P. 1
Horasandan-Anadoluya

Horasandan-Anadoluya

|Views: 66|Likes:
Yayınlayan: altintepehakan

More info:

Published by: altintepehakan on Mar 21, 2013
Telif Hakkı:Attribution Non-commercial

Availability:

Read on Scribd mobile: iPhone, iPad and Android.
download as PDF, TXT or read online from Scribd
See more
See less

09/23/2013

pdf

text

original

HORASAN’DAN

Türb<iye Tarihine Giriş

ANADOUJYA
Oğuz Ünal
dr

Türliiye TariJıinc Giriş

HORASANDAN ANADOLUTA
Oğuz IJnab

Kapaktaki Hat Prof. EMİN BARIN e m e l m a tb a a c ılık
34 96 - 17 93 O S AN KARA

dağıtım, if r
1512001

HORASAH’DAN ANADOLU'YA
T Ü R K İ Y E T A R İ H İ N E GİRİ Ş

A N A D O L U ’N U N F E T H İ V E T Ü R K İY E D E V L E T İ’N İN K U R U L U Ş U

OOUZ ÜNAL
B İR İN C İ B A S K I

Ankara 1980

T Ö R E d e v l e t Y A Y IN E V İ P.K. 203 K IZ IL A Y A N K A R A

Amorion Seferinden Sonra Yapılan Bizans Gazalarında Türkler C. B Ö LÜ M G İR İŞ T Ü R K İY E T A R İH İN İN B Ö L Ü M L E R İ 1. Anadolu'nun Fethi ve Türkiye Devleti’nin Kuruluşu. Uçların Teşkilâtı ve Uçlarda Hayat 4. Emeviler Devri B.İÇ İN D E K İL E R ö n sö z I. BÖ LÜ M O Ğ U Z L A R 'D A N ÖN CE A N A D O LU V E T Ü R K L E R S Ü G U U R B E Y L İ K L E R İ D E V R İ” 1. Birinci İmparatorluk Devri "Selçuklular Çağı" 3. Suguur(Uc) Beylikleri Devri 2. Tarsus Emir'i Yazmân'ın Bizans Gazaları D. Abbâsiler Devri 2. Bizans Gazâlarmda Türkler A. Anadolu Türk Birliğinin Yeniden Kuruluşu ve İkinci İmparatorluk (Türk Cihan İmparatorluğu) Devri. "OsmanlIlar Çağı" 5. Anadolu Beylikleri (Tavaif-i Müluk) Devri 4. Bizans'a Karşı Taarruza Geçmesi 3. Uçların İnhitatı 29 29 29 34 34 37 38 39 42 45 17 18 20 21 22 H O R A S A N ’DAN A N A D O L U 'Y A . Islâm Hilâfeti Hizmetinde Türkler A. Cumhuriyet Devri II. Amorion Seferinde Türkler B.

Malazgirt Meydan Muharebesi A. Oğuz Istilâsi Arifesinde Anadolu 2. Büyük Türk Muhacereti C. B t)L Ü M B Ü Y Ü K S E L Ç U K L U L A R D E V R İN D E B İZ A N S G A Z A L A R I V E A N A D O LU F Ü T U H A T I 1. Savaş Öncesi Anadolu'da Siyasi Durum B. Savaş Öncesi Selçuklular'da Siyasi Durum C. BÖ LÜ M Oğ u z l a r a n a d o l u 'd a 1. Savaş Öncesi BizanslIlar'da Siyasi Durum D.1 1 1 . Savaşa Giden Yol E. Selçuk Sultanlarının Oğuzlar'a Yurt Bulma ve Fetih Siyaseti IV. Selçuklular'ın İlk Anadolu Akınlan 2. Süleyman Şah'tan Önce Anadolu Fütuhatı 139 Oğ u z ÜNAL . Malazgirt Meydan Muharebesi ve Geçirdiği Saflıalar " 5. Sultan Alp Arslan Zamanında Bizans'a Karşı Gazâlar ve Anadolu Fütuhâtı 4. B Ö LÜ M M A L A Z G İR T T E N SO N R A A N A D O LU F Ü T U H A T I v e T Ü R K İY E D E V L E T İ'N İN K U R U L U Ş U 1. Türklerin İslâmiyeti Kabulü B. Malazgirt Zaferinin Akisleri ve Anadolu Fütuhâtma Etkileri 83 90 98 108 108 109 49 56 58 59 66 71 110 112 118 134 V. Anadolu'nun Türkler Tarafından Fethini Hazırlayan Sebepler A. Türk İstilâ ve Fütuhatının Doğu Anadolu'dan Orta Anadolu'ya Gelirken Takip Ettiği İstikametler 3. Sultan Tuğrul Bey Zamanında Bizans'a Karşı Gazalar ve Anadolu Fütuhatı 3.

Süleyman Süleyman Süleyman Süleyman ve Sonu 6. BÖ LÜ M N E T İC E N O T LA R KA YN AKLAR 205 219 245 181 196 198 202 HORASAN'DAN ANADOLU'YA . Türk Fâtihlerle Yerli Halk Arasındaki Kaynaşma 4. Süleyman Tarih Sahnesine Çıkışı 148 Sultanlığı ve Kurduğu Devlet 153 Anadolu Fütuhâtr 158 Büyük Selçuklularla Çatışması 164 Şah’tan Sonra "Türkiye Devleti” 166 Şah'ın Şah’ın Şah'ın Şah'ın VI. Anadolu'daki Hıristiyan ve Şamani Türkler 3. Türkmen ve Diğer Türk Uluslarının Anadolu'da Yayılışı 2. BÖ LÜ M T Ü R K İY E D E V L E T İN İN K U R U L U Ş Y IL L A R IN D A T Ü R K L E R T A R A F IN D A N F E T İH V E İSK A N E D İL E N A N A D O LU Ü L K E S İN E B İR B A K IŞ 1. Türkler'in Anadolu’da Yerleştikleri Veya Yeniden Kurdukları Şehirler V II.2. 3. 5. 4.

.

Türki'ye devletini kuran Türkiye Selçukluları ve onu takibeden Anadolu Beylikleri. yüzyıldan itibaren. Türk İstiklâl Savaşı ve Cumhuriyet devre­ leri Türkiye Devleti tarihinin nirengi noktalarıdır. Osmaniflar. Suguur ya da Avasım adı ile anılan uc vilâyetlerinde yaşamışlardır. Anadolu'nun Müslüman Oğuz Türkleri tarafından fethini ve Türkiye Selçukluları hanedanının öncülüğünde kuru­ lup günümüze kadar devam edip gelen "Türkiye Devle­ t i" nin kuruluşunun hikâyesidir. ♦ "İ’lâ-yi Kelime-t-ullah" A llah'm adını ve İslâm iyetin tevhid akidesini. Türkiye Devleti tarihinin ilk devresini "Anadolu'nun Fethi ve Türkiye Devleti'nin Kuruluşu" nu ve bu devletin temelini meydana getiren Oğuz (Türkmen) boy ve uluslarının Horasan'dan Anado­ lu'ya gelişlerini ve Anadolu'da yeni bir Türk Vatanı kur­ malarını ve bunun âmillerini ele aldık.feleri devrinde ortaya çıkan İslâm-Bizan: mücadeleleri ile başlar. şanına lâyık bir şekilde yüceltip yay­ ına demektir. Selçuklu ordularının bugün üzerinde yaşadığımız toprakları kanlan ile yoğuruşu ve bu topraklar üzerinde ebediyete kadar yaşayacak olan bir Türk Devleti'nin "Devlet-i Ebed Müddet " in kuruluşu belgeleriyle anlatılmaktadır. Islâm Devleti hizmetinde ve Hilâfet ordusu içinde. İlk olarak İslâm Devleti hizmetinde ve Hilâfet sancağı altında Anadolu'ya gelen Suguur Türkleri'nin ardından X I. Bu devrede Türkler. coşkun bir fetih ruhu ve gazâ ideolojisi ile Horasan'dan Anadolu’ya akan Oğuz boylarının. Bütün bu devreler içinde ele almarak incelenen Türkiye Devleti. tarihi ve siyasi bakımdan tam bir devamlılık ve bütünlük gösterir. Biz bu araştırmamızda. O halde bu kitap. "i'lâ-yi Kelime-t-ullah"* yolunda Anadolu'ya akınlar yapmışlar. yüzyılda "O ğuz" veya "Türkmen” adıyla anılan Türk boy ve uluslarının dalgalar halinde Anadolu'yu açarak kendile­ rine vatan yapmaları neticesinde "Türkiye Devleti" teşekkül etmiştir. 10 oğuz ÜNAL . Bu başlangıç devresini müteakiben X I.

h ürkler bundan böyle Hıristiyan Garba karşı Müslüman Şark'ın müdafii olmuşlardır. dünya tarihinin en önemli toprak parçalarından biridir. Daha XI. Mısır ve Mezo­ potamya ile birlikte en eski medeniyetler. Asya ile Avrupa. hayrete değer de­ ğişikliklere sahne olmuş. Yakın Doğu ile Balkanlar. Zira. Şark'ı ve özellikle İslâm dünyasını kurtaran eşsiz bir müdahale olmuştur. Aynı zaman­ da Oğuz boylarının Anadolu'yu Türk vatanı haline getir­ meleri ve burada bir Türk devleti kurmaları. Anadolu-Trakya (yani bugünkü Türkiye).ştir. Anadolu. Ancak derhal belirtelim ki. dünya çapındaki jeopolitik önemini tari­ hin hiç bir devresinde kaybetmemi. yüzyılın sonlarında Anadolu bir Türk ülkesi haline gelmişti. Marmara bölgesine doğru gidildikçe jeopolitik önem artar. Bu jeopolitik önemde olan ve X I. Anadolu'da kurulmuştur. bir iki asır içinde dünyadaki Türk nüfusunun en azından üçte biri Anadolu'ya göçtü. HORASAN'DAN ANADOLUYA 11 . Boğazlar. tarih boyunca. Bu değişikliklerin belki dc sonuncusu Türkler'in bu ülkeye gelmesidir. X III. cihân hâkimiyetine erişmek için ve dünya imparatorluğunu elinde tutmak arzusunda bulunan devlet için kilit noktasıdır. Akdeniz ile Karade­ niz arasında geçittir. Oğuz boylarının Anadolu'ya adım adım sahip olurlarken. bu nüfus hareketi rastgele insan yığınlarının gelişi şeklinde olmamıştır.Bu çağlar. yüzyıldan beri de " T Ü R K İ Y E " adi ile anılan Anadolu ve onun tamamla­ yıcı parçası Trakya. 'dünya nizâmı” mefkuresi ile görevli olduğumuz şuur ve ve heyecanı içinde medeni ve siyasi alanlarda büyük hamleler yaptığımız devirlerdir. bu toprakları vatan yapabilmek için nasıl çırpındıklarını Tarih sahnesinde ibretle seyretmek gerekir. yüzyılda ise bu kesafet müthiş bir şekilde arttı.

büyük bir imtihan vererek destan devri yaşayacak yüksekliğe erişmişlerdir. Fetihlerle A n ad o lu 'n u n Türkleşmesi ve İslâmlaşması. Haçlılar'a yaraşır bir vahşetle yıkmadı­ ğımıza. bu memlekete damgamızı öyle eşsiz iki hayat özü ile (Türklük ve Müslümanlık). Su şekilde bütün Anadolu topraklar: tarihi hatıraları. kızıyor. nesilleri üzülüyor. Bütün bu izahlarımız gösteriyor ki. sh. bu topraklar da Türk milletinin şuuruna ve kalbine yerleşmiştir. ziyaretgâhlan. bunların mezar ve türbeleri asırlarca ziyaretgâh oldu. Öyle ki. Bu şuur Osmanlılar tarafından "D in ü devlet. Birinci bölümde. Biz o düşman milletlerin yapıp bıraktıklarını o kadar geçtik ki. biz Türkler. Anadolu'da gazS ve fütuhat yapan Türk kahramanları etrafında destanlar teşkil edildi. İkinci bölümde. menkıbeleri. Türkiye tarihine başlangıç teşkil eden "Suguur Beylikleri" ele alanmış ve bu devrede *M ehm et Ş E K E R . bu vatanın artık başkalarına ait olması ihtimali kalmamış­ tır. koruduğumuza.Bu devrede Anadolu'ya gelen Türkler. Türkiye tarihinin devrelere taksimi ele alınmış ve bir tez olarak tarihi bir plân ileri sürülmüştür. mülk ü millet" formülü ile ifade edilmiştir. Yendi­ ğimiz düşman kitlelerinin meydana getirdikleri eiserleri. Bu husus karşımızdaki milletlerin hayatiyeti yanında bizimkinin ne kadar üstün olduğunu da göstermiştir. türbeleri ve evliyâ hikâyeleri ile vatan olmak için her türlü mane­ vi özelliği kazanmış ve böylece Türk milleti bu toprak­ lara. Buradaki büyük ve ebedi Türk şahsiyetini lâfla almadık. Bizans'a yakışır. Haçlı sürülerini bağrında eriten bu destan devri Anadolu'su gerçekten kahramanlar ve evliyâlar diyarı haline gelmiştir. imân ile kan'la bastık ki. Bu topraklan bir birinden ağır tarih hadiseleri yaratarak "yatan" yaptık. 8. U o ğ u z ÜNAL . bu vatanı lâfla kurmadık.* Kitabımız "Netice" ile birlikte yedi bölümden meydana gelmiştir. bugünün Türk-İslâm mefkuresini lâyıkıyla anlıyamayan.

Altıncı bölümde ise. Daha sonra Süleyman Şah'm fetihleri gözden geçirilmiş ve müteakiben Süleyman Şah'tan sonra Türkiye Devleti'­ nin Selçuklular devresi özet halinde anlatılmış ve Türki­ ye Devleti'nin hayatiyetinin temelleri gösterilmiştir. gibi meseleler HORASAN'DAN ANADOLSJYA 13 . Dördüncü bölümde. Bizans İmparatorluğu'nun ve Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nun içinde bulundukları durumlara ve bilhassa Türk ve İslâm âleminin Malazgirt savaşına ver­ dikleri önem ve manâ üzerinde kaynaklara dayanılarak durulmuş ve Malazgirt Zaferinin akisleri ve Anadolu fütuhatına etkileri ele alınmıştır. Türkiye Devleti'nin kuruluş yıllarında Türkler tarafından fetih ve iskân olunan Ana­ dolu Ülkesine kısa bir bakış yapılmış ve bu arada "Türk unsuru ile yerli etnik unsurların karışması". Bu bölümde. Büyük Selçuklular devrindeki Bizans gazaları ele alınmıştır. oldukça uzun bir şekilde teferruatiyle ele alınmıştır. Daha sonra üçüncü bölümde. Bu arada Malazgirt savaşı öncesinde İslâm âleminin. ve bu fütuhatın bazılarının zannetttikleri gibi gelişi güzel bir istilâ ha­ reketi (!) olmadığı anlatılmıştır. Malazgirt zaferini müteakip Anadolu fütuhatı ele alınmış ve bu devrede ilk h ürkiye Sultanı Kutalmış oğlu Süleyman Şah'm tarih sahnesine çıkışı ve Türkiye Devleti'nin kuruluşu incelenmiştir. Beşinci bölümde. "Türkmen nüfusunun Anadolu'daki dağılışı" vs. Sultan Tuğrul ve Sultan Alp Arslan zamanındaki akınlar ve savaşlar anlatılmıştır. Özellikle Alp Arslan devrinde vuku bulan ve Türkiye tarihi için bir dönüm noktası teşkil eden 1071 Malazgirt Meydan Muharebesi.İslâm Hilâfeti hizmetinde ve Hilâfet ordusu içinde görevli olan Türkler'in Anadolu'ya yaptıkları akın ve gazâlann tarihi gözden geçirilmiştir. Selçukluların ilk Anadolu akınları. Türk fütuhatı arifesin­ de Anadolu'nun durumuna temas edildikten sonra Ana­ dolu’nun Türkler tarafından fethini hazırlayan sebepler ve âmiller etraflıca gözden geçirilmiş.

Bu arada Anadolu'nun Türkleşmesi hususundaki yanlış görüşlere karşı çıkan ve bu konuda ilmi deliller gösteren Prof. Prof.üzerinde durulmuş ve bu meselelerin hallinde ''demogra­ fik âmiller"in önemine jşaret edilmiş. hiç bir iddia sahi­ bi değiliz. Kitabımızın netice bölümünde. Son olarak şu noktayı belirtelim ki. bütün araştırmaları­ mızın bir hülâsası yapılmış ve Türkiye Devleti'nin tarihisiyasi bütünlüğü ve devamlılığına ve hayatiyetine dikkat çekilmiştir. Anadolu'nun bir Türk nüfus üstünlüğü ve kesafeti sayesinde Türkleşmiş olduğuna dikkat çekilmiştir. Fuad Köprülü. Ömer Lütfi Barkan ve Prof. Sadece Türk tarihi araştırmalarının bugünkü seviyesinde Türkiye Tarihine kısa bir giriş yapmış bulu­ nuyoruz. Ocak m979-Ankara 14 Oğ u z ÜNAL . Türkiye Devleti'nin tarihi devamlılığt ve siyasi bütünlüğüne dikkat çekmekten başka. Osman Turan'ın tarih anlayışı aynen benimsenmiştir. M. Faruk Sümer'in görüş­ lerinden geniş ölçüde faydalanılmış ve bütün bu görüşleri üstün bir vukufla ve milii-islâmi bir tarih anlayışı ile ele alan rahmetli Prof. biz bu araştır­ mamızda.

.

.

.

(2) Türkiye tarihinin ilk muhteşem safhası olan bu devre kendi içinde şu tali devrelere aynlır: 1) 2) Anadolu Akınları ve Fetih Devresi (1015-1075) Anadolu'da Türkiye Devleti'nin ve Türkiye Selçukluları Saltanatının Kuruluş Devresi (1075-1192) Anadolu Türk Birliği'nin Kuruluşu ve Merkezileşme Dev­ resi (1192-1205) 3) 18 Oğ u z ÜNAL . Anadolu Türkleri'nin bütün felâketlerin menşeini "Baycu y ılı" adıyla 1243 Kösedağ mağlubiyetine bağlamaları doğru olmakla birlikte. Fakat Selçuklu veziri Muineddin Pervâne'nin 1277 yılında Moğollar tarafından idamından sonra Türkiye Selçuklu idaresi tamamen çökmüş. 1277 yılma kadar devam etmiştir. umumi vasıflarıyla Türkiye Selçukluîarı idaresi ve devlet nizâmı 1277 yılma kadar sürmüştür. " S E L Ç U K L U L A R Ç A Ğ I" Bu devre Oğuzlar’ın Anadolu akınlarına başladıkları 11. 1243 yılında Moğollar'ın. Türkiye Selçukluları ordusunu Kösedağ'da mağlub etmeleri ile Türkiye Devleti sarsılmış ve Türkler gittikçe artan bir Moğol nüfuzu altına girmeye başlamışlardır. iktisadi ve medeni hayat sukut etmiş ve Moğol hâkimiyeti altına giren Türkiye'de Selçuklu idaresi bir gölge halinde 1318 yılma kadar yaşamıştır. yüzyıl­ da başlar ve Türkiye Devleti'nîn kuruluşunu müteakip iki yüzyıl kadar devam eden parlak ve muhteşem bir medeniyet hamlesinden sonra Moğollar'ın Anadolu'yu istilâ ettikleri 1277 yılma kadar de­ vam eder.2. Anadolu'da gelişen ikti­ sadi ve medeni yükseliş. A N A D O LU 'N U N F E T H İ V E T Ü R K İY E D E V L E T İ'N İN K U R U L U Ş U . B İR İN C İ İM P A R A T O R L U K D E V R İ. Baycu Noyan kumandasında. Bununla beraber.

.

İşte bu istiklâl mücadeleleri sırasında başarı kazanan kumandanlar ve beyler etra­ fında ayrı ayrı beylikler teşekkül etmeğe başlamış ve Moğollar'ı Anadolu'dan atan bu beylikler daha sonra milli istiklâllerini kazan­ mağa muvaffak olınuşiardı. Anadolu Türk Birliği bozulmuştu. yanıp yakılmıştı. Anadolu. bir intikai devri olduğunu ifade etmek istemiştir. Turnadağ muha­ rebesi neticesinde lâğv. ANADOLU B EY L İK L E R İ (TAVAİF-! MÜLUK) DEVRİ Bu devre Mogollar'ın Türkiye Selçukluları saltanatına son ver­ dikleri ve dağıtılan hanedana mensup şehzadelerin Uc beyliklerine sığındıkları 1318 yılında başlar. Bütün Batı âleminin ordularını perişan eden. 20 Oğ u z ÜNAL . Türki­ ye Selçukluları zamanında fevkalâde mamur ve zengin bir ülke iken bilâhare zayıflamış ve fakirleşmiş. Moğollar'ın Anadolu'dan çıkışından sonra Anadolu'nun her tarafı bir bey tarafından işgal edilmiş ve Anadolu'da otuza yakın bayrak dalgalan­ mağa başlamış. Ancak Anadolu Türkü. Anadolu Türkü. önceki ve sonraki iki padişah arasındaki padişahsız geçen zaaf devresi anlamına gelmektedir ki. (3) Nitekim "fetret” . Bu zaaf ve intikal devresini müteakiben Osmanoğulları'nm Türkiye tahtına çıkmaları ile Anadolu Türk Birliği ve Türkiye Devleti yeniden ihya edilmiştir. Haçlı sürüle­ rine Anadolu'yu mezar yapan Anadolu Türkü ilk defa mağlup ol­ muş ve Moğol hâkimiyeti altına girmişti.3. Türkiye Selçukluları saltanatının sukücundan (1277-1318) Os­ manlI Padişahı Yavuz Sultan Selim'in Çaldıran Meydan Muharebesi'ni müteakiben Dulkadiroğulları hânedanını. Bu şekilde 1277'de Moğol Hâkimi­ yeti altına girmiş bulunan Türkiye Selçukluları saltanatı son bulmuş ve Anadolu Beylikleri (Tavaif-i Müluk) devri başlamış olur. bu Moğol hâkimiyetini hiçbir zaman kabul etmemiş ve istiklâlini kazanmak için amansız bir mücadcIeye girmişti. Moğol istilâsı devrinde çok fazla harap olmuş. Avrupa'nın en kudretli İmparatorluklarını ve Krallarını mağlup edip. ile doğu ve güney doğu Anadolu'yu zaptederek Anadolu Türk Birliği'ni yeniden ihya ettiği 1515 yılına kadar olan bu uzun devreye "Fetret Devri" demek uygun olur. bu devreyi bu şekilde isimlendirmekle bu devrenin Türkiye Devleti'nin hayatında bir kesinti.

Osmanlılar'ın Anadolu Türk Birliği'ni sağlayarak Anadolu'daki Hâkimiyetlerini kesin olarak kabul ettirdikleri tarihin 1515 yılı ol­ masına rağmen Osmanlılar Çağı'nı Osmanoğuliarı'nın istiklâl kazana­ rak Türkiye Selçuklularından boşalan Türkiye tahtına çıktıkları 1299-1300 yıllarından başlatmak yerinde olur. 2) 3) 4) 5) H O R A SA N 'D A N A N A D O L U 'Y A 21 . Türkiye tarihinin en muhteşem ve parlak safhası olan ve Türk­ lüğün "dünya nizâmı" ınefKuresi ile milli. Islâmi ve insani ideallerle yepyeni bir kültür ve medeniyet hamlesini temsil eden bu devreyi de kendi içinde şu tali devirlere ayırabiliriz: 1) Osmanlı Beyliği'nin Kuruluşu ve Anadolu Türk Birliği'nin Geçici Olarak Kurulduğu Devir: (1299-1402) Anadolu Türk Birliği'nin Dağılması ve Şehzadeler Kavgası­ nın Başlaması "Türkiye Tarihinde İkinci Fetret Devri" (1402-1413) Anadolu Türk Birliği'nin Yeniden Kuruluşu ve İkinci İmpa­ ratorluğun (Türk Cihan İmparatorluğu) Gerçekleşmesi Dev­ ri (1413-1520) Türk Cihan İmparatorluğu'nun Şevket Devri (1520-1699) Duraklama ve Çözülme Devri (1699-1918).4. A N A D O LU T Ü R K B İR L İĞ İ'N İN Y E N İD E N K U R U L U Ş U v e İK İN C İ İM P A R A T O R L U K (T Ü R K C İH A N İM P A R A T O R L U Ğ U ) O E V R İ : " O S M A r a iL A R Ç A Ğ !" Türkiye tarihinin münakaşasız şekilde en muhteşem safhası olan bu devre Osmanoğuliarı'nın istiklâl kazanarak Türkiye tahtına çık­ tıkları 1299-1300 yıllahndan başlar ve Osmanlı Hanedanının iktidar­ dan düştüğü ve Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açıldığı 1920 yılına kadar devam eder.

Ancak Anadolu Türkü. yüzyılda ilk Halifeler zamanın dan başlayarak 11. Çünki evvelâ. ya bizzat Halifeler veya H ilâ­ fet hanedanına mensup prensler veyahut da Bizans'a karşı gazâya memur olan hudut (uc) kumandanları ve emirleri tarafından sevk ve idare edilen Anadolu sefer ve gazâlarının tarihini de yazmak lâzım­ dır. İşte Türkiye tarihinin devreleri bundan ibarettir. Anadolu'nun fethine bir başlangıç teşkil eden ve 7.* Bu devrelerden birincisinin tarihini yazarken. ilerde yayınlanacak olan bir başka araştırm am ızda ele alınm ıştır. Cumhuriyet Devri adıyla anılan bu devre. Selçukoğullarmın idaresinde Anadolu'yu fetheden *Türkiye Devleti'nin bir bütün olduğu şeklinde ifade edilebilecek olan bu tezim iz. CUMHURİYET DEVRİ Türkiye Devleti. işte bu tarih süreci içerisinde Osmanlı hanedanının artık tarihi-siyasi fonksiyonunu kaybederek iktidardan düştüğü ve Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açıldığı ve Cumhuriyet'in üân edildiği 1920-1923 yılla­ rından başlar ve günümüze kadar gelir. Bu büyük tarih sürecinin dikkatle incelenmesinden anlaşılacağı üzere. Birinci Dünya Savaşı'ndan 1918 yılında mağlup ve perişan olarak çıkmış ve düşman sürüleri orta Anadolu'ya kadar ilerlemişlerdi. yüzyıla. 22 Oğ u z ÜNAL . Moğol istilâsı sırasında olduğu gibi. Türkiye Dev­ leti bir bütündür ve zaman zaman bazi kesintilere ve değişikliklere uğrasa da günümüze kadar devam ederek gelir. kadar Emevi ve Abbâsi ve daha sonra F a ­ tımi Halifeleri zamanında devam eden.5. yine silâha sarılmış ve amansız bir mücadeleye başlamış ve Türk İstiklâl Savaşı adı ile anılan muhteşem ve uzun bir bağımsızlık ve kurtuluş mücadelesinden sonra yine istiklâline kavuşmuş ve dev­ letini ihya etmiştir.

"Kerb Gazi". bugüne kadar yaşamakta olan "Battal Gazi".Oğuzlar. Anadolu fatihlerinden bazılarının. eski İslâm mücâhidleri gibi din uğrunda ve " i ’lâ-yi Kelime tullah" yolunda ''fi-sebll-illâh" gazâ ve fütuhât yap m ağa gelmişler ve kendilerini onların halefleri addederek "G azi" Unvanını almışlardır. Anadolu'nun Türkler tarafından fethinden önceki bu gazâ ve cihâd devresi Bizans İmparatorluğu'nu zayıflatmış ve gelecek Müslüman Türk fatihlerine uygun bir zemin hazırlamıştır. (4) Üçüncü olarak. (6) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 23 . Bundan başka. kendilerini eski İslâm mücâhidlerinin soyundan addedecek kadar eski İslâm gazâlarım ve gazilerini benimsemiş olmaları ve Anadolu halk edebiyatı arasında. Emevi Halifeleri zamanında Anadolu gazâlarım ya­ panların çoğu Arap mücâhidleri olsa bile Abbasi Hilâfeti devrindeki gaziler ekseriyet itibariyle Türk soyundandırlar ve binaenaleyh ken­ dilerinden sonra Anadolu'yu fethedenlerle aynı menşedcndirler. "Cüneyd Gazi" destanları başta olmak üzere eski İslâm fütühat ve gazâlarından bahseden birçok hikâyelerin bulunuşu ve bu devir kahramanlarına ait birçok türbe ve makamların -sahih olmasalar bile— halk arasında meşhur ve çoğu zaman kutsal birer ziyaretgâh olmaları. bu ilk İslâm gazâları devresinin Anadolu'nun Türkler tarafından fethine bir baş­ langıç olduğunu göstermektedir. Gerçekten Emevi ve Abbâsi Halifeleri Anadolu'nun fethini yıllarca mukaddes bir mefkure olarak yaşatmışlar (5) ve bu mefkureyi İslâmiyet! yeni kabul etmiş olan Türk gazilerine miras bırakmışlardı. İkinci olarak.

.

Adana. Bizans'a karşı kazanılan zaferler netice­ sinde bütün Suriye ve El-Cezire bölgeleri İslâm devletinin sınırları dahiline girdi.de ise Suriye ve Anadolu.A . hudut bölge­ leri ahâlisini iç bölgelere çekerek Müslimanların ilerlemelerini önle­ mek maksadiyle geniş bir bölgeyi boş bıraktı. Bu şekilde Ermeni'ye ve Azerbaycan'ın da fethiyle Bizans İmparator­ luğu ile hudutlar oldukça uzamıştı. İkinci Halife Hz. Fakat Müslimanlarla BizanslIlar arasındaki mücadeleler daha ziyade "Suguur El-Şam iye" ve "Suguur El-Cezire" denilen Tarsus. (9) Abbasiler devrinde bu hudut bölgesi oldukça gelişti.) ve Halife Hz. Ebu Bekir (R . İmparatorluğun hemen her bölgesinden gazâ 26 OĞUZ ÜNAL .) zamanında varılan hudut bölgesi. Islâm orduları daha sonraları bugünkü Güney-Doğu ve Doğu Ana­ dolu bölgelerinden kuzeye doğru ilerleyerek Kafkaslar'a varmışlardı. Bu boş hudut bölge­ sinde bulunan Bizans garnizonları.) devirlerinde bütün Suriye ve El-Cezire bölgelerini fethederek hemen hemen Toros dağlarına dayanmışlardı. Emeviler devrinde Suriye'deki ordugâhlardan (cund) Kınnesrin'e bağlı idiler. Karşılarına devrin iki büyük imparatorluğu olan İran ve Bizans ordularının çıkmasına rağmen İslâm ordularını durdurmak mümkün olmadı. Burada bulunan eski istihkâmları tamir etmek suretiyle içlerine askeri birlikler yerleştir­ diler. Maraş ve Malatya hattı üzerinde cereyan ediyordu. dış arazi) adını veriyorlardı. büyük değişikliklere uğramadan yüzyıllar boyunca İslâm-Bizans mücadele bölgesi haline gelmiştir. (7) Bu şekilde devamlı olarak Bizans'a karşı gazâya çıkan İslâm orduları bu boş araziyi işgâl etmeye başladılar. bu sahalara "Z a vâh i" (dış kısımlar. Bizans akınlarını önlemek maksadiyle Müslimanlar da bu boş hudut arazisine birlikler yerleş­ tiriyorlardı. Müslimanlar. Misis. Emevi Halifeleri zamanında bu bölgenin fethi tamamlanmış (8) ve bugünkü Kuzey-Doğu Anadolu (Karadeniz kıyılan hariç) ile Güney Kafkasya'nın en büyük bölümün­ de " E R M E N İY E " adı ile bir eyalet teşkil edilmişti. Maraş ve Malatya'dan meydana müs­ tahkem mevkiler.A . Bizans'a karşı yaz ve kış (Şayifa ve Şatiya) gazâlarına katılan birliklerin sayıları çoğalmıştı. Stratejik bakımdan ehemmiyetli olan ve bazı geçitlerin giriş­ lerinde bulunan Tarsus. İslâm ülkesine devamlı saldırıyor­ lar.A . Ömer (R. Böylece İslâm Orduları Halife Hz. Suriye'yi kaybeden Bizans İmparatoru Heraklios. Ömer (R . yağma ve katliamda bulunuyorlardı.

uc vilâyetleri deniliyordu. Muhammed (S. Bu kadar geniş bir sahanın bir ordugâhtan yönetilmesi zorluğunu anlayan Halife Hârun El-Reşid. Anadolu'yu fethetmek için aralıksız uğraştılar. Eyaiet-i Şamiye'nin merkezi Tarsus idi ve Kınnesrin valisine tâbi idi.). tertip etmiş olduğu büyük bir İslâm ordusu ile Konstantiniyye'ye kuşatmayı plânlamış.için gelen gönüllüler ve Halifelerin gönderdikleri birliklerin sayıları­ nın artması bazı idari güçlüklere sebep oluyordu.S. Bu vilâyetlerle "Suguur" yani hudut. Suguur HORASAN'DAN ANADOLU'YA 27 . 655 yılında bir vali iken. Bu şekilde bu iki uc vilâyeti daha sonra "El-Avâsım" adiyle müstakil bir idari bölge haline getirildi.)'in müjdesindeki büyük mertebeye ulaşmak için Konstantiniyye'yi feth etmeyi plânlamıştı.S. Muaviye (R . (10) Asya ve Afrika'nın en mühim kısımlarını ele geçiren Emeviler. Halife olur olmaz bu büyük idealini gerçekleştirmek amacı ile kudretli bir donanma teşkil et­ miş ve 674 yılında Bizans'ın başkenti Konstantiniyye üzerine sevketmişti. Anadolu fethinin ön hazırlıkları mahiye­ tindedir.A . Bizans'a gazâ yapmayı en önemli vazifelerinden biri saymış ve Hz.A . Halife Mehdi. Gerçekten ilk Emevi Halifesi olan Hz. (11) Abbâsiler Hilâfeti elde edince Anadolu fetihlerine ve Rum gazâlarma büyük bir ehemmiyetle devam olundu.A. Hz.)'in İstanbul hakkındaki hadisi Müslimanları devamlı olarak İstanbul'a çekiyordu.A .A . Hz.A. El-Cezire (Harrân) valisine tâbi idi. Muaviye (R . Ömer (R . zuhur eden iç mücadeleler olmasaydı. belki de Konstantiniyye'yi daha o zaman fethedebilecekti.)'in valisi iken tertip etmiş olduğu büyük bir donanma ile 649 yılında Kıbrıs adasını kuşatması. Eyalet-i Cezriye'nin merkezi ise Malatya idi ve bu eyalet de. Hemen her sene Şayifa ve Şatiya yani yaz ve kış gazâlan tertip ettikten başka birçok defalar. Marmara iç denizine kadar girip Bizans karasularında tam yedi yıl tutunan bu İslâm ordusu. fakat asıl he­ define varamamıştı. Muaviye (R . Daha Halife Hz. Güney-Doğu Anadolu'da "Eyalet i Şam iye" ve "Eyalet-i Cezriye" adı ile iki hudut âmiiliği (vilâyet) kurdu. büyük ordular ile Anadolu içlerine. Marmara ve Ege denizleri kıyılarına kadar geldiler ve hattâ iki defa da İstanbul'u kuşattılar.).). Bu şekilde Müslimanlarla BizanslIlar Anadolu'nun bu merkez kısmında bir asır kadar çarpışmışlardır. Peygamber (S. önüne çıkan İmparator Heraklios'un oğlu ikinci Konstans'ı Likya sahillerinde büyük bir bozguna uğratmış.

(16) Bu suretle Suguur vilâyetlerindeki Türk kumandanları. Allah yolunda cihâd yapan kimsedirler. (15) 9. (13) Gerek bu şekilde Hilâfet ordu­ sunda ve gerekse gönüllü olarak kendiliğinden gelen bu Türk birlik­ leri. güç ve nüfuz kazandılar. Halife Mehdi’nin halefleri zamanında ve bilhassa Halife Harun El-Reşid ve oğulları Halife Me'mun ve Halife Mu'tasım zamanlarında. büyük bir muhtariyet içinde. Ahlat. Tarsus. Malazgird ve Erzurum gibi serhad şehirlerine yerleştirildiler. Malatya.vilâyetlerine Horasan ve Maveraünnehir'den getirilen yeni birlikleri yolladı ki. bu birliklerin büyük bir kısmını Türkler teşkil ediyor­ du. özellik­ le 9. (m2) Türkler'in şecaati ve askerlik kabiliyeti malum olduğu için. Esasen Halifenin hassa ordusu da Türk birliklerinden teşkil edilmişti. (14) Halife Mu'tasım zamanında Türk ordusu Halifenin esas ordusu olarak teşekkül ettiğinden daha sonra Anadolu gazâlarına memur edilen emirler de tabii olarak. Türk beylerinden ve komutanlarından seçil­ diler. çok defa Halife'ye sadece ismen bağlı olarak. Adana. Bu suretle Anadolu'nun güney ve doğu kısımları kısmen Maveraünnehir Türkleri tarafından iskân olunmuştu. (18) 28 Oğ u z ÜNAL . Silvan. yüzyılın ortalarında Halife Mütevekkil zamanında Halifelik. Di­ yarbakır. "E m ir" (Prens) ve hattâ "M elik " (Kral) unvanmı taşırlar ve uc kumandanları arasından seçilirlerdi. Göynük. bütün Arap birliklerini terhis etti ve İslâm İmparatorluğunun ordusu Türkler'den ve ikinci derecede de İranlılar'dan ibaret kaldı. Başkumandanlar. Eski deyimle "M u râb ıt" yani serhadde kalıp. Maraş.(17) Türkler. Misis. bu birliklerin ardı kesilmedi. Anadolu fütuhatını ikmal ve devamlı olarak Rumlar'a karşı cihâd yapmak vazifesi ile mükellef bulunuyorlardı. yüzyılın ilk yarısında bu Türk nüfus fevkalâde arttı. Aynzarba.

devlet işlerine nüfuz edemediği gibi. Emevi Hilâfeti zamanında.) devrinde başladığı bilinmektedir. İslâmiyeti kabul etmiş olan Arap olmayan unsur yani Mevâli. çeşitli milletleri içine alan büyük bir imparatorluk haline gelmişti. ik­ tisadi ve içtimai bakımlardan da ikinci sınıf vatandaş muamelesi HORASAN'DAN ANADOLU’YA 29 . askeri. Bu ilk devirlerde Islâm Devleti. bu devrede Arap olmayan unsurlardan (Mevâli) genellikle istifade cihetine gidilmediği ve bu sebeple Mevâli'nin devlet kademelerinde fazla tesirli olmadıkları görülmektedir. A B B A S İL E R D E V R İ İslâm devleti. siyasi. Ömer (R . devletin idari ve askeri kadrolarında söz sahibi olamamaları. idari. Ancak devlet kan bağı ile birbirine bağlı olan sosyal bir sınıfın (Arapların) meydana getirdi­ ği hâkimiyet esasına dayanıyordu. bakımlardan tam manisiyle teşkilâtlanmadığı için gayri Arap unsurlardan ne maksatla olursa olsun istifade cihetine gidilmemiştir.A. vs. (19) Emeviler devrinde İslâm devletinin çeşitli kademelerinde çalı­ şan Türkler'in sayıları son derece azdır ve bunlar da umumiyetle askeri maksatlarla istihdam edilmişlerdir. (20) B. Fet­ hedilen ülkelerin sakinlerinin büyük bir kısmı zamanla İslâmiyeti kabul ettikleri halde. Türklerin İslâm devleti hizmetine girmeleri Halife Muaviye (R.1.)'nin son yıllarında başlamıştır. Emevi hânedanının bir asır kadar devam eden iktidarı sırasında fevkalâde büyük fetihlerin yapılmasına ve muhtelif milletlerin İslâm devleti hâkimiyetine girmelerine rağmen. İSL A M H İL A F E T İ H İZ M E T İN D E T Ü R K L E R A.A . Emevi hânedanının takip ettiği siyasetin bir netice­ sidir. E M E V İL E R D E V R İ Türkler ile Müslimanlar arasındaki ilk askeri ve siyasi münase­ betlerin Halife Hz.

siyasi tecrübeleri ve askerlik kabi­ liyetleri bakımından da İmparatorluk içinde bir denge unsuru olabilirlerdi. özellikle doğu eyaletleri halkı ve Horasanlılar. Kardeşi Emin ile aralarında meydana gelen iktidar mücadelesi sırasında cereyan eden olaylar (23) Me'mun'un Arap ve İranlı un­ surlara güvenini sarsmıştır. Arap olmayan unsurların bu hoşnutsuzluğundan isti­ fade eden Abbâsiler. İslâm tarihinde ilk defa Türk kumandanları­ nın Halife'nin yanında seferlere katıldığı. İhtilâlle beraber Arap1ar ve bilhassa Suriyeliler için hâkimiyet devri sona ermiş oluyordu. isyanların bastırılmasında 30 Oğ u z ÜNAL . (21) Kaynakların bildirdiğine göre. devletin idari ve siyasi ma­ kamlarını paylaştılar. yalnız basit bir hükümet darbesi ve bir hânedan değişmesi değil. İslâm devletinden Emevilerin yerine Abbâsilerin geçmesi. Arap olmayan unsurlar. Bu siyasetin neticesinde Me'mun'un son yıllarında Türk­ ler. uzun ve kanlı bir ihtilâlden sonra Emevileri bertaraf ederek Hilâfeti ele geçirdiler. Hilâfet ordusu içerisinde sayı ve nüfuz itibariyle çok önemli bir yer işgal etmişlerdi. Horasan'da bulunduğu sırada yakından tanımak imkânı bul­ duğu ve oldukça iyi münasebetler kurmuş olduğu Türkler. İslâm İmparatorluğu içinde Arap ve İranlı unsurların nüfuzuna karşı çıkabilecek yegâne kuvvet olup.görüyordu. Türkleri sistemli olarak orduda görevlendirmeğe başlamış ve hattâ bunu bir devlet politikası haline getirmişti. Arap unsur ile Mevâli arasındaki fark ortadan kalktı ve hattâ Mevâli. askeri ve siyasi kadrolarının büyük bir kısmı Arap olmayan unsurların ve özellikle İranlılar'ın eline geçti.(22) Ancak Türkler'in Hilâfet ordusu içerisinde etkin bir şekilde ve sistemli olarak görev­ lendirilmesi ilk olarak Halife Me'mun zamanında vuku bulmuştur. yeni bir kuvvete ihtiyacı vardı. (24) Bu şekilde Halife Me'mun. Devletin idari. Abbâsilerin iktidara gelmelerinde oynadıkları rolden ötürü. Arap unsura karşı üstünlük bile kazandı. Halife Mansur olmuştur. aynı za­ manda İslâm tarihinde bir dönüm noktasıdır. Türkler'! devlet hizmetinde ilk olarak kullanan. Bu durumda Me'mun'un Arap ve İranlı unsurların İmparatorluk siyasetine etkili olmak için yaptıkları mü­ cadelede bir denge unusuru olabilecek ve devlet idaresinde kendi­ lerine istinad edilebilecek yeni bir kadroya.

Afşin. İbn Havkal'ın bildirdiğine göre. "Abbâsi Halifeleri muhafız birliklerini meydana getirmek için Maverâünnehlr'den Türk askerleri getirttiler. Aşnas. itaatte kusur etmemeleri ve kudret sahibi olmaları. kenar mahallelerde Türkler'e sal­ dırmaktan ve hattâ öldürmekten de geri durmuyordu. Hilâfet ordusunun en seçkin sınıfını meydana getiri­ yordu". umumi bir hoşnutsuzluğun meydana gelmesine sebep olmuştu. Me'mun'un ölümü üzerine Türkler'e dayanarak Hilâfeti ele geçirmiştir.Türk kumandanlarjnın görevlendirildiği görülmektedir. açıktan açığa Türkler'e karşı gelemiyor ise de. Türkler'in askeri hayata istidatları. Mu'tasım. onların Halifele­ rin muhafız birliklerini meydana getirmede esas sebebi teşkil ediyor­ du. Bu arada Türk­ ler hakkında. Onlara ipekli ve işlemeli elbiseler giydiriyor ve sırmalı kemerler bağlatıyordu. Türkler. (26) Halife Mu'tasım. Halife oJduktan sonra ilk icraatmdan itibaren ordu­ nun başına ve devletin mühim siyasi ve idari görevlerine pek az istisnasiyle daima Türkler'i getirmiş ve bütün önemli faaliyetlerini Türk­ ler vasıtasiyle başarmıştır. Halifenin de müsamahasından istifade ederek Bağdad'ı adeta bir talim sahası haline getirmişlerdi. Bunlar ordunun diğer kısımlarından çok üstün idiler. Halifeye oldukça sert ve acıklı müracaatlar da yapılı­ HORASAN'DAN ANADOLU'YA 31 . Esasen Me'mun'un Hilâfeti sırasında Türkler'den ordu teşkil etmek görevi Mu'tasım'a verilmiş ve Türk birlikleri hep Mu'tasım’ın maiyetinde bulundurulmuş idi. İnak ve Boğa el-Kebir hep Halife Me'mun devrinde temayüz etmişlerdi. (27) Mu'tasmrın Halife olması üzerine. (25) Bu siyasete Halife Mu'tasım zamanında daha etkin bir şekilde devam edildi. Bu şekilde Türkler'le devamlı olarak birarada yaşayan Mu'tasım. Müteakip yıllarda siyasi ve askeri sahalarda önemli roller oynayacak olan Türk kumandanları. h ürkleri ordu­ nun diğer kısımlarından bu üniformaları ile ayırıyordu. Türk askerlerine kumandan olarak geldikleri bölge­ lerin asilzadeleri tâyin ediliyordu. Halk. Türk askerlerinin ordunun diğer kısımlarından ayrı kalmasına özel bir itina gösteriyordu. Türkler'den meydana gelen süvari birlikleri. Türkler'in ordu içindeki sayı­ larının ve nüfuzlarının kısa zamanda büyük ölçüde artması ve onlara ordu içinde özel bir muamele yapılması.

İslâm devletinin askeri siyasetinde ve kadrolarında meydana gelen değişiklikleri bu şekilde görmüş oluyoruz. Türkler'in İslâm İmparatorluğu içindeki nüfuzlarının ne derece tesirli olduğunu açıkça göstermektedir. süsleme ve resim sanatı­ nın derin izleri vardı. çarşılarını ve sosyal tesislerini bizzat kendileri inşa ediyorlardı. Afşin. başta muhafız birlikleri olmak üzere bütün devlet dairelerini bu yeni şehre nakletti. Sâmerrâ'nın kurulmasına sebep olan Türkler. Bağdad'da olduğu gibi burada da özel ve itinalı bir muameleye mazhar olmuşlardı. bütün ihtiyaçlara cevap verecek durumda olmalarına önem veriliyor ve Türkler'in diğer unsurlarla mümkün mertebe temasa geçmemelerine gayret gösteriliyordu. Bu değişiklikler. Şeh­ rin en güzel yerlerine onlar iskân edilmişlerdi. İlk fetihlerden itiba­ ren İslâm ordularının en fazla faaliyet gösterdikleri bölgelerin başın­ 32 Oğ u z ÜNAL . Mu'tasım. çeşitli Türk ülkelerinden kızlar getirtiliyordu. Hattâ Türk­ ler'in yabancılarla evlenmelerini önlemek maksadiyle. (29) Hilâfet merkezinin Bağdad'dan Sâmerrâ'ya nakli. Aşnas. (30) Abbâsiler'in iktidara gelmesinden sonra. Artık "Sâm errâ Devri". Türkler'in oturdukları mahallelerin. başkent Sâmerrâ dışında. Türk birlikleri kendi kışlalarını. Böylece Hilâfet merkezi resmen Sâmerrâ'ya nakledilmiş oluyordu. Ayrıca Bağdad'ın tefessüh etmeğe başlamış olan içtimai havası Türkler'in saf bozkır ahlâkını da bozmağa başlamıştı. kışla ve garnizonlarda Türk yapı. 835 yılında Bağdad'ın kuzeyinde. diğer bir deyişle "İslâm İmparatorluğunda Türkler'in İktidar Devresi" başlamış olu­ yordu.yordu. daha Halifeliğinin ikinci yılında. saraylarda. tam manâsiyle Türkler'in ihtiyacına ve zevkine göre kurulmuş bir şehirdi. (28) Sâmerrâ. Binalarda. muhafız birlikleri ile birlikte Hilâfet merkezini Bağdad'dan başka bir yere nakletmeğe karar vermiş ve bir yer aramağa başlamıştı. Türkler'in diğer unsurlarla karışmamalarına özel bir dikkat gösteriliyordu. Dicle nehri kıyısında bir yer tesbit edildi ve bir yıl sonra da 836 yılında tesbit edilen yerde Sâmerrâ adiyle yepyeni bir şehir kuruldu ve Halife. en açık olarak Suguur vilâyetlerinde de görülmektedir. Hakan Urtuc. Vasif el-Türki ve İnak gibi Türk kumandanlarına ayrı ayrı araziler tahsis olunmuş ve maiyetleri ile birlikte oralarda yerleşmeleri sağlanmıştı.

hareketinin yavaşlamasına ve hattâ giderek duraklamasına rağmen. Halife Hârun el-Reşid. Halifenin bu derece itima­ dını kazanan Türkler'e elbette devletin en önemli askeri bölgesi olan "El-Avâsım"da da görev verilmiştir. saray muhafızlarını Türkler'den teşkil etmiştir.da Bizans ile olan hudut hattı yani uçlar gelmektedir. E lçi heyeti gelince. Anadolu içlerine akın yapm akû idiler. (32) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 33 . uçlardaki gazalar devam etmiştir." Bu rivayetten de anlaşılacağı gibi. "Hind hükuındarı Halife Hârun el-Reşid'e çeşitli hediye­ ler getiren bir elçi heyeti gönderdi. Onlar da iki saf meydana getirdiler. (31) Suguur ile alâkası olmasa bile. Halife. Abbâsiler'in ilk devirlerinde Halifelerin Türkler'e karşı gösterdikleri itimadı ortaya koyması bakı­ mından bkd ei-Ferid'de kaydedilen bir rivayeti burada zikretmek te faydalıdır. Türk­ ler'e saf yapmalarını emretti. Emevi hânedanının son zamanlan ile Abbâsiler devrinde. Uçlara yerleş­ miş bulunan birlikler hemen her yıl. Türkler zırh giyiyorlardı ve gözleri hariç diğer yerleri zırhla örtülü idi. fetih.

Halife Hârun El-Reşid'in ölümünden sonra oğulları Emin ile Me'mun arasında ortaya çıkan iç harp. Bu şekilde Türkler. Halife Me'mun'un son yılları ile Halife Mu'tasım devrinde. A fşin'­ in kuvvetleri tarafından çok zor bir durumda bırakılan Babek. ordu içinde hâkim duruma geldikten sonra. İmparator'u Halife'ye karşı müştereken 34 OĞUZ ÜNAL . Halife'nin Babek isyanını bastırmakla meşgui olduğu. İslâm İmparatorluğunun iç karışıklıklarından istifade ederek. siyasi ve idari sahalarda da ağırlıklarını hissettirmeğe başladı­ lar. bunu gerçekleştirmek için fırsat bekliyorlardı. B i­ zans'a yapılan sefer ve gazalarda Türkler faal bir rol oynamışlardır. B İZ A N S G A Z A L A R IN D A T Ü R K L E R Abbâsiler devrinde Halife Me'mun ile başlayan Hilâfet ordusun­ daki Türk askerlerinin sayılarını artırma siyaseti. A M O R İO N S E F E R İN D E T Ü R K L E R Bizans İmparatorları. Heraklios devrinde Araplar'a geçen Suriye ve Filistin'i Müslümanlardan geri almayı. kısa zamanda Türkler'in Hilâfet ordusunun esas unsurunu teşkil etmeleri sonucunu do­ ğurmuştur. isyanın lideri Babek'in Bağdat'a karşı birlikte hareket teklifi Bizans'ta çok müsait karşılanmıştı. A. bütün kuvvetlerini Türk komutanların­ dan Afşin kumandasında bu asi üzerine gönderdiği bir sırada. Halife Mu'tasım devrinin ilk zamanlarında İslâm-Bizans hudut­ larında sükunet devam etmişti.2. Bizans'ın Frikya hânedan'ından İmparator Theophilos. Fakat. dini bir borç olarak kabul ediyorlar. Bizans'ın tarihi emellerini gerçekleştirmek sevdasına düştü. Theophilos'a elçiler göndererek. onu takip eden karışıklıklar ve nihayet uzun zamandan beri Azerbajy'can havâlisine hâkim olan ve gittikçe büyüyerek nüfuz sahasını güneye doğru genişleterek İslâm İmpara­ torluğu için çok tehlikeli bir hal alan Babek isyanı.

çok metin bir adam olan Halife Mu'tasım bile. Yirmi beş bin esir ile ve muazzam bir zafer alayıyla İstanbul'a döndü.000 kişiden fazla bir ordu ile IslâmBizans hududunu çiğnedi ve Kilikya'ys girdi. Mu'tasım'ın doğduğu şehir olan Zibatra (bugünkü Doğanşehir) ve havâlisini yakıp yıktı. Malatya tarafından Anadolu'ya giren ikinci kısmına ise Türk kuman­ danlarından Afşin kumanda ediyordu. İki koldan Bizans topraklarına giren Hilâfet ordusunun. Bizans'a karşı yapılan İslâm seferleri içinde önemli bir yeri olan Amorion seferinin başarı ile neticelenmesinde Türkler'in payı büyüktür. Bu davet üzerine İmparator Theophilos 837 yılında harekete geçerek 100. (33) 19 Haziran 838'de Tarsus'tan hareket eden Halife kumandasın­ daki ordunun ilk hedefi Ankara idi. öncü kuvvetleri komutanı olması hasebiyle Aşnas'a verilmişti. kendisini tutamayarak gözleri yaşarmış ve intikam almağa ye­ min etmişti. olaylar kendine anlatılır­ ken. Bu uzun ve aynı zamanda düş­ man arazisinde geçecek olan yolculuk esnâsında. Bizans İmparatorluğu'nun önemli şehirlerinden oian ve İmparator'un mensup olduğu ailenin yaşadığı Amorion (İslâm kaynaklarında Amuriye) üzerine sefere çıktı. ordunun güvenliği­ ni temin etmek vazifesi. Ayrıca Bizans ordusu hakkında bilgi toplamak ve zahire temin etmek vazifeleri de Aşnas'a havâle olunmuştu. vücudlarmı kızgın demirlerle dağlamak gibi vahşiyane işkence­ lerle öldürttü. Halife Mu'tasım'ın maiyetin­ deki birliklerin öncü kolları Türk kumandanlarından Aşnas’ın. Yapılan zulüm. Tarsus ve Gülek Boğazı yolu ile ilerleyen esas kısmına bizzat Halife. Seruc (bugün­ kü Suruç)'dan hareketle Derb El-Hades üzerinden Bizans toprak­ HORASAN'DAN ANADOLU'YA 35 . o kadar vahşice olmuştu ki. Afşin'in emrindeki diğer ordu birlikleri de hemen hemen tamamına yakın Türkler'den meydana geliyordu. gözlerini oydur­ mak. Babek gailesini bertaraf ettikten sonra büyük bir ordu ile 838 yılında.harbe davet etmişti. Bu kumandanların maiyetlerindeki birliklerde tamamen Türkler'den müteşekkildi. kadın. artçı kuvvetleri Boğa El-Kebir'in ve sağ kanat kuvvetleri de Inak’ın ku­ mandası altında idiler. Ayrıca bu sefer bütün İslâm dünyasında çok geniş akis­ ler uyandırmıştı. çocuk ayırmadan. Halife Mu'tasım. Ordunun ikinci kısmına kumanda eden Afşin. Buralardaki Müslümanları.

Eskişehir'de Amorion'un müdafaası için kuvvetler gönderdik­ ten sonra Halifeyi karşılamak ve tehlikeyi bertaraf etmek gayesiyle orta. Kızılırmak sahilindeki' Bizans ordugâhına ulaşınca. Ancak bu sırada başlayan yağmurun yay kirişlerini gevşetmesi ve karanlığın basması üzerine. Bu ordu Afşin'in kuman­ dasındaki ordu idi. 1 Ağustos'ta şehri muhasaraya başladı. . Daha önce tesbit edilen plân gereğince Halife ile Ankara'da buluşacaktı. önce bu tehlikeyi bertaraf etmek arzu­ suyla Afşin'in üzerine yürüdü. ordunun süvari grubunu meydana getiren Türkler'in şid­ detle taarruza geçmeleri ve ilerlemekte olan Bizans ordusunu müthiş bir ok yağmuruna tutmaları. sağ cenahda Afşin ve sol cenahda da Aşnaş bulu­ nuyordu. öğle­ ye doğru. Halife ile Afşin'in birlikleri Ankara'da buluştular. Anadolu'ya hareket etti ve Kızılırmak sahilinde karargâh ku­ rarak İslâm ordularını beklemeğe başladı. 838 Mayıs'ında İstanbul'dan hareket etti. Bir kaç günlük bir istirahatten sonra ordu yeniden tanzim edildi. Bir haftalık yolculuktan sonra Amorion önlerine gelen Abbâsi ordusu. Anadolu içlerinde ilerlemeğe başladı. Bizans Anadolu'su kendi kaderi ile ve Türkler'le başbaşa kaldı. orada bulunan Bizans kuvvetleri de dağıldılar. Şim di merkezde Halife Mu'tasım. Afşin'in ön saflarında bulunan Arap ve Ermeni birlikleri yavaş yavaş gerilemeğe ve hattâ kaçmağa başladılar. İm­ paratorun yanında kalan sadık kumandanları ve az sayıdaki kuvvet­ ler.larına girerek. Şiddetli bir şekilde başlayan muharebenin ilk safhası Bizans­ lIlar lehine gelişince. İmparator vC yanmdakilier hayatlarını güçlükle kurtarabildiler ve gece karanlığından istifade ile kaçtılar. Kaynaklar bu muhasarada Türkler'in 36 Oğ u z ÜNAL . İmparatorun da İstan­ bul'a dönmesi üzerine. İmparatorun mağlubiyet haberi. Halife. Bizans İmparatoru ile Afşin'in ordu­ ları bugünkü Kaz-Ova'da muhtemelen Temmuz ayı başlarında kar­ şılaştılar. muharebenin kaderini değiştirerek B i­ zans ordusunun saflarının karışması ve dağılmasına sebep oldu. Nihayet 12 Ağustos'ta İslâm ordusu şehre girdi. İmparator. Fakat bu sırada ikinci bir ordunun doğudan ilerlediğini haber aldı. ku­ mandanları arasında şehrin etrafını çeviren suru taksim ederek birliğin hücum edeceği kısmı gösterdi. Afşin'in birlikleri tarafından kuşatıldı. Bu şekilde. Islâm ordularınm ülkesine karşı harekete geçtiğini öğrenen B i­ zans İmparatoru Theophilos.

ve özellikle Afşin'in birleklerinin temayüz ettiğini belirtirler. (34) Bu sefer, Müslüman Türkler'in Anadolu içlerine ilk girişi idi...

B. A M O R İO N S E F E R İN D E N SO N R A Y A P IL A N B İZ A N S G A Z A L A R IN D A T Ü R K L E R Amorion'un fethinden sonra İslâm-Bizans mücadeleleri daha ziyade karşılıklı akınlar şeklinde devam etmiştir. Her iki taraf da bir fetih siyasetinden çok küçük akınları tercih ediyordu. Bunda iki İmparatorluğun dahili durumlarının büyük payı vardır. Halife Mütevekkil'den itibaren Abbâsi Halifelerinin Türkler ile mücadeleye girişmeleri ve uzun süre tahtta kalamamaları, Bizans'a karşı eskiden olduğu gibi geniş bir askeri harekâta girişmelerini, hatta Halife'nin sefere çıkmasını önlüyordu. Bizans imparatorları ise, Aglebiler'in Sicilya ve güney İtalya'ya karşı giriştikleri fütuhatı durdurmakla meşgul idiler. Suguur şehirlerindeki İslâm garnizonları, umumiyetle yaz aylarında, Bizans hudut garnizonlarının kuvvetlenmesini önle­ mek, İslâm ülkesine karşı taarruza geçmelerine mani olmak ve gani­ met ele geçirmek için hemen her yıl Bizans'a akınlar yapmakta idiler. Suguur vilâyetlerindeki kuvvetlerin Anadolu içlerine yaptık­ ları bu devamlı akınlara karşılık Halifeler artık şahsen seferlere hiç katılmıyorlardı. Ancak bazan merkezden bazı kuvvetleri yardım için Anadolu'ya akına gönderiyorlardı. (35) Halife Mütevekkil, Türkler ile arasının bozulması üzerine Dımâşk'a geldi, fakat orada da istediği huzur ve emniyeti bulamayınca tekrar Sâmerrâ'ya döndü ve Boğa El-Kebir'i Ucda bırakarak, B i­ zans'a karşı sefer yapmasını emretti. Halife Mütevekkil bu hareke­ tiyle, Bizans seferini değil, Boğa'nın merkezden uzak kalmasını sağlamayı düşünüyordu. Halifenin emri üzerine 858 Ağustosunda harekete geçen Boğa El-Kebir, orta Anadolu'da Ankara yakınların­ daki Samalu'yu fethetti. Boğa'nın bu tarihten sonra Anadolu'daki faaliyetine dair kaynaklarda bilgi yoksa da, onun bundan böyle muhtemelen Suguur'da kalarak gazâlara katıldığı anlaşılmaktadır. Halife Mütevekkil'in katlinden sonra Hilafet mkamına geçen Muntasır, kısa süren Halifeliğinin son aylarında Türk kumandanla­ rından Vasif El-Türki'yi Bizans'a karşı sefere memur etti. Bu sefer de aynen Boğa'nın seferinde olduğu gibi, Vasif'in merkezden uzak­

HORASAN'DAN ANADOLU'YA

37

laştırılmasını temin etmek amaciyle tertip edilmişti. 15 Haziran 862'de Sâmerrâ'dan hareket eden Vasif eî-Türki, Temmuz başlarında Bizans ülke.sine girdi. Halife, bu sefer esnasında Vasif'e yazdığı mek­ tupta, seferin sonunda merkeze dönmemesini, dört sene Suguur'da kalarak Bizans'a gazâ yapmasını emrediyordu. Ancak Halife Muntasır'ın ölüm haberini Suguur'da alan Vasif'in seferden sonra derhal merkeze döndüğü anlaşılıyor. Bu sırada Hilâfet merkezinde taht mücadeleleri ve siyasi entri­ kalar devam ederken uçlarda da Bizans'a karşı gazâlar eksik olmu­ yordu. Hilâfet merkezinde bulunan Türk kumandanları iktidar kavgaları ile meşgul olurlarken, Suguur'da bulunan Türk kumandan­ ları da, siyasi entrikalardan uzak, Anadolu'ya akınlarına devam ediyorlardı.(36)

C. T A R S U S E M İR İ Y A Z M A N 'IN B İZ A N S G A Z A L A R I Halife Mu'temid devrinin sonlarına doğru, Tarsus emiri olan Türk kumandanı Yâzmân'ın Bizans gazâları, İslâm İmparatorluğu'nun Bizans'a karşı taarruzi harekâtının son safhasını teşkil eder. Yâzmân'ın Tarsus'a ne zaman geldiği ve bu zamana kadarki askeri ve siyasi faaliyetleri hakkında bilgimiz yoktur. Yalnız 882 yılında Eylül ya da Ekim aylarında Ahmed b. Tolun'un kumandanı Halef el-Fergani tarafından hapsedildiğini, kısa zaman sonra Tarsus halkının onu hapisten çıkararak H alefe cephe aldığını, bunun üze­ rine Ahbed b. Tolun'un Adana'ya kadar geldiğini, fakat Tarsus üzerine yürümeyerek geri çekildiğini ve bu tarihten sonra da Yâzmân'ın Tarsus'ta yarı müstakil bir emir olarak hüküm sürdüğünü kaynaklardan öğreniyoruz. 882 yılında Tarsus emiri olduğu anlaşı­ lan Yâzmân'ın bu tarihten önce Suguur'a gelmiş ve askeri icraatda bulunmuş olması icabeder. İmparator I. Basilaios devrinin sonlarıyla, V I. Leon devrinin başlarında, Bizans'ı en fazla tâciz eden İslâm kumandanı hiç şüphe­ siz Yâzmân idi. Kara ordusunun yanında ufak bir filo kurup kara­ dan ve denizden Bizans'ı tehdit eden Yazman, Tarsus'ta idareyi ele geçirdikten sonra, hemen hemen her sene gazaya çıkıyor, esir ve ganimetlerle Tarsus'a dönüyordu.

38

Oğ u z ÜNAL

Yâzmân'ın Bizans'a karşı son seferi 89m yılındadır. Türk kuman­ danlarından Ahmed b. Togan'ın Tarsus'a gelerek maiyetine girmesiy­ le kuvveti artan Yâzmân, emrindeki ordu ile 891 yılı Ekim ayında Tarsus'tan hareketle Salandu'yu kuşattı. Muharebe sırasında kaleden mancınıkla atılar bir taş Yâzmân'ı ağır bir şekilde yaralayınca, İslâm ordusu geri dönmek zorunda kaldı. Sedye içinde askerlerinin omuzunda taşınan Yâzmân, 22 Ekim 891'de yolda vefat etti. Nâşı Tarsus'a getirilerek Bâb El-Cihâd'da defnedildi. Yâzmân, Bizans'a karşı yapılan gazâların zayıfladığı bir sırada Tarsus'ta bulunan ve ekseriyetini Türkler'in teşkil ettiği gazilerin başında Bizans gazâlarına yeni bir hız vermiştir. Karadan ve deniz­ den yaptığı akınlar neticesinde, herhangi bir kale ve şehrin kesin olarak Müslimanların eline geçmemiş olmasına rağmen, bilhassa uc bölgelerine yeni bir canlılık getirmiş ve Bizanslılar'a ağır kayıplar verdirmiştir. Bizans İmparatorluğunun başına Makedonya sülâlesinin geçmesi ile, tarihinin en kudretli devirlerinden birisini yaşadığı bir sırada, kazanılmış olan bu başarılar Yâzmân'ın askeri kudretini ortaya koymaktadır. Onun ölümünden sonra Suguur'dan Bizans'a yapılan taarruzlar giderek zayıflayacak ve artık taarruz sırası Bi­ zans'a gelecekti. (37)

D. B İZ A N S 'IN K A R Ş I T A A R R U Z A G E Ç M E S İ İki buçuk asır kadar devam eden İslâm-Bizans mücadeleleri sırasında Türkler Anadolu'da tam manâsiyle müstakil bir devlet kurmuş değillerdir. Anadolu'ya fatih olarak değil, Halife'nin asker­ leri olarak gelmişlerdir. Aynı zamanda Anadolu'da bir değil, bir kaç Türk imareti mevcuttu. İmaretlerin teşkilâtı, Abbasi İmparatorlu­ ğunun vilâyet teşkilâtının aynıdır. Resmi dil Arapça idi. (38) İslâmlar ile BizanslIlar arasında cereyan eden devamlı savaşlar sonunda Anadolu'da Rum nüfusu, yüzyıllar geçtikçe biraz daha azaldı. Nüfus kıtlığından zor duruma düşen Bizans, Balkanlar'dan getirtttiği Hıristiyan ve Şamani Peçenek, Kuman ve Uz gibi Türk uluslarını Suguur'da savaşan Müsliman Türkler'e karşı Bizans sı­ nır vilâyetlerine yerleştirmek yoluna gitti. Bu gayrı müslim Türk­ ler, Bizans sınırını yüzyıllarca Müsliman mürkler'e karşı savundu­ lar. (39)

HORASAN'DAN ANADOLU'YA

39

BizanslIlar, 928 yılında insiyatifi ele alarak karşı taarruza geçtiler. Erzurum ve çevresini Müslimanlardan geri aldılar. 934'de Suguur vilâyetlerinden Eyalet-i Cezriye'nin merkezi olan Malatya, kahramanca bir savunmadan sonra, Bizans'ın eline düştü. Bütün gay­ retler boşa çıktı ve bu mühim topraklar bir daha Bizans'tan geri alınamadı. (40) Bu sırada Bizans, Makedonya hânedanının idaresinde, tarihinin en kudretli devrilerinden birini yaşıyordu. 948'dc BizanslIlar, Maraş'ı da Müslimanlardan geri aldılar ve bu şekilde, Müslimanları A h ırMalatya-güney-doğu Toroslar zincirinin güneyine kadar geri atmış oldular. Bizanslılar, bir hamlede doğu ve güney-doğu Anadolu'nun en büyük kısmını geri almışlardı. Bu tarihten sonra Müslimanların bazı muvaffakiyetleri görüldü ise de, bunlar tamamen mevzii vakıa­ lara münhasır kaldı ve Bizanslılar, Selçukoğulları'nın Yakın Doğg'ya inmelerine kadar, bu üstün vaziyetlerini muhafaza ettiler. İmparator Nikeforııs Fokas, G irit ve Kıbrıs'ı Müslimanlardan geri aldığı gibi, Gazianteb'i de işgâl fetti; hattâ İslâm dünyasının en büyük şehirle­ rinden biri olan Haleb'e girip şehri yağma etti. (41) Bizanslılar, 964'te Adana, Misis ve Tarsus'u da alıp Müslimanları Klikya'dan attılar. Yüz binlerce Müsliman, Arap ülkelerine göçtü; kalanların bir kısmı da Hıristiyan oldu. Çünkü İslâm ülkelerinde milyonlarca Hıristiyan serbestçe yaşadığı halde, Hıristiyan ülkele­ rinde Müsliman azınlığa müsamaha edilmiyordu. 966'da Bizansılar, Diyarbakır, Antakya, Halep civarına kadar geldiler. 969'da Antakya Bizans'ın eline düştü. Bu mühim-başarılardan sonra Bizanslılar, Van gölüne ulaştılar ve bu bölgelerdeki Müslimanları da kovdular. 973'te BizanslIlar, İslâm dünyasının en büyük şehirlerinden birisi olan Diyarbakır'ı bile muhasara ettiler, fakat Müslimanların büyük bir feragat ve kahramanlıkla müdafaa ettikleri bu şehri alamadılar. Bunun üzerine Bizanslılar, güney-batıya döndüler; Humus, Baalbek, Beyrut gibi bazı şehirleri alıp Akdeniz'in doğu kıyılarına ulaşmış oldular. (42) Bundan sonra Müslimanlar, Bizans'ı çok kanlı savaşlardan sonra binbir güçlükle Lübnan ve Suriye'nin mühim şehirlerinden çıkarabildiler. Fakat Bizans işgali, Van gölü bölgesinde devam etti. 933'te Erciş ve Malazgirt, 103Q'da Urfa Bizanslılar'ın eline düştü. Van golünün kuzeyindeki Ermeni ve Gürcü ülkelerindeki krallıklar,

40

Oğ u z ÜNAL

Bitlis. Vaktiyle 100. Hakkâri bölgeleri yani en güney-doğu Anadolu kalmıştı.000 atlı çıkaran Suguur vilâyetleri mahvolmuştu. yüzyıllar süren Müsiiman akınları Ana­ dolu'yu geniş ölçüde hırpalamış idi. (46) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 41 . cihâdlardır. Diyarbakır'daki Mervâni'ler. Yakın Doğu'ya müdahale etmek üzerelerken.Miisliman tâbiiyetinden çıkarak Bizans'ı metbu tanıdılar. Siirt. (43) İkibuçuk asır devam eden bu savaşlar sonunda 11. Mardin. Bu suretle Bizans hâkimiyeti. (45) Bu devrin en bariz hususiyeti. Suguur vilâyetlerinde çarpışan bu Murabıt Türkler. İs­ lâm âlemi'nin Bizans karşısındaki durumu bu idi. Allah yolunda cihâd etmek üzere Suguur'a gelen yüzbinlerce mücâhit Türk'ten eser kal­ mamıştı. Bununla beraber. yüzyılın baş­ larında Bizans. Anadolu'yu geniş ölçüde hırpala­ mışlar ve yarım asır sonra soydaşları olan Müsiiman Oğuz Türkleri tarafından vuku bulacak olan Anadolu fütuhâtına müsait bir zemin hazırlamışlardır. Anadolu'da Müslimanların elinde ancak Diyarbakır. (44) jşte Oğuzlar. Suguur vilâyetlerine ait olan toprakların çoğunu işgal etmişti. Azerbaycan'daki Müsâfiri'ler gibi Müsiiman devletleri bile Bizans tarafından haraca bağlanmış­ lardı. uzun ve kanlı mücadelelerle Bizans Anadolu'sunu zaafa uğratmışlar. Van gölünün doğusuna ve Kafkas dağlarına kadar ulaştı.

Bu ucun merkezi Tarsus idi. Murad suyu kenarındaki Arsamosat. Nişabur. Fustat ve Dimaşk gibi birinci derecedeki İslâm şehirlerinden sonra gelen Buhara. Ahlat. İbn Havkal'm bu rivayeti mübalağalı olsa bile. bu şehrin de doğunun büyük ve mamur şehirlerinden olduğunu söylüyor. Erciş ve Kemah idi. Aynzarba. Bu ucun ikinci derecedeki şehirleri Misis. İbn Havkal. diğer eserlerden biz Tarsus'un Bağdad. Haruniye. Musul ve Haleb şehirleri ayarında olduğunu söyleyebiliriz. İlk zamanlardanberi mevcut olan şark ile garp arasındaki kara yollarının mühim bir kısmı buralardan 42 OĞUZ ÜNAL . Arap müelliflerinin "Suguur" ya da "El-Avâsım" adıyla andıkları " U c " ülkeleri üç kısma ayrılmıştı: 1. bütün şarkta bu azamette pek az şehir gördüğünü ve şe­ hirden her zaman yüz bin atlı muharibin çıkmakta olduğunu zikre­ der.C E Z İR E UCU).i Ş A M İY E (Ş A M Y A DA S U R İY E UCU). Rey. 10. yüzyılın başında bu ucu gezmiş olan İbn Havkal.E Y A L E T İ E R M E N İY E (E R M E N İY E UCU).3. Maraş. Kuzey doğu Anadolu (Karadeniz kıyıları hariç) ile güney Kafkasya'nın en büyük bölümünü içine almak üzere genellikle Doğu Anadolu’da kurulmuş olan bu ucun en mühim şehirleri Kalikala (yani eski Erzurum) ile Bitlis. Malazgirt. Adıya­ man. 2.-] C E Z R İY E (E L . Harput. Fırat kenarındaki Samsat. Göynük ise üçüncü derecede müstahkem mevkiler idi. Amid. Meyyafarikin. (47) Çok münbit ve mahsuldar olan uc ülkeleri aynı zamanda büyük ticaret yollarının uğrakları idiler.EY A LET .e y a l e t . UÇLARIN T EŞK İLA T I VE UÇLARDA HAYAT Yukarıda İslâmlar elinden çıkıp Bizans'a geçtiğini gördüğümüz. Erzen (bugünkü Garzan civarında) bu ucun ikinci derecedeki şehirleriydi. Antakya ve Adana idi. 3. Bu ucun mer­ kezi Malatya idi.

bilhassa 9. (49) Bu mücâhid ve murabıtların şehit olmak veya ecelleri ile ölmele­ ri suretiyle azalmaları da söz konusu değildi. Bundan başka uc şehirlerinin mühim bir kısmı İslâm ilim ve edebiya­ tı tarihinde meşhur olan pek çok şahsiyetin de doğup yetiştikleri ve yaşadıkları yerlerdi. Daimâ muharebe­ ye hazır yüz bine yakın mücâhid çıkaran uc halkı her vakit harp hayatı yaşarlardı. Tövbe eden günahkârların bir kısmı da din uğrunda muharebe yaparak günahlarını affettirmek için uca gelir­ lerdi. Amid. aynı zamanda müstahsillerin ve tüccarların da karargâhı olmuştu. Uçtaki şehirler hem istihsal yapıyorlar ve hem de ticaretle uğraşıyorlardı. aynı zamanda bir deniz ticaret filosuna da mâlik bulunuyor ve doğu Akdeniz'deki diğer memleketlerle de ticaret yapıyordu. yani Suriye ucu. Ucda yetişen veyahut hariçten gelerek buraya yerleşen âlimlerin. Bunlardan Şam. yalnız mücâhidlerin ve murabıtların de­ ğil. Erzen ve Kalikala yani eski Erzurum idi. yüzyıldan itibaren. Antakya. Bu sebepten dolayı büyük ve zengin şehir­ ler ve kasabalar meydana gelmişti. Horasan ve Türkistan diyarlarından pelen gazilerdi ki. buradaki medreselerde tâbiatiyle dini ilimler ve bilhassa hadis ilmi diğerlerinden daha kuvvetli ve yaygın idi. Bu mutasavvıflar içinde İbrahim İbn Ethem El-Belhi ve Abd Allah İbn Mübarek gibi bütün Müslimanların son derece kıymet verdikleri şahsiyetler mevcuttu. Malatya. mutasavvıf ve fakihlerin ve diğer yazar ve ediplerin adlarını ve hayatlarını eski vekayinalerdcn ve hâl tercümesi kitaplarından alarak burada saymağa kalksak. muhaddislerin.geçmekte idi. Yalnız Tarsus'ta yetişen muhaddislerin sayısı yüzden fazladır. Misis. sayfalar doldurmak icap eder. Meyyafarikin. Muhtelif cins ve soylara mensup olan bu mü­ nevver zümrenin toplandıkları en mühim kültür merkezleri Tarsus. Çünkü devamlı olarak HORASAN’DAN ANADOLU’YA 43 . Bununla beraber şark edebiyatının iftihar edeceği şahsiyetlerden Kalikalalı Ebu Ali El-Kali ile Meyyafarikin'li Abd El-Rahim İbn Nubata ve büyük şair Misisli Ebu '1-Abbas El-Nami gibi zatlar da uçtan yetişmişlerdi. Uc halkının esas vazifesi din uğrunda savaş olduğu için. bunların büyük ekseriyetini Türkler teşkil ediyordu. İkinci sırada ise muta­ savvıflar yer alıyordu. Fakat uçtaki mücâhid ve murabıtların en büyük kısmı. (48) İrili ufaklı 200 kadar şehir ve kaleyi ihtiva eden uc ülkelerinin nüfusu birkaç milyondan fazla tahmin olunabilir. Bundan başka her taraftan zahitler ve dindarlar uca gelerek gazâ farizasını yapmak ve fazla sevap kazanmak için cihâda iştirak ederlerdi. Kesif bir nüfusu besleyen bu şehirler.

4) muhtelif zenginlerin bağışları. 3) muhtelif İslâm ülkelerinde uc gazileri için yapılan vakıflardan gelen gelirler (Bu vakıflar Mekke ve Medine için yapılan vakıflar kadar mühim bir yekuna ulaşmış idi). bazan da "m elik" ve hattâ "sultan" unvanını bile taşırlardı. 5) İslâm hükümdarlarının ve bilhassa Halifenin yardımları. içlerinden birini başbuğluğa seçiyorlar ve tasdikine sunmak üzere Halifeye bildiriyor­ lardı.İslâm ülkelerinden. (50) Hariçten gelen mücâhidler ile devamlı olarak takviye olunan uc ordugâhlarının başlıca geçim ve gelir kaynakları şunlardı: t ) Bizzat uc bölgelerinin ziraat ve zanaat bakımından istihsali. (51) Suguur beylikleri hiç bir zaman muayyen ailelerin elinde kalmı­ yordu. Bu sayede uçta yüz bine yakın mücehhez büyük bir ordunun bütün ihtiyaçları temin olunabiliyordu. bilhassa Horasan ve Türkistan'dan gelen yeni mücâhidler ve murabıtiar eksilenlerin yerlerini dolduruyorlardı. 2) Uc bölgele­ rinin ticaret gelirleri. kendi adlarına para bastırırlar. (52) 44 Oğ u z ÜNAL . bazan "em ir". Uçtaki mücâhid komutanları toplanarak. Suguur beyleri. bir nevi askeri cumhuriyet idiler. Diğer bir deyişle uçlar.

Yalnız Şam (Suriye) ucu. Bu yüzden ıramdanh emirleri El-Cezire ve Ermeniye ucunu iyi müdafaa edemediler. İstiklâl kazanmış olan muhtelif bölgelerin emirlerini zorla kendine itaat ettirmek isteyen Halife El-Mu'tadıd. yüzyılda Deylemlilerin Irak'ı istilâsı ve Bağdad Türkler! ile mücadeleleri ve nihayet Büveyhoğulları ile ElCezire'ye hâkim olan Hamdanoğulları arasında uzun ve kanlı bir mücadele başladı ve yıllarca devam etti. yahut geç­ mekte oldukları memleketlerin hükümdarlarının siyasi ihtiraslarına H O R A S A N 'D A N A N A D O L U ’Y A 45 . Bu hadise uc kıyılarının düşman taarruzlarına açık kalmasına ve Bizans'ın denizlerde İslâmlara üstünlüğüne sebep oldu. yani Klikya bölgesi. Gelenler de çok defa yollarda sefaletten perişan olup dağılıyorlar. Bundan sonra. Irak ve El-Cezire ümerâsını tedip ettikten sonra 900 yılında uca gel­ miş ve Tarsus büyüklerini tevkif ettikten başka ucun harp donanma­ sını da yaktırmıştı. bjrbirleri ile mücadele eden İslâm hükümdarlarının uçlara maddeten ve nakten yapmakta oldukları yardımların tamamen kesilmesine sebep olmuştur. yüzyılda cereyan etmiş olay­ larda aramak gereklidir. UÇLARIN İNHİTATI Bizans İmparatorluğuna karşı iki asır kadar muzafferiyetle ve galibiyetle mücadele ve mukavemet etmiş olan uclarm düşmesinin ve Bizans'm galebesinin sebeplerini 10.4. Horasan ve Türkistan diyarlarından geknekte olan gönüllüler yollarda iaşeleri ve sair ihtiyaçları temin edilemediği için artık eskisi gibi sık sık gelemiyorlardı. Ayrıca bunlara ilâveten Büveyhoğulları hânedanına mensup prenslerin birbirleri ile mücadele­ leri de başladı. İşte bu ve benzeri siyasi olaylar muhtelif ülkelerdeki uc vakıflarını da inkıraza şürüklemiş. Mısır'a ve Suriye'nin çoğuna hâkim olan Ihşitoğullan hükümeti Afrika'dan ikide birde gelmekte olan Fatimi orduları ile uğraştığından uca yardım etmek imkânını bula­ mıyordu. Nitekim evvelâ bu uc elden çıkmış­ tır. asayişsizlik zenginlerin yardımla­ rını azaltmış. Halep hükümdarı Hamdanoğlu Seyf el-Devle'nin şeciane mücadelesi sayesinde bir müddet daha mukavemet etti. yine 10.

alâkadar bile olmamıştı. BizanslIlar uc halkının bir kısmını her türlü vahşetle öldürmüşler ve bir kısmını da hicrete mecbur etmişlerdi. bu devirde Anadolu'ya akın ederek Bizans'ın belli başlı dayanak noktaları olan bu ülkenin şehirlerinin ve müstahkem mevkilerinin çoğunu harap 46 Oğ u z ÜNAL . bütün dağ silsileleri şarktan garba doğru birbirine muvazi olarak uzanan ve bilhassa Anadolu'nun güneyini çeşitli kademeli duvarlar halinde Suriye ve El-Cczire'ye karşı ören. o yüzyıllarda Bizans İmparatorluğunun karada ve denizde en kudretli askeri teşkilâta sahip bir devlet olmasında ve bunun yanı sıra bir de istilâ hareketi­ nin. 10. şimdiye kadar ellerinde tuttukları Anadolu topraklarını bırak­ mak gibi elim ve feci bir akibetle bitmiş olmakla beraber.alet edilerek uca gönderilmiyorlardı. halefleri ve ümerâsı arasında ortaya çıkan münazaalar ve ayrılıklar. yüzyılın ikinci yarısında İslâmlarm hezimet ve felâketleri ile. Orada kalanlar ise Hıristiyanlığı ve Bizans tâbiiyetini kabule mecbur tutulmuşlardı. pek yakın olan Anado­ lu ülkesini alamayışlarının diğer bir sebebi de. Ü ç asır aralıksız bir şekilde devam eden ve bize büyük bir halk tarihi ve halk destanları ve edebiyatı bırakan ve zamanımıza kadar hamaset ve kahramanlık hatıraları yaşatan bu gazâ ve cihâd devri. Bizans'ın çeyrek asır süren sürekli mücadelelerine ve saldırılarına karşı Halep emiri Seyf el-Devle'den başka bir kimse mücadele etmek şöyle dursun. Bu emirin 967 yılında ölümünü müteakiben. yüksek dağ zincirlerinin aralarındaki dar geçitlerden vukua gelmesi ve Bizans kıtalarının İslâm ordularına karşı geçitlerde şiddetli müdafaaları ve hele İslâm orduları orta Anadolu'ya girdikten sonra gerek karadan ve gerekse denizden çıkarılan kuvvetlerin çekilmelerine mani olmak için ulaşım yolu olan bu dar g e ç iliri kapatmaları ve hareket üslerinden oldukça uzaklaşan İslâm kıtalarının Suriye ve El Cezire ve hattâ Suguur ile irtibatlarını kesmeleri ve bilhassa dönüş sırasında yolları kesilen bu kıtaları çok müşkil duruma sokmaları ve ekseriya perişan etmeleri gibi coğrafi durumun meydana getirdiği askeri harekâtta aramalıdır. ucun şim­ diye kadar bin bir müşkilâtla dayanabilen kısımlarının da elden çıkmasına sebebiyet vermişti. (53) İslâm ordularının İspanya ve Türkistan gibi Hilâfet merke­ zinden çok uzak olan ülkeleri açtıkları halde.

.

tarih boyunca.ili. kuzeyden ve güneyden önemli bir iz bırakan taarruz­ lara uğramadığı halde. B Ö L Ü M Oğ u z l a r a n a d o l u ’d a 1. büyük istilâ ve göçlere maruz kalmıştır. o ğ u z ISTbLASI A R İF E S İN D E A N A D O LU Kuzeyden ve güneyden büyük dağlarla çevrili bulunan ve bütün vadileri ve ovaları doğudan batıya doğru uzanan Anadolu kıt'ası. H O R A S A N ’D A N A N A D O L U 'Y A 49 . tarihin muhtelif çağlarında doğudan «e batı­ dan derin değişiklikler ve izler bırakan.

(55) Gerek Anadolu'nun bu eski kavminin ve gerekse Hititlerin Turani menşeden geldikleri ve dolayısiyle Türk oldukları yolundaki iddialar ise tamamen asılsız olup. Romalılar. Şimdilik sadece "Proto-Hitit" veya '’Asianique" adı verilen bu halkın milâttan evvel 40. bu ülkeye ol­ dukça uzun süren bir sulh ve sükun devri açmış ve Anadolu İranlI­ ların bütün gayretlerine rağmen istilâdan korunmuştur. fakat hemen daima parçalanmış bir halde yaşayan A n ad o lu lu Iran hâkimiyetine sokmuştur. ilmi bir görüşü aksettirmekten ziyade. Hititlerin en haşmetli devrinde birleşmiş olan. Anadolu bu istilâdan itibaren Oğuzlar'ın gelişine kadar bu şekilde derin ve muazzam iz bırakan istilâ ve göçler görmemiştir. bir zamanlar Cumhuriyet Türkiye'sine hâkim olur gibi olan yanlış bir tarih görüşünün mahsulüdür.Anadolu'nun en eski ahalisinin adı ve menşei henüz tesbit edi­ lememiştir. Make­ donya İmparatorluğu'nun istilâsı. onların İmparatorluğunu ve devletlerini yıkanlar Trak kavmine men­ sup olan Tön'ler. yüzyıldan itibaren arya kavimlerinin büyük muhacereti başladığı sırada Anadolu'ya gelmiş bulunan Hititler ile diğer küçük kavimler. Löt'ler. Hititlerin yıkılışından beri siyasi birliği kaybolan ve Iranlılar tarafından geçici olarak kurulan birliği çok kuvvetli bir şekilde kurmuşlar ve bir dereceye kadar da 50 Oğ u z ÜNAL . Anadolu'nun bu eski kavminin üzerine yerleşmiş ve onlarla karışmışlardır. vb gibi küçük kavimlerdir. yalnız siyasi değişiklik yapmış. Milâttan evvel 25. ancak Anadolu'da kurmuş oldukları teşkilât. Iran İmpara­ torluğunun istilâsı. hem siyasi olmuş ve hem de Helen medeniyetini Anadolu!nun her tarafına yaymış olmak iti­ bariyle kültürel bakımdan çok ehemn>iyetli ve derin tesir yapmış ve bu tesir yüzyıllarca devam etmiştir. Kapadok'lar. onlann hâkimiyetinden Anadolu ırk bakımından pek az müteessir olmuş. Miz'ler. Bitin'ler. Milâttan evvel 11. Frig'ler. Paflagon'lar. yüzyıldan itibaren dağılmaya ve hâkimiyet­ lerini kaybetmeğe başlayan Hititler'in üzerine gelen kavimler içinde. Romalılar'ın istilâsına gelin­ ce. Komagen'ler. Muşhi'ler. Helenler'in Anadolu sahillerindeki şehirleri ve müstemlekeleri içerilere doğru pek fazla nüfuz edemeyip kenarlarda kalmış ve ırki olmaktan ziyade kültürel ve iktisadi bakımdan müessir olmuştur. yaptıkları büyük yollar ve bu yollar üzerinde vücuda getirdikleri müstahkem kaleler ve şehirler sayesinde. yüzyıldan itibaren bu kıt'ada yaşadığı ve daha sonraki yüzyıllarda şehirler kurduğu zannolunmaktadır.

(56) Milâdi 6 . yüzyıldan itibaren bu ülkede Hıristiyanlığın yayılışı ve daha sonra Ortodoks kilisesinin kuruluşu ve kilisenin din lisanı olan Helen dilinin ibadetler ve dini kitaplar sayesinde yayıl­ ması çok tesir etmekle beraber yine bu ülke ahalisini Elenleşîirememiştir. İlk İslâm gazâları ve bundan sonra vuku bulan Türk fütuhâtı zamanında Anadolu'da yaşayan bu Hıristiyan halkın Hitit dillerinin o zamana kadar gelmiş olan şekillerini veya Trak dillerini konuşup konuşmadıkları münakaşa edilebilirse de.bu ülkeye kültürel ve iktisadi bir birlik ve düzen vermeğe uğraşmış­ lardır. Hitit ve Trak ırklarma mensup olan kavimlerinin evlâdı bulunan ve şimdiye kadar vukua gelen bu kadar istilâ ve göçlere rağmen Anadolu yerli halkının ekseriyetini meydana getiren asıl kitle de. yüzyılın başlarında vukua gelen İranBizans mücadeleleri. Helen lisanı ancak büyük şehirlerde geçen dİn. Anadolu'nun ancak çok mahdut bir kısmına yerleşmiş olan Samiler hariç olmak üzere diğer kavimler. Bunu takip eden İslâm-Bizans mücadelesi ise birkaç yüzyıl sürekli olarak devam etmiş ve bu çarpışmalar Anadolu'nun daha fazla harap olmasına sebep olmuş­ tur. Anadolu’nun eski Asianique. sahillerde ve belki ancak bir kısım büyük şehirlerde konuşulabilmiştir. (57) HORASAN’DAN ANADOLU’YA 51 . yüzyıl ile 7. yani bu kıt'anın eski ahalisi olan Asianique'ler ile bunların üzerine gelmiş olan Hititler ve bunların üzerine gelmiş olan üçüncü kesif insan tabakası olan Traklar birbirlerine karışmışlar ve Oğuzlar'ın Anadolu'ya gelişlerine kadar Anadolu halkının büyük bir kısmını teşkil etmişlerdir. Ancak romalıların Anadolu'da Helen kültürünü yaymak husu­ sundaki faaliyetleri de ancak bir dereceye kadar başarılı olmuş ve fakat tam bir semere vermemiştir. Milâttan sonra 3. bütün siyasi ve dini tesirler karşısında yine kendi âdetlerini ve mahalli dillerini mu­ hafaza etmişlerdi. ilim ve edebi­ yat dili halinde kalmış. ülkenin çeşitli bölgelerinde her iki büyük kavmin dillerinin de varlıklarını devam ettirebilmiş olması ihtimali kuvvetle mümkündür. Ortodoks kilisesini tanımayan ve ayrı bir kilise meydana getiren Ermeniler Trak dilleri grubundan olan kendi lisanlarmı muhafaza ederek Elen dil ve edebiyatına şiddetle mukavemet ettikleri gibi. Anadolu için büyük bir felâket olmuş ve bu ülkenin şehir ve kasabalarının büyük bir kısmının bu yüzden harabe haline gelmesi ile sonuçlanmıştır.

Eser olarak da sanatsız. Oğuzlar'dan önceki Bizans Anadolu'su için tarihlerden bîlnları buluyoruz. Oğuzlar'dan önceki Anadolu. Bizans için iki noktadan dnemliydi: — Vergi almak. zulümler ve bunları bUtünleyen felâketler. bücür kilise yıkıntıları ve kaba kale duvarlariyle karşılaşı­ yoruz. B a durum. kıtlıklar. 755 yılında bir kısım Bulgar Türkleri Tohma ve Ceyhan ovalarına yerleştirildi. Hıristiyan mezhep imtiyazlarının boğazlaşmaları gibi.Bizans'ın Makedonya hânedanı zamanında Bardas Sclerus ile Bardas Fokas tarafından çıkarılan ihtilâller ve bu yüzden meydana gelen iç harpler. Bizans Anadolu'su din ve mezhep kavga­ larının sahnesidir. Bu imkânların sürekliliği amaciyle de gerekli tedbirlere başvuru­ lur. Kilise baskıları. Bundan dola­ yıdır ki. En akıllıca çare olarak da "Türkler'in karşısına Türkler'! çıkartmak" düşünüldü.. İslâm taarruzlarının duraklamasından beri sulh ve sükuna kavuşmuş ve yeniden tanzim ve imar edilmeğe başlanmış olan Anadolu'nun haraplığmı ve sefaletini bir kat daha artırdı. ekonomik ve sosyal yönden tam bir kargaşa ve aıiarşi görüntüsü verir. Ne var ki bu savaşlar halka kan kusturan birer âfet olurdu. Malazgirt’ten sonra yeşeren ve genel bir adlandırma ile 'Türkiye Selçuklu Medeniyeti" denilen kültür ve medeniyet hamle­ sinde Doğu Roma ya da Bizans kültürü ve medeniyetinin hiç bir izi yok gibidir. Bizans komutanlarının savaşa giderken kendi topraklarını yağmala­ dıklarını yazarlar. ülkeyi yüzlerce yıllık Doğu Roma medeniyetinden büsbütün yoksun kılmıştır. 730 yılından başlayarak Türkler'in Hilâfet ordusu saflarında ve "i'lâ-yi Kelime-t-ulİah" uğrunda "fi-sebil-illâh" giriş­ tikleri akınları engelleyebilmek için köklü tedbirlere başvurdular. salgınlar. Asker toplamak. İşte bugün. Sürgünler. Daha sonraları Balkanlar'dan getirtilen Hıris­ tiyan ve Şamani Peçenek. Bir de. Kuman ve Uz gibi Türk ulusları Suguur'da savaşan Müsliman Türkler'e karşı Bizans sınır vilâyetlerine yerleşti­ 52 Oğ u z ÜNAL .. Anadolu uğruna savaşlara girişilirdi. Bizans tarihçileri. Bizans Anadolu'su.. (58) BizanslIlar.. kaleler onarılır. kıyımlar.

Bu çağa girerken Doğu Anadolu hemen tümüyle ” Ermenistan" adını taşıyordu.. yukarı Fırat'ın suladığı bir kısım arazi ile Murat suyu yakalarını ihtiva ediyordu. Erzincan'ın merkez ol­ duğu bu tem. 11. Büyük Ermenistan. Anadolu'ya yayılma çağlarıydı. ve 7. Bu uzun dönem boyunca Hilâfet sancağı altında İslâmiyet uğrunda savaşan Türkler'in tek kazançları. Kızıl­ ırmak ve Tohma havzalarına göçmüşlerdi. ilkin Doğu Anadolu'ya. Bizans sınırını yüzyıllarca Müsliman Türkler'e kar^ savundular.(61) 11. Seyfüddevle ile Bardas arasındaki savaşta Bizans İmparatorluk ordusunun önemli bir bölü­ münü Kapadokya'da yaşayan Türkler meydana getirmişti. İmparator Romanos Le Kapen zama­ nında teşkil edilen bu tem. yüzyılda İmparator Heraklius'un halefleri zamanında büsbütün değiştirilmiş ve Anadolu 18 temaya (Eyalet) ayrılmıştı. Kars. (59) 947 yılında. Ermeni göçlerini daha da etkiledi. İşte bütün bu durumlar nedeniyle Bizans. Anadolu içlerine böylesine girmelerinin başlıca sebebi. 8 . Bu sa­ vaşlarda yurtları büyük zulümlere.rildi. Akınlar. Yüzyıl artık Türkler'in Anadolu’yu açma. daha sonra Yeşilırmak. göçler. yüzyıldan başlayarak karşı ideallerin ve dinle­ rin güçleri durumunda olan Türkler’e vuruşma alanı olmuştu. Ermenilerin. Halbuki Ermeniler gerçek anlamda. ” Büyük Erme­ nistan" denilen ve bugünkü Erzincan. yüzyılda Doğu Anadolu'daki temalar.. tabii felâketler.) Mezopotamya Temi. Doğu Anadolu'da sık sık yeni teşkilâtlanmalara girişmişti. ayaklanmalar. Bir kısım Ermeniler Dersim’in sarp arazisine sığındılar. Müsliman Türkler'in Anadolu akınlan. Van ve Diyarbakır yörelerini kapsayan geniş bölgede bile tam bir vatan an­ layışı ile yerleşememişlerdi. Ararat Dağı çevre­ sinde 15 il’e. (60) Türk fetihlerine kadar Anadolu karışıklıklardan kurtulamadı. Muş. Bu gayri müslim Türkler. el değiştirmeler. Harput ve havali- HORASAN’DAN ANADOLU'YA 53 . Palu. yüzyıllardaki Bizans-Iran savaşlarıydı. Anadolu. (9. Anadolu’nun coğrafyasını. 6 . Arşamoşat. Bizans İmparatorluğu’nun Anadolu'da yapmış olduğu mülki ve askeri teşkilât 7. Erzurum. strate­ jik konumunu ve diğer bütün özelliklerini yakından tanımak oldu. Divriği. baskılara ve yıkımlara uğrayan Ermeniler. kilise kavgaları. Demek oluyor ki. Kemah. Küçük Ermenistan (Fırat'ın batı yakası) ise 3 il’e bö­ lünmüştü.

Büyük bir kısmı İslâmlardan geri ahnan topraklar üzerinde teşkil edilen bu tem. orta çağdan itibaren. doğuda Azerbaycan ile Anadolu'yu ayıran kalın dağ silsilesini takip ederek kuzeye doğru uzanıyor ve Ani şehrinin doğusundan geçerek Çoruh nehrinin döküldüğü yere kadar varıyordu. (64) 54 Oğ u z ÜNAL .sini jçine alıyordu. (10. (62) 11.) Sebast Temi. Urfa ve havali­ sini içine alarak. (11. İmparatorluğa vergi vermekte olan küçük bir İslâm hükümetinin yani Mervanoğulları emaretinin mer­ kezleri olan Meyyafarikin (Silvan) ve Amid (Diyarbakır) şehirlerini güneyde bıraktıktan sonra Dicle'yi ve onun ilk kollarını Murad suyu ile birbirinden aylran dağ silsilelerini takip ediyor ve Bitlis şehrini İslâmlar'da bırakarak Ahlat şehrinin kuzeyinden Van gölüne doğru uzanıyordu. bu gölün kuzey-doğusundaki Bargiri ile gölün batısında bulu­ nan Malazgirt ve Aras nehri kaynağında bulunan Olti şehirleri Bizans'a ait bulunuyordu. Bugün Türkiye'nin Asya kıt'asındaki topraklarına verilen Anadolu ismi "Anatolica" ya da "Anatolia" şekliyle. Anadolu'daki büyük eyaletlerden birisi olan bu teme Kapadokya adı da veriliyordu.) Kolonya Temi. (63) 11. Merkezi bugünkü Şebinkarahisar olan bu tem. (12. Bütün Van gölü sahilleri. "Bilâd-ı R u m " ya da sadece "R u m " adiyle andıkları bu ülkeye BizanslIlar 'Them a Anatolica" (Anadolu Eyaleti) adını veriyorlardı. Fırat'ı geçiyor. İslâmların "Memâliki Rum ".) Likandos Temi. Kapadok'un bir kısmını ihtiva eden bu temin merkezi Sivas şehri idi. İmparator Akil Leon zamanında kurulmuştu. yüzyılda Bizans İmparatorluğu’nun Doğu sınırı. bu ülkeye '"Küçük Asya” deniliyordu. Tohma suyu kaynağından Fırat'a kadar olan sahayı içine alan bu temin merkezi Malatya idi. Bu şekilde Bizans'ın doğu sınırı. Ahlat şehri müstesna olmak üzere. Bu temin büyük bir I<i5mını İslâmlardan geri alınan toprai<lar teşkil ediyordu. Armenyak ve Khaldea temlerinin güneyinde bulunuyordu. bazan da bir memleket adı olarak kullanılmış ve bu memleketin sahası zamanla Doğuya doğru genişlemiştir. Asi Irma­ ğını geçtikten sonra Hiyerapolis (Menbiç) güneyinde. yüzyılda. Anadolu ismi henüz yaygın hale gelmeden evvel. bazan idâri bölge (Thema Anatolica'da olduğu gibi).

sefaletten kurtulmak isteyen halkın Selçuk­ lulara sığınmalarını önlemek maksadıyla Bizans Aristokrasisinin sert tedbirler almaya kalkıştıkları bile görülmüştür. Deluk. bu temalara yakın olan temalardaki şehirler bile çok müstahkem bir halde idiler. Maraş. "Kapetano" yad a "Magistros" ütıvanları ile tayin edilen askeri valilerin yetkileri çok genişti. Tefrike (Divriği). Türk egemenli­ ğinde bir kalkınma ve ylikselme dönemine kavuştu. hem mülki teşkilâtı idare etmek hem de ordu teşkil etmek ve bunun yanısıra sınırları müdafaa etmek ve kaleleri tahkimle görevliydiler. Harput. Güney-batıdan itibaren Antakya. Anadolu'nun yerli halkı. "D u k ".Bizans'ın Doğudaki sınır temalarına. Zamantı. topraklar belirli şahısların ellerinde toplanarak. Kemah.azalmış bulunan Anadolu halkına ağır vergiler ve teklifler yüklüyor ve kendi bünyesinde eritip temsil edemediği bu ülke halkını kendisinden büs­ bütün soğutuyordu. Samsat. Arsamosat. yüzyılda vuku bulan Türk fetihlerine karşı mukavemet gösterme­ miş ya da çok az mukavemet etmiş ve gelen fatihlere kapılarını aç­ mıştır. Kars ve Ani şehirleri ile Müslimanların Meryemnişin dedik­ leri Van şehri ve bu göl etrafındaki diğer kasaba ve şehirler güçlü ka­ lelerle savunmaya hazırlanmışlardı. Malatya. Keysun. B ir çok yerlerde ise gelen Türk fatihler adeta bir kurtarıcı gibi karşılanmışlardır. En mühim stratejik noktalar üze­ rinde bulunan bu müstahkem şehirlerde Bizans İmparatorluğu daimi olarak büyük miktarda asker bulunduruyor ve İmparatorluğun en seçkin generallerini buralara tayin ediyordu. Yalnız sınır temaları değil. bir toprak aristokrasisi sınıfı meydana gelmiş ve halk da giderek toprak­ sız esir bir duruma düşmüştü. Zira Bizans idaresinde vergiler müthiş bir şekilde artmış. Neoksarea (Niksar). ( 66 ) Anadolu'da­ ki Türk devletinin kuruluşundan itibaren pek az zaman zarfında yerli halkın gelen fatihlere ve yeni devlete bağlanmasının sebeple­ rinden biri ve belki de en önemlisi olarak Bizans'ın zalim ve feodal idaresi göz önünde tutulmalıdır. Gogusos (Göksün). Tedosyopolis (Erzurum). Anadolu’ya yapıcı ve koruyucu niteliklerle girdiler. 11. İşte bu sebeplerledir ki. Bunlar. Bu sebeple din hürriyetine kavuşmak ve toprak sahibi olmak. Urfa. Bütün ülke. Kolonya (Şebinkarahisar). Malazgirt. (65) Askeri ve mülki geniş bir teşkilât ve kadroya sahip olan Bizans İmparatorluğu zaten harap bir hale gelmiş ve nüfusu oldukça. Palo (Romanopolis). Buna karşılık Türkler. HORASAN'DAN ANADOLU'YA 55 . Paypert (Bayburt).

kaplamış ve bütün Kapadokya'yı ve daha sonra Galatya ve Likonya’yı örtmüştür. aileleri. İlk mesele. Çoruh. T Ü R K İS T İL A V E F Ü T U H A T IN IN DOĞU A N A D O LU 'D A N O R T A A N A D O L U 'Y A G E L İR K E N T A K İP E T T İĞ İ İS T İK A M E T L E R Anadolu'nun Türklerce açılması çok uzun sürdü. bir taraftan Tohma vadisini ve diğer taraftan Orta Kızıl­ ırmak havzasın. Bu istilâ. Murad suyu. doğudan batıya uzanan ve sarp dağları yaran vadiler. Urfa dolaylarına. Doğu Anadolu’dan Orta Anadolu'ya doğru ilerlerken Kuzey’den itibaren Güneye doğru şu istikametleri tâkip etmiştir: 1) Çoruh kaynağından itibaren Karadeniz sahilindeki dil. Anadolu'da uzun süre kalamıyorlardı. coğrafyadan doğuyordu. Kelkit. (Bu istilâ Giresun civarından ileriye gidememiştir. derin vadiler ve müstahkem kalelerle dolu olan bu yeni ülke. açık arazi savaşlarına alışkın olan Oğuzlar için birçok zorluklar çıkarıyor. (Bu istilâ bütün Yeşilırmak havzasını kapladıktan sonra aşağı Kızılır­ mak bölgesine ve Paflagonya içlerine kadar uzanmıştır.) 2) Kura.) 3) Aras. Adıya­ man. (Malatya. (Bu istilâ.2. Çankırı dolaylarına kadar olan bölge. Karasu. sıkışan göçebeler. Yukarı Fırat vadileri. Konya'ya doğru akınlar bu yoldan yapılmış­ tır. Yüksek dağlar.) 4) Aras. Kızılırmak kıvrımını kaplamış ve Batıya uzanmıştır. Kızılırmak vadileri. sürüleri ile birlikte tekrar Azerbaycan’a dönüyor. (67) Türk istilâ ve fütuhâtı.) 56 OĞUZ ÜNAL . Yukarı Kızılırmak vadileri. Türkler'in Anadolu'da ilerleyişlerini kolaylaştırdı. Karadeniz kıyı şeridine ve Kastamonu. Bu ilk giriş denemelerinin ardından.

.

Suguur vilâyetlerinde gazi yapan ve Horasan gazileri ile gönüllü olarak Rumlar ile cihâda gelen Türkler bu ülkeye yabancı değillerdi.(71) Barthold. yurt tutmak maksadiyle ve büyük kitleler ve dalgalar halinde geliyorlardı. bu kitabın­ dan çeyrek asır sonra yayınladığı "Orta Asya Türk Tarihi Hakkında Dersler" adlı eserinde: ” 11. ya bu ülkede yaşa­ yan Hıristiyan halkların toptan din değiştirmesi ve İsiâmlaştırılması veyahut da yerli kavimlerin kitleler halinde imha edilmesi şeklinde. Barthold dahi "Turkestan down to the Mongol invasion" adlı eserinde: "Selçukluların Maverâünnehr'e göçleri sebe­ binin meçhul” bulunduğunu söylemiştir.3. yani bu iki kavramı aynı anlam da kulland ığım ızı derhal belirtelim. A N A D O L U ’NUN T Ü R K L E R T A R A F IN D A N F E T H İN İ H A Z IR L A Y A N S E B E P L E R Abbasi Halifeiiği'nin sancağı altında bulunan Suguur Türkleri'nin Anadolu'dan çıkarılışından yarım asır sonra Orta Asya'dan Batı’ya Müsliman Oğuz boylarının yürüyüşü başladı. bu büyük inkılâp. Orta Asya tarihi üzerinde halâ otoritesini muhafaza eden meş­ hur Rus tarihçisi W. ciddi tetkiklere dayanmayan ve tahmini görüşlere ve yakıştırmalara göre izah edilmek istenmiştir. (70) Anadolu'nun fethi ve Türkleşmesi gibi büyük bir tarihi ve iç­ timai hâdise yakın zamanlara ve hattâ günümüze kadar ilim âlemince yeteri kadar tetkik edilmemiş ve bu meselenin ehemmiyeti de kavranılamamış ve böylece bıj fetih ve Türkleşme ve İslâmlaşma* hâdisesi sadece askeri ve siyasi bir hadise zannedilmiştir. tarihinde ilk defa etnik. Fakat bu sefer yalnız gazâ için değil. dini ve kültürel bakımdan büyük bir değişikliğe uğradığı halde. Nitekim Anadolu.(69) Evvelce Abbâsi ordusunda. yüzyılda Oğuzlar'ın garbe doğru hareket­ lerinin şimalden Kıpçakiar'ın sıkıştırmasından ileri gelmiş olması *Burada Türkleşme derken İslâm laşm a'yı ve îslâm laşm a derken Türkleşme’yi kasteddiğim izi. 58 OĞUZ ÜNAL .

Din değiştirmenin millet hayatında meydana getirdiği değişiklikleri milli tarihimizde bütün incelikleriyle görmemiz mümkündür. yeni bir hızla ileri bir seviyeye eriştiği yahut da bünyelerinin sarsıldığı. Bu konuyu ilmi bir şekilde ele alan ve ciddi olarak araştıran ilk iiim adamımız değerli tarihçi Prof. değişik âmiller neticesinde gerek Türkistan'da ve gerekse yayıldıkları çeşitli ülkelerde budizm. HORASAN'DAN ANADOLU'YA 59 . bizzat Oğuz boyları arasında vuku bulan bir ''niza"ya bağlayarak tarihi gerçeği 3 nlayamamışlardır. (74) Yakın zamanlara kadar modern tarihçilerin bu meseledeki ilgisizlik ve anlayışsızlıklarına karşılık ilk Islâm kaynakları ve Selçuknâmeler. (75) A.mümkündür". tarihleri boyunca. |> u görüşü müphem ve çekingen bir şekilde kaydet­ mekten ileri gidememiştir. T Ü R K L E R İN İS L A M İY E T ! K A B U L Ü Milletlerin hayatında yeni bir dinin kabulü. Böyle bir inkılâpla milletlerin varlıklarını koruduğu. kısmen de olsa. maniheizm.(73 ) Barthold'den sonra da bu meselenin mevcudiyeti halâ farkedilememiş ve yeni ilim adamları da meçhul­ ler içinde kalmış ve tabiatiyle Anadolu'nun Türkleşmesi gibi büyük bir hadisenin tarihi seyri bir türlü anlaşılamamıştır. Bu ilim adamımız. musevilik ve Hıristiyanlık gibi dinleri kabul etmişlerdir. o t­ lak darlığı ve hayvan çokluğu" sebepleri ile izah ederek esas amil­ leri meydana koymuşlar ve günümüzün yerli ve yabancı tarihçilerine fiazaran tarihi gerçeği daha iyi belirtmişlerdir. cemiyet içerisinde inanış. Osman Turan olmuştur. Günümüzdeki bazı müellifler ise ya bu büyük tarihi ve içtimai hâdisenin şunıulünü daraltmışlar ve yanlış yorumlara girişmişler. Oğuz ulusunun bu göçlerini hep "nüfus kesafeti. (72) ifadesi ile meseleye ilk defa ciddi olarak temas etmekle beraber. ve­ ya bu büyük Türk muhaceretini. hattâ milli benliklerini kaybettikleri tarihi hakikatlerdendir. Barthold un çekingen bir ifade ile tahmini olarak belirttiği Kıpçaklar'm sıkıştırması ile değil. düşünüş ve yaşayış gibi çeşitli bakımlardan meydana getirdiği derin değişiklikler ve inkişaflar dolayısiyle en önemli hâdiselerden­ dir. çeşitli eserlerinde bu mesele üzerinde hayli durmuş ve bu büyük tarihi-içtimai hâdisenin mevcudiyetini ve mahiyetini ana hatları ile ortaya koymuştur. Türk­ ler.

İslâm dinini kabul etmiş olan Türk boylarından hiç birisi. milli varlıklarını kaybetme felâketine uğramamışlar­ dır. Asya isteplerinden Avrupa içlerine kadar uzanan büyük ve uzun ömürlü imparatorlukların kurulup yaşamasında başlıca sebep­ lerden birisi olmuştur. milli kültürlerini bu yeni ruh ve hamle ile daha da geliştirmişlerdir. Siyasi bakımdan ancak ve Gök Türkler idaresinde bir birlik teşkil eden Türk boy ve ulusları. Fakat bu sa­ 60 Oğ u z ÜNAL . yüzyılda Türkler arasında umumi ve milli bir din haline gelmeden önce Türk ulusları din bakımından tam bir parça­ lanma ve dağılma manzarası gösterir. Bundan daha önemlisi. başka milletlere nazaran çok farklı bw tarihi oluş ve içtimai hüviyet göstermişlerdir. 10. Bunların aksine. Islâmiyetin kabulü Türkler'e yeni bir ruh ve kuvvet vermiş. (76) İslâmiyet. Bü­ yük vezir Tonyukuk'un bu sözleriyle ne kadar ileri görüşlü bir dev­ let adamı olduğunu tarih doğrulamıştır. Gök Türk hakanı Bilge Kağan. Türklerin kısmen de olsa kabul ettikleri bu din­ lerin prensipleri onların milli bünyelerine uymaması sebebiyle kısa zamanda bu dinleri kabul etmiş olan Türk boy ve uluslarının milli kültürlerini kaybetmeleriyle sonuçlanmıştır. düşünüş ve yaşayış itibariyle İslâmiyetin yayılışına kadar kültür birliğini muhafaza ediyorlardı.Hattâ daha da mühim olarak. diğer dinlere intisaplarından farklı olarak. yalnız Türk ve İslâm tarihlerinin bir dönüm noktasını teşkil etmekle kaimaz. Nitekim museviliği kabul etmiş olan Hazarlar'ın. büyük veziri Tonyukuk'tan payitahtında bir budist mabedi yapılmasını istediği zaman büyük vezirin hakana. içtimai ve coğrafi şartlan fö k iyi bilerek verdiği: "Savaşı ve hayvan kesmeği yasakla­ yan ye miskinlik telkin eden bu dinin kabulü Türkler için felâket olur" cevabı bu hususu bütün açıklığiyle ortaya koymaktadır. aynı zamanda dünya tarihinin de en büyük hâdiselerinden biri sayılacak bir ehemmiyet taşır. Ancak bu dinlerin kabulü kısmen olmuş ve büyük kitle eski milli dinleri olan Şamaniliği muhafaza etmiştir. doğurduğu büyük ve müsbet neticeler itibariyle. bazan aynı çağda birbirinden farklı dinler içerisinde yaşayarak. Bu bakımdan Türkler'in İslâm dinine toptan girişleri. biraz önce zikrettiğimiz misallerde olduğu gibi. Moğolistan (yüksek Asya)'dan Tuna boylarına kadar geniş bozkırlar içerisinde yaşayan Türk ulusları milli Şamani dini ve kültürü çerçevesinde bulunuyorlardı. Hıristiyanlığı benimsemiş olan Macar ve Bulgarlar'ın bugün için Türklüklerinden artık bahsedilememektedir. Islâmiyetin ortaya koyduğu prensiplerin milli bünyelerine uygun olması sebebiyle Türkler varlıklarını koruyabilmişler.

(79) Türkler'in X. ancak üç asır sonra. İslâmiyetle daha ilk İslâm fetihleri sırasında temasa geçmelerine rağmen. Bu büyük kitle coğrafi ve içtimai şartlar neticesin­ de eski dinlerini muhafaza etmeye devam etmişlerdir. ve 5. yüzyılın ortalarında.hayı dünya ile bitiştiren Doğu Türkistan. ilk de­ fa şüphesiz Doğu Türkistan ve Mâverâünnehr'de vukubulmuştur. Mani ve Hıristiyan dinlerinin nüfuz etmiş ve yerleşmiş olduğu bilinmek­ tedir. Mani. Özellikle Doğu Türkis­ tan ve Mâverâünnehr'de 4. Hazar ve Bulgar adlarını taşıyan Türk ulusları Türk âleminin doğu ve batı uçlarında ilk defa olarak milli Şamani dinlerini bırakarak Zerdüşt. Maveraünnehr Hazarlar ülkesi gibi yerlerde yaşayan ve eskiden beri yerleşik bir hayat süren Türk boy ve uluslarının çok eski zamandan beri yabancı din ve kül­ türlerin tesirine maruz kaldığı görülmektedir. Bu şekilde Moğolistan (yüksek Asya)'dan Tuna boylarına kadar uzanan geniş ülkelerde yaşayan Türk boy ve ulusları. Buda.(80) Nitekim Türkler'in İslâm tarihinde büyük bir amil olmaları ve yeni bir devir açmaları da bu büyük ve esas Türk unsurunun İslâmlaşmasının tabii bir neticesi olarak ortaya çıkmıştır. X.(78) Bu şekilde bslâmiyetin Türkler arasında yayılışından hemen önce. din bakımından bu kadar dağınık bir manzara arzetmelerinin başlıca sebepleri Gök Türkler'den sonra bir daha bütün Türkler'! birsiyasi bir­ lik halinde birleştirebilen bir otoritenin kurulamamış olması. yani esas büyük kitle. (77) Türkler'in Şamanilikten gayri bir dine girmeleri hâdisesi. HORASAN'DAN ANADOLU'YA 61 . Aynı şekilde Hazarlarda Türk tarihinin seyrinde hiç bir önemli tesir icra edemeden yaşamışlardır. Gök Türk hânedanının düşmesinden sonra Büyük Türk Hakanlığı tahtına çıkan Uygurlar bütün Türkler'i Hunlar ve Gök Türkler çağında olduğu gibi Siyasi bir birlik içinde tutamamışlar ve varlıklarını küçük bir siyasi teşekkül olarak sürdüre­ bilmişlerdir. yüzyıllarda Buda. yüzyılda. İslâmiyet'in kabulünden hemen az önce. henüz milli Şamani dinlerini muhafaza etmekte olan ve yerleşik ha­ yata geçen Uygur. istikrarlı ve geniş bir siyasi birlik kuramamışlardır. Selçuklu İmparatorluğu'nun kuruluşuna kadar. Zerdüşt. coğraf­ yanın genişliği ve türlü din ve kültürlerle ayrı ayrı temaslarda bulun­ maları ve nihayet Türklerinbütündinlere ve inanışlara karşı gösterdik­ leri müsamaha ile izah edilebilir. (81) Türkler. Musevi ve Hıristiyan dinleri­ ne girmeğe başlamışlardır.

Bundan dolayı müstakbel mukadderatları üzerinde büyük bir tesir yapan Talaş suyu meydan muharebesinde (751). Emevi hânedanını yıkan cereyanlara karışarak. daha âdil ve müsavatçı bir siyaset güden Abbâsiier’in İslâm devletini ele geçirmelerini temin etmişler ve bu te­ maslar sırasında İslâmiyet'e karşı daha yakın bir ilgi duymaya baş­ lamışlardır. Bunun başka bir sebebi de İslâm dünyasında bu ümit verici gelişmeler olurken. (84) İslâmi­ yet'in doğuşuna kadar küçük ve dağınık aşiretler halinde yaşayan Araplar. (85) 62 OGL'Z ÜNAL . İranlıiar'la birlikte. siyasi durumları ise soyculuk (neseb) ve aşiretçilik (kabile asabiyeti) temelleri iizerine kurulmuş bulunan Araplar arasında ortaya çıkmıştı. (83) İslâmiyet Orta Asya bozkırlarında. sosyal hayatları bedevilik oian. Bundan sonra kısa zamanda İslâmiyet Türkler'in milli dini haline gelmiştir. Henüz bedevilik halinde bulunan insan toplumlarına mahsus olan bu hayat tarzı. Abbasi Halifeleri. Türkler Abbâsiler'in tara­ fını tutmakla yalnız muharebenin neticesini değil. çöl çevresi­ nin gereği olarak soy hısımlığını (Nesebi asabiyeti) kuvvetlendirmiş.büyük kitleler halinde bu dini kabul etmişlerdir. buna paralel olarak Mâverâünnehr'de İslâmlaşma faaliyetleri geniş­ lemeğe başladı. iç ve dış buhranlarla sarsılıyor ve karanlık bir akıbete doğru gidi­ yordu. doğudan Orta Asya'ya doğru ilerleyen Çin istilâsının Türkler için tehditkâr bir mahiyet almasıdır. Artık Türkler'in yüzü İslâm dünyasına dönmüştü.(82) Gök Türkler'in yıkı­ lış yıllarında Türkler. yavaş yavaş İslâm İmparatorluğunun müdafaasında daha kabiliyetli bir unsur olan Türkler'! kullanmağa başladılar ki. Türkler arasında süratle yayı­ lırken olgunluk devresine erişmiş bulunan parlak İslâm medeniyeti. bu tarihe kadar insan toplumlarının tarihi gelişiminde en büyük sosyal merhale olan milli birliğe kavuşamamışlar ve bu birliğin siyasi ifadesi olan devletler kuramamışlardı. İslâm dini. en yüksek sosyal merhale olan milli birlik duygularının uyanmasına mâni olmuştu. tarihlerinin istika­ metini de tayin etmiş oldular. başlangıçta İranlılar'a ehemmiyet ver­ dikleri halde. Bu üç asırlık uzun tarihi devrenin ilk yarısında Türkler'le Müsiümanlar arasında çetin mücadeleler cereyan etmiş ve bu sebeple de İslâmiyet Türkler arasında yayılma imkânını bulamamıştır.

Muhammed (S. in­ kişaf etti. Haşim oğullarının siyasi menfaatlerini dindarlık ve Ehlibeyte. medeni ve içtimai du­ rumları itibariyle bedevilerden çok yüksek olan diğer Müslümanları "M evali" (azadlı köle) namiyle kendilerinden aşağı gören Araplar. Bu şekilde bütün Müslüman unsurları müsavi tutan ve Arap olmayan unsurlara (Mevaliye) devlet kadrolarını açan bu siya­ *D inde m iibalâtsızlık.S. kuvvetlendirdi.S.S.A. Emevilerin bu yanlış siyasetlerine karşı uyanan umumi hoşnut­ suzluk. Peygamber (S. Bu görüş.A. HORASAN’DAN ANADOLU’YA 63 . dinin temel kaidelerine uym am a.)'in mensup olduğu Beni Haşim (Haşim Oğulları) ile Emeviler'in mensup bulunduğu Beni Ümeyye (Ümeyye oğulları) arasında İslâm'dan önce mevcut olan rekabet ve düşmanlık da. Emeviler devrinde.A. Şiilik kisvesi altında in­ kişaf ettirmelerine. dinde mübalatsızlık. Emeviler de din mübalatsızlığı* yaparak bu bağı zayıflatmak. Hz. kendi aralarında soy hısımlığına büyük bir kıymet vermeğe.* saygısızlık şekillerinde gelişti. aldırış etme­ me ve savsaklama anlam ına gelmektedir. yani Peygamber (S.) ailesine muhabbet. Arap olnıayan Müslümanlar arasında Araplığa karşı "Ş u u b iy e " fırkasını doğur­ du. kendilerini diğer kabilelerin mensuplarından üstün ve onların düşmanı telâkki etmeğe başladılar. bu suretle siyasi üstünlük­ lerini korumağa.Islâm Peygamberi Hz. saltanatlarını muhafaza etmeğe çalışıyorlardı.) ve ilk iki Halife'nin siyasetleri başlangıçta kutsa! bir heyecan ve coşkunlukla Araplarm aşiretçilik ruhunu bir zaman için söndürebildi. Fakat Emeviler'in iktidarı ellerine geçirmeleri bu aşiretçilik ve soycuiuk ruhunu tekrar uyandırdı. diğer bir deyişle dindarlığı takviye ve bütün Müslümanları din rabıtasiyle kendilerine bağlamak ve bu şekilde siyasi üstünlüklerini kabul ettirmek istemelerine karşılık. Abâsiler iik zamanlar Emeviler'den tamamen ayrı bir siyaset takip ettiler. her kabile fertieri. Haşim oğullarının propagandalariyle bir kat daha artarak nihayet Emeviler'in iktidardan düşmeleri ile sonuçlandı ve Haşim oğullarından Abbâsiler'in iktidara gelmeleıini sağladı. EmeVileri sevmeyen ahaliye yani Arap olmayan müsiümanlara karşı Araplığı. kendilerine taraftar olmayan Araplara karşı da soy hısımlığı (kabile asabiyeti)'ni kuvvetlendirmek siyasetini benimsiyorlar. dindarlık.

vergilerin ağırlığı. galip gelenlerin mağ­ lupların ülkesini yağma ve tahrip etmekten çekinmemeleri. ( 86 ) İslâm İmparatorluğu’nun bu suretle parçalanması. Bu feci ve acıklı manzaraya seyirci olmaktan başka bir şey yapamayan Abbâsi Halifeleri ise.)'nin oğlu Hüseyin’in son Sâsâni hükümdarı Yezdicürd'ün kızından -olan çocuklarını Sâsâniler'in varisi saydıklarından bunları iktidara getirmek için mücadeleye başladılar.set neticesinde Islâm dinine girmiş olan Arap olmayan unsurlar. mağluba sövmek.tebrik. zaptettikleri ülkelerdeki hâkimiyetini tasdik etmek suretiyle sözüm ona iktidarlarını sürdü­ rüyorlardı. Ümitsizliğe düşen halk. Hz. canını heder etmeleri. İslâm âlemini iktisadi. Ali (R. galibi övmekle vakit geçiriyor.S.A. İslâm İmparatorluğu içerisindeki muhtelif unsurların rekabet ve mücadeleleri karşısında aciz kalan Abbâsi Halifeleri. Muhteşem İslâm İmparatorluğunun bu suretle parçalanması Bizans İmparatorluğu ile Ermeni Krallıklarının İslâm İmparatorlu­ ğuna karşı besledikleri ihtirasları kamçıladı. asayişsizliğin devamı. içtimai. İslâm dünyasında zirai ve ticari hayatın felce uğramasına yol açtı. 64 OĞUZ ÜNAL . İçeride ise Fas’tan Kâşgar'a kadar uzanan muhteşem İslâm ülkeleri kanlı bir harp sahnesi haline geldi. işi gücü bırakarak. dini bir anarşi içinde bıraktı. Bu sırada milli istiklâl gayesi güden İranlılar. İktisadi inhitat tabiatiyle kısa zamanda içtimai sefalete yol açtı. galiplere gönderdikleri iltifatlı men­ şurlarla galibin muvaffakiyetini . eli silâh tutanların istihsalden uzaklaştırılarak savaşa katıl­ maları. yavaş yavaş büyük imparatorluk üzerindeki nüfuzlarını kaybetmeğe başladılar.A.(87) İslâm İmparator­ luğunun parçalanması ve Abbâsiler'in zaafa düşmeleri sonucunda ortaya çıkan çeşitli hükümetlerin birbirleri ile yaptıkları mücadeleler sırasında halkın malını. Ancak daha sonraları Abbâsiler. Peygamberi (S.)'in torunu ve Hz. iktidariarmı devam ettirebilmek için kanlı ve zalimane bir siyaset izlemeye koyuldular. İslâm devletinin siyasetinde tesirli olmağa başladılar ve İslâmiyet Türkler ve İranlılar arasında da süratle yayılmağa başladı. Bu siyasetin neticesi olarak ortaya çıkan umumi hoşnutsuzluk Şiilerin iktidar propogandasına kuvvet kazandırdı. Bu şekilde İslâm İmparatorluğu parçalanmaya yüz tuttu ve Abbâsiler'e şeklen bağlı çeşitli hükümetler teşekkül etti.

bir mezhebin müdafii veya yayıcısı sıfatiyle sahneye çıkıyorlar ve bu bayrak altında gayelerine ulaşmağa çalışıyorlardı. fitne ve fesat yoluna saptılar. iktisadi ve içtimai anarşiden kurtarmakla kalmadı. İslâm âlemini siyasi. bu sırada yabancı kültürlerle temas sonucu patlak veren fikir ve mezhep mücadeleleri ile gitgide eriyordu. İslâm dünyasının içinde bulunduğu bu siyasi. İslâm medeniyetinin karşılaştığı buhranları atlatarak. dört asırlık parlak bir devirden sonra inhilale yüz tutan bir medeniyet.(88 ) Siyasi bakım­ dan paramparça olan İslâm dünyası.(90) 1038 tarihinde vefat eden Ebu Mansur Abdülkahiri Bağdadi bu yıllarda İslâm dünyasında yetmiş iki kadar mezhebin varlığmdan bahsetmektedir. Bu mefkurenin gerçekleşmesi. İslâm ve Dünya tarihleri için çok önemli olan büyük bir tarihi oluşuma da imkân hazırladı.eşkiyalık. sefahat. iktisadi ve fikri anarşiden faydalanan Bizans. (91) Bu mezhep mücadeleleri sırasmda ortaya çıkan eski Zerdüşt ve Mazdek taraftarlarının kışkırttığı Batıni fesadı çok tehlikeli bir hal almıştı. (92) İşte İslâm dünyasının böyle bir buhran ve sonu karanlık bir akıbete doğru sürüklendiği sıradadır ki Orta Asya'daki Türk boy ve uluslarının süratle İslâmlaşması ve İslâm ülkelerine göçleri başlamış­ tır. Bu şe­ kilde Anadolu'da teşekkül eden yeni Türk vatanı yalnız Türk milleti HORASAN’DAN ANADOLU'YA 65 . Bu suretle İslâm âlemine giren bu taze ve enerjik uıisur sayesinde İslâm ideolojisi tekrar ilk zamanlardaki ruh ve hamlesine kavuşarak. Yakın Doğu'nun ve özellikle Anadolu'nun fethi ve Türkleşmesi ve İslâmlaşması gibi muhteşem neticeleri itibariyle Türk. asra kadar dünyanın en üstün mede­ niyeti olarak yaşayabilmesi Oğuzlar'ın İslâmlaşması ve bunun netice­ si olarak da Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nun kurulmasının neti­ cesidir. bir âlem. İslâm'ın ezeli düşmanı olan Bizans'ı ezmek gibi yüksek bir İslâm mefkuresini de gerçekleştirdi. daha asırlar boyu yaşayacak ve yükselecek bir hayatiyet kazandı. Makedonya hanedanına mensup kuv­ vetli İmparatorlar idaresinde. yeni bir hız ve hamle kazanması ve X V I. artık müdafaa siyasetini bırakıp taarru­ za geçmiş bulunuyor ve ordularını Halifelik merkezine doğru ilerle­ tiyordu. Oğuzlar'ın Selçuklu sultanlar! idaresinde kurdukları Büyük Selçuklu İmparatorluğu.(89) Mezhep mücadeleleri şiddetlendikçe siyasi ihtiraslar arkasında koşanlar.

Şaİcı. gibi bir çok şehirleri vardı. Orhon havalisine hâkim olmuşlardı. komşuları olan Hazar Kağanlığını. Gerçekten Gök Türk İmparatorluğu'nun esasını teşkil eden büyük Oğuz kavmi Sır nehri havzasında ve Aral göiü havalisinde. Gök Türk İmparatorluğu’nun.(93) Umumiyetle göçebe ve yarı göçebe olmakla beraber kısmen yerleşik hayata geç­ meğe başlamış bulunan bu Oğuzlar'ın Yengi-kent. Uygurlar'ın yerine Moğolistan'da yerleşmiş bulunan Kırgızlat'ı buradan püskürtüp.için değil.(94) Gök Türk hânedanının iktidardan düşüşünden sonra bu Oğuzlar.(95) Oğuz devleti. ve eski Türk hâkimi­ yet telâkkisine göre. ikinci derece­ de hükümdar olan "Yabgu"lan ile idare olunmuş. bazen Yabguları vasıtasiyle ve zayıf bir bağla. Balac. 924 yılında. Allıh. B. B Ü Y Ü K T Ü R K M U H A C E R E T İ Oğuz (daha sonraları Türkmen) adıyla anılan Türk uluslarının muhaceretinin başlangıcı. Lâkin asıl büyük muhaceretKıtay'larm eseri olarak başlamıştır. bütün İslâm dünyası bakımından da bir kale. boy ve ulusları birbirlerini sıkıştırarak kaynaşmağa başlamışlar ve ilk muhaceret de bu baskı ile vuku bulmuştur. göçebe ve yerleşik olarak eski hayatlarına ve Şamani dinine bağlı bulunuyorlardı. Orta Asya'da zaten çok artmış bulunan nüfus kesafetim taşırmış. Zira 66 OĞUZ ÜNAL . bütün Orta Asya Türk kavimleri. boy beyleri vasıtası ile. 924'de Moğolistan'a saldırınca. eski vatanları olan yukarı Yenisey bölgesi­ ne atınca. 744 yılında. Cend. kendi metbuları tanıyorlardı. Sabrân (Savran). (97) Kuzey Ç in’de hüküm süren ve Proto-Moğol bir kavim olan Kıtaylar. Kağanlık makamı ve ünvanı da doğuda Uyguilar'a ve batıda da Hazarlar'a intikal et­ mişti. eski yurtlarında. parçalanmasına kadar çıkar. Süt-kent. bir ileri karakol vazifesini görmüş ve emperyalizme karşı İslâm dünyasının müdafaası bu kale sayesinde mümkün olabilmiştir. vs. siyasi-askeri bir bağla Yabgu'ya bağlı bir kabi­ leler birliğinden teşekkül ediyordu. artık Kağanlığı (İmparatorluğu) kaybederek. Gök Türkler'in yerine Kağanlığı ele geçiren Uygurlar'ın Cfrhon havalisinde hâkimiyetlerini Kırgızlar'a kaptırmaları ve bunun üzerine Doğu Türkistan'a göçerek burada yeni bir Uygur devleti kurmaları ile bir muhaceret vuku bulmuş ve Moğolistan (Yüksek Asya)'da Türk kesafeti azalmıştır. (98) Kıtaylar. Ordu.(96) Oğuzlar.

Böylece bu bölge artık İslâm kaynak­ larında "Oğuz Çölleri" (Mefâzât ul-Guziyye) adını almıştır. 922 yılında. (99) Filhakika bu baskı neticesinde Oğuz. ciddi bir yer değişikliğine uğramadan. (101) Kuzeydeki Türk kavimleri hakkında mühim bilgiler veren Bizans İmparatoru tarihçi Konstantin Porphyrogenete. eski vatanlarında oturuyor ve bu şekilde bir muhaceret de söz konusu olmuyordu. Gerçekten Kıtaylar'ın Kırgızlar'a saldırıp Moğolistan'a girmeleriyle. Oğuz ve Hazarlar'ın hücumları ile Peçenekler’in batıya doğru püskürtüldüklerini. Başkırt. Peçenek. Curcan (Aral) sahillerinde birtakım hareketler ve savaşlar olmuş. Peçenekler Yayık ve İtil nehirleri arasına gelmiş iken. bu ülkeleri geçerken Oğuz ve Peçenekler'in eski yurt­ larında yaşadıklarını görmüş. (102) Bu devirde Bizans kaynakları gibi İslâm kaynakları da Macarlar’ı Türk kavmi olarak göstermişlerdir. onlar ve diğerleri hakkında mühim bilgiler vermiş. bir müddet. Hatta bu muhaceret Selânik'e kadar genişlemiş ve bu sebeple de İstanbulRoma yolu karadan kesilmiştir. Bulgar ve Macar kavimleri birbirlerini ite­ rek Tuna boylarına ve Balkanlara yayılmış ve ilerlemişlerdir. Oğuz ve Hazarlar'ın baskısı ile. Hazar sahillerinde bulunan diğer Türk boy ve uluslarını yerlerinden püskürterek bu bölgedeki bütün bozkırlara hâkim olmuşlardı.Türk boy ve ulusları bu zamanr. doğu-batı Hıristiyanları arasmda. Yayık ve İtil (Volga) nehirleri arasında bulunan Macarlar'm Azak denizi yakınlarında Lebedia denilen bölgeyi işgal ettiklerini söylemekle ilk Peçenek muhaceretini anlatır. Bu devirde Akdeniz tamamiyle Müslümanların (Arapların) hâkimiyetinde bulunduğu ve İbn Hal­ dun'un zarif ve müstehziyane deyimiyle "Hıristiyanlar Akdeniz’de artık bir tahta parçası bile yüzdüremedikleri" için. 934 yılında. bu hâdise ile. Karluk ve Kıpçaklar ara­ sında. yurtların­ dan atılıp Balkanlar'a göçünce. nüfus baskısı ve hareketleri de kendisini göstermiştir. bu ilk baskı neticesinde. fakat bunların göç ettiklerine ve yer değiştirmelerine dair hiç bir işarette bulunmamıştır. kadar. Nitekim İtil (Volga) Bulgarları'nın İslâmiyeti kabulleri üzerine onlara giden Halifenin elçisi İbn Fadlan. ( 100) Oğuzlar. münasebetlerin kesil­ mesine ve Hıristiyan dünyasında bazı endişelerin doğmasına sebep olmuştur. onlara karşı mevcut bulunan Oğuz- HORASAN'DAN ANADOLU'YA 67 . Hazar sahillerine ve Yayık nehri kıyılarına kadar uzanmışlar.

büyük Türk muhacereti vuku bulmuş­ tur. Hazar ve Hârizm ülkelerine karşı akınlara girişmişlerdi. yüz­ yılda^ Kıtaylar'ın Moğolistan'ı işgalleri Türk boy ve uluslarını yerin­ den oynatmış ve hattâ Peçenekleri Balkanlar’a kadar püskirtmüş ise yine aynı kavmin X I. yüzyılın ilk yarılarında artık sel halini almış bulunuyordu. yine eskisi gibi Hazar denizinin kuzeyinden göçüyor ve eski muhaceret yollarını takip ediyorlardı. Hârizm hududunda inşa olunan Kara-tekin müstahkem mevkii de işte bu Oğuz akınlarmı durdurmak maksadiyle yapılmıştır. yüzyılın başlarında Kıpçak ve Oğuzlar'ı sıkıştırması da öylece Türk boy ve uluslarını yerlerinden oynatmış ve büyük Türk muhaceretine sebep olmuştur. X I. (104) Türk boy ve uluslarının birbirlerini sıkıştırarak ve yerlerinden oynatarak batıya doğru devamlı bir şekilde kaydıkları doğru olmakla beraber. (105) Kıtaylar'ın ilk baskısı ile doğu Türkleri'nin başlayan ilk hareke­ tinden yarım asır sonradır ki. Kâşgarii Mahmud'un ifadesi ile. Fakat X.sona ermiş ye bu şekilde Oğuzlar tamamiyle bağımsız bir duruma gelmişler. yüzyılda başlayan İslâmlaşma ve buna ilâveten Kıtaylar'ın yeni bir baskısı. eski Türk ille­ rini kurtarıp batıya doğru ilerlerken 999 yılında Sâmâni devletine son vermişlerdi. X I. Müslüman Oğuzlar artık Sırderya boylarından akın halinde Mâverâünnehr'e doğru göçüyor ve 934 yılında başlayan bu büyük nüfus hareketi X I. hattâ Talaş nehri boylarh na kadar hâkimiyetlerini genişletmiş olan bran menşeli Sâmâni devleti. Bu da yine Kıtaylar'ın Moğolistan’dan Orta A sya'ya doğru isti­ 68 oğuz ÜNAL . İslâm ülkelerini Şamani Türkler'e karşı müdaf^aa eden bir sed teşkil ettiğinden. yüzyılın başlarında birdenbire bütün Türk boy ve uluslarını yerlerinden oynatmış ve nüfus artışı yanında diğer tesirler (İslâmlaşma ve Kıtay baskısı) ağır basarak büyük nüfus hareketlerine ve muhaceretlere sebep olmuştur. X. Gerçekten Türk boy ve tıkışlarının birbirlerini sıkıştırmaları o derece şiddetlen­ miştir kî. yüzyılın başlarından sonra çok genişleyen İslâmlaşma ve muhaceret Müslüman Oğuzlar'ın artık güneye ve İslâm ülkelerine doğru göçmelerine imkân vermiştir.Hazar ittifakı da artık . Müslüman olan Karahanlı hakanları. göçebe kavimler bu devirde. yüzyılın ilk yarısından sonra Türkler arasında İslâmlaşma faaliyetleri çok genişlemiş. (103) Türkistan ve Horasan'da hüküm süren. Nitekim nasıl X.

300. Onun yeni keşfedilen eseri sayesinde büyük Türk muhacereti ve sebepleri hak­ kında daha sağlam bilgi sahibi p|muş bulunuyoruz. Gerçekten Kıtaylar. bu sırada vukua gelen umumi sarsıntı ve nüfus kesafeti büyük muhaceret hareketinin gittikçe ge­ nişlemesine kâfi geldi. İslâm memleketlerine yakın bulunanlar Müslüman olduktan ve Türk­ men adını aldıktan sonra kâfir kalanlara karşı cihâda giriştiler. Selçukluları takiple. Bunlar arasında İslâmiyet kuvvetlendikçe kâfirleri (yani Şâmâni Oğuzlar'ı) yerierinden attılar. Mervezi bu büyük nüfus hareketini çok güzel tasvir eder. şimdi asıl büyük muhacerete gelmiş bulunuyoruz. bu da siyasi durum ve yayılma ile ilgili idi. büyük Türk muhaceretinin sebeplerini çok güzel ve canlı bir şekilde ortaya koymuştur. yakın zamanlarda keşfedilen ve ilim dünyasının istifadesine su­ nulan 'Tab ayi ul-Hayvan" adlı eserinde.000 kişilik büyük bir ordu ile cihâd yaparak onları püskürttü ise de. İşte bu elçilik heyeti vasıtasiyle İç Asya mese­ leleri ve Türkler hakkında mühim bilgiler toplayan ve daha sonraları Büyük Selçuklular'ın sarayında hekimlik vazifesi gören (106) Mervezi. 1017 yılında. Bozkır­ larda yaşayanlar Mâverâünnehr ve Hârizm Ülkelerine komşudurlar.000 ça­ dır halkı (bir kaç milyon insan) halinde Müslüman Karahanlılar'ın ülkesini istilâ etmişler ve Balagasun şehrine kadar ilerlemişlerdi." Bu ifadelerden sonra Selçuklular'ın ve Türkmenler'in göçlerini kasteden Mervezi şöyle HORASAN’DAN ANADOLU'YA 69 . mirasları olan Türkistan hâkimiyeti için.lâları ile alâkalıdır. Bu Oğuzlar Karadeniz sahiline yakın bulunan Peçenekler'in yurtlanna yerieştiler. Bütün Türk boy ve uluslarının yerlerinden oynadığı ve kaynaştığı bir sırada vuku bulan bu istilâda muhaceret dalgalarının şiddetlen­ mesine sebep oldu. Harizm ve Horasan istikametinde göçüyorlardı. bir kısmı da şehirlerde Sır nehri havzasında otururlar. Karahanlılar ülkesine giren Kıtaylar'a karşı Karahanlı Hakanı Togan Han 120. (107) Büyük Türk muhaceretinden önceki nüfus hareketlerini böylece çizdikten sonra. Karahanlılar'ın rakibi bulunan Gazneli Sultanı Mahmud'a bir mektupla bir elçi heyeti göndermiş ve ittifak teklif etmişlerdi ki. Sâmâniler'in yıkılışı üzerine. Nitekim Uygur ve Kıtay hanları. süratle Islâmiyeti kabul eden Oğuz kavmi artık sel halinde Türkistan. Gerçekten bu müellifin aydınlatıcı ifadesine göre: "Oğuzlar'ın -bir kısm» bozkırlar­ da. Bu hâdiseden sonra Karahanlılar'ın bu zama­ na kadar cihâd halinde bulundukları ırkdaşları putperest Uygurlar'a karşı Kıtaylar'la devam eden dostlukları da artık son buluyordu. Bu siyasi değişiklikte Uygurlar ile Kıtaylar ittifak halinde bulunuyor­ lardı.

9) 70 OĞUZ ÜNAL . Bunlar Hıristiyan (Nasturi) dininden olup yurt ve otlak darlığı yüzün­ den yerlerini terkettiler. Gerçekten Selçuklu ve Türkmenler'in (Müsliman Oğuzlar) göçleri ile birlikte bu muhaceret hareketinin Uzlar (Şâm ân i Oğuzlar) ve Peçenekler ile Balkanlar'a kadar yayılışını en sağlam ve aydınlatıcı şekilde Mervezi'den öğreniyoruz. Uz (Şâm ân i Oğuzlar) ve Kuman (Kıpçak)ları'ın Balkanlara'gclişini belirtmişlerdi. bu sonuncular (Uzlar. Bunlar Türkmenler'in vatanını. (108) Büyük Türk muhaceretini. Nitekim çağdaş Ermeni ve Süryani müellifleri de Müslüman Oğuzlar'ın muhacereti ile muvâzi. kuzey ve güney yolların­ dan göçenleri en güzel bir şekilde tesbit ve izah eden. Hıristiyan *Tarihi Büyük K u n (H u n )’lann küçük bir kavim olarak isim ve m ev­ cudiyetlerini uzun asırlar boyunca bu zamana kadar m uhafaza et­ tiklerine dair Mervezî'nin bu kaydı çok m ühim bir hâdisedir. (T U ­ R A N . Uzlar ve Kumanlar da Balkan­ lar'a iniyor ve bu şekilde Bizans imparatorluğu iki taraftan da bir Türk kıskacına alınıyordu. yani Şâm âni Oğuzlar) da Karadeniz sahilinde Peçenekleri püskürtüp yerlerini işgal ettiler. onları bu yeni yurtlarından uzaklaştırıp Sarı (Kuman-Kıpçak) ülkesine çekildiler.* Kunları takip eden Kaylar daha kalabalık ve kuvvetli olduğundan. Bu izahları yaparken de büyük muhaceretin dış âmil­ leri vc başlangıcı üzerinde de durarak diğer kaynaklan tamamlar ve hâdiseyi daha geniş bir şekilde aydınlatır: "Türklerden Kun denilen bir kavim Kıtay hanından korkarak o taraftan (şarktan) göç etti. Islâm ve Bizans kaynaklarına uygun olarak. âmillerini.devam eder: 'Türkmenler bu suretle Islâm ülkelerine yayıldılar ve memleketlerin çoğurîu idareleri altına alıp devletler ve saltanatlar kurdular" der. Peçeneklerin doğusunda Oğuz­ lar. Müslüman Oğuzlar (Türkmenler) dalgalar halinde Anadolu hu­ dutlarına dayanırlarken Peçenekler. onların kuzey doğusunda da Kıpçaklar ve güneyinde de Hazarlar bulunuyorlar. S elçuklular zam anında Türkiye. Büyük Türk muhaceretinin kuzeyden ilerleyen kolu bile o cferece ehemmiyet kazanmıştı ki. şüphesiz Mervezi olmuş ve bu hadisenin tarihi sağlam olarak aydınlanmıştır. sh. Türkmenler de (Müslüman Oğuzlar) Oğuzları (yani Bizans kaynaklarında Uz adını alan Şâm âni Oğuzları). Bu Türk kavimleri daima birbirleri ile savaş halin­ dedir".

koyun ve sığır sürüleri ile birlikte Cend havalisine geldiler.OOO kişilik kitleler halinde Tuna nehrini geçmiş­ lerdi.çuklularm mensup olduğu Kınık boyu da. (110) Böylece eski yurtlarını terkcden bu Oğuz boyları arasında Se'. yani bir kaç milyon insanın. ( 112 ) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 71 . Burası. Nitekim Şâm âni Peçenekler ve Oğuzlar 1065 ve 1080 yıllarında 600.kaynakların "bütün Avrupalılar'ın gözleri bu göçler meselesi üzerine çevrilmişti" ifadesi Avrupa'da uyanan endişeyi göstermektedir. Yengi-kent'teki Oğuz Yabgusunun nüfuzunun çok zayıf bulunması ve İslâmiyet'in süratle yayıl­ ması sebebiyle çok müsait bir muhit idi. çevrenin içtimai şartlan kadar.000 çadır halkının. Sır nehri havzasında ve Aral gölü havalisin­ deki eski yurtlarında göçebe ve yerleşik olarak eski hayatlarını sür­ düren Oğuzlar. 960 senesinde. Yabgunun Cend şehrindeki hâkimiyeti sadece yılda bir defa gelen memurlarının vergi alması şeklinde beliriyordu. deve. Bunlardan sonra Kıpçak kavminin bir kolu da Kuman adı ile Tuna boylarına ve Balkanlara doğru yayılmıştı. S E L Ç U K S U L T A N L A R IN IN O Ğ U Z L A R 'A Y U R T B U L M A v e F E T İH S İY A S E T İ Bütün Orta Asya kavimlerini yerlerinden oynatan büyük muha­ ceret hareketleri sırasında. siyasi durum ve istikbali sezme bakımından çok mühimdir. birdenbire İslâm dinini kabul etmeleri tarihi bir dönüm noktası manâsına geliyordu. bu ilk yurtlarını bırakarak Mâverâünnehr'e doğru çekilmişlerdi. ( 111 ) Yengi-kent bölgesindeki eski yurtlarından ayrılarak Cend havalisine göçen Selçuklular’ın bu yeni yurtlarındaki teşebbüsleri. çok miktarda at. (109) İşte Selçuklular ve Oğuzlar'm dahil bulunduğu büyük Türk muhaceretinin umumi esasları bundan ibarettir ve bu mesele yeterin­ ce kavranılmadan gerek Selçuklu tarihi vc gerekse Anadolu’nun fethi ve Türkiye Devleti'nin kuruluşunun uzak vc yakın sebepleri sıhhatli bir şekilde anlaşılamaz. Gerçekten 200.000 ve SOO. Bu sıralarda İslâmiyetin süratle yayılması ise daha mühim bir âmil yaratıyordu. C.

(113) Bir kısmı Müslümanlığı kabul etmiş olan bu Oğuzlar (Türkmenler) ile gayri müslim Oğuzlar (Uzlar) arasındaki savaşlar Türkmenler'in Hârizm batısındaki bölgelere kadar yayılma­ larına sebep oimuştur. Türkmenler ile gayri müslim Oğuzlar arasındaki mücadele de artık yavaş yavaş dini bir manâ kazanmağa başladı. Moğolistan (Yüksek Asya) taraflarından gelen Oğuzlar Sır nehrinin kuzeyinde. tak­ riben 20-30 yıllık bir mücadele hayatından sonra. Cend havalisin- 72 OĞUZ ÜNAL . Buhârâ etrafındakiler Arslan Yabgu'nun. Oğuzlar'dan diğer bir grup da Amuderya ile Curcân arasında bulunuyorlardı. Gerçekten Selçuk bu mücadelelerin birinde oğlu Arsl?. Buhârâ-Semerkand arasında. hudutları üzerinde. yardımı aranan bir kuvvet haline gelmiş idi. Selçuk'un bu muvaffakiyetleri ve faaliyetlerine rağmen yeni şartlar ve hâdiseler onun bu beyliğine daha fazla gelişme imkânı vermemiş. Selçuklular'a bir yurd verdi. Cend'de öldü ve orada defnedildi. (117) Böylece Selçuklular'ın Mâvorâünnehr'de kaldıkları 985-1035 yılları arasında İli kıyılarından Hazar'ın güney doğu ucurKİaki Curcan havalisine kadar uzanan geniş saha. vergi almak maksadı ile. Karahanlılar'a karşı. Fakat Selçuk bu yurda göçmeden önce. onun aşiret teşkilâtı üzerinde bir devlet kurmasını ve yerleşik hayata geçmesini de önlemiştir.(115) Bu sebeple Selçuk Bey'in idaresindeki Türkmenler bu bölgede (Cend) kolaylıkla yerleştiler ve Oğuz yabgusu'nuıı buradaki hâkimiyetine de son ver­ diler. Bu hâdise ile Selçuk'un şöhreti artınca Sâiîiâniler. Kartuklar ve Kalaçlar'la beraber Türkmen oymaklarından bazıları Sır nehri.Karahanlı'Iar ile Sâmâniler arasındaki savaşlarda.(114) İbn Havkal'ın belirttiğine göre "Cend'dc Oğuz sultanı (yabgusu)'nın idaresi altında Müslümanlar" var idi ve omun memurları. Çu havza­ larında. Doğrudan doğruya Selçuklu ailesine bağlı Türk­ menler ise. oraya geldikleri zaman Selçuk: "Müslümanlar kâfirlere haraç vermez" düşüncesi ile bu me­ murları kovarak yabguya karşı cihâda başlamıştı.n (İsrail) kumandasında gönderdiği bir kuvvet ile Sâmâniler'in Karahanlılar’ı yenmesine hizmet etmiş­ tir. (116) Cend'de müstakil göçebe bir beylik kuran ve gazaları ile şöh­ reti yayılan Selçuk. çeşitli Türk boy ve ulusları tara­ fından işgal edilmişti. Kınık boyuna mensup Türkmenler'in başında bulunan Selçuk da artık bir İslâm gazisi oldu ve "M elik ül-gazi Selçuk bin Tukak” ünvanını aldı. Talaş.Müslüman olan bu Oğuzlar artık yavaş yavaş Türkmen adını almağa başlamış ve artık bu isim İslâm ülkelerine göçen Oğuzlar'a ad olmuştur.

bu eski ve devamlı husumetin son safhası idi. Oğuzlar'ın yabgularından önce. Mâverâünnehr'e göçmeğe mecbur kaldılar. par­ ça parça. Arslan (İsrail) idî. iç mücadeleler ile. Selçuk'un ve oğullarından Mikâil'in ölmelerinden sonra başbuğları. Selçuk'un en büyük oğlu olarak. İşte Cend'de yerleşen Yabgulu Oğuzlar'mdan Ali Han'ın oğlu Şah-Melik'in aslâ Selçukluları takip­ ten vazgeçmeyerek onlara Hârizm'de iken saldırması. Semerkand istikametinde bir çok Türk beldelerini kolaylıkla ve gürültü­ süzce fethettiler. kışın Nur Buhârâ'da. Islâmiyeti kabulleri Selçukluların gazâ mefkurelerine ve Islâmiyetten aldıkları kuvvete son verdi. ( 120 ) Yengi-kent'teki Oğuz Yabgularının. Arslan bu mevkii dolayısiyle Yabgu ünvanını almış ve Arslan Yabgu adıyla anılmaya başlanmıştı. Lâkin Karluklar han ailesi ile birlikte toptan Müslüman oldukları için ne kadar kuvvetlendilerse. dördüncü bir grup teşkil edi­ yorlardı. Böylece Karahanlılar. Karahanlılar ve Yabgu Oğuzları arasında sıkışarak. Islâmiyeti kabul etmeleri de o derece bölünmelerine ve zayıflamalarına sebep oluyordu. şark hudutlarının müdafaası da Türk devletlerine intikal etmiştir. 30 yıldan fazla yaşadılar. Oğuzlar'ın da aynı şekilde İslâmiyeti kabulleri ile Türkmen adını almalarından sonra da devam etti. yazın da Semerkand yakınlarında. Artık bundan böyle İslamların Orta Asya'da ilerlemeleri duraklamış. göçebe olarak. (122) HORASAN’DAN ANADOLU'YA 73 .dekiler Selçuk'un (oğlu Mikâil kolundan) torunları Tuğrul ve Çağrı Beyler'in reisliği altında olmak üzere. Böylece. (119) Kartuklar ile Oğuzlar arasındaki tarihi düşmanlık Karluklar'm Islâmiyeti kabulü ile Karahanlı. (118) Islâmiyeti toptan kabul eden Karluklar Karahanlı devletini kura­ rak Büyük Türk Hakanlığı tahtına çıkınca. Müslüman Türkler'in (daha sonra da putperest Kıtay ve Moğollar'ın) İslâm dünyasına doğru ilerlemeleri başlamış. Ali Han zamanında. sarsılan Sâmâniler'e karşı taarruza geçerek Talaş (Taraz) ve Sayram (İspiçap) gibi eski Türk beldelerini kolaylıkla istirdat ettiler. dayanaklarını ve gelişme imkânlarını kaybeden Selçuklular Cend havalisini Yabgulu Oğuzlar'a bırakarak. ( 121 ) Cend'den Mâverâünnehr'e göçen Selçuklular.

devamlı yurt değiştirdiler. Yavgiyân ve Yınaliyân gruplarına ayrıl­ mışlardı.000 kişilik bir akıncı kuvveti ile uzak Rum ülkesi (Anadolu)'nde bir keşif seferine çıktı.Arslan Yabgu. Yengi-kent Y abgu lan na mensup olan Y abgu O ğ u z la n ile karıştırılm am alıdır. müsait şartlarda ♦ Selçuk'un oğullarından Arslan (İsrail) Y abgu'ya nisbetle Y abgulu ya da Y avgiyân adiyle anılan bu O ğuzlar (Türkmenler). Selçuklular idaresindeki Türkmen birliği gevşemiş ve birliğe bağlı T’ ürkmenler biraz önce söylediğimiz Selçukiyân.orta çok zayıf bir bağla bağlı idi. amcaları Arslan Yabgu ile aralarındaki mücadeledir. Yabgulular* ya da Yavgiyân (Arslan Yabgu mensupları) ve Yınallılar ya da Yınaliyân (Yusuf Yınal Bey mensup­ ları) gibi zümrelere ayrılıyorlardı. Hattâ mevkiini kuvvetlendiren Ali Tekin müttefiki ve kayın pederi olan Arslan Yabgu'nun yeğenleri (Tuğrul ve Çağrı Beyler) üzerine yürü­ yerek onları itaati altına almağa çalışmıştır. Bu sebeple Selçuklular idaresindeki Türkmen toplu­ luğu daha başlangıçtan beri Selçuklular ya da Selçukiyân (Tuğrul ve Çağrı Bey grubu). Çağrı Bey de 3. maceralarla dolu bir istiklâl ve devlet kurma mücadelesine atıldılar. Tuğrul ve Çağrı Bey'e mensup Selçuklu Türkmenleri. Bu endişeli ve zor durum­ da iki kardeş. ancak mühim hallerde sıkı bir birlik gösteriyorlardı. bu mücade­ leler sırasında hiç bir yerde uzun süre tutunamayarak. verdikleri karara göre. göçebe Selçuklular'ın siyasi reisi olmakla beraber. 5-10 sene gibi kısa bir müddet içerisinde ve her defasında yeni bir yurd. Tuğrul ve Çağrı Beylerin Arslan Yabgu ile Karahanlı beylerinden Ali Tekin arasındaki ittifakın dışında kalmalarının sebe­ bi de. Tuğrul Bey "geçilmesi güç çöllere" çekilirken. bu mevki ve sıfatla. bu aşiret teşekkülü. Bu zümrelerden birisinin başında bulunan Selçuk'un torunlarından Tuğrul ve Çağrı Beyler. (124) İstiklâle büyük bir kıskançlıkla sarılan Tuğrul ve Çağrı Beylerin emrindeki kalabalık Türkmen kütlelerinin. Böylece Buğra Han'dan kaçan ve şimdi de Ali Tekin'in hücumlarına uğrayan Tuğrul ve Çağrı Beyler çok zor bir devreye girdiler. (123) Eski Türk Hâkimiyet telâkkisi gereğince bütün hanedan üyeleri­ nin siyasi iktidara ortak olmaları nedeni ile.. Selçuk'un diğer oğulları da kendi oymak mensupları ile pek müstakil bir durumda olup. kuvvetlerinin azlığına rağmen amcaları Arslan Yabgu (Selçuk'un büyük oğlu)'ya baş kaldırarak. 74 Oğ u z ÜNAL .

Hakiki sebep. at ve koyun sürüleriyle haftalarca devam eden uzun ve meşak­ katli göçlerden hem maddeten. C A H E N . Buna bir de her an taarruza ve tecavüze uğramak korkusu ilâve edilirse. 1948. ne sırf ganimet elde etmek ve ne de Bizans'a sığınıp Bizans ordusuna hizmet etmek* değildi.bir toprak bulabilmek kaygısı ile. Bizans ordusunda hizm et kabul etmek amaoiyle yapıldığını zannetm iştir. yüzyılın ilk yarısında Dinyeper civarında yaşayan Macarla­ rın da Karpat dağları üzerinden Pannonya'ya doğru bir kaç keşif seferinden ve yıpratma akmından sonra yüzyılın sonlarında. (Seconde m oitie du X I. hattâ aynı stratejinin "Akm- *Bu akının tarihi sebeplerini iyice tetkik etm ediği anlaşılan Cl. çadır­ ları. İşte bu ümitsiz hal. daha kolaylıkla ele geçirilebilir ülkeler bulmak. Milâdi 410 tarihlerinde İtil (Volga) nehri kıyıla­ rında bulunan Hun'larm Tuna havzasına yaptıkları aralıksız akmlardan sonra kuvvet ve ağırlık merkezlerini Tisa boylarına naklettikle­ rini. ileride yerleşmek üzere müsait iklimler aramak ve rastlanan mukavemeti mümkün mertebe yıpratmaktı. sh. IX . Selçuklular’ın içinde bulundukları son derece vahim durum anlaşılmış olur. CAH E N . hem manen ne kadar sarsıldıklarını tahmin etmek güç değildir. Skylitzes'in dediği gibi Anadolu'nun fiilen istilâsına başlangıç olan 1071 Malazgirt muharebesine kadar hep aynı hazırlığı yapmışlardır ve bu bütün step Türklerinin veya Türk tesirinde kalmış olan kavimlerin fetih ve istilâ stratejilerine uygundur. bugün­ kü Macaristan'a gelip yerleştiklerini. (Bkz. Mâverâünnehr'de henüz müstakil olarak yaşama imkânına kavuşamamış olan Selçuklu Türkmenlerine.) B yzantion N V III.2000 kilometre uzakdaki doğu Anadolu toprak­ larına atmıştır. biraz ganimet edinmek gayesiyle Çağrı Bey'i .000 kişilik bir akıncı kuvvetiyle -Sultan Mahmud devri Gaznelilcrinin idaresindeki Horasan'da ve Büveyh Oğulları tarafından müdafaa edilen Irak-ı Acem'de gayeleri tahakkuk edemeyeceği için. 63-64). m u h te lif zamanlarda yabancı ordularda hizm et gören bir çok Türkler m isâline dayanarak bu akının da Bizans'a sığınıp. çoluk çocukları. HORASAN’DAN ANADOLU’YA 75 . s. La Premiere penetration turque Asie Mineure. bir misal olmak üzere.3. Cl. (125) Anadolu'ya yapılan bu ilk Selçuklu akmından maksat ne doğru­ dan doğruya gaza yapmak. Zaten Selçuklular. eşyaları. Başlıbaşına büyük bir araştırma konusu olan bu strate­ jiyi burada anlatmak bu çalışmanın çerçevesini aşacağı için.

yüzyılın ortala­ rından XI. İkinci baskı. Büyük Selçuklu İm­ paratorluğu sınırları içinde ve Islâm ülkelerinde.cılar" adı altındaki süvari kuvvetleri ile Osmanlılar tarafından Ru­ meli ve Orta Avrupa'nın fethinde de tatbik olunduğuna işaret ede­ lim. Bu sebeple Hilâfet merkezi Bağdat'ın bile elden çıkacağı korkusu yayılmıştı. bir millet olarak ve dalgalar halinde. Bu nüfus akışı ve kesafeti sayesin­ dedir ki. Gerçekten Oğuzlar (Türkmenler) artık. Osm an T U R A N . Tuğrul ve Çağrı Beylere mensup Selçuklular. 40-66. fakat keşfetmiş olduğum Ho­ rasan ve Ermenya (Anadolu)'ya gidebiliriz. Hârizm'de perişan bir duruma düşürülmüş bulunan Selçuk­ lular. çünkü orada (Anadolu'­ da) bize karşı gelebilecek bir kimseye rastlamadım" (127) diyerek. 76 Oğ u z ÜNAL . büyük Türk muhaceretinin gelişmesi sayesinde de o derece kuvvetlenmiş ve bmparatorluklarını kurmuşlardı. İstanbul 1969. sh. göçebe Oğuz (Türkmen) boy ve uluslarının muhacereti idi. boylar ve uluslar halinde değil. X . sefer hakkındaki intibalarını Tuğrul Bey'e anlatırken "Biz buradakilerin hakkından gelemiyoruz. T040 yılında devletlerini kurabilmişlerdi. Gazne İmparatorluğu'nu ve ordularını bir kaç muharebede mağlup edebilecek bir kuvvete sahip olarak. kendi boy beyleri­ nin idaresinde müstakil hareket eden bu göçebe Oğuzlar (Türkmen- ♦ Selçuklular'm tarih sahnesine çıkışları ve Büyük S elçuklu tmparato rlu ğ u 'n u n kuruluşuna kadar geçirdikleri maceralı hayatları hak­ kında daha geniş bilgi iç in bkz. Selçuklular ve onları takip eden Türkmenler. onları hiç bir devlet ve ordu durduramıyordu. Karahanlılar ile Gazneliler karşısında ne kadar zayıf ve perişan bir haldeyseler. (126) Anadolu'ya yapılan bu ilk Selçuklu akınmdan dönen Çağri Bey. Selçuklu Sultanlarını uğraştıran en mühim meselelerden birisi. Seiçuklular'ın Anadolu'yu fethetmeleri zaruretini belirtmiştir. Horasan istikametinde. S elçuklular Tarihi ve Türk-lslâm Medeniyeti. yüzyılın ilk yarısına kadar çok ızdıraplı ve maceralı göç­ lerle devamlı olarak yurd değiştirirken * büyük Türk muhacereti de bir sel halini almış. İslâm ülkelerine akarken. (128) Büyük Selçuklu İmparatorluğu kurulduktan sonra da. Oğuzlar (Türkmenler)'ın bir kısmı da kendileri etrafında toplanarak siyasi birlik başlamıştı.

Bey'e gönderdi. Gerçek­ ten Halife mektubunda: " E y Em ir Tuğrul Bey Muhammedi senin zaptetmiş olduğun memleketler sana yeter. elçinin nâmesini dinledikten sonra şu cevabı verdi: "Benim askerlerim (yani milletim) pek çoktur ve bu memleketler onlara kâfi gelmemektedir. Diğer İslâm ülkelerine ve hükümdarlarına dokunma ve onlara zarar verme" diyordu. Bütün d ü n ^ yı alsanız ve bu şekilde tahrip etseniz yine de size ve milletinize yetmez" diyerek Sultanı doğru yola davet ediyordu.(m29) İslâm ülkelerine Türk muhacereti aralıksız devam ediyor. Büyük Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey. hem Türkmen muhacirlerinin çokluğunu ve zaruri ihtiyaçlarını gösteriyor. merhameti. yerli halk ile mücadelelere girişi­ yorlar ve neticede yağma ve kıtale sebep oluyorlardı. siyasi ve idari dehası ile tanınan Sultanı anlayamıyorlardı. eski Türk hâkimiyet telâkkisi gercğince.ier) çok defa Büyük Selçuklu Sultanlarını tanımıyor veya "Büyük Türk Hakanlığı" sıfatını ellerinde bulundurdukları için. Buna karşılık Sultan Tuğrul Bey." Bunun üzerine Haiife'nin elçisi Mâverdi: "Bunun sebebi sizin bu memleketleri tahrip etmenizdir. yurt bulmak ve sürüleri ile birlikte beslenmek maksadı ile İslâm ülkelerini istilâ ediyorlar. Halifenin elçisini dört fersahlık mesafeden karşılamak suretiyle Hilâfet maka­ mına karşı saygısını gösteriyordu. bizzat Abbâsi Halifesi Kaim Biemrillâh bu duruma son vermek maksadı ile devrin meşhur âlimi Mâverdi'yi 1044 yılında. Eğer mille­ timden (Türkmen'lerden) aç kalanlar kötülük ediyorlarsa. hem de Selçuklu Hânedanının itaati altına tam olarak alınmamış olan bazı göçebe Türkmen boyları üzerindeki kontrol ve nüfuzunun çok zayıf oldu- HORASAN'DAN ANADOLU’YA 77 . (130) Büyük Selçuklu İmparatorluğu'na henüz tam olarak bağlanma­ mış olan bu göçebe Oğuz (Türkmen) boylarının geçim derdi ile ve yurt bulmak maksadı ile yaptıkları istilâ ve yağmalar karşısında o derece feryatlar yükselmişti ki. çok zayıf bir siyasi bağ ile ona tâbi olsalar bile. Türkler'in içinde bulundukları içtimai ve siyasi durumu ve Oğuz (Türkmen) muhaceretinin manâ ve önemini henüz kavramamış olan Halife ve elçisi. İslâmiyet Türkler arasında yayıldıkça da bu göçler birbirini kovalıyordu. buna kar­ şılık ben ne yapabilirim" diyerek. Bu sonsuz muhaceret ve istilâlar büyük meseleler çıkarıyor ve devleti uğraştı­ rıyordu. dindarlığı. Sultan Tuğrul Bey ise elçiye verdiği cevapta: "Ben dürüst ve doğru hareket fetmek için elimden gelen her şeyi yapıyorum. bir mektup ile birlikte Sultan Tuğrul. Tuğrul Bey'i bu hâdiselerden sorumlu sayıyor ve adaleti.

bu devletin kuruluşunda çok hizmetleri ve emekleri geçtiği için de bu devlet üzerinde haklan vardır ve Sultanın akrabalandırt" (133) mütalâası ile Devletin Oğuzlar'a bakışını çok güzel ifade etmiştir. başkaldıran asi soydaşlarını bastır­ mak mecburiyetinde kaldıkjan halde bazı tarihçiler. Türkiye Selçukluian'nda ve Osmanlılar'da da de­ vam etmiş ve nihayet Osmanlılar tarafından gerçekleştirilebilmiş­ tir.(134) Hattâ ’Türkler'in Tarihi"ni tarihsel maddeciliğin yasalan ile açıklamak iddiasında olan bir yazar daha da ileri giderek. (131) Nitekim iil< Büyült Selçuklu Sultanları.ğunu belirtiyordu. siyasetnâme'sinde "H er ne kadar Türkmenler'den bıkkınlık geldi ise de sayıları çoktur. Büyük Selçuklu Sultanlarının. Büyük Selçuklu Sultanları bir yandan Oğuzlan (Türkmenleri) devletlerinin kurucusu ve temeli saymışlar ve bir yandan da yurtsuz oluşları ve itaatsiz hareketleri dolayısiyte onlarla uğraşmak zorunda kalmışlardı. adem-i merkeziyetçi eski Türk hâkimiyet anlayışı ile. merkezi bir idare kurmak ve Türk Birliğini gerçekleş­ tirmek yolundaki. bran Devleti kurduğunu ileri sürmüş ve merkeziyetçi bir idare tesis etmek 78 OĞUZ ÜNAL . bu meşru hareketlerini "mütegallibelik" (!) ve siyasi iktidarı ele geçirmek için eski Türk hâkimiyet telâkkisi ge­ reğince hânedân haklarına dayanarak harekete geçen şehzâde ve beylerin isyanlarını da ’Türkm encilik" (!) esasına göre göçebe Oğuzlar (Türkmenler)'ın müdafii sanmışlar. göçebe Türkmen-küt­ lelerinin Anadolu'ya şevki zaruretini ve büyük Selçuklu Sultanlan'nın gazâ ve fütuhat mefkurelerini ve siyasetlerini de Sultanların göçebe Türkmenlere karşı nefreti ile izah etmek istemişler ve hattâ bütün Selçuklu ordusu içerisinde çok küçük bir birlik olan ve yaban­ cı ırklardan teşkil edilen saray (merkez) muhafız kuvvetine bakarak Selçuklu ordusunun ekseriyetini Türkler'den gayri unsurlann teşkil ettiği hatasına düşmüşlerdir. eski Türk hâkimiyet telâmkkisine dayanan adem-i merkeziyetçi devlet anlayışı yerine merkeziyetçi bir devlet anlayışı kurmak maksadı ile Türkmenler'in nüfuzunu kırmışlardır.(132) Nizâm ül-mlilk. Selçuklulann Türk Devleti değil. Merkeziyetçi devlete doğru gelişen bu anlayış. Tuğrul Bey'den itibaren. merkeziyetçi bir devlet vücuda getirmek ve böylece siyasi parçalanmayı önlemek maksadı ile. göçebe bey ve boyları itaate almak. Tuğrul Bey. Alp Arslan ve Melik-şah gibi ilk Büyük Selçuklu Sultanları (ve Türkiye Selçuklu Sultanları ite onlann devamı olan OsmanlI Sultanları).

Gök Türk Kağanlan'nın "Türk milleti için gece uyumadım.(138) Bu vazife Orhun kitabele­ rinde şöyle ifade ediliyordu: "Doğuda Kadırkan ormanını aşarak milleti öyle kondurduk. yoksul milleti zengin ettim.. (Gök Türk Kağanlan'nın deyimi ile milleti kondurmak) da devletin vazifeleri arasında idi. (140) Artık Anadolu'nun fethi Türkler için bir zaruret idi. Anadolu'ya sevketti- *N itekim Nizam ül-mülk siyasetnâme'sinde "S u ltan ım ız cihân ailesi­ n in babasıdır" diyerek.(137) Esasen millete yurt bulmak. çıplak halkı giydirdim. aç halkı doyurdum.iğe kavuşturmak için mücadele eden Sultanlarla. öyle düzene soktuk. Islâm ülkelerini ve tebaasını bu göçebe ve yurtsuz Oğuzlar'ın çapullarından korumak.. aynı görüşü ifade ediyor ve sanki O rh un kitabelerinden bir parçayı naklediyordu. az halkı çoğalttım"(136) ifadesi ile beliren eski Türklerdeki "Velayet-i Pederâne" (Baba gibi koruyuculuk) sıfatı Büyük Selçuklu sultanları'nda da mevcut olup. Alp Arslan ve Melikşah gibi ilk Büyük Selçuklu Sultanları. diğer taraftan da Türk Hakanlarının "Velayet-i Pederâne" sıfatı ile de. HORASAN'DAN ANADOLU'YA 79 ." (139) İşte Büyük Selçuklu Sultanları. Bu sebep­ lerle Tuğrul Bey.'*' devletin başın­ da milletine karşı baba mevkiinde bulunmaları onlara bu^ göçebe Oğuzlar'a yurt bulmak vazifesini yüklüyordu. aynı zamanda devletin temelini ve askeri kuvvetini teşkil eden bu soydaşlarını kondurmak. onlara yurt bulmak ve geçim imkânları hazırlamak gibi birbiri ile çatışan iki mesele karşısında idiler. yurtsuzluktan şikâyet eden bu göçebe Oğuzlar'ı. 1018 ^ılı akınında Çağrı Bey'in keşfetmiş olduğu. öyle düzene soktuk. gündüz oturmadım.ve bUtUn Türk boy ve uluslarını bir bayrak altında siyasi biı. siyasi iktidarı ele ge­ çirmek için isyan eden Selçuklu ailesine mensup şehzade ve beylerin ve bunların etrafında toplanan göçebe Türkmenler'in mücadelelerini "sınıf mücadelesi" teorisi ile izah etmeğe kalkışmıştır. bir taraftan İslâm'ın sultanı ve koruyucusu sjfatı ile.(135) Devlet kavramı ile uzlaşmayan ve Türk Devlet adamlarının merkeziyetçi bir devlet idaresi uğrundaki mücadelelerini ve siyasi birliğin ancak bu şekilde kurulup korunabileceği yolundaki uzak görüşlülüklerini anlayamayan bu fikirlerin ilmi ve tarihi gerçeklerle alâkası yoktur. Batıda Kengü Tarbana kadar Türk milletini öyle kondurduk.

" cevabi mektubu ile hem kendisine zayıf siyasi bir bağla tâbi bulunan bu asi soydaşlarını himaye ediyor. Alp Arslan ve Melikşah gibi ilk Büyük Selçuklu Sultanları için Anadolu'nun fethi. Allah yolunda cihâd yapınız ve ganimet alınız. Zira onlann maksatları Ermeni beldeleridir (yani Anadolu'dur).(143) hem de. Oğuz akmları karşısın­ da Sultan Tuğrul Bey'e şikâyet ettiği zaman. İslâmın eski ve yenilmez düşmanı ve rakibi olan Bizans Imparatorluğu'na karşı bu göçebe Oğuzlar'ı gönderir ve orduları ile bu göçlere yol açarken. Bu göçebe Oğuzlar orada Selçuklu beylerinden İbrahim Yınal'a yersizlik ve yurtsuzluktan şikâyet ediyorlardı. Ben de arkanızdan gelip size yardım edeceğim" derken büyük Selçuklu Devletinin hangi zaruretler ile Anadolu'nun fethi siyasetini benimsediğini gösteriyordu. (141) Aynı şekilde 1047 yılında çok kalabalık bir Oğuz (Türkmen) muhacir kitlesi Türkistan'dan Nişâbur'a gelmişti. Onlara mal verip kâfirlere (Bizanslılar'a) karşı kendilerinden faydalanmalısın. Bu iki yönlü siyaset yanında Büyük Selçuklu Sultanları Anadolu'nun fethini bir devlet siyaseti haline getirip. Anadolu'nun fethi ve Türkleşmesi bu iki yönlü ve karmaşık siyasetin neticesi olarak gerçekleşmiştir. uc) emirisin. bir yandan da bu göçebe Oğuzlar'ı ve asi şehzâde ve beyleri Anadolu'ya göndermek suretiyle kendi devletlerini ve Islâm ülkelerini istilâ ve asayişsizlikten korumak maksadını gütmekte idi ki.ler. Islâmın Sultanı ve koruyucusu sıfatı ile. (144) 80 Oğ u z ÜNAL . (142) Tuğrul Bey. Selçuklu Sultanı ona: "Kullarımın senin memleketine geldiğini haber aldım. bir yandan yoğun Oğuz muha­ cereti baskısı ile ve onlara yurt bulmak zarureti ile yapılmakta. Islâm'ın cihâd mef­ kuresini ve Türkler'in kadim cihân hâkimiyeti mefkurelerini de ger­ çekleştirmiş oluyorlardı. Rum (Anadolu) gazâsına gidiniz. hem B i­ zans'a karşı kuvvet kazanıyorlar. Diyarbakır Mervâni Emir'i Nasıruddevle. Sen bir Suguur (hudut. Büyük Selçuklu Devletinin Anadolu'nun fethi ve Türkmen mu­ hacirlerinin bu memlekete şevki siyasetini göstermesi bakımından şu kayıtlar çok önemli tarihi belgelerdir. hem de yerli Müslüman halkı düşünüyor ve hem de Anadolu'nun fethi lüzum ve siyasetini belirtiyordu. İbrahim Yınal Bey bu göçebe Türkmenler'e: "Memleketim sizin oturmanıza imkân verecek kadar geniş değildir. Bu sebeple doğrusu şudur ki.

Selçuklular sayesinde yeni bir kudret kazanârak taze bir iman ve kan ile cihâda başlamış ve taarruza geçmiş. kasıtlı olarak ve gayri ilmi bir şekilde. son yıllara kadar mahiyeti. X. umumiyetle Garp Türklüğü ve Anadolu'nun Türkleşmesi gibi mühim meseleler ve "Selçuklu devletinin Anadolu'nun fethi siyaseti" karanlıklar içinde kalmıştır.Tarihin en büyük göçlerinden ve nüfus hareketlerinden birini teşkil eden bu büyük Türk muhacereti. (146) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 81 . tarihsel maddeciliğin ilkeleriyle açıklamak gayretlerinin eseridir. İslâmın ezeli düşmanı ve rakibi olan Bizans ile hesaplaşma zamanı da artık gelmişti. İşte Anadolu'nun fethi ve Türkleşmesi bu zaruretler ile ve ilk Büyük Selçuklu Sultanlarının takip ettikleri devlet siyaseti ve ilk İslâm Halifelerinden kendilerine miras olarak kalan Anadolu'nun fethi gibi mukaddes bir İslâm mefkuresinin tecellisi olarak gerçekleş­ miştir. gayeleri Suriye ve Mısır olup sağ kanatlarında BizanslIlar ile sulh halinde yaşamaktan başka arzuları yoktu" gibi tarihin seyrine ve tarihi gerçeklere aykırı iddialar ileri sürülmüş ve yayılmıştır. ( t 45) Bu ve benzeri görüşler ya devlet siyasetini yürüten yüksek strateji ile bu stratejinin uygulanması süreci içerisindeki münferit taktikler arasındaki bağlantıyı göremeyen tarihçilerin ya da. yüzyılda müdafaaya geçmiş ve iç buhranlarla sarsılmış bulu­ nan İslâm dünyası. sebep ve neticeleri ile dikkatlice ve ilmi olarak araştırılmadığı ve anlaşılamadığı için yalnız Selçuklular tarihi değil. Bu sebeple muvakkat ve münferit hadiselere bakılarak "Selçuklular asla Bizans topraklarını fethetmek niyetinde değillerdi. Türk târihinin seyrini.

IV.000 kişilik kafileler halinde Azerbay- H O R A S A N 'D A N A N A D O L U 'Y A 83 . Bu birliklere Türkisun ve Horasan Gazileri denilmekte idi. Gerçekten 963 ve 965 yıllarında Horasan Gazileri 5. S E L Ç U K L U L A R 'IN İL K A N A D O LU A K IN L A R I İlk İslâm-Bizans mücadeleleri devrinde (Suguur Beylikleri Devri] Horasan ve Türkistan'da teşkil edilen gönüllü Türk birlikleri Ana­ dolu'ya sık sık akınlar yapmakta idiler.000 ve 20. BÖLÜM B Ü Y Ü K S E L Ç U K L U L A R D E V R İN D E B İZ A N S G A Z A L A R I v e AN AD O LU FÜ TU H A TI m .

000 kişilik bir süvari kuvveti ile uzak Rum ülkesinde (Anadolu) bir keşif seferine çıktı. Horasan. Tuğrul Bey geçilmesi güç çöllere çekilirken. 1018 yılında 3. Gazneli Sultanı Mahmud'un hiddetine ve bu sefer sırasında. Horasan gâzilerinin sık sık yapmakta oldukları Rum (Anadolu) akınları onlara bu teşebbüsü telkin etmişti. Bu gâzilerin içlerinde âlimler ve şeyhler de bulunuyor­ du. X. Bugüne kadar asla Türk süvarisi görmemiş olan Ermeniler onların kendilerince garip ve değişik kıyafetlerini ve manzarasını müşahade ettiler. Adana. Çağrı Bey de 3. Selçuk'un bu kudretli ve cefakâr torunları. jşte bu buhranlı devrede Selçuklular'ın başında bulunan Tuğrul ve Çağrı Beyler'in verdikleri bir karara göre. 6-7 bin kişilik bir kuvvetle. Rey ve Azerbaycan yolu ile Anadolu seferine çıktı. Van havzasındaki Vaspuragan E r ­ meni Kıratlığı topraklarına girdi. bu bölgedeki bazı kale­ 84 Oğ u z ÜNAL . onların yaydan silâhları ve dalgalanan uzun saçları vardı. bütün İran'ı baştanbaşa geçerek. (149) Çağrı Bey. gaflet gösterdiği için Tus'da oturan Gazne İmparatorluğu­ nun Horasan valisi Arslan Câzib'i azarlaftiasına sebep olan bu akıncı kuvveti ile Çağrı Bey Azerbaycan'a vardığı zaman orada daha önce cihâda gelmiş olan Türkmenler ile karşılaştı ve onları da yanına ala­ rak. yüzyılda Mâverâünnehr'deki mücadele dolu ilk yıllarında Karahanlılardan Ali Tekin'in hücumları karşısında çok zor bir devreye girmişler ve yine yurt değiştirmek zorunda kalmışlardı. Tuğrul ve Çağrı Beylere mensup olan Selçuklular. Büveyhiler'den Addud ud-Devle zamanında ve 1006 yılında Selçuk'un oğullarından Arslan Yabgu'ya mansup olan Yabgulu (Yavgiyân) Oğuzlan da bu gazalara katılmışlardı. Tarsus ve Masisa şehirlerine dağılarak taarruza geçen Bizanslılar'a karşı cihâd yapmışlardı. Çağrı Bey de Horasan gâzilerinin bu cihâd geleneğine uyarak.000 süvari ile. muazzam bir mesafedeJujlunan Anadolu gazâsma teşebbüs ederlerken cidden çok ümitsiz bir durumda bulunuyorlardı.(147) Bu şekilde Horasan ve Türkistan'dan Suguur'a giderek cihâd yapmak bir gelenek haline gelmişti. komutası altındaki akıncı kuvveti ile kuzey doğu tarafından Medya sınırlarını yıldırım gibi geçerek Vaspuragan Ermeni Kıratlığı arazisine girdi ve sağa sola yaptığı hücumlarını süratle inki­ şaf ettirerek Reştunik istikametinde ilerledi.can ve M eyyâfârikin yolu ile "Suguur'a varmışlar.(148) Selçukluların Gök Türkler gibi arkaya sarkan uzun saçları olduğuna dair bu kaydı başka kaynaklar da doğruluyor.

Nahcıvan havalisine girdi ve Gürcü ülkelerini taramaya başladı.. Buna Azer­ baycan'da bir kısım Türkmenler'in katıldıkları ve Ermenya'daki Müslüman emirliklerinden.000 atlı almıştı. (151) Çağrı Bey. Van kalesi gibi sarp ve müs­ tahkem bölgeler hariç. Bu akın harekâtı sıra­ sındaki muharebelerden daima muzaffer çıkan Çağrı Bey. yolları tutmuş ve Çağrı Bey'i yakalamaya hazırlanmıştı. fakat Vaşak da savaş meydanında öldü. Hıristiyanları kılıçtan geçirdi. bu suretle bir kaç sene gazâ yaptıktan ve Anado­ lu'daki keşif seferini tamamladıktan sonra. meselâ Şeddad Oğulları'ndan. Buna rağmen Çağrı Bey. Tus'da oturan Horasan valisi Arslan Câzib. nihayet toplamı 6-7 bin '''Doğu A n ad olu'y a yapılan bu ilk S elçuklu akm ının tarihi hakkındaki rivayetler çeşitlidir. Çağrı Bey daha sonra Ani Kıratlığı havzasında göründü ve Dovin'in kuze­ yindeki Beçni kalesini muhasara etti. Kale'nin kumandanı olan Vaşak Bahlavoni. HORASAN’DAN ANADOLU’YA 85 .000 kişilik bir kuvvet olduğu halde Çağrı Bey komutasındaki Oğuziar'a karşı çıkmaya cesaret edemedi ve bu şekilde bütün bu havali Oğuzlar'ın istilâsı altında kaldı..leri zaptetti. (150) Akınlarını bu şekilde inkişaf ettiren Çağrı Bey. Bu sırada Gürcü asıUı Bizans generali Liparit maiyetinde 5. bütün havaliyi istilâ etti ve Vaspuragan E r­ meni Kırallığı'nın batı kısımlarına hâkim oldu. Gazncli Sultanı Mahmud'un emri üzerine. bu akm 1018-1021 tarihleri arasında vukubulm uştur.* Azerbaycan'da kendi­ sine iltihak eden Oğuziar'a veda ederek büyük ganimetlerle geriye döndü. 1021 yılında bir kaç kol halinde kuzeye doğru yönelerek. bir miktar ikmal yardımı sağladığı da ilâve edilirse. kendisine açılan Reştunik bölgesinde ciddi engellerle karşılaşmadan uzun müddet dolaştı ve hayli ganimet topladı. Muhare­ bede Oğuzlar geri çekildiler. Arslan Câzib'in takibatın­ dan kurtularak Horasan'ı geçerek Mâverâünnehr'e dönmeğe ve kardeşi Tuğrul Bey'e kavuşmağa muvaffak oldu. diğer bir deyişle keşif seferine çıkarken Mâverâünnehr'den yanına 3. oğlu Kirkor'u kale muhafızlığına bırakarak top­ layabildiği kuvvetlerle Oğuziar'a karşı çıkmaya hazırlandı. Bu rivayetlerin m üşterek tetkikind en ç ı­ kan sonuca göre. (152) Çağrı Bey bu büyük akına.

Tuğrul ve Çağrı Beylerin eniştesi Kızıl Bey. Sultan Mahmud'un ölümü (1030) üzerine Gazneli tahtına çıkan Mesud bu Türkmenler'den saltanatının ilk yıllarmda çok istifade etti.(153) Bu sebeple Çağrı Bey. kardeşi Tuğrul Bey'e bu seferin hikâyesini ve intibalarını anlatırken. geçici olarak hâkimiyet kuracak bir güç kazanmış ve Ermenya'da pek de kuvvet sahibi Kırallar ve hükümetler olmadığını da öğrenmişti. her taraftan sıkış­ tırılan ve yurtsuz kalan Selçuklu Beylerine müstakil Türk vatanının keşfedildiğini bildiriyor ve Anadolu'nun fethi lüzumuna işaret edi­ yordu. Buğa Bey. Gazneli Sultan Mahmud tarafından bir hile ile yakalanarak hapsolundu ve kendisine bağlı boy ve oymakların mühim bir kısmı Horasan'a geçi­ rildi.OOO'den 86 Oğ u z ÜNAL .000 kadar çadır halkı. Bu boy ve oymaklar daha evvel Sâmâni'ler zamanında Hora­ san'a gelmiş bulunan soydaşları ile birleşerek Gazneliler'e isyan ettiler ve Tus'da bulunan Horasan valisi Arslan Câzib'i bozguna uğrattılar. (155) 1025 yılında Mâverâünnehr'de bulunan Oğuzlar'ın büyük Yabgusu olan Selçuk B e y ’in oğullarından Arslan (İsrail) Vabgu. (156) Sultan Mahmud'un oğlu ve Irak-ı Acem valisi Mesud. Bu şekilde türlü maceralar ile dolu bir sefer ile ve pek çok kayıp vererek Azerbaycan'a gelmiş olan bu Türkmenler. o havalideki bütün Türkmen oymakları isyan edip silâha sarıldılar. Göktaş Bey gibi kumandanların maiyetinde olan ve miktarları lO. Bunun üzerine Sultan Mahn^d. fakat keşfetmiş olduğum Ermenya (Anadolu)'ya gidebiliriz"(154) diyerek. Bizanslılar'ı kastederek "B u ülkede bize karşı koya­ bilecek bir kimseye rastlamadım. Biz buradaki (Mâverâiinnehr ve Horasan) lerin hakkından gelemiyoruz. Mansur Bey. Yağmur Bey'in maiyetindeki oymak başta olmak üzere. ancak içlerinden 2. Dana Bey. Anasioğlu Bey.kişiyi bulan bir kuvvetle Van gölünün güney kısımlarından Tiflis civarına kadar bütün beldeyi alt-üst ederek. Bizans arazisine geçerek Diyarbakır havalisine akınlar yaptılar. Fakat bir müddet sonra Oğuz Beylerinden Yağmur Bey'in Rey havalisi kumandanı Taş Ferraş tarafından öldürülmesi Türkmenler'i telâşa ve heyecana düşürdü. Burada Bizans'ın taarruz ve tehdidine karşı yardı­ ma muhtaç olan Azerbaycan hükümdarı Vehsudan onları maiyetine aldı. 1028 yılında bizzat gele­ rek bu boy ve oymakları ezdi. Onlar da çöllere ve dağlara kaçtılar. Irak-ı Acem yolu ile Azer­ baycan'a geçtiler. Horasan'da kalan diğer Türkmen boylarına vaadier yaparak kendilerini maiyetine aldı.

Abbasi Halifesine gönderdiği fetih-nâmede Gaznelilerin zulümlerinden.fazla bulunan bu Türkmenler R ey havalisi kumandanı Taş Ferraş'mki başta olmak üzere Sultan Mesud'un gönderdiği bütün Gazneli kuvvetlerini birer birer bozdular. Er­ meni tarihçileri Musul'dan dönen Türkmenler'in Murad suyu ile Dicle'yi vücuda getiren kolların suladığı bölgelerde müthiş akınlar yaptıklarını kaydetmişlerdir. diğer bir kısmı ise Azerbaycan'da kaldı. 8 u sırada Abu '1-Hayca Hadbani'nin hâkim bulunduğu Rum iyye (Urm iye) havali­ sinde bulunan bir kısim Türkmenler yeniden Van gölü havzasına girerek akınlar yaptılar ve daha sonra geri döndüler. El-cezire ve Musul havalisine akınlar yapan ve başarısızlıkla dönen Türkmenler'in bir kısmı 1042-1043 tarihlerinde Aras nehri kenarına gelerek Beçni kalesine taarruza hazırlandılar. Bağrat. Ani kıralı Gagik kale­ nin imdadına geldiğinden muvaffak olamadılar. Bunlar Aras nehrini geçerek Arran ülkesine girdiler ve buranın emiri Fadlun vc oğlu Ebu el-Svar ile birleştiler ve Ermenilerle meskun olan ülkelere akınlar yapmağa başladılar. Bunların bir kısmı güneye döndüler. 23 Mayıs 1040 Cuma günü Dandânakan meydan muharebesinde Gazne ordusunu mağlup ve perişan ederek. "Savaş sahasında derhal çadır ve taht kurup Tuğrul Bey'i üzerine oturttular ve bütün beyler onu Horasan Hükümdarı olarak selâmladılar"(158) Tuğrul Bey. Bu Türkmenler'in bir kısmı Irak-ı Acem’de dağılmakla beraber. Tiflis'i Müslümanlardan almak için muhasa­ ra ettiği sırada Türkmenler'in geldiğini duyarak muhasarayı kaldır­ mağa ve memleketine çekilmeğe mecbur olmuştu. Büyük Türk Hakanlığı tahtına oturdular ve bu şekilde İran ve Türkistan'ın en önemli kısıml^ına hâkim oldular. Fakat Ermeni beldelerine akınlar yaparak pek çok esir ve ganimet topladılar. HORASAN'DAN ANADOLU'YA 87 . 1045-1046 yıllarında bu Türkmenler'in mühim bir kısmı Bizans İmparatorunun ordularının Arran ülkesine ve Dovin şehrine yaptıkları taarruzlar sırasında bu ülkenin hükümdarı Ebu el-Savar'ın maiyetinde bulunmuşlar ve Bizans İmparatorluk kuvvetleri ile çarpışmışlardır. (157) Selçukoğulları. bütün Selçuklu beylerinin müştereken toplanması ile meydana gelen kurultayda Horasan hükümdarı ilân edildi. Diyarbakır. 1038 yılında Gürcüstan Kıralı IV . Tuğrul Bey. diğer mühim bir kısmı Azerbaycan'a yürüdüler ve kendilerinden evvel oraya gelmiş bulunan soydaşlan ile birleşip bu bölgenin muhtelif yerlerinde yaylaklar ve kışlaklar kurdular (1036). 1037 yılında Arran emiri ile Ermeni reis^rinden David arasında vuku bulan muharebede Ermenilerle çarpıştılar.

Bu sebeple de bü/ük beyle­ rin ayrı bölgelerde yerleşmesine fırsat vermedi. devletin kuruluşunda. Tuğrul Bey. Eski Türk hâkimi- 88 Oğ u z ÜNAL . Gazne hükümdarlarının köle-zâde. Serahs ve Belh şehirleri ile Gazne'ye kadar uzanan ülkelere sahip oluyor. kendilerinin ise padişah-zâde (Afrâsiyab.kendilerine yaptıkları fenalıklardan ve müdafaa maksadı ile sava­ şarak zaferi kazandıklarından bahsetmekte. her biri kendi bölgelerinde adına hutbe okutmak. eski Türk hâkimiyet telâk­ kisi gereğince. İnanç (Musa) Bey hukuken Yabgu Unvanını elinde tutuyor. Büyük Türk Hakanı sıfatı ile Nişâbur'u ve garpta fethedilecek belde­ leri alıyordu. Selçukoğullarının eskiden beri Halifeliğe sâdık bulunduklarını ve gazaya devam edeceklerini belirtmiştir. amcası İnanç (Musa) Vabgu'ya ve birinci derecede hizmeti olan kardeşi Çağrı Bey'e hükümdarlık vermek mecburiyetin­ de kaldı. Karahanlılar'da oldu­ ğu gibi Selçuklular'da da devlet üzerinde bütün hânedan üyelerinin hakkı vardı. Oğuz Han so­ yundan) olduklannı. bağlı idiler. zulmü kaldırıp adaleti kurduklarını. Gök Türkler'de. Hükümdar) ünvanı ile ve ordu kumandanı (ka'id al-cayş) olarak. Herat merkez olmak üzere Büst. para bastırmak. Şim di ise Tuğrul Bey hükümdar ilân edilirken fiilen olduğu gibi hukuken de devletin başına geçiyor ve Büyük Türk Hakanlığı tahtına oturuyordu. Tuğrul Bey de fiilen reis bulunuyordu. (160) Selçuklu devleti bu üçlü taksime göre ayrılmış. saltanat merasiminden sonra. (159) Selçuklular aşiret teşekkülü halinde iken. kapılarında nöbet vurdurmak ve başlarında çetr taşımak suretiyle bütün hâkimi­ yet ve istiklâl unsurlarına sahip olmakla beraber. (161) Tuğrul Bey. Selçuklu devleti adem-i merkeziyetçi eski Türk hâkimiyet telâkkisine göre hânedan üyeleri arasında taksim edildi. Büyük Türk Hakanı Tuğrul Bey'e ve devletin merkezi Nişâbur'a. yine hükümet merkezi Merv olmak üzere. Ancak bu diğer büyük beyleri ve hânedan mensuplarını ya­ nından ayırmayarak devletin parçalanmasını önlemeye vc merkezi­ yetçi bir devlet yapısı kurmaya çalıştı. siyasi bir bağ ile. Bu sebeple devletin kuruluşunu müteakip. Ceyhun'a. Çağrı Bey de Melik (Kıral. İnanç (Musa) Bey eski Türk telâkkisine göre sahip olduğu Yabgu ünvanını muhafaza ederek. Siyasi iktidarın kullanılmasında hepsi söz sahibi idiler. jsfizar vc Sistan'a kadar alınacak vilâyetlerin hükümdarı oluyordu.

.

Türkmenler'e hiyanet etmeği düşünüyordu. Türkmenler'in Diyarbakır ve Musul ülkelerinde yaptıkları akınlar bütün ümerâyı ve hükümdarları korkutmuştu. Bu durum üzerine Irak'taki 90 OĞUZ ÜNAL . Mükellef bir ziyafet hazırlayarak Mansur'u davet ve sonra hapsetti. Mansur Bey'in. Türkmenîer bu şekilde bir müddet Musul ve Mervâni beldelerini dehşet içinde bıraktılar. S U L T A N T U Ğ R U L B E Y Z A M A N IN D A B İZ A N S ’A K A R Ş I G A Z A L A R V E A N A D O L U F Ü T U H A T I Evvelce Gazneli Sultanı Mahmud'un önünden kaçarak Azerbay­ can'a gelerek. maiyetindeki oymakla birlikte Cizre'nin doğu tarafında karargâh kurmuş olan Türkmen reisi Oğuz-oğlu -Mansur'a haber göndererek onunla anlaş mağa yanaştı ve kışın sonuna kadar Cizre havalisinde kalmasını. bahar gelince diğer Türkmen beylerini ve oymaklarını da yanına alarak Suriye'ye gitmesini teklif etti. 1042 yılında meydana gelen muharebede Türkmenîer üstün geldiler ve bütün havaliyi kontrol altına aldılar. babası tarafından Cizre valisi tayin olunmuştu. yeminlerle kuvvetlendirildi. Buna sebep de Vehsudan’ın bu Türkmenler'e ihanet ederek 30 kadar Türkmen reisini bir ziyafet esnasında öidürtmesi idi. O esnada merkezi Meyyâfârikin ve Amid şehirleri olan Diyarbakır havalisinin hükümdarı olan Mervâni'lerden Nasr al-Devlc Ahmed’in oğlu Süleyman. Halbuki Süleyman. Süleyman. Musul emiri Ukayl-oğlu Karvaş ile Diyar­ bakır Mervâni emiri Nasr al-Devlc kuvvetlerini birleştirerek Türk­ menler'e karşı çıktılar. bu bölgenin hâkimi Vehsudan'ın maiyetinde Anado­ lu'ya akmlar yapan Türkmenler 1041 yılında bu hükümdar ile bo­ zuştular. öteye beriye dağılmağa başladılar. bu teklifi ka­ bul etmesi üzerine anlaşma yapılarak. Mansur'un maiyetindeki Türkmenîer öteye beriye dağıldılar ve çoğu Musul yolunu tuttular. Bu sebeple Azerbaycan'daki Türkmenîer bu bölgede tutunamadılar ve Vehsudan'la yaptıkları bir muharebede bozguna uğrayınca sağa sola. Mervâni emiri Nasr al-Devle.2. ülkesinin Türkmenîer tarafından y ı­ kılmakta olduğunu ve onlara karşı koyamayacağını görerek barış­ mağa karar verdi ve Cizre'de tutsak olan Mansut Bey'i oğlu Süley­ man'dan istedi ve M eyyâfârikin'e getirterek serbest bıraktı ise de Türkmenler'i yatıştıramadı.

Tuğrul Bey. ayrıca kendisinden korkarak yanma gelemeyeceklerini bildiren Türkmenler'e yeni karargâhı Rey'den. Tuğrul Bey. (167) 1043 yılında Rey şehrine gelerek karargâhını burada kuran Büyük Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey. Zira onların maksatları Ermeni beldeleri (Anadolu) dir" (165) diyor ve Türkmenler'e haber gönderip Diyarbakır ülkesinden çekilmelerini temin edeceğini vaad ediyordu. Mansur ve Göktaş Bey'lerin maiyetine girmeleri" hakkında emir gönderdi. maiyetinde ulan Selçuklu prenslerinin her birini bir bölgenin fethine gönderirken amcası Yusuf (Ymal) Vabgu'nun oğlu İbrahim Ynıai Bey'i Hemedan ve Isfahan vilâyetlerinin fethine memur etmişti. Diğer amcası İnanç HORASAN'DAN ANADOLU’YA 91 . Azerbaycan'a dönerek orada yaylak ve kışlak kurmaları ve oradan Bizans'a gazâ yapacak olan Anası-oğlu. Türkmenler de Sultanın bu emrine uyarak. öteki amcası Arslan (İsrail) Vabgu'nun oğulları Kutalmış Bey ile Resul Tekin'i de Hazar denizi sahillerindeki ülkelerin fethine memur etmişti. karargâhı henüz Nişâbur şehrinde bulunan Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey'e mektup yazarak Türkmenler'i şikâyet etmişler ve Türkmen akınlarının önüne geçmesini rica etmişlerdi. Sen bir Suguur emirisin. Mervâni emirine verdiği cevapta: "Kullarım ın senin memleketine geldiğini haber aldım. "İslâm ülkelerine akın etmemelerini. daha evvel bu Türkmenler Azerbaycan'da iken. bundan dolayı korkup yanına geiemiyoruz. on­ lann reisine elçi gönderip hepsini huzuruna çağırtmıştı. (164) Tuğrul Bey. Onlara para ve mal verip kâfirlere (Bizanslılara) karşı kendilerinden fayda­ lanmalısın. Diyarbakır havalisine göndererek. Onlar elçiyi bir müddet alıkoyduktan sonra geriye göndermişler ve Sultan'a "bizi hep beraber huzurunuza çağırtmaktan maksadınız yaptığımız kusur­ ların cezasını vermek ve hapsetmektir. Siz Suitanımızsınız. eğer bizim mutlaka gelmemizi isterseniz o zaman buralardan Rum ve Şam ülkelerine kaçıp yakamı­ zı kurtarmağa çalışacağız" şeklînde cevap vermişlerdi. Anası-üğlu ve Buka isimli iki Türkmen Bey'ini. (166) Bu durum üzerine Sultan Tuğrul Bey. Buka. bu bölgeyi kendilerine ikta olarak vermiş ve kendilerini Bizans'a karşı gazâ yapmağa niemur etmişti.Büveyhi hükümdarı Celâl al-Devle ile Diyarbakır Mervâni emiri Nasr al-Devle. adî geçen Bey'lerin kumandasında Bizans'a tabi olan Ermeni beldelerine akınlar yapmağa başladılar.

Büyük Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey de. Geylan ve Tarim havalisini itaati altına aldı ve daha sonra Aras nehrini geçerek Arran. Emir ve bazan Melik (Kıral) ünvaniarını alan bu Selçuklu prenslerinin yanına. şark hu­ dutlarını emniyete almak ve Islâm ülkelerine doğru genişlemek siya­ seti ile küçük Ermeni Kıratlık ve prensliklerini kaldırarak mühim bir Ermeni nüfusunu Orta Anadolu'ya ve Sivas'a nakletmiş. bu ülkeyi açarak Rumiye gölü kenarına kadar geldi ve evvelce bu ha­ valiye gelmiş ve birçok maceralar geçirmiş olan Türkmen oymakları­ nın reisleri ile işbirliği yaptı. büyük divan-ı saltanatça vezir ve bütün divân erkânı yoldaş edilmişti. (169) Bu sırada X I. bu Bizans taarruzuna karşı. gücünün en yüksek noktasına erişmiş bulunan (170) Bizans'ın en kudretli imparatorlarından biri olan II. hareketlerinde tamamen müstakil olduklarından istedikleri şekil ve surette fütuhât yapabiliyorlardı. Gürcüstan ve Ermenis­ tan ülkelerine girdi. bu savaş hakkında Sultan Tuğrul Bey'e gönderdiği mektupta: "B u bölgelerin zengin ve Romalılar'ın da kadın gibi korkak insanlar olduğunu vc bu sebeple kolaylıkla fethediiebileceğini" bildirmiştir. Bu Selçuklu prensleri. (172) 92 Oğ u z ÜNAL . Kutairnış bey de. Sultan Tuğrul B e y ’in yüksek hâkimiyetini tanımakla beraber. Basil. Bizans ordusunu müthiş bir bozguna uğrattı ve Aras nehri boyunca ileri harekâtını sürdürdü. Bu durum Selçuklular ile BizanslIları komşu yapıyor ve karşı karşıya getiriyor­ du. İmparator Konstantin aynı siyasete devamla Türkmen akmlanna karşı harekete geçmiş ve 1045 yılı son baharında Gürcü Prensi General Liparit komutasındaki bir Bizans ordusunu ileri sürmüştü. Bizans sınırlarını Azerbaycan ve Kafkasya'ya kadar uzatmıştı. üç dört yı! içerisinde Dicle sahillerine kadar fütuhâtını ilerletti. İb­ rahim Yınal Bey.(r/lUsa) Yabgu'nun oğlu Haşan Bey ile kendi kardeşi ve Horasan hükümdarı olan Çağrı Bey'in oğlu Prens Yakuti Bey'i de Azerbay­ can'ın fethine göndermişti. Kutalmış Bey. Bu şekilde Selçuklu ve Bizans orduları ilk defa olarak Gence şehrinin surları önünde karşı karşıya geldiler. yüzyılın başlarında. Kutalmış Bey.(168) Bu Selçuklu prensleri vazifelerinde büyük başarı gösterdiler. Azerbaycan'ı fethe memur oian Yakuti Bey de. 500 yıl evvelki Jüstinianus devrinden beri. Kutalmış Bey'i B i­ zans’a karşı gönderilen ordunun başkomutanlığına getirdi (171) ve Anadolu'ya gönderdi. amcası Ebu'l Fevâris Arslan Yabgu'nun oğlu. A ynı zamanda her birinin emrine muhtelif Türkmen boy ve oymakları verilmişti.

Bütün gece devam eden muharebe Bizans ordusunun bozguna uğraması ile sonuçlandı. 1048'de Anadolu'ya ilk büyük Selçuklu seferini yaptılar. General Araon sol cenaha. Bu iki Generalin kuvvetleri Haşan Bey'in ordusunu 1047 yılında Aras nehri kenarında Beçni civarında Stranga çayının yanında karşıladılar. Tiirk ordusu ise iki büyük grup halinde bulunuyor ve bunların birine İbrahim Yınal Bey. Bu bölgenin valisi pjan General Araon. emrindeki ordu İle Pasin ve Erzurum ovalannı istilâ cdeıek. Sultan Tuğrul Bey. Vaspuragan bölgesine girdi ve akmlarma başladı. Genç Liparit (Yukarıda adı geçen General Liparit'in torunudur) ise merkeze kumanda ediyorlardı. Selçuklu ve Bizans orduları Hasankale önlerinde Pasinler ovasında karşı karşıya geldiler. dağınık bir iıalde yağma ile meşgul olan Selçuklu ordusuna saldırdılar.Bu sırada Sultan Tuğrul Bey'in amcalarından İnanç (Musa) Vabgu’nun oğlu Kasan Bey de. Bizans ile Türkler arasındaki ilk büyük meydan muhaıebesi burada meydana geldi. bir arada Rum gazâsı yaparak Anadolu topraklarını sistemli bir şekilde taramalarını emretti ve bu şekilde. Bizans karargâhına hücum edip yağmaya başladılar. Tam bu sırada pusuya girmiş olan Bizans kıtaları hücuma geçerek. İbeı~ya valisi !<atakalon'dan imdat istedi. Anadolu'yu fethetmek arzusunda olduğunu gösterdi. (173) Sultan Tuğrul Bey. (175) Bu savaş sırasında Türkmenler. Bizans kumandanları muharebe başla­ dıktan sonra Türk ordusunu tuzağa düşürmek amaciyle mahsus geri çekildiler ve bütün eşyalarını olduğu yerde bıraktılar. iki Selçuklu prensine. Türkmenler Bizans ordusunun bozulduğunu zannederek. Trabzon'a kadar HORASAN'DAN ANADOLU'YA 93 . Bizans ordusunun başkomutanı General Liparit esir edildi. diğerine de Kutalmış Bey kumanda ediyorlardı. ordularını birleştirmeleri­ ni. Bu şekilde İbrahim Yınal Bey de Anadolu gazâlarında Kutalmış Bey'in yanında mühim bir rol oynamağa başladı. 18 Eylül 1048 Cumartesi günü. Başta Haşan Bey olmak üzere pek çok Türk silâh elde dövüşerek şehit oldular. (174) Büyük Sultanın bu emrini alan Kutalmış ve İbrahim Yınal Bey'ler. amcası İnanç (Musa) Yabgu'nun oğlu Ha­ şan Bey'in bu şekilde şehit edilmesine çok üzüldü ve bu mağlubiye­ tin intikamını almak üzere o sırada Dicle nehri boylarında fîituhât yapan Selçuklu prenslerinden İbrahim Vınal Bey'i yeni fethedilmiş bulunan Azerbaycan valiliğine getirerek. Bizans ordusunda General Katakalon sağ cenaha. Bizans'a karşı Anadolu seferine memur etti.

Bizans'a fırsat verdi.mpaıator tarafından tamir ettirildi.(179) İstanbul'daki Fatımi elçisinin yaptiğı itirazlara da kulak asılmadı.ilerlemişlerdir. Hattâ İbrahim Yınal'm kardeşi . (183) 94 OĞUZ ÜNAL . ilk hedef olarak. son derece müstahkem hale getirmeğe başladı ve buralara büyük -kuvvetler yığdı.-Fatımi Halifesi nâmına okunmakta olan hutbe kesildi ve bundan böyle Abbasi Halifesi vc Büyük Türk Hakanı adına okunmaya bafladı.(178) Selçuklular ile Bizans arasında yapılan barış andlaşmasına göre. Bu sırada Kutalmış B ey 1053‘te Kars'ı muhasara ettiyse de alamadı. 1C50 yılında Tuğru! Bey'in Isfahan başta olmak üzere orta Iran şehirlerinin zaptı ile uğraşması. İs­ lâm dünyasına fıâkim olmak. Sultan Tuğrul Bey'e elçiler göndererek ve fidyesini yollayaıak. (177) Pasinler (Hasan-kale) meydan muharebesinden sonrâ Bizans İmparatoru. en değerli generallerinden biri olan Liparit'in serbest bırakılmasını rica etti. Eski Türk hâkimiyet sembolü olarak da. Sultan Tuğ­ rul Bey ile amcasının oğlu İbrahim Vınal Bey'in aralarının bozulması ve bu yüzden aralarında muharebeler cereyan etmesi. ilk defa olarak B i­ zans ordusuna karşı büyük çapta bir zaferin kazanılmış olmasındadır. Emeviler zamanında İstanbul'da inşa edilmiş olunan cami ve minaresi İ. (180) Bundan sonra Bizans. Bu savaşın asıl önemi. bilhassa doğu bölgelerini. (176) Bu savaş Selçuklu İmparatorluğu ile Bizans İmparatorluğu ara­ sındaki ilk ciddi savaştır. Şii. Büyük Türk Hakanı fidyeyi almaya tenezzül etmedi ve esasen cesaretine hayran olduğu Liparit'! serbest bırak tı. (181) BizanslIlara karşı kazanılan Pasinler zaferini müteakip. Bizaıis ile yapılan barış andlaşmasından sonra Tuğrul Bey. Ş ii faaliyetlerine ve idaresine son ver­ mek kararında idi. Anadolu'yu.(182) Fakat ertesi sene (1049) içinde.Mehmet Bey'in emrindeki kuvvetlerle İstanbul'a kadar ilerlediği bazı İslâm kaynaklarmda üeri sürülmüştür. Bu suretle Bizans İmparatorluğu'na karşı duyulan çekingenliğin ve Büyük Bizans ordularının mağlup edilemeyeceği kanaatinin silindiği söylenebilir. camiin mihrabına Tuğrul Bey'in ok vc yay işaretleri yapıldı.

Van gölü sahillerini iyice taradıktan sonra geri döndü.(187) Bundan sonra Irak ahvâli. 1050­ 1054 yıllarında. Oğuzlar'm taşkmiıkta bulunmamalarını ve İslâm ülkeleri içinde ilerlemelerini yasak etti. kardeşi Çağr. Yakuti Bey. Gerçekten Türkistan'dan gelen yurtsuz Oğuzlar. Bunun üzerine Sultan. bölge halkmm itaatini sağladıktan sonra müstahkem Malazgird kalesi önünde ordugâh kurdu ve Basil adında bir Ermeni asilzadesi tarafmdan müdafaa edilen bu şehri muhasara etti. 1054 yılında büyük bir ordu ile Anadolu üzerine yürüdü. (184) Sultan Tuğrul Bey. Halife bu duruma nihayet vermek için Tuğrul Bey'e şikâ­ yette bulunüyordu. hudutları genişletmiş ve bu şekilde Bağdad'a hâkim olacak.(185) Bunun üzerine Sultan. Irak. Selçuk Birliğine ve kendi sultanlık hâkimiyetine zarar veren teşebbüsleri ortadan kaldırmış. Bu sırada Bizans taarruzları da yoğunlaşmış ve Kutalmış Bey idaresindeki Türkmen kuvvetleri de geri çekilmişlerdi. (186ı) Sultan Tuğrul Bey. o sıralarda geçirmiş olduğu hastalıktan ayağa kalkarak. Diğer taraftan kış mevsi­ minin yaklaşması da Tuğrul Bey'i muhasaraya devamdan vazgeçirdi. 1057 yılında Anadolu'ya müthiş akınlar yaptı. Tuğrul Bey. Fakat kaleyi düşüremedi. Şii hareketleri ve Şeh­ zade isyanları. devletin kudretini yükseltmiş. Bu akınları durdur­ mak isteyen Bizans İmparatoru Mikhail Staratyotikos büyük zâde- HORASAN'DAN ANADOLU'YA 95 . Bargiri vc Erciş şehirlerini alıp. merkc/Rİyetçi bir siyasetle. sultanın bir daha bizzat Anadolu seferine çıkmasına imkân vermemiştir.Daha sonra amcası İnanç (rviusa) Yabgu ile Sultan'ın kardeşi Çağn Bey arasında çıkan anlaşmazlıklar da Tuğrul Bey'i oldukça uğraştırdı. maiyetinde bulunan Türkmen emirlerinden Sabuk Bey ile birlikte. (188) 1057 yılında Sultan Tuğrul Bey. Ahvâz ve Mulvân taraflarında çok kesif bir şekilde yığılmış. gazâya memur etti. kendisine tabi iki hükümdar arasındaki bu mücadeleyi de sultanlık otoritesini kullanarak yatıştırdı. Bey'in oğulla­ rından Alp Arslan'ın kardeşi. bu beldeler halkı Bağdad'a doğru kaçmağa başla­ mış idi. Türk-İslâm İmparatorluğuıiu kurma yoluna girmiş idi. prens Yakuti Bey'i Azerbaycan ve Anadolu hududuna tayin ederk. Lâkin Türkmen nüfusunun Selçuklu ül­ kelerinde yığılması ve Anadolu'da yeni bir yurt kurmak ihtiyacı ve buna ilâveten Bizans taarruzları onu daha önce Anadolu seferine zorluyordu. Bizans taarruzuna karşı Kutalmış Bey'i gönderdikten sonra.

(191) ■ 1061 yılında Kutalmış Bey. Mikhael'den sonra Bizans tahtını ele geçiren İmparator Isaak Komnen tarafından Antakya dükü tayin edilen Anili Khaçator bu muhasarayı başarısızlığa uğrattı. Sabuk. Azerbaycan ve Arran'da iç gailelerle meşgul olduğu sırada. Bizans İmparatoru bu defa Normandiyalı 96 Oğ u z ÜNAL . Bu komutanlar Dicle ve Fırat havalisin­ de fiituhâta devam ettiler. Yakuti B e y ’e karşi gönderdi. (193) ‘ 1061 yılında. Bu devrede Anadolu fütuhatını prens Yakuti Bey idare etti.(192) Kutalmış Bey'in isyanı sencIerce (1064 yılına kadar) sürdü. (m89) 1059 yılmda doğu Anadolu'yu şiddetle tahrip eden Yakuti Bey emrindeki kuvvetlerle güney doğu Anadolu'nun mühim şehirlerinden olan Urfa'yı muhasara etti. (194) 1062 yılında Sultan Tuğrul Bey. Yakuti Bey'in emrindeki komutanlardan Horasan Sâlân U rfa'yı kuşattı. isaak Komnen'i bertaraf ederek tahta çıkan. F a !« t bu general hiç bir iş göremedi ve Yakuti Bey tarafından müthiş bir bozguna uğratıldı. Kapar ve Ermeni tarihçilerinin Kicaciç adını verdikleri bazı Türkmen kumandanları ile birlikte tek­ rar Bizans ülkesine saldırdı. (190) 1060 yılında Yakuti Bey. fakat alamadı. büyük bir kuvvetin başında Sâlâr-ı Ho­ rasan (Horasan ordusu komutanı) unvanını taşıyan emirlerden biri (muhtemelen Altuntak). Babası Arslan'ın Oğuz Yabgusu olduğundan bahisle saltanat davasına kalkışarak isyan etti.gândan ve Bizansm şöhretli generallerinden Nikcfor Briyerinios'u Kapadokya valiliğine vc Anadolu'da bulunan Rumeli ve Makedonya orduları komutanlığına getirerek. Fakat kuzeyden gelen diğer Türkmen Beyleri. İmpa­ rator Konstantin Dukas. Yakuti Bey ve Sâlâr-ı Horasan'ın yanına Cemcem ve İsulu adındaki iki Türkmen komutanına vererek Anadolu gazâsına gönderdi. doğu Anadolu'ya yürüdü ve Türkler'in işgal ettikleri bir çok yerleri geri aldı ve doğu Anadolu kalelerini iyice tahkim ettirdi. yürüyüşlerini Kızılırmak havalisine kadar uzatarak Senekharim'in oğullarının idaresi'altında olan Sivas şehrini şiddetli bir hücumdan sonra aldılar ve yağmala­ dılar. çok büyük bir ordu ile. Sultan Tuğrul Bey. iç isyanlar ve Ş ii fesadıyla meşgul olduğundan Anadolu fütuhâtmı bizzat idare edemiyordu.

Bizans ordusu Amid şehrini muhasara etti. Anadolu'nun fethi Tuğrul Bey'in halef­ lerine müycss«. Büyük Selçuklu ordusuna mensup prensler ve komutanlar idaresinde uzun ve muntazam bir şekilde devam etmiş olan bu gazalar Gökçegöl hududundan başlaya­ rak Anadolu orsalarına doğru açılan vadilerin ve nehirlerin istikame­ tini takip eylemiş ve nihayet Kızılırmak kenarlarına kadar gelmişti. Fakat amcazâdelcri İbrahim Yınal. Şehrin önünde 1063 yıhnda şiddetli bir muharebe o!du. Peçer.ek Türkleri ile Avrupa'daki Şamani Oğuzlar'ın Tuna'yı geçerek Balkan yarımadasına inmeleri yüzünden çıkan mühim hâdiseler ile. Basil'in ölümünden itibaren saltanat mücadeleleri dolayısiylc geçirdiği buhranlara ilâveten. (196) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 97 . güney İtalya'ya Normanlann hücumları. Büyük Türk Hakanlığı'na bağ­ landı. Macarlar'ın yaptıkları akınlar. Bizans ordusu mağlup olarak geri çekildi. Kutalmış Bey. ve Resul Tekin'in çıkardıkları iç isyanlar unun bu büyük arzusunun tatbikine mani olmuş ve onur. (195) İşte ilk Büyük Selçuklu Hakanı Tuğrul Bey'in saltanatı sırasında Oğuzlar'ın (Türkmenler'in) Anadolu'ya yapmış oldukları akınların vc gazaların tamamı bundan ibarettir.r olacaktır. Bu muharebede Amid'de bulunan Türk komutanlarmdan Hacı Başara şehid oldu. Oğuzlar'ın bu müddet zarfında fethetmeğe hazırlandıkları bu memle­ keti zaptedip yerleşmekten ziyade şiddetli akınlar ve hücumlar yaparak mukavemet edecck büyük şehirleri ve müstahkem kaleleri ezip mahvetmek istedikleri ve ileride yapılacak esaslı fütuhat ve yer­ leşme siyasetine zemin hazıtiadıklan görülmektedir. 3u sırada Türk mücahitlcri İran'a cJönrrıüş bulunduklûn için. zantanında Türkmcnler bu kıt'aya yalnız akınlar yapmakla yctinmi}lerdir. Bizans İmpara­ torluğunun II.Heive'yi Türkler'le munarebeye memur etti. Bizanslılar'dan Urfa valisi Tavadanos da muhare­ bede öldü. Aynı yıl Diyar­ bakır'daki Arap Mervâni Emirliği de. Asya'da bir kaç sene içinde irili ufaklı bir çok devletler yıkmış olan büyük fatih Tuğrul Bey için Anadolu'yu baştan başa fethetmek işden bile değildi. Oğuzlar'ın (Türkmenier'in) Anadolu'yu fetih ve Bizans İmparatorluğunu mahvetmelerine müsait bir zemin hazırlamıştı.

Sultan Tuğrul Bey'in ölümü üzerine kuşatmadan vaz geçerek Rey şehrine dönmüşîü. Muhasara yıllardan beri (1061 ytlından beri) devam ettiği halde Kutalmış Bey mukavemette inad ediyordu. bu iddia zannımızca yanlıştır. Kutalmış Bey. Zira onlar sürgün olarak dahi Anadolu hududuna gelselerdi. Amid ül-Mülk. atı yere kapaklanarak öldü. sultan ünvanı ile. Fakat kuvvetine güvenen ve babası Arslan (Israil)'ın Selçukluların büyüğü ve Yabgusu olduğundan bahseden Kutalmış Bey.(197) Bunun üzerine muhasara­ dan kurtulan Kutalmış Bey. ( 201 ) 98 OĞUZ ÜNAL . Kutalmış Bey'i Girdiguh kalesinde muha­ sara altında tutuyordu. S U L T A N A L P A R S L A N Z A M A N IN D A B İZ A N S 'A K A R Ş i g a z a l a r v e A N A D O LU F Ü T U H A T I Büyük Selçuklu Saltanı Tuğrul Bey. Yerine kardeşi Çağrı Bey'in ölümünden beri Horasan valisi oîan Alp Arslan. 70 yaşında öldü. değerli veziri Nizam ül-Mülk ile istişare ederek.(199) Oğulları Süleyman ve MansuV Bey'ler Alp Arslan'a esir düştüler. bu havaliye göçen ve ken­ dileri gibi isyanlara karışan Türkmenler'in derhal etraflarına toplan­ maları ve bu Selçuk şehzadelerini başlarına geçirmeleri icab eder­ di. Bu sırada büyük vezir Amid ül-Mülk. Bazı kaynaklar (200). 1063 yılında.saltanatın kendisine ait olduğunu bildirdi. Kutalmış Bey'e haber göndererek. Kutal mış'ın oğullarının hayatlarını bağışladı. Kutalmışoğullannın bundan sonra ne yaptıkları ve nerede yaşadıkları hakkında kaynaklarda kesin bir bilgi yoktur. Alp Arslan. (198) 1064 yılında Damgan civarında cereyan eden savaşta Alp Ars­ lan üstün geldi. . Sultan Alp Arslan. kendisini saltanat davâsından vaz­ geçmeğe davet etti.3.000 kişiye yak:n büyük bir kuvvet toplamağa muvaffak oldu ve kendini meşru Selçuk­ lu sultanlı ilân ederek Rey'i muhasaraya başladı. kaleden çıkar çıkmaz bütün Oğuz boy ve uluslarına haber göndererek kısa zamanda 50. Büyük Türk Hakanı oldu. Kutalmışoğullannın Alp Arslan tarafın­ dan sürgün olarak Anadolu hududuna gazaya gönderildiklerini riva­ yet ederlerse de.

Süryani müeliifi Mihael, daha da ileri giderek, Kutalmışoğullan nin Malazgirt meydan muharebesinde büyük hiicmetler yaptığını ve zaferden sonra Alp Arslan'ı-ıi, Kapadokya ve Pont ülkelerini fetheden Kutalmışoğullarından Süleyman'a Anadolu'da saltanat sürmek sclâ hiyetini tanıdığını söyler. ( 202 ) Halbuki Süleyman ve kardeşlerinin Malazgird savaşında veya zaferi müteakip Anadolu'nun fethine gönderilen kumandanlar ara­ sında bulunduğuna dair hit bir mevsuk işaret olmadiğı gibi, diğer asi Selçuk şehzâdes' Er-Basgan (El-basan)'ı sıkı bir takiple onun Bizans'a kaçmasına sebep olan Alp Arslan'm karcısına daha iddialı ve kuvvetli bir şekilde ortaya atilan Kutalir.ışoğullanni Anadolu'nun fethine ve iıükümdarhğiiia tayin ettnesl de imkânsız idi. Nitekim Alp Arslan zamanında Anadolu'da gazâ yapan bir çok Türkmen Beyi ve kumandanı hakkında çağdaş kaynaklar bilgi verdikleri halde, daha mühim şahsiyet olan, Selçuk'un bu torunlarına dair hiç bir kayda nastlanmamasının sebebi de budur. (203) Sultan Alp Arslan, çocukluğundan beri kabiliyeti, kahramanlık­ ları ve devlet idaresindeki liyakatiyle babasının veliahdı ve Merv meliki olmuş; Sultan Tuğrul B e y ’in ölümü üzerine de aynı kudret ile rakiplerini vc saltanat rriüddeilerini ezerek Süyük Selçuklu İmpara­ torluğuna sahip olmuş vc bu şekilde İmparatorluğun iç nizamını ve güvenliğini sağlamıştır. Artık memleket dahilinde ciddi bir engel kalmadığından, Kutalmış’ın bertaraf edilmesinden bir veya iki ay kadar sonra, 1064 yılı Şubatında, "Rum gazası" maksadı ile, Hora­ san'dan hareket ederek Azerbaycan’a geldi. Orada bulunan Oğuz boy ve ulusları, beyleri ile birlikte, Sultan'a iltihak ettiler. Villardan beri Anadolu gazâsına katılan ve cihâda alışmış bulunan Tuğ-Tekin isminde bir Oğuz Beyi S'jltanın huzuruna ^um gazâsı ile Anadolu yollan hakkında şevk verici birçok bilgiler verdi. (204) Sultan, ordusunun bir kısmını oğlu Melikşah ile kardeşi Yakutl Bey'in emrine verip, veziri Nizam ül- Mülk'ü de bunların maiyetine vererek, Vaspuragan beldesinde bulunan vc şimdiye kadar alınama­ mış olan müstahkçı-n şehir ve kalelerin fethine memur etti (205) ve kendisi de Gürcüstan'a hareket etti; bu bölgeyi süratle istilâ ve birçok şehir ve kaleleri fethetti. Su sırada Mclikşah ile prens Yakuti Bey, başta Van şehıi olmak üzere, Van gölü çevresindeki şehir ve kalelerin çoğunu fethederek Sultan’a yetiştiler.(206) Sultan bundan

HORASAN'DAN ANADOLU'YA

99

:»nia Ahalkeltk kalesini şiddetli bir iıiicumla aldı ve Lori Kıralltğını itaati altına soktu. Daha sonra fütuhatını genişletmek iı,in Bagiat Kıralliğının merkezi olan Ani şehri üzerine yürüdü ve çok çetin ve kanlı muharebelerden sonra bu şehri de fethetti; kilise­ ler yerine camiler inşa etti. Bu i'ıavalideki kiiallıklan da itaati altına aldıktan sonra pek çok esir ve ganimet ile Rey'e döndü. Alp Arslan, bil zaferleri fetihnâmelerle komşu hükümdailara ve Halife'yc bil­ dirdi. Hzlife Ka'im bi'Emi illah Sultan'ı tebrik iyin elçi ve inektup göndererek kendisine ''Ebu'l-feth” yani fetihler babası ünvanmı verdi. (207) Bu fütuhattan sonra Sultan Alp Arslan İran'da ve doğuda iki sene kadar bir takım karışıkilıklan yatıştırmak ve fütuhât yapmakla uğraşırken Anadolu hudutlarında bulusıan Selçuklu şchzâdeleri ile diğer Oğuz Bey'leri ve Divan-ı saltanat'a mensup olan emirler fütu­ hat ve gazâvita devam ettiler.(208) Bu sırada kaynakların verdiği bilgiye göre ancak unvanı bildirilen ve fakat adı bildirilmeyen (muh­ temelen Altuntak) ünlü Selçuklu komutanlarından Sâlâr-: Horasan (Horasan Ordusu Komutanı), güney doğu Anadolu'nun fethine memur edilmişti. (209) Balkanlar'da Peçenekitr ve Şamani Oğuzlar (Uzlar) ile savaş halinde bulunan Bizans, Selçukluların bu fetih ve akınları karşısında hiç bir mukabelede bulunamadı. Teçenek Reisi Turak ile Gegen (Kegen) Bey arasındaki ihtilâftan faydalanan BizanslIlar 1064 sa­ vaşında Geçenekleri perişan ettiler. Başta Turak olmak üzere birçok Peçenek beyi esir ve vaftiz edildi. Peçenekleriıı bir kısmı Bulgaris­ tan’da iskân edildi, imparator Konstantin Oukas esir PeçenckItrden 15.000 kişilik bir süvari alayı vücuda getirerek Gürcistan'a şevketti. Fakat onlar yoldan dönüp İstanbul Boğazını at üstünde geçmek gibi aklilara durgunluk veren harikulade bir teşebbüsü başararak Tuna boylarındaki eski yurtlarına ulaştılar. 1065 yılında da Şamani Oğuzlar (Uzlar), 600.000 kişi halinde Tuna'yı geçtiler Böylcce Ana­ dolu'da Selçuklular idaresindeki Müslüman Oğuzlar (Türkmenier), Balkanlarda da Şamani Oğuzlar (Uzlar) ve Peçeneklcr, birbirlerinden habersiz ve irtibatsız olarak Bizans'ı bir kıskaç içine alıyorlardı. Eğer Balkanlara gelen Peçenekler, Şamani Oğuzlar (Uzlar) ve Ku manlar Müslüman olsa ve aşiret düşmanlıkları ile birbirlerini insaf­ sızca imha etmeseler idi, Bizans, Anadolu'dan daha önce müdafaası zayıf olan Balkanlar'da sükut cdeıdi. (210)

lOO

Oğ u z ÜNAL

Bizans'iiı taht kavgala.n ve Balkanlara inen Şarnani 0)>ıı/lar, Pcçeneklcr ve Kumanlar'm akmlan vc istilâları, Anadolu fiituhâıtnm gelişmesine imkân verdi. Lâkin yüksek da^iar, derin vadiler, müstahkem şehir ve kalelerle dolu olan bu ülke açık ara^i savaşlarına alışmış bulunan göçebe Türkmenle/ için zorluklar çıkarıyor, Bi/ans ordu vc garnizonları larafından takip edilen bu boylar sıkışınca aile vc sürüleri ile birlikte tekrar Azerbaycan'a dönüyor ve Anado­ lu'da emniyetle kalamıyorlardı. Teknik silâlılardan vc muhasara makinalarından mahrum bulunan Türkmenler, Selçuk orduları iıimayesinde ilerlemedikleri zamanlarda, müstahkem şehir ve kalcleı önünde durakiiyorlardı. ( 211 ; Aln '''•^lan’ın doğu hdrekâtı sırasmdj güney uogu Anadolu'nun fetiıine memur edilmiş bulunan Sâlâr-ı Horasan, 1065 yılında Diyar­ bakır bölgesinde, Ergani yakınlarındaki, Telhum kalesini muhasara etti. Kuleyi alamayınca oradan Siverek kalesine yürüyerek, muiıasara etti; fdkat burada da Bizans'ın Frank askerleıi tarafından geri püs­ kürtüldü.(212) Fakat yine aynı yıl (1065) Ur fa bölgesine üönen Sâlâr-ı horasan, Çalap ve Deb kalelcıini zaptcitikten sonra Kauo'a yakın bir yer olan Tılag'da Urfa'dan üzerine gönderilen 4.000 kişilik bir Frank ordusuyla muharebeye tutuştu. Açık sahada cereyan eden bu savaşta Fıank kuvvetleri yenildi ve bir kısmı kaçabildi. Düşman kuvvetleri U rfj'ya kadar kovalanmış ve Urfa ovjlaıi Fıank askerle­ rinin ceseıleriyie dolmuştu. (213) Sâlâr-ı Horasan, 1066 yılında tekrar urfa havalisine geleıek korkunç bir mücadeleden soma halkın tümünü esir etmiş ve büyük ganimeıleılc üssüne dönrnüştü.(214) Dönüşünde Diyaıbakır'a uğra­ yan Sâîâr-ı Horasan Bâb ul-Huva'da karargâh kurdu. Mervâni Emiri Nizam üd-Din kendisine şehrin kapılarını kapattı ve tîO.OOO dinar vermek üzere müzakere edeceğini bildirdi. Fakal bu teklif aslında bir tuzaktı. Nitekim şehre gelen Sâlâr ı Hoıasan ve silâh arkadaşları yakalanarak öldürüldüleı ve bir kuyuya atıldılar.(215) Komutanların! kaybeden Türk kuvvetleri ise çekilip gitıiler. (216) Sâlâr-ı Horasan'ın başarılı lıarekâiinı müteakip, Diyarbakır'da bir suikasta kurban giderek, öldürülmesine rağmen, Türklerin doğu, balı ve güney doğu Anadoiu harekâtı durduıulamadı.(217) 1066 yılında büyük Türk kumanuaniarından Gümüştekin, yanında Aişın ve Ahmed Şah Beyler gibi en mühim m'ück kumandanlaıi bulunduğu

HORASAN'DAN ANADOLU'YA

101

halde, Eıgani ve Telhum havâlisine geldi. Hısn-ı Mansur (Adıyaman) önlerinde Urfa Dukası General Aıvaiitos kuınanüasindaki 100.000 kişilik bir Bizans ordusunu müthiş bir bozgıın<t uğrattılar. General Arvantos esir edildi. (21 S) Gümüştekin, bundan sonra topladığı ganimetlerle birlikte, kuze­ ye döndü ve Ahlat'a geldi. Fakat bu sırada Ahiat'da toplanan Oğuz (Türkmen) Beyleri arasında kavga çıktı ve Afşin Bey, Gümüştekin'i öldürerek Türkmenlerin başına geçti.(219) Bu kavgaya Gümüştekin'in Afşin Bey'in kardeşini öldürtmesi sebep olmuştu. (220) Afşin Bey, Gümüştekin'i öldürünce Alp Arslan'ın gazâbından korkarak, enirindeki Türkmenier’le birlikle, süratle Fuat'ı geçti; karargâhını Klikya'nın kuzeyinde Amanos dağlarının arasında "Karadağ" da kurarak Anadolu'da geniş bir akın harekâtına giriş­ ti.(221) Kuvvetlerinden bir kısmı ile Anteb'in hemen kuzeyinde bulunan Duluk ve Raban'ı fethetti. Kuvvetlerinden diğer bir kısmı ile de Antakya bölgesine saldırarak, bu bölgeyi tamamen tahrip etti.( 222 ) Anadolu'nun güneyinde Bizans müdafaası yıkılırken, Orta Ana­ dolu'da da akınlar devam ediyordu. Afşin Bey 1067 yılında, Malatya önlerinde büyük bir Bizans ordusunu bozguna uğrattı ve Kayseıi'ye kadar ilerleyerek bu şehri aldı. Bu suretle Türk akıncı orduları, 35 derece tulüne kadar bütün Anadolu'yu çiğnemiş oldular; burası Anadolu'nun hemen hemen ortası idi.(223) Artık bütün Orta Ana­ dolu Türkmenlerle doldu. Gitgide ağırlaşan ve ilerleyen Tütkmen akıniarı karşısında Bizans, kudretli bir general olan Romanos Oiogcncs’i tahta çıkararak İmparatorluğu kurtarmayı düşünüyor­ du. (224) Afşin Bey, 1067-1068 yıllarında ikinci bir saldırı ile Bizans'ın Antakya üssünü tamamen çökertti.(225) Bu suretle güney doğu Anadolu'da Bizans savunma ve mukavemeti tamamen yıkılmış oldu. (226) 1068 yılında Tiflis'i fetheden ve bir müddet bu şehirde kalan Sultan Alp Arslan da Kars'a geldi. Burada karargâh kuran Sultan akıncılarını, Trabzon yakınlarına kadar yolladı. Bu sıralarda bir kısım Gürcüler, İslâmiyeti kabul etmişlerdir. (227)

102

Oğ u z ÜNAL

(231) İmparator Harput'tan hareket ederek. Murat çayı sahilini takiben doğuya doğru ilerlediği sırada Afşin Bey. İmparatorun mühim bir askeri kuvvetle orada bırakmış olduğu. Alşın Bey'in Niksar'ı aldığını öğrendi. Alman­ lar. çok büyük bir ordu ile bizzat Anadolu'ya geçti. Sivas'a geldi ve ileri harekâtı­ na devam ederek Divriği yakınlarında Türk urdusunu geri çekilmeğe mecbur etti. Afşin Bey. Halep yakınlarına kadar geldi ve Halep şehrine hâkim olan Arap Mirdâsi lıânedanını haraca bağladı. (228) Aişın Bey. yıldırım süratiyle Anadolu içlerinde ilerlemeye başladı. İmpa rator. İmparator güneyde meşgulken. fakat o sırada Afşin Bey'in kuvvet­ leri Malatya önlerinde. kuzeyin Bizans kuvvetlerinden boşaldığını gör­ dü ve bu durumdan istifade ederek. bizzat daha güneye inmeye karar verdi. Ordusunda Bizanslılar'dan başka Şanıani OğUilaı (Uzlar) ve Peçenekier. Normanlar. İmparator daha sonra güneye inip Maraş'a geldi. çok cesur ve cüretkârane bir akınla Anadolu'yu baştan başa geçip Sakarya kıyılarına ulaştı. fakat bozamadı. İmparatorun önünden Ahlat'daki üssüne dönen Afşin Bey. Daha sonra ordusunun en büyük kısmı ile Fırat kenarına kadar ilerledi ve Türkleri nehrin sol sahiline geçmeğe mecbur etti. İnal Bey tarafından bozulun­ ca. Gönderdiği öncü kuvvetleri. bu başarılı harekâtından sonra yıldırım süratiyle kuzey istikametinde ilerlemiş ve Malatya'yı tazyik etmeğe başla­ mıştı.(229) İmparator Romanos Diogenes. İmpa­ rator.Bu tehlikeli vaziyeti gören Bizans İmparatoru. Tüıklerin doğu Anadolu'daki hareket merkezleri olan Ahlat'a kadar gitmek ve orasırıi aldıktan sonra diğer kaleleri geri almak ve nihayet Türkler'in üssünü imha ettikten sonra onları bütün eski B i­ zans hudutlarından dışarıya atmak istiyordu.(230) Bu maksat ile Fırat'ı geçerek Harput'a geldi. 1069 yılında büyük ordusunun başında bizzat kendisi Anadolu'ya geçti ve Kayseri yakınlarında Türk akıncı birliklerinden bazılarını bozdu. İmparator Romanopolis (bugünkü Palu) şehrine geldiği sırada. ufak tefek bazı başarılar kazandı. bu taarruzları durdur­ mak için kuvvetli bir müfreze gönderdi ise de bu müfreze bozuldu. İmparator. geçen defaki HORASAN'DAN ANADOLU'YA 103 . Franklar. bu müthiş akını Pozantı'da iken öğrendi ve müthiş sinirlendi. Bu general kılıç artığı bir kısım askeri ile kaçarak perişan bir halde İmparatora iltihak etti. İskandinavLıı vardı. Kayseri yakınlarına geldiğinde. Bizans generali Ermeni Filâretos kumandasındaki büyük bir Bizans ordusunu mağlup ve perişan ettiler. Fakat Afşin Bey'in yolunu kesemedi ve İstanbul'a döndü. Menbic'i aldıktan sonra İskenderun yoluyla Kilikya'ya geldi. Bunun üzerine imparator.

İmpaıatorun doğu oiduian komutanlığı­ na tayin ettiği vc Türk akm'armı durdurmakla görevlendirmiş olduğu Prens Manuel Komnenos'un ordusuyla karşılaştı. ne zaman vc nerede görüneceği belli olmayaıi. Sultan. etrafında toplanmış olan Vabgulu Türkmeiileri ile birlikte batıya doğru kaçarak Kızıltrmak kena­ rına kadar ilerledi. saltanat davâsuta kalkışarak isyan etti. bu isyanın bastırılarak El-Basairın yakalanması görevini Afşin Bey'e verdi. derhal geri dönerek Sivas'a geldi ve Afşin Bey'in akıncı ordusu­ nun ricat yolunu kesmek üzere Kayseri'ye doğru ilerledi. bu defa kuzeyden dolaş­ mak suretiyle. Irak'a gelerek Sultan'a tazirnleıini sundu ve bağlılığını bildirdi. Böylece kendisi de esaretten 104 Oğ u z ÜNAL . buna r. Gümüştekin meselesinden dolayı kendisini affettiğini bildiren mektubunu Afşin Bey'e gönderdi. Bu harekât Bizans'ı müthiş ürküttü.cîirctini aynen tekrarlayarak. Doğuya doğru ileri harekâtına devam eden İmpara­ tor.ıüşkülâtla inandı ve nihayet onanla boşuna sav'aşlığım anladı (236) vc El-Basan'ın Bizans'a iltica edebileceğini söyledi. B u ­ nun üzerine Afşin Bey. Sultan'ın gazabından korkan vc Afşm Bey'in üzerine geldiğini haber alan El-Basan. (235) Fakat El-3asan'ı takip odeiı Afşin Bey süratle ilerliyordu. kendisine esil düşen Manuel Komnenos'a saltanat mücadelesinde yenildiği için buralara kadar geldiğini vc İstanbul'a giderek İnıparator'a iltica etmek arzusunda olduğunu bildirdi. Butada. Türk akıncı ordusunu bu defa da yakalayamadan geri dönmek zo­ runda kaldı. yanındaki diğer Türkmen Beyleriyle birlikte Anadolu'yu boydan boya geçerek. (233) Afşin Bey'in akıllara durgunluk veren bu başarılarından çok memnun olan Sultan Alp Arslan. B u ­ nun üzerine Selçuk Şehzadesi. Ancak.ıanos dağlarını aşıp Güney Anadolu'daki üssüne döndü. İniparatorun harekâtını habeı alınca güneye kıvrılıp Kilikya'ya (Çukurova'ya) girdi vc önüne çıkan bütün engelleri kıra­ rak Af. Kızılırmak kenaıında ccreyan eden savaşta Prens Manuel Komnenos müthiş bir bozguna uğradı vt maiyetindeki generallerle biılikte El-Basan'a esir düştü. (234) 1070 yılında Selçuk'un torunlarından ve Sultan Alp Arslan'ın eiiişlesi olan El-Basan (Er-Basgan). Bu sırada Anadolu'da Afşin Bey'den başka Sanduk Bey ve Ahmet Şah Bey de fetihler yapıyorlardı. Esir Prens Manuel Komnenos. Bizans'ın Anatolik Teminin merkezi olan Konya şeh­ rine girdi (1069). geri dönüş yollaiinm Bizans ordusu tarafından kesileceğini îıesaplayan Afşin Bey.(232) Böylece İmparator.

Anadolu içlerinde iler­ lerken. birlikte İstanbul'a gittiler. çok beğendiği. Afşin Bey. lâkin yükselen kar yüzünden.(237^ Durum bu şekilde aydınlanınca. El-Basan'a yetişmek gayesiyle. Sultan daha sonra. Kadıköy'de ordugâh kurarak. (242) 1070 yılı sonlarında Sultan Alp Arslan Urfa önlerine gelerek. İslânılar'ın elinde ve Selçuklular'ın tabiiye­ tinde bulunan uc şehri Ahlat'a gelmişti. El-Basan'ın yanındaki Yabguluiar Anadolu'da kaldı. Afşin Bey. Kapadokya'yı çiğneyerek frikya lıavalisinc'411J 1 . Ahlat’a hareket ederek durumu Halep’te bulunan Sultan’a bir mektupla bildirdi. İmparator'a bir elçi gönderdi ve. kışın bastırması üzerine doğuya doğru çekildi. "Aramızda dostluk olduğundan bu seferimde memleketlerinize dokunmadım Halbuki bu Yabguluiar Sultana isyan etmişlerdir. Karların erimesi üzerine. müstahkem şehir ve ka­ leler müstesna. galip ve mağlup iki prens. El-Basan'ı teslim etmeniz gerekir diye ihtarda bulundu (239) Fakat İmparator bu teklifi reddedince Afşin Bey. bu büyük şehirde oturdu. Bu sebeple. yıldırım süraıiyle lı. Sultan.ı reket ederek. Kayseri yakınlarında Zamanlı (Pınarbaşı)'da durakladı ve "Meryem derbendi"nde ordusunun ısınma ve iaşesi için büyük zorluklar ile karşılaştı ve çok ölü verdi. El-Basan’ı takip etmek üzere.kurtulmuş oluyordu. geri dönerek. eğer SultanJ bir düşmanlığınız yoksa. HORASAN'DAN ANADOLU'YA 105 . birçok bölgeleri istilâ etti ve ilk defa olarak onunla Türk akıncıları bu derece batıya kadar ilerlemiş oldular. burada ordugâh kurdu ve şehri muhasara etti. Sultan Alp Arslan da 1070 yılı Temmuzunda büyük bir ordu ile Anadolu'ya girmiş. Selçuklu tarihinde ilk defa bir prens Bizans'a iltica ediyordu. 1070 son bıharı ve kışı ile 1071 başlarında. (240) Afşin Dey. 1071 yılı başlarında. bu sırada diğer Arap emirleri gibi Arap Mlrdâsi liânedanından Halep emiri Malı mud'un da yanında hazır bulunması için haber gönderdi ise de. Amcası Tuğrul Bey'in vaktiyle alamamış olduğu ve ölürken mutlaka alın­ masını vasiyet ettiği müstahkem Malazgird ve E. (238) Afşin Bey. Arnid (Diyarbakır) şehrine geldi ve bir müddet. Khonas ile bugünkü Denizli civarında bulunan Laodikya şehijİLiıoi aldı ve bu şekilde bütün Anadolu’yu doğudan batıya geçerek Kadı­ köy'e kadar ilerledi.ciş kalelerini fethetti-(241) Daha sonra güney doğuya ilerleyen Alp Arslan. İmparator Romanos Diogenes onu şe­ refle kabul etti ve kendisine bir valilik de verdi.

köleler müstesna. şehrin yaptığı barış teklifini ve muhasaranm kaldırılması şartıyla teklif edilen 50.Mahrnud gelmedi. Zira bu nehri ne eski zamanlarda ve ne de İslâm devrinde. bir barış yapıp muhasarayı kaldırdı ve süratle Halep üzerine yürüdü. Emir Mahmud nihayet annesi ile birlikte ve "Oğuz kıyafe­ tinde" May'is ortasında Sultan'ın huzuruna geldi ve annesinin şefaati ile affa nail oldu. Selçuklu or­ dusu Fırat'ı geçerken Sultan'a: "Efendimizi Nimetlerinden dolayı Allah'a şükrederim. büyük ordusunu bir kale önünde yupratmayı askerlik prensiplerine aykırı bulan Sultan Alp Arslan.000 Ermeni. ilk defa siz ge­ çiyorsunuz" dedi. Sultan'ın imamı Buharalı âlim Kadı Ebu Cafer. Şehir çok müstahkem ve müdafaa imkânları çok iTiüsait idi ve B u l­ gar Basil isimli bir kumandanın idaresinde bulunuyordu. sonradan kendi Unvanı ile anılmış bulu­ nan. 20. Urfa (Ruhâ.û. 1071 yılı Nisanının Sik günlerinde başlayan mu­ hasara uzun sürdüğü halde şehre ancak bir gün hücum yapıldı.si. Halep Emiri Mahmud'un da yanında hazır bulunması için büyük âlim Ebu Cafer Buhari'yi Halep'e gönder­ diği halde. 6. aynı kudret ve mefkureye sahip iki Türk Sultanı kaderin bir cilvesi olarak burada birleijmişti 106 Oğ u z ÜNAL . Sultan Halep hâkimiyetini yine Emir Mahmud'a *Yavuz Sultan Selim de Mısır seferindi' aynı Lepe üzerinde karargâhı nı kurı. Bunun üzerine Sultan Alp Arslan Halep'e geldiğinde.OOO Frank vardı. Fırat nehrini geçti. onlara da dinletti ve kendisi de Allah'a hatnd etti. Türk hükümdarı olarak. ''Tell Suitan'' (Sultan Tepesi)* üzeıinde ordugâhını kurarak şehri muhasara etti. (244) Alp Arslan. Kaynakların rivayetine göre bu sırada 80. Bu sebeple Urfa iki ay kadar süren şiddetli bir muhâsaraya mukavemet etti (24.000 dinarı kabu! ederek. İs­ lâm dinine büyük bir imanla bağlı olan Sultan A!p Arslan: "Rum lar karşısında cihâd yapan bu iuidut şehrini kılıç ile fethetmekten korkarım" diyerek İslâm'ın gazâ mefkuresine olan bağlılığını belir­ tiyordu. Bu sözlerden hoşlanan Sultan bütün beyleri ça­ ğırarak imamının sözlerini tekrarlatıp. Edc 5sa) eski kültür ve dini bir merkez olarak meşhur bir şehir idi. (245) Sultan daha Urfa'yı muhasara ettiğinde diğer Arap emirleri gibi Arap Mirdâsi hânedanından.000 Süryâni. Emir Mahmud gelmemişti.000 Ruın ve I. 1071 yılı İkinci Kanun'un 20'sinde.3) ıMuhâsaranın çok uzaması üzerine.

İmparator mektubunda Alp Arslan'dan Malazgird. (248) HORASAN’DAN ANADOLU'YA 107 . zaferden zerre ka­ dar şüphe etmiyor. İmparaıto/un bir mektubunu Sultana takdim . genç ve kudretli bir asker olan İmparator Romanos Diogenes. Gürcü. İslâm ül­ kelerini dc zaptedeceğine inandığından İrak. kendisi de hassa askerleri ile birlikte çok süratli ve endişeli bir şekiide Suriye-Mısır yolundan kuzeye döne. İslâm ülkelerini istilâ ve hattâ Oüyük Selçuklu Devleti'ni de tahrip etmek maksadtyle Bizans tarihinin en büyük ve en muhteşem ordularından birisini ve belki dc birincisini vücuda getirdi. Peçenek. aksi takdirde büyük bir ordu ile liareket ederek. Bulgar. (246) Anadolu'nun Türklerle dolduğu ve Afşin Bey'in bu memleketi baştan başa istilâ ettiği bir zamanda ve sırf Türkler'i Anadolu'dan atîriasi için tahta çıkarılmış bulunan. Uz (Oğuz) ve Kıpçak (Kuman) ücretli askerlerinden terekküp ediyordu. İslâm Halifeliğini kaldırarak yerine Patrikliği kuracağını. Erciş ve Menbiç şehirlerinin Bii. Selçuklu ordusunun büyük bir kısmı Suriye'de Şii Fatımllcr karşı­ sında kalmıştı. Horasan ve Rey valiliklerini de şimdiden kumandanlarına vaad ediyor (247).Ermeni halkından başka Slav (Rus). yalnız Anadolu'yu kurtaracağına değil.bıraktığını bildiren menşurunu da ihsan ettikten sonra Mısır üzerine yürümeğe karar verdi. Diyarbakır-Bitiis yolu ile Selçuklu ordusunun üslerinde^ olan Ahlat'a doğru yola çıktı.ek. Alman (Got). Bitinya. Bu durumda Sultan bu ordunun Halep Emiri Mahmud ile birlikte sefere devamını emretti.ans'a terkini istiyor. Ordusunun azametinden mağrur olan İmparator. üzerine yürüyeceğini bil diriyordu. Anadolu’yu Türkler'den kur­ tarmaktan başka. Ahlat. Hazar. Fırat ve Dicle'yi geçip. Halbuki elçilerin gelişl^ri ve konuşma uslupları BizanslIların taarruz etmeyecekleri kanaatini vctiyordu. Fakat ou sırada Bizans İmparatoru Romanos Diogenes'in elçileri gelerek. Suriye. Kilikya ve Trabzon bölgelerinden ve. 1070-1071 kışında Bizans İmparator­ luk ordusunu hazırlamıştı. Bu teklifler karşısında gazâba gelen Sultan. Frank.ettiler. camileri tahrip ederek yerine kiliseler inşa edeceğini söylüyordu. bu hali İmparatora bir müjde haberi olarak ulaştırdı. elçiyi sert bir cevapla geri gönderdi Fakaı İmparator Diogenes'in muazzain bir ordu ile Erzurum (Kalikala)'a doğru ilerlemekte olduğunu bildiren haberler Sultan'ı telâşlandırdı. Alp Arslan'ın bu süratli ve telâşlı dönüşüne şahit olan Bizans elçisi. Bu ordu Balkan vilâyetlerinden. Ermeni. İmparator. Kapadokya.

Halep civarına kadar gelmişlerdi. İslâm İmparatorluğunun ve ona bağl dcvle'ılcıin Bizans karşı sınciaki eski hayatiyet vc kuvvetlerini kaybetmeye başlamaları. 928'de insiyatifi ele alarak karşı taarruza geçmişler. X. Anadolu'ya kadai gerilemişti. Bizans karşısında gerilemeye haşlanıışlardı. Kaçınılmaz akıbetin zuhur ve tecelli ânı yaklaşıyordu. Nitekim BizanslIlar. Islâm drınyasinda meydana gelen siyasi ve içtimai m üC d- 108 Oğ u z ÜNAL . Türkler'! bu istikamete akıtmıştı. 13 Mart 1071’dc Anadolu'ya geçerek Türk İmparatorluk or­ dusunu aramaya başlamıştı. değişecekti Anadolu'nun Türkleşmesi ve Türki­ ye devletinin kurulması mukadderdi. Bizans. Antakya. Diyarbakır. A. İslâm ve dünya tariiıleı inin mukadderatı değişmek gerekti. (250) Bundan sonra Müslümaniar.)nnda bu bölge­ lerden çekilmeye. Buna sehep de. Van gölü bölgesindeki Bizans hâkimiyeti devam etti. 966'da BizanslIlar.4. Misis vc Tarsus'u alarak Müslümanları Kilikya'dan püskürtmüşlerdi. M A L A Z G İR T M flYD A N M U H A R E B E S İ İmparator Romanos Diogenes Türkler'in senelerden beri Anado­ lu'da yapmakta oldukları akm ve istilâlara kesinlikle son vennek için. 969'dâ Antakya Bizaiis'in eline düşmüştü Bu mühim başarılardan S o n r a Bizans hâkimiyeti. Bin yıl. 934'te Malatya. yüzyilın ba>l. (249) İlâhi sünnet böyle emrediyordu. yüzyılın başlarında Anadolu'nun doğu ve güney doğu bölgelerini fetheden Müslümanlar X I. s a v a ş Ö N C ESİ A N A D O L U 'D A S İY A S İ D U R U M İlk İslâm fütuhâtından beri. Bizans'ı çok kanlı Sûvaşlaidan sonra binbir güçlükle Lübnan ve Suriye'den çıkarabildilerse de. Türk. aynı zamanda İslâm dünyasmda önemli bulirarılar doğurdu. 948'de Maraş. diğer ta­ raftan Van gölünün doğusuna ve Kafkas dağLrına kadar ulaşmışii. 964'te Adana. İslâm orduları tarafından zorlana zorlana Suriye ve Lübnan'dan çekilmiş. tekrar Anadolu'ya yeıleşirken.

selâmeti ve huzuru için de ciddi bir engel teşkil ediyoidu. Selçukluların hiz­ metine girmiş ve devletin şuurlu sevk ve idaresi altında Bizans sınır­ larına yığılan Türkmenler için en uygun hayat şartlarına ve coğraf- HORASAN DAN ANADOLU'YA 109 . şahlanan haçlı akınlarına göğüs germek. Anadolu ise.(251} İslâm dünyasmıa bu uuhranlı durumundan faydalanmak ist^fyen Bi/anslılar. Bizans'ın elinde bulunan A N A D O LU . Mâverâünnehr ve Horasan'daki ilk mücadele yıl larında devlet olma yolunda önemli merhaleler aşan ve başlıca faa liyet noktası İslâm dini uğrunda eihâd olan Selçuklu fütuhâtına elverişli idi. (252) İşte İslâm âleminin iç ve dış tehlikelerle karşı kaişıya kaldiğı böylesine buhranlı bir zamanda İslâmiyet! kabul eden Oğuz Türkler!. İslâm dünyasının birliği.delelerle iç çekişmelerdir denebilir. Batınilik ve Şiilik fesadını söndürmek vazifesi ile Sclçukoğullannın tbaşbuğiuğunda İslâm dünyasının mukaddeıatmı ellerine almışlartdı. Nitekim Şiilerin. büyük İslâm beldelerini ve hattâ Hilâfet merkez­ lerini bile tehdit eder duruma geldiler. biri. Şiilik propagandasinın merkezi idi. duraklayan kültür hareketlerini htzlandirmak. Siyasi bir teşekkül olarak geliş­ mekte olan Büyük Selçuklu Devleti için. eski yuıtlarına bir daha dönmemek üzere gelmiş. dağılan İslâm İmparatorluğunu birleştirmek. Bilindiği gibi.(254) Buna İslâm dünyasını saran Batınilik fesadı da eklenirse tehlikenin büyüklüğü anlaşılır. Anadolu yaylası. ilk olarak fethedilmesi gere­ ken iki bölge vardı.(253) Kudretli. uzak Asya bozkırlarından göç ederek. diğeri de. siyasi birlik meydana getiıen ve Sünniliğe aykırı akımları orta­ dan kaldırmak suretiyle mezhep mücadelelerine son veren Selçuklu laı gittikçe kuvvetlenmekteydiler. B. Sünni İslâm dünyası ile rekabet iddiası içinde bulunduklarını kaynaklar kaydetmektediı . derhal karşı taarruza geçerek. s a v a ş Ö N CESİ S E L Ç U K L U L A R D A S İY A S İ D U R U M Orta-doğu'da çeşitli soy ve sülâlelerin hâkimiyeıleiine son vere­ rek. Fatımi Halifelerinin idaresinde bulunan M IS IR . âdil ve azimli bir sirna ile tarih sahnesine çıkan ! ve böylesine muhteşem bir tarihi misyonu yüklenen Selçukoğullan'nrn etrafında bütün Türkler birleşiyorîardı. Mısır. .

(256) • Bizans'ın Makedonya hanedanı zamanında Bardas Sclerus ile Bardas Fokas tarafından çıkarılan ihtilâller ve bu yüzden meydana gelen iç harpler. Aslında bu akınlar. (255) C. Islâm taarruzlarının duraklamasından beri sulh ve sükuna kavuşmuş ve yeniden tanzim ve imar edilmeğe başlanmış 110 Oğ u z ÜNAL . ve 7. Fakat asıl mücadele Sultaı\ Alp Arslan zamanında olmuş. Tiflis. Bu cetîgâver Türkmenler'in kahramanlıi< hisleri. Ani. fakat aralıksız. bu küçük çapta. İslâm ül­ kelerinde bir yerde devamlı oturamayarak devamlı göç eden ve bu arada karışıklıklara sebep olan yurtsuz Türkmenler için Anadolu çok cazip bir vatandı. gü­ ney sınırlarından Anadolu içlerine doğru akınlar yapmaktaydılar. Nitekim. İslâmiyetin gaza ve cihâd mefkureleri ile de iyice gelişmişti. Kars gibi önemli stratejik mevkiler ele geçirilmişti. silâh ve cephane depoları. Sultan Tuğrul Bey zamanında yapılan akınlar takip etmiş. Bunu takip eden İslâm-Bizans mücadeleleri ise bir kaç yü/yıl sürekli olarak devam etmiş ve bütün bu çarpışmalar Anadolu'nun daha fazla harap olmasına sebep olmuştur. Görünüşte bu akınlar düzensiz. Nihayet. Böylelikle o ru Anadolu’ya yapılacak olan akınlara yol açılmış olu­ yordu. birçok aşiret beyleri Selçuklular'a bağlı olarak. yıllarca devam eden hazırlık devresinin tek gayesi Anadolu'yu Bizans'tan koparmak ve onu Türk yurdu haline getirmek idi. plânsız ve programsız ve sadece gani­ met elde etmek için yapılıyormuş intibaını vermektedir. Bizans'ın dayanak noktaları. Azerbaycan ve Erran bölgesindeki Bizans'a bağlı Ermeni. önemli mevkiler. Böylece. stratejik mevkileri bu akıncılar tarafından önceden tahrip edilmiş oluyordu. Anadolu için büyük bir felâket olmuş ve bu ülkenin şehir ve kasaba­ larının büyük bir kısmının harabe haline gelmesi ile sonuçlanmıştır. yüzyıllarda vuku bulan İran-Bizans mücadeleleri.yaya sahipti. sistemli bir fütuhatın ilk safhaları idiler. m 018 yılında Çağrı Bey'in komutasında yapılan ilk Anadolu akınım. Anadolu'nun kilit noktaları zorlanmıştı. Gürcü ve Ahbaz kırallıklannm ezilmesinden sonra. s a v a ş Ö N C ESİ B İZ A N S L IL A R 'D A S İY A S İ D U R U M Milâdi 6 .

olan Anadolu'nun haraplığını ve sefaletini bir kat daha artırmış (257). Bizans Anadolu'sunda bu şekilde medeni. medeni ve ticari münasebetler sayesinde. Bizans'ın bu dini baskılarına. canlı ve müreffeh bir hayat vücuda geldi. mağrur ve memleketi sulha kavuşturmayı arzulayan bir İmparator olduğu da kaydedilmekte­ dir. medeni ve iktisadi hayatm sukutuna se­ bep olmuştur. 1067 yılında Malatya'ya kadar gelen Afşin Bey kumandasındaki Türkmenler'e karşı duramamışlar ve onun Kapadokya'nm merkezi olan Kayseri'ye ve Anatolik teminin merkezi olan Konya'ya hücum­ larına engel olamamışlardır. Sarayda menfaat esasına göre kurulan grupların yersiz müdahaleleri yüzünden sarsılan İmparatorlukta ordu iyice ihmâle uğramıştı. (259) 1067'de ölen Bizans İmparatoru X. savaş dahi yapamadan dağılmışlardı. içtimai ve iktisadi çöküntü devam ederken. Doğu Anadolu’da İslâm dünyası ile meydana gelen siyasi. onun üç oğlu adına. Özellikle eyâletlerdeki ve Anadolu'daki askeri birlikler parasız ve yiyeceksiz bırakılmışlardı. 1068 yılında İmparator ilan edildi. Kilikya havalisinde dolaşan Türkmenler'i püskürtmek için gönderilen General Nikephorus Botaniates kuman­ dasındaki kuvvetler. HORASAN'DAN ANADOLU'YA 111 . Bizans İmparatorluğunun takıp etmekte olduğu dini baskı siyaseti ötedenberi diğer kavim ve mezhepleri imhâ gayesini güdüyordu. Konstantin Dükas'ın ölümü ile. Bu yeni imparatorun cesur. Bizans iç karışıklıklar içinde bulunuyordu. Türkmenler'in ardı ar'Kası kesilmeyen akmlarma bir son vermek için 1068 ve 1069 yılındaki seferlere paralel olarak. Bunun yanı sıra kaynaklarda. yerine geçen İmparatoriçe Eudoxia zama­ nında. (261) Yeni İmparator. nüfusun azalmasına. Böylece Diogenes. oldukça ileri. (258) Anadolu'nun yerli halkı dini ve içtimai bakımdan da iyi bir durumda değildi. askeri kabiliyeti ve kendine güveni fazla olan bir kimse olduğunu yakınları methederek anlatı­ yorlardı. Sardika dükalığı zamanında Peçenekler'e karşı parlak zaferler kazanmış olan genç ve kudretli general Romanos Diogenes'i kendine koca seçti. (260) Selçuklu ve Türkmen akınlarının çoğalması ve hattâ Bizans'ı zor durumda bırakması İrnparatoriçenin idaresinin başına bir erkek geçirebilmek için evlenmesine sebep oldu vc Kapadokyalı bir aileden olup. atılgan. mali tazyik ve zulumları da ekleniyordu.

bizzat kumanda ettiği seferlerde dahi. Bu se­ beple. Bizans komutanı asi Selçuklu şehzadesi E!-Basan'a esir düştü. Görev belli ve açıkti. Hattâ. şimdilik. Fakat. İmparator Romanos Diogenes'in büiün gayretlerine rağmen. Bütün bu hadiseler. 1070 yılındaki bu üçüncü seferde de hiç bir şey yapıla­ madı. ansızın çıkıveren ve ne zaman ne­ reye hücum edeceği bilinemeyen Türk akıncıları sebebiyle yolunu vc plânını değiştirmek zorunda kalıyor ve hiç bir sonuç elde ede­ meden İstanbul'a dönüyordu. Ve bu niyetle 13 Mart 1071'dc yola çıktı. Türkleti Anadolu'dan atmak. Selçuklu beyleri ile Türkmen boylarının akın ve istilâlarını şimdilik kâfi görüyordu. İmparator. Mısır Fatimileri teşkil ediyor. Bizans değil. İmparator. Türk akınları daima başarı ile sonuçlanıyor ve Bizans'ın bütün direnmeleri kınlıyordu. İmparatoru. (262) D. hiç olmazsa geri püskürtmek ve akınlara bir son vermek amacıyla tahta çıkarılmış bulunan Roma­ nos Diogenes'in bütün plânları boşa çıkıyordu. S A V A Ş A G İD E N Y O L Selçuklular'la Bizans arasındaki münasebetlerin iyice gerginleş­ miş ve imparatorun bu meseleyi kökünden halletmek üzere kararlı olarak harekete geçmiş olmasına rağmen Alp Arsian'ın ilk iıedefini.1070 yılında doğu orduları başkomutanlığına tayin ettiği General Manue! Komnenos'u görevlendirmişti. Tüik akıncıları gün geçtikçe daha batıya yayılıyorlar ve Selçuklu Sultanı hedefine biraz daha yaklaşıyordu. Ziıa İslâm dünyası aşırı Şiiler ve onların başı Mısır Fatimileri karşı­ sında idi ve iç mücadeleler doiayısiyle Mısır veziri Nâsr üd-Devle Hamdan. Selçukluların ana yurduna karşı akınlar yapmak ve bu şekilde Sultan'ı mutlak bir harbe zorlayarak ezmek ve Türkmenler'in bir daha Anadolu topraklarına ayak basmayacaklarına ve Sel­ çuklu akınlarına son verileceğine dair bir muahedeyi kabul ettirmek niyetinde idi. Türk­ men akınlan durdurulacak vc rastlanan her Türk kuvveti yok edile­ cekti. Türk meselesini kökünden bertaraf etmeye zorladı. Sultan'ı Mısır'a davet ediyor. Mısır'ı kendisine teslim ede­ ceğini ve bu suretle Şiiliğe sun verilmesine kararlı olduğunu büdi- 112 OĞUZ ÜNAL . Türklerin senelerden beri Anadolu'da yapmakta oldukları akınlara ve istilâlara bir son vermek için Azerbaycan’a bir sefer yapmak ve Suriye'de Şii Fatimilerle meşgul bulunan Sultan'm İran'da bulunmamasından istifade ederek.

Ahlat Selçuklula­ rın Anadolu sefer ve akınlarında askeri üs vazifesini görüyordu. Nihayet. Erciş ve Menbiç şehirlerinin Bizans'a terkini istiyor. güneye dönerek Suriye'ye inmek üzere Urfa kalesine yöıielmiş. Ahlat. Fakat İs­ lâm kanı akıtmamak düşüncesi ile sadece bir gün kaleye hücum ya­ pıldı. aksi takdirde büyük bir ordu ile hareket ederek. tekrar Halep'teki hâkimiyetini. Daha sonra da HORASAN'DAN ANADOLU'YA 113 . Bu sebeple kale kuşatıldı. İmparatorun bir mektubunu Sultan'a takdim etti. şehrin yaptığı barış teklifini kabul edip kuşatmayı kaldırdı ve buradan Halep üzerine yöneldi. Şehrin hükümdarı Mirdâsi Eıniri Malımud korkusun­ dan Sultan'ı karşılayamamişti.liyordu. annesinin de şe­ faatiyle. Müslümanlarm elinde ve Selçukluların tabiiyetinde bulunan Ahlat'a gelince amcası Tuğrul Bcy'in kuşatıp da alamadığı ve alınmasını vasiyet ettiği Malazgirt kalesini süratle muhasara edip fethetti.(264) Malazgirt'in fethinden sonra Alp Arslan. Ancak Sultan'm Halep önlerinde bulunduğu sıralarda Bizans İmparatoru Romanos Diogenes'in elçisi gelerek. Mısır Fatımileri üzerine yürüyüşüne devanı etmeye karar verdi. Emir Mahmud. üzerine yürüyeceğini bildiriyordu. Bunun üzerine. (263) Alp Arslan bu sebeplerle 1070 yılı Temmuzunda büyük bir ordu ile Fatimiler üzerine gitiTiek üzere harekete geçti. sekiz. Büyük Selçuklu Sultanına bağlı kalmak şartiyle devam ettirmesine izin verilmiş^ ti.(265) Bu meselenin de bu şekilde hallinden sonra Sultan. on günlük bir kuşatma­ dan sonra sonuç alınamayacağmı anlayınca büyük ordusunu bir kale önünde yıpratmayı askerlik prensiplerine aykırı bularak. Sultan "Rum lar karşısında cihâd yapatı bu hudut şehrini kılıç ile fethetmekten korkarım" diyerek İslâmm gazâ mefkuresine olan bağlılığını açıkça belirtmiştir. affedilerek. elçiyi sert bir cevapla geri gönderdi. Bu durum ve davetler karşısında Süriye-Mısır seferi büyük bit ehemmiyet ka/anmıştı ve Sultan Alp Arslan. İslâm dünyasmın geleceğini yakından ilgilendiren bu konuyu ilk plâna almış bulu­ nuyordu. İmparator bu mektubunda Alp Arslait'dan Malazgirt. Sultan Alp Arslan. Bu teklifler 'Karşısında ve alışık olmadığı bir uslupla kendisine hitap edilınesinden müthiş gazaba gelen Sultan. 1071 yılı başlarında Fırat’ı geçerek Halep önlerine geldi. Oğuz kıyafetine girerek annesiyle birlikte Sullan'ın lıuzuruna gelmiş ve kendisine bağlılığını bildirmişti.

Fırat ve Dicle'yi geçip. Malazgirt. Bu durumda Büyük Selçuklu ordusunun büyük bir kısmı Suriye-Mısır yolunda Fatimiler karşısında kalmıştı. Suriye ü/. Nitekim. İmparatorun. DiyarbakııBitlis yolu ile Selçuklu ordusunun askeri üslerinden olan Ahlat'a doğru yola çıktı.(267) Halbuki elçilerin gelişi ve konuşma uslupları BizanslIların taaıruz edemeyecekleri intibaını veriyordu. Ahlat.(266) Fakat tam bu sıralarda. İmparator. evvelce Müslümanlar elinde iken Rumlar tarafından alınmış olan bazı kalelerin Selçuklular'a verilmesi karşılığında. Romanos Diogenes Sivas'a varınca şehirdeki Rumların "Ermeniler bize Tüı klerden daha fazla taşkınlık ve merhametsizlik gösterdiler" diye şi­ kâyet etmeleri üzerine Ermeni prenslerini bu şehirden iürüp çıkarttı. BizanslIlar daha önce Ermenileri yurtlarından koparıp Sivas'a yerleştirmişlerdi. bir günlük yol alınmadan yolda Bizans İmparaturunun mu­ azzam bir Oldu ile Erzurum (Kalikala)'a doğru ilerlemekte olduğu haberi geldi. İstanbul'dan hareketinden önce.ordusu ilf. başka bir vesile ile de. Bu şekilde Bizans ordusunun hücum edemeyeceği kanaatini uyandırarak Sultanı yanıl­ tan İmparator (269) İstanbul'dan hareketle Eskişehir'i geçip Kızılır­ mak (Halys) vadisini takip ederek Sivas'a vardı. Ayasofya kilisesine giderek büyük bir ayinde dua ettikten sonra. İm­ paratorluk ordusunun başına geçerek yola çıkmıştı. bu teklifleri kabul 114 Oğ u z ÜNAL . Bizanslılaı 'in kendi memleketlerini yağma ve tahripten çekinmediklerini buzai Bizans tarihçileri de kaydetmişlerdir.erinden Mısır'a gitmek üzere Halep'ten ayrılarak. Fakat İmparator. kendisi de hassa askerleri ile birlikte ve çok süratli olarak endişeli bir şekilde SuriyeMısır yolundan kuzeye dönerek. Erciş ve Menbiç şehirlerinin derhal Bizans'a terkini istiyor. İmparator'a Sivas'ta veya Erzurum'da kalarak köyleri taiırip ve Türkleri aç­ lığa mahkum etmek tavsiyelerini yapıyorlardı. yanında bulunan Nikefor Bryennios ile aslen Türk olan General Tarkhan (Tarkhaniotes) ve bazı mühim generaller.(268) Sefer maksadını gizlemek ve Selçuklu Sultanını yanıltmak (tıaksadiyle de Halep önünde bulunduğu sırada ona elçi gönderip. aksi halde büyük bir ordu ile üzerine yürüyeceği tehdidini savuruyordu. bir günlük bir yürüyüşle güneye doğru iler!edi. Daha sonra yoluna devamla Theodosyopolis'e doğru hareket etti. Sultan bu ordunun büyük bir kısmının (Yınanç'a göre sol cenahından bir kısmının) Halep Emiri Mahmud ile birlikte Fatimiler üzerine sefere devamını emretti. 13 Mart 1071 günü. bizzat İran'a girmek ve Sultanı kati neticeli bir meydan muharebesiyle ezmek kararında olduğundan.

Anadolu akınından dönen Afşin Bey'den merakla beklediği haberi de yolda aldı. Anadolu'daki Türk kuvvetlerine karşı koyabilecek bir Bizans askeri gücünün kalmayacağını bildiriyor (274) ve "işte Rum ülkelerini istilâ edip. İmparator. Bizans İmpa­ ratorluğunun kendisini savunacak durumda olmadığını. başta Ma­ lazgirt kadısı olmak üzere o havalideki kalabahk bir halk kitlesi de gelip tehlikeyi ve himaye edilmelerini Sultan'a bildirmişlerdi.etmeyeıek Erzurum'a vardı. Orada doğu orduları kumandanı Ermeni Basil. siratejik noktalarının ve ikmâl merkezlerinin tahrip edildiğini. Alp Arslan'ın dönüş yolunu kesmeye. Bizans İm­ paratorluk ordusu üzerinde kesin bir zafer kazanmak mümkün olursa.000 zırhlı askerini Gürcistan'a göndererek arkasını emniyete aldı. (276) HORASAN'DAN ANADOLU’YA 115 . İmparatorun Erzurum'a vardığı ve doğu Anadolu'ya doğru ilerlediği haberini Meyyâfarikim (Silvan)'da almış.(271) Bu sırada İmparator.İstanbul'a geri gönderdi. Bizans İmparatorluk ordusunun başında. Sicilya'da Araplar'a karşı savaşlaida şöhret kazanan General Ursel ile General Tarkhan'ı 3C. İstanbul'dan beraberinde getirdiği Selçuklu Şehzâdesi El-Basan (Cr-Basgan. Sultan'a gönderdiği rapo­ runda. Afşin Bey. Rumlar bizimle savaşacak kudrette değildir" diyordu. (275) İmparator Romanos Oiogenes. doğu Anadolu istikametinde ilerliyordu. Ersagun)'ı da -muharebe sırasında Türklere iltihak etmesinden korktuğu için .(273) Ou sırada El-Basan’ı takiple Anadolu'daki bü­ yük bir akından dönen Afşin Bey'in kuvvetlerinden mühim bir kısmı da Selçuklu üssü Ahlat'da Sultaıı'ı bekliyordu. kendisi de büyük ordusu ile arkadan Malazgirt'e doğru haıekete geçti.(270) Çok az bir muhafız kuvveti­ nin koruduğu Malazgirt kalesini çarçabuk alan İmparator büyük bir gurura kapıldı. büyük bir ganimetle döndüm. İran üzerine yürümeğe karar vermişti. Bizans'ın Anadolu'daki belli başlı askeri üslerinin. Alp Arslan. Alp Ai slan'tn korkusundan Irak'a çekilcJiği haberini verdi.0C0 kişilik bir kuvvetle Erzuium'daıi Malazgirt ve Ahlat üzerine çıkarıp yolları açmaya. Hattâ büyük zaferin kendisini beklediğini görür gibi oldu. gene­ ralleriyle yaptığı bir harp meclisinde. Sul­ tan da buradan Diyarbakır-Bitlis yolu ile Ahlat'a doğru yoluna devam etmişti. bu maksatla da tah­ ribat yapmaya memur etti. İm­ parator kuvvetleı inden 20. bütün itirazlara rağmen kendi fikrinde ısrar ederek. (272) Alp Arslan.

11G O ğ u z ÜNAL . Bu cebri yürüyüş bilhassa Fırat nehrini geçerken Türk ordusunda ciddi kayıp­ lara sebep oldu. bu kuvvetlerin kendi karargâhlarına da ğıtıld ığını söylemek­ le durum u aydınlatm ıştır. Sultân'ın kendi gelişini işitir işitmez Suriye'den İran'a döndüğünü duymuş ve bundan dolayı Selçuk akıncı orduları­ nın hareket üssü olan Ahlat'ı zapt ve Van gölü sahillerini takip ederek bu göl kenarında Türkler eline geçen şehir ve kaleleri geri alarak Azerbaycan'a girmeği ve oradan İran ve Horasan içlerine ilerlemeği kararlaştırmış ve Türk asıllı General Tarkhan ve Normandiya'lı meşhur asilzâdelerden Ursel de Bayyöl kumandasındaki 30. yani amcası Sultan Tuğrul Bey'in ordusunu. (279) Bizans ordusunun öncü kuvvetleri komutanı General Tarkhan.000 ki­ şilik öncü kuvvetlerini iki kol halinde Ahlat'a doğru ileri sürmüş­ tü. Y ınanç. ordusuna cebri yürüyüş emri verdi. sh. Nitekim M. T uğrul Bey ordusuna mensup bulu n an bu kuvvetle­ rin terhis edildiğini söylerse de (bkz. kendi karar­ gâhlarına dağıttı. ordusunu bu şekilde gençleştirip yeniden teşkil ettikten sonra. İmparator buna ihtimal vermemiş ve *Y ılm az Ö ztuna.(277) Sultan.Bizans ordusunun İran (Horasan)'a girmek üzere hareket ettiği­ ni anlayan Alp Arslan. Türkiye Tarihi. (278) İmparator. amcası Sultan Tuğrul Bey zamanından beri silâh altında bulunan Irak-ı Arap ve Irak-ı Acem ülkelerinin as­ kerlerini. Ursel de Bayyöl komutasındaki kuvvetlerle beraber Ahlat istikametinde hareket ettikten sonra.000 kişilik bir hafif süvari tümenini öncü olarak Ahlat istikametinde ileri sürdü. Veziri Nizam ülıMülk'ü muhtemel bir bozgunda Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nun dağılmasına engel olacak tedbirleri almak üzere Hemedan'a gönderdi.* Sultân'ın yanında asıl kendi ordusu olan Horasan ordusu ile Anadolu hududunda cihâd ve gazâ ile meşgul bulunan genç ve güzide kuvvetler kalmıştı. Ahiat'daki Selçuklu üs­ sünde kendisini bekleyen Afşin Bey kuvvetleriyle kavuşmak üzere. Alp ArsUn.H. süratle kuzey doğuya doğru yoluna devam etti. Bizans ordusu hakkındaki son bilgileri toplamak üzere Emir Sanduk (Sandak) Bey komutasında 10. Sultan Alp Arslan'ın Ahlat istikametinde ilerlemekte ve gittikçe ''ikb«m akta olduğu haberini İmparatora biidirdiyse ae. 4L7) M ı­ sır'da Fatim iier ve A nad olu'd a Bizans ile harp halinde olan ve çok kritik bir dönem yaşayan Sultan A lp Arslan'ın böyle bir hatâ yap­ ması ve ordusunun kuvvetini azaltması beklenemez.

Emir Sanduk Bey kumandasındaki Türk öncü kuvvetleri. General Nikefor Bryennios kumandasındaki yeni bir öncü kuv­ vetini Türk öncüsünün üzerine gönderdi. evvelâ doğu istikametinde ilerlemiş. Çünkü o. Türklerin ana kuvverleriyie Musul istikametinde kaçmakta olduğu ve bir an evvel ülkelerine gidebil­ mek için yol aramakla meşgul bulunduklarına inanıyordu. hattâ kendisinin bile yaralandı­ ğını İmparatora bildirdi. Emir Sanduk Bey kumanda­ sındaki Türk öncüleri ile General Bryennios kumandasındaki kuvvet­ ler arasında çok kanlı bir muharebe başladı. Türk akıncı üssü olan Ahlat'a vardığı zaman General Tarkiıan ve Ursel kumandasındaki Bizans öncü kuvvetleri de şehre yaklaşıyorlardı. hayatlarını kurtarabilmek amacıyla batı istikametinde arkalarına bakmadan kaçmağa başlamışlardı. (280) Alp Arslan. Gerçek­ ten. HORASAN’DAN ANADOLU'YA 117 . Türk kuvvetlerinin kesin zaferi ile neticelendi. esir General Basilakes'i. Bunun üzerine.sul topraklarına girmiş ve bu şekilde. Sultan da esir generali yanında alıkoyarak haçı. Bizans ordusunu karşılamak ü/ere Halep'ten hareket ettiğinde. böylece düşmanı aldatmıştı.(281) General Nikefor Bryennios ise dağınık ve perişan kuvvetlerle kaçmıştı.habere inanmamışıi. durumu öğrenmek ve Bryennios'a yar­ dım etmek üzere Ermeni asıllı General Basilakes kumandasında yeni bir kuvveti ileri sürdü. Sanduk Bey. (282) Bu suretle öncü muharebeleri. General Tarkhan ve Ursel. Sultan Alp Arslan. Bu başarı Malazgirt zaferinin müjdecisi olmuştur. Türk ordusu­ nun başında Sultan olduğu halde Musul'a doğru kaçmakta olduğu haberini etrafa yaymış. veziri Nizam üi-Mülk'e göndermiş ve bunun çarçabuk Bağdad'da bulunan Halife'ye ulaştırılmasını ve böylece islâmın selâmeti için ilk başarının elde edildiğinin müjdelenmesini ve bu durumun bütün İslâm âlemine duyurulmasını istemişti. büyük bir Türk kuvvetine çattığını. Bu duru­ mu haber alan ve Sultan'ın geldiğine bir türlü inanamayan İmpara­ tor. Bu kuvvetin gelerek Bizans şatlarında muhare­ beye girmesiyle Türk öncü taarruzları bir süre durakladı ise de Türk­ ler bu defa. Sultan'ın henüz gelmemiş olduğunu sanan İmparator. daha sonra Fırat'ı geçerek Mu. General Bryennios. Emir Sanduk Bey'in baskın tarzında giriştiği bir yıldırım taarruzuyla Bizans kuvvetlerini paramparça etmişler ve General Basilakes’i de esir etmişlerdi. 23 Ağustos 1071 günü Sultan'a gönderdi. ele geçirilen süslü büyük bir haçla birlikte. Bizans öncü kuvvetlerini ağır bir bozguna uğratmışlar. Niiıayet Selçuklu ve Bizans öncü kuvvetleri Ahlat civarında karşılaştılar.

orduların 26 Ağustos Cum a sabahı karşılaştıklarını söy­ lerse de.(284) Bizans ordusunun ağırlıklarını üç bin araba ve on binlerce hayvan taşıyordu. hiç bir seferinde bu kadar büyük ve muhteşem bir ordu toplamamıştu. sh. Devri Türk Tarihi. 52. İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı adlı kitapta El-Hüscynı sh. 266. 34. 61 ve ayrıca Osm an T U R A N . Bizans ordusunda hayal kırıklığına sebep olmuş ve bu nedenle İmparator İran ve Horasan'a doğru yapmağa karâr verdiği seferden şimdilik vazgeçerek. (283) E. Malaz­ girt ovasından bir karış daha doğuya ilerleme cesaretini göstereme­ miş ve bu suretle Türk ordusu.000 kişi o ld u ğu da söy­ lenmişse de. . İbnü'l A dim sh. Orduda büyük harp âletleri ve 1.* ^ Malazgirt'e kadar cereyan eden 676 yıllık tarihinde Bizans İmparatorluğu.000 kişi kadardı.000 kişi civarında o ld u ğu n u göstermiştir. 1 3 7 . incelemeler Bizans ordusunun 200. L3. 118 OĞUZ ÜNAL . Sel. ♦♦Orduların mevcudu hakkında çok mübalağalı rakkamlar ileri sü­ rülmüş ve bu arada Bizans ordusunun 600. Bu hususta­ ki ifadelerin hayli karışık olm asına rağmen.* Bizans ordusunun mevcuau 200. S ıbt İbnü'l-Cevzi sh. Sel. Îbnü'l-Cevzi sh. Bu ko­ nuda bkz. kaynakların m ukaye­ sesinden herhalde Çarşam ba günü o ld u ğu anlaşılmaktadır.K Ö Y M E N . insiyatifi ele alarak meydan muharebesine gitmeğe mecbur etmiş­ ti. Tarihi ve . Bizans ordusunu orada mıhlamış. Reşidü'd-Din sh. sh. 34.öncü muharebelerinin Türklerin i<esln zaf^i ile neticelenmesi Türk ordusunda büyük bir sevinç yaratırken.200 kişi tarafın­ dan idare edilebilen ve devrinin en büyük silâhı olan büyük bir man- *Ö ztun a.. M A L A Z G İR T M E Y D A N M U H A R E B E S İ V E G E Ç İR D İĞ İ SA FH A LA R 24 Ağustos 107m Çarşamba günü Malazgirt Ovasında. Faruk S Ü M E R — Ali SE V İM . cihanın en büyük askeri kuvvetleri olan Türk ve Bizans İmparatorluk orduları 7-8 kilometre uzaktan birbirlerini gördüler. m uahhar İslâm kaynaklarında ve Bizans Kroniklerinde karşılaşm anın Çarşamba günü o ld u ğu kaydedilm iştir.

Tarkhan ve Ursel. Aslen Kapadokya'lı bir General olan Romanos Diogenes de üniü bir hânedanın ferdi olmadığı için. 200. gazâ ve cihâd mefkuresi ile yanıp tutuşan bir ordu idi. Türk ordusundan sayıca dört kat daha üstün bulunmasına karşılık. Emir Sanduk Bey. Saltuk Gazi. İslâm H u k u k term inolojisinde F ık ıh H ukukçusu anlam ına gelmektedir.(285) Bizans ordusu. Dilmaçoğlu (ya da Dimlaçoğlu) Muhammed Bey. A y Tekin. Tutu Oğlu Bey. Bizans ordusuna nazaran küçük gibi görünen Türk ordusu dev gibi şahlan­ mış. Hepsi İslâm ideali uğrunda birleşmiş gâzilerdi. Emir Çavuldur. dinamik ve disiplinli idi. Sav Tekin. bu generaller bir daha arkalarına bile bakmadan İstanbul'a doğru yol almışlardır.cınık da vardı. gibi.(2S7) Nitekim daha ilk öncü muharebe­ lerinde mağlup olan Generaller. Kuıalmış Bey'in oğulları olan Süleyman ve kardeşlerinin de Malazgirt Meydan *Fakih. Bekçioğlu Afşin Bey. Bağdat muhafızı Sa'd ud-Devle Gevher Ayin. Anadolu gazalarında pişmiş ve şöhret yapmış büyük Türk komutanları ile Sultanın imamı ve fakihi ^ ' Buhara'lı Ebu Cafer Muhammed bulunuyordu. batıya doğru ar­ kalarına bakmadan kaçmışlar ve İmparatorun kuvvetleri ile birlikte kendisine iltihak etmeleri yolundaki emrine rağmen. kaynak göstermeksizin. Başlarında büyük zaferler kazanmış genç ve kudretli bir Sultan ile tecrübeli kumandanlara sahipti.(291) Sultan Alp Arslan'ın yanında kardeşi prens Yakuti Bey. Emir Porsuk.OOO kişi civarında idi. Çok çevik.(290) Anadolu'ya yapılan akınlarda pişmiş ve bu ülkeyi bir Türk vatanı haline getirmeğe ka­ rar vermiş olan Türkler. milliyet ve mefkure bakı­ mından çok ahenksiz ve hattâ birbirine düşman unsurlardan terek­ küp ediyordu. hepsinden tek tek sadakat yemini almak zorunda kalmış ve on­ ları hemen her gün tekrardığı valilik vaatleri ile yanında tutmağa çalışmıştır.(289) Ancak. (288) Türk ordusu ise SO.(286) Bundan başka. din. Emir Çavlı. âlim i yani İslâm HORASAN'DAN ANADOLU'YA 119 . Bunun üzerine Generallerinin sadakatinden şüpheye düşen İmpara­ tor.000 kişilik bu muazzam Bizans ordusunda tek merkezden idareye elverişli bir teşkilât ve birlik de yoktu. Tutak Bey. Arslan Taş. (292) Her ne kadar Mükrimin Haiil Vınanç. iVlengücek Gazi. vatan kunna enerjisinin ateşiyle yanıyorlardı. Eksuk Oğlu Artuk Bey. BizanslIlar arasında. bir ordunun idaresi için şjı t oian. yüksek hürmet ve itaati tamamen telkin edememişti.

Halife'nin elçisi İbn Mühliban da Sultanın yanında bulunuyordu. savaştan önce İmpa­ ratora son bir barış teklifinde bulunmakla Peygamber (S. Zira bilindiği gibi kâfirlerle savaşmadan önce barış teklifinde bulunmak İslâm Devletler Hukuku'nun başta gelen kurallarındandı ve bu husus Kur'an-ı Kerim’de de sarahaten belirtilmişti.Muharebesine katılmış olduklarını söylerse de. Ya kalpleri Müslümanlarla beraber olacak şekilde İslâmiyeti kabul etmeleri. barış yapılması mümkün olmadığı takdirde. Birincisi iki devlet arasındabarış yapılmasını sağlayarak kan dökülmesini önlemek. İmparatora yaptığı barış teklifinde: "Eğ er sulh istiyor­ san sulh ederiz. Alp Arslan'ın İmparatora bir elçilik heyeti göndermesindeki ikinci hedefi de. Muhammed (S. düşmanlarını üç şıktan birisini tercih etmeleri hususunda serbest bırakması gerekir. (294) Bu nedenle Sultan Alp Arslan. yahut onlar tarafından Müslümanlara herhangi bir kötülük gelmeye­ ceği hususunda garanti vermeleri. Halife. Savaş kaçınılmaz bir iş halini aldığı zamanda bile savaştan önce İslâm kumandanının.A. son araştırmalar Kutalmışoğullarınm bu muharebeye katılmadıklarını kesinlikle orta­ ya çıkarmıştır.(298) Kuvvetine son derece mağrur olan İmparator.A S )’in sün­ netini yerine getirmiş oluyordu.(296) Nitekim Peygamberimiz Hz.S ). Sultan’m barış yolundaki samimi ve halisane niyetini anlayamamış ve onun korktu­ 120 O ğ u z ÜNAL .lri'rkcn daha önceden düşmanla döğüşeceğini Halife'ye bildirmiş olduğundan. Halife'nin elçisi İbn Mühliban'm başkanlığındaki Bir elçilik heyetini İmparatora gönderdi. düşma­ nın son durumu hakkında kesin ve doğru bilgiye sahip olmaktı. Alp Arslan. (293) Sultan Alp Arslan. (295) Bu elçilik heyetini göndermekle Alp Arslan iki hedef takip edi­ yordu.(297) İşte Sultan Alp Arslan da. hazırlık esnasında bile savaşa engel olmaya çok düşkündü. Eğer sulha rağbetin yok ise azmimizde Allah'a te­ vekkül ve azmimizi tashih ederiz" diyordu. kan dökülmemesi için Alp Arslan ile Romanos Diogenes arasında barış aracılığı yapmak isti­ yordu ve İbn Mühliban'ı bu barışı sağlamak üzere göndermişti. Selçuklu komutanlarından Sav Tekin de bu elçilik heyetinde bulunuyordu. İslâm'ın davetini temin edecek anlaşmayı kabul etmeleri veya savaş. muharebe etmek azmiyle Malazgirt ovasın­ daki ordugâhına ı.

Sultan'm maneviyatını yükseltti. "Atlarınızın Heme­ dân'da kışlayacaklarından ben de eminim.ğuna hükmederek. Bu kaba hitap karşısında kendisini tutamayan Sav Tekin. Bunun üzerine Sultan Alp Arslan. bu nedenle bü­ tün hatiplerin minberlerde Müslüman halkla birlikte senin için duada bulunacakları Cuma günü öğle namazı sırasında savaşa giriş. vuruşma gününü Cuma'ya tesadüf ettirerek. Bİ2 İsfahan’da ve hayvan­ larımız da Hemedân'da kışlar" diyerek gururunu çok kaba bir şe­ kilde açığa vurmuştu. elçilik heyetinin arzettigi barış tekliflerini çok kaba bir şekilde reddetmiş vc elçilere:: "Isfahan mı daha güzel­ dir. mü­ zakereye girişmekten kaçınarak Sultan'm her şeyden evvel bulun­ duğu mevkii terkedip Ahlat'a çekilmesini. büyük bir nezaketle "Isfahan" cevabını verince. Allahım! İslâmın sancaklarını yükselt vc İslâm'a yardım et. Sultan'a. İmparator: "Hemedân'm soğuk olduğunu öğrendik. Yolda taarruza uğ­ ramamaları için de elçilerin ellerine birer haç vererek geri gönderdi ve bu şekilde harbi emri vâki haline getirdi. İmparatorun red cevabını. bana ondan haber verin" diye sormuş. ordusunun çokluğuna güvendiğin­ den ve maiyetindeki generallerinin teşviklerine kapıldığından. alınca çok üzül­ müş ve mukadder çarpışma için hazırlıklarını tamamlamaya giriş­ mişti. İbn Mühliban. bu mübarek gün­ de ordusunun maneviyatını yüksek tutmak istemiş ve hazırlıklarını ona göre yürütmüştü. (300) Alp Arslan. Hemadân mı.(301) Sultanın imamı ve fakihi Buhara'lı Ebu Cafer Muhammed.(299) İmparator. HORASAN'DAN ANADOLU’YA 121 . Said bin Muslâyâ tarafından kaleme alınmış bulunan dua metni aşağıdaki şekilde yazılmış idi. Bu arada İslâm dünyasının kaderini yakından ilgilendiren bu meydan muharebesi için Abbâsi Halifesi Emir ül-Müminin Kaim Biemrillâh da bütün İslâm ülkeleri camilerinde okunmak üzere bir dua metni yayınlayarak her tarafa gönderdi. " E y Sultan'ım! Sen Allah'ın başka dinlere karşı zafer vaadeylediği İslâmiyet uğrunda cjhâd yapıyorsun. diplomatik nezakete aykırı da olsa. Şirkin başını ezmek ve kökünü kazımak suretiyle şirki mahvet. Fakat sizin nerede kışla­ yacağınızı bilemem" diyerek çok ciddi ve manâlı bir mukabelede bulunmuştur. ondan sonra sulh konu­ sunu konuşabileceğini Sultan'a cevaben bildirdi. 24 Ağustos 1071 Çar­ şamba (Yınanç'a göre 25 Ağustos Perşembe) günü. Ben Yüce Allah'ın zaferi senin adına yazdığına inanıyorum" (302) diye­ rek.

Es. **Kur'an-ı Kerim. onu. dürüst bir azim ve Allah'dan korkan temiz kalplerle ve ihlâs bahçelerinden kısmet alan inançlarla onun için Allah'a dua ediniz. Çünkü Sen: " E y iman edenler! Elem verici bir azâbdan sizi kurtaracak kazançlı bir yolu size göstereyim mi? Allah'a ve Peygamberine imânda sebat ediyorsanız. 122 Oğ u z ÜNAL . bu sayede senin hükmünü yürütür. Ordusunu meleklerinle destekle. lütufkâr ve her zaman devamlı tesir icra eden desteğinden mahrum etme. El Fürkan suresi. bayraklarını nurlandıran ve gayesine ulaştıran yardımından uzak tutma. Çünkü hata ve eksikliklerden münezzeh olan Yüce Allah. Senin sözün haktır. senin güzel sıfatların içinde korusun. nasıl senin davetine uyup şeriatının korunması yolunda gevşeklik göstermeden emrine icabet etmiş ve düşmanlarına bizzat karşı koyarak dinine hizmet için geceyi gündüze katmışsa. dileklerinde ona yardımcı ol. senin yoluna düştü. O. sizin için. Sen de Ona zafer kısmet eyle. Bu.. niyet ve azmini hayır ve başarı ile sonuçlandır. Senin dinini yükseltmek ve şerefli kılmak için. Onun kâfirlerin karşısındaki bugünü yarınına da yetsin. âyet.. senin rızan için rahatını terketti. Allah yolunda mallarınızla. lO-Ul.Saff suresi. Yapmak istediği işi ona kolay kıl İMi'ûini yerine getir.Sana itaat ve kulluk için hayatlarını feda edip sana bağlanarak kanlarını akıtan. eğer bilirseniz çok hayırlıdır"* diyorsun. Ve küfür ehlinin. Müminlerin Emirinin açık bir delili olan Şahinşah'ül-Azam (Sultan Alp Arslan)'ı. Bu suretle onun mukaddes cihâdı zaferden ışık alsın. Malı ve canı ile senin emirlerine uymak gayesiyle. senin yolunun miicâhidlerini yalnız bırakma. şöyle buyuruyor: " E y Muhammedi Onlara sizin dualarını/ olmasa Rabbim size niçin değer versin. on­ ları kuvvetlendirerek yurdlarını emniyet ve zaferlerle dolduran yardımlarını esirgeme. canlarınızla savaşınız. 77. E y Müslümanlar! Doğru bir niyet. Allahım! O. d e. düşmanların bütün hilelerini defetsin ve senin lütfunla bu koruyucu onu en sağlam elbiselerle. hak yollarını göremeyip sapıklıkta göz­ leri kapansın. şanını yayılır kılsın ve zamanın güçlükleri karşı­ sında kolayca yerinde tutabilsin."** *Kuran-ı Kerim. Çünkü O. âyet. kazâ ve kaderini onun için iyi ve hayırlı tecelli ettir. Onu öyle bir koruyucu ile kuşat ki.

Çarşamba günü İmparatorun red cevabını alınca. Bu suretle Türk ordusu. dışa taşkın ihtiyat kuv­ vetleri bulundurulmuştu. (307) Türk ordusu. vs. gürültüleri ve ok yağmuru ile Bizans askerleri uykusuzluk.(306) Bu arada Türk komutanları. muharebe hazır­ lıklarına girişmiş ve bütün tabiye tedbirlerini almıştı. merkez.(305) 25/26 Ağustos gecesi Cuma sabahına kadar.E y Müslümanlar! Onun. Türk ordusunun merkez kesimini en az ve yeterli kuvvete emanet etmiş ve merkezin emir ve kumandasını Başkumandan olarak bizzat eline almıştı. davul. korku ve şaşkınlık içinde bırakıldı. Muharebe Türk merkez kuvvetlerinin oynayacağı ustaca bir taktikle çözümlenecekti. her kanatta ikişer olmak üzere merkez kuvvetleriyle birlikte beş büyük kısma-ayrılmış oluyordu. güçlü ve kuvvetli olarak düşmanlarını mahvetmesi. Zeho ovasın­ daki yüksek tepelerin gerisinde pusu mevzileri (taarruz hazırlık mev­ zileri) ne yerleştirilmişlerdi. emirlerine verilen büyük birliklerle. tekbir sesleri. 26 Ağustos 1071 Cuma günü savaşa başlamak üzere. 26 Ağustos Cuma sabahına kadar Türk hafif süvari müfrezeleri.(308) Bizans ordusunun en kuvvetli olarak tertiplenen merkez kuvvetlerine karşılık.(309) Sağ ve sol kanatlarda ağırlık merkezi teşkil edecek olan dışa taşkın ihtiyat kuvvetleri.(304) 25 Ağus­ tos Perşembe akşamından. düşmanın gözle göremiyeceği. Bir savunma tertibinden ziyade bir taarruz tertibi almıyordu. sancağını yükseltip zaferlerin en son derecesine erişme­ si ve gayesine nâil olması hususunda Allah'a dua ve niyazda bulu­ nunuz. boru. pu­ su mevzileri (taarruz hazırlık mevzileri) nde. 25 Ağustos Perşembe günü öğleden sonra ve gece. Alp Arslan. İslâm kaynaklan Türk ordusunun kanatlarına hangi ku­ mandanların tayin edildiğini ve Türk tümenlerini hangi emir ve kumandanların sevk ve idare ettiklerini söylemezler. sağ ve sol kanat kuvvetleri olarak ayrılmış ve orduda genel bir ihtiyat kuvveti yerine." (303) Alp Arslan. imamı ve fakihi olan Buharalı Ebu Cafer Muhammed'in tavsiyesiyle. Bizans ordugâhının yakınlarına kadar so­ kulmuşlardı. muharebe tertiplerini almağa başlamışlardı. büyük bir gizlilik ve sessizlik içerisinde.(310) Kararlaştırılan muharebe strateji­ HORASAN'DAN ANADOLU'YA 123 . A L L A H IM I ON UN B Ü T Ü N G Ü Ç L Ü K L E R İN İ K O L A Y L A Ş ­ T IR v e K ü f r ü O N UN ö n ü n d e Z E L İL k i l . her kanadın gerisinde.

"F a la n j" ve "L e j­ yon " esasına göre tertiplenmişlerdi. general Nikefor Bryennios ve geride de ihtiyat kuvvetlerinin başında Prens Andronikos Dukas bulunuyordu. Falanjların arkasında. evvelâ Türk Merkez kuvvetleri cepheden taarruz ederek düşmanı kışkırtacak. Birinci hatta mızrak taşıy?nlar. Falanjlar. düşmanın yan ve ge­ rilerine baskın tarzında bir yıldırım taarruzu yapılacaktı. Gerideki sıralar da ellerindeki kalkanlarla ön sıraları düşmana doğru itmeğe çalışacaklardı. üç hat teşkil ediyorlardı. genellikle ağır piyadelerden teşkil edilmişti.(313) Bizans ordusunun merkez kuvvetleri. Her hatla 10 "ıManipul"* bulunuyordu.(311) Görüldüğü gibi Türk ordusu "kesin sonuç vasıtası" olarak "imhâ muharebesi" stratejisini benimsemişti. şu şekilde muharebe tertibi almış­ tı. Bunların ilk beş sıraları çok uzun mızraklar taşıyorlardı. pusu mevzileri (taarruz hazırlık mevzileri) hizalarının biraz gerilerine kadar çekilerek bir tor­ baya sokulmak suretiyle sağ ve sol kanatlardan. üzerine çekecek ve muharebeden çekinip. Sağ kanatta Anadolu kıtalarının başında olarak ünlü Kapadokya'lı general Aliates vc sol kanatta da Rumeli kıtalarının başında olarak. Manipullerin her birinde yaklaşık 60-80 *M a n ip u l. Bu şekilde düşman. Ancak bu birliklerin manevra ve oynaklık kabiliyeti hemen hemen hiç yoktu. yaralı olmasına rağmen. Bu taarruz­ la düşman kuvvetleri bir çember içine alınarak imhâ edilecekti. adeta merasim kıtası gibi. ön hatta ve 16 sıra halinde. Bizans ordusu ise. (314) Lejyonlar ise. Türk merkez kuvvet­ lerinin bu geri çekilme sınırı pusu mevzileri (taarruz hazırlık mevzile­ ri) ne giren sağ ve sol kanat kuvvetlerinin bulundukları hatlardan bir az daha derinde olacaktı. yanaşık düzende tertiplenen 256 muharipten meydana gelmişti. 124 Oğ u z ÜNAL . Ordunun bel kemiğini meydana getiren bu ağır piyadeler. yıl­ dığı hissini vererek geri çekilmeğe çalışacaktı. Merkezde esas büyük kuvvetlerle Başkumandan olarak İmparator Romanos Diogenes bulunuyordu. Leon tara­ fından yazılan "Tactica" (Taktik) adlı eserde geliştirilmiş olan bir muharebe taktiği gereğince (312). ikinci hatta prenslerin askerleri ve üçüncü hatta da imparatorun askerleri ellerinde kılıçları ve dikdört­ gen şeklindeki büyük kalkanları ile bulunuyorlardı. B izans ordusundaki piyado b irlik lo rin c (b ö lü k le n n o ) v e r i­ len isim dir.sine göre. 150 yıl kadar önce İmparator VI.

İmparator jüstinianus devrinin ünlü generalle­ rinden Belisarius’un. (317) Bizans ordusunda üçüncü kuvvet olan süvariler. (320) 26 Ağustos 1071 Cuma sabahı. kaba kuvvetin tam bir örneği idi Türklerdeki oynak sevk ve idareye ulaşamamışlardı. Malazgirt ovasında yedikleri ağır darbeden sonra anlayacaklardı.taarruz" stratejisine dayalı bir muharebe taktiğini benimsemişti. Peçcnek ve Uz (Şamani Oğuz) süvarileri yer almıştı. İran. Bizans ordusunun teşkilâtı ve muharebe tertibatı. Süvari perdesinin sağ kanadında Anadolu'lu süvariler.(319) Görüldüğü gibi. daha oynak ve manevra kabiliyetleri üstün birliklerdi. Falanjlar ve Lejyonlar. (318) Bu şekilde Bizans ordusunun süvari mcvcudu 15-20 bin kişi kadar oluyordu. Leon'un "Tactica" (Taktik) isimli eserlerinde son ve mükemmel şeklini alan "savunma . bu gerçeği. ön hatlar hiç bozulmayacak. Kartaca ve İtalya savaşlarında uygulaya­ rak geliştirdiği ve İmparator Mauricius'un "Strategicon" (Strateji) ve İmparator VI. Falanj ve Lejyonların yanaşık düzendeki kütlevi saf düzenleri muhafaza edilerek düşman üzerine kütle halinde yüklenilecek ve Selçuklu süvarisinin baskınlarına karşı daima uyanık bulunulacak­ tı. Bizans ordusu. Falanjlara nazaran daha az kuvvetli olmakla beraber. maiyetinde bulunan bütün kumandanları topladı ve onların yanında Allah'a şu duada bulundu: "Y a Rabbi! Sana tevekkül ettim ve bu cihâdla HORASAN'DAN ANADOLU’YA 125 . Lejyonlar. Sultan Alp Arslan. Selçukluların aksine. kanatlar hiç bir zaman savunmasız bırakılmaya­ cak. (315) Sağ ve sol kanatlarda ise yine Falanj ve Lejyon esasına göre dü­ zenlenmiş bulunan hafif piyadeler yer alıyordu. yukardan görünüşleri itibariyle yan yana kibrit kutu­ ları gibi tam bir merasim kıtası halinde idiler. (316) Bu piyade birliklerinden başka ordunun önünde bir süvari per­ desi teşkil edilmişti. En mükemmel muharebe tertip ve teş­ kilâtının üstün ve oynak bir manevra kabiliyeti ve tek merkezden sevk ve idareye elverişli mutlak bir askeri disiplin olduğunu unutan BizanslIlar. ordunun ancak onda biri kadarını meydana getiriyorlardı. Bu taktik gercğincc. 10 sıra halindeki bir derinlik içinde muharebe tertibi almışlardı.kişilik iki sıra halinde 120 160 er bulunuyordu. sol kanadında Rumeli'li süvariler ve bunların arasında da öizans. Manipuller.

Eğer Allah beni başarıya ulaştırırsa ki." (323) Bu hitabeyi büyük bir heyecan içinde ve gözyaşları arasında dinleyen asker ve kumandanlar. bizim sa­ yıca az olmamıza rağmen. bu güzel bir sonuç olacaktır. Müslümanların eskiden beri yapa geldikleri bir gazâ yapıyoruz. Allah rızası için savaşan demektir. (322) Öğleye doğru namaz vakti gelince Sultan askerleriyle birlikte namaz kılıp. "Ben. ona itaat etmenizi ve onu yerime geçirme­ nizi sizlere vasiyet ediyorum. güçlüklerimi kolaylaştır. biz senin kullarınız. muhtesipler* gibi sabırlıyım ve kendini tehlike­ lere atan kimselerin yaptıkları gibi gazilerin başında savaşacağım. hep bir ağızdan: " E y Sultan. Müslümanların minberlerde bizim için ve Müslümanlar için dua etmekte oldukları şu saatte düşmana saldırmak istiyorum. Eğer durum bunun aksi olursa oğlum Melik-Şah'ı dinlemenizi. istemeyenler ise serbestçe gidebilirler. Senin katında secdeye kapanıyor ve yalvarıyorum." (321) Bu duadan sonra Sultan Alp Arslan.ya da şehit olarak cennete giderim.Allah'a dua etti ve gözyaşları arasında askerlerine şu hitabede bulundu. biz de aynısını yaparız. yanımdaki komutanlarım ve askerlerim­ le birlikte kahret. kumandanlarına şu hitabe­ de bulundu. Bu sözlerim gerçek duy­ gularımı ifade etmezse beni. Sîzler­ den arkamdan gelmek isteyenler gelsinler. O'ndan beklediğim budur. (324) *Muhtesip. Sen ne yaparsan. Asla em­ rinden ayrılmayacağız. 126 Oğ u z ÜNAL .sana yaklaştım. emir ve kader yalnız onun elindedir. Bu gün ben de sizlerden biriyim ve sizinle beraber savaşacağım. bana yardım et. Şimdi burada Allah'tan başka Sultan yoktur. "Askerlerim. düşmanlarıma karşı cihâdımda bana yar­ dım et ve beni muzaffer bir sultan kıl. düşman çoğunlukta olarak böyle bekleyeceğiz? Ben." Sultan'ın bu sözleri üzerine kumandanlar da hiç duraksamadan ve hep bir ağızdan: "Baş üstüne" dediler. istediğin gibi hareket et" dediler. A<lahım! Niyetim halistir. Biz. Eğer içim dışıma uygun geliyor ve sözlerim gerçek duygularımı ifade ediyorsa. Ya gâyemecroı . kumandanlarım! Daha ne zamana kadar biz azın­ lıkta.

** sonra ok ve yayını atarak. 157) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 127 . ***Peçenek ve Uzlar'm Selçuklular tarafına ne zaman geçtiği hakkm da kaynaklarda birbirini tutm ayan çelişik bazı rivayetler varsa da. **Savaşa başlam adan önce atm m k uyruğun u bağlam ak. kılıç ve gürzünü kuşandı.*** Bu hâdise.000 kişi civarındaki Bizans ordusu içinde onda bir kadar bile değillerdi. (bkz. Bizans saflarından ayrılıp ırkdaşları olan Selçuklular'a katıldılar.S. etkileyecek kadar cid­ di bir sebep dahi değildir. Sultan Alp Arslan'm huzurunda yer öpen Peçenek ve Oğuzlar'ır reisleri. bizce herhalde muharebe başlamadan önce ve ordular birbirlerine iyice yaklaştıkları sırada vuku bulm uş olm alıdır. atının kolanını iiktı vc eski Türk töresi gereğince atının kuyruğunu bizzat kendi cli\lc bağ­ ladı. M uham m ed (S. Zira Uzlar ve Peçenekler. Türkler Allah Allah ve tekbir sesleri. a. (325) Böylece artık muharebe başlıyor. ****B izans İm paratorluğunun son gücünü kullanarak çıkardığı o r­ dusunun Malazgirt'te im ha edilmesi sebeplerini bazı Hıristiyan kaynakları yalnızca Peçenek ve Uzlar'm Bizans saflarından ayrılarak Selçuklu saflarına geçmelerine bağlarlarsa da. kös ve boru gürültüleri ve savaş naraları arasında harekete geçiyor ve düşmanı tahrik ederek harekete geçirmeğe çalışıyor­ lardı. Türk hakanına Bizans ordsunun son durumu hakkında pek değerli bilgiler verdiler. Yenilgiyi bir türlü hazmedemeyen ve kendilerini asılsız bir yalana inandırm ağa çalışan bu tarihçiler hem kendilerini aldatm ışlar ve hem de tarihe karşı bir ihanette bulunm uşlardır. ölünceye kadar savaştan dönm em eğe ahdetmek de­ mekti. Bizans ordu­ sunda hafif bir maneviyat kırıklığına sebep oldu ve İmparatoru da oldukça sinirlendirdi.) de savaşa gideceğinde daim a güzel kokular sürerdi. yakın vuruşma silâhları olan.g e. bu kuvvetli zannettikleri sebep hiç de yeterli değildir. Tam bu sıra­ da Bizans ordusunda ücretli olarak bulunan Şamani Peçenek ve Oğuzlar (Uzlar). K A R A T A M U . eski Türk töresince..A . Bu nedenle bu kadarcık bir kuv­ vetin Türkler tarafına geçmesi Türk ve Bizans orduları arasında­ ki kuvvet farkını kapatm ak şöyle dursun. sh. 200.Daha sonra tamamen beyaz elbiseler giymiş ve güzel kokular sürmüş* bulunan Sultan Alp Arslan. İki ordu vuruşabilecek mesafeye kadar yakınlaştı.**** ♦Peygamberimiz Hz.

Türk ordusunun çok büyük kuvvetlerle hücuma geçtiklerine ve bu sebeple Bizans süvari perdesinin dağılarak geri çekildiğine kanaat getirerek. Alp Arslan bu taarruza mukavemet edemiyormuş gibi yaparak ağır ağır geri çekilmeğe başladı. Türk merkez kuvvetlerinin giriştiği cephe taarruzu çok sert bir şekilde inkişaf ettirilmiş ve Türk süvari­ sinin at üzerinde hareket halinde iken yaptığı yoğun ok atışları ile Bizans süvarisi şaşkına dönmüş. bir kama gibi Türk ordusunun içine girmiş ve Türk merkez kuvvetlerini göğüs göğüse muharebeye zorlamak azmiyle kendi ordugâhından çok uzaklaşmış ve Bizans askeri geleneğinden ayrılarak.(327) Süvarilerinin dağıldığını ve geri çekilmekte olduğunu gören İmparator Diogenes.(328) Bu şekilde Bizans ağır piyadesinin doğu istikametindeki bu taarruzları çok seri bir şekilde inkişaf etmiş ve düşman. oyalayıcı ve çevik Türk kuvvetlerine gittikçe daha çok yaklaşmak için boş bir gayretle ileri sokulmuştur. Türk ordusunu küçüm­ seyen müstehziyane bir eda ile: "Hep birlikte saldırıp şu küçük top­ luluğu ortadan kaldırınız" dedi ve kendisi de mızrağını eline alıp. Bu şekilde Bizans ağır piyadesi. Sultan Alp Arslan'ın çalınmasını emrettiği cenk havaları ve tekbir sesleri arasın­ da Türk merkez kuvvetlerinin cephe taarruzu başladı. Sultan Alp Arslan'ın maksadı. atına atlayarak müthiş bir hücuma geçti. süvari müfrezeleri ile desteklenmiş olduğu hal­ de.30 sıralarında). Bizans ordusunun önündeki süvari perdesini da­ ğıtmak ve düşmanın ana kuvvetleri ile temasa gelerek onları üzerine çekmekti. Bu sırada Türk süvarileri at üzerinde ve hareket halinde iken attıkları oklarla. Sultan'm başında bulundu­ ğu Türk merkez kuvvetlerinin bu çekilme hareketi. Türk sağ ve sol kanatlarının ağır­ lık merkezini teşkil eden. büyük bir taarruza geçti. Bizans ağır piyadesi çok büyük bir kütle halinde karşı taarruza geçtiğinden. pusu mevzileri (taarruz hazırlık mevzileri)'ndeki Türk kuvvetlerinden habersiz olarak. Alp Arslan'ın istediği de bu idi. İmparator.öğleyi bir iki saat geçe (tahminen 13. Bu se­ beple Sultan.(326) Bu nedenle. bu ilerleyişi devamlı olarak taciz etmişlerdi. yakın temasa geçince de Bizans süvari perdesi tamamen yırtılmış ve dağılmıştı. kendi komutasındaki ana kuvvetlerle ileri atıldı. mağrur İmpara­ toru gayrete getirmişti. kumandanlarına kati neticeyi almak üzere taarruza geçmelerini emrederek. (329) Türk merkez kuvvetlerinin bu sahte geri çekilme hareketi Türk ordusunun ağırlık merkezini teşkil eden sağ ve sol kanatlardaki 128 Oğ u z ÜNAL . muharebenin bu şekilde inkişaf etmesinden memnun­ du.

Garabudo ve Aproksimet tepeleri hizalarında torbaya girmiş oluyordu. bozguna uğrayan sağ kanada sol kanaddan kuvvet kaydırılmasını emretmişse de.30'dan itibaren düşmanın sağ ve sol kanat kuvvetleri parçalanmaya başla­ mıştı. Bu sebeple Türk sol kanat kuvvetleriyle Bizans mer­ kez kuvvetlerindeki ağır piyadeler arasında çok kanlı çarpışmalar başlamıştı.' Türk ordusunun baskın tarzında ve yıldırım hıziyle giriştiği bu taarruz. Türk sağ ve sol kanatlarının açıklarında bulunan süvari birlikleri. Türkler. Türk süvarisinin müthiş hücumları karşısında bu teşebbüs de gerçekleşememiş­ ti. Bunun için de HORASAN’DAN ANADOLU'YA 129 . Bu suretle yaklaşık olarak saat 15. Sağ ve sol kanatlardaki muharebelerin kaybedildiğini gören İmparator.00 sıralarında Bizans ana kuvvetleri. Türk sol kanat kuvvetlerinin Bizans sağ kanadına yaptığı müthiş akınlar düşmanın bu kanadını iyice dağıtmış ve bu şekilde Bizans merkez kuvvetlerinin sağ yanı açılmış ve bu defa Türk sol kanat kuvvetlerinin saldırıları tamamiyle Bizans merkez kuvvetle­ rine yönelmişti. çok seri bir şekilde inkişaf ettirilmiş ve saat 15.00-16. Bizans ordu­ sunun çok derinlerine ve gerilerine taarruza geçmişlerdi. (331) Artık Bizans ordusu her iki kanatta da çöküyordu. Pusu mevzilerino'e bulunan Türk sağ ve sol kanat kuvvetleri yıldırım hıziyle. Ayrıca Bizans ordusunun geri çekilmesine mani olmak gayesiyle. İşte tam bu sırada Sultan Alp Arslan. yeni bir kütle taarruzuna geçmeği tasarlayarak bu yolda hazırlıklara girişmişti. Bizans ordusunun sağ ve sol kanatlarının yan ve gerilerine saldırarak düşmanı sarmağa başlamıştı. Tam bir imhâ muharebesi veriliyordu.dışa üşkın ihtiyat kuvvetlerinin bulundukları pusu mevzileri hizala­ rına kadar devam etti. Bu şekilde gerileyen Türk merkez kuvvetleri ile beraber sağ ve sol kanatlardaki pusu mevzileri (taarruz hazırlık mevzileri)'nden bütün Türk ordusunun genel taarruzu başlamış oldu. saf halinde yapılan klâsik muharebeye yanaşmıyor ve bunda muvaffak oluyorlardı. artık Türk taarruzlarının kendisinin başında bulunduğu Bizans merkez bölgesine yöneldiğini anlayınca geri çekilerek kuvvetlerini Bizans ordugâhında toplayıp orada. bütün cephelerden genel taarruz emrini vermişti.(330) İmparator. Falanj ve Lejyonların kütlevi saf düzenleri bir hayli bozulmuş ve sarsılmış olarak. kuvvet azlığını bu taktikleri ile gideriyorlar. Falanj ve Lejyonların saflarını düzelterek.

Türklerin eline geçme­ sin diye. BizanslIlardan hoşlanmayan Ermeni kıtaları da muharebe meydanından çekildi­ ler. ege­ 130 Oğ u z ÜNAL .(332) İşte bu son darbeler İmparatoru kesinlikle yıktı. emir almadan geri çekilerek muharebe meydanını terketti. Bizans ihtiyat kuvvetleri komutanı Prens Andronikos Dukas. fakat etrafında­ ki birlikler yavaş yavaş eriyordu. Bu sebeple Em ir Ay Tekin atından inip.(335) Böylece 26 Ağustos Cuma akşamı her şey bitmiş ve Bizans İmparatorluk ordusu. İmparator. bizzat kahramanca dövüşmekten ve inatla muharebeye devam etmekten de geri kalmadı. A y Tekin'in bu sözlerine karşılık: "B u zalim kavmi yenersem o zaman rahat edebileceğim. Ancak İmparatorun bu hareket tarzını yan­ lış değerlendirerek. kendilerine yapılan mezhep baskıları dolayısiyle. 26 Ağustos 1071 Cuma günü akşam güneşi ile birlikte batmış. Sultan'ın önünde yer öperek ona: "B ir Sultanın Müslümanlara acıması gerekir. Müslümanların huzur ve refah içerisinde olmaları için. Bununla beraber komutanları da bir endişe almıştı. Nihayet Şadi adındaki bir Türk askerinin öldürmek için üzerine atıldığı bir sırada etraftakilerin: "öldürme! bu meliktir" demeleri üzerine İmparator da yakalanarak esir edildi. kendi emrindeki kuvvetlerle büyük bir inatla ve gerçekten kahramanca muharebeye devam ediyordu. taarruz ruhu ile muhakeme gücü arasında denge bulunmayan hırçın bir komutanın akılsız yönetimin­ de. muharebenin tamamen kaybedildiğini zanneden. geriye çektirdi. bir eşi daha bulunmayan o değerli varlığını savaşa sokup ölüm teh­ likesine atmamalı. Aynı şekilde. Bununla beraber İmparator. İmparator insiyatifi tamamen kaybetmiş. elinde kılıcı. Sultanın bu hareket tarzı Türk komutan ve erle­ rini daha büyük bir gayrete getirmiş ve Türk ordusu müthiş bir şe­ kilde Bizans saflarına savlet eylemeğe başlamıştı.30'a kadar kendi kuvvetleriyle direndi. (334) Muharebe bütün şiddetiyle devam ediyordu. çekilmesi gereken bu güçlükleri biz huzur ve rahatlık sayarız" dedi. (333) . (336) Yüz yillardanberi Doğu Anadolu'da ışıyan Bizans güneşi. bu şekilde 19. yok olmuştu. rahatı savaş meydanına tercih etmelidir" dedi.ilk olarak ileri hatlarda bulunan sancaklarını. Sultan. bu sıralarda kesin sonuç alabilmek gayesiyle bir er gibi muharebeye katılmış ve yıldırım gibi düşman kıularının içerisine atılmiştı. Zira Sultan'ın en kanlı vuruşmala­ rın cereyan ettiği ateş hatlarına bu kadar pervasızca dalması tehli­ keli olabilirdi. Sultan Alp Arslan.

ülkelerini almak için bir çok kavimlerden asker top­ ladım ve para sarfettim.menliği sönmüş ve Anadolu'da Türkler'in 900 yıldır parlayan ve bat­ mayan güneşi doğmuştu. İm­ parator da: "Fena şeyler" diye cevap verdi. bu sebeplerden dolayı savaşı kaybet­ tiğini anlatmış ve Imparator'a şunları söylemiştir: "Sana barış yapılması için Halife'nin elçisi Mühliban'ı gönder­ diğim halde.. Bunun üzerine Sultan ona: "Eğ er zaferi sen kazansaydın. buna rağmen zaferi sen kazandın. Şimdi azgınlığının sonunu görd»« mü?” Sultan'ın bu sözleri üzerine İmparator: " E y Sultan. Bu durumda beni azarlama. insanların maceraları böyledir" diyerek kendisini teselli etmiş ve yanında oturtarak kendisi ile eşit muamelede bulunmuştur. Islâm ülkelerine kendi ülkem gibi hâkim olmadıkça nasıl geri dö­ nebilirim ?" diye karşılık verdin. Memleke­ tim böyle ve ben de şu halde (tutsak olarak) senin huzurundayım. (337) Sultan Alp Arslan'a İmparatorun esir edildiği haber verildiği zaman. Bunun üzerine Sultan: HORASAN'DAN ANADOLU’YA 131 . sen bunu reddetmedin mi? Sana düşmanlarımın (ElBasan'ın) teslimini istemek için Emir Afşin ile haber gönderdiğim halde bundan imtina etmedin mi? Benimle anlaştığın halde (ahdini bozarak) bana savaş açmadın mı? Geri dönmen için daha dün haber göndermeme karşılık. Bizansii esirlerin ağlayarak ayaklanna kapanmasından ve esir Bizans generallerinin ve özellikle öncülerle birlikte ilk defa esir edilen general Basilakis'in gösterdiği hürmet ve itibar şüpheleri dağıtmış ve İmparator olduğu anlaşılan Romanos Diogenes. sen "buraya gelebilmek ve gayeme ulaşabilmek için bu kadar para sarfettim ve çok asker topladım. (338) Romanos Diogenes huzuruna getirildiği zaman Sultan ayağa kalkarak kendisini kucaklamış ve "İmparator! müteessir olmayınız. Su lu n buna inanamamıştır. bana ne yapardın?" dedi. Sultan'ın huzuruna çıkartlmıştır. savaş sırasında yapmış olduğu strateji ve taktik hata­ larını İmparatora izah ederek. Ancak. Daha sonra Sultan. fakat istediğini yap" dedi. sert sözler sarfetme. Bizans ordugâhına giden elçi heyetinde bulunanlar tarafından tatnınmış olmasına rağmen tereddüt­ ler devam etmiştir.

bir kumanda­ nın ve nâibin sıfatiyle beni memleketime göndermendir. çünkü bir başkası­ nı benim yerime imparator yaparlar. Kur'an-ı Kerim'in Tevbe Suresinden ". ömür boyu sana itaat eder. Bizans'ın mal ve paralarını tükettim ve halk bundan dolayı yoksul bir duruma düştü" dedi. Fakat tahta geçtiğimden beri. Eğer beni öldürürsen bu sana bir fayda sağlamaz. İmparator: "Sultan. Imparator'un bu sözlerini işiten Sultan Alp Arslan.onlarla boyun eğip cizye verin­ ceye kadar muharebe edin" âyetini (339) okudu ve İmparator'a hitaben. "Seni affetmek kararındayım. İmparator da: "Affetmek. Bizans topraklarında senin bir memlükün (kölen). birincisi öldürmek. . Eğer beni bağışlarsan. Sultan'ın "10 mil­ yon altın" demesi üzerine İmparator şöyle dedi: "Sen benim canımı bağışladığın için Bizans ülkesine sahip olmak senin hakkındır. Onun öldürülmesi doğru değil­ dir" dedi ve İmparator'a dönerek ilâve etti: "Ş im d i sana ne yapacağımı sanıyorsun?" İmparator şöyle cevap verdi: "Bana üç şeyden birini yapabilir­ sin."Gerçekten doğru söyledin. para ve armağanlar kabul edip. Ancak kendin için bir kurtuluş akçası (fidye) vermelisin" dedi. kul olurum" cevabını verdi. Islâm ülkelerine onların za­ rarı dokunur. . istediği miktarı söylemelidir" dedi. İkincisi zaptetmek istediğim ülkelerinde beni teşhir etmek. ordu hazır­ lamak ve harpler sebebiyle. o zaman yalan söylemiş olurdun" diyerek kumandanlarına: "B u akıllı ve yiğit bir adamdır." Sultan Alp Arslan: "B u nedir?" diye sordu. İmparator'un bu cevabından sonra yapılan müzakereler sonunda şu hususları kap­ sayan bir barış andlaşması yapıldı: 132 Oğ u z ÜNAL . Eğer bunun aksini söyleseydin. üçüncüsü de yapmayacağın bir şey olduğundan söylen­ mesine lüzum yoktur.

yeniden tahta oturduğu takdirde. söylediğin sözlere inanıyorum ve seni ülkene göndereceğim. Sultan ona mani olmuş ve "kendisiyle daima dost kalacağı" hususunda and iç­ tikten sonra at üstünde yaklaşarak onu kucaklayıp vedalaşmış ve geri dönmüştür.. kurtuluş akçası (fidye) olarak bir buçuk mil­ yon altın verecek. Ben askerimden küçük bir kuvvetin başında ve sen de bütün Hıristiyanlar yanında olduğu halde sana karşı bu başarıyı elde ettim. (340) Barış şartları bu şekilde kararlaştırıldıktan sonra. Ayrılırlarken İmparator atından inmek istedi ise de. Sultan sözlerine devamla: "Ben Halife karşısında en küçük hükümdarlardan biri gibiyim. Malazgirt şehir ve kaleleri Selçuklular'a bırakılacak. Hareketinden önce Sultan atma binip İmparator'u bir fersah mesafeye kadar bizzat uğurladı.Bizans'ın elinde bulunan bütün Islâm tutsakları salıveri­ lecek. üzerinde "Allah'tan başka ilâh yoktur ve Muhammed onun elçisidir" yazılı bir bayrak hazır­ latarak İmparator'a verdi ve onu iki Hâcip (341) ve 100 hassa as­ kerinin muhafazasında ülkesine gönderdi. Ertesi gün Sultan. Hükümdarlığını da sana geri veriyorum" de­ di. Daha sonra Sultan. 2. 4. İmparator'u yeniden huzuruna getirtti ve İmparator'un ganimet olarak alınmış olan tah­ tını hazırlatarak İmparatoru tahtına oturttu ve bizzat kendi eliyle İmparator'a Hil'at ve Türk külahı (börk) giydirdi ve: "Seni naibim yapıyor.. kumandanla­ rın bir kısmı kurtuluş akçalarını vererek kurtuldular. gerektiğinde. Selçuklular'a askeri yardımda 5. Membiç.İmparator.. geri kalanlar da fidye alınmadan salıverildiler. Bunun üzerine İmparator yer öptü.BizanslIlar.. 6. (342) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 133 . bulunacak.. Halife..İmparator.Bizans devleti her yıl Selçuklu devletine 360.000 altın ödeyecek. diğer İslâm hükümdarlarını da üzerine gönderseydi halin nice olurdu" dedi. Urfa.imparator.1. 3 . kızlarından birisini Sultan'ın oğluna verecek. Antakya.

Malazgirt mey­ dan muharebesini kazanmakla egemenliklerini genişletmişler ve Ana­ dolu'nun kapısını ardına kadar açmışlardı. Hazreti Ömer (R . (350) ' 134 OĞUZ ÜNAL . M A L A Z G İR T Z A F E R İN İN A K İS L E R İ V E A N A D O LU F Ü T U H A T IN A E T K İL E R İ Malazgirt zaferi Türk.A .(347) Türkler'in tarih boyunca kazandıkları sayısız meydan muharebelerinden hiç biri. Bağdad şehri görülmemiş bir şekilde süslenmiş. büyük dö­ nüm noktalarmdan birini teşkil eder.(343) Türkler. İslâm. başta Halife olmak üzere her tarafa fetihnâmeler göndererek müjde haberini vermiştir.(345) İslâmiyetin doğuşundan beri böyle bir zafer görülmediği gibi. Bizans ve hattâ dünya tarihinde. (348) Tarihte ilk defa bir Bizans İmparatoru'nun esir olması ile netice­ lenen bu büyük zaferin kıymeti zamanında da anlaşılmış ve bütün İslâm dünyasnda büyük bir sevinç dalgası esmiş. istikballerine bu derece tesir edici mahiyette olmamıştır.(344) Bizans imparator­ luk ordusunun Malazgirt ovasında imha edilmesiyle Bizans savunma şeddi yıkılmış ve bu zafer sonucunda Anadolu. tamamiyle Türkleş­ me ve İslâmlaşma yoluna girmişti. Malazgirt'ten evvel. Halife'ye gönderilen fetihnâme 12 Eylül 1071 günü Halife Kaim Bi'Em rillâh tarafından sarayda toplanan bütün devlet erkânı ve büyükler önünde merasimle okutulmuş ve tebrikler yapılmıştır. zafer takları ku­ rulmuş.(349) Alp Arslan. doğurduğu çok şümullü ve devamlı neticeler itibariyle. Bu sebeple devrin şairleri Sultan Alp Arslan'ı tebrik ve metheden kasideler yazmışlardır. İstanbul'un fethidir. çalgılar çalınarak zaferi kutlayan halk sokaklara dökülmüş­ tür. İslâm şehirlerinde zafer şenlikleri yapılmıştır.5. Türk tarihinde Malazgirt'ten önemli tek vaka. herhangi bir Bizans İmparato­ ru da İslâmlar tarafından tutsak alınmamıştı.(346) İslâm kaynak­ ları bu kanaati belirtirlerken.) zamanında Bizanslılar'a ve Sasaniler'e karşı kazanılan Yermuk ve Kadisiye gibi büyü'k zaferleri de hesaba katmışlardır.

hanedana mensup prenslerin rolleri gitgide azalırken. Alp Arslan zamanında yapılan Anadolu fütuha­ tından çıkan neticeler ile. Hemedân'a dönünce başta Halife'nin elçisi ve mektubu olmak üzere bir çok hükümdarların gönderdiği elçt. dinin parlak tacı. "Allah'ın desteğine mazlıar. ancak Alp Arslan'm müttefiki durumunda HORASAN'DAN ANAPOLU’YA 135 . İslam ülkelerinin Sultam’’ gibi Unvanlarla hitap etmiş ve kazandığı bu eşsiz zaferden dolayı kendisini tebrik etmiştir.Alp Arslan. (352) Böylece artık Türk ve İslâm dünyaları için yeni bir devir doğuyordu. güneyde de bir Selçuklu akıncı üssü meydana gelmiştir. galip ve muzaffer evlâd. hattâ zaman zaman isyan etmek suretiyle menfi roller oynarlarken. müsiümaniarın yardımcısı. ilk defa Selçuklu İmparatorluğu topraklarına katılmışlardır. Malazgirt gibi büyük Bizans şehirleri fethedildikten sonra. gittikçe aktif faal ve rol oynamaya başlamışlardır. dünya hükümdarlarının efendisi. Sultan Alp Arslan'a gönderdiği mektupta ona. Sultan Tuğrul Bey zamanındaki fütuhat arasındaki başlıca farkları şöylece sıralayabiliriz: 1— Alp Arslan zamanında yapılan fetihlere bizzat Sultan ve prenslerden başka "gulam '' sistemine göre yetişmiş kumandanlarla devlet hizmetine giren Türkmen beyleri de katılmışlar. 3— Fetih ve istilâ siyasetinde de önemli bir değişiklik olmuş. insanların sığınağı. doğuda mevcut hareket üssünden başka. Ani. Bu suretle Anadolu'da yurt tutma hareketi başlamıştır. bazı büyük merkezler ve önemli Bizans garnizonları işgal ya da tahrip edilmiş. (353) Malazgirt Meydan Muharebesinin tarihin kaydettiği en büyük savaş olarak kalması. tebrik ve hediyeleri kabul etmiştir. Arap ve Acem hükümdarı. Anadolu fütuhatında yeni bir safha olarak kabul edilen Malaz­ girt zaferi öncesi. devletin kahredici bileği. en büyük Sultan. 2— Fütuhata katılan unsurların artışına paralel olarak Anado­ lu'nun çok daha geniş bölgeleri akınlara maruz kalmış.(35m) Halife Kaim Bi'Em rülâh. bu yeni unsur (Türkmen beyleri) bazen de birbirleriyle geçinememekle birlikte.

Bununla beraber. asıl bu andan itibaren kesin bir dönüm noktası teşkil ettiği söylenebilir. onları buradan sürüp çıkaracak Bizans kuvvetlerinin bulun­ mamasının etkisi büyük olmakla bcra'oer. bu akıniarîn Malazgirt zaferinden önccki akınların ve Anadolu fütuhâlınm bir devamı olduğu da gerçektir. Anadolu'­ nun fethinde ve Türk vatanı oluşunda. zaferden sonra Türk akıncılarının kendilerini birdenbire O ru Anadolu’da bulmaları ve buradan itibaren her yönde fetihlere girişmeleri de bir tesadüf eseri olmayıp. Romanos Diogenes'in ölümünden sonra sadece iki yıl içinde. 4 . Zira. *»36 Oğ u z ÜNAL . (354) Malazgirt zaferinden önceki Anadolu fütuhâtı ile. harekât neticesinde ganimet elde ettikten sonra genellikle Ahlat ve Haleb'deki üslerine dönerlerdi.Zaferden önceki akınlarda. Selçukiular'la Bizans arasında yapılan. Ege ve Marmara sahillerine indiler ve Üsküdar'a kadar bütün Anadolu'da ayak basmadık yer bırakmadılar. zaferden son­ raki Anadolu fütuhatı arasında da büyük farklar olduğu göze çarp­ maktadır. lü rk akıncıları.olan Komanos Piogeııes'jn Bizans’ta çıkan bir iç. Çünkü. 3 . Anadolu'da kalıyorlardı. Bu kalışlariıtda. yayılma daha sür'atli oldu. 2 .Bunun M>nucu olarak da. akıncılarm artık Anado­ lu'yu benimsemeye ve bu ülkeyi yurt edinmeye başladıkları da tarihi bir gerçektir. 1Bizans ordusu Malazgirt'te kesin olarak inıha edildiği için ve bunun yanı sıra Bizans'ın Anadolu'daki belli başh ikmâl merkez­ leri. 1 ürk akıncıları daha önce yaklaşık olarak yirmi beş yılda Ege denizine ulaştıkları halde. Bu farkları şu şekilde tesbit edebiliriz. ciddi bir direnme ve mukavemetle karşılaşmadılar. Malazgirt zaferinin tabii bir neticesidir. Zaferden sonra ise.savaşta davayı icaybedetek. Malazgirt'te ka/anılanzaferin. askeri üsleri ile büyük şehir ve kaleleri ile garnizonları tahrip edildiği için. barış andlaşmasının hükümsüz kalmasından sonra mümkün olduğu tarihi bir gerçek olarak çıkmaktadır. akıncılar.

bir millete yepyeni bir iklimde yeni bir vatan verme keyfiyeti. Anadolu'da bağımsız yeni bir Türk devleti kurup bu kıt'anm yerlileri ile kaynaştıktan. daha sonra Anadolu kıt'asının sınırlarınr aşıp. edebiyatı ve dünya görüşü ile. büyük ve teşkilâtlı bir millet haline gelerek. bütün Balkan yarımadasını. bütün kuzey Afrika ve Karadeniz havzasını alıp. Irak. Türkler'c Malaz­ girt zaferinin hediyesidir. onun hakkında kasideler.5— Zaferden çok kısa bir süre sonra Anadolu'da bir takım Türkmen beyliklerinin kurulmuş olması da bu siyasetin tabii bir neticesidir. aynı zamanda. OsmanlIlar Çağrnda. tefekkürü. (J5 5 ) Alp Arslan'ın en büyük Islâm gâzi ve fatihleri payesine yüksel meşinde. Anadolu'yu Türkleştirip. ehemmiyeti eşsiz ve ölçüsüzdür. toprağa bağlı taze ve yepyeni bir cemiyet ha­ line inkılâp etmiştir ki (357). l'ürk yurdu ve vatanı olarak Anadolu. İslârni akidcleıinin ışığı altında. Tarih boyunca. îjuriye. Mısır. methiyeler yazîlmasından ve bmir'ül-Mü'minin olan Halife Kaim bi'EmrlIlâh tarafından kendisine tebrik ve teşekkür mektubu gönderilmesinden de açıkça anlaşılacağı üzere. Türkmenler'in Anadolu'ya baştan başa yerleşmeleri mümkün olmuş. Türk rnilÜ bünyesinde de köklü değişikliklerin başlangıcı olmuş. zaferi takip eden yıllarda Anado lu'yu vatan edinen Türkmen boyları. Malazgirt zaferini Türk tarihinin diğer bütün zafer ve muvaffakiyetleriyle ktyailanamayacak derecede yükseltmektedir. Roma'dan sonra dünyanın en büyük ve en devamlı imparatorluğu ve halen yaşayan Türkiye Devleti. İslâmlaştırdıktan sonra. Bu durum Anadolu'nun fethinde yepyeni bir safha olarak kabul edilebilir. Malazgirt zaferi. onları bünyeleri içerisinde temsil ederek. zamanında bütün İslâm dünyasında derin akisler uyandıran Malazgirt zaferinin. diğer bir deyişle "Devlet-i tbeuMüddet'' kurulmuştur. eski bozkır yaşayış ve telâkkilerinden farkh. neticeleri bakımından.(356) Bu zafer­ den sonradır ki. Malazgirt zaferinin değeri iyice anlaşılır. cihan tarihinin en büyük medeniyet hamlele­ rini yapmak imkânmı kazanmışlardır. Macaristan. yerleşik bir medeniyet unsuru olarak. Yalnız bu netice. HORASAN'DAN ANADOLU'YA m37 . Türkler tarafından kazanılan yüilerce meydan muharebesinden bugün elde ne kaldığı düşünülürse.

.

Yolculuğu sırasında Tokat'a gelerek bir rhüddet dinlenmek üzere kaleye yerleşen İmpa'^torun H O R A S A N 'D A N A N A D O L U 'Y A 139 . İstanbul'a doğru hareket etmişti. BÖLÜM M A L A Z G İR T T E N S O N R A A N A D O LU F Ü T U H A T I V E T Ü R K İY E D E V L E T İ'N İN K U R U L U Ş U 1.v. S Ü L E Y M A N Ş A H T A N ÖN CE A N A D O L U F Ü T U H A T I Malazgirt Meydan Muharebesini müteakip. Selçuklular ile Bizans arasında yapılan barı. andlaşmasından sonra Sultan Alp Arslan tarafından. iki Hacip ve 100 h^isa askerinin refakatinde serbest bırakılarak ülkesine gönderilen İmparator Romanos Diogenes.

Fakat bu sırada bir taraftan da Bizans sarayında çapraşık entrikalar başlamıştı bile. Bu­ nunla birlikte zaferi Müslümanlar kazandı. (359) Bütün bu olayları Tokat'ta haber alan Roman Diogenes. ne yapmak gerektiğini kararlaştırmak üzere acele olarak X. İşte bu mektup sarayı karıştırmağa yetmişti. İstanbul’a dönüş yolculuğunda olan İmparator bu sıralarda ken­ di el yazısı ile karısına bir mektup yazarak. Psellos'un tavsiyesi ile yazılarak İmparatoriçe Evdokia'ya zoi'la imza ettirilen ve 1071 Eylül'ünde bütün eyaletlere gönderilen bir fermanla. adeta mucizeyi anlatıyordu. Romanos Diogenes'in tahttan indirildiği ve bu nedenle onun artık İmparator olarak karşılanmaması bildiriliyordu. Her şeyden evvel Romanos Diogenes'in İmpa­ rator sıfatı ile yaptığı barış andlaşmasını tanımadıktan başka. bir kadırga ile.yenilgi ve tutsaklık haberi İstanbul'da Bizans sarayında iki ayrı an­ laşmazlığa sebep teşkil etti: İmparatoriçe Evdokia. "Ben asker toplamak. V II.(358) Johannes Dukas. başlangıçta sadece bir emniyet tedbiri olarak. İmparatoriçe'nin büyük oğlu ile birlikte devleti idare etmesini uygun bulduğunu ileri sürmüş ve bu çözüm bütün devlet erkânı tarafından da kabul edilmişti. Romanos'un İstanbul'a dönmesini önlemek için onun tahttan indirildiğini ilân ettikten sonra. para sarfetmek ve Hıristiyan dinini yükseltmek için elimden geleni yaptım. Evdokia. Bu sonuç kimse değiştire­ 140 Oğ u z ÜNAL . Konstantin'in kar­ deşi olan eski kayınbiraderi Johannes Dukas'ı avlanmakta olduğu Bitinya'dan İstanbul'a çağırmıştı. her an kocası lehine dönmesi ihtima­ li olan. başına gelen felâketi ve bunu takip eden inanılmaz durumu. Mihael Dukas ünvanı ile İmparator ilân ettirmiş ve Evdokia'yı da bir manastıra çekilmeğe zorlamıştı. Johannes Dukas. saçları kesilerek rahibe olmağa zorlanmıştı. İmparatoriçe Evdokia aleyhine entrikalar çevirmeğe başla­ mış ve sarayda muhafız kuvveti olarak bulundurulan Varegler'i elde etmiş ve derhal yeğeni Mihael Dukas'ı. Durumu gözden geçirmek üzere yapılan toplantıda. Askerim de az değildi ve tedbirlerimde de yanlışlık yapmadım. Boğaz'ın denize açıldığı bir yerde bulunan ve bizzat İmparatoriçe Evdokia tarafından Meryem adına kurulan bir manas­ tıra götürülmüştü. yeni İm­ parator Mihael Dukas'a bir mektup yazarak şunları bildirdi. Patrik. Romanos Diogenes'i tahttan in­ dirmeğe kararlı idiler. Bir süre sonra da buraya gelen bir emirle. Çabalarımda hiç bir eksiklik göstermedim. saray mabeyincisi Psellos ve Johannes Oukas üçlüsü.

(362) Romanos Diogenes. kendisiyle birlikte gelen iki Hacip'e teslim edip onlara: "B u n ­ lardan daha fazla göndermesinin mümkün olmadığını Sultan'a bildir­ melerini" söyledi. Hükümdarlıktan ayrılarak bu kaleye yerleştim. "Bütün Roma ülkeleri içinde bana bıra­ kılacak bir tek kale de mi y o k " (366) diyerek. O zaman benim için kararlaştırılmış olan parayı verir. Johannes Dukas'ın küçük oğlu Konstan- HORASAN'DAN ANADOLU'YA 141 . Ben Sultan Alp Arslan'ın eline tutsak düşünce. onun bu isteğini yeri­ ne getirmeyip şu cevabı gönderdi: "Ben henüz hükümdarlıktan çekil­ miş değilim ve bu nedenle kalede oturuyorum. Tokat'tan topladığı 200. (364) Türk askerlerinin Tokat kalesinden ayrılmaları üzerine. başkalarından daha çok hakkın olan. barış için vereceğim parayı kararlaştırdıktan sonra iyiliklerde bulunarak salıverdi. sof giydim ve senin.000 altın değerinde olan mücevheratı. Eğer kabul etmezsen sen bilirsin. geri kalanını sonra ödemek üzere.iç ümid etmediğim biçimde iyi davranışlarda bulundu ve beni. beni bu yükten kurtarırsın. Ronjanos Diogenes’e ulaklar göndererek: "Siz ha­ kikaten bir rehin iseniz. Fakat Mihael'e güvenemeyen Romanos Diogenes. Sultan'a verilmek üzere. niçin bir kalede ikamet ediyorsunuz? Size yakışan bir manastırda ikamet etmek ve bizim de kaleye askerler göndermemize imkân vermektir" (365) dedi.(361) Mihael'in samimiyetine inanmayan ve durumun kötüye gittiğini hisseden Romanos Diogenes de." Daha sonra Dio­ genes. o bana i. kurtuluş akçasının bir kısmını ona gönderdi. değerli taşlarla bezenmiş altından bir leğen. bir taraftan yardımcı toplarken." (360) Diogenes'in bu teklifini olumlu karşılamış gibi görünen İmpara­ tor Mihael.000 altın ve içinde. İmpara­ tor Mihael Dukas. ibrik ve tabak bulunan 70. diğer taraftan da çevre halkından meşru İmparator sıfatı ile vergi alıyordu.(363) Hattâ bir rivayete göre de: "B u paranın kendi âsi ve nankör milletinden daha çok asil galibe lâyık olduğu­ nu" da ilâve etmiştir. Onunla yaptığım barışı bozma! Teklifimi kabul edersen Hıristiyanlığın korunmasında aranızda vasıta olurum. savaşlar nedeniyle Bizans hâzinesinde çok az para kaldı­ ğını bildirerek. Şimdi Sultan'ın durumu ve bana yaptığı iyilikleri sana bildiriyorum. Bizans tahtına geç­ menden dolayı Tann'ya şükrettim.mezdi. üzerindeki rahip elbiselerini çıkarmış ve kalede bulunan tacir­ lerden borç para alarak etrafına üç bin Ermeni askeri toplayıp Amasya'yı işgal etmişse de. Mihael'in gönderdiği parayla.

Bu sıralarda Anadolu hududunda ve Doğu Anadolu'da bulunan Selçuklu prensleri ile diğer Emirlerin 142 Oğ u z ÜNAL .v /elce kendisi tara­ fından Antakya valiliğine tayin edilmiş bulunan Ermeni asıllı komu­ tan Haçadur'un yardımıyla Kilikya'ya çekilerek Adana kalesine kapanmıştı. bu dostluk ve anlaşma tekliflerinin tuzak oldu­ ğunu anlamış ve bu nedenle de Mihael Dukas'ın tekliflerini reddet­ mişti. (369) Romanos Diogenes'i bertaraf edip. Fakat çok geçmeden Romanos hapse atılarak gözlerine mil çekildi. bu sıralarda İsfahan’da bulunanrSultan'a bir mektup ile bildirmiş ise de. "A ffa uğrayacak hiç bir suçu olma­ dığına göre bu teklifi bir küstahlık" saydığını söyledikten sonra.tin Dukas ile yaptığı savaşta yenilmiş (367) ve ı. Hattâ belki de. Andronikoş. Romanos Oiogenes.Jerdi. Romanos Diogenes'in Adana'da direnmesi uzun sürdü. Romanos'a gönderdiği mektubunda: 'Tekliflerini kabul ederse kendisini af edeceğini" bildirmişti. Romanos Oiogenes ile sulh yaptıktan sonra İran'a (Horasan'a) dönmüş ve Orta Asya'ya karşı büyük bir sefer için hazırlıklara başlamıştı. Romanos'un kuvvetlerini olduğundan fazla zannediyorlar ve aynı zamanda da Türkler'in ona yardım edeceğinden endişe ediyorlardı. Şurası muhakkak ki. Mihael. teslim almayı başardı. Ro­ manos'u Adana'nın kuzey yörelerinde sıkıştırıp. Romanos Diogenes'e yaptığf barış tekli­ finde: "Eğ er andlaşmayı kabul ederse idarenin kısmen kendisine bırakılacağını” bildiriyor ve dostça ifadeli bir mektup yolluyordu. Romanos'u bertaraf etmek için prens Andronikos Dukas'ı Kilikya'yagöı. Bunun üzerine R o­ manos. (370) Sultan Alp Arslan. bu acıklı durumunu. Selçuklular ile yapılmış olan andlaşmayı tek taraflı olarak bozmuş oluyordu. İştanbul’dakiler Romanos Diogenes'den çekini­ yorlar ve onu Kandırarak ele geçirmeğe çalışıyorlardı. 1072 yılı başlarında. (368) Romanos'a yapılan tekliflerin reddedilmesi üzerine yeni İmpa­ rator M ih jtl Dukas. çok geçmeden 1072 yılı ortalarında ıstıraplar içeri­ sinde öldü. hayatın'' bağışlan­ ması şartıyla. ortak hükümdarlık teklifine de cevap olarak: "İmparatorluk üzerin­ deki haklarından hiç birisinden vaz geçmediğini ve kendisinin bir takım haksızlıkların kurbanı edilmek istendiğini" bildirdi. ölümünü sağlamakla ve onun İmparator srfatı ile yaptığı barış andlaşmasını tanımamakla Bizans. Mihael'e verdiği cevapta. Romanos Oiogenes. İmparator Mihael Dukas.

eski bozkır yaşayış ve anlayışından gitgide sıyrılıyorlar. kendisinin Türkistan seferine rağmen. (375) Sonraki İslâm kaynakları. Anadolu gazilerine: "Rum lar ile aramızda yapılmış olan sulh andlaşması bugünden sonra nihayete ermiştir.(373) Bütün bu sebeplerle Türkmenler ciddi bir mukavemetle karşılaşmadan.(374) Bu şekilde Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde Türk beylikleri kurulmaya başlandı. İslâm akidesinin etkisi altında. (372) Artık ciddi bir Bizans ordusu ve mukavemeti kalmadığı gibi Anadolu'da Bizans hükümranlığı da fiilen yok olmuştu. Anadolu'ya gelişigüzel Türk idarelerinin girmesi demek değildi. bu feci durumunu bir mektupla Sultan'a bildirmişti. Anadolu'yu da başıboş bırakmak iste­ memiş. Artık haç'a tapanların memleket­ leri istilâ edilecektir" dedikten sonra. ücretli askerler kendi ırkdaşları ve milletdaşlarına karşı kullanılıyor ve bunların kumandanlarına yüksek rütbeler ve geniş topraklar veriliyordu. "Bundan böyle arslan yavruları olunuz. kendisi seferden dönünceye kadar bir takım Türkmen beyle­ rini Anadolu'nun fethine memur etmiştir. Alp Arslan Orta Asya'dan döndükten sonra Anadolu seferine çıkmak kararında idi.Ahmed (Danişmend) Gazi (Si­ HORASAN'DAN ANADOLU'YA 143 .fütuhat yapıp yapmadıkları hakkında esaslı bir malumata sahip değiliz. Bizans hizmetindeki Batılı kavimlerden ücretli askerler de her fırsatta ayak­ lanıyorlar ve imparatorlukta karışıklıklar çıkarıyorlardı. bu emirle artık Anadolu'nun fethini tamamla­ mak kararında olduğunu ifade ediyordu. Fakat Sultan. düşüncesi ve kültürü ile. Eski ordu idaresi hakkında yazılmış olan taktik kitaplarındaki tavsiyelerin tam tersine olarak. Yalnız Alp Arslan'ın dostu ve müttefiki bulunan Rom:’ os Diogenes'in tahttan uzaklaştırılması ve sonra da ihanetle hapsi ve gözlerinin oyulması.. yepyeni bir toplum meydana getiriyorlardı. Gümüş-Tekin . sanatı. Sultan da eski dostuna gönderdiği mektupta bizzat gelip kendisine yardım edeceğini ve Rumlar'dan intikamını alacağını söylemişti: Ancak Türkistan seferi çok acil ve zaruri bir mahiyet aldığı için. yeryüzünde gece-gündüz kartal gibi uçunuz ve Rumlar'a artık merhamet gösterme­ yiniz. Anadolu'ya yerleşen Türkler. beylere ve askerlere şu hitabe­ de bulundu. Anadolu'nun her tarafını süratle işgal ve iskâna başladılar. Selçuklular ile Bizans arasındaki sulhün sonu olmuştu." Alp Arslan. Anadolu'da birer beylik kuran Emir Saltuk (Erzurum'da).(371) Diogenes'. Yeni ku­ rulan bu beylikler. Alp Arslan.

maiyetindeki bazı Türkmen beylerini Anadolu'nun fethine memur etmiştir. Kuzey Suriye ve Irak taraflarına doğru yayılmış­ lardı. (378) Doğu Anadolu'dan itibaren kurulmaya başlanmış bulunan bu bey­ liklerin tarihleri henüz karanlıklardan kurtulmuş değildir. ö yle ki. din ve kültürlere sahne olan Anadolu. Türkmenler bir sel gibi ve dalgalar halinde Anadolu'ya dolmağa başladılar. Artuk Bey müstesna (377) kimlerin ne sıfatla Anadolu’ya girdiği ve hangi tarihte nereleri ele geçirerek bölgesel beylikler kurduğu henüz açıklıkla ortaya konamamıştır. Bizans ordularının.vas ve Amasya'da). kaynaklardaki çelişkiler ve yetersizlik yüzünden. tarihinde birçok kavim. Sultan Alp Arslan'ın Malazgirt zaferine ve Anadolu'yu açma­ sına kadar yarım asır zarfında Anadolu'ya Oğuzlar tarafından sayısız akınlar yapılmış. Orta ve Batı Anadolu'ya. ilk defa olarak 1071'den sonra etnik simasını süratle ve tamamen değiştiriyordu. Zira yapılan savaşlara ve fethedilen birçok ülkelere rağmen. Emir Çavuldur (Maraş'da) ve Artuk Bey (Doğu Anadolu'da)'leri bu ilk fâtihler arasında sayarlar (376) ise de. göçebe Oğuzlar otuz yıl içeri­ sinde (1040-1071) devamlı olarak Azerbaycan'dan Doğu.(379) Kabul etmek durumunda bulunduğumuz geleneksel kaynaklara göre* bu gün için bildiğimiz şudur ki. Oğuz (Türkmen) beylerine ve boylarına Anadolu'­ yu fetih emrini verince Selcuklular'ın en meşhur ve mağlubiyet *Bu konudaki kaynakların hepsi. Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nun kuruluşundan sonra bu akınlar çok yoğunlaşmış. Malazgirt zaferini müteakiben yapılan Selçuklu-Bizans barış andlaşmasının Bizans tarafından bozulması üzerine. Aile ve hayvanları ile ilerleyen ve bazen de Selçuklu ordula­ rının himayesinde bulunan bu Türkmenler. Malazgirt zaferinden çok sonraki yıllarda kaleme alınm ıştır. Sultan Alp Arslan. Fakat Malazgirt zaferi ile Bizans'ın artık korkulacak bir ordusu ve ciddi bir müdafaası kalmayınca. Sultan Alp Arsian. Malazgirt zaferine kadar yine de Anadolu'yu kendileri için emniyetle oturulacak bir memle­ ket olarak görmüyorlardı. Mengücek Gazi (Erzincan ve Divriği'de). arkada kalan müstahkem Bizans şehir ve kaleleri ile garnizonları ciddi bir tehlike teşkil ediyor. sık sık giriştikleri seferlerde Türkmenler'in takibe uğramaları onların devamlı olarak yer değiştirmelerine ve çok fazla tazyik kar­ şısında da tekrar Azerbaycan'a ve Gürcüstan'a dönmelerine sebep oluyordu. 144 Oğ u z ÜNAL .

Malazgirt’te Romanos Diogenes’e ihanet eden Norman reisi Russel. (380) İmparator Roman Diogenes'in yerine Bizans tahtına çıkan V II. şehrin kapılarına yaklaşmış ve onları takip ederek Sakarya'yı geçmişlerdi. (382) Bu şekilde çok müşkül durumda kalan İmparator Mihael Oukas. Bizans'ın perişanlığından faydalanarak. (381) Yine aynı sıralarda Sakarya ve İzmit havalisinde bulunan ve bu bölgede hâkimiyetini kurmağa çalışan Norman deisi Russel de. Anadolu'da bir devlet kurmak teşebbüsüne girişti ve kuvvetlerini alarak. lılar arasında meydana gelen muharebede BizanslIlar mağlup ve Isaak Komnenos da esir edildi. amcası johannes Dukas komutasında üzerine gönderdiği Bizans ordusunu bozmuş ve eline esir düşen Johannes Dukas'ı İmparator ilân etmişti. büyük Türk­ men kuvvetlerinin başında. 1072 yılında. bu sırada müthiş bir ordunun başında ilerleyen Artuk Bey ile anlaşma yapmağa mec­ bur oldu. Bu şekilde Türkmenler ile Bizans-.tanımayan kumandanlarından Eksük Oğlu Artuk Bey. Ordunun dağılması üzerine Anka­ ra'ya kaçan Alexios Komnenos. Kayseri'den. kardeşinin fidyesini tedarik maksadı ile İstanbul'a varıp döndü. Sivas istikametine doğru uzaklaştı. Bu sayede Türkler. Russel ile Johannes'i mağlup etti ve Sapanca dağına kaçarken kendilerini yakaladı. İmparator Mihael Dukas'm. Bu esnada Isaak Komnenos da yakın şehirlerin zenginlerinden vergi alarak topladığı parayı verip hürriye­ tini satın aldı. İzmit'e ve Marmara sahillerine kadar iler­ lediler (384) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 145 .(383) Artuk Bey. işte bu sı­ rada idi ki. şehri zelzeleden yıkılmış ve burçlardan başka bir şey kalma­ mış bir halde bulmuştu. Eksük Oğlu Artuk Bey kumandasındaki Türkmenler de Kayseri'ye doğru ilerliyorlardı. İki kardeş Ankara'da buluştukları zaman Türkmenler de. Böylece Sakarya nehrini geçen Artuk Bey. Russel'i fidye mukabilinde Franklar'a ve Johannes'i de Imparatpr'a teslim etti. Isaak Kpnjnenos'u kardeşi Alexios ve Norman reislerinden Russel ile birlikte bir ordunun başında Anadolu'nun müdafaasına gönderdi. Kayseri'ye varan bu Bizans ordusu. Anadolu fütuhâtına girişmiş. Mihael Dukas. hiç bir engel ile karşılaşmadan. Orta Ana­ dolu'ya doğru ilerleyerek Kızılırmak ve Yeşilırmak havzalarını süratle açmıştır.

Sultanlık davası ile ortaya atılan Kavurt da saltanatı elde etmek maksadı ile Rey şehrine doğru yürüyordu.(387) Bu müracaatı memnuniyetle kabul eden Papa. derhal bu Türk beyi ile dostluk kurdu. Yolda ailesinin memleketi olan Kastamonu'yu ziyaret ederken. bazı Avru­ pa kıratlarına ve bütün Hıristiyan âlemine hitap ederek. Sultan Alp Arslan ölmüş ve oğlu Melik-Şah'ın cülusu üzerine saltanat kavga­ ları başlamıştı. Lâkin teh­ likeyi gören Alexios da. Anadolu'da bu sür'atli fetihlerini yaparken. İslâm kaynaklarında adı hiç geçmeyen Tutak isimli bir Türk beyi. deniz yolu ile İstanbul'a gitti '386) Bizans İmparatoru V ll. (385) Artuk Bey'in Anadolu'dan ayrılışından sgnra Norman reisi Russel. Bu sebeple 1074 yılı Şubat'ında Papa V II. Bu nazik du­ rum dolayısiyle Melik Şah. Amasya ve N ik â r taraflarına hâkim oldu. tekrar fırsat bularak. İmparator Mihael Dukas. parayı tahsil edip Tutak'a gönderdi ve kendisi de Russel'i yanına alarak İstanbul'a hareket etti. Nihayet Alexios. bu buhranlı devrede meydana çıkan âsileri tenkil ederken bütün Anadolu'nun elden git­ tiğini görüyordu. Türkler'in İstanbul surlarına kadar bütün Şark İmparatorluğu (Doğu Roma İmparatorluğu) beldelerini istilâ eylediklerini beyanla onları bir 146 O ğ u z ÜNAL . ayaklanmayı bastırdı. Sultan ile İmparatorun dost olduğunu. rehineleri alıp. Mihael Dukas. Russel'i tercih ettiğinden bir şey elde edemedi. büyük bir ordu ile Anadolu'ya giriyordu. Bu sıralarda idi ki. Norman reisi Russel'i Bizans kumandanı Alexios'a teslim etti.Artuk Bey. Türkmenler'in görünmesi üze­ rine yolunu değiştirerek Ereğli'ye vardı ve orada da Bizanslılar'ı takip etmekte olan diğer bir Türkmen kuvveti ile çarpışarak. Artılk Bey'i 1073'de merkeze çağırmak zorunda kalmıştı. büyük kuvveti dolayısiyle kendisine yaklaştığını ve onu teslim ettiği takdirde büyük bir meblağ ödeyeceğini bildiriyordu. Russel'in. yerli halk Bizans kumandanı değil. Bunun üzerine Tutak Bey. Russel’e karşı Alexios'u gönderdi ise de. Gregorius'a başvurarak Türkler'e karşı yardım istedi ve buna karşılık da Ortodoks Kilisesi'ni Katolik Kilisesi ile birleştireceğini vaad etti. Türk kumandanını kazanmak için daha cazip tekliflerde bulundu. Fakat Amasya halkı ağır vergi isteyen Alexios’a karşı ayaklandı ve memnun bulundukları Norman reisi Russel'i kurtarmağa çalıştı. Russel.

.

İşte bu durumu fırsat bilen Kutalmışoğlu Süleyman ve kardeşleri MelikŞah'a isyan ederek saltanat davâsına kalkışmışlar ve Anadolu'ya kaçarak Rum (Anadolu) gazâsma girişmişlerdi. Atsız ise. Şökli Bey. Sana itaat edip hizmetinde bulunursak iftihar eder ve şeref duyarız. Atsız Bey (391) ile bozuşmuş ve Anadolu'­ nun güneyinde gazâ ile meşgul bulunan Kutalmışoğullarmdan biri­ sine bir mektup yazarak kendilerini Suriye'ye davet etmiştir.(390) Esasen Büyük Selçuklu İmparatorluğu içerisinde bütün şiddeti ile devam eden saltanat kavgaları ile meşgul bulunan Melik-Şah'ın böyle bir harekete girişerek bir de Kutalmışoğullan'nı kendisine rakip olarak çıkarması düşünülemez. Nitekim o devirde yaşamış Bizans tarih­ çileri ile Abu'l Farac Barhebraeus. Melik-Şah tarafından 1073'de merkeze çağrılması neticesinde. Anadolu'da fetihlerde bulunan bir Selçuk şehzâdesi veya büyük bir Türk Beyi kalmamış olduğun­ dan. (389) Bazı kaynak­ larda bildirildiği gibi. tamamen bir yakıştırmadan ibarettir. Onun için ona tâbi olmağa razı değiliz" demek­ te ve Suriye'ye gelir gelmez kendisi başta olmak üzere bütün Türk­ men beylerinin onun etrafında toplanacağını ve Atsız'm Suriye'den 148 Oğ u z ÜNAL . "Sen saltanat hânedanı olan Al-i Selçuk'tansın ve Suriye hükümdarlığına da herkesten fazla lâyıksın. Suriye'de yaptığı fütuhât esnasında diğer Türk beylerinden olup. Melik-Şah'ın Süleyman ve kardeşlerini Anado­ lu'yu idareye ve bu ülkede başsız kalan Türkmenler'i disiplin altına almağa memur ettiğine dair ifadeler hakikate aykırı olup. Şökli adında bir Türk beyi. durumu bütün açıklığı ile ortaya koymuşlardır. Kütalmışoğlu'na yazdığı mektupta. Anadolu'da bulunan Türkmenler başsız kalmışlardı.2. Selçukoğullarından olmadığı için hükümdarlıkta hiçbir hakkı yoktur. 1074 yılı sonlarında. Süleyman ve kardeşlerinin isyan halinde ve kaçarak Anadolu'ya sığındıklarını ve Rumlar'la gazâya giriştiklerini bildirmekle. S Ü L E Y M A N Ş A H 'IN T A R İH S A H N E S İN E Ç IK IŞ I Bu sıralarda Alp Arslan'ın ölümü ve Melik-Şah'ın cülusu üzerine çıkan saltanat kavgalarının bastırılması için. Anadolu fütuhâtma memur edilmiş bulunan Artuk Bey'in. Melik-Şah'a itaatini bildirmiş olan.

onların üzerine yürü­ yerek mağlup etti. Şökli ile oğullarından birisi muharebe sırasında öldü. (394) Kaynakların. kısa bir zamanda bir kısım Türkmen beylerini etrafında toplamaya muvaffak oldu ve Halep'den sonra Antakya'yı kuşattı. Bu davet dolayısiyle Kutalmışoğlu Alkyuluk yanında küçük kardeşi Dolat (yahut Devlet) ve amca­ sının bir oğlu bulunduğu halde Suriye'ye gelip Şökli ile birleşti ve birlikte Taberiye'ye giderek Ş ii Fatımi Halifesine itaatlerini bil­ dirdiler. Bu şekilde Haleb'den Salamiya'ya çekilen Kutalmışoğlu Süleyman.000 dinar haraca bağladı. (395) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 149 . Artuk'tan sonra. bu havaliyi akınlardan korumak mukabilinde 20. diğer bir kardeş (Süleyman) de. bu sebeple Büyük Divan'dan emir ve cevap gelmeden hiç bir şey yapamayacağını bildirdi ve bir süre sonra da bu iki kardeşi ve amcalarının oğlunu gelen emir üzerine Bağdad Şahna'sının yanına gönderdi. oradan Suriye Emir'i Atsız Bey'e bir mektup yazarak. aynı sıralarda (1074'de) Arap Mirdâsi Emiri Mahmud'un ölümü üzerine. Kutalmışoğlu Alkyuluk ile küçük kardeşi Dolat (Devlet) ve amcası Resul Tekin’in oğlu da Atsız'm eline esir düştüler. Kutalmışoğlu'na Sultan'ın naibi olduğunu söyleyerek ve bir miktar da mal vererek onu muhasaradan vaz geçirdi. Fakat Atsız Bey. Fakat bu sıralarda Kudüs'te bulunan ve Melik-Şah'tan da 3. (393) Alp Arslan'ın ölümü dolayısiyle zuhur eden karışıklıklar sırasın­ da meydana çıkmak fırsatını bulan kutalmışoğlu Süleyman. Atsız'a ve dolayısiyle Melik-Şah'a karşı Filistin'de Mısır Şiileri ile anlaşarak bu teşebbüse girişirken. büyük bir kuvvetle Anadolu'da harekâtta bulunan Tutak'tan bir daha bahsetmemeleri artık Kutalmışoğulları'nın Anadolu'ya gelişi ve Türkmenler'in onların etrafında toplanmaları ile ilgili olsa gerektir. Emir Mahmud'un yerine geçen oğlu Nasr. Bu esnada şehrin Bizans valisi ile bir anlaşma yaparak. kardeşinin serbest bırakılmasını istedi. Haleb'i muhasara etmekte idi. bu şehri müdafaa ederken. (392) Kutalmışoğullarmdan ikisi. Şahna da bunları İsfahan'da bulunan Sultan Melik-Şah'ın nezdine sevkeyledi. bu vakıayı evvelce Sultan Melik-Şah’a bildirdiğini.ayrılmak zorunda kalacağını bildirdi ve ayrıca Mısır'dan da derhal yardım vaadi aldığını da ilâve etti.000 kişilik bir yardım kuvveti alan Atsız Bey.

fakat fethedemedi. evvelâ Konya'yı Martavkusta'dan ve Gavele (Gevâle) kalesini de Rumanus Makri'den aldı. devlet yüz gösterdi ve kendisine k^şan Horasan Türkmenleri ile önce Antakya üzerine yürüdü. Daha önce de Alp Arslan tarafından ElBasan'ı takibe gönderilen ve onu sığındığı Bizans İmparatoru'ndan teslim almak isteyen Afşin Bey. Halbuki bu Yabgulular Sultan'ın düşmanıdır. Melik-Şah'ın halası ve El-Basan'm zevcesi Gevher Hatun da m074'te intikam almak ’çin Anadolu'ya gitmekte olan Yabgulular'a yetişmek üzere Azer­ baycan'a hareket etmişti. kısa zamanda Anadolu fütuhâtım ge­ nişletti ve nihayet 1075 yılında. sizin ülkelerinizi de yağma ve tahrip etmişler­ dir. Heybeti kâfit lerin kalbine yerleşti ve kahramanlığı sayesinde Konya'dan İznik kapısına kadar her tarafı aldı. Bundan başka Anadolu'ya gelen bu Türkmenler'in mühim bir kısmı da Alp Arslan'a ve Melik-Şah'a karşı isyan eden Kutalmış. Oradan Rum'a (Anadolu'ya) geçti. El-Basan (yahut Er-Sagun) ve Kavurt'a mensup Yabgulular olup. (397) Nitekim Anonim Selçuknâme'ye göre: "Süleyman Şah. Kutalmışoğlu Süleyman'a Anadolu'da çok müsait bir zemin hazırlamıştı. Hıristiyanlık tarihinde çok mühim bir mevkii olan ve İstanbul'dan sonra Bizans İn.Alp Arslan zamanında Suriye'ye kaçmış bulunan Yabgulu Oğuzlan'nın Atsız idaresinde Meiik-Şah'a itâat etmemeleri ve Anadolu fethine memur edilen Eksük oğlu Artuk Bey'in de iç karışıklıklar sebebiyle İran'a dönmesi neticesinde Anadolu'da bir Selçuk Şeh­ zadesi veya büyük bir Türk beyiniij bulunmaması. bu Türkmenler devamlı bir şekilde Rum 'a (Anadolu'ya) göçüyorlardı. talih yar­ d ır' etti. İmparator'a "Aramızda dostluk ol­ duğundan memleketlerinize dokunmadım. bu durı> Anadolu'ya göçen Türkmenler'in Kutalmışoğulları'nı nasıl beklediklerini göstermekte (39&) ve diğer taraf­ tan da bu Türkmenler'le Büyük Selçuklu Sultanları arasındaki hasmane münasebeti açık bir şekilde ortaya koymaktadır." (398) Kutalmışoğlu Süleyman. bir çoh müstah­ kem kaleleri ve hükümdarların hâzinelerini ele geçirdi.paratorluğu'nun ikin­ ci başkenti durumunda bulunan İznik şehrini fethederek kendisine 150 Oğ u z ÜNAL . işte Kutalmışoğulları'nı Anadolu'ya çeken sebepler bunlardı. hiç bir ordu karşısına çıkamadı. kendi­ sine karşı ittifak eden Şam emirlerinin askerlerinin çokluğu dolayısiyle orada kalamayarak Rum (Anadolu) gazâsına girişti. Bu sebeple El-Basan'ı teslim etmeniz gerektir" diye ihtarda bu­ lunmuştur ki.

1 2 . İstanbul 1970. L A U R E N T . Bu suretle İslâm kaynaklarının açık ifadesi ve Bizans kaynaklarının da onları teyid eden kayıtlarına göre İznik'in fethi ve Türkiye Devleti'nin kuruluşu 1075 yılında vuku bulmuştur. 3yzance et les Turcs Seldjoucides. sh. sh. İznik'in fetih ve payitaht oluş tarihini 1077-1081 yılları arasında zikretmektedirler. . (400) Diğer bazı müellifler de.(399) Bazı müellifler. (401' Süleyman. kaynakları iyi değerlendiremedikleri için. A n a d o lu 'n u n F ethi. Süley­ man'ın İznik'ten önce Konya'yı başkent yaptığı ve daha sonra İznik'e naklettiğine dair görüşler tamamiyle yanlış tahminlere dayan­ maktadır. 106.s. M ehm et A ltay KÖYM EN . basım.* Halbuki çağdaş Suriye kaynakları: "Kutalmışoğullanndan Süleyman 467 (1075) senesinde İznik (Nikiyye) ve havalisini fethetti" ifadesiyle bu fetih ve tarihini tesbit edip Anonim Selçuknâme'yi de teyid etmiş­ lerdir. sh. N ancy 1913. Konya'yı da geri almışlar ve şehir bir kaç defa el de­ ğiştirmişti. burada fazla oyalanmayarak esas hedefi olan İznik üzerine yürümüş ve bu *B u h a tâ bugüne kadar bütün ilim adamları tarafından ısrarla tek­ rarlanm ıştır. A n a d o ­ lu 'n u n Fethjj sh. 107: "T ürkiye'nin ilk sultanı olan bu padişah'm (Süleyman). sh. Selçuklular Devri Türle Tarihi. İznik'ten önce Konya'nın başkent olduğunu söyleyerek hataya düşmektedirler. Meselâ bk. .** Konya şehri. ... Zeki V elidi TOG A N . **M eselâ bk. diğer bazı şehirler gibi. 107-109.M ü k rim in H alil YH N AN Ç. 2. İznik'ten önce Konya'yı fethetmiş ise de. 202. Nitekim çağdaş Bizans kaynakları da 1078'de Süleyman'ın İznik'te oturmakta olduğunu söylemekle İznik'in bu tarihten (1078) önce Süleyman'ın elinde olduğunu meydana koymakta ve İslâm kaynaklarını da teyid etmektedirler.evvelâ K onya şehrini payitaht y ap tığı anlaşılm aktadır" ve sh. . U m um i Türk Tarihine Giriş. Islâm / .onran naklen İbrahim K A F E S O Ğ L U . 109. -İznik şehri Türk Sultanı tarafından hüküm et merkezi ittihaz edildi ve şim diye kadar K onya'da b ulu n an pay itaht buraya nak­ lo lu n d u . BizanslIlar. M elikşah Ü kâdesi." HORASAN'DAN ANADOLU'YA 151 .payitaht yaptt ve hükümdarlığını ilân etti. ilk de­ fa 1068'de Türkler'in eline geçmiş idiyse de. J. 668. sh. M iikrim in Halil YL N A N Ç. ” .

152 Oğ u z ÜNAL . Hıristiyanlık tarihinde mühim bir mevkii olan ve İstanbul'dan sonra Bizans'ın ikinci taht şehri durumunda bulunan İznik gibi Bizans'a ve Avrupa'ya bu derece yakın bir şehrin payitaht seçilerek "Türkiye Devleti"nin burada ilân edilmiş olması. Peygamber (S. İznik şehri. (402) Böylece Emevi ve ilk Abbasi Halifelerinin.S.)'den devralarak. bir ara Konya'da oturduktan sonra m075'de İznik'i fethe­ derek payitaht yapması ve hükümdarlığını ilân etmesi çok mânâlı idi.şehri 1075 yılında fethederek hükümdarlığını ilân etmiştir. İzmit körfezi’nin gü­ neyinde. İznik Gölü'nün doğu kıyısında büyük ve tarihi bir şehirdi. mukaddes bir mefkure olarak yaşattıkları Anado­ lu'nun fethi yüzlerce yıl sonra tahakkuk etmiş (403) ve ölümsüz Türkiye Devleti (Devlet-i Ebed-Müddet) kurulmuş oldu. Süleyman Şah'm behemehal karşı yakaya atlamak ve Rumeli'ni fethetmek azminde olduğunu göstermektedir. Marmara'nın güneydoğusunda. Süley­ man'ın.A.

3. S Ü L E Y M A N Ş A H 'IN S U L T A N L IĞ I V E KURDUĞU d e v l e t Süleyman Şah'm "Türkiye D evleti" ile ilk defa olarak biri Ho­ rasan (İran)'da ve diğeri Anadolu'da olmak üzere iki Selçuk SulUnlığı o ru y a çıkmıştır. Sultanlık dâvâsıyla ortaya atılan Kutalmışoğlu Süleyman’ın, büyük Türkmen kitlelerine dayanarak, Anadolu'da müstakil bir dev­ let (sultanlık) kurması ve yine bu sıralarda, Alp Arslan'ın önünden Suriye'ye kaçmış bulunan Yabgulular'ın Kınık boyundan Atsız Bey idaresinde 1070'den itibaren, Kudüs'ü Mısırlılar'dan alarak orada müstakil bir Türkmen Beyliği kurmaya çalışmaları, Cihân Hâkimiyeti dâvâcısı Melik-Şah'ı endişelendiriyor ve merkezdeki saltanat mücadelesini kazandıktan sonra, merkeziyetçi bir idare kurmak maksadiyle, Anadolu'daki bu yeni devleti ve Suriye'deki Vabgulu Türkmenleri'ni itaati altına almağa zorluyordu. İşte bu sebeplerle 1078'de kardeşi Tutuş'u Suriye üzerine gönderirken. Emir Porsuk kumandasındaki büyük bir orduyu da Kutalmışoğlu Süley­ man'ı itâat altına almak üzere Anadolu'ya gönderdi. (404) Melik-Şah'ın Anadolu'yu ve Kutalmışoğullannı itâati altına almak maksadiyle gönderdiği Emir Porsuk'un harekâtı hakkında kaynaklardaki ifadeler çok karışık ve yetersizdir. (405) Kutalmışoğulları'nın Büyük Selçuklular'la ve özellikle Süleyman'ın Alp Arslan ve Melik-Şah ile münasebetlerini kaynakların yakıştırmalarına göre ters mânâda anlayan modern tarihçiler, hatâ üzerine kurulan bir görüş icabı, Süleyman ile kardeşi Mansur arasında bir savaş ol­ duğunu, Süleyman'ın yardım istemesi üzerine Melik-Şah'ın Porsuk'u Anadolu'ya gönderdiğini ve Mansur'un bertaraf edilmesinden sonra Anadolu hükümdarlığının Melik-Şah tarafından Süleyman'a veril­ diğini sanıyorlardı.(406) Bununla beraber, kaynakların dikkatli bir tetkikinden ve olayların tahlilinden anlaşılıyor ki, Melik-Şah, Emir Porsuk'u Cihân Hâkimiyeti dâvâsiyle Anadolu'ya göndererek Süleyman ve diğer Kutalmışoğullannı bertaraf etmek ve Türkiye

H O R A S A N 'D A N A N A D O L U 'Y A

153

Devleti'ni kendisine bağlamai< istiyordu. Anadolu'dagazâ yapmakta olan Afşin, Saltuk, Dilmaçoğlu Mehmed, Tarankoğlu ve Tutioğlu gibi Oğuz Beyleri de askerleri ile birlikte Rum'dan (Anadolu’dan) Haleb'e dönüyorlardı ki, bu dönüş bu beylerin Süleyman'a karşı bulunmaları ve ondan kaçarak Melik-Şah'a sadakatleri ile ilgili idi. Nitekim Melik-Şah, bu beylere Suriye'ye giden kardeşi Tutuş'a iltihak etmelerini emretmişti. (407) Bu şekilde büyük bir orduyla Anadolu'ya giren Emir Porsuk, bu ülkeyi Büyük Selçuklu Sultanlığı'na bağlamağa çalıştı; bu harekâtı sırasında bazı Bizans kuvvetleri İle de çarpışarak onları bozguna uğrattı ve bu arada Anadolu'daki Türkmenler'e karşı bazı muvaffaki­ yetler kazanarak, Süleyman'ın kardeşi Mansur'u öldürdü ise de Süley­ man Şah'a karşı bir başarı elde edemedi ve Süleyman Şah, Türkiye Selçuklu Devleti'nin istiklâlini muhafaza edebildi. Nitekim Sadruddin el-Hüseyni'nin, Porsuk'un Rumlar'ı mağlup etmesinden sonra Melik-Şah'ın "Konya, Aksaray, Kayseri ve bütün Rum (Anadolu) beldelerini Kutalmışoğlu Melik Rükneddin Süleyman'a bıraktı" ifadesi de bu durumu açıklamakta, Melik-Şah'ın muvaffakiyetsizliğe uğrayarak Anadolu'dan el çektiğini ve Süleyman Şah'ın Anadolu'da­ ki Sultanlığını bir miiddet için de olsa kabul etmek zorunda kaldığını gösterir. (408) Süleyman Şah, Porsuk'u muvaffakiyetsizliğe uğratıp Anadolu'­ dan çekilmeğe mecbur etti ve bu sayede Melik-Şah'a karşı istiklâlini korudu; artık Türkiye Selçukluları Devleti'ne emniyet ve kuvvet gel­ di. Bu durumu kazandıktan sonra da Bizans'ta eksik olmayan taht kavgaları Süleyman'a yeni yeni fırsat ve imkânlar hazırladı.(409) Süleyman Şah, bu fırsatları dahiyane bir diplomasi ile değerlendire­ rek, sür'atle devletini genişletmeğe başladı ve Türk orduları Marmara ve Karadeniz sahillerine, boğazlara kadar ilerledi. Artık İstanbul Boğazı, Selçuklular ile Bizans arasında hudud olmuştu. Bu sıralarda Bizans taht kavgaları ve iç karışıklıklar dolayısiyle çok zayıf bir durumda idi ve Balkanlardaki durumu da çok kritikti. Bu sebeplerle Anadolu'da ciddi hiç bir iş yapamayan yeni İmparator Alexios Komnenos, Balkanlardaki acil tehlikeyi bertaraf etmek maksadiyle Süleyman Şah ile anlaşiıağa mecbur oldu. Bu sebeple İmparator, Süleyman'a mühim miktarda paıa veya vergi (Bizans kaynaklarında hediye) vererek, Türkler'i boğazlardan hudud olarak çizilen Drakon suyuna kadar çekilmek şartıyla, 1081 yılında, bir andlaşma imzala­

154

Oğ u z ÜNAL

mağa muvaffak oldu. Bu andlaşma hükümlerine göre, Türkiye Sel­ çukluları, boğazlardan Drakon çayına kadar çekilmekle beraber, V.armara sahillerine kadar bütün Anadolu'ya sahip olduklarını B i­ zans'a usdik ettirmekle büyük bir siyasi ve hukuki zafer elde etmiş oldular. Kılıç zoru ile fethedilen Anadolu, bundan böyle hukuken de Türkler'a ait olmuş oluyor ve Türkiye Selçukluları Devleti'nin hu­ kuki ve siyasi varlığı Bizans tarafından resmen tanınmış oluyor­ du.(410) Bununla beraber Türkler'in Boğazları eninde sonunda mutlaka atlayacağını ve Rumeli'ye çıkacağını iyice kestiren ve Bizans İmparatorlarının en büyüklerinden biri sayılan İmparator Alexios Komnenos, buna mâni olmaya Bizans'm gücünün yetmeye­ ceğini iyice anlamıştı. Ne pahasına olursa olsun Avrupa'yı Türkler'e karşı birleştirmek ve Türkler'i Şark beldelerinden (Anadolu'dan) atmak lâzımdı. Haçlı seferlerinin işaretleri Avrupa'da belirmeye başlamıştı. (411) Süleyman Şah, 1075'de kurduğu devleti, 1078'de Porsuk'un muvaffakiyetsizliğe uğrayarak çekilmesiyle kurtarmış; Melik-Şah'a karşı istiklâlini korumuş idi. Türkiye hükümdarı 1081 anlaşma­ sıyla, İstanbul hududlarını boşaltarak bir kısım araziyi Bizans'a terkediyor ise de, Bizans'a karşı daha büyük siyasi ve hukuki za­ fer elde ediyor; başlangıçta istikrarı ve istikbali belirsiz olan ve sadece kılıç kuvvetine dayanan Türkiye Devleti'ni fiilen olduğu gibi, hukuken de Anadolu'ya hâkim bir duruma getiriyordu. Ger­ çekten, Bizans tarihçisi Anna Komnena'ya göre: "Iznik 'i payi­ taht yapan ve bizim İmparatorluk sarayı dediğimiz sultanlığını orada kurup, bütün şarka hükmeden Süleyman" (412), bu andlaşmanm akdi sırasında bizzat Sultan Unvanını da taşıyordu. Bununla beraber, İslâm kaynaklarında "m elik" (kıral) ünvanı ile anılan Süleyman'ın kendisini Sultan ilân e<-nesinden sonra bu hâkimiyetin, devletlerarası hukuka göre, tasdiki gerekiyordu. Nitekim, Abbâsi Halifesi Kaim bi-Emrillâh'ın, menşur, hil'at ve sancak göndermek suretiyle Sü­ leyman Şah'ın sultanlığım tasdik ettiği (413) rivayet olunmaktadır ki, burada sadece devletlerarası hukuka has bir müessese olan "ta ­ nıma" hali söz konusudur. Diğer taraftan Büyük Selçuklu Sultanı Melik-Şah'm da Kutalmışoğlu Süleyman Şah'a 1077 yılında Anadolu sultanlığını verdiğini bildiren bir ferman yolladığı (414) yolunda bir rivayet daha mevcut­ tur.

HORASAN'DAN ANADOLU'YA

155

Sünni Abbâsi Halifesi'nin, Süleyman Şah'ın Ş ii Fatımi Haiifesi'ne bağlanmasını önlemek ve hattâ İlci rakip Selçuklu Sultanı çıkararak kendi otoritesini ve kudretini artırmak maksadiyle Süley­ man'a böyle bir tevcihde bulunarak kendisinin sultanlığını tasdik etmiş olması tabii gözükmektedir. (415) Abbasi Halifesi'nin bu tu­ tumu, yeni teşekkül eden bu uc gazileri devletini şiilik tesiri ve si­ yasetinden mutlak olarak kurtarmıştır. Burada Süleyman'ın kardeş­ leri Alkyuluk ile Dolat (Devlet)'in, Horasan'daki amcazadeleri olan Büyük Selçuklular'a muhalefet gayesiyle daha başlangıçta Şökli ile birlikte, Fatımi Mısır Halifesi ile münesabette bulunduklarına ve Süleyman'ın da 1082'de Tarsus’u fethedince oraya kadı ve hatipler bulması için Şam Trablusu'nun Şii hâkimi kadı İbn'Ammar'a mü­ racaat etmekten çekinmediklerini hatırlatalım. Bu sebeplerle Abbasi Halifesi'nin bu tevcihi, Süleyman Şah'ın Türkiye Devleti Sultanı sıfatı ile Şii Fatımiler'i tanımasını önlemek gayesiyle, bir zaruret haline gelmişti. Ancak ilâve edelim ki, Halife'nin Süleyman'a "m e­ lik" değil de bizzat "sultan" ünvanmı tevcih etmesi Süleyman Şah ile Melik-Şah arasındaki ailevi rekabet ve saltanat mücadelesinin devam ettiğini açıkça ortaya koyar. (416) Abbâsi Halifesi'nin Süleyman Şah'a sultan ünvanmı tevcih et­ mesine rağmen, İslâm dünyası'nm tek sultanı ve hattâ cihân hâkimi­ yeti dâvâcısı Melik-Şah’ın Süleyman'a bizzat sultan ünvam tevcih ederek onu kendisine şerik kılan bir rütbeye eriştirmesi imkânsız gibi gözükmektedir. (417) Bu durum ancak daha sonraları Sultan Sancar devrinde, sultanların sayısı birden fazla olduğu ve dereceleri tayin edildiği zaman gerçekleşmiş ve Sultan Sancar, İrak, Anadolu, Gazne Sultanları ve Türkistan Hakanları karşısında kendisine "E n Büyük Sultan" (Sultan ul-azam) ünvanmı tahsis eylediği zaman diğer sultanlar mevcud o!muştur.(418) Ancak derhal belirtelim ki, bu devirde dahi Türkiye Sultanlığı Büyük Selçuklu Sultanlığı'nm tâbii değil, bilâkis müstakil bir devlet idi. Sultan Melik-Şah'm, Süleyman’a sultan ünvanı verdiğini göste­ ren bir belge henüz bulunamamıştır. Kaldı ki bu husus ispatlansa dahi, bu durum, hukuki bakımdan kurulmuş olan bir devletin devletlerarası hukuka göre tanınması anlamına gelir, yoksa bazı tarihçilerin zannettiği gibi, devletin kuruluşunu sağlayan bir durum değil.

156

O ğ u z ÜNAL

Süleyman Şah. tasdik edilsin veya edil­ mesin. (420) Bizans kaynaklarının yanlış ifadeleri sebebiyle Süleyman Şah nasıl Bizans'ın garip bir tâbii sayılmış ise.Zateiı Süleyman Şah'ın kazandığı kudret ve Selçuk soyundan gelmesi ve dedesinin Oğuz Vabgusu olması. aynı zamanda Melik-Şah'ın da bir tâbii zannedilmiştir. hukuken de Bizans'a tasdik ettirdiği ve bu suretle Sultanlığı'nı ilân ederek müstakil ve kudretli bir 'T ürkiye Devleti"ne sahip olduğu hakikati meydana çıkar. yine de Süleyman Şah'ı Bizans'a tâbi bir hükümdar gibi göstermişlerdir ki. artık Süleyman Şah'ın 1075 yılında İznik'i feth ve payitaht yapıp Türkiye Devleti'ni kurduğu. bazan da taht müddeilerini desteklemek sure­ tiyle Bizans'ın iç sşlerine karışmış ve bu sayede de kudretini artır­ mış. 1078'de üzerine gönderilen Porsuk'un geri çekilmesiyle de Melik-Şah'ı muvaffakiyetsizliğe uğratarak ona karşı istiklâlini koruduğu. hâkimiyet sahasını genişletmiş ve İmparatorları oyuncak hali­ ne getirmiştir. kendisini sultan ilân etmesi için yeterliydi ve Türkistan'da başlayan saltanat mücadelesinin Anadolu'da gerçekleşmesi tabii idi. bazan İmparatorları. bu hal. Bizans'la imzalanan 1081 andlaşmasıyla Anadolu'daki hâkimiyetini fiilen olduğu gibi. Bu duruma rağmen Bizans tarihçileri ona verilen haracı (vergiyi) hediye saymışlar ve 1081 andlaşması ile Anadolu resmen ve hukuken Bizans tarafından Türkiye Devleti'ne terkedilmiş olduğu halde. (421) Buraya kadar yaptığımız bütün izahat ve tetkiklerden sonra. (422) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 157 . Selçuk Devleti'nin bünyesi iyice kavranamadığı ve tarihi olaylar yeterince anlaşılamadığı için de muahhar İslâm kaynaklarındaki şüpheli ve yakıştırma ifadeleri dolayısiyle. Bizanslılar'ın eskiden beri malum olan hususi zihniyetleridir ve tarihi hakikati göstermekten ziyade mânâsız bir gururun ifadesidir. Bizans'taki taht kavgalarından istifade ederek. (419) Burada Süleyman Şah idaresindeki Türkiye Selçukluları Devleti'nin istiklâli konusunda Bizans tarihçilerinin garip tutumlarına da işaret etmek isteriz.

(423) Bizans'ın Rumeli ordusu 1075'de toptan ayaklandı ve bu ordu­ nun komutanı N. Fakat Türkler'den korktuğu için. 1077'de İmparatorluğunu ilân ederek İstanbul üzerine yürüdü.. İmparator bu tehlikeli durumda hapisten çıkardığı Norman reisi Russel'i Alexios ile birlikte ona karşı gönderdi. Edirne'de. Böylece Süleyman daha müsait şartlar dolayısiyle müttefiki bulu­ nan İmparator yerine Botaniates ile anlaşmayı tercih etti.. Bu sayede İmparatorluğunu ilân eden N. Bryennios. SÜLEYMAN ŞAH'IN ANADOLU FÜTUHATI Süleyman Şah. İznik dolaylarında Sakarya yakınlarındaki Atzula mevkiinde Türkiye Selçuklu kuvvetleri tarafından sarılmak tehlikesi­ ne maruz kalan N. Botaniates. Botaniates. Bryennios'a karşı gönderdi. Bursa ve İzmit başta olmak üzere. İstanbul'u zapt için en yakın bir hareket üssü olan İznik şehrini ele geçiren Süleyman Şah. müttefiki bulunan El-Basan'ı amcazâdesi Süleyman Şah'a gönderdi. İstanbulda'ki taraflarının da yardımı ile. 1078'de. Birtakım menfaatler karşılığında ve herhalde Bizans'a karşı maksadını da anlattıktan sonra onu ikna et­ ti. Süleyman Şah'dan askeri yardım vaadi alarak İstanbul'a doğru yürümeğe başladı. Bitinya havzas>. ancak geceleri sapa yollardan ha­ reket ediyordu. kısa bir süre sonra bütün Marmara sahillerine hâkim olmuştur. Bizans tahtını ele geçirdi. Anadolu'da bulunan askerlerin komu­ tanı N. buraya gelmiş olan bu Türk askerlerini Rumeli'de Peçenek ve Bulgarlar'a dayanan N. Botaniates de isyan ederek İstanbul üzerine harekete geçti ve Alp Arslan'dan kaçıp Bizans'a sığınan Selçuk'un torunu El-Basan (Er-Sagun) Bey ile birleşerek Kütahya'dan İzmit'e doğru ilerledi. 5. 1075'de İznik’te yerleştikten sonra Bizans'ın uğradığı buhranlardan ve zayıf İmparator Mihael'e karşı çıkan isyan­ lardan faydalanarak süratle devletini genişletmek ve kuvvetlendirmek imkânlarını buldu. Yeni İmparator ile birlikte giden Türk askerleri Üsküdar'da çadırla­ rını kurarak bir bayram şenliği içinde eğleniyor. şarkı söylüyor ve İstanbul'da itibar görüyorlardı. Tam bu sırada idi ki.daki bütün şehirler kendiliklerinden birer birer teslim olmuşlardır. (424) 158 Oğ u z ÜNAL . Yeni İmparator.

her halde hâkimiyetini Anadolu'nun doğusunda ve güneyinde kuvvetlendir­ dikten ve bir donanmaya sahip olduktan sonra teşebbüse geçmeyi düşünüyordu. rafızi mezheplerinde bulunan yerli halkları ve Pavlakiler'i de Bizans'a düşman etmiş ve Selçuklular'a yaklaştır­ mıştı.. gümrük daireleri ve geçiş vergileri ile de. "1080 yılı martına doğru Okyanus denizi berisinde (Anadolu'da) bulunan bütün Hıristiyan memleketleri Türkler'in istilâsına uğramış ve hiç bir vilâyet bundan kurtulamamıştı. (425) Çağdaş Ermeni tarihçisi Mathieu. Malazgirt zaferinden bir kaç yıl sonra. Sürayniler'i. Bir çok vilâyetler boşaldı ve artık şark milleti (BizanslIlar) mevcud değildi.S. Ulah ve Şamani Türkler de gayrimemnun HORASAN'DAN ANADOLU'YA 159 . savaşlar ve isyanlar dolayısiyle perişan olan yerli halklar da Süleyman'ın idaresinde huzura ve sükuna kavuşuyor ve bu sayede Türkiye Sel­ çuklu Devleti sağlam bir temele kavuşmuş bulunuyordu. Süleyman Şah. Süleyman Şah. 1080 yılında vuku bulan bu nüfus hareketini şöyle anlatır. Bizans'ın takibeniği ortodokslaştırma ve Rumlaştırma siyaseti de Ermeniler'i. bütün Anadolu'­ nun fiilen olduğu gibi hukuken de hâkimi olduğunu tasdik eden andlaşmayı Bizans'a imzalatarak bu fethi tehir etmişti.A.Türkiye Sultanı Süleyman Şah bu şekilde Bizans'ın iç işlerine karışarak bu sayede hâkimiyetini.)'in hadis­ leri ile fethi tebşir edilen İstanbul. 1081 yılında. Anadolu'da Türk nüfu' yoğunluğunu arttırarak kuvvetlenmesine âmil olduğu gibi. Bizans'ın kötü idaresi. İslâm dünyası­ nın eski büyük ideali olan ve Hazret-i Peygamber (S. (427) Süleyman Şah'm orduları bu sür'atli fütuhât neticesinde Boğazlar'a kadar ilerlemiş ve Boğaz'm Anadolu (Asya) sahillerine yerleşmiş. Karadeniz. O. diğer bir deyişle Türkmenler'e dayanıyor ve onları yanında topluyordu. Onun bu mu­ vaffakiyetleri arttıkça Türkistan ve Horasan'dan Anadolu'ya doğru ilerleyen Türkmen muhacereti sür'atlendi ve büyüdü. Marmara ve Akdeniz sahillerine kadar her tarafta genişletti. Bizans Ermeniler'i doğudan Orta Anadolu'ya sürerken Balkanlar'dan naklettiği Slav.. Süleyman Şah'ı cezbediyor. İstanbul Boğazı ve gemiler tamamen kontrol altına alınmıştı. sanki dün­ yanın her tarafından bu memleket için randevu vermişlerdi. Anado­ lu'da yeni bir devlet kurarken Oğuz Türkleri'ne. Her yer Türk askerleri ile dol­ du. fakat deniz bu emele imkân vermiyordu."(426) Türkler. (428) Süleyman Şah'ın kurduğu devlet ve kazandığı baş döndürücü muvaffakiyetler. Nitekim 1080 yılında Azerbaycan'dan Anadolu'ya çok büyük bir Türkmen nüfus akını vuku buldu.

Malatya. Karadeniz. devletin kuruluşundan beri. Zira Süleyman ve halefleri. Bizans'ın çöküşünden ve Türkler'in onlara karşı takip ve seferlerinden faydalanan Ermeniler. (429) Böylece Süleyman. (433) BizanslIlar. (434) Türkiye Selçukluları’nm doğu hudutlarında bir Ermeni Prensli­ ğinin kurulması ve Melik-Şah'ın desteğini kazanması endişeli bir durum yaratıyor ve Süleyman Şah'ı şark seferine mecbur ediyordu. Anadolu'daki büyük toprak aristokrasisi elinde esir veya toprak­ sız bulunan köylüler de Selçuklular sayesinde toprağa ve hürriyete kavuşuyorlardı.(432) Bununla beraber Anadolu'da bazı şehir ve kaleler henüz Bizanslılar'ın elinde kalmıştı. eski Türk göçebe huku­ kuna göre. oralardaki küçük Ermeni Kırallıklarmı kaldırıp. Toroslarda. Süleyman Şah. F ı­ rat bölgesinde yoğunluk kazanarak bir takım prenslikler kurmuşlar ve bu şekilde Türkiye Selçukluları'nm doğu ve güneyde Türk-İslâm ülkeleriyle münasebetlerini kesecek bir durum yaratmışlardı. Bütün bunların yanı sıra. bütün Türkiye (Turgia) şehir ve kalelerini fethedip hâkimiyetini kurduktan sonra Süleyman Şah adını aldı. 1082-1083 yıllarında Anadolu'da tek tek nokta­ lar halinde kalmış olan Bizans şehir ve kalelerini fethetmekle meşgul oldu. Marmara. Doğu Anadolu'yu hâkimiyetleri altına almağa çalışıyorlardı. Gemileri olsa idi. Maraş ve Urfa taraflarında yoğun­ luk kazanmalarına sebep olmuştur. Türkler. mühim bir Ermeni nüfusunu Sivas. (431) B ir başka müellife göre de Süleyman. Kayseri ve Fırat bölgelerine nakletmişler. Boğazlardan Suriye'ye kadar uzunluğu otuz. yüzyılın başlarından beri Doğu Anadolu'yu istilâ ederek. X I. (430) Onun idaresinde Türkler. Türkiye Selçukluları. Adalardenizi ve Akdeniz arasında bütün beldelere girmiş ve hâkim olmuşlardı. Türkmenier'in muhacereti ve fetihleri de Ermeni halkının dahafazl^ güneybatı'ya doğru kaymasına ve bu şekilde.olarak yeni T irk idaresini tercih ediyorlardı. Fırat kıyılarında. genişliği on veya on beş gün süren bu memle­ kete ve bütün şehirlerine sahip oldu. Kilikya'da. toprakları köylülere dağıtıyor ve devlet mülkiyeti altında herkesin tasarrufuna imkân veren bir Miri toprak sistemi kuruyor­ lardı. İstan­ bul'u da alabileceklerdi. Şarktan gelen Türkiye Selçukluları o tarafa yayılmağa uğraşırken Bizans idaresinde inhitat 160 Oğ u z ÜNAL .

Müslüman gönüllüleri ve gâzileri için birer askeri üs olup. çok büyük bir uzak görüşlülükle. yüzyılda Bizans'ın karşı taarruza geçmesi üzerine işgal olunmuş ve bütün Müslüman halk da ya öldürülmüş ya da zorla Hıristiyan yapılmıştı. Süleyman Şah. Gerçekten Süleyman Antakya üzerine yürümeden önce Ebu'l-Kasım'ı İznik'te yerine başkumandan olarak bıraktı ve ayrıca Kapadokya'ya. Nitekim Kutalmışoğullan. siyasi muvaffakiyet­ leri için aynı yolu tutmuşlardı. sahil bölgelerine ve bütün Selçuklu Anadolu'suna valiler tayin ederek kendisi seferden dönünceye kadar. yeni kurulan Türkiye Devleti'nin Şii siyaseti ve nüfuzundan kurtulmasını temin etmiştir. Süleyman Şah'a Sultan sıfatını tevcih ederek. medeniyetçe üstün olan Islâm dünyası ile bağlan kurmak ve yollan açmak istiyorlardı. Aynzarba ve bütün Kilikya beldelerini hâkimiyeti altına aldı. Tarsus merkez olmak üzere. Masisa. islâmlarm Bizanslılar'a karşı Suguur veya Avâsım (Uc) adı ile anılan en kuvvetli bir hudud teşkilâ­ tına sahip idiler. Süleyman Şah'ın Tarsus'u fethedince derhal kadı İbn'Ammar'a elçi gönderip kendisinden bu yeni fethedilen şehirler için kadı ve hatip talep etmesi Türkiye Sultanı'nm Melik-Şah ile hasmane münasebetlerini meydana koymak ve Büyük Selçuklular'la bu ailevi ve siyasi rekabet dolayısiyle. Bir yıl içerisinde de Adana. aleyhine fetihlerini genişletmeğe karar veriyordu. Süleyman Şah'ın yeni fethettiği bu bölgede Emeviler ve Abbâsller. bunlar arasında pek çok miktarda Türk askeri de vardı. Anadolu'ya gelmeden önce Kuzey Suriye'de iken Şökli Bey ile birlikte böyle bir teşebbüse giriştikleri gibi İbrahim Yınal ve diğer âsi Selçuklu Beyleri de aynı şekilde Mısır Fatımileri ile münasebet kurarak. şairler ve mütefekkirler de yetiştirdiği bu bölge X. (437) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 161 . bu bölge­ yi bir buçuk asırlık bir Bizans işgalinden sonra tekrar İslâm diyarı haline getiriyor ve buradan daha da ileri giderek. İslâm kültür ve medeniyetinin kuvvetle yerleştiği ve ilim adamları. Abbâsiler yerine Şii Fatımile 'i tanıdığını belirtmek bakımından çok mü­ him bir hadisedir. edipler.(436) Bu sebeple Abbâsi Halifesi. bu ileri hamle ile. İşte Türkiye Sultanı Süleyman Şah. 1082 yılında Kilikya (Çukurova)'ya girerek Tarsus'u fethetti.içerisinde bulunan Orta ve Batı Anadolu'da tecride uğramaktan kurtulmak. her birini kendi böl­ gesini korumakla görevlendirdi. Kilikya şehirleri.(435) Bu sebeplerle Türkiye Sultanı Süleyman Şah. Büyük Selçuklular'la da karşılaşma ihtimalini hesaba katarak. Ermeni Filaretos. acele İznik'e döndü ve gereken hazırlıkları yaptı.

ordusuyla birlikte bznik'ten cebri bir yürüyüşle Antakya'ya doğru harekete geçti. Fakat ilk anda savaşa başlayan kale muhafızları İç Kale'ye sığındılarsa da bir müddet sonra teslim oldular. Süleyman Şah. Böylece yıldırım sürati ile yol alan Süleyman Şah. 12 günde Antakya'ya vardı. Daha sonra. Anne Komnena'ya göre. Süleyman Şah'a karşı kendisinden yardım talep etti. gemilere bindirerek Asi nehri mansabından.(438) Süleyman Şah'ın Kiiikya fetihleri ile ülkesi­ nin elinden çıktığını ve Hıristiyanların da kendisine karşı olduğunu gören Filaretos. Türkiye Sultanı. Önceleri Bizanslılar'ın ve daha sonra Ermeni Filaretos'un zulümlerinden şikâyetçi olan Antakya halkı ve bilhassa Ermeni ve 162 Oğ u z ÜNAL .((439) Bu fırsatı gayet güzel değerlendiren Süleyman Şah. sdâleti ve şefkati ile bütün Antakya halkının kalbini fethetti. geceleyin yürüyüş yapıyor. 120 müezzin tarafından okunan ezan ve tekbir sesleri fethi tebcil etti. Böylece Süleyman Şah. ilk Cuma namazını burada kıldı.Bu sırada Bizans ordusunun dağılmış olmasından faydalanan Ermeni Filaretos. bir fermanla. Bu ehemmiyeti dolasiyle Suriye'den gelen bir çok Müslüman bu muhteşem Cuma namazında bulundu. hâkimiyetini genişletmek imkânını buldu ve Maraş'tan sonra Malatya ve Urfa'yı almış ve Antakya'yı da idaresi altına sokmuştu. sakin ola­ rak evlerine döndü. Türkiye Sultanı'nın gel­ diğini ve askerlerin kimseye dokunmadığını anlayan halk. Süleyman Şah'm ordusu fasılasız ve dalgalar halinde şehre giriyordu.-Hareketini son derece gizli tütan Süleyman. gündüzleri dinleniyor ve sapa yolları takibediyordu. bütün esirlerin hür olduğunu ilân etti ve askerlerin yerli halkın evlerine girmelerini ve halka dokunmalarını kesinlikle yasak­ ladı. bizzat büyük Selçuklu Sultanı Melik-Şah'a giderek. en küçük bir olayın şiddetle cezalandırılacağını bildirdi. Emniyet ve gizlilik sebebiyle de Kiiikya sahilinde askerlerini süvari ve piyade. Mısır'a kadar bütün Suriye'nin kilidi durumunda bulunan bu mühim şehri 1085 yılında fethetti. Sabahleyin Türk askerlerinin haykırışlarıyla uyanan halk evvelâ şaşırdı. ani olarak geceleyin Antakya surları önüne çıktı ve 300 kişi ile Faris kapısından şehre girdi. gizlice Türkiye Sultanı Süleyman Şah'a haber göndererek onu An­ takya'ya davet edip şehri kendisine teslim etmeyi teklif ettiler. Hazret-i Isa'nın havarilerinin toplanmış oldukları meşhur Kasiyan (cassinus) kilisesini câmiye çeviren Süleyman Şah. Bu sırada Filaretos'un Melik-Şah'a giderek ayrılmasından fırsat bulan ve bu adamın zulmünden bıkan Antakya halkı ve başta şehrin valisi ile Antakya kuvvetlerinin başında bulunan Filaretos'un oğlu Barsam.

(442) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 163 . (441) Bu sıralarda Süleyman Şah'ın 1081'den beri İzmir valisi olan ve Oğuzlar'ın Çavuldur Boyu'ndan gelen Çaka Bey. Elbistan. daha Bizanslılar'da idi. Haleb'in kuzey varoşlarından başlı­ yordu. Süleyman Şah'ın değerli kumandanlarından Buldacı Bey. İzmir'i fethetti ve İzmir körfezi'nde pek kudretli bir donanma yaptırarak Türkiye'nin ilk deniz kuvvetini kurmuş oldu. Besni kalelerini fethetti. Yalnız Maraş. Göksün. Bu fetihlerden sonra Türkiye Devleti'nin güney sınırı.Siiryaniler çok memnun oldu. 1085 yılında Maraş. A r­ tık Anadolu'da Türk birliği kurulmuştu. Bundan sonra sıra. (440) Süleyman Şah. bundan sonra İskenderun ve Ayntab (Antep) şe­ hirleri başta olmak üzere bugünkü Hatay vilâyetlerinin tamamını fethetti. Uzun müddet istilâ ve huzursuzluk­ lar içinde bulunan Haleb'in Harim ve Duluk kazaları da kendiliğin­ den Süleyman Şah'ın idaresine geçtiler. son mukavemet merkezi olan Maraş'a gel­ mişti.

Antakya civarında. Süleyman Şah'ın yanında bulunan Çubuk Türkmenleri diğer bazı Türkmenlerin 164 OĞUZ ÜNAL . Bu şekilde Süleyman ile Müslim arasındaki gerginlik son haddini buldu. İki ordu Haleb'in üç mil yakınında. Haleb'in Ukayli hâ­ kimi Müslim ile Suriye Selçuklu Melik'i (Melik-Şah'ın kardeşi) Tutuş'tu. Haleb komutanının da tahrik ve entrikaları sonucunda. Süleyman Şah. Türkiye Sultanı ile Büyük Selçuklular'ı kaçınılmaz bir şekilde karşı karşıya getirdi. Haleb'i kuşattı ve Müslim'in cenazesini de Haleb kapısında defnetti. iki İslâm ordusunun çarpışmaması için yaptığı sulh teşebbüsleri de netice vermeyince. S Ü L E Y M A N Ş A H 'IN B Ü Y Ü K S E L Ç U K L U L A R L A Ç A T IŞ M A S I v e SO N U Süleyman Şah'ın Marmara sahillerinden Antakya'ya kadar uza­ nan ve Suriye'de genişlemeğe başlayan hâkimiyeti. Kurzahil mevkiinde Süleyman ile Müslim'in orduları karşılaştılar. (444) Bu zaferler ve Hareb'in de muhasarası. Süleyman Şah'ın. ordusunun başında Haleb'e doğru yürüdü. Müslim. Bu durumdan en çok tedirgin olanlar. Suriye Melik'i Tutuş. onun büyük Sel­ çuklular veya tâbileri ile rekabet ve çatışmasını adeta mukadder kılmıştı. Haleb muhasarası ile meşgulken. Bu netice üzerine ilerleyen Süleyman Şah. Türkiye Sultan'ı. E r­ meni Filaretos'un Antakya hâkimiyeti sırasında Antakya'dan almak­ ta olduğu cizyeyi bu defa Süleyman'dan istedi. bu haberi alınca Tutuş'a doğru iler­ ledi.5. Müslim ye­ nildi ve savaş alanında öldü. An­ takya'nın kendi cihâdı sayesinde kâfirlerden alınıp bir İslâm beldesi haline getirildiğini ve bu sebeple kendisinden cizye istenemeyeceğini cevaben Müslim'e bildirdi. yanında "daima mu­ zaffer” Artuk Bey de olduğu halde. karşılaştı. Amcazade iki Selçuklu Sultan ve Melik'i arasındaki muharebe çok şiddetli oldu. Amik ovasına akan Afrin çayı üzerinde. (443) İlk çatışma Süleyman ile Müslim arasında başladı. onu Melik Şah'a iUatsizlikle itham ederek tehdide kalkıştı. 5 Haziran 1086 günü. Ayn Şayiam mevkiinde. Türkiye Sultanı ise.

Süleyman'ın cesedinin ölüler arasında bulunduğu ve ancak Tutuş'un: "Selçukoğullarının ayakları birbirine benzer" diyerek ölüsünün tanındığı yolundaki kaydı gözönüne getirilirse. bu şehri Süleyman'ın veziri Haşan bin Tahir'den aldı. (446) Anna Komnena’nın bu rivayetine karşılık Haleb Tarih'i yazarı İbn ul-Adim'in. Musul'a ve oradan da Haleb'e doğru hareket etmişti. Birinci Teşrin 1086'da yanında kumandanları Porsuk. (448) Süleyman ile Tutuş. (449) Süleyman'ın ölümünden sonra Tutuş. bir yıl önce Müslim'i gömdüğü Haleb kapısında defnetti. yani Türkiye Sultanı'na ait bir memlekete getir­ mişti. Haleb önlerinde karşılaştıkları sırada. Tutuş. Haleb Emir'i şehri Tutuş'a veya Süleyman'a değil. (451) HORASAN'DAN ANADOLU’YA 165 . "Sizlere zulmettik. Bu sırada. Süleyman'ın cenazesini muhteşem bir kefene sararak. Bu sebeple de Melik-Şah. Haleb üzerinden Antakya'ya gelen Melik-Şah. onun muharebe sırasında vuruşarak öldüğü rivayeti daha kuvvetli olabilir. Süleyman Şah bütün gayretleri­ ne rağmen hezimeti önleyemedi ve çok zayıf bir rivâyete göre. haya­ tı devamlı olarak zaferler silsilesi içerisinde geçen Anadolu Fatihi ve Türkiye Sultanı. (445) Süleyman Şah'ın intiharını Bizans tarihçisi Prenses Anna Komnena yazmaktadır. Arslan Yabgu ve Mlkâil Yabgu aileleri arasındaki mü­ nasebetleri ve rekabeti göstermek bakımından kayda şayandır. bu acı bozgunu gururuna yediremeyerek intihar etti veya diğer bir rivayete göre de savaş atanında vuruşarak öldü. Süleyman'ın küçük yaşta bulunan oğulları Kılıç Arslan ile Kulan Arslan ve veziri Haşan bin Tahir'i Antakya'ya. Süleyman'ın oğulları Kılıç Arslan ile Kulan Arslan'ı da yanına alarak İsfahan'a götürdü ve ölümüne kadar serbest bırakmayarak Anadolu'da Kutalmışoğullarmın hâkimiyetine fırsat vermedi (450) ve Türkiye Devleti'ni itaati altına almak amacıyla da Bozan Bey kumandasında kuv­ vetli bir orduyu İznik li/ı-rinc gönderdi. sizleri uzaklaştırdık ve öldürdük" dedik­ ten sonra gözyaşlarını sildi. (447) Süleyman Şah'ın cesedi karşısında Tutuş'un şu sözleri iki Sel­ çuklu ailesi. Bozan ve Ak-Sungur Beyler olduğu halde. bizzat sultan Melik-Şah'a teslim edebileceğini bildiriyordu.Melik-Şah'ın gazabından ürkerek Tutuş'un tarafına geçmeleri üzerine Türkiye Sultanı'nın ordusu bozuldu.

Türkiye Selçuklulan'nı itâatı altına almak için Bozan Bey ku­ mandasında İznik üzerine bir ordu gönderince. Süleyman'ın iki oğlunun İran'dan kaçarak geldiklerini söylemekle hâdiseyi ay­ dınlatmış bulunmaktadır. 1092'de Melik-Şah ölmüştür. Melik-Şah'ın Kılıç Arslan'ı. Süleyman Şah'ın Şark seferi sırasında yerine başkumandan olarak bırakmış olduğu Ebu'l-Kasım'ın ölümü üzerine İznik'te hâkimiyet kurmuş olan kardeşi Ebu'l-Gazi. Ebu'l-Kasım'ı İznik'te bırak­ mıştı. Fakat Ebu'l-Kasım yolda öldürülmüş. yerine kardeşi Ebu'l-Gazi'yi bırakmıştı. Büyük kardeş Kılıç 166 Oğ u z ÜNAL . Anadolu hükümdarı olarak Anadolu'ya gönderdiği yolundaki rivâyetler de diğerleri gibi hakika­ te aykırı olup. Melik-Şah'ın ölümü Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nda saltanat mücadelelerine sebep olmuş ve bu sayede de onlann İznik muhasarasiyle birlikte Anadolu'ya müdahaleleri de son bulmuştur. derhal ailenin mirası olan İznik tahtını kendilerine teslim etti. Ebu'l-Kasım. (452) Süleyman Şah. Kutalmışoğullan'nın tekrar baş kaldırmalarına ve Anadolu'da istiklâllerine fırsat vermemek maksadiyle. (454) Süleyman Şah'ın oğulları Iznik'e varınca Türkmenler onları he­ yecanla karşıladılar. Süleyman Şah'ın ölümünden sonra Türkiye Devleti'ni korumuş ve hattâ Boğazlar'a kadar da ilerlemişti. Başkumandan sıfatiyle.6. Antakya üzerine Şark seferine çıkarken. onları ölümüne kadar yanından ayırmadı. (453) f092'de Melik-Şah'ın ölümü üzerine Büyük Selçuklu Imparatorluğu'nda başlayan saltanat kavgaları sırasında Süleyman Şah'ın oğulları Kılıç Arslan ve Kulan Arslan. bir müddet sonra da. Anadoluya geçmek fırsatını elde ettiler. Ebu'lKasım. MelikŞah. yerine vekil olarak. Çağdaş Bizans tarihçisi Anna Komnena. Ebu'l-Kasım ve B i­ zans İmparatoru Alexis aralarında bir ittifak yapmışlardı. İznik muhasarasına son verilmesi için Melik-Şah'a giderken. S Ü L E Y M A N Ş A H T A N SO N R A " T Ü R K İY E D E V L E T İ" Büyük Selçuklu Sultanı Melik-Şah. Ve bu şekilde Türkiye Tahtı yedi yıl (1086-1093) sultansız kaldı.

inhisar ediyordu. (458) Sultan Kılıç Arslan. merkezi otoritenin de zayıflaması sonucunda bir takım Türk beyleri­ nin elinde bölünmüş bir vaziyette bulunuyordu. müstakil bir durum kazanmışlardı. Böylece Kılıç Arslan ve kardeşi Kulan Arslan'm İznik'e 1093 yılı başlarından önce varmaları pek mümkün değildi. Kasım 1092 (16 Şevval 485)'de vefat ettiği ve Sultan'ın hanımı Terken Hatun'un. Bizans tarihçisi Prenses Anna Komnena’nm.Arslan. merkezi otoritenin zayıflaması sonucunda "aşiretçi" (Tribal) Türk hâkimiyet telâkkisinin etkisiyle. Süleyman Şah'ın oğulları K ılıç Arslan ve Kulan Arslan'm Iznik'e gelişlerini şimdiye kadar mutad olarak kabul edilen 1092 yılı (455) yerine 1093 yılr başlarında vazetmek gerekeceğini sanı­ yoruz. Kılıç Arslan’m. Anadolu'ya gelip tahta çıktığı zaman memleket "A şire tçi" (Tribal) Türk hâkimiyet telâkkisi sebebiyle. Süleyman Şah'ın valileri durumunda bulu­ nan ve vaktiyle merkezi otoriteye bağlı bulunan Anadolu beyleri'nin de hükümdarı oldu ise de. küçük oğlu Mahmud'u babasının tahtına çıkmasını sağlamak ümit Ve arzusuyla kocası Melik-Şah'ın ölümünü bir müddet umumi efkârdan sakladığı da bilinen bir husustur. Türkiye Sultanı sıfatı ile. Anadolu Türk tarihinin en buhranlı zama­ nında tahta çıkmıştı. O. (457) Böylece Melik-Şah'ın ölüm haberi her halde İsfahan'a normalden daha geç bir sürede ulaşmıştır. bu hâkimiyet başlangıçta sözde kalmış. Sultan Kılıç Arslan. Türkler'in Anadolu'da yerleşme ve vatan kurma devresinde başlayan Haçlı HORASAN'DAN ANADOLU’YA 167 . Bu sebeple Kılıç Arslan'm hâ­ kimiyeti ilk günlerde Ebu’l-Gazi'nin muhafaza ettiği yerlere. Anadolu Türk birliğini yeniden kurmaya çalışırken Büyük Haçlı Seferleri'nin de ilk hedefini teşkil etmiştir. Kılıç Arslan’m İznik'te sevinçle (yani mukavemet görmeden) karşılanıp yanındaki savaşçılarının ailelerini de buraya getirip yerleş­ tirdiği kaydına bakılırsa. Sultan ünvanı ile 1093 yılı başlarında Türkiye tahtına oturdu ve babası Süleyman Şah'ın ölümünden sonra çözülmeğe yüz tutan birliği yeniden kurmağa girişti. (459) K ılıç Arslan. onun İznik'e gelmeden Anadolu'dan etra­ fına kuvvet toplamak için bir süre oyalandığını kabul etmek gerekir.(456) Diğer taraftan MelikŞah'ın 20. Sultan Melik-Şah'ın ölümünden sonra göz hapsinde bulunduğu İsfahan'dan kaçarak İznik'e geldiği ve iktidarı Ebu'l-Gazi'den devraldığı malumdur. ni İznik ve havalisine. fiiliyatta ise bu beylerin hepsi.

yirmi iki yıldan beri Tür­ kiye Devleti'nin payitaht şehri olan İznik'i kuşattı. İmparator Alexis de. Grigoire'in giriştiği tahrikler Avrupa'da bir Haçlı havası yaratmış. Anadolu'da zapt edecekleri yerleri Bizans'a bırakacaklardı. cehalet ve dini taassup içerisindeki AvrupalIları Türkler'e karşı ha­ zırlamıştı. İmparator Mihael'in Papa'ya bir Haçlı Seferi için yaptığı müra­ caat. (462) İznik'in düşmesinden ve Birinci Haçlı seferi fırtınasından sonra Sultan Kılıç Arslan ve Anadolu Türkler! kendilerini toplamağa başla­ dılar. Bunun üzerine İznik daha fazla dayana­ mayarak. Kilikya şehir ve ovalarından da Türkler'in çe­ kilmeleri ile Toroslar'a sığınan Ermeniler yavaş yavaş düzlüğe inmeğe başladılar. o yıllarda Papalık ile Cermen İmparatorluğu arasındaki ihtilâf ve mücadeleler sebebiyle. Peçenekler ve İzmir Beyi Çaka karşısında çok müşkül bir durumda kalınca 1091 yılında Papa Urbain'e müracaat ederek Haçlı yardımı istemişti. büyük bir Türk-İslâm şehri haline geldi. (460) Sultan Kılıç Arslan da geri çekilerek. Anadolu içlerinde. 26 Haziran 1097'de Bizanslılar'ın eline geçti.Seferleri bu kuruluş faaliyetini tehlikeye sokacak bir ehemmiyet taşır. kısa bir süre içerisinde. buna karşılık. İslâm şark ve Hıristiyan garp tarihlerinde çok mühim neticeleri olan Büyük Haçlı Seferleri başlamış oldu. Yirmi iki yıldan beri Türkiye Devleti'nin payitaht şehri olan İznik'in düşmesi üzerine. onun yardı­ mından faydalanacak. Danişmendli Gümüş-Tekin ile birlikte. Bu sırada Malat­ ya muhasarası ile meşgul olan Kılıç Arslan. sür'atle İznik'e yetiştiği halde muhasarayı yaramadı. Haçtılar'la mücadeleye girişti. Fakat B i­ zans İmparatoru'nun istediği bir askeri yardım yerine bütün Avru­ pa'yı harekete getiren. Ayrıca Batı Anadolu ve Karadeniz sahilleri de Bizanslılar'ın eline geçti. BizanslIlar derhal Anadolu'nun sahil böl­ gelerini işgal ettiler ve İzmir'de Çaka'nın beyliğini ortadan kal­ dırdılar. bir netice vermemişti. Sultan Kılıç Arslan artık Anadolu'nun ortasında bulunan Konya'ya yerleşerek bu şehri kendisine payitaht yaptı. Böylece Konya. Haçlılar İstanbul'da İmparator'la bir anlaşma yaparak. m074'de. (461) Büyük Haçlı taarruzu Türkiye Selçuklulan'nı büyük bir sar­ sıntıya ve zaafa uğrattı. Bu şekilde İstanbul'dan Anadolu'ya (Asya'ya) geçen muazzam Haçlı ordusu. Ancak Papa V II. (463) 168 O ğ u z ÜNAL . Filhakika Türkler Marmara sahillerine kadar ilerledikleri ve BizanslIlar Anadolu'yu tamamiyle kaybettikleri bir zamanda. Selçuklular.

Malatya’nın fethin­ den sonra. Trablus Kontluğu ve Kudüs Kırallığı adlarında Frank (Haçlı) devletleri ku­ ruldu. İslâm beldelerine çevirmeğe başlamıştı. Kılıç Arslan'ın şarka yayılma siyaseti. (468) ♦Gerçeklen İstanbul'dan A nadolu'ya (Asya'ya) çıkan H açlı ordusu­ n u n toplam mevcudu 600. Böylece Anadolu Türkleri. Kudüs'e ulaşmak üzere Suriye'ye doğru ilerleyen bir Haçlı kolu Antakya’yı ele geçirdi (Haziran 1097) ve daha sonra Urfa'yı zaptetti. Sarsılan nefse itimadlarmı yeniden kazandılar. (466) Sultan Kılıç Arslan Anadolu'yu toparlamağa ve Anadolu Türk birliğini yeniden kurmaya çalışıyordu. tıpkı ilk Türkiye Sultanı Süleyman Şah gibi. Selçuk'un torunları Arslan Yabgu ve Mikâil Yabgu aileleri arasındaki ailevi rekabet ve mücadelenin yeni bir sefhaya girmesine sebep oluyordu. Bu başarıları sonucunda Türk-İslâm ülkelerinde.000 kişi o ld u ğu halde.(464) Kılıç Arslan'ın Haçlılar'a karşı kazandığı sayısız zaferlerle Birinci Haçlı seferinin intikamı alınmış oldu. yüzünü şarka. Sultan Kılıç Arslan'ı ve haleflerini. Anadolu Türk birliğini yeniden kurmak ve merkezi bir idare tesis etmek maksadiyle.(467) Ayrıca Sultan Kılıç Arslan'ın.(465) Bununla beraber. Haçlılar'ı Türk-jslâm beldelerinden söküp atmak için Türkler'in uzun yıllar mücadele edip sayısız şehitler vermeleri gerekiyor­ du. Urfa Kontluğu.Yıllar süren mücadeleler sonunda. Haçlı ordularına Anadolu'yu mezar yapan* Sultan Kılıç Arslan. Antakya Prensliği. Anadolu Türk birliğini yeniden kurmuş ve milletini bu vatanda yaşatmak kudretini göstermiştir. şarka doğru yayılmaya sevkeden âmil ailevi rekabet ve üstünlük dâvâsından çok. henüz Orta Anadolu'ya nazaran çok daha ileri bir medeniyete sahip olması idi. Anadolu beylerini yeniden hâkimiyeti altına al­ maya başlaması ve bu şekilde hâkimiyet alanını genişletmesi de Tür­ kiye Selçukluları ile Büyük Selçukluları yine komşu yapmış ve eski aile rekabet ve mücadelesinin canlanmasında âmil olmuştu. Türkiye Devleti'ni ayakta tutmayı başarmış. HORASAN'DAN ANADOLU’YA 169 .000 kişiyi b uld uğu nu kaynaklar belirtir. İslâm medeniyeti hududları içerisinde gelişen şar­ kın. Bizans hududunda emniyet ve istikran kuran Kıliç Arslan. Haçlı seferlerinin kendisi için tehlikeli sonuçlar vermeye başladığını gören Bizans İmparatoru Alexis ile bir anlaşma yaparak garb'da. babası Süleyman Şah gibi. bu devirde. A nad olu'y u boy­ dan boya geçtikten sonra Suriye'ye girebilen Haçlı kuvvetlerinin ancak 30. Haçlılar nihayet Temmuz 1099'da Kudüs'e girdiler.

Musul Atabeyi İmâdeddin Zengi'nin. Türkmenler her taraftan İç Anadolu’ya doğru göçmeğe başladılar. K ılıç Arslan'ın oğlu Sultan Mesud. Selçuk ülkesinden geçmenin imkân­ sızlığını anlayarak. Denizli ve Antalya istikametini takiple yolunu değiştirdi. kumandasındaki iki kol halinde harekete geç­ tiler. Haç­ lılar. Bununla birlikte yine Türkler'in hücum ve baskın­ larıyla bu ordu da çok zayiata uğrayarak Antalya'ya vardı. Efes. mücadeleye girişti ve Musul'u alarak Büyük Selçuklu İmparatorluğu'na da namzet bir kudrete erişti. 1147 yılında. (469) Sultan Kılıç Arslan'ın ölümü Türkiye Selçuklulan'nı eskisinden daha büyük ve şiddetli bir buhrana sürükledi. (470) Sultan Mesud zamanında da büyük bir Haçlı seferinin yapıldığını görüyoruz. bir yandan saltanat mücadeleleri ile meşgul olan. Fa­ kat bu sırada Melik-Şah’m oğullarından Suitan Muhammed Tapar'ın Emir Çaviı kumandasında gönderdiği büyük bir ordu ile giriştiği çok çetin bir savaş sırasında. Gemi­ 170 OĞUZ ÜNAL . Konrad ve Fransa Kıralı St. A l­ man ordusunun büyük bir kısmı imha edildi.İlk Türkiye Sultanı Süleyman Şah. daha büyük bir iddia ve azimle. İmparator ve Kıralların başında bulunduğu büyük bir haçlı seferi (2. Dânişmendliler ile birleşerek. Türkiye Selçuklu tahtı tekrar sahipsiz kaldı. Büyük Selçuklular'ca yakalanıp İsfahan'a gönderilince. Almanlar'ın Konya'yı işgal ettiklerini zanneden Fransa Kıralı St. Haçlı Seferi) hazırlandı. Fakat bu sırada. Kon­ rad kumandasındaki muazzam Haçlı ordusu. Louis bu felâketi öğrenince. Eskişehir yakınlarında Sultan Mesud'un ordusu tarafından perişan edildi. 1144 yılında. Bir müddet Dânişmendliler'e tâbi gibi görünmüşse de. büyük bir siyasi deha­ ya sahip olduğunu tedbirli ve başarılı hareketleri ile ortaya koymuş­ tur. Urfa Kontluğu'nu ortadan kaldırması üzerine Avrupa'da büyük bir heye­ can dalgası esti ve ilk defa olarak. Kılıç Arslan’ın ölümü sırasında Musul valisi bulunan büyük oğlu Şahin-Şah. Mukaddes Roma-Germen İmparatoru III. duruma hâkim oldu. kaçabilenler geri dön­ düler. Onun oğlu ve ikinci l ürkiye Sultanı oian Kılıç Arslan da yine büyük Seiçukluiar’la. Haçlı seferleri ve Sultan'm ölümü üzerine B i­ zanslIlar. bütün sahilleri geri aldılar. daha son­ ra insiyatifi eline almağa muvaffak olmuştur. Büyük Selçuklulur’a karşı hâkimiyet ve rekabet mücadelesinde Ölmüştü. Fakat. Louis V III. artık müdafaadan taarruza geçerek. Mukaddes Roma-Germen (Alman) İmparatoru III. Sultan Mesud. Habur suyu'nda boğula­ rak hayatını kaybetti. 1107 yılında.

Haçlıiar’ı soydular. Zekâsı ve enerjisi sayesinde Bizans İmparatorluğu'nu ve Haçlı ordularını mağlub ederek. ihtiyatlı ve dahiyane bir siyasetle Türkiye Devleti'ni yok olmaktan kurtardı ve tekrar Anadolu'ya hâkim bir duruma yükseltti. Türk­ ler için Anadolu'yu emniyetli bir vatan haline getirdi. Türkler. çok sabırlı. Eskişehir yakınlarında ve Konya önlerinde. onlara para ve ekmek dağıttılar. Haçlılar'ı bu perişan halde görünce merhamet ettiler. Kılıç Arslan. Nitekim Rumlar'ın hıyanetini ve Türk­ ler'in şefkatini anlatan bir Haçlı müellifi: " E y hiyânetten daha zalim olan merhamet" feryadiyle Türkler'in iyilik. Bizans'ın ağır vergilerle ve korkunç zulümlerle ezdiği Rumlar onun idaresine geçmeğe başla­ dılar. fakat din değiş­ tirme hususunda hiç bir baskı yapmadıklarını belirtir. kırk yıla yakın bir saltanat ve mücadele devrinde. Kılıç Arslan sultan oldu.-Rumlar'dan satın aldıkları Haçlı paralarını düşkün­ lerine verdiler. uzun ve kanlı mücadelelerden sonra. Anadolu'nun "T urkia" adiyle kay­ dedilmesi de çok manâlıdır. hastala­ rını tedavi ettMer. Garp kaynaklarında. Türkler'in bu akıl almaz iyiliklerini gören üç binden fazla Frank Müslüman oldu. merhamet ve şefkatle Hıristiyanların dinlerini satın aldıklarını. yerine veliahd tayin ettiği oğlu II. (473) Sultan Mesud'un. Türkiye Sultanı'nın ve Türkiye Devleti'nin kudretini çok yükseltti.(472) Sultan Mesud. Sultan Mesud zamanın­ da başlayan siyasi. Sakarya'dan Fırat boylarına kadar bütün Selçuklu Tüıkiye'sini hâkimiyeti altına aldı. Rumlar. (471) Sultan Mesud'un. adaleti. Türkiye Devleti'nin bu kadar kuvvetlenmesinden ve Anadolu'nun rakipsiz şekilde hâkimi olmasından endişelenen ve Türkmenler'in yavaş yavaş Batı Anadolu'yu istilâ etmeğe başladığını gören Bizans İnıpa- HORASAN'DAN ANADOLU'YA 171 . Haçlı ordularını mağlub ve perişan etmesi ve böylece bütün İslâm dünyasına korku salan Haçlı ordularını ortadan kaldırması. 1155 yılında ölümü üzerine. Kalanları da Türkler'in ve Rumlar'ın taarruzları karşısında perişan oldular. Sultan II. paralarını aldılar. askferi ve medeni hamleler bu kudretli sultan zamanında çok ileri bir safhaya erişti ve Türkiye Selçukluları tari­ hinde yepyeni ve parlak bir devir başladı. İlk defa onun zamanında. şefkati ve iyi idaresi dolayısiyle. siyasi birlik ve medeni ilerleme devri açılmıştır. Bir Hıristiyan kroniğinin de ifade ettiği gibi. Artık Anadolu Türkleri'nin buhran devri sona ermiş. Selçuk Türkiyesi'nde ilk imâr ve medeni faaliyetler de onunla başlar.ler'e binen zenginleri Suriye'ye gittiler.

Kılıç Arslan. (474) Bizans ordusuna karşı harekete geçen Türkiye Sultanı II. Onun bu durumunu gören oğulları arasında saltanat ihtirasları ve mücadeleleri başladı. Karahanhlar'da ve Büyük Selçuklular'da olduğu gibi.(478) 172 Oğ u z ÜNAL . Bu zafer­ den sonra II. bir eyaletin idaresine gönde­ rirken kendisi de metbu Sultan olarak Konya'da otunjyordu. Zira bilindiği gibi. devlet idaresinin Selçuklu hânedanı mensupları tarafından idare edilmek suretiyle birleşmesini temin etmek istedi. Melik sıfatiyle. Kılıç Arslan. Macar. eski Türk hâkimiyet telâkkisinin etkisi altında. 5000 araba ile çok sayıda hayvan da Bizans ordusunun ağırlıklarını taşıyordu. (476) II. Selçuklu Türkiyesi'ni onbir oğlu arasında "ülüş" usulünde taksim ederek. Bu muazzam orduda Bizans'ın kendi kuvvetleri yanında Frank. Kılıç Arslan oğullarının herbirini. İşte Sultan 1 1 . Bizans ordusunu. yıpratmağa başladı ve böylece iyice yıpranmış olan düşmanı Eğridir gölü kuzeyindeki dar ve sarp bir geçitte. Türkler de ilerleme ve yükselme halinde olmuşlardır. Gök Türkler'de. Malazgirt'ten sonra Türkiye Tarihi'nde ikinci bir dönüm noktası teşkil eder. 1176 yılında. tamamiyle ezerek Anadolu'dan silip atmak ve Bizans'ı tekrar Anadolu'ya hâkim kılmak karariyle. (475) Kumdanlı zaferi. Kılıç Arslan da bu sebeplerle. Türkleri. Myriokefalon (Kumdanlı)'da yakalayarak müthiş bir hezimete uğrattı. Halbuki Kumdanlı zaferinden sonra B i­ zans'ın Anadolu'yu kurtarma ve geri alma ümidleri tamamen tarihe karışmıştır. (477) II. Batı Anadolu'da Kütahya ve Eskişehir yörelerini kati olarak fethetti ve Türkiye Devleti'ne kattı. uzun ve şerefli bir mücadele hayatından sonra artık ihtiyarlamış ve sefere çıkamaz olmuştu. Malazgirt'in kendileri için nasıl bir darbe olduğunu henüz yeterince kavrayamamışlar ve bu sebeple daima Anadolu'yu geri alma ümid ve hayaliyle yaşamışlar. Anadolu'yu Türkler tarafından geçici bir süre için işgal edilmiş bir ülke gözüyle görmüşlerdir. BizanslIlar.ratoru Manuel Komnenos. bizzat Konya üzerine yürüdü. Bundan sonra BizanslIlar daima müdafaada ve çökün­ tüde. Kılıç Arslan. meydan muharebesine girmeden çete mu­ harebeleri ile. büyük bir ordu hazırlayarak. 1177 ve 1182 yıllarında. Türkiye Selçuklulan'nda da devlet hânedan azasının ve özellikle hükümdar oğullarının müşterek hâkimiyeti altında sayılıyordu. Sırp ve Peçenek askerleri de bulunuyordu.

bu hükümdarın kendi şahsi ve akılsıca tedbiri olarak izah etmek yanlıştır. fakat Konya’da bulunan Sultan'a tâbi bir evaiet (devlet) durumunda bulunmaları dolayısiyle bu me­ likler. (479) Eski Türk usulünce memleketi evlâdlar arasında taksim keyfiye­ tinin (yani "ülüş" sisteminin) II. her melik kendi eyaletinde yarı müstakil bir hükümdar mevkiinde idi. 1192 yılında. Zira Orta Asya'da memleketi. Gerçekten bu eyaletlerin idari. bir sistem değil de. hânedan mensupları eliyle idare etmek. sh. Haçlı seferi) Anadolu'ya girdiği zaman. Gıyaseddin Keyhüsrev Türkiye Sultanı oldu ise de şehzadeler arasındaki saltanat mücadeleleri daha büyük bir şiddetle devam etti. aşiret reisleri yerine. bu on bir kardeş. bir nevi merkeziyet temin ediyordu. Kılıç Arslan. mali ve askeri bütün işleri kendi mer­ kezlerinde kurulan hükümet (divân)'lerine adi bulunuyor. (Menakib-ül A rifin 'in Değerlendirilmesi).Selçuklu tarihçisi İbn Bibi'nin bildirdiği gibi. Türkiye Devleti'nin on bir ogiu arasında taksim edilmiş olmasını. 11'IO yılınd^^ büyük bir Haçlı ordusu (3. hutbe okutuyor. Sultan II. A y dın T A N E R t. Nihayet kardeşler arasında en kudretlisi Tokat Melik'i İL * " H u tb e " ve "S ik k e " (para)’nin Türkler arasında egemenlik sembolü o ld u ğ u n u biliyoruz. aşiret reisleri ve beyler eliyle.(480) Ancak bu sistem Selçuklu Türkiyesi'ne oldukça zararlı olmuş. Bilge Y ayınla­ rı. K onya 1977. (Bk. ölümü üzerine veliahü olan küçük oğlâ. II. Yani mem­ leketi. K ılıç Arslan'a tâbi olmakla beraber. Kılıç Arslan tarafından. Sultan olan babaları II. 22) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 173 . Nitekim Selâhaddin Eyyubi'nin Kudüs'ü fethi üzerjne Alman İmparatoru Frederik Barbaros kumandasında. Türkiye Selçukluları Kül­ tür Hayatı. kendi ad­ larına para bastırıyor. "trib al" bir şekilde.* inşa ettikleri binalarda isimlerini yazdırıyor ve hattâ komşu devletlerle tnüstakil olarak savaş ve barış münasebetlerine girişiyor. tayin ve azil edilebilen valiler eliyle idare etmek usulüne nisbetle bu usulün ileride gevşekliği ve zararları sabit olmuş ise de. Kılıç Arslan'ın. asla "sultan” ünvanını alamıyorlardı. bilhassa büyük devletlerin teşekkülü sırasında. şehzâdeler arasında erken saltanat mücadelelerine sebep olarak devletin birliğini tehdit etmeğe başlamıştır. fiili bir iktidara sahip değildi. Sultan olmakla beraber. idareye göre büyük bir faydası da olmuştur.

devletin şehzâdeler arasında taksimi demek olan "ülüş" sistemi bir süre daha yaşamış ve nihayet Selçuklular’ın varisi olan Osmanlılar zamanındadır ki. Bu sebeple de O. Türkiye Devleti için ani ve büyük bir kayıp ol­ muş. Bütün eski Türk devletlerinde ve bu arada Büyük Selçuklular'da ve Türkiye Selçukiulan'nda da görülen "ülüş" sistemine göre devletin taksimi II. Bu devirde mem­ leket iktisadi ve medeni bakımdan kalkındı ve Türkiye en ileri bir medeniyet seviyesine erişti. merkeziyetçi devlet anlayışı tam olarak yerleşmiş ve bu şekilde siyasi parçalanma bir daha görülmemiştir. "aşiretçi" (Tribal) teamüller dolayısiyle.(482) Nitekim bu anlayış Osmanlılar zamanın­ da. halk arasın­ da "U luğ Keykubad" adiyle anıldı. diğer kardeşlerini itâati altına aldı. çok kısa süren saltanatı (8 seneden üç ay eksik) esnasında Türkiye Devleti'ni dahili mücadelelerden kurtarmış ve milli birliğe kavuşturmuş çok kudretli bir padişahtır. şüphesiz. Türkiye Devieti'nin birliğini kurması. taksim edilmesi teamülüne son vermiş olmasıdır. (483) Nihayet 1220'de Alâaddin Keykubad’ın Türkiye Sultanı olması ile Türkiye tarihinin en parlak devri başlamış oldu.Süleyman Şah. Süleyman Şah'tan itibaren bir daha görülmemişe bununla beraber menşei göçebe olan Anadolu beyliklerinde de. siyasi. (485) Fakat Sultan Alâaddin Keykubad’ın genç yaşta (46 yaşında). Süleyman Şah'ın en büyük hizmeti. onun varlığı ve 174 OĞUZ ÜNAL . ölümü. (481) II. Süleyman Şah. II. "ülüş" sistemine göre. öte yandan da Moğol İmparatoru Oktay Kaan’a da elçi göndererek sulh yaptı ve büyük bir siyasi dehayla. bütün İslâm beldelerini kasıp kavuran Moğol tehlike­ sini uzaklaştırdı. Sarayı ve camii iie payitaht Konya'ya adeta damgasını vuran Alâaddin Keykubad. eski Türk hâkimiyet telâkkisi­ ne göre devletin hânedana mensup şehzâdeler arasında. "Arus-i saltanat taksim kabul etmez" şeklinde ifade olunmuş­ tur. Türkiye Devieti'nin talihi yine ters dönmüş. 1196'da. iktisadi ve medeni bakımlardan en yüksek seviyeye erişti. Böylece Keykubad devri. Anadolu'da Türk birliği'nin kumiması ve korunması için büyük gayret harcadı. 1237 yılında. bir kıs­ mını da bertaraf ederek Keyhlisrev’in elinde bulunan saltanatı ele geçirerek Türkiye Sultanı oldu. (484) Moğollar'a karşı müdafaa tedbirleri alırken. babası II. Kılıç Arslan'ın son yıllarında şehzâdeler arasında taksime uğramış olan.

milletlerarası ticaret yolları daha 30 yıl devam etmiş ve bu sayede umumi tekâmül pek fazla sarsılmamıştır. başındaki korkak hükümdar II.000 kişilik Selçuklu ordusunu. 1243 yılında. 30. Ve bu şekilde bütün Türkiye Moğol tehdidi altına düştü. kolaylıkla mağlub etti. Baycu Noyan kumandasında 30. zorlukla bastırılmışsa da Türkiye Devleti'nin zaafı da ortaya çıkmış bulunuyordu. Gıyaseddin Keyhüsrev'in Antalya'ya kaçması üzerine dağıldı.(489) Kösedağ'dan Pervâne'nin ölümü­ HORASAN'DAN ANADOLU'YA 175 . Moğol ve Selçuklu ordu­ ları Kösedağ'da karşılaştılar. bir Müslüman şeyhinden zi­ yade eski bir Türk şamanı hüviyetiyle ortaya çıkan ve peygamberlik iddiasıyla halkı kerametine inandıran Baba İshak isyanı da Türkiye Devleti için buhran âmili olmuş ve devleti oldukça sarsmıştı. Yine bu sıralarda Moğol istilâsı önünden kaçan ve Anadolu'ya dolan bazı Türkmenler'in.dahiyane siyaseti sayesinde Türi<iye hududiarına saygı gösteren. Selçuklu Türkiyesi'ndeki saltanat mücadeleleri ve ihtiraslı devlet adamlarının entrika ve mücadeleleri.(488) Bu devrede Moğollar'ın daimi müdahale ve baskıları. Türkiye Devleti için daimi bir siyasi buhran âmili olurken bu devlet adamlarından vezir Pervâne Muineddin Süleyman. müsbet ve menfi tarafları ile bir "Pervâne Devri" yaratmıştır. 1240 yılında. 124Tde. onun ölümünden sonra Türkiye Devleti'ne karşı tecâvüzlere girişmişler ve bu şekilde büyük sultanın yokluğu ile felâketler birbirini takip etme­ ğe başlamıştır.000 kişilik bir orduyu Anadolu'ya şevkettiler. Erzurum'u işgal ve tahrip ederek küçük bir yoklama yap­ tıktan sonra. Türkler gittikçe ağırlaşan Moğol baskısına. Moğollar'a karşı mücadeleyi temsil etmiştir. putpe­ rest Moğol tahakkümünü daima ağır bulmuş ve kurtulma yollarını aramıştır. Bununla beraber Anadolu Türkleri. Türkiye'­ de yegâne söz sahibi kişi olmuş.000 kişilik Moğpl ordusu 80. O dışta Moğolları ve içte Selçuklu münevverlerini kazanan siyaseti ile 30 yıl devleti kısmen de olsa ayakta tutabilmiş. ciddi bir mukavemete uğramaksızm. lıattâ Sultan'ın fetihlerine devamına seyirci i<alan Moğollar. G ittik­ çe büyüyen ve tehlikeli bir hal alan Babai hareketi. Nitekim bu durumu isabetle teşhis eden Moğollar. müda­ halelerine ve mali tazyiklerine uğramış bulunmakla beraber. Anado­ lu'da gelişen iktisadi ve medeni yükseliş. (486) Köscdağ mağlubiyeti siyasi inhitatın ve Türkiye Selçukluları'nın inkırazının başlangıcıdır. Eski kuvvetli devlet adamları ve kumandan­ larından mahrum olan Türkiye İmparatorluk ordusu.(487) 1243 Kösedağ bozgunu ile Türkiye'de Selçuklu idaresi sarsılmış.

siyasi olduğu kadar iktisadi ve içtimai buhranlara ve medeni çöküşe de sebep olmuş ve Moğol tahakkümü altına giren Türkiye'de Selçuk­ lu idaresi bir gölge halinde 1318 yılına kadar yaşamıştır. Tarihin en kudretli ve şiddetli istilâlarından birini teşkil eden Moğol istilâsı Orta Asya Türklüğü ve medeniyeti için ağır neticeler ve Anadolu'da da bilhassa 1277'den sonra büyük sarsıntılar meydana getirmesine karşılık bu ülkenin nihai ve kati Türkleşmesinde de mühim bir âmil olmuştur. fakat Pervâne'nin 1277'de Moğollar tarafından idamını müteakip başlayan fiili Moğol istilâ ve idaresi. ithalât ve ihracâtta esaslı bir değişiklik olmamıştır. bundan 34 yıl sonra. başda Muineddin Pervane olmak üzere. Türkmenler buralarda. iktisadi. Bu büyük Oğuz (Türkmen) akınlan sayesinde X III ve X IV üncü yüzyıllarda Batı Anadolu. umumi vasıfları ile Türkiye Selçukluları devri 1277 yılına kadar sürmüş. Zira bu tarihten sonradır ki.ne kadar (1243-1277). Türkiye Devleti hakikaten sahipsiz kalmış.(490) Sel­ çuklu tarihçileri 1243 Kösedağ bozgununu nasıl milletin kalbinde bir "dağ" ve bütün felâketlerin başı saymışlar ise. zirai ve sınai istihsalde. bu husus Osmanlı tahrir defterleriyle tafsilâtlı olarak teyid edilmiş ve bu bölgelerdeki Hıristiyan halkın çok az kaldığı meydana çıkmıştır. iktisadi ve medeni yükselişte de mühim bir sarsıntı olmamış idi. Moğollar'ın yarattıkları buhranlar. Gerçekten Malazgirt zaferini müteakip Anadolu'ya nasıl sel halinde insan akını olmuş ise. Selçuklu Orta Anadolusu'na nazaran daha kuvvetli ve kesif bir şekilde Türkleşmiştir ki. (491) 1277-1318 yılları arasında gölge halinde bir Selçuklu hânedanı yaşamış ise de siyasi iktidar fiilen yok olmuş. bir çok din ve devlet adamlarını öldürtmesi veya vatanlarını terk edip Suriye'ye sığınmaları da o derece acı bir hatıra bırakmıştır. içtimai. siyasi buhranlara ve Moğollar'ın müdahalele­ rine rağmen. Gerçekten bu devirde milletler arası ticaret yolları faaliyetlerine devam etmiş. Bizanslı­ 176 OĞUZ ÜNAL . ve medeni hayat tamamen çökmüştür. idaresiyle mevcut olduğu gi­ bi. Abaga Han'ın Selçuklular'dan intikam almak maksadiyle. zulümler ve isyanlar birbirini takip etmiş ve bu tarihin kötü bir hatıra olarak unutulmamasma sebep olmuştur. Moğol istilâsı önünde de aynı şekilde Türkmen kitleleri bu ülkeye kaçıyor ve Moğol katliamından kurtulmaya çalışıyorlardı. 1277 yılında. Anadolu Türkleri'nin Alâaddin Keykubad devrini bir saadet devri olarak hatırlamaları ve bütün felâketlerin menşeini "Baycu y ılı" adiyle Kösedağ mağlubiyetine bağlamaları doğru olmakla beraber. Türkiye Devleti ordusiyle.

Anadolu'nun Türkleşmesi ve Türk vatanı haline gelmesi önlene­ memiştir. (494) Türkiye Selçuklu saltanatı. Karamanlılar ve Özellikle Memlukler tarafından eritildikçe Türkmenler de bu bölgeyi iskâna devam ediyorlardı.(492) Moğol istilâsı önünde kaçıp Anadolu'ya sığman Türkistan ve Iranlı pek çok âlim. edip ve mutasavvıflar Türkiye'de yükse­ len Türk-îslâm medeniyetinin gelişmesinde mühim bir rol oynamışlar ise de 1277'den sonra Selçuklu Türkiyesi'nde hüküm süren umumi çöküş bu inkişafı da durdurmuş. yüzyılın sonlarına doğru. şair. Türkiye Devleti tam bir iktidar mücadelesine HORASAN'DAN ANADOLU'YA 177 . Canik bölgesine adını veren yerli Hıristiyan Çan kavmi yavaş yavaş kay­ bolmuştur. geçitlerden ve Harşıt vadisinden inen Türkmenler bulun­ makla beraber bu havali daha ziyade Samsun'dan itibaren sahili takip eden Oğuz'ların Çepni boyu tarafından Türkleştirilmiş.lar'ın Balkanlar'dan naklettiği. Böylece Anadolu'da Türk nüfusu o kadar yoğunlaşmıştır ki. (495) X III. bunların temsilcisi nihayet Oğuz Han'ın torunlarından en asili sayılan Kayı boyuna mensup Osmanlılar idi ve yüzyıllarca dünya nizâmının davâcısı ve mihveri olmuştu.(496) Bu şekilde yavaş yavaş istiklâllerini kazanan Türkmen beylikleri. Moğol zorbalığının gittikçe kuvvetten düştüğü tarihlerde Türkmen beylerinin yer yer direnme­ leri görülmeğe başladı. Doğu Karadeniz bölgesine yay­ lalardan. Türkmen beylikleri Garp Türklüğü için yepyeni ve parlak bir tarih hazırlıyordu ki. mütefekkir. Moğol hâkimiyeti altında çöker ve Anadolu halkı ızdıraplı günler geçirirken. Türkiye tahtını ele geçirmek için birbirleriyle mücadeleye başladılar. Çökmekte olan Selçuklu saltanatının yıkın­ tıları üzerinde yavaş yavaş Anadolu Türkmen beylikleri kurulmuş ve bu beylikler Anadolu'da siyasi hâkimiyeti kendi aralarında taksim etmişlerdi. sanatkâr. Osmanlılar'ın Rum eli’ye geçişleri o tarafa doğru devamlı bir nüfus akınına sebep olmuş ve her halde Balkanlar'da kalan Şamani Türkler'le de karışmış ve kaynaşmışlardır. (493) Böylece Moğol istilâsı her ne kadar Türkiye Selçukluları hânedanına ve Türkiye Tarihi'nin bu ilk şanlı devrine son vermiş ise de. ancak Uc'larda kurulan Türkmen beylikleri bir dereceye kadar ilim ve kültür sahiplerine sığınak vazi­ fesi görmüştür. Peçenek ve Kuman Türkleri'ne de rastlamışlardı. Kilikya Ermeni Krallığı Selçuklular.

Fakat diğer Türkmen beylikleri ile çevrili olan Karamanlı beyliği. Türkmen babalan artık Osmanlı b e liğ i ile cihâd ve gazâ yolunda birleşiyor ve bu gazi uc beyliği sür'atle yükseliyordu. Osmanlılar'm Bizans'a karşı süratle ilerlemesi ve zaferler kazanması. Bursa henüz fethedilmeden önce civan evliyaların ve Türkmen ba­ balarının zâviye ve türbeleri ile dolarak. Osman Gazi. Selçuklular ve Danişmendliler ile Anadolu'da gelişen gazâ ve cihâd mefkuresi *Bk. bu mukaddes davâya bağlayarak kendi etraflarında topluyorlardı. 178 OĞUZ ÜNAL . Türkmen beylikleri arasındaki mücadeleler kıyasıya devam ederken. askeri işgalden önce mânevi fetih hazırlanmış ve Osmanlı ilerleyişi her yerde bu metoda göre gerçekleşiyordu. şeyhler. Moğol istilâsı ile yerlerinden atılan Türkler. Vakıflar Dergisi. n . Uçlarda Rumlar'a ve Ermeniler'e karşı cihâd ve gazâ hareketi de devam ediyordu. Ömer Lütfi B A R K A N . zamanla diğer Türkmen beylikleri aleyhine genişlemek ve cihâd bayraktarlığı sıfatını taşımak imkânlarını kaybetti. Müslümanları da. daha ilk günlerde Şeyh Edebali. Anadolu'nun fethi ve Türkleşmesini tamamlıyorlardı. bütün İslâm dünyasından ve Anadolu'dan gelen gaziler. coğrafi sahası. (497) İlhanlılar'm çöküşünden sonra Anadolu'da mevcud Türkmen beylikleri arasında Karamanlılar. Bu sebepledir ki. büyüklüğü ve tarihi rolü dolay isiyle Türkiye tahtının varisi gözüküyorlardı. zaferler kazandıkça gazâ ve cihâd mefkuresi­ nin bayraktarlığını eline alıyor ve Anadolu Türkler! arasında cazibe merkezi haline geliyordu.* Böylelikle Türkistan'da başlayan. Diğer Türkmen beylikleri Moğollar ve komşuları ile mücadele ederken.sahne oluyordu. Böylelikle bu Türkmen Beylikleri. şeyhler. Osmanlılar süratle Marmara sahil­ lerine doğru ilerliyor ve Batı Anadolu'da Bizans hâkimiyetini tasfiye ediyordu. dünya ve ahiretlerini kazanmak maksadiyle Osmanlılar'a koşuyorlardı. muta­ savvıflar. Türkmen babaları ve mutasavvıf dervişler onlann etrafınaa toplanı­ yor ve kâfirlere karşı cihâdı kuvvetlendiriyorlardı. Marmara sahillerinde fütuhat yapan ve süratle Balkanlar'a ayak basarak İslâmın ezeli düşmanı Bizans aleyhine geniş­ leyen OsmanlI beyliği. Dursun Fakih gibi din adamları ile işe başlıyor. Anadolu'da gazâ ve cihâd mefkuresini canlandırıyor. K olonizatör Türk Dervişleri. Buna karşılık BizanslIlar ve Hıristiyanlar karşısında cihâd yapan Batı Anadolu beylikleri TürkIslâm mefkuresinin temsilcileri durumunda yükseliyor.

bu mefkureleri ile yalnız Selçuklular'ın vârisi olmamışlar. aynı zamanda üç kıta üzerinde ve Akdeniz havzasmda hak ve adâlete dayanan yeni bir dünya nizâmı J a kurarak Türk ve İslâm tarih­ lerinin en ileri bir siyasi teşkilâtını da yaratmışlardı. OsmanlI­ lar. (499) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 173 . "A şire tçi" (tfibal) eski Türk hâkimiyet telâkkisi de. bu büyük in­ kılâp sayesinde devlet ve nizâm daima korunmuştur. Türkiye Selçukluları eliyle Osmanlılar'a devredilmiş ve büyük Gazi Süleyman Şah'ın kurduğu Deylet-i Ebed-Müddet (Türkiye Devleti) günümüze kadar yaşamıştır. Türkiye Selçukluları zamanından başlayan tekâmülünü tamamlayarak. mülk ü millet" gibi dört unsura dayanan yüksek mefkureleri ve devlet anlayışları ile kudret kazanmış ve Türkiye Selçuklu lan'ndan aldıkları mirası bu suretle en yüksek seviyeye eriştirniişlerdir. "D in ü devlet. Osmanlılar en imanlı ve ateşli bir uc gazi­ leri beyliği olmuş ve dayanılmaz bir kudret halinde yükselmişler­ dir.Bursa'da temerküz etmiş. Böylece büyük Gazi Alp Arslan'ın milli ve İslâmi mefkurelerle. çok daha üstün vasıfları ve elverişli şartları sayesinde Türkiye tahtının vârisi olurken. Malazgirt'te yükselttiği sancak. Nizâm-ı âlem uğrunda evlâd ve kardeşler bile feda edilmiş. (498) OsmanlIlar. daha kudretli bir mefkure ve teşkilâta sahip bulun­ muşlar. bu şekilde eski Türk devletlerin­ de zaaf unsuru olan eksiklikler tamamiyle yok olmuş. ilk defa olarak "merkeziyetçi" bir mahiyet almış. diğer Anadolu Türkmen beyliklerine nazaran.

.

nun kuruluşundan sonra, muntazam ordular iie "Rum beldeleri” ne (Anadolu'ya) yürüyen Türkler, 1040'dan 1071 senesine kadar, kendilerine mukavemet eden ve Bizans ordularına dayanak vazifesi gören, büyük yürüyüş ve ulaşım yollan üzerinde yer alan Erzurum, Erzincan, Bayburt, Niksar, Sivas, Kayseri, Amorlon, Konya başta olmak üzere bir çok şehir ve kaleleri tahrip etmişler ve 1071'de Malazgirt zaferinden sonra, Bizans mukavemetinin ciddi bir şekilde kırılması üzerine, bir kaç sene içerisinde Boğazlar'a ve Ege denizi sa­ hillerine kadar iieriemeğe muvaffak olmuşlardı. Cu ilerleyişten sonra Türkmenler (Oğuzlar) ve onlarla beraber gelen diğer Türk ulus­ larına mensup boylar ve oymaklar, yer yer Anadolu'ya dağılmışlar ve yerleşmeğe başlamışlardı. (500) Bu hadise çok mühim neticeler meydana getirmiştir. Bir kere Büyük Selçuklu Sultanları Alp Arslan ve oğlu Melik Şah ile değerli vezir Nizam ül-Müik, Türkistan'da sıkışıp kaian veya Horasan ile Irak-ı Acem'e yayılıp dağılmış olan ve buralarda ikide birde bir Seiçuk'lu şehzadesinin etrafına toplanarak İç isyanlaıa sebep olan ve Islâm ülkelerinde karışıklıklar çıkaran Türkmen boy ve oymakla­ rına, yay'ıak vc kışlak olarak, yeni fethedilen Anadolu ülkesini gös­ termişler ve bu ülkeyi iktâ ederek, yurt olmak üzere vermişlerdi. Bu yüzden Anadolu'ya zaten vuku bulan Türk göçleıi çok kesif biı mahiyet almıştır. (501) Bu Türk muhaceretini çağdaş Bizans ve "Ermeni tarihçileri çok canlı ve tafsilâtlı biı şekilde nakletmişlerdir; "Türkler sanki dünyanın her tarafından bu memleket için randevu vermişlerdi... Türkler'in kudreti doUyısiyle Rumlar şarktaki bütün şehir ve kaleleri bırakıp gidiyor; bu bölgeleri Tijrkler'e terkediyor; onlann buralarda yerleşmelerine imkân veriyor; hudutlaida kom­ şumuz olan Türkler her tarafı istilâ ediyorlar"dı. (502)' "1080 yılı Martına doğru Okyanus denizi berisinde (Anadolu'da) bulunan bütün Hıristiyan memleketleri Türkler'in istilâsına uğramış ve hiç bir vilâyet bundan kurtulamamıştı... Bir çok vilâyetler boşaldı ve artık Şark milleti (Bizanslılar) mevcut değildi". Türkler'in önünden kaçan "halk kitleler halinde birbirlerinin üzerine atılıyor; binlerce insan birbiıinin yolunu tıkıyor, çekirgeler gibi yeryüzünü kaplıyor ve her taraf insan dalgalan ile doluyordu".(503) "Böylece 1080 yılı Haziranında, denize kadar bütün beldeler Türkler'le doldu... Rumlar'ın devleti çöküntü halinde idi. Zira Türkler denizin berisinde kalan bütün memleketleri (Marmara ve Adalar denizi sâhillerinin şar­ kında Anadolu'yu) işgal etmişlerdi" (504) Yine çağdaş bir Bizans

182

OĞUZ ÜNAL

kaynağı: "Türkler Karadeniz, Marmara, Adalar (Ege) denizi ve Suriye denizi (Akdeniz) arasındaki bütün memleketlere hâkim ol­ dular" derken diğer kaynakları teyid eder. (505) Malazgird zaferini müteakiben vuku bulan Türk istilâ ve fütuhâtmı anlatan başka bir Bizans vekayi-nâmesi Türkler'in Anadolu'ya eskisinden farklı olarak, bir yağrnacı değil, artık işga! ettikleri böl­ gelerin hakiki sahibi sıfatiyle girdiklerini beyan ederken, durumu dalıa isabetli bir görüş ve kavrayış ile tayin etmiştir. (506) Türk istilâ ve fütuhâtmın önünden kaçan Rumlat'dan başka B i­ zans İmparatorları tarafından Anadolu'dan Balkanlar'a nakledilen Rumlar'a veya Rumlaşmış halklara dair haberler de çok dikkate şayandır. Gerçekten bir Süryani tarihçisine göre: "Türkler'e yenilen Rumlar bir daha onlara karşı duramadılar. İmparator Mihael'i korku almıştı. Korkak ve kadınlaşmış müşavirlerinin sözlerine bakarak bir daha sarayını bırakıp Türkler'e karşı çıkmadı. Hıristiyanlara acıya­ rak adamlar gönderdi ve Pont (Danişmend ili)'da kalmış olan halkın bakiyelerini, eşyaları ile birlikte, atlara ve arabalara yükletti; denizin ötesine (yani Anadolu'dan Balkanlar'a) nakletti. Böylece ahalisiz kalan bu bölgelere Türkler'in yerleşmesine yardım etti. Bu sebeple de İmparator herkesin tenkidine uğradı". (507) Bu hadise ve kayıt Anadolu'nun Türkleşmesi tarihinde hususi bir ehemmiyet taşır. (508) Büyük Türk muhacereti ve Anadolu'nun Türkleşmesi hakkında mevcut sayısız kaynaklar arasından yukarıda verdiğimiz vesikalar tarihin bu mühim meselesini, ana batlarıyla, aydınalatacak bir kıymet taşır. Bu ana vesikalar Malazgird zaferini müteakip Anado­ lu'nun nasıl sür'atle Türkleştiğini göstermeğe kâfidir. Böylece,Türk tarihinde Hun, Gök Türk, Selçuklu ve Osmanii gibi tarihin azametli mnparatorlukiarını kuraıi kudretli ve büyük Oğuz kavrni, Sırderya havzasından, Aral ve Hazaı denizi sahillerinden garba doğru göçerek, binlerce kilometre uzakta bulunan Anadolu'ya gelmiş ve burasını takriben elli yıllık bir mücadele ve cihâd devresi sonunda kendisine vatan yapmıştır. Anadolu, tarihinde, bir çok kavim, din ve kültür­ lere sahne olduğu veya bunların kıtalar arasrîhtikalinde köprü vazi­ fesi gördüğü haldsi-hiç biı .zamaıij, Türk i.ştilâ ve fiJtuhâtı devrinde olduğu gibi, etnik, dini ve kültürel bakımlardan bu derece külli ve sür'atii bir inkiiâba uğramamıştı. Araplar, Emeviler ve Türk ordusu

HORASAN'DAN ANADOLU’YA

183

ile birlikte Abbâsiler zamanında, iki asır kadar Anadolu'yu fethet­ mek ve İslâm'ın ezeli rakibi olan Bizans İmparatorluğu'nu çökert­ mek için giriştikleri fasılasız ciliâd ve gazâiara rağmen, bu büyük vazifeyi başaramamışlardı. Selçuklular'ın kısa bir zaman içerisinde bu ülkeyi feth ve kendilerine vatan yapmalarında, kudretli ordulara ve eşsiz bir stratejik dehaya sahip olmaları yanında, bir milletin top­ tan muhacereti birinci derecede rol oynar. (309) Bu sebeple Türkiye tarihini yeni bir ruh ve metodla ele alıp onu dünya tarihi içerisinde enteresan bir mukayese zeminine oturtmak is­ terken, üzerinde durulması lâzım gelen en mühim konulardan birisi şüphesiz, ''tarihin demografik âmilleri'tdir. (510) Gerçekten Türkiye tarihinin başlangıcını, Türkiye Selçukluları, OsmanlIlar, vs. gibi muhtelif devir ve hususiyetlerini, Türkiye Devleti'nin bu muhtelif devirlerdeki askeri, idari ve hukuki teşkilâtını; içtimai, iktisadi ve kültürel yapısını tetkik ve izah etmek İsterken, bu muhtelif devir ve medeniyetlere has nüfus imkân ve zaruretlerini, memleket nüfusunun kütlesi, kesafet ve dinamizmi, coğrafya üzerin­ deki yayılış ve konuş şekli, yer değiştirme imkân ve sür'ati, artış nisbeti, yaşlara, cinsiyete, meşguliyet nevilerine, çeşitli boy ve oyrhaklarm yerleşme tarzına göre terekküp tarzı vs... gibi "demogra­ fik âmiller"i hesaba katmak ilmi bir zarurettir. Bu güne kadar tarihçilerin bu meseleye ciddiyeile eğilmemiş ve "demoğıafik âmiller"i hesaba katmamış olmaları,* Türkiye tarihi'nin bir çok yönlerinin ilmi bir izahtan mahrum kalmasına dolayısiyle 'Türkiye Devleti'nin Kuruluşu" vt "Anadolu'da Yeni Türk Vatanı'nin Teşek­ külü" meselelerinin lâyıkiyle anlaşıiamamasına sebep olmuştur.(511) Nitekim, Seiçuklu-Bizans hudutlarındaki uc gazileri diyarında teşek­ kül eden "Türkiye Devleti"nin kısa bir müddet içerisinde, başdöndürücü bir hızla büyüyerek, tarihin akışını asırlarca değiştirecek kudrette bir imparatorluk haline gelmesi ve yeni bir din ve kültürün taşıyıcısı olarak, eski Bizans İmpaıatorluğu'nun enkazı üzerinde kurulan bu yeni devletin bir Türk-İslâm devleti hüviyetiyle tarih sahnesine çıkabilmesi hadisesi tarihçiler arasında henüz tam anlamıy­

*Burada Prof, M. Fuad K Ö P R Ü L Ü , Prof. Öm eı Lütfı B A R K A N , ve Prof Osman TUJRAN'ı, b u konudaki ilk ve değerli çalışm alarından dolayı, ayrı tu ttu ğ u m u zu derhal belirtelim.

184

Oğ u z ÜNAL

la izah edilememiş bir meseie halinde münakaşa edilip durmaktadır.(512) Eski Osmanli tarihçilerinin ve Özellikle Hoca Sadeddin Efendi'den sonrakilerin, Türkiye Devleti'nin kuruluşu hakkmdaki yanlış tutumları malumdur. Onların bütün gayretleri ve dikkatleri yalnız bir nokta üzerinde toplanmıştır: Münhasıran Osmanlılar'a ait kaynaklar bularak, Türkiye Devleti'nin kuruluşu meselesini münhasıran bu kaynaklar vasıtasiyle halletmeğe çalışmak! Bu bü­ yük problemi bu kadar dar bir çerçeve içerisinde anlamağa kalkı­ şınca, yani Türkiye Selçukluları tarihini görmezlikten gelerek, sadece X IV . asır Ösmanlı tarihine ait kaynaklar bularak meseleyi onlar vasıtasiyle halle çalışmağa teşebbüs edince, şimdiye kadar olduğu gibi, bir çıkmaza girmek, evvelden mukadderdir. (513) OsmanlI tarihçilerinin, Türkiye Devleti'nin Kuruluşu'nu, X III. asır­ da Anadolu'nun kuzey batısmda Selçuklu-Bizans sınırları üzerindeki dört yüz çadırlık bir aşirete isnad ederek, bu hadisenin izahı için Türkiye Selçukluları tarihinin ve X I. ve X IV . asırlar Türkiye tari­ hindeki siyasi ve içtimai-şartların hiç düşünülmemesi, tarihi bakım­ dan affedilmez bir hatadır. (514) Bu meselenin bu nevi biı anlayış yoliyle tatmin edici bir izah şekline ulaşamayacağını takdir eden bir kısım Batılı tarihçiler de, Türkler hakkmdaki, iyice araştırılmadan teşekkül etmiş menfi kana­ atleri sebebiyle ve bu büyük tarihi meseleyi daha geniş kadrolar içinde düşünmeğe belki de gönülleri razı olmadığından dolayı, içinden çıkılmaz faraziyelerle tarihi hakikati zorlamağa girişmiş­ lerdir. Onlara göre, fütuhatın çekirdeğini teşkil eden gâziler'in Islâm dinini yayma uğrundaki mücadeleleri Bizans Anadolu'sunda meyvelerini verdi. Bu sayede BizanslI Rumlar sadece isim ve din değiştirerek tarih sahnesine yeni bir ırk ve millet halinde ve üzerle­ rine yeni vazifeler almış olarak çıktılar. Ve İslâmi bir leıık ve cilâ altında eski Bizans İmparatorluğu'nu ihya ve devam ettirdiler. He­ nüz göçebe hayalının itiyatlarını muhafaza eden ve üstün bir mede­ niyet kurma kabiliyetinden yoksun bulunan bir avuç Türk'ün bu tarihi oluş içersindeki rolü, olsa olsa bir din yayıcılığından, bir misyonerlik faaliyetinden ibarettir. Böyiece Türkiye Devleti, Rum vezir ve idareciler taraiftıdan Türk Hanedanlarının etrafında, eski Bizans'ta görülen teşkilâta göre kurulmuş oldu. Bu yeni devleti kurmuş olan bir avuç Türk'ün yeni devletin hamuru içindeki rolle­ ri ve hisseleri de ehemmiyetsizdir. Türkler, yalnız yeni bir impara­ torluk kurmak için kendilerine lüzumlu devlet adamlarını değil,

HORASAN'DAN ANADOLU'YA

185

bütün bu farazi­ ye ve görüşler bizi tatmin edici bir ruh ve metodla işlenmiş değiller­ dir. Osmanoğulları idaresindeki. Bu suretle İslâmi bir renk ve cilâ altında devam ettiği farzedilen bu yeni devletin tarihi tekâmülündeki sır. (516) O halde bu çıkmazdan kurtulmak ve Türkiye Devleti'nin kurulu­ şunu ve Türkiye îarihi'nin karanlıkta kalmış bir çok yönlerini tarihi gerçekliğe uygun ve ilmi bir şekilde izaîı edebiîmek için. Anadolu’da teşekkül eden Türkiye Devleti ile bütün Türk-İslâm dünyası arasındaki müna­ sebetleri ve bu âlemin muazzam insan kaynaklarını hesaba katmıyor ve 400 çadırlık bir aşireti koskoca bir Bizans medeniyeti ile karşı karşıya bırakıyor. vs. Türkiye tarihinin muhtelif devirlerindeki 1S6 OĞUZ ÜNAL . diğer taraftan bu tarihi oluşumun lâyjkiyle anlaşılabilmesi. bir taraftan "Anadolu'nun Türkleşmesi" ve "Tür­ kiye Devleti'nin Kuruluşu". önüne geçilmez bir kuvvet halinde kalkınarak memleketleri ve kültürleri alaşağı ettiğini görünce. bir ıiıüddet sonra Anadolu yaylalarındaki boşluğun. Türk-İsiâm Sancağını Tuna boylarından Viyana önlerine kadar götürmüş olan bu muhteşem hamlenin kuvveti hakikaten mucizeli bir hal alıyor ve ilmi ve tarihi izahını bir türlü bulamıyor. ilmi olmak ve böylesine büyük bir tarihi oluşu izah etmek iddiasında bulunmalarına rağmen. gibi kroniklerden sonraki devirlerin ve özellikle Hoca Sadreddin Efendi'den sonraki Osmanlı tarihçilerinin izah tarzları gibi Batılı tarihçilerin de bu konudaki görüşleri bu meseleyi izah etmekten çok uzaktırlar. Bu suretle bomboş bir Anadolu'da sürülerine ot­ lak bulmak için başıboş dolaşan bir göçebe topluluğu günün birinde heybetli Bizans surları önündegösteren hayali bir tablo ile başlattık­ ları tarih sahnesinde. Bu sebeplerle. yani nüfus meselelerini tarihi tetkikler esnasında hem sebep ve hem de neîice olarak tetkik etmek kaçınılmaz bir zarurettir. Türkiye tarihini ve özellikle kuruluş devirlerini incelerken. "O ruç B e y ". (515) A çıkça görülüyor ki. bir türlü izahı bulunamayan bir tarihi oluş karşısında bulunduklarını hissediyorlar.imparatorluk harplerinde kan dökecek askerleri dahi yerli unsurlar (Rumiar) arasından tedarik etmişlerdir. İlk OsmanlI tarihçileri olan "A şık Paşazade". Bütün bu görüş ve faraziyeler. bütün bir feo­ dal Batı âlemini mağlub eden Türk-İslâm kültür ve medeniyetiniii manâsı. "damogıafik ârniller"i.

c. nüfusun konuş tarzında bir değişikli­ ğe. Türk H u k u k ve İktisat T anhi Mecmuası. Hülâsa. tarih boyunca da. ''Bizans Müesseseîerinın Osmanlı Müesseselerine Te­ siri H akkında Bâzı M ülâhazalar".. demografik amiller nazara alınmadıkça izahsız kalmaya mahkumdurlar. diğer bir deyişle "demografik âmiller” tarihin diğer âmilleri yanında. İstanbul 1 9 3 i. iktisadi gelişmeler. Türkiye Devleti'nin teşekkülü devrinde »Türkiye Üevieti'nin teşkilât ve muesseı>elerinin ınenşeinin OrtaZam an Türk-îslâm dünyasından geldiğini ve bu teşk ilât ve iniiesseselerin tekâm ül seyrinde. tarihte tetkik konusu yapılabilecek kadar az-çok büyük bir ehemmiyet arzeden her hâdisenin demografik sahada dai­ ma bir aksi ve neticesi bulunmaktadır. isyaniar.: M. Fuad K Ö P R Ü L Ü . En yeni iktisadi ve iç­ timai urih araştırmaları bize iktisadi tesirlerin bile insan unsuruna ve demografik durumun arkasından ve onun neticesi olarak tarihi hâdiseleri harekete geçirdiğini. f)u gün olduğu gibi. Diğer taraftan. Nitekim. Bizans'ın iıiç bir ciddi tesiri bu lunm adığı m uhakkaktır. Bizans'ın feodal zirai rejimi yerine Türk-İslâm dirlik sisteminin vT^ra^i 'rejimînm yerleşmesi. kalabalık nüfus küt­ lelerinin yer değiştirmelerine.. vs. Türkiyat Enstitüsü Yay. Bu k onuda geniş bilgi için şu eşsiz esere b k . devletlerin teşekkülü veya parçalanması nevinden siyasi veya askeri büyük hâdiseler. iktisadi ve içtimai yapı. teknik terâkkiler.. çok defa kendi ehemmiyetleriyle mütenasip olarak. bir harita üzerine dökülüp değerlen­ dirilebilecek olan bir takım nüfus hareketlerine sebep olmaktadır ve aynı şekilde bu nüfus hareketlerinin de bir neticesi olarak meydana gelmektedirler.* çeşitli içtimai smifiar arasındaki münasebetler. HORASAN'DAN ANADOLU'YA 187 . Türk-İslâm kültür ve medeniyetinin yayılış tarzı ve sahası. sh. tarihin yapıcı kuvvetleri olarak hâdiselerin "niçin"lerini izah hususunda büyük bir ehemmiyet arzetmektedir.. teşkilât ve müesseselerin mahiyetleri ve zaman içerisindeki gelişmeleri.hâdiselerin karmaşık bir şekii alması ve fütuhatın devamlı neticeler elde edebilecek şekilde hep aynı istikamette genişleyip gitmesi. I (1931). kısacası rakamla ölçülebilen. Bilhassa. 165-313. siyasi ve içtimai büyük gelişmelerin bilhassa demografik gelişmelerle iktisadi konjonktür arasındaki münasebetlere bağlı olduğunu isbat etmektedir. demografik yapı tarafından sıkı bir şekilde "tayin ve icap" edilmektedir.Ve bu sebeple nüfus meseleleri.

asırdan başlayarak X IV . Fethi müte­ akip ülkenin her tarafı Oğuz (Türkmen) kümeleri ile doldu. Anadolu'da toplanmıştı. eski Oğuz ülkesi olan. 1071 yılındaki Malazgird zaferini takip eden 8-10 yıl içinde Türkmen'ler tarafından baştan başa açıl­ mıştı. X I.~ asırlar arasm^a—lik k is tan. "VE~XI1I. Je tih te n sonra Anadolu ile Türkistan arasında bir göç kanalı meydana gelnTİşti. bu hususu çağdaş Bizans ve Ermeni tarihçileri ile Süryani kaynak­ ları da. (517) Gerçekten Bizans Anadolu'su. Sır Derya boylarında bulunan Dede Korkut'un mânevi şahsiyeti bile. açıkça kaydetmişlerdi. eski yurtlarından göç ederek. destan­ ların yanında. Anadolu veya İstanbul'da değil. tek bİr kumanda altında ve muntazam bir plân dahilinde de yapılmamıştı. başlangıçta. Halbuki bu Türkmen fetihleri. Kâşgarlı Mahmud'un Oğuzlar'a dair söylediklerini bu bölgedeki Türkler'in dil ve davranış­ larında. bir çok tarihçilerin ve dilcilerin sandığı gibi. Anadolu'ya gelirken maddi ve manevi harslarını da beraberlerinde getirdiler. daha Anadolu'ya gelmeden önce. Bunlar Türkistan ve Horasan'da yaşayan soydaşları tarafından daima besle­ niyor ve yeni gelenler ile sayıları daima artıyordu. Günümüzdeki Anadolu Türkleri'nde ataları olan Oğuziar'ın harsları.(518) Oğuzlar. ka­ sabalar ve köylerde toplanmalarında büyük ve manâlı değişikliklerin vukua gelmiş bulunması zaruridir. Oğuz Türkçesi. ruhi davranışları ve antropolojik vasıfları hâkimdir. Oğuziar'ın Anadolu'ya getirdikleri harsları ve bu arada her türlü gelenekleri bütün hususiyetleri ile zamanımıza kadar kuvvetle yaşayıp gelmiştir. Sonuç olarak Anadolu'nun pek büyük bir kısmı X I. Türkler ile meskun herhangi bir bölgesinde.(5T9) Bugün. asra kadar devam eden kesif göçler ile her bakımdan bir Oğuz (Türkmen) vatanı vasfım aldı ki. biraz yukarıda belirttiğimiz gibi. Anadolu'ya geldi. Böylece Oğuziar'ın ezici çoğunluğu. Hattâ 188 Oğ u z ÜNAL . herhangi bir kimse Anadolu'nun . Herasarr^e Azerbaycan'dan Anadolu'ya birbiri arkasından kalabalık Türkmen kütleleri gelmişti. Bizans Anadolu'sun­ da yeni bir şekilde yer vc yuıt tutmalarında. Mezarı. gelenek ve göreneklerinde açıkça müşaiıade edebilir. imparatorluğun hudut­ ları içerisinde yeniden meydana gelen iktisadi sahalarda ve iş haya­ tında ihtisaslaşmalarında. Türkistan'da iken bugünkü hususiyetle­ rini taşıyor ve orada da Türk lehçelerinin en incesi ve en zarifi olarak vasıflanıyordu.onun hayatına mutlak surette ve birinci derecede iştirak etfniş olan Oğuziar'ın (Türkmenler’in) coğrafi yayılışında. toprağa yerleşmelerinde veya şehirler.

asırlara doğru yapılan büyük çapta iskân işlerine ve nüfus hareketlerine ait mevcut kayıtlan tetkik ve toponmie tetkikiyle tamamlamak suretiy­ le. Türkiye Devleti XI. Fuad KÖ PR'Ü LÜ . açıktır. ve X III. Mjsır. (520) Bnvle derin ve ilmi sebepleri ile Türkiye tarihi tetkik edilecek olursa.bu kimse Dede Korkuı aestanlanndan bazılarınıtı Anadolu'da hâlâ yaşadığını görmekle hayretler içinde kalabilir. Oy»a ki Türkistan'da­ ki Türkmenler bunları çoktan unutmuşlardır Bu izahlardan da açık­ ça anlaşılacağı gibi. X I. X II. ve X III. bilgi ve tecrübeye sahip insanları ve mânevi kuvvetleri kendi arka­ sında buldu. (522) Gerçekten. Anadolu'yu dolaşmak lâzımdır. (523) Demek oluyor ki. lıâdiselerin ilmi bir şekilde ve tarihi gerçekliğe uygun olarak anlaşılabilmesi için. asırlarda Anadolu'ya göçeden Türkmenler ile diğer Türk ve İslâm dünyası sıkı bir münasebet ha­ linde bulunmakta idi ve Türkiye Devleti. Suriye ve Rusya arasındaki büyük muhaceret yolları üzerinde kurulmuş bulunan Büyük Selçuklu Imparatorluğu'nun iktisadi ve kültürel gelişmeleri " ile "Büyük Türk Muhacereti neticesinde Anadolu'da ortaya çıkan yeni vaziyet" ve "Orta Doğu'daki Moğol istilâsının bu yeni vaziyet üzerindeki tesirleri" gibi meseleler üzerinde de özellikle durulması gerekir. "Orta Asya. teşekkül etmeğe başladığı yıllarda. "Anadolu'daki nüfusun göçebe. Oğuz Türkleri’nin asıl ve gerçek mümessillerini görmek için Türkistan'ı değil. bu kadar geniş hudutlar içerisinde kaynaşmakta olan bir âlemin dört bucağında meydana gelen dini ve içtimai cereyanları. asırda Anadolu'da cereyan eden içtimai ve siyasi büyük değişmelerin bir neticesi gibi görünecek ve bu sayede de Türkiye tarihinin karanhkta kalmış bir çok meselelerini anlaşıla­ bilir bir şekilde ortaya koymak mümkün olabilecektir. hiç bir tereddüde yer vermeye­ cek kadar. Türkiye Selçukluları'nm iskân siyasetleıinin bazı esaslarını tesbit etmek imkânı bulunduğunu kaydetmektir. tarihi vesikalarda. Nitekim Pıof. Türkiye Devleti'nin HORASAN’DAN ANADOLU'YA 189 . Türkiye Devleti'nin Kuruluşu meselesinde. (52m) Aynı şekilde muhtelif tarihlerde vukua geldiği muhakkak olan bu büyük hacimdeki kesif nüfus hareketlerinden başka. köylü ve şehirli nisbetleri"yle. İşte bu âmiller sayesindedir ki. bu önde gelen hâdiselerin büyük rolü olduğu. aynı surette ehemmiyetli olan.

(526) Nitekim. Diğer taraftan eğer toplu halde İslâmlaşmalar olsa idi. Müslüman oian bu yerli halk topluluklarını Bulgaristan'daki Pomaklar. Süryani ve Arap kaynaklarında bugüne kadar herhangi bir kayda rastlanmamıştır. büyük muhaceret dalgalarıyla Anadolu'ya giren kesif Türk­ men kitleleri. eğer o kavim yeteri kadar nüfus fazlalığına sahip değilse. G irit’teki Müslümanlar.(524) Esasen Anadolu'da. Bu saydığımız halk toplulukları Balkanlar'daki Osmanlı fütuhâtı sırasında Müslüman olmuşlardı. Türkislâm kültürünü hâkim kılmışlardır. başta dili olmak üzere. Bu da bir kavmin bir yerdeki siyasi hâkimiyeti ne kadar uzun sürerse sürsün ve o yerdeki yerli halkın medeni seviyesi ne kadar geri bulunursa bulunsun. Bizans. bilhassa ilk yıllardaki koruluş devirlerinde. Türk. Nitekim Türkiye tarihinde. nereden bulmuş olduklarını anla­ mak mümkün gözükmektedir. bilhassa İstanbul'un fethine kadar. milli hars ve kültüs^rünün o yerde hâkim duruma gelmesi mümkün olamıyor. kendi ana dillerini konuşur görecektik. kütleler halinde İslâmlaşma hâdisesi gö­ rülmüş değildir.sür'atle kuruluşu mucizesini izah etmek ve Türkleştirilmiş Bizanslıiar. akıl ve siyaset adamını Türkmenlerin. Türkleşmiş Rumlar'ın ve yerli halkların yardımına muhtaç olmadan daha evvelki emsali Türk İmparatorluk­ ları gibi büyük bir İmparatorluk kurmak teşebbüsünde bu kuv- 190 Oğ u z ÜNAL . o da aralarına yeter derecede ve kesa­ fette Türk nüfusunun girmemiş olmasıdır. 1000 evlik de olsa. Bu şekilde geniş Türk ve İslâm dünyası ile devamlı temas halinde olan Türkiye Selçukluları. Islâmiyeti kabul etmiş yerli halklar faraziyesitıe başvurmağa lüzum kalmadan. Bu şekiide Türkiye Devleti'nin idari ve askeri teşkilâtı Büyük Selçuklular’ın ve Oğuzlar'ın devlet ve idare ananelerine ve askerlik prensiplerine göre tesis edilmiş ve devlet işlerinde başlangıçta daha fazla Büyük Selçuklu ve Oğuz idari teşkilâtına mensup yüksek Türk-İslâm aristokrasisi ve memurları kullanılmıştır. kitle halinde iıerhangi bir İslâmlaşma hâdisenin vuku bulduğu hakkında. Balkanlar'daki Arnavudlar ve Boşnaklar gibi. Türkiye Devleti'nin kurulması için lâzım gelen kan ve kol kuvvetini. (525) Burada yeri gelmişken şu içtimai ve kültürel kaideyi hatırlama­ nız yerinde olacaktır. Fakat bu kitlelerin Türkleşmemesinin tek bir sebebi vardı ki. Türk Tütuhâtı önünden kaçan Rumlar ve diğer yerli halklar tarafından adeta ıssızlaştırılmış bulunan Anadolu'da ezici bir nüfus üstünlüğü meydana getirmişler ve bu sayededir ki. Ermeni.

boylarından oymaklar yerleştirmişlerdir. hakiki bir izahını yapmak ve tarihi oluşumu gerçek yönleri ile anlamak mümkün olabilecektir. Gerçekten. Denebilir ki. Anadolu'yu X I. Türkiye Devleti'nin teşekkülü ve Anado­ lu'nun Tütkleşmesi'nde "demografik âmiller"in önemini göstermek­ tedir. asrın sonlarında tamamen bir Türk vatanı yapmıştır. Ve ancak bu âmillerin lâyikiyle anlaşılması iledir ki.vetierden istifade ermiş ve kendilerine lâzım gelen her türlü unsurları bulmuşlardır. aralarına başka Oğuz. ordulardan ziyâde bir mil­ letin (Türkler'in) ve özellikle Oğuzlar'(Türkmenler)ın Anadolu'ya toptan muhacereti ve iskânı sayesinde tamamiyie ve ani olarak değişmiştir. (528) Türkmenier'in en mühim bir kısmı büyük muhaceret dalgalan ile Anadolu'ya gelmişlerdir. sadece bir muharebeler ve andlaşınalar tarihi. Anadolu'nun etnik siması. Türkiye Selçukluları'nın. Türk göç­ lerini çok akıllıca bir siyasetle iskâna tabi tutmuşlar. dünya Türk nüfusunun en azından üçte biri. eski Müslüman ül­ keleri örneğinden bir devlet ve medeniyet kurmak için lâzım gelen bütün unsurları birlikte getirmiş veya sonradan celbetmiş oldukları­ nı söylemektedir. Paui vVITTEK de. bir hanedan­ lar destanı olmaktan kurtarılarak. (527) Nitekim Prof. "büyük Türk Muhacereti" ve "Anadolu'nun Türkleş­ mesi" meseleleri hakkında elimizde mevcut sayısız kaynaklar arasın­ dan biraz yukarıda verdiğimiz seçme vesikalardan da açıkça anla­ şılacağı üzere. Türkiye Devleti'nin kurucuları olan Tür­ kiye Selçukluları (ve onların vârisi olan Osmanoğulları). (527/A) Bütün bu açıklamalar. diğer bir deyişle. Türkiye tarihinin. boy ve oymakların yıkılmalarına ve dağı­ tılmasına çalışmışlar ve bu ulusları meydana getiren boy ve oymakla­ rın her birini büyük mesafelerle dağıtmışlar. bu ulus. İslâmiyete kazanılmış olan bu "Bilâd-ı Rum"de. Türkmenier'in ileride kabile asabiyetleri etrafında toplanarak ayrı ayrı zümreler ve devletler meydana getirmemeleri ve tefrikaya düşmemeleri için aynı Oğuz boy ve oymaklarının belirli bölgelerde birikmelerine mü­ saade etmemişler. Bu kesif Türk muhacereti. bu yarım asir içinde Anadolu'ya göç etmiştir. HORASAN’DAN ANADOLU’YA 191 . fakat Anadolu Türk birliği. Bu şekilde Oğuzlar'ın yüzlerce yıldır asabiyetle muhafaza ettikleri 24 boy teşkilâtı Anado­ lu’da >on bulmuş.

Anadolu'nun kuzey taraflarına daha çok Bozok grubuna mensup 12 ulusun boyları. Ankara metropolit'inin İs­ tanbul Synode meclisine başvurarak buradan Amasra piskoposluğu gibi küçük bir yere tâyinini istemesi bu durumu çok güzel ifade eder. Anadolu'da 24 Oğuz ulusunun tamamından boylar ve oymaklar mevcut olmakla beraber. Anadolu’nun fethinde büyük rol oynayan Yıva ulusu ile diğerleri dördüncü derecede kalmışlardır. Çorum. bölgede çok az Hıristiyan bulunduğu ve bu sebeple de geçim sıkıntısı çektiği için. yerlerini terkederek batıya doğru çekildik­ leri için. Nitekim II. İğdır. kesif bir şekilde Tüı kleşmişti. Çankırı ve Eskişehir vilâyetleri. ve X III. (532) Türkmen ulusları. Çepni. Döğer. sonradan Müslüman olarak Türk fatihlere karışmışlar ve dolayısiyle. 24 boy teşkilâtı inhilâl ettirilerek.Türkiye Türklüğü teşekkül etmiştir.(529) Bugün Anadolu'da mevcut Öğuz (Türknıen)~aşrretleri üzerinde yapılan tetkikler ile Türkmen ulus. baha fazla bir kesafette muhtelif bölgelere yerleşen uluslar. Anadolu'­ ya dağıtılmış olmakla beraber bgnlar her bölgeye aynı kesafet derecesinde yerleşmemişlerdir. Kayı ulusları bundan sonra ikinci derecede kesafeti teşkil etmek üze­ re dağılmışlardır. Kırşe­ hir. Salur. bunlar da aynı kesafet derecesinde bu ül­ keye dağılmış değillerdir.(530) Gerçekten Ankara. (531) Bizans İmparatorluğu zamanında çeşitli maksatlarla Anadolu'ya nakledilerek iskân edilmiş bulunan muhtelif Türk illerine mensup gayri müslim Türkler de. Bu tetkikler bize Anadolu'nun eski yerli halklarından daha kesif ve hattâ ezici bir üstünlüğe sahip yeni bir Türkmen nüfusunun Anadolu'ya geldiğini göstermektedir. ilk gelen Türkmenler'e yurt ve Dılak vazifesi gördüğü ve esasen bu havâlinin yerli halkı. Kastamonu. 1173 yılında. Kılıç Arslan zamanında. boy ve oymaklarının adlarını taşıyan kaza. ilk Türk akın ve istilâları önünde. Başat ulusları üçüncü derecede kesafet göstermektedirler. güney taraflarına ise Üçok grubuna mensup olan diğer 12 ulusun boyları yerleşmişlerdir. Birinci derecede kesafeti teşkil eden. X II. kendi 192 Oğ u z ÜNAL . Yozgat. Türk muhaceretinin en kesif olduğu. ırk bakımından Türk kesafetinin miktarını artırmışlardır. Bayındır. Afşar. asır vakıf kayıt­ ları da bu durumu açıkça göstermektedir. Selçuklu ailesinin mensup olduğu Kınık ulusudur. nahiye ve köy isim­ lerinin incelenmesinden ve bir de Kanuni Sultan Süleyman zamanına ait arazi tahrir defterlerinin gözden geçirilmesinden çıkan netice budur.

orada da ekseriyeti kazanmışlardır. asır başlarından itibaren de Lfkya ve Kilikya dağlarını aşarak Akdeniz salıiüerine inmişler ve oralarda da ekseriyeti teşkil etmişler ve daha sonraları Kilikya ovalarını iyice işgal ederek. Kayseri. yavaş yavaş Batı Anadolu'nun dağlık bölgele­ rine geçerek. Bu yüzden Anadolu'da Oğuz lehçesinin muhtelif şiveleri doğmuştur. oralara intibak etmeğe çalışmışlar ve bu yüzden evvelâ dağlık bölgeleri ihmal ederek ovalara yerleşmişler ve bilhassa Kızılırmak men'oalarından itibaren Kütahya'ya kadar uzanan Orta Anadolu'nun geniş ovasına büyük bir kesafetle yerleşmişler ve burada eski ahaliye nazaran ekseriyeti kazanacak bit hale gelmişler­ dir. Oğuzlar'dan başka diğer Türk illerinden ve uluslarından ve meselâ Karluklar'dan. Orta Anadolu'da yerleşen Oğuzlar'ın ekseriyetini Kınıklar teşkil ettiği için. HORASAN'DAN ANADOLU'YA 193 . Anadolu'ya bu yerleşmeler sırasında. Kalaçlar'dan. Kapcaklar'dan ve Ağaçeriler'den de muhtelif boy ve oymaklar da gelmişlerdir. diğer taraftan da İlgaz ve Canik dağlarmı aşarak. Fakat bunların Anadolu'nun ilk fethi sırasında mı. Uygurlar'dan.hususi şivelerini yaşatarak. Burada iyice çoğaldıktan ve yerli iıalkı de eriterek kendilerine temsil ettikten sonra. Çiğiller'den. Anadolu'ya yerleşen ve 24 boy teşkilâtı inhilâl eden Oğuz ulusları ya yerleştikleri bölgelerin adına nisbetle. yahut da etrafına toplanmış oldukları aile veya reislerin ismine izafetle veyahut da kendilerini birleştiren bir küçük oymağın ismine nisbetle yeni yeni uluslar. bir taraftan Ege sahillerine doğru yayılırken. boylar ve oymaklar meydana getirmişlerdir: İnallu. bu gün Konya. Kanıklar'dan (yani Kiymaklar'dan). bulundukları bölgelerde azınlıkta kalan­ lara dil itibariyle hâkim olmuşlardır. Sivas ve Ankara gibi Orta Anadolu'nun büyük merkezlerinde konuşulan ve daha X III. bunların konuştuğu şive diğerlerine nazaran üstün gelmiş ve yavaş yavaş iiıüşîerek bir dil teessüs etmiştir ki. yoksa daha sonraki göçler sırasında mı geldiklerini kesinlikle bilemiyoruz. Karamanlu. daha ziyade kendilerinin evvelce yaşadıkları şartlara uygun topraklar arayarak. asırdan itibaren teşekkül etmeğe başlayan ve daha sonraları Batı Anadolu'ya ve nihayet İstanbul'a gelen edebi Türkçe'­ nin yani yazı dilinin esası da bu şekilde yine bu Orta Anadolu şe­ hirlerinde meydana gelmiştir. Karadeniz sahillerine doğru yayılmışlar ve X II!. Biz bu Türk uluslarının izlerine Anadolu'da tesadüf ediyoruz. Anadolu'ya gelen Oğuzlar ile diğer Türk ulusları step kavmi ol­ dukları için.

Akçakoyunlu. Ramazanlu. Germeyanlu. Ku^temirlü. Tuharlu. 194 OĞUZ ÜNAL . Elvanlu. A ynı şekilde Türkmenler arasında bir gruba verilen Tahtacı adının da kavmi (etnik) hiç bir manâsı olmayıp. Menemenlü. yarı göçebe oymaklar anlamını ifa­ de etmiş ve bu. Tekelü. Esenlü. Ruınlu. Türasaniu. Çimişkezeklü. evvelce inhilâl eden 24 Oğuz ulusunun muhtelif oymakları­ nın içinden bir araya gelenlerinden teşekkül eden topluluklardır ki. zamanlınıza kadar gelmiştir. Turhanlu. Bunlar daha ziya­ de köyler ve kasabalar kurarak veya çoğu terk edilmiş eski köy ve kasabalara yerleşmek suretiyle yerleşik hayata geçiyorlardı. Turgutlu. Bu Türkmenler'in çoğu­ nun köyleri orman «teklerinde bulunur. Buna göıe Yörük adının kavmi.Elbeylü. (534) Anadolu'ya gelen Oğuzlar'ın bir kısmı bu ülkede göçebeliği bırakarak yerleşik hayata geçmeğe başlamışlardı. Ceritlü. evleri de taiıUdan olup. Kumarlu. Şamlu. Tecirlü. Merıteşelü. Tokdemirlü. Fakat daha sonraları Yörük ke­ limesi bu gerçek anlamını kaybetmiş ve. Saruhanlu. bazı yerlerde üstleri çinko ile örtülüdür. Tür­ kiye Selçuklu ordusunun dirlikti sipahi sınıfını meydana getirenler de bu yerleşik Türkmenlerdi. yörümekten Yörük adı veriliyoidu. genellikle Kızılbaş ve Alevi inançları taşırlaı'. Turfanlu. Varsak. Arapkirlü. Yörükler de Oğuz Türklerin­ den gelmektedirler. Akkoyunlu. Bayburtlu. Bu Türkmenicr Müslüman olmakla birlikte. özerlü. Gündüzlü. bu ad davarcılık ve­ ya çiftçilik yerine ağaçlardan tahta biçmek ve dilme yapmak gibi işlerle meşgul olan bir Türkmen zümresine verilir. (535) Göçebe hayata devam edenlere ise. Bekmeşlü. Kosuhiu.(etnik) hiç bir manâsı yoktur. Bunlar Ağaç-Eri (Ağaçeri) Türkmenleri’nin torunlarıdırlar. Usiaclu. Çavuşlu. Sarıkeçilü. Hamidlu. Yağıbasanlu. Çaparlu. Aydınlu. Katakuyunlü. Bayazıtlu. Dündarlu. Yerleşik hayata geçen Türkmenler'e bir müddet sonra artık Türkmen denilmeyeıck Türk adı veriliyor­ du. göçebe anlamında. Torunlu. Karakeçili]. Maıaşlu. bunların bir kısmı kendi aldıkları yeni isimlere nisbeiie devletler ve hanedanlar kurmuşlar ve tarihimizin muhtelif safhalarında roller oynamışlardır. Bozdoğanlu. KaraisalI.Batı Anadolu ile Güney-Batı ıl nadoUı'daki oymakların umumi ad» olmııştîTF Vanı ToruK Keıımesi bu bölgelerde yaşayan göçebe. Osmanlı gibi yeni teşekkül eden uluslar ve boylar. Alpavut.

Yörük. Türk fütuhâtından önce de bir çok Anadolu şehirlerinde bazı Müslü­ man Türk cemaatleri türemiş bulunuyordu. yeni geldikleri yerlerde de aynı ha­ yat şartlarını devam ettiriyorlar. Irak-ı Acem'in.. Türkmen. Orta Asya'da.(540) Kısacası Ana­ dolu'ya gelen Türk kütleleri içerisindeki unsurlar tam anlamı ile birbirlerini tamamlamaktaydı. Azerbaycan'ın ve Arran'ın yerlilerinden de bir hayli Türk ahali gelmiş ve buraya yerleşmişlerdir. (536) Yeni açılan Anadolu ülkesine yalnız çobanlık ile meşgul olan göçebe Türkler'den başka ziraatle de meşgul olan yarı göçebe Türk­ ler ile. ya ticaret yoluyla veya Türkler'in Bi/ans ordusunda askeri hizmet kabul etmeleri suretiyle mümkün olmuştu. gibi adlarla anılan bu topluluklar arasında kavmi (etnik) hiç bir fark olmayıp. (543) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 195 . şehirliler de şehirlere yerleşiyorlardı"(538) mütalâası ile bu görüşü doğrular.Yine aynı şekilde Sakarya ve Marmara bölgesinde Manav adı ile anılan köylülerin aslı da Türkmen olup.. Türk.(S37) Nitekim Prof. (542) Bu şekilde ilk fütuhât yıllarında Anadolu'ya yerleşen Türk ve Müslüman nüfusun bir milyonu geçtiğini de belirtelim. Manav. (541) Diğer taraftan kaynakların tetkikinden öyle anlaşılıyor ki. Alevi. Anadolu'ya gelen Türkler arasında. bunların çoğu Antalya böl­ gesinden gekiikleri (ye iıerhalde sebzecilik ve meyvecilikle uğraştık­ ları) için bu adı almışlardır. (539) Bundan başka yeni açılan Anadolu ülkesine jslâmiyeti telkin ve yaymak veya yeni kurulan emaretlerin hizmetinde çalışmak üzere çeşitli İslâm ülkelerinden şeyh. Hülâsa. Tahtacı. yalnız göçebe unsurlar değildi. Binaenaleyh bunlar. "Horasan'da Büyük Selçuklu saltanatının kurulması ile başlayan büyük muhaceretin Anadolu'ya getirdiği unsurlar. Fuad Köprülü. Mâverâünnehir’deki şehirli ve köylü Türkler'den ve zamanla Horasan'ın. Bu da. hattâ şehir hayatına geçmiş her çeşid halk mevcuddu. âlim ve kâtip gibi münevver zümrelerden bir çok kimseler de gelıııişlerdir. çok eski zamanlar­ dan beri köy hayatına. vs. Zenaate ait terimlerin çoğu yabancı dillerden alındığı halde çobanlığa ve çiftçiliğe ait terimlerin tamamının hâlis Türkçe oluşu da bunU göstermektedir. Kızılbaş. hepsi Oğuz Türkleri'nin torunlarıdırlar. köylüler derhal köyler kurarak zirai istihsale başlıyorlar.

özellikle Bizans’ın hudut bölgelerinde yerleştirildiğini ve Kapadokya île Toros geçitlerinde mühim bir kesafete sahip olduklannı tahmin edebiliriz. asrın 196 Oğ u z ÜNAL . 947 senesinde Seyfüddevle ile Bardas arasında vuku bulan muharebede Rum gene­ ralinin yanında mühim miktarda ücretli Bulgar askeri bulunmuştur ki. iranlılar ile harbetmek üzere.2. 577 senesinde İmparator II. Rum ku­ mandanının yanına gittiğinde onun maiyetini teşkil eden askerler arasında Hazar ve Fergane Türkleri'ni görmüştür. X I. Yalnız bu Hıristiyan ve Şamani Türkler'in öteden beri İslâmlar ile harbetmek üzere ya da başka muhte­ lif sebeplerle. Jüsten. 946 senesinde Tarsus'a Müslüman ve Hıristiyan esirlerin mü­ badelesini yapmak üzere gelen Abbasi Halifesinin elçisi. Bunlar da daha ev­ velki yıllarda Bizans tarafından ücret mukabilinde Bizans ordusuna alınmışlar ve Kapadokya bölgesine yerleştirilmişlerdi. İranlılar ile harbetmek üzere. asrın sonlarında ve X II. 755 senesinde Bizans İmparatorluğu Bulgar Türkleri'nden mühim bir kısmını Anadolu'ya geçirmiş ve İslâm or­ duları ile harbetmek üzere Tohma ve Ceyhun havzalarına yerleştir­ mişti. A y ­ nı şekilde 620 senesinde İmparator Heraclius. 1048 senesinde de Peçenek Türkleri Bizanslılar tarafından Müslüman Türkler ile savaşmak üzere Anadolu'ya geçirilmişlerdir. (544) Gerçekten 530 senesinde Bizans orduları tarafından bozguna uğratılan Bulgar Türkleri'nin önemli bir kısmı'Anadolu'ya geçiril­ mişler ve Trabzon havalisi ile Çoruh ve Yukarı Fırat bölgelerine yerleştirilmişlerdir. Bundan sonra İmparator Romanos Dkıgenes'in Anadolu seferleri sırasında Bizans İmparatorluk ordusunda pek çok miktarda Hıristiyan ve Şamani Türk askeri bulunmuştur. Avarlar'dan bir kısmını yanına almış ve bunları da İran hudu­ duna yerleştirmişti. Avar Türkleri'nden bir kısmını maiyetine al­ mış ve Anadolu’ya geçirerek doğu bölgelerine yerleştirmiştir. ANADOLU'MDAKİ HIRİSTİYAN VE ŞAMANİ T Ü RK LER Anadolu’nun Oğuzlar tarafından fethi sırasında bu ülkede ne kadar Hıristiyan ve Şamani Türk olduğu hakkında kesin bir rakam vermek mürnküı değildir. bunlar Kapadokya bölgesine nakledilen Bulgar Türkleri’dir.

(548) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 197 . Şamani Türkler'in büyük bir kısmı. Müslüman Türkler'e karşı savaşmak üzere Anadolu'nun Batı bölgelerine yerleştirdiği gibi. asırdaki Kayseri malıkeme sicil­ lerinde Müslümanlığa ihtida etmiş oldukları görülen ve iıem de iç ­ lerinde Karakeçili boyuna mensup oldukları açıklıkla zikredilen Hıristiyan Türkler'in. Rum ve Ermeni adlarını taşıyıp zamanımıza kadar gelmişierdir. Türk fütuhatından sonra. (545) Bizans Anadolu'sunda bulunan bu Hıristiyan ve.(547) Nitekim X V I. Bu Karakeçili Hıristiyan Türkler'in Anadolu'daki Peçenek Türkleri'nin bakiyeleri olduğu muhakka'Ktır.nden bir kısmını.(546) Müslüman olmayıp Orto­ doks ve Ermeni Kilisesi'ne geçenler ise Anadil olarak Türkçeden başka hiç bir dil bilmedikleri ve ırk olarak Türk oldukları kiliselere isrıad edilerek. Bizans zamanında Anadolu'ya nakledilmiş ve Ortodoks veya Ermeni Kilisesi'ne intisap ettiklerinden dolayı Rurn veya Ermeni adını taşımış olan Hıristiyan Türkler olduğu şüphesizdir. bunların bir kısmını da Haçlılar'a karşı koymak üzere Kilikya’da yerleştirmiş­ tir. İslâmiyet'i kabul ederek fâtihlere karışmışlar ve dolayısiyîe ırk bakımından Türk nüfusunun kesafetini artırmışlaidıı . hizmetinde bulunan Peçenek Türkleri.başlarında İmparator Alexis Komnenos.

hattâ o idareden nefret etmişlerdir. Bizans'ın ağır ve vergi ve teklifleri altında asırlardan beri ezi­ len Anadolu'nun yerli halkı. Aynı zamanda fâtih Türkler. zanaatkar ve tüccar Türkler de kendi meslektaşlarına intibak etmişler ve Anadolu'nun üretici sınıfını vücuda getirmişler­ dir. Yerli halkın ekseriyeti Helenleşmemiş. inkişaf edememiş dillerdi. hemen ekseriyetle onlara yardımcı olmuşlar ve Anadolu'nun Türkler tarafmdan sür'atle fethine ve Bizans ordularının bozulup dağıimaiarına yardım etmiş­ lerdir. İslâmın âdil idaresi ve şeriatin vergi­ leri haricinde başka bir yükümlülüğe tâbi tutulmaları yüzünden. mahdut gündelik ihtiyaçları karşılayan. kendi dillerini. Türk fâtihlere çarçabuk ısınmışlar ve Bizans'ın kötü hatıralarını ve idaresini kısa bir zamanda unutmuşlar. Bunun yanı sıra Türk fâtihierle yerli halk arasında kültür alış verişi de tabiatiyle olmuştur. Diğer taraftan iktisadi şartlara intibak ve karşılıklı ev­ lenmeler hususunda da Türk fatihlerle yerli halk arasında kısa za­ manda bir kaynaşma olmuştur. İslâm adâletini ve Nizâm ı Alem dâvasını temsil eden yeni Türk fâtihlere düşman olmak şöyle dursun. Yerli halkın dilleri fâtih Türklerin dili olan Türkçe'nin kar­ şısında mukavemet edemeyerek erimiş ve yerli Hıristiyan Türkler'in de bu konuda tabii olarak fâtihlere yardım etmeleri sayesinde yavaş yavaş Türk dili Anadolu'nun yerli dillerini söndürmüş ve za­ man içinde Anadolu tamamen Türkleşmiş ve yerli diller unutulmuş. örf ve âdetlerini muhafaza eden yerli halk. yer­ li çiftçiye. Yöni geien Türk çiftçi unsuru. ancak büyük şehirlerde ve bir de Türk unsurunun büyük bir kesafet ve ekseriyet teşkil etmediği yerlerde Rumca ile Ermenice yaşayabilmiştir. Fakat bu diller edebiyata mâlik olmayan. dinleri olan İslâmiyet'i de yeili halka yavaş yavaş kabul ettirmeğe başlamışlar ve nihayet pek kısa bir zaman içerisinde bu ülkeyi hakiki bir İslâm ülkesi ha- 198 Oğ u z ÜNAL . Hitit ve Trak asıllarına mensup olup. T Ü R K F A T İH L E R L E Y E R L İ H A L K A R A S IN D A K İ KA YN AŞM A Anadolu'ya yeni gelen Türk fâtihierle Anadolu'nun Helenleşmerniş olan yerli halkı arasında çok kuvvetli bir kaynaşma vukua geldiği anlaşılmaktadır.3. Proto-Hitit (Asianicjue)." eski dillerini muhafaza etmişlerdi.

Bu sözleri­ mizle. Meterodoxe zümreler için de bu büsbütün kolaydı. Buna karşılık Osmanlı'ar devrinde büyük nis­ bette ihtidalar. (549) Ancak bu tesirleri ve yerli halkın İslârtılaşmasını pek fazla müba­ lağa etmemek de gerekir. Bizans Devrinde zaten çok kesif olmayan yerli halkın ilk Türk akınları ve muharebeler sırasında.. yani daha çok X V . (552) Nitekim Prof. adet ve özellikle kıyafet konusunda Türk fatihlere bazı tesirlerde bulunmuştur. Türkiye tarihinde. kadınlar dahil olmak üzere. vs. Zira Oğuzlar'ın Anadolu'ya ilk gelişleri vc yerleşmeler i sırasmda. gibi maksat­ larla vuku bulan bu gibi hâdiselerin münferid vakalara inhisar ettiğini ve mahdut zamanlara münhasır olduğunu unutmamalıdır. bilhassa İstanbul'un fethine kadar.. meselesinden de kısaca bahsedelim. Oğuz kitlelerinin önünden. umumiyetle Orta Asya Türkleri'ninkiriin aynı idi. Türkiye Selçukluları devrinde Anadolu'da Hıristiyanlar arasında ihtidalar elbette mevcuddu. Fakat derhal kaydedelim ki. İşte bu itibarla burada sadece şunu göstermek istiyoruz ki. ailevi. mahdud nisbette ve çok yavaş olmuştur. asırda Balkanlar'da olmuş vc X V I.(550) Nitekim X V . asırlarda da devam etmiştir. Osmanlılar'ın Balkanlar'a yerleşmesinden sonra. biraz yukarıda da söylediğimiz gibi. bilhassa iktisadi menfaatler kar­ şısında bu ihtida vak'alarım mazur gösterecek bir psiko-sosyal hava doğurmuş olduğu gibi. daha ilk fetih yıllarında yerli halk üzerindeki mânevi otoritesini kaybetmiş bulu­ nan Ortodoks Kilisesi'nin vaziyeti. kitle halinde hethangi bir İslâmlaşma HORASAN'DAN ANADOLU'YA 199 .line getirmişlerdir. kütleler halinde İslâmlaşma hâdi­ sesi görülmemiştir. yerlerini terkederek batiya doğru çekilmiş olduklarını ve bu şekilde Orta Anadolu'nun Oğuzlar (Türkmenler) tarafından etnik bir şekilde tamamen istilâ edilmiş olduğunu tekrar hatırla­ talım.(553) Esasen. Prof. Ömer Lütfi B A R K A N ve Prof. asrm başlarında dahi Türkiye Türkleri'nin kıyafetleri. (551) Burada sırası gelmişken. yerli halkın ihtida etmesi yani İslâm­ laşması.X V II.. Anadolu'nun yerli halkı da örf. Faruk S Ü M E R 'in ittifakla belirttikleri gibi. kırmızı çizmeler ve başlarında da kızıl börk vardı. Selçuklu Türkiyesi'nde Hıristiyan unsurlardan bir kısmının İsîâmlaşdığını büsbütün inkâr etmek istemiyoruz. Selçuklu Türkiye'sinde bu ihtida hareketleri. Fuad K Ö P R Ü L Ü . iktisadi. Ayaklarmda. Dini olmaktan ziyade siyasi. Anadolu'da 1000 evlik de olsa.

asrın ilk yansında Selçuklu Türkiyesi'ndeki Hıristiyanlar'm pek çoğu şehirlerde yaşıyordu. başta dili olmak üzere.963 hâne olan Türk nüfusuna karşılık.776 hâne Türk nüfusuna karşılık 2. (557) 200 OĞUZ ÜNAL . Niğde. Bizans. Burada yeri gelmişken.471 hâne Hıristiyan nüfusunun yaşamakta olduğunu biliyoruz. Ermeni. Güney-Batı Anadolu. Doğuya doğru gidildikçe bu 'nisbetin azalmakta olduğu görülüyor. Kırşehir vilâyetlerinde 66. asra kadar olan kavmi (etnik) du­ rumunu elimizdeki OsmanlI tahrir defterleri sayesinde en ince te­ ferruatıyla tesbit etmek imkânına sahibiz. Konya. Yozgat. eğer o kavim yeteri kadar nüfus fazfalığına sahip değilse. (556) X II. (554) Türkiye'nin X !. Marmara bölgesi ile Kuzcy-Batı Karadeniz bölgesidir. biraz yukarıda belirtmiş olduğumuz şu içtimai ve kültürel kaideyi tekrar hatırlatmak yerinde olacaktır. Diğer taraftan eğer toplu halde İslâmlaşmalar olsa idi. Müs­ lüman olan bu yerli halk topluluklarmı Bulgaristan'daki Pumaklar. Adalar Denizi'(Ege Dcnizi)ndeıı Fırat'a ve Trabzon'a kadar olan kısmında Türk çoğunluğu pek hâkim olup. Bu sayılan bölgelerde 1520-1530 yıllan arasında 540. Meselâ Maraş. Bunlar aynı asrın ikinci yansından itibaren ehemmiyetlerini kaybetmeğe başlamışlar ve X IV .hâdisesinin vulcu bulduğu iıaki<inda. asrın ilk yansında şehirlerde de küçük bir azınlık durumuna düşmüşler­ dir.(555) Aynı yıllarda Çukur-Ova bölgesinde de ezici Türk nüfus çoğunluğuna mukabil pek az bir Ermeni nüfusu görülmektedir.687 hâne Hıristiyan nüfusu vardı. kendi ana dillerini konuşur görecektik.254. azınlık olarak yalnız Rum ve Ermeniler vardır. buna karşılık Hiristiyan hâne nüfusu ise 2. Girit'teki Müslümanlar. Hıristiyan azınlığın en az olduğu belgelet Batı Anadolu. Bir kavmin bir yerdeki siyasi hâkimiyeti ne kadar uzun sürerse sürsün ve o yerdeki yerli halkın medeni ve içtim<:i seviyesi ne kadar geri bulunursa bulunsun. Süryani ve Arap kaynaklarında bugüne kadar herhangi bir kayda rastlanmamıştır. Balkanlar'daki Arnavudlar ve Boşnaklar gibi. asırdan X V I. Kayseri ve İçel (Mersin) vilâyetlerinde ise Türk hâne nüfusu 143. yalnız 4. Türk.448 idi. milli hars ve kültürünün o yerde hâkim duruma gelmesi müm­ kün olamıyor. Nitekim bu defterlere göre Türkiye'nin.

(559) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 201 . Bu bakımdan. Selçuklu Türkiyesi'nin insan unsurunu.Böylece pek münferid vak'aiara inhisar eden ihtidalar ve Bizans Anadolu'sundaki içtimai ve medeni sukut dolayısiylç Türkler'in yer­ li halktan aldıkları etnik ve kültürel tesirler pek cüz'i kalmış ve buna karşılık yerli halka verdikleri kültür unsurları daha çok olmuştur. Çünkü Türkler Anadolu'ya geldikleri zaman. hiç olmazsa yüzde doksan olarak. göçebe Oğuz­ lar (Türkmenler) teşkil etmiş bulunuyorlardı. bütün Türkiye Tarihi boyunca. ne Türkiye Selçukluları devrinde. burada hâkimiyetleri altına aldıkları. bir takım ırkların karışması ile yeni bir millet veya içtimai mayalanmanın ortaya çıkması hâli aslâ görülmemiştir. bilhassa çok küçük bir azınlık teşkil eden Rumlar ve Ermeniler'den ibaret Hıris­ tiyan halk. (558) Bütün bu açıklamalardan da anlaşılıyor ki. ne de Osmanlılar devrinde. hiç bir zaman "azınlık" olmaktan öteye geçememişlerdir.

fakat kendileri Müslüman ve fatih olmaları dolayısiyle daha üstün bir sınıf halinde kalmışlardır. ikinci gruba misâl olabilir.4. Bütün siyasi ve askeri haklar ancak Türkler'e ait olmuştur. Sivrihisar.. Malatya. Ankara. . birinci gruba. veya T Ü R K L E R İN A N A D O L U 'D A Y E R L E Ş T İ K L E R İ Y E N İD E N K U R D U K L A R I Ş E H İ R L E R Anadolu'nun Türkler tarafından fetih ve iskânından sonra Türkler'in yerleştikleri veya yeniden inşa ettikleri şehirleri şu şe­ kilde görmekteyiz. Konya. Kastamonu^ Maraş. Türkiye Türkler!.. . Kayseri. Fakat Orta ve Batı Anadolu'da yerli halka nazaran daha büyük bir kesafette yayılmış oldukları anlaşılan 202 O ğ u z ÜNAL . ilk iki nev'iden olan şehirlerde ya eski adlarını değiştirmeden. eski Anadolu şehirlerinin içine yerleşerek. Aksaray. yerli halk ile münasebete başlamışlar. Bilâhare yerli halkı kısmen kendi dinlerine döndürüp İslâmlaştırdıktan sonra. Divriği. gibi tarihi ve askeri yollar üzerindeki şehirler ile bugün yanında "eski şehir"i veya "kara şehir"i olan şehirlerimiz bu nev'idendirler. 1) Türkler. Erzin­ can. ekseriyetle yeni fâtihler tarafından işgâl edildikten sonra bile eski adlarını muhafaza etmişlerdir. Sivas. ya da değiştirerek oturmuşlardıı^ Erzurum. . Karahisar. 2) Fetihler sırasında akınlara uğrayan veya savaşlar sırasında zaptolunan veyahut da askeri bir sebeple kasten tahrip edilen şehir­ lerin üzerine veya civarına yeniden yapılan şehirler. Eskişehir. . . Kırşehir. Akşehir. bilhassa Doğu Anadolu'dakiler. Sivas. 3) Askeri ve stratejik maksatlarla tesis edilen veya iktisadi zaruretler dolayısiyle yeniden kurulan şehirler. aralarında tam bir eşitlik hâsıl olmuştur. Anadolu şehirlerinin bü­ yük bir kısmı böyledir. Konya. . Şehirler gibi köylerin bir kısmı.

boy ve oymakların bir ulu cami etrafında yerleşmelerinden meydana gelmiş ve birer İslâm ordugâhı olmuş sitelerdir. Sivas. Erzincan. Fustat. orta çağda da hemen hemen buna benzer bir şekilde hareket edilmekte idi. ilk zamanlarda henüz cami inşaası ile uğraşamadıklanndan dolayı. p k zaman geçmeden yeni fethedilen bu ülkeyi tam mânâsı ile bir İslâm diyarı haline getirmişlerdir. boy ve oymaklara mensup olmaları ve bu ulus. emirin veya valinin adını taşımaktadır. Bu köy adlarının bir kısmı oraya yerleşmiş olan boy ve oymakların veya bu boy ve oy­ makların mensup oldukları Türk uluslarının isimlerinden ibaret ol­ duğu gibi bir kısmı da köyü tesis eden veya temellük eyleyen reisin. İznik başta HORASAN'DAN ANADOLU'YA 203 . Basra. Tahribata uğramayan yâni teslim olarak alınan ve üzerine yerleşilen ve yayılan orduların merkezi vaziyetini gören Erzurum. Eski çağlarda nasıl şehirlerin kuruluşundan evvel mâbedler yapılıp mabudların heykelleri konulduktan sonra şehirlerin inşaasına başlanırsa. bir müddet Hıristiyan mabedlerini cami­ ye çevirerek onlardan istifade etmişlerdir.Türkler. Ne şekilde kurulduklarını iyice bildiğimiz ilk İslâm şehirleri (meselâ Kufe. Kayrevan) nasıl kurul­ muş ise. Yeni Müslüman fatihler. diğer bir deyişle umumi caminin mihrabı ve minberi konu­ lup bu suretle ulu camilerin ilk esası kurulduktan sonra şehirlerin kuruluş ve iskânına nasıl başlanmışsa. Kayseri. Anado­ lu'ya gelen Türkler'in bir birinden çok ayrı ulus. yâni evvelâ dini ve siyasi toplanma yeri olan "cuma mescidi"nin. Mama­ fih eski savaşlar ve Emevi ve Abbasi devirlerinden beri vukua gelen devamlı gazâlar dolayısiyle ahalisi çok azalmış olan Orta Anadolu'­ daki köylerin çoğu Türkler tarafından yeniden kurulmuş olduğun­ dan. bu şe­ hirlerin Roma ve Mekke gibi site evsafını haiz şehirler olduklarını göstermektedir. Fakat bilâhare yerleşme başlayıp kökleştikçe yavaş yavaş kendileri camiler inşa ederek.. Konya. boy ve oymakların camiler etrafına yer­ leşmeleri suretiyle yeni yeni şehirlerin teessüs etmiş olması. bu bölgelerdeki eski köylerin üzerine yerleşirlerken ekseri­ yetle adlarmt değiştirerek kendi dillerinde adlar vermişlerdir. Amasya. gibi Anadolu'nun siyasi ve kültürel tarihinde büyük rol oynayan ve Anadolu'nun birliğini temin ederek bu ülkede yeni bir Türk vatanı vücuda getiren şehirler eski İslâm siteleri gibi muhtelif ulus. A n kara. tabii Anadolu'da Türkler tarafından yeniden kurulan şehirler de o şekilde yapılmıştı. . onlann adları kim ilen Türkçe olmuştur. . Malatya.

Kıhnesrin. Meraga. Medine'den doğan Allah'ın birliğini yaymak mefkuresinin yeni gazâ ve cihâd ateşinin yeni bir ocağı haline gelmiş ve bu yüzden yavaş yavaş diğer Anadolu sitelerini kendi etrafında toplamağa muvaffak olmuştur. Kudüs. Bu sitelerde hâkim ve asker sınıf olan Türkler'le tâbi sınıf olan yerli Hıristiyan halk bir arada yaşamışlardır. Mamafih bu iki tip site şartlarını haiz olmadan muhtelif ve karmakarışık meslek mensup­ larından teşekkül eden ve sadece iş bölümü esasına dayanarak meyda­ na gelen şehirler de mevcuttur. Bunlar İslâm devrindeki Bağdat. Rey.. . gibi ancak sadece birer şehir (vüle) olabilmişler ve hiç bir zaman bir "site" vas­ fını kazanamamışlardır. (560) 204 OĞUZ ÜNAL .olmak üzere bir çok Anadolu şehirleri eski zamanda Mora yarımada­ sındaki İsparta ve orta çağdaki Batı ve Merkezi Avrupa şehirlerinin bazıları veya İslâm devrindeki Dımaşk. Yezd. Halep. Harran ve Merv siteleri gibi başka birer cins site olmuşlardır. . Isfahan. Birinci tip "Islâm Ordugâhı" olan siteler tarihimizin gerek siyasi ve askeri. Is­ lâm'ın ilk devirlerindeki Islâm ordugâhları gibi. Hemedan. Bunların içinde bilhassa Konya şehri. gerekse kültürel bakımdan en büyük merkezleri olmuşlardır. Musul.

.

vatanlarını ve İslâmiyeti kurtarmak için hem öldüler ve hem de bu sayede bu vatanda yaşamak hakkını kazandılar. tarihi hatıralar ile halkın şuurunda canlandı ve Anadolu'da Türk vatanı bu suretle meydana geldi.gibi maddi-mânevi bütün unsurlar ne derece yül<sel< ve hep bir arada olursa olsun. şehid ve evliyâ mezar ve türbeleri etrafında milli. bslâm ve hattâ dünya tarihinde bir dönüm noktası teşkil eden hâdiseler vuku bula­ maz ve Türkiye Devleti kurulamazdı. Bu türbeler. Türkler'e karşı bütün Avrupa harekete geçmişti. Vabgulan idaresindeki devletleri yıkılmış olduğundan. memleketin şartlanna göre. ama ona bir ruh kazandırdılar. her karış toprağı kanları ile suladılar. büyük Türk muhacereti olmasa veya maddi ve mânevi âmiller ahenkli bir şekilde rol oynamasa idi Türk. menkibeler ve efsaneler teşekkül ederek onlar bir kudsiyet hâlesi içinde nesilden nesile asırlarca mil­ letin kalbinde yaşadı. bu âbideler ve bu hatıralar yaşa­ dıkça bu vatanın tapu senetleri Türkler'in elinde kaldı. Türkler için bu ülkede yaşamak veya ölmekten başka bir çare kalmamıştı. Haçlı taarruzları karşısında Anadolu'da milyonlarca şehid verdiler. gü­ nümüze kadar. Zira dönecek bir yerleri yoktu. fakat beylerinin emrine bağlı olup. türbeleri ile doldu. Bu fetih ve Türkleşme devrinde Anadolu bir Türk vatanı haline gelirken. üzerinde ciddi bir araştırma yapılmadığı ve hattâ bu muhaceretin mevcudiyeti dahi açıklıkla ortaya konmadığı için. Böylece Türkler. bugüne kadar Türkiye Devleti'nin kuruluşu ve buna bağlı hâdiseler ya karanlıkta kalmış. Türkler. memleketin her köşesi fâtihlerin. Nitekim Selçuklular'ın tarihi rolleri gibi Anadolu'nun Türkleşmesi de bu nüfus hareketine bağlı olduğu halde büyük Türk muhaceretinin bu tarihi ehemmiyeti. yeterince kavranamadığı. kahramanların ve şehidlerin mezarları. (561) Büyük muhaceret hareketi ile ana yurtlarından kopan Oğuzlar. bu topraklar için kan verdi­ ler. Bu gazâ ve cihad devrine ait kahraman. Bu Oğuz kitleleri Anadolu'ya gelince Selçuk'un torunu Kutalmışoglu Süleyman Şah'ın idaresine giriyor. Bu sebeple Türkler. "aşiretçi” (tribal) Türk hakimiyet telâkkisi gereğince boy beylerinin emirlerine bağlı kalıyorlardı. bu ülkede dağılıyor. dini destanlar. Toprakla insan kaynaşarak. Böylece de bu büyük muhaceret tam bir nizâm için­ de cereyan ediyor ve bİr millet seyyâr bir devlet manzarası arzediyordu. fakat daha uzun bir müddet. beyler de "aşiretçi" (tribal) siyasi birliklerini muhafa­ za ediyorlardı. ya da tarihe aykırı bir manâda yanlış anlaşılmıştır. (562) 206 Oğ u z ÜNAL . boylar ve aşiretler topluluğu halinde göçüyorlar.

Türkistan dahil. İran. Irak ve Iran. Saad bin al-Vakkas. Selçuklu Anadolu'suna sadece Turkia ya da bazan Turkestan (Türkistan) diyorlardı. Bizanslılar'a karşı kat'i zaferler kazanıldıktan sonra.. Türkistan. Kuteybe bin Müslim. yani Şarki Roma İmparatorluğu'nun kudret ve kuvveti. Aynı şekilde Araplar da Anadolu'yu evvelce. Amr İbn ül-As Ukbe bin Nafi ve Haşan bin Numan. Diyâr-ı Rum. asırda AvrupalIlar. açılan bu ülkedeki tabii engellerin zor­ luğu ve eskiden beri İran ve İslâm İmparatorluklarına karşı vücuda getirilmiş ve daha sonra çoğaltılmış ve takviye edilmiş kalelerin ve istihkâmların çokluğu bakımından. Bu fetih. Lâtin ve daha sonra Slav ve Cermen kavimler! ile temasa getirmek ve dolayısiyie dünya tarihinde büyük bir safha açmak itibariyle. Tabiatiyle bu fethin âmili ve Türkiye Devleti'nin kurucusu olan Süleyman Şah da Halid bin Velid. Afrika ve Endülüs kıt'aları gibi fethedilip diyar-ı İslâm'a ilâve edilen ülkelerin sonuncusudur.Bu devirde Anadolu'nun Türkleşmesi ve İslâmlaşması o derece kuvvetle gelişmiştir\ki. AvrupalIlar Anadolu'ya evvelce Romanla derlerken. Türk fethin­ den sonra bu isimlerin yanı sıra"Bilâd üd-Türk" ismi ile de göster­ mişlerdir. Türkiye Sdçuklu Sultanı Mesud zamanında (1116-1155) Alman İmparatoru ve Fransız Kıralı kumandasındaki Haçlı orduları imha edildikten ve Anadolu Haçlı sürülerine mezar olduktan. Bilâd ur-Rum veya sadece Rum adı ile Roma ülkesi olarak tanırlarken. yeni bir Türk vatanı ve Türk devleti kurmak. Yarım asırdan fazla süren bir mücadele ve muharebeler neticesinde açılan ve dünya tarihine ve coğrafyasına ebediyen Türkiye diye kaydedilen bu kıt'anm fethinde ve Türkiye Devleti'nin kurulmasında en büyük ve en son âmil olan Kutalmışoğlu Süleyman Şah'a bütün tarihçiler tarafından Anadolu Fâtihi ünvanı mefhareti verilmiştir. Mısır. netice bakımından da bütün İslâm fetih­ lerinin en ehemmiyetlisi olmuştur. İslâmiyet'in doğuşundan beri yapılmış olan fetihlerin en büyüğü ve en azametlisi ve tabiatiyle en çok fedakârlığa ve zaman sarfına mal olanıdır. Kuzey Afrika. Bu fetih. Fakat Türk mil­ letini Akdeniz kenarına getirmek. X III. Irak. Musa bin Nusayr ve Mahmud Gaznevi gibi Suriye. türkler'i Helen. Tuna boylarından Altaylar'a kadar uzayan ülkeleri Magna Turkia (Büyük Türkiye) olarak isimlendirirlerken. artık bu ülkeyi Turkia adı ile göstermişlerdir. elinden alınmak için mücadele edilen düşman devletin. HORASAN’DAN ANADOLU'YA 207 . (563) Bu kitapta hülasasını sene sene nakletmiş olduğumuz Anadolu'­ nun fethi tarihi böylece başlamıştır. Mısır. Türkistan. Suri­ ye.

Türkler'e yeni bir vatan hazırlamak ve buraya gelen soydaşlarımızın başbuğu ve devletimizin kurucusu olmak itibariyle ister istemez Ana­ dolu Türkleri’nin en büyük ve en muhterem babası olmuştur. bu insan selini tersine çevirmek asla düşü­ nülemezdi. Melik Şah'm ve öte yandan Bizans'ın baskıla­ rına dayanabildi ki. Hıristiyan A vrupa'nın Türkler'i A n a d o lu '­ dan atm ak ve Asya'ya geri sürmek em elinin bütün X I. Bu sebeple Türkler için Anadolu'da yaşamak ve vatan kurmak ya da bu ülkede ölmekten başka bir çare kalmamıştı. Türkistan'dan Marmara ve Akdeniz sahillerine kadar müthiş mesafe­ leri aştıktan sonra Anadolu'da yeni bir vatan kuran Oğuzlar. bu keyfiyet Türkiye Devleti'nin ne kadar sağlam temeller üzerine kurulmuş olduğunu ve hayatiyetini meydana koyar. ( Karşı sayfada devamı var) 208 OĞUZ ÜNAL . Süley­ man Şah'm ve vârislerinin idaresinde yeni bir milli birlik ve devlet meydana getiriyorlardı. Kılıç Arslan'ın yedi yıl sonra 1093'de tahta çıkmasına kadar sultansız kalan Türkiye Devleti yine de kendi istiklâl ve mevcu­ diyetini muhafaza etti. Orta Asya'dan devamlı nüfus baskısı ve göçler bir kısım başka Türk kütlelerini de Anadolu ve Balkanlar'a püskürtmüştü ki. BizanslIlar da Komnenos hanedanın­ dan İmparatorlar idaresinde çok kuvvetlenerek bu durumdan fayda­ landıkları ve sahil bölgelerini geri aldıkları halde bir asırlık bu müca­ delelere rağmen Türkiçr'i Anadoludan atmak teşebbüsleri tamamiyle iflâs etmiştir. "şark mesenesi" nin Türkler'in A n ad o­ lu'ya ayak basmaları iie birlikte başladığını da derhal hatırlatalım . Anadolu'yu kendisine yurt yapan büyük Oğuz Ulusunu buradan atmak mümkün olamadığı gibi onların geri dönmeleri diye bir şey de söz konusu olamazdı.Endülüs ve Hindistan ülkelerini açan fâtihlerle bü" safa girmiş ve bu sebeple İslâm'ın en büyük fatihlerinden ve gazilerinden birisi olmuş. asır­ lar boyunca devam ettiğini. (564) İlk Türkiye Sultanı Süleyman Şah'm 1086’da ölümünden sonra oğlu Sultan I. ve X X .(565) Gerçekten Arap-İslâm fütuhatı umu­ miyetle askeri bir mahiyette olduğu halde Türk fütuhâtı devlet ordu­ larından daha çok Oğuzlar'm bir millet olarak toptan ve devamlı göçleri ile birlikte cereyan etmişti. Nite­ kim Süleyman Şah'tan yirmi yıl sonra vuku bulan Haçlı taarruzları Anadolu Türklüğünü büyük bir buhrana uğratmış ve Türkler Orta Anadolu'ya çekilmiş oldukları. (566)* ♦Burada yeri gelmişken. Zira dönebile­ cekleri bir ülke mevcud olmadığı gibi.

çok çe­ tin darbelere rağmen birden bire canlanıyorlar. artık Türkiye Türkleri'nin sonu yaklaştı sanılıyordu. Asıl hedef olan Türkiye Devleti tarih sahnesinden silinem ediği için üzerinde o y ­ nanm ak istenen oyunlar da son bulm am ıştır. gerek kendi güçleriyle.. Ankara [1978|. dünya Türk nüfusunun en azından üçte biri. N iğbo lu . Türkmenler'in ileride kabile asabiyetleri etrafında toplanarak ayrı ayrı zümreler ve devletler meydana getirmemeleri ve tefrikaya düşmemeleri için aynı Oğuz boy ve oymaklarının belirli bölgelerde birikmelerine müsaade etmemişler. Denebilir ki. yine ecdadları S elçuklular gibi Orta A nadolu içlerinde perişan ederek A nadolu'dan kovdular. fakat herşey bitm em iştir. 19. 1071 Malazgirt zaferinden sonra. Türkiye Devleti'nin kurucuları olan Türki­ ye Selçukluları (ve onların vârisi olan OsrnanoğuKarı). asrın ortalarında tama­ men bir Türk vatanı yapmıştır. Çev. gerekse um ulm adık yardımların etkisiyle. Ş u son zamanlara kadar asırlardır parçalanması düşünülen ve bu konuda yüzlerce p lâ n hazırlanan.G. asır başlarında Türkiye'yi im zalam ağa zorladıkları Sevr Andlaşması tasarısı ki. Anadolu'yu X I. bu tasan gerçekleşse idi. çeşitli şekillerde. devletin ansızın kendini toparladığı görülüyordu.. Türkiye'yi Parçalama Tasaı-ıları 100 Plân. 5 vd. am a yine de iç ve dış meselelere rağmen gerçekten kendi toprakları içinde İler çeşit zorluklara böylesine m ukavem et edebilen bir başka ülke ve m illet gösterilemez. bu yarım asır içinde Anadolu'ya göç etmiştir. asım başlarından itibaren Hora­ san'dan Anadolu'ya akmaya başlayan Oğuz boyları.Kesif Türk muhacereti. Y akup sh. 900 yıllık Türkiye tarihi boyunca öyle durum lar do ğm u ştu ki. Varna. Oysa. Sırp Sındığı. XI.Türkiye D üşm anhğı.) ü S T lt N.. T. 15. Kosova. Tarihin seyri içinde olanlar olm uş. HORASAN'DAN ANADOLU'YA 209 . 194. düşünülemeyecek kadar zor durum ların içinden. boy ve oymakların yıkılmalarına ve dağıtılmasına çalışmışlar ve bu ulusları meydana getiren boy ve N itekim 900 yıldır Hıristiyaniar. Hıristiyan A vrupa'nın A nadolu'ya saldırttığı Y u n a n ordularını. Türkler’e karşı baskılar uygulamaktadırlar. hepsi H açlı seferlerinin devam ından başka bir şey değildir. Türkiye diye bir şey kalm ıyordu. H açh Taas­ subu . D JU V A R A Em ir S E K İP . Tüık göçleri­ ni çok akıllıca bir siyasetle iskâna tâbi tutmuşlar. M ohaç. bu ulus. (bk. Türk­ ler buna da karşı çıktılar. Avrupalılar'ın X X . Türkiye Türkleri. kısa sürede Anadolu'ya egemen oldular. Osm anlılar'm Balkanlar'da yaptıkları bütün muharebeler.

1943). diğer bir deyişle Türkiye Türklüğü teşekkül etmiştir. Belleten. payitaht znik'ten Konya'ya nakledildikten sonra Konya sitesi bütün Ana­ dolu'nun merkezi ve Türkiye Türkleri'nin karargâhı oldu. 219-313) tarihi gerçekliği daha iyi ifade etmesi bakı­ m ından "trib a l" (aşiretçi) terim ini tercih ediyoruz. iktisadi. c. Tür­ kiye Selçuklu Sultanları (ve onların vârisi olan Osmanlı Sultanları). Ankara. uzun bir süre. VU. Bu şekilde Oğuzlar'ın yüzlerce yıldır asabiyetle muhafaza ettikleri 24 boy teşkilâtı Anadolu'da son bulmuş. siyasi ve medeni bakımlardan tam bir sukut içine girmiş ve takriben bir asır süren sürekli savaşlarla harabolmuş bir ülkede kurulmuştu. başlangıçta. fakat Anadolu Türk Birliği. Anadolu'daki ehirler yavaş yavaş bir merkez etrafında toplanmışlar. Teşrin. 210 Oğ u z ÜNAL . TTK. B unun yerine m erhum Prof. [1. bir asırdan fazla çalışmışlar ve bütün beyleri hükümet merkezine getirdikten sonra ve Anadolu'nun hakiki birliğini kurduktan sonra ilk defa olarak merkeziyet usulü ile idare edilen bir devlet meydana getirmişlerdir. Türkiye Devleti. sh. 28. Burada yeri gelmişken şu hususu belirtelim ki. 1943. *E w elce m üteaddid defalar ^ k r a r ettiğim iz gibi A n ad olu'y a gelen O ğ u z (Türkmen) kitleleri. M. kendi boy peylerinin em rinde ka­ lıyorlar ve bu du rum A nadolu Türk birliği'n in kurulm asını ve mer­ keziyetçi bir devlet anlayışı tesisini old ukça güçleştiriyordu. Mehmed Fuad K Ö P R Ü L Ü . s. Î Bununla beraber. içtimai. Fuad K ö P R Ü L tt'n ü n vaktiyle kullanm ış olduğu (bk. bu du ru m u n devlet için bir zaaf kaynağı o ld u ğu n u görüyorlar ve bu sebeple "aşiretçi'' (tribal) hâk im iyet telâkkisi yerine "Merke­ ziy e tçi" bir devlet telâkkisi yerleştirmeğe çalışıyorlardı. (567) Türkiye Selçukluları. "Osm anlı İm paratorluğu'nun Etnik Menşei Mesele­ leri". merkeziyetçi devlet te lâk ­ kisinin zıddı olan eski Türk hâk im iyet telâkkisi için bazı tarihçi ve yazarlarımızın kullandıkları "fe o d al" sıfatını tarih sosyolojisi açısından doğru bulm uyoruz.oymakların her birini büyük mesafelerle Anadolu'ya dağıtmışlar. aralarına başka Oğuz boylarından oymaklar yerleştirmişlerdir.’ "aşire tçi" (tribal) Türk hâk im iy et telâkkisi gereğince. Gerçekten bu Uc Gazileri Devleti Büyük Selçuklular gibi geniş ülkelerde ve Islâm medeniyetinin çok parladığı beldelerde değil. Büyük Selçuklular'a nazaran mütevazı bir uc beyliğinden ibaretti.* Bu devrede.

Şarktan gelen Türkiye Selçukluları o tarafa doğru yayılmağa uğraşırken Bizans idaresinde inhitat içinde bulunan Orta ve Batı Anadolu'da tecride uğramaktan kurtulmak. Ana­ dolu'nun bu bölgelerinde fetihten beri Büyük Selçuklular'a tâbi birçok beylikler teşekkül etmişti. Musul'u da ilhak edince şiddetlenen aile rekabeti ile karşılaştı ve o da 1107 yılında şehid oldu.Bununla beraber çok mücadeleli ve ızdıraplı bir hayat geçiren Kutalınişoğulları. Bizans ve Haçlı savaşları HORASAN'DAN ANADOLU'YA 211 . Bu sebeple İslâm mede­ niyeti içinde kalan Diyarbakır. Melik Şah. (568) Türkiye Selçukluları. bu sıfatın ve üstün hâkimiyetin kendilerine aid bulunduğu dâvâsma bağlı kalmışlardı. İslâm'ın sultanı sıfa­ tı ile. İslâm sultanlığı sıfatından başka Cihân hâkimiyeti dâvâsına da sahipti. Arslan Vabgu'nun torunları olarak. İslâm ve dünya tarih­ leri ile siyasetinde daha büyük tesirler yaratmışlardır ki. Çukurova ve Antakya'yı Hıristiyanlardan kurtarmış. Bu siyâsi durum Türkiye Selçuk­ luları ile Büyük Selçuklular arasındaki ailevi rekabeti bu bölgeye getirmişti. Türkiye Selçuklu sultanları da. devletin kuruluşundan beri. Beşer takati üstünde bir hayatiyetle Haçlı fırtınasını atlatan oğlu I. Buna mukabil İznik’te ve Marmara sahillerinde Bizans'a karşı kurduğu devleti kuvvetlendiren Türkiye Sultanı Süleyman Şah. ilk fırsatta şarka dönmüş. Haleb'i muhasaraya girişince Melik Şah'ın ordusuna karşı 1086'da giriştiği savaşta hayatını kaybet­ mişti. günümüzün aksine. Bu ilk tecrübelerden sonra Türkiye Selçukluları bir asır süren dahili buhranlar. Şarki Ana­ dolu'yu hâkimiyetleri altına almağa çalışıyorlardı. bu mütevazi Uc Devleti'ni Türk vatanı haline getirmişler ve bu ülkede yeni bir hayatiyet ve medeniyet yaratmakla da Türk. Anadolu'nun en ileri bölgesi olmuş ve Türkiye Selçuklulan'nm doğuda ilk hedeflerini teşkil etmişti. Saltuklular ve Sökmenliler müstesna Büyük Selçuklular'a tâbi diğer bütün Doğu Anadolu beyliklerini kendisine bağlamıştı. medeniyetçe üstün İslâm dünyası ile bağ­ ları kurmak ve yolları açmak istiyorlardı. Anadolu'yu da kendi hâkimiyetleri altına almak isterken. Kılıç Arslan (1093-1107) da babası gibi derhal doğuya dönmüş. Osmanlılar'ın menşei ve cihânşumul mahiyetleri bu Uc Devleti'nin haiz olduğu kudreti ve tekâmülü göstermeğe kâfidir. amcazadeleri olan Büyük Seiçuklular'ınkinden çok daha uzun ömürlü ebedi bir devlet kurmuşlar. Mardin ve Meyyâfârikin (Silvan) havalisi. Zira Büyük Selçuklu pâdişâhları. Bu sebeple de bu eski aile rekabetini kırmak ve amcazâdelerini itâate almak için Anadolu'ya ordular sevketmişti.

A y d m T A N E R t. slı. Bilge Y a ­ yınları. kendileri tarafın­ dan söyleniyordu.(570) Fakat Türkiye Selçukluları daima şarka hâkim olma idealini taşıyorlardı. 22). pek başarılı olamamış. **Ç e tr. X ill. Türkiye Selçukluları bu asırda kuvvetlenince.(569) Bu iki acı tecrübeden sonra Türkiye Selçukluları. destani bir mücadele devri yaşadıkları için. (M enakibü'l-Arifin'in Değerlendirilmesi). (571) Melik Şah'ın ilk sultanlık yıllarında Anadolu'da Kutalmışoğulları tarafından kurulan Türkiye Devleti.. Melik Şah. kendi içlerine kapanmışlar. (Bk. asırda.* Nite­ kim "Mardin ve Meyyâfârkin fethedilmedikçe Selçuklu çetrleri** bağlı kalacaktır" cümlesi ile bu inanç. özellikle onun ölümü üzerine. K onya 1977. Türkiye Selçukluları Kültür Hayatı. nazari ve hukuki olarak. İznik^te Türkiye Devleti tahtına çıkmasiyle Türkiye Devleti kendi müstakil tekâmül seyrini takip etmiş ve Büyük Selçuklu İmparatorluğu ile bir bağı olmamış­ tı. muahhar kaynakların yanlış ifadelerine ve bunların tesiri ile araştırmaların hatalı neticelere var­ mış bulunmalarına ve Türkiye Devleti'nin Büyük Selçuklular'm tâbii (vasalı) sayılmasına rağmen. bir müddet Anadolu'ya hâkim olmaya çalışmış ve bu ülkeyi de. 1093'de. artık Büyük Selçuklu İmparatorluğu da tarihe karışmış olduğu için. Türkler'de h âk im iy e t (egemenlik) sembolü olarak kullam lan bir çeşit şemsiyedir. kendisine tâbi saymış ise de. bunda nazari kalan kısa bir müddet (1086-1093) istisna edilirse. Süleyman Şah'ın ölümünden sonra (1086). Süleyman Şah'tan itibaren müsta­ kil ve hattâ Büyük Selçuklular'a rakip bir Devlet idi. Kılıç Arslan'ın. Anadolu Türk birliğini gerçek­ leştirmek yolunda faaliyet göstermişlerdir. I. coğrafi ve milli birlik dâvâsı haline gelen Anadolu Türk Birliği mefkuresini tekrar gerçekleştirmek yolunda mücadeleye giriştiler. (572) *A y n ı şekilde Osm anlılar'ın da bu ideale sahip olm aları dik kat çeki­ cidir. Anadolu kıtası öte­ sinde maceralar peşinde koşmak ve Büyük Selçuklular'la ailevi hâ­ kimiyet mücadelesine girişmektense.ile. Şarki Anadolu'da kurulan Türk devlet ve beyliklerinin tarihi artık Türkiye Selçuklulan'ndan ayrı bir seyir takip etti. 212 O ğ u z ÜNAL .

Balkanlar'dan naklet­ tiği Hıristiyan Türkler de Bizans idaresinden nefret ederek ırkdaşl^n olan Selçukluları tercih ediyorlardı. kuvvetlenmesine âmil olduğu gibi.Süleyman Şah'ın kurduğu devlet ve kazandığı muvaffakiyetler. Bizans ile düşmanlık ve Büyük Türk Hakanlığı ile rekabet halinde kurulan Türkiye Devleti. Bunlar yanında Anadolu'da büyük arazi sahipleri elinde esir ve topraksız bulunan köylüler de Türkiye Selçukluları sayesinde toprağa ve hürriyete kavuşuyorlardı. Anadolu'da Türk kesafetini artırarak. İmparatorlukta ve İsiâm dünyası içinde huzursuzluk çıkaran göçebelere yurt ve âsi şehzade. Fakat istikbâlin bü­ yük ve haşmetli tarihi de bu uc gazileri diyarından doğdu. (575) Selçuklu ve Türkmen fetihleri ile Anadolu'nun Türkleşmesi ve bir Türk vatanı haline gelmesi ne kadar tabii görülmüş ise. Süleyman Şah'ın başka din ve örflere mensup tebaası kendisine samimi olarak bağlı idi. Bizans'ın takip ettiği Ortodokslaştırma ve Rumlaştırma siyaseti de Ermeniler'i ve Pavlakiler'i de bu devlete düşman etmiş ve Türkiye Selçukluları'na yaklaştırmıştır. Nitekim medeniyetçe ileri ve mamur ülkelerde oturmayı benimseyen Büyük Selçuklu Sultanları için Anadolu bir uc bölgesi.(574) Anadolu gibi he­ nüz fethedilmiş bir ülkede.(573) Anadolu'da Bizans ve Haçiılar'a karşı uzun bir cihâd devresi yaşandığı ve bir İslâm ve Hıristiyanlık mücadelesi içinde bulunulduğu halde. Süleyman Şah'ın ölümünden sonra ve halefleri zamanında meydana gelen sarsıntılara ve Haçlı seferlerine rağmen. Bizans Ermeniler'i şarktan Orta Anadolu'ya sürerken. savaşlar ve isyanlar doiayısiyle perişan olan yerli halklar da Türkiye Selçuklulan'nm idaresinde huzur ve sukuna kavuşuyor ve bu sayede Türkiye Devleti sağlam bir temele oturmuş bulunuyordu. günümüze kadar yaşamaya devam edebilmiştir. eski Türk göçebe hukukuna göre toprakları (rakabesi devlete ait olmak kaydıyla) köylülere dağıtıyor ve devlet mülkiyeti altında herkesin tasarrufuna imkân veren bir miri toprak rejimi kuruyorlardı. onun bu derece sür'atle ileri bir ülke olması ve Türkler için istikbalde büyük bir kudrete kaynak ve ihtişamlı bir tarihe başlangıç teşkil etmesi de zamanında hiç akla gelmiş değildi. sağlam esas­ lara dayandığı için. (576) Bu devrede Anadolu coğrafyasında yeni bir vatan teşekkül etti Anadolu'nun batısında bir asır devam eden Haçlılar ve Bizans HORASAN'DAN ANADOLU’YA 213 . Zira Süleyman Şah ve halefleri olan Türkiye Selçuklu sultanları. bey ve boylara sığınak olmaictan ibaret idi. Bizans'ın kötü idaresi.

.

X. YÜZYILDA OĞUZLAR VE KOMŞU TÜRKLER .

.

1 2 4 1 DE TÜRKİYE DEVLETİ .

Y a y ı n ı . sh . M illi T a r ih im iz in A d ı. F e t h i. 3 6 v d . sh. N o . 3 0 . 1 2 — Y I N A N Ç .F e t h i . I. 5 . 2 0 . E d e b iy a t F a k . İ . A n . Y a y ın N o : 2 4 0 . T a r ih Z ü m re si N e ş r iy a tı. 1. S e lç u k lu la r D e v r i: I. T ü r k i y e T a r i h i . sh . 8. E d e b iy a t B iz a n s D e v le t i'n in Fak. Kadar ve Büyük S a n 'a t T ü r k iy e T a r ih i. İ s t a n b u l 1 9 7 1 . e . i İ m i S e r i . S iy a s i T a r ih . 4 0 7 . F ik r e t IŞ IL - İs ta n b u l 1 9 7 0 .I. B Ö LÜ M G İR İŞ T Ü R K İY E T A R İH İN İN B Ö L Ü M L E R İ 1 — M ü k r im in lu ’n u n H a lil Y IN A N Ç . I. F e t h i. H O N İG M A N N .ü . c .5 0 6 . ıh . 4 2 1 .0 . 4 0 6 . I. 4 0 7 . F e t h i. 3 — M ü k r im in H a lii Y IN A N Ç . ( 2 . E d e b i y a t F a k . İ s t a n b u l 1 9 6 9 . 2 2 . A n . 1 4 — Ö Z T U N A . sh . İs ta n b u l 1 9 7 6 . 1 5 — Y I N A N Ç . Y I N A N Ç . T ü r k iy e T a r ih i. 5 — Y ılm a z T a r ih i.. g . T u r a n m i S e r i . c . B Ö L Ü M O Ğ U Z L A R 'D A N Ö N CE A N A D O L U V E T Ü R K L E R "S U G U U R B E Y L İ K L E R İ D E V R İ" 7 ^ H a k k ı D u r s u n Y I L D I Z . b a s ı m ) . 4 — Y I N A N Ç . İ s t a n b u l 1 9 7 7 . Z a m a n ım ız a K ü lt ü r . A n . c . sh . T ü r k i y e 'n i n B a ş la n g ıc ın d a n S iy a s i. öZT U N A . D o ğ u S ın ın . Ç e v . 1 9 . Y a y ın ı. F e t h i. 4 0 6 . 5 8 . A rsUm u­ l a n 'd a n O s m a n G a z i ' y e (1 0 7 1 . ö t ü k e n Y a y ı n e v i . 1 . 2 — O sm an T U R A N . sh. 1 6 — Ö Z T U N A . 57-5 8. s h . HORASAN’DAN ANADOLU'YA 219 . i. sh. A n . 6 — Y I N A N Ç . I. M e d e n i. c . A n a d o ­ F e t h i. 19. sh.j Ö Z T U N A . 1 3 — Ö Z T U N A . 9 — Ö Z T U N A . İ s t a n b u l 1 9 4 4 . İ s l â m i y e t v e T ü r k le r .. l. A lp N e ş r iy a t Y u r d u V a y . T ü r k iy e T â r ih i. s h . M illi T a r ih im iz in A d ı. ü . sh . I . H a re k e t Y a y ın la r ı. II. a . sh. Y I L D I Z . 1 9 .1 3 1 8 ). 1 0 . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . 8 — Y I N A N Ç . ü . sh. 1. Y a y ın N o : 2 1 5 4 . c . 1 1 — Y I N A N Ç . 7-8. Y a ­ y ı n N o : 1 7 . 10— E rn st TA N . F e t h i. N o . A n . Y I N A N Ç . sh. 19. !$ h . i h . 5 0 5 . A n . A n . T ü r k iy e T a r ih i. F e t h i . s h . sh . T e ş k ilâ t c . T ü r k iy e T a r ih i. 4 0 0 . T ü r k i y e T a r i h i .

sh . 3 1 — Y I L D I Z .. Y b L D b Z .A lt a n D E L İ O R M A N . a . 2 4 — Y I L D I Z . g . e .1 8 7 . b i r 's u r e t l e h â z in e d e n da k e s il­ b o ş a y a m a y a c a k tı.1 7 — Ö Z T U N A . 4 5 v d . sh .e . g . s h . 4 6 8 'd e n n a k le d e n Y IL D IZ . V l L D b Z . 2 3 . Th. Y a y ın la y a n de M EY N A R D ve Pavet de v e F r a n s ız c a y a P a r is ç e v ir e n C . L e id e n 1883. s h . g . s h . g . 2 5 — Y I L D b Z . e . A n k a r a 1 9 6 7 . H O U STM A . ed. 2 5 8 ’d e n se ci- a . M. 1 8 — Y İ N A N Ç .. e . m uayyen m e y e c e k t i. Ş e m s e d d i n G Ü N A L I m p a r a t o r b u ğ u 'n u n K u ru b u ş ve 'y iik s e b ls in d e O ğubban T ü r k l e r ’ tn R o l ü " . 1938.. s h . 8 0 . 3 0 — Y I L D I Z . T ü rk n iz a m la r a T ü rk A ra p g ö re..e . b a ş la d ı. 3 3 . g . a . 7 6 . g . 6 1 . 1 7 9 . "A b b a s O ğ u l­ T ü r k le r 'in R o lü ". 2 3 — H â r u n e b . n a k le d e n ye b e ri ile Bu T a r ih . c . A r a ş tır m a ( IV I a n a k i b E n s t itü s ü Cund e b . S u ra t a b .E t r a k ). a .H . sh. ve Ebu O sm an A m r b. I. s h .e . T ü r k le r 'in iç in m illi s e iâ b e t le r ln in H a b i f e ’n in b o z u lm a m a s ı hassa e s a s lı n i z a m l a r k o y d u . sh. s h . 220 Oğ u z ÜNAL . 1 9 4 ). I I . Ü s rü ş e n e . 2 6 — E b u 'b .. a . T ü r k T a r i h K u r u m u B e l l e t e n .C A H İ Z . Y a y . a . S e r i : b il .6 4 . k o b a y b ık t a n T ü rk e r i. id a ri bu ve a sk eri en yüksek m e v k ib e r in e b ir ilg i D e v b e f » n in C eyhun Fe rg a n a . 6 9 . c .H e lâ f a ve No: b V le n k ıb e b e ri T ü r k b e r 'i n F a z a 'ib e b . g .5 0 . e v le n d iğ i h iç da a n a n e s in d e k i T ü rk is tifa d e e d ere k . e . g . H a life M u t a ş ım . s h .2 4 . B a r b ie r V II. 22— Ram azan nun Ş E Ş E N . . e . İs ta n b u l 1 9 7 6 . ve İB N L e Ip z ig H A V K A L.. T e ş r i n 1 9 4 2 ) . s.K a s ı m L e id e n sh. e . 1939. 1861-1877. B a h r e l . a d l ı e s e r in G İ R İ 3 k ı s m ı n d a s h .e .. B O . s h . s h . a . 29— İb r a h im M illi E ğ it im K A FES O Ğ LU . 6 0 . g . Im p a r a t o r lu ğ u ’n u n K u r u lu ş Y ü k s e liş in d e 1 9 1 ). N e h ri s iy a s i. o rd u su n a B ir ancak k jz m ı. Seyhun ö t e b e r in d e n B a ğ d a t ' a (Ş e m s e d d in ve G Ü N A L T A Y . 4 5 . Y IL D IZ . 1 1 8 'd e n n a k l e d e n Y b L D I Z . T u h a r is t a n d o ğ ru la n b ir in s a n a k ın ı b ö lg e le r in d e n . 28— Y A K U B İ. ( T e m m u z 1. ç ık m a la r ı ö t e le r in d e c a m ia y a k a rşı büyük h a ttâ u y a n d ır d ı.A rz . a . T a r ih . a . "A b b a s b k . sh . s h . e v b e n d ik t e n so n ra (G Ü N A L T A Y . K R A b V lE R S . T ü r k i y e T a r i h i . 2 1 — Y b L D b Z . 2 7 — (V îE S U D İ. M H l i T a r i h i m i z i n A d ı . B a k a n lığ ı V a y ın ı. 2 9 . 1 9 — Y I L D I Z .. m ensup T ü rk a s k e r le r i. g . V I . 4 9 . s h . a h lâ k i ed. ‘ ‘A b b a s O ğ u l b a n im p a r a t o r lu ğ u 'n u n K u r u lu ş v e Y ü k s e l i ş i n d e T ü r k b e r ’ in R o l ü " . sh. m aaşb ar e r ie r iy b e e v b e n e c e k T ü r k Bu m a a ş la r k ız b a r ın a v e r ile c e k t i. 4 2 . C O U R T E İL L E . k ız la r ıy la e v le n e b ile c e k le r d i. H ü a f e t O r d u s u ­ F a z ib e ile r i. M u r u c ab-Zahab. sh. K it a b sh. 2 2 .. g . 77.R e ş i d 'i n beri ve bu o ğ u lla n E m in i l e M e ' m u n a r a s ı n d a k i i k t i d a r m ü c a d e le ce re ya n eden obaybar h a k k ın d a g e n iş m ücadebeber s ır a s ın d a bibgi i ç i n b k . 6 6 . T ü r k K ü b tü rü n ü Y a y m t. J. Is b â m c a m i a s ı n a g ir e n T ü r k b e r 'i n İ s l â m m ü b k i. 2 0 — D a h a g e n iş b ıbgı ç i n T A Y . e .S a y ı : A 8 .. a . a .. L is e D e rs K it a b ı. 4 0 7 .

F e t h i.3 2 — Y I L D I Z . 4 0 7 . B iz a n s D e v le - t i'n in D o ğ u S ın ır ı. 2 8 -2 9 . 3 3 — Y I L P I Z .. I. sh . 6 3 — Y I N A N Ç . 1 6 1 .S E K E R .e . s h . HORASAN'DAN ANAD O LU'YA 221 . 2 6 -2 7 . I. A n . A n .. 4 2 — Ö Z T U N A . Y IN A N Ç . 5 2 — Y I N A N Ç . 4 4 — Ö Z T U N A . c .3 5 . A n .. Sh. I..4 0 9 .. T ü r k i y e T a r i h i . F e t h i. F e t h i. sh . İs lâ m 6 5 — Y I N A N Ç . c . A n . I. A n s ik lo p e d is i. 4 0 8 . ( İs t a n b u l) 1 9 7 1 . c . s h .1 5 . A n . 53— Y I N A N Ç . s h . c . III. 5 6 — Y I N A N Ç . F e t h i. s h . 1 3 4 . sh.e . 58— N ecdet SA K A O Ğ LU . 2 5 -2 6 . s h . s h .. 4 0 8 . A n . T ü r k iy e T a r ih i. c . 4 0 — Ö Z T U N A . C. 1 0 .e . 6 0 — S A K A O Ğ L U . A n . T ü rk BÖ LÜM A N A D O L U 'D A A n a d o lu 'd a M engücek O ğ u lla r ı. 4 3 — Ö Z T U N A . F e t ih ie r le A n a d o lu 'n u n T ü r k le $ m e s i ve İs lâ m la ş m a s ı.g .1 3 6 . 4 0 7 . T ü r k iV e T a r i h i . sh. 4 5 — Ö Z T U N A . 4 8 — Y I N A N Ç . A n . I. A tı. 6 1 . s h . a . sh. a . 2 7 . c . 62— Y IN A N Ç . g . 3 4 — Y I L D I Z . a . sh. F e t h i. sh.e . a . s h . 6 1 — B iz a n s 'ın iç in A n a d o lu 'd a k i m ü lk i v e a sk eri t e ş k ilâ t ıh a k k ın d a g e n iş b ilg i bk. 2 7 . sh . şh .1 6 3 . F e t h i. M illiy e t Y a y ın la r ı.. a . c . 4 0 6 . 5 7 — Y I N A N Ç . 1 3 7 . s h . A n . Ö Z T U N A . sh. s h . a . 3 5 — Y I L D I Z . 34. 4 7 — Y I N A N Ç .4 3 0 . s h . sh. I. s b . 2 9 . A n . sh. F e t h i. 4 1 — Ö Z T U N A . S h . 66— M ehm et . 6 4 — B e s im D A R K O T . 1 6 4 . A n . T ü r k iy e T a r ih i. 3 2 . 50— Y I N A N Ç .e . 3 4 . F e t h i. sh. 4 0 7 . F e t h i.e . 3 8 — Y I N A N Ç . A n . F e t h i.g . T ü r k i y e T a r r h i . 5 9 — Ö Z T U N A . T ü r k i y e T a r i h i . c . 3 7 — Y I L D I Z . 2 3 . M illi T a r ih im iz in A d ı. T ü r k i y e T a r ih i. M i l l i T a r ih im iz in A ç t ı. 5 1 — Y I N A N Ç . c . I.1 4 0 . T ü r k iy e T a r ih i. a . F e t h i. s h . 4 0 9 . 1 4 . e .2 1 . Sh . T ü r k i y e T a r i h i . " A n a d o l u " M d . 4 2 8 . 33. 2 0 . sh .H O N İ G M A N N . 4 0 8 . Sh . F e ttıi. I. 1 4 0 1 4 2 .3 5 .g . o ğ u zla r 5 5 — Y I N A N Ç . F e t h i. 3 9 — Ö 2 T U N A . 2 0 . sh . 1 3 3 . 1 6 4 . s h .g . 4 0 7 . 5 4 — Y I N A N Ç .g . 1 3 8 .g . I. A n . I. 4 6 — Y I N A N Ç . A n . 2 3 . T a r ih K it a p la r ı D iz is i: 1 3 . 3 6 — Y I L D I Z . s h .. s h . F e t h i . 4 9 — Y I N A N Ç . F ^ th i.J3 4 .

7 9 — T U R A N . 3 . A F Ş A R . H â k im iy e t i S e lç u k lu la r M e fk u re s i bk. S e l. b a s ( m ) . R a g ıp Yaşar A n k a ra H u lu s i S a d e le ş t ir e r e k İs m a il H a z ır la y a n la r B a k a n lığ ı K â z ım Y a y ın ı. " S e l ç u k lu la r 'ı n H o r a s a n 'a İn d ik le r : Zam an 222 OĞUZ ÜNAL . T a r ih i S e ri ve T ü r l< . O rta . Çev.. c ü z : S e lç u k lu la r T a r ih i.X I I . 82— Y I L d' i Z . S e lç u k n â m e . Y ü z y ıld a O ğ u z la r " . K ü ltü r 1 9 7 5 . 8. 2 5 6 'd a n n a k l e d e n T U R A N . B A R T H O LD . A h m e t A T E Ş . H a z .U s - S U r u r (G ö n ü lle r in T a r ih K u ru m u R a h a tı v e S e v in ç 2 c ilt.A fş a r A K A . T a n h i D e m o ğ r a f i A r a ş t ır m a la r ı v e O s m a n lI T a r i h i " . A n . 7 $ — T U R A N .. R E Ş İ D E O O İ N . v e İ s l â m i y e t . V u rd u S e lç u k lu la r Y a y ın ı. 8 3 — T U R A N . Y a y ın N o : 6 2 .ö tü k e n Y a y ın e v i. İs t a n b u l 1 9 5 3 . S e l . T a r i h i v e . İs t a n b u l 1 9 6 9 . v e İs lâ m iy e t .. 18 v e d ip n o t 3. T U R A N .D . 73— F a ru k SÜ M ER . g .5 3 ).. 8 1 — T U R A N . 6 8 — Y I N A N Ç .e . ( E y l ü l . a .ü . s. a . T ü rk I I . sh. T ü r . 5 . e ..iy e t . ( B u r a d a d e r h a l h a t ı r ­ l a t a l ı m k i .s h . Y I L D I Z .T . ( 2 .. c . T a h ra n 1 3 3 2 . X . Y a y m a T a r ih K u ru m u Y a y ın ı. A n k a ra 1960. s h . sh . sh . S e l . F e t h i. S e l. Z a h ir U d d in N İŞ A P U R İ.. 1 .e . ilm i N o : 3 . Ö ZD EN . s h . 1 1 . Ç e v. 1s t a n b u l 1 9 7 3 . 7 6 — O s m a n T U R A N . 6 . X I I . II. " X . R A V E N D İ. t a r a f ın d a n fe th i ve T ü r k le ş m e s i'n d e k e s if T ü rk ve n ü fu s h a r e k e tle r in in b u t a r ih i o lu ş T U RA N .A r a l ı k sh. 70— O sm an N e ş riy a t T U RA N . 1 6 . ) 72— W . T u r a n N e ş r iy a t Y u r d u Y a y ın ı. I I I . 8 0 — T U R A N . i İ m i S e r i N o : 4 . sh.. sh. A la m e t i). T u r k e s t a n D o v v n t o t h e M o n g o l In v a s io n . sh . s h . A h m e t A T E Ş . 1 8 5 . D iz i N o £ . Z a m .. 5. s h . S e l. 6 7 — S A K A O Ğ L U . b a s ım .. 84— Ş e m s e d d in G Ü N A LT A Y . 2 . s h . K O PRA M A N . 2 4 . 6-7. A n k a r a Y a y ın a Haz. 7 7 — T U R A N . g . S e ri T u ra n Um um i N o . ve İs lâ m iy e t . 3 . ö n e m in i'v e d o la y ıs iy le "d e m o ğ ra - iç e r is in d e k i y e r in i b U yU k b ir v u k u f la İş le y e n Z a m a n ın d a C . A d ı . 1 5 3 . g . sh. X V ı . T ü r k iy a t M e c m u a s ı. a . 1 5 2 . s h . v e İs lS . S e l. S e lç u k lu la r v e İs lâ m iy e t . S e l. 7. 76-77. sh... B a r t h o i d ' i i n e s e r i n i n R u s ç a a s lı 1 9 0 0 y ı l ı n d a y a y ı n l a n m ı ş t ı r . U m u m i S e r i N o . D iz i N o : 14-14®. S e l. T ü rk 1957-1960: Y a y ın ı. s h . S e lç u k lu la r T a r ih i T ü r k . 75— Bu konuda şu k a y n a k la r a bk. c .is lâ m M e d e n iy e t i. 7 9 .Is lâ m M e d e n iy e t i.. (1 9 5 1 . L o n d o n 1 9 2 8 . s h . v e İs lâ m iy e t . ih â n T ü r k iy e . 6 9 — Y I N A N Ç .. F a k ü lte s i D e r g is i. T ü rk Ö m e r L ü t f i B A R K A N . 7 4 — A n a d o l u ’n u n m u h a c e r e tin in fik â m ille r " in şu e s e r le r e ve T ü r k le r 1 9 5 8 ) . 2 . 9 . 71— W . I. . İ s t a n b u l 1 9 7 1 .T e v a r i h . c ilt .. 0 A R T H O L D . A .C . sh.4 . C a ı n i 'ü t . v e İs lâ m iy e t . M i l l i T a r i h l m l z i n . Rahat üs-Südur ve A y e t. A r a ş tır m a E s e r l e r S e r i s i N o : 1 . X I .A s y a T ü rk T a r ih i Y a y ın a H a k k ın d a D e r s le r .

T h e T u r k s a n a I n d i a . s h . H u d u d u l. T U R A N . M a r v a z i O n C h i n a . 5. V il. T U R A N . T a b a y i n e şred e n V. S e l. v e İ s l â m i y e t . T a r i h i v e . s h .A le m . sh.. 6-7. (A ra p ç a m e tin .. 103— 104— 105— lO G — T U R A N . . 3 8 . . M İ N O R S K Y . sh. T ü r k i y e . T ü r k iy e . S o s y a l. Z a m . T U R A N . 6 . sh . S e l. s lı. S e l. London 1942. sh. s. 4 . 4 . sh . 79. H o r a s a n ’a i n d i k l e r i Z a m a n . M İ N O R S K Y '. 5-6. T U h A N . 2 5 9 . H o r a s a n 'a i n d ik le r iZ a m a n .2 0 . Tâbayi u l. 107— M e r v e z i ’n i n T u rk s and ve iz a h la r ). b u e s e ri iç in In d ia . S e l. G Ü N A LT A Y .. Z a m . . 73. (1 . s h .. H o r a s a n 'a H o r a s a n 'a . i n d ik le r iZ a m a n . M İ N O R S K Y . . T U R A N . E k o n o m ik ve D in i D u ru m u ". 2 5 . 1 5 . Z a m . S e l . S e l. T ü r k iy e . K ö p r ü lü . T ü r k iy e . T h e I n g iliz c e t e r c ü m e M e tin 43 s n . 9 5 . T U R A N .H a y v a n . . S e l. T U R A N . sh. 108— M E R V E Z İ. 4 . 4. . 5. i n d ik le r iZ a m a n . Z a m . 3 1 3 î V . İb r a h im 1021) K A FESO Ğ LU .1 0 3 't e n n a k l e d e n T U R A N . 109— 110— T U R A N . sh.T . T a r ih i v e . Z a m . S e l . sh. 63. V . HORASAN'DAN ANADOLU'YA 223 . . . S e l. 9 . 111— 112— 113— 114— T U R A N . M İ N O R S K Y .Is lâ m D ü n y a s ın ın S iy a s a l. H o r a s a n ’a i n d i k l e r i Z a m a n . L o n d o n 1 9 4 2 . F a k ü lt e s i Y a y ı n ı . S e l. 42. T ü r k iy e . sh. G Ü N A LT A Y . T ü r k iy e . T ü r k iy e . s h . İs t a n b u l 1 9 5 3 . Z a m . 1 8 . T U R A N . 3 8 . S e l. 65. S e l. A k ı n ı v e . Fuad K Ö PR Ü LÜ . s h . T U R A N . M İN O R S - K Y . T ü r k i y e . V I I . sh . M e la n g e s M ü n a s e b e tiy le K ö p r ü lü A r m a ğ a n ı. H o r a s a n 'a I n d ik le r iZ a m a n . . I Ik S e l .T e ş r i n M e s 'e le le r i" . 6 v e 11 n o 'lu d ip n o t u . 10. S e l. T a r i h i v e . 85— 86— 87— 88— 89— 90— 91— 92— 93— 94— 95— 96— 97— 98— 99— 100— 101— 102— G Ü N A LT A Y .Ü ..C . Z a m . T U R A N . . Z a m . sh. 2 6 0 . T U R A N . s h . D oğum Fuad İlk S e lç u k lu Y ılı A k ım (1 0 1 5 Fuad E h e m m iy e ti". S e l .H a y v a n . s h . T U R A N . . sh .. T a r i h i v e . T U R A N . . A . i z a h la r 1 5 7 sh . Z a m . 59. G Ü N A LT A Y.D . T ü r k iy e . . 14-1 5. 1 9 4 3 ). 42. T ü r k iy e . . D o ğ u A n . v e İs lâ m i y e t . T a r i h i v e . s h . M enşei 28. sh. sh . . E t n ik .. Z a m . S e l . sh . . S e l. . c . shT a r i h i v e . T ü r k iy e .1 0 . 2 5 9 . sh . sh . sh. s. S e l. T ü rk T a r ih "O s m a n lI K u ru m u İm p a r a t o r lu ğ u 'n u n B e lle te n . 5 9 . V . S e l. Z a m . Ve T a r ih i "D o ğ u A n a d o lu 'y a 60. M arvva z i o n u l. sh . 59-63. T U R A N . 1 0 2 . S e l. . K A F E S O Ğ L U . S e l. B e l l e t e n ... sh. G Ü N A LT A Y . 1 0 2 'd e n n a k le d e n T U R A N . sh . L o n d o n 1 9 3 7 . S e l. M. S e l. sh .. Z a m . S e l. . . G Ü N A LT A Y . sh . sh. iz a h la r . . C h in a . . T ü rk T a r i h K u r u m u . S e l. 7 7 . K â n u n 1 9 4 3 ) . ( H . 43.. T U R A N . b k . T ü r k iy e . S e l. S e l. c..

. D o ğ u A n . 5 0 . S e l . . F e y z u lla h b. İ l k S e l. T a r ih i v e . 59 Z u b d e t ü l. c . . T a r i h i v e . T U R A N . 4 8 . İB N FU N D U K . 7 2 . .. . sh . 2 7 3 .. B a h a e d d in Ö G EL. 134— Bu h a t a lı g ö r ü ş le r iç in b k . n o tu . 7 4 . . A k ı n ı . T U R A N . Z a m . sh . T a h ra n sh. İ Ik S e l. b a s ım . İs ta n b u l 1 9 7 1 . 1 4 5 3 . T ü r k iy e . T U R A N . Z e k i V e l i d i T O G A N . sh . 7 2 . S e l. K A F E S O Ğ L U . . . H e r- gün G a z e te s i.F ik r e . Y a y ın N o : 1 5 3 4 . 2 9 3 . . B u k o n u ­ d a k i te n k itle r i iç in b k . s h . T ü r k T a r ih K u ru n d u Y a y ın ı. . T U R A N . b a s ım : A V C I O Ğ L U ' n u h Ü N A L . S e l . .T U R A N . I X . T a r ih 'i Bayhak. n e şre d e n A. . s h . S e l . S e l. 7 5 . 2 . S e l . .^ 1 3 1 . A k ı n ı . s h . . B ir in c i K it a p . . T a r ih i ve . T U R A N . 1 9 4 v d . . sh. sh. 2 9 -3 0 A r a lık 1 9 7 7 . T a r ih i v e . İB N Ü L .4 5 . . S iy â s e tn â m e . . i .N o : 11^ . s h . "D o ğ a n g ö r ü ş le r in in t e n k id i iç in y a z ım ız a b k . İ l k . . 7 1 ‘d e n n a k le d e n T U R A N . T a r ih i v e . . T a r i h i v e . Ö m e r R ız a D O Ğ R U L . S e l . T a r i h i v e . Ç e v . Y a y ın ı. 5 2 . S e l. 4 6 . S e l . 7 3 224 Oğ u z ÜNAL . s h . T a r ih i v e . N o : 3 2 . T a r i h i v e . T a r i h i v e . 2 . s h . 1 3 0 8 . E d e b i y a t F a k . 2 6 3 . a . sh . 117— 118— 119— 120— 121— 122— 123— 124— 125— 126— T U R A N . Z a m .2. O . S e l. g . I I . M . T U R A N . h a t a lı o lm a k t a n d a ö t e y e t a r ih i g e r ç e ğ i. A n k a r a 1 9 4 5 . S e l. T a r i h i v e . sh . 4 4 .. 4 3 .. . 4 9 . 4 5 . . U m u m i T ü r k T a r i h i ­ n e G i r i ş . Y a ­ y ın ı. T a r ih . sh . C M d I.. d a n n a k l e d e n T U R A N . 136— M u h a rre m E R G İN . S e r i.115— 116— T U R A N .İ7 Ch. T U R A N . . D o ğ u A n . 1000 T e m e l Eser S e r is i. T a r ih i v e . s h . I. şu 1 9 7 8 . 1 6 . l 7 . 137— 138— T U R A N . P a r is 1891. 2 1 . T ü r k le r in T a r ih i. S e l. . Z a m . S e l . S C H EFE R . T U R A N . . O ğ u z A v c ı o ğ l u v e T ü r k l e r i n T a r i n i " . E . 6 9 ... sh. A k ı n ı . 2 5 9 .. sh . . T a r i h i v e . 128— 129— 130— 131— 133— T U R A N . T ü r k i y e . S e l. İ s ta n b u l 1 9 7 0 . M .2 7 4 v e 5 6 n o ’ lu d i p . 9 4 't e n n a k le d e n T U R A N . . sh. s h . O rh u n A b id e le r i. S e l. c . Doğan İs ta n b u l A V C IO Ğ L U . . S e l . s h . T U R A N . 1 2 . s h . 135— Bu h a t a lı. T a r i h i v e . T a r i h i v e . K A FESO Ğ LU . 7 5 . sh. T e k in Y a y ın e v i. k a s ıt lı o la r a k s a p t ır ­ m a k v e m a r x is t b ir ş e m a y a o t u r t m a k a m a c ın ı t a ş ıy a n g ö r ü ş le r iç in b k .E S İR . 7. İs t a n b u l 1 9 7 0 . S e l .T ü r k iy e . sh. A . . e . sh . A b u 'l F â r a c T a r ih i. . Y a y ın ı.. T U R A N . B . S e l. 127— G re g o ry A B U 'L F A R A C (B A R H E B R A E U S ) . . 1 0 0 0 T e m e l E s e r S e ris i N o : 5 0 . T U R A N . E n E s k i D e v ir le r d e n 1 6 . s h . . 7 5 . sh . B A Y B A R S tü p h a n e s i M A N S U R İ. N İZ A M O L-M O LK. S e l . D o ğ u A n . sh. s h . E . E fe n d i ( M ille t ) K ü ­ K a h ir e 1 3 0 2 . . . B E H IV IE N Y A R . .. B . T ü rk K ü lt ü r ü n ü n G e liş m e Ç a ğ la r ı. A s r a K a d a r . 2 3 . S e l. . . s h . . n şr. K A F E S O Ğ L U . 4 4 . 2 . S e l . T a r ih i v e . 139— 140— 141— E R G İ N .. s h . T a r i h i v e .

S e l .B iz a n s m ü c a d e le le r in d e n ü f u s u o ld u k ç a a z a la n v e b ir ç o k y e r le r i b o ş v e y ı k ı k b u lu n a n . T a r ih . b u b a k ım d a n B a t ı 'y a k a r ş ı n ın B a t ı s iy â s e t in in HORASAN’DAN ANADOLU’Y A 225 . .. B ü y ü k S e lç u k lu S u lt a n ı " T u ğ r u l 'u n u f a k p a r ç a l a r t 'a l i n d e H ı r i s t i y a n T ü r k m e n b o y la r ın ı t o p r a k la r ın a . . . C h a p it r e s rle l ' H i s t o ı r e des de R o u m ". New Y o rk 1 9 6 8 . lu la r 'ın İle r i b ir te s ir in d e k a la r a k . s h . A n a d o lu 'y a .) 146— U e rçe k te n Y u r t B u lm a v e F e t i h S i y â s e t i " b ö lü m ü . 2. İs lâ m . . İ s t a n b u l 1 9 7 8 . " B U y ü k S e lc u k y o k tu r" d e d ik t e n so n ra daha da A n a d o lu 'y u "8 U y U k g id e r e k S e lç u k lu la r 'm T ü r k m e n le r 'e d ü ş m a n " o ld u ğ u n u İ le n s ü r m e k t e d ir .6 2 2 .ın c ı X I. T U R A N . K a h ir e 1 3 0 2 . T a r i h i v e . T u rcs 72-84 v d . . T ü r k le r in K it a p . sh. B y z a n t io n . J O N E S • V V Il. s h . Y a z a r . 7 6 . İs lâ m d ü n y a s ın ın d ö r t t e ü ç ü n e h â k i m o la n B ü y U k S e lç u k lu S u lt a n ­ la r ı i ç i n . A S u rvey of th e M a te n a l and S p ır itu a l C ııltu r e and H is t o r y G e n e ra l c. B ij . b u h a t a lı v e m a r x is t t a r ih a n la y ış ı d o ğ r u lt u s u n ­ da ç a r p ıt ılm ış m a k s a t lı g ö r ü ş le r iy le Büyük S e l ç u k l u l a r ’m '^ t a r ih i m is ­ yon" is ıâ m Büyük u n u a n la y a m a d ığ ı g ib i. P r e . 2 9 2 . h u z u r s u z lu k v e a n a r ş i iç e r is in d e d ü n y a s ın a huzur bu ve süku n. "L a C a m p a g n e d e M a n z lk e r t". 1 3 6 . (b k .1 3 7 . T a r ih i. B ü y ü k S e lç u k lu D e v le ti. û o ğ a r A V C I O Ğ L Ü . 7 4 . T r a n s la t e d f r o m t h e F r e n c n b y J . T a p lın g e r P u b lıs h in g "O e u x (1 9 3 6 ). n iz â m ve a d â le t u n su ru g e tir m e k o la n ç ır p ın a n is te y e n S e lç u k lu la r 'm a m a ç la b ir a n a r ş i T U r K m e n le r 'i İta a t a lt ın a a lm a k v e o n la r ın reK o n la r ı y e r le ş t ir e c e k yeni b ir a n a r ş i u n s u r u o lm a la r ın ın ö n U n e g eceb ir yu rt (A n a d o lu ) b u ltn a K ve b ö y le c e o n la r ı d e v le t e y a r a r lı b ir u n s u r h a lin e g e t ir m e k s iy S s e t le r in d e n h a b e r s iz g ö r ü n m e k te d ir . b u t e s b it ın e r a ğ m e n " B ü y ü k S e lç u k l u la r 'ın b ir A n a d o lu 'y u f e t in p lâ n ı y o k tu r" ig ö rU ş ü n ü ile r i s ü r m e k le k e n d i f ik ir le r i a r a s ın d a ç e liş k i v e t u t a r s ız lığ a d ü ş m e k t e d ir .O t t o f n a n T u r k e y . I X . . B y z a n t ıo n . s h . 2 . 1 8 8 'd e n n a k le d e n T U R A N . D a s ım .. s h . s h . 143— 144— 145— T U R A N . C la u d e C A H EN . t m e v i v e A b b â s i im p a r a t o r lu k la r ı­ v â r is i d u r u m u n d a o lu p .. C l a u d e C A H E N . A n a d o l u 'n u n f e t h i z a r u r i id i. Bk.L ıA M S . S e l .142— İB N Ü L . sh . . .■. 2 1 0 . T a r i h i v e . i ş t e s iy â s e tin A n a d o lu 'n u n b ir n e tic e s i f e t h i v e T ü r k le ş m e s i b u ç o k y ö n lü v e k a r m a ş ık o la r a k g e r ç e k le ş m iş t ir . 1071- 1 3 3 0 . . T e k in C om pany.j P a u l V V I T T E K . N ı t e k i n i ih t im a 4 C l. y a in ız I s ı â m ı y e t in h â m is i o lm a k s ıf a t iy le o n u n o a ş iic a d ü ş m a - ı>ı o l a n B i z a n s ' ı e z m e k m a k s a d i y l e d e ğ i l .E S İ R . . { 1 9 3 4 ) . a r d ı a r a s ı k e s i l m e y e n T ü r k m e n g ö ç le r in in u n su ru b u lm a k m am ur ve n ü fu s ç a k e s if o la n o n la r ı Is lâ m ü lk e le r in d e b ir a it a ış i yem b ir yu rt o lm a la r ın ın önüne g e çe re k y e r le ş t ir e c e k v e b u s u r e tle d e v le t iç in z a r a r lı o la n b u u n s u r u d e v le t e y a r a r lı b ir u n s u r h a lin e g e t ir m e k v e k e n d i k u v v e t le r i a r a s ın a a lm a k g ib i y ü k s e k v e d a h iy a n e b ir s iy â s e t le . T a r i h i v e . D oğan Y a y ı n e v i . . I X . y u k a r ıd a . 6 2 1 . S e l . sn.a k ı t ­ m a k t a " o ld u ğ u n u s ö y le y e n y a z a r . b h. "S e lç u k 71 S u l t a ı ı l a r ı 'n ı n O ğ u z la r 'a vıd . C A H t N 'ı n te t ıh p tâ n ı A V C IÜ Ğ L U .

sh .. S a l. 4 0 . T U R A N . s h . S e l. T U R A N . Y I N A N Ç . 1 3 1 9 . 4 3 ... Y u k a r ıd a D ip n o t 141 ve T U R A N . 157— 158— Y I N A N Ç . K A F E S O Ğ L U . 4 2 . S e l . .. A n a d o lu 'n u n K e t h i. 2 7 0 . g . A n a d o lli'n u n F e t h i. sh. A B U 'L F A R A C . T a h ra n ve .. 1 5 . 5 2 . B k . sh. 3 6 . D o g u 'y ^ b a k ım d a n S e lç u k lu dem ek f e t ih le r i h ü c u m d e fa k a t 'i s iy a t ifin in a h n m ış tır . . s h . 5 3 d i p n o t u 122.T a r ıh . D o ğ u is e u m u m i y e t l e h ü c u m hücum a iç e r is in d e is e . S e l .. 4 3 . b u n e tic e M e h m e t A lta y K ö V M E N . l a r ı h i v e . U K FA LI G r ig o r 'u n N o t la r . U r f a lı M a t e o s V e k a y ı nâm eSp ( 9 5 2 1 1 3 '^ ) v e P a p a z Z e y li (1 1 3 S . S a ld N E F İ S İ . T U R A N . 6 7. A n a d o lu 'n u n F e t h i . T U R A N . d a n n a k le d e n T U R A N .. sh.. Y I N A N C .. T a ı i h ı v e .. iç z a te n m üşkül d u ru m d a â le m in i. T ü rk T a r ih Eö o u ara K u r u m u Y a y ı n ı . T U R A N . A n k a r a 1 9 G 3 . K A F t S O Ğ L U . 226 O ğ u z ÜNAL . . y a p t ığ ı is tilâ la r la d a h a d a in i­ m üşkül d u ru m a so k m u ş tu . sh . . 149— Ib O — 151— 152— İ5 3 — 154— 155— 156— Bu k a y n a k la r iç in b k .1 1 6 2 ). N o . A y y ı l d ı z M a t b a a S '. S e l . H r a n t D . s h . S e l .C 9 . . Y IN A N Ç . sn . . T a r ih i T U R A N . .i M e s u u ı. Y I N A N Ç . . T a r i h i v e .ö te d e n b e ri ta k ip e d i ıe n ananevi İs lâ m s iy â s e tin in yeni m ü m e s s ili h ü v iy e tin d e d ir . 3 7 . s h . 763 . T a r i h i v e . n s r. . c . sh . s h . D U LA U R ER . 2 1 .4 2 . B Ö LÜ M B Ü Y Ü K S E L Ç U K L U L A R D E V R İN D E B İZ A N S G A Z A L A R I V E A N A D O LU F Ü T U H A T I 147— 148— I U R A N . sh . I . a . 2 4 3 ) . S e l. Y I N A N Ç . A n a d o l u ' n u n F e t h i .. 6 7 . IV. 2 9 3 . . .. i l k S e l ç u k l u A k ı o ı . sh . sh. S e l. 79. T U R A N . T U R A N . .. Y I N A N Ç . B i z a n s t e k r a r o la n İs lâ m Bu g e ç m iş . I I . T a r ih i ve . sh. la n n d a b ir a s ır B a tı Em evi ve A b b â s i İm p a r a t o r lu k la r ın ın h a ş m e tli za m an h a lin d e id i. Z a m . 7 3 . S e l . 3 7 . S e n . Y I N A N Ç . te k ra r (B k . 4 4 . sh . 6 6 . 66. S e l.. A N D M E A S Y A N . T ü r k ç e y e Ç e v . Z a rn . geçm esi o lu p . i a r ı h i v e . 1 4 . T a r i h i v e . 3 6 .1 3 3 2 . T a r i h i v e .. T ü r k iy e . 2 6 9 . s h . s h .. sn. S o n m e s e le le r iy ie m ü d a fa a d a . S e l . 159— 160— IG l— 1621631S41651661671GB— v d .. sh . r v iü k r ım m H a lil Y IN A N Ç .. A n a d o lu 'n u n F e t h i. A n a d o lu 'n u n F e t h i..3 8 . S e lç u k lu D e v r i T ü r k T a r ih i. A n a a o lu 'n u n F e t h i. E t > u ’ı Fazı B A Y H A K İ... 5 3 . s h . M A TEÜ S.1 5 . A n a d o l u ’n u n F e t h i . s h . s h . A n k a r a 1 9 6 2 . T ü r k iy e . i Ik S e l ç u k l u A k ı n ı . . ...e . 6 7 .

1049 9. Y IN A N Ç . 9 1 . 4 5 . 4 8 . ) 176— T U R A N . s h . s h . 2 4 7 . I. Ö Z T U N A . 4 9 . 8 1 sh . G e n e l K u r m a y H a r p T a r ih i B a ş k a n lığ ı S t r a t e jik N o : 8 . S e ıc u k lu a s ı. 172— 173— 174— T U R A N . I. sh. T ü r k i y e T a r i h i . 1 9 7 3 . S e l. T U R A N . c . I . V I N A N Ç . 4 1 1 . S e lç u k lu la r T a r ih i. S e l . . S e l.H . A n a d o lu 'n u n F e t h i. 8 0 . sh .4 1 3 : Y I N A N Ç . c . sh . sh. . T U R A N . s h . T U R A N . sh. . I. S e l . Bk. 1.5 0 . S e l . 8 0 . F e t h i. 190— 191— 192— Ö Z T U N A . 5 1 .9 1 : Y I N A N Ç . 178— 179— 180— 181— 182— 183— 184— 185— K Ö Y M E N . T a r ih i ve . E t U d le r D a ir e s i Y a y ı n ı . 83. . 4 1 3 . T ü r k iy e T a r ih i. T a r ih i ve . sh . L id d e ll H A R T . S a v a s ı. D e v r i T ü r k T a r ih i. sh. c . 8 8 . Y u k a r ıd a "S e lç u k S u lt a n la r ı'n ın O ğ u z la r 'a Y u rt B u lm a ve F e t ih D e v ri T ü rk T a r ih i. 4 7 . 2 4 7 . c. s h . S e lç u k lu la r T a r ih i. 7 6 . T U R A N . 4 6 . S e lç u k lu la r T a r i h i . s h . T ü r k i y e T a r i h i . b iz c e 1 0 4 8 y ılın d a o lm a s ı d a h a is a b e t li g ö r ü lm e k t e d ir . sh . Ah X X. C em al E N G İN S O V . Ö Z T U N A . c . 5 2 . sh . Y I N A N Ç . Sen M a la z g ir t . I. .. A n a d o l u ’n u n F e t h i. T ü r k i y e T a r i h i . 4 1 3 .. sh . Ç e v. Ö Z T U N A . 5 4 . T a r i h i v e . sh . . 'sel. Y I N A N Ç .8 2 .8 6 . o ld u ğ u n u sh. . Ö Z T U N A . 188— 189— T U R A N .8 1 . sh . B . 193— Ö ZTU N A . T U R A N . Ö Z T U N A . 8 5 . Ö Z T U N A . sh. . s h . 4 1 2 . sh . s h . c . A n a d o l u ' n u n F e t h i . sh . 5 5 . HORASAN’DAN ANADOLU'YA . A n a d o lu 'n u n F e t h i . A n a d o lu 'n u n sh. A n a d o lu 'n u n F e t h i. A n k a r a . Y IN A N Ç . T a r i h i v e . T a r i h i v e . T ü r k iy e T a r ih i.. s h . A y y ıld ız M a tb a ­ S e l. A n a d o l u ' n u n sh. c. T ü r k i y e T a r i h i . T ü r k i y e T a r i h i . T ü rk T a r ih K u ru m u T ü r k iy e Y a y ı­ T a r ih i. E t r a ıe ji: D o la y lı T u t u m . T a r i h i v e . sh. sh . S e l ç u k l u l a r T a r i h i . 4 1 1 . I. I. c. sh . A n a d o lu 'n u n F e t h i. 4 1 2 . 4 1 1 . c.169— 170— Y I N A N Ç . . 51-5 2. . 4 1 2 . 71 v d 186— 187— TU RA N . s h . s h .. n ı.. A n k a ra 1 9 7 1 . sh . Y I N A N Ç . A n a d o lu 'n u n F e t h i .9 0 . s h 8 1 . S e l . A n a d o l u ’n u n F e t h i. 9 0 . . s a v a s ın y ılın d a s ö y lü y o r s a U a . 195— Y b N A N Ç .5 5 . T a r i h i v e . I. ( ö z t u n a . T U R A N . sh . sh. T U R A N . . S i y â s e t i " . 4 1 2 . F e t h i. c . T a r i h i v e .Sa. T U R A N . T ü r k iy e T a r ih i. T ü r k iy e T a r ih i. 8 9 . A n k a r a 1 9 6 3 . I. A n a d o lu 'n u n F e t h i. A n a d o lu 'n u n F e t h i. 175— Y lN A N C . S E V İM . S e l . sh. sh.. 82. I. 8 4 . Ö Z T U N A . Y I N A N Ç . . 4 1 2 .8 1 . s h . 98-100. S e lç u k lu la r T a r ih i. 5 4 . sh M eydan 4 7 . 194— Ö Z T U N A . 177— M e h m e t A lt a y K ö Y M E N . 171— T U R A N .

. 5 7 . 205— 206— Y I N A N Ç . 4 6 . 58. 5 6 . A n k a ra 1970. 216— 217— 218— K A R A T A M U . sh. Z a m . 3 9 . 4 6 ' d a k i d ip n o t u 2. M a la z g ir t M . a . . 60. T U R A N . 1 1 2 1 1 3 . 4 7 .. 6 0 . 4 1 3 ..e . (S Ü R Y A N İ M İ H A E I. T U R A N . 1 1 7 . Y IN A N Ç . 1 1 6 . . s h . g .) . B a ş k a n lığ ı H a rp Y a y ın ı. T ü r k iy e . T U R A N . 203— 204— I I I . sh. sh. T U R A N . 5 7 «e d ip n o t u 1 v e a y r ı c a T U R A N . K A R A T A M U . Z a m a n ın d . 5 2 5 3 . A n a d o lu 'n u n F e t h i . A n a d o lu 'n u n F e t h i. 1 2 7 ) . sh. 1 2 5 1 2 7 . S e n S h . 117. 2 5 9 . S e lç u k lu la r T a r ih i. Sh. sh. 117.M . Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . sh 112. M a la z g ir t M M . S e l. S e l..1 1 7 . 219— T U R A N . sh. C 3enel K u r m a y N o : 2. Y IN A N Ç .196— 197— 198— 199— Y I N A N Ç . 4 1 . 228 OĞUZ ÜNAL . K ö Y M E N . Sh . S e l. M a la z g ir t M M . 4 0 . Y IN A N Ç . A n a d o lu 'n u n F e th i. 200— Bu k a y n a k la r iç in b k . S e l . o r t A N . stt. F r . M . 4 0 . S e lç u k lu la r T a r ih i. B k . sh. 201— T U R A N . V I N A N Ç . c . 210— 211— 212— T U R A N . sh . s h . . sh . 1 1 0 . . 57. C H A - 2 0 2 — M ıc h e i L e S Y R İ E N BO T. sh . 4 0 . M . T U R A N . a . S e lç u k lu la r T a r ih i. sh. 1 0 4 ..4 7 v e s h . Sh. 41. S e lç u k lu la r T a r ih i. A n a d o lu 'n u n Sh. sh. S e lç u k lu la r T a r ih i. K A R A T A M U . 4 6 . S h . K A R A T A M U . A n a d o lu 'n u n F e t h i. S e lç u k lu la r T a r ih i. 5 8 . F e t h i. S e lç u k lu la r T a r ih i. sh. 1. U R F A L I M A T E O S . A n a d o lu 'n u n F e t h i. 1 1 7 . D e v . sh. o Z T U N A . T ü r k i y e T a r i h i . S e lâ h a t t ın E k i.1 1 8 . Sh . 117. e . M . M a la z g ir t M .g .lU M eydan Tanhı T ü rk S ilâ h lı K u v v e tle r i T a r ih i II ncı C ilt M a la z u ır t M u h a re tso s ı (2 6 B a ş k a n lığ ı A ğ u s t o s 1 0 7 1 ) . T U R A N . Sh. A n a d o lu 'n u n F e t h i . S e l ç u k l u l a r T a r i h i . S e lç u k lu la r T a r ih i. A n a d o lu 'n u n F e t h i . 220— 221— K A R A T A M U Y IN A N Ç . sh. K A R A T A r . ( S a l a r ı H o r a s a n 'ın ö ld ü r ü lm e s i h â d is e s in d e n h a b e r d a r o lm a y a n U r fa lı M a te o s o n u n büyük m ik ta r d a g a n im e t v e s a y ıs ız e s ir le b e ra b er İ r a n ' a d ö n d ü ğ ü n ü y a z m a k t a d ı r . sh. Y I N A N Ç .5 7 . Sh. 213— 214— 215— K A R A T A M U . 1 6 9 1 7 2 d e n n a k le d e n T U R A N . sh .M . Sh. U R F A L I M A T E O S . M a la z g ir t M . s n . te re . T U R A N . Sh . Z a m a n ın d a T ü r k iy e . S e lç u k lu la r T a r ih i. 4 5 4 6 . M a la z g ir t M . 39-40. J l l A n a d o lu 'n u n F e t h i. S e lç u k lu la r T a r ih i. sh. sh. Sh . sh. T ü r k T a r ih i. Y I N A N Ç . T u r k îy e . S e lç u k lu la r T a r ih i. K A R A T A M U . 4 1 . T U R A N .. 1 0 5 . 5 9 . M a la z g ir t M . sh . S e l. T U R A N . 4 6 . C h r o n ıg u e . 207— 208— 209— T U R A N ..

sh . A n a d o lu 'n u n F e t h i. T ü r k i y e T a r i h i . 1 2 5 . 1 3 2 . D e v r i T ü r k T a r ih i. sh. E k o n o m ik D in i D u ru m u ". P ro fe s ö rü M uham m ed İK B A L 'in LÜ G A L. A n a d o lu 'n u n h i. Ö Z T U N A . I. T ü r k iy e T a r ih . S e lç u k lu la r s h . S e lç u k lu la r T a r . sh . V II. Ö Z T U N A . S e l ç u k l u l a r T a i ı i v . E L . ç e v . D e v r i T u r k T U R A N . s n . A n a d o l u ' n u n F e t h i . T a r ih K u ru m u A n k a ra 33. T ü r k iv . sh. S e lç u k lu la r T a r ih i.I . S f c iv u ^ . B e lle te n . L a h o r 'd a m e tin d e n II. Sh 132 262. 65 6 6 . S e lç u k lu la r T a r ih i. h i. K ö Y M E N . S h . A n a d o l u 'n u n F e t h i . Sh . Ö ZTU N A . s h . 4 1 S sh. c. T ü r l< ıy e .l. Y IN A N Ç . 4 1 6 . M a la z g ir t M M .H Ü S E Y N İ. K Ö Y M E N . S e lç u k lu la r T a r ih i. Y IN A N Ç . sh . S e lç u k lu la r T a n h ı. sh. 125-126- 2 4 3 — T U R A N . S e l. T U R A N . K A R A T A M U . sh. 1 3 2 . s h 262. S e l. S e lç u k lu la r T a r ih i. S e lç u k lu la r T a r ih i. 1 2 6 . T ü rk çe ye No: 8. Ö Z T U N A . sh . " S e lç u k lu ­ S o s y a l. ı 127. Z a m . M . . sh. 4 3 . sh. D e v r i T u ı k T a r ih i. sh 6 7 I. 4 3 . I „ . I. I I B . sn. Ö Z T U N A . Y IN A N Ç . s h S e iç u n iu ıo r T a r ih i. S e l. 5 8 .iiiid i T a r i h i . 6 7. S e l. 4 1 4 .U . 118-119: Y IN A N Ç . sh . sh 6 7 . 2 6 2 . S e lç u k lu la r T a r ih i. T ü r k i y e T a r i h i . M a la z g ir t M . sh.222— 223— 224— T U R A N . sh . N e c a tı 1943. T U R A İ M . D e v r i T ü r k T a r i ­ Ö Z T U N A . 225— 226— 227— 228— T U R A N . T ü r k iy e T a r ih i. c . S e l . S e l ç u k l u l a r T a r i h i . sh . h ı.. sh 229— 230— 231— 232— 233— 234— A n a d o lu 'n u n F e t h i. c . 2 2 .247— 248— . D e v r i T ü r k T a r i­ 235— Y I N A N Ç . 1933 T ü rk de Peocap Ü n iv e r s ite s i n e ş r e t tiğ i Y a y ın ı. K Ö Y M E N . T U r k i y e T a r i h i . . T ü r k iy e T a r ih i.4 1 5 . 236— 237— T U R A N . Sh. 260F e t h i. 4 1 4 . 43 K A R A T A M U . 251— Bu la r ın H o r a s a n 'a ve in d ik le r i Zam an D ü n y a s ın ın K u ru m u S iy a s a l. S e lç u k lu la r T a r ih i. I. 4 1 5 -416- T U R A N . 239— 240— 241— 242— 1 3 2 . 118. 1 1 8 . 7 0 . sh 2 3 8 — T U R A N . Ö Z T U N A . T U R A N . K ö Y M E N . S e lç u k lu la r T a r ih i. F a rsça Ahbâr iid D e v le t ıs S e lç u k ıy y e . 2 6 3 .. sh 249— 250— Sen 133. s h Y IN A N Ç . sh . sh T a r ih i. T ü rk T a r ih HORASAN'DAN ANADOLU'YA 229 . T U R A N . 246— T U R A N . 4 1 4 . A n a d o l u ' n u n F e t h i . konuda gem s D ılg i iç in bk. A n a d o lu 'n u n F e t h i. c . K A R A T A M U . c . sn . c . I. K Ö Y M E N . T U R A N . S e m s e d d ın İs lâ m G O N A LT A Y . sh. 1 2 7 . Y IN A N Ç .4 0 8 . c. T U R A N . sh. 244— 245— T U R A N . Sh . c T U R A N . 4 0 7 . Sel T a r ih i. 6 2 . 1 3 3 .

A n a d o l u ' n u n F e t h i . 5. S e l . Sh. A n a d o lu 'n u n F e t h i. T U R A N . V IN A N C . A n a d o lu 'n u n F e t h i . 1 2 5 . IV la la z g ir t M . T U R A N . 71. g . S e lç u k lu la r T a r ih i. T ü r k iy e . s h . Z a m . M . 256257258259Y I N A N Ç . g . sh. 280— 281— K A R A T A M U . T U R A N . T U R A N . T U R A N .A h b a r T ü rk T a r ih K u ru m u M o ğ o lla r Z a m a n ın d a T ü r k iy e S e lç u k lu la r ı T a r ih i. 2 4 . Sh . Bu k o n u d a d a h a g e n iş b ilg i iç in b k . D e v r i T ü r k T a r ih i. 2 7 .T U R A N .N o : 1. y u k a r ıd a " O ğ u z is t ilâ s ı A r if e s in d e A n a d o l u " a d lı b ö lü m . sh. 2 6 .s. im a d ü d .g . e . M a la z g ir t M . S E K E R . S e ri .. sh. sh. Z a m . sh . sh 71. 263T U R A N . 133 : V IN A N C . A k s a ra y lI M e t n m e d o ğ l u K E R İ M Ü D D İ N M A H M UD . sh. 260261262S E K E R . S e l- Zam . 2 4 . g . e . S e lç u k lu la r T a r ih i. A n a d o lu 'n u n F e t h i. M a la z g ir t M . sh . F e t h i. M „ sh. Sh. Ş E K E R .. T U R A N . 72. K A R A T A M U . 255— 266— 267— 268— 269— 270— 271— 272— T U R A N .. sh . 22 . 1 6 5 . 2542555 E K E R . g . 71. "A b b a s O ğ u lla r ı im p a r a to r lu ğ u n u n K u r u lu ş v e Y ü k s e li s i n d e T ü r k l e r i n R o l ü . A n k a r a 1 9 4 4 a d l ı e s e r in ö n s ö z ü .. sh . Y I N A N Ç . e „ $ h. III. sh. 2 7 .. a . 253G Ü N A LT A Y . 1 9 4 3 ). 2 5 .M . sh. t a r a f ın d a n Ir a k ve da H o rasan L e id e n 'd e S e lç u k lu la r ı n e ş r e d ile n T a r ih i. S e lç u k lu la r T a r ih i. s h . K A R A T A M U . T ü r k iy e . e . s h . 2 4 . Ş E K E R . 273— K Ö Y M E N ..M . T a r ih i. 1 6 5 . m e tin d e n Th. 274— 275— 276— K Ö Y M E N . 2 6 5 . 59-9 9. Sh. Y I N A N Ç . a . a . 7 0 . sh . 1 3 3 . a . T ü r k i y e . Y I N A N Ç . 7 0 . 7 3 . A n a d o lu 'n u n F e t h i. sh . sh . sh. 31Y IN A N Ç . a . A n a d o lu 'n u n F e t h i . V a y ın ı.e . A n a d o lu 'n u n F e t h i .g e . sh. 126. T ü r k iy e . A n a d o lu 'n u n F e t h i.M . Z a m . H O U TSM A 1889 T ü rk - 230 Oğ u z ÜNAL . 1 2 7 .. A n a d o lu 'n u n S E K E R . S e l. S e l. 2 0 5 . Sh. 1 2 7 . 2 6 .2 4 . 1 2 7 . sh . sh. y u k a r ı d a " A n a d o l u ' n u n T ü r k l e r T a r a ­ f ın d a n F e t h in i H a z ır la y a n S e b e p l e r " a d lı b ö lü m ). sh. 2 6 . 2 3 . S e l. sh. 72j K A R A T A M U . ( H . a . D e v r i T ü r k sh. A n a d o lu 'n u n F e t h i. 2 6 3 . 277— 278— 279— Y I N A N Ç . Z 5 ( A y r ı c a b k . sh. Y IN A N Ç .D in B O N D A R İ. M a la z g ir t M . 125 -126. M u s â n ıe r e t ü l. sh. S e l. Y IN A N Ç . S e lç u k lu la r T a r ih i. 1 2 7 . K â n u n 252O sm an T U R A N . 2 6 4 . S e lç u k lu la r T a r ih i.

T U B A N . S ü le y m a n Sah. M a la z g ir t K A R A T A M U . Y IN A N Ç . HORASAN'DAN ANADOLU’YA 231 .O s m a n S E ­ konuda bk. I . K Ö Y M E N . Z E H R A . . b ö y le c e v a p v e r d iğ in i s ö y lü y o r la r . S e lç u k lu la r T a r ih i. 1 6 7 . sh .çeye ç e v . 7 4 . Ö Z T U N A . 1 3 6 . F i ’l j s l â m ) . K ıv a m e d d in B U R S L A N . s. S e l.. İ s lâ m 'd a D e v le t id a r e s i. M . A n a d o lu 'n u n F e t h i . H ü s e y in A t. M uham m ed E B U D e v liy y e (E l. ö z t u n a . 2 6 6 . S e l ç u k l u l a r T a r i h i . sh K Ö Y M E N . D e v ri T a r ih i. Ir a k v e H o r a s a n S e lç u k lu la r ı T a r ih i. 1 5 5 vd. s h . İs im z ik r e t m e d e n e lç in in s ö y le r k e n . M u h a m m e d H A M İ O U L L A H ..2 0 7 . " M a la z g ir t □ e r g is i. ıı.1 3 7 . D e v r i T ü r k T a r ih i. sh . T ü r k i y e T a r i h i . b u c e v a b ı S a v T e k i n 'i n Köym en ve T u ra n . 4 1 7 . 7 4 . Ahm ed S a id M a tb a a s ı. I. T iır k ıy e T a r ıh t . sh . M . 1 3 6 . sh. K A R A T A M U . S e l ç u k l u l a r T a r i h i . S e l. 4 1 8 . b ilg i iç in o k . T U R A N . I.. 1 9 7 . e. s h . A n k a r a 1 9 7 5 . sh . M a la z g ir t M eydan M u h a re b e si s ır a s ın d a S u t t a n A lp A r s la n 'ın y a n ın d a b u lu n a n T ü r k k o m u t a n la r ı h a k k ın d a g e n i. S h. 1 2 9 . T ü r k iy e . T ü rk 267. cevabı T ü rk T ü r k iy e I. M a l a z g i r t K a t ıla n T ü r k B e y le r i. B O N D A R İ. 3 9 . M .M . 9fel. sh. S e l. sh . 1 3 6 Ö Z T U N A . s h .G Ü L . D e v r i T ü r k T a r ih i. a . T U R A N . 1 2 8 . k o n u s u n d a k i t a r t ış m a la r iç m bk. 294— 295— K Ö Y M E N . sh. sh. . M a la z g ir t B O N D A R İ . A n a d o l u ’n u n 296— Bu Ir a k ve H o ra sa n S e lç u k lu la r ı T a r ih i. T ü rk o rd u su n u n m evcudu sh. M a la z g ir t K A R A T A M U . 1 6 8 . tV la la z g ir t 282— 283— 284— 285— 286— 287— 288— 289— K A R A T A M U . sh. Z a m . ) 300— Y I N A N Ç . F a r u k S Ü M E R . c . c. İs ta n b u l 1963. B O N D A R İ. F e t h i. 290— 291— 292— T U R A N . Kem al K U S Ç U . İs lâ m A n s ik lo p e d is i. S a v a s ın a sh 45 sh. sh. T U R A N . M . 73. K a tıla n T a r ih T ü rk B e y le r i” . sh. K Ö Y M E N .u d K E R C İ. 2 6 6 . sh . S e lç u k lu la r T a r ih i. sh. 2 6 6 . c . S Ü M E R . D e v r i T ü r k T a r ih i. 1 2 7 . bu m â n â lı T a r ih i. İs t a n b u l 1 9 7 1 . 4 1 8 . V d :. T U R A N . 293— Bu k o n u d a g e n iş b i l g i i ç i n s u e s e r l e r i k a r ş ı l a ş t ı r ı n ı z . Ö Z T U N A . sh. Çev. S e lç u k lu A r a ş tır m a la r ı S e lç u k lu v e M e d e n iy e t i E n s t itü s ü Y a y ı n ı . S e l. 1 3 5 . Ş a m il Y a y ın e v i. S a v a s ın a IV . 11. sh.M . 127 -128. İ s t a n b u l 1 9 4 3 .2 6 5 . 134-135î A n a d o lu 'n u n F e th i. 4 . 4 0 .1 2 8 . sh. S e ­ ri . S e l. 3 9 . İs lâ m 'ın h a rp h u k u k u î ç in a y r ıc a s u e s e re d e b k . sh. sh.g e-. S e lç u k lu la r T a r ih i. 1 9 7 v d . (İm p a r a t o r a v e r d iğ i konusunda v e r d iğ i­ b ir e lç ile r in d e n h a n g i s in in t a r ih ç ile r in ni if a d e le r i K a r ı ş ı k t ı r .M . Y IN A N Ç . 3 8 . T ü r k T a r ih K u ru m u Y a y ın ı.A lâ k a t. Ir a k ve H o r a s a n S e lç u k lu la r ı T a r ih i. Is lâ m d a B e s e r i M ü n a s e b e tle r Ç e v . K Ö Y M E N . M . 2 0 1 2 0 4 . 299— T U R A N . 297— 298— E B U Z E H R A . S e lç u k lu la r T a r ih i. T U R A N . N o . sh. sh. Sh. D e v r i T ü r k T a r i h i . sh . s h . 2 6 4 . 5 5 . 1 3 3 .

M a la z g ir t M . K A R A T A M U . sh.. T U R A N . . .) 310— 311— ç e k ilm e v e k a r $ ı t a a r r u z " a d ıy la t a lim a t n a m e le r d e y e r a lm a k ­ Y I N A N C . (İs t a n b u l) 1 9 9 -2 0 0 . T U R A N . Is ıâ m K a y n a k la r ın a G ö r e M a la z g ir t S a v a ş ı. S e lç u k lu la r T a r ih i. a .4 3 . sh. M a la z ­ g i r t M . 1 4 0 .D e v le t is . 1 0 9 . ır a k ve H o rasan S e lç u k lu la r ı 137: B O N O A R İ.. sh . 304— 305— 306— 307— K a y n a k la r ın a G ö r e M a la z g ir t S a v a s ı. . M a la z g ir t M M -. E L . 1 3 8 . S C I M E R .T a r m . sh. İ B N Ü ’ L . D ü n y a m ız ı D e ğ iş tir e n A y 'ın F e t h in e K a d a r. r ih in B a ş la n g ıc ın d a n Y a y ın la r ı. sh. (M e t in le r X IX . M a la z g ir t M . 323— İ B N Ü 'L .A l i S E V İ M . e l. M a la z g ir t M .e . 322— S İB T İB N Ü 'L . K A R A T A M U . 75.E S İ R . 1 7 . M a la z g ir t M . S . s h . s h . M a l a z g i r t M . S t r a t e j i .-76. 3 1 2 —: E . A n a d o lu 'n u n K e t h i. 74-75. 75. 7 5 . S e lç u k lu la r T a r ih i. 7 5 . . . S E V İM . 75-76. D e v r i T U r k T a r i h i . 2 0 0 . 39. sh .m ü lü K K ı t d b ü 'i .S e l ç u k i y y e . 2 6 9 .C E V Z İ . a .z e m a n fi T a r ih i'l â y a n . sh .M . 10 0 B ü y ü k O la y .D e v le t i s .S E V İ M . ve Ç e v irile r i). "A s k e ri M a la z g ir t M a la z g ir t M . Sh. M . 313— Y IN A N Ç .z e m a n f i T a r i h i 'l - 232 OĞUZÜNAİ .C E V Z İ.4 4 .Sa. K ö Y M E N .H O S E V N İ. 309— K A R A T A M U . . M a la z g ir t M . 1 1 0 .M . A n a d o lu 'n u n F e t h i.. 7 5 .m u l t a z a m fi A h b â- v c 'I ü m o m siBT I B N Ü ' l . D iz is i Çev. sh . R o y s to n P İK E v e D ğ r . F a r u k S Ü M E R . a d lı k it a p t a n . 1 4 0 . 303— Bu d u a m e tn i iç in bk. H A R T . S E V İ M . T a r ih i. 3 5 .S . A h b â r ü d . 4 . 1 9 9 . M a la z g ir t M . Anadolu'nun Fethi. K A R A T A M U . P İ K E ve D ğ r. s h . sh . ( S u l t a n o rd u s u n u n bu 1071 A lp A r s la n k o m u t a s ın ­ d a k i B U y U k S e lç u k lu de b a sa rı ile M a l a z g i r t M e y d a n M u h a r e b e s l 'n g U n U m iiz U n m o d ern o r d u la r m d a u y g u la d ığ ı s tr a te ji "S t r a te jik t a d ır . sh. K A R A T A M U . sh. sh. M . SÜ M ER-SE- V İM . K A R A T A M U . M .A D İİM . sh. M . K A R A T A M U .7 2 . 1 9 7 1 . 1 4 6 . K A R A T A M U .. sh . S e l .. sh . 4 2 . İ B N Ü ’L .C t V Z İ . 1 4 7 . 1 4 5 .. M i r 'a t ü 'z . . s h . s. K A R A T A M U ... M . S E V t M . 1 3 8 . sh . A h b â r U d . 3 4 . A n k ara S e lç u k lu la r T a r ih i. sh. M illiy e t T a r ih K ita p la r ı N o : 5 . S e l ç u k ­ lu la r T a r ih i. O cak A y lık D e r g i. r i'l. 1 4 6 . S .g .m u n t a z a m ve M U l t a k a t U 'l .301— 302— T U R A N . T a r ih K u r u m u 1 9 7 1 . 1 3 7 .ö . 308— Y IN A N C . Sh.2 7 0 . P İ K E v e D ğ r . T a ­ F . M a l a z g i r t M . M a la z g ir t M . sh. Z U b t I e t ü 'l H a l e b m in T a r ih i H a le b . sh. A car O K A N . s h .e . T U R A N . I s lâ m M a la z g ir t S a v a $ ı. 3. 7 4 . 1 0 9 . 2 5 .g . G Ü L E N . sh . S e ri . sh. 7-B. S e lc u k t u f a r T a r ih i. 1 4 5 .2 0 0 . M i r 'a t ü 'z . Yönden M a la z g ir t Z a fe r i". s h . 319— 320— 321— H A R T . 5 2 .1 0 9 .1 3 8 .M . E L H O S E Y N İ . M . 1 3 7 .K â m il f i ’t . s h . Y ı l .. sh. 314— 315— 316— 317— 318— K A R A T A M U . İ s l i m s h .. A R IT . 3 3 3 4 . sh. sh.7 1 . T ü r k K a y n a k la r ın a G ö r e Y a y ın ı. s h . T U R A N .S e lç u k iy y e . S tr a t e ji.M . 1 9 7 0 .

k a tı is te d iğ i z a m a n la r d a k i t l e l e r i c o ş t u r m a k i ç i n z a m a n v e ş a r t l a r a u y g u n h i t a b e l e r d e b u lu n m a s ın ı çok ryı b ild iğ in i g ö s te r m e s id ir . 3 5 . Ö Z T U N A .. R a v z a t ü 's . S e lç u k lu la r T a r ih i. 326327328K A R A T A M U . T c v b e s u r e s i. 1 4 8 .S e lç u k ıy y e . 4 1 . sh. M a l a z g i r t M .M . k o n u ş m a la r ı m ü t e a k ib e n Ahbâ. S t r a t e ji. M a la z g ir t M . 1 5 3 .S E V İM . c .ı K e r i m . K A R A T A M U ..3 7 . sh. sh. S e lç u k lu la r T a r ih i.M . s h . 2 6 9 . T U R A N . S e lç u k lu la r T a r ih i. t.M . S u lta n A lp A r s la n ile R o m a n o s D io g e n e s a r a s ın d a k i k o n u ş m a la r v e b u y a p ıla n b a r ı$ a n d la s m a s ı i ç in s u e s e r le r e b k . 8 0 . K A R A T A M U . sh. S e lç u k lu la r T a r ih i. A y r ıc a A lp b ir bu n u t u k la r d a hor büyük d ik k a ti adam çeken d iğ e r bu husus d a . sh. S Ü M E R .S E V İ M .. İ s l â m K a y n a k la r ın a G ö r e M a la z g ir t S a v a s ı. K Ö Y M E N . sh. 6 9 . S Ü M E R . M a la z g ir t K Ö Y M E N . T ü r k i y e . T U R A N . sh . A h b â r ü d .H Ü S E Y N İ . 'i n i t a y ı n S e lç u k lu İs lâ m b ir s a v a ş t ır . 77. sh 324S E V İM . S u d in i d e s a v a ş la y a ln ız m ü d a fa a e d ilm iş de bu savas’ dün­ o la c a k t ır . 1^8-139. 7 0 . R a v z a tü . s h .H Ü S E Y N İ. S e l ­ bu n u tk u n a a is te d iğ i d ik k a ti ç u k lu la r çeken One en (S u lta n A r s l a n ’m v a s ıf . B O N O A R İ . g ö re. 325TU R A N . S e l. M a la z g ir t M . 1 4 8 .T a r ih i. S e l . b u savaş s iy â s i veya D ır s a v a S d e ğ i l d i r . G ö re M a la z g ir t S a v a s ı. IB N HORASAN’DAN ANADOLU’Y A 233 . s h . 139-140. T a r ih i. M İR H O N D . . 3 6 .S e lç u k iy y e . S e l. sh. M . S u l t a n 'm y a ln ız asken. Ü ' L .s a fa . M . b ö y le SUnnı D ü n y a s ın ın başı H a lıf e 'n in t e lâ k k i e t t iğ i. T U R A N . sh . 1 3 8 . H A R T .C E V Z İ . Bk K Ö YM EN . K i t a b ü 'l - S e lç u k lu la r ı T a r in i. ö n e m li sh. sh .S . 2 6 9 . S e l. d in i İs lâ m o la n k a d e . 7 6 . T U R A N . 7 6 . M . 329330331H A R T . .D e v le t is .âyan. savaşa ve rm e k m illi m â n â d ır . S E V İM . â y e t 2 9 . M İR H O N D . 333334T U R A N . D e v r i T ü r k T a r ih i. 138. S e lç u k lu la r T a r ih i. sh . T ü r k T a r i h i . sh. S . S Ü M E R . sh. Ira k ve H o ra sa n U d . M a la z g ir t M . 2 7 1 . 1 4 0 . sh.S E V İ M . K A R A T A M U : M a la z g ir t M . 1 4 0 . sh. sh. sh. M a la z g ir t M . 2 7 0 . A i p A r s la n 'a g ö n d e r d iğ i m e k t u p t a n v e Is lâ m y a s ın a y a y ın la d ığ ı d u a m e t n in d e n a n la s ılm a k t a d ıı. M a la z g ir t S a v a s ı. E L .. sh . K u r 'a n . İs lâ m K a y n a k la r ın a T a r ih i. S u lta n ly ı b ile n A r s la n 'ın g ib i k it le n e tic e y i p s ik o lo jis in i g a y e t a lm a k başkum andan o ld u ğ u n u . b u la n v e b u h a ld e b u A y n ı z a m a n d a is ıâ m İk i â le m in v e H ır is t iy a n â le m le r i a r a s ın d a v u k u edecek D e v le ti o la n d e ğ il. sh . 335336337338339 340E L . 150. 332T U R A N . sh.D e v le t is . 4 1 8 . D e vri T ü rk A lp bu sh. K Ö Y M E N . 3 4 . K A R A T A M U . sh. 1 4 . D e vri T ü rk T a r ih i.s .s a f a .. 1 4 0 . D e v . S t r a t e ji.2 7 0 ). İ s l â m K a y n a k la r ın a G ö r e S e lç u k lu la r T a r ih i. 1 5 0 .

5 8 .. H ü k ü m ­ h â c ip lik b ilg i g e tir ile n le r h ü k ü m d a r ın e n z iy â d e e m in d a r la d e v le t iş le r i ve d e v le t a d a m la r ı a r a s ın d a k i b ir v a s ıta o la n s o n r a la r ı iç in bk.K â m il IW ir 'a t ü 2 '7 .5 4 . a . S e l.SE V İ M. M a la z g ir t M . i s t a n b u l 1 9 6 9 . T ü r k C ih â n H â k im iy e t i M e fk u r e s i T a r ih i. K E t ^ iM O O D İN M İR H O N D .m u n ta z a m S IB T E S İR . ve M ü b t a k a t ü 'i . S h. Z ü b f l e t ü l. 4 7 . N o : 1. m u i t a z a m fi A h b â r î'i.z e m a n İ B N Ü 'L A D İM . i İ m i S e r i . T U R A N . . T u r a n N e ş r iy a t Y u r d u Y a y ın ı. M i r ' a t ü 'z z e m a n t i T a r i h ı ' l . 1 5 3 . D e v le ti A n a d o lu U Z U N C A R Ş IL I. Teş­ 10®. 5 5 . 341— Büyük S e lç u k ıu liir 'd a ‘'H â c ı p " l ı k büyük v a z ife le r d e n o lu p . S Ü M E R . 8 . S e l ç u k l u l a r T a r i h i . M ü s â m e r e t ü 'l . 7 7 . ilh a n iıe r . D e v r i T ü r k T a r ih i. İs lâ m î v e in s a n i E s a s la r ı.S . sh.g u r e r .3 8 .C E V Z İ . V III. sh. D e v r i T ü r k T a r ih i. c . D e v r i T ü r k T a r i­ h i.D i N . S e ri. sh. ve A k k o y u n lu la r la T a r ih K u ru m u M e m lu k le r d e k i D e v le t Y a y ın ı.D E V A D A R İ. S e lç u k ıle r i. M . M a l a z g i r t M S . 7 1 .e . 6 3 -6 4 . 2 6 . 94-95.a f y â r . b u m e v k iy e o ld u ğ u a d a m la r d a n d ır . sh .2 8 0 . 1 5 4 .S a . D Ü ‘0 . I. 4 7 . sh . 2 . 1 4 3 . k ilâ t ın a S e lc u k ıle r .a n ıb â r S Ü M E R . 1 6 3 .â y a n .d ü r e r A K S A R A Y LI C a m i ü 'l . sh . 350— 351— 352— 353— 354— 355— 356— T U R A N . f i 't . 234 OĞUZ ÜNAL .u k lu la r T a r ih i. Ö Z T U N A . 4 2 0 . S e l ç u k l u l a r T a r i h i . Y IN A N Ç . S E K E R . I. A n a d o l u ' n u n F e t h i .C E V Z İ. sh . c . C a m ı ü 't t e v â r ı h . sh . 2 7 9 . e l. "M a la z g ir t M u h a r e b e s i". sn . İB N Ü 'L n iin T a r ih i R E S İ- İB N Ü 'L . M a la z g ir t M d-. s a f a . sh. A n s ik lo p « d is i. T ü r k i y e T a r i h i . 347— 348— 349— T U R A N . sh .A D İ M . s n . M a la z g ir t M M . 1 4 2 . 2 6 4 ..ı H a l e b . î h . K A R A T A M U . K Ö Y M E N . M e d h a l. 1 9 3 .ü m e m . 3 6 . s h . T U R A N . 1 4 3 . 3 8 .5 9 . sh. A n a d o lu O s m a n lı T e ş k ilâ t ın a B e y lik le r i.S E V I M . 2 4 7 . S e l. sh . K a r a k o y u n lu B ir " B a k ış . K A R A T A M U . K Ö Y M E N . M a la z g ir t M a d d e s i. 1 4 2 . S E V İ M .. o rd u İs m a il Büyük k u m a n d a n la rın a Hakkı da v e r ilm iş t ir . 140 142. S e lç u k lu la r T a r ih i.t a l e b f i T a r ıh . T ü r k D ü n y a N iz â m ı­ n ın M illi. 3 3 v d . 7. M ü s a y e r e t ü 'l. İ B N ü ' L . H a le b . 5 3 . sh. U m u m i S e r i .m ü lu k fi T a r ıh i'l. sh. S e lı. S e lç u k lu la r T a r ih i.T a r i h . N o : 1 . sh. c . 1 5 . İb r a h im İs lâ m K A FESO Ğ LU . M AH M UD . 8 2 8 9 . ve K e n z ü 'd . S h. ) 3 4 2 — S IB T 343— 344— 345— 346— İ B N Ü ’L . K Ö V M E N . 274-277. (B u h u su sta g e n i. B u g y e t ü 't . K a y n a k la r ın a G t jr e R a v z a t ü 's .â y a n .. v e 'i. T ü rk A n k a r a 1 9 7 0 . 2 4 7 . I s l â m K a y n a k la r ın a G ö r e M a la z g ir t S a v a s ı. S e l. sh . T U R A N .h a le b ve İB N Ü 'D .1 7 . M a la z g ir t M . T U R A N . S E V İ M . İs lâ m M a la z g ir t S a v a $ ı. b a s ı m . g . 357— K A F E S O Ğ L U .

ıa n $ a h . c . sh. 5 a h . T U R A N . 2 0 4 . sh . S ü l e y m a n S a h . Sh. ilm i S e ri. D ilm a ç O ğ u l­ T a r ih No. ve M e d e n iy e t le r i. sh .Sa. TU R A N . E Y İ C E . M a ı a z g 'r t T ü rk T a r ih S a v a ş ın ı K u ru m u K a y b R iJe n Y a y ın ı.e . R o m a n o s . sh . 8 0 v e n o t M a la z g ir t IV . sh. S ü le y m a n I. 3 6 . O sm an T U R A N . 9 1 . 2 5 . sh. L E B E A U . HO RASAN’DA N A N A D O L U ’Y A 235 .V B Ö LÜ M M A L A Z G İR T ’T E N SO N R A A N A D O LU F Ü T U H A T I V E T Ü R K İY E D E V L E T İ N İN K U R U L U Ş U 358S e m a v iE Y İC E . T U R A N .. 90 -9 1 . sh. IV . S E V İ M . R o m a n o s . 8 3 . sh. E Y İ C E . sh . 2 5 . sh. s h . T U R A N . . sh . S a lt u k lu la r . 1 0 5 . 2 0 4 . S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . sh R o m a n o s .2 6 . M a la z g ir t M . S ü l e y m a n S a h . I V . I.. E Y İC E . 72. c . 2 0 4 . b a s k ı­ H ı s t o r e d u B a s . S E V İ M . S ü l e y m a n S a h . 92 . M a l a z g i r t M . sh. 1 1 . sh . Y I N A N Ç . a .1 0 7 1 ). E Y İC E . T u ra n N e ş riy a t Y u rd u U m u m i S e ri. 365366367368369370371372373374375376377378A B U 'L A B U 'L S E V İM . Rom anos Sen . Bu k o n u d a g e n i* b ilg i iç in bk.7 1 . M a la z g ir t M S . sh. IV R o m a n o s . 379380381382383384385386387T U R A N . 9 0 . Sh . S ü le y m a n Ş a h . 205 Ş a h . E Y İC E . S U le y n . 205. S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . 9 6 . İs ta n b u l 1 9 7 3 . E Y İ C E . X I V . R o m a n o s . S ü le y m a n I. S ü l e y m a n I. 2 0 4 . I.. 56. T U R A N . sn . sh. 'q o 9 u A n a d o lu T ü r k D e v le tle r i T a r ih i. la r ı ve A r t u k lu la r 'ın Y a y ın ı. 6 9 . T U R A N . 3 2 4 . I. 6 7 . s h . 2 0 4 . 8 2 . a . I V Ch. sh. 2 0 5 . T U R A N . sh. R o m a n o s . P a r is 1 8 3 3 ( S a ı n t M a r t ın 5 0 9 'd a n n a k le d e n E Y İ C E .. I . sh. Doğu A n a d o lu T ü rk D e v le tle r i T a r ih i. sh. M a la z g ir t M S . M a la z g ir t M S . A n k a ra X X 1 9 7 1 . N o : 6 . S ü le y m a n I. sh. 92. sn. S ü le y m a n I. R o m a n o s . S A K A O Ğ L U . X V I . sh. S A K A O Ğ L U . 7 1 . sh . M a la z g ir t M S . 2 0 4 . I V . S E V İ M . T U R A N . R o m a n o s . s h . (1 0 6 8 . sn. FA R A C . I V . R o m a n o s . sh .E Y İ C E . S E V İ M . S E V İ M . sh . c I. I V . 104-105. 359360361362363364E Y İ C E . I V . 3 2 4 S .g . S E V İ M . 105.. T U R A N . 2 8 1 Sh. . 73-76. F A R A C .9 3 . IV . S a h . I. stı.E m p ır e . 2 0 2 . T U R A N . 3 4 . T U R A N . 2 0 5 .6 8 . sh . S iy â s i M e n g U c ik lc r . 1. D io g e n e s 2.S . R o m a n o s . S a h . 9 2 . A n a d o l u ' n u n f e t h i . IV .9 1 . sh. X I I . T U R A N . 6 8 .g . S a h . S . s ı). s n . E Y İ C E .e . 103. S ö k m e n llle r .

2 0 3 . sh. sh. S ü le y m a n Şah. S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . 203. c . 2 1 4 . sh. A n a c io lu 'n u n F e t h i.2 0 3 . S ü l e y m a n Ş a h . 413— 414— T U R A N . c . S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . I. sh . T U RA N . S ü l e y m a n Ş a h . sh T U R A N . I . Ş a h 'ın C ih â n S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . 4 2 2 . S e lç u k lu la r Z a m a n rn d a T ü r k iy e . T U R A N . 4 2 1 . 393— Y IN A N Ç . 2 0 6 . 5 7 . T U R A N . sh. S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . sh. 130. 2 1 0 . A n a d o l u ’n u n F e lh i. Ö Z T U N A . S e lç u k lu la r T U R A N . T ü r k iy e T a r ih i. 6 6 8 . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . 391— 392— T U K A N . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . I S ü le y m a n Sah. 6 4 vd. c. sh . 1 0 5 -1 0 6 . 59. sh 3 6 ’d a n n a k l e d e n T U R A N . l. T ü r k i y e T a r ih i. T U R A N . sh. S ü l e y m a n S a h . S ü le y m a n Şah. s h . sh. I. T U R A N . T U r k iy e S e lç u k lu D e vri T a r ih i. 2 0 6 A n o n im sh. 7.6 3 . 202. Anna Com nene. s h . I. 8 8 : B 9 . I. sh . K Ö Y M EN . sh . S ü l e y m a n Ş a h . sh 8 8 .5 5 . sh. T U R A N . "M e lık ş a h A n s ik lo p e d is i. sh.5 5 . V I N A N C . sh. K a rş ıla ş ­ t ı r ı n ı z T U R A N .' 1 3 6 'd a n n a k le d e n T U R A N . S ü l e y m a n Şah. T ü rk A n a d o lu 'n u n F e t h i.2 0 6 T U R A N . T U R A N . Sh. I. K a r ş ıla ş t ır ın ız Y I N A N Ç . F e t h i. T U R A N . 5 4 . S e lç u k lu la r Z a n v a n m d a T ü r k iy e . Sh. sh 5 4 . 415— 416— 417— T U R A N . 1 0 7 402— 403— 404— 405— Ö Z T U N A .6 2 . sh.388— 389— 390— T U R A N . sh . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü ık ly e . 406— Bu y a n lı. sh . sn . sh 4 2 3 . kanaat iç in b k .8 9 . 4 2 4 . K Ö Y M EN . sh. sh . T U R A N . 394— 395— 396— 397— 398— T U R A N . sh. t. Ö Z T U N A .4 2 3 .1 5 6 . 2 0 2 . Z a m a n ın d a T ü r k iy e . S e lç u k lu la r T U R A N . I. S ü le y m a n Şah. sh. sh . T U R A N . S e lç u k lu la r T a r ih i. Z a m a n ın d a T ü r k iy e . A n a d o lu 'n u n M a d d e s i". 5 3 . 4 7 . 6 1 . K A FESO Ğ LU . 6 3 . Y IN A N Ç . sh. İs lâ m T ü rk T a r ih i. sh . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . S e lç u k lu la r T a r ih i. 2 0 5 . Ö Z T U N A . 400— 401— T U R A N . 5 4 . 6 2 . T ü r k i y e T a r i h i . s h . 1 5 6 . 57. 105-106. 2 0 ?. S ü l e y m a n Ş a h . 4 0 7 — T U R A N . c . 2 1 1 . 63. Y iN A N C . sh. S e lç u k lu la r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . T ü r k iy e T a r ih i. 399— T U R A N . I. 1 0 6 . T U R A N . s h . A n a d o l u ’n u n F e t h i . c . I. T U f t A N . Ö Z T U N A . T U R A N . sh . Z a m a n ın d a T ü r k iy e . ( M e l i k 236 OĞUZ ÜNAL . 4 2 5 . sh . sh. S e lç u k lu t a r Z a m a n r n d a T ü r k iy e . I. S e lç u k lu la r 408— 409— 410— 411— 412— T U R A N . S ü l e y m a n Ş a h . 6 9 . s n . S e lç u k lu D e vri T a r ih i. sh. S ü r e y m a n S a h . I. S e lç u k ­ S e lç u k n a m e . T U R A N . 4 8 . c . I. I. sh . 2 0 5 . 2 1 0 . l u l a r T a r i h i . 2 0 9 . I . 1 5 4 . |.

b u n la r ın b u lu n a m a m ış o lm a s ı b u s u lt a n la r ın s ik k e k e s t ir m e d ik le r in e d e lil o la m a z . sh . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e .i M e s k u k â t. bu T ü r k iy e d e lil S e l ç u k l u l a r ı ’n ı n o la r a k T ü r k iy e p a ra Büyük b a s t ır m a o lu ş la r ın a y a n lış la r o lu r . Büyük S e lç u k lu İm p a r a t o r lu ğ u y ık ılm a m ış t ı. T U R A N . 4 . 4 1 8 ^ — T ü r k iy e o ld u ğ u K ö Y M E N D e vri ı s r a r la sh . sh. c . M A T H İE U . S e lç u k lu la r Zam a­ n ın d a T ü r k iy e . t e z a h ü r le r in d e n (K ita p b a s t ır m a d ık la n r ii • • O sm a n T U R A N . I . b a ğ lı (v a s a l) b ir d e v le t (b k . I. . T ü rk C ih â n H â k im iy e t i M e f­ k u r e s i T a r i h i . D iğ e r da k e n d i a d la r ı­ d e vre d e ta ra fta n . g ö s te r ile c e k Z ir a S e lç u k lu kendi S u lt a n la r ın ın a d la r ın a d ah a b ü y ü k S e lç u k lu ­ k e s t ir d ik le r in i b ili­ y ık ılm a d a n (B k . 1 0 9 . 2 1 1 . sh.2 1 2 . K Ö Y M E N k a tılıy o r ve ve P ro f. Y IN A N Ç da T ü r k iy e S e lç u k lu la r ı'n ın Büyük S e lç u k lu la r 'a t â b i o ld u k la r ın ı k e s in lik le k a b u l e d e rs e d e " T ü r k i y e S u lt a n la r ın ın b ü y ü k S u lta n a v e rg i g ö n d e r ip g ö n d e r m e d iğ i h a k k ın d a bu t â b ilik m e s e le s in in h i ç b ir v e s ik a y a m â lik ş ü p h e li o ld u ğ u n a f a r ­ F e t h i. I .i S e lç u k iy y e . sh .) N ite k im K Ö Y M EN . T U R A N . (B k . I. ünce (1 1 5 7 ) s ik k e yo ru z . 1 3 0 ). Z a m a n ın d a K it a b e v i T ü r k i y e '^ . c . d e ğ iliz ^ ' d e m e k k ın d a s u r e tiy le iş a r e t o lm a k s ız ın e tm iş t ir . K ö V V IE N . I. s h . S ü le y m a n Şah. İs ta n b u l s u a n d a e lim iz d e I. T ü rk C ih â n H â k im i­ y e t i M e fk u r e s i T a r ih i. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e .m iv e t i m e fk u re s i iç in l>k.H ik . B iz P ro f. T a k v im . 2 0 6 . 6 6 . sh. T U R A N . kadar S e lç u k lu T ü r k iy e t â b ii T ü rk S e lç u k lu la r ı'n ın o ld u ğ u n u Büyük Büyük ve S e lç u k lu la r 'ın d e lil o la r a k y ık ılış ın a d a T ü r k iy e y ık ılın c a y a o n la r ın s ö y le m e k te S e lç u k lu S e lç u k lu kadar S u lt a n la r ı'n ın ilk İm p a r a t o r lu ğ u o la n p a ra b a ğ ım s ız lığ ın (b k . 419— 420— 421— 422— T U R A N . A n a d o lu ^ n u n s h . S ü le y m a n Ş a h . I. V c I. T U R A N .2 1 2 . T U R A N ^ ın S e lç u k lu la r 'a g ö rü şü n e T ü r k iy e S e lç u k lu la n ^ n ın Büyük t â b i o lm a d ığ ın ı v e b a ğ ım s ız b ir d e v le t o l d u k la r ın ı k a b u l e d iy o r u z . S ü le y m a n Ş a h . 2 0 5 . 6 4 . T U R A N . S ü le y m a n Ş a h . 1 9 5 v d . Büyük S e lç u k lu la r 'a t a r a f ın d a n T a r ih i. HORASAN'DAN ANADOLU'YA 237 . A n k a r a l a n 'ı n bu o ğ lu S u lta n henüz 1 9 7 1 ). sh. T U R A N . v d . P ro f. sh. sh. H a b e r le r i g ö s te r m e k te d ir . 2 0 8 ) tâ b i b ir D e v le t is e . 2 1 1 . S e lç u k lu la r ı'n ın fik r i P ro f. A n a d o l u ’n u n F e t h i . Y I N A N Ç . P ro f. T e m m u z S e lç u k lu la r 'a m e s e le s i 1 9 7 2 . Sh. ( T ı p k ı b a s ır r iı. sh . K ı l ı ç A rs- 1 3 0 9 . Y IN A N Ç ^ ın a k s in e P r o f. 2 1 1 . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . 423— 424— 425— 426— Y I N A N Ç . 1 8 1 . na S ik k e daha ö n c e k i T ü r k iy e S e lç u k lu S u lt a n la r ın ın k e s t ir m iş o lm a la r ı k u v v e tle m u h t e m e ld ir v e b u g ü n . ) 418— T U R A N . Eğer K ö Y M EN . M e s u d z a m a n ın d a k e s ilm iş s ik k e le r m e v c u t t u r k i.1 8 2 'd e n n a k le d e n T U R A N . sh. T a h lilî) . 6 3 . 102 s a v u n u lm u ş t u r . T U R A N . s. 5 5 . İs m a il G A L İ P . sh. Y a y ın ı. B ib liy o g r a f y a —K it a p T u rh a n c . S e lç u k lu la r B ü lt e n i. I.

7 6 . I . s h . C r. T U R A N . I. 428— 429— 430— T U R A N . T U R A N . P a r is 1 8 7 9 .i İ s l â m i y e . 7 6 . sh . T U R A N . Z IO . K ı l ı ç A r s l a n M a d d e s i " . 6 7 . 4 3 5 . Sh.. T U R A N . 70. 3 4 6 . D o ğ u A n a d o lu T ü r k D e v le tle r i T a r ih i. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . sh. c . 433i T U R A N . T ü r k iy e T a r ih i. 2 1 9 . 77-. S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k j y e . 2 1 6 . sh. c.6 8 . sh . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . s h . sh . T U R A N . 1 4 3 'd e n n a k le d e n T U R A N . T ü r k C ih a n H â k i m i ­ y e t i M e f k u r e s i T a r i h i . 4 2 6 . 4 45— 446— 447— 448— 449— 450— 451— 452— 453— 454— 455— 43 3. 457— İb r a h im k a FESO Ğ LU . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . Sh.3 4 9 ’d a n n a k le d e n T U R A N . sh . 7 7 . I I . 9 6 . 9 5-9 6. I. sh . S e lç u k lu la r T a r ih i. 1 6 0 . Ö Z T U N A . S ü le y m a n T U R A N . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . 9 6 . • 'I. S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . sh . 6 . S h . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . S e lç u k lu la r Z a m a n in d a T ü r k iy e . Ö Z T U N A . sh. d a T ü r k iy e . T U R A N . 7 6 . T ü r k C ih â n H â k in n iy e tı M e fk u r e s i T a r ih i. K A F E S O Ğ L U . 161 .7 3 . 6 4 . E rm e n i H A YTO N . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . H a lil ED H EM . sh . 434— 435— 436— 437— 438— 439— 440— 441— 442— 443— T U R A N . S e lç u k lu la r T a r ih i. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . S h. Bk. İ s t a n b u l 1 9 2 7 . T U R A N . 5 6 . sh . 77 . M P a u lin . Y a y ı n oü ) İs t a n b u l 1 9 5 3 . c. 1 9 'd a n n a k l e ­ d e n T U R A N . K A F E S O Ğ L U . 7 5 ..D E L İO R M A N . İs ta n b u l S u lta n M e lik Sah D e v r in d e Büyük S e lç u k lu im p a r . sh . T ü r k iy e T a r ih i. c . s h . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . T ü r k iy e T a r ih i. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . T U R A N . 7 4 . sh . 2 1 1 . sh. İ s l â m S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . sh . 431— 432— T U R A N . Sh. c . T U R A N . T a r ih 11. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . sh. T U R A N . 95-96. I . 6 5 . No ü n iv e r s it e s i E d e b iy a t F a k ü lt e s i V a y ın ı. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . 2 0 5 .H . d a T ü r k iy e . I . I X . Sh. sh . 444— T U R A N . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . D ü v e l. T a r ih I I . T a r ih II.D E L İ O R M A N . A n s ik lo p e d is i. sh . 433— K A F E S O Ğ L U . 6 9 -7 0 . T U R A N . sh. 71 . S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . 7 3 . S a h .D E L İ O R M A N . T U R A N . I. 4 2 7 . S e lç u k lu la r Z a m a n m - 76. sh . S e lç u k lu la r T a r ih i. 456— T U R A N . I.4 2 7 . T U R A N . n şr. sh . sh . sh. s h . sh. sh. T U R A N . R . T U R A N . S e lç u k lu la r Z a m a n ın ­ Ö Z T U N A . s h . 7 2 . c . 6 8 1 .ıto r ıu ğ u . I. G U İL L A U M E de T y r . 2 0 6 . D o c u m e n ts A r m e n ie n s . T U R A N . sh. I.427— BR O SSET . T U R A N . sh. 6 4 . T U R A N . T ü r k iy e T a r ih i. sh. T U R A N . sh. S ü le y m a n Ş a h . 2 1 7 . Ö Z T U N A . 2 1 9 . I. sh. c . 238 Oğ u z ÜNAL .

sh. T U R A N . 471— G e s te d e L o u is V I I . sh . D E M İ R K E N T . 478— T U R A N . sh. U m u m i T ü r k T a r ih in e G ir iş .2 0 9 . T U R A N . 2 0 7 . S e lç u k lu la r T a r ih i. 479— 480— 481— 482— 483— 484— 485— 486— T U R A N . 1 0 4 . T U R A N .2 0 8 . 2 2 7 . 2 1 1 . S e lç u k lu la r T U R A N . 1 0 7 .2 2 4 . K A F E S O Ğ L U . T U R A N . T U R A N . 148 " S e lç u k lu D a n iş m e n d li M e s u d 'u n D e v le t i i h y a s ı” ). sh. T a r ih I I . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . S e lç u k lu la r T a r ih i. R e n e G R O U S S E T . 2 1 6 . T a r ih I I . sh . Sh. S e lç u k lu la r T a r ih i. 2 2 3 . Sh . sh. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . İs ta n b u l U rfa H a ç lı K o n tlu ğ u T a r ih i ( 1 0 9 8 'd e n Y a y ın ı. C r o is a d e s ) . I. T U R A N . sh . sh. 9 8 . sh . S e lç u k lu la r T a r ih i. Is lâ m A n s ik lo p e d is i. 8 8 . S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . c. Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . 2 2 8 . S e lç u k lu la r T U R A N . 9 0 .. ı. 2 2 5 . Sh.D E L İ . S e lç u k lu la r T a r ih i. s h . Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . T ü r k C i h â n H â k i m i y e t i M e f k u r e s i T a r i h i . HORASAN DAN ANADOLU'YA 239 . sh . 2 0 8 .1 1 1 . sh. sh. 2 1 7 . 8 9 . 1 0 1 . S e l ­ ç u k lu la r T a r ih i. sh. T U R A N . K ı l ı ç A r s la n . c . sh. T U R A N . g e n iş v d . 2 2 5 . 1 1 0 . 9-10. 1 0 8 . 2 2 5 . Um um i T ü rk T a r ih in e G i r i ş . T U R A N . T U R A N . sh. ( B i b i . b ilg i iç in bk. K A F E S O Ğ L U . İs t a n b u l 1 9 7 4 . 459— T U R A N . T U R A N .2 2 9 . 1 4 0 . T U R A N . 2 2 0 . 462— 463— 464— 465— 466— 467— 468— 469— Sh.1 0 4 . 2 6 2 . S e lç u k lu la r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . sh . A S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e .. S e lç u k lu la r T a r ih i. Z a m a n ın d a T ü r k iy e . 2 1 7 . 1 0 5 . TO G A N . 9 7 . 2 2 1 . 2 2 4 .D E L İ O R M A N . Z a m a n ın d a T ü r k iy e . S e lç u k lu la r T a r ih i.458— Iş ın D EM İ R K EN T . T U R A N . H is to ir e d e s C ro fc a d e s H is t o r y o f C ro s a d e s ü o n n a k le d e n T U R A N . T U R A N . sh . sh. S e lç u k lu la r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . O d o n d e D E U İ L . T U R A N . 470— Bu konuda sh . sh .1 0 1 . 2 0 3 . T U R A N . sh. sh . sh. 460— 461— T U R A N . sh. 472— 473— 474— 475— 476— 477— T U R A N . 1 0 v d . Sh. sh .s h . sh . Sh. X . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e .D E L İ O R M A N . Is la m is a t io n dans la T u r g u ie du M oyen-âge. S e lç u k l u l a r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . T U R A N . T U R A N .2 2 8 . 2 6 4 . 1 1 1 8 'e No! K a d a r ). 242-244. U r f a H a ç l ı K o n t l u ğu T a r ih i. Sh. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . S e lç u k lu la r s a m a n ın d a R e k a b e ti ve I. K A F E S O Ğ L U . 2 1 9 . 1 8 6 v e d ip n o t u 8 8 . T O G A N . sh . ( D o k t o r a T e z i) . S te v e n R U N C İM A N . sn . T ü r­ k iy e . 1 0 4 . S e lç u k lu la r T U R A N . 11. (B u konuda g e n iş b ilg i iç in bk. 1 0 5 . 6 ). S tu d ia ve Is la m ıc a . S e lç u k lu la r T U R A N . 97 . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . T U R A N . T a r ih II. Ü n iv e r s it e s i E d e b iy a t F a k ü lt e s i Y a y ın 1 8 9 6 . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . T U R A N . Sh. S e l ç u k l u l a r T a r i h i . o rm a n .2 1 8 .

B u k a y n a ğ ın T ü r k ç e s i iç in b k . T U R A N . 5 S 6 . U R F A L I M A T E O S .2 3 3 .g . L E İ B E . P a r i s 1 9 4 3 . 1 6 6 . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . S e l ç u k l u l a r T a t l h i .487— 488— 489— T U R A N . BÖ LÜ M T Ü R K İY E D E V L E T İ'N İN K U R U L U Ş Y IL L A R IN D A T Ü R K L E R T A R A F IN D A N F E T İH V E İS K A N O L U N A N A N A D O L U Ü L K E S İN E B İR B A K IŞ 500— V IN A N Ç .6 5 3 . s h . 1 8 'd e n n a k le d e n T U R A N . sh . 165-166. S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . 5 0 5 . E. S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . A l e ı c l a d e . 2 3 1 . 506— J. I . P e te rs b u rg 1879. s h . T U R A N . 6 5 1 . T U R A N . 5 0 5 . 5 4 . s h . trc . A n k a r a 1 9 7 0 . A n a d o lu 'n u n F e t h i. 2 0 2 . S e lç u k lu la r Z a m a n m d a T ü r k iy e .3 4 9 'd a n n a k l e d e n T U R A N . sh. Bonn 1839. 6 5 1 . 181- n a k le d e n T U R A N . D il T a r ih le r i. 503— M A T H İE U .5 0 6 . 504— B R O S S E T . S ü le y m a n . S e lç u k l u ­ la r T a r i h i . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . 6 5 7 . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . T ü rk D U L A U R İE R . sh . 3 4 6 . sn . S t. 2 0 5 . sh . c . U r fa lı M a t e o s V e k a y in a m e s i v e P a p a z G r ig o r 'u n Z e y l i . P e r v a n e M u in e d d in Pe rva n e ra fy a d e v r i h a k k ın d a g e n iş b ilg i i ç in D k . 1 3 4 .5 5 7 . c . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . Sh . T U R A N . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . 240 Oğ u z ÜNAL . sh. b a s ı m . 3 9 .C o ğ r a fy a 2 . s h . A n k a r a O n iv e r s ıte s i F a k ü lt e s i Y a y ı n ı . V I.D E L İ O R M A N . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . 346- 3 5 9 'd a n n a k le d e n T U R A N . 5 0 6 . H â k im iy e t i M e fk u re s i T a r ih i. ve T a r ih . 1 5 6 . 3 9 . 501— 502— y i N A N Ç . T U R A N . 8 . sh . sh . s h . 349. S K Y L İT Z E S . T U R A N . F a ru k SÜ M ER . H is to r ia . sh .d i n F a k ü lte s i Y a y ın ı. T ü rk C ih â n H â k im iy e t i M e fk u re s i T a r ih i. 1 1 . sh. 2 0 6 .B o y T e ş k i l â t ı — D e s t a n la r ı. 2 2 9 . B R O SSET . sh. A n k a ra ü n iv e r s it e s i D il ve T a r ih Coğ­ M u i n U 'd . stı. 6 4 4 .e „ sh. sh. sh. sh. 1 8 2 'd e n C h r o n ig u e . T a r ih M . B A R K A N . 1 0 2 . sh. I. T U R A N . 5 0 5 . H is t o ir e de la G e o r g ie I. N e ja t K A Y M A Z . H i s t o i r e d e la G e o r g i e I . a . 7 0 8 'd e n n a k l e d e n T U R A N . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k i y e . " M u i n e d d i n P e r v â n e D e v r i " . Y a y ı n N o . K A F E S O Ğ L U . sh. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . O ğ u z la r (T ü r k m e n le r ). sh. A n a d o lu 'n u n F e t h i. sh. T a r ih i D e m o ğ r a f i A r a ş t ır m a la r ı. t e r e . sh. 39 . Y a y ı n N o : 170. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . I.9 5 7 . 505— Anna K O M N E N A . T U R A N . Y ı l d ö ­ n ü m ü K u t la m a S e ris i I I . A n k a ra 1972. M a la z g ir t Z a f e r in in 9 0 0 . sh . 493— 494— 495— 496— 497— 498— 499— T U R A N . 490— 491— 492— T U R A N . C ih â n P a r is 1858. S E K E R .

sh .s h . S e l ç u k l u l a r Z a m a n m d a T ü r k i y e .^ 3 0 . "L e o n . 2. 1-2. S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . 528— 529— T U R A N . 514— 515— K Ö PR Ü LÜ . ü n iv e r s it e s i ( A n k a r a 1 9 6 4 ) . sh.1 7 2 'd e n n a k le d e n S e lç u k lu la r m a n ı n d a T ü r k i y e . sh. İs t ilâ K o l o n i z a t ö r T ü r k D e r v i ş l e r i v e Z a v i y e l e r . 344. Y IN A N C . A n a d o lu 'n u n F e t h i . sh. 527®— Pau l W İT T E K . sh . B A R K A N . O s m a n lI I m p a r a t o r lu ğ u 'n u n K u r u lu ş u . T a r ih i D e m o ğ r a fi A r a ş tır m a la r ı. s h . 343- O sm anlI I m p a ra to rlu ğ u 'n u n T e ş e k k ü l ü M e s e le s i . V a k ı f l a r D e r g i s i . C In r o n ig u e . s. 3 4 4 . T U R A N . 2 .2 8 2 .T . s h . te re . " O s m a n lI im p a r a t o r lu ğ u 'n d a T ü r k A ş ir e t le r in in R o lü ". A n k a r a 1 9 4 2 ( T ı p k ı b a s ım ı.5 3 ). B A R K A N . K o lo n iz a t ö r T ü r k D e r v iş le r i. sh . sh.507— S ü rya n i P a r is M İH A E L III. sh. sh. Ö m er L ü tfi B A R K A N . A n a d o lu 'n u n F e t h i. G R U M EL. O ğ u z la r . s. Sh. sh. T a r i h i D e m o ğ r a f i A r a ş t ı r m a l a r ı . A n k ara S e lç u k lu i n h i t a t ı n d a id a r e M e k a n iz m a s ın ın Fak. 516— 517— 518— 519— 520— 521— BA F^K A N . Basnur M a t b a a s ı. 2 8 1 . 2 8 1 . E . X II I . 522— 523— 524— 525— 526— 527— B A R K A N . n a k le d e n N e ja t K A Y ­ D e r g is i. I. b a s ım . 2 8 2 . S Ü M E R . X V I . K o lo n iz a t ö r T ü r k D e r v iş le r i. B A R K A N . Ö m er L ü tfi B A R K A N . S Ü M E R . İn g iliz c e d e n te s i T a r i h M AZ. 2. s. 3 9 . sh . (1 9 5 1 . X V . vd. Ö m er L ü tfi B A R K A N . O ğ u z l a r . Fuad K Ö PR Ü LÜ . s. s h . 513— M. X I V S Ü M E R . X I V . O sm anlI i m p a r a t o r l u ğ u ' n u n K u r u l u ş u . I I . "O s m a n lI Im p a r a t o r lu ğ u 'n u n B ilg ile r F a k ü lte s i T e ş e k k ü lü M eseI . c . A n k a r a 1 9 4 4 . sh. c. A n k ara ü n iv e r s it e s i S iy a s a l D e r g is i. B A R K A N . E tu d e s H O R A SA N ’D A N A N A D O L U ’Y A 241 . B A R K A N . T ü r k iy a t M e c m u a s ı.C . A n k a r a 1 9 7 2 . sh.4 1 . K o lo n iz a t ö r T ü r k D e r v iş le r i. S Ü M E R . 4 0 . 508— 509— 510— T U R A N . C H A BO T. sh. O ğ u z la r. ' le s i". c .1 8 . X . s h . (M ic h e l le S y r ie n ). 2 8 1 .X I V . 1 6 6 . 6 1 . sh . M e to d u " O s m a n lI İm p a r a t o r lu ğ u 'n d a V a k ıfla r B ir İs k â n ve K o D e v ir le r in in lo n lz a s y o n O la r a k v e T e m lik le r . İs ta n b u l ü n iv e r s it e s i E d e b iy a t F a k ü l­ c. I. c . T a r ih A r a ş t ır m a la r ı D e r g is i. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . sh. I I . T ü r k iy e T a r ih i. 530— 531— V I N A N Ç . K U R A N . S Ü M E R . 1 6 0 . X X I . M e tr o p o lite d 'A m a s e e X I I ® s ie c le " . Sh. X I I I . 511— 512— B A R K A N . T a r ih in d e m o g r a f ik â m ille r le iz a h ı hakkm daki k ı y m e t l i g ö r ü ş le r i iç in bk. Za­ 1905. 166j Ö ZTU N A .3 . O s m a n lI ( m p a r a t o r lu ğ u 'n u n T e ş e k k ü lü M e s e le s i .4 0 . s h . 5 7 . 4 1 . T U R A N . sh . O ğ u z la r. O ğ u z la r. K o lo n iz a t ö r T ü r k D e r v iş le r i. 1. 4 0 . 9 6 v e d i p n o t u 8 . 1 7 . 2 8 1 . R o lü ç e v ir e n . V. 3 4 3 . "A n a d o lu I".X V I . 2 6 0 ' d a n D e v le tin in D . sh . s h . " T a r i h i D e m o g r a f i A r a ş t ır m a la r ı v e O s m a n lI T a r i h i " . İs t a n b u l 1 9 7 4 ). İs t a n b u l 1 9 5 3 .

A n a d o l u ' n u n F e t h i .1 7 4 S ü m e r . O ğ u z la r .X X I I . C e m Y a y ı n e v i . sh.2 3 5 . c . sh . 9 6 . K Ö P R Ü L Ü .1 6 7 . S O M E R . 1 5 0 . 1 7 6 . 554— 555— B k . N o . 242 OĞUZ ÜNAL . 3 3 . B A R K A N . sh. s h . 1 7 6 . c. Y I N A N Ç . sh . O ğ u z la r . sh . s h . 546— 547— 548— 549— 550— 551— 552— 553— Y I N A N Ç . T a b lo 1. sh . 1 6 7 . O ğ u z la r . Y I N A N Ç . K u r u lu ş u . sh . sh . 1 7 2 . 1 8 0 . 282. 1 7 6 . 9 9 . Y I N A N Ç . X X I . 1 3 5 .1 3 . sh .1 7 8 . O s m a n lI I m p a r a t o r lu ğ u 'n u n K u r u lu ş u . 2 8 0 . B Ö L Ü M N E T İC E 561— T U R A N . 1 6 7 . O ğ u z la r . T ü r k i y e 'n i n İk t is a d i ve İç t im a i T a r ih i. ( 1 9 6 0 ) . Y I N A N Ç . 1 7 3 . 3 5 7 . s h . O ğ u z la r . A n a d o lu ’n u n F e t h i. Sh. 8 3 n o 'lu d ip n o t u r t u n d e v a m ı. O ğ u z la r . S e lç u k lu la r T a r ih i. K Ö P R Ü L Ü . A n a d o lu 'n u n F e t h i. sh . Y I N A N Ç .1 4 2 . 6 3 5 'd e n n a k l e d e n Y I N A N Ç . 1 5 7 . 1 5 8 . 2 1 . s h . s h . 182 . s h . 5 2 1 . I. sh . Y I N A N Ç . O s m a n lI Im p a r a t o r lu ğ u 'n u n K u r u lu ş u . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e .B y z a n t ln s . S e lç u k lu la r T a r ih i. X X I . sh. I. 542— M u s ta fa A K O A â. S Ü M E R . 1243- 1 4 5 3 .1 8 2 . " A n a d o lu 'y a Y a ln ız G ö ç e b e T ü r k le r m i G e l d i ? " . sh . 2 3 . İ s t a n b u l 1 9 7 4 . Y I N A N Ç . A n a d o lu 'n u n T u r k le ş t ir ilm e s i v e Is lâ m la ş t ır ılm a s ı. O ğ u z la r. sh. Fa ru k SÜ M ER . O ğ u z la r . 1 7 7 .5 9 4 . Y u k a r ıd a sh . T o k e r Y a y ın e v i. s h . c . sh . 1 7 6 . M Ü R A L T . c . A n a d o l u ’n u n F e t h i. 2 7 5 . 1 0 . O ğ u z la r . İs ta n b u l 1 9 7 1 . A n a d o lu 'n u n F e t h i. I. C h r o n o g r a p ij ie B y z a n t i n e . 1 7 4 . V II. 1 7 2 . A n a d o l u ’n u n F e t h i . sh . A n a d o l u ’n u n F e t h i. A n a d o l u ’n u n F e t h i . 2 . 1 6 7 . 1 1 . 5 2 0 . sh . 1 7 2 . A K D A Ğ . S Ü M E R . 1 4 1 . S Ü M E R . ( 1 9 4 5 ) . lll. A n a d o l u ' n u n F e t h i . s h . X X I V . sh. 556— 557— 558— 559— 560— S Ü M E R . S O M E R . 1 6 8 ’d e n n a k l e d e n T U R A N . 532— 533— 534— 535— 536— 537— 538— 539— Y I N A N Ç . A n a d o lu 'n u n F e t h i . s h . T U R A N . sh . s h . Y I N A N Ç . T ü r k T a r i h K u r u m u B e l l e t e n . 5 6 7 . b a s ım . s h . A n a d o lu 'n u n F e t h i. B A R K A N .1 7 5 . X V I . sh . 1 9 C v e S Ü M E R . 1 2 . T ü r k i y e ’n in İk t is a d i v e İ ç t i m a i T a r ih i. sh. 1 4 4 . A n a d o lu 'n u n F e t h i. O s m a n lI K o lo n iz a tö r Im p a r a t o r lu ğ u 'n u n T ü rk D e r v iş le r i. 1 0 0 B ü y ü k E s e r S e ris i. 1 6 6 . S e l ç u k l u l a r T a ­ rih i. Kem al Vehbi G Ü L. sh. sh. T a r ih i D e m o ğ ra fi A r a ş tır m a la r ı. sh . 1 6 6 .1 6 8 . 543— 544— 545— Y I N A N Ç . 2 8 0 .X V I . X V . K Ö PR Ü LÜ . A n a d o lu 'n u n F e t h i. 143-144. sh . S Ü M E R . 540— 541— Y I N A N Ç . T U R A N . s. 1 8 2 .

sh . y u k a r ıd a not 4 1 8 .2 0 7 . A n a d o l u ’n u n F e t h i . a . s h . sh. 7 9 . sh. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e ..5 5 . IX . S e lç u k lu D e v ri T ü r k T a r ih i. 4 3 0 . T ü r k iy e T a r ih i. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . . I. I X . c . Ö ZTU N A . P I K E v e D ğ r . X X V III. .® I. sh. T U R A N . T U R A N . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e .5 6 . X X I V . 78. T U R A N . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . sh. sh . Y I N A N C . sh . S ü l e y m a n S a h . D o ğ u A n a d o lu T ü r k D e v le t le r i T a r ih i. sh. 1 1 0 .e . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . 9 . sh . sh . S e l ç u k l u l a r T a r i h i . P O l . V I N A N Ç . T U R A N . sh . sn . T U R A N . sh. X X V . S e lç u k lu la r T a r ih i. A n a d o lu 'n u n F e t h i. T U RA N . 574— 575— 576— 577— 578— T U R A N . 568— 569— 570— 571— 572— 573— T U R A N . 2 6 .562— 563— 564— 565— 566— 567— T U R A N . T U R A N . s h . 77 . S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n ­ d a T ü r k i y e . 2 0 6 . T U R A N . 1 2 7 . S e lç u k lu la r z a m a n ın d a T ü r k iy e . sh. sh . D o ğ u A n a d o lu T ü r k D e v le tle r i T a r ih i. 166. T U R A N . T U R A N .1 2 6 . 2 1 7 . sh. M illi T a r ih im iz in A d ı .X X IX HORASAN’DAN ANADOLU'YA 243 . a y r ıc a bk.X . 1 1 3 . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . sh . 176. Y IN A N C . K ö Y M E N .

C A H İ2 . yon Ö m er L ü t f i. " T a r i h i D e m o g r a f i A r a ş t ır m a la r ı v e O s m a n lI T a r i h i " . s h . s. K . ( T ıp k ı B a s ım ı. c . M . A n k a r a 1 9 4 4 . H o u t s m a 1689 da L e id e n 'd e n e ş r e d ile n m e tin d e n T ü rk çe ye çev. S a d e le ş t ir e r e k Hz. T . Ö m er L ü t f i. s. Ö m er L ü t f i. Y a y ın ı. T ü r k i y a t M e c m u a s ı. A b u 'l Fara c T a r ih i. B . R o m a n o s D io g e n e s (1 0 6 8 - 1 0 7 1 ).A fş a r İs m a il  k a . B A R K A N . c . F a rsça A k s a r a y lI T a r ih in in K e r im e d d in M a h m u d 'u n Çev. D e r g i s i . Kü ltü r B a k a n lığ ı V jy ın ı B O N D A R İ. H i l â f e t O r d u s u n u n M e n k ib e le r i v e T ü rk (M e n a k ib Cund e l. "O s m a n lI im p a r a t o r lu ğ u 'n u n T e ş e k k ü lü M e s e le s i" . Y a y ın ı. 2 7 9 .3 8 6 . T ü r k ç e y e K â z ım Yasar çev. K o p ra - m a n . B . A n k a r a 1 9 4 S-1 9 S0 . S « lç u k i D e v le tle r i a d lı T a r ih i. (B A R H E B R A E U S ).A h b â r T e r c ü m e s i. 2 . T . A n k a r a 1 9 7 1 . I r a k v e H o r a s a n S e l ç u k l u l a r ı T a r i h i .KA YN A KLA R A B U 'L FA R A C . F .K . T ü rk F a z ile tle r i. Ö m e r R ız a D o ğ r u l. 2 c ilt. 3 4 3 r 356.H ilâ fa ve F a z a ’il e l . T . M . I s ta n b u l 1970. F e r id u n N a f iz U z lu k . H O R A S A N 'D A N A N A D O L U 'Y A . Y a y ın ı. A n k a r a 1 9 4 3 . sh. K .E t r a k ) . I. K e r im e d d ln M ahm ud. e l. Q ev. T ü r k ç e y e N u ri G en co sm an . B a h r . O rta A sya T ü rk T a r ih i H a k k ın d a Y a y ın a D e r s le r . M u h a r r e m . Y a y ın ı. T h . I I . İs ta n b u l 1 9 7 4 ). E Y İC E . B A R K A N . S e m a v i. K ü lt ü r ü n ü A r a ş t ır m a E n s t itü s ü Y a y ı n ı . E R S İ N . A n k a r a 1 9 4 2 . i s t i l â D e v ir le r in in K o lo n i- z a t ö r T ü r k D e r v i ş l e r i v e Z a v i y e l e r ” . O r h u n A b id e le r i. I . H u lu s i ö z d e n . A n k .D in . E . G re g o ry. M a la z g ir t S a v a ş ın ı Kaybeden IV . I^ ^ U s â m e ra t M.5 3 ). V a k ı f l a r D e r g i s i . İs ta n b u l 1 9 4 3 . R a g ıp W . S . T . T . (1 9 5 1 . T .. ü n . ö n sö z ve n o tla r ı y a z . U l. A n k a r a 1 9 6 7 . Im a d ü d . X . BA R T H O LD . " O s m a n lI Im p a r a t o r lu ğ u 'n d a B i r İ s k â n v e K o lo n iz a s - M e t o d u O la r a k V a k ı f l a r v e T e m lik le r . t a r a f ın d a n K ıv a m e d d in B u rs la n . A n k a r a 1 9 7 5 . E b u l e r 'i n O s m a n A m r b. A K S A R A V İ. B A R K A N .

L id d e ll. T . M a la z ­ g ir t M e y d a n M u h a re b e s i (2 6 A ğ u s t o s 1 0 7 1 ). T . K A FESO Ğ LU . S e m s e d d in . Y a y ın ı. 2 8 .H .B . A n k a r a 1 9 4 3 . H O N İG M A N N . A lta n . H A R T. D o la y lı T u tu m . T . S e lâ h a t t in . Doğum İlk Y ılı S e lç u k lu A k ı n ı (1 0 1 5 . 1 9 4 3 ). v e T a r ih i İb r a h im . T . B . F u a d . K . M . sh . B e lle ­ t e n . G r e k ç e . B a s n u r M a t b a a s ı. T . ( T e m m u z 1 9 4 3 ) . " S e l ç u k lu la r 'ı n H o r a s a n 'a İn d ik le r i Zam an İs lim D ü n y a s ın ın S iy a s a l. V I I . G Ü N A LT A Y . F u a d . E r n s t . ( T e m ­ m u z . E k o n o m ik v e D in i D u r u m u " . c . A n k a r a 1 9 7 3 . e l. M . c . S tr a t e ji.G O L. K . İs t .1 0 2 1 ) K ö p r ü lü E h e m m iy e ti".E . ( I . 1 7 7 . "D o ğ u A n a d o l u ’y a 60. Cev. T . İs t a n b u l 1 9 7 1 . T . V i l . 2 3 . Ç e v . " O s m a n lI I m p a r a t o r lu ğ u 'n u n E t n i k M e n ş e i M e s 'e l e l e r i" . K . I I . T e ş r i n K Ö P R Ü L Ü . A n k a r a 1 9 7 0 . S ü rya 3 6 3 'd e n 1 0 7 1 'e K a d a r .S e lç u k iy y e . sh. Cem al E n g in s o y . 2 1 9 . A n k . s. K Ö PR Ü LÜ . M 6 la n q e s M ü n a s e b e tiy le F u a d A r m a ğ a n ı. C . A M b İr U d .2 0 5 . Genel K u r m a y B s k .9 9 . s h . V I. T e ş r i n 1 9 4 2 ) .I. A n k a r a 1 9 7 2 . K . G e n e l K u r m a y H a r p T a r ih i B a ş k a n lığ ı Y a y ın ı. s h . E d e b iy a t F a k . F . 2 5 9 -2 7 4 . F u a d . A r a b ç a . s. K A R A T A M U .İs ta n b u l 1 9 7 6 . 2 5 . D . T . 1933 de Pencap L a h o r 'd a Ü n iv e r s ite s i n e ş r e t tiğ i F a rsça P ro fe s ö rü M uham m ed Ik b a l'in m e tin d e n T ü r k ç e ' y e ç e v i r e n N e c a t i L U g a l. O s m a n lI Im p a r a t o r lu ğ u 'n u n K u r u lu s u . "A b b a s O ğ u lla r ı Im p a r a t o r lu ğ u 'n u n B e lle te n . c . ü n . B iz a n s D e v le t i'n in D o ğ u S ın ır ı. K u r u lu ş ve Y ü k s e liş in d e T ü r k le r 'in R o lü . K e m a l V e h b i . K Ö P R Ü L Ü . I b r a h Im . M . s. G Ü N A LT A Y . İs ta n b u l 1 9 7 0 . Ş e m s e d d ın . K â n u n 1 9 4 3 ) . 2 . İs t a n ­ b u l 1 9 5 3 .D e v le t is .3 1 3 . F i k r e t n ic e v e E r m e n ic e K a y n a k l a r a G ö r e l$ ılta n . T . C ilt E k i . A n a d o l u ' n u n T U r k l e s t î r i i m e s i v e Is lâ m l3 $ t * > 'ilm a s ı. B e l l e t e n . M . c . K .D E L İO R M A N . " A n a d o l u S e lç u k lu T a r ih i'n in Y e r li K a y n a k l a r ı" . ü n . 2 7 .2 4 . s t r a t e j ik E t ü d le r D a ir e s i Y a y ı n ı . 5 9 .ll. T . 2 9 9 . T a r ih . B a s ım .H ü S E Y N İ.6 . s. OĞUZ ÜNAL 2^4. F u a d K ö p r ü lü . S o s y a l. Y a y ı n ı . ( I I . L is e D e rs K it a b ı. s h . K A P ESO Ğ LU . T . Y a y ı n ı . Y a y ı n ı . T ü r k S i l â h l ı K u v v e t le r i T a r ih i.S 2 2 . T o k e r Y a y ın e v i. V I I . B e l l e t e n .

E n E s k i D e v ir le r ­ den 16. İs ta n b u l 1970. B a s ım ). Fa ru k ■ S E V İM . ö t ü k e n Y a y ın e v i. K a d a r B U y U k T ü r k iy e T a r ih i.D e s ta n la r ı. T . " M a la z g ir t S a v a ş ın a K a tıla n T ü rk B e y le r i". Y a y ın ı. T a r ih le r i . On. A n k a r a 1 9 7 1 . Y a y ın ı. C e v . 2 c ilt. S E V İ M .U S . F a r u k .M ü k r im in H a lil Y ı n a n ç . s. 4 . İs t a n b u l 1 9 7 3 . A l i b . A n k . B a ş la n g ıc ın d a n S iy a s i. H ra n t O . c . SO M ER . " X . B . K ü lt tir U n U n G e liş m e C a ğ la r ı. T ü r k i y e 'n i n T e ş k ilâ t ö t ü k e n Y a y ın e v i. A .S u d u r v e A y e t . M e h m e t. T U rk D ünya HORASAN'DAN ANADOLU'YA 2 1 f? . b a s ım . T . T ü r k İs t a n b u l 1 9 7 1 . A n k ara 1963. A n k a ra 195 7-1960 . S e lç u k lu A ra ş­ t ır m a la r ı D e r g is i. 2 . D . A h m e t A te s . F e t ih le r le A n a d o lu 'n u n T ü r k le ş m e s i ve İs lâ m la ş m a s ı. Y ü z y ıld a O ğ u z la r " . s h ..K Ö Y M EN . s. S ü l e y m a n . T ü rk A n a d o lu 'd a M engU cek O ğ u lla r ı. A n k . R A V E N D İ. T . Z a m a n ım ız a K ü lt ü r . Y a y ı n ı .M illiy e t Y a y ın . . K . Y iim a z . I V . U r f a lı M a t e o s V e k a y i.n â m e s i (9 5 2 . F a r u k . A li.2 0 7 . N e cd e t. T . SA K A O Ğ LU .U S 'S U r u r (G ö n ü lle r in R a h a tı ve S e v in ç A lâ m e t i). A n d re a s y a n . M e d e n i. SÜ M ER .1 1 6 2 ). K . b a s ım . K . M . B a h a e d d in . Ö G EL. U r f a lı. T . Y a y ı n ı . C . Is lâ m K a y n a k la r ın a G ö re M a la z g ir t S a v a ş ı. Ö 2TU N A . I. A n k a r a 1 9 7 1 . U m u m i T ü r k T a r ih in e G ir iş . 2 . R â h a t . T . F .A r a l ı k 1 9 5 B ) . T . 1 9 7 . T U R A N . A li. İs t. İs ta n b u l 1 9 7 1 . (M e t in le r ve Ç e v irile r i). Ş E K E R . T ü r k ç e y e a r d O u la u r e r.1 1 3 6 ) v e P a p a z G r ig o r 'u n Ç e v . ( E y l ü l . M ehm et A tta y . T ü rk C ih â n H â k im iy e t i M e fk u re s i T a r ih i. E . D e r g is i.B o y T e ş k ilâ t ı . M uham m ed b . O n . K . 3 . SÜ M ER . M a la z g ir t M e y d a n S a v a ş ı. O . A y y ıld ız M a tb a a s ı. M A TEO S. C ild I.. A n k a r a 1 9 7 2 . 2 c ilt. O ğ u z la r ( T ü r k m e n le r ). Y a y ı n ı . N o tla r Ed o u - Z e y li (1 1 3 6 . Y a y ın ı. Fa ru k . C . A n k a r a 1 9 7 5 . O n . İs ta n b u l 1 9 7 7 . X V I . S e lç u k lu D e vri T ü rk T a r ih i. T . A sra K a d a r . T . la n . (2 . F . A n k a r a 1 9 6 2 . SO M ER . c. ve S a n 'a t T a r ih i. T . Y a y ın ı. Z e k i V e lid l. E d e b iy a t Fak. T O G A N . O sm an.

Y a y ın e v i. S a it u k iu la r . T ü r k i y e T a r i h i . (N a k ış la r T u ran N e ş riy a t İs ta n b u l Y u rd u 1978. İs t a n b u l 1 9 7 3 . A lp A r s l a n '- d a n O s m a n G a z i'y e (1 0 7 1 . İ s t a n b u l 1 9 6 9 . 2 0 1 . T U R A N . T u r a n N e ş r iy a t V u r d u Y a y ın ı. Y IN A N Ç . T u r a n N e ş r iy a t Y u r d u b u l. OĞUZ ÜNAL . Y a y ın ı. 1 9 7 1 . İs ta n b u l 1 9 7 6 . b a s ım . Is ta n b g l c ilt).N iz â m ın ın Y a y ın ı. M ü k r im in H a lil. İs ta n b u l 1 9 4 4 . Y a y ın ı. İs lâ m A n s i k l o p e d i s i . e . S ö k m e n lile r . b a s ır n ). T U R A N . S e l ç u k l u l a r O e v r i . H a r e k e t Y a y ın la r ı. T u ran N e ş riy a t Y u rd u Y a y ın ı. T u ra n N e ş r i­ y a t Y u r d u Y a y ı m . Ü n . I. T U R A N . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . S e lç u k lu la r T a r ih i v e T U r k . O s m a n . S ü le y m a n İs ta n b u l 1 9 6 6 . İs t .1 3 1 8 ). Y a y ın ı. M illi T a r ih im iz in A d ı.E s a s la r ı. M illi. S iy a s i T a r ih . İs ta n b u l 1 9 7 1 . E d e b iy a t F a k . T U R A N . O s m a n . vc A r tu k lu ia r ın IVlengUve C i k le r . S e lç u R lu la r ve İs lâ m iy e t .2 1 9 .İ s lâ m M e a e n iy e ti. O o ğ u A n a d o lu T ü rk D e v le tle r i T a r ih i. M ü k r ım ln H a l i l . E d e b iy a t F a k .A n a d o l u ' n u n F e t h i. O sm an. stı. Is lâ m i 1969 (2 ve İn s a n i . Hakkı D u rs u n . " I . İs lâ m iy e t v e T ü r k le r . ü n . D ilm a ç O ju lla r ı S iy a s i T a r ih M e d e n iy e t le r i. O s m a n . S a h " . İs ta n ­ TU R A N . İs t . 1 1 . 2 . Y IL D IZ . O sm an. İs ta n b u l 1969. 2 . Y IN A N Ç .

You're Reading a Free Preview

İndirme
scribd
/*********** DO NOT ALTER ANYTHING BELOW THIS LINE ! ************/ var s_code=s.t();if(s_code)document.write(s_code)//-->