HORASAN’DAN

Türb<iye Tarihine Giriş

ANADOUJYA
Oğuz Ünal
dr

Türliiye TariJıinc Giriş

HORASANDAN ANADOLUTA
Oğuz IJnab

Kapaktaki Hat Prof. EMİN BARIN e m e l m a tb a a c ılık
34 96 - 17 93 O S AN KARA

dağıtım, if r
1512001

HORASAH’DAN ANADOLU'YA
T Ü R K İ Y E T A R İ H İ N E GİRİ Ş

A N A D O L U ’N U N F E T H İ V E T Ü R K İY E D E V L E T İ’N İN K U R U L U Ş U

OOUZ ÜNAL
B İR İN C İ B A S K I

Ankara 1980

T Ö R E d e v l e t Y A Y IN E V İ P.K. 203 K IZ IL A Y A N K A R A

Cumhuriyet Devri II.İÇ İN D E K İL E R ö n sö z I. Bizans Gazâlarmda Türkler A. Anadolu Türk Birliğinin Yeniden Kuruluşu ve İkinci İmparatorluk (Türk Cihan İmparatorluğu) Devri. Bizans'a Karşı Taarruza Geçmesi 3. Suguur(Uc) Beylikleri Devri 2. "OsmanlIlar Çağı" 5. Anadolu'nun Fethi ve Türkiye Devleti’nin Kuruluşu. Tarsus Emir'i Yazmân'ın Bizans Gazaları D. Amorion Seferinde Türkler B. Birinci İmparatorluk Devri "Selçuklular Çağı" 3. B Ö LÜ M G İR İŞ T Ü R K İY E T A R İH İN İN B Ö L Ü M L E R İ 1. Uçların Teşkilâtı ve Uçlarda Hayat 4. Anadolu Beylikleri (Tavaif-i Müluk) Devri 4. Islâm Hilâfeti Hizmetinde Türkler A. Amorion Seferinden Sonra Yapılan Bizans Gazalarında Türkler C. Emeviler Devri B. BÖ LÜ M O Ğ U Z L A R 'D A N ÖN CE A N A D O LU V E T Ü R K L E R S Ü G U U R B E Y L İ K L E R İ D E V R İ” 1. Uçların İnhitatı 29 29 29 34 34 37 38 39 42 45 17 18 20 21 22 H O R A S A N ’DAN A N A D O L U 'Y A . Abbâsiler Devri 2.

Selçuk Sultanlarının Oğuzlar'a Yurt Bulma ve Fetih Siyaseti IV. Malazgirt Meydan Muharebesi ve Geçirdiği Saflıalar " 5. Selçuklular'ın İlk Anadolu Akınlan 2.1 1 1 . Türklerin İslâmiyeti Kabulü B. Savaş Öncesi Selçuklular'da Siyasi Durum C. Sultan Alp Arslan Zamanında Bizans'a Karşı Gazâlar ve Anadolu Fütuhâtı 4. Oğuz Istilâsi Arifesinde Anadolu 2. Malazgirt Meydan Muharebesi A. B t)L Ü M B Ü Y Ü K S E L Ç U K L U L A R D E V R İN D E B İZ A N S G A Z A L A R I V E A N A D O LU F Ü T U H A T I 1. Sultan Tuğrul Bey Zamanında Bizans'a Karşı Gazalar ve Anadolu Fütuhatı 3. Türk İstilâ ve Fütuhatının Doğu Anadolu'dan Orta Anadolu'ya Gelirken Takip Ettiği İstikametler 3. B Ö LÜ M M A L A Z G İR T T E N SO N R A A N A D O LU F Ü T U H A T I v e T Ü R K İY E D E V L E T İ'N İN K U R U L U Ş U 1. BÖ LÜ M Oğ u z l a r a n a d o l u 'd a 1. Savaşa Giden Yol E. Anadolu'nun Türkler Tarafından Fethini Hazırlayan Sebepler A. Savaş Öncesi BizanslIlar'da Siyasi Durum D. Malazgirt Zaferinin Akisleri ve Anadolu Fütuhâtma Etkileri 83 90 98 108 108 109 49 56 58 59 66 71 110 112 118 134 V. Süleyman Şah'tan Önce Anadolu Fütuhatı 139 Oğ u z ÜNAL . Büyük Türk Muhacereti C. Savaş Öncesi Anadolu'da Siyasi Durum B.

Süleyman Tarih Sahnesine Çıkışı 148 Sultanlığı ve Kurduğu Devlet 153 Anadolu Fütuhâtr 158 Büyük Selçuklularla Çatışması 164 Şah’tan Sonra "Türkiye Devleti” 166 Şah'ın Şah’ın Şah'ın Şah'ın VI. 4. Türk Fâtihlerle Yerli Halk Arasındaki Kaynaşma 4. Türkler'in Anadolu’da Yerleştikleri Veya Yeniden Kurdukları Şehirler V II. Süleyman Süleyman Süleyman Süleyman ve Sonu 6. Türkmen ve Diğer Türk Uluslarının Anadolu'da Yayılışı 2. Anadolu'daki Hıristiyan ve Şamani Türkler 3.2. BÖ LÜ M N E T İC E N O T LA R KA YN AKLAR 205 219 245 181 196 198 202 HORASAN'DAN ANADOLU'YA . 5. BÖ LÜ M T Ü R K İY E D E V L E T İN İN K U R U L U Ş Y IL L A R IN D A T Ü R K L E R T A R A F IN D A N F E T İH V E İSK A N E D İL E N A N A D O LU Ü L K E S İN E B İR B A K IŞ 1. 3.

.

Biz bu araştırmamızda. Bu başlangıç devresini müteakiben X I. yüzyılda "O ğuz" veya "Türkmen” adıyla anılan Türk boy ve uluslarının dalgalar halinde Anadolu'yu açarak kendile­ rine vatan yapmaları neticesinde "Türkiye Devleti" teşekkül etmiştir. Bu devrede Türkler. Selçuklu ordularının bugün üzerinde yaşadığımız toprakları kanlan ile yoğuruşu ve bu topraklar üzerinde ebediyete kadar yaşayacak olan bir Türk Devleti'nin "Devlet-i Ebed Müddet " in kuruluşu belgeleriyle anlatılmaktadır. Suguur ya da Avasım adı ile anılan uc vilâyetlerinde yaşamışlardır. Bütün bu devreler içinde ele almarak incelenen Türkiye Devleti. tarihi ve siyasi bakımdan tam bir devamlılık ve bütünlük gösterir. Islâm Devleti hizmetinde ve Hilâfet ordusu içinde. Osmaniflar. Anadolu'nun Müslüman Oğuz Türkleri tarafından fethini ve Türkiye Selçukluları hanedanının öncülüğünde kuru­ lup günümüze kadar devam edip gelen "Türkiye Devle­ t i" nin kuruluşunun hikâyesidir. ♦ "İ’lâ-yi Kelime-t-ullah" A llah'm adını ve İslâm iyetin tevhid akidesini. Türki'ye devletini kuran Türkiye Selçukluları ve onu takibeden Anadolu Beylikleri.feleri devrinde ortaya çıkan İslâm-Bizan: mücadeleleri ile başlar. Türk İstiklâl Savaşı ve Cumhuriyet devre­ leri Türkiye Devleti tarihinin nirengi noktalarıdır. yüzyıldan itibaren. Türkiye Devleti tarihinin ilk devresini "Anadolu'nun Fethi ve Türkiye Devleti'nin Kuruluşu" nu ve bu devletin temelini meydana getiren Oğuz (Türkmen) boy ve uluslarının Horasan'dan Anado­ lu'ya gelişlerini ve Anadolu'da yeni bir Türk Vatanı kur­ malarını ve bunun âmillerini ele aldık. O halde bu kitap. şanına lâyık bir şekilde yüceltip yay­ ına demektir. 10 oğuz ÜNAL . İlk olarak İslâm Devleti hizmetinde ve Hilâfet sancağı altında Anadolu'ya gelen Suguur Türkleri'nin ardından X I. coşkun bir fetih ruhu ve gazâ ideolojisi ile Horasan'dan Anadolu’ya akan Oğuz boylarının. "i'lâ-yi Kelime-t-ullah"* yolunda Anadolu'ya akınlar yapmışlar.

Anadolu.ştir. Ancak derhal belirtelim ki. Zira. hayrete değer de­ ğişikliklere sahne olmuş. Anadolu-Trakya (yani bugünkü Türkiye). Bu değişikliklerin belki dc sonuncusu Türkler'in bu ülkeye gelmesidir. yüzyılda ise bu kesafet müthiş bir şekilde arttı. Boğazlar. Yakın Doğu ile Balkanlar. 'dünya nizâmı” mefkuresi ile görevli olduğumuz şuur ve ve heyecanı içinde medeni ve siyasi alanlarda büyük hamleler yaptığımız devirlerdir. Asya ile Avrupa. HORASAN'DAN ANADOLUYA 11 . cihân hâkimiyetine erişmek için ve dünya imparatorluğunu elinde tutmak arzusunda bulunan devlet için kilit noktasıdır. X III. Daha XI. Bu jeopolitik önemde olan ve X I. Akdeniz ile Karade­ niz arasında geçittir. dünya tarihinin en önemli toprak parçalarından biridir. bu nüfus hareketi rastgele insan yığınlarının gelişi şeklinde olmamıştır. Marmara bölgesine doğru gidildikçe jeopolitik önem artar. tarih boyunca.Bu çağlar. yüzyıldan beri de " T Ü R K İ Y E " adi ile anılan Anadolu ve onun tamamla­ yıcı parçası Trakya. Oğuz boylarının Anadolu'ya adım adım sahip olurlarken. Aynı zaman­ da Oğuz boylarının Anadolu'yu Türk vatanı haline getir­ meleri ve burada bir Türk devleti kurmaları. h ürkler bundan böyle Hıristiyan Garba karşı Müslüman Şark'ın müdafii olmuşlardır. Şark'ı ve özellikle İslâm dünyasını kurtaran eşsiz bir müdahale olmuştur. Mısır ve Mezo­ potamya ile birlikte en eski medeniyetler. bir iki asır içinde dünyadaki Türk nüfusunun en azından üçte biri Anadolu'ya göçtü. dünya çapındaki jeopolitik önemini tari­ hin hiç bir devresinde kaybetmemi. bu toprakları vatan yapabilmek için nasıl çırpındıklarını Tarih sahnesinde ibretle seyretmek gerekir. Anadolu'da kurulmuştur. yüzyılın sonlarında Anadolu bir Türk ülkesi haline gelmişti.

Bu husus karşımızdaki milletlerin hayatiyeti yanında bizimkinin ne kadar üstün olduğunu da göstermiştir. Öyle ki. Bu şuur Osmanlılar tarafından "D in ü devlet.Bu devrede Anadolu'ya gelen Türkler.* Kitabımız "Netice" ile birlikte yedi bölümden meydana gelmiştir. bu topraklar da Türk milletinin şuuruna ve kalbine yerleşmiştir. Haçlı sürülerini bağrında eriten bu destan devri Anadolu'su gerçekten kahramanlar ve evliyâlar diyarı haline gelmiştir. İkinci bölümde. bu memlekete damgamızı öyle eşsiz iki hayat özü ile (Türklük ve Müslümanlık). mülk ü millet" formülü ile ifade edilmiştir. bu vatanın artık başkalarına ait olması ihtimali kalmamış­ tır. Bütün bu izahlarımız gösteriyor ki. türbeleri ve evliyâ hikâyeleri ile vatan olmak için her türlü mane­ vi özelliği kazanmış ve böylece Türk milleti bu toprak­ lara. imân ile kan'la bastık ki. Anadolu'da gazS ve fütuhat yapan Türk kahramanları etrafında destanlar teşkil edildi. U o ğ u z ÜNAL . Buradaki büyük ve ebedi Türk şahsiyetini lâfla almadık. Yendi­ ğimiz düşman kitlelerinin meydana getirdikleri eiserleri. 8. Fetihlerle A n ad o lu 'n u n Türkleşmesi ve İslâmlaşması. Bizans'a yakışır. menkıbeleri. Haçlılar'a yaraşır bir vahşetle yıkmadı­ ğımıza. Bu topraklan bir birinden ağır tarih hadiseleri yaratarak "yatan" yaptık. bu vatanı lâfla kurmadık. Birinci bölümde. kızıyor. biz Türkler. nesilleri üzülüyor. sh. Biz o düşman milletlerin yapıp bıraktıklarını o kadar geçtik ki. büyük bir imtihan vererek destan devri yaşayacak yüksekliğe erişmişlerdir. koruduğumuza. ziyaretgâhlan. Türkiye tarihinin devrelere taksimi ele alınmış ve bir tez olarak tarihi bir plân ileri sürülmüştür. bugünün Türk-İslâm mefkuresini lâyıkıyla anlıyamayan. bunların mezar ve türbeleri asırlarca ziyaretgâh oldu. Su şekilde bütün Anadolu topraklar: tarihi hatıraları. Türkiye tarihine başlangıç teşkil eden "Suguur Beylikleri" ele alanmış ve bu devrede *M ehm et Ş E K E R .

Türkiye Devleti'nin kuruluş yıllarında Türkler tarafından fetih ve iskân olunan Ana­ dolu Ülkesine kısa bir bakış yapılmış ve bu arada "Türk unsuru ile yerli etnik unsurların karışması". Daha sonra Süleyman Şah'm fetihleri gözden geçirilmiş ve müteakiben Süleyman Şah'tan sonra Türkiye Devleti'­ nin Selçuklular devresi özet halinde anlatılmış ve Türki­ ye Devleti'nin hayatiyetinin temelleri gösterilmiştir. Malazgirt zaferini müteakip Anadolu fütuhatı ele alınmış ve bu devrede ilk h ürkiye Sultanı Kutalmış oğlu Süleyman Şah'm tarih sahnesine çıkışı ve Türkiye Devleti'nin kuruluşu incelenmiştir. Türk fütuhatı arifesin­ de Anadolu'nun durumuna temas edildikten sonra Ana­ dolu’nun Türkler tarafından fethini hazırlayan sebepler ve âmiller etraflıca gözden geçirilmiş. oldukça uzun bir şekilde teferruatiyle ele alınmıştır. Özellikle Alp Arslan devrinde vuku bulan ve Türkiye tarihi için bir dönüm noktası teşkil eden 1071 Malazgirt Meydan Muharebesi. Beşinci bölümde. gibi meseleler HORASAN'DAN ANADOLSJYA 13 . Dördüncü bölümde.İslâm Hilâfeti hizmetinde ve Hilâfet ordusu içinde görevli olan Türkler'in Anadolu'ya yaptıkları akın ve gazâlann tarihi gözden geçirilmiştir. ve bu fütuhatın bazılarının zannetttikleri gibi gelişi güzel bir istilâ ha­ reketi (!) olmadığı anlatılmıştır. Altıncı bölümde ise. Bu bölümde. Selçukluların ilk Anadolu akınları. "Türkmen nüfusunun Anadolu'daki dağılışı" vs. Daha sonra üçüncü bölümde. Bizans İmparatorluğu'nun ve Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nun içinde bulundukları durumlara ve bilhassa Türk ve İslâm âleminin Malazgirt savaşına ver­ dikleri önem ve manâ üzerinde kaynaklara dayanılarak durulmuş ve Malazgirt Zaferinin akisleri ve Anadolu fütuhatına etkileri ele alınmıştır. Bu arada Malazgirt savaşı öncesinde İslâm âleminin. Büyük Selçuklular devrindeki Bizans gazaları ele alınmıştır. Sultan Tuğrul ve Sultan Alp Arslan zamanındaki akınlar ve savaşlar anlatılmıştır.

Ömer Lütfi Barkan ve Prof.üzerinde durulmuş ve bu meselelerin hallinde ''demogra­ fik âmiller"in önemine jşaret edilmiş. bütün araştırmaları­ mızın bir hülâsası yapılmış ve Türkiye Devleti'nin tarihisiyasi bütünlüğü ve devamlılığına ve hayatiyetine dikkat çekilmiştir. Ocak m979-Ankara 14 Oğ u z ÜNAL . M. hiç bir iddia sahi­ bi değiliz. Osman Turan'ın tarih anlayışı aynen benimsenmiştir. Son olarak şu noktayı belirtelim ki. Türkiye Devleti'nin tarihi devamlılığt ve siyasi bütünlüğüne dikkat çekmekten başka. Faruk Sümer'in görüş­ lerinden geniş ölçüde faydalanılmış ve bütün bu görüşleri üstün bir vukufla ve milii-islâmi bir tarih anlayışı ile ele alan rahmetli Prof. Kitabımızın netice bölümünde. biz bu araştır­ mamızda. Anadolu'nun bir Türk nüfus üstünlüğü ve kesafeti sayesinde Türkleşmiş olduğuna dikkat çekilmiştir. Fuad Köprülü. Sadece Türk tarihi araştırmalarının bugünkü seviyesinde Türkiye Tarihine kısa bir giriş yapmış bulu­ nuyoruz. Prof. Bu arada Anadolu'nun Türkleşmesi hususundaki yanlış görüşlere karşı çıkan ve bu konuda ilmi deliller gösteren Prof.

.

.

.

iktisadi ve medeni hayat sukut etmiş ve Moğol hâkimiyeti altına giren Türkiye'de Selçuklu idaresi bir gölge halinde 1318 yılma kadar yaşamıştır. Bununla beraber. yüzyıl­ da başlar ve Türkiye Devleti'nîn kuruluşunu müteakip iki yüzyıl kadar devam eden parlak ve muhteşem bir medeniyet hamlesinden sonra Moğollar'ın Anadolu'yu istilâ ettikleri 1277 yılma kadar de­ vam eder. (2) Türkiye tarihinin ilk muhteşem safhası olan bu devre kendi içinde şu tali devrelere aynlır: 1) 2) Anadolu Akınları ve Fetih Devresi (1015-1075) Anadolu'da Türkiye Devleti'nin ve Türkiye Selçukluları Saltanatının Kuruluş Devresi (1075-1192) Anadolu Türk Birliği'nin Kuruluşu ve Merkezileşme Dev­ resi (1192-1205) 3) 18 Oğ u z ÜNAL . Baycu Noyan kumandasında. Türkiye Selçukluları ordusunu Kösedağ'da mağlub etmeleri ile Türkiye Devleti sarsılmış ve Türkler gittikçe artan bir Moğol nüfuzu altına girmeye başlamışlardır. Anadolu'da gelişen ikti­ sadi ve medeni yükseliş. 1277 yılma kadar devam etmiştir. umumi vasıflarıyla Türkiye Selçukluîarı idaresi ve devlet nizâmı 1277 yılma kadar sürmüştür. " S E L Ç U K L U L A R Ç A Ğ I" Bu devre Oğuzlar’ın Anadolu akınlarına başladıkları 11. Anadolu Türkleri'nin bütün felâketlerin menşeini "Baycu y ılı" adıyla 1243 Kösedağ mağlubiyetine bağlamaları doğru olmakla birlikte.2. A N A D O LU 'N U N F E T H İ V E T Ü R K İY E D E V L E T İ'N İN K U R U L U Ş U . 1243 yılında Moğollar'ın. B İR İN C İ İM P A R A T O R L U K D E V R İ. Fakat Selçuklu veziri Muineddin Pervâne'nin 1277 yılında Moğollar tarafından idamından sonra Türkiye Selçuklu idaresi tamamen çökmüş.

.

ANADOLU B EY L İK L E R İ (TAVAİF-! MÜLUK) DEVRİ Bu devre Mogollar'ın Türkiye Selçukluları saltanatına son ver­ dikleri ve dağıtılan hanedana mensup şehzadelerin Uc beyliklerine sığındıkları 1318 yılında başlar.3. Avrupa'nın en kudretli İmparatorluklarını ve Krallarını mağlup edip. 20 Oğ u z ÜNAL . Anadolu Türk Birliği bozulmuştu. Türki­ ye Selçukluları zamanında fevkalâde mamur ve zengin bir ülke iken bilâhare zayıflamış ve fakirleşmiş. bu Moğol hâkimiyetini hiçbir zaman kabul etmemiş ve istiklâlini kazanmak için amansız bir mücadcIeye girmişti. Bu zaaf ve intikal devresini müteakiben Osmanoğulları'nm Türkiye tahtına çıkmaları ile Anadolu Türk Birliği ve Türkiye Devleti yeniden ihya edilmiştir. bir intikai devri olduğunu ifade etmek istemiştir. İşte bu istiklâl mücadeleleri sırasında başarı kazanan kumandanlar ve beyler etra­ fında ayrı ayrı beylikler teşekkül etmeğe başlamış ve Moğollar'ı Anadolu'dan atan bu beylikler daha sonra milli istiklâllerini kazan­ mağa muvaffak olınuşiardı. Anadolu. Moğol istilâsı devrinde çok fazla harap olmuş. (3) Nitekim "fetret” . Haçlı sürüle­ rine Anadolu'yu mezar yapan Anadolu Türkü ilk defa mağlup ol­ muş ve Moğol hâkimiyeti altına girmişti. Bütün Batı âleminin ordularını perişan eden. Bu şekilde 1277'de Moğol Hâkimi­ yeti altına girmiş bulunan Türkiye Selçukluları saltanatı son bulmuş ve Anadolu Beylikleri (Tavaif-i Müluk) devri başlamış olur. yanıp yakılmıştı. Türkiye Selçukluları saltanatının sukücundan (1277-1318) Os­ manlI Padişahı Yavuz Sultan Selim'in Çaldıran Meydan Muharebesi'ni müteakiben Dulkadiroğulları hânedanını. Ancak Anadolu Türkü. Moğollar'ın Anadolu'dan çıkışından sonra Anadolu'nun her tarafı bir bey tarafından işgal edilmiş ve Anadolu'da otuza yakın bayrak dalgalan­ mağa başlamış. Turnadağ muha­ rebesi neticesinde lâğv. ile doğu ve güney doğu Anadolu'yu zaptederek Anadolu Türk Birliği'ni yeniden ihya ettiği 1515 yılına kadar olan bu uzun devreye "Fetret Devri" demek uygun olur. Anadolu Türkü. önceki ve sonraki iki padişah arasındaki padişahsız geçen zaaf devresi anlamına gelmektedir ki. bu devreyi bu şekilde isimlendirmekle bu devrenin Türkiye Devleti'nin hayatında bir kesinti.

Osmanlılar'ın Anadolu Türk Birliği'ni sağlayarak Anadolu'daki Hâkimiyetlerini kesin olarak kabul ettirdikleri tarihin 1515 yılı ol­ masına rağmen Osmanlılar Çağı'nı Osmanoğuliarı'nın istiklâl kazana­ rak Türkiye Selçuklularından boşalan Türkiye tahtına çıktıkları 1299-1300 yıllarından başlatmak yerinde olur. 2) 3) 4) 5) H O R A SA N 'D A N A N A D O L U 'Y A 21 .4. Türkiye tarihinin en muhteşem ve parlak safhası olan ve Türk­ lüğün "dünya nizâmı" ınefKuresi ile milli. Islâmi ve insani ideallerle yepyeni bir kültür ve medeniyet hamlesini temsil eden bu devreyi de kendi içinde şu tali devirlere ayırabiliriz: 1) Osmanlı Beyliği'nin Kuruluşu ve Anadolu Türk Birliği'nin Geçici Olarak Kurulduğu Devir: (1299-1402) Anadolu Türk Birliği'nin Dağılması ve Şehzadeler Kavgası­ nın Başlaması "Türkiye Tarihinde İkinci Fetret Devri" (1402-1413) Anadolu Türk Birliği'nin Yeniden Kuruluşu ve İkinci İmpa­ ratorluğun (Türk Cihan İmparatorluğu) Gerçekleşmesi Dev­ ri (1413-1520) Türk Cihan İmparatorluğu'nun Şevket Devri (1520-1699) Duraklama ve Çözülme Devri (1699-1918). A N A D O LU T Ü R K B İR L İĞ İ'N İN Y E N İD E N K U R U L U Ş U v e İK İN C İ İM P A R A T O R L U K (T Ü R K C İH A N İM P A R A T O R L U Ğ U ) O E V R İ : " O S M A r a iL A R Ç A Ğ !" Türkiye tarihinin münakaşasız şekilde en muhteşem safhası olan bu devre Osmanoğuliarı'nın istiklâl kazanarak Türkiye tahtına çık­ tıkları 1299-1300 yıllahndan başlar ve Osmanlı Hanedanının iktidar­ dan düştüğü ve Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açıldığı 1920 yılına kadar devam eder.

ya bizzat Halifeler veya H ilâ­ fet hanedanına mensup prensler veyahut da Bizans'a karşı gazâya memur olan hudut (uc) kumandanları ve emirleri tarafından sevk ve idare edilen Anadolu sefer ve gazâlarının tarihini de yazmak lâzım­ dır. Moğol istilâsı sırasında olduğu gibi. kadar Emevi ve Abbâsi ve daha sonra F a ­ tımi Halifeleri zamanında devam eden. 22 Oğ u z ÜNAL . Ancak Anadolu Türkü. yine silâha sarılmış ve amansız bir mücadeleye başlamış ve Türk İstiklâl Savaşı adı ile anılan muhteşem ve uzun bir bağımsızlık ve kurtuluş mücadelesinden sonra yine istiklâline kavuşmuş ve dev­ letini ihya etmiştir.5. Türkiye Dev­ leti bir bütündür ve zaman zaman bazi kesintilere ve değişikliklere uğrasa da günümüze kadar devam ederek gelir. yüzyılda ilk Halifeler zamanın dan başlayarak 11. Bu büyük tarih sürecinin dikkatle incelenmesinden anlaşılacağı üzere. Çünki evvelâ.* Bu devrelerden birincisinin tarihini yazarken. CUMHURİYET DEVRİ Türkiye Devleti. yüzyıla. Selçukoğullarmın idaresinde Anadolu'yu fetheden *Türkiye Devleti'nin bir bütün olduğu şeklinde ifade edilebilecek olan bu tezim iz. İşte Türkiye tarihinin devreleri bundan ibarettir. işte bu tarih süreci içerisinde Osmanlı hanedanının artık tarihi-siyasi fonksiyonunu kaybederek iktidardan düştüğü ve Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açıldığı ve Cumhuriyet'in üân edildiği 1920-1923 yılla­ rından başlar ve günümüze kadar gelir. ilerde yayınlanacak olan bir başka araştırm am ızda ele alınm ıştır. Cumhuriyet Devri adıyla anılan bu devre. Anadolu'nun fethine bir başlangıç teşkil eden ve 7. Birinci Dünya Savaşı'ndan 1918 yılında mağlup ve perişan olarak çıkmış ve düşman sürüleri orta Anadolu'ya kadar ilerlemişlerdi.

Anadolu fatihlerinden bazılarının. eski İslâm mücâhidleri gibi din uğrunda ve " i ’lâ-yi Kelime tullah" yolunda ''fi-sebll-illâh" gazâ ve fütuhât yap m ağa gelmişler ve kendilerini onların halefleri addederek "G azi" Unvanını almışlardır. Emevi Halifeleri zamanında Anadolu gazâlarım ya­ panların çoğu Arap mücâhidleri olsa bile Abbasi Hilâfeti devrindeki gaziler ekseriyet itibariyle Türk soyundandırlar ve binaenaleyh ken­ dilerinden sonra Anadolu'yu fethedenlerle aynı menşedcndirler. (6) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 23 . İkinci olarak. (4) Üçüncü olarak. "Kerb Gazi". Bundan başka. Anadolu'nun Türkler tarafından fethinden önceki bu gazâ ve cihâd devresi Bizans İmparatorluğu'nu zayıflatmış ve gelecek Müslüman Türk fatihlerine uygun bir zemin hazırlamıştır. "Cüneyd Gazi" destanları başta olmak üzere eski İslâm fütühat ve gazâlarından bahseden birçok hikâyelerin bulunuşu ve bu devir kahramanlarına ait birçok türbe ve makamların -sahih olmasalar bile— halk arasında meşhur ve çoğu zaman kutsal birer ziyaretgâh olmaları. bugüne kadar yaşamakta olan "Battal Gazi". Gerçekten Emevi ve Abbâsi Halifeleri Anadolu'nun fethini yıllarca mukaddes bir mefkure olarak yaşatmışlar (5) ve bu mefkureyi İslâmiyet! yeni kabul etmiş olan Türk gazilerine miras bırakmışlardı. kendilerini eski İslâm mücâhidlerinin soyundan addedecek kadar eski İslâm gazâlarım ve gazilerini benimsemiş olmaları ve Anadolu halk edebiyatı arasında.Oğuzlar. bu ilk İslâm gazâları devresinin Anadolu'nun Türkler tarafından fethine bir baş­ langıç olduğunu göstermektedir.

.

Bizans akınlarını önlemek maksadiyle Müslimanlar da bu boş hudut arazisine birlikler yerleş­ tiriyorlardı. Karşılarına devrin iki büyük imparatorluğu olan İran ve Bizans ordularının çıkmasına rağmen İslâm ordularını durdurmak mümkün olmadı. Ebu Bekir (R . hudut bölge­ leri ahâlisini iç bölgelere çekerek Müslimanların ilerlemelerini önle­ mek maksadiyle geniş bir bölgeyi boş bıraktı. büyük değişikliklere uğramadan yüzyıllar boyunca İslâm-Bizans mücadele bölgesi haline gelmiştir. Adana. İmparatorluğun hemen her bölgesinden gazâ 26 OĞUZ ÜNAL . bu sahalara "Z a vâh i" (dış kısımlar.A . Bu şekilde Ermeni'ye ve Azerbaycan'ın da fethiyle Bizans İmparator­ luğu ile hudutlar oldukça uzamıştı.A . Böylece İslâm Orduları Halife Hz. İkinci Halife Hz.) zamanında varılan hudut bölgesi. Maraş ve Malatya hattı üzerinde cereyan ediyordu.de ise Suriye ve Anadolu. Emeviler devrinde Suriye'deki ordugâhlardan (cund) Kınnesrin'e bağlı idiler. Burada bulunan eski istihkâmları tamir etmek suretiyle içlerine askeri birlikler yerleştir­ diler. Ömer (R. Suriye'yi kaybeden Bizans İmparatoru Heraklios. Bizans'a karşı kazanılan zaferler netice­ sinde bütün Suriye ve El-Cezire bölgeleri İslâm devletinin sınırları dahiline girdi. (7) Bu şekilde devamlı olarak Bizans'a karşı gazâya çıkan İslâm orduları bu boş araziyi işgâl etmeye başladılar. Misis. Fakat Müslimanlarla BizanslIlar arasındaki mücadeleler daha ziyade "Suguur El-Şam iye" ve "Suguur El-Cezire" denilen Tarsus. Müslimanlar. Ömer (R .) devirlerinde bütün Suriye ve El-Cezire bölgelerini fethederek hemen hemen Toros dağlarına dayanmışlardı. Stratejik bakımdan ehemmiyetli olan ve bazı geçitlerin giriş­ lerinde bulunan Tarsus. Bizans'a karşı yaz ve kış (Şayifa ve Şatiya) gazâlarına katılan birliklerin sayıları çoğalmıştı.A . yağma ve katliamda bulunuyorlardı. Islâm orduları daha sonraları bugünkü Güney-Doğu ve Doğu Ana­ dolu bölgelerinden kuzeye doğru ilerleyerek Kafkaslar'a varmışlardı. dış arazi) adını veriyorlardı. Bu boş hudut bölge­ sinde bulunan Bizans garnizonları.) ve Halife Hz. Emevi Halifeleri zamanında bu bölgenin fethi tamamlanmış (8) ve bugünkü Kuzey-Doğu Anadolu (Karadeniz kıyılan hariç) ile Güney Kafkasya'nın en büyük bölümün­ de " E R M E N İY E " adı ile bir eyalet teşkil edilmişti. İslâm ülkesine devamlı saldırıyor­ lar. (9) Abbasiler devrinde bu hudut bölgesi oldukça gelişti. Maraş ve Malatya'dan meydana müs­ tahkem mevkiler.

El-Cezire (Harrân) valisine tâbi idi. Muaviye (R .A. Anadolu fethinin ön hazırlıkları mahiye­ tindedir. Marmara ve Ege denizleri kıyılarına kadar geldiler ve hattâ iki defa da İstanbul'u kuşattılar. Bu şekilde Müslimanlarla BizanslIlar Anadolu'nun bu merkez kısmında bir asır kadar çarpışmışlardır. Bizans'a gazâ yapmayı en önemli vazifelerinden biri saymış ve Hz. 655 yılında bir vali iken. Gerçekten ilk Emevi Halifesi olan Hz.).S. Eyalet-i Cezriye'nin merkezi ise Malatya idi ve bu eyalet de. Muhammed (S. Halife olur olmaz bu büyük idealini gerçekleştirmek amacı ile kudretli bir donanma teşkil et­ miş ve 674 yılında Bizans'ın başkenti Konstantiniyye üzerine sevketmişti. Anadolu'yu fethetmek için aralıksız uğraştılar. Bu vilâyetlerle "Suguur" yani hudut. Marmara iç denizine kadar girip Bizans karasularında tam yedi yıl tutunan bu İslâm ordusu. Bu şekilde bu iki uc vilâyeti daha sonra "El-Avâsım" adiyle müstakil bir idari bölge haline getirildi.). Daha Halife Hz.A . (11) Abbâsiler Hilâfeti elde edince Anadolu fetihlerine ve Rum gazâlarma büyük bir ehemmiyetle devam olundu.)'in İstanbul hakkındaki hadisi Müslimanları devamlı olarak İstanbul'a çekiyordu.)'in müjdesindeki büyük mertebeye ulaşmak için Konstantiniyye'yi feth etmeyi plânlamıştı. Suguur HORASAN'DAN ANADOLU'YA 27 . Muaviye (R . Hemen her sene Şayifa ve Şatiya yani yaz ve kış gazâlan tertip ettikten başka birçok defalar. Halife Mehdi.)'in valisi iken tertip etmiş olduğu büyük bir donanma ile 649 yılında Kıbrıs adasını kuşatması.için gelen gönüllüler ve Halifelerin gönderdikleri birliklerin sayıları­ nın artması bazı idari güçlüklere sebep oluyordu. (10) Asya ve Afrika'nın en mühim kısımlarını ele geçiren Emeviler.A . Muaviye (R . tertip etmiş olduğu büyük bir İslâm ordusu ile Konstantiniyye'ye kuşatmayı plânlamış. fakat asıl he­ define varamamıştı. Bu kadar geniş bir sahanın bir ordugâhtan yönetilmesi zorluğunu anlayan Halife Hârun El-Reşid. Hz. belki de Konstantiniyye'yi daha o zaman fethedebilecekti.S.A .).A . Güney-Doğu Anadolu'da "Eyalet i Şam iye" ve "Eyalet-i Cezriye" adı ile iki hudut âmiiliği (vilâyet) kurdu. Ömer (R . Eyaiet-i Şamiye'nin merkezi Tarsus idi ve Kınnesrin valisine tâbi idi. uc vilâyetleri deniliyordu. Peygamber (S. Hz.A. büyük ordular ile Anadolu içlerine. önüne çıkan İmparator Heraklios'un oğlu ikinci Konstans'ı Likya sahillerinde büyük bir bozguna uğratmış. zuhur eden iç mücadeleler olmasaydı.

Tarsus. Türk beylerinden ve komutanlarından seçil­ diler.(17) Türkler. Başkumandanlar. çok defa Halife'ye sadece ismen bağlı olarak. Esasen Halifenin hassa ordusu da Türk birliklerinden teşkil edilmişti. güç ve nüfuz kazandılar. (18) 28 Oğ u z ÜNAL . bu birliklerin büyük bir kısmını Türkler teşkil ediyor­ du. Misis. Göynük. özellik­ le 9. yüzyılın ilk yarısında bu Türk nüfus fevkalâde arttı. Di­ yarbakır. (13) Gerek bu şekilde Hilâfet ordu­ sunda ve gerekse gönüllü olarak kendiliğinden gelen bu Türk birlik­ leri. (15) 9. Aynzarba. bütün Arap birliklerini terhis etti ve İslâm İmparatorluğunun ordusu Türkler'den ve ikinci derecede de İranlılar'dan ibaret kaldı. (m2) Türkler'in şecaati ve askerlik kabiliyeti malum olduğu için. Silvan. yüzyılın ortalarında Halife Mütevekkil zamanında Halifelik. Ahlat. Adana. "E m ir" (Prens) ve hattâ "M elik " (Kral) unvanmı taşırlar ve uc kumandanları arasından seçilirlerdi. Maraş. Malatya. Malazgird ve Erzurum gibi serhad şehirlerine yerleştirildiler. büyük bir muhtariyet içinde. Allah yolunda cihâd yapan kimsedirler. bu birliklerin ardı kesilmedi. Bu suretle Anadolu'nun güney ve doğu kısımları kısmen Maveraünnehir Türkleri tarafından iskân olunmuştu. Eski deyimle "M u râb ıt" yani serhadde kalıp.(16) Bu suretle Suguur vilâyetlerindeki Türk kumandanları. (14) Halife Mu'tasım zamanında Türk ordusu Halifenin esas ordusu olarak teşekkül ettiğinden daha sonra Anadolu gazâlarına memur edilen emirler de tabii olarak.vilâyetlerine Horasan ve Maveraünnehir'den getirilen yeni birlikleri yolladı ki. Anadolu fütuhatını ikmal ve devamlı olarak Rumlar'a karşı cihâd yapmak vazifesi ile mükellef bulunuyorlardı. Halife Mehdi’nin halefleri zamanında ve bilhassa Halife Harun El-Reşid ve oğulları Halife Me'mun ve Halife Mu'tasım zamanlarında.

Emevi Hilâfeti zamanında. İslâmiyeti kabul etmiş olan Arap olmayan unsur yani Mevâli. askeri.A.) devrinde başladığı bilinmektedir. (19) Emeviler devrinde İslâm devletinin çeşitli kademelerinde çalı­ şan Türkler'in sayıları son derece azdır ve bunlar da umumiyetle askeri maksatlarla istihdam edilmişlerdir. çeşitli milletleri içine alan büyük bir imparatorluk haline gelmişti. A B B A S İL E R D E V R İ İslâm devleti. Ömer (R . Fet­ hedilen ülkelerin sakinlerinin büyük bir kısmı zamanla İslâmiyeti kabul ettikleri halde. ik­ tisadi ve içtimai bakımlardan da ikinci sınıf vatandaş muamelesi HORASAN'DAN ANADOLU’YA 29 . Emevi hânedanının bir asır kadar devam eden iktidarı sırasında fevkalâde büyük fetihlerin yapılmasına ve muhtelif milletlerin İslâm devleti hâkimiyetine girmelerine rağmen. Ancak devlet kan bağı ile birbirine bağlı olan sosyal bir sınıfın (Arapların) meydana getirdi­ ği hâkimiyet esasına dayanıyordu. siyasi. İSL A M H İL A F E T İ H İZ M E T İN D E T Ü R K L E R A. devlet işlerine nüfuz edemediği gibi.A .1. Emevi hânedanının takip ettiği siyasetin bir netice­ sidir.)'nin son yıllarında başlamıştır. idari. vs. bakımlardan tam manisiyle teşkilâtlanmadığı için gayri Arap unsurlardan ne maksatla olursa olsun istifade cihetine gidilmemiştir. (20) B. devletin idari ve askeri kadrolarında söz sahibi olamamaları. E M E V İL E R D E V R İ Türkler ile Müslimanlar arasındaki ilk askeri ve siyasi münase­ betlerin Halife Hz. bu devrede Arap olmayan unsurlardan (Mevâli) genellikle istifade cihetine gidilmediği ve bu sebeple Mevâli'nin devlet kademelerinde fazla tesirli olmadıkları görülmektedir. Bu ilk devirlerde Islâm Devleti. Türklerin İslâm devleti hizmetine girmeleri Halife Muaviye (R.

Arap olmayan unsurlar. özellikle doğu eyaletleri halkı ve Horasanlılar. devletin idari ve siyasi ma­ kamlarını paylaştılar. aynı za­ manda İslâm tarihinde bir dönüm noktasıdır. İslâm devletinden Emevilerin yerine Abbâsilerin geçmesi. İhtilâlle beraber Arap1ar ve bilhassa Suriyeliler için hâkimiyet devri sona ermiş oluyordu. isyanların bastırılmasında 30 Oğ u z ÜNAL . Türkleri sistemli olarak orduda görevlendirmeğe başlamış ve hattâ bunu bir devlet politikası haline getirmişti.görüyordu. (24) Bu şekilde Halife Me'mun. Halife Mansur olmuştur. uzun ve kanlı bir ihtilâlden sonra Emevileri bertaraf ederek Hilâfeti ele geçirdiler. askeri ve siyasi kadrolarının büyük bir kısmı Arap olmayan unsurların ve özellikle İranlılar'ın eline geçti. Horasan'da bulunduğu sırada yakından tanımak imkânı bul­ duğu ve oldukça iyi münasebetler kurmuş olduğu Türkler. İslâm tarihinde ilk defa Türk kumandanları­ nın Halife'nin yanında seferlere katıldığı. Türkler'! devlet hizmetinde ilk olarak kullanan. Hilâfet ordusu içerisinde sayı ve nüfuz itibariyle çok önemli bir yer işgal etmişlerdi. Kardeşi Emin ile aralarında meydana gelen iktidar mücadelesi sırasında cereyan eden olaylar (23) Me'mun'un Arap ve İranlı un­ surlara güvenini sarsmıştır. Bu siyasetin neticesinde Me'mun'un son yıllarında Türk­ ler. Bu durumda Me'mun'un Arap ve İranlı unsurların İmparatorluk siyasetine etkili olmak için yaptıkları mü­ cadelede bir denge unusuru olabilecek ve devlet idaresinde kendi­ lerine istinad edilebilecek yeni bir kadroya. yalnız basit bir hükümet darbesi ve bir hânedan değişmesi değil. (21) Kaynakların bildirdiğine göre.(22) Ancak Türkler'in Hilâfet ordusu içerisinde etkin bir şekilde ve sistemli olarak görev­ lendirilmesi ilk olarak Halife Me'mun zamanında vuku bulmuştur. İslâm İmparatorluğu içinde Arap ve İranlı unsurların nüfuzuna karşı çıkabilecek yegâne kuvvet olup. Abbâsilerin iktidara gelmelerinde oynadıkları rolden ötürü. Arap unsur ile Mevâli arasındaki fark ortadan kalktı ve hattâ Mevâli. siyasi tecrübeleri ve askerlik kabi­ liyetleri bakımından da İmparatorluk içinde bir denge unsuru olabilirlerdi. Arap unsura karşı üstünlük bile kazandı. Arap olmayan unsurların bu hoşnutsuzluğundan isti­ fade eden Abbâsiler. Devletin idari. yeni bir kuvvete ihtiyacı vardı.

Türkler.Türk kumandanlarjnın görevlendirildiği görülmektedir. (26) Halife Mu'tasım. İnak ve Boğa el-Kebir hep Halife Me'mun devrinde temayüz etmişlerdi. Türkler'in askeri hayata istidatları. Mu'tasım. Hilâfet ordusunun en seçkin sınıfını meydana getiri­ yordu". açıktan açığa Türkler'e karşı gelemiyor ise de. h ürkleri ordu­ nun diğer kısımlarından bu üniformaları ile ayırıyordu. Onlara ipekli ve işlemeli elbiseler giydiriyor ve sırmalı kemerler bağlatıyordu. Halk. Me'mun'un ölümü üzerine Türkler'e dayanarak Hilâfeti ele geçirmiştir. onların Halifele­ rin muhafız birliklerini meydana getirmede esas sebebi teşkil ediyor­ du. Bu şekilde Türkler'le devamlı olarak birarada yaşayan Mu'tasım. Afşin. Müteakip yıllarda siyasi ve askeri sahalarda önemli roller oynayacak olan Türk kumandanları. Halife oJduktan sonra ilk icraatmdan itibaren ordu­ nun başına ve devletin mühim siyasi ve idari görevlerine pek az istisnasiyle daima Türkler'i getirmiş ve bütün önemli faaliyetlerini Türk­ ler vasıtasiyle başarmıştır. Türk askerlerinin ordunun diğer kısımlarından ayrı kalmasına özel bir itina gösteriyordu. Bunlar ordunun diğer kısımlarından çok üstün idiler. "Abbâsi Halifeleri muhafız birliklerini meydana getirmek için Maverâünnehlr'den Türk askerleri getirttiler. itaatte kusur etmemeleri ve kudret sahibi olmaları. Halifenin de müsamahasından istifade ederek Bağdad'ı adeta bir talim sahası haline getirmişlerdi. umumi bir hoşnutsuzluğun meydana gelmesine sebep olmuştu. (27) Mu'tasmrın Halife olması üzerine. İbn Havkal'ın bildirdiğine göre. kenar mahallelerde Türkler'e sal­ dırmaktan ve hattâ öldürmekten de geri durmuyordu. Türkler'den meydana gelen süvari birlikleri. Türkler'in ordu içindeki sayı­ larının ve nüfuzlarının kısa zamanda büyük ölçüde artması ve onlara ordu içinde özel bir muamele yapılması. Aşnas. Esasen Me'mun'un Hilâfeti sırasında Türkler'den ordu teşkil etmek görevi Mu'tasım'a verilmiş ve Türk birlikleri hep Mu'tasım’ın maiyetinde bulundurulmuş idi. Bu arada Türk­ ler hakkında. (25) Bu siyasete Halife Mu'tasım zamanında daha etkin bir şekilde devam edildi. Türk askerlerine kumandan olarak geldikleri bölge­ lerin asilzadeleri tâyin ediliyordu. Halifeye oldukça sert ve acıklı müracaatlar da yapılı­ HORASAN'DAN ANADOLU'YA 31 .

Türkler'in oturdukları mahallelerin. Türkler'in İslâm İmparatorluğu içindeki nüfuzlarının ne derece tesirli olduğunu açıkça göstermektedir. Vasif el-Türki ve İnak gibi Türk kumandanlarına ayrı ayrı araziler tahsis olunmuş ve maiyetleri ile birlikte oralarda yerleşmeleri sağlanmıştı. İlk fetihlerden itiba­ ren İslâm ordularının en fazla faaliyet gösterdikleri bölgelerin başın­ 32 Oğ u z ÜNAL . çarşılarını ve sosyal tesislerini bizzat kendileri inşa ediyorlardı. Böylece Hilâfet merkezi resmen Sâmerrâ'ya nakledilmiş oluyordu. en açık olarak Suguur vilâyetlerinde de görülmektedir. Bağdad'da olduğu gibi burada da özel ve itinalı bir muameleye mazhar olmuşlardı. başta muhafız birlikleri olmak üzere bütün devlet dairelerini bu yeni şehre nakletti. süsleme ve resim sanatı­ nın derin izleri vardı. Hattâ Türk­ ler'in yabancılarla evlenmelerini önlemek maksadiyle. Bu değişiklikler. Aşnas. Dicle nehri kıyısında bir yer tesbit edildi ve bir yıl sonra da 836 yılında tesbit edilen yerde Sâmerrâ adiyle yepyeni bir şehir kuruldu ve Halife. Afşin. çeşitli Türk ülkelerinden kızlar getirtiliyordu. saraylarda. Hakan Urtuc.yordu. Mu'tasım. 835 yılında Bağdad'ın kuzeyinde. Sâmerrâ'nın kurulmasına sebep olan Türkler. (30) Abbâsiler'in iktidara gelmesinden sonra. diğer bir deyişle "İslâm İmparatorluğunda Türkler'in İktidar Devresi" başlamış olu­ yordu. Şeh­ rin en güzel yerlerine onlar iskân edilmişlerdi. İslâm devletinin askeri siyasetinde ve kadrolarında meydana gelen değişiklikleri bu şekilde görmüş oluyoruz. (29) Hilâfet merkezinin Bağdad'dan Sâmerrâ'ya nakli. daha Halifeliğinin ikinci yılında. Ayrıca Bağdad'ın tefessüh etmeğe başlamış olan içtimai havası Türkler'in saf bozkır ahlâkını da bozmağa başlamıştı. Türkler'in diğer unsurlarla karışmamalarına özel bir dikkat gösteriliyordu. başkent Sâmerrâ dışında. Binalarda. muhafız birlikleri ile birlikte Hilâfet merkezini Bağdad'dan başka bir yere nakletmeğe karar vermiş ve bir yer aramağa başlamıştı. Türk birlikleri kendi kışlalarını. (28) Sâmerrâ. tam manâsiyle Türkler'in ihtiyacına ve zevkine göre kurulmuş bir şehirdi. kışla ve garnizonlarda Türk yapı. bütün ihtiyaçlara cevap verecek durumda olmalarına önem veriliyor ve Türkler'in diğer unsurlarla mümkün mertebe temasa geçmemelerine gayret gösteriliyordu. Artık "Sâm errâ Devri".

(31) Suguur ile alâkası olmasa bile. Onlar da iki saf meydana getirdiler. Anadolu içlerine akın yapm akû idiler. (32) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 33 . Türkler zırh giyiyorlardı ve gözleri hariç diğer yerleri zırhla örtülü idi. saray muhafızlarını Türkler'den teşkil etmiştir. fetih. Türk­ ler'e saf yapmalarını emretti." Bu rivayetten de anlaşılacağı gibi. Uçlara yerleş­ miş bulunan birlikler hemen her yıl. Emevi hânedanının son zamanlan ile Abbâsiler devrinde. hareketinin yavaşlamasına ve hattâ giderek duraklamasına rağmen. uçlardaki gazalar devam etmiştir. Halifenin bu derece itima­ dını kazanan Türkler'e elbette devletin en önemli askeri bölgesi olan "El-Avâsım"da da görev verilmiştir. Halife Hârun el-Reşid. E lçi heyeti gelince. Halife. Abbâsiler'in ilk devirlerinde Halifelerin Türkler'e karşı gösterdikleri itimadı ortaya koyması bakı­ mından bkd ei-Ferid'de kaydedilen bir rivayeti burada zikretmek te faydalıdır. "Hind hükuındarı Halife Hârun el-Reşid'e çeşitli hediye­ ler getiren bir elçi heyeti gönderdi.da Bizans ile olan hudut hattı yani uçlar gelmektedir.

Halife Hârun El-Reşid'in ölümünden sonra oğulları Emin ile Me'mun arasında ortaya çıkan iç harp. İslâm İmparatorluğunun iç karışıklıklarından istifade ederek. A. Halife Me'mun'un son yılları ile Halife Mu'tasım devrinde. ordu içinde hâkim duruma geldikten sonra. onu takip eden karışıklıklar ve nihayet uzun zamandan beri Azerbajy'can havâlisine hâkim olan ve gittikçe büyüyerek nüfuz sahasını güneye doğru genişleterek İslâm İmpara­ torluğu için çok tehlikeli bir hal alan Babek isyanı. siyasi ve idari sahalarda da ağırlıklarını hissettirmeğe başladı­ lar. dini bir borç olarak kabul ediyorlar. Halife'nin Babek isyanını bastırmakla meşgui olduğu. İmparator'u Halife'ye karşı müştereken 34 OĞUZ ÜNAL . kısa zamanda Türkler'in Hilâfet ordusunun esas unsurunu teşkil etmeleri sonucunu do­ ğurmuştur. Heraklios devrinde Araplar'a geçen Suriye ve Filistin'i Müslümanlardan geri almayı. Bizans'ın tarihi emellerini gerçekleştirmek sevdasına düştü. bütün kuvvetlerini Türk komutanların­ dan Afşin kumandasında bu asi üzerine gönderdiği bir sırada. A M O R İO N S E F E R İN D E T Ü R K L E R Bizans İmparatorları. bunu gerçekleştirmek için fırsat bekliyorlardı. Bizans'ın Frikya hânedan'ından İmparator Theophilos. Bu şekilde Türkler. Theophilos'a elçiler göndererek. isyanın lideri Babek'in Bağdat'a karşı birlikte hareket teklifi Bizans'ta çok müsait karşılanmıştı. B i­ zans'a yapılan sefer ve gazalarda Türkler faal bir rol oynamışlardır. A fşin'­ in kuvvetleri tarafından çok zor bir durumda bırakılan Babek. Fakat. B İZ A N S G A Z A L A R IN D A T Ü R K L E R Abbâsiler devrinde Halife Me'mun ile başlayan Hilâfet ordusun­ daki Türk askerlerinin sayılarını artırma siyaseti. Halife Mu'tasım devrinin ilk zamanlarında İslâm-Bizans hudut­ larında sükunet devam etmişti.2.

Bu uzun ve aynı zamanda düş­ man arazisinde geçecek olan yolculuk esnâsında. Bu davet üzerine İmparator Theophilos 837 yılında harekete geçerek 100. olaylar kendine anlatılır­ ken. Halife Mu'tasım'ın maiyetin­ deki birliklerin öncü kolları Türk kumandanlarından Aşnas’ın. ordunun güvenliği­ ni temin etmek vazifesi. Afşin'in emrindeki diğer ordu birlikleri de hemen hemen tamamına yakın Türkler'den meydana geliyordu.harbe davet etmişti. çocuk ayırmadan. (33) 19 Haziran 838'de Tarsus'tan hareket eden Halife kumandasın­ daki ordunun ilk hedefi Ankara idi. Bu kumandanların maiyetlerindeki birliklerde tamamen Türkler'den müteşekkildi. Ordunun ikinci kısmına kumanda eden Afşin. kendisini tutamayarak gözleri yaşarmış ve intikam almağa ye­ min etmişti. artçı kuvvetleri Boğa El-Kebir'in ve sağ kanat kuvvetleri de Inak’ın ku­ mandası altında idiler. Babek gailesini bertaraf ettikten sonra büyük bir ordu ile 838 yılında. öncü kuvvetleri komutanı olması hasebiyle Aşnas'a verilmişti.000 kişiden fazla bir ordu ile IslâmBizans hududunu çiğnedi ve Kilikya'ys girdi. Ayrıca bu sefer bütün İslâm dünyasında çok geniş akis­ ler uyandırmıştı. Buralardaki Müslümanları. kadın. Yirmi beş bin esir ile ve muazzam bir zafer alayıyla İstanbul'a döndü. o kadar vahşice olmuştu ki. İki koldan Bizans topraklarına giren Hilâfet ordusunun. Mu'tasım'ın doğduğu şehir olan Zibatra (bugünkü Doğanşehir) ve havâlisini yakıp yıktı. Seruc (bugün­ kü Suruç)'dan hareketle Derb El-Hades üzerinden Bizans toprak­ HORASAN'DAN ANADOLU'YA 35 . Tarsus ve Gülek Boğazı yolu ile ilerleyen esas kısmına bizzat Halife. Bizans İmparatorluğu'nun önemli şehirlerinden oian ve İmparator'un mensup olduğu ailenin yaşadığı Amorion (İslâm kaynaklarında Amuriye) üzerine sefere çıktı. Malatya tarafından Anadolu'ya giren ikinci kısmına ise Türk kuman­ danlarından Afşin kumanda ediyordu. gözlerini oydur­ mak. Halife Mu'tasım. Yapılan zulüm. vücudlarmı kızgın demirlerle dağlamak gibi vahşiyane işkence­ lerle öldürttü. Bizans'a karşı yapılan İslâm seferleri içinde önemli bir yeri olan Amorion seferinin başarı ile neticelenmesinde Türkler'in payı büyüktür. çok metin bir adam olan Halife Mu'tasım bile. Ayrıca Bizans ordusu hakkında bilgi toplamak ve zahire temin etmek vazifeleri de Aşnas'a havâle olunmuştu.

Islâm ordularınm ülkesine karşı harekete geçtiğini öğrenen B i­ zans İmparatoru Theophilos.larına girerek. İmparator vC yanmdakilier hayatlarını güçlükle kurtarabildiler ve gece karanlığından istifade ile kaçtılar. Fakat bu sırada ikinci bir ordunun doğudan ilerlediğini haber aldı. Şim di merkezde Halife Mu'tasım. sağ cenahda Afşin ve sol cenahda da Aşnaş bulu­ nuyordu. ordunun süvari grubunu meydana getiren Türkler'in şid­ detle taarruza geçmeleri ve ilerlemekte olan Bizans ordusunu müthiş bir ok yağmuruna tutmaları. 1 Ağustos'ta şehri muhasaraya başladı. Halife. Halife ile Afşin'in birlikleri Ankara'da buluştular. Şiddetli bir şekilde başlayan muharebenin ilk safhası Bizans­ lIlar lehine gelişince. . orada bulunan Bizans kuvvetleri de dağıldılar. Afşin'in birlikleri tarafından kuşatıldı. Eskişehir'de Amorion'un müdafaası için kuvvetler gönderdik­ ten sonra Halifeyi karşılamak ve tehlikeyi bertaraf etmek gayesiyle orta. muharebenin kaderini değiştirerek B i­ zans ordusunun saflarının karışması ve dağılmasına sebep oldu. 838 Mayıs'ında İstanbul'dan hareket etti. önce bu tehlikeyi bertaraf etmek arzu­ suyla Afşin'in üzerine yürüdü. ku­ mandanları arasında şehrin etrafını çeviren suru taksim ederek birliğin hücum edeceği kısmı gösterdi. Afşin'in ön saflarında bulunan Arap ve Ermeni birlikleri yavaş yavaş gerilemeğe ve hattâ kaçmağa başladılar. Kaynaklar bu muhasarada Türkler'in 36 Oğ u z ÜNAL . Bizans İmparatoru ile Afşin'in ordu­ ları bugünkü Kaz-Ova'da muhtemelen Temmuz ayı başlarında kar­ şılaştılar. öğle­ ye doğru. İmparatorun mağlubiyet haberi. Kızılırmak sahilindeki' Bizans ordugâhına ulaşınca. Ancak bu sırada başlayan yağmurun yay kirişlerini gevşetmesi ve karanlığın basması üzerine. Daha önce tesbit edilen plân gereğince Halife ile Ankara'da buluşacaktı. İmparator. Anadolu'ya hareket etti ve Kızılırmak sahilinde karargâh ku­ rarak İslâm ordularını beklemeğe başladı. İmparatorun da İstan­ bul'a dönmesi üzerine. Anadolu içlerinde ilerlemeğe başladı. Bir haftalık yolculuktan sonra Amorion önlerine gelen Abbâsi ordusu. Nihayet 12 Ağustos'ta İslâm ordusu şehre girdi. Bu ordu Afşin'in kuman­ dasındaki ordu idi. Bu şekilde. Bir kaç günlük bir istirahatten sonra ordu yeniden tanzim edildi. Bizans Anadolu'su kendi kaderi ile ve Türkler'le başbaşa kaldı. İm­ paratorun yanında kalan sadık kumandanları ve az sayıdaki kuvvet­ ler.

ve özellikle Afşin'in birleklerinin temayüz ettiğini belirtirler. (34) Bu sefer, Müslüman Türkler'in Anadolu içlerine ilk girişi idi...

B. A M O R İO N S E F E R İN D E N SO N R A Y A P IL A N B İZ A N S G A Z A L A R IN D A T Ü R K L E R Amorion'un fethinden sonra İslâm-Bizans mücadeleleri daha ziyade karşılıklı akınlar şeklinde devam etmiştir. Her iki taraf da bir fetih siyasetinden çok küçük akınları tercih ediyordu. Bunda iki İmparatorluğun dahili durumlarının büyük payı vardır. Halife Mütevekkil'den itibaren Abbâsi Halifelerinin Türkler ile mücadeleye girişmeleri ve uzun süre tahtta kalamamaları, Bizans'a karşı eskiden olduğu gibi geniş bir askeri harekâta girişmelerini, hatta Halife'nin sefere çıkmasını önlüyordu. Bizans imparatorları ise, Aglebiler'in Sicilya ve güney İtalya'ya karşı giriştikleri fütuhatı durdurmakla meşgul idiler. Suguur şehirlerindeki İslâm garnizonları, umumiyetle yaz aylarında, Bizans hudut garnizonlarının kuvvetlenmesini önle­ mek, İslâm ülkesine karşı taarruza geçmelerine mani olmak ve gani­ met ele geçirmek için hemen her yıl Bizans'a akınlar yapmakta idiler. Suguur vilâyetlerindeki kuvvetlerin Anadolu içlerine yaptık­ ları bu devamlı akınlara karşılık Halifeler artık şahsen seferlere hiç katılmıyorlardı. Ancak bazan merkezden bazı kuvvetleri yardım için Anadolu'ya akına gönderiyorlardı. (35) Halife Mütevekkil, Türkler ile arasının bozulması üzerine Dımâşk'a geldi, fakat orada da istediği huzur ve emniyeti bulamayınca tekrar Sâmerrâ'ya döndü ve Boğa El-Kebir'i Ucda bırakarak, B i­ zans'a karşı sefer yapmasını emretti. Halife Mütevekkil bu hareke­ tiyle, Bizans seferini değil, Boğa'nın merkezden uzak kalmasını sağlamayı düşünüyordu. Halifenin emri üzerine 858 Ağustosunda harekete geçen Boğa El-Kebir, orta Anadolu'da Ankara yakınların­ daki Samalu'yu fethetti. Boğa'nın bu tarihten sonra Anadolu'daki faaliyetine dair kaynaklarda bilgi yoksa da, onun bundan böyle muhtemelen Suguur'da kalarak gazâlara katıldığı anlaşılmaktadır. Halife Mütevekkil'in katlinden sonra Hilafet mkamına geçen Muntasır, kısa süren Halifeliğinin son aylarında Türk kumandanla­ rından Vasif El-Türki'yi Bizans'a karşı sefere memur etti. Bu sefer de aynen Boğa'nın seferinde olduğu gibi, Vasif'in merkezden uzak­

HORASAN'DAN ANADOLU'YA

37

laştırılmasını temin etmek amaciyle tertip edilmişti. 15 Haziran 862'de Sâmerrâ'dan hareket eden Vasif eî-Türki, Temmuz başlarında Bizans ülke.sine girdi. Halife, bu sefer esnasında Vasif'e yazdığı mek­ tupta, seferin sonunda merkeze dönmemesini, dört sene Suguur'da kalarak Bizans'a gazâ yapmasını emrediyordu. Ancak Halife Muntasır'ın ölüm haberini Suguur'da alan Vasif'in seferden sonra derhal merkeze döndüğü anlaşılıyor. Bu sırada Hilâfet merkezinde taht mücadeleleri ve siyasi entri­ kalar devam ederken uçlarda da Bizans'a karşı gazâlar eksik olmu­ yordu. Hilâfet merkezinde bulunan Türk kumandanları iktidar kavgaları ile meşgul olurlarken, Suguur'da bulunan Türk kumandan­ ları da, siyasi entrikalardan uzak, Anadolu'ya akınlarına devam ediyorlardı.(36)

C. T A R S U S E M İR İ Y A Z M A N 'IN B İZ A N S G A Z A L A R I Halife Mu'temid devrinin sonlarına doğru, Tarsus emiri olan Türk kumandanı Yâzmân'ın Bizans gazâları, İslâm İmparatorluğu'nun Bizans'a karşı taarruzi harekâtının son safhasını teşkil eder. Yâzmân'ın Tarsus'a ne zaman geldiği ve bu zamana kadarki askeri ve siyasi faaliyetleri hakkında bilgimiz yoktur. Yalnız 882 yılında Eylül ya da Ekim aylarında Ahmed b. Tolun'un kumandanı Halef el-Fergani tarafından hapsedildiğini, kısa zaman sonra Tarsus halkının onu hapisten çıkararak H alefe cephe aldığını, bunun üze­ rine Ahbed b. Tolun'un Adana'ya kadar geldiğini, fakat Tarsus üzerine yürümeyerek geri çekildiğini ve bu tarihten sonra da Yâzmân'ın Tarsus'ta yarı müstakil bir emir olarak hüküm sürdüğünü kaynaklardan öğreniyoruz. 882 yılında Tarsus emiri olduğu anlaşı­ lan Yâzmân'ın bu tarihten önce Suguur'a gelmiş ve askeri icraatda bulunmuş olması icabeder. İmparator I. Basilaios devrinin sonlarıyla, V I. Leon devrinin başlarında, Bizans'ı en fazla tâciz eden İslâm kumandanı hiç şüphe­ siz Yâzmân idi. Kara ordusunun yanında ufak bir filo kurup kara­ dan ve denizden Bizans'ı tehdit eden Yazman, Tarsus'ta idareyi ele geçirdikten sonra, hemen hemen her sene gazaya çıkıyor, esir ve ganimetlerle Tarsus'a dönüyordu.

38

Oğ u z ÜNAL

Yâzmân'ın Bizans'a karşı son seferi 89m yılındadır. Türk kuman­ danlarından Ahmed b. Togan'ın Tarsus'a gelerek maiyetine girmesiy­ le kuvveti artan Yâzmân, emrindeki ordu ile 891 yılı Ekim ayında Tarsus'tan hareketle Salandu'yu kuşattı. Muharebe sırasında kaleden mancınıkla atılar bir taş Yâzmân'ı ağır bir şekilde yaralayınca, İslâm ordusu geri dönmek zorunda kaldı. Sedye içinde askerlerinin omuzunda taşınan Yâzmân, 22 Ekim 891'de yolda vefat etti. Nâşı Tarsus'a getirilerek Bâb El-Cihâd'da defnedildi. Yâzmân, Bizans'a karşı yapılan gazâların zayıfladığı bir sırada Tarsus'ta bulunan ve ekseriyetini Türkler'in teşkil ettiği gazilerin başında Bizans gazâlarına yeni bir hız vermiştir. Karadan ve deniz­ den yaptığı akınlar neticesinde, herhangi bir kale ve şehrin kesin olarak Müslimanların eline geçmemiş olmasına rağmen, bilhassa uc bölgelerine yeni bir canlılık getirmiş ve Bizanslılar'a ağır kayıplar verdirmiştir. Bizans İmparatorluğunun başına Makedonya sülâlesinin geçmesi ile, tarihinin en kudretli devirlerinden birisini yaşadığı bir sırada, kazanılmış olan bu başarılar Yâzmân'ın askeri kudretini ortaya koymaktadır. Onun ölümünden sonra Suguur'dan Bizans'a yapılan taarruzlar giderek zayıflayacak ve artık taarruz sırası Bi­ zans'a gelecekti. (37)

D. B İZ A N S 'IN K A R Ş I T A A R R U Z A G E Ç M E S İ İki buçuk asır kadar devam eden İslâm-Bizans mücadeleleri sırasında Türkler Anadolu'da tam manâsiyle müstakil bir devlet kurmuş değillerdir. Anadolu'ya fatih olarak değil, Halife'nin asker­ leri olarak gelmişlerdir. Aynı zamanda Anadolu'da bir değil, bir kaç Türk imareti mevcuttu. İmaretlerin teşkilâtı, Abbasi İmparatorlu­ ğunun vilâyet teşkilâtının aynıdır. Resmi dil Arapça idi. (38) İslâmlar ile BizanslIlar arasında cereyan eden devamlı savaşlar sonunda Anadolu'da Rum nüfusu, yüzyıllar geçtikçe biraz daha azaldı. Nüfus kıtlığından zor duruma düşen Bizans, Balkanlar'dan getirtttiği Hıristiyan ve Şamani Peçenek, Kuman ve Uz gibi Türk uluslarını Suguur'da savaşan Müsliman Türkler'e karşı Bizans sı­ nır vilâyetlerine yerleştirmek yoluna gitti. Bu gayrı müslim Türk­ ler, Bizans sınırını yüzyıllarca Müsliman mürkler'e karşı savundu­ lar. (39)

HORASAN'DAN ANADOLU'YA

39

BizanslIlar, 928 yılında insiyatifi ele alarak karşı taarruza geçtiler. Erzurum ve çevresini Müslimanlardan geri aldılar. 934'de Suguur vilâyetlerinden Eyalet-i Cezriye'nin merkezi olan Malatya, kahramanca bir savunmadan sonra, Bizans'ın eline düştü. Bütün gay­ retler boşa çıktı ve bu mühim topraklar bir daha Bizans'tan geri alınamadı. (40) Bu sırada Bizans, Makedonya hânedanının idaresinde, tarihinin en kudretli devrilerinden birini yaşıyordu. 948'dc BizanslIlar, Maraş'ı da Müslimanlardan geri aldılar ve bu şekilde, Müslimanları A h ırMalatya-güney-doğu Toroslar zincirinin güneyine kadar geri atmış oldular. Bizanslılar, bir hamlede doğu ve güney-doğu Anadolu'nun en büyük kısmını geri almışlardı. Bu tarihten sonra Müslimanların bazı muvaffakiyetleri görüldü ise de, bunlar tamamen mevzii vakıa­ lara münhasır kaldı ve Bizanslılar, Selçukoğulları'nın Yakın Doğg'ya inmelerine kadar, bu üstün vaziyetlerini muhafaza ettiler. İmparator Nikeforııs Fokas, G irit ve Kıbrıs'ı Müslimanlardan geri aldığı gibi, Gazianteb'i de işgâl fetti; hattâ İslâm dünyasının en büyük şehirle­ rinden biri olan Haleb'e girip şehri yağma etti. (41) Bizanslılar, 964'te Adana, Misis ve Tarsus'u da alıp Müslimanları Klikya'dan attılar. Yüz binlerce Müsliman, Arap ülkelerine göçtü; kalanların bir kısmı da Hıristiyan oldu. Çünkü İslâm ülkelerinde milyonlarca Hıristiyan serbestçe yaşadığı halde, Hıristiyan ülkele­ rinde Müsliman azınlığa müsamaha edilmiyordu. 966'da Bizansılar, Diyarbakır, Antakya, Halep civarına kadar geldiler. 969'da Antakya Bizans'ın eline düştü. Bu mühim-başarılardan sonra Bizanslılar, Van gölüne ulaştılar ve bu bölgelerdeki Müslimanları da kovdular. 973'te BizanslIlar, İslâm dünyasının en büyük şehirlerinden birisi olan Diyarbakır'ı bile muhasara ettiler, fakat Müslimanların büyük bir feragat ve kahramanlıkla müdafaa ettikleri bu şehri alamadılar. Bunun üzerine Bizanslılar, güney-batıya döndüler; Humus, Baalbek, Beyrut gibi bazı şehirleri alıp Akdeniz'in doğu kıyılarına ulaşmış oldular. (42) Bundan sonra Müslimanlar, Bizans'ı çok kanlı savaşlardan sonra binbir güçlükle Lübnan ve Suriye'nin mühim şehirlerinden çıkarabildiler. Fakat Bizans işgali, Van gölü bölgesinde devam etti. 933'te Erciş ve Malazgirt, 103Q'da Urfa Bizanslılar'ın eline düştü. Van golünün kuzeyindeki Ermeni ve Gürcü ülkelerindeki krallıklar,

40

Oğ u z ÜNAL

Bununla beraber. Suguur vilâyetlerine ait olan toprakların çoğunu işgal etmişti. cihâdlardır. Anadolu'da Müslimanların elinde ancak Diyarbakır. (44) jşte Oğuzlar. Bu suretle Bizans hâkimiyeti. Hakkâri bölgeleri yani en güney-doğu Anadolu kalmıştı. yüzyıllar süren Müsiiman akınları Ana­ dolu'yu geniş ölçüde hırpalamış idi. (43) İkibuçuk asır devam eden bu savaşlar sonunda 11. Yakın Doğu'ya müdahale etmek üzerelerken. Suguur vilâyetlerinde çarpışan bu Murabıt Türkler.000 atlı çıkaran Suguur vilâyetleri mahvolmuştu. Vaktiyle 100. yüzyılın baş­ larında Bizans. Mardin. (45) Bu devrin en bariz hususiyeti. İs­ lâm âlemi'nin Bizans karşısındaki durumu bu idi. Van gölünün doğusuna ve Kafkas dağlarına kadar ulaştı. Bitlis. uzun ve kanlı mücadelelerle Bizans Anadolu'sunu zaafa uğratmışlar. (46) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 41 . Anadolu'yu geniş ölçüde hırpala­ mışlar ve yarım asır sonra soydaşları olan Müsiiman Oğuz Türkleri tarafından vuku bulacak olan Anadolu fütuhâtına müsait bir zemin hazırlamışlardır.Miisliman tâbiiyetinden çıkarak Bizans'ı metbu tanıdılar. Allah yolunda cihâd etmek üzere Suguur'a gelen yüzbinlerce mücâhit Türk'ten eser kal­ mamıştı. Siirt. Azerbaycan'daki Müsâfiri'ler gibi Müsiiman devletleri bile Bizans tarafından haraca bağlanmış­ lardı. Diyarbakır'daki Mervâni'ler.

Maraş. İbn Havkal'm bu rivayeti mübalağalı olsa bile. Murad suyu kenarındaki Arsamosat. Göynük ise üçüncü derecede müstahkem mevkiler idi.e y a l e t . Malazgirt. bütün şarkta bu azamette pek az şehir gördüğünü ve şe­ hirden her zaman yüz bin atlı muharibin çıkmakta olduğunu zikre­ der.i Ş A M İY E (Ş A M Y A DA S U R İY E UCU).-] C E Z R İY E (E L . bu şehrin de doğunun büyük ve mamur şehirlerinden olduğunu söylüyor. 3.C E Z İR E UCU). Ahlat. 2. Bu ucun mer­ kezi Malatya idi. yüzyılın başında bu ucu gezmiş olan İbn Havkal. Fustat ve Dimaşk gibi birinci derecedeki İslâm şehirlerinden sonra gelen Buhara. Amid. Harput.3. İbn Havkal.E Y A L E T İ E R M E N İY E (E R M E N İY E UCU). Erzen (bugünkü Garzan civarında) bu ucun ikinci derecedeki şehirleriydi. Fırat kenarındaki Samsat. 10. Arap müelliflerinin "Suguur" ya da "El-Avâsım" adıyla andıkları " U c " ülkeleri üç kısma ayrılmıştı: 1. Bu ucun merkezi Tarsus idi. Nişabur. diğer eserlerden biz Tarsus'un Bağdad. Haruniye. Meyyafarikin. Antakya ve Adana idi. Erciş ve Kemah idi. Adıya­ man. Musul ve Haleb şehirleri ayarında olduğunu söyleyebiliriz. İlk zamanlardanberi mevcut olan şark ile garp arasındaki kara yollarının mühim bir kısmı buralardan 42 OĞUZ ÜNAL . UÇLARIN T EŞK İLA T I VE UÇLARDA HAYAT Yukarıda İslâmlar elinden çıkıp Bizans'a geçtiğini gördüğümüz. Kuzey doğu Anadolu (Karadeniz kıyıları hariç) ile güney Kafkasya'nın en büyük bölümünü içine almak üzere genellikle Doğu Anadolu’da kurulmuş olan bu ucun en mühim şehirleri Kalikala (yani eski Erzurum) ile Bitlis. Bu ucun ikinci derecedeki şehirleri Misis. Aynzarba. Rey. (47) Çok münbit ve mahsuldar olan uc ülkeleri aynı zamanda büyük ticaret yollarının uğrakları idiler.EY A LET .

Bundan başka her taraftan zahitler ve dindarlar uca gelerek gazâ farizasını yapmak ve fazla sevap kazanmak için cihâda iştirak ederlerdi. sayfalar doldurmak icap eder. Fakat uçtaki mücâhid ve murabıtların en büyük kısmı. Amid. Muhtelif cins ve soylara mensup olan bu mü­ nevver zümrenin toplandıkları en mühim kültür merkezleri Tarsus. Uc halkının esas vazifesi din uğrunda savaş olduğu için. Uçtaki şehirler hem istihsal yapıyorlar ve hem de ticaretle uğraşıyorlardı. Horasan ve Türkistan diyarlarından pelen gazilerdi ki. mutasavvıf ve fakihlerin ve diğer yazar ve ediplerin adlarını ve hayatlarını eski vekayinalerdcn ve hâl tercümesi kitaplarından alarak burada saymağa kalksak. muhaddislerin. aynı zamanda bir deniz ticaret filosuna da mâlik bulunuyor ve doğu Akdeniz'deki diğer memleketlerle de ticaret yapıyordu. yalnız mücâhidlerin ve murabıtların de­ ğil. buradaki medreselerde tâbiatiyle dini ilimler ve bilhassa hadis ilmi diğerlerinden daha kuvvetli ve yaygın idi. Yalnız Tarsus'ta yetişen muhaddislerin sayısı yüzden fazladır. Bunlardan Şam. Çünkü devamlı olarak HORASAN’DAN ANADOLU’YA 43 . (49) Bu mücâhid ve murabıtların şehit olmak veya ecelleri ile ölmele­ ri suretiyle azalmaları da söz konusu değildi. Bu mutasavvıflar içinde İbrahim İbn Ethem El-Belhi ve Abd Allah İbn Mübarek gibi bütün Müslimanların son derece kıymet verdikleri şahsiyetler mevcuttu. aynı zamanda müstahsillerin ve tüccarların da karargâhı olmuştu.geçmekte idi. İkinci sırada ise muta­ savvıflar yer alıyordu. bilhassa 9. Kesif bir nüfusu besleyen bu şehirler. Daimâ muharebe­ ye hazır yüz bine yakın mücâhid çıkaran uc halkı her vakit harp hayatı yaşarlardı. Antakya. Bu sebepten dolayı büyük ve zengin şehir­ ler ve kasabalar meydana gelmişti. (48) İrili ufaklı 200 kadar şehir ve kaleyi ihtiva eden uc ülkelerinin nüfusu birkaç milyondan fazla tahmin olunabilir. yani Suriye ucu. Bundan başka uc şehirlerinin mühim bir kısmı İslâm ilim ve edebiya­ tı tarihinde meşhur olan pek çok şahsiyetin de doğup yetiştikleri ve yaşadıkları yerlerdi. Bununla beraber şark edebiyatının iftihar edeceği şahsiyetlerden Kalikalalı Ebu Ali El-Kali ile Meyyafarikin'li Abd El-Rahim İbn Nubata ve büyük şair Misisli Ebu '1-Abbas El-Nami gibi zatlar da uçtan yetişmişlerdi. bunların büyük ekseriyetini Türkler teşkil ediyordu. yüzyıldan itibaren. Malatya. Tövbe eden günahkârların bir kısmı da din uğrunda muharebe yaparak günahlarını affettirmek için uca gelir­ lerdi. Meyyafarikin. Misis. Erzen ve Kalikala yani eski Erzurum idi. Ucda yetişen veyahut hariçten gelerek buraya yerleşen âlimlerin.

içlerinden birini başbuğluğa seçiyorlar ve tasdikine sunmak üzere Halifeye bildiriyor­ lardı. 3) muhtelif İslâm ülkelerinde uc gazileri için yapılan vakıflardan gelen gelirler (Bu vakıflar Mekke ve Medine için yapılan vakıflar kadar mühim bir yekuna ulaşmış idi). Diğer bir deyişle uçlar. 5) İslâm hükümdarlarının ve bilhassa Halifenin yardımları. Suguur beyleri.İslâm ülkelerinden. 2) Uc bölgele­ rinin ticaret gelirleri. bazan "em ir". bilhassa Horasan ve Türkistan'dan gelen yeni mücâhidler ve murabıtiar eksilenlerin yerlerini dolduruyorlardı. 4) muhtelif zenginlerin bağışları. Uçtaki mücâhid komutanları toplanarak. (51) Suguur beylikleri hiç bir zaman muayyen ailelerin elinde kalmı­ yordu. bazan da "m elik" ve hattâ "sultan" unvanını bile taşırlardı. bir nevi askeri cumhuriyet idiler. Bu sayede uçta yüz bine yakın mücehhez büyük bir ordunun bütün ihtiyaçları temin olunabiliyordu. (52) 44 Oğ u z ÜNAL . (50) Hariçten gelen mücâhidler ile devamlı olarak takviye olunan uc ordugâhlarının başlıca geçim ve gelir kaynakları şunlardı: t ) Bizzat uc bölgelerinin ziraat ve zanaat bakımından istihsali. kendi adlarına para bastırırlar.

Bu yüzden ıramdanh emirleri El-Cezire ve Ermeniye ucunu iyi müdafaa edemediler. İstiklâl kazanmış olan muhtelif bölgelerin emirlerini zorla kendine itaat ettirmek isteyen Halife El-Mu'tadıd. Horasan ve Türkistan diyarlarından geknekte olan gönüllüler yollarda iaşeleri ve sair ihtiyaçları temin edilemediği için artık eskisi gibi sık sık gelemiyorlardı. Irak ve El-Cezire ümerâsını tedip ettikten sonra 900 yılında uca gel­ miş ve Tarsus büyüklerini tevkif ettikten başka ucun harp donanma­ sını da yaktırmıştı. UÇLARIN İNHİTATI Bizans İmparatorluğuna karşı iki asır kadar muzafferiyetle ve galibiyetle mücadele ve mukavemet etmiş olan uclarm düşmesinin ve Bizans'm galebesinin sebeplerini 10. Nitekim evvelâ bu uc elden çıkmış­ tır. yüzyılda cereyan etmiş olay­ larda aramak gereklidir. asayişsizlik zenginlerin yardımla­ rını azaltmış. Bu hadise uc kıyılarının düşman taarruzlarına açık kalmasına ve Bizans'ın denizlerde İslâmlara üstünlüğüne sebep oldu. İşte bu ve benzeri siyasi olaylar muhtelif ülkelerdeki uc vakıflarını da inkıraza şürüklemiş. Gelenler de çok defa yollarda sefaletten perişan olup dağılıyorlar. Ayrıca bunlara ilâveten Büveyhoğulları hânedanına mensup prenslerin birbirleri ile mücadele­ leri de başladı. Yalnız Şam (Suriye) ucu. yani Klikya bölgesi.4. Halep hükümdarı Hamdanoğlu Seyf el-Devle'nin şeciane mücadelesi sayesinde bir müddet daha mukavemet etti. yahut geç­ mekte oldukları memleketlerin hükümdarlarının siyasi ihtiraslarına H O R A S A N 'D A N A N A D O L U ’Y A 45 . yüzyılda Deylemlilerin Irak'ı istilâsı ve Bağdad Türkler! ile mücadeleleri ve nihayet Büveyhoğulları ile ElCezire'ye hâkim olan Hamdanoğulları arasında uzun ve kanlı bir mücadele başladı ve yıllarca devam etti. bjrbirleri ile mücadele eden İslâm hükümdarlarının uçlara maddeten ve nakten yapmakta oldukları yardımların tamamen kesilmesine sebep olmuştur. Bundan sonra. yine 10. Mısır'a ve Suriye'nin çoğuna hâkim olan Ihşitoğullan hükümeti Afrika'dan ikide birde gelmekte olan Fatimi orduları ile uğraştığından uca yardım etmek imkânını bula­ mıyordu.

yüzyılın ikinci yarısında İslâmlarm hezimet ve felâketleri ile. Bu emirin 967 yılında ölümünü müteakiben. Ü ç asır aralıksız bir şekilde devam eden ve bize büyük bir halk tarihi ve halk destanları ve edebiyatı bırakan ve zamanımıza kadar hamaset ve kahramanlık hatıraları yaşatan bu gazâ ve cihâd devri. BizanslIlar uc halkının bir kısmını her türlü vahşetle öldürmüşler ve bir kısmını da hicrete mecbur etmişlerdi. halefleri ve ümerâsı arasında ortaya çıkan münazaalar ve ayrılıklar. ucun şim­ diye kadar bin bir müşkilâtla dayanabilen kısımlarının da elden çıkmasına sebebiyet vermişti. alâkadar bile olmamıştı. o yüzyıllarda Bizans İmparatorluğunun karada ve denizde en kudretli askeri teşkilâta sahip bir devlet olmasında ve bunun yanı sıra bir de istilâ hareketi­ nin. Orada kalanlar ise Hıristiyanlığı ve Bizans tâbiiyetini kabule mecbur tutulmuşlardı. bu devirde Anadolu'ya akın ederek Bizans'ın belli başlı dayanak noktaları olan bu ülkenin şehirlerinin ve müstahkem mevkilerinin çoğunu harap 46 Oğ u z ÜNAL . yüksek dağ zincirlerinin aralarındaki dar geçitlerden vukua gelmesi ve Bizans kıtalarının İslâm ordularına karşı geçitlerde şiddetli müdafaaları ve hele İslâm orduları orta Anadolu'ya girdikten sonra gerek karadan ve gerekse denizden çıkarılan kuvvetlerin çekilmelerine mani olmak için ulaşım yolu olan bu dar g e ç iliri kapatmaları ve hareket üslerinden oldukça uzaklaşan İslâm kıtalarının Suriye ve El Cezire ve hattâ Suguur ile irtibatlarını kesmeleri ve bilhassa dönüş sırasında yolları kesilen bu kıtaları çok müşkil duruma sokmaları ve ekseriya perişan etmeleri gibi coğrafi durumun meydana getirdiği askeri harekâtta aramalıdır. (53) İslâm ordularının İspanya ve Türkistan gibi Hilâfet merke­ zinden çok uzak olan ülkeleri açtıkları halde. 10.alet edilerek uca gönderilmiyorlardı. bütün dağ silsileleri şarktan garba doğru birbirine muvazi olarak uzanan ve bilhassa Anadolu'nun güneyini çeşitli kademeli duvarlar halinde Suriye ve El-Cczire'ye karşı ören. pek yakın olan Anado­ lu ülkesini alamayışlarının diğer bir sebebi de. Bizans'ın çeyrek asır süren sürekli mücadelelerine ve saldırılarına karşı Halep emiri Seyf el-Devle'den başka bir kimse mücadele etmek şöyle dursun. şimdiye kadar ellerinde tuttukları Anadolu topraklarını bırak­ mak gibi elim ve feci bir akibetle bitmiş olmakla beraber.

.

tarihin muhtelif çağlarında doğudan «e batı­ dan derin değişiklikler ve izler bırakan. büyük istilâ ve göçlere maruz kalmıştır. o ğ u z ISTbLASI A R İF E S İN D E A N A D O LU Kuzeyden ve güneyden büyük dağlarla çevrili bulunan ve bütün vadileri ve ovaları doğudan batıya doğru uzanan Anadolu kıt'ası. B Ö L Ü M Oğ u z l a r a n a d o l u ’d a 1.ili. tarih boyunca. kuzeyden ve güneyden önemli bir iz bırakan taarruz­ lara uğramadığı halde. H O R A S A N ’D A N A N A D O L U 'Y A 49 .

Frig'ler. Anadolu bu istilâdan itibaren Oğuzlar'ın gelişine kadar bu şekilde derin ve muazzam iz bırakan istilâ ve göçler görmemiştir. onların İmparatorluğunu ve devletlerini yıkanlar Trak kavmine men­ sup olan Tön'ler. Miz'ler. Şimdilik sadece "Proto-Hitit" veya '’Asianique" adı verilen bu halkın milâttan evvel 40. bir zamanlar Cumhuriyet Türkiye'sine hâkim olur gibi olan yanlış bir tarih görüşünün mahsulüdür. Muşhi'ler. Bitin'ler. Paflagon'lar. Romalılar'ın istilâsına gelin­ ce. Komagen'ler. bu ülkeye ol­ dukça uzun süren bir sulh ve sükun devri açmış ve Anadolu İranlI­ ların bütün gayretlerine rağmen istilâdan korunmuştur. Hititlerin yıkılışından beri siyasi birliği kaybolan ve Iranlılar tarafından geçici olarak kurulan birliği çok kuvvetli bir şekilde kurmuşlar ve bir dereceye kadar da 50 Oğ u z ÜNAL . (55) Gerek Anadolu'nun bu eski kavminin ve gerekse Hititlerin Turani menşeden geldikleri ve dolayısiyle Türk oldukları yolundaki iddialar ise tamamen asılsız olup. yüzyıldan itibaren arya kavimlerinin büyük muhacereti başladığı sırada Anadolu'ya gelmiş bulunan Hititler ile diğer küçük kavimler. yüzyıldan itibaren bu kıt'ada yaşadığı ve daha sonraki yüzyıllarda şehirler kurduğu zannolunmaktadır. yüzyıldan itibaren dağılmaya ve hâkimiyet­ lerini kaybetmeğe başlayan Hititler'in üzerine gelen kavimler içinde. Hititlerin en haşmetli devrinde birleşmiş olan. Romalılar. yaptıkları büyük yollar ve bu yollar üzerinde vücuda getirdikleri müstahkem kaleler ve şehirler sayesinde. fakat hemen daima parçalanmış bir halde yaşayan A n ad o lu lu Iran hâkimiyetine sokmuştur. Anadolu'nun bu eski kavminin üzerine yerleşmiş ve onlarla karışmışlardır. yalnız siyasi değişiklik yapmış. Make­ donya İmparatorluğu'nun istilâsı. Löt'ler. Iran İmpara­ torluğunun istilâsı. Milâttan evvel 25. vb gibi küçük kavimlerdir. ilmi bir görüşü aksettirmekten ziyade.Anadolu'nun en eski ahalisinin adı ve menşei henüz tesbit edi­ lememiştir. ancak Anadolu'da kurmuş oldukları teşkilât. Milâttan evvel 11. hem siyasi olmuş ve hem de Helen medeniyetini Anadolu!nun her tarafına yaymış olmak iti­ bariyle kültürel bakımdan çok ehemn>iyetli ve derin tesir yapmış ve bu tesir yüzyıllarca devam etmiştir. onlann hâkimiyetinden Anadolu ırk bakımından pek az müteessir olmuş. Kapadok'lar. Helenler'in Anadolu sahillerindeki şehirleri ve müstemlekeleri içerilere doğru pek fazla nüfuz edemeyip kenarlarda kalmış ve ırki olmaktan ziyade kültürel ve iktisadi bakımdan müessir olmuştur.

ülkenin çeşitli bölgelerinde her iki büyük kavmin dillerinin de varlıklarını devam ettirebilmiş olması ihtimali kuvvetle mümkündür. yüzyıldan itibaren bu ülkede Hıristiyanlığın yayılışı ve daha sonra Ortodoks kilisesinin kuruluşu ve kilisenin din lisanı olan Helen dilinin ibadetler ve dini kitaplar sayesinde yayıl­ ması çok tesir etmekle beraber yine bu ülke ahalisini Elenleşîirememiştir. bütün siyasi ve dini tesirler karşısında yine kendi âdetlerini ve mahalli dillerini mu­ hafaza etmişlerdi. Bunu takip eden İslâm-Bizans mücadelesi ise birkaç yüzyıl sürekli olarak devam etmiş ve bu çarpışmalar Anadolu'nun daha fazla harap olmasına sebep olmuş­ tur.bu ülkeye kültürel ve iktisadi bir birlik ve düzen vermeğe uğraşmış­ lardır. Anadolu için büyük bir felâket olmuş ve bu ülkenin şehir ve kasabalarının büyük bir kısmının bu yüzden harabe haline gelmesi ile sonuçlanmıştır. Milâttan sonra 3. yüzyılın başlarında vukua gelen İranBizans mücadeleleri. ilim ve edebi­ yat dili halinde kalmış. yüzyıl ile 7. Helen lisanı ancak büyük şehirlerde geçen dİn. (56) Milâdi 6 . Hitit ve Trak ırklarma mensup olan kavimlerinin evlâdı bulunan ve şimdiye kadar vukua gelen bu kadar istilâ ve göçlere rağmen Anadolu yerli halkının ekseriyetini meydana getiren asıl kitle de. Ancak romalıların Anadolu'da Helen kültürünü yaymak husu­ sundaki faaliyetleri de ancak bir dereceye kadar başarılı olmuş ve fakat tam bir semere vermemiştir. (57) HORASAN’DAN ANADOLU’YA 51 . yani bu kıt'anın eski ahalisi olan Asianique'ler ile bunların üzerine gelmiş olan Hititler ve bunların üzerine gelmiş olan üçüncü kesif insan tabakası olan Traklar birbirlerine karışmışlar ve Oğuzlar'ın Anadolu'ya gelişlerine kadar Anadolu halkının büyük bir kısmını teşkil etmişlerdir. İlk İslâm gazâları ve bundan sonra vuku bulan Türk fütuhâtı zamanında Anadolu'da yaşayan bu Hıristiyan halkın Hitit dillerinin o zamana kadar gelmiş olan şekillerini veya Trak dillerini konuşup konuşmadıkları münakaşa edilebilirse de. Anadolu’nun eski Asianique. Ortodoks kilisesini tanımayan ve ayrı bir kilise meydana getiren Ermeniler Trak dilleri grubundan olan kendi lisanlarmı muhafaza ederek Elen dil ve edebiyatına şiddetle mukavemet ettikleri gibi. sahillerde ve belki ancak bir kısım büyük şehirlerde konuşulabilmiştir. Anadolu'nun ancak çok mahdut bir kısmına yerleşmiş olan Samiler hariç olmak üzere diğer kavimler.

ekonomik ve sosyal yönden tam bir kargaşa ve aıiarşi görüntüsü verir. kıtlıklar. Bir de. Malazgirt’ten sonra yeşeren ve genel bir adlandırma ile 'Türkiye Selçuklu Medeniyeti" denilen kültür ve medeniyet hamle­ sinde Doğu Roma ya da Bizans kültürü ve medeniyetinin hiç bir izi yok gibidir. Sürgünler. Ne var ki bu savaşlar halka kan kusturan birer âfet olurdu. kıyımlar. Bizans Anadolu'su. Hıristiyan mezhep imtiyazlarının boğazlaşmaları gibi. Anadolu uğruna savaşlara girişilirdi.. 755 yılında bir kısım Bulgar Türkleri Tohma ve Ceyhan ovalarına yerleştirildi. Eser olarak da sanatsız. salgınlar. Bizans komutanlarının savaşa giderken kendi topraklarını yağmala­ dıklarını yazarlar. zulümler ve bunları bUtünleyen felâketler. En akıllıca çare olarak da "Türkler'in karşısına Türkler'! çıkartmak" düşünüldü. Oğuzlar'dan önceki Bizans Anadolu'su için tarihlerden bîlnları buluyoruz.. Bundan dola­ yıdır ki. Asker toplamak. İşte bugün. Bizans için iki noktadan dnemliydi: — Vergi almak.. kaleler onarılır. ülkeyi yüzlerce yıllık Doğu Roma medeniyetinden büsbütün yoksun kılmıştır.Bizans'ın Makedonya hânedanı zamanında Bardas Sclerus ile Bardas Fokas tarafından çıkarılan ihtilâller ve bu yüzden meydana gelen iç harpler. Bizans tarihçileri.. B a durum. Daha sonraları Balkanlar'dan getirtilen Hıris­ tiyan ve Şamani Peçenek. Bizans Anadolu'su din ve mezhep kavga­ larının sahnesidir. Bu imkânların sürekliliği amaciyle de gerekli tedbirlere başvuru­ lur. Kilise baskıları. bücür kilise yıkıntıları ve kaba kale duvarlariyle karşılaşı­ yoruz. (58) BizanslIlar. 730 yılından başlayarak Türkler'in Hilâfet ordusu saflarında ve "i'lâ-yi Kelime-t-ulİah" uğrunda "fi-sebil-illâh" giriş­ tikleri akınları engelleyebilmek için köklü tedbirlere başvurdular. İslâm taarruzlarının duraklamasından beri sulh ve sükuna kavuşmuş ve yeniden tanzim ve imar edilmeğe başlanmış olan Anadolu'nun haraplığmı ve sefaletini bir kat daha artırdı. Kuman ve Uz gibi Türk ulusları Suguur'da savaşan Müsliman Türkler'e karşı Bizans sınır vilâyetlerine yerleşti­ 52 Oğ u z ÜNAL . Oğuzlar'dan önceki Anadolu.

Erzincan'ın merkez ol­ duğu bu tem. Ararat Dağı çevre­ sinde 15 il’e.. Bu gayri müslim Türkler. (60) Türk fetihlerine kadar Anadolu karışıklıklardan kurtulamadı. ” Büyük Erme­ nistan" denilen ve bugünkü Erzincan. Bu çağa girerken Doğu Anadolu hemen tümüyle ” Ermenistan" adını taşıyordu. el değiştirmeler. Anadolu içlerine böylesine girmelerinin başlıca sebebi. Bizans sınırını yüzyıllarca Müsliman Türkler'e kar^ savundular. Müsliman Türkler'in Anadolu akınlan. yüzyıldan başlayarak karşı ideallerin ve dinle­ rin güçleri durumunda olan Türkler’e vuruşma alanı olmuştu. Van ve Diyarbakır yörelerini kapsayan geniş bölgede bile tam bir vatan an­ layışı ile yerleşememişlerdi. Küçük Ermenistan (Fırat'ın batı yakası) ise 3 il’e bö­ lünmüştü. ayaklanmalar. Palu. (9. daha sonra Yeşilırmak. İşte bütün bu durumlar nedeniyle Bizans.(61) 11. Bu sa­ vaşlarda yurtları büyük zulümlere. Halbuki Ermeniler gerçek anlamda. yüzyılda Doğu Anadolu'daki temalar. Erzurum. (59) 947 yılında. ve 7. Demek oluyor ki. baskılara ve yıkımlara uğrayan Ermeniler. Kızıl­ ırmak ve Tohma havzalarına göçmüşlerdi. Divriği. Ermenilerin. kilise kavgaları. Bizans İmparatorluğu’nun Anadolu'da yapmış olduğu mülki ve askeri teşkilât 7. tabii felâketler. Anadolu’nun coğrafyasını. Akınlar. Harput ve havali- HORASAN’DAN ANADOLU'YA 53 . Arşamoşat. yukarı Fırat'ın suladığı bir kısım arazi ile Murat suyu yakalarını ihtiva ediyordu. 6 . Bu uzun dönem boyunca Hilâfet sancağı altında İslâmiyet uğrunda savaşan Türkler'in tek kazançları. Büyük Ermenistan. 11. Anadolu.) Mezopotamya Temi. Anadolu'ya yayılma çağlarıydı. Bir kısım Ermeniler Dersim’in sarp arazisine sığındılar. Yüzyıl artık Türkler'in Anadolu’yu açma. Doğu Anadolu'da sık sık yeni teşkilâtlanmalara girişmişti. Kars. yüzyıllardaki Bizans-Iran savaşlarıydı.rildi. strate­ jik konumunu ve diğer bütün özelliklerini yakından tanımak oldu. ilkin Doğu Anadolu'ya. göçler.. Seyfüddevle ile Bardas arasındaki savaşta Bizans İmparatorluk ordusunun önemli bir bölü­ münü Kapadokya'da yaşayan Türkler meydana getirmişti. yüzyılda İmparator Heraklius'un halefleri zamanında büsbütün değiştirilmiş ve Anadolu 18 temaya (Eyalet) ayrılmıştı. İmparator Romanos Le Kapen zama­ nında teşkil edilen bu tem. 8 . Ermeni göçlerini daha da etkiledi. Muş. Kemah.

İmparatorluğa vergi vermekte olan küçük bir İslâm hükümetinin yani Mervanoğulları emaretinin mer­ kezleri olan Meyyafarikin (Silvan) ve Amid (Diyarbakır) şehirlerini güneyde bıraktıktan sonra Dicle'yi ve onun ilk kollarını Murad suyu ile birbirinden aylran dağ silsilelerini takip ediyor ve Bitlis şehrini İslâmlar'da bırakarak Ahlat şehrinin kuzeyinden Van gölüne doğru uzanıyordu. İslâmların "Memâliki Rum ".) Likandos Temi. bu gölün kuzey-doğusundaki Bargiri ile gölün batısında bulu­ nan Malazgirt ve Aras nehri kaynağında bulunan Olti şehirleri Bizans'a ait bulunuyordu. bazan idâri bölge (Thema Anatolica'da olduğu gibi). Anadolu ismi henüz yaygın hale gelmeden evvel. "Bilâd-ı R u m " ya da sadece "R u m " adiyle andıkları bu ülkeye BizanslIlar 'Them a Anatolica" (Anadolu Eyaleti) adını veriyorlardı.) Kolonya Temi. (64) 54 Oğ u z ÜNAL . bu ülkeye '"Küçük Asya” deniliyordu. Büyük bir kısmı İslâmlardan geri ahnan topraklar üzerinde teşkil edilen bu tem. Tohma suyu kaynağından Fırat'a kadar olan sahayı içine alan bu temin merkezi Malatya idi. yüzyılda Bizans İmparatorluğu’nun Doğu sınırı. (62) 11. (10. (63) 11. Asi Irma­ ğını geçtikten sonra Hiyerapolis (Menbiç) güneyinde. orta çağdan itibaren. (11. Kapadok'un bir kısmını ihtiva eden bu temin merkezi Sivas şehri idi. doğuda Azerbaycan ile Anadolu'yu ayıran kalın dağ silsilesini takip ederek kuzeye doğru uzanıyor ve Ani şehrinin doğusundan geçerek Çoruh nehrinin döküldüğü yere kadar varıyordu. bazan da bir memleket adı olarak kullanılmış ve bu memleketin sahası zamanla Doğuya doğru genişlemiştir. Armenyak ve Khaldea temlerinin güneyinde bulunuyordu. Urfa ve havali­ sini içine alarak. Ahlat şehri müstesna olmak üzere. Anadolu'daki büyük eyaletlerden birisi olan bu teme Kapadokya adı da veriliyordu.sini jçine alıyordu.) Sebast Temi. (12. Fırat'ı geçiyor. Bugün Türkiye'nin Asya kıt'asındaki topraklarına verilen Anadolu ismi "Anatolica" ya da "Anatolia" şekliyle. Bu temin büyük bir I<i5mını İslâmlardan geri alınan toprai<lar teşkil ediyordu. Merkezi bugünkü Şebinkarahisar olan bu tem. Bu şekilde Bizans'ın doğu sınırı. yüzyılda. Bütün Van gölü sahilleri. İmparator Akil Leon zamanında kurulmuştu.

Zira Bizans idaresinde vergiler müthiş bir şekilde artmış. Paypert (Bayburt). Anadolu’ya yapıcı ve koruyucu niteliklerle girdiler. "Kapetano" yad a "Magistros" ütıvanları ile tayin edilen askeri valilerin yetkileri çok genişti. bir toprak aristokrasisi sınıfı meydana gelmiş ve halk da giderek toprak­ sız esir bir duruma düşmüştü. Zamantı. Anadolu'nun yerli halkı. B ir çok yerlerde ise gelen Türk fatihler adeta bir kurtarıcı gibi karşılanmışlardır. İşte bu sebeplerledir ki. Gogusos (Göksün). HORASAN'DAN ANADOLU'YA 55 . Kemah.Bizans'ın Doğudaki sınır temalarına.azalmış bulunan Anadolu halkına ağır vergiler ve teklifler yüklüyor ve kendi bünyesinde eritip temsil edemediği bu ülke halkını kendisinden büs­ bütün soğutuyordu. Bütün ülke. bu temalara yakın olan temalardaki şehirler bile çok müstahkem bir halde idiler. yüzyılda vuku bulan Türk fetihlerine karşı mukavemet gösterme­ miş ya da çok az mukavemet etmiş ve gelen fatihlere kapılarını aç­ mıştır. Urfa. topraklar belirli şahısların ellerinde toplanarak. Tedosyopolis (Erzurum). Malazgirt. Bunlar. Keysun. En mühim stratejik noktalar üze­ rinde bulunan bu müstahkem şehirlerde Bizans İmparatorluğu daimi olarak büyük miktarda asker bulunduruyor ve İmparatorluğun en seçkin generallerini buralara tayin ediyordu. sefaletten kurtulmak isteyen halkın Selçuk­ lulara sığınmalarını önlemek maksadıyla Bizans Aristokrasisinin sert tedbirler almaya kalkıştıkları bile görülmüştür. Neoksarea (Niksar). ( 66 ) Anadolu'da­ ki Türk devletinin kuruluşundan itibaren pek az zaman zarfında yerli halkın gelen fatihlere ve yeni devlete bağlanmasının sebeple­ rinden biri ve belki de en önemlisi olarak Bizans'ın zalim ve feodal idaresi göz önünde tutulmalıdır. Türk egemenli­ ğinde bir kalkınma ve ylikselme dönemine kavuştu. Harput. Tefrike (Divriği). (65) Askeri ve mülki geniş bir teşkilât ve kadroya sahip olan Bizans İmparatorluğu zaten harap bir hale gelmiş ve nüfusu oldukça. Malatya. Kars ve Ani şehirleri ile Müslimanların Meryemnişin dedik­ leri Van şehri ve bu göl etrafındaki diğer kasaba ve şehirler güçlü ka­ lelerle savunmaya hazırlanmışlardı. 11. Samsat. Yalnız sınır temaları değil. Bu sebeple din hürriyetine kavuşmak ve toprak sahibi olmak. Arsamosat. Güney-batıdan itibaren Antakya. Maraş. Kolonya (Şebinkarahisar). hem mülki teşkilâtı idare etmek hem de ordu teşkil etmek ve bunun yanısıra sınırları müdafaa etmek ve kaleleri tahkimle görevliydiler. Buna karşılık Türkler. Deluk. "D u k ". Palo (Romanopolis).

Konya'ya doğru akınlar bu yoldan yapılmış­ tır. Çoruh. Yukarı Fırat vadileri. Urfa dolaylarına. Yukarı Kızılırmak vadileri. sıkışan göçebeler. bir taraftan Tohma vadisini ve diğer taraftan Orta Kızıl­ ırmak havzasın. Çankırı dolaylarına kadar olan bölge. Karasu. doğudan batıya uzanan ve sarp dağları yaran vadiler.) 4) Aras. İlk mesele. Kelkit. (Bu istilâ bütün Yeşilırmak havzasını kapladıktan sonra aşağı Kızılır­ mak bölgesine ve Paflagonya içlerine kadar uzanmıştır. Bu istilâ. Anadolu'da uzun süre kalamıyorlardı.) 2) Kura. (Bu istilâ. Bu ilk giriş denemelerinin ardından. Kızılırmak kıvrımını kaplamış ve Batıya uzanmıştır. T Ü R K İS T İL A V E F Ü T U H A T IN IN DOĞU A N A D O LU 'D A N O R T A A N A D O L U 'Y A G E L İR K E N T A K İP E T T İĞ İ İS T İK A M E T L E R Anadolu'nun Türklerce açılması çok uzun sürdü. (Malatya. aileleri.) 56 OĞUZ ÜNAL . açık arazi savaşlarına alışkın olan Oğuzlar için birçok zorluklar çıkarıyor. Murad suyu. (67) Türk istilâ ve fütuhâtı. Doğu Anadolu’dan Orta Anadolu'ya doğru ilerlerken Kuzey’den itibaren Güneye doğru şu istikametleri tâkip etmiştir: 1) Çoruh kaynağından itibaren Karadeniz sahilindeki dil. (Bu istilâ Giresun civarından ileriye gidememiştir.) 3) Aras. Karadeniz kıyı şeridine ve Kastamonu. Adıya­ man. coğrafyadan doğuyordu. derin vadiler ve müstahkem kalelerle dolu olan bu yeni ülke.2. Yüksek dağlar. kaplamış ve bütün Kapadokya'yı ve daha sonra Galatya ve Likonya’yı örtmüştür. Kızılırmak vadileri. sürüleri ile birlikte tekrar Azerbaycan’a dönüyor. Türkler'in Anadolu'da ilerleyişlerini kolaylaştırdı.

.

yüzyılda Oğuzlar'ın garbe doğru hareket­ lerinin şimalden Kıpçakiar'ın sıkıştırmasından ileri gelmiş olması *Burada Türkleşme derken İslâm laşm a'yı ve îslâm laşm a derken Türkleşme’yi kasteddiğim izi. 58 OĞUZ ÜNAL . Barthold dahi "Turkestan down to the Mongol invasion" adlı eserinde: "Selçukluların Maverâünnehr'e göçleri sebe­ binin meçhul” bulunduğunu söylemiştir. Nitekim Anadolu. yurt tutmak maksadiyle ve büyük kitleler ve dalgalar halinde geliyorlardı. (70) Anadolu'nun fethi ve Türkleşmesi gibi büyük bir tarihi ve iç­ timai hâdise yakın zamanlara ve hattâ günümüze kadar ilim âlemince yeteri kadar tetkik edilmemiş ve bu meselenin ehemmiyeti de kavranılamamış ve böylece bıj fetih ve Türkleşme ve İslâmlaşma* hâdisesi sadece askeri ve siyasi bir hadise zannedilmiştir. Fakat bu sefer yalnız gazâ için değil. ciddi tetkiklere dayanmayan ve tahmini görüşlere ve yakıştırmalara göre izah edilmek istenmiştir. bu kitabın­ dan çeyrek asır sonra yayınladığı "Orta Asya Türk Tarihi Hakkında Dersler" adlı eserinde: ” 11. Orta Asya tarihi üzerinde halâ otoritesini muhafaza eden meş­ hur Rus tarihçisi W. A N A D O L U ’NUN T Ü R K L E R T A R A F IN D A N F E T H İN İ H A Z IR L A Y A N S E B E P L E R Abbasi Halifeiiği'nin sancağı altında bulunan Suguur Türkleri'nin Anadolu'dan çıkarılışından yarım asır sonra Orta Asya'dan Batı’ya Müsliman Oğuz boylarının yürüyüşü başladı.(69) Evvelce Abbâsi ordusunda.(71) Barthold.3. tarihinde ilk defa etnik. Suguur vilâyetlerinde gazi yapan ve Horasan gazileri ile gönüllü olarak Rumlar ile cihâda gelen Türkler bu ülkeye yabancı değillerdi. bu büyük inkılâp. yani bu iki kavramı aynı anlam da kulland ığım ızı derhal belirtelim. ya bu ülkede yaşa­ yan Hıristiyan halkların toptan din değiştirmesi ve İsiâmlaştırılması veyahut da yerli kavimlerin kitleler halinde imha edilmesi şeklinde. dini ve kültürel bakımdan büyük bir değişikliğe uğradığı halde.

Din değiştirmenin millet hayatında meydana getirdiği değişiklikleri milli tarihimizde bütün incelikleriyle görmemiz mümkündür. değişik âmiller neticesinde gerek Türkistan'da ve gerekse yayıldıkları çeşitli ülkelerde budizm. kısmen de olsa. (74) Yakın zamanlara kadar modern tarihçilerin bu meseledeki ilgisizlik ve anlayışsızlıklarına karşılık ilk Islâm kaynakları ve Selçuknâmeler. Günümüzdeki bazı müellifler ise ya bu büyük tarihi ve içtimai hâdisenin şunıulünü daraltmışlar ve yanlış yorumlara girişmişler. (72) ifadesi ile meseleye ilk defa ciddi olarak temas etmekle beraber. HORASAN'DAN ANADOLU'YA 59 . (75) A. Oğuz ulusunun bu göçlerini hep "nüfus kesafeti. hattâ milli benliklerini kaybettikleri tarihi hakikatlerdendir. Barthold un çekingen bir ifade ile tahmini olarak belirttiği Kıpçaklar'm sıkıştırması ile değil. yeni bir hızla ileri bir seviyeye eriştiği yahut da bünyelerinin sarsıldığı. düşünüş ve yaşayış gibi çeşitli bakımlardan meydana getirdiği derin değişiklikler ve inkişaflar dolayısiyle en önemli hâdiselerden­ dir. maniheizm. |> u görüşü müphem ve çekingen bir şekilde kaydet­ mekten ileri gidememiştir. Bu konuyu ilmi bir şekilde ele alan ve ciddi olarak araştıran ilk iiim adamımız değerli tarihçi Prof.(73 ) Barthold'den sonra da bu meselenin mevcudiyeti halâ farkedilememiş ve yeni ilim adamları da meçhul­ ler içinde kalmış ve tabiatiyle Anadolu'nun Türkleşmesi gibi büyük bir hadisenin tarihi seyri bir türlü anlaşılamamıştır. ve­ ya bu büyük Türk muhaceretini. Bu ilim adamımız. T Ü R K L E R İN İS L A M İY E T ! K A B U L Ü Milletlerin hayatında yeni bir dinin kabulü. Osman Turan olmuştur. bizzat Oğuz boyları arasında vuku bulan bir ''niza"ya bağlayarak tarihi gerçeği 3 nlayamamışlardır. çeşitli eserlerinde bu mesele üzerinde hayli durmuş ve bu büyük tarihi-içtimai hâdisenin mevcudiyetini ve mahiyetini ana hatları ile ortaya koymuştur.mümkündür". o t­ lak darlığı ve hayvan çokluğu" sebepleri ile izah ederek esas amil­ leri meydana koymuşlar ve günümüzün yerli ve yabancı tarihçilerine fiazaran tarihi gerçeği daha iyi belirtmişlerdir. cemiyet içerisinde inanış. tarihleri boyunca. Böyle bir inkılâpla milletlerin varlıklarını koruduğu. musevilik ve Hıristiyanlık gibi dinleri kabul etmişlerdir. Türk­ ler.

milli varlıklarını kaybetme felâketine uğramamışlar­ dır. yalnız Türk ve İslâm tarihlerinin bir dönüm noktasını teşkil etmekle kaimaz. başka milletlere nazaran çok farklı bw tarihi oluş ve içtimai hüviyet göstermişlerdir. bazan aynı çağda birbirinden farklı dinler içerisinde yaşayarak. aynı zamanda dünya tarihinin de en büyük hâdiselerinden biri sayılacak bir ehemmiyet taşır. yüzyılda Türkler arasında umumi ve milli bir din haline gelmeden önce Türk ulusları din bakımından tam bir parça­ lanma ve dağılma manzarası gösterir. Gök Türk hakanı Bilge Kağan. Islâmiyetin ortaya koyduğu prensiplerin milli bünyelerine uygun olması sebebiyle Türkler varlıklarını koruyabilmişler. Asya isteplerinden Avrupa içlerine kadar uzanan büyük ve uzun ömürlü imparatorlukların kurulup yaşamasında başlıca sebep­ lerden birisi olmuştur. diğer dinlere intisaplarından farklı olarak. Hıristiyanlığı benimsemiş olan Macar ve Bulgarlar'ın bugün için Türklüklerinden artık bahsedilememektedir. Islâmiyetin kabulü Türkler'e yeni bir ruh ve kuvvet vermiş. doğurduğu büyük ve müsbet neticeler itibariyle. Türklerin kısmen de olsa kabul ettikleri bu din­ lerin prensipleri onların milli bünyelerine uymaması sebebiyle kısa zamanda bu dinleri kabul etmiş olan Türk boy ve uluslarının milli kültürlerini kaybetmeleriyle sonuçlanmıştır. 10. biraz önce zikrettiğimiz misallerde olduğu gibi. Nitekim museviliği kabul etmiş olan Hazarlar'ın. Bunların aksine.Hattâ daha da mühim olarak. içtimai ve coğrafi şartlan fö k iyi bilerek verdiği: "Savaşı ve hayvan kesmeği yasakla­ yan ye miskinlik telkin eden bu dinin kabulü Türkler için felâket olur" cevabı bu hususu bütün açıklığiyle ortaya koymaktadır. Fakat bu sa­ 60 Oğ u z ÜNAL . (76) İslâmiyet. büyük veziri Tonyukuk'tan payitahtında bir budist mabedi yapılmasını istediği zaman büyük vezirin hakana. Bundan daha önemlisi. Bu bakımdan Türkler'in İslâm dinine toptan girişleri. Ancak bu dinlerin kabulü kısmen olmuş ve büyük kitle eski milli dinleri olan Şamaniliği muhafaza etmiştir. Moğolistan (yüksek Asya)'dan Tuna boylarına kadar geniş bozkırlar içerisinde yaşayan Türk ulusları milli Şamani dini ve kültürü çerçevesinde bulunuyorlardı. Siyasi bakımdan ancak ve Gök Türkler idaresinde bir birlik teşkil eden Türk boy ve ulusları. düşünüş ve yaşayış itibariyle İslâmiyetin yayılışına kadar kültür birliğini muhafaza ediyorlardı. İslâm dinini kabul etmiş olan Türk boylarından hiç birisi. milli kültürlerini bu yeni ruh ve hamle ile daha da geliştirmişlerdir. Bü­ yük vezir Tonyukuk'un bu sözleriyle ne kadar ileri görüşlü bir dev­ let adamı olduğunu tarih doğrulamıştır.

ve 5. Aynı şekilde Hazarlarda Türk tarihinin seyrinde hiç bir önemli tesir icra edemeden yaşamışlardır. henüz milli Şamani dinlerini muhafaza etmekte olan ve yerleşik ha­ yata geçen Uygur. X. yüzyılda. İslâmiyet'in kabulünden hemen az önce. Musevi ve Hıristiyan dinleri­ ne girmeğe başlamışlardır. ilk de­ fa şüphesiz Doğu Türkistan ve Mâverâünnehr'de vukubulmuştur. Mani ve Hıristiyan dinlerinin nüfuz etmiş ve yerleşmiş olduğu bilinmek­ tedir. Maveraünnehr Hazarlar ülkesi gibi yerlerde yaşayan ve eskiden beri yerleşik bir hayat süren Türk boy ve uluslarının çok eski zamandan beri yabancı din ve kül­ türlerin tesirine maruz kaldığı görülmektedir. din bakımından bu kadar dağınık bir manzara arzetmelerinin başlıca sebepleri Gök Türkler'den sonra bir daha bütün Türkler'! birsiyasi bir­ lik halinde birleştirebilen bir otoritenin kurulamamış olması. HORASAN'DAN ANADOLU'YA 61 . yüzyıllarda Buda. coğraf­ yanın genişliği ve türlü din ve kültürlerle ayrı ayrı temaslarda bulun­ maları ve nihayet Türklerinbütündinlere ve inanışlara karşı gösterdik­ leri müsamaha ile izah edilebilir.(78) Bu şekilde bslâmiyetin Türkler arasında yayılışından hemen önce.(80) Nitekim Türkler'in İslâm tarihinde büyük bir amil olmaları ve yeni bir devir açmaları da bu büyük ve esas Türk unsurunun İslâmlaşmasının tabii bir neticesi olarak ortaya çıkmıştır. Mani. (81) Türkler. (77) Türkler'in Şamanilikten gayri bir dine girmeleri hâdisesi. Zerdüşt. ancak üç asır sonra. Bu şekilde Moğolistan (yüksek Asya)'dan Tuna boylarına kadar uzanan geniş ülkelerde yaşayan Türk boy ve ulusları. Selçuklu İmparatorluğu'nun kuruluşuna kadar. istikrarlı ve geniş bir siyasi birlik kuramamışlardır. Özellikle Doğu Türkis­ tan ve Mâverâünnehr'de 4. Hazar ve Bulgar adlarını taşıyan Türk ulusları Türk âleminin doğu ve batı uçlarında ilk defa olarak milli Şamani dinlerini bırakarak Zerdüşt. Buda. İslâmiyetle daha ilk İslâm fetihleri sırasında temasa geçmelerine rağmen.hayı dünya ile bitiştiren Doğu Türkistan. Bu büyük kitle coğrafi ve içtimai şartlar neticesin­ de eski dinlerini muhafaza etmeye devam etmişlerdir. (79) Türkler'in X. yüzyılın ortalarında. yani esas büyük kitle. Gök Türk hânedanının düşmesinden sonra Büyük Türk Hakanlığı tahtına çıkan Uygurlar bütün Türkler'i Hunlar ve Gök Türkler çağında olduğu gibi Siyasi bir birlik içinde tutamamışlar ve varlıklarını küçük bir siyasi teşekkül olarak sürdüre­ bilmişlerdir.

sosyal hayatları bedevilik oian. (84) İslâmi­ yet'in doğuşuna kadar küçük ve dağınık aşiretler halinde yaşayan Araplar. Abbasi Halifeleri. bu tarihe kadar insan toplumlarının tarihi gelişiminde en büyük sosyal merhale olan milli birliğe kavuşamamışlar ve bu birliğin siyasi ifadesi olan devletler kuramamışlardı. Emevi hânedanını yıkan cereyanlara karışarak. buna paralel olarak Mâverâünnehr'de İslâmlaşma faaliyetleri geniş­ lemeğe başladı. Bunun başka bir sebebi de İslâm dünyasında bu ümit verici gelişmeler olurken. Bu üç asırlık uzun tarihi devrenin ilk yarısında Türkler'le Müsiümanlar arasında çetin mücadeleler cereyan etmiş ve bu sebeple de İslâmiyet Türkler arasında yayılma imkânını bulamamıştır. en yüksek sosyal merhale olan milli birlik duygularının uyanmasına mâni olmuştu. başlangıçta İranlılar'a ehemmiyet ver­ dikleri halde. Bundan sonra kısa zamanda İslâmiyet Türkler'in milli dini haline gelmiştir. (83) İslâmiyet Orta Asya bozkırlarında. Türkler Abbâsiler'in tara­ fını tutmakla yalnız muharebenin neticesini değil. Türkler arasında süratle yayı­ lırken olgunluk devresine erişmiş bulunan parlak İslâm medeniyeti. daha âdil ve müsavatçı bir siyaset güden Abbâsiier’in İslâm devletini ele geçirmelerini temin etmişler ve bu te­ maslar sırasında İslâmiyet'e karşı daha yakın bir ilgi duymaya baş­ lamışlardır.büyük kitleler halinde bu dini kabul etmişlerdir. Bundan dolayı müstakbel mukadderatları üzerinde büyük bir tesir yapan Talaş suyu meydan muharebesinde (751). İslâm dini. Henüz bedevilik halinde bulunan insan toplumlarına mahsus olan bu hayat tarzı. iç ve dış buhranlarla sarsılıyor ve karanlık bir akıbete doğru gidi­ yordu. yavaş yavaş İslâm İmparatorluğunun müdafaasında daha kabiliyetli bir unsur olan Türkler'! kullanmağa başladılar ki. İranlıiar'la birlikte. doğudan Orta Asya'ya doğru ilerleyen Çin istilâsının Türkler için tehditkâr bir mahiyet almasıdır. siyasi durumları ise soyculuk (neseb) ve aşiretçilik (kabile asabiyeti) temelleri iizerine kurulmuş bulunan Araplar arasında ortaya çıkmıştı. Artık Türkler'in yüzü İslâm dünyasına dönmüştü. (85) 62 OGL'Z ÜNAL .(82) Gök Türkler'in yıkı­ lış yıllarında Türkler. çöl çevresi­ nin gereği olarak soy hısımlığını (Nesebi asabiyeti) kuvvetlendirmiş. tarihlerinin istika­ metini de tayin etmiş oldular.

bu suretle siyasi üstünlük­ lerini korumağa. Abâsiler iik zamanlar Emeviler'den tamamen ayrı bir siyaset takip ettiler. Arap olnıayan Müslümanlar arasında Araplığa karşı "Ş u u b iy e " fırkasını doğur­ du. EmeVileri sevmeyen ahaliye yani Arap olmayan müsiümanlara karşı Araplığı. Haşim oğullarının siyasi menfaatlerini dindarlık ve Ehlibeyte. Bu görüş. kendilerine taraftar olmayan Araplara karşı da soy hısımlığı (kabile asabiyeti)'ni kuvvetlendirmek siyasetini benimsiyorlar. Haşim oğullarının propagandalariyle bir kat daha artarak nihayet Emeviler'in iktidardan düşmeleri ile sonuçlandı ve Haşim oğullarından Abbâsiler'in iktidara gelmeleıini sağladı. Emeviler de din mübalatsızlığı* yaparak bu bağı zayıflatmak. Şiilik kisvesi altında in­ kişaf ettirmelerine.A. dinde mübalatsızlık. saltanatlarını muhafaza etmeğe çalışıyorlardı. dinin temel kaidelerine uym am a.)'in mensup olduğu Beni Haşim (Haşim Oğulları) ile Emeviler'in mensup bulunduğu Beni Ümeyye (Ümeyye oğulları) arasında İslâm'dan önce mevcut olan rekabet ve düşmanlık da.* saygısızlık şekillerinde gelişti.S. aldırış etme­ me ve savsaklama anlam ına gelmektedir. HORASAN’DAN ANADOLU’YA 63 . Muhammed (S. kendi aralarında soy hısımlığına büyük bir kıymet vermeğe. diğer bir deyişle dindarlığı takviye ve bütün Müslümanları din rabıtasiyle kendilerine bağlamak ve bu şekilde siyasi üstünlüklerini kabul ettirmek istemelerine karşılık. kendilerini diğer kabilelerin mensuplarından üstün ve onların düşmanı telâkki etmeğe başladılar. Peygamber (S. Fakat Emeviler'in iktidarı ellerine geçirmeleri bu aşiretçilik ve soycuiuk ruhunu tekrar uyandırdı.) ailesine muhabbet. her kabile fertieri.) ve ilk iki Halife'nin siyasetleri başlangıçta kutsa! bir heyecan ve coşkunlukla Araplarm aşiretçilik ruhunu bir zaman için söndürebildi.S. kuvvetlendirdi.A. in­ kişaf etti. Hz.Islâm Peygamberi Hz.A.S. Emeviler devrinde. Bu şekilde bütün Müslüman unsurları müsavi tutan ve Arap olmayan unsurlara (Mevaliye) devlet kadrolarını açan bu siya­ *D inde m iibalâtsızlık. medeni ve içtimai du­ rumları itibariyle bedevilerden çok yüksek olan diğer Müslümanları "M evali" (azadlı köle) namiyle kendilerinden aşağı gören Araplar. dindarlık. yani Peygamber (S. Emevilerin bu yanlış siyasetlerine karşı uyanan umumi hoşnut­ suzluk.

set neticesinde Islâm dinine girmiş olan Arap olmayan unsurlar. İslâm âlemini iktisadi. galiplere gönderdikleri iltifatlı men­ şurlarla galibin muvaffakiyetini . asayişsizliğin devamı. eli silâh tutanların istihsalden uzaklaştırılarak savaşa katıl­ maları. İktisadi inhitat tabiatiyle kısa zamanda içtimai sefalete yol açtı. mağluba sövmek.A. Bu şekilde İslâm İmparatorluğu parçalanmaya yüz tuttu ve Abbâsiler'e şeklen bağlı çeşitli hükümetler teşekkül etti. Bu sırada milli istiklâl gayesi güden İranlılar. galip gelenlerin mağ­ lupların ülkesini yağma ve tahrip etmekten çekinmemeleri. galibi övmekle vakit geçiriyor. zaptettikleri ülkelerdeki hâkimiyetini tasdik etmek suretiyle sözüm ona iktidarlarını sürdü­ rüyorlardı. Hz. İslâm İmparatorluğu içerisindeki muhtelif unsurların rekabet ve mücadeleleri karşısında aciz kalan Abbâsi Halifeleri. İçeride ise Fas’tan Kâşgar'a kadar uzanan muhteşem İslâm ülkeleri kanlı bir harp sahnesi haline geldi. işi gücü bırakarak. içtimai.S. Ali (R. vergilerin ağırlığı.)'nin oğlu Hüseyin’in son Sâsâni hükümdarı Yezdicürd'ün kızından -olan çocuklarını Sâsâniler'in varisi saydıklarından bunları iktidara getirmek için mücadeleye başladılar. Ancak daha sonraları Abbâsiler. iktidariarmı devam ettirebilmek için kanlı ve zalimane bir siyaset izlemeye koyuldular. İslâm devletinin siyasetinde tesirli olmağa başladılar ve İslâmiyet Türkler ve İranlılar arasında da süratle yayılmağa başladı.A. dini bir anarşi içinde bıraktı. İslâm dünyasında zirai ve ticari hayatın felce uğramasına yol açtı. yavaş yavaş büyük imparatorluk üzerindeki nüfuzlarını kaybetmeğe başladılar. canını heder etmeleri.tebrik. Peygamberi (S. ( 86 ) İslâm İmparatorluğu’nun bu suretle parçalanması. Bu siyasetin neticesi olarak ortaya çıkan umumi hoşnutsuzluk Şiilerin iktidar propogandasına kuvvet kazandırdı.(87) İslâm İmparator­ luğunun parçalanması ve Abbâsiler'in zaafa düşmeleri sonucunda ortaya çıkan çeşitli hükümetlerin birbirleri ile yaptıkları mücadeleler sırasında halkın malını. 64 OĞUZ ÜNAL . Muhteşem İslâm İmparatorluğunun bu suretle parçalanması Bizans İmparatorluğu ile Ermeni Krallıklarının İslâm İmparatorlu­ ğuna karşı besledikleri ihtirasları kamçıladı. Ümitsizliğe düşen halk.)'in torunu ve Hz. Bu feci ve acıklı manzaraya seyirci olmaktan başka bir şey yapamayan Abbâsi Halifeleri ise.

Bu şe­ kilde Anadolu'da teşekkül eden yeni Türk vatanı yalnız Türk milleti HORASAN’DAN ANADOLU'YA 65 . yeni bir hız ve hamle kazanması ve X V I. asra kadar dünyanın en üstün mede­ niyeti olarak yaşayabilmesi Oğuzlar'ın İslâmlaşması ve bunun netice­ si olarak da Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nun kurulmasının neti­ cesidir.eşkiyalık. sefahat. İslâm'ın ezeli düşmanı olan Bizans'ı ezmek gibi yüksek bir İslâm mefkuresini de gerçekleştirdi. İslâm dünyasının içinde bulunduğu bu siyasi.(89) Mezhep mücadeleleri şiddetlendikçe siyasi ihtiraslar arkasında koşanlar.(90) 1038 tarihinde vefat eden Ebu Mansur Abdülkahiri Bağdadi bu yıllarda İslâm dünyasında yetmiş iki kadar mezhebin varlığmdan bahsetmektedir. bir mezhebin müdafii veya yayıcısı sıfatiyle sahneye çıkıyorlar ve bu bayrak altında gayelerine ulaşmağa çalışıyorlardı. Yakın Doğu'nun ve özellikle Anadolu'nun fethi ve Türkleşmesi ve İslâmlaşması gibi muhteşem neticeleri itibariyle Türk. Bu mefkurenin gerçekleşmesi. İslâm ve Dünya tarihleri için çok önemli olan büyük bir tarihi oluşuma da imkân hazırladı. artık müdafaa siyasetini bırakıp taarru­ za geçmiş bulunuyor ve ordularını Halifelik merkezine doğru ilerle­ tiyordu. dört asırlık parlak bir devirden sonra inhilale yüz tutan bir medeniyet. Makedonya hanedanına mensup kuv­ vetli İmparatorlar idaresinde. İslâm medeniyetinin karşılaştığı buhranları atlatarak.(88 ) Siyasi bakım­ dan paramparça olan İslâm dünyası. daha asırlar boyu yaşayacak ve yükselecek bir hayatiyet kazandı. bu sırada yabancı kültürlerle temas sonucu patlak veren fikir ve mezhep mücadeleleri ile gitgide eriyordu. fitne ve fesat yoluna saptılar. İslâm âlemini siyasi. (92) İşte İslâm dünyasının böyle bir buhran ve sonu karanlık bir akıbete doğru sürüklendiği sıradadır ki Orta Asya'daki Türk boy ve uluslarının süratle İslâmlaşması ve İslâm ülkelerine göçleri başlamış­ tır. bir âlem. iktisadi ve içtimai anarşiden kurtarmakla kalmadı. Oğuzlar'ın Selçuklu sultanlar! idaresinde kurdukları Büyük Selçuklu İmparatorluğu. (91) Bu mezhep mücadeleleri sırasmda ortaya çıkan eski Zerdüşt ve Mazdek taraftarlarının kışkırttığı Batıni fesadı çok tehlikeli bir hal almıştı. Bu suretle İslâm âlemine giren bu taze ve enerjik uıisur sayesinde İslâm ideolojisi tekrar ilk zamanlardaki ruh ve hamlesine kavuşarak. iktisadi ve fikri anarşiden faydalanan Bizans.

Balac. Orhon havalisine hâkim olmuşlardı. kendi metbuları tanıyorlardı. Kağanlık makamı ve ünvanı da doğuda Uyguilar'a ve batıda da Hazarlar'a intikal et­ mişti. eski yurtlarında. parçalanmasına kadar çıkar. bir ileri karakol vazifesini görmüş ve emperyalizme karşı İslâm dünyasının müdafaası bu kale sayesinde mümkün olabilmiştir. Allıh.(93) Umumiyetle göçebe ve yarı göçebe olmakla beraber kısmen yerleşik hayata geç­ meğe başlamış bulunan bu Oğuzlar'ın Yengi-kent. Şaİcı. boy ve ulusları birbirlerini sıkıştırarak kaynaşmağa başlamışlar ve ilk muhaceret de bu baskı ile vuku bulmuştur.(96) Oğuzlar. 744 yılında. gibi bir çok şehirleri vardı. ve eski Türk hâkimi­ yet telâkkisine göre.için değil. bazen Yabguları vasıtasiyle ve zayıf bir bağla. Cend. siyasi-askeri bir bağla Yabgu'ya bağlı bir kabi­ leler birliğinden teşekkül ediyordu.(95) Oğuz devleti. Sabrân (Savran). komşuları olan Hazar Kağanlığını. artık Kağanlığı (İmparatorluğu) kaybederek. vs. boy beyleri vasıtası ile. bütün İslâm dünyası bakımından da bir kale. Lâkin asıl büyük muhaceretKıtay'larm eseri olarak başlamıştır. Gök Türk İmparatorluğu’nun. Ordu. Uygurlar'ın yerine Moğolistan'da yerleşmiş bulunan Kırgızlat'ı buradan püskürtüp. Orta Asya'da zaten çok artmış bulunan nüfus kesafetim taşırmış. bütün Orta Asya Türk kavimleri. 924 yılında. göçebe ve yerleşik olarak eski hayatlarına ve Şamani dinine bağlı bulunuyorlardı. B Ü Y Ü K T Ü R K M U H A C E R E T İ Oğuz (daha sonraları Türkmen) adıyla anılan Türk uluslarının muhaceretinin başlangıcı. Gerçekten Gök Türk İmparatorluğu'nun esasını teşkil eden büyük Oğuz kavmi Sır nehri havzasında ve Aral göiü havalisinde.(94) Gök Türk hânedanının iktidardan düşüşünden sonra bu Oğuzlar. 924'de Moğolistan'a saldırınca. ikinci derece­ de hükümdar olan "Yabgu"lan ile idare olunmuş. Zira 66 OĞUZ ÜNAL . eski vatanları olan yukarı Yenisey bölgesi­ ne atınca. B. (98) Kıtaylar. Gök Türkler'in yerine Kağanlığı ele geçiren Uygurlar'ın Cfrhon havalisinde hâkimiyetlerini Kırgızlar'a kaptırmaları ve bunun üzerine Doğu Türkistan'a göçerek burada yeni bir Uygur devleti kurmaları ile bir muhaceret vuku bulmuş ve Moğolistan (Yüksek Asya)'da Türk kesafeti azalmıştır. Süt-kent. (97) Kuzey Ç in’de hüküm süren ve Proto-Moğol bir kavim olan Kıtaylar.

(99) Filhakika bu baskı neticesinde Oğuz. Peçenekler Yayık ve İtil nehirleri arasına gelmiş iken. Hatta bu muhaceret Selânik'e kadar genişlemiş ve bu sebeple de İstanbulRoma yolu karadan kesilmiştir. (101) Kuzeydeki Türk kavimleri hakkında mühim bilgiler veren Bizans İmparatoru tarihçi Konstantin Porphyrogenete. ciddi bir yer değişikliğine uğramadan. Curcan (Aral) sahillerinde birtakım hareketler ve savaşlar olmuş. Başkırt. onlara karşı mevcut bulunan Oğuz- HORASAN'DAN ANADOLU'YA 67 . bu ilk baskı neticesinde. Nitekim İtil (Volga) Bulgarları'nın İslâmiyeti kabulleri üzerine onlara giden Halifenin elçisi İbn Fadlan. Karluk ve Kıpçaklar ara­ sında. eski vatanlarında oturuyor ve bu şekilde bir muhaceret de söz konusu olmuyordu. kadar. Böylece bu bölge artık İslâm kaynak­ larında "Oğuz Çölleri" (Mefâzât ul-Guziyye) adını almıştır. münasebetlerin kesil­ mesine ve Hıristiyan dünyasında bazı endişelerin doğmasına sebep olmuştur. bu ülkeleri geçerken Oğuz ve Peçenekler'in eski yurt­ larında yaşadıklarını görmüş. Oğuz ve Hazarlar'ın hücumları ile Peçenekler’in batıya doğru püskürtüldüklerini. bir müddet. Yayık ve İtil (Volga) nehirleri arasında bulunan Macarlar'm Azak denizi yakınlarında Lebedia denilen bölgeyi işgal ettiklerini söylemekle ilk Peçenek muhaceretini anlatır. bu hâdise ile. Hazar sahillerine ve Yayık nehri kıyılarına kadar uzanmışlar. 934 yılında. onlar ve diğerleri hakkında mühim bilgiler vermiş. nüfus baskısı ve hareketleri de kendisini göstermiştir. Gerçekten Kıtaylar'ın Kırgızlar'a saldırıp Moğolistan'a girmeleriyle. yurtların­ dan atılıp Balkanlar'a göçünce. Peçenek. Oğuz ve Hazarlar'ın baskısı ile. 922 yılında. Bu devirde Akdeniz tamamiyle Müslümanların (Arapların) hâkimiyetinde bulunduğu ve İbn Hal­ dun'un zarif ve müstehziyane deyimiyle "Hıristiyanlar Akdeniz’de artık bir tahta parçası bile yüzdüremedikleri" için. Bulgar ve Macar kavimleri birbirlerini ite­ rek Tuna boylarına ve Balkanlara yayılmış ve ilerlemişlerdir. ( 100) Oğuzlar. fakat bunların göç ettiklerine ve yer değiştirmelerine dair hiç bir işarette bulunmamıştır. Hazar sahillerinde bulunan diğer Türk boy ve uluslarını yerlerinden püskürterek bu bölgedeki bütün bozkırlara hâkim olmuşlardı. (102) Bu devirde Bizans kaynakları gibi İslâm kaynakları da Macarlar’ı Türk kavmi olarak göstermişlerdir. doğu-batı Hıristiyanları arasmda.Türk boy ve ulusları bu zamanr.

Gerçekten Türk boy ve tıkışlarının birbirlerini sıkıştırmaları o derece şiddetlen­ miştir kî. hattâ Talaş nehri boylarh na kadar hâkimiyetlerini genişletmiş olan bran menşeli Sâmâni devleti. göçebe kavimler bu devirde. yüzyılın ilk yarısından sonra Türkler arasında İslâmlaşma faaliyetleri çok genişlemiş. İslâm ülkelerini Şamani Türkler'e karşı müdaf^aa eden bir sed teşkil ettiğinden. (103) Türkistan ve Horasan'da hüküm süren. büyük Türk muhacereti vuku bulmuş­ tur. yüzyılın ilk yarılarında artık sel halini almış bulunuyordu. X I. yine eskisi gibi Hazar denizinin kuzeyinden göçüyor ve eski muhaceret yollarını takip ediyorlardı. yüzyılda başlayan İslâmlaşma ve buna ilâveten Kıtaylar'ın yeni bir baskısı. yüzyılın başlarından sonra çok genişleyen İslâmlaşma ve muhaceret Müslüman Oğuzlar'ın artık güneye ve İslâm ülkelerine doğru göçmelerine imkân vermiştir. yüzyılın başlarında Kıpçak ve Oğuzlar'ı sıkıştırması da öylece Türk boy ve uluslarını yerlerinden oynatmış ve büyük Türk muhaceretine sebep olmuştur. yüz­ yılda^ Kıtaylar'ın Moğolistan'ı işgalleri Türk boy ve uluslarını yerin­ den oynatmış ve hattâ Peçenekleri Balkanlar’a kadar püskirtmüş ise yine aynı kavmin X I. X I. eski Türk ille­ rini kurtarıp batıya doğru ilerlerken 999 yılında Sâmâni devletine son vermişlerdi. Bu da yine Kıtaylar'ın Moğolistan’dan Orta A sya'ya doğru isti­ 68 oğuz ÜNAL . Hârizm hududunda inşa olunan Kara-tekin müstahkem mevkii de işte bu Oğuz akınlarmı durdurmak maksadiyle yapılmıştır.sona ermiş ye bu şekilde Oğuzlar tamamiyle bağımsız bir duruma gelmişler. Nitekim nasıl X. Müslüman Oğuzlar artık Sırderya boylarından akın halinde Mâverâünnehr'e doğru göçüyor ve 934 yılında başlayan bu büyük nüfus hareketi X I. X. Kâşgarii Mahmud'un ifadesi ile. (105) Kıtaylar'ın ilk baskısı ile doğu Türkleri'nin başlayan ilk hareke­ tinden yarım asır sonradır ki. Müslüman olan Karahanlı hakanları.Hazar ittifakı da artık . Hazar ve Hârizm ülkelerine karşı akınlara girişmişlerdi. (104) Türk boy ve uluslarının birbirlerini sıkıştırarak ve yerlerinden oynatarak batıya doğru devamlı bir şekilde kaydıkları doğru olmakla beraber. yüzyılın başlarında birdenbire bütün Türk boy ve uluslarını yerlerinden oynatmış ve nüfus artışı yanında diğer tesirler (İslâmlaşma ve Kıtay baskısı) ağır basarak büyük nüfus hareketlerine ve muhaceretlere sebep olmuştur. Fakat X.

Nitekim Uygur ve Kıtay hanları. Karahanlılar'ın rakibi bulunan Gazneli Sultanı Mahmud'a bir mektupla bir elçi heyeti göndermiş ve ittifak teklif etmişlerdi ki. süratle Islâmiyeti kabul eden Oğuz kavmi artık sel halinde Türkistan. Sâmâniler'in yıkılışı üzerine. İslâm memleketlerine yakın bulunanlar Müslüman olduktan ve Türk­ men adını aldıktan sonra kâfir kalanlara karşı cihâda giriştiler. 1017 yılında. Bu Oğuzlar Karadeniz sahiline yakın bulunan Peçenekler'in yurtlanna yerieştiler. Onun yeni keşfedilen eseri sayesinde büyük Türk muhacereti ve sebepleri hak­ kında daha sağlam bilgi sahibi p|muş bulunuyoruz. bu sırada vukua gelen umumi sarsıntı ve nüfus kesafeti büyük muhaceret hareketinin gittikçe ge­ nişlemesine kâfi geldi. büyük Türk muhaceretinin sebeplerini çok güzel ve canlı bir şekilde ortaya koymuştur. Selçukluları takiple. Harizm ve Horasan istikametinde göçüyorlardı. Bu siyasi değişiklikte Uygurlar ile Kıtaylar ittifak halinde bulunuyor­ lardı. Gerçekten Kıtaylar.000 kişilik büyük bir ordu ile cihâd yaparak onları püskürttü ise de. İşte bu elçilik heyeti vasıtasiyle İç Asya mese­ leleri ve Türkler hakkında mühim bilgiler toplayan ve daha sonraları Büyük Selçuklular'ın sarayında hekimlik vazifesi gören (106) Mervezi. Bunlar arasında İslâmiyet kuvvetlendikçe kâfirleri (yani Şâmâni Oğuzlar'ı) yerierinden attılar." Bu ifadelerden sonra Selçuklular'ın ve Türkmenler'in göçlerini kasteden Mervezi şöyle HORASAN’DAN ANADOLU'YA 69 .lâları ile alâkalıdır. mirasları olan Türkistan hâkimiyeti için. Bozkır­ larda yaşayanlar Mâverâünnehr ve Hârizm Ülkelerine komşudurlar. şimdi asıl büyük muhacerete gelmiş bulunuyoruz. Mervezi bu büyük nüfus hareketini çok güzel tasvir eder. (107) Büyük Türk muhaceretinden önceki nüfus hareketlerini böylece çizdikten sonra. Karahanlılar ülkesine giren Kıtaylar'a karşı Karahanlı Hakanı Togan Han 120. Bütün Türk boy ve uluslarının yerlerinden oynadığı ve kaynaştığı bir sırada vuku bulan bu istilâda muhaceret dalgalarının şiddetlen­ mesine sebep oldu. bir kısmı da şehirlerde Sır nehri havzasında otururlar. Gerçekten bu müellifin aydınlatıcı ifadesine göre: "Oğuzlar'ın -bir kısm» bozkırlar­ da. 300. Bu hâdiseden sonra Karahanlılar'ın bu zama­ na kadar cihâd halinde bulundukları ırkdaşları putperest Uygurlar'a karşı Kıtaylar'la devam eden dostlukları da artık son buluyordu. yakın zamanlarda keşfedilen ve ilim dünyasının istifadesine su­ nulan 'Tab ayi ul-Hayvan" adlı eserinde.000 ça­ dır halkı (bir kaç milyon insan) halinde Müslüman Karahanlılar'ın ülkesini istilâ etmişler ve Balagasun şehrine kadar ilerlemişlerdi. bu da siyasi durum ve yayılma ile ilgili idi.

devam eder: 'Türkmenler bu suretle Islâm ülkelerine yayıldılar ve memleketlerin çoğurîu idareleri altına alıp devletler ve saltanatlar kurdular" der. Nitekim çağdaş Ermeni ve Süryani müellifleri de Müslüman Oğuzlar'ın muhacereti ile muvâzi. Uzlar ve Kumanlar da Balkan­ lar'a iniyor ve bu şekilde Bizans imparatorluğu iki taraftan da bir Türk kıskacına alınıyordu. S elçuklular zam anında Türkiye. onların kuzey doğusunda da Kıpçaklar ve güneyinde de Hazarlar bulunuyorlar. Bu izahları yaparken de büyük muhaceretin dış âmil­ leri vc başlangıcı üzerinde de durarak diğer kaynaklan tamamlar ve hâdiseyi daha geniş bir şekilde aydınlatır: "Türklerden Kun denilen bir kavim Kıtay hanından korkarak o taraftan (şarktan) göç etti. 9) 70 OĞUZ ÜNAL . Uz (Şâm ân i Oğuzlar) ve Kuman (Kıpçak)ları'ın Balkanlara'gclişini belirtmişlerdi. Türkmenler de (Müslüman Oğuzlar) Oğuzları (yani Bizans kaynaklarında Uz adını alan Şâm âni Oğuzları). onları bu yeni yurtlarından uzaklaştırıp Sarı (Kuman-Kıpçak) ülkesine çekildiler. (T U ­ R A N . Gerçekten Selçuklu ve Türkmenler'in (Müsliman Oğuzlar) göçleri ile birlikte bu muhaceret hareketinin Uzlar (Şâm ân i Oğuzlar) ve Peçenekler ile Balkanlar'a kadar yayılışını en sağlam ve aydınlatıcı şekilde Mervezi'den öğreniyoruz. bu sonuncular (Uzlar. Büyük Türk muhaceretinin kuzeyden ilerleyen kolu bile o cferece ehemmiyet kazanmıştı ki. Peçeneklerin doğusunda Oğuz­ lar. kuzey ve güney yolların­ dan göçenleri en güzel bir şekilde tesbit ve izah eden. Bunlar Hıristiyan (Nasturi) dininden olup yurt ve otlak darlığı yüzün­ den yerlerini terkettiler. Hıristiyan *Tarihi Büyük K u n (H u n )’lann küçük bir kavim olarak isim ve m ev­ cudiyetlerini uzun asırlar boyunca bu zamana kadar m uhafaza et­ tiklerine dair Mervezî'nin bu kaydı çok m ühim bir hâdisedir. şüphesiz Mervezi olmuş ve bu hadisenin tarihi sağlam olarak aydınlanmıştır. Bu Türk kavimleri daima birbirleri ile savaş halin­ dedir". Müslüman Oğuzlar (Türkmenler) dalgalar halinde Anadolu hu­ dutlarına dayanırlarken Peçenekler. Bunlar Türkmenler'in vatanını. sh. (108) Büyük Türk muhaceretini. Islâm ve Bizans kaynaklarına uygun olarak.* Kunları takip eden Kaylar daha kalabalık ve kuvvetli olduğundan. âmillerini. yani Şâm âni Oğuzlar) da Karadeniz sahilinde Peçenekleri püskürtüp yerlerini işgal ettiler.

000 çadır halkının. birdenbire İslâm dinini kabul etmeleri tarihi bir dönüm noktası manâsına geliyordu. bu ilk yurtlarını bırakarak Mâverâünnehr'e doğru çekilmişlerdi. (109) İşte Selçuklular ve Oğuzlar'm dahil bulunduğu büyük Türk muhaceretinin umumi esasları bundan ibarettir ve bu mesele yeterin­ ce kavranılmadan gerek Selçuklu tarihi vc gerekse Anadolu’nun fethi ve Türkiye Devleti'nin kuruluşunun uzak vc yakın sebepleri sıhhatli bir şekilde anlaşılamaz. ( 112 ) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 71 . ( 111 ) Yengi-kent bölgesindeki eski yurtlarından ayrılarak Cend havalisine göçen Selçuklular’ın bu yeni yurtlarındaki teşebbüsleri.çuklularm mensup olduğu Kınık boyu da. çok miktarda at. yani bir kaç milyon insanın. Yabgunun Cend şehrindeki hâkimiyeti sadece yılda bir defa gelen memurlarının vergi alması şeklinde beliriyordu. Yengi-kent'teki Oğuz Yabgusunun nüfuzunun çok zayıf bulunması ve İslâmiyet'in süratle yayıl­ ması sebebiyle çok müsait bir muhit idi. (110) Böylece eski yurtlarını terkcden bu Oğuz boyları arasında Se'. Nitekim Şâm âni Peçenekler ve Oğuzlar 1065 ve 1080 yıllarında 600.OOO kişilik kitleler halinde Tuna nehrini geçmiş­ lerdi. Gerçekten 200. Bunlardan sonra Kıpçak kavminin bir kolu da Kuman adı ile Tuna boylarına ve Balkanlara doğru yayılmıştı. koyun ve sığır sürüleri ile birlikte Cend havalisine geldiler. C. çevrenin içtimai şartlan kadar.kaynakların "bütün Avrupalılar'ın gözleri bu göçler meselesi üzerine çevrilmişti" ifadesi Avrupa'da uyanan endişeyi göstermektedir. siyasi durum ve istikbali sezme bakımından çok mühimdir. S E L Ç U K S U L T A N L A R IN IN O Ğ U Z L A R 'A Y U R T B U L M A v e F E T İH S İY A S E T İ Bütün Orta Asya kavimlerini yerlerinden oynatan büyük muha­ ceret hareketleri sırasında.000 ve SOO. 960 senesinde. Bu sıralarda İslâmiyetin süratle yayılması ise daha mühim bir âmil yaratıyordu. deve. Burası. Sır nehri havzasında ve Aral gölü havalisin­ deki eski yurtlarında göçebe ve yerleşik olarak eski hayatlarını sür­ düren Oğuzlar.

hudutları üzerinde. tak­ riben 20-30 yıllık bir mücadele hayatından sonra. Bu hâdise ile Selçuk'un şöhreti artınca Sâiîiâniler. onun aşiret teşkilâtı üzerinde bir devlet kurmasını ve yerleşik hayata geçmesini de önlemiştir. Fakat Selçuk bu yurda göçmeden önce. Cend'de öldü ve orada defnedildi.n (İsrail) kumandasında gönderdiği bir kuvvet ile Sâmâniler'in Karahanlılar’ı yenmesine hizmet etmiş­ tir. Karahanlılar'a karşı. Doğrudan doğruya Selçuklu ailesine bağlı Türk­ menler ise. Çu havza­ larında. oraya geldikleri zaman Selçuk: "Müslümanlar kâfirlere haraç vermez" düşüncesi ile bu me­ murları kovarak yabguya karşı cihâda başlamıştı. Gerçekten Selçuk bu mücadelelerin birinde oğlu Arsl?. Cend havalisin- 72 OĞUZ ÜNAL . (117) Böylece Selçuklular'ın Mâvorâünnehr'de kaldıkları 985-1035 yılları arasında İli kıyılarından Hazar'ın güney doğu ucurKİaki Curcan havalisine kadar uzanan geniş saha. yardımı aranan bir kuvvet haline gelmiş idi. Selçuklular'a bir yurd verdi.(114) İbn Havkal'ın belirttiğine göre "Cend'dc Oğuz sultanı (yabgusu)'nın idaresi altında Müslümanlar" var idi ve omun memurları.Müslüman olan bu Oğuzlar artık yavaş yavaş Türkmen adını almağa başlamış ve artık bu isim İslâm ülkelerine göçen Oğuzlar'a ad olmuştur. (116) Cend'de müstakil göçebe bir beylik kuran ve gazaları ile şöh­ reti yayılan Selçuk. Buhârâ-Semerkand arasında.(115) Bu sebeple Selçuk Bey'in idaresindeki Türkmenler bu bölgede (Cend) kolaylıkla yerleştiler ve Oğuz yabgusu'nuıı buradaki hâkimiyetine de son ver­ diler. Buhârâ etrafındakiler Arslan Yabgu'nun. Talaş. Moğolistan (Yüksek Asya) taraflarından gelen Oğuzlar Sır nehrinin kuzeyinde. vergi almak maksadı ile. Kartuklar ve Kalaçlar'la beraber Türkmen oymaklarından bazıları Sır nehri. (113) Bir kısmı Müslümanlığı kabul etmiş olan bu Oğuzlar (Türkmenler) ile gayri müslim Oğuzlar (Uzlar) arasındaki savaşlar Türkmenler'in Hârizm batısındaki bölgelere kadar yayılma­ larına sebep oimuştur. Kınık boyuna mensup Türkmenler'in başında bulunan Selçuk da artık bir İslâm gazisi oldu ve "M elik ül-gazi Selçuk bin Tukak” ünvanını aldı. Selçuk'un bu muvaffakiyetleri ve faaliyetlerine rağmen yeni şartlar ve hâdiseler onun bu beyliğine daha fazla gelişme imkânı vermemiş. çeşitli Türk boy ve ulusları tara­ fından işgal edilmişti. Oğuzlar'dan diğer bir grup da Amuderya ile Curcân arasında bulunuyorlardı. Türkmenler ile gayri müslim Oğuzlar arasındaki mücadele de artık yavaş yavaş dini bir manâ kazanmağa başladı.Karahanlı'Iar ile Sâmâniler arasındaki savaşlarda.

(119) Kartuklar ile Oğuzlar arasındaki tarihi düşmanlık Karluklar'm Islâmiyeti kabulü ile Karahanlı. (122) HORASAN’DAN ANADOLU'YA 73 . Ali Han zamanında. kışın Nur Buhârâ'da. iç mücadeleler ile. Oğuzlar'ın yabgularından önce. 30 yıldan fazla yaşadılar. Islâmiyeti kabul etmeleri de o derece bölünmelerine ve zayıflamalarına sebep oluyordu. Arslan bu mevkii dolayısiyle Yabgu ünvanını almış ve Arslan Yabgu adıyla anılmaya başlanmıştı. dördüncü bir grup teşkil edi­ yorlardı. Lâkin Karluklar han ailesi ile birlikte toptan Müslüman oldukları için ne kadar kuvvetlendilerse. göçebe olarak. Oğuzlar'ın da aynı şekilde İslâmiyeti kabulleri ile Türkmen adını almalarından sonra da devam etti. İşte Cend'de yerleşen Yabgulu Oğuzlar'mdan Ali Han'ın oğlu Şah-Melik'in aslâ Selçukluları takip­ ten vazgeçmeyerek onlara Hârizm'de iken saldırması. Selçuk'un en büyük oğlu olarak. (118) Islâmiyeti toptan kabul eden Karluklar Karahanlı devletini kura­ rak Büyük Türk Hakanlığı tahtına çıkınca. par­ ça parça. Arslan (İsrail) idî. sarsılan Sâmâniler'e karşı taarruza geçerek Talaş (Taraz) ve Sayram (İspiçap) gibi eski Türk beldelerini kolaylıkla istirdat ettiler. Islâmiyeti kabulleri Selçukluların gazâ mefkurelerine ve Islâmiyetten aldıkları kuvvete son verdi. Karahanlılar ve Yabgu Oğuzları arasında sıkışarak. Selçuk'un ve oğullarından Mikâil'in ölmelerinden sonra başbuğları. Böylece. ( 120 ) Yengi-kent'teki Oğuz Yabgularının. Mâverâünnehr'e göçmeğe mecbur kaldılar.dekiler Selçuk'un (oğlu Mikâil kolundan) torunları Tuğrul ve Çağrı Beyler'in reisliği altında olmak üzere. yazın da Semerkand yakınlarında. Artık bundan böyle İslamların Orta Asya'da ilerlemeleri duraklamış. ( 121 ) Cend'den Mâverâünnehr'e göçen Selçuklular. dayanaklarını ve gelişme imkânlarını kaybeden Selçuklular Cend havalisini Yabgulu Oğuzlar'a bırakarak. Böylece Karahanlılar. bu eski ve devamlı husumetin son safhası idi. şark hudutlarının müdafaası da Türk devletlerine intikal etmiştir. Semerkand istikametinde bir çok Türk beldelerini kolaylıkla ve gürültü­ süzce fethettiler. Müslüman Türkler'in (daha sonra da putperest Kıtay ve Moğollar'ın) İslâm dünyasına doğru ilerlemeleri başlamış.

göçebe Selçuklular'ın siyasi reisi olmakla beraber. 74 Oğ u z ÜNAL . Çağrı Bey de 3. (124) İstiklâle büyük bir kıskançlıkla sarılan Tuğrul ve Çağrı Beylerin emrindeki kalabalık Türkmen kütlelerinin. 5-10 sene gibi kısa bir müddet içerisinde ve her defasında yeni bir yurd.000 kişilik bir akıncı kuvveti ile uzak Rum ülkesi (Anadolu)'nde bir keşif seferine çıktı. Tuğrul ve Çağrı Beylerin Arslan Yabgu ile Karahanlı beylerinden Ali Tekin arasındaki ittifakın dışında kalmalarının sebe­ bi de. Tuğrul ve Çağrı Bey'e mensup Selçuklu Türkmenleri. ancak mühim hallerde sıkı bir birlik gösteriyorlardı.. amcaları Arslan Yabgu ile aralarındaki mücadeledir. müsait şartlarda ♦ Selçuk'un oğullarından Arslan (İsrail) Y abgu'ya nisbetle Y abgulu ya da Y avgiyân adiyle anılan bu O ğuzlar (Türkmenler).orta çok zayıf bir bağla bağlı idi. devamlı yurt değiştirdiler. bu mevki ve sıfatla. Hattâ mevkiini kuvvetlendiren Ali Tekin müttefiki ve kayın pederi olan Arslan Yabgu'nun yeğenleri (Tuğrul ve Çağrı Beyler) üzerine yürü­ yerek onları itaati altına almağa çalışmıştır. Bu endişeli ve zor durum­ da iki kardeş. maceralarla dolu bir istiklâl ve devlet kurma mücadelesine atıldılar. Selçuklular idaresindeki Türkmen birliği gevşemiş ve birliğe bağlı T’ ürkmenler biraz önce söylediğimiz Selçukiyân. Böylece Buğra Han'dan kaçan ve şimdi de Ali Tekin'in hücumlarına uğrayan Tuğrul ve Çağrı Beyler çok zor bir devreye girdiler.Arslan Yabgu. Selçuk'un diğer oğulları da kendi oymak mensupları ile pek müstakil bir durumda olup. Bu sebeple Selçuklular idaresindeki Türkmen toplu­ luğu daha başlangıçtan beri Selçuklular ya da Selçukiyân (Tuğrul ve Çağrı Bey grubu). kuvvetlerinin azlığına rağmen amcaları Arslan Yabgu (Selçuk'un büyük oğlu)'ya baş kaldırarak. Tuğrul Bey "geçilmesi güç çöllere" çekilirken. Yabgulular* ya da Yavgiyân (Arslan Yabgu mensupları) ve Yınallılar ya da Yınaliyân (Yusuf Yınal Bey mensup­ ları) gibi zümrelere ayrılıyorlardı. Bu zümrelerden birisinin başında bulunan Selçuk'un torunlarından Tuğrul ve Çağrı Beyler. (123) Eski Türk Hâkimiyet telâkkisi gereğince bütün hanedan üyeleri­ nin siyasi iktidara ortak olmaları nedeni ile. Yengi-kent Y abgu lan na mensup olan Y abgu O ğ u z la n ile karıştırılm am alıdır. bu aşiret teşekkülü. verdikleri karara göre. Yavgiyân ve Yınaliyân gruplarına ayrıl­ mışlardı. bu mücade­ leler sırasında hiç bir yerde uzun süre tutunamayarak.

bir misal olmak üzere. CAH E N .) B yzantion N V III. s. Cl. (Seconde m oitie du X I. İşte bu ümitsiz hal. (Bkz. Buna bir de her an taarruza ve tecavüze uğramak korkusu ilâve edilirse. Hakiki sebep. Milâdi 410 tarihlerinde İtil (Volga) nehri kıyıla­ rında bulunan Hun'larm Tuna havzasına yaptıkları aralıksız akmlardan sonra kuvvet ve ağırlık merkezlerini Tisa boylarına naklettikle­ rini. çadır­ ları. ne sırf ganimet elde etmek ve ne de Bizans'a sığınıp Bizans ordusuna hizmet etmek* değildi.2000 kilometre uzakdaki doğu Anadolu toprak­ larına atmıştır. Skylitzes'in dediği gibi Anadolu'nun fiilen istilâsına başlangıç olan 1071 Malazgirt muharebesine kadar hep aynı hazırlığı yapmışlardır ve bu bütün step Türklerinin veya Türk tesirinde kalmış olan kavimlerin fetih ve istilâ stratejilerine uygundur. m u h te lif zamanlarda yabancı ordularda hizm et gören bir çok Türkler m isâline dayanarak bu akının da Bizans'a sığınıp. sh. at ve koyun sürüleriyle haftalarca devam eden uzun ve meşak­ katli göçlerden hem maddeten. (125) Anadolu'ya yapılan bu ilk Selçuklu akmından maksat ne doğru­ dan doğruya gaza yapmak. HORASAN’DAN ANADOLU’YA 75 . IX . Selçuklular’ın içinde bulundukları son derece vahim durum anlaşılmış olur. daha kolaylıkla ele geçirilebilir ülkeler bulmak.3. çoluk çocukları.bir toprak bulabilmek kaygısı ile. yüzyılın ilk yarısında Dinyeper civarında yaşayan Macarla­ rın da Karpat dağları üzerinden Pannonya'ya doğru bir kaç keşif seferinden ve yıpratma akmından sonra yüzyılın sonlarında. bugün­ kü Macaristan'a gelip yerleştiklerini. eşyaları. hem manen ne kadar sarsıldıklarını tahmin etmek güç değildir. C A H E N . hattâ aynı stratejinin "Akm- *Bu akının tarihi sebeplerini iyice tetkik etm ediği anlaşılan Cl. 63-64). La Premiere penetration turque Asie Mineure. Başlıbaşına büyük bir araştırma konusu olan bu strate­ jiyi burada anlatmak bu çalışmanın çerçevesini aşacağı için. Zaten Selçuklular.000 kişilik bir akıncı kuvvetiyle -Sultan Mahmud devri Gaznelilcrinin idaresindeki Horasan'da ve Büveyh Oğulları tarafından müdafaa edilen Irak-ı Acem'de gayeleri tahakkuk edemeyeceği için. 1948. Mâverâünnehr'de henüz müstakil olarak yaşama imkânına kavuşamamış olan Selçuklu Türkmenlerine. biraz ganimet edinmek gayesiyle Çağrı Bey'i . Bizans ordusunda hizm et kabul etmek amaoiyle yapıldığını zannetm iştir. ileride yerleşmek üzere müsait iklimler aramak ve rastlanan mukavemeti mümkün mertebe yıpratmaktı.

S elçuklular Tarihi ve Türk-lslâm Medeniyeti. Büyük Selçuklu İm­ paratorluğu sınırları içinde ve Islâm ülkelerinde. büyük Türk muhaceretinin gelişmesi sayesinde de o derece kuvvetlenmiş ve bmparatorluklarını kurmuşlardı. yüzyılın ilk yarısına kadar çok ızdıraplı ve maceralı göç­ lerle devamlı olarak yurd değiştirirken * büyük Türk muhacereti de bir sel halini almış. kendi boy beyleri­ nin idaresinde müstakil hareket eden bu göçebe Oğuzlar (Türkmen- ♦ Selçuklular'm tarih sahnesine çıkışları ve Büyük S elçuklu tmparato rlu ğ u 'n u n kuruluşuna kadar geçirdikleri maceralı hayatları hak­ kında daha geniş bilgi iç in bkz. sh. Selçuklular ve onları takip eden Türkmenler. Gerçekten Oğuzlar (Türkmenler) artık. Horasan istikametinde. 40-66. Osm an T U R A N . sefer hakkındaki intibalarını Tuğrul Bey'e anlatırken "Biz buradakilerin hakkından gelemiyoruz. fakat keşfetmiş olduğum Ho­ rasan ve Ermenya (Anadolu)'ya gidebiliriz. çünkü orada (Anadolu'­ da) bize karşı gelebilecek bir kimseye rastlamadım" (127) diyerek. X . Karahanlılar ile Gazneliler karşısında ne kadar zayıf ve perişan bir haldeyseler. (126) Anadolu'ya yapılan bu ilk Selçuklu akınmdan dönen Çağri Bey. İstanbul 1969. Bu nüfus akışı ve kesafeti sayesin­ dedir ki. yüzyılın ortala­ rından XI. Gazne İmparatorluğu'nu ve ordularını bir kaç muharebede mağlup edebilecek bir kuvvete sahip olarak.cılar" adı altındaki süvari kuvvetleri ile Osmanlılar tarafından Ru­ meli ve Orta Avrupa'nın fethinde de tatbik olunduğuna işaret ede­ lim. göçebe Oğuz (Türkmen) boy ve uluslarının muhacereti idi. İslâm ülkelerine akarken. Tuğrul ve Çağrı Beylere mensup Selçuklular. Bu sebeple Hilâfet merkezi Bağdat'ın bile elden çıkacağı korkusu yayılmıştı. (128) Büyük Selçuklu İmparatorluğu kurulduktan sonra da. Seiçuklular'ın Anadolu'yu fethetmeleri zaruretini belirtmiştir. Oğuzlar (Türkmenler)'ın bir kısmı da kendileri etrafında toplanarak siyasi birlik başlamıştı. 76 Oğ u z ÜNAL . T040 yılında devletlerini kurabilmişlerdi. İkinci baskı. onları hiç bir devlet ve ordu durduramıyordu. Selçuklu Sultanlarını uğraştıran en mühim meselelerden birisi. boylar ve uluslar halinde değil. Hârizm'de perişan bir duruma düşürülmüş bulunan Selçuk­ lular. bir millet olarak ve dalgalar halinde.

" Bunun üzerine Haiife'nin elçisi Mâverdi: "Bunun sebebi sizin bu memleketleri tahrip etmenizdir. Sultan Tuğrul Bey ise elçiye verdiği cevapta: "Ben dürüst ve doğru hareket fetmek için elimden gelen her şeyi yapıyorum. Türkler'in içinde bulundukları içtimai ve siyasi durumu ve Oğuz (Türkmen) muhaceretinin manâ ve önemini henüz kavramamış olan Halife ve elçisi. Tuğrul Bey'i bu hâdiselerden sorumlu sayıyor ve adaleti. yerli halk ile mücadelelere girişi­ yorlar ve neticede yağma ve kıtale sebep oluyorlardı. Bey'e gönderdi.(m29) İslâm ülkelerine Türk muhacereti aralıksız devam ediyor. İslâmiyet Türkler arasında yayıldıkça da bu göçler birbirini kovalıyordu. eski Türk hâkimiyet telâkkisi gercğince. bizzat Abbâsi Halifesi Kaim Biemrillâh bu duruma son vermek maksadı ile devrin meşhur âlimi Mâverdi'yi 1044 yılında. Bu sonsuz muhaceret ve istilâlar büyük meseleler çıkarıyor ve devleti uğraştı­ rıyordu. buna kar­ şılık ben ne yapabilirim" diyerek. elçinin nâmesini dinledikten sonra şu cevabı verdi: "Benim askerlerim (yani milletim) pek çoktur ve bu memleketler onlara kâfi gelmemektedir. Buna karşılık Sultan Tuğrul Bey. merhameti. çok zayıf bir siyasi bağ ile ona tâbi olsalar bile. dindarlığı. Eğer mille­ timden (Türkmen'lerden) aç kalanlar kötülük ediyorlarsa.ier) çok defa Büyük Selçuklu Sultanlarını tanımıyor veya "Büyük Türk Hakanlığı" sıfatını ellerinde bulundurdukları için. (130) Büyük Selçuklu İmparatorluğu'na henüz tam olarak bağlanma­ mış olan bu göçebe Oğuz (Türkmen) boylarının geçim derdi ile ve yurt bulmak maksadı ile yaptıkları istilâ ve yağmalar karşısında o derece feryatlar yükselmişti ki. Halifenin elçisini dört fersahlık mesafeden karşılamak suretiyle Hilâfet maka­ mına karşı saygısını gösteriyordu. yurt bulmak ve sürüleri ile birlikte beslenmek maksadı ile İslâm ülkelerini istilâ ediyorlar. hem Türkmen muhacirlerinin çokluğunu ve zaruri ihtiyaçlarını gösteriyor. Diğer İslâm ülkelerine ve hükümdarlarına dokunma ve onlara zarar verme" diyordu. Gerçek­ ten Halife mektubunda: " E y Em ir Tuğrul Bey Muhammedi senin zaptetmiş olduğun memleketler sana yeter. Büyük Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey. hem de Selçuklu Hânedanının itaati altına tam olarak alınmamış olan bazı göçebe Türkmen boyları üzerindeki kontrol ve nüfuzunun çok zayıf oldu- HORASAN'DAN ANADOLU’YA 77 . siyasi ve idari dehası ile tanınan Sultanı anlayamıyorlardı. bir mektup ile birlikte Sultan Tuğrul. Bütün d ü n ^ yı alsanız ve bu şekilde tahrip etseniz yine de size ve milletinize yetmez" diyerek Sultanı doğru yola davet ediyordu.

ğunu belirtiyordu. Büyük Selçuklu Sultanlarının. başkaldıran asi soydaşlarını bastır­ mak mecburiyetinde kaldıkjan halde bazı tarihçiler. merkezi bir idare kurmak ve Türk Birliğini gerçekleş­ tirmek yolundaki. Tuğrul Bey'den itibaren. siyasetnâme'sinde "H er ne kadar Türkmenler'den bıkkınlık geldi ise de sayıları çoktur. adem-i merkeziyetçi eski Türk hâkimiyet anlayışı ile. eski Türk hâkimiyet telâmkkisine dayanan adem-i merkeziyetçi devlet anlayışı yerine merkeziyetçi bir devlet anlayışı kurmak maksadı ile Türkmenler'in nüfuzunu kırmışlardır. Selçuklulann Türk Devleti değil. Türkiye Selçukluian'nda ve Osmanlılar'da da de­ vam etmiş ve nihayet Osmanlılar tarafından gerçekleştirilebilmiş­ tir. Alp Arslan ve Melik-şah gibi ilk Büyük Selçuklu Sultanları (ve Türkiye Selçuklu Sultanları ite onlann devamı olan OsmanlI Sultanları). bu meşru hareketlerini "mütegallibelik" (!) ve siyasi iktidarı ele geçirmek için eski Türk hâkimiyet telâkkisi ge­ reğince hânedân haklarına dayanarak harekete geçen şehzâde ve beylerin isyanlarını da ’Türkm encilik" (!) esasına göre göçebe Oğuzlar (Türkmenler)'ın müdafii sanmışlar.(132) Nizâm ül-mlilk. merkeziyetçi bir devlet vücuda getirmek ve böylece siyasi parçalanmayı önlemek maksadı ile. (131) Nitekim iil< Büyült Selçuklu Sultanları. Merkeziyetçi devlete doğru gelişen bu anlayış. bu devletin kuruluşunda çok hizmetleri ve emekleri geçtiği için de bu devlet üzerinde haklan vardır ve Sultanın akrabalandırt" (133) mütalâası ile Devletin Oğuzlar'a bakışını çok güzel ifade etmiştir. bran Devleti kurduğunu ileri sürmüş ve merkeziyetçi bir idare tesis etmek 78 OĞUZ ÜNAL . göçebe bey ve boyları itaate almak. göçebe Türkmen-küt­ lelerinin Anadolu'ya şevki zaruretini ve büyük Selçuklu Sultanlan'nın gazâ ve fütuhat mefkurelerini ve siyasetlerini de Sultanların göçebe Türkmenlere karşı nefreti ile izah etmek istemişler ve hattâ bütün Selçuklu ordusu içerisinde çok küçük bir birlik olan ve yaban­ cı ırklardan teşkil edilen saray (merkez) muhafız kuvvetine bakarak Selçuklu ordusunun ekseriyetini Türkler'den gayri unsurlann teşkil ettiği hatasına düşmüşlerdir. Tuğrul Bey. Büyük Selçuklu Sultanları bir yandan Oğuzlan (Türkmenleri) devletlerinin kurucusu ve temeli saymışlar ve bir yandan da yurtsuz oluşları ve itaatsiz hareketleri dolayısiyte onlarla uğraşmak zorunda kalmışlardı.(134) Hattâ ’Türkler'in Tarihi"ni tarihsel maddeciliğin yasalan ile açıklamak iddiasında olan bir yazar daha da ileri giderek.

(135) Devlet kavramı ile uzlaşmayan ve Türk Devlet adamlarının merkeziyetçi bir devlet idaresi uğrundaki mücadelelerini ve siyasi birliğin ancak bu şekilde kurulup korunabileceği yolundaki uzak görüşlülüklerini anlayamayan bu fikirlerin ilmi ve tarihi gerçeklerle alâkası yoktur. bir taraftan İslâm'ın sultanı ve koruyucusu sjfatı ile. gündüz oturmadım. Alp Arslan ve Melikşah gibi ilk Büyük Selçuklu Sultanları. Gök Türk Kağanlan'nın "Türk milleti için gece uyumadım. aç halkı doyurdum. Islâm ülkelerini ve tebaasını bu göçebe ve yurtsuz Oğuzlar'ın çapullarından korumak. Batıda Kengü Tarbana kadar Türk milletini öyle kondurduk. (Gök Türk Kağanlan'nın deyimi ile milleti kondurmak) da devletin vazifeleri arasında idi. (140) Artık Anadolu'nun fethi Türkler için bir zaruret idi. 1018 ^ılı akınında Çağrı Bey'in keşfetmiş olduğu. HORASAN'DAN ANADOLU'YA 79 . siyasi iktidarı ele ge­ çirmek için isyan eden Selçuklu ailesine mensup şehzade ve beylerin ve bunların etrafında toplanan göçebe Türkmenler'in mücadelelerini "sınıf mücadelesi" teorisi ile izah etmeğe kalkışmıştır. diğer taraftan da Türk Hakanlarının "Velayet-i Pederâne" sıfatı ile de.(138) Bu vazife Orhun kitabele­ rinde şöyle ifade ediliyordu: "Doğuda Kadırkan ormanını aşarak milleti öyle kondurduk. yoksul milleti zengin ettim.(137) Esasen millete yurt bulmak.iğe kavuşturmak için mücadele eden Sultanlarla. çıplak halkı giydirdim. az halkı çoğalttım"(136) ifadesi ile beliren eski Türklerdeki "Velayet-i Pederâne" (Baba gibi koruyuculuk) sıfatı Büyük Selçuklu sultanları'nda da mevcut olup.'*' devletin başın­ da milletine karşı baba mevkiinde bulunmaları onlara bu^ göçebe Oğuzlar'a yurt bulmak vazifesini yüklüyordu. Bu sebep­ lerle Tuğrul Bey. aynı zamanda devletin temelini ve askeri kuvvetini teşkil eden bu soydaşlarını kondurmak.. öyle düzene soktuk.ve bUtUn Türk boy ve uluslarını bir bayrak altında siyasi biı. Anadolu'ya sevketti- *N itekim Nizam ül-mülk siyasetnâme'sinde "S u ltan ım ız cihân ailesi­ n in babasıdır" diyerek." (139) İşte Büyük Selçuklu Sultanları. yurtsuzluktan şikâyet eden bu göçebe Oğuzlar'ı. öyle düzene soktuk. onlara yurt bulmak ve geçim imkânları hazırlamak gibi birbiri ile çatışan iki mesele karşısında idiler.. aynı görüşü ifade ediyor ve sanki O rh un kitabelerinden bir parçayı naklediyordu.

Rum (Anadolu) gazâsına gidiniz. İbrahim Yınal Bey bu göçebe Türkmenler'e: "Memleketim sizin oturmanıza imkân verecek kadar geniş değildir. (141) Aynı şekilde 1047 yılında çok kalabalık bir Oğuz (Türkmen) muhacir kitlesi Türkistan'dan Nişâbur'a gelmişti. Bu sebeple doğrusu şudur ki. İslâmın eski ve yenilmez düşmanı ve rakibi olan Bizans Imparatorluğu'na karşı bu göçebe Oğuzlar'ı gönderir ve orduları ile bu göçlere yol açarken. uc) emirisin. bir yandan da bu göçebe Oğuzlar'ı ve asi şehzâde ve beyleri Anadolu'ya göndermek suretiyle kendi devletlerini ve Islâm ülkelerini istilâ ve asayişsizlikten korumak maksadını gütmekte idi ki." cevabi mektubu ile hem kendisine zayıf siyasi bir bağla tâbi bulunan bu asi soydaşlarını himaye ediyor. (144) 80 Oğ u z ÜNAL .(143) hem de. Bu göçebe Oğuzlar orada Selçuklu beylerinden İbrahim Yınal'a yersizlik ve yurtsuzluktan şikâyet ediyorlardı. Sen bir Suguur (hudut. Anadolu'nun fethi ve Türkleşmesi bu iki yönlü ve karmaşık siyasetin neticesi olarak gerçekleşmiştir. Bu iki yönlü siyaset yanında Büyük Selçuklu Sultanları Anadolu'nun fethini bir devlet siyaseti haline getirip. Allah yolunda cihâd yapınız ve ganimet alınız. Diyarbakır Mervâni Emir'i Nasıruddevle. Oğuz akmları karşısın­ da Sultan Tuğrul Bey'e şikâyet ettiği zaman. Onlara mal verip kâfirlere (Bizanslılar'a) karşı kendilerinden faydalanmalısın. Ben de arkanızdan gelip size yardım edeceğim" derken büyük Selçuklu Devletinin hangi zaruretler ile Anadolu'nun fethi siyasetini benimsediğini gösteriyordu.ler. hem de yerli Müslüman halkı düşünüyor ve hem de Anadolu'nun fethi lüzum ve siyasetini belirtiyordu. Zira onlann maksatları Ermeni beldeleridir (yani Anadolu'dur). Islâmın Sultanı ve koruyucusu sıfatı ile. hem B i­ zans'a karşı kuvvet kazanıyorlar. bir yandan yoğun Oğuz muha­ cereti baskısı ile ve onlara yurt bulmak zarureti ile yapılmakta. Alp Arslan ve Melikşah gibi ilk Büyük Selçuklu Sultanları için Anadolu'nun fethi. (142) Tuğrul Bey. Islâm'ın cihâd mef­ kuresini ve Türkler'in kadim cihân hâkimiyeti mefkurelerini de ger­ çekleştirmiş oluyorlardı. Selçuklu Sultanı ona: "Kullarımın senin memleketine geldiğini haber aldım. Büyük Selçuklu Devletinin Anadolu'nun fethi ve Türkmen mu­ hacirlerinin bu memlekete şevki siyasetini göstermesi bakımından şu kayıtlar çok önemli tarihi belgelerdir.

( t 45) Bu ve benzeri görüşler ya devlet siyasetini yürüten yüksek strateji ile bu stratejinin uygulanması süreci içerisindeki münferit taktikler arasındaki bağlantıyı göremeyen tarihçilerin ya da. sebep ve neticeleri ile dikkatlice ve ilmi olarak araştırılmadığı ve anlaşılamadığı için yalnız Selçuklular tarihi değil. Bu sebeple muvakkat ve münferit hadiselere bakılarak "Selçuklular asla Bizans topraklarını fethetmek niyetinde değillerdi. X. İşte Anadolu'nun fethi ve Türkleşmesi bu zaruretler ile ve ilk Büyük Selçuklu Sultanlarının takip ettikleri devlet siyaseti ve ilk İslâm Halifelerinden kendilerine miras olarak kalan Anadolu'nun fethi gibi mukaddes bir İslâm mefkuresinin tecellisi olarak gerçekleş­ miştir. Türk târihinin seyrini. Selçuklular sayesinde yeni bir kudret kazanârak taze bir iman ve kan ile cihâda başlamış ve taarruza geçmiş. kasıtlı olarak ve gayri ilmi bir şekilde. (146) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 81 . tarihsel maddeciliğin ilkeleriyle açıklamak gayretlerinin eseridir. gayeleri Suriye ve Mısır olup sağ kanatlarında BizanslIlar ile sulh halinde yaşamaktan başka arzuları yoktu" gibi tarihin seyrine ve tarihi gerçeklere aykırı iddialar ileri sürülmüş ve yayılmıştır. umumiyetle Garp Türklüğü ve Anadolu'nun Türkleşmesi gibi mühim meseleler ve "Selçuklu devletinin Anadolu'nun fethi siyaseti" karanlıklar içinde kalmıştır. son yıllara kadar mahiyeti. İslâmın ezeli düşmanı ve rakibi olan Bizans ile hesaplaşma zamanı da artık gelmişti. yüzyılda müdafaaya geçmiş ve iç buhranlarla sarsılmış bulu­ nan İslâm dünyası.Tarihin en büyük göçlerinden ve nüfus hareketlerinden birini teşkil eden bu büyük Türk muhacereti.

000 ve 20. BÖLÜM B Ü Y Ü K S E L Ç U K L U L A R D E V R İN D E B İZ A N S G A Z A L A R I v e AN AD O LU FÜ TU H A TI m . Gerçekten 963 ve 965 yıllarında Horasan Gazileri 5. Bu birliklere Türkisun ve Horasan Gazileri denilmekte idi. S E L Ç U K L U L A R 'IN İL K A N A D O LU A K IN L A R I İlk İslâm-Bizans mücadeleleri devrinde (Suguur Beylikleri Devri] Horasan ve Türkistan'da teşkil edilen gönüllü Türk birlikleri Ana­ dolu'ya sık sık akınlar yapmakta idiler.IV.000 kişilik kafileler halinde Azerbay- H O R A S A N 'D A N A N A D O L U 'Y A 83 .

000 kişilik bir süvari kuvveti ile uzak Rum ülkesinde (Anadolu) bir keşif seferine çıktı. Gazneli Sultanı Mahmud'un hiddetine ve bu sefer sırasında. Selçuk'un bu kudretli ve cefakâr torunları. Horasan gâzilerinin sık sık yapmakta oldukları Rum (Anadolu) akınları onlara bu teşebbüsü telkin etmişti. bu bölgedeki bazı kale­ 84 Oğ u z ÜNAL . 6-7 bin kişilik bir kuvvetle. muazzam bir mesafedeJujlunan Anadolu gazâsma teşebbüs ederlerken cidden çok ümitsiz bir durumda bulunuyorlardı. gaflet gösterdiği için Tus'da oturan Gazne İmparatorluğu­ nun Horasan valisi Arslan Câzib'i azarlaftiasına sebep olan bu akıncı kuvveti ile Çağrı Bey Azerbaycan'a vardığı zaman orada daha önce cihâda gelmiş olan Türkmenler ile karşılaştı ve onları da yanına ala­ rak. Bu gâzilerin içlerinde âlimler ve şeyhler de bulunuyor­ du. Tuğrul Bey geçilmesi güç çöllere çekilirken. komutası altındaki akıncı kuvveti ile kuzey doğu tarafından Medya sınırlarını yıldırım gibi geçerek Vaspuragan Ermeni Kıratlığı arazisine girdi ve sağa sola yaptığı hücumlarını süratle inki­ şaf ettirerek Reştunik istikametinde ilerledi. onların yaydan silâhları ve dalgalanan uzun saçları vardı. X. Tuğrul ve Çağrı Beylere mensup olan Selçuklular. jşte bu buhranlı devrede Selçuklular'ın başında bulunan Tuğrul ve Çağrı Beyler'in verdikleri bir karara göre. Adana.(147) Bu şekilde Horasan ve Türkistan'dan Suguur'a giderek cihâd yapmak bir gelenek haline gelmişti. bütün İran'ı baştanbaşa geçerek.can ve M eyyâfârikin yolu ile "Suguur'a varmışlar.(148) Selçukluların Gök Türkler gibi arkaya sarkan uzun saçları olduğuna dair bu kaydı başka kaynaklar da doğruluyor. Çağrı Bey de Horasan gâzilerinin bu cihâd geleneğine uyarak. Çağrı Bey de 3. Büveyhiler'den Addud ud-Devle zamanında ve 1006 yılında Selçuk'un oğullarından Arslan Yabgu'ya mansup olan Yabgulu (Yavgiyân) Oğuzlan da bu gazalara katılmışlardı. Bugüne kadar asla Türk süvarisi görmemiş olan Ermeniler onların kendilerince garip ve değişik kıyafetlerini ve manzarasını müşahade ettiler. yüzyılda Mâverâünnehr'deki mücadele dolu ilk yıllarında Karahanlılardan Ali Tekin'in hücumları karşısında çok zor bir devreye girmişler ve yine yurt değiştirmek zorunda kalmışlardı.000 süvari ile. Horasan. (149) Çağrı Bey. Tarsus ve Masisa şehirlerine dağılarak taarruza geçen Bizanslılar'a karşı cihâd yapmışlardı. Rey ve Azerbaycan yolu ile Anadolu seferine çıktı. 1018 yılında 3. Van havzasındaki Vaspuragan E r ­ meni Kıratlığı topraklarına girdi.

kendisine açılan Reştunik bölgesinde ciddi engellerle karşılaşmadan uzun müddet dolaştı ve hayli ganimet topladı. Muhare­ bede Oğuzlar geri çekildiler. bu suretle bir kaç sene gazâ yaptıktan ve Anado­ lu'daki keşif seferini tamamladıktan sonra. Bu sırada Gürcü asıUı Bizans generali Liparit maiyetinde 5. Hıristiyanları kılıçtan geçirdi. 1021 yılında bir kaç kol halinde kuzeye doğru yönelerek. meselâ Şeddad Oğulları'ndan. fakat Vaşak da savaş meydanında öldü.000 atlı almıştı. bir miktar ikmal yardımı sağladığı da ilâve edilirse.000 kişilik bir kuvvet olduğu halde Çağrı Bey komutasındaki Oğuziar'a karşı çıkmaya cesaret edemedi ve bu şekilde bütün bu havali Oğuzlar'ın istilâsı altında kaldı. oğlu Kirkor'u kale muhafızlığına bırakarak top­ layabildiği kuvvetlerle Oğuziar'a karşı çıkmaya hazırlandı.. bu akm 1018-1021 tarihleri arasında vukubulm uştur. Nahcıvan havalisine girdi ve Gürcü ülkelerini taramaya başladı. nihayet toplamı 6-7 bin '''Doğu A n ad olu'y a yapılan bu ilk S elçuklu akm ının tarihi hakkındaki rivayetler çeşitlidir. Buna rağmen Çağrı Bey. (151) Çağrı Bey. HORASAN’DAN ANADOLU’YA 85 .. Arslan Câzib'in takibatın­ dan kurtularak Horasan'ı geçerek Mâverâünnehr'e dönmeğe ve kardeşi Tuğrul Bey'e kavuşmağa muvaffak oldu. (150) Akınlarını bu şekilde inkişaf ettiren Çağrı Bey.* Azerbaycan'da kendi­ sine iltihak eden Oğuziar'a veda ederek büyük ganimetlerle geriye döndü. Van kalesi gibi sarp ve müs­ tahkem bölgeler hariç. Tus'da oturan Horasan valisi Arslan Câzib.leri zaptetti. Gazncli Sultanı Mahmud'un emri üzerine. Bu akın harekâtı sıra­ sındaki muharebelerden daima muzaffer çıkan Çağrı Bey. (152) Çağrı Bey bu büyük akına. yolları tutmuş ve Çağrı Bey'i yakalamaya hazırlanmıştı. Bu rivayetlerin m üşterek tetkikind en ç ı­ kan sonuca göre. bütün havaliyi istilâ etti ve Vaspuragan E r­ meni Kırallığı'nın batı kısımlarına hâkim oldu. diğer bir deyişle keşif seferine çıkarken Mâverâünnehr'den yanına 3. Çağrı Bey daha sonra Ani Kıratlığı havzasında göründü ve Dovin'in kuze­ yindeki Beçni kalesini muhasara etti. Kale'nin kumandanı olan Vaşak Bahlavoni. Buna Azer­ baycan'da bir kısım Türkmenler'in katıldıkları ve Ermenya'daki Müslüman emirliklerinden.

Bu şekilde türlü maceralar ile dolu bir sefer ile ve pek çok kayıp vererek Azerbaycan'a gelmiş olan bu Türkmenler. 1028 yılında bizzat gele­ rek bu boy ve oymakları ezdi.OOO'den 86 Oğ u z ÜNAL . Irak-ı Acem yolu ile Azer­ baycan'a geçtiler. fakat keşfetmiş olduğum Ermenya (Anadolu)'ya gidebiliriz"(154) diyerek. o havalideki bütün Türkmen oymakları isyan edip silâha sarıldılar. her taraftan sıkış­ tırılan ve yurtsuz kalan Selçuklu Beylerine müstakil Türk vatanının keşfedildiğini bildiriyor ve Anadolu'nun fethi lüzumuna işaret edi­ yordu. Göktaş Bey gibi kumandanların maiyetinde olan ve miktarları lO. Bizans arazisine geçerek Diyarbakır havalisine akınlar yaptılar. Bu boy ve oymaklar daha evvel Sâmâni'ler zamanında Hora­ san'a gelmiş bulunan soydaşları ile birleşerek Gazneliler'e isyan ettiler ve Tus'da bulunan Horasan valisi Arslan Câzib'i bozguna uğrattılar.(153) Bu sebeple Çağrı Bey. Bunun üzerine Sultan Mahn^d.kişiyi bulan bir kuvvetle Van gölünün güney kısımlarından Tiflis civarına kadar bütün beldeyi alt-üst ederek. geçici olarak hâkimiyet kuracak bir güç kazanmış ve Ermenya'da pek de kuvvet sahibi Kırallar ve hükümetler olmadığını da öğrenmişti. Mansur Bey.000 kadar çadır halkı. ancak içlerinden 2. (155) 1025 yılında Mâverâünnehr'de bulunan Oğuzlar'ın büyük Yabgusu olan Selçuk B e y ’in oğullarından Arslan (İsrail) Vabgu. Fakat bir müddet sonra Oğuz Beylerinden Yağmur Bey'in Rey havalisi kumandanı Taş Ferraş tarafından öldürülmesi Türkmenler'i telâşa ve heyecana düşürdü. Dana Bey. Bizanslılar'ı kastederek "B u ülkede bize karşı koya­ bilecek bir kimseye rastlamadım. (156) Sultan Mahmud'un oğlu ve Irak-ı Acem valisi Mesud. Tuğrul ve Çağrı Beylerin eniştesi Kızıl Bey. Sultan Mahmud'un ölümü (1030) üzerine Gazneli tahtına çıkan Mesud bu Türkmenler'den saltanatının ilk yıllarmda çok istifade etti. kardeşi Tuğrul Bey'e bu seferin hikâyesini ve intibalarını anlatırken. Gazneli Sultan Mahmud tarafından bir hile ile yakalanarak hapsolundu ve kendisine bağlı boy ve oymakların mühim bir kısmı Horasan'a geçi­ rildi. Biz buradaki (Mâverâiinnehr ve Horasan) lerin hakkından gelemiyoruz. Onlar da çöllere ve dağlara kaçtılar. Yağmur Bey'in maiyetindeki oymak başta olmak üzere. Anasioğlu Bey. Buğa Bey. Horasan'da kalan diğer Türkmen boylarına vaadier yaparak kendilerini maiyetine aldı. Burada Bizans'ın taarruz ve tehdidine karşı yardı­ ma muhtaç olan Azerbaycan hükümdarı Vehsudan onları maiyetine aldı.

Abbasi Halifesine gönderdiği fetih-nâmede Gaznelilerin zulümlerinden. Bağrat. 8 u sırada Abu '1-Hayca Hadbani'nin hâkim bulunduğu Rum iyye (Urm iye) havali­ sinde bulunan bir kısim Türkmenler yeniden Van gölü havzasına girerek akınlar yaptılar ve daha sonra geri döndüler. 1037 yılında Arran emiri ile Ermeni reis^rinden David arasında vuku bulan muharebede Ermenilerle çarpıştılar. Er­ meni tarihçileri Musul'dan dönen Türkmenler'in Murad suyu ile Dicle'yi vücuda getiren kolların suladığı bölgelerde müthiş akınlar yaptıklarını kaydetmişlerdir. 1045-1046 yıllarında bu Türkmenler'in mühim bir kısmı Bizans İmparatorunun ordularının Arran ülkesine ve Dovin şehrine yaptıkları taarruzlar sırasında bu ülkenin hükümdarı Ebu el-Savar'ın maiyetinde bulunmuşlar ve Bizans İmparatorluk kuvvetleri ile çarpışmışlardır. diğer bir kısmı ise Azerbaycan'da kaldı. "Savaş sahasında derhal çadır ve taht kurup Tuğrul Bey'i üzerine oturttular ve bütün beyler onu Horasan Hükümdarı olarak selâmladılar"(158) Tuğrul Bey. Tuğrul Bey. diğer mühim bir kısmı Azerbaycan'a yürüdüler ve kendilerinden evvel oraya gelmiş bulunan soydaşlan ile birleşip bu bölgenin muhtelif yerlerinde yaylaklar ve kışlaklar kurdular (1036). 1038 yılında Gürcüstan Kıralı IV . HORASAN'DAN ANADOLU'YA 87 . Bunların bir kısmı güneye döndüler. Diyarbakır. Ani kıralı Gagik kale­ nin imdadına geldiğinden muvaffak olamadılar. Fakat Ermeni beldelerine akınlar yaparak pek çok esir ve ganimet topladılar. Tiflis'i Müslümanlardan almak için muhasa­ ra ettiği sırada Türkmenler'in geldiğini duyarak muhasarayı kaldır­ mağa ve memleketine çekilmeğe mecbur olmuştu.fazla bulunan bu Türkmenler R ey havalisi kumandanı Taş Ferraş'mki başta olmak üzere Sultan Mesud'un gönderdiği bütün Gazneli kuvvetlerini birer birer bozdular. Bunlar Aras nehrini geçerek Arran ülkesine girdiler ve buranın emiri Fadlun vc oğlu Ebu el-Svar ile birleştiler ve Ermenilerle meskun olan ülkelere akınlar yapmağa başladılar. Büyük Türk Hakanlığı tahtına oturdular ve bu şekilde İran ve Türkistan'ın en önemli kısıml^ına hâkim oldular. 23 Mayıs 1040 Cuma günü Dandânakan meydan muharebesinde Gazne ordusunu mağlup ve perişan ederek. Bu Türkmenler'in bir kısmı Irak-ı Acem’de dağılmakla beraber. El-cezire ve Musul havalisine akınlar yapan ve başarısızlıkla dönen Türkmenler'in bir kısmı 1042-1043 tarihlerinde Aras nehri kenarına gelerek Beçni kalesine taarruza hazırlandılar. bütün Selçuklu beylerinin müştereken toplanması ile meydana gelen kurultayda Horasan hükümdarı ilân edildi. (157) Selçukoğulları.

Hükümdar) ünvanı ile ve ordu kumandanı (ka'id al-cayş) olarak. Eski Türk hâkimi- 88 Oğ u z ÜNAL . her biri kendi bölgelerinde adına hutbe okutmak.kendilerine yaptıkları fenalıklardan ve müdafaa maksadı ile sava­ şarak zaferi kazandıklarından bahsetmekte. yine hükümet merkezi Merv olmak üzere. Ancak bu diğer büyük beyleri ve hânedan mensuplarını ya­ nından ayırmayarak devletin parçalanmasını önlemeye vc merkezi­ yetçi bir devlet yapısı kurmaya çalıştı. kendilerinin ise padişah-zâde (Afrâsiyab. para bastırmak. Çağrı Bey de Melik (Kıral. jsfizar vc Sistan'a kadar alınacak vilâyetlerin hükümdarı oluyordu. zulmü kaldırıp adaleti kurduklarını. Tuğrul Bey de fiilen reis bulunuyordu. Gök Türkler'de. Serahs ve Belh şehirleri ile Gazne'ye kadar uzanan ülkelere sahip oluyor. Ceyhun'a. devletin kuruluşunda. eski Türk hâkimiyet telâk­ kisi gereğince. Büyük Türk Hakanı Tuğrul Bey'e ve devletin merkezi Nişâbur'a. İnanç (Musa) Bey hukuken Yabgu Unvanını elinde tutuyor. Şim di ise Tuğrul Bey hükümdar ilân edilirken fiilen olduğu gibi hukuken de devletin başına geçiyor ve Büyük Türk Hakanlığı tahtına oturuyordu. Selçukoğullarının eskiden beri Halifeliğe sâdık bulunduklarını ve gazaya devam edeceklerini belirtmiştir. Bu sebeple devletin kuruluşunu müteakip. Karahanlılar'da oldu­ ğu gibi Selçuklular'da da devlet üzerinde bütün hânedan üyelerinin hakkı vardı. saltanat merasiminden sonra. (160) Selçuklu devleti bu üçlü taksime göre ayrılmış. Bu sebeple de bü/ük beyle­ rin ayrı bölgelerde yerleşmesine fırsat vermedi. amcası İnanç (Musa) Vabgu'ya ve birinci derecede hizmeti olan kardeşi Çağrı Bey'e hükümdarlık vermek mecburiyetin­ de kaldı. Herat merkez olmak üzere Büst. bağlı idiler. Selçuklu devleti adem-i merkeziyetçi eski Türk hâkimiyet telâkkisine göre hânedan üyeleri arasında taksim edildi. Tuğrul Bey. Siyasi iktidarın kullanılmasında hepsi söz sahibi idiler. Oğuz Han so­ yundan) olduklannı. (159) Selçuklular aşiret teşekkülü halinde iken. Büyük Türk Hakanı sıfatı ile Nişâbur'u ve garpta fethedilecek belde­ leri alıyordu. Gazne hükümdarlarının köle-zâde. (161) Tuğrul Bey. siyasi bir bağ ile. kapılarında nöbet vurdurmak ve başlarında çetr taşımak suretiyle bütün hâkimi­ yet ve istiklâl unsurlarına sahip olmakla beraber. İnanç (Musa) Bey eski Türk telâkkisine göre sahip olduğu Yabgu ünvanını muhafaza ederek.

.

Buna sebep de Vehsudan’ın bu Türkmenler'e ihanet ederek 30 kadar Türkmen reisini bir ziyafet esnasında öidürtmesi idi. bu bölgenin hâkimi Vehsudan'ın maiyetinde Anado­ lu'ya akmlar yapan Türkmenler 1041 yılında bu hükümdar ile bo­ zuştular. 1042 yılında meydana gelen muharebede Türkmenîer üstün geldiler ve bütün havaliyi kontrol altına aldılar. maiyetindeki oymakla birlikte Cizre'nin doğu tarafında karargâh kurmuş olan Türkmen reisi Oğuz-oğlu -Mansur'a haber göndererek onunla anlaş mağa yanaştı ve kışın sonuna kadar Cizre havalisinde kalmasını. S U L T A N T U Ğ R U L B E Y Z A M A N IN D A B İZ A N S ’A K A R Ş I G A Z A L A R V E A N A D O L U F Ü T U H A T I Evvelce Gazneli Sultanı Mahmud'un önünden kaçarak Azerbay­ can'a gelerek. Mükellef bir ziyafet hazırlayarak Mansur'u davet ve sonra hapsetti. Musul emiri Ukayl-oğlu Karvaş ile Diyar­ bakır Mervâni emiri Nasr al-Devlc kuvvetlerini birleştirerek Türk­ menler'e karşı çıktılar. babası tarafından Cizre valisi tayin olunmuştu. Mervâni emiri Nasr al-Devle. bu teklifi ka­ bul etmesi üzerine anlaşma yapılarak. Bu durum üzerine Irak'taki 90 OĞUZ ÜNAL .2. Mansur Bey'in. Türkmenler'in Diyarbakır ve Musul ülkelerinde yaptıkları akınlar bütün ümerâyı ve hükümdarları korkutmuştu. Türkmenîer bu şekilde bir müddet Musul ve Mervâni beldelerini dehşet içinde bıraktılar. öteye beriye dağılmağa başladılar. Türkmenler'e hiyanet etmeği düşünüyordu. ülkesinin Türkmenîer tarafından y ı­ kılmakta olduğunu ve onlara karşı koyamayacağını görerek barış­ mağa karar verdi ve Cizre'de tutsak olan Mansut Bey'i oğlu Süley­ man'dan istedi ve M eyyâfârikin'e getirterek serbest bıraktı ise de Türkmenler'i yatıştıramadı. Bu sebeple Azerbaycan'daki Türkmenîer bu bölgede tutunamadılar ve Vehsudan'la yaptıkları bir muharebede bozguna uğrayınca sağa sola. O esnada merkezi Meyyâfârikin ve Amid şehirleri olan Diyarbakır havalisinin hükümdarı olan Mervâni'lerden Nasr al-Devlc Ahmed’in oğlu Süleyman. yeminlerle kuvvetlendirildi. Halbuki Süleyman. bahar gelince diğer Türkmen beylerini ve oymaklarını da yanına alarak Suriye'ye gitmesini teklif etti. Süleyman. Mansur'un maiyetindeki Türkmenîer öteye beriye dağıldılar ve çoğu Musul yolunu tuttular.

eğer bizim mutlaka gelmemizi isterseniz o zaman buralardan Rum ve Şam ülkelerine kaçıp yakamı­ zı kurtarmağa çalışacağız" şeklînde cevap vermişlerdi. (164) Tuğrul Bey. maiyetinde ulan Selçuklu prenslerinin her birini bir bölgenin fethine gönderirken amcası Yusuf (Ymal) Vabgu'nun oğlu İbrahim Ynıai Bey'i Hemedan ve Isfahan vilâyetlerinin fethine memur etmişti. Mervâni emirine verdiği cevapta: "Kullarım ın senin memleketine geldiğini haber aldım. öteki amcası Arslan (İsrail) Vabgu'nun oğulları Kutalmış Bey ile Resul Tekin'i de Hazar denizi sahillerindeki ülkelerin fethine memur etmişti. Mansur ve Göktaş Bey'lerin maiyetine girmeleri" hakkında emir gönderdi. (166) Bu durum üzerine Sultan Tuğrul Bey. Siz Suitanımızsınız. Buka. bundan dolayı korkup yanına geiemiyoruz. Sen bir Suguur emirisin. bu bölgeyi kendilerine ikta olarak vermiş ve kendilerini Bizans'a karşı gazâ yapmağa niemur etmişti. Diyarbakır havalisine göndererek. Türkmenler de Sultanın bu emrine uyarak. Zira onların maksatları Ermeni beldeleri (Anadolu) dir" (165) diyor ve Türkmenler'e haber gönderip Diyarbakır ülkesinden çekilmelerini temin edeceğini vaad ediyordu. "İslâm ülkelerine akın etmemelerini. Tuğrul Bey.Büveyhi hükümdarı Celâl al-Devle ile Diyarbakır Mervâni emiri Nasr al-Devle. on­ lann reisine elçi gönderip hepsini huzuruna çağırtmıştı. Onlara para ve mal verip kâfirlere (Bizanslılara) karşı kendilerinden fayda­ lanmalısın. Azerbaycan'a dönerek orada yaylak ve kışlak kurmaları ve oradan Bizans'a gazâ yapacak olan Anası-oğlu. ayrıca kendisinden korkarak yanma gelemeyeceklerini bildiren Türkmenler'e yeni karargâhı Rey'den. Onlar elçiyi bir müddet alıkoyduktan sonra geriye göndermişler ve Sultan'a "bizi hep beraber huzurunuza çağırtmaktan maksadınız yaptığımız kusur­ ların cezasını vermek ve hapsetmektir. karargâhı henüz Nişâbur şehrinde bulunan Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey'e mektup yazarak Türkmenler'i şikâyet etmişler ve Türkmen akınlarının önüne geçmesini rica etmişlerdi. Tuğrul Bey. daha evvel bu Türkmenler Azerbaycan'da iken. (167) 1043 yılında Rey şehrine gelerek karargâhını burada kuran Büyük Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey. adî geçen Bey'lerin kumandasında Bizans'a tabi olan Ermeni beldelerine akınlar yapmağa başladılar. Anası-üğlu ve Buka isimli iki Türkmen Bey'ini. Diğer amcası İnanç HORASAN'DAN ANADOLU’YA 91 .

Bizans sınırlarını Azerbaycan ve Kafkasya'ya kadar uzatmıştı. Kutalmış Bey'i B i­ zans’a karşı gönderilen ordunun başkomutanlığına getirdi (171) ve Anadolu'ya gönderdi. Büyük Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey de. Kutalmış Bey.(r/lUsa) Yabgu'nun oğlu Haşan Bey ile kendi kardeşi ve Horasan hükümdarı olan Çağrı Bey'in oğlu Prens Yakuti Bey'i de Azerbay­ can'ın fethine göndermişti. Basil. hareketlerinde tamamen müstakil olduklarından istedikleri şekil ve surette fütuhât yapabiliyorlardı. bu ülkeyi açarak Rumiye gölü kenarına kadar geldi ve evvelce bu ha­ valiye gelmiş ve birçok maceralar geçirmiş olan Türkmen oymakları­ nın reisleri ile işbirliği yaptı. Bizans ordusunu müthiş bir bozguna uğrattı ve Aras nehri boyunca ileri harekâtını sürdürdü. İb­ rahim Yınal Bey. 500 yıl evvelki Jüstinianus devrinden beri. üç dört yı! içerisinde Dicle sahillerine kadar fütuhâtını ilerletti. bu savaş hakkında Sultan Tuğrul Bey'e gönderdiği mektupta: "B u bölgelerin zengin ve Romalılar'ın da kadın gibi korkak insanlar olduğunu vc bu sebeple kolaylıkla fethediiebileceğini" bildirmiştir. Kutalmış Bey. (172) 92 Oğ u z ÜNAL . amcası Ebu'l Fevâris Arslan Yabgu'nun oğlu. Gürcüstan ve Ermenis­ tan ülkelerine girdi. Azerbaycan'ı fethe memur oian Yakuti Bey de. Kutairnış bey de. Bu Selçuklu prensleri. İmparator Konstantin aynı siyasete devamla Türkmen akmlanna karşı harekete geçmiş ve 1045 yılı son baharında Gürcü Prensi General Liparit komutasındaki bir Bizans ordusunu ileri sürmüştü. Sultan Tuğrul B e y ’in yüksek hâkimiyetini tanımakla beraber. Bu durum Selçuklular ile BizanslIları komşu yapıyor ve karşı karşıya getiriyor­ du. Bu şekilde Selçuklu ve Bizans orduları ilk defa olarak Gence şehrinin surları önünde karşı karşıya geldiler. gücünün en yüksek noktasına erişmiş bulunan (170) Bizans'ın en kudretli imparatorlarından biri olan II. Emir ve bazan Melik (Kıral) ünvaniarını alan bu Selçuklu prenslerinin yanına.(168) Bu Selçuklu prensleri vazifelerinde büyük başarı gösterdiler. bu Bizans taarruzuna karşı. şark hu­ dutlarını emniyete almak ve Islâm ülkelerine doğru genişlemek siya­ seti ile küçük Ermeni Kıratlık ve prensliklerini kaldırarak mühim bir Ermeni nüfusunu Orta Anadolu'ya ve Sivas'a nakletmiş. A ynı zamanda her birinin emrine muhtelif Türkmen boy ve oymakları verilmişti. büyük divan-ı saltanatça vezir ve bütün divân erkânı yoldaş edilmişti. Geylan ve Tarim havalisini itaati altına aldı ve daha sonra Aras nehrini geçerek Arran. yüzyılın başlarında. (169) Bu sırada X I.

Türkmenler Bizans ordusunun bozulduğunu zannederek. Bizans ordusunun başkomutanı General Liparit esir edildi. bir arada Rum gazâsı yaparak Anadolu topraklarını sistemli bir şekilde taramalarını emretti ve bu şekilde. emrindeki ordu İle Pasin ve Erzurum ovalannı istilâ cdeıek. Başta Haşan Bey olmak üzere pek çok Türk silâh elde dövüşerek şehit oldular. Bu şekilde İbrahim Yınal Bey de Anadolu gazâlarında Kutalmış Bey'in yanında mühim bir rol oynamağa başladı.Bu sırada Sultan Tuğrul Bey'in amcalarından İnanç (Musa) Vabgu’nun oğlu Kasan Bey de. Bizans ile Türkler arasındaki ilk büyük meydan muhaıebesi burada meydana geldi. Bu bölgenin valisi pjan General Araon. Bizans karargâhına hücum edip yağmaya başladılar. İbeı~ya valisi !<atakalon'dan imdat istedi. Trabzon'a kadar HORASAN'DAN ANADOLU'YA 93 . Genç Liparit (Yukarıda adı geçen General Liparit'in torunudur) ise merkeze kumanda ediyorlardı. 1048'de Anadolu'ya ilk büyük Selçuklu seferini yaptılar. diğerine de Kutalmış Bey kumanda ediyorlardı. 18 Eylül 1048 Cumartesi günü. (174) Büyük Sultanın bu emrini alan Kutalmış ve İbrahim Yınal Bey'ler. Anadolu'yu fethetmek arzusunda olduğunu gösterdi. (175) Bu savaş sırasında Türkmenler. Bizans ordusunda General Katakalon sağ cenaha. Bütün gece devam eden muharebe Bizans ordusunun bozguna uğraması ile sonuçlandı. General Araon sol cenaha. Sultan Tuğrul Bey. dağınık bir iıalde yağma ile meşgul olan Selçuklu ordusuna saldırdılar. ordularını birleştirmeleri­ ni. Bizans kumandanları muharebe başla­ dıktan sonra Türk ordusunu tuzağa düşürmek amaciyle mahsus geri çekildiler ve bütün eşyalarını olduğu yerde bıraktılar. Tiirk ordusu ise iki büyük grup halinde bulunuyor ve bunların birine İbrahim Yınal Bey. Selçuklu ve Bizans orduları Hasankale önlerinde Pasinler ovasında karşı karşıya geldiler. Bizans'a karşı Anadolu seferine memur etti. Tam bu sırada pusuya girmiş olan Bizans kıtaları hücuma geçerek. Vaspuragan bölgesine girdi ve akmlarma başladı. Bu iki Generalin kuvvetleri Haşan Bey'in ordusunu 1047 yılında Aras nehri kenarında Beçni civarında Stranga çayının yanında karşıladılar. amcası İnanç (Musa) Yabgu'nun oğlu Ha­ şan Bey'in bu şekilde şehit edilmesine çok üzüldü ve bu mağlubiye­ tin intikamını almak üzere o sırada Dicle nehri boylarında fîituhât yapan Selçuklu prenslerinden İbrahim Vınal Bey'i yeni fethedilmiş bulunan Azerbaycan valiliğine getirerek. iki Selçuklu prensine. (173) Sultan Tuğrul Bey.

Emeviler zamanında İstanbul'da inşa edilmiş olunan cami ve minaresi İ. Büyük Türk Hakanı fidyeyi almaya tenezzül etmedi ve esasen cesaretine hayran olduğu Liparit'! serbest bırak tı. (176) Bu savaş Selçuklu İmparatorluğu ile Bizans İmparatorluğu ara­ sındaki ilk ciddi savaştır. ilk defa olarak B i­ zans ordusuna karşı büyük çapta bir zaferin kazanılmış olmasındadır. Anadolu'yu. İs­ lâm dünyasına fıâkim olmak. son derece müstahkem hale getirmeğe başladı ve buralara büyük -kuvvetler yığdı. (183) 94 OĞUZ ÜNAL .(179) İstanbul'daki Fatımi elçisinin yaptiğı itirazlara da kulak asılmadı. Bizaıis ile yapılan barış andlaşmasından sonra Tuğrul Bey.(178) Selçuklular ile Bizans arasında yapılan barış andlaşmasına göre. Sultan Tuğrul Bey'e elçiler göndererek ve fidyesini yollayaıak.Mehmet Bey'in emrindeki kuvvetlerle İstanbul'a kadar ilerlediği bazı İslâm kaynaklarmda üeri sürülmüştür. (181) BizanslIlara karşı kazanılan Pasinler zaferini müteakip. Hattâ İbrahim Yınal'm kardeşi . (180) Bundan sonra Bizans. Bizans'a fırsat verdi. Bu suretle Bizans İmparatorluğu'na karşı duyulan çekingenliğin ve Büyük Bizans ordularının mağlup edilemeyeceği kanaatinin silindiği söylenebilir. Sultan Tuğ­ rul Bey ile amcasının oğlu İbrahim Vınal Bey'in aralarının bozulması ve bu yüzden aralarında muharebeler cereyan etmesi.(182) Fakat ertesi sene (1049) içinde. Ş ii faaliyetlerine ve idaresine son ver­ mek kararında idi.-Fatımi Halifesi nâmına okunmakta olan hutbe kesildi ve bundan böyle Abbasi Halifesi vc Büyük Türk Hakanı adına okunmaya bafladı. Eski Türk hâkimiyet sembolü olarak da. camiin mihrabına Tuğrul Bey'in ok vc yay işaretleri yapıldı. Bu savaşın asıl önemi.ilerlemişlerdir. ilk hedef olarak. 1C50 yılında Tuğru! Bey'in Isfahan başta olmak üzere orta Iran şehirlerinin zaptı ile uğraşması. Bu sırada Kutalmış B ey 1053‘te Kars'ı muhasara ettiyse de alamadı. en değerli generallerinden biri olan Liparit'in serbest bırakılmasını rica etti. bilhassa doğu bölgelerini.mpaıator tarafından tamir ettirildi. Şii. (177) Pasinler (Hasan-kale) meydan muharebesinden sonrâ Bizans İmparatoru.

merkc/Rİyetçi bir siyasetle. Tuğrul Bey. (186ı) Sultan Tuğrul Bey. sultanın bir daha bizzat Anadolu seferine çıkmasına imkân vermemiştir. Bu sırada Bizans taarruzları da yoğunlaşmış ve Kutalmış Bey idaresindeki Türkmen kuvvetleri de geri çekilmişlerdi. Bu akınları durdur­ mak isteyen Bizans İmparatoru Mikhail Staratyotikos büyük zâde- HORASAN'DAN ANADOLU'YA 95 . (188) 1057 yılında Sultan Tuğrul Bey. Selçuk Birliğine ve kendi sultanlık hâkimiyetine zarar veren teşebbüsleri ortadan kaldırmış. Lâkin Türkmen nüfusunun Selçuklu ül­ kelerinde yığılması ve Anadolu'da yeni bir yurt kurmak ihtiyacı ve buna ilâveten Bizans taarruzları onu daha önce Anadolu seferine zorluyordu. Türk-İslâm İmparatorluğuıiu kurma yoluna girmiş idi. Bunun üzerine Sultan. Van gölü sahillerini iyice taradıktan sonra geri döndü. gazâya memur etti. kardeşi Çağr. Halife bu duruma nihayet vermek için Tuğrul Bey'e şikâ­ yette bulunüyordu. maiyetinde bulunan Türkmen emirlerinden Sabuk Bey ile birlikte.(187) Bundan sonra Irak ahvâli. Yakuti Bey. Bargiri vc Erciş şehirlerini alıp. 1054 yılında büyük bir ordu ile Anadolu üzerine yürüdü.Daha sonra amcası İnanç (rviusa) Yabgu ile Sultan'ın kardeşi Çağn Bey arasında çıkan anlaşmazlıklar da Tuğrul Bey'i oldukça uğraştırdı. bu beldeler halkı Bağdad'a doğru kaçmağa başla­ mış idi. Diğer taraftan kış mevsi­ minin yaklaşması da Tuğrul Bey'i muhasaraya devamdan vazgeçirdi. bölge halkmm itaatini sağladıktan sonra müstahkem Malazgird kalesi önünde ordugâh kurdu ve Basil adında bir Ermeni asilzadesi tarafmdan müdafaa edilen bu şehri muhasara etti. devletin kudretini yükseltmiş. o sıralarda geçirmiş olduğu hastalıktan ayağa kalkarak. Irak. Bizans taarruzuna karşı Kutalmış Bey'i gönderdikten sonra. 1050­ 1054 yıllarında. Fakat kaleyi düşüremedi. Oğuzlar'm taşkmiıkta bulunmamalarını ve İslâm ülkeleri içinde ilerlemelerini yasak etti. Bey'in oğulla­ rından Alp Arslan'ın kardeşi. Ahvâz ve Mulvân taraflarında çok kesif bir şekilde yığılmış.(185) Bunun üzerine Sultan. 1057 yılında Anadolu'ya müthiş akınlar yaptı. Şii hareketleri ve Şeh­ zade isyanları. kendisine tabi iki hükümdar arasındaki bu mücadeleyi de sultanlık otoritesini kullanarak yatıştırdı. prens Yakuti Bey'i Azerbaycan ve Anadolu hududuna tayin ederk. (184) Sultan Tuğrul Bey. hudutları genişletmiş ve bu şekilde Bağdad'a hâkim olacak. Gerçekten Türkistan'dan gelen yurtsuz Oğuzlar.

Fakat kuzeyden gelen diğer Türkmen Beyleri. doğu Anadolu'ya yürüdü ve Türkler'in işgal ettikleri bir çok yerleri geri aldı ve doğu Anadolu kalelerini iyice tahkim ettirdi.(192) Kutalmış Bey'in isyanı sencIerce (1064 yılına kadar) sürdü. Sultan Tuğrul Bey. büyük bir kuvvetin başında Sâlâr-ı Ho­ rasan (Horasan ordusu komutanı) unvanını taşıyan emirlerden biri (muhtemelen Altuntak). (193) ‘ 1061 yılında.gândan ve Bizansm şöhretli generallerinden Nikcfor Briyerinios'u Kapadokya valiliğine vc Anadolu'da bulunan Rumeli ve Makedonya orduları komutanlığına getirerek. çok büyük bir ordu ile. Bu komutanlar Dicle ve Fırat havalisin­ de fiituhâta devam ettiler. iç isyanlar ve Ş ii fesadıyla meşgul olduğundan Anadolu fütuhâtmı bizzat idare edemiyordu. yürüyüşlerini Kızılırmak havalisine kadar uzatarak Senekharim'in oğullarının idaresi'altında olan Sivas şehrini şiddetli bir hücumdan sonra aldılar ve yağmala­ dılar. (194) 1062 yılında Sultan Tuğrul Bey. (191) ■ 1061 yılında Kutalmış Bey. Mikhael'den sonra Bizans tahtını ele geçiren İmparator Isaak Komnen tarafından Antakya dükü tayin edilen Anili Khaçator bu muhasarayı başarısızlığa uğrattı. Babası Arslan'ın Oğuz Yabgusu olduğundan bahisle saltanat davasına kalkışarak isyan etti. (190) 1060 yılında Yakuti Bey. isaak Komnen'i bertaraf ederek tahta çıkan. F a !« t bu general hiç bir iş göremedi ve Yakuti Bey tarafından müthiş bir bozguna uğratıldı. Yakuti Bey ve Sâlâr-ı Horasan'ın yanına Cemcem ve İsulu adındaki iki Türkmen komutanına vererek Anadolu gazâsına gönderdi. İmpa­ rator Konstantin Dukas. Sabuk. Bizans İmparatoru bu defa Normandiyalı 96 Oğ u z ÜNAL . Yakuti B e y ’e karşi gönderdi. Bu devrede Anadolu fütuhatını prens Yakuti Bey idare etti. Kapar ve Ermeni tarihçilerinin Kicaciç adını verdikleri bazı Türkmen kumandanları ile birlikte tek­ rar Bizans ülkesine saldırdı. Azerbaycan ve Arran'da iç gailelerle meşgul olduğu sırada. Yakuti Bey'in emrindeki komutanlardan Horasan Sâlân U rfa'yı kuşattı. fakat alamadı. (m89) 1059 yılmda doğu Anadolu'yu şiddetle tahrip eden Yakuti Bey emrindeki kuvvetlerle güney doğu Anadolu'nun mühim şehirlerinden olan Urfa'yı muhasara etti.

Oğuzlar'ın (Türkmenier'in) Anadolu'yu fetih ve Bizans İmparatorluğunu mahvetmelerine müsait bir zemin hazırlamıştı. 3u sırada Türk mücahitlcri İran'a cJönrrıüş bulunduklûn için. Anadolu'nun fethi Tuğrul Bey'in halef­ lerine müycss«. Macarlar'ın yaptıkları akınlar.Heive'yi Türkler'le munarebeye memur etti. Oğuzlar'ın bu müddet zarfında fethetmeğe hazırlandıkları bu memle­ keti zaptedip yerleşmekten ziyade şiddetli akınlar ve hücumlar yaparak mukavemet edecck büyük şehirleri ve müstahkem kaleleri ezip mahvetmek istedikleri ve ileride yapılacak esaslı fütuhat ve yer­ leşme siyasetine zemin hazıtiadıklan görülmektedir. Bizans İmpara­ torluğunun II. ve Resul Tekin'in çıkardıkları iç isyanlar unun bu büyük arzusunun tatbikine mani olmuş ve onur. Asya'da bir kaç sene içinde irili ufaklı bir çok devletler yıkmış olan büyük fatih Tuğrul Bey için Anadolu'yu baştan başa fethetmek işden bile değildi. Bu muharebede Amid'de bulunan Türk komutanlarmdan Hacı Başara şehid oldu. Bizans ordusu mağlup olarak geri çekildi. güney İtalya'ya Normanlann hücumları. Bizans ordusu Amid şehrini muhasara etti. Aynı yıl Diyar­ bakır'daki Arap Mervâni Emirliği de.r olacaktır. (196) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 97 . Fakat amcazâdelcri İbrahim Yınal. Kutalmış Bey.ek Türkleri ile Avrupa'daki Şamani Oğuzlar'ın Tuna'yı geçerek Balkan yarımadasına inmeleri yüzünden çıkan mühim hâdiseler ile. Peçer. Büyük Türk Hakanlığı'na bağ­ landı. Büyük Selçuklu ordusuna mensup prensler ve komutanlar idaresinde uzun ve muntazam bir şekilde devam etmiş olan bu gazalar Gökçegöl hududundan başlaya­ rak Anadolu orsalarına doğru açılan vadilerin ve nehirlerin istikame­ tini takip eylemiş ve nihayet Kızılırmak kenarlarına kadar gelmişti. zantanında Türkmcnler bu kıt'aya yalnız akınlar yapmakla yctinmi}lerdir. Şehrin önünde 1063 yıhnda şiddetli bir muharebe o!du. Bizanslılar'dan Urfa valisi Tavadanos da muhare­ bede öldü. Basil'in ölümünden itibaren saltanat mücadeleleri dolayısiylc geçirdiği buhranlara ilâveten. (195) İşte ilk Büyük Selçuklu Hakanı Tuğrul Bey'in saltanatı sırasında Oğuzlar'ın (Türkmenler'in) Anadolu'ya yapmış oldukları akınların vc gazaların tamamı bundan ibarettir.

Zira onlar sürgün olarak dahi Anadolu hududuna gelselerdi.(197) Bunun üzerine muhasara­ dan kurtulan Kutalmış Bey. atı yere kapaklanarak öldü. S U L T A N A L P A R S L A N Z A M A N IN D A B İZ A N S 'A K A R Ş i g a z a l a r v e A N A D O LU F Ü T U H A T I Büyük Selçuklu Saltanı Tuğrul Bey. bu havaliye göçen ve ken­ dileri gibi isyanlara karışan Türkmenler'in derhal etraflarına toplan­ maları ve bu Selçuk şehzadelerini başlarına geçirmeleri icab eder­ di. Fakat kuvvetine güvenen ve babası Arslan (Israil)'ın Selçukluların büyüğü ve Yabgusu olduğundan bahseden Kutalmış Bey. 1063 yılında. ( 201 ) 98 OĞUZ ÜNAL . Kutalmışoğullannın Alp Arslan tarafın­ dan sürgün olarak Anadolu hududuna gazaya gönderildiklerini riva­ yet ederlerse de. Bu sırada büyük vezir Amid ül-Mülk. Kutalmış Bey'i Girdiguh kalesinde muha­ sara altında tutuyordu. Bazı kaynaklar (200). Büyük Türk Hakanı oldu. Kutalmışoğullannın bundan sonra ne yaptıkları ve nerede yaşadıkları hakkında kaynaklarda kesin bir bilgi yoktur. bu iddia zannımızca yanlıştır. Kutalmış Bey'e haber göndererek. Kutal mış'ın oğullarının hayatlarını bağışladı. değerli veziri Nizam ül-Mülk ile istişare ederek.000 kişiye yak:n büyük bir kuvvet toplamağa muvaffak oldu ve kendini meşru Selçuk­ lu sultanlı ilân ederek Rey'i muhasaraya başladı.3. Muhasara yıllardan beri (1061 ytlından beri) devam ettiği halde Kutalmış Bey mukavemette inad ediyordu. Alp Arslan. Kutalmış Bey. kaleden çıkar çıkmaz bütün Oğuz boy ve uluslarına haber göndererek kısa zamanda 50. Yerine kardeşi Çağrı Bey'in ölümünden beri Horasan valisi oîan Alp Arslan. Sultan Alp Arslan.saltanatın kendisine ait olduğunu bildirdi. (198) 1064 yılında Damgan civarında cereyan eden savaşta Alp Ars­ lan üstün geldi. 70 yaşında öldü. Sultan Tuğrul Bey'in ölümü üzerine kuşatmadan vaz geçerek Rey şehrine dönmüşîü. . Amid ül-Mülk. kendisini saltanat davâsından vaz­ geçmeğe davet etti.(199) Oğulları Süleyman ve MansuV Bey'ler Alp Arslan'a esir düştüler. sultan ünvanı ile.

Süryani müeliifi Mihael, daha da ileri giderek, Kutalmışoğullan nin Malazgirt meydan muharebesinde büyük hiicmetler yaptığını ve zaferden sonra Alp Arslan'ı-ıi, Kapadokya ve Pont ülkelerini fetheden Kutalmışoğullarından Süleyman'a Anadolu'da saltanat sürmek sclâ hiyetini tanıdığını söyler. ( 202 ) Halbuki Süleyman ve kardeşlerinin Malazgird savaşında veya zaferi müteakip Anadolu'nun fethine gönderilen kumandanlar ara­ sında bulunduğuna dair hit bir mevsuk işaret olmadiğı gibi, diğer asi Selçuk şehzâdes' Er-Basgan (El-basan)'ı sıkı bir takiple onun Bizans'a kaçmasına sebep olan Alp Arslan'm karcısına daha iddialı ve kuvvetli bir şekilde ortaya atilan Kutalir.ışoğullanni Anadolu'nun fethine ve iıükümdarhğiiia tayin ettnesl de imkânsız idi. Nitekim Alp Arslan zamanında Anadolu'da gazâ yapan bir çok Türkmen Beyi ve kumandanı hakkında çağdaş kaynaklar bilgi verdikleri halde, daha mühim şahsiyet olan, Selçuk'un bu torunlarına dair hiç bir kayda nastlanmamasının sebebi de budur. (203) Sultan Alp Arslan, çocukluğundan beri kabiliyeti, kahramanlık­ ları ve devlet idaresindeki liyakatiyle babasının veliahdı ve Merv meliki olmuş; Sultan Tuğrul B e y ’in ölümü üzerine de aynı kudret ile rakiplerini vc saltanat rriüddeilerini ezerek Süyük Selçuklu İmpara­ torluğuna sahip olmuş vc bu şekilde İmparatorluğun iç nizamını ve güvenliğini sağlamıştır. Artık memleket dahilinde ciddi bir engel kalmadığından, Kutalmış’ın bertaraf edilmesinden bir veya iki ay kadar sonra, 1064 yılı Şubatında, "Rum gazası" maksadı ile, Hora­ san'dan hareket ederek Azerbaycan’a geldi. Orada bulunan Oğuz boy ve ulusları, beyleri ile birlikte, Sultan'a iltihak ettiler. Villardan beri Anadolu gazâsına katılan ve cihâda alışmış bulunan Tuğ-Tekin isminde bir Oğuz Beyi S'jltanın huzuruna ^um gazâsı ile Anadolu yollan hakkında şevk verici birçok bilgiler verdi. (204) Sultan, ordusunun bir kısmını oğlu Melikşah ile kardeşi Yakutl Bey'in emrine verip, veziri Nizam ül- Mülk'ü de bunların maiyetine vererek, Vaspuragan beldesinde bulunan vc şimdiye kadar alınama­ mış olan müstahkçı-n şehir ve kalelerin fethine memur etti (205) ve kendisi de Gürcüstan'a hareket etti; bu bölgeyi süratle istilâ ve birçok şehir ve kaleleri fethetti. Su sırada Mclikşah ile prens Yakuti Bey, başta Van şehıi olmak üzere, Van gölü çevresindeki şehir ve kalelerin çoğunu fethederek Sultan’a yetiştiler.(206) Sultan bundan

HORASAN'DAN ANADOLU'YA

99

:»nia Ahalkeltk kalesini şiddetli bir iıiicumla aldı ve Lori Kıralltğını itaati altına soktu. Daha sonra fütuhatını genişletmek iı,in Bagiat Kıralliğının merkezi olan Ani şehri üzerine yürüdü ve çok çetin ve kanlı muharebelerden sonra bu şehri de fethetti; kilise­ ler yerine camiler inşa etti. Bu i'ıavalideki kiiallıklan da itaati altına aldıktan sonra pek çok esir ve ganimet ile Rey'e döndü. Alp Arslan, bil zaferleri fetihnâmelerle komşu hükümdailara ve Halife'yc bil­ dirdi. Hzlife Ka'im bi'Emi illah Sultan'ı tebrik iyin elçi ve inektup göndererek kendisine ''Ebu'l-feth” yani fetihler babası ünvanmı verdi. (207) Bu fütuhattan sonra Sultan Alp Arslan İran'da ve doğuda iki sene kadar bir takım karışıkilıklan yatıştırmak ve fütuhât yapmakla uğraşırken Anadolu hudutlarında bulusıan Selçuklu şchzâdeleri ile diğer Oğuz Bey'leri ve Divan-ı saltanat'a mensup olan emirler fütu­ hat ve gazâvita devam ettiler.(208) Bu sırada kaynakların verdiği bilgiye göre ancak unvanı bildirilen ve fakat adı bildirilmeyen (muh­ temelen Altuntak) ünlü Selçuklu komutanlarından Sâlâr-: Horasan (Horasan Ordusu Komutanı), güney doğu Anadolu'nun fethine memur edilmişti. (209) Balkanlar'da Peçenekitr ve Şamani Oğuzlar (Uzlar) ile savaş halinde bulunan Bizans, Selçukluların bu fetih ve akınları karşısında hiç bir mukabelede bulunamadı. Teçenek Reisi Turak ile Gegen (Kegen) Bey arasındaki ihtilâftan faydalanan BizanslIlar 1064 sa­ vaşında Geçenekleri perişan ettiler. Başta Turak olmak üzere birçok Peçenek beyi esir ve vaftiz edildi. Peçenekleriıı bir kısmı Bulgaris­ tan’da iskân edildi, imparator Konstantin Oukas esir PeçenckItrden 15.000 kişilik bir süvari alayı vücuda getirerek Gürcistan'a şevketti. Fakat onlar yoldan dönüp İstanbul Boğazını at üstünde geçmek gibi aklilara durgunluk veren harikulade bir teşebbüsü başararak Tuna boylarındaki eski yurtlarına ulaştılar. 1065 yılında da Şamani Oğuzlar (Uzlar), 600.000 kişi halinde Tuna'yı geçtiler Böylcce Ana­ dolu'da Selçuklular idaresindeki Müslüman Oğuzlar (Türkmenier), Balkanlarda da Şamani Oğuzlar (Uzlar) ve Peçeneklcr, birbirlerinden habersiz ve irtibatsız olarak Bizans'ı bir kıskaç içine alıyorlardı. Eğer Balkanlara gelen Peçenekler, Şamani Oğuzlar (Uzlar) ve Ku manlar Müslüman olsa ve aşiret düşmanlıkları ile birbirlerini insaf­ sızca imha etmeseler idi, Bizans, Anadolu'dan daha önce müdafaası zayıf olan Balkanlar'da sükut cdeıdi. (210)

lOO

Oğ u z ÜNAL

Bizans'iiı taht kavgala.n ve Balkanlara inen Şarnani 0)>ıı/lar, Pcçeneklcr ve Kumanlar'm akmlan vc istilâları, Anadolu fiituhâıtnm gelişmesine imkân verdi. Lâkin yüksek da^iar, derin vadiler, müstahkem şehir ve kalelerle dolu olan bu ülke açık ara^i savaşlarına alışmış bulunan göçebe Türkmenle/ için zorluklar çıkarıyor, Bi/ans ordu vc garnizonları larafından takip edilen bu boylar sıkışınca aile vc sürüleri ile birlikte tekrar Azerbaycan'a dönüyor ve Anado­ lu'da emniyetle kalamıyorlardı. Teknik silâlılardan vc muhasara makinalarından mahrum bulunan Türkmenler, Selçuk orduları iıimayesinde ilerlemedikleri zamanlarda, müstahkem şehir ve kalcleı önünde durakiiyorlardı. ( 211 ; Aln '''•^lan’ın doğu hdrekâtı sırasmdj güney uogu Anadolu'nun fetiıine memur edilmiş bulunan Sâlâr-ı Horasan, 1065 yılında Diyar­ bakır bölgesinde, Ergani yakınlarındaki, Telhum kalesini muhasara etti. Kuleyi alamayınca oradan Siverek kalesine yürüyerek, muiıasara etti; fdkat burada da Bizans'ın Frank askerleıi tarafından geri püs­ kürtüldü.(212) Fakat yine aynı yıl (1065) Ur fa bölgesine üönen Sâlâr-ı horasan, Çalap ve Deb kalelcıini zaptcitikten sonra Kauo'a yakın bir yer olan Tılag'da Urfa'dan üzerine gönderilen 4.000 kişilik bir Frank ordusuyla muharebeye tutuştu. Açık sahada cereyan eden bu savaşta Fıank kuvvetleri yenildi ve bir kısmı kaçabildi. Düşman kuvvetleri U rfj'ya kadar kovalanmış ve Urfa ovjlaıi Fıank askerle­ rinin ceseıleriyie dolmuştu. (213) Sâlâr-ı Horasan, 1066 yılında tekrar urfa havalisine geleıek korkunç bir mücadeleden soma halkın tümünü esir etmiş ve büyük ganimeıleılc üssüne dönrnüştü.(214) Dönüşünde Diyaıbakır'a uğra­ yan Sâîâr-ı Horasan Bâb ul-Huva'da karargâh kurdu. Mervâni Emiri Nizam üd-Din kendisine şehrin kapılarını kapattı ve tîO.OOO dinar vermek üzere müzakere edeceğini bildirdi. Fakal bu teklif aslında bir tuzaktı. Nitekim şehre gelen Sâlâr ı Hoıasan ve silâh arkadaşları yakalanarak öldürüldüleı ve bir kuyuya atıldılar.(215) Komutanların! kaybeden Türk kuvvetleri ise çekilip gitıiler. (216) Sâlâr-ı Horasan'ın başarılı lıarekâiinı müteakip, Diyarbakır'da bir suikasta kurban giderek, öldürülmesine rağmen, Türklerin doğu, balı ve güney doğu Anadoiu harekâtı durduıulamadı.(217) 1066 yılında büyük Türk kumanuaniarından Gümüştekin, yanında Aişın ve Ahmed Şah Beyler gibi en mühim m'ück kumandanlaıi bulunduğu

HORASAN'DAN ANADOLU'YA

101

halde, Eıgani ve Telhum havâlisine geldi. Hısn-ı Mansur (Adıyaman) önlerinde Urfa Dukası General Aıvaiitos kuınanüasindaki 100.000 kişilik bir Bizans ordusunu müthiş bir bozgıın<t uğrattılar. General Arvantos esir edildi. (21 S) Gümüştekin, bundan sonra topladığı ganimetlerle birlikte, kuze­ ye döndü ve Ahlat'a geldi. Fakat bu sırada Ahiat'da toplanan Oğuz (Türkmen) Beyleri arasında kavga çıktı ve Afşin Bey, Gümüştekin'i öldürerek Türkmenlerin başına geçti.(219) Bu kavgaya Gümüştekin'in Afşin Bey'in kardeşini öldürtmesi sebep olmuştu. (220) Afşin Bey, Gümüştekin'i öldürünce Alp Arslan'ın gazâbından korkarak, enirindeki Türkmenier’le birlikle, süratle Fuat'ı geçti; karargâhını Klikya'nın kuzeyinde Amanos dağlarının arasında "Karadağ" da kurarak Anadolu'da geniş bir akın harekâtına giriş­ ti.(221) Kuvvetlerinden bir kısmı ile Anteb'in hemen kuzeyinde bulunan Duluk ve Raban'ı fethetti. Kuvvetlerinden diğer bir kısmı ile de Antakya bölgesine saldırarak, bu bölgeyi tamamen tahrip etti.( 222 ) Anadolu'nun güneyinde Bizans müdafaası yıkılırken, Orta Ana­ dolu'da da akınlar devam ediyordu. Afşin Bey 1067 yılında, Malatya önlerinde büyük bir Bizans ordusunu bozguna uğrattı ve Kayseıi'ye kadar ilerleyerek bu şehri aldı. Bu suretle Türk akıncı orduları, 35 derece tulüne kadar bütün Anadolu'yu çiğnemiş oldular; burası Anadolu'nun hemen hemen ortası idi.(223) Artık bütün Orta Ana­ dolu Türkmenlerle doldu. Gitgide ağırlaşan ve ilerleyen Tütkmen akıniarı karşısında Bizans, kudretli bir general olan Romanos Oiogcncs’i tahta çıkararak İmparatorluğu kurtarmayı düşünüyor­ du. (224) Afşin Bey, 1067-1068 yıllarında ikinci bir saldırı ile Bizans'ın Antakya üssünü tamamen çökertti.(225) Bu suretle güney doğu Anadolu'da Bizans savunma ve mukavemeti tamamen yıkılmış oldu. (226) 1068 yılında Tiflis'i fetheden ve bir müddet bu şehirde kalan Sultan Alp Arslan da Kars'a geldi. Burada karargâh kuran Sultan akıncılarını, Trabzon yakınlarına kadar yolladı. Bu sıralarda bir kısım Gürcüler, İslâmiyeti kabul etmişlerdir. (227)

102

Oğ u z ÜNAL

ufak tefek bazı başarılar kazandı. İmparator Romanopolis (bugünkü Palu) şehrine geldiği sırada. Alman­ lar. İmparatorun mühim bir askeri kuvvetle orada bırakmış olduğu. İmparator daha sonra güneye inip Maraş'a geldi. Daha sonra ordusunun en büyük kısmı ile Fırat kenarına kadar ilerledi ve Türkleri nehrin sol sahiline geçmeğe mecbur etti. İmpa­ rator. Ordusunda Bizanslılar'dan başka Şanıani OğUilaı (Uzlar) ve Peçenekier. Normanlar. Afşin Bey. Bu general kılıç artığı bir kısım askeri ile kaçarak perişan bir halde İmparatora iltihak etti. Franklar. İskandinavLıı vardı. İnal Bey tarafından bozulun­ ca. Bizans generali Ermeni Filâretos kumandasındaki büyük bir Bizans ordusunu mağlup ve perişan ettiler. geçen defaki HORASAN'DAN ANADOLU'YA 103 . Alşın Bey'in Niksar'ı aldığını öğrendi. fakat bozamadı. fakat o sırada Afşin Bey'in kuvvet­ leri Malatya önlerinde. bu taarruzları durdur­ mak için kuvvetli bir müfreze gönderdi ise de bu müfreze bozuldu.Bu tehlikeli vaziyeti gören Bizans İmparatoru. Gönderdiği öncü kuvvetleri. kuzeyin Bizans kuvvetlerinden boşaldığını gör­ dü ve bu durumdan istifade ederek. bu başarılı harekâtından sonra yıldırım süratiyle kuzey istikametinde ilerlemiş ve Malatya'yı tazyik etmeğe başla­ mıştı. Fakat Afşin Bey'in yolunu kesemedi ve İstanbul'a döndü. yıldırım süratiyle Anadolu içlerinde ilerlemeye başladı. İmparatorun önünden Ahlat'daki üssüne dönen Afşin Bey. çok büyük bir ordu ile bizzat Anadolu'ya geçti. Sivas'a geldi ve ileri harekâtı­ na devam ederek Divriği yakınlarında Türk urdusunu geri çekilmeğe mecbur etti.(230) Bu maksat ile Fırat'ı geçerek Harput'a geldi. (228) Aişın Bey. Tüıklerin doğu Anadolu'daki hareket merkezleri olan Ahlat'a kadar gitmek ve orasırıi aldıktan sonra diğer kaleleri geri almak ve nihayet Türkler'in üssünü imha ettikten sonra onları bütün eski B i­ zans hudutlarından dışarıya atmak istiyordu.(231) İmparator Harput'tan hareket ederek. İmparator. Kayseri yakınlarına geldiğinde. Bunun üzerine imparator. 1069 yılında büyük ordusunun başında bizzat kendisi Anadolu'ya geçti ve Kayseri yakınlarında Türk akıncı birliklerinden bazılarını bozdu. Murat çayı sahilini takiben doğuya doğru ilerlediği sırada Afşin Bey.(229) İmparator Romanos Diogenes. İmpa rator. bu müthiş akını Pozantı'da iken öğrendi ve müthiş sinirlendi. bizzat daha güneye inmeye karar verdi. Menbic'i aldıktan sonra İskenderun yoluyla Kilikya'ya geldi. İmparator güneyde meşgulken. çok cesur ve cüretkârane bir akınla Anadolu'yu baştan başa geçip Sakarya kıyılarına ulaştı. Halep yakınlarına kadar geldi ve Halep şehrine hâkim olan Arap Mirdâsi lıânedanını haraca bağladı.

Bu harekât Bizans'ı müthiş ürküttü. Bu sırada Anadolu'da Afşin Bey'den başka Sanduk Bey ve Ahmet Şah Bey de fetihler yapıyorlardı. Gümüştekin meselesinden dolayı kendisini affettiğini bildiren mektubunu Afşin Bey'e gönderdi. Irak'a gelerek Sultan'a tazirnleıini sundu ve bağlılığını bildirdi. bu isyanın bastırılarak El-Basairın yakalanması görevini Afşin Bey'e verdi. geri dönüş yollaiinm Bizans ordusu tarafından kesileceğini îıesaplayan Afşin Bey. İniparatorun harekâtını habeı alınca güneye kıvrılıp Kilikya'ya (Çukurova'ya) girdi vc önüne çıkan bütün engelleri kıra­ rak Af. Türk akıncı ordusunu bu defa da yakalayamadan geri dönmek zo­ runda kaldı. Kızılırmak kenaıında ccreyan eden savaşta Prens Manuel Komnenos müthiş bir bozguna uğradı vt maiyetindeki generallerle biılikte El-Basan'a esir düştü.(232) Böylece İmparator. Sultan'ın gazabından korkan vc Afşm Bey'in üzerine geldiğini haber alan El-Basan. saltanat davâsuta kalkışarak isyan etti. (235) Fakat El-3asan'ı takip odeiı Afşin Bey süratle ilerliyordu. derhal geri dönerek Sivas'a geldi ve Afşin Bey'in akıncı ordusu­ nun ricat yolunu kesmek üzere Kayseri'ye doğru ilerledi. Esir Prens Manuel Komnenos. (233) Afşin Bey'in akıllara durgunluk veren bu başarılarından çok memnun olan Sultan Alp Arslan. Böylece kendisi de esaretten 104 Oğ u z ÜNAL . B u ­ nun üzerine Afşin Bey. Ancak. İmpaıatorun doğu oiduian komutanlığı­ na tayin ettiği vc Türk akm'armı durdurmakla görevlendirmiş olduğu Prens Manuel Komnenos'un ordusuyla karşılaştı. Doğuya doğru ileri harekâtına devam eden İmpara­ tor.ıüşkülâtla inandı ve nihayet onanla boşuna sav'aşlığım anladı (236) vc El-Basan'ın Bizans'a iltica edebileceğini söyledi. Butada. Sultan. ne zaman vc nerede görüneceği belli olmayaıi.ıanos dağlarını aşıp Güney Anadolu'daki üssüne döndü. (234) 1070 yılında Selçuk'un torunlarından ve Sultan Alp Arslan'ın eiiişlesi olan El-Basan (Er-Basgan). B u ­ nun üzerine Selçuk Şehzadesi. buna r.cîirctini aynen tekrarlayarak. yanındaki diğer Türkmen Beyleriyle birlikte Anadolu'yu boydan boya geçerek. kendisine esil düşen Manuel Komnenos'a saltanat mücadelesinde yenildiği için buralara kadar geldiğini vc İstanbul'a giderek İnıparator'a iltica etmek arzusunda olduğunu bildirdi. etrafında toplanmış olan Vabgulu Türkmeiileri ile birlikte batıya doğru kaçarak Kızıltrmak kena­ rına kadar ilerledi. Bizans'ın Anatolik Teminin merkezi olan Konya şeh­ rine girdi (1069). bu defa kuzeyden dolaş­ mak suretiyle.

çok beğendiği. 1070 son bıharı ve kışı ile 1071 başlarında.(237^ Durum bu şekilde aydınlanınca. Selçuklu tarihinde ilk defa bir prens Bizans'a iltica ediyordu. Sultan Alp Arslan da 1070 yılı Temmuzunda büyük bir ordu ile Anadolu'ya girmiş. El-Basan’ı takip etmek üzere. Afşin Bey. birçok bölgeleri istilâ etti ve ilk defa olarak onunla Türk akıncıları bu derece batıya kadar ilerlemiş oldular. Sultan. (242) 1070 yılı sonlarında Sultan Alp Arslan Urfa önlerine gelerek. bu sırada diğer Arap emirleri gibi Arap Mlrdâsi liânedanından Halep emiri Malı mud'un da yanında hazır bulunması için haber gönderdi ise de. İmparator Romanos Diogenes onu şe­ refle kabul etti ve kendisine bir valilik de verdi. Kapadokya'yı çiğneyerek frikya lıavalisinc'411J 1 . galip ve mağlup iki prens.kurtulmuş oluyordu. Karların erimesi üzerine. birlikte İstanbul'a gittiler. Anadolu içlerinde iler­ lerken. 1071 yılı başlarında. "Aramızda dostluk olduğundan bu seferimde memleketlerinize dokunmadım Halbuki bu Yabguluiar Sultana isyan etmişlerdir. Bu sebeple. lâkin yükselen kar yüzünden. İslânılar'ın elinde ve Selçuklular'ın tabiiye­ tinde bulunan uc şehri Ahlat'a gelmişti.ı reket ederek. Sultan daha sonra. (240) Afşin Dey. El-Basan'ı teslim etmeniz gerekir diye ihtarda bulundu (239) Fakat İmparator bu teklifi reddedince Afşin Bey. Amcası Tuğrul Bey'in vaktiyle alamamış olduğu ve ölürken mutlaka alın­ masını vasiyet ettiği müstahkem Malazgird ve E. Ahlat’a hareket ederek durumu Halep’te bulunan Sultan’a bir mektupla bildirdi. yıldırım süraıiyle lı. kışın bastırması üzerine doğuya doğru çekildi. burada ordugâh kurdu ve şehri muhasara etti. Khonas ile bugünkü Denizli civarında bulunan Laodikya şehijİLiıoi aldı ve bu şekilde bütün Anadolu’yu doğudan batıya geçerek Kadı­ köy'e kadar ilerledi. (238) Afşin Bey. Arnid (Diyarbakır) şehrine geldi ve bir müddet. İmparator'a bir elçi gönderdi ve. geri dönerek. Afşin Bey. El-Basan'a yetişmek gayesiyle.ciş kalelerini fethetti-(241) Daha sonra güney doğuya ilerleyen Alp Arslan. eğer SultanJ bir düşmanlığınız yoksa. Kayseri yakınlarında Zamanlı (Pınarbaşı)'da durakladı ve "Meryem derbendi"nde ordusunun ısınma ve iaşesi için büyük zorluklar ile karşılaştı ve çok ölü verdi. HORASAN'DAN ANADOLU'YA 105 . Kadıköy'de ordugâh kurarak. El-Basan'ın yanındaki Yabguluiar Anadolu'da kaldı. müstahkem şehir ve ka­ leler müstesna. bu büyük şehirde oturdu.

û. Fırat nehrini geçti. Sultan'ın imamı Buharalı âlim Kadı Ebu Cafer. Selçuklu or­ dusu Fırat'ı geçerken Sultan'a: "Efendimizi Nimetlerinden dolayı Allah'a şükrederim. Emir Mahmud nihayet annesi ile birlikte ve "Oğuz kıyafe­ tinde" May'is ortasında Sultan'ın huzuruna geldi ve annesinin şefaati ile affa nail oldu. 1071 yılı Nisanının Sik günlerinde başlayan mu­ hasara uzun sürdüğü halde şehre ancak bir gün hücum yapıldı. (245) Sultan daha Urfa'yı muhasara ettiğinde diğer Arap emirleri gibi Arap Mirdâsi hânedanından. sonradan kendi Unvanı ile anılmış bulu­ nan. 20. Bu sözlerden hoşlanan Sultan bütün beyleri ça­ ğırarak imamının sözlerini tekrarlatıp. Şehir çok müstahkem ve müdafaa imkânları çok iTiüsait idi ve B u l­ gar Basil isimli bir kumandanın idaresinde bulunuyordu.OOO Frank vardı. ilk defa siz ge­ çiyorsunuz" dedi. köleler müstesna. Zira bu nehri ne eski zamanlarda ve ne de İslâm devrinde. Bunun üzerine Sultan Alp Arslan Halep'e geldiğinde. büyük ordusunu bir kale önünde yupratmayı askerlik prensiplerine aykırı bulan Sultan Alp Arslan.000 dinarı kabu! ederek.Mahrnud gelmedi. Urfa (Ruhâ. 1071 yılı İkinci Kanun'un 20'sinde. Bu sebeple Urfa iki ay kadar süren şiddetli bir muhâsaraya mukavemet etti (24. Türk hükümdarı olarak.3) ıMuhâsaranın çok uzaması üzerine. aynı kudret ve mefkureye sahip iki Türk Sultanı kaderin bir cilvesi olarak burada birleijmişti 106 Oğ u z ÜNAL .000 Ruın ve I. Edc 5sa) eski kültür ve dini bir merkez olarak meşhur bir şehir idi. 6. onlara da dinletti ve kendisi de Allah'a hatnd etti.000 Süryâni. Kaynakların rivayetine göre bu sırada 80.si. İs­ lâm dinine büyük bir imanla bağlı olan Sultan A!p Arslan: "Rum lar karşısında cihâd yapan bu iuidut şehrini kılıç ile fethetmekten korkarım" diyerek İslâm'ın gazâ mefkuresine olan bağlılığını belir­ tiyordu. Emir Mahmud gelmemişti. Sultan Halep hâkimiyetini yine Emir Mahmud'a *Yavuz Sultan Selim de Mısır seferindi' aynı Lepe üzerinde karargâhı nı kurı. şehrin yaptığı barış teklifini ve muhasaranm kaldırılması şartıyla teklif edilen 50. (244) Alp Arslan. Halep Emiri Mahmud'un da yanında hazır bulunması için büyük âlim Ebu Cafer Buhari'yi Halep'e gönder­ diği halde. ''Tell Suitan'' (Sultan Tepesi)* üzeıinde ordugâhını kurarak şehri muhasara etti.000 Ermeni. bir barış yapıp muhasarayı kaldırdı ve süratle Halep üzerine yürüdü.

Erciş ve Menbiç şehirlerinin Bii. Anadolu’yu Türkler'den kur­ tarmaktan başka. Halbuki elçilerin gelişl^ri ve konuşma uslupları BizanslIların taarruz etmeyecekleri kanaatini vctiyordu. Diyarbakır-Bitiis yolu ile Selçuklu ordusunun üslerinde^ olan Ahlat'a doğru yola çıktı. İslâm ül­ kelerini dc zaptedeceğine inandığından İrak. genç ve kudretli bir asker olan İmparator Romanos Diogenes. Uz (Oğuz) ve Kıpçak (Kuman) ücretli askerlerinden terekküp ediyordu. zaferden zerre ka­ dar şüphe etmiyor. Ordusunun azametinden mağrur olan İmparator. Alp Arslan'ın bu süratli ve telâşlı dönüşüne şahit olan Bizans elçisi. Peçenek. Fırat ve Dicle'yi geçip. Selçuklu ordusunun büyük bir kısmı Suriye'de Şii Fatımllcr karşı­ sında kalmıştı. İslâm Halifeliğini kaldırarak yerine Patrikliği kuracağını. kendisi de hassa askerleri ile birlikte çok süratli ve endişeli bir şekiide Suriye-Mısır yolundan kuzeye döne. elçiyi sert bir cevapla geri gönderdi Fakaı İmparator Diogenes'in muazzain bir ordu ile Erzurum (Kalikala)'a doğru ilerlemekte olduğunu bildiren haberler Sultan'ı telâşlandırdı. Suriye. bu hali İmparatora bir müjde haberi olarak ulaştırdı. Kapadokya. camileri tahrip ederek yerine kiliseler inşa edeceğini söylüyordu.ek. (248) HORASAN’DAN ANADOLU'YA 107 . İmparaıto/un bir mektubunu Sultana takdim . Bu teklifler karşısında gazâba gelen Sultan.ettiler. Horasan ve Rey valiliklerini de şimdiden kumandanlarına vaad ediyor (247). Alman (Got). Bu ordu Balkan vilâyetlerinden. Frank. Hazar. Ahlat. İslâm ülkelerini istilâ ve hattâ Oüyük Selçuklu Devleti'ni de tahrip etmek maksadtyle Bizans tarihinin en büyük ve en muhteşem ordularından birisini ve belki dc birincisini vücuda getirdi. İmparator. Fakat ou sırada Bizans İmparatoru Romanos Diogenes'in elçileri gelerek. Bulgar. yalnız Anadolu'yu kurtaracağına değil. 1070-1071 kışında Bizans İmparator­ luk ordusunu hazırlamıştı. Bitinya. üzerine yürüyeceğini bil diriyordu. Kilikya ve Trabzon bölgelerinden ve. Ermeni. aksi takdirde büyük bir ordu ile liareket ederek.bıraktığını bildiren menşurunu da ihsan ettikten sonra Mısır üzerine yürümeğe karar verdi. Bu durumda Sultan bu ordunun Halep Emiri Mahmud ile birlikte sefere devamını emretti.Ermeni halkından başka Slav (Rus). Gürcü. İmparator mektubunda Alp Arslan'dan Malazgird. (246) Anadolu'nun Türklerle dolduğu ve Afşin Bey'in bu memleketi baştan başa istilâ ettiği bir zamanda ve sırf Türkler'i Anadolu'dan atîriasi için tahta çıkarılmış bulunan.ans'a terkini istiyor.

X. Antakya. yüzyilın ba>l. İslâm orduları tarafından zorlana zorlana Suriye ve Lübnan'dan çekilmiş. Nitekim BizanslIlar. tekrar Anadolu'ya yeıleşirken. (249) İlâhi sünnet böyle emrediyordu. (250) Bundan sonra Müslümaniar. Islâm drınyasinda meydana gelen siyasi ve içtimai m üC d- 108 Oğ u z ÜNAL . Anadolu'ya kadai gerilemişti. Bizans'ı çok kanlı Sûvaşlaidan sonra binbir güçlükle Lübnan ve Suriye'den çıkarabildilerse de. Diyarbakır. 934'te Malatya. İslâm İmparatorluğunun ve ona bağl dcvle'ılcıin Bizans karşı sınciaki eski hayatiyet vc kuvvetlerini kaybetmeye başlamaları. Buna sehep de. 966'da BizanslIlar.)nnda bu bölge­ lerden çekilmeye. 964'te Adana. 948'de Maraş. Misis vc Tarsus'u alarak Müslümanları Kilikya'dan püskürtmüşlerdi. 13 Mart 1071’dc Anadolu'ya geçerek Türk İmparatorluk or­ dusunu aramaya başlamıştı. M A L A Z G İR T M flYD A N M U H A R E B E S İ İmparator Romanos Diogenes Türkler'in senelerden beri Anado­ lu'da yapmakta oldukları akm ve istilâlara kesinlikle son vennek için. Bizans. Kaçınılmaz akıbetin zuhur ve tecelli ânı yaklaşıyordu. Bizans karşısında gerilemeye haşlanıışlardı. diğer ta­ raftan Van gölünün doğusuna ve Kafkas dağLrına kadar ulaşmışii. Türk. İslâm ve dünya tariiıleı inin mukadderatı değişmek gerekti. s a v a ş Ö N C ESİ A N A D O L U 'D A S İY A S İ D U R U M İlk İslâm fütuhâtından beri. aynı zamanda İslâm dünyasmda önemli bulirarılar doğurdu. yüzyılın başlarında Anadolu'nun doğu ve güney doğu bölgelerini fetheden Müslümanlar X I. Bin yıl. Van gölü bölgesindeki Bizans hâkimiyeti devam etti. Türkler'! bu istikamete akıtmıştı. A. Halep civarına kadar gelmişlerdi. değişecekti Anadolu'nun Türkleşmesi ve Türki­ ye devletinin kurulması mukadderdi. 969'dâ Antakya Bizaiis'in eline düşmüştü Bu mühim başarılardan S o n r a Bizans hâkimiyeti. 928'de insiyatifi ele alarak karşı taarruza geçmişler.4.

siyasi birlik meydana getiıen ve Sünniliğe aykırı akımları orta­ dan kaldırmak suretiyle mezhep mücadelelerine son veren Selçuklu laı gittikçe kuvvetlenmekteydiler. ilk olarak fethedilmesi gere­ ken iki bölge vardı. derhal karşı taarruza geçerek. s a v a ş Ö N CESİ S E L Ç U K L U L A R D A S İY A S İ D U R U M Orta-doğu'da çeşitli soy ve sülâlelerin hâkimiyeıleiine son vere­ rek. İslâm dünyasının birliği. Mâverâünnehr ve Horasan'daki ilk mücadele yıl larında devlet olma yolunda önemli merhaleler aşan ve başlıca faa liyet noktası İslâm dini uğrunda eihâd olan Selçuklu fütuhâtına elverişli idi. selâmeti ve huzuru için de ciddi bir engel teşkil ediyoidu. . biri. Batınilik ve Şiilik fesadını söndürmek vazifesi ile Sclçukoğullannın tbaşbuğiuğunda İslâm dünyasının mukaddeıatmı ellerine almışlartdı. Fatımi Halifelerinin idaresinde bulunan M IS IR . dağılan İslâm İmparatorluğunu birleştirmek. Bilindiği gibi. Mısır.(253) Kudretli. uzak Asya bozkırlarından göç ederek. büyük İslâm beldelerini ve hattâ Hilâfet merkez­ lerini bile tehdit eder duruma geldiler. Nitekim Şiilerin.(254) Buna İslâm dünyasını saran Batınilik fesadı da eklenirse tehlikenin büyüklüğü anlaşılır. eski yuıtlarına bir daha dönmemek üzere gelmiş.delelerle iç çekişmelerdir denebilir. diğeri de. Selçukluların hiz­ metine girmiş ve devletin şuurlu sevk ve idaresi altında Bizans sınır­ larına yığılan Türkmenler için en uygun hayat şartlarına ve coğraf- HORASAN DAN ANADOLU'YA 109 . Sünni İslâm dünyası ile rekabet iddiası içinde bulunduklarını kaynaklar kaydetmektediı .(251} İslâm dünyasmıa bu uuhranlı durumundan faydalanmak ist^fyen Bi/anslılar. Siyasi bir teşekkül olarak geliş­ mekte olan Büyük Selçuklu Devleti için. B. âdil ve azimli bir sirna ile tarih sahnesine çıkan ! ve böylesine muhteşem bir tarihi misyonu yüklenen Selçukoğullan'nrn etrafında bütün Türkler birleşiyorîardı. şahlanan haçlı akınlarına göğüs germek. Anadolu yaylası. Şiilik propagandasinın merkezi idi. (252) İşte İslâm âleminin iç ve dış tehlikelerle karşı kaişıya kaldiğı böylesine buhranlı bir zamanda İslâmiyet! kabul eden Oğuz Türkler!. Anadolu ise. Bizans'ın elinde bulunan A N A D O LU . duraklayan kültür hareketlerini htzlandirmak.

sistemli bir fütuhatın ilk safhaları idiler. silâh ve cephane depoları. fakat aralıksız. İslâmiyetin gaza ve cihâd mefkureleri ile de iyice gelişmişti. stratejik mevkileri bu akıncılar tarafından önceden tahrip edilmiş oluyordu. (255) C. Ani. yüzyıllarda vuku bulan İran-Bizans mücadeleleri. yıllarca devam eden hazırlık devresinin tek gayesi Anadolu'yu Bizans'tan koparmak ve onu Türk yurdu haline getirmek idi. s a v a ş Ö N C ESİ B İZ A N S L IL A R 'D A S İY A S İ D U R U M Milâdi 6 . gü­ ney sınırlarından Anadolu içlerine doğru akınlar yapmaktaydılar. Böylelikle o ru Anadolu’ya yapılacak olan akınlara yol açılmış olu­ yordu. bu küçük çapta. Nihayet. Sultan Tuğrul Bey zamanında yapılan akınlar takip etmiş. plânsız ve programsız ve sadece gani­ met elde etmek için yapılıyormuş intibaını vermektedir. (256) • Bizans'ın Makedonya hanedanı zamanında Bardas Sclerus ile Bardas Fokas tarafından çıkarılan ihtilâller ve bu yüzden meydana gelen iç harpler. Bunu takip eden İslâm-Bizans mücadeleleri ise bir kaç yü/yıl sürekli olarak devam etmiş ve bütün bu çarpışmalar Anadolu'nun daha fazla harap olmasına sebep olmuştur. Gürcü ve Ahbaz kırallıklannm ezilmesinden sonra. Fakat asıl mücadele Sultaı\ Alp Arslan zamanında olmuş. İslâm ül­ kelerinde bir yerde devamlı oturamayarak devamlı göç eden ve bu arada karışıklıklara sebep olan yurtsuz Türkmenler için Anadolu çok cazip bir vatandı. Bu cetîgâver Türkmenler'in kahramanlıi< hisleri. birçok aşiret beyleri Selçuklular'a bağlı olarak. Aslında bu akınlar. Anadolu için büyük bir felâket olmuş ve bu ülkenin şehir ve kasaba­ larının büyük bir kısmının harabe haline gelmesi ile sonuçlanmıştır. Kars gibi önemli stratejik mevkiler ele geçirilmişti. Bizans'ın dayanak noktaları. önemli mevkiler. Anadolu'nun kilit noktaları zorlanmıştı. Islâm taarruzlarının duraklamasından beri sulh ve sükuna kavuşmuş ve yeniden tanzim ve imar edilmeğe başlanmış 110 Oğ u z ÜNAL . Böylece. ve 7. Nitekim. Tiflis. Görünüşte bu akınlar düzensiz.yaya sahipti. m 018 yılında Çağrı Bey'in komutasında yapılan ilk Anadolu akınım. Azerbaycan ve Erran bölgesindeki Bizans'a bağlı Ermeni.

1067 yılında Malatya'ya kadar gelen Afşin Bey kumandasındaki Türkmenler'e karşı duramamışlar ve onun Kapadokya'nm merkezi olan Kayseri'ye ve Anatolik teminin merkezi olan Konya'ya hücum­ larına engel olamamışlardır. (258) Anadolu'nun yerli halkı dini ve içtimai bakımdan da iyi bir durumda değildi. Bunun yanı sıra kaynaklarda. Bizans iç karışıklıklar içinde bulunuyordu. mağrur ve memleketi sulha kavuşturmayı arzulayan bir İmparator olduğu da kaydedilmekte­ dir. (261) Yeni İmparator. HORASAN'DAN ANADOLU'YA 111 .olan Anadolu'nun haraplığını ve sefaletini bir kat daha artırmış (257). Böylece Diogenes. Sarayda menfaat esasına göre kurulan grupların yersiz müdahaleleri yüzünden sarsılan İmparatorlukta ordu iyice ihmâle uğramıştı. Bizans Anadolu'sunda bu şekilde medeni. Sardika dükalığı zamanında Peçenekler'e karşı parlak zaferler kazanmış olan genç ve kudretli general Romanos Diogenes'i kendine koca seçti. (260) Selçuklu ve Türkmen akınlarının çoğalması ve hattâ Bizans'ı zor durumda bırakması İrnparatoriçenin idaresinin başına bir erkek geçirebilmek için evlenmesine sebep oldu vc Kapadokyalı bir aileden olup. savaş dahi yapamadan dağılmışlardı. mali tazyik ve zulumları da ekleniyordu. yerine geçen İmparatoriçe Eudoxia zama­ nında. (259) 1067'de ölen Bizans İmparatoru X. medeni ve iktisadi hayatm sukutuna se­ bep olmuştur. Kilikya havalisinde dolaşan Türkmenler'i püskürtmek için gönderilen General Nikephorus Botaniates kuman­ dasındaki kuvvetler. onun üç oğlu adına. Türkmenler'in ardı ar'Kası kesilmeyen akmlarma bir son vermek için 1068 ve 1069 yılındaki seferlere paralel olarak. Doğu Anadolu’da İslâm dünyası ile meydana gelen siyasi. içtimai ve iktisadi çöküntü devam ederken. askeri kabiliyeti ve kendine güveni fazla olan bir kimse olduğunu yakınları methederek anlatı­ yorlardı. canlı ve müreffeh bir hayat vücuda geldi. atılgan. 1068 yılında İmparator ilan edildi. Bizans İmparatorluğunun takıp etmekte olduğu dini baskı siyaseti ötedenberi diğer kavim ve mezhepleri imhâ gayesini güdüyordu. Bu yeni imparatorun cesur. oldukça ileri. Bizans'ın bu dini baskılarına. medeni ve ticari münasebetler sayesinde. Konstantin Dükas'ın ölümü ile. nüfusun azalmasına. Özellikle eyâletlerdeki ve Anadolu'daki askeri birlikler parasız ve yiyeceksiz bırakılmışlardı.

Türkleti Anadolu'dan atmak. Selçuklu beyleri ile Türkmen boylarının akın ve istilâlarını şimdilik kâfi görüyordu. hiç olmazsa geri püskürtmek ve akınlara bir son vermek amacıyla tahta çıkarılmış bulunan Roma­ nos Diogenes'in bütün plânları boşa çıkıyordu. Bütün bu hadiseler. bizzat kumanda ettiği seferlerde dahi. Türklerin senelerden beri Anadolu'da yapmakta oldukları akınlara ve istilâlara bir son vermek için Azerbaycan’a bir sefer yapmak ve Suriye'de Şii Fatimilerle meşgul bulunan Sultan'm İran'da bulunmamasından istifade ederek. Türk akınları daima başarı ile sonuçlanıyor ve Bizans'ın bütün direnmeleri kınlıyordu. İmparator Romanos Diogenes'in büiün gayretlerine rağmen. Mısır Fatimileri teşkil ediyor. İmparator. Türk­ men akınlan durdurulacak vc rastlanan her Türk kuvveti yok edile­ cekti. Bizans değil. 1070 yılındaki bu üçüncü seferde de hiç bir şey yapıla­ madı. ansızın çıkıveren ve ne zaman ne­ reye hücum edeceği bilinemeyen Türk akıncıları sebebiyle yolunu vc plânını değiştirmek zorunda kalıyor ve hiç bir sonuç elde ede­ meden İstanbul'a dönüyordu. Sultan'ı Mısır'a davet ediyor. Görev belli ve açıkti. İmparatoru. Tüik akıncıları gün geçtikçe daha batıya yayılıyorlar ve Selçuklu Sultanı hedefine biraz daha yaklaşıyordu. (262) D. Bu se­ beple. Ve bu niyetle 13 Mart 1071'dc yola çıktı. Fakat. İmparator. şimdilik. Türk meselesini kökünden bertaraf etmeye zorladı. Selçukluların ana yurduna karşı akınlar yapmak ve bu şekilde Sultan'ı mutlak bir harbe zorlayarak ezmek ve Türkmenler'in bir daha Anadolu topraklarına ayak basmayacaklarına ve Sel­ çuklu akınlarına son verileceğine dair bir muahedeyi kabul ettirmek niyetinde idi. Mısır'ı kendisine teslim ede­ ceğini ve bu suretle Şiiliğe sun verilmesine kararlı olduğunu büdi- 112 OĞUZ ÜNAL . Hattâ. Bizans komutanı asi Selçuklu şehzadesi E!-Basan'a esir düştü. Ziıa İslâm dünyası aşırı Şiiler ve onların başı Mısır Fatimileri karşı­ sında idi ve iç mücadeleler doiayısiyle Mısır veziri Nâsr üd-Devle Hamdan.1070 yılında doğu orduları başkomutanlığına tayin ettiği General Manue! Komnenos'u görevlendirmişti. S A V A Ş A G İD E N Y O L Selçuklular'la Bizans arasındaki münasebetlerin iyice gerginleş­ miş ve imparatorun bu meseleyi kökünden halletmek üzere kararlı olarak harekete geçmiş olmasına rağmen Alp Arsian'ın ilk iıedefini.

tekrar Halep'teki hâkimiyetini. aksi takdirde büyük bir ordu ile hareket ederek. sekiz. Fakat İs­ lâm kanı akıtmamak düşüncesi ile sadece bir gün kaleye hücum ya­ pıldı. Daha sonra da HORASAN'DAN ANADOLU'YA 113 . şehrin yaptığı barış teklifini kabul edip kuşatmayı kaldırdı ve buradan Halep üzerine yöneldi. elçiyi sert bir cevapla geri gönderdi. Şehrin hükümdarı Mirdâsi Eıniri Malımud korkusun­ dan Sultan'ı karşılayamamişti.(265) Bu meselenin de bu şekilde hallinden sonra Sultan. Ahlat Selçuklula­ rın Anadolu sefer ve akınlarında askeri üs vazifesini görüyordu. Bu durum ve davetler karşısında Süriye-Mısır seferi büyük bit ehemmiyet ka/anmıştı ve Sultan Alp Arslan. Ahlat. affedilerek. Bu teklifler 'Karşısında ve alışık olmadığı bir uslupla kendisine hitap edilınesinden müthiş gazaba gelen Sultan. İmparatorun bir mektubunu Sultan'a takdim etti. 1071 yılı başlarında Fırat’ı geçerek Halep önlerine geldi.(264) Malazgirt'in fethinden sonra Alp Arslan. üzerine yürüyeceğini bildiriyordu.liyordu. Sultan Alp Arslan. Bu sebeple kale kuşatıldı. İslâm dünyasmın geleceğini yakından ilgilendiren bu konuyu ilk plâna almış bulu­ nuyordu. on günlük bir kuşatma­ dan sonra sonuç alınamayacağmı anlayınca büyük ordusunu bir kale önünde yıpratmayı askerlik prensiplerine aykırı bularak. annesinin de şe­ faatiyle. Emir Mahmud. Müslümanlarm elinde ve Selçukluların tabiiyetinde bulunan Ahlat'a gelince amcası Tuğrul Bcy'in kuşatıp da alamadığı ve alınmasını vasiyet ettiği Malazgirt kalesini süratle muhasara edip fethetti. (263) Alp Arslan bu sebeplerle 1070 yılı Temmuzunda büyük bir ordu ile Fatimiler üzerine gitiTiek üzere harekete geçti. İmparator bu mektubunda Alp Arslait'dan Malazgirt. Oğuz kıyafetine girerek annesiyle birlikte Sullan'ın lıuzuruna gelmiş ve kendisine bağlılığını bildirmişti. Nihayet. Sultan "Rum lar karşısında cihâd yapatı bu hudut şehrini kılıç ile fethetmekten korkarım" diyerek İslâmm gazâ mefkuresine olan bağlılığını açıkça belirtmiştir. Bunun üzerine. Ancak Sultan'm Halep önlerinde bulunduğu sıralarda Bizans İmparatoru Romanos Diogenes'in elçisi gelerek. Mısır Fatımileri üzerine yürüyüşüne devanı etmeye karar verdi. güneye dönerek Suriye'ye inmek üzere Urfa kalesine yöıielmiş. Büyük Selçuklu Sultanına bağlı kalmak şartiyle devam ettirmesine izin verilmiş^ ti. Erciş ve Menbiç şehirlerinin Bizans'a terkini istiyor.

İm­ paratorluk ordusunun başına geçerek yola çıkmıştı. bizzat İran'a girmek ve Sultanı kati neticeli bir meydan muharebesiyle ezmek kararında olduğundan.(267) Halbuki elçilerin gelişi ve konuşma uslupları BizanslIların taaıruz edemeyecekleri intibaını veriyordu. DiyarbakııBitlis yolu ile Selçuklu ordusunun askeri üslerinden olan Ahlat'a doğru yola çıktı. Ahlat. kendisi de hassa askerleri ile birlikte ve çok süratli olarak endişeli bir şekilde SuriyeMısır yolundan kuzeye dönerek. Fakat İmparator.(268) Sefer maksadını gizlemek ve Selçuklu Sultanını yanıltmak (tıaksadiyle de Halep önünde bulunduğu sırada ona elçi gönderip. bir günlük bir yürüyüşle güneye doğru iler!edi. İmparatorun. Suriye ü/. bir günlük yol alınmadan yolda Bizans İmparaturunun mu­ azzam bir Oldu ile Erzurum (Kalikala)'a doğru ilerlemekte olduğu haberi geldi. Fırat ve Dicle'yi geçip. Nitekim. BizanslIlar daha önce Ermenileri yurtlarından koparıp Sivas'a yerleştirmişlerdi. İmparator. İmparator'a Sivas'ta veya Erzurum'da kalarak köyleri taiırip ve Türkleri aç­ lığa mahkum etmek tavsiyelerini yapıyorlardı. yanında bulunan Nikefor Bryennios ile aslen Türk olan General Tarkhan (Tarkhaniotes) ve bazı mühim generaller. Bu durumda Büyük Selçuklu ordusunun büyük bir kısmı Suriye-Mısır yolunda Fatimiler karşısında kalmıştı. Bizanslılaı 'in kendi memleketlerini yağma ve tahripten çekinmediklerini buzai Bizans tarihçileri de kaydetmişlerdir. Malazgirt. 13 Mart 1071 günü. Sultan bu ordunun büyük bir kısmının (Yınanç'a göre sol cenahından bir kısmının) Halep Emiri Mahmud ile birlikte Fatimiler üzerine sefere devamını emretti. aksi halde büyük bir ordu ile üzerine yürüyeceği tehdidini savuruyordu. İstanbul'dan hareketinden önce.erinden Mısır'a gitmek üzere Halep'ten ayrılarak. evvelce Müslümanlar elinde iken Rumlar tarafından alınmış olan bazı kalelerin Selçuklular'a verilmesi karşılığında. başka bir vesile ile de. Bu şekilde Bizans ordusunun hücum edemeyeceği kanaatini uyandırarak Sultanı yanıl­ tan İmparator (269) İstanbul'dan hareketle Eskişehir'i geçip Kızılır­ mak (Halys) vadisini takip ederek Sivas'a vardı. bu teklifleri kabul 114 Oğ u z ÜNAL .(266) Fakat tam bu sıralarda. Romanos Diogenes Sivas'a varınca şehirdeki Rumların "Ermeniler bize Tüı klerden daha fazla taşkınlık ve merhametsizlik gösterdiler" diye şi­ kâyet etmeleri üzerine Ermeni prenslerini bu şehirden iürüp çıkarttı. Daha sonra yoluna devamla Theodosyopolis'e doğru hareket etti. Ayasofya kilisesine giderek büyük bir ayinde dua ettikten sonra. Erciş ve Menbiç şehirlerinin derhal Bizans'a terkini istiyor.ordusu ilf.

(271) Bu sırada İmparator. Sultan'a gönderdiği rapo­ runda. başta Ma­ lazgirt kadısı olmak üzere o havalideki kalabahk bir halk kitlesi de gelip tehlikeyi ve himaye edilmelerini Sultan'a bildirmişlerdi. Rumlar bizimle savaşacak kudrette değildir" diyordu. büyük bir ganimetle döndüm. Anadolu akınından dönen Afşin Bey'den merakla beklediği haberi de yolda aldı. Sicilya'da Araplar'a karşı savaşlaida şöhret kazanan General Ursel ile General Tarkhan'ı 3C. bütün itirazlara rağmen kendi fikrinde ısrar ederek. Hattâ büyük zaferin kendisini beklediğini görür gibi oldu. İstanbul'dan beraberinde getirdiği Selçuklu Şehzâdesi El-Basan (Cr-Basgan. Bizans İmpa­ ratorluğunun kendisini savunacak durumda olmadığını. Alp Ai slan'tn korkusundan Irak'a çekilcJiği haberini verdi.(273) Ou sırada El-Basan’ı takiple Anadolu'daki bü­ yük bir akından dönen Afşin Bey'in kuvvetlerinden mühim bir kısmı da Selçuklu üssü Ahlat'da Sultaıı'ı bekliyordu. Sul­ tan da buradan Diyarbakır-Bitlis yolu ile Ahlat'a doğru yoluna devam etmişti. İm­ parator kuvvetleı inden 20.İstanbul'a geri gönderdi. Anadolu'daki Türk kuvvetlerine karşı koyabilecek bir Bizans askeri gücünün kalmayacağını bildiriyor (274) ve "işte Rum ülkelerini istilâ edip. Bizans'ın Anadolu'daki belli başlı askeri üslerinin.000 zırhlı askerini Gürcistan'a göndererek arkasını emniyete aldı.etmeyeıek Erzurum'a vardı. İmparatorun Erzurum'a vardığı ve doğu Anadolu'ya doğru ilerlediği haberini Meyyâfarikim (Silvan)'da almış. Ersagun)'ı da -muharebe sırasında Türklere iltihak etmesinden korktuğu için . (275) İmparator Romanos Oiogenes. doğu Anadolu istikametinde ilerliyordu. Bizans İm­ paratorluk ordusu üzerinde kesin bir zafer kazanmak mümkün olursa.0C0 kişilik bir kuvvetle Erzuium'daıi Malazgirt ve Ahlat üzerine çıkarıp yolları açmaya. Orada doğu orduları kumandanı Ermeni Basil. İran üzerine yürümeğe karar vermişti. (272) Alp Arslan. Afşin Bey. bu maksatla da tah­ ribat yapmaya memur etti. gene­ ralleriyle yaptığı bir harp meclisinde.(270) Çok az bir muhafız kuvveti­ nin koruduğu Malazgirt kalesini çarçabuk alan İmparator büyük bir gurura kapıldı. Alp Arslan. (276) HORASAN'DAN ANADOLU’YA 115 . İmparator. Alp Arslan'ın dönüş yolunu kesmeye. kendisi de büyük ordusu ile arkadan Malazgirt'e doğru haıekete geçti. Bizans İmparatorluk ordusunun başında. siratejik noktalarının ve ikmâl merkezlerinin tahrip edildiğini.

Bizans ordusunun İran (Horasan)'a girmek üzere hareket ettiği­ ni anlayan Alp Arslan. T uğrul Bey ordusuna mensup bulu n an bu kuvvetle­ rin terhis edildiğini söylerse de (bkz.000 kişilik bir hafif süvari tümenini öncü olarak Ahlat istikametinde ileri sürdü. 11G O ğ u z ÜNAL . Y ınanç. bu kuvvetlerin kendi karargâhlarına da ğıtıld ığını söylemek­ le durum u aydınlatm ıştır.(277) Sultan.* Sultân'ın yanında asıl kendi ordusu olan Horasan ordusu ile Anadolu hududunda cihâd ve gazâ ile meşgul bulunan genç ve güzide kuvvetler kalmıştı. kendi karar­ gâhlarına dağıttı. Ahiat'daki Selçuklu üs­ sünde kendisini bekleyen Afşin Bey kuvvetleriyle kavuşmak üzere. yani amcası Sultan Tuğrul Bey'in ordusunu. Bizans ordusu hakkındaki son bilgileri toplamak üzere Emir Sanduk (Sandak) Bey komutasında 10. Alp ArsUn. Ursel de Bayyöl komutasındaki kuvvetlerle beraber Ahlat istikametinde hareket ettikten sonra.H. Bu cebri yürüyüş bilhassa Fırat nehrini geçerken Türk ordusunda ciddi kayıp­ lara sebep oldu. amcası Sultan Tuğrul Bey zamanından beri silâh altında bulunan Irak-ı Arap ve Irak-ı Acem ülkelerinin as­ kerlerini. İmparator buna ihtimal vermemiş ve *Y ılm az Ö ztuna. (278) İmparator. süratle kuzey doğuya doğru yoluna devam etti. Sultân'ın kendi gelişini işitir işitmez Suriye'den İran'a döndüğünü duymuş ve bundan dolayı Selçuk akıncı orduları­ nın hareket üssü olan Ahlat'ı zapt ve Van gölü sahillerini takip ederek bu göl kenarında Türkler eline geçen şehir ve kaleleri geri alarak Azerbaycan'a girmeği ve oradan İran ve Horasan içlerine ilerlemeği kararlaştırmış ve Türk asıllı General Tarkhan ve Normandiya'lı meşhur asilzâdelerden Ursel de Bayyöl kumandasındaki 30. sh. Türkiye Tarihi. Sultan Alp Arslan'ın Ahlat istikametinde ilerlemekte ve gittikçe ''ikb«m akta olduğu haberini İmparatora biidirdiyse ae.000 ki­ şilik öncü kuvvetlerini iki kol halinde Ahlat'a doğru ileri sürmüş­ tü. (279) Bizans ordusunun öncü kuvvetleri komutanı General Tarkhan. 4L7) M ı­ sır'da Fatim iier ve A nad olu'd a Bizans ile harp halinde olan ve çok kritik bir dönem yaşayan Sultan A lp Arslan'ın böyle bir hatâ yap­ ması ve ordusunun kuvvetini azaltması beklenemez. Veziri Nizam ülıMülk'ü muhtemel bir bozgunda Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nun dağılmasına engel olacak tedbirleri almak üzere Hemedan'a gönderdi. Nitekim M. ordusunu bu şekilde gençleştirip yeniden teşkil ettikten sonra. ordusuna cebri yürüyüş emri verdi.

Bu kuvvetin gelerek Bizans şatlarında muhare­ beye girmesiyle Türk öncü taarruzları bir süre durakladı ise de Türk­ ler bu defa. General Nikefor Bryennios kumandasındaki yeni bir öncü kuv­ vetini Türk öncüsünün üzerine gönderdi. Türk kuvvetlerinin kesin zaferi ile neticelendi. (280) Alp Arslan. (282) Bu suretle öncü muharebeleri. HORASAN’DAN ANADOLU'YA 117 . Sanduk Bey. Türk akıncı üssü olan Ahlat'a vardığı zaman General Tarkiıan ve Ursel kumandasındaki Bizans öncü kuvvetleri de şehre yaklaşıyorlardı.habere inanmamışıi. Emir Sanduk Bey kumanda­ sındaki Türk öncüleri ile General Bryennios kumandasındaki kuvvet­ ler arasında çok kanlı bir muharebe başladı. daha sonra Fırat'ı geçerek Mu. Bizans öncü kuvvetlerini ağır bir bozguna uğratmışlar.(281) General Nikefor Bryennios ise dağınık ve perişan kuvvetlerle kaçmıştı. General Bryennios. büyük bir Türk kuvvetine çattığını. ele geçirilen süslü büyük bir haçla birlikte. hayatlarını kurtarabilmek amacıyla batı istikametinde arkalarına bakmadan kaçmağa başlamışlardı. evvelâ doğu istikametinde ilerlemiş. veziri Nizam üi-Mülk'e göndermiş ve bunun çarçabuk Bağdad'da bulunan Halife'ye ulaştırılmasını ve böylece islâmın selâmeti için ilk başarının elde edildiğinin müjdelenmesini ve bu durumun bütün İslâm âlemine duyurulmasını istemişti. Niiıayet Selçuklu ve Bizans öncü kuvvetleri Ahlat civarında karşılaştılar. Sultan Alp Arslan. durumu öğrenmek ve Bryennios'a yar­ dım etmek üzere Ermeni asıllı General Basilakes kumandasında yeni bir kuvveti ileri sürdü. Çünkü o. Bunun üzerine. 23 Ağustos 1071 günü Sultan'a gönderdi. Bu başarı Malazgirt zaferinin müjdecisi olmuştur. böylece düşmanı aldatmıştı. Emir Sanduk Bey kumandasındaki Türk öncü kuvvetleri. esir General Basilakes'i. Türklerin ana kuvverleriyie Musul istikametinde kaçmakta olduğu ve bir an evvel ülkelerine gidebil­ mek için yol aramakla meşgul bulunduklarına inanıyordu. hattâ kendisinin bile yaralandı­ ğını İmparatora bildirdi. Gerçek­ ten.sul topraklarına girmiş ve bu şekilde. Sultan'ın henüz gelmemiş olduğunu sanan İmparator. Emir Sanduk Bey'in baskın tarzında giriştiği bir yıldırım taarruzuyla Bizans kuvvetlerini paramparça etmişler ve General Basilakes’i de esir etmişlerdi. Bu duru­ mu haber alan ve Sultan'ın geldiğine bir türlü inanamayan İmpara­ tor. Sultan da esir generali yanında alıkoyarak haçı. Türk ordusu­ nun başında Sultan olduğu halde Musul'a doğru kaçmakta olduğu haberini etrafa yaymış. General Tarkhan ve Ursel. Bizans ordusunu karşılamak ü/ere Halep'ten hareket ettiğinde.

1 3 7 . 61 ve ayrıca Osm an T U R A N . Bu ko­ nuda bkz. Reşidü'd-Din sh. cihanın en büyük askeri kuvvetleri olan Türk ve Bizans İmparatorluk orduları 7-8 kilometre uzaktan birbirlerini gördüler. S ıbt İbnü'l-Cevzi sh.200 kişi tarafın­ dan idare edilebilen ve devrinin en büyük silâhı olan büyük bir man- *Ö ztun a. İbnü'l A dim sh.* Bizans ordusunun mevcuau 200. hiç bir seferinde bu kadar büyük ve muhteşem bir ordu toplamamıştu. Bizans ordusunda hayal kırıklığına sebep olmuş ve bu nedenle İmparator İran ve Horasan'a doğru yapmağa karâr verdiği seferden şimdilik vazgeçerek. Malaz­ girt ovasından bir karış daha doğuya ilerleme cesaretini göstereme­ miş ve bu suretle Türk ordusu. orduların 26 Ağustos Cum a sabahı karşılaştıklarını söy­ lerse de.. Orduda büyük harp âletleri ve 1. İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı adlı kitapta El-Hüscynı sh. L3. m uahhar İslâm kaynaklarında ve Bizans Kroniklerinde karşılaşm anın Çarşamba günü o ld u ğu kaydedilm iştir. insiyatifi ele alarak meydan muharebesine gitmeğe mecbur etmiş­ ti.000 kişi civarında o ld u ğu n u göstermiştir. kaynakların m ukaye­ sesinden herhalde Çarşam ba günü o ld u ğu anlaşılmaktadır.(284) Bizans ordusunun ağırlıklarını üç bin araba ve on binlerce hayvan taşıyordu. sh. Devri Türk Tarihi. Faruk S Ü M E R — Ali SE V İM . Sel. Tarihi ve .* ^ Malazgirt'e kadar cereyan eden 676 yıllık tarihinde Bizans İmparatorluğu. ♦♦Orduların mevcudu hakkında çok mübalağalı rakkamlar ileri sü­ rülmüş ve bu arada Bizans ordusunun 600.000 kişi kadardı. 118 OĞUZ ÜNAL . 266. sh. Sel. .K Ö Y M E N . 52.öncü muharebelerinin Türklerin i<esln zaf^i ile neticelenmesi Türk ordusunda büyük bir sevinç yaratırken. (283) E. Bizans ordusunu orada mıhlamış.000 kişi o ld u ğu da söy­ lenmişse de. 34. incelemeler Bizans ordusunun 200. Îbnü'l-Cevzi sh. 34. Bu hususta­ ki ifadelerin hayli karışık olm asına rağmen. M A L A Z G İR T M E Y D A N M U H A R E B E S İ V E G E Ç İR D İĞ İ SA FH A LA R 24 Ağustos 107m Çarşamba günü Malazgirt Ovasında.

iVlengücek Gazi. Emir Çavlı.(286) Bundan başka. gibi.(289) Ancak. Emir Porsuk. A y Tekin.(285) Bizans ordusu. milliyet ve mefkure bakı­ mından çok ahenksiz ve hattâ birbirine düşman unsurlardan terek­ küp ediyordu. Aslen Kapadokya'lı bir General olan Romanos Diogenes de üniü bir hânedanın ferdi olmadığı için. İslâm H u k u k term inolojisinde F ık ıh H ukukçusu anlam ına gelmektedir. yüksek hürmet ve itaati tamamen telkin edememişti. BizanslIlar arasında. Bunun üzerine Generallerinin sadakatinden şüpheye düşen İmpara­ tor. (288) Türk ordusu ise SO. 200. kaynak göstermeksizin. âlim i yani İslâm HORASAN'DAN ANADOLU'YA 119 . Saltuk Gazi.(2S7) Nitekim daha ilk öncü muharebe­ lerinde mağlup olan Generaller.(291) Sultan Alp Arslan'ın yanında kardeşi prens Yakuti Bey. Anadolu gazalarında pişmiş ve şöhret yapmış büyük Türk komutanları ile Sultanın imamı ve fakihi ^ ' Buhara'lı Ebu Cafer Muhammed bulunuyordu. bir ordunun idaresi için şjı t oian. bu generaller bir daha arkalarına bile bakmadan İstanbul'a doğru yol almışlardır. Emir Sanduk Bey. Dilmaçoğlu (ya da Dimlaçoğlu) Muhammed Bey. Tarkhan ve Ursel. Emir Çavuldur. vatan kunna enerjisinin ateşiyle yanıyorlardı. Arslan Taş. Bekçioğlu Afşin Bey. gazâ ve cihâd mefkuresi ile yanıp tutuşan bir ordu idi. batıya doğru ar­ kalarına bakmadan kaçmışlar ve İmparatorun kuvvetleri ile birlikte kendisine iltihak etmeleri yolundaki emrine rağmen. Tutu Oğlu Bey. Hepsi İslâm ideali uğrunda birleşmiş gâzilerdi. Kuıalmış Bey'in oğulları olan Süleyman ve kardeşlerinin de Malazgirt Meydan *Fakih. Tutak Bey. Bağdat muhafızı Sa'd ud-Devle Gevher Ayin.000 kişilik bu muazzam Bizans ordusunda tek merkezden idareye elverişli bir teşkilât ve birlik de yoktu. (292) Her ne kadar Mükrimin Haiil Vınanç. Eksuk Oğlu Artuk Bey. Sav Tekin.OOO kişi civarında idi. dinamik ve disiplinli idi. hepsinden tek tek sadakat yemini almak zorunda kalmış ve on­ ları hemen her gün tekrardığı valilik vaatleri ile yanında tutmağa çalışmıştır. din. Çok çevik. Bizans ordusuna nazaran küçük gibi görünen Türk ordusu dev gibi şahlan­ mış. Başlarında büyük zaferler kazanmış genç ve kudretli bir Sultan ile tecrübeli kumandanlara sahipti.(290) Anadolu'ya yapılan akınlarda pişmiş ve bu ülkeyi bir Türk vatanı haline getirmeğe ka­ rar vermiş olan Türkler. Türk ordusundan sayıca dört kat daha üstün bulunmasına karşılık.cınık da vardı.

S ). Zira bilindiği gibi kâfirlerle savaşmadan önce barış teklifinde bulunmak İslâm Devletler Hukuku'nun başta gelen kurallarındandı ve bu husus Kur'an-ı Kerim’de de sarahaten belirtilmişti. Savaş kaçınılmaz bir iş halini aldığı zamanda bile savaştan önce İslâm kumandanının. yahut onlar tarafından Müslümanlara herhangi bir kötülük gelmeye­ ceği hususunda garanti vermeleri. Halife.A. (293) Sultan Alp Arslan. Selçuklu komutanlarından Sav Tekin de bu elçilik heyetinde bulunuyordu.lri'rkcn daha önceden düşmanla döğüşeceğini Halife'ye bildirmiş olduğundan.(298) Kuvvetine son derece mağrur olan İmparator. düşma­ nın son durumu hakkında kesin ve doğru bilgiye sahip olmaktı. son araştırmalar Kutalmışoğullarınm bu muharebeye katılmadıklarını kesinlikle orta­ ya çıkarmıştır. savaştan önce İmpa­ ratora son bir barış teklifinde bulunmakla Peygamber (S. Sultan’m barış yolundaki samimi ve halisane niyetini anlayamamış ve onun korktu­ 120 O ğ u z ÜNAL . muharebe etmek azmiyle Malazgirt ovasın­ daki ordugâhına ı. Eğer sulha rağbetin yok ise azmimizde Allah'a te­ vekkül ve azmimizi tashih ederiz" diyordu. hazırlık esnasında bile savaşa engel olmaya çok düşkündü. İmparatora yaptığı barış teklifinde: "Eğ er sulh istiyor­ san sulh ederiz. Ya kalpleri Müslümanlarla beraber olacak şekilde İslâmiyeti kabul etmeleri. Muhammed (S. (294) Bu nedenle Sultan Alp Arslan. Halife'nin elçisi İbn Mühliban'm başkanlığındaki Bir elçilik heyetini İmparatora gönderdi. Alp Arslan. Halife'nin elçisi İbn Mühliban da Sultanın yanında bulunuyordu. Alp Arslan'ın İmparatora bir elçilik heyeti göndermesindeki ikinci hedefi de.(297) İşte Sultan Alp Arslan da. Birincisi iki devlet arasındabarış yapılmasını sağlayarak kan dökülmesini önlemek. düşmanlarını üç şıktan birisini tercih etmeleri hususunda serbest bırakması gerekir. kan dökülmemesi için Alp Arslan ile Romanos Diogenes arasında barış aracılığı yapmak isti­ yordu ve İbn Mühliban'ı bu barışı sağlamak üzere göndermişti. (295) Bu elçilik heyetini göndermekle Alp Arslan iki hedef takip edi­ yordu.(296) Nitekim Peygamberimiz Hz. İslâm'ın davetini temin edecek anlaşmayı kabul etmeleri veya savaş.A S )’in sün­ netini yerine getirmiş oluyordu.Muharebesine katılmış olduklarını söylerse de. barış yapılması mümkün olmadığı takdirde.

diplomatik nezakete aykırı da olsa. bana ondan haber verin" diye sormuş.ğuna hükmederek. " E y Sultan'ım! Sen Allah'ın başka dinlere karşı zafer vaadeylediği İslâmiyet uğrunda cjhâd yapıyorsun. Ben Yüce Allah'ın zaferi senin adına yazdığına inanıyorum" (302) diye­ rek. Sultan'a. ondan sonra sulh konu­ sunu konuşabileceğini Sultan'a cevaben bildirdi.(301) Sultanın imamı ve fakihi Buhara'lı Ebu Cafer Muhammed. bu nedenle bü­ tün hatiplerin minberlerde Müslüman halkla birlikte senin için duada bulunacakları Cuma günü öğle namazı sırasında savaşa giriş. Allahım! İslâmın sancaklarını yükselt vc İslâm'a yardım et. HORASAN'DAN ANADOLU’YA 121 . İmparator: "Hemedân'm soğuk olduğunu öğrendik. ordusunun çokluğuna güvendiğin­ den ve maiyetindeki generallerinin teşviklerine kapıldığından. İmparatorun red cevabını. elçilik heyetinin arzettigi barış tekliflerini çok kaba bir şekilde reddetmiş vc elçilere:: "Isfahan mı daha güzel­ dir. Hemadân mı. Said bin Muslâyâ tarafından kaleme alınmış bulunan dua metni aşağıdaki şekilde yazılmış idi. "Atlarınızın Heme­ dân'da kışlayacaklarından ben de eminim. 24 Ağustos 1071 Çar­ şamba (Yınanç'a göre 25 Ağustos Perşembe) günü. Bu kaba hitap karşısında kendisini tutamayan Sav Tekin. vuruşma gününü Cuma'ya tesadüf ettirerek. alınca çok üzül­ müş ve mukadder çarpışma için hazırlıklarını tamamlamaya giriş­ mişti. büyük bir nezaketle "Isfahan" cevabını verince. Fakat sizin nerede kışla­ yacağınızı bilemem" diyerek çok ciddi ve manâlı bir mukabelede bulunmuştur.(299) İmparator. Şirkin başını ezmek ve kökünü kazımak suretiyle şirki mahvet. Bunun üzerine Sultan Alp Arslan. bu mübarek gün­ de ordusunun maneviyatını yüksek tutmak istemiş ve hazırlıklarını ona göre yürütmüştü. İbn Mühliban. Yolda taarruza uğ­ ramamaları için de elçilerin ellerine birer haç vererek geri gönderdi ve bu şekilde harbi emri vâki haline getirdi. Sultan'm maneviyatını yükseltti. Bİ2 İsfahan’da ve hayvan­ larımız da Hemedân'da kışlar" diyerek gururunu çok kaba bir şe­ kilde açığa vurmuştu. Bu arada İslâm dünyasının kaderini yakından ilgilendiren bu meydan muharebesi için Abbâsi Halifesi Emir ül-Müminin Kaim Biemrillâh da bütün İslâm ülkeleri camilerinde okunmak üzere bir dua metni yayınlayarak her tarafa gönderdi. mü­ zakereye girişmekten kaçınarak Sultan'm her şeyden evvel bulun­ duğu mevkii terkedip Ahlat'a çekilmesini. (300) Alp Arslan.

Sana itaat ve kulluk için hayatlarını feda edip sana bağlanarak kanlarını akıtan. şanını yayılır kılsın ve zamanın güçlükleri karşı­ sında kolayca yerinde tutabilsin. Allahım! O. canlarınızla savaşınız. senin yoluna düştü. dürüst bir azim ve Allah'dan korkan temiz kalplerle ve ihlâs bahçelerinden kısmet alan inançlarla onun için Allah'a dua ediniz. dileklerinde ona yardımcı ol. O. Malı ve canı ile senin emirlerine uymak gayesiyle. d e.. âyet.Saff suresi. Müminlerin Emirinin açık bir delili olan Şahinşah'ül-Azam (Sultan Alp Arslan)'ı. Onun kâfirlerin karşısındaki bugünü yarınına da yetsin. bayraklarını nurlandıran ve gayesine ulaştıran yardımından uzak tutma. nasıl senin davetine uyup şeriatının korunması yolunda gevşeklik göstermeden emrine icabet etmiş ve düşmanlarına bizzat karşı koyarak dinine hizmet için geceyi gündüze katmışsa. sizin için.. Bu. Ordusunu meleklerinle destekle. senin güzel sıfatların içinde korusun. kazâ ve kaderini onun için iyi ve hayırlı tecelli ettir. senin yolunun miicâhidlerini yalnız bırakma. düşmanların bütün hilelerini defetsin ve senin lütfunla bu koruyucu onu en sağlam elbiselerle. Es. Senin sözün haktır. niyet ve azmini hayır ve başarı ile sonuçlandır. Çünkü Sen: " E y iman edenler! Elem verici bir azâbdan sizi kurtaracak kazançlı bir yolu size göstereyim mi? Allah'a ve Peygamberine imânda sebat ediyorsanız. onu. Ve küfür ehlinin."** *Kuran-ı Kerim. **Kur'an-ı Kerim. bu sayede senin hükmünü yürütür. 77. senin rızan için rahatını terketti. şöyle buyuruyor: " E y Muhammedi Onlara sizin dualarını/ olmasa Rabbim size niçin değer versin. lütufkâr ve her zaman devamlı tesir icra eden desteğinden mahrum etme. Sen de Ona zafer kısmet eyle. lO-Ul. on­ ları kuvvetlendirerek yurdlarını emniyet ve zaferlerle dolduran yardımlarını esirgeme. El Fürkan suresi. Çünkü O. E y Müslümanlar! Doğru bir niyet. âyet. Çünkü hata ve eksikliklerden münezzeh olan Yüce Allah. Senin dinini yükseltmek ve şerefli kılmak için. Onu öyle bir koruyucu ile kuşat ki. 122 Oğ u z ÜNAL . Yapmak istediği işi ona kolay kıl İMi'ûini yerine getir. eğer bilirseniz çok hayırlıdır"* diyorsun. hak yollarını göremeyip sapıklıkta göz­ leri kapansın. Bu suretle onun mukaddes cihâdı zaferden ışık alsın. Allah yolunda mallarınızla.

korku ve şaşkınlık içinde bırakıldı. her kanadın gerisinde. İslâm kaynaklan Türk ordusunun kanatlarına hangi ku­ mandanların tayin edildiğini ve Türk tümenlerini hangi emir ve kumandanların sevk ve idare ettiklerini söylemezler. muharebe tertiplerini almağa başlamışlardı. Muharebe Türk merkez kuvvetlerinin oynayacağı ustaca bir taktikle çözümlenecekti.(310) Kararlaştırılan muharebe strateji­ HORASAN'DAN ANADOLU'YA 123 . gürültüleri ve ok yağmuru ile Bizans askerleri uykusuzluk. (307) Türk ordusu.(305) 25/26 Ağustos gecesi Cuma sabahına kadar. imamı ve fakihi olan Buharalı Ebu Cafer Muhammed'in tavsiyesiyle." (303) Alp Arslan. Çarşamba günü İmparatorun red cevabını alınca. 26 Ağustos 1071 Cuma günü savaşa başlamak üzere. emirlerine verilen büyük birliklerle.(304) 25 Ağus­ tos Perşembe akşamından. Zeho ovasın­ daki yüksek tepelerin gerisinde pusu mevzileri (taarruz hazırlık mev­ zileri) ne yerleştirilmişlerdi. Bir savunma tertibinden ziyade bir taarruz tertibi almıyordu. güçlü ve kuvvetli olarak düşmanlarını mahvetmesi. düşmanın gözle göremiyeceği.(306) Bu arada Türk komutanları. A L L A H IM I ON UN B Ü T Ü N G Ü Ç L Ü K L E R İN İ K O L A Y L A Ş ­ T IR v e K ü f r ü O N UN ö n ü n d e Z E L İL k i l . merkez. tekbir sesleri. dışa taşkın ihtiyat kuv­ vetleri bulundurulmuştu. büyük bir gizlilik ve sessizlik içerisinde. Bu suretle Türk ordusu. Bizans ordugâhının yakınlarına kadar so­ kulmuşlardı. muharebe hazır­ lıklarına girişmiş ve bütün tabiye tedbirlerini almıştı. sağ ve sol kanat kuvvetleri olarak ayrılmış ve orduda genel bir ihtiyat kuvveti yerine. pu­ su mevzileri (taarruz hazırlık mevzileri) nde. 26 Ağustos Cuma sabahına kadar Türk hafif süvari müfrezeleri. her kanatta ikişer olmak üzere merkez kuvvetleriyle birlikte beş büyük kısma-ayrılmış oluyordu. vs.E y Müslümanlar! Onun. davul.(308) Bizans ordusunun en kuvvetli olarak tertiplenen merkez kuvvetlerine karşılık. boru. Türk ordusunun merkez kesimini en az ve yeterli kuvvete emanet etmiş ve merkezin emir ve kumandasını Başkumandan olarak bizzat eline almıştı. Alp Arslan. 25 Ağustos Perşembe günü öğleden sonra ve gece. sancağını yükseltip zaferlerin en son derecesine erişme­ si ve gayesine nâil olması hususunda Allah'a dua ve niyazda bulu­ nunuz.(309) Sağ ve sol kanatlarda ağırlık merkezi teşkil edecek olan dışa taşkın ihtiyat kuvvetleri.

pusu mevzileri (taarruz hazırlık mevzileri) hizalarının biraz gerilerine kadar çekilerek bir tor­ baya sokulmak suretiyle sağ ve sol kanatlardan. general Nikefor Bryennios ve geride de ihtiyat kuvvetlerinin başında Prens Andronikos Dukas bulunuyordu. 124 Oğ u z ÜNAL . 150 yıl kadar önce İmparator VI. Ancak bu birliklerin manevra ve oynaklık kabiliyeti hemen hemen hiç yoktu. yaralı olmasına rağmen. "F a la n j" ve "L e j­ yon " esasına göre tertiplenmişlerdi. Sağ kanatta Anadolu kıtalarının başında olarak ünlü Kapadokya'lı general Aliates vc sol kanatta da Rumeli kıtalarının başında olarak. Her hatla 10 "ıManipul"* bulunuyordu.(311) Görüldüğü gibi Türk ordusu "kesin sonuç vasıtası" olarak "imhâ muharebesi" stratejisini benimsemişti. ön hatta ve 16 sıra halinde.sine göre. B izans ordusundaki piyado b irlik lo rin c (b ö lü k le n n o ) v e r i­ len isim dir. Falanjlar. üç hat teşkil ediyorlardı.(313) Bizans ordusunun merkez kuvvetleri. Birinci hatta mızrak taşıy?nlar. Bu şekilde düşman. yanaşık düzende tertiplenen 256 muharipten meydana gelmişti. Falanjların arkasında. (314) Lejyonlar ise. Leon tara­ fından yazılan "Tactica" (Taktik) adlı eserde geliştirilmiş olan bir muharebe taktiği gereğince (312). yıl­ dığı hissini vererek geri çekilmeğe çalışacaktı. genellikle ağır piyadelerden teşkil edilmişti. Ordunun bel kemiğini meydana getiren bu ağır piyadeler. üzerine çekecek ve muharebeden çekinip. ikinci hatta prenslerin askerleri ve üçüncü hatta da imparatorun askerleri ellerinde kılıçları ve dikdört­ gen şeklindeki büyük kalkanları ile bulunuyorlardı. evvelâ Türk Merkez kuvvetleri cepheden taarruz ederek düşmanı kışkırtacak. Gerideki sıralar da ellerindeki kalkanlarla ön sıraları düşmana doğru itmeğe çalışacaklardı. Türk merkez kuvvet­ lerinin bu geri çekilme sınırı pusu mevzileri (taarruz hazırlık mevzile­ ri) ne giren sağ ve sol kanat kuvvetlerinin bulundukları hatlardan bir az daha derinde olacaktı. Bizans ordusu ise. Bunların ilk beş sıraları çok uzun mızraklar taşıyorlardı. Bu taarruz­ la düşman kuvvetleri bir çember içine alınarak imhâ edilecekti. Merkezde esas büyük kuvvetlerle Başkumandan olarak İmparator Romanos Diogenes bulunuyordu. adeta merasim kıtası gibi. şu şekilde muharebe tertibi almış­ tı. düşmanın yan ve ge­ rilerine baskın tarzında bir yıldırım taarruzu yapılacaktı. Manipullerin her birinde yaklaşık 60-80 *M a n ip u l.

Falanjlar ve Lejyonlar. En mükemmel muharebe tertip ve teş­ kilâtının üstün ve oynak bir manevra kabiliyeti ve tek merkezden sevk ve idareye elverişli mutlak bir askeri disiplin olduğunu unutan BizanslIlar. Lejyonlar. kanatlar hiç bir zaman savunmasız bırakılmaya­ cak. Bizans ordusunun teşkilâtı ve muharebe tertibatı. İmparator jüstinianus devrinin ünlü generalle­ rinden Belisarius’un. Bu taktik gercğincc. Falanjlara nazaran daha az kuvvetli olmakla beraber.taarruz" stratejisine dayalı bir muharebe taktiğini benimsemişti. ön hatlar hiç bozulmayacak. Manipuller. Leon'un "Tactica" (Taktik) isimli eserlerinde son ve mükemmel şeklini alan "savunma . Selçukluların aksine. Kartaca ve İtalya savaşlarında uygulaya­ rak geliştirdiği ve İmparator Mauricius'un "Strategicon" (Strateji) ve İmparator VI. Malazgirt ovasında yedikleri ağır darbeden sonra anlayacaklardı.kişilik iki sıra halinde 120 160 er bulunuyordu. sol kanadında Rumeli'li süvariler ve bunların arasında da öizans. (317) Bizans ordusunda üçüncü kuvvet olan süvariler. (315) Sağ ve sol kanatlarda ise yine Falanj ve Lejyon esasına göre dü­ zenlenmiş bulunan hafif piyadeler yer alıyordu. (320) 26 Ağustos 1071 Cuma sabahı. maiyetinde bulunan bütün kumandanları topladı ve onların yanında Allah'a şu duada bulundu: "Y a Rabbi! Sana tevekkül ettim ve bu cihâdla HORASAN'DAN ANADOLU’YA 125 .(319) Görüldüğü gibi. bu gerçeği. (318) Bu şekilde Bizans ordusunun süvari mcvcudu 15-20 bin kişi kadar oluyordu. Falanj ve Lejyonların yanaşık düzendeki kütlevi saf düzenleri muhafaza edilerek düşman üzerine kütle halinde yüklenilecek ve Selçuklu süvarisinin baskınlarına karşı daima uyanık bulunulacak­ tı. 10 sıra halindeki bir derinlik içinde muharebe tertibi almışlardı. Süvari perdesinin sağ kanadında Anadolu'lu süvariler. Bizans ordusu. Peçcnek ve Uz (Şamani Oğuz) süvarileri yer almıştı. kaba kuvvetin tam bir örneği idi Türklerdeki oynak sevk ve idareye ulaşamamışlardı. İran. (316) Bu piyade birliklerinden başka ordunun önünde bir süvari per­ desi teşkil edilmişti. ordunun ancak onda biri kadarını meydana getiriyorlardı. Sultan Alp Arslan. daha oynak ve manevra kabiliyetleri üstün birliklerdi. yukardan görünüşleri itibariyle yan yana kibrit kutu­ ları gibi tam bir merasim kıtası halinde idiler.

güçlüklerimi kolaylaştır. Senin katında secdeye kapanıyor ve yalvarıyorum. muhtesipler* gibi sabırlıyım ve kendini tehlike­ lere atan kimselerin yaptıkları gibi gazilerin başında savaşacağım. Allah rızası için savaşan demektir. (324) *Muhtesip. Bu gün ben de sizlerden biriyim ve sizinle beraber savaşacağım. bizim sa­ yıca az olmamıza rağmen. biz senin kullarınız. düşman çoğunlukta olarak böyle bekleyeceğiz? Ben. istemeyenler ise serbestçe gidebilirler. Müslümanların eskiden beri yapa geldikleri bir gazâ yapıyoruz. Sîzler­ den arkamdan gelmek isteyenler gelsinler." Sultan'ın bu sözleri üzerine kumandanlar da hiç duraksamadan ve hep bir ağızdan: "Baş üstüne" dediler.Allah'a dua etti ve gözyaşları arasında askerlerine şu hitabede bulundu." (321) Bu duadan sonra Sultan Alp Arslan." (323) Bu hitabeyi büyük bir heyecan içinde ve gözyaşları arasında dinleyen asker ve kumandanlar. istediğin gibi hareket et" dediler. bana yardım et. Eğer Allah beni başarıya ulaştırırsa ki. Asla em­ rinden ayrılmayacağız.sana yaklaştım.ya da şehit olarak cennete giderim. Müslümanların minberlerde bizim için ve Müslümanlar için dua etmekte oldukları şu saatte düşmana saldırmak istiyorum. Şimdi burada Allah'tan başka Sultan yoktur. Biz. düşmanlarıma karşı cihâdımda bana yar­ dım et ve beni muzaffer bir sultan kıl. Bu sözlerim gerçek duy­ gularımı ifade etmezse beni. emir ve kader yalnız onun elindedir. "Ben. kumandanlarım! Daha ne zamana kadar biz azın­ lıkta. biz de aynısını yaparız. (322) Öğleye doğru namaz vakti gelince Sultan askerleriyle birlikte namaz kılıp. Sen ne yaparsan. ona itaat etmenizi ve onu yerime geçirme­ nizi sizlere vasiyet ediyorum. O'ndan beklediğim budur. A<lahım! Niyetim halistir. Eğer durum bunun aksi olursa oğlum Melik-Şah'ı dinlemenizi. kumandanlarına şu hitabe­ de bulundu. bu güzel bir sonuç olacaktır. 126 Oğ u z ÜNAL . "Askerlerim. Ya gâyemecroı . Eğer içim dışıma uygun geliyor ve sözlerim gerçek duygularımı ifade ediyorsa. yanımdaki komutanlarım ve askerlerim­ le birlikte kahret. hep bir ağızdan: " E y Sultan.

157) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 127 . yakın vuruşma silâhları olan. **Savaşa başlam adan önce atm m k uyruğun u bağlam ak. ****B izans İm paratorluğunun son gücünü kullanarak çıkardığı o r­ dusunun Malazgirt'te im ha edilmesi sebeplerini bazı Hıristiyan kaynakları yalnızca Peçenek ve Uzlar'm Bizans saflarından ayrılarak Selçuklu saflarına geçmelerine bağlarlarsa da. Bizans saflarından ayrılıp ırkdaşları olan Selçuklular'a katıldılar. ***Peçenek ve Uzlar'm Selçuklular tarafına ne zaman geçtiği hakkm da kaynaklarda birbirini tutm ayan çelişik bazı rivayetler varsa da. (325) Böylece artık muharebe başlıyor. bizce herhalde muharebe başlamadan önce ve ordular birbirlerine iyice yaklaştıkları sırada vuku bulm uş olm alıdır. bu kuvvetli zannettikleri sebep hiç de yeterli değildir. Zira Uzlar ve Peçenekler. etkileyecek kadar cid­ di bir sebep dahi değildir.g e. Bu nedenle bu kadarcık bir kuv­ vetin Türkler tarafına geçmesi Türk ve Bizans orduları arasında­ ki kuvvet farkını kapatm ak şöyle dursun. ölünceye kadar savaştan dönm em eğe ahdetmek de­ mekti. Tam bu sıra­ da Bizans ordusunda ücretli olarak bulunan Şamani Peçenek ve Oğuzlar (Uzlar). kös ve boru gürültüleri ve savaş naraları arasında harekete geçiyor ve düşmanı tahrik ederek harekete geçirmeğe çalışıyor­ lardı.**** ♦Peygamberimiz Hz. Sultan Alp Arslan'm huzurunda yer öpen Peçenek ve Oğuzlar'ır reisleri. 200.000 kişi civarındaki Bizans ordusu içinde onda bir kadar bile değillerdi. kılıç ve gürzünü kuşandı. eski Türk töresince.** sonra ok ve yayını atarak. M uham m ed (S. K A R A T A M U . atının kolanını iiktı vc eski Türk töresi gereğince atının kuyruğunu bizzat kendi cli\lc bağ­ ladı. a.S. Yenilgiyi bir türlü hazmedemeyen ve kendilerini asılsız bir yalana inandırm ağa çalışan bu tarihçiler hem kendilerini aldatm ışlar ve hem de tarihe karşı bir ihanette bulunm uşlardır. sh.*** Bu hâdise. Türk hakanına Bizans ordsunun son durumu hakkında pek değerli bilgiler verdiler. Türkler Allah Allah ve tekbir sesleri.A .Daha sonra tamamen beyaz elbiseler giymiş ve güzel kokular sürmüş* bulunan Sultan Alp Arslan.) de savaşa gideceğinde daim a güzel kokular sürerdi. Bizans ordu­ sunda hafif bir maneviyat kırıklığına sebep oldu ve İmparatoru da oldukça sinirlendirdi.. İki ordu vuruşabilecek mesafeye kadar yakınlaştı. (bkz.

kendi komutasındaki ana kuvvetlerle ileri atıldı. bir kama gibi Türk ordusunun içine girmiş ve Türk merkez kuvvetlerini göğüs göğüse muharebeye zorlamak azmiyle kendi ordugâhından çok uzaklaşmış ve Bizans askeri geleneğinden ayrılarak. mağrur İmpara­ toru gayrete getirmişti. Bizans ordusunun önündeki süvari perdesini da­ ğıtmak ve düşmanın ana kuvvetleri ile temasa gelerek onları üzerine çekmekti. Bu sırada Türk süvarileri at üzerinde ve hareket halinde iken attıkları oklarla. Alp Arslan bu taarruza mukavemet edemiyormuş gibi yaparak ağır ağır geri çekilmeğe başladı. pusu mevzileri (taarruz hazırlık mevzileri)'ndeki Türk kuvvetlerinden habersiz olarak. süvari müfrezeleri ile desteklenmiş olduğu hal­ de. Bizans ağır piyadesi çok büyük bir kütle halinde karşı taarruza geçtiğinden. İmparator. Türk ordusunu küçüm­ seyen müstehziyane bir eda ile: "Hep birlikte saldırıp şu küçük top­ luluğu ortadan kaldırınız" dedi ve kendisi de mızrağını eline alıp. Türk merkez kuvvetlerinin giriştiği cephe taarruzu çok sert bir şekilde inkişaf ettirilmiş ve Türk süvari­ sinin at üzerinde hareket halinde iken yaptığı yoğun ok atışları ile Bizans süvarisi şaşkına dönmüş.(326) Bu nedenle. yakın temasa geçince de Bizans süvari perdesi tamamen yırtılmış ve dağılmıştı.(328) Bu şekilde Bizans ağır piyadesinin doğu istikametindeki bu taarruzları çok seri bir şekilde inkişaf etmiş ve düşman. (329) Türk merkez kuvvetlerinin bu sahte geri çekilme hareketi Türk ordusunun ağırlık merkezini teşkil eden sağ ve sol kanatlardaki 128 Oğ u z ÜNAL . Bu se­ beple Sultan.öğleyi bir iki saat geçe (tahminen 13. Sultan Alp Arslan'ın çalınmasını emrettiği cenk havaları ve tekbir sesleri arasın­ da Türk merkez kuvvetlerinin cephe taarruzu başladı. kumandanlarına kati neticeyi almak üzere taarruza geçmelerini emrederek. bu ilerleyişi devamlı olarak taciz etmişlerdi. Sultan'm başında bulundu­ ğu Türk merkez kuvvetlerinin bu çekilme hareketi.30 sıralarında).(327) Süvarilerinin dağıldığını ve geri çekilmekte olduğunu gören İmparator Diogenes. büyük bir taarruza geçti. Alp Arslan'ın istediği de bu idi. Sultan Alp Arslan'ın maksadı. Türk ordusunun çok büyük kuvvetlerle hücuma geçtiklerine ve bu sebeple Bizans süvari perdesinin dağılarak geri çekildiğine kanaat getirerek. muharebenin bu şekilde inkişaf etmesinden memnun­ du. Bu şekilde Bizans ağır piyadesi. Türk sağ ve sol kanatlarının ağır­ lık merkezini teşkil eden. oyalayıcı ve çevik Türk kuvvetlerine gittikçe daha çok yaklaşmak için boş bir gayretle ileri sokulmuştur. atına atlayarak müthiş bir hücuma geçti.

artık Türk taarruzlarının kendisinin başında bulunduğu Bizans merkez bölgesine yöneldiğini anlayınca geri çekilerek kuvvetlerini Bizans ordugâhında toplayıp orada.(330) İmparator. Bu şekilde gerileyen Türk merkez kuvvetleri ile beraber sağ ve sol kanatlardaki pusu mevzileri (taarruz hazırlık mevzileri)'nden bütün Türk ordusunun genel taarruzu başlamış oldu. Garabudo ve Aproksimet tepeleri hizalarında torbaya girmiş oluyordu. İşte tam bu sırada Sultan Alp Arslan.' Türk ordusunun baskın tarzında ve yıldırım hıziyle giriştiği bu taarruz. bütün cephelerden genel taarruz emrini vermişti. çok seri bir şekilde inkişaf ettirilmiş ve saat 15. yeni bir kütle taarruzuna geçmeği tasarlayarak bu yolda hazırlıklara girişmişti. Pusu mevzilerino'e bulunan Türk sağ ve sol kanat kuvvetleri yıldırım hıziyle. Türkler. Falanj ve Lejyonların saflarını düzelterek.dışa üşkın ihtiyat kuvvetlerinin bulundukları pusu mevzileri hizala­ rına kadar devam etti.00-16. Bu suretle yaklaşık olarak saat 15. Türk süvarisinin müthiş hücumları karşısında bu teşebbüs de gerçekleşememiş­ ti. kuvvet azlığını bu taktikleri ile gideriyorlar. Türk sağ ve sol kanatlarının açıklarında bulunan süvari birlikleri. Ayrıca Bizans ordusunun geri çekilmesine mani olmak gayesiyle. Bizans ordusunun sağ ve sol kanatlarının yan ve gerilerine saldırarak düşmanı sarmağa başlamıştı. Falanj ve Lejyonların kütlevi saf düzenleri bir hayli bozulmuş ve sarsılmış olarak. (331) Artık Bizans ordusu her iki kanatta da çöküyordu.00 sıralarında Bizans ana kuvvetleri. saf halinde yapılan klâsik muharebeye yanaşmıyor ve bunda muvaffak oluyorlardı. Bu sebeple Türk sol kanat kuvvetleriyle Bizans mer­ kez kuvvetlerindeki ağır piyadeler arasında çok kanlı çarpışmalar başlamıştı. Bizans ordu­ sunun çok derinlerine ve gerilerine taarruza geçmişlerdi. Bunun için de HORASAN’DAN ANADOLU'YA 129 . Tam bir imhâ muharebesi veriliyordu.30'dan itibaren düşmanın sağ ve sol kanat kuvvetleri parçalanmaya başla­ mıştı. Sağ ve sol kanatlardaki muharebelerin kaybedildiğini gören İmparator. bozguna uğrayan sağ kanada sol kanaddan kuvvet kaydırılmasını emretmişse de. Türk sol kanat kuvvetlerinin Bizans sağ kanadına yaptığı müthiş akınlar düşmanın bu kanadını iyice dağıtmış ve bu şekilde Bizans merkez kuvvetlerinin sağ yanı açılmış ve bu defa Türk sol kanat kuvvetlerinin saldırıları tamamiyle Bizans merkez kuvvetle­ rine yönelmişti.

rahatı savaş meydanına tercih etmelidir" dedi. Ancak İmparatorun bu hareket tarzını yan­ lış değerlendirerek. (336) Yüz yillardanberi Doğu Anadolu'da ışıyan Bizans güneşi. kendilerine yapılan mezhep baskıları dolayısiyle. (333) . muharebenin tamamen kaybedildiğini zanneden.(335) Böylece 26 Ağustos Cuma akşamı her şey bitmiş ve Bizans İmparatorluk ordusu. İmparator insiyatifi tamamen kaybetmiş. Müslümanların huzur ve refah içerisinde olmaları için. emir almadan geri çekilerek muharebe meydanını terketti. 26 Ağustos 1071 Cuma günü akşam güneşi ile birlikte batmış. ege­ 130 Oğ u z ÜNAL . Sultan'ın önünde yer öperek ona: "B ir Sultanın Müslümanlara acıması gerekir. Sultan Alp Arslan.(332) İşte bu son darbeler İmparatoru kesinlikle yıktı. İmparator. BizanslIlardan hoşlanmayan Ermeni kıtaları da muharebe meydanından çekildi­ ler. elinde kılıcı. bu sıralarda kesin sonuç alabilmek gayesiyle bir er gibi muharebeye katılmış ve yıldırım gibi düşman kıularının içerisine atılmiştı. Zira Sultan'ın en kanlı vuruşmala­ rın cereyan ettiği ateş hatlarına bu kadar pervasızca dalması tehli­ keli olabilirdi. Bu sebeple Em ir Ay Tekin atından inip. taarruz ruhu ile muhakeme gücü arasında denge bulunmayan hırçın bir komutanın akılsız yönetimin­ de. Bizans ihtiyat kuvvetleri komutanı Prens Andronikos Dukas. Nihayet Şadi adındaki bir Türk askerinin öldürmek için üzerine atıldığı bir sırada etraftakilerin: "öldürme! bu meliktir" demeleri üzerine İmparator da yakalanarak esir edildi.30'a kadar kendi kuvvetleriyle direndi. çekilmesi gereken bu güçlükleri biz huzur ve rahatlık sayarız" dedi. Sultan. bizzat kahramanca dövüşmekten ve inatla muharebeye devam etmekten de geri kalmadı. bu şekilde 19. bir eşi daha bulunmayan o değerli varlığını savaşa sokup ölüm teh­ likesine atmamalı. fakat etrafında­ ki birlikler yavaş yavaş eriyordu. Sultanın bu hareket tarzı Türk komutan ve erle­ rini daha büyük bir gayrete getirmiş ve Türk ordusu müthiş bir şe­ kilde Bizans saflarına savlet eylemeğe başlamıştı. yok olmuştu. Bununla beraber İmparator. geriye çektirdi. kendi emrindeki kuvvetlerle büyük bir inatla ve gerçekten kahramanca muharebeye devam ediyordu. Türklerin eline geçme­ sin diye. Bununla beraber komutanları da bir endişe almıştı. Aynı şekilde. (334) Muharebe bütün şiddetiyle devam ediyordu.ilk olarak ileri hatlarda bulunan sancaklarını. A y Tekin'in bu sözlerine karşılık: "B u zalim kavmi yenersem o zaman rahat edebileceğim.

sen bunu reddetmedin mi? Sana düşmanlarımın (ElBasan'ın) teslimini istemek için Emir Afşin ile haber gönderdiğim halde bundan imtina etmedin mi? Benimle anlaştığın halde (ahdini bozarak) bana savaş açmadın mı? Geri dönmen için daha dün haber göndermeme karşılık. Bunun üzerine Sultan: HORASAN'DAN ANADOLU’YA 131 . (337) Sultan Alp Arslan'a İmparatorun esir edildiği haber verildiği zaman. Daha sonra Sultan. bu sebeplerden dolayı savaşı kaybet­ tiğini anlatmış ve Imparator'a şunları söylemiştir: "Sana barış yapılması için Halife'nin elçisi Mühliban'ı gönder­ diğim halde. (338) Romanos Diogenes huzuruna getirildiği zaman Sultan ayağa kalkarak kendisini kucaklamış ve "İmparator! müteessir olmayınız. buna rağmen zaferi sen kazandın. Şimdi azgınlığının sonunu görd»« mü?” Sultan'ın bu sözleri üzerine İmparator: " E y Sultan. ülkelerini almak için bir çok kavimlerden asker top­ ladım ve para sarfettim. savaş sırasında yapmış olduğu strateji ve taktik hata­ larını İmparatora izah ederek. Bunun üzerine Sultan ona: "Eğ er zaferi sen kazansaydın. Sultan'ın huzuruna çıkartlmıştır.. fakat istediğini yap" dedi. sen "buraya gelebilmek ve gayeme ulaşabilmek için bu kadar para sarfettim ve çok asker topladım. Su lu n buna inanamamıştır. Islâm ülkelerine kendi ülkem gibi hâkim olmadıkça nasıl geri dö­ nebilirim ?" diye karşılık verdin. Bizans ordugâhına giden elçi heyetinde bulunanlar tarafından tatnınmış olmasına rağmen tereddüt­ ler devam etmiştir. sert sözler sarfetme. Bizansii esirlerin ağlayarak ayaklanna kapanmasından ve esir Bizans generallerinin ve özellikle öncülerle birlikte ilk defa esir edilen general Basilakis'in gösterdiği hürmet ve itibar şüpheleri dağıtmış ve İmparator olduğu anlaşılan Romanos Diogenes. insanların maceraları böyledir" diyerek kendisini teselli etmiş ve yanında oturtarak kendisi ile eşit muamelede bulunmuştur. Memleke­ tim böyle ve ben de şu halde (tutsak olarak) senin huzurundayım. İm­ parator da: "Fena şeyler" diye cevap verdi.menliği sönmüş ve Anadolu'da Türkler'in 900 yıldır parlayan ve bat­ mayan güneşi doğmuştu. Bu durumda beni azarlama. bana ne yapardın?" dedi. Ancak.

İkincisi zaptetmek istediğim ülkelerinde beni teşhir etmek. Onun öldürülmesi doğru değil­ dir" dedi ve İmparator'a dönerek ilâve etti: "Ş im d i sana ne yapacağımı sanıyorsun?" İmparator şöyle cevap verdi: "Bana üç şeyden birini yapabilir­ sin. Eğer beni öldürürsen bu sana bir fayda sağlamaz. Kur'an-ı Kerim'in Tevbe Suresinden ".onlarla boyun eğip cizye verin­ ceye kadar muharebe edin" âyetini (339) okudu ve İmparator'a hitaben. istediği miktarı söylemelidir" dedi."Gerçekten doğru söyledin. Eğer beni bağışlarsan. İmparator'un bu cevabından sonra yapılan müzakereler sonunda şu hususları kap­ sayan bir barış andlaşması yapıldı: 132 Oğ u z ÜNAL . çünkü bir başkası­ nı benim yerime imparator yaparlar. birincisi öldürmek. İmparator da: "Affetmek. Sultan'ın "10 mil­ yon altın" demesi üzerine İmparator şöyle dedi: "Sen benim canımı bağışladığın için Bizans ülkesine sahip olmak senin hakkındır. ordu hazır­ lamak ve harpler sebebiyle. Ancak kendin için bir kurtuluş akçası (fidye) vermelisin" dedi. Islâm ülkelerine onların za­ rarı dokunur. İmparator: "Sultan. . o zaman yalan söylemiş olurdun" diyerek kumandanlarına: "B u akıllı ve yiğit bir adamdır. Bizans'ın mal ve paralarını tükettim ve halk bundan dolayı yoksul bir duruma düştü" dedi. üçüncüsü de yapmayacağın bir şey olduğundan söylen­ mesine lüzum yoktur. Eğer bunun aksini söyleseydin. Imparator'un bu sözlerini işiten Sultan Alp Arslan." Sultan Alp Arslan: "B u nedir?" diye sordu. . "Seni affetmek kararındayım. bir kumanda­ nın ve nâibin sıfatiyle beni memleketime göndermendir. Bizans topraklarında senin bir memlükün (kölen). Fakat tahta geçtiğimden beri. ömür boyu sana itaat eder. para ve armağanlar kabul edip. kul olurum" cevabını verdi.

Bunun üzerine İmparator yer öptü. Ben askerimden küçük bir kuvvetin başında ve sen de bütün Hıristiyanlar yanında olduğu halde sana karşı bu başarıyı elde ettim.. Selçuklular'a askeri yardımda 5. Hükümdarlığını da sana geri veriyorum" de­ di. 6...imparator.. yeniden tahta oturduğu takdirde. (342) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 133 . geri kalanlar da fidye alınmadan salıverildiler. 2.BizanslIlar.. bulunacak. (340) Barış şartları bu şekilde kararlaştırıldıktan sonra. İmparator'u yeniden huzuruna getirtti ve İmparator'un ganimet olarak alınmış olan tah­ tını hazırlatarak İmparatoru tahtına oturttu ve bizzat kendi eliyle İmparator'a Hil'at ve Türk külahı (börk) giydirdi ve: "Seni naibim yapıyor.Bizans'ın elinde bulunan bütün Islâm tutsakları salıveri­ lecek. Ertesi gün Sultan. söylediğin sözlere inanıyorum ve seni ülkene göndereceğim.Bizans devleti her yıl Selçuklu devletine 360. 4. kumandanla­ rın bir kısmı kurtuluş akçalarını vererek kurtuldular. Daha sonra Sultan. kurtuluş akçası (fidye) olarak bir buçuk mil­ yon altın verecek.000 altın ödeyecek. 3 . gerektiğinde.. üzerinde "Allah'tan başka ilâh yoktur ve Muhammed onun elçisidir" yazılı bir bayrak hazır­ latarak İmparator'a verdi ve onu iki Hâcip (341) ve 100 hassa as­ kerinin muhafazasında ülkesine gönderdi. Antakya.İmparator. Ayrılırlarken İmparator atından inmek istedi ise de. Hareketinden önce Sultan atma binip İmparator'u bir fersah mesafeye kadar bizzat uğurladı. Sultan ona mani olmuş ve "kendisiyle daima dost kalacağı" hususunda and iç­ tikten sonra at üstünde yaklaşarak onu kucaklayıp vedalaşmış ve geri dönmüştür. Sultan sözlerine devamla: "Ben Halife karşısında en küçük hükümdarlardan biri gibiyim. Membiç. diğer İslâm hükümdarlarını da üzerine gönderseydi halin nice olurdu" dedi. Malazgirt şehir ve kaleleri Selçuklular'a bırakılacak. Halife. kızlarından birisini Sultan'ın oğluna verecek. Urfa.1.İmparator.

M A L A Z G İR T Z A F E R İN İN A K İS L E R İ V E A N A D O LU F Ü T U H A T IN A E T K İL E R İ Malazgirt zaferi Türk.(347) Türkler'in tarih boyunca kazandıkları sayısız meydan muharebelerinden hiç biri.(343) Türkler.(344) Bizans imparator­ luk ordusunun Malazgirt ovasında imha edilmesiyle Bizans savunma şeddi yıkılmış ve bu zafer sonucunda Anadolu.) zamanında Bizanslılar'a ve Sasaniler'e karşı kazanılan Yermuk ve Kadisiye gibi büyü'k zaferleri de hesaba katmışlardır. Hazreti Ömer (R . zafer takları ku­ rulmuş.(345) İslâmiyetin doğuşundan beri böyle bir zafer görülmediği gibi. çalgılar çalınarak zaferi kutlayan halk sokaklara dökülmüş­ tür. büyük dö­ nüm noktalarmdan birini teşkil eder. Bu sebeple devrin şairleri Sultan Alp Arslan'ı tebrik ve metheden kasideler yazmışlardır.A . Bağdad şehri görülmemiş bir şekilde süslenmiş.5. doğurduğu çok şümullü ve devamlı neticeler itibariyle. (348) Tarihte ilk defa bir Bizans İmparatoru'nun esir olması ile netice­ lenen bu büyük zaferin kıymeti zamanında da anlaşılmış ve bütün İslâm dünyasnda büyük bir sevinç dalgası esmiş. tamamiyle Türkleş­ me ve İslâmlaşma yoluna girmişti. Malazgirt'ten evvel. Halife'ye gönderilen fetihnâme 12 Eylül 1071 günü Halife Kaim Bi'Em rillâh tarafından sarayda toplanan bütün devlet erkânı ve büyükler önünde merasimle okutulmuş ve tebrikler yapılmıştır.(349) Alp Arslan. (350) ' 134 OĞUZ ÜNAL . İslâm. Türk tarihinde Malazgirt'ten önemli tek vaka. istikballerine bu derece tesir edici mahiyette olmamıştır.(346) İslâm kaynak­ ları bu kanaati belirtirlerken. başta Halife olmak üzere her tarafa fetihnâmeler göndererek müjde haberini vermiştir. Bizans ve hattâ dünya tarihinde. Malazgirt mey­ dan muharebesini kazanmakla egemenliklerini genişletmişler ve Ana­ dolu'nun kapısını ardına kadar açmışlardı. İstanbul'un fethidir. İslâm şehirlerinde zafer şenlikleri yapılmıştır. herhangi bir Bizans İmparato­ ru da İslâmlar tarafından tutsak alınmamıştı.

Hemedân'a dönünce başta Halife'nin elçisi ve mektubu olmak üzere bir çok hükümdarların gönderdiği elçt. Sultan Alp Arslan'a gönderdiği mektupta ona. devletin kahredici bileği. bazı büyük merkezler ve önemli Bizans garnizonları işgal ya da tahrip edilmiş. İslam ülkelerinin Sultam’’ gibi Unvanlarla hitap etmiş ve kazandığı bu eşsiz zaferden dolayı kendisini tebrik etmiştir. insanların sığınağı. galip ve muzaffer evlâd. bu yeni unsur (Türkmen beyleri) bazen de birbirleriyle geçinememekle birlikte. tebrik ve hediyeleri kabul etmiştir. 2— Fütuhata katılan unsurların artışına paralel olarak Anado­ lu'nun çok daha geniş bölgeleri akınlara maruz kalmış. gittikçe aktif faal ve rol oynamaya başlamışlardır. Sultan Tuğrul Bey zamanındaki fütuhat arasındaki başlıca farkları şöylece sıralayabiliriz: 1— Alp Arslan zamanında yapılan fetihlere bizzat Sultan ve prenslerden başka "gulam '' sistemine göre yetişmiş kumandanlarla devlet hizmetine giren Türkmen beyleri de katılmışlar. Arap ve Acem hükümdarı. Anadolu fütuhatında yeni bir safha olarak kabul edilen Malaz­ girt zaferi öncesi. dünya hükümdarlarının efendisi. hattâ zaman zaman isyan etmek suretiyle menfi roller oynarlarken. güneyde de bir Selçuklu akıncı üssü meydana gelmiştir. 3— Fetih ve istilâ siyasetinde de önemli bir değişiklik olmuş. ilk defa Selçuklu İmparatorluğu topraklarına katılmışlardır. Bu suretle Anadolu'da yurt tutma hareketi başlamıştır. (352) Böylece artık Türk ve İslâm dünyaları için yeni bir devir doğuyordu. doğuda mevcut hareket üssünden başka. dinin parlak tacı. ancak Alp Arslan'm müttefiki durumunda HORASAN'DAN ANAPOLU’YA 135 . Malazgirt gibi büyük Bizans şehirleri fethedildikten sonra.Alp Arslan. en büyük Sultan. "Allah'ın desteğine mazlıar.(35m) Halife Kaim Bi'Em rülâh. Ani. hanedana mensup prenslerin rolleri gitgide azalırken. (353) Malazgirt Meydan Muharebesinin tarihin kaydettiği en büyük savaş olarak kalması. Alp Arslan zamanında yapılan Anadolu fütuha­ tından çıkan neticeler ile. müsiümaniarın yardımcısı.

harekât neticesinde ganimet elde ettikten sonra genellikle Ahlat ve Haleb'deki üslerine dönerlerdi. Zira. Çünkü. Anadolu'­ nun fethinde ve Türk vatanı oluşunda. 2 . Malazgirt'te ka/anılanzaferin. zaferden sonra Türk akıncılarının kendilerini birdenbire O ru Anadolu’da bulmaları ve buradan itibaren her yönde fetihlere girişmeleri de bir tesadüf eseri olmayıp. zaferden son­ raki Anadolu fütuhatı arasında da büyük farklar olduğu göze çarp­ maktadır. 1Bizans ordusu Malazgirt'te kesin olarak inıha edildiği için ve bunun yanı sıra Bizans'ın Anadolu'daki belli başh ikmâl merkez­ leri. akıncılar. 4 . lü rk akıncıları.Bununla beraber. *»36 Oğ u z ÜNAL . askeri üsleri ile büyük şehir ve kaleleri ile garnizonları tahrip edildiği için. Zaferden sonra ise. Bu kalışlariıtda. ciddi bir direnme ve mukavemetle karşılaşmadılar. Anadolu'da kalıyorlardı. Malazgirt zaferinin tabii bir neticesidir. Romanos Diogenes'in ölümünden sonra sadece iki yıl içinde.Zaferden önceki akınlarda.olan Komanos Piogeııes'jn Bizans’ta çıkan bir iç. 3 . barış andlaşmasının hükümsüz kalmasından sonra mümkün olduğu tarihi bir gerçek olarak çıkmaktadır.Bunun M>nucu olarak da. Selçukiular'la Bizans arasında yapılan. (354) Malazgirt zaferinden önceki Anadolu fütuhâtı ile. yayılma daha sür'atli oldu. Ege ve Marmara sahillerine indiler ve Üsküdar'a kadar bütün Anadolu'da ayak basmadık yer bırakmadılar. akıncılarm artık Anado­ lu'yu benimsemeye ve bu ülkeyi yurt edinmeye başladıkları da tarihi bir gerçektir. asıl bu andan itibaren kesin bir dönüm noktası teşkil ettiği söylenebilir. Bu farkları şu şekilde tesbit edebiliriz. bu akıniarîn Malazgirt zaferinden önccki akınların ve Anadolu fütuhâlınm bir devamı olduğu da gerçektir. 1 ürk akıncıları daha önce yaklaşık olarak yirmi beş yılda Ege denizine ulaştıkları halde. onları buradan sürüp çıkaracak Bizans kuvvetlerinin bulun­ mamasının etkisi büyük olmakla bcra'oer.savaşta davayı icaybedetek.

îjuriye. aynı zamanda. İslârni akidcleıinin ışığı altında. OsmanlIlar Çağrnda. bütün Balkan yarımadasını. onun hakkında kasideler. büyük ve teşkilâtlı bir millet haline gelerek. Türk rnilÜ bünyesinde de köklü değişikliklerin başlangıcı olmuş. Tarih boyunca. onları bünyeleri içerisinde temsil ederek. zamanında bütün İslâm dünyasında derin akisler uyandıran Malazgirt zaferinin. neticeleri bakımından. daha sonra Anadolu kıt'asının sınırlarınr aşıp. Roma'dan sonra dünyanın en büyük ve en devamlı imparatorluğu ve halen yaşayan Türkiye Devleti. Mısır. yerleşik bir medeniyet unsuru olarak. bir millete yepyeni bir iklimde yeni bir vatan verme keyfiyeti. edebiyatı ve dünya görüşü ile. Malazgirt zaferini Türk tarihinin diğer bütün zafer ve muvaffakiyetleriyle ktyailanamayacak derecede yükseltmektedir. HORASAN'DAN ANADOLU'YA m37 . zaferi takip eden yıllarda Anado lu'yu vatan edinen Türkmen boyları. Irak. cihan tarihinin en büyük medeniyet hamlele­ rini yapmak imkânmı kazanmışlardır. Malazgirt zaferinin değeri iyice anlaşılır. Anadolu'da bağımsız yeni bir Türk devleti kurup bu kıt'anm yerlileri ile kaynaştıktan. eski bozkır yaşayış ve telâkkilerinden farkh. Anadolu'yu Türkleştirip. Malazgirt zaferi.5— Zaferden çok kısa bir süre sonra Anadolu'da bir takım Türkmen beyliklerinin kurulmuş olması da bu siyasetin tabii bir neticesidir. Türkmenler'in Anadolu'ya baştan başa yerleşmeleri mümkün olmuş. l'ürk yurdu ve vatanı olarak Anadolu. (J5 5 ) Alp Arslan'ın en büyük Islâm gâzi ve fatihleri payesine yüksel meşinde.(356) Bu zafer­ den sonradır ki. bütün kuzey Afrika ve Karadeniz havzasını alıp. tefekkürü. methiyeler yazîlmasından ve bmir'ül-Mü'minin olan Halife Kaim bi'EmrlIlâh tarafından kendisine tebrik ve teşekkür mektubu gönderilmesinden de açıkça anlaşılacağı üzere. Bu durum Anadolu'nun fethinde yepyeni bir safha olarak kabul edilebilir. ehemmiyeti eşsiz ve ölçüsüzdür. toprağa bağlı taze ve yepyeni bir cemiyet ha­ line inkılâp etmiştir ki (357). Macaristan. Yalnız bu netice. Türkler'c Malaz­ girt zaferinin hediyesidir. diğer bir deyişle "Devlet-i tbeuMüddet'' kurulmuştur. İslâmlaştırdıktan sonra. Türkler tarafından kazanılan yüilerce meydan muharebesinden bugün elde ne kaldığı düşünülürse.

.

S Ü L E Y M A N Ş A H T A N ÖN CE A N A D O L U F Ü T U H A T I Malazgirt Meydan Muharebesini müteakip. iki Hacip ve 100 h^isa askerinin refakatinde serbest bırakılarak ülkesine gönderilen İmparator Romanos Diogenes. andlaşmasından sonra Sultan Alp Arslan tarafından. İstanbul'a doğru hareket etmişti. Selçuklular ile Bizans arasında yapılan barı.v. Yolculuğu sırasında Tokat'a gelerek bir rhüddet dinlenmek üzere kaleye yerleşen İmpa'^torun H O R A S A N 'D A N A N A D O L U 'Y A 139 . BÖLÜM M A L A Z G İR T T E N S O N R A A N A D O LU F Ü T U H A T I V E T Ü R K İY E D E V L E T İ'N İN K U R U L U Ş U 1.

Psellos'un tavsiyesi ile yazılarak İmparatoriçe Evdokia'ya zoi'la imza ettirilen ve 1071 Eylül'ünde bütün eyaletlere gönderilen bir fermanla. Romanos Diogenes'in tahttan indirildiği ve bu nedenle onun artık İmparator olarak karşılanmaması bildiriliyordu. Askerim de az değildi ve tedbirlerimde de yanlışlık yapmadım. bir kadırga ile.yenilgi ve tutsaklık haberi İstanbul'da Bizans sarayında iki ayrı an­ laşmazlığa sebep teşkil etti: İmparatoriçe Evdokia. saçları kesilerek rahibe olmağa zorlanmıştı. Bu­ nunla birlikte zaferi Müslümanlar kazandı. Çabalarımda hiç bir eksiklik göstermedim. başına gelen felâketi ve bunu takip eden inanılmaz durumu. Boğaz'ın denize açıldığı bir yerde bulunan ve bizzat İmparatoriçe Evdokia tarafından Meryem adına kurulan bir manas­ tıra götürülmüştü. Patrik. her an kocası lehine dönmesi ihtima­ li olan. ne yapmak gerektiğini kararlaştırmak üzere acele olarak X. Fakat bu sırada bir taraftan da Bizans sarayında çapraşık entrikalar başlamıştı bile. "Ben asker toplamak. Romanos Diogenes'i tahttan in­ dirmeğe kararlı idiler. para sarfetmek ve Hıristiyan dinini yükseltmek için elimden geleni yaptım.(358) Johannes Dukas. Her şeyden evvel Romanos Diogenes'in İmpa­ rator sıfatı ile yaptığı barış andlaşmasını tanımadıktan başka. İmparatoriçe'nin büyük oğlu ile birlikte devleti idare etmesini uygun bulduğunu ileri sürmüş ve bu çözüm bütün devlet erkânı tarafından da kabul edilmişti. (359) Bütün bu olayları Tokat'ta haber alan Roman Diogenes. İmparatoriçe Evdokia aleyhine entrikalar çevirmeğe başla­ mış ve sarayda muhafız kuvveti olarak bulundurulan Varegler'i elde etmiş ve derhal yeğeni Mihael Dukas'ı. adeta mucizeyi anlatıyordu. saray mabeyincisi Psellos ve Johannes Oukas üçlüsü. Konstantin'in kar­ deşi olan eski kayınbiraderi Johannes Dukas'ı avlanmakta olduğu Bitinya'dan İstanbul'a çağırmıştı. Johannes Dukas. Bu sonuç kimse değiştire­ 140 Oğ u z ÜNAL . V II. Durumu gözden geçirmek üzere yapılan toplantıda. Bir süre sonra da buraya gelen bir emirle. İşte bu mektup sarayı karıştırmağa yetmişti. Mihael Dukas ünvanı ile İmparator ilân ettirmiş ve Evdokia'yı da bir manastıra çekilmeğe zorlamıştı. başlangıçta sadece bir emniyet tedbiri olarak. Romanos'un İstanbul'a dönmesini önlemek için onun tahttan indirildiğini ilân ettikten sonra. İstanbul’a dönüş yolculuğunda olan İmparator bu sıralarda ken­ di el yazısı ile karısına bir mektup yazarak. Evdokia. yeni İm­ parator Mihael Dukas'a bir mektup yazarak şunları bildirdi.

Eğer kabul etmezsen sen bilirsin. Şimdi Sultan'ın durumu ve bana yaptığı iyilikleri sana bildiriyorum. Sultan'a verilmek üzere.(363) Hattâ bir rivayete göre de: "B u paranın kendi âsi ve nankör milletinden daha çok asil galibe lâyık olduğu­ nu" da ilâve etmiştir. Fakat Mihael'e güvenemeyen Romanos Diogenes.(362) Romanos Diogenes.mezdi. Johannes Dukas'ın küçük oğlu Konstan- HORASAN'DAN ANADOLU'YA 141 .(361) Mihael'in samimiyetine inanmayan ve durumun kötüye gittiğini hisseden Romanos Diogenes de. O zaman benim için kararlaştırılmış olan parayı verir. o bana i. geri kalanını sonra ödemek üzere. barış için vereceğim parayı kararlaştırdıktan sonra iyiliklerde bulunarak salıverdi. Bizans tahtına geç­ menden dolayı Tann'ya şükrettim. bir taraftan yardımcı toplarken. İmpara­ tor Mihael Dukas. onun bu isteğini yeri­ ne getirmeyip şu cevabı gönderdi: "Ben henüz hükümdarlıktan çekil­ miş değilim ve bu nedenle kalede oturuyorum.iç ümid etmediğim biçimde iyi davranışlarda bulundu ve beni. (364) Türk askerlerinin Tokat kalesinden ayrılmaları üzerine. diğer taraftan da çevre halkından meşru İmparator sıfatı ile vergi alıyordu. başkalarından daha çok hakkın olan. Mihael'in gönderdiği parayla." (360) Diogenes'in bu teklifini olumlu karşılamış gibi görünen İmpara­ tor Mihael. değerli taşlarla bezenmiş altından bir leğen. savaşlar nedeniyle Bizans hâzinesinde çok az para kaldı­ ğını bildirerek. Tokat'tan topladığı 200. üzerindeki rahip elbiselerini çıkarmış ve kalede bulunan tacir­ lerden borç para alarak etrafına üç bin Ermeni askeri toplayıp Amasya'yı işgal etmişse de. sof giydim ve senin. kendisiyle birlikte gelen iki Hacip'e teslim edip onlara: "B u n ­ lardan daha fazla göndermesinin mümkün olmadığını Sultan'a bildir­ melerini" söyledi. Hükümdarlıktan ayrılarak bu kaleye yerleştim. Ronjanos Diogenes’e ulaklar göndererek: "Siz ha­ kikaten bir rehin iseniz. "Bütün Roma ülkeleri içinde bana bıra­ kılacak bir tek kale de mi y o k " (366) diyerek.000 altın ve içinde.000 altın değerinde olan mücevheratı. ibrik ve tabak bulunan 70. kurtuluş akçasının bir kısmını ona gönderdi. niçin bir kalede ikamet ediyorsunuz? Size yakışan bir manastırda ikamet etmek ve bizim de kaleye askerler göndermemize imkân vermektir" (365) dedi. Ben Sultan Alp Arslan'ın eline tutsak düşünce. beni bu yükten kurtarırsın." Daha sonra Dio­ genes. Onunla yaptığım barışı bozma! Teklifimi kabul edersen Hıristiyanlığın korunmasında aranızda vasıta olurum.

teslim almayı başardı. ortak hükümdarlık teklifine de cevap olarak: "İmparatorluk üzerin­ deki haklarından hiç birisinden vaz geçmediğini ve kendisinin bir takım haksızlıkların kurbanı edilmek istendiğini" bildirdi. ölümünü sağlamakla ve onun İmparator srfatı ile yaptığı barış andlaşmasını tanımamakla Bizans. Romanos Diogenes'e yaptığf barış tekli­ finde: "Eğ er andlaşmayı kabul ederse idarenin kısmen kendisine bırakılacağını” bildiriyor ve dostça ifadeli bir mektup yolluyordu. Bunun üzerine R o­ manos. Romanos Oiogenes ile sulh yaptıktan sonra İran'a (Horasan'a) dönmüş ve Orta Asya'ya karşı büyük bir sefer için hazırlıklara başlamıştı. (368) Romanos'a yapılan tekliflerin reddedilmesi üzerine yeni İmpa­ rator M ih jtl Dukas. Fakat çok geçmeden Romanos hapse atılarak gözlerine mil çekildi.Jerdi. Romanos'a gönderdiği mektubunda: 'Tekliflerini kabul ederse kendisini af edeceğini" bildirmişti. çok geçmeden 1072 yılı ortalarında ıstıraplar içeri­ sinde öldü. 1072 yılı başlarında. Andronikoş. Romanos Diogenes'in Adana'da direnmesi uzun sürdü. bu acıklı durumunu. Romanos Oiogenes. Selçuklular ile yapılmış olan andlaşmayı tek taraflı olarak bozmuş oluyordu. bu dostluk ve anlaşma tekliflerinin tuzak oldu­ ğunu anlamış ve bu nedenle de Mihael Dukas'ın tekliflerini reddet­ mişti. Romanos'un kuvvetlerini olduğundan fazla zannediyorlar ve aynı zamanda da Türkler'in ona yardım edeceğinden endişe ediyorlardı. İştanbul’dakiler Romanos Diogenes'den çekini­ yorlar ve onu Kandırarak ele geçirmeğe çalışıyorlardı. Mihael'e verdiği cevapta. Bu sıralarda Anadolu hududunda ve Doğu Anadolu'da bulunan Selçuklu prensleri ile diğer Emirlerin 142 Oğ u z ÜNAL . İmparator Mihael Dukas. (369) Romanos Diogenes'i bertaraf edip. Ro­ manos'u Adana'nın kuzey yörelerinde sıkıştırıp. bu sıralarda İsfahan’da bulunanrSultan'a bir mektup ile bildirmiş ise de.v /elce kendisi tara­ fından Antakya valiliğine tayin edilmiş bulunan Ermeni asıllı komu­ tan Haçadur'un yardımıyla Kilikya'ya çekilerek Adana kalesine kapanmıştı. hayatın'' bağışlan­ ması şartıyla. (370) Sultan Alp Arslan. Romanos Oiogenes. Mihael. Hattâ belki de. "A ffa uğrayacak hiç bir suçu olma­ dığına göre bu teklifi bir küstahlık" saydığını söyledikten sonra. Romanos'u bertaraf etmek için prens Andronikos Dukas'ı Kilikya'yagöı. Şurası muhakkak ki.tin Dukas ile yaptığı savaşta yenilmiş (367) ve ı.

bu feci durumunu bir mektupla Sultan'a bildirmişti. ücretli askerler kendi ırkdaşları ve milletdaşlarına karşı kullanılıyor ve bunların kumandanlarına yüksek rütbeler ve geniş topraklar veriliyordu.. yeryüzünde gece-gündüz kartal gibi uçunuz ve Rumlar'a artık merhamet gösterme­ yiniz. kendisinin Türkistan seferine rağmen. "Bundan böyle arslan yavruları olunuz. bu emirle artık Anadolu'nun fethini tamamla­ mak kararında olduğunu ifade ediyordu. Yeni ku­ rulan bu beylikler. Anadolu'da birer beylik kuran Emir Saltuk (Erzurum'da).(374) Bu şekilde Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde Türk beylikleri kurulmaya başlandı. Alp Arslan. sanatı. Fakat Sultan. Sultan da eski dostuna gönderdiği mektupta bizzat gelip kendisine yardım edeceğini ve Rumlar'dan intikamını alacağını söylemişti: Ancak Türkistan seferi çok acil ve zaruri bir mahiyet aldığı için. Anadolu'ya gelişigüzel Türk idarelerinin girmesi demek değildi. eski bozkır yaşayış ve anlayışından gitgide sıyrılıyorlar. Anadolu'nun her tarafını süratle işgal ve iskâna başladılar." Alp Arslan.(371) Diogenes'. Anadolu'yu da başıboş bırakmak iste­ memiş.(373) Bütün bu sebeplerle Türkmenler ciddi bir mukavemetle karşılaşmadan. Anadolu gazilerine: "Rum lar ile aramızda yapılmış olan sulh andlaşması bugünden sonra nihayete ermiştir. Yalnız Alp Arslan'ın dostu ve müttefiki bulunan Rom:’ os Diogenes'in tahttan uzaklaştırılması ve sonra da ihanetle hapsi ve gözlerinin oyulması. beylere ve askerlere şu hitabe­ de bulundu. Selçuklular ile Bizans arasındaki sulhün sonu olmuştu. Gümüş-Tekin .Ahmed (Danişmend) Gazi (Si­ HORASAN'DAN ANADOLU'YA 143 . yepyeni bir toplum meydana getiriyorlardı. düşüncesi ve kültürü ile. Anadolu'ya yerleşen Türkler. Eski ordu idaresi hakkında yazılmış olan taktik kitaplarındaki tavsiyelerin tam tersine olarak. Bizans hizmetindeki Batılı kavimlerden ücretli askerler de her fırsatta ayak­ lanıyorlar ve imparatorlukta karışıklıklar çıkarıyorlardı. İslâm akidesinin etkisi altında. Alp Arslan Orta Asya'dan döndükten sonra Anadolu seferine çıkmak kararında idi. kendisi seferden dönünceye kadar bir takım Türkmen beyle­ rini Anadolu'nun fethine memur etmiştir. (375) Sonraki İslâm kaynakları. (372) Artık ciddi bir Bizans ordusu ve mukavemeti kalmadığı gibi Anadolu'da Bizans hükümranlığı da fiilen yok olmuştu. Artık haç'a tapanların memleket­ leri istilâ edilecektir" dedikten sonra.fütuhat yapıp yapmadıkları hakkında esaslı bir malumata sahip değiliz.

maiyetindeki bazı Türkmen beylerini Anadolu'nun fethine memur etmiştir. tarihinde birçok kavim. Sultan Alp Arslan'ın Malazgirt zaferine ve Anadolu'yu açma­ sına kadar yarım asır zarfında Anadolu'ya Oğuzlar tarafından sayısız akınlar yapılmış. kaynaklardaki çelişkiler ve yetersizlik yüzünden. sık sık giriştikleri seferlerde Türkmenler'in takibe uğramaları onların devamlı olarak yer değiştirmelerine ve çok fazla tazyik kar­ şısında da tekrar Azerbaycan'a ve Gürcüstan'a dönmelerine sebep oluyordu. Fakat Malazgirt zaferi ile Bizans'ın artık korkulacak bir ordusu ve ciddi bir müdafaası kalmayınca. Aile ve hayvanları ile ilerleyen ve bazen de Selçuklu ordula­ rının himayesinde bulunan bu Türkmenler. Emir Çavuldur (Maraş'da) ve Artuk Bey (Doğu Anadolu'da)'leri bu ilk fâtihler arasında sayarlar (376) ise de. Malazgirt zaferine kadar yine de Anadolu'yu kendileri için emniyetle oturulacak bir memle­ ket olarak görmüyorlardı.vas ve Amasya'da). din ve kültürlere sahne olan Anadolu. göçebe Oğuzlar otuz yıl içeri­ sinde (1040-1071) devamlı olarak Azerbaycan'dan Doğu. Sultan Alp Arslan. Artuk Bey müstesna (377) kimlerin ne sıfatla Anadolu’ya girdiği ve hangi tarihte nereleri ele geçirerek bölgesel beylikler kurduğu henüz açıklıkla ortaya konamamıştır. Mengücek Gazi (Erzincan ve Divriği'de). Sultan Alp Arsian. ö yle ki. Malazgirt zaferinden çok sonraki yıllarda kaleme alınm ıştır. Kuzey Suriye ve Irak taraflarına doğru yayılmış­ lardı. Zira yapılan savaşlara ve fethedilen birçok ülkelere rağmen. Malazgirt zaferini müteakiben yapılan Selçuklu-Bizans barış andlaşmasının Bizans tarafından bozulması üzerine. Türkmenler bir sel gibi ve dalgalar halinde Anadolu'ya dolmağa başladılar. Oğuz (Türkmen) beylerine ve boylarına Anadolu'­ yu fetih emrini verince Selcuklular'ın en meşhur ve mağlubiyet *Bu konudaki kaynakların hepsi. arkada kalan müstahkem Bizans şehir ve kaleleri ile garnizonları ciddi bir tehlike teşkil ediyor. (378) Doğu Anadolu'dan itibaren kurulmaya başlanmış bulunan bu bey­ liklerin tarihleri henüz karanlıklardan kurtulmuş değildir.(379) Kabul etmek durumunda bulunduğumuz geleneksel kaynaklara göre* bu gün için bildiğimiz şudur ki. Orta ve Batı Anadolu'ya. Bizans ordularının. 144 Oğ u z ÜNAL . Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nun kuruluşundan sonra bu akınlar çok yoğunlaşmış. ilk defa olarak 1071'den sonra etnik simasını süratle ve tamamen değiştiriyordu.

Russel'i fidye mukabilinde Franklar'a ve Johannes'i de Imparatpr'a teslim etti. Böylece Sakarya nehrini geçen Artuk Bey. işte bu sı­ rada idi ki. İki kardeş Ankara'da buluştukları zaman Türkmenler de. Isaak Kpnjnenos'u kardeşi Alexios ve Norman reislerinden Russel ile birlikte bir ordunun başında Anadolu'nun müdafaasına gönderdi. (381) Yine aynı sıralarda Sakarya ve İzmit havalisinde bulunan ve bu bölgede hâkimiyetini kurmağa çalışan Norman deisi Russel de. Bizans'ın perişanlığından faydalanarak. (382) Bu şekilde çok müşkül durumda kalan İmparator Mihael Oukas. kardeşinin fidyesini tedarik maksadı ile İstanbul'a varıp döndü. Russel ile Johannes'i mağlup etti ve Sapanca dağına kaçarken kendilerini yakaladı. Bu sayede Türkler. bu sırada müthiş bir ordunun başında ilerleyen Artuk Bey ile anlaşma yapmağa mec­ bur oldu. amcası johannes Dukas komutasında üzerine gönderdiği Bizans ordusunu bozmuş ve eline esir düşen Johannes Dukas'ı İmparator ilân etmişti. İmparator Mihael Dukas'm. Malazgirt’te Romanos Diogenes’e ihanet eden Norman reisi Russel. Anadolu fütuhâtına girişmiş. Orta Ana­ dolu'ya doğru ilerleyerek Kızılırmak ve Yeşilırmak havzalarını süratle açmıştır. Bu esnada Isaak Komnenos da yakın şehirlerin zenginlerinden vergi alarak topladığı parayı verip hürriye­ tini satın aldı. Anadolu'da bir devlet kurmak teşebbüsüne girişti ve kuvvetlerini alarak.tanımayan kumandanlarından Eksük Oğlu Artuk Bey. (380) İmparator Roman Diogenes'in yerine Bizans tahtına çıkan V II. Ordunun dağılması üzerine Anka­ ra'ya kaçan Alexios Komnenos. Kayseri'den. şehri zelzeleden yıkılmış ve burçlardan başka bir şey kalma­ mış bir halde bulmuştu. büyük Türk­ men kuvvetlerinin başında. Sivas istikametine doğru uzaklaştı. Mihael Dukas. Eksük Oğlu Artuk Bey kumandasındaki Türkmenler de Kayseri'ye doğru ilerliyorlardı. lılar arasında meydana gelen muharebede BizanslIlar mağlup ve Isaak Komnenos da esir edildi. hiç bir engel ile karşılaşmadan.(383) Artuk Bey. Kayseri'ye varan bu Bizans ordusu. İzmit'e ve Marmara sahillerine kadar iler­ lediler (384) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 145 . şehrin kapılarına yaklaşmış ve onları takip ederek Sakarya'yı geçmişlerdi. Bu şekilde Türkmenler ile Bizans-. 1072 yılında.

deniz yolu ile İstanbul'a gitti '386) Bizans İmparatoru V ll. ayaklanmayı bastırdı. Yolda ailesinin memleketi olan Kastamonu'yu ziyaret ederken.Artuk Bey. Türkmenler'in görünmesi üze­ rine yolunu değiştirerek Ereğli'ye vardı ve orada da Bizanslılar'ı takip etmekte olan diğer bir Türkmen kuvveti ile çarpışarak. Anadolu'da bu sür'atli fetihlerini yaparken. Amasya ve N ik â r taraflarına hâkim oldu. Nihayet Alexios. Türkler'in İstanbul surlarına kadar bütün Şark İmparatorluğu (Doğu Roma İmparatorluğu) beldelerini istilâ eylediklerini beyanla onları bir 146 O ğ u z ÜNAL . İslâm kaynaklarında adı hiç geçmeyen Tutak isimli bir Türk beyi. derhal bu Türk beyi ile dostluk kurdu. tekrar fırsat bularak. Russel'in. Gregorius'a başvurarak Türkler'e karşı yardım istedi ve buna karşılık da Ortodoks Kilisesi'ni Katolik Kilisesi ile birleştireceğini vaad etti.(387) Bu müracaatı memnuniyetle kabul eden Papa. büyük kuvveti dolayısiyle kendisine yaklaştığını ve onu teslim ettiği takdirde büyük bir meblağ ödeyeceğini bildiriyordu. Bu sıralarda idi ki. rehineleri alıp. Russel’e karşı Alexios'u gönderdi ise de. Russel. Bu nazik du­ rum dolayısiyle Melik Şah. Türk kumandanını kazanmak için daha cazip tekliflerde bulundu. bazı Avru­ pa kıratlarına ve bütün Hıristiyan âlemine hitap ederek. Bunun üzerine Tutak Bey. Sultan ile İmparatorun dost olduğunu. Artılk Bey'i 1073'de merkeze çağırmak zorunda kalmıştı. yerli halk Bizans kumandanı değil. bu buhranlı devrede meydana çıkan âsileri tenkil ederken bütün Anadolu'nun elden git­ tiğini görüyordu. Russel'i tercih ettiğinden bir şey elde edemedi. Lâkin teh­ likeyi gören Alexios da. Sultanlık davası ile ortaya atılan Kavurt da saltanatı elde etmek maksadı ile Rey şehrine doğru yürüyordu. Bu sebeple 1074 yılı Şubat'ında Papa V II. İmparator Mihael Dukas. (385) Artuk Bey'in Anadolu'dan ayrılışından sgnra Norman reisi Russel. Norman reisi Russel'i Bizans kumandanı Alexios'a teslim etti. parayı tahsil edip Tutak'a gönderdi ve kendisi de Russel'i yanına alarak İstanbul'a hareket etti. Fakat Amasya halkı ağır vergi isteyen Alexios’a karşı ayaklandı ve memnun bulundukları Norman reisi Russel'i kurtarmağa çalıştı. Sultan Alp Arslan ölmüş ve oğlu Melik-Şah'ın cülusu üzerine saltanat kavga­ ları başlamıştı. büyük bir ordu ile Anadolu'ya giriyordu. Mihael Dukas.

.

Şökli adında bir Türk beyi. Süleyman ve kardeşlerinin isyan halinde ve kaçarak Anadolu'ya sığındıklarını ve Rumlar'la gazâya giriştiklerini bildirmekle. S Ü L E Y M A N Ş A H 'IN T A R İH S A H N E S İN E Ç IK IŞ I Bu sıralarda Alp Arslan'ın ölümü ve Melik-Şah'ın cülusu üzerine çıkan saltanat kavgalarının bastırılması için. Sana itaat edip hizmetinde bulunursak iftihar eder ve şeref duyarız. Atsız Bey (391) ile bozuşmuş ve Anadolu'­ nun güneyinde gazâ ile meşgul bulunan Kutalmışoğullarmdan biri­ sine bir mektup yazarak kendilerini Suriye'ye davet etmiştir. Anadolu'da fetihlerde bulunan bir Selçuk şehzâdesi veya büyük bir Türk Beyi kalmamış olduğun­ dan. Atsız ise. Anadolu fütuhâtma memur edilmiş bulunan Artuk Bey'in. Selçukoğullarından olmadığı için hükümdarlıkta hiçbir hakkı yoktur. Melik-Şah'a itaatini bildirmiş olan. tamamen bir yakıştırmadan ibarettir.(390) Esasen Büyük Selçuklu İmparatorluğu içerisinde bütün şiddeti ile devam eden saltanat kavgaları ile meşgul bulunan Melik-Şah'ın böyle bir harekete girişerek bir de Kutalmışoğullan'nı kendisine rakip olarak çıkarması düşünülemez. İşte bu durumu fırsat bilen Kutalmışoğlu Süleyman ve kardeşleri MelikŞah'a isyan ederek saltanat davâsına kalkışmışlar ve Anadolu'ya kaçarak Rum (Anadolu) gazâsma girişmişlerdi. 1074 yılı sonlarında. durumu bütün açıklığı ile ortaya koymuşlardır. Anadolu'da bulunan Türkmenler başsız kalmışlardı. "Sen saltanat hânedanı olan Al-i Selçuk'tansın ve Suriye hükümdarlığına da herkesten fazla lâyıksın. Suriye'de yaptığı fütuhât esnasında diğer Türk beylerinden olup. Şökli Bey. Kütalmışoğlu'na yazdığı mektupta. Melik-Şah tarafından 1073'de merkeze çağrılması neticesinde.2. Melik-Şah'ın Süleyman ve kardeşlerini Anado­ lu'yu idareye ve bu ülkede başsız kalan Türkmenler'i disiplin altına almağa memur ettiğine dair ifadeler hakikate aykırı olup. Onun için ona tâbi olmağa razı değiliz" demek­ te ve Suriye'ye gelir gelmez kendisi başta olmak üzere bütün Türk­ men beylerinin onun etrafında toplanacağını ve Atsız'm Suriye'den 148 Oğ u z ÜNAL . (389) Bazı kaynak­ larda bildirildiği gibi. Nitekim o devirde yaşamış Bizans tarih­ çileri ile Abu'l Farac Barhebraeus.

Atsız'a ve dolayısiyle Melik-Şah'a karşı Filistin'de Mısır Şiileri ile anlaşarak bu teşebbüse girişirken. Kutalmışoğlu Alkyuluk ile küçük kardeşi Dolat (Devlet) ve amcası Resul Tekin’in oğlu da Atsız'm eline esir düştüler.000 kişilik bir yardım kuvveti alan Atsız Bey. (392) Kutalmışoğullarmdan ikisi. bu sebeple Büyük Divan'dan emir ve cevap gelmeden hiç bir şey yapamayacağını bildirdi ve bir süre sonra da bu iki kardeşi ve amcalarının oğlunu gelen emir üzerine Bağdad Şahna'sının yanına gönderdi. aynı sıralarda (1074'de) Arap Mirdâsi Emiri Mahmud'un ölümü üzerine. kısa bir zamanda bir kısım Türkmen beylerini etrafında toplamaya muvaffak oldu ve Halep'den sonra Antakya'yı kuşattı. Haleb'i muhasara etmekte idi. Fakat bu sıralarda Kudüs'te bulunan ve Melik-Şah'tan da 3. bu şehri müdafaa ederken. Bu şekilde Haleb'den Salamiya'ya çekilen Kutalmışoğlu Süleyman. (393) Alp Arslan'ın ölümü dolayısiyle zuhur eden karışıklıklar sırasın­ da meydana çıkmak fırsatını bulan kutalmışoğlu Süleyman. bu havaliyi akınlardan korumak mukabilinde 20. Fakat Atsız Bey. diğer bir kardeş (Süleyman) de.ayrılmak zorunda kalacağını bildirdi ve ayrıca Mısır'dan da derhal yardım vaadi aldığını da ilâve etti. onların üzerine yürü­ yerek mağlup etti. (395) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 149 . Şahna da bunları İsfahan'da bulunan Sultan Melik-Şah'ın nezdine sevkeyledi. Bu esnada şehrin Bizans valisi ile bir anlaşma yaparak. Bu davet dolayısiyle Kutalmışoğlu Alkyuluk yanında küçük kardeşi Dolat (yahut Devlet) ve amca­ sının bir oğlu bulunduğu halde Suriye'ye gelip Şökli ile birleşti ve birlikte Taberiye'ye giderek Ş ii Fatımi Halifesine itaatlerini bil­ dirdiler. Kutalmışoğlu'na Sultan'ın naibi olduğunu söyleyerek ve bir miktar da mal vererek onu muhasaradan vaz geçirdi. bu vakıayı evvelce Sultan Melik-Şah’a bildirdiğini.000 dinar haraca bağladı. (394) Kaynakların. kardeşinin serbest bırakılmasını istedi. oradan Suriye Emir'i Atsız Bey'e bir mektup yazarak. Şökli ile oğullarından birisi muharebe sırasında öldü. Artuk'tan sonra. büyük bir kuvvetle Anadolu'da harekâtta bulunan Tutak'tan bir daha bahsetmemeleri artık Kutalmışoğulları'nın Anadolu'ya gelişi ve Türkmenler'in onların etrafında toplanmaları ile ilgili olsa gerektir. Emir Mahmud'un yerine geçen oğlu Nasr.

Melik-Şah'ın halası ve El-Basan'm zevcesi Gevher Hatun da m074'te intikam almak ’çin Anadolu'ya gitmekte olan Yabgulular'a yetişmek üzere Azer­ baycan'a hareket etmişti. (397) Nitekim Anonim Selçuknâme'ye göre: "Süleyman Şah. talih yar­ d ır' etti. fakat fethedemedi. işte Kutalmışoğulları'nı Anadolu'ya çeken sebepler bunlardı. devlet yüz gösterdi ve kendisine k^şan Horasan Türkmenleri ile önce Antakya üzerine yürüdü. kendi­ sine karşı ittifak eden Şam emirlerinin askerlerinin çokluğu dolayısiyle orada kalamayarak Rum (Anadolu) gazâsına girişti. sizin ülkelerinizi de yağma ve tahrip etmişler­ dir. Daha önce de Alp Arslan tarafından ElBasan'ı takibe gönderilen ve onu sığındığı Bizans İmparatoru'ndan teslim almak isteyen Afşin Bey. El-Basan (yahut Er-Sagun) ve Kavurt'a mensup Yabgulular olup. Bundan başka Anadolu'ya gelen bu Türkmenler'in mühim bir kısmı da Alp Arslan'a ve Melik-Şah'a karşı isyan eden Kutalmış. İmparator'a "Aramızda dostluk ol­ duğundan memleketlerinize dokunmadım. Kutalmışoğlu Süleyman'a Anadolu'da çok müsait bir zemin hazırlamıştı. Halbuki bu Yabgulular Sultan'ın düşmanıdır.paratorluğu'nun ikin­ ci başkenti durumunda bulunan İznik şehrini fethederek kendisine 150 Oğ u z ÜNAL . bu Türkmenler devamlı bir şekilde Rum 'a (Anadolu'ya) göçüyorlardı. bir çoh müstah­ kem kaleleri ve hükümdarların hâzinelerini ele geçirdi." (398) Kutalmışoğlu Süleyman. Hıristiyanlık tarihinde çok mühim bir mevkii olan ve İstanbul'dan sonra Bizans İn. Bu sebeple El-Basan'ı teslim etmeniz gerektir" diye ihtarda bu­ lunmuştur ki. evvelâ Konya'yı Martavkusta'dan ve Gavele (Gevâle) kalesini de Rumanus Makri'den aldı. hiç bir ordu karşısına çıkamadı. bu durı> Anadolu'ya göçen Türkmenler'in Kutalmışoğulları'nı nasıl beklediklerini göstermekte (39&) ve diğer taraf­ tan da bu Türkmenler'le Büyük Selçuklu Sultanları arasındaki hasmane münasebeti açık bir şekilde ortaya koymaktadır.Alp Arslan zamanında Suriye'ye kaçmış bulunan Yabgulu Oğuzlan'nın Atsız idaresinde Meiik-Şah'a itâat etmemeleri ve Anadolu fethine memur edilen Eksük oğlu Artuk Bey'in de iç karışıklıklar sebebiyle İran'a dönmesi neticesinde Anadolu'da bir Selçuk Şeh­ zadesi veya büyük bir Türk beyiniij bulunmaması. Heybeti kâfit lerin kalbine yerleşti ve kahramanlığı sayesinde Konya'dan İznik kapısına kadar her tarafı aldı. kısa zamanda Anadolu fütuhâtım ge­ nişletti ve nihayet 1075 yılında. Oradan Rum'a (Anadolu'ya) geçti.

* Halbuki çağdaş Suriye kaynakları: "Kutalmışoğullanndan Süleyman 467 (1075) senesinde İznik (Nikiyye) ve havalisini fethetti" ifadesiyle bu fetih ve tarihini tesbit edip Anonim Selçuknâme'yi de teyid etmiş­ lerdir. (400) Diğer bazı müellifler de. BizanslIlar. .. Nitekim çağdaş Bizans kaynakları da 1078'de Süleyman'ın İznik'te oturmakta olduğunu söylemekle İznik'in bu tarihten (1078) önce Süleyman'ın elinde olduğunu meydana koymakta ve İslâm kaynaklarını da teyid etmektedirler. Konya'yı da geri almışlar ve şehir bir kaç defa el de­ ğiştirmişti. İstanbul 1970. . Meselâ bk. Bu suretle İslâm kaynaklarının açık ifadesi ve Bizans kaynaklarının da onları teyid eden kayıtlarına göre İznik'in fethi ve Türkiye Devleti'nin kuruluşu 1075 yılında vuku bulmuştur. **M eselâ bk. M ehm et A ltay KÖYM EN . sh. L A U R E N T . sh. 107-109.payitaht yaptt ve hükümdarlığını ilân etti. Süley­ man'ın İznik'ten önce Konya'yı başkent yaptığı ve daha sonra İznik'e naklettiğine dair görüşler tamamiyle yanlış tahminlere dayan­ maktadır. 2. kaynakları iyi değerlendiremedikleri için. İznik'ten önce Konya'nın başkent olduğunu söyleyerek hataya düşmektedirler." HORASAN'DAN ANADOLU'YA 151 . U m um i Türk Tarihine Giriş. diğer bazı şehirler gibi. 668.** Konya şehri.(399) Bazı müellifler. 107: "T ürkiye'nin ilk sultanı olan bu padişah'm (Süleyman). J. 109.M ü k rim in H alil YH N AN Ç.s. burada fazla oyalanmayarak esas hedefi olan İznik üzerine yürümüş ve bu *B u h a tâ bugüne kadar bütün ilim adamları tarafından ısrarla tek­ rarlanm ıştır. . -İznik şehri Türk Sultanı tarafından hüküm et merkezi ittihaz edildi ve şim diye kadar K onya'da b ulu n an pay itaht buraya nak­ lo lu n d u . . Islâm / . M iikrim in Halil YL N A N Ç. A n a d o ­ lu 'n u n Fethjj sh. İznik'ten önce Konya'yı fethetmiş ise de. N ancy 1913.. 3yzance et les Turcs Seldjoucides.evvelâ K onya şehrini payitaht y ap tığı anlaşılm aktadır" ve sh. Zeki V elidi TOG A N . A n a d o lu 'n u n F ethi. 202. 106. İznik'in fetih ve payitaht oluş tarihini 1077-1081 yılları arasında zikretmektedirler. M elikşah Ü kâdesi. basım. ” . sh. sh. (401' Süleyman. Selçuklular Devri Türle Tarihi. 1 2 .onran naklen İbrahim K A F E S O Ğ L U . ilk de­ fa 1068'de Türkler'in eline geçmiş idiyse de. sh.

İzmit körfezi’nin gü­ neyinde.A. Peygamber (S.S. Hıristiyanlık tarihinde mühim bir mevkii olan ve İstanbul'dan sonra Bizans'ın ikinci taht şehri durumunda bulunan İznik gibi Bizans'a ve Avrupa'ya bu derece yakın bir şehrin payitaht seçilerek "Türkiye Devleti"nin burada ilân edilmiş olması. Marmara'nın güneydoğusunda. 152 Oğ u z ÜNAL . Süley­ man'ın. İznik Gölü'nün doğu kıyısında büyük ve tarihi bir şehirdi. bir ara Konya'da oturduktan sonra m075'de İznik'i fethe­ derek payitaht yapması ve hükümdarlığını ilân etmesi çok mânâlı idi. mukaddes bir mefkure olarak yaşattıkları Anado­ lu'nun fethi yüzlerce yıl sonra tahakkuk etmiş (403) ve ölümsüz Türkiye Devleti (Devlet-i Ebed-Müddet) kurulmuş oldu. İznik şehri. (402) Böylece Emevi ve ilk Abbasi Halifelerinin.şehri 1075 yılında fethederek hükümdarlığını ilân etmiştir. Süleyman Şah'm behemehal karşı yakaya atlamak ve Rumeli'ni fethetmek azminde olduğunu göstermektedir.)'den devralarak.

3. S Ü L E Y M A N Ş A H 'IN S U L T A N L IĞ I V E KURDUĞU d e v l e t Süleyman Şah'm "Türkiye D evleti" ile ilk defa olarak biri Ho­ rasan (İran)'da ve diğeri Anadolu'da olmak üzere iki Selçuk SulUnlığı o ru y a çıkmıştır. Sultanlık dâvâsıyla ortaya atılan Kutalmışoğlu Süleyman’ın, büyük Türkmen kitlelerine dayanarak, Anadolu'da müstakil bir dev­ let (sultanlık) kurması ve yine bu sıralarda, Alp Arslan'ın önünden Suriye'ye kaçmış bulunan Yabgulular'ın Kınık boyundan Atsız Bey idaresinde 1070'den itibaren, Kudüs'ü Mısırlılar'dan alarak orada müstakil bir Türkmen Beyliği kurmaya çalışmaları, Cihân Hâkimiyeti dâvâcısı Melik-Şah'ı endişelendiriyor ve merkezdeki saltanat mücadelesini kazandıktan sonra, merkeziyetçi bir idare kurmak maksadiyle, Anadolu'daki bu yeni devleti ve Suriye'deki Vabgulu Türkmenleri'ni itaati altına almağa zorluyordu. İşte bu sebeplerle 1078'de kardeşi Tutuş'u Suriye üzerine gönderirken. Emir Porsuk kumandasındaki büyük bir orduyu da Kutalmışoğlu Süley­ man'ı itâat altına almak üzere Anadolu'ya gönderdi. (404) Melik-Şah'ın Anadolu'yu ve Kutalmışoğullannı itâati altına almak maksadiyle gönderdiği Emir Porsuk'un harekâtı hakkında kaynaklardaki ifadeler çok karışık ve yetersizdir. (405) Kutalmışoğulları'nın Büyük Selçuklular'la ve özellikle Süleyman'ın Alp Arslan ve Melik-Şah ile münasebetlerini kaynakların yakıştırmalarına göre ters mânâda anlayan modern tarihçiler, hatâ üzerine kurulan bir görüş icabı, Süleyman ile kardeşi Mansur arasında bir savaş ol­ duğunu, Süleyman'ın yardım istemesi üzerine Melik-Şah'ın Porsuk'u Anadolu'ya gönderdiğini ve Mansur'un bertaraf edilmesinden sonra Anadolu hükümdarlığının Melik-Şah tarafından Süleyman'a veril­ diğini sanıyorlardı.(406) Bununla beraber, kaynakların dikkatli bir tetkikinden ve olayların tahlilinden anlaşılıyor ki, Melik-Şah, Emir Porsuk'u Cihân Hâkimiyeti dâvâsiyle Anadolu'ya göndererek Süleyman ve diğer Kutalmışoğullannı bertaraf etmek ve Türkiye

H O R A S A N 'D A N A N A D O L U 'Y A

153

Devleti'ni kendisine bağlamai< istiyordu. Anadolu'dagazâ yapmakta olan Afşin, Saltuk, Dilmaçoğlu Mehmed, Tarankoğlu ve Tutioğlu gibi Oğuz Beyleri de askerleri ile birlikte Rum'dan (Anadolu’dan) Haleb'e dönüyorlardı ki, bu dönüş bu beylerin Süleyman'a karşı bulunmaları ve ondan kaçarak Melik-Şah'a sadakatleri ile ilgili idi. Nitekim Melik-Şah, bu beylere Suriye'ye giden kardeşi Tutuş'a iltihak etmelerini emretmişti. (407) Bu şekilde büyük bir orduyla Anadolu'ya giren Emir Porsuk, bu ülkeyi Büyük Selçuklu Sultanlığı'na bağlamağa çalıştı; bu harekâtı sırasında bazı Bizans kuvvetleri İle de çarpışarak onları bozguna uğrattı ve bu arada Anadolu'daki Türkmenler'e karşı bazı muvaffaki­ yetler kazanarak, Süleyman'ın kardeşi Mansur'u öldürdü ise de Süley­ man Şah'a karşı bir başarı elde edemedi ve Süleyman Şah, Türkiye Selçuklu Devleti'nin istiklâlini muhafaza edebildi. Nitekim Sadruddin el-Hüseyni'nin, Porsuk'un Rumlar'ı mağlup etmesinden sonra Melik-Şah'ın "Konya, Aksaray, Kayseri ve bütün Rum (Anadolu) beldelerini Kutalmışoğlu Melik Rükneddin Süleyman'a bıraktı" ifadesi de bu durumu açıklamakta, Melik-Şah'ın muvaffakiyetsizliğe uğrayarak Anadolu'dan el çektiğini ve Süleyman Şah'ın Anadolu'da­ ki Sultanlığını bir miiddet için de olsa kabul etmek zorunda kaldığını gösterir. (408) Süleyman Şah, Porsuk'u muvaffakiyetsizliğe uğratıp Anadolu'­ dan çekilmeğe mecbur etti ve bu sayede Melik-Şah'a karşı istiklâlini korudu; artık Türkiye Selçukluları Devleti'ne emniyet ve kuvvet gel­ di. Bu durumu kazandıktan sonra da Bizans'ta eksik olmayan taht kavgaları Süleyman'a yeni yeni fırsat ve imkânlar hazırladı.(409) Süleyman Şah, bu fırsatları dahiyane bir diplomasi ile değerlendire­ rek, sür'atle devletini genişletmeğe başladı ve Türk orduları Marmara ve Karadeniz sahillerine, boğazlara kadar ilerledi. Artık İstanbul Boğazı, Selçuklular ile Bizans arasında hudud olmuştu. Bu sıralarda Bizans taht kavgaları ve iç karışıklıklar dolayısiyle çok zayıf bir durumda idi ve Balkanlardaki durumu da çok kritikti. Bu sebeplerle Anadolu'da ciddi hiç bir iş yapamayan yeni İmparator Alexios Komnenos, Balkanlardaki acil tehlikeyi bertaraf etmek maksadiyle Süleyman Şah ile anlaşiıağa mecbur oldu. Bu sebeple İmparator, Süleyman'a mühim miktarda paıa veya vergi (Bizans kaynaklarında hediye) vererek, Türkler'i boğazlardan hudud olarak çizilen Drakon suyuna kadar çekilmek şartıyla, 1081 yılında, bir andlaşma imzala­

154

Oğ u z ÜNAL

mağa muvaffak oldu. Bu andlaşma hükümlerine göre, Türkiye Sel­ çukluları, boğazlardan Drakon çayına kadar çekilmekle beraber, V.armara sahillerine kadar bütün Anadolu'ya sahip olduklarını B i­ zans'a usdik ettirmekle büyük bir siyasi ve hukuki zafer elde etmiş oldular. Kılıç zoru ile fethedilen Anadolu, bundan böyle hukuken de Türkler'a ait olmuş oluyor ve Türkiye Selçukluları Devleti'nin hu­ kuki ve siyasi varlığı Bizans tarafından resmen tanınmış oluyor­ du.(410) Bununla beraber Türkler'in Boğazları eninde sonunda mutlaka atlayacağını ve Rumeli'ye çıkacağını iyice kestiren ve Bizans İmparatorlarının en büyüklerinden biri sayılan İmparator Alexios Komnenos, buna mâni olmaya Bizans'm gücünün yetmeye­ ceğini iyice anlamıştı. Ne pahasına olursa olsun Avrupa'yı Türkler'e karşı birleştirmek ve Türkler'i Şark beldelerinden (Anadolu'dan) atmak lâzımdı. Haçlı seferlerinin işaretleri Avrupa'da belirmeye başlamıştı. (411) Süleyman Şah, 1075'de kurduğu devleti, 1078'de Porsuk'un muvaffakiyetsizliğe uğrayarak çekilmesiyle kurtarmış; Melik-Şah'a karşı istiklâlini korumuş idi. Türkiye hükümdarı 1081 anlaşma­ sıyla, İstanbul hududlarını boşaltarak bir kısım araziyi Bizans'a terkediyor ise de, Bizans'a karşı daha büyük siyasi ve hukuki za­ fer elde ediyor; başlangıçta istikrarı ve istikbali belirsiz olan ve sadece kılıç kuvvetine dayanan Türkiye Devleti'ni fiilen olduğu gibi, hukuken de Anadolu'ya hâkim bir duruma getiriyordu. Ger­ çekten, Bizans tarihçisi Anna Komnena'ya göre: "Iznik 'i payi­ taht yapan ve bizim İmparatorluk sarayı dediğimiz sultanlığını orada kurup, bütün şarka hükmeden Süleyman" (412), bu andlaşmanm akdi sırasında bizzat Sultan Unvanını da taşıyordu. Bununla beraber, İslâm kaynaklarında "m elik" (kıral) ünvanı ile anılan Süleyman'ın kendisini Sultan ilân e<-nesinden sonra bu hâkimiyetin, devletlerarası hukuka göre, tasdiki gerekiyordu. Nitekim, Abbâsi Halifesi Kaim bi-Emrillâh'ın, menşur, hil'at ve sancak göndermek suretiyle Sü­ leyman Şah'ın sultanlığım tasdik ettiği (413) rivayet olunmaktadır ki, burada sadece devletlerarası hukuka has bir müessese olan "ta ­ nıma" hali söz konusudur. Diğer taraftan Büyük Selçuklu Sultanı Melik-Şah'm da Kutalmışoğlu Süleyman Şah'a 1077 yılında Anadolu sultanlığını verdiğini bildiren bir ferman yolladığı (414) yolunda bir rivayet daha mevcut­ tur.

HORASAN'DAN ANADOLU'YA

155

Sünni Abbâsi Halifesi'nin, Süleyman Şah'ın Ş ii Fatımi Haiifesi'ne bağlanmasını önlemek ve hattâ İlci rakip Selçuklu Sultanı çıkararak kendi otoritesini ve kudretini artırmak maksadiyle Süley­ man'a böyle bir tevcihde bulunarak kendisinin sultanlığını tasdik etmiş olması tabii gözükmektedir. (415) Abbasi Halifesi'nin bu tu­ tumu, yeni teşekkül eden bu uc gazileri devletini şiilik tesiri ve si­ yasetinden mutlak olarak kurtarmıştır. Burada Süleyman'ın kardeş­ leri Alkyuluk ile Dolat (Devlet)'in, Horasan'daki amcazadeleri olan Büyük Selçuklular'a muhalefet gayesiyle daha başlangıçta Şökli ile birlikte, Fatımi Mısır Halifesi ile münesabette bulunduklarına ve Süleyman'ın da 1082'de Tarsus’u fethedince oraya kadı ve hatipler bulması için Şam Trablusu'nun Şii hâkimi kadı İbn'Ammar'a mü­ racaat etmekten çekinmediklerini hatırlatalım. Bu sebeplerle Abbasi Halifesi'nin bu tevcihi, Süleyman Şah'ın Türkiye Devleti Sultanı sıfatı ile Şii Fatımiler'i tanımasını önlemek gayesiyle, bir zaruret haline gelmişti. Ancak ilâve edelim ki, Halife'nin Süleyman'a "m e­ lik" değil de bizzat "sultan" ünvanmı tevcih etmesi Süleyman Şah ile Melik-Şah arasındaki ailevi rekabet ve saltanat mücadelesinin devam ettiğini açıkça ortaya koyar. (416) Abbâsi Halifesi'nin Süleyman Şah'a sultan ünvanmı tevcih et­ mesine rağmen, İslâm dünyası'nm tek sultanı ve hattâ cihân hâkimi­ yeti dâvâcısı Melik-Şah’ın Süleyman'a bizzat sultan ünvam tevcih ederek onu kendisine şerik kılan bir rütbeye eriştirmesi imkânsız gibi gözükmektedir. (417) Bu durum ancak daha sonraları Sultan Sancar devrinde, sultanların sayısı birden fazla olduğu ve dereceleri tayin edildiği zaman gerçekleşmiş ve Sultan Sancar, İrak, Anadolu, Gazne Sultanları ve Türkistan Hakanları karşısında kendisine "E n Büyük Sultan" (Sultan ul-azam) ünvanmı tahsis eylediği zaman diğer sultanlar mevcud o!muştur.(418) Ancak derhal belirtelim ki, bu devirde dahi Türkiye Sultanlığı Büyük Selçuklu Sultanlığı'nm tâbii değil, bilâkis müstakil bir devlet idi. Sultan Melik-Şah'm, Süleyman’a sultan ünvanı verdiğini göste­ ren bir belge henüz bulunamamıştır. Kaldı ki bu husus ispatlansa dahi, bu durum, hukuki bakımdan kurulmuş olan bir devletin devletlerarası hukuka göre tanınması anlamına gelir, yoksa bazı tarihçilerin zannettiği gibi, devletin kuruluşunu sağlayan bir durum değil.

156

O ğ u z ÜNAL

bu hal. Selçuk Devleti'nin bünyesi iyice kavranamadığı ve tarihi olaylar yeterince anlaşılamadığı için de muahhar İslâm kaynaklarındaki şüpheli ve yakıştırma ifadeleri dolayısiyle. Süleyman Şah. aynı zamanda Melik-Şah'ın da bir tâbii zannedilmiştir. Bu duruma rağmen Bizans tarihçileri ona verilen haracı (vergiyi) hediye saymışlar ve 1081 andlaşması ile Anadolu resmen ve hukuken Bizans tarafından Türkiye Devleti'ne terkedilmiş olduğu halde. kendisini sultan ilân etmesi için yeterliydi ve Türkistan'da başlayan saltanat mücadelesinin Anadolu'da gerçekleşmesi tabii idi. hâkimiyet sahasını genişletmiş ve İmparatorları oyuncak hali­ ne getirmiştir.Zateiı Süleyman Şah'ın kazandığı kudret ve Selçuk soyundan gelmesi ve dedesinin Oğuz Vabgusu olması. bazan da taht müddeilerini desteklemek sure­ tiyle Bizans'ın iç sşlerine karışmış ve bu sayede de kudretini artır­ mış. Bizans'la imzalanan 1081 andlaşmasıyla Anadolu'daki hâkimiyetini fiilen olduğu gibi. tasdik edilsin veya edil­ mesin. (422) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 157 . bazan İmparatorları. hukuken de Bizans'a tasdik ettirdiği ve bu suretle Sultanlığı'nı ilân ederek müstakil ve kudretli bir 'T ürkiye Devleti"ne sahip olduğu hakikati meydana çıkar. Bizanslılar'ın eskiden beri malum olan hususi zihniyetleridir ve tarihi hakikati göstermekten ziyade mânâsız bir gururun ifadesidir. (419) Burada Süleyman Şah idaresindeki Türkiye Selçukluları Devleti'nin istiklâli konusunda Bizans tarihçilerinin garip tutumlarına da işaret etmek isteriz. 1078'de üzerine gönderilen Porsuk'un geri çekilmesiyle de Melik-Şah'ı muvaffakiyetsizliğe uğratarak ona karşı istiklâlini koruduğu. (421) Buraya kadar yaptığımız bütün izahat ve tetkiklerden sonra. yine de Süleyman Şah'ı Bizans'a tâbi bir hükümdar gibi göstermişlerdir ki. artık Süleyman Şah'ın 1075 yılında İznik'i feth ve payitaht yapıp Türkiye Devleti'ni kurduğu. (420) Bizans kaynaklarının yanlış ifadeleri sebebiyle Süleyman Şah nasıl Bizans'ın garip bir tâbii sayılmış ise. Bizans'taki taht kavgalarından istifade ederek.

Botaniates de isyan ederek İstanbul üzerine harekete geçti ve Alp Arslan'dan kaçıp Bizans'a sığınan Selçuk'un torunu El-Basan (Er-Sagun) Bey ile birleşerek Kütahya'dan İzmit'e doğru ilerledi. (423) Bizans'ın Rumeli ordusu 1075'de toptan ayaklandı ve bu ordu­ nun komutanı N.. 1078'de. Botaniates. Botaniates.. (424) 158 Oğ u z ÜNAL . ancak geceleri sapa yollardan ha­ reket ediyordu. Bryennios. Süleyman Şah'dan askeri yardım vaadi alarak İstanbul'a doğru yürümeğe başladı. İstanbul'u zapt için en yakın bir hareket üssü olan İznik şehrini ele geçiren Süleyman Şah. Edirne'de. Bryennios'a karşı gönderdi. Tam bu sırada idi ki. Anadolu'da bulunan askerlerin komu­ tanı N. Yeni İmparator ile birlikte giden Türk askerleri Üsküdar'da çadırla­ rını kurarak bir bayram şenliği içinde eğleniyor. Bu sayede İmparatorluğunu ilân eden N. müttefiki bulunan El-Basan'ı amcazâdesi Süleyman Şah'a gönderdi. 1075'de İznik’te yerleştikten sonra Bizans'ın uğradığı buhranlardan ve zayıf İmparator Mihael'e karşı çıkan isyan­ lardan faydalanarak süratle devletini genişletmek ve kuvvetlendirmek imkânlarını buldu. İmparator bu tehlikeli durumda hapisten çıkardığı Norman reisi Russel'i Alexios ile birlikte ona karşı gönderdi. kısa bir süre sonra bütün Marmara sahillerine hâkim olmuştur. Bizans tahtını ele geçirdi. 5.daki bütün şehirler kendiliklerinden birer birer teslim olmuşlardır. Birtakım menfaatler karşılığında ve herhalde Bizans'a karşı maksadını da anlattıktan sonra onu ikna et­ ti. Yeni İmparator. İznik dolaylarında Sakarya yakınlarındaki Atzula mevkiinde Türkiye Selçuklu kuvvetleri tarafından sarılmak tehlikesi­ ne maruz kalan N. Bitinya havzas>. şarkı söylüyor ve İstanbul'da itibar görüyorlardı. Böylece Süleyman daha müsait şartlar dolayısiyle müttefiki bulu­ nan İmparator yerine Botaniates ile anlaşmayı tercih etti. Fakat Türkler'den korktuğu için. İstanbulda'ki taraflarının da yardımı ile. SÜLEYMAN ŞAH'IN ANADOLU FÜTUHATI Süleyman Şah. buraya gelmiş olan bu Türk askerlerini Rumeli'de Peçenek ve Bulgarlar'a dayanan N. Bursa ve İzmit başta olmak üzere. 1077'de İmparatorluğunu ilân ederek İstanbul üzerine yürüdü.

Onun bu mu­ vaffakiyetleri arttıkça Türkistan ve Horasan'dan Anadolu'ya doğru ilerleyen Türkmen muhacereti sür'atlendi ve büyüdü. Bizans'ın takibeniği ortodokslaştırma ve Rumlaştırma siyaseti de Ermeniler'i. fakat deniz bu emele imkân vermiyordu. savaşlar ve isyanlar dolayısiyle perişan olan yerli halklar da Süleyman'ın idaresinde huzura ve sükuna kavuşuyor ve bu sayede Türkiye Sel­ çuklu Devleti sağlam bir temele kavuşmuş bulunuyordu. Nitekim 1080 yılında Azerbaycan'dan Anadolu'ya çok büyük bir Türkmen nüfus akını vuku buldu. Bizans Ermeniler'i doğudan Orta Anadolu'ya sürerken Balkanlar'dan naklettiği Slav. Malazgirt zaferinden bir kaç yıl sonra. (425) Çağdaş Ermeni tarihçisi Mathieu. diğer bir deyişle Türkmenler'e dayanıyor ve onları yanında topluyordu."(426) Türkler.)'in hadis­ leri ile fethi tebşir edilen İstanbul.Türkiye Sultanı Süleyman Şah bu şekilde Bizans'ın iç işlerine karışarak bu sayede hâkimiyetini.. (428) Süleyman Şah'ın kurduğu devlet ve kazandığı baş döndürücü muvaffakiyetler. sanki dün­ yanın her tarafından bu memleket için randevu vermişlerdi. İslâm dünyası­ nın eski büyük ideali olan ve Hazret-i Peygamber (S. Bir çok vilâyetler boşaldı ve artık şark milleti (BizanslIlar) mevcud değildi. 1081 yılında. her halde hâkimiyetini Anadolu'nun doğusunda ve güneyinde kuvvetlendir­ dikten ve bir donanmaya sahip olduktan sonra teşebbüse geçmeyi düşünüyordu. Bizans'ın kötü idaresi. Sürayniler'i. Süleyman Şah'ı cezbediyor.A.. Ulah ve Şamani Türkler de gayrimemnun HORASAN'DAN ANADOLU'YA 159 . "1080 yılı martına doğru Okyanus denizi berisinde (Anadolu'da) bulunan bütün Hıristiyan memleketleri Türkler'in istilâsına uğramış ve hiç bir vilâyet bundan kurtulamamıştı. Her yer Türk askerleri ile dol­ du. Anado­ lu'da yeni bir devlet kurarken Oğuz Türkleri'ne. Süleyman Şah. gümrük daireleri ve geçiş vergileri ile de.S. 1080 yılında vuku bulan bu nüfus hareketini şöyle anlatır. O. bütün Anadolu'­ nun fiilen olduğu gibi hukuken de hâkimi olduğunu tasdik eden andlaşmayı Bizans'a imzalatarak bu fethi tehir etmişti. Karadeniz. Marmara ve Akdeniz sahillerine kadar her tarafta genişletti. İstanbul Boğazı ve gemiler tamamen kontrol altına alınmıştı. rafızi mezheplerinde bulunan yerli halkları ve Pavlakiler'i de Bizans'a düşman etmiş ve Selçuklular'a yaklaştır­ mıştı. (427) Süleyman Şah'm orduları bu sür'atli fütuhât neticesinde Boğazlar'a kadar ilerlemiş ve Boğaz'm Anadolu (Asya) sahillerine yerleşmiş. Anadolu'da Türk nüfu' yoğunluğunu arttırarak kuvvetlenmesine âmil olduğu gibi. Süleyman Şah.

Kilikya'da. Türkiye Selçukluları. Boğazlardan Suriye'ye kadar uzunluğu otuz. devletin kuruluşundan beri. Fırat kıyılarında. Kayseri ve Fırat bölgelerine nakletmişler. Türkmenier'in muhacereti ve fetihleri de Ermeni halkının dahafazl^ güneybatı'ya doğru kaymasına ve bu şekilde.(432) Bununla beraber Anadolu'da bazı şehir ve kaleler henüz Bizanslılar'ın elinde kalmıştı. Şarktan gelen Türkiye Selçukluları o tarafa yayılmağa uğraşırken Bizans idaresinde inhitat 160 Oğ u z ÜNAL .olarak yeni T irk idaresini tercih ediyorlardı. (431) B ir başka müellife göre de Süleyman. Zira Süleyman ve halefleri. Adalardenizi ve Akdeniz arasında bütün beldelere girmiş ve hâkim olmuşlardı. eski Türk göçebe huku­ kuna göre. (433) BizanslIlar. Süleyman Şah. Doğu Anadolu'yu hâkimiyetleri altına almağa çalışıyorlardı. Marmara. toprakları köylülere dağıtıyor ve devlet mülkiyeti altında herkesin tasarrufuna imkân veren bir Miri toprak sistemi kuruyor­ lardı. Malatya. (429) Böylece Süleyman. Bizans'ın çöküşünden ve Türkler'in onlara karşı takip ve seferlerinden faydalanan Ermeniler. Maraş ve Urfa taraflarında yoğun­ luk kazanmalarına sebep olmuştur. Gemileri olsa idi. yüzyılın başlarından beri Doğu Anadolu'yu istilâ ederek. 1082-1083 yıllarında Anadolu'da tek tek nokta­ lar halinde kalmış olan Bizans şehir ve kalelerini fethetmekle meşgul oldu. bütün Türkiye (Turgia) şehir ve kalelerini fethedip hâkimiyetini kurduktan sonra Süleyman Şah adını aldı. genişliği on veya on beş gün süren bu memle­ kete ve bütün şehirlerine sahip oldu. F ı­ rat bölgesinde yoğunluk kazanarak bir takım prenslikler kurmuşlar ve bu şekilde Türkiye Selçukluları'nm doğu ve güneyde Türk-İslâm ülkeleriyle münasebetlerini kesecek bir durum yaratmışlardı. oralardaki küçük Ermeni Kırallıklarmı kaldırıp. mühim bir Ermeni nüfusunu Sivas. Karadeniz. İstan­ bul'u da alabileceklerdi. Toroslarda. Bütün bunların yanı sıra. X I. Anadolu'daki büyük toprak aristokrasisi elinde esir veya toprak­ sız bulunan köylüler de Selçuklular sayesinde toprağa ve hürriyete kavuşuyorlardı. Türkler. (434) Türkiye Selçukluları’nm doğu hudutlarında bir Ermeni Prensli­ ğinin kurulması ve Melik-Şah'ın desteğini kazanması endişeli bir durum yaratıyor ve Süleyman Şah'ı şark seferine mecbur ediyordu. (430) Onun idaresinde Türkler.

İslâm kültür ve medeniyetinin kuvvetle yerleştiği ve ilim adamları. Nitekim Kutalmışoğullan.içerisinde bulunan Orta ve Batı Anadolu'da tecride uğramaktan kurtulmak. siyasi muvaffakiyet­ leri için aynı yolu tutmuşlardı. edipler. yüzyılda Bizans'ın karşı taarruza geçmesi üzerine işgal olunmuş ve bütün Müslüman halk da ya öldürülmüş ya da zorla Hıristiyan yapılmıştı. her birini kendi böl­ gesini korumakla görevlendirdi. Anadolu'ya gelmeden önce Kuzey Suriye'de iken Şökli Bey ile birlikte böyle bir teşebbüse giriştikleri gibi İbrahim Yınal ve diğer âsi Selçuklu Beyleri de aynı şekilde Mısır Fatımileri ile münasebet kurarak. Abbâsiler yerine Şii Fatımile 'i tanıdığını belirtmek bakımından çok mü­ him bir hadisedir. bunlar arasında pek çok miktarda Türk askeri de vardı. bu bölge­ yi bir buçuk asırlık bir Bizans işgalinden sonra tekrar İslâm diyarı haline getiriyor ve buradan daha da ileri giderek. Müslüman gönüllüleri ve gâzileri için birer askeri üs olup. yeni kurulan Türkiye Devleti'nin Şii siyaseti ve nüfuzundan kurtulmasını temin etmiştir. Süleyman Şah. aleyhine fetihlerini genişletmeğe karar veriyordu. çok büyük bir uzak görüşlülükle. sahil bölgelerine ve bütün Selçuklu Anadolu'suna valiler tayin ederek kendisi seferden dönünceye kadar. Tarsus merkez olmak üzere. bu ileri hamle ile. Süleyman Şah'a Sultan sıfatını tevcih ederek. şairler ve mütefekkirler de yetiştirdiği bu bölge X.(436) Bu sebeple Abbâsi Halifesi. Ermeni Filaretos. Masisa. İşte Türkiye Sultanı Süleyman Şah. Bir yıl içerisinde de Adana. Büyük Selçuklular'la da karşılaşma ihtimalini hesaba katarak. Süleyman Şah'ın Tarsus'u fethedince derhal kadı İbn'Ammar'a elçi gönderip kendisinden bu yeni fethedilen şehirler için kadı ve hatip talep etmesi Türkiye Sultanı'nm Melik-Şah ile hasmane münasebetlerini meydana koymak ve Büyük Selçuklular'la bu ailevi ve siyasi rekabet dolayısiyle. Süleyman Şah'ın yeni fethettiği bu bölgede Emeviler ve Abbâsller.(435) Bu sebeplerle Türkiye Sultanı Süleyman Şah. (437) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 161 . Aynzarba ve bütün Kilikya beldelerini hâkimiyeti altına aldı. acele İznik'e döndü ve gereken hazırlıkları yaptı. 1082 yılında Kilikya (Çukurova)'ya girerek Tarsus'u fethetti. islâmlarm Bizanslılar'a karşı Suguur veya Avâsım (Uc) adı ile anılan en kuvvetli bir hudud teşkilâ­ tına sahip idiler. medeniyetçe üstün olan Islâm dünyası ile bağlan kurmak ve yollan açmak istiyorlardı. Kilikya şehirleri. Gerçekten Süleyman Antakya üzerine yürümeden önce Ebu'l-Kasım'ı İznik'te yerine başkumandan olarak bıraktı ve ayrıca Kapadokya'ya.

en küçük bir olayın şiddetle cezalandırılacağını bildirdi. 120 müezzin tarafından okunan ezan ve tekbir sesleri fethi tebcil etti. Fakat ilk anda savaşa başlayan kale muhafızları İç Kale'ye sığındılarsa da bir müddet sonra teslim oldular. gemilere bindirerek Asi nehri mansabından. bizzat büyük Selçuklu Sultanı Melik-Şah'a giderek. Bu sırada Filaretos'un Melik-Şah'a giderek ayrılmasından fırsat bulan ve bu adamın zulmünden bıkan Antakya halkı ve başta şehrin valisi ile Antakya kuvvetlerinin başında bulunan Filaretos'un oğlu Barsam. bir fermanla. Süleyman Şah. ordusuyla birlikte bznik'ten cebri bir yürüyüşle Antakya'ya doğru harekete geçti. Emniyet ve gizlilik sebebiyle de Kiiikya sahilinde askerlerini süvari ve piyade. Hazret-i Isa'nın havarilerinin toplanmış oldukları meşhur Kasiyan (cassinus) kilisesini câmiye çeviren Süleyman Şah.-Hareketini son derece gizli tütan Süleyman. Türkiye Sultanı. Türkiye Sultanı'nın gel­ diğini ve askerlerin kimseye dokunmadığını anlayan halk. gündüzleri dinleniyor ve sapa yolları takibediyordu. gizlice Türkiye Sultanı Süleyman Şah'a haber göndererek onu An­ takya'ya davet edip şehri kendisine teslim etmeyi teklif ettiler. Mısır'a kadar bütün Suriye'nin kilidi durumunda bulunan bu mühim şehri 1085 yılında fethetti. Süleyman Şah'a karşı kendisinden yardım talep etti. sakin ola­ rak evlerine döndü. sdâleti ve şefkati ile bütün Antakya halkının kalbini fethetti.((439) Bu fırsatı gayet güzel değerlendiren Süleyman Şah. geceleyin yürüyüş yapıyor.(438) Süleyman Şah'ın Kiiikya fetihleri ile ülkesi­ nin elinden çıktığını ve Hıristiyanların da kendisine karşı olduğunu gören Filaretos. ani olarak geceleyin Antakya surları önüne çıktı ve 300 kişi ile Faris kapısından şehre girdi. ilk Cuma namazını burada kıldı. 12 günde Antakya'ya vardı.Bu sırada Bizans ordusunun dağılmış olmasından faydalanan Ermeni Filaretos. Böylece yıldırım sürati ile yol alan Süleyman Şah. Süleyman Şah'm ordusu fasılasız ve dalgalar halinde şehre giriyordu. Bu ehemmiyeti dolasiyle Suriye'den gelen bir çok Müslüman bu muhteşem Cuma namazında bulundu. Anne Komnena'ya göre. Sabahleyin Türk askerlerinin haykırışlarıyla uyanan halk evvelâ şaşırdı. hâkimiyetini genişletmek imkânını buldu ve Maraş'tan sonra Malatya ve Urfa'yı almış ve Antakya'yı da idaresi altına sokmuştu. Böylece Süleyman Şah. Önceleri Bizanslılar'ın ve daha sonra Ermeni Filaretos'un zulümlerinden şikâyetçi olan Antakya halkı ve bilhassa Ermeni ve 162 Oğ u z ÜNAL . bütün esirlerin hür olduğunu ilân etti ve askerlerin yerli halkın evlerine girmelerini ve halka dokunmalarını kesinlikle yasak­ ladı. Daha sonra.

İzmir'i fethetti ve İzmir körfezi'nde pek kudretli bir donanma yaptırarak Türkiye'nin ilk deniz kuvvetini kurmuş oldu. son mukavemet merkezi olan Maraş'a gel­ mişti.Siiryaniler çok memnun oldu. bundan sonra İskenderun ve Ayntab (Antep) şe­ hirleri başta olmak üzere bugünkü Hatay vilâyetlerinin tamamını fethetti. (440) Süleyman Şah. Bu fetihlerden sonra Türkiye Devleti'nin güney sınırı. 1085 yılında Maraş. daha Bizanslılar'da idi. Uzun müddet istilâ ve huzursuzluk­ lar içinde bulunan Haleb'in Harim ve Duluk kazaları da kendiliğin­ den Süleyman Şah'ın idaresine geçtiler. Bundan sonra sıra. Elbistan. A r­ tık Anadolu'da Türk birliği kurulmuştu. Süleyman Şah'ın değerli kumandanlarından Buldacı Bey. Haleb'in kuzey varoşlarından başlı­ yordu. (441) Bu sıralarda Süleyman Şah'ın 1081'den beri İzmir valisi olan ve Oğuzlar'ın Çavuldur Boyu'ndan gelen Çaka Bey. Göksün. Yalnız Maraş. Besni kalelerini fethetti. (442) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 163 .

iki İslâm ordusunun çarpışmaması için yaptığı sulh teşebbüsleri de netice vermeyince. ordusunun başında Haleb'e doğru yürüdü. 5 Haziran 1086 günü. Haleb'i kuşattı ve Müslim'in cenazesini de Haleb kapısında defnetti. onu Melik Şah'a iUatsizlikle itham ederek tehdide kalkıştı. Müslim. Amik ovasına akan Afrin çayı üzerinde. Süleyman Şah'ın. Ayn Şayiam mevkiinde. yanında "daima mu­ zaffer” Artuk Bey de olduğu halde. Antakya civarında. Bu netice üzerine ilerleyen Süleyman Şah. Türkiye Sultanı ile Büyük Selçuklular'ı kaçınılmaz bir şekilde karşı karşıya getirdi. Bu şekilde Süleyman ile Müslim arasındaki gerginlik son haddini buldu. (444) Bu zaferler ve Hareb'in de muhasarası. Haleb'in Ukayli hâ­ kimi Müslim ile Suriye Selçuklu Melik'i (Melik-Şah'ın kardeşi) Tutuş'tu. Türkiye Sultanı ise. Süleyman Şah'ın yanında bulunan Çubuk Türkmenleri diğer bazı Türkmenlerin 164 OĞUZ ÜNAL . An­ takya'nın kendi cihâdı sayesinde kâfirlerden alınıp bir İslâm beldesi haline getirildiğini ve bu sebeple kendisinden cizye istenemeyeceğini cevaben Müslim'e bildirdi. (443) İlk çatışma Süleyman ile Müslim arasında başladı. İki ordu Haleb'in üç mil yakınında. onun büyük Sel­ çuklular veya tâbileri ile rekabet ve çatışmasını adeta mukadder kılmıştı.5. Müslim ye­ nildi ve savaş alanında öldü. Süleyman Şah. Kurzahil mevkiinde Süleyman ile Müslim'in orduları karşılaştılar. Bu durumdan en çok tedirgin olanlar. bu haberi alınca Tutuş'a doğru iler­ ledi. Türkiye Sultan'ı. S Ü L E Y M A N Ş A H 'IN B Ü Y Ü K S E L Ç U K L U L A R L A Ç A T IŞ M A S I v e SO N U Süleyman Şah'ın Marmara sahillerinden Antakya'ya kadar uza­ nan ve Suriye'de genişlemeğe başlayan hâkimiyeti. Suriye Melik'i Tutuş. karşılaştı. E r­ meni Filaretos'un Antakya hâkimiyeti sırasında Antakya'dan almak­ ta olduğu cizyeyi bu defa Süleyman'dan istedi. Haleb komutanının da tahrik ve entrikaları sonucunda. Haleb muhasarası ile meşgulken. Amcazade iki Selçuklu Sultan ve Melik'i arasındaki muharebe çok şiddetli oldu.

(451) HORASAN'DAN ANADOLU’YA 165 . (445) Süleyman Şah'ın intiharını Bizans tarihçisi Prenses Anna Komnena yazmaktadır. Musul'a ve oradan da Haleb'e doğru hareket etmişti. sizleri uzaklaştırdık ve öldürdük" dedik­ ten sonra gözyaşlarını sildi. (449) Süleyman'ın ölümünden sonra Tutuş. Bu sırada. Haleb üzerinden Antakya'ya gelen Melik-Şah.Melik-Şah'ın gazabından ürkerek Tutuş'un tarafına geçmeleri üzerine Türkiye Sultanı'nın ordusu bozuldu. bu şehri Süleyman'ın veziri Haşan bin Tahir'den aldı. (446) Anna Komnena’nın bu rivayetine karşılık Haleb Tarih'i yazarı İbn ul-Adim'in. bu acı bozgunu gururuna yediremeyerek intihar etti veya diğer bir rivayete göre de savaş atanında vuruşarak öldü. Süleyman Şah bütün gayretleri­ ne rağmen hezimeti önleyemedi ve çok zayıf bir rivâyete göre. Süleyman'ın küçük yaşta bulunan oğulları Kılıç Arslan ile Kulan Arslan ve veziri Haşan bin Tahir'i Antakya'ya. Bozan ve Ak-Sungur Beyler olduğu halde. "Sizlere zulmettik. Tutuş. onun muharebe sırasında vuruşarak öldüğü rivayeti daha kuvvetli olabilir. Süleyman'ın cenazesini muhteşem bir kefene sararak. bizzat sultan Melik-Şah'a teslim edebileceğini bildiriyordu. Haleb önlerinde karşılaştıkları sırada. yani Türkiye Sultanı'na ait bir memlekete getir­ mişti. Bu sebeple de Melik-Şah. (448) Süleyman ile Tutuş. bir yıl önce Müslim'i gömdüğü Haleb kapısında defnetti. haya­ tı devamlı olarak zaferler silsilesi içerisinde geçen Anadolu Fatihi ve Türkiye Sultanı. Birinci Teşrin 1086'da yanında kumandanları Porsuk. (447) Süleyman Şah'ın cesedi karşısında Tutuş'un şu sözleri iki Sel­ çuklu ailesi. Süleyman'ın oğulları Kılıç Arslan ile Kulan Arslan'ı da yanına alarak İsfahan'a götürdü ve ölümüne kadar serbest bırakmayarak Anadolu'da Kutalmışoğullarmın hâkimiyetine fırsat vermedi (450) ve Türkiye Devleti'ni itaati altına almak amacıyla da Bozan Bey kumandasında kuv­ vetli bir orduyu İznik li/ı-rinc gönderdi. Süleyman'ın cesedinin ölüler arasında bulunduğu ve ancak Tutuş'un: "Selçukoğullarının ayakları birbirine benzer" diyerek ölüsünün tanındığı yolundaki kaydı gözönüne getirilirse. Arslan Yabgu ve Mlkâil Yabgu aileleri arasındaki mü­ nasebetleri ve rekabeti göstermek bakımından kayda şayandır. Haleb Emir'i şehri Tutuş'a veya Süleyman'a değil.

Ebu'l-Kasım ve B i­ zans İmparatoru Alexis aralarında bir ittifak yapmışlardı. Anadolu hükümdarı olarak Anadolu'ya gönderdiği yolundaki rivâyetler de diğerleri gibi hakika­ te aykırı olup. Melik-Şah'ın ölümü Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nda saltanat mücadelelerine sebep olmuş ve bu sayede de onlann İznik muhasarasiyle birlikte Anadolu'ya müdahaleleri de son bulmuştur. İznik muhasarasına son verilmesi için Melik-Şah'a giderken. (453) f092'de Melik-Şah'ın ölümü üzerine Büyük Selçuklu Imparatorluğu'nda başlayan saltanat kavgaları sırasında Süleyman Şah'ın oğulları Kılıç Arslan ve Kulan Arslan. Büyük kardeş Kılıç 166 Oğ u z ÜNAL .6. Kutalmışoğullan'nın tekrar baş kaldırmalarına ve Anadolu'da istiklâllerine fırsat vermemek maksadiyle. Antakya üzerine Şark seferine çıkarken. S Ü L E Y M A N Ş A H T A N SO N R A " T Ü R K İY E D E V L E T İ" Büyük Selçuklu Sultanı Melik-Şah. Ebu'l-Kasım'ı İznik'te bırak­ mıştı. Anadoluya geçmek fırsatını elde ettiler. Süleyman'ın iki oğlunun İran'dan kaçarak geldiklerini söylemekle hâdiseyi ay­ dınlatmış bulunmaktadır. Fakat Ebu'l-Kasım yolda öldürülmüş. Ebu'lKasım. Melik-Şah'ın Kılıç Arslan'ı. bir müddet sonra da. Türkiye Selçuklulan'nı itâatı altına almak için Bozan Bey ku­ mandasında İznik üzerine bir ordu gönderince. (454) Süleyman Şah'ın oğulları Iznik'e varınca Türkmenler onları he­ yecanla karşıladılar. 1092'de Melik-Şah ölmüştür. (452) Süleyman Şah. Başkumandan sıfatiyle. yerine kardeşi Ebu'l-Gazi'yi bırakmıştı. Çağdaş Bizans tarihçisi Anna Komnena. Ebu'l-Kasım. Süleyman Şah'ın Şark seferi sırasında yerine başkumandan olarak bırakmış olduğu Ebu'l-Kasım'ın ölümü üzerine İznik'te hâkimiyet kurmuş olan kardeşi Ebu'l-Gazi. derhal ailenin mirası olan İznik tahtını kendilerine teslim etti. onları ölümüne kadar yanından ayırmadı. yerine vekil olarak. Süleyman Şah'ın ölümünden sonra Türkiye Devleti'ni korumuş ve hattâ Boğazlar'a kadar da ilerlemişti. Ve bu şekilde Türkiye Tahtı yedi yıl (1086-1093) sultansız kaldı. MelikŞah.

ni İznik ve havalisine. küçük oğlu Mahmud'u babasının tahtına çıkmasını sağlamak ümit Ve arzusuyla kocası Melik-Şah'ın ölümünü bir müddet umumi efkârdan sakladığı da bilinen bir husustur. Sultan Melik-Şah'ın ölümünden sonra göz hapsinde bulunduğu İsfahan'dan kaçarak İznik'e geldiği ve iktidarı Ebu'l-Gazi'den devraldığı malumdur. Türkiye Sultanı sıfatı ile. fiiliyatta ise bu beylerin hepsi. bu hâkimiyet başlangıçta sözde kalmış. Sultan Kılıç Arslan. Süleyman Şah'ın valileri durumunda bulu­ nan ve vaktiyle merkezi otoriteye bağlı bulunan Anadolu beyleri'nin de hükümdarı oldu ise de. O. merkezi otoritenin de zayıflaması sonucunda bir takım Türk beyleri­ nin elinde bölünmüş bir vaziyette bulunuyordu. Bizans tarihçisi Prenses Anna Komnena’nm. onun İznik'e gelmeden Anadolu'dan etra­ fına kuvvet toplamak için bir süre oyalandığını kabul etmek gerekir. (458) Sultan Kılıç Arslan. Anadolu'ya gelip tahta çıktığı zaman memleket "A şire tçi" (Tribal) Türk hâkimiyet telâkkisi sebebiyle. Kasım 1092 (16 Şevval 485)'de vefat ettiği ve Sultan'ın hanımı Terken Hatun'un.Arslan. (459) K ılıç Arslan. Anadolu Türk birliğini yeniden kurmaya çalışırken Büyük Haçlı Seferleri'nin de ilk hedefini teşkil etmiştir.(456) Diğer taraftan MelikŞah'ın 20. Süleyman Şah'ın oğulları K ılıç Arslan ve Kulan Arslan'm Iznik'e gelişlerini şimdiye kadar mutad olarak kabul edilen 1092 yılı (455) yerine 1093 yılr başlarında vazetmek gerekeceğini sanı­ yoruz. Kılıç Arslan’m. Sultan ünvanı ile 1093 yılı başlarında Türkiye tahtına oturdu ve babası Süleyman Şah'ın ölümünden sonra çözülmeğe yüz tutan birliği yeniden kurmağa girişti. Kılıç Arslan’m İznik'te sevinçle (yani mukavemet görmeden) karşılanıp yanındaki savaşçılarının ailelerini de buraya getirip yerleş­ tirdiği kaydına bakılırsa. Türkler'in Anadolu'da yerleşme ve vatan kurma devresinde başlayan Haçlı HORASAN'DAN ANADOLU’YA 167 . Bu sebeple Kılıç Arslan'm hâ­ kimiyeti ilk günlerde Ebu’l-Gazi'nin muhafaza ettiği yerlere. Böylece Kılıç Arslan ve kardeşi Kulan Arslan'm İznik'e 1093 yılı başlarından önce varmaları pek mümkün değildi. (457) Böylece Melik-Şah'ın ölüm haberi her halde İsfahan'a normalden daha geç bir sürede ulaşmıştır. inhisar ediyordu. müstakil bir durum kazanmışlardı. merkezi otoritenin zayıflaması sonucunda "aşiretçi" (Tribal) Türk hâkimiyet telâkkisinin etkisiyle. Anadolu Türk tarihinin en buhranlı zama­ nında tahta çıkmıştı.

Sultan Kılıç Arslan artık Anadolu'nun ortasında bulunan Konya'ya yerleşerek bu şehri kendisine payitaht yaptı. 26 Haziran 1097'de Bizanslılar'ın eline geçti. onun yardı­ mından faydalanacak. Bu sırada Malat­ ya muhasarası ile meşgul olan Kılıç Arslan. kısa bir süre içerisinde. cehalet ve dini taassup içerisindeki AvrupalIları Türkler'e karşı ha­ zırlamıştı. Kilikya şehir ve ovalarından da Türkler'in çe­ kilmeleri ile Toroslar'a sığınan Ermeniler yavaş yavaş düzlüğe inmeğe başladılar. Böylece Konya. bir netice vermemişti. Peçenekler ve İzmir Beyi Çaka karşısında çok müşkül bir durumda kalınca 1091 yılında Papa Urbain'e müracaat ederek Haçlı yardımı istemişti. Haçtılar'la mücadeleye girişti. Selçuklular. Anadolu içlerinde. Filhakika Türkler Marmara sahillerine kadar ilerledikleri ve BizanslIlar Anadolu'yu tamamiyle kaybettikleri bir zamanda. Grigoire'in giriştiği tahrikler Avrupa'da bir Haçlı havası yaratmış. büyük bir Türk-İslâm şehri haline geldi. Ayrıca Batı Anadolu ve Karadeniz sahilleri de Bizanslılar'ın eline geçti. (462) İznik'in düşmesinden ve Birinci Haçlı seferi fırtınasından sonra Sultan Kılıç Arslan ve Anadolu Türkler! kendilerini toplamağa başla­ dılar. m074'de. yirmi iki yıldan beri Tür­ kiye Devleti'nin payitaht şehri olan İznik'i kuşattı.Seferleri bu kuruluş faaliyetini tehlikeye sokacak bir ehemmiyet taşır. İmparator Mihael'in Papa'ya bir Haçlı Seferi için yaptığı müra­ caat. İmparator Alexis de. (460) Sultan Kılıç Arslan da geri çekilerek. Fakat B i­ zans İmparatoru'nun istediği bir askeri yardım yerine bütün Avru­ pa'yı harekete getiren. buna karşılık. (463) 168 O ğ u z ÜNAL . (461) Büyük Haçlı taarruzu Türkiye Selçuklulan'nı büyük bir sar­ sıntıya ve zaafa uğrattı. Yirmi iki yıldan beri Türkiye Devleti'nin payitaht şehri olan İznik'in düşmesi üzerine. sür'atle İznik'e yetiştiği halde muhasarayı yaramadı. Haçlılar İstanbul'da İmparator'la bir anlaşma yaparak. Ancak Papa V II. Bunun üzerine İznik daha fazla dayana­ mayarak. Bu şekilde İstanbul'dan Anadolu'ya (Asya'ya) geçen muazzam Haçlı ordusu. BizanslIlar derhal Anadolu'nun sahil böl­ gelerini işgal ettiler ve İzmir'de Çaka'nın beyliğini ortadan kal­ dırdılar. Anadolu'da zapt edecekleri yerleri Bizans'a bırakacaklardı. İslâm şark ve Hıristiyan garp tarihlerinde çok mühim neticeleri olan Büyük Haçlı Seferleri başlamış oldu. Danişmendli Gümüş-Tekin ile birlikte. o yıllarda Papalık ile Cermen İmparatorluğu arasındaki ihtilâf ve mücadeleler sebebiyle.

Anadolu Türk birliğini yeniden kurmuş ve milletini bu vatanda yaşatmak kudretini göstermiştir. A nad olu'y u boy­ dan boya geçtikten sonra Suriye'ye girebilen Haçlı kuvvetlerinin ancak 30. Antakya Prensliği. Anadolu Türk birliğini yeniden kurmak ve merkezi bir idare tesis etmek maksadiyle.000 kişi o ld u ğu halde. HORASAN'DAN ANADOLU’YA 169 . Malatya’nın fethin­ den sonra.(467) Ayrıca Sultan Kılıç Arslan'ın.Yıllar süren mücadeleler sonunda. Türkiye Devleti'ni ayakta tutmayı başarmış. henüz Orta Anadolu'ya nazaran çok daha ileri bir medeniyete sahip olması idi.000 kişiyi b uld uğu nu kaynaklar belirtir. Sultan Kılıç Arslan'ı ve haleflerini. Sarsılan nefse itimadlarmı yeniden kazandılar. Bu başarıları sonucunda Türk-İslâm ülkelerinde. (468) ♦Gerçeklen İstanbul'dan A nadolu'ya (Asya'ya) çıkan H açlı ordusu­ n u n toplam mevcudu 600. tıpkı ilk Türkiye Sultanı Süleyman Şah gibi. Haçlılar nihayet Temmuz 1099'da Kudüs'e girdiler. Haçlı ordularına Anadolu'yu mezar yapan* Sultan Kılıç Arslan. Kudüs'e ulaşmak üzere Suriye'ye doğru ilerleyen bir Haçlı kolu Antakya’yı ele geçirdi (Haziran 1097) ve daha sonra Urfa'yı zaptetti.(465) Bununla beraber. (466) Sultan Kılıç Arslan Anadolu'yu toparlamağa ve Anadolu Türk birliğini yeniden kurmaya çalışıyordu. Anadolu beylerini yeniden hâkimiyeti altına al­ maya başlaması ve bu şekilde hâkimiyet alanını genişletmesi de Tür­ kiye Selçukluları ile Büyük Selçukluları yine komşu yapmış ve eski aile rekabet ve mücadelesinin canlanmasında âmil olmuştu. İslâm medeniyeti hududları içerisinde gelişen şar­ kın. Urfa Kontluğu. Haçlılar'ı Türk-jslâm beldelerinden söküp atmak için Türkler'in uzun yıllar mücadele edip sayısız şehitler vermeleri gerekiyor­ du. şarka doğru yayılmaya sevkeden âmil ailevi rekabet ve üstünlük dâvâsından çok. İslâm beldelerine çevirmeğe başlamıştı. Böylece Anadolu Türkleri. Haçlı seferlerinin kendisi için tehlikeli sonuçlar vermeye başladığını gören Bizans İmparatoru Alexis ile bir anlaşma yaparak garb'da. yüzünü şarka. Bizans hududunda emniyet ve istikran kuran Kıliç Arslan.(464) Kılıç Arslan'ın Haçlılar'a karşı kazandığı sayısız zaferlerle Birinci Haçlı seferinin intikamı alınmış oldu. bu devirde. Kılıç Arslan'ın şarka yayılma siyaseti. Trablus Kontluğu ve Kudüs Kırallığı adlarında Frank (Haçlı) devletleri ku­ ruldu. Selçuk'un torunları Arslan Yabgu ve Mikâil Yabgu aileleri arasındaki ailevi rekabet ve mücadelenin yeni bir sefhaya girmesine sebep oluyordu. babası Süleyman Şah gibi.

Konrad ve Fransa Kıralı St. 1147 yılında. Fa­ kat bu sırada Melik-Şah’m oğullarından Suitan Muhammed Tapar'ın Emir Çaviı kumandasında gönderdiği büyük bir ordu ile giriştiği çok çetin bir savaş sırasında. Onun oğlu ve ikinci l ürkiye Sultanı oian Kılıç Arslan da yine büyük Seiçukluiar’la. kaçabilenler geri dön­ düler. Bir müddet Dânişmendliler'e tâbi gibi görünmüşse de. Louis bu felâketi öğrenince. Efes. Haçlı Seferi) hazırlandı. Fakat bu sırada. Mukaddes Roma-Germen İmparatoru III. Louis V III. Musul Atabeyi İmâdeddin Zengi'nin. Fakat. Gemi­ 170 OĞUZ ÜNAL .İlk Türkiye Sultanı Süleyman Şah. İmparator ve Kıralların başında bulunduğu büyük bir haçlı seferi (2. Eskişehir yakınlarında Sultan Mesud'un ordusu tarafından perişan edildi. Haçlı seferleri ve Sultan'm ölümü üzerine B i­ zanslIlar. Büyük Selçuklulur’a karşı hâkimiyet ve rekabet mücadelesinde Ölmüştü. Denizli ve Antalya istikametini takiple yolunu değiştirdi. daha büyük bir iddia ve azimle. Kılıç Arslan’ın ölümü sırasında Musul valisi bulunan büyük oğlu Şahin-Şah. Selçuk ülkesinden geçmenin imkân­ sızlığını anlayarak. Büyük Selçuklular'ca yakalanıp İsfahan'a gönderilince. duruma hâkim oldu. Habur suyu'nda boğula­ rak hayatını kaybetti. mücadeleye girişti ve Musul'u alarak Büyük Selçuklu İmparatorluğu'na da namzet bir kudrete erişti. büyük bir siyasi deha­ ya sahip olduğunu tedbirli ve başarılı hareketleri ile ortaya koymuş­ tur. bir yandan saltanat mücadeleleri ile meşgul olan. Türkiye Selçuklu tahtı tekrar sahipsiz kaldı. Mukaddes Roma-Germen (Alman) İmparatoru III. kumandasındaki iki kol halinde harekete geç­ tiler. Haç­ lılar. K ılıç Arslan'ın oğlu Sultan Mesud. Urfa Kontluğu'nu ortadan kaldırması üzerine Avrupa'da büyük bir heye­ can dalgası esti ve ilk defa olarak. daha son­ ra insiyatifi eline almağa muvaffak olmuştur. Türkmenler her taraftan İç Anadolu’ya doğru göçmeğe başladılar. (469) Sultan Kılıç Arslan'ın ölümü Türkiye Selçuklulan'nı eskisinden daha büyük ve şiddetli bir buhrana sürükledi. A l­ man ordusunun büyük bir kısmı imha edildi. Dânişmendliler ile birleşerek. 1107 yılında. 1144 yılında. (470) Sultan Mesud zamanında da büyük bir Haçlı seferinin yapıldığını görüyoruz. Sultan Mesud. Almanlar'ın Konya'yı işgal ettiklerini zanneden Fransa Kıralı St. bütün sahilleri geri aldılar. artık müdafaadan taarruza geçerek. Kon­ rad kumandasındaki muazzam Haçlı ordusu. Bununla birlikte yine Türkler'in hücum ve baskın­ larıyla bu ordu da çok zayiata uğrayarak Antalya'ya vardı.

askferi ve medeni hamleler bu kudretli sultan zamanında çok ileri bir safhaya erişti ve Türkiye Selçukluları tari­ hinde yepyeni ve parlak bir devir başladı. Türkler'in bu akıl almaz iyiliklerini gören üç binden fazla Frank Müslüman oldu. Zekâsı ve enerjisi sayesinde Bizans İmparatorluğu'nu ve Haçlı ordularını mağlub ederek. Selçuk Türkiyesi'nde ilk imâr ve medeni faaliyetler de onunla başlar. Sultan II. Bizans'ın ağır vergilerle ve korkunç zulümlerle ezdiği Rumlar onun idaresine geçmeğe başla­ dılar. Kılıç Arslan. kırk yıla yakın bir saltanat ve mücadele devrinde. Haçlılar'ı bu perişan halde görünce merhamet ettiler. ihtiyatlı ve dahiyane bir siyasetle Türkiye Devleti'ni yok olmaktan kurtardı ve tekrar Anadolu'ya hâkim bir duruma yükseltti. adaleti. İlk defa onun zamanında. Eskişehir yakınlarında ve Konya önlerinde. Sultan Mesud zamanın­ da başlayan siyasi. merhamet ve şefkatle Hıristiyanların dinlerini satın aldıklarını. Türkler. (473) Sultan Mesud'un.ler'e binen zenginleri Suriye'ye gittiler. çok sabırlı. Haçlı ordularını mağlub ve perişan etmesi ve böylece bütün İslâm dünyasına korku salan Haçlı ordularını ortadan kaldırması. siyasi birlik ve medeni ilerleme devri açılmıştır. Garp kaynaklarında. Kalanları da Türkler'in ve Rumlar'ın taarruzları karşısında perişan oldular. hastala­ rını tedavi ettMer. fakat din değiş­ tirme hususunda hiç bir baskı yapmadıklarını belirtir. Nitekim Rumlar'ın hıyanetini ve Türk­ ler'in şefkatini anlatan bir Haçlı müellifi: " E y hiyânetten daha zalim olan merhamet" feryadiyle Türkler'in iyilik. Türkiye Devleti'nin bu kadar kuvvetlenmesinden ve Anadolu'nun rakipsiz şekilde hâkimi olmasından endişelenen ve Türkmenler'in yavaş yavaş Batı Anadolu'yu istilâ etmeğe başladığını gören Bizans İnıpa- HORASAN'DAN ANADOLU'YA 171 . Artık Anadolu Türkleri'nin buhran devri sona ermiş. paralarını aldılar. (471) Sultan Mesud'un. Sakarya'dan Fırat boylarına kadar bütün Selçuklu Tüıkiye'sini hâkimiyeti altına aldı. Haçlıiar’ı soydular. uzun ve kanlı mücadelelerden sonra. Türk­ ler için Anadolu'yu emniyetli bir vatan haline getirdi. yerine veliahd tayin ettiği oğlu II. Kılıç Arslan sultan oldu. şefkati ve iyi idaresi dolayısiyle. Rumlar. Türkiye Sultanı'nın ve Türkiye Devleti'nin kudretini çok yükseltti. 1155 yılında ölümü üzerine. Bir Hıristiyan kroniğinin de ifade ettiği gibi.(472) Sultan Mesud. Anadolu'nun "T urkia" adiyle kay­ dedilmesi de çok manâlıdır.-Rumlar'dan satın aldıkları Haçlı paralarını düşkün­ lerine verdiler. onlara para ve ekmek dağıttılar.

Kılıç Arslan. 1176 yılında. Zira bilindiği gibi. (475) Kumdanlı zaferi. İşte Sultan 1 1 . BizanslIlar. Melik sıfatiyle. Kılıç Arslan da bu sebeplerle. Kılıç Arslan oğullarının herbirini. tamamiyle ezerek Anadolu'dan silip atmak ve Bizans'ı tekrar Anadolu'ya hâkim kılmak karariyle. Batı Anadolu'da Kütahya ve Eskişehir yörelerini kati olarak fethetti ve Türkiye Devleti'ne kattı.(478) 172 Oğ u z ÜNAL . 1177 ve 1182 yıllarında.ratoru Manuel Komnenos. Gök Türkler'de. Kılıç Arslan. Türkleri. yıpratmağa başladı ve böylece iyice yıpranmış olan düşmanı Eğridir gölü kuzeyindeki dar ve sarp bir geçitte. Anadolu'yu Türkler tarafından geçici bir süre için işgal edilmiş bir ülke gözüyle görmüşlerdir. (474) Bizans ordusuna karşı harekete geçen Türkiye Sultanı II. Türkler de ilerleme ve yükselme halinde olmuşlardır. Türkiye Selçuklulan'nda da devlet hânedan azasının ve özellikle hükümdar oğullarının müşterek hâkimiyeti altında sayılıyordu. uzun ve şerefli bir mücadele hayatından sonra artık ihtiyarlamış ve sefere çıkamaz olmuştu. eski Türk hâkimiyet telâkkisinin etkisi altında. Bu zafer­ den sonra II. meydan muharebesine girmeden çete mu­ harebeleri ile. Karahanhlar'da ve Büyük Selçuklular'da olduğu gibi. (476) II. bir eyaletin idaresine gönde­ rirken kendisi de metbu Sultan olarak Konya'da otunjyordu. Bu muazzam orduda Bizans'ın kendi kuvvetleri yanında Frank. Bizans ordusunu. (477) II. büyük bir ordu hazırlayarak. Halbuki Kumdanlı zaferinden sonra B i­ zans'ın Anadolu'yu kurtarma ve geri alma ümidleri tamamen tarihe karışmıştır. Sırp ve Peçenek askerleri de bulunuyordu. bizzat Konya üzerine yürüdü. 5000 araba ile çok sayıda hayvan da Bizans ordusunun ağırlıklarını taşıyordu. devlet idaresinin Selçuklu hânedanı mensupları tarafından idare edilmek suretiyle birleşmesini temin etmek istedi. Malazgirt'in kendileri için nasıl bir darbe olduğunu henüz yeterince kavrayamamışlar ve bu sebeple daima Anadolu'yu geri alma ümid ve hayaliyle yaşamışlar. Malazgirt'ten sonra Türkiye Tarihi'nde ikinci bir dönüm noktası teşkil eder. Onun bu durumunu gören oğulları arasında saltanat ihtirasları ve mücadeleleri başladı. Kılıç Arslan. Macar. Bundan sonra BizanslIlar daima müdafaada ve çökün­ tüde. Myriokefalon (Kumdanlı)'da yakalayarak müthiş bir hezimete uğrattı. Selçuklu Türkiyesi'ni onbir oğlu arasında "ülüş" usulünde taksim ederek.

bir sistem değil de. Yani mem­ leketi. Bilge Y ayınla­ rı. II. (Menakib-ül A rifin 'in Değerlendirilmesi). mali ve askeri bütün işleri kendi mer­ kezlerinde kurulan hükümet (divân)'lerine adi bulunuyor. Haçlı seferi) Anadolu'ya girdiği zaman. şehzâdeler arasında erken saltanat mücadelelerine sebep olarak devletin birliğini tehdit etmeğe başlamıştır. Nihayet kardeşler arasında en kudretlisi Tokat Melik'i İL * " H u tb e " ve "S ik k e " (para)’nin Türkler arasında egemenlik sembolü o ld u ğ u n u biliyoruz. 1192 yılında. bir nevi merkeziyet temin ediyordu.* inşa ettikleri binalarda isimlerini yazdırıyor ve hattâ komşu devletlerle tnüstakil olarak savaş ve barış münasebetlerine girişiyor. aşiret reisleri ve beyler eliyle. fiili bir iktidara sahip değildi. Türkiye Devleti'nin on bir ogiu arasında taksim edilmiş olmasını. ölümü üzerine veliahü olan küçük oğlâ. hutbe okutuyor. A y dın T A N E R t. 22) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 173 . asla "sultan” ünvanını alamıyorlardı. Kılıç Arslan. Sultan II. sh. (479) Eski Türk usulünce memleketi evlâdlar arasında taksim keyfiye­ tinin (yani "ülüş" sisteminin) II. idareye göre büyük bir faydası da olmuştur. Türkiye Selçukluları Kül­ tür Hayatı. kendi ad­ larına para bastırıyor. Kılıç Arslan tarafından. K onya 1977. bilhassa büyük devletlerin teşekkülü sırasında. tayin ve azil edilebilen valiler eliyle idare etmek usulüne nisbetle bu usulün ileride gevşekliği ve zararları sabit olmuş ise de. Gerçekten bu eyaletlerin idari. (Bk. Sultan olan babaları II. fakat Konya’da bulunan Sultan'a tâbi bir evaiet (devlet) durumunda bulunmaları dolayısiyle bu me­ likler. her melik kendi eyaletinde yarı müstakil bir hükümdar mevkiinde idi. bu on bir kardeş. hânedan mensupları eliyle idare etmek.Selçuklu tarihçisi İbn Bibi'nin bildirdiği gibi. Kılıç Arslan'ın. K ılıç Arslan'a tâbi olmakla beraber. Nitekim Selâhaddin Eyyubi'nin Kudüs'ü fethi üzerjne Alman İmparatoru Frederik Barbaros kumandasında. 11'IO yılınd^^ büyük bir Haçlı ordusu (3. "trib al" bir şekilde. bu hükümdarın kendi şahsi ve akılsıca tedbiri olarak izah etmek yanlıştır. aşiret reisleri yerine.(480) Ancak bu sistem Selçuklu Türkiyesi'ne oldukça zararlı olmuş. Sultan olmakla beraber. Gıyaseddin Keyhüsrev Türkiye Sultanı oldu ise de şehzadeler arasındaki saltanat mücadeleleri daha büyük bir şiddetle devam etti. Zira Orta Asya'da memleketi.

Bu sebeple de O. Böylece Keykubad devri. Süleyman Şah'tan itibaren bir daha görülmemişe bununla beraber menşei göçebe olan Anadolu beyliklerinde de. (484) Moğollar'a karşı müdafaa tedbirleri alırken. Türkiye Devieti'nin talihi yine ters dönmüş. bütün İslâm beldelerini kasıp kavuran Moğol tehlike­ sini uzaklaştırdı. çok kısa süren saltanatı (8 seneden üç ay eksik) esnasında Türkiye Devleti'ni dahili mücadelelerden kurtarmış ve milli birliğe kavuşturmuş çok kudretli bir padişahtır. taksim edilmesi teamülüne son vermiş olmasıdır. eski Türk hâkimiyet telâkkisi­ ne göre devletin hânedana mensup şehzâdeler arasında. babası II. Türkiye Devleti için ani ve büyük bir kayıp ol­ muş. siyasi. 1237 yılında. Sarayı ve camii iie payitaht Konya'ya adeta damgasını vuran Alâaddin Keykubad. onun varlığı ve 174 OĞUZ ÜNAL . halk arasın­ da "U luğ Keykubad" adiyle anıldı. Anadolu'da Türk birliği'nin kumiması ve korunması için büyük gayret harcadı. diğer kardeşlerini itâati altına aldı. "ülüş" sistemine göre. merkeziyetçi devlet anlayışı tam olarak yerleşmiş ve bu şekilde siyasi parçalanma bir daha görülmemiştir. Süleyman Şah'ın en büyük hizmeti. 1196'da. (483) Nihayet 1220'de Alâaddin Keykubad’ın Türkiye Sultanı olması ile Türkiye tarihinin en parlak devri başlamış oldu. Bütün eski Türk devletlerinde ve bu arada Büyük Selçuklular'da ve Türkiye Selçukiulan'nda da görülen "ülüş" sistemine göre devletin taksimi II. (485) Fakat Sultan Alâaddin Keykubad’ın genç yaşta (46 yaşında).Süleyman Şah.(482) Nitekim bu anlayış Osmanlılar zamanın­ da. bir kıs­ mını da bertaraf ederek Keyhlisrev’in elinde bulunan saltanatı ele geçirerek Türkiye Sultanı oldu. "aşiretçi" (Tribal) teamüller dolayısiyle. şüphesiz. "Arus-i saltanat taksim kabul etmez" şeklinde ifade olunmuş­ tur. Bu devirde mem­ leket iktisadi ve medeni bakımdan kalkındı ve Türkiye en ileri bir medeniyet seviyesine erişti. (481) II. II. Türkiye Devieti'nin birliğini kurması. Süleyman Şah. iktisadi ve medeni bakımlardan en yüksek seviyeye erişti. Kılıç Arslan'ın son yıllarında şehzâdeler arasında taksime uğramış olan. öte yandan da Moğol İmparatoru Oktay Kaan’a da elçi göndererek sulh yaptı ve büyük bir siyasi dehayla. ölümü. devletin şehzâdeler arasında taksimi demek olan "ülüş" sistemi bir süre daha yaşamış ve nihayet Selçuklular’ın varisi olan Osmanlılar zamanındadır ki.

000 kişilik Selçuklu ordusunu. lıattâ Sultan'ın fetihlerine devamına seyirci i<alan Moğollar. Türkiye'­ de yegâne söz sahibi kişi olmuş. müsbet ve menfi tarafları ile bir "Pervâne Devri" yaratmıştır. Eski kuvvetli devlet adamları ve kumandan­ larından mahrum olan Türkiye İmparatorluk ordusu. Moğol ve Selçuklu ordu­ ları Kösedağ'da karşılaştılar. Gıyaseddin Keyhüsrev'in Antalya'ya kaçması üzerine dağıldı. O dışta Moğolları ve içte Selçuklu münevverlerini kazanan siyaseti ile 30 yıl devleti kısmen de olsa ayakta tutabilmiş. müda­ halelerine ve mali tazyiklerine uğramış bulunmakla beraber. 30. (486) Köscdağ mağlubiyeti siyasi inhitatın ve Türkiye Selçukluları'nın inkırazının başlangıcıdır. 124Tde. Baycu Noyan kumandasında 30. 1243 yılında. Yine bu sıralarda Moğol istilâsı önünden kaçan ve Anadolu'ya dolan bazı Türkmenler'in. Bununla beraber Anadolu Türkleri. bir Müslüman şeyhinden zi­ yade eski bir Türk şamanı hüviyetiyle ortaya çıkan ve peygamberlik iddiasıyla halkı kerametine inandıran Baba İshak isyanı da Türkiye Devleti için buhran âmili olmuş ve devleti oldukça sarsmıştı. Nitekim bu durumu isabetle teşhis eden Moğollar.(489) Kösedağ'dan Pervâne'nin ölümü­ HORASAN'DAN ANADOLU'YA 175 . ciddi bir mukavemete uğramaksızm.(487) 1243 Kösedağ bozgunu ile Türkiye'de Selçuklu idaresi sarsılmış. Türkiye Devleti için daimi bir siyasi buhran âmili olurken bu devlet adamlarından vezir Pervâne Muineddin Süleyman.000 kişilik Moğpl ordusu 80.000 kişilik bir orduyu Anadolu'ya şevkettiler. Anado­ lu'da gelişen iktisadi ve medeni yükseliş. milletlerarası ticaret yolları daha 30 yıl devam etmiş ve bu sayede umumi tekâmül pek fazla sarsılmamıştır. Moğollar'a karşı mücadeleyi temsil etmiştir. 1240 yılında. Selçuklu Türkiyesi'ndeki saltanat mücadeleleri ve ihtiraslı devlet adamlarının entrika ve mücadeleleri. onun ölümünden sonra Türkiye Devleti'ne karşı tecâvüzlere girişmişler ve bu şekilde büyük sultanın yokluğu ile felâketler birbirini takip etme­ ğe başlamıştır. putpe­ rest Moğol tahakkümünü daima ağır bulmuş ve kurtulma yollarını aramıştır. Erzurum'u işgal ve tahrip ederek küçük bir yoklama yap­ tıktan sonra. zorlukla bastırılmışsa da Türkiye Devleti'nin zaafı da ortaya çıkmış bulunuyordu. Ve bu şekilde bütün Türkiye Moğol tehdidi altına düştü. başındaki korkak hükümdar II. G ittik­ çe büyüyen ve tehlikeli bir hal alan Babai hareketi.dahiyane siyaseti sayesinde Türi<iye hududiarına saygı gösteren. Türkler gittikçe ağırlaşan Moğol baskısına.(488) Bu devrede Moğollar'ın daimi müdahale ve baskıları. kolaylıkla mağlub etti.

Gerçekten bu devirde milletler arası ticaret yolları faaliyetlerine devam etmiş. bir çok din ve devlet adamlarını öldürtmesi veya vatanlarını terk edip Suriye'ye sığınmaları da o derece acı bir hatıra bırakmıştır. bundan 34 yıl sonra. siyasi buhranlara ve Moğollar'ın müdahalele­ rine rağmen. Selçuklu Orta Anadolusu'na nazaran daha kuvvetli ve kesif bir şekilde Türkleşmiştir ki. ithalât ve ihracâtta esaslı bir değişiklik olmamıştır. Abaga Han'ın Selçuklular'dan intikam almak maksadiyle. Bizanslı­ 176 OĞUZ ÜNAL . idaresiyle mevcut olduğu gi­ bi. umumi vasıfları ile Türkiye Selçukluları devri 1277 yılına kadar sürmüş. başda Muineddin Pervane olmak üzere. zirai ve sınai istihsalde. Moğollar'ın yarattıkları buhranlar. Türkmenler buralarda. iktisadi.(490) Sel­ çuklu tarihçileri 1243 Kösedağ bozgununu nasıl milletin kalbinde bir "dağ" ve bütün felâketlerin başı saymışlar ise. zulümler ve isyanlar birbirini takip etmiş ve bu tarihin kötü bir hatıra olarak unutulmamasma sebep olmuştur. Anadolu Türkleri'nin Alâaddin Keykubad devrini bir saadet devri olarak hatırlamaları ve bütün felâketlerin menşeini "Baycu y ılı" adiyle Kösedağ mağlubiyetine bağlamaları doğru olmakla beraber. Moğol istilâsı önünde de aynı şekilde Türkmen kitleleri bu ülkeye kaçıyor ve Moğol katliamından kurtulmaya çalışıyorlardı. Türkiye Devleti ordusiyle. Gerçekten Malazgirt zaferini müteakip Anadolu'ya nasıl sel halinde insan akını olmuş ise. siyasi olduğu kadar iktisadi ve içtimai buhranlara ve medeni çöküşe de sebep olmuş ve Moğol tahakkümü altına giren Türkiye'de Selçuk­ lu idaresi bir gölge halinde 1318 yılına kadar yaşamıştır. Tarihin en kudretli ve şiddetli istilâlarından birini teşkil eden Moğol istilâsı Orta Asya Türklüğü ve medeniyeti için ağır neticeler ve Anadolu'da da bilhassa 1277'den sonra büyük sarsıntılar meydana getirmesine karşılık bu ülkenin nihai ve kati Türkleşmesinde de mühim bir âmil olmuştur. içtimai. 1277 yılında. bu husus Osmanlı tahrir defterleriyle tafsilâtlı olarak teyid edilmiş ve bu bölgelerdeki Hıristiyan halkın çok az kaldığı meydana çıkmıştır. Zira bu tarihten sonradır ki.ne kadar (1243-1277). Bu büyük Oğuz (Türkmen) akınlan sayesinde X III ve X IV üncü yüzyıllarda Batı Anadolu. iktisadi ve medeni yükselişte de mühim bir sarsıntı olmamış idi. Türkiye Devleti hakikaten sahipsiz kalmış. fakat Pervâne'nin 1277'de Moğollar tarafından idamını müteakip başlayan fiili Moğol istilâ ve idaresi. (491) 1277-1318 yılları arasında gölge halinde bir Selçuklu hânedanı yaşamış ise de siyasi iktidar fiilen yok olmuş. ve medeni hayat tamamen çökmüştür.

mütefekkir. Doğu Karadeniz bölgesine yay­ lalardan. Kilikya Ermeni Krallığı Selçuklular. Osmanlılar'ın Rum eli’ye geçişleri o tarafa doğru devamlı bir nüfus akınına sebep olmuş ve her halde Balkanlar'da kalan Şamani Türkler'le de karışmış ve kaynaşmışlardır. şair. bunların temsilcisi nihayet Oğuz Han'ın torunlarından en asili sayılan Kayı boyuna mensup Osmanlılar idi ve yüzyıllarca dünya nizâmının davâcısı ve mihveri olmuştu. Türkiye Devleti tam bir iktidar mücadelesine HORASAN'DAN ANADOLU'YA 177 . yüzyılın sonlarına doğru. (493) Böylece Moğol istilâsı her ne kadar Türkiye Selçukluları hânedanına ve Türkiye Tarihi'nin bu ilk şanlı devrine son vermiş ise de. Karamanlılar ve Özellikle Memlukler tarafından eritildikçe Türkmenler de bu bölgeyi iskâna devam ediyorlardı. (494) Türkiye Selçuklu saltanatı. (495) X III. Çökmekte olan Selçuklu saltanatının yıkın­ tıları üzerinde yavaş yavaş Anadolu Türkmen beylikleri kurulmuş ve bu beylikler Anadolu'da siyasi hâkimiyeti kendi aralarında taksim etmişlerdi. Böylece Anadolu'da Türk nüfusu o kadar yoğunlaşmıştır ki. geçitlerden ve Harşıt vadisinden inen Türkmenler bulun­ makla beraber bu havali daha ziyade Samsun'dan itibaren sahili takip eden Oğuz'ların Çepni boyu tarafından Türkleştirilmiş. Peçenek ve Kuman Türkleri'ne de rastlamışlardı. Moğol zorbalığının gittikçe kuvvetten düştüğü tarihlerde Türkmen beylerinin yer yer direnme­ leri görülmeğe başladı. ancak Uc'larda kurulan Türkmen beylikleri bir dereceye kadar ilim ve kültür sahiplerine sığınak vazi­ fesi görmüştür. Moğol hâkimiyeti altında çöker ve Anadolu halkı ızdıraplı günler geçirirken.(496) Bu şekilde yavaş yavaş istiklâllerini kazanan Türkmen beylikleri.lar'ın Balkanlar'dan naklettiği. Canik bölgesine adını veren yerli Hıristiyan Çan kavmi yavaş yavaş kay­ bolmuştur. Türkiye tahtını ele geçirmek için birbirleriyle mücadeleye başladılar. Anadolu'nun Türkleşmesi ve Türk vatanı haline gelmesi önlene­ memiştir. Türkmen beylikleri Garp Türklüğü için yepyeni ve parlak bir tarih hazırlıyordu ki. sanatkâr. edip ve mutasavvıflar Türkiye'de yükse­ len Türk-îslâm medeniyetinin gelişmesinde mühim bir rol oynamışlar ise de 1277'den sonra Selçuklu Türkiyesi'nde hüküm süren umumi çöküş bu inkişafı da durdurmuş.(492) Moğol istilâsı önünde kaçıp Anadolu'ya sığman Türkistan ve Iranlı pek çok âlim.

Anadolu'nun fethi ve Türkleşmesini tamamlıyorlardı. Bursa henüz fethedilmeden önce civan evliyaların ve Türkmen ba­ balarının zâviye ve türbeleri ile dolarak. K olonizatör Türk Dervişleri. n . şeyhler. Fakat diğer Türkmen beylikleri ile çevrili olan Karamanlı beyliği. Osmanlılar süratle Marmara sahil­ lerine doğru ilerliyor ve Batı Anadolu'da Bizans hâkimiyetini tasfiye ediyordu. Bu sebepledir ki. Böylelikle bu Türkmen Beylikleri. Anadolu'da gazâ ve cihâd mefkuresini canlandırıyor. Vakıflar Dergisi. şeyhler. Selçuklular ve Danişmendliler ile Anadolu'da gelişen gazâ ve cihâd mefkuresi *Bk. Dursun Fakih gibi din adamları ile işe başlıyor. Türkmen babaları ve mutasavvıf dervişler onlann etrafınaa toplanı­ yor ve kâfirlere karşı cihâdı kuvvetlendiriyorlardı. Türkmen beylikleri arasındaki mücadeleler kıyasıya devam ederken. Osmanlılar'm Bizans'a karşı süratle ilerlemesi ve zaferler kazanması. Türkmen babalan artık Osmanlı b e liğ i ile cihâd ve gazâ yolunda birleşiyor ve bu gazi uc beyliği sür'atle yükseliyordu. Buna karşılık BizanslIlar ve Hıristiyanlar karşısında cihâd yapan Batı Anadolu beylikleri TürkIslâm mefkuresinin temsilcileri durumunda yükseliyor. Moğol istilâsı ile yerlerinden atılan Türkler.sahne oluyordu. muta­ savvıflar. zaferler kazandıkça gazâ ve cihâd mefkuresi­ nin bayraktarlığını eline alıyor ve Anadolu Türkler! arasında cazibe merkezi haline geliyordu. daha ilk günlerde Şeyh Edebali. bu mukaddes davâya bağlayarak kendi etraflarında topluyorlardı. coğrafi sahası. Ömer Lütfi B A R K A N . zamanla diğer Türkmen beylikleri aleyhine genişlemek ve cihâd bayraktarlığı sıfatını taşımak imkânlarını kaybetti. (497) İlhanlılar'm çöküşünden sonra Anadolu'da mevcud Türkmen beylikleri arasında Karamanlılar. 178 OĞUZ ÜNAL . bütün İslâm dünyasından ve Anadolu'dan gelen gaziler. Osman Gazi. dünya ve ahiretlerini kazanmak maksadiyle Osmanlılar'a koşuyorlardı. Diğer Türkmen beylikleri Moğollar ve komşuları ile mücadele ederken. büyüklüğü ve tarihi rolü dolay isiyle Türkiye tahtının varisi gözüküyorlardı.* Böylelikle Türkistan'da başlayan. askeri işgalden önce mânevi fetih hazırlanmış ve Osmanlı ilerleyişi her yerde bu metoda göre gerçekleşiyordu. Marmara sahillerinde fütuhat yapan ve süratle Balkanlar'a ayak basarak İslâmın ezeli düşmanı Bizans aleyhine geniş­ leyen OsmanlI beyliği. Müslümanları da. Uçlarda Rumlar'a ve Ermeniler'e karşı cihâd ve gazâ hareketi de devam ediyordu.

Malazgirt'te yükselttiği sancak. (498) OsmanlIlar. "D in ü devlet. "A şire tçi" (tfibal) eski Türk hâkimiyet telâkkisi de. Osmanlılar en imanlı ve ateşli bir uc gazi­ leri beyliği olmuş ve dayanılmaz bir kudret halinde yükselmişler­ dir. bu şekilde eski Türk devletlerin­ de zaaf unsuru olan eksiklikler tamamiyle yok olmuş. Böylece büyük Gazi Alp Arslan'ın milli ve İslâmi mefkurelerle. aynı zamanda üç kıta üzerinde ve Akdeniz havzasmda hak ve adâlete dayanan yeni bir dünya nizâmı J a kurarak Türk ve İslâm tarih­ lerinin en ileri bir siyasi teşkilâtını da yaratmışlardı. mülk ü millet" gibi dört unsura dayanan yüksek mefkureleri ve devlet anlayışları ile kudret kazanmış ve Türkiye Selçuklu lan'ndan aldıkları mirası bu suretle en yüksek seviyeye eriştirniişlerdir. daha kudretli bir mefkure ve teşkilâta sahip bulun­ muşlar. (499) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 173 . bu büyük in­ kılâp sayesinde devlet ve nizâm daima korunmuştur. OsmanlI­ lar.Bursa'da temerküz etmiş. Türkiye Selçukluları zamanından başlayan tekâmülünü tamamlayarak. Nizâm-ı âlem uğrunda evlâd ve kardeşler bile feda edilmiş. Türkiye Selçukluları eliyle Osmanlılar'a devredilmiş ve büyük Gazi Süleyman Şah'ın kurduğu Deylet-i Ebed-Müddet (Türkiye Devleti) günümüze kadar yaşamıştır. çok daha üstün vasıfları ve elverişli şartları sayesinde Türkiye tahtının vârisi olurken. bu mefkureleri ile yalnız Selçuklular'ın vârisi olmamışlar. diğer Anadolu Türkmen beyliklerine nazaran. ilk defa olarak "merkeziyetçi" bir mahiyet almış.

.

nun kuruluşundan sonra, muntazam ordular iie "Rum beldeleri” ne (Anadolu'ya) yürüyen Türkler, 1040'dan 1071 senesine kadar, kendilerine mukavemet eden ve Bizans ordularına dayanak vazifesi gören, büyük yürüyüş ve ulaşım yollan üzerinde yer alan Erzurum, Erzincan, Bayburt, Niksar, Sivas, Kayseri, Amorlon, Konya başta olmak üzere bir çok şehir ve kaleleri tahrip etmişler ve 1071'de Malazgirt zaferinden sonra, Bizans mukavemetinin ciddi bir şekilde kırılması üzerine, bir kaç sene içerisinde Boğazlar'a ve Ege denizi sa­ hillerine kadar iieriemeğe muvaffak olmuşlardı. Cu ilerleyişten sonra Türkmenler (Oğuzlar) ve onlarla beraber gelen diğer Türk ulus­ larına mensup boylar ve oymaklar, yer yer Anadolu'ya dağılmışlar ve yerleşmeğe başlamışlardı. (500) Bu hadise çok mühim neticeler meydana getirmiştir. Bir kere Büyük Selçuklu Sultanları Alp Arslan ve oğlu Melik Şah ile değerli vezir Nizam ül-Müik, Türkistan'da sıkışıp kaian veya Horasan ile Irak-ı Acem'e yayılıp dağılmış olan ve buralarda ikide birde bir Seiçuk'lu şehzadesinin etrafına toplanarak İç isyanlaıa sebep olan ve Islâm ülkelerinde karışıklıklar çıkaran Türkmen boy ve oymakla­ rına, yay'ıak vc kışlak olarak, yeni fethedilen Anadolu ülkesini gös­ termişler ve bu ülkeyi iktâ ederek, yurt olmak üzere vermişlerdi. Bu yüzden Anadolu'ya zaten vuku bulan Türk göçleıi çok kesif biı mahiyet almıştır. (501) Bu Türk muhaceretini çağdaş Bizans ve "Ermeni tarihçileri çok canlı ve tafsilâtlı biı şekilde nakletmişlerdir; "Türkler sanki dünyanın her tarafından bu memleket için randevu vermişlerdi... Türkler'in kudreti doUyısiyle Rumlar şarktaki bütün şehir ve kaleleri bırakıp gidiyor; bu bölgeleri Tijrkler'e terkediyor; onlann buralarda yerleşmelerine imkân veriyor; hudutlaida kom­ şumuz olan Türkler her tarafı istilâ ediyorlar"dı. (502)' "1080 yılı Martına doğru Okyanus denizi berisinde (Anadolu'da) bulunan bütün Hıristiyan memleketleri Türkler'in istilâsına uğramış ve hiç bir vilâyet bundan kurtulamamıştı... Bir çok vilâyetler boşaldı ve artık Şark milleti (Bizanslılar) mevcut değildi". Türkler'in önünden kaçan "halk kitleler halinde birbirlerinin üzerine atılıyor; binlerce insan birbiıinin yolunu tıkıyor, çekirgeler gibi yeryüzünü kaplıyor ve her taraf insan dalgalan ile doluyordu".(503) "Böylece 1080 yılı Haziranında, denize kadar bütün beldeler Türkler'le doldu... Rumlar'ın devleti çöküntü halinde idi. Zira Türkler denizin berisinde kalan bütün memleketleri (Marmara ve Adalar denizi sâhillerinin şar­ kında Anadolu'yu) işgal etmişlerdi" (504) Yine çağdaş bir Bizans

182

OĞUZ ÜNAL

kaynağı: "Türkler Karadeniz, Marmara, Adalar (Ege) denizi ve Suriye denizi (Akdeniz) arasındaki bütün memleketlere hâkim ol­ dular" derken diğer kaynakları teyid eder. (505) Malazgird zaferini müteakiben vuku bulan Türk istilâ ve fütuhâtmı anlatan başka bir Bizans vekayi-nâmesi Türkler'in Anadolu'ya eskisinden farklı olarak, bir yağrnacı değil, artık işga! ettikleri böl­ gelerin hakiki sahibi sıfatiyle girdiklerini beyan ederken, durumu dalıa isabetli bir görüş ve kavrayış ile tayin etmiştir. (506) Türk istilâ ve fütuhâtmın önünden kaçan Rumlat'dan başka B i­ zans İmparatorları tarafından Anadolu'dan Balkanlar'a nakledilen Rumlar'a veya Rumlaşmış halklara dair haberler de çok dikkate şayandır. Gerçekten bir Süryani tarihçisine göre: "Türkler'e yenilen Rumlar bir daha onlara karşı duramadılar. İmparator Mihael'i korku almıştı. Korkak ve kadınlaşmış müşavirlerinin sözlerine bakarak bir daha sarayını bırakıp Türkler'e karşı çıkmadı. Hıristiyanlara acıya­ rak adamlar gönderdi ve Pont (Danişmend ili)'da kalmış olan halkın bakiyelerini, eşyaları ile birlikte, atlara ve arabalara yükletti; denizin ötesine (yani Anadolu'dan Balkanlar'a) nakletti. Böylece ahalisiz kalan bu bölgelere Türkler'in yerleşmesine yardım etti. Bu sebeple de İmparator herkesin tenkidine uğradı". (507) Bu hadise ve kayıt Anadolu'nun Türkleşmesi tarihinde hususi bir ehemmiyet taşır. (508) Büyük Türk muhacereti ve Anadolu'nun Türkleşmesi hakkında mevcut sayısız kaynaklar arasından yukarıda verdiğimiz vesikalar tarihin bu mühim meselesini, ana batlarıyla, aydınalatacak bir kıymet taşır. Bu ana vesikalar Malazgird zaferini müteakip Anado­ lu'nun nasıl sür'atle Türkleştiğini göstermeğe kâfidir. Böylece,Türk tarihinde Hun, Gök Türk, Selçuklu ve Osmanii gibi tarihin azametli mnparatorlukiarını kuraıi kudretli ve büyük Oğuz kavrni, Sırderya havzasından, Aral ve Hazaı denizi sahillerinden garba doğru göçerek, binlerce kilometre uzakta bulunan Anadolu'ya gelmiş ve burasını takriben elli yıllık bir mücadele ve cihâd devresi sonunda kendisine vatan yapmıştır. Anadolu, tarihinde, bir çok kavim, din ve kültür­ lere sahne olduğu veya bunların kıtalar arasrîhtikalinde köprü vazi­ fesi gördüğü haldsi-hiç biı .zamaıij, Türk i.ştilâ ve fiJtuhâtı devrinde olduğu gibi, etnik, dini ve kültürel bakımlardan bu derece külli ve sür'atii bir inkiiâba uğramamıştı. Araplar, Emeviler ve Türk ordusu

HORASAN'DAN ANADOLU’YA

183

ile birlikte Abbâsiler zamanında, iki asır kadar Anadolu'yu fethet­ mek ve İslâm'ın ezeli rakibi olan Bizans İmparatorluğu'nu çökert­ mek için giriştikleri fasılasız ciliâd ve gazâiara rağmen, bu büyük vazifeyi başaramamışlardı. Selçuklular'ın kısa bir zaman içerisinde bu ülkeyi feth ve kendilerine vatan yapmalarında, kudretli ordulara ve eşsiz bir stratejik dehaya sahip olmaları yanında, bir milletin top­ tan muhacereti birinci derecede rol oynar. (309) Bu sebeple Türkiye tarihini yeni bir ruh ve metodla ele alıp onu dünya tarihi içerisinde enteresan bir mukayese zeminine oturtmak is­ terken, üzerinde durulması lâzım gelen en mühim konulardan birisi şüphesiz, ''tarihin demografik âmilleri'tdir. (510) Gerçekten Türkiye tarihinin başlangıcını, Türkiye Selçukluları, OsmanlIlar, vs. gibi muhtelif devir ve hususiyetlerini, Türkiye Devleti'nin bu muhtelif devirlerdeki askeri, idari ve hukuki teşkilâtını; içtimai, iktisadi ve kültürel yapısını tetkik ve izah etmek İsterken, bu muhtelif devir ve medeniyetlere has nüfus imkân ve zaruretlerini, memleket nüfusunun kütlesi, kesafet ve dinamizmi, coğrafya üzerin­ deki yayılış ve konuş şekli, yer değiştirme imkân ve sür'ati, artış nisbeti, yaşlara, cinsiyete, meşguliyet nevilerine, çeşitli boy ve oyrhaklarm yerleşme tarzına göre terekküp tarzı vs... gibi "demogra­ fik âmiller"i hesaba katmak ilmi bir zarurettir. Bu güne kadar tarihçilerin bu meseleye ciddiyeile eğilmemiş ve "demoğıafik âmiller"i hesaba katmamış olmaları,* Türkiye tarihi'nin bir çok yönlerinin ilmi bir izahtan mahrum kalmasına dolayısiyle 'Türkiye Devleti'nin Kuruluşu" vt "Anadolu'da Yeni Türk Vatanı'nin Teşek­ külü" meselelerinin lâyıkiyle anlaşıiamamasına sebep olmuştur.(511) Nitekim, Seiçuklu-Bizans hudutlarındaki uc gazileri diyarında teşek­ kül eden "Türkiye Devleti"nin kısa bir müddet içerisinde, başdöndürücü bir hızla büyüyerek, tarihin akışını asırlarca değiştirecek kudrette bir imparatorluk haline gelmesi ve yeni bir din ve kültürün taşıyıcısı olarak, eski Bizans İmpaıatorluğu'nun enkazı üzerinde kurulan bu yeni devletin bir Türk-İslâm devleti hüviyetiyle tarih sahnesine çıkabilmesi hadisesi tarihçiler arasında henüz tam anlamıy­

*Burada Prof, M. Fuad K Ö P R Ü L Ü , Prof. Öm eı Lütfı B A R K A N , ve Prof Osman TUJRAN'ı, b u konudaki ilk ve değerli çalışm alarından dolayı, ayrı tu ttu ğ u m u zu derhal belirtelim.

184

Oğ u z ÜNAL

la izah edilememiş bir meseie halinde münakaşa edilip durmaktadır.(512) Eski Osmanli tarihçilerinin ve Özellikle Hoca Sadeddin Efendi'den sonrakilerin, Türkiye Devleti'nin kuruluşu hakkmdaki yanlış tutumları malumdur. Onların bütün gayretleri ve dikkatleri yalnız bir nokta üzerinde toplanmıştır: Münhasıran Osmanlılar'a ait kaynaklar bularak, Türkiye Devleti'nin kuruluşu meselesini münhasıran bu kaynaklar vasıtasiyle halletmeğe çalışmak! Bu bü­ yük problemi bu kadar dar bir çerçeve içerisinde anlamağa kalkı­ şınca, yani Türkiye Selçukluları tarihini görmezlikten gelerek, sadece X IV . asır Ösmanlı tarihine ait kaynaklar bularak meseleyi onlar vasıtasiyle halle çalışmağa teşebbüs edince, şimdiye kadar olduğu gibi, bir çıkmaza girmek, evvelden mukadderdir. (513) OsmanlI tarihçilerinin, Türkiye Devleti'nin Kuruluşu'nu, X III. asır­ da Anadolu'nun kuzey batısmda Selçuklu-Bizans sınırları üzerindeki dört yüz çadırlık bir aşirete isnad ederek, bu hadisenin izahı için Türkiye Selçukluları tarihinin ve X I. ve X IV . asırlar Türkiye tari­ hindeki siyasi ve içtimai-şartların hiç düşünülmemesi, tarihi bakım­ dan affedilmez bir hatadır. (514) Bu meselenin bu nevi biı anlayış yoliyle tatmin edici bir izah şekline ulaşamayacağını takdir eden bir kısım Batılı tarihçiler de, Türkler hakkmdaki, iyice araştırılmadan teşekkül etmiş menfi kana­ atleri sebebiyle ve bu büyük tarihi meseleyi daha geniş kadrolar içinde düşünmeğe belki de gönülleri razı olmadığından dolayı, içinden çıkılmaz faraziyelerle tarihi hakikati zorlamağa girişmiş­ lerdir. Onlara göre, fütuhatın çekirdeğini teşkil eden gâziler'in Islâm dinini yayma uğrundaki mücadeleleri Bizans Anadolu'sunda meyvelerini verdi. Bu sayede BizanslI Rumlar sadece isim ve din değiştirerek tarih sahnesine yeni bir ırk ve millet halinde ve üzerle­ rine yeni vazifeler almış olarak çıktılar. Ve İslâmi bir leıık ve cilâ altında eski Bizans İmparatorluğu'nu ihya ve devam ettirdiler. He­ nüz göçebe hayalının itiyatlarını muhafaza eden ve üstün bir mede­ niyet kurma kabiliyetinden yoksun bulunan bir avuç Türk'ün bu tarihi oluş içersindeki rolü, olsa olsa bir din yayıcılığından, bir misyonerlik faaliyetinden ibarettir. Böyiece Türkiye Devleti, Rum vezir ve idareciler taraiftıdan Türk Hanedanlarının etrafında, eski Bizans'ta görülen teşkilâta göre kurulmuş oldu. Bu yeni devleti kurmuş olan bir avuç Türk'ün yeni devletin hamuru içindeki rolle­ ri ve hisseleri de ehemmiyetsizdir. Türkler, yalnız yeni bir impara­ torluk kurmak için kendilerine lüzumlu devlet adamlarını değil,

HORASAN'DAN ANADOLU'YA

185

Bu suretle İslâmi bir renk ve cilâ altında devam ettiği farzedilen bu yeni devletin tarihi tekâmülündeki sır.imparatorluk harplerinde kan dökecek askerleri dahi yerli unsurlar (Rumiar) arasından tedarik etmişlerdir. Türk-İsiâm Sancağını Tuna boylarından Viyana önlerine kadar götürmüş olan bu muhteşem hamlenin kuvveti hakikaten mucizeli bir hal alıyor ve ilmi ve tarihi izahını bir türlü bulamıyor. bir türlü izahı bulunamayan bir tarihi oluş karşısında bulunduklarını hissediyorlar. Bu sebeplerle. ilmi olmak ve böylesine büyük bir tarihi oluşu izah etmek iddiasında bulunmalarına rağmen. "damogıafik ârniller"i. bir taraftan "Anadolu'nun Türkleşmesi" ve "Tür­ kiye Devleti'nin Kuruluşu". Türkiye tarihini ve özellikle kuruluş devirlerini incelerken. Osmanoğulları idaresindeki. gibi kroniklerden sonraki devirlerin ve özellikle Hoca Sadreddin Efendi'den sonraki Osmanlı tarihçilerinin izah tarzları gibi Batılı tarihçilerin de bu konudaki görüşleri bu meseleyi izah etmekten çok uzaktırlar. İlk OsmanlI tarihçileri olan "A şık Paşazade". önüne geçilmez bir kuvvet halinde kalkınarak memleketleri ve kültürleri alaşağı ettiğini görünce. diğer taraftan bu tarihi oluşumun lâyjkiyle anlaşılabilmesi. (515) A çıkça görülüyor ki. Bu suretle bomboş bir Anadolu'da sürülerine ot­ lak bulmak için başıboş dolaşan bir göçebe topluluğu günün birinde heybetli Bizans surları önündegösteren hayali bir tablo ile başlattık­ ları tarih sahnesinde. bütün bir feo­ dal Batı âlemini mağlub eden Türk-İslâm kültür ve medeniyetiniii manâsı. (516) O halde bu çıkmazdan kurtulmak ve Türkiye Devleti'nin kurulu­ şunu ve Türkiye îarihi'nin karanlıkta kalmış bir çok yönlerini tarihi gerçekliğe uygun ve ilmi bir şekilde izaîı edebiîmek için. vs. Türkiye tarihinin muhtelif devirlerindeki 1S6 OĞUZ ÜNAL . bir ıiıüddet sonra Anadolu yaylalarındaki boşluğun. bütün bu farazi­ ye ve görüşler bizi tatmin edici bir ruh ve metodla işlenmiş değiller­ dir. "O ruç B e y ". Anadolu’da teşekkül eden Türkiye Devleti ile bütün Türk-İslâm dünyası arasındaki müna­ sebetleri ve bu âlemin muazzam insan kaynaklarını hesaba katmıyor ve 400 çadırlık bir aşireti koskoca bir Bizans medeniyeti ile karşı karşıya bırakıyor. Bütün bu görüş ve faraziyeler. yani nüfus meselelerini tarihi tetkikler esnasında hem sebep ve hem de neîice olarak tetkik etmek kaçınılmaz bir zarurettir.

diğer bir deyişle "demografik âmiller” tarihin diğer âmilleri yanında. vs. Fuad K Ö P R Ü L Ü . Hülâsa. devletlerin teşekkülü veya parçalanması nevinden siyasi veya askeri büyük hâdiseler. tarihte tetkik konusu yapılabilecek kadar az-çok büyük bir ehemmiyet arzeden her hâdisenin demografik sahada dai­ ma bir aksi ve neticesi bulunmaktadır. çok defa kendi ehemmiyetleriyle mütenasip olarak. siyasi ve içtimai büyük gelişmelerin bilhassa demografik gelişmelerle iktisadi konjonktür arasındaki münasebetlere bağlı olduğunu isbat etmektedir. Türk H u k u k ve İktisat T anhi Mecmuası. İstanbul 1 9 3 i.. tarih boyunca da.: M. c. Bilhassa. f)u gün olduğu gibi. I (1931). nüfusun konuş tarzında bir değişikli­ ğe. tarihin yapıcı kuvvetleri olarak hâdiselerin "niçin"lerini izah hususunda büyük bir ehemmiyet arzetmektedir.Ve bu sebeple nüfus meseleleri. HORASAN'DAN ANADOLU'YA 187 . En yeni iktisadi ve iç­ timai urih araştırmaları bize iktisadi tesirlerin bile insan unsuruna ve demografik durumun arkasından ve onun neticesi olarak tarihi hâdiseleri harekete geçirdiğini. Diğer taraftan. teşkilât ve müesseselerin mahiyetleri ve zaman içerisindeki gelişmeleri. Nitekim.. ''Bizans Müesseseîerinın Osmanlı Müesseselerine Te­ siri H akkında Bâzı M ülâhazalar".* çeşitli içtimai smifiar arasındaki münasebetler. bir harita üzerine dökülüp değerlen­ dirilebilecek olan bir takım nüfus hareketlerine sebep olmaktadır ve aynı şekilde bu nüfus hareketlerinin de bir neticesi olarak meydana gelmektedirler. Bizans'ın iıiç bir ciddi tesiri bu lunm adığı m uhakkaktır.. Bizans'ın feodal zirai rejimi yerine Türk-İslâm dirlik sisteminin vT^ra^i 'rejimînm yerleşmesi. Türk-İslâm kültür ve medeniyetinin yayılış tarzı ve sahası. isyaniar. iktisadi ve içtimai yapı. Türkiyat Enstitüsü Yay. iktisadi gelişmeler. sh. 165-313. teknik terâkkiler. demografik yapı tarafından sıkı bir şekilde "tayin ve icap" edilmektedir. Türkiye Devleti'nin teşekkülü devrinde »Türkiye Üevieti'nin teşkilât ve muesseı>elerinin ınenşeinin OrtaZam an Türk-îslâm dünyasından geldiğini ve bu teşk ilât ve iniiesseselerin tekâm ül seyrinde.hâdiselerin karmaşık bir şekii alması ve fütuhatın devamlı neticeler elde edebilecek şekilde hep aynı istikamette genişleyip gitmesi. Bu k onuda geniş bilgi için şu eşsiz esere b k . kalabalık nüfus küt­ lelerinin yer değiştirmelerine. demografik amiller nazara alınmadıkça izahsız kalmaya mahkumdurlar. kısacası rakamla ölçülebilen..

Je tih te n sonra Anadolu ile Türkistan arasında bir göç kanalı meydana gelnTİşti. Sır Derya boylarında bulunan Dede Korkut'un mânevi şahsiyeti bile. eski yurtlarından göç ederek. ka­ sabalar ve köylerde toplanmalarında büyük ve manâlı değişikliklerin vukua gelmiş bulunması zaruridir.onun hayatına mutlak surette ve birinci derecede iştirak etfniş olan Oğuziar'ın (Türkmenler’in) coğrafi yayılışında.~ asırlar arasm^a—lik k is tan. Oğuziar'ın Anadolu'ya getirdikleri harsları ve bu arada her türlü gelenekleri bütün hususiyetleri ile zamanımıza kadar kuvvetle yaşayıp gelmiştir. Fethi müte­ akip ülkenin her tarafı Oğuz (Türkmen) kümeleri ile doldu. "VE~XI1I. daha Anadolu'ya gelmeden önce. bu hususu çağdaş Bizans ve Ermeni tarihçileri ile Süryani kaynak­ ları da. ruhi davranışları ve antropolojik vasıfları hâkimdir. Oğuz Türkçesi. Anadolu'da toplanmıştı. tek bİr kumanda altında ve muntazam bir plân dahilinde de yapılmamıştı. Hattâ 188 Oğ u z ÜNAL . Bizans Anadolu'sun­ da yeni bir şekilde yer vc yuıt tutmalarında. Anadolu'ya gelirken maddi ve manevi harslarını da beraberlerinde getirdiler. asra kadar devam eden kesif göçler ile her bakımdan bir Oğuz (Türkmen) vatanı vasfım aldı ki.(518) Oğuzlar. başlangıçta.(5T9) Bugün. Kâşgarlı Mahmud'un Oğuzlar'a dair söylediklerini bu bölgedeki Türkler'in dil ve davranış­ larında. asırdan başlayarak X IV . (517) Gerçekten Bizans Anadolu'su. destan­ ların yanında. açıkça kaydetmişlerdi. Halbuki bu Türkmen fetihleri. bir çok tarihçilerin ve dilcilerin sandığı gibi. Mezarı. Türkistan'da iken bugünkü hususiyetle­ rini taşıyor ve orada da Türk lehçelerinin en incesi ve en zarifi olarak vasıflanıyordu. Sonuç olarak Anadolu'nun pek büyük bir kısmı X I. Anadolu veya İstanbul'da değil. Bunlar Türkistan ve Horasan'da yaşayan soydaşları tarafından daima besle­ niyor ve yeni gelenler ile sayıları daima artıyordu. Günümüzdeki Anadolu Türkleri'nde ataları olan Oğuziar'ın harsları. biraz yukarıda belirttiğimiz gibi. gelenek ve göreneklerinde açıkça müşaiıade edebilir. imparatorluğun hudut­ ları içerisinde yeniden meydana gelen iktisadi sahalarda ve iş haya­ tında ihtisaslaşmalarında. Böylece Oğuziar'ın ezici çoğunluğu. 1071 yılındaki Malazgird zaferini takip eden 8-10 yıl içinde Türkmen'ler tarafından baştan başa açıl­ mıştı. Herasarr^e Azerbaycan'dan Anadolu'ya birbiri arkasından kalabalık Türkmen kütleleri gelmişti. Anadolu'ya geldi. eski Oğuz ülkesi olan. Türkler ile meskun herhangi bir bölgesinde. X I. herhangi bir kimse Anadolu'nun . toprağa yerleşmelerinde veya şehirler.

Nitekim Pıof. teşekkül etmeğe başladığı yıllarda. (522) Gerçekten. X I. (520) Bnvle derin ve ilmi sebepleri ile Türkiye tarihi tetkik edilecek olursa. ve X III. Fuad KÖ PR'Ü LÜ . Türkiye Devleti'nin Kuruluşu meselesinde. "Anadolu'daki nüfusun göçebe. Oğuz Türkleri’nin asıl ve gerçek mümessillerini görmek için Türkistan'ı değil. tarihi vesikalarda. X II. asırlara doğru yapılan büyük çapta iskân işlerine ve nüfus hareketlerine ait mevcut kayıtlan tetkik ve toponmie tetkikiyle tamamlamak suretiy­ le. (523) Demek oluyor ki. aynı surette ehemmiyetli olan. (52m) Aynı şekilde muhtelif tarihlerde vukua geldiği muhakkak olan bu büyük hacimdeki kesif nüfus hareketlerinden başka. Türkiye Devleti'nin HORASAN’DAN ANADOLU'YA 189 . "Orta Asya. Suriye ve Rusya arasındaki büyük muhaceret yolları üzerinde kurulmuş bulunan Büyük Selçuklu Imparatorluğu'nun iktisadi ve kültürel gelişmeleri " ile "Büyük Türk Muhacereti neticesinde Anadolu'da ortaya çıkan yeni vaziyet" ve "Orta Doğu'daki Moğol istilâsının bu yeni vaziyet üzerindeki tesirleri" gibi meseleler üzerinde de özellikle durulması gerekir. İşte bu âmiller sayesindedir ki. ve X III. asırlarda Anadolu'ya göçeden Türkmenler ile diğer Türk ve İslâm dünyası sıkı bir münasebet ha­ linde bulunmakta idi ve Türkiye Devleti. köylü ve şehirli nisbetleri"yle. lıâdiselerin ilmi bir şekilde ve tarihi gerçekliğe uygun olarak anlaşılabilmesi için. Türkiye Devleti XI. açıktır. Mjsır. Türkiye Selçukluları'nm iskân siyasetleıinin bazı esaslarını tesbit etmek imkânı bulunduğunu kaydetmektir. bu önde gelen hâdiselerin büyük rolü olduğu. bu kadar geniş hudutlar içerisinde kaynaşmakta olan bir âlemin dört bucağında meydana gelen dini ve içtimai cereyanları. Oy»a ki Türkistan'da­ ki Türkmenler bunları çoktan unutmuşlardır Bu izahlardan da açık­ ça anlaşılacağı gibi. Anadolu'yu dolaşmak lâzımdır. bilgi ve tecrübeye sahip insanları ve mânevi kuvvetleri kendi arka­ sında buldu. asırda Anadolu'da cereyan eden içtimai ve siyasi büyük değişmelerin bir neticesi gibi görünecek ve bu sayede de Türkiye tarihinin karanhkta kalmış bir çok meselelerini anlaşıla­ bilir bir şekilde ortaya koymak mümkün olabilecektir.bu kimse Dede Korkuı aestanlanndan bazılarınıtı Anadolu'da hâlâ yaşadığını görmekle hayretler içinde kalabilir. hiç bir tereddüde yer vermeye­ cek kadar.

Türkleşmiş Rumlar'ın ve yerli halkların yardımına muhtaç olmadan daha evvelki emsali Türk İmparatorluk­ ları gibi büyük bir İmparatorluk kurmak teşebbüsünde bu kuv- 190 Oğ u z ÜNAL . Diğer taraftan eğer toplu halde İslâmlaşmalar olsa idi. 1000 evlik de olsa. kitle halinde iıerhangi bir İslâmlaşma hâdisenin vuku bulduğu hakkında. Türkislâm kültürünü hâkim kılmışlardır. o da aralarına yeter derecede ve kesa­ fette Türk nüfusunun girmemiş olmasıdır. Nitekim Türkiye tarihinde. Süryani ve Arap kaynaklarında bugüne kadar herhangi bir kayda rastlanmamıştır. bilhassa İstanbul'un fethine kadar. Balkanlar'daki Arnavudlar ve Boşnaklar gibi. akıl ve siyaset adamını Türkmenlerin. Fakat bu kitlelerin Türkleşmemesinin tek bir sebebi vardı ki.(526) Nitekim. Türk. Ermeni. G irit’teki Müslümanlar. Bizans. (525) Burada yeri gelmişken şu içtimai ve kültürel kaideyi hatırlama­ nız yerinde olacaktır.sür'atle kuruluşu mucizesini izah etmek ve Türkleştirilmiş Bizanslıiar. Türkiye Devleti'nin kurulması için lâzım gelen kan ve kol kuvvetini. bilhassa ilk yıllardaki koruluş devirlerinde. nereden bulmuş olduklarını anla­ mak mümkün gözükmektedir. büyük muhaceret dalgalarıyla Anadolu'ya giren kesif Türk­ men kitleleri. Bu şekilde geniş Türk ve İslâm dünyası ile devamlı temas halinde olan Türkiye Selçukluları. başta dili olmak üzere.(524) Esasen Anadolu'da. Bu da bir kavmin bir yerdeki siyasi hâkimiyeti ne kadar uzun sürerse sürsün ve o yerdeki yerli halkın medeni seviyesi ne kadar geri bulunursa bulunsun. Bu saydığımız halk toplulukları Balkanlar'daki Osmanlı fütuhâtı sırasında Müslüman olmuşlardı. kendi ana dillerini konuşur görecektik. eğer o kavim yeteri kadar nüfus fazlalığına sahip değilse. Islâmiyeti kabul etmiş yerli halklar faraziyesitıe başvurmağa lüzum kalmadan. Bu şekiide Türkiye Devleti'nin idari ve askeri teşkilâtı Büyük Selçuklular’ın ve Oğuzlar'ın devlet ve idare ananelerine ve askerlik prensiplerine göre tesis edilmiş ve devlet işlerinde başlangıçta daha fazla Büyük Selçuklu ve Oğuz idari teşkilâtına mensup yüksek Türk-İslâm aristokrasisi ve memurları kullanılmıştır. milli hars ve kültüs^rünün o yerde hâkim duruma gelmesi mümkün olamıyor. kütleler halinde İslâmlaşma hâdisesi gö­ rülmüş değildir. Türk Tütuhâtı önünden kaçan Rumlar ve diğer yerli halklar tarafından adeta ıssızlaştırılmış bulunan Anadolu'da ezici bir nüfus üstünlüğü meydana getirmişler ve bu sayededir ki. Müslüman oian bu yerli halk topluluklarını Bulgaristan'daki Pomaklar.

Anadolu'yu X I. (527/A) Bütün bu açıklamalar. diğer bir deyişle. İslâmiyete kazanılmış olan bu "Bilâd-ı Rum"de.vetierden istifade ermiş ve kendilerine lâzım gelen her türlü unsurları bulmuşlardır. Ve ancak bu âmillerin lâyikiyle anlaşılması iledir ki. boylarından oymaklar yerleştirmişlerdir. fakat Anadolu Türk birliği. Türkmenier'in ileride kabile asabiyetleri etrafında toplanarak ayrı ayrı zümreler ve devletler meydana getirmemeleri ve tefrikaya düşmemeleri için aynı Oğuz boy ve oymaklarının belirli bölgelerde birikmelerine mü­ saade etmemişler. eski Müslüman ül­ keleri örneğinden bir devlet ve medeniyet kurmak için lâzım gelen bütün unsurları birlikte getirmiş veya sonradan celbetmiş oldukları­ nı söylemektedir. ordulardan ziyâde bir mil­ letin (Türkler'in) ve özellikle Oğuzlar'(Türkmenler)ın Anadolu'ya toptan muhacereti ve iskânı sayesinde tamamiyie ve ani olarak değişmiştir. aralarına başka Oğuz. Anadolu'nun etnik siması. boy ve oymakların yıkılmalarına ve dağı­ tılmasına çalışmışlar ve bu ulusları meydana getiren boy ve oymakla­ rın her birini büyük mesafelerle dağıtmışlar. bir hanedan­ lar destanı olmaktan kurtarılarak. HORASAN’DAN ANADOLU’YA 191 . Türkiye Devleti'nin teşekkülü ve Anado­ lu'nun Tütkleşmesi'nde "demografik âmiller"in önemini göstermek­ tedir. Türkiye Devleti'nin kurucuları olan Tür­ kiye Selçukluları (ve onların vârisi olan Osmanoğulları). Türkiye tarihinin. Gerçekten. asrın sonlarında tamamen bir Türk vatanı yapmıştır. Bu şekilde Oğuzlar'ın yüzlerce yıldır asabiyetle muhafaza ettikleri 24 boy teşkilâtı Anado­ lu’da >on bulmuş. Türk göç­ lerini çok akıllıca bir siyasetle iskâna tabi tutmuşlar. (527) Nitekim Prof. sadece bir muharebeler ve andlaşınalar tarihi. hakiki bir izahını yapmak ve tarihi oluşumu gerçek yönleri ile anlamak mümkün olabilecektir. Paui vVITTEK de. dünya Türk nüfusunun en azından üçte biri. bu ulus. Denebilir ki. "büyük Türk Muhacereti" ve "Anadolu'nun Türkleş­ mesi" meseleleri hakkında elimizde mevcut sayısız kaynaklar arasın­ dan biraz yukarıda verdiğimiz seçme vesikalardan da açıkça anla­ şılacağı üzere. Bu kesif Türk muhacereti. Türkiye Selçukluları'nın. (528) Türkmenier'in en mühim bir kısmı büyük muhaceret dalgalan ile Anadolu'ya gelmişlerdir. bu yarım asir içinde Anadolu'ya göç etmiştir.

kendi 192 Oğ u z ÜNAL . Çorum. İğdır. 24 boy teşkilâtı inhilâl ettirilerek. Türk muhaceretinin en kesif olduğu. bölgede çok az Hıristiyan bulunduğu ve bu sebeple de geçim sıkıntısı çektiği için. Kastamonu. 1173 yılında. Bu tetkikler bize Anadolu'nun eski yerli halklarından daha kesif ve hattâ ezici bir üstünlüğe sahip yeni bir Türkmen nüfusunun Anadolu'ya geldiğini göstermektedir. (532) Türkmen ulusları. Afşar.Türkiye Türklüğü teşekkül etmiştir. boy ve oymaklarının adlarını taşıyan kaza. Kırşe­ hir. Kılıç Arslan zamanında. güney taraflarına ise Üçok grubuna mensup olan diğer 12 ulusun boyları yerleşmişlerdir. kesif bir şekilde Tüı kleşmişti. Kayı ulusları bundan sonra ikinci derecede kesafeti teşkil etmek üze­ re dağılmışlardır. bunlar da aynı kesafet derecesinde bu ül­ keye dağılmış değillerdir. Anadolu'­ ya dağıtılmış olmakla beraber bgnlar her bölgeye aynı kesafet derecesinde yerleşmemişlerdir. ve X III. baha fazla bir kesafette muhtelif bölgelere yerleşen uluslar. Anadolu'da 24 Oğuz ulusunun tamamından boylar ve oymaklar mevcut olmakla beraber. Birinci derecede kesafeti teşkil eden. yerlerini terkederek batıya doğru çekildik­ leri için. ilk Türk akın ve istilâları önünde. sonradan Müslüman olarak Türk fatihlere karışmışlar ve dolayısiyle. nahiye ve köy isim­ lerinin incelenmesinden ve bir de Kanuni Sultan Süleyman zamanına ait arazi tahrir defterlerinin gözden geçirilmesinden çıkan netice budur. Anadolu’nun fethinde büyük rol oynayan Yıva ulusu ile diğerleri dördüncü derecede kalmışlardır. ilk gelen Türkmenler'e yurt ve Dılak vazifesi gördüğü ve esasen bu havâlinin yerli halkı.(530) Gerçekten Ankara. asır vakıf kayıt­ ları da bu durumu açıkça göstermektedir. Salur. Yozgat. Bayındır.(529) Bugün Anadolu'da mevcut Öğuz (Türknıen)~aşrretleri üzerinde yapılan tetkikler ile Türkmen ulus. Çankırı ve Eskişehir vilâyetleri. Ankara metropolit'inin İs­ tanbul Synode meclisine başvurarak buradan Amasra piskoposluğu gibi küçük bir yere tâyinini istemesi bu durumu çok güzel ifade eder. Çepni. Döğer. Anadolu'nun kuzey taraflarına daha çok Bozok grubuna mensup 12 ulusun boyları. Nitekim II. Başat ulusları üçüncü derecede kesafet göstermektedirler. Selçuklu ailesinin mensup olduğu Kınık ulusudur. (531) Bizans İmparatorluğu zamanında çeşitli maksatlarla Anadolu'ya nakledilerek iskân edilmiş bulunan muhtelif Türk illerine mensup gayri müslim Türkler de. X II. ırk bakımından Türk kesafetinin miktarını artırmışlardır.

daha ziyade kendilerinin evvelce yaşadıkları şartlara uygun topraklar arayarak. Oğuzlar'dan başka diğer Türk illerinden ve uluslarından ve meselâ Karluklar'dan. Burada iyice çoğaldıktan ve yerli iıalkı de eriterek kendilerine temsil ettikten sonra. asır başlarından itibaren de Lfkya ve Kilikya dağlarını aşarak Akdeniz salıiüerine inmişler ve oralarda da ekseriyeti teşkil etmişler ve daha sonraları Kilikya ovalarını iyice işgal ederek. asırdan itibaren teşekkül etmeğe başlayan ve daha sonraları Batı Anadolu'ya ve nihayet İstanbul'a gelen edebi Türkçe'­ nin yani yazı dilinin esası da bu şekilde yine bu Orta Anadolu şe­ hirlerinde meydana gelmiştir. orada da ekseriyeti kazanmışlardır. boylar ve oymaklar meydana getirmişlerdir: İnallu. Kalaçlar'dan. Kayseri. Çiğiller'den. Karamanlu. oralara intibak etmeğe çalışmışlar ve bu yüzden evvelâ dağlık bölgeleri ihmal ederek ovalara yerleşmişler ve bilhassa Kızılırmak men'oalarından itibaren Kütahya'ya kadar uzanan Orta Anadolu'nun geniş ovasına büyük bir kesafetle yerleşmişler ve burada eski ahaliye nazaran ekseriyeti kazanacak bit hale gelmişler­ dir. Anadolu'ya yerleşen ve 24 boy teşkilâtı inhilâl eden Oğuz ulusları ya yerleştikleri bölgelerin adına nisbetle. Kanıklar'dan (yani Kiymaklar'dan). Fakat bunların Anadolu'nun ilk fethi sırasında mı. Orta Anadolu'da yerleşen Oğuzlar'ın ekseriyetini Kınıklar teşkil ettiği için. Sivas ve Ankara gibi Orta Anadolu'nun büyük merkezlerinde konuşulan ve daha X III. yoksa daha sonraki göçler sırasında mı geldiklerini kesinlikle bilemiyoruz. Biz bu Türk uluslarının izlerine Anadolu'da tesadüf ediyoruz. bunların konuştuğu şive diğerlerine nazaran üstün gelmiş ve yavaş yavaş iiıüşîerek bir dil teessüs etmiştir ki. bu gün Konya. Karadeniz sahillerine doğru yayılmışlar ve X II!. Anadolu'ya bu yerleşmeler sırasında. bulundukları bölgelerde azınlıkta kalan­ lara dil itibariyle hâkim olmuşlardır. yahut da etrafına toplanmış oldukları aile veya reislerin ismine izafetle veyahut da kendilerini birleştiren bir küçük oymağın ismine nisbetle yeni yeni uluslar. Bu yüzden Anadolu'da Oğuz lehçesinin muhtelif şiveleri doğmuştur. yavaş yavaş Batı Anadolu'nun dağlık bölgele­ rine geçerek. Uygurlar'dan. Kapcaklar'dan ve Ağaçeriler'den de muhtelif boy ve oymaklar da gelmişlerdir.hususi şivelerini yaşatarak. bir taraftan Ege sahillerine doğru yayılırken. HORASAN'DAN ANADOLU'YA 193 . Anadolu'ya gelen Oğuzlar ile diğer Türk ulusları step kavmi ol­ dukları için. diğer taraftan da İlgaz ve Canik dağlarmı aşarak.

evleri de taiıUdan olup. Aydınlu. Merıteşelü. Yağıbasanlu. Yörükler de Oğuz Türklerin­ den gelmektedirler. (534) Anadolu'ya gelen Oğuzlar'ın bir kısmı bu ülkede göçebeliği bırakarak yerleşik hayata geçmeğe başlamışlardı. (535) Göçebe hayata devam edenlere ise. özerlü. Gündüzlü. bu ad davarcılık ve­ ya çiftçilik yerine ağaçlardan tahta biçmek ve dilme yapmak gibi işlerle meşgul olan bir Türkmen zümresine verilir. Ceritlü. Şamlu. Saruhanlu. Kumarlu. A ynı şekilde Türkmenler arasında bir gruba verilen Tahtacı adının da kavmi (etnik) hiç bir manâsı olmayıp. zamanlınıza kadar gelmiştir. genellikle Kızılbaş ve Alevi inançları taşırlaı'. Çaparlu. Bunlar Ağaç-Eri (Ağaçeri) Türkmenleri’nin torunlarıdırlar. Bunlar daha ziya­ de köyler ve kasabalar kurarak veya çoğu terk edilmiş eski köy ve kasabalara yerleşmek suretiyle yerleşik hayata geçiyorlardı. Çavuşlu. Usiaclu.Elbeylü. yörümekten Yörük adı veriliyoidu. Tuharlu. Akkoyunlu. Bekmeşlü. Çimişkezeklü. Bayazıtlu. bunların bir kısmı kendi aldıkları yeni isimlere nisbeiie devletler ve hanedanlar kurmuşlar ve tarihimizin muhtelif safhalarında roller oynamışlardır. Osmanlı gibi yeni teşekkül eden uluslar ve boylar. Turfanlu. Dündarlu. Sarıkeçilü. bazı yerlerde üstleri çinko ile örtülüdür. Maıaşlu. Bu Türkmenler'in çoğu­ nun köyleri orman «teklerinde bulunur. Varsak. Esenlü. Bozdoğanlu. Fakat daha sonraları Yörük ke­ limesi bu gerçek anlamını kaybetmiş ve. Kosuhiu. Elvanlu. Bu Türkmenicr Müslüman olmakla birlikte. Alpavut. Akçakoyunlu. Tokdemirlü. Turhanlu.Batı Anadolu ile Güney-Batı ıl nadoUı'daki oymakların umumi ad» olmııştîTF Vanı ToruK Keıımesi bu bölgelerde yaşayan göçebe. göçebe anlamında. Hamidlu.(etnik) hiç bir manâsı yoktur. Germeyanlu. Torunlu. Menemenlü. yarı göçebe oymaklar anlamını ifa­ de etmiş ve bu. 194 OĞUZ ÜNAL . evvelce inhilâl eden 24 Oğuz ulusunun muhtelif oymakları­ nın içinden bir araya gelenlerinden teşekkül eden topluluklardır ki. Ku^temirlü. Yerleşik hayata geçen Türkmenler'e bir müddet sonra artık Türkmen denilmeyeıck Türk adı veriliyor­ du. Tekelü. Türasaniu. Ruınlu. Ramazanlu. Karakeçili]. Tecirlü. Turgutlu. Arapkirlü. Katakuyunlü. Bayburtlu. Buna göıe Yörük adının kavmi. Tür­ kiye Selçuklu ordusunun dirlikti sipahi sınıfını meydana getirenler de bu yerleşik Türkmenlerdi. KaraisalI.

Irak-ı Acem'in. Fuad Köprülü. Zenaate ait terimlerin çoğu yabancı dillerden alındığı halde çobanlığa ve çiftçiliğe ait terimlerin tamamının hâlis Türkçe oluşu da bunU göstermektedir. şehirliler de şehirlere yerleşiyorlardı"(538) mütalâası ile bu görüşü doğrular. Yörük. gibi adlarla anılan bu topluluklar arasında kavmi (etnik) hiç bir fark olmayıp. çok eski zamanlar­ dan beri köy hayatına. (536) Yeni açılan Anadolu ülkesine yalnız çobanlık ile meşgul olan göçebe Türkler'den başka ziraatle de meşgul olan yarı göçebe Türk­ ler ile. bunların çoğu Antalya böl­ gesinden gekiikleri (ye iıerhalde sebzecilik ve meyvecilikle uğraştık­ ları) için bu adı almışlardır. âlim ve kâtip gibi münevver zümrelerden bir çok kimseler de gelıııişlerdir. Manav. Bu da. yeni geldikleri yerlerde de aynı ha­ yat şartlarını devam ettiriyorlar. Tahtacı.. hattâ şehir hayatına geçmiş her çeşid halk mevcuddu. "Horasan'da Büyük Selçuklu saltanatının kurulması ile başlayan büyük muhaceretin Anadolu'ya getirdiği unsurlar. (539) Bundan başka yeni açılan Anadolu ülkesine jslâmiyeti telkin ve yaymak veya yeni kurulan emaretlerin hizmetinde çalışmak üzere çeşitli İslâm ülkelerinden şeyh. Hülâsa. (543) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 195 .(540) Kısacası Ana­ dolu'ya gelen Türk kütleleri içerisindeki unsurlar tam anlamı ile birbirlerini tamamlamaktaydı. ya ticaret yoluyla veya Türkler'in Bi/ans ordusunda askeri hizmet kabul etmeleri suretiyle mümkün olmuştu.Yine aynı şekilde Sakarya ve Marmara bölgesinde Manav adı ile anılan köylülerin aslı da Türkmen olup. Türkmen. Türk fütuhâtından önce de bir çok Anadolu şehirlerinde bazı Müslü­ man Türk cemaatleri türemiş bulunuyordu. Kızılbaş. yalnız göçebe unsurlar değildi.(S37) Nitekim Prof. köylüler derhal köyler kurarak zirai istihsale başlıyorlar. Anadolu'ya gelen Türkler arasında. (542) Bu şekilde ilk fütuhât yıllarında Anadolu'ya yerleşen Türk ve Müslüman nüfusun bir milyonu geçtiğini de belirtelim. vs. (541) Diğer taraftan kaynakların tetkikinden öyle anlaşılıyor ki. Mâverâünnehir’deki şehirli ve köylü Türkler'den ve zamanla Horasan'ın. Orta Asya'da. Türk.. hepsi Oğuz Türkleri'nin torunlarıdırlar. Binaenaleyh bunlar. Alevi. Azerbaycan'ın ve Arran'ın yerlilerinden de bir hayli Türk ahali gelmiş ve buraya yerleşmişlerdir.

iranlılar ile harbetmek üzere. X I. İranlılar ile harbetmek üzere. ANADOLU'MDAKİ HIRİSTİYAN VE ŞAMANİ T Ü RK LER Anadolu’nun Oğuzlar tarafından fethi sırasında bu ülkede ne kadar Hıristiyan ve Şamani Türk olduğu hakkında kesin bir rakam vermek mürnküı değildir. Yalnız bu Hıristiyan ve Şamani Türkler'in öteden beri İslâmlar ile harbetmek üzere ya da başka muhte­ lif sebeplerle. asrın 196 Oğ u z ÜNAL . Bunlar da daha ev­ velki yıllarda Bizans tarafından ücret mukabilinde Bizans ordusuna alınmışlar ve Kapadokya bölgesine yerleştirilmişlerdi. 946 senesinde Tarsus'a Müslüman ve Hıristiyan esirlerin mü­ badelesini yapmak üzere gelen Abbasi Halifesinin elçisi. Jüsten. Rum ku­ mandanının yanına gittiğinde onun maiyetini teşkil eden askerler arasında Hazar ve Fergane Türkleri'ni görmüştür. bunlar Kapadokya bölgesine nakledilen Bulgar Türkleri’dir. 947 senesinde Seyfüddevle ile Bardas arasında vuku bulan muharebede Rum gene­ ralinin yanında mühim miktarda ücretli Bulgar askeri bulunmuştur ki. özellikle Bizans’ın hudut bölgelerinde yerleştirildiğini ve Kapadokya île Toros geçitlerinde mühim bir kesafete sahip olduklannı tahmin edebiliriz. Avarlar'dan bir kısmını yanına almış ve bunları da İran hudu­ duna yerleştirmişti. 577 senesinde İmparator II. Avar Türkleri'nden bir kısmını maiyetine al­ mış ve Anadolu’ya geçirerek doğu bölgelerine yerleştirmiştir. 1048 senesinde de Peçenek Türkleri Bizanslılar tarafından Müslüman Türkler ile savaşmak üzere Anadolu'ya geçirilmişlerdir.2. Bundan sonra İmparator Romanos Dkıgenes'in Anadolu seferleri sırasında Bizans İmparatorluk ordusunda pek çok miktarda Hıristiyan ve Şamani Türk askeri bulunmuştur. 755 senesinde Bizans İmparatorluğu Bulgar Türkleri'nden mühim bir kısmını Anadolu'ya geçirmiş ve İslâm or­ duları ile harbetmek üzere Tohma ve Ceyhun havzalarına yerleştir­ mişti. asrın sonlarında ve X II. A y ­ nı şekilde 620 senesinde İmparator Heraclius. (544) Gerçekten 530 senesinde Bizans orduları tarafından bozguna uğratılan Bulgar Türkleri'nin önemli bir kısmı'Anadolu'ya geçiril­ mişler ve Trabzon havalisi ile Çoruh ve Yukarı Fırat bölgelerine yerleştirilmişlerdir.

hizmetinde bulunan Peçenek Türkleri. Bizans zamanında Anadolu'ya nakledilmiş ve Ortodoks veya Ermeni Kilisesi'ne intisap ettiklerinden dolayı Rurn veya Ermeni adını taşımış olan Hıristiyan Türkler olduğu şüphesizdir. asırdaki Kayseri malıkeme sicil­ lerinde Müslümanlığa ihtida etmiş oldukları görülen ve iıem de iç ­ lerinde Karakeçili boyuna mensup oldukları açıklıkla zikredilen Hıristiyan Türkler'in. Bu Karakeçili Hıristiyan Türkler'in Anadolu'daki Peçenek Türkleri'nin bakiyeleri olduğu muhakka'Ktır.(547) Nitekim X V I. Rum ve Ermeni adlarını taşıyıp zamanımıza kadar gelmişierdir. (548) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 197 . Müslüman Türkler'e karşı savaşmak üzere Anadolu'nun Batı bölgelerine yerleştirdiği gibi. Türk fütuhatından sonra.(546) Müslüman olmayıp Orto­ doks ve Ermeni Kilisesi'ne geçenler ise Anadil olarak Türkçeden başka hiç bir dil bilmedikleri ve ırk olarak Türk oldukları kiliselere isrıad edilerek. Şamani Türkler'in büyük bir kısmı. İslâmiyet'i kabul ederek fâtihlere karışmışlar ve dolayısiyîe ırk bakımından Türk nüfusunun kesafetini artırmışlaidıı .nden bir kısmını. (545) Bizans Anadolu'sunda bulunan bu Hıristiyan ve.başlarında İmparator Alexis Komnenos. bunların bir kısmını da Haçlılar'a karşı koymak üzere Kilikya’da yerleştirmiş­ tir.

" eski dillerini muhafaza etmişlerdi. zanaatkar ve tüccar Türkler de kendi meslektaşlarına intibak etmişler ve Anadolu'nun üretici sınıfını vücuda getirmişler­ dir. ancak büyük şehirlerde ve bir de Türk unsurunun büyük bir kesafet ve ekseriyet teşkil etmediği yerlerde Rumca ile Ermenice yaşayabilmiştir. kendi dillerini. inkişaf edememiş dillerdi. Aynı zamanda fâtih Türkler. mahdut gündelik ihtiyaçları karşılayan. Türk fâtihlere çarçabuk ısınmışlar ve Bizans'ın kötü hatıralarını ve idaresini kısa bir zamanda unutmuşlar. hattâ o idareden nefret etmişlerdir. T Ü R K F A T İH L E R L E Y E R L İ H A L K A R A S IN D A K İ KA YN AŞM A Anadolu'ya yeni gelen Türk fâtihierle Anadolu'nun Helenleşmerniş olan yerli halkı arasında çok kuvvetli bir kaynaşma vukua geldiği anlaşılmaktadır. Yöni geien Türk çiftçi unsuru. Bizans'ın ağır ve vergi ve teklifleri altında asırlardan beri ezi­ len Anadolu'nun yerli halkı. Yerli halkın ekseriyeti Helenleşmemiş. Bunun yanı sıra Türk fâtihierle yerli halk arasında kültür alış verişi de tabiatiyle olmuştur. hemen ekseriyetle onlara yardımcı olmuşlar ve Anadolu'nun Türkler tarafmdan sür'atle fethine ve Bizans ordularının bozulup dağıimaiarına yardım etmiş­ lerdir. İslâm adâletini ve Nizâm ı Alem dâvasını temsil eden yeni Türk fâtihlere düşman olmak şöyle dursun. Proto-Hitit (Asianicjue). İslâmın âdil idaresi ve şeriatin vergi­ leri haricinde başka bir yükümlülüğe tâbi tutulmaları yüzünden. örf ve âdetlerini muhafaza eden yerli halk. Yerli halkın dilleri fâtih Türklerin dili olan Türkçe'nin kar­ şısında mukavemet edemeyerek erimiş ve yerli Hıristiyan Türkler'in de bu konuda tabii olarak fâtihlere yardım etmeleri sayesinde yavaş yavaş Türk dili Anadolu'nun yerli dillerini söndürmüş ve za­ man içinde Anadolu tamamen Türkleşmiş ve yerli diller unutulmuş. dinleri olan İslâmiyet'i de yeili halka yavaş yavaş kabul ettirmeğe başlamışlar ve nihayet pek kısa bir zaman içerisinde bu ülkeyi hakiki bir İslâm ülkesi ha- 198 Oğ u z ÜNAL . yer­ li çiftçiye. Fakat bu diller edebiyata mâlik olmayan. Diğer taraftan iktisadi şartlara intibak ve karşılıklı ev­ lenmeler hususunda da Türk fatihlerle yerli halk arasında kısa za­ manda bir kaynaşma olmuştur. Hitit ve Trak asıllarına mensup olup.3.

Ömer Lütfi B A R K A N ve Prof. adet ve özellikle kıyafet konusunda Türk fatihlere bazı tesirlerde bulunmuştur. Ayaklarmda. bilhassa İstanbul'un fethine kadar.. gibi maksat­ larla vuku bulan bu gibi hâdiselerin münferid vakalara inhisar ettiğini ve mahdut zamanlara münhasır olduğunu unutmamalıdır. Bizans Devrinde zaten çok kesif olmayan yerli halkın ilk Türk akınları ve muharebeler sırasında. yerlerini terkederek batiya doğru çekilmiş olduklarını ve bu şekilde Orta Anadolu'nun Oğuzlar (Türkmenler) tarafından etnik bir şekilde tamamen istilâ edilmiş olduğunu tekrar hatırla­ talım. asırlarda da devam etmiştir. kitle halinde hethangi bir İslâmlaşma HORASAN'DAN ANADOLU'YA 199 . Selçuklu Türkiyesi'nde Hıristiyan unsurlardan bir kısmının İsîâmlaşdığını büsbütün inkâr etmek istemiyoruz. Osmanlılar'ın Balkanlar'a yerleşmesinden sonra. asırda Balkanlar'da olmuş vc X V I. (551) Burada sırası gelmişken. Buna karşılık Osmanlı'ar devrinde büyük nis­ bette ihtidalar. vs.. Selçuklu Türkiye'sinde bu ihtida hareketleri. bilhassa iktisadi menfaatler kar­ şısında bu ihtida vak'alarım mazur gösterecek bir psiko-sosyal hava doğurmuş olduğu gibi. Dini olmaktan ziyade siyasi. daha ilk fetih yıllarında yerli halk üzerindeki mânevi otoritesini kaybetmiş bulu­ nan Ortodoks Kilisesi'nin vaziyeti. Türkiye Selçukluları devrinde Anadolu'da Hıristiyanlar arasında ihtidalar elbette mevcuddu. Türkiye tarihinde. Fuad K Ö P R Ü L Ü . Fakat derhal kaydedelim ki. kırmızı çizmeler ve başlarında da kızıl börk vardı. Prof. meselesinden de kısaca bahsedelim. (552) Nitekim Prof.. iktisadi. asrm başlarında dahi Türkiye Türkleri'nin kıyafetleri.(550) Nitekim X V . umumiyetle Orta Asya Türkleri'ninkiriin aynı idi. yerli halkın ihtida etmesi yani İslâm­ laşması. Anadolu'da 1000 evlik de olsa. Oğuz kitlelerinin önünden. Zira Oğuzlar'ın Anadolu'ya ilk gelişleri vc yerleşmeler i sırasmda. kütleler halinde İslâmlaşma hâdi­ sesi görülmemiştir. Faruk S Ü M E R 'in ittifakla belirttikleri gibi. Anadolu'nun yerli halkı da örf. yani daha çok X V . Meterodoxe zümreler için de bu büsbütün kolaydı. ailevi.line getirmişlerdir. mahdud nisbette ve çok yavaş olmuştur. (549) Ancak bu tesirleri ve yerli halkın İslârtılaşmasını pek fazla müba­ lağa etmemek de gerekir.(553) Esasen. İşte bu itibarla burada sadece şunu göstermek istiyoruz ki. biraz yukarıda da söylediğimiz gibi. kadınlar dahil olmak üzere.X V II. Bu sözleri­ mizle.

Marmara bölgesi ile Kuzcy-Batı Karadeniz bölgesidir. Süryani ve Arap kaynaklarında bugüne kadar herhangi bir kayda rastlanmamıştır. Niğde. başta dili olmak üzere. Yozgat. yalnız 4.254. Balkanlar'daki Arnavudlar ve Boşnaklar gibi.471 hâne Hıristiyan nüfusunun yaşamakta olduğunu biliyoruz.hâdisesinin vulcu bulduğu iıaki<inda. Nitekim bu defterlere göre Türkiye'nin. kendi ana dillerini konuşur görecektik. Diğer taraftan eğer toplu halde İslâmlaşmalar olsa idi. asra kadar olan kavmi (etnik) du­ rumunu elimizdeki OsmanlI tahrir defterleri sayesinde en ince te­ ferruatıyla tesbit etmek imkânına sahibiz. Bir kavmin bir yerdeki siyasi hâkimiyeti ne kadar uzun sürerse sürsün ve o yerdeki yerli halkın medeni ve içtim<:i seviyesi ne kadar geri bulunursa bulunsun. Müs­ lüman olan bu yerli halk topluluklarmı Bulgaristan'daki Pumaklar. biraz yukarıda belirtmiş olduğumuz şu içtimai ve kültürel kaideyi tekrar hatırlatmak yerinde olacaktır. Bizans.687 hâne Hıristiyan nüfusu vardı. Bunlar aynı asrın ikinci yansından itibaren ehemmiyetlerini kaybetmeğe başlamışlar ve X IV . Doğuya doğru gidildikçe bu 'nisbetin azalmakta olduğu görülüyor. asrın ilk yansında şehirlerde de küçük bir azınlık durumuna düşmüşler­ dir.448 idi.776 hâne Türk nüfusuna karşılık 2. buna karşılık Hiristiyan hâne nüfusu ise 2. Hıristiyan azınlığın en az olduğu belgelet Batı Anadolu. Girit'teki Müslümanlar. Güney-Batı Anadolu. Kayseri ve İçel (Mersin) vilâyetlerinde ise Türk hâne nüfusu 143. Ermeni.963 hâne olan Türk nüfusuna karşılık. Bu sayılan bölgelerde 1520-1530 yıllan arasında 540. (557) 200 OĞUZ ÜNAL .(555) Aynı yıllarda Çukur-Ova bölgesinde de ezici Türk nüfus çoğunluğuna mukabil pek az bir Ermeni nüfusu görülmektedir. Konya. asrın ilk yansında Selçuklu Türkiyesi'ndeki Hıristiyanlar'm pek çoğu şehirlerde yaşıyordu. Adalar Denizi'(Ege Dcnizi)ndeıı Fırat'a ve Trabzon'a kadar olan kısmında Türk çoğunluğu pek hâkim olup. Kırşehir vilâyetlerinde 66. (554) Türkiye'nin X !. Türk. eğer o kavim yeteri kadar nüfus fazfalığına sahip değilse. asırdan X V I. Meselâ Maraş. (556) X II. azınlık olarak yalnız Rum ve Ermeniler vardır. Burada yeri gelmişken. milli hars ve kültürünün o yerde hâkim duruma gelmesi müm­ kün olamıyor.

(559) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 201 . Çünkü Türkler Anadolu'ya geldikleri zaman. göçebe Oğuz­ lar (Türkmenler) teşkil etmiş bulunuyorlardı. bütün Türkiye Tarihi boyunca. ne de Osmanlılar devrinde. hiç olmazsa yüzde doksan olarak. Selçuklu Türkiyesi'nin insan unsurunu. hiç bir zaman "azınlık" olmaktan öteye geçememişlerdir. ne Türkiye Selçukluları devrinde. bilhassa çok küçük bir azınlık teşkil eden Rumlar ve Ermeniler'den ibaret Hıris­ tiyan halk. burada hâkimiyetleri altına aldıkları. Bu bakımdan. (558) Bütün bu açıklamalardan da anlaşılıyor ki.Böylece pek münferid vak'aiara inhisar eden ihtidalar ve Bizans Anadolu'sundaki içtimai ve medeni sukut dolayısiylç Türkler'in yer­ li halktan aldıkları etnik ve kültürel tesirler pek cüz'i kalmış ve buna karşılık yerli halka verdikleri kültür unsurları daha çok olmuştur. bir takım ırkların karışması ile yeni bir millet veya içtimai mayalanmanın ortaya çıkması hâli aslâ görülmemiştir.

. Sivas. .. Karahisar. ekseriyetle yeni fâtihler tarafından işgâl edildikten sonra bile eski adlarını muhafaza etmişlerdir. Şehirler gibi köylerin bir kısmı. aralarında tam bir eşitlik hâsıl olmuştur. birinci gruba. . gibi tarihi ve askeri yollar üzerindeki şehirler ile bugün yanında "eski şehir"i veya "kara şehir"i olan şehirlerimiz bu nev'idendirler. ya da değiştirerek oturmuşlardıı^ Erzurum. . Fakat Orta ve Batı Anadolu'da yerli halka nazaran daha büyük bir kesafette yayılmış oldukları anlaşılan 202 O ğ u z ÜNAL . Kayseri. Kastamonu^ Maraş. Akşehir. ikinci gruba misâl olabilir. Türkiye Türkler!. veya T Ü R K L E R İN A N A D O L U 'D A Y E R L E Ş T İ K L E R İ Y E N İD E N K U R D U K L A R I Ş E H İ R L E R Anadolu'nun Türkler tarafından fetih ve iskânından sonra Türkler'in yerleştikleri veya yeniden inşa ettikleri şehirleri şu şe­ kilde görmekteyiz. Malatya. Anadolu şehirlerinin bü­ yük bir kısmı böyledir. 1) Türkler. 2) Fetihler sırasında akınlara uğrayan veya savaşlar sırasında zaptolunan veyahut da askeri bir sebeple kasten tahrip edilen şehir­ lerin üzerine veya civarına yeniden yapılan şehirler. 3) Askeri ve stratejik maksatlarla tesis edilen veya iktisadi zaruretler dolayısiyle yeniden kurulan şehirler. ilk iki nev'iden olan şehirlerde ya eski adlarını değiştirmeden. Sivrihisar. . Konya. Erzin­ can. Sivas. Divriği. yerli halk ile münasebete başlamışlar. bilhassa Doğu Anadolu'dakiler. .4. Konya. Eskişehir. Bilâhare yerli halkı kısmen kendi dinlerine döndürüp İslâmlaştırdıktan sonra. Ankara. Aksaray. eski Anadolu şehirlerinin içine yerleşerek. Bütün siyasi ve askeri haklar ancak Türkler'e ait olmuştur. Kırşehir.. fakat kendileri Müslüman ve fatih olmaları dolayısiyle daha üstün bir sınıf halinde kalmışlardır.

Ne şekilde kurulduklarını iyice bildiğimiz ilk İslâm şehirleri (meselâ Kufe. Kayseri. Tahribata uğramayan yâni teslim olarak alınan ve üzerine yerleşilen ve yayılan orduların merkezi vaziyetini gören Erzurum. A n kara. p k zaman geçmeden yeni fethedilen bu ülkeyi tam mânâsı ile bir İslâm diyarı haline getirmişlerdir. . Bu köy adlarının bir kısmı oraya yerleşmiş olan boy ve oymakların veya bu boy ve oy­ makların mensup oldukları Türk uluslarının isimlerinden ibaret ol­ duğu gibi bir kısmı da köyü tesis eden veya temellük eyleyen reisin. Basra. bu bölgelerdeki eski köylerin üzerine yerleşirlerken ekseri­ yetle adlarmt değiştirerek kendi dillerinde adlar vermişlerdir. onlann adları kim ilen Türkçe olmuştur. İznik başta HORASAN'DAN ANADOLU'YA 203 . Amasya. diğer bir deyişle umumi caminin mihrabı ve minberi konu­ lup bu suretle ulu camilerin ilk esası kurulduktan sonra şehirlerin kuruluş ve iskânına nasıl başlanmışsa. Malatya. yâni evvelâ dini ve siyasi toplanma yeri olan "cuma mescidi"nin. tabii Anadolu'da Türkler tarafından yeniden kurulan şehirler de o şekilde yapılmıştı. Fustat. Fakat bilâhare yerleşme başlayıp kökleştikçe yavaş yavaş kendileri camiler inşa ederek. Yeni Müslüman fatihler. Eski çağlarda nasıl şehirlerin kuruluşundan evvel mâbedler yapılıp mabudların heykelleri konulduktan sonra şehirlerin inşaasına başlanırsa. gibi Anadolu'nun siyasi ve kültürel tarihinde büyük rol oynayan ve Anadolu'nun birliğini temin ederek bu ülkede yeni bir Türk vatanı vücuda getiren şehirler eski İslâm siteleri gibi muhtelif ulus. Kayrevan) nasıl kurul­ muş ise. emirin veya valinin adını taşımaktadır. bir müddet Hıristiyan mabedlerini cami­ ye çevirerek onlardan istifade etmişlerdir. bu şe­ hirlerin Roma ve Mekke gibi site evsafını haiz şehirler olduklarını göstermektedir. Erzincan. boy ve oymaklara mensup olmaları ve bu ulus. Anado­ lu'ya gelen Türkler'in bir birinden çok ayrı ulus. ilk zamanlarda henüz cami inşaası ile uğraşamadıklanndan dolayı. boy ve oymakların camiler etrafına yer­ leşmeleri suretiyle yeni yeni şehirlerin teessüs etmiş olması.Türkler.. Konya. . orta çağda da hemen hemen buna benzer bir şekilde hareket edilmekte idi. boy ve oymakların bir ulu cami etrafında yerleşmelerinden meydana gelmiş ve birer İslâm ordugâhı olmuş sitelerdir. Mama­ fih eski savaşlar ve Emevi ve Abbasi devirlerinden beri vukua gelen devamlı gazâlar dolayısiyle ahalisi çok azalmış olan Orta Anadolu'­ daki köylerin çoğu Türkler tarafından yeniden kurulmuş olduğun­ dan. Sivas.

Isfahan. Is­ lâm'ın ilk devirlerindeki Islâm ordugâhları gibi. (560) 204 OĞUZ ÜNAL .. Bunlar İslâm devrindeki Bağdat. Medine'den doğan Allah'ın birliğini yaymak mefkuresinin yeni gazâ ve cihâd ateşinin yeni bir ocağı haline gelmiş ve bu yüzden yavaş yavaş diğer Anadolu sitelerini kendi etrafında toplamağa muvaffak olmuştur. . Hemedan. Kıhnesrin. Yezd. Halep. Bu sitelerde hâkim ve asker sınıf olan Türkler'le tâbi sınıf olan yerli Hıristiyan halk bir arada yaşamışlardır. Musul. Mamafih bu iki tip site şartlarını haiz olmadan muhtelif ve karmakarışık meslek mensup­ larından teşekkül eden ve sadece iş bölümü esasına dayanarak meyda­ na gelen şehirler de mevcuttur. Bunların içinde bilhassa Konya şehri. . Meraga. Harran ve Merv siteleri gibi başka birer cins site olmuşlardır. gibi ancak sadece birer şehir (vüle) olabilmişler ve hiç bir zaman bir "site" vas­ fını kazanamamışlardır. Rey. gerekse kültürel bakımdan en büyük merkezleri olmuşlardır.olmak üzere bir çok Anadolu şehirleri eski zamanda Mora yarımada­ sındaki İsparta ve orta çağdaki Batı ve Merkezi Avrupa şehirlerinin bazıları veya İslâm devrindeki Dımaşk. Kudüs. Birinci tip "Islâm Ordugâhı" olan siteler tarihimizin gerek siyasi ve askeri.

.

Haçlı taarruzları karşısında Anadolu'da milyonlarca şehid verdiler. vatanlarını ve İslâmiyeti kurtarmak için hem öldüler ve hem de bu sayede bu vatanda yaşamak hakkını kazandılar. Bu fetih ve Türkleşme devrinde Anadolu bir Türk vatanı haline gelirken. Toprakla insan kaynaşarak. beyler de "aşiretçi" (tribal) siyasi birliklerini muhafa­ za ediyorlardı. memleketin her köşesi fâtihlerin. (562) 206 Oğ u z ÜNAL . bu âbideler ve bu hatıralar yaşa­ dıkça bu vatanın tapu senetleri Türkler'in elinde kaldı. "aşiretçi” (tribal) Türk hakimiyet telâkkisi gereğince boy beylerinin emirlerine bağlı kalıyorlardı. Böylece Türkler. bu ülkede dağılıyor. menkibeler ve efsaneler teşekkül ederek onlar bir kudsiyet hâlesi içinde nesilden nesile asırlarca mil­ letin kalbinde yaşadı. türbeleri ile doldu. ya da tarihe aykırı bir manâda yanlış anlaşılmıştır. Zira dönecek bir yerleri yoktu. her karış toprağı kanları ile suladılar. Nitekim Selçuklular'ın tarihi rolleri gibi Anadolu'nun Türkleşmesi de bu nüfus hareketine bağlı olduğu halde büyük Türk muhaceretinin bu tarihi ehemmiyeti. bu topraklar için kan verdi­ ler. fakat daha uzun bir müddet.gibi maddi-mânevi bütün unsurlar ne derece yül<sel< ve hep bir arada olursa olsun. Türkler. fakat beylerinin emrine bağlı olup. (561) Büyük muhaceret hareketi ile ana yurtlarından kopan Oğuzlar. üzerinde ciddi bir araştırma yapılmadığı ve hattâ bu muhaceretin mevcudiyeti dahi açıklıkla ortaya konmadığı için. büyük Türk muhacereti olmasa veya maddi ve mânevi âmiller ahenkli bir şekilde rol oynamasa idi Türk. Vabgulan idaresindeki devletleri yıkılmış olduğundan. dini destanlar. Bu sebeple Türkler. gü­ nümüze kadar. Bu türbeler. şehid ve evliyâ mezar ve türbeleri etrafında milli. Bu gazâ ve cihad devrine ait kahraman. bslâm ve hattâ dünya tarihinde bir dönüm noktası teşkil eden hâdiseler vuku bula­ maz ve Türkiye Devleti kurulamazdı. boylar ve aşiretler topluluğu halinde göçüyorlar. yeterince kavranamadığı. bugüne kadar Türkiye Devleti'nin kuruluşu ve buna bağlı hâdiseler ya karanlıkta kalmış. memleketin şartlanna göre. Bu Oğuz kitleleri Anadolu'ya gelince Selçuk'un torunu Kutalmışoglu Süleyman Şah'ın idaresine giriyor. ama ona bir ruh kazandırdılar. Böylece de bu büyük muhaceret tam bir nizâm için­ de cereyan ediyor ve bİr millet seyyâr bir devlet manzarası arzediyordu. Türkler için bu ülkede yaşamak veya ölmekten başka bir çare kalmamıştı. Türkler'e karşı bütün Avrupa harekete geçmişti. tarihi hatıralar ile halkın şuurunda canlandı ve Anadolu'da Türk vatanı bu suretle meydana geldi. kahramanların ve şehidlerin mezarları.

Irak. Musa bin Nusayr ve Mahmud Gaznevi gibi Suriye. Tabiatiyle bu fethin âmili ve Türkiye Devleti'nin kurucusu olan Süleyman Şah da Halid bin Velid. X III. Irak ve Iran. Mısır. Suri­ ye. Bu fetih. Diyâr-ı Rum. Bilâd ur-Rum veya sadece Rum adı ile Roma ülkesi olarak tanırlarken. HORASAN’DAN ANADOLU'YA 207 . Mısır. Kuteybe bin Müslim. Türkiye Sdçuklu Sultanı Mesud zamanında (1116-1155) Alman İmparatoru ve Fransız Kıralı kumandasındaki Haçlı orduları imha edildikten ve Anadolu Haçlı sürülerine mezar olduktan. Saad bin al-Vakkas. Selçuklu Anadolu'suna sadece Turkia ya da bazan Turkestan (Türkistan) diyorlardı. artık bu ülkeyi Turkia adı ile göstermişlerdir. Amr İbn ül-As Ukbe bin Nafi ve Haşan bin Numan. yani Şarki Roma İmparatorluğu'nun kudret ve kuvveti. AvrupalIlar Anadolu'ya evvelce Romanla derlerken. Türkistan. Türk fethin­ den sonra bu isimlerin yanı sıra"Bilâd üd-Türk" ismi ile de göster­ mişlerdir. elinden alınmak için mücadele edilen düşman devletin. Afrika ve Endülüs kıt'aları gibi fethedilip diyar-ı İslâm'a ilâve edilen ülkelerin sonuncusudur. türkler'i Helen. İran. Türkistan dahil. Aynı şekilde Araplar da Anadolu'yu evvelce. Kuzey Afrika. asırda AvrupalIlar. Tuna boylarından Altaylar'a kadar uzayan ülkeleri Magna Turkia (Büyük Türkiye) olarak isimlendirirlerken. netice bakımından da bütün İslâm fetih­ lerinin en ehemmiyetlisi olmuştur. Lâtin ve daha sonra Slav ve Cermen kavimler! ile temasa getirmek ve dolayısiyie dünya tarihinde büyük bir safha açmak itibariyle. Fakat Türk mil­ letini Akdeniz kenarına getirmek.Bu devirde Anadolu'nun Türkleşmesi ve İslâmlaşması o derece kuvvetle gelişmiştir\ki.. İslâmiyet'in doğuşundan beri yapılmış olan fetihlerin en büyüğü ve en azametlisi ve tabiatiyle en çok fedakârlığa ve zaman sarfına mal olanıdır. Yarım asırdan fazla süren bir mücadele ve muharebeler neticesinde açılan ve dünya tarihine ve coğrafyasına ebediyen Türkiye diye kaydedilen bu kıt'anm fethinde ve Türkiye Devleti'nin kurulmasında en büyük ve en son âmil olan Kutalmışoğlu Süleyman Şah'a bütün tarihçiler tarafından Anadolu Fâtihi ünvanı mefhareti verilmiştir. Bu fetih. (563) Bu kitapta hülasasını sene sene nakletmiş olduğumuz Anadolu'­ nun fethi tarihi böylece başlamıştır. Türkistan. Bizanslılar'a karşı kat'i zaferler kazanıldıktan sonra. açılan bu ülkedeki tabii engellerin zor­ luğu ve eskiden beri İran ve İslâm İmparatorluklarına karşı vücuda getirilmiş ve daha sonra çoğaltılmış ve takviye edilmiş kalelerin ve istihkâmların çokluğu bakımından. yeni bir Türk vatanı ve Türk devleti kurmak.

"şark mesenesi" nin Türkler'in A n ad o­ lu'ya ayak basmaları iie birlikte başladığını da derhal hatırlatalım . Kılıç Arslan'ın yedi yıl sonra 1093'de tahta çıkmasına kadar sultansız kalan Türkiye Devleti yine de kendi istiklâl ve mevcu­ diyetini muhafaza etti. Türkistan'dan Marmara ve Akdeniz sahillerine kadar müthiş mesafe­ leri aştıktan sonra Anadolu'da yeni bir vatan kuran Oğuzlar. Türkler'e yeni bir vatan hazırlamak ve buraya gelen soydaşlarımızın başbuğu ve devletimizin kurucusu olmak itibariyle ister istemez Ana­ dolu Türkleri’nin en büyük ve en muhterem babası olmuştur. bu insan selini tersine çevirmek asla düşü­ nülemezdi. Anadolu'yu kendisine yurt yapan büyük Oğuz Ulusunu buradan atmak mümkün olamadığı gibi onların geri dönmeleri diye bir şey de söz konusu olamazdı. Süley­ man Şah'm ve vârislerinin idaresinde yeni bir milli birlik ve devlet meydana getiriyorlardı. (566)* ♦Burada yeri gelmişken.Endülüs ve Hindistan ülkelerini açan fâtihlerle bü" safa girmiş ve bu sebeple İslâm'ın en büyük fatihlerinden ve gazilerinden birisi olmuş. ve X X . bu keyfiyet Türkiye Devleti'nin ne kadar sağlam temeller üzerine kurulmuş olduğunu ve hayatiyetini meydana koyar. Melik Şah'm ve öte yandan Bizans'ın baskıla­ rına dayanabildi ki. asır­ lar boyunca devam ettiğini. Orta Asya'dan devamlı nüfus baskısı ve göçler bir kısım başka Türk kütlelerini de Anadolu ve Balkanlar'a püskürtmüştü ki. Hıristiyan A vrupa'nın Türkler'i A n a d o lu '­ dan atm ak ve Asya'ya geri sürmek em elinin bütün X I. BizanslIlar da Komnenos hanedanın­ dan İmparatorlar idaresinde çok kuvvetlenerek bu durumdan fayda­ landıkları ve sahil bölgelerini geri aldıkları halde bir asırlık bu müca­ delelere rağmen Türkiçr'i Anadoludan atmak teşebbüsleri tamamiyle iflâs etmiştir. Zira dönebile­ cekleri bir ülke mevcud olmadığı gibi. Nite­ kim Süleyman Şah'tan yirmi yıl sonra vuku bulan Haçlı taarruzları Anadolu Türklüğünü büyük bir buhrana uğratmış ve Türkler Orta Anadolu'ya çekilmiş oldukları. ( Karşı sayfada devamı var) 208 OĞUZ ÜNAL . (564) İlk Türkiye Sultanı Süleyman Şah'm 1086’da ölümünden sonra oğlu Sultan I. Bu sebeple Türkler için Anadolu'da yaşamak ve vatan kurmak ya da bu ülkede ölmekten başka bir çare kalmamıştı.(565) Gerçekten Arap-İslâm fütuhatı umu­ miyetle askeri bir mahiyette olduğu halde Türk fütuhâtı devlet ordu­ larından daha çok Oğuzlar'm bir millet olarak toptan ve devamlı göçleri ile birlikte cereyan etmişti.

Varna. asrın ortalarında tama­ men bir Türk vatanı yapmıştır. Türk­ ler buna da karşı çıktılar.Türkiye D üşm anhğı. Kosova. boy ve oymakların yıkılmalarına ve dağıtılmasına çalışmışlar ve bu ulusları meydana getiren boy ve N itekim 900 yıldır Hıristiyaniar. Türkiye diye bir şey kalm ıyordu. HORASAN'DAN ANADOLU'YA 209 . Asıl hedef olan Türkiye Devleti tarih sahnesinden silinem ediği için üzerinde o y ­ nanm ak istenen oyunlar da son bulm am ıştır. artık Türkiye Türkleri'nin sonu yaklaştı sanılıyordu. H açh Taas­ subu . M ohaç. çok çe­ tin darbelere rağmen birden bire canlanıyorlar.. N iğbo lu . asır başlarında Türkiye'yi im zalam ağa zorladıkları Sevr Andlaşması tasarısı ki. T. bu yarım asır içinde Anadolu'ya göç etmiştir. Türkler’e karşı baskılar uygulamaktadırlar. 19.. Denebilir ki. Türkmenler'in ileride kabile asabiyetleri etrafında toplanarak ayrı ayrı zümreler ve devletler meydana getirmemeleri ve tefrikaya düşmemeleri için aynı Oğuz boy ve oymaklarının belirli bölgelerde birikmelerine müsaade etmemişler. 900 yıllık Türkiye tarihi boyunca öyle durum lar do ğm u ştu ki. Ankara [1978|. 15. Türkiye Devleti'nin kurucuları olan Türki­ ye Selçukluları (ve onların vârisi olan OsrnanoğuKarı). D JU V A R A Em ir S E K İP . dünya Türk nüfusunun en azından üçte biri. devletin ansızın kendini toparladığı görülüyordu. Osm anlılar'm Balkanlar'da yaptıkları bütün muharebeler.Kesif Türk muhacereti. yine ecdadları S elçuklular gibi Orta A nadolu içlerinde perişan ederek A nadolu'dan kovdular. Çev. fakat herşey bitm em iştir. XI. 194. 1071 Malazgirt zaferinden sonra.. 5 vd. Y akup sh. Türkiye Türkleri. gerekse um ulm adık yardımların etkisiyle. Ş u son zamanlara kadar asırlardır parçalanması düşünülen ve bu konuda yüzlerce p lâ n hazırlanan. Anadolu'yu X I. Sırp Sındığı. gerek kendi güçleriyle. bu ulus. Avrupalılar'ın X X . kısa sürede Anadolu'ya egemen oldular. asım başlarından itibaren Hora­ san'dan Anadolu'ya akmaya başlayan Oğuz boyları. Tüık göçleri­ ni çok akıllıca bir siyasetle iskâna tâbi tutmuşlar. Hıristiyan A vrupa'nın A nadolu'ya saldırttığı Y u n a n ordularını. Oysa. Türkiye'yi Parçalama Tasaı-ıları 100 Plân. Tarihin seyri içinde olanlar olm uş.G.) ü S T lt N. am a yine de iç ve dış meselelere rağmen gerçekten kendi toprakları içinde İler çeşit zorluklara böylesine m ukavem et edebilen bir başka ülke ve m illet gösterilemez. bu tasan gerçekleşse idi. çeşitli şekillerde. (bk. düşünülemeyecek kadar zor durum ların içinden. hepsi H açlı seferlerinin devam ından başka bir şey değildir.

Belleten. içtimai. M. B unun yerine m erhum Prof. *E w elce m üteaddid defalar ^ k r a r ettiğim iz gibi A n ad olu'y a gelen O ğ u z (Türkmen) kitleleri. TTK. iktisadi. 219-313) tarihi gerçekliği daha iyi ifade etmesi bakı­ m ından "trib a l" (aşiretçi) terim ini tercih ediyoruz. kendi boy peylerinin em rinde ka­ lıyorlar ve bu du rum A nadolu Türk birliği'n in kurulm asını ve mer­ keziyetçi bir devlet anlayışı tesisini old ukça güçleştiriyordu. sh. 1943). diğer bir deyişle Türkiye Türklüğü teşekkül etmiştir. Mehmed Fuad K Ö P R Ü L Ü . Burada yeri gelmişken şu hususu belirtelim ki. 28.’ "aşire tçi" (tribal) Türk hâk im iy et telâkkisi gereğince. Î Bununla beraber. Tür­ kiye Selçuklu Sultanları (ve onların vârisi olan Osmanlı Sultanları). merkeziyetçi devlet te lâk ­ kisinin zıddı olan eski Türk hâk im iyet telâkkisi için bazı tarihçi ve yazarlarımızın kullandıkları "fe o d al" sıfatını tarih sosyolojisi açısından doğru bulm uyoruz.* Bu devrede. Teşrin. VU. Türkiye Devleti. fakat Anadolu Türk Birliği. başlangıçta. [1.oymakların her birini büyük mesafelerle Anadolu'ya dağıtmışlar. Ankara. Bu şekilde Oğuzlar'ın yüzlerce yıldır asabiyetle muhafaza ettikleri 24 boy teşkilâtı Anadolu'da son bulmuş. bu du ru m u n devlet için bir zaaf kaynağı o ld u ğu n u görüyorlar ve bu sebeple "aşiretçi'' (tribal) hâk im iyet telâkkisi yerine "Merke­ ziy e tçi" bir devlet telâkkisi yerleştirmeğe çalışıyorlardı. bir asırdan fazla çalışmışlar ve bütün beyleri hükümet merkezine getirdikten sonra ve Anadolu'nun hakiki birliğini kurduktan sonra ilk defa olarak merkeziyet usulü ile idare edilen bir devlet meydana getirmişlerdir. s. "Osm anlı İm paratorluğu'nun Etnik Menşei Mesele­ leri". Büyük Selçuklular'a nazaran mütevazı bir uc beyliğinden ibaretti. Anadolu'daki ehirler yavaş yavaş bir merkez etrafında toplanmışlar. 1943. Gerçekten bu Uc Gazileri Devleti Büyük Selçuklular gibi geniş ülkelerde ve Islâm medeniyetinin çok parladığı beldelerde değil. Fuad K ö P R Ü L tt'n ü n vaktiyle kullanm ış olduğu (bk. siyasi ve medeni bakımlardan tam bir sukut içine girmiş ve takriben bir asır süren sürekli savaşlarla harabolmuş bir ülkede kurulmuştu. payitaht znik'ten Konya'ya nakledildikten sonra Konya sitesi bütün Ana­ dolu'nun merkezi ve Türkiye Türkleri'nin karargâhı oldu. 210 Oğ u z ÜNAL . aralarına başka Oğuz boylarından oymaklar yerleştirmişlerdir. c. (567) Türkiye Selçukluları. uzun bir süre.

Anadolu'yu da kendi hâkimiyetleri altına almak isterken. Beşer takati üstünde bir hayatiyetle Haçlı fırtınasını atlatan oğlu I. bu sıfatın ve üstün hâkimiyetin kendilerine aid bulunduğu dâvâsma bağlı kalmışlardı. amcazadeleri olan Büyük Seiçuklular'ınkinden çok daha uzun ömürlü ebedi bir devlet kurmuşlar. İslâm sultanlığı sıfatından başka Cihân hâkimiyeti dâvâsına da sahipti. Zira Büyük Selçuklu pâdişâhları. Ana­ dolu'nun bu bölgelerinde fetihten beri Büyük Selçuklular'a tâbi birçok beylikler teşekkül etmişti. Haleb'i muhasaraya girişince Melik Şah'ın ordusuna karşı 1086'da giriştiği savaşta hayatını kaybet­ mişti. Bu siyâsi durum Türkiye Selçuk­ luları ile Büyük Selçuklular arasındaki ailevi rekabeti bu bölgeye getirmişti. Kılıç Arslan (1093-1107) da babası gibi derhal doğuya dönmüş. Saltuklular ve Sökmenliler müstesna Büyük Selçuklular'a tâbi diğer bütün Doğu Anadolu beyliklerini kendisine bağlamıştı. Musul'u da ilhak edince şiddetlenen aile rekabeti ile karşılaştı ve o da 1107 yılında şehid oldu. günümüzün aksine. bu mütevazi Uc Devleti'ni Türk vatanı haline getirmişler ve bu ülkede yeni bir hayatiyet ve medeniyet yaratmakla da Türk. ilk fırsatta şarka dönmüş. Buna mukabil İznik’te ve Marmara sahillerinde Bizans'a karşı kurduğu devleti kuvvetlendiren Türkiye Sultanı Süleyman Şah.Bununla beraber çok mücadeleli ve ızdıraplı bir hayat geçiren Kutalınişoğulları. devletin kuruluşundan beri. Osmanlılar'ın menşei ve cihânşumul mahiyetleri bu Uc Devleti'nin haiz olduğu kudreti ve tekâmülü göstermeğe kâfidir. medeniyetçe üstün İslâm dünyası ile bağ­ ları kurmak ve yolları açmak istiyorlardı. Arslan Vabgu'nun torunları olarak. Bu sebeple İslâm mede­ niyeti içinde kalan Diyarbakır. Melik Şah. Bu sebeple de bu eski aile rekabetini kırmak ve amcazâdelerini itâate almak için Anadolu'ya ordular sevketmişti. Anadolu'nun en ileri bölgesi olmuş ve Türkiye Selçuklulan'nm doğuda ilk hedeflerini teşkil etmişti. Türkiye Selçuklu sultanları da. Bu ilk tecrübelerden sonra Türkiye Selçukluları bir asır süren dahili buhranlar. İslâm ve dünya tarih­ leri ile siyasetinde daha büyük tesirler yaratmışlardır ki. Mardin ve Meyyâfârikin (Silvan) havalisi. (568) Türkiye Selçukluları. Çukurova ve Antakya'yı Hıristiyanlardan kurtarmış. Şarki Ana­ dolu'yu hâkimiyetleri altına almağa çalışıyorlardı. Şarktan gelen Türkiye Selçukluları o tarafa doğru yayılmağa uğraşırken Bizans idaresinde inhitat içinde bulunan Orta ve Batı Anadolu'da tecride uğramaktan kurtulmak. Bizans ve Haçlı savaşları HORASAN'DAN ANADOLU'YA 211 . İslâm'ın sultanı sıfa­ tı ile.

* Nite­ kim "Mardin ve Meyyâfârkin fethedilmedikçe Selçuklu çetrleri** bağlı kalacaktır" cümlesi ile bu inanç. 1093'de. Türkiye Selçukluları bu asırda kuvvetlenince. (Bk. X ill. kendi içlerine kapanmışlar.(569) Bu iki acı tecrübeden sonra Türkiye Selçukluları. İznik^te Türkiye Devleti tahtına çıkmasiyle Türkiye Devleti kendi müstakil tekâmül seyrini takip etmiş ve Büyük Selçuklu İmparatorluğu ile bir bağı olmamış­ tı. Şarki Anadolu'da kurulan Türk devlet ve beyliklerinin tarihi artık Türkiye Selçuklulan'ndan ayrı bir seyir takip etti. destani bir mücadele devri yaşadıkları için. I. Süleyman Şah'tan itibaren müsta­ kil ve hattâ Büyük Selçuklular'a rakip bir Devlet idi. Kılıç Arslan'ın. **Ç e tr. (M enakibü'l-Arifin'in Değerlendirilmesi). muahhar kaynakların yanlış ifadelerine ve bunların tesiri ile araştırmaların hatalı neticelere var­ mış bulunmalarına ve Türkiye Devleti'nin Büyük Selçuklular'm tâbii (vasalı) sayılmasına rağmen.. bir müddet Anadolu'ya hâkim olmaya çalışmış ve bu ülkeyi de. Türkiye Selçukluları Kültür Hayatı. Anadolu Türk birliğini gerçek­ leştirmek yolunda faaliyet göstermişlerdir. kendisine tâbi saymış ise de. Bilge Y a ­ yınları. Süleyman Şah'ın ölümünden sonra (1086). asırda. kendileri tarafın­ dan söyleniyordu. (572) *A y n ı şekilde Osm anlılar'ın da bu ideale sahip olm aları dik kat çeki­ cidir. bunda nazari kalan kısa bir müddet (1086-1093) istisna edilirse.ile. (571) Melik Şah'ın ilk sultanlık yıllarında Anadolu'da Kutalmışoğulları tarafından kurulan Türkiye Devleti. coğrafi ve milli birlik dâvâsı haline gelen Anadolu Türk Birliği mefkuresini tekrar gerçekleştirmek yolunda mücadeleye giriştiler. Türkler'de h âk im iy e t (egemenlik) sembolü olarak kullam lan bir çeşit şemsiyedir. K onya 1977. artık Büyük Selçuklu İmparatorluğu da tarihe karışmış olduğu için. Anadolu kıtası öte­ sinde maceralar peşinde koşmak ve Büyük Selçuklular'la ailevi hâ­ kimiyet mücadelesine girişmektense. nazari ve hukuki olarak. slı. 212 O ğ u z ÜNAL .(570) Fakat Türkiye Selçukluları daima şarka hâkim olma idealini taşıyorlardı. 22). Melik Şah. pek başarılı olamamış. A y d m T A N E R t. özellikle onun ölümü üzerine.

Süleyman Şah'ın kurduğu devlet ve kazandığı muvaffakiyetler. Fakat istikbâlin bü­ yük ve haşmetli tarihi de bu uc gazileri diyarından doğdu. Nitekim medeniyetçe ileri ve mamur ülkelerde oturmayı benimseyen Büyük Selçuklu Sultanları için Anadolu bir uc bölgesi. Süleyman Şah'ın başka din ve örflere mensup tebaası kendisine samimi olarak bağlı idi. (575) Selçuklu ve Türkmen fetihleri ile Anadolu'nun Türkleşmesi ve bir Türk vatanı haline gelmesi ne kadar tabii görülmüş ise. Bizans'ın kötü idaresi. günümüze kadar yaşamaya devam edebilmiştir. Bizans'ın takip ettiği Ortodokslaştırma ve Rumlaştırma siyaseti de Ermeniler'i ve Pavlakiler'i de bu devlete düşman etmiş ve Türkiye Selçukluları'na yaklaştırmıştır. onun bu derece sür'atle ileri bir ülke olması ve Türkler için istikbalde büyük bir kudrete kaynak ve ihtişamlı bir tarihe başlangıç teşkil etmesi de zamanında hiç akla gelmiş değildi. Süleyman Şah'ın ölümünden sonra ve halefleri zamanında meydana gelen sarsıntılara ve Haçlı seferlerine rağmen. sağlam esas­ lara dayandığı için. eski Türk göçebe hukukuna göre toprakları (rakabesi devlete ait olmak kaydıyla) köylülere dağıtıyor ve devlet mülkiyeti altında herkesin tasarrufuna imkân veren bir miri toprak rejimi kuruyorlardı. Zira Süleyman Şah ve halefleri olan Türkiye Selçuklu sultanları. Bizans Ermeniler'i şarktan Orta Anadolu'ya sürerken. kuvvetlenmesine âmil olduğu gibi. bey ve boylara sığınak olmaictan ibaret idi. Bunlar yanında Anadolu'da büyük arazi sahipleri elinde esir ve topraksız bulunan köylüler de Türkiye Selçukluları sayesinde toprağa ve hürriyete kavuşuyorlardı.(574) Anadolu gibi he­ nüz fethedilmiş bir ülkede. Balkanlar'dan naklet­ tiği Hıristiyan Türkler de Bizans idaresinden nefret ederek ırkdaşl^n olan Selçukluları tercih ediyorlardı.(573) Anadolu'da Bizans ve Haçiılar'a karşı uzun bir cihâd devresi yaşandığı ve bir İslâm ve Hıristiyanlık mücadelesi içinde bulunulduğu halde. Bizans ile düşmanlık ve Büyük Türk Hakanlığı ile rekabet halinde kurulan Türkiye Devleti. (576) Bu devrede Anadolu coğrafyasında yeni bir vatan teşekkül etti Anadolu'nun batısında bir asır devam eden Haçlılar ve Bizans HORASAN'DAN ANADOLU’YA 213 . savaşlar ve isyanlar doiayısiyle perişan olan yerli halklar da Türkiye Selçuklulan'nm idaresinde huzur ve sukuna kavuşuyor ve bu sayede Türkiye Devleti sağlam bir temele oturmuş bulunuyordu. Anadolu'da Türk kesafetini artırarak. İmparatorlukta ve İsiâm dünyası içinde huzursuzluk çıkaran göçebelere yurt ve âsi şehzade.

.

YÜZYILDA OĞUZLAR VE KOMŞU TÜRKLER .X.

.

1 2 4 1 DE TÜRKİYE DEVLETİ .

S e lç u k lu la r D e v r i: I. b a s ı m ) . N o . sh . ıh . s h . İs ta n b u l 1 9 7 6 . sh. e . sh. sh . ( 2 . D o ğ u S ın ın . 1 1 — Y I N A N Ç . H O N İG M A N N . i. 4 0 6 . T ü r k iy e T â r ih i.1 3 1 8 ). 5 . I. E d e b iy a t B iz a n s D e v le t i'n in Fak. Z a m a n ım ız a K ü lt ü r . 2 — O sm an T U R A N . ü . F e t h i . İ . 4 0 7 . M e d e n i. I. Y a y ı n ı .I. 1 4 — Ö Z T U N A . T ü r k i y e T a r i h i . S iy a s i T a r ih . 7-8. 6 — Y I N A N Ç . 5 — Y ılm a z T a r ih i. ö t ü k e n Y a y ı n e v i . B Ö LÜ M G İR İŞ T Ü R K İY E T A R İH İN İN B Ö L Ü M L E R İ 1 — M ü k r im in lu ’n u n H a lil Y IN A N Ç . İ s t a n b u l 1 9 4 4 . F e t h i. sh . T u r a n m i S e r i . ü . !$ h . g . 8. c . 2 2 . T ü r k i y e 'n i n B a ş la n g ıc ın d a n S iy a s i. A n . Y I N A N Ç . T ü r k iy e T a r ih i. İ s t a n b u l 1 9 7 1 . a . 4 2 1 . 1. HORASAN’DAN ANADOLU'YA 219 . sh. T ü r k i y e T a r i h i . 8 — Y I N A N Ç . s h . T ü r k iy e T a r ih i. c . 1 0 . F e t h i. 10— E rn st TA N . 4 0 6 . i İ m i S e r i . 1 5 — Y I N A N Ç . I. M illi T a r ih im iz in A d ı. 3 — M ü k r im in H a lii Y IN A N Ç . 1 3 — Ö Z T U N A . öZT U N A . II. E d e b i y a t F a k .5 0 6 . 57-5 8. Y a y ın ı. 4 0 0 . Y a ­ y ı n N o : 1 7 . 1 . 1 6 — Ö Z T U N A . c .j Ö Z T U N A . 5 0 5 . 19. 2 0 . A n . A n . Y a y ın N o : 2 1 5 4 . sh. 9 — Ö Z T U N A . M illi T a r ih im iz in A d ı. 1. sh . E d e b iy a t F a k . Kadar ve Büyük S a n 'a t T ü r k iy e T a r ih i. A n . İ s l â m i y e t v e T ü r k le r . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . T e ş k ilâ t c . Ç e v . Y I N A N Ç . A n . s h . T ü r k iy e T a r ih i. 1 2 — Y I N A N Ç . B Ö L Ü M O Ğ U Z L A R 'D A N Ö N CE A N A D O L U V E T Ü R K L E R "S U G U U R B E Y L İ K L E R İ D E V R İ" 7 ^ H a k k ı D u r s u n Y I L D I Z . Y a y ın N o : 2 4 0 . İ s t a n b u l 1 9 6 9 . 1 9 . sh.. I. İ s t a n b u l 1 9 7 7 . 4 0 7 . 3 0 . I . l. 5 8 . 4 — Y I N A N Ç . F ik r e t IŞ IL - İs ta n b u l 1 9 7 0 . F e t h i. c . i h . sh. 19.ü .. A lp N e ş r iy a t Y u r d u V a y . N o . Y I L D I Z .F e t h i . A rsUm u­ l a n 'd a n O s m a n G a z i ' y e (1 0 7 1 . F e t h i. c . A n . sh. 1 9 .0 . A n . H a re k e t Y a y ın la r ı. F e t h i. A n a d o ­ F e t h i. sh . T a r ih Z ü m re si N e ş r iy a tı. 3 6 v d . sh .

. 2 5 — Y I L D b Z .S a y ı : A 8 . 2 5 8 ’d e n se ci- a . a . C O U R T E İL L E .2 4 . L is e D e rs K it a b ı. 2 3 . sh.. T u h a r is t a n d o ğ ru la n b ir in s a n a k ın ı b ö lg e le r in d e n . ( T e m m u z 1. sh. s h . 4 0 7 . Is b â m c a m i a s ı n a g ir e n T ü r k b e r 'i n İ s l â m m ü b k i. H a life M u t a ş ım .e . Y a y . e . T ü r k K ü b tü rü n ü Y a y m t. 2 0 — D a h a g e n iş b ıbgı ç i n T A Y . c . s h . sh.A lt a n D E L İ O R M A N .E t r a k ). k o b a y b ık t a n T ü rk e r i. e . S e r i : b il . c . m ensup T ü rk a s k e r le r i. V l L D b Z . 3 3 . 220 Oğ u z ÜNAL . K it a b sh. H ü a f e t O r d u s u ­ F a z ib e ile r i. s h . J. s.H . a d l ı e s e r in G İ R İ 3 k ı s m ı n d a s h . I I .. Im p a r a t o r lu ğ u ’n u n K u r u lu ş Y ü k s e liş in d e 1 9 1 ).6 4 . a .e .e . e v b e n d ik t e n so n ra (G Ü N A L T A Y .. 2 1 — Y b L D b Z . g . b i r 's u r e t l e h â z in e d e n da k e s il­ b o ş a y a m a y a c a k tı. 1938. A r a ş tır m a ( IV I a n a k i b E n s t itü s ü Cund e b . ve İB N L e Ip z ig H A V K A L. 1939. n a k le d e n ye b e ri ile Bu T a r ih . ‘ ‘A b b a s O ğ u l b a n im p a r a t o r lu ğ u 'n u n K u r u lu ş v e Y ü k s e l i ş i n d e T ü r k b e r ’ in R o l ü " . 6 9 . "A b b a s O ğ u l­ T ü r k le r 'in R o lü ". İs ta n b u l 1 9 7 6 . ç ık m a la r ı ö t e le r in d e c a m ia y a k a rşı büyük h a ttâ u y a n d ır d ı. ve Ebu O sm an A m r b. Y IL D IZ . s h . g . g . T ü r k le r 'in iç in m illi s e iâ b e t le r ln in H a b i f e ’n in b o z u lm a m a s ı hassa e s a s lı n i z a m l a r k o y d u . T ü r k T a r i h K u r u m u B e l l e t e n . 1861-1877. 22— Ram azan nun Ş E Ş E N . g . sh . k ız la r ıy la e v le n e b ile c e k le r d i. Ş e m s e d d i n G Ü N A L I m p a r a t o r b u ğ u 'n u n K u ru b u ş ve 'y iik s e b ls in d e O ğubban T ü r k l e r ’ tn R o l ü " . 28— Y A K U B İ. T a r ih . M u r u c ab-Zahab. a h lâ k i ed. Th. s h . a .. A n k a r a 1 9 6 7 . id a ri bu ve a sk eri en yüksek m e v k ib e r in e b ir ilg i D e v b e f » n in C eyhun Fe rg a n a . T ü rk n iz a m la r a T ü rk A ra p g ö re.. e . 1 9 4 ).. H O U STM A . 6 0 . K R A b V lE R S . 2 3 — H â r u n e b . e . s h . 1 1 8 'd e n n a k l e d e n Y b L D I Z . Seyhun ö t e b e r in d e n B a ğ d a t ' a (Ş e m s e d d in ve G Ü N A L T A Y . a . 1 8 — Y İ N A N Ç . g .K a s ı m L e id e n sh. 3 0 — Y I L D I Z . b a ş la d ı. a . e v le n d iğ i h iç da a n a n e s in d e k i T ü rk is tifa d e e d ere k . B a r b ie r V II. I. sh . M H l i T a r i h i m i z i n A d ı . S u ra t a b . a . s h . a . e . B a k a n lığ ı V a y ın ı.. 4 6 8 'd e n n a k le d e n Y IL D IZ . sh. 3 1 — Y I L D I Z .A rz .1 8 7 . 2 7 — (V îE S U D İ. s h . m uayyen m e y e c e k t i. g . T ü r k i y e T a r i h i . 4 5 v d . . 1 9 — Y I L D I Z . "A b b a s b k . 8 0 . 6 1 .5 0 . 2 2 . 7 6 . 6 6 . e .. T e ş r i n 1 9 4 2 ) . Y a y ın la y a n de M EY N A R D ve Pavet de v e F r a n s ız c a y a P a r is ç e v ir e n C . a .1 7 — Ö Z T U N A . a . g . Ü s rü ş e n e .R e ş i d 'i n beri ve bu o ğ u lla n E m in i l e M e ' m u n a r a s ı n d a k i i k t i d a r m ü c a d e le ce re ya n eden obaybar h a k k ın d a g e n iş m ücadebeber s ır a s ın d a bibgi i ç i n b k .H e lâ f a ve No: b V le n k ıb e b e ri T ü r k b e r 'i n F a z a 'ib e b ..e . B O . B a h r e l . a .C A H İ Z . sh . ed. V I . N e h ri s iy a s i. 2 6 — E b u 'b . o rd u su n a B ir ancak k jz m ı. 29— İb r a h im M illi E ğ it im K A FES O Ğ LU . g . s h . 77. s h . s h . 1 7 9 . e . g . m aaşb ar e r ie r iy b e e v b e n e c e k T ü r k Bu m a a ş la r k ız b a r ın a v e r ile c e k t i. L e id e n 1883. 2 4 — Y I L D I Z .. M. 4 2 . Y b L D b Z . 4 5 . 2 9 . 4 9 . g . g .

2 1 . s h .4 0 9 .g . c . A n s ik lo p e d is i. I. A n . 4 0 9 . 33. 4 0 — Ö Z T U N A . Sh . sh. F e t h i. T ü r k i y e T a r r h i . A n . F e t h i. s h . 3 8 — Y I N A N Ç . 2 0 .3 5 . sh. 34. a . sh . 1 6 4 . C. A n . 2 9 . A n .g . 2 6 -2 7 . 53— Y I N A N Ç . 5 9 — Ö Z T U N A . I. 3 4 — Y I L D I Z .e . s h . A n . a . F ^ th i. İs lâ m 6 5 — Y I N A N Ç . 4 0 7 . 3 4 . A n . c . A n . s h . M i l l i T a r ih im iz in A ç t ı. 2 7 . sh. 2 3 . F e t h i. 4 0 8 ..e . o ğ u zla r 5 5 — Y I N A N Ç . F e t h i. 58— N ecdet SA K A O Ğ LU . 1 6 4 . 1 3 7 . sh. B iz a n s D e v le - t i'n in D o ğ u S ın ır ı. şh . c . Ö Z T U N A . 1 0 .3 2 — Y I L D I Z .. sh. 6 3 — Y I N A N Ç . a . 3 2 . 1 6 1 . I. 6 4 — B e s im D A R K O T . c . I. 4 0 7 . 1 4 0 1 4 2 . s h . F e t h i. T ü rk BÖ LÜM A N A D O L U 'D A A n a d o lu 'd a M engücek O ğ u lla r ı. 6 0 — S A K A O Ğ L U . 1 3 8 . 4 2 8 .e . Sh . 66— M ehm et .e . T ü r k i y e T a r i h i . 5 7 — Y I N A N Ç .g . I. F e t h i.e . A n . c . 2 7 . s h . sh. 4 0 8 . 2 3 . 4 0 6 .. " A n a d o l u " M d . c . I.S E K E R . sh. 4 9 — Y I N A N Ç . 4 0 7 .. g . F e t h i . T ü r k iy e T a r ih i. 3 3 — Y I L P I Z . A n . A n . a . sh . 5 1 — Y I N A N Ç . T a r ih K it a p la r ı D iz is i: 1 3 .3 5 . s h . s h . F e t ih ie r le A n a d o lu 'n u n T ü r k le $ m e s i ve İs lâ m la ş m a s ı.g . s h .. 1 3 4 . T ü r k iy e T a r ih i. 50— Y I N A N Ç . 4 6 — Y I N A N Ç . A n . 4 2 — Ö Z T U N A . Sh. A n .. s h . 4 0 8 . 4 5 — Ö Z T U N A . F e t h i. sh. F e t h i. A n . F e t h i. T ü r k i y e T a r i h i . c . I.1 6 3 . s h . 1 3 3 . 4 7 — Y I N A N Ç . a . F e t h i. Y IN A N Ç .1 4 0 . sh . F e ttıi.4 3 0 . 4 4 — Ö Z T U N A .g . 5 4 — Y I N A N Ç . 2 5 -2 6 . F e t h i. 4 3 — Ö Z T U N A .J3 4 .. T ü r k iV e T a r i h i . M illiy e t Y a y ın la r ı. T ü r k i y e T a r i h i .g . 5 6 — Y I N A N Ç . 4 0 7 . A n . 1 4 . HORASAN'DAN ANAD O LU'YA 221 . a .e . S h . e .. A tı. T ü r k i y e T a r ih i. 3 9 — Ö 2 T U N A . III. I. 62— Y IN A N Ç . sh. s h . s h .1 5 . s h .H O N İ G M A N N . c . 6 1 — B iz a n s 'ın iç in A n a d o lu 'd a k i m ü lk i v e a sk eri t e ş k ilâ t ıh a k k ın d a g e n iş b ilg i bk. F e t h i. 3 7 — Y I L D I Z . 4 1 — Ö Z T U N A . 4 8 — Y I N A N Ç . T ü r k iy e T a r ih i. a . ( İs t a n b u l) 1 9 7 1 . 5 2 — Y I N A N Ç . c . 3 5 — Y I L D I Z . s b . M illi T a r ih im iz in A d ı. 3 6 — Y I L D I Z . I. I. 2 0 .1 3 6 . s h . sh . 6 1 . 2 8 -2 9 . sh .

T e v a r i h .A s y a T ü rk T a r ih i Y a y ın a H a k k ın d a D e r s le r .. sh. c ü z : S e lç u k lu la r T a r ih i. L o n d o n 1 9 2 8 . ( 2 . 18 v e d ip n o t 3. T u r k e s t a n D o v v n t o t h e M o n g o l In v a s io n . R E Ş İ D E O O İ N . S e lç u k lu la r v e İs lâ m iy e t .. 9 . 7 9 — T U R A N . sh . K O PRA M A N .. 1 6 . sh. Y ü z y ıld a O ğ u z la r " . Z a h ir U d d in N İŞ A P U R İ. 2 .. 6 9 — Y I N A N Ç .Is lâ m M e d e n iy e t i. S e l. X I I . T a r ih i S e ri ve T ü r l< . v e İs lS . ( B u r a d a d e r h a l h a t ı r ­ l a t a l ı m k i . sh. O rta . 8 0 — T U R A N . 6 8 — Y I N A N Ç . ve İs lâ m iy e t . 2 . İs t a n b u l 1 9 6 9 ..ö tü k e n Y a y ın e v i. C a ı n i 'ü t . X I .. sh . T a h ra n 1 3 3 2 . 5 . a .T .X I I . V u rd u S e lç u k lu la r Y a y ın ı. A h m e t A T E Ş . Y I L D I Z . H a z . X . 5. X V ı . i İ m i S e r i N o : 4 . g . T ü rk 1957-1960: Y a y ın ı. b a s ( m ) . Z a m . 3 . A F Ş A R .is lâ m M e d e n iy e t i. c . 7 9 . c ilt .ü .5 3 ). 6-7. D iz i N o £ . ilm i N o : 3 . I I I . A n k a ra 1960. s h . 8.. R a g ıp Yaşar A n k a ra H u lu s i S a d e le ş t ir e r e k İs m a il H a z ır la y a n la r B a k a n lığ ı K â z ım Y a y ın ı. T ü r k iy a t M e c m u a s ı. S e l . S e lç u k lu la r T a r ih i T ü r k .. . v e İs lâ m iy e t . ) 72— W . v e İ s l â m i y e t .. A . M i l l i T a r i h l m l z i n . 84— Ş e m s e d d in G Ü N A LT A Y . s h . 7.A fş a r A K A . 75— Bu konuda şu k a y n a k la r a bk. S e ri T u ra n Um um i N o . 1 8 5 . g . s h .A r a l ı k sh. H â k im iy e t i S e lç u k lu la r M e fk u re s i bk. sh. a .. A n k a r a Y a y ın a Haz. A h m e t A T E Ş . 1s t a n b u l 1 9 7 3 . 7 4 — A n a d o l u ’n u n m u h a c e r e tin in fik â m ille r " in şu e s e r le r e ve T ü r k le r 1 9 5 8 ) . sh . Y a y m a T a r ih K u ru m u Y a y ın ı. 1 5 2 . T ü rk I I .e .iy e t . " S e l ç u k lu la r 'ı n H o r a s a n 'a İn d ik le r : Zam an 222 OĞUZ ÜNAL . B A R T H O LD . 70— O sm an N e ş riy a t T U RA N . t a r a f ın d a n fe th i ve T ü r k le ş m e s i'n d e k e s if T ü rk ve n ü fu s h a r e k e tle r in in b u t a r ih i o lu ş T U RA N . s h . e . 8 1 — T U R A N . ( E y l ü l . 8 3 — T U R A N . İ s t a n b u l 1 9 7 1 . İs t a n b u l 1 9 5 3 . A la m e t i). s h . 1 . 71— W . 0 A R T H O L D . B a r t h o i d ' i i n e s e r i n i n R u s ç a a s lı 1 9 0 0 y ı l ı n d a y a y ı n l a n m ı ş t ı r .D . ö n e m in i'v e d o la y ıs iy le "d e m o ğ ra - iç e r is in d e k i y e r in i b U yU k b ir v u k u f la İş le y e n Z a m a n ın d a C . s h . Ö ZD EN .C .. v e İs lâ m iy e t .. F e t h i. sh. T U R A N . T a r i h i v e .. 2 5 6 'd a n n a k l e d e n T U R A N . A n . a . Çev. T a n h i D e m o ğ r a f i A r a ş t ır m a la r ı v e O s m a n lI T a r i h i " . T ü r . 7 $ — T U R A N . S e lç u k n â m e .U s - S U r u r (G ö n ü lle r in T a r ih K u ru m u R a h a tı v e S e v in ç 2 c ilt. I.. D iz i N o : 14-14®. c .. S e l. 1 1 . A r a ş tır m a E s e r l e r S e r i s i N o : 1 . T u r a n N e ş r iy a t Y u r d u Y a y ın ı. v e İs lâ m iy e t .s h . U m u m i S e r i N o . S e l. S e l. Y a y ın N o : 6 2 . (1 9 5 1 .e . 6 . sh. S e l . S e l. Ç e v. 1 5 3 . 2 4 .4 . s h . 73— F a ru k SÜ M ER . 76-77. S e l. s. 82— Y I L d' i Z . " X . 3 . g . T ü rk Ö m e r L ü t f i B A R K A N . A d ı . b a s ım . s h . ih â n T ü r k iy e . 6 7 — S A K A O Ğ L U . Rahat üs-Südur ve A y e t. R A V E N D İ. K ü ltü r 1 9 7 5 . II. 7 7 — T U R A N . F a k ü lte s i D e r g is i. 7 6 — O s m a n T U R A N .

S e l. H o r a s a n ’a i n d i k l e r i Z a m a n . S e l . M İ N O R S K Y . 43. G Ü N A LT A Y. A k ı n ı v e . 5-6. T ü r k iy e . s h . s h . sh.. s h . T U R A N . s h . sh.2 0 . (1 . . T ü r k iy e . 4 . sh. sh .T .Is lâ m D ü n y a s ın ın S iy a s a l. b k . 2 6 0 . . 5. H o r a s a n 'a I n d ik le r iZ a m a n . sh. T ü r k i y e . 107— M e r v e z i ’n i n T u rk s and ve iz a h la r ). T a r i h i v e . sh . I Ik S e l . T ü r k iy e . Z a m . sh. 1 5 . T U R A N . 109— 110— T U R A N . T U R A N . . 5. 79. . . sh. v e İ s l â m i y e t . 6 v e 11 n o 'lu d ip n o t u . S e l. . M. T ü r k iy e .. shT a r i h i v e . T U h A N . i z a h la r 1 5 7 sh . c .. S e l. T U R A N . S e l. V I I . Z a m . T U R A N . S e l. 14-1 5. M İ N O R S K Y . V il. sh . S e l . M İN O R S - K Y . Z a m .H a y v a n . T ü r k iy e .. T U R A N . T h e I n g iliz c e t e r c ü m e M e tin 43 s n . S e l. Ve T a r ih i "D o ğ u A n a d o lu 'y a 60. 63.T e ş r i n M e s 'e le le r i" . . 10. . 6 . s h . c. Z a m . 3 1 3 î V . 9 5 . Z a m . 3 8 . G Ü N A LT A Y .. s h . E k o n o m ik ve D in i D u ru m u ". 1 8 . D oğum Fuad İlk S e lç u k lu Y ılı A k ım (1 0 1 5 Fuad E h e m m iy e ti". 2 5 . 1 9 4 3 ). S e l. Z a m . sh . sh . S e l ..C . sh.. Z a m . . S e l. . 1 0 2 'd e n n a k le d e n T U R A N . K ö p r ü lü . T ü r k iy e .. T h e T u r k s a n a I n d i a . i n d ik le r iZ a m a n . S e l. . E t n ik . K â n u n 1 9 4 3 ) . 4 . L o n d o n 1 9 3 7 . s lı. sh. T U R A N . London 1942. sh. s. 42. S e l. V . T ü r k iy e . i n d ik le r iZ a m a n . sh .1 0 3 't e n n a k l e d e n T U R A N . F a k ü lt e s i Y a y ı n ı . K A F E S O Ğ L U . sh. T U R A N . 5 9 . S e l. T ü r k iy e . S e l. G Ü N A LT A Y . 4 . . sh . H u d u d u l. 111— 112— 113— 114— T U R A N . T a b a y i n e şred e n V. . . Z a m . v e İs lâ m i y e t . H o r a s a n ’a i n d i k l e r i Z a m a n . 7 7 . 6-7. (A ra p ç a m e tin . ( H . S e l. HORASAN'DAN ANADOLU'YA 223 . 59. T ü r k i y e . T U R A N . sh.. 9 . T ü rk T a r ih "O s m a n lI K u ru m u İm p a r a t o r lu ğ u 'n u n B e lle te n . S e l. D o ğ u A n . A .A le m . 42. S e l. V . T ü r k iy e . 2 5 9 .. . M a r v a z i O n C h i n a . T U R A N . Z a m . b u e s e ri iç in In d ia . M İ N O R S K Y '. 103— 104— 105— lO G — T U R A N . M arvva z i o n u l. T U R A N . Tâbayi u l. 4. T a r i h i v e .Ü . s. S e l. G Ü N A LT A Y . Z a m . 3 8 . S e l. 85— 86— 87— 88— 89— 90— 91— 92— 93— 94— 95— 96— 97— 98— 99— 100— 101— 102— G Ü N A LT A Y ..D . S e l. Z a m . B e l l e t e n . sh . İb r a h im 1021) K A FESO Ğ LU . 108— M E R V E Z İ. Fuad K Ö PR Ü LÜ . T U R A N . L o n d o n 1 9 4 2 . sh . M enşei 28. 2 5 9 . sh. 73. 65. . M İ N O R S K Y . S e l. s h . S o s y a l. 59-63. T ü rk T a r i h K u r u m u . İs t a n b u l 1 9 5 3 .1 0 . 1 0 2 . H o r a s a n 'a H o r a s a n 'a . T a r i h i v e . Z a m . sh . H o r a s a n 'a i n d ik le r iZ a m a n . . s h . sh . T a r i h i v e .. iz a h la r . T U R A N . T ü r k iy e . G Ü N A LT A Y . S e l. S e l. S e l. T a r ih i v e . .H a y v a n . sh . C h in a . M e la n g e s M ü n a s e b e tiy le K ö p r ü lü A r m a ğ a n ı. . . T U R A N . . . S e l .

. D o ğ u A n . T a r i h i v e . 137— 138— T U R A N . s h . . E d e b i y a t F a k . Z e k i V e l i d i T O G A N . 2 . . A . O rh u n A b id e le r i. 6 9 .F ik r e . . Z a m . E . l 7 . s h . 128— 129— 130— 131— 133— T U R A N .. S e l . Y a y ın N o : 1 5 3 4 . .. B a h a e d d in Ö G EL. Y a y ın ı. . sh . "D o ğ a n g ö r ü ş le r in in t e n k id i iç in y a z ım ız a b k .. İs t a n b u l 1 9 7 0 . 5 0 . 2 1 . n e şre d e n A. T a r ih i v e . S e l. A b u 'l F â r a c T a r ih i. S e l. 2 9 -3 0 A r a lık 1 9 7 7 . d a n n a k l e d e n T U R A N . İ l k . T U R A N . Z a m . . T U R A N . . .. b a s ım : A V C I O Ğ L U ' n u h Ü N A L . K A FESO Ğ LU . sh . S e r i. h a t a lı o lm a k t a n d a ö t e y e t a r ih i g e r ç e ğ i. s h . A k ı n ı . E n E s k i D e v ir le r d e n 1 6 . E fe n d i ( M ille t ) K ü ­ K a h ir e 1 3 0 2 . 7 1 ‘d e n n a k le d e n T U R A N . 134— Bu h a t a lı g ö r ü ş le r iç in b k . Ç e v . . . 7 5 . T a r ih i v e . T U R A N . T a r i h i v e . T U R A N .2 7 4 v e 5 6 n o ’ lu d i p .. 2 . S e l. S e l . T a r ih i v e . T a r ih . s h . B ir in c i K it a p . 1 9 4 v d . I X . b a s ım . s h . T a r i h i v e . . S e l. . P a r is 1891. T U R A N . .T ü r k iy e . 7 5 .T U R A N . A s r a K a d a r . T a r i h i v e . 7 2 . N o : 3 2 . sh. . 7 5 . . g . Y a ­ y ın ı. K A F E S O Ğ L U . İ Ik S e l. 139— 140— 141— E R G İ N . . 4 8 . S e l. s h . T a r i h i v e . S e l. S e l .. 2 6 3 . T U R A N .İ7 Ch. a . n o tu . 4 6 . B . S iy â s e tn â m e . sh . n şr. sh . e . 4 3 . T a r ih i v e . . 127— G re g o ry A B U 'L F A R A C (B A R H E B R A E U S ) . . . 1 3 0 8 . 7 2 . S e l . sh. i . . 2 3 . T a r ih i ve . sh. E . Y a y ın ı. T a r i h i v e . s h .4 5 . T a r i h i v e . T e k in Y a y ın e v i. . T ü r k i y e . İ l k S e l.. S e l . 59 Z u b d e t ü l. s h . İ s ta n b u l 1 9 7 0 . 7 3 224 Oğ u z ÜNAL . İB N Ü L . S e l . Z a m . . 5 2 . T U R A N . T U R A N . K A F E S O Ğ L U . A k ı n ı . S e l . s h . 1 2 . sh .N o : 11^ . T a r i h i v e . s h . Doğan İs ta n b u l A V C IO Ğ L U . B E H IV IE N Y A R . 1 0 0 0 T e m e l E s e r S e ris i N o : 5 0 . S e l. S e l . 7 4 . . . sh . . sh . C M d I. . O . T U R A N . . 1 4 5 3 .E S İR . s h . s h . 1 6 .2. S e l. T a r ih 'i Bayhak. 117— 118— 119— 120— 121— 122— 123— 124— 125— 126— T U R A N . B . T a r ih i v e .115— 116— T U R A N . 2 7 3 .. 2 . . s h . . . sh. 136— M u h a rre m E R G İN . T a r i h i v e . F e y z u lla h b. M . s h . 135— Bu h a t a lı. A k ı n ı . 4 9 . c . S e l . . k a s ıt lı o la r a k s a p t ır ­ m a k v e m a r x is t b ir ş e m a y a o t u r t m a k a m a c ın ı t a ş ıy a n g ö r ü ş le r iç in b k . N İZ A M O L-M O LK. T a h ra n sh. S e l . 9 4 't e n n a k le d e n T U R A N . A n k a r a 1 9 4 5 . . M . B u k o n u ­ d a k i te n k itle r i iç in b k . T a r i h i v e . 2 9 3 .. T ü rk K ü lt ü r ü n ü n G e liş m e Ç a ğ la r ı. 4 5 . S e l. şu 1 9 7 8 .. sh . sh. 4 4 . . . H e r- gün G a z e te s i. 2 5 9 . İs ta n b u l 1 9 7 1 . B A Y B A R S tü p h a n e s i M A N S U R İ. S e l . O ğ u z A v c ı o ğ l u v e T ü r k l e r i n T a r i n i " .^ 1 3 1 . . sh. T a r ih i v e . c . Ö m e r R ız a D O Ğ R U L .. S e l. U m u m i T ü r k T a r i h i ­ n e G i r i ş . T ü r k T a r ih K u ru n d u Y a y ın ı. . S C H EFE R . sh . I I . I. T ü r k iy e . 7. 4 4 . D o ğ u A n . T U R A N . sh. . İB N FU N D U K . T U R A N . T ü r k le r in T a r ih i. 1000 T e m e l Eser S e r is i. D o ğ u A n .

. N ı t e k i n i ih t im a 4 C l. . 2 9 2 . I X .j P a u l V V I T T E K .) 146— U e rçe k te n Y u r t B u lm a v e F e t i h S i y â s e t i " b ö lü m ü . B y z a n t ıo n . . . sn. 143— 144— 145— T U R A N . . K a h ir e 1 3 0 2 . T U R A N .■. 6 2 1 . P r e . İs lâ m d ü n y a s ın ın d ö r t t e ü ç ü n e h â k i m o la n B ü y U k S e lç u k lu S u lt a n ­ la r ı i ç i n . C la u d e C A H EN . Y a z a r . C l a u d e C A H E N .L ıA M S . s h .142— İB N Ü L .1 3 7 . . C A H t N 'ı n te t ıh p tâ n ı A V C IÜ Ğ L U . y a in ız I s ı â m ı y e t in h â m is i o lm a k s ıf a t iy le o n u n o a ş iic a d ü ş m a - ı>ı o l a n B i z a n s ' ı e z m e k m a k s a d i y l e d e ğ i l . T a r ih i. İs lâ m . A n a d o lu 'y a . 2 1 0 . D a s ım . A S u rvey of th e M a te n a l and S p ır itu a l C ııltu r e and H is t o r y G e n e ra l c. s h . b u b a k ım d a n B a t ı 'y a k a r ş ı n ın B a t ı s iy â s e t in in HORASAN’DAN ANADOLU’Y A 225 . . . S e l .a k ı t ­ m a k t a " o ld u ğ u n u s ö y le y e n y a z a r . T e k in C om pany. S e l .B iz a n s m ü c a d e le le r in d e n ü f u s u o ld u k ç a a z a la n v e b ir ç o k y e r le r i b o ş v e y ı k ı k b u lu n a n . T r a n s la t e d f r o m t h e F r e n c n b y J . . "S e lç u k 71 S u l t a ı ı l a r ı 'n ı n O ğ u z la r 'a vıd . 2. " B U y ü k S e lc u k y o k tu r" d e d ik t e n so n ra daha da A n a d o lu 'y u "8 U y U k g id e r e k S e lç u k lu la r 'm T ü r k m e n le r 'e d ü ş m a n " o ld u ğ u n u İ le n s ü r m e k t e d ir . T ü r k le r in K it a p .. t m e v i v e A b b â s i im p a r a t o r lu k la r ı­ v â r is i d u r u m u n d a o lu p . s h .E S İ R . sh . "L a C a m p a g n e d e M a n z lk e r t". 2 . s h . a r d ı a r a s ı k e s i l m e y e n T ü r k m e n g ö ç le r in in u n su ru b u lm a k m am ur ve n ü fu s ç a k e s if o la n o n la r ı Is lâ m ü lk e le r in d e b ir a it a ış i yem b ir yu rt o lm a la r ın ın önüne g e çe re k y e r le ş t ir e c e k v e b u s u r e tle d e v le t iç in z a r a r lı o la n b u u n s u r u d e v le t e y a r a r lı b ir u n s u r h a lin e g e t ir m e k v e k e n d i k u v v e t le r i a r a s ın a a lm a k g ib i y ü k s e k v e d a h iy a n e b ir s iy â s e t le .ın c ı X I. b h. n iz â m ve a d â le t u n su ru g e tir m e k o la n ç ır p ın a n is te y e n S e lç u k lu la r 'm a m a ç la b ir a n a r ş i T U r K m e n le r 'i İta a t a lt ın a a lm a k v e o n la r ın reK o n la r ı y e r le ş t ir e c e k yeni b ir a n a r ş i u n s u r u o lm a la r ın ın ö n U n e g eceb ir yu rt (A n a d o lu ) b u ltn a K ve b ö y le c e o n la r ı d e v le t e y a r a r lı b ir u n s u r h a lin e g e t ir m e k s iy S s e t le r in d e n h a b e r s iz g ö r ü n m e k te d ir . b u t e s b it ın e r a ğ m e n " B ü y ü k S e lç u k l u la r 'ın b ir A n a d o lu 'y u f e t in p lâ n ı y o k tu r" ig ö rU ş ü n ü ile r i s ü r m e k le k e n d i f ik ir le r i a r a s ın d a ç e liş k i v e t u t a r s ız lığ a d ü ş m e k t e d ir .. s h .6 2 2 . lu la r 'ın İle r i b ir te s ir in d e k a la r a k . û o ğ a r A V C I O Ğ L Ü . T a r i h i v e . .. Bk. i ş t e s iy â s e tin A n a d o lu 'n u n b ir n e tic e s i f e t h i v e T ü r k le ş m e s i b u ç o k y ö n lü v e k a r m a ş ık o la r a k g e r ç e k le ş m iş t ir . B ü y ü k S e lç u k lu S u lt a n ı " T u ğ r u l 'u n u f a k p a r ç a l a r t 'a l i n d e H ı r i s t i y a n T ü r k m e n b o y la r ın ı t o p r a k la r ın a . İ s t a n b u l 1 9 7 8 . T a r i h i v e . S e l . T a r ih . T u rcs 72-84 v d . { 1 9 3 4 ) . T a r i h i v e . h u z u r s u z lu k v e a n a r ş i iç e r is in d e d ü n y a s ın a huzur bu ve süku n. T a p lın g e r P u b lıs h in g "O e u x (1 9 3 6 ). A n a d o l u 'n u n f e t h i z a r u r i id i. I X . New Y o rk 1 9 6 8 . J O N E S • V V Il. D oğan Y a y ı n e v i . b u h a t a lı v e m a r x is t t a r ih a n la y ış ı d o ğ r u lt u s u n ­ da ç a r p ıt ılm ış m a k s a t lı g ö r ü ş le r iy le Büyük S e l ç u k l u l a r ’m '^ t a r ih i m is ­ yon" is ıâ m Büyük u n u a n la y a m a d ığ ı g ib i. B ü y ü k S e lç u k lu D e v le ti. 7 4 .O t t o f n a n T u r k e y . C h a p it r e s rle l ' H i s t o ı r e des de R o u m ". 7 6 . B y z a n t io n . y u k a r ıd a . 1071- 1 3 3 0 . sh. (b k . 1 3 6 . 1 8 8 'd e n n a k le d e n T U R A N . . B ij .

r v iü k r ım m H a lil Y IN A N Ç . 79. . la n n d a b ir a s ır B a tı Em evi ve A b b â s i İm p a r a t o r lu k la r ın ın h a ş m e tli za m an h a lin d e id i.. S e n . D o g u 'y ^ b a k ım d a n S e lç u k lu dem ek f e t ih le r i h ü c u m d e fa k a t 'i s iy a t ifin in a h n m ış tır .i M e s u u ı. S e l. 1 4 . i a r ı h i v e . IV... Y I N A N Ç . A y y ı l d ı z M a t b a a S '. sh. g .. s h .. S e l . y a p t ığ ı is tilâ la r la d a h a d a in i­ m üşkül d u ru m a so k m u ş tu . D o ğ u is e u m u m i y e t l e h ü c u m hücum a iç e r is in d e is e . sh. . sh .. T U R A N . S e l. s h . K A F t S O Ğ L U . s h . B i z a n s t e k r a r o la n İs lâ m Bu g e ç m iş . 159— 160— IG l— 1621631S41651661671GB— v d . S e l . . U K FA LI G r ig o r 'u n N o t la r . A B U 'L F A R A C .. . A n a d o l u ' n u n F e t h i . 5 3 d i p n o t u 122. S a ld N E F İ S İ .e . S e l . d a n n a k le d e n T U R A N . te k ra r (B k . T U R A N .. S e l. T U R A N . 4 2 . T a ı i h ı v e . S a l. S e l. sh. iç z a te n m üşkül d u ru m d a â le m in i. 149— Ib O — 151— 152— İ5 3 — 154— 155— 156— Bu k a y n a k la r iç in b k . A N D M E A S Y A N . 3 6 . M A TEÜ S. T U R A N . sh . T a r ih i ve . 7 3 . s h . 2 1 . T a r i h i v e . T ü r k iy e . U r f a lı M a t e o s V e k a y ı nâm eSp ( 9 5 2 1 1 3 '^ ) v e P a p a z Z e y li (1 1 3 S . T U R A N . i Ik S e l ç u k l u A k ı n ı . Y I N A N Ç . sh . 3 7 . A n a a o lu 'n u n F e t h i. . A n a d o lu 'n u n K e t h i.1 1 6 2 ). 3 7 ..T a r ıh . l a r ı h i v e . . T a r i h i v e . D U LA U R ER . s h .. B Ö LÜ M B Ü Y Ü K S E L Ç U K L U L A R D E V R İN D E B İZ A N S G A Z A L A R I V E A N A D O LU F Ü T U H A T I 147— 148— I U R A N . s h . sh. 1 5 .3 8 . sn . H r a n t D . s h .. Y I N A N Ç . . s h . n s r. A n a d o lu 'n u n F e t h i .. I . T a h ra n ve . Y I N A N Ç . sh. A n a d o lu 'n u n F e t h i. B k . 4 3 . 2 9 3 . T ü rk T a r ih Eö o u ara K u r u m u Y a y ı n ı . 6 7 . E t > u ’ı Fazı B A Y H A K İ. A n k a r a 1 9 6 2 . T U R A N . T ü r k iy e .ö te d e n b e ri ta k ip e d i ıe n ananevi İs lâ m s iy â s e tin in yeni m ü m e s s ili h ü v iy e tin d e d ir ..C 9 . sh . A n k a r a 1 9 G 3 . Y I N A N Ç . . 157— 158— Y I N A N Ç .. 763 . sn. i l k S e l ç u k l u A k ı o ı .. 4 3 . . S e lç u k lu D e v r i T ü r k T a r ih i.. . s h . Y u k a r ıd a D ip n o t 141 ve T U R A N . T a r i h i v e . .. I I . 2 7 0 . b u n e tic e M e h m e t A lta y K ö V M E N .. 4 4 . 5 2 . 226 O ğ u z ÜNAL . N o .4 2 .1 3 3 2 .. T ü r k ç e y e Ç e v . 5 3 . S e l .. 6 7. 6 7 . T a r i h i v e . Z a m . .1 5 . S e l . 6 6 . A n a d o lu 'n u n F e t h i. Z a rn . 2 6 9 . T U R A N .. sh . A n a d o lli'n u n F e t h i. T a r ih i T U R A N . S o n m e s e le le r iy ie m ü d a fa a d a . 2 4 3 ) . sh . . sh . . 3 6 .. c . 4 0 .. s h . S e l . geçm esi o lu p . 66. K A F E S O Ğ L U . A n a d o l u ’n u n F e t h i . Y IN A N Ç . Y I N A N C . a . 1 3 1 9 .

T U R A N . sh . 9 1 . sh . T ü r k i y e T a r i h i . 188— 189— T U R A N .. T U R A N . s h .. b iz c e 1 0 4 8 y ılın d a o lm a s ı d a h a is a b e t li g ö r ü lm e k t e d ir . 172— 173— 174— T U R A N . sh . I. sh .9 0 . c. s h . T U R A N . E t U d le r D a ir e s i Y a y ı n ı . c. Bk. 7 6 . Ö Z T U N A . Ç e v.8 2 . A n a d o l u ’n u n F e t h i. 5 5 . . 4 1 1 . T a r i h i v e . 5 4 . C em al E N G İN S O V . T ü r k i y e T a r i h i . T ü r k i y e T a r i h i . sh. 1. sh . T U R A N . c . Y IN A N Ç . T ü r k iy e T a r ih i. 4 1 2 . sh . c . S e l. 'sel. A n a d o lu 'n u n F e t h i. 82. . sh . . T ü r k iy e T a r ih i. A n a d o lu 'n u n F e t h i. 4 5 . S e l. A n a d o l u ' n u n sh. 175— Y lN A N C . 195— Y b N A N Ç . T a r i h i v e . Ah X X. sh. sh. 190— 191— 192— Ö Z T U N A . Y I N A N Ç . 5 1 . s h . ) 176— T U R A N . s h . sh . 1049 9. Y I N A N Ç . T U R A N . L id d e ll H A R T . S e l . A n a d o lu 'n u n F e t h i . c. T a r i h i v e . 4 8 . s h . F e t h i. S e l ç u k l u l a r T a r i h i . 8 0 . 4 1 3 . T U R A N .8 1 . I. A n a d o lu 'n u n F e t h i. 8 4 .8 1 .8 6 . sh M eydan 4 7 . . T a r ih i ve . T ü r k iy e T a r ih i. Y IN A N Ç . S e lç u k lu la r T a r ih i. sh. Ö Z T U N A . 4 7 .. Ö Z T U N A . V I N A N Ç . S e ıc u k lu a s ı. c . 178— 179— 180— 181— 182— 183— 184— 185— K Ö Y M E N . c . s h . 1 9 7 3 . S i y â s e t i " . A n a d o l u ’n u n F e t h i. S e lç u k lu la r T a r i h i . 4 9 . 177— M e h m e t A lt a y K ö Y M E N .5 5 . I . S e l . s h 8 1 . 4 1 2 . Y u k a r ıd a "S e lç u k S u lt a n la r ı'n ın O ğ u z la r 'a Y u rt B u lm a ve F e t ih D e v ri T ü rk T a r ih i. 8 0 . 71 v d 186— 187— TU RA N . Y I N A N Ç . T ü r k i y e T a r i h i . I. T a r ih i ve . sh. Ö Z T U N A . . Ö Z T U N A . ( ö z t u n a . I. sh. Sen M a la z g ir t . B . T ü r k i y e T a r i h i . 2 4 7 . T U R A N . F e t h i.4 1 3 : Y I N A N Ç . o ld u ğ u n u sh. sh . sh. T ü rk T a r ih K u ru m u T ü r k iy e Y a y ı­ T a r ih i. 4 6 . T a r i h i v e . sh. s h . S e lç u k lu la r T a r ih i. 4 1 1 . n ı. S a v a s ı. A n a d o lu 'n u n F e t h i. T a r i h i v e . 4 1 2 . s h . c. A n a d o lu 'n u n F e t h i. 8 5 . A n k a r a .9 1 : Y I N A N Ç . sh . 8 8 . 51-5 2. A n a d o lu 'n u n sh. 2 4 7 . sh . S e l . I. 4 1 2 . Ö Z T U N A . s a v a s ın y ılın d a s ö y lü y o r s a U a .169— 170— Y I N A N Ç . T a r i h i v e . A n a d o lu 'n u n F e t h i . A n a d o l u ' n u n F e t h i . S e lç u k lu la r T a r ih i. A n k a ra 1 9 7 1 . 194— Ö Z T U N A . 8 9 . HORASAN’DAN ANADOLU'YA . s h . . s h . D e v r i T ü r k T a r ih i. 98-100. A n k a r a 1 9 6 3 . I. S e l .5 0 . 83. . A y y ıld ız M a tb a ­ S e l. S e l . . . s h . T ü r k iy e T a r ih i. .. I. Ö Z T U N A .Sa. 9 0 . Y I N A N Ç . 4 1 2 .. . 193— Ö ZTU N A . T U R A N . sh . c . sh. . 171— T U R A N . 4 1 3 . S E V İM . 5 4 . 8 1 sh . G e n e l K u r m a y H a r p T a r ih i B a ş k a n lığ ı S t r a t e jik N o : 8 . c . I. I.. 4 1 1 . sh . .H . sh . 5 2 . E t r a ıe ji: D o la y lı T u t u m .

Sh. sh . sh. te re . sh . Y IN A N Ç . g . sh. J l l A n a d o lu 'n u n F e t h i. K A R A T A M U . 1 1 6 . Y IN A N Ç . ( S a l a r ı H o r a s a n 'ın ö ld ü r ü lm e s i h â d is e s in d e n h a b e r d a r o lm a y a n U r fa lı M a te o s o n u n büyük m ik ta r d a g a n im e t v e s a y ıs ız e s ir le b e ra b er İ r a n ' a d ö n d ü ğ ü n ü y a z m a k t a d ı r . 5 7 «e d ip n o t u 1 v e a y r ı c a T U R A N .196— 197— 198— 199— Y I N A N Ç . 60. S e l . 4 6 . M a la z g ir t M . 228 OĞUZ ÜNAL . 4 6 . S e n S h .5 7 . T ü r k i y e T a r i h i . 117. o Z T U N A . S e l. sh. A n a d o lu 'n u n F e t h i. S e lç u k lu la r T a r ih i. T U R A N . 213— 214— 215— K A R A T A M U . Sh. a . sh. M a la z g ir t M M . A n a d o lu 'n u n F e t h i. K A R A T A M U . S e lç u k lu la r T a r ih i. 4 5 4 6 . 1 2 5 1 2 7 . 57. F e t h i. S e lç u k lu la r T a r ih i. 201— T U R A N . K A R A T A M U . Z a m a n ın d . 58. Y I N A N Ç . S e lâ h a t t ın E k i. 210— 211— 212— T U R A N . 4 7 . s n . sh. Sh.M . A n a d o lu 'n u n F e t h i .. 1 1 7 . 4 0 .. sh. K A R A T A M U . 2 5 9 . T U R A N . A n a d o lu 'n u n F e t h i . B k .1 1 8 . 4 1 . M a la z g ir t M . 216— 217— 218— K A R A T A M U . sh . A n k a ra 1970. stt. sh. 117.4 7 v e s h . 4 6 . K A R A T A r .e . 207— 208— 209— T U R A N . (S Ü R Y A N İ M İ H A E I. C H A - 2 0 2 — M ıc h e i L e S Y R İ E N BO T. 200— Bu k a y n a k la r iç in b k . S e lç u k lu la r T a r ih i. U R F A L I M A T E O S . Z a m . S e l ç u k l u l a r T a r i h i . 5 7 . 4 1 . 4 6 ' d a k i d ip n o t u 2. sh .. Z a m a n ın d a T ü r k iy e . S e lç u k lu la r T a r ih i.lU M eydan Tanhı T ü rk S ilâ h lı K u v v e tle r i T a r ih i II ncı C ilt M a la z u ır t M u h a re tso s ı (2 6 B a ş k a n lığ ı A ğ u s t o s 1 0 7 1 ) ... sh. sh. 203— 204— I I I . sh. M a la z g ir t M M . Z a m a n ı n d a T ü r k i y e .) . A n a d o lu 'n u n F e th i. c .. S e l. sh. Sh .. 4 0 . S e lç u k lu la r T a r ih i. T U R A N . S e l. e . . T U R A N .M . C 3enel K u r m a y N o : 2. sh. S e lç u k lu la r T a r ih i.1 1 7 . Sh . 5 8 . K ö Y M E N . 4 1 3 . sh. T U R A N . T U R A N . Sh . M . 1 0 5 .g . S e lç u k lu la r T a r ih i. s h . M . sh. S h . Y IN A N Ç . S e l. 5 9 . 6 0 . U R F A L I M A T E O S . A n a d o lu 'n u n Sh. 220— 221— K A R A T A M U Y IN A N Ç . D e v . 5 6 . T u r k îy e . sh . s h . 39-40. M a la z g ir t M . C h r o n ıg u e . . Sh. 205— 206— Y I N A N Ç . 41. M a la z g ir t M . T U R A N . sh. Sh. 1 6 9 1 7 2 d e n n a k le d e n T U R A N . 5 2 5 3 . T ü r k iy e . S e lç u k lu la r T a r ih i. a . 117. 4 0 . 1 1 2 1 1 3 . . . T ü r k T a r ih i. 219— T U R A N . M a la z g ir t M . F r . 1 2 7 ) . o r t A N . A n a d o lu 'n u n F e t h i. Y I N A N Ç . V I N A N Ç . Sh . M . 1 1 0 . 1 0 4 . sh 112. B a ş k a n lığ ı H a rp Y a y ın ı. A n a d o lu 'n u n F e t h i . T U R A N . 1 1 7 . S e lç u k lu la r T a r ih i. 1. 3 9 . S e lç u k lu la r T a r ih i. sh. T U R A N .

S e l ç u k l u l a r T a i ı i v . S e lç u k lu la r T a r ih i. 4 1 4 . S e lç u k lu la r T a r ih i. K A R A T A M U . 1 2 6 . sh . D e v r i T ü r k T a r ih i. A n a d o lu 'n u n F e t h i. 225— 226— 227— 228— T U R A N . S h . 239— 240— 241— 242— 1 3 2 . K Ö Y M E N . I. sh. T U R A N . S e lç u k lu la r T a r ih i. 4 1 4 . M . sh. 4 1 4 .iiiid i T a r i h i . 4 1 5 -416- T U R A N .. T U R A N . . s h . sh . I I B . I. Ö Z T U N A . s n . c . S e l. D e v r i T u r k T U R A N . V II. A n a d o lu 'n u n h i. Ö Z T U N A . sh. S e l . s h Y IN A N Ç . D e v r i T u ı k T a r ih i. S e lç u k lu la r T a r . 244— 245— T U R A N . 5 8 . 125-126- 2 4 3 — T U R A N . A n a d o l u ' n u n F e t h i .4 1 5 . 7 0 . c . K A R A T A M U . S f c iv u ^ . Ö ZTU N A . S e l. 65 6 6 . 2 6 3 . sh. c T U R A N . 1 2 5 . sh. 4 3 . N e c a tı 1943. E L . Y IN A N Ç . T ü r k iy e T a r ih i. sh. 118-119: Y IN A N Ç . sh . konuda gem s D ılg i iç in bk. c . sh . 2 2 . 43 K A R A T A M U . h ı. 1 3 2 . s h 262. S e lç u k lu la r T a r ih i.I . 118. T ü r l< ıy e . 1933 T ü rk de Peocap Ü n iv e r s ite s i n e ş r e t tiğ i Y a y ın ı. K Ö Y M E N . S e l. M a la z g ir t M M . 4 1 S sh. I. P ro fe s ö rü M uham m ed İK B A L 'in LÜ G A L. 4 3 . E k o n o m ik D in i D u ru m u ". c. D e v r i T ü r k T a r i­ 235— Y I N A N Ç . T U R A İ M . 1 3 3 . Ö Z T U N A . T a r ih K u ru m u A n k a ra 33. S e lç u k lu la r T a r ih i. sh. ı 127. B e lle te n . I „ . T U r k i y e T a r i h i . F a rsça Ahbâr iid D e v le t ıs S e lç u k ıy y e . sh.l. T U R A N .H Ü S E Y N İ. T ü r k i y e T a r i h i . Sh. T ü r k i y e T a r i h i . 246— T U R A N . T ü r k iy e T a r ih .247— 248— . D e v r i T ü r k T a r i ­ Ö Z T U N A . 251— Bu la r ın H o r a s a n 'a ve in d ik le r i Zam an D ü n y a s ın ın K u ru m u S iy a s a l. S e m s e d d ın İs lâ m G O N A LT A Y . Sel T a r ih i. S e lç u k lu la r s h . 6 2 . sn . 1 1 8 . S e lç u k lu la r T a r ih i. Sh . S e l ç u k l u l a r T a r i h i . Sh 132 262. sh 249— 250— Sen 133. sh . I. sh . Ö Z T U N A . T U R A N . Sh . c . M a la z g ir t M . T ü rk çe ye No: 8. 1 3 2 . c. T ü r k iy e T a r ih i. S e l. T ü r k iv . sn. sh 6 7 I. T U R A N . 2 6 2 . 260F e t h i. T ü rk T a r ih HORASAN'DAN ANADOLU'YA 229 .4 0 8 . 6 7.222— 223— 224— T U R A N .U . K ö Y M E N . sh . sh . ç e v . A n a d o l u ' n u n F e t h i . S e lç u k lu la r T a r ih i. sh 229— 230— 231— 232— 233— 234— A n a d o lu 'n u n F e t h i. 4 0 7 . sh 2 3 8 — T U R A N . S e lç u k lu la r T a r ih i. Y IN A N Ç . Y IN A N Ç . 236— 237— T U R A N . A n a d o lu 'n u n F e t h i. 4 1 6 . " S e lç u k lu ­ S o s y a l. sh T a r ih i. 1 2 7 . K ö Y M E N . S e lç u k lu la r T a n h ı. Z a m . h i. K Ö Y M E N . sh. Y IN A N Ç . L a h o r 'd a m e tin d e n II. .. s h S e iç u n iu ıo r T a r ih i. Ö Z T U N A . sh 6 7 . A n a d o l u 'n u n F e t h i . c .

s. T ü r k iy e . sh. 1 2 5 . A n a d o l u ' n u n F e t h i . 7 0 . y u k a r ıd a " O ğ u z is t ilâ s ı A r if e s in d e A n a d o l u " a d lı b ö lü m . sh . Sh . Z a m . M „ sh. 2 6 . 7 3 . 72j K A R A T A M U . 1 2 7 . s h . a . T U R A N . 22 . 7 0 . 260261262S E K E R . 2 5 . 2 6 . s h . sh. e . 274— 275— 276— K Ö Y M E N . 72. Y I N A N Ç . 1 3 3 . Y I N A N Ç . Y I N A N Ç . S e ri .M . 2 3 . T ü r k iy e . 2 4 . S E K E R . sh . V IN A N C .A h b a r T ü rk T a r ih K u ru m u M o ğ o lla r Z a m a n ın d a T ü r k iy e S e lç u k lu la r ı T a r ih i. K A R A T A M U . T U R A N . 255— 266— 267— 268— 269— 270— 271— 272— T U R A N . M a la z g ir t M . g . H O U TSM A 1889 T ü rk - 230 Oğ u z ÜNAL . S e l. D e v r i T ü r k sh.. IV la la z g ir t M . Y IN A N Ç .. sh . sh. S e lç u k lu la r T a r ih i. a . sh . 273— K Ö Y M E N . 71. Sh. T a r ih i. A n k a r a 1 9 4 4 a d l ı e s e r in ö n s ö z ü . ( H . 280— 281— K A R A T A M U . A n a d o lu 'n u n F e t h i. sh. im a d ü d . Z 5 ( A y r ı c a b k . 126. 2 4 . S e lç u k lu la r T a r ih i.. S e lç u k lu la r T a r ih i.e .D in B O N D A R İ. S e lç u k lu la r T a r ih i. S e l..M . T ü r k i y e . S e l . A n a d o lu 'n u n F e t h i .M . Ş E K E R . A n a d o lu 'n u n F e t h i . F e t h i. 1 9 4 3 ).g . V a y ın ı. 2 6 4 . S e lç u k lu la r T a r ih i. sh . sh. III. sh 71. 253G Ü N A LT A Y . M a la z g ir t M . 2542555 E K E R . K A R A T A M U . A n a d o lu 'n u n S E K E R . 1 6 5 . T ü r k iy e . g . sh. sh. S e l.2 4 . Z a m . s h . S e l. T U R A N . 2 7 . Sh. D e v r i T ü r k T a r ih i. M u s â n ıe r e t ü l. "A b b a s O ğ u lla r ı im p a r a to r lu ğ u n u n K u r u lu ş v e Y ü k s e li s i n d e T ü r k l e r i n R o l ü . 2 6 5 . 2 0 5 . e . a . S e l- Zam . 5. sh. 2 6 3 . 2 7 . sh. A n a d o lu 'n u n F e t h i. Y IN A N Ç .T U R A N . A k s a ra y lI M e t n m e d o ğ l u K E R İ M Ü D D İ N M A H M UD . a . g . t a r a f ın d a n Ir a k ve da H o rasan L e id e n 'd e S e lç u k lu la r ı n e ş r e d ile n T a r ih i.. 2 6 . sh. sh. a . sh . K â n u n 252O sm an T U R A N . 1 2 7 . sh. 1 2 7 . e . M . A n a d o lu 'n u n F e t h i. Sh. g .. 2 4 . 263T U R A N .. y u k a r ı d a " A n a d o l u ' n u n T ü r k l e r T a r a ­ f ın d a n F e t h in i H a z ır la y a n S e b e p l e r " a d lı b ö lü m ). a . 256257258259Y I N A N Ç . 71. 59-9 9. sh. Sh. T U R A N . 125 -126. e „ $ h. m e tin d e n Th. A n a d o lu 'n u n F e t h i . M a la z g ir t M . T U R A N .N o : 1. T U R A N . 133 : V IN A N C . 31Y IN A N Ç . Bu k o n u d a d a h a g e n iş b ilg i iç in b k .g e . Z a m . 277— 278— 279— Y I N A N Ç . A n a d o lu 'n u n F e t h i. 1 6 5 . sh . A n a d o lu 'n u n F e t h i. sh . sh. 1 2 7 . Ş E K E R .

. K Ö Y M E N . sh.M . Ö Z T U N A .1 2 8 . sh . Is lâ m d a B e s e r i M ü n a s e b e tle r Ç e v . İs im z ik r e t m e d e n e lç in in s ö y le r k e n . H ü s e y in A t. 4 1 8 . S e l. Çev. s. . A n a d o l u ’n u n 296— Bu Ir a k ve H o ra sa n S e lç u k lu la r ı T a r ih i. sh.1 3 7 . 5 5 . M . T ü r k T a r ih K u ru m u Y a y ın ı. S e lç u k lu A r a ş tır m a la r ı S e lç u k lu v e M e d e n iy e t i E n s t itü s ü Y a y ı n ı . k o n u s u n d a k i t a r t ış m a la r iç m bk. 4 0 . K Ö Y M E N . tV la la z g ir t 282— 283— 284— 285— 286— 287— 288— 289— K A R A T A M U . b u c e v a b ı S a v T e k i n 'i n Köym en ve T u ra n .O s m a n S E ­ konuda bk. 2 6 6 . sh.. T iır k ıy e T a r ıh t . S e l. 4 1 8 . T ü rk 267. 1 3 6 Ö Z T U N A . sh. 7 4 . I. 7 4 . sh. D e v ri T a r ih i. M . 290— 291— 292— T U R A N . M . " M a la z g ir t □ e r g is i. HORASAN'DAN ANADOLU’YA 231 . 9fel. Ir a k v e H o r a s a n S e lç u k lu la r ı T a r ih i. ) 300— Y I N A N Ç ..M . S e lç u k lu la r T a r ih i. Ö Z T U N A . 1 2 9 . ıı. sh. 293— Bu k o n u d a g e n iş b i l g i i ç i n s u e s e r l e r i k a r ş ı l a ş t ı r ı n ı z . b ilg i iç in o k . e. 1 3 6 . sh. s h . sh. 1 3 3 . 4 . S e lç u k lu la r T a r ih i. T U R A N . D e v r i T ü r k T a r i h i . 294— 295— K Ö Y M E N .g e-.G Ü L . İs lâ m A n s ik lo p e d is i. T U R A N . S a v a s ın a sh 45 sh. B O N D A R İ. s h . F e t h i. İs t a n b u l 1 9 7 1 . İ s t a n b u l 1 9 4 3 . F a r u k S Ü M E R . sh. S Ü M E R . 2 6 6 . sh.M . bu m â n â lı T a r ih i. sh. M a la z g ir t K A R A T A M U . sh . 11. K ıv a m e d d in B U R S L A N . 1 3 5 . T U R A N . M u h a m m e d H A M İ O U L L A H . c. D e v r i T ü r k T a r ih i. 134-135î A n a d o lu 'n u n F e th i. T U B A N . sh . M uham m ed E B U D e v liy y e (E l. D e v r i T ü r k T a r ih i. cevabı T ü rk T ü r k iy e I.2 0 7 . sh . A n a d o lu 'n u n F e t h i . S e l. Kem al K U S Ç U . c . ö z t u n a . T ü r k i y e T a r i h i . Sh. S h. M . S e l. 1 5 5 vd.u d K E R C İ. 1 6 8 . S ü le y m a n Sah. M a l a z g i r t K a t ıla n T ü r k B e y le r i. T U R A N . Ahm ed S a id M a tb a a s ı. a . M a la z g ir t B O N D A R İ . Y IN A N Ç . sh. K Ö Y M E N . 3 8 . b ö y le c e v a p v e r d iğ in i s ö y lü y o r la r . sh K Ö Y M E N . İs ta n b u l 1963. sh . M . S e l ç u k l u l a r T a r i h i . V d :. 299— T U R A N . 1 2 8 . S e l ç u k l u l a r T a r i h i . Y IN A N Ç . sh. sh. İs lâ m 'ın h a rp h u k u k u î ç in a y r ıc a s u e s e re d e b k . Ir a k ve H o r a s a n S e lç u k lu la r ı T a r ih i. Z a m . S a v a s ın a IV . . S e lç u k lu la r T a r ih i. 127 -128. 2 6 6 . B O N D A R İ. 1 9 7 v d . T ü rk o rd u su n u n m evcudu sh. 1 3 6 . 3 9 . I . 1 6 7 . 2 6 4 .2 6 5 . 3 9 . sh . K a tıla n T a r ih T ü rk B e y le r i” . S e lç u k lu la r T a r ih i. sh.A lâ k a t. 2 0 1 2 0 4 . s h . A n k a r a 1 9 7 5 . sh . İ s lâ m 'd a D e v le t id a r e s i. T ü r k iy e . N o . 297— 298— E B U Z E H R A . Ş a m il Y a y ın e v i. I.çeye ç e v . c . (İm p a r a t o r a v e r d iğ i konusunda v e r d iğ i­ b ir e lç ile r in d e n h a n g i s in in t a r ih ç ile r in ni if a d e le r i K a r ı ş ı k t ı r . M a la z g ir t K A R A T A M U . T U R A N . s h . 1 9 7 . F i ’l j s l â m ) . D e v r i T ü r k T a r ih i. S e l. S e ­ ri . M a la z g ir t M eydan M u h a re b e si s ır a s ın d a S u t t a n A lp A r s la n 'ın y a n ın d a b u lu n a n T ü r k k o m u t a n la r ı h a k k ın d a g e n i. 4 1 7 . Z E H R A . 1 2 7 . K A R A T A M U . 73.

1 0 9 . 314— 315— 316— 317— 318— K A R A T A M U . 39. sh. e l. A h b â r ü d . 7 4 . 3 1 2 —: E . 7 5 . S e lc u k t u f a r T a r ih i. O cak A y lık D e r g i. 1 3 8 . sh. M a la z g ir t M . s h . T U R A N . İ B N Ü ’L . İ B N Ü ’ L . 319— 320— 321— H A R T . S tr a t e ji. M . P İ K E v e D ğ r ..A l i S E V İ M .C E V Z İ . 3 5 . sh. 1 7 . M a la z g ir t M . 313— Y IN A N Ç .D e v le t is . s h .. sh. K A R A T A M U . r ih in B a ş la n g ıc ın d a n Y a y ın la r ı. 1 4 7 . T ü r k K a y n a k la r ın a G ö r e Y a y ın ı. sh. r i'l. sh . s. Z U b t I e t ü 'l H a l e b m in T a r ih i H a le b . 2 0 0 . T a ­ F .m u n t a z a m ve M U l t a k a t U 'l . S . 3 3 3 4 . Yönden M a la z g ir t Z a fe r i".z e m a n fi T a r ih i'l â y a n . sh. ve Ç e v irile r i).g . . A R IT . Is ıâ m K a y n a k la r ın a G ö r e M a la z g ir t S a v a ş ı. 3. . 1 9 7 0 . H A R T . M a la z g ir t M .C E V Z İ. 1 9 7 1 . 308— Y IN A N C . K A R A T A M U ..m ü lü K K ı t d b ü 'i . 1 4 6 .M . A n a d o lu 'n u n K e t h i. M a l a z g i r t M . 7 5 . 309— K A R A T A M U . 4 . 1 4 5 . 7 5 . Sh. K A R A T A M U . 322— S İB T İB N Ü 'L . A h b â r U d . sh. sh . M . sh.. A car O K A N . s h .M . M . Y ı l . sh . S e l .D e v le t i s . I s lâ m M a la z g ir t S a v a $ ı. M a l a z g i r t M . a . R o y s to n P İK E v e D ğ r . 75.. D iz is i Çev. sh . E L .. M . Anadolu'nun Fethi. T a r ih K u r u m u 1 9 7 1 . SÜ M ER-SE- V İM . Sh. P İ K E ve D ğ r.M . 1 4 0 . ır a k ve H o rasan S e lç u k lu la r ı 137: B O N O A R İ. 1 3 8 .7 1 .K â m il f i ’t . sh.e . (İs t a n b u l) 1 9 9 -2 0 0 . T U R A N . M . 75. 323— İ B N Ü 'L . 1 4 0 . M a la z g ir t M M -. sh .. sh. M a la z g ir t M . . s h .Sa. S e lç u k lu la r T a r ih i. sh. sh. s h . S t r a t e j i . K ö Y M E N . S E V t M .2 0 0 . T U R A N . 4 2 .4 3 .. K A R A T A M U .S E V İ M .) 310— 311— ç e k ilm e v e k a r $ ı t a a r r u z " a d ıy la t a lim a t n a m e le r d e y e r a lm a k ­ Y I N A N C . S C I M E R . 75-76.E S İ R .A D İİM . D ü n y a m ız ı D e ğ iş tir e n A y 'ın F e t h in e K a d a r.z e m a n f i T a r i h i 'l - 232 OĞUZÜNAİ . 1 3 7 . "A s k e ri M a la z g ir t M a la z g ir t M . 1 0 9 . T a r ih i. sh . a d lı k it a p t a n . 1 1 0 .e . . 7-B.301— 302— T U R A N . sh . s h . A n a d o lu 'n u n F e t h i. 1 9 9 . K A R A T A M U .2 7 0 . sh . K A R A T A M U . K A R A T A M U . S e lç u k lu la r T a r ih i. S E V İ M . M a la z ­ g i r t M . M i r 'a t ü 'z . M . . sh. M illiy e t T a r ih K ita p la r ı N o : 5 .1 0 9 .-76. 2 5 .7 2 . sh. a . K A R A T A M U . S e l ç u k ­ lu la r T a r ih i.4 4 .M . F a r u k S Ü M E R . 10 0 B ü y ü k O la y ..T a r m .S e lç u k iy y e . 1 4 5 . 304— 305— 306— 307— K a y n a k la r ın a G ö r e M a la z g ir t S a v a s ı.S e l ç u k i y y e . . sh . s h . S e ri .m u l t a z a m fi A h b â- v c 'I ü m o m siBT I B N Ü ' l . s h . 2 6 9 . M a la z g ir t M . G Ü L E N . 1 4 6 .C t V Z İ . ( S u l t a n o rd u s u n u n bu 1071 A lp A r s la n k o m u t a s ın ­ d a k i B U y U k S e lç u k lu de b a sa rı ile M a l a z g i r t M e y d a n M u h a r e b e s l 'n g U n U m iiz U n m o d ern o r d u la r m d a u y g u la d ığ ı s tr a te ji "S t r a te jik t a d ır . sh.g . 74-75. E L H O S E Y N İ . 303— Bu d u a m e tn i iç in bk. 1 3 7 . .S . A n k ara S e lç u k lu la r T a r ih i. 3 4 . S . (M e t in le r X IX . M i r 'a t ü 'z . 5 2 . T U R A N . S E V İM . D e v r i T U r k T a r i h i . M a la z g ir t M .1 3 8 . M a la z g ir t M ..ö . İ s l i m s h .H O S E V N İ.

1 4 0 . M . IB N HORASAN’DAN ANADOLU’Y A 233 . b ö y le SUnnı D ü n y a s ın ın başı H a lıf e 'n in t e lâ k k i e t t iğ i. sh. sh. 1 4 . S e l. M İR H O N D .S E V İ M . Ira k ve H o ra sa n U d . M a la z g ir t M . D e vri T ü rk T a r ih i. D e vri T ü rk A lp bu sh.M .D e v le t is .M . S u d in i d e s a v a ş la y a ln ız m ü d a fa a e d ilm iş de bu savas’ dün­ o la c a k t ır . 4 1 . T ü r k i y e . sh. 2 7 0 . K A R A T A M U . . b u savaş s iy â s i veya D ır s a v a S d e ğ i l d i r . . M . A i p A r s la n 'a g ö n d e r d iğ i m e k t u p t a n v e Is lâ m y a s ın a y a y ın la d ığ ı d u a m e t n in d e n a n la s ılm a k t a d ıı. A h b â r ü d . 1 4 8 . K Ö Y M E N . sh. 1 4 8 . k o n u ş m a la r ı m ü t e a k ib e n Ahbâ. Ö Z T U N A . 1 3 8 . S . t. 3 5 . T a r ih i. 7 6 . 326327328K A R A T A M U . K A R A T A M U . s h . 1 5 3 . S u l t a n 'm y a ln ız asken. c . S E V İM .M . M İR H O N D .H Ü S E Y N İ.S E V İM . S e l. S e l ­ bu n u tk u n a a is te d iğ i d ik k a ti ç u k lu la r çeken One en (S u lta n A r s l a n ’m v a s ıf . 77. 150. 2 6 9 .H Ü S E Y N İ . İ s l â m K a y n a k la r ın a G ö r e M a la z g ir t S a v a s ı. R a v z a t ü 's . 2 7 1 . 335336337338339 340E L . 333334T U R A N . S Ü M E R . M a la z g ir t M ..S .âyan. M a la z g ir t K Ö Y M E N . 7 6 . s h . M a l a z g i r t M .3 7 . sh . S e l . sh . D e v r i T ü r k T a r ih i.C E V Z İ . ö n e m li sh. 329330331H A R T . S e lç u k lu la r T a r ih i. Bk K Ö YM EN .s . sh. T ü r k T a r i h i . 6 9 . S t r a t e ji. A y r ıc a A lp b ir bu n u t u k la r d a hor büyük d ik k a ti adam çeken d iğ e r bu husus d a . T U R A N . S e lç u k lu la r T a r ih i. G ö re M a la z g ir t S a v a s ı. sh . sh. b u la n v e b u h a ld e b u A y n ı z a m a n d a is ıâ m İk i â le m in v e H ır is t iy a n â le m le r i a r a s ın d a v u k u edecek D e v le ti o la n d e ğ il. M . 4 1 8 . 3 6 . R a v z a tü . sh. k a tı is te d iğ i z a m a n la r d a k i t l e l e r i c o ş t u r m a k i ç i n z a m a n v e ş a r t l a r a u y g u n h i t a b e l e r d e b u lu n m a s ın ı çok ryı b ild iğ in i g ö s te r m e s id ir . g ö re. S u lta n A lp A r s la n ile R o m a n o s D io g e n e s a r a s ın d a k i k o n u ş m a la r v e b u y a p ıla n b a r ı$ a n d la s m a s ı i ç in s u e s e r le r e b k . sh. sh 324S E V İM . S e lç u k lu la r T a r ih i. 2 6 9 . K u r 'a n . İ s l â m K a y n a k la r ın a G ö r e S e lç u k lu la r T a r ih i. 325TU R A N . T U R A N . 7 0 . S e l. sh. s h . 1 5 0 . S e lç u k lu la r T a r ih i. M a la z g ir t M . Ü ' L . S u lta n ly ı b ile n A r s la n 'ın g ib i k it le n e tic e y i p s ik o lo jis in i g a y e t a lm a k başkum andan o ld u ğ u n u .T a r ih i.s a fa . sh ..2 7 0 ). 332T U R A N . S Ü M E R . d in i İs lâ m o la n k a d e . H A R T . 1 4 0 .D e v le t is . sh. 'i n i t a y ı n S e lç u k lu İs lâ m b ir s a v a ş t ır . 138. S e lç u k lu la r T a r ih i. B O N O A R İ .ı K e r i m .s a f a . K i t a b ü 'l - S e lç u k lu la r ı T a r in i. D e v .S e lç u k iy y e . 1 4 0 . sh. M a la z g ir t S a v a s ı. 8 0 .. E L . 139-140. 1^8-139. M a la z g ir t M . sh .. S t r a t e ji. sh. K Ö Y M E N .S e lç u k ıy y e . sh . sh. â y e t 2 9 . S Ü M E R . K A R A T A M U : M a la z g ir t M . İs lâ m K a y n a k la r ın a T a r ih i. 3 4 . T U R A N . T U R A N . sh. T c v b e s u r e s i. savaşa ve rm e k m illi m â n â d ır .. sh. K A R A T A M U .S E V İ M .

D E V A D A R İ. S Ü M E R . sh. b u m e v k iy e o ld u ğ u a d a m la r d a n d ır . D Ü ‘0 . sh . D e v r i T ü r k T a r ih i.u k lu la r T a r ih i. 1 5 ..A D İ M . sh.d ü r e r A K S A R A Y LI C a m i ü 'l . 347— 348— 349— T U R A N .ü m e m . A n a d o lu O s m a n lı T e ş k ilâ t ın a B e y lik le r i. s h . ve A k k o y u n lu la r la T a r ih K u ru m u M e m lu k le r d e k i D e v le t Y a y ın ı. 3 8 . sh .â y a n . sh .h a le b ve İB N Ü 'D . sh. ilh a n iıe r . 7 7 . 4 7 . Teş­ 10®. V III.z e m a n İ B N Ü 'L A D İM .K â m il IW ir 'a t ü 2 '7 . 6 3 -6 4 . H ü k ü m ­ h â c ip lik b ilg i g e tir ile n le r h ü k ü m d a r ın e n z iy â d e e m in d a r la d e v le t iş le r i ve d e v le t a d a m la r ı a r a s ın d a k i b ir v a s ıta o la n s o n r a la r ı iç in bk. 2 .2 8 0 . 274-277. S e lı. 4 7 .â y a n . 7.t a l e b f i T a r ıh . Z ü b f l e t ü l. İB N Ü 'L n iin T a r ih i R E S İ- İB N Ü 'L ..5 9 . "M a la z g ir t M u h a r e b e s i". a .a n ıb â r S Ü M E R .m ü lu k fi T a r ıh i'l. ) 3 4 2 — S IB T 343— 344— 345— 346— İ B N Ü ’L . K Ö Y M E N . T U R A N . M AH M UD . M a l a z g i r t M S . sh. S E V İ M . f i 't . 7 1 . T u r a n N e ş r iy a t Y u r d u Y a y ın ı. s a f a . s n .m u n ta z a m S IB T E S İR . c . S e l. T U R A N . M a la z g ir t M d-.5 4 .D i N . S e lç u k ıle r i.. S e l. ve M ü b t a k a t ü 'i . S e lç u k lu la r T a r ih i. c . . i İ m i S e r i . I. S E K E R . K A R A T A M U . T ü r k C ih â n H â k im iy e t i M e fk u r e s i T a r ih i. sh. 5 5 . I. 357— K A F E S O Ğ L U . S e l. S e lç u k lu la r T a r ih i. 2 7 9 . N o : 1.T a r i h . H a le b . M ü s a y e r e t ü 'l.S E V I M . M a la z g ir t M . sh.g u r e r . 5 8 . sh .SE V İ M. v e 'i. K E t ^ iM O O D İN M İR H O N D . 1 4 3 . M i r ' a t ü 'z z e m a n t i T a r i h ı ' l . sh. sh . U m u m i S e r i . 8 2 8 9 . 1 4 2 . 234 OĞUZ ÜNAL . N o : 1 .a f y â r .S . e l. K Ö Y M E N . T ü r k i y e T a r i h i . î h . S E V İ M . M a la z g ir t M a d d e s i. K a y n a k la r ın a G t jr e R a v z a t ü 's . 94-95. sn . Ö Z T U N A . m u i t a z a m fi A h b â r î'i. İ B N ü ' L . 3 3 v d . D e v le ti A n a d o lu U Z U N C A R Ş IL I. g . K Ö V M E N .1 7 . 4 2 0 . 140 142. 1 9 3 .. T ü r k D ü n y a N iz â m ı­ n ın M illi. B u g y e t ü 't . S e l ç u k l u l a r T a r i h i . M a la z g ir t M M . D e v r i T ü r k T a r ih i. İs lâ m M a la z g ir t S a v a $ ı. A n s ik lo p « d is i. M . C a m ı ü 't t e v â r ı h . 8 . 2 6 . T ü rk A n k a r a 1 9 7 0 .C E V Z İ . i s t a n b u l 1 9 6 9 . M a la z g ir t M . sh .C E V Z İ. I s l â m K a y n a k la r ın a G ö r e M a la z g ir t S a v a s ı. 1 4 2 . b a s ı m . sh. 1 6 3 . o rd u İs m a il Büyük k u m a n d a n la rın a Hakkı da v e r ilm iş t ir . sh . 1 5 4 . 2 6 4 . (B u h u su sta g e n i.e .ı H a l e b . İs lâ m î v e in s a n i E s a s la r ı. 2 4 7 . 2 4 7 . 1 4 3 . 350— 351— 352— 353— 354— 355— 356— T U R A N . İb r a h im İs lâ m K A FESO Ğ LU . 1 5 3 . 5 3 . M e d h a l. 3 6 . A n a d o l u ' n u n F e t h i . k ilâ t ın a S e lc u k ıle r . c . ve K e n z ü 'd . S e ri. S e l ç u k l u l a r T a r i h i .3 8 . M ü s â m e r e t ü 'l . K a r a k o y u n lu B ir " B a k ış . S h. T U R A N . T U R A N . sh . K A R A T A M U . Y IN A N Ç . 341— Büyük S e lç u k ıu liir 'd a ‘'H â c ı p " l ı k büyük v a z ife le r d e n o lu p . S h.S a . D e v r i T ü r k T a r i­ h i.

7 1 . T U R A N .E Y İ C E . M a la z g ir t M S . Y I N A N Ç .. R o m a n o s . sh. 2 5 . 90 -9 1 . sh. sh. 1 0 5 . . S A K A O Ğ L U . sn. 359360361362363364E Y İ C E . 3 2 4 . IV . T U R A N . sh. sh . T U R A N . sh. 2 0 2 . s ı). s h . 8 0 v e n o t M a la z g ir t IV . 1. X I V . X V I . M a la z g ir t M S . sn . 9 1 . 379380381382383384385386387T U R A N . E Y İ C E . D ilm a ç O ğ u l­ T a r ih No. Bu k o n u d a g e n i* b ilg i iç in bk. sh. I V . T u ra n N e ş riy a t Y u rd u U m u m i S e ri. 5 a h . A n a d o l u ' n u n f e t h i .2 6 . R o m a n o s . sh . 2 0 4 . 56. b a s k ı­ H ı s t o r e d u B a s . 2 0 5 . IV R o m a n o s . A n k a ra X X 1 9 7 1 . S E V İ M . T U R A N . E Y İ C E . sh. S ü le y m a n I. S E V İ M . 6 9 . I. T U R A N . S U le y n . 2 5 . sh . 2 0 4 . 73-76. R o m a n o s . I. 3 2 4 S . S E V İ M . . 6 7 . 3 4 . S iy â s i M e n g U c ik lc r . sn.ıa n $ a h . sh R o m a n o s .g . Doğu A n a d o lu T ü rk D e v le tle r i T a r ih i.e . sh . R o m a n o s . M a la z g ir t M . TU R A N . F A R A C .g . E Y İC E . S a h . 'q o 9 u A n a d o lu T ü r k D e v le tle r i T a r ih i.V B Ö LÜ M M A L A Z G İR T ’T E N SO N R A A N A D O LU F Ü T U H A T I V E T Ü R K İY E D E V L E T İ N İN K U R U L U Ş U 358S e m a v iE Y İC E . S ü l e y m a n I.S . 8 3 . c I.6 8 . IV . D io g e n e s 2. sh . E Y İ C E .. O sm an T U R A N .E m p ır e .1 0 7 1 ). 6 8 . c . S . N o : 6 . HO RASAN’DA N A N A D O L U ’Y A 235 . 1 1 .Sa. 9 2 . Sh . S A K A O Ğ L U . sh . 2 0 4 . 92 . T U R A N . I V . S ü l e y m a n S a h . S ü le y m a n Ş a h . 3 6 . R o m a n o s . Rom anos Sen . S ü l e y m a n S a h . 7 1 . S E V İ M . 2 0 5 . 205 Ş a h . M a la z g ir t M S . sh. 2 0 4 . I. 9 0 . 9 6 . S a lt u k lu la r . S E V İ M . 105. S ü le y m a n I. 365366367368369370371372373374375376377378A B U 'L A B U 'L S E V İM . sh. I V . E Y İC E . 8 2 . S E V İ M . FA R A C . S ö k m e n llle r . 2 8 1 Sh. IV . s n . sh . T U R A N . R o m a n o s . sh. İs ta n b u l 1 9 7 3 . M a ı a z g 'r t T ü rk T a r ih S a v a ş ın ı K u ru m u K a y b R iJe n Y a y ın ı. S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . L E B E A U . E Y İ C E . sh . sh . Sh. sh . sh. I V . sh. S a h . E Y İC E . R o m a n o s . a . ve M e d e n iy e t le r i. I V Ch.. M a la z g ir t M S . S ü le y m a n I. s h . sh.e .. sh.9 3 . S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . S ü l e y m a n S a h . stı. X I I . S ü le y m a n I. a . ilm i S e ri. T U R A N .. sh. P a r is 1 8 3 3 ( S a ı n t M a r t ın 5 0 9 'd a n n a k le d e n E Y İ C E . T U R A N . T U R A N . 92. la r ı ve A r t u k lu la r 'ın Y a y ın ı. 103. 2 0 4 .9 1 . S a h . I . 72. M a l a z g i r t M . s h . 205. 104-105. I. c . R o m a n o s . (1 0 6 8 . sh. T U R A N . 2 0 4 . I V .

5 3 . s h . S ü le y m a n Şah. 6 1 .388— 389— 390— T U R A N . sh. 4 2 1 . I. T ü r k i y e T a r ih i. 6 3 . 2 0 ?. S ü l e y m a n Ş a h . T ü rk A n a d o lu 'n u n F e t h i. sh . 6 9 . 2 0 6 . Z a m a n ın d a T ü r k iy e . I. 393— Y IN A N Ç . sh.6 2 . İs lâ m T ü rk T a r ih i. 7. S e lç u k lu la r Z a m a n rn d a T ü r k iy e . T U R A N . 203.6 3 . 2 0 9 . T U R A N . I. sh. c . I. sh. l u l a r T a r i h i . s h . T U RA N . 59. sh 4 2 3 . 6 6 8 . S e lç u k lu la r Z a n v a n m d a T ü r k iy e . Anna Com nene. 2 1 0 .5 5 . sh . 399— T U R A N . S e lç u k lu la r T a r ih i. S e lç u k lu D e vri T a r ih i. 2 0 3 . A n a d o l u ’n u n F e lh i. 2 1 0 . 5 7 . S e lç u k lu la r 408— 409— 410— 411— 412— T U R A N . s h . Sh. Z a m a n ın d a T ü r k iy e . sh . sh. Y iN A N C . T U R A N . K a r ş ıla ş t ır ın ız Y I N A N Ç . I. sh . S ü le y m a n Şah. S ü l e y m a n Ş a h . s n . 2 0 6 A n o n im sh. sh . I. T ü r k i y e T a r i h i . 4 2 5 . I. sh. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . sh.4 2 3 . sh . K a rş ıla ş ­ t ı r ı n ı z T U R A N . S ü l e y m a n Ş a h . K Ö Y M EN . A n a d o lu 'n u n M a d d e s i". S ü l e y m a n Ş a h . sh . 105-106. I. T U R A N . I S ü le y m a n Sah. Sh. T U R A N . s h . sh . sh . T U R A N . sh 8 8 . sh . S e lç u k lu la r T U R A N . S e lç u k lu la r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . 391— 392— T U K A N . S e lç u k lu t a r Z a m a n r n d a T ü r k iy e . sh. 6 2 . sh. T ü r k iy e T a r ih i. I. 4 2 4 . 415— 416— 417— T U R A N . c. l. 2 1 4 . 1 5 6 . Y IN A N Ç . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü ık ly e . Ş a h 'ın C ih â n S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . ( M e l i k 236 OĞUZ ÜNAL . T U R A N . F e t h i. |. sh. 2 1 1 . K A FESO Ğ LU . c . 1 5 4 . Ö Z T U N A . T U f t A N . sh 5 4 . 202. I. 4 0 7 — T U R A N . S e lç u k ­ S e lç u k n a m e . 1 0 6 . 1 0 7 402— 403— 404— 405— Ö Z T U N A . sn . "M e lık ş a h A n s ik lo p e d is i.1 5 6 . Ö Z T U N A . sh. I . 394— 395— 396— 397— 398— T U R A N . S ü l e y m a n Şah. 63. 130. K Ö Y M EN . V I N A N C . 2 0 5 . sh. S ü l e y m a n Ş a h . 400— 401— T U R A N . I. sh 3 6 ’d a n n a k l e d e n T U R A N . I . I. 4 2 2 . c . sh . S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . Z a m a n ın d a T ü r k iy e . 5 4 . kanaat iç in b k . Ö Z T U N A . 57. sh. 413— 414— T U R A N . c . S e lç u k lu la r T U R A N . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . S e lç u k lu la r T a r ih i. c . sh. 2 0 2 . S ü le y m a n Şah. 6 4 vd. sh. T U r k iy e S e lç u k lu D e vri T a r ih i. 1 0 5 -1 0 6 . S ü l e y m a n S a h . A n a d o l u ’n u n F e t h i . T U R A N . T U R A N . 406— Bu y a n lı. T U R A N . T ü r k iy e T a r ih i. S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . sh.5 5 . sh. 4 7 . Ö Z T U N A .8 9 . A n a c io lu 'n u n F e t h i. T U R A N .' 1 3 6 'd a n n a k le d e n T U R A N . T U R A N . t. sh. 8 8 : B 9 . 4 8 . sh T U R A N . S ü r e y m a n S a h .2 0 3 . sh . 2 0 5 . S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e .2 0 6 T U R A N . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . 5 4 .

1 3 0 ). Y I N A N Ç .) N ite k im K Ö Y M EN . I. sh. sh. T a h lilî) . S ü le y m a n Ş a h . 1 9 5 v d . 423— 424— 425— 426— Y I N A N Ç . I. T U R A N . S ü le y m a n Şah. M e s u d z a m a n ın d a k e s ilm iş s ik k e le r m e v c u t t u r k i.m iv e t i m e fk u re s i iç in l>k.2 1 2 . sh. T U R A N ^ ın S e lç u k lu la r 'a g ö rü şü n e T ü r k iy e S e lç u k lu la n ^ n ın Büyük t â b i o lm a d ığ ın ı v e b a ğ ım s ız b ir d e v le t o l d u k la r ın ı k a b u l e d iy o r u z . T U R A N . 6 3 . S e lç u k lu la r ı'n ın fik r i P ro f.H ik . 4 1 8 ^ — T ü r k iy e o ld u ğ u K ö Y M E N D e vri ı s r a r la sh . 6 6 . S ü le y m a n Ş a h . b a ğ lı (v a s a l) b ir d e v le t (b k . sh . K Ö Y M E N k a tılıy o r ve ve P ro f. v d . A n k a r a l a n 'ı n bu o ğ lu S u lta n henüz 1 9 7 1 ).i S e lç u k iy y e . I . İs ta n b u l s u a n d a e lim iz d e I. A n a d o lu ^ n u n s h . T U R A N . sh.i M e s k u k â t. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . t e z a h ü r le r in d e n (K ita p b a s t ır m a d ık la n r ii • • O sm a n T U R A N . Büyük S e lç u k lu İm p a r a t o r lu ğ u y ık ılm a m ış t ı. Y IN A N Ç da T ü r k iy e S e lç u k lu la r ı'n ın Büyük S e lç u k lu la r 'a t â b i o ld u k la r ın ı k e s in lik le k a b u l e d e rs e d e " T ü r k i y e S u lt a n la r ın ın b ü y ü k S u lta n a v e rg i g ö n d e r ip g ö n d e r m e d iğ i h a k k ın d a bu t â b ilik m e s e le s in in h i ç b ir v e s ik a y a m â lik ş ü p h e li o ld u ğ u n a f a r ­ F e t h i. (B k . bu T ü r k iy e d e lil S e l ç u k l u l a r ı ’n ı n o la r a k T ü r k iy e p a ra Büyük b a s t ır m a o lu ş la r ın a y a n lış la r o lu r . g ö s te r ile c e k Z ir a S e lç u k lu kendi S u lt a n la r ın ın a d la r ın a d ah a b ü y ü k S e lç u k lu ­ k e s t ir d ik le r in i b ili­ y ık ılm a d a n (B k . Büyük S e lç u k lu la r 'a t a r a f ın d a n T a r ih i. ünce (1 1 5 7 ) s ik k e yo ru z . Z a m a n ın d a K it a b e v i T ü r k i y e '^ . na S ik k e daha ö n c e k i T ü r k iy e S e lç u k lu S u lt a n la r ın ın k e s t ir m iş o lm a la r ı k u v v e tle m u h t e m e ld ir v e b u g ü n . sh. D iğ e r da k e n d i a d la r ı­ d e vre d e ta ra fta n . ( T ı p k ı b a s ır r iı. Y IN A N Ç ^ ın a k s in e P r o f. . 2 0 6 . HORASAN'DAN ANADOLU'YA 237 . I. 5 5 . T ü rk C ih â n H â k im iy e t i M e f­ k u r e s i T a r i h i . T U R A N . I. s. ) 418— T U R A N . 2 1 1 . K ı l ı ç A rs- 1 3 0 9 . S ü le y m a n Ş a h . 2 1 1 . T U R A N . S e lç u k lu la r B ü lt e n i. I. sh . P ro f. B ib liy o g r a f y a —K it a p T u rh a n c . sh . 419— 420— 421— 422— T U R A N . Y a y ın ı. P ro f. kadar S e lç u k lu T ü r k iy e t â b ii T ü rk S e lç u k lu la r ı'n ın o ld u ğ u n u Büyük Büyük ve S e lç u k lu la r 'ın d e lil o la r a k y ık ılış ın a d a T ü r k iy e y ık ılın c a y a o n la r ın s ö y le m e k te S e lç u k lu S e lç u k lu kadar S u lt a n la r ı'n ın ilk İm p a r a t o r lu ğ u o la n p a ra b a ğ ım s ız lığ ın (b k . 4 . V c I. S e lç u k lu la r Zam a­ n ın d a T ü r k iy e . 2 1 1 . 102 s a v u n u lm u ş t u r . İs m a il G A L İ P . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . 1 8 1 . T e m m u z S e lç u k lu la r 'a m e s e le s i 1 9 7 2 . s h . T ü rk C ih â n H â k im i­ y e t i M e fk u r e s i T a r ih i. Eğer K ö Y M EN . sh. T U R A N . c .2 1 2 .1 8 2 'd e n n a k le d e n T U R A N . 2 0 8 ) tâ b i b ir D e v le t is e . 2 0 5 . M A T H İE U . 6 4 . B iz P ro f. T a k v im . b u n la r ın b u lu n a m a m ış o lm a s ı b u s u lt a n la r ın s ik k e k e s t ir m e d ik le r in e d e lil o la m a z . Sh. T U R A N . I . sh. d e ğ iliz ^ ' d e m e k k ın d a s u r e tiy le iş a r e t o lm a k s ız ın e tm iş t ir . 1 0 9 . sh. K ö V V IE N . c . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . A n a d o l u ’n u n F e t h i . H a b e r le r i g ö s te r m e k te d ir .

77-. sh . 7 7 . sh . 4 2 7 . sh. S e lç u k lu la r T a r ih i. c . 6 4 . 7 6 . 9 6 . 7 4 . sh. 2 1 7 . Bk. Ö Z T U N A . 70. 77 . I. T U R A N .D E L İO R M A N . c . I . T U R A N . Ö Z T U N A . 457— İb r a h im k a FESO Ğ LU . 2 1 9 . 4 3 5 . S h. D o ğ u A n a d o lu T ü r k D e v le tle r i T a r ih i. T ü r k iy e T a r ih i.ıto r ıu ğ u . 2 0 6 . Sh. s h . 6 4 . 71 . T U R A N .7 3 . H a lil ED H EM . 444— T U R A N . T U R A N . I. 7 6 . 1 4 3 'd e n n a k le d e n T U R A N . S h . İs ta n b u l S u lta n M e lik Sah D e v r in d e Büyük S e lç u k lu im p a r . T U R A N . T ü r k iy e T a r ih i. T U R A N . 456— T U R A N . D ü v e l. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . 6 5 . sh. 238 Oğ u z ÜNAL . S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k j y e . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e .H . 431— 432— T U R A N . sh . K A F E S O Ğ L U .4 2 7 . sh. Ö Z T U N A . T a r ih II. d a T ü r k iy e . T ü r k iy e T a r ih i. sh.i İ s l â m i y e . sh. sh. S ü le y m a n T U R A N . 9 5-9 6. T ü r k C ih a n H â k i m i ­ y e t i M e f k u r e s i T a r i h i . sh.. No ü n iv e r s it e s i E d e b iy a t F a k ü lt e s i V a y ın ı. A n s ik lo p e d is i. 2 1 6 . S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . 95-96.D E L İ O R M A N . Sh. K ı l ı ç A r s l a n M a d d e s i " . S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . P a r is 1 8 7 9 . T U R A N . 2 1 9 . I.427— BR O SSET . I. T U R A N . I. 3 4 6 . I X . sh . Sh. T U R A N . I . Y a y ı n oü ) İs t a n b u l 1 9 5 3 . sh . 428— 429— 430— T U R A N . T a r ih I I . I.3 4 9 ’d a n n a k le d e n T U R A N . 6 7 . 6 .6 8 . E rm e n i H A YTO N . sh. S e lç u k lu la r Z a m a n m - 76. T ü r k iy e T a r ih i. S e lç u k lu la r T a r ih i. S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . 1 9 'd a n n a k l e ­ d e n T U R A N . 4 2 6 . • 'I. D o c u m e n ts A r m e n ie n s . S a h . 433— K A F E S O Ğ L U . sh . S e lç u k lu la r Z a m a n ın ­ Ö Z T U N A . T U R A N . T U R A N . İ s l â m S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . 2 0 5 . I. s h . c. sh . G U İL L A U M E de T y r . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . T U R A N . sh. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . 7 5 . T U R A N . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . T U R A N . c. sh . 434— 435— 436— 437— 438— 439— 440— 441— 442— 443— T U R A N . s h . T U R A N . S e lç u k lu la r Z a m a n in d a T ü r k iy e . sh . sh . C r. M P a u lin . 4 45— 446— 447— 448— 449— 450— 451— 452— 453— 454— 455— 43 3. 6 8 1 . 2 1 1 . d a T ü r k iy e . T U R A N . c . T a r ih 11. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e .. S e lç u k lu la r T a r ih i. S ü le y m a n Ş a h . n şr. Z IO . 161 . s h . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . c . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . sh . 7 6 . s h . sh . 7 3 . sh. 433i T U R A N . sh. T U R A N . sh . 6 9 -7 0 . 7 2 . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . T U R A N . sh. 5 6 . T ü r k C ih â n H â k in n iy e tı M e fk u r e s i T a r ih i. R . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . sh. sh . I . sh . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . T U R A N . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . sh . Sh. I I . 1 6 0 . c .D E L İ O R M A N . K A F E S O Ğ L U . 9 6 . İ s t a n b u l 1 9 2 7 .

sh . sh. S e lç u k lu la r T a r ih i. T U R A N . S e lç u k lu la r T U R A N . 1 0 4 . 478— T U R A N . I. sh. 242-244. o rm a n . S te v e n R U N C İM A N . c. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . S e lç u k lu la r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e .1 0 1 .. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . 2 1 6 . T U R A N . S e l ­ ç u k lu la r T a r ih i. 2 6 2 . C r o is a d e s ) . sh. TO G A N . T U R A N . ( B i b i . s h . H is to ir e d e s C ro fc a d e s H is t o r y o f C ro s a d e s ü o n n a k le d e n T U R A N . 11. sh . T U R A N . 8 8 . 1 1 1 8 'e No! K a d a r ). T U R A N . 472— 473— 474— 475— 476— 477— T U R A N . sh . S e lç u k lu la r T U R A N . ı. (B u konuda g e n iş b ilg i iç in bk. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . sh . T U R A N . Sh . c . T U R A N . Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . 1 4 0 . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . 2 1 9 . 2 2 5 . T ü r k C i h â n H â k i m i y e t i M e f k u r e s i T a r i h i .458— Iş ın D EM İ R K EN T . T U R A N . T U R A N . 1 0 1 . O d o n d e D E U İ L . T O G A N . K A F E S O Ğ L U . 2 0 8 .. sh . 97 .1 1 1 . T a r ih I I . U r f a H a ç l ı K o n t l u ğu T a r ih i. 1 0 v d . T U R A N . T U R A N . 1 1 0 . T U R A N . Z a m a n ın d a T ü r k iy e . 6 ). 1 0 4 . R e n e G R O U S S E T . K A F E S O Ğ L U . 148 " S e lç u k lu D a n iş m e n d li M e s u d 'u n D e v le t i i h y a s ı” ). sh. g e n iş v d . sh. İs t a n b u l 1 9 7 4 . Um um i T ü rk T a r ih in e G i r i ş . 8 9 .s h .1 0 4 . 9 8 . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . b ilg i iç in bk. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . T U R A N . ( D o k t o r a T e z i) .D E L İ O R M A N . T U R A N . 2 2 7 . 2 2 8 . sh. 9 0 . Sh. T a r ih II.2 0 9 . sh. 9-10. S e lç u k lu la r T U R A N . 2 1 1 . sn . HORASAN DAN ANADOLU'YA 239 . T ü r­ k iy e . İs ta n b u l U rfa H a ç lı K o n tlu ğ u T a r ih i ( 1 0 9 8 'd e n Y a y ın ı. Sh. sh . 2 0 7 . K ı l ı ç A r s la n . 2 2 3 . 2 2 5 . 2 2 4 . 2 1 7 . sh . X . T U R A N . U m u m i T ü r k T a r ih in e G ir iş . T U R A N . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . 2 1 7 . 2 6 4 . Is lâ m A n s ik lo p e d is i. sh. S e lç u k lu la r T a r ih i. S e lç u k lu la r T a r ih i. 2 0 3 .2 2 8 . T U R A N . sh. sh . T U R A N . 470— Bu konuda sh . S e lç u k lu la r T a r ih i. S tu d ia ve Is la m ıc a . T U R A N . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . Sh. sh . S e lç u k lu la r T a r ih i. 1 0 5 .2 0 8 . sh . D E M İ R K E N T .2 2 9 . Z a m a n ın d a T ü r k iy e . T a r ih I I . 1 8 6 v e d ip n o t u 8 8 . T U R A N . 1 0 5 . S e lç u k lu la r T a r ih i. S e lç u k lu la r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e .D E L İ . sh. A S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . 479— 480— 481— 482— 483— 484— 485— 486— T U R A N . sh.2 2 4 . sh. S e lç u k lu la r s a m a n ın d a R e k a b e ti ve I. 9 7 . 2 2 5 . sh. S e lç u k lu la r T U R A N . S e lç u k lu la r T a r ih i. Sh. sh . Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . 459— T U R A N . Is la m is a t io n dans la T u r g u ie du M oyen-âge. K A F E S O Ğ L U .2 1 8 . 1 0 7 . sh . 471— G e s te d e L o u is V I I . Sh. 460— 461— T U R A N . 1 0 8 .D E L İ O R M A N . 2 2 1 . Ü n iv e r s it e s i E d e b iy a t F a k ü lt e s i Y a y ın 1 8 9 6 . 462— 463— 464— 465— 466— 467— 468— 469— Sh. 2 2 0 . S e l ç u k l u l a r T a r i h i . sh. Sh. S e lç u k l u l a r Z a m a n ın d a T ü r k iy e .

S t. sh . 240 Oğ u z ÜNAL . sh. 6 5 1 . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . A n a d o lu 'n u n F e t h i. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k i y e . BÖ LÜ M T Ü R K İY E D E V L E T İ'N İN K U R U L U Ş Y IL L A R IN D A T Ü R K L E R T A R A F IN D A N F E T İH V E İS K A N O L U N A N A N A D O L U Ü L K E S İN E B İR B A K IŞ 500— V IN A N Ç . T U R A N . H â k im iy e t i M e fk u re s i T a r ih i. 1 8 2 'd e n C h r o n ig u e . H is to r ia . T a r ih M . sh. sh . trc . O ğ u z la r (T ü r k m e n le r ). sh . sh . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . 3 9 . K A F E S O Ğ L U . 8 . D il T a r ih le r i. 504— B R O S S E T . 2 0 5 . 2 0 6 . A l e ı c l a d e . T U R A N . N e ja t K A Y M A Z . sh. A n k a ra ü n iv e r s it e s i D il ve T a r ih Coğ­ M u i n U 'd . 1 8 'd e n n a k le d e n T U R A N . T U R A N . T U R A N . L E İ B E . 1 6 6 . P e r v a n e M u in e d d in Pe rva n e ra fy a d e v r i h a k k ın d a g e n iş b ilg i i ç in D k .C o ğ r a fy a 2 .g . Y ı l d ö ­ n ü m ü K u t la m a S e ris i I I . s h . b a s ı m . 346- 3 5 9 'd a n n a k le d e n T U R A N . 7 0 8 'd e n n a k l e d e n T U R A N . A n a d o lu 'n u n F e t h i. 39 .5 0 6 . T ü rk C ih â n H â k im iy e t i M e fk u re s i T a r ih i. 2 2 9 . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . 1 3 4 . 6 4 4 . I . c . sh. S e lç u k l u ­ la r T a r i h i . 2 3 1 . A n k a r a O n iv e r s ıte s i F a k ü lt e s i Y a y ı n ı . 505— Anna K O M N E N A . 506— J. E. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e .B o y T e ş k i l â t ı — D e s t a n la r ı.5 5 7 .3 4 9 'd a n n a k l e d e n T U R A N . stı. 165-166. S e lç u k lu la r Z a m a n m d a T ü r k iy e . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . s h .9 5 7 . 5 0 5 . S ü le y m a n . " M u i n e d d i n P e r v â n e D e v r i " . c . sh. M a la z g ir t Z a f e r in in 9 0 0 . 5 0 6 . S e l ç u k l u l a r T a t l h i . sh . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e .487— 488— 489— T U R A N . B u k a y n a ğ ın T ü r k ç e s i iç in b k . F a ru k SÜ M ER . Y a y ı n N o . sh. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . s h . 5 4 . U R F A L I M A T E O S . Y a y ı n N o : 170. a . Sh . I.6 5 3 . 2 0 2 .D E L İ O R M A N . P e te rs b u rg 1879. C ih â n P a r is 1858.e „ sh. sh. 349. t e r e . B A R K A N . T a r ih i D e m o ğ r a f i A r a ş t ır m a la r ı. 493— 494— 495— 496— 497— 498— 499— T U R A N . 6 5 1 . S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . S K Y L İT Z E S . 1 0 2 .d i n F a k ü lte s i Y a y ın ı. U r fa lı M a t e o s V e k a y in a m e s i v e P a p a z G r ig o r 'u n Z e y l i . sh. s h . Bonn 1839. T U R A N . T U R A N . I. sn . A n k a r a 1 9 7 0 . B R O SSET . 3 4 6 . sh . sh . V I. 5 0 5 . 5 0 5 . sh. H is t o ir e de la G e o r g ie I. 490— 491— 492— T U R A N . 6 5 7 . 503— M A T H İE U . 5 S 6 . sh. ve T a r ih . 1 5 6 . 501— 502— y i N A N Ç . P a r i s 1 9 4 3 . sh. 181- n a k le d e n T U R A N . T U R A N . T ü rk D U L A U R İE R . sh. s h . H i s t o i r e d e la G e o r g i e I . 1 1 .2 3 3 . T U R A N . S E K E R . 3 9 . A n k a ra 1972. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e .

C In r o n ig u e . X X I . I I . O s m a n lI I m p a r a t o r lu ğ u 'n u n K u r u lu ş u . İn g iliz c e d e n te s i T a r i h M AZ. K U R A N . c . sh. Fuad K Ö PR Ü LÜ . E tu d e s H O R A SA N ’D A N A N A D O L U ’Y A 241 . Ö m er L ü tfi B A R K A N . 2 8 1 . 2 8 1 . 2. sh . sh .507— S ü rya n i P a r is M İH A E L III. "L e o n . S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . I. c. sh. S Ü M E R . sh . Ö m er L ü tfi B A R K A N . M e tr o p o lite d 'A m a s e e X I I ® s ie c le " . A n k a r a 1 9 4 4 . S e l ç u k l u l a r Z a m a n m d a T ü r k i y e . O sm anlI i m p a r a t o r l u ğ u ' n u n K u r u l u ş u . 5 7 . T U R A N . S Ü M E R . s. sh . s h . B A R K A N . c . I. K o lo n iz a t ö r T ü r k D e r v iş le r i.4 1 . Sh. 530— 531— V I N A N Ç . O ğ u z la r. O ğ u z la r . s. c . 508— 509— 510— T U R A N . I I . İs t a n b u l 1 9 5 3 . 9 6 v e d i p n o t u 8 . 2 8 1 . 1 7 . 1 6 0 . sh. K o lo n iz a t ö r T ü r k D e r v iş le r i. 343- O sm anlI I m p a ra to rlu ğ u 'n u n T e ş e k k ü l ü M e s e le s i . Y IN A N C . B A R K A N . 2 8 1 . " T a r i h i D e m o g r a f i A r a ş t ır m a la r ı v e O s m a n lI T a r i h i " . s h .T . X II I . 2. T a r ih in d e m o g r a f ik â m ille r le iz a h ı hakkm daki k ı y m e t l i g ö r ü ş le r i iç in bk. 166j Ö ZTU N A . ' le s i". A n k a r a 1 9 4 2 ( T ı p k ı b a s ım ı. sh . 2 6 0 ' d a n D e v le tin in D . (M ic h e l le S y r ie n ). X I V . T ü r k iy a t M e c m u a s ı. T ü r k iy e T a r ih i. T a r ih A r a ş t ır m a la r ı D e r g is i. 1-2. te re . "O s m a n lI Im p a r a t o r lu ğ u 'n u n B ilg ile r F a k ü lte s i T e ş e k k ü lü M eseI .X V I . s.5 3 ).3 . sh. B A R K A N . n a k le d e n N e ja t K A Y ­ D e r g is i. 513— M. sh . 3 4 3 .^ 3 0 . sh. 516— 517— 518— 519— 520— 521— BA F^K A N . X I V S Ü M E R . 6 1 . T a r i h i D e m o ğ r a f i A r a ş t ı r m a l a r ı . 1. X V . s h . O ğ u z la r. A n k ara ü n iv e r s it e s i S iy a s a l D e r g is i. T U R A N . O ğ u z la r. 2 . V. M e to d u " O s m a n lI İm p a r a t o r lu ğ u 'n d a V a k ıfla r B ir İs k â n ve K o D e v ir le r in in lo n lz a s y o n O la r a k v e T e m lik le r . Sh. b a s ım .s h . " O s m a n lI im p a r a t o r lu ğ u 'n d a T ü r k A ş ir e t le r in in R o lü ". ü n iv e r s it e s i ( A n k a r a 1 9 6 4 ) . İs t a n b u l 1 9 7 4 ). sh. Basnur M a t b a a s ı. İs t ilâ K o l o n i z a t ö r T ü r k D e r v i ş l e r i v e Z a v i y e l e r . R o lü ç e v ir e n . O ğ u z l a r .1 7 2 'd e n n a k le d e n S e lç u k lu la r m a n ı n d a T ü r k i y e . X . sh. 344. K o lo n iz a t ö r T ü r k D e r v iş le r i. C H A BO T. S Ü M E R . s h . T a r ih i D e m o ğ r a fi A r a ş tır m a la r ı. "A n a d o lu I". 527®— Pau l W İT T E K . sh. X I I I . 2 8 2 . sh. 528— 529— T U R A N . s. s h . V a k ı f l a r D e r g i s i . A n a d o lu 'n u n F e t h i . E . sh. X V I .X I V . K o lo n iz a t ö r T ü r k D e r v iş le r i. s h . O s m a n lI ( m p a r a t o r lu ğ u 'n u n T e ş e k k ü lü M e s e le s i . A n a d o lu 'n u n F e t h i. G R U M EL. S Ü M E R . B A R K A N . (1 9 5 1 . sh. Za­ 1905. A n k a r a 1 9 7 2 . sh . vd. 522— 523— 524— 525— 526— 527— B A R K A N . 1 6 6 . 4 0 . A n k ara S e lç u k lu i n h i t a t ı n d a id a r e M e k a n iz m a s ın ın Fak. 3 4 4 . 514— 515— K Ö PR Ü LÜ . 4 0 .C . 4 1 . 3 9 . 511— 512— B A R K A N .2 8 2 . B A R K A N . İs ta n b u l ü n iv e r s it e s i E d e b iy a t F a k ü l­ c.4 0 . Ö m er L ü tfi B A R K A N . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e .1 8 .

546— 547— 548— 549— 550— 551— 552— 553— Y I N A N Ç . 1 5 0 .1 8 2 . s h . O ğ u z la r . 2 8 0 . sh . c. sh . 182 . Y I N A N Ç . Y I N A N Ç . sh. sh.1 7 5 . 1 8 2 . 1 4 4 .B y z a n t ln s . O ğ u z la r . sh. 1 2 . lll. A n a d o lu 'n u n F e t h i. X V I . Y I N A N Ç . 543— 544— 545— Y I N A N Ç . sh. 1 0 0 B ü y ü k E s e r S e ris i. A n a d o lu 'n u n F e t h i. S O M E R . 3 3 . 8 3 n o 'lu d ip n o t u r t u n d e v a m ı. 1243- 1 4 5 3 . s h . 1 3 5 . S Ü M E R . A n a d o lu ’n u n F e t h i. X X I . 554— 555— B k . 5 2 1 . sh .X X I I . İs ta n b u l 1 9 7 1 . c . c . 540— 541— Y I N A N Ç . s h . O ğ u z la r . X X I . X X I V . K Ö P R Ü L Ü . A n a d o lu 'n u n F e t h i. 1 6 8 ’d e n n a k l e d e n T U R A N . Y I N A N Ç . 1 7 6 . sh . 1 1 . 1 7 3 .1 6 8 . A n a d o l u ' n u n F e t h i . 1 7 4 . O s m a n lI Im p a r a t o r lu ğ u 'n u n K u r u lu ş u . 532— 533— 534— 535— 536— 537— 538— 539— Y I N A N Ç . s h . 1 6 7 . 1 7 6 . 1 6 6 . sh . ( 1 9 6 0 ) . S Ü M E R . " A n a d o lu 'y a Y a ln ız G ö ç e b e T ü r k le r m i G e l d i ? " . Y I N A N Ç . T o k e r Y a y ın e v i. s h . 5 2 0 . Y I N A N Ç . V II. 242 OĞUZ ÜNAL . 1 6 7 . s h . Y I N A N Ç . 2 3 . T ü r k i y e 'n i n İk t is a d i ve İç t im a i T a r ih i. sh . sh . 2 1 .1 4 2 . sh .1 3 . X V . s h . O ğ u z la r . 3 5 7 . sh . C e m Y a y ı n e v i . 2 . 1 0 . C h r o n o g r a p ij ie B y z a n t i n e . Y u k a r ıd a sh .1 7 4 S ü m e r . 1 6 7 . T ü r k i y e ’n in İk t is a d i v e İ ç t i m a i T a r ih i. sh . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . S e lç u k lu la r T a r ih i.X V I . sh . K u r u lu ş u . O ğ u z la r . 1 5 8 . O ğ u z la r . A n a d o lu 'n u n F e t h i. 5 6 7 . 556— 557— 558— 559— 560— S Ü M E R . 1 6 6 . 1 7 2 . 1 4 1 . sh . s h . S e l ç u k l u l a r T a ­ rih i. A K D A Ğ . sh . 1 7 7 . I. 282. İ s t a n b u l 1 9 7 4 . ( 1 9 4 5 ) .2 3 5 . b a s ım . sh. N o . B A R K A N . 1 7 6 . A n a d o l u ’n u n F e t h i . 143-144. Sh. 6 3 5 'd e n n a k l e d e n Y I N A N Ç . sh. A n a d o lu 'n u n F e t h i . O s m a n lI I m p a r a t o r lu ğ u 'n u n K u r u lu ş u . K Ö P R Ü L Ü . s h . O ğ u z la r . sh . 2 7 5 . 2 8 0 . sh. S e lç u k lu la r T a r ih i. 1 7 6 . T U R A N . 1 7 2 . 9 6 . A n a d o l u ’n u n F e t h i . O ğ u z la r . A n a d o lu 'n u n F e t h i. O s m a n lI K o lo n iz a tö r Im p a r a t o r lu ğ u 'n u n T ü rk D e r v iş le r i. B Ö L Ü M N E T İC E 561— T U R A N . sh . Kem al Vehbi G Ü L. 9 9 . S Ü M E R . A n a d o l u ' n u n F e t h i .1 6 7 . S O M E R . sh . I. A n a d o lu 'n u n T u r k le ş t ir ilm e s i v e Is lâ m la ş t ır ılm a s ı. S Ü M E R . 542— M u s ta fa A K O A â. 1 8 0 . Y I N A N Ç . c . T a b lo 1.5 9 4 . sh . A n a d o l u ’n u n F e t h i. s h . O ğ u z la r. 1 5 7 . A n a d o l u ’n u n F e t h i. T ü r k T a r i h K u r u m u B e l l e t e n . Fa ru k SÜ M ER . 1 7 2 . T U R A N . T a r ih i D e m o ğ ra fi A r a ş tır m a la r ı. s h . K Ö PR Ü LÜ . sh. 1 9 C v e S Ü M E R . s. I.1 7 8 . B A R K A N . M Ü R A L T .

S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . T U R A N . 4 3 0 . K ö Y M E N . sh . 9 . S e lç u k lu D e v ri T ü r k T a r ih i. T U RA N .. T ü r k iy e T a r ih i. Y I N A N C . sh . X X V III. V I N A N Ç . sh. 166. S e lç u k lu la r z a m a n ın d a T ü r k iy e . S ü l e y m a n S a h . T U R A N . .1 2 6 . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e .e . 78. sh . P I K E v e D ğ r . c . S e l ç u k l u l a r T a r i h i . X X I V . 574— 575— 576— 577— 578— T U R A N . sn . sh. Y IN A N C . sh.5 6 . T U R A N . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . y u k a r ıd a not 4 1 8 . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . 7 9 .X X IX HORASAN’DAN ANADOLU'YA 243 . . A n a d o l u ’n u n F e t h i . IX . T U R A N . 2 1 7 . a . P O l . s h . 568— 569— 570— 571— 572— 573— T U R A N . 1 2 7 . sh. 176. D o ğ u A n a d o lu T ü r k D e v le tle r i T a r ih i. T U R A N . 77 . sh. T U R A N . 1 1 3 . sh . S e lç u k lu la r T a r ih i. sh.562— 563— 564— 565— 566— 567— T U R A N .® I. sh. sh . sh . X X V . T U R A N . A n a d o lu 'n u n F e t h i. s h . T U R A N . I. sh . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . sh.2 0 7 .5 5 . 2 0 6 . 2 6 . M illi T a r ih im iz in A d ı . a y r ıc a bk. T U R A N . sh . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e .X . D o ğ u A n a d o lu T ü r k D e v le t le r i T a r ih i. 1 1 0 . I X . Ö ZTU N A . S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n ­ d a T ü r k i y e .

R a g ıp W . H i l â f e t O r d u s u n u n M e n k ib e le r i v e T ü rk (M e n a k ib Cund e l. T ü r k ç e y e N u ri G en co sm an . T ü rk F a z ile tle r i. H u lu s i ö z d e n . A n k a r a 1 9 4 2 . yon Ö m er L ü t f i. A n k a r a 1 9 7 1 . Ö m er L ü t f i. E b u l e r 'i n O s m a n A m r b. B A R K A N . T h . ü n . I I . B . BA R T H O LD .C A H İ2 . G re g o ry. R o m a n o s D io g e n e s (1 0 6 8 - 1 0 7 1 ).. K . B a h r . 2 .5 3 ). I r a k v e H o r a s a n S e l ç u k l u l a r ı T a r i h i . T . (1 9 5 1 . S e m a v i. c . I . T ü r k i y a t M e c m u a s ı. B A R K A N . I^ ^ U s â m e ra t M. B A R K A N . c . T . M u h a r r e m . F a rsça A k s a r a y lI T a r ih in in K e r im e d d in M a h m u d 'u n Çev. s. I s ta n b u l 1970. K ü lt ü r ü n ü A r a ş t ır m a E n s t itü s ü Y a y ı n ı . s h . s. T ü r k ç e y e K â z ım Yasar çev. M . T . İs ta n b u l 1 9 7 4 ). i s t i l â D e v ir le r in in K o lo n i- z a t ö r T ü r k D e r v i ş l e r i v e Z a v i y e l e r ” . K e r im e d d ln M ahm ud.E t r a k ) . O r h u n A b id e le r i. Y a y ın ı. F e r id u n N a f iz U z lu k . B . Ö m e r R ız a D o ğ r u l. E Y İC E . A n k a r a 1 9 4 S-1 9 S0 . S « lç u k i D e v le tle r i a d lı T a r ih i. sh.A fş a r İs m a il  k a . X . S . E R S İ N . Im a d ü d .H ilâ fa ve F a z a ’il e l . D e r g i s i . 2 7 9 . A n k .D in . A b u 'l Fara c T a r ih i. E . T . Y a y ın ı. A n k a r a 1 9 7 5 . Kü ltü r B a k a n lığ ı V jy ın ı B O N D A R İ. " T a r i h i D e m o g r a f i A r a ş t ır m a la r ı v e O s m a n lI T a r i h i " . S a d e le ş t ir e r e k Hz. İs ta n b u l 1 9 4 3 .K . (B A R H E B R A E U S ). A n k a r a 1 9 4 4 . ( T ıp k ı B a s ım ı. Y a y ın ı. I. 2 c ilt. T . T . ö n sö z ve n o tla r ı y a z . A n k a r a 1 9 6 7 . Q ev. O rta A sya T ü rk T a r ih i H a k k ın d a Y a y ın a D e r s le r . "O s m a n lI im p a r a t o r lu ğ u 'n u n T e ş e k k ü lü M e s e le s i" . 3 4 3 r 356. K .3 8 6 . A n k a r a 1 9 4 3 . V a k ı f l a r D e r g i s i . M a la z g ir t S a v a ş ın ı Kaybeden IV . A K S A R A V İ. U l. F .A h b â r T e r c ü m e s i. M . K o p ra - m a n . H O R A S A N 'D A N A N A D O L U 'Y A . Ö m er L ü t f i. e l. " O s m a n lI Im p a r a t o r lu ğ u 'n d a B i r İ s k â n v e K o lo n iz a s - M e t o d u O la r a k V a k ı f l a r v e T e m lik le r .KA YN A KLA R A B U 'L FA R A C . H o u t s m a 1689 da L e id e n 'd e n e ş r e d ile n m e tin d e n T ü rk çe ye çev. Y a y ın ı. t a r a f ın d a n K ıv a m e d d in B u rs la n .

H . B . Doğum İlk Y ılı S e lç u k lu A k ı n ı (1 0 1 5 . V I. Y a y ı n ı . M . B a s n u r M a t b a a s ı. K Ö PR Ü LÜ . F i k r e t n ic e v e E r m e n ic e K a y n a k l a r a G ö r e l$ ılta n . K . T . 1933 de Pencap L a h o r 'd a Ü n iv e r s ite s i n e ş r e t tiğ i F a rsça P ro fe s ö rü M uham m ed Ik b a l'in m e tin d e n T ü r k ç e ' y e ç e v i r e n N e c a t i L U g a l. V i l . İs ta n b u l 1 9 7 0 . K . S o s y a l. A n k a r a 1 9 4 3 .S 2 2 . 2 9 9 . T . F u a d . c . S e lâ h a t t in . O s m a n lI Im p a r a t o r lu ğ u 'n u n K u r u lu s u . M a la z ­ g ir t M e y d a n M u h a re b e s i (2 6 A ğ u s t o s 1 0 7 1 ). L is e D e rs K it a b ı. D .2 4 .1 0 2 1 ) K ö p r ü lü E h e m m iy e ti". H A R T. Cem al E n g in s o y . K â n u n 1 9 4 3 ) . F u a d . G Ü N A LT A Y . I b r a h Im . 2 5 . S e m s e d d in . T . Cev. E r n s t . A r a b ç a .B . A n k a r a 1 9 7 0 . ( T e m m u z 1 9 4 3 ) . T . L id d e ll. K e m a l V e h b i . e l. H O N İG M A N N . A M b İr U d . B a s ım . S ü rya 3 6 3 'd e n 1 0 7 1 'e K a d a r . C ilt E k i . T e ş r i n 1 9 4 2 ) . T .İs ta n b u l 1 9 7 6 . T o k e r Y a y ın e v i. D o la y lı T u tu m . T a r ih . 2 5 9 -2 7 4 . A lta n . T e ş r i n K Ö P R Ü L Ü . İs t . T . İs t a n b u l 1 9 7 1 . s h . " O s m a n lI I m p a r a t o r lu ğ u 'n u n E t n i k M e n ş e i M e s 'e l e l e r i" . T . T .ll. V I I . K . sh. E k o n o m ik v e D in i D u r u m u " . v e T a r ih i İb r a h im .D e v le t is . M . İs t a n ­ b u l 1 9 5 3 . K A FESO Ğ LU .S e lç u k iy y e . 2 3 . G e n e l K u r m a y H a r p T a r ih i B a ş k a n lığ ı Y a y ın ı. E d e b iy a t F a k . 2 8 . s. s. Y a y ın ı. s h . A n k . M . "D o ğ u A n a d o l u ’y a 60. ü n . ü n . G Ü N A LT A Y . I I . 5 9 . T .I. B e l l e t e n . G r e k ç e . s h .9 9 . K . A n k a r a 1 9 7 2 . s t r a t e j ik E t ü d le r D a ir e s i Y a y ı n ı . B e lle ­ t e n . " A n a d o l u S e lç u k lu T a r ih i'n in Y e r li K a y n a k l a r ı" . 2 7 . A n k a r a 1 9 7 3 . V I I . 1 9 4 3 ). c . M 6 la n q e s M ü n a s e b e tiy le F u a d A r m a ğ a n ı. T . c . M . F u a d K ö p r ü lü . 2 . OĞUZ ÜNAL 2^4. 1 7 7 . " S e l ç u k lu la r 'ı n H o r a s a n 'a İn d ik le r i Zam an İs lim D ü n y a s ın ın S iy a s a l. F u a d . ( I I . s. S tr a t e ji. c . F . T ü r k S i l â h l ı K u v v e t le r i T a r ih i.G O L. Y a y ı n ı . B e l l e t e n .3 1 3 . Genel K u r m a y B s k . K A R A T A M U .H ü S E Y N İ. A n a d o l u ' n u n T U r k l e s t î r i i m e s i v e Is lâ m l3 $ t * > 'ilm a s ı. K . B iz a n s D e v le t i'n in D o ğ u S ın ır ı. K Ö P R Ü L Ü . K A P ESO Ğ LU . Ç e v .E . s. K u r u lu ş ve Y ü k s e liş in d e T ü r k le r 'in R o lü . ( T e m ­ m u z . T . 2 1 9 .6 . Y a y ı n ı . sh .D E L İO R M A N . "A b b a s O ğ u lla r ı Im p a r a t o r lu ğ u 'n u n B e lle te n .2 0 5 . ( I . Ş e m s e d d ın . C .

s. M e d e n i. A li..K Ö Y M EN . F . T . E d e b iy a t Fak. Is lâ m K a y n a k la r ın a G ö re M a la z g ir t S a v a ş ı.. K . Fa ru k . SO M ER . C ild I.1 1 6 2 ). A y y ıld ız M a tb a a s ı. I V .n â m e s i (9 5 2 . " X . 2 . Z a m a n ım ız a K ü lt ü r . A n k a ra 195 7-1960 . B a h a e d d in . 3 . R A V E N D İ. T ü r k ç e y e a r d O u la u r e r. ö t ü k e n Y a y ın e v i.M illiy e t Y a y ın . T . Y a y ın ı. T . Y a y ın ı. ( E y l ü l . s h . Y a y ın ı. A n k a r a 1 9 7 5 .M ü k r im in H a lil Y ı n a n ç . O sm an. Y a y ın ı. K ü lt tir U n U n G e liş m e C a ğ la r ı. la n . S ü l e y m a n . T . c. T U rk D ünya HORASAN'DAN ANADOLU'YA 2 1 f? . İs t. 2 . T ü rk A n a d o lu 'd a M engU cek O ğ u lla r ı. M A TEO S. SO M ER . " M a la z g ir t S a v a ş ın a K a tıla n T ü rk B e y le r i". C . b a s ım . K . . SA K A O Ğ LU . A n k a r a 1 9 7 1 . U r f a lı M a t e o s V e k a y i. ve S a n 'a t T a r ih i.A r a l ı k 1 9 5 B ) . T . İs ta n b u l 1 9 7 7 . I. s.D e s ta n la r ı. F . 4 . D . M a la z g ir t M e y d a n S a v a ş ı.2 0 7 . SÜ M ER . O n . A n k . F e t ih le r le A n a d o lu 'n u n T ü r k le ş m e s i ve İs lâ m la ş m a s ı. T . C . 2 c ilt. N e cd e t. T ü rk C ih â n H â k im iy e t i M e fk u re s i T a r ih i. T . T . O ğ u z la r ( T ü r k m e n le r ). T . A l i b . SÜ M ER . İs ta n b u l 1970. S E V İ M . Fa ru k ■ S E V İM . U m u m i T ü r k T a r ih in e G ir iş . A n k ara 1963. E . A li. Ö 2TU N A . Ö G EL. B a ş la n g ıc ın d a n S iy a s i. Y a y ı n ı .S u d u r v e A y e t . İs t a n b u l 1 9 7 3 . Y a y ı n ı . R â h a t . M ehm et A tta y . A sra K a d a r . M uham m ed b . A .U S .1 1 3 6 ) v e P a p a z G r ig o r 'u n Ç e v . K a d a r B U y U k T ü r k iy e T a r ih i. N o tla r Ed o u - Z e y li (1 1 3 6 . C e v .B o y T e ş k ilâ t ı . (2 . 1 9 7 . İs ta n b u l 1 9 7 1 . O . T ü r k i y e 'n i n T e ş k ilâ t ö t ü k e n Y a y ın e v i. 2 c ilt. Y iim a z . S e lç u k lu A ra ş­ t ır m a la r ı D e r g is i. A n k a r a 1 9 7 2 . On. A n k . Y a y ı n ı . A n k a r a 1 9 6 2 . K .U S 'S U r u r (G ö n ü lle r in R a h a tı ve S e v in ç A lâ m e t i). F a r u k . M e h m e t. O n . b a s ım . B a s ım ). T U R A N . (M e t in le r ve Ç e v irile r i). E n E s k i D e v ir le r ­ den 16. c . H ra n t O . A h m e t A te s . T O G A N . X V I . T a r ih le r i . M . T . U r f a lı. K . Y ü z y ıld a O ğ u z la r " . B . F a r u k . A n d re a s y a n . S e lç u k lu D e vri T ü rk T a r ih i. Z e k i V e lid l. Ş E K E R . T ü r k İs t a n b u l 1 9 7 1 . D e r g is i. A n k a r a 1 9 7 1 .

N iz â m ın ın Y a y ın ı. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . e . T ü r k i y e T a r i h i . Y a y ın e v i. İ s t a n b u l 1 9 6 9 . Hakkı D u rs u n . T U R A N . Y IN A N Ç . T U R A N . D ilm a ç O ju lla r ı S iy a s i T a r ih M e d e n iy e t le r i. İs ta n b u l 1 9 4 4 . O s m a n . Y a y ın ı. O s m a n . 2 . Y a y ın ı. I. stı. S iy a s i T a r ih . S e lç u k lu la r T a r ih i v e T U r k . İs ta n b u l 1969. İs ta n b u l 1 9 7 6 . M illi T a r ih im iz in A d ı. b a s ır n ). " I . Y IN A N Ç . İs t a n b u l 1 9 7 3 . S e lç u R lu la r ve İs lâ m iy e t . İs lâ m A n s i k l o p e d i s i . E d e b iy a t F a k . İs ta n b u l 1 9 7 1 . Y IL D IZ . 2 0 1 . H a r e k e t Y a y ın la r ı. S e l ç u k l u l a r O e v r i . S ö k m e n lile r .E s a s la r ı. T u ran N e ş riy a t Y u rd u Y a y ın ı. T u ra n N e ş r i­ y a t Y u r d u Y a y ı m . İs ta n ­ TU R A N .A n a d o l u ' n u n F e t h i. O o ğ u A n a d o lu T ü rk D e v le tle r i T a r ih i.2 1 9 . T u r a n N e ş r iy a t Y u r d u b u l. vc A r tu k lu ia r ın IVlengUve C i k le r . M ü k r im in H a lil. S a h " . A lp A r s l a n '- d a n O s m a n G a z i'y e (1 0 7 1 . 2 . S ü le y m a n İs ta n b u l 1 9 6 6 . O sm an. Y a y ın ı. 1 1 . M illi. (N a k ış la r T u ran N e ş riy a t İs ta n b u l Y u rd u 1978. O s m a n . Ü n . M ü k r ım ln H a l i l . S a it u k iu la r . b a s ım . İs t .1 3 1 8 ). ü n .İ s lâ m M e a e n iy e ti. T U R A N . E d e b iy a t F a k . OĞUZ ÜNAL . O sm an. Is lâ m i 1969 (2 ve İn s a n i . T u r a n N e ş r iy a t V u r d u Y a y ın ı. Is ta n b g l c ilt). İs lâ m iy e t v e T ü r k le r . 1 9 7 1 . T U R A N . İs t .

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful