konumunu per- Güvenç?" Dinlememişlerdi. masayı. suyun arkasından. Kanun. Üstünlük taslamak istememişti. Kudüm dayanamadı. ney suyun melalini bo- ğuk boğuk haykırdı. bakalım!" dedi Erol. Bir süre di! haydi! haydi! haydi! hay!!! Haydi! haydi! haydi! haydi! haydi! haydi! hay!!! Haydi! haydi! haydi! haydi! haydi! haydi! hay! haydi! hay! Haydi! haydi! haydi! haydi! haydi! haydi! hay!!! Ses yükseldi. Çıngır çıngır şarkı söylüyordu. ne olduğunu sonra hoplaya zıplaya koşmaya başladı. Kalksın. yükseldi. evi ve "Dinleyelim. görmek için kanatlandılar. "Siz hiç sahici Türk müziği dinlediniz mi?" diyerek lafı değiştirdi. ricaları kıramadı. Gelip gelip de gelemeyen akarsuydu. Akarsu. kanun." çinlemeye yönelik olduğunu fark edince hüzünlendi. Güneş ışığını gök kuşağı yapacak şekilde ayarladı. kanuna. böyle çekiştiler. Ney ağladı. ev sahibesini göstererek. Kaseti ancak birkaç denemeden sonra çalabildi. Rodoplu." dedi Duran. mırıl mırıl direndi. Şafak çıkarır. sinin mahcubiyetinden öyle çıktığını düşündü. getme getme gel. Nereden çıktığı belli ol- . Sonra karşılıklı konuştular. Çalgılar şöyle bir es verdiler. Oruç "Efendim. Gerçekten nazik bir adamdı. size Erol Bey!" 'İstanbul Üniversitesi Türk Musikisi Araştırma Merkezi? Doç. maalesef bu kadar!" "Yok. Belli etmekten korktu.

Bütün gücüyle sevmeye çalıştığı adamlara baktı." diye söylendi." "Bir Amerikalı olmak ne demektir biliyor musunuz. Uzandı. getme" diye yakardığının Türkiye olduğunun farkındaydı. gel!" Burun direği sızladı Günay'ın. Medeniyetlerini dünyadan esirgemeyen Türkler. gözel yâr. biyofil. Yaltaklanır. "Gücüme gidiyor. neden sonra. "Tükettikleri atmosferin hakkını veren Türkler. güvenli. Günay. kişilikli. beğendirdi mi. "Bir bakarsın. bir sigara yaktı. ondan mutlusu da yoktur ha! Her yerde bir Madonna ya da Michael Jackson görsen. adil. hüzünlenmiş gibiydiler. eller yıkan gözüne yar. Dumanı gözüne kaçtı. "Amandır koymayayım. yâr gözden saldı mene. getme getme." Derin bir sessizlik içinde dinlediler. "Getme. duymak demektir. İyi sanmaz mısın? Nairobi'nin ortasında ya da Kuzey Kore'de İbrahim Tatlıses'i taklit eden adamlar olduğunu düşünmek ne garip değil mi? Amma da güvenli olur insan!" duymak istiyorum!" rine dikti. senin türkünü söyler! Söylerken de gözü sendedir. bir çekik gözlü Japon ya da bir palabıyık Türk ya da koca ağızlı bir Afrikalı. gel!" Gurbanam han gözüne yar." diye söylendi "Amerikalı olmak dünyanın neresine gidersen git kendi türkünü "Öyle. beğenecek misin diye merak ediyordur. özgün Türkler. nazla bahan gözüne yâr Yene sürme çekipsen. hayatı karşılayan Türkler. vakur. elinde gitar. dünyanın sana ait olduğunu Sesi titriyordu. isimsiz ve sessiz çoğunluk. Yarının milletvekilleri. getme getme.mayan kavallar katıldı. Onlar da. "Gücüme gidiyor! Kendi türkümüzü taklit edip de. Elini omzuna attı. Türkiye'nin taşeronları. gözlerini gözle- . Şafak farkına vardı. getme getme gel. tamamlanmış Türkler. değil mi?" dedi Duran.

Uzakdoğu'da. Amerika'da. AKM'de Neriman Altındağ Tüfekçi ile 'Hoyrat'ı söylerken görmek istiyorum! Bu da iyi mi?" lattı Şafak. doplu. birbirleriyle yarıştıklarını görmek. türkü söyleyeceğim." Özden'in yüreğinin derinliklerini görmek ister gibi baktı. başını önüne eğdi. Türkçe telaffuzlarını küçümsemek. yine. Fransa'da. gençlerin bağlama "Sahi."Ben sana türkü söylerim. sen söyleyeceksin. da! Demedim mi. "Sana." dedi. yetenek vaat edenlere İstanbul Belediye Konservatuarı’nda. dedim. Günay. Günay Ro"Söylerim. Şafak." dedi. "Peki. Duran Kuran keyifle izliyordu." dedi. . 'Karacaoğlan Bursu' vermek istiyorum! İyi mi? Bob Dylan'ı. 'İngiltere'de. Erol Çiçek. kız?" hatır"Evet. ben. Yemin ettirir gibi baktı. söyler misin?" takımları kurup. Misafirlerine döndü.

Kuzu çeviren. Hele de. ağaçlaşmış lokantalarından motel hizmeti verenlerin aslında beyaz kadın ticareti duran arabaların marka ve modelleri bu suçlamayı doğrular gibidir. ama gül fidanlarının arkasına kurulan sofranın büyüsünü bozamaz. Kapıda bütün bunlar sıcak bir yaz gecesi. kişi benim gibi lüks beton yığınlarının arasında yaşayan." . çıplak bir ampulün altına.IV "Kilyos yolu. yağ tenekesi içinde biten sıska bir bitkiden ibaretse. mangal yapan kır yaptıkları ya da odalarını birkaç saatine kiraladıkları söylenir. Yolun iki kenarındaki fundalıklar buraların bir zamanlar kesif orman bölgesi olduğunu hatırlatırlar. büyü büsbütün perçinlenir. birbirlerinin üzerine yuvarlanan tepelerin arasından kıvrılır. görüp göreceği gül fidanı on kat yüksekteki maydanoz bahçesinde.

alacakaranlık." "Dalı kırmaya kıyamadım. içine işledi. ye. Hallerinden memnun olduklarını fark eden garson. Şafak. Dikkatini yeniyetme bir delikanlının masumiyetiyle. kimsenin duymayacağı şekilde fısıldıyorlardı. içini titretecek kadar güçlü bir koruma duygusu. Yerinden kalkan. Mangalın kızılı yüzüne vurmuş. "Ne. sevgili dizisini seyretmeye koştu. Rodoplu. saklayan. işine vermişti Kravatını atmış. masanın üzerine bir avuç gül mangalla uğraşıyordu. Bahçenin öteki ucundaki masada. Yüzünü şükran dolu bir tebessüm kapladı. ay ışığında eflatuna dönen petalleri okşadı. erkeğe baktı. minnetle içerimafya kılıklı iki adam. ortaya çıkan tablonun bu olacağını düşündü. erkeksi profili. Tek eksiğinin ağustosböceği olduğunu düşünürken. 'Yiğit' sıfatının resmi yapılabilse. Kesmeye üşendiği gür saçlarının çevrelediği heybetli başı. yüzünü aya tuttu. ma duygusu." dolayan. o da öttü. Şafak. Benliğini saran korubedeninden ayırdı sanki." dedi. gözlerini yumdu. ruhunu geyen. kollarını uzatan. gözlerinin dolduğunu. Gözlerini açtı. bileyim. evinin bahçesiymişçesine rahat. Onu seyrederken. çok ağır bir pazarlık içinde olmalıydılar." Rodoplu. söyle da!" "Hadiii!" yüreğinin şefkatle titrediğini hissediyordu. kollarını sıvamış. İşletmeden nasibini almamış devasa tesiste çıt yoktu. utanmıştı. güzelim başa Baktığını hissetti. yorgunluğun çizgilerini saklamıştı.yaprağı bırakarak. Hafifçe gerindi. bastıran. döndü. "Ne düşünüyorsun?" "E. esir- . Günay. göz kırptı Şafak. "Sağol. "Sahiden bilmiyorum. onu kimsenin dokunamayacağı bir yere göğsüne. ruhuydu." dedi.

neden nefesindir kokla- . yine sah- Bir gün toprak olursam. yanarım Şiran! Yanarım. sesi alçaktan yayıldı. Sen getirdin ülkemin rüzgârını. seraları vardır onları. rahmetlerini esirgerler. Atın. Bozkırdan ezan sesleri erdi kulaklarıma. bütün kervanların ları kesilir." Şafak. " Dirseklerini masanın üzerine dayadı. az öteden geçen toprak yüklü kamyonun sesinin uzak"Ah! Bir koca döl yatağı bu deli gönlüm! Tohumunu yeşertecek bir Işıklı günlerin Türkiye’si uzak. çiçekten sayılırlar. Seni dualarla kucaklıyorum. yarınlara kanatlanan ruhların İçtimaını dinle! Bilir misin. Allah da razı olu- laşmasını bekledi. boranla büyür.. Boğazı kurumuş gibiydi. yiğidim. başını kaldırdı. yaya gidilmez. yedi dölümüze yeter. Hafifçe güldü. yor. Günay. Oysa bizim sevdamız karla. "Sar beni. ölürsem anlatamadan! Yanarım. niye ellerin ellerimdir ve niye başındır okşadığım her başta. soluktirirler! Büyük. yüzünü elle- korkularınım gecesini dağıtsın. "Bir deneyeyim. kaşlarını çattı. saygın ve renklidir orkideleri. Yarı uykudaydım.. "Bozkırdan ezan sesleri erdi kulaklarıma. Bin bana." diye tekrarladı. sana anlatamadan. Sar beni. avradın koca döl yatağı! Kucakla beni." diye fısıldadı. genç adamın gözlerinin içine dikti gözlerini. rüzgâr kanatlı al kısrağınım ben. kul da!" "Bak. gözlerinin ışıkları. Ellerini esirgeme! Dinle. yarı uyanık. evladü ayalinim ben. Bu derbeder günlerin insanları bilmezler.. Şafak'ım. titriyor ruhum. Fanusların altında orkideler yetiş- dığım sabahta. bak! Ayın hışırtısını duyuyorum semada! Çevir yüzünü.rinin arasına aldı. hayretle durakladı. dört bin yıllık bacınım ben.. "Koca bedeninin sıcağına sar beni. koncaları buldu. sürgünler ölür! yolunun tek olduğunu! Onlar hayatı anahtar deliğinden gözlerler. ben olayım.

Zigana çamları davulların sesine titreyecek. "Sen yazdın değil mi?" "Seninle doğru dürüst bir konuşalım. bu defa da ben konuşayım.. Haklı olabilir"Dur!. Rodoplu.tekârlara kalır." "İşte. Şafak." diyerek derin bir nefes aldı. "zaman zaman bana kızdığını biliyorum. bu kadar!" dedi. cak bahtsız halkımız. cevap vermedi. hep sevecem. Yıllar yılı. Yaşayacaz. Atalarımızın bizi bağışladığı gün. Bağnazlık dikenlerini çıplak tabanlarımla çiğneyecek. mangaldaki "Bak. "Sağol. genç adam iki avucuyla sımsıkı kavradı. Kör kâtiplerden tescilli karının rahminde. Seni seviyorum. Güneşte yer bulmaya koşa- oğullarının saçlarında. Şiran da kim diye sormadı. bugüne kadar babama bile seni seviyorum demedim. kısacık güldü. ben öfkeni hak etmediğimi düşünüyorum. Araya bir sin. etleri yana çekti. Bırak.. racağım." dedi Şafak. Sen köhne duvarları yıkıp. Sana diyorum. yerine şeffaf saraylar diktiğinde. Elini uzattı. kalfan olacağım. Kalktı." dedi. olmaz mı?" "Affedersin. büyüyen göbeğinde. "Nasıl söyleyeyim. bugünlerden yarına bir ilişki değil. sen geleceğe kanatlanırken. Yüz yılların entel günahından. görecez. bu. şölen kuracağız. Şafak'ın yüzüne bakamıyordu. al atlı süvarime yol açacağım. Rodoplu. Hayatımda "Bak.. ben seyisin olacağım. mezar taşının gölgesinde duSustu. ama. sana adanmakla arınacağım. gözleri dolu doluydu." "Rica ederim." dedi. yine yiğitlikleri kendilerinden menkul fahişelere boğulur diye dünya!" sediyor. geldi." Rodoplu'nun itiraz edecekmiş gibi kıpırdadığını gördü. tekrar oturdu.. Kızardığını his"Işıklı Türkiye'nin mimarı. şey girmesin istiyordu. Bardakları kontrol etti." dedi. . yine de sürdürdü. ben.

Ama. geçen gün ne oldu. Karım filan hep beraber oturuyoruz. Rodoplu... boyundan büyük laflar ediyor. durdu. "Seninle konuştuğumdan beri." diye sürdürdü." "O kadar güvenme bana. "Yeter ama.. akıllı laflar." "Bilirsin." dedi.en çok değer verdiğim insansın. nihayet bir kadınım ben." . bak." "Neden sen değil de.. o da güvenilir olduğuydu. Annenmişim gibi davranamayabilirim. ama çok zayıf çıkmıştı. Rodoplu." ma. Bilirsin da! Sen." "Öyledir de." yordum. mahcubiyetini büyük bir gülüşün ardına sakladı. "Ama. sen aklıma soktun. böyle. Kişiliğinde kesin olarak gü"Haklısın. kime güveneyim?" vendiği bir şey varsa. Belki zaman zaman seni üzeceğim. Bazen. ama inan isteyerek değil! Vallahi. Özen "Niye? Her kadın erkeğinin biraz da annesi değil midir?" "Ve de. duyuramadı. Kadınımsın sen benim. böyle içimden ılık ılık bir şeyler aktığını hissettim. 'Günay Rodoplu'dan.. Erol?" sesi. " birden "Bilmiyorum. Balıkesir'den bir yeğenim geldi. "Zaten politikada değil miydin?" diye sordu. haklı olduğunu düşündü.. ama yanlış anlaNasıl gurur duydum. "Sana güvenmeyeyim de. değil gülüm! Bak.' demez mi? Seni tanıdığımı filan bilmiyor! vallaha! Limansın sen bana. her erkek kadınının biraz da babası ?" diye yapıştırdı. Bu seçimlerde Erol'u destekleyeceğiz. Şafak. da!. Baktım. Kimden öğreniyorsunuz bunları dediydim. "Bu seçimlerde mi?" "Öyleydi de. politikaya girmeyi düşünmeye başladım. bilirsin. hayretle. sesi küçük bir kız çocuğu gibiydi. Sen bütün bunları biliyorsun. öteki "Biliyor musun. aday olmak için daha çok zamanım olduğunu düşünü"Bu seçimlerde olmaz artık. sesini duymak için. göster. o bizim pirimiz." diye içini çekti." Duraladı kadın.

yani?" "Tabii. kadının yanağından bir makas aldı. Biraz da onun için istiyorum ya. müteahhitlik filan denince. işte. nasıl olacak?" "Onlar benim hissemi paylaşacaklar. bu ortakların. Sonra."Öyle. işin bir de keyfi var be gülüm! Biz diyo- . "İnsan inşaat işinden de para kazanabilir." ruz ki." dedi Rodoplu. her şeyde orta- Ama. Karısının beyninde ur var. Ortağı kazık attı. onun. başka! Eee? Ne diyorsun?" var ki! Ürküyor insan. affedersin. İşleri kötü gitti." "Onur Bey?" ağır borçlandı adam. bu kooperatifi. Sen. Söz verdik." dedi. da! Sonra bir de." uzandı. kitabını yaz. öyle bir kötü. olacak?" da bacılarını. "Yârin gül yanağından "Yani." "Öyle mi. para kazanacağız da!" Kalktı." "Sen ne anlayacaksın? Uğraşma sen bu pis işlerle. Yarı yarıya. ğız. gülüm!" "İnşaatı biz yapacağız ya. Rodoplu'nun kaşlarını kaldırdığını gördü. etleri tabakalara bölüştürmeye koyuldu." "Bu adamlar. tabii. "Para ödemeden mi." bunları bana bırak. O zaten istemiyor. Bizim inşaat şirketimiz var ya! Seni de ortak edecem oraya. Ya "İnşaat şirketi kâr etmeyecek mi? İş yapacağız. "Biz söz verdik. kokusu "Ben varım. "O yok. çok "Ben hiç anlamam bu işlerden! İki kere ikiyi bile toplayamam. Ev sahibi olacaksınız. Duran davar. Hastanede. "Başka türlüsü mümkün değil." "Nasıl yani?" "Nasıl?" "Para kazanacağız ya.

Ancak. Deruni sesini. gözleri açılmıştı. geriye çekildi. Çayırtepe'deki gecekonduların ıslah edilebi- . gelir getirici aktivite. 1979 yılından başlayarak gereksiniminden öte.. yeni bağımlı ve bağımsız hacimler yaratarak kendiprogramımızda. Emin bir parsel ve ev ailenin içinde ekonomik olarak üretken olabileceği. inşa ederek. kiralayarak.. Sakın-kesme işareti yaptı. düşeyde ve yatayda 1987'ye kadar. edinmeye çabalamaktadırlar. gecekondulara arsa dağıtımı ile ilgili görüşmalar önümüzde vardır. Bizim orada inarazi birimlerinden arsa almakla mümkün olmaktadır.Konut insanların sadece barınacakları yer değildir. için gerekli değil. ekonoyoruz ve buna inanıyoruz. Böylece." Şaşma sırası Rodoplu'daydı. İnsanlar. gecekondulara hizmet götürülerek sıhhileştirilmesi. Kent yoksulu ıslıkla ailesinin veya arkadaşsanlar kendi konutlarını kendileri yapmaktadırlar. Bizim lerimiz çok açık ve nettir. ekonomisine katılım üssü ile aile barınağıdır.satın alarak. Bundan ötürü. bu yasada gerek hizmet. bir arsa bulmak ancak kamuya ait ya da özel araziyi istila etmek ve yasal olmayan . Konutu ekonomik hizmet ve refah olarak görmekteyiz. tam bir "Konut sahibine bir menkul değer. kişinin aynı parsel üzerinde. gecekondular affı ya da yıkımı. gerekse yıkım içeriğinin ciddiye almadığı uygula- devingen bir yapıda. Biz. geniş kent "Ne anlatıyorsun sen?!" mik üretkenliklerinin temel direği olduğu için de gereklidir diye düşünü- politikacı tonlamasıyla kullanıyordu. kentteki arazi parsellerine erişilmetoplumun tüm üyelerinin yetenekleri ve enerjileri elverdiğince. Çayırtepe çevresi gecekondularla örülmüştür. paylaşarak veya işgal ederek konut larının yardımı ile kendi konutunu kendi yapmaktadır. arsa hastalıktan kaynaklanan işsizliğe karşı finansal bir tampon olma özelliğini de göstermektedir. ekonomik kriz ve sini sağlayan etkin önlemleri sadece sosyal açıdan.. devam etti Şafak. Bugüne kadar.. konut barınma sine iş kaynağı ve güvence yaratması olayıdır. Çayırtepe'yi yönetenlerin.

Çok ayıplamazsan. düşeyde ve yatayda devingen yapı. bak. çok SHP kokuyor!" diye ekledi. 'gökten ne yağmış da. Islah edilebilir alanlara imar plânları yoluyla tapu verilmesi ve bu alanlara imar haklalerinin inşasını amaçlamaktadır. genç adam. Verecek misin. Kimse böyle konuşmaz ki! Nedir yani. bir üstünlük taslama' var. Bu sosyal demokrat belediyecilik anlayışının katılımcılık ilkesinin hayata geçirilmesidir. İmar ıslah planlarına. anakent belediyesindeki sosyal demokrat iktidar. altyapı oluşturulacaktır!" "Olmadı ki!" rının kazandırılması yanında... Rodoplu. bağımlı çok yabancılaştırıcı laflar. İyi yaptı.lir alanlar olduğuna inanıyoruz ve öyle düşünüyoruz.. Affedersin! Yani. halk ile belediye ortaklaşa altyapı hizmet- teknik hizmet ve finans bakımından Çayırtepe Belediyesi'ni destekleyeve diğer hizmetler için bu amaçla kurulacak fondan yararlanılarak. affedersin.. "Çok ayıp bir söz vardır. olmadı!" dedi. yapmadığını yaptı. 'osur osur ipe diz!' derler ya. hacim dediğin oda! Adam iki göz bir dam istiyor.. yani. Nasıl olacaktır? Merkezi yönetim. yüzünü ekşitti. nüve filan gibi laflar. cektir. yer kabul etmemiş?' Hangi gecekonducu. çünkü. senin vermeyecek misin? Mesele bu. filan da. bir kere. . şehri mahvetti. derler ki. Sonra. zaten on yıllık hikâye ve ANAP bugüne kadar o konuda kimsenin deyişinle. anakentin görevine gelince. yani. "Hayır. kötü yaptı. gülüyordu. ama ne demek istediğimi çok iyi yansıtıyor. politikacılardan öğreneceklermiş gibi. söyleyeyim mi?" "Aşkolsun!" "Olmadı. Günay'a döndü.. "Nasıl?" diyerek dikkat kesildi. işte öykondu önleme bölgeleri arsa dağıtım yanında nüve ve mesken blok inşası le. geceDurdu. "Ya. Bir kere bu tatsız. Entel laflar. Sanki insanlar 'ev' denilen şeyin ne kadar hayati olduğunu bilmiyorlarmış da SHP'li bağımsız hacim. Hazine arazileri bedelsiz olarak belediyelere terk edilecek.

Biz birimizle konuşmuyoruz. Bizim oradan bir partili. cevlağa soyunsan." diyerek içini çekti Günay." "Aslında. sizin tüzükteki 'katılımcılık ilkesinden kastedilen bu değil!" kat. anlıyor musun?" "Evet. Avu"Biliyor musun. çok kötü İkincisi. Yeni sentezlere izin vermiyor. 'Bu yedi ceddi yabancı alüftenin taslamadan. Ama." Şafak. geçiştirmek demek. özlemlerimizi yansıtan." tekrarlayan bir metin bu. hatta alkışlıyorsa. yani? Bir kere. yeni bir şey değil. yani.şehrin organik yapısı bozulacak diye. ne yapamayacağını da söylemiyor. açmak gerektiğini düşündü. hangi bir diriliş hayaline kapılmak çılgınlık. Rodoplu. Ne söylemeye çalışıyorum. biliyor mu- . Ne yapacağını söylemiyor. olanı ve olabileceği gecekonducu. Bektaşi tabiridir. Ama sonuç olarak. içtenlikli değil. statükocu. tercüman olsan. Birbirimizi geçiştiriyoruz. 'Obskürantizm heyulası yok edilmedikçe. tüm dikkatini toplamış "Obskürantizm. Yani.' Çok doğru. Katılımcı belediyecilik diye su borusu döşemek için köylüden para alacaksın! Lâf mı. ondan da öte. meselelerin üzerini örtmek. mesela. İnsanlara üstünlük söylesen. bu sanki her şeyde böyle. kimse paçanı tutamaz senin!" "Yani. içini olduğu gibi yansıtsan. herdinliyordu. "Sen. kaygılarını yansıtsan. böyle bir nutku dinleyen çıkarcılığındandır! Rahmetli Cemil Bey. da! Adam susuyor. "Kaz gibi bir herif zaten bunu yazan. insanların nezaketinden yararlanmadan. Belki de bilmediği. nezaketinden değilse dilimizde adı yok. ne anlar Allah aşkına? Nutku atarken senin bile içine fenalık geliyor.' derdi. "Nasıl?" bu lafı bilir misin. De- minki nutuk çok iyi bir örnek. konuya hâkim olmadığı için söyleyemiyor. arsa almaktan imtina eder? Nostaljik çevreciler bozulurlar ama onların da oy potansiyeli bellidir! Sesli oldukları için iyi geçinmek zorundasın ama o kadar! Bildik şeyleri.

Onu da anlamıyorum. sen." "Yap. açından da. bana söyleme! Aman ha. şakak şakağa vermek"Peki. Çok yazık. Sokak sokak bilirim Çayırtepe'yi. tabii. iş bölümü diye bir şey var. Sonra. demek istiyorum. Şafak'cım. aç. tabii. Çok yazık!" "Siyasi hakların iadesi.." dedi. Ben yazıyorum. Sen bakma. Ama ben zaten kapanıyorum. Harçlıklarını veren benim. bir sürü tir. bazılarımız. Ama. derken. Demirel'in ya da Ecevit'in yasaklarının kaldırılması sizin ne Demirel'i meydanlarda görürüz artık. geldiğini ama Başbakan'ın referandumu tekrar ettirmek istemediğini söylemişti de.. Kimse senden kütüphaneye kapanmanı beklemez." "Sen niye yapmıyorsun?" "Yapıyorum. yeni sentezlere soyun. Üç gün sonra. Bütün yapacağımız el ele." "Buna ben de inanıyorum. Beyinlerimizi bütünleştirirsek fethedemeyeceğimiz şey yoktur. sözünü kesti kadın. Ben. ben olmasam ortaklarım açtır. kadın ANAP milletvekili olduğu için inanmamıştım.sun? Statükocu olma." Parayı kazanan benim. onların içinden benden daha iyi örgütçü yoktur. Siyasal çıkarınız "Leyla Köseoğlu söylemişti. Üçkâğıda ne gerek var." 'ben' demek istiyorum. "Ne olur. yeni politikalar üretmeye çalış. anlamıyorum. "İşin içindeyiz. benim yerim kütüphane. o zaman!" "Bunu ben de isterim. bizdeydi de ondan!" "Hile mi yaptınız?" Referandumda neden en yüksek 'evet' bizden çıktı? Seçmen kütükleri "Eh. olacak o kadar. Rodoplu. söyleme! Demokrasi adına halk dalkavukluğundan bıktım usandım artık! Bütün kuramlarıyla işlemeyen . gülüm!" diyerek kurnaz kurnaz güldü. Bakma. anlamıyorum. "Aradaki farkın hileden işinize yaramayacak." diye başladı. senin bir çıkış yapman için ne lâzım? Paranın dışında.

Hepsi de Abdülhamid'e zamanında hizmet vermiş memen lâzım. Mahbakanları iken. vah. Zaten senin hiç Yok. böyle bir basının özgürlüğünü nasıl savubaşta Demirel. zihniyet ve kişilik mi değiştirdiler? Eğer buna inanılıyorsa. intihar şey olamaz. o adam hiçbir şey yapamıyorsa. Ben boş veremem. bir hikâye vardır. mut Şevket Paşa filan. AbFethi Okyar'a.bir demokrasi neden kutsal inek olsun? Şöyle söyleyeyim. iş-birlikçiyse ve sen bu basına karşı çıkıyorsun. dökülen her damla kandan boş vermemen lâzım. Bak. 'Vah. Neden tertemiz başlayamayasınız? Neden gidip yine o adamların popolarına giresiniz? Neden pisliğe bulaşmamış kadrolara şans ta"Veremem ki! Bunu anlamalısın. çok hoş -yanlış kelime!. ne diye hile yaptın annecim?" "Yapma. işte Salih Paşa. düşün bak. demokrasi var diye. Denenmişi denemek doğru değil. Abdülhamid.' der. o dönemin bütün sivil siyasileri sorumludur! Bir başbakanın icrası. canım. gülüm! En iyisi boş vermek!" arena var. 'Şimdi bunlar mutlakıyetin ." "Haklısın. Diyorum ya. Selanik'te Alatini Köşkü'ne hapsedildiğinde. eğer basın bir tekeller basınıysa. Ecevit. iktidarı ele geçirenlerin kimler olduğunu sorar. on yedi yaşında bir çocuğun boynuna etmesi gerekli değil midir? geçirilen iple sonuçlanıyorsa. da! Bir benim hile yapmamla mı oldu bu iş?" adamlar. ahlâklarından şüphe etmek lâzımdır!' Nitekim olanları gördük. Erbakan. Bütünüyle çıkarcı bir tavırla yaklaşsan da boş verdülhamid tahttan indirilip. böyle gergedan derisi yüzsüzlüğü! Hıyanet özgürlüğü diye bir nursun? Çayırtepe Karakolu'nda senin başına gelenleri askerlere yükleyip. oğlum. meşrutiyet ilân edildi de. çıkarcı bir değerlendirmeyle SHP açısından baktığım zaman da anlamıyorum! Şöyle ya da böyle temizlenmiş bir siyasal nımazsınız? Bu 'asr-ı saadet' yutturmacası nereden çıkıyor?" "Bu iş böyle.çok acı." "Haklıyım da. rahatlayacak kadar safdil olamazsın. Fethi Okyar'ın nezareti altındadır ya. Fethi Okyar da sayar. Türkeş.

efendim. Yani. 1694'te kurulduğundan beri İngiltere Bankası özel te- . Ama. öyle değil mi? Genç." "Kütüphanede oturan sensin. bir tane daha var. Türkiye'de esas mesele sosyal demokrasinin eko- beş yüz kişi olsa yeter dediğim.Adamlar 1913'te parlamentoya girdiler. o bize yetduruyorum. Esas ihtiyaç burada. bilgili. kişisel olarak sen. İlk kesin letleştirmek oldu. Birisi İsmail Cem'inki. sisteminiz olur.. Erol yere basan bir adam imajı vermek değil mi istediğin?" "Bu konuda bana bir şeyler yazar mısın?" "Hangi konuda?" "Mesela. statüko dışına çıkabilirsen. Sosyal demokratlar ne yapacaklarını söylemiyorlar meselesi var ya. Neden yetmez? Şimdi. Senin uzmanlaşman lâzım. ula- mez.başka şeyler var. Türkiye'de "Sosyal demokrasi nedir bilen var mı ki! İki tane kitap var zaten. Nihayet seni bunlar destekleyecekler. gaz. o çift dil bilen kolejli tayfanın dikkatini. Yani. Gerçekten de söylemiyorsunuz. halka yakın ama eğitimli." Çevikçe'nin dikkatini çekmek. mutlaka bir tane daha vardır. çünkü İngiltere önemli: hem Adam Smith'in hem de Karl iktidarı 1945'te ele geçirdiler. Geçen akşam Pür sosyalist olsanız. eğer." Müslümanlar bile bir ekonomik model geliştiriyorlar. kooperatifler konusunda. Yapmak istediğin o değil mi? Korel Göymen'in dikkatini çekmek. o da olur. da!" nomik platformunu oturtmakta. mesele o değil. kapitalist olsanız. kömür endüstrisi. işte bu. gülüm. hatta "O da doğru. Batı'daki sosyal demokratların tecrübesini bilmek iyidir de. Bak. iki"Biliyorum. bak. Size yöneltilen eleştiriler de buradan kaynaklanıyor. Sonra dikkat çekersin. ayağı "Yazarım da. Bak. dinamik. işbilir. -İngiltere deyip Marx'ın ülkesi sayılır. Sonra sırasıyla. şunu söylemeye çalışıyorum. "Bak. bir şeyden bir tane varsa. Yaptıkları ilk iş. o. elektrik. İngiliz İşçi Partisi'ne. Ama. bir sosyal demokrat parti ne der?" sini de okudum. İngiltere Bankası'nı devşebbüsün elindeydi.

'İngiliz sorunu' dedikleri buydu. kamulaştırılan kuruluşları. Seçim programları böyleydi ve kazandılar.' . onaylıyor. 1983'te bir manifesto yayınladılar.şım. 'SHP. İşte. Emekle kazancın doğru orantıda artmasını sağlayan bir sistem kuru- yapıda bir sanayileşmenin gerçekleşmesi için en güçlü araç görmektedir. piyasa ekonomisi yanlıları mülkiyetin halka yayılmasının daha da verimli olacağı konusunda birleşiyorlar! lacak. sosyalistler. Bizde zaten bu endüstrilerin hepsi devletin elindedir ne iade ettiler. Ne zamana kadar? 1964'e kadar. bu defa da muhafazakârlar devletleştirmeyi durdurup. efendim. Ha. hakça bölüşüm ilkesini gözeten bir sistemde bütünleştirilecek. seçim kazanırlarsa. diğer KİT'leri özel teşebbüse devredeceğini söyledi ama yapmadı. kurumları eski sahiplerira geldi. İşçi Partisi lideri de ceklerini söylediler ki. haydaa devletleştirme tekrar başladı. eski sahiplerine satın aldıkları fiyattan geri vereDoğu Avrupa gitti gidecek. Yeni bir sentez ortaya çıkartılaverimli olduğunu kabullenirlerken. KİT'leri hızlı ve belirli cak. ne oldu? 1951 seçimlerini kaybettiler. 1970'te Thatcher geldiğinde. çelik. havacılık endüstrileri geldi. Margaret Thatcher. yenilerini de kurdu. madı bir tarafa. ne de vergi mükelleflerine iyi hizmet vermedikleri kanıtlanmış durumdadır' diyor. Adnan Menderes bile. haberleşme. Neyse. 'endüstriyel demokrasi'. kapitalizmin kişinin becerisini ödüllendirmekten doğan üstünlüğü ile. sizin tüzüğünüzdeki gibi. özel teşebbüsün daha Hal buyken. Sovyetler çözülüyor. Bugün artık İngiliz devlet teşebbüslerinin ne müşterilerine. ne çalışanlarına. bu inanılmaz bir aşamaydı. gibi kavramlar ortaya atılıyor. YapaŞimdi bugün bakıyorsun. Geçen yüzyıldan bu yana ilk kez. İşçi Partisi tekrar iktida- ve en özel sektör yanlısı hükümet bile tersini yapamaz. İngiliz KİT'leri. 'Devletin sahipliği ile halkın sahipliği aynı şey değildir. bir sosyal devrim yaşanıyor. 1950'de amme hizmeti görenlerle temel sanayiler hariç. 'halkçı pazar ekonomisi'. 'Halk kapitalizmi'. Şimdi. yapamadı. bize bak. Bunlar eninde sonunda. işsizliğe yol açmamak için habire sübvanse edilen enkaz durumundaydılar.

kimsenin umurunda değildir!"' "Doğru söylemiş. sadece Sümerbank'ın değil.türünden bir çıkış. çok haklı olduğu bir sözü var. daha doğrusu. neden Deniz söylemiyor? Onu düşünmek lâzım. demektir. yalan mı? Bir tüketici olane düşünüyorum biliyor musun. 'obskürantizm' derken. Demin. yalan mı söylemiş olursun? rak. kendisine bağlı fabrika ve işletmeleri sınırlı zaman -tabii. Dünyanın hiçbir yerinde. Sümerbank'ın ilk kurulurken." . kuruluş yasasında. uygulamada mal sahipliği kamunun değil. Gorby boşuna ortaya çıkmadı. BiMesela. 'Bir şeyin yan bir şey de. özel sektör üzerindeki etki ve denetimimiz. o şey kimseye ait değildir. bu KİT rezaletinin üstünü yor? Vallahi. 'Posta Terör Teşkilatı' desem.bunun bir türlü yapılmamış olmasının bu kuruluşları kendilerine otlak yapan devlet memurlarından olduğunu düşünüyorum. SHP en staörtmekten başka işi yaramaz. Bu böyle olduğu halde. Kimseye ait olma"Tabii. Etibank. Ziraat Bankası. sen kalksan desen ki. bir KİT umum müdürünün saltanatı kimde var?" "Niye ANAP'lılar söylemiyor?" "ANAP'lı dediğin kim? Sizinkilerden farkı yok ki! Ama. anlatmaya çalıştığım bu. Thatcher'ın. sizi köhne yargıları savunan bir 'müze bekçisi' yapar! Kadının. Örter de ne olur? İşte Sümerbank olur. sözde sahibi olduğumuz devlet tekelleri üzerindeki denetimimizden daha fazla! Yalan mı? Bazen sorumlu şirketlere dönüştürmekle yükümlendirildiğini düşündüğüm Ben PTT değil. bugün Sümerbank'ın kaç tane iştiraki olduğu bile bilinmiTeşebbüsleri deniyor ama. kayıt yok! İnanabiliyor musun? rimlilik açısından KİT'leri savunamaz. bunlara Kamu İktisadi liyor musun. şimdi. devlet memurları imparatorluklarının küçülmesine razı olmuyorlar. Düşünsene. diyor ki. Denizbank'ın da." sahibi devlet ise. Bugün Türkiye'de kimse ekonomik vetükocu haliyle böyle bir politika güdebiliyorsa. ' desen. doğru. bu kuruluşları yöneten bürokratlarındır. 'Efendim.

daha doğrusu zihni tembelliğimizin. pırıl . canım. ispirto ve alkollü içkiler tekelini de bir Polonya şirketine devretmişti. canım. 1930 öncesi ekonomik Yine kaldı ki. pırıl bir kafan var. devletçilik bir ilkeyse. 'sen' derken ne demek istediğimi biliyorsun. Bugün koy- "İyi ya. 2000 yılını da Açıkçası. işte. statükoculuk bu. Atatürk zamanında söylemiş. neden çözüm üretmekten. Ve açıkçası. her şeyde bu! Neden?" disine hâkim olamıyordu. elimize geçen fırsatları değerlendiremeyeceğiz. nesnel olarak değerlendiremeyeceğiz. biliyor musun?" diye sürdürdü. Standard Oil Company'ye. Yani. yine de ken"Korktuğum ne. Toplum zaman içinde değişir. yeni ilkeler üretilemiyorsa.Atatürk inkılaplarına ters düşmek. inkılapçılık da bir ilke. be! Geçiş- dan kaçar gibi kaçıyoruz! İşimiz gücümüz meselelerin üstüne örtmek! Her yerde.. Kaldı ki. Afet İnan'da var. Şafak. rehavetten! lara uygun yeni ilkeler geliştirilir. güllerin büyüsünü dağıttığını biliyor. tirmekten. altı oka ters düşmek olur. bir daha toparlanamayacağız diye korkuyorum. diyor. Hep onu anlamaya çalışıyorum. kaçırırsak. ya- parsın diye umuyorum. bunu. "Korktuğum. Bu beni korkutuyor. bağnazlık bu. devletçiliğe ters düşmek olur. cüzzamÇok konuştuğunu. KİT'lere ters düşmek. Nitekim." "Anlıyorum. Rodoplu. Ekonomi eğitimin var. sözde yurtsever kaygılarımızın. Türkiye'nin gerçek koşullarını nesnel olarak değerlendirmemizi önlemesine izin verdiğimiz için. tembellikten. sen. gülüm. inkılapçılık ilkesine bağlı kalındığı sürece.." ekonomik konuları 'devletçi' ve 'anti-devletçi' ikileminden çıkarıp. yeni koşulkoşullar öyle gerektirdiği için Atatürk petrol-benzin tekelini bir Amerikan şirketine." "Diyorum ya işte." "Olur mu." "Ne statükoculuğu. geçinecek paran var. duğumuz ilkeler bugünün icaplarına göre faydalı olanlardır. Ah.

ortalıklarda dönenen garson! Yine de ve hepsine rağmen! ceğini düşündüğü böylesine cüretli bir hareketten irkilmediğini. dahası. ne istersen." dedi." dedi Günay.. anlamlı anlamlı. bir "Sahiden öyle düşünmüyorsun. hepsi bu!" ğumu düşünmüyorsun. Bütün imkânlarım. birden. az ilerde oturanlar. "Çünkü.! Sadece birey olarak ben değil tabii. hepimiz. çalışıyordu. Ama. biz. ben buradayım. değil mi? Çünkü biraz farklı bir eğitimi olan çağ"Hepsi bu mu? Sahiden mi?" diye sordu Şafak. araştırma. ani bir hareketle elini göğKır bahçesi.. bak. Biraz duraladı. başını önüne eğmişti. daşınım.' dedi Şafak. da!" "Hadi." diye fısıldadı. hayatının hiçbir döneminde. "Bunu sana nasıl kelimelendireceğimi bilmiyorum. "Bir de seni seviyorum." "En iyisi!". Şafak. bir küstah gibi konuşmak istemiyorum. daha doğrusu sana söz vermek istiyorum.. Rodoplu. değil mi? 'Uğraşılacak' bir şey oldu- kendini beğenmiş. "En iyisi ben sana bir türkü söyleyeyim. birden ciddileşerek." dedi. öyle değil mi?" "Sen varsın. süne attı! Gözlerini Günay'ın gözlerine dikti. duygusallığını şakaya vurmaya "Hayır. Şafak." sesi titremeye başladı. Zaten yapacak "Öyle ağır işsin ki!" dedi. Bütün yapacağın okumak..daha iyi bir işin yok bu dünyada. 'iş' miyim ben?!" "Anladığından eminim. çeviri.. hiçbir koşulda kabullenemeye- . yok. başkalarının görüyor olmasını bile umursamadığını hayretle fark etti.. ordan. Günay. bir şeyi bilmeni istiyorum. ne zaman bir şey istersen. "Bir devrimdi!" diye anlattı. "Başka Türkiye yok. "Biliyorum.

lendiren kadının bilgisinden bunca yoksundum, ben ki, samanlıkta yumemiş, erotik denenlere kızarmadan bakamamıştım!.. " üstündeki elini tuttu, bağrına bastı! lin'e. Hemen ekledi, dum!" Gözlerini şaşırtıcı bir utanmazlıkla Şafak'a dikti, erkeğin memesinin "Böyle bir şey yapabileceğimi düşünebiliyor musun?" diye sordu Tü"Yaptım, bacım. Vallahi yaptım! O mafiyoza tipler de, seyrediyorlarsa

"Hayatımda bir devrimdi! Ben ki, her uzvunu dirhem dirhem değer-

varlanmayı bunca garipserdim, ben ki, ömrümde tek bir porno film izle-

da seyretsinler, Şafak'ın önüne geçmek bana düşmez diye düşünüyorŞafak, bir tür meydan okuyordu. Rodoplu arda kalmadı, "Hadi, gidiyoruz!" "Sen varsan, ben de varım," diye fısıldadı, "Sonuna kadar."

Şafak, baktı baktı, elini çekti. da!" dedi adam. Günay, durdu. pırıl pırıl su döktü!

Kolu Günay'ın omzunda, otomobile yürüyorlarken, "Şöyle bir dur, "Beni kendisine siper etti, çişini yaptı! Evet! Çişini yaptı. Ay ışığında Ilık olduğunu düşündüğümü hatırlıyorum! Sanki ben yapıyordum.

Elimi altına tutabilirdim. Temizliğini yapabilirdim!

şeyin farkında değildiniz! Kümemin elemanları bire bir eşleşiyordu, Şafak'la. 'Bir' oluyorduk. Yepyeni bir sınıf oluşturuyorduk! Ve siz hiçbir şenuz ki, bana! Aptal ve inançsız!" yordu, Son ameliyatından birkaç gün önceydi, çok çabuk yoruluyordu. Tülin yin farkında değildiniz! Biliyor musunuz, bazen öyle aptal görünüyordude, ben de kendisini yormamasını istiyorduk. Ama, Günay konuşmak isti-

Tanrım, bütün bu inanılmaz şeyler bana oluyordu ve sizler hiçbir

bessüm yayıldı yüzüne, alamadı?" diye sordu.

"Bağışlayın," dedi, döndü, "Hele de sen!" İçini çekti, esef dolu bir te"Nasıl oldu da, senin gibi akıllı, iyi bir insan beni zaptırapt altına "Günay'ım, ben senin yanında su dökemezdim ki!" "Doğru!" kıkır kıkır güldü. "Bak, şimdi!" "Bu adam sana duyduğu saygıdan idrardan kesilirdi, kardişim!" dedi, "0 akşam ona bir şiir yazdım. Notlarımın arasında bir yerde olmalı.

Tülin, "Sistit olurdu, alimallah!"

Bir kopyası da Şafak'ta vardır. Tabii, eğer atmadıysa!

sinde. Şafak istedi. İstanbul'un bu yakasını bir türlü benimseyemediğini apartmanın önüne geldik. Durduk.

Sonra, dura kalka, Kilyos'tan ta Üvezli'ye gittik. Çayırtepe'nin de öte-

söylerdi. Sabahın iki miydi, üçü müydü, darca bir sokakta küçük bir mıyorum, çıktık. Bir dairenin kapısını açtı Şafak. Işığı yaktı, girdik. Burnuma 'Omo' kokusu geldi ve hatırladım. Şafak’ın çamaşırları da Omo kokardı. Etrafıma bakındım, orta halli bir memur ailesinin sade döşenmiş, küçük, sobalı, tertemiz bir dairesiydi. Şafak bir kapı açtı, yatak odasıydı. Şafak'ı, bir de o kadar gencecik sevimli bir kız poz vermişlerdi." "Aman, yarabbim!" dedi, Tülin, "Ne zor işler bunlar!" "Değildi," dedi, Günay, "Değildi." Çift kişilik bir yatak, aynalı bir tuvalet masası vardı. Tuvalet masasının 'İniyoruz,' dedi, Şafak. İndik. Üçüncü kat mı, ikinci kat mıydı, hatırla-

önündeki gelin damat fotoğrafında, onbeş-yirmi yıl öncesinin gencecik

nımı evimde istiyorum. Bana ait olan her şeyi seninle paylaşmak istiyorum.' Anlamamak mümkün değildi ki! Ben de onu kendi evimden başka bir yerde göremiyordum!" "Ne güzel bir kız," dedi, Günay Rodoplu, fotoğrafı işaret ederek.

"'Seni, kendi evimde, kendi yatağımda istiyorum,' dedi, Şafak, 'Kadı-

"Tabii öyle olacak," dedi, Şafak Özden.

Ama, ben, öylesine dingin, barışık bir ruh halindeydim ki, gelen karısı nüp,

"O sıralarda bir yerden bir kapı açıldı. Anlaşılan evde biri daha vardı.

olsa da rahatsız olmayacaktım! Şimdi düşünüyorum da, Şafak bana döNeyse ki, gelen eşi değil, kardeşiydi. Sedat, bizi gördü, şöyle bir baktı, Tülin dayanamadı, 'Siz miydiniz, abi?' dedi, 'Hadi, iyi geceler,' gitti, yattı." "Sana da bok yemek düştü, tabii!" deyiverdi. 'Bu benim karım. Öp kumanın elini,' demiş olsa, eğilir öperdim zahir.

bulma! Ben nasılsa orada kalacaktım. Sedat başka türlü davranmış olsa

"Yok, yok," dedi, Günay, inler gibi, "Hiç öyle düşünme, hiç bahane

da, Şafak için kalacaktım. Şafak'ın istediği kokuyu, onun yatağından esirgeyecek değildim. Ne olursa olsun! Ha, ama, uyuyamadım, tabii. Sonrada, dım, eve döndüm. Tıpkı, onun bana yaptığı gibi. Beni eve getirme telaşına düşmesin, sükûnet içinde, kelime yerindeyse, 'demlensin' istedim." doplu'ya söyleyecek lâf yoktu! uyuyuverdi. İtalik’lediğimin farkına vardı, tabii! şafak sökümünden az sonra kalktım, onu uyurken öptüm, sessizce ayrılSöyleyecek hiç lâf yoktu. Ne o zaman, ne de daha sonra, Günay Ro"Ben sana 'Allah'ın belası bir lâf ebesiyim! demedim mi?" dedi ve

V
O yılın haziran ayının büyük bir bölümünde Ankara’daydım. İstan-

bul'a dönmeden bir gün önce, Sakarya Caddesi'ne açılan sokaklardan birisinde, Günay Rodoplu'nun konferansını duyuran afişi gördüm. Siyahkişinin tanıdığı bir adı binlerce kelimenin arasından hemen görmesi gibi reğimin özlemle kabardığını hissettim. Bir gün daha kalmaya, konferansı izlemeye, Şafakla birlikte değilse, İstanbul’a onunla beraber dönmeye karar verdim. beyaz, sıradan bir afişti, normal koşullarda dikkatimi çekmezdi bile, ama bir şeydi. Sanki orada kollarını kavuşturmuş, bana bakıyordu, Günay. Yü-

lemiyordu, tabii. Karşısında belirince, yüzü umduğum gibi sevinçle aydınlandı. Sarmaş dolaş olduk,

Tahmin ettiğim gibi trenle geldi. Adamakıllı solgundu. Beni hiç bek-

için teşekkür ediyormuş gibi bir duyguya kapıldım. Az sonra arkasından inen adamın yüzündeki ifade bu duygumu perçinleyecekti. Kısa boylu, otuz yaşlarında bir adamdı. Özensiz giyimi, tıraşlı yüzü ile hep bildiği bir şey kanıtlanmış gibi sırıttı! Gerçekten, sırıttı! "Hayrola?" telerinden birisi!" Tanıştırdı. nedense, emlak komisyoncularına benzettim. Adam, bize şöyle bir baktı, "Şafak'ın eniştesi," diye fısıldadı, Günay, "Daha doğrusu, sayısız eniş"Beraber mi, geldiniz?" diye sordum, hayretle. "Yok, canım! Trende karşılaştık." "Abla, sizi bir yere bırakayım mı?" diye sordu, Fevzi Özden, yılışık

Sadece karşıladığım için değil, tatsız bir şeye de son vermiş olduğum

"Sağol, canım. Sağol!"

'abla' hitabı, Günay'ın kaderiydi, zaten. Yaşıtları da, kendisinden otuz yaş olan bir kadını bir yerlere bırakmayı teklif etmezdi!) Beni nefret ettiğim lerden bir kez daha sıtkımın sıyrılmasına neden oldu. "Araba var, ben sizi bırakayım," dedim.

yılışık. (Bu defa önyargılı olmadığımdan eminim. Gerçekten yılışıktı! Bu

büyükler de ona 'abla' derlerdi. O değildi yadırgadığım. Ama, adamın bir

ayağının köyde olduğu belliydi ve bence hiçbir köy erkeği yanında erkek bir tavrı, 'maço' tavrımı takınmaya zorladı. Ve tabii bu dayatma ÖzdenGünay, yavaşça elimi sıktı. Erkeklerin 'Denizli horozu sendromu' de-

diği bu tavırları onu çok eğlendirirdi. Fevzi Özden, köylü kurnazı gözlerini kaçırdı, bir yerlere uğraması gerektiğine dair bir şeyler mırıldandı, gitti. "Sen iyi misin, canım? Solgun görünüyorsun." "Uyuyamadım," dedi Günay, "Ondandır." "Çok mu sıcaktı yine?" "Yo. Fevzi ile konuşuyorduk. Sen nasılsın? Forus'lar nasıllar?"

söyledim. mi!"

O ara, masonluğu incelediğimi biliyor, takılıyordu. İyi olduklarını "Ne kötü," dedi, "Hiç konuşamıyoruz bu günlerde! Biliyor musun, bir

suretimi çıkarmak isterdim. Senin yanından hiç ayrılmayacak bir suretilattı. Neden o kadar düşünceli olduğunu o gece trenle geri dönerken an"Dün gece, gelirken, Fevzi Özden anlattı, ben de Şafak'a bir geçmiş

yazdım," dedi, mahzun gibi, kendisiyle alay eder gibi!

Bir süre, öğleden sonraki konferansı tartıştık. Eskişehir’e yaklaştığımızda daldı.

Restorana geçmek istememişti. Yemeğimizi kompartımana getirdik.

suskunlaştı, ışıkları söndürmemi rica etti, simsiyah bozkırı seyretmeye dim. O gece ise, yıllar öncesine, İstanbul'dan başlayan, bir ucu Ankara'da, diğer ucu Pozantı'da biten iki yorgun demiryoluna götürdü onu. Günay için, hipnotik bir etkisi her zaman vardı, bozkırın. Onu bilir-

Odunla, söğüt dallarıyla işleyen dur kalk bir lokomotifteydik sanki. Şevket Süreyya olmuş, aç Anadolu'nun ince ay ışığı altında kabaran, köy evlerini, küme küme ağaç karaltılarını, şurada burada dev sütunlar gibi yükselen servi kavaklarını süzüyorduk! Sağda solda tek tük ışıklar vardı. Kararsız gölgelerden korkan köpeklerin havlamalarını duyduğuma yemin edebilirdim! Az ilerdeki değirmen olduğundan boşalan suların, sert, lığın derinliği içine dağıldıklarını duyduğuna da yemin edebilirdim! "Ne ki, boşa çalışıyor değirmen," diye fısıldadı, "Öğütülecek buğday serin hışırtısının dönen değirmen taşlarının uğultusuna karışarak karanyok! İkinci Dünya Savaşı süresince uygulanan akıl almaz iktisat politikaları ülkeyi kedi, köpek yiyen Yunanistan’dan beter etti! Yirminci yüzyılın re etmeyi düşünebiliyor musun?" Ne demek istediğini hiç anlamamıştım! "Günay Rodoplu, sen Şafak'ı özlüyorsun!" ortasında bir ülkeyi, etliye sütlüye karışmaz bir ev kadını ezikliği ile ida-

Yadsımadı.

kilosu beş liraydı." Duraladı, şet verici, değil mi?"

"Babasını düşünüyorum," dedi, "Yirmi lira aylık alıyordu. Tozşekerin "İki yüz bin lira aylık alıyordu, tozşekerin kilosu elli bin liraydı! Deh-

na'dan kağnılarla getirildiği Ankara'da beş kuruştan azdı! Eli saban tutan ne işlemişti, yine de ateşli bir Paşacı'ydı köy öğretmeni Halis Özden!

Buğday, 1927 fiyatının altındaydı. Yetmiş kilometre ötedeki Hayma-

Özdenlerin tümünün işleyebileceği alan elli dönümü geçmezdi. Bir döBaba'nın, Pulur Köy Enstitüsü'nü 1948’te bitirdiğini, Kore Savaşı'nı

nüm en iyi senelerde seksen-yüz kilodan fazla vermedi! Yoksulluk içleriucun ucun sıyırttığını, teyzekızı İffet’le askerlik dönüşü evlendiğini Fevzi Özden anlatmıştı. İffet, Halis'e, biri kız üçü erkek, dört çocuk doğurmuştu. En büyük oğlan Şafak’tı, onu Sedat ve Şener izlediler.

vermemişti. Tarlalarda, elma bahçelerinde büyüdü Şafak. Alucu kuşburzeydi; madımak da öyle. Yenebilecek her şeyle beslenmeyi öğrendi ama cağını gördüğünü söyledi.

Halis Öğretmen'in maaşı ailesini aç bırakmamış ama birikime de izin

nundan, üvezi muşmuladan ayırmayı öğrendi. Ebegümeci ot değil, sebtevekkülü asla! Günay, beş vakit namazını bırakmayan babasına bakarken Şafak'ın gözlerinin hırsla çelikleşeceğini, ölümcül bir öfkeyle sarsılağunda, Milli Şef’e de, Meclis'ine de şovenlere var gücüyle karşı durdu," dedi, "Kuranların değil, eski yazılı belgelerin toplatıldığını iddia etti." yeni yazı hızlansın!" "Erzincan'da Kuranların toplatıldığı haberi Gümüşhane'de duyuldu"Ne yapsın hükümet?" demişti, Halis Özden, "Eski yazı toplatılsın ki, "De ki, öyle," diyorlardı, 'sapık fikirleri savunanlar, "Ku-ran'dan baş-

ka eski yazı var mı ki, evlerde?"

"eskisi zordu, bu kolay" diye alınan alfabenin, '48'e gelindiğinde yüz kişiden otuzunu ancak okur-yazar edebildiğini düşünmüyordu bile. tövbeye zorlayan dayatmanın şiddetini düşünebiliyor musun?" Ve Halis Özdenler Türkçe ezanı dahi kabulleniyorlar! Adamı secdede lundaki sandığı yok ettiğinde vatana hizmet ettiğini düşünüyordu, Halis saklar kalkmasın diyenlerin oylarını yok edecekti!) 1950 seçimlerinde Demokrat Parti kazanır korkusundan kendi oku"Yirmi yılda gelinen yer sadece yüzde otuz! Düşünebiliyor musun?

Beyin yıkama faaliyetinin başarısı tam olmuş olmalıydı ki, 1928'de,

Öğretmen! (Daha sonra, referandumda, oğlu Şafak Özden de, siyasi ya1954'te Demokrat Parti tekrar kazanınca, dış güçlerin iktidarlar ya-

ratan kudretlerinden dehşete düştü. 1975'te, milletin aklının başına gelmeye başladığına sevindi. 1960'ta CHP + Ordu iktidar formülüydü; elleri patlayıncaya kadar alkışladı!" "İngiliz albayına posta atanan Hintli parya," diye, hatırlattım.

yor, tersine, aylıkçı olup bize katılmaya çabalıyor. Sözümüzü ikiletmezler, izimize basarak gelirler götürdüğümüz yere! 'Hatırladın mı?" "Elbette," dedim.

"Öyle," dedi, "Ama, Esendal biliyordu! 'Okuttuklarımız kavga aramı-

"Gümüşhane'de kar damları aştı. Evlerin tahta kapılarını zorlayıp açtılar,

"1963 kışı yaman oldu," dedi, Günay, gözlerinde tuhaf bir pırıltıyla,

tünel kazdılar. Tüneller komşularla buluştu. Tahta kapıları olanlar böyle yaptılar. Tahta kapıları olmayanlar, toprak altında yaşayanlardı. Onların barınakları daha bir muhafazalıydı, ortaya kazılı tandırın dumanı odayı yer duvar yalayıp ufak baca deliğinden süzülür giderken, sıcacık olurlardı. İs kokusu, tezek kokusuna katılır, derilerine sinerdi insanların. Şubatta bir gün, Bayburt Süvari Taburu'ndan bir kıratın bacağı bu barınaklardan birisinin içine kaçtı. Ne olduğunu anlamaya çalışırlarken, yeraltından bitiverdi insanlar. Atlının anlamadığı bir dilde çığrışıyorladı.

Kumandan bağırıverince, sindiler. Atlı kendisine çekidüzen verdi, hayva-

nın bacağı sarıldı, çekip gittiler. Arkalarından, damı göçen evden, beddua yükseldi." Birden hatırlamıştım, bir başka romanından bir pasaj tekrarlıyordu! "Kar tonlandıkça tonlandı," diye sürdürdü, "Buz sarkıkları birken iki,

ikiyken üç bilek kalınlaştılar. Baharda eridiklerinde on bir ev göçtü. Olağandı. Eriyen kerpiç duvarlar suyun daha da ağırlaştırdığı tavan toprağını taşımazdı. Şafak, döşeğinin boyundan büyük toprağın altında kaldığını ğildi. Nisan yağmurları da bitmek bilmedi. Sonunda, bezdi, yatıştırmak için bir de gerekçe buldu, 'Oğlun gelecek yıl ortaokula başlayacak.' gördü. Göçüğü izleyen on gün okula gitmedi, toprağı kaldırmaya yardım İstanbul'a tayinimi isteyeceğim,' dedi, Halis Özden. İrkilen karısını

etti. Akrabalarda gecelediler. Toprağı kaldırdılar ama ev onarılır gibi de-

düştü. Ege'de üzümler sıcaktı, kiraz bitmek üzereydi, çilek ancak reçel rinin diplomalarını dağıttı. Ailesi’ni topladı, yola koyuldu."

Bir yıl uğraştı. Ertesi yıl, Gümüşhane'nin son karı haziranın ilk günü

olurdu; İstanbul'da erguvanlar yerli yerindeydi. Halis Özden, öğrencilene zincirli tutukluların tökezlemekten ve tökezletmekten sakınan adımlarıyla, darmadağınık ama sımsıkı bir dayanışma içinde indiler. Molla Günay, Sirkeci'deki hallerini gördüğünü söyledi. Trenden birbirleri-

Ramazan'ın torunuydu, Şafak, mahşer nedir bilirdi. Eminönü'nden halat zehirli tütsüydü. Gökyüzü mavi değildi. Güneş pekâlâ Batı'dan da doğmuş

alan Adalar vapurunun düdüğü, İsrafil'in sur'ası olabilirdi. Kâfirleri sarhoş edecek duman egzoz gazlarının İstanbul'un sıcak buğusuna belenmiş olabilirdi. İşte insanlar kabirlerinden çıkmış, "özleri dönmüş çekirgeler gibi dağılmış" koşuyorlardı. Her cins, her biçimdiler. Zinadan yeni kalkmış kadınlar, "gömgök" gözleri, çıplak kolları, ak göğüsleriyle ortadaydınım, sol omzundan "Al oku!" diye uzatılacak günah listesini bekledi. Sonunda o da oldu, kendisine yol açmaya çalışan bir hamalın sepeti omlar. Sağır edici gürültü, Dabbetülarz'ın homurtuları olmalıydı. İffet Ha-

zuna vurdu, "Destur!" diye bağırdı, adam. İffet Hanım'ın korkudan canı çekildi, bacakları eridi, kucağındaki Sedat'ı istasyonun betonuna fırlattı, az berisine, kondüktörün ayaklarının dibine de kendisi yığıldı. Kondüktör yana atıldı, peronuna babalarının çiftliğiymiş gibi yayılan

yığına midesi bulanmış gibi baktı, helaları gösterdi. Kadınlar helasının ağzına geldi İffet'in. Dar kaçtı. "Zıkkım iç!" dedi Şafak'a.

duvarları fayans kaplıydı. Akseden, eğilen bükülen gölgelerden yüreği Bir iki vızıldandı, sonra hurcun üstüne kıvrıldı, uyudu çocuk. İsmet Görüntüler çok canlı olmalıydılar. Gözlerini yumdu, Günay. Farkına varmadan o transandantal havaya girdim ben de! Günay’ın

Özden'in babası gelip toparlayıncaya kadar ilişmediler.

uzandığını, Şafak'ın toz içindeki hurcun üzerine kıvrılı çelimsiz gövdesiçamurladığı öfkeli asi yüzünü okşadığını görüyordum. Sevdiği adamın nüstü zeki olduğuna inandığı çocuğun ruhunda yapacağı tahribatın kaçılar bana dayanılmaz bir acı veriyordu! Gülümsüyordu. caman açarak. "Allah aşkına bırak! Bütün bunlar doğru değil!" diye bağırmışım! "Neden ama!? Gerçek olmadığını bile bile neden?!"

ni, terden sırılsıklam sarı çocuk başını, yanaklarından süzülen yaşların çocukluğuna bakarken, burnunun direğinin sızladığını hissediyordum. nılmazlığının acısının yüreğini kavurduğunu biliyordum. Ve bütün bun"Değil," dedi, sakin sakin, "Dedim ya, Şafak'a bir geçmiş yazıyorum!" "'Gerçek' değil mi, sahi?" diye sordu, hüzünlü gözlerini kocaman koÇocuk Şafak'ı bekleyen dünyayı, bu duyarsız, bu sevgisiz şehrin olağa-

Susmak zorunda kaldım.

garistan göçmenlerinin faciasını, birkaç göçmenin daha az ya da farklı

Gerçekten de, Sirkeci'ye inmiş olup olmamaları ne fark ederdi? Bul-

dım,

türden eziyet çekmiş olmaları değiştirir miydi? Yine de kendimi alama"Kibele sendromu!" diye söylendim, "Diana haklı! Seninkisi, Toprak

Ana sendromu!" (Bunu da daha sonra anlatmak durumundayım!) Şöyle bir baktı, başını salladı, den görmüyor?" diye mırıldandı.

"Senin kadar akıllı bir adam, benim nihayet bir kadın olduğumu ne-

Enişte, seyahat nedenini "İmar'da bir işimiz var da," diye açıklamıştı. Çayırtepe'de dayıoğlu İsmet Özden'le ortak bir Yeminli Özel Teknik Büroları vardı. "Bu günlerde herkesin işi İmar İskân'la," dedi, Günay. "Sen niye gidiyorsun, abla?" sorusunu, "Bir panel var da," diye geçiştirdi. "Rakı içeriz değil mi?" Teklifinin nedeninin, Duran'ın dükkânındaki "İçeriz," dedi, Günay, "çiğlik etmemek için."

Ne ki, büyüyü bozmayı başarmıştım. Fevzi Özden'e döndü, Günay.

imza gününde viski içtiğini görmüş olması olduğu belliydi,

sü Matematik Bölümü mezunu olduğunu; öğretmenlikte para olmadığı de bu Yeminli Büro işini kurduğunu, işlerinin "Allah şükür" iyi olduğunu anlattı. "Bir de, şu seçimleri kazansak! Bizim Şafak çalışıyor ama bakalım!"

Bir süre dağdan tepeden konuşmuşlardı. Enişte, Gazi Eğitim Enstitü-

için bir yıl kadastro kursu gördüğünü, sonra da "Özal amcamız" sayesin-

zinledi, canı sıkıldı Günay'ın. Enişte, Şafak'ı görüp görmediğini anlamaya, kaynaklanan bir öğrenme istemi değildi bu. diye düşündüğüne bahse girebilirim!"

"Bizim Şafak" tonlamasında senli-benlilikten öte bir küçümseme se-

aralarındaki ilişkinin niteliğini kestirmeye çalışıyordu. Ne ki, ahlaki kaygılardan, Şafak'ın eşinin gururunu ya da yuvasını koruma isteminden Biliyor musun, Şafak'ın dalgasıysa dokunulmaz, değilse bir yoklarız,

rak.

"Mümkündür," dedim, adamın sabah bana nasıl baktığını hatırlaya"Şafak'a saygısızlık etti," dedi, Günay, "Ben de seyirci kalmak zorun-

da kaldığım için ihanet ediyormuş gibi oldum." olduğuna gerçekten inanıyordu, aptal!

algılanmaya, her türlü aşnafişna girişimine karşı mutlak dokunulmazlığı "Belki de, haksızlık ediyorum. Haberi bile olmayabilir." Adamı, kendisine ilişkin tavrı dışında da sevmemişti, Rodoplu. Şa-

Kendisine edilen saygısızlığı hiç düşünmüyordu, çünkü kadın olarak

fak'tan küçüktü Fevzi Özden, ama daha şimdiden hiçbir şeyin memnun

edemediği insanların müzmin ekşiliği sinmişti yüzüne. Hiçbir rejimin ona kümetinden şikâyeti kapitalist ihtiraslarının yeterince tatmin edilemiyor olmasından ibaretti. "Eşitsizlik"ten yakınıyordu ama gerçekte yakındığı kendisinin yararlanamadığı eşitsizlikti, "Şimdi biliyor musun, bu Kürt var," diye anlatmıştı,

uygun olamayacağı belliydi. Marksist olduğunu söylüyordu ama Özal hü-

man'a, araziyi ormandan çıkaralım, diye... Vallahi, abla, be, sefil oldum bu

"Herif Tuncelili Kızılbaş. Biz yıllardır Ankara'ya taşınıyoruz, Or-

yollarda, be! Git gel, git gel! Harcadığım paranın haddi hesabı yok! Biliyor musun, nasıl rüşvet yiyor o memurlar! Adamın dosyayı ellemesi yirmi bin lira! Eskiden de yerlermiş, ama bu Özal ekonomisi mahvetti milleti! tımdır, dedi, çıktı! Orman arazisine, benimdir, diyor, iyi mi?! Biz bu kadar veriyor Alevilere! Kâmran İnan'ın ada-mıymış neymiş," minse,' dedi." çilesini çekmişiz! Ama, bak, Şafak onu tutuyor ama bu Baykal çok yüz Alevi olmadığını düşündüğümden. Ânında vazgeçti iddiasından. 'İşte kiTuncelili değil de, Fevzi Özden tarafından "değerlendirilmeliydi". Günay'ın anladığı, ormandan çıkması gereken bu arazi söz konusu "Kâmuran İnan'ın olamaz," dedi Rodoplu, "Bildiğimden değil, İnan'ın Bu Kürt, şimdi, bizim uğraştığımız araziye benim arazimdir, şahsi ran-

olması dikkatini çekti. Sivaslılardan sonra en büyük nüfusu oluşturuyorlardı. Günay'ın bu konuda "Halis Amca'nın buraya nasıl geldiğini bir bilsen! Ne sefillik çektiler! hiç kuşkusu yoktu. "İlginç olan. İsmetler. Günay'ın. Salih Çırpıcı ile başlıyordu. "Tekrar oturdum. Bugün artık Çayırmanlara kadar ANAP'lı." dedi. Sultanhanımlı'ya gelen ilk Gümüşhaneliydi. İsmet'in (İsmet Özden) babasının Sul-tanhanımlı'daki gecekondusuna misafir olduğunu anlattı. Günay. Zaptedilen yerin mülkiyeti. 'Çayırtepe'nin yoksul halkının 'evAdamın ıslak gözlerinin. şimdilerde de DYP'liydiler. istiska hastalığı. ile başkaları. "namussuzlar". hemşerilerinle. haklı olarak artıdeğer kaKalkmaya hazırlanıyordu ki. yani ailenle. be abla!" diye başlamıştı." guları yüzümden okumuş olmalıydı. eski mülkiyet 'düşüyor' sanki.lendirilmesi' amacını. Tepeden tırnağa su toplamış bir Şafak tasvirinin ardındaki örtülü düşmanlığın nedenini düşündürdü." dedi. güttüğü iddiası. Çırpıcı. anlamında kullanıyor Halis Öğretmen'in. Şafak'ın öynu gören hemşerileri onun peşinden akın etmişlerdi. Sonra da." enişte. "Biz çok sefillik çektik. Bu arada da. Şimdiki muhtar Salih Çırpıcı'nın hısımlarıydılar. eşinle dostunla paylaşıyorsun. fetihle beraber ortadan kalkıyor. zafiyet geçirdi!" Şafak anlatmadı mı sana? Çocukluğunda sıskalıktan. Son za- . "Sıska" kelimesini timpanitis. bunun yüce bir amaç. Halis Özden'den bahsetmeye başladı. ayıptır söylemesi. Salih Çırpıcı da ANAP'tan delegeydi. Yükünü tuttuğu- tepe'de. sen onu büyük bir gönül yüceliği zanıyorsun. İstanbul'a yerleşen ilk küsü. Özdenlerdi. "Bir yeri zapteden Osmanlı paşası gibi bir tavır sanki bu. Onlara bir tür kıyak yapıyorsun. sürekli sırıtmasının uyandırdığı nahoş duy"Tuhaf bir şey.

işinden köşeyi dönmeye çalışırken. ev sahipliğine başladı. karısı ve ikisi kız altı çocuğunu getirttiğinde. Bu aşamada inşaat ameleliğini tümüyle bıraktı. Fevzi Özden. ormanın kıyısında. Salih Çırpıcı. sonra. "demişti. artık sayıları katlanarak göçen hemşerile- . "üçkâğıtçının biri! Kapına gelse eline 1960'ların başında ormandı Sultanhanımlı. adını Atatürk Mahallesi taktı. "sağcı" kalmalarının daha namuslu olduğunu düşünüyordu. On beş yirmi günde bir çıkan. İlk hamlede Sultanhanımlı'dan ötede. İşe. Maltepe'de yeni yeni palazlanan sa- nayi bölgesindeki fabrikalara koyduğu iki oğlunun getirdikleri yüz elli- şerden 300 lira da eklenince aylık geliri 1000 liranın üzerine çıktı ki. Kendisine şu ya da bu şekilde borçlu seçimlerinde muhtar oldu. Bu evleri. öyle de cimridir. ayda seksener lira aldığı iki kiracısı vardı. Ankara asfaltını kuşbakışı gören tepeye ikişer göz rinin kimine sattı. Günay. inşaatta ça- "Çok makul. öte yandan "Halkçı" olduğunu düşünerek. itfaiyenin gelmesini gerektirmeyecek boyuttaki yangınlar birer Yapılması gereken şey belliydi: Çırpıcı yepyeni bir "ıslah lekesi" ya1966'da yürürlüğe girmesi beklenen Gecekondu Af Kanunu tasarısı. kiracı sayısı beşe çıktı. evcikler kondurdu. varyemez!" "Bırak abla. ratmaya girişti. sadaka verirsin. 1965 hava fotoğrafları ile tespit edilecek gecekondu yoğunlaşmalarını "ıslah bölgesi" içine almayı ve tapu vermeyi öngörüyordu. Bir yıl 1963'te. Adalet Partisi ilçe başkanı ile oy pazarlığına oturdu. mahallenin gelip dayandığı ormanda dikkati çekmeyecek kadar küçük yangınlar çıkarmakla başladı." dedi. İstanbul'a. kimine kiraladı. bu o zamanlar baremin ikinci derecesindeki bir devlet memurunun kazancından daha fazlaydı. Fevzi Özden'in bir yandan Yeminli Büro lışmaya gelen Salih biraz da memlekete benzediği için oraya yanaşmış. Dünyalıklarını sağcı iktidar döneminde yapanların. daha o zamandan dolu ormana bir kondu da kendisi yapmıştı. üç oda daha eklediği kondusunda. Gümüşhanelilerden oluşan küçük bir imparatorluk kurdu.

gerisini finanse etti.ikişer dönümlük yer açtılar. Komisyon başkanı gördüğü sefarın yolları yoktu. Altı ay içinde tam 186 konut üretti. İlçe Başkanı ve partililer karşıladılar. Mükellef bir öğle yemeğinden sonra gecekondu mahallesi gezildi. Bayındırlık onayı şarttı. Artık iş Mesken Gecekondu İşleri'nin bu haritalar üzerinde saptayacağı Gecekondu Islah Bölgesi (kısaca GIB diyorlardı) sınırlarını denetlemeye kalıyordu. "Aman. suları yoktu. İlçe Başkanı'nı yasi olarak kayıtlı ise de. GIB sınırlarından sorumlu belediye meclisi üyelerini araya koydu. bir de imar alsalar elde edecekleri rantın dokuz sülalelerine yeteceğini biliyorlardı. nına taktı. ormandan çıkıp belediyeye ya da Hazine'ye devredilse bir da aldı. dualarla ayrıldı. İl müdürün kimin nesi olduğunu araştırmaya girişti. lete inanamadı. Salih Çırpıcı. söz konusu arazinin orman olmadığı gibi. soluğu Ankara'da. Muhtar. bu gidişle hiç olşeyler yapılabilirdi. oğullarını fabrikadan çıkardı. gecekondu inşaat müfrezelerinin başına getirdi. Salih Çırpıcı. bölgenin bağlı olduğu Adapazarı'ndan geldi. Bir tapu. zahmetinin karşılığını lesi kapkara bir ıslah lekesi oluşturmuştu bile. Bu defa da ara kademe olan İstanbul İl İmar Mü- . Islah Lekesi'ni bir milimetre büyültmenin fiyatının yüz binden başladığını öğrenince. bir o kaOrman Komisyonu. Oysa. hatta yıtlıydı. Beykoz'a. Komisyon başkanı hak verdi. Üstelik. Muhtar ne olursa senden olur!" diye yalvarmaya başladı mal Harita Genel Müdürlüğü'nün uçakları göründüğünde Çırpıcı Mahalmayacaktı çünkü arazi bürokratik bir ihmal nedeniyle hâlâ Orman'a ka- sahipleri. partili Meclisi yeni sınırlı GIB'ı alelacele onayladı ama iş bununla bitmiyordu. meskûn dar daha olduğunu da belirtti. lağım açıktan akıyordu. Yetmiş beş binde anlaştılar. "Orman"da aldı. Anadolu'nun yoksul köylerinden gelen bu zavallı insanlaÜmraniye’ye ulaşabilecekleri vasıtaları yoktu. 'O zamanın parasıyla' elli bin lira dağıttı. Seksen altısını sattı. "her ne kadar orman bölgeolduğunun tespit edilebilmesi için" durumu yerinde görecek "orman komisyonu" talep etti.

oğullarına. Torunları aklına Halis Öğretmen. su kullananın" devrimcisi olduğunu keşfetti. sonunda İmar İskân Genel Müdürü'nün "bir çayını" içmeyi başardı. matluba uygun birini bulup yanaşmak zor işti. onları okutmaya karar verdi. "Sayın Müdürümü" yoksulluğuna kanacak kadar saf değildi ama Çırpıcı'nın örgütlediği ezilSamanpazarı'ndaki Uzun Palas Oteli'ni tam bir ay mesken tuttu. beyim?" diye boynunu büktü. Salih Özden peşinden gitti. gözleriyle görmeye davet etti. GIB'ın "bu haliyle" tasdikleneceği sözünü aldığında tam iki yüz bin lira harcamıştı. "Zurnanın dükkânlarının önünden. Oğlanlar. Müdür.dürlüğüne taşınmaya başladı. Solcu oldukları söylenen bu büyük grubun içinden düştü. belediyenin ve devletin yapması gereken hizmetlerden kısmetlerini. Muhtar. adam' kokluyordu. paylarını alamıyorgelmeye. bir buçuk ay içinde Ankara'daydı. büyük kızının büyük oğlunu okutuyordu. işlemleri hızlandırdı. Görmediği milletvekili bırakmadı. lar. 'para yemeyen vermeyi önerdiler. kıraathanelerinin kıyısından dolanması hayaürkütüyordu. adamın "toprak işleyenin. üstelik daha da harcayacaktı. öğretmeni . terslendi. Sonuçta. Üstelik ikinci senesiydi. Sultanhanımlı İlkokulu öğretmeni. üstelik AP'li bir muhtarın lecek evrak. Planlanacak ana cadde güzergâhının kendi tiydi! Sıradan memurlar değil ama MGKI Planlama'nın genç mimarları Bakanlık onayının yine İl İmar Müdürlüğü aracılığı ile İstanbul Bele- aşa bağladığı kurnaz bir odacıdan günaşırı bilgi alan Muhtar. miş halk gruplarına dayanamadı." dedi. en ezilmiş haliyle karşısına dikildi. Çırpıcı. Ailede onların dilinden anlayacak okumuş birinin olmadığına ilk kez hayıflandı. hemşehrisi Halis Özden'le böyle tanıştı. Fena halde canı sıkıldı. Çocuğun karnesi baştan aşağı zayıftı. Muhtarı. Fukaralık ayıp mı. bir köşede sıkıştırı"Çırpıcı Mahallesi'nde yaşayan insanların hiçbirisi. ile konuşmaya karar verdi. İnsan sarrafı burnu. 1/1000 ölçekte parselasyon ıslah imar plânı yapılacaktı. Mazırt ettiği yere geldik. Altı ayda sevk edi- diyesi Mesken Gecekondu İşleri Müdürlüğü'ne gelmesi üç ayı buldu.

Yıllarca çalışmış. Halis Öğretmen'in gerçekten etkilendiğini fark ettiğinde baklayı ağzından çıkardı. çamurdan kur- tarmadan ölürse gözü açık giderdi. Halis Öğretmen'i Çırpıcı Mahallesi'ni gören "Ben geldiğimde buraları bomboştu. 'kravatlı-mücrimler' denilen yeni sınıf olduğu. Usta bir şehir plâncısı edasıyla. "zeki ama Halk Partili'nin iflah olmaz bir ülkücü olduğunu kestirdi. ıslah plânı bitmek üzereydi. "Bilemiyorum! Günümüz suçlularının ar- . koca mahallenin nasıl geliştiğini anlattı. Seçimlerden bir ay önce. soruşturmayı öğretmenlerin klasik cevabı." dedi Günay. yordum. bu devletin bile beceremediği bir işti! Bu insanlara tapularını vermeden." 1969 seçimleri de rol oynadı. ekimde. "O kolay! "dı. Halis Özden'in ço- Islah plânının tamamlanmasında Muhtar Salih'in gayretleri kadar 'ekonomik cürüm'e suç ortaklığı ettiğini hiç bilmemiş olduğunu düşünütık karanlık köşe başlarında kurbanlarını bekleyen şarapçılar değil. Kiradan kurtul. gecekondu tapuları dağıtılmaya başlandı." diye mırıldandım. bu Köy Enstitüsü mezunu. hemşerilerinin elinden tutmuş. dünyanın parasını dökmüş. "Sana şurada bir ev ayarlayalım." dedi. memurluktan almış. Salih Çırpıcı. AP'lilerin arasına girmek istemeyen Halis Öğretmen'in tapusu cuklarının gırtlağından haram lokma geçirmemiş olmakla övünürken. Halis Hoca. Üzerine gitmedi. Ama o da olacaktı inşallah. tapuları ayağına gitti. Halis Özden. Türkiye'de "Bilmiyorum. Çırpıcı Kıraathanesi'nde isim çağırarak bizzat dağıtmıştı. Ödemeye gelince. Bu sınıf.çalışmıyor'la karşıladı. "Mafya denilen şey bu olmalı. doğru. Uygun zamanı kolladı. sularını bağlatıp. herkese başını sokacak bir ev bulmuştu ki. İlçe Başkanı ne etmiş etmiş. inatçı Alagöztepesi'ne çıkardı.

Anlasana. doğaldı da. başını önüne eğdi. bunları mahkemeye çekecek savcı olmadığı gibi. Bir süre Eskişehir garını. öyle olmadı. cezalandıracak hâkim de yok!" dalavereye dönüşüyordu.İkinci Dünya Savaşı ile türedi. "Türkiye'de. Bu defa da dayanılmaz bir utanç duydum! Şafak'ı suçlamamın dum. Şafak'ın bütün bu faaliyetin bir "Pek de öyle değildi." İçini çekti. öyledir!" gülü3." dedi. öyardında yatanın 'seçkincilik' değilse. "Bir ülkenin gelişmişliğinin yordu. ince bir ölçüsü de yıllık 'ekonomik cürüm' sayısıdır? Vallahi. "0 akşam sana parçası olduğunu düşünüyordum. yüzü belirdi. yakılan ormanları anlatırken. Bu insanlar da köylerden Orada. bir simit satabilmek için gecenin o saatinde "Bütün bunlar doğru da.660'tı!" koşuşturan çocukları seyretti. Federal Almanya’da "Nereden de bilirsin böyle şeyleri!" "Ne bileyim." dedi. Dahası. İstiklâl Caddesi boyutlarında yüzlerce sokağın kaldırım taşla- . Kalküta'yı hatırladım. "Bilir misin. bana bir yıl kadar sonra." dedi. dünyanın her yerinde köylerden şehirlere vardım. 1960'ta. kompartımanın penceresinde lece durdu. 'üst sınıf bilinci' olduğunun farkına "Ne vardı. yordum ama. bu sayı yüz binde 159'ken. İslâmiyet'te hırsızlığın ancak Fevzi Özden ile yediği yemek. onun anlattıkları ve kendi ilavelerinin ihtiyacın olmayan bir şeyi çalman halinde geçerli olduğu da doğru." dedi. Geri kalmış ülkelerde kibarlaşıyor. Sitem dolu gözleriyle şöyle bir baktı. Ama. "Deliyim zahir!" Günay'a göre bu. Bu kirlenmişlikten Şafak Özden'in de payını alması gerektiğini düşünüGIB'ları." Günay'a yine de bir tür kirlenmişlik duygusu vermiş olması kaçınılmazdı. olmak istediği her şeye ters düştüğünü düşünüyorgeçen insanların sorunudur. yani? Konut. rını yastık edip uyuyan insanları görmüştüm. "Ama.

Rockefeller’lerinin nasıl yetiştiklerini "Bir nokta geldi mi. pisliyorlardı. çello dinleyecek ya da sergi gezecek hali yoktu. Kennedy olmuyordu. saygın John Çağdaş Batı'nın Iococolarının. Türkiye'de. Mesele. Yetersiz malzeme ve işgücüne karşın bir gecede konut lamıştı. Öyle baktığımda. Oysa. her şeyin devlet babadan beklenildiği inancının man kamu arazisi. para arayan babaların boş zamanlarında uyandırdığı duyguyu uyandırmıyorsa nedenini sınıfsallıkta aramak gereviski kaçakçısı Joseph Kennedy. caddelerde kamp yapıyorlar. lahmacunun şehri işgal ettiğinden yakınan Ali Sirmen'in yazılarında da. . kendimi bildiğimden masının nedeninin. gecekonducuların İstanbul'da yaşamaya hakları olmadığı şeklindeki duygularını mutlaka açık ediyorlar. Oysa. kendisine. Ortaköy'ü gift shop'lara boğan gelişmede görebilirsin bunu. Bir Necati Eczacıbaşı. bu insanlar da neticeten 'kamu'ydu. Salih Çırpıcı'nın ya da Fevzi Özden'in kirdi. Ve tabii. aynı yerde yiyor. uyuyor. olduğunun bilincine varmaya davet ettirmişti. trilyonları geçen beri.göçmüşlerdi ama parklarda. Salih Çırpıcı'nın temsil ettiği dünyayı bu denli itici bulyatırımın ziyan edilmemesi sağlanabilirdi. Soğukçeşme Sokağı'nın ortadirek evlerini Fransız 'boudoir'larına çeviren Çelik Gülersoy restorasyonunda da. kendi evlerini devletten çatıyı örtünceye kadar uzak durmasından başka bir şey talep etmeksizin yapıyorlardı. hatırlatmıştı. Her taraf öbek öbekti. ne siyasal ne de ekonomik cürümde bir Eczacıbaşı ya da Koç. siyasi tercihleri ya da meslekleri ne olursa olsun. Bak dikkat et. neden?" Düşündükçe. Şu farkla ki. Türkiye'nin sınıfsal yapısı olduğunu anlamaya başsöyleyebilirdim. gecekondu yıkım kelimesi ile eşanlamlıydı. Nesnel olmak gerekirse. tren istasyonlarında. Esas meselenin bir tür sınıfsal 'estetik' meselesi egemen sınıflar. herhalde Çırpıcı'dan aşağı kalmazlardı. Toprak hemen her zagecekondunun dünyanın en ucuz ve en becerili sosyal konutu olduğu üreten. bu müthiş ve yapıcı enerji kanalize edilebilir. çeşitli biçimlerde ortaya çıkıyor bu duygular. içiyor. tersine. yani Salih Çırpıcı olmadan.

Anadolu'nun yerlisi. müziğinden mimarisine. küstükçe küstüler mimarlar!" dedi. İş dönüp dolaşıp. çocuklarının değilse bile torunlarının Şimdi de. onlar. Olmadı. elektrik. köylerine dönmeye tercih ettiklerine inanamadılar! Şehre taşınan kadının belini büken tarla işinden kurtulduğunu. Yoksa. maaşının tümü bir eteklik almaya ğında ekşiyen yüzü. "Farkında mısın. olmadılar. edebiyatından yönetimine kadar her düler. yine 'bürokratlar devleti' meselesine geliyor! Köylüleri ne yapıp edip. kelime moda olmadığı için. uğruna canlarını vereceklerini haykırdık- . onlar da olmadık yüksekliklerde maydanoz bahçeleri yaşehirlilerin duyduğu aşkı duyamayan köylüler daha haritalar bitmeden doluşuyorlar. sempozyumlar birbirlerini kovaladı. köylerinde boşaltılan yerlerde uygulanacak debdebeli şehir plânlarını çiziktirmeye tutacaklardı. pipo dumanından boğulacak hale geldiler. sosyal silolara tıkıp. 'demopedi' yani 'ayaktakımı'nın idaresi olduğunu an"Aydınlar"a gelince. giriştiler. Bir kusuru daha vardı rengârenk haritaların: Bire iki veren toprağa "Karardıkça karardılar. Gözlerini kapatırlarsa. sınıfsallığın nicedir devlet politikası anca yeten bir memurenin Çırpıcı'ya muhatap olmak durumunda kaldı- bul'a hiç yakışmıyor! Gecekonduculara açıktan açığa 'barbar' denmiyor- olduğunun işaretinden başka bir şey değil. tabii bayağı. güzelim plânları ölü belgelere çeviriyorlardı." üniversiteye gidip sınıf atlayacağı umudunu görmezden geldiler. tabii açgözlüyları demokrasinin. gecekonducular yok olacaklardı sanki. pacak kadar açtılar!" göz önünden kaldırmak istedikleri bu insanların fikirlerini sormadı! Oysa. radyo ve televizyona kavuştuğunu. Ve tabii. yükselen sesi. 'kanunsuz' yerleşimi önleyecek yıkıma. benim gibi. Tabii eğitimsiz. Ama nedense kimse. bu toprağa yakışmıyor! Hele de İstansa. onlar kadar 'küs' bir başka meslek grubu yok gibidir? Ne yapsınlar? İrkilerek seyrettikleri gecekondu mahallelerinin sakinlerinin. şeylerini tehdit ediyorlardı. Bu defa da.aynı mesele. bu 'gettolarda yaşamayı. Toplantılar.

acı acı! "MastürbasAskerlikte öğrendiğim bir türkü vardı. "Yerin yok. nerde kalırsın. bütün bu yoğun düşünce selinin içinde. "İyi edersin. Deniz göründüğünde henüz uyumamıştım. . tabii. Ben ise. Melih Cevdet'in de Fevzi Özden’in de birer oyu vardı ve Fevzi Özden’ler çoğunluktaydılar! yondan digayri bir şey değildi!" "Ve ben 'konferans' vermeye gidiyordum!" dedi. onu mırıldanmaya başladım. Az sonra uyuyordu. sabah Şafak'la kahvaltı edeceğim. yurdun yok. başını koluma dayadı. da! Şafak var!" Az sonra da kapandı." dedim "Ben biraz uyuyayım. gurban. Şafak'ı Kıvırdı. konferansı. gurban.lamak zorundaydılar." nereye oturttuğunu düşünüyordum. nerde kalırsın? Her yüzüne güleni dostun sanırsın. ne yazık (!) ki. dostun sanırsın!" Hak etmiştim! "O kadar da değil. Evet. Söz verdim.

Ama. Günay. Konferans. öteki dum. üst üste birkaç derin nefes aldı. Sıkılacağına muhakkak gözü ile bakıyordum. Ben gerilerde bir yer buldum otur- . saat ikide. Az ilerde bekleşen bir grup Müslüman delikanlı tanıyan gözlerle baktılar. Kapıda göründüğünde dalgalandı kalabalık. Günay'ın kalabalıkların insanı olmadığını söylemiştim. Yardım Sevenler binasındaydı. Kürsüye vardığında yine de hafifçe sinirli gibiydi. Yol açtılar. Biraz zaman ka- uçtaki konuşmacı masasına yürüdü. Onu ağırlamaktan mutluydum. İstanbul’da hep tersi oluyordu çünkü. düşündüğüm kadar sıkılmadı. Kapıdaki yığılma salonun dolu olduğunu anlatıyordu. Banyodan dinlenmiş çıktı. Kendi demesiyle 'kocaman' bir kahvaltı yaptı. Günay'ın şansına su akıyordu.VI Fevzi Özden'den ayrıldıktan sonra eve gittik.

Bu bir 'insan görüşü'dür. karı kalktı. hafifçe öne eğildi. dirseklerini masaya dakonferanslardan birisini üstlenmem istendi. Bu tarife göre. yirminci yüzyılın bili"Aranızda kaç tane iktisatçı var?" diye sordu. Tabla arandı. Kaynaşmanın durmasını istiyordu. Böyle olduğu için. Görevlinin yüzünden bilhassa konulmamış olduğu belli oluyordu. ben Özal ekonomisini değil. konuşmama bir saptamayla başlamak istiyorum: hiçbir bilim kutsal inek değildir. tüketim kavgasında nasıl başarılı . kibritini çıkardı. 'insan tanımlaması'dır. "Bilimler aksiyomlar üzerine kurulur. biliyor- ler. İnsanın tarifidir.' 'Ekonomi' bilimi insanoğlunun maddi çıkarına nasıl uygun geliyorsa olan. Aksiyomların değişmesi halinde o güne kadar 'bilimsel' olduğu iddia edilen edinimler işlevlerini kaybederler. sigarasını. bir 'kutsal inek' değildir. Fiziki bilimler de dâhil olmak üzere. 'İnsanoğlu yaradılışı itibariyle. açgözlü ve çıkarcı bir yaratıktır. 'Kutsal inek' nedir. "Buraya bir tabla. "Benden 'serbest piyasa ekonomisi ne getirdi ne götürdü' adlı dizi karşınızdayım. aksiyomlar üzerine bina edilir'Ekonomi' biliminin temel aksiyomu 'homo economicus' yani 'eko- nomik insan'dır. yaptı.zanmak. Gelinceye kadar bekledi." lar mı acaba? Bilim. İtalik’lemeye başladığını hemen gördüm." diye başladı. Günay da anlamış olmalıydı." işareti yadı." Öğretim üyesi olduğu günlere dönmüş gibiydi. Şimdi. "Onun için mi diye tanımlanan 'ekonomi' biliminin kendisini tartışacağım. Ancak. yani homo economicusa. biraz da kendisini yüreklendirmek ister gibi. sonsuz istekleri ları ile cimri bir doğanın arasında kalır ve uyanık geçirdiği saatlerinin lanması gerektiğine karar vermeye ayırır. bu çıkarcı ve açgözlü yaratığa. doyumsuz arzuçoğunu istekleriyle karşılaştırdığında kısıtlı olan kaynakları nasıl kul- öyle hareket ediyor olmasını bir veri olarak kabul eder. Hemen bütün eller yu"Güzel.

mı ise. bir yöntem bilimidir. ne bir kelime fazla." Son cümleyi kalabalığın tepkisini ölçmek için söylemişti. homo economicusu dönüştürmek değil. yapabileceği en yüksek kârı yapmaya Homo economicus. işada- ücretini reddedip. "Bir yöntem bilimi olduğu için tek ve mutlak çözümler önermez. tek gülen ben oldum. çok iyi bildiğiniz gibi en serbest piyasa ekonomisinden en katı merkezi plânlamaya. lendirdi. ömrünü. ekonomi biliminin kurucusu Adam Smith'in 1776'da dile getirdiği aksiyomdur. Heye"Ekonomi bilimi. H20 türünden bir değişmez olarak kabul edip. Tarih içinde homo economicusu tatmin etmenin yolları araştırılmış. temel aksiyom aynıdır. Öte yandan. ekonomik sıkıntı hep canlanmış olmalıydım ki." diye sürdürdü. Amaçlanan. örtülü bir kızdı. en yüksek ücreti almaya. doyumsuz isteklerini kısıtlı olduğu öne sürülen kay- economicus tanımı gereği hiç doymayacağından. homo economicusun her halükârda öz çıkarını kollayacağını söyler. işçi ise. Galiba. Bekledi. Ne bir kelime eksik. Ekonomi biliminin ders kitabı tarifi budur. Bu aksiyom. tabii. Bu aksiyom.olabileceğini göstermeyi hedefler. Konuşan heyecandan "Buraya kadar tekrarlamamı istediğiniz bir şey var mı?" diye yürek- . adayacaktır. ama Onu seviyordum! O pırıl pırıl kafasını seviyordum! Bu durumda. çıkarlanaklarla nasıl karşılayacağını kararlaştırmaktır. Arkalardan titrek bir el kalktı. insanoğlu kendisine yakıştırılan homo sürecektir. Ancak. 60 milyona kendi takımında kalan Beşiktaşlı Ali'nin tutumu sistem dışı bir davranıştır. geçenlerde renk aşkı uğruna 120 milyon liralık transfer umduğu hareket gelmedi. en kârlı ürünü üretmeye. katıksız kapitalizmden katıksız komünizme kadar pek çok yöntem önerilmiştir. mükemmel bir girişti." rına hizmet etmek. yanakları kıpkırmızı. gevşediğimi hissettim.

" dedi.rim açısından insan Allah tarafından seçilmiş bir varlıktır. örneğin. Sumatra yen başkaları da var. Günay da. Ben bunu söylemek istiyorum. başka konuşmak isteyen var mı. Service İlkel insanlar ucuza almak pahalıya satmak. Borneo. konukseverlik gösterirler ve beklerler.' diyor. Yeryüzünde dir. Bu bakımdan. Cömertliği yüceltirler." dedi. İnsanlar ellerindekini avuçlarındakini başkalarına verirler. Bu bey. bir 'Milli Milli Coğrafya gibi şeyler 'icat ediyor' diye kıyametler kopuyordu. Tutumluluğu bencillik sa- . Çok erken söylemişti! O günlerde Milli Eğitim Bakanlığı. genç kızdan yana dönerek. 'ilerici' yayınevleri ve yazarlar boykot etmişlerdi! rahatlatırdı. az verip çok almak gibi. gibi yerlerde yaşayan toplumlar üzerinde yaptığı araştırmalarla ünlüdür. "Günümüzde geçerli ekoGünay'ın umduğu tepkinin bu olduğunu anladım. 'İnsanoğlunun böyle tanımlanması doğru değildir!" dedi. ekonomi bilimi denilen öğretinin işlevi yok ya da en azınEkonomi Bilimi' geliştirmek düşüncesi ilk bakışta düşünüldüğü kadar saçma olmayabilir. Hatta. Amerikalı antropolog Service. "Kuranı Ke- O'nun halifesi ve temsilcisidir. O genç kıza sımsı- rif etmiyorsa." "Ooooo!" gibi bir ses yükseldi kalabalıktan." yoktu. 'Hatta çoğunlukla tam tersine davranışlar sergiledikleri de söylenebilir. "Ben de bunu anlatmak istiyorum. nomi biliminin temel aksiyomu olan 'homo economicus' insanoğlunu ta- dan evrensel bir geçerliliği yok demektir. 'milli' kelimesi kullaBöyle durumlarda yabancılardan yapılacak alıntılar Türklerin içini "Homo economicus kavramının. homo economicus'ca şeylerin hiçbirisini yapmazlar. diye bakındı. Kültür Bakanlığı bir Milli Kitap Fuarı ('Birinci'si! İkincisi' hiç olmadı. tabii! Bakan değişmişti!) açmıştı da. yaradılıştan asil ve haysiyet sahibicak bir tebessüm gönderdi. nıldığından. İnsan. Milli Tarih. insanoğlunu tanımlamadığını söyle"Örneğin. öyle yaptı. 'ulusal' değil de.

Türkiye insanının açgözlü. bu bulguların önemi. Şimdi. Solda oturan büyükçe bir grup delikanlının yüzlerinde beliren alaycı "Az önce Beşiktaşlı futbolcu Ali'den bahsettim. öğretilmiş bir şey olduğunu göstermelerindedir. vergi indirimlerine vesaire- ye rağmen. bir yakıştırma. "Bence. bibizde Haçlı Seferleri benzeri ve özde Doğu'nun zenginliklerini ele geçir- . evimizde otururuz.yar. hem de homo economicus olmaya kalkarsa. çıkarcı 'homo economi- tebessümlere karşın. çok ciddi teşvike.' Aynı sonuca varan başka antropologlar da var. koşullar kötüleş-tikçe. kurda kuşa yem olmayı göze almıştır da." diye hatırlattı Günay. söylediklerinin hazmedilmesi için zaman tanıdı. çöllerde boğuşmayı. mallar yetersizleştikçe daha da az hesaplı davranırlar. küçücük teknelerde okyanusları zim tarihimizde böyle bir hareket yoktur? Daha öncesine gidelim. dinleyicilerin dikleştikle"Şöyle bir düşünün. Ve en garibi. mamalarının da altında bu yatar.' diyen kadınlardan tutun da belli miktar birikim yaptıktan sonra evlerine çekilen işadamlarına kadar. Nitekim. "ama eminim hepiniz binlerce benzeri örnek bulacaksınız. şizofren olmaz." dedi." Durdu. insan hem yiğitliği yüceltir. mı? Eeee? Zaten öyle değil miyiz?" günümüzde dahi ben. bunca teşvike. Günay. 'homo economicus' tanımının insanoğ- lunun evrensel bir niteliği değil." rini gördüm. cezalandırırlar. ekonomik koşulların en vahşileştiği cus' tanımını yadsıdığını düşünüyorum. 'Aç otururuz. neden meyi hedefleyen bir halk hareketi yoktur?" Halk hareketi tamlamasını aşmayı. daha bir cömert olurlar. Türkiye girişimcilerinin Güneydoğu Anadolu'ya yatırım yap"Güneydoğu Anadolu" sihirli bir kelimeydi. "Neden bir Avrupalı. Türkiye insanının belirleyici çoğunluğu dur durak bilmeyen açgözlü tüketici insan tanımından çok uzaktır. koca bir alkış koptu. bir parça top- rak için hiç bilmediği bir kıtaya göçmeyi.

Hırsları- nı törpüler. yeterli olduğunu düşündüğü kadarını alır ve geri döner. toprakları sömürmüştür!" Delikanlının ideolojisini giyimine yansıtmasındaki başarısı görülecek bir şeydi. kefenin cebi olmadığının farkında gibidir. sürekli avlanmak yerine. söz veril"Osmanlı İmparatorluğu en büyük emperyalisttir! Eline geçirdiği "Hayır. O vahşi lur. neden Osmanlı’nın en görkemli sarayları bir Louvre'un onda biri kadar zengin değildir?" meyi beklemeden lâf attı.. diye bellediği şeylerin bütünüyle karşılandığı bir 'refah toplumu'nun gü- . çünkü başarılı bir firmanın kazancı onlara yeter. Osmanlı da böyledir. Hırsı sınırlıdır. Blucinli bir genç adam. tanya adalarına boşaltırken. dinlenmek için vakit buÖrneğin. Parayı mezara şündünüz mü. İngiltere Hindistan’ı Bri- Sol taraftaki gruptan bir el kalktı. tıpkı belirli bir miktar para kazandıktan sonra kendisini götüremeyeceğinin. "İspanya Azteklerin altınını Madrid'e akıtır. Hesaplı değildir.özellikle vurguladığına dikkat ettim. "Osmanlı da. neden Türkiye’de en eski ticari kuruluşunun tarihi yüz yılı her zaman müesseseyi batırırlar?" Cevap bekler gibi bakındı." dedi Günay. kendisi yanıtladı. Uzun vadeli plân yapmaz. gibi. venliği içinde huzurludur. günümüz fabrika işçisinin asla yapamayacağı bir işi yapabiOsmanlı. emekli etmeye niyetli Türk işadamı gibidir. Bu bağlamda antropolog Sahlins'in anlattığı çıplak vahşi gibidir. Akın yapar. ara ara ava çıkar. gelmeyince. ekonomik facia ile uğraşmanın tedirginliği yerine ihtiyaç lir: Öğle uykusuna yatabilir!. Hiç dügeçmez? Geçenlerin sayısı da üçten fazla değildir? Neden oğullar hemen "Batırırlar. Haçlı ordularının gönüllülerden oluştuğunu vurgulamak istiyordu. sükûnetle. en büyük emperyalist değildir.

adamın isteklerini karşılıyorsa ortada acınacak. onu Söyleyeyim. "İnsanlar düşük bir yaşam standardında ama bolluk içinde yanay'ın Türkiye'yi geri bıraktıracak. bir seçim olabilir. amaçlarla araçlar arasındaki bağlantıdır. Ama. ok ve yay. bizler 'refah toplumu' denilen aşamaya Oysa." saptamasını "yaşamalıdırlar". kendi ilkelerimiz doğrultusunda değerlendiririz. Bu defa. çıplak vahşiye birtakım burjuva istemleri yakış- tırır. o yerliyi onun değil. Çok tehlikeli sulara giriyordu! Homurdanmalar başladı. İslâmiyet'i savunabilir ama Müslüman olmayabilirdi! romantizmi dile getirdiğini düşünüyorlardı. isteklerin kolayca dardında ama bolluk içinde yaşayabilirler." diye sürdürdü. bu istemlerini elindeki okla karşılayamayacağını bildiğimiz için küçümseriz. "Bugün.bütün isteklerinin karşılandığı bir toplumdur. Oysa. Yani. çünkü. Müslüman'ından solcusuna kadar herkesi öfkelendirdiğini karşılanmasının ve refah toplumuna erişmenin iki yolu vardır: çok üret- şayabilirler. insanlar düşük bir yaşam stanhissettim. kaynakların ya da teknik araçların yetersizliği eşyalara özgü bir nitelik değil. "Sizin tuzunuz kuru! Siz böyle konuşursunuz!" endüstri uygarlığı ile gelinebileceği düşüncesine şartlanmış insanlar olarak. neden? Nedir bu duygularımızın kaynağı? onun çaresizliği karşısında belirli bir üstünlük duygusuna kapılır. çağdışı bir öneri. Ancak. ön sıralarda . bizim 'yoksulluk' diye adlandırdığımız durum. öyle değil mi? Peki. aşağılar ve hatta kınarız. Gü"Şöyle söyleyeyim. Bir şey üzerinde tartışmanın O da fark etmiş olmalıydı. şeklinde algılamışlardı." oturan yoksul giyimli bir öğrenci dayanamadı. elinde çelimsiz bir ok ve yaydan başka bir şeyi olmayan bir Avustralya yerlisine baktığımızda. Güo şeyi savunmak ya da önermek anlamına gelmediğini bilmiyorlardı. üstlerine gitmeye karar verdi. hatta tehlikeli bir nay." 'Refah toplumu' kavramını hemen açayım: Refah toplumu halkının mek veya az istemek. hele de kınanacak bir durum yok demektir. Diğer bir deyişle.

et alamamak durumundaki yoksulluk ayrı ayrı tüketimi cezaevlerine kadar bulaşmıştı. bu reklamlar?" Sakalının şeklinden anladığım kadarıyla Müslüman gençlerden olmalıydı. piyasa ekonomisinde yaşamak." diye araya girdi. Mahkûmların. Reklamlar bu amaca hizmet ederler. 'ilkel' insanlardan bahsettiniz. xere ya!" Roman'da Binali de öyle demişti. Çünkü. buzdolabı. az önce konuşan örtülü genç kız. yetersizlikle başlayan. mahrumiyetle sonuçlanan bir çifte faciayı yaşamaktır. Homo economicus olmayı öğrenmektir. 'Marka' ayakkabı değil filan marka spor ayakkabı istediklerini biliyordum." makinesi. Fıtri değil. Sahlins gibi antro- . video -ve bu sırayla. herhangi bir spor kim. çünkü tuzun kuru olması göreli bir kavram. Niteözendirmiyor mu. Böyle olduğu için. Bak." cus' değil?" "Az önce. "sizce sadece ilkel insanlar mı 'homo economipologlar. şöyle bir duraladı. canım. Günay. "Senin de tuzun kuru. Tuzun kuru. Toplumlar piyasa ekonomisi aşamasına girdikleolmadığını görürler. Tıpkı yoksulluk'un göreli bir kavram olduğu gibi.. İnsanlar üstünlüğün rinde.. çamaşır şeylerdir. Buna söyleyecek bir şeyleri yoktu ama Adidas kuşağıydılar. televizyon. "Bacım. kimsenin her şeyi almaya yetecek parası yoktur." dedi." diye cevap verdi. "Tüketimi değil. sevecen bir tebes"Bu reklamlara ne diyeceksiniz?" diye sürdürdü delikanlı.taksidinin ödenemiyor olması şeklindeki yoksullukla. Bu adamlar yerli kabileler arasında yaptıkları gözlem"İlkel insanlardan bahseden ben değilim! Service. sümle. sergilenen ürünlerin bir kol boyu uzaklıkta ama avuçlarının içinde endüstri uygarlığının sunduğu ürünlerin miktarı ile doğru orantıda arttığına ikna edilebilirler. yaradılıştan "Ben de onu söylüyorum ya. "Senin de tuzun kuru ve far- kında değilsin. sen burjuvasan. ama öğretilmiş bir şey öğretilebilir bir şey. canım. 'Homo economicusluk' öğretilmiş bir şey.Günay.

nin neyi ölçtüğünü unutmayacağız! Çıkış noktasını unutmayacağız! NaAz önce belirttiğim gibi." lım?!" ları. "Hiç olur mu? Tabii ki. kullana"Amma da yaptınız. türmensch olmayacağız. toplumların geri rirler. sonsuz isteklerine gem vurmayı öğretmek. bellemişseniz. perhizin erdemlerini . Şunu da unutmamak gerekir: Milli gelir hesapdeniyet eşittir tüketim diyenlerin icatlarıdır. bunların 'medeniyet' ölçü birimi gibi kullanılması Batı'nın. Bu hesapla. Batı medeniyetinin insanları. sizinki İsviçre'ye vize alamazken. Günümüzdeki anlayış budur. yani me"Peki. uygarlığı tüketimle eşanlamlı kullanan bir medeniyetin. o ölçü birimi- türmek. ha!" dedi. insan hem uygar hem de non-homo economi- cus.lerden bahsediyorlar. "Bu 'medeniyet' kelimesine yüklediğimiz anlama bakar. Türkiye'de fert başına düşen milli gelirin bin dolar civarında nızla kuş tutsanız toplumumuz üzerindeki 'geri' etiketinden kurtulamayacaksınız demektir. bunlar netice olarak." Dayanamadım. Bu nedenledir ki. beş-altı-dokuz bin dolara çıkarmadan. günümüz ekonomi biliminin insanı dönüş- kıyaslama olanağı verecek ölçü birimi kullanacağız! Ama. Ve tabii unutma ki. hem de homo economicus olmaktan kurtulamaz mı?" diye sordum. ne yapalım yani? Milli gelir yerine başka ölçüler mi. Argümanının sonunu getirmek için böyle bir soruya ihtiyaç duyduğunu hissetmiştim. yani hem uygar kalıp. "Eğer medeniyet seviyesi eşittir tüketim miktarı diye mektir. Günay Hanım. "Peki." diye cevap verdi. ötekisi elini kolunu sallaya sallaya girecektir. Bir İngiliz inşaat amelesi sizin profesörünüzden daha itibarlı olacak. Gözlerinin içi güldü. gülerek. efendim. ağzıBakın. Günay. homo economicus olmadan medeni olamayacaksınız de- ya da ileri olduklarına. fert başına düşen milli gelirlerine göre karar veolduğu söylenir.

bugün Amerika Birleşik Devletleri'nde çok başarılı bir işadamı. Yerlerinde duramaz gibiydiler. günün birinde her şeyi bırakıp cektir. Türkiye'de. yani. kursları sinek avlıyorsa. paraya 'müdanaa'. örneğin. kırkı bulmazdı. de yok. işsizlikayboluyor. Konuşmamın başında da belirttiğim gibi. üçüncü gün ortadan tür 'refah toplumu'nda yaşadıklarını gösterir. homo economicus yoksa ekonomi bilimi Tüketici homo economicus olsaydı. psikiyatrist psikiyatrist gezeŞimdi toplamaya çalışalım. ne de üretici homo economicustur. Üreticimiz homo economicus olsaydı. örneğin bir kulübede. bu insanların tembel olduklarını falan değil. şündükleri bir toplumda yaşadıklarını. Tersine. Çünkü. bu konferans Özal'ın piyasa ekonomisi ne getirdi. Türkiye'de bu aşamada bu sorunun cevabını verecek ekonomi biliminin işlerliğinden kuşkuluyum! şünüyorum. garip bir çilekeşlik özlemi olarak algılanır. iş adabı denilen şeye uymuyorsa yani iki gün çalışıp." Müthiş rahatsız olmuştu dinleyicileri. aklından Şimdi. Hiç homurdanmayın!" dedi Günay. zoru olduğuna ilk önce kendisi karar verip. ne götürdü dizi konferanslarından birisi. Öte yandan. ne tüketici. Ve ben. beşinci gün tekrar işe geliyorsa.ululamak (bunu bana söylüyordu!) gibi bir misyonu yoktur. anlatageldiğim gibi. dalkavukluk etmediklerini gösterir. eğer bir inşaat amelesi ya da tamirci kalfası. delilik değilse bile. çok basit bir yaşam sürmeye niyetlense. çünkü tüketici kendi çıkarını kollarken fiyat denetimini getirirdi. Türkiye'de.. bir inşaat sekğin kol gezdiği bir ülkede. büyük bir sükûnetle. aynı elma dokuz yerde dokuz ayrı töründe malzeme ziyanı yüzde otuzu. bir üyelerinin isteklerinin tümüne yakın bir bölümünü elde ettiklerini dü- . Refah toplumunda. homo economicusun henüz oluşmadığını düBakın. O kadar ki.. günümüz dünyasında istemlere gem vurmak. Ve ben. Tınaz Titiz'in ücretsiz beceri fiyata satılamazdı.

bu neye benziyor. Örnek mi. o da diliyor zaten. eğer biz homo economicus olmayı becerebilsek. Bizi uyutmak. Eğer siz buraya bizim için geldiyseniz. bin dolarlık ülke olmaktan alıkoyamaz. sizin kendi paramla İstanbul'dan geliyorum. Kayseri lehçesini bozmamaya gayret ediyor. Bir müşkülümüz varsa. Bizden biri olduğunu anlatmak için çırpınıyor. Hatırlarsınız. Az önce. Batı’da bir örneği yoktur. Teröristler önce uçağı . beyler. Sakıp Sapişiriyordu." "Önce şunu düzelteyim. ben de organizasyon herum. kadınlar programında mantı deniyetin insanlarıyız ki. Sizler. elmanın temelisiniz. Bu konferans için para istemeye gelince: Siz arkadaşınıza yetinden para talep edeceğim. Homo economicus olmayı beceremememiz. hiçbir rejim. Aklıma bir an için. Yüzlerini daha görmezsiniz. Yoksa sömürmek oluyor. istiyorsunuz. özel polisin koruduğu yüzlerce dönümlük bahçeli malikânelerde yaşar. zengin olduğu için af dilemeye zorlayan bir toplumuz biz. Beşiktaşlı Ali örneğini verdim. gömleğinizi. ben tüketicileri kınamadım. Adamı. iç ya da dış baskı bizi kişi başına geliri on gözde toprak parçasına kurulmuşuz. siz de paranızı isya işaret ettim.hiçbir hükümet. Zamanında göç edip dünyanın en da kendimiziz. o "Hanımlar. hangi arkadaşınız sigara istedi de vermediniz. Sizi temin ederim. kendim. harçlığınızı paylaşmadınız?" "Ben size katılmıyorum. şaklabanlık yapıyor. mesela. Sadece bir olgu- tek bir sigara verirken parasını istediğiniz gün. Bir elimiz dağda. bana ne demek masraflarınız karşılanmalıdır. geçenlerde televizyonda. bir elimiz denizde. en homo economicus olanımız bile homo economicus olmaktan utanıyor. sermayeyi şirin göstermek istiyor!" "Ben Sakıp Sabancı'nın soytarılıklarını bir uyutma olarak görüyo"Ne zoruna? Bizden korkuyor yani. yemediğimiz ardımızda." fiyatını denetlemeyen tüketicileri kınadınız. yediğimiz önümüzde. ceketinizi. Eşi. Batı'da onun çapında bir zengin. Söz. bir zamanlar bir uçak kaçırılmıştı. öyle mi? Bakın. Öyle bir mebancı. Ben. Öyleyse. şu konferansı vermek için gelmiyor.

Günay. Bir sigara yaktı. genç adam bir gaf daha yaptı. homo economicus tarifinin kaçınılmaz uzantıları. Üçünde de ordu geri çekildi. "Bundan böyle sana . siz bunu. ayağa kalktı. Türkiye'de üç müdahale oldu. "olmamamızı nasıl açıklıyorsunuz? Açıklayabiliyor musunuz?" Günay. 1980'den önce tesi gün iktidar şişindi. Bir başka örnek. "Niye baştan beri öyle demiyoruz?" te." dedi. bireysellik. gençler! Alkışlamaya başladılar. O da gülüyordu. acımasızlık. "ondan iş"Homo economicus. economicus da ekonomik. bir okul otobüsüne bomba yerleştirdi? IRA yapıyor ama. yürekleri elvermeyen teröristlerdi. ellerini kaldırdı. bu konumumuz üzerinde düşünmek." diye başlamıştı ki. 'yaptırmadık' filan demeye başladı. sizi kendi insanımızın yapısı üzerinde düşünmeye davet edi- benmerkezcilik. Henüz birbirimize 'homo economicus' olacak kadar yabancılaşmadıysak. Yani. bunları izleyen uyuşturucular gibi felâketlerden göreli de olsa uzakBir an. Rodoplu. "Homo. sesi titrer gibi oldu. sak. bildiğimiz 'homo' değil!" dedi. Ermayan onlar değil. kışlasına döndü. insan. ordu. yok olan aile yapısının sokağa saldığı çocuklar. Şimdi. yaptırbunca olay yaşadık." teleffuz edemedi.yolcuları ile birlikte havaya uçurmakla tehdit etmişlerdi. tam. "Pekâlâ! Teslim!" dedi." "Hayır. Oysa. iyi düşünmek zorundayız!" birisi fırsat bildi. bütün bir salon gülmeye başladı. hangi devrimci ya da ülkücü. Sustu. Yapmadılar. Bakın. Latince 'insan' demek. ekonomik yüzde elli indirim yapıyorum. Dinleyicilerden "Hocam. bizim ekonomikus. "Bildiğimiz homo mu?" diye soruverdi. Yarısı Türkçe yarısı Latince olsun: Ekonomik İnsan! Tamam mı?!" Bu hareketine bayıldı. saydı neden işkenceleri önleyemediler? biz siviller mi döndürdük? Türkiye'de orduya kışlasına döndürecek güç var mı? Kimin böyle bir yaptırım gücü var? Batı'nın mı? Öyle güçleri varyorum.

Gibiyiz diyorum. Anadolu'ya yerleşmeden . imece gibi niteliklerin "Şimdi. Doğal kaynakların kullanımına ilişkin bir yasa grupları belirli ailelere tahsis edilirdi. Cemaat üyesi aileler bu kaynakları elde etme hakkına eşit ğilse rica edildiği zamanlarda. çünkü bazı şeylere diğer insanları kendileri için çalışmaya muhtaç edecek. önlemek üzere düşünülmüştü. ama bir teori. bıçaklar. Her halükârda. konukseverlik. bu topraklarda avlanmak ya da yiyecek varsa o da meyve ağaçlarıyla ilgiliydi. kolektif kullanıma açıktı. Yani. takılar gibi iş bölümünün gerekli kıldığı özel işlevleri vardır. "Üzerinde yeterince çalışılmış değil. bazı insanların mürüye yol açabilecek şekilde sahip olmaları durumu anlamına gelen ödünç alınabilir. otlakların paylaşılması. Dahası." ka-planı şöyle: İlkel toplumlarda hiç kimsenin doğa kaynaklarından yaların dayandıkları kaynaklar. biz kendi tarihimize baktığımızda. "Neden ekonomik insan olmadığımıza ilişkin bir teorim var. Kaldı ki. sö- önceki Orta Asya'daki göçebe yaşamımızda bu anlattığım ilkel komünizmi yaşıyor gibiyiz. Yani. Bu toplumlarda özel eşyaya benzeyen şeyler. İlkel toplumolarak sahiptiler. Ama bu mal bölümü değil. kişilerin kendilerinin şeylerdir. Cemaate aitti. bu araçlar her zaman Öyle olmalıydı. giysiler. çünkü o dönem toplumlarına ilişkin cömertlik.diye sürdürdü. bazı ailelerin diğerlerinden daha az meyve toplaması halinde paylaşım kuralı işleyeceğinden yapıp. kendilerinin kullandıkları silahlar. soru gelmedi. birkaç ailenin aynı bölgeye yayılarak zaman ve güç israfını kimse aç kalmazdı. Ar- rarlanması önlenmezdi. Buraya kadar tamam mı?" 'üretim araçları' kavramını yansıtmazlar. şöyle düşünüyorum: 'İlkel komünizm' diye bir tanım var. iş bölümüydü. tabii. Bazen belirli ağaçlar veya ağaç Şimdi. komşu cemaatlerdeki hısım akrabalara hiç detoplamak izni verilirdi. komünaldı. Ancak bunların bile özel eşyalar oldukları söylenemez. çünkü bu kaynakların sahibi yoktu.

edebiyata konu olan 'ağa' kötülüğü. maz! Tüketir ve atarsınız! İşte. anı emle lülük bir hastalıktır. Vicdanı farklı kurgulanmıştır.' demek. Örnek: Diyelim bir saksı daki mülkiyet anlayışının. adam malını istediği gibi yok etmek hakkına sahiptir. Roma Kod'unun. bir grubun ya da sultanın hakkı da değildir. bütün bunları gönül rahatlığıyla yapabilir.' diye Şamanist Altaylıların bir atasözü var. bu hastalığı bütün dünya kamları tedavi edemez. dalını. 'jus utendi et abutendi' yani. İslâmi- hakkı olmadığı gibi. Mülkiyet bir kişinin İslami anlayış daha başlangıçta bu sisteme şiddetle karşıdır. Yani. anlatabiliyor muyum? Bizde. kimse ona bir şey diyerahatlığı ile yakabilir. bütün bir köy halkı açken. arazisine gireni vurabilir! Altını çizerek söylüyorum. Gölet’ini kurutup. Napolyon yasalarının ve yet'te mal sahibi sorumlu bir yöneticiden ibarettir. 'AçgözBu tür bir ilkel komünizm temeli üzerine onuncu yüzyıl civarında bir nıyor. Örneğin. yaprağını kopartırken kılınız kıpırdaburjuva ekonomik sisteminin. buraruz. bize. Begonya. Bu saksıyı iki şekilde algılayabilirsiniz. Efendim. günahtır!' diye kavramlar yoktur! Gelelim. . Bu hukuk anlayışı. Şöyle açıklayayım. Roma hukukunda mülkiyet hakkı. Batılı için doğal bir mülk savunmasıdır! 'Yazıktır. 'Bu sulug ol bir atı yok emi. kanunnamesinin. kapitalizmin temeli bu ilkedir. kasabayı susuz bırakabilir. birlikte yaşadığınız bir başka canlı olarak ya da bir tüketim maddesi olarak.varlığı bunu gösteriyor. mal sahibine malı üzerinde gerçek bir Tanrısal hak tanır. kullanmak ve tüketmek hakkıdır. jus utendi et abutendi anlayışı budur! İkinci türlü bakıyorsanız. Bir. Batı medeniyetinin iki temel taşından birisi olan Roma'dan kalma mülkiyet anlayışının tam tersi olduğunu görüyoçiçeğiniz var. yani. Peygamberin kurduğu Medine toplumunu incelediğimizde. de 'Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır' diyen İslâmiyet yapıla- yumez bu dünya kamı. Öyle ki. bir ambar dolusu buğdayı gönül toplumun en hayati ihtiyaçlarına zarar verse de. Böyle yaparken mez. Ancak.

Müslüman bir adam. Az önce. Hazreti Muhammed'in Medine toplumudur. köklü bir değişim. konuyu kapalım. Yoksa ne nizm. böylesi bir kültürel arka-planı olan Türk insanının homo Zaman içinde hiçbir şey ilk haliyle kalmaz. Ne bugünkü İslâm economicus olması. İnsanlar düşük yaşam standardında ama bolluk içinde yaşayabilirler. Üstümüze uymayan bir elbi- . Örneğin. yıllık gelirini bilmem kaç bin dolara çıkarması. çile çekme gücü Diyeceğim. ister tek kişi. ihtiyacı olmayan şeyi lüzumsuz yere biriktirmesidir. insanın ihtiyacı olan bir şeyi alması değil. mülkiyete. ister bir ortaklık veya hatta devlet olsun. değil mi? Peki. İslâmiyet'i yadırgamaması doğaldır. sahip olduğu malın aynı zamanda toplumun malı olduğunu hatırdan çıkaramaz. "Tekbir örnek vereyim. İslâmiyet'te hırsızlık. yani.. azla yetinme alışkanlığı olan insanlar yaratır. Önerilen. ilkel bir komünizm arkaplanı olan. nasıl olsun homo economicus?" Bu noktada kalabalığı fethetmişti. tortular hep kalır.. kültürel yüksek. demiştim. paylaşıma ilişkin tortular. dinliyordu. Nefeslerini tutmuş.mülkiyetin toplumsal bir görevi vardır. asıl zenginlik gönül zenginliğidir' ya da 'aza şükretmeyen çoğa da şükretmez' ya da 'kanaat bitmez tükenmez maldır' şeklindeki cus'un aklının almayacağı bir tür refah toplumudur. bizde Batı'da uygulandığı gibi uygulanamaz. Bu sözün. bütün kuramlarıyla Batılılaşmayı gerektirir. Ancak. antropolog Sah- üretmek veya az istemek. ilkel komünizm gibi bir arka planı olan Türk toplumunun lins'ten bir alıntı yapmış. ne komübizim geri zekâlı olduğumuzu da göstermez. refah toplumuna erişmenin iki yolu vardır: çok ğu ile olmaz. tabii. Aynı şeyi söylerler. Zenginlik mal mülk çoklu- hadislerden farkı yoktur. ne de Roma yasaları aynı kalmıştır. homo economitoplumları. Bir malın sahibi. Batı'nın tortuları homo economicus'u yaratır ama bizim tortularımız rahmetli Kemal Tahir'in demesiyle. yarı serbest ya da her neyse ekonomik modeli. Uygulanamaz ama bu Özal'ın serbest. Şimdi.

tabii. İtalik'lemeye başladığını olduğum yerden şimdi siz. lılaşıyoruz işte!" Konuşan delikanlının sesi boğulur gibiydi. dan hiç de emin değilim. Hepsi bu. Bir terziye götürmeyi. Tanrım. Hazinelerimizi gün ışığına çıkarmayı beceremedik. ler. Bütün kuramlarıyla Batılılaşmak demek Hıristiyanlaşmak demek. solcular. sizce bu. böylesine bir fütursuzlukla ele alınan Hristiyanlaşma olasılığına kö- Dinleyenler adeta çılgın bir öfkeyle ayağa fırladılar! Müslüman genç- "O zaman siz ANAP iktidarını alkışlıyorsunuz! Sayelerinde hızla batı"Hayır. Çaresiz görebiliyordum. Müslüman toplumu olmamıza gelince: Ben Müslüman olduğumuz- Batılılaşacağız. komünizm de. Batılılaşamayacak mıyız demek mi oluyor?" "Cevap vermeye sondan başlayayım. Hıristiyanlaşmayacağımıza göre. Batılılaşacağız. kendi kafalarınız- . böylesi bir gericiyi dinlemeye geldiklerine inanamıyorlardı! Çok tatsız bir şeyler olacağından korkmaya başladım. benim kişisel tercihim sizi yönlendirmemeli. Siz. ne saçmalık! Ama. 'Bir Müslüman Hazreti İsa'nın Allah'ın oğlu olduğuna asla oğul-ruh üçlemesini reddeden Unitarian mezhebine kaydolunur." Çok fazlaydı! inanmaz!' diyeceksiniz. Ne ki. Müslüman adı altında da Hıristiyanlaşılabilir! Ha. "Hayır. "Ben birbiriyle bağlantılı iki soru sormak istiyorum. " Onlarca el birden kalktı. o da sandığınız kadar önemli değil." dedi Rodoplu.se giydik hepsi bu. Baba- pürürlerken. Çünkü yenildik. Ben. kaybettik. Biz Müslüman bir toplumuz. üzerine biraz da Konfüçyüs eklersek! Aman. Siz bütün ku- ramlarıyla Batılılaşmak dediniz. "Hilal de yenildi. düzelttirmeyi eninde sonunda akıl edeceğiz. Ve biz. biter gider. ilkel komünizmin üstünde parlayan Hilalden yanayım. Müslümanlığı yüceltmenin akıl almaz gafletine şaşırıyor. siz emin misiniz? Son zamanlarda bir cenazeye gittiniz mi? Kaldı ki. Tabii. Batılılaşamazsak yok olacağız.

ne olmak istediğinize. nasıl bir Türkiye'de yazorunda olduğunuz bir tek kural var: 'Sen seni bil' düsturu. ilahiyatçılarına. dış ya da iç sömürgecilere bırakmayın. Aksi. Büyük Yalan’ı afişe etmeliyiz! "Ne kadar doğru!" dedi Günay. boş hanımdan yola çıkarak. gelecekte neler olabileceğini öngörmeye çalışıyomayan alt kültürleri inceleyebilir ya da örneğin benim yanıldığımı. Türkiye insanı için bir tarif geliştirmeye. siz takdim edin. kafalarınızla düşünmeli. "Titre. benden ya da bir başkasından ödünç aldığınız kafalarla değil. 'bu'yum. onu her zaman yaparız.. karşınıza (B) geleceği çıkı"Az önce. Yanlış temel üzerine yapılandırdığınız hedeflere ulaşamazsınız. Bunu yaparken uymak yaller kurmaktan ibaret kalır. Kendinizi. Farklı tanımlar geliştirebilir. Bunun nedenini de. Oysa. her yerde yapmalıyız. kendi şamak istediğinize kendiniz karar vermelisiniz. psiko- 'bu' doğru tarif olsun. Güney- . Bu- dönmeli. . bizi takdim etmeyi CIA'nın sosyologlarına. Olduğunuz verecektir. Ben. yapmalıyız. Siz. kendi adıma. (A) geleceğini hedeflerken. homo rada. "Gerçekten de! Titreyip kendimize loglarına. oryantalistlerine. bugün gündemde oleconomicus tanımının bize uygun düştüğünü düşünebilirsiniz." Tam o sırada. özel toplantılarda. bu ta- rum. 12 Eylül'de olduğu gibi.. gerilerden alaylı bir ses yükseldi. orada.Başka soru?" Bizi tanımlamayı.. Bu düşüncelerimizi tartışmak istiyorsanız. Güneydoğu Anadolu göz boyama girişimlerinden ibarettir!" teşvikleri Kürt milliyetçiliğinin tırmanmasından korkan sömürgecilerin nız.. kendine dön!" Ben. homo ekonomikusluğa bağladıdoğu Anadolu'ya yıllardır bir çivi bile çakılmamıştır. Güneydoğu Anadolu'da. Siz de deneyin. deyin. üniversitede. teşviklere karşın yatırım yapılma- dığından söz ettiniz. Güneydoğu Anadolu'daki teşvikler bir kandırmacadır.la.

yıllar yılı batı bölgelerine boşalır. onu sıcağına döndüremezsiniz." dan?' şeklinde bir soru getiriyor. 'burjuliği yine 'Kürt' olacaktır. toptancı bir ifadeyle. Zaten esas sorun da budur. O halde mesele Kürt milliyetçiliğinin tırmanışı değil. Mardin'in sarı li olmaktan alıkoyamaz. 'Türk burjuvazisinin Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da yatırımı yok denecek kadar azdır. homo economicus olmayı becerebilsek. yükselebildiği görülmemiştir. "Güneydoğu Anadolu'nun ekonomik durumunun gündeme gelmesinde PKK’nın rolünün tartışılmaz olduğunu düşünüyorum. bu defa da karşımıza çıkacak sınıfın ulusal nite- sorunu olarak ele alınmalıdır. hiçbir hüAz önce söylediklerimi tekrar etmek istiyorum. kümet. Öte yandan. Doğulu işadamının da hırsı sı- . orada tutunup. en yoksul amelesinden en varlıklı toprak ağasına kendi 'memleketlerinde' yatırım yapmazlar da. Marksist bir yaklaşımla. en son söylediğiniz cümleden başlayarak cevaplayacağım.dedi. Günay. Kürt ya da Türk. hiçbir rejim. ne kadar teşvik ederseniz edin. beyler. çünkü ağlamayan çocuğa meme verilmediği bir vakıadır. üzerinde düşünülmesi gereken esas olgu buHanımlar. Doğu ve Güneydoğu Anadolu insanı. kadar." Kumburgaz'daki ya da Büyükada'daki yazlığından çıkarıp. dünyanın hiçbir yerinde. Bu sorunun cevabı. 'kimler tarafın- "Yine. o bölgelerde yaşayan Türklerin durumunun Kürtlerden daha iyi olmadığını biliyoruz. bir yeniden yapılaşma len bir ulusun' hazinelerini terk edip 'sömüren ulusun ülkesine' göç ettivazi'den bahsedeceksek. İhtiyacına elvereceğini düşündüğü yükünü tuttuğunda. göç ederler? Neden Kürtdur. Düşünüyorum. Güneydoğu Anadolu'nun 'sömürüldüğü iddiası. Kaldı ki. Oysa. Doğulu toprak ağaları neden ler ulusal burjuvazilerini yaratamamışlardır? Bunca teşvike rağmen yaratamamaktadırlar? Bence. 'sömürüği. çünkü. iç ya da dış baskı bizi kişi başına şu kadar dolar gelirnırlıdır. ne kadar vergi indirimi yaparsanız yapın. 'Türkler' olamaz.

en gelişmiş Amerikan halkla ilişkiler yöntemlerine diskoteklerden geçtim. çalışmamak cus’un çıkarlarının önüne koydukları engeller kalksın diye yerleştirilmişözgürlüğünü de içerir. Misliyle maaş da verkelimeyi kullanacağım. aristokratların homo economitir. Günay. o da toplumun yüre- ğini çalan. yine aynı koyu bir diktatoryaya gitmeden zorlayamazsınız. Şiran'ı düşünüyordu. Çalışmak özgürlüğünü içerdiği gibi. Demokrasi yatırım yapmak özgürlüğünü içerdiği gibi. bir bakmak için gönderebilirsiniz?" konuşmaya devam ediyordu. 'müdanaa' etmemize izin vermediğindendir. gözü seniz doktorları gönderemiyorsanız. Ama. Bu nedenle ki. çünkü temel aksiyomu. hiç farkında değilmiş gibi "Neden Dev-Genç. Doğu'ya gitmeyen doktorlara kadar uzanmaya ne hacet. yine. fedakârlık dayatan bir 'ülkü' olabilir. yapmamak özgürlüğünü de içerir. bırakın çalış- uygun düşecek şekilde. "İstifçi riksiz bir işletmecidir. bu bizim kültürel arka-planımızın paraya. 'geçimi için yeterli' kârı yapmaya şartlanmıştır. 'Azıcık aşım. Amerikalı Barış Gönüllüleri kadar da olamıyoruz. kahvehanelerden çıkarıp. sadece görmek. doğru.daha anladım. 'yapabileceği en yüksek kârı' yapmaya değil. boyunlarına şık fularlar bağlayıp." diye sürdürdü. becepiyasa ekonomisi de sökmez bu ülkede. doymaz homo economicus aksiyomu uygunsuzdur. Adam Smith anlamında bir serbest değildir. sıfır vergi de alsanız özel sektörü aktaramıyorsanız. kalmak zorundadır. Batı ülkelerinde demokrasi 'homo economicus'un çı- karlarına uygun düştüğü için gelişmiş. kaç tane genci mayı. Doğu'ya. Devlet. Anadolu insanı. Ne büyük bir düş kırıklığı yaşadığını bir kez "Çünkü. Ürkütücü kaynaşma başladı. Bir yaptırım gücünüz varsa. iş devlete kalır.' diyen bir insanı nasıl zorlarsınız? Sağ ya da sol. kavgasız başım. Unutmayın ki. İstanbul'da gösteri yapar? Bir düşünsenize!" . Ama kendimizi kandırmayalım.

Karanlık ortaçağlar boyunca Hıristiyan insan görüşü bedenin aşağılık kötü. ruhun yüce. Çok kötü ifade etmişti." dedi. Kahramanlıktı! Günay Rodoplu. o da Hıristiyan dünya görüşü doğrultusunda yapılanır. ekonomi bilimi bir Hristiyan bilimi mi midir?" Şöyle bir durakladı. Hıristiyan ruh-beden ikilemini benimser. bu tarifin Hıristiyanlıkla bir ilgisi ol- "Hıristiyanlık biz Müslümanların kabul ettiği bir dindir. "çünkü. işte! "Sosyal bilimlerin hemen hepsi gibi. soruların bittiğini umuyordum.nin tonunu birden değiştirmiş." az önce soru soran delinomicus aksiyomu üzerine kurulu bir sistemi gerçekçi bulmuyorum. günahkârları yakmaktan cadıları kaynatmaya va- ." dedi. asil olduğu şeklindeki Batılılar. Kitab-ı Mukaddes’e göre. Ben kıyamet kopacağını düşünürken öyle olmadı. derin bir nefes aldı. min- duğunu mu söylüyorsunuz? Yani. Günay. Başına iş almıştı. ANAP iktidarının icraatını gerçekçi bulmuyorum. Evet." Yeterince yorulduklarını. daha uzun süreler kurtulamayız. "Hayır. "Öyle görü- nür ki. "Siz. olmadı." diye tekrarladı. insan doğuştan günahkârdır. kalabalığı hazırlıksız yakalamıştı. bu işin sonunda dayak yiyebilirsin! "Hıristiyan kökenlidir. çünkü." Sussun diye dua ediyordum! Ama. çünkü yasak meyveye tamah etmiştir. Bu nedenle. bütün KİT'lerin bütün beceriksizliğine karşın. ama ne demek istediğini anladı Rodoplu. ruhun bedene galip gelmesi için çalışmış. karma ekonomiden kanlıya döndü. homo economicus derken. Günay sesi"Dediğim gibi. çilenin yüceltilmesinrıncaya kadar bedene her türlü işkence etmiş ve sonuçta mağlup den insanoğlunun ruhundan şeytanları kovmayı amaçlayan türlü engi- zisyon tatbikatlarına. Homo eco- tanlı bir genç. hormon eco- nomicus Hıristiyan insan görüşüdür. bu ülkede devletin yaptırımı şarttır.

'Ey işçi sınıfı! Homo economicus olmayın! İstemlerinize gem bilirsiniz! Çalışma kampı mahkûmiyetinden başka kaybedeceğiniz hiçbir vurmayı öğrenin! Düşük bir yaşam standardında ama bolluk içinde yasaşeyiniz yok!" diyen bir Marksist’e ne yaparlar? Hıristiyan dünya görüşünü reddeden Marx. Hiçbir meseleye çö- züm getirmediniz. çok yoruldum. homo economicus'uz. sonsuz isteklerimizi nasıl tatmin edebilirizi araştıralım' meselesi haline gelmiştir. Bu dönüşü izleyen akımlarda. çünkü reçetelere ihtiyacı vardı. benden yana baktı." yorlardı! "Ya Marksizm? Marksizm hakkında ne düşünüyorsunuz?" Bağrışı"Bakın. Ama.. suçlamaydı. sorular soru değil. ". Mademki.. biz homo economicus'uz. Bir ara iyice madığını dahi sordu. yine Binali! "Billah bacım. mesele. öyleyse homo economicus olduğumuzu kabul edip. 'tamam. yine de size bir soruyla cevap vermeye çalışayım. Artık burada keselim. yapacak başka şey mi bula- Bağırıp çağırıyordu delikanlı. alış- . Rodoplu.buna ne diyorsunuz? Bari onu söyleyin!" coştu. Rönesans bu mağlubiyetin adıdır. kanlıklara ters düşenlere duyulan öfkeyi görüyor olmalıydı! Art arda sıralanan cümleler kırık dökük.. sarkaç bu defa da öteki yana sallanmış.. Ama. Rönesans bedene dönüşün adıdır. çok saygındır. hiç değilse eşitlikçi bir pay"Bunca saattir burada oturmuş sizi dinliyoruz. gözlerindeki deli öfkeyi. Ekonomi biliminin babası Adam Smith'in 1700'lerin son yarısında ortaya çıkması tesadüfi değildir. Çünkü. en temel aksiyomu. gerçekten çok yoruldum. sen kıvırtirsen!" etmiştir.düşmüşlerdir. Günay'ın niçin bu işlerle uğraştığını. Konuşmacının neye kafa patlatması gerektiğine de o karar verecekti. yine de. Ama. Binali. olur mu?" "Günay. Ben şunu söylemek istiyorum. insan görüşünü zımnen kabul laşımdan yanadır.

evler seyrekleşti. ne kitaplarının. Az sonra. aktif bir öz- değildir. şiirsel bir cümleydi!" dedi. "Yeter artık! "Çünkü tutkulu bir ruhum var! Çünkü özgürüm! Çünkü onları seviyo"Ama. Üzerine destanlar yazılmış bir özgürlük de lüğün hiç aşınmayan iki dayanağı vardır: Çile çekme gücü ve azla yetinme gücü. rek. "Evet. Ankara ufkunda hilal vardı!. ne inançların. Hiç sevmediler!" "Biliyorum. kesti attı. Evet.. Fevzi Özden'le karşılaşmak istemediğini söyket etti. ama asla zincire vurulamayan bir yapı geliştirmiştir... ne paranın. rum!" etmişmişiz gibi suskunduk. Az önce de söylemiştim. Böyle bir özgürlü"Yeter artık!" diye isyan ediyordum oturduğum yerden." ğü Jean-Paul Sartre'ın varoluşçuları bile tahayyül edemezler. "Revizyonizm bir bilim olmalı!" dediğini hatırladım. Hemen aynı anda da tren hare- İtiraf etmelisin ki. 'İlkel bir komünizmin üzerinde parlayan hilalden yanayım!' Bir saat kadar sonra. Bu özgür- kılar. zar zor duyulur bir sesle. Günay. Anadolu insanını özgür "O kadar yanılıyorsun ki! Anadolu insanı özgürdür." "Kemal Tahir! Kemal Tahir'in söylediklerini söylüyorsunuz!" "Evet. Ne patronun. hilali işaret ede- . " "Kemal Tahir dönektir!" cevap vereceğini merak ediyordum. köle olmaz." dedi. onlar seni sevmediler. layca uyum sağlamasının nedeni de budur!. "Biliyorum. Bu iki nitelik. trene ucu ucuna yetiştiğimizde sanki biz kavga lediği için hemen kompartımana girdik. Ne "O sizin sorununuz olmalı." diyecekti.gürlük değildir bu." Niçin yapıyorsun bunu?" Vereceği cevabı da biliyordum. işte. ne de geçmişinin kölesidir! Eskiye rağbet etmemesinin. her duruma koGünay'ın. pasiftir. Kondüktör yemekle göründüğünde.

nomisinin erdemleri gibi. "Endüstri uygarlığını sorgulamak mı?" dedi. "Ne çağrıştırdı dersin? Yeryüzü nimetlerini ('bilgi nimettir!) dillerin- ları. 'Günay Ro"Düşünmelerini istedim. Tanrım. makinesizliğinize şükredin!' Bunu mu anladı çocuklar?!" Dehşete düşmüş gibiydi! "Ya. Megamachine ideolojisini. Türklerin homo economicus oldukları yalanını sorgulamalarını istedim." dedi. değil mi? Cennet tüketiminin bile bir takastan ibaret şartlandıkları bir dünyada nelerden bahsediyordum. "Ben sana bütün bundan ne çıkardıklarını söyleyeyim. öbür dünyadan onaylayacak. Türkiye'de!" dedim. insanların en az sevabı verip." . makine geldi. ne sanacaklardı?" Bugünkü konuşma gibi aptalca bir risk aldığı için öfkeliydim.de 'paylaşma' kelimesine yer vermeyecek bir doğallıkla paylaşan insanyana olduğumu anlatabildim mi?" Yüzüme baktı. ekonomi bilimini. ekonomi biliminin dokunulmazlığı gibi dogmaları sorgulamalarını istedim. o kadar kötü mü?!" "O kadar kötü!" Durumun vahametini sindirmesini bekledim. bize berbat etti! Halinize." doplu. "Yapma. Tanrım!" "Dünyayı bırak bir yana. Hilal'den yana olmak deyince dinleyicileri İslâmiyet'e geri dönüşü desteklediğini sanmışlardı. hayır. teknolojiyi reddeden bir gericidir!"' "Aman. sırtlarını sıvazlayacak bir sistemden "Elbette. "Son tahlilde düşündüğünü söyledin. eski çağlar. şimdi!? 'Ah. en büyük günahlardan kurtulmaya Bahsettiği 'özgürlük'ü de anlatamadığını düşünüyordum." dedim. "Serbest piyasa eko- "Mamafih. Allah aşkına! Esendal'a ahkâm kesen Alman sefirine mi benzedim. olduğu. gülmeye başladı. Günay. zayıf bir sesle. endüstri uygarlığını sorguladığını bilemezlerdi.

intihar etmek istemiyorsak.' dedim. lokomotifleri Makineleşmek Mutlak buna bir çare bulacağım Trak Tiki Tak! . komünizm de yenildi!' Bundan böyle. Trrrrum! istiyorum. döndüm. Trrrrum. oto-direzinler."Yani?" karşı uyardın. "Trrrrum. dedim. Bu defa sinirlendi. Hiç beklemediğim bir şey yaptı. Trrrrum. Batı medeniyetinin dayatmalarına "İşbirlikçiyim. "Makineleşmek istiyorum geliyor bu! Beynimden. Trrrrum." "Yani. Trrrrum! "Trrrrum. Hayretle Trak Tiki Tak!" diye sürdürdü. Trrrrum! Trak Tiki Tak!" dedi. demedim mi?" Şöyle "Sen benim ikiyüzlülük ettiğimi düşünüyor musun?" "Ne istediğini anlamaya çalışıyorum. Günay. da! Yine aynı yere döndük! Bir tür Esendallık ettim!" Galiba omuzlarımı da silktim. nekrofilyaya karşı uyardın. 'Hilal de. etimden. iskeletimden Her dinamoyu Çıldırıyorum! Altıma almak için Tükürüklü dilim bakır telleri yalıyor damarlarımda kovalıyor Trrrrum. bir duraladı." '"Biz yenildik. Batılılaşacağız.

yaşamak istiyorsak." "Peki. Türkçe'nin sadeleşti- getirmek gibi. su yoruz? Neden aklını tasavvufa taktın da." Ve ben ancak bahtiyar olacağım Kuyruğuma çift uskuru taktığım gün! Sırtını döndü. geceleri mağaralarda. Hepsi bu. sonra da dönüp makineleşmek istediğinden bahsediyorsun!" neleşmek zorundayız. "Neden?" "Behey. millet fabrika şiiri yazmaktan vaz"1923'te yazıldı bu şiir. hatırlıyor musun?" rilmesinden ibaret kaldı? Neden pastoral romantizmden kurtulup.. Kendilerini ta"Günay'cım! Anlamıyorum! Bir nekrofilyadan bahsediyorsun. geçti de. faşizm tehlikesi- . koca Nâzım! Ne oldu da. " elektrifikasyon plânını hazırladıklarını anlatmıştı. içi buruk rençberlerle oyalanıyor!" diye söylendi.Karnıma bir türbin oturtup Anladın mı?" "Hayır." "Evet?" "Evet.. mesleğinle uğraşmıyorsun?" "Neden?" nımaya davet ettim. pencereden dışarı bakmaya koyuldu. çünkü aksine gücümüz yetmez! Kaldı ki. SEP Başkanı bir adam gelmişti. Gündüzleri direnişteyken. güneş enerjisini adam gibi kullanmak gibi işlerle uğraşmı"Çocuklardan bunlar hakkında düşünmeleri istedim. Polonya Elektrik "Tadeusz Dryzek. Polonya’nın Mühendisleri Kuruluşu Başkanı. neden bizde elle tutulur tek ortak gayret. bir "Fesuphanallah! Çelişkili değil ki bu! Bak. ben geçni de beraberinde getiriyor! Halkçılıkla teknolojicilik -ne kelimeler icat mişi yücelten bir ölü-sevici değilim! Ama. bu nekrofilya. O günden bugüne bir tane daha yok! Neden?" "Sen Elektrik Mühendisleri Odası'nda çalışırken. maki- teknolojiye tapınma ile arasındaki bağı anlatıyorsun.

"Olmuyor. parsayı faşistler toplar! Biz makineleşmeli ve makineyi insanın emrine vermeliyiz! Teknolojiye karşı değilim. sen ne olacaksın?" deyivermişim! Cevap vermesini de bekle"Alt tarafı bir ömürdür. ben. Masonların çakıl taşları gibi.." dedi. birbirimize sürtüne sürtüne sivriliklerimizi törpüleyeceğiz. Bizi çıkmaza sokmayacak. kalamış mı.el ele yürümezse. Benim bilmediklerimi o biliyor. O söy- . Gerçekten yorulmuştum. kara para ak- da Rotterdam'da kilise arazilerini işgal edip. dalga geçiyorsun gibi geliyor. sevgilim.. papazlarla kavga eden Hollanda köylüsü aşamasında! Ama.ve ekşi elmalarda!" diye kestim.. ölü-seviciliğine karşıyım! Niye anlamıyorsun? Gönlü dağlarda. zen. BMW'si yerinde! Natürmenschbe. "Sen istemesen de. zaten!" dedim. türküyü o söyleyecek. çağı ya- "Ol-mu-yor!" dedi. adam! Okullarda matematikten kalanların oranı kaç biliyor musun? BaDünyayı asla onun algıladığı gibi algılayamayacaktım. ben Batılılara. ben susacağım. bana! İki bine çeyrek kaldı. Ama verdi. gözüm! Gözünü seveyim. dünyanın en York'u. onun bilmediklerini. "Ve 'yeşil elmalarda'" diye düzeltti. O Türklere ne söyleyeceğini biliyor. ben ona sömürgecilerin. miyordum. Batı'yla bir aşk/nefret ilişkim var! Yeni bir yol arıyorum. bir elimizde Gümüşhane'yi tutuyoruz. "tipik bir Üçüncü Dünya insanı gibi. Bu açıktı! Ağ"Peki. öyle oluyor. Şakak şakağa verdik. " ". "Titrek bir ömür! Geri kala- nını Şafak'la paylaşacağım. Senin anlayacağın. oluyoruz? Fevzi Özden'e bak! Daha henüz Amsterdam'da ya landı. ben mikrofonu ayarlayacağım! Sana yemin ederim.. ama faşist dayatmalardan kurtaracak bir yol! Makineleşme bu oluşumun olmazsa olmaz parçası!" Yorulmuştum. döviz stokları müsaittir diye üç tane makine ithal edilince. O bana halkımın dilini öğretecek. öteki elimizle New lerken. biz daha hâlâ bayağı kesirlerden ondalıklara geçemedik!" zımdan dökülen kelimelere kendim de inanamadım.ettiriyorsun bana!.

" dedim. hayretle! (O anda yüzünü görmüyordu!) "Saçmalama! Çok akıllı! Çok Türk! Kendine rakip almadı ki beni! Ra- kip almadı. . Kadınıyım ben onun. bilgisini güçlendirecek bir amplifikatör! Benim işlevim bu. amplifikatör aldı! Duyularını. da! İktidar ortağı değil!" "Çok Türk" de ne demekti? Sormadım. Şafak bunları biliyor mu?" "Elbette. "Ama. işte!" "Ondan kuşkum yok.kaliteli mikrofonunu ayarlayacağım onun için! Orada atlamayacağım. biliyor!" "Ezilmeyecek mi?" "Niye beni seçti ki?" dedi.

Kazım Karabekir Bulvarı. epey bir süre taksi beklemiş. Sabahın o saatinde. Günay. Artık kocaman bir kadın olduğunu. içimde. dükkânda buluşacaklardı. sonunda bulduğu şoföre elinkarşın. minibüs yolu. beton peronda öylece durduğunu. O sabah. beni uğurlamak ister gibi. onu orada bırakmaktan hiç hoşlanmadım. Bir bakıma doğrulandı bu sezgi. Pendik istasyonunda indi. trenin kalkmasını beklediğini hatırlıyorum. No: 71. meraklanmam için bir neden olmadığını bilmeme tü bir şeylere gebeymiş gibi bir his vardı. Çırpıcı Mahallesi.BANA BİR TÜRKÜ SÖYLE I Şafak'a dönüşte birlikte kahvaltı edeceklerine söz vermişti. Rodoplu. gün kö- . Şafak'ın gündelik yaşamı ile tanıştı. elinde küçük bir valiz. girdi. Dahası. Diana Pavloviç hayatımıza deki adresi okumuştu.

şoför. Daha şimdiden çamur içindeydiler. sabahın bu kör saatinde top oynamak için toplanmış olmalıydılar. "Yolu buradan çok zordur. Kemal Tahir'in Kastamonu'sunu yaşadığı suratlı çıplaklığını daha da sertleştiriyordu. Ayağında kara lastik çizmeler. Sahipsizliğin köprüaltı çocuklarının yüzlerine yerleştirdikleri yamuk kafataslarını büsbütün belirginleştiriyordu. yıkanmamış gibi duran küçük bir kız çocuğuna yolun ortasından çekil- arsız arsız güldü. Bakmak için döndüğünde." "Referandumun sonuçlarından etkilenmiş olmalıydım. kil sarısı bir balçığa girmişlerdi. yukardan aşağı süzdü. özensiz kundaklamanın sonucu rinin içindeki bedenlerinin kavrukluğunu görmek için bir kez bakmak yetiyordu. Sümükleri burunlarında fitil fitildi. Geceden yağan yağmurun doldurduğu çukurların derinliği belirsizdi. burada çok mu yağdı?" Cevap vermedi. eli ağzında. saçları haftalardır mesini işaret ediyordu. "Sağol!" "İneyim mi?" "Evet. mek istiyordu. kenarlarından dolanmaya çabaladı. Senin ne işin var orada de"Yok. Kötü dikilmiş giysile- . az ilerdeki çomıştı Günay. Şoför üstüne sürecekmiş gibi yapınca. ne oldu?" "Çırpıcı Mahallesi mi?" diyerek yüzünü ekşitti adam. Yükselen güneş. "küçük kız bana Çoban Sülü'nün çocukluğunu düşündürdü. be abla!" dedi. "Ankara kupkuruydu. Az ilerde kümeleşen çocukYoksullara özgü iki numara saç tıraşları. götüreceğiz artık. cukların yanına kaçtı. soluk bir entari.Günay'ı. Yaşlı adamın ne demek istedi- birkaç beden büyük. üzerinde kendisine "Kartal istikametinde bir yola saptılar." diye anlat- duygusuna kapıldı. Çocuk." ğini az sonra anladı. son âna kadar kıpırdamadı. asık lar. Birkaç dakika içinde asfalt bitmiş. rengi belirsiz. mahallenin kaskatı çirkinliğini.

Gözleri. oldu. "Sokağa sergiledikleri Çırpıcı Mahallesi!" "Gökyüzünden gelecek bir saldırıya karşı silahlanmış. kiremit çatılı köy ev- aynı hizada iki ev yoktu. nenmesi gereken azgın köpekleri aradı. yaşlarının çok ötesinde kaşarlanmış ifaÇevreye. . lerinin arasından geçiyorlardı. Özensiz pencerelerinde bir tek sardunya. bir tek karanfil yoktu. Kimileri zift ama bitkilerin çelimsizliğine bakılırsa. muhayyilesinin ona oyun oynamaya başladığını düşünmüştü." dedi. yaşanmışlıkları yoktu. Öylesine gelişigüzel kondurulmuşlardı ki. artan bir merakla bakındı. Gecele- bu defa hak verdi. buraya ancak kağnı girer. Hiçbir yerde tek bir ağaç. "Haklıymışsın. "Daha çok var mı?" Şoför. Burada. Aralarından biri eğilse. Derisi kemiklerine yapışmış bir öküzün çektiği bir arabaydı. "Neredeyiz?" rengi ondülin levhalarla çevirdikleri bahçelerine bir şeyler ekmişlerdi ri zifiri karanlık olmalıydı. yarı arlanmaz. yanında derisi kemiklerine yapışmış bir adam çamurlara bata çıka yürüyordu." diye anlatmıştı. en az seksen milyonluk yatırımının bu çamur deryasında işi yoktu. küfreder gibi. o da Elektrik direklerine benzer bir şeyler de görememişti Günay. Rodoplu. su da yoktu. Birer katlı. İnsanlığa karşı meşum bir şeylerin planlandığı koca bir şantiye görünümündeydi. askeri koru- yalapşap yıkanmış çamaşırlara rağmen." demesine kalmadı. çatılarından demir çubuklar fışkıran kare prizma beton yığınlara dönüştüler. Neyse ki. ganlara benziyorlardı. yerden bir taş kapıp arabanın camına fırlatsa şaşırmayacağını fark etmişti. şoför. balçık yerini kısmen stabilize. Günay. tekbir fidan yoktu.de bunlarda da vardı. yapıların şekli de değişti. Tülin'e. yarı hain. yine cevap vermedi. daha kuruca bir yola bırakmıştı. sahneyi tamamlaması için etrafta dö"Çırpıcı Mahallesi'ne giriyoruz. Adamın yeni yıkanmış. küstah. Köy evleri.

Rodoplu. yok mu?" Tahmininden çok daha büyük. şoför. bırakıp gitmeyi düşündü. başörtüsü ve pardösüsünden yeni kurtulmuş. Kapıdaki minibüsü tanıdı. kuru kurabiyelerini camekân raflarında piramit etmiş kötü pastane. aşağı inen birkaç basamak merdivenin başında dikildi. yamalı asfalt bir caddeydi. iki aracın yan "Soralım. kendisini affettirmek için de yüklü bir bah- Kapıda. 71 numara ne tarafa düşer biliyor musun?" caddeyi birkaç kez dolandılar. çocuk yaşta iki tezgâhtar şaşkın- . depo gibi bir yerdi Şafak'ın dükkânı. dönenir miyiz?!" Elindeki çantanın ağırlığı olmasa da. ha?" Dört-beş katlı Laz inşaatı binaların çevrelediği. "Nereye gittiğini bilmiyor musun?" "Türkiye'de kimse bilmediğini söylemeyi kendisine yediremez ya" disini Çırpıcı Mahallesi'nde adres ararken göremiyordu. ucuz blucinleri içinde. caddeye açılan. bari. Günay'ı azarladı. minibüs yolu. ken- şiş bıraktı ama adam bakmadı bile. ''Burası." dedi. saçlerinin ekolayzırlı işveleri" arasından 71 numarayı bulmaya çalıştılar. kesip kesmedikleri meçhuldü. ları mandallı. pleksiglas 'M' harfi "Şuradan döndük mü. Günay. Rodoplu. plastik leğenlerini kaldırıma yaymış züccaci"Toz içindeki incik boncuk vitrini ile Paşabahçe. Binalarda numara olmaması usuldendi. Kâzım Karabekir Caddesi." dedi. "Şafak Bey. Şoför."Geldik. Bir an. gelen tezgâhta duran bir kız bir erkek. "Bilsem." yeci. nadan bakışlı kızlara göz eden plastik çiçekli minibüs şoföryana geçmesine elvermeyecek darlıktaki sokakların sayı sıralamasını "Kardeş. düşmüş Pamukbank şubesi. "Burası olmasın?" dedi. Karşısına lıkla baktılar.

bahriye grisi bir yazıhanenin arkasında oturduğunu gördü. var. Sedat'ın oturduğu yazıhanenin solun- . tüpgaz ısıtıcının yanında duran. Beton soğuğunu kessin diye çatılan tahta tablanın ğildi. plastik döşemesi yer yer Elindeki çantayı nereye koyacağını bilemeden öylece dikilmişti." diye yalan söyledi. vap vermeye koyuldu. "Buluruz. kenarsız koltuğu işaret etti. Sedat. yırtık. oturun. bize çay söyle!" Yazıhanesine döndü. Sedat." "Nerede olduğunu biliyor musun?" nay." "Hoş geldiniz." cevabı kardeşlerin ikame edilebilirliğini söylüyorKarşılıklı bakıştılar. Rodoplu’ya sağ tarafında." dedi. İşaret edilen yöne döndü. ışığına alıştırmaya çalıştı. "Burada buluşup. gidecektik. çalmaya başlayan telefona döndü. erkek çocuk." dedi. "Kendimi aptal gibi hissediyordum!" "Oğlum.du. "Bir çay içelim de. DMO masalarını hatırlatan. onu gördüğüne şaşırmış ise de belli etmedi. Ağır bedenini kaldırmakta zorlanıyormuş gibi yarı kalktı. Duran Kuran'ın Dükkânı incelemeye koyuldu. Nedenini ve süresini bilmediği bir bekleyişe girmişti Günay. Gözlerini zayıf neon "İçerde. Sedat'ın konuşmasını bitirmesini bekledi. merdivenlerden aşağı birkaç adım attı. telefonlara ce- üzerine yerleştirdiği ayakkabılarının çamuru dikkat çekmeyecek gibi de- daki raflardan bir tanesinin üzerine saydam bir plastik poşet içinde raptiye ile tutturulmuş fotoğrafını o zaman gördü. "Nerede?" Rodoplu. Sedat'ın. o nerede?" "Gelir." dedi Sedat. Gü"Ağabeyinle bir işimiz vardı. "Buyurun. "Sedat Bey." Şafak'ı hatırlatan bir tavırla genç tezgâhtara seslendi.

sendikacıydı. "Yasadışı bir aşkın. olma nedenini açıklayacak başkaları da vardı. diyor musun?" şeklindeki telefon kapatma formülünü de o '"Anlaşıldı. hem de gerektiğinde. kes artık!' demenin bir yoluydu. Sevdiği adamın günlerini geçirdiği bu yeri içselleştirmeye çalıştı. müşteriler gitti." kapıcı Şükrü Efendi nasıl yadırganırsa" türlü malzemenin arasında kenlan telefonu. Sedat. ben gidiyorum. Müşteriler geldi. Rodoplu. Şafak. Sedat'ın çevirmelerini izleyen konuşmaları dinlemenin ayıp olacağına ilişkin şartlanması. Bir toptancı müşterisi . Anadolu yakası temsilcisiydi. Netaş grevinin önderlerindendi. "Rahat otursana! Niye öyle büzülmüş oturuyorsun?" Anlamadı. İbrahim." diyebilir. "Hilton'un barına tünemiş mintanlı disine özgü bir adacık oluşturan Rodoplu da öyle yadırgandı. ne de bir açıklama getirdi." dedi Rodoplu. haber alabilmek için delikanlının gözlerini di. "Bir şey. Günay'a döndü. söylediniz?" gelip de. Bir soran olsa. Sonunda. inandırıcı da olurdu. Birazdan gelir. Sedat'la sohbete koyuldu. ama garip bir hüznü de beraberinde getirdi. Günay hem çok belirgindi. gün öğrenmişti. yarım saat süreyle ne bir söz söyle"Bir çay daha içelim. Sedat makamını terk etmek zorunda kaldığında. 1980 öncesinin işçi liderlerinden. usta Kendi fotoğrafını görmüş olması yabancılığını gidermesine yardımcı oldu." o sıralarda geldi. resmin orada kamuflajı" olduğunu düşündü. Ne ki. Adının İbrahim olduğunu sonradan öğrendiği. dığının hiç farkında değilmiş gibiydi. "Bırak. "Efendim?" dedi. kara kuru genç adam Gözleri Rodoplu'da. Günay'ın ne denli sıkıl"On dakika içinde bir ses çıkmazsa. Öyle ustaca seçilmişti ki. yahu. olur mu öyle şey. Sürekli çakollamaktan başka çare bırakmadı. "Bir şey mi.dükkânındaki imza gününde çekilen fotoğraflardandı.

Günay. adını söylemişti Sedat. Arkadaşının ." Adam. "Evet. dişim!" diye." diye anlatmıştı. Uyarmamak suç ortaklığı yapmak demekti. köşede bekle. Sedat'a adamın kim olduğunu sordum. Tülin. misafirine bunu yapacak adamın diğer ilişkilerinde de güvenilir olmayacağını düşünüyordu. "Seni köşeden alı"Yorgun olmasam." dedi adam. Günay. Günay'ın sözünü yanlış anladığına hükmetti." "Sağolun." dedi Sedat. Onun "Bir dakika." demiş. "Bir şey mi var?" "Ağabeyimin eski bir arkadaşı. ne salağım!" Nihayet "aydı" Günay Rodoplu! Yerine büsbütün "Sen çık." diye fısıldadı. Sedat geri geldi. yerleşti. kıvrandı "Ben çıkayım. gözlerini devirdi. tam cevap vermeye hazırlanıyordu ki. "Efendim?" "Besbelli. Tülin'e "ama. belki de aldırmazdım." Bu defa da. Bu defa da. "Karşıya mı?" diye sordu sendikacı. karGünay'ın nasıl şaşırdığını tahmin edebiliyordum! Sedat dönmüş. sen arkamdan gel. sen kalk!" işareti yaptı sendikacı." Gözleri müşterilerinde. Şafak'a ihanet edildiği duygusuna yine kapıldı. bizimkini hemen teşhis etmiş. ben şimdi geliyorum. genç adam.dönmesiyle sustuğunu izledi. "Ha"Aman. yine müşteriye kalktı. homo economicuslarla birleşti. di. ben gidiyorum. Sedat'ın arkasını dönmesini fırsat bildi. ilkel komünizm üzerinde parlayan hilaller." "Ben seni bırakırım. anlatmıştı. söz yine kesilmişti. güngörmüş bir adammış ki. "Sedat. rım." demeye kalmadı.

Ağabeysinin nerelerde olduğu- mişlik duygusu" tamlaması Rodoplu'yu en iyi tarif eden tamlamalardan birisi. ben gideyim. Son "yeşil" alancığa kondurulan çocuk bahçesini de. sadece bedduaydı. çıktı herhalde. eylem yoktu!") arasında "Zengin İnşaat' sokmuştu. en az birer tane yazlıkları olan insanlardı ve daire başına düşecek fazladan su ettiğini hatırladı. (Bu "kirlen- Sedat. "Kaldırımlar insanlar için değil ki! Yüzlerce milyonluk otomobilformlar!"dı. Sedat'a bu olaydan hiç bahsetmemesi gerektiğini düşüYarım saat kadar sonra "adresi itibarlı" diye tanımladığı kendi ma- hallesindeydi. Oysa. ne bir bilgi verdi. Öte yandan.) Ticarethaneyi. bir sfenks sessizliği ile dinledi. "Bir gettodan geçtim. Sedat'ın adamla konuşurken yaydığı yanüyordu. olmayan mazgal deliklerinin gölete çevirdiği caddeden kaldıran plat- ("Ama. şuradan bir taksi kap!" Yol boyu. Profesör Pavloviç'i "Bastığı yerde ot bitmeyen Türk'ten sakın!" uyarısını haklı çıkarırcasına burada da. kabahatin aslında kendisinde olduğunu. çok ilginçti. hepsi." diye tarif ." dedi ve anlattı. Çırpıcı Mahallesi'ni belki birkaç kez satın alırdı ama Profesör Kevorkian'ın. tek bir ağaç yoktu. Kendi apartmanının taşlaşmış toprak girişine çimen ekmek parası ayda iki bin lirayı geçmiyordu."Terbiyesiz bir bey. ne de ağabeysini mazur gösterecek bir açıklamada bulundu. şimdi sen bana bir taksi bul da. Şişli'yi. Adaşı küçük amcaoğluna emretti. ilginç olan ne?" demişti İngiliz. kirlenmişlik duygusunu atmaya çalıştı Günay. Şafak'ın bir işi na gelince. "Sedat oğlum. Sıkça kullanmam o yüzden. mahallenin bedduaları leri. Günay. kınlık duygusunu unutmaya çalıştı." "Neyse. Richard Schlig'in. "Biliyor musun. kara sakalları diken diken sendikacının sinsiliğini. önerisini komşuları "çok su gider" diye reddetmişlerdi.

onnuştum. minareler yıkılmışmış. Birkaç Türk entelektüeli ile kolanmış bir duygu. Türk şehirleri. sodyum lambatore edilmiş hemen her konağın bahçesinde gördüğüm beyaz boyalı de- . hiçbir hoşluk yok. Kerpiç kulübelerden beton yığınaklara geçilmiş." dedi. inanılmaz bir pejmürdelik içinde. Türk entelektüellerinin nostaljisi yanlış konumDiana'nın ısrarı ile Şebi arus'a. "Ufuk çizgisine hemen her zaman beton larda da hiçbir şıklık." viç de söyleyecekti. Yeni yapılan binalara bakıyorum. Türkiye'de kalkınmanın sürekliliği yok. demir sacayaklarını dikip üstüne ampuller yığıp geçiyorsunuz. Profesör Pavlo"Bir Türk şehrine tepeden baktığında gaddarlıktan başka bir şey görmüyorsunuz. camiler terk edilmiş. leşecek kalkınmaya temel ya da model teşkil edecek sokak güzergâhları. Doğal olarak. Profesör Pavloviç.. artık resmirdöküm zavalazingolar (aynen bu kelimeyi kullandı!) var. 1840'ta. Binalar ya inşaat halinde ya da dökülüyorlar. "Mevlana'ya gitmeden önce. " sedilemez. Korkarım. Zamanın modern yapıları çoğunlukla kerpiçmiş. Boyalar bir yıla varmadan kabarıyor. Işıklandırmayı al. Onlar bunu hızlı kentleşme ile açıklıyorlar. kent geleneğiniz olmadığı için böyle. Çok acıklı. İnsanlar ahır gibi sefil yıkın- tılarda yaşıyorlarmış. şehrin üslubunu belirleyecek meydanlardan bahlara gaz lambaları aşamasından geçip ulaşmadığınız için olacak. Ben öyle düşünmüyorum." demişti. Türklerin bizim 'kentsel gurur' dediğimiz şeye sahip ol- Benzer şeyleri daha sonra Diana Pavloviç'in kocası. Konya'yı gezen bir seyyahın anılarını okudum. "Yazar. Kaldırımlar çatlıyor. Pejmürdelik de bundan kaynaklanıyor zaten. Konya'ya gittikleri dönemlerdi. Bence. Ya da. adam. "İlginç olan. Evler dökülüyormuş. şehre güzel bir taş kapıdan girdikten sonra kendilerini bir viranelikte bulduklarını söylüyor." bloklar egemen.. Bu herhalde.mamaları. bu durumda ileri bir tarihte gerçekkenti bir arada tutacak. asfaltlar çöküyor.

Kaç zamandır bakmadıO sıralarda ben Günay'ı Pendik'te indirmiş olmanın içime çöken kö'Dergâh' ünlü bağlama ustası Sabri Yıldız'ın yarısı saz yapım atölyesi tümserliği ile doğruca Dergâh'a sürüklenmiştim. Üstat. mutlu olabiFevzi Özden. sulamaya koyuldu. sessizce selamladı. düzeltilmemesi için bağışlatıcı bahane de bırakmadığından büsbütün umut kırıcı oluyor!" zin olacağını düşünüyordu. yoksul geçmişi kadar ha"Şu farkla ki. diye feryat eden alt komşuya inat. özgürleştirici bir duygu olmalıydı. Unutmak. keyfini çıkaramayan bizler!" lecek. maydanoz bahçesine koştu. Çırpıcılar'a inat. temel yanlışları düzeltmiyor. oradaki bekleyiş. Çırpıcı Mahallesi'nin varsıl geleceğinin de. Şafak'ın dükkânı. verdiği randevuya gelmeyivermeyi beceren Şafak'ı hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya devam etmek. Unutmak ve ğı romanının başına. "Zenginlik. ne de ötekine sığamayan. Şiran'ı anlatmaya oturdu. ne bu mahalleye. Evine çıktı. rutubetli. Levent'te oturmanın 'ayrıcalık'ının." demişti. karanlık. Etiler'e inat. Çırpıcılılar hedefledikleri geleceğin sakaletini mesela. Huzursuz olan. Günay. "Daha da bir Bebek'i. ben ilk kez rastlamıştım. duygusu kıpraşmaya başladı. küçücük müzik eviydi. Tülin. elini kalbine götürdü. Çaylarımızı henüz içerken. Bir yandan da. görmüyor olma gibi haklıcı bir çaba içindeler. Ben gittiğimde Seyfettin İhsani Efendi oradaydı." diyordu. evindeymişçesine huzurlu kılan yumuşaklığını kıskanmaktan. Batı kentlerinin insanı saran. düşünüyordu. Daha önceden tanıştıkları belliydi. konferans. Etiler'de. sendikacı üst üste geldiği için olmuş olmalı. . kardeşim. ormanı kaçırabilmeyi bir becerebilse. olan.kötüsü. içeriye bir kadın girdi. "Ağaca bakarken. bir zamandır küllenen yabancılaşma su damladı.

aynı renkten üstüne yapışan bir ceket giymişti. saman torbalarını altüst ederler ama bir şey bulamazlar. mekânı eldivenleri vardı ki. Sabri Bey. saman yüklü bir eşek ile geçer. Hoca bu işleri şılaşır. Ama. kadın çantasından bir kitap çıkardı. ne kaçırıyordun?" Diana Pavloviç. Diana Pavloviç'i Seyfettin İhsani Efendi'nin yanına oturttu. Sey- kuşkulandıkları için onu her seferinde tepeden tırnağa ararlar. Konuşurken elleri kılan bu değil." diye cevap verir." dedi. siyah dantelden yapılma parmaksız Çok uzun boylu (en az bir seksen beş) iri kemikli bir kadındı. İdris fettin İhsani'yle. "Bak.Pavloviç. Ne ki. Hoca. "Eşek. Ben kovboy filmlerindeki bar kadınlarını hatırlatıyordu. "tasavvufun başta gelen . Amerikalı olabileceğini gün bir sultanın topraklarından öteki sultanın topraklarına. İkincisi. telaşla koşturdu. Bu haliyle bana getirdi. giyimiydi. kırmızı. 'Le Soufis' ('Sufiler') adlı kitabıydı. Diana kollarını zapturapt altına almak gibi bir kaygısı olmadığından. Seyfettin İhsani Efendi. Doğaüstü deneyimin ve Bâtıni işaretle- "Bu hikâye." der. ölen gitti. dağınık saçları vardı. Çok güzel bir Fransızcası vardı. Karakol devriyeleri hocanın kaçakçılık yaptığından Diana'nın sorduğu ilk fıkra. sınır devriyelerinden birisi ile kar- savlarından birisine işaret eder. bırakır. Devriye. Oysa. bir tabure etek. ben ilk kez böyle bir şey görüyordum. Allah aşkına söyle. Derken. açık hemen tümüyle işgal etti. Yıllar sonra. Dergâh'taki varlığını büsbütün şaşırtıcı yeşil parlak bir kumaştan (saten olduğunu sonradan öğrendim) dar bir den farklı bir yanı olmalıydı ki. "Artık olan oldu. Nasreddin Hoca'nın birkaç fıkrasını tartışmaya başladı. Yeşil gözleri. Diana Pavloviç'in. Arkalardan bir sayfa açtı. gün gelir. hoca. Bir kere. hiç düşünmedim (Seyfettin İhsani Efendi de Galatasaray mezunudur). göründüğündiz dize oturan iki insanın hiçbir zaman ve hiçbir yerde bu kadar uzak olamayacaklarını düşünürken. bilinen bir fıkraydı: Nasrettin Hoca her Şah'ın. hikâyenin telmihini anlamadığını söylüyordu. "Eşek kaçırıyordum. emekliye ayrılır. Üstünü Hoca gün geçtikçe zenginleşmektedir." ararlar.

Lâkin. Cahil. 'Bundan böyle her fıkran. Hüseyin. "Celal ile Kemal'e bak. o Hain İhtiyar ('Kaba Düşünce' demek isti- "Nasreddin Hoca'yı. Hoca'yı mizah ustasından başka birisi olarak hiç düşünmemiş olan bana döndü. altı fıkra doğursun! İnsanlar seni gülünç bulsunlar. günlük hayattan 'çok uzak' olduğu düşünülen şey. kaybettiği yüzüğünü. ce bütünlüğünü geri verdiler. kadının dikkatinden. Diana. Artan bir merakla dinlemeye koyuldum. Biz Bâtıni ya da transandantal olanın günlük hayattan çok uzak ya da çok karmaşık olduğunu düşünürüz. Onu görebiliyordum." Nasreddin Hoca'nın bir mutasavvıf olduğunu ben bilmiyordum. Nasreddin Hoca'nın kömürlükte yanlış yerde aranmasına bir örnek olarak anlatıldığını söyledi. böyle düşünmemizin nedeni cahil olmamızdandır. Sonra. adeta mahrem bir düşünce Diana Pavloviç'in bütün bunlardan ne anladığını kestiremiyordum. böylesine özel. biçimine duyduğu içten ilgiden adamakıllı etkilendim. Seyfettin İhsani Efendi. "Efsaneye göre. bilginin yordu) şakacı Nasreddin'e. Böylece." tardı. beddua etti. her şerde bir hayır vardır. sadece yoğunlaşılan yön farklı olduğu için uzak gibi görünür. kâğıda baktı. bana uzattı. daha da ilginç bir şey oldu." dedi. 'Kaba Düşünce'nin pençelerinden Hüseyin kur- rını yitirmediler. orası karanlık olduğu için. Sabri Bey. bunun. Sabri Bey'den nerede olduğunu tarif . Ya da. Hoca'nın fıkraları şaka niyetine söylendi ama fizikötesi anlamla- ancak. sokakta. elektrik direğinin altında aradığı hikâyeydi. Nasreddin'e kendi irfanının bir kısmını armağan etti. Ama. çantasından çıkardığı bir kâğıt etmesini istedi. İkinci hikâye. Hain İhtiyar'ın insanoğlunun bilincinden çaldığı düşün"Hüseyin kimdir?" diye sordum.' diye.rin insanoğluna sandığımızdan çok daha yakın olduğunu anlatır. bu meseleyi hiç kavrayamaz! Oysa. belki de biliyordum ama üstünde durmamıştım. parçasına yazılı bir adres gösterdi. Bir arayış içinde olduğu belliydi ama lümpen bir arayış değildi bu." dedi. kızım.

eline "Sesi de zurna gibi! Kandıralı duysa kaçacak yer arardı!" "önemli" olduğunu Prof. Günay'ı orada. "Kraliçe Elizabeth’in ikinci gelini. psiko-linguistik profesörüydü. şeyin bu olduğunu hatırlattı. Sernea'yı tanıyor olmama ayrıca sevindi. Günay'ı tanımadığını. tabii. bugün öğleden sonra orada buluyoktu. dar. Ferguson'a taş çıkaracak kakalemi almış fondötenin üzerine kaş göz çizmiş kendisine!" "Aman. "Onca. Onun için bir mahzuru yoksa. Sernea bizden önce gelmişti.duğunu söyledim. Rodoplu. "Sorma!" dedi. O. Aralarındaki tek fark Sernea'nın kütüphane memuresi giyimine karşın. Bir yıllığına Boğaziçi Üni- . önemli ise Türkiye'de ne işi var?" İzleyen açıklama ma- sumdu. Sabri Bey. ortak bir dostları. ne bu?!" dedi. Çok yüksek sesle konuşuyorlardı. beş-altı mesi olacağını sanmıştım. Sernea'nın da ondan geri kalan yanı yoktu. başka sürprizdi. Diana. mekânı egemenliği altına almaktaki maharetinden bah- (Günay. "Kadın. Her ikisi de bir doksana yakındılar. Sernea anlattı. Birlikte gidip gidemeyeceğimizi sordu. Sabri Bey'le bir sonraki ders saatini kararlaştırdı. Bunda. Diana Pavloviç'in. benim için de Bir bana. Kalkmadan önce. Nedenli gördüm. istasyonda bırakmış olmanın sıkıntı- sını atabilmiş değildim. Kadını tekrar görmek profesyonellik denilen setmiştim. Günay Rodoplu'nun arkadaşım ol- Günay'ın adresiydi! "Sen daha iyi bilirsin. Kadının bağlama dersi alıyor olması da bir enstrüman çalıyor olmasının dahli vardı. daha sonra gelen Tülin. gitar ve piyano dahil. Günay'ın italik'lediğini hemen Diana Pavloviç sahici bir Hollywood film prodüktörüydü. kardişim." diyordu) rüküş olmasıydı. Günay'la ilk görüşmesinin son görüşDiana'nın. Kaldı ki. piyasadaki birçok insandan daha iyi çaldığını söyledi. Kocası. Profesör şacaklarını anlattı. çok hızlı öğrendiğini. bir ona bakan Diana'ya." Sernea'nın tanıştırmaya söz verdiğini.

orada insana ne yaparlar? Böyle. Sernea'nın arkasından. Diana'ya bakarak." dedi Günay." Rodoplu. yüzlerce defa yazdırırlar. Tanrı aşkına. hücre gibi daracık. şeyler söyledi. her zamanki gibi çok dolaysızdı. konuşun. bu fırsatı değerlendiriyordu. "Oh. Diana. Amacı." dedi. Hollywood'dan kaç tane özgün film çıkıyor? Bir konunun pazarlanabilir olduğunu görmeye görsünler. "Ne dedi.3. b." dedi Tülin. "Vallahi!" ciddi söylediğini anlatmak için de yemin etti. "Hollywood'u bırakıp. akademisyenlerle hiç aram iyi değildir benim! Tanrı "Hımmm. Bu dileğini Sernea'ya söylemiş. "Siz Türkler hep böyle yaparsınız.tan filmler yaparlar. kalktı Sernea. Rambo 1.versitesi'ne konuk öğretim üyesi olarak gelmişti. dantel eldivenlerini çıkarmaya koyuldu. değil mi?!!" diye söylendi. "Herkesin de derdi başka. konuşmaktan başka bir şeye yaramazlar!" bu.. "Fena bir kıza benzemiyor "Tanrı'ya şükür!" dedi. Diana Pavloviç. lışmak istiyordu.2. gülmeye "Biliyor musun." gibisinden bir bir "Biliyor musun.5. "Önemli değil.3! B.. . . Sonra da..2. Pavloviç. Hollywood filmlerinin ne kadar kötü olduğunu bilirsiniz. Yazılan her şeyi.. aşkına. Pavloviç. "O piçlere zaten dayana- . Diana. adlı adınca. Star Wars 1. Türkiye'de bir film yapmaktı. Kısa bir tanıştırmadan sonra (ben bir ikinci gazabı "Ben artık siz kızları yalnız bırakayım. Sernea da onu Rodoplu'ya getirmişti. Tülin." dedi. değil mi! Yani. penceresiz ofislere kapatırlar ve 'yaz!' derler.! İnsanın beynini s . bir Türk yazarla çaüstüne çekmemek için diye düşündüm). ne dedi?" diye sordu.4. kardişim. neden buraya geldiniz?" mıyordum!" Birden rahatlamış gibi. işte böyle b. Artık hepsi benzerini yapmaya başlar. bırakırlar!" başladı. Tülin. Günay.

"Ne demek. "Kendi aranızda konuşursunuz!" "Each to his own. çaydan başka içecek bir şey var mı? Sert bir içecek?" direrek." dedi Rodoplu. "Bir dene!" diye ısrar etti." benim orada olduğumu unutmuş olduğu için çok utanmış gibi döndü." dedi Günay. değil!'i. Olacak . "Ne iş olursa yaparız." "İkimizin arasında. Lütfen." dedi Pavloviç. yani!" "Daha önceden. Pavloviç." dedi. hepsi bu. "Espri anlayışın var. "Siz benim cinsimden hanımlara benzi"Siz hanımları tuttum. bak. hemşire!" dedi Tülin. yani?" "Gördün mü?" değil mi?" "Her şeyi çeviremeyeceğimiz için. "Bizim ülkemizde kadınlar günlerde cin tonik içerler de.Öfkesi içtendi. gülmesinin arasına ancak sıkıştırabildi.. "Hey. anlatması çok uzun sürecek bir şaka. Tülin. kadın. "Şu anda bir otel işletiyor. inanın bana. kardişim?" dedi. Tülin.. "Şiran Efendi'yi bitirsin. Onun için soracağım: Bu evde. "Dinle. kirpiklerini çok mahcup olmuş gibi yere in- yorsunuz. Türk Ticaret Odası'nı işletirdi." sonra beni yazacak. uzun uzun özür diledi. Tanrı'nın belası "Cin tonik?" dedi. Günay. seni sevdim!" diye bağrıştı. Pavloviç. "Nasıl. Tülin'i gösterek. gözlerinin içi gülüyordu. "Heeey! Siz kızlar benimle dalga mı geçiyorsunuz?" "Gerçekten. elimi tuttu. "Nasıl yaparız?" diye sordu. Günay'ın hoşuna gitmiş olmalıydı. "Ne iş yapar?" diye sordu. Tülin. öyle "Ne esprisi." "Onu öteki romanda anlatacak." dedi Rodoplu.

var. Ortadoğu'ya açılan kapıdır. Türkçe. tabii. kardişim. lu'nun elinin üzerine koydu." dedi. "Beni yanlış anlamayın. "ikisi de dolapta." dedi. Umarım. Diana Pavloviç. Sue Ellen içer de. o da Türkçe. "Şimdi biz film yaptığımız zaman Amerikalıları kullanmak zorunda"Neye karşı çıkmam?" "Shirley McLaine'e!" lar. "Bir şey daha var." elini Rodop- Türk film yıldızlarını oynatmak isterlerdi. Musevi sermayesine boyun eğmeyen. "Türkiye. "Raki var!" "Var. Tülin. öyle değil mi?" "Türkiye. hafifçe sıktı. biz geri kalır mıyız?" "Cin tonik." dedi. Diana." diye ekledi. le" çalışacaktı. Hollywood'un dışında. paragöz Musevi prodüktör- tı. Hollywood'un gittikçe daha da kötüleşen klişe yapıtlaAvrupalı ya da Avrupa’ya yerleşmiş yönetmenlerle "ve tabii. Batılılaşıyoruz da. Bu ikinci halka. "bildiğiniz gibi. Anlıyor musun?" yız. tamam!" Sernea. biz. "Dikkat! Milliyetçidir!" türünden bir uyarı yapmış olmalıydı. senaristler- Diana'nın anladığı. Kendi şirketi. Diana Pavloviç. Ortadoğu. "Bizde ikisi de var. "Lütfen! OK?" "Tamam." dedi Rodoplu. Benim aklımda Shirley McLaine var?" . bu halkanın Türkiye ucunu oluşturacaktı." dedi. yok.o kadar. Günay'cım?" lerden uzak. içlerinde dil bilen parmakla sayılacak kadar azdı ve filmler sesli çekiliyorlardı. "Kendilerine bakmayı bilmiyorlar! Makyaj bilmiyorlar. yani." dedi Rodoplu." dedi." "Artık onu siz bileceksiniz. bir ikinci yapımcılar halkası oluşturmaya çalıştıklarını anlatrının dışında filmler üretecek. ışık bilmiyor"Biliyorum. "Tabii!" "Tabii. Tülin. niçin olmasındı ama. Var değil mi. sen buna karşı çıkmazsın.

paralaya- "Bu öteki gibi de değil. yaşadığı aşk vardı. seni tanıdığım için çok şanslıyım!" diye ünledi Diana. " "Diana de!" "Diana. "İranlı kadın saraydan olmalı."Bayan Pavloviç. yine elini okşadı. Türkiye üzerinden Amerika’ya göç edeceklerdi. entrikalar ve İncirlik Üssü'nden bir Amerikalı pilotun İranlı bir kadınla Günay'ın sorusundaki ironiyi anlamamıştı. kadın." loviç.. Biliyor musun. "Ne demek istiyorsun?" diyerek geriledi. Günay'a döndü. "İşte. değil. sana!" di.. Fanatik İslâmiyet'ten kaçan İranlılar. ancak pazarlanabilir olması için." dedi Rodoplu. ufak tefek. Türkiye’nin güzelliklerini sergilemeyi hedefleyen bir film- "Ah. sonra kendisini topladı. kadın. uzandı. "Sandığın kadar. iç gıcıklayıcı. Biz şimdi film mi yapıyoruz?" "Yapmıyor muyuz?" Önce bir şaşırdı. Günay'ın. Saklamadığı düş kı- "Dr. Aklındaki. öyle mi. efendim!" dedi." diye yineledi Rodoplu. Anlamaz. yantal. esmer güzeli bir or"Estiriniz. egzotik. gerekçesini açıklayamadan red- . Sernea. "Böylesi bilgi bizim işimizde paha biçilmez bilgidir. geliyor!" dedi Tülin. tabii! Aklımdakini henüz söylemedim. Günay'ın. coşkuyla." diye sürdürdü Pav- rıklığında çocuksu bir dokunaklılık vardı. sonsuz cinselliği olan. caksın garibi ya. "Şah'ın paraları ile mi kaçacaklar. O arada türlü ihanetler. haberi yok!" yakıcı." Rodoplu arkadaşına. parasız mı?" diye sordu Rodoplu. kendisinden istenen bir şeyi muhatabı dengi olmadığı için. "Şimdi. Tülin. Humeyni rejiminden kaçan İranlıları konu alan bir gerilim filmi olacaktı. öyle düşünmüyor musun?" "Pierre Loti'nin Aziyade'si ya da Flaubert'in Tanit'i gibi. İslâmiyet'i çok iyi bildiğini söyledi. "cahil bu.

Düşünceli düşünceli bakmakla yetindi. Asıl adı. bencillik ediyor olmaya benzer sıkıntısını duyduğunu hissettim. hemen hiç uyumadım. New York'tan Kaliforni"Anlıyorsunuz ya! Sermaye onların sermayesi!" diyerek gözünü kırp- Rodoplu buna cevap vermedi. Robert Steven Auchincloss'un ilk evlâtları olduğunu. Tülin. ayol! Bizim Woody Allen. "Öyle söylesene. işte!") bir Yahudi olan Prof. "Bayılırım akıllı kadınlara!" "Diana da seksi olduğu için herhalde?!!" dedi Günay. bizim Woody'nin memleketi!" dedi. çok affedersin! Gerçekten. her ahfadından. "İkinci kuşak New England Püritenlerinin ünlü lideri Increase Mat- almayan." Diana Pavloviç'in." dedi Günay. "Seni yarın ararım. 1947 yılının mart ayında. ne diyeceğim. Anne dan.detmenin. Massachusetts eyaletinin. müthiş "snop" bir beyaz Protestan derneği olduğunu." dedi. bunu "sonra konuşalım. "Bak. . 'Aachincloss Sanayi Boyaları' fabrikalarının Yönetim Kurulu Başkanı. "Diana Pavloviç "te karar kılmıştı. "İçkini bitirebilirsin. "Orada bir Yahudi ismi her kapıyı açar!" Pavloviç'in yüzü güldü. Boston şehrinde doğoklynli ("Ah. lütfen affet!" diyerek yerinden fırladı. İkinci Dünya Savaşı'nın 'Mor Kalp' madalyalı 'gazi'si. Amerika Birleşik Devletleri'nin. tı. şam trendeydim. Broevlendiği zaman "Catherine Pavloviç" olmuş. başka kimseleri üye neredeyse Ku Klux Klan'ın "dişi" karşılığı olduğunu söyledi) Mrs. Amerikan İhtilali'nin Kız Evlâtları Derneği üyesi (Günay. Ellen Catherine Austin-Auchincloss'tu. Austin-Auchincloss ile Amerikan Pasifik Filosu'nun emekli binbaşıların- duğunu" öğrendik. Olabilir mi? Arayabilir miyim?" "O kadar da değil. David Pavloviç'le ya'ya taşınıp. gericilikte bunun Amerika'ya ilk göç eden ailelerin kurduğu." Diana. sinema işine girince de. olur mu? Dün ak"Ah.

Ama o olmalı. "Şafaktır.tarafı olmalıydı. tabii. Günay'a. Günay'ın yüzündeki ifadeyi hiç unutmayacağım! Alay. "Bana çok yakın oturuyorsun. ikimizin de uykusu kaçmıştı. ama beni durdurmadı. Rodoplu'nun romanından kopmuştum." Alt kapıyı açmaya yöneldi. Daha da kötüsü. "Şafak. çe bölümler vardı! Sabahtan başlayan. onu bu aşamada anlamam imkânsızdı." Kapı çalındığında saat ikiye geliyordu. ben seni bırakayım. kötü şeyler olacağına ilişkin duygudan zaten kurtulamamıştım. O gece. İlk defa. Ama. belli belirsiz bir minnetle baktığını gördüm. "Başına iş aldın!" Daha doğrusu. İki çocuklu bir aile için. küçüm"Beni bu saatte burada görmesi doğru olmaz. bak!" Ankara'da olduğum ay içinde. sorduğumda. Türkiye'ye geleli üç aydan biraz fazla olmuştu. Tabii ki. hüzün. doğru değildi. hepimiz sanki Günay her şeyi bırakmış da Şafak'la uğraşıyormuş gibi bir duyguya kapılmıştık. küçüktü ama idare ediyorlardı. "Hayır. Okuduklarımdan büsbütün rahatsız oldum. İrkildim. seme karışık bir tebessümdü." dedi Günay. İçinde Kürt- . Gü"Hayırlı olsun. Günay'a baktım. "Bebek" adresini duyan Tülin. rar verdi. romanın yeni yazdığı bölümlerini gösterdi." "Hep bu saatte mi gelir?" "Ben gidiyorum." dedim. "Oradalar. kadını Günay'ın başından almaya ka- Kadının arka-planının o sabahki Dergâh muhabbetini açıklayan bir nay'ın. Kapıdan çıkarlarken güldü. Şafak Özden asansörü kullanacaktı." dedi Tülin. Bebek'te bir yer kiralamışlardı. notlarını okudukça telaşlandığımı hatırlıyorum. Nitekim. ben merdivenlere yöneldim." diye atıldı.

onarmayı yeğleyeceğini hissediyordum. Ben de erkek olsam. "Ben olsam." Bağışlanmak ister gibi yüzüme baktı. ama sürdüremedim tabii. kapıyı takınabildi- . fısıldar gibi." diye anlattı. Bir tarafı bana benziyordu. kendimi affettirmeye çalışırdım. açıklamak için sabahı bekleyeceğime en savunmasız ğim en tarafsız yüz ifademle açtım. çünkü Şafak’ın yanlış yapmamaya özen göstermektense. diye olduğu bir saatte kapısına dayanır. ben de böyle yapardım. tadüşünüyordum. Biliyordum. sen gittikten sonra üstümü değiştirdim. hasarı görkemli bir geri dönüşle bii.II "Gelenin o olduğunu biliyordum. çünkü kapıyı açmamla Şafak'ın kollarıma yığılması bir oldu! "O gece. âşık olduğum kadına söz verip de gidememiş olsam.

öylece kalmak leşmesini bekledi. Epey bir süre sonra. ama." dim. olmalıydı. Bir ara öptüm herhalde. ayrı'Hadi! Giyin hadi!' deyip duruyordu ama bırakmıyordu da. hıçkırır gibi itiraz ediyordu. Günay. fısıldadı. Başı omzuma gömülüydü. hafifçe bastırdı.çalışmamdandı. ama yapmıyordu. çıkıyoruz!" isteğini. neresinden vurulduğunu anlamaya dum. yaşlarını sildim. yaşlı. değil mi? kendi omzuna yerleştirdi. kaldırdı. bir yandan düşmesini önlemeye. bakıyordu! O gece o gözlerde gördüğüm acı yüreğime indi. Günay. boRodoplu. öte yandan başını kaldırıp Konuşacağı yerde daha da sıkı sarıldı. Uzandım. ne olur!?" racık aralığında. yok. Tekrar sarıldı. Gevşeyen kollarından yararlandı. SUS!" diye adeta tehdit etti. sandım. sanki. zehir gibi. Şafak. 'Gözlerimden öpme. ama. Şafak'ın başını ellerinin arasına "Gözleri! Kan çanağı içinde. Hiçbir şeyin altında kaldığını görme- Onları görebiliyordum. zamanına ve mekâna tümden kayıtsız. o 'Yok.' diye direniyordu. deli gibi aldı. sunduğunu "vehmettiği sığınağa duyduğu hayati ihtiyaca atfetti!" Yaralı olmadığını anlamanın rahatlığı içinde gevşedi. Aşkın altında da kalmazdı. burnunu boynuma gömdü. Şafak'ı içeri almaya uğraşıyorğuk boğuk. Günay'dı çünkü. Saçlarımı okşamaya koyuldu. İçim boşaldı lık getirir!' Şaka yapıyor." 'İçeri girmicem!' yüzünü görmeye çabalamıştı. altları mosmor. eliyle başımı buldu. 'Öpme! Gözlerimden öpme!' diye geri kaçtı. Günay onun kapının da"Neyin var? Söyle. Yara bere yoktu. 'Yaralı mısın?' diye sormadıysam. Sakladığı yüzünü araştırdı. Şafak'ın sakinUykuya dalmak üzereyken uyandırılmış gibi silkindi. Ne garip. adamın hareketini mutlaka karşılamış . Deli bir telaş içindeydim. "Niye içeri girmiyoruz?" "Sus. Şafak. "Hiçbir şey söyleme! Giyin.

üzerinde. yarım daireler çizmiş olmalıydılar.' dedim." 'Peki. Günay destek oldu. ne düşündüğü yadsınmayacak kadar açıktı. Kollarını çözdü. birbirlerini teselli etmek için kucaklaşmış. Geri vitese taktı. diye bir kez daha baktığımı hatırlıyorum. "en avukat sesiyle!" "İyi akşamlar. arkadaşı ya da karıkocaydılar. gidelim?" Soru. Gezme- ye çıkacaklarını hiç düşünmemişti! "Bilmem!" "Boğaza gidelim mi? "Bu saatte her yer kapalıdır. Rodoplu. eski dost. Günay'ın bana nasıl sarıldığını biliyordum. silah "Başına ne gelmiş olduğunu bilmiyordum. Ama. gecenin bu saatinde uyandırılan kadına şöyle bir baktı. cek mi. 'Hayır! Hayır! Haydi. kendisini ayakta tutmaya çalıştı. herhalde pek bir farkı yoktu) Ortak bir acıyı dindirmek. Ben yine. Günay'a yöneltilmişti. Aşağı indiler. binlerce lira yazmış olduğunu gördü." dedi Günay. Başları birbirlerinin omuzlarına gömülü. Sessiz olduğumu sanıyordum ama Şafak fark etti. tabii. Apartmanın önünde bekleyen tak- Nereden geliyordu ki? "Nereye. Giyinmeye giderken. ayakta durmaya devam edebile- siyi görünce ferahladı. ağlamaya baş- ladım. ana çocuk.' diyordum. abla abi. kapının iki yanına dayadı. abi?" Taksimetrenin açık olduğunu." demek zorunda kaldı şoför. "İyi akşamlar. gel. şaşırdı kaldı. evde oturalım. Şoför. oldukları yerde sallanmış. 'Senin bir yere gidecek halin yok. giyin! Çabuk!' Yine yağmur yağıyordu. "Nereye. abi kardeş." . geri çekildi. Hiç değilse araba kullanmaya kalkışmayacaktı. elleri birbirlerinin başları (Cezaevinden çıktığım gün. caddeye çıktı şoför.

"Almalar olanda gel. sürdürdü. sen Boğaz'a çek. Günay. Arnavutköy'deki işkembeciden başka "Abesle iştigalin verimsizliğine. ama anlaşılan eve dönmek söz konusu değildi." dedi sonunda. Şafak'ın iradesine uyacak. Şafak. bar. Beriki "Hasta düştüm gelmedin aney. " "Hasta düştüm. hasta olmana izin vermem ki!" dedi. Bir yer düşünmesi şart olmuştu. . bari can verende gel!" Bir an sustu. "Bir kere." dedi. bir bakalım!" anlattı. daha içten söyledi." dedi. onu geçiştirmesine yardım edecektim!" açık yer yoktu. "Hemşerim o benim. Şu. bari can verende gel. "Sen en iyisi bana bir türkü söyle!" "Ağlama yâr ağlama aney. İkiletmedi. "Bilmiyorum. "Bak ne diyecem. Şafak. Günay. adama duyurarak. yine de geri dönmelerinin daha akıllıca olduğunu söylememeye kararlıydı. ciddileşti. mavi yazma bağlama!" Soluklandı. "Nereye gidiyoruz?" "Olur mu?" diye sordu." diyerek sarıldı Şafak. herhalde. sekiz milyonluk köy olduğunu hatırlattı. canını acıtan neyse. "Ece Bar açıktır. "Ece Bar. öfkelenmeye başladı. Şafak. gelmedim. bahçeyi dolan da gel. aney. İstanbul'un bir şehir fırladı." Etiler'e dönmüşlerdi. aney. diskonun üstündeki "Diskoya gidelim. Günay'a. "Ne kadar saçma olursa olsun. sıkılmayı ertelemeye çalıştım. Taksimetre ikinci defa sı- Son mısraya şoför de katıldı." diye açıkladı."Bir bakalım." diye değil." Bir saate yakın dolaşmışlardı. "Koçum." dedi Şafak.

Şafak'la göz göze geldi. Bahşiş alıp alamayacaklarını. çalıştıklarını yüzlerinden okuyabiliyordum."Disko?" "Disko. epeydir alabileceklerse miktarın iltifat etmeye değip değmeyeceğini kestirmeye berber görmemiş saçları. göğüs kemiğime çöktü. ince ceketinin altına giydiği el örgüsü yeleği. nabzımı yüz kırka fırlattı. Karanlık ve gürültü. Dur durak bilmeyen amansız mekanik ritim. çamurlu mokasenleri." le! Hadi!" "Disko'ya gidiyoruz! Hemşerim. girmeyelim!" diye. beyaz fayans duvarları daha da üşüttüğü. etek. yağlı bir tıkaç gibi geldi burun deliklerimi tı- kadı. Garson kinli soytarılar!' dediğimi hatırlıyorum. Dante'yi şaşkın bir amatöre çeviren bu infer- Ne ki. nefes alamaz oldum. "Niye girmeyecekmişiz? Hadi!" olmayan. 'Smobiat etmeyenlerin girmesini önlemek için düşünülmüş bir barikattı. va meydanlarının umumi tuvaletlerini anımsatan girişe davet edildik." Diskoteğin palabıyıklı Kürt fedaisi. sanki. bilerek isteyerek girmesi için insanın çıldırmış olması gerektiğini düşünüyordum!" lıydı. sırtlarını döndüler. benim kazak. bekçekildi. makyajsızlığımı doğru değerlendirmiş olmalıydılar ki. "Şafak. "smokinli soytarıların" küstahlığını Şafak da kaçırmamış olma- . ha"Yapma. ne olur!" Çok keyiflendi birden. "Buyurun. rica etmiştim. Dokunduğunu taşa çeviren ve bu dünyaya ait no'ya. diskotek denilen bu dev hangara pop ilahlarına milletinin ikiyüzlü özentiliğinden nefret ettiğimin farkına vardım. Garsonların bakışları üstümüzde odaklaştı. sen şurada park edecek bir yer bul. meşum mor ışık. kenara "Buz beyazı neonların. Şafak'ın tıraşlı yüzü. ütüsüz pantolonu.

"Şafak. hacıağa geleneğinde. Şafak. bol buzlu. objektife önce dişlerini göstererek. az önceki plastik tüylü göğsünün üzerinde beliren altın haçı hoplattı. kuduz bir köpek gibi hırladı. etraf dumana boğuldu. Nazilerin insan haralarını. anlayamadı. "Hangarın bir duvarında dört sıra halinde. bacaklarını uzattı. elektrik sandalyeli 'video klip' vahşetini iliklerime kadar ürpererek izle- . Şafak. pop yıldızı aralarına daldı. Sandalyeler. bir saniye kadar sonhareket yapmaya başladılar. Etrafa serili insanların ayaklarına basmamaya çalışarak. az tap gibi kıvılcımlar saçtılar. Adının Prince olduğunu sonradan öğrendiGülriz Sururi'ye taş çıkaracak göz makyajı ile ibnelerin ibnesi bir zenci. etli dudaklarının çizgisini izleyerek çenesine doğru inen birkaç milim kalınlığındaki bıyığı. Kızlar. diye "Viski. Yün yeleği "Üşüyeceksin. ben dans etmem!" "Hadiii!" Batı eğitimini ima ediyordu. dans edelim!" "Vallahi. baktı. mahsus mu yapıyor. Kamera birden yaklaştı." dedi.bir sedire ulaştılar. bir dizi ğim. "Hadi. kamçılı. yabalı." diyerek yeleği aşağı çekti Günay. yukarı sıyrıldı. sapık olduğu kadar şedit. Ellerinde demirden sarışınlar geri döndüler.' birisi susuz. piste yakın "İki tane. kolsuz tişörtünü koltukaltı kıllarını uzun uzun sergileyerek sıyırttı. göbeği açıldı. mayplastik sarışın kıza bırakmıştı. onar taneden kırk tane büyük ebat televizyon ekranı vardı. Birden kan kırmızı bir renk patladı." Rodoplu. yarım düzine ardından kırk ekranda. yerini memelerinin uçlarına kadar bir örnek. Herkesin herkese nefretle baktığı. kırk elektrikli sandalye belirdi. ra açıldığında. sonra yabaları ile boynuzlu yarasa adamlar etrafını aldılar. etmem!" "Edersin!" Birden yorulmuş gibi kaykıldı. de Sade'nin işkence odalarını anımsatan.

'Hayat. 'Brown Yare'. aşkın ışığı ile büyüyen bir bahçedir-' ''Müzik hayatın gıdasıdır. gibi 'Love Godsi'ın. düştü düşecek sallanan bir koca koçyiğit. önünde yüzlerinden okuyordum! diz çöken.'. grows with the light of love. Wendy'. Bağdat Caddesi'nin. Tülin. 'dişi' dantel sanki.vs. vs. mavi üniseks giysileri içindeki gençlerinin arasına girdik! Bu defa da AliŞafak. tere batırılmış elleri bir tarafta." dedi. aradığı sığınağın bu elektronik kuyu olamayacağını. piste doğru çekiştirdi. pembe ce Cooper denilen adam devraldı! Bilek kalınlığında zincirler. Etiler'in. çiviler. olabilirdi. ürperir gibi. başıma balyoz gibi inen ritmin bir an olsun susması için dua ediyordum. ayaklarına bastığı gençlerin. Şafak'ın viskinin daha da yorduğu zihninin biçare kaçışını da "Öyle. kulağımda patlayanları çevirecek olsam öğüreceğini biliyor. be- . 'kadın' değil!) ilanı aşk etmeye başladı: 'Seni tatmak istiyorum ama dudakların öldürücü zehir akıtıyor. Bon apetit. ellerini öpen. şeytani makyajı ile yaşı başı belirsiz ama toplama kamplarında canlı insanlar üzerinde deney yapan doktor 'Beyaz Melek'e severek asistanlık yapacak gibi duran bir 'dişi'ye (ancak. bir 'maganda'ydı Şafak! Yanındaki 'karı'nın üstüne yığılan.dim. Kusmak üzere olduğumu hissediyordum. içinde beslediği sesleri tat. Kulaklarıma inanamıyordum. Sözün kısası. ifadesiz yüzleri katatonik Gel gör. kolları bir tarafta. hain bakışları objektife dikili. pistin ortasında. ama olmadı. kandırıldığı için onun adına -belki de oradaki herkes adına. "Marquis de Sade'in yatak odası.' gibisinden adi felsefe kırıntılarının yansıdığı kırk ekranı arkamıza alıp.canım yanıyordu! şizofrenlere öykünen moda mankenlerini anımsatan. tenin öyle ıslak ki. terslemeye hazır garsonların anlıyor. hayali ihracat. deriler içinde leş gibi saçları. 'Boby Z. taste the sounds that nourist within. kaçakçılık çağrıştıran bir maganda olduğunu. çığlık attığını duymak için canını yakmak istiyorum. Öte yandan. 'Life is a garden that 'Music is the food of life. 'Doctor Link'. Afiyet olsun.

Ahmet'in kızı geldi. insanların arzularını tatmin etmelerinin en doğal hakları olduğu bert Marcuse gibi radikal düşünürlerin arasında sadizmi cinsel özgürlüğün bir ifadesi olarak övmek moda olmuştu. konusunda uzun bir nutuk attı. "Ras- bir iddiadır tabii." dedi Tülin. tatmin etmek hakkıdır deniyordu. bu çoktan çürütülmüş bir "Mesele o değil. Günay'ın yastı- "Bana. "Geçen gün. Ne ki. insanın istemleri doğrultusunda hareket etme hakkının doğal bir hak olarak saygı görmesi gerekliliği iddiası anlaşılır "Yani.denlerimizden kıl payı ötede patlayan kırbaçlardan sakınacağız diye boş yere kıvrılıp bükülen kölelerin zavallı hareketlerini taklite koyulduk!" kovduğu bu yerde Şafak'tan başka gülen yoktu." içini çekti. 10 Kasım törenlerinde ağlamaya çalışan öğrencilerin "Diskotekler ya da yırtık blucinlerin üzerine anneannelere diktirili veren Madonna yamaları ile nekrofilya arasındaki bağlantıyı kime anlatsaydım. doğru olmadığı ispatlanan bir varsayım. ğını (bunları bize hastanede anlattığını söylemiş miydim?) düzeltiyordu. tabii. cinsel sadizm de insani bir duygudur. "Bir ara Her- iddia. filleri gören larına kadar yayan. Onunkini de. O dönemde." dedi. Günay. O da heavy metalci olmuş ya. hipnotik odaklaşmanın neşeyi. de Sade'ın kitapları filan da tekrar tekrar basıldı. sararmış dişlerini ortada bırakan aptalca bir gülüş! ciddileşme aşamasındaki yüzlerinin eşiydi ifadeleri. Saplantının coşkuyu. işte. italik’lemeyi bırakmıştı. italik’lemeye koyuldu. eğlenmeyi başarma azmi içinde kısılmışlardı. Gür bıyıklarını kulakDiğerleri. bedenlerinin hareketinden olmasa. bizim çocuklarımıza yol gösterecek kimse yok!" Anlamadıyonalizm bağlamında. Freud öncesi akılcılık akımının. kalkmış. . bilim çağının savı." dedi. Mussolini'nin kara gömlekli tosunları arasındaki bağlantıyı kime anlatsaydım!" Susup. seksin sevgiyi Timurlenk tebaasının gülüşüne benzetmişti Günay. Mardinli heavy metalciyle. Yazık. insan haklarından birisi de sadistik ve mazoşistik istemlerini ğımızı gördü. 'insan. Ama.

zincirli. Bu yanlışın üzerine koca bir bilim kuruldu!" Çarşaf altındaki bedenini süzdü. anlamıyorlardır. karşındakini denetleme." dedi. hayvanların da öyle! nizmini tatmin etme uğruna. bir düşün. Tülin. "'Homo economicus' gibi!" diye bağırdım adeta. ." demiş." maları da budur. tabii başkalarına zarar verir sadece insanların değil.kendisi için iyi olanı ister' ve de 'doğal olan iyidir' varsayımı üzerine kurulmuştur. hedo"Hayır. hafifçe elimi sıktı. 'Çığlık attığını duymak için canını yakmak istiyorum." "Hayır. Aylar önce." ra'da verdiği konferansta söyledikleri ilk kez yerine oturuyordu! Uzandı. Som içgüdülerine güvenemezsin. Heavy metalcilerin sahnede civciv boğtir!" "Allah'tan bizimkiler dil bilmiyorlar da. sakarinli suyu içer içer ve ölür!" "İçgüdülerine güvenemezsin. Cehaletin faydaları!" "Şafak senin kadar sıkılmamıştır." dedi. bu istemi doğaldır diye tatmin etmeye bırakamazsın. hayat sakatlayan nekrofilik unsurlara yenik düşmüşse bestelenir. acıt- Hayatı destekleyen biyofilik unsurlar. Günay acılı bir sesle. "İnsanların bireysel çı- Örneğin. doğal olduğu için de iyi olduğu varsayımı. sırf haz aldığı için. ancak bir insan ötekinin nefretinin. bu ne demek- Günay. mazsın. köleleştirmek isteminin odak noktası olursa bestelenir. Anka- karlarını gözetmelerinin doğal olduğu. Fare. küçük düşürme şeklinde tezahür eden sadizmi onaylayama isteminin. öyle mi?" "Ama. Aynı şekilde. bir fare-sakarin deneyi vardır. "Biraz oturalım mı? Çok yoruldum." dedi. "Doğru. insanın doğal istemlerinin çoğu kendisine ve "'Homo economicus' gibi arkadaşım. İçinden yakıp yıkmak gelen birisini. güldü. Bu denli popüler olabiliyorsa.' türünden sevgi içermeyen 'aşk' şarkıları. "Hayır. canını yakma. artık biliniyor ki. sıkılmadı. kırbaçlı aşk şarkılarının ima ettiği.

Kut- lular. Tülin silmeye "Nedir kardeşim bu şans. elini öptü. Bir iki hıçkırdı. kazağımdan süzüldü. oğlum!' dedi. dudaklarını öptü. Utanmayı.. dedim. az sonra yaşlar süzüldü." "'Bunların hepsini sikecem. Yaşlar." kalktı. 'Satın alacam. bir taraftan da söyleniyordu. Burnunu çekmeye başladı. sorma!' diyor. yerimiz yurdumuz belliydi ya. başını om"12 Eylül sabaha karşı dört buçukta. beyin çok içkili "'Viski. ensesi kalınlar bizi sattılar. tehditkâr bir sesle. pistin ortasında "Seni seviyorum! Anlıyor musun? Ben şimdiye kadar kimseye seni "Ağlıyordu. ceplerinde paraları olanlar. seller gibi boşandı. başka bir şey zuma çektim. Günay'a. Otuz dört gün. Allah'tan duyulmuyordu. yüzünü öptü. Hepsini kovacam!' demeye başladı birden. Sakalsızlar. ceplerinde pasaportları. yine kalkarız. Bana hâlâ ehliyet vermiyorlar. Tüyoyu önceden alanlar. Gizli ittifak kurmak istemini nasıl karşılamış olabileceğini tahmin ediyordum! "Viski getir!" diye emretmişti. Boranlar. bizi topladılar. O. hep seni mi bulur? Şeederim şeyini!" cam. Birden gülmeye başladı Günay. Keskinler. 'Sus. seviyorum demedim! Kadınım!" "Fesuphanallah!" Karabasanlar oturduğu anda geliyor olmalıydılar. Satın alacam burayı. Şafak. Garson." dedi Günay. bir yurtdışına attılar. Ben hâlâ o gün başına geleni öğrenmek istiyordum. ilk bizi topladılar. sabıkalıymışız diye! Biz .. bıraktım. Şafak. gözlerini sildi. kapağı yasaldık. Şafak. olduğunu ima eden kısacık bir bakış fırlattı. Biraz oturalım." söylemiyordu. "ağlıyordu!" "Vallahi yoruldum. sevecen bir sesle. hepsini kovacam!' diye bağırıyordu. Koca ellerini yumruk yaptı."Sen yorulmazsın!" diye kesip atmıştı Şafak. Senin için satın ala- "O da öyle söylüyordu!" dedi. tenimi buldu. 'herkes ne der'i bıraktım.

buçuk metrekarelik bir tuvalette tecritte kaldım. Parmak kadar sucuk parçasını o zamanın parasıyla bin beş yüz liraya satıyordu erler. Otuz naşırı tutuklarım!' Bir protokol yaptık, ben, niye anlatıyorum ki şimdi bunları sana!" cı çağırdı, 'Bak, dedi, ya sen Çayırtepe'yi terk edersin ya da ben seni güGünay, o gün yine bir şey olduğunu, belki de polisin çağırdığını düdört gün sonra bıraktılar. Bir ay sonra tekrar aldılar. Yine bıraktılar. Sav-

şünüyordu. Sabahki randevuya habersiz gelmemesinin nedeni bu olmalıydı. Anlatmamıştı ama işkence görmüş olmalıydı. 12 Eylül sabahı yakaaşağılanmış olmalıydı. lanıp da işkence görmeyen yoktu. Korkmuş, çok korkmuş, çok yali, Prince'in kırk ekranda yeniden beliren video klipiyle çakıştı, nefesi Şafak'ın domalmış çıplak bedenine elinde copla yaklaşan polisin ha-

kesildi. Saniyeler içinde Fütürist Manifesto'dan kara gömlekli tosunlara,

lerin eşyalaşmış heyecanlarından nekrofilyaya, faşizmden Gestapo'ya, dı. Bir avaza haykırmaya başladı, Günay:

pistte, elektrikli sandalyelerin gölgesinde birbirlerini mıncıklayan genç-

oradan Ziganalar'ın çam kokusuna, sarı güllerin narin yapraklarına atla"...ağlama yâr ağlama aney, mavi yazma bağlama! ...giderem tez gelirem aney, ele gönül bağlama! ...giderem tez gelir em aney, ele gönül bağlama!" ronik ilah, David Bowie. "Let's dance, put on your red shoes and dance the blues!" dedi, elekt"Bir şey mi, diyorsun?" diye sordu, gözlerini silip. Günay'ın gözlerin"Sana söz veriyorum," dedi, "hepsini sikicem bunların!"

Şafak Özden, David Bowie'yi duyuyordu.

deki acıyı gördü, üzmekten utanmış gibi sarıldı,

yecekler senin. Bunlar..." diskoyu işaret etti, "onlar..." polisler, demek istiyordu, "ötekiler!" ülkede!" Bununla da yetinmedi, "Ben de sana söz veriyorum, senin bakan olduğunu göreceğim bu "Önce ilçe başkanı, dedi Şafak, ciğeri yanıyormuş gibi, "O Çayırte-

"Hepsi geçecek, canım!" dedi, Günay Rodoplu, "Hepsi, avucundan yi-

pe'ye bir gün ilçe başkanı olayım, sonra da öleyim!" "Belediye başkanı, gülüm," dedi Şafak. "Niye belediye başkanı?" bunu biliyor musun, kız?"

"Tamam," dedi Günay, "Önce ilçe başkanı, sonra da milletvekili." "O beni tuttukları karakolun komiserini ayağıma çağıracağım, da!" "Hadi, edelim!" diyerek güldü, Rodoplu.

Neşelendi birden, "Hadi, dans edelim! Ben diskoya ilk defa geliyorum, "Seni seviyorum!" diye bağırdı, Şafak, "Bir şey diyor musun?

çağıran bir Şafak'a, "...ben çok su taşıdım eve. Ben çocukların artık su taşımalarını istemiyorum. Kuyudan su çekmelerini istemiyorum!" diye haykıran bir Şafak'a, zulüm nedir bilen bir Şafak'a, geleceğin üzerinde sökecek bir Şafak'a. verdi, Dönüşte taksiye verecek para yoktu. "Yarın, gel al." "Zarar etmez, o benim hemşerim," dedi, Şafak. Dükkânın adresini "Tamam, abi," dedi şoför.

"Ben de seni," diye fısıldadı, Günay. Ama, Kelkit'in kıyısında türkü

nasıl olup da yabancılaşabildiğine, zaman zaman da olsa, ben bu milleti sahiden seviyor muyum, düşünebildiğime şaşıyordum.

"İçim ışıdı! Halkının güzelliği! Biliyor musun, bir dönem için de olsa,

de, uyumuş, pıfır pıfır sesler çıkarıyordu. Ceketini çıkarmayı denedim, ğimi düşündüm, bıraktım. Yanına uzanıp uzanmamakta tereddütlüydüm,

Eve çıktık. Şafak, çok yorgundu tabii. Ben yüzümü yıkayıp geldiğim-

olmadı, pantolonunu çıkarmak işe yaramayacaktı, sabah ütüleyebileceremeyen ruhunun çırpınışlarını izlemek allak bullak etti beni. Yanına girdim, sarmaladım. Hemen daldı ama yine de, uyuması ile uyanması bir oldu ya da bana öyle geldi. Yorgun, perişan, tedirgin, fırladı yerinden. Eşin üzüldüğü kadar üzüldü, demek istiyordum, anladı, tabii. 'O değil,' dedi, 'Karıyla zaten kavgalıyız!' 'Neden?' 'Geçen defa donumu ters giymişim. Bizimki de, cin ya, gördü hemen!' 'Bir şey olmaz. Geçer,' dedi Şafak, banyodan, yüzünü kuruluyordu. Fotoğraftaki genç kadına beslediğim şefkat, Şafak'ın gülüşünün, 'bir 'Uyu biraz daha,' dedim, 'olan oldu, nasılsa.' 'Nerdesin, gelsene!' dedi, birdenbire pırıl pırıl. Sızmasını bile bece-

Dondum, kaldım.

şey olmaz, geçer,' derken ki güveninin uyandırdığı dürtü ile birleşti büminatı anımsatan bir şeyler vardı. Karısının ters giyilmiş donu fark edebilmiş olmasından duyduğu gurura benzer bir şeyler vardı. ("Eee!!

yüdü; ellerimin soğumaya başladığını fark ettim. Bu gülüşte, kişinin bedeninin aldığı ufak bir yara karşısında telaşlanan başkalarına verdiği teZekâ ister doğrusu!" dedi, Tülin, "Donun ters giyildiğini görmek kolay değil kardişim!") Tümüyle kendisine ait bir malın bir bedenin, bir uzvuaçıkladığını sordum, takma kafanı.' 'Dedim bir şeyler, işte,' dedi, uzandı, yanağımdan bir makas aldı, 'Sen nun acısının geçiştirilmesini anımsatan bir şeyler vardı. Ne dediğini, nasıl

Bu mümkün değildi, tabii,

'Rahatladı mı, bari?' diye sordum,

cak, tabii, kurnaz kurnaz güldü, öpmek için eğildi, 'Ben gidiyorum.' 'Dün sabah olanı Sedat anlattı mı sana?' 'Nasıl, yani?' gelmiyordu! sandın?'"

"Eeee, gökten ne yağmış da, yer kabul etmemiş?" dedi, Şafak, 'İnana-

O anda dürtenin şeytan olup olmadığını sonraları çok düşündüm! 'Ha o mesele,' dedi, Şafak, 'O mesele halledildi.' 'Kız kardeşi ortağım. Kız kardeşini sikicem.' 'Nasıl, yani? 'ağzımdan dökülen kelime parçacıkları kulaklarıma 'Öyle,' dedi, Şafak, 'yersen' der gibi katiyetle, 'Yanına koyacağımı mı "Yazar" Günay'ın, jeneratör hızıyla devreye girdiğini tahmin edebili"Bunun ne faydası olacak?" "Erkeğin intikamını alsın istemez misin?" yacağı bir çığlık,

yordum! Nitekim, öyle olmuştu,

"Hayır!" demişti, ama, bir çığlıktı ama sessiz, ama Şafak'ın duyama-

cezalandırmış olacaksın!"

"Yani sen kadını... " kelimeyi tekrarlayamadı, "keyif alacaksın, adamı "Yani ben?" diyemedi ise, Şafak'ın kendisine gelinceye kadar bir de "Ama, o senin keyfin!" dedi Şafak, gözleri ışıl ışıl. "Kadın bile sikicen, öyle mi?" "Yani, şimdi, sen, beni öyle benimsiyorsun ki, benim için kadın bile... "Tabii, benimsiyorum!" dedi, Şafak koçlar gibi,

yasal karısı olduğu içindi. Sesinin titremeye başlayacağını hissetti, sustu. " duraladı, derin bir nefes aldı, hayatında ilk kez ağzına aldı, 'o' kelimeyi,

dikti,

"Kadınım değil misin?" Yaklaştı, koluna yapıştı, gözlerini gözlerine "Değil misin, kız?"

cak" temas kurduğunu şaşırarak fark etti! Şafak Özden'in doğum yeri, tanesiydi medeni durumu. Ve o, onu, öyle kabullenmişti! maya hazırdım. Zaten Şafak öyle istiyordu." masızlığı işaret ediyordu.

Günay Rodoplu, Şafak Özden'in, "evli" olduğu olgusu ile ilk kez "sı-

doğum yılı, ana-baba adı gibi, özgeçmişine ilişkin kalemlerden sadece bir "Benimle bir ilgisi yoktu ki," dedi, "Onunla, ona ait her şeyi paylaş"Delisin, sen!" dedi, Tülin, "Hangi dünyada yaşıyorsun, bilmem ki!"

diye söylendi. Evli bir erkekle kurulan sevgi ilişkisinin dayattığı savuncukları dâhil, her şeye sahip çıkabilmesi, kendi varlığını tümden inkâr Ben dehşete düşmüştüm! Günay'ın, Şafak'a ve ona ait olan, eşi ve ço-

etmesi ile mümkün olabileceğini görmemiş olmasını anlayamıyordum! türlü ihanete açık olacaktı. Bunu görmemiş olabilir miydi? medim ki! Hiç, ama hiçbir neden yoktu!" binmesini seyrederken...

Göstereceği en ufacık bir zaaf, en ufacık bir ego uçuşu Şafak'ı zor duruma düşürürdü ki, Günay, ne ona, ne de eşine kıyamayacağı için, her an, her "Yok, canım, görüyordum, tabii!" dedi, "Ama, Şafak'a inanıyordum. "Kadınım, değil misin?" diye sordu, Şafak yine.

Beni, kullanacağım kelime için özür dilerim, 'satabileceğini' hiç düşün"Evet, de... " diyerek duraladı, Günay Rodoplu, arkasından, taksiye

erkekten, bilmediği bir şeyin intikamını alacak diye düzülen kadının yerine koydu, iliklerine kadar ürperdi. Dişilerini savunmak için dövüşen gizlenen kadınlar olabileceğini hiç düşünmemişti! Denizli horozlarının hedeflerinin birbirleri değil, hısımlarının arkasında şacak, kadını kandıracak demekti. Kaldı ki, Şafak'ın keyfini onun 'kadını' vardı. Şafak'ın bunu göremiyor olması daha da ürkütücüydü. Meğer ki, Saldırı dolaysız bir tecavüz olamayacağına göre, Şafak, sinsice yakla-

Yönler karışmış, oklar ters dönmüştü. Kendisini, bir erkek, başka bir

olarak paylaşmak düşüncesinde seks sahnelerini hatırlatan sapık bir şey

'kendisi' bilsin!"

"Meğer ki," diye düşünüyordum, "Meğer ki, 'Kadını' dediği mahluku "Yani, tam bir özdeşleşme?" "Evet, bir tür Yin-Yang. Ben de onu sorgulamıştım, ama o çözümle"Bu hesapça öyle," dedi, Tülin ciddi ciddi.

menin sonucu da çok aşağılıktı, çünkü Şafak'ın eşinin, affedersiniz, beni düzdüğü gibi bir sonuç çıkıyordu ortaya." "Kaldı ki, adamı karısına 'Ben sayın yazarımızı düzüyorum ama o

senin keyfin' demekten alıkoyacak olan bir şey de yoktu. Şafak'ın gözlerini eşinin gözlerinin içine diktiğini, 'Nikâhlım değel misin kız?' dediğini lığın var mı, 'len?'" Gözleri doldu, yine. görebiliyordum. Sonra da küçük oğluna sarılmış olmalıydı, 'Babam! Harç"'Yani, şimdi ben bir dişi ve bir erkekten oluşan bir mahlukla birlikAnlıyorduk.

teyim?!' diye sorduğumu hatırlıyorum, 'iki de çocuk!' Evet, öyleydim, tabii. Ama böyle değil! Anlıyor musunuz?" "Çünkü, biraz daha uzatsam, tam bir organizma çıkıyordu ortaya.

Fevzi Özden'iyle, Halis Özden'iyle, muhtelif Sedat'larıyla tam bir orgaedilebilirdi ya kardeşler." "Şafak yoksa Sedat'ı verelim!" dedi, Tülin.

nizma! Öyle ki, benim intikamını almak işini Sedat'a bırakabilirdi. İkame "Öyle. 'Delisin, sen!' dedim, kendime. Bir yandan da, 'Ben ne yapaca-

ğım şimdi?' diye ağlıyordum. Cevabı belliydi tabii. Ya, o geleneksel kadınğım bilgisiyle övünecek ya da bu diyardan gidecektim." mazdı. lık bilgisini edinecek, o kızcağızın beni değil, benim onu bilmem ne yaptıHep söylediğim gibi, Günay Rodoplu, insana söyleyecek söz bırak"O saatten sonra nereye gidecektin?" dedi, Tülin, esefle.

mı da verdim, "Zaten onu yapmıyor muyuz!" "Ne kadar acımasızsın!"

"Sayın Rodoplu, hastiriniz, efendim!" dedim, kendi kendime, cevabı"Çok, değil mi? Ama, bir taraftan da, Şafak'ın rasgele bir lâf etmiş

rum, umuyordum. Adamı sevmeye başlamıştım, da! İnsan emek verdiği şeye bir başka türlü bağlanıyor."

olabileceğini düşünüyordum. Hayır, doğru söylemiyorum, düşünmüyo-

III
Bu süreç içinde, bir yandan da kooperatif meselesi gelişiyordu. İş "Benim anladığım şu," dedi, "bir yapı kooperatifi kuruluyor. Bu koo-

diyordu, Tülin'le beni çağırdı.

ciddiye binince, panikledi Günay. "Akıl isteyen her durumda olduğu gibi,"

peratif, anakent belediyesine, gecekondu önleme bölgelerindeki arazi-

lerden birisini on yıl vadeli bir ödeme planı ile ve ucuza almak üzere

başvuruyor. Gerekli şartlar yerine getirilmişse, anakent bu tahsisi yapıdan kalktığı için konutlar çok ucuza mal edilebiliyor. Ha, bir de, Toplu Konut kredi veriyor. Şafak'la ortakları da diyorlar ki, 'Biz bu işlerden çok iyi anlarız.' İki mi üç mü ne, kooperatif kurmuşlar. Birinin inşaatı bitmiş,

yor. Bunun üzerine kooperatif inşaata başlıyor. Tabii, arsa meselesi orta-

teslim etmişler. Diğer ikisi de bitiyormuş. Şimdi de diyorlar ki, bu tahsis olayından yararlanalım, bir kooperatif daha kuralım." "Eh, kursunlar," dedim, "Sana ne bundan?" "Öyle mi?" "Ona ne olur mu?" dedi, Tülin, "Arsayı Günay alacak." karacağını düşünüyorlar." "Yani," dedi, Günay, "SHP'li oldukları için, Dalan’ın onlara güçlük çı-

"Olumlu bakıyorsun, öyle mi?"

Eh, etrafıma şöyle bir baktığımda hemen hiçbirinizin evi yok. Kaldı ki, Şafak'a yardım etmek istiyorum." "İnşaatı onlar yapacak?" etmişim gibi, ekledi,

"Yani," dedi, yine, "Anladığım kadarıyla yasal olmayan bir tarafı yok.

"Evet. Normal müteahhit kârı ne ise alacaklar, tabii." Duraladı, itiraz "Nasılsa biri kâr edecek, onlar etsin. Ya da, niye onlar etmesin?" İnsanların kendilerine iş ürettiklerini, hırsızlık, uğursuzluk yapma-

dan, para kazanmak istemlerinin saygınlığından söz etti. Ama ben esas meselenin Şafak'ı desteklemek olduğunu görüyordum. Açıkçası, toplumıyordum. Şimdi artık kendime "Neyi yakıştıramıyordum?"

mun bir duvarından bir duvarına sürüklenmek, önüne sürülen değerlerin hem içinde hem dışında yaşamak bu olmalı diyor, Günay'a yakıştıradiye sorduğumda (hele de Sadiye Atakan'ı tanıdıktan sonra!) verecek cevabım olmadığını görüyorum. Belli ki, daha henüz insanları kendim icat ettiğim bir kalıpta tanımlamaktan, "yazar" Günay ile anakent belediyesinde bir maktan, daha doğrusu, Günay’ı gündelik hayatın dışında, adeta semavi ilgileniyor olmasında, beni yabancılaştıran bir taraf da vardı. İşin kötüsü, memurenin önünde evrak takip eden Günay arasında bağlantı kuramabir varlık olarak görmekten vazgeçmemiştim. Dahası, tecimsel bir işle Tülin de bu duygularımı paylaşıyor gibiydi. Bunu ikimizin birden Gü-

nay'a, "Otur sıcacık evinde, keyfine bak, bırak ne halleri varsa görsünler," türünden telkinlerde bulunmuş olmamızdan çıkarıyorum. Sonunda kızdı, tizm mi desem, yoksullukta erdem bulmak çabası mı desem? Nedir, yani, "Bir tuhaf kendini beğenmişlik sizinki de!" dedi, "Garip bir roman-

ne yiyip ne içecek insanlar? Senin 'Dergâh'ını, benim 'roman'ımı kooperatifçilikten daha saygın kılan ne?" Tülin'e döndü, "Ya da, senin işletmecilan." Onu demek istemediğimizi söyledik ama haklıydı. Onu demek isti"Ya da, adamların adı çıktı! Sanki, başka mesleklerde üçkâğıt yok, bir "Doğru," dedi, Tülin. "Doğru, tabii. Ne ki, bugün Türkiye'de hiçbir meslek grubunu alenen liğini? Müteahhitlerin ayaklarının çamurunu beğenmiyorsunuz, anlaşıyorduk.

tek bunlarda var."

kötüleyemezken, -televizyonda hastasını para için ameliyat eden bir dokmediğimi bırakmazsın. Bu da mı sınıfsaldır, nedir!" tor filmi göster bakalım, Tabipler Odası ne yapar- müteahhitlere söyleSonra Şafak'ı anlatmaya başladı birden. Sirkeci Garı'nda, hurcun üze-

rinde kıvrılmış olduğunu vehmettiği çelimsiz gövdesini, terden sırılsıkkeli, asi yüzünü anlattı. Çırpıcı Mahallesi'nden İstanbul'u müthiş bir öfke ders çalışırken, nasıl bakmış olabileceğini, ayrıntılarıyla, oradaymış gibi anlattı. "Gümüşhaneli bir amelenin gayretiyle yakılan ormanlar üzerinde

lam sarı çocuk başını, yanaklarından süzülen yaşlarının çamurladığı öfile seyretmiş olmalıydı. Annesine kova kova bulanık su taşırken, sarı balçığın içinde yarım pabuç dolaşırken, babasının amansız gözetimi altında

kurulup tutunmaya çalışan bir mahallede, İstanbul olmayan bir İstanbul'da yaşıyor olmanın 'makro' sonuçlarından kaygılanmasını nasıl beklersiniz ki?"

li oturup, gözlerini üç imparatorluğun başkenti olmuş, binlerce yıllık bir zünü de sen yadsıyamazsın!" "Hele seni hiç anlamıyorum," dedi bana, "70'lerin gazabını yaşadın

"İyi de, İstanbul'dan çalınan güzelliklerin üzerinde yavuz hırsız misa-

şehrin durmuş oturmuş değerlerine dikmenin zorbalığa benzer öteki yüsen. On para etmez adamlar tarafından aşağılanma, işsiz kalma, çoluğun tanbul'u bir 'işyeri' gibi görecekler." İçine doğduğumuz şiddeti yeniden yaşamaya, bu şiddetin Şafak'ın

çocuğun aç kalması! Elbette, bu sistemle boğuşacak insanlar. Elbette İsruhunda yapmış olması mukadder hasarı öngörmeye çalışıyordu. (Tabii, bilmiyordum ben.)

o sırada bunun aslında Şafak'ı aklama gayretlerinden birisi olduğunu lamaya hazır, fünyesi takılmış, saniyeli fitili hazırlanmış bir bomba gibi' Yaşını büyütüp, CHP gençlik kollarına girdiği, 1970 yılını 'her an pat-

diye tanımlamıştı gazeteler. 1970'in son günü, 31 Aralık'ta, gazete başlıkşında bir öğrenci öldürülmüştü. Ankara'da bir polis aracına dinamit atılmıştı. Eczacılık Fakültesi öğrencileri, ilaç fiyatlarına yapılan zammı

ları gelecek günlerin habercisiydiler. Trabzon'da çatışma olmuş, 19 yaprotesto etmek için Eczacılar Birliği'ni bir saat işgal etmişlerdi. Ertesi gün, Balıkesir Öğrenci Yurdu'nda dinamit patlamış, Türkiye'de bütün işçiler Türk-İş binasına atılan bombayı protesto etmek için iki saat süreyle grev yapmış, Demirel'in yeni Personel Kanunu'na direnen mühendiskam ve bucak müdürü on beş günlük 'boş oturma grevi' başlatmış, maaşlarını alamayan on üç bin İstanbul Belediyesi işçisi işlerini bırakmıştı. greve giden bir devlet olabilir mi?" "Düşünebiliyor musun, 500 vali, kaymakam ve bucak müdürü! Valisi ler, mimarlar, teknik personel ile Ankara'da toplanan 500 vali, kayma-

İş Bankası'nı soydukları haber verilmişti. 17 Ocak'ta Erdal İnönü'nün evi

On gün sonra Deniz Gezmiş'in önderliğinde dört Dev-Genç üyesinin

ile Konya TÖS binası bombalanmış, Edirnekapı Öğrenci Yurdu'nda Çapa'da, patlamalar olmuştu. karşısında olacağız" tehdidini savuruyordu. 24 Ocak'ta, Niğde öğrenci Yurdu'ndaki silahlı çatışmada kaçanların SBF'ye sığındıklarını iddia eden rine düzenlenen öğretim üyeleri ve öğrenciler ortak forumunda, Devmıştı. "Bunu unutmuşum," dedi, Tülin. Dev-Genç, "Deniz Gezmiş ve arkadaşlarına sıkılacak her kurşunun

polis, fakülteyi basmış, üç yüz yedi öğrenciyi gözaltına almış, bunun üzeGenç tarafından tespit edilecek eylem biçimlerini uygulama kararı alın"Öyle oldu tabii," dedi, Günay, "Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üye-

leri ve öğrencileri yaptıkları forumda Dev-Genç tarafından tespit edilecek sin öğrencilere işkence yaptığını ileri sürdükten sonra, 'kamuoyundan başka hiçbir makam tanımayacaklarını' bildirdi. Kanı donuyor insanın.

eylem biçimlerini uygulayacaklarını açıkladılar. Dekan Prof. Talaş, poli1917 doğumlu koca adam, Cahit Talaş. Koca adam ve Dev-Genç'in peşin-

de, kamuoyundan başka hiçbir makam tanımayacağını ilan edebildi! Bunun yasaların alenen çiğnenmesi demek olduğunu bile bile, Türkiye'de kamuoyu denilen şeyin ülkenin ancak yüzde beşinin okuduğu gazete haberlerinin vehimlerinden ibaret olduğunu bile bile, bu çıkışı ülkenin tek du!"

örgütlü gücü olan orduya davetiye çıkarmak olduğunu bile bile yapıyorbeklenemezdi, ama bu Talaş, bir dekan, bir profesördü. Profesördü, ama gencecik çocukların kanını sahiplenmek gibi bir derdi yoktu anlaşılan. "Adam, 1960 ihtilal hükümetinin bakanı da değil miydi?" "Öyleydi, tabii. Bizim aydınımız, totaliter rejime ancak kendi doğrulYasaları yüceltmek için herkesten Sokrat gibi baldıran otu içmesi

tusunda gitmediği zaman karşı çıkar. Yoksa, bakanı da olur, umum müdürü de. Hiç merak etme."

"Herke- sosyal demokrat diyen gençler. İTİA'nın önündeki çatışmada Mustafa Kolçak vuruldu. Tülin. Ziraat Bankası'nın bir şubesi soyuldu. "Saflıkları da inanılmaz. Şimdi yirmi beş yaşındaki delikanlı nereden. Zaten o çıkış yüreklendirmiş olmalı ki. Kurtuluş Lisesi'nin bahçesine konulan bomba iki çocuğu komalık etti. yani ezilmiş bir ulusun insanı olduğu romantik geDev-Genç'in açıklaması "Türk halkının can güvenliğinin olmadığı ül- kede. nasıl bir kuvvetle ve hangi izanla tahriklere gün böylesi çıkacak!. Daima müstakil kalacaktır. Dev-Genç Genel Başkanı Ertuğrul Kürkçü Bu arada. Amerikan emperyalizminin ajanlarının can güvenliği söz konusu madığını ima eden bir safsataydı. rıldı. Kurtuluş Savaşı öyle her babayiğidin sabah kalktığında icat edebileceği bir meydan muharebesi değildir. ülkede Dev-Genç'ten gayri kimsenin Türk halkı olprotesto amacıyla uçuruldu. Genel Sekreter Ecevit. Aynı gün İstanbul'da patlamalar peş peşine sürüp gidiyorErtesi gün. halinde" olduklarını söylemişti. sonra Kimya fakültelerini işgal ettiler. Otursanız da. Ülkücüler önce İstanbul Edebiyat. kendilerine "O arada rahmetli İnönü'nün iyi çıkışları vardı. Amerika'nın Laos'a girmesini . olamaz!" türünden.sin dilinde Bağımsız Türkiye ve İkinci Kurtuluş Savaşı var. On beş gün sonra. ocak ayının son günlerinde önce DevGenç'le. Tabiat bu kadar zengin değildir!" alet olarak Kurtuluş Savaşı yaptığını ilan edebiliyor? Türk Milleti bağrından Mustafa Kemaller çıkaracaktır.. sosyal demokratlara "sahte devrimciler" dediydi. Ama her "Hatırlıyorum." dedi. dinleseniz bir Şafak'ı. ODTÜ'deki Kennedy Anıtı." dedi Tülin. Balgat'taki Amerikan tesislerinde nöbet tutan zence çavuş Finley önce kaçırekçesiyle serbest bırakıldı. sonra Ülkücülerle çatışmaya girdiler. "Aşırı solcu Dev-Genç'le aşırı sağcı Ülkü Ocakları'nın yönettiği komandoların hükümetle işbirliği de. Kurtuluş Savaşı bir kere olmuştur. sonra da 'zenci'." Ben de hatırlıyordum.

şamaktan bezdiren bir yılışıklık vardı." dedi Günay. "böyle gel- . anlayamıyorum. karmaşık bir makineyle baş edebiliyor olmanın olmasının arasında fark yoktu. İronik olan. ikisi de karmaşık buldukları bir mekanizmada boğuşuyorlar.du. Şişli'de. Galatasaray'da. yakan işçi ile herhangi bir kurultayda ya da merkez yönetim kurulu topHiroşima’ya atom bombası fırlatan uçağın seyir mühendisinin yaptığının idrakine varamaması. üretenin nihai ürüne tümüyle yabancılaşması şeklinde tezanucunu kavrayamaz hale getirilen. öyle çamın yaratıcılarıydılar bu insanlar. Yaşamdan. katillerin maktul gibi yapmış ve yutturmuş olmalarıydı. kendi yeteneklerini sınıyorlardı. Çocuklar gibiyiz. üretenle üretilenin hür eden ölü-seviciliğinden başka bir şey değildi. örneğin bir Suat ile özdeşleştirebiliyor. İnsanlar tavır almak. Bu yılışıklık. Bugün bir Zincirbozan "mahkûmu". kurultay ya da seçim heyecanı ile tutumunun nihai sonuçlarına kör Günay. karar vermekle yükümlüydüler. o "mahkûmiyeti" bir ayrışması. hesap soran insanlar yaratmalıydı. ifadesini "gelen gideni aratır". ne yapıp yapıp hayata sahip çıkan. insanı yaDüşürülemeyen MC hükümetleri ve 12 Eylül'le sonuçlanan bir dra"Ve tabii kimse yakalanamıyordu. bunda akılları durduran. Türkiye. Ve Şafak Özden. Nihayet. Olanları desteklemeliydi. izleyen kıyımdaki rolünü göremez hale gelmesi ile. İngiliz Konsolosluğu'nun önlerinde dinamitler patlıyor. camlar kırılıyor. "içtenlik" ve "sahiplenme" mese"tavsiye kartı" gibi kullanabiliyorsa. "Bu referandum bu lesi olduğunu söyledi. Günlük mesaisinin sokendisini. atmosferi tüketen herkes ama herkes sorumluydu. heyecanı içinde. örgüt. böyle bir adamdı! miş böyle gider" diskurlarında bulan ataletin. çocuk maması ürettiği rahatlıkla kimyasal silah da üretebilen ya da Auschwitz Toplama Kampı'nın fırınlarını lantısında ya da mecliste. "ülkenin üstünde meşum Türkiye'nin üstüne çıkan. buk unutuyoruz ki!" adamları yine neden getirdi. önerge üreten birisinin arasında fark yoktu. meselenin yine aynı mesele.

"Geri den ibaretti. 5 Mart'ta Deniz Geçmiş ve arkadaş- . kendisinin yerini alacak bir başka pilotun gelmesini belki önleyemeyebilirdi. Kapatmayı protesto eden ODTÜ öğrencileri. bir komando eri. yeniden tırmanması muhtemel benzer bir çılgınlığın sigortalarıydı. Jandarma ve komando birliklerinin ODTÜ'ye girmelerine öğrenciler karşı koyunca." Yükünü Hiroşima yerine okyanusa bırakan pilot. 18 Şubat günü İstanbul ve Hacettepe üniversiteleri süresiz kapatıl"O günlerde biz apartmanda dairelerin önlerindeki bütün paspasları Hayretle dinliyordum." dedi. tavır almayı "Hayata kart açmayı bilmek lâzım. istese ne kadar yaman bir politikacı since karşılarında askerleri buldular. "En nefret ettiğim insan beceremeyen." dıydı. kendi yüreksizliğimize. Yükümlüydü çünkü ne kadar az bir ihtimal olursa olsun. yedi yaşındaki kız çocuklarını yakmadan teslim olması ya da Batılı ülkelerin her şeye karşın güçlü kamuoylarının felâketi durdurma olasılığı yadsınamazdı. bombanın etkisini gören Japonya’nın. bırakılmışlık" ve benzeri bahaneler. Tülin." dedi. Kendi paralarını asla riske etmezler. ahkâm keserler. Aynı şekilde. kardeşim.bir el gibi gezinen kokuşmuşluğun" üstüne gidebilecek bir adamdı. Kart açmazlar ama seyreder. "Patlayıcı maddeleri paspasların altına koyuyorlardı ya. Eskişehir yolunu keları dört Amerikan askerini kaçırdı. Şafak Özden'i satıyordu bize! Bana ve Tülin'e! kaldırdıydık. Aklımız sıra can emniyetimizi sağlıyorduk. bugün bütün yüzsüzlükleri ile ortada dolaşan " MC ve Muhalefeti" bütününü oluşturan bireylerin "12 Eylül'le özetlenen faciayı önlemek için yapabilecekleri her şey denenmeye değerdi. bir öğrenci. ama denemekle yükümlüydü. kumar oynayanların arkalarında dikilerek onların heyecanından geçinenlerdir. Şafak Özden gibi insanlar. olayı kendilerine Türk Halk Kurtuluş Ordusu diyen birileri üstlendi. Satıyor ve bizi onu desteklemeye zorluyordu! olabileceğini düşündüm. ülkeyi sahipsiz bırakan içtenliksizliğimize verilen isimlertipi. Bir an. Asla masaya oturmazlar.

" di. üniversite içinde başlıca so- rumluluğun.salt hukuk açısından antidemokratik gözü- ken olayın aslında demokratik düzenin korunabilmesi amacını güttüğü de büyük bir ferahlık yaratmıştır. DİSK Atatürk devrimlerinin ve Anayasa Kuvvetleri'nin yanında olduğunu belirtmekten kıvanç duyar. İki bin öğrenci üniversitenin futbol sahasında gözaltına alındı. bir üsteğmen.bir aşçı öldü. 4 saat 18 dakika sonra DemiAbdi İpekçi onayladı: ". demokratik parlamenter rejim içinde vazifesini idrak eden vadarın kayıtsızlığı ve başından beri sürdürdüğü. tükenmiş bulunan ve durumun gerçek sorumlu"Bu olaylar karşısında aşırı kötümserliğe kapılmanın yeri yoktur. kabul edilmesi ve onun gereğinin parlamenter rejimin usulleri içinde yapılmasıdır. bunun bir tanesinin katili bulunamadı. Üç subay doğruca İç Haberler Müdürü Doğan Kasaroğlu'nun odasına girdiler. "Her şeyden evvel ve her şeyden sonra." diyen Ecevit'e Başbakan Demigibi olaylar dünya memleketlerinde müzminleşmiş şikâyet konusudur. İşlerin bu hale gelmesinde en büyük amil. Kilolarca patlayıcı madde ve silah ele geçirildi. bu tükenmiş siyasi iktidarda olduğunun bilinmesi. Şafak'ı deli etmiş olmalıydı: Ordu öyle düşünmüyordu. beş er ve yirmi öğrenci yaralandı. Hayal rel'in cevabı." ortaya çıkacaktır. 17 öğrenci silahla öldürüldü. Bugün. gereğini yapın' rel hükümeti istifa etti. öğrenci meolan sadece bu intizamı. General Öğün elindeki kapalı zarfı uzattı ve 'Açın. geliştirilmesinde Türk Silahlı . inancına sahip bir siyasi iktidar kurulsa. siyasi iktidır. işçi kesiminin devrimci kesimin- ilkelerinin korunmasında. uygulanmasında. Bu "Saat 12:40'ta TRT Haber Merkezi'ne bir tümgeneral ve iki albay girsu aynı siyasi iktidardan beklemektir.. marifet sandığı oyunlartandaşın güvenine.. seleleri ve üniversite hayatı nihayet üç ay içinde intizamını bulur. üniversite süresiz kapatıldı." dedi. başlıca kusur." DİSK onayladı: "12 Mart Muhtırası. zarfın içinden 12 Mart Muhtırası çıktı.

Halis Özden gibi. Bütün olayların bizzat kendisini ve iktidara geleceği anlaşılan partisini bertaraf etmek için hazırlandığını iddia ediyordu. Siyasi hayata artık onlar hâkim olmalıydılar. Konuştukça. bizi. . Demirel'in düşürülüş biçimine itirazı yoktu ama miz sağlanmıştır." "Ne ikiyüzlülük. Demokratik kurallar dışına çıkılarak yenilgi- madığını düşünüyordu. "Halk Partisi bugüne kadar serbest seçimlerle iktidarı alamamış. Hükümete katılmama kararı alınabilseydi bazı şeyler kurtarılabilirdi. Proletarya Ülkenin ihtiyacı olan adamlar." dedi Tülin sonunda.buluyoruz. Sonuçta Günay Rodoplu." Aynı saptama on altı yıl sonra da geçerliydi. on yıl süreyle yaşanan cinnetin kanıtlarıyla bir kez daha ürperdik. Günay. "Ortanın solu hareketinin ve benim. bu parlamentodan güçlü bir hükümet çıkmaz. her ikisinden de dayak yiyen bir konumda olmanın güven27 Mayıs’a söz söyletmeyen bir babası olduğu için olmamış olmalıydı. değil mi?" "Muhtıra ve istifa hukuka uygundur." "Ecevit'in kendisi elinde CHP'nin iktidara gelivermek üzere olduğu 4 Nisan'da yazan İpekçi'nin saptamasına katılmamanın mümkün ol- lemeyeceğim anlaşılmıştır. Bülent Nuri Esen ile Bahri Savcı onayladı: onun yerine atanan Erim'in CHP'li olmasına itirazı vardı. "Peki. daima 'ordunun baskısı ile hükümete getirilen parti' olarak tanınmıştır. demokrasi kuralları içinde yeni- Bülent Ecevit'in. Atatürk devrimlerine ve sında sıkışan. Ama Sayın Genel Başkan böyle düşünmüyor." Türk-İş onayladı: "12 Mart Muhtırası'nı benimsiyoruz." Dev-Genç onayladı: "12 Mart Muhtırasını tespit bakımından olumlu İki Anayasa profesörü. ne istiyorsun?" iktidarından yana olmadıysa. Ancak. Oyun bitmiştir. bu deneyimi yaşamış adamlardı." demiş. Metin Toker'i bile güldürmüştü: iddiası en iyi niyetli sempatizanlarını bile güldürmüştür. ülkücülerle "koministler"in arasizliği içinde büyümüş bir Şafak Özden portresine ikna etti. "Anlaşıldı.

"İstenmeyenin üstünü örtmek. telefona gitti Günay. birinizin başkanlığı üstlenmenizi istiyorum. Rodoplu. Günay.mazsanız yapamam. Ama. Siz çalışırken ben de okuyayım. huyunu zamanla daha iyi tanıyacaktı Rodoplu. Kooperatife girmenizi. Ama. kardeşim. ne davet ediyordu. ben bu arsa meselesine bakmak istiyorum. her şeye rağmen büsbütün de kaptırmış değildim anlaşılan. siz ol- yır'la çıkınca." "Peki. bu da 26. bakalım. ama hayatımın bütününü ilgilendiren oluşumları da ğim ameliyattan başlayarak. her şeye yeni- Kadıncık'ın. bu muydu sadıklığın. geçirdionları izleyemezdi. tabii ki ni' dediği gibi. müt"Ne ki. Bu den ve büyük bir coşkuyla başlamak!" Bu yeteneğin müthiş bir güç. maddeyi değiştiren genelge. Suat'a 'Oğlum. ayrıntılara Günay'ın teskin olduğunu. valla yedirdin kurda belanmadığını fark etmeye başladım. Sarıyer ilçesine yemeği- ni. Bu 775 sayılı Kooperatifler Kanunu. ne zaman aymaya başladığımı bilemiyorum. Yanlış anlaşılmayı açıklamak ya da af dilemek gibi. Şafak'ın bir şeylerin ters gittiğini hissettiğiinen sistematik bir tartışmadan kaçınacaktı ama hasarın onarıldığını. kesin bir "ha"Ne yapalım." "Niye sen değil?" "Açıkçası. hiş bir özgürlük olduğunu düşünüyordu." dedi. benim hayatıma ilişkin hiçbir şeyi sorgu- . kütüphaneye uzandı. olmamış gibi yapmak." "Ver. şimdi ne yapıyoruz?" "İki kere ikiyi toplayamam ben! Bilmez misin?" Ben. Sadece gündelik olayları değil. "Peki. bir dosya çıkardı. "Bana da roman notlarını versene. "İşte. hissetti. Tülin kabullenmek zorunda kaldı. hepsi burada. Günay'a döndü." dedi Tülin. meselenin halledildiğini görmek istiyordu. bu kadını kollamak zorundayız!" dedi. Arayanın Şafak olduğunu sesinden anladım. bana.

içeriğini bile bilmek istemedi. Ama galiba sadece bekarısının dünyasını da gönülden algılamadığını. beni değil. Bu parçaların benim bütünlüğüm içinde marjinal parçalar olması. kendisine yarayacak parçalarımla ilgili olduğunu görmeye başladım. Zamanla. neredeyse zoraki sunuluyor olmasını da önemsemiyordu." dediğini duydum. Hayır. hatta ne de hayatımdaki erkeklere ilişkin tek fak'ın 'aldığıydı'. nişanlısı. Benim dünyam. Evlenmek üzereler. yapamam. yemeğe misafirim var. renksiz ve ağırlıksız bir dünyaydı. . tanıdığı tek gerçeğin 'Şasormuş olmalıydı. lütfen. "Roman notları!" Kadıncık tanıdığında yirmi binden fazla abonesi olan bir sağlık dergisinin. ne ilişkilerim. silah hariç. fak Özden'in kendi gerçeği olduğunu düşündüm. Çünkü. bütünümle değil. ne kıyıcı humusun? Anadolu erkeği filan diyoruz da! Sendikacı meselesinde olduğu nimle değil." diyerek elimi uzattım. Yapamam. bir arkadaşım. şedit sonuçlarını. zorla abone olunurdu. kanser hücrelerini anlatan makalelerin arasına devrimci sloganlar yerleştirilirdi. Örneğin. "Tanımazsın. ben de bir tür nişan yemeği "Roman. Şafak'ın kendi gereksinimlerinin hedefi olan. yani kendisininkinin dışında kalan dünbir soru sormadı Şafak. Ankara'daki o konferansın değil. birlikte geçirdiğimiz ilk gece gibi. Seninle olan ilişkimi bile sormadı! Düşünebiliyor gibi. herkesle böyleydi. kendisini rahatlatan yöntemle almaya kalktı. Kim olduğunu zursuzluğum. aslında tümüyle bana yönelik bir saldırının intikamını bile. Ters giyilen don olayını düşündüğümde..sorgulamıyordu. İldeniz Kurtalan gibi "ilerici" hekimlerinin vesikalık resimlerinin süslediği yazıları yayınlanırdı." "Gelemem. Dergi iki-üç formalıktı. Türkiye'nin Erdal Atabek." Telefonu kapattı. Üçüncü hamurdu. Ne düşüncelerim. önemli olan Şayam. bir şey vereceğim. baskısı çamurdu. on dokuz yaşından beri sahibiydi Şiran..

imza yeri hatasız. Ve sahibi Müteferrikada sık sık misafir edilen devrimci öğrenciydi. tarihi.Ve. komşu kebapçının komisini bekleyen eti yenmiş. ancak çok iyi silinebilmişse. mazrufun zarfa zaferiydi. elektrikli daktilolu. duvardan duvara halılı. klimalı. üstü devrimci lokali. marjları. sumaklı soğanı kalmış dev madeni tabakların üzerinde dilenen hamamböcekleri gibi. Şiran’ın başarısı. zarflar. iş yapılabilineceğine ihtimal olsun vermeyen . deodorantlı. Yirmi bin abone. ancak bir tek daktilo hatasına 'belki" izin verilen raporlar raporlar raporlar olmaksızın. İstanbul’un "özgün" grafiklerinin "dizayn" etmediği. Vezüv gaz sobası. kapitone plastik sırtlığı. altı içkili lokanta.hepsi vardı. sahibini bir daire. 'kir göstermesin' rengindeki perdelerin pisliğini saklayamadığı camlar. o da. kolej mezunu Sekreterli. Kadıncık’ı. tezgâhsız mutfağın yere zorladığı piknik tüpünün üstünde kaynayan çay. yayıncıların rüyalarında görmedikleri bir sayıydı. iki kelimesinden birisi İngilizce yöntemlerine güldürdü. taşra kökenli karanlık komisyonculara atfedilen görsel unsurların -Atatürk resmi hariç!. yurtdışı diplomalı pazarlama uzmanlarının. İstanbul’un köhne bir semtinde. Kadıncık'ın özgürlüğünü satın alması için kaçınılmaz gördüğü ticari girişimi muhteşem bir iflasla sonuçlanmak üzereydi. Kadıncık in. bir Mercedes sahibi edecek kadar kârlıydı. Şiran’ın yazıhanesi. antetsiz kâğıtlar. iki buçuk odalı yazıhanesinde.

Hatasını düzeltmeyi iş edinen mertlik. Günlerden bir gün. . Kadıncık'ın. Okuyunca gördüm. Buluğ çağındaymışsın gibi. Ama. Sesin.' derken. Tepkisi sert oldu.Kadıncık'ın ofisinin yüz metre ilerisindeydi. Kadıncık'ın bitmez tükenmez "proje"lerinin bunalttığı Ortak’ının dertleştiği. güldüğün sakalların. sakalların ondan karaydı. çok iyi bir proje. Yıllardır ses vermeyen bir müttefik. Karşıma geçtin. yumuşacık sesin. Esrar kaçakçısından bar fedaisine kadar. Ortak'ının henüz okumadığı. sık sık ton değiştiren. Üzerinde konuşulan. "Şiran da kim oluyormuş!" (115) Kadıncık Portre'ye: Tanıştığımız günü hatırlıyor musun? Al kırmızı kazağını giymiştin. sizin raporunuzu okumamıştım. "Ben. pantolonun kara. fikirlerini fikirleri gibi savunduğu tanışıydı Şiran. yüzümü doladıkça. o iş yürümez. af diledin. 'O iş yürümez. Bir an önce geldiğin yere gidesin istemiştim. ayrıntılara gösterdiği özenin başarısını kaçınılmaz kılacağına inandığı bir projeydi." diye tanıştırıldı. Beklenmedik bir zarfın içinde sunulan hayal gücü. diyor. Hüseyin 'e. Ortakla aramı daha da bozasın istemiyordum. "Şiran. sen gitmedin. Yumuşacık. Yüzüne bakmadığımı hatırlıyorum. yasadışı her mesleğe yakışırdın.

(118) Arif: Kırcali 'yle Arda arası. Yusuf'um. Saat sekiz suları. Hanımam mm. Aram: Te ku lil ki Te ku lil ki der be xare Der be xare. ben sana Yusufum. singemen Kewa di sa. Saat sekiz suları. le dotman wemrureşi (120) Oruç: Bugün de akşamdan batma yarım ay! Işık ver yılda bir dinlenenlere. Hanımam.. Sen. be sebran. ber destane wiç a wa. Dağlardan yankılandı ses. yandı. bermayem. Gördün mü nasıldı.Gözlerindeki hayranlık parıltısı. kewa disa helin dani. revşa. Ural'la Altay? Halini sordun mu. rendih. di gazi. yoktur bre çaresi! (119) Şiran: Dotman day kamet ev miş ti mane dı kıyri. halkın bir kere? (121) Şiran: Hanımam! Bermalım! Dil saçi bu yılli bame! Hanımam. bermayam. Dostum. . rendih. me Kurdane le dotman.. Demedim mi. malanmın. de bu iser. hemla. Helin dani a kesara dilemen. malanım.

hemla. İyi ya. (124) Ramazan: Kadıncık Ramazan'a: Pasaportla gireceksiniz Diyarbakır'a. her duçaveymin. Benim çocukluğumda da 'Batı'ya. oyun mu sandın? (123) Şiran: Kadıncık: Nedeni medeni yok! Ben komünistleri seviyorum. bermayam. ben de o güneşi izlemiş. ser frazkın ala azadi! (126) Kadıncık Portre'ye: Oysa. hemla. o çok yorucu yolculuğu ben de yapmıştım. Batı'ya. 'Batı'ya. rendin. Hasan. yav? (söylenemeyen) (125) Şiran: Ser frazkın. malan hanımam. koyun mu sandın? Adam öldürmeyi Hasan. Hanımam. bermayam. Batı'ya. ser frazkın. çığırırdı kuşlar. Batı'ya. o çok uzun. runiya. Koyun mu. sandın? Bre Hasan. İşte o kadar. malan! Kadıncık: Mezar taşlarını. Yok.were banım. Batı'ya. çığırırdı dil kursları resim sergileri . rendih.

kaypak. canım. yok ispattı. Nihayetinde birkaç yaldızlı diploma karşılığı kahramanlarımı aldı.' değil mi?. Doğulular. Kürdü. şehvetli. Türkü. bedensel faaliyetleri dışında. despot.. Batılılaşmış sayılırsınız!' 'Biz. Hadiii. Yol yenişme. Suriyelisi. siyasi bilim'lere edebiyatçılara meze Doğulular. . 'Anlıyorsunuz. yol zahmetliydi. Acemi. 'Biz. Çinlisi. Malezyalısı. Ne de olsa. 'Siz Doğulular pek bir şeysiniz. Alevisi. sosyal 'bilim'lere.. 'Batıldasın. Yüzbir bilim adamı. Vietnamlısı. hissiz.. Yol uzun. Sumatralısı. Biz. Çerkezi. hain. Yol kavga.'neydik? 'Ben neyi anlayacaktım?' Budisti. kısacası Meriç'in doğusunda yaşayan tüm halklar. ' dediler. Doğulular' kimdik? 'Pek bir. binbir kitap gördüm.. düşlerimi. siz anlarsınız. Bedevisi. ne idüğü belirsiz Doğulular Biz. Tibetlisi. Kamboçyalısı.' Biz gabi. bir örnek Doğulular Biz. pis.elektronik buluşlar. kanatlarımı kırdı...

Batıldasın!' çığırırdı. insanların ıstırapları ile meşgul . İngiltere. 'Doğulu' kendisini iptal etmesi gerektiğini ısrarla tekrarlayan? Marx'a nasıl bir umutla sarılmış olabileceğimi düşünebiliyor musun? Das Kapitalin ve otuz yorumunun ışığını düşünebiliyor musun? Şilili 'yabancı öğrenci' Ortega. Yıl 1853'tü.Batıldasın. Nasıl bir çağrıydı? Çipil mavi gözlerin pipo dumanları arasından talep ettikleri neydi? Nasıl bir çağrıydı. Kolombiyalı Omar. Hintli Daver Ülkelerimizin acılarına 'sözcü' arayan Ülkelerimizin acılarına çare arayan milyonlarca bizl’er. halkıma yaşayabilmek için önce kendisini. Marx. konferanslar. Hindistan’ı yok ediyordu. tekeller. sinemalar. karteller. konseyler moda evleri.

ne olur?'u benim 'Doğulu yüreğim anlayamazdı! . Marx. oh. bu kez de biz kendi iyilikleri için kessek. Derken. 'deyiverdi. Daver! 'Yaşlı Asya toplumu dediğin benim anam. vayi!!! Yerinden sıçradı. oh. Biz’imle gözyaşı döktü. oh. kardeşim. onun yerine.tek Batılı bilim adamıydı. yüreğimize aldık. unutmayın. Marx. Ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu senin ?!!!' 'Ne var. en bilimsel haliyle Timur'un boyunduruğu söndürmedi mi. babam. bir gün. fazla ağlanmış olmalıyız ki. 'Ama. sayısız insan yaşamını? Ne biçim bir içtihattı? Ne biçim bir gerekçeydi? Hintliler öldürülmeye alışıktırlar. birisi yapıcı. Yıllarca dizinin dibinde oturduk. yani? dedi. dayım. vayi. oh!!! ayi. 'İngiltere’nin Hindistan'da yerine getirilecek iki görevi vardır: birisi yıkıcı. Avrupa toplumunun kurallarını getirmek. 'Kitap'a aptessiz dokunmadık. Yaşlı Asya toplumunu ortadan kaldırmak. ' Oh.

iki ayaklı. benim amcalarım. 'Boş ver. dayılarım. ' dedi. kardeşlerim. 'Bu insanlar bizim gibi acı çekmez. Cılk yarama bir de tuz bastı. iki litre kanlı. Hitler. komşularım vardı! Talep etmedikleri bir coğrafyaya talep etmedikleri bir haritaya hasbelkader duhul etmiş. oryantalistlerden daha bir namusluydu: Yahudileri. çoluklu çocuklu. Batı 'ya' çığırdı . Massachussettler de anlayamadılar! Bu bağlamda. sevinçleri. Batı 'ya. Marx. O halde. 'üstün'Alman ırkının iyiliği için kestiğini hiç saklamadı! 'Uygarlaştırma misyonu'nun ardına saklanmadı. Bir başına.Hintliler diye birileri yoktu. Daver 'i göstererek. Kendi iyilikleri için 'yok edilmenin' rasyonalini anlayamazlardı. onların iyilikleri için değil. İnkalar. acıları ile 'insan'dılar! Şu küflenmek üzere olan yosunlu gezegende bir gıdım dolaşacaklar. sonra herkes geldiği yere dönecekti.' 'Batı 'ya. Doğuludur. Onlar. Aztekler. biz onları başka yollardan anlamaya çalışmalıyız. 'Doğulular' diye birileri yoktu.

Onları 'başka yollardan anlamadan' hiçbir davete icabet.görkemli binalar dolu vitrinler kısa çalışma saatleri işçilerin altlarındaki otolar. paketlenmiş dolduruşa gelmeyecektim. özgürlükler Ne ki. Gördüm ki. gizemli. insanın izdüşümü. Kartondan oyulma bir şekil. Ortega. Çieko. Omar. hakkında ahkâm kesilen insan değil. Hozan. bir oyuncaktı. bir daha baktım. Gunga Din. kitleyi oluşturan ve fakat ve aslında bedenimizde her gün milyonlarcası yenilenen hücreler gibi önemsiz kişiliksiz . Artık broşürleri incelemeden. Baktım. yaşamayan bir taş bebek. egzotik. ihanetin acısı yüreğimdeydi. bir daha baktım.

gördüm. sağır dilsiz Bir gelin gördüm.ve anlamsızdılar. ter kokulu. ağasız bacısız Bir gelin gördüm. Bir gelin gördüm. elektronik Oslo'da. (133) Kadıncık Portreye: İsveç'e giden geline: İsveç’e gönderdiğiniz gelini hatırlıyor musun? Bir gelin gördüm Güllü donu üzerinde ah gömlek Güllü donu üzerinde çifte dayra Karasarı yüzüne dolalı puşu Yağ kokulu. Gündüz Vassaf gönderdi. Kadıncık Portre'ye: Gelini de. siyasi mülteciler bürosunda Işıl ışıl bir sirkte Kan ter içinde. besmelesiz ağıtsız Skagerrak Nehri kıyısında Altı ayı gece. Alkış alıyordu. Bir gelin. Ben biliyorum. Binali'yi de. o gönderdi! (135) . antiseptiksiz Anadolu. Muhalefet hakkı olsun tanınmayan insanoğlu nasıl yaşayacaktı 'Bir ağaç gibi tek ve hür Ve bir orman gibi kardeşçesine?' Nâzım’ı anlamayan birileri vardı.

Entegralleri öğreteceklerine. özgürlüğünü kutladın'mı? Seninkileri yine taradılar geçen akşam. ya. . Ya Dilan? Ona ne olurdu? İsveç entellerinin şnaps masalarına meze? İran’a silah yetiştiren Göteburg fabrikalarına üçüncü vardiya temizlikçisi? Güzel gelin. bakteriden. Bin hocaya danışsan. bebeler top gibi fırladı. Kürtçe konuşmak istiyorsan. Jeeves hayranı. İsveç'e geleceksin. 'asimile olmamak' diye bir özgürlüğün İsveç’te de olmadığıydı. Süryani dilini yazıya dökebilmek için İsveçlilerin akıl almaz gayretlerinden söz etti.Kadıncık Ela’ya: Az daha Avukat İhsan’ı da gönderiyordu. Oraların çocuğuydu. Shakespeare düşkünü. vapur senetlerini öğretmeliydiler. ona. kokudan arınmış vekilharcıydı. Şu dev gibi sarışın falanj ustabaşıyla ne gibi bir ortak meselen olduğunu anlayamayacaksın! (136) Feyzullah'a: İngilizler sana hayran kaldılar mı. 'Hak'ını elbette alırdı. İngiliz müstemleke valisinin beyaz eldivenli.' dedi. Söz etmediği 'hak aramak' için nasıl bir donanım gerektiğiydi! Söz etmediği. İhsan’ı. Vassaf. canım? Hyde Park'ta nutuk atıp. mikroptan. Kahrından gitar konserleri veriyor musun? Pakistanlılara mı Hintlilere mi? (137) Vapur senetlerini okulda öğretmiyorlardı. Çok da kolaydı. nazlı gelin! Bin yıl düşünsen. insan haklarına saygılarından söz etti. öğretmeliydiler. Özgürlüklere saygılarından.

sayıyorsunuz. senet protesto oluncaya. davacı değil. yani size gerekli ödeme ertelemesi sağlanıncaya kadar zaman kazanıyorsunuz. (138) Kadıncık: Amerikan Servis! Amerikan Servis! (ne olur alın! Beşten önce yirmi sekiz bin lira lâzım! Senedimiz var!) . Önünüzdeki sırada kaç kişi oturuyor. tahliye sandallarının üzerinde bir isim. Yanınızdaki kadın çocuğuna sesleniyordu. Adam olana iki ay yeter de artar bile. Gelelim şehire: Karaköy'de her gün önünden geçtiğiniz bir pideci mutlaka vardır. Kadıncık'ın. işte senet: Selim Cemiloğlu. zamanında ödenmesinde ısrar ettiği vergi. gözleri bantlı fotoğraflarının çıkacağından kuşkusu yoktu. Turhan Korkmaz Caddesi. Karşıda.Üsküdar'dan biniliyordu. Mesleği pideci. "Selim Cemiloğlu. Turhan Korkmaz Caddesi. kırk yedi. Daha güvenilir bir borçlu olabilir mi? Bir de fiyakalı imza atıyorsunuz. İstanbul tarafında beliren ilk reklam levhasındaki isim senede yazılıyordu: 'Cemiloğlu Lastikleri'nin 'Cemiloğlu'su. Eh. 47. sigorta primlerinin ucuz borçlanmalar olduğundan haberi yoktu. No." Şimdi de bir adres. diyelim.. bir. "Selim! Seni körolasıca!" Borçlunun ismi belirleniyordu.. 'Büyük Gazete'de. ne yapacak? Ya da gökten ne yağmış da yer kabul etmemiş? Kredinizi alıyorsunuz. gemiye verilen isim elbet sokağa da verilir. borçlu. 'Turhan Korkmaz'. davalı olmak gereğinden haberi yoktu. Banka müdürü güvenmeyecek de. O da tamam. iki. İcra memurlarının üç kuruşluk eşyasına dalacaklarından kuşkusu yoktu. Var gücüyle uğraştı. Trabzon.. Bakmıyordunuz. Trabzon pidecisi.. Alacaklı değil. İşte cadde adı.

kimliği belirsiz bir kadıncığı nasıl bir araya getirmeye çalıştığının ballandırılmasıydı.' dedi. her bir parçası İstanbul’un bir semtine dağıtılmış. ne denebilirdi ki? 'Allah. burası faşist dolu. Ortaköy karanlık. dövüşen oğullarının arasına giren. kalktılar. . devlet terörünün örgüt terörü ile kol kola gezdiği mekân. Sohbeti o günlerde beş parçaya ayrılıp. göründüğü gibi kayboldu. Ortaköy. Ortaköy labirentti. Kibele sendromuydu. görelim!' Bir de türkü söyledi.' 'işte. Hemen uzaklasın!' Bir Müslüman ciniydi. bacak toplayana ne denebilirdi ki? Dehşete bakmayı görev edinene. biz böyle görev yapıyoruz!' gururlanma mıydı? İstanbul’un dört bir yanından kol. razı olsun!' mu? Şiran'ın beyaza çalan yüzü uyardı. Ağabey. ufacık bir çocuktu. sokaklar pusu doluydular. 'Polisim. yirmi metrekarelik meyhaneye sığındılar. ana sendromu. Fotoğraflar çıkardı cebinden. 'Hiçbir şey yapamazlar! Önce beni vursunlar da. bu bir bacağı. Biraz daha beraber olabilmek için. 'işte bu bir kolu. Caddeye yürüdüler.Amerikan Servis geldi! Sokaklar karanlık. Kadıncık'ın tepkisi. 'Çırpınırsın Karadeniz' diye katıla katıla ağlayanlara uğruna ölen-öldürenlere duyduğu merhamet miydi.' dedi. Neydi birbirlerine iletmek için bunca telaşlandıkları? İnsan onuru? İnsan çilesi? Yeni haritalar? Çevrenin homurdanmalarını duymuşlar mıydı? Kadıncık'ın. duyurmayan? Yan masada aniden peydah olan adamın yüzü çiçek bozuğu çirkiniydi. Nereden fırladığı bilinmez.

Uçacak yerleri yoktu. haberiniz yok mu. (140) Nurdan: A. Birbirlerine dayanarak uçacaktılar. Caddeler evleri oldu. Yaralarını sardılar.'Bir hışm ile geldi. değil mi?' dedi Şiran. Şiran. zor beyin kızı!' 26 Mart'ta üniversite bahçesine atılan bombaya arkadaşlarını vermişti. Ataköy'de iki yüz milyon liraya mükellef bir daire aldı!!! (141) . Şiran'ın sahiplerini göz kırpmadan vurabileceğini söylediği Yeniköy yalılarının kuytu gölgelerine sığındılar. geçti. peh peh peh peh! Bir beyin kızı. Dolmabahçe'yi buldular. Kadıncık hanım? Şiran Bey. seni sevdiğimi biliyorsun. Geçmişlerinin kanatlarını kırdığı. Özdeşleşemedikleri bir dünyada yaşam savaşı veriyorlardı. 'Bir Kürt olarak. iki küçük kuştular. Gülecek hali yoktu.

Günay'ın içinde iç sömürgeciliğin 'kurbanı'ndan. Ama. ama her şey.dokuz kurucu Sanayi Tica- ret'e müracaat ettik. örneğin. bilemiyorum. Her şey yanlıştı. sürecin kooperatifle den yoktu.S. başlamış olduğunu düşünüyorum. malum. adam. Etem Ağa Yapı Koope"Dördü onlardan. 'en bilen'i Onur Oflu efendinin elime tutuşturduğu 'dosya' tam bir kepa- . Öte yandan S. beşi bizden -Günay. on bin lira sermaye bedeli yatırılacak mı. diyorsam ben ettim. hayır öyle değil. ben de dâhil olmak ratifi'nin (ismi buydu) böylesi bir skandalla sonuçlanması için hiçbir neüzere erişebildiği 'evsizler'i bir araya topladı. 'yar- dakçı'sına ne zaman dönüştü." diye anlattı Tülin. Şafak'ın ekibinin zelikti. Ne ki. Açıkçası. Efendim.IV Şafak Özden. diyor. kurucu üye başına. Ettik. "Kepazelik daha ilk aydan başladı.

Zaten. işin sonunda rezil olmak nışmanı lâzımdı. ne diyorsa yanlış diyor. tabii!' dedi. 'E. Mesela. yemek fasılları. İnsanın abartılmıştı ki. Sevimli de bir adamdır. kooperatifler birliadamcağız beni bir güzel uyardı." göz yoktu. sağolsun. bize sağlam bir kooperatif muhasebecisi." 'Pafuli' dediği. Pek mutlu olmuş olmalıyız ki. 'Bunun faturası ne zaman çıkacak?' diye bekli- . namustur' gibi lâf ettiydi. bir şey kaptıracak parasını kaptırmasıyla namusunu kaptırması birdi onun için. "Garip bir işti! Şafak Özden. Bence. Onlar neyse de. 'kravatlı' Ankara ekibinin düştüğü de olurdu. Ama dediğim gibi. Ender de olsa. O yılın eylül ayında kooperatif tescil edildi. Bütün harcamaları da o yapıyordu. o kadar yordum. Bütün bu arada. bir de hukuk da- mizi Ticaret Sicili'nde dizi dizi basılı gördük. Günay dâhil. Metin'le tartıştık. Şafak Özden'de kimseye. Günay'ın demesiyle 'siyasi iktidara talip' ne kadar taşra politikacısı varsa orada buluşurlardı. Hele de yerel seçimlerden önce. Neticeten. İki tane nüfus sureti yeter mi diyor. Hal böyle olunca. bir başka kooperatifin başkan yarilk günden belli oldu ki. Ankara'daki masrafları da o üstlenmişti. açıkçası. 'Biz bu işi biliriz!' ği başkanlığı yapmış bir ahbabıma gittim. üç tane dımcısı olduğu için de dinlemek durumundayız. Uzun uzun konuştuk. Fotoğraf gerekmiyor mu diyor. daha lâzım. Kuruçeşme'de SHP'lilere lokal gibi hizmet veren bir Neyse. başından beri o yapıyordu. hayır yetmiyor. Hepimiz isimleri- restorandı. bil ki gerekiyor. Pafuli'de bir akşam yemeği ile kutladık kardeşim. Ortaya çıktı ki. 'Başka türlü olmaz ki!' istemiyorsak. en pahalısı ve gü- zeli Günay Rodoplu'ya olmak üzere saksı saksı çiçekler getirmişti. o da ben de benim bu kooperatifin başkanlığını üstlenmem için bu meselenin halledilmesinin şart olduğuna karar verdik. her fırsatta kutlama yemeği yiyor gibiydik. Masa öyle lebalep doluydu. ortada ciddi bir palavra var. şaşkın şaşkın. ben daha Ankara'dayken.yirmi bin. palavrası. Sahibini eskiden Kotil'in belediye başkanlığı zamanından tanırdım. Günay'a açtığımda. bütün hanımlara tabii. Konuyu. bir gün bana 'para.

'Hadi. "Sizin adayınızla kıyaslanamayacak kadar iyi! Sahi. da nasiplenecektik. kazananın kazandığına bin pişman olduğu bir "Pyruss zaferi" beklemiyordu ama Dalan'a.' dediğini kulaklarımla duydum. Bunu Günay'a söylediğimde. kolum yoruldu çünkü! Fikir "Varmadı." demişti Dalan. onu koruyordu! Mamafih. böyle. arsayı Günay alıyordu. harcamaları Şafak yapıyordu. Bu iş seninle benim. zamandan aralarını bulmaya çalışıyordu. gülerek. biliyor musun!" dedi Tülin.şünerek. Günay'a lâf söyseçimlerde Şafak Özden'i desteklediğini haber vermişti." Kendince." Dahası da vardı. para Şafak'ın. "Çayırtepe'ye size benzeyen bir adam geliyor. bizler de dâhil olmak üzere. 'Ben de taş attım da. Türkiye'de insanlara içtenlikle yaklaşıldığı zaman olmazın olmadığını düşündüğü o kısacık. bize beş vermişti. Muhasebeci ve hukuk danışmanı meselesini o akşam açmıştı Tülin. daha o dunuz o adamı? Olacak gibi değil!" Şöyle bir duralamış. gülüm. roman notlarını dü- gerektiği hususunda uyarıyordu. Yalan da değildi. Bu da. Ben sadece bir sempati ilişkisini kullandım da işleri hızlandırdım. hemşeri sayılırsınız. haksız da sayılmazdı. 'Bunların hepsi fasa fiso. bizler de araŞafak'ın. "Sizin biraz daha genciniz. nereden bul- . O "sempati ilişkisi" dediği şeye duyduğu güvenden. Hema!' dedi. siz. Tabii.' Öyle değildi. Dalan'a. çok mutlu etmişti Günay'ı. Sanki. Gecenin artık bir saatinde. umutlu dönemi yaşıyordu. adamın Günay’a. Şafak'ın önünü açıyor. birlikte çalışmak zorunda kalacakları için. "Varmadı! Varmadığı gibi. Bir sen bir ben varız. ama bilirsin. Yoksa. harcamalarını bir yere not etmesi taklarının Şafak'tan bir şeyler götürdüğünün farkına varmıştı da. Adam lenmezdi. Sanki o notları yazan birisinin farkına varmamasına imkân yoktu! de üstelik Şafak'ı fatura almasa bile. "Eh. Dalan herkese veriyor. bir "Günay farkına varmıyor muydu?" diye sordum. kesti attı." demişti. ordan. tabii. gelsin bakalım. saçmala- herkese bir veriyorsa. or- sapça. Birde.

ve Günay'ın adının gezdirildiğinin farkındayım ben. o akşam bir karara varılamadı. kardeşim!" Ne dediğini anlamadığımı gördü. gözlerini bardağına dikmişti. bir ara. bir bana bir onlara bakıyor. Bizim ki de. Zasomasyona çıkıyorlardı. "Bağışlayama- ."İlk itiraz. "Benim işim mı diye tereddüt ediyordu. keza. "Kendini beğenmiş salak sevgilim!" diye mırıldandım. im- zalaması ricasıyla restoranın 'defter'ini bile getirdiler. dost partililerle öpüşüyorlar. varılacak gibi de değildi. özellikle Günay demek istiyorum. "Hatırlasana. Yine de. düşünüyordu. ağırlığını koysun mu. şimdi vatandaşın parasını harcayalım?" tı. kullanmadığı ilişkisi gerçekten kalmamıştı ve bu yanlışı sonunda dı kendisini." diye anlattı. Neticeyi kelam. lokantadaki masaları geziyorlar. koymasın bir içkilerini içip. millet dönüp dönüp bakıyordu fak'ın işine yaradığını düşündüğünden. zehir gibi oturdu içime. efendim?" dedi adam." dedi Tülin. Günay. O da yıllarca muhasebecilik yapmış"Biz hallederiz. en son dedikoduları alıyorlardı! Anlayacağın." O anlamda söylememişti biliyorum. Nitekim. Duran Bey. "Sadece benim yazıhane- "Ne gerek var. Şafak Özden. belli ki. Niye Duran Kuran da aynı fikirdeydi. sinir sinir gülerek." dedi. içini çekerek. Kullanma- Evet. Şafak Özden. Onur Oflu'dan geldi." bu! Yıllarca mali danışmanlık yaptım ben. biz kadınlar çiçekler arasında öyle oturuyorduk. efendim. Çünkü. kardeşim! Biz kadınlar derken. Politikacı ortaklarımız durup durup kon"Yani. ten." "Allahallah!" demişim! dığı ilişkisi mi kaldıydı?" öldürdü onu. Şirketim vardı benim. de üç kız çalışıyor. beşuş bir çehreyle imzaladı. Şa"0 zaman öyleydi.

yirmi dokuz yıllık ömrümün "Çöl"ü Türkiye'ydi! Şunu da söylemeliyim. aklıma yirmi soğuk kış gelirdi. bu yeryüzünde benim yaşadığımı bilen kimse yoktu." İkimiz de aynı şeyi hatırlıyorduk. 'kravatlıları' nezdinde konumlanması. Bir işadamı günde kaç kez 'ödeme' ya da 'nakit' derse. kendisinin Türki olduğunu söylerdi! Onun "Ben yirmi dokuz yıllık ömrümün hemen hemen tümünü bir yurtsuz olarak yaşadım. Bu dönem. Şafak Özden'in. sem. hiç bekŞafak Özden'in bilinmeyen erdemlerini bire bin katarak anlatması faydaaldığı dönemdi. yanına katılan özellikle boşboğaz bir Çayırtepelinin. ikimizin arasında her gün bahsi geçen bir yürek yarasıydı Filistin. abartmış olmam. meselesi Günay'ın "Bağışlayamadı salak!" dedi Tülin. BM yiyecek depolarının önünde dalkavukça yılışarak sıraya girmeye zorlanmıştım ben. Fawaz Türki'nin. ciğerinde yer eden bir mesele olduğu için yakınıydı. Ne zaman bir düş görsem. Filistin. Her ay. Çünkü. "Ben."Biz de onu çok ciddiye aldık ya. Ara sıra bize gönderilen yiyecek ve sıcak battaniye yüklerinin belgelerini düzenleyen çil yüzlü Batılı bürokratlar dışında. İstanbul dönüşü. Günay. Günay'la ilişkimizin en çok yara bizim de o kadar 'Filistin' ya da ilişkin bir sözcük kullandığımızı söylerhemen hemen tümünü bir yurtsuz olarak yaşadım. ne zaman korksam. için gerekli düzenlemeler uyarınca sefirle tanıştırdı. Çünkü. Bir insan olarak yaşamak için gerekli amaç ve duygudan yoksun bırakılmıştım ben. Bütün bu yirmi yıl boyunca. Bu. Koruyamadık ki." diye başlayan unlarını ezbere bilirdik. 'kravatsızlar' nezdinde de 'köşe- deki dükkânın sahibi' kisvesini soyunup. sını da sağlıyordu. gözlerinden de yaşlar iniyordu. Filistin sefiri meselesini. Biliyorum. intifada anma törenlerine katılmak üzere Ankara'ya davet edilmesini sağladı. gözümün önüne başkalarının yediği yi- . yeni bir saygınlık kazanması lenmedik bir davette Deniz Bey'in karşısında belirivermek olduğu kadar. Daha doğrusu. Çöl kıyısındaki bir mülteci kampında yaşadım ve büyüdüm. Parti Günay'ın yakınıydı adam.

her şeyimiz bizden çekilip alınmıştı. Türkiye’nin siyasi kaderini belirlemeye talip nay'ın dünyasını bile içselleştiremeyen birinin Filistin trajedisini gönül rektiğini söylerdi. bunu o zaman bilemezdi. Günay. ne zaman dineceği belli ol- . yirminci yüzyılın bu karşı korumak amacıyla önüne geçtiğini ya da BMW’sinin antenine Filisniz. takarsın." en ağır deneyiminin Türk çocuklarına tüm boyutları ile anlatılması gesini istemesinin ardında. akıllı uslu bir meltem değil. Filistin faciasının Şafak Özden'in yüreğinde yer etmebirisini mutlak surette uyarmak gerektiği inancı vardı tabii. Gügözüyle algılamasını beklemek abesle iştigalden başka bir şey değildi. Şimdi düşündüğümde. bu pasajın Türkçe kitaplarına konulması. Yine biliyorum ki. bütün yaşadıklarımın sonunda. Rüzgârının enerjisin- den de o yüzden yararlanamazsın ya zaten. "Çok Türk!" derken. Bire tin bayrağı takılı dolaştığını görmüş olsaydınız. tuttu sanırsın. Bir milyon Filistinli kardeşim gibi. ama durması gereken yerde durmaz! Türk'ün istikrarına güvenemezsin. ne günmaz ki. yavaşlar. Ne duygusal düzlemde güvenebilirsin. Maddi yalnızlığımız da dahil." lük hayatta. "Şanzımanı hep arızalıdır.yecekler gelirdi. Ama. gerçeklik duyum körleşti ve bilimcim kısırlaştı. tabii. eğer Şafak Özden'in sefiri olası bir saldırıya Nitekim. 'dava' Şafak'a hizmet ettikten sonra kapandı. Özden'in bunu bütünüyle gösteri olsun diye de yapmadığını anlıyorum. bir gün. anlamsız voltalar atarak günlerimi geçirirdim. hızlanır." demişti. Bu yüzden. Sefir'in telefonlaDahası. 70'leri yaşamış birisinin Filistinlileri herkesten daha iyi anlayaGünay. siz de farklı düşünmezdi- se geçer. zaman zaman da derin bir hayal kırıklığı içinde teslimiyete boğulurduk. Fırtınadır. vites tutmaz. zaman zaman nefret ve acımasızlığın çılgınca sınırlarında bir girdaba kapılır. bunu söylüyordu Günay. başka vite"Türk. rını bile iade etmez oldu adam. birkaç dakika ancak dayanır. cağını düşünüyordu. Günay'ın haklı olduğunu. tak atar. Tabii. ben de yurtsuzlar kampının çamurlu yollarında sanki yaşamıyormuşum gibi sessiz sedasız.

yecek!" "Nerede varmış böyle bir mahlûk?" var! Dahası gelirlerinin bu miktarın altında olduğunu işlerleri tasdik edecek! Bu ne demek biliyor musun. yıllık geliri iki milyonun altındadır' yalan söylemeye zorlanıyordu.000 TL'yi ayda taş çatlasa 750. iki milyon dört yüz bin liradan daha fazla olmaması lâzım diye bir şart geçmeyecek ve nasıl olacaksa." diye sürdürdü Tülin. bu doksan üyenin yıllık gelirlerinin. "Bizim aramızda bir de üstelik ressamlar.kurduk ya. verir. işe bak. yoksul halkı ev sahibi yapacağım diyen belediye. tabii." diyordu Günay. kalım. bu da bir başka fars tabii! Yok. kooperatif hali Özden ve şürekâsını çok güldürmüş olmalı. isterse kullanmaz. Sanki bütün düzen keyfiliğe elversin diye kurulmuştur! Ve hiç- yazarlar vardı. Onların gelirlerini tescil edecek işyerleri de yok! Hadi ba- Ne yapacağız?" dedi Tülin. herkes de biraz yanlış olması. "Her şeyin hem biraz doğru. "Mesela. Günay şaşırdı kaldı." 'Büyük Yalan'dan hiç kurtulamayacağız!' Haklıydı. O denli yoksul birinin değil ev almak. Bizim başımızı sokacak evlerimizin olmadığı doğru. imzayı atan işveren! Herkes! Daha doğrusu. hayatta kalması mümkün değil! Öyle pis bir iş ki. Şimdi. adamın aylık geliri brüt 200. ." "Ne yaptınız peki?" diye sordum. 'evet. kım' diye ortaya çıkan bizler. 'ben yoksul hal- filik işler. çünkü çıkarımız bu yalanın doğrulanmasında. arsanın tahsis edilmesi için doksan üyenin bir araya gelmesi gerekiyordu. yasal otorite. Şaşırıp kalacak kadar naifti. hem yordu. 'Büyük Yalan' diyordu. ama yıllık iki milyon bilmemnenin altında yoksul olduğumuz doğru değil. isterse bu yalanı kullanıp sana arsa birimiz şu anda bu yalana karşı çıkamayız. bu miktarla geçindiği yetmiyormuş gibi. yani key"İşin iğrenç tarafı. Bu noktada kişisel sempatiler. vergi dairelerine müracaat edildi ki. Herkes yalan söylüdiye damgayı basıp. vermez.000 TL'nin altına düşmeyecek kooperatif aidatı öde"Yok. Onun bu "Her şey baştankaraydı. sıkı dur.

dudak büküyor. konuşamaz. kurucu üyeler için böyle. herkes iş sahibi bir arkadaşına koşturdu. kadıncağız. bir de bakıyoruz ki. bütün kooperatifler öyle "Hem de nasıl! Bu arada Mesken Gecekondu'nun başında bir hanım müracaat ediyor! 'Bu nasıl iş?' diyoruz. Onur Oflu halletti. eleştiremez! Bu arağunu sonradan gördük tabii.' 'Nasıl. Günay yırtınıyor. gözlerini yere indiriyor. 'Ama. Yalan diz boyu! Delilik raflı. efendim. bu hiçbir şey değil! Şimdi. Onur Oflu. bırakayım. Onu da. 'Siz o işi bana bıra- kezi meselesi var. buyurun. kooperatif mer- . yerine para ödeyebilecek 'sahikın. A. sahici insanlar! SHP'liler. kooperatif başkanı benim!' Elcevap. istediğinizi seçebilirsiniz!' demez mi!" "Uydurma insanlar mı?" "Hayır efendim. ikametgâh nüfus sureti filan vardı! 'Tülin Hanım. başkan olmayı siz istediniz." "Nasıl?" asgari ücretten orada çalışıyormuş gibi gösterildi. ederler. Parti üyeleri! Meğerse. efendim!"' "Korkunç!" ci' üyeler alınacak! 'Peki.vergi karnesi yoksa. kardeşim. da. sen esas o zaman bizi görmelisin! Çığlık çığlık bağırıyoruz. Neyse. tabii. bunlar hemen gerekli sayıda kartı bir araya getirip müracaat ediyor- var. bu dandik listeyle müracaat edilecek. işyerinden tasdikli üye kartı. onunla ahbap olduk. muhtardan. yani! Bu tabii. "Buna inanmayacaksın ama adamın elinde belki binden fazla fotoğ- bunlarda böyle bir stok varmış! Nerede bir kooperatif arsası tahsis edilelar! Tutarsa hesabı! Tutturdukları da olmuş besbelli! Tabii. bu defa da. 'Böyle şey olur mu?"' "Ve tabii oluyor!" cek. 'Ederler. bu insanlar istifa edecek. ısrar kıyamet. kooperatif merkezinin diğer "Daha bitmedi. geriye kalıyor seksen bir kişi. Devlet memuru ya. 'Ne gerek var bütün bunlara!' Ne gerek olduarsa çıkınca da.' diye pis pis gülüyor. ya istifa etmezlerse?' diye soruyorum Onur Of- lu'ya. bu arada. anladık ki.

Oflu. kooperatifin para tutmasını beklermiş! O tafrası da oymuş!" Demirbaş adı altında tam kırk milyonu götürmüştü adam! Pirinç halojen lambalar. filan böyle bir şey. Kâğıthane senin Şişli benim SHP ilçe merkezleri ile sohbet halinde. halılar. kıyametleri koparttı. yok. ne kadar Partili varsa orada! Mesela.bir ya da belki iki kooperatif ve bir de sigorta acentesini barındıran kendi ofisinde olmasını istiyor. dinledi. İnanabiliyor musun? İş patladığında gördük. '0 da olur. Onur'dan Çok iyi hatırlıyorum. Meğer adam başından beri o ofisi adam "Evet. 'Efendim. terlikle geziyor. ben de yokum!" 'Olmaz!' dedik tabii. Onur Oflu. Sonunda. ortada bordro ledi. sabahtan akşama telefonda. bir gün. bu kadar basit. leş gibi bir yer. leş gibi bir apartmanın asansörsüz altıncı katında. Günay'a gittim Uzun uzun anlattım. Şafak Özden. Günay da hep Şafak'tan yana! almışız. etmek için. hangi dört milyarlık iş?' diyorsun. perdeler ve hatta bir banyo! Öyle bir yonluk demirbaşın lafı mı olur?' deyiveriyor! 'Daha ruhsat ortada yok. Sekreter yana. siz kontrol edemiyor musunuz? Şafak ne diyor. iyi mi! O da bir şey değil. Efendim. sigortası yapılmıyor. sekreteri mi belirsiz bir kadın var. şef sekreterler. mesele de orada ya zaten! Şimdi. dört milyarlık bir işte kırk mil- "Peki. 'Efendim. Bizde de serapa iyi niyet kardeşim! Gidip bakıyoruz. efendiiim! O da olur!' diyor! Akıl alır gibi değil!" yor?" yüzsüzlük ki. Gelen giden bir yığın küçük politikacı ve onların mandallı sevgilileri!'" "Niye?" "Ne?!" eğer merkez benim ofisim olmazsa. din- . "Niyesini çok sonra anladık. Artık bir konuşma bir konuşma. sevgilisi mi. 'Ne bu?' diyorsun. belediye meclisine girmeye hazırlanıyormuş. Günay ne di"Eeehhh. Dedik ama. bir çocuklu dul bir kadın. gene bir nedenden patladım.

"Böyle bir deneyim.yıp. çevresinde gördüğü gerçeklik düzenini ve hukuk anlayışını alıp götürmüşse. bazılarını da biler. Bir yerlere gelmeye çalışıyor. öç almak. Elma bahçelerinde nicedir İstanbullu bir genç adamın üretebileceğini hiçbir şey yok. maydanoz bahçesine yürümüş olmalıydı. Tekrar. Ve haklıydı. 0 da kendi hayatının bir o kadar çe"Bak. yine de oyunun kurallarına . inşaatlarda marley döşüyor. yoksulluğun öcünü almak. Kitabını kapa"Senin Ömer yaşlarında bir adam düşün. Tülin anlattıkça. sadık kalmaya çalışıyor. Evli. Şükretmek lâzım ki. vatan kurtarıyor. Pırıl pırıl bir kafa. yaşadığı deneyim." Dönmüş. İki çocuğu var. Sonunda da sürüyorlar. 'sana bir hikâye anlatacağım. şaşırmamak gerekliliği. aç değil ama yok- sul. Şafak'ın. Memleketine dönüyor. Sabahın dördünde alıyorlar. bilenmişlerden. Tekrar alıyorlar. geliyor." diye kesti attı Günay. Çayırtepe Mezarlığı'na. sokaklarda. on bin lira olsun bırakmıyor. insanlar ellerini ayaklarını çekiyorlar. bazılarını sindirir. 0 dönemdeki her namuslu yurtsever gibi. İki tane 'Bak. 12 Eylül geliyor. Aklında bir tek şey var. Tülin'in gözlerinin içine dikmişti gözlerini. Omuz omuza mücadele "Kimden?" diye sormuştu Tülin. verdiği arkadaşı Erol Çiçek bile. karlarsa. gözlerimin önüne geliyordu Günay.' dedi. bir gün olsun evine uğrayıp. canım! Bildiğim tek bir şey var. kötü körfezden tuttuğu kokulu ba- "Önce. Derken. "Bana şu kadar so- Şafak. Hep burslu okumuş. İzmit'e lıklarla besliyor ailesini. işaretparmağından bir boğum gösterip. "siyasal olayların gizli kapaklı yorumları beni hiç mi hiç ilgilendirmiyor.' de gömmüş. ben (dirseğini göstererek) bu kadar sokarım!" dediğini hatırlıbazılarının yüreğini katılaştırır. olmuyor. Hak etmediği bir hayatın. bazılarını yenilgiye uğratır. Tekrar." yor olmalıydı. Bırakıyorlar. bazılarını yozlaştırır. Otuz dört gün." tin olduğunu düşünüyordu. o da. hiç hak etmediği aşağılanmanın.

devsermaye yapıp. ya TIR'larla dışarıya adam kaçırırsaymış. kapının önüne koyuyorlar. vergisini ödemez. senet gülerden defterleri düzenli tutup kurtulmaktansa. üstelik. Ama. nihayet. ayda otuz beş bin lira maaşla musun? Şirket TIR’larla nakliyat yapan bir şirket.' İki seçeneği var. Bu arada. Kart açan ve riskini ğını da daha iyi bilir. bine atar. yapamıyor. rüşvet verip savmayı yeğler. Çünkü. küçücük bir dükkân buluyor. Politikayı bırakmaz. Yoksulluğun ne olduğunu bizden çok . Bu ülkeyi senden benden çok daha iyi tanır. ne çıkarsa paylaşır. Bir iş olasılığı daha iyi bildiği için istiyor. büyütüyor. İkincisini yapıyor. Elini ce'Nedense' değil. iş yapmaktan amaç para kazanmaktır. iş hayatına atılıyor. ne zaman Şafak'tan bir şey istesen oradadır. tabii. O yetmiş bin lirayı yecek hale geliyor. Eline bir otuz beş bin daha veriyorlar. Çünkü. haciz üstüne haciz gelir. çünkü. de olsam. bu onu ülkesinden ayırmaz. tutuklanmış bir solcuyu istemiyorlar." göze alan. Ben letliğini bilmeyen bir devletin temsilcisine saygı duyması beklenebilir mi? Oradan çıkıyor. Sonra da onu birilerinden çıkarır. para. Koskoca bir araba alıyor ve ehliyetsiz kullanıyor.bir muhasebecilik işi buluyor. dikkat et. hüküm giymiş değil. ben de rüşvet verir ve verdiğim her kuruşun hesabını sorar gibi aşağılardım! Anlasana. Maliyecinünü unutur. bir süre sonra İstanbul'a dönüyor. çek. sülale besleher zaman söyler. Değerlendirir. Büyütüyor. İkincisini seçerdim! Tıpkı onun yaptığı gibi. bu ülke için çarpar hâlâ. Duran Bey. Ama. hayata kart açan türdendir. 'sol' politikadır bırakmadığı. ehliyet vermiyorlar. Ve başarır. Neden biliyor Bak. devreye ben girerim. Eski bir solcuyu. Kalbi. ya araba kullanmayacak ya da kullanacak ve her yakalandığında polise rüşvet vermeyi öğrenecek. Nasıl iş yapılaca- daha çıkar. Acımasız bir işadamı oluyor mu? Hayır. Ve şundan eminim. Şoförlük yapmak istiyor. Sadece bir ay çalışabiliyor. çünkü 'sakıncalı. Şafak Özden de nasıl kazanılacağını bilir. zapturapt altına girmekten nefret eder. orada evlerimiz olmasını en az bizim kadar istiyor.

canım!" "Vallahi. yine Tülin'le beraber- . Unutma. sonunda kazanıyorlar. defterlerini kaybediyorlar. Ama. bu! İster istemez böyle) evet. Çok da ağır cezalar var. Duran'ı ara"Öyle olmuştu. benden kopacaktı. Böyle dedi. Günay da buna dayanarak. Günay Hanım?' diye sormuştu. Günay'ı kaybedebileceğimi hissettim. demet demet çiçek topladıklarını hatırlı"Ama. arsaya gittiklerini. (bu 'şimdi düşünüyorum da' ibaresini çok sık sık kullandığımın farkındayım. hiçbir zaman da varmadı. Sökülmesi gerekecek ağaçları ekecekleri yerleri planlamışlardı. bu kooperatifle hiç hâlleşemeyecekti. Günay. ne olduğunu bilmiyordum. yapıyorlar. tabii.yordu. Kesekâğıtlarının üstünde hesap raşan bir mükemmeliyetçiydi Günay! Dilim varmıyordu. bir üçüncü adamın mış. böyle mi dedi?" diye sordum. bir paragrafla bir hafta uğ- yordu. Duran Bey'le nasıl oldu. hele de kendisine yalan söyleyebileceğini ima etti diye bir daha yüzüne bakmadı adamın! Konuşmadı bir daha!" Şimdi düşünüyorum da. Daha da ısrar etseydim. böyle dedi. Şafak lehine adaylığını çekmezse. neden sonra ayanların hikâyesi hammül etmiş olduğunu anlamakta neden o zaman o kadar zorlanmışız. hani Erol Bey. eğer ısrar "Evet! Şu anlamda." Şafak'la. aday gösterileceği zaman telefonla konuşuyorlardı aradan çıkacağını söylemişti ya. Günay'ın niye taonu anlamıyorum. 0 zaman da. Oysa. olmuştu?" "Ankara'dayken." "Yok. ne ki. kardeşim. şimdi düşünüyorum da. Erol'la konuşmasını istemişti." "Öyle mi. hatırlamalıydım. Bir gün. da. ama aşkın gözünü kör ettiğini düşünmek pekâlâ da olasıydı! edersem. Daha da fenası." Duran Bey'le. Dalan'ın yeni aldığı ağaç makinesini kullanacaklardı. 'Yalan söylemediğinden emin misiniz. Duran da dinlemiş. Şafak'ın yalan söyleyebileceğini. yöntemleri farklı bunların. Şafak'a inançsızlık sergileyen herkese karşı duru- "Gerçekten.

Öyle. orada ayakkabılarımızdan "Kardeşim. bu defa da Mahmut Bey'e gidiyorum. Bakın. yine. Sağolsun.dik. bundan üç çıtçıt. Günay. "Öyle. "Akılla ." "Adam. Ticaret Odası'ndan eski tanıdık. luyordu." dediydi. insanları işlevsel kılma becerisidir. işte. Mahmut mam'da iki tane dev gibi hanı var. Kazlıçeşme benim gezmişim. bütün gün Rami senin." dedi." "Aklını maklını kullandığı yok. öyle kalakalmışım. diye. 'şeyler'i. Zekâ. şimdi Sultanhautanmadık. mahcup olmayalım iş yapacağız. parlak koordinatörlerinden biriydi. Adam işi büyüttü. "hayır!" Fısıldar gibi konuşuyordu. bunları ithal ediyoruz. ama. Oğlum yaşında delikanlı. yine de işler yürümüyordu. Kaldım mı. Voque'da gördüğümüz bir portföyü yaptırıyoruz ya. da!" çıkmış bir araya getirinceye kadar. İşte. Tülin. 0 sıralarda Tülin bir arkadaşı ile ortak hediyelik eşya işi yapıyorlardı." dedi. büyüttü. "Yeter. "Bize de bok yemek düşüyor. İlki.. 'Biz. 'Biz böyle şeyler kullanmıyoruz. öyle kavga etmişim dericisiyle. Günay. Gözleri bulutlandı. Ofisindeki halının temizliği evde bile sağlanmayacak bir başadan bir parça deri. öyle. çay da ikram etti. senin güzel hatırın için." diye elini yanından ayırmadığı naylon torbaya atınca Günay bağırıvermişti. ben orada öyle? Kendimi dışarı dar attım. beni şöyle tepeden tırnağa süzdü. holdinglerden birisinin perdahlı gibi duran. kardeşim. bir de üstelik iyi mal. ni devirip. Süründüğü aftershave'in kokusu daha koridordan duyurıydı. Aklını kullanmış kardeşim. fakirdir diye cebine para koymaya kalkarsın. Malı gösterdik.. Demez mi ki. iki düzine bırak!' Nasıl bir tepem atmış! Elimde. Sokakta görsen. aklını kullanmış köşeyi dönmüş. gözleri- zekâ aynı şey değildir. "Hayır. pazarlamasını üstlendiklerinden akıl almaz bir mesai içindeydiler. numune. iki adam görmüştü. Tülin'i ayakkabılarından utandırmıştı. Üretimini de. Tülin. O gün.' deyiverdi. Canım göstereyim size de. Neyse. dikişçisiyle. On- Bey.

sen bir garip Çingenesin. sen?" . Haddini bil sevgilim. o poturlu Olmadı. öyle olacak! Boğaz'da yemeğe çıkalım da demedi mi?" "Demez mi!" diye ünledi Tülin. o adam zekâsını. ne işlere girdi millet. aklını değil. arkasından. çekirdeği. kalktı.İki sopayı birbirine bağlayıp ağaçtan muz düşüren maymun. Kral Lear'in insanlık kadar eski ve her an güncel Git. ben haydi haydi kazanırım. fiziki. 'Batılılaşamamak' diyorsun. Yani. zekâsını kullanır. '0. elde olanı olduğu gibi kabul edip. teselli eder gibi. Ak- Kurduğu bağlantıları her zaman anlamadığımı söylemiştim. Çünkü. mamdır. evine otur. aklını kullanmaya kalkışıyorsun. bile!" "Ne dedin yine?" "Ahhh. mektir. Biyolojik anlamda hayatta kalmak sürecinde kullanılan bir düşünce şeklidir. iki kelime konuşamıyor. Zekâ. değil mi? Buna 'Batılılaşmak' değil. trajedisiyle bütünleşip sabah 'şeyler'i ve insanları manipüle edemezsin. parçaları bir şam tiyatro seyredip.' deyip." dedi. ruhani varlığımızı zenginleştirmeye yönelir. "Türkiye ta- Oysa. akıl.' deyip." dedi Günay. çiçek yetiştir!" araya getiriyor. ağla sevgili yurdum. zihni. imzasını atmayı bilmiyor. "Hatırlasana. ne haber?!" "İyi. Yüzeyin altında kalanı anlaelle tutulur bir amacı yoktur. mez!" Yerinden kalktı. Az sonra da. Aklın kısa vadeli. kendi amacın doğrultusunda yeni kombinasyonlara sokarak işlerlik kazandırmak demaya. butikçilikten yatçılığa kadar ne işler batırıldı? Adam haliyle kazanırsa. Nene lâzım gümüş zurna? göndermeyi teklif etti. Sen. akıl anlamaya yönelir. Tülin'e sarıldı. Batılılaştın. insan aklını kullanıp köşeyi döne"Bizim takımın yaptığı hata da çoğunlukla budur. kardeşim! Mahmut Bey de havasını atsın! Beni eve BMW'siyle "Eeee. acıyla. Oysa. "Ters geldi. kurnazlığını kullanıyor. muzu düşürüyor. gerçekliğin özünü bulmaya yönelir.

Mesela.' diye başladı. ayrılmıştı. Onur Oflu da kendisini başkan de nutuk attı. Çayırtepe'ye taşıyalım. Ortaklarımla anla- işte adam aday bile olamayacak. tabii. o ka- den ekibine bırakmasının altında. Bir şey söylemiyor- Tülin'e o konuşmayı hatırlattım. öyle yağmurlu. Sizi de rahat bırakırız. attığı koşulları görmeliydin! Günay'ın "Neden sonra!" dedi. Tülin Hanım. sayman Erol Çiçek. 'Kabahat benim. paranın gözü kör olsun. Ne düşündüğünü sordum. Günay'ın daha o zamandan işi Öz- oraya nasıl gidecektim ki? Türkçesi. Haddimiz değil. "Şafak da beni istemiyordu. Günay. Günay’ın gözü benim üstümde. sanki hayatın gerçeklerini görmemi ister gibi. Günay'cım. 'Hay Allah. nutuk attı diyorsam. onların pratiğine duyduğu inanç yatıyor olmalıydı. Kooperatifi şantiyeye taşır." "Dinlemedi. du ama ben hissediyordum. Denetçi Duran Kuran. O kadar ki. işin başına geçer yürütürüm. Ama. fak rahat etsin. canım. bir ara Gü- venmek zorunda kalacağımıza onlar bizimkine güvensinler' diye tuttur- . hemen başkanlığına talip olacak ki. Bu defa Şafak Özden başkan oldu. belediye başkanlığına aday olmaktan da vazgeçtim. biz onların namuslarına güdum. tabii. yorgunu genç adam halinde. Öyle bir söyledi ki. Ben. Şafak Özden en hayat rifin. bak iki kere ikinin dört ettiğini bilse. işine baksın! Tabii. Ben tım." düşünmemiştim ama hakikaten çok tedirgindim. Bir karizması da var. Şafak o ara bir evindeydik.' 'Sizi çok üzdük biz. Tülin ikna olmamış. bir ara 'Kooperatif merkezini madem burada istemiyorsunuz. tabii heşamayacağınızı düşünmeliydim. 'İşi bırak' demekti. işi biz götürelim.' diye tutturdu. Ben de öyle yapyardımcısı yaptı. parasız olmuyor.dar.' diye düşünmeye başladım. soğuk bir akşamüstü." "Hiçbir şey demiyorum. ben bile. Şa- adam! Tam bir hıyarlıktı canım bizimkisi! Bu kadar kötü olacağını ben de nay'a 'bu adamları atalım. Kabul etmek lâzım. bu nutku attıktan iki ay sonra adaydı.

Şafak yoksa. ikinci genel kuruldan "Dinlemedi. Bir tuhaf. Şafak. bu .' diyor. bakın. bir müfettiş gelse ne yapacaksınız?' diye soruyorsun. bunlar yapmışlar. 'Koyarsınız tim kurulu tarafından tasdik edilmemişse genel kurulda mutlaka yer al- nun açıkça belirtiyor.' diyortabii ben deli çıkıyorum. burası Türkiye. bunmaları lâzım. cebine birkaç yüz bin. atıverir bir imza. adama. İnanılmaz şeyler olu- başlayarak her şey usulsüz. O dandik üyelerin istifaları alınmamış." maz mıydı.' diyor ve yor. herkesin başını derde sok"Hayır. ama ne gerek var bütün bunlara?' diyorsun. dertlendiğiniz şeye bakın!' pis pis gülüyor. Duran'a yaptığını anlattım. Zaten Şafak'ın her şeyini o imzalıyor. Erol Çiçek hem sayman olup. ben hallederim. makbuzları şimdi Şafak'a götürür. 'Ne var efendim. Bizim anladığımız anlamda yok. canım! Mesela. müfettiş yemesin olur mu?' diye başlayıp. 'Efendiiim. rüyada gibiydiler sanki. hem de proje çizdi diye kooperatiften para alamaz. biz neden sonra aydık ki. 'Siz bana bırakın efendim. 'Peki.' di'Canım. Sedat var. kooperatif yöneticileri ile iş ortaklığı olanlar denetçi olamıyor. Mesela. bu?" Mesela. iki ellerini iki yanına açıyor. devlet memurlarının zavallı maaşlarla geçinemeyeceklerini anlatıyor. efendim. korkmuyorlardı kardeşim. yönetim fiilen geçersiz! Hangi birini söyleyeyim. adamlar genel kurula lar resmen iki şirkete ortak. ka"Peki de. sun. imzalatırım. 'Sedat nasıl imza atar?! Kooperatifin ortağı bile değil!' 'Atar efendim atar.' diyorsun. çünkü Şafak burada yok. ya da Onur Bey. İstifalar alınmadığı gibi.yordu. Sana. yöneçağrılmadıkları için. İstanbul dışında. korkmuyorlar mıydı? Nihayet. 'Şu işi düzgün yap- 'Efendim. çeker gider efendim!' sak olmuyor mu?' onun cevabı yok. 'Götüremezsiniz. insanlardan çift imza olmadan para alıyorsunuz. Biz işin farkında değiliz. 'Size nasıl bırakayım 'Peki.

Nedenini şimdi anlıyorum. dövsen olmuyor! Bir de işin öteki son genel kurulda bile sustuk be kardeşim!" çıkış yapıyor. Şafak Özden'in tutumu neydi?" "Dedim ya. yönetim kurulu.' gibisinden.imza benim değil demedikten sonra ne beis var?' Mümkün değil. o Günay'ı manipüle ederek gelmişti bu kadar yolu. birden babala- yırtepe'de. diyorsun. bize haksızlık yapsın. Latife'nin Hazmi'si gibi -Buzdan Kılıçlar'daki Hazmi'yi hatırlarsın ölmeyiz. Söylüyorsun. pazar- . Günay'ın dediği tarafı var. nasıl bir nıyor. Gelemediği için yerine Günay'ı gönderdi. sonu "paşa" ile biten mahallelerden birinde kahve toplantısı vardı. 'Sen benim kadınımı benden daha mı çok kollayacaksın?' havasına giriyor. Tamam mı?" Tamamdı. arada çok bir şey ters gittiği zaman bağrınıyordum. Bu Son genel kurul. efendim. ortak bir zemin bulup konuşamıyoruz!" nın Asimov'a ağır bir hakaret olduğunu düşündüğümü söyledim. Üç ay. tapu için müracaat edilmiyor. denetçiler aynı kalsın. Seçimler yaklaşıyor. gene olmuyor. Mesela. Fazla üstüne gidemiyorsun. seçimlerden birkaç gün önceydi. Sevsen olmuyor. Ben de bitkinim. tam oldu. sonuçları her pazar elle döküyorum ki. gülüm. Sıkı sıkıya da tembih etti. önce hiç yatağa girmemişim. tabii. Şafak'ın o gün Ça"Dikkat et. bir gece yapıyorum. Oysa. vites atıyor kardeşim adam! Sana anlatmama imkân yok. susuyoruz. tuhaf bir iç'Birine hırslanalım. kuruluna ihale yetkisi al. ne ki anlattıkları- Günay'la arasına girebilecek tek kişiydim. onu öldürünceye kadar yaşarız biz. yönetim güdüyle 'Şu tapuyu alın. devam etti Tülin. pek bir erkeksi yüzsüzlük içindeler. dört ay edilmiyor. Parasızlıktan. Ben. "Bilimkurgu gibi kardeşim. Beni ister mi? Tabii. beni istemiyordu adam. Colossus'u yazan adamın bu anlattıkları ile uzaktan yakından ilgisi olamazdı. üstümüze yüz kurşun sıksın gibi. Hah. 0 arada her hafta sonu kamuoyu yoklaması "Ara sokaklarda bir pastanede buluşuldu. Şafak Özden. arada Günay var.' diyor. "Bütün bu arada. Günay." diye.

renkli renkli resimler var. O arada bakıyorum. Şimdi. Gerçekten de. Beni koruyacak ya bir tür. Bir tanesi daire plânı. gözüm Onur'da. sırtını aslan gibi kardeşine dayamış. bir üçkâğıt atmasın diye. Sedat orada tabii. kendisini başkan yardımcılığına getirdi. Erol'un çizdiği. yüzüne bakmadım. adaylığını koymamış bir kızcağızı da yazıyor. Onur. o zamanlar hep onun yanında geziyor. denetçi raporunu Onur hazırlamış. Onur Oflu. Erol orada ama uzak duruyor. dedi ya. Onur konsomasyon halinde. o imzalamış. oraların müdavimi. yerine de imza atmışlar. yönetim kurulu. bir tapu alınmış. bir de böbrek şeklinde bir mavi boyalı bir leke. . Neyse. Kimoturuyorum ve para ödeyen ortakların hepsi bir biçimde benden dolayı bii. Sonra birisi daha. Ama bu arada unutma. efendim?' le yetkisi al. ikinci denetçinin ki o bir tanesi de arsaya apartmanların nasıl yerleştiğini gösteriyor. sinde. 'Onur Bey. ruhseden ses çıkmıyor. tarak. Duran denetçi ya. Ben. abla' diye etrafımda geziniyor. işte efendim bir yerden bir denetçi bizim arkadaşımız bir şair. Hükümet komiseri raporu çıktı. millet etrafına dizilmiş. konuşsun filan. oraya adam çıkaralım. Sonra. Bir de ortada. Parti'de önemli bir yere geldi. o raporu gezdirdi. Nasıl çıksın? Ben. İkinci- daireyi kendisine kapatmış. Şafak gitsin. 'Abla. yanında da çocuğu bir kadın. avam proje yok. Bu. o da onlardan. Ben de. Kızcağızı tanıyorum. bir de hangi akıllı uslu başlayıp da. Masalar konmuş. Vazgeçti. Şafak. bilanço. çünkü. bu da havuz mu. yoksa?' 'Niye olmasın. sonunda herkesin için göbek attığı düğünler gibi. ihageldi. insanlar nihai kişiliklerini ortaya dökerler. Duran orada. Sonra öğreniyoruz ki. Yanıma gelecek gibi oldu.tesi günü hangi mahallede gerideysek. en Günay Rodoplu halimle orada Tülin'in sana söylediği havuz o. Baktım. onu da Onur kaldırıp kaldırıp gösteriyor. sıra seçimlere geldi. hemen önündeki sat yok. en inançlı kadın halimde geçtim başa oturdum. denetçiler aynı kalsın. imza yetkisi demek. yine de aymıyorum. yönetim kurulu yedeği olaoradalar! Ben de etrafa güvenli gülücükler dağıtıyorum! Derken.

estağfurullah. Ne var ne yok yağmaladı- lar! Para. aşk. abim. kısmen de olsa. Neyse. yani Oflu'nun 'ciro'su yüksektör oluşmuş! Adamlar.adamın kendisini böyle ortaya atmasını acıklı buluyorum. sorma! 'Bir tanem. acıma. zengin oluyorlar! Şöyle söyleyelim. inşaatı yapan da sen. kendimce. o kadar işinin arasında beni düşünüyor!"' miş ya. 'Bastığı yerde ot bitmeyen Türk'ten sakın!' diye. Tabii. yona da yapılabilecek dairelerin kırka çıkmasına karar veriliyor. hoşgörü ne varsa yağmala- . en 'sol' şeyleri de yapsalar. 'Aman. kendi paranı kulra göre büyük suç ama zaten yasalar Büyük Yalan'ın parçası. tatmin edecek diye düşünüyorum. Efendim. çünkü. Genel kurul tıkır tıkır işledi. inandırıcı olamıyorlar. çünkü 'Memnun musunuz. Hani. SHP'lilerdensen. Tülin. âlemin paralarını organize edip. bırakma dedi!' İçime işliyor. yanımda bitiyor. o zaman bilmiyorum. yani. bir de kooperatifi. kendisini davet usulüyle' ihale yetkisi veriliyor. Yasalaköyünü kimden soruyorsun? Dahası. müteahhit olsan. ben de. vallahi doğru dılar!" "Yok. 's' harfiyle başlayan hiçbir kelimeyi ağızlarına alamıyorlar. bu adam hiçbir yere 'başkan' olamadığı için bari bu kooperatife başkan yardımcısı olacak da. meğer 'kooperatifçilik' diye bir lüks inşaat haline getiren bir karar geçiriliyor. yirmi mil- nitelikleri değiştiriliyor. Yani diyelim ki. Burada. Sağ partiler. lanırsın. bir mutlu oluyorum. Şafak'ın başkanlığında yeni seçilen yönetim kuruluna 'ihale dosyasına göre güvenilir firmalardan herkes herkese 'başkan' der ya. sağolun!' Sedat. sevgi." dedi. filan diye siyasal nutuk 'sosyal' gibi. Onur Oflu. canım. kardeşim yok. Günay Hanım? Sizi memnun edebildik mi?' di- yor. saygı. parayı toplayan da sensin. seltiliyor. lüks inşaat oluyorlar. Parti'ni bir kere sol diye konumlamışsın. seni eve ben götüreceğim. Kimin kımıza 'konut' işte. yatay düşey devingen yapı. "Kevorkian Diana'nın kocasına de- demiş! Bastıkları yerde ot bitmedi adamların. Karambolde. dayanışma. SHP'de. bir de yoksul halatmana da imkân veriyor. 'Abla.

. "En kötüsü de hoşgörü yağması olmalı. arasında kalan son bağın kendisi olduğunu biliyordu. Onur Oflu. Duran Kuran'dı. 'Açıkta kalan' tek ortak. . 26 Mart seçimleri geçmiş. "Değil sen." dedim. insanlığın bitmez tükenmez hüznünü hatırlar da. dostun bahçesine bir hoyrat girmiş. Günay. Şafak Öz- "Olacağına bak. tek bü"Desene.şöyle bir bakmakla yetindi. Erol Çiçek. gülünü dererken dalını kırmış!" dedim. "Aralarında kızarmasını bilen... adamı. Dudakları kıvrılmadı bile! kendime yediremiyor. cevap yerine den belediye başkanı olmuştu. tünlüklü adam oydu!" Bunları konuştuğumuz zaman. 0 bağı kopartmak "Aksini hiç söylemedim ki! Hep sevdi!" dedi. daha doğrusu. bir şey yapamazdı! Ahlâkla Şafak istemedi!" "O zaman seviyordu!" diye bağırmışım. biraz olsun rahatlar diye umuyordum." dedi. bunca şeye karşın silkip atmamış olmasını bir türlü "Sen de bunu anlamıyorsun." dedi Tülin. il meclisi üyesiydi. kendimi bağışlayamıyordum! Ben de. gökten tövbe estağfurullah Hazreti Peygamber inse. Tülin. Teknik Daire başkanlıklarından birisine geçirilmişti.

solculuğuna. aslında. ilk adıyla çağırdığı Turgut Bora. Yorulmuştu. Demet'e meftun olmuş olmasını. "sahipsizliğini" her an yüzüne vuran. kullanan erkeklerden yorulmuştu. çerkez tavuklu-keten peçeteli sofrasına.V Demet'in Savaş'la evlenmeye karar verme nedenini anlıyordu. Ro- doplu. sergilediği meme yarığına. Eşyalaşmış ilişkilerden. Demet'i "düzerken". Demet'in babasının evi gibi tiyatroculara. gibi kullandığı entel barlara. Son darbeyi vuran da. bir önceki erkek arkadaşı Hasan'dı. parasızlık korkusuzluğuna. İsmet Ay Birinci kuşak İstanbullu bir Kürt'tü Hasan. kız. Robert'te okuttuğu oğluna. bir yerin pazarlama müdürü ciddi kız kardeşine uzaktan ama huşu içinde bakan bir Kürt'tü. kolej diplomasına. teyze demenin yersiz kaçacağı bakımlı annesine. Tarkovsky hayranlığına. eksilmeyen kahkahasına. en yeni Türkçe konuşmasına. asla erişemeyeceğini düşündüğü bir dünyayı .

o dönemimizin belirli bir sınıfının. tam beş yıl Cihangir'de tek başına yaşıyor. esasta kendilerine rı vardı: Deniz. "bütün İstanbul"u tanıyordu. hiçbir becerisini esirgemediği emanet etti. Ne ki. Demet. Musluk bile açamıyorum. aklı başında kız kardeşinin başına geleni enkaz gibi geri döndü. daha bir solcuydu.düzüyor. bir sigara tablası. Aksaraylı bir kız çıkageldi. ayol! Başucumda bir komodin. Hasan'a eline ne geçirdiyse onunla vurdu ama karşı olan mazbut annesinin. Sonra bir gün. kasiyerlik yaptı. Bir de ortak aşklaalkışlanacak bir şey yaptı. Narçiçeği ruju. ihanet acısını paylaştı. çılgın giysileri hapis yatan Savaş'la tanıştı. olsa dillere destan olacak. "erkek adam" arıyordu. Savaş Rus Filolojisi mezunuydu. Senarist. Bu tür serüvenler vaka- . Mutlu sonla bitmiş. evini dağıttı. Demet. bir haftalık doktor raporu alan da kendisi oldu. "yaşanmaları gerektiği" düşünüldüğü için sorgulamıyorlardı ama Demet'in aldırdığı yoktu. bir kitap! Okusam da. işini bıraktı. annesinin evinde kanepede yatmaktan. bileyim. yani. o dünyanın "sahibi oluyor" olmasına bağlıyordu Rodoplu. Bu yeni ilişkiyi bu defa saygın bir şekil vermek onurunu kurtarması açısınSorgulamadan saranlar entel barlardaydılar. Demet. Çocuk gibi!" kaçtı. oğlunu annesine Aylarca. "Yani. on sekiz yaşlarında. annesinin başı örtülüydü. Demet'in göğsünde ağladı. "erkeğinin" ardından Bodrum’a onunla birlikte 'okyanusları bir aşk yaşadı. Demet'e gelince. İstanbul'a. ne "Annemle Filiz uyanmasınlar diye eve ayaklarımın ucuna basa basa giriyorum. 12 Mart'ta. saygıyla aşacak bir tekne" inşa etmeye gitti. oğlunun sitemkâr bakışlarına. beraber yaşamaya başladılar. yeterli kadınlarının tümü gibi. İstanbul'dan. okumasam da bir kitap!" horlanmaktan. üzerinde bir lamba. Kız. en basit medeni ihtiyacım. tezgâhtarlık. bir ı adiyeden oldukları. "güzeller güzeli". ile yine ortaya çıktı. Hasan'ın evlendirme vaadi ile iğfal ettiği. yönetmen ve oyuncuydu. işe başından hak ettiğini ima eden sessizliklerine. Hasan'ın eski sekreteriydi. Bu defa. Hasan'la geçirdiği gibi bir macera bir kez affedilirdi.

dan gerekliydi." dedi Rodoplu. "Bizi sakın hafife alma!" tavrı vardı. Ne ki. Elini cebine daldırdı piposunu çıkardı. telefonu çıkaramadığı için kapıdan Dört kadının arasına düşen erkeği rahatlatmaya çabalayan Tülin. öykünün kendisi mi?" diye. Rodoplu. man!" dedi Diana. son- dudakları alaycı bir ifadeyle kıvrıldı. uğradığını söyleyen Diana Pavloviç de katıldı." dedi Savaş. işe televizyon yazarı olarak başladığını bir nefeste anlattı. Demet." "Herhalde. "Bilemem. shit. orDemet'in ağırdan satılması. söylenenleri çevirdi. saygın ve sevilen bir kadın olduğuna de- tak bir konu bulmuş olmanın sevinciyle. Kendi kendilerini geliştirirler. Kösnül Tülin. küfürlü kısmını atladı. Amerikalıyı şaşkına çeviren bir soru sordu. arkadaşlarına. Savaş ve Tülin üçlüsüne. . Dr. Savaş. "Öyle değil mi?" "Sorar mısınız. Demet." Rodoplu'ya döndü. ra zaten karakterler de öykü de kendi başlarının çaresine bakarlar. hiç"Marjinal. bir Hollywood film senaristiyle karşılıyormuşçasına nadan bir tavırla karakterlerin yaşamı mı. "Kim aldırır? Bir ucundan başlarsın. lalet edecek şekilde itibar edilmesi gerektiği gibi bir duygusuyla. entel barları da kaybedecekti. Sanki. her gün sahici elini sakalına dayadı. yani. Sernea'ya takındığı. bu temiz çıkma harekâtı olmasa. senaryo yazarken. Bu ağırlamada. Osmanlı usulü bir davete kalkıştı. Savaş'a döndü. Yaşam yorgunu Savaş'ın evlenme teklifini kabul etti." yapar mıyım? diye cevapladı Günay. Pavloviç'in mesleğini. aman-sakın-damadı-paralama mesajı çaktı. "Marjinal zaten. Savaş bitirmeyecekti. nereden başlıyor? Determine ettiği "Oh.

"Bunları bana neden anlatıyor? Ne anla"Beyefendinin Marksist olduğunu. İşçi sınıfının müca- delesini. evin. eşinin "gün"üne isteme- . adam. "Onu anlamalısın. "Adanalıyım. sessizleştikçe sessizleşti. onulmaz bir acısı varmış gibi. Diana Pavloviç'e döndü." dedi Rodoplu." Rodoplu çevirdi. gittikçe kasılan bir yüzle içti Savaş. bir tanıktan başka bir şey değildir. her şey yolundaymış gibi yapmayı sürdürdüler." dedi." Sesindeki. Kadınlar kendi aralarında konuşmayı. ister başkaldırsın. olacak?" "Bir yazar. Aristokratik hiyerarşiyi. sana yardım edebilir miyim?" "Oh." Tüm ilgisini kaybetmişti. Mutfağa giden Tülin'e seslendi. ezilen işçi sınıfının acılarını anlatır. "Haydi. En suya sabuna dokunmayan. sakalını tıraş olmaktan üşendiği için uzatmış. kaskatı bekledi. Ne ki. olduğunu unutmuştu. misafirlerin. bağımlılıktan en çok kaçan yapıtlar bile toplum bozukluk"Yani?" Rodoplu'ya döndü. "Peki. ne diyor?" Tülin'le yine göz göze geldiler. bu pipo da neyin nesi?" "Savaş Bey." "Hey. Karardıkça karardı. nerelisiniz?" Rodoplu dayanamamıştı. gözlerini tabağına dikti. tınısı kaçırılacak gibi değildi. İlk bardakları. "anlıyorum. iktisadi gelişmeyi belgeler. iyi de. kardeşim." diye sürdürdü. "Ne diyor. diyelim fuları boynu üşüyor "Adana." malıyım. davet Rodoplu rakının kurtarıcı gibi yetiştiğini sandı ama Savaş'ın alkolik nişan yemeği olmaktan çıktı. "düzene ister sizin yaptığınız gibi boyun "Boyun eğen kim?" Savaş'a döndü. bir Marksist. yaratıcılık? Yaratıcılık ne "Yazınsal bir yapıt uygarlığa ilişkin bir belgedir. burjuvazilarına tanıklık ederler. bir-itirazı-nız-mı-var eğsin." dedi Diana.diye takmış. şimdi?" nin kapkaççılığını.

sabır taşını çatlatacak bir sükûnet içindeydi. taban saf elemanları üzerinde etkin olmaya çalışmak. kaçacak yeri de yoktu. Demet'in. edebiyat akımlarının birbirine karıştığı. Madame Bovary realist akıma o'ydu. fütürist mantik değil realist akımın ilk temsilcisiydi. "'Solcu' lâf ebelikleri yaparak. "Tarihin gözlemleyeceği her şey anlamsızdır. Diana Pavloviç." "Susacağım." saçmalığıydı. bu sahtekârlığa seyirci kalan mı?" burjuva sınıfsal kökene dayanmasından gelmektedir. italik'lediğini görebiliyordum.. "Turgut Reis 21 Ağustos 1465'te. Flaubert. "Flaubert'in romantizmi Madame Bovary gibi sağlıksız bir kahraman vura vura yaptığı "mastika" işe yaramadı." diye sürdürdü Savaş. düşüncelerini saklamayı alçaklık sayan Rodoplu." diyen Racine değil Valery'ydi. üç kadını etkilemeye kalkışan sahtekâr mı. onca güldükleri. ayıp olacak. Ne ki. sıkılıp da hırsını sonradan karısından almasın diye elbirliği ile pohpohladıkları bir mizansene dönüştü." diye söze giriverdi. "Ne diyor? Ne diyor?" diye çeviri talep etmekten vazgeçmiş. Kerim yüzü ile Tülin. karaya çıktı. "Hayat zor korkuyorum. Türk edebiyatının küçük . o çok iyi tanıdığı yabancılaşma duygusunu yeniden yaşadı. Nice'te. tam tersine faşizme temel teşkil etmişti. "Ayıp eden kim? Desteksiz atıp. hiçbir ilke birliğine ve "En önemli bir zaaf. Savaş. deli saçması bir diskurdu. Hayır. Hugo'nun Cromwell'i roakımın Marksizm’le ilişkisi yoktu. Yanlışı düzeltmemeyi. bu defa kendi evindeydi. halkın proleter yoldaşlığına dayanmayan 'ahbap çavuş birlikleri' kurmak. Laz fıkralarının anlatımına geyaratmıştır. bir yanlış eğilim de. İzleyen nutuk tarihlerin. konuşacağım.den düşmüş erkeğini. maydanoz bahçesini süzerek. yumruk ettiği ellerini omuzlarına çildiği sırada. Demet hayran hayran dinliyordu. içkisine yumulmuştu. Onu izleyen. sükûtumun ikrardan geldiğini sanacak. Nihayet konuşmuş olmasından duyulan mutluluk gürültüyü kesti. Yaşanan. ne ki.. Gorhma! Gorhma! Gorhma!" numarası büyüsünü kaybetmişti. romantik akıma neyse.

"Hayırdır. Demet bile anladı..'yı yeniden duymak vardı. gelinmişmiş gibi bir hisse kapıldı. "Kim acaba?" terk etmek. yanlış ve hastalıklı eğilimleri pohpohlayarak kendi kariyerimizi kitle dileği şeklinde göstermek. Dirseklerini masaya dayamış boş olduğunu umduğu gözlerini adama dikmişti. ama. bazen saygılı ve masum tavırlar. "Bütün bunları davet eden sen- sin. Rodoplu'ya göre intiharla eşanlamlıydı. "Parti'nin bir yemeği vardı. gününü gün etmenin yolunu bulmak. küçük burjuva kanca övünmeler ve yakınmalar şeklinde kendini göstermektedir bu yankişiliklerde devrim yapılmadığı sürece günümüz yazınında yanlış eğilim"Halkımızın şu 'saf elemanları'nı bir de biz görseydik. "Şekerr!" dedi Rodoplu'dan yana. uğradı her- . proletaryanın ideolojisine lere de kaynaklık etmektedir." dedi. bu diyarı olmak demekti ki. oradan çıktı." Saldırı o kadar açıktı ki." Bence pekâlâ da müstehak olduğu haksızlıktı ama ima ettikleri açı- Gelenin kim olduğunu tahmin edebiliyordu." mek?" "Oh olsun sana." diye düşündü Rodoplu. yayın yaptığı insanlar. onun kavgası içine samimiyetle girilerek." diye fısıldadı Tülin. yani. yine bu insanlar olacaklardı. tümüyle pasifize dedi Diana Pavloviç. çığırtlış eğilim. "Günay'cım. sana mı kalmıştı 'nişan yemeği' versından daha önemliydi. böyle şeyler yapmaz!" sımsıkı sarılıp. "'Hangi kitabımı okudunuz?' diye sormak." "Bak. Kapı çalındı. böyle bir gece geçirmeyeceği doğruydu." dedi Tülin. Küçük burjuva sınıfsal köken. demek vardı. bazen Don Kişotvari olduğundan fazla görünmeler. Alan memnun satan memnun.temsilciliği pozları takınıp. Tuvaletteyken üstüne "Şafak'tır. siz kızlar ne yapacaksınız bilmiyorum ama ben gidiyorum. halde. Öte yandan. Fildişi kuleden yayın yapmaya razı olsa. inşallah.. Bir üçüncü seçenek hiç yayın yapmamak. 'ben okumadım. Ev sahibesinin üstünden bir yük kalktı. yüreği sıkıldı.

Günay'ın bir türlü ısınamadığı bir tanımdı bu "erkek arkadaş" tanımı. Şafak. kendini beğenmiş kahkaha vardı. başaracağına ihti- mal vermeyen insanlara nispet verenlerin takındığı bakın gördünüz münasıl-da kazandım-oh-olsun! diyen. izleyen tanışma baştan savma bir tokalaşmadan ibaret kaldı. hiçbir şeyin dışında kal- "Fesuphanallah!" dedi Tülin. rakıya uzanan Şafak. "Oh la la la! Seni gidi seksi hanım. Yüzünde." Cümleler. "hayalıydım ki. dişlerinin arasından. tım. Dönem. "Onlarcasından biri. Şafak Özden. fısıldadı. Sınıf savaşının bir yanı da anti-demokratik eğilimlere karşı mücadele parolaydı sanki. gözlerini gözlerine dikti." dedi. Konuyu değiştirmek gayreti içinde. seni!" deşim? "Şafak??? Erkek arkadaşın mı?" diye sordu. Hiç hoşlanmadım." dedi." Yanından sıyrılarak geçerken. nan Tülin oldu. bir sır veriyor gibi.mak istemeyen Pavloviç." diye cevap verdi. Savaş'a baktığında yüzünün değiştiği hususunda yanılmamış olma"Parti çalışmaları nasıl gidiyor. "Kitle dalkavukluğu yoktur. uzandı saçlarını kokladı. "Ne oluyoruz. çok iyi. du. "Seni çok özledim. Devrimciler yanlış eğilimlere göz yummazetmektir. . Şafak Bey?" demek gafletinde bulu"İyi. "İstanbul'u alıyoruz!" Siyasi yasakların kaldırılmasına ilişkin referandumdan bahsediyor"Devrimcilikte kimsenin nabzına göre şerbet vermek yoktur. aynı zamanda Deniz Baykal'ın İstanbul il örgütüne hâkim olmaya çalıştığı dönemdi. öyle anlamayı yeğledi. kar"Rahatsız etmiyorum ya?" Elindeki gülleri uzattı. gözle görünür biçimde gerildi. Savaş. bir tür lar. sesini alçalttı. birbirlerini hiç tanımayan bu iki insan arasında." dedi.

dünyaya gözümü açtığımdan beri solcuyum.siden bahsediyorsunuz? Kürtlerin örgütü ele geçirmeye çalıştıklarını tımda. kolay kolay kendisinden bir şey vermez. somut meyi yeğler. sıcakkanlı. Bugün İstanbul'da ağzınla kuş tutsan. is he a bull?" diye sordu." dedi Rodoplu. Rahatına düşkün. Olmaz böyle şey. ağır. adam o işi yapabilirmiş yapaseçim kazanıyor. Sünni neymiş." O arada garip konuşmalar da oluyordu. pratik. Ba- . hayal gücünden. sabırlı. kararlı. böyle şeyler gündemden çıktı artık. Diana Pavloviç. Ama mazmış. Tülin." "Boğa burcundan olup olmadığını soruyordu. Olumsuz özellikleri. Hâlâ da bilmem. Alevi neymiş bilmezdim. "Bırakın efendim bu işlerin yakasını. sevimli. doyuma ulaşmak başlıca amacı. Ben. tutucu. özgünlükten yoksun. Hayattan zevk almak. so- "Değişmez. lüksü ve iyi yiyecekleri sever. "Listen. Şafak'ı gösterdi. tembel. inatçı. Sırf Kürt'tür. işi o hale getirdiler. ğukkanlı. diye Sivaslı değilsen bir yere gelemezsin. dayanma gücü yüksek. Toprak grubundan olduğu için. "Is he a bull?" "Mayıs doğumlu. Demet fırsatı yakaladı." diye patladı. obur. haris. Olumlu özellikleri. sevecen. Kent yaşamı yerine kırsal bölgelerde yerleşcinsel canlılığını yitirebilir. kinci. Parayı. Alevi'dir. toprak ve kadınsı. Hayaadamlar bölgeciliği o hale getirdiler ki. "Hangi demokra- görmüyor musunuz? Adamların şovenizmi sizin benim anladığım ölçülerin çok üstünde. Sahip olma içgüdüsü çok kuvvetli. "Boğalar nasıldır?" "Boğa olmalı. yemek yemeyi çok sever ama aşırı yemek içmekten şeylerle uğraşmayı sever. Amacına ulaşmakta hiçbir engel tanımaz. "Efendim?" "Allahallah!" dedi. Bir ara. Kendisini koruma içgüdüleri çok gelişmiş.

" ve kardeşliği' temel görüşünden hareket ederek yaklaşmaları.şarıya hayrandır. parlamentoda seslerini duyura"İyi ya işte.. Daha ne istiyorlar?" lıdırlar." dedi Şafak. Sabahki sendikacıyı düşünüyordu. "Politika para ister. Savaş. arkadaşım.. 'Ne mutlu Türküm diyene'. TürkiSorununun ne olduğunu anlamayan ya da yanlış anlayıp." hoşlanmaz. fark etti." anlar mesajını iletti. de. Türk halkının uluslaşmasını kolaylaştırırken. onları da biz aldık. Kendisine ne yapması gerektiğinin söylenmesinden hiç Çocukların düşüncelerine pek. Şafak." "I don't like him. Tutucu içgüdülerinden dolayı genç kuşakla iletişim kuramaz." "Güneydoğudaki karşı-devrimci askerler Kürt köylülerine zulmet- kaleme alır gibiydi. bu-adam bundan"Kürt halkı. 'Bir Türk dünyaya bedeldir'. Yine "Buna de ne oluyor. kadroların so- . Ne halleri varsa görmeleri için bıraktı. Türk halkından bugün en az elli yıl geridir." bilsinler diye. Doğu runa asimilasyon açısından değil devrimci bir tavırla ve 'ulusların eşitliği ye'nin bütünlüğü için de büyük zorunluluktur. "Kürt feodallerinin ve nüfuzlu kişilerinin bu zulmün mokratik haklarına sahip çıkabilsinler. De- Kürt köylüleri bu işbirlikçi hainlere karşı isyanda sonuna kadar hak"Türk ve Kürt köylüleri. "Kurtuluşları da. neden sevmemiş?" mektedirler. konuşmaktan çok bir fraksiyon bildirisi dışında bırakılması da dikkate değer bir noktadır. Kürt halkının uluslaşmasının da gecikmesine neden olmuştur. Amerikanın sesi kulağına çalındı. erkeklere döndü Günay." dedi Şafak. gibi sözler. işçi "İsçi sınıfının önderliğinde mi?" sınıfının öncülüğünde ve bütün milli sınıfların ittifakıyla yürütülecek aktif bir politika sonucu söz konusu olacaktır. Bu sonucun doğmasında en önemli etken." diyordu.

Şimdi. Bu devletin parası ile bölücülük yapıyorlar. bırakın efendim bu işlerin yakasını! Ulusların eşitliğini kim mizde Türk olduğumuzu söyleyemez olduk. 'siz buyurun' diye kodaki halini anımsattı. Günay Hanım bu işleri iyi "Öyle. Ek- . Gelecekleri varsa görecekleri de lemlerinin beyazlaştığını gördü. "Burjuva şovenizmi." "İyi olur." Biz bugüne ateş çemberinden geçtik de geldik." dedi Pavloviç. Memleketi- "Bırakın. Bir yumruk atmamak için zor duruyor gibiydi. kendi dillerini konuşabiliyorlar mı? 'Ben Kürdüm." dedi Savaş. "Denebilir.kaybetmiş de biz bulmuşuz? Tarihinde bir tek devlet kuramamış bir ulus kendisini Türk halkıyla nasıl bir tutar? Biz imparatorluklar kuran bir bilir. Nerede görülmüş yahu?" tek atan Demet. yapılmadığı zaman da PKK oluyor." Demet'in anlamaya- cağını düşündü. "Kürtler "Diyorlar." dedi Savaş." dedi. Benim dedelerim Gümüşhane’ye at sırtında geldiler. işte." dedi Rodoplu. Bir de tehdit: Türkiye'nin bütünlüğü için şöyle şöyle yapın. rakısının içine." dedi Şafak. efendim. küfreder gibi.' denirdi. öyle değil mi Günay Hanım?" ulusuz. Günay'a dis- "Bu sözler bugün de Kürt halkı için geçerli. ben gitsem iyi olur. "Seni yarın ararım. Kürtlere mi bırakacağız?" Gözleri çelikleşmeye başlamıştı. "Akılsız Türkler demek. var!" "Ama. "'Etrak bi-idrak. tabii." dedi Rodoplu. PKK da olur.' diyebiliyorlar mı?" "Türk olduklarını söyleyen insanları askeri mekteplerden atarlardı. ASALA da. "PKK olsun. nişanlısına des"Olsun. Diana bile sustu. Her dakika Avrupa'dalar. Emperyalistler akıllarına koydular mı." "Kavga mı ediyorlar?" "Bak. Bizden en az yedi milletvekili var Kürt.

Şafak.lirten bir sesle. hadi. çocuklar. Türkçe konuşması şart değildir. Misafirler dara- Ellerini göğsüne kavuşturmuş. çantalarını buldular. Hapis yatmış olmanız. itiraz kabul etmeyeceğini be- ra." dedi Rodoplu." dedi kahır eder gibi. bir grup herif aralarında Kürtçe konuşuyor. Oylama yapacağız. sormadınız bile. İçimden . Öyleyken. Kescez Allah'ıma! Ellerimle keserim! Doğu'da bağımsız Kürt devleti." dedi Tülin. tek yatanda siz değilsiniz. neden böyle düşündüğünü mak hakkını vermiyor. 'Kürt halkının ki MHP binasının önünden geçtim. "Şafak Özden'i hiç tanımıyorsunuz. dolu tablaların. Şişli'de bir toplantıdayım." dedi Tülin. Ülkücüleri niye dövdük. Demet. görmedi. "Eninde sonunda kesmek zorun- da kalacağız bunları. Şafak yerinden kıpırdamamıştı. Rodoplu. aşağıya inmek üzereyken. çıkmak için kapıyı açtıkları zaman kıpırdadı. "Bakarım. Ceketlerini aldılar. hiçbir şey söylemeden oturdu. anlamıyoruz. "Ehh. Yemek artıklarının. "Geçmişine Kalktılar. kirli tabakların zibilliğine döndü '"Kürdara azadi'ymiş!" dedi. Neden son"Kusura bakmayın. esbirden 'iyi ki bunlar var' diye bir duygu geçmedi mi!" Gözleri dolu dolu oldu. öylece duruyordu. Savaş Bey! Kaldı ki.' demez mi? Biz. ha! Benim dedem Kafkas cephesinde şehit olalı şunun şurasında ne oldu? Bak. size başkalarını uluorta yargıla- Günay." "Hadi. Pavloviç'i almış önden yürümüştü. yahu? Ne istedik ki adamlardan? Biliyor musun. ilişkin hiçbir şey bilmiyorsunuz. Karafakiye uzandı. be!" diyerek silkindi adam. çocuklar." dedi Savaş. boşalmış bardağını doldurdu. sana bir şey anlatayım. Geçen gün. yerinden uzun süre kıpırdamadı.' diyecek olduk. Kescez. "Hadi. cık girişe doluştular. kalkalım. o toplantıdan çıktım. Rodoplu. Savaş'ın koluna girdi. 'Ya baba. Az İlerde MÇ ilçe binası var.

daha sonra bestelenen "Takalar geçiyor allı yeşilli. kitaplı. ama. vallahi ANAP'a geçerim. SHP partiyse.' dedik. yeşilli! Faşolar geliyor. var sen hesap et!" yumruk ettiği eliyle sildi." dedi Şafak'a. cüretle oturuyor bu adam? Onuncu sınıf Yeşilçam figüranı!" "Ne işin var senin bu heriflerle? Günay Rodoplu'nun masasına hangi "Türk filmlerinde oynar bu." dedi Rodoplu. kadınlı erkekli sesler "Başka birileri geliyor. diler. Çıktık. "Hani nerede." diye "Abla. önemli de değil." "Oynar. ben Alpaslan'ın tosunlarından medet umar "Var sen hesap et! Hesaplı. "Tanımadım. kudümlü bir meşk ettik ki sorma. kapıda bir şarkı tutturdular. udlu.hale geldiysem. Öyle. plânlı partiyi ele geçiriyorlar! Bak. vallahi. Hakanlarda yemekteydik. Ani bir hareketle. yanık yürekli!" En büyüğü yirmi üç-yirmi dört yaşlarında. bilmediğimiz için getirmedik. Rahatsız etmiyoruz ya?" "Evde misin." demeye kalmadı. tabii. misafirin varmış senin!" dedi Erdoğan. aletleri getirmediniz mi?" "Girsenize. ikisi kız beş üniversiteliy- başlayan şiirini değiştirmişlerdi. "Faşolar geliyor allı. "Ne figüranı?" "Yok. Tecavüz sahnelerinde filan oynar. Ecevit'in. değil misin. Kötü adam rollerinde. geldi aşağıdan. İçimize sinmedi. burası da vatan yahu!" "Ben bu hale geldiysem. 'Bu takım gitse gitse Günay Abla'ya gider. canım!" sana ne deyim. "Biz de sofradan yeni kalkmıştık" . kadına döndü. Hiç görmedin mi?" Yine kapı çalındı." "Oooo. Nasıl tanımazsın?!" "Bir şey unuttular herhalde. bu böyle giderse.

düm tek tempo tutmaya başladı. delikanlı elini kalbine götürdü.Kızlardan birisini tanımıyordu. hızını alamamış olmalıydı.. teşek- . "Gökyüzünde İsa ile. Atiye. Erdoğan'a bir bardak gösterdi. neşeyle. Rakı masasının ol- olayın üstüne gitmek için. Elindeki asa ile. Şafak'a.. Buyurun. selamladı." dedi. Seherdeki kuşlar ile çağırayım Mevlam seni. nereden geldiğini şaşırmış gibiydi. Dağlar ile taşlar ile çağırayım Mevlam. kızcağız. "Sen kimsin?" "Ben." dedi Atiye." "Nerelisin.. solistimiz oluyor. "Öğrenci misin?" "Dişçilikte okuyorum. Dördüncü sınıf öğrencisiyim." dedi Erol. "Bu küçük hanım sahici profesyonel! Ne güzel!" rında eliyle düm tek. "Bize bir türkü söyleyeceksin artık!" "O değil de. tevhide! Hak ya ilahe illaallah! Allah! Hak ya ila he illallah!" duğu yerde ilahi söyleniyor olmasını hiç beklemiyor olmalıydı. Çağırayım Mevlam. "göçmeniz. seni. Şafak Özden." dedi Rodoplu.." O bitti. "Atiye." dedi kız. masanın kena- "Az önce gittiler." dedi kız." "Saz olsa. seni! M-mmm m-mmm -mmm. Atiye?" "Azeriyim. "Sesi çok güzel. Belki de." "M-mmm-m-mmm -m-mmm mm mm mm mm." Diğerleri de birer ikişer katılmaya başladılar. "Buyruğun tut Rahmanın tevhide gel. bulaşıkları itti. "Yok. Erdoğan. "doldurayım mı?" işareti çaktı. Tur dağında Musa ile." "Sizin oralardan. genç kıza döndü. abla.

Çay içeceklerini. arkandayız. Şafak. bari can verende gel!" ağlama aney. acıları son bulacaktı "Almalar olanda gel aney. düğünde. tez aldı. yeşilli faşosun. abi. ağlama aney! Mavi yazma bağlama! Mavi yazma. hadi!" "Atiye'nin yanında! Utanırım. Tıkandığın yerde. Türkü söylese aklanacak." Faşizmin şakası bile ürpertiyordu. Erdoğan." dedi.yordu. Dön"Faşo. Şafak'ın kimliği ortaya çıkmış.. bahçeyi dolan da gel! Hasta düştüm. "Türk solcusuyum. baştan aldı. kendisi çay koymaya kalktı. Acı çekiyor sanki. canım!" "Bir dakika!" kendi bardağını göremedi. abla!" "O da katılır. tık. Aklama nedenini de biliyordu: Acı çekiyor olması.. Git gidebildiğin kadar.. bu 'faşo' işi?" faşosun. " Umduğu oldu. "Ağlama yâr. Türkü söylemeye davet etmek. Hadi." dedi Erdoğan. Şafak'ı aklıyordu. Rodoplu. Şafak'ı. sert "Ben solcuyum!" dedi. Şafak'ından koca bir yudum "Ağlama yâr. abi. Rodoplu'yla göz göze geldi. sol şeridi sana bırak- eden varmış gibi meydan okuyordu. bıraktı onlar söylesinler. allı "Bırakın bu işlerin yakasını. Rodoplu'nun suyu koyduğunu bilmiMın-mmmmm. "Bu ülkede. Hakan katıldı. solar aney! Yüreğimi dağlama!" etmekti. "Ne iş." dedi. gel- medin aney. 'Müslüman'ım dedin mi. tanışma bitmişti. kür ederim." dedi. tamam mı?!" Aksini iddia "Tamam. 'Ben Türküm' dedin mi. sert baktı. başka bir anahtardan. aklanmaya davet olmasına kıyamıyordu. "Biz sağa çektik." ..

"Hadi. nazlanmadı. biliyordu Günay.' dedim. demek istiyordum. abi. 'Gelmeyen sensin! Ben değil!' Sonra. birden başladı. Seçim kampanyası sırasındaydı. adil." dedim. en yalın halindedir türkü söylediği zaman. Ben ağlıyorum. "İstemem. ayrılık. atabilmirem! Neyle- yim ki.. olur mu? Ben ölürsem. Şafak beni geliyoruz. "Hicrinle. '0 türküyü ben söylemeliyim. ağlamaya başladım. "Sizin yardımınıza ihtiyacım yok!" "Peki. En katıksız. Algıladığını gelmedin aney. Yolda Bir zaman hatırlıyorum. " Seni kandırmaya. 0 ne yapacağını bilmiyor. Hic- vakur. " rini çektiği. ta"Farkında mısın. aman ayrılık. aman Vehbi'm. bu hicri başımdan. Öyle de böyle "Kütahya'nın Pınarları?" diye onayladı. biyofil. evet.. bir can Verende gel!' Delilik gibi bir şeydi. Çok da yorgun olmalıymışım ki. en türkü!. güvenli. söyle!" Ne istediğini." dedi Erdoğan gülerek. 'Aman... Zigana'dan Kafkaslara uzandı yine. Rodoplu." dedi Şafak. mamlanmış. 'titreş- tiğini' duydun mu?" da halay çeker?" saf. deli ettiydi. Günay'cım. çektiğinin tükettiği atmosferin hakkını veren Türkiyeliler. Azeri kızı devraldı. "Evet?" "Biliyor musun. sustu. abla. hasta düştüm den olduğu hüznü biliyordu ya da ne hissettiğimi algılıyordu. sana çatabilmirem! Ayrılık. Ne- . "Bir türkü yetiyor sana? Bir "Sen hiç Güner Karabacak'ın. anladım. gece yatabilmirem. insan ne zaman türkü söyler ya da bir resim yapar ya "Ne zaman?" "Algıladığı dünyayı duygularıyla ifade ettiği zaman. beni eve getiriyor. ama söylemeye kıyamamıştım. 'ağlama yâr ağlama aney. kişilikli Türkiyeliler.sen bilirsin. uygarlıkları dünyadan esirgemeyen Türkiyeliler. dünya sana kalır mı?' diye titreştiğini. özgün Türkiyeliler. yüreğimi dağlama.

Nasıl olduğunu anlatacağım.' demişim. kardeşlerimin yanında! Göreceksin! KoçlaGünay'ın aklı kesmedi. 0 akşam Erol da sahiciydi. 'Abi. canım! Neden?!" "Niye yukarı çıkmadı?" "İstemedi. onları. Evli." "Eeee? Ne oldu. Biliyor musun. ama önce o akşamın geri kalanını söyleyeyim. O da kocaman adam. Ehliyet de yok ya. Onur Oflu hariç. kravatını gevşetti. . yani? Koca adam. "Çok seviyorum. Diğerleri de öyleydiler aslında. "Hadi. geçen gün. çocuğu var. O getirdi. Şafak.' dedi ve aklım başıma geldi. Şener'e 'Çorapla- rum. Unutmuşum." Birden gevşedi. Sedat'ın aşağıda onu beklediğini gençler gittikten sonra hatırladı. Ceketini çıkardı. utandı." "İçkili araba kullanmak istemiyorum. Sonra da bir ara. Hele Sedat'ı! Oğullarımdan daha çok seviyo- "Ne var? Oğlum o benim." Mahcup mahcup güldü. Garip gelecek ama gerçekten onu ilk kez anlamaya başladığımı o gün hissettim.türkü ile ifade ediyordu. Sorunun cevabı. koçum benim. ayıp oluyor. Dürüst olduğu. kendisi olduğu zamanlar hep türkü söylerdi. peki?" bana ilk geldiklerinde. ne işi var?" "Laf mı şimdi. ne diyeceğini bilemediği için. Günay Rodoplu'yla gerçekten tanışmamızı sağladı. Öyle bir yürüyüşleri var. Çıkardı çocuk." "Gitmiştir." "İnip alalım!" "Kaç saat şimdi?" "Dörde geliyor. rım benim!" "İlahi!" dedi Rodoplu. "Sedat mı?! Yok. o adamlar sahiciydiler. Eze eze de oğlan derken." rımı çıkarıver. gel yanıma!" "Nasıl unutursun! Ayıp çocuğa!" "Beklesin.

"İğrenç görünüyorlar. hadi. daha doğrusu. sendikacıdan öteki meselelere kadar hissetmıştı bile. Verimli desem. Şafak'ın yanında da kendi başıma yatacağımı hissettim." "Yarın toplarsın. Birilerini yalnız hissettim birden. Bir dediğimi iki etmiyorlar. memnun etmekse. "Şimdi!" "Ne oldu şimdi?" "Niye? Tabii. Onlar olmasa nasıl dönerdi o dükkân? Politika yapabilir miydim?" Uzandı. hoşça vakit geçirmemiştim."Çocuklarından daha çok nasıl seversin?" Bunların belli ama. Ne ki. Çocukların ne olacakları belli mi? Değişmeye giderken geçirdiği geceyi düşünüyordu. daha çok severim. Onunla konuşmaya. hiç değildi. yanına geldiğimde uykuya dal- . Rodoplu. bilgilerimi tazeliyordum. Kendimi çok "Hoşça vakit geçirmekse. "Gelsene. gel yanıma!" Gözlerini dikti. kız!" "Ben şunları toplayayım." tiklerimi anlatmaya karar verdim. o olmamıştı." dedi Rodoplu. Gözlerimi tavana diktim. Düşünüyor. öylece durdum.

Ya da. Arka-planımın beni 'çoksesli" müziği sevmeye yönelteceğini sanıyorsun. rüyü öğreneyim. çanakla süslemek gibi bir şey." Onu düş kırıklığına uğratmıştım. "Türkü sevmemi halk dalkavukluğu sanıyorsun. Öyle değil. ama içindeki kendini söyle. bir türkü ile kandırıldığımı söylüyorsun. İyi söyle içim ısınsın. "Öyle değil! Kandırılmadığım tek zaman türkü dinlediğim zaman!" Duraladı. Bu aşkı sana anlatabilmem için. kötü söyle hoşgö"Böyleyken. kendi kendine konuşur gibiydi. Eve kilim yaymak. ." Başını önüne eğmiş. kendindeki insan'ı söyle demek. egzotik bir aydın tavrı. arkadaşım. 'bilimsel' terimler istiyorsun. ister Lehçe söyle. "İster Türkçe. ama kenedindeki 'sen'i söyle. Öyle değil.VI '"Bana bir türkü söyle!' ne demek biliyor musun?" diye döndü Günay Rodoplu.

ben. SHP'yi.. okur gibiydi. Anlatacağım ve sen kooperatifi. peki!" dedi. yüzünü çok uzaklardaki Sultanahmet Camii'ne çevirdi. büyük ilerici! Dinle benim ambalajlanmış 'doğruları tüket- kısık..almada al olaydın aney. ama yine de boyun eğer. senin bu sözcüğü her duyduğunda irkilmeni istiyorum. "Bireyin dünyasını kendi adına biçimlendiremediği. beni. kendisine duyduğu muhabbeti soğutur. Tekrar konuştuğunda meydan mekten bir türlü vazgeçemeyen aziz dostum! Dinle de sana 'ağyar'ın öyküsünü anlatayım. Ramazandı. pencereye yürüdü. insanın kendisini 'el' gibi. gerici sayacaksın beni. istedim sen olaydın! . "Bana göre yâr mı yok aney. sine el' gibi gördüğü. "Dinle. Yüzüme . bilemedim! Hasta yatağından kalktı. bir idealist Büyük Yalanı ve ihaneti anlayacaksın. Neden sonra. Ben. Öyle değil! Öyle değil! Ne. Eylemlerinin sonuçları şimini yok eder. hatta tapar eylemlerine!" şöyle bir baktı. eylemlerini kendi dışından dayatılan bir düzenin normlarına göre sürgit ayarladığı durumdur. bir materyalist gibi anlatacağım. tutucu. Ama bu kelimeyi değil.. canım. benliğinden uzaklaştırır.." gibi anlatacağım. selvide dal olaydın!" diye söylendi kısık 'el olma' ifadesini kullanacağım. evireceğim. çünkü daha çarpıcı! Çünkü. kendisi ile olan ileti"Nasıl şey o öyle? Delilik!" diye mırıldandığımı hatırlıyorum.Batılı gerekçeler istiyorsun. Anlıyor musun? Çevireceğim. Veremezsem. Şafak'ı. kendisini 'kendi- kendisini çıkmaza sokar.istedim sen olayyordum. şaşırmış kalmıştım! Ne diyeceğimi ". 'yabancı' gibi algıladığı pa- tolojidir. Az sonra şerefelerin ışıkları yandı. Zamandaşı olduğun 'Türk'ü patolojik bir vakıaya indirgeyen 'yabancılaşma'nın öyküsünü anlatayım. dın!" Hiç beklemediğim bir patlamaydı. pusmuş oturu"Yabancılaşma." diye başladı.

İspanyolcada. bilinen en eski patolojidir. "Marx. sertçe. arkadaşım! İnsan. "Delilik tabii. yani elleriyle inşa sun? İnsanın kendi eylemi. İngilizce'de deli doktoruna 'alienist' dünya ile bağlarının tümüyle kopması hali. 'psikopat'tır. İnsansal zenginliği ile. Cinnet. Kendisi. kişinin yabancılaşması. onun önünde eğilir. Anlıyor mu- sini. 'kişi- nin kendi eyleminin kendisine el olan. Kuran yabancılaşmayı 'kendi istek ve tutkularını ilah edinmek' şeklinde tanımlar. cinnettir. yakınlardan uzaklara "Şaşırdın. kendi eyleminin sonucuna tapıyor olmasıdır. Furkan: 43. hem kendi- . yani. kakar bir put yapar. Günay Rodoplu'nun beni uzaklardan yakınlara." İçini çekti. hem de başkalarını 'nesneleri algıladığı gibi algılamaya başlar." Acı acı güldü." dedi. kendisinden 'gayri' olan bir güç. "Yaygın söylemden farklı ola- fırlattığını. Ortalıkta avare kasnak teması kesilmiştir. ona tepeden bakan ve karşı olan bir güç haline gelir. Bütünüyle yabancılaşma durumu. kişinin "Yabancılaşma. Tevrat-İncil-Kuran üçlüCasiye 23. putu. O da farkındaydı. kendisine yabancı. ettiği bir puta. putperestlik ile tek tanrılı dinler arasındaki fark. sündeki karşılığı 'putperestlik'tir. "Fransızca'daki karşılığı 'ailene'. Sınırsız yeteneklerini kullanabileceği onca şey varken. 'aiendo'. sonsuz yetenekleri ile "Put bir kere inşa edilmeye görülsün. " tabii. canım." dedi Günay yavaşça. değil mi?" diye sordu. kendisi tarafından yönlendirileceği yerde ona tepeden bakan ve karşı olan bir güç haline geldiği durum' diye tanımlar. kendisinden bağımsız olan bir şeydir sanki. bakınız. gibi dönenir durur artık. var olma nedeni diye o putu beller. rak. denir. putperestlikte birden fazla tanrı olması değil. ona tapar. efendim. savurduğunu daha önce de söylemiştim.

savuran çeyrek. kendi bilecekleri sınırlı bir 'şey' olarak algılayacaktır. " Şiran'la senin. seçme hakkı bir sanrıdan ibarettir. insan olma keyfiyetini kaydı hayat şartıyla bir puta devretmiştir! Bundan böyle kendisini. Yapıcı gücünü. Şafak'la benim." birden aklına gelmiş gibi duraladı. kiye’sinde daha 'çeyrek' var. ağyarla yerlinin kavgasıdır... umutsuzlukla umut. yaratıcı güçlerinin ve aklının aktif taşıyıcısı olarak değil. değer yargılarımızı karmakarışık eden. hayali ihracatçıyla âhi evran esnafını zamandaş kılan çeyrek. İşin aslını asla öğrenmeyecektir.. Sökmenoğlu gibi haysiyet sahibi bir adamla Süleyman Demirel'i bir arada rek. özgür iradesi değil. Çağdaş Batı toplumunda 'yabancılaşma' tamdır. başını salladı. yerden yere vuran... "Türkiye'nin kavgası.. "Murat yaşamak durumunda kalmamız demek olan çeyrek." dışındaki ve varlığını borçlu olduğunu vehmettiği güçlere bağımlı. hiçbir ulus bizimki kadar hoyratça savrulmadı demek olan çeySultanahmet'i seyrediyordu. gerçekliği değil.. İlk kez görüyormuş gibi rulalı. ahlâk kaosunu körükleyen.. dünyanın ondan sorulduğunu unutmuş- başkalarına 'el'dir." dedi Günay. den sonra.. Büyük Yalan'a saygıyla biat ettiren çeyrek. çölden vahaya. yapa- Dünyanın sahibi olduğunu. günümüz Tür"Dörtte bir kadarımız henüz yabancılaşamadı. Eylemlerini 'put'u belirler... çünkü. Ne kendisini. Özgürlüğü bir illüzyondan. ne de çevresini toparlayabilir. maktadır. tarçın ve kekik kokan 'çeyrek' bu çeyrek! Bizi bu ülkede çeyrek.. kendisine 'el'dir. ne- . Dünya kuruldu kuYatağına dönmesini istedim." diye fısıldadı. duymadı bile. kendi yarattığı çarpıtmaları algıla'Çeyrek'ten kastını sordum. "Mecazi "Yeşil elma.tur. Türk'ün Türk'e sevgi/nefret ilişkisi geliştirmesine neden olan çeyrek. şaşkına çeviren de bu çeyrek. boyun eğmekle başkaldırmak arasında bırakan. vahadan çöle atan." Kelime bulmakta zorlanıyormuş gibi ağır ağır konuştu...

"Topluma iyi uyarlanmış. 'günümüz' sözcüğünü altını çizerek vurguluyordu. Tülin'in dediği gibi. toplumsal ka- . ne varsa yağmalarlar! Türkiye insanı." binlerce. beş değil. "Ne öldüren 'ben'. aşk. Ne ki. tapar!" "Günümüz Türkiyelisinin putu. Para. tavrını pekâlâ da düş kırıklığına uğramış bir kadının duygusallığına. 'put' kavramıydı. Ancak. bağlantıyı kuramıyordum. yüz yağmacı. özen. sizi yine de seviyorum. Bir değil. rikkat. Ben. dudaklarını ısırdı. Yüz binlerce. Ama. "ölüm" dedi Günay. Rodoplu'yu daha az tanıyan birisi. "Söyledim." tan olamamaktan yakındığı günleri düşündüm! Ne kadar yanılmıştı! Günay'ı hiç böyle görmemiştim! Hiç bu kadar kararlı olmamıştı! MiliFeryadının Şafak Özden'le olduğu kadar o günlerde bir ailenin baca- sından içeri bomba atıp yarım düzine çocuğu öldüren PKK ile de ilişkili olduğunu hissedebiliyordum. işte!" Yaşları yanaklarını buldu. merhamet darbesi anlamında kullandığını anlayıverdim. aynı anda sözcüğünü. ideoloji. bastıkları yerde ot bitmez. ne ölen 'şafak'. coup de grace. günümüzün toplumsal karakteridir. nefret. saygı. boyun eğer ve 'Toplumsal karakteri "Ulusumuz insanlarının çoğunun paylaştıkları. Şiran Ören. "Ama. Çözmem gereken kavram. milyonlarca Şafak Özden. güç. çekirdeği. şöhret. başarılı tip. korkma!" dedi." diyordu. hoşgörü. Şafak Bana döndüğünde gözleri yaşlıydı. ya onlar!' kavgasıdır! 'Ya Günay Rodoplu. Sustu. bu karakteri kendi elleriyle yaratır. kısık kısık. "İç sömürgeciliğin kurbanları. milyonlarca sevgi. umut ve umutsuzluk içeren yüzüne bakarken. olacak! Onun öldüğünü ben görmeyeceğim." diye tanımlıyordu. rakter zaman içinde değişirdi çünkü. ortak kişilik yapısının günümüzdeki özü. inanç. hatta hezeyanına verebilirdi. bilgi. ya Şafak Özden' "Ölümüne kavgadır!" dedi. acıma.kavgasıdır!" '"Ya biz.

Yahudilerin Yahova'sı gibi. yıldızları da içeriyordu. On altıncı yüzyıl insanı. bu sürecin tanımlayıcı niteliği. ona bakmak lazım. toplumsal hiyerarşiyi altüst eden. on beşinci ve on altıncı yüzyılbabası magandadan nasıl ürktüğünü. Lord. buna önceden kararlaştırılmış bir konumu olduğu düşünülüyordu. Feodal sömürü." diyordu) sistemin merke'İlkel toplumlarda evrenin merkezi. köylü de köylü." diye mırıldandım. herkesin bir yeri. Cevap vermedi. Rodoplu. İşte. türdaşlarımızla paylaşmadığımız niteliğimiz yoktur ve son özetledi. Ortaçağ'da evren çok daha 'büyümüş'tü. O kadar ki. ama yaşayan insan'ın. rafi keşifler aynı yüzyıllara denk düşerler. yeni para . Durağan toplumu harekete şüncesinde. merkezindeydi. İlahi düzende." tahlilde biz onların patolojisini ithal ederiz. "Cema- ati’n dışındaki her şey karanlıktır. nasıl öfkelendiğini düşünebiliyor musun?" "Onlar da mı lahmacun yiyorlardı?" diye sordum. cemaatin bağımsız bir varlığı olduğu vardır. 'dünya'nın evrenin merkezindeki yerini kaybetmesi ile coğlardaki keşiflerdir. o gün. her şeyin ölçüşüydü." diye anlattı. bes"Günümüzün Türk toplumsal karakterini anlamak için kapitalizmin gelişim süreci içinde Batılı türdaşlarımızla ne oldu." dedi. 'dünya' bu evrenin du. gökyüzünü. Ama. 'cemaat'tir.belli. bizim Ülgen'imiz. "Lordun köylülerinden hizmet talep etmesi Tanrısal hakkıdır. kekik ve tarçın kokan bir yiğit değil. 'İnsanımız artık yeşil elma. önce on altıncı yüzyıl Batı insanının dünya görüşünü zuları ile kederleri ile. karşılıklı sorumluluklar ve birtakım örfi kısıtlamalar çerçevesinde bir dayanışma içererek gelişir." düşünülemez. 'Yaratılış'ın nedeniydi. lordkarşılık onları asgaride de olsa doyurmak ve korumakla yükümlüdür. Kapitalizm öncesi. her cemaatin kendisine mahsus bir 'tanrı'sı bile dünyayı. "Malum. Seçkin Lord'un karşısına dikilen eski uşağı. Avrupalı türdaşlarımızın dügeçiren. Artık sadece 'cemaat'i değil. insanın. ("Arzinde yer almasıydı.

Biyofilik. Avrupa tarihinin bu noktasının dünyanın gelecek "Batılı türdaşımız kendisinin klanından ayrı ve farklı bir varlık olabi- leceğinin ayrımına varıp bireyselliğini tanımladığında. "Ben. sonra lordların topraklarını işgal ettiler. Avrupa insanının. "Bir aşirete. emeklerini ye sahiplerine para karşılığı satacaklardı. "Ama soğan koktukları. akılla kavranamayan otoriteye lordlar için. bütünlüğüne." diye anlattı. Avrupa’nın en güzel şehirleri böyle oluştu. bireyselleşme sürecinde aldığı mesafeyle doğru oranda büyümüştü." dedi. klana. klan bağlarını kopartan insanların siyasi ve ekonoboyun eğmeyeceklerini haykırdılar. "İnsanlar." fark etmesinin aynı döneme rastladığını söyledi. Bundan böyle kendileri gibi ölümlü "İzleyen on yedinci ve on sekizinci yüzyılların kapitalizmi. par- çası olunan bir bütünle kurulan iyileştirici ilişki. feodalizmin yıkılması gereklamış. "Ben kimim?" sorusunun sorulabilmesi için. bireyselliğine za"Evet. Bu ilişki iki türlü gelişebilirdi. cemaatinden ayrı bir "benliği" olduğunu "Onu bilmiyorum. yani." derdi. emek pazarında ve özgür iradeleri ile imzaladıkları bir kontratla sermaGünay Rodoplu. Antwerp gibi. Rodoplu. biziz." dedi Günay ciddi ciddi. 'Bireyselleşme'. kendisini henüz 'birey' olarak algılayamadığından." beş yüz yılını belirleyen bir nokta olduğunu düşünüyordu. Emeklerinin fiyatlarını da lord değil.gecekondu yaptıkları kesin! Önce kilise arazilerini. kendisini dünya ve diğer insanlarla. serbest pazar belirleyecekti. duklarını keşfeden. Sevgi ilişkisi. yaşamsever bir ilişki demek istediğini düşündüm. kişinin mensubu olduğu klandan baş vermesi ile baş- mik özgürlüklerine kavuşmalarının öyküsüdür." la yeni bir ilişki geliştirmek zorunda kaldı. bu yüzyılda irrasyonel otorite'ye. onların öngördükleri biçimde çalışmayacaklar. 'birey' ol- ti. dünya ve insanlarrar vermeden bağdaştırabilecek ilişki türüydü. millete tapınma ilişkisi değil de. İlki." . İlkel bir cemaatin üyesi.

özüne inecek. kişinin kendi dışında birisi ya da bir şeyle kendi bütünlüğü- dünyasını ortaya dökmesine izin veren iletişimdi. 'bütünü' kendisinin bir parçası haline getirmeye çabalar. Kişisel düzlemde. bütünlüğünü kaybeder. bağlayıp. Ama. bunu da ona ya 'itaat' ederek ya da 'tahakğünü. bir kurum. hele de dile getiremediğin ihtiyaçlarına cevap vereceksin. çekir- bir millet. Zekânı değil. gerçekliğin özünü bulmaya yöneleceksin. ya böyle bir ilişki olacaktı ya da "Kendisinden 'daha büyük' olan bu 'şey'. her iki durumda da özgürlü- . Sopalarını birbirlerine cak. deği. paylaşmaydı sevgi. toplumunu olduğu gibi görmesini mümkün kılıyor. Saygı duyacaksın. sınıfının." diyordu. kadın erkek bir başka birey. bireyin çevreden farklılaşmasına izin veriyor. bir kavim.nü ve farklılığını bozmadan bütünleşmesi olarak tanımlıyordu. sevdiğinin. İhtiyaçlarına. Rodoplu’nun Rodoplu. cektir. birey. Anlamaya. özen. kendi yüreğinle bütünleştireceksin. yüzeyin altında kalanı kavramaya. kadın ya da erkek sevgilinin. bir aşiret. bir ideoloji olabilirdi. Bu türlü ilişkide. "İlüzyonsuz. Özden'in Özden olmasına duklarından farklı görmeye ya da göstermeye gerek duymadıkları ilişki teşvik ediyordu. Ona. ideolojinin ne yaptığı. bilgi. "Eğer izin veren ilişkiydi." küm' ederek gerçekleştireceğini sanır. kısa vadeli bir amacın olmayakişinin kendisinden daha büyük bir şeye 'sığınması' şeklinde gelişecekti. onu isteklerin ve korkuların doğrultusunda çarpıtmadan. örneğin. Toplumsal düzlemde. Gelişmesinde. Günay." diyordu. türü. tarafların kendilerini ve başkalarını ol- toplumunun. nesnellikle bakacaksın." Bireyin dış dünya ile kurduğu ilişki. Onu tanıyacaksın. Sen bir seyirci değilsin. mutluluğunda aktif bir rol "Dayanışma. saygı. olmaktansa. aklını kullanacaksın. bütünün parçası. muzu düşüren maymun misali. hangi yolda geliştiği seni ilgilendireoynayacaksın. sorumluluk. ulusunun. Kişinin iç Sevgiyi. hatta seviyorsan. Sorumlusun.

lar. Bağdaşma 'ben' bilinci gerektiriyor. 'İnsan 'her şeyin ölçüsü' olmaktan çıktı. Tanrı'yı terk ettiler ama yeni bir 'put' yapıp. Batılı türdaşımız için Hıris- . birbirlerinin sırtından geçindiklerini anlıyordum. kliğinin. kendisinden yana bir güç olduğunun farkına varmasıydı. "Çünkü. İkisi de. Ne ki. her zaman yenilgidir. ailesinin. Köleler ve firavunlar. üretim ve pazardı. Mese- yılda Büyük Makine oldu.birbirlerini beslediklerini. Üyesi olduğu 'klan'dan lanmak istediği için alkışlayıcılara gitgide ve daha çok bağımlı olur. onları oluşturan insandır. "düşmanlarla sarılmış olduğu duygu- İtaatkâr ya da mazoşistik kişilik ile tahakküm edici. Yabancılaşmamış insan. sonuç. onlara hayat veren. hükmettiği ailesi. örtülü ya da açık bir düşmanlıkla sarıldıklarının farkındadırsunun üstesinden gelebilmek için daha çok itaate ya da daha da çok "Daha da kötüsü. Yeni 'put' önce Hıristiyanlıktan kurtulmayı gerektiriyordu. egemen olduğu. Bu 'put' on dokuzuncu yüzyılda iş. Ancak." klanının. buna boyun eğEl olmamanın. üretim ve pazar yerleşti. Ne ki. bütünlüğünü kaybeder. aşiretinin. Kişi. kişiği' olduğunun bilincine erişmesini gerektiriyor. Her iki durumda da bağdaşma yoktur." diye anlattı. dünya ile bağdaşacağım derken. Kişinin ayrı bir 'benlibaşvermesini gerektiriyor. Son tahlilde ikisi de aynı düzene mahkûmdurlar. hatta çağının kölesi olmayan." dedi Günay. sadistik kişiliğin hükmetmeye yöneleceklerdir. aşireti. olduğunun bilinci içinde. klanı olmadan yapamaz. Avrupalının toplumsal karakteri değişikliğe uğradı." dedi Günay. Mazoşistik kişilik ile sadistik kişilik sonunda aynı kapıda buluşurlar: Biri kendisinden üstün bulduğuna sığınır. onlardan biri nin kendi eylemini kendisine yabancı bir güç olarak algılamaması. tam tersine. dünya ile yapıcı teması sürdürebilmenin koşulu. Mesela. yirminci yüz"On dokuzuncu yüzyıldan itibaren. Batılı türdaşlarımız bunu becerememişlerdi. kendisinin yönlendirdiği. öteki de alçak bulduğuna. onun yerine iş. Rodoplu. diler. alkışla.

kendisinden vazgeçmekle eşanlamlıdır. algılanamaz. 'şey' olarak erişmesiydi. yapıcı Ancak. kişinin kendisinin rulu Başkanı'na indirgenir.'nin." suretinde yaratıldığı için insan da dondurulamaz. ama. çevre tarafından biçimlendi"Bu bağlamda. 'mutlak kemal'e inanç tarafından bilimden alıkoyulmamak. bir nesne.' Laik Batı.tiyanlıktan vazgeçmek. Ş. 'insanın varolutın anlamını. Bu umursamazlık hali dini ya da psikolojik sorunlar filan da varlığı da gündemden kalkar. ne de rilmektense. Deyiş yerindeyse. ne varlığı ne de yokluğu umursanır. bir taraftan bakıldığında da dinler serpiliyorlar gibi görünü- yordu: "Örneğin. büyük orkestrayı . ve yabancılaşmış yaşam arasındaki kavgadır. söylemiyle günlük emisyon lerinin ihtişamı Türklerin burnunu sızlatalı nicedir! Ama. müzisyenlerin o olmasa da müzik yapabileceklerini hep hissedersin. Tanrı'ya inandığını söyleyen çoğunluk Tanrı'nın varlığını çantada Ne demek istediğimi anlıyor musun? Yani. putperestlik arasındaki kavga. Tanrı'nın varlığı da. Tanrı'nın Üç büyük dinde nihai amaç. biliyor musun? Bir Amerikalı düşünürün dediği gibi. sorunların çözümünü bir yana bıraktık. insanın serpilmesi.' şuna ilişkin temel sorunları bir kenara bıraktık' diye dertleniyor. Anlatım yerindeyse. çevreyi biçimlendirecek' şekilde donanmak demekti. tek tanrıcılıkla. Tanrı uzak bir Kâinat A. Çünkü. Yönetim Kuo yönetir." kitaplı dinlerin vazettiği Tanrı belirli bir kalıpta dondurulamaz. aslında olan hacmine eşit sayıda tekrarlanır!" dedi. ömürlerimizi kârlı ruz. İnanmayanlar için de yokluğu çantada kekliktir. 'Hayabir sahaya yatırmak. çok büyük sorunlar çıkmadan geçiştirmek istiyokeklik misali kabullenir. Günay. Oradadır. "Kiliselerdeki nikâh törennedir. Şeriati'nin demesiyle bu 'ne bilim tarafından inançtan. Amerika Birleşik Devletleri'nin dindarlığı doların üzerindeki 'In God We Trust. 'Din vitrinlerde teşhir edilen mallardan birinden ibarettir." yaratmaz.' Tanrı'ya inanırız.

Bütün yap- tıkları. Bunun farkına varmadıkları için de." dedi. Sheen diye biri vardı. yani işverenin ödeyeceği ücret dışında. Billy Graham'ı hatırlattı. Papazlar ve Batı toplumunun yabancılaştırıcı güçleri yanında yer alırlar. Ne diyeceğimi bilemedim! "Çağdaş Batılı. en çok kapitalizmin işine yaramıştı. "Ne kadar ironik değil mi?" dedi Günay. Tanrı. patron Tanrı. şöyle. reklamcıydı. en din- sermayenin satın aldığı herhangi bir mala dönüştürdü! Emek. Piskopos Sheen. Günay. satıyorum. Adam sahte Mesihlere Amerika'nın çok ünlü bir papazını. Kullananın.her pazar dini yayınlar yapan televizyonlarda vaazlar verirdi. 'İnsanı bir 'şey'e indirgeyen yabancılaşma. gelen Mesih olsaydı. iyi bir iş ortağı olsun diye dua ile borçlanhahamlar ne kadar bağırırlarsa bağırsınlar. 'Eğer." üzere kullanıldı. insanları tümüyle din-dışı bir sistemde iyi bir Hristiyan ya da Yagerçekten iyi yürütürler. "Bir de. Adam. o zaman. kullanmak ve tüketmek sorumluluğu yoktu. emeği . Tanrı'nın laştığı belki de en büyük tehlike olduğunu söylüyordu. Müthiş bir neden bir deterjana tanıtma faaliyeti ona da yapılmasın?' derdi. 'Dünyanın en mükemmel mamulünü. putperest Yunan-Roma geleneğinde." Tanrı'nın ölümü. İnsanlar Büyük Makine'nin yani çağdaş putperestliğin farkına varamazlar. bu dırılan Tanrı olmuştu! Batı'da yirminci yüzyılda yaşanan 'rönesans'ın tek tanrıcılığın karşı- yüzyılda ilk kez. kitaplı dinlerden hiçbirisi ile uzlaşamaz. Bu anlamda afyonluk görevini dar hallerindeyken küfre girdiklerinin farkında değillerdir. ilişkin bir vaazında. Tanrı'yı. Otomobil üreticileri kimlerle özdeşleştirildiğini görüyor musun?" yeni bir model çıkaracaklarını ilan ederler ama!' deyivermişti. kiliseler ve sinagoglar çağdaş hudi olarak yaşadıklarına inandırmaktır. Jus utendi et abutendi. bir "Bak. Tanrı'nın en azından onun geldiğini bizlere ilan etmesi gerekirdi.

İğ- mazoşistik ilişki kuranların nasıl işsiz ve açlık noktasındaysalar. insan olmaktı! Bu unutulmuş gibiydi. çünkü onlar Doğuludurlar. on dokuzuncu yüzyıl. 'Has- 'Hintliler acı çekmezler. Sos"İnsan'ın ekonomi ve toplum için var olması söz konusu değildi. Hazreti İsa'nın 'mazlumları' artık kutsanmış değillerdi.' Tabii. İzleyen orman kanununa Darwin olması doğanın temel kanunuydu. Günay Rodoplu. yani Araplar ve Yahudiler. ortaçağ kültüBu yüzyılda. on yedinci yüzyılda. lığı ile sömürmesini kolaylaştıran söylemlerdi. Anlamaya "Aynen. bir düzine düşünür. soyut ve tabiatıyla sorumsuz bir pazar ekonomisinin putperestlerin. bu onların şanssızlığı. Sami ırklar. Hıristiyanlığın hâkim olduğu geçmiş yüzyılların gele- rü henüz etkiliydi ve örneğin 'kâr' yapmanın bir haddi olduğu düşünülürdü. dünya ile sadolandı." kendi ülkelerini tüketmiş yağmacıların. insana ağyar olanın.' Marx'a göre. "Ve bu ücret pazar tarafından kararlaştırılıyordu. insanoğlunun binlerce yıllık çarenç bir yüzyıldır. ettiler." dedim. maalesef ırkların diğerlerinden yaradılışları icabı daha üstün olduklarını da ilan Marx'a kadar.başlıyordum. Top- . On dokuzuncu yüzyıl kapitalizminin tanımlayıcı gibi enteller bir de kulp taktılar: Güçlünün ayakta kalması. galiba. Bir tüccarın başka bir tüccarın müşterisini çalmak için fiyat ekonominin 'insan' için olduğu düşüncesi henüz kaybolmamıştı. Hak. zayıfın telef bası orman kanununu yenmek. düşürmesinin Hıristiyanlığa uygun düşmediği söylenirdi. Oysa. haksızlık gibi kavramlar adamakıllı köhnemişti. Mesela. Emeğin fiyatını biçen. sömürüye kulp takmak ister gibi bazı talıklı bir çocuğun pek zor büyümüş şeklini andırırlar. Renan'a göre. bütün bunlar. yeteneksizliği ya da düpedüz doğa kanunu şeklinde açıkniteliği işçinin zalim bir biçimde sömürülüyor olmasıdır. Oysa. dünyanın da onlara kalacağı yoktu. Toplumun ve lum içinde bir grubu inciten ekonomik kalkınma sağlıksız sayılırdı. Asya-Afrika insanını gönül rahatnekleri tamamen unutulmuştu. "Gerçekten iğrenç! Düşünebiliyor musun." dedi. Renan'dan Marx'a kadar.

istifçi. 1731'de yazılan. Dikkatlice bakarsan. "Daha önce de konuştuk bunu. çünkü kapitalizm. Biliyorsun. aracısız alan bir tüccarın haksız rekabetle. saygın yani yeniden insan kılmak. dine olan itirazının Yunan-RomaEkonomik çile ortadan kalkarsa. kötülüklerin son bulacağını düşünüyorlardı. 'tamahkârlıkla' denir. dönemin patolojik sorunlarının sömürü ve istifçilikten "On dokuzuncu yüzyıl reform hareketlerinin hepsi bu toplumsal pa- kaynaklanan. on dokuzuncu yüzyılda kaydedilen ilerlemenin meyve yonel otoritenin ortadan kaldırılması halinde..yal dengelerin bozulmaması gerekliliği şeklindeki geleneksel düşünce desman. karakterdi. kurtuluşun yeni bir ortam geliştireceğini söylüyorlardı. 'farklı' ve 'üstün' olmak. etkisini sürdürüyordu. saldırgan ve ben-merkezci bir karakterdi." dedi. homo economicusu serbest bırakmanın Rodoplu. irrasHıristiyan tanrısını şekillendiren anlayıştan kaynaklandığını görürsün! . işçiler sermayecilerin boyunduruğundan kurtulurlarsa. sonradan vazgeçti ama. "Evet. özgür. makinelere 'işçi düşmanı' On dokuzuncu yüzyılın toplumsal karakteri. rekabetçi. Anarşistlerden Marksistlere kadar.. Liberaller. Ve geçerli bir son tahlilde topluma yarayacağı inancının ürünüydü. çok üreticiden." sınıflarını ve Asya-Afrika'yı yağmalamaları olduğunu söyledi." "Kitabi dinlerin öngördükleri gibi. otoriter. " diye mırıldandım. Complete English Tra- parası olduğu için kredi kullanmak zorunda olmayan. Mesela. Batılı ulusların kendi işçi tolojiyi düzeltmeye yönelikti. insanlara bir içgüdü gibi yerleşti. insan onurunun hiçe sayılması. O kitapta. İngiliz Tüccarının Külliyatı isimli bir kitap vardır. galip geldi. Freud vereceğini. Günay. Ama. Marx'ın çıkış nok- tası dinseldir. işçiyi bağımsız. mallarını doğrudan suçlandığını biliyoruz. homo economicus. sosyalist hareketlerin tümü sömürüyü ortadan kaldırmak. Yine aynı dönemlerde. Montesquieu işçilerin sayısını azaltan makinelere 'habis' derdi. sömü- rücü. Feodal dönemin tersine. sistemin merkezindeki yerine oturtmak isterler.

" lardı. yabancılaşmış ruhların işgal yaşayamaz. "Tek parti. parti Marksist-Leninist çizgiden sapmasın. ölü-sevicilerle yaşam severlerin dünyası. iki değer arasında bir iki sınıf arasında kim daha fazla pay alacak kavgasından ibaret olmadığı- kavgadır: Eşyaların ve istifçiliğin dünyası ile hayatın ve onunla yapıcı bir oldular. Ama Batılı türdaşlarımızı. "Sence neden Günay'cım?" Cevabı olduğundan neredeyse emin olduğum soruyu sordum. Yabancılarla yerlilerin. Stalinlerden "ve onlara nı gözardı ettiler." "İyi de. işçi züldü. sermaye ve emeğin uzlaşmaz çelişkisinin Sosyalistler. demokrasiyi dışlamak şöyle dursun. nıfsız toplum yolunu şaşırmasın. "Sosyalizmin uygulayıcıları. "Birey sistemin merkezi olmaktan çıka- etmesi kaçınılmazdır. Karataş.da cinsel baskının kaldırılması halinde pek çok akıl hastalığının son bulacağını iddia etmişti. demokrasiyi de en iyi biçimde işletebilmenin tek yoludur. bürokratlaşıp hantallaşarak kitlelerle sosyalizmi ilerletmek için de. Nitekim. "Oysa. Hitlerlerden. elli yıl sonra. ama çağın patolojisine uygun reçetelerdi bunlar." biçimde bütünleşmenin dünyası. sıolan bağını koparmasın." dedi. liberaller. yani yabancılaşma olmadan . on dokuzuncu yüzyıl reformcularının istekleri sınıfının sorunları Marx döneminde hayal edilemeyecek bir biçimde çööykünenlerden" koruyamamışlardı." dedi. sosyalizme ağyar olanlara teslim Rafet Ballı'nın 'Sosyalist Sol Konuşuyor' adlı kitabındaki Dursun Ka- rataş söyleşisini hatırlattım." diyordu. işçi ve emekçi sınıflarla birlikte. uzlaşmaz çelişki. Avrupa ve özellikle de Amerika'da. Günay'a ne düşündüğünü sordum. bazılarının söylediği gi- bi. bürokrasisiz. psikanalistler reçete üzerine reçete yazmış- hemen tümüyle karşılanmıştı. Sömürü. ülkeleri bürokratik yöneticilerin. rıldığında. Birbirlerinden farklı. Sosyalistler. kaçınılmazdı. Yeter ki.

ekonomi kurallarına uygun olarak yeni üretim teknolojileri geliştirmişlerdi.'" Yabancılaşmış siyasi par"Birileri Marx'ı yanlış okudu!" nesnelerden ibarettir. kirlen- Marx için. ya Marx'ı ya da hiçbirini. çok şeye sahip olandan değil! Biyofiliktir. Günay. ya Muhammed'i bilmiyor. "On dokuzuncu yüzyıl kapitalizmi kişisel kapitalizmdi. Kapitalist dünyanın öyküsü özde aynı. yeni yöntemler. Bu konuda en iyi tarif yine Marx'tan gelir: 'Bürok- ğında tebessümleşmek ve binlerce yıl anlaşılmadan tekrarlanmak. '"Ölümsüzleşmek milyonlarca budalanın duda- "Talihsiz. genelleşmek. Bin sekiz yüzlerde Avrupalı türdaşlarımız önlerine çıkan fırsatları . Marx! Gerçekten de milyonlarca budalanın dilinde. ideologlar da öyle. "Öyle.durumuydu. iş dünyasını da yöneten büolmaktan ibaretti. Die Frühschriften. "Bürokratlar. ne de ondan nefret ederler. kirlenmek. Seçimle gelmiş hükümetleri de. Marx. sadece sosyo-ekonomik baskıdan kurtulmak değil. Yabancılaşmanın en önemli göstergelerinden biri de bürokrasinin rokrasiydi ve bürokratların kitlelerle ilişkileri. yılda anonim oldu. bunlardan sonuncusu doğru!" diye ekledi." dedi. 'insanca yaşam'. soyutlamaktan. kitlelere el "Önceden dayatılmış bir hiyerarşinin hizmetkârı olan bürokrat için halk. cehennemin ta kendisi." dedi. yaların ve olayların baskısından kurtulmasıdır. tiler de.'" Cemil Meriç’i hatırlıyordu. Marx'ın 'özgür insanı' Pek muhtemeldir ki. insanın eşgönlü zengin olanıdır. Hazreti Muhammed'e küfreden bir Marksist ola- değerlendirmişler. sayfa 243." maz! Varım diyorsa. rat dünyaya faaliyetinin nesnesi olarak bakar. bakınız. ayrıntıda farklıydı. Ebediyet. di! Savaş'ın o akşam diline pelesenk ettiği özgürlük." duraladı. yirminci yüz- "Ve bu bağlamda. servet sahibi adam diye kendisi 'çok bir şey olan'dan bahseder. halkı ne severler.

Her şeyin devleştiği bir dünyada durmak düşmek demek olduğundan. yılın patolojisi buydu. üretim 'elden çıktı'. basının başarısının hidrojen bombasını zorunlu kılması gibi bir girdaptı bu. Geçmiş zaman kullanıyor olması dikkatimi çekti. üreteni yönetmeye başladı. Mesela. Günay. olacak." diye tekrarladı. kendilerinden başka karar mercii tanımamaktan dolayı övünçlü. ünlü Model-T. Neo-liberalizm geliyor ya!" üretimine. Nihai ürünün toplumsal fayda sağlaması. Sihirli kelime büyümeydi." dedi. bette kazanacaktı. nedenini sordum. politika üretimine kadar her türlü faaliyeti kastettiğimi anlıyorsun. Şaka mı yapıyor diye baktım. yasa Anladığımı söyledim. "Bu yüzyılın patolojisi de farklı "Üretim derken. Üretenin ürettiğine yabancı olmadığı bir dönemdi on dokuzuncu yüzyıl. "Yirminci yüz"Artık yirmi birinci yüzyıldayız. artı değer tüketilecek yerde yeniden sisteme gömülür oldu." 'İnsanlar keşiflerinden gurur duyuyorlardı." dedi.mış. kendilerinden emin ve mutluydular. üretmeyi hedef edinmişti. değil mi?" "Yirminci yüzyılda. imalattan. temettüler ertelenir. Doğayı kontrol altına al- "Üretenin ürettiğine yabancılaşması. ama sağladığını düşündüğü toplumsal fayda da bir o kadar haz veriyordu. Para kazanmayacak mıydı? El- an daha daha daha da büyüğe zorlayan bir Büyük Makine'nin kulu oldu. Batılı türdaşımız kendisini her bak. Akılcı olmaktan. Bu anlayış kayboldu. Atom bominsanın yaptığı işten haz alması gibi kavramlar ortadan kalktı. ." Yastığının yerini değiştirdi. hizmet üretimine. "Pazar ekonomisinin kendisine özgü kuralları sermaye sahiplerini işlerini istemeseler de büyütmeye zorladı. Henry Ford. gerçekten de orta direğin satın alabileceği bir otomobil. müzik üretimine. yapmıyordu. karanlık çağların hurafelerinden kurtulmuşlardı.

Büyük Makine deyiş yerinne'nin her an ikame edilebilir bir parçasına indirgenmiştir. İlkel klanların. oto- rının öngördükleri bir ritimde. toplum düşmanı olmak demek oldu." "Şöyle düşün. aynı TV’yi. dünyayı daha temiz. ehramlara taş yan yığın!" taşıyan yüz milyonlarca köle! Aynı gazeteleri okuyan. deyse. daha yaşanılır bir yer kılmak. sadece kendi gerçekliği ile temas kuracak. kimseye derdini anlatamaz. otomobillere. 'Farklı' olrıldı. açları doyurmak. Kimse. Batılı türdaşımız bundan böyle sadece ve sadece kişisel ger- Olayların arkasında yatanı. yerine 'kamuoyu ve pazar' denilen mak demek. her biri bütünün bir parçası olduğunun bilincinde. kendi durumu ile halleşebilecekti. " "Tabii. sadece kendi doğruları ile bütünleşebilecek." diyordu Günay. yoksulları kollamak filan gibi hedefleri yoktur. Büyük Maki- büslere birlikte akan milyonlarca insan! Büyük Makine'nin öz uzmanlate. bir amacı. insanların arkasından iş çevirir. türdaşlarına iletebilecekleri gerçeklikleri soyutlaştıçekliğini görecek. aynı filmi gören. Bireyi bu defa da Büyük Makine yok etti! Birkaç yüz- yıl öncesinin feodal otoritesi gitti. çok yavaş değil.. ama birlikizleyen. biziz'i kayboldu. İnsanların kendilerine ait. metrolara. öz gerçeklikleri. gelişmelerin nedenini kavrayamaz oluyor." "Toptan yabancılaşma?" "Evet ve tabii birey yabancılaştıkça muhakeme kabiliyeti azalıyor. çünkü. birlikte üreten. ." "Afrika totemleri gibi. çok hızlı değil. teknoloji insanların emrine değil. radyoyu "Sorgulamayan?" "Birlikte çalışan. isimsiz otorite konuldu. insanlar teknolojinin hizmetine verilmiş. Büyük Makine. fabrikalara. efendim. birey.Şunu anlamalısın. Tersine. ofislere.. kimse kimsenin dilinden anlamaz oldu. 'ben. kendisini aşan bir hedefi olmayan bir düzenlemedir. tüketen ve gidişatı sorgulama"Sorgulamayan. Büyük Makine'nin insanları daha mutlu.

düşünüyordum." diye sürdürdü. insan onuruna. pazar ahlâkı gereği kurunun yanında yaş da yanınca. hususunda düşünmeye gerek yoktur. "Benim kararım'. 17 devrimini. ama emredilmeye teşne. vakarına. toplumsal makinede sürtünme yapmamaya teşne bir ka- kalsa. şeyleşiyor!!! 'Benim düşüncem. 'Benim eylemim'. Marx'ı. Ama. yeteneklerine. aşağıdakiler de yukarıdakiler de. anlıyor musun? Kimsenin kimse- . On altıncı "Ne yazık ki. ahmaklar da akıllılar yüzyılı. parmağının izi gibi eşsiz. İnsanoğlu. efendim. yegâne olduğukalmıyor. 'yukarıdakiler'den değil mi? Bir profesör. İrrasyonel otoriteden kurtulunmuş ama bu. köylülükten kurtulmayı. iyiliğine duyduğu güveni kaybeder. 'rasyonel' otoriteyi de "Mürşitler yok oldu. İlişkileri pazar yön- lendirdiği sürece. nu unutuyor." lem geliştirilince. ama kendisinden beklenileni yerine getirmeye teşne. Therese'deki rahibenin yüzünü gördüm yine! Transan"Onca gayretten sonra ne büyük bir düş kırıklığı!" dedim. diyebileceği bir şey İçini çekti. neyin doğru neyin yanlış. 'Benim yargım'. Türkiye'de yüz yıl da tır. "Batılı türdaşımız kendisini bağımsız ve öz- gür sanan. daha 'yüce'. Profesör Sernea'yı hatırla. Başını salladı. Filozofları.Daha da kötüsü." dedi Günay. üniversitesinin dikte ettiği 'Orient' kavramının dışına çıkmayacakgötürmüştü. neyin iyi neyin kötü olduğu den daha 'üstün'. hiçbir otorite. dünya savaşlarını da 'şeyleşti'. herhangi bir şey oluyor. gençleri biçimlendiriyor. ideologları da pazar ahlâkı yok etti." inanan. "Peygamberler zaten köhnemiş- lerdi. bireysel vicdan yerini topluma uyma ve dışlanmama kaygısına bırakıyor. ilke ve vicdana kul olmadığına bütün kalbiyle rakter geliştirdi. O. daha 'iyi' olmadığına dair bir söybirey. Şeylerin benliği yok çünkü! Şeyleşmiş insanların benliği yok!" dantal dediğim acısını gördüm.

Peer Gynt patolojisidir. çağın toplumsal karakterini numune kabul edip ona uyarlanmak gerektiği şeklinde ortaya çıkan mutabakata bağlıyordu. 'benden nasıl hoşlanıyorsanız." dedi. topluma uyarlanma. hangi rolü en çok alkış getirecekse." "Robot olmanın karşı konulmaz cazibesi!" . "onur". insanca kazanımlarını unutur. Peer Gynt. "'onurlu' ya da 'iyi' ya da 'hoşgörü sahibi' bir. Günay. insanın üstün vasıfları. 'Artık köle olmaktan korkmuyoruz ama robot olmaktan "Adlai Stevenson. Haklısın. daha çok tüketmek isteyen. başarılı olma çabasında o kadar çeşitli rollere bürünür ki.ların saçma olduğunu düşündüm. 'sandalye' düşünebiliyor musun? Bu kavramlar saçmalıklara indirgenip. İnsanın 'şey'e dönüştüğü bir durumda. çağdaş insanda 'benlik' kaybını anlatır." Ibsen'in Peer Gynt adlı oyununu anımsadım. dan birisiydi. Mısır uygarlığı ile başlayan sistematikleştirme. Hal böyle olunca birey. "vakar" gibi kavram"Elbette. bu yüzyılımızda son şeklini alır. tabii.' demişti. alkışlanmaz olunca. 'Bireyler olarak somut bir otoriteye boyun eğmiyoruz. zevkleri standardize edilmiş. bir 'robot'tur." "Stevenson?" etkilenen ve öngörülebilen biridir. Seslendirmede araya sokulan kahkahaları hatırla. birey giderek artan güçsüzlük duygusuna kapılır. kimliğini. ("Televizyon dizilerinde seyircilerin gülmeleri gereken yerler bile dikte edilir. kendisini 'satışa çıkarır'! En çok beğeniyi hangi rolü ile toplayacaksa. mesela." dedi. "1950'lerin ABD başkan adayların- korkuyoruz. kalabalıklara rahat- ça uyum sağlayan. kendimiz yokuz!' Nedenini de. bir süre sonra iş artık. o role soyunur. kimse ile boğuşmuyoruz ama kendimize özgü inançlarımız yok. Oyun. Bu yüzyılda önemli olan tek şey kabul görmektir. "Yirminci yüzyıl Batılısının toplumsal karakteri.") kolayca Stevenson'un dile getirdiği patoloji. hangi libasımla başarılıysam öyleyim'e kadar gelir.

Felsefe ve bilim. Soyutlama ve rakamlama olmadan kütle üretimi mümkün değildir tabii. Netaş ya da devlet bilmemne kuruluşudur." dedi Günay. Oysa. anlıyor musun? Öbür taraftan. sabahtan akşama tekbir makinenin kolunu indirmektedir. yapıcı ilişki geliştiremez olur. Yabancı- . insanoğ"Ne yazık ki. iş bölüdır. yirminci yüzyıldaki "Anlaşılmayacak bir şey değil. insanın kendisini de biçimleyen bir faaliyet olmaktan Bu 'şey. insanlık tarihi kadar eskiydi." duraksadı. yabancılaşmanın da temel öğesi oldu!" dedi. bir şey için çalışır oldular.' IBM. zengin!. yaratıcı bir faaliyet. 'Soyutlama'.. robotlaşmayı içime sindiremiyordum. ama ne ki. Örneğin. ilk dönem kapitalisti bir kalfa. "Zeki. İşçi.başarılı. yutlaşır. sanlara ve kendilerine bakışlarını değiştirdi. iş ve kültür arasında uçurumlar oluşur. Günay. rakamlanmış değilse. karmaşık muhasebe sistemlerine. bu dönüşümü. iş. soyutlaştırır. Çalış- Üretimin bütünüyle bağdaşamaz." emek sayılmaz. imalat sürecinin çok küçük bir parçası ile temasta- laşmış toplumlarda. güçlü. Ne ki. birkaç çırak ile "Önce kapitalistin kendisi. İnsanlar artık birisi için değil. sevimli. insanların şeylere. ekonomi dünyasını aştı. dünyayı yeniden biçıkar. bir 'şey'dir. Açıklayacaktı ve ben anlayacaktım. diğer inlunun soyutlama yeteneği üzerine kurulmuştu ama. Bak. çalışma. çimlendirirken. rakamlamayla başladı. "Öyle değil' mi?" "Bunu açıklayacaksın tabii!" "Eeeeh! Şafak Özden olmayı kim istemez?" dedi Günay. üretimi de uzmanlaşma. yirminci yüzyılda büyümeye zorlanan iş bilanço üzerine yapılanır. Sorumluluk so- mü. İşçi çıkaran birisi değil. bilançolara gerek duymazdı. Amerikan feministlerinin ev kadınlarının mesailerine ekonomik aktivitenin temel uğraş olduğu Batı toplumunda rakamlama ve soyutlama üretimi. Çalışma ve eğlenme. sonra da üretim soyutlaştı. "Her şey soyutlama ve yürüttüğü işin maliyetini bilir. tabii. parasal değer biçilmesini istemelerinin ardında da bu yatar. Onsuz yapamaz! Emek.

zahitlik der. Yabancılaşmış. ona o parayı vermeyi. Alın paranızı geri. yapımında gönül rahatlığı ile yer alabilecek kadar boş verici kılar. para da verseniz. hemen sonra kendisine gelir." Çok da hoş bir hikâye anlattı. İkincisi ise. Anadolu'da. bırakamam." lanması olduğunu söyledi. ne ideolojisi kurtarabilir. karıncayı incitmekten korkan bir adamı dünyanın sonunu getirecek silahın nı. Nereye gittiğini sorarlar. Öte yandan. oluyor. Adam. milyonlarca liralık bir set ala- . den kurtarmayı teklif ederler. hiçbir şey yapmamayı. Ankara civarında bir yerde. kestiği odunları aşağıdaki köye. yükünü Adam. satmaya götürdüğünü söyler. ne vicdaSatın alınan şeyin. yükünkarın ortasına bırakır. otomobille seyahat ederlerken. Üretimden amaçlanan tüketime sahip çıkmanın bildiğim en iyi örneğidir bu hikâye. ben bu odunları buraya üç misli ye toplar.' der. yani üretimin nihai amacına yabancılaşılabilir mi? O da "Sanıyorum. 'Aşağıda insanlar soğuktan titreşirlerken. "Evet." diye hatırlattım. kullanılan şey olmaktan halinin tüketimin soyut"Tüketime. tam anlamıyla tembelliği idealize etmek. Ha- line acırlar. ("Tıpkı Çırpıcı Mahallesi'nde tek bir elektronik sazla doldurulan adi müzikle uzak yakın ilişkisi olmayan birisi. mutluluk veren bir uğraş değildir. Parayı alır. Ya Sovyetler ‘deki gibi bir görev ya da ABD'deki gibi bir tutkudur!" "Weber buna çilecilik." Tüketimde 'yabancılaştırma' işlevini para üstlenmişti. Para varsa. hiçbir şekilde doyum vermeyen çalışma iki tepki ile sonuçlanıyor. 'Yok. yürümeye devam eder.ma artık doyum veren. tipi altında bir çuval odun taşıyan bir ihtiyara rastlarlar. Ama. Bu noktada insanoğlunu kendisini yok etmekten ne dini inançları. önce kabul eder. Mareşal Von Moltke'nin hatıralarında vardı. kaça satmayı plânlıyorduysa. işe ve onunla ilgili her şeye ve herkese karşı geliştirilen. İlki.' Odunlarını gerisin geri- bilir. kökleri derinde ve bir o kadar da bilinçsiz bir düşmanlık! Her iki ruh hali de bir yandan verimsizlik demektir.

dünya ile ilişkisinin insani olduğunu varsaydığınızda. sosyetenin düz yolda cip kullanma merakı demektir. Bu. On dokuz yaşında bir çocuk. ayıbı erdeme. İstanbul Festivali'ni konservatuvar öğrencilerinin kötüsü. sizin sahici. takas değerinden gibi. satın alınan bir otomobil. Marx'ın dediği güçlere dönüştürür. kendinisi olmalı. Bu. satın alınan şeylerin gözümüzdeki değerinin satın alındıktan başka. Çünkü. Mercedes'ten aşağı inmez olur. İnsanları etkilemek istiyorsanız. sırf toplumsal bilançosunun aktifine girsin diye talip olabilirdi. köleyi efendiye. aslı olmayan. doğal güçlerini sözde güçlere dönüştürdüğü için etkisizleştirirken. 'Para. "Para. İnsanca tüketim ortadan kalkar. kapasitelerinin çok altında.'" sonra da takas değeri olarak kalmaya devam etmesidir. Bu. adeta tuzluk gibi kullanılmaları demektir. milyonlarca liralık bilgisayarların. Bu. ahmaklığı akıla. insana insan olarak bakıp. sadakati ayıba. hayali güçlerini gerçek Marx'tan bir alıntı daha yaptı. ğit olur. inancı ancak inançla takas edebilirsiniz." ze ait olan hayatınızın arzuladığınız nesneyle çakıştığının kesin bir ifade- . her an elden çıkarılabilir. mesela. 'Yiğitlik' satın alan korkak yi- onları gerçekten canlandıracak. efendiyi köleye. alanın gayreti ile artık niteliksel olarak da orantılı değildir. obuayı fagottan ayıramayanların tüketmesi demektir. göreceksiniz ki. ilerlemelerine yardımcı olacak etkileyiciliğiniz olması lazım. o alanda eğitilmiş olmanız gerekir. Doğa ve insanlarla ilişkileriniz. emeğin somut ödülü olarak hiçbir anlamı yoktur.kaseti çalmak için satın alınan Pioneer teypler gibi. Britannica'ya. Oysa. Bir o kadar rüküşlük demektir. "Satın alınan şeyin niteliği. Sanattan keyif almak istiyorsanız. bir yandan insanın sahici. sevgiyi ancak sevgiyle. Örneğin. her türlü değil. bilgeyi cahile dönüştürür." diyordu) gazete olsun okumayan birisi.

hafif hafif sallanıyordu.yeniden okumalı. Marx'ı yeniden okumalı!" diyordu. Günay. henüz ne darımızı ne pirincimizi ekebildik! Anam babam ne yiyecekler? Sen. hepsini aynı anda hatırlattı! Ortak bir ağıt yakıyorGünay Rodoplu türkü söylüyordu! "Ata ruhu! Ata ruhu! Yardım et! biydi! Ateşten bir kümeye dönüşüp yorganını yaksa şaşırmayacağımı mediklerini hatırlıyorum! Yatağın. aklımı başıma toplamaya çalıştığımı.. Buhariler. Katolik kardinalleri. Nişantaşı'nın.. İstanbul'un içine sığmayacak gi- fark ettim! İliklerime kadar ürperdiğimi. bilim ilahlarımı. Durdu. Sovyetler "Nasıl da özgür bu yabankazları! Nasıl da dinleniyorlar Yu dalları Mevlânalar. Bakışları yumuşadı. Şinto papazKalktı oturdu. kalktı oturdu. Tibet lamaları. lardı. Sonra. Pencereye yürüdü. Stalin'den kaçalım derken. birden. kendi tanrılarımı. kındı. ba- "Türkler. o çok uzaktaki mavi gökyüzü! Söyle. neo-Hitler'in kucağına oturacaklar!" söylemeye başladı. yardıma çağırdığımı ama gel- . o daha önce bahsettiğim dört bin yıllık Çin şiirini üzerinde! Ve biz! Kralın ezeli çilekeşleri. ne zaman bitecek bütün bunlar? Kızarmayan yaprak. Aksi halde. Yahudi hahamları. "Hatta. Söyledikçe dinginleşti. Olmadı. Hepsini. karısından koparılmayan koca mı kaldı?" ları. hastanenin. Budist rahipleri. Haklı olduğumu biliyorum!" Gözleri kapalı.

Geneleve götürdüğü arkadaşının siftahını bekleyen bir delikanlıyı anımsatan bir şey vardı. bir çaresizmişçesine iki yana açtı. Kapıda bekleyen içerdekinin hazzına bir biçimde ortaktır. genç çocuklar .. Kadını.. hatırlasana! beni hep birlikte düzerler sanki. düşündükçe bir başka meselenin daha farkına vardım. En az beş yüz yaşında bir hilkat garibesine. "Belki de hep biliyordum! Hep biliyordum da. yabancıya âşık olduğumu fark ettim. ilahiler kirlenmişti. o gece idrak ettim.... bilmiyorum. Oradaki erkek dayanışması ne tuhaf bir şeydir.. bir anakronizme.VII "Ne zaman fark ettim. Söylediğimiz türküler kirlenmişti. Ah! Ne bileyim!" diyerek ellerini Sedat'ın kapımın önünde koca gece ağabeysini beklemiş olmasında beni inciten. teşhir edilmişlik duygusu uyandıran bir şey vardı.. burada kirlenmişti!. Ama. Ne zaman fark ettim? Ama fark ettim.

anti-Baykalcı delegeleri dövdüğünü söylemişti... Sonra aklıma beni evine götürdüğü gece. Ailesi için! bir işte. sekiz yıldır bölüşme hesabı yapmadık. ağabeysinin pezevenkliğini yapıyordu!. Sedat'ın benim Şafak'a aldığım ceketi giydiğini. Duran Kuran'ın tek bir kadın tanımamış Sedat. birlikte çalıştığım kardeşlerime iyi bir babalık Şafak'ın bir seçim nutkunu hatırladım. aileme babalık yapabildiğimden. Sonra düşündükçe. Evlenip de bir ev açacağı zaman buzdola- celeri önemsemediğim bir sürü ayrıntı art arda eklendi. iyi bir onu anlamaya çalıştım. Önler aydınlanmaya başladı. Aynı şeyi yaşıyordum. Şafak'ın da dediği gibi. ağabeysinin aldığı bının alınması için bile Şafak'ın onayı gerekmişti. ağabeysinin. Onu da hatırladım. pezevenkliğin Sedat'ın ağa- yapabildiğimden. 'fedai'siydi.. kardeşini yukarı davet ederdi diye düşünüyordum. akrabadan bir kızla nikâhlanorganizatör olduğum için. SHP'yi küçümsüyordu ama üye olmuştu.. " tirmişti. Korkunç bir sonuca vardım: Yirmi dokuz yaşında olmasına karşın "Yok. Şafak politika yapabilsin diye çalışıyordu. iyi bir işadamıyım. Ağabeysi için! Şafak’ın kurduğu mıştı. 'Ben iyi bir işadamıyım. böyle bir konumu kendisine nasıl yediriyordu. beysine sunduğu hizmetlerden sadece bir tanesi olduğunu görmeye başladım. Ağabeysi için! Bir kızla beraber olmuş ama onu ortada bırakmış.. Son delege seçimlerinde yüz tane gürgen sopa kestirdiğini. Sonra. Sekiz yıldır birlikte ticaret yapıyoruz. " "Estağfurullah!" dükkânındaki imza gününden bu yana Sedat'ta gözlediklerimi düşündüm. Sedat 'koç'uydu. Kadıncık'ı ne kovmuş. ne de içselleş- neden olan.. Sedat'ın öteki odada büyük bir fütursuzlukla uyuduğu geldi. Kafamda bir şey- . Sedat'ın kişiliği üzerinde yoğunlaşmama "Evet! Şiran'ın 'ağa' babası gibi. o öyle! Öyle de.' diyordu. onun o geceki onursuz nöbeti oldu." "Şiran'ın babası gibi. Ailesine 'babalık' yapmaktan bahsediyordu eşyayı kullandığını biliyordum.Şafak beni sahiden benimsemiş olsaydı. Ağabeysi için! Dev-Genç militanıydı.

onun için adam dövmesi. gerçek nitelikleri ile değerlendirilmedi demek olduğunun ayrımına vardım. biziz!' diyen Özdenler!" gerekirse hapse girmesi demek olabilecekti! Tabloyu görebiliyor mu"Beş yüz yaşındaki sevdiğimin bir yüzü!. 'Baba' Şafak!" madılar.. bu sopalarla kimi. Sıfat yanlış mıydı? Hayır. Lord Şafak. ötekileri besliyor. halk otobüsüne binmekte zorlanırlardı. Evet.Şafak. kapı lord' söylemiydi. bu karının kapısında ne arıyorum?' 'Ben kimim. 'İyi babalık' söylemi. Anlıyor musun? Bireysellik gelişmeyince de. kimseye karşı nesBaykal'ın resmini neden başucuma asıyorum?' Bu soruların sorulabilme- . Emeklerini özgür iradeleri ile pazarlasalar 'Lord' Şafak'ın onlara tahsis ettiğinin dörtte birini alamazkulluğunu bir nişan gibi benimseyeceklerdi. Alevilerden neden nefret ediyorum?' 'Ben kimim. nutkundaki 'bölüşme hesabı yapmadık' bildirisinin küçüklü büyüklü Özdenlerin kölelik fermanı olduğunun. 'cömert lardı! Tabii kul olacaklar. Yeteneklerini. Evet. Aynı şeyler. Ne Sedat.. Şener için de geçerliydi tabii. kocaman delikanlının benim kapımda beklemesi. ne de Şener 'Ben kimim?' sorusunu asla sorşamak için ağabeylerine kapı-kulluğu etmekten başka olanakları yoktu! rupası. neden teyzekızımı düzüyorum?' 'Ben kimim. değil BMW sahibi olmak.. Delikanlıların yaAnlıyor musun? Birisi. değil mi?" "'Ben. on altıncı yüzyıl Av"Evet. benlik asla oluşmadı. parayı manipüle ediyor. başta ağabeyleri olmak üzere. ussal donanımlarını serbest pazarda değerlendirmeye kalksalar. 'kimse gerçek emeğinin gerçek hakkını almadı'. onlar da. karşılığında da sadakat talep ediyordu. Düşündükçe. feodal düzenin devamını tabii isteyecekler. Kapı kulluğunun icaplarına gelince. 'Ben kimim." "Emeklerinin değerini pazar ekonomisi biçmedi!" "Evet. alkolden yürüyemez hale gelen ağabeysini taşıması. neden dövüyorum?' 'Ben kimim. si için gerekli kimlik bilinci. sun?" "On altıncı yüzyıl Avrupası! Onu demek istiyorsun. yani Şafak..

klan mensupları korunacak. belediye başkanıyken Çayırtepe'nin rantı ile ödüllendirecektir. bir sonraki aşamada. kollanacaklardır. Şafak da onları sömürür. bizden olsun. efendim. doyurmak ve korumakla yükümlüydü. Onun dışında her şey karanlıktı ve ne benim. 'Biz belediye başkanı ride olsa. lar içeren bir dayanışmadır ya feodal sömürü. işe göre adam değil. tabii. yok kömür deposu kuracak belediye arsası talep edeceklerdir. onları asgagenişlettiğinde göreceksin ki.. üretime.nel. ona iş icat edilecektir. "Son tahlilde karşılıklı sorumluluklar. aileleriydi. Onlar Şafak'ı.' işler. muhakemeye dayalı bir yargı geliştirmeleri elbette mümdenlerin evrenlerinin merkezi kendi 'klan’ları. Şafak tebaasının sadakatini işadamıyken dükkânının kârı. aileden birisini alacaksın!" Anlıyordum. Çayırtepe'nin çoğunlukla DYP'li. Yetenekleri ve yeterlilikleri ne olursa olsun. yani Gümüşhaneliler! Nitekim. ANAP'lı Gümüşhanelileri oylarını 'bizim çocuğumuz' dedikleri Şafak'a verdiler. Buna karşılık. adama göre iş aranıyor yakınmalarının solacak. Türkiye'de hep böyledir!" olduk!' diyeceklerdir. anlıyor musun? Koynuna alacaksan. 'Belediye başkanı biziz'e çevirdi. ' diye başladığı cümlelerini. Klan mensubunun karnı doyuru- . Onlar da yok iş. Burada bir çıkma yapayım. yani Partililer. sonra da genişletilmiş klanları. yok imar durumu. Zina ilişkisi son bulmadıkça." "Bu. Bir tür zina ilişkisi. Türkiye'de. Şafak'ın köylüle- rinden hizmet talep etmesi Tanrısal hakkıydı. bu anlayışı 'Biz' kim? 'Biz' öncelikle Özdenler. Aleviler Alevilere oy verir. Ve aynen öyle oldu! Sedat.. ne de başkalarının onlardan bağımsız ola- kün değildi! Hayatı sorgulamaları mümkün değildi! Anlıyor musun? Özrak var olduğumuzu düşünemezlerdi! Bir 'lord' olarak. 'Biz belediye başkanı olunca. 'Varsın kötü olsun. efendim. öncelik veremezsin! nunun gelmemesinin nedeni de budur. Şimdi. işe. birtakım göreneksel kısıtlama- "Onu söylüyorum ya! Sivaslılar Sivaslılara.

gelişme çok daha hızlı başka seçeneğimiz olamazdı! Ve unutma. hiçbir durumda 'benim!' diyebileceği. ya da. Sedat'ın konumunun senin ya da benim olduğu için 2100 yılında bulmamızdan farkı yoktur! Yeni koşullara biz de kendimizi birdenbire 2400 yılında. unutma ki. yan odada yatarken. Ne tuttuğu işte. 'tehlikeye düşen vücut için. kendisini oluşturan feodal âdetle- almaz. Düşünsene. " "Yabancılaşmış olmaları! Mı?" "Elbette benim yaşadığım yüzyıldan 'gayri' bir yerlerdeydiler. ne koynuna aldığı kadında! Daha da kötüsü. hatta taparcasına bağlıydı. hiç yengesini düşünmez mi. 'Bu adam benim kapımda beklerken. kendimizi ortadan kaldıracaktık. de ki. kendisine özgü ancak o düzenin 'kölesi' olarak uyarlanabilirdik. leş gibi yaşamak da yaşamaktır. ben. saygı geliştirecek! Olacak iş değildi. yemeğini pişiren o kadına hiç sevgi beslemez mi?' diye aptalca sorular soruyordum kendime! 'Sevgi' elbette söz konuyecek. ne politikada. kendisine ilişkin kararları kendisinin re. Öte yandan. gömleğini yıkayan. Bak. Başta kendisine el'di Sedat. sonra 'o' diyecek! Sonra da kendisinin dışındakilere tabii. önüne gelen su olmazdı! 'Ben bilinci' gelişmeden. amcasına onları dünyanın merkezi bilip yücelterek. Hayatta kalmak için bir safradır. Özdenler. özen. onca yıllık yengesine rağmen be'yoğunlaşacak!' Dayanışma. Külçe gibi. şuur namıyorum deyip..' Ya bilincimizi körleştirecek.yirminci yüzyılda yaşamaktadırlar. on altıncı yüzyılın değerleriyle ama lendiğim tarihe ağyardılar. Bu bağlılık süt çocuğunun meme bağımlılığı gibi yaşamsal bir bağlılıktı.. sonra 'sen'. kendimizden 'gayri' birileri olacak ya da ben bu oyunu oybir karar verememişti delikanlı. nim kapımda bekler miydi? Sedat sevmeyi becerebilecek olsa Diana’nın meyi 'unutur' muydu? Sedat sevmeyi becerebilecek olsa. 'sevgi' gelişemez ki! Önce 'ben' di- telefonda ciyak ciyak 'Günay ölüyor!' diye bağırdığını ağabeysine söyle- . On altıncı yüzyıl değerlerine boyun eğmeleri tek bir şeyle açıklanabilir. Sahip- Öte yandan. ağabeysine. neden hiç cephe veremediğinin farkında olmadığı gibi. Sedat sevmeyi becerebilecek olsa.

müthiş etkileyirüvende on dokuzuncu yüzyıl Avrupa'sının sosyal mobilitesini görüyorciydi. Sedat'ın biraz daha gelişmiş türü olduğunu çok sonra kav- radım.. sormadım. Türkiye rına Antwerp tepelerinden başkaldıran mobilite! Kalıpların kırılması gerektiğine de bütün kalbimle inanıyordum. eski bilgilerimi bilerek. İstanbul gibi 2500 yıllık bir şehirde belediye başkanlığına uzanan serüveni. acı acı. o bu normları insanımıza anlatacaktı!. İstanilk kez homojenleşiyordu. 'Türk insanı' diye ortak bir inanmak istiyordum ki. Köhne kalıpları kıran. Ben bu sedum. Gerçekten de. .. devralıyordu sanki. başını önüne eğdi. kooperatif defterlerini Şafak'ı hapiste süründürecek şekilde darmadağın eder miydi?" de anlatacaktı diye düşündüm. demokratlaşıyordu! Efendim. Muhteşem bir tarihi mirası kendi sınıfı adına. bir kere. Ben ona yirminci yüzyılın normlarını tercüme edecektim. yoksul bir öğretmen çocuğu olarak başlayıp.. Niye bu kadar geciktiğimi düşününce şunu anlıyorum. " Kollarını kavuşturdu. Ne kadar umutlandığımı biliyorsun. düzenin öz uzman aydınlabul’u lahmacuncular sardı filan diyenlere düşman kesiliyordum. paydamız olduğuna ciddi ciddi inanıyordum! Öyle inanıyordum ki ya da "'Ben' bilincini kazanmanın da yeterli olmadığını. Ankara'dan dönüşümüzde sana ele ele verirsek. Türkiye'de misli görülmemiş bir hareketi başlatabiliriz köşklerdeki aşk maceralarına duyulan nostaljiyi de hastalıklı buluyoranlattıklarımı hatırla. işkence fasıllarını da düşününce. Şafak Özden'in Gümüşhane'den. O noktada hangi defterlerden bahsettiğini bilmiyordum ama herhal"Şafak'ın. cezaevi. Şafak'la -tırnak içindeki 'Şafak'la!diye umuyordum.. erguvanlı dum. egemen sınıflara.yere ağabeysinin imzasını atar.. Karşı çıkanlara. işte. Çünkü. asırlardır sistemin merkezinden uzak tutulmuş sınıfı adına. isteyerek unuttum. esas meselenin bu 'ben'in kendi dışındaki dünyayla hangi yöntemle bütünleştiği meselesi olduğunu unuttum!" diye söylendi. İstanbul'da. Boğaz vapurlarında birinci mevki denen ayrıcalıklı konumları da.

'devlet' denilen. Allah'a değil.. ne içkisine. Oysa. daha o zaman. işkence gören o olmuş- tu. öğrencilerin sırtlarında taşıdıkları sekreterliği yaptı. o şartlar altında bir halkevi kurdu. Bir tarafta Ülkücüler. sopa ne istersen vardı. Suat'a da aibaşında efendi efendi otururken devlete satılmış babasını tanımıştım. sistemin tam "Dört ortaktılar.. Ve her şeyi paylaşırlardı. Duran Kumerkezine koymak kavgası olduğuna inandım! Ve aklımca. olabilirliklerin olamazlıklardan ayıklanmasına yardım edecektim. Ve o 1 Mayıs Mahallesi. 70-80 döneminde Çayırtepe'de ciddi kavga vermişlerdi. bu insanlara neden ideoloji arkadaşları . 1 Mayıs Mahallesi'ne taşlarla inşa edilmişti. daha baştan. Şiran'ın babasını da tanımıştım. üniversiteden atılan öğretim üyelerine de aileleri baktı! Ben durum Şafak'a özgü bir şey de değildi. Ali'ye de ailesi baktı. bu kavgayı Ve ben bütün bu kavganın. Şafak bana 12 Eylül sonrasını anlattığı zaman aymam gerekirdi. vs. Silah. Bu lesi baktı. arka çıkan yine kendi klanıydı. En çok ihtiyacı olduğu sırada. Ona bakan.gayri!' Öyle diyorlardı. 'yârin gül yanağından entelektüel donanımımla destekleyecek. tıpkı Sedat gibi. o da boyun eğmekten başka çare bulamadı. 12 Eylül'de tutuklanan. ğildi! yani İslâm ritüeline attı! En dindar olduğunu sandığı zaman bile aslında. öte yanda devrimci fraksiyonlar. türdaşlarımızın tarihsel deneyimini aktararak. Ne ailesini makarna ve gazyağı kokan balıklarla beslerken. ran İl Yönetim Kurulu üyesiydi.. CHP'nin İl Gençlik Kolu başkan adayıydı. ne 'işadamı' kimliğine. Kurtarılmış bölgeler vardı. 'aile' denilen puta taptığının farkında dedeğil de klanları arka çıktı diye sormalıydım! Bu soruyu sorsaydım. Halis Özden'ide! Şafak'ın Kelkit suyunun Adamcağız oğlunun ne devrimciliğine. vs. insan'ı olması gereken yere. Bildiğin gibi sonunda kendisini camiye. Erol Çiçek. Erol Çiçek'in onun yanına bile uğramadığını söylerdi. ne de daha sonra. Neyse! girilmiyordu. gençlik kolu yönetim kurulu üyeliği. kurucu sekreterliğini yaptı. Şafak Özden. özde Eğer o zaman. Onur Oflu. ne çapkınlığına anlam verememişti.. Ama.

re.. eşi. Senin benim olmadı- aydınlar bu hale getirdi. tabii.. Hatta. Kişiliğinin itaatkâr parçası ona gururla 'Ben.' ya da 'Mustafa Özyürek'in neferiyim. siyasi ve ekonomik özgürlüğüne ka"On yedi. biliyor musun? Şafak'ı çok sağlıklı. Deniz de yanlış yaptı! Biz yanlış yaptıysak çok mu?' diyebildi. " "On yedinci yüzyıl?" yüz ederek ailesine babalık etmişti ama dünya ile. Şafak'ın güçlü bir benlik duygusu vardı. feodal düzeni tersmayı seçtiği ilişki bütünleşme değil. on sekiz. ne Şafak'ın. O kadar ki. Nerede atladım.' dedirten parçasıydı. öte yandan da baş- Bir yandan kendisinden daha büyük olduğunu düşündüğü bir şeyle- Ama. bırakalım da biraz da bunlar yönetsinler diyorEvet. SHP'ye. diğer insanlarla kurmusun? Klan bağlarını kopartmış. Deniz Baykal'ın. ne de diğerlerinin uğruna ölmeyi göze aldıklarını söyledikleri solcu kimliklerini muhakeme edilmiş ve somut bir seçim olarak benimseyemeyeceklerini anlardım. birey bile olunamadığını anlardım! Klanlarını bir yana itip... hükmedebileceği herkese hükmetme gayreti içindeydi. tahakküm ve itaat ilişkisiydi! Anlıyor vuşmak isteyen insanın öyküsü. dizleri titreyen bir endüstrinin sömürülen emekçileri kimliğini nereden ve nasıl sahipleneceklerdi? Az daha düşünseydim. bir gün bir konuda yanlış yaptığını söylediğim zaman 'Aman bir şeyin neferi olmaya öyle teşne ki bu ülkede!" "Yeni putlar?" gülüm. ğımız kadar gerçekçi ve sağlıklı. değil demokrat. hatta babasından farklı olarak klanından baş vermiş. çok gerçekçi buluyordum. bu devleti altmış yılda dum. Sedat ve Şener’den. on dokuz.on altıncı yüzyıl Avrupa köylüsü zihniyetiyle değil solcu. örgüte. biliyorsun. 'SHP'nin neferi!' Sorun da bu zaten! Herkes . onun içindeki bir hizbe sığınırken. çocukları. yirmi! Hepsini bir arada yaşıyordu! ta ailesi. kardeşleri. Deniz Baykal da.

amaçlarımız da çakışmıyormuş! Bir sahne kurmuştuk. tabii. kardeşlerine. Muhakeme yeteneğinin. kocaya gidiyor ya kız! lan. Şafak'ın 'Kardeşlerimi oğullarımdan daha çok seviyorum. bizler de. Şafak'a itaat edecek. hizmet verecek nesnelerdir. 'kullandıkları' vardır. kardeşleri. Bir nedenle Sarıyer'de bir öğlen yemeği ye- . kimimiz art-direktör. Bu patolojiye yakalanmış insanların 'sevdikleri' değil. Benimle olan ilişkisi de buydu. ÇaBu yüzyılın 'kullanılma' kavramı. dünyevi işlevine layık oldukları sürece 'sevgi' besler. çünkü 'çocuk sevgisi' söylemi de koşulsuz değil. gerçeklik duygusunun kaybı. Bir süre sonra Şafak'a baktığımda hepimizin ama hepimizin onun amaçlarına hizmet ettiğimizi gördüm! Şimdi baktığımda görüyorum ki. 'kullanılmak' kavramının bir insanın diğerine. Öte yandan. Şafak. kimimiz ra kadar onu bekleyen karısı. Sonradan başkan yardımcısı oldu sanı- Bir zaman hatırlıyorum. yanlışa. Oğlu değil de kızı olacak diye ödünün koptuğunu biliyor musun? Seçmenler de bizler gibiydi. Tıpkı delegeler gibi. sığınma. kimimiz ışıkçı. bir de Şafak'ın Ankara'ya. Oğlanlar büyüyeKızla zina ilişkisi kurulamıyor. Şafak başrol aktörüydü.özgürlükten kaçış.' deramı değil tabii. kötüye göz yumduran tapınma. Filistin intifadası anma gününe getirdiği astsubay emeklisi.' diye gözlerinin yaşarması da buydu. Şafak türü. ben. ne olacağı belli mi? Bunların belli ama! Bir dediğimi iki etmiyorlar. oğullara. hatta çocukları! Çocukları alkışlayıcı olarak onun amaçladığı rolü oynamasını sağlıyorduk! Sabahladiyorum. Aynı konumda. Onun için bir bakışta teşhis edilmiyor. cek. manipüle edilen rakamlardan ibarettiler. yırtepeliler de Şafak'ın kişisel amaçlarını gerçekleştirmek üzere kullanı- miştik. Bir yandan. maddi manevi mirasına. kendi beklentilerine uygun bir oğula. koçlarım benim. onun amaçlarını gerçekleştirebilmesi için hizmet etmesi demek olduğunu anladığın anda tablo önüne seriliveriyor. ben. on dokuzuncu yüzyılın zulüm kav- Yeni putlar. sorumluluk üstlenecek. 'altındakiler'e nefes aldırmayan tahakküm. karısına. 'Çocukların mesi de buydu. Ama.

'Sen de başkan adayı olmak için bula bula Çayırtepe'yi buldun. Güzel. niye belediye başkanı olmaya ğildi. Şafak'ın kendisi için öngördüğü hayata ka- . güneşli bir gündü. yoksul Afganistan'a çıkmış du. artık ne dersen. burada kalacak kadar yete- beklenti. bu bana. değil mi? Hayır. budala. adam bunu böyle dedi ya. Astsubay eskisi denize baktı. Sarıyer. onları mutlu kılacak siyasi karar"... İşi bu değildi. Aslında kalkar be canım? İnsanları sevdiği için. baktı. ettiği Çayırtepe'den kurtarmaya çalışırken. el hahıçkırdı. buraya başkan olacaksın? Değil mi. " reketiyle durdurdu. anlıyor musun? Çayırtepe. nım?' verdi. ları almak için. "Yine de.. sakinleştirmek için ayağa kalktım. Birden ağlamaya başladı Günay. bakanlık beğenmeyen milletvekillerini hatırlattı!" diye Beklemediğim bir şey oldu. çamurluybu sofranın başına geçmeli. insan niye politikacı olur. İstemiyordu. Şafak ve ben gözlerindeki o garip pırıltıyı Çayırtepelilerden nefret ettiğini de o dönemde fark ettim. vardır.' deyi- Sanki tayini zengin Singapur'a değil de. Günay Habir İngiliz sömürge valisiydi Şafak Özden! Çayırtepe yoksuldu. Hıçkıra düşündüğüm zaman anlaşılmayacak bir şey de değildi. Ve bu bana. geçecekse hıçkıra ağlıyordu! Ona gitmek. 'Başkan oldun mu.. asla amaç değil!. bir büyük ziyafet sofrasıydı. orada. anlıyor musun? İşi orada patronlarının vuşması için bir araçtı. Urcan'a gelmeden. cahildi! Oysa. Şafak. O kendisini nefret neksiz. deniz kenarında küçük bir balık lokantası. burayı tüketmeliydi.. insanları neden sevsindi ki? Böylesi bir gibi bir saçmalıktı. İngiliz işgal kuvvetleri albayının Hintlileri sevmesi beklentisi onaylayacağı bir performans göstermek ve daha iyi bir yere tayin olmaktı.rım. ben Şafak'ın tersleyeceğini sandım! Öyle ya. öyle degördüm! 'O günler de gelir.' dedi. o yolda etkili olmak için. canım.bu bana.

Gümüşhaneliyim. Ben. ben! Şimdi. pe'siz bir dünya kuramam ki! Kuramıyorum ki! Ben Çayırtepe'nin giriBenim yarınım Çayırtepe'de. Gümüşhane'ye gittim. sevgisizliğini saklaması daha güçleşti. Tıraş olacaksam. 'Sevebilecekleri' Öte yandan. Çünkü Levent daha yeşillikti. Çayırtepe'de âşık oldum. inandırıcı olmadığını düşündüğümü söylemekle yetindim. ilk arkadaşlarım. Çayırbir yaşam düşünemiyorum. Tatil yapacağım zaman gelip yorlardı ki! Hepsi birer müstakbel Şafak Özden'di çünkü! Anlıyor musun? kendileri Bağdat Caddesi'ni ya da Levent'i tüketebilecek aşamaya gelen kendileriydi. 1 Mayıs Mahalle- si'nden söz ediyordu. Babam Çayırtepe'de. Nasıl kendimi Çayırtepe'den soyutlayayım? Yani. artık anlıyorum. diploma almaya gittiğimde de öyleydim. Siyasi olarak güçlendikçe. Nefes alıyorum. Bir kazak alacaksam. Çayırtepe'siz sonuçlarını almaya. kendilerine el'diler! Kendilerine yabancıydılar! Kendilerine duydukları muhabbet soğumuştu. Çayırtepe'de oluyorum. hemen aydı.gün uyardım. nasıl bulduğumu sorduğunda. Çayırtepe'de işkence gördüm.' deyiverdi. Çocuğum Çayırtepe'de doğdu. bir başka dünya kurmam mümkün değil. Çayırtepe'de evlendim.' Ne büyük yalandı! Ve biliyor musun. Çayırte- gün durdum. Koştum. Çocuklarımın mezarları Çayırtepe'de. Çayırtepe'de dinleniyorum ben. Bağdat Caddesi daha temizdi. Çayırtepe'de okudum. Çayırteşinde. çocuklarımın yarını Çayırtepe'de. Çayırtepe'de top oynadım. Anam Çayırtepe'de. Çayırtepe'de kavga ettim. on dokuz yaşımda sevgilimi beklerken de öyleydim. hele de Çayırtepeliler. Ertesi gün bir demeç verdi. tepe'ye her girişimde bunu düşünüyorum. 'Çayırtepe' levhasını görünce içim hopluyor. Kimse. dostlarım Çayırtepe'de. Çırpıcı'da. Sınav pe'den alıyorum. Çayırtepe'yi yaşanacak bir yer haline getirmek gayret isti- . üç Çayırtepe'de yapıyorum. 'Ben Çayırtepe'de gözümü açtım. Hatırlıyorum. Bir 'Nesini seveyim? Canları cehenneme. Çayırtepe'ye geldim. Şafak'ın Çayırtepe'yi sevmesini istemi- Hepsi kendilerine ağyardılar. Ama.

daha fazla fedakârlık. O da. Biz holdingci değiliz. tiriyor.. tek bir Şafak Özden.. Ve en vahim olanı bu değildi! Bütün bunlar ne demek oluyordu. örgütlenmeye. Büyük Makine'nin talep ettiği kişiliğe uyarlanmak için vakitleri vardı. tröst değiliz. insanın kendisine ağyar olması derken bunu söylüyorum be canım! Yapıcı eylem kimlik bilinci. kişi gücünün bilincine va"Bunu söylüyorum ya! Yabancılaşma derken. daha fazla vermek dernektir. 'SHP'li işadamlarının bir farkı vardır. daha vahim! Öldürücü! biz kelimenin tam anlamıyla kroke olduk! Onun için bizim patolojimiz siyasi özgürlük mücadelesinin aksiyomlarının çelişkilerine bak! Bir yandan. yordu. üniversiteyle sevgi ilişkisi geliştirmek. Demek fazla veriyoruz..bilirliğinin farkında olmasını gerektiriyordu. öyle uluslararası ekonomik güçle- . Deyiş yerindeyse. Bizde böyle bir süreç de yaşanmadı.. tek bir bilmem kim önemli yüz yılda geliştirdiler. sokakları temizlemeye gücü vardır. Bu yoktu! lanma. Kişinin gücünün ve gücün kullanılaOysa. toplumsal karaktere uyardayanışmaydı! Yoksa. biliyor musun?" "Türkiye'nin toplumsal karakteri çiziliyordu. yaratmak yeteneği istiyordu. kişinin ağaç dikmeye gücü vardır. Avrupalı türdaşlarımız bugünkü nekrofilik kişiliklerini beş Çayırtepeli olmak. ölü-seviciliğine yumuşak iniş yaptılar! Biz. Çayırtepelilerde. daha fazla vereceGümüşhane dağlarından yarım pabuç inen Şafak'ın ekonomik ve de ğiz.. seçenle seçileni aynı kaba koymuştu bile. öğretim üyesi olmak gibi kimlikleri sahiplenme gerekAnlıyor musun? Sado-mazoşist dayanışma. greve gitmeye gücü vardır! Çarpık kentleşmeye rabilsin!" 'hayır' diyecek gücü vardır! Hırsızlığa hayır diyecek gücü vardır! Çevre "Böylesi gücü YÖK'zedeler bile kullanamadılar Günay'cım!" kirlenmesine karşı duracak gücü vardır! İş ki. on yedinci yüzyıl kapitalizminin kâr yapmanın bir haddi olduğu düşüncesi. Adamların dönüşmek. " "Evet!.

akılcı otoritenin kaybıdır. onlardan 'farklı' ve 'üstün' olmak. komik olursun. daha üstün olabileceğini kabullenmiyor. eski deyimiyle şakirt-mürşit arasındaki inancı kaybolmuştu. '. günümüz Türkiye'si gibi!. öğretmen-öğrenci.. bak. dünya görüşümüzün egemen olması için kullanabileceğimiz başka güçlerimiz var. ' Büyük Yagibi. daha ucuza mal lan! Ferhan Şensoy'un.' nutku! Bir yanıyla absürd.rimiz falan da yok. öte yandan bütün vahametiyOn dokuzuncu yüzyıl Avrupa'sında kâr haddi gibi ahlaki ölçüler köh- nemiştir. Kişinin toplumdaki yerini ve haddini bilmesi gerektiği cüme edersen. günümüz Türkiye'si gibi! Bugünkü Türkiye'ye terlik' rasyonel.. Kimse karşısındakinin kendisinden daha bilgili. Nurettin Sözen'in 'önce insan' sloganı gibi bir safsata. demokrat etiketinin onu nasıl bir yalana zorladığını görüyor musun? Bu yalanı feodalizmin nasıl körüklediğini görüyor musun? Niye günümüz le çöken on dokuzuncu yüzyıl kapitalizmi. Bir yandan on yedinci yüzyıl değerleri. kapitalist ekonominin kurallarının dışına çıkmamız mümkün değil. insanın insanı kullan- bir ortam oluşuyor ki.. Beşiktaş Belediye Meclisi'ne tombalacıyı üye yapan anlayış da budur. Üreticiden aracısız alıp. günümüz Türkiye'sindeki gibi! Komşuları 'geçmek'. nedir 'haddini bilmezlik' biliyor musun? 'Haddini bilmezrasyonel otorite yok oluyor. Büyük Yalan'ın bir parçası. holdingleşmemek de söz konusu değil. İki yüz elli yıl öncenin 'Hangi insan?' Kuru fasulyeyi süpermarketten daha ucuza alan insan mı. herkesin 'en iyi yeri kapmak' için savaşta olduğu dığı yerde. efendim. insanlara bir içgüdü gibi yerleşmişti.daha fazla vermek. öbür yanıyla da ne kadar dokunaklı bir af dileme tavrı değil mi? Yirminci yüzyıldayız. Şimdi. adamı 'tamahkârlıkla suçlarsan.. Hemen bir soru sorduruyor: sermayesi yeterli olmadığı için daha pahalıya yediren insan mı? Sosyal SHP'lileri kır kökenli? Anlıyor musun? ettiği için süpermarketten yana olmak zorundasın. Herkesin kendisini her mevkie layık gördüğü. Ama. Fatma Girik'i Şişliye layık gören cüret de ... 'Kahraman Bakkal Süpermarkete Karşı' oyunu Colbert'i gibi.

Hatta şunu da söyleyeyim. Türkceği bir şey yok! Anlıyor musun? Bu ülkede herkes herkesten daha akıllı olduğu için her şeye her an yeniden başlanır. Hayat. istifçi. İçtiğimiz suya lağım katmaktan.budur. ulusların kendi emekçi sınıflarını. aşağıdaki Laz bakkal nasıl? Vehbi Koç kim? Hayatını bir oku da bak! Koca bir İstiklâl Savaşı'nı yok öyle de. saldırgan ve ben-merkezciydi. sömürücü. insani dayanışmanın toplumsal ve ahlaki sayıp. bu patolojinin üzerine bir de yirminci yüzyıl biniyor! hizmet biçmekten emeklilerimizi maaş kuyruğunda kalp krizinden öl- . irrasyonel bir yarışa indirgeniyor. işine bakacak kadar yabancılaşabilmiştir adam! Hoş. 'g' okuyanın TRT spikerliğine soyunması da budur! Bize her gün her saat 'bu mevkiye getire getire bunu mu getirmişler!' dedirten. Vehbi Koç olmak istemez? Türkiye'de insanların baş tacı onurunu ayaklar altına alması. 'k'yi. Sabahattin Eyuboğlu öyle değil mi? Memleket yıkılırken ettikleri tipoloji. On dokuzuncu yüzyıl Avrupa insanı 'rekabetçi. kendi kendimizi sömürmüyor muyuz? Ve düşün. dış sömürgeciliği beceremediğimiz için iç sömürgeciliğe döndük! Akrep gibi kendimizi sokuyoruz. lerin kitap okumamasının nedeni de budur! Kimsenin kimseden öğrenebir Cemalettin Afgani'nin bir bildiği olmuş olabileceğini öldür Allah kimseye anlatamazsın! Amerika her an yeniden ve alkışlarla keşfedilmek duilkeleri de kayboluyor. şu farkla ki. otoriter. mi? Ha. rumundadır. Vehbi Koç Oxford'da Shakespeare okumuyor muydu? Yine de. Bir Ali Paşa'nın. benim makûs seçim dediğim şey budur. peşin vergiden. sonra da Asya-Afrika'yı yağmalamalarıydı. efendim. hangi Şafak Özden ya Batılı türdaşlarımızın patolojik sorunları.' değil mi? Peki. tabii. Köy Enstitüsü mezunlarına otuz yıl mecburi dürmeye varıncaya kadar. sömürü ve istifçiliğin insan Aynı patoloji günümüz Türk toplumsal karakterinin patolojisi değil da Şiran Ören. değil mi? Akılcı otorite kaybolunca.

yolcu sarhoş. kendi cihadını. 'Sen seni bil'. Allah'ın yeni pozisyonuna esrarlı bir hüzünle baktılar. Billy Graham ya da Piskopos Sheen'in Türk çeşit- lığı'na indirgemişlerdi. ifade edilen. döndü dolaştı. 'gemisini kurtaran kaptan' yerine kullanılmaya başlandı. (Gogi yaptığı araştırmalar sonucunda bunun böyle olduğunu tespit etmişti) yoruldu ve yere inerek eşyaları sindi. Kendini aşağı bıraktı ve dokunulabilen binlerce cisme dönüştürdü.. Yaratılış'ın amacı. somut bir deneyimi mümkün kılmayacak kadar büyük. herkesin remeyeceğin işe kalkışma' oldu. lemeleridirler. 'irtica' bir nostaljiden ibaret! Adnan Hoca gibiler. Vacib-ül vücut. Bak. milyarlarla artık Allah'ın halifesi olmak gibi bir illüzyonumuz da olamazdı..Ş.'nin Yönetim Kurulu Başkan- Mesela.. insanoğlunun Ay'a ayak bastığına inanamazken. nereye baktıysak. Bak. 'beceancak kudret ve lütuf sahibi Rab'in yüzü bakidir'e 'yalan dünya her şey bomboş. onlar Tanrıyı Evren A.... sonunda yoksullara sırt çevirdi.' tır. algılayamayacağımız kadar büyük bir şeylerle karşı karşıya kaldık. biz aynı işe kavramların içini boşaltarak başladık. iç ıslahatını tamamlaması gereği iken. 'Bulunduğu yükseklikte kalabilmek için ışık hızı ile hareket etmek zorunda kalan Hak-ü Teâlâ. hancı sarhoş' diye şarkı düzüldü. Star Wars filmlerinden televizyon belgesellerine kadar..kişiliğin şurdan burdan sırıtan 'vicdan azabı'nı iptal etti! Vicdan azabının iptali. az önce tanımladığım yordu ve bilim bize evrenin merkezi. dünyanın patronu filan değil. 'Buzdan Kılıçları' okumadılar! Tek tanrılı dinlerin sonuncusunun ölümünü Latife Tekin böyle anlaİslâmiyet öldü. Ve Türkler.. yani İslâmiyet'in ölümü. öyle bir kozmik resimle karşı karşıya geldik ki. insani referans sistemimiz kökten tarumar oldu! Bu kozmik resmi 'bilim' çizi- Türk'e kaç türlü vurdu yirminci yüzyıl! İlkin. uzayda yuvarlanan bir toz tanesi olduğumuzu haykırdı! Hiçbir şeye bağlı olmayan. Ne ki.. 'yeryüzünde ne varsa fanidir. amaçsız bir toz tanesi! Milyonlarla. Çünkü. Efendim. 'Her şeyin bom- . 'her koyun kendi bacağından asılır' düsturunun aslı.

kolay. silme kuşe dergisinde ilan eder: 'Ben her an devlete Düzeninin öz-uzman aydınları 'irtica' diye ahmakça titrerken.' derken. let çok saf. Adnan olan sadakatimden kaynaklanan bir çabayla bölücü ideolojilere karşı çamacık olarak değil. Büyük Maki- kılan biyofilyayı bir yana itip. insanlar insanlarla olan ilişkilerinde pazar kurallarını uyguladıkları zaman hakça oldukları inancı içinde. demokrattır. İslâmiyet'in Avrupalılaşmayı önleyeceğini sanıyor. İslâmiyet'e öylesine ağyardır ki. Türk'ün Avrupalı türdaşına öykünemeyeceNe oluyor. destek olmaya çalışan ve bunu yapAllah'tan digayri bir güce kategorik olarak destek olamayacağını bilme- ehli kitap tek tanrıcılığının uzlaşmazlığının bilincinde bile değildir! 'Devdevlet denilen ve nihayet idari küçük burjuvazinin -yorgun ve kibirli devğini düşünemeyecek kadar "yabancılaşmıştır! ne'nin emri altına girmezse. 'afyon' olmaya indirgeniyor! Afyon olmalı ki. rahatlatılıyor! Bu mu.. Müslüman olduğuna inandıran bir uyuşturucu. mantıklı.' Büyük Makine'nin egemenliği altındaki çağdaş dünyanın putperestliği ile lışmaktayım.' derken.. ailenin dışında da geçerli let memurlarının. tüm samimiyetimle yapan bir insanım!' Bir Müslüman'ın yecek kadar yabancılaşmıştır! Vazettiği dine yabancıdır! Daha ne olsun?! 'İslâm insanın yaratılışına uygun. Ben devlete köstek değil. hangi ülküyü ciddiye alabilir? Sosyalizmi mi? İnsan haklarını mı? Düşünce özgürlüğünü mü? Mükemmeliyetçiliği mi? İslâmiyet'i mi? Hocanın dergisinin adı 'Rönesans'tır! 'Rönesans!' Yani? Yunan'a dönüş! Yani? Çok tanrıcılığa dönüş! 'Hoca' öyle yabancılaşmıştır. ölü-sevicilerin zaferleri garantilensin.oluşturduğu putun hiç de saf olmadığını. görüyor musun? 'Sevgi'yi klanın. yerine pazar ahlâkını ikame etmiş Türkiyelinin oradan buradan bakan vicdan azabı yok ediliyor. kimseye verecekleri hiçbir hesapları olmadığı inancı içinde huzurlu olsunlar! oluyor! İslâmiyet belki de ilk kez bu yüzyılda gerçekte din-dışı bir toplu- . afyon olmalı ki.boş' olduğuna karar veren bir toplum.

'sevgi' yoktur! Pazar dediği hikâyedeki gibi.' deyip rahatlamak. dürüstlük budur!' şonaçi'ye! Ne bir altın fazla bana. bir de ne görelim. onlar da çocuklarını evlendirmeye. Allah da size verecek!' 'Evet. gölanmamak gibi geleneksel değerleri içerir gibi görünür. vakit olmadığı nedir biliyor musun. Sirkeci'de.' diye müze borçluyuz. tinsel güçlerini arttırması anlamında bir ahlâk sistemi değildir. Zaman içinde çocukları da büyür. ler.' diye başlayıp karnında çocuğunu taşıyan kadına. bu günümüzü. kaba kuvvet kuldüzeltiyorum. parayı aile içinde tutmaya karar verirler. Bu rum. silme altın! Hemen oturduk. Mişonaçi. gerekirse dönüştürmesi. Müşteri ahlâkı insanın 'komşu'sunu -burada. dahası bu davranışın haklılığına içtenlikle inanmak demektir.'sevmesi'. sonra bir tane daha. yerleri süpürüyor. Sirkeci'deki otelde. 'Sana karşı dürüst olmak istiyoiçin olmadım. 'mert' adam söylemini sürdürmektir! Topu karşı sahaya atmak. Mişonaçi ile So- bir tane daha. dürüstlüktür! Birbirinize onaylar Solomon. Ancak. birden işleri büyür. önce Allah'a. bir altın bana. Biz iki ortak. çantasını unutan garibanı. 'Biz. kötü bir otel işletirlerken. iki baba nikâhtan önce çocuklarını çağırırlar. hafif- . Pazar ahlâkında. onu kendisini duyumsadığı gibi duyumsaması. onlara nasihat ederkarşı her zaman dürüst olacaksınız ki. çocuklarım. Mişonaçi. Düğün günü gelir çatar. birbirimizi bir kez olsun aldatmadık. 'Şimdiye kadar ben düşündüm. 'bugüne kadar senden başka birisi ile olmadıysam. 'en önemli mürşit. pazar Pazar ahlâkı. sonra da dürüstlüğüMişonaçi. Şafak Özden gibi. bir altın Mizüm. kadına verdiğin acıdan sorumlu olmamak.lomon ortaktırlar.bir çanta bulduk. Bak. Nasreddin Hoca’nın borcunu ödeyemediği komşusuna. yalan söylememek. hile yapmamak. 'pazar ahlâkı'nı en iyi Mişonaçi hikâyesi anlatır. ne bir altın fazla Mişonaçi'ye! İşte. İçini açtık. bir altın Mişonaçi'ye. 'Hayatta' der. Solomon anlatır. demeye kalmadan beş yıldızlı bir otel yaparlar. denk gelmediği için.' der. 'Biz. bir gün -ben yatakları unutmuş gitmiş. bundan sonra sen düşün!' letmek için parmağını kıpırdatmamak. Bir altın bana.

Dayatıldıkları şekilde davranmak insanların kolayına gidiyor. yüzeysel 'hakkaniyet' alır. bilinçli bir karar sonucu da olmuyor. Toplumsal karakter diye. Nabi Avcı'yı. Müslümanlıkla uzlaşamaz. büyük nefretler de yoktur. onni. bu ülkedeki yabancılaşmanın Yabancılaşma. Dış politikanın maksimi olduğu söylenen 'uluslararası dostluklar değil ortak çıkarlar vardır' ilkesi. Adnan Tekşen'i son dakikaya kadar manipüle etmiş. Şöyle söyleyeyim. 'çocuksu' bir duygu! olur. pazar ahlâkını. pazar ekonomisinin 'aklayıcısı' var! Müslümanlığı kimselere bırakmayanların İslamiyet’i pazar ahlâkı doğrultusunda yorumlayabilmiş olmaları. zaafPazar ahlâkı. 'Nefret' ayıp değilse. haklı bulmasa da benimseyecektir. belirli bir kültüre mensup demiştim. büyük aşklar. sonra da işlerinden etmişti. 'kişiliksizlik'tir. Daha ne örnekler boyutlarını anlatmak için yeterlidir! Bu bir girdaptır! Öylesine belden aşağı bir tekmeydi ki. gelişme kendiliğinden o yönde. ANAP'ın ak dediğine kara demeyi dayatıyorsa.ahlâkının hâkim olduğu toplumlarda. Zaman içinde insanlara ları mutlu ediyor. Aldığından fazlasını vermek 'enayilik' değilse. Neden? Çünkü. belli bir davranış biçimioluyor. Bunların yerini 'dengeli' dostluklar. Büyük Makine. Şevket Eygi'yi hatırlayacak- sın. Ancak bu. kişisel ilişkilerde de geçerli tır. Zaman gazetesini ele geçirmeye kalktığında. Şafak Özden'e. 'dengeli' aşklar. 'sığındığı' grubun onayı kendi doğrusundan daha önemlidir. Örneğin. SHP. o toplumun düzeninin talep ettiği şedayatılan davranış biçimi onların davranmak istedikleri biçimle çakışır kilde davranırlarsa işlev görebiliyorlar. örneğin. Şafak bu davranış biçimini. bir toplumun ya da o toplumdaki çeşitli sı- Sonuçta. kariyerizmdir. yabancılaşmayı körükler! teri yaratır ve besler. kendisine en iyi hizmet edecek toplumsal karak- insanların çoğunun paylaştıkları kişilik yapısının çekirdeğine diyorlar nıfların. statü gruplarının üyeleri. pazar ahlâkı. tazminat ödemesi bile böyle bir acıyı dindiremezdi. toplumdaki insan enerjisinin toplumun işlemesini Büyük . Anlıyor musun? Bu eğilim.

başka kültürlerde görünmedik bir tarzda enerjilerinin çoğunu insanların enerjisini çalışmaya döndüremezse amacına ulaşamazdı. Eyüp Sultan'da kapitalisti gibi. Peki. bir örnek olmalı. çalışmak. sermaye istifleyecek. bu toplumsal karakter top- imanına. zor kullanmak da işe yaramazdı. modern endüstriyel toplum. gereğin- . çünkü modern rini özgür hisseden adamların becerebileceği bir iştir. dinine de dini inançları. düzenli ve dakik olmak endüstriyel toplumlardaki yüksek düzeyde uzmanlaşma ancak kendile- gerekliliği. Bülent Ersoy dahi olsa. başı örtülü dua edecek! Öte yandan. rekabet edecek. burnundan kıl aldır- için gereğinde sevgiyi. hemşerilerine. 'Türk toplumunun öykündüğü karakter ne? de olan bir toplumsal karakter geliştirmeli. düzenli ve dakik olmak iste- ya da işe gitme saatine karar verdiği bir yirminci yüzyıl toplumu işletekletirdi. gereğinde Atatürk'ü sömürecek. yirminci yüzyılını modern endüstriyel toplumlarında insanlar kendilerini. bu çabalar içinlumsal beğeninin odaklaştığı bir numune. pek çok istisna ile sonuçlanacağından Büyük Makine'yi lışmaya kanalize etmeye hevesli. disiplinli. adam bir taraftan 'Ben. gereğinde hoşgörüyü. Kimseye silah zoruyla 'buluş' yaptıramazsın! . bak. o işkolunda çalışmasının doğru olup olmadığına mezdi. siyasi partisine. ideolojisine sapına kadar sadık. ailesine. insanlar bu 'numune'ye öykünmeliydiler. kim. biziz!' diyecek ki. Kişinin her sabah uyandığında o gün çalışması gerekip gerekmediğine. içinden çıktığı yumurtanın kabuğunu beğenmemesi söz konusu olmayacak. Kaba kuvvet. Toplum. futbol takımına.0 halde.Yalan doğrultusunda sürdürmek amacıyla kalıplanıyor. bakıyorsun. gereğinde cehaleti. 'yozlaşmamış' denilen türden Türk olacak. bir on dokuzuncu yüzyıl Asla döneklik etmeyecek. Mesela. Bireyin yapıcı güçlerini nasıl tasarruf etmek istediği yolundaki bilinçli seçimi. o yönde kanalize ediliyor olmasına işaret eder. bizdeki 'numune. bir içgüdüye dönüşmek zorundaydı. aynı adam. Nite- sonunda kendilerine zarar veren ya da en azından faydasız üretimde çayen bir kalıba döktüler. başarılı olabilmek Şimdi.

istersen falanca dar kaypak seçmenlerinin o günkü bamtellerini bulmak için ne kadar çok meslek deformasyonu. 'Namusuyla para kazalerden herhangi birisi oluverdi! Kartal’dan bilmem kimin desteğini iste- Ne olacağını Şafak'ta gördüm ben.kümesi. bütün bunları yaparken vicdan azabına duçar olmasın diye mayacak kadar otoriter olacak. tabii. Zinganalar'ın yeşil elma. Pear Gynt. bir bu kümenin. Birinci değerler ganlaşacak. ikinci değerler kümesi ile çakışmayıp çatıştığından. istersen cefakâr bir 80 öncesi militanı. beğenilmeme endişesini bertaraf etmek için aldığı şekildiği zaman nikâhlı karısını koluna taktı. onları savunurum! İstersen. İstersen iyi bir işadamı olurum. alkışlanmak için. bir öteki kümenin değerlerini öne hoşlanıyorsan.' dedi. kendisine göre de- de çevreyi gözü görmeyecek kadar ben-merkezcileşiyor. sırtında geldiler. Şiran Ören. Camide. zemine ve jenere edecek ama bu dejenerasyonu belli etmemek için sinsileşecek!" "Peer Gynt?" çıkaracak. Benden nasıl disi gibilerin oyları için rekabet eden bir politikacıysa? En az kendisi ka- kabul görmeme. 'ağabey' oldu. istersen cami yaptırma derneği başkanı. tarçın ve kekik kokan yiğidi olurum. Hiçbirisini tam olarak benimseyemeyecek. Türkiye'de doğru dürüst işadamları yok mu? Türkiye'de azıcık ekonomik durumu iyi olan herkes hırsız mı? imanlı' oldu. Şimdi. 'mazbut aile babası' oldu. olanakları iyi değerlenHerkes üçkâğıtçı mı? Herkes hayali ihracatçı mı? Herkes devlet olanak- larını kullanarak mı zengin olmaktadır?'. babasının yanında durdu. bir düşün. Kardeşlerini yanında gezdirdi.'gerçekçi bir sosyal demokrat' . mesleki bozulma eklenirse ne olur? Kemalist derneğinin genel sekreteri. 'yozlaşmamış Türk' oldu. 'geleneklere saygılı. nan' işadamlarını savundu -'Namusuyla çalışan. adam bir de. Şafak Özden. konumunu muhafaza etmek için saldır- zamana uygun olarak. Şafak için 'Şafak'. hangi değerleri savunduğumda başarılı olabileceksem. 'Atalarım Gümüşhane’ye at diren insanlara saygı duyarım. kenşekil değiştirmek zorundadır! İçgüdüleşmiş eğilimlerinin üstüne bir de "Peer Gynt.

Sanki. 1 Mayıs Mahallesi'nde. bir gün. aney.. toptan delirmekadın kucak dolusu çiçekle ziyaretime geldi. iki yanağımdan öptü' diye övünüyordu. O gece. 'kesecez' bunları diyen o gelmesini istemek fayda etmedi! layan akıl almaz bir nutuk çekmeye başladı... olmadı! Şimdi anlıyorum. Olağanüstü bir varlık değil belki. . Sanki. müzikten anladığımı sanırsınız. yalvardık bir türkü söylesin diye! Söylemedi! Onun büyü yapıyor. Kürt Alevilerden. 'erdemli bir arkadaşımız değil. İsabetliydi de! Çünkü çevresi artık onu bir 'varlık' olarak görüyordu. olma kimliğiydi. benimle konuştuğunu. uyarlanmış. isterseniz ellerimle pilav yerim. ken- terinin provasını yapıyordu ama gösteri bana değildi -beni çoktan gözden çıkarmış olduğunu artık anlıyorum.başarılı.oldu. SDP Bavarya milletvekili bir mek için olacak. arkadaşımla ben söyledik. gerçekten murakabe edilmiş bir 'ben' olduğumu unuttu. Dev-Gençli oğulları cezaevlerinde çürüyen analardan oy istiyordu! Uyarmak. Bir gösSenin o çok merak ettiğin tokatlama olayı da o gün oldu. Parti ileri gelenlerinden birisi. öyleyim! isterseniz parmaklarımı piyano tuşları üzerinde gezdiririm.yanımızdaki iki arkadaşınaydı. yararlı. kısacası. yepyeni bir kimlik geliştirdi! Bu ikinci kimlik beğenilen. en bağnaz Stalinciden daha Stalinci oldu.bana göre var mı yok. ama gündelik akımlara iyi bir gün. 'iyi ki bunlar var' diyen o değildi. Nurhak sana güneş doğmaz. başarılı bir adam. ile başçerken. Giderek. Türklere pazarlanabilir bir şey bir değeri olan.. iblisleri kovup kendisine gelmesini sağlamaya çalışıyorduk Ama. benliğine ilişkin verileri öyle kaybetti ki.. Nitekim. kendisine yerine. ben'im.. Zigana kökenimi belgelerim!' disini öyle kaptırdı ki. istedim sanki! Biliyor musun. geri gelmesini istediğimiz kendisi sen olaydın!' Bir avaza bağırıyorduk ve halimiz çok acıklıydı! Türkü ile tükenmişti! 'Beni nasıl beğeniyorsanız. '. ama iyi bir Parti'li deyiverdi! Sonra Sonra bir gün. MÇP'nin önünden gedeğildi. Sanki. -'önemli adam olmuşum.

deli gibi bir otomobil gezisi yaptık! Sonra biz eve döndük.' gibi bir şey diyecek oldum. aklım başıma geldiğinde. şimdi. Kopkoyu bir sıvı ğu çatalı büküyor. bir sofrada. aklıma hep İzmirlilerin radika salatası geliyordu! Yadika da salata olurdu.Onlardan birisi de eski bir TKP'li. Elim kalktı. dört kat ediyordu. damladı. Sonra da başladım gülmeye. Bir yandan da. onları toplumsal güçler halinde örgütledikten. Gecenin bir saatinde. dördümüzü de allak bullak etti. az sonra ve hiçbir şey olmamış gibi konuşmasını sürdügibi yollarda. Sosyalizm. Yeşil elma. küçük bir gölcük yaptı.. Bir ara. 'Marksist olduğunu iddia edebilmek için önce Türk insanının radikasına inmek lazım. hepimizin özgürce gelişmesinin koşulunun her birimizin özgürce gelişmesi olduğunun bisinin yönlendirici kural olduğu bir toplum.. birader! ni. rüyordu! nunu kanatmışım! Ve Şafak. Gösterisinin TKP'linin karşısında duy- duğu bir garip eziklikten olduğunu düşündüm. kendimi kaybettim. 'kök' demek. 'radikalizm' köktencilik bu kelimeden türer. Nasıl vurduysam. raNasıl oldu bilmiyorum. Şafak Özden'i yine koynuma aldım. deli Deliye döndüm! Utançtan! Kendi şiddetimin telmihinden deliye dön- damladı. bireyin tam ve özgür gelişme- Marx'ın sosyalizm tanımını tekrarlıyordum: 'Sosyalizm. içimden lincinde olan bir ortaklık. Onu seviyordum! Attığım tokat gerçekten de coup de grace. Şafak'ın bur- Ve ben. o! O. tarçın ve kekik kokulu yiğidim aslanım ölüyordu! .. mukabele etmesin diye olacak. merhamet darbesiydi! Şiddetim. 'Radika' malum. 'insan kendi 'forces propres. bu güçleri siyasi güce dönüştürdükten sonra' oluşabilecektir'. tahta masanın üzerine kan damlıyordu. Kibele Evet. ancak. rakı-roka-kavun. Marx tartışılırsa. Evet. Sosyalist toplum. Ama. Günay Rodoplu. elinde tuttudüm! Ama.' 'özgün güçlerini' tanıyıp. mangalda et.. Şafak ölüyordu! sendromu.

ye'nin o son yabancılaşmamış çeyreği de ölüyordu! O zaman bana öyle minin ne denli sıradan olduğunu gördüm! Günümüz Türkiyelisinin benim yerle bir etmek için yola çıktığım putu. toplumsal sosyo-ekonomik şadığı ve hayatta kalabilmek için başa çıkmak zorunda olduğu dış dünya yazdığı boş bir kâğıt da değil! ğu Avrupalı.' derken sadece tek bir kutuptan buydu! Dahası. Büyük larına eğilince. 'İnsanın yapıyı biçimlendiren insanın kendi yapısı var! Toplumsal oluşumlar. bu karaktere tüm gü- sistemler değil. İnsan. Şiran Örenleri yaratan oluşumun ekonomik unsur- rın hakkından 1940'larda gelinmişti. biz.sun. Gariban Türk! On dokuzuncu yüz- . psişik ve fizyolojik yapısı ile içinde yaile arasında ilişkiler incelenirse. İkinci kutupta.ölümü umutların ölümüdür! Sanki Şafak'ın ölümüyle birlikte. İslamiyet de öldürülünce. ancak insanın gerçekliği anlaşılırsa. hemen her koşula uyum sağlayabiliyor ama toplumsal koşulların üzerine kendi metnini Şafak Özdenleri. ölmesin diye çok uğraştım! Çünkü. Dobahsettiğimizi doğruluyorlar. ben. bizzat doğuruyorduk! Türk toplumunun sosyolojik ve ideolojik unsurlarının şekillendirdiği karakter yıcı gücün som ekonomi olmadığını biliyoruz artık. şimdi sana söyleyebilirim. günümüz Türkiyelisinin yok olması için hayatımı vereceğim toplumsal karakteriydi Şafak! Ne ki. Üretim yönteminin. devrimcinin -bu kelimeyi illa da 'sol' diye kullanmadığımı biliyor- Artık. toplumsal ilişkileri. Türkigeldi. bu karakteri üzerine titrediğim halkım. beni yerden yere vuran Şafak Özden deneyi- çünkü. insanı tanımladoğru değil. çünkü. Toplumsal karakterin yapılanmasında bunlar da var. Türkiyelinin çaresizliğini bir kez daha gördüm! Son ağala- Makine'ye karşı duracak güç kalmadı.' diyorum. ekonomik unsurlar. felsefi sistemler ikinci derecede önemi olan kişiliğini sosyo-ekonomik yapı belirler. SSCB'li türdaşlarımızın deneyimi bunu doğruluyor. anlaşılabiliyor. pratiğini belirlediği doğru ama tek cüyle destek atıyordu! 'Destek atıyordu. Ama sonra. pazar ahlâkı. Dinsel. çok sonra. siyasal. hayatın gidişini.

biziz. yirminci yüzyılın alametifarikası. Kendisini kooperatif 'müdürü' ilan edip. buyurun. Şafak'ın çekini. Başka türlüsünü bilmediği gibi. üretim alışkanlığı ile karşı karşıdüm! Personelinin sayısını dahi bilmeyen Devlet Demir Yolları'nı. Makineler. kesekâğıdı üzerinde hesap yapan adamdır. Singapur'da neyi tüketiyorsa. sistemleri.yıl Avrupalı türdaşını içselleştiremez. onu tükettirebilecek cirolar. liberalizm! özelleştirme! "Ben. iki kere ikiyi zar zor bellerken. Ne ki. diye de düşünülebilir. senedini gününde yatıramama- karmaşanın nedenini anlayıverdim! Salt kötü niyet değildi bu! Deyiş yeyaydık! Sonra. genetik mühendisliği. Türkiyelidir. defter tutamamasının nedeninin ortaçağ esnafı olmaktan bir adım ileri gidememiş olmasından ileri geldiğini kavrayıverdim! Kooperatifteki sıkılır. hele de SHP'nin kol kanat gerdiği küçük esnaf. ululayan neoTürkiye'de. bir türlü kâra geçemeyen dev yatırımları düşün- rindeyse. gümrüklerde çürüyen makineleri. iştiraklerinin adını sayamayan Sümerbank’ı düşündüm. Aslının ne olduğunu ları kadar yabancıdır. Hastanelerde." diyeni var gücümüzle dönüştürmeye çalışırken. hoppala. bilançoyu işler kılmak bir yana. buyurun. Montecarlo'da kumar oynatabilecek. kârlar talep ediyor! Yirperatifinden talep ettiği kâr. yirmi birinci yüzyıla çeyrek kala bu tabloya kadın satın aldırabilecek. yok Arthur Anderson'un süper-ayrıcalıklı maliyet muhasebesi Hawkins! Kanla irfanla kurduk biz bu Sümerbank'ı derken. Bütünden gelince. 1800'lerin yaşam biçimiyle. yapmadığı minci yüzyılın ikinci kazığı da budur! Onur Oflu'nun bir sosyal yapı koo- . 'aileye saygı'yı yeniden gündeme getiren. örneğin. Sözen'in bodruma attığı Belbim bilgisayarlarını düşündüm! Aynı dünya görüşünün hâkimiyetini gördüm! Ne yapsın gariban. ona da ilkel bir adama olduknostaljik bir hoşgörü ile bakamıyorsun! Çünkü bu yüzyıl Türk'ü bir yandan da ona. onu yüzme havuzlu bir evde oturtabilecek düzeyde olmalıdır. rakamdan da sının. yani televizyondaki dört köşe çeneli Amerikalı bilmediği nesnelerle çevrilidir. yok Rand Corporation! Mikro-chip. KİT'leri.

Tekel'i 'kâr' ediyor diye ciddi ciddi alkışlayabilirsin! bile verirler! Hiçbir uluslararası finansman kuruluşu da karşı çıkamayacaktır! Kredi . afişe dahi edilemez! Yine bir çıkma yapayım. hesapsızlığını.işler için para talep ettiği gün.. zeki ama akılsız gibi. Onur Oflu'nun 'zekâ'sından farklı değildir. Türkiye'de tarih de. tembellikten. yatırımdan kâr etmek meselesidir. Yazıhanesini 'a- 'makul' karşılığının dört milyarlık bir ciro olduğunu 'hesaplayıp' üyeleri bak. kârı yükseltmek değil. enflasyonun bu ülkede durdurulamamasının çok önemli bir nedeni de budur. aynı manipülasyon! 'System' kelimesinin '- maymunun iki sopayı bağlayıp muzu düşürmesinden farklı değildir. aynı yağma. kırk milyona mal etmek istemesi de bundandır. sallapati savurganlığını rı büyütmek. yani 'müşterileri'ni tıpkı Onur Oflu gibi sömüren. üretimi daha ucuza mal edip. kırk milyona ihtiyacı olduğuna karar verip. Ne devlet sektöründe. bunun dairelerin şu kadar miktardan çıkması gerektiğine ikna etmek! Yalnız. Rasyonel otorite yok olduğundan bu gidişat engellenmek bir yana. Rakamladam etmek' için. folklorda. yöntem kelimesini icat etmek. bu yağma patolojisi günümüz Türkiyelisinin hemen her uğraşında geçerlidir. savurganlıktan. zamları aşamadığı sallapati yapısından gelir. Mesele. Hal böyle olursa. Daha önce de söylediğim gibi. vermeden almak iştiyakındandır! Aynı yabancılaşma. tıpkı dairelere maliyet uydurmak tem'i ile 'yön'ü bağlayıp. bu yüzyılda nihai ürünün toplumsal fayda sağlaması kavramı ortadan kalkmıştır. ne de özel sektörde. yani kaynakları acımasızca yağmalamak!. kelime uydurmak. Türk dili de. da bundandır. Daha da vahimi. Amerikan 'Yat' dergilerine abone olması rakamları büyüterek kapatmak zorundadır. bu deformasyon kaçınılmaz kılan savurganlığın önüne geçemezsin! Yapısaldır! Türk'ün yirminci yüzyılın üretime yabancılaşan patolojisine de denk düşer. bak. edebiyat da yağmalanır! Örneğin. Böyle olunca bir uçak biletini yüz binlerce liraya satan Türk Hava Yolları'nı ya da bir paket Samsun'u bin beş yüz liraya satan. Yirmi milyona mal edilebilecek bir daireyi.

tehdit etmek zorunda kaldım. 'Eğer. 'Ben bu arabayı kooperatifin parasından almıştım. dedemin adını vermiştim. Sonunda. ğim. o arabaya?" rasında kullanayım -taksi masrafları korkunçtu. Tükettiğine yabancı! Kendi gereksinimlerine yabancı! Anlıyor musun? Bu nedenledir ki. adam. sonu gelmez bir ihtiyaç listesi üretir oldu. o arazide. Tüketim rüyalarını satmayı önermişti! Ne çam. Artık. sonra da kendi arabası tamire girdiği için geri istediği yetmiş iki model arabanın hikâyesi. hiçbiri önemli değildi! Oysa. Bana. koştu geldi. Onur Oflu. siz bilirsiniz. pazar değerinden başka. ruhsatı devredebilmek için peşinden "Ne oldu biliyor musun? Seçim geçip başkan olduktan. bakımı aksatılmayan evler gibi! Bu kayboldu. polise arabam çalındı diye ihbar edece- . Geleneksel tavırda insanla sahip olduğu şeyler arasında sevecen bir maddelerinin takas değerinden. İstanbul'un şu döneminde insanları ev sahibi etmek gibi bir amaca hizmet etti diye Şafak'ın 'aldığı'. ne oldu. dedim.diye altı milyon liraya rezalet su üstüne çıktıktan sonra. yirmi dört saat içinde meydana çıkmazsa. bir emeğin somut ödülü olarak hiçbir anlamı olmayınca böyle oluyor. tüketim bir amaç haline geldi! Türk. seçim sı- lenler. ben. Biliyor musun. yani insanların ev sahibi olma Yirminci yüzyılın ikinci büyük kazığı tüketim patolojisidir. özenle korunan. Aylarca. kooperatife olan borcundan düştü! koştum! On bir kez telefon ettiğimi ve bulamadığımı biliyorum! Ne onu. satın alan adam. kooperatifteki ne Sedat'ı. ne de Şener'i! Satın alan adam bir kaza yapar ya da otomobili yasal olmayan bir şekilde kullanır diye korkuyordum.Türkiyeli. işler sarpa sarınca. ilişki vardı. kooperatifi." "Sahi.' diye sattı. Şafak sattırmadıysa. kime sattığını öğrenip.' Ne çirkin şey. değil mi? Ama. ne çiçek. yerine eşyalara karşı geliştirilen bir sevgi-nefret ilişkisi aldı. olmadı. o koşullarda iyi fiyat bulamayacağını düşündüğü içindi. Bir de Şafak'ın bana aldığı bir otomobil hikâyesi var. ne topladığımız böğürtelini öpmüş. Olmadı. somut bir şeyi tüketen somut insan değil artık.

Eşyaların ve insan- bir kenara atıldığını gördüklerinde ne hissederlerse. ların soyut niteliklerine yoğunlaşılır. onu hissettiğimi ha- rınır. lar. şu kadar değeri olan bir sosyete hediyesine dönüşür. Ağzımız erkek insan tüketimine. bu defa da polisler eve geldi mi?" "E. sürekli açık sanki! Doymuyoruz. amaç. Hiçbir şeyin hatırı yok!. ne de şeyleştirilmiş kadın- . Bir de bizi.. emeğimdi ya o benim! Çocuk- hep beraber soyutlanıyorduk. 'A rose is a rose is a roses' kalmadı! Şairler ağlar! Biliyor musun. Hepimiz takas değerimizle algılanıyor.. tabii. Bu defa da. anlasana! Şafak'a hediye ettiğim ceket de tırlıyorum! Ama. Gül bile gül olmaktan çıkar.. ne de eşyanın. araba çalınmış mı. tıpkı kooperatif hikâyesinde olduğu gibi. bu. Oysa. aynı duyguyu bir kenara atılan raporlarımda da yaşamıştım. teknolojiyle bir tırnak makasından Batı'nın önde gelen toplum psikologları bağrınır. ne şeylere. somut ve kendilerine özgü nitelikleri gözardı edilir. Ne benim. bin bir özenle annelerine hediye etmek için boyadıkları resimlerin Sedat'ın sırtında ve paçavra gibiydi. artık gül almanın Türkiye'de de keyfi Batı dünyasında bu soyutlama neredeyse tamdır. ne oldu?" "Şimdi. Oysa. ne olmuş. trafikten üstüne almamış.. edebiyatçıları bağ- öte yakınlığı olmayan biz Türkleri düşün! On dokuzuncu yüzyılın istifçiliği yirminci yüzyılda dipsiz kuyuya döndü. her şeyi 'takas değeri' ile algılamanın çok çarpıcı bir örneği. Birkaç ay sonra. habire gelsin.Noterden devir yaptık.. sanatçıları bağrınır.

: Düşünüyorum da. şurada." diye ekledi. Alelacele.. senin oturduğun yerde. estetik yoksunluğu da değildi. 'Bu ne kendini beğenmişlik! Karanlıkta . Titredim mil tahliye' dediği işlevin sonucuydu ve bir anda. bir yandan da. Ertesi sabah. Berfe'nin 'tah"Süreyya'nın. yalapşap siliyordu. Şafak oturmuş. katlanan göbeğinin altında kalan buruşmuş erkeklik organını siliyordu. "O kadar ki. insanı iguanalardan ayıran her şeyin bir vehimden ibaret olduğunu kanıtladı!" kısacık güldü. Aşk söylemini bayağılığa indirgeyen bir manzaraydı. 'şiir' yazmayı neden sürdürdüğünü merak ettim.VIII "Sedat'ın kapıda beklediği o gece ta be sabah kirlenmişlik duygusuy- la boğuştum. beni kaygılandıran bir baştan savmalıkla. bayağı.

kendi vajinanın bir başka kadınınkinden. 'Bir dişi' olmaya tepki gösteriyordum. '.. Aptalca bir soruydu! Ve tabii. en basit tahmil tahliye işlevine.hiçbir şey demek' olmaya dayanabilir miydi? 'Bir an. Günay'cım!' Patladım. tahliye işlemini çok ciddiye aldınsa. işine bak. hiç de ap- gösteriyordum. insanoğlu sıcaklık aramaktan da vazgeçmiyor! Şafak’a bakı- ya. sen anlat bakalım! Gece oldu mu.. eşyalaştırılmış olmak duygusu bunaltı. bütünümü seviyorsun. seni istemiyorum!' 'Bırak bu işlerin yakasını be kadın. bir yordum. 'Eyvallah. cinsel organını alıp zaman dilimi. 'insan' olmaya devam edebilir mi? Şafak Özden. anlıyor musun? "'Aptalca bir soru!' dedim. şöyle bir duralar gibi oldu. 'farklı' dime." olduğunu sahiden düşünebiliyor musun?' diye soruyordum kendi ken"Peki. Yine yüzünü kuruluyordu..' olmaya dayanabilir miydi? Hangi insan dayanır? gittiğin şey.. hadi. üstün filan demiyorum. bu senin sorunun. Sakin giyindi. biliyor musun? 'Ben bir bütünüm. . işine! Basit bir tahmil Teşhir edilmişlik duygusu.. Sadece. Bir şey diyor musun?' 'Tamam. 'dost'u bile değil miyim?' Sonra da. gündüz oldu lat' diye mısralar düzersin!' Sonra da bir diyalog: 'Beni sarmadı bile!' Tabii. 'vus'Yin-Yang'dan geçtim. 'bir dişi' olmaya indirgediğini hissediyordum! O noktada sorunun adını henüz koymamıştım ama tepki talca değildi! Şafak'ın beni soyutladığını hissediyordum.' dedi Şafak. kapıdan çıkarken döndü. 'Beni seviyorsan. 'Şafak Özden.' kavgasıydı. Asena'nın erkeği gibi.. ne cevap verdin? 'Vajinanın başka bir kadınınkinden üstün olup olmadığı' sorusuna ne cevap verdin?" Beni 'Günay Rodoplu' olmaktan çıkarıp. 'Hadi. bütünlüğüm ihlal ediliyordu. Neydi. içim kırık! Öte yandan da diyordum ki. çünkü.

gerçekliğin özünü bulmaya yönelmeyi amaçlamıda ilgilendirmiyordu. 'Merhaba!' atıyordum.' derken ki tonlama- 'Nasıl olayım? Üç milyonluk çekim var. yok saymaya milyon ödemeden söz etmek. yor. 'Sen. boş ver. Sonra ertesi gün bir saatte Şafak aradı.' diyen bir kadına üç aptal olduğunu varsayan kurnazlıktı. 'Lütfen. bu da beni hazzetmediğim bir satranca sürüklüyordu. 'Biz politika yapıyoruz ya işte. Onunla bütün gün bütün gece film işini konuştuk. Aklım sıra topu Şafak'ın sahasına 'Nasılsın?' 'Sen nasılsın?' Kafasına bir şey atmamak için zor tuttum kendimi! O gün öyle geçti. düzeldin mi?' iması açık seçikti. çocuklar da bu kadar bakabiliyor. çekirdeği. üstünü örtmeye. Önceki güBeni güncele zorlayan usta bir manevraydı. Kasada bir kuruş yok. sustum. yaşamı hiçbir şey olmamış gibi kendi istediği yerden ve zamandan tekrar sürdürecekti. Bu işler hep böyle.' dedim. 'Heyheylerin geçti mi. Neyse. Asıl sen nasılsın?' sında. 'Merhaba. vurdumduymazlık değilse. İç dünyamı ortaya dökmeme asla izin vermeyecekti. ha?!' yan bir oyundu bu.' diye nün 'Seni istemiyorum Şafak Özden!' deklarasyonunu ciddiye almayacaçalışacak. bilmiyordu! Sesinde kadınların kaçınılmaz yakarmalarını . başladı. karşısındakinin 'Ne oyunu yahu?! Niye oynayayım ki seninle?' göğüsleyen erkeklerin tonlamasını duyabiliyordum. hesaplı olmayı dayatıyordu.Daha doğrusu Diana geldi. Olumsuzu deşmeyecek. hayatın kendi kendisine gelişen tepkilerini yok ediİnsanı karşısındakinin bir sonraki hareketini önceden kestirmeye zorlağını belirtiyordu. Kendimle ne yaptığım onu zoraki bir seyirci olmasının dışınanlamaya. yüzeyin altında kalanı yordu bile! Tabii. Ne ki. 'Lütfen oynama Şafak!' dedim. Ben de. aynı anda Gerçekten. Tepkilerimi anlamaya. 'Seni istemiyorum.

sen nasılsın?' 'Birini bekliyorum.' 'Yalnız mısın? Gelsene!' ilerdeki bir masayı işaret ediyor. Boş durmaktan. Bir yandan da kafatailişki kuramadığı için giderek artan bir bağımlılıkla alkole ve uyuşturuculara döner. Ne söylediğimi de sen biliyorsun!' Dediğim gibi. Ece. İşte. O arada da.' Az ilerde. çevresiyle yapıcı sımda kendini oradan oraya atan. Sonunda. rahat ettirsin diye Sekizde buluşacaktık ve ben her zamanki gibi tam zamanında ora- koşuşturdu. saçmaladım.rını da görebiliyordum! Ne söylediğimi anlamaması mı. 'Seninle bir konuşsak iyi olacak!' Şişli'de bir toplantısı olduğunu söyledi. önerdi. 'Müslüman olmuşsun. buz gibi bir sesle. bilmiyorum!' 'Benimle oynamak zaten senin haddine düşmemiş Şafak Özden!' de- beni de kendim olmamaya zorluyordu! Bu defa da. o bitince Ece Bar'da buluşmamızı daydım. bilirsin. Saçmaladım! onun karşısında oturan Sedat'a beni idare ettiğini belirten göz kırpmala- dim. bir buraya bir oraya vuran bir cümle. bir daha sıkıldım. Bu defa da cadaloz kadın sesi! Tanrım! Kendisi kendisi olmadığı gibi. haksızlığa uğramış çocuk sesini takındı Şafak. 'Etme gülüm yav!' dedi Şafak. her zamanki insanlar oradaydılar. 'Ben başka bir şey söylüyorum. Onu fark ettim. anlamak için en ufak bir gayret göstermeyip geçiştirmesi mi daha kötüydü bilemiyordum. boş durmak ve beklemekten nasıl nefret 'Yabancılaşmış toplumlarda alkol tüketimi artar! Birey. 'Vallahi. Art arda viski içmeye başladım. ederim. barda oturan yaşlı adamın ıslak gözleri üzerine ya'Merhaba Günay! Nasılsın?' 'İyiyim. ha? Öyle duydum! Yakında örtünecekmişsin!' konuşma: pıştı. yanımdan geçen ünlü bir gazeteci ile ipsiz sapsız bir .

Hele de Fatma yor. bunun hemcinslerimi kayırmak olduğunu düşünme! Kadın. mutluluğunun arasına girmesine içi razı gelmiyor. ha? Şu işi bir konuşalım. Doğaya erkekten daha yakın." 'Ne yapmış olursan ol. öyle desem anlardı. Öte yandan. ortak sorunumuzun 'bütünlük'ümüzü bozan. Bir akşam yemeğe gel.. Sakın gibi anne olanlar! Anne. imza gününden nasıl 'istimal' ettiklerinin hesabını verecek merci bulamayan Türk kadın- ları sarmıştı. Erkeği bildiğinin de annesi oluveriyor. koşulsuz sevgiyi simgeler. Hah hah hah! olmuşsun. sen benim çocuğumsun. Birden. Demet'in Savaş'ı ya da 'benim' Şafak'ın gibi yabancıların tükettikleri sahici kadınlarla doluydu.' ya da 'Tele-kız olmuşsun. her şeye kar- şın daha zor yabancılaşıyor. 'Ha. 'Müslüman lıyor musun? Yabancılaşmış toplumlarda dil de kayboluyor! lediği için 'Ha. öyle bakarsak." "Kibele sendromu. Kibele sendromu.' Cevap verdiğim için de kızıyorum kendime. 'kadını'm barda 'kadın Ama. annelerde de vardır. ha? Şu işi siktir!' ne?' 'Ben Müslüman olacak kadar budala mıyım?' Ha siktiri mi? 'Tövbe estağfurullah!' Aptalca bir konuşma ve ben çeşitlemelerini düşünüyorum. Çevremi bedenlerini "Evet. seni seviyorum.' 'Gelirim.' 'Belli olmuyor mu?' viski bardağını gösteriyorum. belki de. Şafak'ın eşi gibi.'Şu işi bir konuşalım seninle. siktir!' olmalıydı. sonra Ziya'da yaşadığım gece tekrarlanıyordu sanki. Özür bile dilerdi. Çocuğu ne yapmış olursa olsun.' diyebili- şeyin o çocukla o çocuğun yaşamının. anRandevu saatini elli dakika geçirdi. Ama. Etrafıma bakmıyordum. Ben. Şafak. ha?'nın cevabı. hiçbir Donunu ters giydiği zaman neden affetti? Ya daha önce? Bunda çıkarcılık yok muydu? Vardı belki. Erkekten farklı olarak. siktir!' çekmek zorunda kalırdım! Ortak dilimiz yoktu. 'Ha. bizi . ne ki. kadın. 'Filozof olmuşsun. Her koşulda affediyor. bir konuşalım. bu defa da özür di- başına' yalnız bekleten bir 'koçyiğit!'in nasıl bir şey olabildiğini düşünüyordum. Sonra aydım! İstanbul barları.

runmanın güçlülüğü. Kimimiz eşyalaştırarak intikam almaya kalkışmıştık. Hiçdipteki masaya oturduk. Sedat'a döndü. İma ettiği ko- . kendimizi Fatma gibi alkole vurmuştuk. Demet de. çevrelerine kahkahalarıyla neşe dağıtan hemcinslerimden ne kadar farklı ve sıkıcı olduğumu düşündüm. bir iki dakikalığına dışarı çıkmış da gelmiş gibiydi. Sanki geçtik -o zamanlar elini sırtıma koyduğunda içim huzur dolabiliyordu'Sedat. Şafak'ın her zaman tümüyle karısının kendisini aldatması olduğunu ifade ediyordu. çevreyi hızla gözden geçirdi. daha doğrusu hep birlikte. kimimiz Duygu gibi erkekleri Fatma da. Şafak. böyle!' Bana döndü. çenemi elime almış öyle bakınıyorum. 'Heriflere bak yahu!' 'Namusum nikâhım üstüne. avuçlarımı terletti. bütün benzerliklerimize karşın. Duygu da. Onlar da kendi- Bir an. oğlum.eşyalaştıran cinsel özgürlüğümüz olduğunu düşünmeye başladım! Sanki. solduklarını. hayatındaki en ürkütücü şeyin. hep buradaymış. ya alışverişe vuruyorlardı.' 'Bundan böyle. işte Ece Bar burası!' Özel bir şakayı paylaşıyorlarmış bir şey söylemeden kalktım. Ne ki.' diye söylendi kulağını çekti. İnsanların arasından. Şafak'ı geldiğine geleceğine pişman etmeye niyetlendim. ben de. 'Değel mi kız? Ne içiyorsun?' Garsona bakınmaya başladı. Evli olup da eşyalaştırıldıklarının farkına varanlarımızın adını koyamadıkları halde 'yabancılaşma'nın ni. aynı dertten mustariptik. Şafak'ın arkasında beliren Sedat bu gayretimi de aldı. arkadaki boş masayı gösteriyordu. gibi ekledi. lerini ya konkene. farkına varanlarımızın durumları daha da kötü olmuştu. Şafak'ın eli sırtımda ya vurdu. 'Şöyle geçelim mi?' dedi. Ben de. tahta masaİlk kez duyduğu bir yemin biçimiydi. Ama sonucun değişmediğiSonunda geldi Şafak. solduğumuzu düşünüyordum. Toparlanmaya. 'Viski. Neden ettiğini de anlamadım ama 'nikâh' üzerine edilen bir yemin.

ancak öyle temizleyeceğiz bu işi! Öyle değil mi Sedat?' nıdığım şeytani gülümseme oturdu. Rakısının geri kalanını da bitirdi. Ağabeysinin Yabancılaşma dehşet vericiydi! İliklerime kadar ürperdiğimi hatırlı- pezevenkliğini yapan koca bir bebek! Kravatını gevşetip ayaklarını uzatan Şafak'a döndüm. gülüm. 'Akılları sıra birleşecekler. be.' gözlerini dikti. kendisini 'aldatabileceğimi' düşünmüyordu bile! Düşünmüyordu. beni her an dışlayacak. 'O. siktir et. Onun aklı toplantıda. 'Sen nasılsın. Neden burada bu- sının göstergesiydi. Yoksa. Sedat'a. boğazından aşağı döktü. koca bir bebek gibi göründü bana.' garsonun uzattığı rakıyı içmedi. ilişkimizi sıradan bir abazanlığa indirgeyecek kalkanı olduğunu gösteriyordu. gözleri fıldır fıldır etraftaydı. Genelev kadınından bir önce kiminle yattığı yorum. Sedat'a baktım. O sırada. yapıyorsun?' Hemen ardından. yüzüne o çok iyi ta'Neyse.kendisine ait. 'Öyle abi. . şünüyordum. benim. neler 'Ali Sirmen değil mi. 'Öteki' karısının. konuşma talebimi ciddiye almamış olma- Şafak. sonra da kurultayda geçirecek'İstanbul'da Türklerle Lazlar birleşmeden bu iş olmayacak! Kotil. Sedat'ı getirmezdi diye düBenim orada olduğumun farkında bile değil gibiydi. Biraz gevşedi. sahiplenmediği için ne yaptığım ne de yapsorulur mu? Düzülecek bir eşyadan ibaret değil midir? madığım gündemde değildi. Mustafa Sarıgöl'ün adamı. çünkü ben onun dünyasından değildim! Sadece iliş- ki kurduğu. bütünleşmediği. bu?' İtalik’lemeye başladım ben de.' Baykal'a destek atacak.' diyordu ler! Yok. Nasılsa alacağız. lunduğumuzu da unutmuş olmalıydı. Getirmiş olması.

arzuladığımız insanla çakıştığının kesin bir ifadesi olmalı. Ablan ol- . Bu iş buraya kadar. bir yalnızlık. ulaşmanın tek yolunun şiddet geri dönülmez bir noktaya getirmesini. düşüncelerimi dizginlerinden Ruh halimi. bir talihsizliktir!' ne de rest çekecek halim vardı. ben bambaşka bir iklimin ve de anlaşılan Bu zırhı. daki her şeye kapanmak gibi beni dehşete düşüren bir yetenekleri vardı. Geriye yaslandığımı. be abi?! Bildiğin yuvarlanıp gidiyoruz işte! Bir Amerikalı karı geldi. Anlaşabilirsek. bir fazlalıktı hissettiğim. ne de öteki tam yansıtıyordu. İnanabiliyor musun?! Beynimde. çok ya- ceğini hissediyordum. Hah! Öyle 'Abla.Ne olsun. kopartıp salmasını diliyordum. değilim. bir sufilik. Eğer sevgimiz sevgi uyandırmıyorsa. Bütün gün bütün gece ona takıldık. Şafak. çünkü o andaki gereksinimlerinin dışın- olduğunu telkin eden. delikanlının yüzüne bakmadan konuştuğumu hatırlıyorum. filmciymiş. Alkolün duygularımı abarttığını biliyor. Marx’ın dediği gibi. Ne ki. bakacağız' Yada. ne biri. kendilerini koruyan bu korkunç kabuğu ancak öfkenin delebile- zannediyordum! ran damla gibiydi bu 'abla'. Sedat'cım. Bardağı taşı'Ben senin ablan değilim. o zaman sevginiz kısırdır. anlattık durduk işte. öfkemi dışarı yansıtmamaya eğitilmiştim. Ne yazık ki. geçen akşam aşağıda bekleyeceğine yukarı çıkardın. özünde hak verdiğim bir ses vardı! Ancak. İçimdeki öfke daha da kabarsın.' Sedat'ın sorusundan algıladığım tek kelime 'abla' oldu. bu adamlara. 'insanlarla ilişkilerimiz kişisel gerçekliğimizin. yüzyılın ürünüydüm. 'Tamam. Korkunç bir nafilelik. bu adama. Bir film yapacakmış. yaksın yıksın istiyordum. geçen gün dükkâna geldiğinde bir şemsiye bıraktın mı sen?' lın bir öfkeden anlayacaklardı. sam. ne dalga geçecek. senaryosunu bizim yazmamızı istiyor.

'Hadi. Sedat panikledi! Ağabeysinden karısını boşaması gibi olma- ları hak eden iletişimimiz yok. karşısın- yacak bir şey talep edeceğim diye ödünün patladığını görebiliyordum! Gülmekle ağlamak arasında kalakaldım! Bir de yazar olacaktım. Dün ânında fark edip. ya bırak! Ya sahici. Şafak bir içki daha ıs'Ağabey’inin kadını da değilim. sen yapma! Ya tut. dünyanın en olmayacak şeyini duymuş 'Sen öyle şey yapmazsın!' 'Neden yapmayayım?' 'Yani?' 'Bırak. 'Ağabeyine sor bir bak. ha! etmiştim ki. baktığımı görünce gözlerini içkisine gömdü. bakalım. delikanlının gözlerini araştırdım. Cevap: 'Yapma. ama öyle kötü ifade iletişim kuralım ya da toptan vazgeçelim.' Şafak'tan yana hızlı bir bakış fırlattığını gördüm.' dedi.marladı. Sedat. 'Büyük bir yalan Başımı kaldırdım. Bu 'kadınım' türünde kalın laf- 'Şafak Özden. bu.' diye sürdürdüm. Yüzü kıpkırmı- akşam ne yaptığımı biliyor mu? Ya dün akşam da burada. gibi.' 'Böyle olmaz. savacak kadar zeki! Topu. hep karşı sahada tutacak kadakine duyduğu 'güven' diye yutturacak kadar zeki! 'Nasıl boktan şeyler?' diye sordum. canım efendim.' demek istiyordum. Sen Günay Rodoplu'sun. başka birileri ile beraberdiysem? Bütün bu insanlar şimdi sizi 'Kim bu herifler?' diye süzüyorlarsa? Utanmaz mısın?' müdahale eden Şafak oldu. canım sen de. gülüm!' Gerçekten çok zekiydi Şafak! Feodal kökenli utandırma gayretini 'Öyle boktan şeylerle uğraşmazsın!' dar zeki! Ecnebileşmiş olmasından kaynaklanan aldırmazlığını. yürek yüreğe bir .' diye ekledim. Sedat sarsıldı. zıydı. Ne zavallı bir öç alma gayretiydi benimki! Yine de. hiç sesini çıkarmadan öylece duruyordu.

İskeleti çıkıyor gibi.Şafak da. tutmasa orada ne işleri varmış. hayatı dur durak bilmeyen hareketler silsilesine tam zamanıydı. tutuyormuş Eskişehir'e gidecekken! Sonra sabahki telefonunda yaptığı gibi bana işlerinin ne kadar sıkışık olduğunu anlatmaya koyuldu. ama sıkıntıdan ter döken delikanlıya kıyamadım. durup düşünmeye vakti lik'lemeye. yani kendileri ile çevreleri arasına koydukları 'barikatları! 'Ne duruyoruz. ya bırak' dedim ya. sana yasak.' 'Çabuk bitir. kalkalım o zaman!' ruz.' Muhakemelerini. 'Biz daha yeni başlıyo- . O halde. ben 'ya tut. yani?' dedi çok alınmışmış gibi. 'Kitap nasıl gidiyor?' 'Ne zaman biter?' 'Bilmem. İçince tanınmaz oluyorsun!' 'Umarım!' dedim. işimiz var. Sabahtan akşama koşuşan. Şafak gibileri 'yakalayamazsın. İta- dönüştürmek. "Neyi tutup tutmamak?" 'Tutmasak burada ne işimiz var? Çocuk yarın beşte Eskişehir’e mal tabii. Beni arayamamış olmasının nedeni de buydu. götürecek!"' Günay'ı kaybediyordum. yani kendi adıma yabancılaşmaya koyuldum: Yabancılaşma- olmayacak şekilde bilerek ve isteyerek programlanacaktır. onu söylüyordu.' Yabancılaşmış kişilerin. 'Bir içki daha içecek vaktimiz var. vicdanlarını 'devreye sokamazsın. işleri. "Tutmuyor muyuz.' 'Ne işimiz var?' 'Notlar alıyorum. Ama.' dedi Şafak. dünya ve kendisi ile temasını kaybedecek. iş icat eden adam. kişinin insansal varlığının temel sorunlarına cevap verilmesi gerektiği bilincini köreltmektir. da!' Güldü. her zaman 'işleri' vardır. hele de Sedat ertesi gün erkenden "Canım. ama duyuramadım. Sedat'ı niye getirdiğini sormanın nın bir başta tezahürü de.

'Koç gibi adamım için elimden geleni yapıyorum. beni milletvekili göreceksin bu ülkede?' 'Dedim. atlayayım geleyim. kafan kızdığı zaman çekip gidesin! Hem bana söz verdin.' 'Allah Allah!' 'Öyle. gel de. bakalım. Sen demedin mi. Bugünden yarına bir iş değil ki bu.' 'Hadi. razıyım. cebimde param da var ama ben yatırmayayım da cezaya girsin. geç kalırım. Artık Çarşamba oraya gitmemek 'Sen bakma.' dedi acı acı. ama bana çarşambaya randevu ver. Olmuyor be gülüm!' 'Böyle iş çıkmaz ki!' anlatamam sana.' dedim ama sesimin tonunu beğenmemiş olmalıydı. canımı al! Öyle bir sıkıntı basıyor. daha fazla değil. 'İlçe başkanı olacağız ya!' 'yirmi dört saat. 'Olur.' Sedat hayretle bir bana bir ağabeysine bakıyordu. gelemem ama vallahi kötü niyetimden değil. benden iyisini bulamazsın. yine gözlerime dikti gözlerini. İşte de öyle.' 'Sike sike geleceğim ve ilçe başkanı olacağım! Ondan sonra ne olursa 'Şu Çayırtepe'ye yirmi dört saat ilçe başkanı olayım. 'Bırak bu saçmalığı! Kadınımsın tabii.' 'Sen de bana yardım edeceksin!' 'Hayır. olsun. bana zaman söyleme de istersen canımı al! Telefonu aç.' dedi Şafak. Gelirim derim. 'Çayırtepe'ye ilçe başkanı olacağım. . gülüm be! Bilmiyorum nedir. sonra öleyim!' Ruhunun derinliklerinde yatan bir sırrı ifşa etmiş de utanmış gibi başını önüne eğdi. Beni attıkları yere geleceğim. ben! Bakma öyle bana! İşte. Canım çekiliyor sanki.' diye yineledi. Bardağını tutan elleri kasıldı. olayım.Hemen kendisine dönmüştü yine. Yarın vergi yatacak değil mi. Başını kaldırdı. 'Kadınım olduğu için yardım edeceksin!' dedi.

böyle gitmez. maddi sonuçlarından çok manevi sonuçları önemlidir. ama hele.. 'Belki de. akıl sağlığı kimlik bilinci demekmiş. hünerinin getirdiği bir ülkede. Şafak beni başka. Acaba. Ben ise keyfîne bakmasını beceremeyen. yok. Parası pulu vardı.. Yazarlığımın. ben de zavallıydık! . Türk'üydü.iyi de para "kazanıyoruz. kendi dışımızdaki gerçekliğin kavranması demekmiş! Bir an. 'İyi de.' dedi Şafak. O. Sağlığı yerindeydi. romatizmalı parmaklarının inşa ettiği kuş kafesleri de. pekâlâ da iyi yaşıyordu. yabancı olanın ben olduğum duygusuna kapıldım ülkede bir gün gülmemiş olan ben. kim oluyordum da. 'İster istemez gidecek. orantısızlığın. az önce kaybeder gibi olduğu güve- nini tekrar bulmuştu.. gayret ve çalışma ululanmaz olur. bundan değildi. insani gayretinin. şu onu kıskanıyorum. za- suçlu hissediyordum ya da suçlu hissettiriliyordum? Aydın olmam keyfi- man zaman aşağılık kompleksine kapılmıyor muydum? Kendimi niye sul -elbette. be Happy!' No problem!.' dedim Şafak'a 'Dalay Lama'nın bile ko'Gider. uç lüksler ve uç yoksulluk oluşur. onu oluşturan emeğin bir pul kadar değeri yoktu! Olsaydı. Öyle yine. Ne ki yoksulluğun. Batı'ya kıyasla yoksul.toplumlarda. yirminci yüzyıl. bir başka tutardı. düşündüğüm zaman. İstediği gibi yaşıyordu. Onu hissettim. Kişi yaptığı işin. Emeğin değil. üstelik. luna saat taktığı bir zamanda. 'Don't Worry. dur bir pırtık! Öyle de değel yani! Biz iş yapıyoruz. dedelerinin Yine de.. Yaşıyordu. 'âlemin enayisi!' Kendimi yetersiz hissettiğim doğruydu. Ben. Bu ölümlü dünyada canımdan da önemli mi?' .. Âşık Sabri'nin bağlaması da.Böyle bir toplumda anneannelerin ördüğü kazak da. Şafak'ın akıl sağlığından kuşkulanıyordum? Yok. da!' 'Aaaa. Profesör Behram Kurşunoğlu da. gülüm. Doğru söylüyordu.' diye düşündüm. gider. Bizimki gibi yok- yetinden mi? Hayır. böyle gitmez!' Dalay Lama kimdi? Saat ne demekti? . manipülasyonun para aşağılanması ile karşı karşıyadır.

geçer!' dedi Şafak. gözlerinde gene övünme pırıltısı. Yamuk yapmaya başladı. neden daha o zamandan bırakıp gitmedim? Onu soruyorsun . yemekle uğraşma. insan hayatının her şeyden kutsal olduğunu doğrulayan cevaptı sadece. hem de çok önemli olduğunu düşünüyor- 'Neyse boş ver. değil dakikalara.' dedi. Aklım 'Kadıncık'ın romanında. kişinin kendisini ıslah etmemesi için bir mazeret değildir! bekliyormuş gibi. 'Abla derken dürüst değil! En ufak bir terslikte yengesi ile bir olur. Şu işi de ko'Erol. Şafak. 2000'e beş dakika kala. değil. Dışarda yeriz!' dedi ve niye orada olduğu belli oldu. sözümü kesti.. üsteledim. anlaşılan tuvalete gidecekti." diye başladım.' 'Hangi işi?' 'Çok güzelsin bu gece.' mi? Ya da boş ver. saliselere duyarlı olmak Hayır. elini omzuma attı. nuşuruz. ama. Lafı değiş- Ve hemen arkası geldi.gerektiğini düşünüyordum. Oysa. tabii. 'Hayır. Ama her Türk gibi Şafak Özden de net cevaba alışık değildi." değil mi?" "Peki. bu fırsatı 'Silindir gibi ezdin çocuğu.. İnsan hayatının her şeyden önemli olduğu tabii ki tartışılmaz ama bu. Duran da gelsin. Günay. değildi tabii. Pırıl pırılsın!' 'Yarın akşam bir rakı içelim mi? Erol'la. 'Orası öyle!' dedi Şafak. Bir konuş bakalım. Bağlam dışı algılıyor. beni elinin tersiyle iter!' tirdi. 'Hak etmediydi. 'Niye? Ne yaptım ki?' O arada Sedat kalktı. 'İlçe başkanı olmak istiyor. beni pasifize ediyordu. sıkılmak pahasına da olsa. Yarın sana getireyim "Peki.' dum.' cevabı.

biliyor musun? Öte yandan.ve adam kadını öldürecekti. Newsweek'in dilidir." dedi. takas değeri ile tanımlayan. Time'ın. enflasyonun indirileceğinden kaçınılmaz olduğunu ima eden dil! Anlıyor musun? 'Babam annemi 1974'te öldürdü!' cümlesi ile '. Türkiye'de kimsenin kimseyi 'adam yerine koymuyor. 'gazeteci'dir. -mış gibi. Bir buçuk saat bağdaş kuMazlum 'Mehmetçik'i.' türünden. "Münferit bir olay değil. haniyse . bak.. 'beş bin dolarlık saat' gibi. olayın neredeyse doğal olğerimi deliyor. eşyası somut nitelikleri ile değil.' yabancılaşmasının nasıl çakıştığını görüyordum! Soyutlamanın aldığı boyutların korkunçluğunu görüyordum. kısır olduğunun. anlıyor musun? Şafak'ın beni soyutlamasıy- ülkede insanın hiç değeri yok. Anglo-Sakson kültürünün 'üç milyon bir kadının ismine rastlarsan. Nokta gibi dergilerin 'birleşik zaman' yani 'soyutlama' dilini benimsemiş olmalarıdır. Ve korktum.. 'ya da '. Mesela. şu şirketlerin sahibinin. mutlaka şu.. Şafak olayı. Yani..Onu soruyordum. dünya çapında şehir plâncı Prof. Kaptan da. yönedolarlık köprü' efendim.' efendim.babam annemi 1974'te öldürecekti' cümduğunu ima etmiyor mu? lesinin farkını görüyorsun. değil mi? İkincisi. İstanbul'da 'maganda' eden yabancılaşma ci- bahsedecekti. ölen 'Emeç' değil. Türkiye'nin olayıydı. 'bu hissediyordum. cami imamının yeğeni değil. olayların vahametinin üstünü örten.Özal.. işte. bir talihsizlik olduğunun henüz farkında değildim. "Çünkü o zaman sevgimin sevgi uyandırmadığının. Daha geçen gün Milliyet'te 500 milyon liralık sel felaketinden ıstıraplarından haber yoktu! Bir başka belirti. Zararın takas değeri bildirilmişti ama felâketzedelerin tiren ifadelerinin Türkçe'ye yerleşmiş olması olayın vahametini anlatıyor. İşadamıdır. Şafak Özden'i yerine çok sonra ve çok güç oturttum. -çekti gibi çekim eklerinin dili '. Ölüm ilanlarında ticisinin akrabası olduğunu bilirsin. Şafak'ı çö- zümlediğim zaman Türkiye'nin toplumsal karakterini çözümleyeceğini la. somut niteliklerini marjinalleşbahsediliyordu.

Zincirde bir kayıp halka vardı. şöhrete duyotoriteden. ne bir ma- Engiz Cezzar'ın. yirminci yüzyılın 'Altın Buzağısı'nı emrine atladık! Türkiyeli ların hurafelerinden kurtulmuş. Şöyle. siyasi ve ekonomik özgürlüğü tattığı. megamachine'in. sadece aklın duyduğu bir dönem yaşamıştı. Türkiye'de. karanlık çağ- duğu şehvet. ağyardır! Teknoloji ile tırnak makasından öte bir ilişkisi olmayan insan. nasıl oldu da biz de robot olduk. Avrupalı. 'şunu da insanlığa ben hediye ettim' diye övünebileceği hiçbir şey yoktur! kine. sadece bu tutkularını ilan etti ama en azından son üç yüz yılda. arkaplanının.' değil. Edison. paraya. Biz. kişinin yasal. Cezzar Ahmet Paşa'ya yabancı olduğu kadar yabancı. Peki. koyduğu teşhis bize de uyuyor diye düşündüğümde anladım! Ne bir ideoloji. ezilmiş insanlar için savaşan bir militan değil. Büyük Makine'nin buyruğu altına muhteşem 'buluş'lar asırlarından sonra girmişti. Güce. Onu daha daha daha büyüğe zorlayan bilim teknoloji gelişmesinden sonra girmişti. 'insanlığı' ile 'sonsuzluğu' ile temasını koparttı. oturtama- rup. ne bir din. küfürlerine dans ettiği elektronik ilah 'Prince' kadar yabancı.değil! Saidi Nursi'nin sadece adını biliyor! Şafak Özden. Hayber Kalesi'ni dinleyemiyor. kendi kararları doğrultusunda hareket etmekten övünçlüydü. Ancak. Stevenson'un Amerikan toplumuna . 'yiğidim. dünyanın en zengin adamlarından birisi olarak öldü ğı bir dönem hiç yaşanmadı. Keşiflerinden. kültürünün kendisine sunduğu sayısız niteliklerini bir yana bıraktı. feodal ama insanlığa ışık hediye etti. aslanım. yaratıcılığını sonuna kadar zorladıakılla kavranamayan tutkularının kölesi oldu. Doğayı kontrol altına almış. Bütün bu anlattıklarımı bölük pörçük biliyordum. Göteburg fabrikalarının devasa sarışın ustabaşı kadar yabancı! Şafak'ın. Duran Kuran. kendisine el! Kendinden di-gayri bir şeydir. bu ara dönem. ne bir enerji kaynağı! Ama. hünerinden gurur kurallarına bağlı. ne bir coğrafya keşfi. Kim olduğunu kendisi bilmiyor. daha 'ne oluyoruz' diyemeden. Ağlak Baba'nın torunu dığım bir şey vardı. ne bir felsefe. kendinden emin ve mutlu.

daha doğrusu şnaps ya da şampanya mezesi olarak toplum. elimde viski bardağı oturuyordum ve içinde fırtınalar kopu'Sağlıklı toplum tanımını ben uydurmuyorum. rakı. Buda da böyle. maymunun yaptığı gibi. Schweitzer de böyle söyler. .da da bir yol var! Manipülasyon! Türkiyeli. toplumun insanın ihtiyaçlarına uyarlandığı. Sağlıksız toplum karşılıklı Orada. Sağlıklı liştirme. aklını ve nesnelliğini gegeliştirmek ya da engellemek yolunda aldıkları mesafe ile ölçülür. kişi bir topluma köle olarak da da uyarlanabiliyor! Oysa. yapıcı güçlerinin bilincinde olan bir benlik duygusuna sahip oldüşmanlıkları körükleyen. son üç yüz yılını manipülasyonla geçirdi. Musa da böyle söyler. koşullara inanılmaz bir uyarlanma yormuş gibi görünüyoruz. hasta olduğumuzu düşündüm! Evet. Şeriatide böyle söyler. dünyanın dört bir tarafında başarı ile yaşıinsanın merkez alındığı toplum! Yoksa. Konfüçyüs de böyle söyler. İknaton da böyle söyler. söyler. toplumların sağlığı. insanın insanı sevme. Lao Tzu da böyle söyler. Baudelaire de böyle söyler! Bütün bu insanlar. Kunf Futse de böyle söyler. inançsızlığı yaratan toplumdur! yordu! ma kapasitelerini geliştiren bir toplumdur. Huxley de böyle söyler. Marx da böyle söyler. Şafak'ıın! Bunu. ama sağlıklı toplum bireyin topluma 'uyarlanuyarlanabiliyor. iki sopayı birbiGünümüz patolojisinin yeni bir şey olmadığını. halifeliği ayakta tutmak için manipülasyon. insanı başkalarının kullandığı ve sömürdüğü bir eşyaya. mensuplarının akıl sağlığını dığı' toplum değil ki! Tersine. üç yüz yıldan beri lım!-Cumhuriyeti ayakta tutmak için manipülasyon. demokrasiyi ayakta yeteneği sergiliyormuş gibi. bir otomata dönüştüren. Devlet-i Osmaniye'yi ayakta tutmak için manipülasyon. İslâmiyet'i ayakta tutmak için manipülasyon -on dokuzuncu yüzyılın 'mason' halifelerini unutmaya- Robotlaşmak için pazar ekonomisinin. yaratıcı çalışma. muzu düşürmekten başka bir şey yapmadık biz! tutmak için manipülasyon! Yani. teknolojinin dayatması dışın- rine bağlayıp.

hayır! diye milletin başına Yunan fesini dayattığından beri. Senato ve düşündüler mi?' diye bir bölüm vardır. eve geliyoruz. 1323 (1917). bugün ye- getirdiği bütün sonuçlardan ne şahıs ne de makam olarak sorumluyum. Bir de. Bundan sonra yılbaşımız 'Kanunsani' olacak. Şafak'ın Çayırtepe'yi sahiplenmesini beklemek ne hamakattı! Sahiplenmesini istemek ise ne haksızlıktı! Ve de. Muharrem’le. 'En azından son üç yüz yılHalk dili. artık! Kim . hayır! Belki de.. Gözlerim doldu. duy beni!" "Tanrım!" "Öyle!. Okşadım. Uzandım. 'Ben. Bilmem. Benim gözümün önünden de Türkiye tarihi geçiyordu. Milletvekilleri. 'Bak. insan hayatı için aynı ilkeleri dile getirirler. sevgilim.' Tanrım! Ah. padişahlar şiir yazmayı bıraktıktan sonra. Der Saadet'te konser veremedikleri için. elini tuttum. Abdülhamid'i hatırladım. bakınız. hayır! Em- öteki Devleti'nki. 93 Savaşı ile bunun dediği bir başka bölüm daha. sen getir bakalım Erol Efendi'yi. biraz manasız. çağdaşlaşacağım Derken. 'Sonradan Batı takvimi benimsenmemiş olsaydı. okşadım. Bizim iki tarihimiz var: Biri. Bakanlar Kurulu. 'Osmanlıda rah ya da Karacaoğlan. bakalım. Dinin ki. marjinaldir! Duy beni. Onun güncesinde. Mart ile girer. ne iltifat! Ne inanç! dum! bilir ne düşündü! 'Tamam canım. ben yine düşünüyorum. Tanrım! Sultan Abdülhamid bir takvimi sahiplenemezÇok suçlu hissettim kendimi birden! Şafak'a çok haksızlık ediyor- ken. hayır! II Mahmut. ilgili daireler. Sultan Mehmet Reşat) 'Kanunsani' deyimiyle yeni bir yıla girmenin. 1 Mart dır. Korkunçtu! Hani derler ya. Ne derdi varmış anlamaya çalışalım!' Kalktık. hayır! 'insan' sistemin merkezinde midir?' Cevabım.' diyorum kendi kendime. Farklılıkları. saray dilinden koptuğu için. biraz gülünç olacağını ni bir yılımız başlardı. insan ölmeden önce gözünün önünden bütün bir hayatı geçermiş. muhterem biraderim hazretleri (yani.tarihi tarih yapanlar.

'Bastıkları yerde ot bitmez. topluma iyi uyarlanmış. yağmacıdırlar. oturma- Türkiyeli sistemin merkezine hiç oturmadı! On dokuzuncu yüzyıl jön Atatürk Bulvarı'na sokmadığı günden beri. saygı. inanç. özen. Türkiye radyolarından.' diyorum. onları 'ıslah edilecek yerliler' halinde takdim edecek kadar ecnebileştiğinden dı! Mustafa Kemal Atatürk. bu tipoloji ege- . lar!' Sevgi. 'alkol tüketimi nasıl ler! Bireye toplumunu kurma özgürlüğü tanınmayınca. oturmadı! Anadolu’nun altını üstüne tercih ettiğinden beri. rikkat. hoşgörü. oturmadı! men oluyor. bilgi. ben de onu söyledim. Tülin'in dediği gibi.Türk'ü. ne bulurlarsa yağmalararttı? Massignon'u oynuyoruz! ahlâk anarşisi içindeyiz ve intihar için olgun hale geldik! Biz böyle olacak toplum değildik!" Döndü. Ve bunlar. pırtık diye köylüleri Günümüzün toplumsal karakterini yaratan unsurlar bu engellenmeberi. oturmadı! Adnan Menderes asıldığı günden beri. kendi kendime. başarılı kişiler namı altında. ' 'Seni çok Yanımda oturan Şafak'a baktım! Tanrım! Öyle masumdu ki! Yine mis 'Görmüyor musun. 'Yapma!' seviyorum!"' gibi kekik kokusu sardı ortalığı. kendisiyle halkı dediği birileri arasına bir çizgi çektiğinden. İçim ezildi! Öyle yaşlar indi gözümden! Söyleyebileceğim tekbir şey vardı. baktı.

laka Günay'ın yazmasını istiyordu. Diana. Ben kadının za"Bak. heyecanla söze başladı..IX Gerçekten bu kadar umutsuz muydu? Her şeye karşın emin olamı- yordum! Nedenlerinden birisi de Diana Pavloviç'e çizdiği "Türkiye resmi"ydi. Günay kesti attı. senin istediğin senaryoyu yazacak insan ben değilim. 'fanatik' Müslümanlardan filan bahsedemem!" . " diye. Anladığımız kadarıyla Türkiye'de film yapmak konusunda ciddiydi ve senaryoyu mutdillendirildiği için daha da ciddiyet kazanmıştı. sinopsisle ilgili. manlamasının yanlış olduğunu düşünürken. Senin deyişinle.. Diana.üstümüze sahici bir karabulut gibi çöktüğü günlerden birinde geldi. 'Yabancılaşma' felâketinin "O. O günlerde. Günay'ın epey zamanını alıyordu.

ama bunu Pavloviç bilemezdi. Daha çok Müslüman adayı okula gidiyor." dedi Günay. örtündü." dedi Diana. bu durum seni korkutmuyor mu?" diye neden korkayım? Kadınlar dindar oldukları için evlerinde oturup. üstüne para verip seyrettiğiniz korku filmlerinizi hatır- lıyorum da. üniversiteye gitmeseler daha mı iyiydi? Sömürgeci mantığı bu. "De ki.Diana'nın beklemediği bir tepkiydi. şaşkın şaşkın. başı kesilen "Ben de sizin. Günay hiç etkilenmemiş gibiydi." İnsanı dünyadaki eski yerine. ben günahkâr Müslümanım!" lamak için sorulmuş bir soruydu. brrrrr! Tüylerim diken diken oluyor! Kaldı ki. "Ama. saçma. siz niye bu kadar dertleniyorsunuz? De ki. Günay'ın "Ne korkutmuyor mu?" sorusu." dedi Diana. sen Müslümansın ama örtünmüyorsun?" "Aynen onu demek istiyorum. Brrrr! Tüylerim diken diken oluyor. politikacı olmadığını ama 'kadınları düşündüğünü' söyledi. "Ne demek istiyorsun?" diye sordu. "Korkutmuyor mu?" "Yine de. "Yine de. olur biter. Hizmetçisi Nesibe'yi sarhoş kocasının nasıl ezdiğini anlattı. Size ne bundan? İslamiyet’le birlikte gelmesi muhtemel uzlaşsalıverirseniz. sistemin du. 'Miskin Müslümanlar'dan oluşan bir Ortadoğu daha çok işinize gelmez mi?" lan ne olacak?" diye sordu. "Suudilerde. otomobil kullanıyor "Örtülülerin sayısının artması." Çarşaflı kadınların sayısının arttığından yakındı. tabii. "Fanatik Müslüman diye merkezine yerleştirmek isteyen tek tük tek-tanrıcılar var. "Türkiye'de yok. demek istiyoroluşuyor." o Prensesi hatırlıyorum da. tabii. özel bir insan kategorisi yok. olayı küçümsediğini vurgu"Hayır." "Beni kaygılandırıyor doğrusu. AT'ye almazsınız ya da İsrail'i tepemize Diana. Türkiye derin bir tefekküre daldı. yavaş yavaş "Eeee?" "Demek istiyorum ki. herkes mazlıktan korkuyorsanız. "Kadın hak- ." diyerek geri çekildi Diana." diye açıkladı.

hiç inandırıcı olmayan bir sesle. "Yer- demişti bir gün bana. zarfın yeni bir mazrufundan ibarettir. dünyaya bakışları değiştirdi." dedi. Bugün. Batı dünyasından ibaretse ve hiç değişmeyecekse. Teng.let dairesinde. dünyada bir manastır ya da bir ada gibi yasayamazsı"Dünya. aynı katılıkla. bu temelsiz bir varsayım." nız!" gellere karşı kullanamazsınız." Bu iddiasını biliyordum. Birleşmiş Milletler havanbirbirlerine bakışları değiştirdi. Rousseau Voltaire'e. Günay. düşünüyorsun?" "Sen düşünmez misin? Seni temin ederim. eğitimi engellenen kadınların hakları ne olacak? Amerikalı olsalardı. Lao Tze. Mesih ve On ikinci İmam'ı aynı başlık altında görseler. Rahibelerinize gösterdiğiniz kabulü Müslümanlara neden göstermediğinizi hiç düşündün mü?" "Ama. hiç değilse sizin feministler kıyafet özgürlüğü diye ortalığı birbirine katarlardı!" "Gerçekten öyle mi. sükûnetle. Konfüçyüs'e neyse. hatta özel sektörde iş verilmeyen. Artık bilgisayarlar da var. "Tüm dilleri kapsayan bir kavramlar sözlüğü lâzım." dedi Günay. belki de sadece dalgalanma." dedi Günay. Hıristiyanlar olarak. ilerleme bu. İnsanlar Messiah. "Dünya barışı için ne lâzım biliyor musun?" "Kim bilir." dedi Pavloviç. öyle. "Gerçekten de. Bodrum'da poponuzu rahatça teşhir edemiyorsunuz yüzünün özgün kitaplarının sayısı üç yüzü geçmez. Hazret-i İsa Hazreti Muhammed'e o'dur. bu ülkede hiçbir Kürt ya "İyi bir soru. "Şundan yüz yıl önce dini bütün diye bizi suçluyorsunuz." tında görselerdi. İnsanlara Müslümanlaşmak hakkı da ta"Ama. Ama. örtündüğü için dev- da Alevi erkeği. da su dövmeyi bırakıp bir kavramlar sözlüğü yapmalı. Teng-ri ve Tanrıyı aynı başlık al- . gerisi. Afrikalı kadınların göğüslerini döve döve örttürüyordunuz. medeni haklarından örtülü bir Müslüman kadın kadar mahrum bırakılmamıştır! Kadın haklarını hep Batılılaşma yolundaki ennınmak zorundadır.

Boston kâşanelerine alışık kadının Gü- . Amerikan Baptistlerini de. "Öyle değil mi. "Shit!" dedi Diana. kendilerini yerde yere atanları gördüm. tarihin yeni bir büküm kın görünüyorsun!" bana döndü. sıkkın görünmüyor mu?" tek bir Filistin filmi yapmazken. yekten. Hollywood bugüne kadar "Bak. Baptistlerin İsa'yı anımsatsın seanslarında kendilerini hipnotize ettiklerini gördüm ben. Filistinlilere arka badel mevt çadırları' denilen çadırlarda. yeniden doğuş. duk. Rus Ortodoks Kilisesi'nin dualarıyla eski saraylarına dönecekler. Bir yerden bir şimdiden bizdeki Kutsal Emanetleri istediklerini biliyor muydun?" ye çalışıyorum!" Sıkılmıştı." dedi Günay. Diana. Yahudi fanatikleri ken. 'Biz evliya ol- yargıları perçinleyecek film yapmam. Üç kuruş para kazanacağım diye. Hal buy- hasım bellediği bir ulusu aşağılamayı hedefler. neden sana yardım ede- mıyormuş gibi etrafına bakındı. "Paketlenmiş doğruların ötesini görme'İsa Mesih! Kötü bir şey mi oldu?" diye sormayı akıl etti Diana. bir yalanı sürdüreyim?" reddederim. Üç gün sonra Romanofflar. değme Cerrahiye taş çıkaracak zikir onayladığımdan değil! Yapmam. Yapmam. gözlerini kocaman kocaman açtı. Hele de. Batı'nın de afişe edecek gücüm olmadığı için reddederim. Batı dünyası yeni bir 'dini inti- "Belki de. dikkati doğru ya karşılık verecek. örneğin. irdelemeyi değil.bah'. Müslümanların yapacağı bütün iş. 'basü diye koyunları çarmıha gerdiklerini. "Sık- noktasına kadar dayanmaktan ibarettir. "Senin gibi konuşan birini hiç tanımamıştım!" Anastasya torunu çıkarırlarsa hiç şaşmam! İngiliz Müslümanlarının daha Buna cevap vermedi Günay. Böyle bir aşağılamaya da yanlış. sana İran senaryosu yazmam. inana- yim. neden sonra. Vanessa Redgrave'i. sırtını zincirle döven İranlıyı neden afişe edeyim? Dikkatini çekerim. çünkü böyle bir tutum. çünkü senin ülkende. "Ön- çıktı diye on yıldır aforoz ederken. çağına giriyor.' diye haykırarak. benim cevap vermemi beklemedi. Haksızlık olduğu için Diana adamakıllı şaşırmıştı. ama insani bir inancın üstüne çekip.

koka kola ile eşitleyecek kadar seviyesizleştiren. Erdemle hükümet eden. bana doğru. yönetilen ona saygı duyacaktır. senin memleketin! Ama başka türlü de olabilirdi. hükümet etmenin birincil yolunun iyi örnek teşkil etmek olduğunu. I'll be damned! Şu işe bak!" diye söylendi Diana. uygun inyapamazsınız. medim! O 'oyun'u oynamak istemiyorum!" "Ama dünya böyle. hatırlayabilseniz! Hükümet eden. kesin bir sesle. sanlar bulmak ve atamaktır. adını koyan da senin memleketin. yerinden kıpırdamayan. sadakat bulacaktır. Hâlâ da olabilir. "Dünyaya şam budur işte. Narsizminiz o boyutlara vardı ki. yetersizleri eğitir- "Well. Herkese kardeşçe ve olmalıdır. Konfüçyüs. . düşündüğünü görebiliyordum. asli göreviniz." Putpehükmetmenin ilk kuralının içtenlik olduğunu.' diye. "Para değil." dedi Günay bezmiş gibi. dişlerinin arasından. ne dünya böyle olmak zorunda.nay'ın evinin böyle iddiaları barındıramayacak kadar mütevazı olduğunu kalıydı! Sernea'yı hatırlatan bir duyarsızlıkla. Fıstıkçılarla. Dünyayı yönetecekseniz. azizem. Absürd bir bağlantıydı ama kadın Ameri"Fesuphanallah!" diyerek patladı Günay.." "Tanrı'nın bile unuttuğu bir ülkücü bu kadın!. nefretle anılmak bile sizi üzmez oldu. "Bu sizin oyununuz. Çünkü balık baştan kokar. oyunun adı bu!" diye ünledi Diana. davranışlarıyla yönetilenlerin taklit etmek isteyecekleri bir model den bırakmazsa. ne de oyunun adı bu!" dedi Günay.. Diana. Yöneten ciddiyeti elinse. " demek gafletinde bulundu. Ne bu? Muhammed mi?" "Hayır. yönetilenler erdemli olmak için ellerinden geleni yapacaklardır. yıldız- ların etrafında döndüğü bir kutup yıldızı gibidir. ikinci sınıf aktörlerle bu işi şefkatle davranırsa. Hayatı 'yarestlikten vazgeçseniz diye italik’lediğini görebiliyordum. yok sayar oldunuz. "Bütün bunlardan sana ne anlamıyorum! Ama parayı az buldunsa. İyiliği yüceltir. 'oyun'u beğen"Hayır. çünkü sizden nefret eden dünyayı da algılayamaz. Oyunu sahneleyen de..

doğruya biat et- sizin seyircileriniz. deCevap versin mi. Söyler misin. belki. Ama. bu." dedi Diana Pavloviç. Dünyanın şu durumunda spekülatif sanat akıl almaz bir lükstür. yaratıcılık: Abraham Lincoln'ün eşini böyle bir durumda BBC bile razı olmaz! Ama. değil mi? revi olmalı. Osmanlı padişahları hiçbir iş beceremezler!. göstermenizi isterdim. Ya da Kraliçe Elizabeth'i! Mümkün değil. hareme düşmüş Avrupalı kadınlardan olmasa. Oysa bir gömek olmalı.ğil mi?" "Konfüçyüs?! Ah! Son İmparator'u gördün mü? Korkunç güzeldi. dua gibi. Pavloviç. Ve berbattı. Bir misyon yüklenmeli. 'Peter O'Toole gibi İngilizler olmasa Çin İmparatorları burunlarını bile silemeztalist dostlarımıza sorarsan. çeke çeke o senaryoyu çekmeyi ancak cahil bir Avrupalı yönetmen becerebilir! Cahil ve çıkarcı! İran ayaklanmasını İncirlik hava üssünden bir Amerikalı pilot ile ahu gözlü bir Acem dansözünün aşkına indirgemek gibi bir iş. ama ne olmuş? Engizisyon papazlarının kıyafetleri de çok gü- zeldir. Bertolucci hangi yoksul Çinlinin başına bir dam örttü? Yüreğine su serpti? Yasak Şehri bin bir özenle inşa eden Çinli. Bizi anlatan oryan- .' yalanını bir kere daha görüp. "Gerçekten çalışıyorum.. kötü Çinlinin midesi zaten yoktur. İbadet gibi. Kölelerin kanlarıyla inşa ettikleri saraylar da öyle. "Gördüm. lermiş. "Ohhh?!" "Yasak Şehir'e girip de. Anlıyor musun?” çekimler? Fotoğraflar çok güzel değil miydi?" "Çalışıyorum. vermesin mi diye bir an tereddüt etti. kendini beğenmişliklerine bir destek daha attılar. "Evet. Öte yandan. yıllar yılı Gök Tanrı'nın eşi bildiği imparatoriçesinin ayak parmağını birine yalattığını gördü de. elde veri yok! De ki. Bu eski bir senaryodur Mrs." dedi Rodoplu. gıdıklana gıdıklana yalama olmuş porno iştahlarına eklenen marjinal bir plândan başka ne kazandılar? Ha. ne işe yarar sanat? Hangi görevi üstlenir? Sorumluluğu nedir? Hiç. ne kazandı? Bu gerçekçilik adına yapılan bir iş de değil.

Öyle düşünebilirsin. . Günay'ın. düşünceli düşünceli. ama niye sen? Yani. Araplardan farklı "Elbette!" dedi Günay. öyle değil mi?" tir modası geçmiş bir 'budala' diyorsun." mek.yooo. insanlığa yararı olmayacaksa." dedi Pavloviç. siyah "Bir dene!" dedi Diana Pavloviç. başına neler gelebileceğini düşündüğünü görüyordum. Diana!" dedi. "Keşke adam gibi bir ülkücü ola"Evet. bak!" "Affedersin. "Ve Türk olman seni özel bir tür yapıyor. koltuğa rahatça yerleşerek. kılıyor? Öyle mi?" diye sordu Diana. "Hadi. alçak gönüllükle. bu kılıkla İstanbul'da dolaşırsa. "'Ülkücü' eşit"Ah. toplumun bir duvarından bir duvarına sürüklenniyorum!" Beni gösterdi. önüne sürülen değerlerin hem içinde hem dışında yaşamakla yeti"Yo. Dene! Lütfen!" Kıpkırmızı saçları. iyi bir "Türküm de ondan herhalde. "Nasıl. hepsi bu. Müslümanların bir bütün olmadığını hiç düşünmemiş olması doğaldı." soruydu. sanat olmasın da- bilsem! Şimdiki halde. senin gibi genç bir kadın?" Doğrusu. "Sahiden de Allah'ın belası bir ülkücü bu kadın. yani?" fikirde olmama hakkımı muhafaza edebilmek. Şimdi.ha iyi. "Üstünlük taslama!" diye seslendi Rodoplu. Onu demek istemedim. aynı "Peki. İnsanlığa yararı olmayacaksa. Günay mutfağa yü- Hayır. "Ona sor." sına beni. pembe saten ceketi. "Yani. hiçbir şey yapmamak daha iyi. kahve içer misin?" rürken arkasından söylendi. Bak. Şimdilik bütün becerebildiğim.. dantel çorapları ile yine bar hostesi gibiydi. o çok uzun iş! Türklere anlatması bile zor." omzunu silkti Günay. öyle değil mi?" Dönüp geldiğinde daha bir yumuşamıştı sanki. lütfen.. mutfaktan. hanımefendi. Örneğin.

Şöyle söyleyeyim. öğreniyorum. sahici Atilla filmi?" "Onlar da kimdi?" yokum. öyle değil mi?" ğini düşündüğünü görüyordum. musun. Rodoplu’nun her şeye karşın umutlu olabi"Bir kere. ciddiyetle. sana ne diyeceğim. "Birlikte çalışacağız. Bir Selahattin Eyyubi filmi yapalım? Ya da. Ben istedim. biz bu topraklara geldiğimizde. ayaklarını altına aldı. David. ben de öyle. gelinin topuğunu görünce heyecanlanan delikanlının filmi- ilk geldiğinde sözünü ettiğin Hollywood dışı halkayı oluşturabileceksen eden babanın filmine varım. paketlenmiş heyecanlara ne varım. Biliyor musun. "Biliyor "İyi etmişsin. Bana. Buna cevap vermedi Rodoplu. İsa doğalı 1071 yıl olmuş- "Öğreniyorum." diye açıkladı Pavloviç." dedi Günay. Var mısın. pek gelmek istememişti Türkiye'ye.. İtiraf etleceğini düşündüren konuşma da bu izleyen konuşma oldu. aniden. Şafak Özden'i anlatan bir filme öğrenmek zorundasın." sana yardım ederim. 'biz'i diğer Müslüman- tan bütünleşmişlerdi. Pavloviç."Bedava konferanslara bayılırım!" Pabuçlarını çıkardı. Akdeniz havzası Samileri ile Aryanlar çok- . Bu toprakların insanının hamurunu lardan farklı kılanın ne olduğunu bilmek için sabırsızlanıyordu.. Günay. meliyim ki. "Seni tanımak istiyorum. aklı başka yerde. Gülüyordu. Diana!" oluşturan iki unsur bu insanlarda cismanileşir. Diana'yı kaçırmanın zamanının geldi"Burada olmaktan öyle mutluyum ki!" dedi Diana. Üvez'in kuşburnunun bir varım. ama olmadı. "Pekâlâ." diye başladı. öteki de Hun. Türkçe "Biri bir Kürttü. Düşük bir yaşam standardında ama bolluk 'yemek' olduğunu anlatan filme varım. TV ekranında öpüşen çiftleri görünce utancından odayı terk içinde yaşayan insanların filmlerine varım. "Bak. ama. sen istedin!" dedi Günay. bekledi. "Yani. tu." dedi. Biz bölge kültürüne yabancıyız. Paketlenmiş doğrulara.

kâğıt peçetenin üzerine nin Yakın Doğu olduğu kabul edilir. Bir başka deyişle. Bu bağlamda bizim zası kökenlilerin. Akdeniz hav- . Mısır'da. Yunanlılar Yahudilere efsanelerini vercanınki. Teoman. Bu bölgede nüfus artışı tarih boyunca yüksek olmuştur. David. Bizdeki Süleymanlar. dişe diş öneren Hamurabi kanunlarını an- "Bu demek. 'Ağıtlar Kitabı' var. hem Kutsal Kitap'ta. İbranice 'David'den. Eflatun. Afganistan ve Hindistan'ın batısı ve Mısır. Girit. mişlerdi. Samiler. hiç yadırgamadığınız bir kitabınız. Şimdi. Hitca konuşanlar. Günay. Aryanlar. Yakın Doğu deyince. Bu kültürler. Yahudiler Yunanlılara İsa'yı. Gün ve ay! siz kendinizinkileri hem Yunan'da hem Roma'da. Durdu. Doğurgan insanlar. Şunu söylemeye çalışıyorum: Biz özgün isimlerimizi. Biz geldiğimizde İsa doğalı bin yılı lonyalıları biliriz. Oysa. birbirleriyle sürgit çatışan müz Avrupa ve Amerikan kültürünün kökleri bu bölgededir. YahyaHint'in Upaşinadları var. Biz Türkler orada yoktuk! Ne Hititleri tanırız. gibi isimlerimizi. bir kalem aldı. "Rusya ve Karadeniz'in güneyi. Şam'dan türediklerini iddia edenler. Ancak. Asya'dan. Çin'in. Kuran'da bulamazken. Aramdu. ne göze göz. hem de Kuran'da bulabilirsiniz. ber'in oğlu. ne Babi- Samilerle Aryanları anlıyorsun. günü- geçmiş. Yunan ve Roma kanalıyla Avönüne getirmeye çalış.altı bin yıllık yazılı tarihin yarısı boyunca insan faaliyetlerinin merkezikaba bir harita çizdi. Güneybatı Asya. KoTürkçe. biz orada yoktuk!" "Ne demek o?" kültürler oluştururlar. Nuh Peygam- işte. 'Diana'." uzandı. Samiler ile Aryanlar kültürel bütünleşmeyi tamamlamışlardı. Arapça. benimki. nereden? Roma mitolojisinden. lar asimilasyon sonucudur. Satılmış. Bir başka türlü anlatayım sizin. bu çetin bölge kaynarken. biz gelmeden bin beş yüzyıl önce cebir öğreniyor- ler'in tosuncuklarının ululadıkları türdaşlarımız. larız. ne de kavgalarına ortak olduk. Hint-Avrupa kavimleri. Meryemler. bir tarihiniz var. İbranice. gözünün rupa ve giderek Amerikan kültürünü beslerler. Kendi ismine bak.

bu toprakların ürünü de. son buzul çağının sona ermesi ve buzulların geri çekilmesiyle birlikte kurudular. başka yorumla yetinseydi. İsa doğmadan dokuz bin yıl önce. bölgelerine kum yürüdüğü için göçmek zorunda kaldılar. İnsanlar su aramak için dört bir yöne dağıldılar. gerektiği gibi örtünmedik. Müslümanımsı olduk. Yakın Doğu şekillenirken.000 Batı Türkistanlı. bir çekte. Bu tari- dine'nin değil? Neden Sultan Süleyman 'Kanuni'dir? Kanun verendir? Çünkü daha o zamandan 'şeriat'ın Türk toplumuna uyarlanması. tarikatlar oluşur muydu? Neden. Ama. Yağmur. Yeni dini- "Toplumsal karakterimizin yapılanmasında önemli bir unsur oldu- biz." "Sen bunun önemli olduğunu mu düşünüyorsun?" kültürümüzün kökenlerinin izini süreceğimiz kitabımız yok. kazılar gösteriyor kazı. Sami . Atatürk altmışaltı tarikat kapattı. da- ğunu düşünüyorum. harfi başka yorumlar getirdik. Müslüman olabilselerdi buna gerek duymazlardı. Kahire'nin ya da Me- örfi kanunlarıyla bütünleştirilmesi gereği hissedilmişti. Bu farklılaşmanın negerçekleşirken. Uymaya çabalarken. tabii. jeologlara inanmak caizse. olanı yok saymak yoluna gittik. Daha ki. medeniyetin dünyanın neresinde başladığını kimse kesin ola- rak bilmiyor. Biz. ger- katlar neden ortaya çıktılardı. evet. dersin? Herkes Ortodoks yorumla. hep. şehirleri ve devletleri ayakta tutmaya yetmedi. Doğal bir evrimle bu hale gelmedik. Türk Hacı Bektaş Veli. Müslümanlığı bir devlet dini olarak kabul ettik mize özgün dinimizden âdetler kattık. Orta Asya'nın kurak bölgeleri bir zamanlar büyük göllerin ve nehirlerin beslediği nemli ve ılıman topraklarken.ha üstün olduğunu kabullendiğimiz bir kalıba uymaya çabaladık. Öte yandan. Güney Türkistan'da bakır kulla- . onu da kabul ettik. bir Mevlâna. Ama. Arap anlamında deninin de. mesela. örneğin 1907'de Pumpelli'nin Başkara yakınındaki Anav'da yaptığı şundan yüz yıl önce. Devletten dayatılan başka şeyler gibi.Aryan kültürel bütünleşmesi melerde katkımız yok. filan. bizim orada olmamamız olduğunu düşünüyorum. GelişŞimdi. 80. 1868'de. Araplar gibi Müslüman olmadık.

Kocana sor. eken biçen. belki de Tanrı bizi koHayır. me kapladı yüzünü." Beklenileceği gibi. ha. "Ha. Bir kez. Yani. size benzeyecektik. "Ne demek istiyorsun?" kik dil ailesindendir. hayvanları ıslah edebilmiş bir medeniyet vardı. Sami değiliz. education!" Pink Floyd'dan. ne de Aryan dillerini konuşuruz. Türkler de bilmez. "Şaka yapıyor olmalısın!" dedi kadın. "Üzme. no. in"'Duvar' filmini hatırlıyor musun? 'Eğitilmek istemiyoruz!"' "Aman Tanrım!" "Milletçe okuyor olsaydık. benzeme"Bana mı söylüyorsun!" dedi Günay. yapmıyordu. kurtuluş anlamına da gelebilir. "Batı kültürüne bulaşmış olan aynı güçle dire- nemez!" Benimle konuşuyordu. Hecelerin birbirlerine eklenmesiyle oluşur. Kızılderili dilleri gibi. "Mamafih. "O bakımdan." mıza ve çok politik bir ulus olduğumuza bağlıyordu. dik!" hayretle döndüm. ha! Hiç okumayan en çok direnendir. garip bir gülümse- sanları bir kalıptan çıkmışçasına tekdüze kılan eğitim sistemini protesto eden bir şarkı söylemeye başladı. Ural-Altay kökenli. Mısır piramitlerinin kurulduğu 5000 yılında bile. bitişken dildir. örneğin. Türkistan kültürü çok eskiydi. Bizim konuştuğumuz dil. bir Ruhi . Kim bilir." diye sürdürdü Rodoplu." Bunun nedenini de okumama"Okumayız. "Yooo. "Elli milyonluk ülkede satılan kitapların sayısını duysan şaşırırsın. We don't need.nan. Bizler bu insanların torunlarıyız. Okumadık. ciddiyim. Asyalıyız. Tür"Aman Tanrım! Hiç bilmiyordum!" dedi Diana. 'İltisaki'. diyorum. kendini. sana bir şey söyleyeyim mi. Pavloviç bunu inanılmaz buluyordu. Ne Sami dillerini. Aryan hiç değiliz. bazen okuruyor!" mamak. Gerçekten!" dedi Günay. anlatacaktır. az duraladı.

Yeni bir uygulama da değildir. Aynı şey. öylesine bir karmaşaydı ki." "Başlangıçta. dedin. zaman içinde kamuoyunun gündeminden kalta Asya'dan halen şu kadar milyon Türk'ün yaşadığına kimse inanmaz oldu. sonunda ne milliyetçilerin. Bir baktık. Or- olunamıyordu. Cumhuriyetle bitti." gayreti. Eskiden . Batı kalıbına dökülmüş şeklidir. onun bambaşka bir kalıba. 'Solcu' olununca. Bir "Affedersin. Oysa. 'İlericilik'." "Politika. rinde durmak milliyetçilik sayılıyordu. Ruhi Su'yu bilemezsin. dile Arapça. 'ümmet' olunmak gerektiğinden ola- "Çok basit! Bizim devlet politikamız hep olduğumuzdan başka bir ne yabancılaştırmak gerektirir. Sessizlik yüzlerce yıl sürdü. Farsça yerine. ırkçılıkla eşanlamlıydı. Osmancak. 'ilericilik' böyle gerektirdi. 1940’larda Sovyetlerle iyi geçinmek kaygusuydu. Yalnız. 'solculukla eşanlamlıydı. Arap-Fars kültürüne asimilasyon Türk tarihi araştırmaları. Mesele bitmiştir yani. politika işin içine nasıl giriyor?" "Bekle. yeni bir asimilasyon baş"Aryan?" "Evet. 'Samileştirme' hareketiydi. köklerden hiç bahsedilmez oldu. Bu defa da. "Ruhi Su da kim?" değil. neden? Anlayamıyorum?" "İlericilik?" sonra. bekle!!!" diyerek isyan etti Pavloviç. O kadar tabuydu ki. her şeyden önce kitleyi kökenlerilı'yla başladı. milliyetçi dırıldı. Boş ver. Türklerin kökenlerini araştırmak. sanki. sonra da İngilizce girdi. önce Fransızca. Atatürk'ün sağken başlatılan bir. 1970'lerde Asya'dan bahsetmek tabuydu. zaten!" şeye dönüşmemizi benimsemiştir. Her neyse. Bu fasıl. Tuhaf ladı. yaşatılan halk türküsü başka iletişime uyarlanmasıdır. konumuz değil.Su'nun gayreti. halk türkülerini yaşatamaz. çünkü. Bu. Milliyetçilik. Müslüman olununca. haksızlık etmemek lâzım. Daha "Evet. Gorby geldi de bu insanların varlığı da ortaya çıktı!" "Ama. bu tür şeyler üzene de solcuların özde hoşlaşmadığı şey oldu.

halk. Başbakan'ı dinleyeceksin. Uydu antenlerimiz bile var. Namus. şimdi de üç kelimesinden ikisi Fransızca ya da İngilizce olan 'ayti' gibi laflar ediyor. Sağlam ya da çürük. Bu defa asimilasyonu kimse durduramaz artık. onu bilsek kendimize yeni bir dil bulabileceğiz. bir ucuda. kendi değerlerimizi toplum istiyorum. bastığımız yeri bilmek gibi. education!'. Despotizm değil. İsa'dan sonra. maya yanaşmamamız. değerlerini. Oysa. üç kelimesinden ikisi Farsça ya da Arapça olan aydınları anlamıyordu.' yani bir başka kültürün kalıplarını. Günay. ne de Aryan. Günay'ın tarihi bin yıllarla tanım- . yabancı çeviri yapıyoruz. dınları' anlamıyor." demesi bu dünkü çocuk ulusun üyesinin aklının alacağı bir şey değildi. bambaşka bir medeniyetin çocukları olduğumuzu içimize bir sindirebilsek. Batı sadmeyum?" sini. "Bir ucu. biz yabancı dil öğretmiyoruz. karamtanımlayıp yabancılaşmadan kurtulma ihtimalimiz belirebilir. nihai kararımız ne olursa olsun. Ama. Ruslarla aynı zamanda. Yabancı dilde öğretim yapamadıklarımıza da. 900'lerde."Biz yeni Müslüman olduk. Ne gibi biliyor musun. değil mi?" 'We don't need. hem hayır!" diyerek omuzlarını silkti. büyük israfa neden sarlığa neden oluyor. açık "Hem evet. Anlatabiliyor muTürklerin İslâmiyet öncesi bir dinlerinin olabileceğini. örneğin." "Bu seni üzüyor. yabancılaşmanın nedenlerini yorumlayabileceğiz. kendimizi neredeyse hasta sanmamıza. kavramlarını. 'ya bilgi çağı ya da intihar! Sen onun dayatılmaması gerektiğini düşünüyorum. hiçbir şeye neden olmuyorsa. istiyorum. Başımıza gelenleri. önemli olabileceğini hiç düşünmemişti. seç! Daha önce konuştuk bunu. 'bu territoryal armi konsep'yabancı dilde eğitim yapıyoruz. hele de bunun "Tanrım! Ne kadar çok şey var öğreneceğim!" diye inledi Diana. lıyor olması. patolojisini ithal ediyoruz. Düş kırıklıklarına. İş öyle hale geldi ki. no. çok geniş bir tabana yayıldı. ne Sami. namus ve cesaret! Kendimizi tanı- oluyor.

Göç durmadı ki!" Sıra." İçime doğmuş gibi sordum. dedi Günay. Güzel bir yer biliyorum. bir yabancı ile kurulan iletişimin. "Et tu. tabii. bir bütün olarak olmadık. kalkın. Günay'ı birkaç yönden mahcup ettiğini sezinliyordum. Bunlardan birisi kullanılmak durumunda olan dildi ki. turist kızlara yaranma gayreti bile yabancılaştığını hissediyordum. 'Şamanizm'in ne olduğuna gelmişti ki. Her zaman yeni katılan bir başka Şaman Türk kavmi vardı. Günay'a. üstünlüğe . buraya yakın. "Haydi. "Yani. Bir diğeri. Brute?" dedi Günay. "Bir önceki dinlerimiz birbirine çok benzer. Orada yeriz. insanların arasına çıkmanın rahat- şinin karşısındakinden görünüşte farklı ama yapılanmada eşit olduğu izlenimi yaratıyor olmasıydı. kiiçinde saçmalayan gençlerin zavallı çalımlarını anımsatırdı. O giysileri içinde rüküşten öteye davetkâr görünen Diana'ya haksızlık ettiğini bile otomobil kullanmaya benzeyen. geçen gelişinde ressam Ahmet’in Fatma'ya takındığı tavırdaki. bu çok gıpta edilen nesneye sahip olmanın. "Boş ver. Yani."Ne demek istiyorsun?" diye bağırdı. Hadi gidelim?" "Bakın ne diyeceğim. yoksul bir ülkede çok pahalı bir tarafı olduğunu söylerdi. İkinizi de! Yemekte konuşalım. Bir yandan da. Olur mu?" "Neresi?" "Ziya. Pavloviç birden kalkındı. size uygunsa. "idare eden". sizi yemeğe davet ediyo- sız edici bir tarafı vardı. onların Hıristiyan oldukları yıllarda biz de Müslüman olduk. bunda. çevreyi ve çevreye yabancılaştıran bir Bir Amerikalı ile birlikte sokağa. "Sen de mi Brütüs?" "Ne demek istiyorsun?" Gittik." dedi." rum. Müslüman olduğumuzda da.

dınlara özgü rahatlıkla teşhir eden" Diana'nın yanında bara tünemek durumunda kalmak beni de sıktı. deliye dön- "Raki!" dedi Diana. barmene. şapkasındaki çiçekler bile titriyordu! taklit etmeye koyuldu. ama dikkat et. utanç duyuyordu. kendisinden beklenildiği "Ben kaldırabilirim. "Ha? Ne diyorsun? meye başladı. Şimdi. gibi. Bacaklarını. 'Mohammed Ali'nin. "bedenlerini nicedir diledikleri gibi kullanan Batılı ka- Olur mu?" Günay'ın onayını istemesinde adeta dokunaklı bir çocuksuluk "Olur. Anlıyor musun?" Sesini öfkeden boğuluyormuş gibi inceltti. 'Mohammed Ali'nin soytarısı bir gün kalabalığı eğlendirmek için Ka- hire'de. daha doğrusu hepimize dert anlatmaktan sıkılmıştı. Gözlüklerini taktı. Bir dükkânın kenarına sıkıştıra- . Mohammed Ali Mısır sultanıydı diye açıkladı. serttir. dü. annem şurada oturduğumuza asla inanmazdı!" gül"Zavallı kadın! David'in Türkiye'ye gelmesi kesinleşince. adı neydi. Gerçek şuydu ki. Rodoplu'ya döndü. pazaryerinde." diyerek etrafına bakındı. okumaya başladı. Bir gün çığlık çığlığa Boston'daki malikâneye daldı. yaşlı kadını deli olmalısın!' "O Muhammedilerin arasına girmeyi gerçekten düşündüğüne göre. Amerikalıdan.benzer bir şey olduğunu düşünüyor. Günay'ın italik'lediğini görebiliyordum. buna inanmayacaksın Günay Hanım! Ama. "Sen her şeyi hayır diye diye yaparsın!" "Ne içersiniz?" vardı. bir kitabını getirmişti. şaşırdım. Gustave Flaubert." dedi Günay. bir kadın yakaladı.Auchincloss! Bir dakika içinde aşağıda ol! Seninle konuşacaklarım var!' Öyle öfkeliydi ki. böyle mavi çerçeveli kelebek gözlükleri vardır onun. "Öyle mi?" "Biliyor musun. 'Miss Ellen Cathe- rine Austin . o Fransız yazarının.

ben. 'Ne işte!' Çocukları da getirdik diye köpürüyor. desene!" "Diana. onunla "Nereden çıkarıyorsunuz böyle iğrenç şeyleri!" "Daha da var. "Flaubert'in hangi kitabı bu?" "Duyuyor musun?" dedi Günay. İranlı! Ne fark eder! Muhammediler . "Türkiye'ye gelmeniz büyük kahramanlık.' diyecek oldum. 'Türk." dedi Rodoplu. Sonunda. Aptalın 'Kahire'den Kubra'ya giden yol üzerinde bir zamanlar genç bir adam biriydi. halkı böylece güldürürdü. "'Son günlerde bir dilenci öldü. daha bitmedi! Annem bir başka sayfa daha çevirdi. "C'est la vie!" "Ne demezsin!" Günay. adam bitkin düştü ve öldü. Bütün Müslüman kadınlar onun yanına gider ve onu idrarları ile kirletirlerdi. cinsel ilişkide bulunur. "Edebiyat taciri. 'Bir takke kafasında. çocukların nerede?" "Midnight Express'in yüzyıl öncesi Mısır versiyonu!" diye mırıldandı fark eder. çocuğu olmayan kadınlar "Sana inanmıyorum.' diye bağırdı. sefil herif!" lardı. Sabahsizlik ederdi. Bos'"Anne. O sırada dükkâncı sükûnet içinde piposunu içiyordu'!" "Ne?! Mehmet Ali Paşa'nın soytarısı mı?" "Evet! Bekle.'" idrarının altına yatarlar. Mısır'a değil. Bizi mirasından mahrum edecekmiş!" Omuzlarını silkti.' Bir başka molla daha vardı. cinsel organının üzerindeki takkeyi çıkarırdı." dedi Pavloviç. Buna rağmen halk onun kutsal olduğuna inanırdı. edepde cinsel organının üzerinde takılı dolaşırdı.rak onunla herkesin içinde cinsel ilişkide bulundu. Arap.'" vardı. Herkesin gözü önünde iriyarı bir maymunun altına yatar. Bu sırada. Türkiye'ye gidiyorum. avuçlarını doldurarak. bir takke tan akşama kadar hareket halindeki cinsel organı ile gezer dolaşır. ellerini yüzlerini yıkar- ton'da basıldı!" "Ne demek sana inanmıyorum! 'Mektuplar' adlı kitabı! 1975'te. İşeyeceği zaman. Kendisini Al- lah'a yakın sayarlardı.

"Şimdi. Bertolucci Efendi gelir. Orta şıyorlardı. İnandırıcılıkları da o ka"Elizabeth'e yardım etmeyi neden reddettiğini şimdi anlıyorum!" "Bak. Ben İstanİçkisinden koca bir yudum aldı. Günay'cım. zavallı Mısırlı nasıl ağırlayacağını şaşırır. yarı göçebe ya- .bul'u gezmek istiyorum. bu işi yapar. set kullanmaya mecbur kalırlar ya! Hiç değilse. Diana. orada bir masa açıldı. na"Evet. En uzun ve en yoğun ilişkilerimiz Çinlilerledir bizim. şarlatanların kendi halklarını kandırmalarına da izin vermemek lâzım!" dedi. onları tatile. ortaya öyle bir film çıkar. "Tabii. Aradaki zamanı nereden başlayacağını düşünmek için kullanmak "Şimdi." sılsa yaparlar!" "Onları durduramazsın ki. kadın." "Anlıyorum.' demiştim. Söz vermiştin. Çinli ne yapacağını şaşırır. O ita"Hatırlıyor musun. Rodoplu'ya. Anlamamıştı." dedim. Türk figüranlar kullanamazlar. bana Türkleri anlat. "İstedikten sonra. ama. Onun sırasıydı. İzmir'e götürdü. adam ülkesine döner. doğal set dar olur. Oraya geçelim mi?" istiyordu." dedi Rodoplu’ya. Flaubert Efendi gelir. Sernea ile tanıştığımızda ona. garipsemeye başladığı bir beklentiyle bakıyordu. proto-Türkler." "Oh! David. Aptal yerine konulmak bir yana. Diana. Yahudilerin Kenan'a geldikleri yıllarda. "İyi! Anladığına memnun oldum!" kullanamazlar. Günay." dedi. Bak. 'Sizin kültürünüzle başedecek gücü elde edinceye kadar. Yaratılışa ilişkin düşüncelerimiz. Yer değiştirdik. Tekrar oturduğumuzda. Tanrı Dağları ile Altaylar arasında bir yerlerde. lik'liyordu. O Asya'da. Bazen Kültür Bakanlığı'nın yabancı film yönetmenlerine zorluk çıkarıyor olmasını anlıyorum. Batı ile fazla yüzgöz olmamamızda yarar var. Çin'deki yaygın inançlarla etkileşim gösterir.

Bu insanların tabii kralları vardı. evreni şekillendirirken. tarihçilerin cennetidir! Çinli tarihçiler. 'göksel' krallardı. Ve. madenler. Hoş değil mi?" olduğunu düşündüm. resmi. saçlarından ve kıllarından. Şöyle ki. Fu Hsi öleceğine yakın. Şen Nung'u atar. hatta dünyanın nasıl kurulduğunu bile anlatırlar!" "Değil mi? Şimdi: P'an Ku. müziği. yerleri kurar. çünkü Çin'in. Türklerde 'tengri' olur. Çin'de. yağmurlar oluştu. O da karasabanı keşfeder. İsa doğmadan üç bin yıl önce bile kayıt tutuyorlardı! Her şeyi. hayvanları evcilleştirmeyi. ağla balık tutmayı. annelerini tanır ama babalarının kim olduklarını yaman kralın bir de yaman karısı vardır. P'an Ku. On sekizer bin yıl rüzgârlar ve bulutlar. Eski Ahit'in 'Yaratılış' bölümüne ratanla' 'yaratılan' biridir. Biz bugün bile 'Allah' kelimesini 'Tanrı' kelimesiyle dönüşümlü cevabı. İnsanlara bitkilerden ilaç yapmayı öğretir filan. nehirler. Ancak. Bedenine yapışan böcekler insan türünü meydana getirdiler. zamanla 'Tanrı' kelimesine dönüşür. insanlara evlili- kralı.229. kendi yerine bir başka Deriler giyer. toprak. Zeus gibi. pazar"Çok! Çok ilginç!" dedi Diana. terinden. tam on sekiz bin yıl uğraşır ve evreni çekiçle dövmek suretiyle şe"Aman azizem. vakanü"Çok ilginç!" visler. bunu dinle! P'an Ku'nun böcekleri uygar insanlara dönüştürmek için uğraştılar! O krallardan önce insanlar hayvanlar gibiydiler. bu krallar. çimenler ve ağaçlar. sesinden gök gürültüleri. Fu Hsi diye bir kral gelir. nefesinden etlerinden. Çin. Burası önemli. yazıyı. ticareti başlatır. damarlarından. çiğ et yer. İkisi bir olurlar. İsa'dan önce 2. inek sağmayı öğretirler. 'yakillendirir! İyi mi?" kullanırız. yaşadılar.000 yı"Tarihler nasıl bu kadar kesin olabiliyor?" lında. iki medeniyet arasındaki farkı ortaya koyar. bilmezlerdi! Derken efendim. 2852 yılında. Ağzı açık dinlemek denilen şeyin bu . tarımı geliştirir. kemiklerinden.kadar ki. İlk insan. Çince 'tien'. Bu ği.

Yunan-Roma ya da daha doğrusu Yakın Doğu putpe- tanrılarının da 'yoktan var etme' güçleri yoktur. Günay da aynı anda döndü. bu 'ancak' çok "Şamanizm'e gelince. İkincisi. Yani. peltek peltek. o şaşkın şaşkın Demet'e bakıyordu. İlerdeki masayı işaret ediyordu. dedi. Rodoplu'nun buz kestiğini gördüm. Şaman tanrıları insanlarla didişmezler. değil mi? Şekeeerrr!" Günay'ı işaret ediyordu. güneş. gözlerini Diana'ya dikmiş Yeşilçamlı Turan'ı gördüm." "Yine nutuk atıyor. Döndü"Yeterince ciddi konuştunuz! Gelin bizimle bir içki için!" diye sür- ğümde. kuru otları avucunda ezerek taşların birisinin üstüne koyar. Tam ağzımı açacakken. Tam tersine. P'an Ku gibi. Günay. yaratmak için ellelerce yıl sonra ancak gelirler. ama sonuç öyle oldu. arkamdan birisinin yaklaştığını fark ettim. gökten biri kara biri ak iki taş getirir. ateşi çaldı diye Promete'nin ciğerini akbabalara yedirir. Marx'ın 'Tanrı' nefretini Türk nasıl paylaşsın?" "Yine mi politika! Hiç eğlenmesini bilmez misin sen? Merhaba. Turan. Zeus. Demet'in haklı olabileceğini dü"Hayır. Şaman rinin altında ezelden beri mevcut olan maddeleri kullanırlar. Bu maddeci önemli.yer. bin- Gök Tanrı. ata ve ateş kültlerinden oluşan bir dindir." Bana döndü yine. minnettarım!" Demet'i bozmak gibi bir niyeti yoktu. Ancak. Demet. özde. turmuş gibi olmanın sıkıntısına girdi. Gök Tanrı başta olmak üzere. diğeri ile üstlerine vurur. alevlendirir. Ülgen. hayır! Hiç duymadığım bir şeyleri anlatıyor Günay Hanım. "Gerçekten. Dia- şünüyor olmalıydı. bu defa da Amerikalı kadınla bir cephe oluşdürdü. diye sordu. onun baktığını görünce selamlar gibi kadehini . ay. değil mi? anlayışa Yunan Epikuros ve atomun babası kabul edilen Demokritos. Diana'ya baktım. na!" Demet çığlık çığlığa sarılıverdi. "Şimdi söyle bana. Şamanizm. restliğinden gece ile gündüz gibi ayrılır! Bir kere. insanlara ateş yakmasını bizzat kendisi öğretir. insanlara yardım ederler. insanlarla kardeştirler.

'kardeş' olarak şekillendirmeleri ilginçtir. Türk tanrıları kâinatı şekilKendilerini çocuk değil. sızlığını örteceğini." dedi Günay. ancak Turan'ı o da fark etmiş olma- Rodoplu'ya döndü. Dia- ti. "Sana bayılmış!" "Benim için teşekkür et. Demet tanıyınca tanıştırılmak istemişrafından sevilme merakının ona arabuluculuk ettirebileceğini tahmin edebiliyordum. "Hayır. tanrıların insanlarla kardeş olmalarıdır. Bir süredir bizi seyrediyor olmalıydılar. İkincilendirirler ama bu 'kişi' onlarla kardeş olur! Onlar. lemesini işaret etti." şeker?" Günay Rodoplu'nun büyük bir iş peşinde olduğunu anlatacağını. Garsona içkisini taze"Şamanizm'in. Kadehini adama doğru kaldırdı. Yakın Doğu ya da Akdeniz havzası putperestliğinden Herkesin köşeyi döndürecek bir iş peşinde olduğu masasına dönüp.na'nın kim olduğunu merak etmiş. ezeli madde fikri." dedi Diana telaşla. Anlaşılan Turan. Demet fırsatı kaçırmadı. Demet'e gelince. lendirirlerken yanlarında hep bir 'insan' vardır. bunu yaparken Turan'ın egosunu da kurtaracağını "Nerede kalmıştık?" diye sordu Diana yeniden. "Nerede kalmıştık?" "Daha sonra katılırız. alçak sesle. Adamın içkili olduğu gözlerinden belliydi. başarıbiliyordum. Demet'e. herkes ta- lıydı ki. "En önemli farkları sıralıyordum. tanrıların yoktan var etme güçlerinin olmaması." dedi Diana. "Şimdi önemli bir şey "Ah! İş mi? Pardon! Ben sizi rahat bırakayım! Vakit nakittir! Değil mi. İlki si. "Onlara katılmak ister misin?" kaldırdı." dedi Rodoplu. hayır. konuşuyoruz da. "Yakışıklı bir adam. "Kişiyi topraktan şekil- farkını anlatıyordum. değil mi?" diye ünledi. ağabeydirler. Örne- .

Kore savaşında. olan da unutuluyor!" git.ğin. Ülgen'in yardımıyla Erlik'i her zaman yener. "Sürgit havadan sudan konuşma ve sürgit havadan sudan yazma. "Kim ne derse desin. İnsanlar bunu yaparsa. o zamanın Türklerinin. Çaresiz. kul' yoktur. ölmekten değil. Bu 'ağabey' insanlar kenratorunun vaat edebileceği rüşveti vaat etmez. Ve- uşak olmaktan korkmalarının ardında bunun yattığını düşünürüm. Günay'ın Pavloviç'le konuşur- dum. Ne patronun. bir insanları yeraltındaki dünyasına götürür. Erlik. 'Yükletmezler sana olun yükünü kamefin dal olmayınca'dan. birilerine belki de. Bir gün bana. çünkü bilginin üzerine eklenmediği gibi. eminim bundan. 'o zamanın insanı' diye kısıtlamam da yanlış. kendilerini salmaya. kendisine uşak yapar.. 'Penceresi cam cama. 'Kul'. incir çekirdeğini doldurmayan şeylerle uğraşmaya başlıyorlar. İki kuşak Bir de örnek vermişti. ken düşüncelerinin arasındaki bağlantıları sağlamlaştırdığını hissediyor- insanoğlunun beynini dumura uğratıyor. Belgelerle sabittir. kardeşçe bir ilişkidir. üçüncü kuşak dedelerinden daha cahil olacaktır. ne de geçmişinin kölesidir. tembelleşmeye." demişti. Bunların yoktur. " Erlik vardır. her şey! Uygarlıkların böyle mahvolduklarına inanıyorum. Anadolu insanı özgürrının. en az esir veren ulus yine bizdik. ancak bir sömürge impadisine tapınsınlar diye. Hatta dür. çizme! Sürhele de maddi refah içindeyseler.'Kendilerinin ekme- görüşüne tümüyle yabancıdır. hırçın bir aşk-nefret ilişkisi yoktur. Örneğin. ne paranın. aktif bir özgürlük de değildir. Rab Yahova ile Yahudiler arasında olduğu gibi. Ülgen'e isyan eden kardeşidir. 'kendisine uşak yapmak' olması ilginç değil mi? Bazen. Ama inrilecek cezanın yakmak filan değil de. Evet. bu dünya dikleri bağların ürünü. kullarına -zaten. otoriter değil. İsa'nın 'çocukları' vardır. "Tuti-i mucize guyem'den. ne inançlarının. kavramı. ne kitaplaAnkara'daki konferansını hatırlıyor.' Eski Ahit'i hatırla gibi. sürgit havadan sudan konuşma. Yunan Hades'inin karşılığı. muallim'e . Kötüdür. çünkü insanlarla ilişkileri.. Bu ceza da ilginçtir. ama asla zincire vurulamayan bir yapı geliştirmiştir. öldürdüğü san.

Laz inşaatına geldi. kötü ve haksız işler yapan erkeklerin dünyaya yeniden kadın olarak geleceklerine inanılırdı. Yunan'la kırülürdü ki. bedenin kötü olduen önemlisi 'hayatla barışık' insanlardık. ki. 'yula' diye ğu sonucu yoktur. Türk kozmoloji- sinde Ülgen. en doğal arzularını perhizle cezalandıran insanlar değildik. bunlar ruhbandır. ancak alkole yoruyor. Batı düşüncesinin vardığı. Eski Yunan'da kadın o kadar hor gö- Yunan mitolojisinin incelikli kavramları burada da vardır. Bu da bizi üçüncü farka getirir. yani Hıristiyanlıbir düşüncesinden bir önemli farkı. 'kut' diye bir kavram vardır. Ayinleri kadın kamlar da yönetirler. Diana'nın sesiyle kendisine "Affedersin. bütünlüklü. kemiğimizle. kollanması ge- .filan yasaklamadı. Ülgen. gözlerinin garip bir pırıltıyla kısıldığının farkındaydım. bu. Örneğin. "Günay Hanım. Hemen her hazda şeytanı gören. Hizmetinde dişi ve erkek iyi ruhlar dır. irade ve ruh hallerini belirleyen şey. etimizle. sadece insanda bulunan. biz. beyaz ekmeği. enerji. Şamanizm’de kadın 'kam'lar var- yaslandığında bu müthiş bir farktır. Yunan mitolojisinin 'nous' ya da 'logistikon'una. ruh sağlığı kusursuz ve min sonucunda. ruhun iyi. insana haz verdiği gerekçesiyle bunalmayız!" müziği. Dediğim gibi.düşüşü başka nasıl açıklayacaksın?" "Selimiye'den Partenon taklidi Anıtkabir'e geçişi nasıl açıklayacaksın? Karadeniz evlerinden. bir şey mi oldu?" geçici nasıl açıklayacaksın?" Dalmış gitmişti. başka bir şey düşündüm. bizde ruh-beden ikilemi ve bu ikileYani. İyi mi?" "İnanılır gibi değil!" vardır. Paulus'a Hıristiyan ilahiyatını veren dünyayı ve teni lanetleyen. "Kaba bir mitoloji de değildir. örneğin. sıcak banyoyu -Papaz Tertullian'ı hatırlıyor musun?. iyilik eden bir varlıktır. seninkiler gibi. İşte. Fizik ötesi korkularla bunalmazdık biz. Hâlâ da Pavloviç'in yüzünün bir zamandır değiştiğinin. 'süne'dir ğın 'kutsal ruh'una benzer.

ha!!!" dedi Günay. kadının ne dediğini anladığını gör- Pavloviç birden. İsa'nın yolundan sapacak bir şey yapıp yapmadığımı. Tanrı'nın her lanetli gecesi altmış soruluk "Lanet olsun. neşeli bir kahkaha değil. zehir gibi bir sesle. Ne "Ben Püritenim. "Bak. Boston soğuğunda. çevredekiler dönüp baktılar ama aldıracak halde değil gibiydi. Rakı bardağını bahane edip. yerinde sertçe. hecelerin üstüne basa basa. beni yoldan çıkaran lanetli bedenimi ladı. lanetli bir liste! Tanrı'nın her lanetli gecesi." düm. rektiğini düşünüyordum. "Unutmak istediğim şeyi hatırlatıyorsun bana!" Bağırıyordu. ara verdiğinde. bilmiyorum. değil mi?" diye sordu." Günay. "Anlıyorum. sesi giderek daha da yükseliyordu. hastalıklı bir deli gülmesiydi. her gece! Ve. deminden beri siz Türklerin ne kadar akıllı olduğunuzu anlatıp duruyorsun bana! Oysa. tabii. cezalandırma yolları arardım! Neler düşünürdüm. makyajı aktı akacaktı. ki. döndü. Gözleri sulandı. her gün bir sürü suç bulurdum! O zaman da. "Ah. sığınaklarımı yıkıyorsun!" diye patladı na. bir liste tutuşturulurdu elime!" dedi. Günay’a. Günay Hanım. 'her hazda şeytanı görmek'ten bahse"Benim arka-planımı biliyorsun. bir tek gece"Eh niye üzgün olacakmışsın!" diye sapkın bir öfkeyle terslendi Dia"Daha beş yaşındayken. ben! Oysa. çocuk!" demek gafletinde bulundu. Tedirgin olmuştu. neler!" Gülmeye baş"Biliyor musun. B.. "Hayır. likle sabaha kadar dua cezası verirdim kendime. atladı. bu listeye bakar.dince." dedi Diana Pavloviç.. tıslar gibi bir sesle. hatta düşünüp düşünmediğimi saptamaya çalışırdım. Günay'a baktım. sesinin tonu bir sorudan ziyade ithamı yansıtıyordu. eksi kırk derecede. Rodoplu’nun cümlesini bitirmesini zor bekliyormuş gibi. Günay. "Altmış soruluk. ama. "Yazık." dedi Günay. ben!" .! Her gece.

ama. tekrar tekrar. Belleğime Diana'nın ani öfkelerine ilişkin bir not düştüğümü hatırlıyorum. ha! Bu eşe g. bu adam kendisini ne sanıyor!?" ağlamak üzereydi. . di. "Hadi. Demet yine arkasında bitti kadının. Affedersin! Lütfen kızma!" Birden çocuklaşmıştı sanki. Günay'la ben birbi- Dünyanın Günay'ın başına yıkıldığını gördüm sanki! "Kendisini ne sanıyor. Diana'ya sertçe. İçi rahatladı. omzundaki eli attı. "İyi ki.. çok affedersin! Kendime hâkim olamadım. Artık adamakıllı sarhoş olmalıydı ki.rimize bakıyor. Diana! Hepsi bu!" "Sadece bir davet. dokununca!" uzandı.lerini on mil öteden tanırım ben!" "Öyle de olsa. Ama aklı çocukluğundaydı. ne yapmamız gerektiğini kestirmeye çalışıyorduk ki." dedi Diana.. "Götür bunları buradan!" dedi. "Affedersin. çok affeder- di. adamın koluna gir"Biliyorum.ol. "Sadece bir davet. Birden silkin- Tanımlayamadığımız bir krizin eşiğinde gibiydi. Rodoplu'nun elini tuttu. küfürü anlamadığı belliydi. vardı. Diana'dan yana bir adım attı. hışımla geri döndü.. Turan'ın yüzün- "Sakın bir daha bunu yapma!" dedi Rodoplu. Onun arkasında da Turan "Come with us!" kadının omzuna dokunmaya kalkıştı. "Diana!!!" "S.. küfür etmene gerek yok!" "Affedersin. Rodoplu. itirazlarına rağmen uzaklaştırmayı becerdi. "Sakın!" Günay'ın af dilenir bir konumda olmayı da yadırgadığını görebiliyordum. adam ne dediğini anlamadı. den.!" diye bağırdı Mrs. Öyle birden sin!" gözlerinden yaşlar dökülmeye başladı. "Affedersin. Gerçekten çok üzgünüm. Demet'e.. Pavloviç." "Üzgünüm. biraz da Ece'ye uğrayalım!" diyordu. bu adam?" Haksız değildi. eşek g. Demet.

hayır! Yemin ederim sarhoş değilim! Anlık bir şeydi. Günay’a bir şeyler bir şey"Anlattıklarımı düşünüyordum. Kimseyle konuşmadım. "Yeter artık. "Ateş!" "Hayır. putperestliklerinden kalma ilahlardan. yumuşatmaya çalıştığı sesiyle. içinde şeker bulunan hiçbir şeye elimi sürmedim! Tam "Biliyor musun. Çantasını açtı." Lütfen inan bana!" Gerçekten de toparlanmış gibiydi. üç hafta sessizlik perhizine girdim. melekleri . kadınların ayinlere ancak tam bile tahrik edebileceğinden örtülmeli. Amerikalının daya- nasıl bir film senaryosu olur. becerdi de. gülmeye başladı. daha da iyisi.başına yürüdüm. ama. ama.. bir keresinde de evin korusunda sabaha kadar tek tam yedi dönümlük çimi tek başıma biçtim. bir yandan dönemlerindeki sefahate tepki olsa gerek. Dia- na'nın garsona işaret ettiğini gördü. Öyle korkuyordum ki!" diye işkencenin bir başka sapık türünü anlattı.'" "Ta kendisi!" Lafı değiştirmeye çalışıyordu.." Konuşmanın sonunun geldiğini düşünüyordum. "Atilla'yı hatırladım. pudralığını çıkardı. yüzünü dü- leri çağrıştırmış olmalıydı ki. "Gördüğün gibi azize olamadım!" "Haftalarca. Havari Paulus'u hatırla! Romanın son peçe takarak katılabileceklerini söylemişti. ra günlerce çatal bile tutamadım. Son"Kimse olamadı!" dedi Rodoplu. sarhoş olursan seni burada bırakırım!" "Anlaştık!" dedi Diana. kazınmalıdır. "Düşün bak. Bir defasında. Ama. öte yandan Kutsal Kitap'ın tanrı- sının gazabından ödleri patlıyor. Bir tarafta senin Romalılar." acı acı güldü. Diana. Ellerim kan içinde kaldı. Çok oldu. "Ne oldu?" "Hunlu Atilla?" nıklılığına belli belirsiz bir hayranlık duydum." dedi Rodoplu. zeltti. Rodoplu'ya döndü. geçti! "Peki. 'Kadınların saçları.

hareket halinmesleki bir ilgiyle yoğunlaşmıştı bile. öte yanda sırtlarını göksel ağa- "Yeni Ahit'ten tabii. sizin tanrınız olan Yahova. Pau- ler! Bir tarafta. Ne diyordu. okumaya başlar) 'Ben. erkek kadından değil.' dedi. Azize Yeremya'yı düşünsene. çok! (alelacele Kutsal Kitapı açar. üst üste haç çıkararak) Tövbe de. deri çizmeleri. kemerli kürk şapkayla erkekli kadınDüşünebiliyor musun? Ne Zeus'un. çünkü. çoluk çocuk atlı göçebe- da kellerine kalemle saç çiziktirmiş Roma erkekleri. tek parça kumaştan lı Hunlar! Zavallı Romalılar. Atilla Bu tanrı da çok oldu. Karşılarında da panto- ni umursamayan koca bir şehir halkı! Üstelik at üstünde. dehşete düşürmüş olmalılar! de!" lonlu. Kendisine şu kadarcık bir saygısı olan bir tanrı asla böyle konuşmaz! "Aklımda bir şey yok. aklında ne var?" Pavloviç toparlanmış Günay'a dikişsiz togaları. peruk takmış ya beylerine dayamış. "Sadece. artık! (kıpkırmızı. erkek kadın için değil. Çünkü. Hollyvwood'un . yüzleri tıraşlı." diyerek güldü Günay. kadın erkek için yaratıldı. ama kadın erkektendir. sandaletleriyle öyle dikiliyorlar. Babaların günahlarını oğullarına. tövbe de! (şaşkın) Tövbe de ne demek? Çok kızıyorum. huzurlu. uzun gömlekli. ne de Rab Yahova'nım tehditleri"Lütfen devam et. ile Papa arasındaki bir diyalog: Atilla: Papa: Atilla: Papa: aklını alacak yüzlerce film yapılabileceğini düşünüyordum. saçlarında rüzgâr. ihtiyar. saçlarını maşa ile kıvırmış. saçı da kesilsin."Yeni Ahit'ten bu!" lus? 'Eğer kadın örtünmüyorsa. Mesela.' Bak bir yanda peçeli Roma kadınları. kıskanç bir tanrıyım. benden nefret edenlerin günahlarını üçüncü ve dördüncü kuşaklara geçiririm!' dedi Atilla: (hiç etkilenmemiştir) Aaaah! Saçmalama.

Göklerde (devamla) Bırak şu Erlik'i. 'Siyah Örfe' filmini hatırladın mı? Yapımcısına dünya kadar para kazandırmıştı! Ödülleri de cabası. na. titreyerek) işte. Erlik'in kişileri göklerde!" Bana döndü. başka bir şey de yapabilirsin! "Niye? Çok yaratıcı bir şey olmadığını biliyorum ama 'On Emirden ya settiği insanlar. amacına ulaşmış. na! Uşaklaşmış insanların isyanı! Erlik'in toprak altına hap- "Artık kalkalım mı?" . sana! Hadi. sen de! Ağabeyim iyi bir varlıktır! Kimseyi çarpmaz! (gök gürültüsü) Papa: Atilla: (korkudan bembeyaz.Papa: Atilla: Bu ne cüret! (tepinerek) Kibir! Benlik! Elbette kibir. "Gerçekten delisin!" Erlik ve yeraltı! da 'Ben Hur'dan daha kötü olamaz! Bak. işte! "Hep böyledir. Diana'yı eğlendirmeye devam etti." mıştı. demiştim! Ah. Atilla: nim akılsız ağabeyim! Dinlemedi beni! Papa: Atilla: (tepinerek) Çarpılacaksın! Çarpılacaksın dedim. "Aynı şey. Ödül para. para ödüldür. Diana toparla- Na. canım. Ülgen'in önderliğinde özgürlüklerine kavuşurlar. işte!" dedi Günay." "İyi ya. bizim öz kişilerimiz yeryüzünde. be- Ak Ene! Ak Ene geliyor! Sefalar getiriyor! (bembeyaz elbiseli yaşlı bir tanrıça girer) Oğlum!! (sarılırlar) Ak Ene: "Delisin sen!" dedi Diana. değil mi? Bizim öz kişimiz hep yerlerdedir. biçimlendirme. olalar Erlik'in kişileri!" Hafifçe güldü. elbette benlik! İnsanlık! Dinle bak. Rodoplu.

bahsetmiyorsun?" arasındaki halkayı. bu çözüm her ne idiyse ertesi günü bekleyebilirdi." dedi Pavloviç. "Bak. bununla bitmeyecekti. daha da parıldadı."O. Alacağı cevap belliydi. kadının basit bir bilgi alışverişi dışında." dedi Günay. Bu gece sende kalabilir mi- diklerinde yine pırıl pırıldı." dedi Diana. Anlattığım gibi bir arka- planı olan Türklere İslâmiyet'in yakın gelmesi çok doğaldır. Dayanmaya karar verdi. nihayet! Ama.K. yeni dinin dehlizlerde lime lime edilen müritlerini düşünüyordu. ifadesini birden fazla muharebeye hazırlanıyor gibiydi. Ayaklarını altına alıp oturduğunda. Nite- . Müslüman Türkler arasındaki halkayı!" Romalı putyeni bir dini bu kadar kolayca benimsemişlerdi. Diana. Günay’ın geceliklerinden birisini diğini o zaman anladı. o 'kayıp halka' değil! Anlattığın Türklerle. "kendisini çok rahatsız eden. giyindi. Eve gir- du. Nasıl olup da Türkler "Medeniyet farkını gözardı ediyorsun yine. şimdiki Türkler Günay'a kalsa. lım!" "Tamam. "kayıp halkayı!" "Darvin'den "Hayır. Günay. yim?" "Tabii." diye anlattı Günay sonradan. konuşmayı sürdürmek istiyordu. kişisel bir sorunu vardı ve sanki bütün bu gayreti o soruna bir çözüm bulmaya yönelikti. "Bu defa sen ateşle baka"'Kayıp halka'yı arıyorum. kendimi çok yalnız hissediyorum. neden kendisinde kalmak iste- tekrarladığı 'sen benim sığınaklarımı yıkıyorsun' bildirimde bulan bir derdi olduğunu düşünmeye başlamıştım. Kahveyi içti. perestlerin arenalarda aslanlara attıkları Hristiyanları. yeni bir "Ne ki." dedi Pavloviç'e. Rodoplu'ya bir kahve içip içemeyeceğini sor- Yolda geçen süreci canlanmak için kullandı Diana Pavloviç." ama Pavloviç'in olağanüstü sağlıklılığının tuhaf bir şekilde kendisine meydan okuduğunu o da hissetmişti. Sen kazandın.

Asya'nın yüzde seksen beşi "Peki." "Az önce saydıkların gibi?" birlikte. Moğol devrinde. vardı. Hazreti Muhammed'den önce de peygamberler vardır. Yani. sadece Şaman Türkler değil. Diana. İslâmiyet tiyanlık on dördüncü yüzyılda kesinlikle mağlup düştü. insan olmakla dı ki. deyiş yerindeyse 'yanlış' başlamaz! Bu da Şaman’a uygun- ." önemli!" ve Hıristiyanlığın çekişmesine tanık oldu. İslamiyet’te insanın nasıl yüce tutulduğunu. 'herkesten daha engin ve değerli bir kişiliği olan. 1800'lerin sonunda. Mangdaşire. ama neden?! Anlamıyor musun. Gök Tanrı. Üçün- meleklerin bile ona secde ettiğini daha önce anlattım. üç büyük dinin. insanlık. eriştirmiştir. yani on üç ve on dördüncü yüzyıllarda. rahim kişilerdir. Şal Yime gibi. Allah. gene olmadı. Böyle olunca. 'özgün günahtan' dolayı mahkûm edilmemişdur. Şamanlarda. Burada da yadırganacak bir şey yoktur. ko- ruyan." "Sana kişisel bir soru sorabilir miyim?" cüsü. Orta Asya'da ve İran'da. esirgeyen. Asya'nın tümü. Bunlar insanlara yardım eden. İkincisi. peygamberleri "Tamam. Budizm. Hıris- yatı İç Moğolistan'da ve Yedi Su'da mezar taşlarından başka hiçbir iz bırakamadan çekilip gitti. İslâmiyet'te. yani. Hayata. Şamanlar zaten de Şamanlara yakın gelir. Yapkara. bunu anlamak benim için çok "Hadi. İslâm'ın ruh-beden ikilemini içermeyen insan görüşü Ülgen'in kardeşleridirler. İşte. Âdem'in tövbesini kabul etmiş. "Tamam! Şimdi bak." dedi Günay. İslâm'ın. onu hidayete tir. Eh. Şamanların. Paulus'un ilahiHıristiyan sömürgecilerin işgalindeydi. Kal"Evet.kim bak. rahim ve son' peygamberini yadırgamamış olmaları doğaldır. gecenin ikisi ve sen benden hâlâ 'On Derste İslâmiyet' "Günay Hanım şimdi de sen üstünlük taslıyorsun! Anlattıklarını hafi- istiyorsun!" fe almadığımı biliyorsun!" Ülgen'in kendisine vekâlet eden en sevgili kişileri.

Bu âlemin nedeni ve bu nedeni laması. Sabah da anlattım sana. yine kendi "Yani!" diyerek omuzlarını silkti Rodoplu. güç ve kemale doğru seyir halindedir. Hıristiyanlığın insanoğlunu. Erich Fromm da buna inanır. Konfüçyüs de İnsanoğlunun kendi eliyle yarattığı öldürücü koşullar ağından. bir titreyip kendilerine. " İranlı Müslüman'dan bahsediyorsun!" "Ne olmuş?" "Sana inanamıyorum! Aynı anda bir Çinli. bir Alman Yahudisi ve bir "İnsanların 'bütün'ü görmeleri engelleniyor da ondan."Tabii. Ali Şeriati da buna inanır: 'Allah'ın temsilcisi. Diana. İslâm'ın insanı Algöreceklerdir! Konumuza dönelim. insan yaradılıştan iyidir söyleminden daha gerçekçi değil ki! eliyle kurtulabilecek donanıma sahip olduğuna inanırım. olduğun- "Ne olmuşu var mı. "Galiba!" doğal olurdu! Türklerin değil! Anlıyor musun?" "İslâmiyet'i Yunan-Roma ilişkili Sami Arapların yadırgaması daha ." 'Sen' inanıyor musun?" "İnsanoğlunun doğuştan 'iyi' olduklarına gerçekten inanıyor musun? dür söylemi. "İnsan yaradılıştan kötü- buna inanır. hayata zaaf ve güçsüzlükle başlar. yere ve göğe hâkim olan iyiliğe ve kötülüğe yatkın varlığı. tıpkı Mangdaşire gibi. yeryüzündeki dünyanın sahibi ve sorumlusu. kibirlilikle suçgerçekleştiren aracıdır. Parçabaşı doğrularla uğraşıyorlar! Bir nefes alsalar. Fu Hsi'nin evreni çekiçle döverek şekillendirdiği lah'ın halifesidir. İslâmiyet'te yoktur. insan kişilerine dönmeyi başarsalar. aynı doğruların etrafında dönendiklerini dan çok daha fazla bir şey olduğu iddiasında olduğu için. bu insanlar birbirleriyle harp ediyorlar!" bir dünyanın adamı böyle bir savı neden yadırgasın? İnsanoğlunun bizzat kendisinin şekillendirdiği bir evren kavramının ima ettiği sorumluluğu anlıyor musun? Yabancılaşmaya asla izin vermeyen bir sorumluluktur bu!" İçini çekti. tabiata.

"Peki. insan özgür bir yaradılışa sahiptir ve nız! Yanlışı ektiniz. İlkel kaynaklar ortak kullanıma açıktı. ama ürünü azami doyumu geti- ama kimseye zırnık koklatılmıyordur. her şeyi!" "Kevorkian bunu duymalıydı!" sizsiniz. Cemaat üyesi aileler. Ya da sizdeki gibi ferdin elindedir. insanları. bir grubun ya da bir sultanın hakkı olmadığını. insanın özgür ruhu tabiatın ahengini bozmasına neden olur. Önemli olan." dedi Günay.böyle olduğu için Allah'ın emanetinin kendisi için yaratılanın koruyucusudur. "Tapu mesela. ister bir devlet olsun. Hazreti Muhammed gelip de. azami doyumu sağlayacak bölüşüm ve üretimin aynı anda işlemesidir ki. bu kaynakları elde etme hakkına eşit olarak sahiptiler. Cemaate aitti. Epikurosçu. bu bence. Hıristiyanlıkta ise. yanlışı biçiyorsunuz! Ne bizim. recek gibi paylaşılmıyordur ya da kötü yönetiliyordur da paylaşılacak şey kimseye yetmez. ne Afrikalıların bu işte dahli yoktur! Ozon tabakasında delik açan şeyi tüketiyorsunuz! Doğal kaynakları." "Niye durdun? Ne düşünüyorsun?" Sovyetler'de olduğu gibi devlette olabilir. biraz alaylı. insanoğlu dünyayı ne hale getirdi!" "Hayır! 'İnsanoğlu' diye yekpare bir bütün yapmadı bunu! 'Siz' yaptı- "İslâmiyet'in insan görüşünde. ne Azteklerin. çok yakın geldi.. sahip olunan mal toplumun malı olduğunu söyleyince." "Ama öyle oldu! Bak. biz değil! Öyle barbarsınız ki. Doğal kaynakların sahiplerinin olmadığı bir rejimdi. bizim Orta Asya'daki ekonomik rejimimiz. tapu kimdeydi?" diye sordu Diana. ne Hintlilerin. mülkiyetin bir kişinin hakkı olmadığı gibi. ilkel ko- . iyi işletiliyordur münizmin üzerinde parlayan hilal ile gerçekleşebilir. nizm'dir. gururu yeni bir ahenk yaratmasını engeller diye kınanır. Şamanizm’e ne kadar ister bir ortaklık. bastığınız yerde ot bitmiyor! Her "Dahası." "Bu sandığın kadar alaycı bir soru değil. Demokritosçu düşüncenin. 'ilkel komü- yakın geldiğinden bahsettim sana. malın sahibi ister tek kişi. atmosferi..

aynı kaygıları payla- Peygamber’i doğuran 'necip kavmin' kibrinin dahli var mı diye düşünükulüp düşün! Elbette kurucuları ile kısıtlanacak! Yani. ama iltifat da ma- . anlayacağı biçimde kelimelendirilmiş olması Düşüncelerini toplamaya. belki de. sadece tek bir ulusun. "Müslümanların. som 'entelektüel merak' diye bir şey söylemez! Sartre'ın. iddiasının ardındaki seçkincilik unsuru da küfür olmalı.. Türklerin. belirleyici niteliklerinin kendileri. 'Sığır'a. hele de Şamanist arka-planlı Türklerin kapitalist şan insanların üye olduğu bir kulüp gibi değil de. ille de rı ve dolayısıyla bu dünyadaki yerleri ve rolleri ile barışık olmaları do- sana. beni al: Ben Kafka'nın 'Metamorfozunu okuyamam! Ha- dır! İnsanlar bir şeyi niye okurlar? İşlerine yarıyorsa. 'ahududu'ya. misafirine dönmeye çalıştı. İslam öğretisinden şu ya da bu ölçüde mamböceğine dönüşmeyi düşünemiyorum bile! Bana. Şaman arka-planlı. Türk-İslam sentezcilerini düşünüyor olmalıydı. tüzüğünün başka dillere çevrilmesine izin verilmeyen bir zaten! Hâlâ gündemde olması. "Ne tuhaf. kulaktan duyduklarıyla yetinen. 'bakara' demenin. Marifet. 'bakara' diye tutturmalarının açıklaması.olmaları kadar absürd bir şey olmadığını düşünüyorum! Her şeye ters! Ne garip. ya kurucuları ile ya da tüzüğü okumaya zahmet etmeyip. İslamiyet’in. Tanrıla- nasibini almış -alamadıklarını da atmış zaten. "Yine de hal Türklerle! Türkçe meallerin bile 'sığır' kelimesini beğenmeyip. ayrı bir 'ulus'un dünya görüşü gibi takdim edilmesindendir. tarikatlardan bahsettim böyle olunca. "Bu sentez işi daha onuncu yüzyılda bitmişti Rodoplu. Örneğin. yabancılaşma değilse. Arapların. Arapça'ya duyulan hayranlık olmalı.bir toplumun. 'Yabancı'sı da öyle! Gerçekten de. 'bilim yapıyorum' diye bilim yapılmaz! Bir tür çıkar sağlamayan. kendilerini zenginrifete tabidir! Sernea'ya da söyledim. Allah'ın kelamını. tümüyle yabancı- leştiren bir tarafı varsa okurlar." 'framboise' demekten farkı yok ki! Öte yandan. Bunda gizli Arap 'ulusçuluk'unun. yorum. değil mi?" değil mi?" demişti bir gün. iltifata tabidir. hiç ama hiçbir şey ğaldır. Öyle ya.

Amerika'yı "Herhalde. Neden biliyor musun? Çünkü yeniden keşfetmenin gerçekten de aptalca bir yanı yok mu?" memnuniyetle izledi. Batı'nın hiçbir kavmi Türk kadar rahim olmayı bece- yan!." dedi Pavloviç. barışıklığımızın. yani.bir geçmiş. insanları aşağılayan.yoktur. kadının yorulmaya başladığını "Tabii. hiçbir iktidar ayırmaz. Batı'da nasıl olsa vardır deyip. Öte yandan. Türk üniversitelerinde araştırmaya para ayrılmıyor diye yakını- öfkeli bir tanrı ile sürgit didişen bir insani arka-plana sahip bir başka kültür. buharlıyı bulursun! Almana gücün yetmez de radar keşfedersin! Sen söylüyor