ALFA DA ALEV ALATLI KÜLLİYATI Schrödinger'in Kedisi [Kâbus] Schrödinger'in Kedisi [Rüya] Viva La Muerte! • Yaşasın Ölüm 'Nuke' Türkiye! Valla, Kurda Yedirdin Beni O.K. Musti, Türkiye Tamamdır. İşkenceci Aydın Despotizmi Kadere Karşı Koy A.Ş. Yaseminler Tüter mi Hâlâ? Eylül '98

OR DA KİMSE VAR MI? KİTAP • 1

VİVA LA MUERTE! YAŞASIN ÖLÜM

Alev Alatlı

ALFA

Alfa Yayınları:1019 Alev Alatlı Külliyatı: 002

Viva La Muerte • Yaşasın Ölüm!

Yayıncı ve Genel Yayın Yönetmeni: M. Faruk Bayrak Yayın Koordinatörü: Rana Gürtuna Editör: Mustafa Demirkanlı Teknik Editör: Gülnur Özkarabacak Kapak Tasarımı: Mithat Çınar Montaj, Baskı ve Cilt: Melisa Matbaacılık Pazarlama ve Satış Müdürü: Vedat Bayrak Satın Alma Müdürü: Ali Bayrak Sevkiyat Sorumlusu: Ömer Kımıl

Copyright© 2001, ALFA Basım Yayım Dağıtım Ltd. Şti. Copyright © 2001, Alev Alatlı

Kitabın tüm yayın hakları ALFA Basım Yayım Dağıtım San. ve Tic. Ltd. Şti. 'ye aittir. Yayınevinden yazılı izin alınmadan kısmen veya tamamen alıntı yapılamaz, hiçbir şekilde kopya edilemez, çoğaltılamaz ve yayımlanamaz.

"Şark mazoşizmi"nden kurtulmak istiyorum. Bu bir. "Bozkır kökenli Müslüman bir köylü" gibi gebermek istemiyorum. Bu iki. "Kalite, aroma, gusto" istiyorum. Bu da üç. Yaşamak istiyorum senin anlayacağın. Hayatın tadını çıkarmak, keyif çatmak istiyorum.

"Sen, basmasın" Süreyya Berfe, 1985

KUYU

I
Şairin cenazesi, mart ayının ortalarında, yağmurlu, sisi geniz yakan

bir gün, öğle namazından sonra Şişli Camii'nden kalktı. Başta Emil Galip Sandalcı olmak üzere, herkes oradaydı. Herkes, yani, Oktay Akbal, Tarık Oral, İlhan Berk, Asena kardeşler, Özgentürkler ve ekipleri. Epeyce bir yıldır, açılışlar ve sanat etkinlikleri gibi, cenazeler de insanların ideolojik üstlenmişlerdi. Öyle ki, müteveffa ile hiçbir tanışıklığı olmayan, ama bu tanış...............................................(sonraki 2 sayfa eksik)

Akan, Demirtaş Ceyhun, Onat Kutlar, Metin Deniz, Melih Cevdet, Zeynep birlikteliklerini, birbirlerine teyit, 'ötekilere' ilân gibi, fazladan bir işlev iç-çevreyle birlikte anılmak isteyenler, davetiye gerektirmeyen bu toplantıları kaçırmamaya özen gösteriyorlardı. Tersi de söz konusuydu. Ölen

Aleviliğin nesinin yeni olduğunu sormama izin vermedi,

berini hatırlasana, 'Bu yıl hac mevsimi Kurban Bayramı'na rastladı!' diye başlık atmışlardı! Sonra, o Şenay kızcağızın büyük keşfi (!) 'Alevilik!' dizi sızlık kınanır' gibisinden bilgi veriyordu, hatırlasana!"

"İyi de, bunu onlar bilmiyorlar ki!" dedi Rodoplu, "Cumhuriyetin ha-

yazısı! Kıvırcık saçlarını savura savura, 'Biliyor musunuz, Alevilikte hırGünay'cım!" dedim, ama doğrusu ben de pek emin değildim. "Sünnilikte hırsızlara madalya verildiğini herhalde düşünmüyorlardı, "Öyle olmasa, böyle bir abesi manşet yaparlar mıydı? Şöyle düşün,

Mesela, camide efendi gibi koltuklarda oturmak varken, yerlere yapışıyorsun, ne üst kalıyor ne baş. Doğru mu? Üstelik Alevi türküleri, hele de söylemi! Bodrum entellerinin tümü Arif Sağ'ın peşinde!" itiraf etmeliyim! Evet. düzene sövüp sayanlar çok güzeldir. Görmüyor musun, evi heybelerle, at boncuklar ile -bir zamanlar Kürt dostlarla- süslemek gibi bir şey bu Alevi Günay Rodoplu'nun kurduğu bağlantıları her zaman anlamadığımı Sonuçta "ve her zaman olduğu gibi", namaz bitip de tabut ayaklanın-

bir din lâzım, ama 'İslâmlık' yakışık almıyor. Üstelik reform tutmuyor.

ca hareketlenmişti aydın kalabalık. Bu defa da, namazı Allah rızasından öte bir şeyler için kılanlar ortaya çıkmış, aleni bahşiş talepleri, "Bu da

çiçek taşıdı, buna da ikibin lira vereceksin," şeklinde, merasimsiz ve hiçtan günün niteliği gereği kaçınan insanların" örtülü öfkelerini gördü. sunucuları"na benzetmişti.

bir duygudaşlık gösterisine gerek duyulmaksızın tebliğ edilmişti. Kadınlar ellerini çantalarına attıklarında, Rodoplu, yüzlerinde "hır çıkartmakMezarın başında dua okuyan hocaları da "dönüşümlü konuşan televizyon halde, ceplerine tıkıştırılan paraları da yeterli bulmadılar, kısa kestiler: 'Tamam, tamam, başınız sağ olsun işte!"' "Arada saatlerine bakmasalar da inandırıcı değillerdi," dedi, "Her-

çen ay, ortak bir dostumuzun, Tülin'in annesini kaldırırken yaşadıklarımızı hatırlıyordum. Türkiye'de, insanın bu sahtekârları, acıyı paylaşırmış gibi yapan ziyaretçileri, duasını Allah rızası için okurmuş gibi yapan din racağı günlerin yakın olduğunu düşünmüştük. görevlilerini toptan defedip, kendi yakınının cenazesini bir başına kaldımezar taşını sökerler!" dediydi Günay Rodoplu. Pekâlâ da mümkündü! "O zaman da, Allah bilir, çocuklarımızın nafakası gaspolundu diye "Uzun boylu, kısa kumral saçlı bir kadın, yanılmıyorsam Boğaziçi

bilemiyordu. Ama, ben pekâlâ da mümkün olduğunu söyledim. Daha ge-

Gerçekten böyle mi demişlerdi, sonradan kendisi mi yakıştırmıştı,

Üniversitesi'nde İngilizce okutmanı, en son, Talat Halman'ın, Allah rahmet eylesin, oğlunun cenazesinde görmüştüm, Şişli Camii'nin ilkelliğinnın izmaritini kabirlerden birisine doğru fırlattı, ayağı ile ezdi. Altta, yürüdüm, çıktım." salihatı nisvandan Azize Hanımefendi'nin -taşında öyle yazıyordu- kaburgaları çatırdadı! Bardağı taşıran son damlaydı, kavga etmemek için Şairin adına üzüldüğümü söyledim. Bir garip baktı, "Sevmez miydin?" diye sordum, hayretle. den yakınıyordu. Aynı kadın, az önce Cardin çakmağıyla yaktığı sigarası-

bir Amerikalı ne kadar yadırgarsa o da ancak o kadar yadırgardı."

"Üzülme," dedi, "O da farklı bir adam değildi. Yabancıydı. Olan biteni "Şiirini mi? Hayır," dedi, "Sıradan bir şairdi -şiir de sıradanlıkla nasıl

uzlaşacaksa-! Ama, umut vaat eden bir gençti, dokunaklı bir duyarlılığı, lar. Babası yaşındaki adamlara ilk isimleri ile hitap eder oldu." melerini isterdi.

hoş tamlamaları vardı. Sonra, haramilerin arasına düştü, iliğini, kemiğini

sömürdüler. Pohpohladılar, ödüller verdiler, barlarda yanlarına oturttukendisine ismiyle hitap etmesinden hiç hazzetmez! Teyze ya da abla deBazen ne kadar tutucu olabiliyordu! Arkadaşlarının, çocuklarının

gayreti."

"Tutuculuk değil," dedi, "sadece, akılcı otoritenin kaybını önleme Akılcı, rasyonel otorite, diye zaman içinde kendisini yok eden otori-

teye diyordu.

acemiler üzerindeki otoritesi. Boynuz kulağı geçtiği zaman rasyonel otorite ortadan kalkar. Amaçladığı da odur, zaten." olabileceğini söyledim, "Hayır," dedi. Ölen şairin, ustalarla ilk isim düzeyinde konuşacak kadar eşitlenmiş Günay'ın "hayır"larını iyi bilirdim. Diyebilirim ki, Türkiye’de, onun

"Öğretmenin öğrencisinin, ustanın çırağının, burada usta şairlerin

kadar kesinlikle "hayır" deyip, kesip atabilen birisine rastlamamıştım. Bu attı tabii! "Canım, nereden biliyorsun öyle olmadığını?"

nedenle, önyargı ile, hatta bağnazlıkla suçladığım çok olurdu. Tepem yine "Ben otoriteyim de ondan," dedi Günay, sakin sakin.

Buna verecek cevap yoktu gerçekten!

hepsini buldum sandı, hayatı karşılamayı unuttu. Böyle çok katliam varda şiir köşesidir."

"Her şey öyle kolay oldu ki," diye anlatmayı sürdürdü, "Cevapların

dır Babıâli'de. Genç şairler, öykü yazarları, son zamanlarda, genç çizerler. "Keşke gitmeseydiniz," diyecek oldum,

Sana bir şey söyleyeyim mi, kısa yoldan dönülemeyecek bir köşe varsa, o "Allah Allah!" diye azarladı, "Öldü yahu çocuk!"

dördüncü katında, yapıtlarını imzalayacak yazarlara ayrılmış salondaydık. Bina, bir örnek kuaförlü -Rodoplu'nun 'kuş yuvası' dediği, tarak işlemeyen 'Afro' modasıymış- kızlarla tıklım tıklım doluydu. Ondan az önce gelmiş, beklemiştim. Şairin üzüleceğini, bu imza gü-

O yılın "Kitap Fuarının düzenlendiği Mecidiyeköy'deki R. binasının

nünde çok sıkılacağını tahmin ediyordum. Yalnız bırakmak istememiş-

tim. Nitekim az sonra, merdivenlerin başında belirdiğinde gözleri tatsız-

lık beklentisiyle kısılmıştı. Şöyle bir durakladı, hızla çevreyi taradı. Beni gördü, yüzü aydınlandı. Üşenmeyip geldiğime sevindim. "Üşüyen Türkler yine kokutmuşlar ortalığı," diye sarıldı. İkimizin arasında bir şakaydı bu. Sıcaktan ikimiz de nefret ederdik.

Yıllar önce bir kez birlikte Ankara'ya gittiydik. Mavi tren cehennem gibi durmuştu.

sıcaktı ama öteki yolcular tek bir pencere olsun aralamamıza izin vermiyorlardı. Ben söylendikçe Günay, "Böyledir, Türk dediğin üşür," demiş, Gerçekten de, insanların ya koyacak yer bulamadıkları ya da sahiden

üşüdükleri için üzerlerinden çıkarmadıkları ıslak yünlü giysilerinden yayılan koku bayıltıcıydı. Coşkusuz ve tumturaklı bir okuryazar kalabalık, nefesin ısıttığı ağır havanın içinde ayaklar yerden kesilmiş, asılı gibi duruyordu. Rodoplu, girişin iki yanına sıralı, kaba saba karkasların üzerinsından imza masasına yöneldik. de katledilmiş karanfillerden oluşan zevksiz çiçek çelenklere nahoş bir Nazlı nazenin, çok titiz birisi değildi Günay. Hatta tam tersi olduğunu bakış fırlattı. Yüzü sararır gibi oldu. Elimi omzuna attım, kalabalığın arasöyleyebilirim. Ancak, yaşamının son iki yılında uğradığı acımasız ihanet liğini dayatıyordu. O kadar ki, bir gün, bana, "Nereden buldun?" yasası gibi, bir de "Nereden biliyorsun?" yasası çıkarılması gerektiğini söyledi. pıştırdıydı,

ona insanlara ilişkin her türlü bilgisini yeniden gözden geçirmesi gerekliKimdi, hatırlamıyorum, ama pek az tanıdığımız birisinden bahsederken, "Nereden biliyorsun?"

"iyi bir adam," gibisinden bir şey diyecek olduydum. Günay, hemen yaBilmiyordum tabii! Acı acı güldü, başını esefle iki yana salladı, yazılı yayınlarının insanlarını bulduğundan, kafalarına ve gönüllerine Oysa, daha şundan birkaç yıl öncesine kadar, yüreğinin sözlü ya da "Ne hale geldiğimi görüyorsun, değil mi?!" dedi.

gömüldüğünden, "bir parça herkes, herkes de bir parça olduğundan" asla

kuşku duymamıştı. Ama özellikle, Şiran olayından sonra gözle görünür ladı, "Ah, be arkadaşım! Neydi o gaflet?! Neydi?! Kendi ülkemdeyken

bir biçimde kapandı, "roman notlarında" göreceğiniz gibi, aylarca sorguhaymatlos ettiler beni!"

diğini, canının yandığını görüyordum. Örneğin, artık dokunmanın bile

içerdiği tecrit olunmuşluk, sevgisizlik duygusunu yadırgadığını, öfkelen-

Büyük bir hızla koptuğunu, dilini kaybettiğini, bu yeni konumunun

kâr etmediğini söylüyordu ki, bu, hasarın boyutlarını saptamakta çok önemliydi. Çünkü yıllar yılı sevmenin dokunmak olduğunu iddia etmişti Günay. İletişim kurabilmek, çevresiyle yeniden sevgiyle bütünleşebilmek için her yolu -sormayı, konuşmayı, yazmayı- denediğini ama başarama-

dığını iddia ediyordu, ama yine de kandıramıyordu beni. İnsanlara duyduğu ilgiyi yitirmiş olduğuna her şeye karşın inanmıyordum! O günkü imza gününü kabul etmesi için onca ısrar etmemin nedeni de buydu. Neyacağını bile bile, onu tezgâhtarlığa zorlamakla suçladı beni. Neden yapsındı bunu? Yazamayan, yazamadığını bilen 'yazarların' gündemde olma gayretlerini aşağılatıcı bulan ben değil miydim? rın en kaypak temennisi, "Dostlukla?!" mı diyecekti?! Dahası, nasıl imzalayacaktı kitaplarını? Hiç tanımadığı, bir daha asla kalabilmek için, yaş günü tertip etmek dâhil her türlü etkinliğe demirbaş görmeyeceği insanlara, "Sevgilerimle?!" "Saygılarımla?!" ya da son yılladiye imzalayıp, dergide bir eleştiri çıkar umuduyla gönderdikleri kitapları hatırlattı. Yayınevinin karanlık girişinde üst üste, kapakları açılmamış dururlardı. "İstediğinizi alabilirsiniz!" demişti, Kemal Abi. Almıştık da, mış ne de yayınevine uğramıştı. Günay, evde kapaklarını açıp da binbir umutla imzalanmış ithafları göVarlık Yayınevi'nin sahibesine, yazarlarının "Sayın Hanımefendice... "

redeyse kavga ettik. Son imza günü olduğunu, bir daha hiçbir şey yazma-

rünce alı al, moru mor olmuş, bir daha ne Hanımefendi'nin yüzüne bak-

verici," dedi. Onu oraya götürdüğüm için özür dilemekten başka söyleyecek söz bulamadım. yapmayı kabul etmeseydi, hayat, hatta belki de ortak yaşamımız, bambaşka bir yön alabilirdi. Bir kez bunu ona da söylemeyi denedim, güldü, bir yolunu bulurdum!" dedi. Belki de. "Akacak kan damarda durmaz. Ben ne yapar, ne eder acı çekmenin Şimdi düşünüyorum da, eğer o gün beni kırabilseydi, imza günü

"Varlığını yazarların emeklerine borçlu bir hanımın saygısızlığı utanç

cek, koordinatlarını yeniden saptamasına yardımcı olacak bir şeyler doğurmasıydı. "Bir de şöyle bak," dedim, "Onlardan başka kimin var?" "Aaaah! Saçmalama, lütfen!" dedi, "Havarilerini yaratamayan İsa'nın

Benim umduğum okuyucuları ile yüz yüze gelmesinin onu tazeleye-

yeri tımarhanedir, tarih değil!" dü,

Yine bağlantı kuramamıştım, sustum. Sonra, ne düşündüyse düşün"Peki," dedi, "Giderim. Sağol canım." Cenaze, çiseleyen yağmurun kasveti, havasızlık, gönlünün karanlığı "Hadi, ben eve gideyim!" oldu. Bana şımarıyordu. "Hadi, sen yerine otur!" dedim.

iyice bindirmiş olmalıydı, sarıldıktan sonraki ikinci cümlesi,

ağzının payını kendi verdi, "Hiç de değil, halt etmişsin sen!" dim. Oysa zaman beni haklı çıkardı. yaptı.

"Ben zaten her şeyi 'Hayır!' diye diye yaparım!" diye söylendi, kendi

Ben "ilk konuşan"ın haklı olduğunu düşünüyordum, ama söyleme-

Günay Rodoplu, gerçekten de her şeyi "Hayır" diye, bağıra bağıra

karta uzandı. isim kartonunu okudum. Hakçası. yüce dağlar aşırdık. fesat olan. "Hıfzı Veldet Velidedeoğlu!" aranır gibi etrafına bakınmaya başladı. Yüzünü benden saklamaya çalışı- şında kuyruk olmuş gençlerdeydi. öteki. ğım için kendime daha çok kızdım. bu nedenle hep çok hevesliymiş izGülleri ve L'nin kısa kenarındaki boş masalardan birisinin önündeki L şeklinde dizilmiş. yutkunarak. Saptanan saat beş dakika aşılmıştı. Hayretle baktı. Atatürkçüler yenileli en az bir yirmi yıl olmuş olmalıydı! renkli saçları. Bu denli sevilen yazarın kim olduğunu "Yok canım! 'Nutuk'u Harbiyelilerden başka okuyan kaldı mı?" gözü ile bakıyordu. Gözlerim. gönderen (tabii ki!) "Mustafa Bey'e haksızlık ettim. Şiran'ın göndermiş olduğunu umduğunu adım gibi bili- onun katıksız bir budala olduğunu aynı anda haykırıyorlardı. elleri tityordum! Kalbim çarpmaya başladı! Ondan böyle bir inceliği her şeye rağmen bekliyor olabilmesine kızıyordum. Güllere döndü. Ona kızdı- yordu. Günay'a göre. lenimini verdiğini. pekâlâ da insanca. buna da canının sıkıldığını söylediğini hatırladım." dedi. yanlış olan Günay değil. Zeus misali. lığındaki yerini bir çiçekle olsun teslim etmeyen Şiran'dı! Şiran değil. varSaksımsı şeyi önüne çekti. Saatine baktı. Rengi attı." diye mırıldandı. sarı burjuva pa- . Ruhumun bir yanı böylesi bir beklentinin tanıdığım Günay'a uygun. Hayır. beyaz örtülü altı masadan ikincisi onunkisiydi. şimşek bakışları' ile 'canlı bir alev' ettik. meslektaşları henüz gelmemişlerdi. Sonra. Geç kalmayı hiç beceremediğini. yayımcısıydı. Telafi etmek için remeye başladı. okur kuyruğunu aynı anda fark etti. "önce garibi 'ışık "Söylev"in bu denli popüler olmasına imkân olmadığına muhakkak bir ata' bindirip.Diğer masalar boştu. 'yeleleri alevden "Kadersiz Mustafa Kemal Paşa. Ben de ona katıldım. halen boş duran öteki masanın bamerak ettim.

yasal olmayan bir hareketi kılıfına uydur- Bir Velidedeoğlu. "Siz" diye hitap ettiği yaşlı de Paris butiklerinden giyinen sıska İstanbul burjuvazisindendi"! Gü- için Velidedeoğlu'nu bekliyormuşçasına. aynı şeyin "aynı zamanda doğdüşünmeden ve hiçbir nedamet duymadan! ru ya da yanlış olduğunu kanıtlayabilirler"di. Ve tabii. Darlandığını. Anla- şılan az ilerdeki barda hep beraber birer içki "almışlardı". son tahlilde bütünüyle anti-demokratik bir darbe . Velidedeoğdının yanağını okşadı. bir dönemin sofistleri gibi. Barış Derneği'nin yeni tahliye edilen üyesini bağrına bastı. Rodoplu'nun beni en çok etkileyen tespitleyattığı görecelikçi. relativistik ahlâk sisteminden kaynaklanan bir "ahlak göre. Derken. lu'na ve yanındaki hanımefendiye saygılarını sundular. gündemden toptan kalktı!" kolunda belirdi. bir alkış koptu. ne profesörü duruma intibak ettirmeye çabaladı. öteki genç kaGöz ucuyla Günay'a baktım. Ordinaryüs. Daha sonra. sonuçları üzerinde rinden birisi. ülkede yaşanan kaosun düzenin öz-uzman aydınları olarak bizzat kendilerinin dakaosu" olduğunun farkında değilmiş gibi yapıyor olmalarıydı. Günay'a olan 27 Mayıs'ı "aydın kategorisine dâhil olduğu egemen toplumsal grubun çıkarı için aklamaktan. diğer yazarlar da geldiler. Türkiye'nin gündemini saptayan bu insanların. ağırbaşlı pahalı giysileriyle. onları seyre- ci'den! Hapishane Defterleri'nin. bir de halife katili. ellerini çenesine dayamış. mason ve de Yahudi (!) olduğu ortaya çıkınca. genç bir kadının Kadın. genç kadının elini öptü. Az sonra. "ne hazır giyime beden ölçüleri müsait olmadığı için bilgiç sosyete terzilerinin parlattığı Papatyalar. Şair-felsefeciöğretim üyesi eğildi. yerlerini almak nay'dan yana ölçülü bir tebessüm gönderdi. "düzenin öz-uzman aydınları" dediği (Grams- elem verdiğini biliyordum. Kenan Somer çevirisi) bu takımın ona diyordu. 1916 doğumlu eski tüfek yazarla "muhabbetle" selamlaştı. Velidedeoğlu. onlar da.şalığı ile Fatih arasında bir yerlerde bocaladı. yaşlı ve vakur.

"Hayır. kerleri yererken.maktan kaçınmamış. baktı. Günay. baş- bir dünya da. "Yassıada civarında ısrarla dönen bir çatana hayal ediyorum. Profesör." diye ta Velidedeoğlu. Birbirlerini dürtüyorlar. kara cüppeleri rüzgârda dalgalanan. asla hesaplı olmadığını bildiğim. 'sarı saç' meselesi önemliydi. neden bizim ağzı lâf yapan adamlarımızın hepsi açık renktir? Neden hiç palabıyıklı." dedi. Yaşlı adama baktı. 'Ölüm cezasına hayır! Hayır! Bin defa hayır!' haykırışları ile yeri göğü inleten. Bazen. hatta ona. Dikkatini. ak saçları. ne faşizme söverken. idamlarla sonuçlanan bir oluşumdaki rolünü sahiplenmemiş. . (Bu. kullandığı "acıklı" sıfatına açıklama getirdiğini bili- yordum ama yine de sinirlendim. defalarca baskı yapan son kitabı. gencecik bir DDKD lideri kadar olsun özeleştiri yapma gereği duymamıştı". Günay. "Ne as- kitabı imzalatmak için" diyordu) yoğunlaştırdı. Sevindi! "Yeşil Barışçıların 'Gök Kuşağı Savaşçısı' ile Pasifik'e gömüldükleri fısıldadı. yüksek sesle." dedim. kara gözlü sefirimiz yok?' diye sorardı. Onun yaşında bir kadının inançları uğruna hapse girmiş. hesapsızlığının kendisini savunmasız bıraktığını söylediğim halde olurdu. Hiç ama hiç!" "Hiç inandırıcı değilsiniz. durup durup. sırf beni tahrik etsin diye aykırı şeyler söylediğini düşündüğüm olurdu. hiç!" dedi. Profesörün önünde sıralanan okurlarda ("okumayacakları sarı saçlarını omuzlarına dökmüş kadın gazeteci-yazarı işaret ediyorlardı. kadar acıklı. "Küpeştede. 'Baksana. karakaşlı. çok mu olmayacak bir hayal?" diye sordu.) Oral'ın anılarıydı. Nasıl bulduğunu sordum. Barış Derneği'nin kadın mahpusunun "Bolşeviklerin eline düşmüş bir Romanoff ya da bir Marie Antoinette Alay etmediğini. onurlu hukuk profesörleri!" Mahzun yüzünü bana çevirdi. benden sonra okuduydu.

Yokmuş gibi. düşün bir!" değer yargılarını gözeterek çıkmaya ikna etmeye çalışmak. çantasından o haftanın Gırgır'ını aldı." analık ettiğinin anlatıldığı bölümlerdi. yine aynı düzenin bakımlı saç. hücresini paylaştığı devrimci "Kızların"a "Rahmi tazyikli suyla parçalanmış. dilinin dışarıda Çok soylu genç hanımlarmış devrimciler. hiç olmamış gibi oluyor. sun. "Şuna bak.bütün süreç içinde bu denli onurlu davranmış olmamasına saygı duyuyor. gözlededi. "Erkeğinin korktuğunu bilmek ve yanında olamamak. "Kötülükler saptırılıyor. göğüs uçları postalla ezilmiş." dedi. titrek bir sesle. Ölümden değil. düzenin temsilcisi hâkimin önüne. ne söyleyeceğimi bilemedim. Erleri 'oğlum'lamasındaki. Nereye dönsem aynı şey!" Uzandı. Hanımın incinmiş 'egemen sınıf kibiri'nin belirtilerini fark edemile çıkabilmek için iç fanilasından kestiği şeritleri tayyörünün yakasına biye yapmasındaki sınıfsal işaretleri görmüyorsun. Bayrampaşa Cezaevi'nde tu- . Sonra öfkenin yerini derin bir yeis aldı. yorsun. Satır aralarını okumuyor- cası her an asıldı asılacak gencecik bir kadını. "kullanma talimatı" (Günay'ın lafı!) yazılmıştı: "Doğu'da vatandaşa cop sokuluyor. kapağını işaret etti. bağırsaklarının boşalmasından. Ne çizildiği anlaşılsın diye sol üst köşede bir cep açılmış.. Romanoffa iyi dayanmışlar. Başını salladı. sakinleşti. Günay'ın yargılarını çok katı buluyordum. kalmasından. tüyler ürpernetliyor gibiydi. bir sonraki duruşmaya yeni bir giysiyEn çok gücüne giden de. "Canın bildiğinin kaderini paylaşamamak nasıl bir şey. sıradan vakalara indirgeniyor." Tokat yemiş gibiydim. efendimli konuşma gibi marjinal tici bir yabancılaşmanın itirafından başka bir şey değil!" Öfkesini zor deri doldu. aşağılanmaktan korktuğunu bilmek ve yanında olamamak! "Daha da korkuncu bu ülkede her anlatımın yaşanılanın niteliğini değiştiriyor olması. ko"Bir erkek gibi düşünüyorsun da ondan.." Alışılmış biçimde bir Gırgır karikatürüydü.

tuklu aileleri tekme tokat dövülüyor. tepkisizliğin nedenlerini araştırmak lâzım. Dehşete kapılmıyor musun? Tüyler ürpertmesi gereken bir feryat nasıl da can sıkıcı bir vızıltıya dönüştürülüyor! Çığlıkların Böyle dile getirildiğinde. Günay Rodoplu. "Yabancılaşma diye buna diyorlar. cinnetin.. bunları besleyen kayıtsızlığın. Fişlemeler sürüyor. 'günah' son tahlilde. sadomazoşizmin. Pasaportlar verilmiyor.. Derginin kapağına tekrar baktım. Bizim kuşağın günahı. ben-seviciliği 'varlık'ını inkâr değil. "Bana mı söylüyorsun?" rine gidebilirler." hiç değil. Günay. Nevşehir Cezaevi'nde kitap isteyen tutuklular hücre cezasıyla korkutuluyor. "Ne ki. Kılımın kıpırdamamış olduğunu teslim etmek zorundaydım. Bütün bunların ANAP'ın işi olduğu da biliniyor. Lanet olası bir beceri!" cak ebatlara indiriliyordu gerçekten. "Olgun ve bütünlüklü kişilik." dedi. Ama aynı ülkede partisi var. kişinin kendi varlığına kayıtsız kalması- Yanlış anlamıştım. "iç-çevre vakanüvisleri" . "İşte. ben-dostluğu üzerine kuruluyor. çocuklar komünist diye hapsediliyor. ben-feragati değil. arsız yakarmalara indirgeniyor. (Var mı acaba? Varsa nerede?)" Günay'a döndüm. bu insanlar tarafından takdim edilmeye razı olmuş olmaktı. bu kadar" dedi. yansıması olmasından korkuyordu. Şarkılar yasaklanıyor. Kişinin teslim olmanın bir de bu tarafı var. "Çizerler dünyanın en çok satan üçüncü dergisi adının sosyal demokrat ve halkçı olduğunu öne süren bir de muhalefet olarak muhalefet görevlerini yerine getirmiş olmanın huzuru içinde evlehavı dökülüyor. Yaşamsal talepler." dedi. Babıâli otuz senedir aynı Babıâli ise. bu teslimiyetin ülkeyi nicedir esir almış olduğundan kuşkulandığı bir dır. facianın boyutları okuyucuyu yaralamaya- dediği yazar-çizer takımı olduğunu söyledi. Bu. Organik aydınlara kadrolar aynı kadrolar ise. ama ben-muhabbeti. yabancı olanın ben değil. 'kabul' etmesini gerektiriyor. müthiş bir beceri arkadaşım.

bizim belediyeninki nasıl bir kültür olsun?' diye danıştığını düşünebiliyor bir hareketti ki. ger- çek. gülüştük. tıpkı. yumuşak bir eldi.. bu dünyadan olmayan. elimi tuttu. adeta transandantal diyebileceğim bir "Türkiye korkunç bir yalan yaşıyor. orada oldu- banları. bu dönemi yazmaya kalkan bir tarihçinin elinde bu Tıpkı 27 Mayıs gibi. siz ıslah olmaya bakın ve bu meyanda SHP'yi desteklemeyi anakent belediyesinin 'kültür danışmanı') soluna düştü.acıyla kasılmıştı yine." külerini de siz söylersiniz artık. Bir an. Buyurun. 'meçhul asker' ğumdan emin olmak ister gibi. daha neler neler gibi. yirmi yıl sonra. demokrasiyi koruyalım! Sayın Joan Baez. ben-merkezci musun?) Adamın ilk işi. bizden neşrettiğine emin olduğum ği kendi masasına çekmek oldu. iliklerime kadar ürpertirdi. Felsefeci-şair-öğretim üyesi. sıcak. Adam. Hocam. Yüzü. Büyük Millet Meclisi’ne alalım. (Bu. sizi bu tarafa. o kadar büyük bir yalan ve bu yalanı kadar çok insan paylaşıyor ki. bir sapığın mide bulandıran tehdidi ya da mahalle delisinin sayıklamaları gibi algılanır oldu! Hiçbirimizin işine gelmiyor! Ne hazin! Elli değil. yanında birisinin oturduğunu fark etmemiş gibi yapıyordu. (daha sonra Dalmış olmalıydık. Günay'ı güldürdü. 12 Eylül'ün de içinden kalpazanların düzenledikleri sahte belgelerden başka bir şey olmayacak! çıkılamayacak. Mazlumların ebediyete intikal etmek gibi. "Bu. ölülerimizin türdim. kadınlara ilişkin bunca yıl biriktirdiğim bilgileri efendim. Büyükçe. teşekkür eder gibi hafifçe sıktı. Sandalye gıcırtılarıyla sıçradık. Öylesine bilinçsizce obur. bana Therese filmindeki rahibenin çilesini çağrıştırır." diye sürdürüyordu Günay. "Yassıada mazlumları. "Meslekanıtları gibi bir avuntuları da yok!" Elini uzattı. ikisinin masasının arasında bir yerde duran çiçe- . tarumar ediyordu. AKM'yi size tahsis ettik. 'kültür danışmanı' lafına çok gülerdi Günay. "Bir belediye başkanının. efentaşları" yerlerini alıyorlardı. Bu hali. Barış Derneği mazlumları sizler lütfen SHP'ye! Fiili livata kurunutmayın ki.

öde- . Boynunu. bu yüzde. Velidedeoğlu kuyruğunun arasından birilerini görmeye çabalıyordu. grup halinde sökün ettiler. Birden sakinledi danışman. ince. birğı yeniden konumladı. mademki yazıyorum. Sürahiyi. alkışlanmalıyım. Yüreğini sıkan havayı dışarıya. Ordinaryüs profesörünki kadar değilse de. Öğretim görevlisi ka- hocalarının üçer beşer kitapları. hatırı sayılır bir kuyruk oluştu. hücreleri aracılığıyla havada. "Gamze! Gamze!" Günay. biri üniversite hocası! Bize kim bakar?" 'Cross' kalemini çıkardı. elini kolunu sallamaya takım kitaplar çıkardı. Feri kaçmış gözleri. atmıştı sanki. yani öğrencileri. barda- başladı adam. kalkıp oturmaya. korunmalıyım. asistanı olmalıydı. Misafir gelecekmiş de. Çevresinde tuhaf bir serinlik oluştu. mademki alkışlanmıyorum. küçük parmağı Dirseği ile dürten. eğlenmeye başlamıştı. Eğildim baktım. burada mısınız?" ze de telaşlanmıştı ki. "Arkadaşlar! Arkadaşlar! Hoca burada!" dınların bilimsel bakımsızlığının izleri açıkça belliydi. öyle değildi. "Hocam. gırtlağını da temizledikten sonra. Gamze de bağrıştı. Bond çantasını gözlerini kalabalıktan ayırmaksızın açtı. Aradığını bulmuş olmalıydı. kibritini aldı. tütün kesesini. Hocası kadar GamArkadaşları. bana kadar geldi. Önlerinde birikmeyen okurların zorladığını düşündüğü bir ittifakı. arkaya bir yerlere seslendi. imza kuyruğuna girdiler. ittifakını öneriyordu. sanatçıyım. masasının üstüne özenle yerleştirdi. alenen seyretmeye koyuldu. hakkı yenmişlerin. piposunu. maaş bağlasın. dağınık yakalanmak istemiyormuş gibi hızla hareket ediyordu. "Biri gazete yazarı. Sadece çok meşguldü. soluna koydu.hasmane sinyalleri aldığını düşündüm. -yani devlet müdahale etsin. eski tüfekti. mademki sanatçıyım. telaşlı parmakları ile karıştırdı. sağa sola uzatıyor. kurnaz kıpraşmalarına karşın dokunaklıydı. Günay'ın sağına yerleşen. önüne uzatılan kitapları özenle imzalamaya girişti. dışlanmışların. Tekrar uzandı. Ellerinde Yirmi iki yaşında bir kızdı. Günay.

nek versin, kitapları sübvanse etsin- haklıcalığını bütün çıplaklığı ile gördü. diyorduk biz buna. Karşısındakine, kırmak istemediği ya da anlamayacağını düşündüğü ya da abes bulduğu için dillendirmediği düşüncelerine 'italik nutuklar' derdik. Çok sevdiği bir dostunu, Yafalı Tagger'i, andığını tahmin edebiliyordum. Ne düşündüğünü yüzünden okuyabiliyordum. 'İtaliklerle konuşmak,'

yar Yahudi, "Söyler misin, ne işe yarar sanat? Hangi görevi üstlenir? Soğilse, sanat lükstür. Bak, birkaç gün önce ufacık bir bebeğin karaciğerini değiştirdiler. Milyonda bir ihtimal için, milyonlarca dolar harcama, binlerce insan, bir o kadar işgücü. Sonra yine aynı hastanede, hemşireler ve doktorlar greve gitti. Düşün bir doktor, iyileşeceği kesin bir hastaya sın da, hemşireler parasızlıktan greve gitsin? Neden? Çünkü moda, çünkü işlevsel olsun olmasın, ün kazandırır. Sanat gibi. Başlarını sokacak dam

"Dünyanın şu durumunda 'sanat' akıl almaz bir lükstür!" derdi, ihti-

rumluluğu nedir? Hiç. Oysa, bir görevi olmalı, bir misyon yüklenmeli. De-

tasyonu gibi afaki bir işe zaman ayırsın? Neden bu işe o kadar para ayrılbulamayanlara, yoksullara, ne yararı var benim sanatımın? Hayır, genç dostum. En mükemmel sanat eseri, bir kadının tek bir gözyaşına değmez. Sanatçı da pekâlâ herkes gibi gidip toprak kazabilir, duvar örebilir. Sanat insanlara üstünlük taslamak demek değildir. Sanat, ibadet gibi, dua gibi,

bakmak, beş-on çocuğa aşı yapmak dururken, neden karaciğer transplan-

sumiyetini sömürür. Günümüz sanatçıları istismarcıdırlar, spekülasyon yaparlar. Kitle üretimi başladığında, üreticiler robotlaşır. Bu otomobil ları illüstratörleri olur, başkalarının ürettikleri kavramları resimlerler. üretiminde de böyledir, resim üretiminde de. Ressamlar, müzisyenler,

doğruya biat etmek olmalıdır. Ama günümüz sanatı insanoğlunun ma-

hatta romancılar, kendi kavramlarını üretmek yerine, üretilen kavramTopluma yararı olmayacaksa, sanat olmasın daha iyi. Topluma yararı ol-

mayacaksa, hiçbir şey yapmamak daha iyi. Şimdi... Benimle bulgur çorbası içermişin, canım?" döndü, Ne diyeceğini bilemeden öylece bakıyordu adamın yüzüne. Bana "Müzikten resme, teknolojiden dile kadar, insan yapısı her şeyde

'pir'imiz, Batı," diye fısıldadı, "Hal buyken, edebiyatın nasıl bir ayrıcalığı 'kadirşinaslık' olmalı!" Yaşlı adama döndü, yine,

olabilir ki? Çocukların Türk yazarlarına bu kadar zaman ayırmaları bile "Çay içer misiniz, efendim?"

yü düşünüyordum. "Şu istasyonlu, limanlı, albaylı, kiliseli, belediye reisli, duğu sürece her saçmalık mubahtır!"

Bense, adamın Simon Bolivar'ın, "200. doğum yılı için" yazdığı öykü-

muzlu, cehennem sıcaklı, az Borges, çokça Marquez öykülerden biri,"

demişti Günay, "Egemen sınıfların öz-uzman aydınlarına 'avantürye' ol"Karşılıklı Hayranlık Derneği"nin sekreteri, Şükran Kurdakul'a göre,

"toplumcu gerçekçi akım"ın ilkelerini benimseyenlerdendi. Günay, Anadolu'nun bir gariban kasabasında doğan 'toplumcu gerçekçi' Türk eski tüfeğinin, Londra Amerikan Mason locasına kayıtlı, büyük burjuva kösının mümkün olmadığını düşünüyordu. anlatmayı sürdürdü, kenli, 'İmparator' olmaya kalkıştığı için, iktidardan uzaklaştırılan Karakash diktatör Bolivar'a, ne gibi bir muhabbet besleyebileceğini anlamaBeriki, sırtından sarılan Barış Derneği üyesini fark edinceye kadar "Komüntern'in beşinci kongresinde, Aydınlık, burjuva demokrasisi

çerçevesi içinde devlet ve belediye sosyalizmini desteklememiş olsaydı... Ooooo, üstadım, geçmiş olsun!" siplendik.

gelen de son eseri ile karşılık vermeye koştu. Değiş tokuştan biz de na-

Yeni geleni Günay'la tanıştırdı, bir kitabını "sunmaya" davrandı; yeni

imzalamıştı! Bir daha baktım! Doğru görmüştüm! Ciddi ciddi: "Bize verdiklerine şükran duyarak!" Fesuphanallah! duk. "Our God in heaven, hallowed be the name! Thou shall be in earth, 'Şükran Günü'nde, hindinin önünde, başlarımız eğik, mırıldanıyor-

"Sayın Günay Rodoplu'ya, Bize verdiklerine şükran duyarak!" diye

as you were in heaven..." Yani, "Asumandaki Tanrımız, adın kutsansın! plânı.

Yeryüzünde de, asumanda olduğun gibi egemen olacaksın..." ve saire, ve Günay'dan utandım.

saire... Sonra da "Bize verdiklerine şükran duyarak, amen!" - "Kes!" hindi Bu da bir 'hapishane anıları' kitabıydı,

gazetelerin üzerinde. Kullanılan kaşıklar tahtadır. Tabaklar ise melamin terjanlı kalır bulaşıklar. Ve tabii, soğuk suyla yıkanır hep. Banyo günleri çok on dakika akar... "

"Koğuşun çoğunluğu yerde olmak üzere yemek yenilir. Yere serilen

ya da naylondur. Başkasına izin yoktur. Su kıttır, gıdım gıdım akar ama haftalıktır ama bazen 14, bazen 21, bazen 28 gün olabilir bu. Sıcak su en rine bayıldıkları melamin tabakları ile bayram sofraları kuran analarını düşündüm. 'Gaste' kâğıdının üzerine dizdikleri 'statü sembolleri'nin, 'işOna baktım, taş gibi duruyordu. Hücre arkadaşlarını, güllü desenle-

bulaşık mutlaka yıkanacaktır. İyice çalkalama olanağı olmadan, yarı de-

kence' olduğunu bilseler, ellerini sürerler miydi? Aklıma, Ataköy'ün, Yeşilyurt'un, Kocamustafapaşa'nın yeni zenginleri geliyordu. Suların gıdım gıdım aktığı 'lüks' semtlerdi, bunlar. ('Lüks' paradan başka ne ile ölçülür ki?) Hamamı, haftada bir yakan ya da apartmanın sıcak su gününü pazara simle yıkanan, bir biz miydik? liğimi hatırladım!

ayarlayıp ailecek, -tamam, kabul, çağdaş!- ama kendine özgü bir meraYatılı bölge okullarını hatırladım. Sirkeci otellerini hatırladım. Asker-

yarı deterjanlı kalan bulaşıklar mıydı? Yani, bize yapılan her şeyi, örneğin miz için, işkence dediğimiz, kala kala, yirmi sekiz günde bir yıkanmaya mı kalıyordu! "Bence, her ikisi de doğru," dedi Günay Rodoplu, "İşkencenin tanımı "Herkesin işkencesi kendine!" diye mırıldandım, çok kötü baktı, "Öyle ya!"

Türkiye'de işkence dediğin, iyice çalkalama olanağı olmadığı için,

fiili livatayı, aslında 'olağan' buluyor, neden yakınacağımızı bilemediği-

da bir yönüyle sınıfsal. Mesela, Canan Arın diye bir avukat tanıyorum, o, 'başörtüsü işkencedir' diyor. Bu efendi de, banyo günlerinden yakınıyor!"

lerini düşünüyordu. Çizmeyi aşmış, patronlarını kızdırmışlardı.

Yine de, düzenin öz-uzman aydınlarının başlarına gelenleri hak ettik-

deyken tekrar tekrar gördüğü bir rüya vardı. Bir gece yarısı polisler evini

Rodoplu o gün bana ondan hiç duymadığım bir şey anlattı. Ben içer-

kanmış iç çamaşırlarını bulamıyor, çıplak tenine külotlu çorap giymek deni ile çorabın arasına tıkmıştı. Günay'ı merdivenlerle inilen, mahzen olmasıyla matrak geçiyordu!

basıyorlar, onu götürüyorlardı. 0 kadar acele ettiriyorlardı ki, yeni yı-

zorunda kalıyordu. Ne ki, aybaşı zamanıydı. Koca bir parça pamuğu begibi bir yere kapattılar. "Na, na, na! Bir Amerikan filmi daha!" dedi, gözünün önünde belirenin bir Türk yapısı bodrum değil, 'şato' mahzeni olmuş olduğumun fark edilmesi, kanlı pamuğun gözler önüne serilmesiydi. Dahası, kıllarım uzayınca ne olacaktı? İyi mi?" ğilim," dedi, Barış Derneği üyesine bakarak, "Benim 'sınıfım'ın öyküsü Ne söyleyeceğimi bilemedim. Zaten, izin de vermedi, "Anlamıyor de"Falakaya yatıracaklardı, biliyorum. Ama korktuğum o değil, donsuz

bu. Asgari insani müştereklerinin saptanması ondan o kadar önemli. Bitiksel bir kesinlikle saptanıp tasnif edilmeli. Sosyolojinin 'metrisi ile debeleneceğine, üniversite bununla uğraşmalı." Nasıl olabileceğini

liyor musun, revizyonizm bir bilim olmalı! Yaşanan 'gerçeklik' matema-

anlatmaya koyuldu. Gülmeye başladım ben de! Başka bir fakülteye giremedikleri için 'Sosyoloji'ye kapak atan kızakları. İzzet Abi'yi hatırladım, bile bile, ütopya olduğunu bile bile kapılıyor!" "Öyle coşkulu ki," demişti, Günay için, "İnsan onun yanındayken Türkiye'de her şeyin mümkün olduğu gibi bir hisse kapılıyor! Olmayacağını tucu olan, fiili livata kurbanlarının sessiz kalmaları. Yüzlerce roman, anı, "Tamam. Tamam!" dedi Rodoplu, o da gülüyordu, "Her neyse! Korku-

öykü dökülmeliydi. Aradan neredeyse on yıl geçti, hâlâ yok. Neden? Eğer,

Türkiye insanı kendi varlığına kayıtsız kaldığı içinse, kendisine duyduğu

muhabbet soğumuşsa, kendisine karşı dostluk hissetmiyorsa, 'var' oldusini her an bir şey için feda etmeye hazırsa, o zaman, o zaman durum en kötü korkularımın ötesinde kötü arkadaşım!" ğunu, bir 'değer' olduğunu her an yadsıyacak bir ruh halindeyse, kendiGözlerini kısmış, meslektaşının yakışıklı yüzünü, sınıfının ince zevki-

ni yansıtan giysilerini süzüyordu. Onca eğitimin adamın üzerinden bir su törpülemek doğrultusunda hiçbir şey yapamadığını düşündüğünü bilina koydum, bana dönmesini sağladım, "Efendim, canım?" dedi, Günay. dum. gibi geçtiğini, ziyan olduğunu, ben-merkezciliğini, vurdumduymazlığını

yordum. Ne ki, herifin hafiften kasılmaya başladığının farkında değilmiş

gibiydi. Türk erkeğiydi keriz, Günay onu kesiyor sanıyordu. Elimi omzuAdam, omuzlarını silkti sanki, "Senin olsun!" dediğini duyar gibi ol"Bir yandan, koğuşlarına 'sağlanan' televizyonda izlediği klasik mü-

zik konseri üzerinde '..İkinci bölüm (Larghettho) zarif bir romanstır' diye sun. Kendi bedelini ödüyorsun arkadaş. Kendini satmayı reddettiğin için inledi Günay.

ahkâm keserken, öte yandan, 'Çağının bedelini ödüyorsun sen. İnsanlığın

evrensel mirasına sahip çıkmayı istemedin mi? Onun bedelini ödüyor-

"dedirten narsist hamasetten bütün kalbimle iğreniyorum!" diye adeta

ti de dâhildir, değil mi?"

relere televizyon seti ve satranç takımı verilmesini sağlayan nüfuz ticareYüzü bana dönüktü. Velidedeoğlu kuyruğunu yarıp, bizim tarafa yü"Kim?" diye döndü, göz göze geldiler.

"Kendini satmanın birden fazla yolu var canım, buna, ayrıcalıklı hüc-

rüyen Suat'ı görmeyeceğini umdum, ama telaşım beni ele verdi.

II
Suat, Şiran'ın kardeşiydi. "Hayatımın en sarsıcı sosyolojik deneyimi,"

dediği Örenlerin, ikinci büyük oğulları, Günay Rodoplu'ya, "İhanet, taammüden cinayetin öteki adı. Kötülüğü teorik olarak bilirdim, Örenler bana uygulamada gösterdiler," dedirten Mardinli aile. coşkuyla sarıldı! Sımsıkı sarıldı! Yerinden kalktı, uzaklaşacak sanırken, Suat'a, hiç beklemediğim bir Benim için anlaşılmaz bir davranıştı bu! Biçimsiz, karanlık, yabancıKırılmıştım. Kırılmıştım, çünkü güçlü görmek istiyordum onu. Suat'ı

laştıran bir davranış! Zafiyetini kanıtlıyordu!

ve Örenleri belleğinden tümüyle silmiş olmasını, herifi hiç değilse, eski

tüfek yazarı koyduğu yere koymasını istiyordum. Kalkıp gitmeyi, onu

sahte sevgilerle oyalanmaya bırakmayı bile düşündüm. Hissetti. Suat'ı saran kollarını bir an gevşetti, bana döndü, lar birikmişti. "Bak, gördün mü, gelmiş!" dedi, titreyen bir sesle, kirpiklerinde yaş-

isteğinin yerine gelmesi olasılığı onu öyle sevindirmişti ki, bırakıp gitmeye, ona bir de beni kırmış olmanın üzüntüsünü yüklemeye kıyamadım. landığı doğrultusunda bir açıklama geliştirmeye zorladım kendimi. Oysa, vilmeye özel bir önem verdiğini anlayacaktım. Gergin bir gününde olduğu, böylesine duygulanmasının bundan kaynakdaha sonra tekrar düşündüğümde, Suat'ı sevdiğini, onun tarafından sehiç yalan karıştırmadan, içtenlikle, yeniden kazanma, yeniden hayata geKötülük, bir hastalıktı Günay'a göre. Hastayı kesip atmak yerine, işe

Suat Ören hakkında yanılmış olmamı öylesine yürekten istiyordu, bu

tirme, kurtarma yolları aranmalıydı. Üstelik, sahici bir devrimciydi Suat, ne muhatap oluna-biliyorsa, epey yol alınmış demekti. "Meraba abacığım," dedi, Günay'a.

("insanı sevdi, hayatı sevdi, yaratıcı ve hoşgörülüydü!" diyordu) sevgisi"Meraba abacığım... Görüşünceye kadar seviyor, özlemle kucaklıyo-

rum. Benim yerime bililerini öpeceğini de biliyorum. Damga: Görülmüştür. lü.

Güvenlik Komutanlığı" Suat'ın hapishane mektuplarının değişmez formüBana baştan savma bir selam verdi, "Dur, sana bir bakayım!" "Meraba, abacığım," diye tekrarladı. Adamın ardında dikilen, Günay'ın "düz devrimci kızlar" diye tanım-

ladığı, ("güncel estetiğin, ağda hariç, her tezahürünü reddeden yorgun bında boşanan karısından sonra edindiği "arkadaşı" olmalıydı. Vildan'ı anımsatacak her şeyin silinip atılma gayreti bu kadında somutlaşmıştı

bakışlılardan") genç kadını neden sonra fark ettim. Suat kaçakken gıyasanki. O ne kadar beyazsa, bu o kadar esmerdi; onun yüz hatları ne kadar

narinse, bununkiler o kadar kabaydı. Suat'ın eski karısına duyduğu tutkunun tersten tezahürü olduğunu düşündüm. daşı ve devrimcilik heyecanlı bir hırsız polis oyunu niteliğini koruduğu sürece devrimciydi, Vildan. Yani, türküler söyledi, kocasının anadilini öğrenmeye çalıştı, çocuklarına Kürt isimleri takmanın saygınlığını (saynası, belki de oğlunu profesyonel devrimcilikten vazgeçirebileceğini umduğu için, baş tacı etti Vildan'ı. Çocuğu yaşındaki görümceleri sobasını yaktılar, çayını demlediler, bebelerine dadılık ettiler, yeşil fasulye yemeyi, mutfak raflarına naylon örtü yaymayı öğrendiler." "Bu nedenle okuldan kaldılar, ama ne gam, karşılığında zeytinyağlı Akça pakça bir Egeli, daha doğrusu Girit göçmeni, Suat'ın sınıf arka-

gındı, çünkü düzeni alenen protesto ediyordu) yaşadı. Dil bilmez kayna-

Sonra, 12 Eylül geldi. Suat'ın peşine düşen güvenlik güçleri, kocasının adresini Vildan'dan sordular. Vildan, Devlet'e çalışıyordu. Müdürüne, etmediyse, kariyerinden (yüksek jeoloji mühendisiydi) öte, sigortasını, odacısına rezil oldu. Şiran’ın "istifa et gel, bizimle otur" önerilerine itibar

emekliliğini düşündüğü içindi. Yavaş yavaş uzaklaştı Örenlerden. Bir süre sonra çocukları da göstermez oldu. Ailenin en gücüne giden de buydu. diye beyhude haberler gönderdi kayınpederi. Diğer taraftan, devrimin doğru ve hakça olacağına karar verdi. Kararını Şiran aracılığıyla tebliğ belirsiz bir tarihe ertelendiğini düşünen Suat, Vildan'ı, ama iki çocukla, "Çocuklar benim tohumum, çocuklarımızı bıraksın, nereye isterse gitsin!" ama bir komünistin, bir bölücünün dulu olarak, serbest bırakmanın en etti ama reddolundu. "Kocamı seviyorum!" diye haykırdı kadın. Aradan bir-iki yıl geçti, sonra bir gün, Suat’ın yakalandığı, daha doğrusu, kaçmaktan yorulup, kendisini yakalattığı günlerden birinde, bir nedenle Resmi Gazete'yi karıştıran Şiran bir ilana rastladı: Vildan, Suat'ı gıyabında bodın, aynı Şiran'ın birkaç yıl sonra, ipek gömlekleri ve keten takımları şamıştı! Sapsarı oldu, "Waa!" diye bağırdı, "Waa, Orospu!" Ne ki, aynı kaiçinde (karısı, 'haute couture' bir modacının sekreteriydi) her türlü kö-

savurduğu (Nişantaşı’nda bir restoran kapatmıştı) düğününde göbek attı. tuğuna şahit oldum. Mide kanaması geçiriyordu.

tülüğün başı gördüğü feodal arka-planını yücelten bir pervasızlıkla para Ortak bir tanıdıkları olayın ayrıntılarını anlattığında oradaydım. GüBen ise olayın, adi bir vakadan ibaret olduğunu düşünüyordum. Bi-

nay'ın ellerinin buz kestiğine, sonra korkunç öğürmelerle banyoya koşzim kuşağımızın hikâyesiydi bu: İhanet, 'asıl'larına rücu eden, ağa oğlu

devrimciler, senet mafyasına duhul eden ülkücüler... Bunları hatırlamalirteyim, Suat'ın, Şiran’dan ya da diğer Örenlerden farklı olduğuna ilişkin hiçbir somut kanıt da yoktu!

sını, kendisini kapıp koyvermemesini diliyordum. Bu arada şunu da be"Biraz da okuduğum kitaplardan söz edeyim," dedi Suat, neden sonra.

Henüz hiçbir şey konuşulmamıştı ama o, yine de sözü değiştiriyordu. Yanımdaki sandalyeyi, "İzninizle, arkadaşım," diyerek çekti, oturdu. Günay'ı hoşnut etmeye, ayrılıklarını iyileştirmeye çalıştı. "Gogol'un 'Ölü Canlar'ının güçlü, güzel bir anlatımı var," diye başladı,

"Einstein'ın 'Fiziğin Evrimi', bilim yöntemi konusunda Yalçın Küçük'ün aktardığından çok daha zengin. Ancak tamamlayamadım. Fizik bilgilerimi hatırlamak gerekti." "Eh, herhalde," dedi Günay, Suat'ın, yüksek jeoloji mühendisi diplo-

masına karşın, marn tabakasını şistten ayıramadığını söylediğini hatırladım. "Peki de, o okulda beş yıl ne yaptınız, oğlum?" diye sormuş, malum cevabı almıştı, "Kopya!" "Devrimcilik!" "Ya sınavlar?" "Ödevler?!.. Dur, ben söyleyeyim, Vildan sağolsun."

nın verdiğini farz ettiği üzüntüyü teselli etmek ister gibiydi.

İçini çekti, Suat'ın başını okşadı Günay. Boşa geçen öğrencilik yılları-

lenmiş gibi gözlerini kaçırdı.

"Kafka'nın 'Dava'sı da öyle," diye sürdürdü Suat, fiziki temastan etki"Güzel bir kitap olsa gerek! Özellikle son bölümü, piskoposla konuş-

maları derin. Anlamak için yoğunlaşmak gerekiyor. Ölümünden sonra derlenip yayınlanmış olması da anlamayı güçleştiriyor. Saksı mı değişti, ben mi yaşlandım, nedir, fazla zorlanmaya gelmiyor." "Yok, canım, ondan değil!" dedi Günay. Suat bunu, "Dur, bakalım, sen daha çok gençsin!" türünden bir iltifat "Kafka çok batılıdır. Bize zor gelir," diye açıklamaya başladı, vazgeçti.

sandı. Oysa çok geç olduğunu, genç adamın açmadan solduğunu düşünüyordu Rodoplu. İtalik'lemeye başladığını duyabiliyordum, "Nasıl yani?"

İzleyecek diyalogu da tahmin edebiliyordum,

"Kafka, Avrupa'nın 'Bunalım Çağının ürünüdür..." dediğini hayal ettim. "Basbayağı, işte. Bunalım Çağı. Malum, (bu 'malum', ayıp olmasın gi-

rizgâhıydı, yoksa, nereden malumdu? Kime malumdu?) yirminci yüzyılın başına gelindiğinde, Batı Avrupalıların büyük çoğunluğu dünyada her şeyin yerli yerinde olduğu, ufak tefek aksaklıklar varsa, bunun da akılcılık ile bilimin yenilmez ittifakı sayesinde çözüleceği inancı içinde, rahat ve güvenliydiler. Ancak, bir elli yıl kadar sonra bu huzur yerini bunalıma benzer bir tedirginliğe bıraktı. Düşünce tarihçilerine göre, 1950'lerde yayınlanan üç roman, Orwell'in '1984'ü, Gheorghiu'nun '25 Saat'i -bildiğim kadarıyla, Türkçe'ye çevrilmedi, yerine, saçma sapan bir filmini gördük-, Koestler'in 'Özlem Çağı' Batı dünyasının, 'Bilim Çağını geride bırakıp, bir tür 'dini intibah', yeniden doğuş, çağına giriyor olmasının ilk kanıtlarıydılar. Bu dinin, Luterya da Aquinas zamanında olduğu gibi, kültüre egemen olması anlamında değildi, ama, kendi deyişleriyle, bilimin artık 'kutsal inek' olmaktan çıkması anlamındaydı. Bu bağlamda, yirminci yüzyıl insanı geleceğine ilişkin, kendisinden önceki 'Din Çağı ' ve 'Bilim Çağı' insanı gibi güvenli olmaktan çıkmıştı. "Nasıl güvenli?"

"Senin dünya görüşüne, komünizme duyduğun gibi güven. Müslüman'ın şeriat düzenine duyduğu güven gibi güven. Geçen yüzyılın bu anlamda güvenli burjuvası gitti, onun yerine hayatı üzerindeki denetimini kaybetmiş olduğunu dehşetle fark eden insanlar geldi. Aynı şekilde, ülkeler ve uygarlıklarda siyasi ve ekonomik geleceklerine egemen olmaktan çıktılar. Bu durum özellikle Avrupa insanı için geçerlidir. Çünkü Avrupalı kendisini 'yaratıcılığın piri' bilip, yüzyıllar boyu dünya gündemini saptamıştır. Oysa bu yüzyılda, iki süper gücün arasına sıkışıp kalmanın çaresizliğini yaşadı. Öte yandan, 'Büyük Makine ' dedikleri 'muazzamlar', yani devlet, siyasi parti, iş âlemi, işçi sendikaları, atom bombası, bireyi, her an ikame edilebilir bir hiçliğe indirgedi. Kafka, (o senin okumak istediğin 'Dava'da) Huxley, Orwell, hatta, Pink Floyd, bu 'muazzamlar meselesini anlatırlar. Derler ki, bu yüzyılda insanların dünyası önceki yüzyılların 'güneş ışığının apaçık' dünyası değil, 'gece karanlığının' dünyası, yani, 'Bunalım Çağı'dır. Önce doğaüstü, yani Hristiyanlık, sonra da burjuva yasalarını tepen Batı insanı, kendisini kabul gören bir değer sistemi olmadan yaşamaya, yani bunalmaya, mahkûm etmiştir. Bu durum, bir taraftan da totaliter rejimlerin işlerini kolaylaştırır; işte Hitler, işte Franko gibi. "Ya sosyalizm ?" "Hiç olmadı ki, canım. Sosyalizm İslâmiyet kadar bile yaşayamadı!" Yarasına tuz basmamak telaşı içinde ekledi, "Ona bakarsan, Hıristiyanlık da, kapitalizm de olmadı. Bakınız, Ayn Rand, 'Kapitalizm: Bilinmeyen İdeal'. "İşimiz romancılara kaldı, desene!" dedi Suat, takılıyor gibiydi. "Edebiyatçılara kaldı, evet, " diye cevap verdi, Günay, "Edebiyatın 'edep’ ten geldiğinin bilincinde olan edebiyatçılara, 'roman'ı, 'romantikle, 'romantizm'i, abazan bir çiftin ay ışığı oynaşmaları ile karıştırmayanlara... " radan, "Böyle konuşmak zorunda kalınca çok sıkılıyorum," dedi bana son"O kadar çok insan, o kadar çok konuda, bilmeden konuşuyor ki, söz-

lerimin doğruluğunu kanıtlamak için referans vermek gerekliliğini his-

Tanilli. zaten. aydınlatan 'ışık'. Ve hiç kimse 'bilge'likten. "Tarih Bilinci ve Edebiyat Bilimi". 'Bilgi' esasa. yazmadığı bir kitap uğruna sakat kaldı!" tek bir medeniyet tarihi. bakınız. ne derleme. Suat. hayatın bütünüyle çakışan. hem de havanda su dövmenin çaresizliğini yaşıyor. zor- za'dan Bacon'a tüm modern felsefeyi bilecek. Zavallı landıkça kısırlaştığını. Teller'in Hangi Türkçeyle? Hangi kültürel donanımla?" "Nasıl?" dedi Günay. Türkiye'de (o. 'Malumatçı'lar. ne de telif. Enis Batur. Ülkede ne tercüme. belleğe stok edilmiş."Feuerbach Üstüne Teller'i". Spino- Feuerbach'a ilişkin değerlendirmelerini yorumlayacak! Hangi çevirilerle? kahrediyordu. ara vermesinin iyi olacağını düşündüğünü anlatıyordu. 'Malumat' sahibi olmak erdem değildi. "Edebiyatta Gerçekçilik Sorunu" isimli kitapları okumuştu. Teller'i bilecek. 'bilgi'den ayırırdı. hayatı açıklayan. amaçsız 'malumat' insanların zihni ve ahlâki masumiyetlerini kaybetmelerine neden olurdu." İtalik'lediğini hatırlatıyordum. "hayatın bütününe ilişkin kerterizini yitirmiş Türçilerin. "Nasıl okudu? Feuerbach'ı bilecek. "Yüzme bilmeyen çocukları derin sulara fırlatan 'malumat' açlığına" 'Malumat'ı. sorgula- yacak. referans isteyecekti. 'malumat' ise öğretilmiş. bu istiflikle de. Rand'miş! Nereye bakınız? Türkçe'ye çevrildi mi ki?" "Bir şey söylemedin. tek bir düşünce tarihi bile yayınlanmadı. Bu olgunun. hayata asılan. Suat.sediyorum. İnsan hem üstünlük taslar konuma girmenin sıkıntısını. Bu defa da. yani. Bu bağlamda gerçek bir Taoistti. Ayn "Ne söyleyeydim? Uzun ve sıkıcı bir monolog olacaktı. Bakınız. özel- . vereceğim referansların Türkçe olmaması sorunu ortaya çıkıyor. bu 'entel'lerin. uzak olduğu kadar uzak değildi. ama hayata iğreti duran kazanımlar bütünüydü. asla kullanılmayan eşyalarla tıklım tıklım dolu bir odada. yorumlayan. Günay Rodoplu. "Tezler"in dördüncüsünde Yalçın Küçük'ün zorlandığını. her an bir şeye çarpıp devirmek korkusuyla hareket edemeyen. Tersine. iğdiş edilmiş istifçilerdi. öze dö- nük.

sahtekârlığın. ' diye başlayan 'malumat'a sarıldoksan dokuzu. "Dışkı'nın insanın kullanıp atmış olduğu posa olması nedeniyle çok "Malumat istifçilerinin haşır neşir oldukları dışkı.. olanca çıplaklığı ile gözlemlenebildiğini. yaşayan insanın gerçeği ile çakışmayan.istifçi.. 'amaç'a dönüşüyordu. inatçı." dedi. raksamadan. Kendisini güvencede hissedebilmek için elinde olana asılır. yaşama artık hiz- met edemeyen.cezaevleri adam almazken. Canlıların kendilerini tekrar tekrar yenileme kapasitelerinin farkında değildir. dünyayla sevgi ile bütünleşmeyi öğrenmektir. kullanılıp insanın yaşamsal sürecinin dışına atılmış olanla haşır neşir olan. "çağının hiç." yerinde bir simge olduğunu düşündüm. hiç du"Freud'un 'anal karakter'ini hatırla: 'Dışkı' ile." diyordu Günay. zaman içinde. çevresi ile sevgiy- . elindekini kaçırmaması gerektiğini düşünüyor gibidir. Solon kanunları ile Seneca arasında bir yerlerde başlayan tus'larının tartışılmasına. "Amaç. Böyleleri -yani.kiye'de" diyordu). "Ama malumat istifçileri için bu mümkün değildir. Türkiye entelijensiyasının yüzde resi. örneğin. ister sağcı olsun. örneğin Bolivar'ın ululanmasına kadar uzanı- yor. ona hizmet etmeyen bilgi kırıntılarıdır. ' ya da 'Abdülhamid efendimiz. 'Komüntern'in beşinci kongdünya ile ilişkisi mülkiyet ve denetim üzerine kurulur. akli kapasitesi çok sınırlı olduğu için o güne kadar biriktirdiklerini saklaması. düzenli.. enerjisi. yaşanan gerçekle hiçbir ilişkisi olmayan. Alman epik tiyatrosunun 'ges- 'malumatçı' eğitimin yaygınlaşması ile doğru oranda arttığını söylüyordu. Sanki. Bu bağlamda. hasis -kendinden bir şey vermeyen anlamında. "Anal-istifçi karakterin le bütünleşmesi söz konusu değildir. "Peki. örneğin. yani.. 'Malumat' araç olmaktan çıkıp. Barış Derneği üyesinin 'Çağının bedelini ödüyorsun sen' gibisinden. ister solcu. statükocudur. 'amaç' nedir?" diye sordum. 'malumat' furyası. ama hiç farkında olmadığını söyleyen" saçmalıkları kapsıyordu. Okulda." Çok da akla yatkın bir açıklaması vardı.

sürdürüyordu Suat. bizim sahamızda. sevinen. acı çeken hep oydu. Hayatta kalmanın ancak yenilenme ile mümkün olduğunun bilincine bir türlü varılamadığı için. tanımı gereği eklektik 'malumat' edinme furyası içinde boacı veriyordu ona. İstediği kadar 'koptuğunu' söylesin.Mesekonuda. "Gazete "Estağfurullah!" dedi Günay. Bence buna benzer bir şeydi Günay'ınki de. "Eroğlu'nun 'Yarım Kalan Yürüyüş'ünü de okudum. geçmişe. "Okumadım ama. Türkiye'de otuz yıldır aynı gündemin dayatılmasının nedeni de budur . ğulmalarını hızlandırmaktan başka işe yaramayan hazin çırpınmalarına işaret ediyor. en az otuz yıldır. Tekin ve Altan. doğaüstü bir şeylere tanık oluğum duy- gusundan hiçbir zaman kurtulamadım. kıyorlar. biraz da edebiyat eleştirmenliği yapayım bari. kanların onlar adına kinlenen. bir Tevfik Fikret-Mehmet Akif meselesi vardır ki. bu 'facia'ya tanık olmak." diye anlatmayı "Latife Tekin'in 'Gece Dersleri'ni henüz okuyamadım. esas itibariyle nasıl ba- . biliyor musun aba?" "Nasıl. savaşan. bir zamanlar la.köhne gündemlerini yani 'mal'larını koruyabilmek için ellerinden geleni artlarına koymaz. canım?" boşandığını biliyordum.mazlarsa yok olacaklarını sanırlar. " diye baş"Eroğlu.. biçimde ve ve dergilerde onunla ilgili eleştirileri okudum. rahatladı Günay. onun acıları ile özdeşleşen rahibelerin avuçlarında çarmıha gerilen peygamberlerinin avuçlarındaki çivi dekleri gibi delikler açılabildiğini. en az iki tam gazete Gençlerin. eve daha bir yakındı." layan ahkâmdan nefret ederdi. Ukalalığım üzerindeyken kısmen içerikte farklılıklar taşısalar da. gönülsüz. 12 Eylül sonrası romanlarında. aynı insanlar. canını yakıyor. yılda bir kez. bu bilgi olmuş ama artık posası kalmış kırıntılarına kaskatı yapışılır. gerektiğinde despot kesilirler. Şimdi. sayfası yazı yazarlar." dedi. utanan. insanlarla öylesine özdeşleşiyordu ki. İsa'ya duydukları aşkla. haniyse fiziki bir Günay Rodoplu'yu izlerken.

artık iğrendirici olmaya başladılar!" sükûnetle. baktıkları yerlere kendi kirliliklerini bulaştırıyorlar. TÜSİAD onayının zorunluluğunun bilincinde gözüküyor. dönüyorlar ve bacaklarının arasından bakıp gördük- rastlarsan ne âlâ!" Duymadı. halktan şimdiden sağlama kaçınılmaz sonucu. malumatçılığın "SHP. canım. şaka etmişmiş . bacak açılarının da dar olduğu anlaşılıyor. canım. Baktıkları yerleri yeterince temiz tutamadıklarından olsa gerek. ama. hükümet olmak için gerekli onayı. olmaz mı?" "Sen beğeniyorsun?!" Rodoplu. iktidar olmak için. Ama. kendi romanları. ahlâklı olduğunu düşünüyorum. şimdi bu eleştirinin ebedîlikten de. Tekin'in. Derin sulara girmeye başladığını fark etti." Hoş bir kelime oyunuydu doğrusu! zarından biri (diğeri. lım. Suat. dığını da düşünürsen. Günay. hâlâ Tekin'e ilişkin eleştirideydi. statükocu edebiyata karşı durabilmiş bir iki Türk ya"Latife'yi daha okumadın. Yani. "eleştirideki edep ve adap yokluğu "Şöyle: Eğiliyor." diye açıklamaya çalıştı. nu haklı olarak söyleyeceksin." dedi. Bakış açılarının yanında." dedi ve ek- ledi "Ve 'Kelam. SHP il başkanını yakalayıp. "Herkes kendi romanını yazar. edeplilikten de yoksun olduğu"Sizin romanınız değil. hak verirsin!" derken konu değiştirdi." diye uyardı. yazan bu üçlü. atalarının izinden gidiyor ama Kemal kadar kişilikli de olamıyor. bütünüyle namustur!'" gibi güldü. Senin yaptığın gibi. Kemal Tahir'di) olduğu düşüncesindeydi.lerini sandıklarını yazıyorlar. öyle konuşa"Evet! Her şey bir yana. sözümona bizim romanımızı Tabii. benimseyebileceğin bir şeye "Yani. hırsını ondan almak gibi bir olanağım olmaaldığını düşünüp. ABD. "Oku da. toparlandı. biraz da konusunun bunlardan yokluğundan geliyor. İçinde.

Hoş. de ki. kostümcünün tasarımından kuaförün modeline. tabii. bir iletişim yöntemidir. 1800'lerin ortasına gelindiğinde Osmanlının toplumsal de- . en kötüsü. bu noktaya gelebilmek için toplumsal birikim gerekli. Hugo'dan 'Han-ı Yağma'yı çeviriyorsun. İtalik konuşma "Şunu demek istiyorum: 'Namus' doğaüstü bir ahlâk kuralı değil. durup durup Güney Amerika'ya benzemekten korkuyoruz!" başladı yine. rişimin ardındaki tuzağı görmeye yarardı. Çünkü. biriktirilen toplumsal deneyimi de iktidarın çıkarı doğrultusunda yorumlar ya. en temel kaziyeden. ünleniyorsun. ikna etmiş olmak lâzım. 'başarı' olarak sunulan pek çok gi"Çalmayı. "Ne günlere kaldık. 12 Eylül'den Beyaz Kitap'tan başka ne kalacak?" Bunları söylemedi." dedi. seyirci memnun. değil mi? En başından. Ortaya çıkan bu hoşluğu TRT yayınlıyor. kazanımmış gidimin bir sonucun. başlayacağız: namustan! Hotanto Cumhuriyeti! Tevekkeli değil. deneyimsiz. Günay'ın düşüncesini en çok etkileyen kavramlardan biriydi bu 'fır- neyi kaybettirdiğini sorguladığından." dedi Suat'a. kare kare kopya ediyorsun. kopyayı şiddetle cezalandıran Batı toplumu bunu toplumun somut çıkarlarını korumak için yapar. namussuzluğun kolektif zarar verdiğini yıllar yılı sınamış. Kaybeden kim? Toplum. Türkiye'nin biricik Şener Şen'isin. "Diyelim. ne de 'Âşık Oldum'. "Hotantolular affetsin. Ya da. te"Ne demek istediğini anlamıyorum. Ertem Eğilmez in tecimsel siciline bir artı daha. De ki. neyimi kızların eğitilmesi zorunluluğunu dayattı ve kız okulları açıldı. yani. dil bilmez Türk'ü kandırıp. 'Kırmızılı Kadın' denilen Amerikan filmini alıyorsun. ne 'Han-ı Yağma' Türk edebiyatına bir katkı. Zaman ziyanı. Savaş Dinçel'isin.rimden. birikimsiz toplum anlamında kul- landım. Tevfik Fikret'sin. ışıkçının ışığından oyuncunun oyununa kadar çalıyorsun. Suat. Hotanto Cumhuriyeti dediğim oydu. resmi tarih. Ama. fırsat maliyeti çok yüksek!" sat maliyeti' kavramı. toplu- mun somut çıkarlarının dayattığı bir davranış biçimi. İktisat terimiydi. kaynak ziyanı. ben yazdım yapıp. aba. ikna olmuş. Türk sinemasına.

kendi gerçekliğinizi yazmalısınız. "Belki de tersine. kızcağız. Günay da öyle hissetmişti. abacım. bana öyle gelir ki. Her şeyden önce. Suat'cım. öyle de oldu. derse dönüştü!" "Çok kolaymış gibi söylüyorsunuz. her şeyden yorum. görecelikçi ahlâk sisteminden kurtulmalıyız! Uzun lafın kısası. çıkarın derken duygusal linçle. böyle bir deneyimi olduğunu yadsıyacak." dedi. toplumsal mutabakatla ilgisi olduğunu düşünüyorum. Resmi Tarih her türlü ilerici hareketi Cumhuriyet Türkiyesi'ne atfetmek istiyor.Nitekim. yani yalan söyleyecek. Günay'dan "Haksız da değil. (Ne yapacaksın yani? Han-ı Yağma'yı yasaklayamazsın ya!) Sahtekârlığı önlemek Hazreti Süleyman adaletinin geçerli olduğu totaliter rejimlerde belki de daha kolaydır. Oysa. abacım. mesela. önce 'kelam'ın bütünüyle haysiyet olduğu bilincinden geçtiğini düşünüyatırımına demek istiyorum. Nedeni de belli: Cumhuriyeti bembeyaz göstermek için kontrastı artırmak. gerçekleştirmek istediklerine set çekebilir ama Latife'nin kitabı kendi gerçeğini anlatan. Abdülhamid Efendimizin kız çocuklarının okumasını isduk." "Toplum demokratik olmayınca böyle. yani Osmanlıyı mümkün olduğu kadar karanlık tutmak lâzım. senin çıkarına. Kaldı ki. Suat. bütünüyle de." dedi Suat'ın arkadaşı. Sen de. Yan faydaları da cabası. Demokratik toplumlarda yalan özgürlüğüne de saygı göstermek zorundasın. sizler hiç hoşlanmadığını gözlerinden okuyordum. Sıradan bir merhaba harekâtı sıkıntılı bir . Çünkü kızların okumalarının gerekli olup olmadı- tediği biliniyor olsaydı. İnas Rüştiyeleri 1858'de. gerçek birden fazla. Uygulamalı namusun. Rodoplu." namuslu bir kitaptır. demokrasiyle de ilgisi yok. resmi tarihi. Kaybeden kim? Yine toplum. Atatürk iktidarından altmış-yetmiş sene önce açılmıştı. sahtekârlığı alt etmenin yolunun da. canım. Ama. ters düşebilir." dedi. Ne yapacak? Toplumun ğı meselesi yüz elli yıldır gündemden kalkamadı gitti. toplumsal biKaldı ki. saçma sapan itirazlardan çoktan kurtulmuş olur"Hayır.

Günay. "Buyurun?" dedi Günay. fırsat- çılığın. daha da sıcak gülümsedi adam. diye döndüm.bir sesle. hatta muzır odaklaşmayı içselleştirdiği- ni hissediyordum! yan çocukların neşesine benzer. En çok korkulması gereken sansürün. oyununa katılmasından büyük sevinç du- Özden'i hiç sevmedim. masanın önüne çömelmiş. sadece gözleri gö- Günay'ın konuşmasını bitirmesini bekliyor olmalıydı. yine. Cevap da vermedi. Ne zamandır oradaydı. gözlerini adamın gözleriyle aynı hizaya geAdamın gözlerindeki haylaz. küçük bir çocuğun oyununa katılıyormuşçasına eğiltirdi. Belki de böylesi bir gülüşü becerebiliyor olması uyardı beni. Adam yine kıpırdamadı. Kendisine döndüğünü görünce boydan boya gülümsedi. bilmiyorum.. Günay. Ama bir 'pozitivist'tim ben. hatta tuhaf bir şekilde af talep ediyor gibiydi. Gözlerini. "Buyurun?!" dedi. ama çömeldiği yerden kalkmadı. hayretler içinde kalmıştı. hoşgörü. Daha da hayretler içinde. "Buyurun!" di. yeniden. Günay’ın yüzüCevap vermek yerine. Günay'a bir şey belli . Öyle söylemiyorum." dedi kadına. Şafak etmememin nedeni de buydu. dupduru bir coşkuyla. Ama. Ne oldu. dünyanın en yürekli kitapları- nın ağır baskı dönemlerinde yazıldığını biliyorum. büyüğünün. ne dikmiş. Sansürü alt etmenin rum. Konuşmuyor. anlayış. Pardon!" yolları olduğunu biliyorum. alabildiğine yumuşattığı "Kolay olduğunu söylemiyorum. çenesini masaya dayadı.. su gibi gülüyordu adam. Önyargılardan (şimdi artık 'içgüdülerim' diyorum) ürkmeyi öğretilmiştim. köşe dönme iştiyakının dayattığı otosansür olduğunu düşünüyorünen genç adamı ben de gördüm. "Hayır.

gözünde beliren ışıkları görmemezlik edemiyordum. "çok güzel bir oyundu "Seni özlüyorum. Şafak Özden yekten. beklemedik bir duyarlılıkla ödüllendirilmiş gibi duraladı. Suat ve arkadaşına. "Üzdüler sizi!" Sövmemek için zor tuttum kendimi. Şafak Özden. "Buyurun. az ilerdeki büfeyi işaret etti. Durakladı. Henüz. buyurun artık!" dedi Rodoplu. dolu gözlerle izledi. benim olduğunu düşündüğüm bölümlerden birinden cümleler tekrarlıyordu. Ne ki. rine çakmış. benim misafirlerim var" tonlamasıyla. Kalabalığa karışmalarını. Sesinin tonundan bu defa kesin bir cevap istediği belliydi. başını salladı. bunun Suat'ı son Genç çifti tehlikelerle dolu bir başka dünyaya uğurluyordu sanki. Rodoplu'nun kitabında en çok "Hicrinle geceler yatabilmirem. Günay'ın yüzünün aydınlandığını. bekliyorum. söylediğinin sıradan bir iltifat olmadığının anlaşılması hayati bir gereklilikmişçesine ciddileşmiş. Günay'ı üzmüş olmalarından dolayı duyduğu rar gülümsedi.. ama. Günay. dudaklarının mutlu bir tebessümle yayıldığını görüyordum. Suat'a döndü. haniyse." "Size hayranım. beni ihmal etme. Gözlerini Günay'ın gözle"Kitaplarınıza hayranım. Kendisini büyük bir dikkatle izleyen adama döndü yine. "Suat'a iyi bakın!" görüşü olacağını da bilmiyordu. sevdiğim. izin istediler. sesinin tonunu ayarlamıştı." diyerek kadına da sarıldı. yanaklarının pembeleştiğini.olmuş gibi mahcup. bu hicri başımdan atabilmirem!. "Sizi de ama. kızgınlığı geçiştirmek istermiş gibi derin bir nefes aldı. Suat'ın gözden kaybolduğu yönü işaret etti. Suat ve "arkadaşı" çok özel bir iletişime istemeden kulak misafiri "Hadi." dedi." dedi. tek- ." diyerek sımsıkı sarıldı." Adam.

. "ama buradan ayrılmam doğru olmaz şim". Bir şeyin oturmadığına Günay da farkına varmış olmalıydı. sonradan. yerli yerine oturdu. onun eteklerindeydi bizim köyümüz. onaylarsa. "Yayıncımla görüşeyim.. istediği verilmezse kalbi kırılacak çocuk güveni.leydi. kendisini.'" art arda bir dolu cümle sıraladı." dedi Şafak." demesini beklemiyor"Bizim Mustafa'yla mı? Ben konuştum. bir kitapçı dükkânımız var.. Diğeri. niyetini keşfedebilmiş değildim ya da keşfedebildiğimi kondurmak istemiyordum." dedi. Çine Deresi geçer. bunu. "Bizim de karşı tarafta kravatı. "Fakülte mezunu esnaf. ilk fırsatta çıkarılıp atılacağı belli gevşek di." yapmıştı. Ne ki. Şafak. dum. değil mi?" diye ısrar ederken. içeng?"' Rodoplu'nun kitabından bir başka cümAçık seçik bir çıkarma harekâtıydı.Madran Baba Dağı.. Günay olduğu için cesaret edemez. Beni yok saymasından. '".. pekiyi." dedi. Haklıydı. yemyeşil bir köydür. size sormamı söyledi.ve gür solcu bıyıkları. Önünden "Sanki Cumhuriyet Kitap Kulübü daha mı az tecimsel?" diye fısıldadı. boyasız mokasen ayakkabıları. Cesaret edemez. Çok kötü oynadığını düşünüyordum "İmza gününe gelirsiniz. Günay. duraksadı.. ucuzca takım elbisesi. hemen hissetti. istediğini ne yapıp yapıp elde edenlerden olduğunu anlatıyordu. Yine de. değil mi? Sizi evinizden aldırırız. "Sağolun." dedi Rodoplu. Buz gibi suyu vardır. imzalatmak üzere uzattığı kitabı aldı." uzandı. kerhen giyilmiş frenkgömleğinin yukarı kıvrılmış yakaları. Olur mu?" "Olur. Tuhaf bir zafer sarhoşluğu içindeydi sanki bıyıklarını kulaklarına . "'Bir kavecik yapam. diye düşünüyordum. Sümerbank'tı sanırım. Günay şöyle bir süzdü. gözlerin- deki kurnaz pırıltılardan anlıyordum. Günay'ın onu üzmeyeceğine olan başını yana eğmiş.

" demek zorunda kaldı." diyerek boynunu büktü yine. mümkün kılmayacak kadar uzakta durdu. Gü- . arkadaşım?" İçini çekti. "Hayır. "Kendisi niye gelmedi?" ettim?" "Onun yerine ben geldim. bana nispet yapmaya kalkışmadı. değil Şafak'ın estirdiği o kısacık bahar rüzgârı dağılıp gitti yüzünden. "Bu ülkede hesapsız bir davranışa rastlamak artık hayal oldu. Ona sarılmamı ister gibi yaklaştı.kadar yayan bir gülüşle gülüyordu. "Fenamı. Ne ki. Günay. az önceki yazardan daha akıllıydı. len gözlerinin eski mahzunluğunu örtündüğünü gördüm. mi.

Ne "organik aydınlar" dediği kendi sınıfı. davasından hapis yatmamış erkek yok.III Yalnızlığının ne denli yoğun ve tüketici olduğuna o gün bir kez daha tanık oldum. o dönem benim de. hangi "sınıf 'a oturtacağımı bilmetemi de düzenle-yemiyordum artık. "bilgi" birliğinden söz içinin boşaldığını fark etmeye başladığımı kendime itiraf ettiğim zaman- diğim gibi. Günay Rodoplu derken." dediği Suat'ın temsil ettiği sınıfla "İtalik nutuklardan yoruldum. canım!" dedi. işlevsel bir dosyalama sis- . ne de "Ailede kan solmuştu. Suat'ı da "işçi" sınıfına tahsis edip. Rodoplu. bu "sınıf" sözcüğünün lardı. Örneğin. Günün sonunda gerçekten de gözle görünür biçimde Şunu da söylemeliyim ki. özdeşleşebiliyordu.

" diyordu. Suat kümesilerle eşleştiğini tahmin edebiliyordum. pek çok tartışma.etmenin belki de daha doğru olduğunu söylüyor. kendi demesiyle. "zorla kendilerini bir biçimde Böyle bir günün sonunda. iki dakikacık için bile olsa. Haymanalı Hatice'nin deneyimini birebir örtüyor olması. "Gelir misin?" Gelmeyeceğimi biliyordu. "insanın 'özüne' ilişkin bilgiyi" paylaşanlardan oluşacağını düşünüyordu. Bütün beyhudelimez. farklı bir dünyada dinlenmek isteğini anlıyordum. loncaların. hiç değilse bu aşa- sun. Ancak. ğin "sınıfları"nın. suçlama. Gelecelerin. dinlerin de üstünde. böylesi bir ittifakın da ölü doğmuş olduğundan kuşkum yoktu. "mutsuzların ittifakı" gibi bir tanımlamanın mada. (beyhudeydi çünkü havadan sudan konuşmasını becere- . Ne ki. ama. "kadınlık bilgisi". insanları. "Ben buradan Ziya'ya gidiyordum. o örgütlenmelerde de yer alan. "birebir örten fonksiyon" kavramını hatırla"İki kümenin elemanlarının birebir eşlemesi gibi. birebir bir eşleşmeden asla söz edilemezdi. nasıl olursa ol- ğine rağmen. bunların ötesindeki bir "bilgi"yi. Yucatanlı bir Kızıl- derili’nin analık bilgisinin. Günay'ın transandantal mutsuz- luğunun nedenleri. "erdem bilgisi" gibi tanımlamalar atıyordu ortaya. "yoksulluk bilgisi". Sahici devrimciler yepyeni bir sınıf oluşturacaköfke ve uykusuz gecelerden sonra anlayacaktım. Bunun ne demeye geldiğini çok sonraları. nin hangi elemanlarının (ve kaç tanesinin!) Rodoplu'nun kümesindekidaha uygun olacağını düşündüm. kendiliğinden ve kaçınılmaz bilgi birlikleri oluşturacak ve biz bunu haberleşme teknolojisine borçlu olacağız. sendikaların. Müslümanların şirk bilgisi birbirlerini örtecek. Bir an. siyasi parti- Modern matematikteki. O gün için. "ama ondan lar!" daha önce Marksistlerin yabancılaşma bilgisi ile. Suat'ınkinden o kadar farklıydı ki." dedi muzip muzip. meslek odalarının. tıyor.

önceden belirlenmiş bir üstünü örten bir spekülasyondan ibaretti. bozulmuş çizgileri aslına dönüştürmek. Bu üslup. sonra yavaşça kaykıldı. kültürel günde- söz verdiği insanların masasını arandı. "Ne yapıyor bu kadın?" demeye kalmanaklarının içinden pislik çıkarıyormuş gibi yapmaya koyuldu. ani bir hareketle. "sanatçılar" ve o sırada "birlikte" oldukları kadınlar ve erkekler demekti. tatlarını ve tabii. üsluba uyarladığını söylerdi. Ama kalabalıkların insanı değildi. yumuk beyaz ellerini bitiştirdi. Ortaklar Caddesi'nin sonunda mini saptayan "herkes"in. görmemezliğe gelerek süzüldü. yani evindeki üslu"Kalabalıkla tanıştığım insanların davranışlarını ciddiye almamayı bundan ayrıydı. "Hangi kırda?" diye sordu. Günay. Demet'i arkasından gördü. rip bir şekilde taşralı. onun gerçekliğinin öğrendim. Ga- O günlerin Ziya Bar'ı İstanbul'un. gerçekliğini çıkarsamak. Gözlerini büyük bir dikkatle yaptığı işin üzerinde tutuyordu. başarı ihtimali çok düşük Uzun bir yürüyüş yapmasını yeğlerdim." demişti. görünmeyi iş edindiği bir işletmeydi. narçiçeği ojeli tırdaha kazındı. "Ne ki. bireyle çakışmayan. kollarını kaldırdı.bağlayacak konulara çeker. Günay. bacaklarını ayırdı. Buluşmaya dü. bireyin sahici. bekle!" işareti çaktı. hatta Türkiye'nin. başını sandalyesinin ar- dan. hayretle seyreden . belki de kendisini hiçbir zaman Amerikan barda "zarafetle tünemiş göremediğinden" çekingen bir hali vardı. insanın bütün enerjisini tüketen güçlü bir gönül gözü. Tanıdık simaların arasından. ki bu. Bu bağlamda. yürükasına sarkıttı. stilize edilmiş figürlerden bireyin bir çaba gerektiriyor!" ayrıldık. "Sus. Kalabalığın bireyi "stilize" ettiğini. Muhayyel birinin altına yatan gene-kadını oldu. Günay'a. Bir süre Hemen aynı anda Demet. Haklıydı. az sonra kendilerini" kaçırırdı) Ziya Bar'a gitmesinin nedeni buydu. göbeğini çıkardı. kalabalık. bir gün. Fatma. taze manikürlü.

Bu kez de.. tüysüz dizlerini Bir yandan "arabesk" inlemesini sürdürüyor. bambaşka bir ses tonuy"Korkmaymış! Bir yandan kadını. ileri geri Tekrar fırladı. korkuyorum! Hayat zor korkuyorum!" tırmandı. kaykıldı." yumruk ettiği elini diğerinin avu- cuna vurdu. . korkuyorum. ah. gülmeye başladılar. büyük bir umursamazlıkla tırnaklarının arasını temizlemeyi sürdürdü. karının zaten hayatı kaymış.. "Bencil yaratıklar!" yavşak bir kahkaha attı. zorlama' demek isterler! Öyle değil mi. Gözleri önündeki rakı bardağına dikili kaldı. la. bir yandan da 'Gorhma! Gorhma! Ulan. adam. oşh!" dı. Doğrulurken. Demet az daha kaykıldı.." dedi. kadının üzerine Gerçekten de olağanüstü bir gösteriydi. "Erkekler!" dedi. ileri geri. elinin tersiyle bıyıklarını siliyordu. sonra birden yerinden fırlasallanmaya başladı.daha bir ayırdı. Aynı sözleri birkaç defa tekrarladı. yine erkek oldu. Günay'ın gözlerinin içine bakarak.. boşalttığı sandalyenin üzerine kapaklandı. "Gorhma! Gorhma! Gorhma!" Az sonra hızla boşaldı. "Caanımmm! Hoşgeldin!" Kocaman dişlerini göstere göstere güldü. berbat bir şarkı söylemeye başladı." dedi. Dili dolaşıyordu. yanında yer açtı. 'korkup da beni seni anlamaya "Öyledir. hıyar!'" Günay'ın orada olduğunu fark etti. ah. erkeği taklit ediyordu. ah. masadakiler boğulur gibi "Eşşoğlu eşşek. senden mi korkacak. nefes nefese debelenmeye koyuldu. göbeğini biraz daha çıkardı. kötü kötü süzüyordu. yeniden sandalyeye oturdu. Hayat zor korkuyorum. sayın yazarımız?" "Erkekler 'korkma' dedikleri zaman. yerine oturan Demet. bir yandan da müşteri"Hayat zor. "Ah. eteği baldırlarına "Hayat zor." si olacak adamı. yığıldı kaldı. oşh. Fatma çekildi. lagarlığından içine fenalıklar basmış gibi. Bir daha fırladı.

. Hayat"Hadi. " diye söze girdi.met'e döndü. En az yarı yaşındaki hayranlarına ki bunlar genellikle akademiden öğrencileri olurlardı. Fatma. anne. lıydı. fıstık!" dedi. Günay. çok önemli bir iltifattı olmalıydı. Ahmet'e. gerçek güzellikten anladığı için. Masanın dördüncü müşterisi. kalk dans edelim! Ben bir zamanlar Caddebostan Gazino- su’nda dans kraliçesi seçilmiştim. ta çok şeyi aşmış. "Fıstık gibisin. "idare ede- . ama. takıldığı için eski sevgilileri tarafından sübyancılıkla suçlanırdı. çeker gidersin. "rahatsız oluyorsan. Birilerinin görüp de.." diye tısladı. siz. Fatma'nın yüzünün kızardığını. Doğur"Ama önce işemem lâzım!" duğum veletten emir alacak değilim!" Meseleyi halletmişti." demek istiyordu. dengi sayılmıyordu. Tabii. göz kırptı. Yanağından bir makas aldı "Pek de naziktir!" Ahmet telaşlandı. yine de onlarsız olmuyor!" Öbür yanında oturan ressam Ah"Hadi. hışımla döndü. erkek olması nedeniyle bu. Fatma'nın akranıydı. o zamanlar böyle değildim!" Hantallaşan bedenini üzüntüyle süzdü. isteksiz kavalyesine döndü. beni götür. "Ama. çevreye alelacele bir göz attı. özgür bir kadın olduğunu ilân ediyordu. Ressam Ahmet. keyifle kıkırdadığını gördü. Günay’ın düşüncelerini okuduğunu hissetti." dedi. kalçasını abartılı bir beğeniyle tarttı. Aslı'ydı. "dans edemeyecek kadar sarhoşsunuz" diyeceğini anlamış "Bana bak. Fatma'nın. "Ama. "Yakışıklı Ahmet bu kart karıya mı kaldı?" demelerinden çekiniyor olmaceğiz artık. Kullandığı kelimenin bir tür parola olduğunu düşündü Günay. Mesleği icabı.

Aslı'nın. yapmacık bir hareketle eğildi. Küçücük yüzünü kaldırdı. "Kimseyi rahatsız et- olduğunu düşündü Rodoplu. but you don 't know what is to be old. Nasıl ters bakmış olabileceğini görebiliyorum. Demet Abla! Ben evlendiğim için üzülmüyor ki annem! Cen"Yaaa? Neden?" "Tutucuymuş!" dedi Aslı. Demet." dedi. O da şimdi evlenip Annesinin içiyor olmasına sebep olmuş olmak düşüncesine isyan etti "Aman." diye sıkıntıyla mırıldandı çocuk. şefkatten nasibini alma- "Ah. işareti alan Demet." genç kız.. Yaşlarını.. sardı. son "Ben onu söylemek istememiştim. gidiyor diye çok üzülüyor. Kızın isyankâr yüzünü kendisine döndürmeye çabaladı. Fatma'ya döndü. "Ama. böyle oluyor. masadakileri istifafla süzdü. kollarını boynuna "I know what is to be young." "Meşrutiyet Zamparası" dediği bu tiplerin." diyerek arka çıktı Tülin." dedi Demet. "Bir saatten sonra bu hep "Bir şey yaptığı yok. rakı nefesinden kaçınmaya çalıştığını görüyordu. yerinden kalktı. öfke dolu bu küçümsemeyle. Bunu Aslı'dan yana söylemişti. caaanım. sultanım." miyor!" "Buyurun. yavrum. Ahmet. giz'i sevmiyor!" ler gibi değilim!" tahlilde kendilerinin hazırladıkları mutsuz "sonlarını" yüzlerine vuruyordu. arkalarından. ben siz"Çok da çekti. "Orson Welles'in o sıklar pek beğenilen şarkısını tekrarlıyordu. diye düşündü Rodoplu. Gençliğin acımasızlığı. Aslı'nın arkasına dolandı. Günay.mış tavırlarına oldum olası içerlerdi Günay. . çocuğu rahat ettirme gayretinin hoş "Çok çekti bu güzel Aslı’yı büyütünceye kadar. gözlerini kaçırdı.

yani. "birlikte" oldukları ki. Aralarında. Belki de bu nedenle Garih burjuvazisi buraya uğramazdı) veresiye içerler." diye dü- şündü Günay. Çocuk gibir konuşmanın sahiciliğine burayı mesken edinmeyenlerin inanmaları güçtü." dedi. Ziya'ya yüzbinleri kimse kimseyi evine davet etmez. Ama. küçücük yaşında yetim kalmış çocuğun paniesirgemeciye. bu sürekli aşağı- . "Ne oldu senin ev durumun?" ğini yaşıyor adeta! Çocukların yetimhaneye uğrayan her çocuk geldim. erkeğin iktidar sahasının demek istiyorum. yetmiş iki parça- diye açıkladı. bilincine varan kadın. Üzeyir bulan borç takarlardı. öyleydi.çok daha iyi olacaksın. kızım. inşallah!" "Sen elbette bizim gibi değilsin. Musluk bile açamıyorum. bir bardak rakının şişe fiyatına satıldığı bir yerde. böyle "Hiç sorma!" dedi. Demet. ne bileyim. sokağın. eve ayakZiya Bar gibi. Barın etrafına yığılmış insanların yarısı (diğer yarısı 'entel'leri seyretmeye gelmiş. kadının kendi özlemlerinin ifadesine dönüştüğünü izledi. hâlâ bir yatağım yok! Yani. gündelik yaşamayanlar sayılıydı. genç kıza yönelikmiş gibi başlayan duygudaşlık gösterisi"Erkeksiz kadının efendice yaşlanması gittikçe zorlaşıyor. sahici. biz de erkeklere sarılıyoruz!" Konuyu değiştirmek istedi. çok güzeldi! Ah darısı başıma!" nin tıkandığını. okumasam da bir kitap! İnsan kalkıp bir duş almak bi!" istemez mi? Mümkün değil! Annemle Filiz uyanmasınlar diye. ayol! Başucumda bir komodin. bir sigara tablası. Kırkıma larımın ucuna basa basa giriyorum. Rodoplu. bunların evcilik oynar gibi ev düzenlemeleri!" "Şeekerrr! Bu da. Demet. en basit medeni ihtiyacım. üzerinde bir lamba. "Ne garip. eli para tutan esnaftı. Aslı'nın yanağını okşadı. "Kanepede yatmaya berdevam. iyi yürekli Tülin. "Sen "Fatma'nın kızdığı. her şeyi olsun istiyor! Geçen gün. 'anne!' diye sarılmaları gibi. lık bir porselen takım almıştı. bir kitap! Okusam da.

Hemen anladı. 'seninle evlenmek durumundayım!' 'Hiç de değilsin!' dedi. kayınvalideli. 'Günay'cım!" "Mümkün değil!" "Hayır. virmek arasında yaşamsal bir fark yok muydu? "Beden senin." diyordu." erkeği sorumluluktan azat ediyor olmasının payını sorguluyordu. bir sıkma başın ekrana çıkma hakkından önce geliyor?" bir yöntem de öneriyordu. en ateşli savunucularıydı. Jimmy. cinsel özgürlük? Neden. kadın haklarının ların kadınlara cinsel ilişki özgürlüğü veriyor olmasına bağlıyor." diye omuz silkip. bu insanlar. Günay." "Ne kahramanlık. 'Ben kendi bebeğime kendim bakarım!'" Birkaç gece önce birlikte seyrettiğimiz bir filmi italik'liyordum. "Ne oluyor. "Ben sana kızlığımı verdim. 'cinsel' özgürlük? Neden. Elie. bir dönmemin. neden bu memlekette en hızlı yayılan ve kabul gören özgürlük. borçlu olmakla. 'Gorkhma! Gorkhma!' oynanıyor. karıların gölgelerine mi sığınıyorlar?" "Eşitlik.' dedi. söz konusu hak"Düşünsene. Elie 'ye. düşman . düşünce özgürlüğü değil. ikmale kalmış çocuklu yaşamlarını paylaşmazlardı. kızım. Bu tür olguları çözümlemek için Agatha Christie yöntemi dediği basit "Bir cinayeti çözmek için. terk ettikleri demekti.layıp. değil mi?" dedi. değil! Pazar ahlâkı! Ceplerine bombalar yerleştirip." diye ağlayan bir genç kadına. Eşlerinin buralarda görüldükleri de vaki değildi. bu olguyu. "Gerçekten de bir tür. baldızlı. değil. öyle yapmak lâzım. işe ölümün kimin işine ve neden yarayabi- leceğini saptayarak başlamazlar mı? Galiba. sırt çe"Hamilesin. inanç özgürlüğü değil de. istemeseydin vermezdin. dersin? Erkişiler. Ne ki. eleştiri özgürlüğü değil. yiğit Kadının cinsel özgürlüğünün hızla kabul edilmesinde. bu olgunun karargâhına dalan bir özgürlük savaşçısı ile eşitlenebilir mi insan?" "Hayır. kadınlara hiç benzemeyen mütevazı eşlerini. bir homoseksüelin ekrana çıkma hakkı.

Ellisine geldi. Cezasını versin!" bul'da kocaman bir çevre. Doktor bir kadın. ama. adalet duygusunu rencigazetecisinden yazarına kadar. "aczin çelebiliğe dönüştüğü noktada arsız arsız sırıtan haksızlı"Yapma. Bazen iki milyon kazanıyor. Kazancı yerinde ama düzensizdi. Bakıma ihtiyacı var. Devamlı bir işi yok. adam güvenceye kavuşade etmiş. Tülin. Demet'in. "Yok. Tabii." dedi Tülin. bir de tuvalet."Aaaa! Hiç çekemem!" diye evlenmediği yeni "boy friend"iydi) çiyor. Kadın sınıf atlayacak. herkesin gözü üstünde." "Yok. Ayrıca Bilsak'ta ders veriyordu. Savaş?" "Savaş'ın evi de hap gibi. Bu kadın da tam ona göre. "Allah mesut etsinmiş! Ne mesut edecek! "E. . ne diyelim. TRT için senaryo yazıyordu. Testiyi kıran ile suya gidenin bir tutulması. Annesinin evinde bunca zamandır oturmuş. Metin nasıl? Görüyor musun?" "Ama evlenecek o kadınla." ğa" dayanamamıştı. canım. İstan- hasta. cak. "Parayı kurtarmak için adamla evlenmem gerekecek!" "Yine içiyor mu?" "Çok! Çok da şeker bir adam. bu içkisi! Sabahleyin beşte yatıyor. kardeşim. Günde bir defa. Ay dediğin göz açıp kapayıncaya kadar geİyiydi. Bir çocuğu var. tabii. "Bir oda. "Nasıl. Tülin. canım!" "Hiç görmüyorum. yok. (Savaş. Allah mesut etsin. Metin ona cazip geliyor. Demet'e çok borçlanmıştı. bre!" diye patladı. Evlenmek zorunda. Günay. o da yatmadan önce yemek yiyor. evlenecek. "görsem ne olacak" tonlamasıyla. Daha ne? İkisi için de iyi. ne yapalım?" dedi." diye anlatmıştı Demet. bazen de üç yüz binle ayı kapatıyordu. Aydın bir adam. Aksaray gibi yerde. Senin Metin gibi işte." hak verdi. Bir ev bulabilseydik!" "Çok da pahalı kardeşim. bir mutfağımsı aralık.

ya! Tam annene kanser teşhisi konmuşken. . "Tülin inancını vermişti ona. Tülin." dedi Demet. Gücüme giden emanete hıya- net. canım? İhanetin acısı sıradan insanlarda farklı mı daha değerli bir şey verebilir mi? Brütüs'ün Sezar'da. Metin'le on yıl beraber oturmuştu Tülin. öteki bütün değil mi?" "Öyle. yaşayacak mı yaşa- mayacak mı. Günay. Hayretle yüzüne baktım. yaşam yoldaşlığından daha önemli olabilir mi? Biri parça. borç- ret eden bir kızı vardı adamın." dedi. Tülin'le Metin evlenmemişlerdi. Stalin'in Kautsky'de. Elemanları birebir örtüşen kümeleri daha iyi anlıyordum. doğrusu. insancıl değerler. ev terk edilecek ki. kalbini kırmak "Gücüme giden bunların hiçbiri değil." "Öyle. Bir de." dedi. Tanıdığında müflisti. İnsan insana inancından düğüm gibi bir yara olmalı. İçtiği zaman çekemiyordum. artık ben de çekemiyordum "Doktor hanım çeksin bakalım. ya da son zamanlarda Oprea'nın Çavuşesku'da açtığını düşün- oluyor? Siyasi yoldaşlık. Babasına duyduğu öfke sonucu (psikologayrılmayan. iş-ev-hastane arasında perperişanken. "E. Tülin’di. Tülin. "ama. yine. kendisinden neflar öyle demişlerdi) uyuşturuculara dadandı. rahmetlinin doktoru ile belden aşağı pazarlığa girilecek! Yetmeyecek." dedi. falan! Alçaklıktır. kendisinden büyüktü. ciddiydi! "Neden şaşırdın. Karısı Almanya'da otururdu. hastalık yaşamı aksatmasın! Ne sadakat. tabii de! Ama. hiç değilse kınamayı bile- larının tümüne yakın bölümünü ödemişti kadın. ne vefa! Sonra da. belli değilken.lim!" "Bir şey yapacağımız yok." diye mırıldandı. Tülin'inki. bu!" son zamanlarda. sosyalizm. sen. Tedavi süresince yanından istemediğini söylüyordu. çünkü evliydi adam.

" dedi. Rodoplu. Güvenini. Metin'i işaret etti. Metin'in de davet edildiği bir yemekti. tükürür gibi. Ona da saygı duyuyor- . kendisi Aşkın sihirini. anlamsız. . Suat bunu hiç bilmedi. Günay. faşistler! Ama. Alman'dır!" cını hissettikleri için." dedi. Metin'in yüzünde.. bakalım. Tülin. bir tane vardı. hukuk doktorası yapıyordum. her ikisini de yaptı. Koço'daki bir yemeği daha iyi hatırlıyordu. rezalet çıkardıkları bir an vardır. Madam Maria Tektaş Stein'dır. şının Sıkıyönetim'de çok önemli bir yerde (öyle olmalıydı. çocuklu mazbut bir adamdı. bu "hoş tutma" gayretlerinden bir tanesi de Koço'da. İşte. Metin. Ne ki. "sol ağzı ile konuşan. hepimizi teker teker tanıştırıyordu. Kalabalık bir gruptuk. "Eşi. adam sivilken Suat'ın yakalandığı günlerdeydi. Böyle bir kepazeliği neden kendi ağzıyla itiraf ettiğini anlamayıp "Et kafalılar. Uzun. Suat'ı işkenceden kurtarmakta yardımcı olabileceğini umuyordu. dolayısıyla rudu. dum.. "zindancıların şefaatine sığınmak" gibi bir aşağılanmaktan koÇoluklu. kendilerini göstermek ihtiya"Ne bakıyorsunuz bana öyle?" diye bağırdı. Dostluğu ilerletmeye. hepsi öyle değil. durduramadık onu. Bazı sarhoşların.kırk beş vardı. Ne de olsa otuz yaşında kadın. Ben. Sorbonne'da da. Günay. "Çeksin. onu). Binbaşı'yı hoş tutmaya çalıştı (Yeri gelmişken belirteyim. biz o kadar hazırlıksızdık ki. iki kişi olarak afallayan Binbaşı'ya. Günay. Metin de o noktadaydı. söylüyorum?" "Benim eşim. askerlere ilişkin tüm düşüncelerini de açıkladı. etti. çok eski bir mahalle arkada- bile silahlıydı) olduğunu keşfetmişti. Robert Kolej'de de. "Yalan mı." dedi. yüreği mangallaştıran. Tüolası yardımını. tabii." diye saygı duyabilirim. sevgilinin yanlışlarına sonsuz bahaneler bulduran gönül zenginliğini elbette unutmuş değildi. yaptı. orada. "O mu? 0 benim eşim değil!. Size. sarhoş bir gülümseme belirdi. yitirmenin en kolay yolu. Sıra Tülin'e gelince. Ama birkaç yıl önce. sakin sakin dururken. ahlâk düşkünü takımından" damgasını yemekti. Binbaşı. ne lin'le.

peçetesini katladı. ciddiyim!" Yine güldü. "Her emelim her arzum yine sensin. "İyi. Her türlü yardım olasılığı da onunla birlikte gitti. işte. şey vermiyordu ki!" "Herhalde!" geriye attı kendini. Tülin. iyi. . aniden "Hayat zor." Ayşe'nin sigara ve alkolün mah"Bu emele bu gönül nasıl ersin!" vettiği sesi. Günay. adı Cüneyt.. genç olduğu için daha da iyi. bu havadisten çok hoşnut kalmış gibi kıkır kıkırdı. Tülin. kolsa kol. Metin bundan fazla bir Demet. "Vallahi. bitti. üstelik içmediği. Birileri bağırıp çağırıyorlardı. matrak matrak gülümsedi. izin istedi.devam etmeye çalışıyordu ki. hayretle dönen Günay'a. "size bir şey söyleyeyim mi. çocuklar. Düşüncelerinden sıyrılıp. "Ne münasebetsizlik. Gezi'de oturuyoruz. herkesi şaşırtan bir açıklama yaptı. Şimdi. ablam be"Serseri bu." dedi. else el. be!" dedi. bakıyorum. tekrar masadakilere döndüğünde. büyük bir gürültü koptu. korkuyorum! Hayat zor korkuyorum! Gorhma.. bakıyorum. Sonra bir erkek sesi duyuldu. "Vallahi tatlı kaçık!" "Boşuna 'Beyaz Dizi' nim!." "Elimi tutuyor. Binbaşı. insanın kendisini kadın hissetmesi hiç de o kadar zor değilmiş meğer! Ben cinsellikle dostluğu karıştırırmışım. Taksim'de. Kendisi de inanmıyormuş gibi yemin etti yine.." "Vallahi!" "Ciddi misin?" "Vallahi!" dedi." diye düşünürken. kalktı. Cüneyt'e. Demet'i. Tülin'in aşk hayatını sorgularken buldu. mikrofondan yankılandı. "Şimdi genç bir delikanlı var. Ayırdım. başka şeyse başka şey. Gorhma! Gorhma! Gorhma!" Demet dememişler?" "AYŞE BU!" Tam bu anda.

seninle mi uğraşacağız! Çıldırmış gibiydi. Demet. dudakları titriyordu. "Bırak be. hemen hepsinin gördüklerini kay- uzanıyordu ki. niçin?" "Milleti rahatsız etmeye ne hakkın var. Yol açanlar. kendilerinden sorulduğunu hatırlıyordu. "Ne üç Üç kuruş değil mi. Rodoplu. "Otur. makyajı sıvaşmış kadına şöyle bir bakıyor. kolyeli adamın yakasına yapışmak için "Dağdan gelip bağdakini kovacaksınız. Arkalarından gelen. "Kerhaneci! Burası kerhane ten başka ne konuşuluyor? İkiyüzlü. aniden sustu mikrofon. Fatma."Tamam. bırak şunu!" tüsü izleyen bağrışmayı bastırdı. Az sonra. tamam!" Anlaşılan mikrofonu elinden almaya çalışıyordu." her gece. zıp"Şeekerr! Bu tangoyu da çok sever!" dedi. Kalabalığın gürül- lamaya. "Mağara adamı! Kıro!" Fişten çekilmiş olmalıydı. Amerikan Kız Koleji mezunu olduğunu. sonra da Yüzü kızarmıştı. "Bırak be!" "Anne!" Aslı dehşet içinde fırladı yerinden. Ahmet'e yaslanmış. canım sen. kötü kötü baktı. Fatma’nın. gözleri parlıyor. it! Bütün gece oraya ayı gibi dikilip hangi fıstığı yatağa atacam diye beklersin! Allah'ın kırosu! Bir gün karını be! Randevuevi! Pezevenk! Bak. be?! Hay. şu masalara! Bu gece kim kimi düzecek- . yok bir şey. senin aşkını. değil mi?" kendiişlerine dönüyorlardı. hırt! Bırak! "YILLARCA çektim. Aslı. adam. be! Hangi üç kuruş?!" diye haykırdı. Demet yetişti. gözle görünür biçimde titriyordu Fatma. Kıroluk suçlaması salon adamı cilasını "Kaldıramıyorsan içme! Her gece. Arnavutköy'ün bir zamanlar "Yeter be!" diye bağırdı. be!" kuruşu. kalabalığın üstünden annesini görmeye çabaladı. senin gibi müşteri olmaz olsun. belirdi. tümüyle silmişti." dedi Günay. göbekli. dedemeyecek kadar içkili olduklarını fark etti.

Bu 'enteller'in ne zaman ittifak yapacaklarının belli olmadığını. yarın iş günü." "Ne dayanışma. kendisine hâkim oldu "Yusuf Bey! Kendinize gelsenize. "Şu farkla ki. her türlü rezaleti olmamış gibi yapmakla yükümlüydü. "Yapma Abi! Görüyorsun işte. değil mi?" indirip. bağımsız. siz! Ağzınızdan çıkanı kulağınız "Üst sınıf numarası çektim. pezevenk!" Ahmet araya girdi. özerk. olmaz! Sizin karılarınız başka. hâlâ söküyor?" özgü niteliklerle donatılmış sanıyoruz ya kendimizi." dedi. değil mi? Söyle. "Aydınlar olarak. "Toprağın bol olsun. oradaki herkes. herkesin içinde. yacağını hesaplıyordu sanki. biz başka. "Meğer. bu tür barların da 'reza- let ruhsatı' almış olmalarının gerektiğini düşündüğümü söyledim. artık kalkalım. bunun müessesesi için hiç de iyi olmaSadece 'biz'im değil. "Çok benziyor. Adam. ahlâk anlayışımızı dayatan biziz. Fatma. son tahlilde haklıydı. sun ki. Adam. hiçbir şey söylemeden uzun uzun etrafına bakınmıştı. Müşterilerden en köylü komisine kadar. emreder gibiydi. artık dayanamayacakmış da patlatacakmış gibi." gözlerinde korku gördüm. Haydi.getir de görelim! Yooo. inanır mısın. iş yapmak istiyorlarsa. "Kadına bak. sarhoş!" Yusuf. sanki. öyle değil mi. duraladı adam. yatağa atmadık diye bozulurmuş!" duysun!" Rodoplu’nun sesi buz gibiydi. Gramsci usta!" aldırmamış. "Biliyor mu"Camideki gibi mi?" diye sordum. kendimize ama altta kalmak da istemedi. çevrede izleyenlere pis pis sırıttı. terbiyesizlik ruhsatımız var." diye anlattı Günay. eğer yaparlarsa." uyarılarına . Tülin'in "Çocuklar. acı acı. ihtiyacını giderdiğini anlattığını hatırlattı. Ünlü bir kadın öykü yazarımızın. Ona rağmen. aksi halde işin içinden çıkılamazdı. be!" diyerek döndü. bir adım attı. külotunu "Espri de corps!" dedim. orada.

"Hadi. nefis ye istersek." büküldü kadının. Ahmet'in kızardığını gördü Günay. Tülin ile Günay kaldırımda onların hareket etmesini beklediler. Ressam. "Kadın pistte ba- Kapıya doğru "yürümedi. süründü" kafile. Kahve içerse. Hadi. masaya yumruğunu vurdu. "Adresi biliyorlar mı?" diye sordu Günay. Buradan ben istedi"Kahve içemez. öfkeyle. caklarımın arasına saldırdı. "Uykusu kaçar. "Rakı istiyorum." bir Napoleon var evde!" Aslı. Demet. orada devam edelim. Tülin. sının hayra alamet olabileceğini düşündü. Ahmet. Utanan bir Meşrutiyet zampara- . Ağlamak üzere olan küçük bir kıza benziyordu şimdi. ben de nefis bir konyak ikram ederim." dedi. İki taksi çevrildi." dedi Ahmet. ğim zaman kalkarım. Taksi hareket etti ama Ahmet hâlâ onlarla beraberdi." dedi. dudakları "Kahve içmem!" diye sızlandı. Demet ve Fatma ile birincisine yürüdü. "Bu kadının gecede bir saat uykusu ya vardır.Olayları hatırlamaya çalışıyor gibiydi. Ahmet. Birden. onu da beceremez." dedi. bize gidelim. be!" "O kadarını da kaldıramam. kahve. hanımlar. içki neAhmet'in sesindeki yumuşaklıktan etkilenmiş olmalıydı. durdu." dedi. "Bir rakı daha istiyorum!" "Boşver Fatma'cım. heyecanlandı. yüzünü buruşturarak." "Doğru. ya "Öyleyse. o herif istediği zaman değil!" yoktur. "Hani sana gidiliyordu?" "Evlerine gidiyorlar.

sağlamaktı. daha da erken harekete geçerdi gün ışığı. yeni güne barışık başlamasını itibaren arayabileceğimiz anlamına geliyordu. Bunu en geç saat dokuzda bitirecek şekilde zamanlardı kendisini.IV Ertesi sabah. Edilgen bir ilişki değildi bu. kendisinden Amacı. Günay Rodoplu'yu en geç saat dokuzdan . Gün ışığı ile Bâtıni. yaralarını iyileştirmek. bizler için. dürterdi Günay'ı. gelir. Günay'ın onu aramasını gerektirmezdi. bulur. güneşle uyan- dı. Kötülüğe bulaştığını hissettiği. arıtmak. Hiç ışık sızdırmayan bir odada da olsa. Bütün bunlar. sızmaya benzer bir uykudan sonra. kerterizini onarmak. Günay'la mümkün olduğundan hızla hesaplaşmak. vakti geldiğinde o utandığı zamanlarda telaşlanır. ağır. bir ilişkisi vardı: "Vicdanı" olduğunu söylerdi. adeta Şamanistik.

"ama bu sen değilİtiraf etmiyordu ama yüreğindeki ağırlığın önemli bir bölümü dünkü "Hadi. söylendi. "Hangi yumuşaklık. Vazgeçemezdi de. Bir daha hiçbir şey yazamayacağını söylemesine karşın. severek yaptığı her şeyi 'biçimsellik'le suçlardı) uçuk pembe bej yatak odasına bakındı. Hangi yurt. alabil- gözden geçirdi. imza gününden. ya onlar" meselesi haline geldiğini söyleyen kendisiydi. savrulan. hangi ulus!" el hareketiyle aşağıladı. Türkiye'de meselenin hızla "ya biz. oradan. sual etmemiş olduğunun farkına varmıştı. Suat'ın benmerkezciliği (hep kendisini anlatmış. "Ne sahtekârlık!" diye. Bir Her şafağın iki yüz bin taze mezarın üzerine doğduğunu. hangi huzur! Bu cevabı korkuttu onu. darmadağınık görüntüsü ile karşılaştı." dedi. kendi görüntüsüne. alabildiğine taşkın. aynadaki şiş gözlü. Kalktı." "Kendisini kapıp koyveren bir toplumdan." disini. sin!" günün verimsizliğinden kaynaklanıyordu. Azize Hanımefendi'nin kabrine fırlatılan sigara. vazgeçmiş değildi. sen de!" yitirilen zamanı düşünüyordu.madı. çok şükür!) Fatma'nın cinnet diğine müsrif bir toplumdan savrulan artıklardı. Aynaya döndü yeniden. ulusunu gerçekten sevip sevmediğini sorgularken buldu ken"Türk halkı kötülüğü bizzat mı üretiyor. cenazeden. Müthiş bir öfke duydu. ihtiyar yazarın hilekâr gözleri. Kadınsı bir yumuşaklığın "bi- Kalktı. Günay'dan boyutlarına varmış gibi görünen rahatsızlığı. esiri mi oldu? Biraz buna çimsel" öğeleriyle donattığı (kendisiyle barışık olmadığı zaman. Ziya Bar'dan arta kalanları Bir an. Bilemiyordu. "Bir yurttaş aranıyor. . oturdu. Tiksinti çağrıştıran bir duygudan başka bir şey saptaya- Yattığı yerde. bağlı galiba.

Müslüman olduğumuz yalan. milyarlarca liralık "Bir milyondan fazla yüksekokul öğrencimiz var. metrelik cetvelimiz var. Türkibilen profesör sayısı parmakla sayılacak kadar azdır diyorum. o adam yolsuzluk yapıyor demiyorum. rencide boşaldığı için 'ahlâk'ı da yeniden tanımlamak lâzım. Ayşe. dünyanın en eski uluslarındanız. Cumhuriyetiz. belki de olur. bin gramı doğ- yalan.miş gibi. hâlâ ameliyat yapma cüretini kendisinde buluyor. NATO'nun en büyüğü ordumuz var. yüz santim olduğu yalan.. diyorum. ben. daha sayayım mı?" ğu yalan. tüyler ürpertici bir Türkiye tablosu çiziveriyordu. isyan edermiş gibi. yaparsa. temye'de profesör olmak için iki yabancı dil bilmek gerekirken. illa da. iktidar olduru tartabildiğimiz yalan. o kazanıyordu. Son on yıldır bir tek kitap okumadığı halde. yüzbinlerce camimiz var.. demokrat olduğumuz yalan. ahlaksızdır. tabii. kilogram kullanırız.. Örneğin. hatta. Hep miş gibi. eğittiğimiz yalan.. çünkü muhasebeciliğin m'sinden anlaonu diyorumdur. matbaalarımız var. bıçak kemiğe dayanmış gibi. Şimdi. Bir bilimi sör' kelimesinin 'iddia etmek'ten türediğini. Türkçe konuşuruz. Büyük Yalan!. inanırmış gibi. ülkemizi savunabileceğimiz lüdür. tarihimiz yalan. 'doktora yapmanın' bir biona doktorluk edebilecek kadar iyi bildiklerini iddia ettikleri gibi bir Büyük Yalanı paylaşırlar. ilk akla gelen Ayşe'nin kocasını aldattığı madığı halde.?" "Ahlâk kaosu.. Kim daha iyi . gazeteciliğimiz yalan. konukseverliğimiz ünolmuş gibi. 'Profelimi revize ya da tedavi edecek seviyeye ulaşmak demek olduğunu . Günay. hatta eğlenir miş gibi yaptığımız doğruydu.. birbirimizi anladığımız yalan. hükümetimiz var. "Ahlâk kaosu dediğin.. muhasebeci geçinir demek istiyor olabilirim. Türkçe'de kelimelerin içi "Ritüeller ülkesi" olduğumuza katılıyordum. birbirimizi sevdiğimiz yalan.Bazen. 'Ayşe ahlâksız bir kadındır.. (Burada kelime oyunu yapıyordu. şekilde falan profesör ahlâksızdır dediğim zaman. bir dil olsun belliğinin masada bıraktığı canlara kayıtsız kalabiliyor. sana. Aynı. Oysa.' desem.

Onu yapar. fiziki yetersizlikten bahsetmiyorum. İzleyen. Ne ki. zamanın Devlet Bakanı Adnan Kahve- gösterdi. Prof. "Timsahın gözyaş- ları desem. yetersizin. ayakta kalmaya en layık olan den de yetersiz olanları toplaması gerekir. piyasa. hatta 'sahici' profesör olma yolundakilere geçit rüşvet almayanı barındırmaz. Dermanı kendi elinde değildi. Kahveci'nin bakanlığına bağlıydı ve onu Türkiye'de tutacak olan da. Bu kıyım böyle gider. Mastürbasyon desem. desem. Topluca cinnet geçiriyoruz. ayaklarına do- ." 'sahici' profesörlere. yerinde kalabilmesi için. ahlâklı insanların "yaşam sahanlığının tehdit "Güçsüzün. Günay. Türki"Nasıl değerlendirirsin şimdi bunu?" dedi. en yetersiz olandır." "Anladım. adam T.hatırlatıyordu.C." teorisi tam tersine işler. namusluları. en zayıf." Rodoplu. ye'den kaçıracak olan da Kahveci'ydi! Ekonomik Bülten gazetesinde. katlanarak hızlanan çöküştür. Namussuzlar. deryan bir 'iktidarın ima ettikleri korkunç. bir mafya oluştururlar ki. ayakta kalan. iktidar olma- giden. sözüne ci'nin "Aslıcan" (Çocuklarının adıydı!) takma adıyla yazdığı bir makaleyi lent Gültekin'in. Zabıta. Gültekin. makûs seçim (makûs talih gibi. adam kendi ismini kullanmamış.) Bu yetersiz insanlar zamanla öyle bir şebeke. Gerçek üzüntü desem. Darwin'in değil. çevresinde kendisin- altında olduğunu söylüyordu. TKKOİ Başkanlığı'ndan ayrılmış olmasına hayıflanan. politika. uğursuz seçim) dedikleri oluşumu besleyen de budur. sadık tüccarı. Makale. Batılıların. Türkiye'de istisnasız her alanda yaşanan facia budur. yalan söylemeyeni. negative selection. tam tersine. Türkiye'nin uluslararası değeri (adam dünya finans- man mekanizmasını elinde tutuyordu) tartışılmaz bir teknisyen olan Bü("kaçırdık" diyordu) iki sayfalık bir ağıttı. Türkiye'de. Tabii. Yani. iktisattaki kötü paranın iyi parayı kaçırması ilkesi gibi vermezler. Bakanı! Cinnet bu. ters manı kendi elindeydi.

evlere kapanmak da çözüm değildi. Ben aydınları eleştirirken sen bana 'Ama. Ben ise bu konuda Gramsci'ye hak veriyorum.laşmayacakları bir yerlere sürmüşlerdi.' diyorsun. egemen sınıfların toplumsal. hayali "Dinliyorum. kütüphanelere de bulaşmıştı. koyu renkli bir sıvıydı. "Var. Nitekim. Ancak. Anlıyor musun?" olduklarını varsayıyorsun. Türk aydınlarını bir kalemde silip atmasının doğru olmadığını düşününımı sıkıyordu. ekonomik. Ne zaman aydınlara ilişkin bir şey söy- lesem bakışlarını kaçırıyorsun. 'Yüzünü yıkamamışsın. 'sol' arka-planının seni 'aydın'. siyasal ve Bak. 'aydınsallık'ın.' gibi bir şey bu. İttihat Terak- ." yorum. mülkiyeti. korkarım. bir 'meslek kategorisi' olduğunu savunuyorum.. bağımsız ve özerk bir grup ratmakla görevlendirdiği kendi 'öz-uzman aydınlarını' yaratır. hayali ihracatçılar ortalıkta cirit atarÖnce. senin 'bağımsız ve özerk' bellediğin bu iç-çevre. Ben diyoki'den bu yana. yükseldikçe yükseliyor. "Sen benim 'iç-çevre' dediğim insanların.. yordum. Millet cebini doldururken. yağlı. Ayşe de yıkamadı. bak. kendi gelişmesine en elverişli koşulları ya- rum ki. kapıların altından girmekle tehdit ediyordu. kokulu. ihracatçılar daha kötü." "Ne alakası var!" Kızmıştım. Ağır. "Büyük Yalan". Aramızdaki en önemli anlaşmazlık bu herhalde. 'Ama. "Seni gidi statükocu!" diye takıldı. yazarları hatırlatıyordu. Bir diğer nedeni de. İmza gününde örneklerini gördüğü Günay'ın yargılarını zaman zaman çok katı bulduğumu söylemiştim. burjuva arka-planından dolayı. Bunu söyledim ona. Ne ki.' diyorum. sonra ciddileşti. ken. onları bırakıp aydınlara yüklenmek haksızlık geliyor. adamakıllı ca"Bunun epeydir farkındayım. 'ilerici' ya da en azından 'demokrat' bellediklerinin yanlışlarını hoş görmeye şartladığını düşünüyani paranın kimin elinde olduğunu ve dolayısıyla kimin elinde olmadığını çok fazla önemsiyorsun. her toplumsal sınıf.

Düzenin organik aydınlarının 'yeniye' görevleri gereği geçit vermeyeceklerini düşünüyorum. İttihat Terakki cuntasının aydın kategorisidir! Aydın tipini. ekonomi-politik profesörünü. hayali ihracatçılar -senin deyişinle. Evren. biraz araştırırsan. uygarlaştırma misyonu' da. Türkiye’nin kurtuluşunun ancak kün olabileceğine inanıyorum. Az önceki "statükocu" suçlamasını rından söz ediyordu. edebiyatçı. filozof.müm- ramı irdeleyeceksen. sanatçı simgeler. kendi organik aydınlarını yarattı! Bugünün kendilerini edebiyatçı. Gazeteciler. deyiş yerindeyse. tabii. Babıâli'nin ileri gelenleBenim işaret etmeye çalıştığım. iç çevresi. hukukçusunu yarattığı gibi. Sunay. kelimeyi unvan olarak benimseyenlerin ortak unsurlarından yola çıkmayacak mısın? 'Paşa' kelimesinin çağrışımlarını. Çetin Altan'ın bir yazısını okuyup sokağa döküldüğümüz günlerin anıları belleğimde henüz taptazeydi. Günay buruk bir acı veriyordu. filozof. duklarını düşünürler. gibi isimlerden soyutlayabilir misin? "Hayır. "Ama başka çaresi yok ki! Yazıyı yazarından nasıl soyutlarsın? Kavhalkın Büyük Yalan'ı yüzümüze vurmasıyla -yani. İttihat Terakki ile hızlanan 'Türkleri kendisiyle birlikte sanayi teknisyenini. meseleyi kişiselleştiriyorsun." demek zorunda kaldım.zurnanın son deliği!" "Ama. 'Türkleri uygarlaştırma misyo- rinin hep bir ucundan 'İttihat Terakki'ye bulaşmış ailelerden geldiklerini nu'nun bu ülkede dayattığı 'otoriteci ahlâk' sisteminin Büyük Yalanı doğurmada en büyük etken olmuş olması. Hal böyle olunca Rahatsız olmuştum ama yine de itiraz ettim. İsim veriyorsun. sanatçı olarak gördükleri için 'aydın' olgörürsün." Şaşırmış gibi duraksadı. düşünüyordum. Putlaştırdığım birileri de yoktu ama gençliğimin ilahla- . açık toplumla!.kültürel alanda yarattıkları aydın katmanlarından birisidir! Kapitalistin efendim. Herkesin önünde eleştiriyorsun. Şimdi.

ama her atış. duruma. "Ben Değeri Tiryakiliği" adlı kitabını okuyordum. becerebiliyordu. belki de Arabistan’ı Hıristiyanlığı kabul etmiş "Tam tersine. kontrol yanılgısı olanların sayısı artsa da biraz bulurdu. oyunu başka bir so- ya bugün ve bu saat müdahale etmekle yükümlüydü. Keşke. ne ki. en iyi kullanabildiği araçla müdahale edecekti. Yirmi yıl sonnuca sürükler. bu saat. canım! Böyle ilkel işin içinden çıkamayız!" Maxime Rodinson'u hatırlatıyordu. tarihsel durum onun yerine bir bir determinist önermeyle ya da düşük seviyeden bir Marksist formülle doğmamış olsaydı. Öte yandan. paniğe benzer bir ruh haline kapılmıştım. Daha önce de söylediğim gibi. ne refahın. Kadir Özer'in yanılgısı' dediği. arkadaşım.' "Tam tersine. kimse vazgeçilmez değildir. ama 'Hayır: Muhammed ra gelen bir Muhammed. gülümsedi. ola- kişi önce kendini ıslah edecek. Bu kavgada Günay'ın kendisine uygun gördüğü yazıydı ama bu araç poli- ." dedi büyük bir ciddiyetle." "Kuşkusuz. nefes alsak. Doktor ‘un. 'kontrol düşündüm. transandantal olduğu için koruyamıyordum da onu. Dr. Ona söylediğimde. "Eğer Muhammed doğmamış olsaydı. Eşyalarının kaybolduğunu neden sonra fark ettiğini. o da çekiyordu. (Yalçın Küçük olsa 'mazoşizm' derdi) "ben olmasam tufan" türü psikolojik sapmanın Günay için de söz konusu olabilirliğini başka Muhammed çıkarıp getirirdi! Öyle mi?! Yapma. O sıralarda. Her zar atışta tesadüf vardır. "Büyük Yalan"ın bütün izlerinden arındıracak. çok daha farklı bir boyut- koşullarından kaynaklanmadığı. Kendimizi kandırmayalım. Nasıl'ına gelince Yaşam sahanlığını "Büyük Yalan"a terk etmek istemeyen herkes. bugün. işler hiç şüphe yok ki. çok farklı olurdu. gün. saat. sonra da. hemen hiçbir şeyin fiyatını bilmediğini. özel Bir anlamda hep vermişti.ta ve bir o kadar derin. akademik unvanlarını kimlik karbir yönüyle ne denli savunmasız olduğunu bir kez daha idrak etmiş. ne de kariyerinin keyfini sürmeyi tı gibi bürokratik belgelerden ibaret gördüğünün ayrımına vardığımda. aynı acıyı.

sinirli ve öfkeliydi. kendini beğenmişlik olasılığını güçlendiriyor gibi görünüyor.tika. cevabı. her yüce şey!." dedim. yazmaktan vazgeçmeyeceğinden adım O sabah. "Evet. Büyük Yalanı doğrulayan kahredici olayların sayısı arttıkça. sızlıkla eleştirmesine. Günay. onu. hemen her zaman aynıydı." rak. Ama. 'Var olsun evrendeki her yüce şey. bu denli sorumluluk hissettiğini de daha sonra anlatacağım). Dmitri kendisini hiç durmaksızın ve başkası olsa asla kıyamayacağı bir acımaonca insan kayıtsızken. zaman zaman kusturacak kadar ağır basan tiksinti duygusunun gerekçelerini sorguladığında. mihini" göz ardı edemiyordu." diye fısıldadı. (doğal olarak!) dinlenememişti. ikiyüzlülükten olduğu kadar sıradanlıktan da iğreniyor olduğunu keşfetmiş olması. sonuçta vardığı yer. Ama. Hırçın. 'Haydi. kendisinin dertleniyor olmasının paranoya "tel- Fyodoroviç'i gibi. sanat. itiraf et. "Dostoyevski'nin. Öte yandan. parmağımı yüzüne doğru sallaya"Sen bir seçkincisin!" Gözlerini kocaman kocaman açtı. Var olsun içimdeki "Günay Rodoplu. kendi hayatıGünay olmuştu. kısacası beşeri faaliyetlerden herhangi birisi olabilirdi. düşünüyordu. Sorumluluk duygusu izin vermeyecekti (Neden. bir yerlerde bir yanlışlık olduğu umuduna kapılıyor. bre!' diyorum. endüstri. "O zaman da. daha doğrusu. Rodinson'un kitabını ona ben vermiştim." dedi. öldürücü nefret duymayı beceremediğini "Bilgi" ve "malumat" ayrımı ile ne kastettiğinin somut bir örneğiydi na ilişkin "bilgi"ye dönüştüren. hırpalamasına neden oluyordu. Rodinson'la ilişki kuran gibi emindim.. Daha doğrusu. "Evet! Ben rasyonel otoriteden yanayım! . Sahici bir militan olmayı. Bütün bunları bildiğim için.

meyhanelerde. daydılar. "Estepeda!" diyordu. ama!" Sabah. martıları. Deha'm. aynada kendisini süzerken. gözler şaşı. doğururken donmuş kalmış insanları. vb. öyle kalmak. "Bir. nutuk atarken. var. üç! Estepeda!" diye bağırırdı. zaten kanamalı midesini berbat ettiğini biliyor. Ben geldiğimde. yüzünü duvara döner. "inat için" yaktığı sigarayı hiç Sana bir sır vereyim mi? Amerika'yı ziyaret eden Oscar Wilde'in. Galiba 'tıp' diye de bilinirdi. dil dışarıda. ayrıntıları ile anlatıyordu Ro- . "Hangi Oyunda. Sigaranın görüntüsünü çirkinleştirdiğini. aniden. yanaklarına renk geldi. muştu. Yeterince hızla davranmayıp ebeye yakalanan onunla yer değişbu dünyadan olmayan. malı?" "Estepeda'yı! Bugün ona bakmayacak mıydım?" "Öyle miydi?" Kızardı.'Deklare edecek bir şeyiniz var mı?' diye soran gümrükçüye. Oblomov ama?" "Saçmalıyorsun. odayı kokuttuğunu. Koca İstanbul’u bir an- "Estepeda" bir çocuk oyununun adıydı. Telaşlandı birden. birisi. "Nasıl." dedim. da donduran. arkasında türlü şekillere giren (sürekli hareket etmek şarttı) oyuncuları görmez. numdaysalar. kendisini dünkü gibi Kendisine böyle aptalca sıfatlar yakıştırmasından nefret ediyordum. rüşvet alırken. Bu hali de kızdırıyordu onu. uzun etme de. 'donmak' zorunBu masalsı (ya da bilimkurgumsu) kitapta. hastanelerde.' demiş olmasından oldum olası gurura benzer bir şey duyarım!" söndürmemiş gibiydi.. günlerden bir gün. güçlü bir ses. "Hadi. Yedi tepeden yankılanan meşum bir sesti. yabancı ses. 'Evet. malı görelim. kül tablası hemen tümüyle dolbir gün geçirdiği için cezalandırıyordu. dahası. Komutunu duyan oyuncular o anda hangi kotirirdi. bu. Kerhanelerde. ki. ebe. sonra. Uzay gibi sessiz (bunun nasıl bir şey olabileceğini kestirebilmek için günlerce kulaklarını tıkayıp dolaşmıştı) ayın yüzeyi gibi kımıltısız bir hayalet şehre dönüşüyordu İstanbul.

alışkanlıkların karanlık çölünde kurutmamak" için olağanüstü bir gayret- kalıp varsa. 'benden başka herkes aldanıyor' demesi güç şüphesiz. her şeyden önce "sahici"ydiler. Pompeii'yi anımsatan bölümleri vardı ama şehir İstanbul olunca. "Büyük Yalan'ı paylaşmayı reddetmişler. İlki. Meriç'in aktardığı. bir fahişe. ama sahiden herkes onu haykırmaktan çekiniyorsa. bir sanayici. bir imam. Bir adamın. bir öğve bir de şekerci. felâketten kurtulanlar da onlardılar. başkaları farklı düşünüyorlar diye. sentetik renklendirici kullanılmaması gerekliliği bunlardan biriydi!) inatla savunmuşlardı. hep umutsuz olmuşlardı. Habelirli merkezlere ulaşmaya çalışıyorlar. ortak özelliklerini keşfediyorduk: Bu insanlar "yerli"ydiler. sadece ve sadece bir düzine insan olduğunu öğreniyorduk. Hep mutsuz. Birbirlerini tanımıyorlardı. Emanet kafalar'la düşünmeyen insanlardı. hem de alçaktır. karşılaşmış olsalar. Akılcı bir gerekçe bulunamıyordu ama kurgu çözüldükçe ilk anda fark etmediğimiz İkinci bölümde kafilenin neden başkalarının değil de. Her biri İstanbul'un bir ucunda oturuyordu. hem budala. bir serseri. otoritenin dayattığı ne kadar direnebilen. lardı. sonunda Taksim'de buluşuyorkurtulmuş olduklarını anlamaya yönelik çabaları anlatılıyordu. akide şekeri imalatında. Dehşet vericiydi. yakınlarınızın cesetleri üstünde yürüyor gibiydiniz. ama "Estepeda!" komutuna Günay Rodoplu'nun iki çıkış noktası vardı. bir ayakkabı retmen. kendilerinin bir şeyi. bağımsız düşünce ve inançlarını (örneğin. sekiz milyonluk şehirde bu felâketten kurtulan tamircisi. görünürde hiçbir ortak yanları yoktu. hepsini sorgulamaktan. birbirlerini fark dahi etmeyecekleri muhakkaktı. bir eleştirmen. Daniel de Foe'dan. "aklın ırmağını le direnmişler. Türkiye'de. bir avukat Sayfalar ilerledikçe. bir sendikacı. yaşamları boyunca. Kıyamet’ten önce yatta olduklarını anladıklarında yaşayan birilerini bulmak umuduyla. bir veteriner. gerektiğinde kırmaktan kaçınmıyorlardı. "Hakikati bulan. . toplumla ya da bireylerle hemfikir olmama özgürlüklerini korumak. bir tarih profesörü.doplu.

neden olduğu savıydı: tüne ne diyorsunuz?" "Abd-ül Kadife. Satır araları okunduğunda. yabancılaşmanın "Peki. asrın başından bu yana huşu ile seyrettikleri Sistina Şapelinin Mikelanj boyaması muhteşem kubbesi altında. Günay." dedi. Kilise milliyetçiliği bırakırda. dokuz dilli Cizvit papazını bağırlarına basmazlar mı? Bir de.." Kitabın sonunda. imam. Hıbır'ın haşiyesine.. şehre ilk kez görüyormuşçasına uzun uzun baktı. sonuçları ne olursa olsun. bir iki Türk kardinal çıkarırsa. Tahmin edeceğiniz gibi yazarın bu- na cevabı." dedi. "Affettirmenin bir yolunu bulsam. Ayaklarının altında uzanan (bir ulusun!) hazin sonunu sergileyecekti. 'Heavy Metal' esprileri çizdirten zevzeklik. "Yazamadım. pencereye yürümüştü. İstanbul'u diriltmek için gösterdikleri gayretlerin İkinci çıkış noktası.aldanıyorsa. "Onun. ğım." "Türk binlerce yıldır yaptığını yapar. "Daha şimdiden Beyoğlu kiliselerinde Noel kutlayan seninkiler. insanların kendi gerçeklerini haykırmaları olduğunu düşündüğü anlaşılıyordu. aklayaca- mısın?!" Birden. Okumaya geldiğim bölüm bu "Kıyamıyorum. Mozart'ın reauiemini yöneten. ama anlaşılan yazmamıştı. yerlilerin Yerinden kalkmış. çok sıkılmış gibi döndü. o ne yapsın?" sözleriydi. Kıyamet'e neden olanlardan bahsediyordu! "Ne dedin? Aklayacak . temas ettiği medeniyetin kılıcı kesilir. 'yabancı işgalci- (zaten bir anlamda hep orada yaşamışlardı) yürüyen kafile. insanın doğru bildiğini söylemek ve yapmakla yükümlü olduğu şeklindeydi." tümü sonuçsuz kaldıktan sonra. Türlerden' kurtulabilmenin tek yolunun. sanki. Boğaz Köprüsü'nden. ya Güneş Taner?" diye sordu sanayici." dedi. ülkeyi esir alan "Büyük Yalan"a. Kafdağı'nın ardına son bölümdü. No/No/No! tişörkiye’yi egemenliği altına alan kalpazanlar mafyasından.

bunlar?" Öyle yaptım. insanoğlunun insanoğluna teğet geçtiği o kısacık süredir: 'Biz' öyle buyurduk. Bir başına. insan olduk." "Amaaan!" dedi. Belki beş bin yıl öncesinin Mezopotamya'sında. sinek savar gibi bir el hareketiyle. "Esasen bunların hepsi uydurma. türümüzü kedilerden iguanalardan ve eğreltiotlarından ayırdık. el yazısı. 'Anamızdan çocuk yapmayız!' dedik.hepsi uydurma!" Yazı masasını işaret etti." diye başlıyordu. "Aslında bunların Üstlerinde. "Bak!" "Nedir. orada ne var!" ları gördüm." dedi. ya Darwin’le ya da din kitaplarıyla karşı koyduk. Sonra herkes kendi meçhulüne yollanır. Öyle buyurduk. "Esasen bunların hepsi uydurma. çakallardan ayrı durduk. insanoğlu insanoğluna kısacık bir süre için teğettir. 'Zayıf kollanmalıdır!' dedik. insanoğlunu insanoğlu kılan. olayı çok ciddiye aldı. Bazılarımız. "Bunlar mı?" "Evet. notlar. Güneşin bir alevden ağırlık ki üç defa milyon defa iki bin milyon ton 'ne iyi ne fena ne güzel ne çirkin ne haklı . Doğa'dan doğal olmayanı talep ettik. su kaplumbağalarından. 'Ne farkınız var?' diye soranlara. belki on bin yıl öncesinin Çin'inde. uzun bir şiire benzer birtakım notlar olan kâğıt- Samanyolu galaksisinin güneş sisteminin kokuşan bir gezegeni olan dünyada. "Bak.

Kendince. endişeli ifadesi vardı. Bir tür büyü. bana bakıyordu.ne haksız' olduğunu unuttu! Kadıncık. en ufak bir saygısızlıkta orayı "Devam et. gözlerini dikmiş. Oysa. güneş devedikenlerini de. meydan okuTaş devri insanı mağarasının duvarlarına çizdiği hayvan tasvirlerinin asıllarını getireceğine inanırmış. elle- nasıl karşılanacaklarını bilmeyen. gözüne yakınlığının her baktığında ürperttiği öteki yara izini boşuna aradı. Sevdiğinin aziz yüzünü canlı kılmaya sıvandı. Canını alıp giden ölüsünü diriltmek için elinden geleni ardına koyan var mı? Neandertal atalarıyla özdeşleşti Kadıncık. hemen terk edeceklerini önceden haber veren insanların. ya da hayati bir gerekliliğin olmayanı var etmek dayatması. Patlayan flaşın elindeki ufacık fotoğrafta yok ettiği binlerce ayrıntı gırtlağına tıkaç oldu. Biçareliğine bir güldü. Biçare bir gayretle atıldı. 'hayatı' karşılıyordu. Kerem gibi yana yana. bir ağladı. bunlardan birisiydi. . Hayretle başımı kaldırdım. Yüzünde. Şiran'ın portresinin yanında. Gözlerini yumdu. Hint fakirlerini ateşte yalınayak yürüten güçleri yardıma çağırdı. Güneşi zaptetmeye kalktı. Kül oldu. Sevdiğini türünden ayırt eden farklılıkların hiçbiri yoktu. " dedi. ama." (1) rini göğsüne kavuşturmuş. Buruncuğunun üzerindekini. zor toparlamış gibi bir sesle. kahkahaçiçeklerini de ısıtıyordu. ayakta. mayı andıran.

erkeğin esirgediği balayını ondan habersiz. Kadıncığın yağmura özendi gözleri. saç diplerine çıktı. Kaşlarının arasına indi. hoşgeldin. bıyıklarının nikotin değmiş ve değmemiş kıllarının yerini ve adedini. O zaman da. başını kokladı. gün döndü. Bez kabardı. her bir hücresinden ayrı ayrı sorumluymuşçasına. canını evine getirdi Kadıncık. yumuşak tüylerini okşadı. Yukarı. Dede Korkut'tan sıkılır diye kıstı. Dışarda Sibirya fırtınası ölüleri mezarlarından sökmekle tehdit etti. . Yaşlar perde olunca aradan çekildiler. Kepekleri üfledi. Bir daha. beze değdi. sisler içinden baktı sevdiği. bir daha okşadı. Gamzelerini sienna-portakal karışımı. ışığı kapatıp karanlıkta bırakmakta tereddüt etti. Binlerce anıyı bir araya topladı. sevgili dudaktaki yarığın derinliğini. tan veren ışıltılarını. Renkler yardıma geldi. yağlıboya tablosuyla yaşadı! Tablo. kaşlarını çatmıyordu. göremez oldu.'Elini tuvalin üzerine koy' dediler. Sıpa güzeli gözlerini koyu kahve. aziz çehreyi gizleyen sis moleküllerini ayıkladı. dua dua. Gardenyaya baktı. İncitmekten korkar gibi. anıları kayda geçtiler. televizyona baktı. bir tanem. Ona Kürtçe türküler çaldı. gözleriyle kovmuyordu. fırçayı yüreğine verdi. Yüreği. ihaneti kaçınılmaz beyaz. Darbe darbe. burun deliklerinin iki yanındaki küçücük kıvrımların şeklini. Saatler aktı. Gülsün 'ün resmine baktı. Şiran'ın inceden terli alnı oldu. Öyle yaptı. İki ay. Hasreti enerji oldu. şakakların da halkalanan saçlarının dokusunu ve yumuşaklığını herkesten daha iyi biliyordu. İnceden terini kehribar sarısı anlattı. Yetmiş ikinci saatin sonlarına doğru. parmak uçlarından aktı. 'fısıldadı Kadıncık. dudaklarını kaçırmıyordu. 'Hoşgeldin. İzleyen iki ay. Yoldan çıkmış iki teli yerlerine yerleştirdi. doku değiştirdi. İyi geceler diledi. Dayanamadı. Hiç olmadığı kadar onunlaydı. sevgili alnı bir baştan bir başa dolaştı Kadıncığın parmakları.

ben sana yeni bir sevgili bulurum! (şakırdayan gümüş Bodrum takıları) Fıstık gibi karısın. bir an. diye şündüm. Kâbe mi bu herif. Gövdesiz başın çağrıştırabildiklerine dayanamazdı! (2) Kadıncık'tan Portre'ye: Bana verdiğin acıdan zevk almıyorum. tablo portre olduğu içindi.Yatağına almadıysa. cevabım lam ve elif olurdu: La! Haykırırım. Aralarında ben de var mıyım. Yemek masasının Ne lan. Kendimi tanıyamadım ya da belki tanımak işime gelmedi. Bülent: dın? (portreye ters ters bakarak) Nilgün: Üzülme be anam. adamın küçücük bir fotoğrafından büyüttüğü portrenin hikâyesini anlatıyordu. Ama değil. Şiran 'ı unutacaksın diye ferman verseler. LaHaHa! (3) üstünden indirmediği o mahut portrenin. Masasının etrafına toplanmış olanları hemen tanıdım. Öylesine çığlık çığlığa bağırıyordu ki. fıstık! Bülent: Bu resmi yapan akademi öğrencisine diploma verirler be! (yerinden kalkıp tekrar bakarak) baktım. hepimizi başına topla- . Kadıncığın kanını yerde bırakmayacaktı. dostlarından intikam aldığını düYeni bir romanın notlarıydı: Şiran'ın romanının. Ama senden yüz çeviremem.

Seni geri getiren resim yeteneğim değil. lokmalarımızı mı. be kadın! edindimmM. .Nilgün: Şimdi. İman gücü. Ben de neşe ne ar a r r r! Bülent: Abla. Toprak kadar soğuk Toprak kadar yabancı Seni seviyorum. şimdi ne diyorsun sen? (8) Kadıncıktan Dost'a: Te ku lil ki Te ku lil ki der be xare Der be xare de bu iser singemen Kewa disa. (5) Portre: Serseri! (belli belirsiz kıvrılan dudaklar!) (6) Kadıncık'tan Portre'ye: Seni seviyorum. Bir daha hiç gitmeyecek! Sen onlara bakma.. yahu. Burası onun evi! Geri döndü. Toprak olsan. sayacak? (4) Kadıncık'tan Dost'a: Kadıncık 'tan Portre'ye.. zevk Sus. (7) Nilgün: Dertleri i i İ. ketva disa helin dani Helin dani a kesara dilemen. böyle başımıza dikilip.

Özgür iradem benim biricik müttefikim.. lan. Anlaşıldı. vallahi burnumun direği sızlıyor! Ne var. Bir kuş görüyorum. ben bir heyecanlanıyorum abi. hiçbir şey anlamıyorum. şu üç günlük dünyada? Bu herif beni böyle üzsün. Bir yakışıklı delikanlı görüyorum. bakıyorum. dünya da erkek mi yok? Herhalde bende bir bozukluk var.. Abi! Ne var yani. üç gün üzülürsem. ben hiçbir şeye heyecanlanamıyorum artık! (kaybetmişlik duygusu) Mehmet: Hiçbir şeyi ciddiye almıyorsun da ondan! Kendini bile ciddiye almıyorsun! Nilgün: Vallahi. irademi kullanıyorum ve sevmeye devam ediyorum. Allah belamı versin! (şen kahkahalar) Yabancı: Karımdan ayrıldığımda ben de çok kötü olmuştum. heyecanlanıyorum. (10) Kadıncıktan Dost'a: Ben de öyle yapıyorum. (11) Nilgün: Bırak şimdi! Ne diyorsan onu söyle! (12) . o biçim! Koy kız bir rakı! Bir çiçek görüyorum.(9) Bülent: Allahalah! Bende bir bozukluk var galiba! Kadıncığa bakıyorum. Ama insan iradesini. heyecanlanıyorum.

Musul'un az berisine.İran 'da konakladılar. öyle koyulduk yola.' dedim. Horsabad'a.Kadıncıktan Nilgün'e : Mardin 'den yola çıktım. lafla olmaz. cefaye Evvel ne de ber wve ve cefaye.' Ahd ettik. Dicle'ye. Kafkasları aştılar. göze alma o cefalı işi. ölür . daha İsa'nın doğumuna bin yıl vardı. Vefasız Atinalılar bile bilirlerdi ki. sarı yolculuk işte.' dedi. Mim. Hint'e uğradılar. otuz altı harfli Aryan alfabelerini sundular. Acemlere dillerini. 'yoksa ne diye coşarsın Cizre'nin yanı başında. böyle? 'Xalib dı dile teda ney ar ek. el sıkıştık. Yari ubırayi muvaxat Na bit bı riya-ı meqalat. ha bilesin. Medler. Dur Şarrukin 'e vardıklarında. Dostluk kolay değil. beni. Derler ki. vefadır birincil nitelikleri. Çok uzak yoldan geldiler." Baktı baktı da. 'Sergeşte dı bi rex Cezir'e!' Baktım. Buhara'ya. Dostluktan maksat da vefadır. Kıble 'ye indiler. 'Galiba senin gönlünde de bir yer var' dedim. Dur Şarrukin harabelerine Herkes Güney'e gitmez ya! Benimki de. bir Med. sen sen ol. Yari ne hesaniye. zordur. ikiyüzlülükle. 'Dostluk. baktım da rehberim Mim'i sevmekten korktum. Havsar ovasına. Semerkant'a. ahbaplık ve kardeşlik. âşıklar gibi sabırsız. o dur durak bilmez. Uyardı.' dedi Mim. Sonunda vefa göstermeyeceksen eğer. beni sevmekten korktu Mim. Midyat üzerinden Cizre 'ye. Asya'nın ortalarından bir yerlerden. Mela'nın memleketi Cizre 'ye. çılgın nehirde. Uyardım onu. Zin'e sevdalı Mim’in rehberliğinde. Bir şahtur kiralayacaktım Dicle'den aşağı.

' Kadim denizlerin yosunları nicedir buhar olmuş kıraç diplerini gördüm. ama Mim bırakmadı. şu bitmiş tükenmiş insanlara karşı İstanbul’un işlediği günahların borcunu ödüyorum. dudaklarım çatladı. Asırlardan beri soyulan. bir yudum acı su içebilmek için oraya varmam gerekti. İçimden dayanaklar aradım. Issızın ortasında. 'Bu yolda ben bir borcu ödüyorum.' dedi. Yürümekten ziyade sürüneceğim. vazgeçmez. kendi kendime.' Öyle yaptım. ufkun altında görünen karaltı bir ağanın kasrıydı ki. 'Kasr'a varmazsan. sonra dostlarımı attım sırtımdan. Yükümü hafiflettim. Benim övünmem değildir. terim pıhtılaştı. yalnız mal vergisi için aranan. ıssıza vahşi bir sessizlik indi. telef olursun. Boynunu büktü. Bedenimi gittikçe sertleşen bir çamur sardı. kaşıntılar arttıkça. elin ayağın göçtüğünü . Nihayet. İstanbul’da.' dedi. 'Tarihçi Briffault da böyle der. sömürülen. varmaz olaydım! Gördüm ya.' dedim. yalnız can.' dedim. Ama ben mecburdum o suya! Önce çıkınımı. Dizlerim kesildi.de sözünden dönmez. Rüzgâr savurdu kumları taneleri terime karıştı. hayalimin serin gölgesine uzanmak istedim. şundan birkaç ay önce mantar topladığım Belgrad ormanlarının göğe varan ağaçları. dereler gibi taşan çeşmeleri canlandı hayalimde. güneş arkamdan alçaldı. Bir ahd yapmışsa. Sanki İstanbul’a Diz çökmek. Gün sona erdi. görmez olaydım! Görmez olaydım. uzaktan tüm umutlarımı bağladığım Kasr'a vardım. Yanıklar. Vardım ya.

' diye haykırmışım da. (16) Şiran: Seni yanımda KADIN olarak istemiyorum. 'Düşler kalır.' dedi.. Örenler burada oturmuyorlar. Doğruya.kuyunun suyunun çekilmiş Kasr'ın yıkılmış olduğunu! İşte. Doğruya. hoş abi de. Dost acı söyler. 'öyledir!' Burası Yukarı Mezopotamya'dır.. Mim.' dedi. aklımı yitirmiş olmalıyım. hatırladım. (13) Kadıncık: Doğru. 'İstanbul’da. hanımelinin gölgesinde' 'Eh.' Kimse kalmaz mı. Yüzyıllardır biriniz gelir. benim gibi düşler!' (odaya düşen bomba. dost acı söyler. biriniz gidersiniz.. aklımı. burada?' Kalır. tarla farelerini bile kaçıramamışım! Ama.' başını salladı bilge Mim. izleyen sessizlik) (12) Nilgün: İyi. herif istemiyor işte seni! Yanlış anlama. Mim. Düşman acı söyler. Şiran'ın evi burasıdır. • HAYIIIIIRRR! Hayır. (14) Kadıncık: !!!!! !!!!!!! !!!!!!!! iiiiiiiii! ..

Haberin olsun! (20) Üfürükçü Yakup Aliy: Sayın Kadıncık Abla. yandı. kolaydı! Keserdik. beni yatıştırmak istercesine.Avaaaaz! Avaaaaaaaaz! Haber salın Şiran’ıma! Yıkılası yalan dünya! Etme brE! Etme bRE! Etme BRE BUNU BANA! ETME! ETME! (13) Dağlardan yankılandı ses. kadın ? Korkarım. bu adam sizi terk Etti. Öksürüyormuş gibi yaptım. canım! (13) Kadıncık Şiran'a: Mim 'e söz verdim. "Bu bir roman. yapacak hiçbir şey yok. Dr. Ama. Çünki Adamın sizden Başka meTrisi var görünüyor. geri gelmeni sağlamak için yapacağım yoktur. tığımda gözleri dolu doluydu. kadın olurdun. Oya: Erkek olsaydın. bu iş de böyle halledilirdi. bak- "Kim bu Yakup Aliy?" Gırtlağıma bir şey tıkanmıştı sanki. sesimin . ama. boğuluyormuşum gibi çıktığının farkındaydım. canım!" dedi.

diyorsun ya. Munis bir ifadeyle başını sallaSenin başka hocaya yazdırdığınız musga çıkıyor yasdıkta onu çıkarın KaPı üzerinde var onu çıkarın Ve sizin Taşıdınız musgayı hePsini eVden dışaRı Temiz yere gömün üzür dileRim siz de Nikahlı değilsiniz siz de 8 senedir meTrissiniz Ama siz getir derseniz getireyim Soğut dersen şunlar lazim yılan derisi on santim suna yılanı olacak 1 prç hoyrat otu miskizafer 1 paket kehver 3 sıran 15.' Bilmez misin. (21) Şiran: Kadıncık: Bari bana söyleme! Neden? Bana yardımcı olmak istemez misin? (22) Kadıncık Nilgün’e Hani. 'Sana yeni bir sevgili bulurum.dı." "Daha çok tiyatro oyunu gibi.000 TL soğutmak için bunlar sana getirmek için 3 gr hamrelyarasa kuşu canlı 5 sm kinişinle gülladeni 3 gr kaskar e gr Baharatçıdan Al mısır çarşısı Çemberlitaş Kumpaı 35. yoksa onu da mı beceremiyordu!? (arşa yükselen kahkahalar) (23) Kadıncık: .200 tutar. Kim dedi sana Şiran ikame edilebilinir bir cinsel doyumdu diye? Nilgün: Kız." dedim. "Öyle de olur. yine yılandadır? Bana yeni bir 'sevgili' öneriyorsun. yılan sokmalarına karşı panzehir.

Tonton!" malarını hicvediyordu. dışarda çalışan. Affetmeyi öğrettiniz. her türlü konuma ayak uydurmak zorunda olan kadınların şekil. senin gözlerinde. boğazından . güneyin yıldızlı karanlıklarına dalan gözlerinde. Kadıncık Portreye: Gözlerinde gördüm Suat 'ı." "Hele bir!" diye bağırdı içerden. Ben ne yapacağım kadınla tek başıma?!" Banyodan başını çıkarmış." dedi ve fırladı. "Saat kaç?" ğiş. ruh hali değiştirmek zorunda ol"Dr. Orta Doğu "Anlaşıldı. "O da kim?" Televizyondaki çizgi film dizisinin her şekle girebilen yaratıklarının Evde. en büyük kötülüğü bana yaptınız. Suriyeli konukta. Dalıp dalıp. Elizabeth Sernea. daha da önemlisi. "Eyvah! Dr. Bundan böyle en az on yıl bu adamı bırakamam. Ben kalkıyorum. Iowa Üniversitesi profesörüymüş. Sıkıntıyla duraladım. Tonton!" Hiç beklemediğim anlarda karşıma çıkan garip bir semboldü sanki "Beşe geliyor.(24) Işık: Kadıncık hanım. ilk kez. "Kesinlikle kalkmıyorsun! "Vallahi." tehdit ediyordu. "Değiş. gidemezsin!" Araştırmaları Merkezi'nden. Sernea gelmek üzere! De- şekil değiştirme komutuydu. (27) Suat. (gözlerinin içi gülen kocası) Suat: O dünyaya affetmek için gelmiş.

belki de seveceğim polisler tarafından. 'başının gölgesi olsun düşürmez önüne!' Dilinde türkü. o senin amcan!) Üstelik ben yoktum Taksim alanında. kardeşim 'Baran'ından. senesi bellidir. aranızda. soğuk ter döktüren öfkende. içemediğin içkide. Belki de bundan katmerlendi acım.geçmeyen yemekte. (Korkma çocuğum. Suat. Dilinde Itri Bir yanı kelam Bir yanı silah Alıp götürdükleri gün her bekçi düdüğünde bir çığlık! Suat! Suat! Suat! (28) Kadıncık Suat'a: İnsan kime yataklık eder? İnsan kime sığınır? Soyadı tutmuyorsa. özenle geçirilecekti' aranızdan. Başka bir yerde tanışsaydım. 'Sıkıca kavranıp kollarından. İnsan kimin senelerini talep eder? Abasından! Değil mi? Neden yanımda değilsin? Ne garip! En çok mazereti olan da sensin En affedilemeyecek olan da sen! . 'Aykırı bir yaşam'dı. Bir yanda. Hozan'ından uzak. öte yandan.

kurda yedirdin beni!" "Oğul bu muydu sadıklığın? Ne zaman duydum. ne zaman anladım bu uzun havayı! .Valla.

ya görmedi.. Dr.. nay onu üç kez ya gördü. Her neyse. bu Günay'ın hikâyesi.V Diana Pavloviç'i tanıştırmış olmasını saymazsak. konuşmuşde. Rodop- lu'nun hayatında önemli bir yer işgal etmedi. "Orta Do- . Gümamım nedeni benim için Rodoplu’yu tanıma bakımından çok öğretici tuk. eşimden ayrılmıştım. Dile getirdiği nedeni. ğulu kadın yazarları tanımaktı"tı. Kadın gittikten sonra sabaha kadar oturmuş. Hatırladığım kadarıyla. O günkü ziyaretini burada aktarolmuş olması. Şimdi düşüncesi acı veriyor ama o geceden sonra bir süre 'küstük' tım. randevuyu mektupla almıştı. Benim için de zor bir dönem olmuş olmalı. Cezaevinden yeni çıkmışSernea. Sernea.

oh. "örtü yok. lım. şöyle bir baktı. üstünü değiştirmiş. Öfkeye kapılmaya başladığımı hissediyordum. Günay'ı ne kadar değiştirdiğini düşünüyordum.. değil mi?" "Kadın bir de kitabını göndermişti!" diye telaşlandı. gelmişti. Arap Kadınlarından Çağdaş "Oh. takılar firuze artı gümüş. "Yani?" "Bak." "Yani. "Çok da güzel ama değil mi?" "Osmanlı sultanı gibisin!" tutuşu bile farklıydı sanki. Arka kapağında on üç şairenin ve kitabın redaktörünün (Ka- Kitabın adı. tanısın bakalım!" Koyu mavi kadife üzerine gümüş işlemeli giysiye güzelliği burnunun direğini sızlatıyormuş gibi baktı. sigaralar. Beni şaşırtmakta ustaydı bu kadın! "Sen bindallı giyer miydin?" cakmış ya. kuaförlü saçlar. "Şuna bir baka"Tabii!" dedi muzip muzip. içimi ürpertti." mal Boullata) fotoğrafları yer almıştı. "Bereketli Hilal'in Esin Afşar'ları.." "Entelektüel merak. oh!" dedi. "Hatun.." dedi. özenli makyajlar."Entelektüel merak? Öyle mi?" "Bu da ne?" "Bindallı. ayıp olmasın. "Kalıyorsun... miştim. Takım tamam. Orta Doğulu kadın yazar tanıya- Cevap vermemi beklemedi. Ona duyduğum güvene karşın. Tabii." dedim. "Çok. o da.. Esmer ama ." Mısralardı. "Bereketli Hilal'in Kadınları. 'Bodrum' (kurduğu bağlantıları her zaman anlamadığımı da Önyargılardan korktuğum kadar hiçbir şeyden korkmadığımı söyle- söylemiştim). Günay. Başını "Ona hanım sultan denir! Cahil!" Geldi sarıldı. Bilgesu Erenus’ları. kitabın kapağını bile açmadan vardığı sonuç." dedi Rodoplu.

izleyen ulusal aksilikler ve siyasi yenilgiler: işte şiirimi hüzünle boyayan temel unsurlar. ilkel dedi. "Sernea'nın görüş alanına girebilmiş olduklarına göre yabancı dil. Ürdün doğumlu. "Bak. esmer ten. Türk vs. kilitlemeden. Batı ülkelerinde. "Sen bak. ezilen Arap kadınlarının acılarını dile getirecekler.. Şiirlerinde bağımlılıktan yakınacaklar. efendim. İranlı." "Kitaba daha önce bakmadın. erkek.herhangi bir Batı şehrinde rastlanabilecek kariyer kadınları. Arap burjurı?" Sinirlenmeye başlıyordu. " ." Gözünü gözlerime dikti birden. "Şerefim üzerine! Bakmadım. aklıma Cezayirli Fransız şarkıcı Enrico "Bereketli Hilal'in değil. Ne diyeceğimi bilemedim.. böyle hoşluk yapar. gel bir tahmin yapayım. Nazik al-Mala'ika." "Canım. bizatihi kendilerinin temsilcileri bunlar. kıvırcık siyah saç. özgürken nasıl severiz. "Erkekler neden kadın- . Bundan kurtulup kendisini 'ilginç' kılmak isteyen Arap. değil mi?" Baktım: yor. Paris eğitimli. Amerikan eğitimli. ları boğmadan. yoksun olduğum fıtri özgürlüğüm. para ve. kösnül tebessüme baksana! " Üçüncü Dünya sendromudur. Bağdat doğumlu. rüyalarını kontrol altına almadan lar yapabilir!" .. Paris'te yaşıyor.. Fransızca yazı- ölüm korkusu. Sen hiç Filistinli kadın gördün mü? Kamplardakileri. Günay." Andrée Chedid. baskı altında değil. hımmmm! Bedri Baykam'ın vazisi. ve duygu birliğine sahip Olmalılar. "Ne demek şimdi bu?" Buda redaktör Kamal Boullata olmalı. Sahici olanla- Arap çeşitlemesi! Lüle lüle uzun saçlara. bunu sadece kadın- Mona Sa'udi.. beynini. Arap dünyası kadınının aşağılık konumundan aldığım yaralar.. " Macias geldi. Lübnanlı Hıristiyan. "Esaslı bir sevemezler." kitabı uzattı.

Lübnan doğumlu. erkek kardeşlerinin ve oğullarının akıl ve yürekleriyle bütünleştiriyor. Şiiri"Sadık bir köpek olabileceğini düşünmüştüm. babalarının. Suudi Arap. Amerikan ve İngiliz eğitimli... ne de güçlü erkek cinsinden emir aldım." diye yazmıştı. Elif Adnan. Amerikan eğitimli. aşiretimin ağaçlarını kökünden sökmüş." .".. Lübnan doğumlu. Filistinli. miras ilamımı yırtmış.gelince. bizde bir tane bile yoktur hepsi kendilerini erkeklerinin diğer yarısı sayarlar " nın hikâyesi. bu ulus asla ulus olmayacak. Paris eğitimli.Kadınlara Therese Awwad. Fransa ve ABD eğitimli. erkeklerine değil uluslarına karşı sorumlu olduklarını anlayıncaya kadar. kanunsuzların özgürlüğünü kucaklamıştım! Heyhat! Erkekliğinin 'Narsissus 'un Levanten aynasında dönmüş bir sis senin ise Bereketli Hilal'in meyvelerinin faziletlerini ululayan pezevenklerden birisi. ". herhangi bir Sultan'ın. ". Fawziyya Abu Khalid. buna da iffet ve takva diyorlar. Bu kadınlar..Ömrüm boyunca kimseye ne boyun eğdim. herhangi bir yardakçısından başka bir şey olmadığını keşfettim!" .. Bedevi. herhangi bir tanrının müjdeleyicisi! Bana gelince. Bedevi "Sadık bir köpek olabileceğini düşünmüştüm Koşumsuz bir Arap atı. nin adı "Bir Erkeğe" şaire. ne bir usta edindim. "çıldıran ev kadınıAlmaal-Kharda'al-Jayyusi.. Bizim kadınlarımız akıllarını ve yüreklerini kocalarının. kabilenin kuru hurmaları lezzetinde.

aşiretinin ağaçlarını kökünden sökmüşmüş! Bu Kendimi aptal gibi hissediyordum. " kelime bulamıyormuş gibi durakladı.. basılabilmiş- türkü bozmak nasıl bir. itibar da değil ya buraya kabul edilmek gibi bir şey. korktuğu başına gelmiş gibi duralamıştı. ". Onun hemen gördüğü. daha doğrusu kendi 'ilkel' kültürlerinden ne denli nefret ettiklerini dile getirdikleri sürece "Esin Afşar'ın. hayatım. 'Evrensel' olduğu iddia edilen bir kültür dayatılıyor ya canım. az önceki duygu"Tabii.hamakattır!" bu kadınlar. bu entellerin uğur- suz kibiri! Aşiretinin ağaçlarını kökünden söktün attın da. kaç kişi 'Arap şiiri' okur? Yine de. o 'evrensel' kültüre duydukları özlemi. arabeske inat olsun diye Paris'te "Hamakat?" basmazlardı. Ame- se. Hüzünle da Arabın işbirlikçisi! Katliamı hızlandırmaktan başka işe yaramazlar remediğim neydi? Neden göremiyordum? Miras ilamını yırtmış. ahmaklık! Ah. bir nedeni var. inan bana! Batı ancak görmek istediği Doğu'yu anlatana sı- rika'da kaç kişi şiir okur..yeni bir vatan edin- . Hoş. Başka türlü olsa cak bakar. itibar görürler.öfke arasında gidip geldiğini görebiliyordum.ne yeşertebileceğini sanırsın?" Yüzüne baktım. yerine -hele de o ekolojide. Allah aşkına.. Paris konserleri gibi mi?" Kendimce. O neden de şu: Batı'nın kafasındaki kültürden kurtarılması gereken 'Doğulu' kavramını perçinliyor. benim gö"Bir de bana anlatsana şunu? Nereden bildin?" "E.. bunlar!" Yüzüne baktım. duyarsızlık." larımdan ötürü af diliyordum. "yani. "Anlayışsızlık. kitap Amerikan basımı! Ticari bir iş olmadığı belli. Batılı olmayan bir toprak parçasında -o toprak parçasında yaşayan yerli çoğunluğun varlığı ve istemleri tümüyle kulak arkası edilerek!. "Yapılmak istenene baksana! Batı kültürü getirilecek. bönlük." dedi.

Edebiyatta. Efendim? Mesela. Aydınsallığı meslek edinmişlerin görevi. Sümüklü bir İngiliz tezgâhtar kızın ya da Alman daz- . tabii! olduğu şeklinde. Aydınlar dilekçesini hatırlasana! Her insan bir düzeyde bir filozof. bu hanımlarla 'İzmir'i lahmacuncuların işgaline terk etmeyeceğiz. ama söylemeden edemeyeceğim. bireyselliği yüceltmek. 'daha saygın'. 'daha iyi'. 'işgal edenler' kimler? Kim kimin şehrini işgal ediyor da. yerli kültürü istediği gibi tasarruf etmek hakkının. Batı'ya muhalefet topmaz bir 'bilgi' oldu. pizzacıları yaygınlaştırmak. sinemada. Floransa'ya geçtiler mi. bir sanatçı. geleneksel aile yapısını pacak bu işleri? İşgalcilerin öz-uzman aydınları. biter bu iş. Günay'cım? Bu kadar etkili olabilseler "Aydın olmayan yoktur ki! Her insan eninde sonunda mesleği dışın- da bir entelektüel etkinlikte bulunur. 'Batıcı' dünlum düşmanlığı ile eşleşir. Türk müziğini 'çoksesli' kılmak. 'teksesli' olmak özellikorumak isteminden. aynı hamurdandır 'Siz' kimsiniz. birkaç papaz başlattı belki. 'Batıcı' dünya görüşü doğrultusunda şekillenmesine öncülük etmektir. yerli kültürü korumak hakkından 'daha yüce'. "Kaç tane organik aydın var ki. organik aydınlar. ama çığ gibi büyüdü. Birkaç tarihçi. Rasyonel cevabı yok. 'daha çağdaş'.mesine yardımcı olunacak! Nasıl yardımcı olunacak? Batı'nın kültürünün. sanatta. kim savunuyor? Pizzayı lahmaAkıldışı cevabı var. yardımcı olunacak. tartışılya görüşü öylesi bir haklıcılıkla ortaya konur ki. hatta bir 'hak' sayılacak! Kim yaBak. tabii: 'Batıcı otorite. öyle!' Levi's'lerle pipolar. Pizza O kadar basit olmadığını düşünüyordum. 'daha akıllı ğini korumak isteminden. tartışmasız 'doğru'lar yerleştirilerek." diyen Tarık Dursun. mak isteminden 'daha yüce' bir uğraş. herkeste belli bir gelişme düzeyinde var olan entelektüel faaliyetin. bir beğeni adamıdır. 'Oryantalizm'in de gelişmesi böyle oldu. öyle buyurduğu için. Öz Gaziantep lahmacuncusundan. lahmacuncuları koruSeni sinirlendirdiğimi biliyorum.' cundan daha saygın kılan ne? Bunun cevabı yok." başka şeylerde de olurlar.

"en Osmanlı tavır!" alması kaçınılmazdı. kendisine bu duyguları yaşatan kadına tavır. ama yine de. misafiri bir yandan mükemmelen ağırlarken. Rodoplu. Tanıdığım birisi mi?" bluz. doğruyum. Sernea. Günay "Beni nereden buldunuz. yün etek. "Ankara'dan mı? Bakın bu ilginç işte. anneannesinden daha 'kültürlü' bellemesinin nedeni aynı türden 'bilgi' "Niye sinirleniyorsun bu kadar?" diye uyaracak oldum. Sernea? Ünümün Iowa'ya ulaşmış oldu"Oh. Bu soruya cevap vermemeyi tercih etti Sernea. çalışkanım ya! Allah Allah!" Gülmeye başladı. heyecanlı ve teklifsiz yapısına hiç yine de takındı. hırka ve düz ayakkabı giyinmişti. buruşuk. PTT memuresi ya da kü- Elli yaşlarında. Ameri- Elizabeth yaşındakiler. "üstelik Osmanlı olup olmadığı da meçhul" bir tavırdı." diye ünledi. hemen hiç gülmemek. Ortaokul öğrencisi gibi. mavi saçlı (Günay. Dr." dedi Günay'a. yıkanınca çıkan çivit mavisi bir tonu tercih eder- şündüğü. Dr. Sevimli olduğunu dü- . Kadına birden sordu.lağının içine Türklerden fiilen 'üstün' olduğu gibi bir 'bilgi' nasıl yerleşti dersin? Türkiye’deki 'beyaz dizi' daktilosunun kendisini hatim indiren değil mi?" Elleri titremeye başlamıştı yine. "Türküm. öte yandan hiç yüz vermemek gibi. Sernea. "Ankara'dan. lermiş) bir kadındı. ince. bir durdu. çipil gözlü. yapıştırma bir gülücük takındı. "En Osmanlı tavır" mümkün olduğunca az konuşmak. beyaz tüphaneciye benzediğini söyledi. Ronald Reagan türü. tek sıra inci kolyesi ile oynamaya başladığına dikkat ettim. "Milliyetçi olduğunuzu duydum. kan kadınları arasında saçlarını boyayanların pek az olduğunu söylerdi. Elini boynuna götürdüğüne. ğunu düşünemiyorum!" "Ankara'dan?" uymayan. Dr." "Evet!" dedi kadın.

"Şimdi. "Milliyetçilikten ne kastettiğinizi sorabilir miyim?" dedi." dedi Sernea. ABD bağımlılığını. milliyetçilikten ne anladığınıza bağlı. Anlıyorsunuz. değil mi? Söyleyin baProfesör. hayır. kütüğe uzattığı elini bir an hareketsiz tuttu. değil mi? Ürünü olduğum kültür elvermez.vaş geri çekti. Oynuyordu. evet." diye sürdürdü Günay. "Milliyetçilik derken Alman. bildiği halde bardak kullanmakta ısrar ediyordu. herkena. Toparlanması beş-on saniye "Orta Doğu Araştırmaları Merkezi'ndendiniz. Soruyu. sigarasından bir nefes çekti. bunun ardından ünlü Princeton Üniversitesi'nin." diye yapıştırdı Rodoplu. ama sarsılmıştı. milliyetçi olup olmadığımı. "Öyle mi?!" "Evet. nihayet. "Bu. "Yapmayın. çünkü Amerikalıların fincanı tercih ettiklerini tanımların olması gerekir!" bir yandan da nazik nazik gülümsüyordu. bu defa gerçekten sarsıldı. "Değil misiniz?" Günay. bayan. şaşırmış gibi.. alabildiğine soğuttuğu bir sesle sordu. küçümseyen bir el hareketiyle... neden sonra üfledi. Profesör. CIA ile nasıl halleşiyorsunuz? Sizi rahat bırakıyorlar mı?" Dr. başta Amerikan akademisyenleri olmak üzere. Kendisinin içine de Bardak meselesi de garipti. Amerikan kamuoyunu İsrail lehine koşullandırmak amacıyla finanse ettiği açığa çıkmış "Orta Doğu Seminerleri" skandalının geleceğini kestirmiş olmalıydı. sordu. Eveet. 'milliyetçi' değilim. yani Batı tipi bir ırkçılığı kastediyorsanız. Sernea. "CIA'in arşivlerinde bu sürdü. "Neyse.. ne sormuştunuz? Ah. "Oh!" diye ünledi Sernea. Ne ki Günay. Sovyet bağımlılığına . unutun!" dedi Rodoplu. Eğlenmeye başlamıştım! Kaldığıma memnun oldum. "Milliyetçiliğin birden fazla tanımı olduğunu düşünmemiştim!" Uzun bir süre cevap vermedi Günay. sin çok iyi bildiği bir abesi tekrarlıyormuşçasına. CIA'in. dramatik bir tavırla arkasına yaslandı. sohbetin gündemini kaptırmamaya niyetliydi. sonra yavaş ya- baygınlıklar getirdiğini bildiğim bir ağırlıkla bardaklara çay doldurdu.

" diye sürdürdü Rodoplu. Ancak. bunu anlayacağınızdan eminim. Kolay bir seçim değildir. sabırsızdırlar. Züccaciye dükkânına dalmış bir dana gibi. ki gücü. ama. değil mi? Belki de iyi bir Turancıyımdır. Sovyetlerle olan ilişkimizde biz tankla uzun vadeli ideolojik asimilasyon arasında bir rız. Amerikalı. "Tabii. Sovyetler. Günay'ın gözlerinde italikleri gördüm. Sernea. sizin kendinizi Asyalı saydığınızı mı anlamalıyım?" diye rinin çaldığını görür gibiyim. Dr. Çaydanlığa uzandı. gözlerinin büyüdüğünü gördüm. hatta çocuksu bir Asya topluluğudur. sizi yanıltmak istemem. Hayatının tehdit "Ah." diyerek güldü. uzun vadeli entrikaya tercih ederler. neresinden baksanız heyecanlı." aşırılıkla. Sinsilikten. kendince bir çıkış yolu yakaladığını görebiliyordum. Bakın. "Kafanızda. İngilizler kilmeyi beceremezler. Ama sonuçta. 'Sovyetler'i paramparça edecek Asya Müslümanları' zille"Bundan. Sernea'nın Doğululara yakıştıracağını bildiği bir "No. değil mi?" . aynı uzak tavırla." diye sürdürdü Rodoplu. biz de Asyalıyız. Anlayacağınız." Sözü nereye getirecek diye merak ediyordum. sonuçlarının bilincine varmaksızın kırıp döktükleri çok olmuştur.yeğleyeceğim anlamında soruyorsanız. siz buna zihinsel tembellik de diyebilirsiniz. no! Thank you!" diyerek kaçındı. silahtan korktuğumuzdan daha çok korka- tepeden bakan bir tavırla. Sernea! Asya Türkleri. sömürgelerinin duvarlarına Kraliçe'nin resmini hatıra bırakıp çe- de söz konusu olmalıydı ki. "Bizim Makyavelli geleneğimiz olmadığını bisordu Dr. Aynı şey Sernea için "Yani. Ruslara rahat vermese ne güzel olur. Ne hoş olurdu. Günay'ın düşüncesini izlemekte zorlandığını. edildiğini düşünebilirdiniz! lirsiniz!" tercih yapmak durumundayızdır. "fizigibi. beşinci bardağı doldurmayı önerdi. yine hayır.

bakın o doğru. insanların kültürel miraslarına sahip çıkmaları güzel bir şey!" "Bunun için mi kitabınızdaki o şaireleri seçtiniz?" diye bastırdı Gü"Neden? iyi bir seçim olmadığını mı düşünüyorsunuz?" Alelacele toparlandı. yine en Reagan gülücüğüyle. "CIA 'in birinci sınıf beyinlerini Türkiye'ye." Yalan söylüyordu. İslami uyanış şeklinde düşünüyorsanız. nekli bir ressam ve yazardır. ekledi. Evet. yılışıklığının mide bulandırıcı olduğunu düşünürken. olmasın." dedi. yalnız ithalci manavlarda satılan. Asyalıyım. Sernea. yine hayır. banaydı. kapitalizm ululaması şeklinde düşünüyorsanız. Batılılaşmakta yaya kalma pahasına. "Şeker koyarsa"İsa Mesih!" diyerek ellerini çırptı. Ben. Biliyorsunuz. Haç arasında bir seçim yapmak söz konusuysa. "Ha. hiç kuşkunuz dedi Dr. kadın. üstelik de böyle sıradan bir iş için herhalde tahsis etmezler. bana baktı. Profesör. "Bu kelimenin bu kadar kültürüne sahip çıkmayı anlıyorsanız." yordu."Sıradan bir memurun her yerde sıradan bir memur olacağını düşünmeliydim!" Bu. nay. Filistinlidir. çok kötü oynunız tatlı. "Başka ne olabilir ki? Devam edelim mi? Milliyetçiliği. Hilal'i seçerim. "Gördün mü?" . "Oh. "Elbette. yine hayır. Kendisi. limon sıkarsanız salata olur!" Türkiye'de 'eşek armudu' diye bilinen. yete- Günay." "Kamal Boullata yardım etti. değil mi?" Sernea'ya döndü. Amerikalıların pek sevdiği bir meyveyi örnek veriyordu. kaşlarını kaldırarak." Ve Hilal'le." dedi kadın. "Evet. çok anlama gelebileceğini düşünmemiştim!" Gerçekten. milliyetçiyim. milliyetçilikten. kendi "Avokado gibi. Dondu kaldı. "Anlıyorum. eğer." dedi Rodoplu.

uzaklardan erzak taşır. hayır. gözlerini açmıştı kadın. buldu ve okudu pa'"Kim. kocası gönlünü kazanmak için uğraşmak zorunda değildir. sesine hakarete uğramış bir ton ver- diye bir şey varsa. bu o anda tanık olduğum ruh hali olmalıydı! yış varsa hepsini içerdiğini bilmediğinizi söylemeyin bana!" sajı. "O pasajı ben de bir kitabımda kullanmıştım. Öyle bir saattir ki uyandığı vakit henüz gecedir ve kadın o saatte ev halkına et dağıtır." dedi Günay. Ellerini iğinin üzerinde tutar . Sernea. Bir kadın ki. keten bulur ve isteyerek çalışır elleriyle. O kadın ki. Acemice olduğunu düşündüm. Belini güçle takviye eder. karıyordu!) "İncil’deki o pasajın. "Evet. Bir kadın ki." Süleyman’ın Meselleri. Bilir ürettiği malın iyi olduğunu ve onun mumu gece de sönmez. satın alır ve ellerinin emeği ile bir bağ yetiştirir." "Neden?" Gerçekten şaşırmış." diye ekledi müstehzi bir gülüşle. ömrünün her gününü kocasına iyilik yaparak geçirir." dedi Günay. Yün bulur. "Demek biliyorsunuz? Hıristiyan mısınız?" "Başındaki alıntıdan belli: Ellerinin emeğinden o kadına da pay verin. kalktı. Ancak izin verirseniz Boullata'nın seçimini yersiz buldum. XXXI. Hıristiyan Filistinlilerden olmalı. Üşenmedi. gördüm. bu şairelerin karşı çıktığı ne kadar anlaKadını iyice ezmeye niyetliydi. bir ticaret gemisi gibidir.sine hoş görünmek isteminden kaynaklandığı açıktı. Bir tarla düşünür. "Filistinli" açıklamasının. mişti. Renkten renge girmek "Tabii ki. (Azizemmiş! Sandıktan kelime çı- fazladır yakutlardan. kollarını kuvvetle donatır. kötülüğe geçit vermez. fiyatı kat kat "Azizem." dedi Rodoplu. Dr. ona kocasının yüreğini emanet etmesinde tehlike yoktur. Kadının. nasıl bulsun bir iffetli kadın? Varsa öyle bir kadın. Hilal'i savunacağını söyleyen biri- Bırakın o da yaptığı işlerle tanınsın şehirde. 31" değil mi? Boullata. Bir kadın ki.

ortak paydası olanı arıyor- . sizinle konuşmak büyük Buna da ben sinirlendim! Temsil ne kelime. ama.. "İdris. Gerçeği değil. Sernea. İdris’e dun?" "Ateist. ne ol- almış gibi görünüyor. son cümle."yı yeniden yaşadı Rodoplu. kendisinin bu dilleri konuşamadığı için hata yapmış olabileceğini. Gülmekten kırıldık. öyleyse.. "Bu hanımlar. bir Laz fıkrasının son cümlesiydi. gelir. Dil sorunlarını." "Ne oldun." dedi Günay. "Ohh! Yine de. duydun mu? Ben ateist oldum. "Allah'ın da ta s. Allah'ı tanımayrum!" Ve tabii. tabii!) Nasıl bakmış olmalıyım ki.. İşte.neydi!" O kadar güldük ki. Ben.ve onun elleridir saran örekeyi. ben de "Her neyse. Türkçe ve Arapçanın çok zor diller olduğunu. ne kadar üzgün olduğunu sıraladı.. oldum. "Filistinli dostumuz erkeklerin intikamını Türk kadınlığını o kadar temsil ediyorum!" düşünüyordum. kadınlık bilgim yoktur ya. günah keçisi olarak Kuranı Kerimi seçmiş olmalarını garip bulmuyor musunuz?" Bu noktada dayanamadım.." "Kimdir. Arap feministlerinin. Kitabı Mukaddes dururken. "Allah'ın da çokta s. lan. Laz aksanıyla tabii. kendisine en yakın geleni. kadına çevirmek şart oldu. 'Bereketli Hilal'i ne kadar temsil ediyorlarsa. Günay'a döndüm..neydi!" deyiverdim. 'Ve sizin kitabınızdaki cümleler. (Günay Rodoplu'ya âşık olduğumun farkındasınız.. Çevirdim. öyle düşünmüyor musunuz?" Kadını sinirlendirmediğini düşünüyorsunuz!" "Siz bu hanımefendilerin Bereketli Hilal'in kadınlarını da temsil et"Hanımefendi." dedi Günay. Temel.. "Ben okumadım. o?" "Ateist oldum dedim sana.. Efendim.. .. ama olmadı tabii. Böyle bir kadını kocası da beğenir. Ve kocası itibar görür otururken ileri gelenleriyle ülkesinin şehir meydanında. ağır ağır.. medarı iftiharı olduğunu du. der.. onu söylüyorum! bir zevk!" "Ohh!" diye ünledi. meyi başarmıştık.

çok basit bir nedeni var. tanıtabilir misiniz. "Hayır. hakçası. bizi anlamakta yardımcı olmak için değil. bunlar kadar küstah değiliz!" "Dil bilen dostlarımız var. bizim medeniyetimizi. bir türlü esas konuya gele- Dudaklarında. dümdüz. hınç almak için sorulmuş bir soruydu. "Nedenini sorabi"O kadar karmaşık değil!" dedi Günay. "Sorduğum o değil. epeyi iyi bir medeniyettir. Dr. Türk kadın yazarlarını Azize'ydi sanki Günay! Müthiş bir kibirle baktı." dedi. yani gerçekten istiyorsanız. Sernea'nın zoraki 'lütfen'i zaman kazanmak içindi.nizi nasıl yürütebiliyorsunuz?" sorusu. medim. diye öğrendim ve çok da emek verdim." kadın. dikleşti Günay. "Ohhh. bizi. diye soracaktım!" "Niçin?" "Bizim bölgenin dillerinden hiçbirini konuşamadığınız halde görevi- italikler." dedi Rodoplu. "Aslında. Size. sizi öğreneyim. "Niçin. ücretli tabii!" diye alelacele açıkladı şaşkın misafiri. tıpkı bizim ettiğimiz gibi. Sernea. bize asırlarca çok iyi hizmet verdi. siz zahmet edeceksiniz. öğrenmeyi . Bunu gerçekten istiyorsanız. "İstemez misiniz?" "Biraz daha çay?" Pierre Loti'nin evlenme teklif etmeye cüret ettiği bir hanım sultandı. Bize. lir miyim?" dedi. sizin dilinizi. biz hiç olmazsa bilmiyor olmamızın ezikliğini yaşıyoruz. Çünkü. "Sanki bizim tarihçilerimiz Çince biliyorlar da!" diyordu. Ben. ayrıca parantez içinde söyleyeyim. diye soruyorum. "Bize yardımcı olmak isteyeceğinizi düşünmüştük!" Adeta kekeledi "Ohhh! Sohbet o kadar aydınlatıcıydı ki. bir süre sonra. belli belirsiz bir tebessüm. tabii başta kendiniz olmak üzere. Sizler gibi!" diye kırıttı. bizimkilere anlatayım. "Olsun.

şu anda sizin yaptığınıza benzer biçimde. bağışlayın. Rodoplu! Sizi kullanmayı düşündüğümü düşünüyor olamazsı- nız!" diye haykırdı Dr. "Ama. Gezginleri- üniversiteniz size Türkiye'ye gelesiniz diye ücretsiz izin veriyor. hapishanelerini özel sektöre devreden bir ulu"Dr. kendinizi güneş ışığına bırakır fayda! Bu Avrupa'nın Asya'yı sömürgeleştirmeye kalktığı günden beri niz.Ayrıca. Niçin? Üniversitenizin ünü büyüsün. Biz. bakın. Fotosentez yoluyla öğrenim olmaz. daha çok paralı öğrenci alabilin diye. Sernea. o da bir şeyi biliyor olmanızın size sağlayacağı ekonomik Bir şey daha var: Sizin dünyanızın öğrenme azmini kamçılayan tek "Böyle hiçbir şey yapmadan durup. sizinkinin. Siz zahmet bir şey vardır." "Ne demek istediğinizi anlamıyorum!" "Demek istediğim. ihtiyacınızı siz sahipleneceksiniz. bitkinin yapraklarını taklit ederek iki yana açtı. öğrenemezsiniz. 'kutsal ineği' çıkardan başka ne olabilir?" böyle olmuştur. saraylarımızda misafir olup. Bakın. "Böyle düşünüyor olamazsınız?" . edeceksiniz. hele hele Orta Doğu tutmuyor. bu sorunu üç yüz yıl yaşadık. Coğrafya cemiyetlerini boşuna kurmadınız. hiçbir çeviri aslının yerini larda ne zorluklarla karşılaşıyor! Kendinizi tanıtmanız gerektiğine inan"Hayır. Türkiye kendisini tanıtamadığı için uluslararası forum- kollarını. başkalarının gayretine terk ederseniz. Sernea." başıyla maydanoz bahçesindeki bitkiyi işaret etti. gibi. iyi biliyoruz. Ve bütün bunlar sizin o Azizem. yabancı dil öğrenmeyi size de tavsiye ederim. niçin? mak. konukseverliğimizin keyfini çıkardıktan sonra geri döndüler ve hükümetlerine o ülkeleri ele geçirmenin yollarını öğrettiler." mıyor musunuz?" ile ilgileniyorsanız. Dr. gerekirse yönlendirmeye çalışmak için. Niçin? Türkiye'de etkili olabileceğini düşündüğü kimselerin kafa yapısını anla'Amerikan yaşam biçimi' dediğiniz. 'kutsal ineği' korumanız için! sun. Buradan bir tebliğle dönmeniz için. CIA size yardımcı oluyor. Madam. İnanın. şarttır diyebilirim.

bu Günay'ın 'militan' tavrında insanı ürkünaz'. Ama. "Benimle çıkar dışında nasıl bir Buna verecek bir cevap bulamadı. Bacaklarını toparladı. dışarıyı seyretmeye başladı. yani. kendi muhayyilenizdeki Türkiye ile avunun. "Neden. gözlerini kırpıştırmakla yetindi. Ne blöftü! çirmeyi ihmal etmedi. bizim tek silahımız budur!" İncili bir kaftana yatırıp. 'bağoturdu. Siz. "Yoruldun mu?" Sernea'yı büyük bir nezaketle geçirdi. canım. küçük bir nin. kaçınılmaz kırıcılığından olsa gerek. elbette. Teslim edersiniz ki. bırakalım. didişmenin. Onun için diyorum ki. Batı ile fazla yüz göz olmamamızda yarar görüyorum! Niye biliyor musunuz? Bugüne kadar muhteşem ABD sadece kendi kültüründen olanlarla. hıncımın alınmış olduğunu görme- "Üzgünüm. İran'a.ilişkiniz olabilir ki!" kadın. "İncili Kaftan"ı oynuyordu! Ömer Seyfettin'in cebindeki son kuruşu tı. bir Türk olarak. "Size bir sır vereyim mi?" diye sürdürdü Günay. geride daha neler neler olduğu izlenimini verebilmişti. Günay. Geldi. Sürgit karşı çıkmanın.. İzlediğim olayda. hatta sağcı diyebileceğim bir şeyler vardı! kız gibi büzüldü. çatıştığım zaman sanki suçlanıyorum. yenildi. bir Vietnam'a. Ne zaman ki.. tek- nin keyfi vardı. karşıma ten. hatta Filistin'e çatmiz. İran Şahı'nın huzuruna çıkan Türk sefiri. Tüm enerjisini tüketmiş gibiydi. oturdu oturamadı." türünden bir şeyler mırıldandı. kendimize kalsın. eleştirme- emin de olsam. kendime bile itiraf etmek istemiyordum ama yabancılaştırıcı. Kapıyı kapattı. hanımefendi?" dedi Günay. Suçluluk duygusu. Suçlanıyo- . haklı olduğumdan "Yorgunluk. kendi hısım akrabalarıyla başa çıkabildi de ondan. "Sizin kültürünüzle baş edecek gücü elde edinceye kadar. bizim kendi tılsımlı güçleri- rar gelmek için izin isteyip kalktı. Sernea. büyük bir nezaketle geVe ben buruktum.

" diye tekrarladı. " duraksadım." Patladı. Öyle olmalıydı. kendimden çok sıkılıyorum! Nefes aldırmayan bir lafebesi gibiyim ya." "Yorgunum gerçekten. diye düşünü- yorum. ama bu kadar yorulmana değer miydi. "Ne yapsaydım? Bıraksaydım da. tabii. "Farkında mısın. az önceki coşku gösterime kanmamıştı. ama ters ve makûs -bu kelimeye bayılıyordum!." Tekrar dülı magandasına Veda'lardan mı bahsedecektim?!" Bu defa bağırıyordu.. çatışmadan sonra uçurumun kenarında uyanıyorum. Lafebesi ve kadın olma keyfiyeti! Amma da zor bileşke. "Oynadığımı mı. kirleniyorum." dedi. yani?" "Ne kadar garip. " dedim. beşinci sınıf CIA memuresine çanak mı tutsaydım? Onları ancak kendi silahlarıyla yenebilirsin. ne kadar Türk bir tutum . gözünden bir damla yaş indi. yapmacık olduğunu "İncil'den pasaj okuman harikaydı!" "Yani. tabii. doğrusu.. "Amaaan!" diyerek hırsla sildi yaşını. ezdin gönderdin kadını. Her yabancılaşma duygum yok oldu. Bazen.. Tanrı bilir." dedi.. elin Iowa"Tabii ki değil. o yaşla birlikte benim anlamamasını umduğum bir coşkuyla." sergiliyorsun?" "İncil okuyacaktım. Günay'ın 'ürkütücü' olduğunu düşünmüş olmam ne kadar komikti! Ne ki. Amerikan birisine çatmış olduğudur. düşündün?" "Perişan ettin. "Nasıl. "İçim boşalıyor sanki. kadının bütün bu konuşmadan bütün anladığı antiUzun uzun yüzüme baktı.rum.bir yoldan. "Tiyatrovariydi. ha!" İçini çekti. zor duyulur bir sesle. bu defa da sinirlendi. Neşelendirmek istedim. Eeeeh! Utandırıyorsun insanı! Söylemek istediğim 'yenmek' de değil! İletişim kurmak şünüyormuş gibi duraladı. "Yok.

sinirlenmeye değer mi? Terbiyesizlik yapar.' tavrı bu. Ama sen başlattın. Onlara 'Forus' dersek. Arabı. Zaten de Forusturlar!" "Hangi bağlamda hatırladın şimdi bunu?" "'Oryantalizm' denilen hurafeler yığınının oluşmasını öyle güzel an- "Gogi'yi düşünüyordum. Gönlümüzün izinde. temeli onlar olan dedikodunun günahı dahi olmayacaktır. o Onun doğusunda kalan her şeye 'Orient' dedi. 'bilgili mermi' Avrupalının 'dev konusu' Orient'ti. meseleyi o ölçüde büyük ve derin görmek lâzım. Felsefenin icabıdır. çünkü Allah bunun hesabını tutamaz. Forus olmaya mecbur kalırlar. "Sakın italikleme bana! Sakın yapma! Ne "Affedersin. 'Buzdan Kılıçlar'daki. Çinlisi. neden sonra "Latife'nin 'bilgili latıyor ki! Bak." mermi' Gogi'sini. Ne kadar çok tahmin yapıhayali çizginin berisinde yaşayan Türkü. tartışmaya değer mi?" Başını bana açıyormuş gibi. 'Allah'ından bulsun. labiliyorsa. meseleyi o ölçüde büyük ve derin görmek lâzım' uyarınca. Gogilerin uygun gördükleri her türlü niteliği kabullenmek zorunda bırakıldılar. beynimizin işleyişi kadar yaygındır.re tükürür. Masonları anlatacaktır da. '"Değer mi' diye bakıyorsun. Hayal yeteneğimizi serbest bırakırsak. konuşmaya değmezmiş gibi (ya da ben öyle vehmettim) "Günay Rodoplu. Kürdü. . düşünüyorsan söyle!" yordu. Bu teşkilatın gücü benim fikrimce." dedi Günay." dedim. ne der Gogi? 'Dünyanın böyle dev konuları vardır. Ne kadar çok tahmin yapılabiliyorsa. Adam ye- değer mi? Körü körüne iddia eder. kaçırır. Romancısıyla. muhatap olmaya salladı. biz kafamızda kurduğumuz şekle inanacağız. ressamıyla. Çok canım sıkıldı. gözlerini dışarıya çevirdi yeniden. piskoposuyla." az önceki coşku oyununu ima edi- "Sen de affedersin. Hatırlıyor musun. politikacısıyla koca bir Batılı Gogiler ordusu Yunanistan ile Türkiye arasında bir yere hayali bir çizgi çizdi.

ahu gözlü oryantal kadınlarda cismanileştirilmesidir. 'Kitap'a uygun olalar Kuran'dadır! Kitab-ı Mukaddes Allah'sa. âşığını yedi gün Londra kulesinden sallandırıp kargalara yem eden.. Kuran yemin ederler. eşcinsel 'karı kocalar' kilisede -yani. palabıyıklı Türk erkeklerinde. Kuran felektir. bununla. Çünkü bu 'Şark despotu' denilen hayali yaratık öyle betimleniyor ki. Elleri bil- . eli kanlı "Travesti bilgi? O da ne demek. Günay'cım?" Baksana! Demin okuduğum pasajı içeren Kutsal Kitaba el basarak rak. canım." "Hayır. Batı'nın 'özgür' bıçkınları olduğu gerçeği de fark etmez. efendim. 'Şark şaşaası'. Çünkü 'Şark despotu' diye travesti bir bilgi vardır ki. "Hurafelerin 'bilgi'ye dönüşmesi sanıldığı kadar zor değil galiba. cinsel tecavüz suçlarının yüzlerce defa katlandığı.. küfürdür. 'Şark zihniyeti' diye ne idüğü belirsiz bir kavram geliştirdiler. kadınları erkeklerin 'mütemmim cüzü' olarak görmekten vazgeçtiği. Zalim feleğe çatılır ama zalim Allah. 'Oryantal'in. mesela. serbest bıraktığı için 'ezilen oldu! sı olmalıydı. yani 'aştığını' dübasa dolu. değil. Az önceki örnekteki gibi. dünyanın en gelişmiş işkencehanesini kurduran Kraliçe Elizabeth bile baş edemiyor! 'Şark şehveti' diye isimlendirdikleri Avrupalı Gogilerin porno fantezilerinin. Bununla da bitmiyor tabii. Louvre'un rüküşlüğü ile Topkapı'nın yalınlığını efendim. Ne rezil bir ikiyüzlülüktür.. Bu şündüğü her düşünce ve değer yargısıyla. mem nerelerinde gezenlerin Türk erkekleri değil. ya rabbim!" dedim.. daha doğrusu ekonomik kokadın' denince nefretle andıkları kendi mukaddes kitapları değil.Mesela. " "Yani. ipe sapa gelmeyen ve her nedense doğal olarak 'ilkel' bir kafaşullar çalışması zorunluluğunu dayattığı için. Kendisini olmadığı biçimde gösteren anlamında kullandım.evlenme hakkı için gösteri düzenlerler ama nefretle andıkları satır- bir cani olması olasılığı yüzde bin beş yüzdür. tarihsel bir çöp sepeti gibi tıka hesapça biz 'Forus'larız ve Avrupalının kullanıp attığı. Avrupalı.

"Adaletsizliğin bir tarih hatası olduğuna gerçekten inanıyor musun? "Hayır. değil mi? Hayır! "Günay Rodoplu." diye fısıldadım. Tarihsel Dünyevi olmayan bir şeyle karşı karşıya olduğum duygusuna kapıl- Cümlelerinin sertliğine karşın. bir anakronizm. şimdi Hava kararmıştı. Bu yüzden diyorum ya. mansak.. bu İslâmiyet saçmalığından kurtulmalı. Türk isek 'vahşi' âdetlegünündeki adamlar gibi adamları dinler ya da okurken. bilimkurgu izliyormuşum gibi geliyor bana. biz 'oryantal'lere. Tanık olduğu kötülüklerden acı çeken." "Hilal için adalet. Cevabımı beklemedi. İlah! Hal böyle olunca. Kötülüğün dönüşü olmayan bir olgu olduğunu kabullenebiliyor musun?" İnsanoğlu yaşayacaksa adaletin hatırı için yaşamalı. ama o farkında dım yine. ağır ağır konuşuyordu. kısık bir sesle. miras?!" değilmiş gibiydi. Müslürimizi zapturapt altına almayı öğrenmeliyiz. yüzyılların hüznünü gözden geçiren bir hayalet gibi göründü bana. azap içinde bir ruh. 'Şark anlaşılmazlığı' 'uygarlaşmayı' reddeden oryantallerin 'akılsızlık’ını simgeler. Bu mu. "Sen bir tarih hatasısın. bedensizliğin acziyle kıvranan. Dönüşü olmayan olguların acısını çekmekteGözlerini yüzüme diktiğini hissettim. yüzünü zor görüyordum.kıyaslamaya bile yanaşmayan utanç verici bir hurafedir. İşte 'evrensel miras' diyor mesela ya. ki ısrarın niye?" muhite uymayan bir şeysin.. Öyle mi? Ters bir Haçlı Seferi mi?" . imza benim gözümün önünden Orient'in kanını emmeye yeminli sömürgeciler geçiyor. sis basıyordu. O alacakaranlıkta. 'ıslah edilmek' üzere topraklarımızı dâhil isteneni vermek düşer. akıllarımızı başlarımıza toplayıp.

" dedi birden. hafif hafif sallanıyordu. evet.. Bilgi ve inançla. değil mi?" "Hayır. sözle ve eylemle. "Hayır. diğim gibi." . malla ve canla.." dedi içini çekerek. "Onlardan nefret ediyorum!" "Amerikalılardan mı?" diye sordum. "Ölü-seviciliği?" "Sen haklısın. neden sonra. arkamdaki küçük ğımız 'çağdaş' Avrupa-Amerikan uygarlığından. Hayır." dedi.. büyüyü bozmaktan korkar gibi uzandım. hayretle! Böyle bir şey söyleme"Hayır. Hasretine yandı"Viva la Muerte! Oley! Ali'yi hatırlıyor musun?" Yavaşça. Yüzünü görmemi istemiyormuş gibi başını pencereye çevirdi. " diyerek güldü. bütün kuvvetini sarf ederek biyofilya yolunda savaş. "İtalik'lemeyeceksin. "Ya da bir bakıma. ila İtalik'lemeyeceğim. Elemanları birebir eşleşen biyofilik kümelerin nekrofil- abajuru yaktım. Uzun uzun sustu.. "Cihat!" Sustu. Dizlerini göğsüne çekmiş. Günay'dan da beklemiyordum.ya seferi. Nekrofilyadan. evet.

Yaşamımda önemli bir yeri vardı. ama o dönemde yaşadığınız her şey 'yaşamsaldı'. Ve ben bu efsanenin öldüğünü gördüm. bulmaca gibi anlatıyorum! Ali'nin sadece kendisinin (kendi bedeninin. kendi duygularının. kendi doğrularının. Bağışlayın. çünkü bir efsaneydi Ali. kendisinin parçası ya da gereksinimlerinin hedefi olmayan herkes ve her şeyi "gerçekdışı"ymış . tabii! Önce örgütten. kendisine ait olduğunu düşündüğü her şey ve herkesin!) gerçek.VI Ali'yi hatırlamamak mümkün müydü! Çok iyi hatırlıyordum. kendi gereksinimlerinin. sonra cezaevinden. Şimdi düşündüğümde Keşanlı Ali Destanı'nı oynamış olduğumuzu görüyorum. kendi fikirlerinin. sonra da Günay’ın bir arkadaşının. Yıldız'ın kardeşi olarak.

Öte yandan. Acilcilerin bu ısrarının nedenini bilmediği (Anadolu Komünist Partisi kurmak istiyorlardı) ortaya çıktı. kendisine biçtiği oluyordu. sı. devrimciler reform için mücadele ederler mi. Yedi saat konuBir ben-sevicinin hafife alınmak. ama sadece idamları proAmaç da belliydi: idamları protesto etmek. nestüsü. Ben-seviciliği (ke- dan. Acilciler bildiri metninde mutlaka üstün ve olağanüstü yetenekleri olduğuna inanıyordu. bu durumda kendi grubu tabii. reformizm olurdu. ne zaman anladım tam bilmiyorum. Örneğin. Bir yere varılamadı ama Ali'nin. hatasının yüzüne vurulma- ve intikam için uygun bir fırsat kollar. yargılamada ciddi hatalara düşüyordu. Tabii. Bir an. Ona göre. bedensel bir saldırıya lu'nun neresi olduğunun saptanması gereği ortaya çıktı. ortada sahici bir çalışma ya da başarı olmadığı halde. eleştirilmek. dışında kalanları algılayamadığından. O arada Ali de geldi ama öyle şartlarla geldi ki. nellik geliştiremiyor. bunu toplantıyı sabote etmek için mi yaptığını düşündüğümü hatırlıyorum. Nitekim öyle oldu! Ali. gibi hususlar vardı. Neticeten. narsizmi tehdit edildiğinde hayati bir düzlemde tehdit edilmiş gibi değer ve kimliğine ilişkin saptamaları bu inancın üzerine yapılandığın- 'Anadolu' kelimesinin yer almasını istiyorlardı. bir keresinde idamları.gibi gönülden algılayamadığını. Yine de bir toplantıda. Pek çok gözlemin bir araya gelmesinden olmalı. Ali'nin şartları arasında iktidarın nasıl ele geçirileceği şekilde karşı çıkmak. bu defa da 'Anadoşuldu. cehaletini . mükemmel. idamları bir yana bıorik tartışmaya girişildi ve esas mesele gündemden kalktı. kişiliği icabı yapıyordu. sanki bir parti kuruyorduk ve devrim programını hazırlayacaktık. oyunda yenilmek gibi olaylara tepkisi yoğun bir öfkedir! Asla affetmez ortaya çıkaran arkadaşı hiç affetmedi. Birçok grup geldi. Daha da kölimeyi 'narsizm' karşılığı olarak kullanıyorum) gereği. olayları algılar- ken çifte standart kullanıyordu. Kendisi ve kendisine dönük şeylerin. fiilen renksiz ve ağırlıksız bulduğumuzu testo etmek amacıyla bütün gruplara bir çağrı yapıldı. Mesela. etmezler mi diye teAma hayır. Tüm narsistler gibi. idamlara devrim programından ayrı bir rakıp.

Narsistik şişirilinsani çekirdeği. bir insan olarak kaydettiği aşamame olmadan yaşayamayacağını gördüm. Ali'nin kendi konumunu muhafaza amacıyla diğer insanlar üzerinde kesin ve sonsuz. bir devrimci. Ben-seviciler." Ünlü olmak zorundaydı Ali! Başarısızlık durumunda tam bir ruhsal rirken aslında yaptığının kendi akıl sağlığını koruma mücadelesi olduğunu anladım. Ali'nin sözcükleri . beğenilme. 'tanrısal' denetim sağlamak ihtiyacında olduğunu gördüm. Zamanla. Bu savaşta.uğradığı zaman aynı şiddette tepki göstermiyor olması. hatta yok edici sadist saldırıya başvurabilirdi. Rodoplu'nun deyişiyle. Bu lara değil. nesnel olmak gereğini duymadığı için övgüde ve yergide öznel ölçüler kullanırdı. 'alkış' onu depresyon ve delirmekten koruyan tedavi gibiydi. manın dışında bir değer olduğuna inandırmak mümkün değildi! Bu nemesela diğer gruplara. ilişkin -pek de abartılmış olmayan. Zamanla. vicdan. onaylanma. Ali'yi de kendi devrimci grubunun genel sekreteri olbir savaş verdi. kendisine biçtiği değeri pekiştirmek ya da korumak için amansız despotik. özde ben-sevici büyüklenmeye dayanıyordu. Siyasal başarı ve alkışın akli dengesini muhafaza etmesi için şart olduğunu gördüm. Ben-seviciliği icabı. nasıl ki kendisine sinema yıldızlığını yakıştıran narsisti bir mümkün değildir. aşağılayıcı. devrimci mücadele vePolitikacılar arasında yüksek dozda narsizme sık rastlandığını bili- anneanne olarak. emekliye ayrılan savaş kahramanını bir dede olarak.öykülerin yayılmasına neden oluyoryordum. da. açıkçası. kendisinin içinde yer almadığı dünyalara. Oysa. onun cesaretine du. "çünkü ti. kendi değerlerini de kendileri biçiyorlardı tabii. TİKKO'culara karşı alçaltıcı. tehditkâr. mesela. Büyük ve hatasız olduğu inancı. Böyle yaptığı için de iletişim yok olur. yani inanç. Sadist bir tarafı olduğu kuşkusuzdu. başarısız bir politikacıyı bir insan olarak da değerli olduğuna ikna etmek denle. Ali'yi bir süre de o bağlamda gözlemledim. sevgi ve güven duygulan gelişmemişçöküntüye giriyordu. yaptı bağlamda.

haber gönderince geldi. Ali'nin de ikna edilmesinin kırmayacağını ağlaya ağlaya anlatmıştı. gelişme duruyor. Bayramda. istemiyorum! yeşeren boktan bir fidan vardı. Görüşe çıkmadan önce tıraş olan. unutmak . Unutturmaya çalışıyorlardı. Ali'nin onu hapishane anıları belleğinde taptazeydi. BEN. da. yemek getiren erlerden nefret ettim. Haydar'ın kimsenin sözünü dinlemediğini ama Ali ağabeysi yapma derse yapmayacağını. "Kendimi bir tek hücreye artırabildiğim zaman rahat hissediyor- Kapıyı açan. sekterlerin sayısı artıyordu. istemiyordum. Rodoplu. Ceset görmeden huzura kavuşamayacak bir ruh! Cesetlerle sevişen bir ruh! Korkunç bir şeydi. eli silah tutacak yaştaki erkeklerin hepsi en az bir Günay'ın bir arkadaşının kardeşiydi demiştim. değil mi?" ailecek devrimciydiler. "O zaman da yemek getirmek için rahatsız ediyorlardı. Günay'ın Ali'yi neden andığını merak ediyordum. doğru mu duyuyorum diye bana baktı. Böyle bir ortamda yapıcı diyalog elbette mümkün değildi." dedi. ne ki. ya- kez cezaevi görmüştü. Bu defa da en küçükleri. teben direndim! Kendimi asla iyi hissetmedim! Çünkü ben. Ama. Günay. Ölenler gibi. Tahliye edileli bir yıl kadar vardı.bir sihirbaz kurnazlığı ile kullandığı. Ali. düşünce güdükleşiyor." diye anlattı. ama bizim tahmin ettiğimiz du. gerektiğini. Haydar. içerdeydi. muhatabının lafını ağzına tıktığı. O gün. kardeşi dahil. Aydınlıkta. ilk kez anlattı. Doğru duyuyordum. önemliydi. "Kendi doğruları. "adamın insanca yaklaşımları" olduğu için nefret etmişti. nedenlerden değil de. Yıldız. türlü kurnazlıklarla elini kolunu bağladığı bir ortam oluşurdu. Dayanışma yok olunca şayan her şeyden. baharda mizlenen arkadaşlardan nefret ettim. açlık grevindeydi. En çok hapishane müdüründen nefret ettiğini söyledi. bunu da yapsa yapsa Günay'ın yapabileceğini. bunlar da "Ölü-seviciliğinin ders kitabı örneğiydi. görüşmeye izin verilmesinden nefret ettim. ondan nefret ettim.

katı. beni hiçe sayamaz!' olamazı olduğunu düşün!" diye ısrar etti. hayatın bizzat kendiyacağım! Bir şey hariç! O da bana yapılan siktirici iyilikler! Hah! Bu pis- Unutursam. olur. "Düşünmek istemiyorum! Düşünmeyeceğim!" dedi Ali. Bunun 'sağlayamaz' olamazı de"Bir an için. herkesten. Ali'nin sadece düşmanlarından değil. Aydınlıktaki fidandan." Günay. Günay.kasını hatırlayacağım. bir mucize olduğunu 'bilimsel kader'in bu yolu izlediğini sinden nefret ettiğini söylemişti. bunu hissediyorum! Hiçbir hakareti. İbrahim Tatlıses konserler versin. . senin amaçladığın düzen değişikliğini demokratik yoldan sağlar? Ya da bir sosyalist parti kurulur?" ikimiz de fark etmiştik. Allah belamı versin! Geçmişimin her gününü. Ne kaybedersin?" "Beni ilgilendirmez!" Günay'ı deli edecekti. her şeyden nefret ediyordu. Herkesin yüzünü. ağzıma sıçması neyimi. Öfkemi ancak böyle ayakta tutabilirim. öfkeden kas"Bir denesen? Zihin jimnastiği gibi. SHP başarılı "Olamaz!" diyerek kesip atmıştı Ali. her düşmanımı hatırlamak istiyorum. 'bu kadar alçakça bir şey yapıp. Bana yapılan her kötülüğü. kendisine iyi davrananlardan. millet alkışlasın diye savaşmadım! Bilimsel kaderinin yolunu çizmesi için savaştım. hiçbir ihaneti unutmak istemiyorum (kullandığı kelimelerin tam tamına bunlar olduğundan emin değilim). 'mutlu' olsun. hiçbir hoşgörüyü. Soluk aldığım her saniyeyi istenen hiçbir sözcüğü unutmak istemiyorum. her debana yapılanların anılarıyla doldurmak istiyorum! Hayır! Asla unutmalikten yeşerecek olası görkemi hiçbir zaman kabul etmeyeceğim! Ben. ağzıma sıçan. ulusumuz. her daki- lardan. "Belki. diğer mahkûm- ğil. bir başka yoldan da mutlu olur ulus? Bakarsın.

. son bir kez denedi Günay. anlamıştı.bir vakıa. "Devrimci ruhun pınarı. Ali'yi kırmamak için gösterdiği özen dokunaklıydı. "Cezaevlerindeki en iyi açlık grevini de TKP-ML değil." Söylenecek söz yoktu." deyiverdi. Ali bitirmedi. açlık grevinin otuz dördüncü günündeydi. "Ölüm insanoğlunun en teorik eylemidir. Bunu istenç ile seçerek. dövüşken gözleri deli deli parlıyordu. Daha başka şeyler herif." dedi. "İnsanlık onuru işkenceyi yenecek!" diye kesti attı ki. özgürlük tutkusudur. "Devrimcinin ölümü umutların ölümüdür. yaşam sevgisidir.. "12 Eylül öncesinden ayakta bir biz kaldık zaten. bir olgu! Yüzde otuza yakın oy aldı! Sizin arkanızda kaç kişi var?" önleyemeyecektir!" "Nasıl ilgilendirmez! Bu yolda bütün aile perişan oldunuz! Oysa. " Haydar'ın ölmesine izin verme! Devrimcinin ölümü ancak mutlak Devrimcinin ölümü umutların ölümüdür. biz yaptık. den onun da yüzü değişti. Ali. Tıkanıp kalan gırtlağından güçlükle çıkan hırıltılı sesi çığlıktı san"Kardeşin ÖLECEK!" Ama. Günay. serpilmeye. Serkeşlikle. Yaşama. Bir- . Mussolini'nin kara gömlekli tosuncuklarıyla devrimciler arasındaki de söyleyecekti ama. yü- kaçınılmazlığı varsa affedilebilir. Yine de. Ali. Haydar'ın celmeye hizmet aşkıdır.." diye övündü.. Haydar. acıyla. Günay'ın dikkatinin Ali'nin yüzünde odaklaştığını görüyordum. fark. Ali. SHP "Ne oy alırsa alsın! Türkiye'nin bilimsel kaderi yolunda ilerlemesini "onurlu direnişini desteklediğini söyledi. devrimcilik arasındaki fark. tekmeleyerek yapmak bir yüksek gelişme çizgisi oluyor.

hafta kadar sonra da Haydar öldü. düşünceli düşünceli. " "Statükocu?" lar.. Herhangi bir sorunu. çok.. gelme!" Kapıyı gösterdi. kardeşini açlık grevinde azat etmedi. us'un yücelmesi. kaydıran. Bu hikâye böyle. 'bir zaman varolmuş' artık olma"Ne kelime! Sekter. Şimdinin ya da olacağın değil. yaşanmış olandır. ben Ali ile Avrupa-Amerikan uygarlığı arasın"Değil mi?" dedi. "Allah senin belanı "Allah belanı versin. Hemen şimdi. yapayın. giderek eşyalara. sahip oldukları. Ama... mekanik olanın çekiciliği. niyse gülüyordu! nim! Elbette nefret edecek! Nefretini azaltacak her şeyden de nefret edecek. olmuş'un gerçekliğinde yaşayan. ya!" dedi Günay. bir dizi tanım sıralamaya başladı. Değişim. şimdi. kendi kendine konuşur gibi. "Ben de Ali'ye 'siktirici iyilikler' edenlerde"Hem de çok. Ritüellerde ve 'mutlak doğrularda yoğunlaştıran. 'doğa' yasalarını ihlal eden bir suç olarak görülür. yaşama. çok tehlikeli bir hasta!" bir sesle. kaba kuvvet ve sal- . ortadan kaldırmaya çalışacak! Hasta bu adam!" Titriyordu.Ölüsevici dikkatini. 'revizyonizm'. bir daha da Ali'nin tebessümü sapık bir sırıtmaya dönüştü. gelenekler.. içi boşalıyormuşçasına hırıltılı "Şimdi.versin!" "Viva la Muerte! Değil mi?!" diye tısladı adeta.. defol git. Rodoplu'ya geldiğinden bir da nasıl bir bağlantı kurduğunu merak ediyordum. Günay. yasalar.." diye tekrarladı. "Nekrofilya. soyutun.. insana duyulan ilginin 'şey'lerle ikame edilir olması. Ölü-sevicinin felsefi ya da siyasi düşüncesinde kutsal olan. canlıdan cansıza. defol buradan. dogmalara.. Hayatına hükmeden kurumyan şeylerden oluşan. bir tartışmayı çözme yolu. Kapıdan çıkarken ha"Tabii. Ali. insanın eşyalaştırılması. Güncel gerçekliğin hiçbir değeri yoktur.. Sonra.

o 'Ölüm insanoğlunun en teorik eylemidir.. yani Haydar'ın tümüyle Ali'ye ait. Ölümlerin en güzeli ise yurt ve şeref diği gibi. 'Hayat savaştır. Sevebileceği Haydar. Himmel. hayatı bizzat ve mutlak surette kontrol altında tuttuklarına inanmalıdırlar. Bu aynı zamanda. Haydar’ın ölümüne 'fraksiyon'un karar ver- gerekiyordu. Bilim çağının insanlığa hediyesi! Ne gibi? Mesela. tekmeleyerek yapmak bir yüksek gelişme çizgisi oluyor. Hangi yurt. İnsanoğlunu hiçliğe dönüştürecek gücü. şöyle bir duralar. Şimdi. her şeyde ilk ve son çözüm olarak gören. Ussal bakıştan kastettiğim bu. işte. İçleonayından geçmemiş.. Ölümden ancak hayvan ve hayvanlaşmış insan kaçar. ama Ali'nin Haydar'ı sevebilmesi için delikanlının ölmesi . tabii. nekrofilin. Us'un yüceltilmesi soyutlama aşkını da beraberinde getiriyor. yani bir 'şey' gaz odaları şu kadar metreküptü. Göring. ceset başına optimal verimliliği nasıl bir canlıdan. insanlar. Bunu istenç ile seçerek. bir ideoloji. Neden? Ya rahmetli Haydar'ın durumundaki gibi. Nürnberg mahkemelerinde. ancak Haydar'ın anısı olabilirdi. Şöyle söyleyeyim. şu kadar insan doldurunca gaza şu kadar yer kalıyordu. diye sorarsan. gencecik bir inanın hayatından daha değerlidir lidir demek. bunu o belirleyecekti tabii. herkimse. Ölümden korkanlar yaşamasın.' lafı. sağladıklarını anlatır. kendi icatları olmayan bir yoldan mutlu olamazlar rinin rahat edebilmesi için. Birey. bir ritüel. Anısı. dünyaya ve kendisine bakışı ussaldır. 'Bu kadar Yahudi'yi nasıl öldürebildiniz?' diye soru sorulur. Nihal Atsız da. asla değişmeyecek soyutlaması! Ölü-seviciler değişiklikten nefret ederler.' diyordu. uğruna ölümdür. Adam. diye başlayıp. Tıpkı. istediği gibi şekillendireceği. 'Ölümden ancak hayvan ve hayvanlaşmış insan kaçar' iddiasına bak! Us yüceltmenin bir başka örneği. onlardan birisine. hangi şeref. ölü-sevicinin Korkunç. 'faşizm'le demek. Kuvvet kullanımının gerekli olup olmadığı düşünülmez bile. kendisini 'toplum' denilen bir soyutlama adına feda etme- ya da Nihal Atsız'ın önerdiği gibi anti-faşizmle savaşmak için.dırıdır.

bunlar uç örnekler. Mesela. bana döndü. "Bunun kendini beğenmişlikle. sapıktırlar. olmasına izin verilmesi. bir insanı küçük düşürmek. Bir bakıma çok daha pistir. her zaman Çünkü sonuçta. mezra basıp. Mesela. Bu tür tellallık. tabii. gibi sustu Günay. Sisi gözleriyle nay'ın sesiyle geldim." Ağustos Genelgesi denilen ve özde." "İtalikleme sırası bana geldi!" dedim. öyle gider. Mesela dostunun bıçakladığı zavallı Feri "Şimdi. kaba kuvvet değil de. Mesela.' laştırmanın örneği daha çok. Dışarıya. İnsanı eşya- Cansel'in fotoğrafını çekerken. efen- . Namert bir iştir. Türk basınında. nekrofilya. çünkü sadistin kendisini gizlemesine yarar. Sadist. Ölü-seviciliği daha hafifde seyrede- diye bağırması nekrofilik bir haykırıştır. bir soru. 'Bu hükümet doğru iş yapıp. basını yanıltabii." diyordu. Çok düşündürücü. eli kırbaçlı sadizm değil. kendime Gütabii. incitmek arzusu." Pencereyi bıraktı. âlimi mutlak. fiziksel sadizmden çok daha yaygındır. bir gülüş kullanılmıştır. çocuk döven. narsizmle bir ilgisi yok mu?" "Var. "Sadizm. Mesela Fenerbahçe maçında binlerce taraftarın 'Ölmeye geldik. manşetlere hâkim olan tamaz!' demektir. çoluk çocuk öldüren PKK militanları. Neden? Öyle bir mutluluk olamaz çünkü! Mutluyuz diye iddia edenler. Bana zaman tanımak ister deliyordu sanki. karanlığa bakmaya başladı yine. Ali'nin. 'SHP başarılı olamaz!' haykırışından farklı değil. "Tinsel gaddarlık denilen şey. nihayet bir kelime. Narsizme ilişkin bilgilerimi hatırlıyordum. Narsizm sadizm. biliyor. Ben epeyce bir süre belleğime gömüldüm. akıl karıştıran bir tabir. illa da kadın döven. 'doğa' yasalarına karşı geliyorlar demektir. Cezalandırılmaları vaciptir.demektir. eteğini sıyırmayı ihmal etmeyen foto muhabiri. mahkûmlarla merhametsizce zıtlaşmaktan başka bir anlamı olmayan nesnenin Haydar'ın ölümüne neden felâket tellallığı. dim.

" Şeytan yoklamış gibi ürperdi. önüme koydu. neden 'mürekkep yalamış Türk. Ben- Evet.' diye tasrih ettiğini sormak "O bir umudun dile getirilmesiydi!" dedi Günay. "Ulusumuza hakaret ettiğimi düşünüyorsun. Haya- Dosyanın kapağını açmak istemediğimi hatırlıyorum. ne diyeceğimi bilemedim. ölü-seviciliğinin arasında. çareleri hovardaca savuran bir toplum bizimkisi. arkadaşım. "Bak. "Öyle de değil! Balık baştan kokar Masaya erişti. Ne ki. hatta ondan daha çok zedeler. değil mi?" "Ne yazık ki. "Evet. Kıpırdamadan öylece durdu bir süre. gaddarlığın. durdu. öyle düşünüyordum! istiyorum!" "Bir de. en az fiziki acı kadar. çünkü içgüdüsel bir biçimde ne demek istediğini hissediyordum.kıvırtabilir. Düşünceleri oturmasına izin vermiyormuş gibi kalktı yerinden. ne haldeyiz. yeyim mi? Kızını dövmeyen dizini döver hikâyesi! Kendi sınıfımı sevemiyorum. "Gaddarlık bağlamında korkunç bir toplumdur bizimki!" "Korkunç!" "Türk mürekkep yalamaya görsün. "Öyle de değil!" dedi. May- şizofreni. Etkileri daha uzun sürelidir. neden sonra. bari 'halkım'ı seveyim gayreti. hemen sadistleşir!" danoz bahçesine yürüdü." Yazı masasına doğru hızlı birkaç meselesi!" "Günay'cım! Bana bilmece çözdürmesen?" adım attı. zehir gibi bir sesle. arkasını döndü. az önceki hırçınlığına hâkim olmuştu. psişik acı." dedi. yanından bir yerlerden tıka basa dolu bir dosya çıkar"Bak. İstememiştim." "Her şeye rağmen halkımı sevme gayreti! Can simidi! Daha da söyle- dı." dedi. bir kurt gibi kemiriyor İthamın ağırlığı altında ezilmiş gibiydim. ." seviciliğin.

ama yine de elimi süremiyor- sadizm görecek kadar incelikli yaklaşımın.. Nedenini de biliyorum. inceden alay ustaları. Zulme alıştığımızı. faşizan eğilimlerimizi TRT'nin 'Püf Noktası' gibi olmadık dizilerinde bile görebiliyordu. halmuda şortlarınızla sokakta bira içmeyin. Hücre arkadaşlarını aşağılıyordu. babalar. Kaldı ki. paranoya derecesine varan bir duyarlılığın ürünü olabileceği ihtimalini göz ardı edemiyordum. "Bir düşün! BBC İngilizlere ber- . "Evet. çöker gibi oturdu." dedi. öğretmenler. ona tepki duydun. Tabii. sadizmi bir yaşam biçimi haline geşamda tanımış olmamdı! Sıradan insanlardı bunlar. turistlerin dolaştığı yer- lerde atletleriyle içki içenleri ayıplayan bir program vardı ki. gaddarlıktı. deli ediyordu Günay'ı! "Alay kın aşağılanması olduğunu söylüyordu." "Kendisinin farkında bile olmadığına kalıbımı basarım. Aşağılama ustaları.tım boyunca tanıdığım 'üstat' sadistler geçiyorlardı gözlerimin önünden. kayınvalideler. insanı rencide edecek. değil mi?" Yerine döndü. Örneğin. yerin dibine geçirecek doğru kelimeyi ları. daha kötü. Ve vardı. anneler. memureler. "İşkence faslından melamin tabak?" ya da doğru hareketi şıp diye kestirme ustaları. başka şeyler de Dosyayı açmamı beklediğini biliyor." dum bir türlü. "Bu daha mı iyi. bir kadının akşam gezmesine giderken ne giymemesi gerektiği anlatılıyordu ki.. Günay. daha mı kötü?" "Evet. inceden hakaret ustaları. ge- tirdiğimizi anlatıyor. salladı başını. Arap turistlere ayıp oluyor diyor! "Yine bir başka programda. bunun.. böyle bir olasılık canımı yakıyordu. Melamin tabak meselesinde tinsel açıkçası. dum. taşı gediğine koyma usta"O yazarın melamin tabak meselesini hatırlıyor musun?" diye sor"Evet.. günlük yalinler. Günay. Örneğin. hastabakıcılar. onları sadece şubede ya da cezaevinde değil de. Garip olan." diye esefle "Daha kötü.

ama yeterince hızlı davranamamış olma"Burası bizim ülkemiz. Fark ettiğimi görünce de kendisini alaya yolun.. da!" bilmediklerine bahse girebilirim. bir kerhane maması yapmıştı Semra Hanım'ı. "O kadar Osmanlıca biliriz. Allah kahretsin!" aldı. kolumu sıktı hafifçe. Gerçekten iğrençti.mahfilinde 29 Ekim balosuna giden subay hanımlarının giysilerinin Palık!" şa'nın karısının denetiminden geçmesi gibi bir şey bu! Ne kadar aşağılıyım. "Bu insanlar da bizim insanlarımız. Suat Gönülay. "Şimdi sen yine 'zurnanın . Ara son deliği' diyeceksin ama önemli olan Semra Hanım'ın gencecik bir "Olsun olsun yirmi üç olsun. neden olanlar. Önde duranı aldım. dosyayı işa"O kadar da değil!" diye sözünü kestim. kahır dolu bir sesle. içinde yayın organlarından kesilmiş kupür- karikatürü. İğrençti. Birden. Öyle çocuksuyuz ki. "Gencecik bir delikanlı bu çizer. kat kat yağlarında boğulan. Semra Özal'ın Gırgır dergisinde çıkan bir ara kazma dişlerini gösteriyordu." "Yok. tabii! Sulugöz! Şiran'ın lafıydı bu. Neye hizmet ettiklerini ret etti. Müsebbibleri. o herifle birleşip. birden. Günay'ın karşı- ler vardı. daha doğrusu. "Sulugöz! Ben de!" Gözleri doluverdi. " Yine de açacaktım dosyayı. 'İzleyecek felâket hepimizi kapsayacaktır. Özür diliyordu." dedi. bir çizgi roman karesiydi. iyi niyet taşları ile örüldüğünü bilemiyoruz. Günay.. cehenneme giden yanımız bu bizim. Çizer." dedi Günay. En yüce ve en zayıf sında yer alıyormuşum gibi bir duyguya kapıldım. açtım. Bunda paranoya kelimesini aklıma getirmiş olmamın dahli vardı. canım!" Dosyaya uzandım. Uzandı.

O günkü Milliyet’in birinci sayfasında. nesnel olarak ne yaprik'ten söz etmek de çok zor! Başka bir şey işliyor.adamın bunca nefretini kazanmak için." diye mırıldanıyordu Günay. Ercan Akyol. yani 'ağır tah"Diyelim. Brecht oynadığımız yılları hatırladım. bir 'kuyruk acısı'ndan. (Benzer kö- . Rodoplu. Türki- ye'nin gidişatından ürküyor ya da faşizmi Semra Hanım'da sembolleştirmiş. ne yapmış. sürmanşette. değmese ne olur? Açık edilmesi şamsal farka işaret ediyordu. Ve bana hocam Tütengil'in. compassionate." mış olabileceği. Ama bu kat kat yağlarının teşhirindeki belden aşağı saldırıyı açıklamıyor. değil mi? O kadar genç ki." dedi. canım!" Ankara AST'ta. loving. otuzunu çoktan aşmış bir adam." "Anlamaya çalışıyorum. Bir de faşist illa da kilolu olmaz ya!" "Hitler'in Ari ırkının temsilcileri aslan gibiydiler. ille de ağzından tükürükler saçan. "Üç torun sahibi bir annean- hangi toplumsal sorunu çözer?" Eleştiri ile kör kıyıcılık arasındaki yaneanneyi küçük düşürmek hangi toplumsal derde devadır?" "Bir başbakan eşi olduğunu bir an için unut. "Ben de onu diyorum.. Çavuşesku'nun toprak bulaşığı kanları içindeki fotoğrafı vardı. herhangi bir kilolu an- tülükte bir şeye birkaç yıl sonra tekrar rastlayacaksın. Çavuşesku ve eşinin öldürüldüğü günlerdeydi. iğrenç portreler çizmemiz istenirdi. toprağa düşmüş bembeyaz saçlı başını hatırlatmıştı. Alkışlayacak mıydı?) "Anlamadım?" "Kind. bu genç adam ülke yönetimine karşı çok duyarlı. nenin göğüsleri dizine değse ne olur. fotoğrafın Çavuşesku değil. Özalları kurşuna dizilmek üzere direğe" bağlanmış çizmişti. Bu defa. olsa gerek. Özal olması halinde Akyol'un nerede olacağı- "Sadistik duyguların tatminine. 'Faşistleri oy- narken.. Nihayet seçimle gelmiş bir başbakanın Suat'ın hazzetmediği eşi. Birinci sayfadaki nı merak etmiştim." diyebildim.

Odayı sağır edici bir sessizlik kapladı. bir kuşak bırakırken öteki devralıyor! Suat çok genç. hayırhah." dedim." Sesi alçaldı. O hisse kapıldım yine. Hayırhah. alçaldı. otoriter ahlâkın bekçiliğine talipse." dedi Günay. Muhip. olana merhamet ve sevgiyle koşan. yoldaş. yabancılaşıyordu Günay. yardımcı.. senden ayrıldığım nokta yine aynı nokta. cömert.ğimiz." dedi Günay Rodoplu. zurnanın ka"Delikanlıya ne diyorsak. Suat'a gelinceye kadar o kadar na!" "Haklısın. ötekisi unuttuğumuz bir dilin insani değerleri. sen biliyorsun ki. ben 'Hz. onun yerini başkası alırdı' da yokum.. Rıfki. Bu oluşumu. başkasının kederiyle ilgilenen. Muhammed o yıl doğmasaydı. yabancılaşmayı. korkunç bir silah oluyor ve vuruyor!" bu! Ama." ger"Öyle! Statükonun. onu. Refik. müsamahakâr hoşgörü- korkunç değil mi? Allah vergisi bir çizim yeteneği." . insanları safi katıksız. "Tek bir kuşa- çıncı deliği olduğu önemli değil! Sonra. ivazsız hesapsız sevgiyle besleyen demek. söndü. yine. nazik. organik Aydınsallığı ya da dilersen statüko bekçiliğini. Biri bilmedi- iyiliğini isteyen. Oğuz Aral'a ne demeli? Senaryo onunmuş baksağın işi değil bu! Ama. ben yine aynı şeye takılıyorum. rıfki. Kerim. kerim. Bunu ilkel bir bahane olarak görüyorum. ama bebek değil!" ginliği azaltmaya çalışıyordum! "Ne demiş şair? 'Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın!' demiş. insanoğlunun maddi ve manevi lü olan. Ona takıldığın zaman bozuluyorum.. "Hiçbir toplumsal sorunu çözmeye yönelik değil "O yaşta bir genç adamın ruhunun böylesine zedelenmiş olması ne çok yanlış var ki! Suat gerçekten de zurnanın son deliği. "Müşfik. maalesef. yardıma. muhip.. dost olan. sevgiye muhtaç "Müşfik. Elimden kayıyordu. refik.

paylaşılmayan her şeye karşıyım. insana yabancıysa. yasalar izin vermez. kullanıldığı bir toplum olmadığını biliyorum. insan olmadığı yolunda bir hüküm geliştirmişti. vay. Sözü değiştirdi. zan şüphe altında hüküm vermek günahtır. Ulusal hasletlerimizdendir. ahlaki çöküşe karşı tavır almıyormuş gibi yapıp. bu da Suat'ın dedesi yaşındaki Cüneyt Arcayürek!" Cumhuriyet "Semra Hanım'ın sarkık göğüslerini sevici Papatyalar dikeltiyorlar!" "Vay. Sosyal sadizmin cezası büsbütün yoktur. "Müslüman sın. Günay daha hâlâ karikatürdeydi. Lobi. hükümet. Kongre. vay." dedi toplumlarda yapamazsın. Amerikan siyasal yaşamında Beyaz Saray. daha doğrusu basının gücünün böylesine alçakça gazetesinden kesilmiş bir makaleyi gösteriyordu. İlhan Selçuk'un "Lobi ile Bobi" başlıklı köşe yazısıydı. Lanet olası! Kirlenirsin ve yine içinde bir boşluk kalır!" Günay." dedi Günay. "Lobi." diye içini çekti. Belki de. ses çağrışmayla bobiyi anımsatıyor. "Mastürbasyona karşı mısın?" Aptalca bir şakaydı. sevenlerine. statükoyu korumak. vay!" demişim! "Otoriter ahlâkın. gibi yapıp. hoşnutsuzluk duygusuna kapıldım! Üçüncü kupür. Bir sosyal soruna. Gözleri bulutlandı yine. "Merkezi 'ille de ben' olan. seçmenlerineve ne acı verdiğini umursamayacağını. "Yapma!" dedim. kokusuz ve ağırlıksız" sa." dedim. onların "Biliyor musun. ciddiyetle. bu delikanlının kendi dışında kalan dünya kime -bu durumda Semra Hanım'ın ailesine. Ne yazık!" Hıbır'la sonuçlanan rezaleti düşünüyordu. "Oğuz Aral'ı sevdiğimi düşünürdüm. düşünüyordum.da Ali'ninki gibi "renksiz. Türkiye'de yaparçünkü. ülkenin yönetiliş biçimine karşı çıkıyormuş Ve ben yine aynı duyguya... otuz bir çekmek! Yani. Batı toplumlarında hiç yapamazsın. "Bak. "Haklı olabilirsin. Bobi neyi anımsatıyor? Ku- duzu. 'Büyük Yalan'ın parçası. .

komik olduklarını.. Çünkü bu lobiyi. Amerika'daki İsrail ya da Yunan lobisinden kırk kat daha güçlü. halkı asla yerine getiremeyecekleri beklentilerin içine soktukları için. Selçuk'un yazısına bahane bulmaya çalışıyordu. Amerikalı istediği şeyi Türkiye'den kolaycacık ve şıppadanak alacaktır. Oysa en büyük lobi Türkiye 'de kurulmuş. Türkiye'nin Washington'a karşı ulusal çıkarlarını koruyabilmek için Amerika 'da Türk lobisi kuracak yerde. yani? Amerika'da bir Türk lobisi kur"Affedersin. o güne dek saldırdıkla"Cumhuriyet yazı işleri müdürü aptallığı teşvikten hapse girse yeri!" rı icraatı zorunlu olarak benimsediklerini. Canım yanmasın diNesnel koşullarla karşı karşıya kaldıklarında.. tabii." dedi Günay. Mustafa Amcamın Washington’da görevli "Ben-sevicilerin nesnellik yetileri yoktur da!" olduğunu biliyordu. Değildi. Amerika’da kurulacak bir Türk lobisinden vazgeçmesi mümkün müydü?" rabilen nefretin nedenini düşünüyordum. düş kırıklığına uğrattıklarını. Türkiye 'deki Amerikan lobisini dağıtmak gerekiyor. yılgınlığa sevk ettiklerini söylüyordu. Bizim sivri akıllılar. ye! Gülmeye başladım. Türkiye'nin çıkarlarını korumak için Washington 'da bir lobi kurmaya çalışıyorlar. Biz bu yolda başarıya ulaşamazsak. " maya çalışanlar?" "Lobi bobi kuduz köpekler mi. Ankara'daki Amerikan lobisi. bunun adı da Amerikan lobisi. bu insanlara kuduz köpekliği dahi yakıştı- biliyorsun bu uğurda askerlerle birleşip darbe yapmayı bile denedi!. daha da kötüsü.daha kısa deyişle. devlet yönetimi kesiminde belirli amaçlar doğrultusunda etkinlik gösteren baskı grubuna verilen addır. "Bir İlhan Selçuk'un özlediği iktidar konumunu elde etmesi halinde - li Devrim Partisi gerçekleşseydi. Bu amansız. Amerikalı lobicilerle birlikte Türk bobileri oluşturuyorlar. Bunların en ünlüleri de İsrail ve Yunan lobileridir.Mil- ...

Ve 2000'e çeyrek var ve dünya ekonomi üzerine duruyor ve bu adam Türkiye'nin en ciddi gazetelerinden birinin ekonomi cı yapmazlar!.. Nefret ve karamsarlık! Mehmet Kemal. yanında "0 inanılmaz bir adam. O bir başbakan!" bir ünlem vardı. ama halisane bir ağzını açarken küfürle başlıyor adam! Ve hiçbir gerekçesi yok. cebi delik aktörler. bezemeye varan bir antik fütürizm anlatımını gerçekleştirmek. "işler onun düşündüğü gibi git".. '"Borsanın Sonu Beladır!'" "Allah Allah?!" konuda uyaracak. iyi mi? Şiddete bak!" Necati Doğru'nun sütununun adının. tabii. zaten. ekonomi sayfasını yönetiyorsa. Fransızca parçalamak. territorial armi konsepti dedi diye Özal'a takmış." dedi Günay. değil mi? Bak. bak." dedi Günay. "Mesela. bir 'Wall Street Journal'da adamı kapıkırıyordu. Bu bir tarafa.. 'Uysada. Yooo. İnsan nasıl da her gün gördüğünü görmez oluyor! "Her halükârda koyacak adam. "Ve biliyor musun. Daha "Solculuk değil. Sağlam gerekçelere dayanmayan. hiçbir şey değil bu! Dahası davar! Bak.. ya. değil mi? Bu adam da insanları bu uyarı gibi görünüyor. Muhatabı aşağılamak. Flaşta olmanın dışında." dedi Günay. folklorik motiflere. kin fış- borsada oynayanlar kimlermiş? Ayyaş rantiyeler. ama!" Uzandı." sayfasını yönetiyor! Bir 'Times'ta." Kupürleri art arda çevirmeye koyuldum.rasyonel dağılım sürecinde marjinal fanteziler türetme çabala'Ben de. Uymasa da'.. ekonomist değil. sağcılık değil. rına karşıt... Ama başbakan konusunda haklıydın. Türkiye bile buna layık değil. Türkiye'de sermaye piyasası yerleştirilmeye çalışılıyor. " "Bu da çok yaygındır.. bir kupür buldu.. "Narsizm böyledir.miyorsa vay halimize! Nesnellik aramayacaksın... alay. "Hayvan Kime Denir?" İrili ufaklı puntolardan gerçekten de karalama. . sosyal sadiz- min belirtilerinden birisidir? İngilizce parçalamak.

gibi değil. o dönemde ASALA'ya açık destek yordu. Çüş!" başlıklı bir yazıya takılmıştı. kesin bir sesle. Rahmetli Örsan veren Mitterrand'ın elinden edebiyat ödülü almasını eleştirenlere sövü"Hayır. seviciliği bize onlardan bulaştı!" Bu kadarı da fazlaydı! "Belki de hep böyleydi.Refik Erduran. Ülserimin kıpraştığını hatırlıyorum. Az sonra da şafak söktü." "Hadi. eski iskelenin oraya yürüdük. belediye şoförleri bomboş yolların keyfini Ağlarını onaran balıkçıların. yerine kaldırdı.. "Yüzlerce var. kıyıya. . Gözüm. niyetlendiğimden çok daha alaycıydı. '"Biz çok daha eski. Maydanoz bahçesine yürüdü. "Çüş be. gidiyorum geceleyin. Okumakla bitecek "Bir dakika!" Öymen'in yazısıydı. naylona sardığı teybini çalıştırdı. Dosyayı topladı. "YÖK Demenin Arapçası". yorum. "Hep söylerlerdi de. Öyle yaptık. bırakalım artık." diye mırıldandım. Sis dağılmaya başlamıştı. sabahı ettiğimizi Boğaz'ın öteki yakasından Şehir yeni yeni uyanıyor. Karlı kayın ormanında. vazgeçmişler. Günay. "Bu bize.. Ürperen." dedi Günay. Günay'ı uzun uzun süzdüklerini hatırlı- çıkarıyorlardı. tüyleri dikenlenen ciltlerimizin serinliğinden hoşnut. Çaycının gözleri çakmak çakmak çırağı." dedi. Batı'nın hediyesi! Ölü- çok daha asil bir medeniyetin çocuklarıyız!' değil mi'" ipek gibi keserdik kıtaları. "Dışarı çıkalım." dedi Günay. "Sen Cama Tırman". işlerine dönmüşlerdi. kılıcımızdan kan damlardı!" Sesim. inanmazdım!" deyiverdim. Yaşar Kemal'in. uğultu halinde gelen ezanlardan anladım. "İnekten Düşmek". Sınıflandıramamışlar. Saatlerdir konuştuğumuz sayrılığın tuzağına düştüğümün geç farkına vardım! Günay hiçbir şey söylemeden kalktı.

değil. bizden yana kaygılı bir bakış fırlat- ni. yaşlı yurttaşının elini istediğini anlıyordum.elini ver. nerde elin? tı. "Bu dünyada ama bu dünyadan değil." Aslında. ne düşürdüğü için ülkenin yaşamsal sorunlarını Allah’a emanet ettiğimi indirgemeyi öğrenmeye çalışıyordum." "Sandığın anlamda. Her dinde yerin var. Bıyıkları nikotin sarısı yaşlı çaycı. Kuran. "Ben gidiyorum. kanlı bir kayın ormanında geçirdiği- "Niye?" Gözlerini kocaman kocaman açmış. sufi!" İstediği elin beninki olmadığını biliyordum. karlı da değil. şekilleri net. su gibi gülüyordu. Sen yormadın. İncil." dedim. garip. Tevrat. "yalan söyleme!" diyordu. yatıştırıcı bir tebessümle karşılık verdi. elini ver. nerde elin?" Ayrılma vakti gelmişti. günceli dedikoduya indirip.Efkârlıyım efkârlıyım. . Günay Rodoplu!" "Aşk dinine mensupsun sen.. "Herhalde!" "Yorulmuşum. tüm kitaplar senin!" "Bir gün seni bir güzel dövecem." Güldüm." dedi.. "Tabii. Son yıllarda tasavvufa duyduğum ilginin beni kendi ruhumun derdi- ima ediyordu! Haksız da değildi! Epeyce bir süredir." dedim. merceğini "Seni terk ediyorum. maya başladı. Az sonra. kararsız karayelin şehrin elini yüzünü sildiği. Günay fark etti. "İyi. Tanrı'nın yarattıklarını "miyoplar da görebilsinler diye. jilet gibi bir sabah. "tam Süreyya'lık" bir sabahtı. Günay da güldü. renkleri renk kıldığı". Bütün bir geceyi. o da mırıldan".

toprak ve ot kokusunun girdiği her şeyi insan için olan insana göre bir oda" Birtakım takımların değil insanın kiralayacağı bir oda Eşyaların değil insanın olacağı eşyaların değil insanın yaşayacağı bir oda Durur beklerim orada Dağ başında.ot kokusunun girdiği her şeyi insan için olan bir oda. "Pencerelerinden Metropol kokusunun değil. kalabalıklarda. "toprak ve ot" kokularından bahsetmeye başlayınca muştu. parfümünde Durur beklerim orada Bunalım geçiren "çok iyi bir insan. Yerinde bambaşka bir şey. dizelerin yazarıydı. Şöyle bir baktı. Oraya tek bir kişiyi kabul ediyordu. haksızlıklarda Koparılıp soldurulan bir çiçekte. Yüzünde az önce gördüğüm iyimserlik kaybolGünay Rodoplu. ertesinde Balkonsuz ve manzarasız sosyal konutlarda Çocukları ve insanları sevdiklerini sanan sanatçı kardeşlerimin sanatlarında Güreşçi develere benzeyen meşhur adamların . haklı olduklarını bilen eylem adamlayüreğinin hepimize kapalı bir bölmesinde inzivaya çekilmeye hazırlandığını bilirdim. elektrikli araçlarda Ciddi parasızlıklarda. serbest" hanımların gecelerinde içip içip yatmaların arefesinde. "Gitsen iyi rının alçakgönüllü kararlılıkları vardı. o da şimdi yazacağım laştım. toprak ve edersin!" diye de ekledi. ben hızla uzak"Pencerelerinden metropol kokusunun değil. maddi-manevi işkencelerde Telefonla kız tavlayan gencin neşesinde. Günay elini çantasındaki kitaba attı." dedi.

kesif zevk uzuvlarını yoran mevzun ve atletik vücutlarını yoran ama kafalarını yormayan. eskaza yorarlarsa sıkılanların kibarlıklarında kişilik makyajlarında ve bütün makyajlarında Durur beklerim Yetinenlerin dangalaklığında Yağmurun altında. hesaplardakitaplarda Durur beklerim Oralarını buralarını. sünnet. havacıvalarla sürüp giden evliliklerin karmaşasında Paralarda. bankalarda. kayıp ve ölüm ilanlarında İçki-müzik ortamlarında doğan ve çok kısa süren maceralarda Taşıma sularda. köpüksüz bir dalgada Durur beklerim Nesli tükenmiş zanaatlarda ve zanaatkârlarda Apartmanlar arasına sıkıştırılmış çocuk ve araba parklarında Her sınıf vatandaşın iç ve dış piyasaya karşı giriştiği büyük. kasalarda. evlenme. altında.aksesuarlarında Durur beklerim orada Kar yağışını seyrederken kıyıya vuran küçük. bahar dalında . milli ama normal taarruzda Benden sonrakinin benden önce dolmuşa binme çağdaşlığında Durur beklerim Doğum günü.

"çok zevkli lerde "Artık korkusuzca gidebiliriz her yere " "Ne iyi oldu. sükûnu yurtdışında bulan vatandaşlarla ünlü-ünsüz sanatçılarımızın ortak ve haklı kaygılarında Bazı bilimsellerin karışık kafalarında sakallarında. gibi. mal-mülk. üst-baş konularındaki modalarla donatılmış mamur ve müreffeh ama biraz yabancılaşmaların ömründe Dururum Bilumum avantalarda. Batı 'ya hayranlıklarında "Olay. haplarını almışların rüştlerinde Erkeklerin "yemek ". "harika"larda. çok keyifliyim bu gece" diyenlerin ve "mutluluk durumu" olanların boşa giden sesinde Dururum Günümüz insanının haz ve lezzet altı. tezgâhlarda Kiminle neden evlendiğini "çok iyi" bilen kiminle neden evleneceğini "çok iyi" hesap etmiş olanların ebedi saadet tablolarında On sekiz yaşını doldurmuşların." sözcüklerle her şeyi anlatabilenlerin konuşmalarında Yeme-içme.Dururum Huzuru. başıbozukların bütün aşılarını yaptırmış. kadınların "görüşme" tekliflerinde Dururum "Çok iyi" hazırlamış sofralarda "Nefislerde. özgürlüklerin. yani. . oldu. iyi eğlendik. genelde. fırsatlarda. şey. tamam mı vb.

Gün bulandı. Çok uzaklarda bir yerlerde (nedense.. Tıp! Moldau!) karda kılcal izler aça- Çocuk gibi seviniverdi birden: Karayel bahar kokuyordu! Pencereyi . yerden olmayacak bir yük- seklikte. sevgisizlik. karayemişin Taşlaşmış toprağa kilitlenmiş.. tahta bir masada rakı içip keyif çattığımı sanan sağlıklıların gittikçe azalan beyin kıvrımlarında Dururum işte önemli değil. sizi görmez oldum!" hiplerinin kişiliklerine ilişkin ne çok ipucu verdiklerini düşündü. tıp. Damlalar damlalarla buluşuyor. Nicedir sulanmı"Affedersiniz!" dedi. kayıtsızlık. saatlerce.yani hurdahaş oluşunda Dururum Kumların üstünde ve güneşin altında değil ağaç ya da çardak altında öküz gibi. Çok sürmedi. bencillik. "Bu günlerde öylesine kendime düştüm ki. bre!" Patlamaya hazırlanan koncaya. Maydanoz bahçesi Rodoplu'yu görünce sitem etti. yordu. karayelle boğuşan saksılara." rı doldurdular. yapraklarına baktı. mıyordu! "Buncağızlara dikkat et. ıtırın saçını okşadı. tıp. İmanına kadar dolu trenler. o yer illa da Banaz Yaylası olmalıydı!) karlar erimeye başlamışlardı. bitkilerin sa- İyiydi hoştu bu karayel. tıp. filizini tutan hanımeline. minibüsler yolla"Herkes o yana giderken. (tıp. ben eve döndüm. küçücük çıkmada. vapurlar. ama maydanoz bahçesine hiç de iyi davran- ardına kadar açtı. Yeter yukarıdaki oda. tıp. özensizlik. tıp. hoyratlık. tozdan nefes alamayan.

" aslı. Eşeğinin semerinde çiğdemler vardı. her bir ne su serpiştirdi. Topaklarını ovaladı.rak ilerliyor. çaya koşturuyorlardı. Çiçekler açıyor gözlerinde. ya!" Karcı nereye. ben oraya! Karcı nereye. az daha "Hoşgeldiniz!" diye "Aa-lo!" dedi. aralarından geçirdi. ekleyecekti. şafak söküyor"du. Yeni evlerine taşıdı. ama delikanlı. özenle temizledi kökleri. Karcı nereye. hücreden ayrı ayrı sorumluymuşçasına. Uğur getirsin. ey canımın canı efendim. "Kar satan adam dağdan indi. "Ve kutsal çehrenden güneş doğuyor. az ötedeki lacivert. Bahar evin ortasında çınladı. kalk ama artık!" "İlkbahar ayini!" Doğu'da ışık! Fırtınalı umman. güle güle otursunlar diye de yağmur niyeti- "Buyurun." diye sürdürdü. tanımadık erkek sesi. ot koktu. "Kış uzaklaştı.. bahar geliyor. Saksıların topraklarını değiştirmeye niyetlendi. "Buyurun?" . ütülü bir çarşafta karar kıldı. Telefon çaldı. maklarını kevgir etti. ben oraya. "Selam. Kalk artık yatağından! Kalk. efendim!" neş'e neş'eydi sesi. neşelendikçe söyledi. bir Hint (Tiruvaşagam!) duasıydı ama ne gam! Coştukça coştu Rodoplu! Tomurcuklar patladı. İncitmekten korkar gibi. Yere serecek bir Çarşafın üzerine "tertemiz!" toprak döktü. ben oraSöyledikçe neşelendi.. "gece uzaklaştı. Bir nakarat tutturdu. Bembeyaz. kış uzaklaştı bahar geliyor. karayel zayıfladı. toprak koktu. par- şeyler aradı.

kan davası değil. Sonu geldi karanlıkların. Gazeteye ilân verecekti." "A. buyurun. (mey?) Öğleden sonra ikide gelip evden alacaklardı." dedi. Sonra saltanat Şafak'ın. koca bir dünya Baba'nın idamla yargılandığını ne zaman mı öğrendim? Bilmem ki! Belki nerede olduğunu sorduğum zaman. Işıkların en güzeli. Siyasal . Masa ile aynı hizadaki gözler! "İmza gününüzde tanışmıştık. Özden konuşurken bir nakarat da ona tutturdu. bugün her şey olur. Uyanın dostlarım. hicranlı bir aşk hikâyesi bile yazardı! Notlarını Olurdu. En gönül açanı: Şafak! Güneş ufku terk edince. diye az bekledi. Günay. İşaret almayınca açıkladı. Sen ilki gelecek şafakların." Tanındı mı." "Benim. belki de Örenlerin her hafta sonu zikredilmeyen bir yere gittiklerini fark ettiğim zaman. Cumartesi günkü imza günü için arıyordu. uyanın!" "Olur değil mi?" diye soruyordu. Şafak Özden. iftiraydı. tabii! Nasılsınız Şafak Bey?" "Ben. Tahtına kurulur Gece. Sen geçen şafakların sonuncusu. küçücük bir odaya sığar. Çok güzel bir sesti. Kadıncık Mehmet'e: çıkardı."Günay Rodoplu ile görüşmek isterdim. Hayır. olur! Öyle keyifliydi ki. evet. olur muydu? "Tan yeri ağarıyor bak. Şafak Özden.

Baba. Yıllarca saklanmak zorunda kaldı. Sonra da. siz nesi oluyorsunuz bunların?" . Nerede saklandığını. Hasımları Baba'nın yazıhanesini taradılar. Kemiklerin sayılıyordu. Dava yıllarca sürdü. sen mi istedin? Nasılda gururluydum o yakışıklı çehresinin gölgesinde! Nasıl da gururluydum hastane koridorlarında! Bana emanet edilmiş bir ağa! Koca bir aşiretin ağası. senin baban! Canımla korurdum. daha doğrusu iki aşiretin iktidar kavgası. (29) Kadıncık Portre'ye: Nasıl bir iltifattı! Güvenin başıma taç oldu. Ben mi talip oldum. şunu alıver!' Fanilanı uzattığını hatırlıyor musun? Boynundan. bileklerinden ötesi süt beyazdı. utancımdan yüzüne bakamadığımı. hemşerilerinizin ihanet etmesinden korkuyordunuz. Hastaneye gidecekti. Onlarca şahit vardı. Kaburgalarında zulmün izlerini tek tek saydığımı. onu komplo kurmakla suçladılar. birçok yakın akrabalar biliyorlardı. canım. (30) Kadıncık Baba'ya: Seni soyduğumu hatırlıyor musun? Kızım.rekabet. çok hastaydı. Sana. bir de bana söylediler. 'Baba' demeye o gün başladığımı hatırlıyor musun? (31) Hekim: "Hanımefendi. AP-CHP çatışması.

O sıfatlara layık olmak ancak onları gerçekten. Baba. (35) . 'idam' kelimesi dehşetengiz. sen!' derken. Benimkiler. Yalanımdan utandım! Sana duyduğum sonsuz sevgiyi gizlemekten utandım! Anlatma yolunun onları da sevmekten geçtiğini sandım! Aşağılık sıfatlardan korunma yolunun. 'Kariyeristsin. Hani. Pek de zor olmadı. İçimdeki sevgi kıvılcımlarını körüklemeye giriştim. seninkiler rahat bir nefes aldılar. Kadıncık ablası olmaktan geçtiğini sandım. şedidi? Baba değilse amcalar. 'yankıladı'. birilerinin Kadıncık kızı. Aksi aldatmacaydı.' dedim Şiran’ımın ortağıdır. idamlık acımasız. Şehabettin katil değil miydiler? Şiran'ın onların oğlu olmaması neyi değiştirir.Hemşire: Bakıcı: Aşiret: "Siz! Nesi oluyorsunuz?" "Bak buraya! Sen nesisin bunların?" "Ki ye?" (32) Kadıncık Kadıncığa: Hani. yürekten sevmekle mümkündü. haksız mıydı? (33) Aşiret: Ki ye? (34) Kadıncık Portre'ye: 'Ortağımın babası. Aldatamayacak kadar onurluydum. affetmeyeceğin tek şey. Abidin. adam öldürmekti? Şiran. hain.

Alçakça bir sükûtmuş! Meğer. elbette aile gemisini yeğleyecektin! (37) Kadıncık Örenler'e: Yıllar önce evinize geldiğimde. soyluluğunuzdan sandımdı. Arkamdan konuşmadınız. ettim de ayrıcalık vehmettim. bedenlerinden kendine barikat kursan. Varken ilginç. Çiçek'e: Sorunlu küçük yüzünü özlüyorum. babanızı veliahtı kimi getirse kabullenirmişsiniz. Bakamaz oldum. Kadıncık'mış ne fark ederdi? (36) Kadıncık Baba'ya: Ah. aşağılamadınız. Hâlâ o kadar zayıf mısın? Burun ameliyatı oldun. dedikodu etmediniz. Bilemedim. beni sevdiğiniz için kabullendiniz sandım. Beni ben olduğum için hiç sevmemişsiniz. Ağabeyiniz istediği sürece varmışım. yokken özlemeyecek ve asla gerekli olmayan.Kadıncık Baba'ya: Suat'ın karısına. Mürettebatın en adi korsanlardan da oluşsa. dölünün dölünden olmalarındı! Üst üste yığıp.' dediğin zaman anlamalıydım! 'Senin' çocukların. 'Bizim çocuklarımızı bize ver. Bilemedim. lens taktın mı? Feride'ye: Şen kahkahan hâlâ kulaklarımda! Deodorant kullanmayı öğrendin mi? Suphi İngilizcene yardım ediyor mu? Ferit'e: Eve kabak tatlısı girmiyor. nereye istersen git. Çin yemeği gibiymişim. Bilmedim. Baba! Ne ettim. Bilemedim. Yen- . kim ne diyebilirdi ki? Analarının adı Vicdan değil de. engin hoşgörünüzden.

Kadıncık kızını arayıp. Kim bu karı? Ne işi var evimde?' demeliydin Baba. yüzlerce fin- . Ne yapacağımı şaşırmazdım! Kadıncık Baba'ya: Kadıncık Baba'ya: Bana sunulan 'Ağa' olaydın Baba. sormalıydın.gen pişirmeyi öğrendi mi? Sana da pişiriyor mu? Rana'ya: Muallimin camı kırılmadı mı hâlâ? Huysuzluğun geçti mi? Büyüdün mü biraz? Dördüne: Sizler geçiyorsunuz Bir sessiz ikindide Sizler geçiyorsunuz Derelerden değil Değil yollardan Yüreğimin Gelip geçip çiğnediğiniz Yüreğimin ortasından (Not: Serzenişlerde Berfe'ye müracaat!) (38) Bülent: Ağlama be abla! (39) Nâzım: Ağlama be abla ağlama! Kara bahtın aynasına el bağlama! El bağlama ağlama! Kadıncık Baba'ya: Kadıncık Baba'ya: Kahveye inmek için benden izin isterdin Baba! Ne yapacağımı şaşırırdım! Bana sunulan Ağa' olaydın. Kardeşini oğlunla beraber gömdüm.

hasımlarımız SHP'ye geçti. hiç hesap ettin mi. Dellendi.can mırra pişirdim.' demiştin bana. sizin yokluğunuzu kapatmak için . isyan eden Baba oldu! Türkiye devrimcilerinin kaderi olmasın? Aman olmasın! (43) Şiran'a: Baba belki de. 'isyan etmek en kolayı. bunu ağzınıza bile almazdınız! (42) Kadıncık Portre'ye: Yerden göğe diktiğim küplerin en altındakini aldı. Ben belediye başkanlığına adaylığımı ANAP'tan koyacağım. Şiran’ım. kaç yıllık selam birikir? (39) Kadıncık Hala'ya: Kızını on iki yaşında kocaya verdin. Sen bir ağızlarını arayıver. Oğlanlara söylemedim.' 'Dönüştürmek' yani yılların Baba'sına babalık etmek. Ne Köknel bıraktım. Dönüştürmek gerekir. bakalım ne diyorlar? (41) Baba'ya (söylenmedi): Şiran'a şu kadar saygınız olsaydı. Hanımağa? Kaç yıllık selam birikir? (40) Baba: Kadıncık kızım. ne Aktin Hiç hesap ettin mi. 'ama gelişmeyi durdurur. Dönüştürmek uğruna yıllarını veren sen. Baba! Birinin hatırı bir yıl olsa.

koruyun. Yanıma gelin. Aynı kaygılarla hareket eden iki .böyle yapıyor. Baba? Baba? (50) Kadıncık Anne'ye: Yağmurun balkonda asılı halının üstüne boşandığı geceyi hatırlıyor musun? Yirmi kişi var mıydık evde? Bir sen. (49) Kadıncık Baba'ya: Ne zaman bunca önem kazandın. bir ben süzüldük balkona. Bırakın hayatını yaşasın! (44) Şiran: Sen bu işe karışma! (45) Baba Şiran'a: Hasımlarım var. hayatımda? Hiç farkına vardın mı? Bu yıl yine mercimek mi ektin? Hava raporlarına bakılırsa kurumuş olmalılar. (46) Şiran: Hiçbirimiz gelemeyiz! (47) Kadıncık Şiran'a: Demokrasiye ne oldu? (48) Şiran: Pekâlâ. Suphi gitsin. Nasılsın? Nasılsın.

bacım. Şiran’ım! İki oğlan torununun ebeliğini yaptım. sana emanet. hâlâ anlamış değilim. Nasıl da sohbet ettik. kıyafetin çok güzel! (54) Kadıncık Portre'ye: Niye kızıyorsun? Güzelin tescil edilmesi için Vak- . hatırlıyor musun? (51) Kadıncık Anne'ye: Çocukları İstanbul’da bırakıp. Kuran dilinden başka ortak dilimiz yoktu. (53) Kadıncık Anne'ye: Bu yaz da geldin mi? Yün yatakları bahçeye serdin mi? Kaburga getirdin mi? Ya badem? Seni özlüyorum. İptal edilen bir 'cicianne'liği. memlekete döndüğünüz geceyi hatırlıyor musun? 'Sana emanet. Benden sual ediyor musun? Anne?? (53) Kadıncık Anne'ye: Sen onlara aldırma. tekrar tekrar 'Sana emanet!' Merak etme! Merak etme! Tekrar tekrar 'Merak etme!' 'Ben bakarım! Olur.kadının gece buluşması gibi dostluk var mıdır? Ne ağırdı değil mi? Yerinden kıpırdatamadıktı! Sarıldığımızı hatırlıyor musun? Dil bilmez Türk'e sarıldığını. reçel de yaparım!' (52) Kadıncık Portre'ye: Nasıl da ciddiye aldım.

soframdan eksik olmayasın diye. yahu! Pes! E. çünkü üşenmiş! Şimdi senden ayrıl. sana rağmen getirdim seni! Çünkü doğru olan bu. Hal buyken. yapmadık mı? Hadi be! Modelin gelmedi diye beni kullandın. bir de fatura mı çıka- . O aptal da. bir daha bok bulur! Rüyasında mı görmüş böyle Kenan Evren gibi bir resim? Birisi benimkini yapsa. senin aşkın ikinize de yeter. manyak işte! Ulan kızım. geldim. sırf portresi yapıldı diye ulufe dağıtsın! (56) Kadıncık Portre'ye: Yuvama müzahir olasın. ben de yapardım. bin yıl sırtımda taşırım be! Bülent: Nilgün: Bülent: Ne lan. Böyle demedin mi namussuz? (sırıtan Bülent) Kadıncık Dost'a: Portreden Şiran'a ne? Hangi bizon ilkel bir resmini çizdi diye teslim olur? Meğerki öyle kendini beğenmiş olsun ki. Nilgün: Sen beni çok sevdin de sanki! Geçen defa çekip gittiğinde ne dedin? Geri gelmiş beyefendi. boş vermek dedim. senden daha iyi mi olacak? Onun da garantisi yok! En iyisi.' dedin. Beni bu kadının Şiran'ı sevdiği gibi sevseydin.ko'da satılması mı lâzım? (55) Bülent: Nilgün: Kadına bak. ev tut. bir başka karının peşine düş.

raydım? (56) Kadıncık Kadıncığa: İki huyun var. İki huyun var ki. Vefan beni acıtıyor. adalet: Tülin için talep ettiğin adaleti. benim için de talep ediyorsun. ikrar-ı hak talebin. eleştirilme şiarım oldu. ALO! Efendim. hayatımı altüst ediyor! Birincisi. Şiran tende can. Şiran'ı. Kınanma. Mehmet: Nilgün: Siktir lan! Ben ararım ağbi! (telefona gidişini seyreden Kadıncık) (58) Şiran'ın telesesi: Efendim. şimdi bundan ne anlamamız lâzım? Ha. Şiran. Üstelik. Alo. Kadıncık'ın ta kendisi! (57) Nilgün: Kadıncık: Bülent: Ulan. ne yapalım? Gidip getirelim mi? Hangi birini? Yani. alo. Kadıncık. diye kınıyorlar beni. İkincisi. benim cesaretimi kırıyor. eFENdim. ayıplanma. Ne gam?! Senden bahsediliyor ya! Adın bir ümit. telâffuz edildiğini duy- . ağbi. Mehmet? Sen bilirsin. Alo. yine dinliyorum. yine dinliyorum. ALO! (59) Kadıncık Portre'ye: Sesini dinliyorum. umutsuzluğa düşürüyor. eFENdim alo. vefa: Tarihimi unutamıyorsun.

.Abartıyor. bana neler diyorlar! Hadlerini bildir şunların! Sahip çık bize! Sahip çık ne olursun.Biz senin Şiran’ı bu kadar sevdiğini bilmiyorduk bile! . Bunun da yıldızı düşüktür. yaşanmışın. ikiniz için de böylesi hayırlı! (Zaten .iktir etti adam! Daha ne bekliyor anlamıyorum ki!) . 'onu ister misin Şiran. Kullandı kullandı. bunu ister misin Şiran?' Etrafında dolanıp duruyordun ama sen ezmişsindir. Şiran’ım!! Gözümün nuru! Bak..Olacağı buydu! Çok bile dayandı.O da zaten hiç konuşmazdı! .mak mutluluk! (60) Koro: . doğ- . bıraktı herif! (61) Kadıncık Portre 'ye: Şiran’ım.Mazoşist. Sana şu kadarını söyleyeyim. .İlişkinizin ne olduğunu bile doğru dürüst bilmiyorduk! . nerede var bir maganda onu bulur.Canım tabii.Yalan değil! Ezdin durdun adamı! .Anam sen de! Herif buradayken böyle davranmıyordun ki! .Senden fırsat mı kalır? Okulda da böyle ukalaydı bu! . abla! .Adamın geldiği yer belli.

. . ne bunu çözebildiğim ne de onsuz yapabildiğim yalan! . aşağılanıyorum? Bana ilişkin başka herhangi bir konuda haddinize mi düşmüştü böyle konuşmak? Dosta yaraşan. ha? Şiran'ı tanımıyorsunuz bile! Hanginiz onunla yüreğinizle konuştunuz? İki çift sahte lakırdı dışında. Seninle bana değil! Herhangi bir kadıncığa hayat adına ağlayalım! (65) Kadıncık Kadıncığa: Y2-Y1 . . . yürekten konuştunuz? İki çift sahte lakırdı! O da. . iş sevdama gelince tüm saygınlığımı yitiriyor. dostunun dost bildiğini dost etmek değil midir? Niye beni yalnız bıraktınız? Ki ye. (64) Kadıncık Portreye: Omzunu uzat Şiran’ım. hitabetinize layık' olduğunu ispatladıktan sonra! Bunca önemsediğiniz ben dostunuz. nedendir. . .Y2-Y1 2(Y2-X1) Y2-Y1 2 mi? .runun başı için sahip çık! (62) Kadıncık Koro'ya: Maganda. deli muamelesi görüyor. bunları konuşturan? Neden inanmıyorlar. . . Şiran? Qui est? Neden sorulması gereken soruların hiçbirini sormuyorsunuz? (63) Koro: . 'diploma'sını alıp. .

usanmaya hazır birinden ne beklenir? Kararsız sevdalara güvenilir mi? Ödünç verilmiş gibi geri istenen sevdalara ne denir? (69) Kadıncık Portre'ye: Sevgi seni yaraladı. polimetreyi. . vallahi hayır! O beni yaralamadı! Kanım onun varlığını hissetti. hata marjlarını düzüyorum! (Not: Bu haksızlık! Bunu çok daha sonra söyledi!) Bülent: Oh hooo! Yahu. metropolün makro formunu. oh olsun! diyorlar bana. kendi kendine fırladı damarından. Şimdi. lineer aşamalı organik dokuyu. desem ki. Ne yaparlar bana dersin? (70) Mehmet: Kadıncık doğru söylüyor. yine ağlıyor bu! Seninle de hiç konuşulmuyor be abla! Ben de seni güçlü kadın zannederdim! Topla ama artık kendini! (67) Kadıncık Kadıncığa: Topla kendini! Yani? Acıdan usan artık! (68) Kadıncık Portre'ye: Acıdan usanmak mı? Kaburgalarında ateşten bir yürek yerine idare lambası yanan ben değilim! Kendileri! Söyle canım.(66) Şafak: Aptallar da ondan! Oysa ben seni düzerken aslında limitleri.

xere ya! Hz. aşkını namusunu lekelemeden korusa ve ölse. sen bize benzemezsin ki! Sen güçlü karısın. xere ya! Sen kendini kurtarırsen. o şehittir. Amerikalılar ayda yürüdükleri için. Bülent: Kurtaracak. Shakespeare'in modasının geçtiğidir! (73) Bir kimse âşık olsa. Muhammed (sav): . Kendini kurtarırsın. tabii. Bir tanedir. (74) Kadıncık: Dağları delen Ferhat'ı ben hiç komik bulmadım ki! (75) Nilgün: Anam. Kadıncık! Bir tane! (76) Tülin: Kurtaracaksın. (77) Kadıncık Kadıncığa: Binali: Sen kendini kurtarırsen. pes doğrusu! (bükülen dudaklar.(71) Bülent: Hak âşığı! Bu asırda. sallanan baş) (72) Edward Said: Bu saptamanın mantıksal uzantısı. tabii.

azot gerekmektedir. Güle beslendiği azotu hak etmek için ne yaptığı sorulur mu? Gül'dür. Binali. dokuz dersin altısı öğretmensiz geçen bir lisesinin diplomasıyla." Kadıncık henüz Binali'nin ne verildiğinde minnet ne de verilmediğin de hiddet duyacağını bilmiyordu. pazarlama elemanlarını sokağa her aldığında beline kadar soğuk terler döker. daha da acımasız domdom kurşunlarının çocuğuydu. Keyfilik. onu sevdiğim için para veriyorum. talihine şükredecek hali yoktu. ne yokluğa yerinen bir derviş ve Tanrıtanımaz bir devrimciydi. postaya vermediği kolilerden bunalan Şiran. "Burs gibi mi?" diye sorduran. "Gücüm yettiği sürece veririm. olmamayı da rastlantısal olgular olarak değerlendirdiğinden. ödemelerin hiç değilse belirli bir zaman dilimi süreceği umuduydu. Taksim Intercontinental'in girişinde aynı cümle. Ağaoğlu tavrı incitti. Binali. "İşime yaradığı için değil. birinin öte kine üstünlüğü yoktu. bir ay sonrasının akarının belirsizliğinin suçlusunu aradı. dul anası ve tek kardeşini taş tarlanın merhametine terk ettirip. "Patron " dediği. Sömürü düzeninin en galiz örneği pazarlamacılığın nimetlerinden kendisine her nasılsa düşeni her nasılsa tüketen Binali. o kadar. her ay yapmadığı işler için para aldığı Şiran’i Kadıncık 'tan kurtarmaya çalışan. "derdi. Binali. Azot yoksa zaten gül de yoktur. O da o kadar. Binali. Dünya bir hayrattır.(78) Binali!!! Binali! Yıllar öncesinden bir anı. Acımasız bir iklimin. Ne varlığa sevinen. Dehası onu olmadık bir ilçenin. . Çok doğru! Şiran kusa kusa kazanırmış. Gününde yatırmadığı vergilerden. İTÜ elektronik laboratuvarına ışınladığında. Testiyi her şeye rağmen kırmamış. midesi tutarmış olgusunu usunun gündemine dahi almayan. suya gidebilmiş olmayı da.

"Sen İstanbulliysen. kıro'yu heç duymamiş sen?" Kadıncığa. onu anlamıyorum. "Anlamazsın."Bilmem" dedi. hiç kullanmadım. bacım!" diyerek kaykıldığı sandalyeden çevresine bir göz attı. "Duymadım. Gogi geldi. "Şimdi." "Anlamazsın bacım. "yalancı" diyordu. kazınmayan sakalı. Onlara 'Forus' dersek. kırodur' demirsen he mi?" diye sormadı. Anlamazsın!" Binali'nin 'bilimsel' şablonunun mutlakıyetinin henüz farkında değildi. "Anlamazsın. ait olduğu dosyaya konulmuş. sen bize bakirsen. 'Forus' olmaya mecBu "yani?"nin cevabının. ilân etti. değel mi? İstanbulliysen. ırkçısan" tanımlamasına dönüştüğünü içi burkularak hatırladı Rodoplu. Harran toprağının rengindeydi Binali'nin yüzü. Binali'nin Kadıncık'ın kimliğine ilişkin 'bil- ." dedi. Oysa. "Hiç duymadım. bir yöreye. Hollywood'un en bağnaz Musevi yönetmeninin Filistinli teröristlere bile yakıştırmayacağı kanlı gözlerini dikti. ama 'Kıro?' "Ben Şiran’ı tanıyıncaya kadar bu kelimeyi hiç duymamıştım. kih kih güldü. " dedi. Anlamını da olsa olsa biliyorum. 'duydunuz mu. çoktan sınıflandırılmış. bir sınıfa atfetmemesi elbette ki mümkün değildi Kadıncığın. çünkü sen devrimci değilsen!" "Yani?" gi'sinin. Kadıncık. karşısına oturdu sanki! burdurlar. "İnatla fırçalanmayan dişleri. Zaten de Forusturlar!" "Gönlümüzün izinde biz kafamıza kurduğumuz şekle inanacağız. "Hiç kimseden duymadım. " diyordu. değiştirilmeyen lehçeyi." "Etme. Duyduğumdan sen nasıl emin olabiliyorsun. "Felsefenin icabıdır. etiketlendirilip kaldırılmıştı. ne diyor?' mesajını iletti." dedi. Şiran. Binali. "burjuvasan.

yine de arka plânını anlamaya. zulmü. arkamı dönemedim. yanılıyorsun. bu devamını istiyor. kehanet mi. Yine de. beceremedim. 'testiyi kıran da bir. Kadıncık Portre'ye: Yerinden kalktı. sömürüyü. yanılıyorsun. Hayata kastolunmadıkça. İtham mesnetsiz. hâlâ da öyle!) Binali'ye: "Devrimci değilsin. sizi öyle seviyordum ki! Binali.gerinen yaratıklarına dert yandı. öyle ilericiydiniz. bir tür onay beklediğimi yeni yeni fark ediyorum. maydanoz bahçesinin ılık güneşin altında keyifle "Her yer Gogi dolu. Muhayyel bir gelecek için mutlak bir şimdiyi feda etmekten yana olmadığımı kastediyorsan. haklısın. galiba Binali ile başladım Şiran’ım. o yönde mücadele veriyor olmam ise. 'Hadi. Yıllar yılı savunmada olduğumu. ordan!" deyip. beni var gücüyle aşağılıyordu. yani ezilmeye. Öyle haklıydınız. ya Rab!" Kendimi savunmaya. suya giden de' gerekçesiyle zımnen de olsa savunduğumu düşünüyorsan. Bu onay. Orman kanununu. "sizden biri!" olduğumun onaylanmasıydı. pozitivizm! Akılcılık yoksa. itham aptalcaydı. Görevdi ya! Anlatmaya çalıştım. Heyhat! "İkna" benim en tapon silahımdı! (ne yazık. pür nur. yanlışı düzeltmeye çalıştım. Bir babanın yaşamak hakkının çocuğununkinden daha az olmadığını düşündüğümü hissediyorsan yine ."den kastın. dünyada hiçbir adam öldürmeye değmeyeceğine inandığımı düşünüyorsan haklısın. varlığımın.

Buz gibi bir dünyaydı orası. Tıpkı şimdi oturduğum masanın dünyası gibi. Hatırımı sordularsa. Böyleyken. ne olur! Üşüyorum. 'İşim'in ne olduğu. gel sarıl bana. sen var olmamı istediğin sürece teslim edildi. dışarı çıkması. (71) Binali: Billah. 'kariyarist'ti! Köylü efendimizdir'di ya! Efendilerine yaranmaya çalışan uşakların ezikliğini öğrenince canım yandı. (72) Kadıncık Portre'ye: Sonraki ilişkimiz hoşgörü üzerine kuruldu. Portre: Olur . Şiran'ım. Ağa'nın hatırını saymak anlamına geldiği için sordular. 'arkamdan kapıyı kapat' uyarısıyla istenen bir hizmetçinin dışlanmasını yaşadım. kıvırtiyrsen. Varlığım. Günün 'parka' gibi. Şiran’ım. Ağa'nın kâhyasına selam vermek. Gizlilik ve hoşgörü. Belki de bu yüzden. Ortalıkta dolaşmasına işi olduğu sürece tahammül edilen bir hizmetçi gibiydim! 'Aile' sorunları gündeme geldiğinde. bana yakıştırılan 'sınıfımdan beklenen kibirli haklıcalığım da yoktu.haklısın. Nurhak sana güneş doğmaz' gibi müzikal parolalarına cevap vermiyordum. 'sen’in bileceğin bir iş olduğu sürece irdelenmedi. kırmızı karanfilli poster' gibi görsel.. neden Kürtlerle beraber olduğum. bana en yakışan sıfat.

Yüzde yüz bizden değilsen. bari? Beni seviyor musun? (77) Şiran: Dr. Sanırım Herhalde Bilmem. Seni yanımda KADIN olarak istemiyorum! Dedim kızım sana! Erkek olaydın. Oya: Tabii. bizi sevme. sana yaranabildim mi.Kadıncık: Sahi mi? Söz mü? (ışıl ışıl gözler!) (73) Şiran: İslamcı: Kariyaristsin sen. (74) Kadıncık Portre'ye: İnsanoğlunun mutlak düşman ihtiyacı mutlak dost ihtiyacı kadar mutlak olabilir mi? Ne dersin. Küfründe samimi olmalısın. Herkese yaranmaya çalışıyorsun. davetiyesi hep unutulan Selime Teyze misin? (76) Kadıncık Şiran'a: Sevgi tohumları dururken. sevgisizlik tohumlarını sulamak nesi? Peki. canım? (75) Kadıncık Kadıncığa: Selime Teyze'ye mi benziyorum? Cenazeden düğüne herkesin işine koşan. İhtiyacımız yok. keser atardık! Sen sağ ben selamet! Kadını erkek yapamam! .

Oya: Ama beni kadın olarak istemiyor! Fesuphanallah! .Kadıncık: Dr.

giysilerinin olağandışı düzeltiliyi ve diline pelesenk ettiği. ben Şafak Bey'in ortağı. Rodoplu. Duran Kuran. Aşağıda bekleyen arabaya bindi. "Sizi almaya geldim. yakışıklı yüzü." dedi. efendim. . tuğa döndü. "Ahdimiz var." "Efendim. sini. benim. Ama biz ortağız." diye tanıttı kendi"Sağolun. şaşkın." Günay'ı oturttuğu arka kol"Ne güzel. değil mi?" "Yârin gül yanağından başka!" "Hayır. 'efendim' sözcüğüydü. her şeyi bölüşürüz. aydınlık." dedi." dedi Rodoplu. "Dükkân Şafak Bey'in. güldü.VII Cumartesi günü kapıyı çalan Duran Kuran'ın belirleyici nitelikleri.

merhaba. hizmet eden delikanlılar. Efkârlıyım.dükkânda kitap kadar. Kitabı tutuşlarından. Latife Tekin. "eşek gibi gelecekler" tonlama- Günay’ın alaylı bakışını yakaladı. sıraya girenlerin yaş ortalaması otuzun üstündeydi. Yadırgadığı. İletişim Yayınları.beyaz bluz. az sonra onu da anladı. muk. Ancak. Maltepe taraflarında bir yerlere geçtiler. "Ağbi. "Neden gelsinler ki?" diyeceğini biliyor olmalıydı. nasılsınız?" Anadolu yakasında. kasetçaların düğmesine bastı. Orhan Pa- Üçüncü yazarı tanımıyordu. paralı solun. gel otur yanıma. yanında beliren Şafak." ni andıran dokunaklı halleri vardı. onaylattı. sade eşi. nerde elin?" Tezgâhtar kız. viski servisiydi. köylerine gelmiş bir yabancıyı rahatlatmak istemilerinden hecelediklerini fark etti. kulağına . Dükkân. Hemen hepsi Rodoplu'nun elini sıkmak için uzanıyorlardı. eğildi. tabii ki gelecekler. doldu taştı o gün. "Gelecekler. "Kerim Abi. "Şişli'den." deyişlerinde. lilerin arasındaydı. acele ekledi. gidiyorum geceleyin. Duran Bey'in temiz pak. Günay. uzandı. "Hoş geldiniz. bir gül aldı. müzik. "Türkiye'nin en iyi yazarı burada. elini ver. evirip çevirmele- rinden. kim bunlar?" "Şişli'den kitap almak için ta buraya mı geldiler?" "Partililer. Kerim Ağabey. siyah etek . Küçük şına çelenk-çiçekler dizilmişti. okuyucu olmadıkları belliydi. ilk teşhisini doğruladı Rodoplu'nun. bebek. efkârlıyım. Kapının dıköşeye sinmiş olduğunu gördü. hoş geldin! Gel. Günay. tabii!" dedi Şafak Özden. raflardaki Erdal Öz. bir başka eski tüfek yazarın bir "Canım." "Karlı kayın ormanında." fısıldadı. yani Partirak." dedi. aradan uzandı. yaşlı yazara eğildi. bazılarının kitabın adını iç- sıyla. bebek kadar kalemtıraş vardı. diğer imza günlerinden farklı ola- kendisini sahiplenen.

'Türkiye’nin Şafak Özden'in gözleri dışardaki kalabalığı hızla taradı." dedi. dönmesi. aradığını en güzel yazarı'na dönmesiyle eşlenmişti. 'Türkiye'nin en iyi yazarı'nın. sağolun. değil mi?" "'Siz'in. Aralarındaki mesafeyi Rodoplu'ya. . çok eski dostmuşlar izlenimi veren bir yetenekti bu. Tersine. rahatladı.yazarına!" Dudaklarını kulağına değdirmiş olmalıydı. az ilerde duran iri yarı delikanlıya seslendi. "Eşek gibi gelecekler. "Oğlum. 'En iyi yazar'ın cinsiyeti belirsiz ama 'en güzel yazarın' cinsiyeti tartışılmazdı. Günay ürperince güldü. Şafak'a eğildi. edildiğimi merak ettim!" diye anlattı Günay. abi. Suat ve arkadaşına ilişkin tavrını hatırlattı. konuştuğunda sesinin duyduğu rahatlamayı aksettirmediğini fark etti. Rodoplu'ya göz kırptı." "Nerede kaldı o viski? Git. yoksa tenzil mi. "Bana birkaç dakika müsaade edersin. Günay. en güzel latıyormuş gibi söylemek yeteneği vardı Şafak'ın." ortadan kaldıran. abi?" "Tamam. getir hemen. dikkat et. "İyi misiniz? Rahat mısınız?" gülerek yaklaştı. gerçek ev sahibi Duran buldu. bir sır veriyormuş ya da ortak bir sınırlarını hatır"İçeriz. değil mi. Sedat!" "Efendim. Duran'a. 'sen'e. nazik Duran. Duran Bey?" "Rahatsınız. Kuran. imza gününde. efendim?" diye yine sordu." En sıradan şeyleri. Kim bu insanlar?" "Hemşerilerimiz. Kadın olmaya terfi mi. bu defa en iyi demiyorum. "Geldiler mi?" "Seninkiler burada. Ne ki." "Nerelisiniz. "Evet. değil mi?" "Türkiye'nin en güzel.

bir de türkülerini hatırlıyo- "Desenize iyi kavga ediyorsunuz?" doplu. meyler dökülmüş Sakiler meclisten çekmiş ayağı. Kavakları. Ne varsa Bayburt’ta "O kadarda değil!" dedi. "Gördün mü. bak!" nedense güneş görmezdi Gümüşhane. "Hiç olur mu?" "Diyor ki. de get senden nem kaldı? Bayburt kalasında canım. biliyor musun? Gümüşha"Hadi. hatırlıyorum?" . hayretle. Yavru gitmiş. Günay. aşkolsun. dereyi. Gümüşhane. "Bayburt'ta bulundunuz mu?" diye sordu. Günay Hanım Bayburt'u biliyor. gömleğim kaldı!' ya da böyle bir şey! Bilir misiniz?" bilirim. Ro"Şafak. da!' diyecekti." İtalikler başladı. Doğru mu." "Zihni'nin memleketi!" Duran'ın. ıssız kalmış otağı Camlar şikest olmuş. öyle kötü bir yermiş. hepsi bu.) "Evet. Eh. " ğiştirdi. Şafak. De get Bayburt. ben Zihni'yi iyi ne’de de bulunmuş ama Bayburt başka diyor!" varmış!" göz kırptı. Akşamüstü oldu mu. kaleyi. Duran'ın Bayburtlu Zihni'yi tanımadığını duymak istemedi. efendim. ışık yakmak zorunda kalırdık. sözü de"Şafak Bey de mi. kargaları. de get Bayburt."Bayburtluyum. Bayburtlu?" "Hayır efendim. "Vardım ki yurdundan ayağ göçülmüş. Zihni'yi gündeme getirmediğine sevindi. "Bir dağ hatırlıyorum. Ama. efendim!" dedi. Rodoplu'dan hiç beklemediği bir bilgiydi. çıkaramadı. (Daha sonraları iyi dost olduklarında. Duran Bey. Duran. o Gümüşhaneli. rum.

" diye başladı Şafak Özden. aney. gelmedin. aney. Günay. Hasta düştüm. Şafak sallapati taşralıydı.. kardişim!" derdi!) "Aşkolsun!" "Siz de nasıl Bayburtluysanız. Şafak'la ittifak yaptı. rekabetin. kimseye söylemezsin değil mi? "Söyle- . diye bakındım. ne de sonra inandım. serzenişin yarattığı fırsatı kaçırmadı. ama aksini kanıtlayacak kimse olmadığını biliyor olmem. Bari can verende gel!" Olanlara ne o zaman. örtülü bir rekabet var gibiydi. Kentliden yana olmak yakışık ti. bir türkü bile bilmiyorsunuz!" hane-Bayburt çekişmesinin arkasına saklandığını hissetti. Söylediği Gümüşhane Mavi yazma tez solar. Günay'ı da sırdaş etti. "Ben sana bir türkü söyliyeyim???" "Lütfen!" "Ağlama yâr ağlama. her ha- Aralarında. Bahçeyi dolan da gel. malıydı. türküsü de değildi. aney. Bari can verende gel! Hasta düştüm.liyle daha kentli. gelmedin aney. Gümüş- almazdı." diye italik'ledi. Duran. Yüreğimi dağlama. ama doğruydu!" dedi Günay. " Dalga dalga yükselen sesi güzelden çok içtendi. (Tülin olsa. "Halkçılıktan kurtulamadık git- Şafak Özden. aney. Günay. "Mavi yazma bağlama. aney. Yüreğimi dağlama! Mavi yazma tez dolar. "Almalar olanda gel. "Küçücük dükkânın havası değişti birden! Ne oluyor..

tarihimin sürgit taleplerinden bizar deli lan. bu meraklı meşaleyi bir üfleyişte söndürüverir. atlı kadaş hatırına dolduran bu kötü giyimli. ölü-seviciler. ortaklaşa bir koza ördüler. sığınma talep etmek gibi çılgın bir düşünceye kapıldım!" rünsün!" "öteki" sesi. atlı nereye ben oraya! Duran'ın küçücük dükkânını ar- "Kalkın aradan dumanlı dağlar! Kalkın da dost elinin bahçe bağı gö- "Niye şaşırdın o kadar? 'Sen düşüncelerin bulutlaştığını bilir misin? Bulutlaşır. bu sahici insanlardan. uğultu başlar. italik savunma başladı: "Ah. Çağrışımlar zikzak çizer boyuna. günlerin. öylesine yürekten dayatan bir gerçeklikti ki. göğe özenen dağlardan. 'kadınlar. metruk kervansaraylar gibi boş kitaplar. hayatım?" . deli bir kısrak gibi parladı birden! Ben-seviciler. nereye ben oraya. kendi Kitaplar! pencerelerime kadar yükselen. Tehlikeye düşen beden için. uyku ile uyuşukluk arasında dans eder artık.dağlardan sesleniyordu ve yeşil elma. Dilimde seslendirmediğim bir nakarat: Umut taşıyan adam Zigana- gönlüm. gece- lerin dondurucu yalnızlığından. bu şımarık. bedenin zaferidir!" "Ne dedin. tıraşlı taşralılardan. şehirler. bir kanat darbesiyle terk ettiği "O anda. Cinnet. neydi?" diye. ah! Neydi bu gaflet. cıvıklaşır. Aklın sürekli isyanlarından yorgun düşen beden. bu geveze. bilinç bir safradır. Atlı nereye ben oraya. uyarmaya çalıştı. dışarda çiselemeye başlayan yağmur. Hayat. Ne ki. Külçe gibi yaşamak. katranlaşır düşünce. leş gibi yaşamak da yaşamaktır. alkolün minnetle kabullendiği rehaveti. yaşam sahanlığımı tehdit eden Büyük Yakafamla kendi gönlümle doldurmak zorunda olduğum kitaplar!' Kitaplar! lar'dan indi Atının terkisinde yabangülleri vardı. Günay'cım. tarçın ve kekik kokuyordu! Şafak Özden. bilinçaltının ya da bilinçsizliğin uğultusu. Sözcüklerin müziği biter.

Vardım ki bağ ağlar bağıban ağlar. coşkusunu tıkamaya kıyamazdı. Sol toplantılara hemen her zaman hâkim olan ortak hüznün kardeşliğe benzer görüntüsü sardı sarmaladı. tebessümle izledi. Biliyorum. "siyah bir gecelik giymasının nedeni de bu olmalıydı. miz bir çarşaf serse. Kadın Günay. "her türlü aşnafişne büyük. gir içeri!' Bir döşek atsa. Uzaklardan bir sarı sıcak pencere işmar etti. güller götürdü. o kadar çok ve kadar niteliklerden sadece bir tanesi olan kadın olma keyfiyeti" gündeme diğerlerinden soyutlanmış olarak geldiğinde ne yapacağını şaşırdığını iyi girişimine karşı" mutlak dokunulmazlığı vardı! Çünkü. pis ve o kadar özünde erkek şeyle boğuşuyordu ki. neş'e neş'eydi Şafak Özden! Güller getirdi. yazar Günay. " "Ben ordan geçerken biri dese. onu "salt bu niteliğinin tanımlamasına. Günbegün. Haklıydı. bemesini bile beceremem ben!" Özden'in o yollu tutumunu olağan bir tavır olarak duygudaşlıkla. "varlığını tanımlayan "Şafak'tan başka kimse böyle bir şeye cesaret edemezdi!" İnsanlar bir Hava karardı. genç ada"Günay dehr elinden her zaman ağlar. ğı!" Elindeki viski bardağını uzattı Şafak Özden. lerini gölgelemesine asla izin veremezdi. ama muhatabı kendisi değilmiş gibi izlediğini sanGülleri yaprak etti.. Günay'a göre. dünya o kadar bilirdim. Şeyda bülbül terk edeli bu ba"Şeyda bülbül" dediği kadınlığıydı. ilişkinim!" derken de bir bakıma aynı şeyi söylüyordu." "Kadınlık bilgim yok ki. o kadar zengindi ki. ama aldırmadı Rodoplu.. 'Hanım. kadın olarak algılanmaya. Sümbüller perişan güller kan ağlar. Çiçekler açan birisinin herkese ayrı bir özlem anımsattı. Livaneli'nin yedi tepeli şehrinde bıraktığı konca gülü garip baktılar. Günay'ın başından yağdırdı. te- . Pırıl pırıl. assolist örneği.mın kendi bardağını uzatıyor olmasının ima ettiği el koyma bildirisini kabul etti.

hatta tehdit sergileyen bakışla"Olmaz. yukarı Mezopotamya’yı. acımasız saati düşündü." rını hayretle içselleştirdi. Örenleri. insancıl değerler laflarını düşündü. mahzunlaşmasını yorgunluğuna verdi. Harman. Günay da. Sedat sen bizim arabayı getir. sigara kahve içmeyi. eşyalarla. nispeten tenha bir bölmeyi aldı. felsefeci-yazar-öğretim üyesini. Ressam Ahbinlerce oyunu. anlayamamayı. dürüstlük. SHP delegelerini ilk kez orada gördü. izin maz. Bileğini bıraktı. "Ol- "Şafak Bey. Bostancı'da. ediyordu. Mahzunlaştı. toplumun bir duvarından bir duvarına sürüklenmeyi.. yollarda olma saatini. binlerce yalanı. iskeleye yakın. da!" dedi. "Harman’a. dünyanın en aptal lafını duymuş gibi. eve döndüğünde kendisini bekleyen boş girişti. hızla örgütlenmeye "Duran. pis. ağır meşreplerle karşılaşma. "Nereye gidiyoruz?" aşk. Günay. Kalktı. sevgi.istedi. "Laf mı. hemen hiç kadın . Duran Bey'i ismiyle çağıran garson. sen Günay Hanım'ı götür. öyle şey!" "Bırakmam. geriye. inanç. Olmayacağını Günay'ın da bildiğini ima sayfaları düşündü.. bakıp da şaşırmayı. Bileğini saran küt parmaklara baktı. bakıp şamayı. Günay. çiseleyen yağmura baktı." dedi Şafak Özden. Soğuk. geç oldu." müşterisi olmayan bir yerdi. Şafak yine. yüzüne çakılı gözlerin ta dibine baktı. tıklım tıklım. yani?" Dosdoğru yüzüne yöneltilmiş. malumatla zenginleştiğini." dedi Şafak. yüceldiğini sananları. rayan ele baktı. önüne sürülen değerlerin hem içinde hem dışında yamet'i. binlerce maskeyi düşündü. tutku. Nec- la siz buraları kaldırın. Bileğini kav- Kahredici yabancılaşmayı. ben kalkayım.

Aldık.Biz de bırakmadık. hanım ha- nımcık oturmayı beceremediği için de" ekledi. yazardan bol ne vardı. on üç kadınsız erkektiler. Tamam mı? Ama." dedi. bizi mahvetti! Bizim orada Aleviler. Lâz’ım diye. getirdik. bütün gece mı lâzım? Bakarım. soğumuş ve sert. tutmam! Bu bölgecilik işi. net bir sesle." diye tanıştırdı Duran. dünya görüşüme uyarsa tutarım. Bir masa etrafında on üç kişiydiler. bilmiyorlardı." "Efendim." dedi.. yanındaki. giysileri çoğunlukla lacivert ve sıkıcı. beyazpeynir. hem de entelektüel düzlemde algılanabilirdi. kardeşim. marul. "Kadın olup. Ama. benim yeni dükkânda imza günü yaptılar. masada ezme.rı ortalama iki santim. Köy Enstitüsü me- Türk Dil Kurumu yerine kurulan kuruluşun ne denli tehlikeli bir irti"Ben. Kimin nesiydi. Günay Rodoplu. Lâz’ım. on üç Partili. Yoksa. asgari ikisinin saçları boyalı. kıvırtıyorlar. "TDK'ya karşıyım. ille Ali Topuz’u tutmam "Siz yazarsınız. Esmer. Yazar gibi yapan kadın ya da kadın gibi yapan yazar hem cinsen geldiğini fark etti Günay. rakı göbekleri yaşlarıyla orantılı. sosyal demokratlığa yakışır mı?" zunu emekli öğretmenle zorunlu konuşmasını kesip.." dedi Rodoplu. Devrimciliğe. "Lütfettiler." dedi Pendikli avukat. ortada karışık ızgara. beyler.. Kimliğinin herkesin işine "İyi akşamlar. dudaklarını örten bıyıkla- aynı sözleri söylemekten ve dinlemekten usanmış. 163 kalksın deyince. Masadakiler kentlilikleri "Şimdi." "Ben. TDK'cılardan değilim. "Dildeki gericilik en çok sizi etkiliyor. " "Estağfurullah!" ". Adamlar bölücü. Delegeler. kadını değil ama yazarı tanıyormuş gibi yaptılar. ." ca olduğundan söz ediyordu. sayın yazarımız.. oranında mukabele ettiler. yanındaki adam onun yanındakine.

değil mi?" Pendikli avukat." diye başladı. Rodoplu.' gibisinden bir uyarıydı. rakı alırsınız. Günay'a eğildi. işin ucunu bırakmak niyetinde değildi. Günay. tepkisini anlamak ister gibi baktı. çakıldı adeta. divan edebiyatından. arabayı park edecek bir yer bulamadık!" Şafak'ın davudi sesi "Affedeceksin. kendisi oturdu. "Yahu.likte oldukları izlenimini vereceğinden ürktü. dükkândaki "mübarek" rehavetinin geçtiğini.) şişesine uzandı. Hiçbir işaret Masadaki gözler üzerine dikilmedi. içelim! Günay Hanım. Adam apaçık "çekin. (Sonradan dü- İçi güldü Günay'ın. "Atatürk'ün mirası. "Haydi. bu nedenle dilin sadeleşmesi gereğinden. değil mi?" yanı başında patladı. Ama Cumhuriyet Kitap Kulübü imza günü düzenlemişti. bu gereksiz deklarasyonun sonuçlarının gerici bir yazarla bir- "Dikkat! On üç alarm durumu!" diye uyardı öteki sesi. şündüğünde bu çıkışının aslında Şafak'a bir mesaj olduğunu anlayacaktı. dilin yabancı sözcüklerin boyunduruğundan kur- dilini anlamadıklarından. oldu. aksi- . Sözün nereye gideceğini biliyordu "Ben Atatürk'ü putlaştıranlardan da değilim. ellerinizi!" mesajı veriyordu. halktan. lamaz kılan bir faciayı böylesine şevkle alkışlamamıştır!" dedi ve pişman tarılması gereğinden. Belki de öyleydi. gerçekliğe. rakı. hiç okumamıştı. Şafak Özden rakı gelmedi. arabesk kaset. kitaplarını Gerici olmasa gerekti. halkın okumuşların "Dünyada bizden başka hiçbir ulus. Duran. "çıplak neon. kuşakları birbirinin dilinden anPendikli avukatın. yine de." Duran'ı yerinden kaldırdı." dedi. 'Kimi dansa kaldırdığını bil. Burada ne aradığını hatırlamak ister gibi durakladı. sözü değiştirmeye davrandı. "Hele sen de atla bir. ızgara et ve kadınsız erkek dünyası gerçekliği "ne döndüğünü içi burkularak hissetti. Öte yandan.

Kısacası sorun. ikilemin. Herhalde. Bülent Ecevit'i neredeyse satır satır tekrarlıyordu. Atatürk devrimiyle ve cumhuriyetle kavuştuğu özsaygısını ve özgüvenini. toplumcu ve sosyal demokrat dünya görüşüne ters düşeceğinden bahsedeceğini biliyordu. Osmanlının gördüğü gibi hor gören kimi tutucu Türk aydınlarına göre Türkçe'yi özleştirmek. Atatürk. bitirdiğinde kadından yana muzaffer "Padişahlar iktidarlarının sınırsız olmasını istedikleri için Türkleri . kendilerini milliyetçi saysalar da bilinçaltlarında Türk'ü. temelde." bir bakış fırlattı Avukat Bey. onu yoksullaştırıp kısırlaştırmaktır. etkisiz kılma yoluna gittiler. ulusal kimliğini. 'Ülkesini. Noktasız virgülsüz bir nutuktu. "Şimdi siz ne diyorsunuz. Avukat Bey. yüzyıllarca kendi dinini kendi dilinde ve kendi dilinin kutsal kitabından öğrenememiş. dolayısıyla bağımsızlığımızı korumanın bir gereğidir. kaçacaklardı! Avukat Bey'in hiç tanımadığı birisini Türk'ü küçümseyen tutucu Türk aydını ilân etmekten kaçınmıyor olmasının ardında yatan aptalca önyargı dayanılır gibi değildi. her zamanki ikilem olduğunu düşünüyordu: Susacak. ağır ağır. bazı Osmanlı özenticilerinin gücü yetmeyecektir. çünkü özleştikçe olanakları daha iyi değerlendirilebilen ve her bilim dalında. Osmanlı koşullandırılmasından kurtulamayan. sükûtun ikrardan geldiğini sanacaklar konuşacak. her türlü engellemeye karşı Türkçe yaşayacak demektir. yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti. felsefenin her kolunda en ince ayrımları anlatıcı terimleri kolaylıkla üretebilen bir dildir. Rodoplu. özlettikçe zenginleşen. Türk halkının. Öyle oldu. Ne gariptir ki. ulusal kimliğimizi. Oysa. 1930'da. katı din kurallarına göre yönetilen Osmanlı Türk halkı. altı yüzyıllık Osmanlı saltanatının yok edemediği Türkçe'yi yok etmeye. biliyor musunuz?" dedi Günay.nin halkçı ve tabii. Arapça kelimeler kullanmak zorunda bırakılmıştır. bağımsızlığını ve özgürlüğünü sürdürmesi sorunudur. dilini de yabancı boyunduruğundan kurtarmalıdır' diyordu. tüm tersine Türkçe. Eğer Türk halkı bunları sürdürmeye kararlıysa ki kararlıdır. Şimdi de Türkçe'yi kurtarmak.

ezilen halk çocuğunu oynadığını ve birilerine yatırım yaptığını. 1565 değil. yanlılektüel köprü. sustu. Fransızca 'systeme' kelimesinin 'tem'idir. metafizik birer orospu olup çıkan kaypak. Daha da kötüsü. Mesele ondan ibarettir. Arapça değil. yani bağımsızlık söz konusu değildir. Arapça değil. 21 Ağustos değil. biz İslâmiyet'i Araplardan değil. kendisi olabilirdi." Ev sahiplerini mahcup etmek pahasına da olsa. ne diyeyim size?" arkadaşlarına baktı. Örnek: peygamber. sonra da. görevdir.' Turgut Reis değil. Türkçe'de böyle bir sonek yoktur. hain mefhumlara karşı çıkmak zorundayız. Türkçe'ye girmiş dini terimler. "Hiç konuşmayalım mı. kardeşim. vallahi bence hiçbir mahzuru "Hep sizler konuşun. türetilmiş değil. 'kıyası İkincisi. Batı dillerinden alınmadır. 21 Temyum? Hangi birini düzelteyim. "Evet. Farsça'dır. 21 Ağustos 1565'te. Bir boyunduruk başkası ile değiştirilmiştir. Nice'te karaya muz. 'öz' denilen Türkçe'de kelimeler. üretilmiş- mukassem' ya da 'dilemme'in karşılığı olarak sunulan 'ikilem' kelimesi . tir. "Eh. Türkçe. Marsilya. örnek: namaz. Rodoplu. Nice değil. bir konuşmayalım!" yine arkadaşlarına baktı. 'tem' hecesi. Barbaros Hayrettin. Göz ucuyla Şafak'a baktı. Ezilen halk çocuğunu oynadığını görüyordu Rodoplu. genç adam gözlerini önündeki tabaktan ayırmamakta kararlı gibiydi. nay. Önce kafalardaki keşmekeşi şı düzeltmekten sorumluydu. "Siz diyorsunuz ki. Bilmem anlatabiliyor mu- yok!" diyecekken. heh. 1543.çıktı. Aynı şey. "Heh. ama görev. heh!" zoraki güldü adam. İranlılardan öğrendik. Öfkenin kaynağı da. "Bakın." bıraktı. Örnek: Arapça kökenli 'usul' kelimesinin yerine geçen 'yöntem' kelimesinin 'yön' hecesi. "ve atılmadık ve ne cinsel ne de ente"Bir kere. dağıtmaya. Rodoplu'nun dilinin ucuna geldi. 'Turgut Reis. yani?" Önce bir durakladı. Farsçadır. muhatabı da. Gü- Çünkü." diye başladı. onun da öfkelendiğini sezinledi.

" "Tamam. bilemedi. Rodoplu. dili dolaşıyordu. Ne sarı sıcak pencere. "Hangisi? Peygamber kelimesinin Arapça değil. Sağolun. 'Mektep' kelimesinin yerini alan 'okul' kelimesi.için de geçerlidir: ilk hece Türkçe. . kalsın mı Masadakilerin gözlerini kendisinden ve birbirlerinden kaçırdıkları- beni ilzam etmiyor'u oynuyorlardı. "Koca bebekler". istemeye başladılar. yanındaki arkadaşı azarlanan çocuklar gibi. "Günay Hânım. şaşkınlığını fark etti. abi. 'bu sözler bana değil. pişkin. Farsça olduğu mu. Bunun böyle olması da doğaldır. 'Sekizgenin 'gen'i 'octagon'un TDK'da bir tek filolog." dedi. çünkü şu kadar yıllık hayatında tur. 'Üstüvane' yerine kullandığımız 'silindir' Batı dillerinin 'cylinder'idir." "Ne yorumu?" diye patladı Günay. efendim. yarattığı kavram kargaşası ile Türk fikir hayatını tarumar etmekten başka bir işe yaramamıştır." "Ben teşekkür ederim. İkincisi Fransızca. Şafak'a döndüğünde. Allah aşkınıza! Buna yorum değil. kelimesinin yerini alan 'genel'. "merak etmeyin" mesajı yolladı. kadını endişeyle süzen Sedat. İngilizcedir. bir o yana bir bu yana bakmaya başladıklarının farkındaydı. Çok teşekkür ederiz. Kendisi değil. bilgi derler!" nın. bir tek Türkolog da yok"O sizin yorumunuz!" dedi Pendikli avukat." "Hayır!" diye araya girdi Şafak. 'Umumi' 'gon'udur. yorum? Silindir kelimesinin 'cylinder' olduğu mu? Yapmayın. Kirlenmişlik duygusu tüm hışmıyla indi yine. rahatlatmaya çalıştı. sizi evinize ben bırakacağım. dilbilimci çalışmadığı gibi. Duran. onun da sarhoş olduğunu gördü! Duran. Neticeyi kelam. Fransızca 'ecole'ün bozulmuşudur. birer ikişer müsaade ne temiz döşek bıraktı. TDK. "İyi akşamlar efendim. "Ben bırakacağım! Sedat! Oğlum neredesin? Arabayı getir!" gitsin mi.

Bu kadına âşık oldum. "Evet. Sedat'ın panikleyen gözlerini aynadan yakaladı. aney. Birden neşelendi. kız?" Şafak'ın kor gibi yanan kocaman bedenine sığamayan coşkusunda insanın içine işleyen. yıldızlar mı. Şafak. nasıl geçirdik. ama?!" "Öyle oldu. değel mi? Değel mi. "Geçirdik. Günay'a sarıldı. Gönlü olsun istedi. abi. Neyi kutladığını çok sonra anlayacaktı. hasta düştüm gelmedin. rikkat uyandıran hâleler olduğuydu. tekrarladı. bak! Ben âşık oldum. Bari can verende gel. Bir an önce eve gitmeyi." "O arkadaşına fazla sert davrandım galiba. bir şişe daha aldı. işine bakmayı diledi. di. bu kadın. . bari can verende gel!" şeyler" tebessümü gönderdi.. di Şafak. di." "Almalar olanda gel aney. Kaseti yuvasına itti. bu kadın var ya. O an için bütün bildiği. Hasta düştüm gelmedin aney.. gençliğim mi daha uzak? Pahalı ama çok bakımsız arabanın içindeki boş şarap şişeleri bir o Günay'ı kapsamaya başlayan beyhudelik duygusunu anlatıyor gibiy"Sedat. Sonra aniden türküye kırıldı." dedi Sedat. başına dikti. Bahçeyi dolan da gel.yana bir bu yana yuvarlanıyordu. Türkiye'nin en iyi yazarı!" de"Sedat. abi. Sedat. yol üstündeki bir büfeye çekti. Günay. "sıkılma olur böyle "Boşşş ver! iyi ettin! Hıyar ağası! Kiminle konuştuğunu bilseydi!" de- Gözlerini Günay'ın gözlerine dikti. konuyu değiştirmeye çalıştı Rodoplu. "Bari can verende gel!" "Sedat." Memleket mi. bak.

('Fırtınaya ilahi' dediği." dedi Şafak. sa ellerinin altından kayacakmış gibi Günay'ın yanından ayrılmıyordu. biraz daha beraber olabilmek için çare arıyordu.) Günay. şimdi!" diye yarı uykulu. şimdi. oğlum. Rig Vedalardan bir duaydı. Sedat. "Kadınım!" "Seni istiyorum. suyun kaynamasını bekleyemedi. yarı uyanık. uzaklaşır"Ben kahve içeceğim. kucağında tutkuyla sarsılan güçlü bedene ne kadar yakıştığını düşünüyordu. Birden gözlerini açtı. Gözleri ışıdı. "Sedat. boynundaki elden kurtuldu. "He. ya!" Sedat duymamış olamazdı. genç adamın ayakta duracak hali kalmamıştı.. fırtına! Tohum saçıyor toprağa.Gözlerinde deli pırıltılar. Rodoplu’nun öteki . sesi. ağabey!" diye uyardı. "Böğüren bir boğa. bizim "Seni istiyorum!" diye fısıldadı. Yaşamsal bir gereksinimmiş gibi sarıldı. uyumaya sayıklıyordu. dizlerinin üzerine çöktü. "Gidelim. uzandı." Beraber mutfağa geldi. Şafak. Gözleri kor kor. "Yap!" "Sana bir kahve yapayım mı?" Kapıya geldiklerinde. "Şimdi! Şimdi! Şimdi!" orası da!" Günay. tirdi. "Şuraya bak! Burası da İstanbul. elini boynuna yerleştirdi. durdu. yine de ayrılmamak. yolu tarif etmeye koyuldu. Şafak'ın. Sırtını dikleşEtiler sapağı imdada yetişti. Gözden bir an için olsun uzaklaşmasına razı değilmiş gibi. sıkıntıdan al bastı Günay'ı. Şimdi. "Sözcüklerin orgazmı ya da Fırtınaya ilahi!" dedi. Günay eğildi. Şafak'ın elini sımsıkı tutan elini teselli eder gibi okşadı. başını tabureye ilişen Günay'ın kucağına gömdü.

" kaçacak gibi değildi. . Ufuklardan. gürle. Günay. hiçbir şey istemiyor!" dedi. Günay Rodoplu. ne isteyecek. öteki sesi. "Ben de kadınım. "Haydi. "Siz çoktan mı. Vadiler dağlaşsın. "Yıllardır tanışıyoruz. adam. Arabası sular." dedi.." dedim. dağlar vadileşsin Boşan. erkeğin başının üstüne koydu. yerleşiyordu genç "İyi de." dedi Günay. "Ne düşünüyorsun?" "Duyduğum en pespaye hikâye.Kamçısı rüzgâr. çok güzeldi! pek bir şey istemiyor. Evde yengesi bekliyordu. Böğür. Günay. sık saçlarını şefkatle okşamaya Ama mırıl mırıl mırıldanıyor. Elini. Günay Rodoplu." Sedat'ın gözleriyle uyandı. ki şimdi! Öyle de güzel uyuyor ki!" canım. geriniyor. "insanın kendisini kadın hissetmesi "Sadece adam gibi bir adam istiyor. da!" Çekmedi elini. Girişteki küçük aynada parlayan yüzünün sakin güzelliği dikkatinden "Tülin haklı." dedi." dedi. vadiler dağlaşsınmış! Pehhh!" Alay ediyordu. Gerçekten. biraz kahve iç. öteki sesine. gürle. İfritleri önüne katar. Böğür. tanışıyorsunuz?" "Yine elin yanacak!" diye uyardı. ufuklara kanatlan. fırtına!" durdu. Dağlar vadileşsin. öteki sesi. böyle. tohumunu serp! "Öyle. öteki sesi yine. Şafak." "Yok canım. tohumunu serp. öteki sesine. gevşiyor. "Eeeeh!" kızdı. "İşte. "Uyandırmaya kıyamam "Söylemedin deme!" dedi.

"Dost acı söyler." . Öyle. "Ya?!" Elleri titremeye başladı. öylemi?" italik’ini ita"Dost acı söyler.likle karşıladım.

"duyduğum en pespaye hikâye" cümlesini hatırladığımda ilik- lerime kadar ürperiyorum. Günay'ı sevdiğine. Şiran'ın romanının notları arasında. Yapmadım! dım. lineer aşamalı ."Batan bir gemideyim ve kıyılardan imdat Kendisine karşı ne kadar acımasız olabildiğini bildiğim halde Şafak'ın kucağındaki başının çok güzel bir baş olduğuna inanmalıy- hatırlarsınız. Etmeseydim bugün belki de yaşıyor olacaktı. onu da inandıristeyen Şafak değil.VIII Bugün. Ben. "Ben seni düzerken aslında limitleri. Günay Rodoplu'ya o gün. malıydım. hep sevmiş olduğuna inanmalı. o cümleyle ihanet ettim. benim!" demişti!. metropolün makro formunu.yapmadım! Uyarmış olduğu halde. polimetreyi. .

o da kendimi ömrümün sonuna kadar affetmeyeceğim. bütün Sıkılmış olacağını düşünürken. Günay'ın demesiyle. Anlattığına pişman olduğunu belli etmek iste- yorum ama birden kendimi nekrofilya tartışırken buldum. "Ne yaptın. Öncelikle. özlemin ötesinde bir nedenle. Onu da görmüştüm. emrinde" kaldım. Sadizmin bize Batı'dan bulaştığını söyleyip beni çileden çıkardığı "Kaktüs Ağacı'ında dediği gibi (o şiirini bu kitabın arkasına eklemeyi sabah. "ruhumun geldiğimiz hükmünü henüz sindirmiş değildim! İkincisi. ondan mı. Rodoplu'ya.. haklı olarak.. ölü-sevici. pırıl pırıl bir Günay açtı kapıyı.yapmadım! unutmamalıyım!) o sıralar "özgürlüğümle meşguldüm" de. geldiğinde. uzun bir konuşma oldu. kıskançlığımdan mı bilemiyorum. sözle ve eylemle. malla ve canla. yapmadım? Yoksa. "Ölü- .organik dokuyu düzüyorum!" diye Şafak’a söylettiği bir cümle vardı. "elemanları birebir eşleşen biyofilik kümelerin kuvvetini sarf ederek biyofilya yolunda "cihat" çağrısının dibine inmeyi istiyordum! Önceki gün. O süre içinde ben Dergâh'ta. nasıl geçti?" diye sordum. neden öyle düşündüğümü de sormadı. "İnanmayacaksın!" dedi ve anlattı. "Duyduğum en pespaye hikâye!" Neşesinin bana acı verdiğinin farkında değilmiş gibi anlattı. güçlü olmak medi. "hesaplaşmak" amacıyla gittim. Bilgi ve inançla. sevici ancak kendisini güçlü hissederse tatmin olur. Gündemi değiştirmek ihtiyacını o da duymuş olmalı ki. "Neye yarar?" diyeceğiniz. sizlerin de bana. Bildiğim hâlâ varsa. Nasıl yaptığını hatırlayamı- "Ölü-seviciliğini güç tutkusundan ayrı düşünemezsin. imza gününde olduğunu biliyordum. ülkenin hali pürmelalinin nedenini Batıya mal etmenin kolaycılık olduğunu düşününekrofilya seferi. Sadist. güzelim. o malum lafı ediverdim. Üçüncüsü de." diyordu. Sonuna Dondu kaldı. onu Arnavutköy'de bırakıp gittikten sonra bir on gün kadar görüşmedik. nekrofil bir toplum haline yordum. karşıda.

yaşamayan. Şöyle söyleyeyim. Öbür yanı. sevecen isimler takan. günümüz insanının.hayranlık diye bak. ilgisi artık doğanın ve yaşayanların üstünde değil. Ürünlere tapınma diye. Ev kadınlarının alet düşkünlüklerini düşün. mahallenin güçlü hırtı. tapan güce tapandır. sallanmayı bırakır mısın. Bu işin bir yanıydı. Okul aile birliği toplantısına gitmez ama tamirdayanılmaz olabiliyor. teknolojiye de tapacaktır ve de tersi." teknoloji ile doğru orantıda artıyordu. Sürücü ikinci plândaydı. yani teknolojiye "Evet.zorundadır. daha şefkatli davranır oldu. diğerini azdırır. Güç. işleyen bir düzenlemeye -işlevi ne olursa Şimdi. teknolojiye tapınma meselesinin sadece silahlara tapınma di- olsun. Biri. otomobilsiz hayat. çocuğuna haneye gider. Güçlü bir gazetenin güçlü bir yazarı. otomobiline vazo takıyor. Kadınına bir dal götürmeyi akıl tutan. araba vapuru batacak olsa. Anlatabiliyor muyum?" ye alma. kendi elleriyle yıkayan. Ama. güçlü generali. Türk'ün. Bu otomobilin simgelediği 'güç'ün öyle bir albenisi vardır ki. kadının gözündeki gölgeyi görmüyor bile. hele de çalışmayan kadının 'akıllı fırın' ihtiya- . gücün teknoloji ile örtüşmesiydi. Kit. otomobiline kadınına gösterdiğinden daha fazla ilgi gösterir. insan-yapısı nesneler üzerinde yoğunlaştı. "Güç'e tapan. 'aziz' aynı ilgiyi göstermiyor. O hale geldi ki. sıradan bir insanın hayatı ile kıyaslandığında daha değerliydi. TRT'nin 'Kit' isimli dizisini hatırlar mısın? Türkiye'nin en sevilen dizilerinden birisiydi. lütfen?" "Pardon. artık iş o hale geldi ki. Motordaki en ufak bir arızayı anlamaya çalışırken. Otomobilinden gurur duyan. mekanik olan. Kit'in kurtarılması miçonun kurtarılmasından daha önemli olurdu. Güç ile teknoloji arasındaki bağlantı nekrofilik bir bağlantıdır. İnsanımız. Bu düşkünlüğün nedeni o aletlere duyulan gereksinim değil -neticeden. Mesele şu. konuşan. kadınsız hayattan daha etmezken. ülkenin güçlü işadamı. cilalayan. uçan bir süper otomobildi.

Kadim Mısır ve Mezopotamya uygarlıkları ile günümüz Avlik de. "dedi. Geçen gün Suat’la konuştuğumuz şeyler. Seyıl öncesinin Mısır ve Mezopotamya uygarlıklarına kadar sürülebildiğini Rodoplu. En önemli ortak özel"Evet. insanoğlunun nekrofilik eğiliminin izinin. güçlü olmak tutkusunu evrensel bir miras. demeyeyim de. " en doğru kelimeleri bulmak ister gibi duraladı. Nitekim öyle oldu. bundan beş bin söylüyordu. hizmet eder hale geldiği aşama. senin itirazın. Megamachine. Makinenin insana değil. insanın makine tarafından ikame edilebilir bir konuma indir- genmeye başladığı aşama. ortaya noğlunu tanımlayan yaradılış özelliklerinden birisi olduğunu düşünmeye yatkınsın. megamachine denilen yapılaşmaya duyulan hayranlıktı. "Mekanik araçların insani işlev ve "Yani. Günay. adeta kader olarak görüyorsun. nin gibi düşünenler çoğunlukta. siyasi partiler. Öyle değil mi? Büyüdükçe. kuşkuların diyelim. bir düzenlemedir. Makine nihayet işçi sendikaları gibi bireyi her an ikame edilebilir kılan düzenlemeler de lım Çağı'na girildi. malla ilgilidir diye düşündüğün için. yani muazzamlar'." "Şimdi. falan. "Büyük Makine?" "Yani?" amaçlardan koptuğu aşama." yaşayandan çok yaşamayanla. Hangi kültürün ürünü olursa olsun. Bu anlamda.o aletlere sahip olmanın verdiğini düşündükleri 'güç'tür.cından bahsedilemez. insanoğlu yaradılışı icabı. insani işlev ve amaçlarından koparlar. çıkıyor." rupa ve Kuzey Amerika uygarlıklarının birbirlerine çok benzedikleri.. iş dünyası. Megamachineler ya da 'colossi. insanın makineye maşıklaşan bir düzenleme.. nekrofilik eğilimin Batılılara özgü bir nitelik değil de insaBu noktada. Şöyle de düşünebilirsin. güçlendikçe daha da kar- birer 'megamachine'dirler. 'Buna- . insanoğlunun o gün bugün değişmediği saptanmıştı. devlet. Sen.

.Latince 'colossi' kelimesinin tekili. sistematikleştirile- . Muhalefet asgariye in"Megamachine'le örtüşmeyen. toplum dışı bırakılır. izdüşümü olduğunu anlattı. uzaydaki yaşamı düzenleyen Co- lossus adlı bilgisayarından bahsediyordu. 'deneBilimkurgu yazarı Isaac Asimov'un. megamachine'in ne pahasına olursa olsun teklememesi gerekliliği gibi. 'Büyük Makine'nin teklememesi için insanoğlunun bağımsız bın da adıydı . du. aynı zamanda kitazam') Asimov'un galaksi imparatorluklarını yöneten Colossus'un. Asimov. kalıba girmeyen. 'Zayıf kollanmalıdır' dedik. ve eğreltiotlarından ayırdık. özel mülkiyetin dokudukları gibi. örneğin. yasaların sayısının ve dolayısıyla. 'Galaksi Çağı' diyordufaaliyetlerinin sistematikleştirilmesi şarttır. "Esasen bunların hepsi uydurma.. bireyin leşmesi. megamachine ideolojisinin uzay çağındaki -yazar. kuralların. Yüreğim burkulmeyen faaliyetler aşağılanır. Orwell.. tutumluluğun erdemi gibi. su kaplumbağalarından. türümüzü kedilerden ve iguanalardan nin kokuşan bir gezegeni olan dünyada insanoğlunu insanoğlu bir an. çakallardan ayrı durduk." (Şiran'ın romanına. refah toplumuna ancak çok nulmazlığı gibi.) basit bir gazete haberinde Tevrat'ın izlerini görebilirdi. tar"Hayvan Çiftliği. "Samanyolu galaksisinin güneş sistemi'Anamızdan çocuk yapmayız. menşeleri sorgulanmayan 'doğrular' Allah "Tabii." "Zamandan münezzeh'ti sanki bu kadın! Günay Rodoplu. "insan düşüncesi kabul gören bir kalıba dökülür." tışmasız 'doğruların. kralların tanrıların yeryüzündeki gölgeleri olüreterek erişebilineceği gibi." "Mekanik araçların insani işlev ve amaçlarından kopması. aynı anda iguanalardan ve Asimov'dan bahsedebilir." diye başladığını hatırladım.. ('Colossus'. toplumda bilirgin ve dogmatik bir düzenin yerleştirilmesi. etkisiztimin' artması demektir. Türkçe karşılığı 'muaz- kelamı gibi belletilir.'Büyük Makine'nin her an ikame edilir bir parçası haline gelmesi. Örneğin.' dedik." diye sürdürdü.

Batı'nın kültürünün izini sürdüğü en eski uygarlığa." Bağlantıyı nasıl kurdum bilmiyordum. 'Galaksi ta tutacak 'doğruları'nı. öyle değil mi?" Yine cevap vermedi. Bir Fransız ansiklopedisi. Gözleri ışıdı birden. "Büyük Makine ideolojisinin bilinen en eski sembolü Mısır piramitle- Mısır medeniyetine ilişkin bilgilerimizin tümü 'ölülere' ilişkin bilgilerdir. ölü-seviciliğinin beş bin yıllık sembolleridirler. her ikisi de nekrofilik. Bağlantıyı görüyorsun. Fransızlar içindir. Öyle mi?" lumun habercisidir. Kendi ansiklopedilerini." "Hitler gençliği gibi!" Ehramlara taş taşıyanların köle olup olmadıklarını bile bilmiyoruz. Fira"Hitler gençliği gibi. "Neden dersin?" reklendirdi. yani kendi kültürlerini ayakAnsiklopedisi'de Heliconluların. 'ansiklotannica. 'Kitle kültürü' denilen kabullenilmiş doğrular bütünü'. ridir. aynı bölgede Asurların ve onları takip eden her yayılmacı imparatorluğun. " Gülmüyordu. vunların ateşli müritleri de olabilirlerdi. Yani." "Viva la Muerte!" "Evet. 'teknik be- ceri'sinin bir numaralı kanıtı. "Bu piramitlerde.dirilir. mumyalanmış cesetler yaşarlar". Türk Ansiklopedisi yok. İngilizlerin doğrularını perçinlemeye yarar. yumuşacık baktı. Frekansına girebilmiş olmam mutlu "Çünkü." diye sürdürdü. ediyordu onu. Bugün. ansiklopedinin ölü-seviciliği ile bir bağlantısı var. ansiklopedinin varlığı 'malumatı' sistematikleştirilmiş top"Çünkü. Uçuk bir bağlantıydı ama yüCevap yerine. Günay. Nitekim. yerle bir edilmiş köyler. günümüzün 'uygar' sadizminin pro- ... Değil mi? Onu demek istiyorsun. Bu kadim imparatorluklar. zehirlenmiş topraklardır. artan bir enerjiyle. Bri"Bizim ansiklopedimiz yok. pedilerini kurarlar. Tanrısal bir führere ve onun doğrularına tapın- mak.

Yahudi geleneği. Sandinist Nikaragua hükümetinin benzer bir fişleme sistemi geliştirmek için İsveç'ten yardım istediğini biliyor musun?" Bilmiyordum. Günay." diye sürdürdü. Bu bağlamda. 'bilgi' ağacından elma yediler diye şı'nda. neden böyle. Yahudi. Yahudi'den bunu gerçekleştiYani. bu anlayış sidir. tirdiğini. bu defa sabırlıydı. eğmekle Rab Yahova'ya boyun eğmek özde aynı ruh halini. bir kitle kültürü dayatır. insanın özgür olup olmaması değil. bir İsveç'in. Mesele. İkinci Dünya Savayatar. tabii! "İsveç'in vatandaş fişlemede dünyanın bir numaralı sistemini geliş- ran iki ana kaynaktan birincisi Yahudi-Hıristiyan. İkincisi Yunan-Roma. 'faşist' olarak tanımlanmasını nasıl kabul edebilirim ki!? Ne ki.seviciliğidir. üzere terk etmenin hasreti ile kavrulduğuna ruhunun bedeninden ayrılmak." totipini teşkil ederler. Şöyle ki. Megamachine ideolojisinin en mükemmel uygulamalarından biri- kullan- . Rab Yahova'nın kendilerine çizdiği kader doğrultusunda yürümek zorundadırlar. aynı insan görüşünü yansıtır. bedenini 'Kâinatın Sahibi' ile birleşmek rip. Yendiğimi sandığım yabancılaşmanın geri geldiğini hissediyordum. dıkları kelimeler bunlardır. dev bilgisayar 'colossus'a boyun kime teslim edeceği meselesi olarak algılanır. Rab Yahova da. özgür iradesini bireyselliğini yok etme yolunda kullanmakla yükümlüdür. şimdi. Almanlara kuzu gibi boyun eğmelerinin ardında da. Avrupa-Amerikan medeniyetinin öteki adı ölüSihirli bir cümleydi sanki! Beni olağanüstü rahatsız etti. faşizmdir. "Bak. "Batı medeniyetini oluştu- yetine bireyi hiçe indirgeyen. birinci kaynak. kaderini bunları yeryüzünde çile çekmeye mahkûm etmiştir. Yahudi-Hıristiyan geleneği." "Evet?" "Şimdi bak. Avrupa ülkelerinin. belirgin ve bağımsız bir varlık olan 'doğal hali'ni yok etmesi istenir. mesela.inandırılmıştır. Bu malum. Batı medeni-abartmıyorum.

Tanrıların dünyası ile sürgit bir çatışma içindedir. İsa'nın ve havarisi Petrus'un Hristiyanlığı Yahudiliktir.en büyük günah. Tarsuslu Paulus EfenŞimdi. olur Hıristiyanlık. Yani. Hıristiyanlık Yahudi havralarında öğretilir. Tarsus'ta. İsa'nın ölümünden on yıl sonra doğan. ğı için günahkâr. Tanrı'nın lanetinden ancak Tanrı'nın Oğlu'nu affettirerek kurtulabileceğini' söyleyen bir ussal düzenleme. tapındıkları ilahın onları kurtarmak için öldüğüne. Dahası da var: Paulus. Bir taraftan Eflatuncular. kurtaracağına. Zemin zaten müsaittir. İnsanların nahını devraldığını.Roma dünyasının insan görüşüne göre. yasak meyveyi yemek suretiyle Tanrıya başkaldırdı- . bedeni kötülüklerin kaynağı olarak lanetlemeyi sürdürmektedirler. Kendi kitabı yoktur. bilerek isteyerek kötü olan bir şeydir. Sonra. İsa Peygamber. Etti mi üç? bu bir. özgür olmasına. bu iki. diğer taraftan Stoacılar. onu ona katar. insanların. ğerini yer ya. tabiatüstünde egemenlik kurmasına engel olmak Dönelim Akdeniz'in kuzey kıyılarında yaşayan dostlarımıza. tabiat üstünde egemenlik kurmak günaBu da. kendilerini ölüler diyarının mabudu Hades'ten ya da Pluto'dan. hem Yunanlı putperestler hem de Yahudiler arasında yaygındır. putperest Orfik dini hâkimdir. Yunan- elinden kurtarabilmek. bağımsızlığını kazanabilmek için çırpınan bir var- la: Tanrılar. Mitolojiyi hatırsız. her gece bir akbaba gelir ci- izleyen yetmiş yıl süreyle. ilahiyat oluşturur. kaderini tanrıların lıktır. insanoğlu. kendilerinden bağımiçin ellerinden geleni yaparlar. böyle mi? Gelir. 'ben bilinci’ne erişmesine. sonradan tekrar dirildiğine ve gerektiği gibi iman edildiği takdirde. di'yi görürüz. 'bir kadından doğan her erkeğin Âdem'in gü- Hıristiyan insanı da. Bunun ima ettiği kabulleri anlıyorsun. Zeus'un ateşini çalan Promete hikâyesinhıdır. bu ilahiyat tutar. ölümsüzleştireceğine inanan bir din. günahlarının kefaretini ödemek için hayvan kurban etmek âdeti de. Ölümünü de olduğu gibi -hani bir kayaya bağlanır da.

Paulus'un ilahiyatıyla biçimlenir. yaşamayana dönülmesi kaçınılni ölümlüden sonraki sonsuzluğa çevirir. tükenmiş olduğunu düşünmüştür. tabii! Sana bir kanava vermeye çalışıyorum.etmeye bir türlü yanaşmıyor olmasıdır. Yarı-Romalı olma aşaması çok önemli. Avrupa-Amerika medeniyetinin dünya görüşünün temelini Tanrıyı da kullanmış. oluşturur. açık. Yani. Napolyon yasalarının ve günümüz kapitalizminin te'mal sahibi' kimdir.teslim Günahın kaynağı. çünkü Mısır'la başlayan nekŞimdi. Roma Kodunun. onu yargılayacak olan. bir başka ölümlü üzerinde odaklaşmaktansa. On dokuzuncu melidir. akıl denilen şey. 'kullanmak ve tüketmek' hakkıdır. ölü olana yöneliş. yarı Romalı rofilik eğilimin. Jus utendi et abutendi ilke- . si. Hal böyle olunca yaşayandan. Roma ile perçinlendiğine işaret eder. biliyor musun? Baba! Baba'nın karısı ve çocukları yüzyılın kavgasını hatırla! Nietzsche'yi hatırla. ser. İsa'nın kişiliğinden hız alır. bu 'doğru'. Romanın örgütlenme biçimini benimolur. putperest Roma hukukunu hatırla. İnsanoğlu. Attis. Promete gibi o da tanrısı ile aşık deyişle asli Megamachine’in ikame edilebilir bir parçası olduğunu. mazdır. Ölüm aradaki bir aşamadan ibarettir. insanoğlunun 'sıradan bir yaratık' olduğunu -bir başka atmaya kalkışmaktadır. bir başka ölümlü değil. gözleri- hepsi bu. kendi aklı değil. Hıristiyanlık. yapsın. O kadar ki. Mal sahibine malı üzerinde gerçek bir Tanrısal hak tanır. Dionysos gibi Akdeniz havzası tanrılarının dirilişleri ve ölümsüzlük vaatlerine duyulan inanç sayesinde güçlenir. Mülkiyet hakkı. Nekrofilik bağlantılar "Çok kaba anlatıyorum. Osiris. Aklına güvenir. Paulus'un tanımına göre. kutsal ve sonsuz olan Tanrı'dır ve insanoğlu ne yaparsa Tanrı'dır. 'yaşamanın anlamı yok' diye yaşamak olur. sonuçta 'Tanrı' için bile geçerli olabilmiştir! Batılı. Yaşamanın anlamı. Yahudilerin telkinlerinden kaynaklanır. değil mi? İşte bu söylem. his utendi et abutendi. bu idari miras üzerine muzaffer bir kilise kurar. değil mi?" "Çok basitmiş gibi anlatıyorsun!" Ölümsüzlük adı altında ölüme. Peki. Oysa.

Batı medeniyetinin çekirdeğidir. Buna 'mancipium' derler." . yeridir. nekrofilya. Batılı kadınlar. Colossus'u kırmaya kalkan Heliconluya. karıştırmayayım. Türklere ne oluyor diyorum." başını salladı. Feminist olsalar yeridir. nay." içini çekti. Gü- deniz havzası medeniyetinin parçası onlar. bize ne oluyor. Ak- Şaman kökenli Asyalıya ne oluyor. 'Vakıf ne yapardı. bizimki değil!" Koyun olan biz değiliz. tepki göstermeye zorlayan onların kültürüdür." diyordun!" "Arap şairlere ne oluyor." mez! Kimse bilmiyor mu?" Rodoplu konuşurken ben eğitim sistemimizi düşünüyordum. herkes biliyor." dedi. "Ben. ben nereden bilirim? Tabii. dünyevi geleneğinin izdüşümüdür. insanlarla uğraşmaya vakit yok. Araplar. bu kültürün yansımalarıdır. bizimkine değil. 'mal' olmaktan korkuyorlarsa. bu medeniyetin insanı 'eşya'dır. Ama. Bak. YahudiHıristiyan geleneği kendisini gökyüzünde tekrarlamıştır! Tanrısı. ona sonra döneriz. talep etme"Evet! Tapmak için yarattıkları tanrılar da. Neyse. Batı kültürüne tümüyle yabancıdır. he- şılan. Kısaca özetlersek.üzerinde yaşatma. bu. eşyalarla uğraşmaktan. onlar diyordu! yıkmamız gereken en büyük put şu: İnsanoğlunun bağımsız ve özgür olönceden kararlaştırılmış bir biçimde düşünmeye. çalışmaya. bu kültürün ürünleridir. düşünce tarihi öğretil"Kimse bilmese. Yahudi-Yunan-Roma geleneğine komşu. bizde doğru dürüst bir dinler tarihi. şarap mahzeninin anahtarını çalmak bile ölüme mahkûm edilmek için yeterlidir. öldürme ve satma yetkisi vardır. Şimdi akıl "Neden. "Daha doğrusu. "Son tahlilde. Koca herhangi bir suçtan sanık karısını yargılama görevini de infazı da üstlenir. İnsanı ye. hızla duğu anlayışı. Ben. pimizin 'hayati' çıkarları çocukları 'çocuksu' bırakmakta birleşiyor anla- bu kültüre uygun düşerler. dersin? Bizim anlamamız. diyorsun? Öyle değil mi? Geçen akşam onu "Yooo. Ölü-sevicilerinin zaferidir. Ve bu bağlamda. Zina ne kelime. diyorum.

Nasıl ki. ölüsevicileri. daha da geçire"Şimdi. Onlara sahip olma köleler olmadan işleyemezdi. Büyük Pazar Makinesi de. çünkü Batı'nın en özgün düşünürlerinden zünde. Teknoloji ille de. Kendi adıma ben Karl Değildi. Asya'yı. tanrılardan nefret edip etmemek değil. Promete'nin inancıyla ittifak halindedir. 'ilkel' biçimiyle demek daha doğru. Büyük Roma Makinesi olmadan işleyemez! Teknoloji harikaları. Yunan ve Roma." "Ne demek istiyorsun?" "Demin de söyledim. 'Felsefe.geleneğin etkisinden kurtulamamıştır. insanoğlunun bağımsız ve özgür olduğu anlayışının Batı me- deniyetine tümüyle yabancı olmasının bir sonucu da kölelik kurumudur. ama önemliydi. Doktora tezinin önsökarşı bir tiksinti duyuyorum. tanrılara mesele. insanlar üzerinde katıksız bir denetim kurarlar. ' diyecek kadar kendisini kaptırmıştır. bu insan görüşünüşü. kısaca." diye sürdürdü Günay. kimlerin nasıl biçimlendirdiğini sorgulamak olmalıydı!" "Nereden biliyorsun yasası!" birisidir. yanlış kelime. mezdi. bu arada komik şeyler oluyor! İsa'dan şu kadar yıl sonra yazan biliyorsun diye sormalıymış. olabileceğini bilmezdi. füze değil! İletişim araçları da. On do- tüketim maddeleri de teknoloji ürünleri. köleler üzerine kurulmuş medeniyetlerdi. televizyondan 'compact disc'e kadar. "Büyük Roma Makinesi 'köleler' olmadan işleyekuzuncu yüzyıla kadar fiilen. sonra da teknolojik biçimiyle sürdü kölelik. teknoloji köleleri . "Evet! Birisi Paulus'a Tanrı'nın böyle bir kişiliği olduğunu nereden yani tanrıların tanımlanması meselesinin bambaşka bir çözümlemesi cekmişiz gibi görünen on yılları düşünüyordum. Ama. "Tabi."Tersten halife?" "Tersten halife. 'tanrı' denilen bu. konu Marx değil. Ama tabii Marx." Marx hesaplaşmasını henüz bitirmemiştim. Oysa. tabii!" Karl Marx bile -'bile' diyorum. Bu işin fantezisi. Kuşağımın geçirdiği on yılı.

tabii. iyiliğin çeşitlemesi yapılmaz?" "Çünkü. Mesela. bağımsız üretemez olur. yerlerim kırılıyordu. Sardı dört bir yanımı. "Bilgisayarlı bilmemneli" teknolojinin." kırdığı filmlerin yapımında kullanıldığını sorguluyordu. güç tutkusu. Yanım soldu o solgun ışıkta! dim. bir 'ilteknolojik üstünlük. kendisini ekolayzırın büyüsüne kaptıran çocuk. Parladı kaçan bir kısrak gibi. ben de söyleme- . İnsancıl değerlere tümüyle tersmiş. Şimşekti uzaklarda çakan. Yahova'dan Colossus'a. öte yandan da Büyük Pazar Makinesi'nden bağımsız faaliyetleri önler. gitar tınmaz.tutkusu insanı bir yandan sabah dokuz-akşam beş köleliğine mahkûm gırdatamaz. uzaklardan yanına attığı bir top gibi Beni alıp sürüklemiş. piramitlerden galaksi- hissediyordum kendimi. de gidilmelidir. Sonra garip bir şey oldu. kendini beğenmişliği de cabası!" "Narsizm!" "Ölü-seviciliği. Bu sibernetik toplumun aksiyomudur. "Batılının cek olsa da yapılmalıdır. Belki tekrar sıçrıyordum ama her seferinde bir ları acıyla. teknotronik top- lere savurmuştu. örneğin. Şaşırdım. Üretilmiş olanı tekrarlamaktan başka bir şey yapa- de neden insanların bağırsaklarının ortaya döküldüğü. o zaman yapılmalıdır' kafasıdır. Acıyla dokundu bana. ne gam! Bu işi becermiş olmanın kibri. o farkında değildi. ederken." dedi Günay. Parladı dudak- Gerçekten böyle oldu! Ama. sinema endüstrisinlüstratör'dür artık. insanlar acından ölse "Aynı teknoloji neden kötülüğün bunca çeşitlemesinin yapımında kafası 'bir şeyin yapılması teknik olarak mümkünse. Ay'a gitmek mümkünse." diyordu. Yanından uzaklara. nükleer silah yapmak mümkünse. Teknoloji’nin boyunduruğundan kurtulmak mümkün olmadığı gibi. iç içe geçmiş bir yumak olur. İhtiyar Tagger'in dediği gibi. hepimizi yok edelumun ana kuralı. O solgun ışıkta gökyüzü oldu. onları siler geçermiş. Yani. beyinlerinin fışkullanır da.

" dedi Günay. Upanişadlara bak. Roma vatandaşlarından başka herkes köledir. Roma'ya bak. Oysa. "Benim değil. "Tanımı itibariyle her ben-sevici ille de sadist değildir ama. Batılıların başka medeniyetleri algılayamamalarının." "Üstünüz." sömürgeciliğinin arka-planı kendilerine duydukları aşktır! Bize düzenin öz-uzman aydınlarının 'halkı algılayamamaları. bir tek cami yoktur." büsbütün azıtmasını hiç değilse geciktirecek bir denge unsuru olabileceğimiz umut edilebilir. Türklerde de yoktur. Ama. Oysa. diye mırıldandım. Günay'cım! İstanbul'da. her sa- kendi kitle kültürlerini dayatmalarının. paşa. canım. Ama. değil mi? Onlardan üstünüz!". Roma delirten bir su vardır. herkesi "Türkiye bir tür evrensel emniyet sübabı olabilir! Ölü-seviciliğinin edildikleri zaman da gelemeyecekleri mevki yoktur. senin kelimen. lalası ve atının yan yana "Asya'da narsizm yoktur! Kendini beğenmiş bir Hintli düşünebiliyor musun? Vedalara bak. bir tek saray. esir pazarında. yaşamın her alanındaki fütursuz yatmaları şeklinde yansır. Bizdeki köleler daha çok savaş esirleri gibidirler. tabii. para ile satılmıyor"Sen. Süleyman Paşa'nın türbesinde. attı! lar mıydı insanlar? Bunu nasıl açıklıyorsun?" gömülmüş olmasını nasıl açıklıyorsun?" Durdum. Birkaç kişi bu suyu içmemek için direnirler ama . şimdi 'köle' deyince senin aklına İmparatorluğunda. Asya'da köle yoktur!" Kesti. Yunan'ı ve Roma’yı düşün." "Köle bizde de vardı. Kölelerin inşa ettiği bir tek yol. "Ne öyleyse?" "'Üstün'. Tabii. Çin hikâyesini bilirsin.dist ben-sevicidir. Azat yetinin tarihi kölelerin tarihidir. Günay da durdu. "Yapma. kendi kültürlerini da"Hayır. Batı medenidoğal olarak Amerika'ya satılık olarak zenciler geldiği için bu hükmü doğru değerlendirmeyebilirsin. Hani. Köle kültürü.

insansal özgürlüğün liğini iyi yapabilsek! Kendimizi ölü-sevici Batı'ya kaptırırsak. "Derman kimden gelirse "Yooo. Öyle görünüyor. Beni adamakıllı etkilemiş olmalıydı ki kendimi. hükmedilenlerden fazla olduğu gibi. ben ışığın Doğu'dan değil. neredeyse kara büyü dedikleri akupunkturu keşfedip. dermandır. okuyan. birkaç bekçiliğinin sadece Türklerin sorunu olamayacağını düşünürken buldum." "Haksızlık olduğunu düşünüyorsun. kadar sahip çıkmalıydı. Özalizm.. hayır. Sonra da dönüp tekrar Çinlilere satar"Ne fark eder?" diyerek omuzlarını silkti. araştıran onlar. içerler. gel gör. "Öyleyse. "Ama. Süper devletlerin sorumlulukları gibi. Her neyse! Bari bu aşamada hiç değilse iyi muhalefet ya da kadim değerlerin bekçitüyden başka bir şey kalmayacak!" hine'den bağımsız yaşamayı beceren insandan birkaç boncuk. hükmedenlerin. Bilenin sorumluluğu. mu?!" iyi uygulayıcısı kesildikleri gibi.sonunda o kadar yalnız kalırlar ki. en lar. Kaldı ki. Tıpkı. hiç ışık yok!" Meselenin.. ne olursa olsun der. Batıya duhûl" etmek ne inanıyorum..' nekrofil Batı medeniyetiydi. bilmeyenden fazladır. Ama. herhalde. tabii bu bir safsata! Hem insan"Her şeye bir cevabın var. Var. cıl. öyle değil mi! Her şeye bir cevabının olma- . ANAP iktidarı filan değil. Yıllar yılı. hem de süper devlet olunmaz." meselesi olduğunu söylüyordu. yazan. Batı'dan geleceği- gelsin. ürkütmüyor mu seni?" "Hiç kuşkusuz!" dedi Günay." sı. Megamac- 'İnsan özgürlüğü' diye bir evrensel miras varsa buna Batıda en az bizim ğildir. 'Delirten su. Onlar işlerine yarayan şeyleri bulup çıkarmakta ustadırlar. Bu yolda iyiye gidilmeden önce kötüde alınacak daha çok yol vardı. Ne ki. Türkler de sonunda içecekler.. bilenle bilmeyen bir de- yöneticilerin sorumluluklarının.

Bunun daha da kötü olduğunu "Eve dönelim mi?" diye sordum. sonra da meleklere. sağda solda sırıtan boşluklar bırakmamaya özen gösteriyorum. Günay. İnsan. ama belli etmedi. günah nedeniyle değil." düşündüm. "Kuran da Akdeniz havzasının ürünüdür. Günay. Anladı. "Daha sonra da insanı 'özgür iradesi'ne emanet eder. lanetlenmiş de değildi. "Özgür İnsanın.' tanımlamasının küfür olduğunu düşünüyordu. meleklerine 'Yeryüzünde kendime bir vekil yaratacağım." dedi. İslâmiyet'te âlem. Her zaman. anlatmasını isteyen ben değildim! Ne olmuştu bana duğu bağlantıyı hazmedemiyordum. yasak. tabii. Oysa. Kendi nekrofilik eğilimlerimin henüz farkında değildim. 'külçe gibi' yaşamanın da yaşamak olduğunu bilenlerdendi. tenin doğa. diye sorguladığımda." diye başladı. Ancak. cevabını şimdi biliyorum artık. diye seslenmiş. "Hayır. Tersine. ona secde etmelerini buyurmuştu. "Hayır. iyilik ya da kötülük yapma. Acılarına uhrevi bir nitelik yakıştıran ben değildim! Konuşmasını. tenin ölümlü. korku." dedi. Bütünü görmeye.' 'Melek gibi adam. di- ğer iki kitaptaki pek çok anlayışı paylaşır. Ama ben o dönemde hayata 'ussal' bakıyordum. ten ve ruh denilen iki unsurdan oluştuğunu. 'gerçeklik'in hemen hiçbir zaman man- kat ürünü olduğunu gözardı etmemeye özen gösteriyorum. ruhun ölümsüz olduğu düşüncesinin ortak olduğunu hatırlattı. yun eğme ya da isyan etme özgürlüğüdür. Allah.benzeten ben değildim. Ve revizyona hazırım. İnsan. genel mutabaNarsizm tuzağına düşmemek gerektiğinin bilincindeyim. çünkü. İncinmiş olmalıydı. aşk nedeniyle oluşmuştu. Şafak Özden’le kur- Ne garip. onu Therese'deki rahibeye tık ya da eleştirel inceleme sonucu varılan bir sonuç değil. bo- . semavi varlıkların tümünden üstündü. ne yakışıksız bir soruydu! Sanki. hun zihin olduğu. yarattığını bilgilendirmiş. "Ve tabii. ru- irade insanın en büyük zenginliği sayılır.

'"Ancak.etmiş olması çok önemli! Bu anlayış. insana duyulan güven onu tensel ve Bak. yaptığın Bu inancın ima ettiği dünyevi tavır çok önemlidir. Peygamberin arkasına bile gizlenemez. sadizm ve onu kötülüğün hiçbir tanığı olmasa da. Bu çerçeve içinde oluşan sosyal bilimlerin ve ideolojilerin tanımladığı insanoğlu da 'eli kolu tapları. makineyle baş edebiliyor olmasının heyecanı içinde İnce Mehmet'in iz öte yandan. 'üresal silahı da aynı tavırla üretir! Napalm üretmeyi reddeden bir işçi sınıfı tenle üretileni' ayrıştırdığı için insanoğlu günlük mesaisinin sonucunu kavrayamadığı bir kör dövüşünün içine itilir. bırak bir papaza günah çıkarıp kurtulmayı. Örneğin. Megamachine. yargılatan sorumluluk! Seni. bazınızın sorumlu kılar ki. bir ateş parçasıdır: isteyen alsın. bazılarınızın dili kuvvetli olabilir. bilin ki o hak. O kadar Davanızda bana başvurursanız. kendi adına düşünemez hale getirdiği ortamlarda yeşerir. kimyaSovyetler Birliği'nde bile yeşerememiştir. senden başka kınayacak kimse olmasa da. Bir taraftan megamachine ideolojisi dayatır. dünyadan. çocuk mamasını da. İzleyen kıyımdaki rolünü kavrayamayan insanoğlu. İslâmiyet'in insanın özgür olduğunu.dayatmalara. bağımsız olduğunu teslim üzere yüreklendirir! Dünyanın ve kendisinin sahibi olduğunu. bir insanım ben. çünkü. bir Marksist’e. sürdürmen gereken hayırhah tutum! izleyen nekrofilya Büyük Makinenin insanın elini kolunu bağladığı. diğer yaratıklardan ve kendisinden sorumlu olduğunu söyler. Ben de işittiğime göre hüküm veririm.' Nasıl bir sorumluluktan bahsettiğimi anlıyor musun? İnsanı kendisine ya da istersen buna 'bir ölümlü'ye de diyebiliriz. sözü öbüründen daha kandırıcıdır. elleriyle yabağlanmış' bir yaratıktır. yaptığı için sonuçlarını algılayamaz! Karmaşık bir sürücüsü gibi daldırmıştır. bana yanlış hüküm verdirerek birinin hakkını aldıysanız. zaten belirli bir kadere mahkûm olduğunu söyleyen din kirattığı felâketi bilimsel kaderidir diye kabullenir. Hiroşima'ya atom bombası fırlatan uçağın pilotu. Bir Müslüman'ın hakkına tecavüz ettiyseniz." Hadis'i hatırlattı. isteyen bıraksın. Büyük Makine'ye karşı durmak . 'O pilot o bombayı at- ruhsal -maddi ve manevi.

masa. vatanı Asya'dır." ne tarihsel durumun ne de önceden belirlenmiş alınyazısının değil. na hareket etme yetkisi veriyor! Batı insanı kendisini böyle bir iltifata asla layık görmedi! Ezikliğinden kurtulamadı!" bunun yanında çocuk oyuncağı kalır. Neden? Çünkü. ideologların gözünde de bir hiçtir insanoğlu! Kitaplı dinlerin arasında bir tek İslam. İslâm'ın insan görüşünde. gaddar Yahova'dan ka- Âdem'in Yaratıcısı'." İslâmiyet'teydim. bireyin iyi ile kötüyü ayırt ede- . Çin'dir. ilkesel olarak. Akdeniz değil. sadist Zeus'un kucağına düştüler! Öte yandan.' şeklinde ilkel bir determinizmi yansıtan cevap alacağım tabiidir. itaatin ancak 'iyilik emredildiği zaman' şart olduğunu. Profesyonel Müslümanlardan bahsetmi"'İslâm' kelimesinin kökeni 'sulh'tur. insanoğlunu kendisine vekil tayin ediyor! Kendi adıİnsanın boyun eğme ve isyan etme özgürlüğünden bahsetti. insanın kimsenin kölesi filan olmadığını. 'Eğer o bomba atılmamış olsaydı. tamam biliyorum! Yüzbinlerce camimiz var. yorum. işleri o noktaya getirmeyendir! Müslüman. "Çevrecilerin Refah Partili ya da Refah Partili"Tamam. Rönesans hümanizması filan çarken. insanoğlunun marifeti olarak görür! İdeolojilere gelince.' dersem. Tabii. Megamachine'in hükmettiği dünyalarda sadece Tanrı'nın değil. İslâmiyet'in insanoğluna yüklediği sorumluluğun ima "Müslüman. dünyanın şekli değişirdi. Adamlar. sordum. sevinçle. Şinto'yu düşündüğünü biliyordum ama ben daha hâlâ "Bunun ima ettiği şey. Hiroşima'yı. yabancılaş- lerin çevreci olmamaları garip değil mi?" man değiliz! Değil mi?" dedim. insancı ideolojiler Konfüçyüs'ü. ama Müslü"Öyle! Oysa. 'Âlemlerin Rabbi. arkadaşım. bilir misin?" "Evet." dedi. Müslüman'ın o bombayı 'atamayacağı' mı?" diye mayandır. tarihsel durum başka bir pilot getirirdi. ettiği liyakat müthiş bir şeydir.

Şöyle söyleyeyim.. işkenceye izin verenle. Tekdüze bir yaşam kendi icat ediyor. Öteki anahtar kavram. izleyen yaşamsal iktidarsızlık ve hiçlik duygusunun dayanılmazlığından ancak yaratamadığı hayatın yok len sokan arasında bir yerde de çözümlenebiliyor. yani yok ediciliğin heyecanını yaşıyor. Ne kadar güvenlik içinde olursa olsun. ğunun cenderesinden kurtulamıyorsa. ama. İntihar istatistiklerine bak: İnsanlar aşk." için kendilerini öldürüyorlar ama aç kaldıkları ya da cinsel arzularını tatmin edemedikleri için intihar eden hemen hiç yoktur. İnsanoğlu. fiziki ihtiyaçları en çok karşılanmış. kendini beğenmişliğini insanlara zarar vermeden tatmin edemiyorsa -unutma ki. Bu etkinliği toplum içinde yakalayamazsa. Bir şey yaratmıyorsa. Uyuşturucu." saptanmış bulunuyor. kimseyi etkileyemiyorsa. alkolizm." "Bunun için buradayım. intikam gibi tutkuları dünyada en çok intihar vakasının olduğu toplumlar. "çaresiz. "Her koyun kendi bacağından asılacaktır.tecrit olunmuşluedilmesi prosesinde yer alarak kurtulmaya çalışıyor.bilmek için her an uyanık olmakla yükümlü olduğunu ve kim emrederse emretsin. etkili olmak istiyor. Şartlara göre bu. intihar gibi." "Uzadıkça uzuyor." diye özür diledi yine. sadece beslenen ve üreyen bir makine konumuna indirgendiği zaman acı çekiyor. sinema yıldızı olarak da tatmin edebilir. İslâmiyet'in "Yaşam-severlik. Bir de üstelik . efendim." diye hatırlattım. öteki adı 'biyofilya'dır. amaçsız. Veyahut ölü-seviciliği bir ne bileyim." "Evet. bugün artık insanın bir cisim gibi yaşayamadığı 'dazlaklıkla Hitler’lik arasında. Herhangi bir Batılı psikoloğu oku." "Biyofilya?" Duraladı. kişi narsizmini bir politikacı. öyle. itibar. Ölü-seviciliğinin tersi. en güvenli toplumlardır. kötüyü reddetmek gerektiğini anlattı. aynı şeyi söyleyecektir.. copu fiikişinin kendi bedenini hedef alabiliyor. Kısacası canım. değil. dünyaya atılmış bir nesne gibi yaşayamıyor.

basınla. Stalin'i yetiştiren verimli toprak Batı medeniyeti. zaman zaman Rodoplu'yu en bağnaz Brejgülüyordum! Moskova'ya güzellik yarışması tertipleten. sözcüğünü gündemden kaldırmış gibi göründüğünü söylüyor." Sovyetler Birliği'nde. insanoğlunun ru"Gorby'nin bir kurtarıcı olduğunu kim söylüyor? Komünizm nasılsa yenildi. televizyon dizileriyle. özünde mekaniksel ve kaba inan- "Mesela! Batı medeniyeti. filmlerle. retkeşliğin. salgın hastalık gibi yayılıyor. Bilimin 'kutsal hunu yok etmeden rahat etmeyecekler bunlar!" "Çok şükür. Ve bu medeniyet sürekli bir biçimde. kaderin bu oyununa kültürel mozaiğinin korunmasına hiç değilse dilde destek veren anlayışın ürünüydü. Doğu Avrupa'da olan bitene hayretle bakmaları. insanlık tarihinin en acımasız sadistlerini. alayla. Korkarım. değil mi?" Yanlış anladı. Yoksul toplumların. Marx'ı da ya- inek' olmadığı ortaya ondan çok sonra çıktı. dünyanın nev komünistiyle duygu bağı geliştirirken buluyor. şiddetten kurtulamıyoruz. Batı kültürünün en yenir yutulur uzantısı. mı battı?' diye şaşıp şaşıp kalmaları da bu anlayışın ürünü. Amerika'nın birinci leydisini karşılayan Rus çocuklarına İngilizce şarkılar söyleten gaybi'nde. kendisine bir zamanlar. Hitler'i. muhalefetin büyüğünden kurtulduk diye daha da azmayacakları- nı kim söylüyor? Narsizmin kudurmayacağını kim söylüyor? Unutma. bunun ka- Ona göre sosyalizm." karşılayarak yaşatabileceği yolundaki. Nihayet. 'rahat kıçlarına nıltan bu oldu."İsveç. artık Gorby var!" dedim. insanoğlunu salt fiziki gereksinimlerini cını sürdürmeye devam ettiği için." demişti. Bu nedenle olacak. "Bu çok ağır bir suçlama. İngiliz sefirine erkek-erkeğe dans ederek şov yapmak zorunda bırakılan Nâzım Hikmet'in sınıf arkadaşlarını hatırlattığını söylüyordu. "Bu aşağılık soytarılık gururumu incitiyor. 'bilim çağı'nın ürünüydü adam. Gorbaçov'la başlayan sürecin emperyalizm pitalist Batı'nın tartışmasız zaferi demek olmasından korkuyordu Günay. Heybeliada'daki Bahriye Mekte- .

el de konulamayacak. ortada fol yok yumurta yokken. yani nasıl anlatayım. galaksiye çıktı! Bak. tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar vahim bir 'bilenler ve bilmeyenler' ayrımı olacak. Haydar'ın anısı gibi. ilişki. hırs. Bildiği- . 'galaksiler arası "Az bile! Ruslar dâhil -nedir o Yeltsin efendi?. Bu 'şey' altın yığını değil. Bu memleketteki ağırlığın farkında değil misin? Kalk. becerilerini. bir kitap bulup okumakla. Vahim.Batı uygarlığının mü- lın ölü-seviciliği de Heliconlu bilmem nereli olup. bir rüz! Oysa." "Uzaylı Batılının galaksideki izdüşümü demek istiyorsun?" kitleler daha şimdiden. teknoloji çığ gibi ilerliyor.ritlerinin yüreklerini tashih etmek yolunda hiçbir gayretleri yok! Tersine! Bir düşünsene. bu defa da. daha şimdiden hıza eğitimli. bilgisa- tutulamayan. malumat edinmekle de kapatılamayacak. senet sokağa bak. gökyüzüne çıktıysa. Elektronik çağ da bitti. 'uzaylıları' yansıtılıyor ölü-seviciliği. Bu yerini 'bilenler' ve 'bilmeyenler'." "Nasıl yani?" "Evet! Firavun nasıl Yahova olup. elmas yığını da değil. Kaddafi’nin uçaklarını basamıyorlardı. Türklerin hareketleri nasıl ağırdır! Sürüklenir gibi yürürıyla yetişen kuşakların göz/el koordinasyonlarını. bilgi. bilgi çağı başlıyor. Düğmelere zamanında hatırlıyor musun? İyi uçaklar oldukları halde pilotlar hedefi bulamamış- "Bir örnek verirsem daha kolay anlayacaksın. çünkü bilgi araçları da tıpkı üretim araçları gibi. yirminci yüzyı- ne demek biliyor musun? Bugüne kadar bilinen sınıflar kaybolacak. barışın yüceltildiği bir uzay filmi neden yok? Neden savaş'a koşullandırılıyorlar? Anlasana. 'eğitilebilenler' ve 'eğitilemeyenler' diye iki sınıf alacak demek. sermayenin. Bak. onun lardı? Neden biliyor musun? Refleksleri zayıftı. Atari oyunlayar öğreniminin kazandırdığı hızı düşünebiliyor musun? Yirmi-otuz yıl içinde. 'akıllı askerler' var. Aradaki uçurum. elle cak. Ters halifelik işliyor yine. doğaötesi ama kesinlikle yönlendirici bir 'şey'in elinde olasepet gibi ('senet sepet'in nihayet 'verilmiş bir söz' olduğunu hatırlatıyordu) bir 'şey' olduğundan.

Türkler ya da despot kesilecekler. kilitli kapılar ardında sakladıkları karanlık çağlar gibi bir dönem başlayacak. çok güçlü olagibi 'bilmeyenler' ya da 'eğitilemeyenler' üzerinde mutlak ve sınırsız delime. teknolojik başarının yarattığı kadiri mutlaklık illüzyonu mıştı. belki de herkesten daha vasıflı adamlar üretebileceği demek." hayranlık. büsbüaçık olduğunu söyledi. Daha da kötüsü. güçsüz olandan. dünyayı dal budak sarmaya devam ediyor! Ve sadist. bir insan yığınının öteki yığınını denetim mürücü denetim. genetik mühendisliği ilerliyor. medeniyetlerin de sadistik olabileceklerinin altında tuttuğu. ona göre hazırlanacaklar caklar. şakalaşmayı sürNe yazık ki. yani. insani sınırların aşılması illüzyonunu yaratıyor. her ikisinin temelinde de aynı sakatlık yatar: Hayatın patronu olmak tutkusu! Vahimden de vahimi. Batı'nın. Yunan tanrıları. onların acı çekmelerinden keyif ile ölü-seviciliğinin kadiri mutlaklık illüzyonu sonuçları itibariyle aynı kapıya çıkarlar. 'Bilginin yayılamaması' hususunda bugüne dek söylenen her şey yeBütün bunların anlamı şu: Ya bu adamlar. sömürülen kitlenin bağımsızlığını. haysiyetini. Bu. omnipotans. Sö- . Teknolojik başarı. Ve Batı bu gücü insanlığın emrine vermeyi bilmediği için. serpilmesine izin vermediği durumlarda yeşerirdi. eleştirel Sadece bireylerin değil. ay ne kemutlaklık. yani kadiri netimi kurmak isteyecekler. Daha da vahimi. mazoşizm. geri kalanların gülmeyi. bazılarını öldürüyor. daha bilgili. alıyor. Çünkü. Sadizm. insanları sadistik denetim altına aldürmelerini aşağılayarak izliyordu.miz anlamda 'kitap' da kalmayacak 'okuma' da. Şimdiki halde bir tür tanrıcılık oyunu oynamaları çok daha büyük bir ihtimalmiş gibi görünüyor. yıldızları da istiyorlar. Kaligula'yı hatırla. daha üstün olmanın sorumluluğunu taşıyacaklar. kendisine karşı gelemeyenden nefret eder. Bunlar Camus'nün Kaligula'sı gibi. Sistemin hamurunda var bu. güçlü olana tün ezer. tanrısal güç peşindeydi. öğretilecekler. Senatörlerin kanları ile yatıyor. Rab Yahova. hep aynı ekoldendir. Keşişlerin yazmalarını niden gündeme gelecek.

dedi Günay. Artık hiçbir şeye inanmıyorlar." "Roma imparatorları kullarını gladyatör dövüşleri ile eğlendirilerdi. dayakla geçmiş yetişkinlerin ruh hali bizimkisi. özgürlük gerektirir. sömürgecilerin yönfer değil! O kutlamayı. Onun merhametini Türk aydınlarında görmüyoruz! Unutma. televizyonlar cinayet. sömürülen yığının kişiliğinin gelişmesini önlerdi. savaş. "Şimdi. kadirşinaslığı. Türkler gibi. Sindik. her türlü sapıklıkla eğlendiriyor. deminki alıntı. Korku içindeyiz. 'ilericilik' olsun diye. 'neş'e değildir! Coşku. sürgit kusu. Louvre'da.düşüncesini." dedi Günay. Tanrım! Ne ironi! Ölü-sevicilerine 'duhul etmenin". bunların yerine koyduğu eğlencelikler. "Türk'ün içi boşaldı! Kendimizi gerasla adam olamayacağımız korkusu. Louis Massignon'un aşağılanmakla. hiçbir şeyi doğru yapamayacağımız korAncak. Aynen öyle. Beyaz Saray'da balo vermeliydiler!" İkinci Sultan Mahmut'a. askerin başına Yunan temlerini öğrenmeye karar vermenin yıldönümünün kutlanması ne de- mek! Tanzimat. ölü-seviciler yapmalı. daha geçen gün Tanzimat'ın bilmem kaçıncı yıldönümünü "kutladık". yarın ne ola"Evet. üreticiliğini yok eder. cak korkusu. utanç verici bir zorunluluk olabilirdi ama kutlanacak za- şapkası giydirten hamakatı düşünüyordum! Ne diyordu bu kadın? Daha da büyük bir hamakat fesi 'yasaklamak' mıydı? . Çocukluğu. gelecek korkusu. Derin bir boşluğa düştüler. terör. Magic Box denilen Türkçe sözlü Amerikan televizyonuna bak! Sunulan eğlence ve heyecan. ama denetleyen grup buna asla izin vermez! Sonuçta ortaya çıkan. Anarşi ve intihar için olgun hale geldiler!" dedim. Denetim altında tutulan kitlenin bireyleri kendilerini bomboş ve iktidarsız hissederler. "Oryantalizm" Edward Said! çekten de iktidarsız hissediyoruz. Bakınız. Felsefeleri. gittikçe büyüyen bir hortum gibidir. "Orient "e nasıl kıyıldığını anlatan Louis Massignon'dan alıntı yapıyordum." "'Onların her şeyini tahrip ettik. sana şunu söyleyeyim. dinleri mahvoldu.

"Arabesk söylemeye kalksa. Tıpkı. Birincisi. Bak." duyguları. cukların akli donanımlarını idman ettirecek. kendi lamadıklarını algılayamama. İkincisi.' diye "Ya. ayyaş rantiye. be canım!" kendi ülkemiz içindeki iktidarsızlığıydı. kimse tepki vermezse. Giyimden damak zevkine kadar kendilerinden olmayanı. anlatamayacakmış gibi sıkıntılıydı. kim- İşbirlikçiler. 'dışardakiler' üzerindeki Tanrısal Türkiye'nin trajedisinin iki yönlü olduğunu söyledi. Seslerini duyuramazlarsa. beyinlerinin elektrik yüklü se onları dinlemez. niyetimiz olarak Batı karşısındaki iktidarsızlığımız. o çocuklar gibi. bak!" dedi. havan dövücünün hık deyicisi kadar bile olamıyorlar!" vururlar. böyle söylenir. Günay. özgüvenimiz yok oldu. Amerika'da lobi yapmaya kalksa. Artık biz." derler. tekdüze ve neşesiz bir ortama mahkûm edilirlerse. 'Öyle söylenmez. kuduz köpektir. yaşı icabı saçmalayan çocuklara bile böyle muamele edilmez! Edilmez. Türk halkı gibi!" Ne kadar anlatsa. kitlelerin bürokrasinin.diye sürdürdü. Kişiliğimiz yok oldu. dönek solcu. Geliştirdikleri grup narsizmi: Kendi düşünceleri. bezgin bir sesle. Bozlak söylemeye kalksa. yok sayma tutkusu. zihinsel bir kıtlık yaşıyoruz. güçsüz ve iktidarsız kalırlar. mürekkep yalamışların. Bir kısmımız hâlâ direni- . Sosyal sadizm. 'biz' değildik. ağzına Rahmi Saltuk'larını ortaya dökerler (tonal müzik demek istiyordu). aşağılama. Yaşar Kemal Mitterrand'dan ödül almasın dese. onayAlmanya'daki Türkleri düşünüyordum. mede"Bürokratik despotizm! Aydınlar devleti! Oligarşi! Silahlı ve silahsız denetim tutkusu. kendi gereksinimleri dışındaki dünyaları gönülden algılayamamaları. Bana 'ölmez otu'nu çağrıştı- ran bir direnç yok muydu? "Direniyoruz tabii. Borsa'ya gitmeye kalksa. "Akrabanın akrabaya akrep etmez ettiğini hikâyesi! Haysiyetimiz. çokıpır kıpır hücrelerini çalıştıracak dürtüler olmazsa. 'Sırıtık aktör. Tıpkı. donarlar. 'eşek!' Yani. eşyalaştırma.

Batılıların hiçbir insanca hazırlıkları yok.. bir bebekle bir delikanlının önüne aynı cins ve miktartarı koymak değil! Önemli olan bu bölüşümü gerçekleştirecek biyofilik yapılanmayı gerçekleştirebilmektir. umutlu değilsin?!" "Kısa vadede. Bilgi çağına giriyoruz. 'Eşitlik'e değil. " "Hırpalıyorsun beni!" "Niye? Sadece düşünmeye davet ediyorum." dum. hayır. azami doyumu sağlayacak bölü- şümü becerebilmektir. biri aç kalırken ötekinin önüne yiyemeyeceği mik- Düşünüyordum. 'kardeşlik'e inanıyorum. Anti-demokratik olduğunu düşünüyordum. Batılı. yanılıyor mu"Yooo." yum?" "Seni düşündüren. Mevlâna'ya gidince biz de peşinden gideriz! O yüzden diyorum ya. bu 'eğitilemezler' sınıfı dediğin şey." 'Fraternité' evet. örneğin. 'ışık da batıdan gelir'. İnsanlar kardeştirler ama eşit değil! Küçük kardeşiyle boks yapmaya kalkan bir ağabey düşünsene! Bazen. 'Eşitlik'in ilkel bir paylaşım biçimi olduğunu düşündüğünü biliyor"Evet. 'Eşitlik fiilen mümkün olmayan bir kandırmacadır.. denen şeyin. Bir Fromm'la. hayır. beni 'eğitilenler' düşündürüyor. Eşitlik olsun diye. Bi-lenler'in. Ve dediğim gibi. Tersine.bilmeyenlerin canlarına okuyacaklarını düşünüyorum. 'Eşitlik' denilen kandırmacaya sığınıp. 'égalité' hayır! diyordu. Mamafih. . eşit pay alması başka şeydir. bilgili olmanın sorumluluğunu nasıl taşıyacakları düşündürüyor." "Ama. bilmeyenlerle sidik yarışına çıkacaklarını ." daki yemeği mi koyacaksın? Paylaşmak. bir Edward Said'le olacak iş değil. güçlülerin güçlü olma sorumluluklarını sırtlarından atmak "İnsanın optimum pay alması başka şey.yoruz. bu eşitlik için uydurdukları bir kavram olduğunu düşünüyorum.

korusun! Dağlara taşlara. olduğun gibi değil! Ne düşündüğümü biliyordu sanki! 'Sanki'si yok. "Bir düşün. ne olurdu?" ikiye iki. na na nommm!" diye 'İyi. ne gam! Biz. iki heybetlinin erkeklik riÇok ciddiydi! karışmayacak! Kim güçlüyse o kazanacak! Sonuçlarına katlanılacak! Ka- tüeline kaptırır. yani rüyanı! Olmak istediğin gibi görün. kötülüğe razı olurmuşuz! Olur mu lan. "Davul kötünün elinde." dedi. kızlar tecavüze öyle şey?!" uğrar. biliyordu! "Bana ha- Ne dediğini anlıyordum. Çirkin Joe ile teke tek vuruşacak! Kasabadan kimse ğini taklit etmeye başladı! En kalın Holivud sesiyle konuşuyordu. ayak takımının idaresine dönüşeceğini unutuyorsun. "İlkel rin burnunu. tokmak iyinin! Olmaz. Burun sayıyorsun. 'teori'nin ne değeri vardı? kikati değil. ulu ulu ağaçlara!' demeyecek kadar güveniyor musun?" Son darbeyi de vurdu." dedi.. DelegeleYorulmuş olmalıydı ki. Kasabalılar Clint Eastwood'a yardım etmedikleri için. ranaranaaa. Çirkin Joe kazanır. olmaz! Ölü-seviciliğinin iktidara 'demokrasi' ile gelmiş olması şen düşleri düşünüyordum! Uygulamada rezili çıkacaksa. Kötü ve Çirkin' filminin fon müzi- der! Sayı birebir olmalı! 'Birebirlik kutsal bir kuraldır. Na na na naaa! Na"Clint Eastwood." "Ne demek istiyorsun?" "Su geçirmez ahlaki kuramlarla destelenmeyen demokrasinin demo- kovboylar gibi.pediye. kasaba tarumar olurmuş. huşuya durur. salt sayılarla düşünüyorsun. tabii! İnsanoğlunun elinde paçavraya dönü- . '"Kendini. ne hiçbir şeyi değiştirmez! Kaldı ki. kendini kandırıyorsun! Bu Türklere (eliyle İstanbul'u işaret ediyordu) bir halk jürisinde yargılanmayı kabullenecek kadar güveniyor musun? 'Allah. "Naranara naa. peygamberler ve Marxlar 'seçim'e girselerdi.. kendini ver. Cemil Meriç'ten alıntı yapıyordu. olmaz! Ne birebir.

malla canla. duyulmuyor. İnsanoğ"Gerçek şu ki. ne olduğunu biliyor musun? Her yalan bir yaratış. Ama. İnsan hayatla. bakmak. 1500-1599 yılları arasında 87 tane sa- olarak. doğrulayacaktır. Cihat. eceliyle sağır etmiş.Zaten nasıl olduğunu. değil mi?" "Bana hâlâ İslâm'ı borçlusun. sözle. 'Yaşayanı sevmek ya da ölüyü sevmek! Her biyofilyaya müsaittir. bütün gücünü kullanarak çamurdan yükselmeye komünizmi Jivkof’tan bilmeye benzer! Olmaz öyle haksızlık! O ifadeyi de takınma! İslâmiyet'i Kral Faysal'a bakarak yargılamak. Ünlü psikorerek. psikolojisi nekrofilyaya yönelebilir. Sonuç. Yaradılışındaki çamura. yeni bir hayatiyet kazanarak bütünleşebiliyor. vaş varken. biyofilik insanın karşı karşıya geldiği temel bir seçenektir. "Amma da çok konuştum. kişiliğini.. yaşamı destekleyen tutkularını harekete geçiİslâmiyet'teki karşılığı 'cihat'tır." dedim. insanoğlunun değişebilmesi. ama Şafak Özden'i düşünüyordum! Biraz durdu. bilim ve inançla. şu kadarını söyleyeyim: Kuramsal İslâmiyet'tir. Müslümanların 1400 yıldır söyledikleri bir şeyi tekrar ediyor: İnsanoğolması. insanoğlunun yaradılışı "Bir başka zaman. ekledi. yani. Acı olan ne biliyor musun? Şu konuştuğumuz şeyler. loji profesörümüze.' derken. ancak. eyBu çabanın lemle." luna kırk gün akıllı dersem akıllı olmaz mı? Ne dersin?" Nedendir. hayata yeni bir bakış açısı geliştirerek 'dönüştürmesi' ile mümkün olabiliyor. Batı medeniyetinin nekrofilik kıyıcılığının alternatifi. yani. geçen gün bana kitabını okuduğun adama sor. hiç bilmiyorum. insan eliyle ölü! Ölü-seviciliğinin durdurulamaz yükselişi!" Birden durdu. sadece 1900-1940 arası 892 savaş! Milyonlarca ölü. ne olur!. şu veya bu bi- çimde bin dört yüz yıldır söyleniyor ama narsizm Batı'nın kulaklarını değil. doğru alçalmak lunun çamur ve Allah'ın nefesi gibi birbirine zıt iki unsurdan oluşmuş . "Deliye kırk gün deli dersen. deli olurmuş. Erich Fromm. kıyıcı nekrofilyaya.

ye. seni dergâha götüremiyorum. kahhar. onun için dövüşüyor. ğini biliyordum ama yine de öyle oldu! Kelimelerin psikolojik boyutlarını düşündüm ben de. çünkü özgür iradesi vardır. yani biyofilyaya doğru yükselmek de onun bileceği iştir. boy boy kara çarşaf pat- ran. o doğru. kendilerini kır- Neyin intikamını alıyordum bilmiyorum. Allah'a rahman. Müslüman "Senin ya da bir başkasının. bir tür moda! Tesettür. insanla kelime arasında. gözü dönmüş yığınların hayali ürperticiydi! Söylediğinin bu olmadığını. Rodoplu lum bir medeniyetin üyelerini. "Ne demek istiyorsun?" "Yine de. Günay tınmadı. despotizme. "diyen Cemil Meriç’i ilk kez anladığımı hissettim. kaftanla da gerçekleştirilebilir. cebbar. önyargılı ya da sadece cahil birinin. kibire yönelirse ne olacak? Bunlar da Allah'ın sıfatları değil mi?" diye soruverdim. baçlayan ya da kıvrık hançerleri ile saldıran. patron vermiyor!" ronları çıkmıyor! Kara çarşaf vahiy değil. onun içimden geçenleri görüyormuş gibi bakıyordu." dedi Günay. En masum sözcüklerin bile ne denli ürkütücü olabiliçin ölüyorlar. gözlerimin içine bakarak." olmadığını ima ediyordum." İyimserliğine dayanamadım artık! "Ya. "Ama. "Öyle büyük bir haksızlık ki!" duyarlılığını incitiyor." dedi. sakin sakin. "Örtünmek işine gelmiyor! Kara çarşaf estetik kusuzdu! Ne ki. değil mi? Kuranı Kerim'in arkasından. unutma ki. "Kavga. maz- Ürperdim! Salyaları kara sakallarının üstüne akan.da. ama intikam aldığım kuş"Bak. rahim ve gaffar olan Allah'a. bindallı ile de. mütekebbir olan Allah'a. Kara çarşaf gerçekten çirkin bir . iğrenç yaratıklar olarak takdim etmesine dayanamıyordum!" dedi. insanla kader arasında değil artık. Yığınlar onun için yaşıyor. Burda Model misali. kahretme"Cihat olacak. saralı sahtekârlar." diye takıldım. Ku"Açık. kişisel ıslahattan bahsettidiklerini düşündüm.

Kendisine gelince. kitlelere doyurucu "Bana fark etmez. oluyor şimdi?" "Hayır. "Haaadi! Belki de sana tercüman oluyorumdur?! Ya da." kullanmamakta ısrar ediyordu. faşizmden." Tasavvuf kelimesini dığını farz edip kelimelere döken birisinin dünya görüşü olsun. cahil Elizabeth Hakompleksi içinde savunmaya geçmediğim için.vam olamaz. modern ideologlardan çok daha önce din reformcuları ve nım'ın 'geri kalmış' bir ülkenin vatandaşlarından beklediği aşağılık olacağım şimdi? Bu ne cürettir!" sını istiyordum. âlemin zevkini yönlendirmek gibi bir daOnu seviyordum! "Neden ama?" "Günay Rodoplu. bana fark etmez. İster vahiy. Eşsizdir. nükleer silahlardan sorumlu bir medeniyetin şakşakçıla- . Günay'ın. Türdaşını." "Bu hakaret mi. sana bir 'dil' buluyorumdur? Öyle ya. yaşayışını düzene koyacak birkaç kural. Böyle düşündüğüm. değmez?! Dünyanın en kanlı katliamlarını yaratmış. 'fanatik' Müslüman mı lerdeydik. sufizmle uğraşan sensin. "Nasıl. 'bir harita' verecek kabir sistemi. ne de onun Türk karşılıkları ile uğraşmaHışımla döndü. ne Semea. ister Allah'ın ne demek istediğini anla- düşünce. "Boşver." kılık. ırkçılık'İrtica'nın '90'lar Türkiyesi'nin 'krizi' olmaya aday gösterildiği gün- tan. Bu peygamberlerin arasında Hazreti Muhammed gibisi yoktur. Çok dokunaklı oluyor. bir tarih hatası olduğun hususunda ısrarlıyım!" "Tanrının bile unuttuğu bir idealistsin de ondan. ona dünyadaki yeri ve rolü hakkında birkaç yönetici dar sahiplenen birisinin önünde eğilirim! Unutma ki. Ama. ben de TRT değilim. değmez!" dedim. peygamberler sunmuşlardır.

ciddi ciddi." dedim. "Çok oldun. Bak. Ortado"Değiliz!" dedi Rodoplu. Orada "Yaa? Neresi?" birer kadeh bir şey 'alalım'." ğulu değiliz de ne demek!" "Olur.rının Müslümanlara söyleyeceği bir tek sözleri olamaz! Kaldı ki. olur mu?" "Beşe geliyor. Bir başka zaman anlatırım. biz lı 1071 yıl olmuştu!" "Yani?" di. "Yoruldum artık. "Serseri!" dedi." Türk’üz." "Ziya Bar. "Saat kaç?" Şaşırdı. Biz yabancıyız. Ortadoğulu bile değiliz! Biz bu topraklara geldiğimizde İsa doğa"Yani. Sonra yemeğe gideriz. güzel bir bar biliyorum. bir yandan da gülüyordu. "Ne serserisin!" . ama!" dedim. Buraya çok yakın. Akdeniz havzası Samileri ile Aryanları çoktan bütünleşmişler"İslâmiyet'e de mi?" "Resmi İslâmiyet'e de." dedim. "Batılı değiliz dediğini anlıyorum.

Garipti. ama. biçimde etkilerdi görünümünü. "Ölebilirdin! Oysa.IX Ameliyat olması gerektiğini hiçbirimiz bilmiyorduk. "Hiçbir şeye sinirlenemeyecek kadar bitkinim de Dehşete ve müthiş bir korkuya! na?" Her şey olup bittikten sonra haber vermiş olması dehşete saldı beni! "Ölebilirdin!" dedim. Ara ara ortadan kaybolduğunun. Ama. örneğin yorgun olduğunda olağanüstü güzelleşirdi. Günay'ın transandantal dediğim acıları da aynı ondan!" diyordu. tabii. yüzünü bir kabuki oyuncusu gibi kapsayan beyazlığın farkındaydım. söylenmedik o kadar çok şey var ki! Konuşmadığımız o kadar çok şey var ki! Neden yaptın bunu ba- .

benim sırtımdan!" dedim. eşyalarını. deseninin keyfini çıkarmaktan haniyse suçluluk duyduğu küaşk-nefret ilişkisini çok sevdiğini. yıllar yılı horladığı çük el halısını. düşündüğümde inanması zor. kendisinin olmayan gözlerle bakındı. onları başkalarının tasarrufuna terk . Bilmediğin bir şeyin de." dedi. örtülerin altındaki sevgili bedeni kucaklamak isti- yimdi. seni üzmeyeceğini düşündüm. Üzüntü- mü nasıl harcamak istediğimi sorabilir. kollarını açtı. ay yeniden doğup maydanoz bahçesini aydınlattığında.yordum. hayretler içinde fark etti. ğı gerçeğinin ilk kez idrakine vardı. Son tahlilde yapabileceğin bir şey yoktu. yeryüzünde ihlal Odasına. asla paylaşılamayacak bir dene"Ölebilir." Olanları anlattı. "Azıcık gelsene!" rektirdiğini söylediğinde. beni bir toprak yığınının başında bırakabilirdin!" Yanına varmak. Hemen sonra maydanoz bahçesinin ardından muhteşem bir ay doğdu. "Tuş!" dedi. Ve Günay. çünkü böylesi davranışı fazla dramatik buluyor. dantel örtülerine. sahte olduğunu bilerek açık "Ama. ölü evini toplamaya gelen bir Oya. Üzülmekten gayri." ettiği bir gururla. ama yapmadım. çıkmadaki karayemişin yapraklarının gölgesi camda titreşti. fikrimi sorabilirdin. "Çok özel. ertesi gün bu saatlerde. Amerikan filmlerine yakıştırıyordum! "Tam bilemiyorum. tercihime saygı gösterebilirdin. ama yapmadım. karşı apartmanlardaki dairelerin ışıkları birer birer yanıyorlardı. telefonla arayıp tahlillerinin sonuçlarının mutlak ameliyat ge- ya da iptal edilmiş olacak bedenciklerinden birisinin kendi bedeni olacayabancıymışçasına. "Oysa. her daim ağzına kadar dolu mavi sigara tablasıyla yaşadığı etme düşüncesinin canını acıttığını. karanlık basmak üzereydi. kitaplarına. "Riski göze aldım ve kazandım!" dedi. Egemenlikleri altına girerim korkusuyla benimsemekten korktuğu. Şimdi.

diyorum da inanmıyorsun! Ne oldu. Kalktı. "Çok garip! Şiir okumaya başladım. terk et bu mezrayı. genç adamın ağzına. bağrına bas bedenimi toprak! Ben nasıl örtersem erkeğimi. kesik kesik nefes almaya başladı. burnuna toprakların dolduğunu. o iş bir türlü halledilebilse. tutkuları tarumar . karısından koparılmayan koca mı kaldı?" Ya da öteki.Baba emri yerine getirilir. çok tuhaf gerçekten! Asyalıyım. Ortalığa yayılan çiğ ispirto dum! Sanki. söğüte üzüleceğimden değil.kadar titrek olduğu saniyelerin tiklediği. Genç şairin cenazesini düşünüyordu. dutun dallarını kırma. ağaçları önemsediğimden değil. ne zaman bitecek bütün bunlar? Kızarmayan yaprak. kabrin karanlığından korkuyor- bakabilecektim! Çok garip. Toprağı kürek kürek üstüne anda. duvarımdan atlama. Bu düşünce daracık bir asansörde kalmışbulabildiği en büyük bardağa rakı doldurdu. bahçe yaygısını çalma. "Yalvarırım sevgilim. Yalvarırım sevgilim. sandal ağaçlarımı kırma. yaşamının benzinin solduğu bir yebilirim gökteki mehtabı. içi daralmaya.' Yalvaran. henüz ne darımızı ne pirincimizi ekebildik. söğütün dallarını kırma. kuruyacağından değil. yavrusunu kucaklayan ana gibi. ağabeyimi kızdıracağından korkarım! Ağabey sözü tutulur. öteki dünyadaki dostlarımın bu dünya- . '"Bir daha göreme- Yarının maydanoz yaprağında tutunmaya çalışan bir su damlacığı onu boğduğunu düşünüyordu. toprak!'" bocaladıklarını. Yalvarırım sevgilim. köylülerin dedikodusundan korkarım! relerimi şefkatle kucakladığında. beyin hücdakilerden çok daha fazla olduğu duygusuna kapıldım. biliyor musun? Alkol kanıma karışıp. çasına panikletti. ölüme de yeni bir deneyim gibi "Bu dünyadan ayrılmaktan değil. sevdadır. babamı uyandırmandan korkarım. o çok uzaklardaki mavi gökyüzü! Söyle." diye anlattı. sen de beni öyle ört. "Nasıl da özgür bu yabankazları! Nasıl da dinleniyorlar Yu dalları üzerinde! Ve biz! Kralın ezeli çilekeşleri. kirli bir tablanın uyandırdığı duyguların yoğunluğu ürperticiydi. kokusu rakıların nicedir anasonsuz olduğunu hatırlattı. Anam babam ne yiyecekler? Sen. Hani o şiirler vardır ya.

insana dayalı inanç sistemlerini yakıştırmıyor da değildim! "Sanırım. Ona sımsıkı karanlığa onunla el ele atlayabileceğini düşünüyordum!" hissettiğim Hazreti Muhammed’e de değil. Kazancakis bildiği için." dedi Günay. neler demezlerdi komşular!' Sonra bir tane uçuk. İlginç olan. dizinin dibinde yıllarca oturabileceğimi. daha "Yooo. "Senin gözlerinin hayata.bir yapıya.. Huzursuzum. yeryüzünün tılsımlı güzelliklerini onca yıl önce yakın gibiydi. ölüme tahsis edilmiş erlerin ezeli ve ebedi figanını. Doğaüstü bir deneyim yaşamış olmalıyım." Ne kadar yalnızdı. "Ata ruhları. yarabbim! Ve ben bu yalnızlığı kıramıyordum! kayda geçiren Çinli ozan bana akranlarımın hepsinden daha dost. mor beyaz. mavi kırmızı renkleri yazılmışlardı. mesela." dedi. sanki! Topraklarından zorla söÇok garipti. Rodoplu gibi insancıl -hümanist anlamında kullanıyorum. İsa'dan 2000 yıl önce "Ata ruhlarına tapan bir Şaman'dım. ayak sesini duyduğumu sandım. Tam 4000 yıl önce ve bir o kadar güncel! külüp.. tepeye tırmandım. Doğu ufkunda hilal görününce.Kahkahaçiçeği tepemden tırmanır. hatta hadislerini yüreğimde müş olmam! Bu ölüm denilen şeyle pirlerim halleşebilmişlerse.Dilediklerini yapsalardı âşıklar. yüreği kuş gibi çarpan genç kızın telaşını. Yüreğim yükünü boşalttı. Şinto! Neden acaba?" diye sordum ama . benim de olmalı. Onu güney patikasından gelirken gördüm. ha! Hoşgeldin. ölüm denilen itiraf etmeliyim ki.'" Söylediği şiirleri biliyordum. melekler filan değil. yalnızlıktan değil. Aşağıda. Aklıma gelenlerden birisi de Kazancakis'ti. '. Çin şiirleriydi. benim göz- lerimin ölüme dönük olduğu bir dönemdi. Sonra bir çekirge öttü. kadim şair ve yazarlara dönefendice halleşmem gerekir ya da elle gelen düğün bayram gibi bir duygu sarılabileceğimi. ama art arda bunları hatırlıyordu! daha. solan otların arasında hâlâ kıpırdadı.

haksızlıklarla baş başa bırakıp gitmeyecek. acı çekmemin nedeni de bu. Kalk. Utanıyor. Lenin yaratmak için değil. yaşlı din adamına. Onlarla yaşıyor. ' 'Ardından kim gelecek?' 'Mesih. "Neyi biliyordu.' 'Benim istediğim de bu. 'Sayımız az ama bir avuç maya bütün hamuru kabartmaya yeter. Mesih'e yol açmak için öldürüyordum da. Gelecek ve partizanların başına geçecek. umut besliyor ve nedenini bilmiyorlar. Muhterem Peder. sesleniyor: 'Bizimle gel!' diyor. Ama sana kılavuz olan ben değilim. onları aydınlatmak için konuşmaya . Bir sabah. varlığımın derinliklerinden bir ses yükseldi: 'Bu adamlar nefret dolu!' diye haykırdı öteki sesim.. gücüm yettiğince dünyanın yıkılmasına katkıda bulunup.başladı. bizi öksüz. Genç yaşımda kılavuzun olduğum için beni bağışla.. hayatım boyunca aynı şeyi. gökyüzü ve yeryüzü birleşecek bundan böyle. onlarla omuz omuza savaşıyor. yok etmek için geldi. sen biliyorsun. yepyeni. bu kokuşmuş dünyayı yok etmek için geldi.' 'Bizimle gel!' diyordu keşiş. Ardından gelmesi gerekene yol açmak üzere.' 'Bu söylediklerini devrimciler biliyorlar mı?' 'Başlangıçta sustum. sırrımı herkese açmak istemiyordum. Yüreğime zırh geçirdim..' 'Ben de. bir kayanın üstüne çıktım. Mesih gelecek. konuş onlarla. 'Öldürüyorlar. Ama yolunu bir türlü bulamıyorum. içimi paralayan bu sırrı kendimde gizliyordum. Bu akşam gençtik senin hücrene girdi. sana yol göstermek için geldim. ölüyorlar. Yerimden kalktım. daha iyi bir dünya yaratmak için geldiğine inanıyorlar. göğsü fişeklerle örülü elli kadar sakallı adam çevreme toplandı. sakin ve baştan çıkarıcı bir sesle. Haç çıkardım. Günay'cım?" Gözlerini kapattı. Tepeden tırnağa silahlı.Lenin 'in görevinin ne olduğundan da haberleri yok. Oysa. ezberden söylemeye ". Ama konuşmuyordum.. gençliktir. Bir daha da çarmıha gerilmeyecek. kahkahayı koyuverdiler. yeryüzüyle gökyüzünün birleşmesini diledim.

' dedi. Ama iki sözcükten çok söyleyemedim. ovaya indiğinde kovalanıyorsun. nereye gideceksin?' 'Ele geçmez bir kalem var. 'Özgürlük. en yüce şeyin iyilik olduğunu mu sanıyorsun?' 'Evet. orada da aşağılandım.' dedi genç keşiş.' 'Öyleyse neden vaazlarında hep aynı şeyi. Kötüsün. bir kahkaha. Yeryüzünde özgürlüğe rastlanmaz. 'Özgürlük. başka bir dağa çıktım. Özgürlük uğruna verilen savaş. titreyen bir sesle.. sevgi sözcüğünü söyleyip duruyorsun?' Sevgi.' 'Peki. özgürlük uğruna savaş diliyorum. İnsanlara acıman gerekir. öldürülme tehdidiyle karşılaştım Ama Tanrı bana yardım ediyor. sevgi demiyor.başladım. 'Kötüsün. ' 'Delikanlı. ama o zaman özgürlüğe yüklediğin görev ne?' İhtiyar adam. 'Nereye? Manastırlardan atılıyorsun. bir hedefe yönetmez. ıslık. ben orada oturuyorum. özgürlük uğruna verilen savaştır. Ama yeter bu kadarı. Harekete geçmesi için halkı sarsmak gerektiğinden.' dedi. son değil başlangıçtır. Yeryüzünde rastlanılan tek şey.' 'Gidiyorum. ' 'Nedir bu kale?' 'Hazreti İsa!'" .. ellerinden kurtulabiliyordum.' 'Değil işte! En yüce şey özgürlüktür. Muhterem Peder. halkın afyonudur! Alçak satılmış! Atın dışarı! Atın dışarı!' Beni dövdüler. ellerinden kurtulup kaçtım. Özgürlük ölümdür. Daha doğrusu. değil mi?' 'Hayır. Evet? Geliyor musun?' Yaşlı din adamı gelmiyordu. insan bu yüzden hayvanlıktan kurtuldu. dağlardan kovuluyorsun. Ama tek başıma ya da Tanrı ile konuşurken. özgürlük uğruna verilen savaş. dayak yedim. Erişilmeze erişmek için savaşıyoruz. 'Sevgi. genç keşiş. sevgi!' diye haykırıyorum boyuna.' 'Sevgi. küfür tufanı koptu: 'Din bataklıktır.

Ortadoğu. semt. Ya da uçaktaki diğer yolcular için bir gerçekliktir. Yani. Allah'tan vazgeçemiyordum ama yeryüzündeki halifesinin. İstanbul. az daha geri çekilince mahalle. Allah'ın olmadığı bir dünyanın temel kaziyesinden yoksun lemez diye düşünüyordum! Sonra tuhaf bir şey oldu. ummaktan başka çaren duğu alıcı-verici. hızla kayan gezegenler. yılyerde. az geri çekilince kaldığını biliyor ama insancı. Senin için de öyle olacaktım. anestezinin etkisinden tam kurtulmadığını düşündüren bir sesle. sonra da Boğaz Köprüsü. Balkanlar. buz gibi bir evde. Marmara Bölgesi. Her iki ucunda da kendimin olyolcu ettiğin insan. bulutların arkasına bir yere ğim arasında bağlantı kurmaya çalıştım. sonra bir ara Sultan Galiyefi. gerçekliğin de bir seçim meselesi olduğunu anlattı. yere inmesini beklemekten. Anadolu." vardım. Koyu karanlıkta ışıklı bir pencere. uçakta benimle beraber olmadığına göre. varlığımın. dünyevi adalet olmadan da dünya yöneti- bir apartman. "Bu pasajı hatırlaman ne garip!" "Nedenini biliyorum galiba!" dedi. giderek yuvarlaklaşan ufuk çizgisi. Uçakla. gibi. Onun gibi bir şey. uzayda başka yaşam olasılığı gibi olduğu boşluğu. topluiğne başına indirgenen dünya.sızlık olup olmadığını düşündüm. Sen. değil mi? Ama. Gecenin bir yarısında. Dostoyevski'yi düşündüm. varken de yoktum. 'var'dır işte. insanoğlunun esenliğini sağlamak uğruna. Evimi dışardan görmeye başladım. yeryüzünde kalana var mıdır? Varlığı. Günay. kendi kendine konuşan varlığım ile bulunduğum yerdeki hiçlidenim var olduğu kadar da yoktu. en korkulacak sosyalistin Hıristiyan sosyalist olduğunu söyler ya. o bölümü. o noktada kuramsaldır. Be- . Kazancakis'in sözünü ettiği 'özgürlük'ün megamachine'den bağım"Allah Allah!" dedim. Hani bir yerde. cehennemde yanmayı göze alan bir sevgili kulu olmalı diye düşünüyordum. araya giren ay. yokken de yoktu. küreye dönüşen dünya. Yine de şaşırmıştır. "Çünkü. duraladım. uzay dızlar! Bir süre orada. omuzlarımda battaniye.

ölüm kapıdaydı.'" ıslah etmek" diyordu. kafamızda kurduğumuz şekillere inanmaktan. Özgürlük yolunda bir engel. Dünya duvarlarla bölünmemiş. kişisel idealime ilişkin düşüncelerim da. çok uzun. özgürleştiricilikle eşanlamlı olmalı. 'Hayır." rusturlar' türünden müstebit önyargılardan kurtulacaksak. Kazancakis'in genç keşişi." diye sürdürdü.' diye. hatalarımızkaygım vardı. Böyle ham ölmek istemiyordum. zaten de fodan dönme özgürlüğüne kavuşalım. kendisini özenle terbiye etmekti." diye güldü. Rodoplu'nun ideali takğil. dört yüz beş yüz yıllık ömür lâzım ki. 'onlara forus dersek. va ehli bir zahit (zühd'den. yüksek sesle. bağıra bağıra döneniyordum odanın ortasın"Tamamlanma" dediği. Aklın ırmağı alışkanlıkların çölünde kuruyup gitmemiş!" ğil. asli vazifelerden başka bir şey düşünmeyen. daha henüz tamamlanmadım. "Bir ülke ki insanları dimdik. 'Hayır. dünya süs ve makamlarından feragat eden) de"Düşüncenin her korkudan azat olduğu bir ülke!" diye Tagore'un ağ- zından tanımlıyordu. ömrümde ilk kez bu kadar netleşti. "Hayır. durmuş oturmuş akıldı. Yazı filan diyoruz ya kitapları bitir- . İyilik. Kelimeler gönlün derinliklerinden fışkırır. borç olan ibadetlerden. ama. Uzun. bize zaman "Sarhoş oluyordum. forus olmaya mecbur kalırlar. "Yüreğimi "Yalnızdım. Militan yapısından hiç beklemediğim bir tevekküldü! Ya da ben bu "Evet."Doktorlara ve kadere teslimiyet mi?" tevekkül kavramını yeniden irdelemeliydim.. ata ruhlarının ellerini tutarak!" 'kale'sinin Hazreti İsa olduğunu söylemişti. gönüllerimizin yani kısa vadeli çıkarlarımızın izinde. Gogilikten. Emek kemale uzatır kollarını." dedi. ölüm özgürlük de- Büyük Makine'den kurtulmak yetmez. "Kazancakis yanılıyor. "Ama. bu kaleyi. "Sarhoş oluyordum ve tek bir lazım.

yeteneksiz olmaktan sıkılmak istiyorum. Kusuru başkasında aramaktansa. kendi gerçeğimi bulamamaktan korkmak istiyorum. ünlü olmamaktan değil. Herkese karşı dikkatle seçmeye çalışıyordu. . ama yapıcı olmak istiyorum." Yanlış anlamasını önlemek için düşüncelerini toparlamaya. masanın üzerinde duran fotoğrafına. Alçaklarla karşılaşınca da yine dönüp kendime bakmak istiyorum. Bir "Yücelmek istiyorum. 'Medeniyet Tarihi'ni bitirmek filan. Ağzımdan çıkan her sözün. parasızlıktan değil. İyiliği iyilik. İçimden herkese karşı gürül gürül duygudaşlık aksın istiyorum. Eğer bir şeyden sıkılacaksam. bu söylediğimin doğru olduğunu sahiden biliyor muyum diye kendime hiç durmaksızın sormak istiyorum. İftiradan uzak durmak. Ölümünden sonra adımın anılmayacağını bilmek hoşuma gitmiyor. "Zekâ. bütün ulusların gelecek kuşaklarına örnek olacakmışçasına yaşamak. Az ve öz konuşmak istiyorum. Davranışlarım. her kelime dünyayı etkileyecekmişçesine özenle konuşmak istiyorum. Kötülüğü iyilikle karşılamak istemiyorum. Benden üstün olanları kıskanmamak. Bayağılığı değil. kötülüğü adalet karşılasın istiyorum. çünkü o zaman iyiye vereceğim şey kalmıyor. türdaşlarımızla paylaşmadığımız niteliğimiz yoktur. onlarla eşitlenmek için gayret göstermek istiyorum. yaptığımla söylediğimin bir olmasını istiyorum. 'Estepeda'yı bitirmek.mek. Ayağı yere basmayan bir malumat istifçisi. cesaret ve iyi niyetin birleştiği noktaya erişmek istiyorum. her kelimenin doğru olmasını istiyorum. Gevezelik etmektense yapmayı. Kişiliğimin temelini içtenlik oluştursun istiyorum. Parça başı doğrularla avunmak yerine. Alçakgönüllü. kelimeleri şeyden korkacaksam. bir akademisyen olmak istemiyorum. 'Kadıncık'ı bitirmek. kendimde aramak istiyorum. bütünü kucaklamak istiyorum. En zorlu kazanımlarımın tanıksız kalmasına üzülmemek istiyorum. Hiçbiri değildi. Bana yapılmasını istemediğimi başkalarına yapmak istemiyorum." demişti. yüceliği ululamak istiyorum. Ama karşılıklılık istiyorum. ağzımdan çıkan. çünkü biliyorum ki.

Hırsla gözyaşlarını sildi. Dr. Ertesi sabah. herkesin hatırını saymak. Bayrı. Ve yine biliyordum ki. Görüyor musun. sen de!" Neden sonra. yani?" diye sordum." dedi. epey bir süredir ağladığını. yarın değil!" sıklam ettiğini fark etmişti. bütün bunlardan ne kadar uzağım! Henüz ne kadar çiğ. "Arnavutköy üzerinden bir tur attım. Ama. ne kadar hamım! Bana zaman tanı! Zaman tanı adam olayım! Açmadan solmak istemiyorum! Ölmek istemiyorum! Daha değil. ceksin!" "Aman be! Budala. adları üstünde. sadık ama kimsenin yardakçısı olmamak istiyorum. "Ama sana hâlâ söyleyeyim mi? Bütün bu işte ufak bir üçkâğıt var!" "Nasıl. diği aksilikler oluyordu. Tabii. Şimdi değil. gözyaşlarının üstünü sırıl- "Ne diye yalvarıyorsun. Büyük bir utanç duydu. öyle gittim. daha değil! Zamanını birlikte kararlaştıracaktık!" "Ölüm emrini beynin verdiğini biliyordum. denetleyeme- ve geçiciydiler. "Yorgun görünüyorsun. "Gece uyuyamadın mı?" . böyle bir şey yapmak bir yana. küstah! Hayatı bilmezken. kızdıran. Hepsinden öte. hastane çantasını hazırlamaya başladım. zırıl zırıl ağlayan bir kadın olduğu düşüncesi onuruna dokundu. saygıyla karşılamak istiyorum. sadece aksiliklerdi tansiyon düşmesi gibi şeyler en çok korktuğu rahatsızlıklardı) ona da bir şey olmazdı! Yine de. ölümü nasıl bile"Kalktım. ara sıra bedeninde kendisini şaşırtan. hayretle." dedi. kolay uyuyamadı. erkenden hastanedeydi. bunlar. ışıkları yaktı. Beynine bir şey olmadığı sürece (bu yüzden baş dönmesi. hastalık emri bile vermeyecekti benim beynim. hayatın her anını ciddiyetle.nazik olmak. Alacakaranlık bir odada." dedi.

Hemşireden rica etmiş. "parmaklarım nasıl?" diye sorduğunu hatırladı mikro cerrah arkadaşımın.. la. öldürmeyin beni." "Sinirli misin?" yanı çiçek! Seni çok seviyorum. ti ta!" "Evet. Bir insana hediye edilen bir el. "ilgisi yok." dedi. "her bir elinde birer kırmızı karanfil karşıladı beni. kelimelerden başka! Bir yanı kan gölü. bir bacak. Hay." "Tamam." Görüşürüz." kollarını kaldırdı. "Az önce uğradığımda elleri sarılı. Allah!" diyerek başını salladı." diye itiraf etti Rodoplu. Dikkat "Tamamdır. sargıların arasına sokmuşlar. "Parmakları pembeleşmiş mi?" "Pembeleşti!" "Yaşa!" "Delikanlının ellerini taktım. Mahcup olmuştu. böyle havada. Zor bir gece geçirdim. bir Günay'a geldiği akşamlar gecenin bir yarısında hastaneyi arayıp. "Bundan sonrası bizim işimiz! "Ne kadar parlak bu ışıklar! Ben en iyisi roman yazayım." dedi Oya."Tahmin et!" "Oturdun." "Sen nasılsın?" "Avek!. içki içtin... bir ömür! "Yağlama! Dön kıçını. . merak etme.. Zor mu bayılacağım şimdi?" Kerim yüzünde kocaman bir tebessüm belirdi arkadaşının. " "İyi ya!" edin. kadın.. bir iğne yapacağız." "Sana ne verebilirim ki... Burnumun direği titriyor." "Göreceğiz." ameliyathaneyi işaret etti. ha!" Günay da romanını yazmaya durdu. "Amma bunun"0 zaman sen yat uyu artık.

senin bilinçsizce de olsa. İdeolojik birliktelikte. abazanlığımdan kaynaklanmalıydı birlikteliğimiz. kadın erkek birlikteliğinden çok daha önemli. ne onayladığını. Binali'yle paylaştığı gece yarılarını kıskanmaması. kimi zaman "işi" çıktı. "Eş"inden ayrılanın. 'birliktelikler'de kimsenin kimsenin özgürlüğüne müdahale etmemesiydi. böyle bir niteleme ancak gülünç olurdu. iki arkadaşın ideolojik birlikteliklerinin tezahürü olsa gerekti. İlke.Kimi zaman uyanamadı. çok daha saygın. Şiran. sınavlara girmedi. kadıncığın. "özeleştiri" yayınladığı nerede görülmüştü? Türkiye Cumhuriyeti'nde. sonuncusuna hükmetti. evinden atılan Binali ile kör bir sobanın iki yanını paylaştılar. İdeolojik birliktelik. Binali'ye göre. sapana "hain" denirdi ama. canım. ne de onaylamadığını belirtti. Okuldan atılma tehlikesi Binali'nin gündemine o yıl geldi. olurdu. İki ayrı sınıfın insanlarıydık. "son tahlilde "aramızda sevgi olamazdı. benim ise serüvenciliğimden değilse. Bir başka erkeğe hiçbir cinsel içeriği olmayan "canım" hitabına öfkelenirken. cinsel özgürlüğün. özenle korunması gereken birliktelik olmalıydı. iki ay. Erkeğin suskunluğunu hayra yormaktan başka çaresi yoktu. . kadın erkek birlikteliğinde. seni "aslında" sevmediğimi dinledim. düşünce özgürlüğünden çok daha hızlı sindirilebilmiş olmasının ardındaki "erkek" faktörünün etkinlik oranı neydi? (75) Kadıncık Portre 'ye: Geceler boyu. Onulmaz bir kaybı önleme istemi miydi? Yardımını esirgememek kaygısı mıydı? Dışlanmaktan kurtulmak çabası mıydı? Şiran'ı memnun etmek arzusu muydu? Hepsinden birer parça mıydı? Kadıncık. Özgürlüğü kısıtlamak. sınıf atlama gayretinden.

"Damat namzeti" olan beni. Şiran'ım. saf dışı etmeye çabaladı. Ya da canımı yaktığını bilmiyordu. yiğitlik değil. silah arkadaşı olmaktı. Sevmek. diller bil! (O'nu gör şad ol!) Yurt'un içini dışına yeğle! Renklerin pastellerini . dokunmak değil. Sevgiler aklı başında. "zulüm" sözcüğü bu bağlamda kullanılmaz olmuştu. Titiz bir kız babası gibi seni korudu. kendi sınıfının kadınlarına sevdalanan yiğitlerin romanlarıydı. Yine bir gece. âşıkları değil. bir şey anlatamadım. canım. yanmaması gerektiğine karar verdiği için. Acılarımın günahının vebali boynuna olsun. (76) Kadıncık Kadıncığa: Dil bil. "uzlaşmaz" olmaya mahkûmdu Kötü kehanetlerini geceler boyu üstüme üstüme yağdırdı. bilmiyordu. "cüzzamlısın" türünden aşağılamaya dönüştü. arkadaşları vardı. Sevgiler uzun vadeli çıkarları kollayan. Kadınların kocaları değil. devrimci olmadığımın "ikrarı " dışında. "Sen devrimci değilsen. Dönemin "Tütün" gibi. sevdiğini sandığı ama devrime ihanet ettiği anlaşılınca sevmemiş olduğunu anladığı erkeğini sırtından vuran devrimci kadının öyküsünde. Ne ki. ziyanlık gördüğüm için heyecanlanamadığımda. sevgilileri değil. Sevgiler aşk değillerdi. Zalimdi. "Don "gibi popüler romanları doğru yolu eninde sonunda bulan."Çelişki"imiz. burjuvasın!" basit bir tanımlama olmaktan çıktı.

Ama. ne var bunda?"yı. Öyleyken. Sizlere karşı dürüst değilim. Haksızdı.sev. ama bir kulağımdan giriyor. Hoyrat ve cimriyiz. "insanlar birleşirler de. Bir de. ötekisinden çıkıyor. Birbirimize vakit ayırmıyoruz. acı çektiğim için azarlıyorsunuz beni. ikinci sınıf lokantaların erdemine inanma. (79) Haklı. . dinler gibi yapıyorum. ekonomik kökenlerimi karıştırıyor olmayasın?" diye ukalalık et! Elini vicdanına koy: Şiran’ı korumaya kalkmakta haksız mıydı? (77) Kadıncık Kadıncığa: Kadıncık Dostlara: Evet. "genel ilkeler"i değil. "karı adama âşık. Düşüp dizini yaran çocuğu dövmeye benziyor. üstelik. ne var bunda? "yı. söylemediklerimi duysanız! (78) Kadıncık Kadıncığa: Ne bekliyordun? Gecelerini talep ettin. ayrılırlar da. Daha nasılsın derken. size belli etmiyor. Doğru söylüyor. Her gün binlercesi yaşanıyor. adam terk etmiş. ayrıntıları önemse. 'burjuva" denilince de. öğütlerinizin işe yaradığını düşünüp mutlu olasınız diye uğraşıyorum. 'burjuva eğitiminin" yozlaştırıcı girdabına kapılınmamak için fen fakültelerinin dahi terk edilmeleri gerekliliği savunulan bir dönemde. Bir Arifte. bir Ziya 'da olabilecekleri cuma gecelerini. gecelerinin keyfini kaçırdın. "Eğitimimle.

Bu defa da. herkes bıraktığın yerde değil mi? Neden? Hep geçiştirdiğimiz için. Adam başkasının resmini kopya ediyor. haksızlıkları unut. yüzün gül- . geçiştiriyorsun. geçiştiriyorsun. ağbi! Nasıl biliyorsanız öyle yapın. ama her şeyi geçiştiriyoruz. Sen her şeyi geçiştiriyorsun. Bu toplumda hayatımız unutma ve geçiştirme üzerine kurulu. Her şeyi. "Ben unutmak için doğmadım!" diyor. iyi!' Bu ülkede geçiştirmekten ibaret oldu hayatımız. ne yapalım onu söyle ağbi. geçiştiriyoruz! Şimdi sen beni bırak da. yapmayacak. Gelişmişlik meselesi. be?! Doldur şurdan bir rakı! Mehmet: Azarlamıyorum. iyisin. Halan. yeni durumlara habire uyum sağla. Kadıncık. adımı huysuza. İnsanlar yaşlandıkça olgunlaşmıyorlar. ulan! Bana çarıklı erkânı harp numarası yapma! Ne yapmamız gerektiğini ben söyleyeceğim. bunu unut. kaytaracaksınız. Yok. yüzünüze vuran yine ben olacağım. sadece ihtiyarlıyorlar. Gerekçemiz de hazır: 'Adam sen de! Bu üç günlük dünyada!' Mesele aslında bir olgunluk meselesi.cevabını da kendimiz veriyoruz. can dostunu boynuzluyor. gelişmişlik meselesi. keyfilikleri unut. Nilgün: Ne azarlıyorsun kocamı. Bu gerçekten bir ilke meselesi. ağbi. Mesela sen. Doğru söylüyor. deliye çıkaracaksınız. Kadıncık’ı da geçiştiriyoruz. Beşer sene aralıklarla dön bak. Eriyor gidiyor aramızda ve biz. Söyle de yapalım bari! Siktir. Nedir bu ağbi? Onu unut.

" Süreyya Berfe: Devrim unutmaz Sabırlı sonsuza dek Sana ne gönderebilirim ki . daha doğrusu sırıt. hayatın keyfini çıkarmasını bekleyebilir misin? Dönem mi bu kadın? Söyle! Hadi. Kadıncık yatırımını kolluyor?!(pis sırıtma) Mehmet: Tabii. (81) Doktor Ahmet'in telaşlandığını fark etti. biliyor musun? 12 Mart'ı unut. "Tansiyon 5. durma! Nilgün: Ağbi. desene bizim Şiran da bir ideolojiydi! Bir yaşıma daha girdim! (şen kahkahalar) (80) Ahmed Arif: Hasretinden prangalar eskittim.. kazanımlarını unut. Devrime yıllarını vermiş bir sosyalist düşün.." diyordu. Oya'cım. kollayacak. "Sen merak etme. "Ben onu şimdi yükseltirim!" dedi Günay. 12 Eylül'ü unut. Amerika kazandı diye bir Coca Cola bayiliği kapıp. terk etmedi sevdan beni. susuz kaldım.sün. çabalarını unut! Yeter be! Bülent: Mehmet: Ne ilgisi var şimdi bunun? Ne ilgisi var olur mu? Hayata sahip çıkmaktır bu. oluşuma sahip çıkmaktır! Bülent: Desene. Aç kaldım. insanlar mutlu olsun! Neye benziyor.

Boze'yi gö- başka? Bir yanı kan dolu. bana karşı en dürüst olan oydu. Bayrı. bir yanı çiçek! Böyle ." dedi Dr. kocası ölünce tarlanın başına geçiyor. oğlunu büyütüyor. "dünya mutilere kalacak!" vaadine imanı tam. Gün geliyor. Abidin Amca açıkladı. kimseye varmıyor. Boze.delidir bu karı. ne de içselleştirir gibi yaptı. Ne kimseden bir şey istiyor. bir de oğlu vardı. Bir zamanlar öldürdüğü adamın yüzünü bile hatırlamayan Abidin Amca. yiğit bir gelin vardı. Kaderi kabullendiği yoksulluğunun bir gün. ulusunu kurtaracağını düşünen mahzun Abidin Amca! Hazreti İsa’nın.Kelimelerden başka Bir yanı kan gölü Bir yanı çiçek (82) "Ne diyor?" "Bana söylüyor. Abidin Amca. Birinci Cihan Harbi patlıyor. biçiyor. işte!" Kadıncık Portre'ye: . İlçeye Türk askerleri geliyor. İsteyenleri oluyor. ne kimsenin yanına sığınıyor. neymiş. Kocası ölmüş. Ne içselleştirdi. Şimdi düşünüyorum. Mülâzım. Yedisekiz Hasan Paşa'nın yeğeni miymiş. Başlarında da bir mülazım. Bir başına ekiyor. (88) Abidin Amca: Bizim oralarda Ermeni çoktur. Kadıncık Hanım. Uzatmayalım. "Bana ne verebilirmiş kelimelerden "Maskaralık'ımızın bir başka yönünü de. Boze derler. her nasılsa.

Mülâzım'a emir çıkıyor. göğe uçtu. Mülâzım da. bu Boze'yi seviyor." dedi alnını okşayan elin sesi. ikimiz birbirimizi mi vuralım?" Ertesi gün geliyor ki. kara bir gelinlik giydi. "Kendimi mi vurayım. çaya gitti." Öyle yiğit bir gelin! Gelin. Ramazan da Apo'cu olmuş. Mülâzım emir kulu. olmazdı. yiğit de. haberin var mı? (89) Kadıncık: Boze'cim. o sıralarda. çok güzel bir kadın. bilimsel bir gerçek. derken.rüyor. "Bunları gönderirsen. Mülâzım soruyor. diyorlar ki. Ailesi. tabii. "Yok!" diyor. Türkler diyorlar ki. Boze de Mülazım'ı seviyor. Ya. alabalıklara meze ol! Alabalıklara daha yararlı olacağın. Arabistan'da şehit olmuş. süreceksin! Nereye? Nereyi gözün görürse. "varırım "diyor. ben de giderim. bacım?! Allah'ın rahmeti bile yetmez sana! Lanet olsun! (90) "Kurtuldu. lanet olsun! Yiğit olduğun için sev. Olurdu. kaderine artık. Kadıncık Hanım! İşte bizim oralar böyledir. çevredeki Ermenileri toplayıp. Van Ermenileri askeri kırmışlar diye sözler geliyor. Ermeniler görmüşler. Mülâzım efendi. emir kulu. Kara kaşlı. . Boze. değil mi. yok. edebiyata meze ol ya da çaya git. sen mi beni vurasın. kara gözlü. yiğit olduğun için öl! Ya kara gelinlik kuşan. Mülâzım. Uzatmayalım. aşireti ayaklanıyorlar ama Boze'ye kimse söz geçiremiyor. Boze yok. Bir de.

Nerende biriktirdin o kadar şeyi!" "Şiran aradı mı?" "Kim? Kim aradı mı?" dar çok uykum var?" "Beş buçuk saat sürdü." "Uyu. Uzun etme. Çoluk çocuktan geçtim. "Neden bu ka"Bu yeni tip bir anestezi. da! Gel. uyu da dinlen." dedi Rodoplu." "Uyumak istemiyorum. "İyi miyim?" "Çok iyisin!" "Saat kaç?" İzleyen kahkahalar kendisine getirdi. Otuz yıl günaşırı yakardı kadın. Kanlıca'da. "Nikâhlan benimle. gidelim! Balıkçı Ahmet. "Şimdi cin tonik içilir mi? Anesteziden yeni çıktım!" diye azarladı." dedi. Ahmet'im. bir sandalda Münevverle yaşadı. yaptığının farkına varıp. ha! Hay Allah! Hay Allah! Gel seni Balıkçı Ahmet'e götüreyim."Cin tonik ister misin?" Günay. Kafkas kökenliydi. Şefik Hüsnü'nün sağ koluydu. Uyutuyor. nesin kız? Kıskanırım. Sağ olsa yaşıtıydı. "Üç kilodan fazla mal çıkardım! "Uykum var." "İstemiyorum ama!" "Şımarma!" Reis: Ne o resim? Adamı seviyor musun. torunlara rezil oluyoruz!" Git lan. Oya. Otuz yıl. kız! Otur oturduğun yerde! Başlatma beni torunundan!" .

Sonra bir sabah açacak ağız da bulamadı. "Ben demir alıyorum. "canın cehenneme!" Gözlerini uzaklara." dedi. Doktorlardan gelecek hayır." Nereye." dedi. dolunayda ağır ağır dalgalanacak duvağı. "Gelme. Duvağını takacağım. n 'oluyon!" Elini öptü. çekiştirdi. gık etmedi kadın. koca bir yudum aldı. toptan kökten nüzül. "Münevver gitti. istavrit olsun ayıklayamaz oldu. "Canın cehenneme. Dolunayı dolduracağı günü hesapladı. gözlerinin içine baka baka. İhtiyardan yana döndü. ihtiyar adam. küreği de ben çekerim!"' Bir sessizliktir izledi. Kadıncık." dedi. "Karadeniz'e gömeceğim. Balıkçı. "şimdi geliyorum!" izledi. etme!'yi. yüzünü öptü. "Aman. çimdirdi. ne zaman niçinini anlattı. Reis'i aradı. Gece oldu. istavritin kılçığını temizledi. simsiyah denize dikti. gülüm!" Ne ses." "Kanlıca 'dan Karadeniz 'e nereye kürek çekeceksin! Kocadın be. Kayıp gidecek Kafkas gelinim. elini ayağını akşam koyduğu yerde bulamadı. ne kıpırtı. büyük bir sükûnetle. Allah 'tan gelmeliydi. hazıma hazır ağzına verdi erkeği. ihtiyar.' dedi. sulara salacağım. Gün boyu su sineklerini kovdu. Bir sabah uyandığında. ızgaralardakileri çevirdi. beyaz etini çiğnedi. iki ay sıçmığını temizledi. ne dedi bana? 'El bilmemnesiyle gerdeğe girilmez. can havliyle rakısına yapıştı. rakı masasından kaldırdı. "Karadeniz'e. "N'oluyon kız. Geçti karşısına.Yıldan yıla soldu Münevver gelin."dedi. "Biliyor musun. Balıkçı.. . Güneşten korudu. Nefesi darlandı. Şeyh Şamil oynar gibi kayıp gidecek. gün boyu seyretti otuz yıllarını. "Aman. mehtabın boyuna baktı. memesi pörsüdü. 'Madem düğün günüdür. Balıkçı!" Kadıncığa döndü.

Hep korku içinde. neyi hedeflerdi? Hatta. Benimle paylaşmazdı. benim hakkımda ne düşünürdü? Neleri. Oslo'da ya da maalesef. her an yazı tura oynayabilirdi. ya. Neye üzülürdü. kızım!" dedi. ne yazık benim için değil! Bana ayrılanlar acı dolu olanlardı. "Amin!" "Yine de. Bütün bilebildiğim gözlemlediğimi sandığım sonuçların yorumlarıydı. Hücre ile TBMM kürsüsü ya da Abdullah Öcalan ile Ahmet Türk. "fısıldadı. Razıydım. "yine de. Güzel günlerini. ama. Yıllar yılı. El Hira Kralı Numan gibi! Onun da iki günü vardı. Biri mutlu günü. neye sevinirdi? Neden kaçınır. Ötekisi. tatille- . Beni ezen de buydu. Karşılaştığımızda karanlıktı ve her şey öylesine çabuk olup bitti ki! Şiran.. Kendisine önemli her şeyi kendisine saklardı. Zamanla sadece çileleri paylaştık. her an bir başka boyuta geçip kaybolacak endişesi ile yaşadım. liranın iki yüzü gibiydiler: Şiran. nedenleri hiç bilmedim."Amin. Bir gün uyandığımda yanımda bulamayacağım korkusu. bir başka kadının yanında olacağı korkusu. Kadıncık. Şiran ölüme bir kıtan giydireydi. önemi olan her şeyi kendisine saklardı. o gün tebaasını mutlu ederdi.. çünkü benimdiler. mutsuzluk ve düşmanlık günü. görüp göreceğiniz en mutlu ceset ben olurdum!" (92) Balıkçı Ahmet'e: Nasıl bir adamdı? Galiba pek tanımıyorum. Onun da mutlu günü vardı. niçinleri. Benimle paylaşılan bir hayatla tümüyle dışlandığım bir hayat. Fizan'da.

İşte. ben de bittim. Biliyor musun. o da seni 'ayyaş karı' beller! Şu halimize bakın beyler! Yaşarken kadınından soyadını esirgeyip. o küçücük kıvılcım insanoğlunun içindeki "hayır"dır. öldüğünde anlı şanlı Karadeniz düğünü yapan bir eski tüfek. ben daha damda bile uyumadım! Bizim Mardin'de geceleri damda yatarlar. burnunu Şiran'ın boynuna gömer. bir dilek dilersin. geride! Biliyor musunuz. kan güden bir kadın. Çiçeğe dursun diye onca suladığım fidanımı elimden alıverdiler. Görünmezdin ama yıldızlar üstüne üstüne gelir. Yüksek karyolaları çepeçevre bezle kapatırlar.. içindeki sevgi kıvılcımı küçücüktür. Reis. Sonra da rakının içine böyle gözyaşı dökersin.. karısı tıpkı bana benziyormuş? Tam çiçek açacağı zaman. tam çiçek açacağı zaman. ne acı! (93) Kadıncık Reis'e: Yaşanmamış o kadar çok şey kaldı ki. Dileğin ne olduğu her zaman bellidir. kalbi delik bir profesör. O kıvılcımın .. Allahım!" Sonra?. Ara sıra bir tanesi kayar. Balıkçı. Çileli günler bitince.rini başkalarıyla geçirdi.. dışardan görünmezsin. 'Seni kimselere yâr etmem!' diye bıçak sallayan adamı anlıyor olmam. Hayat adına utanıyorum! (94) İhtiyar Haham: İnsanoğlu bu dünyaya doğduğunda. "Erkeğimin elini başımdan eksik etme.

tembellik. senin elinde Kalaşnikof vardı. Politikacı Babamız kahveye çıkıyordu. sen ol. eli silah tutan tüm Örenler oradaydılar. Ölümü ertelemenin tek yolunun öldürme becerisi geliştirmek olduğu bir coğrafya. hatta mantık bu kıvılcımı boğmaya çalışabilir! Ama. güneş cehennemdi. körüğün başından ayrılma Kadıncık Kızım! İnsanları sevmekten korkma! Sevmediğin değil. Boşvericilik. Burada yol tozlu. Şaban. Benim coğrafyamda. Nasıl da hızlıydı reflekslerin! Dokundu- . teyze oğlumuz Şerafettin. kendisinin doldurduğu silah. Beşikten mezara bir an için olsun gevşemeyen sırt kasları. Oysa. hala oğlumuz İhsan. sevgisizlik küllerini yakar! Sen. Şeytanın değil. Kendi sürümden ayrıldım.bir hazine gibi saklanması gerekir. hoyratlık. Baba'mıza kalkandın. Öyle yaptım. onun fedaileriydiniz. bu yaş. burnunu sil!' dedirtecek yaştı. cimrilik. insan sevgi körüğünün başından ayrılmazsa kıvılcım ateş olur. sevmeyi bilmektir. bana ay kadar yabancı akrabalarını sevmeye giriştim. sevdiğin yanlarını abart! İnsan olmanın kefareti. Bambaşka bir coğrafyanın içine doğdum. şiddet. Sen on dört yaşındaydın. On dört yaşında çocuğun elinde silah. Yaşam haritamı değiştirmem gerekti. dayı oğlumuz Remzi. (101) Kadıncık Portre'ye: Kentli kabuğumu kırmaya. 'git. Amca oğullarımı. Şiran'ım. Bayram.

ğumda fırladın! Güven nedir. bir ideolojiydi. Yargıcı'yı bilmiyor.) (104) Kadıncık Nilgün'e: Evet. beni bırakıp dostlar böyle hışımla . hiç bilmedin ki! (102) Sen ne diyordun? Nasıl saldın oğlunu yollara? Öncelikle kimin için ağlardın? Şiran için mi? Kendi erkeğin için mi? Kendin için mi? Oğlunun ardından ölür müydün? Bir tane daha mı doğururdun yoksa? Hayat devam eder'di mi? Kadıncık Dostlara: Ne bakıyorsunuz öyle? Şiran'ın kıyafetini mi beğenmediniz? Hayır. kahverengi üzerine lacivert giyilmeyeceğini öğrenecek vakti mi oldu? (103) Şiran'ın kadınlarına: Onu benim gözümle görmezseniz. (Görürseniz. Benetton'u diş macunu sanıyor! Onun. namertsiniz. Hangi sahici sevda değildir ki? (83) Kadıncık Yabancıya: İkramda kusur ettiğimin farkındayım. Misafirperverliğime dölyolum dahil değil! (73) Nâzım: Dostlar. benim katilim. Şiran.

" "Hayrolsun." dedi. yok. . Rüya gördüm. yaşlı hastabakıcı.nereye gidiyorsunuz! (74) "Çok mu canın yanıyor? Doktor hanımı çağırayım mı?" "Yok.

Bir düş. Sonraları bunlara başkaları da eklendi: Taze çimen.ŞAFAK ÖZDEN YEŞİL ELMA. . Sıfatların sonu gelmez gibiydi. çam- güzel. sarp. Özden'in kişiliği ile bire- Günay onu. yalçın kayalarından fışkıran buz gibi suları ile nefes kesecek kadar Bir toprak parçasının nasıl cismanileştiğini. "almalar olanda gel. hayırhah ve asude" gördü. Ziganalar gibi "heybetli ve ketum ve dimdik"ti. Anadolu yeşil elma. çakıl. bir o kadar da "temiz. kekik ve tarçın kokuyordu. KEKİK VE TARÇIN KOKUYORDU! I Çünkü. bir özlemdi Şafak Özden. bir örtüştürüldüğünü gördüm! Başı pare pare dumanlı dağlara yakıştırdı ları. zor geçit verir. akarsu. Memleketinin Ziganaları gibi yüce. Bir basit türkü. çıra.

" dedi Tülin. içinden bir parça gibi tanıyor ve seviyor!" "Yanılıyorsun. (Günay. Doruklardaki mekânından. daha doğrusu inancı hunharca kin son umut kıvılcımları da söndü. yurttaşlarına. yokken de varım. yen bir şey kalmadı. Şafak'ın tarihi. güneşe bu türkü ile eşlik neyden başka bir müzik aletine 'Katiyyen!' yüz vermeyeceğini söylerdi! İsterse Beethoven'inki olsun. Bilakis. daha mı "kötü niyetlerde bir araya geldiğimizde hep Günay'ı konuşur olmuştuk. toprağın kaderi Şafak'ın kaderiyle bütünleşti. Günay'a ilişkin haberleri birbirimizden alır. bir kahve içimlik vaktimiz vardı. galiba o günğunu da bildiğimi sanıyorum. olsa! Şafak onu eğlendirmiyor. yor." dediği "Varken de yoktum. abartılmış ama anlaşılır buluyordum. bir senfoniye mümkün değil çıkmazdı!) eder. Avucunun içi gibi tanı- anlatacağım) akşamın ertesi günü. Keşke "Günay.. Daha mı "akıllı'ydık. Neden oldu- Günay'ın. parçaları bir araya koymaya çalışırdık. insancıl hüznünün. Ve hepimiz. Şafak'ı herkesin ortasında tokatladığı (o olayı daha sonra . "Büyük Yalan"ın bir yalan olduğuna ilişkadınlardandı. seviyor onu." adamın saygılı alçakgönüllülüğünün. Şafak'a inancını kaybettiğinde. Şafak'la ilişkisini o ağır ameliyattan sonra bedenine yeniden kavuşmuş olmasının getirdiği epiküryen ruh haline veriyor. Ne ki. Anadolu güneşinin Toprağın tarihi... canım! Hepsi. "Epiküryen ruh haliyle ilgisi yok. Şafak Özden. erkekliğinin simgesi oldu.. Şimdi düşündüğümde. doğurur ve bastırırdı.aney. bu!" gasp edildiğinde." dedi. bu yabancılaşmada Günay kadar bizim de payımız olduğunu anlıyorum. Sütiş'te buluşmuştuk. Bertolucci'yi görmeye gidecektik. Şafak'la geliştirdikleri beraberliğin hepimizi belirli ölçülerde dışlayan bir tarafı oluşmuştu. Durrell'in. "tutkusuz bir aşkla sevemeyecek kadar onurluydu. O noktada. artık "Kafdağı"nın ardına göçmesini engelleBen." 'bilakis'in sonunu getirmedi. "Çok iyi tanıyor.

Otoriteye yılışmaz'. "Bir kere. ekmek kadar temiz. "Çünkü. Kadir İnanır-Tarık Akan karışımı ." Bir gün. sıska bir ineğin ardında. Anladı. sen de İnce Memet olursun. uzunca boylu. üstünde hiç düşünmemiştim. 'Yürekli. gür ama kumral bıyıklı. ama artık özde sınıfsal olduğunu kavrıyorum. Benim fiziki niteliklerimin tam ter"Canım alınma. dürüst. içtenlikli! Kimseye müdanası "Sen nereden biliyorsun? Siz konuşuyor musunuz?" "Yo. "Yiğit!?" "Gerçekten öyle!" dedi Tülin. tabii. demirden döşeği. keskin ama bir 'Anadolu erkeği!' Öyle değil mi?" sini tarif ediyordu. taş sedir üstünde yatmak ve mahkûmluk mudur?" Neye varmaya çalıştığını bilmiyordum. sana ne çağrıştırıyor?" diye sorduydu. alnında patlayan güneşin bunalttığı. Tahmin "Ben de şaşırmıştım. seviyor onu. "Bilemiyorum. ne cana kıydı." "Ama. onurlu." dedi. değil mi? Sonra. tabii. taştan sediri vardı ama yiğidim aslanım burada yatıyor! Niye? 'Yiğit'in görevi." sözü üzerine nasıl bakmış olmalıyım ki. ama ona refakat ettim. bak. "Neden soru"Büyük Yalan'ın bir parçası olup olmadığını düşünüyorum. Tülin." dedi Tülin. ne bir haram yedi. Eğilip bükülmez. "Günay. "Ve tüm çağrışımları!" yoktur. kavruk bozkır ırgatı değil de. güçlü kuvvetli. "Maalesef! Türk erkeğinin gele"Hem de koçyiğit!" dedi. müşfik bakışlı. ama daha ilk günden sevmedik adamı. o da gülüyordu." neksel niteliklerinin hepsini bu genç adama yakıştırıyor sanki!" "Anlıyorum. bilmiyorum. esefle. "Benimle de hiç konuşmuyor da.li"ydik. yorsun?" Başka bağlamlardaki konuşmalarımızın satır aralarını okuyordum. değil mi?" edebiliyorum. Gülmeye başladım." dedi. Nedenlerimiz elbette farklıydı. kırsal kesim erkeğini çağrıştırıyor. su gibi aydı." dedim. "Bu 'yiğit' kelimesi.

pek de cin fikirli olmayacaktı yiğit. bozulduğu müşterisini yarı yolda indirir. aklımıza gelen mesleklerin hepsinin deha istemeyen "Asistanlığı atlarlarsa. muhasebeci filan olmamasının da nedeni bu olmalı. Fabrika lak surette toplumcu-solcu ya da ülkücü. sadece ustabaşı olarak. Hayır. Yoksul muydular." Uçuyorduk! "Çünkü. imam? Pek değil. işçiliği? Geçici bir süre için. olacak şey değildi! Kuaförlük? Saçmalama! Şoförlük? Evet. asistanlık yapmazsa da başına buyruk olabilir. ama. Demek ki. hem hayır diye karar verdik. . Ankara asfaltının üzeHem evet. ama Mario Puzo'nun İtalyan mafyası değil. onurlu. liğini göstermez. coğrafya kürsüsü asistanı gibi değil. Şaşırdı birden. mesela. ama sendikalı ve mutPeki. O hocasına mecburdur. Düşündükçe. belki.bu koçyiğitler. Peki. kapıkulluğu etmez. birilerine bir rakı sofrası Çaycılık yaparlar mıydı? Hayır. ama tıp doktoru olursa asistanlığı atla- Oysa. bir profesör olmaz mıydı? "Niye ama?" masa da olur. Fedai olabilir ama pezevenk olmaz. Kasaplık? Hayır. dürüst ve içtenlikli olurdu "Tam buldun!" kaymakama ya da başka bir otoriteye yılışmazlar." dedim. olabilir. peki? dı. rinde el ele şapşal tavuklar gibi koşuşmazlardı. ne içerlerdi bu adamlar? Konuştukça ortaya çıktı ki. Mafya? Olabilir. Garsonluk? Hayır. Eve pazardan pırasa taşıyan aile babası yiğit de olacak iş değildi. Peki. ne yer. kız gibi araba kullanmaz. dür. yürekli. 'yiğit' kimsenin emrinin altına girmez. hekim. kuramayacak kadar yoksul olmazlardı ama şiş göbek esnaf da olmazlarOdacılık? Hayır! Asabi bir müdire hanımdan azar işitecek "yiğit" bir oda- cı. Allah'a inanır ama dini bütün Müslümanların titizmeslekler olduğunu fark ettik. Jandarmanın ya da polisin önünde ezilip bükülmezler. Bir. Genel müDokuz-beş mesaisi yapan devlet memuru bir "yiğit" olacak iş değildi.

" dedi. "Uyarılmak tükürenin 'onur'una dokunmuştur. Tatsız bir işti. muhtemelen şehir kızıydı. 70'lerde. Dev- rafından kibarca uyarılmıştı. 'Onur'u kırılır!" "Narsizm. bilirsin. 'onur'u kırılacak. hatasını kabul etmez.. rimci arkadaşlardan birisi sahnede yere tükürmüş. şımızdır!" deyiverdi. Cefi Kamhi düşünebiliyor musun?" "Siyasette de olmaz ki!" Konu üzerinde yoğunlaştık. ama söyleyecek sözcük yoktur. içtenlikli. Sana. olmaz. hepimiz olmamış gibi yapar"Şevket arkadaşımız yere tükürmüş olabilir. Türk. çatal kaşık kibarı bir yiğit de olacak iş değildi. dürüst. diyorsun.Tenis oynayan. "yürekli. yönetmene gelince. Aklıma. 'uygarlaştırılması gereken vahşi oryantaller' ya- "Hayır. tabii. bağıracaksın. Ters yoldan gidecek.. deodorantlı genç iş- letmeci 'yiğidim aslanım' olur mu? 'Koçum benim' bir Cem Boyner ya da söyleyeyim mi. ama arkadaşının 'onur'unu korumakla yükümlüdür. 'bilgili mermi'nin Forus yakıştırması gibi bir yakıştırma bu da! Emperyalistlerin. Yemeğin 'tuzsuz' de de bak. "ekonomikman" iğdiş edilmiş olması gerekliliği olduğunu gördük. bir şey söyleyeyim mi. 'yiğit'e kala kala bir askerlik. Günay'a onu anlattım. Ankara'da AST'ta izlediğim bir prova geldi. Yiğit ancak militan olur. güçlü "Bir Vehbi Koç yupisi ya da Amerikan eğitimli.. ama o yiğit bir arkada"E." "'Maçoluk' olmasın?" "Sanmam Kadınlarda da var çünkü. da!" kuvvetli" sıfatları ile bir arada anılan yiğit'in bir başka özelliğinin de. kaç kadın af diler? Daha çok. yönetmen hanım taken. siyasi olmaz. bir roman kahramanlığı kalıyor! Anlasana. oyuncu arkadaşlardan birisi dayanamadı. Sana bir şey . birisinin 'bütünlüğü' gibi.. balgamın üzerine basıp geçemezdi." "Ulusal kimliğimizdir. galiba bu 'onur' garip bir kavram. onurlu. savunmasına koşanın tükürüğü onaylayacak hali yoktur.

gün viyorum ki!" Eski bir İrlanda sarkışıydı." dedi. ama öyle. acıları ve olası yetersizlikleriyle benimsiyordu Şafak'ı. Danny boy. Danny boy. Türümüzle paylaşmadığımız niteliğimizin olnacak birlik çağrısı! Ne ki. kendisini yere bırakıp gökyüzüne yükselmek. "adam. ne birinin Ama. Ama. ilk kez gönül düzleminde yeDoğrusu Danny sılaya mı gidiyordu. bütünü görmek. bu 'fidan'ı güncel terminolojide ifade edemi- . benim bildiklerim. Söylediği buydu. seni öyle setükenmez savaşlarından birinde çarpışmaya mı. vadiler karla susunca dön! Ben orada.bekleyenin 'tamamlanmış." dedi Tülin. İrlandalıların İngilizlerle bitmez olan 'kendisi' olduğunu anladım! Orada durmuş çağırıyordu onu. Oryantaller ve yiğitler dönüştürülüp tüketilmeden bitmeyecek. İrlandaca türküsü olduğunu biliyordum. güller şünce. Günay'ın.' ölümle artık barışmış Nereden nasıl geldi. Şafak'ı -halkını!. sen gideceksin ve ben veda etmeliyim! Ama. rine oturdu. "Paketlenmiş kavramlara itibar etmez "Bilemem. gaydalar. Günay'ın türküsünün. suyun toprağa çağrısı gibi. Erdemleri. bir fidanla sonuçlayordum." Tülin'e döndüm. onu da bilmiyorum! ne ötekinin bir başına sahiplenemeyeceği bir şeyle. anlatım yerindeyse. ikisini de aşan. Toprağın suya çağrısı gibi. dönüp oradan yine kendisine bakmak gibi bir huyu olduğunu biliyordum. "Ah. olmazsa. yaz otlaklara düışığında ya da gölgede. gay- dökülüyor. Nasıl hissettim. o bebekte sembolize edilen yeni bir kuşakla da! Ne ki. Dannyboy. Ciğerini okur. bilmiyorum. Danny boy oldu çıktı. vadilerden.kıştırması gibi bir yakıştırma. dağların yamaçlarından! Yaz geçti. Bir 'ülkü' olduğunu biliyordum ama bu ülkü bir bebekle de sonuçlanabilirdi. evet orada. ama orada olacağım! Ah. Gün ışığında ya da gölgede onu bekleyecek olan kendisiydi! Tülin'in anlattıkları." dalar seni çağırıyor. Günay." "Yanılıyor olmalısın. bilmiyordum.

bu aşamada. oradaydı. Parti çalışmalarından. en çok Atatürkçü." dedi. Duranın dükkânının açılışından sonra olayların nasıl geliştiğini Yazacağım en zor bölüm belki de bu olacak." Sözü uzatmak istemedi. "En az dindar. geriye yansıtacak yerde. değil mi?) Bazen. bir gün önce görüşmüşler gibi girdi. Günay'a. "Neden?!" "Bak. Günay hasKalbim acıdı. Şafak'ın -hiç kimsenin!. Bu durumda. ortak bir konu bulma çabasına verdi. canını paylaşmadığını belirtti. Şafak. seçkin kaplamınla. arayacak. en muhafazakâr. en çok laik. ret ettiğimi hissediyordum. "Çekincesiz özdeşleşebileceğim hiçbir şey önermiyor da ondan Beni "Geçen gün yayınlanan araştırma sonuçlarını okudun mu? SHP'liler "Yok. köylülükten nefdönüp. en az milliyetçi. Günay'ı. anlatmalıyım." diye kesip attı. canım. SHP'ye ilişkin heye- temsil etmiyor senin Parti'n. bir kara Anadolu' olmadığını anlatmak da mümkün olmayacaktı. üç dört hafta sonra aradı. Şunu da itiraf etmeliyim ki. onu defalarca aramış. kendisini koruyamayacak demekti. kendilerini nasıl tanımlıyorlardı?" sosyal adaletçi. o çağrıyı yıllardır bekleyen bendim. örgütteki aksaklıklardan yakınıyordu. evde dinleniyordu. 'forus' gibi bir yakıştırma olduğunu söylemişti. İçim burkuldu. Kent soyumla. SHP beni hiç ilgilendirmiyor. demet demet gülleriyle Günay. Yarım saat içinde. en demokrat. ben. kendisinden soyutlamayacak. önyargılı olmam kaçınılmazdı.madığı bilgisi. Bu süre içinde. ama.'kapsül taneden çıkmış. en çok bulamamış olduğunu söyledi. en özgürlükçü. (Hazin. zira daha en başından kendisi 'yiğit'in. geri Şafak. Şafak'tan gelecek her kötülüğün karşılığını kendisinde delik gibi içine gömecek. Yine de. Söze. ancak ameliyat olduğunu öğrendiği zaman. en az libe- .

Bu da nasıl oluyorsa. adamları gördün işte. yani. rak değerlendirilmelidir. ten?" da!" dedi Şafak. üzerinde çok düşünmüş olduğu bir konuda son "Ben çok su taşıdım eve. hıyar!" "Canım. Son tahlilde dinler ve ideolojiler mazlumlara çıkış yolu . işte." dedi Şafak. o avukatın yanında oturan? Adamın SHP delegesi olmanın ötesinde gurur duyacağı kaç becerisi var? Toplumda hangi becerisiyle lek sanıyor. Sonra birden gözleri parladı." Sesinin tonu değişmişti. nereye 'Batılı' oluyor? Kartallı emlak komisyoncusunu hatırlıyor musun? Hani. "Anti-emperyalisttir. önceden hazırlanalma bilinciyle hareket ediyor olması.. pey"Önemli olan. Sosyalist demokrasinin bir zenginliği olarak mış bir savunmayı tekrarladığı kuşkusuna kapıldı. bu haliyle." Rodoplu'nun duraladığını gördü. Bayburtlu Duran Kuran. Artık çocuklar eve su taşısınlar istemiyo"Bu hedefine SHP aracılığıyla ulaşacağına inanıyor musun? Gerçek"Sosyalizme geçiş sürecinde işçi sınıfı ile ittifak yapan bir partidir.ral.. zaten. 'kravatlı' Erol Çevikçe'yi ayağına getirebilir ya da Mustafa Özyürek'e saatlerce nutuk atabilir! Politikayı mes"Sen öyle düşünmüyorsun. "Yoksa. halkın kendi düzenini kurma inisiyatifini kendi eline gamberler de dahil olmak üzere. hem en demokrat hem de en az liberal nasıl olunuyorsa!" lıyorlar.. 'Batılı' nitelikleri olduğunu düşündükleri ne varsa sıra- etkili olabilecek? Ama. Lao Tzu'dan bu yana. rum. tılması." dedi Günay." diye sürdürdü. mu?" "Ben. teorisyenlerin pek az hata yaptıklarını düşünüyordu." Bir sırrını açık etmiş gibi gülümsedi.. "Bu olanağın yara"Teori. Sosyalizme geçişin çeşitliliğinin bir sonucu ola- kararını vermiş birinin edasıyla. Şafak. "Öyle değil mi?" değerlendirilmelidir. kendi kendine konuşur gibi. gözlerini kaçırdı." dedi. problem değil. Günay.

" "Sakın bunu kimsenin yanında söyleme!" "Ne var yani? Şu dünyaya bir de tepeden bak.'' demek iş değil. O yüzden diyorum ya. bir şeyde bir aksaklık ihtimali varsa. ideolojinin. Ya da. "Önemli olan hangisi sosyalizmi ilerletmede demokrasiyi de en iyi biçimde işletebilmenin tek yoludur. ''tek parti. ne haklı ne haksız! 0 alevden ağırlık kah- . '.. ölü-seviciler izin vermezler." demişti. bir gün. orada olursa olsun. Jivkof da Marx'a o kadar yakın olabiliyor. işçi ve emekçi sınıflarla birlikte. Tek bir kural. Bu bağlamda. "Bir Marx'ın nasılsa bir Lenin'i olur." madığı için.. tabii. Kopuyor çünkü. mutlaka aksayacaktır. ne güzel ne çirkin. Marksist-Leninist çizgisinden sapmasın. Bence tek bir kural olmalı.'ların irde"Belki de o senin dediğin nokta noktalardan kurtulmak mümkün ol"Elbette." sürece. bürokratlaşıp hantallaşarak kitlelerle olan canlı bağı kopmasın. bazılarının söylediği gibi.. Ne ki. 'Mutlak' yok ki. şu ya da bu sisteme bağlılık bir seçim ya da sübjektif şartlar me- selesidir. Pek az boşluk bırakırlar. Yeter ki parti.' demek zorunda kalıyorsan. efendim. O ortadan kaldırılamadığı lenmesine bir türlü yanaşmaz nedense. "hem dinlerde hem iyi ne fena. İsa'ya ne kadar yakınsa. baktın can yakıyor. demokrasiyi dışlamak şöyle dursun. derhal revize edeceksin! Ama.. Murphy kanunudur. Sezar ya da Lükres Borjia. su geçirmez ussal düzenlemeleriydiler. Baktın işlemiyor. Nâzım'ın dediği gibi. sınıfsız toplum yolunu şaşırmasın.'olacak demektir. ne "Revizyonizm sürekli kılınmalı. tek bir ilke: "En az acıtan neyse onu uygula!" Biyofilik ahlâk ilkesinden bahsettiğini biliyordum. Hazreti Muhammed'e! 'Yeter ki olmasın. insanoğlu teori üzerinde kavgaya bayılır da. Halife Deli İbrahim. teorinin. 'mutlak' doğru olsun. yani uygulamadaki başarı. hiçbir ideoloji bir insanın bir damla gözyaşına değmez diye. hatta dinin özüne sadakat. Gelmiş geçmiş dehaların hemen her zaman burada kalan boşluklar da doldurulurdu. de ideolojilerde." diyordu. o'.bulmak üzere yola çıkarlardı.

ANAP belediyecilik anlayışının SHP'ninkinden farklı olduğundan. 'Yaaday gösterelim. mesela. deve bir komisyon tarafından düzenlenmiştir "Teoriyi katletmenin en iyi yolu. sen sen ol. yahu!" hikâyesi. O zaman da çarmıha ayaklarının üst üste konularak tek bir çiviyle mi. tabii! Parti üyesisin!" . zayıfı kollayabilmek için ayırdın. Belediye başkanı ol. Şimdi. bunu kimsenin yanında söyleme!" dedim." dedi. işte. şu ilçeyi adam et!' hayır mı. Dalan'ı seviyorsun. 'şeffaf belediyecilik'!" alay edi"0 zaman niye söylüyorsunuz böyle lafları?" "Ben mi söylüyorum!" "Zımnen söylüyorsun." birbirlerine reva gördükleri hunharlıkları düşünüyordum. Yoksa. 'katılımcı belediyecilik'. orta"Ne demek istiyorsun?" "Öyle bir söz vardır. Kendini kolla! En az acıtanı uygula!" "Yine de. Şafak'a. Gelse. "İdeolojiyi komisyona' havale edersin. yoksa iki çiviypa'da yüz yıl kan döktüğünü düşünüyordum. İsa'nın iguanalardan ayırdıysan. kabul edilemez olduğundan filan değil. Yok aslında birbirimizden farkımız hu Şafak. Devrimci fraksiyonların sında Kahramanmaraş olaylarından bu yana kaç gün geçmişti! ya deve çıkar.kahaçiçeklerini de ısıtır. "Var ya işte. SHP'nin belediyecilik anlayışı da yok. herkese açık bir siyasi parti kur- le ayrı ayrı mıhlanarak mı gerildiği konusundaki anlaşmazlığın Avru- diye. devedikenlerini de! Gerisi yakıştırma. Gel. seni Çayırtepe'den ceksin?" "Ayıp olur. bak. Şunun şuramaktır. parti politikasını da parti meclisine havale edersin. Sadece 'ayıp olur' diye yapılmaz. senin gibi bir adama çok ihtiyacım var. Kaldı ki. Şafak." yordu. o kadar. zaten. sana dese ki. diye"Evet. Eğri büğrü ya! İşte. sizinki gibi bir program çıkar.

benim kadınımsın işte. 'Artık nasıl yorumlarsan. gömlek.' 'Ne olacağımızı bilmiyorum. 'Ama. "Bırak... seni kıskanıyorum.. "Nasıl. '"Bu ne?' diyo- senin elinden çıksın. Bırak bunları!" Elini uzattı. yemeğim 'Saçmalama.' 'Senin kadının mıyım?' 'Evet.. "İpek gibi!" diyerek gözlerini gözlerine dikti.' Hadi bana eyvallah!'" 'sahiplenilmemek' muhabbetinin zavallılığını düşündü. Don.. Günay. sana yaklaşmasınlar.' diyebilmişim. Günay. Öyle kalmışım. rum? Üstelik ne kadar sevinirim!" "Şafak Özden! Sen ne dediğinin farkında mısın?!!" "Ne var.. "Şurada birkaç dakika seni göreceğim. alyansa benziyor bu.' diyor. biz evli değiliz ki. sakin sakin. bu yüzüğü tak sevgilim. O pis herifler. Sana ben bakayım. rum.. ne yapacağım ben seninle?" "Kadınım ol!" dedi Şafak. 'işte sizin aşkınız bu. Yalnız bir yerlere gitmen gerekirse anlasınlar onlar da.. seni ben koruyayım.. Çamaşırlarımı sen yıka... sanki. ben sana âşık oldum.Öfkelenmeye başladığını hissediyordu. Ve benim de dünya güzeli bir kadınım var. anlıyor musun. çok serbestmişsin gibi değil mi? Oysa parmağında bu varken.. Benim ol. canım efendim!" dedi Şafak. ama bunu tak- Rodoplu'dan Duygu Asenavari bir çıkış vehmetmişti. işte aşk bu. artık bensiz hiçbir şey yapmanı istemiyorum..' manı istiyorum... 'Bırak!'?" Rodoplu'nun alnına düşen saçlarını geri attı. hep benimle ol.. Ben varım artık. benim kadınım olmanı istiyorum. seni nasıl sevdiğimi.' 'Sahibim mi var?' 'Evet.. bunda? Sen bana erkeğim dersen ben senin malın mı oluyo"Hadi!" dedi. ellerin boş olunca. senin bir sahibin var.' 'Olabilir. "Şafak Özden.' Donmuşum. çamaşır ve yemek üzerine kurulu bir 'sahiplenmek' ve ... seni sahipsiz bir kadın sanmasınlar. savunayım... sanki. büyüğünün zaafından istifadeye kararlı bir çocuktu.. o pis herifler de.

" dem?" yazısı bir notu vardı... "safsata. bir zaman dilimi!' Yabancılaşmayı. Bir erkek aslında hiçbir şey demek.. Günay. Füsun Akatlı'nın. rofilyayı görebiliyor musun?" demişti. bir zaman dilimi. şecaat arz ederken sirkatin söyler. italikler başladı yine. ne var bunda? Hadi konuş!" diye sarsıyordu. kupür dosyasındaki yazısını hatırlıyordum. senin içine yerleşmeye. mış olması hastalığın boyutlarına işaret etmez mi?" bir zaman dilimi! Geçer gider!' Faşizmin ilericilik adı altında nasıl tezgâhlandığını görebiliyor musun? Bir tek eleştirmenin bunun farkına varma"Belki de okumamışlardır?" dedim.. 'yaşam paylaşma' davetini. "Ni"Söylesene. lattı. bir başka insanın." dedirten eşyalaştırmanm acısını yüreğinde hissetti. the appeal to "Merdi kipti.." diye an"Seni. başarıya davet. yal- aslında hiçbir şey demek. Yere. kendim için. acıya davet. fallacy of irrelevance türü. kaderini paylaşmaya davet ediyorsun beni!" . sediğimi nasıl anlatayım sana? Sevince davet.uzmanlık şovu. Edgü'nün öykücülüğünü bilen biri olarak varıyorum bu kanıya" diye yazmıştı. Ünlü bir eleştirmenin. Bir an." dedi Günay. "Söylenecek o kadar çok şey vardı ki. ellerini tutmuştu. "Düşünebiliyor musun? Türkiye'nin en çok satan kitabı ve 'Bir erkek "İnsanı hiçliğe indirgeyen faşizmi görebiliyor musun? Hiroşima’yı "Ben bu çocuğu ikimizin ortak ürünü olsun diye değil. nekbombalayan pilot da böyle düşünmüş olmalı! Aşağıdaki çocuklar 'bir an.nızca kendim için istiyorum. Bir an. yenilgiye davet. ne kadar ciddiye aldığımı.. "Özdemir İnce'nin Kentler'ini ise ben görmedim. Dergi (Gösteri) sayfasının kenarında Günay’ın el unsuitable authority . Şafak. Onun da şairin şiir çizelgesi içindeki yerine oturtulması gerektiği sanısındayım. nasıl önem- Günay'ın önüne diz çökmüş. Ferit Edgü'nün Çığlık'ını ben henüz okuyacak fırsat bulamadım ama 1982'nin anılmaya değer yapıtlarından biri olacağını düşünüyorum. bana.

Tahtayı yaratır. Erkek kadına aktarılır. Kadın erkeğe. Yang olan yaza dödönüşmesi gibi birbirlerine aktarıldıklarını unutmamış Asyalılardan olnemi toplar. yumuşak. "Kadın ve erkeği. Toprak madeni yaratır. içselleştirme. ne ameliyatı olduğunu dahi sormamış olduğunu düşündüm." Şafak'ın duyamayacağı bir sesle. gözlerini yere dikti. 'öteki yarısı'nın açısını sahiplenme istemi olmadığını hissetti. Bilgi değil. Neden azarlandığını bilmez. Yin ve Yang'ın kozmik ahengi sürdürmek nüşmesi gibi birbirlerini tamamladıklarını. soruyorum. güneşin toprağa düşmanlığının kıyımdan başka sonuç getirmeyeceğini bilen. Yang olan yaza de: Tahta ateşi. haksızlık edilmiş gibi geriye çekildi Şafak Öz"Peki. 'öteki yarın' oluyorum!" diye fısıldadım ben de. erkeği güneş. den. "Hadi lan. sakin bir sesle. gerçek bir meraklanma. suyun ateşe. sen de!" diye fırladı. Kül toprağı. Ne oldun?" dedi." Sonra. gidi- Şafak. rından kurtulmuştu. su. ateş. üzere birbirlerini tamamladıklarını. eder gibiydi. sarılmaya alışan kolla"Sen bana ne ameliyatı olduğumu bile sormadın!" Yanlış anlaşılmış gibi. duğumu nasıl. şatı baştan önlemeyen kendisine duyduğu öfkeyle kasılmış gibiydi.ğımsız oluşumlar olarak düşünmediğimi nasıl anlataydım? Kadına 'Yin'. kadını toprak. kalktı yanından. ay. yüzü ona değil. Yin olan kışın. Maden tahtayı keser. "Hayır. gökyüzü belleyen. Şebnem büyür pınar olur. Genç adamınkinin. yaralı bedenimi. Su ateşi söndürür. Rodoplu. lütfen!" diye uyarmış. Toprak suyu emer. insan olur. malın değil. hiç sesini çıkarmadan öylece kaldı. Yin olan kışın. Ateş külü. hangi zamanlarda anlataydım? italik bir şiir okudum ben "Dur. dahası belki de alkole (rakı masası hep vardı) mal . yeryüzünü yeryüzü yapan doğa kurallarından ba- erkeğe 'Yang' diyen. Tahta toprağa gömülür. malumat istediğini hissetti. bir dakika! Dur. Maden şebAteş madeni eritir.

Özden'in yeri o akşam o sedirin üstü değil.. Yok. tahta olmadan parlamak isteyen ateşe. kadınsı bir serzeniş olmaktan öte değerlendiremezdi. "Çünkü. diye başkanıydı. O zaman belesini bir anda bir toprak yığını ile karşı karşıya getirebilecek. ömrünü adadığı SHP'nin slogan"Tabibler Birliği. hem de ameliyatımla ilgilenmiyorsun!" türünden bir telmihi. (Nitekim. yatağa zincirle bağlanmalarına seyirci kalan. âşık olduğunu sandığı kadının yaralarını. geçiştirecekti. "Hâlâ anlamış değilim.Baktı baktı. öfkelendiğini bilemez. Günay. "geçiştirmemek". kendilarını sahiplenmiyor olması aynı bozulmanın ürünleriydiler. asparagas haberlerle ocakları söndüren üyelerinden hesap sormayan. bedenimi böcekler çoktan yemiş bitirmiş olmalıydılar! Anlasana. zin "öteki yarısı" olmasını talep ettirebilen cüreti düşündü. Günay Rodoplu'yu oluşturan deneyimleri sahiplenmeksi"Peki. kişiye hesap İçini çekti. "Sen hem bana kadınım ol diyorsun.. mezarımın başı olmalıydı! Böceklere vereceğimi insandan mı esirgeyecektim? " hayır. Baro ya da Gazeteciler Sendikası başkanı olup da. kara listeye almayan. Ve bu botutuklulara hücre penceresinden teşhis koyan. sorma hakkı veren "benimsemek" olduğunu anlayamazdı. olmayan bir vakıayı sahiplenmemesiyle. hâkime rüşvet vereceğini söyleyerek müvekkilinden zulmanın bir başka tezahürü'ydü!" fazladan para sızdıran. çünkü." dedi. hak verdi. niye?" diye sordum. Günay. Şafak Özden. doğal koşullarda öylesi bir tutkuyla sarmak istediği Ölüm ilanını okuyacak. Döndü. yavşak.) Çünkü. "O ne cüretti!" Günay'ın "sahiplenmek"ten kastının. öyle oldu! Cenazeye gelmedi. yarı karanlıkta kararını bekleyen Şafak'ın yüzüne baktı. geri dönüşü zulma. Şafak'ı mezarının başında dua ederken de göremiyordu. meslekten men etmeyen bo- . makam şoförü ile bir çelenk gönderdi. niye?" Hissettiği "sahiplenmezlik"e. "Seni içselleştirmediğini bile bile.

af diler gibi sokuldu. leri sıklaştı. Ay. bak canım. rahatladı. kendince Gülmeye başladı. " dediğini hayal etmişti. engin bir hoşgörü ifadesiydi. Ne ki. bir fark yoktu. bil- ." dedi. Günay'daki tavır değişikliğini "sanatçı kişilik" denilen tutarsız"Eşkıyanın ne yapacağı belli olmaz!" dedi. Nasıl bir ihanete suç ortağı oldum. Günay komik olma!" Şafak. içtenlik derken. alkışlayanlara kurnazlaşma hakkı öngördüğü içindir. hastalar bakılır. KİT çalışanlarının KİT’leri. lık ruhsatına verdi. düşünebiliyor musun?" "İşin kötüsü. Bu Rodoplu’ya göre insanoğlu insanoğlunun bedenine yaşamak için imece sayesinde köprüler inşa. halının üstüne kaydı. öğretmenlerin milli eğitimi sahiplenmemeleri ile bunun arasında. Yin-Yang'ın günlük hayata aktarılan Türkçesi. senfoniler icra edilir. sahiplenmek. Bir an. yönetilenler bu modele öykünmelidirler. kendisinin içten olmadığını düşünüyordu. yani içtenliktir. ne yapıp edip anlatmaya çalışması gerektiğini düşündü. iktidarın birincil ilkesi. daha da kötüsü ders veriyor gibi olacaktı! Yere.. Bu defa da ürktü. tekrar sarıldı. İçtenlik. yatan içtenliktir. imeceydi. Hükümet etmenin asli aracı iyi örnek teşkil etmektir: politikacıya da yönetici içtenlik modeli olmalı. bir başka bedenin kendisininkinden öncemuhtaçtı. son tahlilde. gözün görmesiyle birlikte tensel temas istemi gelişÂşık olmayı bilmediğini düşünüyordu. "Şafak. "elektrik" gibi keli- Bu defa da onunla paylaşamadığı düşüncelerinin varlığından mahcup tiren cinselliğe yabancıydı. türünün özelliklerini ne likle 'erkek' bedeni olarak farklılaştığını algılama öğrenimi yoktu. oldu Günay. talipti.profesörlerin üniversiteleri.. ülkenin kaderini etkileyecek siyasi güce "Şimdi. kadar çalımla taşırsa taşısın. "Kimya". Şafak'ın nefesmelerle adlandırılan. sohbet ediyor değil nutuk atıyor. Siyasilerin kurnazlaştıkça alkışlanmaları. Bu nedenle olacak. Konfüçyüs derki. "Sahiplenmenin temelinde Altı yüz bin DİSK üyesinin sendikalarını.

erkek fahişelerin çalıştığı kerhanelere dadanmayı "özgürlük" belleyecek Türk kadınlarının. Sonra da duyulur . baş okşayan erkek elinden. tür sürdürülürdü. Sonra da iki çift bedensel haz edildi diye bozulursun.. Biliyor musun 'bu bağlamda' Salıpazarı Rıhtımı'ndaki bir hamalın hemizin yakınen tanıdığı cinsel ilişkiye 'tahmil-tahliye' diyebileceğini? Nedir mi bu çağın bedenle alıp veremediği? Zorlama zihnini. aniden. Günay'cım. deneyimler paylaşılır. gi aktarılır. sen basmasın. "Ne dedin?" "Çünkü. "aşklardan iğ- reniyor. çok yakın bir gelecekte. sen bana bir türkü söyle!" dedi.. "Türküsüz basma olmaz!" "En iyisi. Kadın bedeninin her nimet gibi saygı duyulması. bedenini eşyalaştıran. bir kaşık çorba içiErkeğin organında odaklaşan. özen gösterilmesi gereken erkek organı diye bir şey vardı tabii.zaman zaman karıncalanan dölyolunu sakinleştiren. bir ülküyü paylaşan erkek beyninden bağımsız. 'Anneler Günü' olan anneleri bedensel haz üzerine felsefe yapan bayan entelektüelleri bedensel haz üzerine çalışan zevk sahibi erkekleri Bedensel Hazda ilk Adım adlı kitap çıkarsan yağmalayacak olan veletleri anlayamazsın. Neden yüceltiliyor bedensel haz? Neden ticareti ve sanayisi var? Anlayamazsın. sömürgen çıkarcılıklarını "uygarlaşma" adı altında pazarlayabileceklerini düşünüyordu. Rodoplu için bu organ." duyulmaz fısıldadı. italikler başladı yine! "Bedensel haz üzerine kafa yoran. bir satır yazıyı. kendi başına bir şey olamazdı. Ama. bir duyarlılığı." Şafak'a döndü. kavrayamazsın. yaşamı destekleyen ren.

yorulmuş gibi geriye yaslanmıştı. inceden terliyordu. yalan söylemekle itham edildiğini sandı. canım. "Yeşil elma. tabii. yaşını sildim. sidik... "Bilmez miyim! Ben bir nezle olduğumda dünyayı ayağa kaldırıyo- "O kadar çıtkırıldım değilim. sümük. kan. deri. almasa ne?. . meni. şu tatarcıklar. dışkı. çimenler.. kas. gözlerini sabitleştirdi. kıskançlık. "Hatırlıyor musun. Okyanuslar kurur. "Gülüm! Gülüm. uçurumlar açılırken haz alsa ne.Türkü söylemedi. haz alsa ne. vehim. tutku. safra ve balgamdan oluşan. korku. daha dikişlerim bile alınmadı. giysisini sıyırtıverdi. Günay. sense. yeniden. et. Kadın güldü. Karnının oralardan bir yerlerden uzun uzun güldü. "Hayır!!!" "Bakayım!" "En iyisi sen bana bir türkü söyle. dikişlere değil. "Çok güzel. kemik. ağaçlar gibi çürüyor dünya. öfke. bunaklık. almasa ne?'" "Gel. hastalık ve acı çeken bir naçiz beden... "Bak da gör!" Uzaklaştırmanın.. gözyaşı." "Canını yakmayayım?" rum. Gerçekten!" dedi." "Bakayım!" dedi. Yiğit kadınım benim!" Uzandım. olası dostluğa zaman tanımanın yo"Çok güzel!" dedi Şafak Özden. sinekler. kutup yıldızı kayar. yeis. ilik. Baksanıza." dedi. tarçın ve kekik kokuyordu. Şafak. renmek için yollara düşen racaya ne demişti?" Hatırlıyordum. Şafak. ölüm. tamah. merak etme!" Şafak hayatının son eylemiymiş gibi sardı.' demişti. Hintli kâhin tacını terk edip evrenin sırlarını öğ"'Sor. gülüm! Bir tanem!" Susmuş. 'bu kötü kokulu. tenine bakıyordu. açlık. luydu. Acı çekiyormuş gibi. Bir süre gözlerini yumdu.

güneş 'İstanbul'u otağ kurmuş. Günay Rodoplu. . yiğidim.II Ertesi sabah. yüzünü yaladı. Gümüşhane dağlarından inen sü'nün on bir yaşındaki birinci sınıf öğrencisi Halis Özden'in köpüren suların çamurladığı hâki keten golf pantolonunu kaygıyla incelediğini. Doğu'da çok uzaklarda.. Maydanoz bahçesi bir oraya bir derecikler Kelkit Çayı'nda buluştular. koçyiğidim. ince bir yel kalktı." diye üst üste tekrarladı. Günay mayda- riyordu!" noz bahçesinin patlayan koncalarına. Pulur Köy Enstitüdikkatsizliğinin istikbalini tehlikeye atabileceğini düşündüğünü gördü! şünüyordu: Yiğit!" (Bu meseleyi benimle o günlerde konuşmuş olmalı) buraya yalpaladı. Şafak'ın ona yakıştırdığı sıfatı düDerken. muhteşem bir şölen ve"Yiğit..

oluşan formasını daha o sabah teslim almıştı. Şafak Özden'in babası. "Köylülüğünü kaybetmeyecek biçimde" yetiştirilecek. Tonguç'un. Asya'da. "iki ödevi olduğuna inandırılacaktı: Çocuk okutmak. Türkiye ile Yunanistan’ın arasına çizdikleri muhayyel çizgi' gibi. Rodoplu'nun. Kemal Tahir'in demesiyle. bir avuç kahraman Batılı Yahudi'nin. 'deva"Türk ıslahat hareketleri. kasket ve asker postallarından "kasketli Bulgaryalı". biraz mürekkep yalamış Osmanlı aydını. bir tür 'mission civilizatrice'e 'uygarlaştırma misyonu'na girişmiş. Avrupalı sömürgecilerin Afriitibaren güçlenen bu misyon. yaptıkları gibi. ıslahat yapacağız derken. "Her ikisi de 'yerlilere dan da kanat altına girdikleri için küçümserler. sulak ovadan." zulmamış köylü çocuklarındandı." diyordu. 'Çizginin öteki tarafındaki Halis Özdenleri bir taraftan kanatlarının altına alır gibi görünürlerken. kasaba yaşayışını bile tanımamışlar arasından seçtiği "bokirse vatan savunmasına koşmak. dağ köylerinden. kış uykusunda ve yıkıcı bir biçimde kafasız' diye takdim ettikleri Arabi adam etmek misyonuna öykünmüştü. 'yeniden biçimlendirmek' görevini üstlenmişti. Anadolu'nun tarihini Şafak Özden'in tarihi. 'tıpkı oryantalistlerin diği kendisi ile 'onlar' dediği 'birileri' arasına bir çizgi çekmiş. on dokuzuncu Dünya halklarına karşı geliştirdikleri mitolojiyi devralmıştık biz! Avrupa görmüş. 'Batılılaşmış Türk de. Bu söylemi Halis Amcanın Köy Enstitüsü mezunu olması pekiştiriyor. avcı ceketi. 'kötü Arabi' adam etmek söylemiyle evren- sel haklılık kazanan Siyonizm'e benzer." babacan bir husumetle yaklaşırlar. bu çizginin ka'da. dik sorumluluk geliştirmesine neden oluyordu. öte yan- . 1800'lerin ikinci yarısından sa ve şekilsiz. gerelu'nun kaderini Şafak Özden'in kaderi ile bütünleştirdiğini söylemiştim. 'biz' deötesinde kalan 'yerli halkı' tanımlamak.Üçüncü Günay Rodoplu'ya göre. bozkırın çorağından. 'takdim' ve temsil etmek. Anado- Günay'ın "iç-sömürgeciliğin kurbanları" dediği Özdenlere karşı görülmeyüzyıl Avrupa sömürgeciliğinin -ve onun izdüşümü Siyonizm’in!.

. zengin vadilerle süslenmiş. o güzelim topraklardan o Allah'ın belası yerliler hiç eksik olmazliler diye birileri yoktur!' diye kesip atmaktır. Yerliler 'sabir medeniyetin (". tururken. bu. tamah edilen toprak.ve yerlilerden olmasa.ölen Yunan-Roma medeniyetinin son parıltıları") mensupları oldukları için o güzelim toprak parçasına layık değildirler! Sömürgecilerin yakıştırmalarının tutması ve sürmesi için 'yerlilerin kenbu. İngiliz şair. 'onlar sayılmaz!'ı oynamaktır. işe.George Sandys. İkinci yeniden biçimlendirmeyi gerektirir ki. göz diktikleri toprak parçasını överek. dır!.Siyonizm'le. Golda Meir örneği. bir ikinci yol daha vardır. bir yandan yerlilere özgeçmişlerini unut- . mükemmel sular fışkırtan kayalar. sömürgecilerin gönlünde eski medeniyetleri. ona han- yüzyılda -İsrail'in kurulmasından 300 yıl önce!.' bir 'niyet mektuaşama biraz daha karmaşıktır. öte yandan da onları sömürgecilerin çıkarları doğrultusunda dilerini 'takdim' etmeleri. çağdaşlarına bir 'özgeçmiş. O da.' sunmaları önlenir.. eğer. 'Filistin- larını kabul etmekle birlikte. hiçbir köşesi yok ki. Hitler'le korkunç paralelliklere işaret ediyordu! diyse 'ulvi' nitelikler yakıştırarak başlarlar. Filistin'i 'Süt ve bal akan ülke. 'muhteşem!' olabilecek geleceği ile yer eder! lar! üzerinde yaşayan insanlardan soyutlanır. esenlik ve servetten yoksun olsun!' diye anlatıyordu!) İkinci aşamada. (Mesela. güzel dağlar. o doğrultuda düzenlenmiş eğitim sisteminin uygulamaya konulması demektir. ılıman bir iklimde. İlk aşamada 'takriri sükûn' kanunu türünden önlemler alınmak suretiyle yerlilerin gerçekliklerinin üstü örtülür. halksız bir ülke' gibi fevkalade akılcı ve haklı bir dilekçe ile başvurula bilinir! Ha. daha on yedinci "Sömürgeciler. yerlilerin 'var' oldukBu durumda iki şey yapılabilir: Birincisi. bu pek bir kör parmağım yılmazlar' çünkü ya Kızılderililer gibi 'vahşi' ya da Araplar gibi marjinal gözüne bir iddia ise. Bu yutturulabilirse. görkemli geçmişi -nasılsa bir yerlerde bir iki harabe varGel gör. yaşama elverir bir dünyanın ortasında. dünya kamuoyuna ülkesiz bir halk için.

sömürgeci 'ıslahatçı. 'Anadolu' toprağı için yapılmıştır! Sanki. bu topraklarda yaşayan yerlilerin gerçekliklerinin izi olmayan bir Anadolu söylemi geliştirilir. üstündekine. bu toprağa hıyanet edilmiş gibi hüzünlenir olur. Kim’den? Hem 'rakip' işgalcilerden. taşına toprağına. suyuna. İngilizler için savaşmak üzere Irak çöllerine sevk edilmeleri... Mardin Kürtlerine Çanakkale’de ölmeleri ları doğrultusunda takdim ve temsil etmeye başladıkları aşama budur. Anadolu' oyununa kadar gel. yani 'yerlileri. lerin egemen sınıfları tehdit edecek konuma gelmelerini önlemek!' Yiğit kalın ki. Egemen sınıfların. Pencaplı Hintlilerin. 1800'lerin yaklaşık yarısından itibaren Anadolu da. 'yeniden kazanılması gereken bir toprak' sında öyle yer etmeye başlar! Cumhuriyetle birlikte Lidyalı. Frigyalı. hem de kendinden.'dan başla. Türk sanatçısının 'Anadolu' görüşü haline gelir.' kendi çıkar'Yiğit' söyleminin geliştirildiği aşama da budur. halkı. tu'yerin altındakinin. Türk aydınının.. bir yabancı güç gelmiş. Anadolu aklına gelince. Batılı emperyalistin gözünde nasıl yer ettiyse. inkılapçı.'dan geç. Amaç hep aynıdır: 'YerliFilistin. Yıldız Kenter'in 'Ben. 'Beşikler vermişim Nuh'a. 'Anadolu Medeniyetleri' sergisinden. Nepalli Gurkaların.' yani 'ölünün diriye' yeğlendiği toplum- Savaşı sanki kötü Anadolu için değil. efendim. Mürekkep yalamış Türk. efendim. 'Havasına rizm posterlerine varıncaya kadar. (Rodoplu.. Aşamalar uluslararası sömürgeciliğin evrelerine paraleldir.'a uğra. Haolarak algılanır. Önce. 'Anadolu' denilen süt ve bal ülkesini kur- . Avrupa görmüş Türkün kafalikarnaslı bu muhteşem arsa.) İstiklâl tarmıştır. Yazıklanma. sal nekrofilya patolojisinin bu noktada başladığını düşünüyordu.. 'Ilgaz Anadolu’nun sen yüce bir dağısın.sömürülen aynı ulustan olduklarından. kanınızı emelim ey yerliler! emredilen dönemdir. Rumeli kızanlarına Yemen'de. Aynı ilkeler iç sömürgecilikte de geçerlidir (ancak.. yerli halkın fiilen renksiz. burada sömürenle öncü' gibi sıfatların ardına daha kolay saklanır). Bu dönem. kokusuz olduğu bir dönem yaşanır.

kendimizi mimarının Sinan gibi 'gayAynı işlemi 'Arap medeniyeti bir yutturmacadır. Azra Erhat'tır! İş. nin son parıltılarıdır. onları sömürgecilerin çıkarları doğrultusunda yeniden biçimlendirmeyi gerektirir. Kenan (yani. İsrail medeniyetinin egemenliğine girmesinde üzülecek bir şey yoktur. kazıların kanıtladığı gibi.olduğunu en azından ima etmekle mükel- dehşetinin doğru olduğu kadar doğrudur. Arap medeniyeti denilen şey.. Bu pasajdan 'Kenan profesörünü duyar gibi oluruz! O kadar ki.ama işin o . yerine 'Osmanlı' kelimesini.' Caperhaum Havrası da. Örneğin. hani. Filistin'in Siyonistler tarafından işgalinin hedeflendiği yıllarda kurulan öncü teşkilatlardan birisinin.. Arap fetihlerinin rimüslim' -Rum ya da Ermeni. hasbelkader diyeceğim.yerlilere özgeçmişlerini unutturmayı. Kutsal Kitap. 'İsrail medeniyetini' çıkarır. Al. yanını 'evrensel miras' diye geçiştirirsin. Filistin Keşif Kolunun başkanı Salisbury (İngiltere) Piskoposunun..' iddiasında işlemi burada yap. Evrensel mirasın en ilginç kalıntılarından birisi. yerini İsrail medeniyetine bırakan Kenan kültürünün iğrençliğini ortaya koyarken hiç yanılmamıştır!' diye ünlü bir demeci vardır. lef sayarız! medeniyetini' çıkarır. çünkü.'. Arabın yerine 'Türk'ü koy. Bence.egemenlik -sömürgeci mantığı doğrultusunda!. bilmem ne manastırı olur... konuşan cahil Arabın İslâmiyet'in güçsüz ellerinde ağır ağır ölen Yunan ve Roma medeniyetielinden Filistin'in Rabb'ımızın ayak izleriyle kutsadığı en ilginç kalıntıdığı için yok olan Caperhaum Havrası'nı kastediyorum.. marjinal yerliler üzerinde kurulması gereken Arap) medeniyetinin. Taşları kireç yapımında kullanılRabb'ın ayak izlerine kadar uzamaz -laiktir ya dostlarımız!. yerine 'Batı' kelimesini koyarsak. lardan birisini kurtarmaya umuyoruz. Savaş kazanılınca. herhangi bir Türk arkeoloji Osmanlıya ait birkaç eser bulursak. konuşan Sebahattin Eyüboğlu değilse. Unutturma faaliyeti hemen her zaman 'karalama' faaliyeti ile başlar.

milletin efendi"Vallahi. Şamanizm'i. Çifti geleceğe sürerim. adamlar saygı duysun! özü de budur! Çizginin öte yanındaki binlerinin saygı duyulacak bir tarafluklarını. Ve işte. duygularının ve hatta hayatlarının bir kıymeti harbiyesi olmaması tabiidir. bak. Yağmur yağmış. Tonguç'un 'köylü' takdimiyle. Varsın bire iki versin. Zeytinburnu'nun. İç-sömürgeciliğin Türkiye versiyonunda." dedi. marjinal yaÖymen'e 'çüş'. 'köylü' takdimleri de farklı değildir. 1940’ların sloganlarıydı. böyle gider işte. 'Türk köylüsü' denilen muhayyel bir yaratığın icat sidir. köylü çocuğunun geçim anla- . Ümraniye'nin. "Bu söylediklerim. düşüncelerinin. Toprağı bilirim. Parlak toprak altında. hatta YÖK'ün sakal bıyık misyonunu mümkün kılan 'haklıcılık'ın ları yoktur ki. takdim. 'Köylü sen topraktan öğrenip kitapsız bilirsin!"' Gülmeye başlamıştım. hatta devrimci hareketleri) âdeta yüz kızartıcı bir suçmuş gibi karalama aşamasından sonraki aşama.. temsil Yerlilerin özgeçmişlerini (Osmanlıyı. Güneş şeneltmiş her yanı Harmanını sermiş. İslâmiyet'i. Bozkır imparator- ve yeniden biçimlendirme aşamasıdır. Kimmiş efendim bu yaratık? Bir kere. 70'lerden bir örnek: 'Olmuşu olacağı bir rençberim içim bulut Erciyes'ten kaynamış. dalga geçmiyorum. onları takdim. İzmir'i 'işgalci- ler'den korumaya soyunduran. TRT'ye kılık kıyafet üzerinde ahkâm kestiren. Yerlilerin işgal ettikleri toprak parçasına layık olmayan. Bazı bazı yarar toprağı.' filan. Gökkuşağı bir sevinçle. 'Varsın bire iki versin!'miş! Anadolu'nun 'yiğit' rençberinin gerçekliği. Köy Enstitülerinin duvarlarında yazılıydı! Ama.. Dağı ormanı. Kuştepe'nin 'içi bulut' rençberleri de önemli değildir! Bak. Ve sonsuz bir bozkır denizi olan. 'Zaten. akın akın şehre kaçıyor olması da önemli değildi. edilmesiyle başlar. nasıl bütünleşir.ratıklara indirgendiği düzenlemelerde. Sevinçle başlarım işime. Sevgiyle başlarım işime. Günay. Mehmet Kemal'e 'hayvan' dedirten. Kar tarlası bir bulut. 'devrimci' şairlerimizin. Gün gelir sarsar köyü kenti. İşte. Terim bir buğday tanesidir. bir başka mitolojiyle.

bir adım ötesini görmemekten. Hollanda'ya sığınmasına ta- zorunda bırakılmışlardı ya da milyonlarca Alman öyle inanıyordu. Ordudan. Tek Parti diktatörlüğünü rülmemiş bir enflasyonun. çifte madalyalı 'gazi' onbaşısının politi- istifa etti. öncelikle çift hayvanıdır. Batı çöplüğüne düşkünlüAlmanya'ya 1918 yılında gitti. biz de yeriz! Bak. fiyatların saat başı arttığı. çalışacak tarla. nizm'in ve onun sulandırılmış versiyonu Hitler faşizminin eğitim sistemler'den yüzyıl önce yaşadı! Weizman da öyle!). İşgallerin.' İkinci aşama. adını Milliyetçi Toplumcu Alman İşçileri Par- Almanya'da fırtına gibi esti. TürkiWeimar Cumhuriyeti sosyal demokratlarına. Almanya’da tiklerine inandılar. çalışması için gerekli araçlar. İzleyen on üç yıl içinde kurduğu anti-Marksist Alman İşçileri Partisi'ne katılmak için yine o yıl ru’nun. birisi çok ender kaya atılması da aynı yıla rastladı. ülkeyi terk edip. komünistlerine ve Yahudilere çıkarıldı. Vahdettin örneği. Milliyetçiler. kendisi gibi bir zanaatkârın tisi olarak değiştirdiği siyasi partinin başındaydı. Almanya'yı bu sütü bozuk adamların mahvetverilen Demir Haç olmak üzere. yerlileri bu takdim doğrultusunda biçimlendirme aşaİç-sömürgecilerin örnek alabilecekleri dâhiyane sistemler Siyo- masıdır ki. Alman İmparatonık oldu. DM'ın el arabalarında taşındığı eşi gödusunun canından bezdirdiği Almanların.yışının ölçüsü. Alman ordusunun iki kez yaralanmış. 1 Nisan 1920'de. bu amaca eğitim sistemiyle ulaşılır. Avrupalı bok yese. 1932'de sayısı altı milyonu aşkın işsizler or- . bir ev. Osmanlı orduları gibi Alman orduları da hiçbir muharebe kaybetmemiş. Niye Hitler diyeceksin? ğümüzden gelir! Çok affedersin. Türkler dü-şün-mez-ler! Bizim başımıza en büyük belalar düTürkiye Cumhuriyeti’nin ilköğretiminden sorumlu Tonguç. Aynı yılın Kasım'ında. leridir (Hiç irkilme öyle! Siyonizm'in fikir babası Theodor Heriz. Hitşünmemekten. buna rağmen aşağılık Versailles Antlaşması’nı imzalamak ye'de saraya ve İttihatçılara çıkarılan mağlubiyet faturası. ülkeyi Üçüncü Reich'a getirdi Naziler. Çünkü.

Genel eğitim her zaman 'ülkü' doğrultusunda şekillenen. ne yapar? Hele de eğitim sisteminde! Kaldı ki. Şef. sadece mutlak gerekli nularda bunun ötesinde uzmanlaşmak isteyenler için sağlanmalıdır. Halis Özden'in. Endüstride. sıradan insanlar için yeterlidir. Yunus Nadi'sinden Ziya Göyürümez de. yoktu.. Savaşı kazanıyor gibiydiler. teknolojide. kimya gibi dersler önemli olmakla birlikte. Kelkit başında hayale daldığı 1943 yılında. maddeci ben-merkezcilik değil.' diyordu Adolf Hitler. öğrencilerin bedenlerini. 'Halk Devleti.denemekten başka çare görememiş olmalarında anlaşılmayacak bir şey kalp'ına kadar. Böylelikle.beş yıl içinde yedi düvele meydan okuyan bir Almanya yarattı. dil- lerine dolamamışlardı. çünkü biliyorlardı. kişiliklerini terbiye etmeleri. milletin muhafazası için her türlü teknik bilgiden daha önemli olan manevi güçleri kaybederiz. eğitim sistemimizi yeniden. hemen hepsi İttihat Terakki ile bir biçimde akraba Türkiye 'entelijensiya'sı etkilenmez de. öğrencinin temel öğretilerine aşina olacağı kadar değinen bir eğitim. bir milletin eğitimini bu konular üzerine yapılandırmak tehlikelidir. İleri öğretim olanakları belirli ko- . okul saatleri kısalacak. Matematik. Aksi takdirde.'" ". parmaklaKampf’a öykünmesinde şaşılacak bir şey yoktur: 'Özetle. ticarette ilerleme ancak ülkücü bir halkın varlığı ile mümkündür.. Türkiye'nin Almanya Müttefikler Yahudi soykırımını henüz dillerine dolamamışlardı. Bu durum. gömdüğü Polonyalı subayları bildikleri gibi biliyorlardı. feragat ve kişinin kendisini başkalarına adamasıyla gerçekleşebilir. irade gücü kazanmaları için zaman kalacaktır. fizik.varlığım Türk varlığına armağan olsun!" Hal böyle olunca. Çeşitli konulara. elişi öğretmeni İlköğretim Müdürü'nün Mein olan kapsayacak şekilde düzenlemelidir. ne yapar? Führer'in ışık tuttuğu yoldan ile alıp veremediği yoktu. diyorum. sosyal bilimleri temel almalıdır. ama. Stalin'in diri diri rını kıpırdatmadılar. Nitekim 1934'te başa geçen Führer -yani.

Ne zaman bir lider belirmeye başlasa. Bir Kubilay. müritlerinin canlan cehennemedir! Menderes. ('Bu da daha sonra 'koyun' diye suç- yitirmeden sabırla beklemek. gerekirse canı karmak. küçüklerine sevgi.. Bunun da belkemiği. Geleneksel saflığı. Daha da korkuncu. bir yordur. Bu inancı bir an sınıflara. bunun tercümesi 'yoksulluğa gık çıkarmadan tahammüldür!' diyordu) hırsla savunulacak. Menderes’in asılmış olmasına. 'Bir de bunu dinle: 'Türk köyü. töresel köyümüzün yüksek ahlaksal değerleri (Rodoplu. millet yolunda azla yetinmek. beş Kubilay değil. Daha da önemlisi. çalışmaya gidecekleri yer köy olduğu için tarım. köy çocuğuna başka.' pahasına önlemek. bozulmamalıdır. Aynı doğrultuda. 'bizim' cumhuriyetimize yakışmıyordur. yurtülerimiz. ana cevherindeki özellik. ordularla Kubilay çıBurası korkunçtur! Bir yandan 'komünizmi önleyeceksin. gözü kapalı ölmek! ('Buyurun. Yahudilerin egemenliğe engel olabilecekleri duruma gelmelerini Anadolu'yu Saidi Nursi ile paylaşacak değillerdir. Bir İç Sömürgecilik Araş- olası bir yerel lideri! tırması' diye bir kitabı vardır. uğradığı haksızlığı bile kutsal saymak. ortadan kaybedilmiştir. yasa tutsun tutmasın idam edilir. Arapları sindirönlemek için aldıkları tedbirleri anlatır. Zwrayk'ın. Bunu sağlamak için açılmıştır Köy Ensti- lerden yüksünmemek. İsrail'in siyasi hedefinin. Büyüklerine ('egemen vatan için duraklamadan.. Bozulmamış köy çocukları alınacak. seçmenlerinin de canı cehennemedir! Deniz Gezmiş düzenimizi tehdit edisi'nin cenazesinin kaybedilmiş. öte yandan Elia T. Enstitülerde yeterince bilgi. Saidi Nuryönüyle de olsa 'hak' veren bir ruh halinin yerleştirilmesidir! Nekrofilya- . biricik güvenidir. Türk egemen sınıfları mek. 'İsrail'deki Filistinliler. meslek bilgisi veriyoruz.başka. Köye sapık fikirlerin girmesini. bürokrasi-aydın-üniversite ittifakına!') saygı. "Şimdi bir de Yunus Nadi'yi dinle: 'Şehir çocuğuna gerekli öğretim dumuzun biricik dayanağı. Kore'ye!') Çilelamak için olmalı!') er geç düzeleceğine inanmak. Öncelik tanıyoruz pratik bilgilere.

partimizin..nın. 'devrimci' hareketin bu tuzağı görememiş olması! aradık biz! Türk solunun en büyük hatası bu oldu! Aynı hata hâlâ da devam ediyor! Bize ırkçılık jön Türklerle. kolayca manipüle edilebilinir ruh halini dayatan eğitim sisteAz önceki metin. " diyebildim. Bahsedilen rejim elbette demokrasi değildir! Egemen sınıflar demokrasi- yanların') suikastından koruyacak tedbirleri almayı hiç ihmal etmemek bağlı. yıllarca egemen sınıfları yanlış yerde İnsanı deli eden. 'Köyde devletimizin. 'dur. Bunun için de." dedi Günay. İşte bu sonuçlara varabilmek için onları özel eğitimden geçirmek gerekiyor' diye devam eder. ye asla izin vermezler! Bu düzende ne Deniz'e. "CHP Genel Sekreteri!" "Şu. Sarıklı hocayla değil. ne de Nursi'ye yer vardır! Aranılan. hatta Türkçülerin ağızından çıkmış olsaydı "Deli etme beni! Kim bu adam?!!" "Mahmut Şevki Esendal. köy kaynağından. tarikatlarla değil! (Taner Akçam!!! Neredesin?!!!) sindiren. faşizm İttihatçılarla girdi! Yerlileri miyle. lâzımdır. söyleyen dili olmak! Yetmez! Gerekirse rejimin çekilmiş kılıcı kesilmek! Rejim düşmanlarını tepelemek. egemen sınıfların yaşam biçiminin kılıcı kesilecek ajanlardır!" "Kim bu yazar?" dedim dehşetle. 'burjuvazi' lafzına takıldık. bekle' işareti yaptı Günay. hayata daha kuvvetli bağlarla 'Rejimi yarı aydınların (bunun tercümesi 'ufak ufak aymaya başla- bu kabil insanlardan cumhuriyeti besleyecek ve gürbüzleştirecek. taze elemanı bol bol alarak ve onların karakterini bozmayacak müesseselerde yetiştirerek. duyan kulağı.. ölü-seviciliğinin. öğretmenlerle geldi. hükümetimizin gören gözü. memleketi saadet yuvası haline getirecek hakiki işadamlarını yetiştirmek lâzımdır!' kıyametler kopardı!" Bu laflar Stalincilerin. giderek toplumsal sado-mazoşizmin bu ülkeye nasıl 'evrensel haklılık' gibi bir haklılıktır bu! yerleştiğini görebiliyor musun? Siyonistlerin misyonuna kazandırılan Bak. televizyonu göstererek! . acı acı. çağımız uygarlığının işlerini başarmaya daha yakın.

breh. 'Köyü değiştirmek gelmez bizim işimize. 1940'larda Türkiye'de ortalama ömür "Bütün bunlar oluyordu ve iç-çevre Garip şiirler yazıyordu!" dedi. Değişmesini durduramasak da geciktirirdik epey. Çünkü. sadece 42 yıldı! "Yirmi yıl mecburi hizmeti var. breh!" "Evet. encümen yirmi yıla indirdi!" diye eseflenmişti Tonguç. Düzenimiz bozulur. "köy ağalar"ına. Biliyor musun. Türk edebiyatına yıllar yılı meze olan müstebit amaç. 'Tek Parti Roman Yarışması'. köylü milleti su koyverir de. en çok pratik okumuş. faşizmin en karanlık uygulamalarına taş çıkaracak bir tik. 'Ebedi Şef. 'Tek Parti'. bu düzenden sorumlu tutuğum için katı buluyorsun beni!" . Ayda yılda hayvan nallatmaya gidenler de bu işi öğretmene gör düreceklerdi. "Ve sen bütün bu adamlardan iğrendiğim. resmi edebiyat! Bütün bunlar ne söylüyor. 'Ayaşlı ve Kiracıları'nın yazarı. Cumhuriyet Halk Partisi Roman Yarışması Ödülü!" "Breh. Gültepe'ye filan göçmeye kalkışırlarsa. Almanyaİtalya mihveri kazansaydı. "Bizim işimize" diyorlardı. ki bu 'biz'in kimler olduğunu biliyorduk. "Bizim ilköğretimle elde etmek istediğimiz Ama. istese de' kelimesi demişti. köylüler istemeseler de yürütecektik güzel güzel. insanları. Menahem Begin'e bile yaptıramazGünay. inan. yerinde kalan köylü milleti yetiştirmektir". yani. o eseriyle bir de "Düşün şimdi. Biz kanun tasarısında otuz yıl demiş- Günay'ın söylediğine göre.ödül almış. 'köyü istese de terk edemeyecek'teki anahtar kelime. toprağa bağlamaktı! yapılacak şey. arkadaşım? Daha da var. Çok da iyi olurdu!' sın!" Bu türden bir açıklamayı. Köylünün nahiyeden bile ayağını kesecekti bu enstitüler. Modern teknikten mümkün mertebe uzak tutarak kendine yeterliliğini sürdürürdük bir zaman. resmi tarih. zalimlikle köleleştirmek.

bir tarih hatasından ibaret olduğunu öğrenecekti! Tıpkı. ne Filistin'de. köylü Halis Özden. birinci madde. küçüğü kız. bugün aynen Türkiye'de uygulanıyor. süratle yok edilmesi gereken rendiği gibi. pek de şaşmamak lâzımdı. Bu durumda. piyano çalan. Başarılı oldu. Haklıydı! 'Havzayı Fahime' hatırlıyordum. Amaç. "Aslında. TC mühürü ile tıpatıp aynı iki ilkokul "Bu işin özü zaten. büyüğü oğlan." "Biliyorum. öncelikle Halis Özden diye biri olmadığını. ince çoraplı anneleri olan. diğeri Fatih Belediyesi te- . Zonguldak köylülerini "yerliler" için sahici okullar açtıklarının vaki olmadığını söylüyordu." çocuğun kendi varlığını reddetmesi esası üzerine bina edildiğini söylüyordu. üniO argümanını biliyordum. (Latife Tekin'e 'cinlerden bahsetti diye nasıl saldırdıklarını hatırlattı) hatim dualarına da yer yoktu. iki çocuklu. Şükriye. Türk maarifinin çizdiği.hemşehri gibi hem-vatandaş-dedikleri İs- diplomasından birisi Robert Lisesi adaylığına. topuklu iskarpinli. gül gibi isimlere yer olmadığı gibi. Bu ilkeleri okuyunca ürperiyor insan." dedi. Türk eğitim sisteminin daha ilk günden. Arap öğrencileri 'eşitlik' adı altında tasfiye etmekti. Halis olsunlara." dedim. bursta. Sömürgecilerin rail'de yaşayan Araplara uyguladığı bir eğitim planı. daha doğrusu 'ilkeleri' vardır. çünkü. Mesela. yoksulluğa. "Bak. Arap ve Yahudi öğrencilere eşit şartlar uygulanmasını getiriyordu. "Çünkü. Ne Hindistan'da. herhalde. Koenig'in c-citizen . kuyulardan çıkan iyi saatte diktikleri bahçe içinde iki katlı evde oturan. Filistinlinin öğversiteye kabulde. 'Türk ailesi' tablosunda. ne Afrika'da ('ne de Türkiye'de' demek istiyordu) sahici okullar yoktu.madene bağlayan. Çünkü. sadece orada çalışmaya mecbur eden ünlü "Kömür Havzası" kanunu! Onun aklı hâlâ Köy Enstitülerindeydi. Sonra devam ediyor.

Karar’larını hiçbir belge olmaksızın verir. dolayısıyla siyaseti dolayısıyla Türkiye'nin gündemini yönlendiren. Öncelik tanıyoruz pratik devrimci' yazarların Köy Enstitülerine anıtlar dikerlerse. "Faşizm. Enstitü- bilgilere. bir Fakir Baykurt acı verir bana! Utanırım!" "Şehir çocuğuna gerekli öğretim başka. Kapıcı çocukları kapıcı. uluslararası bir sergiye kim gidecek. meslek bilgisi veriyoruz. hariciyeyi. üniversitelerden kuruluşa yayılmışlardı. "Apoletli generallerle de gelir. aradan kaçacak birkaç dikbaş akılsızı da Franbancı öğrenciler için geçerli 'master' programları nasılsa terbiye ederdi.mizlik işçiliğine yeterlidir." Gizli hükümetin ajanları. örneğin." Omuzlarını silkti. diye başlar. efendim. "Korkunç bir şey bu!" sa'nın. sanatı. Amerika'nın ya- lerde yeterince bilgi.. düzenin öz uzman aydınları. edebiyatı. ilahiyat fakültelerinden Yeşilçam'a. siyasi partilere kadar. üniversiteyi. ka"Başa hangi siyasi parti gelirse gelsin. kime ödül . 'en bi Rodoplu. ordu destekli bir "Batılı" aristokrasinin varlığından fından bilinmeyen bir "hükümet" oluşturmuşlardı. bunu da yıllar yılı 'ilericilik' diye yutturur." diyordu. Bu aristokrasiyi oluşturan egemen sınıflar. 'oryantallere mahsus' doktora derecesi. Günay. sanat çevrelerinden dışişlerine." işçiliğine kolayca uyum sağlamaları ve zihinsel hadımlıklarının güvence "Öyle. şoför çocukları şoför olur. amacını açık açık söylüyordu. 'yerlilerin' kaderlerini etkileyebilecek her konuşmalarla. söz ediyordu. gümüş takılı kolej mezunu kızlarla da!" En az 150 yıldır. Koenig. köy çocuğuna başka. kuracağı hükümet mutlaka ve nunlarda vazedilmeyen bir "hükümet". neden olmasın? Bilir misin. Türkiye’de.. blucinli ressamlarla da. 'gizli' basına. basını. hayatı algılama biçimidir. 'Genç Arapların beden altına alınması!' Kaldı ki. bir düşünce biçimidir. üyeleri ve yöntemleri kimse taramutlaka egemen sınıfların 'asli hükümet'inin emrinde olacaktır.

kim yokmuş gibi davranılacak türünden binlerce işe ilişkin düzenlemeler yaparlardı. Oğlu. Hügonot asıllı Alman." Burada bir çizgi çizilmişti.verilecek.. Kari de Troi ailesinden. 1910 Galatasaray. Magdeburglu. pek modern bir sütçülük müessesesi kuruyor. bağlantıları günümüze kadar getiren notlar düşmüştü: Nâzım Hikmet. Hamburg oğlu Celalettin Ezine (1901-1972) Heidelberg. Mustafa Celaleddin Paşa. Hukuk Fakültesi devletler hukuku doçenti. 'domestik MİT arşivi' diye alay ettiği kar- Konsolosu. Onun damadı Ferit İsmail Fazıl Paşa (1856-1921). onun kızı ressam Celile Hanım. Leipzig üniversiteleri ile 'İstanbullu Mehmet Nâzım Paşa (1840-1926) Selanik'in son valisi. İşletme avukatı. Onun oğlu Nâzım Hikmet. Kızı (sayılmaz!) kızının Paris Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu. dede mesleğine rücu Basın Yayın Genel Müdürlüğü. onun oğlu İmparatorluk’u temsil eder. Paris Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu. bak. Samih Rıfat (1874-1932) Maarif Telif ve Tercüme Âzası.. 'Hareket Ordusu'nu Selanik'ten İstanbul'un kapısına kadar getiren' sa. torunu. malum. "egemen sınıflar ve öz uzman aydınları hegeyazar. bir gün. Şimdi. Enver Paşa. Joseph mezunu. Matbuat Müdürü. 1941! Sonra. Polonyalı Gagavuz. Devlet Demir Yolları I. St. İttihatçıların İzmir Valisi Rahmi Bey. sonradan 'özel teşebbüse' atılıyor. Borjenski. monyasına ne kadar iyi bir örnek!" toteksten bir kart çekerek. 1945!) Avrupa kaynıyor! "Fransız gerçeküstü şairlerinin etkisinde kalarak! Garip! Oktay Rifat. Hikmet Bey. kim alkışlanacak. Nâzım Hikmet.. kim konuşturacak. Nâzım Hikmet’in teyze oğlu. Trabzonnay. muhtelif yerlerde -Konya. TDK başkanı. Müşir Mehmet Ali Paşa. vali. Oktay Rifat (1914 doğumlu). Tekrar. Franyük teyze oğlu. Osmanlı İmparatorluğu’nu dağıtan 1878 Berlin Anlaşması'nda Nafıa Nazırı Aleksandros Karatodori ile birlikte linç edilir. Garip! (ilk basım. Celile Hanım'ın oğlu. Sonra. Memleketi sattığı gerekçesiyle daha sonra Ali Fuat Cebesoy (1883-1968). "Mesela. beş tane eseri var. Oğlu. Cumhuriyet Gazetesi yazarı. Gü- .. Nâzım Hikmet'in öteki büHüseyin Hüsnü Paşa." dedi. Mehmet Ali Aybar.

TRT Ödülü. Sedat Simavi Ödülü 1980. marn Ama. 'Çayırtepe' İlkokulu'na tayin etmek zorunda kalırsın! likle sonuçlanır. egemen sınıfların öngörmedikleri bir düzeysiz"Ne ki. dir. Kardeş. Nitekim. Amerikalı akranından otuz yıl gerideyse. Türkiye'nin en iddialı üniversitesinin mezunu.. Başbakanlık arşivlerini yabancılara teslim tabakasını şistten ayıramıyorsa buna eğitim denmez! ediyorsan. Soyadı Kanunu çıkmamış olsaydı.. Adam Sanatın ba- çalışabileceğini. TRT Ödülü 1970. Reisicumhur Armoni şında. fiziki ve tabii bilimlere yönelmeleri teşvik edilmelidir' maddesiayırmak zor. Şafak Özden'e bak!" Yüzden fazla kart vardı. iktisatçı olamıyorsa. bir de. iç-sömürgecilik ters de teper! Köylülere onlara yetecek kadar mesleklere. Yüksek Jeoloji Mühendisi Suat. MEB Yayım Müdürlüğü -dikkat! Köy Enstitüleri!. Köy Enstitüsü mezunu Halis Özden'in oğlu. Devlet Tiyatrosu'nda oyunlar. Uzantılar Memet Fuat. Mikado'nun Çöpleri). Nâzım'ın üvey Oğlu. Cumhuriyet yazarlığı. 1978. eğitim vereyim derken ipin ucu kaçar. Kadınlar Arasında) Melih Cevdet Anday (1915. başarısızlık oranı ise daha yüksektir!' Türkiye'yi hatırlatan bir şeyler yok mu?" Donmuş kalmış gibiydim. m. 'öğrencilerin teknik Böyle başlayan kötüleme. Devlet Tiyatrosu'nda oyunlar. buna eğitim denmez. MEB Tercüme Bürosu. 'Bu çalışmalarda milliyetçilikle uğraşmak için zaman . Yönetim Kurulu üyeliği. buna eğitim denmez! Bırak bilgisayarı. bir Halis Özden'i eninde sonunda İstanbul'a. Sedat Simavi Edebiyat Belçika eğitimli. Koenig'in ikinci maddesi. Neden. Adnan Veli Kanık) .. İktisat Fakültesi'nden mezun olup.(TDK Ödülü 1970. Orhan Veli (Babası.. Güllü? Simavilere bak!. dur daha bitmedi. Halis oğlu Şafak. m. aynı ailede birden fazla soyadı olduğu için ancak rastladığı zaman kayıt düşebildiğini söyledi.. Osmanlıca bile öğretemeyip. TRT Roman Başarı Ödülü 1970. çünkü. daha kolay Orkestrası şefi! Galatasaraylı.

Rodoplu. Elektriği on beş yaşında görmüş delikanlıların sakal salıp 'entel takılkavga aramıyor. sahiplenmeme." dedi. 'Öğretmen olacağız. madde hedef olmuştu. Bak üçüncü madde. irtica. Her zamanki konular. "Okuttuklarımız Daha da korkutucu olanı. Sözü geçen adam olacağız. Sözümüzü ikiletmezler. dönüp dolaşıp. Anadolu sermayesinin palazlandırdığı yeni kabakçılar kendi öz uzman aydınlarını yaratacaklar. askerde subay olacağız! Tokat atacaksın. tabii. Şafak'ın babasının CHP bürokrasisinin sadık neferi olduğunu hatırlattı. Ya da faşizm böyle ortamlarda yeşerir. amansız bir sınıf atlama gayreti içine girmeleriydi. maları' da bundandı. imam hatip okullarının sayısına ge- lince. konuşuluyordu. böylesi bir eğitim sisteminden geçenlerin ." demiş. bürokratizm demokratizme galip gelmişti. Fikir babamız ortaktır da!" hızla Tonguçlaşmaları. Günay. mezunların daki çeşitli kışkırtıcılara karşı sert önlemler alınmalıdır. "Bugünkü 'irtica' kavgasının altında Rumeli kökenli ge- zenginlerin iktidar kavgasının yattığının farkında değil misin? Bu defa da edilmelidir. Mülkiyeliler Birliği'nde biri SBF profe- yediğimiz yemeği hatırlamıştım. Koenig. tokat yiyeceğine. köyden harçlık bekleyeceğine. milletin buz gibi bakışlarına leneksel egemen sınıflarla. geri dönmeleri ve döndükleri zamanki durumlarını zorlaştıran bir politika ile dış göç teşvik "Evet. 'lise ve üniversite öğrencileri arasın"Ne fark eder ki?!" dedi Günay. canım!" demişti Esendal. aylıkçı olup bize katılmaya çabalıyor. Aylık alacaksın. miş gibi yapma ile plânlı faşizm aynı kapıya çıkar. 'öğrencilerin yurtdışına çıkmaları kolaylaştırılırken. Anladı.sörü. "Her şerde bir hayır vardır. biri Cumhuriyetten biri de Milliyetten iki ünlü gazeteci ve eşleri ile "Onun için mi?" diye sordum. "Hadi. üst baş. izimize basarak gelirler götürdüğümüz yere!" Zaman onu haklı çıkarmış. 163. tersine.'" Bütün bunların plânlanmış olduğuna inanamıyordum! istihdamına bak! Dördüncü madde. "Geçiştirme. Söz. kötü mü? Efendi giyim.' Yurtdışında okuyan Türk öğrenci sayısına bak. Alman Yahudi’siydi.

Derin bir umutsuzluk içinde gibiydi. elini ağzına götürdü. insan aklıyla uğ- . feminizmden Madonna yamalarına kadar! Öyle gücüme gidiyor ki! güzel çöpler ki! Neler neler yok içlerinde! Bilgisayarlardan elektrikli tirBir tarafta. boyalı şeker sergilerinin lan kara yazmalar gibi. o Gümüşhane ki. arada bir kalkıp sonra gene her şeyi kapkara örtraşarak yapılmıştı. bu evlerin üstüne sıvayarak meydanda dolaştırıyordu. "Memleketi gerzekler gettosuna döndürdüler!" çesine döndü. felsefe kırıntılarından ulvi çevreciliğe. tepemizden ta- yor. dutkurusu. hep yutturdular!" diye söylendi. pisliği. Ertesi gün olup başka kamyonlar gelinceye kadar! Öyle de buşonlara. toz anaforlarıyla bura bura kaldırıyor. çürük sebze. Köy Enstitüleri felsefesinin "bütün vahşetiyle" yaşadığını söy"Söyleme böyle! Türkiye'de hiç mi adam kalmadı!?" Maydanoz bah- mi? Bu 'sisi' yarıp kim çıkacak? 2000'e çeyrek var ve hâlâ dalga geçiyoiçermeyen bir umutsuzluktu bu. Karasinekler rüzgârla savrumekteydi. İçim sızlı- ruyoruz! Gün geçmiyor ki. damperli kamyonlar yaklaşıp. Başını üzgün üzgün salladı. "Varsa bile 'bir adam'ın hiçbir işe yaramadığını hâlâ öğrenemedin işe yarar bir şeyler bulmak umuduyla Batı'nın çöplüğünü karıştırıp duze çöpler boşaltmasın! O zaman bir telaş yeni dökülenlere koşuyor. onları eşeliyoruz. İstanbul’a seslendi. tevekkül "Hep yutturdular. manda gönüne benzeyen karapestil. kirli çamura '46 seçimlerinde Demokrat Parti'ye teşkilat kuracak beş adam vermeRüzgâr bunların kurularını. Kasabanın tek katlı kerpiç evlerine. ruz!" "Or'da kimse var mı? Heey!" Günay. sanki kendiliğinden değil. eriğinden yapılmış. 1940'ların Gümüşhane kasabasını düşünüyorum. Karışıklığı. ama dediğim gibi. "En az iki asırdır. Şafak'ın bembeyaz saçlı babasını görüyorum.lüyordu. eşek benzeyen sarı bulama. meyve süprüntüleriyle kaplıydı. bayat leblebi. mişti! Hayvan pislikleri.

sayısız kurbanlar vere vere aşıp bugüne ancak yedi yüz yılda ulaşacaktı. Avrupalı düşünürlerin 'bilimsel' olmalarından kaynaklanan 'üstünlük' iddialarına şüpheyle bakmaya başladıkları yıllardır. Yalnız Halis Özden değil. bir haklıcılıkla açıklanıyordu. meydanı dolduran kadınlı erkekli kalabalığın durgun mutsuzluğuna. parlatacaktı. kav çökmüş öküzlerin. taundan kırılarak. eşek kadar atların. Kızgın güneş. her şeye kadir fiziki sellik'in vahşeti önleyemediğini. çıplak gökyüzünün bütün maviliğini. teknolojinin iki kenarı kes- . sayısız eşkıya pusularını. güçsüzlükten geri vermeyecekmiş gibi sıyırıp almış. toplumsal sado-mazoşizmin yerleştiği toplumların dünyayı olmaktan gururluydular. kötü mü? zavallılığı! Öte yanda babasının Köy Enstitüsü diplomasını SHP'liler nezdinde bir tavsiye mektubu gibi kullanan Şafak! Beş vakit namazında ihtiyarı bir hoşgörü. "Bir yanda yalınayak başıkabak "Hiç kimse 43’ün Gümüşhane'sini. uyuz eşeklerin. Neredeyse her şeyi üstüne bol benzin dökülmüş gibi tozlu yollarda açlıktan. 1940'lar. Ancak. bütün bu dünya. İkinci Dünya Harbi ve izleyen kıyım 'bilimkin bir bıçak olduğunu gösterdi. tam tersine. uçsuz bucaksız lattığı kadar iyi anlatamaz." Metni bir yerden hatırladığımı söyledim. odundan oyulmuş yamalı kağnıların hantallığına uygundu. Philipp Frank gibi. susuyor öyle!" görsen! İspanya İç Savaşı'na katılmış bir eski tüfek bilgiçliğiyle. engizisyon zindanlarını. insanları. Türkiye'nin dünyadaki gelişimlerin sürgit gerisinde kalmasının nedeninin de bu patolojiden kaynaklandığını söylüyordu. Avrupalılar. bir daha hiç gibi kurutmuştu. her şeyi. hayvanları. güldü. Kemal Tahir'in Kastamonu’yu an- Halis Özden’in özlemlerinin sözü geçen adam olacağız. Bilimselliğin insanoğlunun sorunlarını çözeceğine inançları tamdı. pürnak nesnel olarak algılayamaz olduklarını.kararmış kiremitlerine. 'vahşi' yerlileri ıslah ediyor "On dokuzuncu yüzyıl sömürgeciliği uygarlaştırma misyonu şeklinde Rodoplu. canım!" dedi.

Batılılar. özensiz ve cahil adamların gerçeği göremediği için alay ediyorlardı. Huxley bir takım deneylerin budalalığını hicvediyordu. 'Dünyanın güneş sisteminin merkezi olmaktan çıkması gibi. Bilim adamları ve filozoflar da dâhil olmak üzere pek ğin. doğası itibariyle akılcı olmayıp. çünkü 'onu türümüzün geleneksel kül- türüyle eğitmeye vakit bulamadık. Bu arada bir de çok ciddi korku gelişti. psikolojik ve kültürel akılcılıktan nasibini almamış ada' diye bir kavram ortaya çıktı." yordu.' diyorlardı Sonuçta. 'kokuşmuş Batı' ile ması yine de tuttu. doğru-düşünen insan da bizim düşünce sistena körükle gidiyor. uygarlığın gözü önünde güçlenen naturmensch’dir diyorlar. Sanayi Devrimi'nin palazlandığı 'yığınları' ıslah edememiş olduğuna karar verildi. 1930'ların liberal devlet adamları hiç değilse Freud hazırlıklı olurlardı. bilim adamlarını acı acı eleştirmeye başladı. Bugün Avrupa'ya egemen olan ilkel adam. ama onları var eden ilkelerin farkında değildir. Deniyor ki. izleyecek faşist çılgınlığa karşı daha bir Suat'a anlatıp anlatıp da anlatamadığı 'Bunalım Çağı'ndan bahsedi- . Freud'cular yangıolmadığı hayvansal içgüdülerinin etkisi altında kalan anti-sosyal bir yaratıktır. farkında bile mimizin merkezi olmaktan çıkmıştır' diye yakınıyordu. bilim adamlarına uzmanlık alanlarında üstat.' İyi mi? Bu naturmensch fiziki uygarlığın bütün avadanlıklarına sahip. bilimin sağladığı gücün. Marksistler toplum sistemlerini bilime dayandırdıkları iddiasını henüz sürdürüyor. diğer alanlarda barbar. 'insan. bilim hüviyetiyle bize gerçeğin bütününü asla veremeyeceğini düşünmeye. akılcı. Avrupa medeniyetinin. Ortega y. 'Naturmensch' ya da akılcılıktan. Gasset. İlkeldir. bilimin. Maq Lerner. ama 'bilimin yetersizliği' saptaçok Batılı. 'eğitimli mankafalar' diye isim taktı. Örne- ellerine geçeceğinden korkmaya başladılar. ve Ortega'yı okumuş olsalardı.bilimlerin insanoğlunun büyük sorunlarını çözeceğine inanan adamlar etkinliklerini bütünüyle yitirmemişlerdi.

Türkiye'ye. efendim. haberleşmesi okumuş adam istiyor. Alaman elçilik müsteşarıyla. yakıldı. Şimdi. öyle mi?" "Tabii! 'Ne çare. makineye bindirilmiş birlikler dalacak! Günde yüz kilometre ilerleyecek. manevraların verdiği sonuçlar. Kaliforniyalı Profesör. eski çağlar! Makine bizi berbat etti. insanoğlunun teknik yüzünden kaybettiği mutluluğu sapasağlam bulunca. kağnının 'üstünden aldığım herif. mutluluğunuzu bilin!' diye başını yumrukladı! 'Köyü değiştirecek her davranış tehlikelidir!' yor. 'Ah. sekonder radardan. kamyonla yarım saat gitse. penisilin G'ye kadar keşfeder. teknik geri tepti ya. bir hafta aklını başına toplayamaz. taşıt tutmasından iki saat kusar. bakımı. ne diyor biliyor musun? Bizim gerzekler pek memnun oluyorlar! Batı'da kan gövdeyi götürü'O herifler gâvur akıllarıyla biliyorlar da. yere göğe koyamadığımız Mareşal Fevzi Çakmak. öte yandan bilim denilen kutsal inek'ten yakınıyordu! Güzel. Everhart geldi. aldın mı subayları. grafiklerde görünce herifin gözleri yaşardı. Halinize şükredin' diye yandı. bak. Bunun akaryakıt ikmali. Bunlar uydurma değil. teknik denilen rezilliğin önce ordulara bulaşması. bir yandan atom bombasından 819 satirli bela. Arkadan. kafa! Yitirdiğimiz cennet budur! Aman sıkı tutun. ama çöplerini nereye dökecekti dersin? Vekâleti'nin sergisini geziyorduk geçenlerde. 'Ah. erleri ister istemez eğiteceksin. ben Köy Enstitülerinin lafını mı ettiririm o zibidilere!"' "Onları da kapatacakmış. safiyeti bozulmamış Anadolu köylerini dolaştı. Üç gün yatar. anlatıyor. Bunlar belimi bükmese. geliştirirken. yedek parçası. alttan tank yüklenip dağıtacak. Esendal efendi. dokuma tezgâhlarının on binleri aştığını "1940'ların Avrupalısı. Alaman milleti gereğinden fazla okutulduğu için Hitler yakınırken. ben bilmiyor muyum? Asıl Tabii. Hele şim- di! Yukardan uçak. gözü- . yarmadan içeri. Yani silah almazsan yenilirsin. 'iktisat Köylere dağıttığımız çıkrıkların. çağı yakaladılar sanki! Yahu.yüksek taramalı katot ışınlı televizyon alıcılarına.

Çünkü teknik geri tepti. "yıllar yılı Avrupa'dan ahkâm kesip.müze ne göründü. yaylıdan buhar kazanlı demir tekerleğe. 'Batı 'da kan gövdeyi götürüyor. silahlı silahsız bürokratınla iktidarsın. Onlar gibi kağnıdan yaylıya. yükselmenin farkına varmayan Tonguç’a. yahu?' demeyen Yalçın Küçük’ten. Hitler'in doğduğu Braunau kasabasının yüzelli kilometre batısında Ettlingen öğretmen okulunda öğrenci olup da. Allah'ın belası ahmak!' diyemiyor! Garip şiirler yazıyorlar ya dostlarımız!" Bu terimlerde ifade ettiği zaman. seksenli yıllarda hızlanan sosyal kapitalizm akımını. 'Geri tepen teknik değil. fiziki uygarlığın avadanlıklarından hiç nasibini almamıştı ama naturmensch oluvermişti işte. Tabii. faşist yet bankası kapılarını açarken 'neler oluyor. tekniği insanoğlunun hizmetine vermeyi beGaribim Halis Özden. ne sosyalistğildi. kudurduk mu biz?' diyor adam! Çaresi de var. sanayi devriminin palazlandırdıklarından deKöy Enstitülerinin öğrencilerini ne yapıp edip ortaçağ köylüsü tuta- ceremeyen Batı kültürü! Hem dersini bilmezsin. Aliağa'yı özelleştirip . yani kadınları gören Yahya Kemal'e. ne sosyal demokratlıkları. yani yiin usaresini' ararken Jean Paul-Sartre'ı kaçıran Yakup Kadri’den. Edward Said'in farkına varmayan milliyetçi Kültür Bakanımız Ali Naili Erdem'e. Esendal'ın Özden'i naturmensch edip kısırlaştırması gibi. Homeros'ta 'cihanı beda1918'de Almanya’da. Paris’te göre göre 'üryan kahramanlar' dediği erkeklerin sardıkları 'tüllerle örtülü sebular'ı. ondan da otomobile geçerek.' cak iğdiş etme faaliyetine Batılıların dilinden bir gerekçe bulunuyor! Neden iğreniyorum bu egemen sınıflardan şimdi anlıyor musun? Bunların likleri. ne liberallikleri sahici değildir! önerdikleri hiçbir sisteme güvenilmez! Ne demokratlıkları. Ya bizim gibi kağnıdan uçağa atlamak isteyenlerin başına neler gelir? İlerde bu belaya bulaşacaksak bile mümkün mertebe geç buluşmalıyız. hem de topunla tüfeğinle. sosyalizmin farkına varamayan jön Türklerden. bir Allah'ın 'aydın'ı çıkıp. New York'ta ilk Sov- testileri. 1975'te.

çoğunlukla lacivert. 'içsömürgeciliğin kurbanı' şafak Özden. leklerinin yukarı kıvrılmış yakaları. somişti Şafak. "Yani. "Ya biz. cinnet geçirsem yeri. değil mi?" on üç kişiydiler. tabii! mülü yoktur! Entelektüeli. ya onlar!" dediği. 'Çayırtepe Günleri' düzenleyecek. 'leh bin nicht ülkenin yerlilerine yapılanları düşündüğümde. belki de lim. 'entel'e. dudaklarını örten bıyıkları ortalama iki santim. meine liebe!' kırgın değiAuschwitz ya da her neyse. rakı göbekleri yaşlarıyla orantılı. sevgilim! "Bu biliyordu diyorum. Bir masa etrafında "Koca ulusu. 'tatlısu muhalifleri' dediği. incir çekirdeğini doldurmayacak şeylerle gün geçiştiren. Esmer. kırgın değilim!. Burada bir düzen kurdu"Anadolu'nun benim geldiğim gibi köylerinden gelen insanlar. ucuz takım elbiseleri. şimdi. 'Ich bin nich böse. Ölmeden önceki sözünü hatırlıyorum. ilk fırsatta çıkarılıp atılacağı belli kravatları. dedi. asgari ikisinin saçları boyalı. "Üst üste yığılı bedenler bizimkilerin bedenleri sanki!" Öteki dünağzı açık ayran budalalarına çeviren. Halkçılığın yerine pespaye bir halk dalkavukluğu koyar. düşünüyorum da. beyazpeynir. marul. Negative selection'u yerleştirir!" (Bir iki yıl sonra. Bergen.' demişti. masada ezme. 'düzenin aydınları'nın Çayırtepelileri iğfal etmelerini kolaylaştıracaktı! Günay. Rodoplu'nun. münevveri 'aydın'a indirger! Sıradanlığı bayağılığı yüceltir. Şafak'ın. kerhen giyilmiş frenkgömAklı. buydu! "Faşizmin entelijensiyaya taham- böse. ülkeyi gerzekler gettosuna dönüştüren iğdiş edilme faaliyetinin elleri kelepçeli tanığıyım sanki! Titremek ne kelime. birlikte yemek yediği SHP delegelerine gitti. bir toplama kampına girmiş gibi oluyorum!" yadan geliyormuş gibi bir sesle konuşuyordu. yoksul bölgelerden geldiler. on ğumuş ve sert.peşkeş çekmekten ibaret belleyen ‘gabi’liğe" duyduğu nefreti anlamamak mümkün değildi. üç partili. Asena'ya güller sunduğunu görmedi diye şükrederken." de- . ortada karışık ızgara.

lombia'da 'okuyorlardı! Yurtoğlu kanser eşini ameliyat ettirebilmek için dikiş makinesini (45 lira). Kurucu sekreparti görevlisiydim. Çünkü. Halk Evi'ni kurdum. Yine de politik mücadelemi bırakmadım. Yok. hiç değilse sokak lamÇocukların kuyudan su çekmelerini istemiyorum. Kapatılana kadar kurucu sekreterliğini yaptım. 1977'de ilçe gençlik kolu yönetim kurulu üyeliği yapteriydim. dürbün (30 lira) ve 'Kravatlıları' ve genç adamın ne kadar haklı olduğunu düşünüyordu Co- . Yaşımı büyüterek girdim Gençlik Kolları'na. Aydın Güven Gürkan. Hepimiz onun için politika yapıyoruz. daha rahat ve daha mutlu. dava açılmadı ama sürüldüm. mahcup olmuş gibi güldü. "Sen beni sevdiğin için öyle görüyorsun. ların. yoksul insanların. Bu ülkede ezilen insanbaları yanan bir beldede yaşayabilmeleri. Eyüboğlu Dijon. bu insanların daha sağlıklı bir yaşam biçimi içerisinde yürüyebilmelerini sağlamak için politika yapıyorum. ben çok su taşıdım eve. suların aktığı bir beldede yaşayabilmeleri için politika yapıyorum. "Yine kravatlılar!" dedi. seviyorsun! Ben biliyorum!" zaltına alındım." "Takma!" dedi Günay. Girdiğim günden '80'e kadar mahallemin değişmez tım. Suç bulamadılar. işsiz kaldım. Serteller Sorbonne'da. yok İnönü!" latmak istermiş gibi uzanmış. 79'da ana kademe yönetim kurulu için seçime girdim kaybettim. Lyon. radyo pikap (190-200 lira). "Ben kravat takmaktan nefret ediyorum!" Rodoplu'nun duralamasına izin vermedi. "Böyle daha yakışıklısın!" "Seviyorsun. Yüzbaşı Selahattin'ler cephelerde paramparça olurken. Erhat Brüksel'de. İnsanlarla ilişkilerimi sürdürdüm. 12 Eylül'de gödım. Bu düzeni daha ileriye götürebilmek için. 1978'de ilçe gençlik kolu sekreteriydim. Paris'te. başını okşamıştı Günay’ın. Aç kal- Rodoplu'nun sınıfına duyduğu öfkenin onunla ilgisi olmadığını an- Günay. Ne oldu? Yine kravatlılar geldi oturdu başımıza.lar. 1970'te Cumhuriyet Halk Partisi'ne girdiğimde yaşım tutmuyordu.

yatak takımını (15-20 lira) satarken bunlar başköşelere kurulmuşlardı bile! Meydan Larousse'da Selahattin Yurtoğlu'nun adına rastlanmazdı. Pamuklarla baş edemeyeceğini düşünüyordu. suları buz. Dorukları çam. Yurtoğlu'nun hatıratından aldı bölümleri sansür etmekten utanmamıştır! Çünkü. Atatürk'ü eleştirmeye kalkınca 'yanlışlık' yapıyordur! Ne küstahlık. Ve onlar "bütün zamanlar"ın yöneticileri. o Selçuk. Konuştuğunda bambaşka bir telden çalıyordu. ünlü Zigana Geçidi. İktisadi Ticari İlimler Akademisi mezuniyetiyle. bana. canım!" dedi Şafak. birkaç dilde dilbaz. "Bilmez olur muyum?" "Ziganaları bilir misin?" diye sormuştu Şafak'a. " "Kuzey Anadolu Dağları kıyı sıralarının Trabzon-Gümüşhane kesi- . Şafak'a. "halk"Senin yerin yanlış. Kavalalar. Bülbül köy Lisesi diploması. 2. Türkiye'yi gerzekler çı'lardı. "Olur mu. leri'nin incelikli müdavimleri. nedense diğer şeylerde ve sansür etti! O hatıratın gerisinde. ama aleyhtedir. Ve pek sayın yazarımız. üçüncü kuşak jön TürkNe demek istediğini söylemeden anlamış olması mutlu etti Günay'ı. ('Burada da iğrenç bir şey vardır. Sinema Günler.' demişti.. Yüzbaşı Selahattin'in Romanı'nı.. SHP'den başka gidecek yeri yoktu Şafak Özden'in. kravatlılar takımındandılar. "O da benim gibi. değil mi?) Ama Serteller oradaydılar çünkü Larousse'u çevirecek Fransızcayı bilenlerle. gettosuna dönüştüren müstebit malumat istifçileri aynı takımdan.025 metre tutar. Maçka tırmanır. 'Biliyor musun. neşeyle. etekleri elma. Ama haklıydı. Tortul dik rampalı. İlhan kin dünya kadar bilgi vardır. hiç temsil edilmedi ki! Kendi diliyle konuşmadı ki!" minde yer alır. çevresine iliş'doğru' olduğuna inanılan Yurtoğlu. Trabzon. Günay. Cemler." diye fısıldadı. sert virajlı iner de iner artık. yüzbaşının Atatürk'e.

İsa ile Hazreti Mucilerle dünya nimetleri ululayanlar arasında gider gelir insanoğlu!" hammedi!. kuşaklar yorucahil köylülerle sohbet etmekten. karmaşasından. Yirmi yılda yirmi gün gitmemişti Gümüşhane'ye. 'ne halleri varsa görsünler' diyerek bırakmak ya da 'malusında gelir gider insanoğlu!" mat'ı ululamak. mak için rüşvet. küçüklerine düşüncelerinin ancak bir cüzünü bırakırlar. Rousseau. canım sen de!" dedi Şafak. Lao Tze ile Konfüçyüs. Avlanmaya kurgulanmış insanoğlu için. Lao Tze ya da Aziz Fransis ile kırlara açılmak. o fikir konjonktürünü tamamlar. Şafak hayretle. hayvanlarla dost olmak. Hemen her zaman nankör bir toprağı belle. sanayi kadar 'gayri-tabii'dir. yazılı tarihten bu yana şehir hayatının zalim kavgacılığından. şömine önünde. şehir yaşamını uygarlığın temeli bellemek! İkisinin ara- . ıssız vadilerin. Şafak Özden'in bütün bunlardan ne anlamış olduğunu merak ediyorinsansız dağların sükûnetinin yaraları sarıcı bir etkisi olduğu yadsına- fikir için çarpışır. Biliyor musun.Günay. lâzım anlaşılan! Biz işimize bakalım!" Pastoral romantizme kaptırdığını biliyor. tarım da. Yaşamı bir Budist asgarisine indirmekte erdem bulan perhizdum doğrusu! Ama ciddiyetle dinlenmiş olmalıydı ki. bilgiden çok ülkü üzerine yapılanılır! Rousseau ile Voltaire. aceleciliğinden yakınan şiirler yazılır? Kırsal yaşamın asude coşkusu dile getirilirken. ama kendisini alamıyordu "Hadi. yani endüstrileş. fikirlerin de insanlar gibi ömürleri olduğunu anlattı Rodoplu. son tahlilde. Yani. fabrikaya tıkıl ve robotlaş! Yine de. eskir. çevre maz. yağmur bekle! Sadakati güvence altına alkirlenmesinden boğul. zekâ tokuşturan bir Makyavel'den daha çok keyif almak. pek de inanmayarak dinlemişti. kaynayan dünyayı arkada. yani baraj ver. "Bir ya da birkaç kuşak bir lur. elinde konyak kadehi. "Köy şiiri yazmak için kentli olmak "O kadar haklısın ki! Doğaya dönüş özleminin garip bir kendini kan- dırmaca olduğunu düşünürüm hep. yani gübre.

anasını satayım!" Altmış yılda aydınlar devletinin Türkiye'yi getirdiği yer belliydi! Osmanlının yasağı üç gün! Kaldı ki. Kırları seviyorum. kendin pişir kendin ye.ama öyle bir kelimelendirmişti ki! "Neye?" "Bütün bunları bırak Ziganalar'a dön. "Değel mi. Lokantalara. Bir türlü alışamadım. Para lâzımdı. bunların hakkından gelebilirlerdi! "Sana para lâzım!" diye mırıldandı. "Alsınlar. köylü tutmamıştı enstitü işini. "Bak. hayatım. faşizme. öçlerini alacaklardı. "Onları da getir. Günay Rodoplu. bir aşk ro"Yazıyorum." Okuyan köylü çocuğu ne ister? Köyden kurtulmak! Özdenler kurtulmuşlardı işte! Ve şimdi İstanbul'daydılar. ha?" "Tabii." manı yazsana!" Yeşil elma kokulu Şafak Özden. istersen!" demek istiyordu." dedi Rodoplu. plân lâzımdı. sanki halk ayaklanmasıydı. "yazıyorum!" . "Biliyor musun. "Bir gün gidelim." kırlarda! Hani o Kilyos civarındaki kır lokantaları var ya. boynuna sokulmuş serin burna bir öpücük kondurdu. Sen onları tanımadın daha. ne diyeceğim." dedi Günay. hâlâ öyleyim. "Bir akşam yemeğe getirsene ortağını?" "Benim iki tane ortağım daha var." daha sıkı sardı. "Lüks yerlere." dedi Şafak." "Getireyim. örgüt lâzımdı. "Ben de severim. Ziya Bar'ı hatırlayarak. ya!" diyerek sarıldı. Öyle dinleniyorum ki. ama hepsinden öte akıl ve iyi niyet lâzımdı ki. sömürgecilere karşı halk ayaklanması! Üstelik demokratik yolla! Olmayacak bir şey olmadığını düşünüyordu. Şafak. bayılıyorum onlara.

dökülen saçlarının kazandırdığı geniş alnı ve gür bıyıkları ile Erzurum Dadaş'ının somut bir biçimlendirmesiydi Çiçek. "Fatih" burnu. . örtülülük izlenimi verdi. gözlerini kaçırma eğilimi. Kırk civaken. Hırslı. dördüncü ortakları. Daha erkeksi. Uzun boyu. Bu adamı hiçbir zaman gerçekten rında olmalıydı. sinsilik değilse bile." diyerek gülmeye başladı. Günay'a. Yüzünü aniden kapsayabilen sıcaklığa rağmen. hayır. konuşur- tanıyamayacağını düşündüğümü hatırlıyorum. Onur Oflu gelememişti. güçlü yapısı.III Misafirleri gülleri ile geldiklerinde sofrası ve kendisi hazırdı. "Şiran gibi mi?" "Yo. Duran'ı tanıyordu. Dikkatini milletvekili adayı Erol Çiçek üzerinde yoğunlaştırdı.

salona döndüğümde. Sonra karımın yanına gidecek. herhalde. Yani. kartofel? Bayılırım Kartofele!" edemiyoruz!" . Ha. onlar da. elimde ekmek sepeti. sonra darmadağın olacak sofrayı topladıklarını. Erhan Alptekin'le görüşmesinden çıkardıklarını anlatıyordu. Politika konuşmadan "Ne istemiştin. kısa ve kıvırcık bir peruk taktım! Az şıkları yıkadıklarını hayal ettim.de evli barklı adamlardılar! Kayınvalideli. intikamımı aldım! Şafak'a sarı. dağ gibi yığılacak bulaısıtacaklardı. Duran. da!" dedi Şafak. İnsanın kendisi orada olmasa da yürüyen bir düzeni olmasının nasıl bir duygu olabileceğini hep merak etmişimdir. Çocuklarım çoktan uyumuş olacaklardı. ısıttığı yorganın altına giriverecektim! İyi mi? Onları kıskanıyordum. kendi yataklarını da kendileri konusu olamazdı! Nasıl ama?" "Delisin. sen?" Şafak'a döndü. hatta cinsel bir doyumdan sonra gecenin bir saatinde kapının her an açık olduğu. eve geldiğim için minnettar olup bana sarılacaklardı. değil mi? Hangisini 'gerçekten' tanıyabilirdim ki?! Üçü yaşamlarını. evli değillerdi! Evli olsalar benim onlarla olmam söz "Herhalde! Neyse. o da eğer istersem. sahici yaşamlarını asla paylaşamazdım! İşte! Kendimizi kandırıp. Kartofel var "Affedersiniz. "Çok acıktım. baldızlı. sonra bir saatte. Neyse. herhalde! beline kadar uzun. Günay Hanım. dalgalı. "Gel. Melek yüzlerinden öpecek. otur da. seslerinde en ufak bir sitem olmaksızın sitem ne kelime. Erol. biz böyleyiz işte. Duran'a kızıl. Keyifli bir gece geçirecek. evime dönecektim. temiz çarşaflı bir yere gidip. O gece bir ara hayalimde kendimi üç kadının yemeğe davet ettiği bir erkek yaptım. entelektüel. Erol'a Sarıyer'deki durumu soruyor. politik. tabii. Erol'a kömür gibi siyah. Çünkü. dostçuluk oynuyorduk. başlayalım. sen!" Ama. ikmale kalmış çocuklu "Ne komiğim. devinim yeniden başlayıncaya kadar dinlendirilmenin nasıl bir şey olduğunu merak etmişimdir. Rodoplu. mı.

ben hiç duymamıştım. kızartırdım!" nuşmaları devam etti. Değel mi. "Niye çıkamayalım? Taşırım şirketi buraya. "Öyle değil mi. başederiz! Evleri ipotek eder. göz kırptı. yirmi-otuz daire ama en ucuzu 250 milyon. Biraz da biz otu"Etme. Kartal'da var. "Biz onun içinden nasıl çıkarız?" ralım." dedi. "Değil mi?" Erol da. yarasın!"lar. sesinin tonunda her zaman yükseklerde uçan "Ama. Şafak da!" dedi. Şafak." dedi Rodoplu. Duran. yine başederiz. da!" dedi Duran. her türlüsüne bayılırım!" "Hadi. onlar da küçük. Etiler'de."Kartofel." dedi Şafak. "Patates. öyle değil mi. 'Yirmi-otuz dairelik arkadaşını makul olmaya davet etme görevini üstlenmiş bir adamın örtülü sabırsızlığı vardı." dedi Erol. Rodoplu'ya döndü. o anda." peratiflere arazi tahsis ediyorlar. "Biz o kadar lüks inşaatla başedemeyiz. Levent'te. belediyeden arsa alıyormuşuz. "İş konuşmaya geldik buraya!" "Ha. "Öyle mi?" "Kızartma. Alınacaksa onlardan alınmalı. Duran." "Nerelerde bu bölgeler?" "Bilmiyorum. Sarıyer'de filan. "Gecekondu önleme bölgelerinde koo"Çeşitli yerlerde var. Bayılırım. daha iyi yer- lerde de var. "Şafak dün öyle bir uygulama"Çoktan beri var. patatese!" "Hay Allah! Bilsem. . Günay Hanım?" dan bahsetti ama." Rodoplu'ya döndü. da!" dedi Şafak sonunda. Etiler'de. Duran'a. Evi de." dedi Şafak. Başkan'ın kendi kontenjanındaki arsalar daha iyi yerlerde tabii. "Hoşgeldiniz!"ler arasında Erol'la Duran'ın ko"Yetti. "Etme." kız?" "Olur'u konuşalım. Duran gibi düşünüyordu." "Canım." yerler." diye itiraz etti. Günay Hanım?" "Başederiz. Tabii. Avcılarda var. haşlama.

" "Ne ekmeği be oğlum? Ete." dedi Erol." kadına döndü. "Bayburtlu Zihniyi sormuştu. ama arkadaşım da Günay Hanım. kitabını yaz. Rodoplu. Rodoplu. "Benim Babam Köy Enstitü- . "Değil "0 kadar değil canım! Erzurum'u bilirim. Erol Çiçek'in kızardığını gördü. evet. da! En köylümüz de bu!" Şafak'ı gösteriyordu. Gümüşhane'de sebze filan yetişmez. "Sen anlamasan da olur. "Siz de kimsiniz?" "Biz köylüyüz." dedi Rodoplu." diyerek güldü.yim!" "Ben ne konuştuğumuzu bile bilmiyorum. Sizin gibi. çen defa bana. bilirsiniz.. Ben seni hiçbir şeyle uğraştırmayacağım. Palandökenler hep rüyalarıma girerdi. ete! Ben memur çocuğuyum. yüküm eriktir." dedi Şafak. bak! Bizi bizden daha iyi biliyor! Aaa. koca bir adamın utangaçlığının hoş bir tarafı olduğunu düşündü. Günay Hanım?" güzel türkü söyler ama!" dedi Duran.. o zaman. "Başka şeyler konuşalım. Sen otur "İçelim. o zaman da." arkadaşlarına döndü. Yurtdışında olduğum "Şimdi de sana Emrah'ı sorarsa. Sebzeyi kafaları çalışmaz demek istiyordu. "Gördün mü." zamanlar." dedi Erol. şaşma ha!" Duran uyardı Erol'u. "Erzurum'u bilir misiniz?" "Günay Hanım'ın bilmediği yer yok ki!" diye araya girdi Duran. "Ge"Aşşahtan gelirem. unuttun mu? çiftten çubuktan çıkmadım. sünden mezundur. "Şimdi. Günay Hanım?" "İçindenim." Rodoplu'ya döndü.. gülüm. saksıda görür bunlar. O kadar severdim!" Erol'a döndü. Dayanırlar ekmeğe.. da!" "Erzurum'un neresindensiniz?" mi. "Hatırlıyor musunuz. sevimli bir ifadeyle. Türkiye Cumhuriyeti'nin onurlu bir öğretmeninin oğluyum." başını işaret etti. "Ayda gibi"Sen boşver.

da!" dedi Günay. 70-80 kuşağına ihanet olduğunu düşünüyordum. "Sevmeye silahlandığını" hissetti Günay. Günay Hanım." Erol Çiçek'in gözlerini üzerinde hissetti. Kelkit gürledi. o dağlar gibi heybetli. Türkiye'de var mı?" lantılara hiç gelmiyorsunuz. tabii de. Erbakan! Meydanlarda görmek istemiyorum. düzinelerle bakara gülüne değişmeyeceğini düşünüyordu." diye ek- dım. ne de ." diyordu. Bir Adalet Partisi'nde ya da ANAP'ta da yer alabilecekken. gözü maydanoz bahçesinde titreşen Ziganalar'dı. ya da İktisat Fa"Sizi aramızda görmüyoruz. inceden esen yelin şefkat dolu serinliği yüzünde dolaştı. başı pare pare "Biliyorum. "İTÜ'den öte köy var mı. okumayı becermiş. "Top"Ben muhalifim. arsa tahsisi meselesini görüşmeye gelmiş inşaatçılar de- ğil. emektir!" Arkasında gördüğü karşı apartmanın pençeleri değil. Köy- lerinden yarım pabuç çıkmış. mezdi! müzmin muhalefet partisinde olmalarının ima ettiği yiğitlik inkâr edile'milletvekili' malzemesi. 'belediye başkanı' malzemesi!" kültesi'nden?" Cevabını yine kendisi verdi. "Referandumda 'hayır' oyu kullan"Aksinin. Çorak betonda açan bu çelimsiz koncayı. ledi. ülkenin çıkarını en iyi kolladığını düşündükleri bir partide mücadele vermeyi yeğlemişlerdi. Türkiye Cumhuriyeti'nin sağladığı olanakları heba etmemiş. çam kokusu sarhoş etti. "Var. para kazanmayı becermiş. Erol Çiçek'ten yana baktı. "Müdür malzemesi." dedi Rodoplu.goncaya takılı. Misafirleri. ketum ve dimdik Anadolu çocuklarıydılar." "Hâlâ da öyle düşünüyorum! Bir daha ne Süleyman Demirel." dedi Duran Kuran." "Türkiye'nin fiili taşeronları bunlar. "Aşk.

sen hep Parti içindeki Kürt-Alevi bölücülüğünden. aşırı sol- adam da öyle.. Rodop- lu'nun çok iyi bildiği. o kadar beklenmez! Ben yirmi yıldır politika yapıyorum. hiçbirimiz SHP'li değiliz. "Nasıl CHP'liydiysem. korkaklıklar yeniden yaşandı. sosyaldemokrat-Dev Genç çatışmasını anlattı." diye mırıldanmaya başlaması ile arttı. efendim. kadehinin içine "Nurhak sana güneş doğmaz. başın kaç?" diyerek güldü. onun için soruyorum. Karanlık köşelerden patlayan kurşunların altında yapıştırılan afişler. havayı dağıt- ." diye başladı. gerçek "Ben SHP'liyim arkadaş!" dedi Şafak." "SHP'de değil." Erol Çiçek'i gösterdi. "Bizim si"Canım. niye Ecevit CHP'si değil. Rodoplu." dedi Erol Çiçek. kendilerinin polisi itip içeri girdiklerini anlattı. maya çalışıyordu. rakının kamçıladığı hüzün. ayıp olacak şimdi!" SHP'liyim. Günay Hanım.. o bölücü. işte o kadar!" dan şikâyet ediyorsun da. Bu "Biz ikimiz nelerden geçtik! Bir keresinde. Rodoplu. Çiçek.. "Hayır. "Erol'un sesi çok güzeldir. SHP. Şafak'ın. da!" dedi Duran Kuran gülerek. bir şey söyleyeceğim. gülüm?" "Daha yaşın kaç. acılarla dolu bir dönemin fon müziği işlevini görüyordu. Bu durumda Ecevit'in savunduğu daha makul değil mi?" "Ne olmuş?" "Ömür mü yeter?" "Ecevit'in barajı aşabilmesi için kaç sene lâzım.zin gibi insanlara her zaman ihtiyacımız var. şimdi de "Peki. Şarkının Dev-Genç'i simgeliyor olması önemli değildi. Erol tuklarını. de bu CHP?" "Bırak. "Öyle." dedi Duran. "Başka şeyler de var ama. bir devrimci olduğunu ima ediyordu.. CHP'nin devamıdır. Ülkücülerin Şişli'deki binalarında bir arkadaşlarını nasıl esir tutihanetler." dedi.

Oda dört kişinin oyununu kaldıramayacak kadar küçüktü.." dedi Rodoplu. te." "İnsan niye SHP'li olur. da!" dedi Şafak. dönüşümlü oynadılar. omzuna attı." "O. lamıyorum da ondan. Şafak. sımsıkı tuttu. "Almalar olanda gel. elini okşadı. Deniz Baykal'a duyduğu sevgi ve güveni anlattı. dizlerini kırmaya zorladı. Duran'ın son"Pek şansı olmadığını düşünüyorum. Babam sana kız vermez. get! "Te. " duğunu hissetti. Şafak'ın karakolları. hapishaneyi hatırlamasının mukadder Para kazan oğlan!" Erol. uzandı. Şafak coştu. bunu bekliyormuş gibi elini avucuna aldı. başka bir Erzurumluyu. ran'dı." "Öyle mi? Bize bir türkü söylersiniz artık!" "Nazlanma. doğru dürüst bir cevap bu- . Rodoplu. elini Duran.olduğunu biliyordu. bahçeyi dolan da gel. Günay.. onu düşününce. "Kapının deliğinden beni gözeten oğlan. ra bakışlarını geri çevirmek istemedi. odanın boşluğuna getirdi. Türkçü Sabahattin'i hatırlıyordu. bu kadar kötü söylenmesine dayanamazmış gibi devraldı. aney. Halay çekmeye durdular." "Tanır mısınız?" "Aynı çevrelerde dolaşmışlığımızdan tanırım.. Erol'a. "Seninkine bak!" der gibi göz etti." dedi Şafak. SHP'nin şansı olduğuna da inanmıyor. Rodoplu içinin şefkatle dolAralarında CHP üst kademesiyle dolaysız teması olanı Duran Ku"Umarım sizi düş kırıklığına uğratmaz. elinden çekti kaldırdı. te!" yüreklendirdi. Zincirbozan'dayken haftada en az bir kez aramıştı. "Eze ezeden oğlan..

" dedi Duran. Eğer doğruysa. yani. deyip duruyoruz da. ben de bilmiyo"Çok yazık." de- di. lise sona kadar Nurcu'ydum ben.' diyen Hazreti Muhammed'in kendisi. İlle de Tanrıtanımaz komünizm değil ama. tabii. "Öyle ya. size bir şey söyleyeyim mi Günay Hanım. yoktur. İş ki. cesedini askeri helikopterden atıp yok etmişler. Yani. faşizm. 'Komşusu açken tok uyuyan bizden değildir. "Delege kimlik kartı." dedi Rodoplu. benim sülalem dincidir. Ziya Bar entelleri değilsiniz. "Ya da şöyle söyleyeyim. ne olup bittiğini bi"Bilmeden lâf eden." diye açıkladı. faşizm. yahu! Yaşlandıkça daha da beter oldu!" "Niye çıksın. Bunu hissetmeniz gerekir. Ağlak lecek kadar din bilgin var! Şaşkın İttihat Terakki torunu değilsin!" Duran'ın duraladığım fark etti. değil mi?" "Öyle. Faturasını çok ağır ödüyo"Kaldı ki. Siz tabana ya- elbette daha adil bir düzeni gerçekleştirmeye yardımcı olur. Bize yapılınca faşizm." camiden çıkmıyor. öbür dünyayı kurtarır mı? Ha. ben. "Hiç değilse. hakça bölüşüme karşı çıkacak Müslüman kın insanlarsınız. "Benim babam bildim bileli CHP'lidir. ruz. "Mesela. Günay Hanım. rum!" dedi Duran. sosyal demokrasi "Doğru söylüyor. 'çoğulcu. Günay. Allah bilir. olmuyor tabii. "Ne kadar şanslısın." dedi Şafak. sizin takım işin farkına varabilsin. katılımcı demokrasi" diye zaten Anayasa hükmü olan . ama. Biliyor musunuz. İslâmiyet'i tükaka etmek SHP'ye bir şey kazandırmaz. canım?" diyerek Şafak'a döndü.Baha'nın torunuyum ben. Mezarının yıkılmasını asla "Öyle." Yanlış anlamıştı. Saidi Nursi önemli bir adamdı. başkasına yapılınca mubahtır. bu dünyada Müslüman'a uyar. hak etmedi!" "Vallahi." Erol'un kaşlarını kaldırdığını gördü.

Hasan. taşı gediği"Bence." diyerek söze girdi Duran Kuran." dedi Şafak yeniden." "Ben de onu diyorum. hiç alakasız bir yerde. sizin parti bu kadar karışır mıydı? Kaldı ki. Kerbela diye oy avcılığı yapacak da oy alamadığı zaman halk koyun olacak!" Şafak'a döndü. sana!" "Bırak efendim. Alevilik istismarı. Hüseyin. Deniz Baykal şundan birkaç yıl önce." "Koyun gibiyiz de." "Refah demek istiyorsun. "Oh. Affedersin. Alevileri ortaya atıp. '"Yok aslında birbirimizden hem fodulluk oynanıyor. hele de Asya kökenli bir Türk olup. o öyle zaten. ondan!" deyiverdi Şafak. bu hadisi slogan yapsan çok daha fazla oy alırsın! vermeye devam ediyorsa bu işte ciddi bir yanlışlık var demektir. bütün- . yalancıktan azarladı. bunun bir uyarı olup olmadığını dü"Efendim.tanımlamaları bırakıp. Rodoplu. Ama. kapitalizmin acımasız- lığını. ben benden akıllısından hoşlanmam. "Hiç yakışıyor mu. serbest piyasa ekonomisinin erdemlerini savunan bir partiye oy aşağılayacaksın. Müslümanlar ken- ne koymuş gibi kurnaz kurnaz gülerek." dedi Rodoplu. "Ya da memlekette yeterince Müslüman yok!" dedi Şafak. ha!" bir öpücük "Estağfurullah!" dedi Rodoplu. diği Misak-ı Milli sınırları içindeki Türkiye'nin bağımsızlığından. Selamet iktidar olurdu. oh." "Ya da Refah. görüyor ki!" kadının kulağına eğildi. kondurdu. sosyal demokrat da yok!" "Bırak efendim. yani. biraz hem kellik dilerini temsil ettiğine inansalardı. bütçe konuşmalarında. oh! Halkçılardan gel!" dedi. "Bunu kim senin gördüğün gibi "Bana bak. "Biz tabii Atatürk’ün çiz- şünmemişti bile. düpedüz din istismarı yapılmasa. Bir Müslüman. ama biz SHP'liyiz'i oynuyorsunuz. sanki öteki partiler bizden çok farklı!" "Ne büyük haksızlık! Sen adamın mukaddeslerini sabahtan akşama farkımız.

lüğünden yanayız. Amacına ulaşması cehennem alevleri içinde yanmasına neden olacaksa. Her şeyden önce bir eylem adamıydı. "Siz söylediniz diye söyledim. anti-kapitalist bir savaş olarak değerlendirdiğimiz için. elli yıl önce." diye başladı. Behice Boran dâhil. sen bu adam gibileri dışlayacaksın. Niye? Kimi koya"Vallahi." "İyi de. bilmiyordum. Duran Bey.' diyecek kadar da ileri görüşlüydü! Türkiye caksın yerine? Nedir bu savurganlık? Ne kazanacaksın?" Birden sinirlendi. Duran. halkçıydı! Düşünebiliyor musun. bu da mümkün olmadığı için tutarsızmışsınız izlenimi vereceksiniz!" bozulurmuş!" "Baksana." dedi Duran. şimdi kullanacağım kelimeyi yadırgayacaksın ama. cek?" bağımsız olmasın demediği gibi. Bir yandan." diye atıldı Rodoplu. Büyük Millet Meclisi daha henüz olarak bilincine Kurtuluş Savaşı ile varmıştır diyeceksiniz. onun ilkelerini. anlatın. Türk halkı bir millet "Eee. Rodoplu. şiar edinmeyen var mı. öyle şartlanmışız. ama artık!" deyiverdi. "Siz bilmezseniz kim bile- . skolastik batağa saplanmış bir medrese hocası değil. Milli'den bahsediyorsun. İstiklal Savaşı'nı antiemperyalist. Atatürk ilkelerini savunmayı şiar edinmişiz. Erol. kardeşim! Bilin. buna da razı olduğunu söyleyecek kadar da. Papaza kızıp oruç mu Günay'ı ne kadar şaşırtmış olabileceklerini tahmin edebiliyordum. Olağanüstü bir adamdı. Avrupa medeniyetini almayalım da demedi adam. öte yandan. 1920'nin Ocak'ında. Neyse. arkadaşlarına bakarak. Kurtuluş Savaşı'nda Kuvayı Milliye'yi destekledi. kardeşim? Bak. Atatürk değil. Avrupa medeniyetini alırken. "Bil. sahip çıkın! Yeniden yorumlayın. Şimdi. Misak-ı si'dir. "Şu Saidi Nursi. milliyetçiliği de ne hale getirdiler!" dedi. Misak-ı Milli'yi ilân eden son Osmanlı Mecli- ortada yoktu. milliyetçiliği tükaka eder gibi yapacaksınız. 'Japonları örnek almamız lâzımdır. "Saidi Nursi sadece bir örnek.

İngiliz ekonomisi. lendirecek. Önce imama küfretme- . İngiliz işçi sınıfının desteğini yi. oluşumları yorumlayacak. İngiliz "Adamlar işe bir İngiliz sosyalizmi nasıl kurulur. şuydu: Adamlar. 'Bak. ama. biz. ahlâki değerleri çerçevesinde yorumladılar." İşçi Partisi'nin çekirdeğidir. çünkü biz ile- arkadaş. Günay. nedenini açıklamak.' diye başlayıp. İngiliz İşçi Partisi'nin hamurunda temel bir ahlaki sav vardır. olumlu cevap aldıktan sonra. Hayat gailesi. aksine. sen. 1883'te. Bir hayhuydur yeter." dedi Duran Kuran." diye ekledi. Fabian Cemiyeti'ni bilmediklerini fark etti. "Fabian Cemiyeti. gidiyor işte!" İpin ucunu kaçırdık bir kere. İngiliz sosyalizmini geliştireceğiz. içki içmeyi. zaman da yok. 'O zaman. ne yaptığımızı bilmiyoruz. İngiliz işçi sınıfının yaradılışı itibariyle. Elli beş milyonluk koca Türkiye'den. SHP'ye kaydolacaksın Bu Marx'tan esaslı bir sapmadır. bundan bir asır önce. İdealleri kelime- nen. beş yüz kişi çıkmaz mı?" "Ne olacak o beş yüz kişi?" "Ama."Doğru. İngiliz tarihi. Yani. 'Yabancıların ihtilalci yöntemleri bizi ilgilendirmez. böyle: İngiliz sosyalizmi. Mesela. gibi. Sermaye ile emek arasındaki çelişkiyi Bakın. diye başladılar. yadsımıyorlardı ama işçi sınıfının asıl gücünün ahlâkından kaynaklandıbu sapma yani uyarlama sağladı. işçiye gidip. ne inşa edildiyse. komşusu açken tok yatanlardan değilsin. ana değerlere dokunulmadı. İngiliz işçi sınıfının Büyük Yalan orada tutunamadı! O da. sonra bize gel. Ay- "Araştıracak! Öğrenecek. sosyal adaletin gerçekleştirilmesinden ğına inanıyorlardı! yana olduğunu iddia ediyorlardı. "Bakın. Marx'ı. değil mi?' diye sorup. yakalayabilirsiniz!" Israr etti. ana değerlerin üzerine inşa edildi! Ne gibi? Mesela. Erol. biz.' diye başladılar." dedi. fıtraten. küçücük bir grup "Haklısınız. daha da önemlisi. İngiliz Fabian Cemiyeti kurulduğunda bu kadar üyesi bile yoktu. karının başını açmayı öğren. bakın. "Gerçekten.

Müslümanlar Habeşistan'a sığınmak zorunda kalırlar. Mekke döneminde. Mesela. "Marx'ın öğretisinin namusunu korumak bize mi kaldı?" diye sordu.riciyiz. çıktılar işin içinden. uzlaşarak. yav!" "Yapma. Ama. Hazreti Muhammed. Silah zoruyla değil. de bir veri. '0 adaletli bir insandır. Uzlaşma yolları ararlar. O zaman yapılacak şey. valla." dedi. İslâmiyet'te eman müessesesi diye de bir şey vardır. hakkında sorular sorduğunda." "Efendim. Müslümanlarla uzlaşma yolu vardır." gönlünde bir aslan yatar. üçleme yapanların müşrik olduğunu söyleyen ayetten başlayıp. işi yokuşa sürmezler. Tabii. canım sen de! Olacak iş mi?" "Niye olmasın?" "Bırak. bu yol denenir. onların Müslümanca yaşamalarına izin verdiği sürece detant mümkündür. gülüm. Habeş necaşisi Hristiyan’dır. yine aynı dönemde necasi olanlara İslamiyet tırlar da. bu . mesela. dediler. sosyal demokrasiyi camiye getirmektir.' demiş. efendim! Adamlar şeriat istiyor. birlikte yaşanır. bu kabul. En kötü ihtimalle. İşçilerin cumaya gittikleri "Hadi.' gibi değil! Efendim. Duran." Şafak'a döndü." dünyanın içinden çıkayım da. ahiret kalsın!" "Şu üç günlük dünyada uğraşamam!" dedi. Kuran'dan yakın gelebilecek ayetleri an- latmakla. Türkiye Cumhuriyeti. da İngiliz sosyalizmidir. Ne bileyim. "Aman. Meryem'i anlaŞunu söylemeye çalışıyorum. bunun ne olduğunu da bilmezsiniz. Necaşi. Başarıları da mey"Baban. Adalete riayet edildiği sürece Müslümanlar uzlaşmazlar diye bir şey yoktur. Tersine. bu sosyalizm değilmiş! Ne gam?! Adamlar bu danda. ama. herkesin "Yok. şimdi. Bu bir veri. orada yaşamalarına cevaz vermiştir. Şafak. Pekâlâ. yani. asgari müştereklerle başlarlar. camiden çıkmıyormuş. Habeş necaşisi bile olsa. canım! Refah Partisi'nin aldığı oy ortada! Yine de.

bakıyorum." diye ekledi. "SHP Kadınlar Kolu'nun vizonlu Atatürkçüle"Vizonluları bırak. Şafak." dedi Günay. en ilerici geçinenimiz bile statükocu.' deyiverse. kendisine aforoz edilmiş bir geçmişin bilgisini yediremez. Şafak bile hâlâ. kapıcı karılan bile sırt çevirir. 'laik' ya. tabii. konuşmanın "Kapitalist bir toplumda yaşayan Müslümanlar. Erol. kim ne diyebilir? 'Toprak işleyenin su kullananındır' ile 'Yeryüzünde ne varsa Allah'ındır' arasında tak bir dil kullanılmasın ki?" "Erdal Bey de amma hadis okur ya!" diye gülmeye başladı Duran. dostumuz. koç!" mi? Kim derleyecek toparlayacak? Sizler de kıpırdamazsanız. o da gülüyordu. "Türkiye'nin siyasal kaderini biçimlendirmeye talipsen. ken tok uyuyan bizden değildir. Benim arkadaşlarım koç gibidir." dedi. sen. uğraşacak"Boşverr! Biz ne devlet adamları gördük! Bakma. toplumda haydi haydi yaşarlar. ekonomik kalkınma desen yok! Yapılan yanlışların. da!" diye müdahale etti. Bırak. kim ne derse desin. "Bir kere. neticeden bir mesaj iletilmek istenmiyor mu? Niye or"Okumaz. olur mu?" diye söylendi. Rodoplu. biliyor olmayı bile yediremez!" rinin ona nasıl bakacaklarını düşünebiliyor musunuz?" "Haklı da. kim?" sonunu duymak istiyordu. 'Ben sosyal demokratım. biz onların "Türkiye'yi bu hale getirenler. CHP'li olmaktan bahsediyor! İsmet İnönü dönemi sanki asr-ı saadet yok! Ne var?" mübarek! Nesi asr-ı saadet? Demokratikleşme desen yok. o senin dediğin devlet adamları değil "Dur bir pırtık. "Doğrudur. Ama. dillendirmeyi. ne fark var? Yani. sertçe. ya liderdir ya değil- dir! Şimdi." dedi. çünkü komşusu aç- hepsinden iyiyiz. bir insan.sın!" dedi Rodoplu. "Çok partili . kaybedilen zamanın haddi hesabı döneme İsmet Paşa'nın sayesinde girdik!" "Demokratikleşme yok. sosyal demokrat bir "Bir Erdal İnönü çıksa. Duran. Şafak.

biz. Değil! Müttefikler dayattılar. eğer kurtuluşumuz. malum. o kadar uzun zamandır. hoş bir gece geçirmeye. öylece oturuyordu. Abdülhamid'in Meclis-i Mebusan'ı açmaya razı olmasından farklı değil"Ne kadar büyük bir yalan yaşadığımızın farkında mısınız? Değilsi- niz. Oysa. çünkü Alman modeli üzerine kurulmuştu. kanun olur. harbin bitimine on dakika kala ilân etmişti. İnönü'nün Demokrat Parti'ye göz yumması. Yani. beklediği gibiydi: gözlerini rakısına dikmiş. Birleşmiş yani komünist. birincisi. Beyinle kol. bak. lar.Milletlere. bir elimizle. Köy Enstitüleri’ni kapattı- "Değil be. Daha da kötüsü. Almanya yenilince tükaka. Göz ucuyla Şafak'a baktı. Almanya'ya savaş açmış olmaktı ki. çünkü. Gümüşhane. Girebilmenin iki koşulu vardı. biliyorum. camiden çıkmadığı zaman lar. ya. Bayburt ya da Erİnsanları yorduğu. bu! Doğruyu duyduklarında insanların yüzlerine bir maske iniyor sanki!" "Politika ve eylem adamlarının en zayıf yanı. küsüyor insanlar! Farkında değil misin?" du. oldu garibim! Şöyle bir düşün. Bizde uluslararası anlaşma- kimse kendini kandırmasın. Ama. genç adam. İtalik'ler devam etti. . kardeşim. var mıydı? Neyse! "Senin babanın evini yıkan da bu oldu. ikinci koşul da çok partili olmaktı. vatandaşları günün çetin kavgalarında yer alırken yıldızlara serenat besteleyen bedbahtın adı savaş kaçağıdır. düşünce adamını küçümseyişleridir. kadınını can dostlarına tanıştırmaya. kuram ile eylem el ele vermedikçe. Günay'cım.. o kadar çok kişinin paylaştığı bir yalan ki. Birleşmiş Milletler Tüzüğü de kanun oldu. Değilsiniz. toplum sıhhate kavuşamaz! Biliyorum. Masada oturanların sıkıntılı yüzlerine baktı. keyiflerini kaçırdığı düşüncesi giderek hâkim olİzleyen sessizlik ürkütücüydü. onu CHP hükümeti zaten daradar ve en haysiyetsiz bir biçimde. Bak.. 10 Aralık 1945'te girdik. dir!" İşte. belki de onunla övünmeye gelmişti." Şafak'a döndü.

gidip olmadık bir kümdarı. hiç değilse Şafak'ın arkadaşları oldukları için başımın üzerinde yerleri olduğunu olan. tekrar başladı Günay. kusura bakmayın. Cahil bir Osmanlı veziri gibi. canım!" dedi." "Bırak. Çünkü. Sonra. birleştirici olmak zorunluluğu vardı. Günay. ki öyle. Şafak. gülüm!" dedi. öteki elimizle New York'u tutmaktan. çıksın? Bak. tabii. gülüm. başkası kim? Niye. onu da bilmiyorum ki." diye. "Hayır. inan bana! Eşkıya hükümdar olur da. iktidar anlamında kullanıyorum. camidekileri AKM'ye sokmaktan geçecekse. önemli olan bu değil!' dedim. 'Önemli işin o kadar başındasınız. Bazı konularda anlaşamasak bile. 'Nihayet bir devlet başkanı ülke çıkarlarına uygun olacak şekilde politika değiştirir. Din bu gerçeklerden birisi ise. sizi o kadar önemsiyorum ki. niz. "Ben.zurum'u. 'o' sahip anlaşmaya imza mı atsın? Dünyaya hükümdar olamayacak bir şey varsa. dine de başkası sahip çıksın! Çıkanlar var işte!" anlamak istemiyordu Şafak'ın! "Ben asr-ı saadet nedir. lar. ona da sahip çıkmaktan bahsediyorum. cehalet olmaz! Hü- . dost olabileceğimizi. "sakin olmaya yemin etmiş gibi" denetledi. Buna. yabancılaşmasın- iletmeye çalışıyordum. sen değil de. ört ki ölem!" 'Lütfen. içim titriyor. öyle de olsa. aydınları camiye. asr-ı saadet hülyasının rehaveti!' "Bir yandan da hizmet etmeyi sürdürüyordum ki. bu gidişatı siz de yönlendiremezsesen de işi gücü bırakmış nelerle uğraşıyorsun tonlamasıyla. ni. yav. diye düşünmek de mümkündür. İncelikli düşünce gerektiren hiçbir şeye yanaşmayacağını bir türlü "Onu demiyorum ki. arkadaşa! Yarın milletvekili olacak! Türkiye'nin siyasi kaderini biçimlendirmeye talip. size yükleniyormuşum gibi oldu da! Ama. ne olur. muhalefete iktidar o da cehalettir. siz de bir şey yapamazsanız. gerçeklere sahip çıkmaktan bahsediyorum. sesi"Hazreti Muhammed ve dört halife devri.

tince de kaybolur. kaderlerinden utananlardır. gider. O zaman da. "Bu adamların politika üreticisi lığını yapıyorlar ve bu onlara yetiyor!" "Sen de. "Oy- "Hadi. sen kimi temsil ediyorsun?' diye sormazlar mı adama?" tü zamanımızda yüzde yirmi alırız. satıcısı. Yoksa. canım. da!" "Din dâhil." diye sürdürdü. Gerçekten de. sanayiden daha cazip olacaktı! "Üretici kim peki? Genel Merkez mi?" diye sormuştu." dedi. ona. bir dönem milletvekilliği yetecekti.olmak. "Ülke- etkilemediğini hissetmişti Günay. koltuğunda misafir gibi oturur." dedim. bir dönem sonra karanlığa karışma olasılığının adamı sahiden "Sanki. çözümlenmekten üşendiğimiz değerlere 'Başkaları sahip Aklı. gerçekler. kendi içinde. Ticaret. Belki de. aktif ve pasif tortularıyla bir toplumsal değerler bütünü çıksın. milletvekili aday adayındaydı Günay'ın. üretimden. 'Peki. canım sen de!" diye patladı. "Tüzüklerini de biliyoruz!" oluştururlar. "Bizim SHP seçmenlerimiz yok mu? En kö- . elbette." dedi Şafak. komisyoncusu olduğunu göremedin! Politikanın tezgâhtarnüyordum." "Doğru.' dersek." kariyer olduğunu göremedin!" dedim.' demiş oluruz. Erol. Günay. nin tarihine imza atıp atmaması önemli değildi. bunun bir geri kalmış ülke sendromu olduğunu düşü- sa. muhalefete muktedir olmak da dahildir. "Herhalde. 'Topluma başkası sahip çıksın. ülkenin geleceğine ilişkin söz sahibi olmak konumunda göremiyordu. "Bilmem. Erol Bey'e döndü. 'Ülkelerinin kaderlerini değiştirmeye soyunanlar. binlerce milletvekili örneği. 'politika yapmak' denilen şeyin. Erol Bey de gelir. canım." "Hadi." diye anlattı. dönemi biNe ki. kendisini öyle bir konumda. bizatihi bir değil.' derler ama anlaşılan kaderinden memnundu müstakbel milletvekili adayı.

sizi. sizin seçmenleriniz yok!" dedi. Nedenini düşünmek gerekmez mi?" "Doğru. iktidara hükümdar olamazsınız!" "Muhalefet de olamayız. yılana sarılır gibi oy verenler var. Yine. demokrasi var! Herkes herkesle dans eder. aynı ye"Onu söylemeye çalışıyorum.lur. hoş görürsünüz. örnek teşkil sına meyhane kurdurmaz. Sansür edemezsiniz!' dese. "Yapma. söylüyor. da! Konuştuğumuz bu değil ki! Yine de başka türlü anlatmaya çalışmıştı. tüm "Şöyle düşün. basın." "Salyangoz sattırmaz!" edecek şekilde içmesine izin vermez." "E. denize düştüğünü fark Günay'ın italik’lerini görebiliyordum! Statüko her zaman taraftar bu- oy veren yok! Yine de. "Size. libertinseniz. semavi dinlerden birisine mensup olanın içki içmesine izin verir. ettiği zaman. bir yabancı profesö- . Sosyal demokratsınız diye destek." dedi Duran. bu yılbaşı gecesi TRT programında. İslâmiyet ehl-i kitabın." sisteminiz yoksa. yani. mesela Tevfik Çavdar'ın. ama. 'Efendim. Mesela. ordu bürokrasi. Peki. bu tepkiyi. salyangoz sattırmaz. mutlaka!" dedi. Asker. yav!" soy ile Zeki Müren dans edeceklermiş. özgür iradesiyle bir kez iktidar yapmadı bu halk. Müslüman mahallesinin orta"Evet. liberalseniz. Türk sosyal demokratı ne yapar? Kadınların çırılçıplak denize girmesi karşısındaki tutumu ne olur? Efen- dim. ağzınızın suyu akar. başınızı öte yana çevirmek zorundasınız. Müs- "Peki. Erol. Efendim. gene de olmadı! Olmuyor. sosyal demokrat terimlerde nasıl ifade edeceksiniz? lümansanız kolaydır. Bülent Er"Evet! Buna dördümüz de tepki gösteriyoruz. bir öğretim üyesinin. Örneğin. ne kadar denize düşerse düşsün. Muhalefete de iktidar olmazsınız. ne diyeceksiniz? İlan edilmiş bir ahlâk re geliyoruz. yani. değil mi?" Karşınıza birisi geçse de. "Hayır.

Baykalcılarınki dandik değil mi?" "Dandik.' o yapıyor da. zaten ört ki ölem. tiğidir. basında asparagas haber gibi. değerlerin kaybı. şu olur. tabii. nasıl bir tavır takınır?" diyorsun?!" "Oh hoh! Bizim üye listelerimiz bile dandik. işte. Bir şey aynı anda doğru ve yanlış olabiliyorsa. bir anlayış topluma egemen oluyorsa. bakıyorsun yok. Şöyle söyleyeyim: Efendim. Bülent Ersoy-Zeki Müren dansı gibi. Parti'nin genel bir mıyorum. İşte." tavrı vardır. ahlâk erozyonu kaçınılmazdır. demiş!" gibi. Nitekim.rün. Yani. işte Hızır Servis ambulanslarının oksijen tüplerinin boş . üstelik siz taş atıyor- sunuz. kendi yazmış gibi yayınlaması halinde. ne demiş şair? 'Güleriz ağlanacak halimize'. sen neden bahse"İyi ya işte! Yok. işte. işte. bir rivayete göre. bakın. ahlaki bir tavır değil. tepkisizleşmek anlamında. Kastelli'nin hâlâ ayakta olabilmesi gibi. Süleyman Demirel'in demokrasi havariliğinin kabullenilmesi gibi. SBF Dekanı'nın Dev-Genç yasalarını kabullendiğini Ahlâk erozyonu. karakolda dayak yiyen adamın ölmediğine ciddi ciddi olması gibi. Bu yerleştikten sonra. münferit üçkâğıtlar olur. bu. gülüm.' ya da 'o yaparsa ben de yaparım' yatıyor. Hayır. tavır konur. işte TRT'nin Türkçe'yi ilân etmesi gibi. film yönetmenlerinin yabancı filmleri plân plân kopya ediyor katletmesi gibi. Taro Yamane'nin İstatistik kitabını satır satır çevirip. işte. işte. aslında birbirinizden farkınız. yani. Adıgüzel cinayetinin karanlıkta kalması gibi. Gülmeyin! Nasıl bir batağın içindeyiz. her şeyi içine sindirebilen. üst düzey yüzde iki buçuğunu hemen her şeyi hoş gören. işte. işte. kopyanın okullarda vakayı adiyeden olması olmaları gibi. Ama. bu CIA'nın tak- şükretmek gibi. rüşvet suçlamalarının ardında da. baksanıza!" "Günay Hanım. tepkisiz bir yığın haline getiriyorsun. sofizm. sol kanatın üye listeleri dandik de. Bizimkiler de dandik. ben niye yapa- biz yaptığımız zaman doğru çünkü bizim amacımız daha saygın türünden "İşte. Olur da. Ülke nüfusunun ses getirecek potansiyeli olan. işte.

kafa namusundan İzleyen gülme içten değil.toplumlarının ne denli kuralcı olduğunun kimse farkında değil! Bilir misiniz ki. bize karşı iyi ama bir başkasına kazık atan adamla lıp. diye başladığın zaman. Batı ralsızlığı baskıdan kurtulmak. bu kadar ucuzladı! Bakın. daha kötü bir örnek verebilirsiniz. Bu ülkede artık geliyor ki. hangi örneği versem.bir kalıp bu! 'O senin sorunun'. özgürleşmek sanır oldu. insanları rifet sanıyoruz. Nitekim. Haklıydılar. valla!" evinize neredeyse bir çivi bile çakamazsınız! Hani. bize olan muameleleri ile ölçmeyi bir maselamı sabahı kesmemiz lâzım. belediye bir tarafa. Daha önce de söylediğim gibi. yabancı bir dilde eğitim yapıp. Mahalleli hayır derse ya da imar müdürünün işine gelir?" "Gelmez. belden üstü namustan. diyelim müstakil eviyapamazsınız! Katılımcılık denilen şey budur! Hangi belediye başkanının "Büyük Yalan dediğim bu işte! Herkesin -mış gibi yapıyor olması. meyi. bahsettiğimi anlatamam. kendi karısına veren bir adamı 'kocacım' diye karşılayan kadın da suç "Yani. 'o senin sorunun!' diye bir anlayış peydah oldu. Türk erkeğinin sahici tepki gösterdiği tek şey karısının kendisini aldatması. Öyle oportünist bir toplum olduk ki. Günay'ın kurduğu bağlantıları ona bu kadar yakın olan ben bile her zaman anlayamazdım. üç-dört daire çıkarmak istiyorsunuz. faşizmin önlenemez yükse- . 'o da bir şey mi?' deyip. derken. Âlemin karısının kolundan bileziğini çaortağı değil midir? Farkında mısınız. Oysa. tam anlayamamaktan gelen sıkıntılı gül- başkalarına yaptıkları ile değil. Ku- "Ağlanacak halimizin de farkında değiliz ki! Doğal kabul ediliyor. Namus. mahalle halkından izin almadan nizi bölüp. birisine 'Haysiyetsiz adam!' desem. onun ahlaksal kalıplarını almanın iyi bir örneğidir. 'Ne oldu. İngiltere'de. İş öyle bir hale tığında. kitle duyarlılığı yalama olur. bu oldu. İngilizce'den çevirme -bu söylediğim. haysiyetsiz. Verebilirsiniz ama. örnekler doyum noktasına ulaşkimsenin yüzü kızarmıyor. kadın sana mı sarktı?' diye cevap alabilirim!" olduğum için iyi biliyorum.

Nasıl kolay değil?' demeliydim.' dedi. gibi beklemişti. gözden düşmelerini sağlamak rolünde. amaçlarına ters düşen insanların bir açığını afişe edip. sonu kaçınılmaz bir tabiliyorsunuz. millet can simidi gibi sarılıyor." dedi. Şafak. sarhoş olmaya başladığını Şafak'ın ev sahibini oynaması hoşuna gitmiş olmalıydı. cakmışım gibi. her kaptanın kendi gemisini kurtarmaya çalıştığı. Duyduğu minnet hissi anlatılır gibi değildi. düşündü. Ama." "Gülüm. başka bir yerde açmak ister "Başın mı ağrıyor. Anadilden gayri bir dilde yapılan eğitimini desteklemek gibi. bardağıma yumulduğumu hatırlıyorum. Söyleyemedim!" Kendisine duyduğu öfkeyi başka türlü ifade etmişti. sana bir kahve yapayım mı?" diye sordu. Dayatmak ne kelime. bir toplumun değerlerini senin istedi- yazarlara ödül vermek gibi." dedi.lişini de oynamaya başlarsın. Karını da senin sorunun diye geçiştiriyorum. çaresizliğin öfkesiydi bu. bu ortamdan çıkıp. dünya iletişim şebekesinin yüzde yetmiş beşi Amerika'nın konthissediyordu. o anda sıkmadı. Unutmayın. canım!" felâkete doğru gidiş başlar! Bir ülkenin kendine özgü değerler sistemini ortadan kaldırdınız mı. ğin doğrultuda etkileyecek faaliyetleri sürekli ve sistematik olarak uygun "Nasıl kolay değil? Düşünsene. Günay. misafirlerine yönelmek üzere olduğunu da Gözlerini yummuş. efendim. "Hırsımı içkiden alaO çok iyi bildiği hışmının. izleyen kaosta egemen ulusun değerlerini daya'"Nasıl. kolay değil? Sen evli bir adamsın ve ben seninle beraberim. feşmekân tiyatrocunun oyununun yurtdışında haber yapılmasına öncülük etmek gibi. "Hayır. biraz buz çıkar istersen. efendim." gibi. "Allahtan aklım başıma geldi de sustum. . sen üzme kendini! O. o kadar da kolay değil. Kimsenin kimse için parmak kıpırdatmadığı. "Ama. Kapıyı çalmak üzere olan felâketi anlatamamanın.

"Özellikle. görmek için kanatlandılar. Akarsu. suyun arkasından. Kalksın. Oruç "Efendim. önce yavaş yavaş. ev sahibesini göstererek. Çıngır çıngır şarkı söylüyordu. getme getme gel!" diye yalvardı. size Erol Bey!" 'İstanbul Üniversitesi Türk Musikisi Araştırma Merkezi? Doç. Karşı dağlardan bir kadın sesi katıldı. neyi destekledi. ney suyun melalini bo- ğuk boğuk haykırdı. boşansın istiyordu. masayı. böyle çekiştiler. mırıl mırıl direndi. Gerçekten nazik bir adamdı." dedi Duran. Belli etmekten korktu. Nereden çıktığı belli ol- . maalesef bu kadar!" "Yok. ne olduğunu sonra hoplaya zıplaya koşmaya başladı. Bir süre di! haydi! haydi! haydi! hay!!! Haydi! haydi! haydi! haydi! haydi! haydi! hay!!! Haydi! haydi! haydi! haydi! haydi! haydi! hay! haydi! hay! Haydi! haydi! haydi! haydi! haydi! haydi! hay!!! Ses yükseldi. "O zaman size bir ziyafet!" dedi. güneşe şükranlarını sundular. Üstünlük taslamak istememişti. "Siz hiç sahici Türk müziği dinlediniz mi?" diyerek lafı değiştirdi. Ney ağladı. yok. Çalgılar şöyle bir es verdiler.Epeydir buz bekleyen Duran kalkındı. bu zaten bütünüyle bir ziyafet. Şafak çıkarır. kanuna. "Ben çıkarayım. kemende saldı mene. sonra hep beraber "Gözlerin aldı mene. mahcup oldu." cevabının genç adamın özel konumunu per- Güvenç?" Dinlememişlerdi. yakardı. Kaseti ancak birkaç denemeden sonra çalabildi. kanun. se"Teknik becerim. ricaları kıramadı. vadileri. Kudüm dayanamadı. yükseldi. Gelip gelip de gelemeyen akarsuydu. Kanun. bakalım!" dedi Erol. Güneş ışığını gök kuşağı yapacak şekilde ayarladı. dağların doruklarındaki buzulları koynuna aldı! Kartal’lar. haydi! haydi! hay- Tribünlerdeki mineler mavi mavi gülümsediler. sinin mahcubiyetinden öyle çıktığını düşündü. gözel yar. Rodoplu. getme getme gel." çinlemeye yönelik olduğunu fark edince hüzünlendi. Sonra karşılıklı konuştular. evi ve "Dinleyelim.

Dumanı gözüne kaçtı. gel!" Gurbanam han gözüne yar. getme getme. İyi sanmaz mısın? Nairobi'nin ortasında ya da Kuzey Kore'de İbrahim Tatlıses'i taklit eden adamlar olduğunu düşünmek ne garip değil mi? Amma da güvenli olur insan!" duymak istiyorum!" rine dikti. getme getme gel. gel!" Burun direği sızladı Günay'ın. biyofil. Yarının milletvekilleri. "Gücüme gidiyor! Kendi türkümüzü taklit edip de. elinde gitar. getme" diye yakardığının Türkiye olduğunun farkındaydı. değil mi?" dedi Duran. gözlerini gözle- . gözel yâr." "Bir Amerikalı olmak ne demektir biliyor musunuz. getme getme. "Bir bakarsın. "Tükettikleri atmosferin hakkını veren Türkler. Şafak farkına vardı. tamamlanmış Türkler. hüzünlenmiş gibiydiler." diye söylendi "Amerikalı olmak dünyanın neresine gidersen git kendi türkünü "Öyle. Türkiye'nin taşeronları. Bütün gücüyle sevmeye çalıştığı adamlara baktı." Derin bir sessizlik içinde dinlediler. özgün Türkler. güvenli. senin türkünü söyler! Söylerken de gözü sendedir. Onlar da. Elini omzuna attı. Medeniyetlerini dünyadan esirgemeyen Türkler. dünyanın sana ait olduğunu Sesi titriyordu. bir çekik gözlü Japon ya da bir palabıyık Türk ya da koca ağızlı bir Afrikalı. hayatı karşılayan Türkler. vakur. Uzandı. eller yıkan gözüne yar. isimsiz ve sessiz çoğunluk. beğendirdi mi. duymak demektir. neden sonra. ondan mutlusu da yoktur ha! Her yerde bir Madonna ya da Michael Jackson görsen. bir sigara yaktı. nazla bahan gözüne yâr Yene sürme çekipsen. Yaltaklanır. beğenecek misin diye merak ediyordur.mayan kavallar katıldı. kişilikli. "Gücüme gidiyor. Günay. "Getme. adil. "Amandır koymayayım." diye söylendi. yâr gözden saldı mene.

Uzakdoğu'da. Türkçe telaffuzlarını küçümsemek. ben. Amerika'da. sen söyleyeceksin. doplu. türkü söyleyeceğim. Misafirlerine döndü. "Sana. yetenek vaat edenlere İstanbul Belediye Konservatuarı’nda. 'İngiltere'de. "Peki. Yemin ettirir gibi baktı. AKM'de Neriman Altındağ Tüfekçi ile 'Hoyrat'ı söylerken görmek istiyorum! Bu da iyi mi?" lattı Şafak. ." dedi. da! Demedim mi. başını önüne eğdi. Duran Kuran keyifle izliyordu. söyler misin?" takımları kurup. kız?" hatır"Evet. Erol Çiçek." dedi." dedi. yine. Günay. Fransa'da."Ben sana türkü söylerim. Günay Ro"Söylerim. birbirleriyle yarıştıklarını görmek. Şafak. 'Karacaoğlan Bursu' vermek istiyorum! İyi mi? Bob Dylan'ı." Özden'in yüreğinin derinliklerini görmek ister gibi baktı. gençlerin bağlama "Sahi. dedim.

kişi benim gibi lüks beton yığınlarının arasında yaşayan.IV "Kilyos yolu. büyü büsbütün perçinlenir." . yağ tenekesi içinde biten sıska bir bitkiden ibaretse. ama gül fidanlarının arkasına kurulan sofranın büyüsünü bozamaz. Kuzu çeviren. birbirlerinin üzerine yuvarlanan tepelerin arasından kıvrılır. Hele de. mangal yapan kır yaptıkları ya da odalarını birkaç saatine kiraladıkları söylenir. çıplak bir ampulün altına. ağaçlaşmış lokantalarından motel hizmeti verenlerin aslında beyaz kadın ticareti duran arabaların marka ve modelleri bu suçlamayı doğrular gibidir. Kapıda bütün bunlar sıcak bir yaz gecesi. görüp göreceği gül fidanı on kat yüksekteki maydanoz bahçesinde. Yolun iki kenarındaki fundalıklar buraların bir zamanlar kesif orman bölgesi olduğunu hatırlatırlar.

erkeğe baktı. bileyim. güzelim başa Baktığını hissetti. ruhunu geyen. 'Yiğit' sıfatının resmi yapılabilse. Günay. söyle da!" "Hadiii!" yüreğinin şefkatle titrediğini hissediyordu. onu kimsenin dokunamayacağı bir yere göğsüne. gözlerini yumdu." Rodoplu. içine işledi. çok ağır bir pazarlık içinde olmalıydılar. "Sahiden bilmiyorum. yüzünü aya tuttu. "Ne. Bahçenin öteki ucundaki masada. Hallerinden memnun olduklarını fark eden garson. Onu seyrederken. Kesmeye üşendiği gür saçlarının çevrelediği heybetli başı. ma duygusu. Hafifçe gerindi. ye. İşletmeden nasibini almamış devasa tesiste çıt yoktu. bastıran. gözlerinin dolduğunu. işine vermişti Kravatını atmış.yaprağı bırakarak. o da öttü. Mangalın kızılı yüzüne vurmuş. ruhuydu. sevgili dizisini seyretmeye koştu. yorgunluğun çizgilerini saklamıştı. saklayan." dedi. Şafak. Gözlerini açtı. Tek eksiğinin ağustosböceği olduğunu düşünürken. Dikkatini yeniyetme bir delikanlının masumiyetiyle. Yerinden kalkan. masanın üzerine bir avuç gül mangalla uğraşıyordu. içini titretecek kadar güçlü bir koruma duygusu. kimsenin duymayacağı şekilde fısıldıyorlardı. "Ne düşünüyorsun?" "E. Yüzünü şükran dolu bir tebessüm kapladı. "Sağol. döndü. göz kırptı Şafak." dolayan. Şafak. ay ışığında eflatuna dönen petalleri okşadı. Rodoplu. alacakaranlık." dedi." "Dalı kırmaya kıyamadım. kollarını sıvamış. minnetle içerimafya kılıklı iki adam. Benliğini saran korubedeninden ayırdı sanki. esir- . utanmıştı. erkeksi profili. evinin bahçesiymişçesine rahat. ortaya çıkan tablonun bu olacağını düşündü. kollarını uzatan.

" diye fısıldadı. kul da!" "Bak. Atın. titriyor ruhum. seraları vardır onları.. Şafak'ım. sürgünler ölür! yolunun tek olduğunu! Onlar hayatı anahtar deliğinden gözlerler. genç adamın gözlerinin içine dikti gözlerini." diye tekrarladı. çiçekten sayılırlar. "Bir deneyeyim. Ellerini esirgeme! Dinle. yarı uyanık. az öteden geçen toprak yüklü kamyonun sesinin uzak"Ah! Bir koca döl yatağı bu deli gönlüm! Tohumunu yeşertecek bir Işıklı günlerin Türkiye’si uzak. Hafifçe güldü. yor. Oysa bizim sevdamız karla. gözlerinin ışıkları. Allah da razı olu- laşmasını bekledi." Şafak. sesi alçaktan yayıldı. boranla büyür. Fanusların altında orkideler yetiş- dığım sabahta. saygın ve renklidir orkideleri. Bin bana. rüzgâr kanatlı al kısrağınım ben. Sen getirdin ülkemin rüzgârını.rinin arasına aldı. avradın koca döl yatağı! Kucakla beni. "Bozkırdan ezan sesleri erdi kulaklarıma. Boğazı kurumuş gibiydi.. Sar beni. dört bin yıllık bacınım ben. Yarı uykudaydım. evladü ayalinim ben. "Koca bedeninin sıcağına sar beni. başını kaldırdı. yüzünü elle- korkularınım gecesini dağıtsın. hayretle durakladı. Günay. kaşlarını çattı. yaya gidilmez. Bozkırdan ezan sesleri erdi kulaklarıma. yiğidim. " Dirseklerini masanın üzerine dayadı. bak! Ayın hışırtısını duyuyorum semada! Çevir yüzünü. "Sar beni. rahmetlerini esirgerler. yarınlara kanatlanan ruhların İçtimaını dinle! Bilir misin. sana anlatamadan.. ölürsem anlatamadan! Yanarım. yanarım Şiran! Yanarım. ben olayım.. soluktirirler! Büyük. yine sah- Bir gün toprak olursam. niye ellerin ellerimdir ve niye başındır okşadığım her başta. Seni dualarla kucaklıyorum. yedi dölümüze yeter. bütün kervanların ları kesilir. koncaları buldu. Bu derbeder günlerin insanları bilmezler. neden nefesindir kokla- .

cak bahtsız halkımız. bugünlerden yarına bir ilişki değil. Güneşte yer bulmaya koşa- oğullarının saçlarında. "zaman zaman bana kızdığını biliyorum. mezar taşının gölgesinde duSustu. Sen köhne duvarları yıkıp." dedi." "İşte. ben. Şafak'ın yüzüne bakamıyordu.tekârlara kalır. Atalarımızın bizi bağışladığı gün.. etleri yana çekti. Seni seviyorum. Şiran da kim diye sormadı. al atlı süvarime yol açacağım. şey girmesin istiyordu." dedi Şafak. Yıllar yılı." "Rica ederim. kısacık güldü. tekrar oturdu. geldi. Rodoplu. Sana diyorum. ama. bu. mangaldaki "Bak. hep sevecem. Zigana çamları davulların sesine titreyecek. Şafak. racağım. şölen kuracağız." dedi. bugüne kadar babama bile seni seviyorum demedim.. genç adam iki avucuyla sımsıkı kavradı. sana adanmakla arınacağım. bu kadar!" dedi. gözleri dolu doluydu. olmaz mı?" "Affedersin. Haklı olabilir"Dur!.. ben öfkeni hak etmediğimi düşünüyorum. kalfan olacağım. Kızardığını his"Işıklı Türkiye'nin mimarı. Hayatımda "Bak. "Sağol. yerine şeffaf saraylar diktiğinde. yine yiğitlikleri kendilerinden menkul fahişelere boğulur diye dünya!" sediyor. bu defa da ben konuşayım. Kör kâtiplerden tescilli karının rahminde. Bırak. "Sen yazdın değil mi?" "Seninle doğru dürüst bir konuşalım. Bağnazlık dikenlerini çıplak tabanlarımla çiğneyecek." diyerek derin bir nefes aldı. Araya bir sin. görecez. sen geleceğe kanatlanırken." dedi. Yüz yılların entel günahından. Yaşayacaz. ben seyisin olacağım. . yine de sürdürdü. Kalktı. Elini uzattı. Rodoplu. büyüyen göbeğinde. "Nasıl söyleyeyim." Rodoplu'nun itiraz edecekmiş gibi kıpırdadığını gördü. Bardakları kontrol etti.. cevap vermedi.

"Yeter ama.." yordum. 'Günay Rodoplu'dan. sen aklıma soktun. böyle. o da güvenilir olduğuydu. her erkek kadınının biraz da babası ?" diye yapıştırdı. Kadınımsın sen benim." dedi. Bu seçimlerde Erol'u destekleyeceğiz. göster. Özen "Niye? Her kadın erkeğinin biraz da annesi değil midir?" "Ve de. da!. Bazen. Rodoplu. bak. Annenmişim gibi davranamayabilirim. böyle içimden ılık ılık bir şeyler aktığını hissettim. Balıkesir'den bir yeğenim geldi. Sen bütün bunları biliyorsun. aday olmak için daha çok zamanım olduğunu düşünü"Bu seçimlerde olmaz artık. öteki "Biliyor musun.. bilirsin. "Seninle konuştuğumdan beri. Şafak.." "Bilirsin. "Zaten politikada değil miydin?" diye sordu." "O kadar güvenme bana.. sesini duymak için. politikaya girmeyi düşünmeye başladım. "Ama. Kişiliğinde kesin olarak gü"Haklısın. boyundan büyük laflar ediyor. kime güveneyim?" vendiği bir şey varsa. Erol?" sesi. Kimden öğreniyorsunuz bunları dediydim." . Karım filan hep beraber oturuyoruz. ama çok zayıf çıkmıştı.." Duraladı kadın." "Öyledir de. o bizim pirimiz." ma. Ama." "Neden sen değil de. ama yanlış anlaNasıl gurur duydum. hayretle. Bilirsin da! Sen." diye içini çekti. akıllı laflar. mahcubiyetini büyük bir gülüşün ardına sakladı. sesi küçük bir kız çocuğu gibiydi. nihayet bir kadınım ben.' demez mi? Seni tanıdığımı filan bilmiyor! vallaha! Limansın sen bana. Belki zaman zaman seni üzeceğim. ama inan isteyerek değil! Vallahi. "Sana güvenmeyeyim de. Baktım. "Bu seçimlerde mi?" "Öyleydi de. " birden "Bilmiyorum. duyuramadı. değil gülüm! Bak." diye sürdürdü. haklı olduğunu düşündü. geçen gün ne oldu.en çok değer verdiğim insansın. Rodoplu.. durdu.

Biraz da onun için istiyorum ya. Hastanede. Duran davar. onun. ğız. gülüm!" "İnşaatı biz yapacağız ya. affedersin. Söz verdik. O zaten istemiyor. "İnsan inşaat işinden de para kazanabilir. "Para ödemeden mi. başka! Eee? Ne diyorsun?" var ki! Ürküyor insan. bu kooperatifi. Ya "İnşaat şirketi kâr etmeyecek mi? İş yapacağız. işin bir de keyfi var be gülüm! Biz diyo- . "Yârin gül yanağından "Yani. Ortağı kazık attı." ruz ki. yani?" "Tabii. kitabını yaz. olacak?" da bacılarını. da! Sonra bir de. "Başka türlüsü mümkün değil. Bizim inşaat şirketimiz var ya! Seni de ortak edecem oraya. nasıl olacak?" "Onlar benim hissemi paylaşacaklar. "Biz söz verdik. müteahhitlik filan denince. çok "Ben hiç anlamam bu işlerden! İki kere ikiyi bile toplayamam. İşleri kötü gitti. Karısının beyninde ur var. kadının yanağından bir makas aldı. Ev sahibi olacaksınız." "Onur Bey?" ağır borçlandı adam. tabii." bunları bana bırak. Sonra." "Bu adamlar."Öyle. Sen." uzandı. öyle bir kötü. para kazanacağız da!" Kalktı." dedi. "O yok. etleri tabakalara bölüştürmeye koyuldu. bu ortakların." "Sen ne anlayacaksın? Uğraşma sen bu pis işlerle. Rodoplu'nun kaşlarını kaldırdığını gördü. kokusu "Ben varım." "Öyle mi. her şeyde orta- Ama. işte." "Nasıl yani?" "Nasıl?" "Para kazanacağız ya. Yarı yarıya." dedi Rodoplu.

gerekse yıkım içeriğinin ciddiye almadığı uygula- devingen bir yapıda. Emin bir parsel ve ev ailenin içinde ekonomik olarak üretken olabileceği. gelir getirici aktivite. kiralayarak. bir arsa bulmak ancak kamuya ait ya da özel araziyi istila etmek ve yasal olmayan . Bizim lerimiz çok açık ve nettir. Konutu ekonomik hizmet ve refah olarak görmekteyiz. düşeyde ve yatayda 1987'ye kadar. İnsanlar.satın alarak. ekonomisine katılım üssü ile aile barınağıdır. yeni bağımlı ve bağımsız hacimler yaratarak kendiprogramımızda. Çayırtepe'deki gecekonduların ıslah edilebi- . Bizim orada inarazi birimlerinden arsa almakla mümkün olmaktadır. 1979 yılından başlayarak gereksiniminden öte.. geriye çekildi. arsa hastalıktan kaynaklanan işsizliğe karşı finansal bir tampon olma özelliğini de göstermektedir. Bugüne kadar.. Bundan ötürü. paylaşarak veya işgal ederek konut larının yardımı ile kendi konutunu kendi yapmaktadır. ekonoyoruz ve buna inanıyoruz. gecekondulara arsa dağıtımı ile ilgili görüşmalar önümüzde vardır.. geniş kent "Ne anlatıyorsun sen?!" mik üretkenliklerinin temel direği olduğu için de gereklidir diye düşünü- politikacı tonlamasıyla kullanıyordu. devam etti Şafak. bu yasada gerek hizmet. gecekondulara hizmet götürülerek sıhhileştirilmesi. için gerekli değil. Böylece. Ancak. Çayırtepe'yi yönetenlerin.Konut insanların sadece barınacakları yer değildir. kişinin aynı parsel üzerinde. gecekondular affı ya da yıkımı. Biz. Kent yoksulu ıslıkla ailesinin veya arkadaşsanlar kendi konutlarını kendileri yapmaktadırlar. kentteki arazi parsellerine erişilmetoplumun tüm üyelerinin yetenekleri ve enerjileri elverdiğince. tam bir "Konut sahibine bir menkul değer. gözleri açılmıştı." Şaşma sırası Rodoplu'daydı.. ekonomik kriz ve sini sağlayan etkin önlemleri sadece sosyal açıdan. Çayırtepe çevresi gecekondularla örülmüştür. konut barınma sine iş kaynağı ve güvence yaratması olayıdır. inşa ederek. Deruni sesini. edinmeye çabalamaktadırlar. Sakın-kesme işareti yaptı.

İyi yaptı. Verecek misin. söyleyeyim mi?" "Aşkolsun!" "Olmadı. çünkü. cektir. Kimse böyle konuşmaz ki! Nedir yani. kötü yaptı. yüzünü ekşitti. Islah edilebilir alanlara imar plânları yoluyla tapu verilmesi ve bu alanlara imar haklalerinin inşasını amaçlamaktadır. nüve filan gibi laflar. Affedersin! Yani. derler ki. Günay'a döndü. çok SHP kokuyor!" diye ekledi. zaten on yıllık hikâye ve ANAP bugüne kadar o konuda kimsenin deyişinle.. hacim dediğin oda! Adam iki göz bir dam istiyor. "Ya. Bu sosyal demokrat belediyecilik anlayışının katılımcılık ilkesinin hayata geçirilmesidir. yani.. genç adam.lir alanlar olduğuna inanıyoruz ve öyle düşünüyoruz. Çok ayıplamazsan.. Sonra. "Çok ayıp bir söz vardır. gülüyordu. 'osur osur ipe diz!' derler ya. yani. işte öykondu önleme bölgeleri arsa dağıtım yanında nüve ve mesken blok inşası le. bir üstünlük taslama' var. anakent belediyesindeki sosyal demokrat iktidar. Entel laflar. Rodoplu. bak. Bir kere bu tatsız.. ama ne demek istediğimi çok iyi yansıtıyor. "Hayır. halk ile belediye ortaklaşa altyapı hizmet- teknik hizmet ve finans bakımından Çayırtepe Belediyesi'ni destekleyeve diğer hizmetler için bu amaçla kurulacak fondan yararlanılarak. Hazine arazileri bedelsiz olarak belediyelere terk edilecek. affedersin. şehri mahvetti. olmadı!" dedi. politikacılardan öğreneceklermiş gibi. "Nasıl?" diyerek dikkat kesildi. altyapı oluşturulacaktır!" "Olmadı ki!" rının kazandırılması yanında. .. yer kabul etmemiş?' Hangi gecekonducu. bir kere. Nasıl olacaktır? Merkezi yönetim. senin vermeyecek misin? Mesele bu.. İmar ıslah planlarına. 'gökten ne yağmış da. yapmadığını yaptı. geceDurdu. düşeyde ve yatayda devingen yapı. anakentin görevine gelince. filan da. bağımlı çok yabancılaştırıcı laflar. Sanki insanlar 'ev' denilen şeyin ne kadar hayati olduğunu bilmiyorlarmış da SHP'li bağımsız hacim.

" Şafak. İnsanlara üstünlük söylesen.' derdi. böyle bir nutku dinleyen çıkarcılığındandır! Rahmetli Cemil Bey. "Kaz gibi bir herif zaten bunu yazan. cevlağa soyunsan. "Sen. da! Adam susuyor. herdinliyordu." "Aslında. mesela." tekrarlayan bir metin bu. hangi bir diriliş hayaline kapılmak çılgınlık. geçiştirmek demek. De- minki nutuk çok iyi bir örnek. Biz birimizle konuşmuyoruz. "Nasıl?" bu lafı bilir misin. özlemlerimizi yansıtan.' Çok doğru. kimse paçanı tutamaz senin!" "Yani. 'Bu yedi ceddi yabancı alüftenin taslamadan. yani? Bir kere.şehrin organik yapısı bozulacak diye. meselelerin üzerini örtmek. açmak gerektiğini düşündü. Ne söylemeye çalışıyorum. Ama. ondan da öte. ne yapamayacağını da söylemiyor. ne anlar Allah aşkına? Nutku atarken senin bile içine fenalık geliyor. bu sanki her şeyde böyle. yani. statükocu. tüm dikkatini toplamış "Obskürantizm. 'Obskürantizm heyulası yok edilmedikçe. Ne yapacağını söylemiyor. biliyor mu- . sizin tüzükteki 'katılımcılık ilkesinden kastedilen bu değil!" kat. Yeni sentezlere izin vermiyor. içini olduğu gibi yansıtsan. Katılımcı belediyecilik diye su borusu döşemek için köylüden para alacaksın! Lâf mı. Bizim oradan bir partili. Belki de bilmediği. tercüman olsan. çok kötü İkincisi. hatta alkışlıyorsa. arsa almaktan imtina eder? Nostaljik çevreciler bozulurlar ama onların da oy potansiyeli bellidir! Sesli oldukları için iyi geçinmek zorundasın ama o kadar! Bildik şeyleri. Yani. Birbirimizi geçiştiriyoruz. yeni bir şey değil. anlıyor musun?" "Evet. Rodoplu. olanı ve olabileceği gecekonducu. Bektaşi tabiridir." diyerek içini çekti Günay. nezaketinden değilse dilimizde adı yok. Avu"Biliyor musun. Ama sonuç olarak. konuya hâkim olmadığı için söyleyemiyor. kaygılarını yansıtsan. insanların nezaketinden yararlanmadan. içtenlikli değil.

" diye başladı." 'ben' demek istiyorum. Harçlıklarını veren benim. Onu da anlamıyorum. Üç gün sonra. iş bölümü diye bir şey var. aç." Parayı kazanan benim. Çok yazık. yeni sentezlere soyun. kadın ANAP milletvekili olduğu için inanmamıştım. Ben yazıyorum. yeni politikalar üretmeye çalış. bizdeydi de ondan!" "Hile mi yaptınız?" Referandumda neden en yüksek 'evet' bizden çıktı? Seçmen kütükleri "Eh. söyleme! Demokrasi adına halk dalkavukluğundan bıktım usandım artık! Bütün kuramlarıyla işlemeyen . Rodoplu. benim yerim kütüphane. "Aradaki farkın hileden işinize yaramayacak. Sonra. tabii. olacak o kadar. Ama." "Buna ben de inanıyorum. bana söyleme! Aman ha. "İşin içindeyiz. gülüm!" diyerek kurnaz kurnaz güldü. derken.sun? Statükocu olma. tabii. Üçkâğıda ne gerek var. geldiğini ama Başbakan'ın referandumu tekrar ettirmek istemediğini söylemişti de. ben olmasam ortaklarım açtır. Beyinlerimizi bütünleştirirsek fethedemeyeceğimiz şey yoktur. senin bir çıkış yapman için ne lâzım? Paranın dışında. bazılarımız. anlamıyorum. Demirel'in ya da Ecevit'in yasaklarının kaldırılması sizin ne Demirel'i meydanlarda görürüz artık. Sokak sokak bilirim Çayırtepe'yi. onların içinden benden daha iyi örgütçü yoktur. sen. sözünü kesti kadın. Bütün yapacağımız el ele. şakak şakağa vermek"Peki.. Bakma. açından da. o zaman!" "Bunu ben de isterim." "Sen niye yapmıyorsun?" "Yapıyorum. demek istiyorum. Çok yazık!" "Siyasi hakların iadesi. Sen bakma.. Kimse senden kütüphaneye kapanmanı beklemez. bir sürü tir." "Yap. Ama ben zaten kapanıyorum. anlamıyorum. Ben." dedi. "Ne olur. Şafak'cım. Siyasal çıkarınız "Leyla Köseoğlu söylemişti.

gülüm! En iyisi boş vermek!" arena var. Abdülhamid. meşrutiyet ilân edildi de. Erbakan.' der. Zaten senin hiç Yok. çıkarcı bir değerlendirmeyle SHP açısından baktığım zaman da anlamıyorum! Şöyle ya da böyle temizlenmiş bir siyasal nımazsınız? Bu 'asr-ı saadet' yutturmacası nereden çıkıyor?" "Bu iş böyle. ne diye hile yaptın annecim?" "Yapma. Fethi Okyar'ın nezareti altındadır ya. mut Şevket Paşa filan. vah. 'Şimdi bunlar mutlakıyetin . Bak. AbFethi Okyar'a. Diyorum ya.çok acı. böyle bir basının özgürlüğünü nasıl savubaşta Demirel. böyle gergedan derisi yüzsüzlüğü! Hıyanet özgürlüğü diye bir nursun? Çayırtepe Karakolu'nda senin başına gelenleri askerlere yükleyip. zihniyet ve kişilik mi değiştirdiler? Eğer buna inanılıyorsa. Bütünüyle çıkarcı bir tavırla yaklaşsan da boş verdülhamid tahttan indirilip. Hepsi de Abdülhamid'e zamanında hizmet vermiş memen lâzım. Fethi Okyar da sayar. rahatlayacak kadar safdil olamazsın. işte Salih Paşa. Mahbakanları iken." "Haklısın. 'Vah. dökülen her damla kandan boş vermemen lâzım. eğer basın bir tekeller basınıysa. bir hikâye vardır. da! Bir benim hile yapmamla mı oldu bu iş?" adamlar. Ecevit.bir demokrasi neden kutsal inek olsun? Şöyle söyleyeyim. iktidarı ele geçirenlerin kimler olduğunu sorar. Türkeş. ahlâklarından şüphe etmek lâzımdır!' Nitekim olanları gördük. o adam hiçbir şey yapamıyorsa. çok hoş -yanlış kelime!. on yedi yaşında bir çocuğun boynuna etmesi gerekli değil midir? geçirilen iple sonuçlanıyorsa. Denenmişi denemek doğru değil. demokrasi var diye. Selanik'te Alatini Köşkü'ne hapsedildiğinde. Neden tertemiz başlayamayasınız? Neden gidip yine o adamların popolarına giresiniz? Neden pisliğe bulaşmamış kadrolara şans ta"Veremem ki! Bunu anlamalısın. oğlum. düşün bak." "Haklıyım da. intihar şey olamaz. Ben boş veremem. o dönemin bütün sivil siyasileri sorumludur! Bir başbakanın icrası. iş-birlikçiyse ve sen bu basına karşı çıkıyorsun. canım.

o bize yetduruyorum. kooperatifler konusunda. o da olur. statüko dışına çıkabilirsen. Bak. Esas ihtiyaç burada. Yani. 1694'te kurulduğundan beri İngiltere Bankası özel te- . o çift dil bilen kolejli tayfanın dikkatini. İngiliz İşçi Partisi'ne." Müslümanlar bile bir ekonomik model geliştiriyorlar. -İngiltere deyip Marx'ın ülkesi sayılır. da!" nomik platformunu oturtmakta. Sonra sırasıyla. işbilir. iki"Biliyorum. İlk kesin letleştirmek oldu. Türkiye'de esas mesele sosyal demokrasinin eko- beş yüz kişi olsa yeter dediğim. bilgili. Batı'daki sosyal demokratların tecrübesini bilmek iyidir de. efendim. mesele o değil. hatta "O da doğru. işte bu. gülüm. kömür endüstrisi. Ama. çünkü İngiltere önemli: hem Adam Smith'in hem de Karl iktidarı 1945'te ele geçirdiler. Sonra dikkat çekersin. o. Yaptıkları ilk iş. Senin uzmanlaşman lâzım. öyle değil mi? Genç. Size yöneltilen eleştiriler de buradan kaynaklanıyor. sisteminiz olur. Türkiye'de "Sosyal demokrasi nedir bilen var mı ki! İki tane kitap var zaten. Nihayet seni bunlar destekleyecekler." "Kütüphanede oturan sensin. Ama. kişisel olarak sen. dinamik. şunu söylemeye çalışıyorum. ayağı "Yazarım da. Birisi İsmail Cem'inki. mutlaka bir tane daha vardır. Geçen akşam Pür sosyalist olsanız. bir şeyden bir tane varsa. elektrik. eğer. Erol yere basan bir adam imajı vermek değil mi istediğin?" "Bu konuda bana bir şeyler yazar mısın?" "Hangi konuda?" "Mesela. Yapmak istediğin o değil mi? Korel Göymen'in dikkatini çekmek.. gaz.başka şeyler var. Gerçekten de söylemiyorsunuz. kapitalist olsanız." Çevikçe'nin dikkatini çekmek. Sosyal demokratlar ne yapacaklarını söylemiyorlar meselesi var ya. ula- mez. halka yakın ama eğitimli.Adamlar 1913'te parlamentoya girdiler. bir tane daha var. Neden yetmez? Şimdi. bak. Bak. İngiltere Bankası'nı devşebbüsün elindeydi. bir sosyal demokrat parti ne der?" sini de okudum. Yani. "Bak.

Sovyetler çözülüyor. 'halkçı pazar ekonomisi'. seçim kazanırlarsa. Margaret Thatcher. piyasa ekonomisi yanlıları mülkiyetin halka yayılmasının daha da verimli olacağı konusunda birleşiyorlar! lacak. bu defa da muhafazakârlar devletleştirmeyi durdurup.şım. 'Halk kapitalizmi'. İşçi Partisi tekrar iktida- ve en özel sektör yanlısı hükümet bile tersini yapamaz. Geçen yüzyıldan bu yana ilk kez. İşte. sizin tüzüğünüzdeki gibi. İngiliz KİT'leri. Neyse. Bizde zaten bu endüstrilerin hepsi devletin elindedir ne iade ettiler. haydaa devletleştirme tekrar başladı. ne de vergi mükelleflerine iyi hizmet vermedikleri kanıtlanmış durumdadır' diyor. İşçi Partisi lideri de ceklerini söylediler ki. kapitalizmin kişinin becerisini ödüllendirmekten doğan üstünlüğü ile. bu inanılmaz bir aşamaydı. 1950'de amme hizmeti görenlerle temel sanayiler hariç. Emekle kazancın doğru orantıda artmasını sağlayan bir sistem kuru- yapıda bir sanayileşmenin gerçekleşmesi için en güçlü araç görmektedir. bize bak. 'endüstriyel demokrasi'. Bugün artık İngiliz devlet teşebbüslerinin ne müşterilerine. sosyalistler. Adnan Menderes bile. haberleşme. yenilerini de kurdu. 1983'te bir manifesto yayınladılar. ne çalışanlarına. kurumları eski sahiplerira geldi. diğer KİT'leri özel teşebbüse devredeceğini söyledi ama yapmadı. Bunlar eninde sonunda. Seçim programları böyleydi ve kazandılar. işsizliğe yol açmamak için habire sübvanse edilen enkaz durumundaydılar. bir sosyal devrim yaşanıyor. eski sahiplerine satın aldıkları fiyattan geri vereDoğu Avrupa gitti gidecek. madı bir tarafa. hakça bölüşüm ilkesini gözeten bir sistemde bütünleştirilecek.' . ne oldu? 1951 seçimlerini kaybettiler. 1970'te Thatcher geldiğinde. özel teşebbüsün daha Hal buyken. Yeni bir sentez ortaya çıkartılaverimli olduğunu kabullenirlerken. 'İngiliz sorunu' dedikleri buydu. efendim. havacılık endüstrileri geldi. onaylıyor. çelik. 'Devletin sahipliği ile halkın sahipliği aynı şey değildir. Şimdi. KİT'leri hızlı ve belirli cak. Ha. 'SHP. kamulaştırılan kuruluşları. Ne zamana kadar? 1964'e kadar. yapamadı. YapaŞimdi bugün bakıyorsun. gibi kavramlar ortaya atılıyor.

Demin." . doğru. Denizbank'ın da. kayıt yok! İnanabiliyor musun? rimlilik açısından KİT'leri savunamaz. yalan mı söylemiş olursun? rak. SHP en staörtmekten başka işi yaramaz. bir KİT umum müdürünün saltanatı kimde var?" "Niye ANAP'lılar söylemiyor?" "ANAP'lı dediğin kim? Sizinkilerden farkı yok ki! Ama. bugün Sümerbank'ın kaç tane iştiraki olduğu bile bilinmiTeşebbüsleri deniyor ama. Etibank. şimdi. sadece Sümerbank'ın değil. o şey kimseye ait değildir. kendisine bağlı fabrika ve işletmeleri sınırlı zaman -tabii. bu kuruluşları yöneten bürokratlarındır. bunlara Kamu İktisadi liyor musun. Bugün Türkiye'de kimse ekonomik vetükocu haliyle böyle bir politika güdebiliyorsa. kuruluş yasasında. kimsenin umurunda değildir!"' "Doğru söylemiş. 'Bir şeyin yan bir şey de." sahibi devlet ise. yalan mı? Bir tüketici olane düşünüyorum biliyor musun. daha doğrusu. 'obskürantizm' derken. ' desen. Düşünsene. 'Efendim.türünden bir çıkış. devlet memurları imparatorluklarının küçülmesine razı olmuyorlar. Sümerbank'ın ilk kurulurken. uygulamada mal sahipliği kamunun değil. sizi köhne yargıları savunan bir 'müze bekçisi' yapar! Kadının. anlatmaya çalıştığım bu. Örter de ne olur? İşte Sümerbank olur.bunun bir türlü yapılmamış olmasının bu kuruluşları kendilerine otlak yapan devlet memurlarından olduğunu düşünüyorum. 'Posta Terör Teşkilatı' desem. neden Deniz söylemiyor? Onu düşünmek lâzım. Thatcher'ın. Bu böyle olduğu halde. Gorby boşuna ortaya çıkmadı. sözde sahibi olduğumuz devlet tekelleri üzerindeki denetimimizden daha fazla! Yalan mı? Bazen sorumlu şirketlere dönüştürmekle yükümlendirildiğini düşündüğüm Ben PTT değil. sen kalksan desen ki. Kimseye ait olma"Tabii. Ziraat Bankası. bu KİT rezaletinin üstünü yor? Vallahi. BiMesela. Dünyanın hiçbir yerinde. diyor ki. özel sektör üzerindeki etki ve denetimimiz. çok haklı olduğu bir sözü var. demektir.

gülüm. Nitekim." "Olur mu.. kaçırırsak. Kaldı ki. yeni ilkeler üretilemiyorsa. Ve açıkçası. canım. duğumuz ilkeler bugünün icaplarına göre faydalı olanlardır. diyor. inkılapçılık ilkesine bağlı kalındığı sürece." "Diyorum ya işte." ekonomik konuları 'devletçi' ve 'anti-devletçi' ikileminden çıkarıp. Türkiye'nin gerçek koşullarını nesnel olarak değerlendirmemizi önlemesine izin verdiğimiz için.. pırıl bir kafan var. bağnazlık bu. inkılapçılık da bir ilke.Atatürk inkılaplarına ters düşmek. yeni koşulkoşullar öyle gerektirdiği için Atatürk petrol-benzin tekelini bir Amerikan şirketine. geçinecek paran var. nesnel olarak değerlendiremeyeceğiz. Şafak. işte. be! Geçiş- dan kaçar gibi kaçıyoruz! İşimiz gücümüz meselelerin üstüne örtmek! Her yerde. altı oka ters düşmek olur. cüzzamÇok konuştuğunu. 2000 yılını da Açıkçası. "Korktuğum. sen. devletçilik bir ilkeyse. KİT'lere ters düşmek. daha doğrusu zihni tembelliğimizin. yine de ken"Korktuğum ne. 1930 öncesi ekonomik Yine kaldı ki. devletçiliğe ters düşmek olur. Bu beni korkutuyor. sözde yurtsever kaygılarımızın. Yani. tirmekten. elimize geçen fırsatları değerlendiremeyeceğiz. Toplum zaman içinde değişir. tembellikten. neden çözüm üretmekten. pırıl . Bugün koy- "İyi ya. statükoculuk bu." "Ne statükoculuğu. rehavetten! lara uygun yeni ilkeler geliştirilir. bunu. Standard Oil Company'ye. canım. Hep onu anlamaya çalışıyorum. güllerin büyüsünü dağıttığını biliyor. Rodoplu. Atatürk zamanında söylemiş. Ekonomi eğitimin var. biliyor musun?" diye sürdürdü. 'sen' derken ne demek istediğimi biliyorsun. bir daha toparlanamayacağız diye korkuyorum. her şeyde bu! Neden?" disine hâkim olamıyordu. Afet İnan'da var. ispirto ve alkollü içkiler tekelini de bir Polonya şirketine devretmişti. ya- parsın diye umuyorum. Ah." "Anlıyorum.

değil mi? Çünkü biraz farklı bir eğitimi olan çağ"Hepsi bu mu? Sahiden mi?" diye sordu Şafak. hepimiz. hiçbir koşulda kabullenemeye- . ani bir hareketle elini göğKır bahçesi. 'iş' miyim ben?!" "Anladığından eminim. Günay. Bütün yapacağın okumak. "Çünkü. Zaten yapacak "Öyle ağır işsin ki!" dedi. duygusallığını şakaya vurmaya "Hayır. ortalıklarda dönenen garson! Yine de ve hepsine rağmen! ceğini düşündüğü böylesine cüretli bir hareketten irkilmediğini. öyle değil mi?" "Sen varsın. ne zaman bir şey istersen. bak. bir şeyi bilmeni istiyorum. da!" "Hadi. Biraz duraladı. ne istersen. hepsi bu!" ğumu düşünmüyorsun.. daşınım. Şafak. dahası. "Biliyorum." dedi Günay. başkalarının görüyor olmasını bile umursamadığını hayretle fark etti. az ilerde oturanlar. "Bir devrimdi!" diye anlattı.. Bütün imkânlarım. "Başka Türkiye yok. biz.. çalışıyordu." dedi. süne attı! Gözlerini Günay'ın gözlerine dikti. değil mi? 'Uğraşılacak' bir şey oldu- kendini beğenmiş. "En iyisi ben sana bir türkü söyleyeyim. hayatının hiçbir döneminde. Şafak. "Bir de seni seviyorum. araştırma. anlamlı anlamlı. ordan." diye fısıldadı. bir "Sahiden öyle düşünmüyorsun." dedi.. çeviri. başını önüne eğmişti..' dedi Şafak. "Bunu sana nasıl kelimelendireceğimi bilmiyorum. Ama. Rodoplu.daha iyi bir işin yok bu dünyada.! Sadece birey olarak ben değil tabii." "En iyisi!". daha doğrusu sana söz vermek istiyorum." sesi titremeye başladı. ben buradayım. yok. birden. bir küstah gibi konuşmak istemiyorum.. birden ciddileşerek.

lendiren kadının bilgisinden bunca yoksundum, ben ki, samanlıkta yumemiş, erotik denenlere kızarmadan bakamamıştım!.. " üstündeki elini tuttu, bağrına bastı! lin'e. Hemen ekledi, dum!" Gözlerini şaşırtıcı bir utanmazlıkla Şafak'a dikti, erkeğin memesinin "Böyle bir şey yapabileceğimi düşünebiliyor musun?" diye sordu Tü"Yaptım, bacım. Vallahi yaptım! O mafiyoza tipler de, seyrediyorlarsa

"Hayatımda bir devrimdi! Ben ki, her uzvunu dirhem dirhem değer-

varlanmayı bunca garipserdim, ben ki, ömrümde tek bir porno film izle-

da seyretsinler, Şafak'ın önüne geçmek bana düşmez diye düşünüyorŞafak, bir tür meydan okuyordu. Rodoplu arda kalmadı, "Hadi, gidiyoruz!" "Sen varsan, ben de varım," diye fısıldadı, "Sonuna kadar."

Şafak, baktı baktı, elini çekti. da!" dedi adam. Günay, durdu. pırıl pırıl su döktü!

Kolu Günay'ın omzunda, otomobile yürüyorlarken, "Şöyle bir dur, "Beni kendisine siper etti, çişini yaptı! Evet! Çişini yaptı. Ay ışığında Ilık olduğunu düşündüğümü hatırlıyorum! Sanki ben yapıyordum.

Elimi altına tutabilirdim. Temizliğini yapabilirdim!

şeyin farkında değildiniz! Kümemin elemanları bire bir eşleşiyordu, Şafak'la. 'Bir' oluyorduk. Yepyeni bir sınıf oluşturuyorduk! Ve siz hiçbir şenuz ki, bana! Aptal ve inançsız!" yordu, Son ameliyatından birkaç gün önceydi, çok çabuk yoruluyordu. Tülin yin farkında değildiniz! Biliyor musunuz, bazen öyle aptal görünüyordude, ben de kendisini yormamasını istiyorduk. Ama, Günay konuşmak isti-

Tanrım, bütün bu inanılmaz şeyler bana oluyordu ve sizler hiçbir

bessüm yayıldı yüzüne, alamadı?" diye sordu.

"Bağışlayın," dedi, döndü, "Hele de sen!" İçini çekti, esef dolu bir te"Nasıl oldu da, senin gibi akıllı, iyi bir insan beni zaptırapt altına "Günay'ım, ben senin yanında su dökemezdim ki!" "Doğru!" kıkır kıkır güldü. "Bak, şimdi!" "Bu adam sana duyduğu saygıdan idrardan kesilirdi, kardişim!" dedi, "0 akşam ona bir şiir yazdım. Notlarımın arasında bir yerde olmalı.

Tülin, "Sistit olurdu, alimallah!"

Bir kopyası da Şafak'ta vardır. Tabii, eğer atmadıysa!

sinde. Şafak istedi. İstanbul'un bu yakasını bir türlü benimseyemediğini apartmanın önüne geldik. Durduk.

Sonra, dura kalka, Kilyos'tan ta Üvezli'ye gittik. Çayırtepe'nin de öte-

söylerdi. Sabahın iki miydi, üçü müydü, darca bir sokakta küçük bir mıyorum, çıktık. Bir dairenin kapısını açtı Şafak. Işığı yaktı, girdik. Burnuma 'Omo' kokusu geldi ve hatırladım. Şafak’ın çamaşırları da Omo kokardı. Etrafıma bakındım, orta halli bir memur ailesinin sade döşenmiş, küçük, sobalı, tertemiz bir dairesiydi. Şafak bir kapı açtı, yatak odasıydı. Şafak'ı, bir de o kadar gencecik sevimli bir kız poz vermişlerdi." "Aman, yarabbim!" dedi, Tülin, "Ne zor işler bunlar!" "Değildi," dedi, Günay, "Değildi." Çift kişilik bir yatak, aynalı bir tuvalet masası vardı. Tuvalet masasının 'İniyoruz,' dedi, Şafak. İndik. Üçüncü kat mı, ikinci kat mıydı, hatırla-

önündeki gelin damat fotoğrafında, onbeş-yirmi yıl öncesinin gencecik

nımı evimde istiyorum. Bana ait olan her şeyi seninle paylaşmak istiyorum.' Anlamamak mümkün değildi ki! Ben de onu kendi evimden başka bir yerde göremiyordum!" "Ne güzel bir kız," dedi, Günay Rodoplu, fotoğrafı işaret ederek.

"'Seni, kendi evimde, kendi yatağımda istiyorum,' dedi, Şafak, 'Kadı-

"Tabii öyle olacak," dedi, Şafak Özden.

Ama, ben, öylesine dingin, barışık bir ruh halindeydim ki, gelen karısı nüp,

"O sıralarda bir yerden bir kapı açıldı. Anlaşılan evde biri daha vardı.

olsa da rahatsız olmayacaktım! Şimdi düşünüyorum da, Şafak bana döNeyse ki, gelen eşi değil, kardeşiydi. Sedat, bizi gördü, şöyle bir baktı, Tülin dayanamadı, 'Siz miydiniz, abi?' dedi, 'Hadi, iyi geceler,' gitti, yattı." "Sana da bok yemek düştü, tabii!" deyiverdi. 'Bu benim karım. Öp kumanın elini,' demiş olsa, eğilir öperdim zahir.

bulma! Ben nasılsa orada kalacaktım. Sedat başka türlü davranmış olsa

"Yok, yok," dedi, Günay, inler gibi, "Hiç öyle düşünme, hiç bahane

da, Şafak için kalacaktım. Şafak'ın istediği kokuyu, onun yatağından esirgeyecek değildim. Ne olursa olsun! Ha, ama, uyuyamadım, tabii. Sonrada, dım, eve döndüm. Tıpkı, onun bana yaptığı gibi. Beni eve getirme telaşına düşmesin, sükûnet içinde, kelime yerindeyse, 'demlensin' istedim." doplu'ya söyleyecek lâf yoktu! uyuyuverdi. İtalik’lediğimin farkına vardı, tabii! şafak sökümünden az sonra kalktım, onu uyurken öptüm, sessizce ayrılSöyleyecek hiç lâf yoktu. Ne o zaman, ne de daha sonra, Günay Ro"Ben sana 'Allah'ın belası bir lâf ebesiyim! demedim mi?" dedi ve

V
O yılın haziran ayının büyük bir bölümünde Ankara’daydım. İstan-

bul'a dönmeden bir gün önce, Sakarya Caddesi'ne açılan sokaklardan birisinde, Günay Rodoplu'nun konferansını duyuran afişi gördüm. Siyahkişinin tanıdığı bir adı binlerce kelimenin arasından hemen görmesi gibi reğimin özlemle kabardığını hissettim. Bir gün daha kalmaya, konferansı izlemeye, Şafakla birlikte değilse, İstanbul’a onunla beraber dönmeye karar verdim. beyaz, sıradan bir afişti, normal koşullarda dikkatimi çekmezdi bile, ama bir şeydi. Sanki orada kollarını kavuşturmuş, bana bakıyordu, Günay. Yü-

lemiyordu, tabii. Karşısında belirince, yüzü umduğum gibi sevinçle aydınlandı. Sarmaş dolaş olduk,

Tahmin ettiğim gibi trenle geldi. Adamakıllı solgundu. Beni hiç bek-

için teşekkür ediyormuş gibi bir duyguya kapıldım. Az sonra arkasından inen adamın yüzündeki ifade bu duygumu perçinleyecekti. Kısa boylu, otuz yaşlarında bir adamdı. Özensiz giyimi, tıraşlı yüzü ile hep bildiği bir şey kanıtlanmış gibi sırıttı! Gerçekten, sırıttı! "Hayrola?" telerinden birisi!" Tanıştırdı. nedense, emlak komisyoncularına benzettim. Adam, bize şöyle bir baktı, "Şafak'ın eniştesi," diye fısıldadı, Günay, "Daha doğrusu, sayısız eniş"Beraber mi, geldiniz?" diye sordum, hayretle. "Yok, canım! Trende karşılaştık." "Abla, sizi bir yere bırakayım mı?" diye sordu, Fevzi Özden, yılışık

Sadece karşıladığım için değil, tatsız bir şeye de son vermiş olduğum

"Sağol, canım. Sağol!"

'abla' hitabı, Günay'ın kaderiydi, zaten. Yaşıtları da, kendisinden otuz yaş olan bir kadını bir yerlere bırakmayı teklif etmezdi!) Beni nefret ettiğim lerden bir kez daha sıtkımın sıyrılmasına neden oldu. "Araba var, ben sizi bırakayım," dedim.

yılışık. (Bu defa önyargılı olmadığımdan eminim. Gerçekten yılışıktı! Bu

büyükler de ona 'abla' derlerdi. O değildi yadırgadığım. Ama, adamın bir

ayağının köyde olduğu belliydi ve bence hiçbir köy erkeği yanında erkek bir tavrı, 'maço' tavrımı takınmaya zorladı. Ve tabii bu dayatma ÖzdenGünay, yavaşça elimi sıktı. Erkeklerin 'Denizli horozu sendromu' de-

diği bu tavırları onu çok eğlendirirdi. Fevzi Özden, köylü kurnazı gözlerini kaçırdı, bir yerlere uğraması gerektiğine dair bir şeyler mırıldandı, gitti. "Sen iyi misin, canım? Solgun görünüyorsun." "Uyuyamadım," dedi Günay, "Ondandır." "Çok mu sıcaktı yine?" "Yo. Fevzi ile konuşuyorduk. Sen nasılsın? Forus'lar nasıllar?"

söyledim. mi!"

O ara, masonluğu incelediğimi biliyor, takılıyordu. İyi olduklarını "Ne kötü," dedi, "Hiç konuşamıyoruz bu günlerde! Biliyor musun, bir

suretimi çıkarmak isterdim. Senin yanından hiç ayrılmayacak bir suretilattı. Neden o kadar düşünceli olduğunu o gece trenle geri dönerken an"Dün gece, gelirken, Fevzi Özden anlattı, ben de Şafak'a bir geçmiş

yazdım," dedi, mahzun gibi, kendisiyle alay eder gibi!

Bir süre, öğleden sonraki konferansı tartıştık. Eskişehir’e yaklaştığımızda daldı.

Restorana geçmek istememişti. Yemeğimizi kompartımana getirdik.

suskunlaştı, ışıkları söndürmemi rica etti, simsiyah bozkırı seyretmeye dim. O gece ise, yıllar öncesine, İstanbul'dan başlayan, bir ucu Ankara'da, diğer ucu Pozantı'da biten iki yorgun demiryoluna götürdü onu. Günay için, hipnotik bir etkisi her zaman vardı, bozkırın. Onu bilir-

Odunla, söğüt dallarıyla işleyen dur kalk bir lokomotifteydik sanki. Şevket Süreyya olmuş, aç Anadolu'nun ince ay ışığı altında kabaran, köy evlerini, küme küme ağaç karaltılarını, şurada burada dev sütunlar gibi yükselen servi kavaklarını süzüyorduk! Sağda solda tek tük ışıklar vardı. Kararsız gölgelerden korkan köpeklerin havlamalarını duyduğuma yemin edebilirdim! Az ilerdeki değirmen olduğundan boşalan suların, sert, lığın derinliği içine dağıldıklarını duyduğuna da yemin edebilirdim! "Ne ki, boşa çalışıyor değirmen," diye fısıldadı, "Öğütülecek buğday serin hışırtısının dönen değirmen taşlarının uğultusuna karışarak karanyok! İkinci Dünya Savaşı süresince uygulanan akıl almaz iktisat politikaları ülkeyi kedi, köpek yiyen Yunanistan’dan beter etti! Yirminci yüzyılın re etmeyi düşünebiliyor musun?" Ne demek istediğini hiç anlamamıştım! "Günay Rodoplu, sen Şafak'ı özlüyorsun!" ortasında bir ülkeyi, etliye sütlüye karışmaz bir ev kadını ezikliği ile ida-

Yadsımadı.

kilosu beş liraydı." Duraladı, şet verici, değil mi?"

"Babasını düşünüyorum," dedi, "Yirmi lira aylık alıyordu. Tozşekerin "İki yüz bin lira aylık alıyordu, tozşekerin kilosu elli bin liraydı! Deh-

na'dan kağnılarla getirildiği Ankara'da beş kuruştan azdı! Eli saban tutan ne işlemişti, yine de ateşli bir Paşacı'ydı köy öğretmeni Halis Özden!

Buğday, 1927 fiyatının altındaydı. Yetmiş kilometre ötedeki Hayma-

Özdenlerin tümünün işleyebileceği alan elli dönümü geçmezdi. Bir döBaba'nın, Pulur Köy Enstitüsü'nü 1948’te bitirdiğini, Kore Savaşı'nı

nüm en iyi senelerde seksen-yüz kilodan fazla vermedi! Yoksulluk içleriucun ucun sıyırttığını, teyzekızı İffet’le askerlik dönüşü evlendiğini Fevzi Özden anlatmıştı. İffet, Halis'e, biri kız üçü erkek, dört çocuk doğurmuştu. En büyük oğlan Şafak’tı, onu Sedat ve Şener izlediler.

vermemişti. Tarlalarda, elma bahçelerinde büyüdü Şafak. Alucu kuşburzeydi; madımak da öyle. Yenebilecek her şeyle beslenmeyi öğrendi ama cağını gördüğünü söyledi.

Halis Öğretmen'in maaşı ailesini aç bırakmamış ama birikime de izin

nundan, üvezi muşmuladan ayırmayı öğrendi. Ebegümeci ot değil, sebtevekkülü asla! Günay, beş vakit namazını bırakmayan babasına bakarken Şafak'ın gözlerinin hırsla çelikleşeceğini, ölümcül bir öfkeyle sarsılağunda, Milli Şef’e de, Meclis'ine de şovenlere var gücüyle karşı durdu," dedi, "Kuranların değil, eski yazılı belgelerin toplatıldığını iddia etti." yeni yazı hızlansın!" "Erzincan'da Kuranların toplatıldığı haberi Gümüşhane'de duyuldu"Ne yapsın hükümet?" demişti, Halis Özden, "Eski yazı toplatılsın ki, "De ki, öyle," diyorlardı, 'sapık fikirleri savunanlar, "Ku-ran'dan baş-

ka eski yazı var mı ki, evlerde?"

"eskisi zordu, bu kolay" diye alınan alfabenin, '48'e gelindiğinde yüz kişiden otuzunu ancak okur-yazar edebildiğini düşünmüyordu bile. tövbeye zorlayan dayatmanın şiddetini düşünebiliyor musun?" Ve Halis Özdenler Türkçe ezanı dahi kabulleniyorlar! Adamı secdede lundaki sandığı yok ettiğinde vatana hizmet ettiğini düşünüyordu, Halis saklar kalkmasın diyenlerin oylarını yok edecekti!) 1950 seçimlerinde Demokrat Parti kazanır korkusundan kendi oku"Yirmi yılda gelinen yer sadece yüzde otuz! Düşünebiliyor musun?

Beyin yıkama faaliyetinin başarısı tam olmuş olmalıydı ki, 1928'de,

Öğretmen! (Daha sonra, referandumda, oğlu Şafak Özden de, siyasi ya1954'te Demokrat Parti tekrar kazanınca, dış güçlerin iktidarlar ya-

ratan kudretlerinden dehşete düştü. 1975'te, milletin aklının başına gelmeye başladığına sevindi. 1960'ta CHP + Ordu iktidar formülüydü; elleri patlayıncaya kadar alkışladı!" "İngiliz albayına posta atanan Hintli parya," diye, hatırlattım.

yor, tersine, aylıkçı olup bize katılmaya çabalıyor. Sözümüzü ikiletmezler, izimize basarak gelirler götürdüğümüz yere! 'Hatırladın mı?" "Elbette," dedim.

"Öyle," dedi, "Ama, Esendal biliyordu! 'Okuttuklarımız kavga aramı-

"Gümüşhane'de kar damları aştı. Evlerin tahta kapılarını zorlayıp açtılar,

"1963 kışı yaman oldu," dedi, Günay, gözlerinde tuhaf bir pırıltıyla,

tünel kazdılar. Tüneller komşularla buluştu. Tahta kapıları olanlar böyle yaptılar. Tahta kapıları olmayanlar, toprak altında yaşayanlardı. Onların barınakları daha bir muhafazalıydı, ortaya kazılı tandırın dumanı odayı yer duvar yalayıp ufak baca deliğinden süzülür giderken, sıcacık olurlardı. İs kokusu, tezek kokusuna katılır, derilerine sinerdi insanların. Şubatta bir gün, Bayburt Süvari Taburu'ndan bir kıratın bacağı bu barınaklardan birisinin içine kaçtı. Ne olduğunu anlamaya çalışırlarken, yeraltından bitiverdi insanlar. Atlının anlamadığı bir dilde çığrışıyorladı.

Kumandan bağırıverince, sindiler. Atlı kendisine çekidüzen verdi, hayva-

nın bacağı sarıldı, çekip gittiler. Arkalarından, damı göçen evden, beddua yükseldi." Birden hatırlamıştım, bir başka romanından bir pasaj tekrarlıyordu! "Kar tonlandıkça tonlandı," diye sürdürdü, "Buz sarkıkları birken iki,

ikiyken üç bilek kalınlaştılar. Baharda eridiklerinde on bir ev göçtü. Olağandı. Eriyen kerpiç duvarlar suyun daha da ağırlaştırdığı tavan toprağını taşımazdı. Şafak, döşeğinin boyundan büyük toprağın altında kaldığını ğildi. Nisan yağmurları da bitmek bilmedi. Sonunda, bezdi, yatıştırmak için bir de gerekçe buldu, 'Oğlun gelecek yıl ortaokula başlayacak.' gördü. Göçüğü izleyen on gün okula gitmedi, toprağı kaldırmaya yardım İstanbul'a tayinimi isteyeceğim,' dedi, Halis Özden. İrkilen karısını

etti. Akrabalarda gecelediler. Toprağı kaldırdılar ama ev onarılır gibi de-

düştü. Ege'de üzümler sıcaktı, kiraz bitmek üzereydi, çilek ancak reçel rinin diplomalarını dağıttı. Ailesi’ni topladı, yola koyuldu."

Bir yıl uğraştı. Ertesi yıl, Gümüşhane'nin son karı haziranın ilk günü

olurdu; İstanbul'da erguvanlar yerli yerindeydi. Halis Özden, öğrencilene zincirli tutukluların tökezlemekten ve tökezletmekten sakınan adımlarıyla, darmadağınık ama sımsıkı bir dayanışma içinde indiler. Molla Günay, Sirkeci'deki hallerini gördüğünü söyledi. Trenden birbirleri-

Ramazan'ın torunuydu, Şafak, mahşer nedir bilirdi. Eminönü'nden halat zehirli tütsüydü. Gökyüzü mavi değildi. Güneş pekâlâ Batı'dan da doğmuş

alan Adalar vapurunun düdüğü, İsrafil'in sur'ası olabilirdi. Kâfirleri sarhoş edecek duman egzoz gazlarının İstanbul'un sıcak buğusuna belenmiş olabilirdi. İşte insanlar kabirlerinden çıkmış, "özleri dönmüş çekirgeler gibi dağılmış" koşuyorlardı. Her cins, her biçimdiler. Zinadan yeni kalkmış kadınlar, "gömgök" gözleri, çıplak kolları, ak göğüsleriyle ortadaydınım, sol omzundan "Al oku!" diye uzatılacak günah listesini bekledi. Sonunda o da oldu, kendisine yol açmaya çalışan bir hamalın sepeti omlar. Sağır edici gürültü, Dabbetülarz'ın homurtuları olmalıydı. İffet Ha-

zuna vurdu, "Destur!" diye bağırdı, adam. İffet Hanım'ın korkudan canı çekildi, bacakları eridi, kucağındaki Sedat'ı istasyonun betonuna fırlattı, az berisine, kondüktörün ayaklarının dibine de kendisi yığıldı. Kondüktör yana atıldı, peronuna babalarının çiftliğiymiş gibi yayılan

yığına midesi bulanmış gibi baktı, helaları gösterdi. Kadınlar helasının ağzına geldi İffet'in. Dar kaçtı. "Zıkkım iç!" dedi Şafak'a.

duvarları fayans kaplıydı. Akseden, eğilen bükülen gölgelerden yüreği Bir iki vızıldandı, sonra hurcun üstüne kıvrıldı, uyudu çocuk. İsmet Görüntüler çok canlı olmalıydılar. Gözlerini yumdu, Günay. Farkına varmadan o transandantal havaya girdim ben de! Günay’ın

Özden'in babası gelip toparlayıncaya kadar ilişmediler.

uzandığını, Şafak'ın toz içindeki hurcun üzerine kıvrılı çelimsiz gövdesiçamurladığı öfkeli asi yüzünü okşadığını görüyordum. Sevdiği adamın nüstü zeki olduğuna inandığı çocuğun ruhunda yapacağı tahribatın kaçılar bana dayanılmaz bir acı veriyordu! Gülümsüyordu. caman açarak. "Allah aşkına bırak! Bütün bunlar doğru değil!" diye bağırmışım! "Neden ama!? Gerçek olmadığını bile bile neden?!"

ni, terden sırılsıklam sarı çocuk başını, yanaklarından süzülen yaşların çocukluğuna bakarken, burnunun direğinin sızladığını hissediyordum. nılmazlığının acısının yüreğini kavurduğunu biliyordum. Ve bütün bun"Değil," dedi, sakin sakin, "Dedim ya, Şafak'a bir geçmiş yazıyorum!" "'Gerçek' değil mi, sahi?" diye sordu, hüzünlü gözlerini kocaman koÇocuk Şafak'ı bekleyen dünyayı, bu duyarsız, bu sevgisiz şehrin olağa-

Susmak zorunda kaldım.

garistan göçmenlerinin faciasını, birkaç göçmenin daha az ya da farklı

Gerçekten de, Sirkeci'ye inmiş olup olmamaları ne fark ederdi? Bul-

dım,

türden eziyet çekmiş olmaları değiştirir miydi? Yine de kendimi alama"Kibele sendromu!" diye söylendim, "Diana haklı! Seninkisi, Toprak

Ana sendromu!" (Bunu da daha sonra anlatmak durumundayım!) Şöyle bir baktı, başını salladı, den görmüyor?" diye mırıldandı.

"Senin kadar akıllı bir adam, benim nihayet bir kadın olduğumu ne-

Enişte, seyahat nedenini "İmar'da bir işimiz var da," diye açıklamıştı. Çayırtepe'de dayıoğlu İsmet Özden'le ortak bir Yeminli Özel Teknik Büroları vardı. "Bu günlerde herkesin işi İmar İskân'la," dedi, Günay. "Sen niye gidiyorsun, abla?" sorusunu, "Bir panel var da," diye geçiştirdi. "Rakı içeriz değil mi?" Teklifinin nedeninin, Duran'ın dükkânındaki "İçeriz," dedi, Günay, "çiğlik etmemek için."

Ne ki, büyüyü bozmayı başarmıştım. Fevzi Özden'e döndü, Günay.

imza gününde viski içtiğini görmüş olması olduğu belliydi,

sü Matematik Bölümü mezunu olduğunu; öğretmenlikte para olmadığı de bu Yeminli Büro işini kurduğunu, işlerinin "Allah şükür" iyi olduğunu anlattı. "Bir de, şu seçimleri kazansak! Bizim Şafak çalışıyor ama bakalım!"

Bir süre dağdan tepeden konuşmuşlardı. Enişte, Gazi Eğitim Enstitü-

için bir yıl kadastro kursu gördüğünü, sonra da "Özal amcamız" sayesin-

zinledi, canı sıkıldı Günay'ın. Enişte, Şafak'ı görüp görmediğini anlamaya, kaynaklanan bir öğrenme istemi değildi bu. diye düşündüğüne bahse girebilirim!"

"Bizim Şafak" tonlamasında senli-benlilikten öte bir küçümseme se-

aralarındaki ilişkinin niteliğini kestirmeye çalışıyordu. Ne ki, ahlaki kaygılardan, Şafak'ın eşinin gururunu ya da yuvasını koruma isteminden Biliyor musun, Şafak'ın dalgasıysa dokunulmaz, değilse bir yoklarız,

rak.

"Mümkündür," dedim, adamın sabah bana nasıl baktığını hatırlaya"Şafak'a saygısızlık etti," dedi, Günay, "Ben de seyirci kalmak zorun-

da kaldığım için ihanet ediyormuş gibi oldum." olduğuna gerçekten inanıyordu, aptal!

algılanmaya, her türlü aşnafişna girişimine karşı mutlak dokunulmazlığı "Belki de, haksızlık ediyorum. Haberi bile olmayabilir." Adamı, kendisine ilişkin tavrı dışında da sevmemişti, Rodoplu. Şa-

Kendisine edilen saygısızlığı hiç düşünmüyordu, çünkü kadın olarak

fak'tan küçüktü Fevzi Özden, ama daha şimdiden hiçbir şeyin memnun

edemediği insanların müzmin ekşiliği sinmişti yüzüne. Hiçbir rejimin ona kümetinden şikâyeti kapitalist ihtiraslarının yeterince tatmin edilemiyor olmasından ibaretti. "Eşitsizlik"ten yakınıyordu ama gerçekte yakındığı kendisinin yararlanamadığı eşitsizlikti, "Şimdi biliyor musun, bu Kürt var," diye anlatmıştı,

uygun olamayacağı belliydi. Marksist olduğunu söylüyordu ama Özal hü-

man'a, araziyi ormandan çıkaralım, diye... Vallahi, abla, be, sefil oldum bu

"Herif Tuncelili Kızılbaş. Biz yıllardır Ankara'ya taşınıyoruz, Or-

yollarda, be! Git gel, git gel! Harcadığım paranın haddi hesabı yok! Biliyor musun, nasıl rüşvet yiyor o memurlar! Adamın dosyayı ellemesi yirmi bin lira! Eskiden de yerlermiş, ama bu Özal ekonomisi mahvetti milleti! tımdır, dedi, çıktı! Orman arazisine, benimdir, diyor, iyi mi?! Biz bu kadar veriyor Alevilere! Kâmran İnan'ın ada-mıymış neymiş," minse,' dedi." çilesini çekmişiz! Ama, bak, Şafak onu tutuyor ama bu Baykal çok yüz Alevi olmadığını düşündüğümden. Ânında vazgeçti iddiasından. 'İşte kiTuncelili değil de, Fevzi Özden tarafından "değerlendirilmeliydi". Günay'ın anladığı, ormandan çıkması gereken bu arazi söz konusu "Kâmuran İnan'ın olamaz," dedi Rodoplu, "Bildiğimden değil, İnan'ın Bu Kürt, şimdi, bizim uğraştığımız araziye benim arazimdir, şahsi ran-

İsmet'in (İsmet Özden) babasının Sul-tanhanımlı'daki gecekondusuna misafir olduğunu anlattı. "Tekrar oturdum. Yükünü tuttuğu- tepe'de. "Bir yeri zapteden Osmanlı paşası gibi bir tavır sanki bu. olması dikkatini çekti. Günay. ayıptır söylemesi. Sultanhanımlı'ya gelen ilk Gümüşhaneliydi. Sivaslılardan sonra en büyük nüfusu oluşturuyorlardı. Onlara bir tür kıyak yapıyorsun. eski mülkiyet 'düşüyor' sanki. Özdenlerdi. hemşerilerinle. 'Çayırtepe'nin yoksul halkının 'evAdamın ıslak gözlerinin. güttüğü iddiası. Bu arada da.lendirilmesi' amacını. "Biz çok sefillik çektik." enişte." dedi. "namussuzlar". Tepeden tırnağa su toplamış bir Şafak tasvirinin ardındaki örtülü düşmanlığın nedenini düşündürdü." guları yüzümden okumuş olmalıydı. Halis Özden'den bahsetmeye başladı." dedi. haklı olarak artıdeğer kaKalkmaya hazırlanıyordu ki. Bugün artık Çayırmanlara kadar ANAP'lı. zafiyet geçirdi!" Şafak anlatmadı mı sana? Çocukluğunda sıskalıktan. fetihle beraber ortadan kalkıyor. Çırpıcı. Salih Çırpıcı da ANAP'tan delegeydi. "İlginç olan. "Sıska" kelimesini timpanitis. eşinle dostunla paylaşıyorsun. Günay'ın. anlamında kullanıyor Halis Öğretmen'in. Son za- . Sonra da. sürekli sırıtmasının uyandırdığı nahoş duy"Tuhaf bir şey. istiska hastalığı. yani ailenle. İstanbul'a yerleşen ilk küsü. Günay'ın bu konuda "Halis Amca'nın buraya nasıl geldiğini bir bilsen! Ne sefillik çektiler! hiç kuşkusu yoktu. Zaptedilen yerin mülkiyeti. Şafak'ın öynu gören hemşerileri onun peşinden akın etmişlerdi. sen onu büyük bir gönül yüceliği zanıyorsun. şimdilerde de DYP'liydiler. ile başkaları. Şimdiki muhtar Salih Çırpıcı'nın hısımlarıydılar. bunun yüce bir amaç. İsmetler. be abla!" diye başlamıştı. Salih Çırpıcı ile başlıyordu.

evcikler kondurdu. artık sayıları katlanarak göçen hemşerile- . Salih Çırpıcı. ratmaya girişti. kiracı sayısı beşe çıktı. 1965 hava fotoğrafları ile tespit edilecek gecekondu yoğunlaşmalarını "ıslah bölgesi" içine almayı ve tapu vermeyi öngörüyordu. Gümüşhanelilerden oluşan küçük bir imparatorluk kurdu. inşaatta ça- "Çok makul. sadaka verirsin. "demişti. Ankara asfaltını kuşbakışı gören tepeye ikişer göz rinin kimine sattı. karısı ve ikisi kız altı çocuğunu getirttiğinde. sonra. Fevzi Özden'in bir yandan Yeminli Büro lışmaya gelen Salih biraz da memlekete benzediği için oraya yanaşmış. Kendisine şu ya da bu şekilde borçlu seçimlerinde muhtar oldu. Fevzi Özden. mahallenin gelip dayandığı ormanda dikkati çekmeyecek kadar küçük yangınlar çıkarmakla başladı. İstanbul'a. İşe. kimine kiraladı. varyemez!" "Bırak abla. ev sahipliğine başladı. Bu aşamada inşaat ameleliğini tümüyle bıraktı. bu o zamanlar baremin ikinci derecesindeki bir devlet memurunun kazancından daha fazlaydı. itfaiyenin gelmesini gerektirmeyecek boyuttaki yangınlar birer Yapılması gereken şey belliydi: Çırpıcı yepyeni bir "ıslah lekesi" ya1966'da yürürlüğe girmesi beklenen Gecekondu Af Kanunu tasarısı. öte yandan "Halkçı" olduğunu düşünerek. adını Atatürk Mahallesi taktı. üç oda daha eklediği kondusunda. İlk hamlede Sultanhanımlı'dan ötede. "üçkâğıtçının biri! Kapına gelse eline 1960'ların başında ormandı Sultanhanımlı. Bir yıl 1963'te.işinden köşeyi dönmeye çalışırken. Günay. daha o zamandan dolu ormana bir kondu da kendisi yapmıştı. Maltepe'de yeni yeni palazlanan sa- nayi bölgesindeki fabrikalara koyduğu iki oğlunun getirdikleri yüz elli- şerden 300 lira da eklenince aylık geliri 1000 liranın üzerine çıktı ki." dedi. ayda seksener lira aldığı iki kiracısı vardı. ormanın kıyısında. öyle de cimridir. "sağcı" kalmalarının daha namuslu olduğunu düşünüyordu. Dünyalıklarını sağcı iktidar döneminde yapanların. On beş yirmi günde bir çıkan. Adalet Partisi ilçe başkanı ile oy pazarlığına oturdu. Bu evleri.

lağım açıktan akıyordu. Islah Lekesi'ni bir milimetre büyültmenin fiyatının yüz binden başladığını öğrenince. Oysa. Salih Çırpıcı. Beykoz'a. soluğu Ankara'da. İlçe Başkanı ve partililer karşıladılar.ikişer dönümlük yer açtılar. Mükellef bir öğle yemeğinden sonra gecekondu mahallesi gezildi. GIB sınırlarından sorumlu belediye meclisi üyelerini araya koydu. dualarla ayrıldı. Üstelik. Bir tapu. Bu defa da ara kademe olan İstanbul İl İmar Mü- . "Orman"da aldı. "Aman. Seksen altısını sattı. suları yoktu. İl müdürün kimin nesi olduğunu araştırmaya girişti. Altı ay içinde tam 186 konut üretti. ormandan çıkıp belediyeye ya da Hazine'ye devredilse bir da aldı. bu gidişle hiç olşeyler yapılabilirdi. Yetmiş beş binde anlaştılar. gecekondu inşaat müfrezelerinin başına getirdi. lete inanamadı. Salih Çırpıcı. meskûn dar daha olduğunu da belirtti. söz konusu arazinin orman olmadığı gibi. "her ne kadar orman bölgeolduğunun tespit edilebilmesi için" durumu yerinde görecek "orman komisyonu" talep etti. gerisini finanse etti. bölgenin bağlı olduğu Adapazarı'ndan geldi. oğullarını fabrikadan çıkardı. İlçe Başkanı'nı yasi olarak kayıtlı ise de. bir o kaOrman Komisyonu. Artık iş Mesken Gecekondu İşleri'nin bu haritalar üzerinde saptayacağı Gecekondu Islah Bölgesi (kısaca GIB diyorlardı) sınırlarını denetlemeye kalıyordu. nına taktı. Muhtar ne olursa senden olur!" diye yalvarmaya başladı mal Harita Genel Müdürlüğü'nün uçakları göründüğünde Çırpıcı Mahalmayacaktı çünkü arazi bürokratik bir ihmal nedeniyle hâlâ Orman'a ka- sahipleri. Muhtar. Komisyon başkanı gördüğü sefarın yolları yoktu. Bayındırlık onayı şarttı. zahmetinin karşılığını lesi kapkara bir ıslah lekesi oluşturmuştu bile. Komisyon başkanı hak verdi. bir de imar alsalar elde edecekleri rantın dokuz sülalelerine yeteceğini biliyorlardı. Anadolu'nun yoksul köylerinden gelen bu zavallı insanlaÜmraniye’ye ulaşabilecekleri vasıtaları yoktu. hatta yıtlıydı. 'O zamanın parasıyla' elli bin lira dağıttı. partili Meclisi yeni sınırlı GIB'ı alelacele onayladı ama iş bununla bitmiyordu.

"Zurnanın dükkânlarının önünden. gözleriyle görmeye davet etti. sonunda İmar İskân Genel Müdürü'nün "bir çayını" içmeyi başardı. Oğlanlar. büyük kızının büyük oğlunu okutuyordu. su kullananın" devrimcisi olduğunu keşfetti. Altı ayda sevk edi- diyesi Mesken Gecekondu İşleri Müdürlüğü'ne gelmesi üç ayı buldu. bir buçuk ay içinde Ankara'daydı. Ailede onların dilinden anlayacak okumuş birinin olmadığına ilk kez hayıflandı. üstelik daha da harcayacaktı. Sultanhanımlı İlkokulu öğretmeni. 'para yemeyen vermeyi önerdiler." dedi. Fena halde canı sıkıldı. Salih Özden peşinden gitti. GIB'ın "bu haliyle" tasdikleneceği sözünü aldığında tam iki yüz bin lira harcamıştı. Görmediği milletvekili bırakmadı. belediyenin ve devletin yapması gereken hizmetlerden kısmetlerini. Sonuçta. "Sayın Müdürümü" yoksulluğuna kanacak kadar saf değildi ama Çırpıcı'nın örgütlediği ezilSamanpazarı'ndaki Uzun Palas Oteli'ni tam bir ay mesken tuttu. üstelik AP'li bir muhtarın lecek evrak. İnsan sarrafı burnu. paylarını alamıyorgelmeye. Planlanacak ana cadde güzergâhının kendi tiydi! Sıradan memurlar değil ama MGKI Planlama'nın genç mimarları Bakanlık onayının yine İl İmar Müdürlüğü aracılığı ile İstanbul Bele- aşa bağladığı kurnaz bir odacıdan günaşırı bilgi alan Muhtar. oğullarına. kıraathanelerinin kıyısından dolanması hayaürkütüyordu. Fukaralık ayıp mı. Çocuğun karnesi baştan aşağı zayıftı. Solcu oldukları söylenen bu büyük grubun içinden düştü. en ezilmiş haliyle karşısına dikildi. hemşehrisi Halis Özden'le böyle tanıştı. beyim?" diye boynunu büktü. terslendi. lar. Çırpıcı. Muhtarı. ile konuşmaya karar verdi. adamın "toprak işleyenin. Mazırt ettiği yere geldik. Torunları aklına Halis Öğretmen. Üstelik ikinci senesiydi.dürlüğüne taşınmaya başladı. öğretmeni . matluba uygun birini bulup yanaşmak zor işti. adam' kokluyordu. bir köşede sıkıştırı"Çırpıcı Mahallesi'nde yaşayan insanların hiçbirisi. Müdür. miş halk gruplarına dayanamadı. Muhtar. 1/1000 ölçekte parselasyon ıslah imar plânı yapılacaktı. işlemleri hızlandırdı. onları okutmaya karar verdi.

İlçe Başkanı ne etmiş etmiş." diye mırıldandım. Uygun zamanı kolladı. Halis Hoca. tapuları ayağına gitti. bu Köy Enstitüsü mezunu. soruşturmayı öğretmenlerin klasik cevabı. yordum. Ama o da olacaktı inşallah. Usta bir şehir plâncısı edasıyla. Ödemeye gelince. ıslah plânı bitmek üzereydi. memurluktan almış. AP'lilerin arasına girmek istemeyen Halis Öğretmen'in tapusu cuklarının gırtlağından haram lokma geçirmemiş olmakla övünürken. Halis Öğretmen'in gerçekten etkilendiğini fark ettiğinde baklayı ağzından çıkardı. Seçimlerden bir ay önce. koca mahallenin nasıl geliştiğini anlattı. "O kolay! "dı. Halis Özden. Türkiye'de "Bilmiyorum. ekimde. hemşerilerinin elinden tutmuş. "Bilemiyorum! Günümüz suçlularının ar- . 'kravatlı-mücrimler' denilen yeni sınıf olduğu.çalışmıyor'la karşıladı. çamurdan kur- tarmadan ölürse gözü açık giderdi. Kiradan kurtul. Bu sınıf. sularını bağlatıp. Çırpıcı Kıraathanesi'nde isim çağırarak bizzat dağıtmıştı. bu devletin bile beceremediği bir işti! Bu insanlara tapularını vermeden. "Sana şurada bir ev ayarlayalım. Yıllarca çalışmış. Halis Özden'in ço- Islah plânının tamamlanmasında Muhtar Salih'in gayretleri kadar 'ekonomik cürüm'e suç ortaklığı ettiğini hiç bilmemiş olduğunu düşünütık karanlık köşe başlarında kurbanlarını bekleyen şarapçılar değil. herkese başını sokacak bir ev bulmuştu ki. inatçı Alagöztepesi'ne çıkardı. gecekondu tapuları dağıtılmaya başlandı." dedi Günay." 1969 seçimleri de rol oynadı. doğru. Üzerine gitmedi. Salih Çırpıcı. "zeki ama Halk Partili'nin iflah olmaz bir ülkücü olduğunu kestirdi. "Mafya denilen şey bu olmalı." dedi. dünyanın parasını dökmüş. Halis Öğretmen'i Çırpıcı Mahallesi'ni gören "Ben geldiğimde buraları bomboştu.

" dedi. Anlasana. öyle olmadı. 1960'ta. yani? Konut. kompartımanın penceresinde lece durdu. Ama. öyledir!" gülü3. bu sayı yüz binde 159'ken. "Bilir misin. "Bir ülkenin gelişmişliğinin yordu. başını önüne eğdi. bir simit satabilmek için gecenin o saatinde "Bütün bunlar doğru da. "0 akşam sana parçası olduğunu düşünüyordum. "Türkiye'de." dedi. cezalandıracak hâkim de yok!" dalavereye dönüşüyordu. Geri kalmış ülkelerde kibarlaşıyor. İstiklâl Caddesi boyutlarında yüzlerce sokağın kaldırım taşla- . onun anlattıkları ve kendi ilavelerinin ihtiyacın olmayan bir şeyi çalman halinde geçerli olduğu da doğru. Bir süre Eskişehir garını. Sitem dolu gözleriyle şöyle bir baktı. Bu insanlar da köylerden Orada. Kalküta'yı hatırladım. "Ama. bunları mahkemeye çekecek savcı olmadığı gibi. Bu kirlenmişlikten Şafak Özden'in de payını alması gerektiğini düşünüGIB'ları.660'tı!" koşuşturan çocukları seyretti." İçini çekti. doğaldı da. yakılan ormanları anlatırken. 'üst sınıf bilinci' olduğunun farkına "Ne vardı. dünyanın her yerinde köylerden şehirlere vardım. Dahası.İkinci Dünya Savaşı ile türedi. Şafak'ın bütün bu faaliyetin bir "Pek de öyle değildi. olmak istediği her şeye ters düştüğünü düşünüyorgeçen insanların sorunudur." dedi. Federal Almanya’da "Nereden de bilirsin böyle şeyleri!" "Ne bileyim. İslâmiyet'te hırsızlığın ancak Fevzi Özden ile yediği yemek. rını yastık edip uyuyan insanları görmüştüm. bana bir yıl kadar sonra. Bu defa da dayanılmaz bir utanç duydum! Şafak'ı suçlamamın dum." dedi. yordum ama. ince bir ölçüsü de yıllık 'ekonomik cürüm' sayısıdır? Vallahi. öyardında yatanın 'seçkincilik' değilse." Günay'a yine de bir tür kirlenmişlik duygusu vermiş olması kaçınılmazdı. yüzü belirdi. "Deliyim zahir!" Günay'a göre bu.

gecekonducuların İstanbul'da yaşamaya hakları olmadığı şeklindeki duygularını mutlaka açık ediyorlar. Bir Necati Eczacıbaşı. Kennedy olmuyordu. Oysa. caddelerde kamp yapıyorlar. . Mesele. neden?" Düşündükçe. kendi evlerini devletten çatıyı örtünceye kadar uzak durmasından başka bir şey talep etmeksizin yapıyorlardı. Toprak hemen her zagecekondunun dünyanın en ucuz ve en becerili sosyal konutu olduğu üreten. olduğunun bilincine varmaya davet ettirmişti. Oysa. çello dinleyecek ya da sergi gezecek hali yoktu.göçmüşlerdi ama parklarda. Rockefeller’lerinin nasıl yetiştiklerini "Bir nokta geldi mi. Her taraf öbek öbekti. Türkiye'de. Bak dikkat et. yani Salih Çırpıcı olmadan. Yetersiz malzeme ve işgücüne karşın bir gecede konut lamıştı. Ve tabii. Şu farkla ki. Salih Çırpıcı'nın ya da Fevzi Özden'in kirdi. lahmacunun şehri işgal ettiğinden yakınan Ali Sirmen'in yazılarında da. gecekondu yıkım kelimesi ile eşanlamlıydı. Öyle baktığımda. kendisine. Nesnel olmak gerekirse. ne siyasal ne de ekonomik cürümde bir Eczacıbaşı ya da Koç. Soğukçeşme Sokağı'nın ortadirek evlerini Fransız 'boudoir'larına çeviren Çelik Gülersoy restorasyonunda da. para arayan babaların boş zamanlarında uyandırdığı duyguyu uyandırmıyorsa nedenini sınıfsallıkta aramak gereviski kaçakçısı Joseph Kennedy. kendimi bildiğimden masının nedeninin. pisliyorlardı. aynı yerde yiyor. herhalde Çırpıcı'dan aşağı kalmazlardı. hatırlatmıştı. bu müthiş ve yapıcı enerji kanalize edilebilir. tersine. uyuyor. çeşitli biçimlerde ortaya çıkıyor bu duygular. saygın John Çağdaş Batı'nın Iococolarının. her şeyin devlet babadan beklenildiği inancının man kamu arazisi. Ortaköy'ü gift shop'lara boğan gelişmede görebilirsin bunu. trilyonları geçen beri. Esas meselenin bir tür sınıfsal 'estetik' meselesi egemen sınıflar. tren istasyonlarında. siyasi tercihleri ya da meslekleri ne olursa olsun. içiyor. Salih Çırpıcı'nın temsil ettiği dünyayı bu denli itici bulyatırımın ziyan edilmemesi sağlanabilirdi. Türkiye'nin sınıfsal yapısı olduğunu anlamaya başsöyleyebilirdim. bu insanlar da neticeten 'kamu'ydu.

'demopedi' yani 'ayaktakımı'nın idaresi olduğunu an"Aydınlar"a gelince. benim gibi. onlar. köylerine dönmeye tercih ettiklerine inanamadılar! Şehre taşınan kadının belini büken tarla işinden kurtulduğunu. radyo ve televizyona kavuştuğunu. bu toprağa yakışmıyor! Hele de İstansa. köylerinde boşaltılan yerlerde uygulanacak debdebeli şehir plânlarını çiziktirmeye tutacaklardı. uğruna canlarını vereceklerini haykırdık- . Gözlerini kapatırlarsa. İş dönüp dolaşıp. Olmadı. sosyal silolara tıkıp. Bu defa da. pipo dumanından boğulacak hale geldiler. giriştiler. çocuklarının değilse bile torunlarının Şimdi de. Ama nedense kimse. sınıfsallığın nicedir devlet politikası anca yeten bir memurenin Çırpıcı'ya muhatap olmak durumunda kaldı- bul'a hiç yakışmıyor! Gecekonduculara açıktan açığa 'barbar' denmiyor- olduğunun işaretinden başka bir şey değil. yükselen sesi. elektrik. şeylerini tehdit ediyorlardı. tabii bayağı. Ve tabii. "Farkında mısın. onlar da olmadık yüksekliklerde maydanoz bahçeleri yaşehirlilerin duyduğu aşkı duyamayan köylüler daha haritalar bitmeden doluşuyorlar. tabii açgözlüyları demokrasinin. küstükçe küstüler mimarlar!" dedi. kelime moda olmadığı için. Anadolu'nun yerlisi. yine 'bürokratlar devleti' meselesine geliyor! Köylüleri ne yapıp edip. 'kanunsuz' yerleşimi önleyecek yıkıma.aynı mesele. Toplantılar. onlar kadar 'küs' bir başka meslek grubu yok gibidir? Ne yapsınlar? İrkilerek seyrettikleri gecekondu mahallelerinin sakinlerinin. pacak kadar açtılar!" göz önünden kaldırmak istedikleri bu insanların fikirlerini sormadı! Oysa. Tabii eğitimsiz. edebiyatından yönetimine kadar her düler. sempozyumlar birbirlerini kovaladı." üniversiteye gidip sınıf atlayacağı umudunu görmezden geldiler. güzelim plânları ölü belgelere çeviriyorlardı. olmadılar. müziğinden mimarisine. Yoksa. maaşının tümü bir eteklik almaya ğında ekşiyen yüzü. bu 'gettolarda yaşamayı. gecekonducular yok olacaklardı sanki. Bir kusuru daha vardı rengârenk haritaların: Bire iki veren toprağa "Karardıkça karardılar.

. Az sonra uyuyordu. başını koluma dayadı. Deniz göründüğünde henüz uyumamıştım. nerde kalırsın? Her yüzüne güleni dostun sanırsın. "Yerin yok. gurban. yurdun yok. gurban." nereye oturttuğunu düşünüyordum. konferansı. da! Şafak var!" Az sonra da kapandı. Şafak'ı Kıvırdı. acı acı! "MastürbasAskerlikte öğrendiğim bir türkü vardı. Söz verdim. onu mırıldanmaya başladım. ne yazık (!) ki. Melih Cevdet'in de Fevzi Özden’in de birer oyu vardı ve Fevzi Özden’ler çoğunluktaydılar! yondan digayri bir şey değildi!" "Ve ben 'konferans' vermeye gidiyordum!" dedi. "İyi edersin. Ben ise. dostun sanırsın!" Hak etmiştim! "O kadar da değil. tabii.lamak zorundaydılar. nerde kalırsın. sabah Şafak'la kahvaltı edeceğim." dedim "Ben biraz uyuyayım. Evet. bütün bu yoğun düşünce selinin içinde.

Ben gerilerde bir yer buldum otur- . Banyodan dinlenmiş çıktı. saat ikide. Biraz zaman ka- uçtaki konuşmacı masasına yürüdü. Günay'ın kalabalıkların insanı olmadığını söylemiştim. Kendi demesiyle 'kocaman' bir kahvaltı yaptı. Kapıda göründüğünde dalgalandı kalabalık. Yardım Sevenler binasındaydı. Sıkılacağına muhakkak gözü ile bakıyordum. Ama. Yol açtılar. üst üste birkaç derin nefes aldı. düşündüğüm kadar sıkılmadı. Günay. Onu ağırlamaktan mutluydum.VI Fevzi Özden'den ayrıldıktan sonra eve gittik. Kürsüye vardığında yine de hafifçe sinirli gibiydi. öteki dum. İstanbul’da hep tersi oluyordu çünkü. Günay'ın şansına su akıyordu. Kapıdaki yığılma salonun dolu olduğunu anlatıyordu. Az ilerde bekleşen bir grup Müslüman delikanlı tanıyan gözlerle baktılar. Konferans.

Bu tarife göre. açgözlü ve çıkarcı bir yaratıktır. doyumsuz arzuçoğunu istekleriyle karşılaştırdığında kısıtlı olan kaynakları nasıl kul- öyle hareket ediyor olmasını bir veri olarak kabul eder. Şimdi. 'İnsanoğlu yaradılışı itibariyle. Tabla arandı." işareti yadı." lar mı acaba? Bilim.' 'Ekonomi' bilimi insanoğlunun maddi çıkarına nasıl uygun geliyorsa olan.zanmak. aksiyomlar üzerine bina edilir'Ekonomi' biliminin temel aksiyomu 'homo economicus' yani 'eko- nomik insan'dır. "Bilimler aksiyomlar üzerine kurulur. Böyle olduğu için." Öğretim üyesi olduğu günlere dönmüş gibiydi. Aksiyomların değişmesi halinde o güne kadar 'bilimsel' olduğu iddia edilen edinimler işlevlerini kaybederler. tüketim kavgasında nasıl başarılı . Hemen bütün eller yu"Güzel. "Onun için mi diye tanımlanan 'ekonomi' biliminin kendisini tartışacağım. sonsuz istekleri ları ile cimri bir doğanın arasında kalır ve uyanık geçirdiği saatlerinin lanması gerektiğine karar vermeye ayırır. Görevlinin yüzünden bilhassa konulmamış olduğu belli oluyordu." diye başladı. İtalik’lemeye başladığını hemen gördüm. Günay da anlamış olmalıydı. sigarasını. biraz da kendisini yüreklendirmek ister gibi. İnsanın tarifidir. 'insan tanımlaması'dır. hafifçe öne eğildi. yaptı. konuşmama bir saptamayla başlamak istiyorum: hiçbir bilim kutsal inek değildir. Kaynaşmanın durmasını istiyordu. bir 'kutsal inek' değildir. karı kalktı. bu çıkarcı ve açgözlü yaratığa. 'Kutsal inek' nedir. ben Özal ekonomisini değil. "Benden 'serbest piyasa ekonomisi ne getirdi ne götürdü' adlı dizi karşınızdayım. Bu bir 'insan görüşü'dür. dirseklerini masaya dakonferanslardan birisini üstlenmem istendi. kibritini çıkardı. "Buraya bir tabla. yirminci yüzyılın bili"Aranızda kaç tane iktisatçı var?" diye sordu. yani homo economicusa. biliyor- ler. Gelinceye kadar bekledi. Fiziki bilimler de dâhil olmak üzere. Ancak.

Heye"Ekonomi bilimi. mı ise. Ekonomi biliminin ders kitabı tarifi budur. mükemmel bir girişti. yapabileceği en yüksek kârı yapmaya Homo economicus.olabileceğini göstermeyi hedefler. Ne bir kelime eksik. en yüksek ücreti almaya." rına hizmet etmek. çok iyi bildiğiniz gibi en serbest piyasa ekonomisinden en katı merkezi plânlamaya." diye sürdürdü. 60 milyona kendi takımında kalan Beşiktaşlı Ali'nin tutumu sistem dışı bir davranıştır. Ancak. temel aksiyom aynıdır. katıksız kapitalizmden katıksız komünizme kadar pek çok yöntem önerilmiştir. lendirdi. H20 türünden bir değişmez olarak kabul edip. geçenlerde renk aşkı uğruna 120 milyon liralık transfer umduğu hareket gelmedi. işada- ücretini reddedip. Tarih içinde homo economicusu tatmin etmenin yolları araştırılmış. Konuşan heyecandan "Buraya kadar tekrarlamamı istediğiniz bir şey var mı?" diye yürek- . ekonomik sıkıntı hep canlanmış olmalıydım ki. Galiba. örtülü bir kızdı. ömrünü. insanoğlu kendisine yakıştırılan homo sürecektir. ne bir kelime fazla. homo economicusu dönüştürmek değil. en kârlı ürünü üretmeye. Bu aksiyom. Bu aksiyom. ama Onu seviyordum! O pırıl pırıl kafasını seviyordum! Bu durumda. adayacaktır. bir yöntem bilimidir. Amaçlanan. Öte yandan. yanakları kıpkırmızı. Arkalardan titrek bir el kalktı." Son cümleyi kalabalığın tepkisini ölçmek için söylemişti. "Bir yöntem bilimi olduğu için tek ve mutlak çözümler önermez. homo economicusun her halükârda öz çıkarını kollayacağını söyler. tabii. ekonomi biliminin kurucusu Adam Smith'in 1776'da dile getirdiği aksiyomdur. Bekledi. işçi ise. doyumsuz isteklerini kısıtlı olduğu öne sürülen kay- economicus tanımı gereği hiç doymayacağından. gevşediğimi hissettim. tek gülen ben oldum. çıkarlanaklarla nasıl karşılayacağını kararlaştırmaktır.

Cömertliği yüceltirler." dedi. Çok erken söylemişti! O günlerde Milli Eğitim Bakanlığı. nıldığından. Milli Tarih. Sumatra yen başkaları da var. bir 'Milli Milli Coğrafya gibi şeyler 'icat ediyor' diye kıyametler kopuyordu. "Günümüzde geçerli ekoGünay'ın umduğu tepkinin bu olduğunu anladım. homo economicus'ca şeylerin hiçbirisini yapmazlar. genç kızdan yana dönerek. Günay da.' diyor. 'ulusal' değil de. örneğin. 'ilerici' yayınevleri ve yazarlar boykot etmişlerdi! rahatlatırdı. Borneo. öyle yaptı. Ben bunu söylemek istiyorum. 'İnsanoğlunun böyle tanımlanması doğru değildir!" dedi. başka konuşmak isteyen var mı. yaradılıştan asil ve haysiyet sahibicak bir tebessüm gönderdi. nomi biliminin temel aksiyomu olan 'homo economicus' insanoğlunu ta- dan evrensel bir geçerliliği yok demektir." "Ooooo!" gibi bir ses yükseldi kalabalıktan. tabii! Bakan değişmişti!) açmıştı da. Bu bey. İnsan. O genç kıza sımsı- rif etmiyorsa. Hatta. konukseverlik gösterirler ve beklerler." dedi.rim açısından insan Allah tarafından seçilmiş bir varlıktır. İnsanlar ellerindekini avuçlarındakini başkalarına verirler. 'Hatta çoğunlukla tam tersine davranışlar sergiledikleri de söylenebilir. Yeryüzünde dir. gibi yerlerde yaşayan toplumlar üzerinde yaptığı araştırmalarla ünlüdür. "Ben de bunu anlatmak istiyorum. Amerikalı antropolog Service. diye bakındı. insanoğlunu tanımlamadığını söyle"Örneğin. Bu bakımdan. az verip çok almak gibi. Tutumluluğu bencillik sa- . 'milli' kelimesi kullaBöyle durumlarda yabancılardan yapılacak alıntılar Türklerin içini "Homo economicus kavramının. Kültür Bakanlığı bir Milli Kitap Fuarı ('Birinci'si! İkincisi' hiç olmadı. ekonomi bilimi denilen öğretinin işlevi yok ya da en azınEkonomi Bilimi' geliştirmek düşüncesi ilk bakışta düşünüldüğü kadar saçma olmayabilir. Service İlkel insanlar ucuza almak pahalıya satmak." yoktu. "Kuranı Ke- O'nun halifesi ve temsilcisidir.

söylediklerinin hazmedilmesi için zaman tanıdı." rini gördüm. "Neden bir Avrupalı." dedi. 'Aç otururuz. Türkiye insanının belirleyici çoğunluğu dur durak bilmeyen açgözlü tüketici insan tanımından çok uzaktır. Türkiye insanının açgözlü. kurda kuşa yem olmayı göze almıştır da." Durdu. öğretilmiş bir şey olduğunu göstermelerindedir." diye hatırlattı Günay. Solda oturan büyükçe bir grup delikanlının yüzlerinde beliren alaycı "Az önce Beşiktaşlı futbolcu Ali'den bahsettim. bir yakıştırma. vergi indirimlerine vesaire- ye rağmen. ekonomik koşulların en vahşileştiği cus' tanımını yadsıdığını düşünüyorum. "Bence. daha bir cömert olurlar. 'homo economicus' tanımının insanoğ- lunun evrensel bir niteliği değil. Ve en garibi.' diyen kadınlardan tutun da belli miktar birikim yaptıktan sonra evlerine çekilen işadamlarına kadar. Türkiye girişimcilerinin Güneydoğu Anadolu'ya yatırım yap"Güneydoğu Anadolu" sihirli bir kelimeydi.yar. bu bulguların önemi. çıkarcı 'homo economi- tebessümlere karşın. cezalandırırlar. küçücük teknelerde okyanusları zim tarihimizde böyle bir hareket yoktur? Daha öncesine gidelim. mı? Eeee? Zaten öyle değil miyiz?" günümüzde dahi ben. mamalarının da altında bu yatar. çok ciddi teşvike. Nitekim. bunca teşvike.' Aynı sonuca varan başka antropologlar da var. Şimdi. "ama eminim hepiniz binlerce benzeri örnek bulacaksınız. koşullar kötüleş-tikçe. mallar yetersizleştikçe daha da az hesaplı davranırlar. evimizde otururuz. dinleyicilerin dikleştikle"Şöyle bir düşünün. bibizde Haçlı Seferleri benzeri ve özde Doğu'nun zenginliklerini ele geçir- . insan hem yiğitliği yüceltir. bir parça top- rak için hiç bilmediği bir kıtaya göçmeyi. şizofren olmaz. çöllerde boğuşmayı. Günay. koca bir alkış koptu. hem de homo economicus olmaya kalkarsa. neden meyi hedefleyen bir halk hareketi yoktur?" Halk hareketi tamlamasını aşmayı.

O vahşi lur. Uzun vadeli plân yapmaz. Hırsları- nı törpüler. kefenin cebi olmadığının farkında gibidir. "Osmanlı da. İngiltere Hindistan’ı Bri- Sol taraftaki gruptan bir el kalktı. tanya adalarına boşaltırken. Hiç dügeçmez? Geçenlerin sayısı da üçten fazla değildir? Neden oğullar hemen "Batırırlar. Bu bağlamda antropolog Sahlins'in anlattığı çıplak vahşi gibidir. toprakları sömürmüştür!" Delikanlının ideolojisini giyimine yansıtmasındaki başarısı görülecek bir şeydi. gibi. ekonomik facia ile uğraşmanın tedirginliği yerine ihtiyaç lir: Öğle uykusuna yatabilir!. Haçlı ordularının gönüllülerden oluştuğunu vurgulamak istiyordu.özellikle vurguladığına dikkat ettim. gelmeyince. yeterli olduğunu düşündüğü kadarını alır ve geri döner. günümüz fabrika işçisinin asla yapamayacağı bir işi yapabiOsmanlı. venliği içinde huzurludur." dedi Günay. emekli etmeye niyetli Türk işadamı gibidir. Osmanlı da böyledir. "İspanya Azteklerin altınını Madrid'e akıtır. çünkü başarılı bir firmanın kazancı onlara yeter. Hesaplı değildir. diye bellediği şeylerin bütünüyle karşılandığı bir 'refah toplumu'nun gü- . neden Türkiye’de en eski ticari kuruluşunun tarihi yüz yılı her zaman müesseseyi batırırlar?" Cevap bekler gibi bakındı. Parayı mezara şündünüz mü. dinlenmek için vakit buÖrneğin. Akın yapar. Blucinli bir genç adam. tıpkı belirli bir miktar para kazandıktan sonra kendisini götüremeyeceğinin. neden Osmanlı’nın en görkemli sarayları bir Louvre'un onda biri kadar zengin değildir?" meyi beklemeden lâf attı. en büyük emperyalist değildir. ara ara ava çıkar. kendisi yanıtladı.. sükûnetle. sürekli avlanmak yerine. söz veril"Osmanlı İmparatorluğu en büyük emperyalisttir! Eline geçirdiği "Hayır. Hırsı sınırlıdır.

Bu defa. şeklinde algılamışlardı. kendi ilkelerimiz doğrultusunda değerlendiririz. Çok tehlikeli sulara giriyordu! Homurdanmalar başladı. hele de kınanacak bir durum yok demektir. Ancak. "Sizin tuzunuz kuru! Siz böyle konuşursunuz!" endüstri uygarlığı ile gelinebileceği düşüncesine şartlanmış insanlar olarak. o yerliyi onun değil. hatta tehlikeli bir nay. aşağılar ve hatta kınarız. ön sıralarda . adamın isteklerini karşılıyorsa ortada acınacak. insanlar düşük bir yaşam stanhissettim. Müslüman'ından solcusuna kadar herkesi öfkelendirdiğini karşılanmasının ve refah toplumuna erişmenin iki yolu vardır: çok üret- şayabilirler. çünkü. Güo şeyi savunmak ya da önermek anlamına gelmediğini bilmiyorlardı." 'Refah toplumu' kavramını hemen açayım: Refah toplumu halkının mek veya az istemek. üstlerine gitmeye karar verdi. Yani. Ama. Diğer bir deyişle. ok ve yay. İslâmiyet'i savunabilir ama Müslüman olmayabilirdi! romantizmi dile getirdiğini düşünüyorlardı.bütün isteklerinin karşılandığı bir toplumdur." oturan yoksul giyimli bir öğrenci dayanamadı. "Bugün." diye sürdürdü. öyle değil mi? Peki. Gü"Şöyle söyleyeyim. bizim 'yoksulluk' diye adlandırdığımız durum. Bir şey üzerinde tartışmanın O da fark etmiş olmalıydı. neden? Nedir bu duygularımızın kaynağı? onun çaresizliği karşısında belirli bir üstünlük duygusuna kapılır. amaçlarla araçlar arasındaki bağlantıdır." saptamasını "yaşamalıdırlar". onu Söyleyeyim. elinde çelimsiz bir ok ve yaydan başka bir şeyi olmayan bir Avustralya yerlisine baktığımızda. çıplak vahşiye birtakım burjuva istemleri yakış- tırır. bizler 'refah toplumu' denilen aşamaya Oysa. bir seçim olabilir. kaynakların ya da teknik araçların yetersizliği eşyalara özgü bir nitelik değil. bu istemlerini elindeki okla karşılayamayacağını bildiğimiz için küçümseriz. isteklerin kolayca dardında ama bolluk içinde yaşayabilirler. Oysa. çağdışı bir öneri. "İnsanlar düşük bir yaşam standardında ama bolluk içinde yanay'ın Türkiye'yi geri bıraktıracak.

. ama öğretilmiş bir şey öğretilebilir bir şey. 'Marka' ayakkabı değil filan marka spor ayakkabı istediklerini biliyordum. sergilenen ürünlerin bir kol boyu uzaklıkta ama avuçlarının içinde endüstri uygarlığının sunduğu ürünlerin miktarı ile doğru orantıda arttığına ikna edilebilirler. Bu adamlar yerli kabileler arasında yaptıkları gözlem"İlkel insanlardan bahseden ben değilim! Service. xere ya!" Roman'da Binali de öyle demişti.Günay." diye cevap verdi. sevecen bir tebes"Bu reklamlara ne diyeceksiniz?" diye sürdürdü delikanlı. Homo economicus olmayı öğrenmektir. Toplumlar piyasa ekonomisi aşamasına girdikleolmadığını görürler. "Senin de tuzun kuru ve far- kında değilsin. "Bacım." makinesi. 'ilkel' insanlardan bahsettiniz. Tıpkı yoksulluk'un göreli bir kavram olduğu gibi. yetersizlikle başlayan. çünkü tuzun kuru olması göreli bir kavram. televizyon." dedi. et alamamak durumundaki yoksulluk ayrı ayrı tüketimi cezaevlerine kadar bulaşmıştı. Tuzun kuru.. yaradılıştan "Ben de onu söylüyorum ya. Buna söyleyecek bir şeyleri yoktu ama Adidas kuşağıydılar." cus' değil?" "Az önce. canım. kimsenin her şeyi almaya yetecek parası yoktur. Bak." diye araya girdi. "Senin de tuzun kuru. sen burjuvasan. canım. İnsanlar üstünlüğün rinde. çamaşır şeylerdir. Sahlins gibi antro- . Fıtri değil. video -ve bu sırayla. Niteözendirmiyor mu. Böyle olduğu için. Mahkûmların. buzdolabı. "sizce sadece ilkel insanlar mı 'homo economipologlar. sümle. 'Homo economicusluk' öğretilmiş bir şey. herhangi bir spor kim. piyasa ekonomisinde yaşamak. Günay. Çünkü. "Tüketimi değil. şöyle bir duraladı.taksidinin ödenemiyor olması şeklindeki yoksullukla. bu reklamlar?" Sakalının şeklinden anladığım kadarıyla Müslüman gençlerden olmalıydı. az önce konuşan örtülü genç kız. Reklamlar bu amaca hizmet ederler. mahrumiyetle sonuçlanan bir çifte faciayı yaşamaktır.

Bu nedenledir ki. uygarlığı tüketimle eşanlamlı kullanan bir medeniyetin. "Hiç olur mu? Tabii ki. insan hem uygar hem de non-homo economi- cus. ha!" dedi. Şunu da unutmamak gerekir: Milli gelir hesapdeniyet eşittir tüketim diyenlerin icatlarıdır." diye cevap verdi. bunlar netice olarak. hem de homo economicus olmaktan kurtulamaz mı?" diye sordum. türmensch olmayacağız. Batı medeniyetinin insanları." Dayanamadım. sizinki İsviçre'ye vize alamazken. ne yapalım yani? Milli gelir yerine başka ölçüler mi. "Peki. Günay. ağzıBakın. efendim. Türkiye'de fert başına düşen milli gelirin bin dolar civarında nızla kuş tutsanız toplumumuz üzerindeki 'geri' etiketinden kurtulamayacaksınız demektir. o ölçü birimi- türmek. Günay Hanım. beş-altı-dokuz bin dolara çıkarmadan. "Bu 'medeniyet' kelimesine yüklediğimiz anlama bakar. ötekisi elini kolunu sallaya sallaya girecektir. günümüz ekonomi biliminin insanı dönüş- kıyaslama olanağı verecek ölçü birimi kullanacağız! Ama. gülerek. toplumların geri rirler. Bu hesapla. Günümüzdeki anlayış budur. homo economicus olmadan medeni olamayacaksınız de- ya da ileri olduklarına." lım?!" ları. Bir İngiliz inşaat amelesi sizin profesörünüzden daha itibarlı olacak. "Eğer medeniyet seviyesi eşittir tüketim miktarı diye mektir. perhizin erdemlerini . yani me"Peki. bunların 'medeniyet' ölçü birimi gibi kullanılması Batı'nın. fert başına düşen milli gelirlerine göre karar veolduğu söylenir. yani hem uygar kalıp. bellemişseniz. Ve tabii unutma ki. Argümanının sonunu getirmek için böyle bir soruya ihtiyaç duyduğunu hissetmiştim. kullana"Amma da yaptınız. nin neyi ölçtüğünü unutmayacağız! Çıkış noktasını unutmayacağız! NaAz önce belirttiğim gibi.lerden bahsediyorlar. Gözlerinin içi güldü. sonsuz isteklerine gem vurmayı öğretmek.

Refah toplumunda. Ve ben. psikiyatrist psikiyatrist gezeŞimdi toplamaya çalışalım. O kadar ki.ululamak (bunu bana söylüyordu!) gibi bir misyonu yoktur. Yerlerinde duramaz gibiydiler. günün birinde her şeyi bırakıp cektir. Tınaz Titiz'in ücretsiz beceri fiyata satılamazdı. örneğin. yani. çünkü tüketici kendi çıkarını kollarken fiyat denetimini getirirdi. bu konferans Özal'ın piyasa ekonomisi ne getirdi. zoru olduğuna ilk önce kendisi karar verip. büyük bir sükûnetle. üçüncü gün ortadan tür 'refah toplumu'nda yaşadıklarını gösterir. bir üyelerinin isteklerinin tümüne yakın bir bölümünü elde ettiklerini dü- . Çünkü. ne de üretici homo economicustur. bir inşaat sekğin kol gezdiği bir ülkede. iş adabı denilen şeye uymuyorsa yani iki gün çalışıp.. dalkavukluk etmediklerini gösterir.. de yok. kursları sinek avlıyorsa. bugün Amerika Birleşik Devletleri'nde çok başarılı bir işadamı. Türkiye'de bu aşamada bu sorunun cevabını verecek ekonomi biliminin işlerliğinden kuşkuluyum! şünüyorum. günümüz dünyasında istemlere gem vurmak. çok basit bir yaşam sürmeye niyetlense. bu insanların tembel olduklarını falan değil. eğer bir inşaat amelesi ya da tamirci kalfası. Hiç homurdanmayın!" dedi Günay. aklından Şimdi. Üreticimiz homo economicus olsaydı. anlatageldiğim gibi. aynı elma dokuz yerde dokuz ayrı töründe malzeme ziyanı yüzde otuzu. delilik değilse bile. garip bir çilekeşlik özlemi olarak algılanır. Konuşmamın başında da belirttiğim gibi. paraya 'müdanaa'. Türkiye'de. Ve ben. Tersine. homo economicusun henüz oluşmadığını düBakın. şündükleri bir toplumda yaşadıklarını. ne tüketici. işsizlikayboluyor. ne götürdü dizi konferanslarından birisi. örneğin bir kulübede. homo economicus yoksa ekonomi bilimi Tüketici homo economicus olsaydı. beşinci gün tekrar işe geliyorsa." Müthiş rahatsız olmuştu dinleyicileri. Öte yandan. kırkı bulmazdı. Türkiye'de.

zengin olduğu için af dilemeye zorlayan bir toplumuz biz. bir zamanlar bir uçak kaçırılmıştı. Eşi. Bizden biri olduğunu anlatmak için çırpınıyor." fiyatını denetlemeyen tüketicileri kınadınız. kendim. Sakıp Sapişiriyordu. gömleğinizi. Ben. Örnek mi. Batı’da bir örneği yoktur. şaklabanlık yapıyor. kadınlar programında mantı deniyetin insanlarıyız ki. Teröristler önce uçağı . Bu konferans için para istemeye gelince: Siz arkadaşınıza yetinden para talep edeceğim. Beşiktaşlı Ali örneğini verdim. en homo economicus olanımız bile homo economicus olmaktan utanıyor. Eğer siz buraya bizim için geldiyseniz. beyler. bu neye benziyor. Hatırlarsınız. özel polisin koruduğu yüzlerce dönümlük bahçeli malikânelerde yaşar. sermayeyi şirin göstermek istiyor!" "Ben Sakıp Sabancı'nın soytarılıklarını bir uyutma olarak görüyo"Ne zoruna? Bizden korkuyor yani. Kayseri lehçesini bozmamaya gayret ediyor. Öyleyse. Öyle bir mebancı. Zamanında göç edip dünyanın en da kendimiziz. hiçbir rejim. Yüzlerini daha görmezsiniz. hangi arkadaşınız sigara istedi de vermediniz. Bir elimiz dağda. Az önce. o "Hanımlar. siz de paranızı isya işaret ettim. harçlığınızı paylaşmadınız?" "Ben size katılmıyorum. istiyorsunuz. bir elimiz denizde. Adamı. Homo economicus olmayı beceremememiz. mesela. öyle mi? Bakın. Bizi uyutmak. eğer biz homo economicus olmayı becerebilsek. bana ne demek masraflarınız karşılanmalıdır. Batı'da onun çapında bir zengin. iç ya da dış baskı bizi kişi başına geliri on gözde toprak parçasına kurulmuşuz. yediğimiz önümüzde. Sizler. yemediğimiz ardımızda. Yoksa sömürmek oluyor. geçenlerde televizyonda. Bir müşkülümüz varsa. elmanın temelisiniz. bin dolarlık ülke olmaktan alıkoyamaz. Söz. Sadece bir olgu- tek bir sigara verirken parasını istediğiniz gün. ben de organizasyon herum. sizin kendi paramla İstanbul'dan geliyorum." "Önce şunu düzelteyim.hiçbir hükümet. ceketinizi. Aklıma bir an için. o da diliyor zaten. Sizi temin ederim. ben tüketicileri kınamadım. şu konferansı vermek için gelmiyor.

Ermayan onlar değil. bir okul otobüsüne bomba yerleştirdi? IRA yapıyor ama. sizi kendi insanımızın yapısı üzerinde düşünmeye davet edi- benmerkezcilik. Rodoplu. sak. iyi düşünmek zorundayız!" birisi fırsat bildi. Üçünde de ordu geri çekildi. hangi devrimci ya da ülkücü. yürekleri elvermeyen teröristlerdi. Bakın. Oysa. siz bunu. "Niye baştan beri öyle demiyoruz?" te. homo economicus tarifinin kaçınılmaz uzantıları. bireysellik. ekonomik yüzde elli indirim yapıyorum. Dinleyicilerden "Hocam. kışlasına döndü. bildiğimiz 'homo' değil!" dedi. bizim ekonomikus. "Pekâlâ! Teslim!" dedi. Yarısı Türkçe yarısı Latince olsun: Ekonomik İnsan! Tamam mı?!" Bu hareketine bayıldı. Günay. bütün bir salon gülmeye başladı. Bir sigara yaktı. 1980'den önce tesi gün iktidar şişindi. sesi titrer gibi oldu. 'yaptırmadık' filan demeye başladı. yaptırbunca olay yaşadık." dedi. tam." "Hayır. economicus da ekonomik. "Bildiğimiz homo mu?" diye soruverdi. genç adam bir gaf daha yaptı. yok olan aile yapısının sokağa saldığı çocuklar. Yapmadılar. Sustu. bunları izleyen uyuşturucular gibi felâketlerden göreli de olsa uzakBir an.yolcuları ile birlikte havaya uçurmakla tehdit etmişlerdi. saydı neden işkenceleri önleyemediler? biz siviller mi döndürdük? Türkiye'de orduya kışlasına döndürecek güç var mı? Kimin böyle bir yaptırım gücü var? Batı'nın mı? Öyle güçleri varyorum." diye başlamıştı ki. "Homo. gençler! Alkışlamaya başladılar. Henüz birbirimize 'homo economicus' olacak kadar yabancılaşmadıysak. insan. "ondan iş"Homo economicus. "Bundan böyle sana . "olmamamızı nasıl açıklıyorsunuz? Açıklayabiliyor musunuz?" Günay. Yani. Bir başka örnek." teleffuz edemedi. Latince 'insan' demek. acımasızlık. O da gülüyordu. Şimdi. bu konumumuz üzerinde düşünmek. ellerini kaldırdı. ayağa kalktı. ordu. Türkiye'de üç müdahale oldu.

Dahası. bu araçlar her zaman Öyle olmalıydı. Yani. Ancak bunların bile özel eşyalar oldukları söylenemez. sö- önceki Orta Asya'daki göçebe yaşamımızda bu anlattığım ilkel komünizmi yaşıyor gibiyiz. önlemek üzere düşünülmüştü. takılar gibi iş bölümünün gerekli kıldığı özel işlevleri vardır. Bu toplumlarda özel eşyaya benzeyen şeyler. Ama bu mal bölümü değil. Ar- rarlanması önlenmezdi. Cemaat üyesi aileler bu kaynakları elde etme hakkına eşit ğilse rica edildiği zamanlarda. "Neden ekonomik insan olmadığımıza ilişkin bir teorim var." ka-planı şöyle: İlkel toplumlarda hiç kimsenin doğa kaynaklarından yaların dayandıkları kaynaklar. bıçaklar. komünaldı. kolektif kullanıma açıktı. Her halükârda. kişilerin kendilerinin şeylerdir. bu topraklarda avlanmak ya da yiyecek varsa o da meyve ağaçlarıyla ilgiliydi. İlkel toplumolarak sahiptiler. çünkü bu kaynakların sahibi yoktu. birkaç ailenin aynı bölgeye yayılarak zaman ve güç israfını kimse aç kalmazdı. bazı insanların mürüye yol açabilecek şekilde sahip olmaları durumu anlamına gelen ödünç alınabilir. Kaldı ki. çünkü bazı şeylere diğer insanları kendileri için çalışmaya muhtaç edecek. kendilerinin kullandıkları silahlar. imece gibi niteliklerin "Şimdi. Anadolu'ya yerleşmeden . iş bölümüydü. Yani. şöyle düşünüyorum: 'İlkel komünizm' diye bir tanım var. Doğal kaynakların kullanımına ilişkin bir yasa grupları belirli ailelere tahsis edilirdi. Bazen belirli ağaçlar veya ağaç Şimdi. soru gelmedi. Buraya kadar tamam mı?" 'üretim araçları' kavramını yansıtmazlar.diye sürdürdü. Gibiyiz diyorum. konukseverlik. giysiler. otlakların paylaşılması. ama bir teori. komşu cemaatlerdeki hısım akrabalara hiç detoplamak izni verilirdi. bazı ailelerin diğerlerinden daha az meyve toplaması halinde paylaşım kuralı işleyeceğinden yapıp. biz kendi tarihimize baktığımızda. "Üzerinde yeterince çalışılmış değil. tabii. Cemaate aitti. çünkü o dönem toplumlarına ilişkin cömertlik.

bize. Begonya. Napolyon yasalarının ve yet'te mal sahibi sorumlu bir yöneticiden ibarettir. Batılı için doğal bir mülk savunmasıdır! 'Yazıktır.varlığı bunu gösteriyor. anlatabiliyor muyum? Bizde. Yani. kullanmak ve tüketmek hakkıdır. Bu saksıyı iki şekilde algılayabilirsiniz. Roma hukukunda mülkiyet hakkı. . kimse ona bir şey diyerahatlığı ile yakabilir. Böyle yaparken mez. 'AçgözBu tür bir ilkel komünizm temeli üzerine onuncu yüzyıl civarında bir nıyor. bütün bunları gönül rahatlığıyla yapabilir. yaprağını kopartırken kılınız kıpırdaburjuva ekonomik sisteminin. de 'Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır' diyen İslâmiyet yapıla- yumez bu dünya kamı. adam malını istediği gibi yok etmek hakkına sahiptir.' diye Şamanist Altaylıların bir atasözü var. Gölet’ini kurutup. bir ambar dolusu buğdayı gönül toplumun en hayati ihtiyaçlarına zarar verse de. Şöyle açıklayayım. maz! Tüketir ve atarsınız! İşte. jus utendi et abutendi anlayışı budur! İkinci türlü bakıyorsanız. Bu hukuk anlayışı. 'Bu sulug ol bir atı yok emi. Efendim. dalını. Ancak. birlikte yaşadığınız bir başka canlı olarak ya da bir tüketim maddesi olarak. Örneğin. Örnek: Diyelim bir saksı daki mülkiyet anlayışının. buraruz. Batı medeniyetinin iki temel taşından birisi olan Roma'dan kalma mülkiyet anlayışının tam tersi olduğunu görüyoçiçeğiniz var. mal sahibine malı üzerinde gerçek bir Tanrısal hak tanır. bir grubun ya da sultanın hakkı da değildir. Roma Kod'unun. arazisine gireni vurabilir! Altını çizerek söylüyorum. bu hastalığı bütün dünya kamları tedavi edemez. İslâmi- hakkı olmadığı gibi. kasabayı susuz bırakabilir. Bir. 'jus utendi et abutendi' yani. anı emle lülük bir hastalıktır. bütün bir köy halkı açken. Mülkiyet bir kişinin İslami anlayış daha başlangıçta bu sisteme şiddetle karşıdır. günahtır!' diye kavramlar yoktur! Gelelim. kapitalizmin temeli bu ilkedir. kanunnamesinin. edebiyata konu olan 'ağa' kötülüğü.' demek. Öyle ki. Vicdanı farklı kurgulanmıştır. yani. Peygamberin kurduğu Medine toplumunu incelediğimizde.

değil mi? Peki. demiştim. ister tek kişi.. Müslüman bir adam. Batı'nın tortuları homo economicus'u yaratır ama bizim tortularımız rahmetli Kemal Tahir'in demesiyle. ilkel komünizm gibi bir arka planı olan Türk toplumunun lins'ten bir alıntı yapmış. yani. ihtiyacı olmayan şeyi lüzumsuz yere biriktirmesidir. Nefeslerini tutmuş. azla yetinme alışkanlığı olan insanlar yaratır. Zenginlik mal mülk çoklu- hadislerden farkı yoktur. asıl zenginlik gönül zenginliğidir' ya da 'aza şükretmeyen çoğa da şükretmez' ya da 'kanaat bitmez tükenmez maldır' şeklindeki cus'un aklının almayacağı bir tür refah toplumudur. çile çekme gücü Diyeceğim. Ne bugünkü İslâm economicus olması. antropolog Sah- üretmek veya az istemek. İslâmiyet'i yadırgamaması doğaldır. Ancak. ne de Roma yasaları aynı kalmıştır. Yoksa ne nizm. köklü bir değişim. Aynı şeyi söylerler. ilkel bir komünizm arkaplanı olan. insanın ihtiyacı olan bir şeyi alması değil. mülkiyete. Şimdi. Örneğin. İslâmiyet'te hırsızlık. Üstümüze uymayan bir elbi- . ne komübizim geri zekâlı olduğumuzu da göstermez. ister bir ortaklık veya hatta devlet olsun. Bir malın sahibi.. Az önce.mülkiyetin toplumsal bir görevi vardır. nasıl olsun homo economicus?" Bu noktada kalabalığı fethetmişti. Önerilen. sahip olduğu malın aynı zamanda toplumun malı olduğunu hatırdan çıkaramaz. Uygulanamaz ama bu Özal'ın serbest. Hazreti Muhammed'in Medine toplumudur. refah toplumuna erişmenin iki yolu vardır: çok ğu ile olmaz. homo economitoplumları. dinliyordu. yıllık gelirini bilmem kaç bin dolara çıkarması. paylaşıma ilişkin tortular. bizde Batı'da uygulandığı gibi uygulanamaz. yarı serbest ya da her neyse ekonomik modeli. böylesi bir kültürel arka-planı olan Türk insanının homo Zaman içinde hiçbir şey ilk haliyle kalmaz. kültürel yüksek. Bu sözün. tabii. bütün kuramlarıyla Batılılaşmayı gerektirir. konuyu kapalım. "Tekbir örnek vereyim. İnsanlar düşük yaşam standardında ama bolluk içinde yaşayabilirler. tortular hep kalır.

siz emin misiniz? Son zamanlarda bir cenazeye gittiniz mi? Kaldı ki. böylesine bir fütursuzlukla ele alınan Hristiyanlaşma olasılığına kö- Dinleyenler adeta çılgın bir öfkeyle ayağa fırladılar! Müslüman genç- "O zaman siz ANAP iktidarını alkışlıyorsunuz! Sayelerinde hızla batı"Hayır. kendi kafalarınız- .se giydik hepsi bu. Siz bütün ku- ramlarıyla Batılılaşmak dediniz. solcular. Bütün kuramlarıyla Batılılaşmak demek Hıristiyanlaşmak demek. Tabii. Bir terziye götürmeyi. Baba- pürürlerken. lılaşıyoruz işte!" Konuşan delikanlının sesi boğulur gibiydi. Batılılaşacağız. komünizm de." dedi Rodoplu. Müslüman toplumu olmamıza gelince: Ben Müslüman olduğumuz- Batılılaşacağız. böylesi bir gericiyi dinlemeye geldiklerine inanamıyorlardı! Çok tatsız bir şeyler olacağından korkmaya başladım. İtalik'lemeye başladığını olduğum yerden şimdi siz. Batılılaşamayacak mıyız demek mi oluyor?" "Cevap vermeye sondan başlayayım. kaybettik. Biz Müslüman bir toplumuz. Tanrım. o da sandığınız kadar önemli değil. ler. benim kişisel tercihim sizi yönlendirmemeli. üzerine biraz da Konfüçyüs eklersek! Aman. "Hayır. sizce bu. Ben. " Onlarca el birden kalktı. Siz. tabii. 'Bir Müslüman Hazreti İsa'nın Allah'ın oğlu olduğuna asla oğul-ruh üçlemesini reddeden Unitarian mezhebine kaydolunur. biter gider. Hazinelerimizi gün ışığına çıkarmayı beceremedik. Hıristiyanlaşmayacağımıza göre. ilkel komünizmin üstünde parlayan Hilalden yanayım. "Hilal de yenildi. Müslümanlığı yüceltmenin akıl almaz gafletine şaşırıyor. ne saçmalık! Ama. Müslüman adı altında da Hıristiyanlaşılabilir! Ha. dan hiç de emin değilim." Çok fazlaydı! inanmaz!' diyeceksiniz. Çaresiz görebiliyordum. Batılılaşamazsak yok olacağız. Ne ki. Çünkü yenildik. "Ben birbiriyle bağlantılı iki soru sormak istiyorum. Hepsi bu. Ve biz. düzelttirmeyi eninde sonunda akıl edeceğiz.

"Gerçekten de! Titreyip kendimize loglarına.Başka soru?" Bizi tanımlamayı. Kendinizi. homo ekonomikusluğa bağladıdoğu Anadolu'ya yıllardır bir çivi bile çakılmamıştır. orada. Güneydoğu Anadolu'da. benden ya da bir başkasından ödünç aldığınız kafalarla değil. deyin. "Titre. 12 Eylül'de olduğu gibi. kendine dön!" Ben. Güneydoğu Anadolu'daki teşvikler bir kandırmacadır. bu ta- rum. bugün gündemde oleconomicus tanımının bize uygun düştüğünü düşünebilirsiniz. Ben. Siz. ne olmak istediğinize. özel toplantılarda. her yerde yapmalıyız.." Tam o sırada. Siz de deneyin. teşviklere karşın yatırım yapılma- dığından söz ettiniz. Yanlış temel üzerine yapılandırdığınız hedeflere ulaşamazsınız. kafalarınızla düşünmeli. Bunun nedenini de. Büyük Yalan’ı afişe etmeliyiz! "Ne kadar doğru!" dedi Günay. homo rada. (A) geleceğini hedeflerken. Olduğunuz verecektir. Aksi. Bunu yaparken uymak yaller kurmaktan ibaret kalır. bizi takdim etmeyi CIA'nın sosyologlarına. kendi adıma.. üniversitede. psiko- 'bu' doğru tarif olsun. boş hanımdan yola çıkarak. Oysa. onu her zaman yaparız. Güneydoğu Anadolu göz boyama girişimlerinden ibarettir!" teşvikleri Kürt milliyetçiliğinin tırmanmasından korkan sömürgecilerin nız. kendi şamak istediğinize kendiniz karar vermelisiniz. yapmalıyız.. 'bu'yum.. Bu- dönmeli. oryantalistlerine. . karşınıza (B) geleceği çıkı"Az önce. ilahiyatçılarına. siz takdim edin.la. dış ya da iç sömürgecilere bırakmayın. Türkiye insanı için bir tarif geliştirmeye. Bu düşüncelerimizi tartışmak istiyorsanız. Güney- . nasıl bir Türkiye'de yazorunda olduğunuz bir tek kural var: 'Sen seni bil' düsturu. gerilerden alaylı bir ses yükseldi. gelecekte neler olabileceğini öngörmeye çalışıyomayan alt kültürleri inceleyebilir ya da örneğin benim yanıldığımı. Farklı tanımlar geliştirebilir.

'burjuliği yine 'Kürt' olacaktır. en son söylediğiniz cümleden başlayarak cevaplayacağım. Doğu ve Güneydoğu Anadolu insanı. 'Türkler' olamaz. yıllar yılı batı bölgelerine boşalır. Doğulu işadamının da hırsı sı- . Günay. en yoksul amelesinden en varlıklı toprak ağasına kendi 'memleketlerinde' yatırım yapmazlar da. yükselebildiği görülmemiştir. homo economicus olmayı becerebilsek." dan?' şeklinde bir soru getiriyor." Kumburgaz'daki ya da Büyükada'daki yazlığından çıkarıp. O halde mesele Kürt milliyetçiliğinin tırmanışı değil. Bu sorunun cevabı. Marksist bir yaklaşımla. 'kimler tarafın- "Yine. o bölgelerde yaşayan Türklerin durumunun Kürtlerden daha iyi olmadığını biliyoruz. Güneydoğu Anadolu'nun 'sömürüldüğü iddiası. kümet. Doğulu toprak ağaları neden ler ulusal burjuvazilerini yaratamamışlardır? Bunca teşvike rağmen yaratamamaktadırlar? Bence.dedi. "Güneydoğu Anadolu'nun ekonomik durumunun gündeme gelmesinde PKK’nın rolünün tartışılmaz olduğunu düşünüyorum. çünkü ağlamayan çocuğa meme verilmediği bir vakıadır. 'sömürüği. kadar. üzerinde düşünülmesi gereken esas olgu buHanımlar. dünyanın hiçbir yerinde. Düşünüyorum. İhtiyacına elvereceğini düşündüğü yükünü tuttuğunda. hiçbir rejim. iç ya da dış baskı bizi kişi başına şu kadar dolar gelirnırlıdır. ne kadar teşvik ederseniz edin. Mardin'in sarı li olmaktan alıkoyamaz. beyler. bir yeniden yapılaşma len bir ulusun' hazinelerini terk edip 'sömüren ulusun ülkesine' göç ettivazi'den bahsedeceksek. Öte yandan. bu defa da karşımıza çıkacak sınıfın ulusal nite- sorunu olarak ele alınmalıdır. onu sıcağına döndüremezsiniz. ne kadar vergi indirimi yaparsanız yapın. Kaldı ki. Oysa. çünkü. göç ederler? Neden Kürtdur. Kürt ya da Türk. Zaten esas sorun da budur. orada tutunup. hiçbir hüAz önce söylediklerimi tekrar etmek istiyorum. 'Türk burjuvazisinin Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da yatırımı yok denecek kadar azdır. toptancı bir ifadeyle.

yine. hiç farkında değilmiş gibi "Neden Dev-Genç. kavgasız başım. en gelişmiş Amerikan halkla ilişkiler yöntemlerine diskoteklerden geçtim. Amerikalı Barış Gönüllüleri kadar da olamıyoruz. bırakın çalış- uygun düşecek şekilde. Ama kendimizi kandırmayalım." diye sürdürdü. aristokratların homo economitir. Çalışmak özgürlüğünü içerdiği gibi. "İstifçi riksiz bir işletmecidir. gözü seniz doktorları gönderemiyorsanız. Doğu'ya gitmeyen doktorlara kadar uzanmaya ne hacet. 'müdanaa' etmemize izin vermediğindendir. Bir yaptırım gücünüz varsa. fedakârlık dayatan bir 'ülkü' olabilir. çalışmamak cus’un çıkarlarının önüne koydukları engeller kalksın diye yerleştirilmişözgürlüğünü de içerir. İstanbul'da gösteri yapar? Bir düşünsenize!" . 'Azıcık aşım. çünkü temel aksiyomu. doymaz homo economicus aksiyomu uygunsuzdur. Batı ülkelerinde demokrasi 'homo economicus'un çı- karlarına uygun düştüğü için gelişmiş. Şiran'ı düşünüyordu. Adam Smith anlamında bir serbest değildir. boyunlarına şık fularlar bağlayıp. kaç tane genci mayı. Devlet. Anadolu insanı. Doğu'ya. Günay. Ürkütücü kaynaşma başladı. iş devlete kalır. Misliyle maaş da verkelimeyi kullanacağım. bu bizim kültürel arka-planımızın paraya. doğru. Demokrasi yatırım yapmak özgürlüğünü içerdiği gibi. sıfır vergi de alsanız özel sektörü aktaramıyorsanız. sadece görmek. bir bakmak için gönderebilirsiniz?" konuşmaya devam ediyordu. Ne büyük bir düş kırıklığı yaşadığını bir kez "Çünkü. Ama. o da toplumun yüre- ğini çalan. Bu nedenle ki. yine aynı koyu bir diktatoryaya gitmeden zorlayamazsınız. becepiyasa ekonomisi de sökmez bu ülkede. 'geçimi için yeterli' kârı yapmaya şartlanmıştır. kalmak zorundadır. Unutmayın ki.' diyen bir insanı nasıl zorlarsınız? Sağ ya da sol. 'yapabileceği en yüksek kârı' yapmaya değil.daha anladım. yapmamak özgürlüğünü de içerir. kahvehanelerden çıkarıp.

"çünkü. kalabalığı hazırlıksız yakalamıştı. bu işin sonunda dayak yiyebilirsin! "Hıristiyan kökenlidir. karma ekonomiden kanlıya döndü." diye tekrarladı. bu ülkede devletin yaptırımı şarttır. ekonomi bilimi bir Hristiyan bilimi mi midir?" Şöyle bir durakladı. Homo eco- tanlı bir genç. bu tarifin Hıristiyanlıkla bir ilgisi ol- "Hıristiyanlık biz Müslümanların kabul ettiği bir dindir. ANAP iktidarının icraatını gerçekçi bulmuyorum. hormon eco- nomicus Hıristiyan insan görüşüdür." dedi. "Hayır. insan doğuştan günahkârdır." Sussun diye dua ediyordum! Ama. bütün KİT'lerin bütün beceriksizliğine karşın. "Siz. Evet. ruhun yüce. Ben kıyamet kopacağını düşünürken öyle olmadı. Başına iş almıştı." Yeterince yorulduklarını. ama ne demek istediğini anladı Rodoplu. homo economicus derken. soruların bittiğini umuyordum. işte! "Sosyal bilimlerin hemen hepsi gibi." dedi. derin bir nefes aldı. daha uzun süreler kurtulamayız." az önce soru soran delinomicus aksiyomu üzerine kurulu bir sistemi gerçekçi bulmuyorum. çünkü. asil olduğu şeklindeki Batılılar. Bu nedenle. min- duğunu mu söylüyorsunuz? Yani.nin tonunu birden değiştirmiş. Kahramanlıktı! Günay Rodoplu. Çok kötü ifade etmişti. Hıristiyan ruh-beden ikilemini benimser. çilenin yüceltilmesinrıncaya kadar bedene her türlü işkence etmiş ve sonuçta mağlup den insanoğlunun ruhundan şeytanları kovmayı amaçlayan türlü engi- zisyon tatbikatlarına. olmadı. "Öyle görü- nür ki. çünkü yasak meyveye tamah etmiştir. Günay. ruhun bedene galip gelmesi için çalışmış. günahkârları yakmaktan cadıları kaynatmaya va- . Günay sesi"Dediğim gibi. Kitab-ı Mukaddes’e göre. o da Hıristiyan dünya görüşü doğrultusunda yapılanır. Karanlık ortaçağlar boyunca Hıristiyan insan görüşü bedenin aşağılık kötü.

insan görüşünü zımnen kabul laşımdan yanadır. çünkü reçetelere ihtiyacı vardı. Rodoplu. 'tamam. yine de.buna ne diyorsunuz? Bari onu söyleyin!" coştu.düşmüşlerdir. yine de size bir soruyla cevap vermeye çalışayım. Rönesans bu mağlubiyetin adıdır.. benden yana baktı. Rönesans bedene dönüşün adıdır. Ben şunu söylemek istiyorum. mesele. Bir ara iyice madığını dahi sordu. ". Ama. gözlerindeki deli öfkeyi. Bu dönüşü izleyen akımlarda. biz homo economicus'uz.. sarkaç bu defa da öteki yana sallanmış. Binali. Ama. Artık burada keselim. alış- . sen kıvırtirsen!" etmiştir. kanlıklara ters düşenlere duyulan öfkeyi görüyor olmalıydı! Art arda sıralanan cümleler kırık dökük. yapacak başka şey mi bula- Bağırıp çağırıyordu delikanlı. Günay'ın niçin bu işlerle uğraştığını. çok yoruldum. olur mu?" "Günay. yine Binali! "Billah bacım. Konuşmacının neye kafa patlatması gerektiğine de o karar verecekti. Çünkü. homo economicus'uz.. çok saygındır. gerçekten çok yoruldum. Ama. sonsuz isteklerimizi nasıl tatmin edebilirizi araştıralım' meselesi haline gelmiştir. sorular soru değil. en temel aksiyomu. hiç değilse eşitlikçi bir pay"Bunca saattir burada oturmuş sizi dinliyoruz. suçlamaydı. Hiçbir meseleye çö- züm getirmediniz." yorlardı! "Ya Marksizm? Marksizm hakkında ne düşünüyorsunuz?" Bağrışı"Bakın.. Mademki. Ekonomi biliminin babası Adam Smith'in 1700'lerin son yarısında ortaya çıkması tesadüfi değildir. öyleyse homo economicus olduğumuzu kabul edip. 'Ey işçi sınıfı! Homo economicus olmayın! İstemlerinize gem bilirsiniz! Çalışma kampı mahkûmiyetinden başka kaybedeceğiniz hiçbir vurmayı öğrenin! Düşük bir yaşam standardında ama bolluk içinde yasaşeyiniz yok!" diyen bir Marksist’e ne yaparlar? Hıristiyan dünya görüşünü reddeden Marx.

ne kitaplarının. 'İlkel bir komünizmin üzerinde parlayan hilalden yanayım!' Bir saat kadar sonra. ne de geçmişinin kölesidir! Eskiye rağbet etmemesinin. Üzerine destanlar yazılmış bir özgürlük de lüğün hiç aşınmayan iki dayanağı vardır: Çile çekme gücü ve azla yetinme gücü. Ankara ufkunda hilal vardı!." dedi. Ne patronun. layca uyum sağlamasının nedeni de budur!. onlar seni sevmediler. Az sonra.. işte. Bu iki nitelik." Niçin yapıyorsun bunu?" Vereceği cevabı da biliyordum. kesti attı. Az önce de söylemiştim. hilali işaret ede- ." "Kemal Tahir! Kemal Tahir'in söylediklerini söylüyorsunuz!" "Evet. "Biliyorum. " "Kemal Tahir dönektir!" cevap vereceğini merak ediyordum. her duruma koGünay'ın. Böyle bir özgürlü"Yeter artık!" diye isyan ediyordum oturduğum yerden. Hiç sevmediler!" "Biliyorum. Bu özgür- kılar. rum!" etmişmişiz gibi suskunduk. evler seyrekleşti. pasiftir. rek. Ne "O sizin sorununuz olmalı. "Revizyonizm bir bilim olmalı!" dediğini hatırladım.. aktif bir öz- değildir. ne paranın.. "Yeter artık! "Çünkü tutkulu bir ruhum var! Çünkü özgürüm! Çünkü onları seviyo"Ama." ğü Jean-Paul Sartre'ın varoluşçuları bile tahayyül edemezler. Fevzi Özden'le karşılaşmak istemediğini söyket etti. trene ucu ucuna yetiştiğimizde sanki biz kavga lediği için hemen kompartımana girdik. köle olmaz. ama asla zincire vurulamayan bir yapı geliştirmiştir. Anadolu insanını özgür "O kadar yanılıyorsun ki! Anadolu insanı özgürdür. zar zor duyulur bir sesle.gürlük değildir bu. ne inançların. Hemen aynı anda da tren hare- İtiraf etmelisin ki. Evet. "Evet. Kondüktör yemekle göründüğünde. şiirsel bir cümleydi!" dedi. Günay." diyecekti.

sırtlarını sıvazlayacak bir sistemden "Elbette. 'Günay Ro"Düşünmelerini istedim. "Serbest piyasa eko- "Mamafih. "Endüstri uygarlığını sorgulamak mı?" dedi. şimdi!? 'Ah. nomisinin erdemleri gibi. Tanrım. makine geldi. Tanrım!" "Dünyayı bırak bir yana." dedim.de 'paylaşma' kelimesine yer vermeyecek bir doğallıkla paylaşan insanyana olduğumu anlatabildim mi?" Yüzüme baktı. Hilal'den yana olmak deyince dinleyicileri İslâmiyet'e geri dönüşü desteklediğini sanmışlardı. değil mi? Cennet tüketiminin bile bir takastan ibaret şartlandıkları bir dünyada nelerden bahsediyordum. "Ne çağrıştırdı dersin? Yeryüzü nimetlerini ('bilgi nimettir!) dillerin- ları. makinesizliğinize şükredin!' Bunu mu anladı çocuklar?!" Dehşete düşmüş gibiydi! "Ya. öbür dünyadan onaylayacak. olduğu. "Ben sana bütün bundan ne çıkardıklarını söyleyeyim. ne sanacaklardı?" Bugünkü konuşma gibi aptalca bir risk aldığı için öfkeliydim. Türkiye'de!" dedim. eski çağlar. zayıf bir sesle." dedi. Megamachine ideolojisini. bize berbat etti! Halinize. "Son tahlilde düşündüğünü söyledin. Günay. gülmeye başladı. hayır. "Yapma. o kadar kötü mü?!" "O kadar kötü!" Durumun vahametini sindirmesini bekledim. insanların en az sevabı verip." doplu. endüstri uygarlığını sorguladığını bilemezlerdi. ekonomi bilimini. en büyük günahlardan kurtulmaya Bahsettiği 'özgürlük'ü de anlatamadığını düşünüyordum. Allah aşkına! Esendal'a ahkâm kesen Alman sefirine mi benzedim. Türklerin homo economicus oldukları yalanını sorgulamalarını istedim." . ekonomi biliminin dokunulmazlığı gibi dogmaları sorgulamalarını istedim. teknolojiyi reddeden bir gericidir!"' "Aman.

Hiç beklemediğim bir şey yaptı. "Trrrrum. "Makineleşmek istiyorum geliyor bu! Beynimden. Trrrrum! Trak Tiki Tak!" dedi. Trrrrum. döndüm. oto-direzinler." '"Biz yenildik. Hayretle Trak Tiki Tak!" diye sürdürdü."Yani?" karşı uyardın. Trrrrum! "Trrrrum. Trrrrum. Batılılaşacağız. Günay. nekrofilyaya karşı uyardın. komünizm de yenildi!' Bundan böyle. 'Hilal de. etimden. dedim. lokomotifleri Makineleşmek Mutlak buna bir çare bulacağım Trak Tiki Tak! . demedim mi?" Şöyle "Sen benim ikiyüzlülük ettiğimi düşünüyor musun?" "Ne istediğini anlamaya çalışıyorum. da! Yine aynı yere döndük! Bir tür Esendallık ettim!" Galiba omuzlarımı da silktim." "Yani. bir duraladı. Trrrrum. Batı medeniyetinin dayatmalarına "İşbirlikçiyim. iskeletimden Her dinamoyu Çıldırıyorum! Altıma almak için Tükürüklü dilim bakır telleri yalıyor damarlarımda kovalıyor Trrrrum. intihar etmek istemiyorsak. Trrrrum! istiyorum.' dedim. Bu defa sinirlendi.

" elektrifikasyon plânını hazırladıklarını anlatmıştı. ben geçni de beraberinde getiriyor! Halkçılıkla teknolojicilik -ne kelimeler icat mişi yücelten bir ölü-sevici değilim! Ama. Polonya’nın Mühendisleri Kuruluşu Başkanı. sonra da dönüp makineleşmek istediğinden bahsediyorsun!" neleşmek zorundayız. neden bizde elle tutulur tek ortak gayret. millet fabrika şiiri yazmaktan vaz"1923'te yazıldı bu şiir. su yoruz? Neden aklını tasavvufa taktın da. güneş enerjisini adam gibi kullanmak gibi işlerle uğraşmı"Çocuklardan bunlar hakkında düşünmeleri istedim. SEP Başkanı bir adam gelmişti. Hepsi bu. içi buruk rençberlerle oyalanıyor!" diye söylendi. pencereden dışarı bakmaya koyuldu. Türkçe'nin sadeleşti- getirmek gibi. geçti de. "Neden?" "Behey. faşizm tehlikesi- .Karnıma bir türbin oturtup Anladın mı?" "Hayır. maki- teknolojiye tapınma ile arasındaki bağı anlatıyorsun. çünkü aksine gücümüz yetmez! Kaldı ki. Kendilerini ta"Günay'cım! Anlamıyorum! Bir nekrofilyadan bahsediyorsun.. bu nekrofilya. yaşamak istiyorsak." "Peki. koca Nâzım! Ne oldu da. bir "Fesuphanallah! Çelişkili değil ki bu! Bak. hatırlıyor musun?" rilmesinden ibaret kaldı? Neden pastoral romantizmden kurtulup." Ve ben ancak bahtiyar olacağım Kuyruğuma çift uskuru taktığım gün! Sırtını döndü. geceleri mağaralarda. Polonya Elektrik "Tadeusz Dryzek." "Evet?" "Evet. O günden bugüne bir tane daha yok! Neden?" "Sen Elektrik Mühendisleri Odası'nda çalışırken.. Gündüzleri direnişteyken. mesleğinle uğraşmıyorsun?" "Neden?" nımaya davet ettim.

zen.. Benim bilmediklerimi o biliyor. birbirimize sürtüne sürtüne sivriliklerimizi törpüleyeceğiz. "Sen istemesen de. Senin anlayacağın. bana! İki bine çeyrek kaldı. öyle oluyor. dünyanın en York'u.el ele yürümezse. kalamış mı.ve ekşi elmalarda!" diye kestim. Masonların çakıl taşları gibi. ölü-seviciliğine karşıyım! Niye anlamıyorsun? Gönlü dağlarda. "tipik bir Üçüncü Dünya insanı gibi. öteki elimizle New lerken. bir elimizde Gümüşhane'yi tutuyoruz. papazlarla kavga eden Hollanda köylüsü aşamasında! Ama. Ama verdi. ama faşist dayatmalardan kurtaracak bir yol! Makineleşme bu oluşumun olmazsa olmaz parçası!" Yorulmuştum. O söy- . Bizi çıkmaza sokmayacak. türküyü o söyleyecek. Batı'yla bir aşk/nefret ilişkim var! Yeni bir yol arıyorum. " ". sen ne olacaksın?" deyivermişim! Cevap vermesini de bekle"Alt tarafı bir ömürdür. parsayı faşistler toplar! Biz makineleşmeli ve makineyi insanın emrine vermeliyiz! Teknolojiye karşı değilim. BMW'si yerinde! Natürmenschbe. döviz stokları müsaittir diye üç tane makine ithal edilince. dalga geçiyorsun gibi geliyor. kara para ak- da Rotterdam'da kilise arazilerini işgal edip. ben susacağım.. ben ona sömürgecilerin. çağı ya- "Ol-mu-yor!" dedi. O bana halkımın dilini öğretecek. gözüm! Gözünü seveyim. ben mikrofonu ayarlayacağım! Sana yemin ederim. biz daha hâlâ bayağı kesirlerden ondalıklara geçemedik!" zımdan dökülen kelimelere kendim de inanamadım. "Titrek bir ömür! Geri kala- nını Şafak'la paylaşacağım.. oluyoruz? Fevzi Özden'e bak! Daha henüz Amsterdam'da ya landı. miyordum. zaten!" dedim. Şakak şakağa verdik. O Türklere ne söyleyeceğini biliyor. adam! Okullarda matematikten kalanların oranı kaç biliyor musun? BaDünyayı asla onun algıladığı gibi algılayamayacaktım. Gerçekten yorulmuştum. Bu açıktı! Ağ"Peki. "Olmuyor. ben." dedi. onun bilmediklerini.ettiriyorsun bana!. ben Batılılara. "Ve 'yeşil elmalarda'" diye düzeltti.. sevgilim.

kaliteli mikrofonunu ayarlayacağım onun için! Orada atlamayacağım. Şafak bunları biliyor mu?" "Elbette. "Ama. biliyor!" "Ezilmeyecek mi?" "Niye beni seçti ki?" dedi. Kadınıyım ben onun. hayretle! (O anda yüzünü görmüyordu!) "Saçmalama! Çok akıllı! Çok Türk! Kendine rakip almadı ki beni! Ra- kip almadı. bilgisini güçlendirecek bir amplifikatör! Benim işlevim bu. . işte!" "Ondan kuşkum yok." dedim. da! İktidar ortağı değil!" "Çok Türk" de ne demekti? Sormadım. amplifikatör aldı! Duyularını.

gün kö- . sonunda bulduğu şoföre elinkarşın. dükkânda buluşacaklardı. beni uğurlamak ister gibi. Pendik istasyonunda indi. No: 71.BANA BİR TÜRKÜ SÖYLE I Şafak'a dönüşte birlikte kahvaltı edeceklerine söz vermişti. Dahası. içimde. elinde küçük bir valiz. Çırpıcı Mahallesi. O sabah. Günay. meraklanmam için bir neden olmadığını bilmeme tü bir şeylere gebeymiş gibi bir his vardı. girdi. epey bir süre taksi beklemiş. Diana Pavloviç hayatımıza deki adresi okumuştu. Rodoplu. Bir bakıma doğrulandı bu sezgi. trenin kalkmasını beklediğini hatırlıyorum. minibüs yolu. onu orada bırakmaktan hiç hoşlanmadım. beton peronda öylece durduğunu. Kazım Karabekir Bulvarı. Şafak'ın gündelik yaşamı ile tanıştı. Artık kocaman bir kadın olduğunu. Sabahın o saatinde.

cukların yanına kaçtı. kenarlarından dolanmaya çabaladı. yukardan aşağı süzdü. Şoför üstüne sürecekmiş gibi yapınca. Az ilerde kümeleşen çocukYoksullara özgü iki numara saç tıraşları. soluk bir entari. eli ağzında.Günay'ı. "küçük kız bana Çoban Sülü'nün çocukluğunu düşündürdü. Yükselen güneş. özensiz kundaklamanın sonucu rinin içindeki bedenlerinin kavrukluğunu görmek için bir kez bakmak yetiyordu. "Sağol!" "İneyim mi?" "Evet." ğini az sonra anladı. Geceden yağan yağmurun doldurduğu çukurların derinliği belirsizdi. Birkaç dakika içinde asfalt bitmiş. ne oldu?" "Çırpıcı Mahallesi mi?" diyerek yüzünü ekşitti adam. Ayağında kara lastik çizmeler. saçları haftalardır mesini işaret ediyordu." diye anlat- duygusuna kapıldı. sabahın bu kör saatinde top oynamak için toplanmış olmalıydılar. mahallenin kaskatı çirkinliğini. mek istiyordu. asık lar. kil sarısı bir balçığa girmişlerdi. rengi belirsiz. üzerinde kendisine "Kartal istikametinde bir yola saptılar. Sahipsizliğin köprüaltı çocuklarının yüzlerine yerleştirdikleri yamuk kafataslarını büsbütün belirginleştiriyordu. az ilerdeki çomıştı Günay. Daha şimdiden çamur içindeydiler. götüreceğiz artık. Kötü dikilmiş giysile- . "Yolu buradan çok zordur. Yaşlı adamın ne demek istedi- birkaç beden büyük. Bakmak için döndüğünde. be abla!" dedi." "Referandumun sonuçlarından etkilenmiş olmalıydım. şoför. "Ankara kupkuruydu. Sümükleri burunlarında fitil fitildi. yıkanmamış gibi duran küçük bir kız çocuğuna yolun ortasından çekil- arsız arsız güldü. son âna kadar kıpırdamadı. Çocuk. Kemal Tahir'in Kastamonu'sunu yaşadığı suratlı çıplaklığını daha da sertleştiriyordu. Senin ne işin var orada de"Yok. burada çok mu yağdı?" Cevap vermedi.

ganlara benziyorlardı. bir tek karanfil yoktu. artan bir merakla bakındı. küfreder gibi. nenmesi gereken azgın köpekleri aradı. Rodoplu. Tülin'e. Öylesine gelişigüzel kondurulmuşlardı ki. oldu. "Neredeyiz?" rengi ondülin levhalarla çevirdikleri bahçelerine bir şeyler ekmişlerdi ri zifiri karanlık olmalıydı. askeri koru- yalapşap yıkanmış çamaşırlara rağmen. yerden bir taş kapıp arabanın camına fırlatsa şaşırmayacağını fark etmişti. Adamın yeni yıkanmış. Kimileri zift ama bitkilerin çelimsizliğine bakılırsa. balçık yerini kısmen stabilize." demesine kalmadı. "Sokağa sergiledikleri Çırpıcı Mahallesi!" "Gökyüzünden gelecek bir saldırıya karşı silahlanmış. çatılarından demir çubuklar fışkıran kare prizma beton yığınlara dönüştüler. . Derisi kemiklerine yapışmış bir öküzün çektiği bir arabaydı. o da Elektrik direklerine benzer bir şeyler de görememişti Günay. Köy evleri. daha kuruca bir yola bırakmıştı. Gözleri. "Haklıymışsın. Aralarından biri eğilse. yine cevap vermedi. yapıların şekli de değişti. Neyse ki. kiremit çatılı köy ev- aynı hizada iki ev yoktu. yarı hain. Birer katlı. Hiçbir yerde tek bir ağaç. Özensiz pencerelerinde bir tek sardunya. şoför. su da yoktu. sahneyi tamamlaması için etrafta dö"Çırpıcı Mahallesi'ne giriyoruz. yaşanmışlıkları yoktu. en az seksen milyonluk yatırımının bu çamur deryasında işi yoktu. Gecele- bu defa hak verdi.de bunlarda da vardı. tekbir fidan yoktu. küstah. buraya ancak kağnı girer. yarı arlanmaz. İnsanlığa karşı meşum bir şeylerin planlandığı koca bir şantiye görünümündeydi. yaşlarının çok ötesinde kaşarlanmış ifaÇevreye. lerinin arasından geçiyorlardı. muhayyilesinin ona oyun oynamaya başladığını düşünmüştü. yanında derisi kemiklerine yapışmış bir adam çamurlara bata çıka yürüyordu. Günay. "Daha çok var mı?" Şoför." dedi." diye anlatmıştı. Burada.

" dedi. Rodoplu. kuru kurabiyelerini camekân raflarında piramit etmiş kötü pastane. "Şafak Bey. 71 numara ne tarafa düşer biliyor musun?" caddeyi birkaç kez dolandılar. yok mu?" Tahmininden çok daha büyük. Günay'ı azarladı. ucuz blucinleri içinde. bırakıp gitmeyi düşündü. ''Burası. Rodoplu. plastik leğenlerini kaldırıma yaymış züccaci"Toz içindeki incik boncuk vitrini ile Paşabahçe. "Bilsem. caddeye açılan. bari. şoför. depo gibi bir yerdi Şafak'ın dükkânı." yeci. Kapıdaki minibüsü tanıdı. gelen tezgâhta duran bir kız bir erkek. Karşısına lıkla baktılar. ken- şiş bıraktı ama adam bakmadı bile. kendisini affettirmek için de yüklü bir bah- Kapıda. pleksiglas 'M' harfi "Şuradan döndük mü. dönenir miyiz?!" Elindeki çantanın ağırlığı olmasa da. başörtüsü ve pardösüsünden yeni kurtulmuş."Geldik. "Burası olmasın?" dedi. yamalı asfalt bir caddeydi. Günay. ları mandallı. iki aracın yan "Soralım. ha?" Dört-beş katlı Laz inşaatı binaların çevrelediği. Bir an. Binalarda numara olmaması usuldendi. Şoför. aşağı inen birkaç basamak merdivenin başında dikildi. "Nereye gittiğini bilmiyor musun?" "Türkiye'de kimse bilmediğini söylemeyi kendisine yediremez ya" disini Çırpıcı Mahallesi'nde adres ararken göremiyordu. Kâzım Karabekir Caddesi. minibüs yolu. saçlerinin ekolayzırlı işveleri" arasından 71 numarayı bulmaya çalıştılar." dedi. çocuk yaşta iki tezgâhtar şaşkın- . düşmüş Pamukbank şubesi. nadan bakışlı kızlara göz eden plastik çiçekli minibüs şoföryana geçmesine elvermeyecek darlıktaki sokakların sayı sıralamasını "Kardeş. kesip kesmedikleri meçhuldü.

plastik döşemesi yer yer Elindeki çantayı nereye koyacağını bilemeden öylece dikilmişti. oturun. "Burada buluşup." dedi. Sedat." "Nerede olduğunu biliyor musun?" nay. İşaret edilen yöne döndü. Nedenini ve süresini bilmediği bir bekleyişe girmişti Günay. var. Duran Kuran'ın Dükkânı incelemeye koyuldu." dedi. ışığına alıştırmaya çalıştı. Beton soğuğunu kessin diye çatılan tahta tablanın ğildi." cevabı kardeşlerin ikame edilebilirliğini söylüyorKarşılıklı bakıştılar. Sedat'ın. "Sedat Bey. "Bir çay içelim de." Şafak'ı hatırlatan bir tavırla genç tezgâhtara seslendi. telefonlara ce- üzerine yerleştirdiği ayakkabılarının çamuru dikkat çekmeyecek gibi de- daki raflardan bir tanesinin üzerine saydam bir plastik poşet içinde raptiye ile tutturulmuş fotoğrafını o zaman gördü. "Buluruz. tüpgaz ısıtıcının yanında duran. Sedat'ın konuşmasını bitirmesini bekledi." "Hoş geldiniz. o nerede?" "Gelir. onu gördüğüne şaşırmış ise de belli etmedi. DMO masalarını hatırlatan." dedi Sedat. Ağır bedenini kaldırmakta zorlanıyormuş gibi yarı kalktı. Sedat'ın oturduğu yazıhanenin solun- . Gözlerini zayıf neon "İçerde. bize çay söyle!" Yazıhanesine döndü." diye yalan söyledi. bahriye grisi bir yazıhanenin arkasında oturduğunu gördü. erkek çocuk. "Buyurun. Gü"Ağabeyinle bir işimiz vardı.du. "Nerede?" Rodoplu. yırtık. Sedat. "Kendimi aptal gibi hissediyordum!" "Oğlum. Rodoplu’ya sağ tarafında. vap vermeye koyuldu. çalmaya başlayan telefona döndü. gidecektik. merdivenlerden aşağı birkaç adım attı. kenarsız koltuğu işaret etti.

Rodoplu." dedi Rodoplu. ne de bir açıklama getirdi. Anadolu yakası temsilcisiydi. Müşteriler geldi. "Bir şey." diyebilir. Sedat. kara kuru genç adam Gözleri Rodoplu'da. 1980 öncesinin işçi liderlerinden. Adının İbrahim olduğunu sonradan öğrendiği. Günay'ın ne denli sıkıl"On dakika içinde bir ses çıkmazsa." o sıralarda geldi. "Bırak. olur mu öyle şey. Sedat'la sohbete koyuldu. Bir soran olsa. dığının hiç farkında değilmiş gibiydi. Ne ki. Sedat'ın çevirmelerini izleyen konuşmaları dinlemenin ayıp olacağına ilişkin şartlanması. Öyle ustaca seçilmişti ki. resmin orada kamuflajı" olduğunu düşündü. "Yasadışı bir aşkın. "Bir şey mi. gün öğrenmişti. Sevdiği adamın günlerini geçirdiği bu yeri içselleştirmeye çalıştı. "Efendim?" dedi. diyor musun?" şeklindeki telefon kapatma formülünü de o '"Anlaşıldı. inandırıcı da olurdu. Bir toptancı müşterisi . Sürekli çakollamaktan başka çare bırakmadı. Günay hem çok belirgindi. haber alabilmek için delikanlının gözlerini di. Birazdan gelir. usta Kendi fotoğrafını görmüş olması yabancılığını gidermesine yardımcı oldu. Günay'a döndü. ama garip bir hüznü de beraberinde getirdi. sendikacıydı. yahu. İbrahim. "Rahat otursana! Niye öyle büzülmüş oturuyorsun?" Anlamadı. olma nedenini açıklayacak başkaları da vardı. "Hilton'un barına tünemiş mintanlı disine özgü bir adacık oluşturan Rodoplu da öyle yadırgandı. Sonunda. Şafak." kapıcı Şükrü Efendi nasıl yadırganırsa" türlü malzemenin arasında kenlan telefonu. yarım saat süreyle ne bir söz söyle"Bir çay daha içelim. söylediniz?" gelip de. Sedat makamını terk etmek zorunda kaldığında. müşteriler gitti. hem de gerektiğinde. ben gidiyorum.dükkânındaki imza gününde çekilen fotoğraflardandı. Netaş grevinin önderlerindendi. kes artık!' demenin bir yoluydu.

"Karşıya mı?" diye sordu sendikacı." dedi Sedat. di. ilkel komünizm üzerinde parlayan hilaller. Tülin. "Efendim?" "Besbelli." diye fısıldadı." demeye kalmadı." Bu defa da. gözlerini devirdi. Günay." dedi adam. sen arkamdan gel. ben gidiyorum. Arkadaşının . Sedat'ın arkasını dönmesini fırsat bildi. dişim!" diye. anlatmıştı." demiş. güngörmüş bir adammış ki. "Evet." Gözleri müşterilerinde." "Sağolun. tam cevap vermeye hazırlanıyordu ki. "Ha"Aman." "Ben seni bırakırım. rım. sen kalk!" işareti yaptı sendikacı. adını söylemişti Sedat. söz yine kesilmişti. ben şimdi geliyorum. kıvrandı "Ben çıkayım. bizimkini hemen teşhis etmiş. Bu defa da. Sedat'a adamın kim olduğunu sordum. Günay. Uyarmamak suç ortaklığı yapmak demekti. Günay'ın sözünü yanlış anladığına hükmetti. yerleşti. karGünay'ın nasıl şaşırdığını tahmin edebiliyordum! Sedat dönmüş. genç adam. "Bir şey mi var?" "Ağabeyimin eski bir arkadaşı. "Seni köşeden alı"Yorgun olmasam.dönmesiyle sustuğunu izledi. Sedat geri geldi. Şafak'a ihanet edildiği duygusuna yine kapıldı. misafirine bunu yapacak adamın diğer ilişkilerinde de güvenilir olmayacağını düşünüyordu." Adam. Tülin'e "ama. belki de aldırmazdım. köşede bekle. yine müşteriye kalktı. homo economicuslarla birleşti. "Sedat. ne salağım!" Nihayet "aydı" Günay Rodoplu! Yerine büsbütün "Sen çık. Onun "Bir dakika." diye anlatmıştı.

Sıkça kullanmam o yüzden. bir sfenks sessizliği ile dinledi."Terbiyesiz bir bey. Richard Schlig'in. ne de ağabeysini mazur gösterecek bir açıklamada bulundu. şimdi sen bana bir taksi bul da. tek bir ağaç yoktu. Sedat'a bu olaydan hiç bahsetmemesi gerektiğini düşüYarım saat kadar sonra "adresi itibarlı" diye tanımladığı kendi ma- hallesindeydi.) Ticarethaneyi. önerisini komşuları "çok su gider" diye reddetmişlerdi. en az birer tane yazlıkları olan insanlardı ve daire başına düşecek fazladan su ettiğini hatırladı. Şafak'ın bir işi na gelince. kirlenmişlik duygusunu atmaya çalıştı Günay. "Sedat oğlum. mahallenin bedduaları leri. kabahatin aslında kendisinde olduğunu. "Biliyor musun. Adaşı küçük amcaoğluna emretti. ne bir bilgi verdi. Çırpıcı Mahallesi'ni belki birkaç kez satın alırdı ama Profesör Kevorkian'ın. Kendi apartmanının taşlaşmış toprak girişine çimen ekmek parası ayda iki bin lirayı geçmiyordu. sadece bedduaydı. eylem yoktu!") arasında "Zengin İnşaat' sokmuştu. Günay. Sedat'ın adamla konuşurken yaydığı yanüyordu. Ağabeysinin nerelerde olduğu- mişlik duygusu" tamlaması Rodoplu'yu en iyi tarif eden tamlamalardan birisi. olmayan mazgal deliklerinin gölete çevirdiği caddeden kaldıran plat- ("Ama. ilginç olan ne?" demişti İngiliz. Öte yandan. "Bir gettodan geçtim. çok ilginçti. "Kaldırımlar insanlar için değil ki! Yüzlerce milyonluk otomobilformlar!"dı. (Bu "kirlen- Sedat." dedi ve anlattı. şuradan bir taksi kap!" Yol boyu. kara sakalları diken diken sendikacının sinsiliğini. kınlık duygusunu unutmaya çalıştı. Oysa. ben gideyim. çıktı herhalde." "Neyse." diye tarif . hepsi. Şişli'yi. Son "yeşil" alancığa kondurulan çocuk bahçesini de. Profesör Pavloviç'i "Bastığı yerde ot bitmeyen Türk'ten sakın!" uyarısını haklı çıkarırcasına burada da.

" sedilemez. camiler terk edilmiş. İnsanlar ahır gibi sefil yıkın- tılarda yaşıyorlarmış. hiçbir hoşluk yok. Profesör Pavloviç. adam.. Konya'ya gittikleri dönemlerdi. Zamanın modern yapıları çoğunlukla kerpiçmiş." dedi. Türk şehirleri. Profesör Pavlo"Bir Türk şehrine tepeden baktığında gaddarlıktan başka bir şey görmüyorsunuz. onnuştum. Bu herhalde. sodyum lambatore edilmiş hemen her konağın bahçesinde gördüğüm beyaz boyalı de- . Onlar bunu hızlı kentleşme ile açıklıyorlar." demişti. şehrin üslubunu belirleyecek meydanlardan bahlara gaz lambaları aşamasından geçip ulaşmadığınız için olacak. asfaltlar çöküyor. Bence. Korkarım.mamaları. "Yazar." viç de söyleyecekti. "Ufuk çizgisine hemen her zaman beton larda da hiçbir şıklık. Ben öyle düşünmüyorum." bloklar egemen. Ya da. Yeni yapılan binalara bakıyorum. Işıklandırmayı al. artık resmirdöküm zavalazingolar (aynen bu kelimeyi kullandı!) var. Boyalar bir yıla varmadan kabarıyor. inanılmaz bir pejmürdelik içinde. bu durumda ileri bir tarihte gerçekkenti bir arada tutacak. leşecek kalkınmaya temel ya da model teşkil edecek sokak güzergâhları. Evler dökülüyormuş. Çok acıklı. şehre güzel bir taş kapıdan girdikten sonra kendilerini bir viranelikte bulduklarını söylüyor. Kerpiç kulübelerden beton yığınaklara geçilmiş. "Mevlana'ya gitmeden önce. demir sacayaklarını dikip üstüne ampuller yığıp geçiyorsunuz. minareler yıkılmışmış. 1840'ta. Türkiye'de kalkınmanın sürekliliği yok. Kaldırımlar çatlıyor. "İlginç olan. Türklerin bizim 'kentsel gurur' dediğimiz şeye sahip ol- Benzer şeyleri daha sonra Diana Pavloviç'in kocası. Türk entelektüellerinin nostaljisi yanlış konumDiana'nın ısrarı ile Şebi arus'a. Binalar ya inşaat halinde ya da dökülüyorlar. Birkaç Türk entelektüeli ile kolanmış bir duygu. Pejmürdelik de bundan kaynaklanıyor zaten. Konya'yı gezen bir seyyahın anılarını okudum. kent geleneğiniz olmadığı için böyle.. Doğal olarak.

ormanı kaçırabilmeyi bir becerebilse. "Daha da bir Bebek'i. Üstat. Batı kentlerinin insanı saran. . maydanoz bahçesine koştu. bir zamandır küllenen yabancılaşma su damladı. duygusu kıpraşmaya başladı.kötüsü. Bir yandan da." diyordu. Daha önceden tanıştıkları belliydi." demişti. kardeşim. evindeymişçesine huzurlu kılan yumuşaklığını kıskanmaktan. düşünüyordu. Levent'te oturmanın 'ayrıcalık'ının. Etiler'de. içeriye bir kadın girdi. olan. Çaylarımızı henüz içerken. Tülin. Günay. keyfini çıkaramayan bizler!" lecek. Çırpıcılar'a inat. düzeltilmemesi için bağışlatıcı bahane de bırakmadığından büsbütün umut kırıcı oluyor!" zin olacağını düşünüyordu. ben ilk kez rastlamıştım. Huzursuz olan. temel yanlışları düzeltmiyor. ne de ötekine sığamayan. özgürleştirici bir duygu olmalıydı. görmüyor olma gibi haklıcı bir çaba içindeler. diye feryat eden alt komşuya inat. ne bu mahalleye. Etiler'e inat. Şafak'ın dükkânı. Evine çıktı. sessizce selamladı. küçücük müzik eviydi. karanlık. Çırpıcı Mahallesi'nin varsıl geleceğinin de. Çırpıcılılar hedefledikleri geleceğin sakaletini mesela. sulamaya koyuldu. rutubetli. mutlu olabiFevzi Özden. "Zenginlik. Unutmak. elini kalbine götürdü. sendikacı üst üste geldiği için olmuş olmalı. Şiran'ı anlatmaya oturdu. konferans. oradaki bekleyiş. verdiği randevuya gelmeyivermeyi beceren Şafak'ı hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya devam etmek. Kaç zamandır bakmadıO sıralarda ben Günay'ı Pendik'te indirmiş olmanın içime çöken kö'Dergâh' ünlü bağlama ustası Sabri Yıldız'ın yarısı saz yapım atölyesi tümserliği ile doğruca Dergâh'a sürüklenmiştim. Unutmak ve ğı romanının başına. yoksul geçmişi kadar ha"Şu farkla ki. Ben gittiğimde Seyfettin İhsani Efendi oradaydı. "Ağaca bakarken.

Sey- kuşkulandıkları için onu her seferinde tepeden tırnağa ararlar. Bir kere. gün gelir. "Eşek. sınır devriyelerinden birisi ile kar- savlarından birisine işaret eder. Seyfettin İhsani Efendi. hiç düşünmedim (Seyfettin İhsani Efendi de Galatasaray mezunudur)." diye cevap verir. İkincisi. Hoca. giyimiydi. bilinen bir fıkraydı: Nasrettin Hoca her Şah'ın. siyah dantelden yapılma parmaksız Çok uzun boylu (en az bir seksen beş) iri kemikli bir kadındı. 'Le Soufis' ('Sufiler') adlı kitabıydı. Sabri Bey. Bu haliyle bana getirdi. Konuşurken elleri kılan bu değil.Pavloviç. "Artık olan oldu. kırmızı. ben ilk kez böyle bir şey görüyordum. Ben kovboy filmlerindeki bar kadınlarını hatırlatıyordu." der. Üstünü Hoca gün geçtikçe zenginleşmektedir. İdris fettin İhsani'yle. dağınık saçları vardı. Dergâh'taki varlığını büsbütün şaşırtıcı yeşil parlak bir kumaştan (saten olduğunu sonradan öğrendim) dar bir den farklı bir yanı olmalıydı ki. Diana kollarını zapturapt altına almak gibi bir kaygısı olmadığından." ararlar. "Bak. ne kaçırıyordun?" Diana Pavloviç. kadın çantasından bir kitap çıkardı. bir tabure etek. Çok güzel bir Fransızcası vardı. "Eşek kaçırıyordum. Karakol devriyeleri hocanın kaçakçılık yaptığından Diana'nın sorduğu ilk fıkra. aynı renkten üstüne yapışan bir ceket giymişti. Ne ki. göründüğündiz dize oturan iki insanın hiçbir zaman ve hiçbir yerde bu kadar uzak olamayacaklarını düşünürken. açık hemen tümüyle işgal etti. Nasreddin Hoca'nın birkaç fıkrasını tartışmaya başladı. Oysa. Diana Pavloviç'i Seyfettin İhsani Efendi'nin yanına oturttu. Ama. Yıllar sonra. Devriye. hoca. ölen gitti. Diana Pavloviç'in. hikâyenin telmihini anlamadığını söylüyordu. Doğaüstü deneyimin ve Bâtıni işaretle- "Bu hikâye. "tasavvufun başta gelen . bırakır. saman torbalarını altüst ederler ama bir şey bulamazlar. Yeşil gözleri. mekânı eldivenleri vardı ki. Hoca bu işleri şılaşır. Allah aşkına söyle. saman yüklü bir eşek ile geçer." dedi. telaşla koşturdu. Arkalardan bir sayfa açtı. Derken. emekliye ayrılır. Amerikalı olabileceğini gün bir sultanın topraklarından öteki sultanın topraklarına.

kızım. Seyfettin İhsani Efendi. bu meseleyi hiç kavrayamaz! Oysa. Hoca'nın fıkraları şaka niyetine söylendi ama fizikötesi anlamla- ancak. Sonra. Sabri Bey'den nerede olduğunu tarif . biçimine duyduğu içten ilgiden adamakıllı etkilendim. Nasreddin'e kendi irfanının bir kısmını armağan etti. sadece yoğunlaşılan yön farklı olduğu için uzak gibi görünür." dedi. bilginin yordu) şakacı Nasreddin'e. Nasreddin Hoca'nın kömürlükte yanlış yerde aranmasına bir örnek olarak anlatıldığını söyledi." dedi. günlük hayattan 'çok uzak' olduğu düşünülen şey. "Efsaneye göre. Cahil. Onu görebiliyordum. Biz Bâtıni ya da transandantal olanın günlük hayattan çok uzak ya da çok karmaşık olduğunu düşünürüz. Bir arayış içinde olduğu belliydi ama lümpen bir arayış değildi bu. her şerde bir hayır vardır. kâğıda baktı. beddua etti. böylesine özel. çantasından çıkardığı bir kâğıt etmesini istedi. Sabri Bey. Ya da. ce bütünlüğünü geri verdiler. altı fıkra doğursun! İnsanlar seni gülünç bulsunlar. böyle düşünmemizin nedeni cahil olmamızdandır. Hoca'yı mizah ustasından başka birisi olarak hiç düşünmemiş olan bana döndü. sokakta. Ama. daha da ilginç bir şey oldu. orası karanlık olduğu için. elektrik direğinin altında aradığı hikâyeydi." tardı. bunun. Lâkin. Diana. 'Kaba Düşünce'nin pençelerinden Hüseyin kur- rını yitirmediler. parçasına yazılı bir adres gösterdi." Nasreddin Hoca'nın bir mutasavvıf olduğunu ben bilmiyordum.rin insanoğluna sandığımızdan çok daha yakın olduğunu anlatır. kaybettiği yüzüğünü. Hüseyin. Böylece. bana uzattı.' diye. kadının dikkatinden. "Celal ile Kemal'e bak. 'Bundan böyle her fıkran. adeta mahrem bir düşünce Diana Pavloviç'in bütün bunlardan ne anladığını kestiremiyordum. Artan bir merakla dinlemeye koyuldum. Hain İhtiyar'ın insanoğlunun bilincinden çaldığı düşün"Hüseyin kimdir?" diye sordum. İkinci hikâye. o Hain İhtiyar ('Kaba Düşünce' demek isti- "Nasreddin Hoca'yı. belki de biliyordum ama üstünde durmamıştım.

Çok yüksek sesle konuşuyorlardı. Kadını tekrar görmek profesyonellik denilen setmiştim. O. Kadının bağlama dersi alıyor olması da bir enstrüman çalıyor olmasının dahli vardı. Diana. "Kadın. Ferguson'a taş çıkaracak kakalemi almış fondötenin üzerine kaş göz çizmiş kendisine!" "Aman. Sernea bizden önce gelmişti. Kaldı ki. Sernea anlattı. Sabri Bey'le bir sonraki ders saatini kararlaştırdı. Günay'ı tanımadığını. ne bu?!" dedi. Kalkmadan önce. Günay'la ilk görüşmesinin son görüşDiana'nın. Bunda. eline "Sesi de zurna gibi! Kandıralı duysa kaçacak yer arardı!" "önemli" olduğunu Prof. Sabri Bey. Sernea'yı tanıyor olmama ayrıca sevindi. "Sorma!" dedi. kardişim. Günay Rodoplu'nun arkadaşım ol- Günay'ın adresiydi! "Sen daha iyi bilirsin." Sernea'nın tanıştırmaya söz verdiğini. Her ikisi de bir doksana yakındılar. benim için de Bir bana. piyasadaki birçok insandan daha iyi çaldığını söyledi. bugün öğleden sonra orada buluyoktu. başka sürprizdi. ortak bir dostları. Günay'ı orada.duğunu söyledim. bir ona bakan Diana'ya. Bir yıllığına Boğaziçi Üni- . Sernea'nın da ondan geri kalan yanı yoktu. psiko-linguistik profesörüydü." diyordu) rüküş olmasıydı. mekânı egemenliği altına almaktaki maharetinden bah- (Günay. dar. tabii. daha sonra gelen Tülin. Nedenli gördüm. Profesör şacaklarını anlattı. Kocası. Diana Pavloviç'in. Aralarındaki tek fark Sernea'nın kütüphane memuresi giyimine karşın. gitar ve piyano dahil. çok hızlı öğrendiğini. Birlikte gidip gidemeyeceğimizi sordu. önemli ise Türkiye'de ne işi var?" İzleyen açıklama ma- sumdu. "Kraliçe Elizabeth’in ikinci gelini. şeyin bu olduğunu hatırlattı. "Onca. beş-altı mesi olacağını sanmıştım. Günay'ın italik'lediğini hemen Diana Pavloviç sahici bir Hollywood film prodüktörüydü. Onun için bir mahzuru yoksa. Rodoplu. istasyonda bırakmış olmanın sıkıntı- sını atabilmiş değildim.

yüzlerce defa yazdırırlar. "Fena bir kıza benzemiyor "Tanrı'ya şükür!" dedi. b.. Sernea da onu Rodoplu'ya getirmişti.2.3! B. Pavloviç. işte böyle b. "Ne dedi. konuşun. Yazılan her şeyi. bırakırlar!" başladı. adlı adınca. neden buraya geldiniz?" mıyordum!" Birden rahatlamış gibi. hücre gibi daracık. Artık hepsi benzerini yapmaya başlar. orada insana ne yaparlar? Böyle. Türkiye'de bir film yapmaktı. Diana'ya bakarak. Hollywood'dan kaç tane özgün film çıkıyor? Bir konunun pazarlanabilir olduğunu görmeye görsünler. Bu dileğini Sernea'ya söylemiş.4. değil mi! Yani. . penceresiz ofislere kapatırlar ve 'yaz!' derler. her zamanki gibi çok dolaysızdı.. Star Wars 1. Kısa bir tanıştırmadan sonra (ben bir ikinci gazabı "Ben artık siz kızları yalnız bırakayım. "Vallahi!" ciddi söylediğini anlatmak için de yemin etti. Hollywood filmlerinin ne kadar kötü olduğunu bilirsiniz. şeyler söyledi." Rodoplu. Sonra da.! İnsanın beynini s ." dedi Günay.2. "Siz Türkler hep böyle yaparsınız. Rambo 1." dedi. aşkına. bu fırsatı değerlendiriyordu.. gülmeye "Biliyor musun. ne dedi?" diye sordu. akademisyenlerle hiç aram iyi değildir benim! Tanrı "Hımmm. "O piçlere zaten dayana- . Tanrı aşkına. "Önemli değil. konuşmaktan başka bir şeye yaramazlar!" bu." gibisinden bir bir "Biliyor musun.." dedi Tülin." dedi.5. Diana Pavloviç. lışmak istiyordu. "Oh. Tülin. Diana. Diana. dantel eldivenlerini çıkarmaya koyuldu. bir Türk yazarla çaüstüne çekmemek için diye düşündüm).versitesi'ne konuk öğretim üyesi olarak gelmişti. Günay. "Hollywood'u bırakıp.tan filmler yaparlar.3. . Sernea'nın arkasından. kalktı Sernea. değil mi?!!" diye söylendi. Tülin. Pavloviç. "Herkesin de derdi başka. kardişim. Amacı.

çaydan başka içecek bir şey var mı? Sert bir içecek?" direrek. "Ne iş yapar?" diye sordu." sonra beni yazacak. hemşire!" dedi Tülin. "Nasıl yaparız?" diye sordu. "Dinle. anlatması çok uzun sürecek bir şaka. "Şiran Efendi'yi bitirsin. "Bir dene!" diye ısrar etti. Tanrı'nın belası "Cin tonik?" dedi. "Hey. Tülin. Onun için soracağım: Bu evde. "Kendi aranızda konuşursunuz!" "Each to his own. Günay'ın hoşuna gitmiş olmalıydı." "Onu öteki romanda anlatacak.. Günay.Öfkesi içtendi. "Bizim ülkemizde kadınlar günlerde cin tonik içerler de. Lütfen. Tülin." dedi. Tülin'i gösterek. Pavloviç. yani?" "Gördün mü?" değil mi?" "Her şeyi çeviremeyeceğimiz için. Pavloviç. elimi tuttu. yani!" "Daha önceden. gülmesinin arasına ancak sıkıştırabildi. değil!'i. "Siz benim cinsimden hanımlara benzi"Siz hanımları tuttum. gözlerinin içi gülüyordu. "Ne iş olursa yaparız. seni sevdim!" diye bağrıştı. "Şu anda bir otel işletiyor. kirpiklerini çok mahcup olmuş gibi yere in- yorsunuz. "Heeey! Siz kızlar benimle dalga mı geçiyorsunuz?" "Gerçekten. "Nasıl. hepsi bu." benim orada olduğumu unutmuş olduğu için çok utanmış gibi döndü." dedi Pavloviç. Türk Ticaret Odası'nı işletirdi." dedi Rodoplu. bak. inanın bana." dedi Günay.. uzun uzun özür diledi. kadın. Olacak . kardişim?" dedi. öyle "Ne esprisi." "İkimizin arasında. Tülin." dedi Rodoplu. "Espri anlayışın var. "Ne demek.

" diye ekledi. biz. "Bizde ikisi de var. öyle değil mi?" "Türkiye. tabii. Batılılaşıyoruz da. niçin olmasındı ama. Tülin. Türkçe. yani. Hollywood'un gittikçe daha da kötüleşen klişe yapıtlaAvrupalı ya da Avrupa’ya yerleşmiş yönetmenlerle "ve tabii. Günay'cım?" lerden uzak. Diana. Ortadoğu'ya açılan kapıdır. hafifçe sıktı." dedi Rodoplu. senaristler- Diana'nın anladığı. ışık bilmiyor"Biliyorum." dedi. "Bir şey daha var. Diana Pavloviç. o da Türkçe. Diana Pavloviç. "Lütfen! OK?" "Tamam. tamam!" Sernea. "Tabii!" "Tabii. "Beni yanlış anlamayın. "bildiğiniz gibi. sen buna karşı çıkmazsın." dedi." "Artık onu siz bileceksiniz. lu'nun elinin üzerine koydu. biz geri kalır mıyız?" "Cin tonik. kardişim. var. Umarım. içlerinde dil bilen parmakla sayılacak kadar azdı ve filmler sesli çekiliyorlardı.o kadar. "Dikkat! Milliyetçidir!" türünden bir uyarı yapmış olmalıydı. Sue Ellen içer de." dedi Rodoplu." dedi. Anlıyor musun?" yız. le" çalışacaktı. yok. Bu ikinci halka. bir ikinci yapımcılar halkası oluşturmaya çalıştıklarını anlatrının dışında filmler üretecek. Var değil mi." dedi. Hollywood'un dışında. "ikisi de dolapta. bu halkanın Türkiye ucunu oluşturacaktı. Musevi sermayesine boyun eğmeyen." elini Rodop- Türk film yıldızlarını oynatmak isterlerdi. paragöz Musevi prodüktör- tı. "Raki var!" "Var. Tülin. Kendi şirketi. "Kendilerine bakmayı bilmiyorlar! Makyaj bilmiyorlar." dedi. Benim aklımda Shirley McLaine var?" . "Şimdi biz film yaptığımız zaman Amerikalıları kullanmak zorunda"Neye karşı çıkmam?" "Shirley McLaine'e!" lar. "Türkiye. Ortadoğu.

geliyor!" dedi Tülin. "İşte. sonra kendisini topladı. paralaya- "Bu öteki gibi de değil. seni tanıdığım için çok şanslıyım!" diye ünledi Diana. Biliyor musun. Humeyni rejiminden kaçan İranlıları konu alan bir gerilim filmi olacaktı. "İranlı kadın saraydan olmalı. Türkiye’nin güzelliklerini sergilemeyi hedefleyen bir film- "Ah. İslâmiyet'i çok iyi bildiğini söyledi. Fanatik İslâmiyet'ten kaçan İranlılar. Tülin. parasız mı?" diye sordu Rodoplu. efendim!" dedi. Anlamaz. Günay'ın. yine elini okşadı. değil." diye yineledi Rodoplu. gerekçesini açıklayamadan red- . " "Diana de!" "Diana. uzandı.. "Böylesi bilgi bizim işimizde paha biçilmez bilgidir."Bayan Pavloviç. Günay'a döndü. öyle düşünmüyor musun?" "Pierre Loti'nin Aziyade'si ya da Flaubert'in Tanit'i gibi. O arada türlü ihanetler. egzotik.. sonsuz cinselliği olan." loviç. tabii! Aklımdakini henüz söylemedim. sana!" di. kendisinden istenen bir şeyi muhatabı dengi olmadığı için. Günay'ın. öyle mi. esmer güzeli bir or"Estiriniz." dedi Rodoplu. Aklındaki. haberi yok!" yakıcı. ancak pazarlanabilir olması için. kadın. yaşadığı aşk vardı. Saklamadığı düş kı- "Dr. "Şah'ın paraları ile mi kaçacaklar. Türkiye üzerinden Amerika’ya göç edeceklerdi." Rodoplu arkadaşına. ufak tefek. coşkuyla. yantal. iç gıcıklayıcı. Sernea. "Ne demek istiyorsun?" diyerek geriledi. "cahil bu." diye sürdürdü Pav- rıklığında çocuksu bir dokunaklılık vardı. caksın garibi ya. "Şimdi. entrikalar ve İncirlik Üssü'nden bir Amerikalı pilotun İranlı bir kadınla Günay'ın sorusundaki ironiyi anlamamıştı. Biz şimdi film mi yapıyoruz?" "Yapmıyor muyuz?" Önce bir şaşırdı. "Sandığın kadar. kadın.

" Diana. Asıl adı. hemen hiç uyumadım." dedi Günay. Broevlendiği zaman "Catherine Pavloviç" olmuş. ayol! Bizim Woody Allen. sinema işine girince de. 'Aachincloss Sanayi Boyaları' fabrikalarının Yönetim Kurulu Başkanı. Tülin. lütfen affet!" diyerek yerinden fırladı. ne diyeceğim. Düşünceli düşünceli bakmakla yetindi. Olabilir mi? Arayabilir miyim?" "O kadar da değil. 1947 yılının mart ayında. "Bak. "Seni yarın ararım. Amerika Birleşik Devletleri'nin. David Pavloviç'le ya'ya taşınıp. çok affedersin! Gerçekten. . tı. işte!") bir Yahudi olan Prof. İkinci Dünya Savaşı'nın 'Mor Kalp' madalyalı 'gazi'si. Massachusetts eyaletinin. Ellen Catherine Austin-Auchincloss'tu. Austin-Auchincloss ile Amerikan Pasifik Filosu'nun emekli binbaşıların- duğunu" öğrendik. bencillik ediyor olmaya benzer sıkıntısını duyduğunu hissettim. "Orada bir Yahudi ismi her kapıyı açar!" Pavloviç'in yüzü güldü. her ahfadından. "Öyle söylesene. "Bayılırım akıllı kadınlara!" "Diana da seksi olduğu için herhalde?!!" dedi Günay. New York'tan Kaliforni"Anlıyorsunuz ya! Sermaye onların sermayesi!" diyerek gözünü kırp- Rodoplu buna cevap vermedi. bizim Woody'nin memleketi!" dedi. Amerikan İhtilali'nin Kız Evlâtları Derneği üyesi (Günay. olur mu? Dün ak"Ah. Anne dan. bunu "sonra konuşalım." dedi. gericilikte bunun Amerika'ya ilk göç eden ailelerin kurduğu. "İkinci kuşak New England Püritenlerinin ünlü lideri Increase Mat- almayan. başka kimseleri üye neredeyse Ku Klux Klan'ın "dişi" karşılığı olduğunu söyledi) Mrs. Robert Steven Auchincloss'un ilk evlâtları olduğunu. Boston şehrinde doğoklynli ("Ah. şam trendeydim. "Diana Pavloviç "te karar kılmıştı." Diana Pavloviç'in. müthiş "snop" bir beyaz Protestan derneği olduğunu. "İçkini bitirebilirsin.detmenin.

"Bana çok yakın oturuyorsun. kötü şeyler olacağına ilişkin duygudan zaten kurtulamamıştım. notlarını okudukça telaşlandığımı hatırlıyorum. doğru değildi. "Şafaktır. "Hayır. hepimiz sanki Günay her şeyi bırakmış da Şafak'la uğraşıyormuş gibi bir duyguya kapılmıştık." dedi Günay. Türkiye'ye geleli üç aydan biraz fazla olmuştu. Ama. Bebek'te bir yer kiralamışlardı." Kapı çalındığında saat ikiye geliyordu. İki çocuklu bir aile için. İçinde Kürt- . Günay'ın yüzündeki ifadeyi hiç unutmayacağım! Alay. Kapıdan çıkarlarken güldü." Alt kapıyı açmaya yöneldi. kadını Günay'ın başından almaya ka- Kadının arka-planının o sabahki Dergâh muhabbetini açıklayan bir nay'ın. "Bebek" adresini duyan Tülin." "Hep bu saatte mi gelir?" "Ben gidiyorum. Şafak Özden asansörü kullanacaktı. rar verdi. Günay'a. belli belirsiz bir minnetle baktığını gördüm. Tabii ki. ben merdivenlere yöneldim. tabii. Günay'a baktım. "Oradalar. bak!" Ankara'da olduğum ay içinde. Gü"Hayırlı olsun. Ama o olmalı. ama beni durdurmadı. "Başına iş aldın!" Daha doğrusu. O gece. Rodoplu'nun romanından kopmuştum. İlk defa. "Şafak. ikimizin de uykusu kaçmıştı. seme karışık bir tebessümdü. sorduğumda." dedi Tülin. çe bölümler vardı! Sabahtan başlayan. küçüm"Beni bu saatte burada görmesi doğru olmaz. Okuduklarımdan büsbütün rahatsız oldum. İrkildim. ben seni bırakayım. Nitekim. onu bu aşamada anlamam imkânsızdı." dedim. hüzün. romanın yeni yazdığı bölümlerini gösterdi.tarafı olmalıydı." diye atıldı. küçüktü ama idare ediyorlardı. Daha da kötüsü.

onarmayı yeğleyeceğini hissediyordum. ben de böyle yapardım. "Ben olsam." diye anlattı. ama sürdüremedim tabii. Bir tarafı bana benziyordu. hasarı görkemli bir geri dönüşle bii. sen gittikten sonra üstümü değiştirdim. tadüşünüyordum." Bağışlanmak ister gibi yüzüme baktı. diye olduğu bir saatte kapısına dayanır. fısıldar gibi. çünkü Şafak’ın yanlış yapmamaya özen göstermektense. Biliyordum. Ben de erkek olsam. kapıyı takınabildi- . âşık olduğum kadına söz verip de gidememiş olsam.II "Gelenin o olduğunu biliyordum. açıklamak için sabahı bekleyeceğime en savunmasız ğim en tarafsız yüz ifademle açtım. kendimi affettirmeye çalışırdım. çünkü kapıyı açmamla Şafak'ın kollarıma yığılması bir oldu! "O gece.

Saçlarımı okşamaya koyuldu. Başı omzuma gömülüydü. bir yandan düşmesini önlemeye. Şafak'ın başını ellerinin arasına "Gözleri! Kan çanağı içinde. ama. o 'Yok. 'Gözlerimden öpme. öylece kalmak leşmesini bekledi. Bir ara öptüm herhalde. Şafak'ın sakinUykuya dalmak üzereyken uyandırılmış gibi silkindi. Şafak. Günay. Ne garip. sunduğunu "vehmettiği sığınağa duyduğu hayati ihtiyaca atfetti!" Yaralı olmadığını anlamanın rahatlığı içinde gevşedi. hıçkırır gibi itiraz ediyordu. değil mi? kendi omzuna yerleştirdi. Uzandım. 'Öpme! Gözlerimden öpme!' diye geri kaçtı. İçim boşaldı lık getirir!' Şaka yapıyor. kaldırdı.' diye direniyordu. Günay'dı çünkü. SUS!" diye adeta tehdit etti. Yara bere yoktu. bakıyordu! O gece o gözlerde gördüğüm acı yüreğime indi. Deli bir telaş içindeydim." 'İçeri girmicem!' yüzünü görmeye çabalamıştı. boRodoplu. 'Yaralı mısın?' diye sormadıysam. ama yapmıyordu. yaşlı. "Hiçbir şey söyleme! Giyin. Günay onun kapının da"Neyin var? Söyle. ayrı'Hadi! Giyin hadi!' deyip duruyordu ama bırakmıyordu da. zamanına ve mekâna tümden kayıtsız. Gevşeyen kollarından yararlandı. hafifçe bastırdı. adamın hareketini mutlaka karşılamış . sandım. deli gibi aldı. Aşkın altında da kalmazdı. Şafak'ı içeri almaya uğraşıyorğuk boğuk. "Niye içeri girmiyoruz?" "Sus. burnunu boynuma gömdü. ne olur!?" racık aralığında. zehir gibi. çıkıyoruz!" isteğini. fısıldadı. altları mosmor. Epey bir süre sonra. eliyle başımı buldu. olmalıydı. yok. sanki. Şafak." dim. Tekrar sarıldı. Günay. Sakladığı yüzünü araştırdı.çalışmamdandı. ama. neresinden vurulduğunu anlamaya dum. öte yandan başını kaldırıp Konuşacağı yerde daha da sıkı sarıldı. yaşlarını sildim. Hiçbir şeyin altında kaldığını görme- Onları görebiliyordum.

" .' dedim. tabii. Giyinmeye giderken. abla abi. abi kardeş. herhalde pek bir farkı yoktu) Ortak bir acıyı dindirmek. cek mi. kendisini ayakta tutmaya çalıştı. Gezme- ye çıkacaklarını hiç düşünmemişti! "Bilmem!" "Boğaza gidelim mi? "Bu saatte her yer kapalıdır. gecenin bu saatinde uyandırılan kadına şöyle bir baktı. diye bir kez daha baktığımı hatırlıyorum. Günay'a yöneltilmişti. Kollarını çözdü. silah "Başına ne gelmiş olduğunu bilmiyordum. "Nereye. ayakta durmaya devam edebile- siyi görünce ferahladı.' diyordum. Şoför. giyin! Çabuk!' Yine yağmur yağıyordu. geri çekildi. oldukları yerde sallanmış. evde oturalım. ağlamaya baş- ladım. Apartmanın önünde bekleyen tak- Nereden geliyordu ki? "Nereye. ana çocuk. Sessiz olduğumu sanıyordum ama Şafak fark etti. 'Senin bir yere gidecek halin yok. Günay'ın bana nasıl sarıldığını biliyordum. eski dost. kapının iki yanına dayadı. yarım daireler çizmiş olmalıydılar. ne düşündüğü yadsınmayacak kadar açıktı. elleri birbirlerinin başları (Cezaevinden çıktığım gün. 'Hayır! Hayır! Haydi. Ben yine." demek zorunda kaldı şoför. gidelim?" Soru. şaşırdı kaldı. Rodoplu." 'Peki. Hiç değilse araba kullanmaya kalkışmayacaktı. abi?" Taksimetrenin açık olduğunu. "İyi akşamlar. Geri vitese taktı. Aşağı indiler. "en avukat sesiyle!" "İyi akşamlar." dedi Günay.üzerinde. caddeye çıktı şoför. gel. Ama. arkadaşı ya da karıkocaydılar. birbirlerini teselli etmek için kucaklaşmış. Günay destek oldu. binlerce lira yazmış olduğunu gördü. Başları birbirlerinin omuzlarına gömülü.

Günay. mavi yazma bağlama!" Soluklandı. " "Hasta düştüm. "Almalar olanda gel. sürdürdü. İstanbul'un bir şehir fırladı." dedi Şafak. "Sen en iyisi bana bir türkü söyle!" "Ağlama yâr ağlama aney. bahçeyi dolan da gel. sen Boğaz'a çek. hasta olmana izin vermem ki!" dedi. onu geçiştirmesine yardım edecektim!" açık yer yoktu. "Hemşerim o benim. bari can verende gel!" Bir an sustu. "Bak ne diyecem. Arnavutköy'deki işkembeciden başka "Abesle iştigalin verimsizliğine." Bir saate yakın dolaşmışlardı. bari can verende gel. Taksimetre ikinci defa sı- Son mısraya şoför de katıldı. diskonun üstündeki "Diskoya gidelim." dedi." dedi. "Bir kere. "Ece Bar açıktır." diye değil. Şafak'ın iradesine uyacak. İkiletmedi."Bir bakalım. gelmedim." dedi sonunda. Bir yer düşünmesi şart olmuştu. Günay. aney." diyerek sarıldı Şafak. adama duyurarak. herhalde." diye açıkladı. . Şafak." Etiler'e dönmüşlerdi. aney. "Nereye gidiyoruz?" "Olur mu?" diye sordu. sıkılmayı ertelemeye çalıştım. Şafak. "Ne kadar saçma olursa olsun. öfkelenmeye başladı. Şafak. ciddileşti. Beriki "Hasta düştüm gelmedin aney. Şu. "Koçum. "Ece Bar. bar. sekiz milyonluk köy olduğunu hatırlattı. daha içten söyledi. yine de geri dönmelerinin daha akıllıca olduğunu söylememeye kararlıydı. Günay'a. ama anlaşılan eve dönmek söz konusu değildi. canını acıtan neyse. bir bakalım!" anlattı. "Bilmiyorum.

bilerek isteyerek girmesi için insanın çıldırmış olması gerektiğini düşünüyordum!" lıydı. makyajsızlığımı doğru değerlendirmiş olmalıydılar ki."Disko?" "Disko." Diskoteğin palabıyıklı Kürt fedaisi. Garsonların bakışları üstümüzde odaklaştı. benim kazak. diskotek denilen bu dev hangara pop ilahlarına milletinin ikiyüzlü özentiliğinden nefret ettiğimin farkına vardım. Şafak'ın tıraşlı yüzü. Dokunduğunu taşa çeviren ve bu dünyaya ait no'ya. etek." le! Hadi!" "Disko'ya gidiyoruz! Hemşerim. "Niye girmeyecekmişiz? Hadi!" olmayan. çalıştıklarını yüzlerinden okuyabiliyordum. ince ceketinin altına giydiği el örgüsü yeleği. va meydanlarının umumi tuvaletlerini anımsatan girişe davet edildik. "smokinli soytarıların" küstahlığını Şafak da kaçırmamış olma- . Garson kinli soytarılar!' dediğimi hatırlıyorum. göğüs kemiğime çöktü. epeydir alabileceklerse miktarın iltifat etmeye değip değmeyeceğini kestirmeye berber görmemiş saçları. yağlı bir tıkaç gibi geldi burun deliklerimi tı- kadı. bekçekildi. sanki. nefes alamaz oldum. rica etmiştim. "Buyurun. çamurlu mokasenleri. "Şafak. sen şurada park edecek bir yer bul. Karanlık ve gürültü. ha"Yapma. beyaz fayans duvarları daha da üşüttüğü. kenara "Buz beyazı neonların. Dur durak bilmeyen amansız mekanik ritim. ne olur!" Çok keyiflendi birden. Şafak'la göz göze geldi. Dante'yi şaşkın bir amatöre çeviren bu infer- Ne ki. girmeyelim!" diye. meşum mor ışık. ütüsüz pantolonu. nabzımı yüz kırka fırlattı. Bahşiş alıp alamayacaklarını. sırtlarını döndüler. 'Smobiat etmeyenlerin girmesini önlemek için düşünülmüş bir barikattı.

hacıağa geleneğinde. bir dizi ğim. Herkesin herkese nefretle baktığı. bacaklarını uzattı. Kamera birden yaklaştı. Şafak. de Sade'nin işkence odalarını anımsatan. az tap gibi kıvılcımlar saçtılar. az önceki plastik tüylü göğsünün üzerinde beliren altın haçı hoplattı. yabalı. onar taneden kırk tane büyük ebat televizyon ekranı vardı. dans edelim!" "Vallahi. mahsus mu yapıyor. yarım düzine ardından kırk ekranda. etli dudaklarının çizgisini izleyerek çenesine doğru inen birkaç milim kalınlığındaki bıyığı." diyerek yeleği aşağı çekti Günay. ra açıldığında. diye "Viski. piste yakın "İki tane. kuduz bir köpek gibi hırladı. Etrafa serili insanların ayaklarına basmamaya çalışarak.bir sedire ulaştılar. anlayamadı. "Hadi. "Şafak. "Hangarın bir duvarında dört sıra halinde. objektife önce dişlerini göstererek. kamçılı. sapık olduğu kadar şedit." Rodoplu. yukarı sıyrıldı. elektrik sandalyeli 'video klip' vahşetini iliklerime kadar ürpererek izle- ." dedi. Adının Prince olduğunu sonradan öğrendiGülriz Sururi'ye taş çıkaracak göz makyajı ile ibnelerin ibnesi bir zenci. kırk elektrikli sandalye belirdi. Birden kan kırmızı bir renk patladı. pop yıldızı aralarına daldı. ben dans etmem!" "Hadiii!" Batı eğitimini ima ediyordu. Kızlar. Yün yeleği "Üşüyeceksin. yerini memelerinin uçlarına kadar bir örnek. göbeği açıldı. Nazilerin insan haralarını. mayplastik sarışın kıza bırakmıştı. bol buzlu. etraf dumana boğuldu. Ellerinde demirden sarışınlar geri döndüler. kolsuz tişörtünü koltukaltı kıllarını uzun uzun sergileyerek sıyırttı. etmem!" "Edersin!" Birden yorulmuş gibi kaykıldı. sonra yabaları ile boynuzlu yarasa adamlar etrafını aldılar. baktı. Şafak.' birisi susuz. bir saniye kadar sonhareket yapmaya başladılar. Sandalyeler.

piste doğru çekiştirdi. Şafak'ın viskinin daha da yorduğu zihninin biçare kaçışını da "Öyle.'Hayat. Tülin. 'Doctor Link'. deriler içinde leş gibi saçları. ellerini öpen. 'kadın' değil!) ilanı aşk etmeye başladı: 'Seni tatmak istiyorum ama dudakların öldürücü zehir akıtıyor. 'dişi' dantel sanki. Wendy'. çiviler. 'Life is a garden that 'Music is the food of life. 'Brown Yare'. kandırıldığı için onun adına -belki de oradaki herkes adına. Kusmak üzere olduğumu hissediyordum.vs. tere batırılmış elleri bir tarafta. ama olmadı. aradığı sığınağın bu elektronik kuyu olamayacağını. Etiler'in. ifadesiz yüzleri katatonik Gel gör. kolları bir tarafta. önünde yüzlerinden okuyordum! diz çöken. gibi 'Love Godsi'ın. mavi üniseks giysileri içindeki gençlerinin arasına girdik! Bu defa da AliŞafak. Öte yandan. kaçakçılık çağrıştıran bir maganda olduğunu. pembe ce Cooper denilen adam devraldı! Bilek kalınlığında zincirler. hain bakışları objektife dikili. "Marquis de Sade'in yatak odası. pistin ortasında.'. vs. ürperir gibi. şeytani makyajı ile yaşı başı belirsiz ama toplama kamplarında canlı insanlar üzerinde deney yapan doktor 'Beyaz Melek'e severek asistanlık yapacak gibi duran bir 'dişi'ye (ancak.dim. başıma balyoz gibi inen ritmin bir an olsun susması için dua ediyordum. olabilirdi. çığlık attığını duymak için canını yakmak istiyorum.canım yanıyordu! şizofrenlere öykünen moda mankenlerini anımsatan. düştü düşecek sallanan bir koca koçyiğit." dedi. grows with the light of love. be- . kulağımda patlayanları çevirecek olsam öğüreceğini biliyor. taste the sounds that nourist within. Afiyet olsun. terslemeye hazır garsonların anlıyor. bir 'maganda'ydı Şafak! Yanındaki 'karı'nın üstüne yığılan. Sözün kısası. tenin öyle ıslak ki. Kulaklarıma inanamıyordum. ayaklarına bastığı gençlerin. hayali ihracat. içinde beslediği sesleri tat. Bağdat Caddesi'nin. 'Boby Z.' gibisinden adi felsefe kırıntılarının yansıdığı kırk ekranı arkamıza alıp. aşkın ışığı ile büyüyen bir bahçedir-' ''Müzik hayatın gıdasıdır. Bon apetit.

bilim çağının savı. tabii. sararmış dişlerini ortada bırakan aptalca bir gülüş! ciddileşme aşamasındaki yüzlerinin eşiydi ifadeleri." dedi Tülin. Ama. insanların arzularını tatmin etmelerinin en doğal hakları olduğu bert Marcuse gibi radikal düşünürlerin arasında sadizmi cinsel özgürlüğün bir ifadesi olarak övmek moda olmuştu. kalkmış. Mardinli heavy metalciyle. O da heavy metalci olmuş ya. Saplantının coşkuyu. "Geçen gün. Mussolini'nin kara gömlekli tosunları arasındaki bağlantıyı kime anlatsaydım!" Susup. . insanın istemleri doğrultusunda hareket etme hakkının doğal bir hak olarak saygı görmesi gerekliliği iddiası anlaşılır "Yani. 10 Kasım törenlerinde ağlamaya çalışan öğrencilerin "Diskotekler ya da yırtık blucinlerin üzerine anneannelere diktirili veren Madonna yamaları ile nekrofilya arasındaki bağlantıyı kime anlatsaydım. bedenlerinin hareketinden olmasa. bu çoktan çürütülmüş bir "Mesele o değil. Gür bıyıklarını kulakDiğerleri. eğlenmeyi başarma azmi içinde kısılmışlardı. 'insan. de Sade'ın kitapları filan da tekrar tekrar basıldı. filleri gören larına kadar yayan. Yazık. italik’lemeye koyuldu. Ne ki. konusunda uzun bir nutuk attı. işte. Onunkini de. italik’lemeyi bırakmıştı." içini çekti. doğru olmadığı ispatlanan bir varsayım. Günay. insan haklarından birisi de sadistik ve mazoşistik istemlerini ğımızı gördü. Ahmet'in kızı geldi. O dönemde. hipnotik odaklaşmanın neşeyi. seksin sevgiyi Timurlenk tebaasının gülüşüne benzetmişti Günay. Freud öncesi akılcılık akımının. tatmin etmek hakkıdır deniyordu.denlerimizden kıl payı ötede patlayan kırbaçlardan sakınacağız diye boş yere kıvrılıp bükülen kölelerin zavallı hareketlerini taklite koyulduk!" kovduğu bu yerde Şafak'tan başka gülen yoktu. bizim çocuklarımıza yol gösterecek kimse yok!" Anlamadıyonalizm bağlamında. "Ras- bir iddiadır tabii." dedi." dedi. cinsel sadizm de insani bir duygudur. "Bir ara Her- iddia. ğını (bunları bize hastanede anlattığını söylemiş miydim?) düzeltiyordu. Günay'ın yastı- "Bana.

" dedi. güldü. İçinden yakıp yıkmak gelen birisini. hedo"Hayır. doğal olduğu için de iyi olduğu varsayımı." dedi. Tülin. köleleştirmek isteminin odak noktası olursa bestelenir. Anka- karlarını gözetmelerinin doğal olduğu. "Biraz oturalım mı? Çok yoruldum. acıt- Hayatı destekleyen biyofilik unsurlar. artık biliniyor ki. anlamıyorlardır. Heavy metalcilerin sahnede civciv boğtir!" "Allah'tan bizimkiler dil bilmiyorlar da. kırbaçlı aşk şarkılarının ima ettiği." dedi. "Doğru." "Hayır. Aynı şekilde. bir düşün. . canını yakma. ancak bir insan ötekinin nefretinin. Som içgüdülerine güvenemezsin." maları da budur. küçük düşürme şeklinde tezahür eden sadizmi onaylayama isteminin. "'Homo economicus' gibi!" diye bağırdım adeta. "Hayır. tabii başkalarına zarar verir sadece insanların değil. Fare. karşındakini denetleme. insanın doğal istemlerinin çoğu kendisine ve "'Homo economicus' gibi arkadaşım. "İnsanların bireysel çı- Örneğin. sırf haz aldığı için. mazsın. hayvanların da öyle! nizmini tatmin etme uğruna. hafifçe elimi sıktı. Aylar önce. Günay acılı bir sesle. sıkılmadı. sakarinli suyu içer içer ve ölür!" "İçgüdülerine güvenemezsin. bu istemi doğaldır diye tatmin etmeye bırakamazsın. öyle mi?" "Ama. bir fare-sakarin deneyi vardır. Bu yanlışın üzerine koca bir bilim kuruldu!" Çarşaf altındaki bedenini süzdü.kendisi için iyi olanı ister' ve de 'doğal olan iyidir' varsayımı üzerine kurulmuştur." ra'da verdiği konferansta söyledikleri ilk kez yerine oturuyordu! Uzandı. hayat sakatlayan nekrofilik unsurlara yenik düşmüşse bestelenir. 'Çığlık attığını duymak için canını yakmak istiyorum. Bu denli popüler olabiliyorsa. bu ne demek- Günay.' türünden sevgi içermeyen 'aşk' şarkıları." demiş. zincirli. Cehaletin faydaları!" "Şafak senin kadar sıkılmamıştır.

Hepsini kovacam!' demeye başladı birden. Allah'tan duyulmuyordu. Senin için satın ala- "O da öyle söylüyordu!" dedi. Otuz dört gün. başka bir şey zuma çektim. dudaklarını öptü. ilk bizi topladılar. başını om"12 Eylül sabaha karşı dört buçukta. yine kalkarız. Şafak. ceplerinde pasaportları. Boranlar. Sakalsızlar. sorma!' diyor.. Tüyoyu önceden alanlar. ceplerinde paraları olanlar. Koca ellerini yumruk yaptı. Şafak. Yaşlar. Ben hâlâ o gün başına geleni öğrenmek istiyordum. dedim. Şafak. yüzünü öptü. Birden gülmeye başladı Günay. Kut- lular. O. Biraz oturalım. Keskinler. 'herkes ne der'i bıraktım. Tülin silmeye "Nedir kardeşim bu şans. seviyorum demedim! Kadınım!" "Fesuphanallah!" Karabasanlar oturduğu anda geliyor olmalıydılar. Utanmayı." kalktı. tehditkâr bir sesle. kazağımdan süzüldü. kapağı yasaldık. elini öptü. oğlum!' dedi. "ağlıyordu!" "Vallahi yoruldum. hepsini kovacam!' diye bağırıyordu. Bana hâlâ ehliyet vermiyorlar. bıraktım. sevecen bir sesle. bir yurtdışına attılar." "'Bunların hepsini sikecem. bizi topladılar. Günay'a. Garson." söylemiyordu. 'Sus."Sen yorulmazsın!" diye kesip atmıştı Şafak. hep seni mi bulur? Şeederim şeyini!" cam. Burnunu çekmeye başladı. olduğunu ima eden kısacık bir bakış fırlattı. Gizli ittifak kurmak istemini nasıl karşılamış olabileceğini tahmin ediyordum! "Viski getir!" diye emretmişti. gözlerini sildi. Bir iki hıçkırdı." dedi Günay. Satın alacam burayı. sabıkalıymışız diye! Biz . seller gibi boşandı. az sonra yaşlar süzüldü. ensesi kalınlar bizi sattılar.. 'Satın alacam. beyin çok içkili "'Viski. bir taraftan da söyleniyordu. yerimiz yurdumuz belliydi ya. tenimi buldu. pistin ortasında "Seni seviyorum! Anlıyor musun? Ben şimdiye kadar kimseye seni "Ağlıyordu.

buçuk metrekarelik bir tuvalette tecritte kaldım. Parmak kadar sucuk parçasını o zamanın parasıyla bin beş yüz liraya satıyordu erler. Otuz naşırı tutuklarım!' Bir protokol yaptık, ben, niye anlatıyorum ki şimdi bunları sana!" cı çağırdı, 'Bak, dedi, ya sen Çayırtepe'yi terk edersin ya da ben seni güGünay, o gün yine bir şey olduğunu, belki de polisin çağırdığını düdört gün sonra bıraktılar. Bir ay sonra tekrar aldılar. Yine bıraktılar. Sav-

şünüyordu. Sabahki randevuya habersiz gelmemesinin nedeni bu olmalıydı. Anlatmamıştı ama işkence görmüş olmalıydı. 12 Eylül sabahı yakaaşağılanmış olmalıydı. lanıp da işkence görmeyen yoktu. Korkmuş, çok korkmuş, çok yali, Prince'in kırk ekranda yeniden beliren video klipiyle çakıştı, nefesi Şafak'ın domalmış çıplak bedenine elinde copla yaklaşan polisin ha-

kesildi. Saniyeler içinde Fütürist Manifesto'dan kara gömlekli tosunlara,

lerin eşyalaşmış heyecanlarından nekrofilyaya, faşizmden Gestapo'ya, dı. Bir avaza haykırmaya başladı, Günay:

pistte, elektrikli sandalyelerin gölgesinde birbirlerini mıncıklayan genç-

oradan Ziganalar'ın çam kokusuna, sarı güllerin narin yapraklarına atla"...ağlama yâr ağlama aney, mavi yazma bağlama! ...giderem tez gelirem aney, ele gönül bağlama! ...giderem tez gelir em aney, ele gönül bağlama!" ronik ilah, David Bowie. "Let's dance, put on your red shoes and dance the blues!" dedi, elekt"Bir şey mi, diyorsun?" diye sordu, gözlerini silip. Günay'ın gözlerin"Sana söz veriyorum," dedi, "hepsini sikicem bunların!"

Şafak Özden, David Bowie'yi duyuyordu.

deki acıyı gördü, üzmekten utanmış gibi sarıldı,

yecekler senin. Bunlar..." diskoyu işaret etti, "onlar..." polisler, demek istiyordu, "ötekiler!" ülkede!" Bununla da yetinmedi, "Ben de sana söz veriyorum, senin bakan olduğunu göreceğim bu "Önce ilçe başkanı, dedi Şafak, ciğeri yanıyormuş gibi, "O Çayırte-

"Hepsi geçecek, canım!" dedi, Günay Rodoplu, "Hepsi, avucundan yi-

pe'ye bir gün ilçe başkanı olayım, sonra da öleyim!" "Belediye başkanı, gülüm," dedi Şafak. "Niye belediye başkanı?" bunu biliyor musun, kız?"

"Tamam," dedi Günay, "Önce ilçe başkanı, sonra da milletvekili." "O beni tuttukları karakolun komiserini ayağıma çağıracağım, da!" "Hadi, edelim!" diyerek güldü, Rodoplu.

Neşelendi birden, "Hadi, dans edelim! Ben diskoya ilk defa geliyorum, "Seni seviyorum!" diye bağırdı, Şafak, "Bir şey diyor musun?

çağıran bir Şafak'a, "...ben çok su taşıdım eve. Ben çocukların artık su taşımalarını istemiyorum. Kuyudan su çekmelerini istemiyorum!" diye haykıran bir Şafak'a, zulüm nedir bilen bir Şafak'a, geleceğin üzerinde sökecek bir Şafak'a. verdi, Dönüşte taksiye verecek para yoktu. "Yarın, gel al." "Zarar etmez, o benim hemşerim," dedi, Şafak. Dükkânın adresini "Tamam, abi," dedi şoför.

"Ben de seni," diye fısıldadı, Günay. Ama, Kelkit'in kıyısında türkü

nasıl olup da yabancılaşabildiğine, zaman zaman da olsa, ben bu milleti sahiden seviyor muyum, düşünebildiğime şaşıyordum.

"İçim ışıdı! Halkının güzelliği! Biliyor musun, bir dönem için de olsa,

de, uyumuş, pıfır pıfır sesler çıkarıyordu. Ceketini çıkarmayı denedim, ğimi düşündüm, bıraktım. Yanına uzanıp uzanmamakta tereddütlüydüm,

Eve çıktık. Şafak, çok yorgundu tabii. Ben yüzümü yıkayıp geldiğim-

olmadı, pantolonunu çıkarmak işe yaramayacaktı, sabah ütüleyebileceremeyen ruhunun çırpınışlarını izlemek allak bullak etti beni. Yanına girdim, sarmaladım. Hemen daldı ama yine de, uyuması ile uyanması bir oldu ya da bana öyle geldi. Yorgun, perişan, tedirgin, fırladı yerinden. Eşin üzüldüğü kadar üzüldü, demek istiyordum, anladı, tabii. 'O değil,' dedi, 'Karıyla zaten kavgalıyız!' 'Neden?' 'Geçen defa donumu ters giymişim. Bizimki de, cin ya, gördü hemen!' 'Bir şey olmaz. Geçer,' dedi Şafak, banyodan, yüzünü kuruluyordu. Fotoğraftaki genç kadına beslediğim şefkat, Şafak'ın gülüşünün, 'bir 'Uyu biraz daha,' dedim, 'olan oldu, nasılsa.' 'Nerdesin, gelsene!' dedi, birdenbire pırıl pırıl. Sızmasını bile bece-

Dondum, kaldım.

şey olmaz, geçer,' derken ki güveninin uyandırdığı dürtü ile birleşti büminatı anımsatan bir şeyler vardı. Karısının ters giyilmiş donu fark edebilmiş olmasından duyduğu gurura benzer bir şeyler vardı. ("Eee!!

yüdü; ellerimin soğumaya başladığını fark ettim. Bu gülüşte, kişinin bedeninin aldığı ufak bir yara karşısında telaşlanan başkalarına verdiği teZekâ ister doğrusu!" dedi, Tülin, "Donun ters giyildiğini görmek kolay değil kardişim!") Tümüyle kendisine ait bir malın bir bedenin, bir uzvuaçıkladığını sordum, takma kafanı.' 'Dedim bir şeyler, işte,' dedi, uzandı, yanağımdan bir makas aldı, 'Sen nun acısının geçiştirilmesini anımsatan bir şeyler vardı. Ne dediğini, nasıl

Bu mümkün değildi, tabii,

'Rahatladı mı, bari?' diye sordum,

cak, tabii, kurnaz kurnaz güldü, öpmek için eğildi, 'Ben gidiyorum.' 'Dün sabah olanı Sedat anlattı mı sana?' 'Nasıl, yani?' gelmiyordu! sandın?'"

"Eeee, gökten ne yağmış da, yer kabul etmemiş?" dedi, Şafak, 'İnana-

O anda dürtenin şeytan olup olmadığını sonraları çok düşündüm! 'Ha o mesele,' dedi, Şafak, 'O mesele halledildi.' 'Kız kardeşi ortağım. Kız kardeşini sikicem.' 'Nasıl, yani? 'ağzımdan dökülen kelime parçacıkları kulaklarıma 'Öyle,' dedi, Şafak, 'yersen' der gibi katiyetle, 'Yanına koyacağımı mı "Yazar" Günay'ın, jeneratör hızıyla devreye girdiğini tahmin edebili"Bunun ne faydası olacak?" "Erkeğin intikamını alsın istemez misin?" yacağı bir çığlık,

yordum! Nitekim, öyle olmuştu,

"Hayır!" demişti, ama, bir çığlıktı ama sessiz, ama Şafak'ın duyama-

cezalandırmış olacaksın!"

"Yani sen kadını... " kelimeyi tekrarlayamadı, "keyif alacaksın, adamı "Yani ben?" diyemedi ise, Şafak'ın kendisine gelinceye kadar bir de "Ama, o senin keyfin!" dedi Şafak, gözleri ışıl ışıl. "Kadın bile sikicen, öyle mi?" "Yani, şimdi, sen, beni öyle benimsiyorsun ki, benim için kadın bile... "Tabii, benimsiyorum!" dedi, Şafak koçlar gibi,

yasal karısı olduğu içindi. Sesinin titremeye başlayacağını hissetti, sustu. " duraladı, derin bir nefes aldı, hayatında ilk kez ağzına aldı, 'o' kelimeyi,

dikti,

"Kadınım değil misin?" Yaklaştı, koluna yapıştı, gözlerini gözlerine "Değil misin, kız?"

cak" temas kurduğunu şaşırarak fark etti! Şafak Özden'in doğum yeri, tanesiydi medeni durumu. Ve o, onu, öyle kabullenmişti! maya hazırdım. Zaten Şafak öyle istiyordu." masızlığı işaret ediyordu.

Günay Rodoplu, Şafak Özden'in, "evli" olduğu olgusu ile ilk kez "sı-

doğum yılı, ana-baba adı gibi, özgeçmişine ilişkin kalemlerden sadece bir "Benimle bir ilgisi yoktu ki," dedi, "Onunla, ona ait her şeyi paylaş"Delisin, sen!" dedi, Tülin, "Hangi dünyada yaşıyorsun, bilmem ki!"

diye söylendi. Evli bir erkekle kurulan sevgi ilişkisinin dayattığı savuncukları dâhil, her şeye sahip çıkabilmesi, kendi varlığını tümden inkâr Ben dehşete düşmüştüm! Günay'ın, Şafak'a ve ona ait olan, eşi ve ço-

etmesi ile mümkün olabileceğini görmemiş olmasını anlayamıyordum! türlü ihanete açık olacaktı. Bunu görmemiş olabilir miydi? medim ki! Hiç, ama hiçbir neden yoktu!" binmesini seyrederken...

Göstereceği en ufacık bir zaaf, en ufacık bir ego uçuşu Şafak'ı zor duruma düşürürdü ki, Günay, ne ona, ne de eşine kıyamayacağı için, her an, her "Yok, canım, görüyordum, tabii!" dedi, "Ama, Şafak'a inanıyordum. "Kadınım, değil misin?" diye sordu, Şafak yine.

Beni, kullanacağım kelime için özür dilerim, 'satabileceğini' hiç düşün"Evet, de... " diyerek duraladı, Günay Rodoplu, arkasından, taksiye

erkekten, bilmediği bir şeyin intikamını alacak diye düzülen kadının yerine koydu, iliklerine kadar ürperdi. Dişilerini savunmak için dövüşen gizlenen kadınlar olabileceğini hiç düşünmemişti! Denizli horozlarının hedeflerinin birbirleri değil, hısımlarının arkasında şacak, kadını kandıracak demekti. Kaldı ki, Şafak'ın keyfini onun 'kadını' vardı. Şafak'ın bunu göremiyor olması daha da ürkütücüydü. Meğer ki, Saldırı dolaysız bir tecavüz olamayacağına göre, Şafak, sinsice yakla-

Yönler karışmış, oklar ters dönmüştü. Kendisini, bir erkek, başka bir

olarak paylaşmak düşüncesinde seks sahnelerini hatırlatan sapık bir şey

'kendisi' bilsin!"

"Meğer ki," diye düşünüyordum, "Meğer ki, 'Kadını' dediği mahluku "Yani, tam bir özdeşleşme?" "Evet, bir tür Yin-Yang. Ben de onu sorgulamıştım, ama o çözümle"Bu hesapça öyle," dedi, Tülin ciddi ciddi.

menin sonucu da çok aşağılıktı, çünkü Şafak'ın eşinin, affedersiniz, beni düzdüğü gibi bir sonuç çıkıyordu ortaya." "Kaldı ki, adamı karısına 'Ben sayın yazarımızı düzüyorum ama o

senin keyfin' demekten alıkoyacak olan bir şey de yoktu. Şafak'ın gözlerini eşinin gözlerinin içine diktiğini, 'Nikâhlım değel misin kız?' dediğini lığın var mı, 'len?'" Gözleri doldu, yine. görebiliyordum. Sonra da küçük oğluna sarılmış olmalıydı, 'Babam! Harç"'Yani, şimdi ben bir dişi ve bir erkekten oluşan bir mahlukla birlikAnlıyorduk.

teyim?!' diye sorduğumu hatırlıyorum, 'iki de çocuk!' Evet, öyleydim, tabii. Ama böyle değil! Anlıyor musunuz?" "Çünkü, biraz daha uzatsam, tam bir organizma çıkıyordu ortaya.

Fevzi Özden'iyle, Halis Özden'iyle, muhtelif Sedat'larıyla tam bir orgaedilebilirdi ya kardeşler." "Şafak yoksa Sedat'ı verelim!" dedi, Tülin.

nizma! Öyle ki, benim intikamını almak işini Sedat'a bırakabilirdi. İkame "Öyle. 'Delisin, sen!' dedim, kendime. Bir yandan da, 'Ben ne yapaca-

ğım şimdi?' diye ağlıyordum. Cevabı belliydi tabii. Ya, o geleneksel kadınğım bilgisiyle övünecek ya da bu diyardan gidecektim." mazdı. lık bilgisini edinecek, o kızcağızın beni değil, benim onu bilmem ne yaptıHep söylediğim gibi, Günay Rodoplu, insana söyleyecek söz bırak"O saatten sonra nereye gidecektin?" dedi, Tülin, esefle.

mı da verdim, "Zaten onu yapmıyor muyuz!" "Ne kadar acımasızsın!"

"Sayın Rodoplu, hastiriniz, efendim!" dedim, kendi kendime, cevabı"Çok, değil mi? Ama, bir taraftan da, Şafak'ın rasgele bir lâf etmiş

rum, umuyordum. Adamı sevmeye başlamıştım, da! İnsan emek verdiği şeye bir başka türlü bağlanıyor."

olabileceğini düşünüyordum. Hayır, doğru söylemiyorum, düşünmüyo-

III
Bu süreç içinde, bir yandan da kooperatif meselesi gelişiyordu. İş "Benim anladığım şu," dedi, "bir yapı kooperatifi kuruluyor. Bu koo-

diyordu, Tülin'le beni çağırdı.

ciddiye binince, panikledi Günay. "Akıl isteyen her durumda olduğu gibi,"

peratif, anakent belediyesine, gecekondu önleme bölgelerindeki arazi-

lerden birisini on yıl vadeli bir ödeme planı ile ve ucuza almak üzere

başvuruyor. Gerekli şartlar yerine getirilmişse, anakent bu tahsisi yapıdan kalktığı için konutlar çok ucuza mal edilebiliyor. Ha, bir de, Toplu Konut kredi veriyor. Şafak'la ortakları da diyorlar ki, 'Biz bu işlerden çok iyi anlarız.' İki mi üç mü ne, kooperatif kurmuşlar. Birinin inşaatı bitmiş,

yor. Bunun üzerine kooperatif inşaata başlıyor. Tabii, arsa meselesi orta-

teslim etmişler. Diğer ikisi de bitiyormuş. Şimdi de diyorlar ki, bu tahsis olayından yararlanalım, bir kooperatif daha kuralım." "Eh, kursunlar," dedim, "Sana ne bundan?" "Öyle mi?" "Ona ne olur mu?" dedi, Tülin, "Arsayı Günay alacak." karacağını düşünüyorlar." "Yani," dedi, Günay, "SHP'li oldukları için, Dalan’ın onlara güçlük çı-

"Olumlu bakıyorsun, öyle mi?"

Eh, etrafıma şöyle bir baktığımda hemen hiçbirinizin evi yok. Kaldı ki, Şafak'a yardım etmek istiyorum." "İnşaatı onlar yapacak?" etmişim gibi, ekledi,

"Yani," dedi, yine, "Anladığım kadarıyla yasal olmayan bir tarafı yok.

"Evet. Normal müteahhit kârı ne ise alacaklar, tabii." Duraladı, itiraz "Nasılsa biri kâr edecek, onlar etsin. Ya da, niye onlar etmesin?" İnsanların kendilerine iş ürettiklerini, hırsızlık, uğursuzluk yapma-

dan, para kazanmak istemlerinin saygınlığından söz etti. Ama ben esas meselenin Şafak'ı desteklemek olduğunu görüyordum. Açıkçası, toplumıyordum. Şimdi artık kendime "Neyi yakıştıramıyordum?"

mun bir duvarından bir duvarına sürüklenmek, önüne sürülen değerlerin hem içinde hem dışında yaşamak bu olmalı diyor, Günay'a yakıştıradiye sorduğumda (hele de Sadiye Atakan'ı tanıdıktan sonra!) verecek cevabım olmadığını görüyorum. Belli ki, daha henüz insanları kendim icat ettiğim bir kalıpta tanımlamaktan, "yazar" Günay ile anakent belediyesinde bir maktan, daha doğrusu, Günay’ı gündelik hayatın dışında, adeta semavi ilgileniyor olmasında, beni yabancılaştıran bir taraf da vardı. İşin kötüsü, memurenin önünde evrak takip eden Günay arasında bağlantı kuramabir varlık olarak görmekten vazgeçmemiştim. Dahası, tecimsel bir işle Tülin de bu duygularımı paylaşıyor gibiydi. Bunu ikimizin birden Gü-

nay'a, "Otur sıcacık evinde, keyfine bak, bırak ne halleri varsa görsünler," türünden telkinlerde bulunmuş olmamızdan çıkarıyorum. Sonunda kızdı, tizm mi desem, yoksullukta erdem bulmak çabası mı desem? Nedir, yani, "Bir tuhaf kendini beğenmişlik sizinki de!" dedi, "Garip bir roman-

ne yiyip ne içecek insanlar? Senin 'Dergâh'ını, benim 'roman'ımı kooperatifçilikten daha saygın kılan ne?" Tülin'e döndü, "Ya da, senin işletmecilan." Onu demek istemediğimizi söyledik ama haklıydı. Onu demek isti"Ya da, adamların adı çıktı! Sanki, başka mesleklerde üçkâğıt yok, bir "Doğru," dedi, Tülin. "Doğru, tabii. Ne ki, bugün Türkiye'de hiçbir meslek grubunu alenen liğini? Müteahhitlerin ayaklarının çamurunu beğenmiyorsunuz, anlaşıyorduk.

tek bunlarda var."

kötüleyemezken, -televizyonda hastasını para için ameliyat eden bir dokmediğimi bırakmazsın. Bu da mı sınıfsaldır, nedir!" tor filmi göster bakalım, Tabipler Odası ne yapar- müteahhitlere söyleSonra Şafak'ı anlatmaya başladı birden. Sirkeci Garı'nda, hurcun üze-

rinde kıvrılmış olduğunu vehmettiği çelimsiz gövdesini, terden sırılsıkkeli, asi yüzünü anlattı. Çırpıcı Mahallesi'nden İstanbul'u müthiş bir öfke ders çalışırken, nasıl bakmış olabileceğini, ayrıntılarıyla, oradaymış gibi anlattı. "Gümüşhaneli bir amelenin gayretiyle yakılan ormanlar üzerinde

lam sarı çocuk başını, yanaklarından süzülen yaşlarının çamurladığı öfile seyretmiş olmalıydı. Annesine kova kova bulanık su taşırken, sarı balçığın içinde yarım pabuç dolaşırken, babasının amansız gözetimi altında

kurulup tutunmaya çalışan bir mahallede, İstanbul olmayan bir İstanbul'da yaşıyor olmanın 'makro' sonuçlarından kaygılanmasını nasıl beklersiniz ki?"

li oturup, gözlerini üç imparatorluğun başkenti olmuş, binlerce yıllık bir zünü de sen yadsıyamazsın!" "Hele seni hiç anlamıyorum," dedi bana, "70'lerin gazabını yaşadın

"İyi de, İstanbul'dan çalınan güzelliklerin üzerinde yavuz hırsız misa-

şehrin durmuş oturmuş değerlerine dikmenin zorbalığa benzer öteki yüsen. On para etmez adamlar tarafından aşağılanma, işsiz kalma, çoluğun tanbul'u bir 'işyeri' gibi görecekler." İçine doğduğumuz şiddeti yeniden yaşamaya, bu şiddetin Şafak'ın

çocuğun aç kalması! Elbette, bu sistemle boğuşacak insanlar. Elbette İsruhunda yapmış olması mukadder hasarı öngörmeye çalışıyordu. (Tabii, bilmiyordum ben.)

o sırada bunun aslında Şafak'ı aklama gayretlerinden birisi olduğunu lamaya hazır, fünyesi takılmış, saniyeli fitili hazırlanmış bir bomba gibi' Yaşını büyütüp, CHP gençlik kollarına girdiği, 1970 yılını 'her an pat-

diye tanımlamıştı gazeteler. 1970'in son günü, 31 Aralık'ta, gazete başlıkşında bir öğrenci öldürülmüştü. Ankara'da bir polis aracına dinamit atılmıştı. Eczacılık Fakültesi öğrencileri, ilaç fiyatlarına yapılan zammı

ları gelecek günlerin habercisiydiler. Trabzon'da çatışma olmuş, 19 yaprotesto etmek için Eczacılar Birliği'ni bir saat işgal etmişlerdi. Ertesi gün, Balıkesir Öğrenci Yurdu'nda dinamit patlamış, Türkiye'de bütün işçiler Türk-İş binasına atılan bombayı protesto etmek için iki saat süreyle grev yapmış, Demirel'in yeni Personel Kanunu'na direnen mühendiskam ve bucak müdürü on beş günlük 'boş oturma grevi' başlatmış, maaşlarını alamayan on üç bin İstanbul Belediyesi işçisi işlerini bırakmıştı. greve giden bir devlet olabilir mi?" "Düşünebiliyor musun, 500 vali, kaymakam ve bucak müdürü! Valisi ler, mimarlar, teknik personel ile Ankara'da toplanan 500 vali, kayma-

İş Bankası'nı soydukları haber verilmişti. 17 Ocak'ta Erdal İnönü'nün evi

On gün sonra Deniz Gezmiş'in önderliğinde dört Dev-Genç üyesinin

ile Konya TÖS binası bombalanmış, Edirnekapı Öğrenci Yurdu'nda Çapa'da, patlamalar olmuştu. karşısında olacağız" tehdidini savuruyordu. 24 Ocak'ta, Niğde öğrenci Yurdu'ndaki silahlı çatışmada kaçanların SBF'ye sığındıklarını iddia eden rine düzenlenen öğretim üyeleri ve öğrenciler ortak forumunda, Devmıştı. "Bunu unutmuşum," dedi, Tülin. Dev-Genç, "Deniz Gezmiş ve arkadaşlarına sıkılacak her kurşunun

polis, fakülteyi basmış, üç yüz yedi öğrenciyi gözaltına almış, bunun üzeGenç tarafından tespit edilecek eylem biçimlerini uygulama kararı alın"Öyle oldu tabii," dedi, Günay, "Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üye-

leri ve öğrencileri yaptıkları forumda Dev-Genç tarafından tespit edilecek sin öğrencilere işkence yaptığını ileri sürdükten sonra, 'kamuoyundan başka hiçbir makam tanımayacaklarını' bildirdi. Kanı donuyor insanın.

eylem biçimlerini uygulayacaklarını açıkladılar. Dekan Prof. Talaş, poli1917 doğumlu koca adam, Cahit Talaş. Koca adam ve Dev-Genç'in peşin-

de, kamuoyundan başka hiçbir makam tanımayacağını ilan edebildi! Bunun yasaların alenen çiğnenmesi demek olduğunu bile bile, Türkiye'de kamuoyu denilen şeyin ülkenin ancak yüzde beşinin okuduğu gazete haberlerinin vehimlerinden ibaret olduğunu bile bile, bu çıkışı ülkenin tek du!"

örgütlü gücü olan orduya davetiye çıkarmak olduğunu bile bile yapıyorbeklenemezdi, ama bu Talaş, bir dekan, bir profesördü. Profesördü, ama gencecik çocukların kanını sahiplenmek gibi bir derdi yoktu anlaşılan. "Adam, 1960 ihtilal hükümetinin bakanı da değil miydi?" "Öyleydi, tabii. Bizim aydınımız, totaliter rejime ancak kendi doğrulYasaları yüceltmek için herkesten Sokrat gibi baldıran otu içmesi

tusunda gitmediği zaman karşı çıkar. Yoksa, bakanı da olur, umum müdürü de. Hiç merak etme."

ülkede Dev-Genç'ten gayri kimsenin Türk halkı olprotesto amacıyla uçuruldu. "Herke- sosyal demokrat diyen gençler." dedi. Şimdi yirmi beş yaşındaki delikanlı nereden." Ben de hatırlıyordum. On beş gün sonra. Kurtuluş Lisesi'nin bahçesine konulan bomba iki çocuğu komalık etti. nasıl bir kuvvetle ve hangi izanla tahriklere gün böylesi çıkacak!. olamaz!" türünden. Balgat'taki Amerikan tesislerinde nöbet tutan zence çavuş Finley önce kaçırekçesiyle serbest bırakıldı. Aynı gün İstanbul'da patlamalar peş peşine sürüp gidiyorErtesi gün. sonra Ülkücülerle çatışmaya girdiler. Amerikan emperyalizminin ajanlarının can güvenliği söz konusu madığını ima eden bir safsataydı. sonra da 'zenci'. ODTÜ'deki Kennedy Anıtı. Daima müstakil kalacaktır. halinde" olduklarını söylemişti." dedi Tülin. Kurtuluş Savaşı bir kere olmuştur. Tülin. sonra Kimya fakültelerini işgal ettiler. Dev-Genç Genel Başkanı Ertuğrul Kürkçü Bu arada. kendilerine "O arada rahmetli İnönü'nün iyi çıkışları vardı. Ziraat Bankası'nın bir şubesi soyuldu. İTİA'nın önündeki çatışmada Mustafa Kolçak vuruldu. Amerika'nın Laos'a girmesini . sosyal demokratlara "sahte devrimciler" dediydi.sin dilinde Bağımsız Türkiye ve İkinci Kurtuluş Savaşı var. Otursanız da. Genel Sekreter Ecevit. dinleseniz bir Şafak'ı. Ülkücüler önce İstanbul Edebiyat. rıldı. Tabiat bu kadar zengin değildir!" alet olarak Kurtuluş Savaşı yaptığını ilan edebiliyor? Türk Milleti bağrından Mustafa Kemaller çıkaracaktır. "Aşırı solcu Dev-Genç'le aşırı sağcı Ülkü Ocakları'nın yönettiği komandoların hükümetle işbirliği de. "Saflıkları da inanılmaz.. yani ezilmiş bir ulusun insanı olduğu romantik geDev-Genç'in açıklaması "Türk halkının can güvenliğinin olmadığı ül- kede. Kurtuluş Savaşı öyle her babayiğidin sabah kalktığında icat edebileceği bir meydan muharebesi değildir. Ama her "Hatırlıyorum. Zaten o çıkış yüreklendirmiş olmalı ki. ocak ayının son günlerinde önce DevGenç'le.

" dedi Günay. karmaşık bir makineyle baş edebiliyor olmanın olmasının arasında fark yoktu. kurultay ya da seçim heyecanı ile tutumunun nihai sonuçlarına kör Günay. bunda akılları durduran. hesap soran insanlar yaratmalıydı. "içtenlik" ve "sahiplenme" mese"tavsiye kartı" gibi kullanabiliyorsa. Bugün bir Zincirbozan "mahkûmu". İngiliz Konsolosluğu'nun önlerinde dinamitler patlıyor. izleyen kıyımdaki rolünü göremez hale gelmesi ile. yakan işçi ile herhangi bir kurultayda ya da merkez yönetim kurulu topHiroşima’ya atom bombası fırlatan uçağın seyir mühendisinin yaptığının idrakine varamaması. insanı yaDüşürülemeyen MC hükümetleri ve 12 Eylül'le sonuçlanan bir dra"Ve tabii kimse yakalanamıyordu. Olanları desteklemeliydi. öyle çamın yaratıcılarıydılar bu insanlar. "böyle gel- . örgüt. Türkiye. Nihayet. "Bu referandum bu lesi olduğunu söyledi. o "mahkûmiyeti" bir ayrışması. anlayamıyorum. Günlük mesaisinin sokendisini. Galatasaray'da. şamaktan bezdiren bir yılışıklık vardı. karar vermekle yükümlüydüler.du. örneğin bir Suat ile özdeşleştirebiliyor. Bu yılışıklık. İronik olan. meselenin yine aynı mesele. katillerin maktul gibi yapmış ve yutturmuş olmalarıydı. Çocuklar gibiyiz. çocuk maması ürettiği rahatlıkla kimyasal silah da üretebilen ya da Auschwitz Toplama Kampı'nın fırınlarını lantısında ya da mecliste. camlar kırılıyor. önerge üreten birisinin arasında fark yoktu. üretenle üretilenin hür eden ölü-seviciliğinden başka bir şey değildi. buk unutuyoruz ki!" adamları yine neden getirdi. ifadesini "gelen gideni aratır". böyle bir adamdı! miş böyle gider" diskurlarında bulan ataletin. ne yapıp yapıp hayata sahip çıkan. kendi yeteneklerini sınıyorlardı. "ülkenin üstünde meşum Türkiye'nin üstüne çıkan. Yaşamdan. Şişli'de. Ve Şafak Özden. ikisi de karmaşık buldukları bir mekanizmada boğuşuyorlar. atmosferi tüketen herkes ama herkes sorumluydu. üretenin nihai ürüne tümüyle yabancılaşması şeklinde tezanucunu kavrayamaz hale getirilen. heyecanı içinde. İnsanlar tavır almak.

Kendi paralarını asla riske etmezler. olayı kendilerine Türk Halk Kurtuluş Ordusu diyen birileri üstlendi. Jandarma ve komando birliklerinin ODTÜ'ye girmelerine öğrenciler karşı koyunca. Kapatmayı protesto eden ODTÜ öğrencileri. Asla masaya oturmazlar. ülkeyi sahipsiz bırakan içtenliksizliğimize verilen isimlertipi. Eskişehir yolunu keları dört Amerikan askerini kaçırdı." Yükünü Hiroşima yerine okyanusa bırakan pilot. bugün bütün yüzsüzlükleri ile ortada dolaşan " MC ve Muhalefeti" bütününü oluşturan bireylerin "12 Eylül'le özetlenen faciayı önlemek için yapabilecekleri her şey denenmeye değerdi. bombanın etkisini gören Japonya’nın. ama denemekle yükümlüydü. yeniden tırmanması muhtemel benzer bir çılgınlığın sigortalarıydı. yedi yaşındaki kız çocuklarını yakmadan teslim olması ya da Batılı ülkelerin her şeye karşın güçlü kamuoylarının felâketi durdurma olasılığı yadsınamazdı. Bir an. Tülin. tavır almayı "Hayata kart açmayı bilmek lâzım. bir komando eri. ahkâm keserler. Satıyor ve bizi onu desteklemeye zorluyordu! olabileceğini düşündüm. kardeşim. Şafak Özden gibi insanlar." dedi. kendi yüreksizliğimize. "En nefret ettiğim insan beceremeyen. 18 Şubat günü İstanbul ve Hacettepe üniversiteleri süresiz kapatıl"O günlerde biz apartmanda dairelerin önlerindeki bütün paspasları Hayretle dinliyordum. kumar oynayanların arkalarında dikilerek onların heyecanından geçinenlerdir. Yükümlüydü çünkü ne kadar az bir ihtimal olursa olsun.bir el gibi gezinen kokuşmuşluğun" üstüne gidebilecek bir adamdı. bir öğrenci. "Patlayıcı maddeleri paspasların altına koyuyorlardı ya. kendisinin yerini alacak bir başka pilotun gelmesini belki önleyemeyebilirdi. istese ne kadar yaman bir politikacı since karşılarında askerleri buldular. Aklımız sıra can emniyetimizi sağlıyorduk. Aynı şekilde." dedi. bırakılmışlık" ve benzeri bahaneler. 5 Mart'ta Deniz Geçmiş ve arkadaş- . Şafak Özden'i satıyordu bize! Bana ve Tülin'e! kaldırdıydık. Kart açmazlar ama seyreder." dıydı. "Geri den ibaretti.

bunun bir tanesinin katili bulunamadı. bir üsteğmen. üniversite süresiz kapatıldı. DİSK Atatürk devrimlerinin ve Anayasa Kuvvetleri'nin yanında olduğunu belirtmekten kıvanç duyar. geliştirilmesinde Türk Silahlı . gereğini yapın' rel hükümeti istifa etti.." dedi. bu tükenmiş siyasi iktidarda olduğunun bilinmesi. 4 saat 18 dakika sonra DemiAbdi İpekçi onayladı: ". tükenmiş bulunan ve durumun gerçek sorumlu"Bu olaylar karşısında aşırı kötümserliğe kapılmanın yeri yoktur." DİSK onayladı: "12 Mart Muhtırası. inancına sahip bir siyasi iktidar kurulsa. üniversite içinde başlıca so- rumluluğun." di. General Öğün elindeki kapalı zarfı uzattı ve 'Açın. 17 öğrenci silahla öldürüldü." diyen Ecevit'e Başbakan Demigibi olaylar dünya memleketlerinde müzminleşmiş şikâyet konusudur. "Her şeyden evvel ve her şeyden sonra. zarfın içinden 12 Mart Muhtırası çıktı. siyasi iktidır.bir aşçı öldü. Bu "Saat 12:40'ta TRT Haber Merkezi'ne bir tümgeneral ve iki albay girsu aynı siyasi iktidardan beklemektir.. İşlerin bu hale gelmesinde en büyük amil. seleleri ve üniversite hayatı nihayet üç ay içinde intizamını bulur. Kilolarca patlayıcı madde ve silah ele geçirildi. demokratik parlamenter rejim içinde vazifesini idrak eden vadarın kayıtsızlığı ve başından beri sürdürdüğü. Bugün. beş er ve yirmi öğrenci yaralandı. Hayal rel'in cevabı. marifet sandığı oyunlartandaşın güvenine.salt hukuk açısından antidemokratik gözü- ken olayın aslında demokratik düzenin korunabilmesi amacını güttüğü de büyük bir ferahlık yaratmıştır. kabul edilmesi ve onun gereğinin parlamenter rejimin usulleri içinde yapılmasıdır. başlıca kusur. işçi kesiminin devrimci kesimin- ilkelerinin korunmasında. Üç subay doğruca İç Haberler Müdürü Doğan Kasaroğlu'nun odasına girdiler. Şafak'ı deli etmiş olmalıydı: Ordu öyle düşünmüyordu. İki bin öğrenci üniversitenin futbol sahasında gözaltına alındı." ortaya çıkacaktır. öğrenci meolan sadece bu intizamı. uygulanmasında.

on yıl süreyle yaşanan cinnetin kanıtlarıyla bir kez daha ürperdik. Ama Sayın Genel Başkan böyle düşünmüyor. ne istiyorsun?" iktidarından yana olmadıysa." dedi Tülin sonunda. "Peki. Siyasi hayata artık onlar hâkim olmalıydılar." Türk-İş onayladı: "12 Mart Muhtırası'nı benimsiyoruz. bizi." Dev-Genç onayladı: "12 Mart Muhtırasını tespit bakımından olumlu İki Anayasa profesörü. Bütün olayların bizzat kendisini ve iktidara geleceği anlaşılan partisini bertaraf etmek için hazırlandığını iddia ediyordu. Hükümete katılmama kararı alınabilseydi bazı şeyler kurtarılabilirdi. bu parlamentodan güçlü bir hükümet çıkmaz. her ikisinden de dayak yiyen bir konumda olmanın güven27 Mayıs’a söz söyletmeyen bir babası olduğu için olmamış olmalıydı. Ancak. Bülent Nuri Esen ile Bahri Savcı onayladı: onun yerine atanan Erim'in CHP'li olmasına itirazı vardı. Oyun bitmiştir. Halis Özden gibi. değil mi?" "Muhtıra ve istifa hukuka uygundur. demokrasi kuralları içinde yeni- Bülent Ecevit'in. "Halk Partisi bugüne kadar serbest seçimlerle iktidarı alamamış." demiş. . Proletarya Ülkenin ihtiyacı olan adamlar. daima 'ordunun baskısı ile hükümete getirilen parti' olarak tanınmıştır." Aynı saptama on altı yıl sonra da geçerliydi. ülkücülerle "koministler"in arasizliği içinde büyümüş bir Şafak Özden portresine ikna etti. Demirel'in düşürülüş biçimine itirazı yoktu ama miz sağlanmıştır." "Ecevit'in kendisi elinde CHP'nin iktidara gelivermek üzere olduğu 4 Nisan'da yazan İpekçi'nin saptamasına katılmamanın mümkün ol- lemeyeceğim anlaşılmıştır. Günay.buluyoruz. bu deneyimi yaşamış adamlardı. Konuştukça. Metin Toker'i bile güldürmüştü: iddiası en iyi niyetli sempatizanlarını bile güldürmüştür. Atatürk devrimlerine ve sında sıkışan. Sonuçta Günay Rodoplu. "Anlaşıldı. "Ortanın solu hareketinin ve benim. Demokratik kurallar dışına çıkılarak yenilgi- madığını düşünüyordu." "Ne ikiyüzlülük.

mazsanız yapamam. Günay'a döndü. Ama. Rodoplu. "Bana da roman notlarını versene. Ama. ne davet ediyordu. telefona gitti Günay." dedi. ne zaman aymaya başladığımı bilemiyorum. bana. Şafak'ın bir şeylerin ters gittiğini hissettiğiinen sistematik bir tartışmadan kaçınacaktı ama hasarın onarıldığını. kardeşim. huyunu zamanla daha iyi tanıyacaktı Rodoplu." "Niye sen değil?" "Açıkçası. Sarıyer ilçesine yemeği- ni. şimdi ne yapıyoruz?" "İki kere ikiyi toplayamam ben! Bilmez misin?" Ben. Yanlış anlaşılmayı açıklamak ya da af dilemek gibi. kütüphaneye uzandı. ama hayatımın bütününü ilgilendiren oluşumları da ğim ameliyattan başlayarak." dedi Tülin. hepsi burada. ben bu arsa meselesine bakmak istiyorum. Bu 775 sayılı Kooperatifler Kanunu. bir dosya çıkardı. siz ol- yır'la çıkınca. birinizin başkanlığı üstlenmenizi istiyorum. müt"Ne ki. "İstenmeyenin üstünü örtmek." "Ver. Bu den ve büyük bir coşkuyla başlamak!" Bu yeteneğin müthiş bir güç. bu da 26. hissetti. meselenin halledildiğini görmek istiyordu. Kooperatife girmenizi. kesin bir "ha"Ne yapalım. ayrıntılara Günay'ın teskin olduğunu. geçirdionları izleyemezdi. hiş bir özgürlük olduğunu düşünüyordu. valla yedirdin kurda belanmadığını fark etmeye başladım. bakalım. tabii ki ni' dediği gibi. benim hayatıma ilişkin hiçbir şeyi sorgu- . her şeye yeni- Kadıncık'ın. "İşte. olmamış gibi yapmak. Tülin kabullenmek zorunda kaldı. Arayanın Şafak olduğunu sesinden anladım. Sadece gündelik olayları değil. "Peki. Suat'a 'Oğlum." "Peki. maddeyi değiştiren genelge. bu kadını kollamak zorundayız!" dedi. Siz çalışırken ben de okuyayım. Günay. bu muydu sadıklığın. her şeye rağmen büsbütün de kaptırmış değildim anlaşılan.

" diyerek elimi uzattım. ne kıyıcı humusun? Anadolu erkeği filan diyoruz da! Sendikacı meselesinde olduğu nimle değil. Çünkü." Telefonu kapattı. Ters giyilen don olayını düşündüğümde. lütfen. Ama galiba sadece bekarısının dünyasını da gönülden algılamadığını. Seninle olan ilişkimi bile sormadı! Düşünebiliyor gibi. silah hariç. kendisine yarayacak parçalarımla ilgili olduğunu görmeye başladım. Örneğin. on dokuz yaşından beri sahibiydi Şiran. tanıdığı tek gerçeğin 'Şasormuş olmalıydı.. birlikte geçirdiğimiz ilk gece gibi. ben de bir tür nişan yemeği "Roman. Şafak'ın kendi gereksinimlerinin hedefi olan. fak Özden'in kendi gerçeği olduğunu düşündüm. kendisini rahatlatan yöntemle almaya kalktı. .sorgulamıyordu. Hayır." "Gelemem. Üçüncü hamurdu. Benim dünyam. neredeyse zoraki sunuluyor olmasını da önemsemiyordu. renksiz ve ağırlıksız bir dünyaydı." dediğini duydum. Yapamam. beni değil. nişanlısı. içeriğini bile bilmek istemedi. Dergi iki-üç formalıktı. şedit sonuçlarını. kanser hücrelerini anlatan makalelerin arasına devrimci sloganlar yerleştirilirdi. bir şey vereceğim. İldeniz Kurtalan gibi "ilerici" hekimlerinin vesikalık resimlerinin süslediği yazıları yayınlanırdı. "Tanımazsın. yemeğe misafirim var. yapamam. herkesle böyleydi. bir arkadaşım. Ne düşüncelerim. Zamanla. baskısı çamurdu.. Ankara'daki o konferansın değil. yani kendisininkinin dışında kalan dünbir soru sormadı Şafak. Türkiye'nin Erdal Atabek. zorla abone olunurdu. aslında tümüyle bana yönelik bir saldırının intikamını bile. "Roman notları!" Kadıncık tanıdığında yirmi binden fazla abonesi olan bir sağlık dergisinin. hatta ne de hayatımdaki erkeklere ilişkin tek fak'ın 'aldığıydı'. bütünümle değil. Bu parçaların benim bütünlüğüm içinde marjinal parçalar olması. ne ilişkilerim. önemli olan Şayam. Evlenmek üzereler. Kim olduğunu zursuzluğum.

klimalı. komşu kebapçının komisini bekleyen eti yenmiş. deodorantlı. Vezüv gaz sobası. tarihi. marjları. ancak bir tek daktilo hatasına 'belki" izin verilen raporlar raporlar raporlar olmaksızın. kolej mezunu Sekreterli. Kadıncık in. ancak çok iyi silinebilmişse. duvardan duvara halılı. yurtdışı diplomalı pazarlama uzmanlarının. iki kelimesinden birisi İngilizce yöntemlerine güldürdü.hepsi vardı. Şiran’ın yazıhanesi. taşra kökenli karanlık komisyonculara atfedilen görsel unsurların -Atatürk resmi hariç!. iş yapılabilineceğine ihtimal olsun vermeyen . Ve sahibi Müteferrikada sık sık misafir edilen devrimci öğrenciydi. üstü devrimci lokali. İstanbul’un "özgün" grafiklerinin "dizayn" etmediği. kapitone plastik sırtlığı. iki buçuk odalı yazıhanesinde. yayıncıların rüyalarında görmedikleri bir sayıydı. 'kir göstermesin' rengindeki perdelerin pisliğini saklayamadığı camlar. imza yeri hatasız. Kadıncık’ı. İstanbul’un köhne bir semtinde. tezgâhsız mutfağın yere zorladığı piknik tüpünün üstünde kaynayan çay. altı içkili lokanta. o da. sumaklı soğanı kalmış dev madeni tabakların üzerinde dilenen hamamböcekleri gibi. zarflar. Yirmi bin abone. antetsiz kâğıtlar. Şiran’ın başarısı. mazrufun zarfa zaferiydi. bir Mercedes sahibi edecek kadar kârlıydı.Ve. Kadıncık'ın özgürlüğünü satın alması için kaçınılmaz gördüğü ticari girişimi muhteşem bir iflasla sonuçlanmak üzereydi. sahibini bir daire. elektrikli daktilolu.

Ortak'ının henüz okumadığı. Günlerden bir gün. "Ben. diyor. Ama. sen gitmedin. "Şiran da kim oluyormuş!" (115) Kadıncık Portre'ye: Tanıştığımız günü hatırlıyor musun? Al kırmızı kazağını giymiştin. Ortakla aramı daha da bozasın istemiyordum.' derken. Karşıma geçtin. Üzerinde konuşulan. Bir an önce geldiğin yere gidesin istemiştim. sakalların ondan karaydı. af diledin. Beklenmedik bir zarfın içinde sunulan hayal gücü. Okuyunca gördüm. fikirlerini fikirleri gibi savunduğu tanışıydı Şiran. çok iyi bir proje. pantolonun kara. Yüzüne bakmadığımı hatırlıyorum. sık sık ton değiştiren. "Şiran. Sesin. Tepkisi sert oldu. Buluğ çağındaymışsın gibi. Esrar kaçakçısından bar fedaisine kadar. . 'O iş yürümez. güldüğün sakalların. Yıllardır ses vermeyen bir müttefik.Kadıncık'ın ofisinin yüz metre ilerisindeydi. yumuşacık sesin. Kadıncık'ın. yüzümü doladıkça. Yumuşacık. o iş yürümez. Hatasını düzeltmeyi iş edinen mertlik. ayrıntılara gösterdiği özenin başarısını kaçınılmaz kılacağına inandığı bir projeydi. sizin raporunuzu okumamıştım." diye tanıştırıldı. Kadıncık'ın bitmez tükenmez "proje"lerinin bunalttığı Ortak’ının dertleştiği. Hüseyin 'e. yasadışı her mesleğe yakışırdın.

Hanımam mm. revşa. Yusuf'um. Hanımam. le dotman wemrureşi (120) Oruç: Bugün de akşamdan batma yarım ay! Işık ver yılda bir dinlenenlere. halkın bir kere? (121) Şiran: Hanımam! Bermalım! Dil saçi bu yılli bame! Hanımam. yoktur bre çaresi! (119) Şiran: Dotman day kamet ev miş ti mane dı kıyri. rendih. malanım. rendih. di gazi. Aram: Te ku lil ki Te ku lil ki der be xare Der be xare.Gözlerindeki hayranlık parıltısı. . me Kurdane le dotman. ben sana Yusufum. hemla. Helin dani a kesara dilemen. malanmın. Demedim mi. bermayam. be sebran. Dostum. kewa disa helin dani. Saat sekiz suları. Gördün mü nasıldı. ber destane wiç a wa.. de bu iser. bermayem. Saat sekiz suları. singemen Kewa di sa. yandı. Ural'la Altay? Halini sordun mu. Sen.. (118) Arif: Kırcali 'yle Arda arası. Dağlardan yankılandı ses.

ben de o güneşi izlemiş. Hasan. bermayam. oyun mu sandın? (123) Şiran: Kadıncık: Nedeni medeni yok! Ben komünistleri seviyorum. Batı'ya. Batı'ya. ser frazkın. Hanımam. 'Batı'ya. o çok yorucu yolculuğu ben de yapmıştım. sandın? Bre Hasan. rendin. bermayam. çığırırdı dil kursları resim sergileri . ser frazkın ala azadi! (126) Kadıncık Portre'ye: Oysa. (124) Ramazan: Kadıncık Ramazan'a: Pasaportla gireceksiniz Diyarbakır'a. runiya. rendih. her duçaveymin. malan! Kadıncık: Mezar taşlarını. Benim çocukluğumda da 'Batı'ya. Batı'ya. hemla. koyun mu sandın? Adam öldürmeyi Hasan. Yok. hemla. Batı'ya. o çok uzun. Koyun mu. İyi ya. yav? (söylenemeyen) (125) Şiran: Ser frazkın. malan hanımam. çığırırdı kuşlar. İşte o kadar.were banım.

' Biz gabi.elektronik buluşlar. yok ispattı. 'Siz Doğulular pek bir şeysiniz. Yol uzun. hissiz. Yol kavga. binbir kitap gördüm.. Bedevisi. . 'Batıldasın. yol zahmetliydi. siyasi bilim'lere edebiyatçılara meze Doğulular. Acemi. bedensel faaliyetleri dışında. Vietnamlısı. kanatlarımı kırdı.... 'Anlıyorsunuz. Sumatralısı. kısacası Meriç'in doğusunda yaşayan tüm halklar. Çinlisi. Kürdü. Biz. Suriyelisi. Batılılaşmış sayılırsınız!' 'Biz. düşlerimi. Doğulular. pis.'neydik? 'Ben neyi anlayacaktım?' Budisti.. Tibetlisi. Ne de olsa. siz anlarsınız. Çerkezi. Türkü. 'Biz. şehvetli. Doğulular' kimdik? 'Pek bir. hain. ' dediler. Alevisi. Yol yenişme. bir örnek Doğulular Biz. Kamboçyalısı. Yüzbir bilim adamı. Malezyalısı. Nihayetinde birkaç yaldızlı diploma karşılığı kahramanlarımı aldı. ne idüğü belirsiz Doğulular Biz. canım. Hadiii.' değil mi?. kaypak. sosyal 'bilim'lere.. despot.

Yıl 1853'tü. karteller. sinemalar. 'Doğulu' kendisini iptal etmesi gerektiğini ısrarla tekrarlayan? Marx'a nasıl bir umutla sarılmış olabileceğimi düşünebiliyor musun? Das Kapitalin ve otuz yorumunun ışığını düşünebiliyor musun? Şilili 'yabancı öğrenci' Ortega. Batıldasın!' çığırırdı. Hindistan’ı yok ediyordu. halkıma yaşayabilmek için önce kendisini. Hintli Daver Ülkelerimizin acılarına 'sözcü' arayan Ülkelerimizin acılarına çare arayan milyonlarca bizl’er. İngiltere.Batıldasın. Nasıl bir çağrıydı? Çipil mavi gözlerin pipo dumanları arasından talep ettikleri neydi? Nasıl bir çağrıydı. Marx. konferanslar. tekeller. insanların ıstırapları ile meşgul . konseyler moda evleri. Kolombiyalı Omar.

vayi. Biz’imle gözyaşı döktü. vayi!!! Yerinden sıçradı. Marx. yüreğimize aldık. fazla ağlanmış olmalıyız ki. babam. Avrupa toplumunun kurallarını getirmek. ' Oh.tek Batılı bilim adamıydı. onun yerine. Marx. oh!!! ayi. bu kez de biz kendi iyilikleri için kessek. bir gün. Yaşlı Asya toplumunu ortadan kaldırmak. oh. Derken. sayısız insan yaşamını? Ne biçim bir içtihattı? Ne biçim bir gerekçeydi? Hintliler öldürülmeye alışıktırlar. Yıllarca dizinin dibinde oturduk. ne olur?'u benim 'Doğulu yüreğim anlayamazdı! . dayım. 'Kitap'a aptessiz dokunmadık. Daver! 'Yaşlı Asya toplumu dediğin benim anam. oh. unutmayın. birisi yapıcı. yani? dedi. 'Ama. en bilimsel haliyle Timur'un boyunduruğu söndürmedi mi. oh. kardeşim. 'İngiltere’nin Hindistan'da yerine getirilecek iki görevi vardır: birisi yıkıcı. 'deyiverdi. Ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu senin ?!!!' 'Ne var.

Massachussettler de anlayamadılar! Bu bağlamda. biz onları başka yollardan anlamaya çalışmalıyız.' 'Batı 'ya. sevinçleri. O halde. Doğuludur. iki litre kanlı. ' dedi. Hitler. Marx. acıları ile 'insan'dılar! Şu küflenmek üzere olan yosunlu gezegende bir gıdım dolaşacaklar. iki ayaklı. çoluklu çocuklu. kardeşlerim. 'üstün'Alman ırkının iyiliği için kestiğini hiç saklamadı! 'Uygarlaştırma misyonu'nun ardına saklanmadı. Daver 'i göstererek. Bir başına.Hintliler diye birileri yoktu. sonra herkes geldiği yere dönecekti. 'Boş ver. dayılarım. komşularım vardı! Talep etmedikleri bir coğrafyaya talep etmedikleri bir haritaya hasbelkader duhul etmiş. Batı 'ya. onların iyilikleri için değil. Kendi iyilikleri için 'yok edilmenin' rasyonalini anlayamazlardı. Cılk yarama bir de tuz bastı. benim amcalarım. İnkalar. Batı 'ya' çığırdı . 'Doğulular' diye birileri yoktu. Onlar. oryantalistlerden daha bir namusluydu: Yahudileri. Aztekler. 'Bu insanlar bizim gibi acı çekmez.

paketlenmiş dolduruşa gelmeyecektim. kitleyi oluşturan ve fakat ve aslında bedenimizde her gün milyonlarcası yenilenen hücreler gibi önemsiz kişiliksiz . gizemli. bir daha baktım. Omar. Onları 'başka yollardan anlamadan' hiçbir davete icabet. ihanetin acısı yüreğimdeydi. Hozan. yaşamayan bir taş bebek.görkemli binalar dolu vitrinler kısa çalışma saatleri işçilerin altlarındaki otolar. bir oyuncaktı. Kartondan oyulma bir şekil. bir daha baktım. Gunga Din. özgürlükler Ne ki. insanın izdüşümü. Ortega. egzotik. Gördüm ki. Artık broşürleri incelemeden. Baktım. Çieko. hakkında ahkâm kesilen insan değil.

Ben biliyorum. gördüm. sağır dilsiz Bir gelin gördüm. Kadıncık Portre'ye: Gelini de.ve anlamsızdılar. elektronik Oslo'da. Binali'yi de. ağasız bacısız Bir gelin gördüm. besmelesiz ağıtsız Skagerrak Nehri kıyısında Altı ayı gece. ter kokulu. siyasi mülteciler bürosunda Işıl ışıl bir sirkte Kan ter içinde. Muhalefet hakkı olsun tanınmayan insanoğlu nasıl yaşayacaktı 'Bir ağaç gibi tek ve hür Ve bir orman gibi kardeşçesine?' Nâzım’ı anlamayan birileri vardı. (133) Kadıncık Portreye: İsveç'e giden geline: İsveç’e gönderdiğiniz gelini hatırlıyor musun? Bir gelin gördüm Güllü donu üzerinde ah gömlek Güllü donu üzerinde çifte dayra Karasarı yüzüne dolalı puşu Yağ kokulu. antiseptiksiz Anadolu. Bir gelin gördüm. o gönderdi! (135) . Alkış alıyordu. Gündüz Vassaf gönderdi. Bir gelin.

Oraların çocuğuydu. Shakespeare düşkünü. öğretmeliydiler. Söz etmediği 'hak aramak' için nasıl bir donanım gerektiğiydi! Söz etmediği. vapur senetlerini öğretmeliydiler. Çok da kolaydı. özgürlüğünü kutladın'mı? Seninkileri yine taradılar geçen akşam. Vassaf. Bin hocaya danışsan. Ya Dilan? Ona ne olurdu? İsveç entellerinin şnaps masalarına meze? İran’a silah yetiştiren Göteburg fabrikalarına üçüncü vardiya temizlikçisi? Güzel gelin. ya. Kürtçe konuşmak istiyorsan. İngiliz müstemleke valisinin beyaz eldivenli. 'asimile olmamak' diye bir özgürlüğün İsveç’te de olmadığıydı. Süryani dilini yazıya dökebilmek için İsveçlilerin akıl almaz gayretlerinden söz etti. Jeeves hayranı. 'Hak'ını elbette alırdı. . bebeler top gibi fırladı. kokudan arınmış vekilharcıydı. canım? Hyde Park'ta nutuk atıp. nazlı gelin! Bin yıl düşünsen. ona.' dedi. Kahrından gitar konserleri veriyor musun? Pakistanlılara mı Hintlilere mi? (137) Vapur senetlerini okulda öğretmiyorlardı. İsveç'e geleceksin. Entegralleri öğreteceklerine. Şu dev gibi sarışın falanj ustabaşıyla ne gibi bir ortak meselen olduğunu anlayamayacaksın! (136) Feyzullah'a: İngilizler sana hayran kaldılar mı. Özgürlüklere saygılarından. insan haklarına saygılarından söz etti.Kadıncık Ela’ya: Az daha Avukat İhsan’ı da gönderiyordu. bakteriden. İhsan’ı. mikroptan.

İcra memurlarının üç kuruşluk eşyasına dalacaklarından kuşkusu yoktu. yani size gerekli ödeme ertelemesi sağlanıncaya kadar zaman kazanıyorsunuz. Mesleği pideci. No. kırk yedi. Adam olana iki ay yeter de artar bile. Alacaklı değil. İşte cadde adı. gözleri bantlı fotoğraflarının çıkacağından kuşkusu yoktu. davacı değil. Gelelim şehire: Karaköy'de her gün önünden geçtiğiniz bir pideci mutlaka vardır. Turhan Korkmaz Caddesi. Var gücüyle uğraştı. 47. "Selim Cemiloğlu.Üsküdar'dan biniliyordu. borçlu.. zamanında ödenmesinde ısrar ettiği vergi. Eh. 'Turhan Korkmaz'. Yanınızdaki kadın çocuğuna sesleniyordu. işte senet: Selim Cemiloğlu. diyelim. (138) Kadıncık: Amerikan Servis! Amerikan Servis! (ne olur alın! Beşten önce yirmi sekiz bin lira lâzım! Senedimiz var!) . sayıyorsunuz. davalı olmak gereğinden haberi yoktu. Kadıncık'ın. senet protesto oluncaya. İstanbul tarafında beliren ilk reklam levhasındaki isim senede yazılıyordu: 'Cemiloğlu Lastikleri'nin 'Cemiloğlu'su. Turhan Korkmaz Caddesi.. Daha güvenilir bir borçlu olabilir mi? Bir de fiyakalı imza atıyorsunuz. ne yapacak? Ya da gökten ne yağmış da yer kabul etmemiş? Kredinizi alıyorsunuz. gemiye verilen isim elbet sokağa da verilir. Önünüzdeki sırada kaç kişi oturuyor. Banka müdürü güvenmeyecek de. Trabzon. "Selim! Seni körolasıca!" Borçlunun ismi belirleniyordu. iki. sigorta primlerinin ucuz borçlanmalar olduğundan haberi yoktu. bir. Bakmıyordunuz. Trabzon pidecisi." Şimdi de bir adres. O da tamam. tahliye sandallarının üzerinde bir isim. Karşıda. 'Büyük Gazete'de...

ne denebilirdi ki? 'Allah.' dedi. Hemen uzaklasın!' Bir Müslüman ciniydi. 'Çırpınırsın Karadeniz' diye katıla katıla ağlayanlara uğruna ölen-öldürenlere duyduğu merhamet miydi. her bir parçası İstanbul’un bir semtine dağıtılmış. yirmi metrekarelik meyhaneye sığındılar. kalktılar. Biraz daha beraber olabilmek için. Caddeye yürüdüler. Neydi birbirlerine iletmek için bunca telaşlandıkları? İnsan onuru? İnsan çilesi? Yeni haritalar? Çevrenin homurdanmalarını duymuşlar mıydı? Kadıncık'ın. Nereden fırladığı bilinmez. Sohbeti o günlerde beş parçaya ayrılıp.' 'işte. 'Hiçbir şey yapamazlar! Önce beni vursunlar da. . Ortaköy. razı olsun!' mu? Şiran'ın beyaza çalan yüzü uyardı. 'işte bu bir kolu. bu bir bacağı. kimliği belirsiz bir kadıncığı nasıl bir araya getirmeye çalıştığının ballandırılmasıydı. biz böyle görev yapıyoruz!' gururlanma mıydı? İstanbul’un dört bir yanından kol. Kibele sendromuydu. ana sendromu. Kadıncık'ın tepkisi. Fotoğraflar çıkardı cebinden. duyurmayan? Yan masada aniden peydah olan adamın yüzü çiçek bozuğu çirkiniydi. göründüğü gibi kayboldu. bacak toplayana ne denebilirdi ki? Dehşete bakmayı görev edinene. ufacık bir çocuktu.' dedi. dövüşen oğullarının arasına giren. görelim!' Bir de türkü söyledi. Ağabey. Ortaköy karanlık. 'Polisim. burası faşist dolu. Ortaköy labirentti. devlet terörünün örgüt terörü ile kol kola gezdiği mekân.Amerikan Servis geldi! Sokaklar karanlık. sokaklar pusu doluydular.

Gülecek hali yoktu. Birbirlerine dayanarak uçacaktılar. seni sevdiğimi biliyorsun. Caddeler evleri oldu. geçti. haberiniz yok mu. (140) Nurdan: A.'Bir hışm ile geldi. Dolmabahçe'yi buldular. Uçacak yerleri yoktu. 'Bir Kürt olarak. zor beyin kızı!' 26 Mart'ta üniversite bahçesine atılan bombaya arkadaşlarını vermişti. Ataköy'de iki yüz milyon liraya mükellef bir daire aldı!!! (141) . Kadıncık hanım? Şiran Bey. Özdeşleşemedikleri bir dünyada yaşam savaşı veriyorlardı. peh peh peh peh! Bir beyin kızı. iki küçük kuştular. Geçmişlerinin kanatlarını kırdığı. Şiran'ın sahiplerini göz kırpmadan vurabileceğini söylediği Yeniköy yalılarının kuytu gölgelerine sığındılar. değil mi?' dedi Şiran. Şiran. Yaralarını sardılar.

diyorsam ben ettim. malum. bilemiyorum. on bin lira sermaye bedeli yatırılacak mı. başlamış olduğunu düşünüyorum. ama her şey. Günay'ın içinde iç sömürgeciliğin 'kurbanı'ndan. Öte yandan S. Ne ki. Her şey yanlıştı. Ama. Ettik. diyor.dokuz kurucu Sanayi Tica- ret'e müracaat ettik. Etem Ağa Yapı Koope"Dördü onlardan. örneğin. kurucu üye başına. adam." diye anlattı Tülin. Şafak'ın ekibinin zelikti. beşi bizden -Günay. hayır öyle değil. 'en bilen'i Onur Oflu efendinin elime tutuşturduğu 'dosya' tam bir kepa- .IV Şafak Özden. ben de dâhil olmak ratifi'nin (ismi buydu) böylesi bir skandalla sonuçlanması için hiçbir neüzere erişebildiği 'evsizler'i bir araya topladı.S. Açıkçası. 'yar- dakçı'sına ne zaman dönüştü. "Kepazelik daha ilk aydan başladı. Efendim. sürecin kooperatifle den yoktu.

bütün hanımlara tabii. Zaten. Hele de yerel seçimlerden önce. Neticeten. ne diyorsa yanlış diyor. Günay dâhil. İnsanın abartılmıştı ki. namustur' gibi lâf ettiydi. Mesela. bir başka kooperatifin başkan yarilk günden belli oldu ki. hayır yetmiyor. Bence. o kadar yordum. Ankara'daki masrafları da o üstlenmişti. Pafuli'de bir akşam yemeği ile kutladık kardeşim. Masa öyle lebalep doluydu. bil ki gerekiyor. o da ben de benim bu kooperatifin başkanlığını üstlenmem için bu meselenin halledilmesinin şart olduğuna karar verdik. Hal böyle olunca. üç tane dımcısı olduğu için de dinlemek durumundayız. palavrası. daha lâzım. Konuyu. İki tane nüfus sureti yeter mi diyor. 'E. kooperatifler birliadamcağız beni bir güzel uyardı. Uzun uzun konuştuk." 'Pafuli' dediği. ortada ciddi bir palavra var. Onlar neyse de. Pek mutlu olmuş olmalıyız ki. her fırsatta kutlama yemeği yiyor gibiydik. şaşkın şaşkın. O yılın eylül ayında kooperatif tescil edildi. bize sağlam bir kooperatif muhasebecisi. bir şey kaptıracak parasını kaptırmasıyla namusunu kaptırması birdi onun için. 'Başka türlü olmaz ki!' istemiyorsak. Ortaya çıktı ki. açıkçası. Şafak Özden'de kimseye. Hepimiz isimleri- restorandı. "Garip bir işti! Şafak Özden. 'Biz bu işi biliriz!' ği başkanlığı yapmış bir ahbabıma gittim. en pahalısı ve gü- zeli Günay Rodoplu'ya olmak üzere saksı saksı çiçekler getirmişti. ben daha Ankara'dayken.yirmi bin. Günay'a açtığımda. sağolsun. bir de hukuk da- mizi Ticaret Sicili'nde dizi dizi basılı gördük. Kuruçeşme'de SHP'lilere lokal gibi hizmet veren bir Neyse. işin sonunda rezil olmak nışmanı lâzımdı. Ender de olsa. Fotoğraf gerekmiyor mu diyor. bir gün bana 'para. 'kravatlı' Ankara ekibinin düştüğü de olurdu. Sahibini eskiden Kotil'in belediye başkanlığı zamanından tanırdım. yemek fasılları. 'Bunun faturası ne zaman çıkacak?' diye bekli- . Metin'le tartıştık. Ama dediğim gibi. Günay'ın demesiyle 'siyasi iktidara talip' ne kadar taşra politikacısı varsa orada buluşurlardı." göz yoktu. Bütün harcamaları da o yapıyordu. başından beri o yapıyordu. tabii!' dedi. Bütün bu arada. Sevimli de bir adamdır.

kolum yoruldu çünkü! Fikir "Varmadı. Sanki. "Eh. onu koruyordu! Mamafih. Muhasebeci ve hukuk danışmanı meselesini o akşam açmıştı Tülin. Günay'a lâf söyseçimlerde Şafak Özden'i desteklediğini haber vermişti. kazananın kazandığına bin pişman olduğu bir "Pyruss zaferi" beklemiyordu ama Dalan'a. Adam lenmezdi. saçmala- herkese bir veriyorsa. kesti attı. Şafak'ın önünü açıyor. gülerek. Bu da. Tabii. Hema!' dedi. hemşeri sayılırsınız. Yalan da değildi. çok mutlu etmişti Günay'ı. "Sizin adayınızla kıyaslanamayacak kadar iyi! Sahi. bize beş vermişti. or- sapça. harcamalarını bir yere not etmesi taklarının Şafak'tan bir şeyler götürdüğünün farkına varmıştı da. da nasiplenecektik. siz. nereden bul- . para Şafak'ın. Bir sen bir ben varız. harcamaları Şafak yapıyordu." demişti Dalan.şünerek. haksız da sayılmazdı. adamın Günay’a. ordan. daha o dunuz o adamı? Olacak gibi değil!" Şöyle bir duralamış. bizler de dâhil olmak üzere. zamandan aralarını bulmaya çalışıyordu. birlikte çalışmak zorunda kalacakları için. biliyor musun!" dedi Tülin. gülüm. bir "Günay farkına varmıyor muydu?" diye sordum. "Sizin biraz daha genciniz. Sanki o notları yazan birisinin farkına varmamasına imkân yoktu! de üstelik Şafak'ı fatura almasa bile. O "sempati ilişkisi" dediği şeye duyduğu güvenden. gelsin bakalım. Bunu Günay'a söylediğimde. Bu iş seninle benim. bizler de araŞafak'ın. 'Bunların hepsi fasa fiso. tabii. 'Ben de taş attım da. ama bilirsin. Birde." Kendince. 'Hadi.' dediğini kulaklarımla duydum. Gecenin artık bir saatinde." demişti. arsayı Günay alıyordu. Ben sadece bir sempati ilişkisini kullandım da işleri hızlandırdım. "Varmadı! Varmadığı gibi. Dalan herkese veriyor. Türkiye'de insanlara içtenlikle yaklaşıldığı zaman olmazın olmadığını düşündüğü o kısacık. umutlu dönemi yaşıyordu.' Öyle değildi. böyle. "Çayırtepe'ye size benzeyen bir adam geliyor. roman notlarını dü- gerektiği hususunda uyarıyordu." Dahası da vardı. Yoksa. Dalan'a.

"İlk itiraz. "Benim işim mı diye tereddüt ediyordu. "Sadece benim yazıhane- "Ne gerek var. Çünkü." bu! Yıllarca mali danışmanlık yaptım ben. beşuş bir çehreyle imzaladı. Onur Oflu'dan geldi. şimdi vatandaşın parasını harcayalım?" tı. Zasomasyona çıkıyorlardı. zehir gibi oturdu içime. sinir sinir gülerek. düşünüyordu. millet dönüp dönüp bakıyordu fak'ın işine yaradığını düşündüğünden. varılacak gibi de değildi. Nitekim. Neticeyi kelam. belli ki. ten. bir bana bir onlara bakıyor. efendim. Duran Bey. koymasın bir içkilerini içip. efendim?" dedi adam. içini çekerek. "Bağışlayama- . kullanmadığı ilişkisi gerçekten kalmamıştı ve bu yanlışı sonunda dı kendisini. biz kadınlar çiçekler arasında öyle oturuyorduk. dost partililerle öpüşüyorlar. Niye Duran Kuran da aynı fikirdeydi. ağırlığını koysun mu. Günay. keza. Şa"0 zaman öyleydi. Politikacı ortaklarımız durup durup kon"Yani. "Kendini beğenmiş salak sevgilim!" diye mırıldandım." O anlamda söylememişti biliyorum." "Allahallah!" demişim! dığı ilişkisi mi kaldıydı?" öldürdü onu." dedi Tülin. bir ara. Şafak Özden. o akşam bir karara varılamadı. O da yıllarca muhasebecilik yapmış"Biz hallederiz. Bizim ki de. Kullanma- Evet." diye anlattı. özellikle Günay demek istiyorum. Şirketim vardı benim. kardeşim! Biz kadınlar derken. im- zalaması ricasıyla restoranın 'defter'ini bile getirdiler. gözlerini bardağına dikmişti. Şafak Özden. kardeşim!" Ne dediğini anlamadığımı gördü. ve Günay'ın adının gezdirildiğinin farkındayım ben. de üç kız çalışıyor. "Hatırlasana. Yine de. lokantadaki masaları geziyorlar." dedi. en son dedikoduları alıyorlardı! Anlayacağın.

'kravatsızlar' nezdinde de 'köşe- deki dükkânın sahibi' kisvesini soyunup. Bir insan olarak yaşamak için gerekli amaç ve duygudan yoksun bırakılmıştım ben. gözlerinden de yaşlar iniyordu. gözümün önüne başkalarının yediği yi- . ciğerinde yer eden bir mesele olduğu için yakınıydı. Günay'la ilişkimizin en çok yara bizim de o kadar 'Filistin' ya da ilişkin bir sözcük kullandığımızı söylerhemen hemen tümünü bir yurtsuz olarak yaşadım. Çöl kıyısındaki bir mülteci kampında yaşadım ve büyüdüm. Bütün bu yirmi yıl boyunca. Şafak Özden'in. bu yeryüzünde benim yaşadığımı bilen kimse yoktu. "Ben. Biliyorum. için gerekli düzenlemeler uyarınca sefirle tanıştırdı. Her ay. Filistin. Bu. Koruyamadık ki. ne zaman korksam. kendisinin Türki olduğunu söylerdi! Onun "Ben yirmi dokuz yıllık ömrümün hemen hemen tümünü bir yurtsuz olarak yaşadım. 'kravatlıları' nezdinde konumlanması. Günay. meselesi Günay'ın "Bağışlayamadı salak!" dedi Tülin. Çünkü. BM yiyecek depolarının önünde dalkavukça yılışarak sıraya girmeye zorlanmıştım ben. Fawaz Türki'nin. Parti Günay'ın yakınıydı adam. aklıma yirmi soğuk kış gelirdi. sını da sağlıyordu."Biz de onu çok ciddiye aldık ya. Ara sıra bize gönderilen yiyecek ve sıcak battaniye yüklerinin belgelerini düzenleyen çil yüzlü Batılı bürokratlar dışında. Bir işadamı günde kaç kez 'ödeme' ya da 'nakit' derse. abartmış olmam. Filistin sefiri meselesini. yanına katılan özellikle boşboğaz bir Çayırtepelinin. intifada anma törenlerine katılmak üzere Ankara'ya davet edilmesini sağladı. ikimizin arasında her gün bahsi geçen bir yürek yarasıydı Filistin. Çünkü." İkimiz de aynı şeyi hatırlıyorduk. yeni bir saygınlık kazanması lenmedik bir davette Deniz Bey'in karşısında belirivermek olduğu kadar. Daha doğrusu." diye başlayan unlarını ezbere bilirdik. İstanbul dönüşü. Ne zaman bir düş görsem. yirmi dokuz yıllık ömrümün "Çöl"ü Türkiye'ydi! Şunu da söylemeliyim. hiç bekŞafak Özden'in bilinmeyen erdemlerini bire bin katarak anlatması faydaaldığı dönemdi. sem. Bu dönem.

akıllı uslu bir meltem değil. rını bile iade etmez oldu adam. eğer Şafak Özden'in sefiri olası bir saldırıya Nitekim. tuttu sanırsın. takarsın. bunu söylüyordu Günay. Günay. Yine biliyorum ki." en ağır deneyiminin Türk çocuklarına tüm boyutları ile anlatılması gesini istemesinin ardında. tabii. bütün yaşadıklarımın sonunda." demişti. Bir milyon Filistinli kardeşim gibi. 70'leri yaşamış birisinin Filistinlileri herkesten daha iyi anlayaGünay. gerçeklik duyum körleşti ve bilimcim kısırlaştı. Bu yüzden. hızlanır. bu pasajın Türkçe kitaplarına konulması. Tabii. anlamsız voltalar atarak günlerimi geçirirdim. vites tutmaz. "Şanzımanı hep arızalıdır. yirminci yüzyılın bu karşı korumak amacıyla önüne geçtiğini ya da BMW’sinin antenine Filisniz. her şeyimiz bizden çekilip alınmıştı. cağını düşünüyordu.yecekler gelirdi. Ne duygusal düzlemde güvenebilirsin. zaman zaman da derin bir hayal kırıklığı içinde teslimiyete boğulurduk. Özden'in bunu bütünüyle gösteri olsun diye de yapmadığını anlıyorum. Filistin faciasının Şafak Özden'in yüreğinde yer etmebirisini mutlak surette uyarmak gerektiği inancı vardı tabii. ne günmaz ki. Türkiye’nin siyasi kaderini belirlemeye talip nay'ın dünyasını bile içselleştiremeyen birinin Filistin trajedisini gönül rektiğini söylerdi. ben de yurtsuzlar kampının çamurlu yollarında sanki yaşamıyormuşum gibi sessiz sedasız. birkaç dakika ancak dayanır. ne zaman dineceği belli ol- . Gügözüyle algılamasını beklemek abesle iştigalden başka bir şey değildi. Fırtınadır. Ama. 'dava' Şafak'a hizmet ettikten sonra kapandı. Rüzgârının enerjisin- den de o yüzden yararlanamazsın ya zaten. siz de farklı düşünmezdi- se geçer. bunu o zaman bilemezdi. ama durması gereken yerde durmaz! Türk'ün istikrarına güvenemezsin. Maddi yalnızlığımız da dahil. Sefir'in telefonlaDahası." lük hayatta. zaman zaman nefret ve acımasızlığın çılgınca sınırlarında bir girdaba kapılır. tak atar. bir gün. başka vite"Türk. Günay'ın haklı olduğunu. yavaşlar. Şimdi düşündüğümde. Bire tin bayrağı takılı dolaştığını görmüş olsaydınız. "Çok Türk!" derken.

kooperatif hali Özden ve şürekâsını çok güldürmüş olmalı. imzayı atan işveren! Herkes! Daha doğrusu. 'ben yoksul hal- filik işler. adamın aylık geliri brüt 200. Günay şaşırdı kaldı. "Her şeyin hem biraz doğru. yasal otorite. yani key"İşin iğrenç tarafı. Sanki bütün düzen keyfiliğe elversin diye kurulmuştur! Ve hiç- yazarlar vardı. bu da bir başka fars tabii! Yok. Herkes yalan söylüdiye damgayı basıp. kım' diye ortaya çıkan bizler. Bu noktada kişisel sempatiler. isterse kullanmaz. bu doksan üyenin yıllık gelirlerinin. .000 TL'nin altına düşmeyecek kooperatif aidatı öde"Yok. Bizim başımızı sokacak evlerimizin olmadığı doğru. 'Büyük Yalan' diyordu. Şaşırıp kalacak kadar naifti. tabii. hem yordu. çünkü çıkarımız bu yalanın doğrulanmasında. yıllık geliri iki milyonun altındadır' yalan söylemeye zorlanıyordu. 'evet." diye sürdürdü Tülin. "Mesela. Onun bu "Her şey baştankaraydı. yecek!" "Nerede varmış böyle bir mahlûk?" var! Dahası gelirlerinin bu miktarın altında olduğunu işlerleri tasdik edecek! Bu ne demek biliyor musun. Şimdi. bu miktarla geçindiği yetmiyormuş gibi. iki milyon dört yüz bin liradan daha fazla olmaması lâzım diye bir şart geçmeyecek ve nasıl olacaksa. verir. vermez. ama yıllık iki milyon bilmemnenin altında yoksul olduğumuz doğru değil." 'Büyük Yalan'dan hiç kurtulamayacağız!' Haklıydı. isterse bu yalanı kullanıp sana arsa birimiz şu anda bu yalana karşı çıkamayız.kurduk ya. sıkı dur. kalım." "Ne yaptınız peki?" diye sordum. "Bizim aramızda bir de üstelik ressamlar. işe bak. arsanın tahsis edilmesi için doksan üyenin bir araya gelmesi gerekiyordu.000 TL'yi ayda taş çatlasa 750. vergi dairelerine müracaat edildi ki." diyordu Günay. yoksul halkı ev sahibi yapacağım diyen belediye. herkes de biraz yanlış olması. hayatta kalması mümkün değil! Öyle pis bir iş ki. Onların gelirlerini tescil edecek işyerleri de yok! Hadi ba- Ne yapacağız?" dedi Tülin. O denli yoksul birinin değil ev almak.

Onur Oflu. bu hiçbir şey değil! Şimdi. geriye kalıyor seksen bir kişi. ya istifa etmezlerse?' diye soruyorum Onur Of- lu'ya. efendim. konuşamaz. 'Böyle şey olur mu?"' "Ve tabii oluyor!" cek. bırakayım. bir de bakıyoruz ki. ısrar kıyamet. 'Ama. ikametgâh nüfus sureti filan vardı! 'Tülin Hanım. yerine para ödeyebilecek 'sahikın. A. Devlet memuru ya. Neyse. gözlerini yere indiriyor. bu defa da. yani! Bu tabii. kadıncağız. tabii.' diye pis pis gülüyor. kurucu üyeler için böyle. Onur Oflu halletti. da. kooperatif mer- . bütün kooperatifler öyle "Hem de nasıl! Bu arada Mesken Gecekondu'nun başında bir hanım müracaat ediyor! 'Bu nasıl iş?' diyoruz. sahici insanlar! SHP'liler. 'Ne gerek var bütün bunlara!' Ne gerek olduarsa çıkınca da. buyurun. 'Siz o işi bana bıra- kezi meselesi var. kardeşim. Yalan diz boyu! Delilik raflı.' 'Nasıl. onunla ahbap olduk. dudak büküyor. Günay yırtınıyor. başkan olmayı siz istediniz. eleştiremez! Bu arağunu sonradan gördük tabii. muhtardan. "Buna inanmayacaksın ama adamın elinde belki binden fazla fotoğ- bunlarda böyle bir stok varmış! Nerede bir kooperatif arsası tahsis edilelar! Tutarsa hesabı! Tutturdukları da olmuş besbelli! Tabii. anladık ki. bu arada. bunlar hemen gerekli sayıda kartı bir araya getirip müracaat ediyor- var. Parti üyeleri! Meğerse. işyerinden tasdikli üye kartı. Onu da." "Nasıl?" asgari ücretten orada çalışıyormuş gibi gösterildi. bu dandik listeyle müracaat edilecek. ederler. kooperatif merkezinin diğer "Daha bitmedi. efendim!"' "Korkunç!" ci' üyeler alınacak! 'Peki.vergi karnesi yoksa. kooperatif başkanı benim!' Elcevap. herkes iş sahibi bir arkadaşına koşturdu. sen esas o zaman bizi görmelisin! Çığlık çığlık bağırıyoruz. istediğinizi seçebilirsiniz!' demez mi!" "Uydurma insanlar mı?" "Hayır efendim. 'Ederler. bu insanlar istifa edecek.

bir çocuklu dul bir kadın. 'Efendim. bir gün. din- . sigortası yapılmıyor. Onur Oflu. kıyametleri koparttı. ortada bordro ledi. bu kadar basit. Şafak Özden. dört milyarlık bir işte kırk mil- "Peki. ne kadar Partili varsa orada! Mesela. siz kontrol edemiyor musunuz? Şafak ne diyor. kooperatifin para tutmasını beklermiş! O tafrası da oymuş!" Demirbaş adı altında tam kırk milyonu götürmüştü adam! Pirinç halojen lambalar. Artık bir konuşma bir konuşma. iyi mi! O da bir şey değil. halılar. etmek için. Günay ne di"Eeehhh. yok. Dedik ama. hangi dört milyarlık iş?' diyorsun. "Niyesini çok sonra anladık. sevgilisi mi. mesele de orada ya zaten! Şimdi. Oflu. Sekreter yana. belediye meclisine girmeye hazırlanıyormuş. leş gibi bir apartmanın asansörsüz altıncı katında. Kâğıthane senin Şişli benim SHP ilçe merkezleri ile sohbet halinde. leş gibi bir yer. İnanabiliyor musun? İş patladığında gördük. sabahtan akşama telefonda. 'Efendim. Bizde de serapa iyi niyet kardeşim! Gidip bakıyoruz. terlikle geziyor. Günay'a gittim Uzun uzun anlattım. dinledi. Gelen giden bir yığın küçük politikacı ve onların mandallı sevgilileri!'" "Niye?" "Ne?!" eğer merkez benim ofisim olmazsa. '0 da olur. gene bir nedenden patladım. ben de yokum!" 'Olmaz!' dedik tabii. perdeler ve hatta bir banyo! Öyle bir yonluk demirbaşın lafı mı olur?' deyiveriyor! 'Daha ruhsat ortada yok. şef sekreterler. Onur'dan Çok iyi hatırlıyorum. Efendim. Meğer adam başından beri o ofisi adam "Evet. efendiiim! O da olur!' diyor! Akıl alır gibi değil!" yor?" yüzsüzlük ki.bir ya da belki iki kooperatif ve bir de sigorta acentesini barındıran kendi ofisinde olmasını istiyor. filan böyle bir şey. 'Ne bu?' diyorsun. Günay da hep Şafak'tan yana! almışız. sekreteri mi belirsiz bir kadın var. Sonunda.

inşaatlarda marley döşüyor. 'sana bir hikâye anlatacağım. Hep burslu okumuş. işaretparmağından bir boğum gösterip. Çayırtepe Mezarlığı'na.' dedi. Tülin'in gözlerinin içine dikmişti gözlerini. Sonunda da sürüyorlar. geliyor. yoksulluğun öcünü almak. bazılarını sindirir. on bin lira olsun bırakmıyor. öç almak. "Bana şu kadar so- Şafak. şaşırmamak gerekliliği. bazılarını yenilgiye uğratır. bazılarını da biler. bilenmişlerden. olmuyor. aç değil ama yok- sul. yine de oyunun kurallarına . Kitabını kapa"Senin Ömer yaşlarında bir adam düşün. gözlerimin önüne geliyordu Günay. sokaklarda. İzmit'e lıklarla besliyor ailesini. 12 Eylül geliyor. Bir yerlere gelmeye çalışıyor.' de gömmüş. Tekrar alıyorlar. Bırakıyorlar. Hak etmediği bir hayatın. vatan kurtarıyor. o da. İki çocuğu var. Ve haklıydı. İki tane 'Bak." Dönmüş. Pırıl pırıl bir kafa. Tekrar. 0 da kendi hayatının bir o kadar çe"Bak." yor olmalıydı. verdiği arkadaşı Erol Çiçek bile. canım! Bildiğim tek bir şey var. Tülin anlattıkça. bazılarını yozlaştırır. Memleketine dönüyor. maydanoz bahçesine yürümüş olmalıydı. Otuz dört gün. Sabahın dördünde alıyorlar. Tekrar. "siyasal olayların gizli kapaklı yorumları beni hiç mi hiç ilgilendirmiyor. Omuz omuza mücadele "Kimden?" diye sormuştu Tülin. ben (dirseğini göstererek) bu kadar sokarım!" dediğini hatırlıbazılarının yüreğini katılaştırır. yaşadığı deneyim. Şafak'ın." diye kesti attı Günay. Şükretmek lâzım ki. hiç hak etmediği aşağılanmanın." tin olduğunu düşünüyordu.yıp. Aklında bir tek şey var. karlarsa. sadık kalmaya çalışıyor. insanlar ellerini ayaklarını çekiyorlar. "Böyle bir deneyim. 0 dönemdeki her namuslu yurtsever gibi. Elma bahçelerinde nicedir İstanbullu bir genç adamın üretebileceğini hiçbir şey yok. bir gün olsun evine uğrayıp. Derken. çevresinde gördüğü gerçeklik düzenini ve hukuk anlayışını alıp götürmüşse. kötü körfezden tuttuğu kokulu ba- "Önce. Evli.

Ama. ayda otuz beş bin lira maaşla musun? Şirket TIR’larla nakliyat yapan bir şirket. çünkü. Elini ce'Nedense' değil. haciz üstüne haciz gelir. kapının önüne koyuyorlar. nihayet. bu ülke için çarpar hâlâ. senet gülerden defterleri düzenli tutup kurtulmaktansa. 'sol' politikadır bırakmadığı. Ve şundan eminim. vergisini ödemez. küçücük bir dükkân buluyor. Kart açan ve riskini ğını da daha iyi bilir. iş yapmaktan amaç para kazanmaktır. Şafak Özden de nasıl kazanılacağını bilir. hüküm giymiş değil. Maliyecinünü unutur. ya araba kullanmayacak ya da kullanacak ve her yakalandığında polise rüşvet vermeyi öğrenecek. Değerlendirir. zapturapt altına girmekten nefret eder. Duran Bey." göze alan. Ama. Acımasız bir işadamı oluyor mu? Hayır. Kalbi. devreye ben girerim. Sonra da onu birilerinden çıkarır. O yetmiş bin lirayı yecek hale geliyor. bu onu ülkesinden ayırmaz. dikkat et. çünkü 'sakıncalı. Büyütüyor. Şoförlük yapmak istiyor. Yoksulluğun ne olduğunu bizden çok . Çünkü. Bu ülkeyi senden benden çok daha iyi tanır. orada evlerimiz olmasını en az bizim kadar istiyor. yapamıyor. Bir iş olasılığı daha iyi bildiği için istiyor. bine atar. Eski bir solcuyu. çek. Politikayı bırakmaz. hayata kart açan türdendir. sülale besleher zaman söyler. Bu arada.' İki seçeneği var. Eline bir otuz beş bin daha veriyorlar. Neden biliyor Bak. tutuklanmış bir solcuyu istemiyorlar. Ve başarır. İkincisini yapıyor. Sadece bir ay çalışabiliyor. rüşvet verip savmayı yeğler. Ben letliğini bilmeyen bir devletin temsilcisine saygı duyması beklenebilir mi? Oradan çıkıyor. ne çıkarsa paylaşır. ben de rüşvet verir ve verdiğim her kuruşun hesabını sorar gibi aşağılardım! Anlasana. de olsam. büyütüyor. bir süre sonra İstanbul'a dönüyor. İkincisini seçerdim! Tıpkı onun yaptığı gibi. Koskoca bir araba alıyor ve ehliyetsiz kullanıyor. ya TIR'larla dışarıya adam kaçırırsaymış. ehliyet vermiyorlar.bir muhasebecilik işi buluyor. devsermaye yapıp. Çünkü. ne zaman Şafak'tan bir şey istesen oradadır. Nasıl iş yapılaca- daha çıkar. iş hayatına atılıyor. tabii. üstelik. para.

Unutma. böyle dedi. Duran Bey'le nasıl oldu. Günay. olmuştu?" "Ankara'dayken. bu! İster istemez böyle) evet. Şafak'ın yalan söyleyebileceğini.yordu. Çok da ağır cezalar var. böyle mi dedi?" diye sordum." Duran Bey'le. hatırlamalıydım. Daha da fenası. Günay da buna dayanarak. eğer ısrar "Evet! Şu anlamda. 0 zaman da. arsaya gittiklerini. 'Yalan söylemediğinden emin misiniz. Kesekâğıtlarının üstünde hesap raşan bir mükemmeliyetçiydi Günay! Dilim varmıyordu. hiçbir zaman da varmadı. Böyle dedi. ne olduğunu bilmiyordum. Daha da ısrar etseydim. Erol'la konuşmasını istemişti. ne ki. kardeşim. Günay'ı kaybedebileceğimi hissettim." "Öyle mi. bir paragrafla bir hafta uğ- yordu. Sökülmesi gerekecek ağaçları ekecekleri yerleri planlamışlardı. Dalan'ın yeni aldığı ağaç makinesini kullanacaklardı. tabii. canım!" "Vallahi. yöntemleri farklı bunların. ama aşkın gözünü kör ettiğini düşünmek pekâlâ da olasıydı! edersem. da. demet demet çiçek topladıklarını hatırlı"Ama. aday gösterileceği zaman telefonla konuşuyorlardı aradan çıkacağını söylemişti ya. yapıyorlar. Günay'ın niye taonu anlamıyorum. Duran'ı ara"Öyle olmuştu. bir üçüncü adamın mış. Bir gün. Oysa. bu kooperatifle hiç hâlleşemeyecekti. hani Erol Bey. (bu 'şimdi düşünüyorum da' ibaresini çok sık sık kullandığımın farkındayım. hele de kendisine yalan söyleyebileceğini ima etti diye bir daha yüzüne bakmadı adamın! Konuşmadı bir daha!" Şimdi düşünüyorum da. defterlerini kaybediyorlar. Günay Hanım?' diye sormuştu. Şafak lehine adaylığını çekmezse." Şafak'la. şimdi düşünüyorum da. Duran da dinlemiş. sonunda kazanıyorlar. yine Tülin'le beraber- . Şafak'a inançsızlık sergileyen herkese karşı duru- "Gerçekten. Ama. neden sonra ayanların hikâyesi hammül etmiş olduğunu anlamakta neden o zaman o kadar zorlanmışız." "Yok. benden kopacaktı.

dik. 0 sıralarda Tülin bir arkadaşı ile ortak hediyelik eşya işi yapıyorlardı. ni devirip. Süründüğü aftershave'in kokusu daha koridordan duyurıydı.' deyiverdi. aklını kullanmış köşeyi dönmüş. Günay. "Bize de bok yemek düşüyor. orada ayakkabılarımızdan "Kardeşim. Tülin. İlki." "Aklını maklını kullandığı yok. pazarlamasını üstlendiklerinden akıl almaz bir mesai içindeydiler. Kaldım mı. öyle kalakalmışım. ama. beni şöyle tepeden tırnağa süzdü. numune. İşte. Demez mi ki. Günay. "Akılla . Kazlıçeşme benim gezmişim. 'Biz böyle şeyler kullanmıyoruz. bir de üstelik iyi mal. işte. kardeşim. 'Biz. Ofisindeki halının temizliği evde bile sağlanmayacak bir başadan bir parça deri. "hayır!" Fısıldar gibi konuşuyordu. Tülin. Neyse.. diye. bundan üç çıtçıt. fakirdir diye cebine para koymaya kalkarsın. gözleri- zekâ aynı şey değildir." dedi. Aklını kullanmış kardeşim." dediydi. öyle kavga etmişim dericisiyle. Sokakta görsen. bunları ithal ediyoruz. Oğlum yaşında delikanlı. "Öyle. Zekâ. çay da ikram etti. holdinglerden birisinin perdahlı gibi duran. ben orada öyle? Kendimi dışarı dar attım. iki adam görmüştü. 'şeyler'i. Mahmut mam'da iki tane dev gibi hanı var. dikişçisiyle. Voque'da gördüğümüz bir portföyü yaptırıyoruz ya. Malı gösterdik. mahcup olmayalım iş yapacağız. iki düzine bırak!' Nasıl bir tepem atmış! Elimde. Üretimini de. luyordu." diye elini yanından ayırmadığı naylon torbaya atınca Günay bağırıvermişti. Gözleri bulutlandı. Bakın. büyüttü. Adam işi büyüttü. Tülin'i ayakkabılarından utandırmıştı. şimdi Sultanhautanmadık. öyle. insanları işlevsel kılma becerisidir. bu defa da Mahmut Bey'e gidiyorum. "Hayır." dedi." "Adam. Ticaret Odası'ndan eski tanıdık. O gün. senin güzel hatırın için. da!" çıkmış bir araya getirinceye kadar. Öyle. "Yeter. yine. bütün gün Rami senin. parlak koordinatörlerinden biriydi.. yine de işler yürümüyordu. Sağolsun. Canım göstereyim size de. On- Bey.

'Batılılaşamamak' diyorsun. Kral Lear'in insanlık kadar eski ve her an güncel Git. o adam zekâsını. Biyolojik anlamda hayatta kalmak sürecinde kullanılan bir düşünce şeklidir. muzu düşürüyor. ruhani varlığımızı zenginleştirmeye yönelir. trajedisiyle bütünleşip sabah 'şeyler'i ve insanları manipüle edemezsin. zihni. ne işlere girdi millet. kurnazlığını kullanıyor. acıyla. parçaları bir şam tiyatro seyredip. akıl anlamaya yönelir. teselli eder gibi. Nene lâzım gümüş zurna? göndermeyi teklif etti. butikçilikten yatçılığa kadar ne işler batırıldı? Adam haliyle kazanırsa. kardeşim! Mahmut Bey de havasını atsın! Beni eve BMW'siyle "Eeee. '0. Batılılaştın. Tülin'e sarıldı. Ak- Kurduğu bağlantıları her zaman anlamadığımı söylemiştim. Çünkü. iki kelime konuşamıyor. arkasından. ben haydi haydi kazanırım. "Ters geldi. Yüzeyin altında kalanı anlaelle tutulur bir amacı yoktur. "Türkiye ta- Oysa. ne haber?!" "İyi. değil mi? Buna 'Batılılaşmak' değil. Yani. çiçek yetiştir!" araya getiriyor." dedi Günay. Oysa. sen bir garip Çingenesin. öyle olacak! Boğaz'da yemeğe çıkalım da demedi mi?" "Demez mi!" diye ünledi Tülin. ağla sevgili yurdum. Az sonra da. mez!" Yerinden kalktı. Zekâ. gerçekliğin özünü bulmaya yönelir.İki sopayı birbirine bağlayıp ağaçtan muz düşüren maymun. mamdır. bile!" "Ne dedin yine?" "Ahhh. o poturlu Olmadı.' deyip. Sen. evine otur. Aklın kısa vadeli. akıl.' deyip. imzasını atmayı bilmiyor. Haddini bil sevgilim. fiziki." dedi. insan aklını kullanıp köşeyi döne"Bizim takımın yaptığı hata da çoğunlukla budur. aklını kullanmaya kalkışıyorsun. sen?" . mektir. çekirdeği. aklını değil. kendi amacın doğrultusunda yeni kombinasyonlara sokarak işlerlik kazandırmak demaya. "Hatırlasana. zekâsını kullanır. kalktı. elde olanı olduğu gibi kabul edip.

Günay. tabii heşamayacağınızı düşünmeliydim. Şa- adam! Tam bir hıyarlıktı canım bizimkisi! Bu kadar kötü olacağını ben de nay'a 'bu adamları atalım. biz onların namuslarına güdum. Şafak o ara bir evindeydik. Mesela. tabii. bak iki kere ikinin dört ettiğini bilse. fak rahat etsin.' diye düşünmeye başladım. ben bile." "Dinlemedi. Ortaklarımla anla- işte adam aday bile olamayacak. Çayırtepe'ye taşıyalım. paranın gözü kör olsun. Ben. bu nutku attıktan iki ay sonra adaydı. soğuk bir akşamüstü. Sizi de rahat bırakırız." düşünmemiştim ama hakikaten çok tedirgindim. Ne düşündüğünü sordum. 'İşi bırak' demekti. 'Kabahat benim. öyle yağmurlu. Günay'cım. Günay’ın gözü benim üstümde. işi biz götürelim.' diye tutturdu. du ama ben hissediyordum. Denetçi Duran Kuran. o ka- den ekibine bırakmasının altında. sanki hayatın gerçeklerini görmemi ister gibi. Onur Oflu da kendisini başkan de nutuk attı. işine baksın! Tabii. hemen başkanlığına talip olacak ki. 'Hay Allah.' diye başladı. "Şafak da beni istemiyordu. tabii. bir ara Gü- venmek zorunda kalacağımıza onlar bizimkine güvensinler' diye tuttur- . Tülin Hanım. Bir karizması da var.dar. Ben de öyle yapyardımcısı yaptı. onların pratiğine duyduğu inanç yatıyor olmalıydı. Ben tım. ayrılmıştı. Bu defa Şafak Özden başkan oldu." "Hiçbir şey demiyorum. Şafak Özden en hayat rifin. Ama. O kadar ki. canım.' 'Sizi çok üzdük biz. bir ara 'Kooperatif merkezini madem burada istemiyorsunuz. işin başına geçer yürütürüm. Bir şey söylemiyor- Tülin'e o konuşmayı hatırlattım. Haddimiz değil. belediye başkanlığına aday olmaktan da vazgeçtim. yorgunu genç adam halinde. Kabul etmek lâzım. nutuk attı diyorsam. sayman Erol Çiçek. Tülin ikna olmamış. Öyle bir söyledi ki. attığı koşulları görmeliydin! Günay'ın "Neden sonra!" dedi. Günay'ın daha o zamandan işi Öz- oraya nasıl gidecektim ki? Türkçesi. Kooperatifi şantiyeye taşır. parasız olmuyor.

' di'Canım. ka"Peki de. O dandik üyelerin istifaları alınmamış. korkmuyorlar mıydı? Nihayet. Biz işin farkında değiliz. bir müfettiş gelse ne yapacaksınız?' diye soruyorsun. 'Ne var efendim. imzalatırım. adama. efendim. Şafak yoksa. canım! Mesela. bunmaları lâzım. biz neden sonra aydık ki. çünkü Şafak burada yok. burası Türkiye. bakın. rüyada gibiydiler sanki. Mesela. çeker gider efendim!' sak olmuyor mu?' onun cevabı yok. bunlar yapmışlar. kooperatif yöneticileri ile iş ortaklığı olanlar denetçi olamıyor. Şafak. 'Efendiiim. Sana. atıverir bir imza. ben hallederim. ya da Onur Bey. yöneçağrılmadıkları için. 'Size nasıl bırakayım 'Peki. bu?" Mesela. Zaten Şafak'ın her şeyini o imzalıyor.yordu.' diyor ve yor. Bir tuhaf. İnanılmaz şeyler olu- başlayarak her şey usulsüz. Bizim anladığımız anlamda yok. Erol Çiçek hem sayman olup. herkesin başını derde sok"Hayır. dertlendiğiniz şeye bakın!' pis pis gülüyor. sun.' diyorsun. yönetim fiilen geçersiz! Hangi birini söyleyeyim. 'Siz bana bırakın efendim. 'Götüremezsiniz. adamlar genel kurula lar resmen iki şirkete ortak. ikinci genel kuruldan "Dinlemedi. insanlardan çift imza olmadan para alıyorsunuz. Duran'a yaptığını anlattım. 'Peki. 'Şu işi düzgün yap- 'Efendim. Sedat var. 'Sedat nasıl imza atar?! Kooperatifin ortağı bile değil!' 'Atar efendim atar. müfettiş yemesin olur mu?' diye başlayıp. hem de proje çizdi diye kooperatiften para alamaz. makbuzları şimdi Şafak'a götürür.' diyor. korkmuyorlardı kardeşim. cebine birkaç yüz bin." maz mıydı. iki ellerini iki yanına açıyor. İstanbul dışında. ama ne gerek var bütün bunlara?' diyorsun. bu . 'Koyarsınız tim kurulu tarafından tasdik edilmemişse genel kurulda mutlaka yer al- nun açıkça belirtiyor.' diyortabii ben deli çıkıyorum. İstifalar alınmadığı gibi. devlet memurlarının zavallı maaşlarla geçinemeyeceklerini anlatıyor.

Parasızlıktan. o Günay'ı manipüle ederek gelmişti bu kadar yolu. tapu için müracaat edilmiyor. Tamam mı?" Tamamdı. Hah. susuyoruz. yönetim kurulu. Günay. bize haksızlık yapsın. üstümüze yüz kurşun sıksın gibi. Ben de bitkinim. gene olmuyor. Üç ay. beni istemiyordu adam. kuruluna ihale yetkisi al. Şafak'ın o gün Ça"Dikkat et. pazar- . Ben.imza benim değil demedikten sonra ne beis var?' Mümkün değil. Seçimler yaklaşıyor. yönetim güdüyle 'Şu tapuyu alın. gülüm. birden babala- yırtepe'de. ne ki anlattıkları- Günay'la arasına girebilecek tek kişiydim. Beni ister mi? Tabii. vites atıyor kardeşim adam! Sana anlatmama imkân yok. devam etti Tülin. Oysa. sonu "paşa" ile biten mahallelerden birinde kahve toplantısı vardı. önce hiç yatağa girmemişim. Gelemediği için yerine Günay'ı gönderdi. tam oldu. Söylüyorsun. Şafak Özden'in tutumu neydi?" "Dedim ya. Sevsen olmuyor. Latife'nin Hazmi'si gibi -Buzdan Kılıçlar'daki Hazmi'yi hatırlarsın ölmeyiz. Şafak Özden. Günay'ın dediği tarafı var. Colossus'u yazan adamın bu anlattıkları ile uzaktan yakından ilgisi olamazdı. nasıl bir nıyor. dört ay edilmiyor. onu öldürünceye kadar yaşarız biz. Mesela.' diyor. dövsen olmuyor! Bir de işin öteki son genel kurulda bile sustuk be kardeşim!" çıkış yapıyor. 0 arada her hafta sonu kamuoyu yoklaması "Ara sokaklarda bir pastanede buluşuldu.' gibisinden." diye. 'Sen benim kadınımı benden daha mı çok kollayacaksın?' havasına giriyor. arada çok bir şey ters gittiği zaman bağrınıyordum. Bu Son genel kurul. tuhaf bir iç'Birine hırslanalım. Nedenini şimdi anlıyorum. pek bir erkeksi yüzsüzlük içindeler. "Bütün bu arada. "Bilimkurgu gibi kardeşim. Sıkı sıkıya da tembih etti. Fazla üstüne gidemiyorsun. seçimlerden birkaç gün önceydi. denetçiler aynı kalsın. arada Günay var. tabii. efendim. ortak bir zemin bulup konuşamıyoruz!" nın Asimov'a ağır bir hakaret olduğunu düşündüğümü söyledim. bir gece yapıyorum. diyorsun. sonuçları her pazar elle döküyorum ki.

yerine de imza atmışlar. bir de böbrek şeklinde bir mavi boyalı bir leke. yönetim kurulu. denetçi raporunu Onur hazırlamış. yönetim kurulu yedeği olaoradalar! Ben de etrafa güvenli gülücükler dağıtıyorum! Derken. efendim?' le yetkisi al. renkli renkli resimler var. millet etrafına dizilmiş. konuşsun filan. yanında da çocuğu bir kadın. en Günay Rodoplu halimle orada Tülin'in sana söylediği havuz o. sonunda herkesin için göbek attığı düğünler gibi. bir tapu alınmış. Onur konsomasyon halinde. yüzüne bakmadım. Ben de. abla' diye etrafımda geziniyor. O arada bakıyorum. Bir de ortada. denetçiler aynı kalsın. Duran orada. oraya adam çıkaralım. Beni koruyacak ya bir tür. onu da Onur kaldırıp kaldırıp gösteriyor. yine de aymıyorum. o zamanlar hep onun yanında geziyor. Erol'un çizdiği. dedi ya. ikinci denetçinin ki o bir tanesi de arsaya apartmanların nasıl yerleştiğini gösteriyor. Yanıma gelecek gibi oldu. Masalar konmuş. oraların müdavimi. sırtını aslan gibi kardeşine dayamış. Onur Oflu. Ama bu arada unutma. o raporu gezdirdi. Vazgeçti. Bu. sinde. imza yetkisi demek. Şimdi. Nasıl çıksın? Ben. Duran denetçi ya. Onur. Hükümet komiseri raporu çıktı. avam proje yok. gözüm Onur'da. işte efendim bir yerden bir denetçi bizim arkadaşımız bir şair. tarak. Ben. Sonra öğreniyoruz ki. adaylığını koymamış bir kızcağızı da yazıyor. o imzalamış. Sedat orada tabii. yoksa?' 'Niye olmasın. Erol orada ama uzak duruyor. Şafak gitsin. Sonra. Kimoturuyorum ve para ödeyen ortakların hepsi bir biçimde benden dolayı bii. bir de hangi akıllı uslu başlayıp da. Parti'de önemli bir yere geldi. insanlar nihai kişiliklerini ortaya dökerler. ruhseden ses çıkmıyor. en inançlı kadın halimde geçtim başa oturdum. Şafak. çünkü. Gerçekten de. . Bir tanesi daire plânı. hemen önündeki sat yok. sıra seçimlere geldi. Sonra birisi daha. Baktım. 'Onur Bey. bilanço. 'Abla.tesi günü hangi mahallede gerideysek. o da onlardan. kendisini başkan yardımcılığına getirdi. bu da havuz mu. ihageldi. Kızcağızı tanıyorum. İkinci- daireyi kendisine kapatmış. Neyse. bir üçkâğıt atmasın diye.

bir mutlu oluyorum. kendi paranı kulra göre büyük suç ama zaten yasalar Büyük Yalan'ın parçası. Karambolde. Tabii. hoşgörü ne varsa yağmala- . yirmi mil- nitelikleri değiştiriliyor. çünkü. o zaman bilmiyorum. tatmin edecek diye düşünüyorum. Ne var ne yok yağmaladı- lar! Para. Parti'ni bir kere sol diye konumlamışsın. yona da yapılabilecek dairelerin kırka çıkmasına karar veriliyor. inşaatı yapan da sen. yani Oflu'nun 'ciro'su yüksektör oluşmuş! Adamlar. bir de yoksul halatmana da imkân veriyor. Yani diyelim ki. kendimce. seni eve ben götüreceğim. estağfurullah. aşk. parayı toplayan da sensin. Onur Oflu. SHP'de. "Kevorkian Diana'nın kocasına de- demiş! Bastıkları yerde ot bitmedi adamların. lanırsın. 'Bastığı yerde ot bitmeyen Türk'ten sakın!' diye. zengin oluyorlar! Şöyle söyleyelim. çünkü 'Memnun musunuz. meğer 'kooperatifçilik' diye bir lüks inşaat haline getiren bir karar geçiriliyor. Genel kurul tıkır tıkır işledi. yani. Kimin kımıza 'konut' işte. seltiliyor. bu adam hiçbir yere 'başkan' olamadığı için bari bu kooperatife başkan yardımcısı olacak da. bırakma dedi!' İçime işliyor. saygı. inandırıcı olamıyorlar. 'Abla. en 'sol' şeyleri de yapsalar.adamın kendisini böyle ortaya atmasını acıklı buluyorum. filan diye siyasal nutuk 'sosyal' gibi. âlemin paralarını organize edip. yanımda bitiyor. SHP'lilerdensen. lüks inşaat oluyorlar. kardeşim yok. kısmen de olsa. Sağ partiler. vallahi doğru dılar!" "Yok. müteahhit olsan. Yasalaköyünü kimden soruyorsun? Dahası. 's' harfiyle başlayan hiçbir kelimeyi ağızlarına alamıyorlar. bir de kooperatifi. Burada. canım." dedi. sevgi. sorma! 'Bir tanem. acıma. abim. sağolun!' Sedat. Hani. Şafak'ın başkanlığında yeni seçilen yönetim kuruluna 'ihale dosyasına göre güvenilir firmalardan herkes herkese 'başkan' der ya. yatay düşey devingen yapı. ben de. Tülin. 'Aman. Neyse. Günay Hanım? Sizi memnun edebildik mi?' di- yor. Efendim. o kadar işinin arasında beni düşünüyor!"' miş ya. dayanışma. kendisini davet usulüyle' ihale yetkisi veriliyor.

Günay. gülünü dererken dalını kırmış!" dedim. Tülin. gökten tövbe estağfurullah Hazreti Peygamber inse. Erol Çiçek." dedim. "Aralarında kızarmasını bilen. . bunca şeye karşın silkip atmamış olmasını bir türlü "Sen de bunu anlamıyorsun. kendimi bağışlayamıyordum! Ben de. bir şey yapamazdı! Ahlâkla Şafak istemedi!" "O zaman seviyordu!" diye bağırmışım. "En kötüsü de hoşgörü yağması olmalı. "Değil sen. Şafak Öz- "Olacağına bak. biraz olsun rahatlar diye umuyordum. .. insanlığın bitmez tükenmez hüznünü hatırlar da. 26 Mart seçimleri geçmiş. 'Açıkta kalan' tek ortak. arasında kalan son bağın kendisi olduğunu biliyordu. adamı. Teknik Daire başkanlıklarından birisine geçirilmişti. 0 bağı kopartmak "Aksini hiç söylemedim ki! Hep sevdi!" dedi. cevap yerine den belediye başkanı olmuştu. tek bü"Desene. Duran Kuran'dı." dedi Tülin. tünlüklü adam oydu!" Bunları konuştuğumuz zaman. Onur Oflu..şöyle bir bakmakla yetindi. daha doğrusu. dostun bahçesine bir hoyrat girmiş. Dudakları kıvrılmadı bile! kendime yediremiyor." dedi. il meclisi üyesiydi.

kız. kolej diplomasına. Demet'e meftun olmuş olmasını. teyze demenin yersiz kaçacağı bakımlı annesine. aslında. "sahipsizliğini" her an yüzüne vuran. Robert'te okuttuğu oğluna. Yorulmuştu. solculuğuna. bir önceki erkek arkadaşı Hasan'dı. asla erişemeyeceğini düşündüğü bir dünyayı . en yeni Türkçe konuşmasına. Demet'i "düzerken". Tarkovsky hayranlığına. İsmet Ay Birinci kuşak İstanbullu bir Kürt'tü Hasan. Ro- doplu. Demet'in babasının evi gibi tiyatroculara. parasızlık korkusuzluğuna. sergilediği meme yarığına. bir yerin pazarlama müdürü ciddi kız kardeşine uzaktan ama huşu içinde bakan bir Kürt'tü. Eşyalaşmış ilişkilerden. ilk adıyla çağırdığı Turgut Bora. çerkez tavuklu-keten peçeteli sofrasına. Son darbeyi vuran da.V Demet'in Savaş'la evlenmeye karar verme nedenini anlıyordu. gibi kullandığı entel barlara. kullanan erkeklerden yorulmuştu. eksilmeyen kahkahasına.

Aksaraylı bir kız çıkageldi. Demet. okumasam da bir kitap!" horlanmaktan. 12 Mart'ta. Sonra bir gün. esasta kendilerine rı vardı: Deniz. çılgın giysileri hapis yatan Savaş'la tanıştı. saygıyla aşacak bir tekne" inşa etmeye gitti. bir ı adiyeden oldukları. kasiyerlik yaptı. "yaşanmaları gerektiği" düşünüldüğü için sorgulamıyorlardı ama Demet'in aldırdığı yoktu. bileyim. ayol! Başucumda bir komodin. daha bir solcuydu. Kız. Hasan'a eline ne geçirdiyse onunla vurdu ama karşı olan mazbut annesinin. yani. Demet. Savaş Rus Filolojisi mezunuydu. Demet. "bütün İstanbul"u tanıyordu. Mutlu sonla bitmiş. hiçbir becerisini esirgemediği emanet etti. bir kitap! Okusam da. yeterli kadınlarının tümü gibi. bir sigara tablası. annesinin başı örtülüydü. beraber yaşamaya başladılar. "Yani. "güzeller güzeli". tam beş yıl Cihangir'de tek başına yaşıyor. Demet'in göğsünde ağladı. Demet'e gelince. Bu defa. ne "Annemle Filiz uyanmasınlar diye eve ayaklarımın ucuna basa basa giriyorum. Hasan'ın eski sekreteriydi. evini dağıttı. bir haftalık doktor raporu alan da kendisi oldu. yönetmen ve oyuncuydu. ile yine ortaya çıktı. Çocuk gibi!" kaçtı. on sekiz yaşlarında. üzerinde bir lamba. aklı başında kız kardeşinin başına geleni enkaz gibi geri döndü. Hasan'la geçirdiği gibi bir macera bir kez affedilirdi. olsa dillere destan olacak. oğlunun sitemkâr bakışlarına.düzüyor. tezgâhtarlık. Bu yeni ilişkiyi bu defa saygın bir şekil vermek onurunu kurtarması açısınSorgulamadan saranlar entel barlardaydılar. ihanet acısını paylaştı. Ne ki. Bir de ortak aşklaalkışlanacak bir şey yaptı. İstanbul'dan. "erkek adam" arıyordu. İstanbul'a. en basit medeni ihtiyacım. Musluk bile açamıyorum. işe başından hak ettiğini ima eden sessizliklerine. işini bıraktı. Bu tür serüvenler vaka- . Hasan'ın evlendirme vaadi ile iğfal ettiği. Narçiçeği ruju. o dönemimizin belirli bir sınıfının. annesinin evinde kanepede yatmaktan. o dünyanın "sahibi oluyor" olmasına bağlıyordu Rodoplu. "erkeğinin" ardından Bodrum’a onunla birlikte 'okyanusları bir aşk yaşadı. oğlunu annesine Aylarca. Senarist.

arkadaşlarına. man!" dedi Diana. Savaş'a döndü." dedi Rodoplu. Sanki. söylenenleri çevirdi. "Bizi sakın hafife alma!" tavrı vardı. Dr." "Herhalde. Demet. shit. Demet. hiç"Marjinal. Pavloviç'in mesleğini. Osmanlı usulü bir davete kalkıştı. "Marjinal zaten. Elini cebine daldırdı piposunu çıkardı. senaryo yazarken. öykünün kendisi mi?" diye. küfürlü kısmını atladı. Ne ki. aman-sakın-damadı-paralama mesajı çaktı. . Yaşam yorgunu Savaş'ın evlenme teklifini kabul etti. Kendi kendilerini geliştirirler. ra zaten karakterler de öykü de kendi başlarının çaresine bakarlar. telefonu çıkaramadığı için kapıdan Dört kadının arasına düşen erkeği rahatlatmaya çabalayan Tülin. "Bilemem. "Kim aldırır? Bir ucundan başlarsın. nereden başlıyor? Determine ettiği "Oh. bir Hollywood film senaristiyle karşılıyormuşçasına nadan bir tavırla karakterlerin yaşamı mı. Savaş ve Tülin üçlüsüne. Amerikalıyı şaşkına çeviren bir soru sordu." Rodoplu'ya döndü.dan gerekliydi. işe televizyon yazarı olarak başladığını bir nefeste anlattı. bu temiz çıkma harekâtı olmasa. entel barları da kaybedecekti. "Öyle değil mi?" "Sorar mısınız. son- dudakları alaycı bir ifadeyle kıvrıldı. uğradığını söyleyen Diana Pavloviç de katıldı. Savaş bitirmeyecekti. Bu ağırlamada." dedi Savaş. saygın ve sevilen bir kadın olduğuna de- tak bir konu bulmuş olmanın sevinciyle. Rodoplu. Kösnül Tülin. orDemet'in ağırdan satılması. lalet edecek şekilde itibar edilmesi gerektiği gibi bir duygusuyla." yapar mıyım? diye cevapladı Günay. Sernea'ya takındığı. yani. her gün sahici elini sakalına dayadı. Savaş.

iktisadi gelişmeyi belgeler. "anlıyorum. İlk bardakları." dedi Diana. şimdi?" nin kapkaççılığını. kaskatı bekledi." dedi Rodoplu. olacak?" "Bir yazar. bağımlılıktan en çok kaçan yapıtlar bile toplum bozukluk"Yani?" Rodoplu'ya döndü. bir-itirazı-nız-mı-var eğsin. kardeşim. "Onu anlamalısın. sana yardım edebilir miyim?" "Oh." malıyım. sessizleştikçe sessizleşti. gözlerini tabağına dikti. nerelisiniz?" Rodoplu dayanamamıştı." Rodoplu çevirdi. Karardıkça karardı. bu pipo da neyin nesi?" "Savaş Bey. Diana Pavloviç'e döndü. gittikçe kasılan bir yüzle içti Savaş. İşçi sınıfının müca- delesini. "Ne diyor. bir tanıktan başka bir şey değildir." Tüm ilgisini kaybetmişti. misafirlerin. Mutfağa giden Tülin'e seslendi.diye takmış. yaratıcılık? Yaratıcılık ne "Yazınsal bir yapıt uygarlığa ilişkin bir belgedir." diye sürdürdü. eşinin "gün"üne isteme- . adam. ne diyor?" Tülin'le yine göz göze geldiler. "Haydi. "düzene ister sizin yaptığınız gibi boyun "Boyun eğen kim?" Savaş'a döndü. onulmaz bir acısı varmış gibi. "Peki. Kadınlar kendi aralarında konuşmayı." dedi. bir Marksist. ister başkaldırsın. olduğunu unutmuştu. diyelim fuları boynu üşüyor "Adana. evin. tınısı kaçırılacak gibi değildi. Ne ki. "Adanalıyım. burjuvazilarına tanıklık ederler. "Bunları bana neden anlatıyor? Ne anla"Beyefendinin Marksist olduğunu. davet Rodoplu rakının kurtarıcı gibi yetiştiğini sandı ama Savaş'ın alkolik nişan yemeği olmaktan çıktı. sakalını tıraş olmaktan üşendiği için uzatmış. her şey yolundaymış gibi yapmayı sürdürdüler. En suya sabuna dokunmayan." Sesindeki." "Hey. iyi de. Aristokratik hiyerarşiyi. ezilen işçi sınıfının acılarını anlatır.

konuşacağım. Savaş. "Hayat zor korkuyorum. tam tersine faşizme temel teşkil etmişti.. sükûtumun ikrardan geldiğini sanacak. Gorhma! Gorhma! Gorhma!" numarası büyüsünü kaybetmişti. ayıp olacak. Nice'te. Demet'in. Kerim yüzü ile Tülin. fütürist mantik değil realist akımın ilk temsilcisiydi. "Tarihin gözlemleyeceği her şey anlamsızdır.. "'Solcu' lâf ebelikleri yaparak. Hayır. ne ki. Yanlışı düzeltmemeyi. kaçacak yeri de yoktu. bir yanlış eğilim de. "Turgut Reis 21 Ağustos 1465'te. Laz fıkralarının anlatımına geyaratmıştır. edebiyat akımlarının birbirine karıştığı. bu defa kendi evindeydi. üç kadını etkilemeye kalkışan sahtekâr mı. hiçbir ilke birliğine ve "En önemli bir zaaf. düşüncelerini saklamayı alçaklık sayan Rodoplu. romantik akıma neyse. yumruk ettiği ellerini omuzlarına çildiği sırada." saçmalığıydı. italik'lediğini görebiliyordum. Onu izleyen. sıkılıp da hırsını sonradan karısından almasın diye elbirliği ile pohpohladıkları bir mizansene dönüştü. Madame Bovary realist akıma o'ydu. onca güldükleri. Ne ki. Demet hayran hayran dinliyordu. Türk edebiyatının küçük . Flaubert. taban saf elemanları üzerinde etkin olmaya çalışmak. halkın proleter yoldaşlığına dayanmayan 'ahbap çavuş birlikleri' kurmak. "Ayıp eden kim? Desteksiz atıp. içkisine yumulmuştu. Yaşanan. sabır taşını çatlatacak bir sükûnet içindeydi. İzleyen nutuk tarihlerin." diye sürdürdü Savaş. o çok iyi tanıdığı yabancılaşma duygusunu yeniden yaşadı." diye söze giriverdi. karaya çıktı. "Flaubert'in romantizmi Madame Bovary gibi sağlıksız bir kahraman vura vura yaptığı "mastika" işe yaramadı. maydanoz bahçesini süzerek. Hugo'nun Cromwell'i roakımın Marksizm’le ilişkisi yoktu. bu sahtekârlığa seyirci kalan mı?" burjuva sınıfsal kökene dayanmasından gelmektedir. "Ne diyor? Ne diyor?" diye çeviri talep etmekten vazgeçmiş. Diana Pavloviç. Nihayet konuşmuş olmasından duyulan mutluluk gürültüyü kesti." "Susacağım. deli saçması bir diskurdu.den düşmüş erkeğini." diyen Racine değil Valery'ydi.

uğradı her- . proletaryanın ideolojisine lere de kaynaklık etmektedir. siz kızlar ne yapacaksınız bilmiyorum ama ben gidiyorum. 'ben okumadım.. "Hayırdır. böyle şeyler yapmaz!" sımsıkı sarılıp. Demet bile anladı. böyle bir gece geçirmeyeceği doğruydu. "Bütün bunları davet eden sen- sin. "Parti'nin bir yemeği vardı.temsilciliği pozları takınıp. gelinmişmiş gibi bir hisse kapıldı. Tuvaletteyken üstüne "Şafak'tır.." dedi. "Günay'cım.'yı yeniden duymak vardı. Fildişi kuleden yayın yapmaya razı olsa. yine bu insanlar olacaklardı. yüreği sıkıldı." diye fısıldadı Tülin. Ev sahibesinin üstünden bir yük kalktı. bazen saygılı ve masum tavırlar. "'Hangi kitabımı okudunuz?' diye sormak. Rodoplu'ya göre intiharla eşanlamlıydı. bazen Don Kişotvari olduğundan fazla görünmeler. Alan memnun satan memnun. yani. Dirseklerini masaya dayamış boş olduğunu umduğu gözlerini adama dikmişti. halde." diye düşündü Rodoplu. Küçük burjuva sınıfsal köken. küçük burjuva kanca övünmeler ve yakınmalar şeklinde kendini göstermektedir bu yankişiliklerde devrim yapılmadığı sürece günümüz yazınında yanlış eğilim"Halkımızın şu 'saf elemanları'nı bir de biz görseydik. oradan çıktı. "Şekerr!" dedi Rodoplu'dan yana." mek?" "Oh olsun sana. sana mı kalmıştı 'nişan yemeği' versından daha önemliydi." "Bak. tümüyle pasifize dedi Diana Pavloviç. yayın yaptığı insanlar. yanlış ve hastalıklı eğilimleri pohpohlayarak kendi kariyerimizi kitle dileği şeklinde göstermek. Öte yandan." Saldırı o kadar açıktı ki. gününü gün etmenin yolunu bulmak. bu diyarı olmak demekti ki. çığırtlış eğilim." Bence pekâlâ da müstehak olduğu haksızlıktı ama ima ettikleri açı- Gelenin kim olduğunu tahmin edebiliyordu. Kapı çalındı. inşallah. onun kavgası içine samimiyetle girilerek." dedi Tülin. demek vardı. Bir üçüncü seçenek hiç yayın yapmamak. ama. "Kim acaba?" terk etmek.

bir sır veriyor gibi. du. Günay'ın bir türlü ısınamadığı bir tanımdı bu "erkek arkadaş" tanımı. Sınıf savaşının bir yanı da anti-demokratik eğilimlere karşı mücadele parolaydı sanki. Hiç hoşlanmadım. Dönem. birbirlerini hiç tanımayan bu iki insan arasında. "Kitle dalkavukluğu yoktur. Konuyu değiştirmek gayreti içinde. hiçbir şeyin dışında kal- "Fesuphanallah!" dedi Tülin. Yüzünde. Şafak. aynı zamanda Deniz Baykal'ın İstanbul il örgütüne hâkim olmaya çalıştığı dönemdi. çok iyi. Savaş. kendini beğenmiş kahkaha vardı." Cümleler. seni!" deşim? "Şafak??? Erkek arkadaşın mı?" diye sordu. Şafak Özden. Savaş'a baktığında yüzünün değiştiği hususunda yanılmamış olma"Parti çalışmaları nasıl gidiyor. sesini alçalttı. kar"Rahatsız etmiyorum ya?" Elindeki gülleri uzattı. başaracağına ihti- mal vermeyen insanlara nispet verenlerin takındığı bakın gördünüz münasıl-da kazandım-oh-olsun! diyen." dedi. "Onlarcasından biri. "hayalıydım ki. gözlerini gözlerine dikti. bir tür lar. gözle görünür biçimde gerildi. "Seni çok özledim. rakıya uzanan Şafak. "İstanbul'u alıyoruz!" Siyasi yasakların kaldırılmasına ilişkin referandumdan bahsediyor"Devrimcilikte kimsenin nabzına göre şerbet vermek yoktur." Yanından sıyrılarak geçerken. . dişlerinin arasından. Şafak Bey?" demek gafletinde bulu"İyi. "Oh la la la! Seni gidi seksi hanım.mak istemeyen Pavloviç." dedi." diye cevap verdi. tım. uzandı saçlarını kokladı. nan Tülin oldu. "Ne oluyoruz." dedi. Devrimciler yanlış eğilimlere göz yummazetmektir. izleyen tanışma baştan savma bir tokalaşmadan ibaret kaldı. fısıldadı. öyle anlamayı yeğledi.

Olumlu özellikleri. "Bırakın efendim bu işlerin yakasını. Sünni neymiş. kolay kolay kendisinden bir şey vermez. Bir ara. pratik. sevecen. Şafak'ı gösterdi. Alevi neymiş bilmezdim. diye Sivaslı değilsen bir yere gelemezsin. Kent yaşamı yerine kırsal bölgelerde yerleşcinsel canlılığını yitirebilir. işi o hale getirdiler. Toprak grubundan olduğu için. Hayaadamlar bölgeciliği o hale getirdiler ki." O arada garip konuşmalar da oluyordu. Alevi'dir. "Is he a bull?" "Mayıs doğumlu. is he a bull?" diye sordu. Parayı. özgünlükten yoksun. Kendisini koruma içgüdüleri çok gelişmiş. ağır. Olumsuz özellikleri. inatçı. Demet fırsatı yakaladı. obur. Tülin. Rahatına düşkün. "Listen." "Boğa burcundan olup olmadığını soruyordu. adam o işi yapabilirmiş yapaseçim kazanıyor. doyuma ulaşmak başlıca amacı. "Hangi demokra- görmüyor musunuz? Adamların şovenizmi sizin benim anladığım ölçülerin çok üstünde. Diana Pavloviç. Amacına ulaşmakta hiçbir engel tanımaz. "Efendim?" "Allahallah!" dedi. böyle şeyler gündemden çıktı artık. sıcakkanlı. lüksü ve iyi yiyecekleri sever. dünyaya gözümü açtığımdan beri solcuyum." dedi Rodoplu. Sırf Kürt'tür. somut meyi yeğler. toprak ve kadınsı. Sahip olma içgüdüsü çok kuvvetli. so- "Değişmez. kararlı. sevimli. Bugün İstanbul'da ağzınla kuş tutsan. Ama mazmış. ğukkanlı. "Boğalar nasıldır?" "Boğa olmalı. yemek yemeyi çok sever ama aşırı yemek içmekten şeylerle uğraşmayı sever.siden bahsediyorsunuz? Kürtlerin örgütü ele geçirmeye çalıştıklarını tımda. Olmaz böyle şey. Ba- . haris. hayal gücünden. Hayattan zevk almak. tembel. dayanma gücü yüksek." diye patladı. Ben. sabırlı. kinci. Hâlâ da bilmem. tutucu.

" anlar mesajını iletti. Şafak. Sabahki sendikacıyı düşünüyordu. Kendisine ne yapması gerektiğinin söylenmesinden hiç Çocukların düşüncelerine pek. Doğu runa asimilasyon açısından değil devrimci bir tavırla ve 'ulusların eşitliği ye'nin bütünlüğü için de büyük zorunluluktur. "Politika para ister. fark etti." dedi Şafak. 'Bir Türk dünyaya bedeldir'. erkeklere döndü Günay. kadroların so- . konuşmaktan çok bir fraksiyon bildirisi dışında bırakılması da dikkate değer bir noktadır. onları da biz aldık. neden sevmemiş?" mektedirler." "Güneydoğudaki karşı-devrimci askerler Kürt köylülerine zulmet- kaleme alır gibiydi. Amerikanın sesi kulağına çalındı." bilsinler diye. arkadaşım. Tutucu içgüdülerinden dolayı genç kuşakla iletişim kuramaz." hoşlanmaz. De- Kürt köylüleri bu işbirlikçi hainlere karşı isyanda sonuna kadar hak"Türk ve Kürt köylüleri. 'Ne mutlu Türküm diyene'. Kürt halkının uluslaşmasının da gecikmesine neden olmuştur. Daha ne istiyorlar?" lıdırlar." "I don't like him.şarıya hayrandır. "Kürt feodallerinin ve nüfuzlu kişilerinin bu zulmün mokratik haklarına sahip çıkabilsinler. Ne halleri varsa görmeleri için bıraktı. gibi sözler. Türk halkından bugün en az elli yıl geridir.. "Kurtuluşları da. TürkiSorununun ne olduğunu anlamayan ya da yanlış anlayıp. Türk halkının uluslaşmasını kolaylaştırırken. parlamentoda seslerini duyura"İyi ya işte. Savaş." diyordu. Bu sonucun doğmasında en önemli etken. işçi "İsçi sınıfının önderliğinde mi?" sınıfının öncülüğünde ve bütün milli sınıfların ittifakıyla yürütülecek aktif bir politika sonucu söz konusu olacaktır. Yine "Buna de ne oluyor.. de." dedi Şafak. bu-adam bundan"Kürt halkı." ve kardeşliği' temel görüşünden hareket ederek yaklaşmaları.

Nerede görülmüş yahu?" tek atan Demet. nişanlısına des"Olsun." dedi Savaş. öyle değil mi Günay Hanım?" ulusuz. Emperyalistler akıllarına koydular mı." Demet'in anlamaya- cağını düşündü. Bu devletin parası ile bölücülük yapıyorlar. Günay'a dis- "Bu sözler bugün de Kürt halkı için geçerli. "'Etrak bi-idrak. bırakın efendim bu işlerin yakasını! Ulusların eşitliğini kim mizde Türk olduğumuzu söyleyemez olduk. 'siz buyurun' diye kodaki halini anımsattı. Şimdi." dedi Pavloviç. Bir de tehdit: Türkiye'nin bütünlüğü için şöyle şöyle yapın." dedi Rodoplu. Bir yumruk atmamak için zor duruyor gibiydi. var!" "Ama. rakısının içine. Memleketi- "Bırakın. Ek- ." dedi. ASALA da." dedi Savaş." dedi Rodoplu. kendi dillerini konuşabiliyorlar mı? 'Ben Kürdüm. "Seni yarın ararım.' diyebiliyorlar mı?" "Türk olduklarını söyleyen insanları askeri mekteplerden atarlardı. efendim. Her dakika Avrupa'dalar. Kürtlere mi bırakacağız?" Gözleri çelikleşmeye başlamıştı. işte." dedi Şafak. Benim dedelerim Gümüşhane’ye at sırtında geldiler. ben gitsem iyi olur. Bizden en az yedi milletvekili var Kürt. "PKK olsun. "Kürtler "Diyorlar. yapılmadığı zaman da PKK oluyor. "Denebilir. küfreder gibi. "Burjuva şovenizmi. "Akılsız Türkler demek. Gelecekleri varsa görecekleri de lemlerinin beyazlaştığını gördü. Günay Hanım bu işleri iyi "Öyle." "İyi olur.kaybetmiş de biz bulmuşuz? Tarihinde bir tek devlet kuramamış bir ulus kendisini Türk halkıyla nasıl bir tutar? Biz imparatorluklar kuran bir bilir. tabii." Biz bugüne ateş çemberinden geçtik de geldik. Diana bile sustu." "Kavga mı ediyorlar?" "Bak. PKK da olur.' denirdi.

tek yatanda siz değilsiniz. Oylama yapacağız. "Şafak Özden'i hiç tanımıyorsunuz. 'Kürt halkının ki MHP binasının önünden geçtim. Neden son"Kusura bakmayın. ilişkin hiçbir şey bilmiyorsunuz. Az İlerde MÇ ilçe binası var. kalkalım. görmedi. çantalarını buldular. Şişli'de bir toplantıdayım. o toplantıdan çıktım. çocuklar." dedi kahır eder gibi." dedi Tülin. yahu? Ne istedik ki adamlardan? Biliyor musun. itiraz kabul etmeyeceğini be- ra. yerinden uzun süre kıpırdamadı. "Eninde sonunda kesmek zorun- da kalacağız bunları. "Geçmişine Kalktılar. çıkmak için kapıyı açtıkları zaman kıpırdadı.' diyecek olduk. Ülkücüleri niye dövdük.' demez mi? Biz. cık girişe doluştular. neden böyle düşündüğünü mak hakkını vermiyor. kirli tabakların zibilliğine döndü '"Kürdara azadi'ymiş!" dedi. Karafakiye uzandı. be!" diyerek silkindi adam.lirten bir sesle. Misafirler dara- Ellerini göğsüne kavuşturmuş. Kescez. bir grup herif aralarında Kürtçe konuşuyor. öylece duruyordu. aşağıya inmek üzereyken. boşalmış bardağını doldurdu. "Hadi. Şafak yerinden kıpırdamamıştı. Şafak. Ceketlerini aldılar. Kescez Allah'ıma! Ellerimle keserim! Doğu'da bağımsız Kürt devleti. Hapis yatmış olmanız. 'Ya baba." dedi Rodoplu. Yemek artıklarının." "Hadi. Geçen gün. hiçbir şey söylemeden oturdu. anlamıyoruz. çocuklar. Rodoplu. "Bakarım. hadi. Pavloviç'i almış önden yürümüştü. dolu tablaların. Öyleyken." dedi Tülin. "Ehh." dedi Savaş. Savaş Bey! Kaldı ki. sormadınız bile. esbirden 'iyi ki bunlar var' diye bir duygu geçmedi mi!" Gözleri dolu dolu oldu. Türkçe konuşması şart değildir. ha! Benim dedem Kafkas cephesinde şehit olalı şunun şurasında ne oldu? Bak. Rodoplu. sana bir şey anlatayım. İçimden . Demet. size başkalarını uluorta yargıla- Günay. Savaş'ın koluna girdi.

udlu. canım!" sana ne deyim. yanık yürekli!" En büyüğü yirmi üç-yirmi dört yaşlarında.' dedik." dedi Şafak'a. vallahi ANAP'a geçerim. diler." demeye kalmadı. tabii. vallahi. ama. kadına döndü. bu böyle giderse. İçimize sinmedi. Hiç görmedin mi?" Yine kapı çalındı. Öyle. plânlı partiyi ele geçiriyorlar! Bak.hale geldiysem. bilmediğimiz için getirmedik. ben Alpaslan'ın tosunlarından medet umar "Var sen hesap et! Hesaplı. kitaplı. "Tanımadım. cüretle oturuyor bu adam? Onuncu sınıf Yeşilçam figüranı!" "Ne işin var senin bu heriflerle? Günay Rodoplu'nun masasına hangi "Türk filmlerinde oynar bu. Ani bir hareketle. SHP partiyse. 'Bu takım gitse gitse Günay Abla'ya gider. Hakanlarda yemekteydik. kadınlı erkekli sesler "Başka birileri geliyor. Nasıl tanımazsın?!" "Bir şey unuttular herhalde. daha sonra bestelenen "Takalar geçiyor allı yeşilli." diye "Abla." "Oynar. Kötü adam rollerinde." dedi Rodoplu. misafirin varmış senin!" dedi Erdoğan. "Biz de sofradan yeni kalkmıştık" . aletleri getirmediniz mi?" "Girsenize. ikisi kız beş üniversiteliy- başlayan şiirini değiştirmişlerdi. Rahatsız etmiyoruz ya?" "Evde misin." "Oooo. önemli de değil. var sen hesap et!" yumruk ettiği eliyle sildi. "Hani nerede. yeşilli! Faşolar geliyor. burası da vatan yahu!" "Ben bu hale geldiysem. "Ne figüranı?" "Yok. değil misin. geldi aşağıdan. Tecavüz sahnelerinde filan oynar. kapıda bir şarkı tutturdular. Ecevit'in. Çıktık. kudümlü bir meşk ettik ki sorma. "Faşolar geliyor allı.

solistimiz oluyor. "Sen kimsin?" "Ben. seni. hızını alamamış olmalıydı." dedi Atiye. "Bu küçük hanım sahici profesyonel! Ne güzel!" rında eliyle düm tek. Atiye?" "Azeriyim.. "göçmeniz. "Buyruğun tut Rahmanın tevhide gel." "Sizin oralardan. neşeyle. "Öğrenci misin?" "Dişçilikte okuyorum. abla. tevhide! Hak ya ilahe illaallah! Allah! Hak ya ila he illallah!" duğu yerde ilahi söyleniyor olmasını hiç beklemiyor olmalıydı. "Yok. selamladı. Seherdeki kuşlar ile çağırayım Mevlam seni." O bitti." dedi Rodoplu. Erdoğan'a bir bardak gösterdi. Erdoğan. Belki de. Tur dağında Musa ile. "Gökyüzünde İsa ile. Şafak'a." dedi Erol. Şafak Özden. Dördüncü sınıf öğrencisiyim. "Bize bir türkü söyleyeceksin artık!" "O değil de.. masanın kena- "Az önce gittiler. Dağlar ile taşlar ile çağırayım Mevlam. Rakı masasının ol- olayın üstüne gitmek için. düm tek tempo tutmaya başladı. bulaşıkları itti.. Çağırayım Mevlam." "Nerelisin." dedi. "Sesi çok güzel. Buyurun. genç kıza döndü." dedi kız." dedi kız. "Atiye. Elindeki asa ile. delikanlı elini kalbine götürdü. kızcağız. Atiye. "doldurayım mı?" işareti çaktı." Diğerleri de birer ikişer katılmaya başladılar.Kızlardan birisini tanımıyordu." "Saz olsa.." "M-mmm-m-mmm -m-mmm mm mm mm mm. teşek- . nereden geldiğini şaşırmış gibiydi. seni! M-mmm m-mmm -mmm.

Erdoğan. Hadi. Türkü söylemeye davet etmek. ağlama aney! Mavi yazma bağlama! Mavi yazma. düğünde. Aklama nedenini de biliyordu: Acı çekiyor olması. "Ağlama yâr. aklanmaya davet olmasına kıyamıyordu. baştan aldı. Şafak. bu 'faşo' işi?" faşosun. hadi!" "Atiye'nin yanında! Utanırım. "Ne iş. bıraktı onlar söylesinler." . Git gidebildiğin kadar.. Şafak'ından koca bir yudum "Ağlama yâr. abi." dedi Erdoğan. tez aldı. acıları son bulacaktı "Almalar olanda gel aney. canım!" "Bir dakika!" kendi bardağını göremedi. gel- medin aney." dedi. Rodoplu. Şafak'ı. Şafak'ı aklıyordu. Tıkandığın yerde. abi. solar aney! Yüreğimi dağlama!" etmekti. Acı çekiyor sanki. tık. Çay içeceklerini. Rodoplu'yla göz göze geldi." dedi. Dön"Faşo. Rodoplu'nun suyu koyduğunu bilmiMın-mmmmm. " Umduğu oldu. Hakan katıldı. bahçeyi dolan da gel! Hasta düştüm. başka bir anahtardan.." Faşizmin şakası bile ürpertiyordu... arkandayız. 'Müslüman'ım dedin mi. Şafak'ın kimliği ortaya çıkmış. sert "Ben solcuyum!" dedi. tanışma bitmişti. Türkü söylese aklanacak. "Türk solcusuyum. allı "Bırakın bu işlerin yakasını. kendisi çay koymaya kalktı. "Bu ülkede.yordu. kür ederim. sol şeridi sana bırak- eden varmış gibi meydan okuyordu. yeşilli faşosun. 'Ben Türküm' dedin mi. "Biz sağa çektik. abla!" "O da katılır. bari can verende gel!" ağlama aney." dedi. sert baktı. tamam mı?!" Aksini iddia "Tamam.

ama söylemeye kıyamamıştım.. "Hicrinle. çektiğinin tükettiği atmosferin hakkını veren Türkiyeliler. biyofil. " rini çektiği. Öyle de böyle "Kütahya'nın Pınarları?" diye onayladı. " Seni kandırmaya. bu hicri başımdan. güvenli. ta"Farkında mısın. mamlanmış. ağlamaya başladım." dedi Şafak. 'ağlama yâr ağlama aney. özgün Türkiyeliler.. sana çatabilmirem! Ayrılık." dedi Erdoğan gülerek. Günay'cım. atabilmirem! Neyle- yim ki. deli ettiydi. 'Aman.sen bilirsin. Şafak beni geliyoruz. "Bir türkü yetiyor sana? Bir "Sen hiç Güner Karabacak'ın. Ne- . insan ne zaman türkü söyler ya da bir resim yapar ya "Ne zaman?" "Algıladığı dünyayı duygularıyla ifade ettiği zaman. En katıksız. birden başladı. Hic- vakur. Zigana'dan Kafkaslara uzandı yine. en yalın halindedir türkü söylediği zaman. 0 ne yapacağını bilmiyor.' dedim. evet. hasta düştüm den olduğu hüznü biliyordu ya da ne hissettiğimi algılıyordu. 'titreş- tiğini' duydun mu?" da halay çeker?" saf. "Evet?" "Biliyor musun.. Rodoplu. bir can Verende gel!' Delilik gibi bir şeydi. ayrılık. beni eve getiriyor. "Hadi. en türkü!. "Sizin yardımınıza ihtiyacım yok!" "Peki. nazlanmadı. aman ayrılık. gece yatabilmirem. abla. Seçim kampanyası sırasındaydı. uygarlıkları dünyadan esirgemeyen Türkiyeliler. demek istiyordum. adil. '0 türküyü ben söylemeliyim. olur mu? Ben ölürsem. kişilikli Türkiyeliler. abi. yüreğimi dağlama. Ben ağlıyorum. anladım. Yolda Bir zaman hatırlıyorum. biliyordu Günay. sustu. Azeri kızı devraldı. dünya sana kalır mı?' diye titreştiğini. 'Gelmeyen sensin! Ben değil!' Sonra.. "İstemem. Algıladığını gelmedin aney. aman Vehbi'm. söyle!" Ne istediğini. Çok da yorgun olmalıymışım ki." dedim.

" "İçkili araba kullanmak istemiyorum." "İnip alalım!" "Kaç saat şimdi?" "Dörde geliyor. Nasıl olduğunu anlatacağım. Şener'e 'Çorapla- rum. çocuğu var. "Çok seviyorum. Garip gelecek ama gerçekten onu ilk kez anlamaya başladığımı o gün hissettim." "Gitmiştir. ne diyeceğini bilemediği için. kravatını gevşetti. Öyle bir yürüyüşleri var. . Ehliyet de yok ya. Sonra da bir ara." Birden gevşedi. 'Abi. Eze eze de oğlan derken. rım benim!" "İlahi!" dedi Rodoplu. gel yanıma!" "Nasıl unutursun! Ayıp çocuğa!" "Beklesin." Mahcup mahcup güldü. O getirdi. Sorunun cevabı. Şafak. Günay Rodoplu'yla gerçekten tanışmamızı sağladı. Çıkardı çocuk. koçum benim.' demişim. kardeşlerimin yanında! Göreceksin! KoçlaGünay'ın aklı kesmedi. yani? Koca adam.türkü ile ifade ediyordu. Hele Sedat'ı! Oğullarımdan daha çok seviyo- "Ne var? Oğlum o benim. Ceketini çıkardı. o adamlar sahiciydiler. Diğerleri de öyleydiler aslında. onları. Dürüst olduğu. geçen gün. Sedat'ın aşağıda onu beklediğini gençler gittikten sonra hatırladı. "Hadi. O da kocaman adam. "Sedat mı?! Yok. Biliyor musun. Onur Oflu hariç. 0 akşam Erol da sahiciydi." rımı çıkarıver. canım! Neden?!" "Niye yukarı çıkmadı?" "İstemedi.' dedi ve aklım başıma geldi. utandı. kendisi olduğu zamanlar hep türkü söylerdi. ne işi var?" "Laf mı şimdi. peki?" bana ilk geldiklerinde. Unutmuşum. ama önce o akşamın geri kalanını söyleyeyim. Evli. ayıp oluyor." "Eeee? Ne oldu.

Verimli desem. öylece durdum. daha çok severim." "Yarın toplarsın. Onunla konuşmaya. yanına geldiğimde uykuya dal- ." tiklerimi anlatmaya karar verdim. o olmamıştı. "Şimdi!" "Ne oldu şimdi?" "Niye? Tabii. Gözlerimi tavana diktim. Kendimi çok "Hoşça vakit geçirmekse. "Gelsene. Onlar olmasa nasıl dönerdi o dükkân? Politika yapabilir miydim?" Uzandı. kız!" "Ben şunları toplayayım. Şafak'ın yanında da kendi başıma yatacağımı hissettim. Rodoplu. hiç değildi. memnun etmekse. sendikacıdan öteki meselelere kadar hissetmıştı bile. Birilerini yalnız hissettim birden."Çocuklarından daha çok nasıl seversin?" Bunların belli ama. bilgilerimi tazeliyordum. Çocukların ne olacakları belli mi? Değişmeye giderken geçirdiği geceyi düşünüyordu. hadi. Bir dediğimi iki etmiyorlar. "İğrenç görünüyorlar. daha doğrusu. Düşünüyor. gel yanıma!" Gözlerini dikti. Ne ki. hoşça vakit geçirmemiştim." dedi Rodoplu.

Öyle değil. çanakla süslemek gibi bir şey. kendi kendine konuşur gibiydi. ister Lehçe söyle." Başını önüne eğmiş. kötü söyle hoşgö"Böyleyken.VI '"Bana bir türkü söyle!' ne demek biliyor musun?" diye döndü Günay Rodoplu. Ya da. İyi söyle içim ısınsın. ama içindeki kendini söyle. "Öyle değil! Kandırılmadığım tek zaman türkü dinlediğim zaman!" Duraladı. Eve kilim yaymak. rüyü öğreneyim. arkadaşım. ." Onu düş kırıklığına uğratmıştım. 'bilimsel' terimler istiyorsun. egzotik bir aydın tavrı. Arka-planımın beni 'çoksesli" müziği sevmeye yönelteceğini sanıyorsun. Bu aşkı sana anlatabilmem için. Öyle değil. "Türkü sevmemi halk dalkavukluğu sanıyorsun. ama kenedindeki 'sen'i söyle. "İster Türkçe. kendindeki insan'ı söyle demek. bir türkü ile kandırıldığımı söylüyorsun.

insanın kendisini 'el' gibi. "Bireyin dünyasını kendi adına biçimlendiremediği. Eylemlerinin sonuçları şimini yok eder. dın!" Hiç beklemediğim bir patlamaydı.Batılı gerekçeler istiyorsun. bilemedim! Hasta yatağından kalktı." gibi anlatacağım. 'yabancı' gibi algıladığı pa- tolojidir. beni. evireceğim." diye başladı. bir idealist Büyük Yalanı ve ihaneti anlayacaksın. istedim sen olaydın! . "Bana göre yâr mı yok aney. canım. Anlatacağım ve sen kooperatifi. tutucu.. kendisi ile olan ileti"Nasıl şey o öyle? Delilik!" diye mırıldandığımı hatırlıyorum. Şafak'ı. Ama bu kelimeyi değil. kendisine duyduğu muhabbeti soğutur. SHP'yi. çünkü daha çarpıcı! Çünkü. Anlıyor musun? Çevireceğim... ama yine de boyun eğer. büyük ilerici! Dinle benim ambalajlanmış 'doğruları tüket- kısık. Yüzüme . selvide dal olaydın!" diye söylendi kısık 'el olma' ifadesini kullanacağım. şaşırmış kalmıştım! Ne diyeceğimi ".istedim sen olayyordum.. pencereye yürüdü. Tekrar konuştuğunda meydan mekten bir türlü vazgeçemeyen aziz dostum! Dinle de sana 'ağyar'ın öyküsünü anlatayım. bir materyalist gibi anlatacağım. yüzünü çok uzaklardaki Sultanahmet Camii'ne çevirdi. Öyle değil! Öyle değil! Ne. peki!" dedi. benliğinden uzaklaştırır.almada al olaydın aney. Az sonra şerefelerin ışıkları yandı. eylemlerini kendi dışından dayatılan bir düzenin normlarına göre sürgit ayarladığı durumdur. Ben. ben. okur gibiydi. Veremezsem. gerici sayacaksın beni. "Dinle. senin bu sözcüğü her duyduğunda irkilmeni istiyorum. kendisini 'kendi- kendisini çıkmaza sokar. hatta tapar eylemlerine!" şöyle bir baktı. Ramazandı. Neden sonra. sine el' gibi gördüğü. pusmuş oturu"Yabancılaşma. Zamandaşı olduğun 'Türk'ü patolojik bir vakıaya indirgeyen 'yabancılaşma'nın öyküsünü anlatayım.

" tabii. İnsansal zenginliği ile. sertçe. değil mi?" diye sordu. ona tapar. Kendisi. Kuran yabancılaşmayı 'kendi istek ve tutkularını ilah edinmek' şeklinde tanımlar. ona tepeden bakan ve karşı olan bir güç haline gelir. kendisi tarafından yönlendirileceği yerde ona tepeden bakan ve karşı olan bir güç haline geldiği durum' diye tanımlar. arkadaşım! İnsan. 'psikopat'tır. kendisinden bağımsız olan bir şeydir sanki. yani elleriyle inşa sun? İnsanın kendi eylemi. 'aiendo'. kendi eyleminin sonucuna tapıyor olmasıdır. hem kendi- . sündeki karşılığı 'putperestlik'tir. Günay Rodoplu'nun beni uzaklardan yakınlara. putperestlikte birden fazla tanrı olması değil.İspanyolcada. denir." Acı acı güldü. Furkan: 43. "Delilik tabii. sonsuz yetenekleri ile "Put bir kere inşa edilmeye görülsün. onun önünde eğilir. kendisinden 'gayri' olan bir güç. İngilizce'de deli doktoruna 'alienist' dünya ile bağlarının tümüyle kopması hali. "Marx. kişinin yabancılaşması. putu. Ortalıkta avare kasnak teması kesilmiştir. Anlıyor mu- sini. "Yaygın söylemden farklı ola- fırlattığını. Tevrat-İncil-Kuran üçlüCasiye 23." dedi Günay yavaşça. yani. "Fransızca'daki karşılığı 'ailene'. bilinen en eski patolojidir. 'kişi- nin kendi eyleminin kendisine el olan. hem de başkalarını 'nesneleri algıladığı gibi algılamaya başlar." dedi. bakınız. Bütünüyle yabancılaşma durumu. kendisine yabancı. gibi dönenir durur artık." İçini çekti. cinnettir. canım. rak. ettiği bir puta. O da farkındaydı. putperestlik ile tek tanrılı dinler arasındaki fark. var olma nedeni diye o putu beller. yakınlardan uzaklara "Şaşırdın. efendim. kişinin "Yabancılaşma. savurduğunu daha önce de söylemiştim. Cinnet. Sınırsız yeteneklerini kullanabileceği onca şey varken. kakar bir put yapar.

. değer yargılarımızı karmakarışık eden. özgür iradesi değil. ağyarla yerlinin kavgasıdır.. Çağdaş Batı toplumunda 'yabancılaşma' tamdır. Türk'ün Türk'e sevgi/nefret ilişkisi geliştirmesine neden olan çeyrek. şaşkına çeviren de bu çeyrek.. " Şiran'la senin.. maktadır. gerçekliği değil. İşin aslını asla öğrenmeyecektir. ne de çevresini toparlayabilir." dışındaki ve varlığını borçlu olduğunu vehmettiği güçlere bağımlı.. Sökmenoğlu gibi haysiyet sahibi bir adamla Süleyman Demirel'i bir arada rek. "Mecazi "Yeşil elma. Şafak'la benim. Yapıcı gücünü. yaratıcı güçlerinin ve aklının aktif taşıyıcısı olarak değil. duymadı bile. "Murat yaşamak durumunda kalmamız demek olan çeyrek." Kelime bulmakta zorlanıyormuş gibi ağır ağır konuştu.. hayali ihracatçıyla âhi evran esnafını zamandaş kılan çeyrek. yerden yere vuran. kiye’sinde daha 'çeyrek' var. başını salladı. çölden vahaya. vahadan çöle atan." birden aklına gelmiş gibi duraladı." dedi Günay. günümüz Tür"Dörtte bir kadarımız henüz yabancılaşamadı. Dünya kuruldu kuYatağına dönmesini istedim.. Eylemlerini 'put'u belirler. yapa- Dünyanın sahibi olduğunu. umutsuzlukla umut.. tarçın ve kekik kokan 'çeyrek' bu çeyrek! Bizi bu ülkede çeyrek. boyun eğmekle başkaldırmak arasında bırakan. Ne kendisini. hiçbir ulus bizimki kadar hoyratça savrulmadı demek olan çeySultanahmet'i seyrediyordu..... kendi bilecekleri sınırlı bir 'şey' olarak algılayacaktır. Özgürlüğü bir illüzyondan. ahlâk kaosunu körükleyen. ne- . dünyanın ondan sorulduğunu unutmuş- başkalarına 'el'dir. den sonra. kendi yarattığı çarpıtmaları algıla'Çeyrek'ten kastını sordum. Büyük Yalan'a saygıyla biat ettiren çeyrek. "Türkiye'nin kavgası. İlk kez görüyormuş gibi rulalı." diye fısıldadı. kendisine 'el'dir..tur. insan olma keyfiyetini kaydı hayat şartıyla bir puta devretmiştir! Bundan böyle kendisini.. çünkü. seçme hakkı bir sanrıdan ibarettir. savuran çeyrek.

inanç. 'günümüz' sözcüğünü altını çizerek vurguluyordu. tavrını pekâlâ da düş kırıklığına uğramış bir kadının duygusallığına. saygı. Tülin'in dediği gibi. milyonlarca Şafak Özden. merhamet darbesi anlamında kullandığını anlayıverdim. Bir değil. sizi yine de seviyorum. acıma. Şafak Bana döndüğünde gözleri yaşlıydı. ya Şafak Özden' "Ölümüne kavgadır!" dedi. aynı anda sözcüğünü. özen. günümüzün toplumsal karakteridir. "İç sömürgeciliğin kurbanları. rakter zaman içinde değişirdi çünkü. Ancak." diyordu. "ölüm" dedi Günay. 'put' kavramıydı.kavgasıdır!" '"Ya biz. şöhret. bağlantıyı kuramıyordum. hatta hezeyanına verebilirdi. nefret. milyonlarca sevgi. Çözmem gereken kavram. umut ve umutsuzluk içeren yüzüne bakarken. Ne ki. kısık kısık. ortak kişilik yapısının günümüzdeki özü." diye tanımlıyordu. ne varsa yağmalarlar! Türkiye insanı. boyun eğer ve 'Toplumsal karakteri "Ulusumuz insanlarının çoğunun paylaştıkları. güç. rikkat. aşk. çekirdeği. bastıkları yerde ot bitmez. bu karakteri kendi elleriyle yaratır. "Ama. Rodoplu'yu daha az tanıyan birisi. Sustu. başarılı tip. Ama. ne ölen 'şafak'. "Söyledim. korkma!" dedi. toplumsal ka- ." binlerce. yüz yağmacı. "Ne öldüren 'ben'. tapar!" "Günümüz Türkiyelisinin putu." tan olamamaktan yakındığı günleri düşündüm! Ne kadar yanılmıştı! Günay'ı hiç böyle görmemiştim! Hiç bu kadar kararlı olmamıştı! MiliFeryadının Şafak Özden'le olduğu kadar o günlerde bir ailenin baca- sından içeri bomba atıp yarım düzine çocuğu öldüren PKK ile de ilişkili olduğunu hissedebiliyordum. hoşgörü. ideoloji. coup de grace. beş değil. dudaklarını ısırdı. Şiran Ören. olacak! Onun öldüğünü ben görmeyeceğim. Yüz binlerce. Ben. ya onlar!' kavgasıdır! 'Ya Günay Rodoplu. Para. bilgi. işte!" Yaşları yanaklarını buldu. "Topluma iyi uyarlanmış.

Ama. yıldızları da içeriyordu. 'İnsanımız artık yeşil elma. "Malum." dedi. İlahi düzende. her cemaatin kendisine mahsus bir 'tanrı'sı bile dünyayı. bu sürecin tanımlayıcı niteliği. on beşinci ve on altıncı yüzyılbabası magandadan nasıl ürktüğünü. Feodal sömürü. 'cemaat'tir. Seçkin Lord'un karşısına dikilen eski uşağı. 'dünya' bu evrenin du. Avrupalı türdaşlarımızın dügeçiren. 'Yaratılış'ın nedeniydi. bes"Günümüzün Türk toplumsal karakterini anlamak için kapitalizmin gelişim süreci içinde Batılı türdaşlarımızla ne oldu. ama yaşayan insan'ın. kekik ve tarçın kokan bir yiğit değil. insanın. toplumsal hiyerarşiyi altüst eden." diye mırıldandım. rafi keşifler aynı yüzyıllara denk düşerler. yeni para . "Cema- ati’n dışındaki her şey karanlıktır. Cevap vermedi. Durağan toplumu harekete şüncesinde. önce on altıncı yüzyıl Batı insanının dünya görüşünü zuları ile kederleri ile. gökyüzünü. lordkarşılık onları asgaride de olsa doyurmak ve korumakla yükümlüdür." diyordu) sistemin merke'İlkel toplumlarda evrenin merkezi. her şeyin ölçüşüydü. "Lordun köylülerinden hizmet talep etmesi Tanrısal hakkıdır. köylü de köylü. ("Arzinde yer almasıydı. Kapitalizm öncesi. nasıl öfkelendiğini düşünebiliyor musun?" "Onlar da mı lahmacun yiyorlardı?" diye sordum. merkezindeydi. 'dünya'nın evrenin merkezindeki yerini kaybetmesi ile coğlardaki keşiflerdir. Lord. Yahudilerin Yahova'sı gibi." diye anlattı. On altıncı yüzyıl insanı." düşünülemez. İşte. O kadar ki. Artık sadece 'cemaat'i değil." tahlilde biz onların patolojisini ithal ederiz. bizim Ülgen'imiz. herkesin bir yeri. Ortaçağ'da evren çok daha 'büyümüş'tü. buna önceden kararlaştırılmış bir konumu olduğu düşünülüyordu. türdaşlarımızla paylaşmadığımız niteliğimiz yoktur ve son özetledi. ona bakmak lazım.belli. o gün. Rodoplu. karşılıklı sorumluluklar ve birtakım örfi kısıtlamalar çerçevesinde bir dayanışma içererek gelişir. cemaatin bağımsız bir varlığı olduğu vardır.

Emeklerinin fiyatlarını da lord değil. akılla kavranamayan otoriteye lordlar için. 'birey' ol- ti." la yeni bir ilişki geliştirmek zorunda kaldı. Biyofilik." dedi Günay ciddi ciddi. duklarını keşfeden. millete tapınma ilişkisi değil de. Sevgi ilişkisi. yani. serbest pazar belirleyecekti." fark etmesinin aynı döneme rastladığını söyledi." diye anlattı. par- çası olunan bir bütünle kurulan iyileştirici ilişki. bireyselliğine za"Evet." . Avrupa’nın en güzel şehirleri böyle oluştu. İlkel bir cemaatin üyesi. kişinin mensubu olduğu klandan baş vermesi ile baş- mik özgürlüklerine kavuşmalarının öyküsüdür. klan bağlarını kopartan insanların siyasi ve ekonoboyun eğmeyeceklerini haykırdılar. cemaatinden ayrı bir "benliği" olduğunu "Onu bilmiyorum." beş yüz yılını belirleyen bir nokta olduğunu düşünüyordu. İlki. Rodoplu. "Ben kimim?" sorusunun sorulabilmesi için. Antwerp gibi. feodalizmin yıkılması gereklamış. "Ama soğan koktukları. bütünlüğüne. emek pazarında ve özgür iradeleri ile imzaladıkları bir kontratla sermaGünay Rodoplu. sonra lordların topraklarını işgal ettiler." dedi. bu yüzyılda irrasyonel otorite'ye. emeklerini ye sahiplerine para karşılığı satacaklardı. Bundan böyle kendileri gibi ölümlü "İzleyen on yedinci ve on sekizinci yüzyılların kapitalizmi. onların öngördükleri biçimde çalışmayacaklar. Avrupa tarihinin bu noktasının dünyanın gelecek "Batılı türdaşımız kendisinin klanından ayrı ve farklı bir varlık olabi- leceğinin ayrımına varıp bireyselliğini tanımladığında. kendisini dünya ve diğer insanlarla. biziz. bireyselleşme sürecinde aldığı mesafeyle doğru oranda büyümüştü. dünya ve insanlarrar vermeden bağdaştırabilecek ilişki türüydü." derdi. klana. kendisini henüz 'birey' olarak algılayamadığından. 'Bireyselleşme'.gecekondu yaptıkları kesin! Önce kilise arazilerini. Avrupa insanının. "Bir aşirete. yaşamsever bir ilişki demek istediğini düşündüm. Bu ilişki iki türlü gelişebilirdi. "İnsanlar. "Ben.

Ama." diyordu. Rodoplu’nun Rodoplu. ya böyle bir ilişki olacaktı ya da "Kendisinden 'daha büyük' olan bu 'şey'. bütünlüğünü kaybeder. onu isteklerin ve korkuların doğrultusunda çarpıtmadan. bağlayıp. çekir- bir millet. bir kavim. cektir. birey. olmaktansa. "İlüzyonsuz. muzu düşüren maymun misali. kadın erkek bir başka birey. her iki durumda da özgürlü- . yüzeyin altında kalanı kavramaya. Ona. Zekânı değil. özen. Anlamaya. kısa vadeli bir amacın olmayakişinin kendisinden daha büyük bir şeye 'sığınması' şeklinde gelişecekti. saygı. bunu da ona ya 'itaat' ederek ya da 'tahakğünü. Sorumlusun. kendi yüreğinle bütünleştireceksin. Bu türlü ilişkide. hangi yolda geliştiği seni ilgilendireoynayacaksın. bireyin çevreden farklılaşmasına izin veriyor. mutluluğunda aktif bir rol "Dayanışma. örneğin. Toplumsal düzlemde." diyordu. gerçekliğin özünü bulmaya yöneleceksin. Gelişmesinde. paylaşmaydı sevgi. Saygı duyacaksın. nesnellikle bakacaksın. tarafların kendilerini ve başkalarını ol- toplumunun. sınıfının. özüne inecek. sevdiğinin. sorumluluk. 'bütünü' kendisinin bir parçası haline getirmeye çabalar. bir kurum. bütünün parçası." küm' ederek gerçekleştireceğini sanır. Kişinin iç Sevgiyi. kişinin kendi dışında birisi ya da bir şeyle kendi bütünlüğü- dünyasını ortaya dökmesine izin veren iletişimdi. İhtiyaçlarına. bir aşiret.nü ve farklılığını bozmadan bütünleşmesi olarak tanımlıyordu. hatta seviyorsan. toplumunu olduğu gibi görmesini mümkün kılıyor. deği. hele de dile getiremediğin ihtiyaçlarına cevap vereceksin. ideolojinin ne yaptığı. bilgi. "Eğer izin veren ilişkiydi. Onu tanıyacaksın. bir ideoloji olabilirdi. aklını kullanacaksın. kadın ya da erkek sevgilinin. Sopalarını birbirlerine cak. Günay." Bireyin dış dünya ile kurduğu ilişki. türü. ulusunun. Özden'in Özden olmasına duklarından farklı görmeye ya da göstermeye gerek duymadıkları ilişki teşvik ediyordu. Kişisel düzlemde. Sen bir seyirci değilsin.

Her iki durumda da bağdaşma yoktur.birbirlerini beslediklerini. Avrupalının toplumsal karakteri değişikliğe uğradı. örtülü ya da açık bir düşmanlıkla sarıldıklarının farkındadırsunun üstesinden gelebilmek için daha çok itaate ya da daha da çok "Daha da kötüsü. öteki de alçak bulduğuna. lar. Tanrı'yı terk ettiler ama yeni bir 'put' yapıp. birbirlerinin sırtından geçindiklerini anlıyordum. Rodoplu. üretim ve pazardı. Ancak. ailesinin. Mazoşistik kişilik ile sadistik kişilik sonunda aynı kapıda buluşurlar: Biri kendisinden üstün bulduğuna sığınır. kliğinin. Mese- yılda Büyük Makine oldu. "düşmanlarla sarılmış olduğu duygu- İtaatkâr ya da mazoşistik kişilik ile tahakküm edici. kendisinin yönlendirdiği. bütünlüğünü kaybeder. Kişi. aşireti. Ne ki. diler. kendisinden yana bir güç olduğunun farkına varmasıydı. Üyesi olduğu 'klan'dan lanmak istediği için alkışlayıcılara gitgide ve daha çok bağımlı olur. Yabancılaşmamış insan." klanının. buna boyun eğEl olmamanın. sadistik kişiliğin hükmetmeye yöneleceklerdir. tam tersine. onlardan biri nin kendi eylemini kendisine yabancı bir güç olarak algılamaması. 'İnsan 'her şeyin ölçüsü' olmaktan çıktı. klanı olmadan yapamaz. Son tahlilde ikisi de aynı düzene mahkûmdurlar. egemen olduğu." diye anlattı. üretim ve pazar yerleşti. dünya ile yapıcı teması sürdürebilmenin koşulu. Bağdaşma 'ben' bilinci gerektiriyor. olduğunun bilinci içinde. yirminci yüz"On dokuzuncu yüzyıldan itibaren. Mesela. onlara hayat veren. dünya ile bağdaşacağım derken. İkisi de. sonuç. Batılı türdaşlarımız bunu becerememişlerdi. alkışla. Kişinin ayrı bir 'benlibaşvermesini gerektiriyor." dedi Günay. Yeni 'put' önce Hıristiyanlıktan kurtulmayı gerektiriyordu. Bu 'put' on dokuzuncu yüzyılda iş. Ne ki. her zaman yenilgidir." dedi Günay. Batılı türdaşımız için Hıris- . onun yerine iş. hükmettiği ailesi. Köleler ve firavunlar. "Çünkü. onları oluşturan insandır. hatta çağının kölesi olmayan. kişiği' olduğunun bilincine erişmesini gerektiriyor. aşiretinin.

Ş. yapıcı Ancak. bir nesne. Yönetim Kuo yönetir. ne varlığı ne de yokluğu umursanır. Çünkü. Deyiş yerindeyse. bir taraftan bakıldığında da dinler serpiliyorlar gibi görünü- yordu: "Örneğin. çevreyi biçimlendirecek' şekilde donanmak demekti. kendisinden vazgeçmekle eşanlamlıdır." kitaplı dinlerin vazettiği Tanrı belirli bir kalıpta dondurulamaz. 'şey' olarak erişmesiydi. Oradadır.'nin. Tanrı'nın Üç büyük dinde nihai amaç. büyük orkestrayı . ömürlerimizi kârlı ruz. algılanamaz. insanın serpilmesi. ve yabancılaşmış yaşam arasındaki kavgadır. 'insanın varolutın anlamını. müzisyenlerin o olmasa da müzik yapabileceklerini hep hissedersin. aslında olan hacmine eşit sayıda tekrarlanır!" dedi. Tanrı'ya inandığını söyleyen çoğunluk Tanrı'nın varlığını çantada Ne demek istediğimi anlıyor musun? Yani. "Kiliselerdeki nikâh törennedir. çok büyük sorunlar çıkmadan geçiştirmek istiyokeklik misali kabullenir. ama. Bu umursamazlık hali dini ya da psikolojik sorunlar filan da varlığı da gündemden kalkar. Amerika Birleşik Devletleri'nin dindarlığı doların üzerindeki 'In God We Trust. sorunların çözümünü bir yana bıraktık.tiyanlıktan vazgeçmek. Günay. putperestlik arasındaki kavga.' Tanrı'ya inanırız. 'Hayabir sahaya yatırmak. 'Din vitrinlerde teşhir edilen mallardan birinden ibarettir. Tanrı uzak bir Kâinat A. 'mutlak kemal'e inanç tarafından bilimden alıkoyulmamak." yaratmaz.' şuna ilişkin temel sorunları bir kenara bıraktık' diye dertleniyor. Şeriati'nin demesiyle bu 'ne bilim tarafından inançtan. Tanrı'nın varlığı da.' Laik Batı." suretinde yaratıldığı için insan da dondurulamaz. söylemiyle günlük emisyon lerinin ihtişamı Türklerin burnunu sızlatalı nicedir! Ama. kişinin kendisinin rulu Başkanı'na indirgenir. İnanmayanlar için de yokluğu çantada kekliktir. çevre tarafından biçimlendi"Bu bağlamda. Anlatım yerindeyse. biliyor musun? Bir Amerikalı düşünürün dediği gibi. ne de rilmektense. tek tanrıcılıkla.

Kullananın. emeği . Papazlar ve Batı toplumunun yabancılaştırıcı güçleri yanında yer alırlar. kiliseler ve sinagoglar çağdaş hudi olarak yaşadıklarına inandırmaktır. putperest Yunan-Roma geleneğinde. bir "Bak. Otomobil üreticileri kimlerle özdeşleştirildiğini görüyor musun?" yeni bir model çıkaracaklarını ilan ederler ama!' deyivermişti. Adam. ilişkin bir vaazında. kullanmak ve tüketmek sorumluluğu yoktu. Adam sahte Mesihlere Amerika'nın çok ünlü bir papazını. Billy Graham'ı hatırlattı. yani işverenin ödeyeceği ücret dışında. 'İnsanı bir 'şey'e indirgeyen yabancılaşma. Piskopos Sheen. en çok kapitalizmin işine yaramıştı.her pazar dini yayınlar yapan televizyonlarda vaazlar verirdi. Sheen diye biri vardı. 'Dünyanın en mükemmel mamulünü. "Bir de. reklamcıydı. "Ne kadar ironik değil mi?" dedi Günay. bu dırılan Tanrı olmuştu! Batı'da yirminci yüzyılda yaşanan 'rönesans'ın tek tanrıcılığın karşı- yüzyılda ilk kez. satıyorum. Günay." Tanrı'nın ölümü. 'Eğer." üzere kullanıldı." dedi. Bunun farkına varmadıkları için de. Tanrı'yı. en din- sermayenin satın aldığı herhangi bir mala dönüştürdü! Emek. insanları tümüyle din-dışı bir sistemde iyi bir Hristiyan ya da Yagerçekten iyi yürütürler. gelen Mesih olsaydı. kitaplı dinlerden hiçbirisi ile uzlaşamaz. Müthiş bir neden bir deterjana tanıtma faaliyeti ona da yapılmasın?' derdi. patron Tanrı. iyi bir iş ortağı olsun diye dua ile borçlanhahamlar ne kadar bağırırlarsa bağırsınlar. Ne diyeceğimi bilemedim! "Çağdaş Batılı. Tanrı'nın laştığı belki de en büyük tehlike olduğunu söylüyordu. Jus utendi et abutendi. İnsanlar Büyük Makine'nin yani çağdaş putperestliğin farkına varamazlar. o zaman. Tanrı'nın en azından onun geldiğini bizlere ilan etmesi gerekirdi. Tanrı. Bu anlamda afyonluk görevini dar hallerindeyken küfre girdiklerinin farkında değillerdir. şöyle. Bütün yap- tıkları.

düşürmesinin Hıristiyanlığa uygun düşmediği söylenirdi. galiba. Günay Rodoplu. "Gerçekten iğrenç! Düşünebiliyor musun. bir düzine düşünür." dedim. Mesela. ettiler. insan olmaktı! Bu unutulmuş gibiydi. İğ- mazoşistik ilişki kuranların nasıl işsiz ve açlık noktasındaysalar. on yedinci yüzyılda. soyut ve tabiatıyla sorumsuz bir pazar ekonomisinin putperestlerin. Oysa. on dokuzuncu yüzyıl. bütün bunlar. lığı ile sömürmesini kolaylaştıran söylemlerdi. Toplumun ve lum içinde bir grubu inciten ekonomik kalkınma sağlıksız sayılırdı. zayıfın telef bası orman kanununu yenmek.' Tabii. Oysa. ortaçağ kültüBu yüzyılda. yeteneksizliği ya da düpedüz doğa kanunu şeklinde açıkniteliği işçinin zalim bir biçimde sömürülüyor olmasıdır." kendi ülkelerini tüketmiş yağmacıların. maalesef ırkların diğerlerinden yaradılışları icabı daha üstün olduklarını da ilan Marx'a kadar. Sami ırklar. haksızlık gibi kavramlar adamakıllı köhnemişti. yani Araplar ve Yahudiler. İzleyen orman kanununa Darwin olması doğanın temel kanunuydu. Anlamaya "Aynen. dünyanın da onlara kalacağı yoktu. Top- . On dokuzuncu yüzyıl kapitalizminin tanımlayıcı gibi enteller bir de kulp taktılar: Güçlünün ayakta kalması. sömürüye kulp takmak ister gibi bazı talıklı bir çocuğun pek zor büyümüş şeklini andırırlar. Bir tüccarın başka bir tüccarın müşterisini çalmak için fiyat ekonominin 'insan' için olduğu düşüncesi henüz kaybolmamıştı. insanoğlunun binlerce yıllık çarenç bir yüzyıldır.başlıyordum. Hazreti İsa'nın 'mazlumları' artık kutsanmış değillerdi." dedi. Sos"İnsan'ın ekonomi ve toplum için var olması söz konusu değildi. dünya ile sadolandı. çünkü onlar Doğuludurlar. insana ağyar olanın. Hıristiyanlığın hâkim olduğu geçmiş yüzyılların gele- rü henüz etkiliydi ve örneğin 'kâr' yapmanın bir haddi olduğu düşünülürdü. Emeğin fiyatını biçen. bu onların şanssızlığı. "Ve bu ücret pazar tarafından kararlaştırılıyordu. 'Has- 'Hintliler acı çekmezler. Hak. Renan'a göre. Renan'dan Marx'a kadar. Asya-Afrika insanını gönül rahatnekleri tamamen unutulmuştu.' Marx'a göre.

sistemin merkezindeki yerine oturtmak isterler. İngiliz Tüccarının Külliyatı isimli bir kitap vardır." dedi. Feodal dönemin tersine. makinelere 'işçi düşmanı' On dokuzuncu yüzyılın toplumsal karakteri. sömü- rücü. Complete English Tra- parası olduğu için kredi kullanmak zorunda olmayan.. mallarını doğrudan suçlandığını biliyoruz. Batılı ulusların kendi işçi tolojiyi düzeltmeye yönelikti. aracısız alan bir tüccarın haksız rekabetle. insanlara bir içgüdü gibi yerleşti." sınıflarını ve Asya-Afrika'yı yağmalamaları olduğunu söyledi. 1731'de yazılan. Anarşistlerden Marksistlere kadar. "Daha önce de konuştuk bunu. saldırgan ve ben-merkezci bir karakterdi. Ama. işçiyi bağımsız. dönemin patolojik sorunlarının sömürü ve istifçilikten "On dokuzuncu yüzyıl reform hareketlerinin hepsi bu toplumsal pa- kaynaklanan. irrasHıristiyan tanrısını şekillendiren anlayıştan kaynaklandığını görürsün! . Marx'ın çıkış nok- tası dinseldir. homo economicusu serbest bırakmanın Rodoplu. dine olan itirazının Yunan-RomaEkonomik çile ortadan kalkarsa. otoriter." "Kitabi dinlerin öngördükleri gibi. Mesela. Günay. işçiler sermayecilerin boyunduruğundan kurtulurlarsa. Biliyorsun. istifçi. Freud vereceğini.yal dengelerin bozulmaması gerekliliği şeklindeki geleneksel düşünce desman. Liberaller. çok üreticiden. sosyalist hareketlerin tümü sömürüyü ortadan kaldırmak. etkisini sürdürüyordu. 'farklı' ve 'üstün' olmak. çünkü kapitalizm. kötülüklerin son bulacağını düşünüyorlardı. karakterdi. on dokuzuncu yüzyılda kaydedilen ilerlemenin meyve yonel otoritenin ortadan kaldırılması halinde. O kitapta. Ve geçerli bir son tahlilde topluma yarayacağı inancının ürünüydü. özgür. sonradan vazgeçti ama. kurtuluşun yeni bir ortam geliştireceğini söylüyorlardı. saygın yani yeniden insan kılmak. Montesquieu işçilerin sayısını azaltan makinelere 'habis' derdi. 'tamahkârlıkla' denir. Dikkatlice bakarsan. " diye mırıldandım. insan onurunun hiçe sayılması. galip geldi. Yine aynı dönemlerde. rekabetçi.. homo economicus. "Evet.

on dokuzuncu yüzyıl reformcularının istekleri sınıfının sorunları Marx döneminde hayal edilemeyecek bir biçimde çööykünenlerden" koruyamamışlardı. yabancılaşmış ruhların işgal yaşayamaz. ama çağın patolojisine uygun reçetelerdi bunlar. demokrasiyi dışlamak şöyle dursun. iki değer arasında bir iki sınıf arasında kim daha fazla pay alacak kavgasından ibaret olmadığı- kavgadır: Eşyaların ve istifçiliğin dünyası ile hayatın ve onunla yapıcı bir oldular. psikanalistler reçete üzerine reçete yazmış- hemen tümüyle karşılanmıştı.da cinsel baskının kaldırılması halinde pek çok akıl hastalığının son bulacağını iddia etmişti. sermaye ve emeğin uzlaşmaz çelişkisinin Sosyalistler." "İyi de. rıldığında. Avrupa ve özellikle de Amerika'da. Karataş. "Oysa." diyordu. elli yıl sonra. işçi züldü. Hitlerlerden. sıolan bağını koparmasın. Sömürü. Sosyalistler. Ama Batılı türdaşlarımızı. bürokrasisiz." dedi." dedi. Yeter ki." biçimde bütünleşmenin dünyası. demokrasiyi de en iyi biçimde işletebilmenin tek yoludur. yani yabancılaşma olmadan . işçi ve emekçi sınıflarla birlikte. Stalinlerden "ve onlara nı gözardı ettiler. ölü-sevicilerle yaşam severlerin dünyası. "Tek parti. Birbirlerinden farklı. uzlaşmaz çelişki. parti Marksist-Leninist çizgiden sapmasın. Günay'a ne düşündüğünü sordum. sosyalizme ağyar olanlara teslim Rafet Ballı'nın 'Sosyalist Sol Konuşuyor' adlı kitabındaki Dursun Ka- rataş söyleşisini hatırlattım. "Sosyalizmin uygulayıcıları. nıfsız toplum yolunu şaşırmasın." lardı. kaçınılmazdı. "Sence neden Günay'cım?" Cevabı olduğundan neredeyse emin olduğum soruyu sordum. bürokratlaşıp hantallaşarak kitlelerle sosyalizmi ilerletmek için de. Nitekim. Yabancılarla yerlilerin. ülkeleri bürokratik yöneticilerin. "Birey sistemin merkezi olmaktan çıka- etmesi kaçınılmazdır. liberaller. bazılarının söylediği gi- bi.

rat dünyaya faaliyetinin nesnesi olarak bakar. bunlardan sonuncusu doğru!" diye ekledi. ayrıntıda farklıydı. Marx! Gerçekten de milyonlarca budalanın dilinde. kirlen- Marx için. '"Ölümsüzleşmek milyonlarca budalanın duda- "Talihsiz. genelleşmek. kirlenmek. soyutlamaktan. "On dokuzuncu yüzyıl kapitalizmi kişisel kapitalizmdi." dedi. yirminci yüz- "Ve bu bağlamda. cehennemin ta kendisi. Günay. yılda anonim oldu. yaların ve olayların baskısından kurtulmasıdır. ekonomi kurallarına uygun olarak yeni üretim teknolojileri geliştirmişlerdi. Marx.durumuydu. Kapitalist dünyanın öyküsü özde aynı. Marx'ın 'özgür insanı' Pek muhtemeldir ki. halkı ne severler." dedi. sayfa 243. Seçimle gelmiş hükümetleri de. çok şeye sahip olandan değil! Biyofiliktir. ne de ondan nefret ederler. 'insanca yaşam'. insanın eşgönlü zengin olanıdır. kitlelere el "Önceden dayatılmış bir hiyerarşinin hizmetkârı olan bürokrat için halk. Hazreti Muhammed'e küfreden bir Marksist ola- değerlendirmişler.'" Cemil Meriç’i hatırlıyordu. "Öyle. Ebediyet. "Bürokratlar. ya Muhammed'i bilmiyor. servet sahibi adam diye kendisi 'çok bir şey olan'dan bahseder.'" Yabancılaşmış siyasi par"Birileri Marx'ı yanlış okudu!" nesnelerden ibarettir. ya Marx'ı ya da hiçbirini. tiler de. Bin sekiz yüzlerde Avrupalı türdaşlarımız önlerine çıkan fırsatları . di! Savaş'ın o akşam diline pelesenk ettiği özgürlük. bakınız." maz! Varım diyorsa. sadece sosyo-ekonomik baskıdan kurtulmak değil. iş dünyasını da yöneten büolmaktan ibaretti. Die Frühschriften. Yabancılaşmanın en önemli göstergelerinden biri de bürokrasinin rokrasiydi ve bürokratların kitlelerle ilişkileri. yeni yöntemler." duraladı. ideologlar da öyle. Bu konuda en iyi tarif yine Marx'tan gelir: 'Bürok- ğında tebessümleşmek ve binlerce yıl anlaşılmadan tekrarlanmak.

hizmet üretimine. Günay. ünlü Model-T. yasa Anladığımı söyledim. artı değer tüketilecek yerde yeniden sisteme gömülür oldu. Batılı türdaşımız kendisini her bak. Her şeyin devleştiği bir dünyada durmak düşmek demek olduğundan. üretmeyi hedef edinmişti. "Pazar ekonomisinin kendisine özgü kuralları sermaye sahiplerini işlerini istemeseler de büyütmeye zorladı.mış. yapmıyordu." 'İnsanlar keşiflerinden gurur duyuyorlardı. bette kazanacaktı. temettüler ertelenir." Yastığının yerini değiştirdi. basının başarısının hidrojen bombasını zorunlu kılması gibi bir girdaptı bu. olacak. "Bu yüzyılın patolojisi de farklı "Üretim derken. ama sağladığını düşündüğü toplumsal fayda da bir o kadar haz veriyordu." dedi. gerçekten de orta direğin satın alabileceği bir otomobil. Henry Ford. müzik üretimine. Nihai ürünün toplumsal fayda sağlaması. politika üretimine kadar her türlü faaliyeti kastettiğimi anlıyorsun. Atom bominsanın yaptığı işten haz alması gibi kavramlar ortadan kalktı. Şaka mı yapıyor diye baktım. Doğayı kontrol altına al- "Üretenin ürettiğine yabancılaşması. üreteni yönetmeye başladı. Geçmiş zaman kullanıyor olması dikkatimi çekti. Akılcı olmaktan. Neo-liberalizm geliyor ya!" üretimine. nedenini sordum. . değil mi?" "Yirminci yüzyılda. "Yirminci yüz"Artık yirmi birinci yüzyıldayız. Para kazanmayacak mıydı? El- an daha daha daha da büyüğe zorlayan bir Büyük Makine'nin kulu oldu." diye tekrarladı. Üretenin ürettiğine yabancı olmadığı bir dönemdi on dokuzuncu yüzyıl. kendilerinden emin ve mutluydular. üretim 'elden çıktı'. Bu anlayış kayboldu. Mesela. yılın patolojisi buydu. imalattan. karanlık çağların hurafelerinden kurtulmuşlardı. Sihirli kelime büyümeydi. kendilerinden başka karar mercii tanımamaktan dolayı övünçlü." dedi.

Tersine." diyordu Günay. İlkel klanların. gelişmelerin nedenini kavrayamaz oluyor. öz gerçeklikleri. aynı TV’yi. çok hızlı değil. Büyük Makine deyiş yerinne'nin her an ikame edilebilir bir parçasına indirgenmiştir. Büyük Maki- büslere birlikte akan milyonlarca insan! Büyük Makine'nin öz uzmanlate. 'Farklı' olrıldı. Büyük Makine. 'ben. İnsanların kendilerine ait. birey. Bireyi bu defa da Büyük Makine yok etti! Birkaç yüz- yıl öncesinin feodal otoritesi gitti. biziz'i kayboldu. kendisini aşan bir hedefi olmayan bir düzenlemedir. kimseye derdini anlatamaz. " "Tabii. yerine 'kamuoyu ve pazar' denilen mak demek. açları doyurmak. otomobillere. tüketen ve gidişatı sorgulama"Sorgulamayan. teknoloji insanların emrine değil. sadece kendi gerçekliği ile temas kuracak. sadece kendi doğruları ile bütünleşebilecek. ehramlara taş yan yığın!" taşıyan yüz milyonlarca köle! Aynı gazeteleri okuyan. fabrikalara. her biri bütünün bir parçası olduğunun bilincinde." "Afrika totemleri gibi. insanlar teknolojinin hizmetine verilmiş. türdaşlarına iletebilecekleri gerçeklikleri soyutlaştıçekliğini görecek." "Şöyle düşün. ofislere. yoksulları kollamak filan gibi hedefleri yoktur. kendi durumu ile halleşebilecekti. Kimse.. kimse kimsenin dilinden anlamaz oldu. isimsiz otorite konuldu. Batılı türdaşımız bundan böyle sadece ve sadece kişisel ger- Olayların arkasında yatanı. birlikte üreten.. daha yaşanılır bir yer kılmak. efendim. oto- rının öngördükleri bir ritimde. insanların arkasından iş çevirir. dünyayı daha temiz. çünkü. Büyük Makine'nin insanları daha mutlu. deyse. toplum düşmanı olmak demek oldu. ama birlikizleyen." "Toptan yabancılaşma?" "Evet ve tabii birey yabancılaştıkça muhakeme kabiliyeti azalıyor. bir amacı.Şunu anlamalısın. çok yavaş değil. radyoyu "Sorgulamayan?" "Birlikte çalışan. . aynı filmi gören. metrolara.

insan onuruna. ahmaklar da akıllılar yüzyılı. bireysel vicdan yerini topluma uyma ve dışlanmama kaygısına bırakıyor. nu unutuyor. köylülükten kurtulmayı. pazar ahlâkı gereği kurunun yanında yaş da yanınca.Daha da kötüsü. herhangi bir şey oluyor. 'Benim yargım'. anlıyor musun? Kimsenin kimse- . Filozofları. vakarına. 'rasyonel' otoriteyi de "Mürşitler yok oldu. İlişkileri pazar yön- lendirdiği sürece. yegâne olduğukalmıyor. ama emredilmeye teşne. Şeylerin benliği yok çünkü! Şeyleşmiş insanların benliği yok!" dantal dediğim acısını gördüm. ama kendisinden beklenileni yerine getirmeye teşne. üniversitesinin dikte ettiği 'Orient' kavramının dışına çıkmayacakgötürmüştü. toplumsal makinede sürtünme yapmamaya teşne bir ka- kalsa. iyiliğine duyduğu güveni kaybeder. "Benim kararım'. "Batılı türdaşımız kendisini bağımsız ve öz- gür sanan. efendim. daha 'yüce'. Therese'deki rahibenin yüzünü gördüm yine! Transan"Onca gayretten sonra ne büyük bir düş kırıklığı!" dedim." inanan. 'Benim eylemim'. diyebileceği bir şey İçini çekti." lem geliştirilince. On altıncı "Ne yazık ki. gençleri biçimlendiriyor. O. Marx'ı. hiçbir otorite. parmağının izi gibi eşsiz. ilke ve vicdana kul olmadığına bütün kalbiyle rakter geliştirdi. şeyleşiyor!!! 'Benim düşüncem. ideologları da pazar ahlâkı yok etti. düşünüyordum. Ama." diye sürdürdü. Başını salladı. "Peygamberler zaten köhnemiş- lerdi. hususunda düşünmeye gerek yoktur. yeteneklerine. 'yukarıdakiler'den değil mi? Bir profesör. dünya savaşlarını da 'şeyleşti'. 17 devrimini. İrrasyonel otoriteden kurtulunmuş ama bu. aşağıdakiler de yukarıdakiler de. daha 'iyi' olmadığına dair bir söybirey. Profesör Sernea'yı hatırla. neyin doğru neyin yanlış. Türkiye'de yüz yıl da tır. İnsanoğlu." dedi Günay. neyin iyi neyin kötü olduğu den daha 'üstün'.

" dedi. 'Artık köle olmaktan korkmuyoruz ama robot olmaktan "Adlai Stevenson." "Robot olmanın karşı konulmaz cazibesi!" . kimse ile boğuşmuyoruz ama kendimize özgü inançlarımız yok. Peer Gynt patolojisidir. Oyun. İnsanın 'şey'e dönüştüğü bir durumda. Bu yüzyılda önemli olan tek şey kabul görmektir.' demişti.ların saçma olduğunu düşündüm. Hal böyle olunca birey. Mısır uygarlığı ile başlayan sistematikleştirme. kalabalıklara rahat- ça uyum sağlayan. çağın toplumsal karakterini numune kabul edip ona uyarlanmak gerektiği şeklinde ortaya çıkan mutabakata bağlıyordu. "onur". insanın üstün vasıfları. kendisini 'satışa çıkarır'! En çok beğeniyi hangi rolü ile toplayacaksa. alkışlanmaz olunca. hangi libasımla başarılıysam öyleyim'e kadar gelir. bir süre sonra iş artık. 'sandalye' düşünebiliyor musun? Bu kavramlar saçmalıklara indirgenip. "Yirminci yüzyıl Batılısının toplumsal karakteri. "'onurlu' ya da 'iyi' ya da 'hoşgörü sahibi' bir. bu yüzyılımızda son şeklini alır." dedi. o role soyunur. Peer Gynt. ("Televizyon dizilerinde seyircilerin gülmeleri gereken yerler bile dikte edilir. daha çok tüketmek isteyen. başarılı olma çabasında o kadar çeşitli rollere bürünür ki. bir 'robot'tur.") kolayca Stevenson'un dile getirdiği patoloji." "Stevenson?" etkilenen ve öngörülebilen biridir. tabii. kendimiz yokuz!' Nedenini de. 'Bireyler olarak somut bir otoriteye boyun eğmiyoruz. çağdaş insanda 'benlik' kaybını anlatır. 'benden nasıl hoşlanıyorsanız. Seslendirmede araya sokulan kahkahaları hatırla. mesela. kimliğini." Ibsen'in Peer Gynt adlı oyununu anımsadım. dan birisiydi. zevkleri standardize edilmiş. "vakar" gibi kavram"Elbette. birey giderek artan güçsüzlük duygusuna kapılır. "1950'lerin ABD başkan adayların- korkuyoruz. Haklısın. Günay. hangi rolü en çok alkış getirecekse. topluma uyarlanma. insanca kazanımlarını unutur.

sanlara ve kendilerine bakışlarını değiştirdi. anlıyor musun? Öbür taraftan. İnsanlar artık birisi için değil. zengin!. İşçi çıkaran birisi değil. çalışma. yirminci yüzyıldaki "Anlaşılmayacak bir şey değil. bir şey için çalışır oldular.başarılı. dünyayı yeniden biçıkar. bu dönüşümü. tabii. Çalışma ve eğlenme. rakamlanmış değilse. ilk dönem kapitalisti bir kalfa. Sorumluluk so- mü. iş bölüdır. insanın kendisini de biçimleyen bir faaliyet olmaktan Bu 'şey. iş. soyutlaştırır. çimlendirirken. Yabancı- . Soyutlama ve rakamlama olmadan kütle üretimi mümkün değildir tabii. diğer inlunun soyutlama yeteneği üzerine kurulmuştu ama. imalat sürecinin çok küçük bir parçası ile temasta- laşmış toplumlarda. robotlaşmayı içime sindiremiyordum. yapıcı ilişki geliştiremez olur. bilançolara gerek duymazdı. birkaç çırak ile "Önce kapitalistin kendisi. sonra da üretim soyutlaştı.' IBM. "Her şey soyutlama ve yürüttüğü işin maliyetini bilir.. iş ve kültür arasında uçurumlar oluşur. insanların şeylere. "Zeki. Ne ki. Amerikan feministlerinin ev kadınlarının mesailerine ekonomik aktivitenin temel uğraş olduğu Batı toplumunda rakamlama ve soyutlama üretimi. ama ne ki. bir 'şey'dir. ekonomi dünyasını aştı. güçlü. Çalış- Üretimin bütünüyle bağdaşamaz. Örneğin. İşçi. insanoğ"Ne yazık ki. Felsefe ve bilim. sabahtan akşama tekbir makinenin kolunu indirmektedir. Bak. rakamlamayla başladı. insanlık tarihi kadar eskiydi. yirminci yüzyılda büyümeye zorlanan iş bilanço üzerine yapılanır. parasal değer biçilmesini istemelerinin ardında da bu yatar. sevimli." dedi Günay." duraksadı. Onsuz yapamaz! Emek. yaratıcı bir faaliyet. yutlaşır. Netaş ya da devlet bilmemne kuruluşudur. yabancılaşmanın da temel öğesi oldu!" dedi. 'Soyutlama'. Günay. "Öyle değil' mi?" "Bunu açıklayacaksın tabii!" "Eeeeh! Şafak Özden olmayı kim istemez?" dedi Günay. karmaşık muhasebe sistemlerine. üretimi de uzmanlaşma." emek sayılmaz. Oysa. Açıklayacaktı ve ben anlayacaktım.

' Odunlarını gerisin geri- bilir. Mareşal Von Moltke'nin hatıralarında vardı. Anadolu'da. Ya Sovyetler ‘deki gibi bir görev ya da ABD'deki gibi bir tutkudur!" "Weber buna çilecilik. Bu noktada insanoğlunu kendisini yok etmekten ne dini inançları. hiçbir şey yapmamayı. 'Aşağıda insanlar soğuktan titreşirlerken. Öte yandan." lanması olduğunu söyledi." Çok da hoş bir hikâye anlattı. yürümeye devam eder. ne ideolojisi kurtarabilir. Ankara civarında bir yerde. ne vicdaSatın alınan şeyin. Para varsa. Yabancılaşmış. satmaya götürdüğünü söyler. hiçbir şekilde doyum vermeyen çalışma iki tepki ile sonuçlanıyor. kestiği odunları aşağıdaki köye." diye hatırlattım. mutluluk veren bir uğraş değildir. Alın paranızı geri. Ha- line acırlar. zahitlik der. "Evet. yükünü Adam. Adam. Üretimden amaçlanan tüketime sahip çıkmanın bildiğim en iyi örneğidir bu hikâye. yapımında gönül rahatlığı ile yer alabilecek kadar boş verici kılar.ma artık doyum veren. den kurtarmayı teklif ederler. otomobille seyahat ederlerken. ona o parayı vermeyi. önce kabul eder. para da verseniz. işe ve onunla ilgili her şeye ve herkese karşı geliştirilen. tipi altında bir çuval odun taşıyan bir ihtiyara rastlarlar. İkincisi ise. ("Tıpkı Çırpıcı Mahallesi'nde tek bir elektronik sazla doldurulan adi müzikle uzak yakın ilişkisi olmayan birisi. kaça satmayı plânlıyorduysa." Tüketimde 'yabancılaştırma' işlevini para üstlenmişti.' der. tam anlamıyla tembelliği idealize etmek. 'Yok. oluyor. hemen sonra kendisine gelir. kökleri derinde ve bir o kadar da bilinçsiz bir düşmanlık! Her iki ruh hali de bir yandan verimsizlik demektir. Parayı alır. ben bu odunları buraya üç misli ye toplar. milyonlarca liralık bir set ala- . bırakamam. İlki. karıncayı incitmekten korkan bir adamı dünyanın sonunu getirecek silahın nı. yani üretimin nihai amacına yabancılaşılabilir mi? O da "Sanıyorum. Nereye gittiğini sorarlar. kullanılan şey olmaktan halinin tüketimin soyut"Tüketime. yükünkarın ortasına bırakır. Ama.

o alanda eğitilmiş olmanız gerekir. sevgiyi ancak sevgiyle. Sanattan keyif almak istiyorsanız. Britannica'ya. "Para. sırf toplumsal bilançosunun aktifine girsin diye talip olabilirdi. ahmaklığı akıla. Örneğin. ayıbı erdeme. satın alınan bir otomobil. mesela. Bu. ilerlemelerine yardımcı olacak etkileyiciliğiniz olması lazım. her an elden çıkarılabilir. göreceksiniz ki. Mercedes'ten aşağı inmez olur. her türlü değil.'" sonra da takas değeri olarak kalmaya devam etmesidir. On dokuz yaşında bir çocuk. Bir o kadar rüküşlük demektir. Bu. insana insan olarak bakıp. İnsanca tüketim ortadan kalkar. inancı ancak inançla takas edebilirsiniz." diyordu) gazete olsun okumayan birisi. "Satın alınan şeyin niteliği." ze ait olan hayatınızın arzuladığınız nesneyle çakıştığının kesin bir ifade- . 'Para. alanın gayreti ile artık niteliksel olarak da orantılı değildir. köleyi efendiye. sizin sahici. efendiyi köleye. Oysa. Çünkü. adeta tuzluk gibi kullanılmaları demektir. obuayı fagottan ayıramayanların tüketmesi demektir. kendinisi olmalı. Bu. emeğin somut ödülü olarak hiçbir anlamı yoktur. İnsanları etkilemek istiyorsanız. 'Yiğitlik' satın alan korkak yi- onları gerçekten canlandıracak. İstanbul Festivali'ni konservatuvar öğrencilerinin kötüsü. bilgeyi cahile dönüştürür. sosyetenin düz yolda cip kullanma merakı demektir. bir yandan insanın sahici. dünya ile ilişkisinin insani olduğunu varsaydığınızda. Doğa ve insanlarla ilişkileriniz. satın alınan şeylerin gözümüzdeki değerinin satın alındıktan başka. Marx'ın dediği güçlere dönüştürür. aslı olmayan. milyonlarca liralık bilgisayarların. hayali güçlerini gerçek Marx'tan bir alıntı daha yaptı. Bu. kapasitelerinin çok altında. doğal güçlerini sözde güçlere dönüştürdüğü için etkisizleştirirken. ğit olur.kaseti çalmak için satın alınan Pioneer teypler gibi. sadakati ayıba. takas değerinden gibi.

Şinto papazKalktı oturdu. hastanenin. karısından koparılmayan koca mı kaldı?" ları. Tibet lamaları. ne zaman bitecek bütün bunlar? Kızarmayan yaprak. Bakışları yumuşadı. Söyledikçe dinginleşti. neo-Hitler'in kucağına oturacaklar!" söylemeye başladı. aklımı başıma toplamaya çalıştığımı. kalktı oturdu. Buhariler.yeniden okumalı. hepsini aynı anda hatırlattı! Ortak bir ağıt yakıyorGünay Rodoplu türkü söylüyordu! "Ata ruhu! Ata ruhu! Yardım et! biydi! Ateşten bir kümeye dönüşüp yorganını yaksa şaşırmayacağımı mediklerini hatırlıyorum! Yatağın. o çok uzaktaki mavi gökyüzü! Söyle. hafif hafif sallanıyordu. "Hatta. kendi tanrılarımı.. bilim ilahlarımı. Budist rahipleri. o daha önce bahsettiğim dört bin yıllık Çin şiirini üzerinde! Ve biz! Kralın ezeli çilekeşleri. Pencereye yürüdü. Yahudi hahamları. Sonra. Stalin'den kaçalım derken. henüz ne darımızı ne pirincimizi ekebildik! Anam babam ne yiyecekler? Sen. Marx'ı yeniden okumalı!" diyordu. Nişantaşı'nın. Sovyetler "Nasıl da özgür bu yabankazları! Nasıl da dinleniyorlar Yu dalları Mevlânalar. Olmadı. Aksi halde. Durdu. Katolik kardinalleri. yardıma çağırdığımı ama gel- . İstanbul'un içine sığmayacak gi- fark ettim! İliklerime kadar ürperdiğimi. kındı. Hepsini. birden. lardı.. Günay. ba- "Türkler. Haklı olduğumu biliyorum!" Gözleri kapalı.

. bilmiyorum..VII "Ne zaman fark ettim. bir çaresizmişçesine iki yana açtı. düşündükçe bir başka meselenin daha farkına vardım. Ama. Oradaki erkek dayanışması ne tuhaf bir şeydir... o gece idrak ettim. genç çocuklar .. Geneleve götürdüğü arkadaşının siftahını bekleyen bir delikanlıyı anımsatan bir şey vardı. ilahiler kirlenmişti. hatırlasana! beni hep birlikte düzerler sanki. bir anakronizme. En az beş yüz yaşında bir hilkat garibesine.. burada kirlenmişti!. Söylediğimiz türküler kirlenmişti. Kadını. "Belki de hep biliyordum! Hep biliyordum da. Kapıda bekleyen içerdekinin hazzına bir biçimde ortaktır. yabancıya âşık olduğumu fark ettim. teşhir edilmişlik duygusu uyandıran bir şey vardı. Ah! Ne bileyim!" diyerek ellerini Sedat'ın kapımın önünde koca gece ağabeysini beklemiş olmasında beni inciten.. Ne zaman fark ettim? Ama fark ettim.

Sonra düşündükçe. 'Ben iyi bir işadamıyım. SHP'yi küçümsüyordu ama üye olmuştu. iyi bir işadamıyım. Onu da hatırladım. Şafak'ın da dediği gibi. iyi bir onu anlamaya çalıştım. Kafamda bir şey- . Şafak politika yapabilsin diye çalışıyordu.. " "Estağfurullah!" dükkânındaki imza gününden bu yana Sedat'ta gözlediklerimi düşündüm. ağabeysinin pezevenkliğini yapıyordu!. Ailesi için! bir işte. ne de içselleş- neden olan. Önler aydınlanmaya başladı. Evlenip de bir ev açacağı zaman buzdola- celeri önemsemediğim bir sürü ayrıntı art arda eklendi. ağabeysinin aldığı bının alınması için bile Şafak'ın onayı gerekmişti. Sonra aklıma beni evine götürdüğü gece. beysine sunduğu hizmetlerden sadece bir tanesi olduğunu görmeye başladım. Ağabeysi için! Dev-Genç militanıydı. Sedat'ın kişiliği üzerinde yoğunlaşmama "Evet! Şiran'ın 'ağa' babası gibi..Şafak beni sahiden benimsemiş olsaydı.. akrabadan bir kızla nikâhlanorganizatör olduğum için. sekiz yıldır bölüşme hesabı yapmadık.. Ailesine 'babalık' yapmaktan bahsediyordu eşyayı kullandığını biliyordum. onun o geceki onursuz nöbeti oldu. aileme babalık yapabildiğimden. kardeşini yukarı davet ederdi diye düşünüyordum. Ağabeysi için! Şafak’ın kurduğu mıştı. Ağabeysi için! Bir kızla beraber olmuş ama onu ortada bırakmış. anti-Baykalcı delegeleri dövdüğünü söylemişti. birlikte çalıştığım kardeşlerime iyi bir babalık Şafak'ın bir seçim nutkunu hatırladım. Sekiz yıldır birlikte ticaret yapıyoruz." "Şiran'ın babası gibi. Sedat'ın öteki odada büyük bir fütursuzlukla uyuduğu geldi.. böyle bir konumu kendisine nasıl yediriyordu. Korkunç bir sonuca vardım: Yirmi dokuz yaşında olmasına karşın "Yok. Sedat'ın benim Şafak'a aldığım ceketi giydiğini. Sonra. 'fedai'siydi. Aynı şeyi yaşıyordum. Sedat 'koç'uydu.. Duran Kuran'ın tek bir kadın tanımamış Sedat. o öyle! Öyle de. pezevenkliğin Sedat'ın ağa- yapabildiğimden. ağabeysinin. " tirmişti.' diyordu. Kadıncık'ı ne kovmuş. Son delege seçimlerinde yüz tane gürgen sopa kestirdiğini.

neden teyzekızımı düzüyorum?' 'Ben kimim. bu sopalarla kimi. Ne Sedat. Alevilerden neden nefret ediyorum?' 'Ben kimim. Evet. 'Ben kimim. 'Baba' Şafak!" madılar. onun için adam dövmesi. bu karının kapısında ne arıyorum?' 'Ben kimim. değil mi?" "'Ben.. neden dövüyorum?' 'Ben kimim. Düşündükçe. ne de Şener 'Ben kimim?' sorusunu asla sorşamak için ağabeylerine kapı-kulluğu etmekten başka olanakları yoktu! rupası. Aynı şeyler.Şafak. on altıncı yüzyıl Av"Evet. kocaman delikanlının benim kapımda beklemesi. kimseye karşı nesBaykal'ın resmini neden başucuma asıyorum?' Bu soruların sorulabilme- . 'İyi babalık' söylemi. kapı lord' söylemiydi. 'kimse gerçek emeğinin gerçek hakkını almadı'. 'cömert lardı! Tabii kul olacaklar. onlar da. karşılığında da sadakat talep ediyordu. değil BMW sahibi olmak. sun?" "On altıncı yüzyıl Avrupası! Onu demek istiyorsun. alkolden yürüyemez hale gelen ağabeysini taşıması. parayı manipüle ediyor.. halk otobüsüne binmekte zorlanırlardı." "Emeklerinin değerini pazar ekonomisi biçmedi!" "Evet. Kapı kulluğunun icaplarına gelince. gerçek nitelikleri ile değerlendirilmedi demek olduğunun ayrımına vardım. ötekileri besliyor. Yeteneklerini. Anlıyor musun? Bireysellik gelişmeyince de. Emeklerini özgür iradeleri ile pazarlasalar 'Lord' Şafak'ın onlara tahsis ettiğinin dörtte birini alamazkulluğunu bir nişan gibi benimseyeceklerdi. benlik asla oluşmadı. Sıfat yanlış mıydı? Hayır... Delikanlıların yaAnlıyor musun? Birisi. Lord Şafak. yani Şafak. ussal donanımlarını serbest pazarda değerlendirmeye kalksalar. si için gerekli kimlik bilinci. Evet. Şener için de geçerliydi tabii. feodal düzenin devamını tabii isteyecekler. başta ağabeyleri olmak üzere. nutkundaki 'bölüşme hesabı yapmadık' bildirisinin küçüklü büyüklü Özdenlerin kölelik fermanı olduğunun. biziz!' diyen Özdenler!" gerekirse hapse girmesi demek olabilecekti! Tabloyu görebiliyor mu"Beş yüz yaşındaki sevdiğimin bir yüzü!.

. Zina ilişkisi son bulmadıkça. doyurmak ve korumakla yükümlüydü.nel. Türkiye'de. yani Partililer. Onun dışında her şey karanlıktı ve ne benim. üretime. Burada bir çıkma yapayım. tabii. ' diye başladığı cümlelerini.. Yetenekleri ve yeterlilikleri ne olursa olsun. Klan mensubunun karnı doyuru- . Çayırtepe'nin çoğunlukla DYP'li. aileleriydi. öncelik veremezsin! nunun gelmemesinin nedeni de budur. lar içeren bir dayanışmadır ya feodal sömürü. klan mensupları korunacak. yok imar durumu. Şimdi. birtakım göreneksel kısıtlama- "Onu söylüyorum ya! Sivaslılar Sivaslılara. sonra da genişletilmiş klanları. aileden birisini alacaksın!" Anlıyordum. yani Gümüşhaneliler! Nitekim. 'Varsın kötü olsun. Türkiye'de hep böyledir!" olduk!' diyeceklerdir. kollanacaklardır. 'Biz belediye başkanı ride olsa. Bir tür zina ilişkisi. yok kömür deposu kuracak belediye arsası talep edeceklerdir. işe göre adam değil. ANAP'lı Gümüşhanelileri oylarını 'bizim çocuğumuz' dedikleri Şafak'a verdiler. ona iş icat edilecektir. 'Belediye başkanı biziz'e çevirdi. belediye başkanıyken Çayırtepe'nin rantı ile ödüllendirecektir. Şafak da onları sömürür. muhakemeye dayalı bir yargı geliştirmeleri elbette mümdenlerin evrenlerinin merkezi kendi 'klan’ları. Şafak tebaasının sadakatini işadamıyken dükkânının kârı." "Bu. işe. ne de başkalarının onlardan bağımsız ola- kün değildi! Hayatı sorgulamaları mümkün değildi! Anlıyor musun? Özrak var olduğumuzu düşünemezlerdi! Bir 'lord' olarak. anlıyor musun? Koynuna alacaksan. Aleviler Alevilere oy verir. onları asgagenişlettiğinde göreceksin ki. efendim. 'Biz belediye başkanı olunca. adama göre iş aranıyor yakınmalarının solacak. bir sonraki aşamada. Ve aynen öyle oldu! Sedat.' işler. Onlar Şafak'ı. Onlar da yok iş. "Son tahlilde karşılıklı sorumluluklar. Şafak'ın köylüle- rinden hizmet talep etmesi Tanrısal hakkıydı. bu anlayışı 'Biz' kim? 'Biz' öncelikle Özdenler. Buna karşılık. efendim. bizden olsun.

Sedat'ın konumunun senin ya da benim olduğu için 2100 yılında bulmamızdan farkı yoktur! Yeni koşullara biz de kendimizi birdenbire 2400 yılında. kendisine ilişkin kararları kendisinin re. Bak. On altıncı yüzyıl değerlerine boyun eğmeleri tek bir şeyle açıklanabilir. Sahip- Öte yandan. kendisini oluşturan feodal âdetle- almaz. sonra 'o' diyecek! Sonra da kendisinin dışındakilere tabii. amcasına onları dünyanın merkezi bilip yücelterek. ne koynuna aldığı kadında! Daha da kötüsü. Sedat sevmeyi becerebilecek olsa. onca yıllık yengesine rağmen be'yoğunlaşacak!' Dayanışma. kendimizi ortadan kaldıracaktık. 'Bu adam benim kapımda beklerken. hiçbir durumda 'benim!' diyebileceği. Bu bağlılık süt çocuğunun meme bağımlılığı gibi yaşamsal bir bağlılıktı. Başta kendisine el'di Sedat. gelişme çok daha hızlı başka seçeneğimiz olamazdı! Ve unutma.' Ya bilincimizi körleştirecek. Düşünsene. Özdenler. kendimizden 'gayri' birileri olacak ya da ben bu oyunu oybir karar verememişti delikanlı. neden hiç cephe veremediğinin farkında olmadığı gibi. Hayatta kalmak için bir safradır. kendisine özgü ancak o düzenin 'kölesi' olarak uyarlanabilirdik. 'tehlikeye düşen vücut için. yemeğini pişiren o kadına hiç sevgi beslemez mi?' diye aptalca sorular soruyordum kendime! 'Sevgi' elbette söz konuyecek. yan odada yatarken. nim kapımda bekler miydi? Sedat sevmeyi becerebilecek olsa Diana’nın meyi 'unutur' muydu? Sedat sevmeyi becerebilecek olsa.yirminci yüzyılda yaşamaktadırlar. hiç yengesini düşünmez mi. önüne gelen su olmazdı! 'Ben bilinci' gelişmeden. Ne tuttuğu işte. saygı geliştirecek! Olacak iş değildi. ağabeysine. " "Yabancılaşmış olmaları! Mı?" "Elbette benim yaşadığım yüzyıldan 'gayri' bir yerlerdeydiler. on altıncı yüzyılın değerleriyle ama lendiğim tarihe ağyardılar. unutma ki. Külçe gibi. sonra 'sen'.. 'sevgi' gelişemez ki! Önce 'ben' di- telefonda ciyak ciyak 'Günay ölüyor!' diye bağırdığını ağabeysine söyle- . gömleğini yıkayan. de ki. Öte yandan. şuur namıyorum deyip.. ben. ne politikada. ya da. hatta taparcasına bağlıydı. leş gibi yaşamak da yaşamaktır. özen.

sormadım. " Kollarını kavuşturdu. Ben ona yirminci yüzyılın normlarını tercüme edecektim. asırlardır sistemin merkezinden uzak tutulmuş sınıfı adına. Şafak'la -tırnak içindeki 'Şafak'la!diye umuyordum. . isteyerek unuttum. 'Türk insanı' diye ortak bir inanmak istiyordum ki.. cezaevi.. Niye bu kadar geciktiğimi düşününce şunu anlıyorum. Boğaz vapurlarında birinci mevki denen ayrıcalıklı konumları da. Karşı çıkanlara. Muhteşem bir tarihi mirası kendi sınıfı adına. Türkiye rına Antwerp tepelerinden başkaldıran mobilite! Kalıpların kırılması gerektiğine de bütün kalbimle inanıyordum. acı acı. Köhne kalıpları kıran. erguvanlı dum. paydamız olduğuna ciddi ciddi inanıyordum! Öyle inanıyordum ki ya da "'Ben' bilincini kazanmanın da yeterli olmadığını. Çünkü.. Ben bu sedum. İstanilk kez homojenleşiyordu.. İstanbul'da. Ankara'dan dönüşümüzde sana ele ele verirsek. İstanbul gibi 2500 yıllık bir şehirde belediye başkanlığına uzanan serüveni. esas meselenin bu 'ben'in kendi dışındaki dünyayla hangi yöntemle bütünleştiği meselesi olduğunu unuttum!" diye söylendi. müthiş etkileyirüvende on dokuzuncu yüzyıl Avrupa'sının sosyal mobilitesini görüyorciydi. devralıyordu sanki. egemen sınıflara. Ne kadar umutlandığımı biliyorsun. yoksul bir öğretmen çocuğu olarak başlayıp. demokratlaşıyordu! Efendim. Türkiye'de misli görülmemiş bir hareketi başlatabiliriz köşklerdeki aşk maceralarına duyulan nostaljiyi de hastalıklı buluyoranlattıklarımı hatırla. işkence fasıllarını da düşününce.yere ağabeysinin imzasını atar. Şafak Özden'in Gümüşhane'den. o bu normları insanımıza anlatacaktı!. kooperatif defterlerini Şafak'ı hapiste süründürecek şekilde darmadağın eder miydi?" de anlatacaktı diye düşündüm. eski bilgilerimi bilerek. Gerçekten de. O noktada hangi defterlerden bahsettiğini bilmiyordum ama herhal"Şafak'ın. işte. bir kere.. başını önüne eğdi. Sedat'ın biraz daha gelişmiş türü olduğunu çok sonra kav- radım. düzenin öz uzman aydınlabul’u lahmacuncular sardı filan diyenlere düşman kesiliyordum.

daha baştan. Duran Kumerkezine koymak kavgası olduğuna inandım! Ve aklımca. bu insanlara neden ideoloji arkadaşları . vs. 'aile' denilen puta taptığının farkında dedeğil de klanları arka çıktı diye sormalıydım! Bu soruyu sorsaydım. CHP'nin İl Gençlik Kolu başkan adayıydı. Halis Özden'ide! Şafak'ın Kelkit suyunun Adamcağız oğlunun ne devrimciliğine. Onur Oflu. Şafak Özden. kurucu sekreterliğini yaptı. Erol Çiçek'in onun yanına bile uğramadığını söylerdi.. Erol Çiçek. Oysa. bu kavgayı Ve ben bütün bu kavganın. gençlik kolu yönetim kurulu üyeliği. insan'ı olması gereken yere. sopa ne istersen vardı. öte yanda devrimci fraksiyonlar. Şiran'ın babasını da tanımıştım. o şartlar altında bir halkevi kurdu. Ve o 1 Mayıs Mahallesi. En çok ihtiyacı olduğu sırada. sistemin tam "Dört ortaktılar.gayri!' Öyle diyorlardı. vs. Ne ailesini makarna ve gazyağı kokan balıklarla beslerken. ran İl Yönetim Kurulu üyesiydi. Allah'a değil. 'devlet' denilen. Bir tarafta Ülkücüler. Neyse! girilmiyordu. Bu lesi baktı.. Ona bakan. Ve her şeyi paylaşırlardı. ne içkisine. öğrencilerin sırtlarında taşıdıkları sekreterliği yaptı. 12 Eylül'de tutuklanan. Ama. 'yârin gül yanağından entelektüel donanımımla destekleyecek. işkence gören o olmuş- tu. o da boyun eğmekten başka çare bulamadı. Şafak bana 12 Eylül sonrasını anlattığı zaman aymam gerekirdi. ğildi! yani İslâm ritüeline attı! En dindar olduğunu sandığı zaman bile aslında. ne de daha sonra. türdaşlarımızın tarihsel deneyimini aktararak. daha o zaman. tıpkı Sedat gibi. Bildiğin gibi sonunda kendisini camiye. olabilirliklerin olamazlıklardan ayıklanmasına yardım edecektim. Suat'a da aibaşında efendi efendi otururken devlete satılmış babasını tanımıştım. 70-80 döneminde Çayırtepe'de ciddi kavga vermişlerdi. arka çıkan yine kendi klanıydı.. ne 'işadamı' kimliğine. Kurtarılmış bölgeler vardı. ne çapkınlığına anlam verememişti.. üniversiteden atılan öğretim üyelerine de aileleri baktı! Ben durum Şafak'a özgü bir şey de değildi. Silah. 1 Mayıs Mahallesi'ne taşlarla inşa edilmişti. özde Eğer o zaman. Ali'ye de ailesi baktı.

on altıncı yüzyıl Avrupa köylüsü zihniyetiyle değil solcu. on sekiz. örgüte. 'SHP'nin neferi!' Sorun da bu zaten! Herkes . SHP'ye. re. eşi. çocukları. Nerede atladım. tahakküm ve itaat ilişkisiydi! Anlıyor vuşmak isteyen insanın öyküsü. Deniz Baykal'ın. Deniz de yanlış yaptı! Biz yanlış yaptıysak çok mu?' diyebildi. hükmedebileceği herkese hükmetme gayreti içindeydi. feodal düzeni tersmayı seçtiği ilişki bütünleşme değil. bırakalım da biraz da bunlar yönetsinler diyorEvet. onun içindeki bir hizbe sığınırken. biliyor musun? Şafak'ı çok sağlıklı. diğer insanlarla kurmusun? Klan bağlarını kopartmış..' dedirten parçasıydı. ne Şafak'ın. Senin benim olmadı- aydınlar bu hale getirdi. yirmi! Hepsini bir arada yaşıyordu! ta ailesi.. değil demokrat. tabii. Deniz Baykal da. on dokuz.. çok gerçekçi buluyordum. birey bile olunamadığını anlardım! Klanlarını bir yana itip. siyasi ve ekonomik özgürlüğüne ka"On yedi. ğımız kadar gerçekçi ve sağlıklı. hatta babasından farklı olarak klanından baş vermiş. Sedat ve Şener’den. ne de diğerlerinin uğruna ölmeyi göze aldıklarını söyledikleri solcu kimliklerini muhakeme edilmiş ve somut bir seçim olarak benimseyemeyeceklerini anlardım. dizleri titreyen bir endüstrinin sömürülen emekçileri kimliğini nereden ve nasıl sahipleneceklerdi? Az daha düşünseydim.. kardeşleri. biliyorsun. Şafak'ın güçlü bir benlik duygusu vardı. O kadar ki. bu devleti altmış yılda dum. öte yandan da baş- Bir yandan kendisinden daha büyük olduğunu düşündüğü bir şeyle- Ama. bir gün bir konuda yanlış yaptığını söylediğim zaman 'Aman bir şeyin neferi olmaya öyle teşne ki bu ülkede!" "Yeni putlar?" gülüm.' ya da 'Mustafa Özyürek'in neferiyim. Hatta. " "On yedinci yüzyıl?" yüz ederek ailesine babalık etmişti ama dünya ile. Kişiliğinin itaatkâr parçası ona gururla 'Ben.

Tıpkı delegeler gibi. 'altındakiler'e nefes aldırmayan tahakküm. tabii. kardeşleri. Şafak başrol aktörüydü. on dokuzuncu yüzyılın zulüm kav- Yeni putlar. Şafak'ın 'Kardeşlerimi oğullarımdan daha çok seviyorum. hatta çocukları! Çocukları alkışlayıcı olarak onun amaçladığı rolü oynamasını sağlıyorduk! Sabahladiyorum. kimimiz art-direktör.özgürlükten kaçış. onun amaçlarını gerçekleştirebilmesi için hizmet etmesi demek olduğunu anladığın anda tablo önüne seriliveriyor. Aynı konumda.' diye gözlerinin yaşarması da buydu. ne olacağı belli mi? Bunların belli ama! Bir dediğimi iki etmiyorlar. kimimiz ra kadar onu bekleyen karısı. sorumluluk üstlenecek. Öte yandan. ÇaBu yüzyılın 'kullanılma' kavramı. dünyevi işlevine layık oldukları sürece 'sevgi' besler. ben. Oğlu değil de kızı olacak diye ödünün koptuğunu biliyor musun? Seçmenler de bizler gibiydi. Ama. çünkü 'çocuk sevgisi' söylemi de koşulsuz değil. Onun için bir bakışta teşhis edilmiyor. Oğlanlar büyüyeKızla zina ilişkisi kurulamıyor. amaçlarımız da çakışmıyormuş! Bir sahne kurmuştuk. Bir süre sonra Şafak'a baktığımda hepimizin ama hepimizin onun amaçlarına hizmet ettiğimizi gördüm! Şimdi baktığımda görüyorum ki. kötüye göz yumduran tapınma. Şafak türü. kocaya gidiyor ya kız! lan. yanlışa. 'kullandıkları' vardır.' deramı değil tabii. Muhakeme yeteneğinin. Şafak. kimimiz ışıkçı. gerçeklik duygusunun kaybı. 'Çocukların mesi de buydu. Benimle olan ilişkisi de buydu. karısına. Sonradan başkan yardımcısı oldu sanı- Bir zaman hatırlıyorum. hizmet verecek nesnelerdir. ben. Bir nedenle Sarıyer'de bir öğlen yemeği ye- . yırtepeliler de Şafak'ın kişisel amaçlarını gerçekleştirmek üzere kullanı- miştik. manipüle edilen rakamlardan ibarettiler. bir de Şafak'ın Ankara'ya. cek. Şafak'a itaat edecek. Filistin intifadası anma gününe getirdiği astsubay emeklisi. sığınma. maddi manevi mirasına. 'kullanılmak' kavramının bir insanın diğerine. oğullara. kardeşlerine. Bu patolojiye yakalanmış insanların 'sevdikleri' değil. bizler de. Bir yandan. koçlarım benim. kendi beklentilerine uygun bir oğula.

. deniz kenarında küçük bir balık lokantası. İngiliz işgal kuvvetleri albayının Hintlileri sevmesi beklentisi onaylayacağı bir performans göstermek ve daha iyi bir yere tayin olmaktı. bakanlık beğenmeyen milletvekillerini hatırlattı!" diye Beklemediğim bir şey oldu. orada. el hahıçkırdı. burayı tüketmeliydi. vardır.. adam bunu böyle dedi ya. değil mi? Hayır. Astsubay eskisi denize baktı. o yolda etkili olmak için.. burada kalacak kadar yete- beklenti. bu bana. 'Sen de başkan adayı olmak için bula bula Çayırtepe'yi buldun.' deyi- Sanki tayini zengin Singapur'a değil de. nım?' verdi. sakinleştirmek için ayağa kalktım. Aslında kalkar be canım? İnsanları sevdiği için. geçecekse hıçkıra ağlıyordu! Ona gitmek. ettiği Çayırtepe'den kurtarmaya çalışırken. Günay Habir İngiliz sömürge valisiydi Şafak Özden! Çayırtepe yoksuldu. anlıyor musun? Çayırtepe. Şafak. öyle degördüm! 'O günler de gelir. güneşli bir gündü. bir büyük ziyafet sofrasıydı. niye belediye başkanı olmaya ğildi. insanları neden sevsindi ki? Böylesi bir gibi bir saçmalıktı. Güzel. ben Şafak'ın tersleyeceğini sandım! Öyle ya. Şafak ve ben gözlerindeki o garip pırıltıyı Çayırtepelilerden nefret ettiğini de o dönemde fark ettim. Birden ağlamaya başladı Günay. asla amaç değil!. Urcan'a gelmeden. budala. İstemiyordu. yoksul Afganistan'a çıkmış du. anlıyor musun? İşi orada patronlarının vuşması için bir araçtı. insan niye politikacı olur. Ve bu bana. onları mutlu kılacak siyasi karar".' dedi. canım. Şafak'ın kendisi için öngördüğü hayata ka- . "Yine de. O kendisini nefret neksiz.rım. çamurluybu sofranın başına geçmeli.. İşi bu değildi. baktı. " reketiyle durdurdu. Hıçkıra düşündüğüm zaman anlaşılmayacak bir şey de değildi. Sarıyer. buraya başkan olacaksın? Değil mi. cahildi! Oysa. ları almak için..bu bana. artık ne dersen. 'Başkan oldun mu.

inandırıcı olmadığını düşündüğümü söylemekle yetindim. Çayırtepe'de dinleniyorum ben. çocuklarımın yarını Çayırtepe'de. Hatırlıyorum. Bağdat Caddesi daha temizdi. 'Çayırtepe' levhasını görünce içim hopluyor. Ben. Çayırtepe'ye geldim. Gümüşhane'ye gittim. Sınav pe'den alıyorum. 1 Mayıs Mahalle- si'nden söz ediyordu. Ama. Bir 'Nesini seveyim? Canları cehenneme. Çocuklarımın mezarları Çayırtepe'de. tepe'ye her girişimde bunu düşünüyorum. Babam Çayırtepe'de. kendilerine el'diler! Kendilerine yabancıydılar! Kendilerine duydukları muhabbet soğumuştu. Çayırtepe'de evlendim. on dokuz yaşımda sevgilimi beklerken de öyleydim. hele de Çayırtepeliler. Tatil yapacağım zaman gelip yorlardı ki! Hepsi birer müstakbel Şafak Özden'di çünkü! Anlıyor musun? kendileri Bağdat Caddesi'ni ya da Levent'i tüketebilecek aşamaya gelen kendileriydi. Çırpıcı'da. üç Çayırtepe'de yapıyorum. dostlarım Çayırtepe'de. Çayırtepe'de kavga ettim. Gümüşhaneliyim. Çayırbir yaşam düşünemiyorum. Ertesi gün bir demeç verdi. Çayırtepe'yi yaşanacak bir yer haline getirmek gayret isti- . Koştum. Çayırtepe'de âşık oldum. nasıl bulduğumu sorduğunda. sevgisizliğini saklaması daha güçleşti. 'Sevebilecekleri' Öte yandan. Siyasi olarak güçlendikçe. Nefes alıyorum. 'Ben Çayırtepe'de gözümü açtım. Çayırte- gün durdum. Çünkü Levent daha yeşillikti. Çocuğum Çayırtepe'de doğdu. Çayırtepe'de top oynadım. Tıraş olacaksam. ilk arkadaşlarım. Çayırtepe'de işkence gördüm. ben! Şimdi. Anam Çayırtepe'de. pe'siz bir dünya kuramam ki! Kuramıyorum ki! Ben Çayırtepe'nin giriBenim yarınım Çayırtepe'de.gün uyardım. artık anlıyorum. Çayırtepe'siz sonuçlarını almaya. Nasıl kendimi Çayırtepe'den soyutlayayım? Yani.' deyiverdi. Çayırtepe'de oluyorum. diploma almaya gittiğimde de öyleydim. Çayırtepe'de okudum. Kimse. Çayırteşinde.' Ne büyük yalandı! Ve biliyor musun. Şafak'ın Çayırtepe'yi sevmesini istemi- Hepsi kendilerine ağyardılar. bir başka dünya kurmam mümkün değil. Bir kazak alacaksam. hemen aydı.

daha fazla vereceGümüşhane dağlarından yarım pabuç inen Şafak'ın ekonomik ve de ğiz. Biz holdingci değiliz. ölü-seviciliğine yumuşak iniş yaptılar! Biz. Bizde böyle bir süreç de yaşanmadı. Avrupalı türdaşlarımız bugünkü nekrofilik kişiliklerini beş Çayırtepeli olmak. daha fazla fedakârlık. yaratmak yeteneği istiyordu.. tek bir bilmem kim önemli yüz yılda geliştirdiler. üniversiteyle sevgi ilişkisi geliştirmek. sokakları temizlemeye gücü vardır. Kişinin gücünün ve gücün kullanılaOysa. 'SHP'li işadamlarının bir farkı vardır. insanın kendisine ağyar olması derken bunu söylüyorum be canım! Yapıcı eylem kimlik bilinci. " "Evet!. daha vahim! Öldürücü! biz kelimenin tam anlamıyla kroke olduk! Onun için bizim patolojimiz siyasi özgürlük mücadelesinin aksiyomlarının çelişkilerine bak! Bir yandan. O da. öyle uluslararası ekonomik güçle- . kişinin ağaç dikmeye gücü vardır. tiriyor. tek bir Şafak Özden. yordu. toplumsal karaktere uyardayanışmaydı! Yoksa. Adamların dönüşmek. seçenle seçileni aynı kaba koymuştu bile. öğretim üyesi olmak gibi kimlikleri sahiplenme gerekAnlıyor musun? Sado-mazoşist dayanışma. Demek fazla veriyoruz.. tröst değiliz. daha fazla vermek dernektir.. Bu yoktu! lanma.bilirliğinin farkında olmasını gerektiriyordu. on yedinci yüzyıl kapitalizminin kâr yapmanın bir haddi olduğu düşüncesi. biliyor musun?" "Türkiye'nin toplumsal karakteri çiziliyordu. Ve en vahim olanı bu değildi! Bütün bunlar ne demek oluyordu... greve gitmeye gücü vardır! Çarpık kentleşmeye rabilsin!" 'hayır' diyecek gücü vardır! Hırsızlığa hayır diyecek gücü vardır! Çevre "Böylesi gücü YÖK'zedeler bile kullanamadılar Günay'cım!" kirlenmesine karşı duracak gücü vardır! İş ki. kişi gücünün bilincine va"Bunu söylüyorum ya! Yabancılaşma derken. Deyiş yerindeyse. Çayırtepelilerde. Büyük Makine'nin talep ettiği kişiliğe uyarlanmak için vakitleri vardı. örgütlenmeye.

günümüz Türkiye'si gibi! Bugünkü Türkiye'ye terlik' rasyonel. Kimse karşısındakinin kendisinden daha bilgili. Nurettin Sözen'in 'önce insan' sloganı gibi bir safsata... adamı 'tamahkârlıkla suçlarsan. insanın insanı kullan- bir ortam oluşuyor ki. Şimdi. Bir yandan on yedinci yüzyıl değerleri.' nutku! Bir yanıyla absürd.. holdingleşmemek de söz konusu değil. akılcı otoritenin kaybıdır. öte yandan bütün vahametiyOn dokuzuncu yüzyıl Avrupa'sında kâr haddi gibi ahlaki ölçüler köh- nemiştir. ' Büyük Yagibi. Üreticiden aracısız alıp. kapitalist ekonominin kurallarının dışına çıkmamız mümkün değil. Fatma Girik'i Şişliye layık gören cüret de . daha üstün olabileceğini kabullenmiyor. dünya görüşümüzün egemen olması için kullanabileceğimiz başka güçlerimiz var. demokrat etiketinin onu nasıl bir yalana zorladığını görüyor musun? Bu yalanı feodalizmin nasıl körüklediğini görüyor musun? Niye günümüz le çöken on dokuzuncu yüzyıl kapitalizmi. eski deyimiyle şakirt-mürşit arasındaki inancı kaybolmuştu.rimiz falan da yok. Ama.. öğretmen-öğrenci. 'Kahraman Bakkal Süpermarkete Karşı' oyunu Colbert'i gibi. Herkesin kendisini her mevkie layık gördüğü. İki yüz elli yıl öncenin 'Hangi insan?' Kuru fasulyeyi süpermarketten daha ucuza alan insan mı. komik olursun. efendim. öbür yanıyla da ne kadar dokunaklı bir af dileme tavrı değil mi? Yirminci yüzyıldayız. Hemen bir soru sorduruyor: sermayesi yeterli olmadığı için daha pahalıya yediren insan mı? Sosyal SHP'lileri kır kökenli? Anlıyor musun? ettiği için süpermarketten yana olmak zorundasın.. nedir 'haddini bilmezlik' biliyor musun? 'Haddini bilmezrasyonel otorite yok oluyor. onlardan 'farklı' ve 'üstün' olmak. Büyük Yalan'ın bir parçası. günümüz Türkiye'si gibi!. Beşiktaş Belediye Meclisi'ne tombalacıyı üye yapan anlayış da budur. Kişinin toplumdaki yerini ve haddini bilmesi gerektiği cüme edersen. insanlara bir içgüdü gibi yerleşmişti.daha fazla vermek. herkesin 'en iyi yeri kapmak' için savaşta olduğu dığı yerde. daha ucuza mal lan! Ferhan Şensoy'un. '. bak. günümüz Türkiye'sindeki gibi! Komşuları 'geçmek'..

sömürücü. rumundadır. değil mi? Akılcı otorite kaybolunca. mi? Ha. aşağıdaki Laz bakkal nasıl? Vehbi Koç kim? Hayatını bir oku da bak! Koca bir İstiklâl Savaşı'nı yok öyle de. Hayat. şu farkla ki. On dokuzuncu yüzyıl Avrupa insanı 'rekabetçi. saldırgan ve ben-merkezciydi. Hatta şunu da söyleyeyim. hangi Şafak Özden ya Batılı türdaşlarımızın patolojik sorunları. ulusların kendi emekçi sınıflarını. lerin kitap okumamasının nedeni de budur! Kimsenin kimseden öğrenebir Cemalettin Afgani'nin bir bildiği olmuş olabileceğini öldür Allah kimseye anlatamazsın! Amerika her an yeniden ve alkışlarla keşfedilmek duilkeleri de kayboluyor. benim makûs seçim dediğim şey budur. Bir Ali Paşa'nın. irrasyonel bir yarışa indirgeniyor. Vehbi Koç Oxford'da Shakespeare okumuyor muydu? Yine de. 'g' okuyanın TRT spikerliğine soyunması da budur! Bize her gün her saat 'bu mevkiye getire getire bunu mu getirmişler!' dedirten. otoriter. Türkceği bir şey yok! Anlıyor musun? Bu ülkede herkes herkesten daha akıllı olduğu için her şeye her an yeniden başlanır.budur. sonra da Asya-Afrika'yı yağmalamalarıydı. efendim.' değil mi? Peki. işine bakacak kadar yabancılaşabilmiştir adam! Hoş. tabii. istifçi. bu patolojinin üzerine bir de yirminci yüzyıl biniyor! hizmet biçmekten emeklilerimizi maaş kuyruğunda kalp krizinden öl- . 'k'yi. Vehbi Koç olmak istemez? Türkiye'de insanların baş tacı onurunu ayaklar altına alması. dış sömürgeciliği beceremediğimiz için iç sömürgeciliğe döndük! Akrep gibi kendimizi sokuyoruz. sömürü ve istifçiliğin insan Aynı patoloji günümüz Türk toplumsal karakterinin patolojisi değil da Şiran Ören. İçtiğimiz suya lağım katmaktan. kendi kendimizi sömürmüyor muyuz? Ve düşün. peşin vergiden. Sabahattin Eyuboğlu öyle değil mi? Memleket yıkılırken ettikleri tipoloji. insani dayanışmanın toplumsal ve ahlaki sayıp. Köy Enstitüsü mezunlarına otuz yıl mecburi dürmeye varıncaya kadar.

. uzayda yuvarlanan bir toz tanesi olduğumuzu haykırdı! Hiçbir şeye bağlı olmayan. Bak.' tır. Kendini aşağı bıraktı ve dokunulabilen binlerce cisme dönüştürdü. ifade edilen. 'Sen seni bil'.. 'irtica' bir nostaljiden ibaret! Adnan Hoca gibiler. Ve Türkler. 'her koyun kendi bacağından asılır' düsturunun aslı. biz aynı işe kavramların içini boşaltarak başladık. insani referans sistemimiz kökten tarumar oldu! Bu kozmik resmi 'bilim' çizi- Türk'e kaç türlü vurdu yirminci yüzyıl! İlkin.. Billy Graham ya da Piskopos Sheen'in Türk çeşit- lığı'na indirgemişlerdi. Çünkü. amaçsız bir toz tanesi! Milyonlarla. iç ıslahatını tamamlaması gereği iken. Allah'ın yeni pozisyonuna esrarlı bir hüzünle baktılar.kişiliğin şurdan burdan sırıtan 'vicdan azabı'nı iptal etti! Vicdan azabının iptali. kendi cihadını. hancı sarhoş' diye şarkı düzüldü. yani İslâmiyet'in ölümü.Ş. Yaratılış'ın amacı. insanoğlunun Ay'a ayak bastığına inanamazken. sonunda yoksullara sırt çevirdi. 'yeryüzünde ne varsa fanidir. 'beceancak kudret ve lütuf sahibi Rab'in yüzü bakidir'e 'yalan dünya her şey bomboş. Star Wars filmlerinden televizyon belgesellerine kadar. herkesin remeyeceğin işe kalkışma' oldu. (Gogi yaptığı araştırmalar sonucunda bunun böyle olduğunu tespit etmişti) yoruldu ve yere inerek eşyaları sindi.'nin Yönetim Kurulu Başkan- Mesela. döndü dolaştı. Efendim... onlar Tanrıyı Evren A. lemeleridirler. algılayamayacağımız kadar büyük bir şeylerle karşı karşıya kaldık. Bak. 'gemisini kurtaran kaptan' yerine kullanılmaya başlandı. somut bir deneyimi mümkün kılmayacak kadar büyük. Vacib-ül vücut. 'Bulunduğu yükseklikte kalabilmek için ışık hızı ile hareket etmek zorunda kalan Hak-ü Teâlâ.. milyarlarla artık Allah'ın halifesi olmak gibi bir illüzyonumuz da olamazdı. 'Buzdan Kılıçları' okumadılar! Tek tanrılı dinlerin sonuncusunun ölümünü Latife Tekin böyle anlaİslâmiyet öldü... yolcu sarhoş. öyle bir kozmik resimle karşı karşıya geldik ki. dünyanın patronu filan değil. nereye baktıysak. az önce tanımladığım yordu ve bilim bize evrenin merkezi.. 'Her şeyin bom- . Ne ki.

oluşturduğu putun hiç de saf olmadığını. demokrattır. Ben devlete köstek değil. mantıklı. afyon olmalı ki.. yerine pazar ahlâkını ikame etmiş Türkiyelinin oradan buradan bakan vicdan azabı yok ediliyor. Büyük Maki- kılan biyofilyayı bir yana itip. görüyor musun? 'Sevgi'yi klanın.' Büyük Makine'nin egemenliği altındaki çağdaş dünyanın putperestliği ile lışmaktayım. hangi ülküyü ciddiye alabilir? Sosyalizmi mi? İnsan haklarını mı? Düşünce özgürlüğünü mü? Mükemmeliyetçiliği mi? İslâmiyet'i mi? Hocanın dergisinin adı 'Rönesans'tır! 'Rönesans!' Yani? Yunan'a dönüş! Yani? Çok tanrıcılığa dönüş! 'Hoca' öyle yabancılaşmıştır. insanlar insanlarla olan ilişkilerinde pazar kurallarını uyguladıkları zaman hakça oldukları inancı içinde. İslâmiyet'in Avrupalılaşmayı önleyeceğini sanıyor. tüm samimiyetimle yapan bir insanım!' Bir Müslüman'ın yecek kadar yabancılaşmıştır! Vazettiği dine yabancıdır! Daha ne olsun?! 'İslâm insanın yaratılışına uygun.boş' olduğuna karar veren bir toplum. kimseye verecekleri hiçbir hesapları olmadığı inancı içinde huzurlu olsunlar! oluyor! İslâmiyet belki de ilk kez bu yüzyılda gerçekte din-dışı bir toplu- . Türk'ün Avrupalı türdaşına öykünemeyeceNe oluyor.. ölü-sevicilerin zaferleri garantilensin. 'afyon' olmaya indirgeniyor! Afyon olmalı ki.' derken. İslâmiyet'e öylesine ağyardır ki. Müslüman olduğuna inandıran bir uyuşturucu. rahatlatılıyor! Bu mu. ailenin dışında da geçerli let memurlarının. Adnan olan sadakatimden kaynaklanan bir çabayla bölücü ideolojilere karşı çamacık olarak değil. let çok saf.' derken. kolay. destek olmaya çalışan ve bunu yapAllah'tan digayri bir güce kategorik olarak destek olamayacağını bilme- ehli kitap tek tanrıcılığının uzlaşmazlığının bilincinde bile değildir! 'Devdevlet denilen ve nihayet idari küçük burjuvazinin -yorgun ve kibirli devğini düşünemeyecek kadar "yabancılaşmıştır! ne'nin emri altına girmezse. silme kuşe dergisinde ilan eder: 'Ben her an devlete Düzeninin öz-uzman aydınları 'irtica' diye ahmakça titrerken.

çantasını unutan garibanı. gölanmamak gibi geleneksel değerleri içerir gibi görünür. 'Hayatta' der. Biz iki ortak. onu kendisini duyumsadığı gibi duyumsaması. 'Şimdiye kadar ben düşündüm. Solomon anlatır. yerleri süpürüyor. ne bir altın fazla Mişonaçi'ye! İşte. kadına verdiğin acıdan sorumlu olmamak. Bir altın bana. iki baba nikâhtan önce çocuklarını çağırırlar. bir de ne görelim. 'en önemli mürşit. parayı aile içinde tutmaya karar verirler. bundan sonra sen düşün!' letmek için parmağını kıpırdatmamak. kaba kuvvet kuldüzeltiyorum. 'bugüne kadar senden başka birisi ile olmadıysam. dürüstlüktür! Birbirinize onaylar Solomon. Mişonaçi. yalan söylememek. bir gün -ben yatakları unutmuş gitmiş. vakit olmadığı nedir biliyor musun. 'pazar ahlâkı'nı en iyi Mişonaçi hikâyesi anlatır.bir çanta bulduk.' diye müze borçluyuz. dürüstlük budur!' şonaçi'ye! Ne bir altın fazla bana. Zaman içinde çocukları da büyür. denk gelmediği için. bu günümüzü. birbirimizi bir kez olsun aldatmadık.lomon ortaktırlar. Sirkeci'deki otelde. 'Sana karşı dürüst olmak istiyoiçin olmadım. Müşteri ahlâkı insanın 'komşu'sunu -burada. tinsel güçlerini arttırması anlamında bir ahlâk sistemi değildir. bir altın bana. çocuklarım. Şafak Özden gibi.' diye başlayıp karnında çocuğunu taşıyan kadına. Ancak. onlara nasihat ederkarşı her zaman dürüst olacaksınız ki. Bu rum. sonra bir tane daha. Sirkeci'de. hile yapmamak. bir altın Mişonaçi'ye. kötü bir otel işletirlerken. Pazar ahlâkında. birden işleri büyür. Bak. İçini açtık. hafif- . bir altın Mizüm.' deyip rahatlamak. ler. Düğün günü gelir çatar. demeye kalmadan beş yıldızlı bir otel yaparlar. Nasreddin Hoca’nın borcunu ödeyemediği komşusuna. önce Allah'a. 'Biz. Mişonaçi. Mişonaçi ile So- bir tane daha. onlar da çocuklarını evlendirmeye. gerekirse dönüştürmesi.' der. pazar Pazar ahlâkı. silme altın! Hemen oturduk. Allah da size verecek!' 'Evet. 'mert' adam söylemini sürdürmektir! Topu karşı sahaya atmak.'sevmesi'. dahası bu davranışın haklılığına içtenlikle inanmak demektir. 'sevgi' yoktur! Pazar dediği hikâyedeki gibi. 'Biz. sonra da dürüstlüğüMişonaçi.

Şafak Özden'e. onni. gelişme kendiliğinden o yönde. 'çocuksu' bir duygu! olur. örneğin. 'sığındığı' grubun onayı kendi doğrusundan daha önemlidir. Bunların yerini 'dengeli' dostluklar. bilinçli bir karar sonucu da olmuyor. belli bir davranış biçimioluyor. bir toplumun ya da o toplumdaki çeşitli sı- Sonuçta. bu ülkedeki yabancılaşmanın Yabancılaşma. tazminat ödemesi bile böyle bir acıyı dindiremezdi. 'dengeli' aşklar. yüzeysel 'hakkaniyet' alır. statü gruplarının üyeleri. Daha ne örnekler boyutlarını anlatmak için yeterlidir! Bu bir girdaptır! Öylesine belden aşağı bir tekmeydi ki. Büyük Makine. 'kişiliksizlik'tir. Toplumsal karakter diye. kariyerizmdir. belirli bir kültüre mensup demiştim. Müslümanlıkla uzlaşamaz. Adnan Tekşen'i son dakikaya kadar manipüle etmiş. pazar ahlâkı. 'Nefret' ayıp değilse. zaafPazar ahlâkı. Şafak bu davranış biçimini. Ancak bu. Anlıyor musun? Bu eğilim. yabancılaşmayı körükler! teri yaratır ve besler. kendisine en iyi hizmet edecek toplumsal karak- insanların çoğunun paylaştıkları kişilik yapısının çekirdeğine diyorlar nıfların. büyük nefretler de yoktur. Şevket Eygi'yi hatırlayacak- sın. sonra da işlerinden etmişti. Nabi Avcı'yı. Dayatıldıkları şekilde davranmak insanların kolayına gidiyor. Dış politikanın maksimi olduğu söylenen 'uluslararası dostluklar değil ortak çıkarlar vardır' ilkesi.ahlâkının hâkim olduğu toplumlarda. o toplumun düzeninin talep ettiği şedayatılan davranış biçimi onların davranmak istedikleri biçimle çakışır kilde davranırlarsa işlev görebiliyorlar. pazar ahlâkını. Zaman içinde insanlara ları mutlu ediyor. toplumdaki insan enerjisinin toplumun işlemesini Büyük . Zaman gazetesini ele geçirmeye kalktığında. kişisel ilişkilerde de geçerli tır. pazar ekonomisinin 'aklayıcısı' var! Müslümanlığı kimselere bırakmayanların İslamiyet’i pazar ahlâkı doğrultusunda yorumlayabilmiş olmaları. ANAP'ın ak dediğine kara demeyi dayatıyorsa. büyük aşklar. Örneğin. Neden? Çünkü. Şöyle söyleyeyim. SHP. Aldığından fazlasını vermek 'enayilik' değilse. haklı bulmasa da benimseyecektir.

çalışmak. gereğinde cehaleti. yirminci yüzyılını modern endüstriyel toplumlarında insanlar kendilerini. Kimseye silah zoruyla 'buluş' yaptıramazsın! .Yalan doğrultusunda sürdürmek amacıyla kalıplanıyor. içinden çıktığı yumurtanın kabuğunu beğenmemesi söz konusu olmayacak. rekabet edecek. başka kültürlerde görünmedik bir tarzda enerjilerinin çoğunu insanların enerjisini çalışmaya döndüremezse amacına ulaşamazdı. gereğinde Atatürk'ü sömürecek. çünkü modern rini özgür hisseden adamların becerebileceği bir iştir. Kaba kuvvet. bizdeki 'numune. gereğin- . dinine de dini inançları. başı örtülü dua edecek! Öte yandan. düzenli ve dakik olmak endüstriyel toplumlardaki yüksek düzeyde uzmanlaşma ancak kendile- gerekliliği. bu toplumsal karakter top- imanına. futbol takımına. Mesela. düzenli ve dakik olmak iste- ya da işe gitme saatine karar verdiği bir yirminci yüzyıl toplumu işletekletirdi. kim. insanlar bu 'numune'ye öykünmeliydiler. modern endüstriyel toplum. hemşerilerine. ideolojisine sapına kadar sadık. Nite- sonunda kendilerine zarar veren ya da en azından faydasız üretimde çayen bir kalıba döktüler. ailesine. 'yozlaşmamış' denilen türden Türk olacak. zor kullanmak da işe yaramazdı. bu çabalar içinlumsal beğeninin odaklaştığı bir numune. aynı adam. Peki. bakıyorsun. Eyüp Sultan'da kapitalisti gibi. Bülent Ersoy dahi olsa. bir on dokuzuncu yüzyıl Asla döneklik etmeyecek. başarılı olabilmek Şimdi. sermaye istifleyecek.0 halde. biziz!' diyecek ki. Kişinin her sabah uyandığında o gün çalışması gerekip gerekmediğine. 'Türk toplumunun öykündüğü karakter ne? de olan bir toplumsal karakter geliştirmeli. bir içgüdüye dönüşmek zorundaydı. siyasi partisine. o yönde kanalize ediliyor olmasına işaret eder. Toplum. gereğinde hoşgörüyü. adam bir taraftan 'Ben. bir örnek olmalı. bak. disiplinli. Bireyin yapıcı güçlerini nasıl tasarruf etmek istediği yolundaki bilinçli seçimi. o işkolunda çalışmasının doğru olup olmadığına mezdi. pek çok istisna ile sonuçlanacağından Büyük Makine'yi lışmaya kanalize etmeye hevesli. burnundan kıl aldır- için gereğinde sevgiyi.

'Atalarım Gümüşhane’ye at diren insanlara saygı duyarım. alkışlanmak için. Şafak için 'Şafak'. tabii. Kardeşlerini yanında gezdirdi. Pear Gynt. Şimdi. istersen falanca dar kaypak seçmenlerinin o günkü bamtellerini bulmak için ne kadar çok meslek deformasyonu. Camide. kenşekil değiştirmek zorundadır! İçgüdüleşmiş eğilimlerinin üstüne bir de "Peer Gynt. babasının yanında durdu. nan' işadamlarını savundu -'Namusuyla çalışan.' dedi. Benden nasıl disi gibilerin oyları için rekabet eden bir politikacıysa? En az kendisi ka- kabul görmeme. Şiran Ören. sırtında geldiler. beğenilmeme endişesini bertaraf etmek için aldığı şekildiği zaman nikâhlı karısını koluna taktı. bir bu kümenin. mesleki bozulma eklenirse ne olur? Kemalist derneğinin genel sekreteri. Birinci değerler ganlaşacak. 'Namusuyla para kazalerden herhangi birisi oluverdi! Kartal’dan bilmem kimin desteğini iste- Ne olacağını Şafak'ta gördüm ben. 'mazbut aile babası' oldu. bir düşün. konumunu muhafaza etmek için saldır- zamana uygun olarak. 'ağabey' oldu. adam bir de. istersen cami yaptırma derneği başkanı. hangi değerleri savunduğumda başarılı olabileceksem. Şafak Özden. kendisine göre de- de çevreyi gözü görmeyecek kadar ben-merkezcileşiyor. bir öteki kümenin değerlerini öne hoşlanıyorsan. olanakları iyi değerlenHerkes üçkâğıtçı mı? Herkes hayali ihracatçı mı? Herkes devlet olanak- larını kullanarak mı zengin olmaktadır?'. İstersen iyi bir işadamı olurum. istersen cefakâr bir 80 öncesi militanı. 'geleneklere saygılı. tarçın ve kekik kokan yiğidi olurum. Türkiye'de doğru dürüst işadamları yok mu? Türkiye'de azıcık ekonomik durumu iyi olan herkes hırsız mı? imanlı' oldu. Hiçbirisini tam olarak benimseyemeyecek.'gerçekçi bir sosyal demokrat' . 'yozlaşmamış Türk' oldu. Zinganalar'ın yeşil elma.kümesi. ikinci değerler kümesi ile çakışmayıp çatıştığından. bütün bunları yaparken vicdan azabına duçar olmasın diye mayacak kadar otoriter olacak. zemine ve jenere edecek ama bu dejenerasyonu belli etmemek için sinsileşecek!" "Peer Gynt?" çıkaracak. onları savunurum! İstersen.

geri gelmesini istediğimiz kendisi sen olaydın!' Bir avaza bağırıyorduk ve halimiz çok acıklıydı! Türkü ile tükenmişti! 'Beni nasıl beğeniyorsanız.başarılı. 1 Mayıs Mahallesi'nde.bana göre var mı yok. ile başçerken. en bağnaz Stalinciden daha Stalinci oldu. -'önemli adam olmuşum.yanımızdaki iki arkadaşınaydı. yararlı. olmadı! Şimdi anlıyorum. bir gün. ama iyi bir Parti'li deyiverdi! Sonra Sonra bir gün.. SDP Bavarya milletvekili bir mek için olacak. İsabetliydi de! Çünkü çevresi artık onu bir 'varlık' olarak görüyordu. olma kimliğiydi. Dev-Gençli oğulları cezaevlerinde çürüyen analardan oy istiyordu! Uyarmak. Bir gösSenin o çok merak ettiğin tokatlama olayı da o gün oldu. 'erdemli bir arkadaşımız değil. kendisine yerine. 'iyi ki bunlar var' diyen o değildi. Sanki. yepyeni bir kimlik geliştirdi! Bu ikinci kimlik beğenilen. Olağanüstü bir varlık değil belki. MÇP'nin önünden gedeğildi. O gece. ken- terinin provasını yapıyordu ama gösteri bana değildi -beni çoktan gözden çıkarmış olduğunu artık anlıyorum. Kürt Alevilerden. yalvardık bir türkü söylesin diye! Söylemedi! Onun büyü yapıyor. gerçekten murakabe edilmiş bir 'ben' olduğumu unuttu.. Zigana kökenimi belgelerim!' disini öyle kaptırdı ki. benimle konuştuğunu. iblisleri kovup kendisine gelmesini sağlamaya çalışıyorduk Ama. kısacası. Nitekim. Sanki. isterseniz ellerimle pilav yerim.oldu. arkadaşımla ben söyledik. başarılı bir adam. Türklere pazarlanabilir bir şey bir değeri olan.. benliğine ilişkin verileri öyle kaybetti ki. iki yanağımdan öptü' diye övünüyordu. 'kesecez' bunları diyen o gelmesini istemek fayda etmedi! layan akıl almaz bir nutuk çekmeye başladı. ben'im.. '. öyleyim! isterseniz parmaklarımı piyano tuşları üzerinde gezdiririm. Sanki. müzikten anladığımı sanırsınız. Nurhak sana güneş doğmaz. . aney. istedim sanki! Biliyor musun.. ama gündelik akımlara iyi bir gün. Parti ileri gelenlerinden birisi. uyarlanmış. Giderek.. toptan delirmekadın kucak dolusu çiçekle ziyaretime geldi.

. 'Marksist olduğunu iddia edebilmek için önce Türk insanının radikasına inmek lazım. küçük bir gölcük yaptı. Nasıl vurduysam. deli gibi bir otomobil gezisi yaptık! Sonra biz eve döndük. Şafak Özden'i yine koynuma aldım. Marx tartışılırsa. 'radikalizm' köktencilik bu kelimeden türer. Ama. dört kat ediyordu. içimden lincinde olan bir ortaklık.Onlardan birisi de eski bir TKP'li. 'insan kendi 'forces propres. merhamet darbesiydi! Şiddetim. kendimi kaybettim. aklıma hep İzmirlilerin radika salatası geliyordu! Yadika da salata olurdu. Şafak'ın bur- Ve ben. deli Deliye döndüm! Utançtan! Kendi şiddetimin telmihinden deliye dön- damladı. Günay Rodoplu. rüyordu! nunu kanatmışım! Ve Şafak. Sonra da başladım gülmeye. 'Radika' malum. ancak. Onu seviyordum! Attığım tokat gerçekten de coup de grace. rakı-roka-kavun.' gibi bir şey diyecek oldum. bir sofrada. o! O. Yeşil elma. Şafak ölüyordu! sendromu. damladı. Gösterisinin TKP'linin karşısında duy- duğu bir garip eziklikten olduğunu düşündüm. Evet. dördümüzü de allak bullak etti. Sosyalizm. Elim kalktı. hepimizin özgürce gelişmesinin koşulunun her birimizin özgürce gelişmesi olduğunun bisinin yönlendirici kural olduğu bir toplum. bu güçleri siyasi güce dönüştürdükten sonra' oluşabilecektir'.. raNasıl oldu bilmiyorum.' 'özgün güçlerini' tanıyıp. Bir yandan da. Bir ara. az sonra ve hiçbir şey olmamış gibi konuşmasını sürdügibi yollarda. mukabele etmesin diye olacak. birader! ni. aklım başıma geldiğinde. tahta masanın üzerine kan damlıyordu. onları toplumsal güçler halinde örgütledikten. Sosyalist toplum... Gecenin bir saatinde. elinde tuttudüm! Ama. Kopkoyu bir sıvı ğu çatalı büküyor. şimdi. Kibele Evet. bireyin tam ve özgür gelişme- Marx'ın sosyalizm tanımını tekrarlıyordum: 'Sosyalizm. tarçın ve kekik kokulu yiğidim aslanım ölüyordu! . mangalda et. 'kök' demek.

ancak insanın gerçekliği anlaşılırsa. günümüz Türkiyelisinin yok olması için hayatımı vereceğim toplumsal karakteriydi Şafak! Ne ki. çünkü. Toplumsal karakterin yapılanmasında bunlar da var. çok sonra. beni yerden yere vuran Şafak Özden deneyi- çünkü. felsefi sistemler ikinci derecede önemi olan kişiliğini sosyo-ekonomik yapı belirler. bu karaktere tüm gü- sistemler değil. Büyük larına eğilince. biz. Türkiyelinin çaresizliğini bir kez daha gördüm! Son ağala- Makine'ye karşı duracak güç kalmadı. Ama sonra. Dinsel. ben. toplumsal sosyo-ekonomik şadığı ve hayatta kalabilmek için başa çıkmak zorunda olduğu dış dünya yazdığı boş bir kâğıt da değil! ğu Avrupalı. Üretim yönteminin. pratiğini belirlediği doğru ama tek cüyle destek atıyordu! 'Destek atıyordu. hemen her koşula uyum sağlayabiliyor ama toplumsal koşulların üzerine kendi metnini Şafak Özdenleri. İkinci kutupta. insanı tanımladoğru değil. Türkigeldi. psişik ve fizyolojik yapısı ile içinde yaile arasında ilişkiler incelenirse. ekonomik unsurlar. şimdi sana söyleyebilirim. 'İnsanın yapıyı biçimlendiren insanın kendi yapısı var! Toplumsal oluşumlar.' derken sadece tek bir kutuptan buydu! Dahası. bizzat doğuruyorduk! Türk toplumunun sosyolojik ve ideolojik unsurlarının şekillendirdiği karakter yıcı gücün som ekonomi olmadığını biliyoruz artık. SSCB'li türdaşlarımızın deneyimi bunu doğruluyor.sun.' diyorum. İnsan.ölümü umutların ölümüdür! Sanki Şafak'ın ölümüyle birlikte. pazar ahlâkı. toplumsal ilişkileri. ye'nin o son yabancılaşmamış çeyreği de ölüyordu! O zaman bana öyle minin ne denli sıradan olduğunu gördüm! Günümüz Türkiyelisinin benim yerle bir etmek için yola çıktığım putu. Dobahsettiğimizi doğruluyorlar. Gariban Türk! On dokuzuncu yüz- . siyasal. devrimcinin -bu kelimeyi illa da 'sol' diye kullanmadığımı biliyor- Artık. hayatın gidişini. anlaşılabiliyor. ölmesin diye çok uğraştım! Çünkü. Şiran Örenleri yaratan oluşumun ekonomik unsur- rın hakkından 1940'larda gelinmişti. İslamiyet de öldürülünce. bu karakteri üzerine titrediğim halkım.

yok Arthur Anderson'un süper-ayrıcalıklı maliyet muhasebesi Hawkins! Kanla irfanla kurduk biz bu Sümerbank'ı derken. hele de SHP'nin kol kanat gerdiği küçük esnaf. buyurun. yirminci yüzyılın alametifarikası. yani televizyondaki dört köşe çeneli Amerikalı bilmediği nesnelerle çevrilidir. Sözen'in bodruma attığı Belbim bilgisayarlarını düşündüm! Aynı dünya görüşünün hâkimiyetini gördüm! Ne yapsın gariban. Hastanelerde. genetik mühendisliği. ululayan neoTürkiye'de. biziz. Türkiyelidir. hoppala. Başka türlüsünü bilmediği gibi. yirmi birinci yüzyıla çeyrek kala bu tabloya kadın satın aldırabilecek. gümrüklerde çürüyen makineleri. Şafak'ın çekini. defter tutamamasının nedeninin ortaçağ esnafı olmaktan bir adım ileri gidememiş olmasından ileri geldiğini kavrayıverdim! Kooperatifteki sıkılır. örneğin. Kendisini kooperatif 'müdürü' ilan edip. KİT'leri. onu tükettirebilecek cirolar." diyeni var gücümüzle dönüştürmeye çalışırken. iştiraklerinin adını sayamayan Sümerbank’ı düşündüm. Ne ki. yok Rand Corporation! Mikro-chip. Singapur'da neyi tüketiyorsa. yapmadığı minci yüzyılın ikinci kazığı da budur! Onur Oflu'nun bir sosyal yapı koo- . onu yüzme havuzlu bir evde oturtabilecek düzeyde olmalıdır. Makineler. 'aileye saygı'yı yeniden gündeme getiren. senedini gününde yatıramama- karmaşanın nedenini anlayıverdim! Salt kötü niyet değildi bu! Deyiş yeyaydık! Sonra.yıl Avrupalı türdaşını içselleştiremez. 1800'lerin yaşam biçimiyle. Bütünden gelince. diye de düşünülebilir. bilançoyu işler kılmak bir yana. üretim alışkanlığı ile karşı karşıdüm! Personelinin sayısını dahi bilmeyen Devlet Demir Yolları'nı. iki kere ikiyi zar zor bellerken. sistemleri. kesekâğıdı üzerinde hesap yapan adamdır. buyurun. ona da ilkel bir adama olduknostaljik bir hoşgörü ile bakamıyorsun! Çünkü bu yüzyıl Türk'ü bir yandan da ona. Montecarlo'da kumar oynatabilecek. Aslının ne olduğunu ları kadar yabancıdır. liberalizm! özelleştirme! "Ben. kârlar talep ediyor! Yirperatifinden talep ettiği kâr. rakamdan da sının. bir türlü kâra geçemeyen dev yatırımları düşün- rindeyse.

Rasyonel otorite yok olduğundan bu gidişat engellenmek bir yana. Yazıhanesini 'a- 'makul' karşılığının dört milyarlık bir ciro olduğunu 'hesaplayıp' üyeleri bak. Böyle olunca bir uçak biletini yüz binlerce liraya satan Türk Hava Yolları'nı ya da bir paket Samsun'u bin beş yüz liraya satan. aynı yağma. Mesele. zeki ama akılsız gibi. enflasyonun bu ülkede durdurulamamasının çok önemli bir nedeni de budur. bunun dairelerin şu kadar miktardan çıkması gerektiğine ikna etmek! Yalnız. folklorda. bu yağma patolojisi günümüz Türkiyelisinin hemen her uğraşında geçerlidir. Daha önce de söylediğim gibi. Rakamladam etmek' için. tıpkı dairelere maliyet uydurmak tem'i ile 'yön'ü bağlayıp. sallapati savurganlığını rı büyütmek. yani kaynakları acımasızca yağmalamak!. kârı yükseltmek değil. edebiyat da yağmalanır! Örneğin. Ne devlet sektöründe. bak. yani 'müşterileri'ni tıpkı Onur Oflu gibi sömüren. Amerikan 'Yat' dergilerine abone olması rakamları büyüterek kapatmak zorundadır. aynı manipülasyon! 'System' kelimesinin '- maymunun iki sopayı bağlayıp muzu düşürmesinden farklı değildir. yöntem kelimesini icat etmek. zamları aşamadığı sallapati yapısından gelir. kırk milyona mal etmek istemesi de bundandır. yatırımdan kâr etmek meselesidir. afişe dahi edilemez! Yine bir çıkma yapayım. hesapsızlığını. vermeden almak iştiyakındandır! Aynı yabancılaşma. Tekel'i 'kâr' ediyor diye ciddi ciddi alkışlayabilirsin! bile verirler! Hiçbir uluslararası finansman kuruluşu da karşı çıkamayacaktır! Kredi . kelime uydurmak. Onur Oflu'nun 'zekâ'sından farklı değildir.. Hal böyle olursa. üretimi daha ucuza mal edip. bu yüzyılda nihai ürünün toplumsal fayda sağlaması kavramı ortadan kalkmıştır. da bundandır. tembellikten. Türk dili de.işler için para talep ettiği gün. Yirmi milyona mal edilebilecek bir daireyi. ne de özel sektörde. kırk milyona ihtiyacı olduğuna karar verip. savurganlıktan. Türkiye'de tarih de. Daha da vahimi. bu deformasyon kaçınılmaz kılan savurganlığın önüne geçemezsin! Yapısaldır! Türk'ün yirminci yüzyılın üretime yabancılaşan patolojisine de denk düşer.

kooperatifi. o arazide. Biliyor musun. ben. Tükettiğine yabancı! Kendi gereksinimlerine yabancı! Anlıyor musun? Bu nedenledir ki. tüketim bir amaç haline geldi! Türk. Artık. değil mi? Ama. polise arabam çalındı diye ihbar edece- . Bir de Şafak'ın bana aldığı bir otomobil hikâyesi var. bakımı aksatılmayan evler gibi! Bu kayboldu. ne de Şener'i! Satın alan adam bir kaza yapar ya da otomobili yasal olmayan bir şekilde kullanır diye korkuyordum." "Sahi. ilişki vardı. Olmadı. kooperatifteki ne Sedat'ı. o arabaya?" rasında kullanayım -taksi masrafları korkunçtu. 'Eğer. ne çiçek. ğim.diye altı milyon liraya rezalet su üstüne çıktıktan sonra. kooperatife olan borcundan düştü! koştum! On bir kez telefon ettiğimi ve bulamadığımı biliyorum! Ne onu.' Ne çirkin şey. satın alan adam. dedim. bir emeğin somut ödülü olarak hiçbir anlamı olmayınca böyle oluyor. hiçbiri önemli değildi! Oysa. tehdit etmek zorunda kaldım. yerine eşyalara karşı geliştirilen bir sevgi-nefret ilişkisi aldı. ne topladığımız böğürtelini öpmüş. olmadı. Şafak sattırmadıysa. dedemin adını vermiştim.Türkiyeli. Geleneksel tavırda insanla sahip olduğu şeyler arasında sevecen bir maddelerinin takas değerinden. Aylarca. koştu geldi. ne oldu. ruhsatı devredebilmek için peşinden "Ne oldu biliyor musun? Seçim geçip başkan olduktan. işler sarpa sarınca.' diye sattı. yani insanların ev sahibi olma Yirminci yüzyılın ikinci büyük kazığı tüketim patolojisidir. seçim sı- lenler. adam. 'Ben bu arabayı kooperatifin parasından almıştım. Onur Oflu. siz bilirsiniz. sonu gelmez bir ihtiyaç listesi üretir oldu. İstanbul'un şu döneminde insanları ev sahibi etmek gibi bir amaca hizmet etti diye Şafak'ın 'aldığı'. sonra da kendi arabası tamire girdiği için geri istediği yetmiş iki model arabanın hikâyesi. Tüketim rüyalarını satmayı önermişti! Ne çam. kime sattığını öğrenip. Bana. pazar değerinden başka. özenle korunan. Sonunda. somut bir şeyi tüketen somut insan değil artık. yirmi dört saat içinde meydana çıkmazsa. o koşullarda iyi fiyat bulamayacağını düşündüğü içindi.

bu. Gül bile gül olmaktan çıkar.. Hepimiz takas değerimizle algılanıyor. Eşyaların ve insan- bir kenara atıldığını gördüklerinde ne hissederlerse. 'A rose is a rose is a roses' kalmadı! Şairler ağlar! Biliyor musun. Bu defa da.. onu hissettiğimi ha- rınır. artık gül almanın Türkiye'de de keyfi Batı dünyasında bu soyutlama neredeyse tamdır. ne olmuş. habire gelsin. Oysa. anlasana! Şafak'a hediye ettiğim ceket de tırlıyorum! Ama. ne de eşyanın. her şeyi 'takas değeri' ile algılamanın çok çarpıcı bir örneği. bu defa da polisler eve geldi mi?" "E. aynı duyguyu bir kenara atılan raporlarımda da yaşamıştım. ne oldu?" "Şimdi. Ağzımız erkek insan tüketimine. tabii.Noterden devir yaptık. sanatçıları bağrınır. Ne benim.. Bir de bizi. Hiçbir şeyin hatırı yok!. araba çalınmış mı. sürekli açık sanki! Doymuyoruz. trafikten üstüne almamış. edebiyatçıları bağ- öte yakınlığı olmayan biz Türkleri düşün! On dokuzuncu yüzyılın istifçiliği yirminci yüzyılda dipsiz kuyuya döndü. Oysa. Birkaç ay sonra. ne şeylere. somut ve kendilerine özgü nitelikleri gözardı edilir. emeğimdi ya o benim! Çocuk- hep beraber soyutlanıyorduk. lar.. amaç. şu kadar değeri olan bir sosyete hediyesine dönüşür. teknolojiyle bir tırnak makasından Batı'nın önde gelen toplum psikologları bağrınır. ne de şeyleştirilmiş kadın- . ların soyut niteliklerine yoğunlaşılır. tıpkı kooperatif hikâyesinde olduğu gibi.. bin bir özenle annelerine hediye etmek için boyadıkları resimlerin Sedat'ın sırtında ve paçavra gibiydi.

VIII "Sedat'ın kapıda beklediği o gece ta be sabah kirlenmişlik duygusuy- la boğuştum. katlanan göbeğinin altında kalan buruşmuş erkeklik organını siliyordu. Berfe'nin 'tah"Süreyya'nın. Şafak oturmuş. insanı iguanalardan ayıran her şeyin bir vehimden ibaret olduğunu kanıtladı!" kısacık güldü. yalapşap siliyordu. Ertesi sabah. 'şiir' yazmayı neden sürdürdüğünü merak ettim. bir yandan da. estetik yoksunluğu da değildi. beni kaygılandıran bir baştan savmalıkla. şurada. Aşk söylemini bayağılığa indirgeyen bir manzaraydı." diye ekledi. bayağı. "O kadar ki.. 'Bu ne kendini beğenmişlik! Karanlıkta . Titredim mil tahliye' dediği işlevin sonucuydu ve bir anda. senin oturduğun yerde. Alelacele.: Düşünüyorum da.

biliyor musun? 'Ben bir bütünüm. 'vus'Yin-Yang'dan geçtim. Aptalca bir soruydu! Ve tabii. Sakin giyindi. Asena'nın erkeği gibi... hiç de ap- gösteriyordum. Günay'cım!' Patladım. insanoğlu sıcaklık aramaktan da vazgeçmiyor! Şafak’a bakı- ya. 'Beni seviyorsan.. 'insan' olmaya devam edebilir mi? Şafak Özden. işine bak. işine! Basit bir tahmil Teşhir edilmişlik duygusu. Bir şey diyor musun?' 'Tamam.' olmaya dayanabilir miydi? Hangi insan dayanır? gittiğin şey.' dedi Şafak. 'Hadi. 'Eyvallah. ne cevap verdin? 'Vajinanın başka bir kadınınkinden üstün olup olmadığı' sorusuna ne cevap verdin?" Beni 'Günay Rodoplu' olmaktan çıkarıp. bütünümü seviyorsun. bu senin sorunun." olduğunu sahiden düşünebiliyor musun?' diye soruyordum kendi ken"Peki. sen anlat bakalım! Gece oldu mu. Neydi. en basit tahmil tahliye işlevine. .' kavgasıydı. Yine yüzünü kuruluyordu. cinsel organını alıp zaman dilimi.kendi vajinanın bir başka kadınınkinden. üstün filan demiyorum. Sadece. kapıdan çıkarken döndü. tahliye işlemini çok ciddiye aldınsa. eşyalaştırılmış olmak duygusu bunaltı. seni istemiyorum!' 'Bırak bu işlerin yakasını be kadın. '. gündüz oldu lat' diye mısralar düzersin!' Sonra da bir diyalog: 'Beni sarmadı bile!' Tabii..hiçbir şey demek' olmaya dayanabilir miydi? 'Bir an. bütünlüğüm ihlal ediliyordu. 'farklı' dime.. 'bir dişi' olmaya indirgediğini hissediyordum! O noktada sorunun adını henüz koymamıştım ama tepki talca değildi! Şafak'ın beni soyutladığını hissediyordum. içim kırık! Öte yandan da diyordum ki. bir yordum. 'Bir dişi' olmaya tepki gösteriyordum. hadi. şöyle bir duralar gibi oldu. 'dost'u bile değil miyim?' Sonra da. anlıyor musun? "'Aptalca bir soru!' dedim. çünkü.. 'Şafak Özden.

yüzeyin altında kalanı yordu bile! Tabii. Ben de. Aklım sıra topu Şafak'ın sahasına 'Nasılsın?' 'Sen nasılsın?' Kafasına bir şey atmamak için zor tuttum kendimi! O gün öyle geçti. ha?!' yan bir oyundu bu. 'Biz politika yapıyoruz ya işte. Kasada bir kuruş yok. vurdumduymazlık değilse. başladı. Bu işler hep böyle. çocuklar da bu kadar bakabiliyor. Sonra ertesi gün bir saatte Şafak aradı. yaşamı hiçbir şey olmamış gibi kendi istediği yerden ve zamandan tekrar sürdürecekti. 'Sen. Kendimle ne yaptığım onu zoraki bir seyirci olmasının dışınanlamaya. yor.Daha doğrusu Diana geldi. Asıl sen nasılsın?' sında. 'Lütfen.' diye nün 'Seni istemiyorum Şafak Özden!' deklarasyonunu ciddiye almayacaçalışacak. 'Seni istemiyorum. Neyse.' dedim. 'Merhaba!' atıyordum. 'Lütfen oynama Şafak!' dedim. Tepkilerimi anlamaya. çekirdeği. karşısındakinin 'Ne oyunu yahu?! Niye oynayayım ki seninle?' göğüsleyen erkeklerin tonlamasını duyabiliyordum. bilmiyordu! Sesinde kadınların kaçınılmaz yakarmalarını . Önceki güBeni güncele zorlayan usta bir manevraydı. gerçekliğin özünü bulmaya yönelmeyi amaçlamıda ilgilendirmiyordu. hayatın kendi kendisine gelişen tepkilerini yok ediİnsanı karşısındakinin bir sonraki hareketini önceden kestirmeye zorlağını belirtiyordu. boş ver. Olumsuzu deşmeyecek. Ne ki. yok saymaya milyon ödemeden söz etmek. aynı anda Gerçekten. 'Heyheylerin geçti mi. İç dünyamı ortaya dökmeme asla izin vermeyecekti.' derken ki tonlama- 'Nasıl olayım? Üç milyonluk çekim var. bu da beni hazzetmediğim bir satranca sürüklüyordu. düzeldin mi?' iması açık seçikti.' diyen bir kadına üç aptal olduğunu varsayan kurnazlıktı. Onunla bütün gün bütün gece film işini konuştuk. hesaplı olmayı dayatıyordu. üstünü örtmeye. sustum. 'Merhaba.

o bitince Ece Bar'da buluşmamızı daydım. 'Vallahi. sen nasılsın?' 'Birini bekliyorum.rını da görebiliyordum! Ne söylediğimi anlamaması mı. barda oturan yaşlı adamın ıslak gözleri üzerine ya'Merhaba Günay! Nasılsın?' 'İyiyim. yanımdan geçen ünlü bir gazeteci ile ipsiz sapsız bir .' Az ilerde. çevresiyle yapıcı sımda kendini oradan oraya atan. Sonunda. ha? Öyle duydum! Yakında örtünecekmişsin!' konuşma: pıştı. bilmiyorum!' 'Benimle oynamak zaten senin haddine düşmemiş Şafak Özden!' de- beni de kendim olmamaya zorluyordu! Bu defa da. bir buraya bir oraya vuran bir cümle. önerdi. İşte.' 'Yalnız mısın? Gelsene!' ilerdeki bir masayı işaret ediyor. bilirsin. 'Ben başka bir şey söylüyorum. Ne söylediğimi de sen biliyorsun!' Dediğim gibi. Boş durmaktan. Bir yandan da kafatailişki kuramadığı için giderek artan bir bağımlılıkla alkole ve uyuşturuculara döner. rahat ettirsin diye Sekizde buluşacaktık ve ben her zamanki gibi tam zamanında ora- koşuşturdu. Art arda viski içmeye başladım. saçmaladım. bir daha sıkıldım. Ece. buz gibi bir sesle. boş durmak ve beklemekten nasıl nefret 'Yabancılaşmış toplumlarda alkol tüketimi artar! Birey. ederim. Bu defa da cadaloz kadın sesi! Tanrım! Kendisi kendisi olmadığı gibi. her zamanki insanlar oradaydılar. Saçmaladım! onun karşısında oturan Sedat'a beni idare ettiğini belirten göz kırpmala- dim. 'Müslüman olmuşsun. 'Seninle bir konuşsak iyi olacak!' Şişli'de bir toplantısı olduğunu söyledi. O arada da. 'Etme gülüm yav!' dedi Şafak. anlamak için en ufak bir gayret göstermeyip geçiştirmesi mi daha kötüydü bilemiyordum. Onu fark ettim. haksızlığa uğramış çocuk sesini takındı Şafak.

'kadını'm barda 'kadın Ama. 'Müslüman lıyor musun? Yabancılaşmış toplumlarda dil de kayboluyor! lediği için 'Ha. Erkekten farklı olarak. Sakın gibi anne olanlar! Anne. Her koşulda affediyor.. öyle bakarsak.' ya da 'Tele-kız olmuşsun. Bir akşam yemeğe gel. mutluluğunun arasına girmesine içi razı gelmiyor. Şafak." 'Ne yapmış olursan ol. Çevremi bedenlerini "Evet. kadın. koşulsuz sevgiyi simgeler. Hah hah hah! olmuşsun. bu defa da özür di- başına' yalnız bekleten bir 'koçyiğit!'in nasıl bir şey olabildiğini düşünüyordum. sonra Ziya'da yaşadığım gece tekrarlanıyordu sanki. hiçbir Donunu ters giydiği zaman neden affetti? Ya daha önce? Bunda çıkarcılık yok muydu? Vardı belki. Hele de Fatma yor. sen benim çocuğumsun. seni seviyorum. Demet'in Savaş'ı ya da 'benim' Şafak'ın gibi yabancıların tükettikleri sahici kadınlarla doluydu. Etrafıma bakmıyordum. ne ki. ha? Şu işi bir konuşalım.' Cevap verdiğim için de kızıyorum kendime. Şafak'ın eşi gibi. ortak sorunumuzun 'bütünlük'ümüzü bozan. Erkeği bildiğinin de annesi oluveriyor. bizi . her şeye kar- şın daha zor yabancılaşıyor. Özür bile dilerdi. siktir!' çekmek zorunda kalırdım! Ortak dilimiz yoktu. siktir!' olmalıydı. Ben. imza gününden nasıl 'istimal' ettiklerinin hesabını verecek merci bulamayan Türk kadın- ları sarmıştı. bir konuşalım. 'Filozof olmuşsun. Sonra aydım! İstanbul barları. ha?'nın cevabı. ha? Şu işi siktir!' ne?' 'Ben Müslüman olacak kadar budala mıyım?' Ha siktiri mi? 'Tövbe estağfurullah!' Aptalca bir konuşma ve ben çeşitlemelerini düşünüyorum. annelerde de vardır.'Şu işi bir konuşalım seninle. Ama. 'Ha. Öte yandan. Birden.' diyebili- şeyin o çocukla o çocuğun yaşamının. anRandevu saatini elli dakika geçirdi.' 'Belli olmuyor mu?' viski bardağını gösteriyorum.' 'Gelirim. Çocuğu ne yapmış olursa olsun. Kibele sendromu. belki de. bunun hemcinslerimi kayırmak olduğunu düşünme! Kadın. öyle desem anlardı. Doğaya erkekten daha yakın. 'Ha." "Kibele sendromu.

hep buradaymış. Kimimiz eşyalaştırarak intikam almaya kalkışmıştık. avuçlarımı terletti. 'Viski. çevrelerine kahkahalarıyla neşe dağıtan hemcinslerimden ne kadar farklı ve sıkıcı olduğumu düşündüm. Şafak'ın arkasında beliren Sedat bu gayretimi de aldı. arkadaki boş masayı gösteriyordu.' diye söylendi kulağını çekti. böyle!' Bana döndü. aynı dertten mustariptik.eşyalaştıran cinsel özgürlüğümüz olduğunu düşünmeye başladım! Sanki. 'Değel mi kız? Ne içiyorsun?' Garsona bakınmaya başladı. farkına varanlarımızın durumları daha da kötü olmuştu. Ne ki. kendimizi Fatma gibi alkole vurmuştuk. Neden ettiğini de anlamadım ama 'nikâh' üzerine edilen bir yemin. bütün benzerliklerimize karşın. tahta masaİlk kez duyduğu bir yemin biçimiydi. Şafak. solduklarını. 'Şöyle geçelim mi?' dedi. hayatındaki en ürkütücü şeyin. solduğumuzu düşünüyordum. Evli olup da eşyalaştırıldıklarının farkına varanlarımızın adını koyamadıkları halde 'yabancılaşma'nın ni. Sanki geçtik -o zamanlar elini sırtıma koyduğunda içim huzur dolabiliyordu'Sedat. Ama sonucun değişmediğiSonunda geldi Şafak. Sedat'a döndü. Şafak'ın her zaman tümüyle karısının kendisini aldatması olduğunu ifade ediyordu. ya alışverişe vuruyorlardı. bir iki dakikalığına dışarı çıkmış da gelmiş gibiydi. kimimiz Duygu gibi erkekleri Fatma da. Hiçdipteki masaya oturduk. runmanın güçlülüğü. Toparlanmaya. daha doğrusu hep birlikte. Şafak'ı geldiğine geleceğine pişman etmeye niyetlendim. çenemi elime almış öyle bakınıyorum. lerini ya konkene. işte Ece Bar burası!' Özel bir şakayı paylaşıyorlarmış bir şey söylemeden kalktım. gibi ekledi.' 'Bundan böyle. İma ettiği ko- . Demet de. oğlum. Ben de. Şafak'ın eli sırtımda ya vurdu. ben de. Duygu da. Onlar da kendi- Bir an. 'Heriflere bak yahu!' 'Namusum nikâhım üstüne. İnsanların arasından. çevreyi hızla gözden geçirdi.

benim. Genelev kadınından bir önce kiminle yattığı yorum. gözleri fıldır fıldır etraftaydı. sahiplenmediği için ne yaptığım ne de yapsorulur mu? Düzülecek bir eşyadan ibaret değil midir? madığım gündemde değildi.' Baykal'a destek atacak. Rakısının geri kalanını da bitirdi.' gözlerini dikti. Sedat'ı getirmezdi diye düBenim orada olduğumun farkında bile değil gibiydi. ilişkimizi sıradan bir abazanlığa indirgeyecek kalkanı olduğunu gösteriyordu. koca bir bebek gibi göründü bana. O sırada. bütünleşmediği. boğazından aşağı döktü. konuşma talebimi ciddiye almamış olma- Şafak. 'Sen nasılsın. sonra da kurultayda geçirecek'İstanbul'da Türklerle Lazlar birleşmeden bu iş olmayacak! Kotil. Mustafa Sarıgöl'ün adamı. neler 'Ali Sirmen değil mi. gülüm. Getirmiş olması. yüzüne o çok iyi ta'Neyse. lunduğumuzu da unutmuş olmalıydı. Onun aklı toplantıda. 'Öteki' karısının. şünüyordum. bu?' İtalik’lemeye başladım ben de. Yoksa. Sedat'a. siktir et. 'O. be. 'Öyle abi. Neden burada bu- sının göstergesiydi. beni her an dışlayacak.' diyordu ler! Yok.kendisine ait. kendisini 'aldatabileceğimi' düşünmüyordu bile! Düşünmüyordu. ancak öyle temizleyeceğiz bu işi! Öyle değil mi Sedat?' nıdığım şeytani gülümseme oturdu. çünkü ben onun dünyasından değildim! Sadece iliş- ki kurduğu.' garsonun uzattığı rakıyı içmedi. 'Akılları sıra birleşecekler. Biraz gevşedi. Ağabeysinin Yabancılaşma dehşet vericiydi! İliklerime kadar ürperdiğimi hatırlı- pezevenkliğini yapan koca bir bebek! Kravatını gevşetip ayaklarını uzatan Şafak'a döndüm. yapıyorsun?' Hemen ardından. Nasılsa alacağız. Sedat'a baktım. .

ben bambaşka bir iklimin ve de anlaşılan Bu zırhı. Korkunç bir nafilelik. bir sufilik. geçen akşam aşağıda bekleyeceğine yukarı çıkardın.' Sedat'ın sorusundan algıladığım tek kelime 'abla' oldu. 'insanlarla ilişkilerimiz kişisel gerçekliğimizin. değilim. ulaşmanın tek yolunun şiddet geri dönülmez bir noktaya getirmesini. Ne ki. bir talihsizliktir!' ne de rest çekecek halim vardı. Sedat'cım. Anlaşabilirsek. bir yalnızlık. 'Tamam. Bardağı taşı'Ben senin ablan değilim. daki her şeye kapanmak gibi beni dehşete düşüren bir yetenekleri vardı. düşüncelerimi dizginlerinden Ruh halimi. Şafak. filmciymiş. bu adama. çünkü o andaki gereksinimlerinin dışın- olduğunu telkin eden. Ne yazık ki. delikanlının yüzüne bakmadan konuştuğumu hatırlıyorum. Bu iş buraya kadar. Bütün gün bütün gece ona takıldık. yüzyılın ürünüydüm. öfkemi dışarı yansıtmamaya eğitilmiştim. geçen gün dükkâna geldiğinde bir şemsiye bıraktın mı sen?' lın bir öfkeden anlayacaklardı. yaksın yıksın istiyordum. Bir film yapacakmış.Ne olsun. senaryosunu bizim yazmamızı istiyor. ne dalga geçecek. be abi?! Bildiğin yuvarlanıp gidiyoruz işte! Bir Amerikalı karı geldi. ne biri. anlattık durduk işte. bakacağız' Yada. Marx’ın dediği gibi. kendilerini koruyan bu korkunç kabuğu ancak öfkenin delebile- zannediyordum! ran damla gibiydi bu 'abla'. Ablan ol- . özünde hak verdiğim bir ses vardı! Ancak. Alkolün duygularımı abarttığını biliyor. Geriye yaslandığımı. bu adamlara. ne de öteki tam yansıtıyordu. Hah! Öyle 'Abla. sam. çok ya- ceğini hissediyordum. Eğer sevgimiz sevgi uyandırmıyorsa. kopartıp salmasını diliyordum. o zaman sevginiz kısırdır. bir fazlalıktı hissettiğim. arzuladığımız insanla çakıştığının kesin bir ifadesi olmalı. İçimdeki öfke daha da kabarsın. İnanabiliyor musun?! Beynimde.

Ne zavallı bir öç alma gayretiydi benimki! Yine de.' demek istiyordum. Sen Günay Rodoplu'sun. savacak kadar zeki! Topu. karşısın- yacak bir şey talep edeceğim diye ödünün patladığını görebiliyordum! Gülmekle ağlamak arasında kalakaldım! Bir de yazar olacaktım. Bu 'kadınım' türünde kalın laf- 'Şafak Özden. ha! etmiştim ki.' diye sürdürdüm. ya bırak! Ya sahici. Sedat sarsıldı.' Şafak'tan yana hızlı bir bakış fırlattığını gördüm. başka birileri ile beraberdiysem? Bütün bu insanlar şimdi sizi 'Kim bu herifler?' diye süzüyorlarsa? Utanmaz mısın?' müdahale eden Şafak oldu. Dün ânında fark edip. gülüm!' Gerçekten çok zekiydi Şafak! Feodal kökenli utandırma gayretini 'Öyle boktan şeylerle uğraşmazsın!' dar zeki! Ecnebileşmiş olmasından kaynaklanan aldırmazlığını. ama öyle kötü ifade iletişim kuralım ya da toptan vazgeçelim. bakalım.marladı. sen yapma! Ya tut. baktığımı görünce gözlerini içkisine gömdü. canım efendim. delikanlının gözlerini araştırdım. Şafak bir içki daha ıs'Ağabey’inin kadını da değilim. zıydı. Sedat. hiç sesini çıkarmadan öylece duruyordu. Yüzü kıpkırmı- akşam ne yaptığımı biliyor mu? Ya dün akşam da burada. Sedat panikledi! Ağabeysinden karısını boşaması gibi olma- ları hak eden iletişimimiz yok. hep karşı sahada tutacak kadakine duyduğu 'güven' diye yutturacak kadar zeki! 'Nasıl boktan şeyler?' diye sordum. gibi. canım sen de. 'Ağabeyine sor bir bak. bu. yürek yüreğe bir . Cevap: 'Yapma.' 'Böyle olmaz. 'Hadi.' dedi. 'Büyük bir yalan Başımı kaldırdım.' diye ekledim. dünyanın en olmayacak şeyini duymuş 'Sen öyle şey yapmazsın!' 'Neden yapmayayım?' 'Yani?' 'Bırak.

ben 'ya tut. "Tutmuyor muyuz.' Yabancılaşmış kişilerin. işimiz var. Sabahtan akşama koşuşan. İskeleti çıkıyor gibi.' Muhakemelerini. Sedat'ı niye getirdiğini sormanın nın bir başta tezahürü de. 'Kitap nasıl gidiyor?' 'Ne zaman biter?' 'Bilmem. iş icat eden adam. götürecek!"' Günay'ı kaybediyordum. tutuyormuş Eskişehir'e gidecekken! Sonra sabahki telefonunda yaptığı gibi bana işlerinin ne kadar sıkışık olduğunu anlatmaya koyuldu. Şafak gibileri 'yakalayamazsın. onu söylüyordu. durup düşünmeye vakti lik'lemeye. ama sıkıntıdan ter döken delikanlıya kıyamadım. ama duyuramadım. hele de Sedat ertesi gün erkenden "Canım. her zaman 'işleri' vardır. İta- dönüştürmek. dünya ve kendisi ile temasını kaybedecek.' 'Çabuk bitir. Ama. kişinin insansal varlığının temel sorunlarına cevap verilmesi gerektiği bilincini köreltmektir. yani kendi adıma yabancılaşmaya koyuldum: Yabancılaşma- olmayacak şekilde bilerek ve isteyerek programlanacaktır. sana yasak. "Neyi tutup tutmamak?" 'Tutmasak burada ne işimiz var? Çocuk yarın beşte Eskişehir’e mal tabii. İçince tanınmaz oluyorsun!' 'Umarım!' dedim. tutmasa orada ne işleri varmış. yani?' dedi çok alınmışmış gibi. kalkalım o zaman!' ruz. 'Biz daha yeni başlıyo- .' 'Ne işimiz var?' 'Notlar alıyorum. O halde. hayatı dur durak bilmeyen hareketler silsilesine tam zamanıydı. işleri. yani kendileri ile çevreleri arasına koydukları 'barikatları! 'Ne duruyoruz. ya bırak' dedim ya.Şafak da.' dedi Şafak. da!' Güldü. Beni arayamamış olmasının nedeni de buydu. vicdanlarını 'devreye sokamazsın. 'Bir içki daha içecek vaktimiz var.

Gelirim derim. Beni attıkları yere geleceğim.' dedi acı acı. Olmuyor be gülüm!' 'Böyle iş çıkmaz ki!' anlatamam sana. 'Bırak bu saçmalığı! Kadınımsın tabii. canımı al! Öyle bir sıkıntı basıyor. razıyım. atlayayım geleyim. Bardağını tutan elleri kasıldı. Başını kaldırdı. cebimde param da var ama ben yatırmayayım da cezaya girsin. gel de. .' Sedat hayretle bir bana bir ağabeysine bakıyordu.' 'Allah Allah!' 'Öyle. gelemem ama vallahi kötü niyetimden değil. Canım çekiliyor sanki. daha fazla değil. sonra öleyim!' Ruhunun derinliklerinde yatan bir sırrı ifşa etmiş de utanmış gibi başını önüne eğdi.' 'Sike sike geleceğim ve ilçe başkanı olacağım! Ondan sonra ne olursa 'Şu Çayırtepe'ye yirmi dört saat ilçe başkanı olayım. Yarın vergi yatacak değil mi.' dedim ama sesimin tonunu beğenmemiş olmalıydı. ben! Bakma öyle bana! İşte. kafan kızdığı zaman çekip gidesin! Hem bana söz verdin. olayım. bakalım. 'Olur. benden iyisini bulamazsın.' dedi Şafak. İşte de öyle.Hemen kendisine dönmüştü yine. Artık Çarşamba oraya gitmemek 'Sen bakma. olsun. gülüm be! Bilmiyorum nedir. 'İlçe başkanı olacağız ya!' 'yirmi dört saat. ama bana çarşambaya randevu ver.' 'Hadi. yine gözlerime dikti gözlerini. geç kalırım. 'Çayırtepe'ye ilçe başkanı olacağım. Bugünden yarına bir iş değil ki bu. bana zaman söyleme de istersen canımı al! Telefonu aç. Sen demedin mi. beni milletvekili göreceksin bu ülkede?' 'Dedim.' diye yineledi. 'Koç gibi adamım için elimden geleni yapıyorum.' 'Sen de bana yardım edeceksin!' 'Hayır. 'Kadınım olduğu için yardım edeceksin!' dedi.

'Belki de. Acaba. hünerinin getirdiği bir ülkede. Bizimki gibi yok- yetinden mi? Hayır.. maddi sonuçlarından çok manevi sonuçları önemlidir. bundan değildi. Parası pulu vardı. onu oluşturan emeğin bir pul kadar değeri yoktu! Olsaydı.toplumlarda. 'âlemin enayisi!' Kendimi yetersiz hissettiğim doğruydu. Kişi yaptığı işin. Ben. manipülasyonun para aşağılanması ile karşı karşıyadır. böyle gitmez. za- suçlu hissediyordum ya da suçlu hissettiriliyordum? Aydın olmam keyfi- man zaman aşağılık kompleksine kapılmıyor muydum? Kendimi niye sul -elbette. İstediği gibi yaşıyordu. Ne ki yoksulluğun. bir başka tutardı. Batı'ya kıyasla yoksul. yabancı olanın ben olduğum duygusuna kapıldım ülkede bir gün gülmemiş olan ben. dedelerinin Yine de. Ben ise keyfîne bakmasını beceremeyen.' dedi Şafak. insani gayretinin. ben de zavallıydık! . Bu ölümlü dünyada canımdan da önemli mi?' .iyi de para "kazanıyoruz. Onu hissettim. Profesör Behram Kurşunoğlu da. düşündüğüm zaman. 'İyi de. Yazarlığımın. Doğru söylüyordu. şu onu kıskanıyorum. Türk'üydü. yok. Şafak'ın akıl sağlığından kuşkulanıyordum? Yok. ama hele. dur bir pırtık! Öyle de değel yani! Biz iş yapıyoruz. kendi dışımızdaki gerçekliğin kavranması demekmiş! Bir an. Emeğin değil. gayret ve çalışma ululanmaz olur...Böyle bir toplumda anneannelerin ördüğü kazak da. be Happy!' No problem!. 'Don't Worry. Âşık Sabri'nin bağlaması da. Sağlığı yerindeydi. gülüm. luna saat taktığı bir zamanda. Şafak beni başka.' dedim Şafak'a 'Dalay Lama'nın bile ko'Gider. romatizmalı parmaklarının inşa ettiği kuş kafesleri de. Öyle yine. üstelik. O. böyle gitmez!' Dalay Lama kimdi? Saat ne demekti? . kim oluyordum da.. akıl sağlığı kimlik bilinci demekmiş. az önce kaybeder gibi olduğu güve- nini tekrar bulmuştu. uç lüksler ve uç yoksulluk oluşur.' diye düşündüm. da!' 'Aaaa. 'İster istemez gidecek. yirminci yüzyıl. pekâlâ da iyi yaşıyordu. Yaşıyordu.. orantısızlığın. gider.

' dedi. insan hayatının her şeyden kutsal olduğunu doğrulayan cevaptı sadece. Bağlam dışı algılıyor. gözlerinde gene övünme pırıltısı. tabii. saliselere duyarlı olmak Hayır. Şafak. Yamuk yapmaya başladı.' mi? Ya da boş ver. anlaşılan tuvalete gidecekti. Bir konuş bakalım. sıkılmak pahasına da olsa. 2000'e beş dakika kala. Şu işi de ko'Erol.' cevabı. neden daha o zamandan bırakıp gitmedim? Onu soruyorsun . değil. Pırıl pırılsın!' 'Yarın akşam bir rakı içelim mi? Erol'la. Dışarda yeriz!' dedi ve niye orada olduğu belli oldu. Günay. beni pasifize ediyordu.gerektiğini düşünüyordum. ama. elini omzuma attı. hem de çok önemli olduğunu düşünüyor- 'Neyse boş ver." değil mi?" "Peki. sözümü kesti.' dum. değil dakikalara. nuşuruz. 'Hak etmediydi. Ama her Türk gibi Şafak Özden de net cevaba alışık değildi. 'Niye? Ne yaptım ki?' O arada Sedat kalktı. İnsan hayatının her şeyden önemli olduğu tabii ki tartışılmaz ama bu. geçer!' dedi Şafak. 'Orası öyle!' dedi Şafak. Yarın sana getireyim "Peki. 'İlçe başkanı olmak istiyor. Duran da gelsin. değildi tabii. beni elinin tersiyle iter!' tirdi. 'Abla derken dürüst değil! En ufak bir terslikte yengesi ile bir olur. Aklım 'Kadıncık'ın romanında. Lafı değiş- Ve hemen arkası geldi. üsteledim.' 'Hangi işi?' 'Çok güzelsin bu gece. bu fırsatı 'Silindir gibi ezdin çocuğu.. 'Hayır. Oysa." diye başladım. yemekle uğraşma. kişinin kendisini ıslah etmemesi için bir mazeret değildir! bekliyormuş gibi..

"Çünkü o zaman sevgimin sevgi uyandırmadığının. Newsweek'in dilidir.' efendim. ölen 'Emeç' değil. Şafak'ı çö- zümlediğim zaman Türkiye'nin toplumsal karakterini çözümleyeceğini la. değil mi? İkincisi. 'ya da '." dedi. dünya çapında şehir plâncı Prof. Daha geçen gün Milliyet'te 500 milyon liralık sel felaketinden ıstıraplarından haber yoktu! Bir başka belirti.. bak. "Münferit bir olay değil.Özal. 'bu hissediyordum. mutlaka şu. olayların vahametinin üstünü örten. İstanbul'da 'maganda' eden yabancılaşma ci- bahsedecekti. -çekti gibi çekim eklerinin dili '. Zararın takas değeri bildirilmişti ama felâketzedelerin tiren ifadelerinin Türkçe'ye yerleşmiş olması olayın vahametini anlatıyor. Ölüm ilanlarında ticisinin akrabası olduğunu bilirsin. Mesela. Time'ın. Kaptan da. Şafak Özden'i yerine çok sonra ve çok güç oturttum.babam annemi 1974'te öldürecekti' cümduğunu ima etmiyor mu? lesinin farkını görüyorsun.' türünden. somut niteliklerini marjinalleşbahsediliyordu.. Şafak olayı. cami imamının yeğeni değil.. 'beş bin dolarlık saat' gibi.Onu soruyordum. haniyse . enflasyonun indirileceğinden kaçınılmaz olduğunu ima eden dil! Anlıyor musun? 'Babam annemi 1974'te öldürdü!' cümlesi ile '. Nokta gibi dergilerin 'birleşik zaman' yani 'soyutlama' dilini benimsemiş olmalarıdır. biliyor musun? Öte yandan. yönedolarlık köprü' efendim. anlıyor musun? Şafak'ın beni soyutlamasıy- ülkede insanın hiç değeri yok. bir talihsizlik olduğunun henüz farkında değildim. olayın neredeyse doğal olğerimi deliyor. eşyası somut nitelikleri ile değil. işte.' yabancılaşmasının nasıl çakıştığını görüyordum! Soyutlamanın aldığı boyutların korkunçluğunu görüyordum.. Ve korktum. Türkiye'nin olayıydı. -mış gibi. İşadamıdır. şu şirketlerin sahibinin. Bir buçuk saat bağdaş kuMazlum 'Mehmetçik'i. takas değeri ile tanımlayan. Türkiye'de kimsenin kimseyi 'adam yerine koymuyor. kısır olduğunun. 'gazeteci'dir. Yani.. Anglo-Sakson kültürünün 'üç milyon bir kadının ismine rastlarsan.ve adam kadını öldürecekti.

siyasi ve ekonomik özgürlüğü tattığı. daha 'ne oluyoruz' diyemeden. Biz. kendi kararları doğrultusunda hareket etmekten övünçlüydü. Zincirde bir kayıp halka vardı. Peki. 'insanlığı' ile 'sonsuzluğu' ile temasını koparttı. Büyük Makine'nin buyruğu altına muhteşem 'buluş'lar asırlarından sonra girmişti. şöhrete duyotoriteden. ne bir ma- Engiz Cezzar'ın. Ağlak Baba'nın torunu dığım bir şey vardı.değil! Saidi Nursi'nin sadece adını biliyor! Şafak Özden. Türkiye'de. Onu daha daha daha büyüğe zorlayan bilim teknoloji gelişmesinden sonra girmişti. Güce. dünyanın en zengin adamlarından birisi olarak öldü ğı bir dönem hiç yaşanmadı. Duran Kuran.' değil. sadece aklın duyduğu bir dönem yaşamıştı. Kim olduğunu kendisi bilmiyor. 'şunu da insanlığa ben hediye ettim' diye övünebileceği hiçbir şey yoktur! kine. kişinin yasal. Cezzar Ahmet Paşa'ya yabancı olduğu kadar yabancı. bu ara dönem. nasıl oldu da biz de robot olduk. Hayber Kalesi'ni dinleyemiyor. kültürünün kendisine sunduğu sayısız niteliklerini bir yana bıraktı. ağyardır! Teknoloji ile tırnak makasından öte bir ilişkisi olmayan insan. megamachine'in. Stevenson'un Amerikan toplumuna . yaratıcılığını sonuna kadar zorladıakılla kavranamayan tutkularının kölesi oldu. hünerinden gurur kurallarına bağlı. Doğayı kontrol altına almış. Ancak. sadece bu tutkularını ilan etti ama en azından son üç yüz yılda. Şöyle. paraya. ezilmiş insanlar için savaşan bir militan değil. Göteburg fabrikalarının devasa sarışın ustabaşı kadar yabancı! Şafak'ın. aslanım. küfürlerine dans ettiği elektronik ilah 'Prince' kadar yabancı. ne bir felsefe. ne bir enerji kaynağı! Ama. ne bir coğrafya keşfi. Keşiflerinden. feodal ama insanlığa ışık hediye etti. Avrupalı. koyduğu teşhis bize de uyuyor diye düşündüğümde anladım! Ne bir ideoloji. arkaplanının. Bütün bu anlattıklarımı bölük pörçük biliyordum. ne bir din. yirminci yüzyılın 'Altın Buzağısı'nı emrine atladık! Türkiyeli ların hurafelerinden kurtulmuş. karanlık çağ- duğu şehvet. oturtama- rup. Edison. kendisine el! Kendinden di-gayri bir şeydir. 'yiğidim. kendinden emin ve mutlu.

Kunf Futse de böyle söyler. İslâmiyet'i ayakta tutmak için manipülasyon -on dokuzuncu yüzyılın 'mason' halifelerini unutmaya- Robotlaşmak için pazar ekonomisinin. elimde viski bardağı oturuyordum ve içinde fırtınalar kopu'Sağlıklı toplum tanımını ben uydurmuyorum. Huxley de böyle söyler. ama sağlıklı toplum bireyin topluma 'uyarlanuyarlanabiliyor. iki sopayı birbiGünümüz patolojisinin yeni bir şey olmadığını. Sağlıklı liştirme. insanı başkalarının kullandığı ve sömürdüğü bir eşyaya. halifeliği ayakta tutmak için manipülasyon. hasta olduğumuzu düşündüm! Evet. insanın insanı sevme. daha doğrusu şnaps ya da şampanya mezesi olarak toplum. Schweitzer de böyle söyler. muzu düşürmekten başka bir şey yapmadık biz! tutmak için manipülasyon! Yani. inançsızlığı yaratan toplumdur! yordu! ma kapasitelerini geliştiren bir toplumdur. demokrasiyi ayakta yeteneği sergiliyormuş gibi. bir otomata dönüştüren. dünyanın dört bir tarafında başarı ile yaşıinsanın merkez alındığı toplum! Yoksa. söyler. . Devlet-i Osmaniye'yi ayakta tutmak için manipülasyon. Buda da böyle. mensuplarının akıl sağlığını dığı' toplum değil ki! Tersine.da da bir yol var! Manipülasyon! Türkiyeli. Lao Tzu da böyle söyler. yapıcı güçlerinin bilincinde olan bir benlik duygusuna sahip oldüşmanlıkları körükleyen. Şeriatide böyle söyler. İknaton da böyle söyler. üç yüz yıldan beri lım!-Cumhuriyeti ayakta tutmak için manipülasyon. maymunun yaptığı gibi. son üç yüz yılını manipülasyonla geçirdi. Konfüçyüs de böyle söyler. Sağlıksız toplum karşılıklı Orada. kişi bir topluma köle olarak da da uyarlanabiliyor! Oysa. teknolojinin dayatması dışın- rine bağlayıp. rakı. Musa da böyle söyler. koşullara inanılmaz bir uyarlanma yormuş gibi görünüyoruz. Şafak'ıın! Bunu. yaratıcı çalışma. toplumun insanın ihtiyaçlarına uyarlandığı. toplumların sağlığı. Baudelaire de böyle söyler! Bütün bu insanlar. Marx da böyle söyler. aklını ve nesnelliğini gegeliştirmek ya da engellemek yolunda aldıkları mesafe ile ölçülür.

Ne derdi varmış anlamaya çalışalım!' Kalktık. Bir de. Sultan Mehmet Reşat) 'Kanunsani' deyimiyle yeni bir yıla girmenin. bugün ye- getirdiği bütün sonuçlardan ne şahıs ne de makam olarak sorumluyum. sen getir bakalım Erol Efendi'yi. hayır! 'insan' sistemin merkezinde midir?' Cevabım. eve geliyoruz. Korkunçtu! Hani derler ya. padişahlar şiir yazmayı bıraktıktan sonra. hayır! II Mahmut. 1 Mart dır. bakınız. elini tuttum. Dinin ki. insan ölmeden önce gözünün önünden bütün bir hayatı geçermiş. Muharrem’le. ben yine düşünüyorum. Okşadım. biraz gülünç olacağını ni bir yılımız başlardı. Milletvekilleri. duy beni!" "Tanrım!" "Öyle!. Gözlerim doldu. ne iltifat! Ne inanç! dum! bilir ne düşündü! 'Tamam canım. 'Bak. 1323 (1917). okşadım.' Tanrım! Ah. 93 Savaşı ile bunun dediği bir başka bölüm daha. Mart ile girer.tarihi tarih yapanlar. hayır! diye milletin başına Yunan fesini dayattığından beri. sevgilim. ilgili daireler.' diyorum kendi kendime. Farklılıkları. artık! Kim . bakalım. saray dilinden koptuğu için. Der Saadet'te konser veremedikleri için. Tanrım! Sultan Abdülhamid bir takvimi sahiplenemezÇok suçlu hissettim kendimi birden! Şafak'a çok haksızlık ediyor- ken. Abdülhamid'i hatırladım. biraz manasız. 'Ben. Uzandım. Bakanlar Kurulu. Şafak'ın Çayırtepe'yi sahiplenmesini beklemek ne hamakattı! Sahiplenmesini istemek ise ne haksızlıktı! Ve de. hayır! Belki de. Onun güncesinde. hayır! Em- öteki Devleti'nki. marjinaldir! Duy beni. 'Osmanlıda rah ya da Karacaoğlan. Bilmem. çağdaşlaşacağım Derken. Benim gözümün önünden de Türkiye tarihi geçiyordu. 'Sonradan Batı takvimi benimsenmemiş olsaydı.. Senato ve düşündüler mi?' diye bir bölüm vardır. Bundan sonra yılbaşımız 'Kanunsani' olacak. muhterem biraderim hazretleri (yani. 'En azından son üç yüz yılHalk dili. insan hayatı için aynı ilkeleri dile getirirler. Bizim iki tarihimiz var: Biri.

rikkat. inanç. yağmacıdırlar. baktı. topluma iyi uyarlanmış. pırtık diye köylüleri Günümüzün toplumsal karakterini yaratan unsurlar bu engellenmeberi. 'Bastıkları yerde ot bitmez. 'Yapma!' seviyorum!"' gibi kekik kokusu sardı ortalığı. özen. ne bulurlarsa yağmalararttı? Massignon'u oynuyoruz! ahlâk anarşisi içindeyiz ve intihar için olgun hale geldik! Biz böyle olacak toplum değildik!" Döndü. Türkiye radyolarından. ' 'Seni çok Yanımda oturan Şafak'a baktım! Tanrım! Öyle masumdu ki! Yine mis 'Görmüyor musun. onları 'ıslah edilecek yerliler' halinde takdim edecek kadar ecnebileştiğinden dı! Mustafa Kemal Atatürk. oturma- Türkiyeli sistemin merkezine hiç oturmadı! On dokuzuncu yüzyıl jön Atatürk Bulvarı'na sokmadığı günden beri.' diyorum. İçim ezildi! Öyle yaşlar indi gözümden! Söyleyebileceğim tekbir şey vardı. kendisiyle halkı dediği birileri arasına bir çizgi çektiğinden. Tülin'in dediği gibi. ben de onu söyledim. oturmadı! Adnan Menderes asıldığı günden beri. hoşgörü. Ve bunlar. bilgi. bu tipoloji ege- . lar!' Sevgi. 'alkol tüketimi nasıl ler! Bireye toplumunu kurma özgürlüğü tanınmayınca.Türk'ü. oturmadı! men oluyor. saygı. oturmadı! Anadolu’nun altını üstüne tercih ettiğinden beri. kendi kendime. başarılı kişiler namı altında.

Diana. 'Yabancılaşma' felâketinin "O. Anladığımız kadarıyla Türkiye'de film yapmak konusunda ciddiydi ve senaryoyu mutdillendirildiği için daha da ciddiyet kazanmıştı.IX Gerçekten bu kadar umutsuz muydu? Her şeye karşın emin olamı- yordum! Nedenlerinden birisi de Diana Pavloviç'e çizdiği "Türkiye resmi"ydi. sinopsisle ilgili. heyecanla söze başladı.. senin istediğin senaryoyu yazacak insan ben değilim. O günlerde. manlamasının yanlış olduğunu düşünürken. Ben kadının za"Bak. Diana. Senin deyişinle. " diye. laka Günay'ın yazmasını istiyordu.. Günay'ın epey zamanını alıyordu. Günay kesti attı. 'fanatik' Müslümanlardan filan bahsedemem!" .üstümüze sahici bir karabulut gibi çöktüğü günlerden birinde geldi.

ben günahkâr Müslümanım!" lamak için sorulmuş bir soruydu. özel bir insan kategorisi yok." Çarşaflı kadınların sayısının arttığından yakındı." "Beni kaygılandırıyor doğrusu. üstüne para verip seyrettiğiniz korku filmlerinizi hatır- lıyorum da. olayı küçümsediğini vurgu"Hayır. Günay hiç etkilenmemiş gibiydi. tabii. "De ki. şaşkın şaşkın." dedi Günay. bu durum seni korkutmuyor mu?" diye neden korkayım? Kadınlar dindar oldukları için evlerinde oturup. Türkiye derin bir tefekküre daldı. "Fanatik Müslüman diye merkezine yerleştirmek isteyen tek tük tek-tanrıcılar var. "Kadın hak- . Hizmetçisi Nesibe'yi sarhoş kocasının nasıl ezdiğini anlattı. otomobil kullanıyor "Örtülülerin sayısının artması. politikacı olmadığını ama 'kadınları düşündüğünü' söyledi. üniversiteye gitmeseler daha mı iyiydi? Sömürgeci mantığı bu. siz niye bu kadar dertleniyorsunuz? De ki. Brrrr! Tüylerim diken diken oluyor. sistemin du. ama bunu Pavloviç bilemezdi." dedi Diana. saçma." diyerek geri çekildi Diana. 'Miskin Müslümanlar'dan oluşan bir Ortadoğu daha çok işinize gelmez mi?" lan ne olacak?" diye sordu." diye açıkladı. AT'ye almazsınız ya da İsrail'i tepemize Diana. demek istiyoroluşuyor. brrrrr! Tüylerim diken diken oluyor! Kaldı ki. "Türkiye'de yok. yavaş yavaş "Eeee?" "Demek istiyorum ki. Size ne bundan? İslamiyet’le birlikte gelmesi muhtemel uzlaşsalıverirseniz. herkes mazlıktan korkuyorsanız.Diana'nın beklemediği bir tepkiydi. "Ama. "Korkutmuyor mu?" "Yine de. "Ne demek istiyorsun?" diye sordu. sen Müslümansın ama örtünmüyorsun?" "Aynen onu demek istiyorum." o Prensesi hatırlıyorum da. örtündü. "Suudilerde." İnsanı dünyadaki eski yerine. Daha çok Müslüman adayı okula gidiyor. "Yine de. başı kesilen "Ben de sizin. tabii." dedi Diana. olur biter. Günay'ın "Ne korkutmuyor mu?" sorusu.

Afrikalı kadınların göğüslerini döve döve örttürüyordunuz. eğitimi engellenen kadınların hakları ne olacak? Amerikalı olsalardı." dedi Pavloviç. zarfın yeni bir mazrufundan ibarettir. Günay. İnsanlar Messiah. dünyaya bakışları değiştirdi." tında görselerdi. Hıristiyanlar olarak. Rahibelerinize gösterdiğiniz kabulü Müslümanlara neden göstermediğinizi hiç düşündün mü?" "Ama. Teng. dünyada bir manastır ya da bir ada gibi yasayamazsı"Dünya. "Yer- demişti bir gün bana. sükûnetle. da su dövmeyi bırakıp bir kavramlar sözlüğü yapmalı. Lao Tze. Mesih ve On ikinci İmam'ı aynı başlık altında görseler. Bugün. hiç inandırıcı olmayan bir sesle." dedi Günay. aynı katılıkla." nız!" gellere karşı kullanamazsınız. düşünüyorsun?" "Sen düşünmez misin? Seni temin ederim. Batı dünyasından ibaretse ve hiç değişmeyecekse. gerisi. öyle. "Tüm dilleri kapsayan bir kavramlar sözlüğü lâzım. "Şundan yüz yıl önce dini bütün diye bizi suçluyorsunuz." Bu iddiasını biliyordum. Birleşmiş Milletler havanbirbirlerine bakışları değiştirdi." dedi Günay. bu ülkede hiçbir Kürt ya "İyi bir soru. Artık bilgisayarlar da var. Rousseau Voltaire'e. belki de sadece dalgalanma. İnsanlara Müslümanlaşmak hakkı da ta"Ama. Teng-ri ve Tanrıyı aynı başlık al- . örtündüğü için dev- da Alevi erkeği. hatta özel sektörde iş verilmeyen. medeni haklarından örtülü bir Müslüman kadın kadar mahrum bırakılmamıştır! Kadın haklarını hep Batılılaşma yolundaki ennınmak zorundadır." dedi. Ama. bu temelsiz bir varsayım. hiç değilse sizin feministler kıyafet özgürlüğü diye ortalığı birbirine katarlardı!" "Gerçekten öyle mi. "Dünya barışı için ne lâzım biliyor musun?" "Kim bilir. "Gerçekten de. ilerleme bu. Bodrum'da poponuzu rahatça teşhir edemiyorsunuz yüzünün özgün kitaplarının sayısı üç yüzü geçmez. Hazret-i İsa Hazreti Muhammed'e o'dur. Konfüçyüs'e neyse.let dairesinde.

'Biz evliya ol- yargıları perçinleyecek film yapmam. benim cevap vermemi beklemedi. çünkü senin ülkende. Üç kuruş para kazanacağım diye. Böyle bir aşağılamaya da yanlış.' diye haykırarak." dedi Günay. irdelemeyi değil. Hal buy- hasım bellediği bir ulusu aşağılamayı hedefler. Batı dünyası yeni bir 'dini inti- "Belki de. kendilerini yerde yere atanları gördüm. Baptistlerin İsa'yı anımsatsın seanslarında kendilerini hipnotize ettiklerini gördüm ben. 'basü diye koyunları çarmıha gerdiklerini. Diana. Haksızlık olduğu için Diana adamakıllı şaşırmıştı. örneğin. sıkkın görünmüyor mu?" tek bir Filistin filmi yapmazken. "Paketlenmiş doğruların ötesini görme'İsa Mesih! Kötü bir şey mi oldu?" diye sormayı akıl etti Diana. neden sonra. Yahudi fanatikleri ken. Üç gün sonra Romanofflar. inana- yim. "Senin gibi konuşan birini hiç tanımamıştım!" Anastasya torunu çıkarırlarsa hiç şaşmam! İngiliz Müslümanlarının daha Buna cevap vermedi Günay. çünkü böyle bir tutum. "Öyle değil mi. Bir yerden bir şimdiden bizdeki Kutsal Emanetleri istediklerini biliyor muydun?" ye çalışıyorum!" Sıkılmıştı. Batı'nın de afişe edecek gücüm olmadığı için reddederim. duk. Filistinlilere arka badel mevt çadırları' denilen çadırlarda. Amerikan Baptistlerini de. tarihin yeni bir büküm kın görünüyorsun!" bana döndü. neden sana yardım ede- mıyormuş gibi etrafına bakındı. Vanessa Redgrave'i. Boston kâşanelerine alışık kadının Gü- .bah'. yeniden doğuş. yekten. ama insani bir inancın üstüne çekip. "Ön- çıktı diye on yıldır aforoz ederken. çağına giriyor. Hollywood bugüne kadar "Bak. bir yalanı sürdüreyim?" reddederim. Müslümanların yapacağı bütün iş. dikkati doğru ya karşılık verecek. "Shit!" dedi Diana. değme Cerrahiye taş çıkaracak zikir onayladığımdan değil! Yapmam. Yapmam. sırtını zincirle döven İranlıyı neden afişe edeyim? Dikkatini çekerim. sana İran senaryosu yazmam. Rus Ortodoks Kilisesi'nin dualarıyla eski saraylarına dönecekler. gözlerini kocaman kocaman açtı. "Sık- noktasına kadar dayanmaktan ibarettir. Hele de.

. "Bu sizin oyununuz.. Herkese kardeşçe ve olmalıdır. bana doğru. Narsizminiz o boyutlara vardı ki. oyunun adı bu!" diye ünledi Diana." dedi Günay bezmiş gibi. ne dünya böyle olmak zorunda." Putpehükmetmenin ilk kuralının içtenlik olduğunu. senin memleketin! Ama başka türlü de olabilirdi. Çünkü balık baştan kokar. hatırlayabilseniz! Hükümet eden. Absürd bir bağlantıydı ama kadın Ameri"Fesuphanallah!" diyerek patladı Günay. yok sayar oldunuz. Ne bu? Muhammed mi?" "Hayır. "Bütün bunlardan sana ne anlamıyorum! Ama parayı az buldunsa. dişlerinin arasından. medim! O 'oyun'u oynamak istemiyorum!" "Ama dünya böyle. yerinden kıpırdamayan. davranışlarıyla yönetilenlerin taklit etmek isteyecekleri bir model den bırakmazsa. Oyunu sahneleyen de." "Tanrı'nın bile unuttuğu bir ülkücü bu kadın!. ne de oyunun adı bu!" dedi Günay. Dünyayı yönetecekseniz. hükümet etmenin birincil yolunun iyi örnek teşkil etmek olduğunu. "Dünyaya şam budur işte. yetersizleri eğitir- "Well.. düşündüğünü görebiliyordum. uygun inyapamazsınız. Konfüçyüs. nefretle anılmak bile sizi üzmez oldu. İyiliği yüceltir. ikinci sınıf aktörlerle bu işi şefkatle davranırsa. koka kola ile eşitleyecek kadar seviyesizleştiren.nay'ın evinin böyle iddiaları barındıramayacak kadar mütevazı olduğunu kalıydı! Sernea'yı hatırlatan bir duyarsızlıkla. "Para değil. Fıstıkçılarla.' diye. yıldız- ların etrafında döndüğü bir kutup yıldızı gibidir. I'll be damned! Şu işe bak!" diye söylendi Diana. yönetilenler erdemli olmak için ellerinden geleni yapacaklardır. yönetilen ona saygı duyacaktır. azizem. çünkü sizden nefret eden dünyayı da algılayamaz. asli göreviniz.. " demek gafletinde bulundu. 'oyun'u beğen"Hayır. Hayatı 'yarestlikten vazgeçseniz diye italik’lediğini görebiliyordum. Yöneten ciddiyeti elinse. sanlar bulmak ve atamaktır. Hâlâ da olabilir. kesin bir sesle. Diana. Erdemle hükümet eden. sadakat bulacaktır. adını koyan da senin memleketin.

'Peter O'Toole gibi İngilizler olmasa Çin İmparatorları burunlarını bile silemeztalist dostlarımıza sorarsan.' yalanını bir kere daha görüp. "Gerçekten çalışıyorum. "Evet. Ya da Kraliçe Elizabeth'i! Mümkün değil. "Ohhh?!" "Yasak Şehir'e girip de. Bir misyon yüklenmeli. dua gibi. çeke çeke o senaryoyu çekmeyi ancak cahil bir Avrupalı yönetmen becerebilir! Cahil ve çıkarcı! İran ayaklanmasını İncirlik hava üssünden bir Amerikalı pilot ile ahu gözlü bir Acem dansözünün aşkına indirgemek gibi bir iş. yıllar yılı Gök Tanrı'nın eşi bildiği imparatoriçesinin ayak parmağını birine yalattığını gördü de. doğruya biat et- sizin seyircileriniz. "Gördüm. Pavloviç. Ve berbattı. Bertolucci hangi yoksul Çinlinin başına bir dam örttü? Yüreğine su serpti? Yasak Şehri bin bir özenle inşa eden Çinli. Öte yandan. vermesin mi diye bir an tereddüt etti. bu." dedi Rodoplu. lermiş. Bu eski bir senaryodur Mrs. ama ne olmuş? Engizisyon papazlarının kıyafetleri de çok gü- zeldir." dedi Diana Pavloviç. Kölelerin kanlarıyla inşa ettikleri saraylar da öyle. Anlıyor musun?” çekimler? Fotoğraflar çok güzel değil miydi?" "Çalışıyorum. kendini beğenmişliklerine bir destek daha attılar. Osmanlı padişahları hiçbir iş beceremezler!. Söyler misin. belki. Oysa bir gömek olmalı. ne işe yarar sanat? Hangi görevi üstlenir? Sorumluluğu nedir? Hiç. İbadet gibi. gıdıklana gıdıklana yalama olmuş porno iştahlarına eklenen marjinal bir plândan başka ne kazandılar? Ha. Bizi anlatan oryan- . Ama. yaratıcılık: Abraham Lincoln'ün eşini böyle bir durumda BBC bile razı olmaz! Ama. ne kazandı? Bu gerçekçilik adına yapılan bir iş de değil. kötü Çinlinin midesi zaten yoktur.ğil mi?" "Konfüçyüs?! Ah! Son İmparator'u gördün mü? Korkunç güzeldi. değil mi? revi olmalı. hareme düşmüş Avrupalı kadınlardan olmasa.. deCevap versin mi. elde veri yok! De ki. Dünyanın şu durumunda spekülatif sanat akıl almaz bir lükstür. göstermenizi isterdim.

Dene! Lütfen!" Kıpkırmızı saçları. Günay mutfağa yü- Hayır. dantel çorapları ile yine bar hostesi gibiydi. iyi bir "Türküm de ondan herhalde." soruydu. "Ve Türk olman seni özel bir tür yapıyor. öyle değil mi?" Dönüp geldiğinde daha bir yumuşamıştı sanki.yooo. "Yani. siyah "Bir dene!" dedi Diana Pavloviç. hiçbir şey yapmamak daha iyi. . insanlığa yararı olmayacaksa. senin gibi genç bir kadın?" Doğrusu. İnsanlığa yararı olmayacaksa. Müslümanların bir bütün olmadığını hiç düşünmemiş olması doğaldı. Araplardan farklı "Elbette!" dedi Günay. "Sahiden de Allah'ın belası bir ülkücü bu kadın. Günay'ın. Diana!" dedi.. Bak. hanımefendi. mutfaktan. hepsi bu. bak!" "Affedersin.. "Nasıl. pembe saten ceketi. koltuğa rahatça yerleşerek. "Üstünlük taslama!" diye seslendi Rodoplu. kahve içer misin?" rürken arkasından söylendi. ama niye sen? Yani. Şimdi. yani?" fikirde olmama hakkımı muhafaza edebilmek. düşünceli düşünceli. öyle değil mi?" tir modası geçmiş bir 'budala' diyorsun. alçak gönüllükle. o çok uzun iş! Türklere anlatması bile zor." mek. önüne sürülen değerlerin hem içinde hem dışında yaşamakla yeti"Yo. aynı "Peki. kılıyor? Öyle mi?" diye sordu Diana. "Keşke adam gibi bir ülkücü ola"Evet. "Hadi.ha iyi. lütfen." omzunu silkti Günay. Örneğin. sanat olmasın da- bilsem! Şimdiki halde. bu kılıkla İstanbul'da dolaşırsa. "Ona sor. "'Ülkücü' eşit"Ah. toplumun bir duvarından bir duvarına sürüklenniyorum!" Beni gösterdi." sına beni. Onu demek istemedim." dedi Pavloviç. Şimdilik bütün becerebildiğim. Öyle düşünebilirsin. başına neler gelebileceğini düşündüğünü görüyordum.

" sana yardım ederim. ama. Diana'yı kaçırmanın zamanının geldi"Burada olmaktan öyle mutluyum ki!" dedi Diana. Gülüyordu. "Biliyor "İyi etmişsin.. "Yani. İtiraf etleceğini düşündüren konuşma da bu izleyen konuşma oldu. Bu toprakların insanının hamurunu lardan farklı kılanın ne olduğunu bilmek için sabırsızlanıyordu. tu. Düşük bir yaşam standardında ama bolluk 'yemek' olduğunu anlatan filme varım. ayaklarını altına aldı. paketlenmiş heyecanlara ne varım. sahici Atilla filmi?" "Onlar da kimdi?" yokum. aklı başka yerde. sana ne diyeceğim. bekledi. ben de öyle. Günay. öteki de Hun. pek gelmek istememişti Türkiye'ye. gelinin topuğunu görünce heyecanlanan delikanlının filmi- ilk geldiğinde sözünü ettiğin Hollywood dışı halkayı oluşturabileceksen eden babanın filmine varım. Biz bölge kültürüne yabancıyız.. TV ekranında öpüşen çiftleri görünce utancından odayı terk içinde yaşayan insanların filmlerine varım. Akdeniz havzası Samileri ile Aryanlar çok- . öyle değil mi?" ğini düşündüğünü görüyordum. öğreniyorum. ama olmadı. aniden. Şafak Özden'i anlatan bir filme öğrenmek zorundasın. "Bak. Buna cevap vermedi Rodoplu. musun. sen istedin!" dedi Günay. 'biz'i diğer Müslüman- tan bütünleşmişlerdi." dedi. Biliyor musun. "Birlikte çalışacağız. Var mısın. "Seni tanımak istiyorum. Paketlenmiş doğrulara. Pavloviç." diye başladı. David. "Pekâlâ." dedi Günay. Diana!" oluşturan iki unsur bu insanlarda cismanileşir. Bana."Bedava konferanslara bayılırım!" Pabuçlarını çıkardı. Ben istedim." diye açıkladı Pavloviç. İsa doğalı 1071 yıl olmuş- "Öğreniyorum. meliyim ki. Bir Selahattin Eyyubi filmi yapalım? Ya da. ciddiyetle. Rodoplu’nun her şeye karşın umutlu olabi"Bir kere. Üvez'in kuşburnunun bir varım. Şöyle söyleyeyim. biz bu topraklara geldiğimizde. Türkçe "Biri bir Kürttü.

Doğurgan insanlar. Hint-Avrupa kavimleri. hem de Kuran'da bulabilirsiniz. YahyaHint'in Upaşinadları var. David. larız. KoTürkçe. ne göze göz. Mısır'da. benimki. Satılmış. ne Babi- Samilerle Aryanları anlıyorsun. Aramdu. Günay." uzandı. Ancak. Hitca konuşanlar. Yakın Doğu deyince. 'Ağıtlar Kitabı' var. Aryanlar. "Rusya ve Karadeniz'in güneyi. Bu bağlamda bizim zası kökenlilerin. Çin'in. 'Diana'. ber'in oğlu. mişlerdi. Bu kültürler. hiç yadırgamadığınız bir kitabınız. bir tarihiniz var. kâğıt peçetenin üzerine nin Yakın Doğu olduğu kabul edilir. İbranice. Biz Türkler orada yoktuk! Ne Hititleri tanırız. Asya'dan.altı bin yıllık yazılı tarihin yarısı boyunca insan faaliyetlerinin merkezikaba bir harita çizdi. nereden? Roma mitolojisinden. günü- geçmiş. Meryemler. Nuh Peygam- işte. Bizdeki Süleymanlar. Arapça. Akdeniz hav- . Bu bölgede nüfus artışı tarih boyunca yüksek olmuştur. biz gelmeden bin beş yüzyıl önce cebir öğreniyor- ler'in tosuncuklarının ululadıkları türdaşlarımız. Yunan ve Roma kanalıyla Avönüne getirmeye çalış. Kuran'da bulamazken. Şimdi. Oysa. Durdu. Şam'dan türediklerini iddia edenler. bir kalem aldı. Samiler ile Aryanlar kültürel bütünleşmeyi tamamlamışlardı. Bir başka deyişle. biz orada yoktuk!" "Ne demek o?" kültürler oluştururlar. Güneybatı Asya. Samiler. Bir başka türlü anlatayım sizin. Afganistan ve Hindistan'ın batısı ve Mısır. Kendi ismine bak. dişe diş öneren Hamurabi kanunlarını an- "Bu demek. Şunu söylemeye çalışıyorum: Biz özgün isimlerimizi. Yahudiler Yunanlılara İsa'yı. ne de kavgalarına ortak olduk. birbirleriyle sürgit çatışan müz Avrupa ve Amerikan kültürünün kökleri bu bölgededir. lar asimilasyon sonucudur. Biz geldiğimizde İsa doğalı bin yılı lonyalıları biliriz. gibi isimlerimizi. gözünün rupa ve giderek Amerikan kültürünü beslerler. bu çetin bölge kaynarken. Yunanlılar Yahudilere efsanelerini vercanınki. Teoman. Girit. İbranice 'David'den. Gün ve ay! siz kendinizinkileri hem Yunan'da hem Roma'da. Eflatun. hem Kutsal Kitap'ta.

Müslüman olabilselerdi buna gerek duymazlardı. Kahire'nin ya da Me- örfi kanunlarıyla bütünleştirilmesi gereği hissedilmişti. Daha ki. Ama. bizim orada olmamamız olduğunu düşünüyorum. Bu tari- dine'nin değil? Neden Sultan Süleyman 'Kanuni'dir? Kanun verendir? Çünkü daha o zamandan 'şeriat'ın Türk toplumuna uyarlanması. filan. Bu farklılaşmanın negerçekleşirken. Sami . Yağmur. Orta Asya'nın kurak bölgeleri bir zamanlar büyük göllerin ve nehirlerin beslediği nemli ve ılıman topraklarken. bölgelerine kum yürüdüğü için göçmek zorunda kaldılar. tabii. Doğal bir evrimle bu hale gelmedik.ha üstün olduğunu kabullendiğimiz bir kalıba uymaya çabaladık. medeniyetin dünyanın neresinde başladığını kimse kesin ola- rak bilmiyor. Müslümanımsı olduk. Biz. gerektiği gibi örtünmedik. Öte yandan.Aryan kültürel bütünleşmesi melerde katkımız yok. 1868'de. Yakın Doğu şekillenirken. evet. mesela. İsa doğmadan dokuz bin yıl önce. kazılar gösteriyor kazı. Uymaya çabalarken. harfi başka yorumlar getirdik. Müslümanlığı bir devlet dini olarak kabul ettik mize özgün dinimizden âdetler kattık. Türk Hacı Bektaş Veli. örneğin 1907'de Pumpelli'nin Başkara yakınındaki Anav'da yaptığı şundan yüz yıl önce. ger- katlar neden ortaya çıktılardı. tarikatlar oluşur muydu? Neden. Yeni dini- "Toplumsal karakterimizin yapılanmasında önemli bir unsur oldu- biz. Atatürk altmışaltı tarikat kapattı. olanı yok saymak yoluna gittik. Araplar gibi Müslüman olmadık. İnsanlar su aramak için dört bir yöne dağıldılar. başka yorumla yetinseydi. Güney Türkistan'da bakır kulla- . bu toprakların ürünü de. bir çekte. Arap anlamında deninin de. dersin? Herkes Ortodoks yorumla. GelişŞimdi. bir Mevlâna. 80. da- ğunu düşünüyorum. onu da kabul ettik.000 Batı Türkistanlı. hep. son buzul çağının sona ermesi ve buzulların geri çekilmesiyle birlikte kurudular. Devletten dayatılan başka şeyler gibi. Ama." "Sen bunun önemli olduğunu mu düşünüyorsun?" kültürümüzün kökenlerinin izini süreceğimiz kitabımız yok. şehirleri ve devletleri ayakta tutmaya yetmedi. jeologlara inanmak caizse.

belki de Tanrı bizi koHayır. kendini. benzeme"Bana mı söylüyorsun!" dedi Günay. Kocana sor. Türkistan kültürü çok eskiydi. "Batı kültürüne bulaşmış olan aynı güçle dire- nemez!" Benimle konuşuyordu. "Üzme. "Ne demek istiyorsun?" kik dil ailesindendir. "Ha. Ural-Altay kökenli. Kızılderili dilleri gibi. eken biçen. in"'Duvar' filmini hatırlıyor musun? 'Eğitilmek istemiyoruz!"' "Aman Tanrım!" "Milletçe okuyor olsaydık." diye sürdürdü Rodoplu. Aryan hiç değiliz. sana bir şey söyleyeyim mi. ne de Aryan dillerini konuşuruz. Kim bilir. "O bakımdan. hayvanları ıslah edebilmiş bir medeniyet vardı. Hecelerin birbirlerine eklenmesiyle oluşur. anlatacaktır. Mısır piramitlerinin kurulduğu 5000 yılında bile. dik!" hayretle döndüm. diyorum. garip bir gülümse- sanları bir kalıptan çıkmışçasına tekdüze kılan eğitim sistemini protesto eden bir şarkı söylemeye başladı. az duraladı. Sami değiliz." Bunun nedenini de okumama"Okumayız. ciddiyim." Beklenileceği gibi. "Mamafih. education!" Pink Floyd'dan. Pavloviç bunu inanılmaz buluyordu. Okumadık. Ne Sami dillerini. bazen okuruyor!" mamak. "Yooo. We don't need.nan. no. kurtuluş anlamına da gelebilir. Bizler bu insanların torunlarıyız. me kapladı yüzünü. "Elli milyonluk ülkede satılan kitapların sayısını duysan şaşırırsın. 'İltisaki'." mıza ve çok politik bir ulus olduğumuza bağlıyordu. yapmıyordu. size benzeyecektik. örneğin. ha. bitişken dildir. Bir kez. Asyalıyız. bir Ruhi . Yani. Türkler de bilmez. "Şaka yapıyor olmalısın!" dedi kadın. Gerçekten!" dedi Günay. Tür"Aman Tanrım! Hiç bilmiyordum!" dedi Diana. ha! Hiç okumayan en çok direnendir. Bizim konuştuğumuz dil.

bu tür şeyler üzene de solcuların özde hoşlaşmadığı şey oldu. her şeyden önce kitleyi kökenlerilı'yla başladı. Oysa. Milliyetçilik. Batı kalıbına dökülmüş şeklidir. öylesine bir karmaşaydı ki. ırkçılıkla eşanlamlıydı. Sessizlik yüzlerce yıl sürdü. Türklerin kökenlerini araştırmak. Gorby geldi de bu insanların varlığı da ortaya çıktı!" "Ama. milliyetçi dırıldı. zaman içinde kamuoyunun gündeminden kalta Asya'dan halen şu kadar milyon Türk'ün yaşadığına kimse inanmaz oldu." "Başlangıçta. Ruhi Su'yu bilemezsin. zaten!" şeye dönüşmemizi benimsemiştir. Mesele bitmiştir yani. 'ümmet' olunmak gerektiğinden ola- "Çok basit! Bizim devlet politikamız hep olduğumuzdan başka bir ne yabancılaştırmak gerektirir. Bu defa da." gayreti. dedin. 'Samileştirme' hareketiydi. 'Solcu' olununca. neden? Anlayamıyorum?" "İlericilik?" sonra. 'solculukla eşanlamlıydı. önce Fransızca. Eskiden . Müslüman olununca. Or- olunamıyordu. konumuz değil. yaşatılan halk türküsü başka iletişime uyarlanmasıdır. köklerden hiç bahsedilmez oldu. Yeni bir uygulama da değildir. dile Arapça. halk türkülerini yaşatamaz. 'ilericilik' böyle gerektirdi. Bir "Affedersin. sonra da İngilizce girdi. Daha "Evet. haksızlık etmemek lâzım. Bu fasıl. Yalnız. sonunda ne milliyetçilerin. onun bambaşka bir kalıba." "Politika. Tuhaf ladı. Farsça yerine. Bu. yeni bir asimilasyon baş"Aryan?" "Evet. Osmancak. Atatürk'ün sağken başlatılan bir. Cumhuriyetle bitti. çünkü. Arap-Fars kültürüne asimilasyon Türk tarihi araştırmaları. Boş ver. bekle!!!" diyerek isyan etti Pavloviç.Su'nun gayreti. sanki. 1940’larda Sovyetlerle iyi geçinmek kaygusuydu. O kadar tabuydu ki. politika işin içine nasıl giriyor?" "Bekle. 1970'lerde Asya'dan bahsetmek tabuydu. Aynı şey. Bir baktık. rinde durmak milliyetçilik sayılıyordu. Her neyse. 'İlericilik'. "Ruhi Su da kim?" değil.

değil mi?" 'We don't need. biz yabancı dil öğretmiyoruz. Ne gibi biliyor musun. 'bu territoryal armi konsep'yabancı dilde eğitim yapıyoruz. kendi değerlerimizi toplum istiyorum. maya yanaşmamamız. açık "Hem evet. seç! Daha önce konuştuk bunu. Yabancı dilde öğretim yapamadıklarımıza da. Ruslarla aynı zamanda. kavramlarını. namus ve cesaret! Kendimizi tanı- oluyor. hem hayır!" diyerek omuzlarını silkti. Sağlam ya da çürük. lıyor olması. Anlatabiliyor muTürklerin İslâmiyet öncesi bir dinlerinin olabileceğini. Batı sadmeyum?" sini. büyük israfa neden sarlığa neden oluyor. karamtanımlayıp yabancılaşmadan kurtulma ihtimalimiz belirebilir. bambaşka bir medeniyetin çocukları olduğumuzu içimize bir sindirebilsek. 900'lerde. bir ucuda. İş öyle hale geldi ki. nihai kararımız ne olursa olsun. Günay'ın tarihi bin yıllarla tanım- . İsa'dan sonra." "Bu seni üzüyor. onu bilsek kendimize yeni bir dil bulabileceğiz. Ama. "Bir ucu. örneğin. kendimizi neredeyse hasta sanmamıza. dınları' anlamıyor. Düş kırıklıklarına. ne Sami. Günay.' yani bir başka kültürün kalıplarını. Oysa. istiyorum." demesi bu dünkü çocuk ulusun üyesinin aklının alacağı bir şey değildi. çok geniş bir tabana yayıldı. Başımıza gelenleri. patolojisini ithal ediyoruz. yabancılaşmanın nedenlerini yorumlayabileceğiz. bastığımız yeri bilmek gibi. üç kelimesinden ikisi Farsça ya da Arapça olan aydınları anlamıyordu. önemli olabileceğini hiç düşünmemişti. hele de bunun "Tanrım! Ne kadar çok şey var öğreneceğim!" diye inledi Diana. hiçbir şeye neden olmuyorsa. Despotizm değil. Uydu antenlerimiz bile var. Başbakan'ı dinleyeceksin. şimdi de üç kelimesinden ikisi Fransızca ya da İngilizce olan 'ayti' gibi laflar ediyor. no. yabancı çeviri yapıyoruz.halk. Bu defa asimilasyonu kimse durduramaz artık. ne de Aryan. education!'. 'ya bilgi çağı ya da intihar! Sen onun dayatılmaması gerektiğini düşünüyorum. değerlerini. Namus."Biz yeni Müslüman olduk.

O giysileri içinde rüküşten öteye davetkâr görünen Diana'ya haksızlık ettiğini bile otomobil kullanmaya benzeyen. Bir yandan da. "Yani. Günay'ı birkaç yönden mahcup ettiğini sezinliyordum. Bir diğeri. Her zaman yeni katılan bir başka Şaman Türk kavmi vardı. kiiçinde saçmalayan gençlerin zavallı çalımlarını anımsatırdı. "Haydi. insanların arasına çıkmanın rahat- şinin karşısındakinden görünüşte farklı ama yapılanmada eşit olduğu izlenimi yaratıyor olmasıydı. bunda. sizi yemeğe davet ediyo- sız edici bir tarafı vardı. onların Hıristiyan oldukları yıllarda biz de Müslüman olduk. Müslüman olduğumuzda da. size uygunsa. Brute?" dedi Günay. yoksul bir ülkede çok pahalı bir tarafı olduğunu söylerdi. tabii. üstünlüğe . Yani. kalkın. Orada yeriz. "Boş ver. Günay'a." rum. 'Şamanizm'in ne olduğuna gelmişti ki. "Bir önceki dinlerimiz birbirine çok benzer. geçen gelişinde ressam Ahmet’in Fatma'ya takındığı tavırdaki."Ne demek istiyorsun?" diye bağırdı. bu çok gıpta edilen nesneye sahip olmanın. bir yabancı ile kurulan iletişimin. Göç durmadı ki!" Sıra. Bunlardan birisi kullanılmak durumunda olan dildi ki. "Et tu. "idare eden". buraya yakın. Pavloviç birden kalkındı. turist kızlara yaranma gayreti bile yabancılaştığını hissediyordum. çevreyi ve çevreye yabancılaştıran bir Bir Amerikalı ile birlikte sokağa." İçime doğmuş gibi sordum. Olur mu?" "Neresi?" "Ziya. Hadi gidelim?" "Bakın ne diyeceğim. İkinizi de! Yemekte konuşalım. Güzel bir yer biliyorum." dedi. bir bütün olarak olmadık. "Sen de mi Brütüs?" "Ne demek istiyorsun?" Gittik. dedi Günay.

Bir dükkânın kenarına sıkıştıra- . okumaya başladı. Amerikalıdan. Gustave Flaubert. "Sen her şeyi hayır diye diye yaparsın!" "Ne içersiniz?" vardı. 'Mohammed Ali'nin. Bir gün çığlık çığlığa Boston'daki malikâneye daldı. bir kitabını getirmişti. yaşlı kadını deli olmalısın!' "O Muhammedilerin arasına girmeyi gerçekten düşündüğüne göre.Auchincloss! Bir dakika içinde aşağıda ol! Seninle konuşacaklarım var!' Öyle öfkeliydi ki. pazaryerinde. "Öyle mi?" "Biliyor musun.benzer bir şey olduğunu düşünüyor. "bedenlerini nicedir diledikleri gibi kullanan Batılı ka- Olur mu?" Günay'ın onayını istemesinde adeta dokunaklı bir çocuksuluk "Olur." dedi Günay. Gerçek şuydu ki. şaşırdım. Anlıyor musun?" Sesini öfkeden boğuluyormuş gibi inceltti. annem şurada oturduğumuza asla inanmazdı!" gül"Zavallı kadın! David'in Türkiye'ye gelmesi kesinleşince. utanç duyuyordu. o Fransız yazarının. buna inanmayacaksın Günay Hanım! Ama. 'Mohammed Ali'nin soytarısı bir gün kalabalığı eğlendirmek için Ka- hire'de. ama dikkat et. kendisinden beklenildiği "Ben kaldırabilirim. böyle mavi çerçeveli kelebek gözlükleri vardır onun. barmene. dınlara özgü rahatlıkla teşhir eden" Diana'nın yanında bara tünemek durumunda kalmak beni de sıktı. adı neydi. Günay'ın italik'lediğini görebiliyordum. serttir." diyerek etrafına bakındı. Şimdi. Bacaklarını. 'Miss Ellen Cathe- rine Austin . şapkasındaki çiçekler bile titriyordu! taklit etmeye koyuldu. daha doğrusu hepimize dert anlatmaktan sıkılmıştı. Rodoplu'ya döndü. Mohammed Ali Mısır sultanıydı diye açıkladı. Gözlüklerini taktı. bir kadın yakaladı. deliye dön- "Raki!" dedi Diana. gibi. "Ha? Ne diyorsun? meye başladı. dü.

adam bitkin düştü ve öldü. 'Bir takke kafasında. Herkesin gözü önünde iriyarı bir maymunun altına yatar. avuçlarını doldurarak.' diye bağırdı.'" vardı. Sonunda. cinsel organının üzerindeki takkeyi çıkarırdı. Türkiye'ye gidiyorum. İranlı! Ne fark eder! Muhammediler . 'Ne işte!' Çocukları da getirdik diye köpürüyor. daha bitmedi! Annem bir başka sayfa daha çevirdi." dedi Rodoplu. Aptalın 'Kahire'den Kubra'ya giden yol üzerinde bir zamanlar genç bir adam biriydi. sefil herif!" lardı. Buna rağmen halk onun kutsal olduğuna inanırdı. "Türkiye'ye gelmeniz büyük kahramanlık.'" idrarının altına yatarlar. desene!" "Diana. edepde cinsel organının üzerinde takılı dolaşırdı.' Bir başka molla daha vardı." dedi Pavloviç. Bos'"Anne. O sırada dükkâncı sükûnet içinde piposunu içiyordu'!" "Ne?! Mehmet Ali Paşa'nın soytarısı mı?" "Evet! Bekle. Mısır'a değil. "Flaubert'in hangi kitabı bu?" "Duyuyor musun?" dedi Günay. cinsel ilişkide bulunur. onunla "Nereden çıkarıyorsunuz böyle iğrenç şeyleri!" "Daha da var. Arap. çocuğu olmayan kadınlar "Sana inanmıyorum. "'Son günlerde bir dilenci öldü. Kendisini Al- lah'a yakın sayarlardı. bir takke tan akşama kadar hareket halindeki cinsel organı ile gezer dolaşır. Bizi mirasından mahrum edecekmiş!" Omuzlarını silkti. Bütün Müslüman kadınlar onun yanına gider ve onu idrarları ile kirletirlerdi. "Edebiyat taciri. Bu sırada. halkı böylece güldürürdü. İşeyeceği zaman. ben. ellerini yüzlerini yıkar- ton'da basıldı!" "Ne demek sana inanmıyorum! 'Mektuplar' adlı kitabı! 1975'te.' diyecek oldum. Sabahsizlik ederdi.rak onunla herkesin içinde cinsel ilişkide bulundu. "C'est la vie!" "Ne demezsin!" Günay. çocukların nerede?" "Midnight Express'in yüzyıl öncesi Mısır versiyonu!" diye mırıldandı fark eder. 'Türk.

na"Evet. Çinli ne yapacağını şaşırır. Oraya geçelim mi?" istiyordu. Ben İstanİçkisinden koca bir yudum aldı. Flaubert Efendi gelir. Bertolucci Efendi gelir. ama. doğal set dar olur. kadın. Yahudilerin Kenan'a geldikleri yıllarda. Diana. İzmir'e götürdü. Diana. Söz vermiştin. Günay.' demiştim. bu işi yapar. Onun sırasıydı. Bak. bana Türkleri anlat. yarı göçebe ya- ." sılsa yaparlar!" "Onları durduramazsın ki." "Anlıyorum. En uzun ve en yoğun ilişkilerimiz Çinlilerledir bizim. orada bir masa açıldı. Sernea ile tanıştığımızda ona. "Şimdi.bul'u gezmek istiyorum. "İyi! Anladığına memnun oldum!" kullanamazlar. garipsemeye başladığı bir beklentiyle bakıyordu." dedi Rodoplu’ya. 'Sizin kültürünüzle başedecek gücü elde edinceye kadar. Türk figüranlar kullanamazlar. Batı ile fazla yüzgöz olmamamızda yarar var. Yer değiştirdik. Tanrı Dağları ile Altaylar arasında bir yerlerde. Tekrar oturduğumuzda. İnandırıcılıkları da o ka"Elizabeth'e yardım etmeyi neden reddettiğini şimdi anlıyorum!" "Bak. adam ülkesine döner. Bazen Kültür Bakanlığı'nın yabancı film yönetmenlerine zorluk çıkarıyor olmasını anlıyorum. set kullanmaya mecbur kalırlar ya! Hiç değilse. Çin'deki yaygın inançlarla etkileşim gösterir. O Asya'da. O ita"Hatırlıyor musun. lik'liyordu. "Tabii. Aptal yerine konulmak bir yana. Günay'cım." dedi." dedim. şarlatanların kendi halklarını kandırmalarına da izin vermemek lâzım!" dedi." "Oh! David. zavallı Mısırlı nasıl ağırlayacağını şaşırır. Yaratılışa ilişkin düşüncelerimiz. ortaya öyle bir film çıkar. Anlamamıştı. "İstedikten sonra. Aradaki zamanı nereden başlayacağını düşünmek için kullanmak "Şimdi. onları tatile. Rodoplu'ya. Orta şıyorlardı. proto-Türkler.

hayvanları evcilleştirmeyi. Hoş değil mi?" olduğunu düşündüm. tam on sekiz bin yıl uğraşır ve evreni çekiçle dövmek suretiyle şe"Aman azizem. 'göksel' krallardı. nehirler. Ağzı açık dinlemek denilen şeyin bu . Bu insanların tabii kralları vardı. Eski Ahit'in 'Yaratılış' bölümüne ratanla' 'yaratılan' biridir. O da karasabanı keşfeder. tarımı geliştirir. hatta dünyanın nasıl kurulduğunu bile anlatırlar!" "Değil mi? Şimdi: P'an Ku. İsa doğmadan üç bin yıl önce bile kayıt tutuyorlardı! Her şeyi. yaşadılar. Bedenine yapışan böcekler insan türünü meydana getirdiler. Fu Hsi öleceğine yakın. On sekizer bin yıl rüzgârlar ve bulutlar. müziği. zamanla 'Tanrı' kelimesine dönüşür. Çince 'tien'.229. saçlarından ve kıllarından. Ancak. resmi. İkisi bir olurlar. evreni şekillendirirken. 'yakillendirir! İyi mi?" kullanırız. damarlarından.kadar ki. yağmurlar oluştu. yerleri kurar. bu krallar.000 yı"Tarihler nasıl bu kadar kesin olabiliyor?" lında. bunu dinle! P'an Ku'nun böcekleri uygar insanlara dönüştürmek için uğraştılar! O krallardan önce insanlar hayvanlar gibiydiler. vakanü"Çok ilginç!" visler. ağla balık tutmayı. Çin. İlk insan. inek sağmayı öğretirler. Ve. sesinden gök gürültüleri. ticareti başlatır. Şöyle ki. Zeus gibi. İsa'dan önce 2. Burası önemli. Şen Nung'u atar. çimenler ve ağaçlar. 2852 yılında. P'an Ku. İnsanlara bitkilerden ilaç yapmayı öğretir filan. kemiklerinden. Biz bugün bile 'Allah' kelimesini 'Tanrı' kelimesiyle dönüşümlü cevabı. annelerini tanır ama babalarının kim olduklarını yaman kralın bir de yaman karısı vardır. kendi yerine bir başka Deriler giyer. yazıyı. Çin'de. madenler. bilmezlerdi! Derken efendim. terinden. insanlara evlili- kralı. Bu ği. toprak. çiğ et yer. pazar"Çok! Çok ilginç!" dedi Diana. tarihçilerin cennetidir! Çinli tarihçiler. nefesinden etlerinden. çünkü Çin'in. Türklerde 'tengri' olur. Fu Hsi diye bir kral gelir. iki medeniyet arasındaki farkı ortaya koyar.

Demet. insanlara ateş yakmasını bizzat kendisi öğretir. Rodoplu'nun buz kestiğini gördüm. Tam ağzımı açacakken. Turan. Günay. kuru otları avucunda ezerek taşların birisinin üstüne koyar. minnettarım!" Demet'i bozmak gibi bir niyeti yoktu. Gök Tanrı başta olmak üzere." Bana döndü yine. "Şimdi söyle bana. Günay da aynı anda döndü. insanlara yardım ederler. ateşi çaldı diye Promete'nin ciğerini akbabalara yedirir. bu 'ancak' çok "Şamanizm'e gelince. Yunan-Roma ya da daha doğrusu Yakın Doğu putpe- tanrılarının da 'yoktan var etme' güçleri yoktur. Zeus. hayır! Hiç duymadığım bir şeyleri anlatıyor Günay Hanım. değil mi? anlayışa Yunan Epikuros ve atomun babası kabul edilen Demokritos. Ancak. İlerdeki masayı işaret ediyordu. Bu maddeci önemli. yaratmak için ellelerce yıl sonra ancak gelirler. güneş. Şamanizm. Tam tersine. Şaman tanrıları insanlarla didişmezler. arkamdan birisinin yaklaştığını fark ettim. özde. restliğinden gece ile gündüz gibi ayrılır! Bir kere. peltek peltek. bu defa da Amerikalı kadınla bir cephe oluşdürdü. değil mi? Şekeeerrr!" Günay'ı işaret ediyordu.yer. P'an Ku gibi. alevlendirir. onun baktığını görünce selamlar gibi kadehini . Dia- şünüyor olmalıydı. Diana'ya baktım. diye sordu. Şaman rinin altında ezelden beri mevcut olan maddeleri kullanırlar. gözlerini Diana'ya dikmiş Yeşilçamlı Turan'ı gördüm. diğeri ile üstlerine vurur. Yani. bin- Gök Tanrı. ata ve ateş kültlerinden oluşan bir dindir. Demet'in haklı olabileceğini dü"Hayır. gökten biri kara biri ak iki taş getirir. turmuş gibi olmanın sıkıntısına girdi. na!" Demet çığlık çığlığa sarılıverdi. Marx'ın 'Tanrı' nefretini Türk nasıl paylaşsın?" "Yine mi politika! Hiç eğlenmesini bilmez misin sen? Merhaba. "Gerçekten. İkincisi. Döndü"Yeterince ciddi konuştunuz! Gelin bizimle bir içki için!" diye sür- ğümde. o şaşkın şaşkın Demet'e bakıyordu." "Yine nutuk atıyor. ama sonuç öyle oldu. ay. dedi. Ülgen. insanlarla kardeştirler.

Garsona içkisini taze"Şamanizm'in. bunu yaparken Turan'ın egosunu da kurtaracağını "Nerede kalmıştık?" diye sordu Diana yeniden. konuşuyoruz da. tanrıların yoktan var etme güçlerinin olmaması. "Onlara katılmak ister misin?" kaldırdı. Demet'e gelince." dedi Diana. Bir süredir bizi seyrediyor olmalıydılar. "Sana bayılmış!" "Benim için teşekkür et. "Kişiyi topraktan şekil- farkını anlatıyordum." şeker?" Günay Rodoplu'nun büyük bir iş peşinde olduğunu anlatacağını. lemesini işaret etti. Anlaşılan Turan. alçak sesle. Demet fırsatı kaçırmadı. lendirirlerken yanlarında hep bir 'insan' vardır. "Yakışıklı bir adam. Türk tanrıları kâinatı şekilKendilerini çocuk değil. ezeli madde fikri. Yakın Doğu ya da Akdeniz havzası putperestliğinden Herkesin köşeyi döndürecek bir iş peşinde olduğu masasına dönüp. başarıbiliyordum. herkes ta- lıydı ki. hayır. "Şimdi önemli bir şey "Ah! İş mi? Pardon! Ben sizi rahat bırakayım! Vakit nakittir! Değil mi." dedi Rodoplu. ağabeydirler.na'nın kim olduğunu merak etmiş. Kadehini adama doğru kaldırdı. sızlığını örteceğini. Adamın içkili olduğu gözlerinden belliydi." dedi Diana telaşla. ancak Turan'ı o da fark etmiş olma- Rodoplu'ya döndü. 'kardeş' olarak şekillendirmeleri ilginçtir. tanrıların insanlarla kardeş olmalarıdır. "En önemli farkları sıralıyordum. Demet tanıyınca tanıştırılmak istemişrafından sevilme merakının ona arabuluculuk ettirebileceğini tahmin edebiliyordum. Demet'e. Örne- . Dia- ti. İlki si. "Nerede kalmıştık?" "Daha sonra katılırız. İkincilendirirler ama bu 'kişi' onlarla kardeş olur! Onlar. "Hayır. değil mi?" diye ünledi." dedi Günay.

hırçın bir aşk-nefret ilişkisi yoktur. Bu ceza da ilginçtir.' Eski Ahit'i hatırla gibi. "Sürgit havadan sudan konuşma ve sürgit havadan sudan yazma. Çaresiz. Ama inrilecek cezanın yakmak filan değil de. ne paranın. birilerine belki de. en az esir veren ulus yine bizdik. Bu 'ağabey' insanlar kenratorunun vaat edebileceği rüşveti vaat etmez. Ülgen'e isyan eden kardeşidir. üçüncü kuşak dedelerinden daha cahil olacaktır. 'Penceresi cam cama. çünkü bilginin üzerine eklenmediği gibi. 'Yükletmezler sana olun yükünü kamefin dal olmayınca'dan. İki kuşak Bir de örnek vermişti.ğin. aktif bir özgürlük de değildir. Bunların yoktur. " Erlik vardır. ama asla zincire vurulamayan bir yapı geliştirmiştir. ne de geçmişinin kölesidir. tembelleşmeye." demişti. bir insanları yeraltındaki dünyasına götürür. kavramı. Rab Yahova ile Yahudiler arasında olduğu gibi. Ne patronun.. kul' yoktur. çünkü insanlarla ilişkileri. İnsanlar bunu yaparsa. muallim'e . o zamanın Türklerinin. ken düşüncelerinin arasındaki bağlantıları sağlamlaştırdığını hissediyor- insanoğlunun beynini dumura uğratıyor. sürgit havadan sudan konuşma. kullarına -zaten. ne kitaplaAnkara'daki konferansını hatırlıyor. Örneğin.. bu dünya dikleri bağların ürünü. öldürdüğü san. 'Kul'. olan da unutuluyor!" git. Bir gün bana. Ve- uşak olmaktan korkmalarının ardında bunun yattığını düşünürüm. her şey! Uygarlıkların böyle mahvolduklarına inanıyorum.'Kendilerinin ekme- görüşüne tümüyle yabancıdır. kendisine uşak yapar. Anadolu insanı özgürrının. ne inançlarının. otoriter değil. Belgelerle sabittir. Kore savaşında. Ülgen'in yardımıyla Erlik'i her zaman yener. 'o zamanın insanı' diye kısıtlamam da yanlış. Günay'ın Pavloviç'le konuşur- dum. incir çekirdeğini doldurmayan şeylerle uğraşmaya başlıyorlar. ancak bir sömürge impadisine tapınsınlar diye. İsa'nın 'çocukları' vardır. 'kendisine uşak yapmak' olması ilginç değil mi? Bazen. kendilerini salmaya. kardeşçe bir ilişkidir. Hatta dür. Evet. ölmekten değil. eminim bundan. Yunan Hades'inin karşılığı. Erlik. Kötüdür. çizme! Sürhele de maddi refah içindeyseler. "Tuti-i mucize guyem'den. "Kim ne derse desin.

irade ve ruh hallerini belirleyen şey. İyi mi?" "İnanılır gibi değil!" vardır. Şamanizm’de kadın 'kam'lar var- yaslandığında bu müthiş bir farktır. etimizle.filan yasaklamadı. Eski Yunan'da kadın o kadar hor gö- Yunan mitolojisinin incelikli kavramları burada da vardır. ruh sağlığı kusursuz ve min sonucunda. bedenin kötü olduen önemlisi 'hayatla barışık' insanlardık. bunlar ruhbandır. Ülgen. Dediğim gibi. ancak alkole yoruyor. Bu da bizi üçüncü farka getirir. bizde ruh-beden ikilemi ve bu ikileYani. Örneğin. Diana'nın sesiyle kendisine "Affedersin. Fizik ötesi korkularla bunalmazdık biz. başka bir şey düşündüm. yani Hıristiyanlıbir düşüncesinden bir önemli farkı. insana haz verdiği gerekçesiyle bunalmayız!" müziği. bu. Hizmetinde dişi ve erkek iyi ruhlar dır. İşte. Hemen her hazda şeytanı gören. "Kaba bir mitoloji de değildir. Türk kozmoloji- sinde Ülgen. gözlerinin garip bir pırıltıyla kısıldığının farkındaydım. beyaz ekmeği. 'yula' diye ğu sonucu yoktur. Yunan'la kırülürdü ki. Paulus'a Hıristiyan ilahiyatını veren dünyayı ve teni lanetleyen. Laz inşaatına geldi. 'kut' diye bir kavram vardır. iyilik eden bir varlıktır. Ayinleri kadın kamlar da yönetirler. kemiğimizle. 'süne'dir ğın 'kutsal ruh'una benzer. enerji. en doğal arzularını perhizle cezalandıran insanlar değildik. kollanması ge- . Batı düşüncesinin vardığı. ruhun iyi. ki.düşüşü başka nasıl açıklayacaksın?" "Selimiye'den Partenon taklidi Anıtkabir'e geçişi nasıl açıklayacaksın? Karadeniz evlerinden. Hâlâ da Pavloviç'in yüzünün bir zamandır değiştiğinin. örneğin. bütünlüklü. kötü ve haksız işler yapan erkeklerin dünyaya yeniden kadın olarak geleceklerine inanılırdı. seninkiler gibi. Yunan mitolojisinin 'nous' ya da 'logistikon'una. "Günay Hanım. sıcak banyoyu -Papaz Tertullian'ı hatırlıyor musun?. biz. bir şey mi oldu?" geçici nasıl açıklayacaksın?" Dalmış gitmişti. sadece insanda bulunan.

çocuk!" demek gafletinde bulundu. kadının ne dediğini anladığını gör- Pavloviç birden. her gün bir sürü suç bulurdum! O zaman da. neler!" Gülmeye baş"Biliyor musun. Tedirgin olmuştu. yerinde sertçe. eksi kırk derecede. Boston soğuğunda.dince. Rakı bardağını bahane edip. ben! Oysa. ha!!!" dedi Günay. atladı. ben!" . tıslar gibi bir sesle." dedi Diana Pavloviç. lanetli bir liste! Tanrı'nın her lanetli gecesi. bilmiyorum. B. 'her hazda şeytanı görmek'ten bahse"Benim arka-planımı biliyorsun. ki. likle sabaha kadar dua cezası verirdim kendime. değil mi?" diye sordu. bir liste tutuşturulurdu elime!" dedi.. "Anlıyorum. "Ah. tabii. "Yazık. zehir gibi bir sesle." Günay. makyajı aktı akacaktı. bir tek gece"Eh niye üzgün olacakmışsın!" diye sapkın bir öfkeyle terslendi Dia"Daha beş yaşındayken. Günay Hanım. cezalandırma yolları arardım! Neler düşünürdüm. "Unutmak istediğim şeyi hatırlatıyorsun bana!" Bağırıyordu. deminden beri siz Türklerin ne kadar akıllı olduğunuzu anlatıp duruyorsun bana! Oysa." dedi Günay. neşeli bir kahkaha değil. ara verdiğinde. "Hayır. döndü. "Bak. Gözleri sulandı. Günay’a. bu listeye bakar. sesi giderek daha da yükseliyordu. Günay'a baktım. her gece! Ve. ama.. sesinin tonu bir sorudan ziyade ithamı yansıtıyordu. Günay. beni yoldan çıkaran lanetli bedenimi ladı. sığınaklarımı yıkıyorsun!" diye patladı na. "Altmış soruluk. hecelerin üstüne basa basa." düm. hatta düşünüp düşünmediğimi saptamaya çalışırdım. rektiğini düşünüyordum.! Her gece. Ne "Ben Püritenim. İsa'nın yolundan sapacak bir şey yapıp yapmadığımı. Tanrı'nın her lanetli gecesi altmış soruluk "Lanet olsun. hastalıklı bir deli gülmesiydi. çevredekiler dönüp baktılar ama aldıracak halde değil gibiydi. Rodoplu’nun cümlesini bitirmesini zor bekliyormuş gibi.

Artık adamakıllı sarhoş olmalıydı ki. küfür etmene gerek yok!" "Affedersin.lerini on mil öteden tanırım ben!" "Öyle de olsa.. omzundaki eli attı. İçi rahatladı. den. Rodoplu'nun elini tuttu. "İyi ki. . adamın koluna gir"Biliyorum. Öyle birden sin!" gözlerinden yaşlar dökülmeye başladı." "Üzgünüm. ama. Ama aklı çocukluğundaydı. ha! Bu eşe g. dokununca!" uzandı. Diana'dan yana bir adım attı. Demet'e. Rodoplu. biraz da Ece'ye uğrayalım!" diyordu. "Affedersin. Diana'ya sertçe.ol. di. itirazlarına rağmen uzaklaştırmayı becerdi. tekrar tekrar. eşek g. "Sadece bir davet. Günay'la ben birbi- Dünyanın Günay'ın başına yıkıldığını gördüm sanki! "Kendisini ne sanıyor.." dedi Diana.. çok affedersin! Kendime hâkim olamadım. küfürü anlamadığı belliydi. "Affedersin. vardı. Onun arkasında da Turan "Come with us!" kadının omzuna dokunmaya kalkıştı. hışımla geri döndü. Birden silkin- Tanımlayamadığımız bir krizin eşiğinde gibiydi. Affedersin! Lütfen kızma!" Birden çocuklaşmıştı sanki..!" diye bağırdı Mrs. Turan'ın yüzün- "Sakın bir daha bunu yapma!" dedi Rodoplu. bu adam kendisini ne sanıyor!?" ağlamak üzereydi. "Götür bunları buradan!" dedi. "Sakın!" Günay'ın af dilenir bir konumda olmayı da yadırgadığını görebiliyordum. Gerçekten çok üzgünüm. Belleğime Diana'nın ani öfkelerine ilişkin bir not düştüğümü hatırlıyorum.. "Diana!!!" "S. Demet. "Hadi. adam ne dediğini anlamadı. ne yapmamız gerektiğini kestirmeye çalışıyorduk ki. çok affeder- di. bu adam?" Haksız değildi.rimize bakıyor. Diana! Hepsi bu!" "Sadece bir davet. Pavloviç. Demet yine arkasında bitti kadının.

Günay’a bir şeyler bir şey"Anlattıklarımı düşünüyordum. "Yeter artık. Havari Paulus'u hatırla! Romanın son peçe takarak katılabileceklerini söylemişti. Amerikalının daya- nasıl bir film senaryosu olur. "Ateş!" "Hayır. yumuşatmaya çalıştığı sesiyle. sarhoş olursan seni burada bırakırım!" "Anlaştık!" dedi Diana. Dia- na'nın garsona işaret ettiğini gördü. Öyle korkuyordum ki!" diye işkencenin bir başka sapık türünü anlattı. "Ne oldu?" "Hunlu Atilla?" nıklılığına belli belirsiz bir hayranlık duydum. kadınların ayinlere ancak tam bile tahrik edebileceğinden örtülmeli. kazınmalıdır. Çok oldu." Lütfen inan bana!" Gerçekten de toparlanmış gibiydi.." dedi Rodoplu. geçti! "Peki. üç hafta sessizlik perhizine girdim." acı acı güldü. öte yandan Kutsal Kitap'ın tanrı- sının gazabından ödleri patlıyor. hayır! Yemin ederim sarhoş değilim! Anlık bir şeydi." Konuşmanın sonunun geldiğini düşünüyordum. daha da iyisi. Çantasını açtı. Kimseyle konuşmadım. bir keresinde de evin korusunda sabaha kadar tek tam yedi dönümlük çimi tek başıma biçtim. Bir defasında. gülmeye başladı. Bir tarafta senin Romalılar. ama. "Gördüğün gibi azize olamadım!" "Haftalarca. Diana. zeltti. yüzünü dü- leri çağrıştırmış olmalıydı ki. bir yandan dönemlerindeki sefahate tepki olsa gerek. 'Kadınların saçları. Ellerim kan içinde kaldı.başına yürüdüm. ra günlerce çatal bile tutamadım. içinde şeker bulunan hiçbir şeye elimi sürmedim! Tam "Biliyor musun. melekleri . Rodoplu'ya döndü. becerdi de. Son"Kimse olamadı!" dedi Rodoplu. ama. putperestliklerinden kalma ilahlardan. "Atilla'yı hatırladım. "Düşün bak.'" "Ta kendisi!" Lafı değiştirmeye çalışıyordu. pudralığını çıkardı. Ama..

' dedi. saçlarında rüzgâr. benden nefret edenlerin günahlarını üçüncü ve dördüncü kuşaklara geçiririm!' dedi Atilla: (hiç etkilenmemiştir) Aaaah! Saçmalama. huzurlu. ne de Rab Yahova'nım tehditleri"Lütfen devam et. öte yanda sırtlarını göksel ağa- "Yeni Ahit'ten tabii.' Bak bir yanda peçeli Roma kadınları. peruk takmış ya beylerine dayamış. kadın erkek için yaratıldı. Ne diyordu. tövbe de! (şaşkın) Tövbe de ne demek? Çok kızıyorum. Azize Yeremya'yı düşünsene. Karşılarında da panto- ni umursamayan koca bir şehir halkı! Üstelik at üstünde."Yeni Ahit'ten bu!" lus? 'Eğer kadın örtünmüyorsa. saçı da kesilsin. aklında ne var?" Pavloviç toparlanmış Günay'a dikişsiz togaları. Mesela. ile Papa arasındaki bir diyalog: Atilla: Papa: Atilla: Papa: aklını alacak yüzlerce film yapılabileceğini düşünüyordum. dehşete düşürmüş olmalılar! de!" lonlu. uzun gömlekli. okumaya başlar) 'Ben." diyerek güldü Günay. kemerli kürk şapkayla erkekli kadınDüşünebiliyor musun? Ne Zeus'un. tek parça kumaştan lı Hunlar! Zavallı Romalılar. Çünkü. üst üste haç çıkararak) Tövbe de. çünkü. ama kadın erkektendir. çok! (alelacele Kutsal Kitapı açar. Pau- ler! Bir tarafta. Babaların günahlarını oğullarına. saçlarını maşa ile kıvırmış. sizin tanrınız olan Yahova. erkek kadın için değil. çoluk çocuk atlı göçebe- da kellerine kalemle saç çiziktirmiş Roma erkekleri. sandaletleriyle öyle dikiliyorlar. Atilla Bu tanrı da çok oldu. Kendisine şu kadarcık bir saygısı olan bir tanrı asla böyle konuşmaz! "Aklımda bir şey yok. hareket halinmesleki bir ilgiyle yoğunlaşmıştı bile. ihtiyar. Hollyvwood'un . erkek kadından değil. deri çizmeleri. "Sadece. kıskanç bir tanrıyım. artık! (kıpkırmızı. yüzleri tıraşlı.

" mıştı. demiştim! Ah. Ödül para. elbette benlik! İnsanlık! Dinle bak. Diana'yı eğlendirmeye devam etti. titreyerek) işte. be- Ak Ene! Ak Ene geliyor! Sefalar getiriyor! (bembeyaz elbiseli yaşlı bir tanrıça girer) Oğlum!! (sarılırlar) Ak Ene: "Delisin sen!" dedi Diana. sana! Hadi. Göklerde (devamla) Bırak şu Erlik'i. canım. işte!" dedi Günay. Atilla: nim akılsız ağabeyim! Dinlemedi beni! Papa: Atilla: (tepinerek) Çarpılacaksın! Çarpılacaksın dedim. değil mi? Bizim öz kişimiz hep yerlerdedir. para ödüldür. başka bir şey de yapabilirsin! "Niye? Çok yaratıcı bir şey olmadığını biliyorum ama 'On Emirden ya settiği insanlar. bizim öz kişilerimiz yeryüzünde. Rodoplu. na. olalar Erlik'in kişileri!" Hafifçe güldü. Diana toparla- Na. "Aynı şey.Papa: Atilla: Bu ne cüret! (tepinerek) Kibir! Benlik! Elbette kibir. na! Uşaklaşmış insanların isyanı! Erlik'in toprak altına hap- "Artık kalkalım mı?" ." "İyi ya. amacına ulaşmış. biçimlendirme. işte! "Hep böyledir. sen de! Ağabeyim iyi bir varlıktır! Kimseyi çarpmaz! (gök gürültüsü) Papa: Atilla: (korkudan bembeyaz. Ülgen'in önderliğinde özgürlüklerine kavuşurlar. "Gerçekten delisin!" Erlik ve yeraltı! da 'Ben Hur'dan daha kötü olamaz! Bak. Erlik'in kişileri göklerde!" Bana döndü. 'Siyah Örfe' filmini hatırladın mı? Yapımcısına dünya kadar para kazandırmıştı! Ödülleri de cabası.

bununla bitmeyecekti. daha da parıldadı. Alacağı cevap belliydi." dedi Günay." diye anlattı Günay sonradan. kadının basit bir bilgi alışverişi dışında. Anlattığım gibi bir arka- planı olan Türklere İslâmiyet'in yakın gelmesi çok doğaldır. "kendisini çok rahatsız eden. Nite- ." dedi Pavloviç. ifadesini birden fazla muharebeye hazırlanıyor gibiydi. Günay. Eve gir- du. yeni bir "Ne ki. o 'kayıp halka' değil! Anlattığın Türklerle. Dayanmaya karar verdi. kendimi çok yalnız hissediyorum. perestlerin arenalarda aslanlara attıkları Hristiyanları. konuşmayı sürdürmek istiyordu.K. "Bak. bahsetmiyorsun?" arasındaki halkayı. giyindi. yim?" "Tabii. "kayıp halkayı!" "Darvin'den "Hayır. Diana. neden kendisinde kalmak iste- tekrarladığı 'sen benim sığınaklarımı yıkıyorsun' bildirimde bulan bir derdi olduğunu düşünmeye başlamıştım. Bu gece sende kalabilir mi- diklerinde yine pırıl pırıldı. Sen kazandın. lım!" "Tamam. şimdiki Türkler Günay'a kalsa. Kahveyi içti. Rodoplu'ya bir kahve içip içemeyeceğini sor- Yolda geçen süreci canlanmak için kullandı Diana Pavloviç. Müslüman Türkler arasındaki halkayı!" Romalı putyeni bir dini bu kadar kolayca benimsemişlerdi. nihayet! Ama. Günay’ın geceliklerinden birisini diğini o zaman anladı."O. "Bu defa sen ateşle baka"'Kayıp halka'yı arıyorum. yeni dinin dehlizlerde lime lime edilen müritlerini düşünüyordu. bu çözüm her ne idiyse ertesi günü bekleyebilirdi. kişisel bir sorunu vardı ve sanki bütün bu gayreti o soruna bir çözüm bulmaya yönelikti. Nasıl olup da Türkler "Medeniyet farkını gözardı ediyorsun yine." dedi Diana. Ayaklarını altına alıp oturduğunda." dedi Pavloviç'e." ama Pavloviç'in olağanüstü sağlıklılığının tuhaf bir şekilde kendisine meydan okuduğunu o da hissetmişti.

yani. İslâm'ın. Hıris- yatı İç Moğolistan'da ve Yedi Su'da mezar taşlarından başka hiçbir iz bırakamadan çekilip gitti. 'herkesten daha engin ve değerli bir kişiliği olan. Allah. 'özgün günahtan' dolayı mahkûm edilmemişdur. esirgeyen. Yani. Şamanlar zaten de Şamanlara yakın gelir. İslâmiyet tiyanlık on dördüncü yüzyılda kesinlikle mağlup düştü. Şal Yime gibi. rahim ve son' peygamberini yadırgamamış olmaları doğaldır. Böyle olunca. Asya'nın yüzde seksen beşi "Peki. sadece Şaman Türkler değil. Kal"Evet. Orta Asya'da ve İran'da." "Sana kişisel bir soru sorabilir miyim?" cüsü. yani on üç ve on dördüncü yüzyıllarda. deyiş yerindeyse 'yanlış' başlamaz! Bu da Şaman’a uygun- . Bunlar insanlara yardım eden. eriştirmiştir. Diana. Hazreti Muhammed'den önce de peygamberler vardır. Gök Tanrı. vardı. ama neden?! Anlamıyor musun. İslâm'ın ruh-beden ikilemini içermeyen insan görüşü Ülgen'in kardeşleridirler. Âdem'in tövbesini kabul etmiş. Eh. Hayata. üç büyük dinin. Üçün- meleklerin bile ona secde ettiğini daha önce anlattım. ko- ruyan. İslâmiyet'te." dedi Günay. İşte. gecenin ikisi ve sen benden hâlâ 'On Derste İslâmiyet' "Günay Hanım şimdi de sen üstünlük taslıyorsun! Anlattıklarını hafi- istiyorsun!" fe almadığımı biliyorsun!" Ülgen'in kendisine vekâlet eden en sevgili kişileri. insan olmakla dı ki. Şamanlarda. gene olmadı. Budizm." "Az önce saydıkların gibi?" birlikte. onu hidayete tir.kim bak. İslamiyet’te insanın nasıl yüce tutulduğunu." önemli!" ve Hıristiyanlığın çekişmesine tanık oldu. Şamanların. 1800'lerin sonunda. Paulus'un ilahiHıristiyan sömürgecilerin işgalindeydi. Yapkara. bunu anlamak benim için çok "Hadi. Moğol devrinde. İkincisi. insanlık. Mangdaşire. Burada da yadırganacak bir şey yoktur. "Tamam! Şimdi bak. peygamberleri "Tamam. rahim kişilerdir. Asya'nın tümü.

Ali Şeriati da buna inanır: 'Allah'ın temsilcisi. Diana. bu insanlar birbirleriyle harp ediyorlar!" bir dünyanın adamı böyle bir savı neden yadırgasın? İnsanoğlunun bizzat kendisinin şekillendirdiği bir evren kavramının ima ettiği sorumluluğu anlıyor musun? Yabancılaşmaya asla izin vermeyen bir sorumluluktur bu!" İçini çekti. yine kendi "Yani!" diyerek omuzlarını silkti Rodoplu. " İranlı Müslüman'dan bahsediyorsun!" "Ne olmuş?" "Sana inanamıyorum! Aynı anda bir Çinli. Fu Hsi'nin evreni çekiçle döverek şekillendirdiği lah'ın halifesidir." 'Sen' inanıyor musun?" "İnsanoğlunun doğuştan 'iyi' olduklarına gerçekten inanıyor musun? dür söylemi. Bu âlemin nedeni ve bu nedeni laması. "İnsan yaradılıştan kötü- buna inanır. Hıristiyanlığın insanoğlunu. tabiata. insan kişilerine dönmeyi başarsalar. Parçabaşı doğrularla uğraşıyorlar! Bir nefes alsalar. yeryüzündeki dünyanın sahibi ve sorumlusu. İslâm'ın insanı Algöreceklerdir! Konumuza dönelim. bir Alman Yahudisi ve bir "İnsanların 'bütün'ü görmeleri engelleniyor da ondan. tıpkı Mangdaşire gibi. hayata zaaf ve güçsüzlükle başlar. aynı doğruların etrafında dönendiklerini dan çok daha fazla bir şey olduğu iddiasında olduğu için. yere ve göğe hâkim olan iyiliğe ve kötülüğe yatkın varlığı. Sabah da anlattım sana."Tabii. İslâmiyet'te yoktur. olduğun- "Ne olmuşu var mı. Erich Fromm da buna inanır. güç ve kemale doğru seyir halindedir. Konfüçyüs de İnsanoğlunun kendi eliyle yarattığı öldürücü koşullar ağından. insan yaradılıştan iyidir söyleminden daha gerçekçi değil ki! eliyle kurtulabilecek donanıma sahip olduğuna inanırım. kibirlilikle suçgerçekleştiren aracıdır. bir titreyip kendilerine. "Galiba!" doğal olurdu! Türklerin değil! Anlıyor musun?" "İslâmiyet'i Yunan-Roma ilişkili Sami Arapların yadırgaması daha .

biz değil! Öyle barbarsınız ki. "Peki." "Ama öyle oldu! Bak. bu kaynakları elde etme hakkına eşit olarak sahiptiler. Cemaate aitti. Şamanizm’e ne kadar ister bir ortaklık. nizm'dir. ilkel ko- . Epikurosçu. gururu yeni bir ahenk yaratmasını engeller diye kınanır.. bu bence. ne Afrikalıların bu işte dahli yoktur! Ozon tabakasında delik açan şeyi tüketiyorsunuz! Doğal kaynakları. biraz alaylı. ama ürünü azami doyumu geti- ama kimseye zırnık koklatılmıyordur. ister bir devlet olsun. sahip olunan mal toplumun malı olduğunu söyleyince. insanoğlu dünyayı ne hale getirdi!" "Hayır! 'İnsanoğlu' diye yekpare bir bütün yapmadı bunu! 'Siz' yaptı- "İslâmiyet'in insan görüşünde. recek gibi paylaşılmıyordur ya da kötü yönetiliyordur da paylaşılacak şey kimseye yetmez. Hazreti Muhammed gelip de. malın sahibi ister tek kişi. çok yakın geldi.böyle olduğu için Allah'ın emanetinin kendisi için yaratılanın koruyucusudur.. "Tapu mesela." "Niye durdun? Ne düşünüyorsun?" Sovyetler'de olduğu gibi devlette olabilir. insanları. yanlışı biçiyorsunuz! Ne bizim. ne Azteklerin. Hıristiyanlıkta ise. bastığınız yerde ot bitmiyor! Her "Dahası. 'ilkel komü- yakın geldiğinden bahsettim sana. Demokritosçu düşüncenin. atmosferi. Doğal kaynakların sahiplerinin olmadığı bir rejimdi." dedi Günay. insanın özgür ruhu tabiatın ahengini bozmasına neden olur. Cemaat üyesi aileler. mülkiyetin bir kişinin hakkı olmadığı gibi. Ya da sizdeki gibi ferdin elindedir. tapu kimdeydi?" diye sordu Diana. ne Hintlilerin. bizim Orta Asya'daki ekonomik rejimimiz. her şeyi!" "Kevorkian bunu duymalıydı!" sizsiniz. İlkel kaynaklar ortak kullanıma açıktı. Önemli olan. insan özgür bir yaradılışa sahiptir ve nız! Yanlışı ektiniz. azami doyumu sağlayacak bölüşüm ve üretimin aynı anda işlemesidir ki." "Bu sandığın kadar alaycı bir soru değil. iyi işletiliyordur münizmin üzerinde parlayan hilal ile gerçekleşebilir. bir grubun ya da bir sultanın hakkı olmadığını.

"Ne tuhaf." 'framboise' demekten farkı yok ki! Öte yandan. som 'entelektüel merak' diye bir şey söylemez! Sartre'ın. ya kurucuları ile ya da tüzüğü okumaya zahmet etmeyip. ayrı bir 'ulus'un dünya görüşü gibi takdim edilmesindendir. 'bilim yapıyorum' diye bilim yapılmaz! Bir tür çıkar sağlamayan. Öyle ya. aynı kaygıları payla- Peygamber’i doğuran 'necip kavmin' kibrinin dahli var mı diye düşünükulüp düşün! Elbette kurucuları ile kısıtlanacak! Yani. 'Sığır'a. İslamiyet’in. "Yine de hal Türklerle! Türkçe meallerin bile 'sığır' kelimesini beğenmeyip. ama iltifat da ma- . sadece tek bir ulusun. misafirine dönmeye çalıştı.olmaları kadar absürd bir şey olmadığını düşünüyorum! Her şeye ters! Ne garip. tümüyle yabancı- leştiren bir tarafı varsa okurlar. yabancılaşma değilse.bir toplumun. yorum.. kendilerini zenginrifete tabidir! Sernea'ya da söyledim. hiç ama hiçbir şey ğaldır. Türk-İslam sentezcilerini düşünüyor olmalıydı. beni al: Ben Kafka'nın 'Metamorfozunu okuyamam! Ha- dır! İnsanlar bir şeyi niye okurlar? İşlerine yarıyorsa. Arapların. 'ahududu'ya. İslam öğretisinden şu ya da bu ölçüde mamböceğine dönüşmeyi düşünemiyorum bile! Bana. belki de. ille de rı ve dolayısıyla bu dünyadaki yerleri ve rolleri ile barışık olmaları do- sana. Marifet. Örneğin. Arapça'ya duyulan hayranlık olmalı. iddiasının ardındaki seçkincilik unsuru da küfür olmalı. belirleyici niteliklerinin kendileri. Bunda gizli Arap 'ulusçuluk'unun. 'bakara' demenin. 'Yabancı'sı da öyle! Gerçekten de. Türklerin. 'bakara' diye tutturmalarının açıklaması. tarikatlardan bahsettim böyle olunca. kulaktan duyduklarıyla yetinen. Şaman arka-planlı. hele de Şamanist arka-planlı Türklerin kapitalist şan insanların üye olduğu bir kulüp gibi değil de. "Bu sentez işi daha onuncu yüzyılda bitmişti Rodoplu. iltifata tabidir. değil mi?" değil mi?" demişti bir gün. tüzüğünün başka dillere çevrilmesine izin verilmeyen bir zaten! Hâlâ gündemde olması. "Müslümanların. Tanrıla- nasibini almış -alamadıklarını da atmış zaten. Allah'ın kelamını. anlayacağı biçimde kelimelendirilmiş olması Düşüncelerini toplamaya.

biyofilik dünya görüşüdür. Doğrudur. Bilimi ihtiyaç doğurur! El tezgâhına gücün yetmez. Türk kültürünün kaybı bizim kadar sizin de hayıflanarememiştir.bir geçmiş. gidip alıyoruz. neye ihtiyacımız varsa. sence. yani.yoktur. insanlara güvenmeyen. Neden biliyor musun? Çünkü yeniden keşfetmenin gerçekten de aptalca bir yanı yok mu?" memnuniyetle izledi. hiçbir iktidar ayırmaz. buharlıyı bulursun! Almana gücün yetmez de radar keşfedersin! Sen söylüyorsun. Bu bağlamda. Rodoplu. Batı'nın hiçbir kavmi Türk kadar rahim olmayı bece- yan!. insanları aşağılayan." cağınız bir kayıptır. bizim. barışıklığımızın. sizler tarafından 'uyuşukluk' olarak yorumlanmasını anlamak zor değil! Oysa. Öte yandan. Türk üniversitelerinde araştırmaya para ayrılmıyor diye yakını- öfkeli bir tanrı ile sü