HORASAN’DAN

Türb<iye Tarihine Giriş

ANADOUJYA
Oğuz Ünal
dr

Türliiye TariJıinc Giriş

HORASANDAN ANADOLUTA
Oğuz IJnab

Kapaktaki Hat Prof. EMİN BARIN e m e l m a tb a a c ılık
34 96 - 17 93 O S AN KARA

dağıtım, if r
1512001

HORASAH’DAN ANADOLU'YA
T Ü R K İ Y E T A R İ H İ N E GİRİ Ş

A N A D O L U ’N U N F E T H İ V E T Ü R K İY E D E V L E T İ’N İN K U R U L U Ş U

OOUZ ÜNAL
B İR İN C İ B A S K I

Ankara 1980

T Ö R E d e v l e t Y A Y IN E V İ P.K. 203 K IZ IL A Y A N K A R A

Emeviler Devri B. Suguur(Uc) Beylikleri Devri 2. Anadolu Beylikleri (Tavaif-i Müluk) Devri 4. Amorion Seferinden Sonra Yapılan Bizans Gazalarında Türkler C. Amorion Seferinde Türkler B. Anadolu'nun Fethi ve Türkiye Devleti’nin Kuruluşu.İÇ İN D E K İL E R ö n sö z I. Tarsus Emir'i Yazmân'ın Bizans Gazaları D. B Ö LÜ M G İR İŞ T Ü R K İY E T A R İH İN İN B Ö L Ü M L E R İ 1. Abbâsiler Devri 2. Cumhuriyet Devri II. "OsmanlIlar Çağı" 5. BÖ LÜ M O Ğ U Z L A R 'D A N ÖN CE A N A D O LU V E T Ü R K L E R S Ü G U U R B E Y L İ K L E R İ D E V R İ” 1. Birinci İmparatorluk Devri "Selçuklular Çağı" 3. Anadolu Türk Birliğinin Yeniden Kuruluşu ve İkinci İmparatorluk (Türk Cihan İmparatorluğu) Devri. Bizans Gazâlarmda Türkler A. Uçların İnhitatı 29 29 29 34 34 37 38 39 42 45 17 18 20 21 22 H O R A S A N ’DAN A N A D O L U 'Y A . Uçların Teşkilâtı ve Uçlarda Hayat 4. Bizans'a Karşı Taarruza Geçmesi 3. Islâm Hilâfeti Hizmetinde Türkler A.

Oğuz Istilâsi Arifesinde Anadolu 2. Büyük Türk Muhacereti C. Malazgirt Meydan Muharebesi A. Savaşa Giden Yol E. Savaş Öncesi Selçuklular'da Siyasi Durum C. Savaş Öncesi Anadolu'da Siyasi Durum B. Malazgirt Meydan Muharebesi ve Geçirdiği Saflıalar " 5. Türklerin İslâmiyeti Kabulü B. Malazgirt Zaferinin Akisleri ve Anadolu Fütuhâtma Etkileri 83 90 98 108 108 109 49 56 58 59 66 71 110 112 118 134 V. Selçuk Sultanlarının Oğuzlar'a Yurt Bulma ve Fetih Siyaseti IV. Sultan Tuğrul Bey Zamanında Bizans'a Karşı Gazalar ve Anadolu Fütuhatı 3. Anadolu'nun Türkler Tarafından Fethini Hazırlayan Sebepler A. BÖ LÜ M Oğ u z l a r a n a d o l u 'd a 1. Selçuklular'ın İlk Anadolu Akınlan 2. Sultan Alp Arslan Zamanında Bizans'a Karşı Gazâlar ve Anadolu Fütuhâtı 4. Savaş Öncesi BizanslIlar'da Siyasi Durum D.1 1 1 . B t)L Ü M B Ü Y Ü K S E L Ç U K L U L A R D E V R İN D E B İZ A N S G A Z A L A R I V E A N A D O LU F Ü T U H A T I 1. B Ö LÜ M M A L A Z G İR T T E N SO N R A A N A D O LU F Ü T U H A T I v e T Ü R K İY E D E V L E T İ'N İN K U R U L U Ş U 1. Süleyman Şah'tan Önce Anadolu Fütuhatı 139 Oğ u z ÜNAL . Türk İstilâ ve Fütuhatının Doğu Anadolu'dan Orta Anadolu'ya Gelirken Takip Ettiği İstikametler 3.

Türk Fâtihlerle Yerli Halk Arasındaki Kaynaşma 4. 5. Türkler'in Anadolu’da Yerleştikleri Veya Yeniden Kurdukları Şehirler V II. Anadolu'daki Hıristiyan ve Şamani Türkler 3. Süleyman Süleyman Süleyman Süleyman ve Sonu 6. Süleyman Tarih Sahnesine Çıkışı 148 Sultanlığı ve Kurduğu Devlet 153 Anadolu Fütuhâtr 158 Büyük Selçuklularla Çatışması 164 Şah’tan Sonra "Türkiye Devleti” 166 Şah'ın Şah’ın Şah'ın Şah'ın VI. Türkmen ve Diğer Türk Uluslarının Anadolu'da Yayılışı 2. BÖ LÜ M N E T İC E N O T LA R KA YN AKLAR 205 219 245 181 196 198 202 HORASAN'DAN ANADOLU'YA . 4. 3. BÖ LÜ M T Ü R K İY E D E V L E T İN İN K U R U L U Ş Y IL L A R IN D A T Ü R K L E R T A R A F IN D A N F E T İH V E İSK A N E D İL E N A N A D O LU Ü L K E S İN E B İR B A K IŞ 1.2.

.

Bu devrede Türkler. ♦ "İ’lâ-yi Kelime-t-ullah" A llah'm adını ve İslâm iyetin tevhid akidesini. İlk olarak İslâm Devleti hizmetinde ve Hilâfet sancağı altında Anadolu'ya gelen Suguur Türkleri'nin ardından X I. coşkun bir fetih ruhu ve gazâ ideolojisi ile Horasan'dan Anadolu’ya akan Oğuz boylarının. şanına lâyık bir şekilde yüceltip yay­ ına demektir. O halde bu kitap. yüzyılda "O ğuz" veya "Türkmen” adıyla anılan Türk boy ve uluslarının dalgalar halinde Anadolu'yu açarak kendile­ rine vatan yapmaları neticesinde "Türkiye Devleti" teşekkül etmiştir. Osmaniflar. Islâm Devleti hizmetinde ve Hilâfet ordusu içinde. Türkiye Devleti tarihinin ilk devresini "Anadolu'nun Fethi ve Türkiye Devleti'nin Kuruluşu" nu ve bu devletin temelini meydana getiren Oğuz (Türkmen) boy ve uluslarının Horasan'dan Anado­ lu'ya gelişlerini ve Anadolu'da yeni bir Türk Vatanı kur­ malarını ve bunun âmillerini ele aldık. Selçuklu ordularının bugün üzerinde yaşadığımız toprakları kanlan ile yoğuruşu ve bu topraklar üzerinde ebediyete kadar yaşayacak olan bir Türk Devleti'nin "Devlet-i Ebed Müddet " in kuruluşu belgeleriyle anlatılmaktadır.feleri devrinde ortaya çıkan İslâm-Bizan: mücadeleleri ile başlar. "i'lâ-yi Kelime-t-ullah"* yolunda Anadolu'ya akınlar yapmışlar. Türk İstiklâl Savaşı ve Cumhuriyet devre­ leri Türkiye Devleti tarihinin nirengi noktalarıdır. tarihi ve siyasi bakımdan tam bir devamlılık ve bütünlük gösterir. 10 oğuz ÜNAL . Biz bu araştırmamızda. yüzyıldan itibaren. Bütün bu devreler içinde ele almarak incelenen Türkiye Devleti. Bu başlangıç devresini müteakiben X I. Suguur ya da Avasım adı ile anılan uc vilâyetlerinde yaşamışlardır. Türki'ye devletini kuran Türkiye Selçukluları ve onu takibeden Anadolu Beylikleri. Anadolu'nun Müslüman Oğuz Türkleri tarafından fethini ve Türkiye Selçukluları hanedanının öncülüğünde kuru­ lup günümüze kadar devam edip gelen "Türkiye Devle­ t i" nin kuruluşunun hikâyesidir.

Oğuz boylarının Anadolu'ya adım adım sahip olurlarken. Ancak derhal belirtelim ki. cihân hâkimiyetine erişmek için ve dünya imparatorluğunu elinde tutmak arzusunda bulunan devlet için kilit noktasıdır. h ürkler bundan böyle Hıristiyan Garba karşı Müslüman Şark'ın müdafii olmuşlardır. Boğazlar. bu toprakları vatan yapabilmek için nasıl çırpındıklarını Tarih sahnesinde ibretle seyretmek gerekir. Asya ile Avrupa. Zira. Anadolu. yüzyılda ise bu kesafet müthiş bir şekilde arttı. yüzyıldan beri de " T Ü R K İ Y E " adi ile anılan Anadolu ve onun tamamla­ yıcı parçası Trakya. Bu jeopolitik önemde olan ve X I. HORASAN'DAN ANADOLUYA 11 . Bu değişikliklerin belki dc sonuncusu Türkler'in bu ülkeye gelmesidir.Bu çağlar. Şark'ı ve özellikle İslâm dünyasını kurtaran eşsiz bir müdahale olmuştur. Mısır ve Mezo­ potamya ile birlikte en eski medeniyetler. Aynı zaman­ da Oğuz boylarının Anadolu'yu Türk vatanı haline getir­ meleri ve burada bir Türk devleti kurmaları. Daha XI. dünya tarihinin en önemli toprak parçalarından biridir. X III. bir iki asır içinde dünyadaki Türk nüfusunun en azından üçte biri Anadolu'ya göçtü. tarih boyunca. hayrete değer de­ ğişikliklere sahne olmuş. Yakın Doğu ile Balkanlar. bu nüfus hareketi rastgele insan yığınlarının gelişi şeklinde olmamıştır. Marmara bölgesine doğru gidildikçe jeopolitik önem artar.ştir. Akdeniz ile Karade­ niz arasında geçittir. Anadolu-Trakya (yani bugünkü Türkiye). 'dünya nizâmı” mefkuresi ile görevli olduğumuz şuur ve ve heyecanı içinde medeni ve siyasi alanlarda büyük hamleler yaptığımız devirlerdir. yüzyılın sonlarında Anadolu bir Türk ülkesi haline gelmişti. dünya çapındaki jeopolitik önemini tari­ hin hiç bir devresinde kaybetmemi. Anadolu'da kurulmuştur.

Öyle ki. bugünün Türk-İslâm mefkuresini lâyıkıyla anlıyamayan. Yendi­ ğimiz düşman kitlelerinin meydana getirdikleri eiserleri. Bu şuur Osmanlılar tarafından "D in ü devlet. bu vatanı lâfla kurmadık. Birinci bölümde. Haçlılar'a yaraşır bir vahşetle yıkmadı­ ğımıza. mülk ü millet" formülü ile ifade edilmiştir. bu topraklar da Türk milletinin şuuruna ve kalbine yerleşmiştir. Buradaki büyük ve ebedi Türk şahsiyetini lâfla almadık. Biz o düşman milletlerin yapıp bıraktıklarını o kadar geçtik ki. Bu topraklan bir birinden ağır tarih hadiseleri yaratarak "yatan" yaptık. Haçlı sürülerini bağrında eriten bu destan devri Anadolu'su gerçekten kahramanlar ve evliyâlar diyarı haline gelmiştir. türbeleri ve evliyâ hikâyeleri ile vatan olmak için her türlü mane­ vi özelliği kazanmış ve böylece Türk milleti bu toprak­ lara. büyük bir imtihan vererek destan devri yaşayacak yüksekliğe erişmişlerdir. Türkiye tarihine başlangıç teşkil eden "Suguur Beylikleri" ele alanmış ve bu devrede *M ehm et Ş E K E R . Anadolu'da gazS ve fütuhat yapan Türk kahramanları etrafında destanlar teşkil edildi.* Kitabımız "Netice" ile birlikte yedi bölümden meydana gelmiştir. Fetihlerle A n ad o lu 'n u n Türkleşmesi ve İslâmlaşması. Bütün bu izahlarımız gösteriyor ki. kızıyor. U o ğ u z ÜNAL . menkıbeleri. Bu husus karşımızdaki milletlerin hayatiyeti yanında bizimkinin ne kadar üstün olduğunu da göstermiştir. Su şekilde bütün Anadolu topraklar: tarihi hatıraları. ziyaretgâhlan. imân ile kan'la bastık ki. biz Türkler. bu vatanın artık başkalarına ait olması ihtimali kalmamış­ tır. sh. İkinci bölümde.Bu devrede Anadolu'ya gelen Türkler. koruduğumuza. 8. bu memlekete damgamızı öyle eşsiz iki hayat özü ile (Türklük ve Müslümanlık). Bizans'a yakışır. nesilleri üzülüyor. Türkiye tarihinin devrelere taksimi ele alınmış ve bir tez olarak tarihi bir plân ileri sürülmüştür. bunların mezar ve türbeleri asırlarca ziyaretgâh oldu.

Türkiye Devleti'nin kuruluş yıllarında Türkler tarafından fetih ve iskân olunan Ana­ dolu Ülkesine kısa bir bakış yapılmış ve bu arada "Türk unsuru ile yerli etnik unsurların karışması". "Türkmen nüfusunun Anadolu'daki dağılışı" vs. Türk fütuhatı arifesin­ de Anadolu'nun durumuna temas edildikten sonra Ana­ dolu’nun Türkler tarafından fethini hazırlayan sebepler ve âmiller etraflıca gözden geçirilmiş. Altıncı bölümde ise. Selçukluların ilk Anadolu akınları.İslâm Hilâfeti hizmetinde ve Hilâfet ordusu içinde görevli olan Türkler'in Anadolu'ya yaptıkları akın ve gazâlann tarihi gözden geçirilmiştir. Beşinci bölümde. Bu bölümde. Özellikle Alp Arslan devrinde vuku bulan ve Türkiye tarihi için bir dönüm noktası teşkil eden 1071 Malazgirt Meydan Muharebesi. Dördüncü bölümde. oldukça uzun bir şekilde teferruatiyle ele alınmıştır. Sultan Tuğrul ve Sultan Alp Arslan zamanındaki akınlar ve savaşlar anlatılmıştır. Bu arada Malazgirt savaşı öncesinde İslâm âleminin. gibi meseleler HORASAN'DAN ANADOLSJYA 13 . Malazgirt zaferini müteakip Anadolu fütuhatı ele alınmış ve bu devrede ilk h ürkiye Sultanı Kutalmış oğlu Süleyman Şah'm tarih sahnesine çıkışı ve Türkiye Devleti'nin kuruluşu incelenmiştir. Daha sonra Süleyman Şah'm fetihleri gözden geçirilmiş ve müteakiben Süleyman Şah'tan sonra Türkiye Devleti'­ nin Selçuklular devresi özet halinde anlatılmış ve Türki­ ye Devleti'nin hayatiyetinin temelleri gösterilmiştir. Daha sonra üçüncü bölümde. Büyük Selçuklular devrindeki Bizans gazaları ele alınmıştır. Bizans İmparatorluğu'nun ve Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nun içinde bulundukları durumlara ve bilhassa Türk ve İslâm âleminin Malazgirt savaşına ver­ dikleri önem ve manâ üzerinde kaynaklara dayanılarak durulmuş ve Malazgirt Zaferinin akisleri ve Anadolu fütuhatına etkileri ele alınmıştır. ve bu fütuhatın bazılarının zannetttikleri gibi gelişi güzel bir istilâ ha­ reketi (!) olmadığı anlatılmıştır.

Sadece Türk tarihi araştırmalarının bugünkü seviyesinde Türkiye Tarihine kısa bir giriş yapmış bulu­ nuyoruz. Ömer Lütfi Barkan ve Prof. bütün araştırmaları­ mızın bir hülâsası yapılmış ve Türkiye Devleti'nin tarihisiyasi bütünlüğü ve devamlılığına ve hayatiyetine dikkat çekilmiştir. Son olarak şu noktayı belirtelim ki. Bu arada Anadolu'nun Türkleşmesi hususundaki yanlış görüşlere karşı çıkan ve bu konuda ilmi deliller gösteren Prof. Ocak m979-Ankara 14 Oğ u z ÜNAL . biz bu araştır­ mamızda.üzerinde durulmuş ve bu meselelerin hallinde ''demogra­ fik âmiller"in önemine jşaret edilmiş. Faruk Sümer'in görüş­ lerinden geniş ölçüde faydalanılmış ve bütün bu görüşleri üstün bir vukufla ve milii-islâmi bir tarih anlayışı ile ele alan rahmetli Prof. Fuad Köprülü. Kitabımızın netice bölümünde. Anadolu'nun bir Türk nüfus üstünlüğü ve kesafeti sayesinde Türkleşmiş olduğuna dikkat çekilmiştir. Osman Turan'ın tarih anlayışı aynen benimsenmiştir. Prof. Türkiye Devleti'nin tarihi devamlılığt ve siyasi bütünlüğüne dikkat çekmekten başka. M. hiç bir iddia sahi­ bi değiliz.

.

.

.

iktisadi ve medeni hayat sukut etmiş ve Moğol hâkimiyeti altına giren Türkiye'de Selçuklu idaresi bir gölge halinde 1318 yılma kadar yaşamıştır. Baycu Noyan kumandasında. yüzyıl­ da başlar ve Türkiye Devleti'nîn kuruluşunu müteakip iki yüzyıl kadar devam eden parlak ve muhteşem bir medeniyet hamlesinden sonra Moğollar'ın Anadolu'yu istilâ ettikleri 1277 yılma kadar de­ vam eder. Fakat Selçuklu veziri Muineddin Pervâne'nin 1277 yılında Moğollar tarafından idamından sonra Türkiye Selçuklu idaresi tamamen çökmüş. umumi vasıflarıyla Türkiye Selçukluîarı idaresi ve devlet nizâmı 1277 yılma kadar sürmüştür.2. Bununla beraber. " S E L Ç U K L U L A R Ç A Ğ I" Bu devre Oğuzlar’ın Anadolu akınlarına başladıkları 11. A N A D O LU 'N U N F E T H İ V E T Ü R K İY E D E V L E T İ'N İN K U R U L U Ş U . Türkiye Selçukluları ordusunu Kösedağ'da mağlub etmeleri ile Türkiye Devleti sarsılmış ve Türkler gittikçe artan bir Moğol nüfuzu altına girmeye başlamışlardır. (2) Türkiye tarihinin ilk muhteşem safhası olan bu devre kendi içinde şu tali devrelere aynlır: 1) 2) Anadolu Akınları ve Fetih Devresi (1015-1075) Anadolu'da Türkiye Devleti'nin ve Türkiye Selçukluları Saltanatının Kuruluş Devresi (1075-1192) Anadolu Türk Birliği'nin Kuruluşu ve Merkezileşme Dev­ resi (1192-1205) 3) 18 Oğ u z ÜNAL . Anadolu'da gelişen ikti­ sadi ve medeni yükseliş. 1243 yılında Moğollar'ın. 1277 yılma kadar devam etmiştir. Anadolu Türkleri'nin bütün felâketlerin menşeini "Baycu y ılı" adıyla 1243 Kösedağ mağlubiyetine bağlamaları doğru olmakla birlikte. B İR İN C İ İM P A R A T O R L U K D E V R İ.

.

önceki ve sonraki iki padişah arasındaki padişahsız geçen zaaf devresi anlamına gelmektedir ki. Bu zaaf ve intikal devresini müteakiben Osmanoğulları'nm Türkiye tahtına çıkmaları ile Anadolu Türk Birliği ve Türkiye Devleti yeniden ihya edilmiştir. ANADOLU B EY L İK L E R İ (TAVAİF-! MÜLUK) DEVRİ Bu devre Mogollar'ın Türkiye Selçukluları saltanatına son ver­ dikleri ve dağıtılan hanedana mensup şehzadelerin Uc beyliklerine sığındıkları 1318 yılında başlar.3. Anadolu. Turnadağ muha­ rebesi neticesinde lâğv. Bütün Batı âleminin ordularını perişan eden. Moğol istilâsı devrinde çok fazla harap olmuş. Anadolu Türk Birliği bozulmuştu. Türkiye Selçukluları saltanatının sukücundan (1277-1318) Os­ manlI Padişahı Yavuz Sultan Selim'in Çaldıran Meydan Muharebesi'ni müteakiben Dulkadiroğulları hânedanını. 20 Oğ u z ÜNAL . Haçlı sürüle­ rine Anadolu'yu mezar yapan Anadolu Türkü ilk defa mağlup ol­ muş ve Moğol hâkimiyeti altına girmişti. Avrupa'nın en kudretli İmparatorluklarını ve Krallarını mağlup edip. yanıp yakılmıştı. ile doğu ve güney doğu Anadolu'yu zaptederek Anadolu Türk Birliği'ni yeniden ihya ettiği 1515 yılına kadar olan bu uzun devreye "Fetret Devri" demek uygun olur. Ancak Anadolu Türkü. bu devreyi bu şekilde isimlendirmekle bu devrenin Türkiye Devleti'nin hayatında bir kesinti. Bu şekilde 1277'de Moğol Hâkimi­ yeti altına girmiş bulunan Türkiye Selçukluları saltanatı son bulmuş ve Anadolu Beylikleri (Tavaif-i Müluk) devri başlamış olur. bu Moğol hâkimiyetini hiçbir zaman kabul etmemiş ve istiklâlini kazanmak için amansız bir mücadcIeye girmişti. İşte bu istiklâl mücadeleleri sırasında başarı kazanan kumandanlar ve beyler etra­ fında ayrı ayrı beylikler teşekkül etmeğe başlamış ve Moğollar'ı Anadolu'dan atan bu beylikler daha sonra milli istiklâllerini kazan­ mağa muvaffak olınuşiardı. Moğollar'ın Anadolu'dan çıkışından sonra Anadolu'nun her tarafı bir bey tarafından işgal edilmiş ve Anadolu'da otuza yakın bayrak dalgalan­ mağa başlamış. bir intikai devri olduğunu ifade etmek istemiştir. (3) Nitekim "fetret” . Anadolu Türkü. Türki­ ye Selçukluları zamanında fevkalâde mamur ve zengin bir ülke iken bilâhare zayıflamış ve fakirleşmiş.

4. Islâmi ve insani ideallerle yepyeni bir kültür ve medeniyet hamlesini temsil eden bu devreyi de kendi içinde şu tali devirlere ayırabiliriz: 1) Osmanlı Beyliği'nin Kuruluşu ve Anadolu Türk Birliği'nin Geçici Olarak Kurulduğu Devir: (1299-1402) Anadolu Türk Birliği'nin Dağılması ve Şehzadeler Kavgası­ nın Başlaması "Türkiye Tarihinde İkinci Fetret Devri" (1402-1413) Anadolu Türk Birliği'nin Yeniden Kuruluşu ve İkinci İmpa­ ratorluğun (Türk Cihan İmparatorluğu) Gerçekleşmesi Dev­ ri (1413-1520) Türk Cihan İmparatorluğu'nun Şevket Devri (1520-1699) Duraklama ve Çözülme Devri (1699-1918). Türkiye tarihinin en muhteşem ve parlak safhası olan ve Türk­ lüğün "dünya nizâmı" ınefKuresi ile milli. Osmanlılar'ın Anadolu Türk Birliği'ni sağlayarak Anadolu'daki Hâkimiyetlerini kesin olarak kabul ettirdikleri tarihin 1515 yılı ol­ masına rağmen Osmanlılar Çağı'nı Osmanoğuliarı'nın istiklâl kazana­ rak Türkiye Selçuklularından boşalan Türkiye tahtına çıktıkları 1299-1300 yıllarından başlatmak yerinde olur. 2) 3) 4) 5) H O R A SA N 'D A N A N A D O L U 'Y A 21 . A N A D O LU T Ü R K B İR L İĞ İ'N İN Y E N İD E N K U R U L U Ş U v e İK İN C İ İM P A R A T O R L U K (T Ü R K C İH A N İM P A R A T O R L U Ğ U ) O E V R İ : " O S M A r a iL A R Ç A Ğ !" Türkiye tarihinin münakaşasız şekilde en muhteşem safhası olan bu devre Osmanoğuliarı'nın istiklâl kazanarak Türkiye tahtına çık­ tıkları 1299-1300 yıllahndan başlar ve Osmanlı Hanedanının iktidar­ dan düştüğü ve Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açıldığı 1920 yılına kadar devam eder.

yine silâha sarılmış ve amansız bir mücadeleye başlamış ve Türk İstiklâl Savaşı adı ile anılan muhteşem ve uzun bir bağımsızlık ve kurtuluş mücadelesinden sonra yine istiklâline kavuşmuş ve dev­ letini ihya etmiştir. Moğol istilâsı sırasında olduğu gibi. işte bu tarih süreci içerisinde Osmanlı hanedanının artık tarihi-siyasi fonksiyonunu kaybederek iktidardan düştüğü ve Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açıldığı ve Cumhuriyet'in üân edildiği 1920-1923 yılla­ rından başlar ve günümüze kadar gelir. yüzyıla. Ancak Anadolu Türkü.5. Çünki evvelâ. ilerde yayınlanacak olan bir başka araştırm am ızda ele alınm ıştır. Selçukoğullarmın idaresinde Anadolu'yu fetheden *Türkiye Devleti'nin bir bütün olduğu şeklinde ifade edilebilecek olan bu tezim iz. İşte Türkiye tarihinin devreleri bundan ibarettir.* Bu devrelerden birincisinin tarihini yazarken. Anadolu'nun fethine bir başlangıç teşkil eden ve 7. Türkiye Dev­ leti bir bütündür ve zaman zaman bazi kesintilere ve değişikliklere uğrasa da günümüze kadar devam ederek gelir. kadar Emevi ve Abbâsi ve daha sonra F a ­ tımi Halifeleri zamanında devam eden. Bu büyük tarih sürecinin dikkatle incelenmesinden anlaşılacağı üzere. CUMHURİYET DEVRİ Türkiye Devleti. Birinci Dünya Savaşı'ndan 1918 yılında mağlup ve perişan olarak çıkmış ve düşman sürüleri orta Anadolu'ya kadar ilerlemişlerdi. ya bizzat Halifeler veya H ilâ­ fet hanedanına mensup prensler veyahut da Bizans'a karşı gazâya memur olan hudut (uc) kumandanları ve emirleri tarafından sevk ve idare edilen Anadolu sefer ve gazâlarının tarihini de yazmak lâzım­ dır. 22 Oğ u z ÜNAL . Cumhuriyet Devri adıyla anılan bu devre. yüzyılda ilk Halifeler zamanın dan başlayarak 11.

İkinci olarak. Emevi Halifeleri zamanında Anadolu gazâlarım ya­ panların çoğu Arap mücâhidleri olsa bile Abbasi Hilâfeti devrindeki gaziler ekseriyet itibariyle Türk soyundandırlar ve binaenaleyh ken­ dilerinden sonra Anadolu'yu fethedenlerle aynı menşedcndirler. bugüne kadar yaşamakta olan "Battal Gazi". (6) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 23 . Anadolu'nun Türkler tarafından fethinden önceki bu gazâ ve cihâd devresi Bizans İmparatorluğu'nu zayıflatmış ve gelecek Müslüman Türk fatihlerine uygun bir zemin hazırlamıştır. eski İslâm mücâhidleri gibi din uğrunda ve " i ’lâ-yi Kelime tullah" yolunda ''fi-sebll-illâh" gazâ ve fütuhât yap m ağa gelmişler ve kendilerini onların halefleri addederek "G azi" Unvanını almışlardır. "Kerb Gazi". kendilerini eski İslâm mücâhidlerinin soyundan addedecek kadar eski İslâm gazâlarım ve gazilerini benimsemiş olmaları ve Anadolu halk edebiyatı arasında.Oğuzlar. bu ilk İslâm gazâları devresinin Anadolu'nun Türkler tarafından fethine bir baş­ langıç olduğunu göstermektedir. (4) Üçüncü olarak. Anadolu fatihlerinden bazılarının. "Cüneyd Gazi" destanları başta olmak üzere eski İslâm fütühat ve gazâlarından bahseden birçok hikâyelerin bulunuşu ve bu devir kahramanlarına ait birçok türbe ve makamların -sahih olmasalar bile— halk arasında meşhur ve çoğu zaman kutsal birer ziyaretgâh olmaları. Bundan başka. Gerçekten Emevi ve Abbâsi Halifeleri Anadolu'nun fethini yıllarca mukaddes bir mefkure olarak yaşatmışlar (5) ve bu mefkureyi İslâmiyet! yeni kabul etmiş olan Türk gazilerine miras bırakmışlardı.

.

Ömer (R. bu sahalara "Z a vâh i" (dış kısımlar. Bizans'a karşı yaz ve kış (Şayifa ve Şatiya) gazâlarına katılan birliklerin sayıları çoğalmıştı.) ve Halife Hz. (9) Abbasiler devrinde bu hudut bölgesi oldukça gelişti.) devirlerinde bütün Suriye ve El-Cezire bölgelerini fethederek hemen hemen Toros dağlarına dayanmışlardı. Adana. (7) Bu şekilde devamlı olarak Bizans'a karşı gazâya çıkan İslâm orduları bu boş araziyi işgâl etmeye başladılar. İslâm ülkesine devamlı saldırıyor­ lar.A . Ömer (R . Karşılarına devrin iki büyük imparatorluğu olan İran ve Bizans ordularının çıkmasına rağmen İslâm ordularını durdurmak mümkün olmadı. Islâm orduları daha sonraları bugünkü Güney-Doğu ve Doğu Ana­ dolu bölgelerinden kuzeye doğru ilerleyerek Kafkaslar'a varmışlardı. Misis.A .de ise Suriye ve Anadolu. Suriye'yi kaybeden Bizans İmparatoru Heraklios.) zamanında varılan hudut bölgesi. Ebu Bekir (R . dış arazi) adını veriyorlardı. Stratejik bakımdan ehemmiyetli olan ve bazı geçitlerin giriş­ lerinde bulunan Tarsus. Bizans'a karşı kazanılan zaferler netice­ sinde bütün Suriye ve El-Cezire bölgeleri İslâm devletinin sınırları dahiline girdi. Bizans akınlarını önlemek maksadiyle Müslimanlar da bu boş hudut arazisine birlikler yerleş­ tiriyorlardı. Maraş ve Malatya'dan meydana müs­ tahkem mevkiler. İkinci Halife Hz. Maraş ve Malatya hattı üzerinde cereyan ediyordu. Bu şekilde Ermeni'ye ve Azerbaycan'ın da fethiyle Bizans İmparator­ luğu ile hudutlar oldukça uzamıştı.A . büyük değişikliklere uğramadan yüzyıllar boyunca İslâm-Bizans mücadele bölgesi haline gelmiştir. Emeviler devrinde Suriye'deki ordugâhlardan (cund) Kınnesrin'e bağlı idiler. Fakat Müslimanlarla BizanslIlar arasındaki mücadeleler daha ziyade "Suguur El-Şam iye" ve "Suguur El-Cezire" denilen Tarsus. Böylece İslâm Orduları Halife Hz. İmparatorluğun hemen her bölgesinden gazâ 26 OĞUZ ÜNAL . Emevi Halifeleri zamanında bu bölgenin fethi tamamlanmış (8) ve bugünkü Kuzey-Doğu Anadolu (Karadeniz kıyılan hariç) ile Güney Kafkasya'nın en büyük bölümün­ de " E R M E N İY E " adı ile bir eyalet teşkil edilmişti. yağma ve katliamda bulunuyorlardı. hudut bölge­ leri ahâlisini iç bölgelere çekerek Müslimanların ilerlemelerini önle­ mek maksadiyle geniş bir bölgeyi boş bıraktı. Burada bulunan eski istihkâmları tamir etmek suretiyle içlerine askeri birlikler yerleştir­ diler. Müslimanlar. Bu boş hudut bölge­ sinde bulunan Bizans garnizonları.

Anadolu'yu fethetmek için aralıksız uğraştılar. tertip etmiş olduğu büyük bir İslâm ordusu ile Konstantiniyye'ye kuşatmayı plânlamış. Hz. zuhur eden iç mücadeleler olmasaydı. Daha Halife Hz.S.). Halife olur olmaz bu büyük idealini gerçekleştirmek amacı ile kudretli bir donanma teşkil et­ miş ve 674 yılında Bizans'ın başkenti Konstantiniyye üzerine sevketmişti. fakat asıl he­ define varamamıştı.için gelen gönüllüler ve Halifelerin gönderdikleri birliklerin sayıları­ nın artması bazı idari güçlüklere sebep oluyordu. Marmara iç denizine kadar girip Bizans karasularında tam yedi yıl tutunan bu İslâm ordusu. Peygamber (S.)'in İstanbul hakkındaki hadisi Müslimanları devamlı olarak İstanbul'a çekiyordu. Bu kadar geniş bir sahanın bir ordugâhtan yönetilmesi zorluğunu anlayan Halife Hârun El-Reşid. Halife Mehdi.A . El-Cezire (Harrân) valisine tâbi idi.). Anadolu fethinin ön hazırlıkları mahiye­ tindedir. (10) Asya ve Afrika'nın en mühim kısımlarını ele geçiren Emeviler.A . Hemen her sene Şayifa ve Şatiya yani yaz ve kış gazâlan tertip ettikten başka birçok defalar.A. belki de Konstantiniyye'yi daha o zaman fethedebilecekti. Eyalet-i Cezriye'nin merkezi ise Malatya idi ve bu eyalet de. Bu şekilde Müslimanlarla BizanslIlar Anadolu'nun bu merkez kısmında bir asır kadar çarpışmışlardır. Güney-Doğu Anadolu'da "Eyalet i Şam iye" ve "Eyalet-i Cezriye" adı ile iki hudut âmiiliği (vilâyet) kurdu.)'in valisi iken tertip etmiş olduğu büyük bir donanma ile 649 yılında Kıbrıs adasını kuşatması.A . büyük ordular ile Anadolu içlerine. Gerçekten ilk Emevi Halifesi olan Hz. Suguur HORASAN'DAN ANADOLU'YA 27 .A. Ömer (R . uc vilâyetleri deniliyordu. 655 yılında bir vali iken. Hz. Marmara ve Ege denizleri kıyılarına kadar geldiler ve hattâ iki defa da İstanbul'u kuşattılar.)'in müjdesindeki büyük mertebeye ulaşmak için Konstantiniyye'yi feth etmeyi plânlamıştı. Bu şekilde bu iki uc vilâyeti daha sonra "El-Avâsım" adiyle müstakil bir idari bölge haline getirildi. Bizans'a gazâ yapmayı en önemli vazifelerinden biri saymış ve Hz. önüne çıkan İmparator Heraklios'un oğlu ikinci Konstans'ı Likya sahillerinde büyük bir bozguna uğratmış. (11) Abbâsiler Hilâfeti elde edince Anadolu fetihlerine ve Rum gazâlarma büyük bir ehemmiyetle devam olundu.). Eyaiet-i Şamiye'nin merkezi Tarsus idi ve Kınnesrin valisine tâbi idi.S.A . Muaviye (R . Muhammed (S. Muaviye (R . Muaviye (R . Bu vilâyetlerle "Suguur" yani hudut.

Ahlat. (15) 9. özellik­ le 9. güç ve nüfuz kazandılar. Malatya.(16) Bu suretle Suguur vilâyetlerindeki Türk kumandanları. Aynzarba. Göynük. Silvan. (18) 28 Oğ u z ÜNAL . bu birliklerin büyük bir kısmını Türkler teşkil ediyor­ du. Halife Mehdi’nin halefleri zamanında ve bilhassa Halife Harun El-Reşid ve oğulları Halife Me'mun ve Halife Mu'tasım zamanlarında. "E m ir" (Prens) ve hattâ "M elik " (Kral) unvanmı taşırlar ve uc kumandanları arasından seçilirlerdi. Malazgird ve Erzurum gibi serhad şehirlerine yerleştirildiler. (14) Halife Mu'tasım zamanında Türk ordusu Halifenin esas ordusu olarak teşekkül ettiğinden daha sonra Anadolu gazâlarına memur edilen emirler de tabii olarak. yüzyılın ilk yarısında bu Türk nüfus fevkalâde arttı. yüzyılın ortalarında Halife Mütevekkil zamanında Halifelik. (m2) Türkler'in şecaati ve askerlik kabiliyeti malum olduğu için. bütün Arap birliklerini terhis etti ve İslâm İmparatorluğunun ordusu Türkler'den ve ikinci derecede de İranlılar'dan ibaret kaldı. büyük bir muhtariyet içinde. (13) Gerek bu şekilde Hilâfet ordu­ sunda ve gerekse gönüllü olarak kendiliğinden gelen bu Türk birlik­ leri. Maraş. Adana. çok defa Halife'ye sadece ismen bağlı olarak. Türk beylerinden ve komutanlarından seçil­ diler. Tarsus. Esasen Halifenin hassa ordusu da Türk birliklerinden teşkil edilmişti. Anadolu fütuhatını ikmal ve devamlı olarak Rumlar'a karşı cihâd yapmak vazifesi ile mükellef bulunuyorlardı. Di­ yarbakır. Eski deyimle "M u râb ıt" yani serhadde kalıp.(17) Türkler.vilâyetlerine Horasan ve Maveraünnehir'den getirilen yeni birlikleri yolladı ki. Allah yolunda cihâd yapan kimsedirler. Misis. Başkumandanlar. Bu suretle Anadolu'nun güney ve doğu kısımları kısmen Maveraünnehir Türkleri tarafından iskân olunmuştu. bu birliklerin ardı kesilmedi.

) devrinde başladığı bilinmektedir. devletin idari ve askeri kadrolarında söz sahibi olamamaları. Ancak devlet kan bağı ile birbirine bağlı olan sosyal bir sınıfın (Arapların) meydana getirdi­ ği hâkimiyet esasına dayanıyordu. askeri.A. devlet işlerine nüfuz edemediği gibi. E M E V İL E R D E V R İ Türkler ile Müslimanlar arasındaki ilk askeri ve siyasi münase­ betlerin Halife Hz. Emevi hânedanının takip ettiği siyasetin bir netice­ sidir. A B B A S İL E R D E V R İ İslâm devleti. İSL A M H İL A F E T İ H İZ M E T İN D E T Ü R K L E R A. Emevi hânedanının bir asır kadar devam eden iktidarı sırasında fevkalâde büyük fetihlerin yapılmasına ve muhtelif milletlerin İslâm devleti hâkimiyetine girmelerine rağmen. Emevi Hilâfeti zamanında.A . bakımlardan tam manisiyle teşkilâtlanmadığı için gayri Arap unsurlardan ne maksatla olursa olsun istifade cihetine gidilmemiştir. Türklerin İslâm devleti hizmetine girmeleri Halife Muaviye (R. siyasi. İslâmiyeti kabul etmiş olan Arap olmayan unsur yani Mevâli.)'nin son yıllarında başlamıştır. Ömer (R . vs. ik­ tisadi ve içtimai bakımlardan da ikinci sınıf vatandaş muamelesi HORASAN'DAN ANADOLU’YA 29 .1. Bu ilk devirlerde Islâm Devleti. çeşitli milletleri içine alan büyük bir imparatorluk haline gelmişti. Fet­ hedilen ülkelerin sakinlerinin büyük bir kısmı zamanla İslâmiyeti kabul ettikleri halde. bu devrede Arap olmayan unsurlardan (Mevâli) genellikle istifade cihetine gidilmediği ve bu sebeple Mevâli'nin devlet kademelerinde fazla tesirli olmadıkları görülmektedir. (20) B. idari. (19) Emeviler devrinde İslâm devletinin çeşitli kademelerinde çalı­ şan Türkler'in sayıları son derece azdır ve bunlar da umumiyetle askeri maksatlarla istihdam edilmişlerdir.

yalnız basit bir hükümet darbesi ve bir hânedan değişmesi değil.(22) Ancak Türkler'in Hilâfet ordusu içerisinde etkin bir şekilde ve sistemli olarak görev­ lendirilmesi ilk olarak Halife Me'mun zamanında vuku bulmuştur. Türkleri sistemli olarak orduda görevlendirmeğe başlamış ve hattâ bunu bir devlet politikası haline getirmişti. Abbâsilerin iktidara gelmelerinde oynadıkları rolden ötürü. uzun ve kanlı bir ihtilâlden sonra Emevileri bertaraf ederek Hilâfeti ele geçirdiler. İslâm devletinden Emevilerin yerine Abbâsilerin geçmesi. özellikle doğu eyaletleri halkı ve Horasanlılar. İslâm tarihinde ilk defa Türk kumandanları­ nın Halife'nin yanında seferlere katıldığı. Devletin idari. Türkler'! devlet hizmetinde ilk olarak kullanan. aynı za­ manda İslâm tarihinde bir dönüm noktasıdır. Arap olmayan unsurların bu hoşnutsuzluğundan isti­ fade eden Abbâsiler. siyasi tecrübeleri ve askerlik kabi­ liyetleri bakımından da İmparatorluk içinde bir denge unsuru olabilirlerdi. Bu siyasetin neticesinde Me'mun'un son yıllarında Türk­ ler. İslâm İmparatorluğu içinde Arap ve İranlı unsurların nüfuzuna karşı çıkabilecek yegâne kuvvet olup. isyanların bastırılmasında 30 Oğ u z ÜNAL . Kardeşi Emin ile aralarında meydana gelen iktidar mücadelesi sırasında cereyan eden olaylar (23) Me'mun'un Arap ve İranlı un­ surlara güvenini sarsmıştır. Horasan'da bulunduğu sırada yakından tanımak imkânı bul­ duğu ve oldukça iyi münasebetler kurmuş olduğu Türkler. Hilâfet ordusu içerisinde sayı ve nüfuz itibariyle çok önemli bir yer işgal etmişlerdi. Arap olmayan unsurlar. (24) Bu şekilde Halife Me'mun. yeni bir kuvvete ihtiyacı vardı. (21) Kaynakların bildirdiğine göre. Arap unsur ile Mevâli arasındaki fark ortadan kalktı ve hattâ Mevâli. devletin idari ve siyasi ma­ kamlarını paylaştılar.görüyordu. askeri ve siyasi kadrolarının büyük bir kısmı Arap olmayan unsurların ve özellikle İranlılar'ın eline geçti. Arap unsura karşı üstünlük bile kazandı. İhtilâlle beraber Arap1ar ve bilhassa Suriyeliler için hâkimiyet devri sona ermiş oluyordu. Halife Mansur olmuştur. Bu durumda Me'mun'un Arap ve İranlı unsurların İmparatorluk siyasetine etkili olmak için yaptıkları mü­ cadelede bir denge unusuru olabilecek ve devlet idaresinde kendi­ lerine istinad edilebilecek yeni bir kadroya.

(25) Bu siyasete Halife Mu'tasım zamanında daha etkin bir şekilde devam edildi. açıktan açığa Türkler'e karşı gelemiyor ise de. Türkler'in ordu içindeki sayı­ larının ve nüfuzlarının kısa zamanda büyük ölçüde artması ve onlara ordu içinde özel bir muamele yapılması. Bu şekilde Türkler'le devamlı olarak birarada yaşayan Mu'tasım. Halife oJduktan sonra ilk icraatmdan itibaren ordu­ nun başına ve devletin mühim siyasi ve idari görevlerine pek az istisnasiyle daima Türkler'i getirmiş ve bütün önemli faaliyetlerini Türk­ ler vasıtasiyle başarmıştır.Türk kumandanlarjnın görevlendirildiği görülmektedir. Aşnas. Halifeye oldukça sert ve acıklı müracaatlar da yapılı­ HORASAN'DAN ANADOLU'YA 31 . Hilâfet ordusunun en seçkin sınıfını meydana getiri­ yordu". İnak ve Boğa el-Kebir hep Halife Me'mun devrinde temayüz etmişlerdi. h ürkleri ordu­ nun diğer kısımlarından bu üniformaları ile ayırıyordu. umumi bir hoşnutsuzluğun meydana gelmesine sebep olmuştu. kenar mahallelerde Türkler'e sal­ dırmaktan ve hattâ öldürmekten de geri durmuyordu. Bunlar ordunun diğer kısımlarından çok üstün idiler. Türkler'in askeri hayata istidatları. Bu arada Türk­ ler hakkında. Halifenin de müsamahasından istifade ederek Bağdad'ı adeta bir talim sahası haline getirmişlerdi. Türkler'den meydana gelen süvari birlikleri. (26) Halife Mu'tasım. Türk askerlerinin ordunun diğer kısımlarından ayrı kalmasına özel bir itina gösteriyordu. itaatte kusur etmemeleri ve kudret sahibi olmaları. Mu'tasım. onların Halifele­ rin muhafız birliklerini meydana getirmede esas sebebi teşkil ediyor­ du. Halk. Onlara ipekli ve işlemeli elbiseler giydiriyor ve sırmalı kemerler bağlatıyordu. "Abbâsi Halifeleri muhafız birliklerini meydana getirmek için Maverâünnehlr'den Türk askerleri getirttiler. Esasen Me'mun'un Hilâfeti sırasında Türkler'den ordu teşkil etmek görevi Mu'tasım'a verilmiş ve Türk birlikleri hep Mu'tasım’ın maiyetinde bulundurulmuş idi. (27) Mu'tasmrın Halife olması üzerine. Müteakip yıllarda siyasi ve askeri sahalarda önemli roller oynayacak olan Türk kumandanları. İbn Havkal'ın bildirdiğine göre. Türkler. Me'mun'un ölümü üzerine Türkler'e dayanarak Hilâfeti ele geçirmiştir. Afşin. Türk askerlerine kumandan olarak geldikleri bölge­ lerin asilzadeleri tâyin ediliyordu.

Ayrıca Bağdad'ın tefessüh etmeğe başlamış olan içtimai havası Türkler'in saf bozkır ahlâkını da bozmağa başlamıştı. süsleme ve resim sanatı­ nın derin izleri vardı. Sâmerrâ'nın kurulmasına sebep olan Türkler. Mu'tasım. Aşnas. (30) Abbâsiler'in iktidara gelmesinden sonra. Dicle nehri kıyısında bir yer tesbit edildi ve bir yıl sonra da 836 yılında tesbit edilen yerde Sâmerrâ adiyle yepyeni bir şehir kuruldu ve Halife. başta muhafız birlikleri olmak üzere bütün devlet dairelerini bu yeni şehre nakletti. Hakan Urtuc. Türkler'in diğer unsurlarla karışmamalarına özel bir dikkat gösteriliyordu. Böylece Hilâfet merkezi resmen Sâmerrâ'ya nakledilmiş oluyordu. (28) Sâmerrâ.yordu. İlk fetihlerden itiba­ ren İslâm ordularının en fazla faaliyet gösterdikleri bölgelerin başın­ 32 Oğ u z ÜNAL . çarşılarını ve sosyal tesislerini bizzat kendileri inşa ediyorlardı. Türkler'in oturdukları mahallelerin. kışla ve garnizonlarda Türk yapı. diğer bir deyişle "İslâm İmparatorluğunda Türkler'in İktidar Devresi" başlamış olu­ yordu. daha Halifeliğinin ikinci yılında. Şeh­ rin en güzel yerlerine onlar iskân edilmişlerdi. Bu değişiklikler. Artık "Sâm errâ Devri". Türkler'in İslâm İmparatorluğu içindeki nüfuzlarının ne derece tesirli olduğunu açıkça göstermektedir. muhafız birlikleri ile birlikte Hilâfet merkezini Bağdad'dan başka bir yere nakletmeğe karar vermiş ve bir yer aramağa başlamıştı. saraylarda. Binalarda. İslâm devletinin askeri siyasetinde ve kadrolarında meydana gelen değişiklikleri bu şekilde görmüş oluyoruz. tam manâsiyle Türkler'in ihtiyacına ve zevkine göre kurulmuş bir şehirdi. (29) Hilâfet merkezinin Bağdad'dan Sâmerrâ'ya nakli. en açık olarak Suguur vilâyetlerinde de görülmektedir. Türk birlikleri kendi kışlalarını. bütün ihtiyaçlara cevap verecek durumda olmalarına önem veriliyor ve Türkler'in diğer unsurlarla mümkün mertebe temasa geçmemelerine gayret gösteriliyordu. Afşin. Vasif el-Türki ve İnak gibi Türk kumandanlarına ayrı ayrı araziler tahsis olunmuş ve maiyetleri ile birlikte oralarda yerleşmeleri sağlanmıştı. başkent Sâmerrâ dışında. çeşitli Türk ülkelerinden kızlar getirtiliyordu. Hattâ Türk­ ler'in yabancılarla evlenmelerini önlemek maksadiyle. Bağdad'da olduğu gibi burada da özel ve itinalı bir muameleye mazhar olmuşlardı. 835 yılında Bağdad'ın kuzeyinde.

uçlardaki gazalar devam etmiştir. (32) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 33 . fetih. Abbâsiler'in ilk devirlerinde Halifelerin Türkler'e karşı gösterdikleri itimadı ortaya koyması bakı­ mından bkd ei-Ferid'de kaydedilen bir rivayeti burada zikretmek te faydalıdır. Emevi hânedanının son zamanlan ile Abbâsiler devrinde. Halife Hârun el-Reşid. hareketinin yavaşlamasına ve hattâ giderek duraklamasına rağmen." Bu rivayetten de anlaşılacağı gibi. Anadolu içlerine akın yapm akû idiler. Türk­ ler'e saf yapmalarını emretti. Halife. Türkler zırh giyiyorlardı ve gözleri hariç diğer yerleri zırhla örtülü idi. "Hind hükuındarı Halife Hârun el-Reşid'e çeşitli hediye­ ler getiren bir elçi heyeti gönderdi. E lçi heyeti gelince. Halifenin bu derece itima­ dını kazanan Türkler'e elbette devletin en önemli askeri bölgesi olan "El-Avâsım"da da görev verilmiştir.da Bizans ile olan hudut hattı yani uçlar gelmektedir. saray muhafızlarını Türkler'den teşkil etmiştir. Uçlara yerleş­ miş bulunan birlikler hemen her yıl. (31) Suguur ile alâkası olmasa bile. Onlar da iki saf meydana getirdiler.

isyanın lideri Babek'in Bağdat'a karşı birlikte hareket teklifi Bizans'ta çok müsait karşılanmıştı. Fakat. A fşin'­ in kuvvetleri tarafından çok zor bir durumda bırakılan Babek. ordu içinde hâkim duruma geldikten sonra. B i­ zans'a yapılan sefer ve gazalarda Türkler faal bir rol oynamışlardır. Bu şekilde Türkler. bütün kuvvetlerini Türk komutanların­ dan Afşin kumandasında bu asi üzerine gönderdiği bir sırada. siyasi ve idari sahalarda da ağırlıklarını hissettirmeğe başladı­ lar. Halife Me'mun'un son yılları ile Halife Mu'tasım devrinde. B İZ A N S G A Z A L A R IN D A T Ü R K L E R Abbâsiler devrinde Halife Me'mun ile başlayan Hilâfet ordusun­ daki Türk askerlerinin sayılarını artırma siyaseti. Halife Hârun El-Reşid'in ölümünden sonra oğulları Emin ile Me'mun arasında ortaya çıkan iç harp. A M O R İO N S E F E R İN D E T Ü R K L E R Bizans İmparatorları. kısa zamanda Türkler'in Hilâfet ordusunun esas unsurunu teşkil etmeleri sonucunu do­ ğurmuştur. bunu gerçekleştirmek için fırsat bekliyorlardı. İslâm İmparatorluğunun iç karışıklıklarından istifade ederek.2. A. Theophilos'a elçiler göndererek. İmparator'u Halife'ye karşı müştereken 34 OĞUZ ÜNAL . Bizans'ın tarihi emellerini gerçekleştirmek sevdasına düştü. Heraklios devrinde Araplar'a geçen Suriye ve Filistin'i Müslümanlardan geri almayı. onu takip eden karışıklıklar ve nihayet uzun zamandan beri Azerbajy'can havâlisine hâkim olan ve gittikçe büyüyerek nüfuz sahasını güneye doğru genişleterek İslâm İmpara­ torluğu için çok tehlikeli bir hal alan Babek isyanı. Halife'nin Babek isyanını bastırmakla meşgui olduğu. Bizans'ın Frikya hânedan'ından İmparator Theophilos. Halife Mu'tasım devrinin ilk zamanlarında İslâm-Bizans hudut­ larında sükunet devam etmişti. dini bir borç olarak kabul ediyorlar.

İki koldan Bizans topraklarına giren Hilâfet ordusunun. Bizans İmparatorluğu'nun önemli şehirlerinden oian ve İmparator'un mensup olduğu ailenin yaşadığı Amorion (İslâm kaynaklarında Amuriye) üzerine sefere çıktı. Bu kumandanların maiyetlerindeki birliklerde tamamen Türkler'den müteşekkildi. Malatya tarafından Anadolu'ya giren ikinci kısmına ise Türk kuman­ danlarından Afşin kumanda ediyordu. (33) 19 Haziran 838'de Tarsus'tan hareket eden Halife kumandasın­ daki ordunun ilk hedefi Ankara idi.000 kişiden fazla bir ordu ile IslâmBizans hududunu çiğnedi ve Kilikya'ys girdi. Tarsus ve Gülek Boğazı yolu ile ilerleyen esas kısmına bizzat Halife. Ordunun ikinci kısmına kumanda eden Afşin. ordunun güvenliği­ ni temin etmek vazifesi. Yapılan zulüm. gözlerini oydur­ mak. çok metin bir adam olan Halife Mu'tasım bile. Bizans'a karşı yapılan İslâm seferleri içinde önemli bir yeri olan Amorion seferinin başarı ile neticelenmesinde Türkler'in payı büyüktür. öncü kuvvetleri komutanı olması hasebiyle Aşnas'a verilmişti. kadın. Halife Mu'tasım. Bu davet üzerine İmparator Theophilos 837 yılında harekete geçerek 100. kendisini tutamayarak gözleri yaşarmış ve intikam almağa ye­ min etmişti.harbe davet etmişti. Halife Mu'tasım'ın maiyetin­ deki birliklerin öncü kolları Türk kumandanlarından Aşnas’ın. o kadar vahşice olmuştu ki. artçı kuvvetleri Boğa El-Kebir'in ve sağ kanat kuvvetleri de Inak’ın ku­ mandası altında idiler. Buralardaki Müslümanları. Ayrıca bu sefer bütün İslâm dünyasında çok geniş akis­ ler uyandırmıştı. çocuk ayırmadan. olaylar kendine anlatılır­ ken. Seruc (bugün­ kü Suruç)'dan hareketle Derb El-Hades üzerinden Bizans toprak­ HORASAN'DAN ANADOLU'YA 35 . Babek gailesini bertaraf ettikten sonra büyük bir ordu ile 838 yılında. Afşin'in emrindeki diğer ordu birlikleri de hemen hemen tamamına yakın Türkler'den meydana geliyordu. Bu uzun ve aynı zamanda düş­ man arazisinde geçecek olan yolculuk esnâsında. Yirmi beş bin esir ile ve muazzam bir zafer alayıyla İstanbul'a döndü. vücudlarmı kızgın demirlerle dağlamak gibi vahşiyane işkence­ lerle öldürttü. Mu'tasım'ın doğduğu şehir olan Zibatra (bugünkü Doğanşehir) ve havâlisini yakıp yıktı. Ayrıca Bizans ordusu hakkında bilgi toplamak ve zahire temin etmek vazifeleri de Aşnas'a havâle olunmuştu.

Şim di merkezde Halife Mu'tasım. Afşin'in birlikleri tarafından kuşatıldı. Eskişehir'de Amorion'un müdafaası için kuvvetler gönderdik­ ten sonra Halifeyi karşılamak ve tehlikeyi bertaraf etmek gayesiyle orta. ku­ mandanları arasında şehrin etrafını çeviren suru taksim ederek birliğin hücum edeceği kısmı gösterdi. Bir kaç günlük bir istirahatten sonra ordu yeniden tanzim edildi.larına girerek. Kızılırmak sahilindeki' Bizans ordugâhına ulaşınca. Halife. 1 Ağustos'ta şehri muhasaraya başladı. Daha önce tesbit edilen plân gereğince Halife ile Ankara'da buluşacaktı. Afşin'in ön saflarında bulunan Arap ve Ermeni birlikleri yavaş yavaş gerilemeğe ve hattâ kaçmağa başladılar. orada bulunan Bizans kuvvetleri de dağıldılar. Ancak bu sırada başlayan yağmurun yay kirişlerini gevşetmesi ve karanlığın basması üzerine. öğle­ ye doğru. İmparator vC yanmdakilier hayatlarını güçlükle kurtarabildiler ve gece karanlığından istifade ile kaçtılar. İmparator. önce bu tehlikeyi bertaraf etmek arzu­ suyla Afşin'in üzerine yürüdü. Bu şekilde. İmparatorun da İstan­ bul'a dönmesi üzerine. muharebenin kaderini değiştirerek B i­ zans ordusunun saflarının karışması ve dağılmasına sebep oldu. Bir haftalık yolculuktan sonra Amorion önlerine gelen Abbâsi ordusu. Şiddetli bir şekilde başlayan muharebenin ilk safhası Bizans­ lIlar lehine gelişince. . Bizans Anadolu'su kendi kaderi ile ve Türkler'le başbaşa kaldı. Fakat bu sırada ikinci bir ordunun doğudan ilerlediğini haber aldı. Bizans İmparatoru ile Afşin'in ordu­ ları bugünkü Kaz-Ova'da muhtemelen Temmuz ayı başlarında kar­ şılaştılar. ordunun süvari grubunu meydana getiren Türkler'in şid­ detle taarruza geçmeleri ve ilerlemekte olan Bizans ordusunu müthiş bir ok yağmuruna tutmaları. Anadolu içlerinde ilerlemeğe başladı. İmparatorun mağlubiyet haberi. Kaynaklar bu muhasarada Türkler'in 36 Oğ u z ÜNAL . Bu ordu Afşin'in kuman­ dasındaki ordu idi. İm­ paratorun yanında kalan sadık kumandanları ve az sayıdaki kuvvet­ ler. Islâm ordularınm ülkesine karşı harekete geçtiğini öğrenen B i­ zans İmparatoru Theophilos. Nihayet 12 Ağustos'ta İslâm ordusu şehre girdi. Halife ile Afşin'in birlikleri Ankara'da buluştular. sağ cenahda Afşin ve sol cenahda da Aşnaş bulu­ nuyordu. 838 Mayıs'ında İstanbul'dan hareket etti. Anadolu'ya hareket etti ve Kızılırmak sahilinde karargâh ku­ rarak İslâm ordularını beklemeğe başladı.

ve özellikle Afşin'in birleklerinin temayüz ettiğini belirtirler. (34) Bu sefer, Müslüman Türkler'in Anadolu içlerine ilk girişi idi...

B. A M O R İO N S E F E R İN D E N SO N R A Y A P IL A N B İZ A N S G A Z A L A R IN D A T Ü R K L E R Amorion'un fethinden sonra İslâm-Bizans mücadeleleri daha ziyade karşılıklı akınlar şeklinde devam etmiştir. Her iki taraf da bir fetih siyasetinden çok küçük akınları tercih ediyordu. Bunda iki İmparatorluğun dahili durumlarının büyük payı vardır. Halife Mütevekkil'den itibaren Abbâsi Halifelerinin Türkler ile mücadeleye girişmeleri ve uzun süre tahtta kalamamaları, Bizans'a karşı eskiden olduğu gibi geniş bir askeri harekâta girişmelerini, hatta Halife'nin sefere çıkmasını önlüyordu. Bizans imparatorları ise, Aglebiler'in Sicilya ve güney İtalya'ya karşı giriştikleri fütuhatı durdurmakla meşgul idiler. Suguur şehirlerindeki İslâm garnizonları, umumiyetle yaz aylarında, Bizans hudut garnizonlarının kuvvetlenmesini önle­ mek, İslâm ülkesine karşı taarruza geçmelerine mani olmak ve gani­ met ele geçirmek için hemen her yıl Bizans'a akınlar yapmakta idiler. Suguur vilâyetlerindeki kuvvetlerin Anadolu içlerine yaptık­ ları bu devamlı akınlara karşılık Halifeler artık şahsen seferlere hiç katılmıyorlardı. Ancak bazan merkezden bazı kuvvetleri yardım için Anadolu'ya akına gönderiyorlardı. (35) Halife Mütevekkil, Türkler ile arasının bozulması üzerine Dımâşk'a geldi, fakat orada da istediği huzur ve emniyeti bulamayınca tekrar Sâmerrâ'ya döndü ve Boğa El-Kebir'i Ucda bırakarak, B i­ zans'a karşı sefer yapmasını emretti. Halife Mütevekkil bu hareke­ tiyle, Bizans seferini değil, Boğa'nın merkezden uzak kalmasını sağlamayı düşünüyordu. Halifenin emri üzerine 858 Ağustosunda harekete geçen Boğa El-Kebir, orta Anadolu'da Ankara yakınların­ daki Samalu'yu fethetti. Boğa'nın bu tarihten sonra Anadolu'daki faaliyetine dair kaynaklarda bilgi yoksa da, onun bundan böyle muhtemelen Suguur'da kalarak gazâlara katıldığı anlaşılmaktadır. Halife Mütevekkil'in katlinden sonra Hilafet mkamına geçen Muntasır, kısa süren Halifeliğinin son aylarında Türk kumandanla­ rından Vasif El-Türki'yi Bizans'a karşı sefere memur etti. Bu sefer de aynen Boğa'nın seferinde olduğu gibi, Vasif'in merkezden uzak­

HORASAN'DAN ANADOLU'YA

37

laştırılmasını temin etmek amaciyle tertip edilmişti. 15 Haziran 862'de Sâmerrâ'dan hareket eden Vasif eî-Türki, Temmuz başlarında Bizans ülke.sine girdi. Halife, bu sefer esnasında Vasif'e yazdığı mek­ tupta, seferin sonunda merkeze dönmemesini, dört sene Suguur'da kalarak Bizans'a gazâ yapmasını emrediyordu. Ancak Halife Muntasır'ın ölüm haberini Suguur'da alan Vasif'in seferden sonra derhal merkeze döndüğü anlaşılıyor. Bu sırada Hilâfet merkezinde taht mücadeleleri ve siyasi entri­ kalar devam ederken uçlarda da Bizans'a karşı gazâlar eksik olmu­ yordu. Hilâfet merkezinde bulunan Türk kumandanları iktidar kavgaları ile meşgul olurlarken, Suguur'da bulunan Türk kumandan­ ları da, siyasi entrikalardan uzak, Anadolu'ya akınlarına devam ediyorlardı.(36)

C. T A R S U S E M İR İ Y A Z M A N 'IN B İZ A N S G A Z A L A R I Halife Mu'temid devrinin sonlarına doğru, Tarsus emiri olan Türk kumandanı Yâzmân'ın Bizans gazâları, İslâm İmparatorluğu'nun Bizans'a karşı taarruzi harekâtının son safhasını teşkil eder. Yâzmân'ın Tarsus'a ne zaman geldiği ve bu zamana kadarki askeri ve siyasi faaliyetleri hakkında bilgimiz yoktur. Yalnız 882 yılında Eylül ya da Ekim aylarında Ahmed b. Tolun'un kumandanı Halef el-Fergani tarafından hapsedildiğini, kısa zaman sonra Tarsus halkının onu hapisten çıkararak H alefe cephe aldığını, bunun üze­ rine Ahbed b. Tolun'un Adana'ya kadar geldiğini, fakat Tarsus üzerine yürümeyerek geri çekildiğini ve bu tarihten sonra da Yâzmân'ın Tarsus'ta yarı müstakil bir emir olarak hüküm sürdüğünü kaynaklardan öğreniyoruz. 882 yılında Tarsus emiri olduğu anlaşı­ lan Yâzmân'ın bu tarihten önce Suguur'a gelmiş ve askeri icraatda bulunmuş olması icabeder. İmparator I. Basilaios devrinin sonlarıyla, V I. Leon devrinin başlarında, Bizans'ı en fazla tâciz eden İslâm kumandanı hiç şüphe­ siz Yâzmân idi. Kara ordusunun yanında ufak bir filo kurup kara­ dan ve denizden Bizans'ı tehdit eden Yazman, Tarsus'ta idareyi ele geçirdikten sonra, hemen hemen her sene gazaya çıkıyor, esir ve ganimetlerle Tarsus'a dönüyordu.

38

Oğ u z ÜNAL

Yâzmân'ın Bizans'a karşı son seferi 89m yılındadır. Türk kuman­ danlarından Ahmed b. Togan'ın Tarsus'a gelerek maiyetine girmesiy­ le kuvveti artan Yâzmân, emrindeki ordu ile 891 yılı Ekim ayında Tarsus'tan hareketle Salandu'yu kuşattı. Muharebe sırasında kaleden mancınıkla atılar bir taş Yâzmân'ı ağır bir şekilde yaralayınca, İslâm ordusu geri dönmek zorunda kaldı. Sedye içinde askerlerinin omuzunda taşınan Yâzmân, 22 Ekim 891'de yolda vefat etti. Nâşı Tarsus'a getirilerek Bâb El-Cihâd'da defnedildi. Yâzmân, Bizans'a karşı yapılan gazâların zayıfladığı bir sırada Tarsus'ta bulunan ve ekseriyetini Türkler'in teşkil ettiği gazilerin başında Bizans gazâlarına yeni bir hız vermiştir. Karadan ve deniz­ den yaptığı akınlar neticesinde, herhangi bir kale ve şehrin kesin olarak Müslimanların eline geçmemiş olmasına rağmen, bilhassa uc bölgelerine yeni bir canlılık getirmiş ve Bizanslılar'a ağır kayıplar verdirmiştir. Bizans İmparatorluğunun başına Makedonya sülâlesinin geçmesi ile, tarihinin en kudretli devirlerinden birisini yaşadığı bir sırada, kazanılmış olan bu başarılar Yâzmân'ın askeri kudretini ortaya koymaktadır. Onun ölümünden sonra Suguur'dan Bizans'a yapılan taarruzlar giderek zayıflayacak ve artık taarruz sırası Bi­ zans'a gelecekti. (37)

D. B İZ A N S 'IN K A R Ş I T A A R R U Z A G E Ç M E S İ İki buçuk asır kadar devam eden İslâm-Bizans mücadeleleri sırasında Türkler Anadolu'da tam manâsiyle müstakil bir devlet kurmuş değillerdir. Anadolu'ya fatih olarak değil, Halife'nin asker­ leri olarak gelmişlerdir. Aynı zamanda Anadolu'da bir değil, bir kaç Türk imareti mevcuttu. İmaretlerin teşkilâtı, Abbasi İmparatorlu­ ğunun vilâyet teşkilâtının aynıdır. Resmi dil Arapça idi. (38) İslâmlar ile BizanslIlar arasında cereyan eden devamlı savaşlar sonunda Anadolu'da Rum nüfusu, yüzyıllar geçtikçe biraz daha azaldı. Nüfus kıtlığından zor duruma düşen Bizans, Balkanlar'dan getirtttiği Hıristiyan ve Şamani Peçenek, Kuman ve Uz gibi Türk uluslarını Suguur'da savaşan Müsliman Türkler'e karşı Bizans sı­ nır vilâyetlerine yerleştirmek yoluna gitti. Bu gayrı müslim Türk­ ler, Bizans sınırını yüzyıllarca Müsliman mürkler'e karşı savundu­ lar. (39)

HORASAN'DAN ANADOLU'YA

39

BizanslIlar, 928 yılında insiyatifi ele alarak karşı taarruza geçtiler. Erzurum ve çevresini Müslimanlardan geri aldılar. 934'de Suguur vilâyetlerinden Eyalet-i Cezriye'nin merkezi olan Malatya, kahramanca bir savunmadan sonra, Bizans'ın eline düştü. Bütün gay­ retler boşa çıktı ve bu mühim topraklar bir daha Bizans'tan geri alınamadı. (40) Bu sırada Bizans, Makedonya hânedanının idaresinde, tarihinin en kudretli devrilerinden birini yaşıyordu. 948'dc BizanslIlar, Maraş'ı da Müslimanlardan geri aldılar ve bu şekilde, Müslimanları A h ırMalatya-güney-doğu Toroslar zincirinin güneyine kadar geri atmış oldular. Bizanslılar, bir hamlede doğu ve güney-doğu Anadolu'nun en büyük kısmını geri almışlardı. Bu tarihten sonra Müslimanların bazı muvaffakiyetleri görüldü ise de, bunlar tamamen mevzii vakıa­ lara münhasır kaldı ve Bizanslılar, Selçukoğulları'nın Yakın Doğg'ya inmelerine kadar, bu üstün vaziyetlerini muhafaza ettiler. İmparator Nikeforııs Fokas, G irit ve Kıbrıs'ı Müslimanlardan geri aldığı gibi, Gazianteb'i de işgâl fetti; hattâ İslâm dünyasının en büyük şehirle­ rinden biri olan Haleb'e girip şehri yağma etti. (41) Bizanslılar, 964'te Adana, Misis ve Tarsus'u da alıp Müslimanları Klikya'dan attılar. Yüz binlerce Müsliman, Arap ülkelerine göçtü; kalanların bir kısmı da Hıristiyan oldu. Çünkü İslâm ülkelerinde milyonlarca Hıristiyan serbestçe yaşadığı halde, Hıristiyan ülkele­ rinde Müsliman azınlığa müsamaha edilmiyordu. 966'da Bizansılar, Diyarbakır, Antakya, Halep civarına kadar geldiler. 969'da Antakya Bizans'ın eline düştü. Bu mühim-başarılardan sonra Bizanslılar, Van gölüne ulaştılar ve bu bölgelerdeki Müslimanları da kovdular. 973'te BizanslIlar, İslâm dünyasının en büyük şehirlerinden birisi olan Diyarbakır'ı bile muhasara ettiler, fakat Müslimanların büyük bir feragat ve kahramanlıkla müdafaa ettikleri bu şehri alamadılar. Bunun üzerine Bizanslılar, güney-batıya döndüler; Humus, Baalbek, Beyrut gibi bazı şehirleri alıp Akdeniz'in doğu kıyılarına ulaşmış oldular. (42) Bundan sonra Müslimanlar, Bizans'ı çok kanlı savaşlardan sonra binbir güçlükle Lübnan ve Suriye'nin mühim şehirlerinden çıkarabildiler. Fakat Bizans işgali, Van gölü bölgesinde devam etti. 933'te Erciş ve Malazgirt, 103Q'da Urfa Bizanslılar'ın eline düştü. Van golünün kuzeyindeki Ermeni ve Gürcü ülkelerindeki krallıklar,

40

Oğ u z ÜNAL

Anadolu'yu geniş ölçüde hırpala­ mışlar ve yarım asır sonra soydaşları olan Müsiiman Oğuz Türkleri tarafından vuku bulacak olan Anadolu fütuhâtına müsait bir zemin hazırlamışlardır. Suguur vilâyetlerine ait olan toprakların çoğunu işgal etmişti. Siirt.Miisliman tâbiiyetinden çıkarak Bizans'ı metbu tanıdılar. Hakkâri bölgeleri yani en güney-doğu Anadolu kalmıştı. (44) jşte Oğuzlar. yüzyıllar süren Müsiiman akınları Ana­ dolu'yu geniş ölçüde hırpalamış idi. Vaktiyle 100. Yakın Doğu'ya müdahale etmek üzerelerken. Bununla beraber. İs­ lâm âlemi'nin Bizans karşısındaki durumu bu idi. (46) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 41 .000 atlı çıkaran Suguur vilâyetleri mahvolmuştu. Suguur vilâyetlerinde çarpışan bu Murabıt Türkler. Azerbaycan'daki Müsâfiri'ler gibi Müsiiman devletleri bile Bizans tarafından haraca bağlanmış­ lardı. (43) İkibuçuk asır devam eden bu savaşlar sonunda 11. Anadolu'da Müslimanların elinde ancak Diyarbakır. Mardin. (45) Bu devrin en bariz hususiyeti. Van gölünün doğusuna ve Kafkas dağlarına kadar ulaştı. Bitlis. uzun ve kanlı mücadelelerle Bizans Anadolu'sunu zaafa uğratmışlar. yüzyılın baş­ larında Bizans. Diyarbakır'daki Mervâni'ler. cihâdlardır. Allah yolunda cihâd etmek üzere Suguur'a gelen yüzbinlerce mücâhit Türk'ten eser kal­ mamıştı. Bu suretle Bizans hâkimiyeti.

Maraş. Bu ucun ikinci derecedeki şehirleri Misis. Göynük ise üçüncü derecede müstahkem mevkiler idi. Musul ve Haleb şehirleri ayarında olduğunu söyleyebiliriz. Harput.e y a l e t . Erciş ve Kemah idi. (47) Çok münbit ve mahsuldar olan uc ülkeleri aynı zamanda büyük ticaret yollarının uğrakları idiler.E Y A L E T İ E R M E N İY E (E R M E N İY E UCU).C E Z İR E UCU). Bu ucun mer­ kezi Malatya idi. Haruniye. diğer eserlerden biz Tarsus'un Bağdad. Arap müelliflerinin "Suguur" ya da "El-Avâsım" adıyla andıkları " U c " ülkeleri üç kısma ayrılmıştı: 1.i Ş A M İY E (Ş A M Y A DA S U R İY E UCU). Antakya ve Adana idi. Adıya­ man.3.-] C E Z R İY E (E L . Murad suyu kenarındaki Arsamosat. bütün şarkta bu azamette pek az şehir gördüğünü ve şe­ hirden her zaman yüz bin atlı muharibin çıkmakta olduğunu zikre­ der. İbn Havkal. İbn Havkal'm bu rivayeti mübalağalı olsa bile. Aynzarba. bu şehrin de doğunun büyük ve mamur şehirlerinden olduğunu söylüyor.EY A LET . UÇLARIN T EŞK İLA T I VE UÇLARDA HAYAT Yukarıda İslâmlar elinden çıkıp Bizans'a geçtiğini gördüğümüz. Erzen (bugünkü Garzan civarında) bu ucun ikinci derecedeki şehirleriydi. Bu ucun merkezi Tarsus idi. Fırat kenarındaki Samsat. 3. Amid. Malazgirt. Nişabur. Rey. Meyyafarikin. İlk zamanlardanberi mevcut olan şark ile garp arasındaki kara yollarının mühim bir kısmı buralardan 42 OĞUZ ÜNAL . Kuzey doğu Anadolu (Karadeniz kıyıları hariç) ile güney Kafkasya'nın en büyük bölümünü içine almak üzere genellikle Doğu Anadolu’da kurulmuş olan bu ucun en mühim şehirleri Kalikala (yani eski Erzurum) ile Bitlis. yüzyılın başında bu ucu gezmiş olan İbn Havkal. Fustat ve Dimaşk gibi birinci derecedeki İslâm şehirlerinden sonra gelen Buhara. Ahlat. 2. 10.

bunların büyük ekseriyetini Türkler teşkil ediyordu. Amid. Malatya. muhaddislerin. buradaki medreselerde tâbiatiyle dini ilimler ve bilhassa hadis ilmi diğerlerinden daha kuvvetli ve yaygın idi. Bu mutasavvıflar içinde İbrahim İbn Ethem El-Belhi ve Abd Allah İbn Mübarek gibi bütün Müslimanların son derece kıymet verdikleri şahsiyetler mevcuttu. Yalnız Tarsus'ta yetişen muhaddislerin sayısı yüzden fazladır. yani Suriye ucu. Muhtelif cins ve soylara mensup olan bu mü­ nevver zümrenin toplandıkları en mühim kültür merkezleri Tarsus. aynı zamanda bir deniz ticaret filosuna da mâlik bulunuyor ve doğu Akdeniz'deki diğer memleketlerle de ticaret yapıyordu. Tövbe eden günahkârların bir kısmı da din uğrunda muharebe yaparak günahlarını affettirmek için uca gelir­ lerdi. yüzyıldan itibaren. Bundan başka uc şehirlerinin mühim bir kısmı İslâm ilim ve edebiya­ tı tarihinde meşhur olan pek çok şahsiyetin de doğup yetiştikleri ve yaşadıkları yerlerdi. Uc halkının esas vazifesi din uğrunda savaş olduğu için. aynı zamanda müstahsillerin ve tüccarların da karargâhı olmuştu. mutasavvıf ve fakihlerin ve diğer yazar ve ediplerin adlarını ve hayatlarını eski vekayinalerdcn ve hâl tercümesi kitaplarından alarak burada saymağa kalksak. İkinci sırada ise muta­ savvıflar yer alıyordu. bilhassa 9. sayfalar doldurmak icap eder. Çünkü devamlı olarak HORASAN’DAN ANADOLU’YA 43 . Bunlardan Şam. yalnız mücâhidlerin ve murabıtların de­ ğil. Misis. Fakat uçtaki mücâhid ve murabıtların en büyük kısmı. Antakya. Bu sebepten dolayı büyük ve zengin şehir­ ler ve kasabalar meydana gelmişti. Ucda yetişen veyahut hariçten gelerek buraya yerleşen âlimlerin. Daimâ muharebe­ ye hazır yüz bine yakın mücâhid çıkaran uc halkı her vakit harp hayatı yaşarlardı. Meyyafarikin. (48) İrili ufaklı 200 kadar şehir ve kaleyi ihtiva eden uc ülkelerinin nüfusu birkaç milyondan fazla tahmin olunabilir. (49) Bu mücâhid ve murabıtların şehit olmak veya ecelleri ile ölmele­ ri suretiyle azalmaları da söz konusu değildi. Horasan ve Türkistan diyarlarından pelen gazilerdi ki. Bununla beraber şark edebiyatının iftihar edeceği şahsiyetlerden Kalikalalı Ebu Ali El-Kali ile Meyyafarikin'li Abd El-Rahim İbn Nubata ve büyük şair Misisli Ebu '1-Abbas El-Nami gibi zatlar da uçtan yetişmişlerdi. Erzen ve Kalikala yani eski Erzurum idi.geçmekte idi. Uçtaki şehirler hem istihsal yapıyorlar ve hem de ticaretle uğraşıyorlardı. Kesif bir nüfusu besleyen bu şehirler. Bundan başka her taraftan zahitler ve dindarlar uca gelerek gazâ farizasını yapmak ve fazla sevap kazanmak için cihâda iştirak ederlerdi.

5) İslâm hükümdarlarının ve bilhassa Halifenin yardımları. 4) muhtelif zenginlerin bağışları. içlerinden birini başbuğluğa seçiyorlar ve tasdikine sunmak üzere Halifeye bildiriyor­ lardı.İslâm ülkelerinden. 3) muhtelif İslâm ülkelerinde uc gazileri için yapılan vakıflardan gelen gelirler (Bu vakıflar Mekke ve Medine için yapılan vakıflar kadar mühim bir yekuna ulaşmış idi). Bu sayede uçta yüz bine yakın mücehhez büyük bir ordunun bütün ihtiyaçları temin olunabiliyordu. bazan da "m elik" ve hattâ "sultan" unvanını bile taşırlardı. bir nevi askeri cumhuriyet idiler. bilhassa Horasan ve Türkistan'dan gelen yeni mücâhidler ve murabıtiar eksilenlerin yerlerini dolduruyorlardı. (51) Suguur beylikleri hiç bir zaman muayyen ailelerin elinde kalmı­ yordu. Diğer bir deyişle uçlar. 2) Uc bölgele­ rinin ticaret gelirleri. Suguur beyleri. (50) Hariçten gelen mücâhidler ile devamlı olarak takviye olunan uc ordugâhlarının başlıca geçim ve gelir kaynakları şunlardı: t ) Bizzat uc bölgelerinin ziraat ve zanaat bakımından istihsali. (52) 44 Oğ u z ÜNAL . bazan "em ir". kendi adlarına para bastırırlar. Uçtaki mücâhid komutanları toplanarak.

Gelenler de çok defa yollarda sefaletten perişan olup dağılıyorlar. yüzyılda Deylemlilerin Irak'ı istilâsı ve Bağdad Türkler! ile mücadeleleri ve nihayet Büveyhoğulları ile ElCezire'ye hâkim olan Hamdanoğulları arasında uzun ve kanlı bir mücadele başladı ve yıllarca devam etti. Bu yüzden ıramdanh emirleri El-Cezire ve Ermeniye ucunu iyi müdafaa edemediler. Ayrıca bunlara ilâveten Büveyhoğulları hânedanına mensup prenslerin birbirleri ile mücadele­ leri de başladı. Irak ve El-Cezire ümerâsını tedip ettikten sonra 900 yılında uca gel­ miş ve Tarsus büyüklerini tevkif ettikten başka ucun harp donanma­ sını da yaktırmıştı. bjrbirleri ile mücadele eden İslâm hükümdarlarının uçlara maddeten ve nakten yapmakta oldukları yardımların tamamen kesilmesine sebep olmuştur. İstiklâl kazanmış olan muhtelif bölgelerin emirlerini zorla kendine itaat ettirmek isteyen Halife El-Mu'tadıd. Mısır'a ve Suriye'nin çoğuna hâkim olan Ihşitoğullan hükümeti Afrika'dan ikide birde gelmekte olan Fatimi orduları ile uğraştığından uca yardım etmek imkânını bula­ mıyordu. Yalnız Şam (Suriye) ucu. yine 10. yahut geç­ mekte oldukları memleketlerin hükümdarlarının siyasi ihtiraslarına H O R A S A N 'D A N A N A D O L U ’Y A 45 . asayişsizlik zenginlerin yardımla­ rını azaltmış.4. İşte bu ve benzeri siyasi olaylar muhtelif ülkelerdeki uc vakıflarını da inkıraza şürüklemiş. UÇLARIN İNHİTATI Bizans İmparatorluğuna karşı iki asır kadar muzafferiyetle ve galibiyetle mücadele ve mukavemet etmiş olan uclarm düşmesinin ve Bizans'm galebesinin sebeplerini 10. Bu hadise uc kıyılarının düşman taarruzlarına açık kalmasına ve Bizans'ın denizlerde İslâmlara üstünlüğüne sebep oldu. yani Klikya bölgesi. Halep hükümdarı Hamdanoğlu Seyf el-Devle'nin şeciane mücadelesi sayesinde bir müddet daha mukavemet etti. Nitekim evvelâ bu uc elden çıkmış­ tır. yüzyılda cereyan etmiş olay­ larda aramak gereklidir. Bundan sonra. Horasan ve Türkistan diyarlarından geknekte olan gönüllüler yollarda iaşeleri ve sair ihtiyaçları temin edilemediği için artık eskisi gibi sık sık gelemiyorlardı.

bütün dağ silsileleri şarktan garba doğru birbirine muvazi olarak uzanan ve bilhassa Anadolu'nun güneyini çeşitli kademeli duvarlar halinde Suriye ve El-Cczire'ye karşı ören. pek yakın olan Anado­ lu ülkesini alamayışlarının diğer bir sebebi de. Bu emirin 967 yılında ölümünü müteakiben. Orada kalanlar ise Hıristiyanlığı ve Bizans tâbiiyetini kabule mecbur tutulmuşlardı. 10. yüksek dağ zincirlerinin aralarındaki dar geçitlerden vukua gelmesi ve Bizans kıtalarının İslâm ordularına karşı geçitlerde şiddetli müdafaaları ve hele İslâm orduları orta Anadolu'ya girdikten sonra gerek karadan ve gerekse denizden çıkarılan kuvvetlerin çekilmelerine mani olmak için ulaşım yolu olan bu dar g e ç iliri kapatmaları ve hareket üslerinden oldukça uzaklaşan İslâm kıtalarının Suriye ve El Cezire ve hattâ Suguur ile irtibatlarını kesmeleri ve bilhassa dönüş sırasında yolları kesilen bu kıtaları çok müşkil duruma sokmaları ve ekseriya perişan etmeleri gibi coğrafi durumun meydana getirdiği askeri harekâtta aramalıdır. bu devirde Anadolu'ya akın ederek Bizans'ın belli başlı dayanak noktaları olan bu ülkenin şehirlerinin ve müstahkem mevkilerinin çoğunu harap 46 Oğ u z ÜNAL . alâkadar bile olmamıştı. BizanslIlar uc halkının bir kısmını her türlü vahşetle öldürmüşler ve bir kısmını da hicrete mecbur etmişlerdi. Bizans'ın çeyrek asır süren sürekli mücadelelerine ve saldırılarına karşı Halep emiri Seyf el-Devle'den başka bir kimse mücadele etmek şöyle dursun. o yüzyıllarda Bizans İmparatorluğunun karada ve denizde en kudretli askeri teşkilâta sahip bir devlet olmasında ve bunun yanı sıra bir de istilâ hareketi­ nin. (53) İslâm ordularının İspanya ve Türkistan gibi Hilâfet merke­ zinden çok uzak olan ülkeleri açtıkları halde. Ü ç asır aralıksız bir şekilde devam eden ve bize büyük bir halk tarihi ve halk destanları ve edebiyatı bırakan ve zamanımıza kadar hamaset ve kahramanlık hatıraları yaşatan bu gazâ ve cihâd devri. şimdiye kadar ellerinde tuttukları Anadolu topraklarını bırak­ mak gibi elim ve feci bir akibetle bitmiş olmakla beraber. yüzyılın ikinci yarısında İslâmlarm hezimet ve felâketleri ile. halefleri ve ümerâsı arasında ortaya çıkan münazaalar ve ayrılıklar. ucun şim­ diye kadar bin bir müşkilâtla dayanabilen kısımlarının da elden çıkmasına sebebiyet vermişti.alet edilerek uca gönderilmiyorlardı.

.

büyük istilâ ve göçlere maruz kalmıştır. tarihin muhtelif çağlarında doğudan «e batı­ dan derin değişiklikler ve izler bırakan. kuzeyden ve güneyden önemli bir iz bırakan taarruz­ lara uğramadığı halde. tarih boyunca. o ğ u z ISTbLASI A R İF E S İN D E A N A D O LU Kuzeyden ve güneyden büyük dağlarla çevrili bulunan ve bütün vadileri ve ovaları doğudan batıya doğru uzanan Anadolu kıt'ası. B Ö L Ü M Oğ u z l a r a n a d o l u ’d a 1.ili. H O R A S A N ’D A N A N A D O L U 'Y A 49 .

Romalılar'ın istilâsına gelin­ ce. yaptıkları büyük yollar ve bu yollar üzerinde vücuda getirdikleri müstahkem kaleler ve şehirler sayesinde. Kapadok'lar. Milâttan evvel 11. yüzyıldan itibaren dağılmaya ve hâkimiyet­ lerini kaybetmeğe başlayan Hititler'in üzerine gelen kavimler içinde. Anadolu bu istilâdan itibaren Oğuzlar'ın gelişine kadar bu şekilde derin ve muazzam iz bırakan istilâ ve göçler görmemiştir. yüzyıldan itibaren bu kıt'ada yaşadığı ve daha sonraki yüzyıllarda şehirler kurduğu zannolunmaktadır. Anadolu'nun bu eski kavminin üzerine yerleşmiş ve onlarla karışmışlardır. Iran İmpara­ torluğunun istilâsı. Bitin'ler. ilmi bir görüşü aksettirmekten ziyade. bir zamanlar Cumhuriyet Türkiye'sine hâkim olur gibi olan yanlış bir tarih görüşünün mahsulüdür. yalnız siyasi değişiklik yapmış. yüzyıldan itibaren arya kavimlerinin büyük muhacereti başladığı sırada Anadolu'ya gelmiş bulunan Hititler ile diğer küçük kavimler.Anadolu'nun en eski ahalisinin adı ve menşei henüz tesbit edi­ lememiştir. vb gibi küçük kavimlerdir. Milâttan evvel 25. hem siyasi olmuş ve hem de Helen medeniyetini Anadolu!nun her tarafına yaymış olmak iti­ bariyle kültürel bakımdan çok ehemn>iyetli ve derin tesir yapmış ve bu tesir yüzyıllarca devam etmiştir. ancak Anadolu'da kurmuş oldukları teşkilât. Frig'ler. Komagen'ler. Paflagon'lar. Miz'ler. bu ülkeye ol­ dukça uzun süren bir sulh ve sükun devri açmış ve Anadolu İranlI­ ların bütün gayretlerine rağmen istilâdan korunmuştur. onların İmparatorluğunu ve devletlerini yıkanlar Trak kavmine men­ sup olan Tön'ler. fakat hemen daima parçalanmış bir halde yaşayan A n ad o lu lu Iran hâkimiyetine sokmuştur. onlann hâkimiyetinden Anadolu ırk bakımından pek az müteessir olmuş. Make­ donya İmparatorluğu'nun istilâsı. Şimdilik sadece "Proto-Hitit" veya '’Asianique" adı verilen bu halkın milâttan evvel 40. Helenler'in Anadolu sahillerindeki şehirleri ve müstemlekeleri içerilere doğru pek fazla nüfuz edemeyip kenarlarda kalmış ve ırki olmaktan ziyade kültürel ve iktisadi bakımdan müessir olmuştur. Romalılar. Löt'ler. Muşhi'ler. (55) Gerek Anadolu'nun bu eski kavminin ve gerekse Hititlerin Turani menşeden geldikleri ve dolayısiyle Türk oldukları yolundaki iddialar ise tamamen asılsız olup. Hititlerin yıkılışından beri siyasi birliği kaybolan ve Iranlılar tarafından geçici olarak kurulan birliği çok kuvvetli bir şekilde kurmuşlar ve bir dereceye kadar da 50 Oğ u z ÜNAL . Hititlerin en haşmetli devrinde birleşmiş olan.

ülkenin çeşitli bölgelerinde her iki büyük kavmin dillerinin de varlıklarını devam ettirebilmiş olması ihtimali kuvvetle mümkündür. Helen lisanı ancak büyük şehirlerde geçen dİn. Anadolu’nun eski Asianique. Anadolu için büyük bir felâket olmuş ve bu ülkenin şehir ve kasabalarının büyük bir kısmının bu yüzden harabe haline gelmesi ile sonuçlanmıştır. ilim ve edebi­ yat dili halinde kalmış. Bunu takip eden İslâm-Bizans mücadelesi ise birkaç yüzyıl sürekli olarak devam etmiş ve bu çarpışmalar Anadolu'nun daha fazla harap olmasına sebep olmuş­ tur. Ancak romalıların Anadolu'da Helen kültürünü yaymak husu­ sundaki faaliyetleri de ancak bir dereceye kadar başarılı olmuş ve fakat tam bir semere vermemiştir. yüzyılın başlarında vukua gelen İranBizans mücadeleleri. (57) HORASAN’DAN ANADOLU’YA 51 . yani bu kıt'anın eski ahalisi olan Asianique'ler ile bunların üzerine gelmiş olan Hititler ve bunların üzerine gelmiş olan üçüncü kesif insan tabakası olan Traklar birbirlerine karışmışlar ve Oğuzlar'ın Anadolu'ya gelişlerine kadar Anadolu halkının büyük bir kısmını teşkil etmişlerdir. İlk İslâm gazâları ve bundan sonra vuku bulan Türk fütuhâtı zamanında Anadolu'da yaşayan bu Hıristiyan halkın Hitit dillerinin o zamana kadar gelmiş olan şekillerini veya Trak dillerini konuşup konuşmadıkları münakaşa edilebilirse de. Hitit ve Trak ırklarma mensup olan kavimlerinin evlâdı bulunan ve şimdiye kadar vukua gelen bu kadar istilâ ve göçlere rağmen Anadolu yerli halkının ekseriyetini meydana getiren asıl kitle de. sahillerde ve belki ancak bir kısım büyük şehirlerde konuşulabilmiştir. yüzyıl ile 7. Anadolu'nun ancak çok mahdut bir kısmına yerleşmiş olan Samiler hariç olmak üzere diğer kavimler. bütün siyasi ve dini tesirler karşısında yine kendi âdetlerini ve mahalli dillerini mu­ hafaza etmişlerdi. Ortodoks kilisesini tanımayan ve ayrı bir kilise meydana getiren Ermeniler Trak dilleri grubundan olan kendi lisanlarmı muhafaza ederek Elen dil ve edebiyatına şiddetle mukavemet ettikleri gibi. yüzyıldan itibaren bu ülkede Hıristiyanlığın yayılışı ve daha sonra Ortodoks kilisesinin kuruluşu ve kilisenin din lisanı olan Helen dilinin ibadetler ve dini kitaplar sayesinde yayıl­ ması çok tesir etmekle beraber yine bu ülke ahalisini Elenleşîirememiştir. (56) Milâdi 6 . Milâttan sonra 3.bu ülkeye kültürel ve iktisadi bir birlik ve düzen vermeğe uğraşmış­ lardır.

Bizans Anadolu'su. bücür kilise yıkıntıları ve kaba kale duvarlariyle karşılaşı­ yoruz. İşte bugün. Bir de.Bizans'ın Makedonya hânedanı zamanında Bardas Sclerus ile Bardas Fokas tarafından çıkarılan ihtilâller ve bu yüzden meydana gelen iç harpler. B a durum. İslâm taarruzlarının duraklamasından beri sulh ve sükuna kavuşmuş ve yeniden tanzim ve imar edilmeğe başlanmış olan Anadolu'nun haraplığmı ve sefaletini bir kat daha artırdı. Asker toplamak. Eser olarak da sanatsız. Oğuzlar'dan önceki Bizans Anadolu'su için tarihlerden bîlnları buluyoruz. Bizans komutanlarının savaşa giderken kendi topraklarını yağmala­ dıklarını yazarlar. Oğuzlar'dan önceki Anadolu.. En akıllıca çare olarak da "Türkler'in karşısına Türkler'! çıkartmak" düşünüldü. salgınlar. Bizans Anadolu'su din ve mezhep kavga­ larının sahnesidir. 755 yılında bir kısım Bulgar Türkleri Tohma ve Ceyhan ovalarına yerleştirildi.. Ne var ki bu savaşlar halka kan kusturan birer âfet olurdu. Malazgirt’ten sonra yeşeren ve genel bir adlandırma ile 'Türkiye Selçuklu Medeniyeti" denilen kültür ve medeniyet hamle­ sinde Doğu Roma ya da Bizans kültürü ve medeniyetinin hiç bir izi yok gibidir. Kilise baskıları. Sürgünler. (58) BizanslIlar. zulümler ve bunları bUtünleyen felâketler. Hıristiyan mezhep imtiyazlarının boğazlaşmaları gibi. Bundan dola­ yıdır ki. kıtlıklar. Anadolu uğruna savaşlara girişilirdi. Bizans tarihçileri. Bizans için iki noktadan dnemliydi: — Vergi almak. ekonomik ve sosyal yönden tam bir kargaşa ve aıiarşi görüntüsü verir. kaleler onarılır.. 730 yılından başlayarak Türkler'in Hilâfet ordusu saflarında ve "i'lâ-yi Kelime-t-ulİah" uğrunda "fi-sebil-illâh" giriş­ tikleri akınları engelleyebilmek için köklü tedbirlere başvurdular. Kuman ve Uz gibi Türk ulusları Suguur'da savaşan Müsliman Türkler'e karşı Bizans sınır vilâyetlerine yerleşti­ 52 Oğ u z ÜNAL .. ülkeyi yüzlerce yıllık Doğu Roma medeniyetinden büsbütün yoksun kılmıştır. kıyımlar. Daha sonraları Balkanlar'dan getirtilen Hıris­ tiyan ve Şamani Peçenek. Bu imkânların sürekliliği amaciyle de gerekli tedbirlere başvuru­ lur.

tabii felâketler. 8 . Anadolu. ve 7.(61) 11. Bu çağa girerken Doğu Anadolu hemen tümüyle ” Ermenistan" adını taşıyordu. Van ve Diyarbakır yörelerini kapsayan geniş bölgede bile tam bir vatan an­ layışı ile yerleşememişlerdi. Arşamoşat. Kemah. daha sonra Yeşilırmak. Yüzyıl artık Türkler'in Anadolu’yu açma. strate­ jik konumunu ve diğer bütün özelliklerini yakından tanımak oldu. yüzyıllardaki Bizans-Iran savaşlarıydı.. 6 . ayaklanmalar. Bizans sınırını yüzyıllarca Müsliman Türkler'e kar^ savundular. Müsliman Türkler'in Anadolu akınlan. ” Büyük Erme­ nistan" denilen ve bugünkü Erzincan.rildi. Harput ve havali- HORASAN’DAN ANADOLU'YA 53 . yüzyılda Doğu Anadolu'daki temalar. baskılara ve yıkımlara uğrayan Ermeniler. Muş. yüzyıldan başlayarak karşı ideallerin ve dinle­ rin güçleri durumunda olan Türkler’e vuruşma alanı olmuştu. Ermenilerin. ilkin Doğu Anadolu'ya. Palu. Bir kısım Ermeniler Dersim’in sarp arazisine sığındılar. Ermeni göçlerini daha da etkiledi.. yüzyılda İmparator Heraklius'un halefleri zamanında büsbütün değiştirilmiş ve Anadolu 18 temaya (Eyalet) ayrılmıştı. yukarı Fırat'ın suladığı bir kısım arazi ile Murat suyu yakalarını ihtiva ediyordu. İşte bütün bu durumlar nedeniyle Bizans. Kars. Bizans İmparatorluğu’nun Anadolu'da yapmış olduğu mülki ve askeri teşkilât 7. el değiştirmeler. Bu sa­ vaşlarda yurtları büyük zulümlere. Kızıl­ ırmak ve Tohma havzalarına göçmüşlerdi. Seyfüddevle ile Bardas arasındaki savaşta Bizans İmparatorluk ordusunun önemli bir bölü­ münü Kapadokya'da yaşayan Türkler meydana getirmişti. Anadolu’nun coğrafyasını. Divriği. (60) Türk fetihlerine kadar Anadolu karışıklıklardan kurtulamadı. Anadolu'ya yayılma çağlarıydı. Ararat Dağı çevre­ sinde 15 il’e. İmparator Romanos Le Kapen zama­ nında teşkil edilen bu tem. Erzurum. Erzincan'ın merkez ol­ duğu bu tem. Demek oluyor ki. kilise kavgaları. Akınlar. (59) 947 yılında. Bu uzun dönem boyunca Hilâfet sancağı altında İslâmiyet uğrunda savaşan Türkler'in tek kazançları. Küçük Ermenistan (Fırat'ın batı yakası) ise 3 il’e bö­ lünmüştü. Halbuki Ermeniler gerçek anlamda. Bu gayri müslim Türkler.) Mezopotamya Temi. Anadolu içlerine böylesine girmelerinin başlıca sebebi. Doğu Anadolu'da sık sık yeni teşkilâtlanmalara girişmişti. 11. göçler. Büyük Ermenistan. (9.

(63) 11. Anadolu'daki büyük eyaletlerden birisi olan bu teme Kapadokya adı da veriliyordu. Armenyak ve Khaldea temlerinin güneyinde bulunuyordu. doğuda Azerbaycan ile Anadolu'yu ayıran kalın dağ silsilesini takip ederek kuzeye doğru uzanıyor ve Ani şehrinin doğusundan geçerek Çoruh nehrinin döküldüğü yere kadar varıyordu. (10. Urfa ve havali­ sini içine alarak. Asi Irma­ ğını geçtikten sonra Hiyerapolis (Menbiç) güneyinde. Bu temin büyük bir I<i5mını İslâmlardan geri alınan toprai<lar teşkil ediyordu. Ahlat şehri müstesna olmak üzere.) Kolonya Temi. İmparatorluğa vergi vermekte olan küçük bir İslâm hükümetinin yani Mervanoğulları emaretinin mer­ kezleri olan Meyyafarikin (Silvan) ve Amid (Diyarbakır) şehirlerini güneyde bıraktıktan sonra Dicle'yi ve onun ilk kollarını Murad suyu ile birbirinden aylran dağ silsilelerini takip ediyor ve Bitlis şehrini İslâmlar'da bırakarak Ahlat şehrinin kuzeyinden Van gölüne doğru uzanıyordu. yüzyılda. Bugün Türkiye'nin Asya kıt'asındaki topraklarına verilen Anadolu ismi "Anatolica" ya da "Anatolia" şekliyle. (62) 11. Tohma suyu kaynağından Fırat'a kadar olan sahayı içine alan bu temin merkezi Malatya idi. bazan da bir memleket adı olarak kullanılmış ve bu memleketin sahası zamanla Doğuya doğru genişlemiştir. İslâmların "Memâliki Rum ". Kapadok'un bir kısmını ihtiva eden bu temin merkezi Sivas şehri idi. bu gölün kuzey-doğusundaki Bargiri ile gölün batısında bulu­ nan Malazgirt ve Aras nehri kaynağında bulunan Olti şehirleri Bizans'a ait bulunuyordu. bu ülkeye '"Küçük Asya” deniliyordu. Merkezi bugünkü Şebinkarahisar olan bu tem. Bütün Van gölü sahilleri.) Likandos Temi. yüzyılda Bizans İmparatorluğu’nun Doğu sınırı. Anadolu ismi henüz yaygın hale gelmeden evvel.) Sebast Temi. Büyük bir kısmı İslâmlardan geri ahnan topraklar üzerinde teşkil edilen bu tem. Fırat'ı geçiyor. Bu şekilde Bizans'ın doğu sınırı. bazan idâri bölge (Thema Anatolica'da olduğu gibi). (11. "Bilâd-ı R u m " ya da sadece "R u m " adiyle andıkları bu ülkeye BizanslIlar 'Them a Anatolica" (Anadolu Eyaleti) adını veriyorlardı. İmparator Akil Leon zamanında kurulmuştu. (12. (64) 54 Oğ u z ÜNAL . orta çağdan itibaren.sini jçine alıyordu.

Samsat. Maraş. "Kapetano" yad a "Magistros" ütıvanları ile tayin edilen askeri valilerin yetkileri çok genişti. Malazgirt. Arsamosat. bir toprak aristokrasisi sınıfı meydana gelmiş ve halk da giderek toprak­ sız esir bir duruma düşmüştü. Bu sebeple din hürriyetine kavuşmak ve toprak sahibi olmak. Tefrike (Divriği). (65) Askeri ve mülki geniş bir teşkilât ve kadroya sahip olan Bizans İmparatorluğu zaten harap bir hale gelmiş ve nüfusu oldukça. Neoksarea (Niksar). Keysun. En mühim stratejik noktalar üze­ rinde bulunan bu müstahkem şehirlerde Bizans İmparatorluğu daimi olarak büyük miktarda asker bulunduruyor ve İmparatorluğun en seçkin generallerini buralara tayin ediyordu. Anadolu'nun yerli halkı. Kolonya (Şebinkarahisar). Güney-batıdan itibaren Antakya. Tedosyopolis (Erzurum). Yalnız sınır temaları değil. bu temalara yakın olan temalardaki şehirler bile çok müstahkem bir halde idiler. Deluk. Harput. topraklar belirli şahısların ellerinde toplanarak. ( 66 ) Anadolu'da­ ki Türk devletinin kuruluşundan itibaren pek az zaman zarfında yerli halkın gelen fatihlere ve yeni devlete bağlanmasının sebeple­ rinden biri ve belki de en önemlisi olarak Bizans'ın zalim ve feodal idaresi göz önünde tutulmalıdır. 11. Paypert (Bayburt). Palo (Romanopolis). Kars ve Ani şehirleri ile Müslimanların Meryemnişin dedik­ leri Van şehri ve bu göl etrafındaki diğer kasaba ve şehirler güçlü ka­ lelerle savunmaya hazırlanmışlardı. Bütün ülke. yüzyılda vuku bulan Türk fetihlerine karşı mukavemet gösterme­ miş ya da çok az mukavemet etmiş ve gelen fatihlere kapılarını aç­ mıştır. sefaletten kurtulmak isteyen halkın Selçuk­ lulara sığınmalarını önlemek maksadıyla Bizans Aristokrasisinin sert tedbirler almaya kalkıştıkları bile görülmüştür. Buna karşılık Türkler.Bizans'ın Doğudaki sınır temalarına. Kemah. İşte bu sebeplerledir ki. B ir çok yerlerde ise gelen Türk fatihler adeta bir kurtarıcı gibi karşılanmışlardır. Gogusos (Göksün). Türk egemenli­ ğinde bir kalkınma ve ylikselme dönemine kavuştu. Urfa. Zamantı. hem mülki teşkilâtı idare etmek hem de ordu teşkil etmek ve bunun yanısıra sınırları müdafaa etmek ve kaleleri tahkimle görevliydiler. Bunlar. Zira Bizans idaresinde vergiler müthiş bir şekilde artmış. Malatya.azalmış bulunan Anadolu halkına ağır vergiler ve teklifler yüklüyor ve kendi bünyesinde eritip temsil edemediği bu ülke halkını kendisinden büs­ bütün soğutuyordu. "D u k ". Anadolu’ya yapıcı ve koruyucu niteliklerle girdiler. HORASAN'DAN ANADOLU'YA 55 .

Yukarı Fırat vadileri. Konya'ya doğru akınlar bu yoldan yapılmış­ tır. Murad suyu. (Malatya. Türkler'in Anadolu'da ilerleyişlerini kolaylaştırdı. İlk mesele. Bu ilk giriş denemelerinin ardından. Anadolu'da uzun süre kalamıyorlardı. açık arazi savaşlarına alışkın olan Oğuzlar için birçok zorluklar çıkarıyor. (Bu istilâ Giresun civarından ileriye gidememiştir. sürüleri ile birlikte tekrar Azerbaycan’a dönüyor. (Bu istilâ. Yukarı Kızılırmak vadileri. bir taraftan Tohma vadisini ve diğer taraftan Orta Kızıl­ ırmak havzasın. T Ü R K İS T İL A V E F Ü T U H A T IN IN DOĞU A N A D O LU 'D A N O R T A A N A D O L U 'Y A G E L İR K E N T A K İP E T T İĞ İ İS T İK A M E T L E R Anadolu'nun Türklerce açılması çok uzun sürdü. kaplamış ve bütün Kapadokya'yı ve daha sonra Galatya ve Likonya’yı örtmüştür. doğudan batıya uzanan ve sarp dağları yaran vadiler. (67) Türk istilâ ve fütuhâtı. Kızılırmak vadileri.2. Çankırı dolaylarına kadar olan bölge. coğrafyadan doğuyordu. Doğu Anadolu’dan Orta Anadolu'ya doğru ilerlerken Kuzey’den itibaren Güneye doğru şu istikametleri tâkip etmiştir: 1) Çoruh kaynağından itibaren Karadeniz sahilindeki dil.) 3) Aras. Çoruh. sıkışan göçebeler. Adıya­ man. Yüksek dağlar. Kızılırmak kıvrımını kaplamış ve Batıya uzanmıştır. (Bu istilâ bütün Yeşilırmak havzasını kapladıktan sonra aşağı Kızılır­ mak bölgesine ve Paflagonya içlerine kadar uzanmıştır. Kelkit.) 56 OĞUZ ÜNAL . derin vadiler ve müstahkem kalelerle dolu olan bu yeni ülke. Karasu. Bu istilâ. Karadeniz kıyı şeridine ve Kastamonu. Urfa dolaylarına.) 4) Aras.) 2) Kura. aileleri.

.

bu kitabın­ dan çeyrek asır sonra yayınladığı "Orta Asya Türk Tarihi Hakkında Dersler" adlı eserinde: ” 11. Suguur vilâyetlerinde gazi yapan ve Horasan gazileri ile gönüllü olarak Rumlar ile cihâda gelen Türkler bu ülkeye yabancı değillerdi.(69) Evvelce Abbâsi ordusunda. yani bu iki kavramı aynı anlam da kulland ığım ızı derhal belirtelim. 58 OĞUZ ÜNAL . Fakat bu sefer yalnız gazâ için değil. ciddi tetkiklere dayanmayan ve tahmini görüşlere ve yakıştırmalara göre izah edilmek istenmiştir.3. Orta Asya tarihi üzerinde halâ otoritesini muhafaza eden meş­ hur Rus tarihçisi W. yüzyılda Oğuzlar'ın garbe doğru hareket­ lerinin şimalden Kıpçakiar'ın sıkıştırmasından ileri gelmiş olması *Burada Türkleşme derken İslâm laşm a'yı ve îslâm laşm a derken Türkleşme’yi kasteddiğim izi. Barthold dahi "Turkestan down to the Mongol invasion" adlı eserinde: "Selçukluların Maverâünnehr'e göçleri sebe­ binin meçhul” bulunduğunu söylemiştir. bu büyük inkılâp. A N A D O L U ’NUN T Ü R K L E R T A R A F IN D A N F E T H İN İ H A Z IR L A Y A N S E B E P L E R Abbasi Halifeiiği'nin sancağı altında bulunan Suguur Türkleri'nin Anadolu'dan çıkarılışından yarım asır sonra Orta Asya'dan Batı’ya Müsliman Oğuz boylarının yürüyüşü başladı. Nitekim Anadolu. tarihinde ilk defa etnik. yurt tutmak maksadiyle ve büyük kitleler ve dalgalar halinde geliyorlardı.(71) Barthold. ya bu ülkede yaşa­ yan Hıristiyan halkların toptan din değiştirmesi ve İsiâmlaştırılması veyahut da yerli kavimlerin kitleler halinde imha edilmesi şeklinde. dini ve kültürel bakımdan büyük bir değişikliğe uğradığı halde. (70) Anadolu'nun fethi ve Türkleşmesi gibi büyük bir tarihi ve iç­ timai hâdise yakın zamanlara ve hattâ günümüze kadar ilim âlemince yeteri kadar tetkik edilmemiş ve bu meselenin ehemmiyeti de kavranılamamış ve böylece bıj fetih ve Türkleşme ve İslâmlaşma* hâdisesi sadece askeri ve siyasi bir hadise zannedilmiştir.

o t­ lak darlığı ve hayvan çokluğu" sebepleri ile izah ederek esas amil­ leri meydana koymuşlar ve günümüzün yerli ve yabancı tarihçilerine fiazaran tarihi gerçeği daha iyi belirtmişlerdir. HORASAN'DAN ANADOLU'YA 59 . Türk­ ler. kısmen de olsa. (74) Yakın zamanlara kadar modern tarihçilerin bu meseledeki ilgisizlik ve anlayışsızlıklarına karşılık ilk Islâm kaynakları ve Selçuknâmeler. musevilik ve Hıristiyanlık gibi dinleri kabul etmişlerdir. düşünüş ve yaşayış gibi çeşitli bakımlardan meydana getirdiği derin değişiklikler ve inkişaflar dolayısiyle en önemli hâdiselerden­ dir. cemiyet içerisinde inanış.mümkündür". bizzat Oğuz boyları arasında vuku bulan bir ''niza"ya bağlayarak tarihi gerçeği 3 nlayamamışlardır. Bu konuyu ilmi bir şekilde ele alan ve ciddi olarak araştıran ilk iiim adamımız değerli tarihçi Prof. Bu ilim adamımız. Din değiştirmenin millet hayatında meydana getirdiği değişiklikleri milli tarihimizde bütün incelikleriyle görmemiz mümkündür. ve­ ya bu büyük Türk muhaceretini. (72) ifadesi ile meseleye ilk defa ciddi olarak temas etmekle beraber. Böyle bir inkılâpla milletlerin varlıklarını koruduğu. maniheizm. T Ü R K L E R İN İS L A M İY E T ! K A B U L Ü Milletlerin hayatında yeni bir dinin kabulü. tarihleri boyunca. değişik âmiller neticesinde gerek Türkistan'da ve gerekse yayıldıkları çeşitli ülkelerde budizm. Günümüzdeki bazı müellifler ise ya bu büyük tarihi ve içtimai hâdisenin şunıulünü daraltmışlar ve yanlış yorumlara girişmişler. Oğuz ulusunun bu göçlerini hep "nüfus kesafeti.(73 ) Barthold'den sonra da bu meselenin mevcudiyeti halâ farkedilememiş ve yeni ilim adamları da meçhul­ ler içinde kalmış ve tabiatiyle Anadolu'nun Türkleşmesi gibi büyük bir hadisenin tarihi seyri bir türlü anlaşılamamıştır. hattâ milli benliklerini kaybettikleri tarihi hakikatlerdendir. yeni bir hızla ileri bir seviyeye eriştiği yahut da bünyelerinin sarsıldığı. (75) A. Osman Turan olmuştur. çeşitli eserlerinde bu mesele üzerinde hayli durmuş ve bu büyük tarihi-içtimai hâdisenin mevcudiyetini ve mahiyetini ana hatları ile ortaya koymuştur. Barthold un çekingen bir ifade ile tahmini olarak belirttiği Kıpçaklar'm sıkıştırması ile değil. |> u görüşü müphem ve çekingen bir şekilde kaydet­ mekten ileri gidememiştir.

başka milletlere nazaran çok farklı bw tarihi oluş ve içtimai hüviyet göstermişlerdir. Bunların aksine. milli kültürlerini bu yeni ruh ve hamle ile daha da geliştirmişlerdir. Gök Türk hakanı Bilge Kağan. Bü­ yük vezir Tonyukuk'un bu sözleriyle ne kadar ileri görüşlü bir dev­ let adamı olduğunu tarih doğrulamıştır. İslâm dinini kabul etmiş olan Türk boylarından hiç birisi. Fakat bu sa­ 60 Oğ u z ÜNAL .Hattâ daha da mühim olarak. Nitekim museviliği kabul etmiş olan Hazarlar'ın. biraz önce zikrettiğimiz misallerde olduğu gibi. bazan aynı çağda birbirinden farklı dinler içerisinde yaşayarak. Bu bakımdan Türkler'in İslâm dinine toptan girişleri. içtimai ve coğrafi şartlan fö k iyi bilerek verdiği: "Savaşı ve hayvan kesmeği yasakla­ yan ye miskinlik telkin eden bu dinin kabulü Türkler için felâket olur" cevabı bu hususu bütün açıklığiyle ortaya koymaktadır. Siyasi bakımdan ancak ve Gök Türkler idaresinde bir birlik teşkil eden Türk boy ve ulusları. Islâmiyetin ortaya koyduğu prensiplerin milli bünyelerine uygun olması sebebiyle Türkler varlıklarını koruyabilmişler. Bundan daha önemlisi. Islâmiyetin kabulü Türkler'e yeni bir ruh ve kuvvet vermiş. Ancak bu dinlerin kabulü kısmen olmuş ve büyük kitle eski milli dinleri olan Şamaniliği muhafaza etmiştir. Moğolistan (yüksek Asya)'dan Tuna boylarına kadar geniş bozkırlar içerisinde yaşayan Türk ulusları milli Şamani dini ve kültürü çerçevesinde bulunuyorlardı. 10. yalnız Türk ve İslâm tarihlerinin bir dönüm noktasını teşkil etmekle kaimaz. milli varlıklarını kaybetme felâketine uğramamışlar­ dır. diğer dinlere intisaplarından farklı olarak. doğurduğu büyük ve müsbet neticeler itibariyle. Türklerin kısmen de olsa kabul ettikleri bu din­ lerin prensipleri onların milli bünyelerine uymaması sebebiyle kısa zamanda bu dinleri kabul etmiş olan Türk boy ve uluslarının milli kültürlerini kaybetmeleriyle sonuçlanmıştır. yüzyılda Türkler arasında umumi ve milli bir din haline gelmeden önce Türk ulusları din bakımından tam bir parça­ lanma ve dağılma manzarası gösterir. aynı zamanda dünya tarihinin de en büyük hâdiselerinden biri sayılacak bir ehemmiyet taşır. büyük veziri Tonyukuk'tan payitahtında bir budist mabedi yapılmasını istediği zaman büyük vezirin hakana. Asya isteplerinden Avrupa içlerine kadar uzanan büyük ve uzun ömürlü imparatorlukların kurulup yaşamasında başlıca sebep­ lerden birisi olmuştur. (76) İslâmiyet. Hıristiyanlığı benimsemiş olan Macar ve Bulgarlar'ın bugün için Türklüklerinden artık bahsedilememektedir. düşünüş ve yaşayış itibariyle İslâmiyetin yayılışına kadar kültür birliğini muhafaza ediyorlardı.

Aynı şekilde Hazarlarda Türk tarihinin seyrinde hiç bir önemli tesir icra edemeden yaşamışlardır. Gök Türk hânedanının düşmesinden sonra Büyük Türk Hakanlığı tahtına çıkan Uygurlar bütün Türkler'i Hunlar ve Gök Türkler çağında olduğu gibi Siyasi bir birlik içinde tutamamışlar ve varlıklarını küçük bir siyasi teşekkül olarak sürdüre­ bilmişlerdir. Buda. yüzyılın ortalarında. HORASAN'DAN ANADOLU'YA 61 . Hazar ve Bulgar adlarını taşıyan Türk ulusları Türk âleminin doğu ve batı uçlarında ilk defa olarak milli Şamani dinlerini bırakarak Zerdüşt. ilk de­ fa şüphesiz Doğu Türkistan ve Mâverâünnehr'de vukubulmuştur. Zerdüşt. Bu büyük kitle coğrafi ve içtimai şartlar neticesin­ de eski dinlerini muhafaza etmeye devam etmişlerdir. Mani. henüz milli Şamani dinlerini muhafaza etmekte olan ve yerleşik ha­ yata geçen Uygur. coğraf­ yanın genişliği ve türlü din ve kültürlerle ayrı ayrı temaslarda bulun­ maları ve nihayet Türklerinbütündinlere ve inanışlara karşı gösterdik­ leri müsamaha ile izah edilebilir. Musevi ve Hıristiyan dinleri­ ne girmeğe başlamışlardır. Mani ve Hıristiyan dinlerinin nüfuz etmiş ve yerleşmiş olduğu bilinmek­ tedir. İslâmiyet'in kabulünden hemen az önce. Maveraünnehr Hazarlar ülkesi gibi yerlerde yaşayan ve eskiden beri yerleşik bir hayat süren Türk boy ve uluslarının çok eski zamandan beri yabancı din ve kül­ türlerin tesirine maruz kaldığı görülmektedir. ancak üç asır sonra. İslâmiyetle daha ilk İslâm fetihleri sırasında temasa geçmelerine rağmen. Bu şekilde Moğolistan (yüksek Asya)'dan Tuna boylarına kadar uzanan geniş ülkelerde yaşayan Türk boy ve ulusları. yani esas büyük kitle. (77) Türkler'in Şamanilikten gayri bir dine girmeleri hâdisesi.(80) Nitekim Türkler'in İslâm tarihinde büyük bir amil olmaları ve yeni bir devir açmaları da bu büyük ve esas Türk unsurunun İslâmlaşmasının tabii bir neticesi olarak ortaya çıkmıştır.(78) Bu şekilde bslâmiyetin Türkler arasında yayılışından hemen önce. (81) Türkler. ve 5. X. din bakımından bu kadar dağınık bir manzara arzetmelerinin başlıca sebepleri Gök Türkler'den sonra bir daha bütün Türkler'! birsiyasi bir­ lik halinde birleştirebilen bir otoritenin kurulamamış olması. yüzyıllarda Buda. Selçuklu İmparatorluğu'nun kuruluşuna kadar. (79) Türkler'in X. Özellikle Doğu Türkis­ tan ve Mâverâünnehr'de 4. yüzyılda.hayı dünya ile bitiştiren Doğu Türkistan. istikrarlı ve geniş bir siyasi birlik kuramamışlardır.

Emevi hânedanını yıkan cereyanlara karışarak. Bundan dolayı müstakbel mukadderatları üzerinde büyük bir tesir yapan Talaş suyu meydan muharebesinde (751). Artık Türkler'in yüzü İslâm dünyasına dönmüştü. siyasi durumları ise soyculuk (neseb) ve aşiretçilik (kabile asabiyeti) temelleri iizerine kurulmuş bulunan Araplar arasında ortaya çıkmıştı. iç ve dış buhranlarla sarsılıyor ve karanlık bir akıbete doğru gidi­ yordu. sosyal hayatları bedevilik oian. Türkler Abbâsiler'in tara­ fını tutmakla yalnız muharebenin neticesini değil. (85) 62 OGL'Z ÜNAL . çöl çevresi­ nin gereği olarak soy hısımlığını (Nesebi asabiyeti) kuvvetlendirmiş. buna paralel olarak Mâverâünnehr'de İslâmlaşma faaliyetleri geniş­ lemeğe başladı. en yüksek sosyal merhale olan milli birlik duygularının uyanmasına mâni olmuştu.(82) Gök Türkler'in yıkı­ lış yıllarında Türkler. tarihlerinin istika­ metini de tayin etmiş oldular. başlangıçta İranlılar'a ehemmiyet ver­ dikleri halde. bu tarihe kadar insan toplumlarının tarihi gelişiminde en büyük sosyal merhale olan milli birliğe kavuşamamışlar ve bu birliğin siyasi ifadesi olan devletler kuramamışlardı. doğudan Orta Asya'ya doğru ilerleyen Çin istilâsının Türkler için tehditkâr bir mahiyet almasıdır. İslâm dini. (84) İslâmi­ yet'in doğuşuna kadar küçük ve dağınık aşiretler halinde yaşayan Araplar. (83) İslâmiyet Orta Asya bozkırlarında. Henüz bedevilik halinde bulunan insan toplumlarına mahsus olan bu hayat tarzı. Abbasi Halifeleri. Bundan sonra kısa zamanda İslâmiyet Türkler'in milli dini haline gelmiştir. yavaş yavaş İslâm İmparatorluğunun müdafaasında daha kabiliyetli bir unsur olan Türkler'! kullanmağa başladılar ki. İranlıiar'la birlikte. Türkler arasında süratle yayı­ lırken olgunluk devresine erişmiş bulunan parlak İslâm medeniyeti. Bu üç asırlık uzun tarihi devrenin ilk yarısında Türkler'le Müsiümanlar arasında çetin mücadeleler cereyan etmiş ve bu sebeple de İslâmiyet Türkler arasında yayılma imkânını bulamamıştır. Bunun başka bir sebebi de İslâm dünyasında bu ümit verici gelişmeler olurken. daha âdil ve müsavatçı bir siyaset güden Abbâsiier’in İslâm devletini ele geçirmelerini temin etmişler ve bu te­ maslar sırasında İslâmiyet'e karşı daha yakın bir ilgi duymaya baş­ lamışlardır.büyük kitleler halinde bu dini kabul etmişlerdir.

kuvvetlendirdi. Bu şekilde bütün Müslüman unsurları müsavi tutan ve Arap olmayan unsurlara (Mevaliye) devlet kadrolarını açan bu siya­ *D inde m iibalâtsızlık. medeni ve içtimai du­ rumları itibariyle bedevilerden çok yüksek olan diğer Müslümanları "M evali" (azadlı köle) namiyle kendilerinden aşağı gören Araplar. Şiilik kisvesi altında in­ kişaf ettirmelerine. Bu görüş. HORASAN’DAN ANADOLU’YA 63 . Haşim oğullarının siyasi menfaatlerini dindarlık ve Ehlibeyte.* saygısızlık şekillerinde gelişti. Emevilerin bu yanlış siyasetlerine karşı uyanan umumi hoşnut­ suzluk. bu suretle siyasi üstünlük­ lerini korumağa. aldırış etme­ me ve savsaklama anlam ına gelmektedir.S. diğer bir deyişle dindarlığı takviye ve bütün Müslümanları din rabıtasiyle kendilerine bağlamak ve bu şekilde siyasi üstünlüklerini kabul ettirmek istemelerine karşılık. dindarlık. saltanatlarını muhafaza etmeğe çalışıyorlardı. kendi aralarında soy hısımlığına büyük bir kıymet vermeğe. Emeviler de din mübalatsızlığı* yaparak bu bağı zayıflatmak.Islâm Peygamberi Hz.S. Haşim oğullarının propagandalariyle bir kat daha artarak nihayet Emeviler'in iktidardan düşmeleri ile sonuçlandı ve Haşim oğullarından Abbâsiler'in iktidara gelmeleıini sağladı.) ve ilk iki Halife'nin siyasetleri başlangıçta kutsa! bir heyecan ve coşkunlukla Araplarm aşiretçilik ruhunu bir zaman için söndürebildi.)'in mensup olduğu Beni Haşim (Haşim Oğulları) ile Emeviler'in mensup bulunduğu Beni Ümeyye (Ümeyye oğulları) arasında İslâm'dan önce mevcut olan rekabet ve düşmanlık da. yani Peygamber (S. dinin temel kaidelerine uym am a. Hz. Abâsiler iik zamanlar Emeviler'den tamamen ayrı bir siyaset takip ettiler.A.A. dinde mübalatsızlık. Arap olnıayan Müslümanlar arasında Araplığa karşı "Ş u u b iy e " fırkasını doğur­ du.A. Fakat Emeviler'in iktidarı ellerine geçirmeleri bu aşiretçilik ve soycuiuk ruhunu tekrar uyandırdı. Emeviler devrinde. Muhammed (S.S. her kabile fertieri. in­ kişaf etti. kendilerine taraftar olmayan Araplara karşı da soy hısımlığı (kabile asabiyeti)'ni kuvvetlendirmek siyasetini benimsiyorlar. kendilerini diğer kabilelerin mensuplarından üstün ve onların düşmanı telâkki etmeğe başladılar. EmeVileri sevmeyen ahaliye yani Arap olmayan müsiümanlara karşı Araplığı.) ailesine muhabbet. Peygamber (S.

galiplere gönderdikleri iltifatlı men­ şurlarla galibin muvaffakiyetini . Bu feci ve acıklı manzaraya seyirci olmaktan başka bir şey yapamayan Abbâsi Halifeleri ise. işi gücü bırakarak. eli silâh tutanların istihsalden uzaklaştırılarak savaşa katıl­ maları. İslâm İmparatorluğu içerisindeki muhtelif unsurların rekabet ve mücadeleleri karşısında aciz kalan Abbâsi Halifeleri. Muhteşem İslâm İmparatorluğunun bu suretle parçalanması Bizans İmparatorluğu ile Ermeni Krallıklarının İslâm İmparatorlu­ ğuna karşı besledikleri ihtirasları kamçıladı.set neticesinde Islâm dinine girmiş olan Arap olmayan unsurlar. yavaş yavaş büyük imparatorluk üzerindeki nüfuzlarını kaybetmeğe başladılar. Bu şekilde İslâm İmparatorluğu parçalanmaya yüz tuttu ve Abbâsiler'e şeklen bağlı çeşitli hükümetler teşekkül etti. İslâm dünyasında zirai ve ticari hayatın felce uğramasına yol açtı. içtimai.S. Hz.tebrik. asayişsizliğin devamı. zaptettikleri ülkelerdeki hâkimiyetini tasdik etmek suretiyle sözüm ona iktidarlarını sürdü­ rüyorlardı.A. iktidariarmı devam ettirebilmek için kanlı ve zalimane bir siyaset izlemeye koyuldular. canını heder etmeleri. Bu sırada milli istiklâl gayesi güden İranlılar. İslâm devletinin siyasetinde tesirli olmağa başladılar ve İslâmiyet Türkler ve İranlılar arasında da süratle yayılmağa başladı. Peygamberi (S. Ümitsizliğe düşen halk. dini bir anarşi içinde bıraktı. ( 86 ) İslâm İmparatorluğu’nun bu suretle parçalanması. İktisadi inhitat tabiatiyle kısa zamanda içtimai sefalete yol açtı. İslâm âlemini iktisadi. galibi övmekle vakit geçiriyor.A. Ancak daha sonraları Abbâsiler. mağluba sövmek. galip gelenlerin mağ­ lupların ülkesini yağma ve tahrip etmekten çekinmemeleri. İçeride ise Fas’tan Kâşgar'a kadar uzanan muhteşem İslâm ülkeleri kanlı bir harp sahnesi haline geldi.)'nin oğlu Hüseyin’in son Sâsâni hükümdarı Yezdicürd'ün kızından -olan çocuklarını Sâsâniler'in varisi saydıklarından bunları iktidara getirmek için mücadeleye başladılar. Bu siyasetin neticesi olarak ortaya çıkan umumi hoşnutsuzluk Şiilerin iktidar propogandasına kuvvet kazandırdı.)'in torunu ve Hz. vergilerin ağırlığı. Ali (R. 64 OĞUZ ÜNAL .(87) İslâm İmparator­ luğunun parçalanması ve Abbâsiler'in zaafa düşmeleri sonucunda ortaya çıkan çeşitli hükümetlerin birbirleri ile yaptıkları mücadeleler sırasında halkın malını.

Makedonya hanedanına mensup kuv­ vetli İmparatorlar idaresinde. İslâm âlemini siyasi. Bu şe­ kilde Anadolu'da teşekkül eden yeni Türk vatanı yalnız Türk milleti HORASAN’DAN ANADOLU'YA 65 . İslâm'ın ezeli düşmanı olan Bizans'ı ezmek gibi yüksek bir İslâm mefkuresini de gerçekleştirdi. fitne ve fesat yoluna saptılar. Bu mefkurenin gerçekleşmesi. yeni bir hız ve hamle kazanması ve X V I. (92) İşte İslâm dünyasının böyle bir buhran ve sonu karanlık bir akıbete doğru sürüklendiği sıradadır ki Orta Asya'daki Türk boy ve uluslarının süratle İslâmlaşması ve İslâm ülkelerine göçleri başlamış­ tır.(89) Mezhep mücadeleleri şiddetlendikçe siyasi ihtiraslar arkasında koşanlar. bu sırada yabancı kültürlerle temas sonucu patlak veren fikir ve mezhep mücadeleleri ile gitgide eriyordu. İslâm dünyasının içinde bulunduğu bu siyasi. dört asırlık parlak bir devirden sonra inhilale yüz tutan bir medeniyet.(90) 1038 tarihinde vefat eden Ebu Mansur Abdülkahiri Bağdadi bu yıllarda İslâm dünyasında yetmiş iki kadar mezhebin varlığmdan bahsetmektedir. İslâm ve Dünya tarihleri için çok önemli olan büyük bir tarihi oluşuma da imkân hazırladı. bir âlem. sefahat. iktisadi ve fikri anarşiden faydalanan Bizans. Oğuzlar'ın Selçuklu sultanlar! idaresinde kurdukları Büyük Selçuklu İmparatorluğu.eşkiyalık. asra kadar dünyanın en üstün mede­ niyeti olarak yaşayabilmesi Oğuzlar'ın İslâmlaşması ve bunun netice­ si olarak da Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nun kurulmasının neti­ cesidir. İslâm medeniyetinin karşılaştığı buhranları atlatarak. Yakın Doğu'nun ve özellikle Anadolu'nun fethi ve Türkleşmesi ve İslâmlaşması gibi muhteşem neticeleri itibariyle Türk. (91) Bu mezhep mücadeleleri sırasmda ortaya çıkan eski Zerdüşt ve Mazdek taraftarlarının kışkırttığı Batıni fesadı çok tehlikeli bir hal almıştı. bir mezhebin müdafii veya yayıcısı sıfatiyle sahneye çıkıyorlar ve bu bayrak altında gayelerine ulaşmağa çalışıyorlardı. iktisadi ve içtimai anarşiden kurtarmakla kalmadı.(88 ) Siyasi bakım­ dan paramparça olan İslâm dünyası. Bu suretle İslâm âlemine giren bu taze ve enerjik uıisur sayesinde İslâm ideolojisi tekrar ilk zamanlardaki ruh ve hamlesine kavuşarak. artık müdafaa siyasetini bırakıp taarru­ za geçmiş bulunuyor ve ordularını Halifelik merkezine doğru ilerle­ tiyordu. daha asırlar boyu yaşayacak ve yükselecek bir hayatiyet kazandı.

ve eski Türk hâkimi­ yet telâkkisine göre. Şaİcı. Süt-kent. Allıh. gibi bir çok şehirleri vardı. bütün Orta Asya Türk kavimleri. Uygurlar'ın yerine Moğolistan'da yerleşmiş bulunan Kırgızlat'ı buradan püskürtüp. bazen Yabguları vasıtasiyle ve zayıf bir bağla. (98) Kıtaylar. Lâkin asıl büyük muhaceretKıtay'larm eseri olarak başlamıştır.(94) Gök Türk hânedanının iktidardan düşüşünden sonra bu Oğuzlar. parçalanmasına kadar çıkar. 924 yılında. göçebe ve yerleşik olarak eski hayatlarına ve Şamani dinine bağlı bulunuyorlardı. Orta Asya'da zaten çok artmış bulunan nüfus kesafetim taşırmış.(95) Oğuz devleti. bütün İslâm dünyası bakımından da bir kale. Cend. 744 yılında. (97) Kuzey Ç in’de hüküm süren ve Proto-Moğol bir kavim olan Kıtaylar. Gök Türk İmparatorluğu’nun. Sabrân (Savran). kendi metbuları tanıyorlardı. B Ü Y Ü K T Ü R K M U H A C E R E T İ Oğuz (daha sonraları Türkmen) adıyla anılan Türk uluslarının muhaceretinin başlangıcı. Gök Türkler'in yerine Kağanlığı ele geçiren Uygurlar'ın Cfrhon havalisinde hâkimiyetlerini Kırgızlar'a kaptırmaları ve bunun üzerine Doğu Türkistan'a göçerek burada yeni bir Uygur devleti kurmaları ile bir muhaceret vuku bulmuş ve Moğolistan (Yüksek Asya)'da Türk kesafeti azalmıştır. komşuları olan Hazar Kağanlığını. 924'de Moğolistan'a saldırınca. Kağanlık makamı ve ünvanı da doğuda Uyguilar'a ve batıda da Hazarlar'a intikal et­ mişti. eski vatanları olan yukarı Yenisey bölgesi­ ne atınca. vs.için değil. Orhon havalisine hâkim olmuşlardı. siyasi-askeri bir bağla Yabgu'ya bağlı bir kabi­ leler birliğinden teşekkül ediyordu. ikinci derece­ de hükümdar olan "Yabgu"lan ile idare olunmuş. boy ve ulusları birbirlerini sıkıştırarak kaynaşmağa başlamışlar ve ilk muhaceret de bu baskı ile vuku bulmuştur. bir ileri karakol vazifesini görmüş ve emperyalizme karşı İslâm dünyasının müdafaası bu kale sayesinde mümkün olabilmiştir. boy beyleri vasıtası ile. artık Kağanlığı (İmparatorluğu) kaybederek. Zira 66 OĞUZ ÜNAL . Gerçekten Gök Türk İmparatorluğu'nun esasını teşkil eden büyük Oğuz kavmi Sır nehri havzasında ve Aral göiü havalisinde.(93) Umumiyetle göçebe ve yarı göçebe olmakla beraber kısmen yerleşik hayata geç­ meğe başlamış bulunan bu Oğuzlar'ın Yengi-kent. B. eski yurtlarında.(96) Oğuzlar. Ordu. Balac.

Bu devirde Akdeniz tamamiyle Müslümanların (Arapların) hâkimiyetinde bulunduğu ve İbn Hal­ dun'un zarif ve müstehziyane deyimiyle "Hıristiyanlar Akdeniz’de artık bir tahta parçası bile yüzdüremedikleri" için. Curcan (Aral) sahillerinde birtakım hareketler ve savaşlar olmuş. Oğuz ve Hazarlar'ın baskısı ile. bu ülkeleri geçerken Oğuz ve Peçenekler'in eski yurt­ larında yaşadıklarını görmüş. Oğuz ve Hazarlar'ın hücumları ile Peçenekler’in batıya doğru püskürtüldüklerini. (101) Kuzeydeki Türk kavimleri hakkında mühim bilgiler veren Bizans İmparatoru tarihçi Konstantin Porphyrogenete. (99) Filhakika bu baskı neticesinde Oğuz. 934 yılında. münasebetlerin kesil­ mesine ve Hıristiyan dünyasında bazı endişelerin doğmasına sebep olmuştur. Hatta bu muhaceret Selânik'e kadar genişlemiş ve bu sebeple de İstanbulRoma yolu karadan kesilmiştir. ciddi bir yer değişikliğine uğramadan. Peçenek. Başkırt.Türk boy ve ulusları bu zamanr. onlara karşı mevcut bulunan Oğuz- HORASAN'DAN ANADOLU'YA 67 . Karluk ve Kıpçaklar ara­ sında. bu hâdise ile. ( 100) Oğuzlar. eski vatanlarında oturuyor ve bu şekilde bir muhaceret de söz konusu olmuyordu. Hazar sahillerinde bulunan diğer Türk boy ve uluslarını yerlerinden püskürterek bu bölgedeki bütün bozkırlara hâkim olmuşlardı. Bulgar ve Macar kavimleri birbirlerini ite­ rek Tuna boylarına ve Balkanlara yayılmış ve ilerlemişlerdir. bir müddet. (102) Bu devirde Bizans kaynakları gibi İslâm kaynakları da Macarlar’ı Türk kavmi olarak göstermişlerdir. Peçenekler Yayık ve İtil nehirleri arasına gelmiş iken. yurtların­ dan atılıp Balkanlar'a göçünce. Yayık ve İtil (Volga) nehirleri arasında bulunan Macarlar'm Azak denizi yakınlarında Lebedia denilen bölgeyi işgal ettiklerini söylemekle ilk Peçenek muhaceretini anlatır. Gerçekten Kıtaylar'ın Kırgızlar'a saldırıp Moğolistan'a girmeleriyle. onlar ve diğerleri hakkında mühim bilgiler vermiş. nüfus baskısı ve hareketleri de kendisini göstermiştir. Böylece bu bölge artık İslâm kaynak­ larında "Oğuz Çölleri" (Mefâzât ul-Guziyye) adını almıştır. 922 yılında. Hazar sahillerine ve Yayık nehri kıyılarına kadar uzanmışlar. doğu-batı Hıristiyanları arasmda. kadar. bu ilk baskı neticesinde. Nitekim İtil (Volga) Bulgarları'nın İslâmiyeti kabulleri üzerine onlara giden Halifenin elçisi İbn Fadlan. fakat bunların göç ettiklerine ve yer değiştirmelerine dair hiç bir işarette bulunmamıştır.

yüzyılda başlayan İslâmlaşma ve buna ilâveten Kıtaylar'ın yeni bir baskısı. (103) Türkistan ve Horasan'da hüküm süren. X I. büyük Türk muhacereti vuku bulmuş­ tur. Kâşgarii Mahmud'un ifadesi ile. Bu da yine Kıtaylar'ın Moğolistan’dan Orta A sya'ya doğru isti­ 68 oğuz ÜNAL . yüzyılın başlarından sonra çok genişleyen İslâmlaşma ve muhaceret Müslüman Oğuzlar'ın artık güneye ve İslâm ülkelerine doğru göçmelerine imkân vermiştir. yüzyılın ilk yarısından sonra Türkler arasında İslâmlaşma faaliyetleri çok genişlemiş.Hazar ittifakı da artık . Hârizm hududunda inşa olunan Kara-tekin müstahkem mevkii de işte bu Oğuz akınlarmı durdurmak maksadiyle yapılmıştır. X. (104) Türk boy ve uluslarının birbirlerini sıkıştırarak ve yerlerinden oynatarak batıya doğru devamlı bir şekilde kaydıkları doğru olmakla beraber.sona ermiş ye bu şekilde Oğuzlar tamamiyle bağımsız bir duruma gelmişler. yüz­ yılda^ Kıtaylar'ın Moğolistan'ı işgalleri Türk boy ve uluslarını yerin­ den oynatmış ve hattâ Peçenekleri Balkanlar’a kadar püskirtmüş ise yine aynı kavmin X I. Gerçekten Türk boy ve tıkışlarının birbirlerini sıkıştırmaları o derece şiddetlen­ miştir kî. Fakat X. İslâm ülkelerini Şamani Türkler'e karşı müdaf^aa eden bir sed teşkil ettiğinden. (105) Kıtaylar'ın ilk baskısı ile doğu Türkleri'nin başlayan ilk hareke­ tinden yarım asır sonradır ki. göçebe kavimler bu devirde. yüzyılın ilk yarılarında artık sel halini almış bulunuyordu. X I. hattâ Talaş nehri boylarh na kadar hâkimiyetlerini genişletmiş olan bran menşeli Sâmâni devleti. yüzyılın başlarında Kıpçak ve Oğuzlar'ı sıkıştırması da öylece Türk boy ve uluslarını yerlerinden oynatmış ve büyük Türk muhaceretine sebep olmuştur. yine eskisi gibi Hazar denizinin kuzeyinden göçüyor ve eski muhaceret yollarını takip ediyorlardı. Hazar ve Hârizm ülkelerine karşı akınlara girişmişlerdi. Müslüman Oğuzlar artık Sırderya boylarından akın halinde Mâverâünnehr'e doğru göçüyor ve 934 yılında başlayan bu büyük nüfus hareketi X I. Nitekim nasıl X. Müslüman olan Karahanlı hakanları. eski Türk ille­ rini kurtarıp batıya doğru ilerlerken 999 yılında Sâmâni devletine son vermişlerdi. yüzyılın başlarında birdenbire bütün Türk boy ve uluslarını yerlerinden oynatmış ve nüfus artışı yanında diğer tesirler (İslâmlaşma ve Kıtay baskısı) ağır basarak büyük nüfus hareketlerine ve muhaceretlere sebep olmuştur.

000 ça­ dır halkı (bir kaç milyon insan) halinde Müslüman Karahanlılar'ın ülkesini istilâ etmişler ve Balagasun şehrine kadar ilerlemişlerdi. Bozkır­ larda yaşayanlar Mâverâünnehr ve Hârizm Ülkelerine komşudurlar. şimdi asıl büyük muhacerete gelmiş bulunuyoruz. Mervezi bu büyük nüfus hareketini çok güzel tasvir eder. Sâmâniler'in yıkılışı üzerine. büyük Türk muhaceretinin sebeplerini çok güzel ve canlı bir şekilde ortaya koymuştur. Bütün Türk boy ve uluslarının yerlerinden oynadığı ve kaynaştığı bir sırada vuku bulan bu istilâda muhaceret dalgalarının şiddetlen­ mesine sebep oldu. bir kısmı da şehirlerde Sır nehri havzasında otururlar. İslâm memleketlerine yakın bulunanlar Müslüman olduktan ve Türk­ men adını aldıktan sonra kâfir kalanlara karşı cihâda giriştiler. 1017 yılında. (107) Büyük Türk muhaceretinden önceki nüfus hareketlerini böylece çizdikten sonra. Bu Oğuzlar Karadeniz sahiline yakın bulunan Peçenekler'in yurtlanna yerieştiler. İşte bu elçilik heyeti vasıtasiyle İç Asya mese­ leleri ve Türkler hakkında mühim bilgiler toplayan ve daha sonraları Büyük Selçuklular'ın sarayında hekimlik vazifesi gören (106) Mervezi. Gerçekten bu müellifin aydınlatıcı ifadesine göre: "Oğuzlar'ın -bir kısm» bozkırlar­ da. Karahanlılar ülkesine giren Kıtaylar'a karşı Karahanlı Hakanı Togan Han 120. Onun yeni keşfedilen eseri sayesinde büyük Türk muhacereti ve sebepleri hak­ kında daha sağlam bilgi sahibi p|muş bulunuyoruz. mirasları olan Türkistan hâkimiyeti için. 300. Karahanlılar'ın rakibi bulunan Gazneli Sultanı Mahmud'a bir mektupla bir elçi heyeti göndermiş ve ittifak teklif etmişlerdi ki. Selçukluları takiple. Harizm ve Horasan istikametinde göçüyorlardı. bu sırada vukua gelen umumi sarsıntı ve nüfus kesafeti büyük muhaceret hareketinin gittikçe ge­ nişlemesine kâfi geldi. Bunlar arasında İslâmiyet kuvvetlendikçe kâfirleri (yani Şâmâni Oğuzlar'ı) yerierinden attılar. Nitekim Uygur ve Kıtay hanları." Bu ifadelerden sonra Selçuklular'ın ve Türkmenler'in göçlerini kasteden Mervezi şöyle HORASAN’DAN ANADOLU'YA 69 .lâları ile alâkalıdır. süratle Islâmiyeti kabul eden Oğuz kavmi artık sel halinde Türkistan. Gerçekten Kıtaylar. bu da siyasi durum ve yayılma ile ilgili idi.000 kişilik büyük bir ordu ile cihâd yaparak onları püskürttü ise de. Bu siyasi değişiklikte Uygurlar ile Kıtaylar ittifak halinde bulunuyor­ lardı. Bu hâdiseden sonra Karahanlılar'ın bu zama­ na kadar cihâd halinde bulundukları ırkdaşları putperest Uygurlar'a karşı Kıtaylar'la devam eden dostlukları da artık son buluyordu. yakın zamanlarda keşfedilen ve ilim dünyasının istifadesine su­ nulan 'Tab ayi ul-Hayvan" adlı eserinde.

bu sonuncular (Uzlar. Bunlar Hıristiyan (Nasturi) dininden olup yurt ve otlak darlığı yüzün­ den yerlerini terkettiler. onları bu yeni yurtlarından uzaklaştırıp Sarı (Kuman-Kıpçak) ülkesine çekildiler. Türkmenler de (Müslüman Oğuzlar) Oğuzları (yani Bizans kaynaklarında Uz adını alan Şâm âni Oğuzları). (108) Büyük Türk muhaceretini. Uzlar ve Kumanlar da Balkan­ lar'a iniyor ve bu şekilde Bizans imparatorluğu iki taraftan da bir Türk kıskacına alınıyordu. sh. Islâm ve Bizans kaynaklarına uygun olarak. 9) 70 OĞUZ ÜNAL . Bunlar Türkmenler'in vatanını. yani Şâm âni Oğuzlar) da Karadeniz sahilinde Peçenekleri püskürtüp yerlerini işgal ettiler. S elçuklular zam anında Türkiye.* Kunları takip eden Kaylar daha kalabalık ve kuvvetli olduğundan.devam eder: 'Türkmenler bu suretle Islâm ülkelerine yayıldılar ve memleketlerin çoğurîu idareleri altına alıp devletler ve saltanatlar kurdular" der. Gerçekten Selçuklu ve Türkmenler'in (Müsliman Oğuzlar) göçleri ile birlikte bu muhaceret hareketinin Uzlar (Şâm ân i Oğuzlar) ve Peçenekler ile Balkanlar'a kadar yayılışını en sağlam ve aydınlatıcı şekilde Mervezi'den öğreniyoruz. Nitekim çağdaş Ermeni ve Süryani müellifleri de Müslüman Oğuzlar'ın muhacereti ile muvâzi. Hıristiyan *Tarihi Büyük K u n (H u n )’lann küçük bir kavim olarak isim ve m ev­ cudiyetlerini uzun asırlar boyunca bu zamana kadar m uhafaza et­ tiklerine dair Mervezî'nin bu kaydı çok m ühim bir hâdisedir. âmillerini. Bu izahları yaparken de büyük muhaceretin dış âmil­ leri vc başlangıcı üzerinde de durarak diğer kaynaklan tamamlar ve hâdiseyi daha geniş bir şekilde aydınlatır: "Türklerden Kun denilen bir kavim Kıtay hanından korkarak o taraftan (şarktan) göç etti. Büyük Türk muhaceretinin kuzeyden ilerleyen kolu bile o cferece ehemmiyet kazanmıştı ki. şüphesiz Mervezi olmuş ve bu hadisenin tarihi sağlam olarak aydınlanmıştır. kuzey ve güney yolların­ dan göçenleri en güzel bir şekilde tesbit ve izah eden. onların kuzey doğusunda da Kıpçaklar ve güneyinde de Hazarlar bulunuyorlar. (T U ­ R A N . Uz (Şâm ân i Oğuzlar) ve Kuman (Kıpçak)ları'ın Balkanlara'gclişini belirtmişlerdi. Peçeneklerin doğusunda Oğuz­ lar. Müslüman Oğuzlar (Türkmenler) dalgalar halinde Anadolu hu­ dutlarına dayanırlarken Peçenekler. Bu Türk kavimleri daima birbirleri ile savaş halin­ dedir".

(110) Böylece eski yurtlarını terkcden bu Oğuz boyları arasında Se'. çok miktarda at. Bunlardan sonra Kıpçak kavminin bir kolu da Kuman adı ile Tuna boylarına ve Balkanlara doğru yayılmıştı. bu ilk yurtlarını bırakarak Mâverâünnehr'e doğru çekilmişlerdi.çuklularm mensup olduğu Kınık boyu da. Yabgunun Cend şehrindeki hâkimiyeti sadece yılda bir defa gelen memurlarının vergi alması şeklinde beliriyordu.OOO kişilik kitleler halinde Tuna nehrini geçmiş­ lerdi. yani bir kaç milyon insanın. çevrenin içtimai şartlan kadar. S E L Ç U K S U L T A N L A R IN IN O Ğ U Z L A R 'A Y U R T B U L M A v e F E T İH S İY A S E T İ Bütün Orta Asya kavimlerini yerlerinden oynatan büyük muha­ ceret hareketleri sırasında. Burası. (109) İşte Selçuklular ve Oğuzlar'm dahil bulunduğu büyük Türk muhaceretinin umumi esasları bundan ibarettir ve bu mesele yeterin­ ce kavranılmadan gerek Selçuklu tarihi vc gerekse Anadolu’nun fethi ve Türkiye Devleti'nin kuruluşunun uzak vc yakın sebepleri sıhhatli bir şekilde anlaşılamaz.000 ve SOO. siyasi durum ve istikbali sezme bakımından çok mühimdir. deve. Bu sıralarda İslâmiyetin süratle yayılması ise daha mühim bir âmil yaratıyordu. 960 senesinde. birdenbire İslâm dinini kabul etmeleri tarihi bir dönüm noktası manâsına geliyordu. Sır nehri havzasında ve Aral gölü havalisin­ deki eski yurtlarında göçebe ve yerleşik olarak eski hayatlarını sür­ düren Oğuzlar. Nitekim Şâm âni Peçenekler ve Oğuzlar 1065 ve 1080 yıllarında 600. ( 112 ) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 71 .kaynakların "bütün Avrupalılar'ın gözleri bu göçler meselesi üzerine çevrilmişti" ifadesi Avrupa'da uyanan endişeyi göstermektedir. Yengi-kent'teki Oğuz Yabgusunun nüfuzunun çok zayıf bulunması ve İslâmiyet'in süratle yayıl­ ması sebebiyle çok müsait bir muhit idi. C.000 çadır halkının. koyun ve sığır sürüleri ile birlikte Cend havalisine geldiler. ( 111 ) Yengi-kent bölgesindeki eski yurtlarından ayrılarak Cend havalisine göçen Selçuklular’ın bu yeni yurtlarındaki teşebbüsleri. Gerçekten 200.

Moğolistan (Yüksek Asya) taraflarından gelen Oğuzlar Sır nehrinin kuzeyinde. Talaş. oraya geldikleri zaman Selçuk: "Müslümanlar kâfirlere haraç vermez" düşüncesi ile bu me­ murları kovarak yabguya karşı cihâda başlamıştı.Karahanlı'Iar ile Sâmâniler arasındaki savaşlarda. Selçuklular'a bir yurd verdi. (117) Böylece Selçuklular'ın Mâvorâünnehr'de kaldıkları 985-1035 yılları arasında İli kıyılarından Hazar'ın güney doğu ucurKİaki Curcan havalisine kadar uzanan geniş saha. Çu havza­ larında. Selçuk'un bu muvaffakiyetleri ve faaliyetlerine rağmen yeni şartlar ve hâdiseler onun bu beyliğine daha fazla gelişme imkânı vermemiş. onun aşiret teşkilâtı üzerinde bir devlet kurmasını ve yerleşik hayata geçmesini de önlemiştir. Cend havalisin- 72 OĞUZ ÜNAL .n (İsrail) kumandasında gönderdiği bir kuvvet ile Sâmâniler'in Karahanlılar’ı yenmesine hizmet etmiş­ tir. tak­ riben 20-30 yıllık bir mücadele hayatından sonra. Kınık boyuna mensup Türkmenler'in başında bulunan Selçuk da artık bir İslâm gazisi oldu ve "M elik ül-gazi Selçuk bin Tukak” ünvanını aldı. Karahanlılar'a karşı. çeşitli Türk boy ve ulusları tara­ fından işgal edilmişti. Türkmenler ile gayri müslim Oğuzlar arasındaki mücadele de artık yavaş yavaş dini bir manâ kazanmağa başladı. vergi almak maksadı ile. Buhârâ etrafındakiler Arslan Yabgu'nun. Oğuzlar'dan diğer bir grup da Amuderya ile Curcân arasında bulunuyorlardı. Doğrudan doğruya Selçuklu ailesine bağlı Türk­ menler ise. Cend'de öldü ve orada defnedildi. Kartuklar ve Kalaçlar'la beraber Türkmen oymaklarından bazıları Sır nehri. (113) Bir kısmı Müslümanlığı kabul etmiş olan bu Oğuzlar (Türkmenler) ile gayri müslim Oğuzlar (Uzlar) arasındaki savaşlar Türkmenler'in Hârizm batısındaki bölgelere kadar yayılma­ larına sebep oimuştur. hudutları üzerinde. Gerçekten Selçuk bu mücadelelerin birinde oğlu Arsl?. (116) Cend'de müstakil göçebe bir beylik kuran ve gazaları ile şöh­ reti yayılan Selçuk. Bu hâdise ile Selçuk'un şöhreti artınca Sâiîiâniler. yardımı aranan bir kuvvet haline gelmiş idi. Buhârâ-Semerkand arasında. Fakat Selçuk bu yurda göçmeden önce.(114) İbn Havkal'ın belirttiğine göre "Cend'dc Oğuz sultanı (yabgusu)'nın idaresi altında Müslümanlar" var idi ve omun memurları.(115) Bu sebeple Selçuk Bey'in idaresindeki Türkmenler bu bölgede (Cend) kolaylıkla yerleştiler ve Oğuz yabgusu'nuıı buradaki hâkimiyetine de son ver­ diler.Müslüman olan bu Oğuzlar artık yavaş yavaş Türkmen adını almağa başlamış ve artık bu isim İslâm ülkelerine göçen Oğuzlar'a ad olmuştur.

Islâmiyeti kabul etmeleri de o derece bölünmelerine ve zayıflamalarına sebep oluyordu. iç mücadeleler ile. Arslan (İsrail) idî. Selçuk'un en büyük oğlu olarak. şark hudutlarının müdafaası da Türk devletlerine intikal etmiştir. (118) Islâmiyeti toptan kabul eden Karluklar Karahanlı devletini kura­ rak Büyük Türk Hakanlığı tahtına çıkınca. Artık bundan böyle İslamların Orta Asya'da ilerlemeleri duraklamış. Oğuzlar'ın yabgularından önce. dördüncü bir grup teşkil edi­ yorlardı. Semerkand istikametinde bir çok Türk beldelerini kolaylıkla ve gürültü­ süzce fethettiler. sarsılan Sâmâniler'e karşı taarruza geçerek Talaş (Taraz) ve Sayram (İspiçap) gibi eski Türk beldelerini kolaylıkla istirdat ettiler. İşte Cend'de yerleşen Yabgulu Oğuzlar'mdan Ali Han'ın oğlu Şah-Melik'in aslâ Selçukluları takip­ ten vazgeçmeyerek onlara Hârizm'de iken saldırması. Mâverâünnehr'e göçmeğe mecbur kaldılar. (122) HORASAN’DAN ANADOLU'YA 73 . (119) Kartuklar ile Oğuzlar arasındaki tarihi düşmanlık Karluklar'm Islâmiyeti kabulü ile Karahanlı. Selçuk'un ve oğullarından Mikâil'in ölmelerinden sonra başbuğları. 30 yıldan fazla yaşadılar. Lâkin Karluklar han ailesi ile birlikte toptan Müslüman oldukları için ne kadar kuvvetlendilerse. Islâmiyeti kabulleri Selçukluların gazâ mefkurelerine ve Islâmiyetten aldıkları kuvvete son verdi. ( 121 ) Cend'den Mâverâünnehr'e göçen Selçuklular. Böylece.dekiler Selçuk'un (oğlu Mikâil kolundan) torunları Tuğrul ve Çağrı Beyler'in reisliği altında olmak üzere. ( 120 ) Yengi-kent'teki Oğuz Yabgularının. Ali Han zamanında. Arslan bu mevkii dolayısiyle Yabgu ünvanını almış ve Arslan Yabgu adıyla anılmaya başlanmıştı. Böylece Karahanlılar. bu eski ve devamlı husumetin son safhası idi. kışın Nur Buhârâ'da. yazın da Semerkand yakınlarında. par­ ça parça. Müslüman Türkler'in (daha sonra da putperest Kıtay ve Moğollar'ın) İslâm dünyasına doğru ilerlemeleri başlamış. Oğuzlar'ın da aynı şekilde İslâmiyeti kabulleri ile Türkmen adını almalarından sonra da devam etti. dayanaklarını ve gelişme imkânlarını kaybeden Selçuklular Cend havalisini Yabgulu Oğuzlar'a bırakarak. Karahanlılar ve Yabgu Oğuzları arasında sıkışarak. göçebe olarak.

bu mücade­ leler sırasında hiç bir yerde uzun süre tutunamayarak. 74 Oğ u z ÜNAL . verdikleri karara göre. kuvvetlerinin azlığına rağmen amcaları Arslan Yabgu (Selçuk'un büyük oğlu)'ya baş kaldırarak. devamlı yurt değiştirdiler. ancak mühim hallerde sıkı bir birlik gösteriyorlardı. Yavgiyân ve Yınaliyân gruplarına ayrıl­ mışlardı. Tuğrul Bey "geçilmesi güç çöllere" çekilirken.orta çok zayıf bir bağla bağlı idi. Bu zümrelerden birisinin başında bulunan Selçuk'un torunlarından Tuğrul ve Çağrı Beyler.000 kişilik bir akıncı kuvveti ile uzak Rum ülkesi (Anadolu)'nde bir keşif seferine çıktı. Bu endişeli ve zor durum­ da iki kardeş. müsait şartlarda ♦ Selçuk'un oğullarından Arslan (İsrail) Y abgu'ya nisbetle Y abgulu ya da Y avgiyân adiyle anılan bu O ğuzlar (Türkmenler). Selçuklular idaresindeki Türkmen birliği gevşemiş ve birliğe bağlı T’ ürkmenler biraz önce söylediğimiz Selçukiyân. 5-10 sene gibi kısa bir müddet içerisinde ve her defasında yeni bir yurd. Çağrı Bey de 3. Yabgulular* ya da Yavgiyân (Arslan Yabgu mensupları) ve Yınallılar ya da Yınaliyân (Yusuf Yınal Bey mensup­ ları) gibi zümrelere ayrılıyorlardı. (123) Eski Türk Hâkimiyet telâkkisi gereğince bütün hanedan üyeleri­ nin siyasi iktidara ortak olmaları nedeni ile. maceralarla dolu bir istiklâl ve devlet kurma mücadelesine atıldılar.. Bu sebeple Selçuklular idaresindeki Türkmen toplu­ luğu daha başlangıçtan beri Selçuklular ya da Selçukiyân (Tuğrul ve Çağrı Bey grubu). Böylece Buğra Han'dan kaçan ve şimdi de Ali Tekin'in hücumlarına uğrayan Tuğrul ve Çağrı Beyler çok zor bir devreye girdiler.Arslan Yabgu. bu mevki ve sıfatla. bu aşiret teşekkülü. Hattâ mevkiini kuvvetlendiren Ali Tekin müttefiki ve kayın pederi olan Arslan Yabgu'nun yeğenleri (Tuğrul ve Çağrı Beyler) üzerine yürü­ yerek onları itaati altına almağa çalışmıştır. Selçuk'un diğer oğulları da kendi oymak mensupları ile pek müstakil bir durumda olup. amcaları Arslan Yabgu ile aralarındaki mücadeledir. göçebe Selçuklular'ın siyasi reisi olmakla beraber. Yengi-kent Y abgu lan na mensup olan Y abgu O ğ u z la n ile karıştırılm am alıdır. (124) İstiklâle büyük bir kıskançlıkla sarılan Tuğrul ve Çağrı Beylerin emrindeki kalabalık Türkmen kütlelerinin. Tuğrul ve Çağrı Bey'e mensup Selçuklu Türkmenleri. Tuğrul ve Çağrı Beylerin Arslan Yabgu ile Karahanlı beylerinden Ali Tekin arasındaki ittifakın dışında kalmalarının sebe­ bi de.

ne sırf ganimet elde etmek ve ne de Bizans'a sığınıp Bizans ordusuna hizmet etmek* değildi. 63-64). CAH E N . Başlıbaşına büyük bir araştırma konusu olan bu strate­ jiyi burada anlatmak bu çalışmanın çerçevesini aşacağı için. çoluk çocukları. bugün­ kü Macaristan'a gelip yerleştiklerini. Skylitzes'in dediği gibi Anadolu'nun fiilen istilâsına başlangıç olan 1071 Malazgirt muharebesine kadar hep aynı hazırlığı yapmışlardır ve bu bütün step Türklerinin veya Türk tesirinde kalmış olan kavimlerin fetih ve istilâ stratejilerine uygundur. hattâ aynı stratejinin "Akm- *Bu akının tarihi sebeplerini iyice tetkik etm ediği anlaşılan Cl. m u h te lif zamanlarda yabancı ordularda hizm et gören bir çok Türkler m isâline dayanarak bu akının da Bizans'a sığınıp.) B yzantion N V III. çadır­ ları. Mâverâünnehr'de henüz müstakil olarak yaşama imkânına kavuşamamış olan Selçuklu Türkmenlerine. Buna bir de her an taarruza ve tecavüze uğramak korkusu ilâve edilirse. sh. Milâdi 410 tarihlerinde İtil (Volga) nehri kıyıla­ rında bulunan Hun'larm Tuna havzasına yaptıkları aralıksız akmlardan sonra kuvvet ve ağırlık merkezlerini Tisa boylarına naklettikle­ rini. hem manen ne kadar sarsıldıklarını tahmin etmek güç değildir. bir misal olmak üzere. at ve koyun sürüleriyle haftalarca devam eden uzun ve meşak­ katli göçlerden hem maddeten. IX . ileride yerleşmek üzere müsait iklimler aramak ve rastlanan mukavemeti mümkün mertebe yıpratmaktı. Bizans ordusunda hizm et kabul etmek amaoiyle yapıldığını zannetm iştir. (Bkz. eşyaları. (125) Anadolu'ya yapılan bu ilk Selçuklu akmından maksat ne doğru­ dan doğruya gaza yapmak. İşte bu ümitsiz hal. Cl.2000 kilometre uzakdaki doğu Anadolu toprak­ larına atmıştır.000 kişilik bir akıncı kuvvetiyle -Sultan Mahmud devri Gaznelilcrinin idaresindeki Horasan'da ve Büveyh Oğulları tarafından müdafaa edilen Irak-ı Acem'de gayeleri tahakkuk edemeyeceği için. 1948. yüzyılın ilk yarısında Dinyeper civarında yaşayan Macarla­ rın da Karpat dağları üzerinden Pannonya'ya doğru bir kaç keşif seferinden ve yıpratma akmından sonra yüzyılın sonlarında. biraz ganimet edinmek gayesiyle Çağrı Bey'i . (Seconde m oitie du X I.3. Zaten Selçuklular. La Premiere penetration turque Asie Mineure. daha kolaylıkla ele geçirilebilir ülkeler bulmak. Hakiki sebep.bir toprak bulabilmek kaygısı ile. C A H E N . s. HORASAN’DAN ANADOLU’YA 75 . Selçuklular’ın içinde bulundukları son derece vahim durum anlaşılmış olur.

yüzyılın ortala­ rından XI. kendi boy beyleri­ nin idaresinde müstakil hareket eden bu göçebe Oğuzlar (Türkmen- ♦ Selçuklular'm tarih sahnesine çıkışları ve Büyük S elçuklu tmparato rlu ğ u 'n u n kuruluşuna kadar geçirdikleri maceralı hayatları hak­ kında daha geniş bilgi iç in bkz. 76 Oğ u z ÜNAL . (126) Anadolu'ya yapılan bu ilk Selçuklu akınmdan dönen Çağri Bey. Bu nüfus akışı ve kesafeti sayesin­ dedir ki. Hârizm'de perişan bir duruma düşürülmüş bulunan Selçuk­ lular. bir millet olarak ve dalgalar halinde. Oğuzlar (Türkmenler)'ın bir kısmı da kendileri etrafında toplanarak siyasi birlik başlamıştı. Osm an T U R A N . İstanbul 1969. Büyük Selçuklu İm­ paratorluğu sınırları içinde ve Islâm ülkelerinde. boylar ve uluslar halinde değil. göçebe Oğuz (Türkmen) boy ve uluslarının muhacereti idi. Horasan istikametinde. (128) Büyük Selçuklu İmparatorluğu kurulduktan sonra da. Selçuklu Sultanlarını uğraştıran en mühim meselelerden birisi. Tuğrul ve Çağrı Beylere mensup Selçuklular. S elçuklular Tarihi ve Türk-lslâm Medeniyeti. X . İslâm ülkelerine akarken. sh. Bu sebeple Hilâfet merkezi Bağdat'ın bile elden çıkacağı korkusu yayılmıştı. 40-66. Selçuklular ve onları takip eden Türkmenler. yüzyılın ilk yarısına kadar çok ızdıraplı ve maceralı göç­ lerle devamlı olarak yurd değiştirirken * büyük Türk muhacereti de bir sel halini almış. çünkü orada (Anadolu'­ da) bize karşı gelebilecek bir kimseye rastlamadım" (127) diyerek.cılar" adı altındaki süvari kuvvetleri ile Osmanlılar tarafından Ru­ meli ve Orta Avrupa'nın fethinde de tatbik olunduğuna işaret ede­ lim. T040 yılında devletlerini kurabilmişlerdi. fakat keşfetmiş olduğum Ho­ rasan ve Ermenya (Anadolu)'ya gidebiliriz. Karahanlılar ile Gazneliler karşısında ne kadar zayıf ve perişan bir haldeyseler. büyük Türk muhaceretinin gelişmesi sayesinde de o derece kuvvetlenmiş ve bmparatorluklarını kurmuşlardı. sefer hakkındaki intibalarını Tuğrul Bey'e anlatırken "Biz buradakilerin hakkından gelemiyoruz. Gerçekten Oğuzlar (Türkmenler) artık. İkinci baskı. Seiçuklular'ın Anadolu'yu fethetmeleri zaruretini belirtmiştir. onları hiç bir devlet ve ordu durduramıyordu. Gazne İmparatorluğu'nu ve ordularını bir kaç muharebede mağlup edebilecek bir kuvvete sahip olarak.

(130) Büyük Selçuklu İmparatorluğu'na henüz tam olarak bağlanma­ mış olan bu göçebe Oğuz (Türkmen) boylarının geçim derdi ile ve yurt bulmak maksadı ile yaptıkları istilâ ve yağmalar karşısında o derece feryatlar yükselmişti ki. buna kar­ şılık ben ne yapabilirim" diyerek.ier) çok defa Büyük Selçuklu Sultanlarını tanımıyor veya "Büyük Türk Hakanlığı" sıfatını ellerinde bulundurdukları için. merhameti. eski Türk hâkimiyet telâkkisi gercğince. elçinin nâmesini dinledikten sonra şu cevabı verdi: "Benim askerlerim (yani milletim) pek çoktur ve bu memleketler onlara kâfi gelmemektedir." Bunun üzerine Haiife'nin elçisi Mâverdi: "Bunun sebebi sizin bu memleketleri tahrip etmenizdir. hem Türkmen muhacirlerinin çokluğunu ve zaruri ihtiyaçlarını gösteriyor. Diğer İslâm ülkelerine ve hükümdarlarına dokunma ve onlara zarar verme" diyordu. bir mektup ile birlikte Sultan Tuğrul. siyasi ve idari dehası ile tanınan Sultanı anlayamıyorlardı. Halifenin elçisini dört fersahlık mesafeden karşılamak suretiyle Hilâfet maka­ mına karşı saygısını gösteriyordu. Gerçek­ ten Halife mektubunda: " E y Em ir Tuğrul Bey Muhammedi senin zaptetmiş olduğun memleketler sana yeter. Türkler'in içinde bulundukları içtimai ve siyasi durumu ve Oğuz (Türkmen) muhaceretinin manâ ve önemini henüz kavramamış olan Halife ve elçisi. İslâmiyet Türkler arasında yayıldıkça da bu göçler birbirini kovalıyordu. yurt bulmak ve sürüleri ile birlikte beslenmek maksadı ile İslâm ülkelerini istilâ ediyorlar. Büyük Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey. hem de Selçuklu Hânedanının itaati altına tam olarak alınmamış olan bazı göçebe Türkmen boyları üzerindeki kontrol ve nüfuzunun çok zayıf oldu- HORASAN'DAN ANADOLU’YA 77 . bizzat Abbâsi Halifesi Kaim Biemrillâh bu duruma son vermek maksadı ile devrin meşhur âlimi Mâverdi'yi 1044 yılında. Bütün d ü n ^ yı alsanız ve bu şekilde tahrip etseniz yine de size ve milletinize yetmez" diyerek Sultanı doğru yola davet ediyordu. Tuğrul Bey'i bu hâdiselerden sorumlu sayıyor ve adaleti.(m29) İslâm ülkelerine Türk muhacereti aralıksız devam ediyor. yerli halk ile mücadelelere girişi­ yorlar ve neticede yağma ve kıtale sebep oluyorlardı. Bu sonsuz muhaceret ve istilâlar büyük meseleler çıkarıyor ve devleti uğraştı­ rıyordu. dindarlığı. Buna karşılık Sultan Tuğrul Bey. çok zayıf bir siyasi bağ ile ona tâbi olsalar bile. Eğer mille­ timden (Türkmen'lerden) aç kalanlar kötülük ediyorlarsa. Sultan Tuğrul Bey ise elçiye verdiği cevapta: "Ben dürüst ve doğru hareket fetmek için elimden gelen her şeyi yapıyorum. Bey'e gönderdi.

siyasetnâme'sinde "H er ne kadar Türkmenler'den bıkkınlık geldi ise de sayıları çoktur. bu devletin kuruluşunda çok hizmetleri ve emekleri geçtiği için de bu devlet üzerinde haklan vardır ve Sultanın akrabalandırt" (133) mütalâası ile Devletin Oğuzlar'a bakışını çok güzel ifade etmiştir. Büyük Selçuklu Sultanlarının. bran Devleti kurduğunu ileri sürmüş ve merkeziyetçi bir idare tesis etmek 78 OĞUZ ÜNAL . Büyük Selçuklu Sultanları bir yandan Oğuzlan (Türkmenleri) devletlerinin kurucusu ve temeli saymışlar ve bir yandan da yurtsuz oluşları ve itaatsiz hareketleri dolayısiyte onlarla uğraşmak zorunda kalmışlardı. (131) Nitekim iil< Büyült Selçuklu Sultanları. göçebe bey ve boyları itaate almak. Tuğrul Bey'den itibaren. göçebe Türkmen-küt­ lelerinin Anadolu'ya şevki zaruretini ve büyük Selçuklu Sultanlan'nın gazâ ve fütuhat mefkurelerini ve siyasetlerini de Sultanların göçebe Türkmenlere karşı nefreti ile izah etmek istemişler ve hattâ bütün Selçuklu ordusu içerisinde çok küçük bir birlik olan ve yaban­ cı ırklardan teşkil edilen saray (merkez) muhafız kuvvetine bakarak Selçuklu ordusunun ekseriyetini Türkler'den gayri unsurlann teşkil ettiği hatasına düşmüşlerdir.ğunu belirtiyordu. merkeziyetçi bir devlet vücuda getirmek ve böylece siyasi parçalanmayı önlemek maksadı ile.(132) Nizâm ül-mlilk. Türkiye Selçukluian'nda ve Osmanlılar'da da de­ vam etmiş ve nihayet Osmanlılar tarafından gerçekleştirilebilmiş­ tir. merkezi bir idare kurmak ve Türk Birliğini gerçekleş­ tirmek yolundaki. Selçuklulann Türk Devleti değil.(134) Hattâ ’Türkler'in Tarihi"ni tarihsel maddeciliğin yasalan ile açıklamak iddiasında olan bir yazar daha da ileri giderek. adem-i merkeziyetçi eski Türk hâkimiyet anlayışı ile. bu meşru hareketlerini "mütegallibelik" (!) ve siyasi iktidarı ele geçirmek için eski Türk hâkimiyet telâkkisi ge­ reğince hânedân haklarına dayanarak harekete geçen şehzâde ve beylerin isyanlarını da ’Türkm encilik" (!) esasına göre göçebe Oğuzlar (Türkmenler)'ın müdafii sanmışlar. Alp Arslan ve Melik-şah gibi ilk Büyük Selçuklu Sultanları (ve Türkiye Selçuklu Sultanları ite onlann devamı olan OsmanlI Sultanları). Tuğrul Bey. başkaldıran asi soydaşlarını bastır­ mak mecburiyetinde kaldıkjan halde bazı tarihçiler. eski Türk hâkimiyet telâmkkisine dayanan adem-i merkeziyetçi devlet anlayışı yerine merkeziyetçi bir devlet anlayışı kurmak maksadı ile Türkmenler'in nüfuzunu kırmışlardır. Merkeziyetçi devlete doğru gelişen bu anlayış.

" (139) İşte Büyük Selçuklu Sultanları.ve bUtUn Türk boy ve uluslarını bir bayrak altında siyasi biı.(135) Devlet kavramı ile uzlaşmayan ve Türk Devlet adamlarının merkeziyetçi bir devlet idaresi uğrundaki mücadelelerini ve siyasi birliğin ancak bu şekilde kurulup korunabileceği yolundaki uzak görüşlülüklerini anlayamayan bu fikirlerin ilmi ve tarihi gerçeklerle alâkası yoktur. gündüz oturmadım. aç halkı doyurdum. 1018 ^ılı akınında Çağrı Bey'in keşfetmiş olduğu. HORASAN'DAN ANADOLU'YA 79 .(138) Bu vazife Orhun kitabele­ rinde şöyle ifade ediliyordu: "Doğuda Kadırkan ormanını aşarak milleti öyle kondurduk. Islâm ülkelerini ve tebaasını bu göçebe ve yurtsuz Oğuzlar'ın çapullarından korumak. öyle düzene soktuk. Batıda Kengü Tarbana kadar Türk milletini öyle kondurduk. Anadolu'ya sevketti- *N itekim Nizam ül-mülk siyasetnâme'sinde "S u ltan ım ız cihân ailesi­ n in babasıdır" diyerek.. siyasi iktidarı ele ge­ çirmek için isyan eden Selçuklu ailesine mensup şehzade ve beylerin ve bunların etrafında toplanan göçebe Türkmenler'in mücadelelerini "sınıf mücadelesi" teorisi ile izah etmeğe kalkışmıştır. az halkı çoğalttım"(136) ifadesi ile beliren eski Türklerdeki "Velayet-i Pederâne" (Baba gibi koruyuculuk) sıfatı Büyük Selçuklu sultanları'nda da mevcut olup. Bu sebep­ lerle Tuğrul Bey.'*' devletin başın­ da milletine karşı baba mevkiinde bulunmaları onlara bu^ göçebe Oğuzlar'a yurt bulmak vazifesini yüklüyordu. diğer taraftan da Türk Hakanlarının "Velayet-i Pederâne" sıfatı ile de.iğe kavuşturmak için mücadele eden Sultanlarla. aynı zamanda devletin temelini ve askeri kuvvetini teşkil eden bu soydaşlarını kondurmak. aynı görüşü ifade ediyor ve sanki O rh un kitabelerinden bir parçayı naklediyordu. onlara yurt bulmak ve geçim imkânları hazırlamak gibi birbiri ile çatışan iki mesele karşısında idiler. yoksul milleti zengin ettim. Alp Arslan ve Melikşah gibi ilk Büyük Selçuklu Sultanları.(137) Esasen millete yurt bulmak. (Gök Türk Kağanlan'nın deyimi ile milleti kondurmak) da devletin vazifeleri arasında idi. çıplak halkı giydirdim.. (140) Artık Anadolu'nun fethi Türkler için bir zaruret idi. öyle düzene soktuk. yurtsuzluktan şikâyet eden bu göçebe Oğuzlar'ı. Gök Türk Kağanlan'nın "Türk milleti için gece uyumadım. bir taraftan İslâm'ın sultanı ve koruyucusu sjfatı ile.

Alp Arslan ve Melikşah gibi ilk Büyük Selçuklu Sultanları için Anadolu'nun fethi. Oğuz akmları karşısın­ da Sultan Tuğrul Bey'e şikâyet ettiği zaman. bir yandan da bu göçebe Oğuzlar'ı ve asi şehzâde ve beyleri Anadolu'ya göndermek suretiyle kendi devletlerini ve Islâm ülkelerini istilâ ve asayişsizlikten korumak maksadını gütmekte idi ki. Allah yolunda cihâd yapınız ve ganimet alınız. Zira onlann maksatları Ermeni beldeleridir (yani Anadolu'dur). İslâmın eski ve yenilmez düşmanı ve rakibi olan Bizans Imparatorluğu'na karşı bu göçebe Oğuzlar'ı gönderir ve orduları ile bu göçlere yol açarken. Diyarbakır Mervâni Emir'i Nasıruddevle. Selçuklu Sultanı ona: "Kullarımın senin memleketine geldiğini haber aldım. Ben de arkanızdan gelip size yardım edeceğim" derken büyük Selçuklu Devletinin hangi zaruretler ile Anadolu'nun fethi siyasetini benimsediğini gösteriyordu." cevabi mektubu ile hem kendisine zayıf siyasi bir bağla tâbi bulunan bu asi soydaşlarını himaye ediyor. Bu iki yönlü siyaset yanında Büyük Selçuklu Sultanları Anadolu'nun fethini bir devlet siyaseti haline getirip.(143) hem de. hem de yerli Müslüman halkı düşünüyor ve hem de Anadolu'nun fethi lüzum ve siyasetini belirtiyordu. bir yandan yoğun Oğuz muha­ cereti baskısı ile ve onlara yurt bulmak zarureti ile yapılmakta. Islâmın Sultanı ve koruyucusu sıfatı ile. uc) emirisin. Büyük Selçuklu Devletinin Anadolu'nun fethi ve Türkmen mu­ hacirlerinin bu memlekete şevki siyasetini göstermesi bakımından şu kayıtlar çok önemli tarihi belgelerdir. Bu sebeple doğrusu şudur ki. Anadolu'nun fethi ve Türkleşmesi bu iki yönlü ve karmaşık siyasetin neticesi olarak gerçekleşmiştir. Islâm'ın cihâd mef­ kuresini ve Türkler'in kadim cihân hâkimiyeti mefkurelerini de ger­ çekleştirmiş oluyorlardı. İbrahim Yınal Bey bu göçebe Türkmenler'e: "Memleketim sizin oturmanıza imkân verecek kadar geniş değildir. Rum (Anadolu) gazâsına gidiniz. (142) Tuğrul Bey. Bu göçebe Oğuzlar orada Selçuklu beylerinden İbrahim Yınal'a yersizlik ve yurtsuzluktan şikâyet ediyorlardı. hem B i­ zans'a karşı kuvvet kazanıyorlar. (141) Aynı şekilde 1047 yılında çok kalabalık bir Oğuz (Türkmen) muhacir kitlesi Türkistan'dan Nişâbur'a gelmişti. Sen bir Suguur (hudut. Onlara mal verip kâfirlere (Bizanslılar'a) karşı kendilerinden faydalanmalısın. (144) 80 Oğ u z ÜNAL .ler.

sebep ve neticeleri ile dikkatlice ve ilmi olarak araştırılmadığı ve anlaşılamadığı için yalnız Selçuklular tarihi değil. kasıtlı olarak ve gayri ilmi bir şekilde. X. Selçuklular sayesinde yeni bir kudret kazanârak taze bir iman ve kan ile cihâda başlamış ve taarruza geçmiş. yüzyılda müdafaaya geçmiş ve iç buhranlarla sarsılmış bulu­ nan İslâm dünyası. ( t 45) Bu ve benzeri görüşler ya devlet siyasetini yürüten yüksek strateji ile bu stratejinin uygulanması süreci içerisindeki münferit taktikler arasındaki bağlantıyı göremeyen tarihçilerin ya da. İslâmın ezeli düşmanı ve rakibi olan Bizans ile hesaplaşma zamanı da artık gelmişti.Tarihin en büyük göçlerinden ve nüfus hareketlerinden birini teşkil eden bu büyük Türk muhacereti. umumiyetle Garp Türklüğü ve Anadolu'nun Türkleşmesi gibi mühim meseleler ve "Selçuklu devletinin Anadolu'nun fethi siyaseti" karanlıklar içinde kalmıştır. Türk târihinin seyrini. son yıllara kadar mahiyeti. İşte Anadolu'nun fethi ve Türkleşmesi bu zaruretler ile ve ilk Büyük Selçuklu Sultanlarının takip ettikleri devlet siyaseti ve ilk İslâm Halifelerinden kendilerine miras olarak kalan Anadolu'nun fethi gibi mukaddes bir İslâm mefkuresinin tecellisi olarak gerçekleş­ miştir. tarihsel maddeciliğin ilkeleriyle açıklamak gayretlerinin eseridir. (146) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 81 . gayeleri Suriye ve Mısır olup sağ kanatlarında BizanslIlar ile sulh halinde yaşamaktan başka arzuları yoktu" gibi tarihin seyrine ve tarihi gerçeklere aykırı iddialar ileri sürülmüş ve yayılmıştır. Bu sebeple muvakkat ve münferit hadiselere bakılarak "Selçuklular asla Bizans topraklarını fethetmek niyetinde değillerdi.

Gerçekten 963 ve 965 yıllarında Horasan Gazileri 5.IV. Bu birliklere Türkisun ve Horasan Gazileri denilmekte idi. BÖLÜM B Ü Y Ü K S E L Ç U K L U L A R D E V R İN D E B İZ A N S G A Z A L A R I v e AN AD O LU FÜ TU H A TI m . S E L Ç U K L U L A R 'IN İL K A N A D O LU A K IN L A R I İlk İslâm-Bizans mücadeleleri devrinde (Suguur Beylikleri Devri] Horasan ve Türkistan'da teşkil edilen gönüllü Türk birlikleri Ana­ dolu'ya sık sık akınlar yapmakta idiler.000 kişilik kafileler halinde Azerbay- H O R A S A N 'D A N A N A D O L U 'Y A 83 .000 ve 20.

6-7 bin kişilik bir kuvvetle. yüzyılda Mâverâünnehr'deki mücadele dolu ilk yıllarında Karahanlılardan Ali Tekin'in hücumları karşısında çok zor bir devreye girmişler ve yine yurt değiştirmek zorunda kalmışlardı. Çağrı Bey de 3. jşte bu buhranlı devrede Selçuklular'ın başında bulunan Tuğrul ve Çağrı Beyler'in verdikleri bir karara göre. Horasan gâzilerinin sık sık yapmakta oldukları Rum (Anadolu) akınları onlara bu teşebbüsü telkin etmişti.(148) Selçukluların Gök Türkler gibi arkaya sarkan uzun saçları olduğuna dair bu kaydı başka kaynaklar da doğruluyor. Tuğrul Bey geçilmesi güç çöllere çekilirken. Van havzasındaki Vaspuragan E r ­ meni Kıratlığı topraklarına girdi. Tarsus ve Masisa şehirlerine dağılarak taarruza geçen Bizanslılar'a karşı cihâd yapmışlardı. Adana. bu bölgedeki bazı kale­ 84 Oğ u z ÜNAL . Büveyhiler'den Addud ud-Devle zamanında ve 1006 yılında Selçuk'un oğullarından Arslan Yabgu'ya mansup olan Yabgulu (Yavgiyân) Oğuzlan da bu gazalara katılmışlardı. Çağrı Bey de Horasan gâzilerinin bu cihâd geleneğine uyarak. X. onların yaydan silâhları ve dalgalanan uzun saçları vardı. Tuğrul ve Çağrı Beylere mensup olan Selçuklular. muazzam bir mesafedeJujlunan Anadolu gazâsma teşebbüs ederlerken cidden çok ümitsiz bir durumda bulunuyorlardı. 1018 yılında 3. bütün İran'ı baştanbaşa geçerek. gaflet gösterdiği için Tus'da oturan Gazne İmparatorluğu­ nun Horasan valisi Arslan Câzib'i azarlaftiasına sebep olan bu akıncı kuvveti ile Çağrı Bey Azerbaycan'a vardığı zaman orada daha önce cihâda gelmiş olan Türkmenler ile karşılaştı ve onları da yanına ala­ rak.(147) Bu şekilde Horasan ve Türkistan'dan Suguur'a giderek cihâd yapmak bir gelenek haline gelmişti. Selçuk'un bu kudretli ve cefakâr torunları. Bugüne kadar asla Türk süvarisi görmemiş olan Ermeniler onların kendilerince garip ve değişik kıyafetlerini ve manzarasını müşahade ettiler. (149) Çağrı Bey. komutası altındaki akıncı kuvveti ile kuzey doğu tarafından Medya sınırlarını yıldırım gibi geçerek Vaspuragan Ermeni Kıratlığı arazisine girdi ve sağa sola yaptığı hücumlarını süratle inki­ şaf ettirerek Reştunik istikametinde ilerledi. Bu gâzilerin içlerinde âlimler ve şeyhler de bulunuyor­ du.000 süvari ile.000 kişilik bir süvari kuvveti ile uzak Rum ülkesinde (Anadolu) bir keşif seferine çıktı. Gazneli Sultanı Mahmud'un hiddetine ve bu sefer sırasında. Horasan. Rey ve Azerbaycan yolu ile Anadolu seferine çıktı.can ve M eyyâfârikin yolu ile "Suguur'a varmışlar.

. Çağrı Bey daha sonra Ani Kıratlığı havzasında göründü ve Dovin'in kuze­ yindeki Beçni kalesini muhasara etti. Nahcıvan havalisine girdi ve Gürcü ülkelerini taramaya başladı. meselâ Şeddad Oğulları'ndan. Kale'nin kumandanı olan Vaşak Bahlavoni. bu suretle bir kaç sene gazâ yaptıktan ve Anado­ lu'daki keşif seferini tamamladıktan sonra. oğlu Kirkor'u kale muhafızlığına bırakarak top­ layabildiği kuvvetlerle Oğuziar'a karşı çıkmaya hazırlandı. Van kalesi gibi sarp ve müs­ tahkem bölgeler hariç. kendisine açılan Reştunik bölgesinde ciddi engellerle karşılaşmadan uzun müddet dolaştı ve hayli ganimet topladı. (151) Çağrı Bey. Bu sırada Gürcü asıUı Bizans generali Liparit maiyetinde 5.000 kişilik bir kuvvet olduğu halde Çağrı Bey komutasındaki Oğuziar'a karşı çıkmaya cesaret edemedi ve bu şekilde bütün bu havali Oğuzlar'ın istilâsı altında kaldı. Muhare­ bede Oğuzlar geri çekildiler. Bu akın harekâtı sıra­ sındaki muharebelerden daima muzaffer çıkan Çağrı Bey. Hıristiyanları kılıçtan geçirdi. nihayet toplamı 6-7 bin '''Doğu A n ad olu'y a yapılan bu ilk S elçuklu akm ının tarihi hakkındaki rivayetler çeşitlidir.* Azerbaycan'da kendi­ sine iltihak eden Oğuziar'a veda ederek büyük ganimetlerle geriye döndü. Bu rivayetlerin m üşterek tetkikind en ç ı­ kan sonuca göre. Buna rağmen Çağrı Bey. bir miktar ikmal yardımı sağladığı da ilâve edilirse. Arslan Câzib'in takibatın­ dan kurtularak Horasan'ı geçerek Mâverâünnehr'e dönmeğe ve kardeşi Tuğrul Bey'e kavuşmağa muvaffak oldu.leri zaptetti. Tus'da oturan Horasan valisi Arslan Câzib. yolları tutmuş ve Çağrı Bey'i yakalamaya hazırlanmıştı. bütün havaliyi istilâ etti ve Vaspuragan E r­ meni Kırallığı'nın batı kısımlarına hâkim oldu. Gazncli Sultanı Mahmud'un emri üzerine. fakat Vaşak da savaş meydanında öldü.000 atlı almıştı. HORASAN’DAN ANADOLU’YA 85 . (150) Akınlarını bu şekilde inkişaf ettiren Çağrı Bey. 1021 yılında bir kaç kol halinde kuzeye doğru yönelerek.. diğer bir deyişle keşif seferine çıkarken Mâverâünnehr'den yanına 3. bu akm 1018-1021 tarihleri arasında vukubulm uştur. (152) Çağrı Bey bu büyük akına. Buna Azer­ baycan'da bir kısım Türkmenler'in katıldıkları ve Ermenya'daki Müslüman emirliklerinden.

Dana Bey. fakat keşfetmiş olduğum Ermenya (Anadolu)'ya gidebiliriz"(154) diyerek. Bunun üzerine Sultan Mahn^d. Bu boy ve oymaklar daha evvel Sâmâni'ler zamanında Hora­ san'a gelmiş bulunan soydaşları ile birleşerek Gazneliler'e isyan ettiler ve Tus'da bulunan Horasan valisi Arslan Câzib'i bozguna uğrattılar. Buğa Bey. Fakat bir müddet sonra Oğuz Beylerinden Yağmur Bey'in Rey havalisi kumandanı Taş Ferraş tarafından öldürülmesi Türkmenler'i telâşa ve heyecana düşürdü. Mansur Bey. (155) 1025 yılında Mâverâünnehr'de bulunan Oğuzlar'ın büyük Yabgusu olan Selçuk B e y ’in oğullarından Arslan (İsrail) Vabgu. Tuğrul ve Çağrı Beylerin eniştesi Kızıl Bey. (156) Sultan Mahmud'un oğlu ve Irak-ı Acem valisi Mesud. Irak-ı Acem yolu ile Azer­ baycan'a geçtiler. Burada Bizans'ın taarruz ve tehdidine karşı yardı­ ma muhtaç olan Azerbaycan hükümdarı Vehsudan onları maiyetine aldı. Horasan'da kalan diğer Türkmen boylarına vaadier yaparak kendilerini maiyetine aldı.OOO'den 86 Oğ u z ÜNAL . Biz buradaki (Mâverâiinnehr ve Horasan) lerin hakkından gelemiyoruz. kardeşi Tuğrul Bey'e bu seferin hikâyesini ve intibalarını anlatırken. Anasioğlu Bey. geçici olarak hâkimiyet kuracak bir güç kazanmış ve Ermenya'da pek de kuvvet sahibi Kırallar ve hükümetler olmadığını da öğrenmişti.000 kadar çadır halkı. Göktaş Bey gibi kumandanların maiyetinde olan ve miktarları lO. Sultan Mahmud'un ölümü (1030) üzerine Gazneli tahtına çıkan Mesud bu Türkmenler'den saltanatının ilk yıllarmda çok istifade etti. Bizanslılar'ı kastederek "B u ülkede bize karşı koya­ bilecek bir kimseye rastlamadım. ancak içlerinden 2. 1028 yılında bizzat gele­ rek bu boy ve oymakları ezdi. her taraftan sıkış­ tırılan ve yurtsuz kalan Selçuklu Beylerine müstakil Türk vatanının keşfedildiğini bildiriyor ve Anadolu'nun fethi lüzumuna işaret edi­ yordu. Bu şekilde türlü maceralar ile dolu bir sefer ile ve pek çok kayıp vererek Azerbaycan'a gelmiş olan bu Türkmenler. Onlar da çöllere ve dağlara kaçtılar.(153) Bu sebeple Çağrı Bey.kişiyi bulan bir kuvvetle Van gölünün güney kısımlarından Tiflis civarına kadar bütün beldeyi alt-üst ederek. Bizans arazisine geçerek Diyarbakır havalisine akınlar yaptılar. o havalideki bütün Türkmen oymakları isyan edip silâha sarıldılar. Yağmur Bey'in maiyetindeki oymak başta olmak üzere. Gazneli Sultan Mahmud tarafından bir hile ile yakalanarak hapsolundu ve kendisine bağlı boy ve oymakların mühim bir kısmı Horasan'a geçi­ rildi.

Abbasi Halifesine gönderdiği fetih-nâmede Gaznelilerin zulümlerinden. 8 u sırada Abu '1-Hayca Hadbani'nin hâkim bulunduğu Rum iyye (Urm iye) havali­ sinde bulunan bir kısim Türkmenler yeniden Van gölü havzasına girerek akınlar yaptılar ve daha sonra geri döndüler. 1045-1046 yıllarında bu Türkmenler'in mühim bir kısmı Bizans İmparatorunun ordularının Arran ülkesine ve Dovin şehrine yaptıkları taarruzlar sırasında bu ülkenin hükümdarı Ebu el-Savar'ın maiyetinde bulunmuşlar ve Bizans İmparatorluk kuvvetleri ile çarpışmışlardır. Büyük Türk Hakanlığı tahtına oturdular ve bu şekilde İran ve Türkistan'ın en önemli kısıml^ına hâkim oldular. Tiflis'i Müslümanlardan almak için muhasa­ ra ettiği sırada Türkmenler'in geldiğini duyarak muhasarayı kaldır­ mağa ve memleketine çekilmeğe mecbur olmuştu. bütün Selçuklu beylerinin müştereken toplanması ile meydana gelen kurultayda Horasan hükümdarı ilân edildi. diğer bir kısmı ise Azerbaycan'da kaldı.fazla bulunan bu Türkmenler R ey havalisi kumandanı Taş Ferraş'mki başta olmak üzere Sultan Mesud'un gönderdiği bütün Gazneli kuvvetlerini birer birer bozdular. Bu Türkmenler'in bir kısmı Irak-ı Acem’de dağılmakla beraber. Er­ meni tarihçileri Musul'dan dönen Türkmenler'in Murad suyu ile Dicle'yi vücuda getiren kolların suladığı bölgelerde müthiş akınlar yaptıklarını kaydetmişlerdir. Fakat Ermeni beldelerine akınlar yaparak pek çok esir ve ganimet topladılar. Bunlar Aras nehrini geçerek Arran ülkesine girdiler ve buranın emiri Fadlun vc oğlu Ebu el-Svar ile birleştiler ve Ermenilerle meskun olan ülkelere akınlar yapmağa başladılar. 23 Mayıs 1040 Cuma günü Dandânakan meydan muharebesinde Gazne ordusunu mağlup ve perişan ederek. Bunların bir kısmı güneye döndüler. HORASAN'DAN ANADOLU'YA 87 . El-cezire ve Musul havalisine akınlar yapan ve başarısızlıkla dönen Türkmenler'in bir kısmı 1042-1043 tarihlerinde Aras nehri kenarına gelerek Beçni kalesine taarruza hazırlandılar. Ani kıralı Gagik kale­ nin imdadına geldiğinden muvaffak olamadılar. Diyarbakır. "Savaş sahasında derhal çadır ve taht kurup Tuğrul Bey'i üzerine oturttular ve bütün beyler onu Horasan Hükümdarı olarak selâmladılar"(158) Tuğrul Bey. Tuğrul Bey. Bağrat. 1037 yılında Arran emiri ile Ermeni reis^rinden David arasında vuku bulan muharebede Ermenilerle çarpıştılar. (157) Selçukoğulları. diğer mühim bir kısmı Azerbaycan'a yürüdüler ve kendilerinden evvel oraya gelmiş bulunan soydaşlan ile birleşip bu bölgenin muhtelif yerlerinde yaylaklar ve kışlaklar kurdular (1036). 1038 yılında Gürcüstan Kıralı IV .

Büyük Türk Hakanı sıfatı ile Nişâbur'u ve garpta fethedilecek belde­ leri alıyordu. devletin kuruluşunda. Tuğrul Bey. Ceyhun'a. kapılarında nöbet vurdurmak ve başlarında çetr taşımak suretiyle bütün hâkimi­ yet ve istiklâl unsurlarına sahip olmakla beraber. Büyük Türk Hakanı Tuğrul Bey'e ve devletin merkezi Nişâbur'a. İnanç (Musa) Bey hukuken Yabgu Unvanını elinde tutuyor. siyasi bir bağ ile. İnanç (Musa) Bey eski Türk telâkkisine göre sahip olduğu Yabgu ünvanını muhafaza ederek. amcası İnanç (Musa) Vabgu'ya ve birinci derecede hizmeti olan kardeşi Çağrı Bey'e hükümdarlık vermek mecburiyetin­ de kaldı. (159) Selçuklular aşiret teşekkülü halinde iken. Çağrı Bey de Melik (Kıral.kendilerine yaptıkları fenalıklardan ve müdafaa maksadı ile sava­ şarak zaferi kazandıklarından bahsetmekte. Selçukoğullarının eskiden beri Halifeliğe sâdık bulunduklarını ve gazaya devam edeceklerini belirtmiştir. eski Türk hâkimiyet telâk­ kisi gereğince. jsfizar vc Sistan'a kadar alınacak vilâyetlerin hükümdarı oluyordu. Siyasi iktidarın kullanılmasında hepsi söz sahibi idiler. saltanat merasiminden sonra. Hükümdar) ünvanı ile ve ordu kumandanı (ka'id al-cayş) olarak. Ancak bu diğer büyük beyleri ve hânedan mensuplarını ya­ nından ayırmayarak devletin parçalanmasını önlemeye vc merkezi­ yetçi bir devlet yapısı kurmaya çalıştı. her biri kendi bölgelerinde adına hutbe okutmak. Oğuz Han so­ yundan) olduklannı. bağlı idiler. Bu sebeple devletin kuruluşunu müteakip. Bu sebeple de bü/ük beyle­ rin ayrı bölgelerde yerleşmesine fırsat vermedi. yine hükümet merkezi Merv olmak üzere. Şim di ise Tuğrul Bey hükümdar ilân edilirken fiilen olduğu gibi hukuken de devletin başına geçiyor ve Büyük Türk Hakanlığı tahtına oturuyordu. Selçuklu devleti adem-i merkeziyetçi eski Türk hâkimiyet telâkkisine göre hânedan üyeleri arasında taksim edildi. Tuğrul Bey de fiilen reis bulunuyordu. kendilerinin ise padişah-zâde (Afrâsiyab. Herat merkez olmak üzere Büst. Gök Türkler'de. zulmü kaldırıp adaleti kurduklarını. Serahs ve Belh şehirleri ile Gazne'ye kadar uzanan ülkelere sahip oluyor. Eski Türk hâkimi- 88 Oğ u z ÜNAL . para bastırmak. (161) Tuğrul Bey. Gazne hükümdarlarının köle-zâde. Karahanlılar'da oldu­ ğu gibi Selçuklular'da da devlet üzerinde bütün hânedan üyelerinin hakkı vardı. (160) Selçuklu devleti bu üçlü taksime göre ayrılmış.

.

Mervâni emiri Nasr al-Devle. Türkmenler'in Diyarbakır ve Musul ülkelerinde yaptıkları akınlar bütün ümerâyı ve hükümdarları korkutmuştu. Halbuki Süleyman. ülkesinin Türkmenîer tarafından y ı­ kılmakta olduğunu ve onlara karşı koyamayacağını görerek barış­ mağa karar verdi ve Cizre'de tutsak olan Mansut Bey'i oğlu Süley­ man'dan istedi ve M eyyâfârikin'e getirterek serbest bıraktı ise de Türkmenler'i yatıştıramadı. yeminlerle kuvvetlendirildi. Mükellef bir ziyafet hazırlayarak Mansur'u davet ve sonra hapsetti. Buna sebep de Vehsudan’ın bu Türkmenler'e ihanet ederek 30 kadar Türkmen reisini bir ziyafet esnasında öidürtmesi idi. Bu sebeple Azerbaycan'daki Türkmenîer bu bölgede tutunamadılar ve Vehsudan'la yaptıkları bir muharebede bozguna uğrayınca sağa sola. Mansur Bey'in.2. O esnada merkezi Meyyâfârikin ve Amid şehirleri olan Diyarbakır havalisinin hükümdarı olan Mervâni'lerden Nasr al-Devlc Ahmed’in oğlu Süleyman. Türkmenler'e hiyanet etmeği düşünüyordu. Türkmenîer bu şekilde bir müddet Musul ve Mervâni beldelerini dehşet içinde bıraktılar. maiyetindeki oymakla birlikte Cizre'nin doğu tarafında karargâh kurmuş olan Türkmen reisi Oğuz-oğlu -Mansur'a haber göndererek onunla anlaş mağa yanaştı ve kışın sonuna kadar Cizre havalisinde kalmasını. babası tarafından Cizre valisi tayin olunmuştu. bahar gelince diğer Türkmen beylerini ve oymaklarını da yanına alarak Suriye'ye gitmesini teklif etti. Musul emiri Ukayl-oğlu Karvaş ile Diyar­ bakır Mervâni emiri Nasr al-Devlc kuvvetlerini birleştirerek Türk­ menler'e karşı çıktılar. Bu durum üzerine Irak'taki 90 OĞUZ ÜNAL . Süleyman. 1042 yılında meydana gelen muharebede Türkmenîer üstün geldiler ve bütün havaliyi kontrol altına aldılar. öteye beriye dağılmağa başladılar. Mansur'un maiyetindeki Türkmenîer öteye beriye dağıldılar ve çoğu Musul yolunu tuttular. bu teklifi ka­ bul etmesi üzerine anlaşma yapılarak. bu bölgenin hâkimi Vehsudan'ın maiyetinde Anado­ lu'ya akmlar yapan Türkmenler 1041 yılında bu hükümdar ile bo­ zuştular. S U L T A N T U Ğ R U L B E Y Z A M A N IN D A B İZ A N S ’A K A R Ş I G A Z A L A R V E A N A D O L U F Ü T U H A T I Evvelce Gazneli Sultanı Mahmud'un önünden kaçarak Azerbay­ can'a gelerek.

ayrıca kendisinden korkarak yanma gelemeyeceklerini bildiren Türkmenler'e yeni karargâhı Rey'den. (166) Bu durum üzerine Sultan Tuğrul Bey. Siz Suitanımızsınız. Azerbaycan'a dönerek orada yaylak ve kışlak kurmaları ve oradan Bizans'a gazâ yapacak olan Anası-oğlu. karargâhı henüz Nişâbur şehrinde bulunan Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey'e mektup yazarak Türkmenler'i şikâyet etmişler ve Türkmen akınlarının önüne geçmesini rica etmişlerdi. Mervâni emirine verdiği cevapta: "Kullarım ın senin memleketine geldiğini haber aldım. Diyarbakır havalisine göndererek. Onlara para ve mal verip kâfirlere (Bizanslılara) karşı kendilerinden fayda­ lanmalısın. Mansur ve Göktaş Bey'lerin maiyetine girmeleri" hakkında emir gönderdi. (167) 1043 yılında Rey şehrine gelerek karargâhını burada kuran Büyük Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey. öteki amcası Arslan (İsrail) Vabgu'nun oğulları Kutalmış Bey ile Resul Tekin'i de Hazar denizi sahillerindeki ülkelerin fethine memur etmişti. Türkmenler de Sultanın bu emrine uyarak. Onlar elçiyi bir müddet alıkoyduktan sonra geriye göndermişler ve Sultan'a "bizi hep beraber huzurunuza çağırtmaktan maksadınız yaptığımız kusur­ ların cezasını vermek ve hapsetmektir. Diğer amcası İnanç HORASAN'DAN ANADOLU’YA 91 . (164) Tuğrul Bey. bundan dolayı korkup yanına geiemiyoruz. adî geçen Bey'lerin kumandasında Bizans'a tabi olan Ermeni beldelerine akınlar yapmağa başladılar. Buka. maiyetinde ulan Selçuklu prenslerinin her birini bir bölgenin fethine gönderirken amcası Yusuf (Ymal) Vabgu'nun oğlu İbrahim Ynıai Bey'i Hemedan ve Isfahan vilâyetlerinin fethine memur etmişti. Zira onların maksatları Ermeni beldeleri (Anadolu) dir" (165) diyor ve Türkmenler'e haber gönderip Diyarbakır ülkesinden çekilmelerini temin edeceğini vaad ediyordu. on­ lann reisine elçi gönderip hepsini huzuruna çağırtmıştı. Anası-üğlu ve Buka isimli iki Türkmen Bey'ini. Tuğrul Bey. bu bölgeyi kendilerine ikta olarak vermiş ve kendilerini Bizans'a karşı gazâ yapmağa niemur etmişti. "İslâm ülkelerine akın etmemelerini. eğer bizim mutlaka gelmemizi isterseniz o zaman buralardan Rum ve Şam ülkelerine kaçıp yakamı­ zı kurtarmağa çalışacağız" şeklînde cevap vermişlerdi.Büveyhi hükümdarı Celâl al-Devle ile Diyarbakır Mervâni emiri Nasr al-Devle. Sen bir Suguur emirisin. daha evvel bu Türkmenler Azerbaycan'da iken. Tuğrul Bey.

İb­ rahim Yınal Bey.(r/lUsa) Yabgu'nun oğlu Haşan Bey ile kendi kardeşi ve Horasan hükümdarı olan Çağrı Bey'in oğlu Prens Yakuti Bey'i de Azerbay­ can'ın fethine göndermişti. büyük divan-ı saltanatça vezir ve bütün divân erkânı yoldaş edilmişti. Bu durum Selçuklular ile BizanslIları komşu yapıyor ve karşı karşıya getiriyor­ du. Büyük Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey de. Bu Selçuklu prensleri. bu ülkeyi açarak Rumiye gölü kenarına kadar geldi ve evvelce bu ha­ valiye gelmiş ve birçok maceralar geçirmiş olan Türkmen oymakları­ nın reisleri ile işbirliği yaptı. gücünün en yüksek noktasına erişmiş bulunan (170) Bizans'ın en kudretli imparatorlarından biri olan II. Bizans ordusunu müthiş bir bozguna uğrattı ve Aras nehri boyunca ileri harekâtını sürdürdü. şark hu­ dutlarını emniyete almak ve Islâm ülkelerine doğru genişlemek siya­ seti ile küçük Ermeni Kıratlık ve prensliklerini kaldırarak mühim bir Ermeni nüfusunu Orta Anadolu'ya ve Sivas'a nakletmiş. Azerbaycan'ı fethe memur oian Yakuti Bey de. Bu şekilde Selçuklu ve Bizans orduları ilk defa olarak Gence şehrinin surları önünde karşı karşıya geldiler. Kutalmış Bey'i B i­ zans’a karşı gönderilen ordunun başkomutanlığına getirdi (171) ve Anadolu'ya gönderdi. Bizans sınırlarını Azerbaycan ve Kafkasya'ya kadar uzatmıştı. İmparator Konstantin aynı siyasete devamla Türkmen akmlanna karşı harekete geçmiş ve 1045 yılı son baharında Gürcü Prensi General Liparit komutasındaki bir Bizans ordusunu ileri sürmüştü. Kutairnış bey de. hareketlerinde tamamen müstakil olduklarından istedikleri şekil ve surette fütuhât yapabiliyorlardı. (169) Bu sırada X I. Sultan Tuğrul B e y ’in yüksek hâkimiyetini tanımakla beraber. yüzyılın başlarında. Gürcüstan ve Ermenis­ tan ülkelerine girdi. 500 yıl evvelki Jüstinianus devrinden beri.(168) Bu Selçuklu prensleri vazifelerinde büyük başarı gösterdiler. A ynı zamanda her birinin emrine muhtelif Türkmen boy ve oymakları verilmişti. bu Bizans taarruzuna karşı. Kutalmış Bey. üç dört yı! içerisinde Dicle sahillerine kadar fütuhâtını ilerletti. Emir ve bazan Melik (Kıral) ünvaniarını alan bu Selçuklu prenslerinin yanına. Geylan ve Tarim havalisini itaati altına aldı ve daha sonra Aras nehrini geçerek Arran. bu savaş hakkında Sultan Tuğrul Bey'e gönderdiği mektupta: "B u bölgelerin zengin ve Romalılar'ın da kadın gibi korkak insanlar olduğunu vc bu sebeple kolaylıkla fethediiebileceğini" bildirmiştir. amcası Ebu'l Fevâris Arslan Yabgu'nun oğlu. Basil. (172) 92 Oğ u z ÜNAL . Kutalmış Bey.

Genç Liparit (Yukarıda adı geçen General Liparit'in torunudur) ise merkeze kumanda ediyorlardı. Bizans kumandanları muharebe başla­ dıktan sonra Türk ordusunu tuzağa düşürmek amaciyle mahsus geri çekildiler ve bütün eşyalarını olduğu yerde bıraktılar. (173) Sultan Tuğrul Bey. Bu şekilde İbrahim Yınal Bey de Anadolu gazâlarında Kutalmış Bey'in yanında mühim bir rol oynamağa başladı. (175) Bu savaş sırasında Türkmenler. Sultan Tuğrul Bey. ordularını birleştirmeleri­ ni. Tiirk ordusu ise iki büyük grup halinde bulunuyor ve bunların birine İbrahim Yınal Bey. Anadolu'yu fethetmek arzusunda olduğunu gösterdi. General Araon sol cenaha. amcası İnanç (Musa) Yabgu'nun oğlu Ha­ şan Bey'in bu şekilde şehit edilmesine çok üzüldü ve bu mağlubiye­ tin intikamını almak üzere o sırada Dicle nehri boylarında fîituhât yapan Selçuklu prenslerinden İbrahim Vınal Bey'i yeni fethedilmiş bulunan Azerbaycan valiliğine getirerek. Trabzon'a kadar HORASAN'DAN ANADOLU'YA 93 . dağınık bir iıalde yağma ile meşgul olan Selçuklu ordusuna saldırdılar. Bizans karargâhına hücum edip yağmaya başladılar. (174) Büyük Sultanın bu emrini alan Kutalmış ve İbrahim Yınal Bey'ler. Selçuklu ve Bizans orduları Hasankale önlerinde Pasinler ovasında karşı karşıya geldiler. Bizans ordusunun başkomutanı General Liparit esir edildi. bir arada Rum gazâsı yaparak Anadolu topraklarını sistemli bir şekilde taramalarını emretti ve bu şekilde. Başta Haşan Bey olmak üzere pek çok Türk silâh elde dövüşerek şehit oldular. İbeı~ya valisi !<atakalon'dan imdat istedi. Vaspuragan bölgesine girdi ve akmlarma başladı. Bizans ile Türkler arasındaki ilk büyük meydan muhaıebesi burada meydana geldi. Türkmenler Bizans ordusunun bozulduğunu zannederek. 1048'de Anadolu'ya ilk büyük Selçuklu seferini yaptılar. Tam bu sırada pusuya girmiş olan Bizans kıtaları hücuma geçerek. Bu iki Generalin kuvvetleri Haşan Bey'in ordusunu 1047 yılında Aras nehri kenarında Beçni civarında Stranga çayının yanında karşıladılar. Bütün gece devam eden muharebe Bizans ordusunun bozguna uğraması ile sonuçlandı. diğerine de Kutalmış Bey kumanda ediyorlardı. emrindeki ordu İle Pasin ve Erzurum ovalannı istilâ cdeıek. iki Selçuklu prensine. Bizans'a karşı Anadolu seferine memur etti.Bu sırada Sultan Tuğrul Bey'in amcalarından İnanç (Musa) Vabgu’nun oğlu Kasan Bey de. 18 Eylül 1048 Cumartesi günü. Bizans ordusunda General Katakalon sağ cenaha. Bu bölgenin valisi pjan General Araon.

ilk defa olarak B i­ zans ordusuna karşı büyük çapta bir zaferin kazanılmış olmasındadır. Sultan Tuğrul Bey'e elçiler göndererek ve fidyesini yollayaıak.Mehmet Bey'in emrindeki kuvvetlerle İstanbul'a kadar ilerlediği bazı İslâm kaynaklarmda üeri sürülmüştür. bilhassa doğu bölgelerini. Eski Türk hâkimiyet sembolü olarak da. Sultan Tuğ­ rul Bey ile amcasının oğlu İbrahim Vınal Bey'in aralarının bozulması ve bu yüzden aralarında muharebeler cereyan etmesi. (177) Pasinler (Hasan-kale) meydan muharebesinden sonrâ Bizans İmparatoru. İs­ lâm dünyasına fıâkim olmak. (181) BizanslIlara karşı kazanılan Pasinler zaferini müteakip. (176) Bu savaş Selçuklu İmparatorluğu ile Bizans İmparatorluğu ara­ sındaki ilk ciddi savaştır. Hattâ İbrahim Yınal'm kardeşi .-Fatımi Halifesi nâmına okunmakta olan hutbe kesildi ve bundan böyle Abbasi Halifesi vc Büyük Türk Hakanı adına okunmaya bafladı. Ş ii faaliyetlerine ve idaresine son ver­ mek kararında idi. 1C50 yılında Tuğru! Bey'in Isfahan başta olmak üzere orta Iran şehirlerinin zaptı ile uğraşması. son derece müstahkem hale getirmeğe başladı ve buralara büyük -kuvvetler yığdı. Büyük Türk Hakanı fidyeyi almaya tenezzül etmedi ve esasen cesaretine hayran olduğu Liparit'! serbest bırak tı.ilerlemişlerdir.(182) Fakat ertesi sene (1049) içinde.(179) İstanbul'daki Fatımi elçisinin yaptiğı itirazlara da kulak asılmadı. (180) Bundan sonra Bizans. en değerli generallerinden biri olan Liparit'in serbest bırakılmasını rica etti. Bu suretle Bizans İmparatorluğu'na karşı duyulan çekingenliğin ve Büyük Bizans ordularının mağlup edilemeyeceği kanaatinin silindiği söylenebilir. Anadolu'yu. (183) 94 OĞUZ ÜNAL . ilk hedef olarak. Bu savaşın asıl önemi. Emeviler zamanında İstanbul'da inşa edilmiş olunan cami ve minaresi İ. camiin mihrabına Tuğrul Bey'in ok vc yay işaretleri yapıldı. Şii.(178) Selçuklular ile Bizans arasında yapılan barış andlaşmasına göre. Bu sırada Kutalmış B ey 1053‘te Kars'ı muhasara ettiyse de alamadı.mpaıator tarafından tamir ettirildi. Bizans'a fırsat verdi. Bizaıis ile yapılan barış andlaşmasından sonra Tuğrul Bey.

Lâkin Türkmen nüfusunun Selçuklu ül­ kelerinde yığılması ve Anadolu'da yeni bir yurt kurmak ihtiyacı ve buna ilâveten Bizans taarruzları onu daha önce Anadolu seferine zorluyordu. Diğer taraftan kış mevsi­ minin yaklaşması da Tuğrul Bey'i muhasaraya devamdan vazgeçirdi. Halife bu duruma nihayet vermek için Tuğrul Bey'e şikâ­ yette bulunüyordu. 1057 yılında Anadolu'ya müthiş akınlar yaptı. Van gölü sahillerini iyice taradıktan sonra geri döndü. Bu akınları durdur­ mak isteyen Bizans İmparatoru Mikhail Staratyotikos büyük zâde- HORASAN'DAN ANADOLU'YA 95 . Oğuzlar'm taşkmiıkta bulunmamalarını ve İslâm ülkeleri içinde ilerlemelerini yasak etti. bu beldeler halkı Bağdad'a doğru kaçmağa başla­ mış idi.Daha sonra amcası İnanç (rviusa) Yabgu ile Sultan'ın kardeşi Çağn Bey arasında çıkan anlaşmazlıklar da Tuğrul Bey'i oldukça uğraştırdı. (188) 1057 yılında Sultan Tuğrul Bey. Şii hareketleri ve Şeh­ zade isyanları. Yakuti Bey. Bey'in oğulla­ rından Alp Arslan'ın kardeşi. Selçuk Birliğine ve kendi sultanlık hâkimiyetine zarar veren teşebbüsleri ortadan kaldırmış. Bargiri vc Erciş şehirlerini alıp. bölge halkmm itaatini sağladıktan sonra müstahkem Malazgird kalesi önünde ordugâh kurdu ve Basil adında bir Ermeni asilzadesi tarafmdan müdafaa edilen bu şehri muhasara etti. 1054 yılında büyük bir ordu ile Anadolu üzerine yürüdü.(187) Bundan sonra Irak ahvâli. kardeşi Çağr. kendisine tabi iki hükümdar arasındaki bu mücadeleyi de sultanlık otoritesini kullanarak yatıştırdı. Irak. merkc/Rİyetçi bir siyasetle. Bu sırada Bizans taarruzları da yoğunlaşmış ve Kutalmış Bey idaresindeki Türkmen kuvvetleri de geri çekilmişlerdi. (184) Sultan Tuğrul Bey. 1050­ 1054 yıllarında. maiyetinde bulunan Türkmen emirlerinden Sabuk Bey ile birlikte. Bunun üzerine Sultan. hudutları genişletmiş ve bu şekilde Bağdad'a hâkim olacak. devletin kudretini yükseltmiş. o sıralarda geçirmiş olduğu hastalıktan ayağa kalkarak. (186ı) Sultan Tuğrul Bey. Fakat kaleyi düşüremedi. sultanın bir daha bizzat Anadolu seferine çıkmasına imkân vermemiştir. Bizans taarruzuna karşı Kutalmış Bey'i gönderdikten sonra. Ahvâz ve Mulvân taraflarında çok kesif bir şekilde yığılmış. Türk-İslâm İmparatorluğuıiu kurma yoluna girmiş idi. prens Yakuti Bey'i Azerbaycan ve Anadolu hududuna tayin ederk. Gerçekten Türkistan'dan gelen yurtsuz Oğuzlar. Tuğrul Bey. gazâya memur etti.(185) Bunun üzerine Sultan.

F a !« t bu general hiç bir iş göremedi ve Yakuti Bey tarafından müthiş bir bozguna uğratıldı. Babası Arslan'ın Oğuz Yabgusu olduğundan bahisle saltanat davasına kalkışarak isyan etti.gândan ve Bizansm şöhretli generallerinden Nikcfor Briyerinios'u Kapadokya valiliğine vc Anadolu'da bulunan Rumeli ve Makedonya orduları komutanlığına getirerek. Azerbaycan ve Arran'da iç gailelerle meşgul olduğu sırada. (191) ■ 1061 yılında Kutalmış Bey. isaak Komnen'i bertaraf ederek tahta çıkan. fakat alamadı. Fakat kuzeyden gelen diğer Türkmen Beyleri. Sabuk. çok büyük bir ordu ile. büyük bir kuvvetin başında Sâlâr-ı Ho­ rasan (Horasan ordusu komutanı) unvanını taşıyan emirlerden biri (muhtemelen Altuntak). doğu Anadolu'ya yürüdü ve Türkler'in işgal ettikleri bir çok yerleri geri aldı ve doğu Anadolu kalelerini iyice tahkim ettirdi. Yakuti Bey ve Sâlâr-ı Horasan'ın yanına Cemcem ve İsulu adındaki iki Türkmen komutanına vererek Anadolu gazâsına gönderdi. Yakuti B e y ’e karşi gönderdi. Bizans İmparatoru bu defa Normandiyalı 96 Oğ u z ÜNAL . Sultan Tuğrul Bey. Mikhael'den sonra Bizans tahtını ele geçiren İmparator Isaak Komnen tarafından Antakya dükü tayin edilen Anili Khaçator bu muhasarayı başarısızlığa uğrattı. Bu devrede Anadolu fütuhatını prens Yakuti Bey idare etti. Kapar ve Ermeni tarihçilerinin Kicaciç adını verdikleri bazı Türkmen kumandanları ile birlikte tek­ rar Bizans ülkesine saldırdı. (m89) 1059 yılmda doğu Anadolu'yu şiddetle tahrip eden Yakuti Bey emrindeki kuvvetlerle güney doğu Anadolu'nun mühim şehirlerinden olan Urfa'yı muhasara etti. (190) 1060 yılında Yakuti Bey. (194) 1062 yılında Sultan Tuğrul Bey.(192) Kutalmış Bey'in isyanı sencIerce (1064 yılına kadar) sürdü. (193) ‘ 1061 yılında. Bu komutanlar Dicle ve Fırat havalisin­ de fiituhâta devam ettiler. İmpa­ rator Konstantin Dukas. yürüyüşlerini Kızılırmak havalisine kadar uzatarak Senekharim'in oğullarının idaresi'altında olan Sivas şehrini şiddetli bir hücumdan sonra aldılar ve yağmala­ dılar. iç isyanlar ve Ş ii fesadıyla meşgul olduğundan Anadolu fütuhâtmı bizzat idare edemiyordu. Yakuti Bey'in emrindeki komutanlardan Horasan Sâlân U rfa'yı kuşattı.

(196) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 97 . Bu muharebede Amid'de bulunan Türk komutanlarmdan Hacı Başara şehid oldu.ek Türkleri ile Avrupa'daki Şamani Oğuzlar'ın Tuna'yı geçerek Balkan yarımadasına inmeleri yüzünden çıkan mühim hâdiseler ile. Bizans İmpara­ torluğunun II. Macarlar'ın yaptıkları akınlar. Oğuzlar'ın bu müddet zarfında fethetmeğe hazırlandıkları bu memle­ keti zaptedip yerleşmekten ziyade şiddetli akınlar ve hücumlar yaparak mukavemet edecck büyük şehirleri ve müstahkem kaleleri ezip mahvetmek istedikleri ve ileride yapılacak esaslı fütuhat ve yer­ leşme siyasetine zemin hazıtiadıklan görülmektedir. Peçer. Şehrin önünde 1063 yıhnda şiddetli bir muharebe o!du. Oğuzlar'ın (Türkmenier'in) Anadolu'yu fetih ve Bizans İmparatorluğunu mahvetmelerine müsait bir zemin hazırlamıştı. güney İtalya'ya Normanlann hücumları. ve Resul Tekin'in çıkardıkları iç isyanlar unun bu büyük arzusunun tatbikine mani olmuş ve onur. Fakat amcazâdelcri İbrahim Yınal. 3u sırada Türk mücahitlcri İran'a cJönrrıüş bulunduklûn için. zantanında Türkmcnler bu kıt'aya yalnız akınlar yapmakla yctinmi}lerdir.r olacaktır. (195) İşte ilk Büyük Selçuklu Hakanı Tuğrul Bey'in saltanatı sırasında Oğuzlar'ın (Türkmenler'in) Anadolu'ya yapmış oldukları akınların vc gazaların tamamı bundan ibarettir. Asya'da bir kaç sene içinde irili ufaklı bir çok devletler yıkmış olan büyük fatih Tuğrul Bey için Anadolu'yu baştan başa fethetmek işden bile değildi. Anadolu'nun fethi Tuğrul Bey'in halef­ lerine müycss«. Büyük Türk Hakanlığı'na bağ­ landı. Bizans ordusu mağlup olarak geri çekildi. Kutalmış Bey. Bizans ordusu Amid şehrini muhasara etti. Büyük Selçuklu ordusuna mensup prensler ve komutanlar idaresinde uzun ve muntazam bir şekilde devam etmiş olan bu gazalar Gökçegöl hududundan başlaya­ rak Anadolu orsalarına doğru açılan vadilerin ve nehirlerin istikame­ tini takip eylemiş ve nihayet Kızılırmak kenarlarına kadar gelmişti. Basil'in ölümünden itibaren saltanat mücadeleleri dolayısiylc geçirdiği buhranlara ilâveten. Aynı yıl Diyar­ bakır'daki Arap Mervâni Emirliği de. Bizanslılar'dan Urfa valisi Tavadanos da muhare­ bede öldü.Heive'yi Türkler'le munarebeye memur etti.

Bazı kaynaklar (200). ( 201 ) 98 OĞUZ ÜNAL . Büyük Türk Hakanı oldu. . Amid ül-Mülk. Sultan Alp Arslan. bu havaliye göçen ve ken­ dileri gibi isyanlara karışan Türkmenler'in derhal etraflarına toplan­ maları ve bu Selçuk şehzadelerini başlarına geçirmeleri icab eder­ di.(199) Oğulları Süleyman ve MansuV Bey'ler Alp Arslan'a esir düştüler.(197) Bunun üzerine muhasara­ dan kurtulan Kutalmış Bey.saltanatın kendisine ait olduğunu bildirdi. Muhasara yıllardan beri (1061 ytlından beri) devam ettiği halde Kutalmış Bey mukavemette inad ediyordu. bu iddia zannımızca yanlıştır. atı yere kapaklanarak öldü. Kutalmış Bey'e haber göndererek. Alp Arslan. değerli veziri Nizam ül-Mülk ile istişare ederek. Bu sırada büyük vezir Amid ül-Mülk. Kutalmış Bey'i Girdiguh kalesinde muha­ sara altında tutuyordu. sultan ünvanı ile.3. 70 yaşında öldü. Kutalmışoğullannın Alp Arslan tarafın­ dan sürgün olarak Anadolu hududuna gazaya gönderildiklerini riva­ yet ederlerse de. Zira onlar sürgün olarak dahi Anadolu hududuna gelselerdi. Kutalmışoğullannın bundan sonra ne yaptıkları ve nerede yaşadıkları hakkında kaynaklarda kesin bir bilgi yoktur. (198) 1064 yılında Damgan civarında cereyan eden savaşta Alp Ars­ lan üstün geldi. Kutal mış'ın oğullarının hayatlarını bağışladı. Kutalmış Bey. S U L T A N A L P A R S L A N Z A M A N IN D A B İZ A N S 'A K A R Ş i g a z a l a r v e A N A D O LU F Ü T U H A T I Büyük Selçuklu Saltanı Tuğrul Bey. Fakat kuvvetine güvenen ve babası Arslan (Israil)'ın Selçukluların büyüğü ve Yabgusu olduğundan bahseden Kutalmış Bey.000 kişiye yak:n büyük bir kuvvet toplamağa muvaffak oldu ve kendini meşru Selçuk­ lu sultanlı ilân ederek Rey'i muhasaraya başladı. Sultan Tuğrul Bey'in ölümü üzerine kuşatmadan vaz geçerek Rey şehrine dönmüşîü. kendisini saltanat davâsından vaz­ geçmeğe davet etti. kaleden çıkar çıkmaz bütün Oğuz boy ve uluslarına haber göndererek kısa zamanda 50. 1063 yılında. Yerine kardeşi Çağrı Bey'in ölümünden beri Horasan valisi oîan Alp Arslan.

Süryani müeliifi Mihael, daha da ileri giderek, Kutalmışoğullan nin Malazgirt meydan muharebesinde büyük hiicmetler yaptığını ve zaferden sonra Alp Arslan'ı-ıi, Kapadokya ve Pont ülkelerini fetheden Kutalmışoğullarından Süleyman'a Anadolu'da saltanat sürmek sclâ hiyetini tanıdığını söyler. ( 202 ) Halbuki Süleyman ve kardeşlerinin Malazgird savaşında veya zaferi müteakip Anadolu'nun fethine gönderilen kumandanlar ara­ sında bulunduğuna dair hit bir mevsuk işaret olmadiğı gibi, diğer asi Selçuk şehzâdes' Er-Basgan (El-basan)'ı sıkı bir takiple onun Bizans'a kaçmasına sebep olan Alp Arslan'm karcısına daha iddialı ve kuvvetli bir şekilde ortaya atilan Kutalir.ışoğullanni Anadolu'nun fethine ve iıükümdarhğiiia tayin ettnesl de imkânsız idi. Nitekim Alp Arslan zamanında Anadolu'da gazâ yapan bir çok Türkmen Beyi ve kumandanı hakkında çağdaş kaynaklar bilgi verdikleri halde, daha mühim şahsiyet olan, Selçuk'un bu torunlarına dair hiç bir kayda nastlanmamasının sebebi de budur. (203) Sultan Alp Arslan, çocukluğundan beri kabiliyeti, kahramanlık­ ları ve devlet idaresindeki liyakatiyle babasının veliahdı ve Merv meliki olmuş; Sultan Tuğrul B e y ’in ölümü üzerine de aynı kudret ile rakiplerini vc saltanat rriüddeilerini ezerek Süyük Selçuklu İmpara­ torluğuna sahip olmuş vc bu şekilde İmparatorluğun iç nizamını ve güvenliğini sağlamıştır. Artık memleket dahilinde ciddi bir engel kalmadığından, Kutalmış’ın bertaraf edilmesinden bir veya iki ay kadar sonra, 1064 yılı Şubatında, "Rum gazası" maksadı ile, Hora­ san'dan hareket ederek Azerbaycan’a geldi. Orada bulunan Oğuz boy ve ulusları, beyleri ile birlikte, Sultan'a iltihak ettiler. Villardan beri Anadolu gazâsına katılan ve cihâda alışmış bulunan Tuğ-Tekin isminde bir Oğuz Beyi S'jltanın huzuruna ^um gazâsı ile Anadolu yollan hakkında şevk verici birçok bilgiler verdi. (204) Sultan, ordusunun bir kısmını oğlu Melikşah ile kardeşi Yakutl Bey'in emrine verip, veziri Nizam ül- Mülk'ü de bunların maiyetine vererek, Vaspuragan beldesinde bulunan vc şimdiye kadar alınama­ mış olan müstahkçı-n şehir ve kalelerin fethine memur etti (205) ve kendisi de Gürcüstan'a hareket etti; bu bölgeyi süratle istilâ ve birçok şehir ve kaleleri fethetti. Su sırada Mclikşah ile prens Yakuti Bey, başta Van şehıi olmak üzere, Van gölü çevresindeki şehir ve kalelerin çoğunu fethederek Sultan’a yetiştiler.(206) Sultan bundan

HORASAN'DAN ANADOLU'YA

99

:»nia Ahalkeltk kalesini şiddetli bir iıiicumla aldı ve Lori Kıralltğını itaati altına soktu. Daha sonra fütuhatını genişletmek iı,in Bagiat Kıralliğının merkezi olan Ani şehri üzerine yürüdü ve çok çetin ve kanlı muharebelerden sonra bu şehri de fethetti; kilise­ ler yerine camiler inşa etti. Bu i'ıavalideki kiiallıklan da itaati altına aldıktan sonra pek çok esir ve ganimet ile Rey'e döndü. Alp Arslan, bil zaferleri fetihnâmelerle komşu hükümdailara ve Halife'yc bil­ dirdi. Hzlife Ka'im bi'Emi illah Sultan'ı tebrik iyin elçi ve inektup göndererek kendisine ''Ebu'l-feth” yani fetihler babası ünvanmı verdi. (207) Bu fütuhattan sonra Sultan Alp Arslan İran'da ve doğuda iki sene kadar bir takım karışıkilıklan yatıştırmak ve fütuhât yapmakla uğraşırken Anadolu hudutlarında bulusıan Selçuklu şchzâdeleri ile diğer Oğuz Bey'leri ve Divan-ı saltanat'a mensup olan emirler fütu­ hat ve gazâvita devam ettiler.(208) Bu sırada kaynakların verdiği bilgiye göre ancak unvanı bildirilen ve fakat adı bildirilmeyen (muh­ temelen Altuntak) ünlü Selçuklu komutanlarından Sâlâr-: Horasan (Horasan Ordusu Komutanı), güney doğu Anadolu'nun fethine memur edilmişti. (209) Balkanlar'da Peçenekitr ve Şamani Oğuzlar (Uzlar) ile savaş halinde bulunan Bizans, Selçukluların bu fetih ve akınları karşısında hiç bir mukabelede bulunamadı. Teçenek Reisi Turak ile Gegen (Kegen) Bey arasındaki ihtilâftan faydalanan BizanslIlar 1064 sa­ vaşında Geçenekleri perişan ettiler. Başta Turak olmak üzere birçok Peçenek beyi esir ve vaftiz edildi. Peçenekleriıı bir kısmı Bulgaris­ tan’da iskân edildi, imparator Konstantin Oukas esir PeçenckItrden 15.000 kişilik bir süvari alayı vücuda getirerek Gürcistan'a şevketti. Fakat onlar yoldan dönüp İstanbul Boğazını at üstünde geçmek gibi aklilara durgunluk veren harikulade bir teşebbüsü başararak Tuna boylarındaki eski yurtlarına ulaştılar. 1065 yılında da Şamani Oğuzlar (Uzlar), 600.000 kişi halinde Tuna'yı geçtiler Böylcce Ana­ dolu'da Selçuklular idaresindeki Müslüman Oğuzlar (Türkmenier), Balkanlarda da Şamani Oğuzlar (Uzlar) ve Peçeneklcr, birbirlerinden habersiz ve irtibatsız olarak Bizans'ı bir kıskaç içine alıyorlardı. Eğer Balkanlara gelen Peçenekler, Şamani Oğuzlar (Uzlar) ve Ku manlar Müslüman olsa ve aşiret düşmanlıkları ile birbirlerini insaf­ sızca imha etmeseler idi, Bizans, Anadolu'dan daha önce müdafaası zayıf olan Balkanlar'da sükut cdeıdi. (210)

lOO

Oğ u z ÜNAL

Bizans'iiı taht kavgala.n ve Balkanlara inen Şarnani 0)>ıı/lar, Pcçeneklcr ve Kumanlar'm akmlan vc istilâları, Anadolu fiituhâıtnm gelişmesine imkân verdi. Lâkin yüksek da^iar, derin vadiler, müstahkem şehir ve kalelerle dolu olan bu ülke açık ara^i savaşlarına alışmış bulunan göçebe Türkmenle/ için zorluklar çıkarıyor, Bi/ans ordu vc garnizonları larafından takip edilen bu boylar sıkışınca aile vc sürüleri ile birlikte tekrar Azerbaycan'a dönüyor ve Anado­ lu'da emniyetle kalamıyorlardı. Teknik silâlılardan vc muhasara makinalarından mahrum bulunan Türkmenler, Selçuk orduları iıimayesinde ilerlemedikleri zamanlarda, müstahkem şehir ve kalcleı önünde durakiiyorlardı. ( 211 ; Aln '''•^lan’ın doğu hdrekâtı sırasmdj güney uogu Anadolu'nun fetiıine memur edilmiş bulunan Sâlâr-ı Horasan, 1065 yılında Diyar­ bakır bölgesinde, Ergani yakınlarındaki, Telhum kalesini muhasara etti. Kuleyi alamayınca oradan Siverek kalesine yürüyerek, muiıasara etti; fdkat burada da Bizans'ın Frank askerleıi tarafından geri püs­ kürtüldü.(212) Fakat yine aynı yıl (1065) Ur fa bölgesine üönen Sâlâr-ı horasan, Çalap ve Deb kalelcıini zaptcitikten sonra Kauo'a yakın bir yer olan Tılag'da Urfa'dan üzerine gönderilen 4.000 kişilik bir Frank ordusuyla muharebeye tutuştu. Açık sahada cereyan eden bu savaşta Fıank kuvvetleri yenildi ve bir kısmı kaçabildi. Düşman kuvvetleri U rfj'ya kadar kovalanmış ve Urfa ovjlaıi Fıank askerle­ rinin ceseıleriyie dolmuştu. (213) Sâlâr-ı Horasan, 1066 yılında tekrar urfa havalisine geleıek korkunç bir mücadeleden soma halkın tümünü esir etmiş ve büyük ganimeıleılc üssüne dönrnüştü.(214) Dönüşünde Diyaıbakır'a uğra­ yan Sâîâr-ı Horasan Bâb ul-Huva'da karargâh kurdu. Mervâni Emiri Nizam üd-Din kendisine şehrin kapılarını kapattı ve tîO.OOO dinar vermek üzere müzakere edeceğini bildirdi. Fakal bu teklif aslında bir tuzaktı. Nitekim şehre gelen Sâlâr ı Hoıasan ve silâh arkadaşları yakalanarak öldürüldüleı ve bir kuyuya atıldılar.(215) Komutanların! kaybeden Türk kuvvetleri ise çekilip gitıiler. (216) Sâlâr-ı Horasan'ın başarılı lıarekâiinı müteakip, Diyarbakır'da bir suikasta kurban giderek, öldürülmesine rağmen, Türklerin doğu, balı ve güney doğu Anadoiu harekâtı durduıulamadı.(217) 1066 yılında büyük Türk kumanuaniarından Gümüştekin, yanında Aişın ve Ahmed Şah Beyler gibi en mühim m'ück kumandanlaıi bulunduğu

HORASAN'DAN ANADOLU'YA

101

halde, Eıgani ve Telhum havâlisine geldi. Hısn-ı Mansur (Adıyaman) önlerinde Urfa Dukası General Aıvaiitos kuınanüasindaki 100.000 kişilik bir Bizans ordusunu müthiş bir bozgıın<t uğrattılar. General Arvantos esir edildi. (21 S) Gümüştekin, bundan sonra topladığı ganimetlerle birlikte, kuze­ ye döndü ve Ahlat'a geldi. Fakat bu sırada Ahiat'da toplanan Oğuz (Türkmen) Beyleri arasında kavga çıktı ve Afşin Bey, Gümüştekin'i öldürerek Türkmenlerin başına geçti.(219) Bu kavgaya Gümüştekin'in Afşin Bey'in kardeşini öldürtmesi sebep olmuştu. (220) Afşin Bey, Gümüştekin'i öldürünce Alp Arslan'ın gazâbından korkarak, enirindeki Türkmenier’le birlikle, süratle Fuat'ı geçti; karargâhını Klikya'nın kuzeyinde Amanos dağlarının arasında "Karadağ" da kurarak Anadolu'da geniş bir akın harekâtına giriş­ ti.(221) Kuvvetlerinden bir kısmı ile Anteb'in hemen kuzeyinde bulunan Duluk ve Raban'ı fethetti. Kuvvetlerinden diğer bir kısmı ile de Antakya bölgesine saldırarak, bu bölgeyi tamamen tahrip etti.( 222 ) Anadolu'nun güneyinde Bizans müdafaası yıkılırken, Orta Ana­ dolu'da da akınlar devam ediyordu. Afşin Bey 1067 yılında, Malatya önlerinde büyük bir Bizans ordusunu bozguna uğrattı ve Kayseıi'ye kadar ilerleyerek bu şehri aldı. Bu suretle Türk akıncı orduları, 35 derece tulüne kadar bütün Anadolu'yu çiğnemiş oldular; burası Anadolu'nun hemen hemen ortası idi.(223) Artık bütün Orta Ana­ dolu Türkmenlerle doldu. Gitgide ağırlaşan ve ilerleyen Tütkmen akıniarı karşısında Bizans, kudretli bir general olan Romanos Oiogcncs’i tahta çıkararak İmparatorluğu kurtarmayı düşünüyor­ du. (224) Afşin Bey, 1067-1068 yıllarında ikinci bir saldırı ile Bizans'ın Antakya üssünü tamamen çökertti.(225) Bu suretle güney doğu Anadolu'da Bizans savunma ve mukavemeti tamamen yıkılmış oldu. (226) 1068 yılında Tiflis'i fetheden ve bir müddet bu şehirde kalan Sultan Alp Arslan da Kars'a geldi. Burada karargâh kuran Sultan akıncılarını, Trabzon yakınlarına kadar yolladı. Bu sıralarda bir kısım Gürcüler, İslâmiyeti kabul etmişlerdir. (227)

102

Oğ u z ÜNAL

ufak tefek bazı başarılar kazandı. İmparator güneyde meşgulken. Normanlar. Alşın Bey'in Niksar'ı aldığını öğrendi. Gönderdiği öncü kuvvetleri.(229) İmparator Romanos Diogenes. Menbic'i aldıktan sonra İskenderun yoluyla Kilikya'ya geldi.(230) Bu maksat ile Fırat'ı geçerek Harput'a geldi. (228) Aişın Bey. Bizans generali Ermeni Filâretos kumandasındaki büyük bir Bizans ordusunu mağlup ve perişan ettiler. Afşin Bey. İmparator Romanopolis (bugünkü Palu) şehrine geldiği sırada.(231) İmparator Harput'tan hareket ederek. bu başarılı harekâtından sonra yıldırım süratiyle kuzey istikametinde ilerlemiş ve Malatya'yı tazyik etmeğe başla­ mıştı. Daha sonra ordusunun en büyük kısmı ile Fırat kenarına kadar ilerledi ve Türkleri nehrin sol sahiline geçmeğe mecbur etti. çok büyük bir ordu ile bizzat Anadolu'ya geçti. kuzeyin Bizans kuvvetlerinden boşaldığını gör­ dü ve bu durumdan istifade ederek. Murat çayı sahilini takiben doğuya doğru ilerlediği sırada Afşin Bey. fakat o sırada Afşin Bey'in kuvvet­ leri Malatya önlerinde. Franklar. Alman­ lar. 1069 yılında büyük ordusunun başında bizzat kendisi Anadolu'ya geçti ve Kayseri yakınlarında Türk akıncı birliklerinden bazılarını bozdu.Bu tehlikeli vaziyeti gören Bizans İmparatoru. Ordusunda Bizanslılar'dan başka Şanıani OğUilaı (Uzlar) ve Peçenekier. İmparatorun önünden Ahlat'daki üssüne dönen Afşin Bey. Kayseri yakınlarına geldiğinde. geçen defaki HORASAN'DAN ANADOLU'YA 103 . İmpa­ rator. Halep yakınlarına kadar geldi ve Halep şehrine hâkim olan Arap Mirdâsi lıânedanını haraca bağladı. Tüıklerin doğu Anadolu'daki hareket merkezleri olan Ahlat'a kadar gitmek ve orasırıi aldıktan sonra diğer kaleleri geri almak ve nihayet Türkler'in üssünü imha ettikten sonra onları bütün eski B i­ zans hudutlarından dışarıya atmak istiyordu. Bunun üzerine imparator. fakat bozamadı. Bu general kılıç artığı bir kısım askeri ile kaçarak perişan bir halde İmparatora iltihak etti. bu müthiş akını Pozantı'da iken öğrendi ve müthiş sinirlendi. yıldırım süratiyle Anadolu içlerinde ilerlemeye başladı. Fakat Afşin Bey'in yolunu kesemedi ve İstanbul'a döndü. Sivas'a geldi ve ileri harekâtı­ na devam ederek Divriği yakınlarında Türk urdusunu geri çekilmeğe mecbur etti. İmparator daha sonra güneye inip Maraş'a geldi. bizzat daha güneye inmeye karar verdi. bu taarruzları durdur­ mak için kuvvetli bir müfreze gönderdi ise de bu müfreze bozuldu. İnal Bey tarafından bozulun­ ca. İmparatorun mühim bir askeri kuvvetle orada bırakmış olduğu. İmpa rator. İskandinavLıı vardı. İmparator. çok cesur ve cüretkârane bir akınla Anadolu'yu baştan başa geçip Sakarya kıyılarına ulaştı.

B u ­ nun üzerine Selçuk Şehzadesi. Sultan'ın gazabından korkan vc Afşm Bey'in üzerine geldiğini haber alan El-Basan. bu isyanın bastırılarak El-Basairın yakalanması görevini Afşin Bey'e verdi. Gümüştekin meselesinden dolayı kendisini affettiğini bildiren mektubunu Afşin Bey'e gönderdi.cîirctini aynen tekrarlayarak. kendisine esil düşen Manuel Komnenos'a saltanat mücadelesinde yenildiği için buralara kadar geldiğini vc İstanbul'a giderek İnıparator'a iltica etmek arzusunda olduğunu bildirdi. geri dönüş yollaiinm Bizans ordusu tarafından kesileceğini îıesaplayan Afşin Bey. etrafında toplanmış olan Vabgulu Türkmeiileri ile birlikte batıya doğru kaçarak Kızıltrmak kena­ rına kadar ilerledi. Kızılırmak kenaıında ccreyan eden savaşta Prens Manuel Komnenos müthiş bir bozguna uğradı vt maiyetindeki generallerle biılikte El-Basan'a esir düştü. Türk akıncı ordusunu bu defa da yakalayamadan geri dönmek zo­ runda kaldı.ıüşkülâtla inandı ve nihayet onanla boşuna sav'aşlığım anladı (236) vc El-Basan'ın Bizans'a iltica edebileceğini söyledi. yanındaki diğer Türkmen Beyleriyle birlikte Anadolu'yu boydan boya geçerek. Bu sırada Anadolu'da Afşin Bey'den başka Sanduk Bey ve Ahmet Şah Bey de fetihler yapıyorlardı. Esir Prens Manuel Komnenos. Ancak. Sultan. (233) Afşin Bey'in akıllara durgunluk veren bu başarılarından çok memnun olan Sultan Alp Arslan. İmpaıatorun doğu oiduian komutanlığı­ na tayin ettiği vc Türk akm'armı durdurmakla görevlendirmiş olduğu Prens Manuel Komnenos'un ordusuyla karşılaştı. (234) 1070 yılında Selçuk'un torunlarından ve Sultan Alp Arslan'ın eiiişlesi olan El-Basan (Er-Basgan). Bizans'ın Anatolik Teminin merkezi olan Konya şeh­ rine girdi (1069). ne zaman vc nerede görüneceği belli olmayaıi. B u ­ nun üzerine Afşin Bey.ıanos dağlarını aşıp Güney Anadolu'daki üssüne döndü. Böylece kendisi de esaretten 104 Oğ u z ÜNAL . İniparatorun harekâtını habeı alınca güneye kıvrılıp Kilikya'ya (Çukurova'ya) girdi vc önüne çıkan bütün engelleri kıra­ rak Af. Irak'a gelerek Sultan'a tazirnleıini sundu ve bağlılığını bildirdi. saltanat davâsuta kalkışarak isyan etti.(232) Böylece İmparator. Doğuya doğru ileri harekâtına devam eden İmpara­ tor. buna r. bu defa kuzeyden dolaş­ mak suretiyle. Butada. Bu harekât Bizans'ı müthiş ürküttü. (235) Fakat El-3asan'ı takip odeiı Afşin Bey süratle ilerliyordu. derhal geri dönerek Sivas'a geldi ve Afşin Bey'in akıncı ordusu­ nun ricat yolunu kesmek üzere Kayseri'ye doğru ilerledi.

Bu sebeple. Afşin Bey. burada ordugâh kurdu ve şehri muhasara etti.ciş kalelerini fethetti-(241) Daha sonra güney doğuya ilerleyen Alp Arslan.kurtulmuş oluyordu. Khonas ile bugünkü Denizli civarında bulunan Laodikya şehijİLiıoi aldı ve bu şekilde bütün Anadolu’yu doğudan batıya geçerek Kadı­ köy'e kadar ilerledi. galip ve mağlup iki prens. eğer SultanJ bir düşmanlığınız yoksa. El-Basan'a yetişmek gayesiyle. Afşin Bey. Kapadokya'yı çiğneyerek frikya lıavalisinc'411J 1 . geri dönerek. İslânılar'ın elinde ve Selçuklular'ın tabiiye­ tinde bulunan uc şehri Ahlat'a gelmişti. bu sırada diğer Arap emirleri gibi Arap Mlrdâsi liânedanından Halep emiri Malı mud'un da yanında hazır bulunması için haber gönderdi ise de. El-Basan’ı takip etmek üzere. (238) Afşin Bey. 1070 son bıharı ve kışı ile 1071 başlarında.ı reket ederek. (240) Afşin Dey. (242) 1070 yılı sonlarında Sultan Alp Arslan Urfa önlerine gelerek. Arnid (Diyarbakır) şehrine geldi ve bir müddet. Ahlat’a hareket ederek durumu Halep’te bulunan Sultan’a bir mektupla bildirdi. Kadıköy'de ordugâh kurarak. birçok bölgeleri istilâ etti ve ilk defa olarak onunla Türk akıncıları bu derece batıya kadar ilerlemiş oldular. Kayseri yakınlarında Zamanlı (Pınarbaşı)'da durakladı ve "Meryem derbendi"nde ordusunun ısınma ve iaşesi için büyük zorluklar ile karşılaştı ve çok ölü verdi. İmparator'a bir elçi gönderdi ve. müstahkem şehir ve ka­ leler müstesna. Sultan Alp Arslan da 1070 yılı Temmuzunda büyük bir ordu ile Anadolu'ya girmiş. El-Basan'ın yanındaki Yabguluiar Anadolu'da kaldı. "Aramızda dostluk olduğundan bu seferimde memleketlerinize dokunmadım Halbuki bu Yabguluiar Sultana isyan etmişlerdir. Amcası Tuğrul Bey'in vaktiyle alamamış olduğu ve ölürken mutlaka alın­ masını vasiyet ettiği müstahkem Malazgird ve E. birlikte İstanbul'a gittiler. Karların erimesi üzerine. Anadolu içlerinde iler­ lerken. Sultan. yıldırım süraıiyle lı. bu büyük şehirde oturdu. Selçuklu tarihinde ilk defa bir prens Bizans'a iltica ediyordu. Sultan daha sonra. lâkin yükselen kar yüzünden. El-Basan'ı teslim etmeniz gerekir diye ihtarda bulundu (239) Fakat İmparator bu teklifi reddedince Afşin Bey. kışın bastırması üzerine doğuya doğru çekildi. HORASAN'DAN ANADOLU'YA 105 . çok beğendiği. İmparator Romanos Diogenes onu şe­ refle kabul etti ve kendisine bir valilik de verdi.(237^ Durum bu şekilde aydınlanınca. 1071 yılı başlarında.

Sultan Halep hâkimiyetini yine Emir Mahmud'a *Yavuz Sultan Selim de Mısır seferindi' aynı Lepe üzerinde karargâhı nı kurı. 1071 yılı İkinci Kanun'un 20'sinde. 6. şehrin yaptığı barış teklifini ve muhasaranm kaldırılması şartıyla teklif edilen 50. onlara da dinletti ve kendisi de Allah'a hatnd etti. Edc 5sa) eski kültür ve dini bir merkez olarak meşhur bir şehir idi. Selçuklu or­ dusu Fırat'ı geçerken Sultan'a: "Efendimizi Nimetlerinden dolayı Allah'a şükrederim. sonradan kendi Unvanı ile anılmış bulu­ nan. aynı kudret ve mefkureye sahip iki Türk Sultanı kaderin bir cilvesi olarak burada birleijmişti 106 Oğ u z ÜNAL . ilk defa siz ge­ çiyorsunuz" dedi. (245) Sultan daha Urfa'yı muhasara ettiğinde diğer Arap emirleri gibi Arap Mirdâsi hânedanından. 1071 yılı Nisanının Sik günlerinde başlayan mu­ hasara uzun sürdüğü halde şehre ancak bir gün hücum yapıldı. Şehir çok müstahkem ve müdafaa imkânları çok iTiüsait idi ve B u l­ gar Basil isimli bir kumandanın idaresinde bulunuyordu. Zira bu nehri ne eski zamanlarda ve ne de İslâm devrinde. Fırat nehrini geçti. Halep Emiri Mahmud'un da yanında hazır bulunması için büyük âlim Ebu Cafer Buhari'yi Halep'e gönder­ diği halde. (244) Alp Arslan. Bu sözlerden hoşlanan Sultan bütün beyleri ça­ ğırarak imamının sözlerini tekrarlatıp.000 Ermeni. köleler müstesna. Bunun üzerine Sultan Alp Arslan Halep'e geldiğinde.000 Ruın ve I.3) ıMuhâsaranın çok uzaması üzerine. İs­ lâm dinine büyük bir imanla bağlı olan Sultan A!p Arslan: "Rum lar karşısında cihâd yapan bu iuidut şehrini kılıç ile fethetmekten korkarım" diyerek İslâm'ın gazâ mefkuresine olan bağlılığını belir­ tiyordu. Emir Mahmud gelmemişti. Emir Mahmud nihayet annesi ile birlikte ve "Oğuz kıyafe­ tinde" May'is ortasında Sultan'ın huzuruna geldi ve annesinin şefaati ile affa nail oldu.000 dinarı kabu! ederek. büyük ordusunu bir kale önünde yupratmayı askerlik prensiplerine aykırı bulan Sultan Alp Arslan.000 Süryâni. Sultan'ın imamı Buharalı âlim Kadı Ebu Cafer. 20. Kaynakların rivayetine göre bu sırada 80.Mahrnud gelmedi. bir barış yapıp muhasarayı kaldırdı ve süratle Halep üzerine yürüdü.û.OOO Frank vardı. Urfa (Ruhâ.si. ''Tell Suitan'' (Sultan Tepesi)* üzeıinde ordugâhını kurarak şehri muhasara etti. Türk hükümdarı olarak. Bu sebeple Urfa iki ay kadar süren şiddetli bir muhâsaraya mukavemet etti (24.

İslâm ülkelerini istilâ ve hattâ Oüyük Selçuklu Devleti'ni de tahrip etmek maksadtyle Bizans tarihinin en büyük ve en muhteşem ordularından birisini ve belki dc birincisini vücuda getirdi. Bulgar. Ahlat. 1070-1071 kışında Bizans İmparator­ luk ordusunu hazırlamıştı. aksi takdirde büyük bir ordu ile liareket ederek. İmparator. Bitinya. Gürcü. Diyarbakır-Bitiis yolu ile Selçuklu ordusunun üslerinde^ olan Ahlat'a doğru yola çıktı. Uz (Oğuz) ve Kıpçak (Kuman) ücretli askerlerinden terekküp ediyordu. Kapadokya. Ermeni. yalnız Anadolu'yu kurtaracağına değil. Horasan ve Rey valiliklerini de şimdiden kumandanlarına vaad ediyor (247). Fakat ou sırada Bizans İmparatoru Romanos Diogenes'in elçileri gelerek. camileri tahrip ederek yerine kiliseler inşa edeceğini söylüyordu.ettiler. üzerine yürüyeceğini bil diriyordu. (246) Anadolu'nun Türklerle dolduğu ve Afşin Bey'in bu memleketi baştan başa istilâ ettiği bir zamanda ve sırf Türkler'i Anadolu'dan atîriasi için tahta çıkarılmış bulunan. Bu teklifler karşısında gazâba gelen Sultan. bu hali İmparatora bir müjde haberi olarak ulaştırdı. Selçuklu ordusunun büyük bir kısmı Suriye'de Şii Fatımllcr karşı­ sında kalmıştı. (248) HORASAN’DAN ANADOLU'YA 107 . zaferden zerre ka­ dar şüphe etmiyor. Halbuki elçilerin gelişl^ri ve konuşma uslupları BizanslIların taarruz etmeyecekleri kanaatini vctiyordu. kendisi de hassa askerleri ile birlikte çok süratli ve endişeli bir şekiide Suriye-Mısır yolundan kuzeye döne. İmparaıto/un bir mektubunu Sultana takdim .ans'a terkini istiyor. Bu durumda Sultan bu ordunun Halep Emiri Mahmud ile birlikte sefere devamını emretti.Ermeni halkından başka Slav (Rus). Kilikya ve Trabzon bölgelerinden ve. elçiyi sert bir cevapla geri gönderdi Fakaı İmparator Diogenes'in muazzain bir ordu ile Erzurum (Kalikala)'a doğru ilerlemekte olduğunu bildiren haberler Sultan'ı telâşlandırdı. İslâm ül­ kelerini dc zaptedeceğine inandığından İrak. Ordusunun azametinden mağrur olan İmparator. Erciş ve Menbiç şehirlerinin Bii. Fırat ve Dicle'yi geçip.bıraktığını bildiren menşurunu da ihsan ettikten sonra Mısır üzerine yürümeğe karar verdi. Bu ordu Balkan vilâyetlerinden. Alman (Got). İmparator mektubunda Alp Arslan'dan Malazgird. Peçenek. Anadolu’yu Türkler'den kur­ tarmaktan başka. Frank. Alp Arslan'ın bu süratli ve telâşlı dönüşüne şahit olan Bizans elçisi. Hazar.ek. genç ve kudretli bir asker olan İmparator Romanos Diogenes. Suriye. İslâm Halifeliğini kaldırarak yerine Patrikliği kuracağını.

934'te Malatya. (249) İlâhi sünnet böyle emrediyordu. Bizans'ı çok kanlı Sûvaşlaidan sonra binbir güçlükle Lübnan ve Suriye'den çıkarabildilerse de. Antakya. 964'te Adana. Islâm drınyasinda meydana gelen siyasi ve içtimai m üC d- 108 Oğ u z ÜNAL . Türkler'! bu istikamete akıtmıştı. 13 Mart 1071’dc Anadolu'ya geçerek Türk İmparatorluk or­ dusunu aramaya başlamıştı. 928'de insiyatifi ele alarak karşı taarruza geçmişler.4.)nnda bu bölge­ lerden çekilmeye. s a v a ş Ö N C ESİ A N A D O L U 'D A S İY A S İ D U R U M İlk İslâm fütuhâtından beri. aynı zamanda İslâm dünyasmda önemli bulirarılar doğurdu. M A L A Z G İR T M flYD A N M U H A R E B E S İ İmparator Romanos Diogenes Türkler'in senelerden beri Anado­ lu'da yapmakta oldukları akm ve istilâlara kesinlikle son vennek için. Bizans karşısında gerilemeye haşlanıışlardı. yüzyilın ba>l. diğer ta­ raftan Van gölünün doğusuna ve Kafkas dağLrına kadar ulaşmışii. İslâm orduları tarafından zorlana zorlana Suriye ve Lübnan'dan çekilmiş. tekrar Anadolu'ya yeıleşirken. Halep civarına kadar gelmişlerdi. Misis vc Tarsus'u alarak Müslümanları Kilikya'dan püskürtmüşlerdi. Bin yıl. 969'dâ Antakya Bizaiis'in eline düşmüştü Bu mühim başarılardan S o n r a Bizans hâkimiyeti. A. Van gölü bölgesindeki Bizans hâkimiyeti devam etti. İslâm ve dünya tariiıleı inin mukadderatı değişmek gerekti. Nitekim BizanslIlar. Kaçınılmaz akıbetin zuhur ve tecelli ânı yaklaşıyordu. değişecekti Anadolu'nun Türkleşmesi ve Türki­ ye devletinin kurulması mukadderdi. Diyarbakır. (250) Bundan sonra Müslümaniar. 948'de Maraş. İslâm İmparatorluğunun ve ona bağl dcvle'ılcıin Bizans karşı sınciaki eski hayatiyet vc kuvvetlerini kaybetmeye başlamaları. Buna sehep de. Türk. X. yüzyılın başlarında Anadolu'nun doğu ve güney doğu bölgelerini fetheden Müslümanlar X I. Bizans. Anadolu'ya kadai gerilemişti. 966'da BizanslIlar.

Anadolu ise. Fatımi Halifelerinin idaresinde bulunan M IS IR . Şiilik propagandasinın merkezi idi. duraklayan kültür hareketlerini htzlandirmak. şahlanan haçlı akınlarına göğüs germek. B. dağılan İslâm İmparatorluğunu birleştirmek. ilk olarak fethedilmesi gere­ ken iki bölge vardı. Anadolu yaylası. Selçukluların hiz­ metine girmiş ve devletin şuurlu sevk ve idaresi altında Bizans sınır­ larına yığılan Türkmenler için en uygun hayat şartlarına ve coğraf- HORASAN DAN ANADOLU'YA 109 . İslâm dünyasının birliği. eski yuıtlarına bir daha dönmemek üzere gelmiş. biri. Batınilik ve Şiilik fesadını söndürmek vazifesi ile Sclçukoğullannın tbaşbuğiuğunda İslâm dünyasının mukaddeıatmı ellerine almışlartdı. Bilindiği gibi. s a v a ş Ö N CESİ S E L Ç U K L U L A R D A S İY A S İ D U R U M Orta-doğu'da çeşitli soy ve sülâlelerin hâkimiyeıleiine son vere­ rek.(251} İslâm dünyasmıa bu uuhranlı durumundan faydalanmak ist^fyen Bi/anslılar. Nitekim Şiilerin. uzak Asya bozkırlarından göç ederek. . büyük İslâm beldelerini ve hattâ Hilâfet merkez­ lerini bile tehdit eder duruma geldiler. diğeri de. âdil ve azimli bir sirna ile tarih sahnesine çıkan ! ve böylesine muhteşem bir tarihi misyonu yüklenen Selçukoğullan'nrn etrafında bütün Türkler birleşiyorîardı. Sünni İslâm dünyası ile rekabet iddiası içinde bulunduklarını kaynaklar kaydetmektediı . (252) İşte İslâm âleminin iç ve dış tehlikelerle karşı kaişıya kaldiğı böylesine buhranlı bir zamanda İslâmiyet! kabul eden Oğuz Türkler!. derhal karşı taarruza geçerek. selâmeti ve huzuru için de ciddi bir engel teşkil ediyoidu.(253) Kudretli. Siyasi bir teşekkül olarak geliş­ mekte olan Büyük Selçuklu Devleti için.delelerle iç çekişmelerdir denebilir. siyasi birlik meydana getiıen ve Sünniliğe aykırı akımları orta­ dan kaldırmak suretiyle mezhep mücadelelerine son veren Selçuklu laı gittikçe kuvvetlenmekteydiler.(254) Buna İslâm dünyasını saran Batınilik fesadı da eklenirse tehlikenin büyüklüğü anlaşılır. Mısır. Mâverâünnehr ve Horasan'daki ilk mücadele yıl larında devlet olma yolunda önemli merhaleler aşan ve başlıca faa liyet noktası İslâm dini uğrunda eihâd olan Selçuklu fütuhâtına elverişli idi. Bizans'ın elinde bulunan A N A D O LU .

(255) C. gü­ ney sınırlarından Anadolu içlerine doğru akınlar yapmaktaydılar. Kars gibi önemli stratejik mevkiler ele geçirilmişti. Bunu takip eden İslâm-Bizans mücadeleleri ise bir kaç yü/yıl sürekli olarak devam etmiş ve bütün bu çarpışmalar Anadolu'nun daha fazla harap olmasına sebep olmuştur. ve 7. Gürcü ve Ahbaz kırallıklannm ezilmesinden sonra. plânsız ve programsız ve sadece gani­ met elde etmek için yapılıyormuş intibaını vermektedir. stratejik mevkileri bu akıncılar tarafından önceden tahrip edilmiş oluyordu. Nitekim. İslâm ül­ kelerinde bir yerde devamlı oturamayarak devamlı göç eden ve bu arada karışıklıklara sebep olan yurtsuz Türkmenler için Anadolu çok cazip bir vatandı. Bu cetîgâver Türkmenler'in kahramanlıi< hisleri. silâh ve cephane depoları. Fakat asıl mücadele Sultaı\ Alp Arslan zamanında olmuş.yaya sahipti. önemli mevkiler. Anadolu'nun kilit noktaları zorlanmıştı. fakat aralıksız. Azerbaycan ve Erran bölgesindeki Bizans'a bağlı Ermeni. m 018 yılında Çağrı Bey'in komutasında yapılan ilk Anadolu akınım. Böylece. Böylelikle o ru Anadolu’ya yapılacak olan akınlara yol açılmış olu­ yordu. Nihayet. Islâm taarruzlarının duraklamasından beri sulh ve sükuna kavuşmuş ve yeniden tanzim ve imar edilmeğe başlanmış 110 Oğ u z ÜNAL . Ani. Aslında bu akınlar. birçok aşiret beyleri Selçuklular'a bağlı olarak. Anadolu için büyük bir felâket olmuş ve bu ülkenin şehir ve kasaba­ larının büyük bir kısmının harabe haline gelmesi ile sonuçlanmıştır. s a v a ş Ö N C ESİ B İZ A N S L IL A R 'D A S İY A S İ D U R U M Milâdi 6 . yıllarca devam eden hazırlık devresinin tek gayesi Anadolu'yu Bizans'tan koparmak ve onu Türk yurdu haline getirmek idi. Bizans'ın dayanak noktaları. Görünüşte bu akınlar düzensiz. yüzyıllarda vuku bulan İran-Bizans mücadeleleri. (256) • Bizans'ın Makedonya hanedanı zamanında Bardas Sclerus ile Bardas Fokas tarafından çıkarılan ihtilâller ve bu yüzden meydana gelen iç harpler. bu küçük çapta. Tiflis. sistemli bir fütuhatın ilk safhaları idiler. İslâmiyetin gaza ve cihâd mefkureleri ile de iyice gelişmişti. Sultan Tuğrul Bey zamanında yapılan akınlar takip etmiş.

(261) Yeni İmparator. Bizans iç karışıklıklar içinde bulunuyordu. Kilikya havalisinde dolaşan Türkmenler'i püskürtmek için gönderilen General Nikephorus Botaniates kuman­ dasındaki kuvvetler. (259) 1067'de ölen Bizans İmparatoru X. HORASAN'DAN ANADOLU'YA 111 . Böylece Diogenes. içtimai ve iktisadi çöküntü devam ederken. 1068 yılında İmparator ilan edildi. atılgan. yerine geçen İmparatoriçe Eudoxia zama­ nında.olan Anadolu'nun haraplığını ve sefaletini bir kat daha artırmış (257). canlı ve müreffeh bir hayat vücuda geldi. 1067 yılında Malatya'ya kadar gelen Afşin Bey kumandasındaki Türkmenler'e karşı duramamışlar ve onun Kapadokya'nm merkezi olan Kayseri'ye ve Anatolik teminin merkezi olan Konya'ya hücum­ larına engel olamamışlardır. Özellikle eyâletlerdeki ve Anadolu'daki askeri birlikler parasız ve yiyeceksiz bırakılmışlardı. (260) Selçuklu ve Türkmen akınlarının çoğalması ve hattâ Bizans'ı zor durumda bırakması İrnparatoriçenin idaresinin başına bir erkek geçirebilmek için evlenmesine sebep oldu vc Kapadokyalı bir aileden olup. mağrur ve memleketi sulha kavuşturmayı arzulayan bir İmparator olduğu da kaydedilmekte­ dir. (258) Anadolu'nun yerli halkı dini ve içtimai bakımdan da iyi bir durumda değildi. Sarayda menfaat esasına göre kurulan grupların yersiz müdahaleleri yüzünden sarsılan İmparatorlukta ordu iyice ihmâle uğramıştı. Bizans Anadolu'sunda bu şekilde medeni. askeri kabiliyeti ve kendine güveni fazla olan bir kimse olduğunu yakınları methederek anlatı­ yorlardı. savaş dahi yapamadan dağılmışlardı. oldukça ileri. Sardika dükalığı zamanında Peçenekler'e karşı parlak zaferler kazanmış olan genç ve kudretli general Romanos Diogenes'i kendine koca seçti. Doğu Anadolu’da İslâm dünyası ile meydana gelen siyasi. Bunun yanı sıra kaynaklarda. Konstantin Dükas'ın ölümü ile. medeni ve ticari münasebetler sayesinde. Bizans'ın bu dini baskılarına. Türkmenler'in ardı ar'Kası kesilmeyen akmlarma bir son vermek için 1068 ve 1069 yılındaki seferlere paralel olarak. nüfusun azalmasına. medeni ve iktisadi hayatm sukutuna se­ bep olmuştur. Bu yeni imparatorun cesur. onun üç oğlu adına. mali tazyik ve zulumları da ekleniyordu. Bizans İmparatorluğunun takıp etmekte olduğu dini baskı siyaseti ötedenberi diğer kavim ve mezhepleri imhâ gayesini güdüyordu.

Mısır Fatimileri teşkil ediyor. Bütün bu hadiseler. bizzat kumanda ettiği seferlerde dahi. Türk­ men akınlan durdurulacak vc rastlanan her Türk kuvveti yok edile­ cekti. İmparator. Bu se­ beple. ansızın çıkıveren ve ne zaman ne­ reye hücum edeceği bilinemeyen Türk akıncıları sebebiyle yolunu vc plânını değiştirmek zorunda kalıyor ve hiç bir sonuç elde ede­ meden İstanbul'a dönüyordu. Tüik akıncıları gün geçtikçe daha batıya yayılıyorlar ve Selçuklu Sultanı hedefine biraz daha yaklaşıyordu. S A V A Ş A G İD E N Y O L Selçuklular'la Bizans arasındaki münasebetlerin iyice gerginleş­ miş ve imparatorun bu meseleyi kökünden halletmek üzere kararlı olarak harekete geçmiş olmasına rağmen Alp Arsian'ın ilk iıedefini. Sultan'ı Mısır'a davet ediyor. Bizans komutanı asi Selçuklu şehzadesi E!-Basan'a esir düştü. İmparator. Ziıa İslâm dünyası aşırı Şiiler ve onların başı Mısır Fatimileri karşı­ sında idi ve iç mücadeleler doiayısiyle Mısır veziri Nâsr üd-Devle Hamdan. Görev belli ve açıkti. Mısır'ı kendisine teslim ede­ ceğini ve bu suretle Şiiliğe sun verilmesine kararlı olduğunu büdi- 112 OĞUZ ÜNAL . Bizans değil. İmparator Romanos Diogenes'in büiün gayretlerine rağmen. Türklerin senelerden beri Anadolu'da yapmakta oldukları akınlara ve istilâlara bir son vermek için Azerbaycan’a bir sefer yapmak ve Suriye'de Şii Fatimilerle meşgul bulunan Sultan'm İran'da bulunmamasından istifade ederek. Türk meselesini kökünden bertaraf etmeye zorladı. 1070 yılındaki bu üçüncü seferde de hiç bir şey yapıla­ madı. Ve bu niyetle 13 Mart 1071'dc yola çıktı. (262) D. şimdilik. İmparatoru.1070 yılında doğu orduları başkomutanlığına tayin ettiği General Manue! Komnenos'u görevlendirmişti. Fakat. Türk akınları daima başarı ile sonuçlanıyor ve Bizans'ın bütün direnmeleri kınlıyordu. Türkleti Anadolu'dan atmak. Hattâ. hiç olmazsa geri püskürtmek ve akınlara bir son vermek amacıyla tahta çıkarılmış bulunan Roma­ nos Diogenes'in bütün plânları boşa çıkıyordu. Selçuklu beyleri ile Türkmen boylarının akın ve istilâlarını şimdilik kâfi görüyordu. Selçukluların ana yurduna karşı akınlar yapmak ve bu şekilde Sultan'ı mutlak bir harbe zorlayarak ezmek ve Türkmenler'in bir daha Anadolu topraklarına ayak basmayacaklarına ve Sel­ çuklu akınlarına son verileceğine dair bir muahedeyi kabul ettirmek niyetinde idi.

Emir Mahmud. güneye dönerek Suriye'ye inmek üzere Urfa kalesine yöıielmiş. on günlük bir kuşatma­ dan sonra sonuç alınamayacağmı anlayınca büyük ordusunu bir kale önünde yıpratmayı askerlik prensiplerine aykırı bularak. Ancak Sultan'm Halep önlerinde bulunduğu sıralarda Bizans İmparatoru Romanos Diogenes'in elçisi gelerek. elçiyi sert bir cevapla geri gönderdi.(264) Malazgirt'in fethinden sonra Alp Arslan.liyordu. Bu durum ve davetler karşısında Süriye-Mısır seferi büyük bit ehemmiyet ka/anmıştı ve Sultan Alp Arslan. (263) Alp Arslan bu sebeplerle 1070 yılı Temmuzunda büyük bir ordu ile Fatimiler üzerine gitiTiek üzere harekete geçti. tekrar Halep'teki hâkimiyetini. Erciş ve Menbiç şehirlerinin Bizans'a terkini istiyor. sekiz. Sultan "Rum lar karşısında cihâd yapatı bu hudut şehrini kılıç ile fethetmekten korkarım" diyerek İslâmm gazâ mefkuresine olan bağlılığını açıkça belirtmiştir. Nihayet. Büyük Selçuklu Sultanına bağlı kalmak şartiyle devam ettirmesine izin verilmiş^ ti. annesinin de şe­ faatiyle. Oğuz kıyafetine girerek annesiyle birlikte Sullan'ın lıuzuruna gelmiş ve kendisine bağlılığını bildirmişti. Daha sonra da HORASAN'DAN ANADOLU'YA 113 . İslâm dünyasmın geleceğini yakından ilgilendiren bu konuyu ilk plâna almış bulu­ nuyordu. affedilerek. Mısır Fatımileri üzerine yürüyüşüne devanı etmeye karar verdi. Müslümanlarm elinde ve Selçukluların tabiiyetinde bulunan Ahlat'a gelince amcası Tuğrul Bcy'in kuşatıp da alamadığı ve alınmasını vasiyet ettiği Malazgirt kalesini süratle muhasara edip fethetti. Bunun üzerine. Bu teklifler 'Karşısında ve alışık olmadığı bir uslupla kendisine hitap edilınesinden müthiş gazaba gelen Sultan. Ahlat Selçuklula­ rın Anadolu sefer ve akınlarında askeri üs vazifesini görüyordu. İmparatorun bir mektubunu Sultan'a takdim etti. Bu sebeple kale kuşatıldı. şehrin yaptığı barış teklifini kabul edip kuşatmayı kaldırdı ve buradan Halep üzerine yöneldi. üzerine yürüyeceğini bildiriyordu.(265) Bu meselenin de bu şekilde hallinden sonra Sultan. Şehrin hükümdarı Mirdâsi Eıniri Malımud korkusun­ dan Sultan'ı karşılayamamişti. Fakat İs­ lâm kanı akıtmamak düşüncesi ile sadece bir gün kaleye hücum ya­ pıldı. İmparator bu mektubunda Alp Arslait'dan Malazgirt. Ahlat. Sultan Alp Arslan. aksi takdirde büyük bir ordu ile hareket ederek. 1071 yılı başlarında Fırat’ı geçerek Halep önlerine geldi.

Fırat ve Dicle'yi geçip. İstanbul'dan hareketinden önce. Bu şekilde Bizans ordusunun hücum edemeyeceği kanaatini uyandırarak Sultanı yanıl­ tan İmparator (269) İstanbul'dan hareketle Eskişehir'i geçip Kızılır­ mak (Halys) vadisini takip ederek Sivas'a vardı. Sultan bu ordunun büyük bir kısmının (Yınanç'a göre sol cenahından bir kısmının) Halep Emiri Mahmud ile birlikte Fatimiler üzerine sefere devamını emretti. 13 Mart 1071 günü. Ahlat. Daha sonra yoluna devamla Theodosyopolis'e doğru hareket etti. yanında bulunan Nikefor Bryennios ile aslen Türk olan General Tarkhan (Tarkhaniotes) ve bazı mühim generaller. bu teklifleri kabul 114 Oğ u z ÜNAL . bir günlük yol alınmadan yolda Bizans İmparaturunun mu­ azzam bir Oldu ile Erzurum (Kalikala)'a doğru ilerlemekte olduğu haberi geldi. Ayasofya kilisesine giderek büyük bir ayinde dua ettikten sonra. İmparator. İm­ paratorluk ordusunun başına geçerek yola çıkmıştı. evvelce Müslümanlar elinde iken Rumlar tarafından alınmış olan bazı kalelerin Selçuklular'a verilmesi karşılığında. Fakat İmparator. Bu durumda Büyük Selçuklu ordusunun büyük bir kısmı Suriye-Mısır yolunda Fatimiler karşısında kalmıştı. Bizanslılaı 'in kendi memleketlerini yağma ve tahripten çekinmediklerini buzai Bizans tarihçileri de kaydetmişlerdir.erinden Mısır'a gitmek üzere Halep'ten ayrılarak. İmparatorun.(268) Sefer maksadını gizlemek ve Selçuklu Sultanını yanıltmak (tıaksadiyle de Halep önünde bulunduğu sırada ona elçi gönderip. İmparator'a Sivas'ta veya Erzurum'da kalarak köyleri taiırip ve Türkleri aç­ lığa mahkum etmek tavsiyelerini yapıyorlardı.ordusu ilf. bizzat İran'a girmek ve Sultanı kati neticeli bir meydan muharebesiyle ezmek kararında olduğundan. Nitekim. Erciş ve Menbiç şehirlerinin derhal Bizans'a terkini istiyor. Suriye ü/. kendisi de hassa askerleri ile birlikte ve çok süratli olarak endişeli bir şekilde SuriyeMısır yolundan kuzeye dönerek.(267) Halbuki elçilerin gelişi ve konuşma uslupları BizanslIların taaıruz edemeyecekleri intibaını veriyordu. başka bir vesile ile de. bir günlük bir yürüyüşle güneye doğru iler!edi. BizanslIlar daha önce Ermenileri yurtlarından koparıp Sivas'a yerleştirmişlerdi. Romanos Diogenes Sivas'a varınca şehirdeki Rumların "Ermeniler bize Tüı klerden daha fazla taşkınlık ve merhametsizlik gösterdiler" diye şi­ kâyet etmeleri üzerine Ermeni prenslerini bu şehirden iürüp çıkarttı. aksi halde büyük bir ordu ile üzerine yürüyeceği tehdidini savuruyordu. Malazgirt.(266) Fakat tam bu sıralarda. DiyarbakııBitlis yolu ile Selçuklu ordusunun askeri üslerinden olan Ahlat'a doğru yola çıktı.

İstanbul'dan beraberinde getirdiği Selçuklu Şehzâdesi El-Basan (Cr-Basgan. Bizans'ın Anadolu'daki belli başlı askeri üslerinin. (275) İmparator Romanos Oiogenes. bütün itirazlara rağmen kendi fikrinde ısrar ederek.etmeyeıek Erzurum'a vardı. Sultan'a gönderdiği rapo­ runda.(273) Ou sırada El-Basan’ı takiple Anadolu'daki bü­ yük bir akından dönen Afşin Bey'in kuvvetlerinden mühim bir kısmı da Selçuklu üssü Ahlat'da Sultaıı'ı bekliyordu.0C0 kişilik bir kuvvetle Erzuium'daıi Malazgirt ve Ahlat üzerine çıkarıp yolları açmaya. İran üzerine yürümeğe karar vermişti.(271) Bu sırada İmparator. Bizans İmparatorluk ordusunun başında. Hattâ büyük zaferin kendisini beklediğini görür gibi oldu. bu maksatla da tah­ ribat yapmaya memur etti. Sul­ tan da buradan Diyarbakır-Bitlis yolu ile Ahlat'a doğru yoluna devam etmişti. büyük bir ganimetle döndüm. kendisi de büyük ordusu ile arkadan Malazgirt'e doğru haıekete geçti. Afşin Bey.000 zırhlı askerini Gürcistan'a göndererek arkasını emniyete aldı. İmparatorun Erzurum'a vardığı ve doğu Anadolu'ya doğru ilerlediği haberini Meyyâfarikim (Silvan)'da almış. İm­ parator kuvvetleı inden 20. Ersagun)'ı da -muharebe sırasında Türklere iltihak etmesinden korktuğu için . başta Ma­ lazgirt kadısı olmak üzere o havalideki kalabahk bir halk kitlesi de gelip tehlikeyi ve himaye edilmelerini Sultan'a bildirmişlerdi. Bizans İm­ paratorluk ordusu üzerinde kesin bir zafer kazanmak mümkün olursa. Rumlar bizimle savaşacak kudrette değildir" diyordu. (276) HORASAN'DAN ANADOLU’YA 115 . doğu Anadolu istikametinde ilerliyordu. Alp Arslan'ın dönüş yolunu kesmeye. Bizans İmpa­ ratorluğunun kendisini savunacak durumda olmadığını. İmparator. (272) Alp Arslan. gene­ ralleriyle yaptığı bir harp meclisinde. Alp Arslan. siratejik noktalarının ve ikmâl merkezlerinin tahrip edildiğini. Orada doğu orduları kumandanı Ermeni Basil. Anadolu akınından dönen Afşin Bey'den merakla beklediği haberi de yolda aldı.İstanbul'a geri gönderdi. Anadolu'daki Türk kuvvetlerine karşı koyabilecek bir Bizans askeri gücünün kalmayacağını bildiriyor (274) ve "işte Rum ülkelerini istilâ edip. Sicilya'da Araplar'a karşı savaşlaida şöhret kazanan General Ursel ile General Tarkhan'ı 3C.(270) Çok az bir muhafız kuvveti­ nin koruduğu Malazgirt kalesini çarçabuk alan İmparator büyük bir gurura kapıldı. Alp Ai slan'tn korkusundan Irak'a çekilcJiği haberini verdi.

Alp ArsUn. ordusuna cebri yürüyüş emri verdi. Sultan Alp Arslan'ın Ahlat istikametinde ilerlemekte ve gittikçe ''ikb«m akta olduğu haberini İmparatora biidirdiyse ae. Bu cebri yürüyüş bilhassa Fırat nehrini geçerken Türk ordusunda ciddi kayıp­ lara sebep oldu. Bizans ordusu hakkındaki son bilgileri toplamak üzere Emir Sanduk (Sandak) Bey komutasında 10. ordusunu bu şekilde gençleştirip yeniden teşkil ettikten sonra.(277) Sultan.000 ki­ şilik öncü kuvvetlerini iki kol halinde Ahlat'a doğru ileri sürmüş­ tü. yani amcası Sultan Tuğrul Bey'in ordusunu. Veziri Nizam ülıMülk'ü muhtemel bir bozgunda Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nun dağılmasına engel olacak tedbirleri almak üzere Hemedan'a gönderdi. Ursel de Bayyöl komutasındaki kuvvetlerle beraber Ahlat istikametinde hareket ettikten sonra. Ahiat'daki Selçuklu üs­ sünde kendisini bekleyen Afşin Bey kuvvetleriyle kavuşmak üzere.Bizans ordusunun İran (Horasan)'a girmek üzere hareket ettiği­ ni anlayan Alp Arslan. (279) Bizans ordusunun öncü kuvvetleri komutanı General Tarkhan. 4L7) M ı­ sır'da Fatim iier ve A nad olu'd a Bizans ile harp halinde olan ve çok kritik bir dönem yaşayan Sultan A lp Arslan'ın böyle bir hatâ yap­ ması ve ordusunun kuvvetini azaltması beklenemez. 11G O ğ u z ÜNAL . amcası Sultan Tuğrul Bey zamanından beri silâh altında bulunan Irak-ı Arap ve Irak-ı Acem ülkelerinin as­ kerlerini.000 kişilik bir hafif süvari tümenini öncü olarak Ahlat istikametinde ileri sürdü.H. T uğrul Bey ordusuna mensup bulu n an bu kuvvetle­ rin terhis edildiğini söylerse de (bkz.* Sultân'ın yanında asıl kendi ordusu olan Horasan ordusu ile Anadolu hududunda cihâd ve gazâ ile meşgul bulunan genç ve güzide kuvvetler kalmıştı. Nitekim M. sh. Y ınanç. (278) İmparator. İmparator buna ihtimal vermemiş ve *Y ılm az Ö ztuna. Sultân'ın kendi gelişini işitir işitmez Suriye'den İran'a döndüğünü duymuş ve bundan dolayı Selçuk akıncı orduları­ nın hareket üssü olan Ahlat'ı zapt ve Van gölü sahillerini takip ederek bu göl kenarında Türkler eline geçen şehir ve kaleleri geri alarak Azerbaycan'a girmeği ve oradan İran ve Horasan içlerine ilerlemeği kararlaştırmış ve Türk asıllı General Tarkhan ve Normandiya'lı meşhur asilzâdelerden Ursel de Bayyöl kumandasındaki 30. bu kuvvetlerin kendi karargâhlarına da ğıtıld ığını söylemek­ le durum u aydınlatm ıştır. Türkiye Tarihi. süratle kuzey doğuya doğru yoluna devam etti. kendi karar­ gâhlarına dağıttı.

Niiıayet Selçuklu ve Bizans öncü kuvvetleri Ahlat civarında karşılaştılar. (280) Alp Arslan. Bu kuvvetin gelerek Bizans şatlarında muhare­ beye girmesiyle Türk öncü taarruzları bir süre durakladı ise de Türk­ ler bu defa. Türklerin ana kuvverleriyie Musul istikametinde kaçmakta olduğu ve bir an evvel ülkelerine gidebil­ mek için yol aramakla meşgul bulunduklarına inanıyordu. Bu duru­ mu haber alan ve Sultan'ın geldiğine bir türlü inanamayan İmpara­ tor. ele geçirilen süslü büyük bir haçla birlikte. Bizans öncü kuvvetlerini ağır bir bozguna uğratmışlar. Emir Sanduk Bey kumanda­ sındaki Türk öncüleri ile General Bryennios kumandasındaki kuvvet­ ler arasında çok kanlı bir muharebe başladı. Türk ordusu­ nun başında Sultan olduğu halde Musul'a doğru kaçmakta olduğu haberini etrafa yaymış. 23 Ağustos 1071 günü Sultan'a gönderdi. hayatlarını kurtarabilmek amacıyla batı istikametinde arkalarına bakmadan kaçmağa başlamışlardı. veziri Nizam üi-Mülk'e göndermiş ve bunun çarçabuk Bağdad'da bulunan Halife'ye ulaştırılmasını ve böylece islâmın selâmeti için ilk başarının elde edildiğinin müjdelenmesini ve bu durumun bütün İslâm âlemine duyurulmasını istemişti. evvelâ doğu istikametinde ilerlemiş.(281) General Nikefor Bryennios ise dağınık ve perişan kuvvetlerle kaçmıştı. Emir Sanduk Bey'in baskın tarzında giriştiği bir yıldırım taarruzuyla Bizans kuvvetlerini paramparça etmişler ve General Basilakes’i de esir etmişlerdi. Sanduk Bey. Bizans ordusunu karşılamak ü/ere Halep'ten hareket ettiğinde. Sultan da esir generali yanında alıkoyarak haçı. Sultan'ın henüz gelmemiş olduğunu sanan İmparator. durumu öğrenmek ve Bryennios'a yar­ dım etmek üzere Ermeni asıllı General Basilakes kumandasında yeni bir kuvveti ileri sürdü. General Bryennios.habere inanmamışıi. (282) Bu suretle öncü muharebeleri. Sultan Alp Arslan. esir General Basilakes'i. Gerçek­ ten. daha sonra Fırat'ı geçerek Mu. hattâ kendisinin bile yaralandı­ ğını İmparatora bildirdi. HORASAN’DAN ANADOLU'YA 117 . General Nikefor Bryennios kumandasındaki yeni bir öncü kuv­ vetini Türk öncüsünün üzerine gönderdi. Bu başarı Malazgirt zaferinin müjdecisi olmuştur. Türk kuvvetlerinin kesin zaferi ile neticelendi.sul topraklarına girmiş ve bu şekilde. Türk akıncı üssü olan Ahlat'a vardığı zaman General Tarkiıan ve Ursel kumandasındaki Bizans öncü kuvvetleri de şehre yaklaşıyorlardı. General Tarkhan ve Ursel. büyük bir Türk kuvvetine çattığını. Çünkü o. böylece düşmanı aldatmıştı. Bunun üzerine. Emir Sanduk Bey kumandasındaki Türk öncü kuvvetleri.

000 kişi kadardı. Tarihi ve . Bu hususta­ ki ifadelerin hayli karışık olm asına rağmen.* ^ Malazgirt'e kadar cereyan eden 676 yıllık tarihinde Bizans İmparatorluğu. 1 3 7 . sh.000 kişi civarında o ld u ğu n u göstermiştir. S ıbt İbnü'l-Cevzi sh. 266. Sel.(284) Bizans ordusunun ağırlıklarını üç bin araba ve on binlerce hayvan taşıyordu. İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı adlı kitapta El-Hüscynı sh.öncü muharebelerinin Türklerin i<esln zaf^i ile neticelenmesi Türk ordusunda büyük bir sevinç yaratırken.K Ö Y M E N . Faruk S Ü M E R — Ali SE V İM . L3. 34. insiyatifi ele alarak meydan muharebesine gitmeğe mecbur etmiş­ ti. Bizans ordusunu orada mıhlamış. orduların 26 Ağustos Cum a sabahı karşılaştıklarını söy­ lerse de. Sel. Îbnü'l-Cevzi sh. 34. . Malaz­ girt ovasından bir karış daha doğuya ilerleme cesaretini göstereme­ miş ve bu suretle Türk ordusu.* Bizans ordusunun mevcuau 200. İbnü'l A dim sh. hiç bir seferinde bu kadar büyük ve muhteşem bir ordu toplamamıştu. Orduda büyük harp âletleri ve 1. Devri Türk Tarihi. cihanın en büyük askeri kuvvetleri olan Türk ve Bizans İmparatorluk orduları 7-8 kilometre uzaktan birbirlerini gördüler. m uahhar İslâm kaynaklarında ve Bizans Kroniklerinde karşılaşm anın Çarşamba günü o ld u ğu kaydedilm iştir.000 kişi o ld u ğu da söy­ lenmişse de. 52. kaynakların m ukaye­ sesinden herhalde Çarşam ba günü o ld u ğu anlaşılmaktadır. (283) E. M A L A Z G İR T M E Y D A N M U H A R E B E S İ V E G E Ç İR D İĞ İ SA FH A LA R 24 Ağustos 107m Çarşamba günü Malazgirt Ovasında. incelemeler Bizans ordusunun 200. Reşidü'd-Din sh.200 kişi tarafın­ dan idare edilebilen ve devrinin en büyük silâhı olan büyük bir man- *Ö ztun a. ♦♦Orduların mevcudu hakkında çok mübalağalı rakkamlar ileri sü­ rülmüş ve bu arada Bizans ordusunun 600. 118 OĞUZ ÜNAL . sh. Bu ko­ nuda bkz. 61 ve ayrıca Osm an T U R A N .. Bizans ordusunda hayal kırıklığına sebep olmuş ve bu nedenle İmparator İran ve Horasan'a doğru yapmağa karâr verdiği seferden şimdilik vazgeçerek.

200. BizanslIlar arasında. bu generaller bir daha arkalarına bile bakmadan İstanbul'a doğru yol almışlardır. (288) Türk ordusu ise SO. kaynak göstermeksizin. Arslan Taş.cınık da vardı. Başlarında büyük zaferler kazanmış genç ve kudretli bir Sultan ile tecrübeli kumandanlara sahipti. din. Hepsi İslâm ideali uğrunda birleşmiş gâzilerdi.(286) Bundan başka. gibi.(2S7) Nitekim daha ilk öncü muharebe­ lerinde mağlup olan Generaller. milliyet ve mefkure bakı­ mından çok ahenksiz ve hattâ birbirine düşman unsurlardan terek­ küp ediyordu.(285) Bizans ordusu. Türk ordusundan sayıca dört kat daha üstün bulunmasına karşılık. Bekçioğlu Afşin Bey. yüksek hürmet ve itaati tamamen telkin edememişti. Bağdat muhafızı Sa'd ud-Devle Gevher Ayin. Kuıalmış Bey'in oğulları olan Süleyman ve kardeşlerinin de Malazgirt Meydan *Fakih.(291) Sultan Alp Arslan'ın yanında kardeşi prens Yakuti Bey. Sav Tekin. A y Tekin.OOO kişi civarında idi. Emir Çavuldur.(290) Anadolu'ya yapılan akınlarda pişmiş ve bu ülkeyi bir Türk vatanı haline getirmeğe ka­ rar vermiş olan Türkler. bir ordunun idaresi için şjı t oian. batıya doğru ar­ kalarına bakmadan kaçmışlar ve İmparatorun kuvvetleri ile birlikte kendisine iltihak etmeleri yolundaki emrine rağmen. Çok çevik. Emir Sanduk Bey. vatan kunna enerjisinin ateşiyle yanıyorlardı. Tarkhan ve Ursel. Emir Porsuk. iVlengücek Gazi. hepsinden tek tek sadakat yemini almak zorunda kalmış ve on­ ları hemen her gün tekrardığı valilik vaatleri ile yanında tutmağa çalışmıştır. Dilmaçoğlu (ya da Dimlaçoğlu) Muhammed Bey. Anadolu gazalarında pişmiş ve şöhret yapmış büyük Türk komutanları ile Sultanın imamı ve fakihi ^ ' Buhara'lı Ebu Cafer Muhammed bulunuyordu. dinamik ve disiplinli idi.(289) Ancak. gazâ ve cihâd mefkuresi ile yanıp tutuşan bir ordu idi. Bizans ordusuna nazaran küçük gibi görünen Türk ordusu dev gibi şahlan­ mış. âlim i yani İslâm HORASAN'DAN ANADOLU'YA 119 . Bunun üzerine Generallerinin sadakatinden şüpheye düşen İmpara­ tor. Saltuk Gazi. İslâm H u k u k term inolojisinde F ık ıh H ukukçusu anlam ına gelmektedir. Emir Çavlı.000 kişilik bu muazzam Bizans ordusunda tek merkezden idareye elverişli bir teşkilât ve birlik de yoktu. Aslen Kapadokya'lı bir General olan Romanos Diogenes de üniü bir hânedanın ferdi olmadığı için. Eksuk Oğlu Artuk Bey. Tutu Oğlu Bey. Tutak Bey. (292) Her ne kadar Mükrimin Haiil Vınanç.

Birincisi iki devlet arasındabarış yapılmasını sağlayarak kan dökülmesini önlemek.lri'rkcn daha önceden düşmanla döğüşeceğini Halife'ye bildirmiş olduğundan.(297) İşte Sultan Alp Arslan da. (295) Bu elçilik heyetini göndermekle Alp Arslan iki hedef takip edi­ yordu. savaştan önce İmpa­ ratora son bir barış teklifinde bulunmakla Peygamber (S. Ya kalpleri Müslümanlarla beraber olacak şekilde İslâmiyeti kabul etmeleri. Selçuklu komutanlarından Sav Tekin de bu elçilik heyetinde bulunuyordu.A S )’in sün­ netini yerine getirmiş oluyordu. Eğer sulha rağbetin yok ise azmimizde Allah'a te­ vekkül ve azmimizi tashih ederiz" diyordu. Savaş kaçınılmaz bir iş halini aldığı zamanda bile savaştan önce İslâm kumandanının.(298) Kuvvetine son derece mağrur olan İmparator. Muhammed (S. düşma­ nın son durumu hakkında kesin ve doğru bilgiye sahip olmaktı. Halife. (294) Bu nedenle Sultan Alp Arslan.Muharebesine katılmış olduklarını söylerse de. Zira bilindiği gibi kâfirlerle savaşmadan önce barış teklifinde bulunmak İslâm Devletler Hukuku'nun başta gelen kurallarındandı ve bu husus Kur'an-ı Kerim’de de sarahaten belirtilmişti. düşmanlarını üç şıktan birisini tercih etmeleri hususunda serbest bırakması gerekir. İslâm'ın davetini temin edecek anlaşmayı kabul etmeleri veya savaş. barış yapılması mümkün olmadığı takdirde. kan dökülmemesi için Alp Arslan ile Romanos Diogenes arasında barış aracılığı yapmak isti­ yordu ve İbn Mühliban'ı bu barışı sağlamak üzere göndermişti.S ). Halife'nin elçisi İbn Mühliban da Sultanın yanında bulunuyordu. Sultan’m barış yolundaki samimi ve halisane niyetini anlayamamış ve onun korktu­ 120 O ğ u z ÜNAL .(296) Nitekim Peygamberimiz Hz. Alp Arslan'ın İmparatora bir elçilik heyeti göndermesindeki ikinci hedefi de. Halife'nin elçisi İbn Mühliban'm başkanlığındaki Bir elçilik heyetini İmparatora gönderdi. muharebe etmek azmiyle Malazgirt ovasın­ daki ordugâhına ı.A. yahut onlar tarafından Müslümanlara herhangi bir kötülük gelmeye­ ceği hususunda garanti vermeleri. (293) Sultan Alp Arslan. son araştırmalar Kutalmışoğullarınm bu muharebeye katılmadıklarını kesinlikle orta­ ya çıkarmıştır. İmparatora yaptığı barış teklifinde: "Eğ er sulh istiyor­ san sulh ederiz. hazırlık esnasında bile savaşa engel olmaya çok düşkündü. Alp Arslan.

büyük bir nezaketle "Isfahan" cevabını verince. bana ondan haber verin" diye sormuş. "Atlarınızın Heme­ dân'da kışlayacaklarından ben de eminim. elçilik heyetinin arzettigi barış tekliflerini çok kaba bir şekilde reddetmiş vc elçilere:: "Isfahan mı daha güzel­ dir. " E y Sultan'ım! Sen Allah'ın başka dinlere karşı zafer vaadeylediği İslâmiyet uğrunda cjhâd yapıyorsun. Sultan'm maneviyatını yükseltti. ondan sonra sulh konu­ sunu konuşabileceğini Sultan'a cevaben bildirdi. alınca çok üzül­ müş ve mukadder çarpışma için hazırlıklarını tamamlamaya giriş­ mişti. Bunun üzerine Sultan Alp Arslan. 24 Ağustos 1071 Çar­ şamba (Yınanç'a göre 25 Ağustos Perşembe) günü. Bu kaba hitap karşısında kendisini tutamayan Sav Tekin.(301) Sultanın imamı ve fakihi Buhara'lı Ebu Cafer Muhammed. diplomatik nezakete aykırı da olsa. Allahım! İslâmın sancaklarını yükselt vc İslâm'a yardım et. Fakat sizin nerede kışla­ yacağınızı bilemem" diyerek çok ciddi ve manâlı bir mukabelede bulunmuştur. Hemadân mı. Said bin Muslâyâ tarafından kaleme alınmış bulunan dua metni aşağıdaki şekilde yazılmış idi. Bu arada İslâm dünyasının kaderini yakından ilgilendiren bu meydan muharebesi için Abbâsi Halifesi Emir ül-Müminin Kaim Biemrillâh da bütün İslâm ülkeleri camilerinde okunmak üzere bir dua metni yayınlayarak her tarafa gönderdi. Bİ2 İsfahan’da ve hayvan­ larımız da Hemedân'da kışlar" diyerek gururunu çok kaba bir şe­ kilde açığa vurmuştu. Yolda taarruza uğ­ ramamaları için de elçilerin ellerine birer haç vererek geri gönderdi ve bu şekilde harbi emri vâki haline getirdi. vuruşma gününü Cuma'ya tesadüf ettirerek. Sultan'a. HORASAN'DAN ANADOLU’YA 121 . ordusunun çokluğuna güvendiğin­ den ve maiyetindeki generallerinin teşviklerine kapıldığından. Şirkin başını ezmek ve kökünü kazımak suretiyle şirki mahvet.ğuna hükmederek. İbn Mühliban. bu nedenle bü­ tün hatiplerin minberlerde Müslüman halkla birlikte senin için duada bulunacakları Cuma günü öğle namazı sırasında savaşa giriş. İmparatorun red cevabını. bu mübarek gün­ de ordusunun maneviyatını yüksek tutmak istemiş ve hazırlıklarını ona göre yürütmüştü. (300) Alp Arslan. mü­ zakereye girişmekten kaçınarak Sultan'm her şeyden evvel bulun­ duğu mevkii terkedip Ahlat'a çekilmesini. Ben Yüce Allah'ın zaferi senin adına yazdığına inanıyorum" (302) diye­ rek. İmparator: "Hemedân'm soğuk olduğunu öğrendik.(299) İmparator.

Senin dinini yükseltmek ve şerefli kılmak için. senin yoluna düştü. şanını yayılır kılsın ve zamanın güçlükleri karşı­ sında kolayca yerinde tutabilsin. Allah yolunda mallarınızla. Malı ve canı ile senin emirlerine uymak gayesiyle. Müminlerin Emirinin açık bir delili olan Şahinşah'ül-Azam (Sultan Alp Arslan)'ı.. Çünkü Sen: " E y iman edenler! Elem verici bir azâbdan sizi kurtaracak kazançlı bir yolu size göstereyim mi? Allah'a ve Peygamberine imânda sebat ediyorsanız. kazâ ve kaderini onun için iyi ve hayırlı tecelli ettir. şöyle buyuruyor: " E y Muhammedi Onlara sizin dualarını/ olmasa Rabbim size niçin değer versin. düşmanların bütün hilelerini defetsin ve senin lütfunla bu koruyucu onu en sağlam elbiselerle. dürüst bir azim ve Allah'dan korkan temiz kalplerle ve ihlâs bahçelerinden kısmet alan inançlarla onun için Allah'a dua ediniz. d e. sizin için. hak yollarını göremeyip sapıklıkta göz­ leri kapansın. Senin sözün haktır. Onu öyle bir koruyucu ile kuşat ki. El Fürkan suresi. on­ ları kuvvetlendirerek yurdlarını emniyet ve zaferlerle dolduran yardımlarını esirgeme. E y Müslümanlar! Doğru bir niyet. Yapmak istediği işi ona kolay kıl İMi'ûini yerine getir. bayraklarını nurlandıran ve gayesine ulaştıran yardımından uzak tutma. âyet.. **Kur'an-ı Kerim.Sana itaat ve kulluk için hayatlarını feda edip sana bağlanarak kanlarını akıtan. 122 Oğ u z ÜNAL . O. senin rızan için rahatını terketti. lütufkâr ve her zaman devamlı tesir icra eden desteğinden mahrum etme. Bu suretle onun mukaddes cihâdı zaferden ışık alsın. Çünkü hata ve eksikliklerden münezzeh olan Yüce Allah. Ordusunu meleklerinle destekle. Sen de Ona zafer kısmet eyle. senin yolunun miicâhidlerini yalnız bırakma. Çünkü O.Saff suresi. 77. senin güzel sıfatların içinde korusun. Allahım! O. Onun kâfirlerin karşısındaki bugünü yarınına da yetsin. Bu. Es. dileklerinde ona yardımcı ol. bu sayede senin hükmünü yürütür. âyet. onu. Ve küfür ehlinin. eğer bilirseniz çok hayırlıdır"* diyorsun. lO-Ul."** *Kuran-ı Kerim. nasıl senin davetine uyup şeriatının korunması yolunda gevşeklik göstermeden emrine icabet etmiş ve düşmanlarına bizzat karşı koyarak dinine hizmet için geceyi gündüze katmışsa. canlarınızla savaşınız. niyet ve azmini hayır ve başarı ile sonuçlandır.

(310) Kararlaştırılan muharebe strateji­ HORASAN'DAN ANADOLU'YA 123 . Alp Arslan.(308) Bizans ordusunun en kuvvetli olarak tertiplenen merkez kuvvetlerine karşılık. Çarşamba günü İmparatorun red cevabını alınca. Bizans ordugâhının yakınlarına kadar so­ kulmuşlardı. pu­ su mevzileri (taarruz hazırlık mevzileri) nde. imamı ve fakihi olan Buharalı Ebu Cafer Muhammed'in tavsiyesiyle. boru. gürültüleri ve ok yağmuru ile Bizans askerleri uykusuzluk. 26 Ağustos Cuma sabahına kadar Türk hafif süvari müfrezeleri. muharebe tertiplerini almağa başlamışlardı. emirlerine verilen büyük birliklerle. korku ve şaşkınlık içinde bırakıldı. 26 Ağustos 1071 Cuma günü savaşa başlamak üzere. sancağını yükseltip zaferlerin en son derecesine erişme­ si ve gayesine nâil olması hususunda Allah'a dua ve niyazda bulu­ nunuz. İslâm kaynaklan Türk ordusunun kanatlarına hangi ku­ mandanların tayin edildiğini ve Türk tümenlerini hangi emir ve kumandanların sevk ve idare ettiklerini söylemezler. güçlü ve kuvvetli olarak düşmanlarını mahvetmesi. (307) Türk ordusu. sağ ve sol kanat kuvvetleri olarak ayrılmış ve orduda genel bir ihtiyat kuvveti yerine. her kanatta ikişer olmak üzere merkez kuvvetleriyle birlikte beş büyük kısma-ayrılmış oluyordu. tekbir sesleri. Bu suretle Türk ordusu. dışa taşkın ihtiyat kuv­ vetleri bulundurulmuştu. 25 Ağustos Perşembe günü öğleden sonra ve gece. düşmanın gözle göremiyeceği. davul.(306) Bu arada Türk komutanları. her kanadın gerisinde. muharebe hazır­ lıklarına girişmiş ve bütün tabiye tedbirlerini almıştı.(305) 25/26 Ağustos gecesi Cuma sabahına kadar. Zeho ovasın­ daki yüksek tepelerin gerisinde pusu mevzileri (taarruz hazırlık mev­ zileri) ne yerleştirilmişlerdi.(304) 25 Ağus­ tos Perşembe akşamından. A L L A H IM I ON UN B Ü T Ü N G Ü Ç L Ü K L E R İN İ K O L A Y L A Ş ­ T IR v e K ü f r ü O N UN ö n ü n d e Z E L İL k i l ." (303) Alp Arslan. büyük bir gizlilik ve sessizlik içerisinde.(309) Sağ ve sol kanatlarda ağırlık merkezi teşkil edecek olan dışa taşkın ihtiyat kuvvetleri. Muharebe Türk merkez kuvvetlerinin oynayacağı ustaca bir taktikle çözümlenecekti. Türk ordusunun merkez kesimini en az ve yeterli kuvvete emanet etmiş ve merkezin emir ve kumandasını Başkumandan olarak bizzat eline almıştı.E y Müslümanlar! Onun. vs. merkez. Bir savunma tertibinden ziyade bir taarruz tertibi almıyordu.

sine göre. evvelâ Türk Merkez kuvvetleri cepheden taarruz ederek düşmanı kışkırtacak. Ancak bu birliklerin manevra ve oynaklık kabiliyeti hemen hemen hiç yoktu. Ordunun bel kemiğini meydana getiren bu ağır piyadeler. Falanjların arkasında. şu şekilde muharebe tertibi almış­ tı. Merkezde esas büyük kuvvetlerle Başkumandan olarak İmparator Romanos Diogenes bulunuyordu. Falanjlar. "F a la n j" ve "L e j­ yon " esasına göre tertiplenmişlerdi. Bu şekilde düşman. düşmanın yan ve ge­ rilerine baskın tarzında bir yıldırım taarruzu yapılacaktı. ikinci hatta prenslerin askerleri ve üçüncü hatta da imparatorun askerleri ellerinde kılıçları ve dikdört­ gen şeklindeki büyük kalkanları ile bulunuyorlardı. 150 yıl kadar önce İmparator VI. B izans ordusundaki piyado b irlik lo rin c (b ö lü k le n n o ) v e r i­ len isim dir. yaralı olmasına rağmen. Bu taarruz­ la düşman kuvvetleri bir çember içine alınarak imhâ edilecekti. üzerine çekecek ve muharebeden çekinip. general Nikefor Bryennios ve geride de ihtiyat kuvvetlerinin başında Prens Andronikos Dukas bulunuyordu. Manipullerin her birinde yaklaşık 60-80 *M a n ip u l.(311) Görüldüğü gibi Türk ordusu "kesin sonuç vasıtası" olarak "imhâ muharebesi" stratejisini benimsemişti. (314) Lejyonlar ise. Birinci hatta mızrak taşıy?nlar. yanaşık düzende tertiplenen 256 muharipten meydana gelmişti.(313) Bizans ordusunun merkez kuvvetleri. ön hatta ve 16 sıra halinde. 124 Oğ u z ÜNAL . genellikle ağır piyadelerden teşkil edilmişti. Sağ kanatta Anadolu kıtalarının başında olarak ünlü Kapadokya'lı general Aliates vc sol kanatta da Rumeli kıtalarının başında olarak. Türk merkez kuvvet­ lerinin bu geri çekilme sınırı pusu mevzileri (taarruz hazırlık mevzile­ ri) ne giren sağ ve sol kanat kuvvetlerinin bulundukları hatlardan bir az daha derinde olacaktı. pusu mevzileri (taarruz hazırlık mevzileri) hizalarının biraz gerilerine kadar çekilerek bir tor­ baya sokulmak suretiyle sağ ve sol kanatlardan. adeta merasim kıtası gibi. Gerideki sıralar da ellerindeki kalkanlarla ön sıraları düşmana doğru itmeğe çalışacaklardı. Bizans ordusu ise. Leon tara­ fından yazılan "Tactica" (Taktik) adlı eserde geliştirilmiş olan bir muharebe taktiği gereğince (312). Bunların ilk beş sıraları çok uzun mızraklar taşıyorlardı. yıl­ dığı hissini vererek geri çekilmeğe çalışacaktı. Her hatla 10 "ıManipul"* bulunuyordu. üç hat teşkil ediyorlardı.

kaba kuvvetin tam bir örneği idi Türklerdeki oynak sevk ve idareye ulaşamamışlardı. yukardan görünüşleri itibariyle yan yana kibrit kutu­ ları gibi tam bir merasim kıtası halinde idiler. (317) Bizans ordusunda üçüncü kuvvet olan süvariler. Selçukluların aksine. 10 sıra halindeki bir derinlik içinde muharebe tertibi almışlardı. kanatlar hiç bir zaman savunmasız bırakılmaya­ cak. En mükemmel muharebe tertip ve teş­ kilâtının üstün ve oynak bir manevra kabiliyeti ve tek merkezden sevk ve idareye elverişli mutlak bir askeri disiplin olduğunu unutan BizanslIlar. Falanjlara nazaran daha az kuvvetli olmakla beraber. Bu taktik gercğincc. Leon'un "Tactica" (Taktik) isimli eserlerinde son ve mükemmel şeklini alan "savunma . İran. Kartaca ve İtalya savaşlarında uygulaya­ rak geliştirdiği ve İmparator Mauricius'un "Strategicon" (Strateji) ve İmparator VI.taarruz" stratejisine dayalı bir muharebe taktiğini benimsemişti. maiyetinde bulunan bütün kumandanları topladı ve onların yanında Allah'a şu duada bulundu: "Y a Rabbi! Sana tevekkül ettim ve bu cihâdla HORASAN'DAN ANADOLU’YA 125 . ordunun ancak onda biri kadarını meydana getiriyorlardı. Malazgirt ovasında yedikleri ağır darbeden sonra anlayacaklardı. Peçcnek ve Uz (Şamani Oğuz) süvarileri yer almıştı. (315) Sağ ve sol kanatlarda ise yine Falanj ve Lejyon esasına göre dü­ zenlenmiş bulunan hafif piyadeler yer alıyordu. Süvari perdesinin sağ kanadında Anadolu'lu süvariler. Falanj ve Lejyonların yanaşık düzendeki kütlevi saf düzenleri muhafaza edilerek düşman üzerine kütle halinde yüklenilecek ve Selçuklu süvarisinin baskınlarına karşı daima uyanık bulunulacak­ tı. (320) 26 Ağustos 1071 Cuma sabahı.(319) Görüldüğü gibi. bu gerçeği. Bizans ordusu. (318) Bu şekilde Bizans ordusunun süvari mcvcudu 15-20 bin kişi kadar oluyordu. (316) Bu piyade birliklerinden başka ordunun önünde bir süvari per­ desi teşkil edilmişti.kişilik iki sıra halinde 120 160 er bulunuyordu. daha oynak ve manevra kabiliyetleri üstün birliklerdi. ön hatlar hiç bozulmayacak. Falanjlar ve Lejyonlar. Lejyonlar. İmparator jüstinianus devrinin ünlü generalle­ rinden Belisarius’un. Bizans ordusunun teşkilâtı ve muharebe tertibatı. Manipuller. sol kanadında Rumeli'li süvariler ve bunların arasında da öizans. Sultan Alp Arslan.

O'ndan beklediğim budur. düşman çoğunlukta olarak böyle bekleyeceğiz? Ben. kumandanlarına şu hitabe­ de bulundu.ya da şehit olarak cennete giderim. Şimdi burada Allah'tan başka Sultan yoktur. istemeyenler ise serbestçe gidebilirler.sana yaklaştım. Allah rızası için savaşan demektir. "Askerlerim. Bu sözlerim gerçek duy­ gularımı ifade etmezse beni. Bu gün ben de sizlerden biriyim ve sizinle beraber savaşacağım." Sultan'ın bu sözleri üzerine kumandanlar da hiç duraksamadan ve hep bir ağızdan: "Baş üstüne" dediler. Senin katında secdeye kapanıyor ve yalvarıyorum. düşmanlarıma karşı cihâdımda bana yar­ dım et ve beni muzaffer bir sultan kıl. Sen ne yaparsan. biz de aynısını yaparız. Müslümanların minberlerde bizim için ve Müslümanlar için dua etmekte oldukları şu saatte düşmana saldırmak istiyorum. muhtesipler* gibi sabırlıyım ve kendini tehlike­ lere atan kimselerin yaptıkları gibi gazilerin başında savaşacağım. Eğer durum bunun aksi olursa oğlum Melik-Şah'ı dinlemenizi. hep bir ağızdan: " E y Sultan. "Ben. biz senin kullarınız. Biz. güçlüklerimi kolaylaştır. A<lahım! Niyetim halistir. istediğin gibi hareket et" dediler.Allah'a dua etti ve gözyaşları arasında askerlerine şu hitabede bulundu. emir ve kader yalnız onun elindedir. ona itaat etmenizi ve onu yerime geçirme­ nizi sizlere vasiyet ediyorum. Müslümanların eskiden beri yapa geldikleri bir gazâ yapıyoruz. Ya gâyemecroı . yanımdaki komutanlarım ve askerlerim­ le birlikte kahret. 126 Oğ u z ÜNAL . Asla em­ rinden ayrılmayacağız. bana yardım et. (322) Öğleye doğru namaz vakti gelince Sultan askerleriyle birlikte namaz kılıp. kumandanlarım! Daha ne zamana kadar biz azın­ lıkta. Sîzler­ den arkamdan gelmek isteyenler gelsinler. Eğer içim dışıma uygun geliyor ve sözlerim gerçek duygularımı ifade ediyorsa." (323) Bu hitabeyi büyük bir heyecan içinde ve gözyaşları arasında dinleyen asker ve kumandanlar. (324) *Muhtesip. bu güzel bir sonuç olacaktır." (321) Bu duadan sonra Sultan Alp Arslan. bizim sa­ yıca az olmamıza rağmen. Eğer Allah beni başarıya ulaştırırsa ki.

İki ordu vuruşabilecek mesafeye kadar yakınlaştı. Bizans ordu­ sunda hafif bir maneviyat kırıklığına sebep oldu ve İmparatoru da oldukça sinirlendirdi. kılıç ve gürzünü kuşandı.A . Türkler Allah Allah ve tekbir sesleri.**** ♦Peygamberimiz Hz. (bkz. **Savaşa başlam adan önce atm m k uyruğun u bağlam ak. Türk hakanına Bizans ordsunun son durumu hakkında pek değerli bilgiler verdiler.g e. Sultan Alp Arslan'm huzurunda yer öpen Peçenek ve Oğuzlar'ır reisleri. 157) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 127 . sh. ***Peçenek ve Uzlar'm Selçuklular tarafına ne zaman geçtiği hakkm da kaynaklarda birbirini tutm ayan çelişik bazı rivayetler varsa da. etkileyecek kadar cid­ di bir sebep dahi değildir..** sonra ok ve yayını atarak. Yenilgiyi bir türlü hazmedemeyen ve kendilerini asılsız bir yalana inandırm ağa çalışan bu tarihçiler hem kendilerini aldatm ışlar ve hem de tarihe karşı bir ihanette bulunm uşlardır. Bizans saflarından ayrılıp ırkdaşları olan Selçuklular'a katıldılar. K A R A T A M U . 200.*** Bu hâdise. Zira Uzlar ve Peçenekler. kös ve boru gürültüleri ve savaş naraları arasında harekete geçiyor ve düşmanı tahrik ederek harekete geçirmeğe çalışıyor­ lardı.) de savaşa gideceğinde daim a güzel kokular sürerdi. yakın vuruşma silâhları olan.000 kişi civarındaki Bizans ordusu içinde onda bir kadar bile değillerdi. Bu nedenle bu kadarcık bir kuv­ vetin Türkler tarafına geçmesi Türk ve Bizans orduları arasında­ ki kuvvet farkını kapatm ak şöyle dursun. atının kolanını iiktı vc eski Türk töresi gereğince atının kuyruğunu bizzat kendi cli\lc bağ­ ladı. ****B izans İm paratorluğunun son gücünü kullanarak çıkardığı o r­ dusunun Malazgirt'te im ha edilmesi sebeplerini bazı Hıristiyan kaynakları yalnızca Peçenek ve Uzlar'm Bizans saflarından ayrılarak Selçuklu saflarına geçmelerine bağlarlarsa da. M uham m ed (S. Tam bu sıra­ da Bizans ordusunda ücretli olarak bulunan Şamani Peçenek ve Oğuzlar (Uzlar). a.Daha sonra tamamen beyaz elbiseler giymiş ve güzel kokular sürmüş* bulunan Sultan Alp Arslan. eski Türk töresince. ölünceye kadar savaştan dönm em eğe ahdetmek de­ mekti. bizce herhalde muharebe başlamadan önce ve ordular birbirlerine iyice yaklaştıkları sırada vuku bulm uş olm alıdır. bu kuvvetli zannettikleri sebep hiç de yeterli değildir. (325) Böylece artık muharebe başlıyor.S.

Türk merkez kuvvetlerinin giriştiği cephe taarruzu çok sert bir şekilde inkişaf ettirilmiş ve Türk süvari­ sinin at üzerinde hareket halinde iken yaptığı yoğun ok atışları ile Bizans süvarisi şaşkına dönmüş. Alp Arslan bu taarruza mukavemet edemiyormuş gibi yaparak ağır ağır geri çekilmeğe başladı.(326) Bu nedenle. Türk ordusunu küçüm­ seyen müstehziyane bir eda ile: "Hep birlikte saldırıp şu küçük top­ luluğu ortadan kaldırınız" dedi ve kendisi de mızrağını eline alıp.(327) Süvarilerinin dağıldığını ve geri çekilmekte olduğunu gören İmparator Diogenes. Bu şekilde Bizans ağır piyadesi. Alp Arslan'ın istediği de bu idi. İmparator.(328) Bu şekilde Bizans ağır piyadesinin doğu istikametindeki bu taarruzları çok seri bir şekilde inkişaf etmiş ve düşman. pusu mevzileri (taarruz hazırlık mevzileri)'ndeki Türk kuvvetlerinden habersiz olarak. Sultan Alp Arslan'ın çalınmasını emrettiği cenk havaları ve tekbir sesleri arasın­ da Türk merkez kuvvetlerinin cephe taarruzu başladı. Bu se­ beple Sultan. büyük bir taarruza geçti. yakın temasa geçince de Bizans süvari perdesi tamamen yırtılmış ve dağılmıştı.30 sıralarında). Bu sırada Türk süvarileri at üzerinde ve hareket halinde iken attıkları oklarla. mağrur İmpara­ toru gayrete getirmişti. muharebenin bu şekilde inkişaf etmesinden memnun­ du. (329) Türk merkez kuvvetlerinin bu sahte geri çekilme hareketi Türk ordusunun ağırlık merkezini teşkil eden sağ ve sol kanatlardaki 128 Oğ u z ÜNAL . Bizans ordusunun önündeki süvari perdesini da­ ğıtmak ve düşmanın ana kuvvetleri ile temasa gelerek onları üzerine çekmekti. Sultan Alp Arslan'ın maksadı.öğleyi bir iki saat geçe (tahminen 13. bir kama gibi Türk ordusunun içine girmiş ve Türk merkez kuvvetlerini göğüs göğüse muharebeye zorlamak azmiyle kendi ordugâhından çok uzaklaşmış ve Bizans askeri geleneğinden ayrılarak. oyalayıcı ve çevik Türk kuvvetlerine gittikçe daha çok yaklaşmak için boş bir gayretle ileri sokulmuştur. Türk ordusunun çok büyük kuvvetlerle hücuma geçtiklerine ve bu sebeple Bizans süvari perdesinin dağılarak geri çekildiğine kanaat getirerek. atına atlayarak müthiş bir hücuma geçti. Bizans ağır piyadesi çok büyük bir kütle halinde karşı taarruza geçtiğinden. kendi komutasındaki ana kuvvetlerle ileri atıldı. Türk sağ ve sol kanatlarının ağır­ lık merkezini teşkil eden. Sultan'm başında bulundu­ ğu Türk merkez kuvvetlerinin bu çekilme hareketi. süvari müfrezeleri ile desteklenmiş olduğu hal­ de. bu ilerleyişi devamlı olarak taciz etmişlerdi. kumandanlarına kati neticeyi almak üzere taarruza geçmelerini emrederek.

(331) Artık Bizans ordusu her iki kanatta da çöküyordu. Türk sağ ve sol kanatlarının açıklarında bulunan süvari birlikleri. Garabudo ve Aproksimet tepeleri hizalarında torbaya girmiş oluyordu. Falanj ve Lejyonların saflarını düzelterek. Sağ ve sol kanatlardaki muharebelerin kaybedildiğini gören İmparator. Bunun için de HORASAN’DAN ANADOLU'YA 129 . bozguna uğrayan sağ kanada sol kanaddan kuvvet kaydırılmasını emretmişse de. Türk süvarisinin müthiş hücumları karşısında bu teşebbüs de gerçekleşememiş­ ti.' Türk ordusunun baskın tarzında ve yıldırım hıziyle giriştiği bu taarruz. Türkler.00-16. Bizans ordusunun sağ ve sol kanatlarının yan ve gerilerine saldırarak düşmanı sarmağa başlamıştı. İşte tam bu sırada Sultan Alp Arslan. Tam bir imhâ muharebesi veriliyordu. Ayrıca Bizans ordusunun geri çekilmesine mani olmak gayesiyle. Türk sol kanat kuvvetlerinin Bizans sağ kanadına yaptığı müthiş akınlar düşmanın bu kanadını iyice dağıtmış ve bu şekilde Bizans merkez kuvvetlerinin sağ yanı açılmış ve bu defa Türk sol kanat kuvvetlerinin saldırıları tamamiyle Bizans merkez kuvvetle­ rine yönelmişti. saf halinde yapılan klâsik muharebeye yanaşmıyor ve bunda muvaffak oluyorlardı. Bu şekilde gerileyen Türk merkez kuvvetleri ile beraber sağ ve sol kanatlardaki pusu mevzileri (taarruz hazırlık mevzileri)'nden bütün Türk ordusunun genel taarruzu başlamış oldu. Falanj ve Lejyonların kütlevi saf düzenleri bir hayli bozulmuş ve sarsılmış olarak.(330) İmparator. yeni bir kütle taarruzuna geçmeği tasarlayarak bu yolda hazırlıklara girişmişti. Bu sebeple Türk sol kanat kuvvetleriyle Bizans mer­ kez kuvvetlerindeki ağır piyadeler arasında çok kanlı çarpışmalar başlamıştı. bütün cephelerden genel taarruz emrini vermişti. artık Türk taarruzlarının kendisinin başında bulunduğu Bizans merkez bölgesine yöneldiğini anlayınca geri çekilerek kuvvetlerini Bizans ordugâhında toplayıp orada. Bu suretle yaklaşık olarak saat 15. Pusu mevzilerino'e bulunan Türk sağ ve sol kanat kuvvetleri yıldırım hıziyle.30'dan itibaren düşmanın sağ ve sol kanat kuvvetleri parçalanmaya başla­ mıştı.dışa üşkın ihtiyat kuvvetlerinin bulundukları pusu mevzileri hizala­ rına kadar devam etti.00 sıralarında Bizans ana kuvvetleri. çok seri bir şekilde inkişaf ettirilmiş ve saat 15. Bizans ordu­ sunun çok derinlerine ve gerilerine taarruza geçmişlerdi. kuvvet azlığını bu taktikleri ile gideriyorlar.

26 Ağustos 1071 Cuma günü akşam güneşi ile birlikte batmış. geriye çektirdi. Sultan Alp Arslan.ilk olarak ileri hatlarda bulunan sancaklarını. İmparator. Sultanın bu hareket tarzı Türk komutan ve erle­ rini daha büyük bir gayrete getirmiş ve Türk ordusu müthiş bir şe­ kilde Bizans saflarına savlet eylemeğe başlamıştı. A y Tekin'in bu sözlerine karşılık: "B u zalim kavmi yenersem o zaman rahat edebileceğim. Müslümanların huzur ve refah içerisinde olmaları için. İmparator insiyatifi tamamen kaybetmiş. Bu sebeple Em ir Ay Tekin atından inip.30'a kadar kendi kuvvetleriyle direndi. Nihayet Şadi adındaki bir Türk askerinin öldürmek için üzerine atıldığı bir sırada etraftakilerin: "öldürme! bu meliktir" demeleri üzerine İmparator da yakalanarak esir edildi. emir almadan geri çekilerek muharebe meydanını terketti. Türklerin eline geçme­ sin diye. rahatı savaş meydanına tercih etmelidir" dedi. kendi emrindeki kuvvetlerle büyük bir inatla ve gerçekten kahramanca muharebeye devam ediyordu. (336) Yüz yillardanberi Doğu Anadolu'da ışıyan Bizans güneşi. bu sıralarda kesin sonuç alabilmek gayesiyle bir er gibi muharebeye katılmış ve yıldırım gibi düşman kıularının içerisine atılmiştı. BizanslIlardan hoşlanmayan Ermeni kıtaları da muharebe meydanından çekildi­ ler. bu şekilde 19. Sultan'ın önünde yer öperek ona: "B ir Sultanın Müslümanlara acıması gerekir. yok olmuştu.(332) İşte bu son darbeler İmparatoru kesinlikle yıktı. taarruz ruhu ile muhakeme gücü arasında denge bulunmayan hırçın bir komutanın akılsız yönetimin­ de. (333) . fakat etrafında­ ki birlikler yavaş yavaş eriyordu. bir eşi daha bulunmayan o değerli varlığını savaşa sokup ölüm teh­ likesine atmamalı. elinde kılıcı. (334) Muharebe bütün şiddetiyle devam ediyordu. ege­ 130 Oğ u z ÜNAL . Bununla beraber İmparator. muharebenin tamamen kaybedildiğini zanneden. çekilmesi gereken bu güçlükleri biz huzur ve rahatlık sayarız" dedi. Zira Sultan'ın en kanlı vuruşmala­ rın cereyan ettiği ateş hatlarına bu kadar pervasızca dalması tehli­ keli olabilirdi. Bununla beraber komutanları da bir endişe almıştı. Aynı şekilde. Sultan. Ancak İmparatorun bu hareket tarzını yan­ lış değerlendirerek.(335) Böylece 26 Ağustos Cuma akşamı her şey bitmiş ve Bizans İmparatorluk ordusu. bizzat kahramanca dövüşmekten ve inatla muharebeye devam etmekten de geri kalmadı. kendilerine yapılan mezhep baskıları dolayısiyle. Bizans ihtiyat kuvvetleri komutanı Prens Andronikos Dukas.

buna rağmen zaferi sen kazandın. fakat istediğini yap" dedi. Memleke­ tim böyle ve ben de şu halde (tutsak olarak) senin huzurundayım. Su lu n buna inanamamıştır. Bizansii esirlerin ağlayarak ayaklanna kapanmasından ve esir Bizans generallerinin ve özellikle öncülerle birlikte ilk defa esir edilen general Basilakis'in gösterdiği hürmet ve itibar şüpheleri dağıtmış ve İmparator olduğu anlaşılan Romanos Diogenes. (337) Sultan Alp Arslan'a İmparatorun esir edildiği haber verildiği zaman. sen bunu reddetmedin mi? Sana düşmanlarımın (ElBasan'ın) teslimini istemek için Emir Afşin ile haber gönderdiğim halde bundan imtina etmedin mi? Benimle anlaştığın halde (ahdini bozarak) bana savaş açmadın mı? Geri dönmen için daha dün haber göndermeme karşılık. Ancak. sen "buraya gelebilmek ve gayeme ulaşabilmek için bu kadar para sarfettim ve çok asker topladım. Bunun üzerine Sultan: HORASAN'DAN ANADOLU’YA 131 . bu sebeplerden dolayı savaşı kaybet­ tiğini anlatmış ve Imparator'a şunları söylemiştir: "Sana barış yapılması için Halife'nin elçisi Mühliban'ı gönder­ diğim halde. Daha sonra Sultan. savaş sırasında yapmış olduğu strateji ve taktik hata­ larını İmparatora izah ederek. Bizans ordugâhına giden elçi heyetinde bulunanlar tarafından tatnınmış olmasına rağmen tereddüt­ ler devam etmiştir. Şimdi azgınlığının sonunu görd»« mü?” Sultan'ın bu sözleri üzerine İmparator: " E y Sultan.. insanların maceraları böyledir" diyerek kendisini teselli etmiş ve yanında oturtarak kendisi ile eşit muamelede bulunmuştur. Sultan'ın huzuruna çıkartlmıştır. İm­ parator da: "Fena şeyler" diye cevap verdi. ülkelerini almak için bir çok kavimlerden asker top­ ladım ve para sarfettim.menliği sönmüş ve Anadolu'da Türkler'in 900 yıldır parlayan ve bat­ mayan güneşi doğmuştu. bana ne yapardın?" dedi. sert sözler sarfetme. Islâm ülkelerine kendi ülkem gibi hâkim olmadıkça nasıl geri dö­ nebilirim ?" diye karşılık verdin. Bu durumda beni azarlama. (338) Romanos Diogenes huzuruna getirildiği zaman Sultan ayağa kalkarak kendisini kucaklamış ve "İmparator! müteessir olmayınız. Bunun üzerine Sultan ona: "Eğ er zaferi sen kazansaydın.

Onun öldürülmesi doğru değil­ dir" dedi ve İmparator'a dönerek ilâve etti: "Ş im d i sana ne yapacağımı sanıyorsun?" İmparator şöyle cevap verdi: "Bana üç şeyden birini yapabilir­ sin. Sultan'ın "10 mil­ yon altın" demesi üzerine İmparator şöyle dedi: "Sen benim canımı bağışladığın için Bizans ülkesine sahip olmak senin hakkındır. Kur'an-ı Kerim'in Tevbe Suresinden ". İmparator da: "Affetmek. çünkü bir başkası­ nı benim yerime imparator yaparlar. Eğer bunun aksini söyleseydin. Bizans topraklarında senin bir memlükün (kölen). Eğer beni bağışlarsan. Eğer beni öldürürsen bu sana bir fayda sağlamaz. bir kumanda­ nın ve nâibin sıfatiyle beni memleketime göndermendir. istediği miktarı söylemelidir" dedi. üçüncüsü de yapmayacağın bir şey olduğundan söylen­ mesine lüzum yoktur."Gerçekten doğru söyledin. . "Seni affetmek kararındayım." Sultan Alp Arslan: "B u nedir?" diye sordu. kul olurum" cevabını verdi. Ancak kendin için bir kurtuluş akçası (fidye) vermelisin" dedi.onlarla boyun eğip cizye verin­ ceye kadar muharebe edin" âyetini (339) okudu ve İmparator'a hitaben. o zaman yalan söylemiş olurdun" diyerek kumandanlarına: "B u akıllı ve yiğit bir adamdır. İmparator: "Sultan. İmparator'un bu cevabından sonra yapılan müzakereler sonunda şu hususları kap­ sayan bir barış andlaşması yapıldı: 132 Oğ u z ÜNAL . para ve armağanlar kabul edip. . Imparator'un bu sözlerini işiten Sultan Alp Arslan. ordu hazır­ lamak ve harpler sebebiyle. İkincisi zaptetmek istediğim ülkelerinde beni teşhir etmek. Fakat tahta geçtiğimden beri. ömür boyu sana itaat eder. Bizans'ın mal ve paralarını tükettim ve halk bundan dolayı yoksul bir duruma düştü" dedi. Islâm ülkelerine onların za­ rarı dokunur. birincisi öldürmek.

diğer İslâm hükümdarlarını da üzerine gönderseydi halin nice olurdu" dedi.Bizans devleti her yıl Selçuklu devletine 360... kızlarından birisini Sultan'ın oğluna verecek. 4. Ayrılırlarken İmparator atından inmek istedi ise de. üzerinde "Allah'tan başka ilâh yoktur ve Muhammed onun elçisidir" yazılı bir bayrak hazır­ latarak İmparator'a verdi ve onu iki Hâcip (341) ve 100 hassa as­ kerinin muhafazasında ülkesine gönderdi. gerektiğinde. Ertesi gün Sultan. yeniden tahta oturduğu takdirde. 6. (342) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 133 . İmparator'u yeniden huzuruna getirtti ve İmparator'un ganimet olarak alınmış olan tah­ tını hazırlatarak İmparatoru tahtına oturttu ve bizzat kendi eliyle İmparator'a Hil'at ve Türk külahı (börk) giydirdi ve: "Seni naibim yapıyor. söylediğin sözlere inanıyorum ve seni ülkene göndereceğim.BizanslIlar. Malazgirt şehir ve kaleleri Selçuklular'a bırakılacak. 3 .İmparator. Urfa.1. Antakya.. Ben askerimden küçük bir kuvvetin başında ve sen de bütün Hıristiyanlar yanında olduğu halde sana karşı bu başarıyı elde ettim. kumandanla­ rın bir kısmı kurtuluş akçalarını vererek kurtuldular.Bizans'ın elinde bulunan bütün Islâm tutsakları salıveri­ lecek. Membiç. Halife. Sultan sözlerine devamla: "Ben Halife karşısında en küçük hükümdarlardan biri gibiyim. Daha sonra Sultan. Hükümdarlığını da sana geri veriyorum" de­ di.. 2.000 altın ödeyecek. Sultan ona mani olmuş ve "kendisiyle daima dost kalacağı" hususunda and iç­ tikten sonra at üstünde yaklaşarak onu kucaklayıp vedalaşmış ve geri dönmüştür. Selçuklular'a askeri yardımda 5. Hareketinden önce Sultan atma binip İmparator'u bir fersah mesafeye kadar bizzat uğurladı. bulunacak.İmparator. kurtuluş akçası (fidye) olarak bir buçuk mil­ yon altın verecek... (340) Barış şartları bu şekilde kararlaştırıldıktan sonra. Bunun üzerine İmparator yer öptü. geri kalanlar da fidye alınmadan salıverildiler.imparator.

(344) Bizans imparator­ luk ordusunun Malazgirt ovasında imha edilmesiyle Bizans savunma şeddi yıkılmış ve bu zafer sonucunda Anadolu.) zamanında Bizanslılar'a ve Sasaniler'e karşı kazanılan Yermuk ve Kadisiye gibi büyü'k zaferleri de hesaba katmışlardır. İstanbul'un fethidir.(343) Türkler. Malazgirt mey­ dan muharebesini kazanmakla egemenliklerini genişletmişler ve Ana­ dolu'nun kapısını ardına kadar açmışlardı. İslâm şehirlerinde zafer şenlikleri yapılmıştır. Malazgirt'ten evvel. Bağdad şehri görülmemiş bir şekilde süslenmiş. çalgılar çalınarak zaferi kutlayan halk sokaklara dökülmüş­ tür.(346) İslâm kaynak­ ları bu kanaati belirtirlerken. İslâm. (350) ' 134 OĞUZ ÜNAL . (348) Tarihte ilk defa bir Bizans İmparatoru'nun esir olması ile netice­ lenen bu büyük zaferin kıymeti zamanında da anlaşılmış ve bütün İslâm dünyasnda büyük bir sevinç dalgası esmiş. Hazreti Ömer (R .A . M A L A Z G İR T Z A F E R İN İN A K İS L E R İ V E A N A D O LU F Ü T U H A T IN A E T K İL E R İ Malazgirt zaferi Türk. Türk tarihinde Malazgirt'ten önemli tek vaka. başta Halife olmak üzere her tarafa fetihnâmeler göndererek müjde haberini vermiştir.5. herhangi bir Bizans İmparato­ ru da İslâmlar tarafından tutsak alınmamıştı.(349) Alp Arslan. Halife'ye gönderilen fetihnâme 12 Eylül 1071 günü Halife Kaim Bi'Em rillâh tarafından sarayda toplanan bütün devlet erkânı ve büyükler önünde merasimle okutulmuş ve tebrikler yapılmıştır.(347) Türkler'in tarih boyunca kazandıkları sayısız meydan muharebelerinden hiç biri. tamamiyle Türkleş­ me ve İslâmlaşma yoluna girmişti. zafer takları ku­ rulmuş. Bu sebeple devrin şairleri Sultan Alp Arslan'ı tebrik ve metheden kasideler yazmışlardır. Bizans ve hattâ dünya tarihinde.(345) İslâmiyetin doğuşundan beri böyle bir zafer görülmediği gibi. büyük dö­ nüm noktalarmdan birini teşkil eder. doğurduğu çok şümullü ve devamlı neticeler itibariyle. istikballerine bu derece tesir edici mahiyette olmamıştır.

İslam ülkelerinin Sultam’’ gibi Unvanlarla hitap etmiş ve kazandığı bu eşsiz zaferden dolayı kendisini tebrik etmiştir. hanedana mensup prenslerin rolleri gitgide azalırken. tebrik ve hediyeleri kabul etmiştir. devletin kahredici bileği. Sultan Alp Arslan'a gönderdiği mektupta ona. dinin parlak tacı. gittikçe aktif faal ve rol oynamaya başlamışlardır. Malazgirt gibi büyük Bizans şehirleri fethedildikten sonra. Ani. Bu suretle Anadolu'da yurt tutma hareketi başlamıştır. Sultan Tuğrul Bey zamanındaki fütuhat arasındaki başlıca farkları şöylece sıralayabiliriz: 1— Alp Arslan zamanında yapılan fetihlere bizzat Sultan ve prenslerden başka "gulam '' sistemine göre yetişmiş kumandanlarla devlet hizmetine giren Türkmen beyleri de katılmışlar. insanların sığınağı. "Allah'ın desteğine mazlıar. ilk defa Selçuklu İmparatorluğu topraklarına katılmışlardır. hattâ zaman zaman isyan etmek suretiyle menfi roller oynarlarken. (352) Böylece artık Türk ve İslâm dünyaları için yeni bir devir doğuyordu. en büyük Sultan.Alp Arslan. Arap ve Acem hükümdarı. dünya hükümdarlarının efendisi. Hemedân'a dönünce başta Halife'nin elçisi ve mektubu olmak üzere bir çok hükümdarların gönderdiği elçt. (353) Malazgirt Meydan Muharebesinin tarihin kaydettiği en büyük savaş olarak kalması. bu yeni unsur (Türkmen beyleri) bazen de birbirleriyle geçinememekle birlikte. Alp Arslan zamanında yapılan Anadolu fütuha­ tından çıkan neticeler ile. 3— Fetih ve istilâ siyasetinde de önemli bir değişiklik olmuş. ancak Alp Arslan'm müttefiki durumunda HORASAN'DAN ANAPOLU’YA 135 .(35m) Halife Kaim Bi'Em rülâh. müsiümaniarın yardımcısı. doğuda mevcut hareket üssünden başka. Anadolu fütuhatında yeni bir safha olarak kabul edilen Malaz­ girt zaferi öncesi. 2— Fütuhata katılan unsurların artışına paralel olarak Anado­ lu'nun çok daha geniş bölgeleri akınlara maruz kalmış. galip ve muzaffer evlâd. bazı büyük merkezler ve önemli Bizans garnizonları işgal ya da tahrip edilmiş. güneyde de bir Selçuklu akıncı üssü meydana gelmiştir.

asıl bu andan itibaren kesin bir dönüm noktası teşkil ettiği söylenebilir. akıncılar.Bunun M>nucu olarak da. bu akıniarîn Malazgirt zaferinden önccki akınların ve Anadolu fütuhâlınm bir devamı olduğu da gerçektir. harekât neticesinde ganimet elde ettikten sonra genellikle Ahlat ve Haleb'deki üslerine dönerlerdi. Romanos Diogenes'in ölümünden sonra sadece iki yıl içinde. 4 . akıncılarm artık Anado­ lu'yu benimsemeye ve bu ülkeyi yurt edinmeye başladıkları da tarihi bir gerçektir. Bu kalışlariıtda. *»36 Oğ u z ÜNAL . zaferden son­ raki Anadolu fütuhatı arasında da büyük farklar olduğu göze çarp­ maktadır. 1 ürk akıncıları daha önce yaklaşık olarak yirmi beş yılda Ege denizine ulaştıkları halde.Bununla beraber.Zaferden önceki akınlarda. Zira. (354) Malazgirt zaferinden önceki Anadolu fütuhâtı ile. Anadolu'da kalıyorlardı. Çünkü. Ege ve Marmara sahillerine indiler ve Üsküdar'a kadar bütün Anadolu'da ayak basmadık yer bırakmadılar. yayılma daha sür'atli oldu. lü rk akıncıları. Malazgirt zaferinin tabii bir neticesidir.savaşta davayı icaybedetek. Bu farkları şu şekilde tesbit edebiliriz. 3 . Selçukiular'la Bizans arasında yapılan. Malazgirt'te ka/anılanzaferin. 1Bizans ordusu Malazgirt'te kesin olarak inıha edildiği için ve bunun yanı sıra Bizans'ın Anadolu'daki belli başh ikmâl merkez­ leri. askeri üsleri ile büyük şehir ve kaleleri ile garnizonları tahrip edildiği için. ciddi bir direnme ve mukavemetle karşılaşmadılar. onları buradan sürüp çıkaracak Bizans kuvvetlerinin bulun­ mamasının etkisi büyük olmakla bcra'oer. zaferden sonra Türk akıncılarının kendilerini birdenbire O ru Anadolu’da bulmaları ve buradan itibaren her yönde fetihlere girişmeleri de bir tesadüf eseri olmayıp. Zaferden sonra ise. Anadolu'­ nun fethinde ve Türk vatanı oluşunda.olan Komanos Piogeııes'jn Bizans’ta çıkan bir iç. 2 . barış andlaşmasının hükümsüz kalmasından sonra mümkün olduğu tarihi bir gerçek olarak çıkmaktadır.

Türkler tarafından kazanılan yüilerce meydan muharebesinden bugün elde ne kaldığı düşünülürse. zaferi takip eden yıllarda Anado lu'yu vatan edinen Türkmen boyları. Irak. yerleşik bir medeniyet unsuru olarak. İslârni akidcleıinin ışığı altında. cihan tarihinin en büyük medeniyet hamlele­ rini yapmak imkânmı kazanmışlardır. Türkmenler'in Anadolu'ya baştan başa yerleşmeleri mümkün olmuş. zamanında bütün İslâm dünyasında derin akisler uyandıran Malazgirt zaferinin. toprağa bağlı taze ve yepyeni bir cemiyet ha­ line inkılâp etmiştir ki (357). Yalnız bu netice. methiyeler yazîlmasından ve bmir'ül-Mü'minin olan Halife Kaim bi'EmrlIlâh tarafından kendisine tebrik ve teşekkür mektubu gönderilmesinden de açıkça anlaşılacağı üzere. onları bünyeleri içerisinde temsil ederek. daha sonra Anadolu kıt'asının sınırlarınr aşıp. l'ürk yurdu ve vatanı olarak Anadolu. Mısır. neticeleri bakımından. tefekkürü. îjuriye. (J5 5 ) Alp Arslan'ın en büyük Islâm gâzi ve fatihleri payesine yüksel meşinde. eski bozkır yaşayış ve telâkkilerinden farkh. Roma'dan sonra dünyanın en büyük ve en devamlı imparatorluğu ve halen yaşayan Türkiye Devleti. İslâmlaştırdıktan sonra. Anadolu'da bağımsız yeni bir Türk devleti kurup bu kıt'anm yerlileri ile kaynaştıktan.(356) Bu zafer­ den sonradır ki. Malazgirt zaferinin değeri iyice anlaşılır. büyük ve teşkilâtlı bir millet haline gelerek. ehemmiyeti eşsiz ve ölçüsüzdür. onun hakkında kasideler. Türkler'c Malaz­ girt zaferinin hediyesidir. edebiyatı ve dünya görüşü ile. Tarih boyunca. diğer bir deyişle "Devlet-i tbeuMüddet'' kurulmuştur. Anadolu'yu Türkleştirip. bütün kuzey Afrika ve Karadeniz havzasını alıp. aynı zamanda. bir millete yepyeni bir iklimde yeni bir vatan verme keyfiyeti.5— Zaferden çok kısa bir süre sonra Anadolu'da bir takım Türkmen beyliklerinin kurulmuş olması da bu siyasetin tabii bir neticesidir. HORASAN'DAN ANADOLU'YA m37 . Macaristan. Türk rnilÜ bünyesinde de köklü değişikliklerin başlangıcı olmuş. Malazgirt zaferini Türk tarihinin diğer bütün zafer ve muvaffakiyetleriyle ktyailanamayacak derecede yükseltmektedir. OsmanlIlar Çağrnda. Bu durum Anadolu'nun fethinde yepyeni bir safha olarak kabul edilebilir. Malazgirt zaferi. bütün Balkan yarımadasını.

.

Selçuklular ile Bizans arasında yapılan barı.v. Yolculuğu sırasında Tokat'a gelerek bir rhüddet dinlenmek üzere kaleye yerleşen İmpa'^torun H O R A S A N 'D A N A N A D O L U 'Y A 139 . İstanbul'a doğru hareket etmişti. S Ü L E Y M A N Ş A H T A N ÖN CE A N A D O L U F Ü T U H A T I Malazgirt Meydan Muharebesini müteakip. andlaşmasından sonra Sultan Alp Arslan tarafından. BÖLÜM M A L A Z G İR T T E N S O N R A A N A D O LU F Ü T U H A T I V E T Ü R K İY E D E V L E T İ'N İN K U R U L U Ş U 1. iki Hacip ve 100 h^isa askerinin refakatinde serbest bırakılarak ülkesine gönderilen İmparator Romanos Diogenes.

Patrik. Askerim de az değildi ve tedbirlerimde de yanlışlık yapmadım. Psellos'un tavsiyesi ile yazılarak İmparatoriçe Evdokia'ya zoi'la imza ettirilen ve 1071 Eylül'ünde bütün eyaletlere gönderilen bir fermanla. Bu sonuç kimse değiştire­ 140 Oğ u z ÜNAL . V II. para sarfetmek ve Hıristiyan dinini yükseltmek için elimden geleni yaptım. Romanos Diogenes'i tahttan in­ dirmeğe kararlı idiler. Her şeyden evvel Romanos Diogenes'in İmpa­ rator sıfatı ile yaptığı barış andlaşmasını tanımadıktan başka. İmparatoriçe Evdokia aleyhine entrikalar çevirmeğe başla­ mış ve sarayda muhafız kuvveti olarak bulundurulan Varegler'i elde etmiş ve derhal yeğeni Mihael Dukas'ı. Çabalarımda hiç bir eksiklik göstermedim. başına gelen felâketi ve bunu takip eden inanılmaz durumu. adeta mucizeyi anlatıyordu. bir kadırga ile. "Ben asker toplamak. Boğaz'ın denize açıldığı bir yerde bulunan ve bizzat İmparatoriçe Evdokia tarafından Meryem adına kurulan bir manas­ tıra götürülmüştü. İmparatoriçe'nin büyük oğlu ile birlikte devleti idare etmesini uygun bulduğunu ileri sürmüş ve bu çözüm bütün devlet erkânı tarafından da kabul edilmişti. her an kocası lehine dönmesi ihtima­ li olan. Johannes Dukas. Mihael Dukas ünvanı ile İmparator ilân ettirmiş ve Evdokia'yı da bir manastıra çekilmeğe zorlamıştı. Evdokia. saçları kesilerek rahibe olmağa zorlanmıştı. Bu­ nunla birlikte zaferi Müslümanlar kazandı. Durumu gözden geçirmek üzere yapılan toplantıda. Bir süre sonra da buraya gelen bir emirle. Romanos Diogenes'in tahttan indirildiği ve bu nedenle onun artık İmparator olarak karşılanmaması bildiriliyordu. (359) Bütün bu olayları Tokat'ta haber alan Roman Diogenes. İşte bu mektup sarayı karıştırmağa yetmişti.(358) Johannes Dukas. yeni İm­ parator Mihael Dukas'a bir mektup yazarak şunları bildirdi. Romanos'un İstanbul'a dönmesini önlemek için onun tahttan indirildiğini ilân ettikten sonra. başlangıçta sadece bir emniyet tedbiri olarak. Fakat bu sırada bir taraftan da Bizans sarayında çapraşık entrikalar başlamıştı bile. İstanbul’a dönüş yolculuğunda olan İmparator bu sıralarda ken­ di el yazısı ile karısına bir mektup yazarak. saray mabeyincisi Psellos ve Johannes Oukas üçlüsü.yenilgi ve tutsaklık haberi İstanbul'da Bizans sarayında iki ayrı an­ laşmazlığa sebep teşkil etti: İmparatoriçe Evdokia. ne yapmak gerektiğini kararlaştırmak üzere acele olarak X. Konstantin'in kar­ deşi olan eski kayınbiraderi Johannes Dukas'ı avlanmakta olduğu Bitinya'dan İstanbul'a çağırmıştı.

diğer taraftan da çevre halkından meşru İmparator sıfatı ile vergi alıyordu.000 altın ve içinde. başkalarından daha çok hakkın olan. kendisiyle birlikte gelen iki Hacip'e teslim edip onlara: "B u n ­ lardan daha fazla göndermesinin mümkün olmadığını Sultan'a bildir­ melerini" söyledi. barış için vereceğim parayı kararlaştırdıktan sonra iyiliklerde bulunarak salıverdi. niçin bir kalede ikamet ediyorsunuz? Size yakışan bir manastırda ikamet etmek ve bizim de kaleye askerler göndermemize imkân vermektir" (365) dedi. kurtuluş akçasının bir kısmını ona gönderdi. (364) Türk askerlerinin Tokat kalesinden ayrılmaları üzerine.(363) Hattâ bir rivayete göre de: "B u paranın kendi âsi ve nankör milletinden daha çok asil galibe lâyık olduğu­ nu" da ilâve etmiştir. Şimdi Sultan'ın durumu ve bana yaptığı iyilikleri sana bildiriyorum. Tokat'tan topladığı 200. Fakat Mihael'e güvenemeyen Romanos Diogenes. sof giydim ve senin." Daha sonra Dio­ genes. Hükümdarlıktan ayrılarak bu kaleye yerleştim. ibrik ve tabak bulunan 70. o bana i. savaşlar nedeniyle Bizans hâzinesinde çok az para kaldı­ ğını bildirerek. Eğer kabul etmezsen sen bilirsin. O zaman benim için kararlaştırılmış olan parayı verir. Bizans tahtına geç­ menden dolayı Tann'ya şükrettim. Mihael'in gönderdiği parayla. değerli taşlarla bezenmiş altından bir leğen.000 altın değerinde olan mücevheratı.iç ümid etmediğim biçimde iyi davranışlarda bulundu ve beni. "Bütün Roma ülkeleri içinde bana bıra­ kılacak bir tek kale de mi y o k " (366) diyerek.mezdi." (360) Diogenes'in bu teklifini olumlu karşılamış gibi görünen İmpara­ tor Mihael.(362) Romanos Diogenes. Sultan'a verilmek üzere. Onunla yaptığım barışı bozma! Teklifimi kabul edersen Hıristiyanlığın korunmasında aranızda vasıta olurum. bir taraftan yardımcı toplarken. beni bu yükten kurtarırsın. üzerindeki rahip elbiselerini çıkarmış ve kalede bulunan tacir­ lerden borç para alarak etrafına üç bin Ermeni askeri toplayıp Amasya'yı işgal etmişse de.(361) Mihael'in samimiyetine inanmayan ve durumun kötüye gittiğini hisseden Romanos Diogenes de. Ben Sultan Alp Arslan'ın eline tutsak düşünce. Johannes Dukas'ın küçük oğlu Konstan- HORASAN'DAN ANADOLU'YA 141 . Ronjanos Diogenes’e ulaklar göndererek: "Siz ha­ kikaten bir rehin iseniz. İmpara­ tor Mihael Dukas. onun bu isteğini yeri­ ne getirmeyip şu cevabı gönderdi: "Ben henüz hükümdarlıktan çekil­ miş değilim ve bu nedenle kalede oturuyorum. geri kalanını sonra ödemek üzere.

teslim almayı başardı. bu dostluk ve anlaşma tekliflerinin tuzak oldu­ ğunu anlamış ve bu nedenle de Mihael Dukas'ın tekliflerini reddet­ mişti. bu sıralarda İsfahan’da bulunanrSultan'a bir mektup ile bildirmiş ise de. "A ffa uğrayacak hiç bir suçu olma­ dığına göre bu teklifi bir küstahlık" saydığını söyledikten sonra. Romanos'un kuvvetlerini olduğundan fazla zannediyorlar ve aynı zamanda da Türkler'in ona yardım edeceğinden endişe ediyorlardı. Andronikoş. Romanos Oiogenes ile sulh yaptıktan sonra İran'a (Horasan'a) dönmüş ve Orta Asya'ya karşı büyük bir sefer için hazırlıklara başlamıştı. Romanos Diogenes'in Adana'da direnmesi uzun sürdü. Hattâ belki de. (370) Sultan Alp Arslan. Fakat çok geçmeden Romanos hapse atılarak gözlerine mil çekildi. ölümünü sağlamakla ve onun İmparator srfatı ile yaptığı barış andlaşmasını tanımamakla Bizans. çok geçmeden 1072 yılı ortalarında ıstıraplar içeri­ sinde öldü. Mihael'e verdiği cevapta. Romanos'a gönderdiği mektubunda: 'Tekliflerini kabul ederse kendisini af edeceğini" bildirmişti.tin Dukas ile yaptığı savaşta yenilmiş (367) ve ı. Romanos Diogenes'e yaptığf barış tekli­ finde: "Eğ er andlaşmayı kabul ederse idarenin kısmen kendisine bırakılacağını” bildiriyor ve dostça ifadeli bir mektup yolluyordu. 1072 yılı başlarında. Bu sıralarda Anadolu hududunda ve Doğu Anadolu'da bulunan Selçuklu prensleri ile diğer Emirlerin 142 Oğ u z ÜNAL .v /elce kendisi tara­ fından Antakya valiliğine tayin edilmiş bulunan Ermeni asıllı komu­ tan Haçadur'un yardımıyla Kilikya'ya çekilerek Adana kalesine kapanmıştı. Romanos Oiogenes. Mihael. ortak hükümdarlık teklifine de cevap olarak: "İmparatorluk üzerin­ deki haklarından hiç birisinden vaz geçmediğini ve kendisinin bir takım haksızlıkların kurbanı edilmek istendiğini" bildirdi. İmparator Mihael Dukas. Romanos Oiogenes. Bunun üzerine R o­ manos. (369) Romanos Diogenes'i bertaraf edip. İştanbul’dakiler Romanos Diogenes'den çekini­ yorlar ve onu Kandırarak ele geçirmeğe çalışıyorlardı. hayatın'' bağışlan­ ması şartıyla. Şurası muhakkak ki. Selçuklular ile yapılmış olan andlaşmayı tek taraflı olarak bozmuş oluyordu. (368) Romanos'a yapılan tekliflerin reddedilmesi üzerine yeni İmpa­ rator M ih jtl Dukas.Jerdi. bu acıklı durumunu. Romanos'u bertaraf etmek için prens Andronikos Dukas'ı Kilikya'yagöı. Ro­ manos'u Adana'nın kuzey yörelerinde sıkıştırıp.

yeryüzünde gece-gündüz kartal gibi uçunuz ve Rumlar'a artık merhamet gösterme­ yiniz. Anadolu'da birer beylik kuran Emir Saltuk (Erzurum'da). yepyeni bir toplum meydana getiriyorlardı. Anadolu'ya yerleşen Türkler.. beylere ve askerlere şu hitabe­ de bulundu. Selçuklular ile Bizans arasındaki sulhün sonu olmuştu. bu emirle artık Anadolu'nun fethini tamamla­ mak kararında olduğunu ifade ediyordu. eski bozkır yaşayış ve anlayışından gitgide sıyrılıyorlar. Sultan da eski dostuna gönderdiği mektupta bizzat gelip kendisine yardım edeceğini ve Rumlar'dan intikamını alacağını söylemişti: Ancak Türkistan seferi çok acil ve zaruri bir mahiyet aldığı için.(373) Bütün bu sebeplerle Türkmenler ciddi bir mukavemetle karşılaşmadan. Alp Arslan. Anadolu'yu da başıboş bırakmak iste­ memiş. Alp Arslan Orta Asya'dan döndükten sonra Anadolu seferine çıkmak kararında idi. İslâm akidesinin etkisi altında." Alp Arslan. düşüncesi ve kültürü ile. Anadolu'nun her tarafını süratle işgal ve iskâna başladılar. kendisi seferden dönünceye kadar bir takım Türkmen beyle­ rini Anadolu'nun fethine memur etmiştir. (372) Artık ciddi bir Bizans ordusu ve mukavemeti kalmadığı gibi Anadolu'da Bizans hükümranlığı da fiilen yok olmuştu. Anadolu gazilerine: "Rum lar ile aramızda yapılmış olan sulh andlaşması bugünden sonra nihayete ermiştir. "Bundan böyle arslan yavruları olunuz. Yalnız Alp Arslan'ın dostu ve müttefiki bulunan Rom:’ os Diogenes'in tahttan uzaklaştırılması ve sonra da ihanetle hapsi ve gözlerinin oyulması. Artık haç'a tapanların memleket­ leri istilâ edilecektir" dedikten sonra.(371) Diogenes'. kendisinin Türkistan seferine rağmen. Gümüş-Tekin .fütuhat yapıp yapmadıkları hakkında esaslı bir malumata sahip değiliz. bu feci durumunu bir mektupla Sultan'a bildirmişti. Anadolu'ya gelişigüzel Türk idarelerinin girmesi demek değildi. Fakat Sultan. ücretli askerler kendi ırkdaşları ve milletdaşlarına karşı kullanılıyor ve bunların kumandanlarına yüksek rütbeler ve geniş topraklar veriliyordu. sanatı. (375) Sonraki İslâm kaynakları.(374) Bu şekilde Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde Türk beylikleri kurulmaya başlandı. Yeni ku­ rulan bu beylikler. Eski ordu idaresi hakkında yazılmış olan taktik kitaplarındaki tavsiyelerin tam tersine olarak. Bizans hizmetindeki Batılı kavimlerden ücretli askerler de her fırsatta ayak­ lanıyorlar ve imparatorlukta karışıklıklar çıkarıyorlardı.Ahmed (Danişmend) Gazi (Si­ HORASAN'DAN ANADOLU'YA 143 .

Malazgirt zaferini müteakiben yapılan Selçuklu-Bizans barış andlaşmasının Bizans tarafından bozulması üzerine. Malazgirt zaferinden çok sonraki yıllarda kaleme alınm ıştır. 144 Oğ u z ÜNAL . ilk defa olarak 1071'den sonra etnik simasını süratle ve tamamen değiştiriyordu. Artuk Bey müstesna (377) kimlerin ne sıfatla Anadolu’ya girdiği ve hangi tarihte nereleri ele geçirerek bölgesel beylikler kurduğu henüz açıklıkla ortaya konamamıştır. Fakat Malazgirt zaferi ile Bizans'ın artık korkulacak bir ordusu ve ciddi bir müdafaası kalmayınca. Sultan Alp Arsian. Emir Çavuldur (Maraş'da) ve Artuk Bey (Doğu Anadolu'da)'leri bu ilk fâtihler arasında sayarlar (376) ise de. Türkmenler bir sel gibi ve dalgalar halinde Anadolu'ya dolmağa başladılar. kaynaklardaki çelişkiler ve yetersizlik yüzünden. Sultan Alp Arslan. tarihinde birçok kavim. ö yle ki. (378) Doğu Anadolu'dan itibaren kurulmaya başlanmış bulunan bu bey­ liklerin tarihleri henüz karanlıklardan kurtulmuş değildir. Oğuz (Türkmen) beylerine ve boylarına Anadolu'­ yu fetih emrini verince Selcuklular'ın en meşhur ve mağlubiyet *Bu konudaki kaynakların hepsi. Aile ve hayvanları ile ilerleyen ve bazen de Selçuklu ordula­ rının himayesinde bulunan bu Türkmenler. din ve kültürlere sahne olan Anadolu. Bizans ordularının. Sultan Alp Arslan'ın Malazgirt zaferine ve Anadolu'yu açma­ sına kadar yarım asır zarfında Anadolu'ya Oğuzlar tarafından sayısız akınlar yapılmış. Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nun kuruluşundan sonra bu akınlar çok yoğunlaşmış. maiyetindeki bazı Türkmen beylerini Anadolu'nun fethine memur etmiştir.vas ve Amasya'da). arkada kalan müstahkem Bizans şehir ve kaleleri ile garnizonları ciddi bir tehlike teşkil ediyor. Kuzey Suriye ve Irak taraflarına doğru yayılmış­ lardı. Malazgirt zaferine kadar yine de Anadolu'yu kendileri için emniyetle oturulacak bir memle­ ket olarak görmüyorlardı. sık sık giriştikleri seferlerde Türkmenler'in takibe uğramaları onların devamlı olarak yer değiştirmelerine ve çok fazla tazyik kar­ şısında da tekrar Azerbaycan'a ve Gürcüstan'a dönmelerine sebep oluyordu. Mengücek Gazi (Erzincan ve Divriği'de). Orta ve Batı Anadolu'ya.(379) Kabul etmek durumunda bulunduğumuz geleneksel kaynaklara göre* bu gün için bildiğimiz şudur ki. Zira yapılan savaşlara ve fethedilen birçok ülkelere rağmen. göçebe Oğuzlar otuz yıl içeri­ sinde (1040-1071) devamlı olarak Azerbaycan'dan Doğu.

büyük Türk­ men kuvvetlerinin başında. Bu şekilde Türkmenler ile Bizans-. şehri zelzeleden yıkılmış ve burçlardan başka bir şey kalma­ mış bir halde bulmuştu. (381) Yine aynı sıralarda Sakarya ve İzmit havalisinde bulunan ve bu bölgede hâkimiyetini kurmağa çalışan Norman deisi Russel de. bu sırada müthiş bir ordunun başında ilerleyen Artuk Bey ile anlaşma yapmağa mec­ bur oldu. Russel ile Johannes'i mağlup etti ve Sapanca dağına kaçarken kendilerini yakaladı. Isaak Kpnjnenos'u kardeşi Alexios ve Norman reislerinden Russel ile birlikte bir ordunun başında Anadolu'nun müdafaasına gönderdi. işte bu sı­ rada idi ki. 1072 yılında. Kayseri'ye varan bu Bizans ordusu. İki kardeş Ankara'da buluştukları zaman Türkmenler de. Malazgirt’te Romanos Diogenes’e ihanet eden Norman reisi Russel. İzmit'e ve Marmara sahillerine kadar iler­ lediler (384) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 145 . (382) Bu şekilde çok müşkül durumda kalan İmparator Mihael Oukas. Bizans'ın perişanlığından faydalanarak. Eksük Oğlu Artuk Bey kumandasındaki Türkmenler de Kayseri'ye doğru ilerliyorlardı. Russel'i fidye mukabilinde Franklar'a ve Johannes'i de Imparatpr'a teslim etti. amcası johannes Dukas komutasında üzerine gönderdiği Bizans ordusunu bozmuş ve eline esir düşen Johannes Dukas'ı İmparator ilân etmişti. Orta Ana­ dolu'ya doğru ilerleyerek Kızılırmak ve Yeşilırmak havzalarını süratle açmıştır. Kayseri'den.(383) Artuk Bey.tanımayan kumandanlarından Eksük Oğlu Artuk Bey. Anadolu fütuhâtına girişmiş. Mihael Dukas. hiç bir engel ile karşılaşmadan. Böylece Sakarya nehrini geçen Artuk Bey. Anadolu'da bir devlet kurmak teşebbüsüne girişti ve kuvvetlerini alarak. (380) İmparator Roman Diogenes'in yerine Bizans tahtına çıkan V II. şehrin kapılarına yaklaşmış ve onları takip ederek Sakarya'yı geçmişlerdi. Sivas istikametine doğru uzaklaştı. Bu sayede Türkler. lılar arasında meydana gelen muharebede BizanslIlar mağlup ve Isaak Komnenos da esir edildi. kardeşinin fidyesini tedarik maksadı ile İstanbul'a varıp döndü. Bu esnada Isaak Komnenos da yakın şehirlerin zenginlerinden vergi alarak topladığı parayı verip hürriye­ tini satın aldı. Ordunun dağılması üzerine Anka­ ra'ya kaçan Alexios Komnenos. İmparator Mihael Dukas'm.

Russel'i tercih ettiğinden bir şey elde edemedi. bazı Avru­ pa kıratlarına ve bütün Hıristiyan âlemine hitap ederek. Bu sebeple 1074 yılı Şubat'ında Papa V II. bu buhranlı devrede meydana çıkan âsileri tenkil ederken bütün Anadolu'nun elden git­ tiğini görüyordu. Amasya ve N ik â r taraflarına hâkim oldu. Sultan ile İmparatorun dost olduğunu. Yolda ailesinin memleketi olan Kastamonu'yu ziyaret ederken. (385) Artuk Bey'in Anadolu'dan ayrılışından sgnra Norman reisi Russel. Russel'in. Mihael Dukas. rehineleri alıp. Russel’e karşı Alexios'u gönderdi ise de. Lâkin teh­ likeyi gören Alexios da. parayı tahsil edip Tutak'a gönderdi ve kendisi de Russel'i yanına alarak İstanbul'a hareket etti. büyük bir ordu ile Anadolu'ya giriyordu. Nihayet Alexios. Türkler'in İstanbul surlarına kadar bütün Şark İmparatorluğu (Doğu Roma İmparatorluğu) beldelerini istilâ eylediklerini beyanla onları bir 146 O ğ u z ÜNAL . Russel. Bunun üzerine Tutak Bey. deniz yolu ile İstanbul'a gitti '386) Bizans İmparatoru V ll. Fakat Amasya halkı ağır vergi isteyen Alexios’a karşı ayaklandı ve memnun bulundukları Norman reisi Russel'i kurtarmağa çalıştı.Artuk Bey. Norman reisi Russel'i Bizans kumandanı Alexios'a teslim etti. Türk kumandanını kazanmak için daha cazip tekliflerde bulundu. Anadolu'da bu sür'atli fetihlerini yaparken. yerli halk Bizans kumandanı değil. İslâm kaynaklarında adı hiç geçmeyen Tutak isimli bir Türk beyi. Gregorius'a başvurarak Türkler'e karşı yardım istedi ve buna karşılık da Ortodoks Kilisesi'ni Katolik Kilisesi ile birleştireceğini vaad etti. Sultanlık davası ile ortaya atılan Kavurt da saltanatı elde etmek maksadı ile Rey şehrine doğru yürüyordu. Türkmenler'in görünmesi üze­ rine yolunu değiştirerek Ereğli'ye vardı ve orada da Bizanslılar'ı takip etmekte olan diğer bir Türkmen kuvveti ile çarpışarak. derhal bu Türk beyi ile dostluk kurdu. ayaklanmayı bastırdı. Artılk Bey'i 1073'de merkeze çağırmak zorunda kalmıştı. tekrar fırsat bularak. Sultan Alp Arslan ölmüş ve oğlu Melik-Şah'ın cülusu üzerine saltanat kavga­ ları başlamıştı. İmparator Mihael Dukas. Bu nazik du­ rum dolayısiyle Melik Şah. büyük kuvveti dolayısiyle kendisine yaklaştığını ve onu teslim ettiği takdirde büyük bir meblağ ödeyeceğini bildiriyordu. Bu sıralarda idi ki.(387) Bu müracaatı memnuniyetle kabul eden Papa.

.

İşte bu durumu fırsat bilen Kutalmışoğlu Süleyman ve kardeşleri MelikŞah'a isyan ederek saltanat davâsına kalkışmışlar ve Anadolu'ya kaçarak Rum (Anadolu) gazâsma girişmişlerdi. Şökli Bey. Kütalmışoğlu'na yazdığı mektupta. (389) Bazı kaynak­ larda bildirildiği gibi. Melik-Şah tarafından 1073'de merkeze çağrılması neticesinde. Atsız ise. Melik-Şah'a itaatini bildirmiş olan. 1074 yılı sonlarında. Onun için ona tâbi olmağa razı değiliz" demek­ te ve Suriye'ye gelir gelmez kendisi başta olmak üzere bütün Türk­ men beylerinin onun etrafında toplanacağını ve Atsız'm Suriye'den 148 Oğ u z ÜNAL . "Sen saltanat hânedanı olan Al-i Selçuk'tansın ve Suriye hükümdarlığına da herkesten fazla lâyıksın. Atsız Bey (391) ile bozuşmuş ve Anadolu'­ nun güneyinde gazâ ile meşgul bulunan Kutalmışoğullarmdan biri­ sine bir mektup yazarak kendilerini Suriye'ye davet etmiştir. Nitekim o devirde yaşamış Bizans tarih­ çileri ile Abu'l Farac Barhebraeus. tamamen bir yakıştırmadan ibarettir. Selçukoğullarından olmadığı için hükümdarlıkta hiçbir hakkı yoktur. Şökli adında bir Türk beyi. Suriye'de yaptığı fütuhât esnasında diğer Türk beylerinden olup. Sana itaat edip hizmetinde bulunursak iftihar eder ve şeref duyarız. S Ü L E Y M A N Ş A H 'IN T A R İH S A H N E S İN E Ç IK IŞ I Bu sıralarda Alp Arslan'ın ölümü ve Melik-Şah'ın cülusu üzerine çıkan saltanat kavgalarının bastırılması için. Anadolu fütuhâtma memur edilmiş bulunan Artuk Bey'in. Süleyman ve kardeşlerinin isyan halinde ve kaçarak Anadolu'ya sığındıklarını ve Rumlar'la gazâya giriştiklerini bildirmekle. durumu bütün açıklığı ile ortaya koymuşlardır.(390) Esasen Büyük Selçuklu İmparatorluğu içerisinde bütün şiddeti ile devam eden saltanat kavgaları ile meşgul bulunan Melik-Şah'ın böyle bir harekete girişerek bir de Kutalmışoğullan'nı kendisine rakip olarak çıkarması düşünülemez. Anadolu'da fetihlerde bulunan bir Selçuk şehzâdesi veya büyük bir Türk Beyi kalmamış olduğun­ dan.2. Melik-Şah'ın Süleyman ve kardeşlerini Anado­ lu'yu idareye ve bu ülkede başsız kalan Türkmenler'i disiplin altına almağa memur ettiğine dair ifadeler hakikate aykırı olup. Anadolu'da bulunan Türkmenler başsız kalmışlardı.

(392) Kutalmışoğullarmdan ikisi. onların üzerine yürü­ yerek mağlup etti. (395) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 149 . diğer bir kardeş (Süleyman) de. kardeşinin serbest bırakılmasını istedi. bu vakıayı evvelce Sultan Melik-Şah’a bildirdiğini. Atsız'a ve dolayısiyle Melik-Şah'a karşı Filistin'de Mısır Şiileri ile anlaşarak bu teşebbüse girişirken. Emir Mahmud'un yerine geçen oğlu Nasr.ayrılmak zorunda kalacağını bildirdi ve ayrıca Mısır'dan da derhal yardım vaadi aldığını da ilâve etti. aynı sıralarda (1074'de) Arap Mirdâsi Emiri Mahmud'un ölümü üzerine. bu şehri müdafaa ederken. büyük bir kuvvetle Anadolu'da harekâtta bulunan Tutak'tan bir daha bahsetmemeleri artık Kutalmışoğulları'nın Anadolu'ya gelişi ve Türkmenler'in onların etrafında toplanmaları ile ilgili olsa gerektir. bu havaliyi akınlardan korumak mukabilinde 20. Haleb'i muhasara etmekte idi. Kutalmışoğlu Alkyuluk ile küçük kardeşi Dolat (Devlet) ve amcası Resul Tekin’in oğlu da Atsız'm eline esir düştüler. Bu esnada şehrin Bizans valisi ile bir anlaşma yaparak. Fakat Atsız Bey. (393) Alp Arslan'ın ölümü dolayısiyle zuhur eden karışıklıklar sırasın­ da meydana çıkmak fırsatını bulan kutalmışoğlu Süleyman. Fakat bu sıralarda Kudüs'te bulunan ve Melik-Şah'tan da 3. bu sebeple Büyük Divan'dan emir ve cevap gelmeden hiç bir şey yapamayacağını bildirdi ve bir süre sonra da bu iki kardeşi ve amcalarının oğlunu gelen emir üzerine Bağdad Şahna'sının yanına gönderdi. Artuk'tan sonra. Şahna da bunları İsfahan'da bulunan Sultan Melik-Şah'ın nezdine sevkeyledi. Bu şekilde Haleb'den Salamiya'ya çekilen Kutalmışoğlu Süleyman.000 dinar haraca bağladı. (394) Kaynakların. oradan Suriye Emir'i Atsız Bey'e bir mektup yazarak. kısa bir zamanda bir kısım Türkmen beylerini etrafında toplamaya muvaffak oldu ve Halep'den sonra Antakya'yı kuşattı. Kutalmışoğlu'na Sultan'ın naibi olduğunu söyleyerek ve bir miktar da mal vererek onu muhasaradan vaz geçirdi. Bu davet dolayısiyle Kutalmışoğlu Alkyuluk yanında küçük kardeşi Dolat (yahut Devlet) ve amca­ sının bir oğlu bulunduğu halde Suriye'ye gelip Şökli ile birleşti ve birlikte Taberiye'ye giderek Ş ii Fatımi Halifesine itaatlerini bil­ dirdiler.000 kişilik bir yardım kuvveti alan Atsız Bey. Şökli ile oğullarından birisi muharebe sırasında öldü.

hiç bir ordu karşısına çıkamadı. bu durı> Anadolu'ya göçen Türkmenler'in Kutalmışoğulları'nı nasıl beklediklerini göstermekte (39&) ve diğer taraf­ tan da bu Türkmenler'le Büyük Selçuklu Sultanları arasındaki hasmane münasebeti açık bir şekilde ortaya koymaktadır. kendi­ sine karşı ittifak eden Şam emirlerinin askerlerinin çokluğu dolayısiyle orada kalamayarak Rum (Anadolu) gazâsına girişti. Oradan Rum'a (Anadolu'ya) geçti. İmparator'a "Aramızda dostluk ol­ duğundan memleketlerinize dokunmadım.Alp Arslan zamanında Suriye'ye kaçmış bulunan Yabgulu Oğuzlan'nın Atsız idaresinde Meiik-Şah'a itâat etmemeleri ve Anadolu fethine memur edilen Eksük oğlu Artuk Bey'in de iç karışıklıklar sebebiyle İran'a dönmesi neticesinde Anadolu'da bir Selçuk Şeh­ zadesi veya büyük bir Türk beyiniij bulunmaması. Heybeti kâfit lerin kalbine yerleşti ve kahramanlığı sayesinde Konya'dan İznik kapısına kadar her tarafı aldı. kısa zamanda Anadolu fütuhâtım ge­ nişletti ve nihayet 1075 yılında. sizin ülkelerinizi de yağma ve tahrip etmişler­ dir." (398) Kutalmışoğlu Süleyman.paratorluğu'nun ikin­ ci başkenti durumunda bulunan İznik şehrini fethederek kendisine 150 Oğ u z ÜNAL . Bundan başka Anadolu'ya gelen bu Türkmenler'in mühim bir kısmı da Alp Arslan'a ve Melik-Şah'a karşı isyan eden Kutalmış. Daha önce de Alp Arslan tarafından ElBasan'ı takibe gönderilen ve onu sığındığı Bizans İmparatoru'ndan teslim almak isteyen Afşin Bey. devlet yüz gösterdi ve kendisine k^şan Horasan Türkmenleri ile önce Antakya üzerine yürüdü. Kutalmışoğlu Süleyman'a Anadolu'da çok müsait bir zemin hazırlamıştı. talih yar­ d ır' etti. Melik-Şah'ın halası ve El-Basan'm zevcesi Gevher Hatun da m074'te intikam almak ’çin Anadolu'ya gitmekte olan Yabgulular'a yetişmek üzere Azer­ baycan'a hareket etmişti. işte Kutalmışoğulları'nı Anadolu'ya çeken sebepler bunlardı. bu Türkmenler devamlı bir şekilde Rum 'a (Anadolu'ya) göçüyorlardı. El-Basan (yahut Er-Sagun) ve Kavurt'a mensup Yabgulular olup. (397) Nitekim Anonim Selçuknâme'ye göre: "Süleyman Şah. fakat fethedemedi. Halbuki bu Yabgulular Sultan'ın düşmanıdır. Hıristiyanlık tarihinde çok mühim bir mevkii olan ve İstanbul'dan sonra Bizans İn. Bu sebeple El-Basan'ı teslim etmeniz gerektir" diye ihtarda bu­ lunmuştur ki. bir çoh müstah­ kem kaleleri ve hükümdarların hâzinelerini ele geçirdi. evvelâ Konya'yı Martavkusta'dan ve Gavele (Gevâle) kalesini de Rumanus Makri'den aldı.

106. ” . A n a d o ­ lu 'n u n Fethjj sh. 107-109. -İznik şehri Türk Sultanı tarafından hüküm et merkezi ittihaz edildi ve şim diye kadar K onya'da b ulu n an pay itaht buraya nak­ lo lu n d u . Meselâ bk.. A n a d o lu 'n u n F ethi. . 109. 668. İznik'ten önce Konya'yı fethetmiş ise de. İstanbul 1970. .* Halbuki çağdaş Suriye kaynakları: "Kutalmışoğullanndan Süleyman 467 (1075) senesinde İznik (Nikiyye) ve havalisini fethetti" ifadesiyle bu fetih ve tarihini tesbit edip Anonim Selçuknâme'yi de teyid etmiş­ lerdir. (401' Süleyman.evvelâ K onya şehrini payitaht y ap tığı anlaşılm aktadır" ve sh. U m um i Türk Tarihine Giriş. sh. 202. sh. **M eselâ bk.(399) Bazı müellifler. Bu suretle İslâm kaynaklarının açık ifadesi ve Bizans kaynaklarının da onları teyid eden kayıtlarına göre İznik'in fethi ve Türkiye Devleti'nin kuruluşu 1075 yılında vuku bulmuştur.** Konya şehri. 3yzance et les Turcs Seldjoucides. . N ancy 1913. Nitekim çağdaş Bizans kaynakları da 1078'de Süleyman'ın İznik'te oturmakta olduğunu söylemekle İznik'in bu tarihten (1078) önce Süleyman'ın elinde olduğunu meydana koymakta ve İslâm kaynaklarını da teyid etmektedirler. M iikrim in Halil YL N A N Ç. 2. J. L A U R E N T . Selçuklular Devri Türle Tarihi. Süley­ man'ın İznik'ten önce Konya'yı başkent yaptığı ve daha sonra İznik'e naklettiğine dair görüşler tamamiyle yanlış tahminlere dayan­ maktadır.onran naklen İbrahim K A F E S O Ğ L U . M ehm et A ltay KÖYM EN . . İznik'ten önce Konya'nın başkent olduğunu söyleyerek hataya düşmektedirler. Zeki V elidi TOG A N . burada fazla oyalanmayarak esas hedefi olan İznik üzerine yürümüş ve bu *B u h a tâ bugüne kadar bütün ilim adamları tarafından ısrarla tek­ rarlanm ıştır.s." HORASAN'DAN ANADOLU'YA 151 .. M elikşah Ü kâdesi. Konya'yı da geri almışlar ve şehir bir kaç defa el de­ ğiştirmişti. 107: "T ürkiye'nin ilk sultanı olan bu padişah'm (Süleyman). ilk de­ fa 1068'de Türkler'in eline geçmiş idiyse de. sh. sh. Islâm / . diğer bazı şehirler gibi.payitaht yaptt ve hükümdarlığını ilân etti. BizanslIlar. (400) Diğer bazı müellifler de. İznik'in fetih ve payitaht oluş tarihini 1077-1081 yılları arasında zikretmektedirler. 1 2 .M ü k rim in H alil YH N AN Ç. kaynakları iyi değerlendiremedikleri için. sh. basım.

Hıristiyanlık tarihinde mühim bir mevkii olan ve İstanbul'dan sonra Bizans'ın ikinci taht şehri durumunda bulunan İznik gibi Bizans'a ve Avrupa'ya bu derece yakın bir şehrin payitaht seçilerek "Türkiye Devleti"nin burada ilân edilmiş olması. (402) Böylece Emevi ve ilk Abbasi Halifelerinin. mukaddes bir mefkure olarak yaşattıkları Anado­ lu'nun fethi yüzlerce yıl sonra tahakkuk etmiş (403) ve ölümsüz Türkiye Devleti (Devlet-i Ebed-Müddet) kurulmuş oldu. bir ara Konya'da oturduktan sonra m075'de İznik'i fethe­ derek payitaht yapması ve hükümdarlığını ilân etmesi çok mânâlı idi. İzmit körfezi’nin gü­ neyinde.A. Süley­ man'ın. İznik Gölü'nün doğu kıyısında büyük ve tarihi bir şehirdi.S. Peygamber (S.şehri 1075 yılında fethederek hükümdarlığını ilân etmiştir. İznik şehri.)'den devralarak. Marmara'nın güneydoğusunda. 152 Oğ u z ÜNAL . Süleyman Şah'm behemehal karşı yakaya atlamak ve Rumeli'ni fethetmek azminde olduğunu göstermektedir.

3. S Ü L E Y M A N Ş A H 'IN S U L T A N L IĞ I V E KURDUĞU d e v l e t Süleyman Şah'm "Türkiye D evleti" ile ilk defa olarak biri Ho­ rasan (İran)'da ve diğeri Anadolu'da olmak üzere iki Selçuk SulUnlığı o ru y a çıkmıştır. Sultanlık dâvâsıyla ortaya atılan Kutalmışoğlu Süleyman’ın, büyük Türkmen kitlelerine dayanarak, Anadolu'da müstakil bir dev­ let (sultanlık) kurması ve yine bu sıralarda, Alp Arslan'ın önünden Suriye'ye kaçmış bulunan Yabgulular'ın Kınık boyundan Atsız Bey idaresinde 1070'den itibaren, Kudüs'ü Mısırlılar'dan alarak orada müstakil bir Türkmen Beyliği kurmaya çalışmaları, Cihân Hâkimiyeti dâvâcısı Melik-Şah'ı endişelendiriyor ve merkezdeki saltanat mücadelesini kazandıktan sonra, merkeziyetçi bir idare kurmak maksadiyle, Anadolu'daki bu yeni devleti ve Suriye'deki Vabgulu Türkmenleri'ni itaati altına almağa zorluyordu. İşte bu sebeplerle 1078'de kardeşi Tutuş'u Suriye üzerine gönderirken. Emir Porsuk kumandasındaki büyük bir orduyu da Kutalmışoğlu Süley­ man'ı itâat altına almak üzere Anadolu'ya gönderdi. (404) Melik-Şah'ın Anadolu'yu ve Kutalmışoğullannı itâati altına almak maksadiyle gönderdiği Emir Porsuk'un harekâtı hakkında kaynaklardaki ifadeler çok karışık ve yetersizdir. (405) Kutalmışoğulları'nın Büyük Selçuklular'la ve özellikle Süleyman'ın Alp Arslan ve Melik-Şah ile münasebetlerini kaynakların yakıştırmalarına göre ters mânâda anlayan modern tarihçiler, hatâ üzerine kurulan bir görüş icabı, Süleyman ile kardeşi Mansur arasında bir savaş ol­ duğunu, Süleyman'ın yardım istemesi üzerine Melik-Şah'ın Porsuk'u Anadolu'ya gönderdiğini ve Mansur'un bertaraf edilmesinden sonra Anadolu hükümdarlığının Melik-Şah tarafından Süleyman'a veril­ diğini sanıyorlardı.(406) Bununla beraber, kaynakların dikkatli bir tetkikinden ve olayların tahlilinden anlaşılıyor ki, Melik-Şah, Emir Porsuk'u Cihân Hâkimiyeti dâvâsiyle Anadolu'ya göndererek Süleyman ve diğer Kutalmışoğullannı bertaraf etmek ve Türkiye

H O R A S A N 'D A N A N A D O L U 'Y A

153

Devleti'ni kendisine bağlamai< istiyordu. Anadolu'dagazâ yapmakta olan Afşin, Saltuk, Dilmaçoğlu Mehmed, Tarankoğlu ve Tutioğlu gibi Oğuz Beyleri de askerleri ile birlikte Rum'dan (Anadolu’dan) Haleb'e dönüyorlardı ki, bu dönüş bu beylerin Süleyman'a karşı bulunmaları ve ondan kaçarak Melik-Şah'a sadakatleri ile ilgili idi. Nitekim Melik-Şah, bu beylere Suriye'ye giden kardeşi Tutuş'a iltihak etmelerini emretmişti. (407) Bu şekilde büyük bir orduyla Anadolu'ya giren Emir Porsuk, bu ülkeyi Büyük Selçuklu Sultanlığı'na bağlamağa çalıştı; bu harekâtı sırasında bazı Bizans kuvvetleri İle de çarpışarak onları bozguna uğrattı ve bu arada Anadolu'daki Türkmenler'e karşı bazı muvaffaki­ yetler kazanarak, Süleyman'ın kardeşi Mansur'u öldürdü ise de Süley­ man Şah'a karşı bir başarı elde edemedi ve Süleyman Şah, Türkiye Selçuklu Devleti'nin istiklâlini muhafaza edebildi. Nitekim Sadruddin el-Hüseyni'nin, Porsuk'un Rumlar'ı mağlup etmesinden sonra Melik-Şah'ın "Konya, Aksaray, Kayseri ve bütün Rum (Anadolu) beldelerini Kutalmışoğlu Melik Rükneddin Süleyman'a bıraktı" ifadesi de bu durumu açıklamakta, Melik-Şah'ın muvaffakiyetsizliğe uğrayarak Anadolu'dan el çektiğini ve Süleyman Şah'ın Anadolu'da­ ki Sultanlığını bir miiddet için de olsa kabul etmek zorunda kaldığını gösterir. (408) Süleyman Şah, Porsuk'u muvaffakiyetsizliğe uğratıp Anadolu'­ dan çekilmeğe mecbur etti ve bu sayede Melik-Şah'a karşı istiklâlini korudu; artık Türkiye Selçukluları Devleti'ne emniyet ve kuvvet gel­ di. Bu durumu kazandıktan sonra da Bizans'ta eksik olmayan taht kavgaları Süleyman'a yeni yeni fırsat ve imkânlar hazırladı.(409) Süleyman Şah, bu fırsatları dahiyane bir diplomasi ile değerlendire­ rek, sür'atle devletini genişletmeğe başladı ve Türk orduları Marmara ve Karadeniz sahillerine, boğazlara kadar ilerledi. Artık İstanbul Boğazı, Selçuklular ile Bizans arasında hudud olmuştu. Bu sıralarda Bizans taht kavgaları ve iç karışıklıklar dolayısiyle çok zayıf bir durumda idi ve Balkanlardaki durumu da çok kritikti. Bu sebeplerle Anadolu'da ciddi hiç bir iş yapamayan yeni İmparator Alexios Komnenos, Balkanlardaki acil tehlikeyi bertaraf etmek maksadiyle Süleyman Şah ile anlaşiıağa mecbur oldu. Bu sebeple İmparator, Süleyman'a mühim miktarda paıa veya vergi (Bizans kaynaklarında hediye) vererek, Türkler'i boğazlardan hudud olarak çizilen Drakon suyuna kadar çekilmek şartıyla, 1081 yılında, bir andlaşma imzala­

154

Oğ u z ÜNAL

mağa muvaffak oldu. Bu andlaşma hükümlerine göre, Türkiye Sel­ çukluları, boğazlardan Drakon çayına kadar çekilmekle beraber, V.armara sahillerine kadar bütün Anadolu'ya sahip olduklarını B i­ zans'a usdik ettirmekle büyük bir siyasi ve hukuki zafer elde etmiş oldular. Kılıç zoru ile fethedilen Anadolu, bundan böyle hukuken de Türkler'a ait olmuş oluyor ve Türkiye Selçukluları Devleti'nin hu­ kuki ve siyasi varlığı Bizans tarafından resmen tanınmış oluyor­ du.(410) Bununla beraber Türkler'in Boğazları eninde sonunda mutlaka atlayacağını ve Rumeli'ye çıkacağını iyice kestiren ve Bizans İmparatorlarının en büyüklerinden biri sayılan İmparator Alexios Komnenos, buna mâni olmaya Bizans'm gücünün yetmeye­ ceğini iyice anlamıştı. Ne pahasına olursa olsun Avrupa'yı Türkler'e karşı birleştirmek ve Türkler'i Şark beldelerinden (Anadolu'dan) atmak lâzımdı. Haçlı seferlerinin işaretleri Avrupa'da belirmeye başlamıştı. (411) Süleyman Şah, 1075'de kurduğu devleti, 1078'de Porsuk'un muvaffakiyetsizliğe uğrayarak çekilmesiyle kurtarmış; Melik-Şah'a karşı istiklâlini korumuş idi. Türkiye hükümdarı 1081 anlaşma­ sıyla, İstanbul hududlarını boşaltarak bir kısım araziyi Bizans'a terkediyor ise de, Bizans'a karşı daha büyük siyasi ve hukuki za­ fer elde ediyor; başlangıçta istikrarı ve istikbali belirsiz olan ve sadece kılıç kuvvetine dayanan Türkiye Devleti'ni fiilen olduğu gibi, hukuken de Anadolu'ya hâkim bir duruma getiriyordu. Ger­ çekten, Bizans tarihçisi Anna Komnena'ya göre: "Iznik 'i payi­ taht yapan ve bizim İmparatorluk sarayı dediğimiz sultanlığını orada kurup, bütün şarka hükmeden Süleyman" (412), bu andlaşmanm akdi sırasında bizzat Sultan Unvanını da taşıyordu. Bununla beraber, İslâm kaynaklarında "m elik" (kıral) ünvanı ile anılan Süleyman'ın kendisini Sultan ilân e<-nesinden sonra bu hâkimiyetin, devletlerarası hukuka göre, tasdiki gerekiyordu. Nitekim, Abbâsi Halifesi Kaim bi-Emrillâh'ın, menşur, hil'at ve sancak göndermek suretiyle Sü­ leyman Şah'ın sultanlığım tasdik ettiği (413) rivayet olunmaktadır ki, burada sadece devletlerarası hukuka has bir müessese olan "ta ­ nıma" hali söz konusudur. Diğer taraftan Büyük Selçuklu Sultanı Melik-Şah'm da Kutalmışoğlu Süleyman Şah'a 1077 yılında Anadolu sultanlığını verdiğini bildiren bir ferman yolladığı (414) yolunda bir rivayet daha mevcut­ tur.

HORASAN'DAN ANADOLU'YA

155

Sünni Abbâsi Halifesi'nin, Süleyman Şah'ın Ş ii Fatımi Haiifesi'ne bağlanmasını önlemek ve hattâ İlci rakip Selçuklu Sultanı çıkararak kendi otoritesini ve kudretini artırmak maksadiyle Süley­ man'a böyle bir tevcihde bulunarak kendisinin sultanlığını tasdik etmiş olması tabii gözükmektedir. (415) Abbasi Halifesi'nin bu tu­ tumu, yeni teşekkül eden bu uc gazileri devletini şiilik tesiri ve si­ yasetinden mutlak olarak kurtarmıştır. Burada Süleyman'ın kardeş­ leri Alkyuluk ile Dolat (Devlet)'in, Horasan'daki amcazadeleri olan Büyük Selçuklular'a muhalefet gayesiyle daha başlangıçta Şökli ile birlikte, Fatımi Mısır Halifesi ile münesabette bulunduklarına ve Süleyman'ın da 1082'de Tarsus’u fethedince oraya kadı ve hatipler bulması için Şam Trablusu'nun Şii hâkimi kadı İbn'Ammar'a mü­ racaat etmekten çekinmediklerini hatırlatalım. Bu sebeplerle Abbasi Halifesi'nin bu tevcihi, Süleyman Şah'ın Türkiye Devleti Sultanı sıfatı ile Şii Fatımiler'i tanımasını önlemek gayesiyle, bir zaruret haline gelmişti. Ancak ilâve edelim ki, Halife'nin Süleyman'a "m e­ lik" değil de bizzat "sultan" ünvanmı tevcih etmesi Süleyman Şah ile Melik-Şah arasındaki ailevi rekabet ve saltanat mücadelesinin devam ettiğini açıkça ortaya koyar. (416) Abbâsi Halifesi'nin Süleyman Şah'a sultan ünvanmı tevcih et­ mesine rağmen, İslâm dünyası'nm tek sultanı ve hattâ cihân hâkimi­ yeti dâvâcısı Melik-Şah’ın Süleyman'a bizzat sultan ünvam tevcih ederek onu kendisine şerik kılan bir rütbeye eriştirmesi imkânsız gibi gözükmektedir. (417) Bu durum ancak daha sonraları Sultan Sancar devrinde, sultanların sayısı birden fazla olduğu ve dereceleri tayin edildiği zaman gerçekleşmiş ve Sultan Sancar, İrak, Anadolu, Gazne Sultanları ve Türkistan Hakanları karşısında kendisine "E n Büyük Sultan" (Sultan ul-azam) ünvanmı tahsis eylediği zaman diğer sultanlar mevcud o!muştur.(418) Ancak derhal belirtelim ki, bu devirde dahi Türkiye Sultanlığı Büyük Selçuklu Sultanlığı'nm tâbii değil, bilâkis müstakil bir devlet idi. Sultan Melik-Şah'm, Süleyman’a sultan ünvanı verdiğini göste­ ren bir belge henüz bulunamamıştır. Kaldı ki bu husus ispatlansa dahi, bu durum, hukuki bakımdan kurulmuş olan bir devletin devletlerarası hukuka göre tanınması anlamına gelir, yoksa bazı tarihçilerin zannettiği gibi, devletin kuruluşunu sağlayan bir durum değil.

156

O ğ u z ÜNAL

(421) Buraya kadar yaptığımız bütün izahat ve tetkiklerden sonra. (419) Burada Süleyman Şah idaresindeki Türkiye Selçukluları Devleti'nin istiklâli konusunda Bizans tarihçilerinin garip tutumlarına da işaret etmek isteriz. aynı zamanda Melik-Şah'ın da bir tâbii zannedilmiştir. bazan da taht müddeilerini desteklemek sure­ tiyle Bizans'ın iç sşlerine karışmış ve bu sayede de kudretini artır­ mış. Bizans'la imzalanan 1081 andlaşmasıyla Anadolu'daki hâkimiyetini fiilen olduğu gibi. Bizanslılar'ın eskiden beri malum olan hususi zihniyetleridir ve tarihi hakikati göstermekten ziyade mânâsız bir gururun ifadesidir. Selçuk Devleti'nin bünyesi iyice kavranamadığı ve tarihi olaylar yeterince anlaşılamadığı için de muahhar İslâm kaynaklarındaki şüpheli ve yakıştırma ifadeleri dolayısiyle. bu hal. Bizans'taki taht kavgalarından istifade ederek. tasdik edilsin veya edil­ mesin. (420) Bizans kaynaklarının yanlış ifadeleri sebebiyle Süleyman Şah nasıl Bizans'ın garip bir tâbii sayılmış ise. yine de Süleyman Şah'ı Bizans'a tâbi bir hükümdar gibi göstermişlerdir ki. hukuken de Bizans'a tasdik ettirdiği ve bu suretle Sultanlığı'nı ilân ederek müstakil ve kudretli bir 'T ürkiye Devleti"ne sahip olduğu hakikati meydana çıkar. 1078'de üzerine gönderilen Porsuk'un geri çekilmesiyle de Melik-Şah'ı muvaffakiyetsizliğe uğratarak ona karşı istiklâlini koruduğu. artık Süleyman Şah'ın 1075 yılında İznik'i feth ve payitaht yapıp Türkiye Devleti'ni kurduğu. bazan İmparatorları. (422) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 157 . Süleyman Şah. kendisini sultan ilân etmesi için yeterliydi ve Türkistan'da başlayan saltanat mücadelesinin Anadolu'da gerçekleşmesi tabii idi. hâkimiyet sahasını genişletmiş ve İmparatorları oyuncak hali­ ne getirmiştir.Zateiı Süleyman Şah'ın kazandığı kudret ve Selçuk soyundan gelmesi ve dedesinin Oğuz Vabgusu olması. Bu duruma rağmen Bizans tarihçileri ona verilen haracı (vergiyi) hediye saymışlar ve 1081 andlaşması ile Anadolu resmen ve hukuken Bizans tarafından Türkiye Devleti'ne terkedilmiş olduğu halde.

Fakat Türkler'den korktuğu için. Bu sayede İmparatorluğunu ilân eden N. Edirne'de. Botaniates. müttefiki bulunan El-Basan'ı amcazâdesi Süleyman Şah'a gönderdi. Birtakım menfaatler karşılığında ve herhalde Bizans'a karşı maksadını da anlattıktan sonra onu ikna et­ ti. (423) Bizans'ın Rumeli ordusu 1075'de toptan ayaklandı ve bu ordu­ nun komutanı N. ancak geceleri sapa yollardan ha­ reket ediyordu. Bryennios'a karşı gönderdi. Botaniates. kısa bir süre sonra bütün Marmara sahillerine hâkim olmuştur. Yeni İmparator.daki bütün şehirler kendiliklerinden birer birer teslim olmuşlardır. İstanbul'u zapt için en yakın bir hareket üssü olan İznik şehrini ele geçiren Süleyman Şah. Bryennios. İstanbulda'ki taraflarının da yardımı ile. şarkı söylüyor ve İstanbul'da itibar görüyorlardı.. Yeni İmparator ile birlikte giden Türk askerleri Üsküdar'da çadırla­ rını kurarak bir bayram şenliği içinde eğleniyor. İznik dolaylarında Sakarya yakınlarındaki Atzula mevkiinde Türkiye Selçuklu kuvvetleri tarafından sarılmak tehlikesi­ ne maruz kalan N. 1077'de İmparatorluğunu ilân ederek İstanbul üzerine yürüdü. Bizans tahtını ele geçirdi. Süleyman Şah'dan askeri yardım vaadi alarak İstanbul'a doğru yürümeğe başladı. (424) 158 Oğ u z ÜNAL . 1078'de. SÜLEYMAN ŞAH'IN ANADOLU FÜTUHATI Süleyman Şah. Botaniates de isyan ederek İstanbul üzerine harekete geçti ve Alp Arslan'dan kaçıp Bizans'a sığınan Selçuk'un torunu El-Basan (Er-Sagun) Bey ile birleşerek Kütahya'dan İzmit'e doğru ilerledi.. Bursa ve İzmit başta olmak üzere. 1075'de İznik’te yerleştikten sonra Bizans'ın uğradığı buhranlardan ve zayıf İmparator Mihael'e karşı çıkan isyan­ lardan faydalanarak süratle devletini genişletmek ve kuvvetlendirmek imkânlarını buldu. buraya gelmiş olan bu Türk askerlerini Rumeli'de Peçenek ve Bulgarlar'a dayanan N. 5. Böylece Süleyman daha müsait şartlar dolayısiyle müttefiki bulu­ nan İmparator yerine Botaniates ile anlaşmayı tercih etti. Bitinya havzas>. İmparator bu tehlikeli durumda hapisten çıkardığı Norman reisi Russel'i Alexios ile birlikte ona karşı gönderdi. Tam bu sırada idi ki. Anadolu'da bulunan askerlerin komu­ tanı N.

savaşlar ve isyanlar dolayısiyle perişan olan yerli halklar da Süleyman'ın idaresinde huzura ve sükuna kavuşuyor ve bu sayede Türkiye Sel­ çuklu Devleti sağlam bir temele kavuşmuş bulunuyordu. Karadeniz. fakat deniz bu emele imkân vermiyordu.. İslâm dünyası­ nın eski büyük ideali olan ve Hazret-i Peygamber (S. Bizans Ermeniler'i doğudan Orta Anadolu'ya sürerken Balkanlar'dan naklettiği Slav.)'in hadis­ leri ile fethi tebşir edilen İstanbul.A. sanki dün­ yanın her tarafından bu memleket için randevu vermişlerdi. 1081 yılında. Nitekim 1080 yılında Azerbaycan'dan Anadolu'ya çok büyük bir Türkmen nüfus akını vuku buldu. Marmara ve Akdeniz sahillerine kadar her tarafta genişletti. her halde hâkimiyetini Anadolu'nun doğusunda ve güneyinde kuvvetlendir­ dikten ve bir donanmaya sahip olduktan sonra teşebbüse geçmeyi düşünüyordu.S. Süleyman Şah. Her yer Türk askerleri ile dol­ du.Türkiye Sultanı Süleyman Şah bu şekilde Bizans'ın iç işlerine karışarak bu sayede hâkimiyetini. 1080 yılında vuku bulan bu nüfus hareketini şöyle anlatır. Süleyman Şah'ı cezbediyor. Anado­ lu'da yeni bir devlet kurarken Oğuz Türkleri'ne. Anadolu'da Türk nüfu' yoğunluğunu arttırarak kuvvetlenmesine âmil olduğu gibi. diğer bir deyişle Türkmenler'e dayanıyor ve onları yanında topluyordu. "1080 yılı martına doğru Okyanus denizi berisinde (Anadolu'da) bulunan bütün Hıristiyan memleketleri Türkler'in istilâsına uğramış ve hiç bir vilâyet bundan kurtulamamıştı. İstanbul Boğazı ve gemiler tamamen kontrol altına alınmıştı.. Ulah ve Şamani Türkler de gayrimemnun HORASAN'DAN ANADOLU'YA 159 . Bizans'ın takibeniği ortodokslaştırma ve Rumlaştırma siyaseti de Ermeniler'i. gümrük daireleri ve geçiş vergileri ile de. (425) Çağdaş Ermeni tarihçisi Mathieu."(426) Türkler. O. rafızi mezheplerinde bulunan yerli halkları ve Pavlakiler'i de Bizans'a düşman etmiş ve Selçuklular'a yaklaştır­ mıştı. bütün Anadolu'­ nun fiilen olduğu gibi hukuken de hâkimi olduğunu tasdik eden andlaşmayı Bizans'a imzalatarak bu fethi tehir etmişti. Süleyman Şah. Bizans'ın kötü idaresi. Onun bu mu­ vaffakiyetleri arttıkça Türkistan ve Horasan'dan Anadolu'ya doğru ilerleyen Türkmen muhacereti sür'atlendi ve büyüdü. (427) Süleyman Şah'm orduları bu sür'atli fütuhât neticesinde Boğazlar'a kadar ilerlemiş ve Boğaz'm Anadolu (Asya) sahillerine yerleşmiş. Sürayniler'i. Bir çok vilâyetler boşaldı ve artık şark milleti (BizanslIlar) mevcud değildi. (428) Süleyman Şah'ın kurduğu devlet ve kazandığı baş döndürücü muvaffakiyetler. Malazgirt zaferinden bir kaç yıl sonra.

Maraş ve Urfa taraflarında yoğun­ luk kazanmalarına sebep olmuştur. Malatya.olarak yeni T irk idaresini tercih ediyorlardı. F ı­ rat bölgesinde yoğunluk kazanarak bir takım prenslikler kurmuşlar ve bu şekilde Türkiye Selçukluları'nm doğu ve güneyde Türk-İslâm ülkeleriyle münasebetlerini kesecek bir durum yaratmışlardı. devletin kuruluşundan beri. Bizans'ın çöküşünden ve Türkler'in onlara karşı takip ve seferlerinden faydalanan Ermeniler. (431) B ir başka müellife göre de Süleyman. (430) Onun idaresinde Türkler. Bütün bunların yanı sıra. Süleyman Şah. Kayseri ve Fırat bölgelerine nakletmişler. Zira Süleyman ve halefleri. oralardaki küçük Ermeni Kırallıklarmı kaldırıp. Türkmenier'in muhacereti ve fetihleri de Ermeni halkının dahafazl^ güneybatı'ya doğru kaymasına ve bu şekilde. Marmara. Anadolu'daki büyük toprak aristokrasisi elinde esir veya toprak­ sız bulunan köylüler de Selçuklular sayesinde toprağa ve hürriyete kavuşuyorlardı. 1082-1083 yıllarında Anadolu'da tek tek nokta­ lar halinde kalmış olan Bizans şehir ve kalelerini fethetmekle meşgul oldu. Doğu Anadolu'yu hâkimiyetleri altına almağa çalışıyorlardı. yüzyılın başlarından beri Doğu Anadolu'yu istilâ ederek. (429) Böylece Süleyman. Adalardenizi ve Akdeniz arasında bütün beldelere girmiş ve hâkim olmuşlardı. (434) Türkiye Selçukluları’nm doğu hudutlarında bir Ermeni Prensli­ ğinin kurulması ve Melik-Şah'ın desteğini kazanması endişeli bir durum yaratıyor ve Süleyman Şah'ı şark seferine mecbur ediyordu. bütün Türkiye (Turgia) şehir ve kalelerini fethedip hâkimiyetini kurduktan sonra Süleyman Şah adını aldı. Türkler. Gemileri olsa idi. Türkiye Selçukluları. Toroslarda. eski Türk göçebe huku­ kuna göre. İstan­ bul'u da alabileceklerdi. X I. Karadeniz. mühim bir Ermeni nüfusunu Sivas.(432) Bununla beraber Anadolu'da bazı şehir ve kaleler henüz Bizanslılar'ın elinde kalmıştı. toprakları köylülere dağıtıyor ve devlet mülkiyeti altında herkesin tasarrufuna imkân veren bir Miri toprak sistemi kuruyor­ lardı. Şarktan gelen Türkiye Selçukluları o tarafa yayılmağa uğraşırken Bizans idaresinde inhitat 160 Oğ u z ÜNAL . (433) BizanslIlar. Boğazlardan Suriye'ye kadar uzunluğu otuz. Kilikya'da. Fırat kıyılarında. genişliği on veya on beş gün süren bu memle­ kete ve bütün şehirlerine sahip oldu.

Süleyman Şah. sahil bölgelerine ve bütün Selçuklu Anadolu'suna valiler tayin ederek kendisi seferden dönünceye kadar. medeniyetçe üstün olan Islâm dünyası ile bağlan kurmak ve yollan açmak istiyorlardı. Müslüman gönüllüleri ve gâzileri için birer askeri üs olup. edipler. islâmlarm Bizanslılar'a karşı Suguur veya Avâsım (Uc) adı ile anılan en kuvvetli bir hudud teşkilâ­ tına sahip idiler. Ermeni Filaretos. 1082 yılında Kilikya (Çukurova)'ya girerek Tarsus'u fethetti. Büyük Selçuklular'la da karşılaşma ihtimalini hesaba katarak. şairler ve mütefekkirler de yetiştirdiği bu bölge X. Abbâsiler yerine Şii Fatımile 'i tanıdığını belirtmek bakımından çok mü­ him bir hadisedir. her birini kendi böl­ gesini korumakla görevlendirdi.(436) Bu sebeple Abbâsi Halifesi. Gerçekten Süleyman Antakya üzerine yürümeden önce Ebu'l-Kasım'ı İznik'te yerine başkumandan olarak bıraktı ve ayrıca Kapadokya'ya. Bir yıl içerisinde de Adana. Nitekim Kutalmışoğullan. yeni kurulan Türkiye Devleti'nin Şii siyaseti ve nüfuzundan kurtulmasını temin etmiştir. bunlar arasında pek çok miktarda Türk askeri de vardı. Anadolu'ya gelmeden önce Kuzey Suriye'de iken Şökli Bey ile birlikte böyle bir teşebbüse giriştikleri gibi İbrahim Yınal ve diğer âsi Selçuklu Beyleri de aynı şekilde Mısır Fatımileri ile münasebet kurarak. acele İznik'e döndü ve gereken hazırlıkları yaptı.(435) Bu sebeplerle Türkiye Sultanı Süleyman Şah. bu ileri hamle ile. aleyhine fetihlerini genişletmeğe karar veriyordu. (437) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 161 . çok büyük bir uzak görüşlülükle. İslâm kültür ve medeniyetinin kuvvetle yerleştiği ve ilim adamları. Süleyman Şah'ın Tarsus'u fethedince derhal kadı İbn'Ammar'a elçi gönderip kendisinden bu yeni fethedilen şehirler için kadı ve hatip talep etmesi Türkiye Sultanı'nm Melik-Şah ile hasmane münasebetlerini meydana koymak ve Büyük Selçuklular'la bu ailevi ve siyasi rekabet dolayısiyle.içerisinde bulunan Orta ve Batı Anadolu'da tecride uğramaktan kurtulmak. bu bölge­ yi bir buçuk asırlık bir Bizans işgalinden sonra tekrar İslâm diyarı haline getiriyor ve buradan daha da ileri giderek. Aynzarba ve bütün Kilikya beldelerini hâkimiyeti altına aldı. Süleyman Şah'ın yeni fethettiği bu bölgede Emeviler ve Abbâsller. Süleyman Şah'a Sultan sıfatını tevcih ederek. siyasi muvaffakiyet­ leri için aynı yolu tutmuşlardı. Tarsus merkez olmak üzere. yüzyılda Bizans'ın karşı taarruza geçmesi üzerine işgal olunmuş ve bütün Müslüman halk da ya öldürülmüş ya da zorla Hıristiyan yapılmıştı. Masisa. Kilikya şehirleri. İşte Türkiye Sultanı Süleyman Şah.

geceleyin yürüyüş yapıyor.-Hareketini son derece gizli tütan Süleyman. Bu ehemmiyeti dolasiyle Suriye'den gelen bir çok Müslüman bu muhteşem Cuma namazında bulundu. hâkimiyetini genişletmek imkânını buldu ve Maraş'tan sonra Malatya ve Urfa'yı almış ve Antakya'yı da idaresi altına sokmuştu. Böylece Süleyman Şah. Süleyman Şah'm ordusu fasılasız ve dalgalar halinde şehre giriyordu. gizlice Türkiye Sultanı Süleyman Şah'a haber göndererek onu An­ takya'ya davet edip şehri kendisine teslim etmeyi teklif ettiler.((439) Bu fırsatı gayet güzel değerlendiren Süleyman Şah. ilk Cuma namazını burada kıldı. bir fermanla. Türkiye Sultanı'nın gel­ diğini ve askerlerin kimseye dokunmadığını anlayan halk. Böylece yıldırım sürati ile yol alan Süleyman Şah. Mısır'a kadar bütün Suriye'nin kilidi durumunda bulunan bu mühim şehri 1085 yılında fethetti. Anne Komnena'ya göre. Fakat ilk anda savaşa başlayan kale muhafızları İç Kale'ye sığındılarsa da bir müddet sonra teslim oldular. bütün esirlerin hür olduğunu ilân etti ve askerlerin yerli halkın evlerine girmelerini ve halka dokunmalarını kesinlikle yasak­ ladı. Türkiye Sultanı. gemilere bindirerek Asi nehri mansabından.Bu sırada Bizans ordusunun dağılmış olmasından faydalanan Ermeni Filaretos. bizzat büyük Selçuklu Sultanı Melik-Şah'a giderek.(438) Süleyman Şah'ın Kiiikya fetihleri ile ülkesi­ nin elinden çıktığını ve Hıristiyanların da kendisine karşı olduğunu gören Filaretos. Bu sırada Filaretos'un Melik-Şah'a giderek ayrılmasından fırsat bulan ve bu adamın zulmünden bıkan Antakya halkı ve başta şehrin valisi ile Antakya kuvvetlerinin başında bulunan Filaretos'un oğlu Barsam. Emniyet ve gizlilik sebebiyle de Kiiikya sahilinde askerlerini süvari ve piyade. 12 günde Antakya'ya vardı. sakin ola­ rak evlerine döndü. en küçük bir olayın şiddetle cezalandırılacağını bildirdi. Hazret-i Isa'nın havarilerinin toplanmış oldukları meşhur Kasiyan (cassinus) kilisesini câmiye çeviren Süleyman Şah. ani olarak geceleyin Antakya surları önüne çıktı ve 300 kişi ile Faris kapısından şehre girdi. Daha sonra. ordusuyla birlikte bznik'ten cebri bir yürüyüşle Antakya'ya doğru harekete geçti. 120 müezzin tarafından okunan ezan ve tekbir sesleri fethi tebcil etti. Önceleri Bizanslılar'ın ve daha sonra Ermeni Filaretos'un zulümlerinden şikâyetçi olan Antakya halkı ve bilhassa Ermeni ve 162 Oğ u z ÜNAL . gündüzleri dinleniyor ve sapa yolları takibediyordu. Süleyman Şah'a karşı kendisinden yardım talep etti. sdâleti ve şefkati ile bütün Antakya halkının kalbini fethetti. Süleyman Şah. Sabahleyin Türk askerlerinin haykırışlarıyla uyanan halk evvelâ şaşırdı.

(441) Bu sıralarda Süleyman Şah'ın 1081'den beri İzmir valisi olan ve Oğuzlar'ın Çavuldur Boyu'ndan gelen Çaka Bey. Haleb'in kuzey varoşlarından başlı­ yordu. Süleyman Şah'ın değerli kumandanlarından Buldacı Bey.Siiryaniler çok memnun oldu. bundan sonra İskenderun ve Ayntab (Antep) şe­ hirleri başta olmak üzere bugünkü Hatay vilâyetlerinin tamamını fethetti. Bu fetihlerden sonra Türkiye Devleti'nin güney sınırı. Uzun müddet istilâ ve huzursuzluk­ lar içinde bulunan Haleb'in Harim ve Duluk kazaları da kendiliğin­ den Süleyman Şah'ın idaresine geçtiler. daha Bizanslılar'da idi. Bundan sonra sıra. Yalnız Maraş. (440) Süleyman Şah. Besni kalelerini fethetti. Göksün. Elbistan. son mukavemet merkezi olan Maraş'a gel­ mişti. İzmir'i fethetti ve İzmir körfezi'nde pek kudretli bir donanma yaptırarak Türkiye'nin ilk deniz kuvvetini kurmuş oldu. 1085 yılında Maraş. (442) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 163 . A r­ tık Anadolu'da Türk birliği kurulmuştu.

bu haberi alınca Tutuş'a doğru iler­ ledi. Bu durumdan en çok tedirgin olanlar. Antakya civarında. (443) İlk çatışma Süleyman ile Müslim arasında başladı. onu Melik Şah'a iUatsizlikle itham ederek tehdide kalkıştı. Süleyman Şah. 5 Haziran 1086 günü. (444) Bu zaferler ve Hareb'in de muhasarası. Ayn Şayiam mevkiinde. Suriye Melik'i Tutuş. Haleb'in Ukayli hâ­ kimi Müslim ile Suriye Selçuklu Melik'i (Melik-Şah'ın kardeşi) Tutuş'tu. Kurzahil mevkiinde Süleyman ile Müslim'in orduları karşılaştılar. E r­ meni Filaretos'un Antakya hâkimiyeti sırasında Antakya'dan almak­ ta olduğu cizyeyi bu defa Süleyman'dan istedi. Süleyman Şah'ın. Türkiye Sultan'ı. S Ü L E Y M A N Ş A H 'IN B Ü Y Ü K S E L Ç U K L U L A R L A Ç A T IŞ M A S I v e SO N U Süleyman Şah'ın Marmara sahillerinden Antakya'ya kadar uza­ nan ve Suriye'de genişlemeğe başlayan hâkimiyeti. Bu netice üzerine ilerleyen Süleyman Şah. yanında "daima mu­ zaffer” Artuk Bey de olduğu halde. Bu şekilde Süleyman ile Müslim arasındaki gerginlik son haddini buldu. onun büyük Sel­ çuklular veya tâbileri ile rekabet ve çatışmasını adeta mukadder kılmıştı. Haleb'i kuşattı ve Müslim'in cenazesini de Haleb kapısında defnetti. ordusunun başında Haleb'e doğru yürüdü. Müslim ye­ nildi ve savaş alanında öldü. Amik ovasına akan Afrin çayı üzerinde.5. Türkiye Sultanı ise. İki ordu Haleb'in üç mil yakınında. Müslim. iki İslâm ordusunun çarpışmaması için yaptığı sulh teşebbüsleri de netice vermeyince. Haleb komutanının da tahrik ve entrikaları sonucunda. An­ takya'nın kendi cihâdı sayesinde kâfirlerden alınıp bir İslâm beldesi haline getirildiğini ve bu sebeple kendisinden cizye istenemeyeceğini cevaben Müslim'e bildirdi. Amcazade iki Selçuklu Sultan ve Melik'i arasındaki muharebe çok şiddetli oldu. Türkiye Sultanı ile Büyük Selçuklular'ı kaçınılmaz bir şekilde karşı karşıya getirdi. Süleyman Şah'ın yanında bulunan Çubuk Türkmenleri diğer bazı Türkmenlerin 164 OĞUZ ÜNAL . karşılaştı. Haleb muhasarası ile meşgulken.

bu acı bozgunu gururuna yediremeyerek intihar etti veya diğer bir rivayete göre de savaş atanında vuruşarak öldü. bu şehri Süleyman'ın veziri Haşan bin Tahir'den aldı. Süleyman'ın cesedinin ölüler arasında bulunduğu ve ancak Tutuş'un: "Selçukoğullarının ayakları birbirine benzer" diyerek ölüsünün tanındığı yolundaki kaydı gözönüne getirilirse. (449) Süleyman'ın ölümünden sonra Tutuş. Haleb önlerinde karşılaştıkları sırada. (445) Süleyman Şah'ın intiharını Bizans tarihçisi Prenses Anna Komnena yazmaktadır. onun muharebe sırasında vuruşarak öldüğü rivayeti daha kuvvetli olabilir. Bu sebeple de Melik-Şah. (448) Süleyman ile Tutuş. "Sizlere zulmettik. Bozan ve Ak-Sungur Beyler olduğu halde. Bu sırada. Süleyman'ın küçük yaşta bulunan oğulları Kılıç Arslan ile Kulan Arslan ve veziri Haşan bin Tahir'i Antakya'ya. Süleyman Şah bütün gayretleri­ ne rağmen hezimeti önleyemedi ve çok zayıf bir rivâyete göre. haya­ tı devamlı olarak zaferler silsilesi içerisinde geçen Anadolu Fatihi ve Türkiye Sultanı. yani Türkiye Sultanı'na ait bir memlekete getir­ mişti. bizzat sultan Melik-Şah'a teslim edebileceğini bildiriyordu. Arslan Yabgu ve Mlkâil Yabgu aileleri arasındaki mü­ nasebetleri ve rekabeti göstermek bakımından kayda şayandır. (447) Süleyman Şah'ın cesedi karşısında Tutuş'un şu sözleri iki Sel­ çuklu ailesi. Haleb Emir'i şehri Tutuş'a veya Süleyman'a değil. sizleri uzaklaştırdık ve öldürdük" dedik­ ten sonra gözyaşlarını sildi. (451) HORASAN'DAN ANADOLU’YA 165 . Haleb üzerinden Antakya'ya gelen Melik-Şah. Süleyman'ın cenazesini muhteşem bir kefene sararak. Birinci Teşrin 1086'da yanında kumandanları Porsuk.Melik-Şah'ın gazabından ürkerek Tutuş'un tarafına geçmeleri üzerine Türkiye Sultanı'nın ordusu bozuldu. Süleyman'ın oğulları Kılıç Arslan ile Kulan Arslan'ı da yanına alarak İsfahan'a götürdü ve ölümüne kadar serbest bırakmayarak Anadolu'da Kutalmışoğullarmın hâkimiyetine fırsat vermedi (450) ve Türkiye Devleti'ni itaati altına almak amacıyla da Bozan Bey kumandasında kuv­ vetli bir orduyu İznik li/ı-rinc gönderdi. Musul'a ve oradan da Haleb'e doğru hareket etmişti. bir yıl önce Müslim'i gömdüğü Haleb kapısında defnetti. Tutuş. (446) Anna Komnena’nın bu rivayetine karşılık Haleb Tarih'i yazarı İbn ul-Adim'in.

Süleyman Şah'ın Şark seferi sırasında yerine başkumandan olarak bırakmış olduğu Ebu'l-Kasım'ın ölümü üzerine İznik'te hâkimiyet kurmuş olan kardeşi Ebu'l-Gazi. Melik-Şah'ın Kılıç Arslan'ı. (454) Süleyman Şah'ın oğulları Iznik'e varınca Türkmenler onları he­ yecanla karşıladılar. onları ölümüne kadar yanından ayırmadı. derhal ailenin mirası olan İznik tahtını kendilerine teslim etti. Anadolu hükümdarı olarak Anadolu'ya gönderdiği yolundaki rivâyetler de diğerleri gibi hakika­ te aykırı olup. 1092'de Melik-Şah ölmüştür. Kutalmışoğullan'nın tekrar baş kaldırmalarına ve Anadolu'da istiklâllerine fırsat vermemek maksadiyle. Antakya üzerine Şark seferine çıkarken. İznik muhasarasına son verilmesi için Melik-Şah'a giderken. Fakat Ebu'l-Kasım yolda öldürülmüş. Büyük kardeş Kılıç 166 Oğ u z ÜNAL . Ebu'lKasım. bir müddet sonra da. Ebu'l-Kasım ve B i­ zans İmparatoru Alexis aralarında bir ittifak yapmışlardı. Melik-Şah'ın ölümü Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nda saltanat mücadelelerine sebep olmuş ve bu sayede de onlann İznik muhasarasiyle birlikte Anadolu'ya müdahaleleri de son bulmuştur. Ve bu şekilde Türkiye Tahtı yedi yıl (1086-1093) sultansız kaldı. yerine vekil olarak. (452) Süleyman Şah.6. Türkiye Selçuklulan'nı itâatı altına almak için Bozan Bey ku­ mandasında İznik üzerine bir ordu gönderince. Süleyman Şah'ın ölümünden sonra Türkiye Devleti'ni korumuş ve hattâ Boğazlar'a kadar da ilerlemişti. Ebu'l-Kasım. Ebu'l-Kasım'ı İznik'te bırak­ mıştı. Çağdaş Bizans tarihçisi Anna Komnena. yerine kardeşi Ebu'l-Gazi'yi bırakmıştı. MelikŞah. Süleyman'ın iki oğlunun İran'dan kaçarak geldiklerini söylemekle hâdiseyi ay­ dınlatmış bulunmaktadır. Anadoluya geçmek fırsatını elde ettiler. S Ü L E Y M A N Ş A H T A N SO N R A " T Ü R K İY E D E V L E T İ" Büyük Selçuklu Sultanı Melik-Şah. Başkumandan sıfatiyle. (453) f092'de Melik-Şah'ın ölümü üzerine Büyük Selçuklu Imparatorluğu'nda başlayan saltanat kavgaları sırasında Süleyman Şah'ın oğulları Kılıç Arslan ve Kulan Arslan.

(457) Böylece Melik-Şah'ın ölüm haberi her halde İsfahan'a normalden daha geç bir sürede ulaşmıştır. ni İznik ve havalisine. Anadolu'ya gelip tahta çıktığı zaman memleket "A şire tçi" (Tribal) Türk hâkimiyet telâkkisi sebebiyle. Kasım 1092 (16 Şevval 485)'de vefat ettiği ve Sultan'ın hanımı Terken Hatun'un. Kılıç Arslan’m İznik'te sevinçle (yani mukavemet görmeden) karşılanıp yanındaki savaşçılarının ailelerini de buraya getirip yerleş­ tirdiği kaydına bakılırsa. Türkler'in Anadolu'da yerleşme ve vatan kurma devresinde başlayan Haçlı HORASAN'DAN ANADOLU’YA 167 . (459) K ılıç Arslan. inhisar ediyordu. Süleyman Şah'ın oğulları K ılıç Arslan ve Kulan Arslan'm Iznik'e gelişlerini şimdiye kadar mutad olarak kabul edilen 1092 yılı (455) yerine 1093 yılr başlarında vazetmek gerekeceğini sanı­ yoruz. Sultan Melik-Şah'ın ölümünden sonra göz hapsinde bulunduğu İsfahan'dan kaçarak İznik'e geldiği ve iktidarı Ebu'l-Gazi'den devraldığı malumdur. Bu sebeple Kılıç Arslan'm hâ­ kimiyeti ilk günlerde Ebu’l-Gazi'nin muhafaza ettiği yerlere. Süleyman Şah'ın valileri durumunda bulu­ nan ve vaktiyle merkezi otoriteye bağlı bulunan Anadolu beyleri'nin de hükümdarı oldu ise de. O. merkezi otoritenin zayıflaması sonucunda "aşiretçi" (Tribal) Türk hâkimiyet telâkkisinin etkisiyle. Sultan Kılıç Arslan. Bizans tarihçisi Prenses Anna Komnena’nm.(456) Diğer taraftan MelikŞah'ın 20. merkezi otoritenin de zayıflaması sonucunda bir takım Türk beyleri­ nin elinde bölünmüş bir vaziyette bulunuyordu. (458) Sultan Kılıç Arslan. Kılıç Arslan’m. fiiliyatta ise bu beylerin hepsi. onun İznik'e gelmeden Anadolu'dan etra­ fına kuvvet toplamak için bir süre oyalandığını kabul etmek gerekir. küçük oğlu Mahmud'u babasının tahtına çıkmasını sağlamak ümit Ve arzusuyla kocası Melik-Şah'ın ölümünü bir müddet umumi efkârdan sakladığı da bilinen bir husustur. Sultan ünvanı ile 1093 yılı başlarında Türkiye tahtına oturdu ve babası Süleyman Şah'ın ölümünden sonra çözülmeğe yüz tutan birliği yeniden kurmağa girişti. Türkiye Sultanı sıfatı ile. müstakil bir durum kazanmışlardı. Anadolu Türk birliğini yeniden kurmaya çalışırken Büyük Haçlı Seferleri'nin de ilk hedefini teşkil etmiştir. Anadolu Türk tarihinin en buhranlı zama­ nında tahta çıkmıştı. bu hâkimiyet başlangıçta sözde kalmış. Böylece Kılıç Arslan ve kardeşi Kulan Arslan'm İznik'e 1093 yılı başlarından önce varmaları pek mümkün değildi.Arslan.

BizanslIlar derhal Anadolu'nun sahil böl­ gelerini işgal ettiler ve İzmir'de Çaka'nın beyliğini ortadan kal­ dırdılar. Bu sırada Malat­ ya muhasarası ile meşgul olan Kılıç Arslan. Ancak Papa V II. m074'de. İslâm şark ve Hıristiyan garp tarihlerinde çok mühim neticeleri olan Büyük Haçlı Seferleri başlamış oldu. Ayrıca Batı Anadolu ve Karadeniz sahilleri de Bizanslılar'ın eline geçti. büyük bir Türk-İslâm şehri haline geldi. Fakat B i­ zans İmparatoru'nun istediği bir askeri yardım yerine bütün Avru­ pa'yı harekete getiren. Anadolu'da zapt edecekleri yerleri Bizans'a bırakacaklardı. Haçlılar İstanbul'da İmparator'la bir anlaşma yaparak. Peçenekler ve İzmir Beyi Çaka karşısında çok müşkül bir durumda kalınca 1091 yılında Papa Urbain'e müracaat ederek Haçlı yardımı istemişti. onun yardı­ mından faydalanacak. o yıllarda Papalık ile Cermen İmparatorluğu arasındaki ihtilâf ve mücadeleler sebebiyle. cehalet ve dini taassup içerisindeki AvrupalIları Türkler'e karşı ha­ zırlamıştı. yirmi iki yıldan beri Tür­ kiye Devleti'nin payitaht şehri olan İznik'i kuşattı. Kilikya şehir ve ovalarından da Türkler'in çe­ kilmeleri ile Toroslar'a sığınan Ermeniler yavaş yavaş düzlüğe inmeğe başladılar. Selçuklular. İmparator Mihael'in Papa'ya bir Haçlı Seferi için yaptığı müra­ caat. Danişmendli Gümüş-Tekin ile birlikte. (462) İznik'in düşmesinden ve Birinci Haçlı seferi fırtınasından sonra Sultan Kılıç Arslan ve Anadolu Türkler! kendilerini toplamağa başla­ dılar. (460) Sultan Kılıç Arslan da geri çekilerek. Bu şekilde İstanbul'dan Anadolu'ya (Asya'ya) geçen muazzam Haçlı ordusu. Anadolu içlerinde. İmparator Alexis de. Bunun üzerine İznik daha fazla dayana­ mayarak. Haçtılar'la mücadeleye girişti. Sultan Kılıç Arslan artık Anadolu'nun ortasında bulunan Konya'ya yerleşerek bu şehri kendisine payitaht yaptı. Grigoire'in giriştiği tahrikler Avrupa'da bir Haçlı havası yaratmış. Yirmi iki yıldan beri Türkiye Devleti'nin payitaht şehri olan İznik'in düşmesi üzerine. buna karşılık.Seferleri bu kuruluş faaliyetini tehlikeye sokacak bir ehemmiyet taşır. Böylece Konya. 26 Haziran 1097'de Bizanslılar'ın eline geçti. sür'atle İznik'e yetiştiği halde muhasarayı yaramadı. (463) 168 O ğ u z ÜNAL . kısa bir süre içerisinde. bir netice vermemişti. Filhakika Türkler Marmara sahillerine kadar ilerledikleri ve BizanslIlar Anadolu'yu tamamiyle kaybettikleri bir zamanda. (461) Büyük Haçlı taarruzu Türkiye Selçuklulan'nı büyük bir sar­ sıntıya ve zaafa uğrattı.

(466) Sultan Kılıç Arslan Anadolu'yu toparlamağa ve Anadolu Türk birliğini yeniden kurmaya çalışıyordu.(464) Kılıç Arslan'ın Haçlılar'a karşı kazandığı sayısız zaferlerle Birinci Haçlı seferinin intikamı alınmış oldu. İslâm beldelerine çevirmeğe başlamıştı. Kılıç Arslan'ın şarka yayılma siyaseti.(465) Bununla beraber. Bizans hududunda emniyet ve istikran kuran Kıliç Arslan. tıpkı ilk Türkiye Sultanı Süleyman Şah gibi.(467) Ayrıca Sultan Kılıç Arslan'ın. Malatya’nın fethin­ den sonra. Haçlı ordularına Anadolu'yu mezar yapan* Sultan Kılıç Arslan. henüz Orta Anadolu'ya nazaran çok daha ileri bir medeniyete sahip olması idi. Selçuk'un torunları Arslan Yabgu ve Mikâil Yabgu aileleri arasındaki ailevi rekabet ve mücadelenin yeni bir sefhaya girmesine sebep oluyordu. babası Süleyman Şah gibi. Bu başarıları sonucunda Türk-İslâm ülkelerinde. Anadolu beylerini yeniden hâkimiyeti altına al­ maya başlaması ve bu şekilde hâkimiyet alanını genişletmesi de Tür­ kiye Selçukluları ile Büyük Selçukluları yine komşu yapmış ve eski aile rekabet ve mücadelesinin canlanmasında âmil olmuştu. (468) ♦Gerçeklen İstanbul'dan A nadolu'ya (Asya'ya) çıkan H açlı ordusu­ n u n toplam mevcudu 600. Urfa Kontluğu. yüzünü şarka. bu devirde. Haçlı seferlerinin kendisi için tehlikeli sonuçlar vermeye başladığını gören Bizans İmparatoru Alexis ile bir anlaşma yaparak garb'da. Anadolu Türk birliğini yeniden kurmak ve merkezi bir idare tesis etmek maksadiyle. Haçlılar nihayet Temmuz 1099'da Kudüs'e girdiler.Yıllar süren mücadeleler sonunda. Antakya Prensliği. A nad olu'y u boy­ dan boya geçtikten sonra Suriye'ye girebilen Haçlı kuvvetlerinin ancak 30. Anadolu Türk birliğini yeniden kurmuş ve milletini bu vatanda yaşatmak kudretini göstermiştir.000 kişi o ld u ğu halde. şarka doğru yayılmaya sevkeden âmil ailevi rekabet ve üstünlük dâvâsından çok. HORASAN'DAN ANADOLU’YA 169 . Böylece Anadolu Türkleri. İslâm medeniyeti hududları içerisinde gelişen şar­ kın. Sarsılan nefse itimadlarmı yeniden kazandılar. Sultan Kılıç Arslan'ı ve haleflerini. Kudüs'e ulaşmak üzere Suriye'ye doğru ilerleyen bir Haçlı kolu Antakya’yı ele geçirdi (Haziran 1097) ve daha sonra Urfa'yı zaptetti. Haçlılar'ı Türk-jslâm beldelerinden söküp atmak için Türkler'in uzun yıllar mücadele edip sayısız şehitler vermeleri gerekiyor­ du. Trablus Kontluğu ve Kudüs Kırallığı adlarında Frank (Haçlı) devletleri ku­ ruldu.000 kişiyi b uld uğu nu kaynaklar belirtir. Türkiye Devleti'ni ayakta tutmayı başarmış.

bütün sahilleri geri aldılar. Fakat. Denizli ve Antalya istikametini takiple yolunu değiştirdi. artık müdafaadan taarruza geçerek. mücadeleye girişti ve Musul'u alarak Büyük Selçuklu İmparatorluğu'na da namzet bir kudrete erişti.İlk Türkiye Sultanı Süleyman Şah. kaçabilenler geri dön­ düler. daha büyük bir iddia ve azimle. (470) Sultan Mesud zamanında da büyük bir Haçlı seferinin yapıldığını görüyoruz. Haçlı Seferi) hazırlandı. 1107 yılında. Büyük Selçuklular'ca yakalanıp İsfahan'a gönderilince. Urfa Kontluğu'nu ortadan kaldırması üzerine Avrupa'da büyük bir heye­ can dalgası esti ve ilk defa olarak. Mukaddes Roma-Germen İmparatoru III. Musul Atabeyi İmâdeddin Zengi'nin. Bununla birlikte yine Türkler'in hücum ve baskın­ larıyla bu ordu da çok zayiata uğrayarak Antalya'ya vardı. İmparator ve Kıralların başında bulunduğu büyük bir haçlı seferi (2. Almanlar'ın Konya'yı işgal ettiklerini zanneden Fransa Kıralı St. Mukaddes Roma-Germen (Alman) İmparatoru III. Gemi­ 170 OĞUZ ÜNAL . Haçlı seferleri ve Sultan'm ölümü üzerine B i­ zanslIlar. K ılıç Arslan'ın oğlu Sultan Mesud. Onun oğlu ve ikinci l ürkiye Sultanı oian Kılıç Arslan da yine büyük Seiçukluiar’la. Haç­ lılar. Louis V III. Kılıç Arslan’ın ölümü sırasında Musul valisi bulunan büyük oğlu Şahin-Şah. Fakat bu sırada. Kon­ rad kumandasındaki muazzam Haçlı ordusu. büyük bir siyasi deha­ ya sahip olduğunu tedbirli ve başarılı hareketleri ile ortaya koymuş­ tur. Türkmenler her taraftan İç Anadolu’ya doğru göçmeğe başladılar. Eskişehir yakınlarında Sultan Mesud'un ordusu tarafından perişan edildi. Fa­ kat bu sırada Melik-Şah’m oğullarından Suitan Muhammed Tapar'ın Emir Çaviı kumandasında gönderdiği büyük bir ordu ile giriştiği çok çetin bir savaş sırasında. Dânişmendliler ile birleşerek. duruma hâkim oldu. (469) Sultan Kılıç Arslan'ın ölümü Türkiye Selçuklulan'nı eskisinden daha büyük ve şiddetli bir buhrana sürükledi. Büyük Selçuklulur’a karşı hâkimiyet ve rekabet mücadelesinde Ölmüştü. bir yandan saltanat mücadeleleri ile meşgul olan. daha son­ ra insiyatifi eline almağa muvaffak olmuştur. kumandasındaki iki kol halinde harekete geç­ tiler. 1144 yılında. Türkiye Selçuklu tahtı tekrar sahipsiz kaldı. Konrad ve Fransa Kıralı St. Selçuk ülkesinden geçmenin imkân­ sızlığını anlayarak. Bir müddet Dânişmendliler'e tâbi gibi görünmüşse de. Habur suyu'nda boğula­ rak hayatını kaybetti. Sultan Mesud. A l­ man ordusunun büyük bir kısmı imha edildi. Louis bu felâketi öğrenince. 1147 yılında. Efes.

ihtiyatlı ve dahiyane bir siyasetle Türkiye Devleti'ni yok olmaktan kurtardı ve tekrar Anadolu'ya hâkim bir duruma yükseltti. paralarını aldılar. Haçlı ordularını mağlub ve perişan etmesi ve böylece bütün İslâm dünyasına korku salan Haçlı ordularını ortadan kaldırması. şefkati ve iyi idaresi dolayısiyle. Haçlıiar’ı soydular. Nitekim Rumlar'ın hıyanetini ve Türk­ ler'in şefkatini anlatan bir Haçlı müellifi: " E y hiyânetten daha zalim olan merhamet" feryadiyle Türkler'in iyilik. yerine veliahd tayin ettiği oğlu II. (471) Sultan Mesud'un. Kalanları da Türkler'in ve Rumlar'ın taarruzları karşısında perişan oldular. Türkler. Sakarya'dan Fırat boylarına kadar bütün Selçuklu Tüıkiye'sini hâkimiyeti altına aldı. Türkiye Devleti'nin bu kadar kuvvetlenmesinden ve Anadolu'nun rakipsiz şekilde hâkimi olmasından endişelenen ve Türkmenler'in yavaş yavaş Batı Anadolu'yu istilâ etmeğe başladığını gören Bizans İnıpa- HORASAN'DAN ANADOLU'YA 171 . Bizans'ın ağır vergilerle ve korkunç zulümlerle ezdiği Rumlar onun idaresine geçmeğe başla­ dılar. Selçuk Türkiyesi'nde ilk imâr ve medeni faaliyetler de onunla başlar. uzun ve kanlı mücadelelerden sonra. Rumlar. Türkler'in bu akıl almaz iyiliklerini gören üç binden fazla Frank Müslüman oldu. kırk yıla yakın bir saltanat ve mücadele devrinde. Türk­ ler için Anadolu'yu emniyetli bir vatan haline getirdi. onlara para ve ekmek dağıttılar. Kılıç Arslan sultan oldu. İlk defa onun zamanında. Artık Anadolu Türkleri'nin buhran devri sona ermiş.ler'e binen zenginleri Suriye'ye gittiler. Kılıç Arslan. merhamet ve şefkatle Hıristiyanların dinlerini satın aldıklarını. Sultan II. fakat din değiş­ tirme hususunda hiç bir baskı yapmadıklarını belirtir. (473) Sultan Mesud'un. 1155 yılında ölümü üzerine. Anadolu'nun "T urkia" adiyle kay­ dedilmesi de çok manâlıdır. adaleti. Sultan Mesud zamanın­ da başlayan siyasi. Haçlılar'ı bu perişan halde görünce merhamet ettiler. siyasi birlik ve medeni ilerleme devri açılmıştır. Garp kaynaklarında. askferi ve medeni hamleler bu kudretli sultan zamanında çok ileri bir safhaya erişti ve Türkiye Selçukluları tari­ hinde yepyeni ve parlak bir devir başladı. hastala­ rını tedavi ettMer. Bir Hıristiyan kroniğinin de ifade ettiği gibi.-Rumlar'dan satın aldıkları Haçlı paralarını düşkün­ lerine verdiler. çok sabırlı. Zekâsı ve enerjisi sayesinde Bizans İmparatorluğu'nu ve Haçlı ordularını mağlub ederek. Türkiye Sultanı'nın ve Türkiye Devleti'nin kudretini çok yükseltti. Eskişehir yakınlarında ve Konya önlerinde.(472) Sultan Mesud.

Bizans ordusunu.ratoru Manuel Komnenos. Anadolu'yu Türkler tarafından geçici bir süre için işgal edilmiş bir ülke gözüyle görmüşlerdir. Karahanhlar'da ve Büyük Selçuklular'da olduğu gibi. bir eyaletin idaresine gönde­ rirken kendisi de metbu Sultan olarak Konya'da otunjyordu. Bu muazzam orduda Bizans'ın kendi kuvvetleri yanında Frank. (474) Bizans ordusuna karşı harekete geçen Türkiye Sultanı II. Bundan sonra BizanslIlar daima müdafaada ve çökün­ tüde. Myriokefalon (Kumdanlı)'da yakalayarak müthiş bir hezimete uğrattı. uzun ve şerefli bir mücadele hayatından sonra artık ihtiyarlamış ve sefere çıkamaz olmuştu. büyük bir ordu hazırlayarak. Kılıç Arslan oğullarının herbirini. Gök Türkler'de. Selçuklu Türkiyesi'ni onbir oğlu arasında "ülüş" usulünde taksim ederek. meydan muharebesine girmeden çete mu­ harebeleri ile. (477) II. yıpratmağa başladı ve böylece iyice yıpranmış olan düşmanı Eğridir gölü kuzeyindeki dar ve sarp bir geçitte. Macar. Türkleri. Kılıç Arslan. 1177 ve 1182 yıllarında. bizzat Konya üzerine yürüdü. (476) II. Melik sıfatiyle. devlet idaresinin Selçuklu hânedanı mensupları tarafından idare edilmek suretiyle birleşmesini temin etmek istedi. Kılıç Arslan da bu sebeplerle. eski Türk hâkimiyet telâkkisinin etkisi altında. BizanslIlar. Zira bilindiği gibi. 5000 araba ile çok sayıda hayvan da Bizans ordusunun ağırlıklarını taşıyordu. Onun bu durumunu gören oğulları arasında saltanat ihtirasları ve mücadeleleri başladı. Batı Anadolu'da Kütahya ve Eskişehir yörelerini kati olarak fethetti ve Türkiye Devleti'ne kattı. Türkler de ilerleme ve yükselme halinde olmuşlardır. İşte Sultan 1 1 . Sırp ve Peçenek askerleri de bulunuyordu.(478) 172 Oğ u z ÜNAL . Kılıç Arslan. Bu zafer­ den sonra II. (475) Kumdanlı zaferi. Türkiye Selçuklulan'nda da devlet hânedan azasının ve özellikle hükümdar oğullarının müşterek hâkimiyeti altında sayılıyordu. Malazgirt'ten sonra Türkiye Tarihi'nde ikinci bir dönüm noktası teşkil eder. tamamiyle ezerek Anadolu'dan silip atmak ve Bizans'ı tekrar Anadolu'ya hâkim kılmak karariyle. Kılıç Arslan. Malazgirt'in kendileri için nasıl bir darbe olduğunu henüz yeterince kavrayamamışlar ve bu sebeple daima Anadolu'yu geri alma ümid ve hayaliyle yaşamışlar. Halbuki Kumdanlı zaferinden sonra B i­ zans'ın Anadolu'yu kurtarma ve geri alma ümidleri tamamen tarihe karışmıştır. 1176 yılında.

11'IO yılınd^^ büyük bir Haçlı ordusu (3. ölümü üzerine veliahü olan küçük oğlâ. şehzâdeler arasında erken saltanat mücadelelerine sebep olarak devletin birliğini tehdit etmeğe başlamıştır. tayin ve azil edilebilen valiler eliyle idare etmek usulüne nisbetle bu usulün ileride gevşekliği ve zararları sabit olmuş ise de. fiili bir iktidara sahip değildi. Sultan olan babaları II. Gıyaseddin Keyhüsrev Türkiye Sultanı oldu ise de şehzadeler arasındaki saltanat mücadeleleri daha büyük bir şiddetle devam etti. Kılıç Arslan tarafından. Türkiye Selçukluları Kül­ tür Hayatı.Selçuklu tarihçisi İbn Bibi'nin bildirdiği gibi. mali ve askeri bütün işleri kendi mer­ kezlerinde kurulan hükümet (divân)'lerine adi bulunuyor. bir nevi merkeziyet temin ediyordu. Sultan II. fakat Konya’da bulunan Sultan'a tâbi bir evaiet (devlet) durumunda bulunmaları dolayısiyle bu me­ likler. (Bk. Zira Orta Asya'da memleketi. asla "sultan” ünvanını alamıyorlardı. Haçlı seferi) Anadolu'ya girdiği zaman. Bilge Y ayınla­ rı. idareye göre büyük bir faydası da olmuştur. Gerçekten bu eyaletlerin idari. Sultan olmakla beraber. Kılıç Arslan. (Menakib-ül A rifin 'in Değerlendirilmesi). A y dın T A N E R t. "trib al" bir şekilde.(480) Ancak bu sistem Selçuklu Türkiyesi'ne oldukça zararlı olmuş. bilhassa büyük devletlerin teşekkülü sırasında. sh. Nitekim Selâhaddin Eyyubi'nin Kudüs'ü fethi üzerjne Alman İmparatoru Frederik Barbaros kumandasında. Türkiye Devleti'nin on bir ogiu arasında taksim edilmiş olmasını. her melik kendi eyaletinde yarı müstakil bir hükümdar mevkiinde idi. K onya 1977. (479) Eski Türk usulünce memleketi evlâdlar arasında taksim keyfiye­ tinin (yani "ülüş" sisteminin) II. bu hükümdarın kendi şahsi ve akılsıca tedbiri olarak izah etmek yanlıştır. aşiret reisleri ve beyler eliyle. Kılıç Arslan'ın. Nihayet kardeşler arasında en kudretlisi Tokat Melik'i İL * " H u tb e " ve "S ik k e " (para)’nin Türkler arasında egemenlik sembolü o ld u ğ u n u biliyoruz. Yani mem­ leketi.* inşa ettikleri binalarda isimlerini yazdırıyor ve hattâ komşu devletlerle tnüstakil olarak savaş ve barış münasebetlerine girişiyor. bir sistem değil de. hutbe okutuyor. II. K ılıç Arslan'a tâbi olmakla beraber. bu on bir kardeş. 1192 yılında. 22) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 173 . kendi ad­ larına para bastırıyor. aşiret reisleri yerine. hânedan mensupları eliyle idare etmek.

babası II. iktisadi ve medeni bakımlardan en yüksek seviyeye erişti. (484) Moğollar'a karşı müdafaa tedbirleri alırken. Türkiye Devleti için ani ve büyük bir kayıp ol­ muş. "aşiretçi" (Tribal) teamüller dolayısiyle. (481) II. şüphesiz.(482) Nitekim bu anlayış Osmanlılar zamanın­ da. Kılıç Arslan'ın son yıllarında şehzâdeler arasında taksime uğramış olan. Süleyman Şah. II. Türkiye Devieti'nin birliğini kurması. onun varlığı ve 174 OĞUZ ÜNAL . (483) Nihayet 1220'de Alâaddin Keykubad’ın Türkiye Sultanı olması ile Türkiye tarihinin en parlak devri başlamış oldu.Süleyman Şah. diğer kardeşlerini itâati altına aldı. Sarayı ve camii iie payitaht Konya'ya adeta damgasını vuran Alâaddin Keykubad. öte yandan da Moğol İmparatoru Oktay Kaan’a da elçi göndererek sulh yaptı ve büyük bir siyasi dehayla. Türkiye Devieti'nin talihi yine ters dönmüş. Bu sebeple de O. taksim edilmesi teamülüne son vermiş olmasıdır. Süleyman Şah'ın en büyük hizmeti. Süleyman Şah'tan itibaren bir daha görülmemişe bununla beraber menşei göçebe olan Anadolu beyliklerinde de. bir kıs­ mını da bertaraf ederek Keyhlisrev’in elinde bulunan saltanatı ele geçirerek Türkiye Sultanı oldu. merkeziyetçi devlet anlayışı tam olarak yerleşmiş ve bu şekilde siyasi parçalanma bir daha görülmemiştir. ölümü. "Arus-i saltanat taksim kabul etmez" şeklinde ifade olunmuş­ tur. Bütün eski Türk devletlerinde ve bu arada Büyük Selçuklular'da ve Türkiye Selçukiulan'nda da görülen "ülüş" sistemine göre devletin taksimi II. (485) Fakat Sultan Alâaddin Keykubad’ın genç yaşta (46 yaşında). devletin şehzâdeler arasında taksimi demek olan "ülüş" sistemi bir süre daha yaşamış ve nihayet Selçuklular’ın varisi olan Osmanlılar zamanındadır ki. siyasi. "ülüş" sistemine göre. Böylece Keykubad devri. Bu devirde mem­ leket iktisadi ve medeni bakımdan kalkındı ve Türkiye en ileri bir medeniyet seviyesine erişti. eski Türk hâkimiyet telâkkisi­ ne göre devletin hânedana mensup şehzâdeler arasında. bütün İslâm beldelerini kasıp kavuran Moğol tehlike­ sini uzaklaştırdı. halk arasın­ da "U luğ Keykubad" adiyle anıldı. Anadolu'da Türk birliği'nin kumiması ve korunması için büyük gayret harcadı. 1237 yılında. çok kısa süren saltanatı (8 seneden üç ay eksik) esnasında Türkiye Devleti'ni dahili mücadelelerden kurtarmış ve milli birliğe kavuşturmuş çok kudretli bir padişahtır. 1196'da.

Baycu Noyan kumandasında 30.(488) Bu devrede Moğollar'ın daimi müdahale ve baskıları. Türkiye Devleti için daimi bir siyasi buhran âmili olurken bu devlet adamlarından vezir Pervâne Muineddin Süleyman. Eski kuvvetli devlet adamları ve kumandan­ larından mahrum olan Türkiye İmparatorluk ordusu. ciddi bir mukavemete uğramaksızm. Selçuklu Türkiyesi'ndeki saltanat mücadeleleri ve ihtiraslı devlet adamlarının entrika ve mücadeleleri. 30.000 kişilik Selçuklu ordusunu. Gıyaseddin Keyhüsrev'in Antalya'ya kaçması üzerine dağıldı. bir Müslüman şeyhinden zi­ yade eski bir Türk şamanı hüviyetiyle ortaya çıkan ve peygamberlik iddiasıyla halkı kerametine inandıran Baba İshak isyanı da Türkiye Devleti için buhran âmili olmuş ve devleti oldukça sarsmıştı. müsbet ve menfi tarafları ile bir "Pervâne Devri" yaratmıştır. kolaylıkla mağlub etti. Türkler gittikçe ağırlaşan Moğol baskısına. Moğol ve Selçuklu ordu­ ları Kösedağ'da karşılaştılar.dahiyane siyaseti sayesinde Türi<iye hududiarına saygı gösteren. Nitekim bu durumu isabetle teşhis eden Moğollar. Yine bu sıralarda Moğol istilâsı önünden kaçan ve Anadolu'ya dolan bazı Türkmenler'in.(487) 1243 Kösedağ bozgunu ile Türkiye'de Selçuklu idaresi sarsılmış. 1243 yılında. Türkiye'­ de yegâne söz sahibi kişi olmuş. zorlukla bastırılmışsa da Türkiye Devleti'nin zaafı da ortaya çıkmış bulunuyordu. Anado­ lu'da gelişen iktisadi ve medeni yükseliş. müda­ halelerine ve mali tazyiklerine uğramış bulunmakla beraber. putpe­ rest Moğol tahakkümünü daima ağır bulmuş ve kurtulma yollarını aramıştır. onun ölümünden sonra Türkiye Devleti'ne karşı tecâvüzlere girişmişler ve bu şekilde büyük sultanın yokluğu ile felâketler birbirini takip etme­ ğe başlamıştır. Bununla beraber Anadolu Türkleri. (486) Köscdağ mağlubiyeti siyasi inhitatın ve Türkiye Selçukluları'nın inkırazının başlangıcıdır. G ittik­ çe büyüyen ve tehlikeli bir hal alan Babai hareketi.(489) Kösedağ'dan Pervâne'nin ölümü­ HORASAN'DAN ANADOLU'YA 175 .000 kişilik bir orduyu Anadolu'ya şevkettiler. lıattâ Sultan'ın fetihlerine devamına seyirci i<alan Moğollar. milletlerarası ticaret yolları daha 30 yıl devam etmiş ve bu sayede umumi tekâmül pek fazla sarsılmamıştır. başındaki korkak hükümdar II.000 kişilik Moğpl ordusu 80. O dışta Moğolları ve içte Selçuklu münevverlerini kazanan siyaseti ile 30 yıl devleti kısmen de olsa ayakta tutabilmiş. 1240 yılında. Ve bu şekilde bütün Türkiye Moğol tehdidi altına düştü. Moğollar'a karşı mücadeleyi temsil etmiştir. Erzurum'u işgal ve tahrip ederek küçük bir yoklama yap­ tıktan sonra. 124Tde.

ne kadar (1243-1277). Zira bu tarihten sonradır ki. bundan 34 yıl sonra. umumi vasıfları ile Türkiye Selçukluları devri 1277 yılına kadar sürmüş. Bu büyük Oğuz (Türkmen) akınlan sayesinde X III ve X IV üncü yüzyıllarda Batı Anadolu. iktisadi ve medeni yükselişte de mühim bir sarsıntı olmamış idi. Gerçekten bu devirde milletler arası ticaret yolları faaliyetlerine devam etmiş. bir çok din ve devlet adamlarını öldürtmesi veya vatanlarını terk edip Suriye'ye sığınmaları da o derece acı bir hatıra bırakmıştır. Abaga Han'ın Selçuklular'dan intikam almak maksadiyle. iktisadi. Selçuklu Orta Anadolusu'na nazaran daha kuvvetli ve kesif bir şekilde Türkleşmiştir ki. siyasi olduğu kadar iktisadi ve içtimai buhranlara ve medeni çöküşe de sebep olmuş ve Moğol tahakkümü altına giren Türkiye'de Selçuk­ lu idaresi bir gölge halinde 1318 yılına kadar yaşamıştır. Moğollar'ın yarattıkları buhranlar. Türkiye Devleti ordusiyle. Gerçekten Malazgirt zaferini müteakip Anadolu'ya nasıl sel halinde insan akını olmuş ise. idaresiyle mevcut olduğu gi­ bi. içtimai. zirai ve sınai istihsalde. Türkiye Devleti hakikaten sahipsiz kalmış. Türkmenler buralarda. siyasi buhranlara ve Moğollar'ın müdahalele­ rine rağmen.(490) Sel­ çuklu tarihçileri 1243 Kösedağ bozgununu nasıl milletin kalbinde bir "dağ" ve bütün felâketlerin başı saymışlar ise. başda Muineddin Pervane olmak üzere. Bizanslı­ 176 OĞUZ ÜNAL . 1277 yılında. (491) 1277-1318 yılları arasında gölge halinde bir Selçuklu hânedanı yaşamış ise de siyasi iktidar fiilen yok olmuş. Moğol istilâsı önünde de aynı şekilde Türkmen kitleleri bu ülkeye kaçıyor ve Moğol katliamından kurtulmaya çalışıyorlardı. ithalât ve ihracâtta esaslı bir değişiklik olmamıştır. bu husus Osmanlı tahrir defterleriyle tafsilâtlı olarak teyid edilmiş ve bu bölgelerdeki Hıristiyan halkın çok az kaldığı meydana çıkmıştır. ve medeni hayat tamamen çökmüştür. Anadolu Türkleri'nin Alâaddin Keykubad devrini bir saadet devri olarak hatırlamaları ve bütün felâketlerin menşeini "Baycu y ılı" adiyle Kösedağ mağlubiyetine bağlamaları doğru olmakla beraber. Tarihin en kudretli ve şiddetli istilâlarından birini teşkil eden Moğol istilâsı Orta Asya Türklüğü ve medeniyeti için ağır neticeler ve Anadolu'da da bilhassa 1277'den sonra büyük sarsıntılar meydana getirmesine karşılık bu ülkenin nihai ve kati Türkleşmesinde de mühim bir âmil olmuştur. fakat Pervâne'nin 1277'de Moğollar tarafından idamını müteakip başlayan fiili Moğol istilâ ve idaresi. zulümler ve isyanlar birbirini takip etmiş ve bu tarihin kötü bir hatıra olarak unutulmamasma sebep olmuştur.

Doğu Karadeniz bölgesine yay­ lalardan. Böylece Anadolu'da Türk nüfusu o kadar yoğunlaşmıştır ki. sanatkâr. geçitlerden ve Harşıt vadisinden inen Türkmenler bulun­ makla beraber bu havali daha ziyade Samsun'dan itibaren sahili takip eden Oğuz'ların Çepni boyu tarafından Türkleştirilmiş. Çökmekte olan Selçuklu saltanatının yıkın­ tıları üzerinde yavaş yavaş Anadolu Türkmen beylikleri kurulmuş ve bu beylikler Anadolu'da siyasi hâkimiyeti kendi aralarında taksim etmişlerdi. Türkmen beylikleri Garp Türklüğü için yepyeni ve parlak bir tarih hazırlıyordu ki. ancak Uc'larda kurulan Türkmen beylikleri bir dereceye kadar ilim ve kültür sahiplerine sığınak vazi­ fesi görmüştür. şair. yüzyılın sonlarına doğru. Türkiye tahtını ele geçirmek için birbirleriyle mücadeleye başladılar. Türkiye Devleti tam bir iktidar mücadelesine HORASAN'DAN ANADOLU'YA 177 . Moğol hâkimiyeti altında çöker ve Anadolu halkı ızdıraplı günler geçirirken. Karamanlılar ve Özellikle Memlukler tarafından eritildikçe Türkmenler de bu bölgeyi iskâna devam ediyorlardı. (493) Böylece Moğol istilâsı her ne kadar Türkiye Selçukluları hânedanına ve Türkiye Tarihi'nin bu ilk şanlı devrine son vermiş ise de. mütefekkir. Kilikya Ermeni Krallığı Selçuklular. Canik bölgesine adını veren yerli Hıristiyan Çan kavmi yavaş yavaş kay­ bolmuştur. Peçenek ve Kuman Türkleri'ne de rastlamışlardı.lar'ın Balkanlar'dan naklettiği. (494) Türkiye Selçuklu saltanatı. Osmanlılar'ın Rum eli’ye geçişleri o tarafa doğru devamlı bir nüfus akınına sebep olmuş ve her halde Balkanlar'da kalan Şamani Türkler'le de karışmış ve kaynaşmışlardır. Moğol zorbalığının gittikçe kuvvetten düştüğü tarihlerde Türkmen beylerinin yer yer direnme­ leri görülmeğe başladı. edip ve mutasavvıflar Türkiye'de yükse­ len Türk-îslâm medeniyetinin gelişmesinde mühim bir rol oynamışlar ise de 1277'den sonra Selçuklu Türkiyesi'nde hüküm süren umumi çöküş bu inkişafı da durdurmuş. Anadolu'nun Türkleşmesi ve Türk vatanı haline gelmesi önlene­ memiştir. (495) X III.(492) Moğol istilâsı önünde kaçıp Anadolu'ya sığman Türkistan ve Iranlı pek çok âlim.(496) Bu şekilde yavaş yavaş istiklâllerini kazanan Türkmen beylikleri. bunların temsilcisi nihayet Oğuz Han'ın torunlarından en asili sayılan Kayı boyuna mensup Osmanlılar idi ve yüzyıllarca dünya nizâmının davâcısı ve mihveri olmuştu.

Türkmen beylikleri arasındaki mücadeleler kıyasıya devam ederken. şeyhler. n . zaferler kazandıkça gazâ ve cihâd mefkuresi­ nin bayraktarlığını eline alıyor ve Anadolu Türkler! arasında cazibe merkezi haline geliyordu. şeyhler. Osmanlılar'm Bizans'a karşı süratle ilerlemesi ve zaferler kazanması. Buna karşılık BizanslIlar ve Hıristiyanlar karşısında cihâd yapan Batı Anadolu beylikleri TürkIslâm mefkuresinin temsilcileri durumunda yükseliyor. Vakıflar Dergisi. Osmanlılar süratle Marmara sahil­ lerine doğru ilerliyor ve Batı Anadolu'da Bizans hâkimiyetini tasfiye ediyordu. Moğol istilâsı ile yerlerinden atılan Türkler. Bursa henüz fethedilmeden önce civan evliyaların ve Türkmen ba­ balarının zâviye ve türbeleri ile dolarak. muta­ savvıflar. Fakat diğer Türkmen beylikleri ile çevrili olan Karamanlı beyliği.sahne oluyordu. Dursun Fakih gibi din adamları ile işe başlıyor. bütün İslâm dünyasından ve Anadolu'dan gelen gaziler. Uçlarda Rumlar'a ve Ermeniler'e karşı cihâd ve gazâ hareketi de devam ediyordu. daha ilk günlerde Şeyh Edebali. Selçuklular ve Danişmendliler ile Anadolu'da gelişen gazâ ve cihâd mefkuresi *Bk. Müslümanları da. Türkmen babaları ve mutasavvıf dervişler onlann etrafınaa toplanı­ yor ve kâfirlere karşı cihâdı kuvvetlendiriyorlardı. Böylelikle bu Türkmen Beylikleri. Osman Gazi. Marmara sahillerinde fütuhat yapan ve süratle Balkanlar'a ayak basarak İslâmın ezeli düşmanı Bizans aleyhine geniş­ leyen OsmanlI beyliği. 178 OĞUZ ÜNAL . Bu sebepledir ki. Ömer Lütfi B A R K A N . zamanla diğer Türkmen beylikleri aleyhine genişlemek ve cihâd bayraktarlığı sıfatını taşımak imkânlarını kaybetti. büyüklüğü ve tarihi rolü dolay isiyle Türkiye tahtının varisi gözüküyorlardı. Türkmen babalan artık Osmanlı b e liğ i ile cihâd ve gazâ yolunda birleşiyor ve bu gazi uc beyliği sür'atle yükseliyordu. (497) İlhanlılar'm çöküşünden sonra Anadolu'da mevcud Türkmen beylikleri arasında Karamanlılar. dünya ve ahiretlerini kazanmak maksadiyle Osmanlılar'a koşuyorlardı. coğrafi sahası.* Böylelikle Türkistan'da başlayan. askeri işgalden önce mânevi fetih hazırlanmış ve Osmanlı ilerleyişi her yerde bu metoda göre gerçekleşiyordu. Anadolu'da gazâ ve cihâd mefkuresini canlandırıyor. bu mukaddes davâya bağlayarak kendi etraflarında topluyorlardı. Diğer Türkmen beylikleri Moğollar ve komşuları ile mücadele ederken. Anadolu'nun fethi ve Türkleşmesini tamamlıyorlardı. K olonizatör Türk Dervişleri.

OsmanlI­ lar. Türkiye Selçukluları eliyle Osmanlılar'a devredilmiş ve büyük Gazi Süleyman Şah'ın kurduğu Deylet-i Ebed-Müddet (Türkiye Devleti) günümüze kadar yaşamıştır. aynı zamanda üç kıta üzerinde ve Akdeniz havzasmda hak ve adâlete dayanan yeni bir dünya nizâmı J a kurarak Türk ve İslâm tarih­ lerinin en ileri bir siyasi teşkilâtını da yaratmışlardı. daha kudretli bir mefkure ve teşkilâta sahip bulun­ muşlar. Nizâm-ı âlem uğrunda evlâd ve kardeşler bile feda edilmiş. Böylece büyük Gazi Alp Arslan'ın milli ve İslâmi mefkurelerle. Osmanlılar en imanlı ve ateşli bir uc gazi­ leri beyliği olmuş ve dayanılmaz bir kudret halinde yükselmişler­ dir.Bursa'da temerküz etmiş. mülk ü millet" gibi dört unsura dayanan yüksek mefkureleri ve devlet anlayışları ile kudret kazanmış ve Türkiye Selçuklu lan'ndan aldıkları mirası bu suretle en yüksek seviyeye eriştirniişlerdir. bu mefkureleri ile yalnız Selçuklular'ın vârisi olmamışlar. ilk defa olarak "merkeziyetçi" bir mahiyet almış. "A şire tçi" (tfibal) eski Türk hâkimiyet telâkkisi de. (499) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 173 . Malazgirt'te yükselttiği sancak. Türkiye Selçukluları zamanından başlayan tekâmülünü tamamlayarak. çok daha üstün vasıfları ve elverişli şartları sayesinde Türkiye tahtının vârisi olurken. "D in ü devlet. bu şekilde eski Türk devletlerin­ de zaaf unsuru olan eksiklikler tamamiyle yok olmuş. diğer Anadolu Türkmen beyliklerine nazaran. bu büyük in­ kılâp sayesinde devlet ve nizâm daima korunmuştur. (498) OsmanlIlar.

.

nun kuruluşundan sonra, muntazam ordular iie "Rum beldeleri” ne (Anadolu'ya) yürüyen Türkler, 1040'dan 1071 senesine kadar, kendilerine mukavemet eden ve Bizans ordularına dayanak vazifesi gören, büyük yürüyüş ve ulaşım yollan üzerinde yer alan Erzurum, Erzincan, Bayburt, Niksar, Sivas, Kayseri, Amorlon, Konya başta olmak üzere bir çok şehir ve kaleleri tahrip etmişler ve 1071'de Malazgirt zaferinden sonra, Bizans mukavemetinin ciddi bir şekilde kırılması üzerine, bir kaç sene içerisinde Boğazlar'a ve Ege denizi sa­ hillerine kadar iieriemeğe muvaffak olmuşlardı. Cu ilerleyişten sonra Türkmenler (Oğuzlar) ve onlarla beraber gelen diğer Türk ulus­ larına mensup boylar ve oymaklar, yer yer Anadolu'ya dağılmışlar ve yerleşmeğe başlamışlardı. (500) Bu hadise çok mühim neticeler meydana getirmiştir. Bir kere Büyük Selçuklu Sultanları Alp Arslan ve oğlu Melik Şah ile değerli vezir Nizam ül-Müik, Türkistan'da sıkışıp kaian veya Horasan ile Irak-ı Acem'e yayılıp dağılmış olan ve buralarda ikide birde bir Seiçuk'lu şehzadesinin etrafına toplanarak İç isyanlaıa sebep olan ve Islâm ülkelerinde karışıklıklar çıkaran Türkmen boy ve oymakla­ rına, yay'ıak vc kışlak olarak, yeni fethedilen Anadolu ülkesini gös­ termişler ve bu ülkeyi iktâ ederek, yurt olmak üzere vermişlerdi. Bu yüzden Anadolu'ya zaten vuku bulan Türk göçleıi çok kesif biı mahiyet almıştır. (501) Bu Türk muhaceretini çağdaş Bizans ve "Ermeni tarihçileri çok canlı ve tafsilâtlı biı şekilde nakletmişlerdir; "Türkler sanki dünyanın her tarafından bu memleket için randevu vermişlerdi... Türkler'in kudreti doUyısiyle Rumlar şarktaki bütün şehir ve kaleleri bırakıp gidiyor; bu bölgeleri Tijrkler'e terkediyor; onlann buralarda yerleşmelerine imkân veriyor; hudutlaida kom­ şumuz olan Türkler her tarafı istilâ ediyorlar"dı. (502)' "1080 yılı Martına doğru Okyanus denizi berisinde (Anadolu'da) bulunan bütün Hıristiyan memleketleri Türkler'in istilâsına uğramış ve hiç bir vilâyet bundan kurtulamamıştı... Bir çok vilâyetler boşaldı ve artık Şark milleti (Bizanslılar) mevcut değildi". Türkler'in önünden kaçan "halk kitleler halinde birbirlerinin üzerine atılıyor; binlerce insan birbiıinin yolunu tıkıyor, çekirgeler gibi yeryüzünü kaplıyor ve her taraf insan dalgalan ile doluyordu".(503) "Böylece 1080 yılı Haziranında, denize kadar bütün beldeler Türkler'le doldu... Rumlar'ın devleti çöküntü halinde idi. Zira Türkler denizin berisinde kalan bütün memleketleri (Marmara ve Adalar denizi sâhillerinin şar­ kında Anadolu'yu) işgal etmişlerdi" (504) Yine çağdaş bir Bizans

182

OĞUZ ÜNAL

kaynağı: "Türkler Karadeniz, Marmara, Adalar (Ege) denizi ve Suriye denizi (Akdeniz) arasındaki bütün memleketlere hâkim ol­ dular" derken diğer kaynakları teyid eder. (505) Malazgird zaferini müteakiben vuku bulan Türk istilâ ve fütuhâtmı anlatan başka bir Bizans vekayi-nâmesi Türkler'in Anadolu'ya eskisinden farklı olarak, bir yağrnacı değil, artık işga! ettikleri böl­ gelerin hakiki sahibi sıfatiyle girdiklerini beyan ederken, durumu dalıa isabetli bir görüş ve kavrayış ile tayin etmiştir. (506) Türk istilâ ve fütuhâtmın önünden kaçan Rumlat'dan başka B i­ zans İmparatorları tarafından Anadolu'dan Balkanlar'a nakledilen Rumlar'a veya Rumlaşmış halklara dair haberler de çok dikkate şayandır. Gerçekten bir Süryani tarihçisine göre: "Türkler'e yenilen Rumlar bir daha onlara karşı duramadılar. İmparator Mihael'i korku almıştı. Korkak ve kadınlaşmış müşavirlerinin sözlerine bakarak bir daha sarayını bırakıp Türkler'e karşı çıkmadı. Hıristiyanlara acıya­ rak adamlar gönderdi ve Pont (Danişmend ili)'da kalmış olan halkın bakiyelerini, eşyaları ile birlikte, atlara ve arabalara yükletti; denizin ötesine (yani Anadolu'dan Balkanlar'a) nakletti. Böylece ahalisiz kalan bu bölgelere Türkler'in yerleşmesine yardım etti. Bu sebeple de İmparator herkesin tenkidine uğradı". (507) Bu hadise ve kayıt Anadolu'nun Türkleşmesi tarihinde hususi bir ehemmiyet taşır. (508) Büyük Türk muhacereti ve Anadolu'nun Türkleşmesi hakkında mevcut sayısız kaynaklar arasından yukarıda verdiğimiz vesikalar tarihin bu mühim meselesini, ana batlarıyla, aydınalatacak bir kıymet taşır. Bu ana vesikalar Malazgird zaferini müteakip Anado­ lu'nun nasıl sür'atle Türkleştiğini göstermeğe kâfidir. Böylece,Türk tarihinde Hun, Gök Türk, Selçuklu ve Osmanii gibi tarihin azametli mnparatorlukiarını kuraıi kudretli ve büyük Oğuz kavrni, Sırderya havzasından, Aral ve Hazaı denizi sahillerinden garba doğru göçerek, binlerce kilometre uzakta bulunan Anadolu'ya gelmiş ve burasını takriben elli yıllık bir mücadele ve cihâd devresi sonunda kendisine vatan yapmıştır. Anadolu, tarihinde, bir çok kavim, din ve kültür­ lere sahne olduğu veya bunların kıtalar arasrîhtikalinde köprü vazi­ fesi gördüğü haldsi-hiç biı .zamaıij, Türk i.ştilâ ve fiJtuhâtı devrinde olduğu gibi, etnik, dini ve kültürel bakımlardan bu derece külli ve sür'atii bir inkiiâba uğramamıştı. Araplar, Emeviler ve Türk ordusu

HORASAN'DAN ANADOLU’YA

183

ile birlikte Abbâsiler zamanında, iki asır kadar Anadolu'yu fethet­ mek ve İslâm'ın ezeli rakibi olan Bizans İmparatorluğu'nu çökert­ mek için giriştikleri fasılasız ciliâd ve gazâiara rağmen, bu büyük vazifeyi başaramamışlardı. Selçuklular'ın kısa bir zaman içerisinde bu ülkeyi feth ve kendilerine vatan yapmalarında, kudretli ordulara ve eşsiz bir stratejik dehaya sahip olmaları yanında, bir milletin top­ tan muhacereti birinci derecede rol oynar. (309) Bu sebeple Türkiye tarihini yeni bir ruh ve metodla ele alıp onu dünya tarihi içerisinde enteresan bir mukayese zeminine oturtmak is­ terken, üzerinde durulması lâzım gelen en mühim konulardan birisi şüphesiz, ''tarihin demografik âmilleri'tdir. (510) Gerçekten Türkiye tarihinin başlangıcını, Türkiye Selçukluları, OsmanlIlar, vs. gibi muhtelif devir ve hususiyetlerini, Türkiye Devleti'nin bu muhtelif devirlerdeki askeri, idari ve hukuki teşkilâtını; içtimai, iktisadi ve kültürel yapısını tetkik ve izah etmek İsterken, bu muhtelif devir ve medeniyetlere has nüfus imkân ve zaruretlerini, memleket nüfusunun kütlesi, kesafet ve dinamizmi, coğrafya üzerin­ deki yayılış ve konuş şekli, yer değiştirme imkân ve sür'ati, artış nisbeti, yaşlara, cinsiyete, meşguliyet nevilerine, çeşitli boy ve oyrhaklarm yerleşme tarzına göre terekküp tarzı vs... gibi "demogra­ fik âmiller"i hesaba katmak ilmi bir zarurettir. Bu güne kadar tarihçilerin bu meseleye ciddiyeile eğilmemiş ve "demoğıafik âmiller"i hesaba katmamış olmaları,* Türkiye tarihi'nin bir çok yönlerinin ilmi bir izahtan mahrum kalmasına dolayısiyle 'Türkiye Devleti'nin Kuruluşu" vt "Anadolu'da Yeni Türk Vatanı'nin Teşek­ külü" meselelerinin lâyıkiyle anlaşıiamamasına sebep olmuştur.(511) Nitekim, Seiçuklu-Bizans hudutlarındaki uc gazileri diyarında teşek­ kül eden "Türkiye Devleti"nin kısa bir müddet içerisinde, başdöndürücü bir hızla büyüyerek, tarihin akışını asırlarca değiştirecek kudrette bir imparatorluk haline gelmesi ve yeni bir din ve kültürün taşıyıcısı olarak, eski Bizans İmpaıatorluğu'nun enkazı üzerinde kurulan bu yeni devletin bir Türk-İslâm devleti hüviyetiyle tarih sahnesine çıkabilmesi hadisesi tarihçiler arasında henüz tam anlamıy­

*Burada Prof, M. Fuad K Ö P R Ü L Ü , Prof. Öm eı Lütfı B A R K A N , ve Prof Osman TUJRAN'ı, b u konudaki ilk ve değerli çalışm alarından dolayı, ayrı tu ttu ğ u m u zu derhal belirtelim.

184

Oğ u z ÜNAL

la izah edilememiş bir meseie halinde münakaşa edilip durmaktadır.(512) Eski Osmanli tarihçilerinin ve Özellikle Hoca Sadeddin Efendi'den sonrakilerin, Türkiye Devleti'nin kuruluşu hakkmdaki yanlış tutumları malumdur. Onların bütün gayretleri ve dikkatleri yalnız bir nokta üzerinde toplanmıştır: Münhasıran Osmanlılar'a ait kaynaklar bularak, Türkiye Devleti'nin kuruluşu meselesini münhasıran bu kaynaklar vasıtasiyle halletmeğe çalışmak! Bu bü­ yük problemi bu kadar dar bir çerçeve içerisinde anlamağa kalkı­ şınca, yani Türkiye Selçukluları tarihini görmezlikten gelerek, sadece X IV . asır Ösmanlı tarihine ait kaynaklar bularak meseleyi onlar vasıtasiyle halle çalışmağa teşebbüs edince, şimdiye kadar olduğu gibi, bir çıkmaza girmek, evvelden mukadderdir. (513) OsmanlI tarihçilerinin, Türkiye Devleti'nin Kuruluşu'nu, X III. asır­ da Anadolu'nun kuzey batısmda Selçuklu-Bizans sınırları üzerindeki dört yüz çadırlık bir aşirete isnad ederek, bu hadisenin izahı için Türkiye Selçukluları tarihinin ve X I. ve X IV . asırlar Türkiye tari­ hindeki siyasi ve içtimai-şartların hiç düşünülmemesi, tarihi bakım­ dan affedilmez bir hatadır. (514) Bu meselenin bu nevi biı anlayış yoliyle tatmin edici bir izah şekline ulaşamayacağını takdir eden bir kısım Batılı tarihçiler de, Türkler hakkmdaki, iyice araştırılmadan teşekkül etmiş menfi kana­ atleri sebebiyle ve bu büyük tarihi meseleyi daha geniş kadrolar içinde düşünmeğe belki de gönülleri razı olmadığından dolayı, içinden çıkılmaz faraziyelerle tarihi hakikati zorlamağa girişmiş­ lerdir. Onlara göre, fütuhatın çekirdeğini teşkil eden gâziler'in Islâm dinini yayma uğrundaki mücadeleleri Bizans Anadolu'sunda meyvelerini verdi. Bu sayede BizanslI Rumlar sadece isim ve din değiştirerek tarih sahnesine yeni bir ırk ve millet halinde ve üzerle­ rine yeni vazifeler almış olarak çıktılar. Ve İslâmi bir leıık ve cilâ altında eski Bizans İmparatorluğu'nu ihya ve devam ettirdiler. He­ nüz göçebe hayalının itiyatlarını muhafaza eden ve üstün bir mede­ niyet kurma kabiliyetinden yoksun bulunan bir avuç Türk'ün bu tarihi oluş içersindeki rolü, olsa olsa bir din yayıcılığından, bir misyonerlik faaliyetinden ibarettir. Böyiece Türkiye Devleti, Rum vezir ve idareciler taraiftıdan Türk Hanedanlarının etrafında, eski Bizans'ta görülen teşkilâta göre kurulmuş oldu. Bu yeni devleti kurmuş olan bir avuç Türk'ün yeni devletin hamuru içindeki rolle­ ri ve hisseleri de ehemmiyetsizdir. Türkler, yalnız yeni bir impara­ torluk kurmak için kendilerine lüzumlu devlet adamlarını değil,

HORASAN'DAN ANADOLU'YA

185

yani nüfus meselelerini tarihi tetkikler esnasında hem sebep ve hem de neîice olarak tetkik etmek kaçınılmaz bir zarurettir. Türkiye tarihini ve özellikle kuruluş devirlerini incelerken. diğer taraftan bu tarihi oluşumun lâyjkiyle anlaşılabilmesi. bütün bir feo­ dal Batı âlemini mağlub eden Türk-İslâm kültür ve medeniyetiniii manâsı. Osmanoğulları idaresindeki. "damogıafik ârniller"i. İlk OsmanlI tarihçileri olan "A şık Paşazade". gibi kroniklerden sonraki devirlerin ve özellikle Hoca Sadreddin Efendi'den sonraki Osmanlı tarihçilerinin izah tarzları gibi Batılı tarihçilerin de bu konudaki görüşleri bu meseleyi izah etmekten çok uzaktırlar. önüne geçilmez bir kuvvet halinde kalkınarak memleketleri ve kültürleri alaşağı ettiğini görünce. Anadolu’da teşekkül eden Türkiye Devleti ile bütün Türk-İslâm dünyası arasındaki müna­ sebetleri ve bu âlemin muazzam insan kaynaklarını hesaba katmıyor ve 400 çadırlık bir aşireti koskoca bir Bizans medeniyeti ile karşı karşıya bırakıyor. vs. Bütün bu görüş ve faraziyeler. bir taraftan "Anadolu'nun Türkleşmesi" ve "Tür­ kiye Devleti'nin Kuruluşu". Bu sebeplerle.imparatorluk harplerinde kan dökecek askerleri dahi yerli unsurlar (Rumiar) arasından tedarik etmişlerdir. Türk-İsiâm Sancağını Tuna boylarından Viyana önlerine kadar götürmüş olan bu muhteşem hamlenin kuvveti hakikaten mucizeli bir hal alıyor ve ilmi ve tarihi izahını bir türlü bulamıyor. bir türlü izahı bulunamayan bir tarihi oluş karşısında bulunduklarını hissediyorlar. bir ıiıüddet sonra Anadolu yaylalarındaki boşluğun. Türkiye tarihinin muhtelif devirlerindeki 1S6 OĞUZ ÜNAL . Bu suretle bomboş bir Anadolu'da sürülerine ot­ lak bulmak için başıboş dolaşan bir göçebe topluluğu günün birinde heybetli Bizans surları önündegösteren hayali bir tablo ile başlattık­ ları tarih sahnesinde. ilmi olmak ve böylesine büyük bir tarihi oluşu izah etmek iddiasında bulunmalarına rağmen. "O ruç B e y ". Bu suretle İslâmi bir renk ve cilâ altında devam ettiği farzedilen bu yeni devletin tarihi tekâmülündeki sır. (516) O halde bu çıkmazdan kurtulmak ve Türkiye Devleti'nin kurulu­ şunu ve Türkiye îarihi'nin karanlıkta kalmış bir çok yönlerini tarihi gerçekliğe uygun ve ilmi bir şekilde izaîı edebiîmek için. (515) A çıkça görülüyor ki. bütün bu farazi­ ye ve görüşler bizi tatmin edici bir ruh ve metodla işlenmiş değiller­ dir.

I (1931). Bu k onuda geniş bilgi için şu eşsiz esere b k . HORASAN'DAN ANADOLU'YA 187 . f)u gün olduğu gibi. bir harita üzerine dökülüp değerlen­ dirilebilecek olan bir takım nüfus hareketlerine sebep olmaktadır ve aynı şekilde bu nüfus hareketlerinin de bir neticesi olarak meydana gelmektedirler. diğer bir deyişle "demografik âmiller” tarihin diğer âmilleri yanında. tarih boyunca da. Nitekim. Bizans'ın feodal zirai rejimi yerine Türk-İslâm dirlik sisteminin vT^ra^i 'rejimînm yerleşmesi. tarihte tetkik konusu yapılabilecek kadar az-çok büyük bir ehemmiyet arzeden her hâdisenin demografik sahada dai­ ma bir aksi ve neticesi bulunmaktadır.. isyaniar. kısacası rakamla ölçülebilen. kalabalık nüfus küt­ lelerinin yer değiştirmelerine. Bilhassa. ''Bizans Müesseseîerinın Osmanlı Müesseselerine Te­ siri H akkında Bâzı M ülâhazalar". Türk-İslâm kültür ve medeniyetinin yayılış tarzı ve sahası. sh. teknik terâkkiler. demografik amiller nazara alınmadıkça izahsız kalmaya mahkumdurlar. teşkilât ve müesseselerin mahiyetleri ve zaman içerisindeki gelişmeleri. Türkiyat Enstitüsü Yay. devletlerin teşekkülü veya parçalanması nevinden siyasi veya askeri büyük hâdiseler.hâdiselerin karmaşık bir şekii alması ve fütuhatın devamlı neticeler elde edebilecek şekilde hep aynı istikamette genişleyip gitmesi.. Hülâsa. nüfusun konuş tarzında bir değişikli­ ğe. Türk H u k u k ve İktisat T anhi Mecmuası. Bizans'ın iıiç bir ciddi tesiri bu lunm adığı m uhakkaktır. En yeni iktisadi ve iç­ timai urih araştırmaları bize iktisadi tesirlerin bile insan unsuruna ve demografik durumun arkasından ve onun neticesi olarak tarihi hâdiseleri harekete geçirdiğini. 165-313. çok defa kendi ehemmiyetleriyle mütenasip olarak.: M. c. Diğer taraftan. iktisadi gelişmeler.. Fuad K Ö P R Ü L Ü . vs. iktisadi ve içtimai yapı. Türkiye Devleti'nin teşekkülü devrinde »Türkiye Üevieti'nin teşkilât ve muesseı>elerinin ınenşeinin OrtaZam an Türk-îslâm dünyasından geldiğini ve bu teşk ilât ve iniiesseselerin tekâm ül seyrinde.* çeşitli içtimai smifiar arasındaki münasebetler. tarihin yapıcı kuvvetleri olarak hâdiselerin "niçin"lerini izah hususunda büyük bir ehemmiyet arzetmektedir.. İstanbul 1 9 3 i. demografik yapı tarafından sıkı bir şekilde "tayin ve icap" edilmektedir.Ve bu sebeple nüfus meseleleri. siyasi ve içtimai büyük gelişmelerin bilhassa demografik gelişmelerle iktisadi konjonktür arasındaki münasebetlere bağlı olduğunu isbat etmektedir.

Türkistan'da iken bugünkü hususiyetle­ rini taşıyor ve orada da Türk lehçelerinin en incesi ve en zarifi olarak vasıflanıyordu. (517) Gerçekten Bizans Anadolu'su. Halbuki bu Türkmen fetihleri.onun hayatına mutlak surette ve birinci derecede iştirak etfniş olan Oğuziar'ın (Türkmenler’in) coğrafi yayılışında. eski Oğuz ülkesi olan. Mezarı. Herasarr^e Azerbaycan'dan Anadolu'ya birbiri arkasından kalabalık Türkmen kütleleri gelmişti. "VE~XI1I. başlangıçta.~ asırlar arasm^a—lik k is tan. imparatorluğun hudut­ ları içerisinde yeniden meydana gelen iktisadi sahalarda ve iş haya­ tında ihtisaslaşmalarında. asra kadar devam eden kesif göçler ile her bakımdan bir Oğuz (Türkmen) vatanı vasfım aldı ki. Anadolu veya İstanbul'da değil. Oğuz Türkçesi. Fethi müte­ akip ülkenin her tarafı Oğuz (Türkmen) kümeleri ile doldu. Bizans Anadolu'sun­ da yeni bir şekilde yer vc yuıt tutmalarında. eski yurtlarından göç ederek. herhangi bir kimse Anadolu'nun . Sır Derya boylarında bulunan Dede Korkut'un mânevi şahsiyeti bile. Türkler ile meskun herhangi bir bölgesinde. Je tih te n sonra Anadolu ile Türkistan arasında bir göç kanalı meydana gelnTİşti. Günümüzdeki Anadolu Türkleri'nde ataları olan Oğuziar'ın harsları. tek bİr kumanda altında ve muntazam bir plân dahilinde de yapılmamıştı. ka­ sabalar ve köylerde toplanmalarında büyük ve manâlı değişikliklerin vukua gelmiş bulunması zaruridir. Anadolu'ya gelirken maddi ve manevi harslarını da beraberlerinde getirdiler. daha Anadolu'ya gelmeden önce. Hattâ 188 Oğ u z ÜNAL . Anadolu'ya geldi. biraz yukarıda belirttiğimiz gibi. destan­ ların yanında. Kâşgarlı Mahmud'un Oğuzlar'a dair söylediklerini bu bölgedeki Türkler'in dil ve davranış­ larında. Böylece Oğuziar'ın ezici çoğunluğu. Bunlar Türkistan ve Horasan'da yaşayan soydaşları tarafından daima besle­ niyor ve yeni gelenler ile sayıları daima artıyordu. bir çok tarihçilerin ve dilcilerin sandığı gibi. bu hususu çağdaş Bizans ve Ermeni tarihçileri ile Süryani kaynak­ ları da. gelenek ve göreneklerinde açıkça müşaiıade edebilir. açıkça kaydetmişlerdi. Sonuç olarak Anadolu'nun pek büyük bir kısmı X I.(518) Oğuzlar. Anadolu'da toplanmıştı. X I. toprağa yerleşmelerinde veya şehirler.(5T9) Bugün. Oğuziar'ın Anadolu'ya getirdikleri harsları ve bu arada her türlü gelenekleri bütün hususiyetleri ile zamanımıza kadar kuvvetle yaşayıp gelmiştir. 1071 yılındaki Malazgird zaferini takip eden 8-10 yıl içinde Türkmen'ler tarafından baştan başa açıl­ mıştı. asırdan başlayarak X IV . ruhi davranışları ve antropolojik vasıfları hâkimdir.

(522) Gerçekten. bilgi ve tecrübeye sahip insanları ve mânevi kuvvetleri kendi arka­ sında buldu. Türkiye Devleti XI. hiç bir tereddüde yer vermeye­ cek kadar. "Anadolu'daki nüfusun göçebe. tarihi vesikalarda. teşekkül etmeğe başladığı yıllarda. Oğuz Türkleri’nin asıl ve gerçek mümessillerini görmek için Türkistan'ı değil. lıâdiselerin ilmi bir şekilde ve tarihi gerçekliğe uygun olarak anlaşılabilmesi için. (52m) Aynı şekilde muhtelif tarihlerde vukua geldiği muhakkak olan bu büyük hacimdeki kesif nüfus hareketlerinden başka. (520) Bnvle derin ve ilmi sebepleri ile Türkiye tarihi tetkik edilecek olursa. "Orta Asya. Türkiye Selçukluları'nm iskân siyasetleıinin bazı esaslarını tesbit etmek imkânı bulunduğunu kaydetmektir. Fuad KÖ PR'Ü LÜ . Suriye ve Rusya arasındaki büyük muhaceret yolları üzerinde kurulmuş bulunan Büyük Selçuklu Imparatorluğu'nun iktisadi ve kültürel gelişmeleri " ile "Büyük Türk Muhacereti neticesinde Anadolu'da ortaya çıkan yeni vaziyet" ve "Orta Doğu'daki Moğol istilâsının bu yeni vaziyet üzerindeki tesirleri" gibi meseleler üzerinde de özellikle durulması gerekir. bu önde gelen hâdiselerin büyük rolü olduğu. bu kadar geniş hudutlar içerisinde kaynaşmakta olan bir âlemin dört bucağında meydana gelen dini ve içtimai cereyanları. Türkiye Devleti'nin Kuruluşu meselesinde. asırlara doğru yapılan büyük çapta iskân işlerine ve nüfus hareketlerine ait mevcut kayıtlan tetkik ve toponmie tetkikiyle tamamlamak suretiy­ le. X I. aynı surette ehemmiyetli olan. asırlarda Anadolu'ya göçeden Türkmenler ile diğer Türk ve İslâm dünyası sıkı bir münasebet ha­ linde bulunmakta idi ve Türkiye Devleti. (523) Demek oluyor ki. İşte bu âmiller sayesindedir ki. ve X III. Oy»a ki Türkistan'da­ ki Türkmenler bunları çoktan unutmuşlardır Bu izahlardan da açık­ ça anlaşılacağı gibi. asırda Anadolu'da cereyan eden içtimai ve siyasi büyük değişmelerin bir neticesi gibi görünecek ve bu sayede de Türkiye tarihinin karanhkta kalmış bir çok meselelerini anlaşıla­ bilir bir şekilde ortaya koymak mümkün olabilecektir.bu kimse Dede Korkuı aestanlanndan bazılarınıtı Anadolu'da hâlâ yaşadığını görmekle hayretler içinde kalabilir. Anadolu'yu dolaşmak lâzımdır. köylü ve şehirli nisbetleri"yle. Türkiye Devleti'nin HORASAN’DAN ANADOLU'YA 189 . X II. ve X III. Nitekim Pıof. açıktır. Mjsır.

Türk Tütuhâtı önünden kaçan Rumlar ve diğer yerli halklar tarafından adeta ıssızlaştırılmış bulunan Anadolu'da ezici bir nüfus üstünlüğü meydana getirmişler ve bu sayededir ki. Türkislâm kültürünü hâkim kılmışlardır. G irit’teki Müslümanlar. Bizans. kendi ana dillerini konuşur görecektik.(524) Esasen Anadolu'da. (525) Burada yeri gelmişken şu içtimai ve kültürel kaideyi hatırlama­ nız yerinde olacaktır. 1000 evlik de olsa. Balkanlar'daki Arnavudlar ve Boşnaklar gibi. Bu saydığımız halk toplulukları Balkanlar'daki Osmanlı fütuhâtı sırasında Müslüman olmuşlardı. kitle halinde iıerhangi bir İslâmlaşma hâdisenin vuku bulduğu hakkında. bilhassa ilk yıllardaki koruluş devirlerinde.(526) Nitekim. kütleler halinde İslâmlaşma hâdisesi gö­ rülmüş değildir. milli hars ve kültüs^rünün o yerde hâkim duruma gelmesi mümkün olamıyor. Bu şekilde geniş Türk ve İslâm dünyası ile devamlı temas halinde olan Türkiye Selçukluları. akıl ve siyaset adamını Türkmenlerin. Bu da bir kavmin bir yerdeki siyasi hâkimiyeti ne kadar uzun sürerse sürsün ve o yerdeki yerli halkın medeni seviyesi ne kadar geri bulunursa bulunsun. bilhassa İstanbul'un fethine kadar. Müslüman oian bu yerli halk topluluklarını Bulgaristan'daki Pomaklar. büyük muhaceret dalgalarıyla Anadolu'ya giren kesif Türk­ men kitleleri. nereden bulmuş olduklarını anla­ mak mümkün gözükmektedir. eğer o kavim yeteri kadar nüfus fazlalığına sahip değilse. Islâmiyeti kabul etmiş yerli halklar faraziyesitıe başvurmağa lüzum kalmadan. Bu şekiide Türkiye Devleti'nin idari ve askeri teşkilâtı Büyük Selçuklular’ın ve Oğuzlar'ın devlet ve idare ananelerine ve askerlik prensiplerine göre tesis edilmiş ve devlet işlerinde başlangıçta daha fazla Büyük Selçuklu ve Oğuz idari teşkilâtına mensup yüksek Türk-İslâm aristokrasisi ve memurları kullanılmıştır. o da aralarına yeter derecede ve kesa­ fette Türk nüfusunun girmemiş olmasıdır. Ermeni. Türk. Diğer taraftan eğer toplu halde İslâmlaşmalar olsa idi. Türkleşmiş Rumlar'ın ve yerli halkların yardımına muhtaç olmadan daha evvelki emsali Türk İmparatorluk­ ları gibi büyük bir İmparatorluk kurmak teşebbüsünde bu kuv- 190 Oğ u z ÜNAL .sür'atle kuruluşu mucizesini izah etmek ve Türkleştirilmiş Bizanslıiar. Nitekim Türkiye tarihinde. Süryani ve Arap kaynaklarında bugüne kadar herhangi bir kayda rastlanmamıştır. başta dili olmak üzere. Fakat bu kitlelerin Türkleşmemesinin tek bir sebebi vardı ki. Türkiye Devleti'nin kurulması için lâzım gelen kan ve kol kuvvetini.

diğer bir deyişle. dünya Türk nüfusunun en azından üçte biri. bu ulus. Türkiye tarihinin. bir hanedan­ lar destanı olmaktan kurtarılarak. Denebilir ki. ordulardan ziyâde bir mil­ letin (Türkler'in) ve özellikle Oğuzlar'(Türkmenler)ın Anadolu'ya toptan muhacereti ve iskânı sayesinde tamamiyie ve ani olarak değişmiştir. (528) Türkmenier'in en mühim bir kısmı büyük muhaceret dalgalan ile Anadolu'ya gelmişlerdir. Ve ancak bu âmillerin lâyikiyle anlaşılması iledir ki. Türkmenier'in ileride kabile asabiyetleri etrafında toplanarak ayrı ayrı zümreler ve devletler meydana getirmemeleri ve tefrikaya düşmemeleri için aynı Oğuz boy ve oymaklarının belirli bölgelerde birikmelerine mü­ saade etmemişler. aralarına başka Oğuz.vetierden istifade ermiş ve kendilerine lâzım gelen her türlü unsurları bulmuşlardır. Türkiye Selçukluları'nın. Bu kesif Türk muhacereti. boylarından oymaklar yerleştirmişlerdir. hakiki bir izahını yapmak ve tarihi oluşumu gerçek yönleri ile anlamak mümkün olabilecektir. asrın sonlarında tamamen bir Türk vatanı yapmıştır. Paui vVITTEK de. sadece bir muharebeler ve andlaşınalar tarihi. İslâmiyete kazanılmış olan bu "Bilâd-ı Rum"de. (527) Nitekim Prof. Türkiye Devleti'nin kurucuları olan Tür­ kiye Selçukluları (ve onların vârisi olan Osmanoğulları). HORASAN’DAN ANADOLU’YA 191 . Gerçekten. fakat Anadolu Türk birliği. Türkiye Devleti'nin teşekkülü ve Anado­ lu'nun Tütkleşmesi'nde "demografik âmiller"in önemini göstermek­ tedir. Anadolu'nun etnik siması. bu yarım asir içinde Anadolu'ya göç etmiştir. eski Müslüman ül­ keleri örneğinden bir devlet ve medeniyet kurmak için lâzım gelen bütün unsurları birlikte getirmiş veya sonradan celbetmiş oldukları­ nı söylemektedir. boy ve oymakların yıkılmalarına ve dağı­ tılmasına çalışmışlar ve bu ulusları meydana getiren boy ve oymakla­ rın her birini büyük mesafelerle dağıtmışlar. "büyük Türk Muhacereti" ve "Anadolu'nun Türkleş­ mesi" meseleleri hakkında elimizde mevcut sayısız kaynaklar arasın­ dan biraz yukarıda verdiğimiz seçme vesikalardan da açıkça anla­ şılacağı üzere. Türk göç­ lerini çok akıllıca bir siyasetle iskâna tabi tutmuşlar. (527/A) Bütün bu açıklamalar. Bu şekilde Oğuzlar'ın yüzlerce yıldır asabiyetle muhafaza ettikleri 24 boy teşkilâtı Anado­ lu’da >on bulmuş. Anadolu'yu X I.

Kırşe­ hir. sonradan Müslüman olarak Türk fatihlere karışmışlar ve dolayısiyle. Yozgat. Anadolu'nun kuzey taraflarına daha çok Bozok grubuna mensup 12 ulusun boyları.(530) Gerçekten Ankara. Bayındır. kendi 192 Oğ u z ÜNAL . bölgede çok az Hıristiyan bulunduğu ve bu sebeple de geçim sıkıntısı çektiği için. kesif bir şekilde Tüı kleşmişti. Çankırı ve Eskişehir vilâyetleri. Kayı ulusları bundan sonra ikinci derecede kesafeti teşkil etmek üze­ re dağılmışlardır. Afşar. Anadolu'da 24 Oğuz ulusunun tamamından boylar ve oymaklar mevcut olmakla beraber. nahiye ve köy isim­ lerinin incelenmesinden ve bir de Kanuni Sultan Süleyman zamanına ait arazi tahrir defterlerinin gözden geçirilmesinden çıkan netice budur. Nitekim II. Salur. Kılıç Arslan zamanında. 1173 yılında. Başat ulusları üçüncü derecede kesafet göstermektedirler. boy ve oymaklarının adlarını taşıyan kaza. Anadolu’nun fethinde büyük rol oynayan Yıva ulusu ile diğerleri dördüncü derecede kalmışlardır. ilk Türk akın ve istilâları önünde. Çorum. baha fazla bir kesafette muhtelif bölgelere yerleşen uluslar. Türk muhaceretinin en kesif olduğu. (532) Türkmen ulusları.(529) Bugün Anadolu'da mevcut Öğuz (Türknıen)~aşrretleri üzerinde yapılan tetkikler ile Türkmen ulus. (531) Bizans İmparatorluğu zamanında çeşitli maksatlarla Anadolu'ya nakledilerek iskân edilmiş bulunan muhtelif Türk illerine mensup gayri müslim Türkler de. Bu tetkikler bize Anadolu'nun eski yerli halklarından daha kesif ve hattâ ezici bir üstünlüğe sahip yeni bir Türkmen nüfusunun Anadolu'ya geldiğini göstermektedir. bunlar da aynı kesafet derecesinde bu ül­ keye dağılmış değillerdir. Anadolu'­ ya dağıtılmış olmakla beraber bgnlar her bölgeye aynı kesafet derecesinde yerleşmemişlerdir. Birinci derecede kesafeti teşkil eden. Selçuklu ailesinin mensup olduğu Kınık ulusudur. Kastamonu. yerlerini terkederek batıya doğru çekildik­ leri için. ve X III. asır vakıf kayıt­ ları da bu durumu açıkça göstermektedir. X II. Döğer. güney taraflarına ise Üçok grubuna mensup olan diğer 12 ulusun boyları yerleşmişlerdir. ırk bakımından Türk kesafetinin miktarını artırmışlardır. Ankara metropolit'inin İs­ tanbul Synode meclisine başvurarak buradan Amasra piskoposluğu gibi küçük bir yere tâyinini istemesi bu durumu çok güzel ifade eder. Çepni. ilk gelen Türkmenler'e yurt ve Dılak vazifesi gördüğü ve esasen bu havâlinin yerli halkı. 24 boy teşkilâtı inhilâl ettirilerek.Türkiye Türklüğü teşekkül etmiştir. İğdır.

Fakat bunların Anadolu'nun ilk fethi sırasında mı. Kanıklar'dan (yani Kiymaklar'dan). orada da ekseriyeti kazanmışlardır. Sivas ve Ankara gibi Orta Anadolu'nun büyük merkezlerinde konuşulan ve daha X III. diğer taraftan da İlgaz ve Canik dağlarmı aşarak. Orta Anadolu'da yerleşen Oğuzlar'ın ekseriyetini Kınıklar teşkil ettiği için. Kalaçlar'dan. asırdan itibaren teşekkül etmeğe başlayan ve daha sonraları Batı Anadolu'ya ve nihayet İstanbul'a gelen edebi Türkçe'­ nin yani yazı dilinin esası da bu şekilde yine bu Orta Anadolu şe­ hirlerinde meydana gelmiştir. Anadolu'ya yerleşen ve 24 boy teşkilâtı inhilâl eden Oğuz ulusları ya yerleştikleri bölgelerin adına nisbetle. Uygurlar'dan. Karamanlu. Kapcaklar'dan ve Ağaçeriler'den de muhtelif boy ve oymaklar da gelmişlerdir.hususi şivelerini yaşatarak. yahut da etrafına toplanmış oldukları aile veya reislerin ismine izafetle veyahut da kendilerini birleştiren bir küçük oymağın ismine nisbetle yeni yeni uluslar. asır başlarından itibaren de Lfkya ve Kilikya dağlarını aşarak Akdeniz salıiüerine inmişler ve oralarda da ekseriyeti teşkil etmişler ve daha sonraları Kilikya ovalarını iyice işgal ederek. bunların konuştuğu şive diğerlerine nazaran üstün gelmiş ve yavaş yavaş iiıüşîerek bir dil teessüs etmiştir ki. bir taraftan Ege sahillerine doğru yayılırken. yavaş yavaş Batı Anadolu'nun dağlık bölgele­ rine geçerek. oralara intibak etmeğe çalışmışlar ve bu yüzden evvelâ dağlık bölgeleri ihmal ederek ovalara yerleşmişler ve bilhassa Kızılırmak men'oalarından itibaren Kütahya'ya kadar uzanan Orta Anadolu'nun geniş ovasına büyük bir kesafetle yerleşmişler ve burada eski ahaliye nazaran ekseriyeti kazanacak bit hale gelmişler­ dir. Anadolu'ya bu yerleşmeler sırasında. Karadeniz sahillerine doğru yayılmışlar ve X II!. Biz bu Türk uluslarının izlerine Anadolu'da tesadüf ediyoruz. daha ziyade kendilerinin evvelce yaşadıkları şartlara uygun topraklar arayarak. bu gün Konya. Burada iyice çoğaldıktan ve yerli iıalkı de eriterek kendilerine temsil ettikten sonra. Oğuzlar'dan başka diğer Türk illerinden ve uluslarından ve meselâ Karluklar'dan. boylar ve oymaklar meydana getirmişlerdir: İnallu. yoksa daha sonraki göçler sırasında mı geldiklerini kesinlikle bilemiyoruz. Anadolu'ya gelen Oğuzlar ile diğer Türk ulusları step kavmi ol­ dukları için. HORASAN'DAN ANADOLU'YA 193 . Kayseri. Bu yüzden Anadolu'da Oğuz lehçesinin muhtelif şiveleri doğmuştur. bulundukları bölgelerde azınlıkta kalan­ lara dil itibariyle hâkim olmuşlardır. Çiğiller'den.

Tekelü. bunların bir kısmı kendi aldıkları yeni isimlere nisbeiie devletler ve hanedanlar kurmuşlar ve tarihimizin muhtelif safhalarında roller oynamışlardır. 194 OĞUZ ÜNAL . bazı yerlerde üstleri çinko ile örtülüdür. Yağıbasanlu. Maıaşlu. Kumarlu. (534) Anadolu'ya gelen Oğuzlar'ın bir kısmı bu ülkede göçebeliği bırakarak yerleşik hayata geçmeğe başlamışlardı. göçebe anlamında. Bayburtlu. Akkoyunlu. Yörükler de Oğuz Türklerin­ den gelmektedirler. Varsak. özerlü. Turhanlu.Elbeylü. Saruhanlu. Osmanlı gibi yeni teşekkül eden uluslar ve boylar. Dündarlu. Türasaniu. Merıteşelü. Tuharlu. Ruınlu. (535) Göçebe hayata devam edenlere ise. yörümekten Yörük adı veriliyoidu. evleri de taiıUdan olup. Turgutlu. Bekmeşlü. yarı göçebe oymaklar anlamını ifa­ de etmiş ve bu. Ramazanlu.Batı Anadolu ile Güney-Batı ıl nadoUı'daki oymakların umumi ad» olmııştîTF Vanı ToruK Keıımesi bu bölgelerde yaşayan göçebe. Turfanlu. Karakeçili]. Sarıkeçilü. Bunlar Ağaç-Eri (Ağaçeri) Türkmenleri’nin torunlarıdırlar. Bunlar daha ziya­ de köyler ve kasabalar kurarak veya çoğu terk edilmiş eski köy ve kasabalara yerleşmek suretiyle yerleşik hayata geçiyorlardı. Tür­ kiye Selçuklu ordusunun dirlikti sipahi sınıfını meydana getirenler de bu yerleşik Türkmenlerdi. Esenlü. Buna göıe Yörük adının kavmi. Gündüzlü. Menemenlü. Katakuyunlü. Kosuhiu. Yerleşik hayata geçen Türkmenler'e bir müddet sonra artık Türkmen denilmeyeıck Türk adı veriliyor­ du. Arapkirlü. A ynı şekilde Türkmenler arasında bir gruba verilen Tahtacı adının da kavmi (etnik) hiç bir manâsı olmayıp. KaraisalI. Çavuşlu. Fakat daha sonraları Yörük ke­ limesi bu gerçek anlamını kaybetmiş ve.(etnik) hiç bir manâsı yoktur. genellikle Kızılbaş ve Alevi inançları taşırlaı'. Çaparlu. evvelce inhilâl eden 24 Oğuz ulusunun muhtelif oymakları­ nın içinden bir araya gelenlerinden teşekkül eden topluluklardır ki. Usiaclu. Germeyanlu. zamanlınıza kadar gelmiştir. Bayazıtlu. Tokdemirlü. Bu Türkmenicr Müslüman olmakla birlikte. Akçakoyunlu. Torunlu. Ku^temirlü. Ceritlü. Bu Türkmenler'in çoğu­ nun köyleri orman «teklerinde bulunur. Hamidlu. Tecirlü. Alpavut. Şamlu. Çimişkezeklü. Elvanlu. Bozdoğanlu. Aydınlu. bu ad davarcılık ve­ ya çiftçilik yerine ağaçlardan tahta biçmek ve dilme yapmak gibi işlerle meşgul olan bir Türkmen zümresine verilir.

Türk. Zenaate ait terimlerin çoğu yabancı dillerden alındığı halde çobanlığa ve çiftçiliğe ait terimlerin tamamının hâlis Türkçe oluşu da bunU göstermektedir. Azerbaycan'ın ve Arran'ın yerlilerinden de bir hayli Türk ahali gelmiş ve buraya yerleşmişlerdir.. Tahtacı. (536) Yeni açılan Anadolu ülkesine yalnız çobanlık ile meşgul olan göçebe Türkler'den başka ziraatle de meşgul olan yarı göçebe Türk­ ler ile. vs. Orta Asya'da. (541) Diğer taraftan kaynakların tetkikinden öyle anlaşılıyor ki.Yine aynı şekilde Sakarya ve Marmara bölgesinde Manav adı ile anılan köylülerin aslı da Türkmen olup.(540) Kısacası Ana­ dolu'ya gelen Türk kütleleri içerisindeki unsurlar tam anlamı ile birbirlerini tamamlamaktaydı. yeni geldikleri yerlerde de aynı ha­ yat şartlarını devam ettiriyorlar.. Alevi. Mâverâünnehir’deki şehirli ve köylü Türkler'den ve zamanla Horasan'ın. Fuad Köprülü. Türk fütuhâtından önce de bir çok Anadolu şehirlerinde bazı Müslü­ man Türk cemaatleri türemiş bulunuyordu.(S37) Nitekim Prof. Anadolu'ya gelen Türkler arasında. Hülâsa. Binaenaleyh bunlar. Bu da. Irak-ı Acem'in. ya ticaret yoluyla veya Türkler'in Bi/ans ordusunda askeri hizmet kabul etmeleri suretiyle mümkün olmuştu. "Horasan'da Büyük Selçuklu saltanatının kurulması ile başlayan büyük muhaceretin Anadolu'ya getirdiği unsurlar. âlim ve kâtip gibi münevver zümrelerden bir çok kimseler de gelıııişlerdir. gibi adlarla anılan bu topluluklar arasında kavmi (etnik) hiç bir fark olmayıp. (539) Bundan başka yeni açılan Anadolu ülkesine jslâmiyeti telkin ve yaymak veya yeni kurulan emaretlerin hizmetinde çalışmak üzere çeşitli İslâm ülkelerinden şeyh. Manav. hattâ şehir hayatına geçmiş her çeşid halk mevcuddu. Türkmen. çok eski zamanlar­ dan beri köy hayatına. Yörük. hepsi Oğuz Türkleri'nin torunlarıdırlar. (542) Bu şekilde ilk fütuhât yıllarında Anadolu'ya yerleşen Türk ve Müslüman nüfusun bir milyonu geçtiğini de belirtelim. şehirliler de şehirlere yerleşiyorlardı"(538) mütalâası ile bu görüşü doğrular. bunların çoğu Antalya böl­ gesinden gekiikleri (ye iıerhalde sebzecilik ve meyvecilikle uğraştık­ ları) için bu adı almışlardır. yalnız göçebe unsurlar değildi. Kızılbaş. (543) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 195 . köylüler derhal köyler kurarak zirai istihsale başlıyorlar.

asrın 196 Oğ u z ÜNAL . Bundan sonra İmparator Romanos Dkıgenes'in Anadolu seferleri sırasında Bizans İmparatorluk ordusunda pek çok miktarda Hıristiyan ve Şamani Türk askeri bulunmuştur. 946 senesinde Tarsus'a Müslüman ve Hıristiyan esirlerin mü­ badelesini yapmak üzere gelen Abbasi Halifesinin elçisi. Avar Türkleri'nden bir kısmını maiyetine al­ mış ve Anadolu’ya geçirerek doğu bölgelerine yerleştirmiştir. 577 senesinde İmparator II. İranlılar ile harbetmek üzere. 947 senesinde Seyfüddevle ile Bardas arasında vuku bulan muharebede Rum gene­ ralinin yanında mühim miktarda ücretli Bulgar askeri bulunmuştur ki.2. Bunlar da daha ev­ velki yıllarda Bizans tarafından ücret mukabilinde Bizans ordusuna alınmışlar ve Kapadokya bölgesine yerleştirilmişlerdi. 1048 senesinde de Peçenek Türkleri Bizanslılar tarafından Müslüman Türkler ile savaşmak üzere Anadolu'ya geçirilmişlerdir. Rum ku­ mandanının yanına gittiğinde onun maiyetini teşkil eden askerler arasında Hazar ve Fergane Türkleri'ni görmüştür. iranlılar ile harbetmek üzere. asrın sonlarında ve X II. X I. ANADOLU'MDAKİ HIRİSTİYAN VE ŞAMANİ T Ü RK LER Anadolu’nun Oğuzlar tarafından fethi sırasında bu ülkede ne kadar Hıristiyan ve Şamani Türk olduğu hakkında kesin bir rakam vermek mürnküı değildir. bunlar Kapadokya bölgesine nakledilen Bulgar Türkleri’dir. Avarlar'dan bir kısmını yanına almış ve bunları da İran hudu­ duna yerleştirmişti. Jüsten. A y ­ nı şekilde 620 senesinde İmparator Heraclius. Yalnız bu Hıristiyan ve Şamani Türkler'in öteden beri İslâmlar ile harbetmek üzere ya da başka muhte­ lif sebeplerle. (544) Gerçekten 530 senesinde Bizans orduları tarafından bozguna uğratılan Bulgar Türkleri'nin önemli bir kısmı'Anadolu'ya geçiril­ mişler ve Trabzon havalisi ile Çoruh ve Yukarı Fırat bölgelerine yerleştirilmişlerdir. özellikle Bizans’ın hudut bölgelerinde yerleştirildiğini ve Kapadokya île Toros geçitlerinde mühim bir kesafete sahip olduklannı tahmin edebiliriz. 755 senesinde Bizans İmparatorluğu Bulgar Türkleri'nden mühim bir kısmını Anadolu'ya geçirmiş ve İslâm or­ duları ile harbetmek üzere Tohma ve Ceyhun havzalarına yerleştir­ mişti.

(547) Nitekim X V I. hizmetinde bulunan Peçenek Türkleri. asırdaki Kayseri malıkeme sicil­ lerinde Müslümanlığa ihtida etmiş oldukları görülen ve iıem de iç ­ lerinde Karakeçili boyuna mensup oldukları açıklıkla zikredilen Hıristiyan Türkler'in. (545) Bizans Anadolu'sunda bulunan bu Hıristiyan ve.(546) Müslüman olmayıp Orto­ doks ve Ermeni Kilisesi'ne geçenler ise Anadil olarak Türkçeden başka hiç bir dil bilmedikleri ve ırk olarak Türk oldukları kiliselere isrıad edilerek. Müslüman Türkler'e karşı savaşmak üzere Anadolu'nun Batı bölgelerine yerleştirdiği gibi. bunların bir kısmını da Haçlılar'a karşı koymak üzere Kilikya’da yerleştirmiş­ tir. Şamani Türkler'in büyük bir kısmı. İslâmiyet'i kabul ederek fâtihlere karışmışlar ve dolayısiyîe ırk bakımından Türk nüfusunun kesafetini artırmışlaidıı . Türk fütuhatından sonra. Bu Karakeçili Hıristiyan Türkler'in Anadolu'daki Peçenek Türkleri'nin bakiyeleri olduğu muhakka'Ktır. Rum ve Ermeni adlarını taşıyıp zamanımıza kadar gelmişierdir. (548) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 197 . Bizans zamanında Anadolu'ya nakledilmiş ve Ortodoks veya Ermeni Kilisesi'ne intisap ettiklerinden dolayı Rurn veya Ermeni adını taşımış olan Hıristiyan Türkler olduğu şüphesizdir.başlarında İmparator Alexis Komnenos.nden bir kısmını.

Türk fâtihlere çarçabuk ısınmışlar ve Bizans'ın kötü hatıralarını ve idaresini kısa bir zamanda unutmuşlar. Bizans'ın ağır ve vergi ve teklifleri altında asırlardan beri ezi­ len Anadolu'nun yerli halkı. T Ü R K F A T İH L E R L E Y E R L İ H A L K A R A S IN D A K İ KA YN AŞM A Anadolu'ya yeni gelen Türk fâtihierle Anadolu'nun Helenleşmerniş olan yerli halkı arasında çok kuvvetli bir kaynaşma vukua geldiği anlaşılmaktadır." eski dillerini muhafaza etmişlerdi. Hitit ve Trak asıllarına mensup olup. Fakat bu diller edebiyata mâlik olmayan. Yöni geien Türk çiftçi unsuru. inkişaf edememiş dillerdi. Diğer taraftan iktisadi şartlara intibak ve karşılıklı ev­ lenmeler hususunda da Türk fatihlerle yerli halk arasında kısa za­ manda bir kaynaşma olmuştur. ancak büyük şehirlerde ve bir de Türk unsurunun büyük bir kesafet ve ekseriyet teşkil etmediği yerlerde Rumca ile Ermenice yaşayabilmiştir. hemen ekseriyetle onlara yardımcı olmuşlar ve Anadolu'nun Türkler tarafmdan sür'atle fethine ve Bizans ordularının bozulup dağıimaiarına yardım etmiş­ lerdir. dinleri olan İslâmiyet'i de yeili halka yavaş yavaş kabul ettirmeğe başlamışlar ve nihayet pek kısa bir zaman içerisinde bu ülkeyi hakiki bir İslâm ülkesi ha- 198 Oğ u z ÜNAL . mahdut gündelik ihtiyaçları karşılayan. örf ve âdetlerini muhafaza eden yerli halk. hattâ o idareden nefret etmişlerdir. İslâm adâletini ve Nizâm ı Alem dâvasını temsil eden yeni Türk fâtihlere düşman olmak şöyle dursun.3. zanaatkar ve tüccar Türkler de kendi meslektaşlarına intibak etmişler ve Anadolu'nun üretici sınıfını vücuda getirmişler­ dir. Bunun yanı sıra Türk fâtihierle yerli halk arasında kültür alış verişi de tabiatiyle olmuştur. yer­ li çiftçiye. Yerli halkın ekseriyeti Helenleşmemiş. İslâmın âdil idaresi ve şeriatin vergi­ leri haricinde başka bir yükümlülüğe tâbi tutulmaları yüzünden. kendi dillerini. Yerli halkın dilleri fâtih Türklerin dili olan Türkçe'nin kar­ şısında mukavemet edemeyerek erimiş ve yerli Hıristiyan Türkler'in de bu konuda tabii olarak fâtihlere yardım etmeleri sayesinde yavaş yavaş Türk dili Anadolu'nun yerli dillerini söndürmüş ve za­ man içinde Anadolu tamamen Türkleşmiş ve yerli diller unutulmuş. Aynı zamanda fâtih Türkler. Proto-Hitit (Asianicjue).

X V II. İşte bu itibarla burada sadece şunu göstermek istiyoruz ki. asırda Balkanlar'da olmuş vc X V I. Buna karşılık Osmanlı'ar devrinde büyük nis­ bette ihtidalar. mahdud nisbette ve çok yavaş olmuştur. Oğuz kitlelerinin önünden. asırlarda da devam etmiştir. Ömer Lütfi B A R K A N ve Prof. Türkiye Selçukluları devrinde Anadolu'da Hıristiyanlar arasında ihtidalar elbette mevcuddu. kitle halinde hethangi bir İslâmlaşma HORASAN'DAN ANADOLU'YA 199 . umumiyetle Orta Asya Türkleri'ninkiriin aynı idi. biraz yukarıda da söylediğimiz gibi. yerlerini terkederek batiya doğru çekilmiş olduklarını ve bu şekilde Orta Anadolu'nun Oğuzlar (Türkmenler) tarafından etnik bir şekilde tamamen istilâ edilmiş olduğunu tekrar hatırla­ talım. Anadolu'da 1000 evlik de olsa. yani daha çok X V . iktisadi. Prof.(553) Esasen. asrm başlarında dahi Türkiye Türkleri'nin kıyafetleri. Bu sözleri­ mizle. Bizans Devrinde zaten çok kesif olmayan yerli halkın ilk Türk akınları ve muharebeler sırasında. kadınlar dahil olmak üzere. daha ilk fetih yıllarında yerli halk üzerindeki mânevi otoritesini kaybetmiş bulu­ nan Ortodoks Kilisesi'nin vaziyeti. kırmızı çizmeler ve başlarında da kızıl börk vardı. (552) Nitekim Prof. Faruk S Ü M E R 'in ittifakla belirttikleri gibi. yerli halkın ihtida etmesi yani İslâm­ laşması.(550) Nitekim X V . adet ve özellikle kıyafet konusunda Türk fatihlere bazı tesirlerde bulunmuştur. meselesinden de kısaca bahsedelim. Fakat derhal kaydedelim ki. gibi maksat­ larla vuku bulan bu gibi hâdiselerin münferid vakalara inhisar ettiğini ve mahdut zamanlara münhasır olduğunu unutmamalıdır. Fuad K Ö P R Ü L Ü . Türkiye tarihinde. (549) Ancak bu tesirleri ve yerli halkın İslârtılaşmasını pek fazla müba­ lağa etmemek de gerekir. Meterodoxe zümreler için de bu büsbütün kolaydı. ailevi. Ayaklarmda.. kütleler halinde İslâmlaşma hâdi­ sesi görülmemiştir..line getirmişlerdir.. Osmanlılar'ın Balkanlar'a yerleşmesinden sonra. vs. (551) Burada sırası gelmişken. Zira Oğuzlar'ın Anadolu'ya ilk gelişleri vc yerleşmeler i sırasmda. Selçuklu Türkiye'sinde bu ihtida hareketleri. Anadolu'nun yerli halkı da örf. Selçuklu Türkiyesi'nde Hıristiyan unsurlardan bir kısmının İsîâmlaşdığını büsbütün inkâr etmek istemiyoruz. bilhassa iktisadi menfaatler kar­ şısında bu ihtida vak'alarım mazur gösterecek bir psiko-sosyal hava doğurmuş olduğu gibi. Dini olmaktan ziyade siyasi. bilhassa İstanbul'un fethine kadar.

Marmara bölgesi ile Kuzcy-Batı Karadeniz bölgesidir.hâdisesinin vulcu bulduğu iıaki<inda. Bir kavmin bir yerdeki siyasi hâkimiyeti ne kadar uzun sürerse sürsün ve o yerdeki yerli halkın medeni ve içtim<:i seviyesi ne kadar geri bulunursa bulunsun. Ermeni. Balkanlar'daki Arnavudlar ve Boşnaklar gibi. asrın ilk yansında şehirlerde de küçük bir azınlık durumuna düşmüşler­ dir. asrın ilk yansında Selçuklu Türkiyesi'ndeki Hıristiyanlar'm pek çoğu şehirlerde yaşıyordu. (554) Türkiye'nin X !. milli hars ve kültürünün o yerde hâkim duruma gelmesi müm­ kün olamıyor. buna karşılık Hiristiyan hâne nüfusu ise 2. Güney-Batı Anadolu. Meselâ Maraş.(555) Aynı yıllarda Çukur-Ova bölgesinde de ezici Türk nüfus çoğunluğuna mukabil pek az bir Ermeni nüfusu görülmektedir.963 hâne olan Türk nüfusuna karşılık.254. Bu sayılan bölgelerde 1520-1530 yıllan arasında 540. Müs­ lüman olan bu yerli halk topluluklarmı Bulgaristan'daki Pumaklar. Diğer taraftan eğer toplu halde İslâmlaşmalar olsa idi. Hıristiyan azınlığın en az olduğu belgelet Batı Anadolu. biraz yukarıda belirtmiş olduğumuz şu içtimai ve kültürel kaideyi tekrar hatırlatmak yerinde olacaktır.471 hâne Hıristiyan nüfusunun yaşamakta olduğunu biliyoruz. (556) X II. kendi ana dillerini konuşur görecektik. azınlık olarak yalnız Rum ve Ermeniler vardır. Doğuya doğru gidildikçe bu 'nisbetin azalmakta olduğu görülüyor. Bunlar aynı asrın ikinci yansından itibaren ehemmiyetlerini kaybetmeğe başlamışlar ve X IV .776 hâne Türk nüfusuna karşılık 2. başta dili olmak üzere. Türk. Nitekim bu defterlere göre Türkiye'nin. Adalar Denizi'(Ege Dcnizi)ndeıı Fırat'a ve Trabzon'a kadar olan kısmında Türk çoğunluğu pek hâkim olup. Süryani ve Arap kaynaklarında bugüne kadar herhangi bir kayda rastlanmamıştır. Kırşehir vilâyetlerinde 66. Girit'teki Müslümanlar. Bizans. eğer o kavim yeteri kadar nüfus fazfalığına sahip değilse. asırdan X V I. yalnız 4. Niğde. Konya. (557) 200 OĞUZ ÜNAL .448 idi. Kayseri ve İçel (Mersin) vilâyetlerinde ise Türk hâne nüfusu 143. Burada yeri gelmişken. Yozgat. asra kadar olan kavmi (etnik) du­ rumunu elimizdeki OsmanlI tahrir defterleri sayesinde en ince te­ ferruatıyla tesbit etmek imkânına sahibiz.687 hâne Hıristiyan nüfusu vardı.

Selçuklu Türkiyesi'nin insan unsurunu.Böylece pek münferid vak'aiara inhisar eden ihtidalar ve Bizans Anadolu'sundaki içtimai ve medeni sukut dolayısiylç Türkler'in yer­ li halktan aldıkları etnik ve kültürel tesirler pek cüz'i kalmış ve buna karşılık yerli halka verdikleri kültür unsurları daha çok olmuştur. göçebe Oğuz­ lar (Türkmenler) teşkil etmiş bulunuyorlardı. ne de Osmanlılar devrinde. (559) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 201 . bütün Türkiye Tarihi boyunca. (558) Bütün bu açıklamalardan da anlaşılıyor ki. hiç olmazsa yüzde doksan olarak. ne Türkiye Selçukluları devrinde. Bu bakımdan. bir takım ırkların karışması ile yeni bir millet veya içtimai mayalanmanın ortaya çıkması hâli aslâ görülmemiştir. Çünkü Türkler Anadolu'ya geldikleri zaman. burada hâkimiyetleri altına aldıkları. hiç bir zaman "azınlık" olmaktan öteye geçememişlerdir. bilhassa çok küçük bir azınlık teşkil eden Rumlar ve Ermeniler'den ibaret Hıris­ tiyan halk.

ya da değiştirerek oturmuşlardıı^ Erzurum. aralarında tam bir eşitlik hâsıl olmuştur.. 3) Askeri ve stratejik maksatlarla tesis edilen veya iktisadi zaruretler dolayısiyle yeniden kurulan şehirler. bilhassa Doğu Anadolu'dakiler. Kırşehir. Divriği. Kayseri. Bilâhare yerli halkı kısmen kendi dinlerine döndürüp İslâmlaştırdıktan sonra.. Türkiye Türkler!. Eskişehir. . yerli halk ile münasebete başlamışlar. Anadolu şehirlerinin bü­ yük bir kısmı böyledir. 1) Türkler. Kastamonu^ Maraş. . . Sivrihisar. Karahisar. Fakat Orta ve Batı Anadolu'da yerli halka nazaran daha büyük bir kesafette yayılmış oldukları anlaşılan 202 O ğ u z ÜNAL . gibi tarihi ve askeri yollar üzerindeki şehirler ile bugün yanında "eski şehir"i veya "kara şehir"i olan şehirlerimiz bu nev'idendirler. Sivas. ilk iki nev'iden olan şehirlerde ya eski adlarını değiştirmeden. ikinci gruba misâl olabilir. 2) Fetihler sırasında akınlara uğrayan veya savaşlar sırasında zaptolunan veyahut da askeri bir sebeple kasten tahrip edilen şehir­ lerin üzerine veya civarına yeniden yapılan şehirler. . Akşehir. Konya. Malatya. ekseriyetle yeni fâtihler tarafından işgâl edildikten sonra bile eski adlarını muhafaza etmişlerdir. Ankara. Konya. birinci gruba. eski Anadolu şehirlerinin içine yerleşerek. .4. Şehirler gibi köylerin bir kısmı. . Sivas. Erzin­ can. Bütün siyasi ve askeri haklar ancak Türkler'e ait olmuştur. Aksaray. fakat kendileri Müslüman ve fatih olmaları dolayısiyle daha üstün bir sınıf halinde kalmışlardır. veya T Ü R K L E R İN A N A D O L U 'D A Y E R L E Ş T İ K L E R İ Y E N İD E N K U R D U K L A R I Ş E H İ R L E R Anadolu'nun Türkler tarafından fetih ve iskânından sonra Türkler'in yerleştikleri veya yeniden inşa ettikleri şehirleri şu şe­ kilde görmekteyiz.

ilk zamanlarda henüz cami inşaası ile uğraşamadıklanndan dolayı. boy ve oymakların camiler etrafına yer­ leşmeleri suretiyle yeni yeni şehirlerin teessüs etmiş olması. gibi Anadolu'nun siyasi ve kültürel tarihinde büyük rol oynayan ve Anadolu'nun birliğini temin ederek bu ülkede yeni bir Türk vatanı vücuda getiren şehirler eski İslâm siteleri gibi muhtelif ulus. Anado­ lu'ya gelen Türkler'in bir birinden çok ayrı ulus. Bu köy adlarının bir kısmı oraya yerleşmiş olan boy ve oymakların veya bu boy ve oy­ makların mensup oldukları Türk uluslarının isimlerinden ibaret ol­ duğu gibi bir kısmı da köyü tesis eden veya temellük eyleyen reisin. Basra. Tahribata uğramayan yâni teslim olarak alınan ve üzerine yerleşilen ve yayılan orduların merkezi vaziyetini gören Erzurum. orta çağda da hemen hemen buna benzer bir şekilde hareket edilmekte idi. yâni evvelâ dini ve siyasi toplanma yeri olan "cuma mescidi"nin. p k zaman geçmeden yeni fethedilen bu ülkeyi tam mânâsı ile bir İslâm diyarı haline getirmişlerdir. Sivas. A n kara. emirin veya valinin adını taşımaktadır. . . Amasya. Fakat bilâhare yerleşme başlayıp kökleştikçe yavaş yavaş kendileri camiler inşa ederek. bu şe­ hirlerin Roma ve Mekke gibi site evsafını haiz şehirler olduklarını göstermektedir. Kayseri. onlann adları kim ilen Türkçe olmuştur. İznik başta HORASAN'DAN ANADOLU'YA 203 . Konya. Malatya. diğer bir deyişle umumi caminin mihrabı ve minberi konu­ lup bu suretle ulu camilerin ilk esası kurulduktan sonra şehirlerin kuruluş ve iskânına nasıl başlanmışsa. tabii Anadolu'da Türkler tarafından yeniden kurulan şehirler de o şekilde yapılmıştı. Yeni Müslüman fatihler. Kayrevan) nasıl kurul­ muş ise. Ne şekilde kurulduklarını iyice bildiğimiz ilk İslâm şehirleri (meselâ Kufe. boy ve oymaklara mensup olmaları ve bu ulus. bu bölgelerdeki eski köylerin üzerine yerleşirlerken ekseri­ yetle adlarmt değiştirerek kendi dillerinde adlar vermişlerdir.Türkler.. Fustat. Mama­ fih eski savaşlar ve Emevi ve Abbasi devirlerinden beri vukua gelen devamlı gazâlar dolayısiyle ahalisi çok azalmış olan Orta Anadolu'­ daki köylerin çoğu Türkler tarafından yeniden kurulmuş olduğun­ dan. Erzincan. Eski çağlarda nasıl şehirlerin kuruluşundan evvel mâbedler yapılıp mabudların heykelleri konulduktan sonra şehirlerin inşaasına başlanırsa. boy ve oymakların bir ulu cami etrafında yerleşmelerinden meydana gelmiş ve birer İslâm ordugâhı olmuş sitelerdir. bir müddet Hıristiyan mabedlerini cami­ ye çevirerek onlardan istifade etmişlerdir.

Kıhnesrin. Bunlar İslâm devrindeki Bağdat.olmak üzere bir çok Anadolu şehirleri eski zamanda Mora yarımada­ sındaki İsparta ve orta çağdaki Batı ve Merkezi Avrupa şehirlerinin bazıları veya İslâm devrindeki Dımaşk. Is­ lâm'ın ilk devirlerindeki Islâm ordugâhları gibi. Kudüs. gibi ancak sadece birer şehir (vüle) olabilmişler ve hiç bir zaman bir "site" vas­ fını kazanamamışlardır. Medine'den doğan Allah'ın birliğini yaymak mefkuresinin yeni gazâ ve cihâd ateşinin yeni bir ocağı haline gelmiş ve bu yüzden yavaş yavaş diğer Anadolu sitelerini kendi etrafında toplamağa muvaffak olmuştur. Harran ve Merv siteleri gibi başka birer cins site olmuşlardır. Musul. Mamafih bu iki tip site şartlarını haiz olmadan muhtelif ve karmakarışık meslek mensup­ larından teşekkül eden ve sadece iş bölümü esasına dayanarak meyda­ na gelen şehirler de mevcuttur. . Birinci tip "Islâm Ordugâhı" olan siteler tarihimizin gerek siyasi ve askeri. gerekse kültürel bakımdan en büyük merkezleri olmuşlardır. Hemedan. Halep. Bu sitelerde hâkim ve asker sınıf olan Türkler'le tâbi sınıf olan yerli Hıristiyan halk bir arada yaşamışlardır.. Bunların içinde bilhassa Konya şehri. Rey. Meraga. Yezd. (560) 204 OĞUZ ÜNAL . Isfahan. .

.

fakat daha uzun bir müddet. bu ülkede dağılıyor. Toprakla insan kaynaşarak. memleketin şartlanna göre. menkibeler ve efsaneler teşekkül ederek onlar bir kudsiyet hâlesi içinde nesilden nesile asırlarca mil­ letin kalbinde yaşadı. bu topraklar için kan verdi­ ler. şehid ve evliyâ mezar ve türbeleri etrafında milli. tarihi hatıralar ile halkın şuurunda canlandı ve Anadolu'da Türk vatanı bu suretle meydana geldi. bugüne kadar Türkiye Devleti'nin kuruluşu ve buna bağlı hâdiseler ya karanlıkta kalmış. (562) 206 Oğ u z ÜNAL . Zira dönecek bir yerleri yoktu. Türkler. ama ona bir ruh kazandırdılar. türbeleri ile doldu. Böylece de bu büyük muhaceret tam bir nizâm için­ de cereyan ediyor ve bİr millet seyyâr bir devlet manzarası arzediyordu. gü­ nümüze kadar. (561) Büyük muhaceret hareketi ile ana yurtlarından kopan Oğuzlar. Bu türbeler. Haçlı taarruzları karşısında Anadolu'da milyonlarca şehid verdiler. vatanlarını ve İslâmiyeti kurtarmak için hem öldüler ve hem de bu sayede bu vatanda yaşamak hakkını kazandılar. Bu sebeple Türkler. yeterince kavranamadığı. Nitekim Selçuklular'ın tarihi rolleri gibi Anadolu'nun Türkleşmesi de bu nüfus hareketine bağlı olduğu halde büyük Türk muhaceretinin bu tarihi ehemmiyeti. Türkler için bu ülkede yaşamak veya ölmekten başka bir çare kalmamıştı. boylar ve aşiretler topluluğu halinde göçüyorlar. büyük Türk muhacereti olmasa veya maddi ve mânevi âmiller ahenkli bir şekilde rol oynamasa idi Türk. Türkler'e karşı bütün Avrupa harekete geçmişti. dini destanlar. Bu gazâ ve cihad devrine ait kahraman. bslâm ve hattâ dünya tarihinde bir dönüm noktası teşkil eden hâdiseler vuku bula­ maz ve Türkiye Devleti kurulamazdı. üzerinde ciddi bir araştırma yapılmadığı ve hattâ bu muhaceretin mevcudiyeti dahi açıklıkla ortaya konmadığı için. Bu fetih ve Türkleşme devrinde Anadolu bir Türk vatanı haline gelirken. Vabgulan idaresindeki devletleri yıkılmış olduğundan. memleketin her köşesi fâtihlerin. kahramanların ve şehidlerin mezarları.gibi maddi-mânevi bütün unsurlar ne derece yül<sel< ve hep bir arada olursa olsun. "aşiretçi” (tribal) Türk hakimiyet telâkkisi gereğince boy beylerinin emirlerine bağlı kalıyorlardı. bu âbideler ve bu hatıralar yaşa­ dıkça bu vatanın tapu senetleri Türkler'in elinde kaldı. ya da tarihe aykırı bir manâda yanlış anlaşılmıştır. beyler de "aşiretçi" (tribal) siyasi birliklerini muhafa­ za ediyorlardı. Böylece Türkler. fakat beylerinin emrine bağlı olup. Bu Oğuz kitleleri Anadolu'ya gelince Selçuk'un torunu Kutalmışoglu Süleyman Şah'ın idaresine giriyor. her karış toprağı kanları ile suladılar.

Bu devirde Anadolu'nun Türkleşmesi ve İslâmlaşması o derece kuvvetle gelişmiştir\ki. Musa bin Nusayr ve Mahmud Gaznevi gibi Suriye. X III. Tabiatiyle bu fethin âmili ve Türkiye Devleti'nin kurucusu olan Süleyman Şah da Halid bin Velid. Saad bin al-Vakkas. elinden alınmak için mücadele edilen düşman devletin. Kuteybe bin Müslim. netice bakımından da bütün İslâm fetih­ lerinin en ehemmiyetlisi olmuştur. Irak. Türkiye Sdçuklu Sultanı Mesud zamanında (1116-1155) Alman İmparatoru ve Fransız Kıralı kumandasındaki Haçlı orduları imha edildikten ve Anadolu Haçlı sürülerine mezar olduktan. açılan bu ülkedeki tabii engellerin zor­ luğu ve eskiden beri İran ve İslâm İmparatorluklarına karşı vücuda getirilmiş ve daha sonra çoğaltılmış ve takviye edilmiş kalelerin ve istihkâmların çokluğu bakımından. asırda AvrupalIlar. yeni bir Türk vatanı ve Türk devleti kurmak. Bu fetih. Bu fetih. Selçuklu Anadolu'suna sadece Turkia ya da bazan Turkestan (Türkistan) diyorlardı. Türk fethin­ den sonra bu isimlerin yanı sıra"Bilâd üd-Türk" ismi ile de göster­ mişlerdir. Diyâr-ı Rum. Afrika ve Endülüs kıt'aları gibi fethedilip diyar-ı İslâm'a ilâve edilen ülkelerin sonuncusudur. Türkistan. Mısır. Amr İbn ül-As Ukbe bin Nafi ve Haşan bin Numan. Suri­ ye. Bizanslılar'a karşı kat'i zaferler kazanıldıktan sonra. İslâmiyet'in doğuşundan beri yapılmış olan fetihlerin en büyüğü ve en azametlisi ve tabiatiyle en çok fedakârlığa ve zaman sarfına mal olanıdır. AvrupalIlar Anadolu'ya evvelce Romanla derlerken.. Mısır. Bilâd ur-Rum veya sadece Rum adı ile Roma ülkesi olarak tanırlarken. türkler'i Helen. Aynı şekilde Araplar da Anadolu'yu evvelce. İran. Irak ve Iran. Fakat Türk mil­ letini Akdeniz kenarına getirmek. Tuna boylarından Altaylar'a kadar uzayan ülkeleri Magna Turkia (Büyük Türkiye) olarak isimlendirirlerken. yani Şarki Roma İmparatorluğu'nun kudret ve kuvveti. (563) Bu kitapta hülasasını sene sene nakletmiş olduğumuz Anadolu'­ nun fethi tarihi böylece başlamıştır. Türkistan dahil. Yarım asırdan fazla süren bir mücadele ve muharebeler neticesinde açılan ve dünya tarihine ve coğrafyasına ebediyen Türkiye diye kaydedilen bu kıt'anm fethinde ve Türkiye Devleti'nin kurulmasında en büyük ve en son âmil olan Kutalmışoğlu Süleyman Şah'a bütün tarihçiler tarafından Anadolu Fâtihi ünvanı mefhareti verilmiştir. Kuzey Afrika. Lâtin ve daha sonra Slav ve Cermen kavimler! ile temasa getirmek ve dolayısiyie dünya tarihinde büyük bir safha açmak itibariyle. artık bu ülkeyi Turkia adı ile göstermişlerdir. Türkistan. HORASAN’DAN ANADOLU'YA 207 .

"şark mesenesi" nin Türkler'in A n ad o­ lu'ya ayak basmaları iie birlikte başladığını da derhal hatırlatalım . Zira dönebile­ cekleri bir ülke mevcud olmadığı gibi.Endülüs ve Hindistan ülkelerini açan fâtihlerle bü" safa girmiş ve bu sebeple İslâm'ın en büyük fatihlerinden ve gazilerinden birisi olmuş. bu insan selini tersine çevirmek asla düşü­ nülemezdi. Nite­ kim Süleyman Şah'tan yirmi yıl sonra vuku bulan Haçlı taarruzları Anadolu Türklüğünü büyük bir buhrana uğratmış ve Türkler Orta Anadolu'ya çekilmiş oldukları. Melik Şah'm ve öte yandan Bizans'ın baskıla­ rına dayanabildi ki. Orta Asya'dan devamlı nüfus baskısı ve göçler bir kısım başka Türk kütlelerini de Anadolu ve Balkanlar'a püskürtmüştü ki. BizanslIlar da Komnenos hanedanın­ dan İmparatorlar idaresinde çok kuvvetlenerek bu durumdan fayda­ landıkları ve sahil bölgelerini geri aldıkları halde bir asırlık bu müca­ delelere rağmen Türkiçr'i Anadoludan atmak teşebbüsleri tamamiyle iflâs etmiştir. Bu sebeple Türkler için Anadolu'da yaşamak ve vatan kurmak ya da bu ülkede ölmekten başka bir çare kalmamıştı. (566)* ♦Burada yeri gelmişken. bu keyfiyet Türkiye Devleti'nin ne kadar sağlam temeller üzerine kurulmuş olduğunu ve hayatiyetini meydana koyar. ( Karşı sayfada devamı var) 208 OĞUZ ÜNAL . Hıristiyan A vrupa'nın Türkler'i A n a d o lu '­ dan atm ak ve Asya'ya geri sürmek em elinin bütün X I. Kılıç Arslan'ın yedi yıl sonra 1093'de tahta çıkmasına kadar sultansız kalan Türkiye Devleti yine de kendi istiklâl ve mevcu­ diyetini muhafaza etti. (564) İlk Türkiye Sultanı Süleyman Şah'm 1086’da ölümünden sonra oğlu Sultan I. asır­ lar boyunca devam ettiğini. ve X X . Süley­ man Şah'm ve vârislerinin idaresinde yeni bir milli birlik ve devlet meydana getiriyorlardı. Türkler'e yeni bir vatan hazırlamak ve buraya gelen soydaşlarımızın başbuğu ve devletimizin kurucusu olmak itibariyle ister istemez Ana­ dolu Türkleri’nin en büyük ve en muhterem babası olmuştur. Anadolu'yu kendisine yurt yapan büyük Oğuz Ulusunu buradan atmak mümkün olamadığı gibi onların geri dönmeleri diye bir şey de söz konusu olamazdı. Türkistan'dan Marmara ve Akdeniz sahillerine kadar müthiş mesafe­ leri aştıktan sonra Anadolu'da yeni bir vatan kuran Oğuzlar.(565) Gerçekten Arap-İslâm fütuhatı umu­ miyetle askeri bir mahiyette olduğu halde Türk fütuhâtı devlet ordu­ larından daha çok Oğuzlar'm bir millet olarak toptan ve devamlı göçleri ile birlikte cereyan etmişti.

yine ecdadları S elçuklular gibi Orta A nadolu içlerinde perişan ederek A nadolu'dan kovdular. Ş u son zamanlara kadar asırlardır parçalanması düşünülen ve bu konuda yüzlerce p lâ n hazırlanan. Anadolu'yu X I. 19. Kosova. Çev. N iğbo lu . 1071 Malazgirt zaferinden sonra. gerekse um ulm adık yardımların etkisiyle. fakat herşey bitm em iştir. 5 vd. bu tasan gerçekleşse idi. Sırp Sındığı. T. Türk­ ler buna da karşı çıktılar. Avrupalılar'ın X X . dünya Türk nüfusunun en azından üçte biri. D JU V A R A Em ir S E K İP . (bk.. Hıristiyan A vrupa'nın A nadolu'ya saldırttığı Y u n a n ordularını. gerek kendi güçleriyle. asım başlarından itibaren Hora­ san'dan Anadolu'ya akmaya başlayan Oğuz boyları. Y akup sh.Türkiye D üşm anhğı. asır başlarında Türkiye'yi im zalam ağa zorladıkları Sevr Andlaşması tasarısı ki. Denebilir ki.Kesif Türk muhacereti. 15. XI. M ohaç.) ü S T lt N. Oysa. Asıl hedef olan Türkiye Devleti tarih sahnesinden silinem ediği için üzerinde o y ­ nanm ak istenen oyunlar da son bulm am ıştır. bu ulus.G. artık Türkiye Türkleri'nin sonu yaklaştı sanılıyordu. Tüık göçleri­ ni çok akıllıca bir siyasetle iskâna tâbi tutmuşlar. boy ve oymakların yıkılmalarına ve dağıtılmasına çalışmışlar ve bu ulusları meydana getiren boy ve N itekim 900 yıldır Hıristiyaniar. bu yarım asır içinde Anadolu'ya göç etmiştir. Osm anlılar'm Balkanlar'da yaptıkları bütün muharebeler. hepsi H açlı seferlerinin devam ından başka bir şey değildir. çok çe­ tin darbelere rağmen birden bire canlanıyorlar. Türkler’e karşı baskılar uygulamaktadırlar. Türkiye Türkleri. çeşitli şekillerde. HORASAN'DAN ANADOLU'YA 209 . Türkiye diye bir şey kalm ıyordu. H açh Taas­ subu . asrın ortalarında tama­ men bir Türk vatanı yapmıştır. devletin ansızın kendini toparladığı görülüyordu. Türkiye Devleti'nin kurucuları olan Türki­ ye Selçukluları (ve onların vârisi olan OsrnanoğuKarı). 194.. Ankara [1978|. Türkiye'yi Parçalama Tasaı-ıları 100 Plân. Türkmenler'in ileride kabile asabiyetleri etrafında toplanarak ayrı ayrı zümreler ve devletler meydana getirmemeleri ve tefrikaya düşmemeleri için aynı Oğuz boy ve oymaklarının belirli bölgelerde birikmelerine müsaade etmemişler. kısa sürede Anadolu'ya egemen oldular.. am a yine de iç ve dış meselelere rağmen gerçekten kendi toprakları içinde İler çeşit zorluklara böylesine m ukavem et edebilen bir başka ülke ve m illet gösterilemez. düşünülemeyecek kadar zor durum ların içinden. Tarihin seyri içinde olanlar olm uş. Varna. 900 yıllık Türkiye tarihi boyunca öyle durum lar do ğm u ştu ki.

1943. fakat Anadolu Türk Birliği.’ "aşire tçi" (tribal) Türk hâk im iy et telâkkisi gereğince. [1. kendi boy peylerinin em rinde ka­ lıyorlar ve bu du rum A nadolu Türk birliği'n in kurulm asını ve mer­ keziyetçi bir devlet anlayışı tesisini old ukça güçleştiriyordu. 219-313) tarihi gerçekliği daha iyi ifade etmesi bakı­ m ından "trib a l" (aşiretçi) terim ini tercih ediyoruz. bir asırdan fazla çalışmışlar ve bütün beyleri hükümet merkezine getirdikten sonra ve Anadolu'nun hakiki birliğini kurduktan sonra ilk defa olarak merkeziyet usulü ile idare edilen bir devlet meydana getirmişlerdir. uzun bir süre. M. 1943). Bu şekilde Oğuzlar'ın yüzlerce yıldır asabiyetle muhafaza ettikleri 24 boy teşkilâtı Anadolu'da son bulmuş. içtimai. diğer bir deyişle Türkiye Türklüğü teşekkül etmiştir. Teşrin. "Osm anlı İm paratorluğu'nun Etnik Menşei Mesele­ leri". Anadolu'daki ehirler yavaş yavaş bir merkez etrafında toplanmışlar. 28. merkeziyetçi devlet te lâk ­ kisinin zıddı olan eski Türk hâk im iyet telâkkisi için bazı tarihçi ve yazarlarımızın kullandıkları "fe o d al" sıfatını tarih sosyolojisi açısından doğru bulm uyoruz. bu du ru m u n devlet için bir zaaf kaynağı o ld u ğu n u görüyorlar ve bu sebeple "aşiretçi'' (tribal) hâk im iyet telâkkisi yerine "Merke­ ziy e tçi" bir devlet telâkkisi yerleştirmeğe çalışıyorlardı. Mehmed Fuad K Ö P R Ü L Ü . Fuad K ö P R Ü L tt'n ü n vaktiyle kullanm ış olduğu (bk. iktisadi. *E w elce m üteaddid defalar ^ k r a r ettiğim iz gibi A n ad olu'y a gelen O ğ u z (Türkmen) kitleleri. Türkiye Devleti. payitaht znik'ten Konya'ya nakledildikten sonra Konya sitesi bütün Ana­ dolu'nun merkezi ve Türkiye Türkleri'nin karargâhı oldu. Î Bununla beraber. aralarına başka Oğuz boylarından oymaklar yerleştirmişlerdir. Büyük Selçuklular'a nazaran mütevazı bir uc beyliğinden ibaretti. VU. siyasi ve medeni bakımlardan tam bir sukut içine girmiş ve takriben bir asır süren sürekli savaşlarla harabolmuş bir ülkede kurulmuştu. B unun yerine m erhum Prof. 210 Oğ u z ÜNAL . Tür­ kiye Selçuklu Sultanları (ve onların vârisi olan Osmanlı Sultanları). Belleten.oymakların her birini büyük mesafelerle Anadolu'ya dağıtmışlar. Ankara. sh. Gerçekten bu Uc Gazileri Devleti Büyük Selçuklular gibi geniş ülkelerde ve Islâm medeniyetinin çok parladığı beldelerde değil. c.* Bu devrede. Burada yeri gelmişken şu hususu belirtelim ki. başlangıçta. TTK. s. (567) Türkiye Selçukluları.

Beşer takati üstünde bir hayatiyetle Haçlı fırtınasını atlatan oğlu I. Musul'u da ilhak edince şiddetlenen aile rekabeti ile karşılaştı ve o da 1107 yılında şehid oldu. Türkiye Selçuklu sultanları da. ilk fırsatta şarka dönmüş. Anadolu'yu da kendi hâkimiyetleri altına almak isterken.Bununla beraber çok mücadeleli ve ızdıraplı bir hayat geçiren Kutalınişoğulları. İslâm'ın sultanı sıfa­ tı ile. Bizans ve Haçlı savaşları HORASAN'DAN ANADOLU'YA 211 . Çukurova ve Antakya'yı Hıristiyanlardan kurtarmış. Bu siyâsi durum Türkiye Selçuk­ luları ile Büyük Selçuklular arasındaki ailevi rekabeti bu bölgeye getirmişti. Melik Şah. Osmanlılar'ın menşei ve cihânşumul mahiyetleri bu Uc Devleti'nin haiz olduğu kudreti ve tekâmülü göstermeğe kâfidir. medeniyetçe üstün İslâm dünyası ile bağ­ ları kurmak ve yolları açmak istiyorlardı. Bu ilk tecrübelerden sonra Türkiye Selçukluları bir asır süren dahili buhranlar. Mardin ve Meyyâfârikin (Silvan) havalisi. Zira Büyük Selçuklu pâdişâhları. Anadolu'nun en ileri bölgesi olmuş ve Türkiye Selçuklulan'nm doğuda ilk hedeflerini teşkil etmişti. Haleb'i muhasaraya girişince Melik Şah'ın ordusuna karşı 1086'da giriştiği savaşta hayatını kaybet­ mişti. Bu sebeple İslâm mede­ niyeti içinde kalan Diyarbakır. günümüzün aksine. bu mütevazi Uc Devleti'ni Türk vatanı haline getirmişler ve bu ülkede yeni bir hayatiyet ve medeniyet yaratmakla da Türk. (568) Türkiye Selçukluları. Arslan Vabgu'nun torunları olarak. amcazadeleri olan Büyük Seiçuklular'ınkinden çok daha uzun ömürlü ebedi bir devlet kurmuşlar. devletin kuruluşundan beri. Şarktan gelen Türkiye Selçukluları o tarafa doğru yayılmağa uğraşırken Bizans idaresinde inhitat içinde bulunan Orta ve Batı Anadolu'da tecride uğramaktan kurtulmak. Şarki Ana­ dolu'yu hâkimiyetleri altına almağa çalışıyorlardı. Ana­ dolu'nun bu bölgelerinde fetihten beri Büyük Selçuklular'a tâbi birçok beylikler teşekkül etmişti. Saltuklular ve Sökmenliler müstesna Büyük Selçuklular'a tâbi diğer bütün Doğu Anadolu beyliklerini kendisine bağlamıştı. Bu sebeple de bu eski aile rekabetini kırmak ve amcazâdelerini itâate almak için Anadolu'ya ordular sevketmişti. İslâm ve dünya tarih­ leri ile siyasetinde daha büyük tesirler yaratmışlardır ki. Buna mukabil İznik’te ve Marmara sahillerinde Bizans'a karşı kurduğu devleti kuvvetlendiren Türkiye Sultanı Süleyman Şah. bu sıfatın ve üstün hâkimiyetin kendilerine aid bulunduğu dâvâsma bağlı kalmışlardı. İslâm sultanlığı sıfatından başka Cihân hâkimiyeti dâvâsına da sahipti. Kılıç Arslan (1093-1107) da babası gibi derhal doğuya dönmüş.

Süleyman Şah'tan itibaren müsta­ kil ve hattâ Büyük Selçuklular'a rakip bir Devlet idi. bir müddet Anadolu'ya hâkim olmaya çalışmış ve bu ülkeyi de. K onya 1977. Türkiye Selçukluları Kültür Hayatı. Anadolu Türk birliğini gerçek­ leştirmek yolunda faaliyet göstermişlerdir.* Nite­ kim "Mardin ve Meyyâfârkin fethedilmedikçe Selçuklu çetrleri** bağlı kalacaktır" cümlesi ile bu inanç. Türkiye Selçukluları bu asırda kuvvetlenince. A y d m T A N E R t. nazari ve hukuki olarak. coğrafi ve milli birlik dâvâsı haline gelen Anadolu Türk Birliği mefkuresini tekrar gerçekleştirmek yolunda mücadeleye giriştiler. slı. Anadolu kıtası öte­ sinde maceralar peşinde koşmak ve Büyük Selçuklular'la ailevi hâ­ kimiyet mücadelesine girişmektense. Kılıç Arslan'ın. artık Büyük Selçuklu İmparatorluğu da tarihe karışmış olduğu için. (M enakibü'l-Arifin'in Değerlendirilmesi). Şarki Anadolu'da kurulan Türk devlet ve beyliklerinin tarihi artık Türkiye Selçuklulan'ndan ayrı bir seyir takip etti. asırda. (Bk. (572) *A y n ı şekilde Osm anlılar'ın da bu ideale sahip olm aları dik kat çeki­ cidir. X ill. Bilge Y a ­ yınları. 22).. muahhar kaynakların yanlış ifadelerine ve bunların tesiri ile araştırmaların hatalı neticelere var­ mış bulunmalarına ve Türkiye Devleti'nin Büyük Selçuklular'm tâbii (vasalı) sayılmasına rağmen. (571) Melik Şah'ın ilk sultanlık yıllarında Anadolu'da Kutalmışoğulları tarafından kurulan Türkiye Devleti. kendisine tâbi saymış ise de.(570) Fakat Türkiye Selçukluları daima şarka hâkim olma idealini taşıyorlardı.ile. İznik^te Türkiye Devleti tahtına çıkmasiyle Türkiye Devleti kendi müstakil tekâmül seyrini takip etmiş ve Büyük Selçuklu İmparatorluğu ile bir bağı olmamış­ tı. kendileri tarafın­ dan söyleniyordu. kendi içlerine kapanmışlar. özellikle onun ölümü üzerine. Süleyman Şah'ın ölümünden sonra (1086). 1093'de. pek başarılı olamamış. Melik Şah. destani bir mücadele devri yaşadıkları için. 212 O ğ u z ÜNAL . Türkler'de h âk im iy e t (egemenlik) sembolü olarak kullam lan bir çeşit şemsiyedir. bunda nazari kalan kısa bir müddet (1086-1093) istisna edilirse. **Ç e tr.(569) Bu iki acı tecrübeden sonra Türkiye Selçukluları. I.

Balkanlar'dan naklet­ tiği Hıristiyan Türkler de Bizans idaresinden nefret ederek ırkdaşl^n olan Selçukluları tercih ediyorlardı. Bunlar yanında Anadolu'da büyük arazi sahipleri elinde esir ve topraksız bulunan köylüler de Türkiye Selçukluları sayesinde toprağa ve hürriyete kavuşuyorlardı.(574) Anadolu gibi he­ nüz fethedilmiş bir ülkede.(573) Anadolu'da Bizans ve Haçiılar'a karşı uzun bir cihâd devresi yaşandığı ve bir İslâm ve Hıristiyanlık mücadelesi içinde bulunulduğu halde. Bizans'ın kötü idaresi. Süleyman Şah'ın ölümünden sonra ve halefleri zamanında meydana gelen sarsıntılara ve Haçlı seferlerine rağmen. Nitekim medeniyetçe ileri ve mamur ülkelerde oturmayı benimseyen Büyük Selçuklu Sultanları için Anadolu bir uc bölgesi. savaşlar ve isyanlar doiayısiyle perişan olan yerli halklar da Türkiye Selçuklulan'nm idaresinde huzur ve sukuna kavuşuyor ve bu sayede Türkiye Devleti sağlam bir temele oturmuş bulunuyordu. eski Türk göçebe hukukuna göre toprakları (rakabesi devlete ait olmak kaydıyla) köylülere dağıtıyor ve devlet mülkiyeti altında herkesin tasarrufuna imkân veren bir miri toprak rejimi kuruyorlardı. (575) Selçuklu ve Türkmen fetihleri ile Anadolu'nun Türkleşmesi ve bir Türk vatanı haline gelmesi ne kadar tabii görülmüş ise. Zira Süleyman Şah ve halefleri olan Türkiye Selçuklu sultanları. Bizans'ın takip ettiği Ortodokslaştırma ve Rumlaştırma siyaseti de Ermeniler'i ve Pavlakiler'i de bu devlete düşman etmiş ve Türkiye Selçukluları'na yaklaştırmıştır. Süleyman Şah'ın başka din ve örflere mensup tebaası kendisine samimi olarak bağlı idi. sağlam esas­ lara dayandığı için. İmparatorlukta ve İsiâm dünyası içinde huzursuzluk çıkaran göçebelere yurt ve âsi şehzade. (576) Bu devrede Anadolu coğrafyasında yeni bir vatan teşekkül etti Anadolu'nun batısında bir asır devam eden Haçlılar ve Bizans HORASAN'DAN ANADOLU’YA 213 . kuvvetlenmesine âmil olduğu gibi. Bizans ile düşmanlık ve Büyük Türk Hakanlığı ile rekabet halinde kurulan Türkiye Devleti. Anadolu'da Türk kesafetini artırarak.Süleyman Şah'ın kurduğu devlet ve kazandığı muvaffakiyetler. bey ve boylara sığınak olmaictan ibaret idi. günümüze kadar yaşamaya devam edebilmiştir. Fakat istikbâlin bü­ yük ve haşmetli tarihi de bu uc gazileri diyarından doğdu. onun bu derece sür'atle ileri bir ülke olması ve Türkler için istikbalde büyük bir kudrete kaynak ve ihtişamlı bir tarihe başlangıç teşkil etmesi de zamanında hiç akla gelmiş değildi. Bizans Ermeniler'i şarktan Orta Anadolu'ya sürerken.

.

X. YÜZYILDA OĞUZLAR VE KOMŞU TÜRKLER .

.

1 2 4 1 DE TÜRKİYE DEVLETİ .

1 9 . ( 2 . Y I N A N Ç . T ü r k iy e T a r ih i. 3 6 v d .. F e t h i . c . öZT U N A . sh. 3 0 . Y a y ın N o : 2 1 5 4 . sh . Z a m a n ım ız a K ü lt ü r . A n . 1 6 — Ö Z T U N A . Kadar ve Büyük S a n 'a t T ü r k iy e T a r ih i. sh. İ . sh. I . I. sh. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . H O N İG M A N N . 4 0 0 . a . 1 5 — Y I N A N Ç . N o . İ s l â m i y e t v e T ü r k le r .I. Y a y ın N o : 2 4 0 . g . F e t h i. A n . T ü r k i y e T a r i h i . 6 — Y I N A N Ç . E d e b iy a t B iz a n s D e v le t i'n in Fak. I.F e t h i . 4 0 6 . 1 3 — Ö Z T U N A . i İ m i S e r i . Y a ­ y ı n N o : 1 7 . A n . B Ö LÜ M G İR İŞ T Ü R K İY E T A R İH İN İN B Ö L Ü M L E R İ 1 — M ü k r im in lu ’n u n H a lil Y IN A N Ç . 5 — Y ılm a z T a r ih i. sh . A n . F e t h i. ö t ü k e n Y a y ı n e v i . 19. sh. e . 8. 4 2 1 . T ü r k iy e T â r ih i. 1 2 — Y I N A N Ç . M illi T a r ih im iz in A d ı. F e t h i. 1. T ü r k iy e T a r ih i. ıh . A rsUm u­ l a n 'd a n O s m a n G a z i ' y e (1 0 7 1 . 19. I. İ s t a n b u l 1 9 6 9 . F ik r e t IŞ IL - İs ta n b u l 1 9 7 0 . 9 — Ö Z T U N A . sh . 1 1 — Y I N A N Ç . T ü r k i y e T a r i h i . c . 7-8. Ç e v . 5 0 5 . 5 . i h . !$ h . 1 . 2 — O sm an T U R A N . s h . 1 0 . 1. c . Y a y ı n ı .ü . 4 0 7 . H a re k e t Y a y ın la r ı. T u r a n m i S e r i . 10— E rn st TA N . İs ta n b u l 1 9 7 6 . 8 — Y I N A N Ç . A n .1 3 1 8 ). S iy a s i T a r ih . c . A n a d o ­ F e t h i. N o . T ü r k iy e T a r ih i. Y I L D I Z . İ s t a n b u l 1 9 4 4 . E d e b iy a t F a k . 57-5 8. F e t h i. Y I N A N Ç . A n . İ s t a n b u l 1 9 7 7 . 2 2 . s h .j Ö Z T U N A . HORASAN’DAN ANADOLU'YA 219 . sh . sh. T ü r k i y e 'n i n B a ş la n g ıc ın d a n S iy a s i. D o ğ u S ın ın . E d e b i y a t F a k . Y a y ın ı. c . 1 4 — Ö Z T U N A . A lp N e ş r iy a t Y u r d u V a y . 1 9 . 2 0 . sh . 4 0 7 .5 0 6 . İ s t a n b u l 1 9 7 1 . 4 — Y I N A N Ç . ü . S e lç u k lu la r D e v r i: I. I. F e t h i. A n .. B Ö L Ü M O Ğ U Z L A R 'D A N Ö N CE A N A D O L U V E T Ü R K L E R "S U G U U R B E Y L İ K L E R İ D E V R İ" 7 ^ H a k k ı D u r s u n Y I L D I Z . b a s ı m ) . l. 3 — M ü k r im in H a lii Y IN A N Ç . M e d e n i. sh. T a r ih Z ü m re si N e ş r iy a tı. M illi T a r ih im iz in A d ı. ü . i. s h . sh . II. 4 0 6 . 5 8 . T e ş k ilâ t c .0 .

b i r 's u r e t l e h â z in e d e n da k e s il­ b o ş a y a m a y a c a k tı. ‘ ‘A b b a s O ğ u l b a n im p a r a t o r lu ğ u 'n u n K u r u lu ş v e Y ü k s e l i ş i n d e T ü r k b e r ’ in R o l ü " . 6 9 . a . T a r ih . İs ta n b u l 1 9 7 6 . "A b b a s O ğ u l­ T ü r k le r 'in R o lü ". a h lâ k i ed. o rd u su n a B ir ancak k jz m ı. s h . I.H . 1 9 — Y I L D I Z . g . T u h a r is t a n d o ğ ru la n b ir in s a n a k ın ı b ö lg e le r in d e n . s h . A r a ş tır m a ( IV I a n a k i b E n s t itü s ü Cund e b .. B a h r e l . m aaşb ar e r ie r iy b e e v b e n e c e k T ü r k Bu m a a ş la r k ız b a r ın a v e r ile c e k t i. 6 1 .6 4 . 1 8 — Y İ N A N Ç . a . J.e . 2 3 . 1 7 9 . H O U STM A . 2 3 — H â r u n e b . . n a k le d e n ye b e ri ile Bu T a r ih ... T ü rk n iz a m la r a T ü rk A ra p g ö re. T e ş r i n 1 9 4 2 ) . m uayyen m e y e c e k t i. s h . e . g . K it a b sh. Ü s rü ş e n e . ( T e m m u z 1. g . 1 9 4 ). 2 2 . 4 5 v d .e . 4 0 7 . sh . s h . sh. "A b b a s b k . 1 1 8 'd e n n a k l e d e n Y b L D I Z . 2 7 — (V îE S U D İ. M u r u c ab-Zahab. Y a y ın la y a n de M EY N A R D ve Pavet de v e F r a n s ız c a y a P a r is ç e v ir e n C . 77. e . a . g . s.A lt a n D E L İ O R M A N .. Y a y . 3 0 — Y I L D I Z . s h . sh . g . s h . 2 9 . H a life M u t a ş ım . H ü a f e t O r d u s u ­ F a z ib e ile r i. 1938.S a y ı : A 8 . a . 1939. c .R e ş i d 'i n beri ve bu o ğ u lla n E m in i l e M e ' m u n a r a s ı n d a k i i k t i d a r m ü c a d e le ce re ya n eden obaybar h a k k ın d a g e n iş m ücadebeber s ır a s ın d a bibgi i ç i n b k . ç ık m a la r ı ö t e le r in d e c a m ia y a k a rşı büyük h a ttâ u y a n d ır d ı.. a . 4 5 . 7 6 . e v le n d iğ i h iç da a n a n e s in d e k i T ü rk is tifa d e e d ere k . 1861-1877. e v b e n d ik t e n so n ra (G Ü N A L T A Y . V I . S e r i : b il . B a k a n lığ ı V a y ın ı. M H l i T a r i h i m i z i n A d ı . Is b â m c a m i a s ı n a g ir e n T ü r k b e r 'i n İ s l â m m ü b k i.1 7 — Ö Z T U N A .5 0 . I I .. Im p a r a t o r lu ğ u ’n u n K u r u lu ş Y ü k s e liş in d e 1 9 1 ). e . s h . k ız la r ıy la e v le n e b ile c e k le r d i.2 4 . s h . ed. a . sh. 2 6 — E b u 'b . s h .1 8 7 . 2 5 — Y I L D b Z . Y b L D b Z . T ü r k K ü b tü rü n ü Y a y m t. a d l ı e s e r in G İ R İ 3 k ı s m ı n d a s h .H e lâ f a ve No: b V le n k ıb e b e ri T ü r k b e r 'i n F a z a 'ib e b . 28— Y A K U B İ.e . 2 4 — Y I L D I Z . id a ri bu ve a sk eri en yüksek m e v k ib e r in e b ir ilg i D e v b e f » n in C eyhun Fe rg a n a .. Th. K R A b V lE R S . k o b a y b ık t a n T ü rk e r i.E t r a k ). 3 1 — Y I L D I Z .K a s ı m L e id e n sh. 4 6 8 'd e n n a k le d e n Y IL D IZ . g . a . T ü r k T a r i h K u r u m u B e l l e t e n . g . 2 1 — Y b L D b Z . s h . a . 3 3 . g . B a r b ie r V II. Y IL D IZ . m ensup T ü rk a s k e r le r i. ve Ebu O sm an A m r b. 8 0 . 22— Ram azan nun Ş E Ş E N . B O .. e . 2 5 8 ’d e n se ci- a . sh. e . b a ş la d ı. 4 2 . sh .A rz . 6 0 . M. ve İB N L e Ip z ig H A V K A L. a .e . g . sh. 4 9 .. A n k a r a 1 9 6 7 . s h . V l L D b Z . 29— İb r a h im M illi E ğ it im K A FES O Ğ LU . 6 6 . c . T ü r k i y e T a r i h i .. C O U R T E İL L E . Seyhun ö t e b e r in d e n B a ğ d a t ' a (Ş e m s e d d in ve G Ü N A L T A Y . g . a . e . S u ra t a b . T ü r k le r 'in iç in m illi s e iâ b e t le r ln in H a b i f e ’n in b o z u lm a m a s ı hassa e s a s lı n i z a m l a r k o y d u . 2 0 — D a h a g e n iş b ıbgı ç i n T A Y . Ş e m s e d d i n G Ü N A L I m p a r a t o r b u ğ u 'n u n K u ru b u ş ve 'y iik s e b ls in d e O ğubban T ü r k l e r ’ tn R o l ü " . N e h ri s iy a s i.C A H İ Z . L is e D e rs K it a b ı. g . L e id e n 1883. 220 Oğ u z ÜNAL . e ..

F e t h i. A n . A n .. 2 0 . 5 6 — Y I N A N Ç . s h . s h . sh . s h . F e t ih ie r le A n a d o lu 'n u n T ü r k le $ m e s i ve İs lâ m la ş m a s ı.. 3 5 — Y I L D I Z . F e t h i. 4 0 9 . s h . 1 3 3 . 3 8 — Y I N A N Ç . HORASAN'DAN ANAD O LU'YA 221 . 4 2 8 . A n s ik lo p e d is i. sh. 4 0 8 . 1 3 8 . T ü r k iV e T a r i h i .3 2 — Y I L D I Z . A n .e . A n . 1 3 4 .1 6 3 . 2 3 . 4 8 — Y I N A N Ç . 5 2 — Y I N A N Ç . 58— N ecdet SA K A O Ğ LU . 3 7 — Y I L D I Z . 2 8 -2 9 . A n .. e . " A n a d o l u " M d . S h . 2 6 -2 7 . A n . T ü r k i y e T a r ih i. İs lâ m 6 5 — Y I N A N Ç . sh . I. 4 0 8 . 4 0 7 .g . 5 1 — Y I N A N Ç . s h . T ü r k iy e T a r ih i. a . 3 9 — Ö 2 T U N A . F e ttıi. 3 4 . F e t h i. F e t h i. sh. s h . I. I.e . M i l l i T a r ih im iz in A ç t ı. I. Ö Z T U N A . T ü r k i y e T a r r h i . 1 6 4 . a . A n . I. sh. 3 2 . 2 7 . 3 4 — Y I L D I Z .g . s h . F e t h i. I. 3 3 — Y I L P I Z . Sh . s h . s h . 4 0 — Ö Z T U N A . 6 1 . c . sh.S E K E R . sh .J3 4 . 4 3 — Ö Z T U N A .3 5 . 6 1 — B iz a n s 'ın iç in A n a d o lu 'd a k i m ü lk i v e a sk eri t e ş k ilâ t ıh a k k ın d a g e n iş b ilg i bk. 2 3 . s h . g . 6 4 — B e s im D A R K O T .e . 5 9 — Ö Z T U N A . sh . sh. a . F e t h i. B iz a n s D e v le - t i'n in D o ğ u S ın ır ı. 4 4 — Ö Z T U N A . Sh . sh . 2 7 . T ü r k i y e T a r i h i . sh. a .. a . 4 5 — Ö Z T U N A . F e t h i.e . I.g . 34. s b . 4 9 — Y I N A N Ç .4 3 0 . M illiy e t Y a y ın la r ı. F e t h i. A n . ( İs t a n b u l) 1 9 7 1 . c .4 0 9 . I. F e t h i. A n . s h . 6 3 — Y I N A N Ç .1 5 .g . T ü r k iy e T a r ih i..H O N İ G M A N N . c . c .. A n . Sh. A tı. T ü r k iy e T a r ih i. 66— M ehm et . c .1 3 6 . 4 1 — Ö Z T U N A . sh. 4 0 7 . F e t h i. a . 1 4 0 1 4 2 . 53— Y I N A N Ç . F ^ th i. 1 4 . 1 0 . A n . Y IN A N Ç . C.1 4 0 . A n .. c . 4 0 6 .. 33.2 1 . a . 5 4 — Y I N A N Ç .e . 1 6 4 .g . 2 9 . sh. 4 0 8 . 3 6 — Y I L D I Z . s h . 50— Y I N A N Ç . I. 2 0 . F e t h i. 4 6 — Y I N A N Ç . 5 7 — Y I N A N Ç . sh. 4 2 — Ö Z T U N A . I. c . F e t h i. 4 7 — Y I N A N Ç . o ğ u zla r 5 5 — Y I N A N Ç . 1 3 7 . 6 0 — S A K A O Ğ L U . M illi T a r ih im iz in A d ı. T ü r k i y e T a r i h i . T ü r k i y e T a r i h i . III. A n . c .g . 1 6 1 .3 5 . 4 0 7 . 2 5 -2 6 . s h . c . şh .e . A n . T a r ih K it a p la r ı D iz is i: 1 3 . 62— Y IN A N Ç . s h . s h . T ü rk BÖ LÜM A N A D O L U 'D A A n a d o lu 'd a M engücek O ğ u lla r ı. F e t h i . 4 0 7 .

9 . c .. sh . 73— F a ru k SÜ M ER . S e l. T u r a n N e ş r iy a t Y u r d u Y a y ın ı.A r a l ı k sh. (1 9 5 1 . 6 8 — Y I N A N Ç . 0 A R T H O L D . B a r t h o i d ' i i n e s e r i n i n R u s ç a a s lı 1 9 0 0 y ı l ı n d a y a y ı n l a n m ı ş t ı r .ö tü k e n Y a y ın e v i.. 3 . 8 1 — T U R A N . v e İs lS . 1 8 5 . 7 4 — A n a d o l u ’n u n m u h a c e r e tin in fik â m ille r " in şu e s e r le r e ve T ü r k le r 1 9 5 8 ) . 75— Bu konuda şu k a y n a k la r a bk... S e lç u k lu la r v e İs lâ m iy e t . 7 7 — T U R A N . I I I . sh. S e ri T u ra n Um um i N o . e . S e l. Z a h ir U d d in N İŞ A P U R İ. v e İs lâ m iy e t .4 . T ü rk Ö m e r L ü t f i B A R K A N . s h . ve İs lâ m iy e t . ilm i N o : 3 . T u r k e s t a n D o v v n t o t h e M o n g o l In v a s io n . ( 2 . Y a y ın N o : 6 2 .5 3 ).. A d ı . sh . B A R T H O LD .is lâ m M e d e n iy e t i.U s - S U r u r (G ö n ü lle r in T a r ih K u ru m u R a h a tı v e S e v in ç 2 c ilt. A . 2 5 6 'd a n n a k l e d e n T U R A N . " X . ( E y l ü l .A fş a r A K A .D . 71— W . H â k im iy e t i S e lç u k lu la r M e fk u re s i bk. ih â n T ü r k iy e . X V ı . 2 .. ö n e m in i'v e d o la y ıs iy le "d e m o ğ ra - iç e r is in d e k i y e r in i b U yU k b ir v u k u f la İş le y e n Z a m a n ın d a C . A h m e t A T E Ş . S e l . 1 5 3 . ) 72— W . b a s ( m ) . s h . A n k a r a Y a y ın a Haz. K ü ltü r 1 9 7 5 . s h . 6 7 — S A K A O Ğ L U . S e l.T . T ü rk I I . Rahat üs-Südur ve A y e t. T a r i h i v e . 6 9 — Y I N A N Ç . sh. L o n d o n 1 9 2 8 . 76-77.. 1 6 . 5 . X I I . 3 . 7. a . c ilt . g .ü . sh. X I . sh. D iz i N o : 14-14®. 7 $ — T U R A N .e .. 8 3 — T U R A N . 18 v e d ip n o t 3. A r a ş tır m a E s e r l e r S e r i s i N o : 1 . v e İ s l â m i y e t . a . i İ m i S e r i N o : 4 .A s y a T ü rk T a r ih i Y a y ın a H a k k ın d a D e r s le r . . s h . c .s h . A n . s. İs t a n b u l 1 9 5 3 . s h . sh.X I I . Y ü z y ıld a O ğ u z la r " . 2 4 . ( B u r a d a d e r h a l h a t ı r ­ l a t a l ı m k i . Çev. V u rd u S e lç u k lu la r Y a y ın ı.... A F Ş A R . T U R A N . 2 . F a k ü lte s i D e r g is i. 8. 1 1 . R E Ş İ D E O O İ N .Is lâ m M e d e n iy e t i. F e t h i. Y I L D I Z . 6 . C a ı n i 'ü t . 1 5 2 . Ö ZD EN . T a n h i D e m o ğ r a f i A r a ş t ır m a la r ı v e O s m a n lI T a r i h i " . sh.iy e t . H a z . t a r a f ın d a n fe th i ve T ü r k le ş m e s i'n d e k e s if T ü rk ve n ü fu s h a r e k e tle r in in b u t a r ih i o lu ş T U RA N . II. " S e l ç u k lu la r 'ı n H o r a s a n 'a İn d ik le r : Zam an 222 OĞUZ ÜNAL . T a h ra n 1 3 3 2 . g .... c ü z : S e lç u k lu la r T a r ih i. T ü rk 1957-1960: Y a y ın ı. s h . R A V E N D İ. 7 9 . 1s t a n b u l 1 9 7 3 .. v e İs lâ m iy e t . b a s ım . s h . 82— Y I L d' i Z . R a g ıp Yaşar A n k a ra H u lu s i S a d e le ş t ir e r e k İs m a il H a z ır la y a n la r B a k a n lığ ı K â z ım Y a y ın ı. S e lç u k n â m e . a . g . A n k a ra 1960. U m u m i S e r i N o . 8 0 — T U R A N . S e lç u k lu la r T a r ih i T ü r k . İ s t a n b u l 1 9 7 1 . 5. A h m e t A T E Ş . X . S e l. O rta . D iz i N o £ . 6-7. 1 . Ç e v. 84— Ş e m s e d d in G Ü N A LT A Y .C . T a r ih i S e ri ve T ü r l< . s h . Y a y m a T a r ih K u ru m u Y a y ın ı. v e İs lâ m iy e t . S e l. sh . S e l. 7 6 — O s m a n T U R A N . A la m e t i). K O PRA M A N .T e v a r i h . S e l . 7 9 — T U R A N .e . İs t a n b u l 1 9 6 9 . Z a m . T ü r . M i l l i T a r i h l m l z i n . T ü r k iy a t M e c m u a s ı. 70— O sm an N e ş riy a t T U RA N . I.

. . T a r i h i v e . ( H . T ü r k iy e . M. sh . sh . sh . Z a m . shT a r i h i v e . b u e s e ri iç in In d ia . 73. HORASAN'DAN ANADOLU'YA 223 .Ü . 6 . . T a r i h i v e . 3 1 3 î V . L o n d o n 1 9 4 2 . S o s y a l. T U R A N . T U R A N . sh. S e l. T a r i h i v e . Z a m . sh. S e l. S e l . 14-1 5. T ü r k i y e . s h . T ü r k iy e . 65. 3 8 . 103— 104— 105— lO G — T U R A N . M İN O R S - K Y . G Ü N A LT A Y . T ü r k iy e . V .H a y v a n . G Ü N A LT A Y . (1 . V il.T . s h . S e l. b k . T ü r k iy e . Z a m . 59-63. .A le m . 4 . . 63. 2 6 0 . T U R A N . M İ N O R S K Y . sh . T a b a y i n e şred e n V. S e l.. 59. S e l. Z a m .. İb r a h im 1021) K A FESO Ğ LU . London 1942. 4 . 1 0 2 'd e n n a k le d e n T U R A N . 85— 86— 87— 88— 89— 90— 91— 92— 93— 94— 95— 96— 97— 98— 99— 100— 101— 102— G Ü N A LT A Y . sh . V .Is lâ m D ü n y a s ın ın S iy a s a l. .. T ü r k iy e .. sh .. 6 v e 11 n o 'lu d ip n o t u . sh . A . S e l. H o r a s a n 'a I n d ik le r iZ a m a n . s h . S e l . S e l. M İ N O R S K Y . S e l. T U R A N . 2 5 . Z a m . sh. .. 4. T U R A N . S e l. 5. . S e l. sh.. sh . 9 . 5-6. Fuad K Ö PR Ü LÜ . . Z a m .1 0 3 't e n n a k l e d e n T U R A N . s h . sh. 1 0 2 .. i n d ik le r iZ a m a n . sh . sh. S e l. B e l l e t e n . i n d ik le r iZ a m a n . 2 5 9 . T U R A N . S e l. T h e I n g iliz c e t e r c ü m e M e tin 43 s n . 42. V I I . T ü r k iy e . K â n u n 1 9 4 3 ) . T a r i h i v e . 1 9 4 3 ). sh. I Ik S e l . S e l. T ü r k iy e . L o n d o n 1 9 3 7 . Z a m . iz a h la r . T ü r k iy e . sh. sh . T ü r k iy e . . S e l. H o r a s a n ’a i n d i k l e r i Z a m a n . s h . s lı. 108— M E R V E Z İ. Ve T a r ih i "D o ğ u A n a d o lu 'y a 60. T U R A N . i z a h la r 1 5 7 sh . S e l. . S e l. 109— 110— T U R A N . v e İs lâ m i y e t .C . 6-7. . .. .1 0 . sh. S e l. v e İ s l â m i y e t . 3 8 . T U R A N . T U R A N . T h e T u r k s a n a I n d i a . G Ü N A LT A Y . H o r a s a n 'a H o r a s a n 'a . T U R A N . H u d u d u l. Z a m . . . M e la n g e s M ü n a s e b e tiy le K ö p r ü lü A r m a ğ a n ı. 4 . 107— M e r v e z i ’n i n T u rk s and ve iz a h la r ). s h . M İ N O R S K Y . Z a m . . Z a m . E k o n o m ik ve D in i D u ru m u ". M a r v a z i O n C h i n a . s h . s. M İ N O R S K Y '. sh . E t n ik . 1 8 .D . T U R A N . s. K ö p r ü lü . H o r a s a n ’a i n d i k l e r i Z a m a n . 111— 112— 113— 114— T U R A N . G Ü N A LT A Y. T U R A N . T U h A N . 2 5 9 . F a k ü lt e s i Y a y ı n ı .. sh. Z a m . Tâbayi u l. D oğum Fuad İlk S e lç u k lu Y ılı A k ım (1 0 1 5 Fuad E h e m m iy e ti". . S e l . . 43.2 0 . S e l. S e l. A k ı n ı v e . . C h in a . 10. K A F E S O Ğ L U . T U R A N . 42. T ü r k iy e . (A ra p ç a m e tin . M enşei 28. G Ü N A LT A Y .T e ş r i n M e s 'e le le r i" . S e l. H o r a s a n 'a i n d ik le r iZ a m a n . S e l. T a r ih i v e . İs t a n b u l 1 9 5 3 . s h . 1 5 . sh . 5 9 .H a y v a n . T ü rk T a r i h K u r u m u . T ü rk T a r ih "O s m a n lI K u ru m u İm p a r a t o r lu ğ u 'n u n B e lle te n . sh. M arvva z i o n u l. 9 5 . S e l. S e l . sh. . D o ğ u A n . 5. Z a m . T ü r k i y e . . 79. T U R A N .. 7 7 . c . c..

S e l. 1 4 5 3 . S e l. T e k in Y a y ın e v i. 1 9 4 v d . T a r ih i v e . e . E . 4 4 . S C H EFE R .4 5 . S e l. Z a m . A s r a K a d a r . 2 . S e l. . T ü r k i y e . . P a r is 1891. sh .T U R A N .. İs t a n b u l 1 9 7 0 . 2 . sh . 4 9 . . sh . Doğan İs ta n b u l A V C IO Ğ L U . A . B E H IV IE N Y A R . sh. T a r ih i v e . . 135— Bu h a t a lı. S e r i. E fe n d i ( M ille t ) K ü ­ K a h ir e 1 3 0 2 . M . . sh . T a r i h i v e . T a r i h i v e . S e l . 4 5 . . h a t a lı o lm a k t a n d a ö t e y e t a r ih i g e r ç e ğ i. sh. 7 1 ‘d e n n a k le d e n T U R A N . k a s ıt lı o la r a k s a p t ır ­ m a k v e m a r x is t b ir ş e m a y a o t u r t m a k a m a c ın ı t a ş ıy a n g ö r ü ş le r iç in b k . s h . . T a r ih i ve . S e l . 2 9 -3 0 A r a lık 1 9 7 7 . .115— 116— T U R A N .. İ l k S e l. 7 5 . 2 7 3 . ... . 4 8 . B a h a e d d in Ö G EL. 7 4 .E S İR .2. . I I . . T ü r k T a r ih K u ru n d u Y a y ın ı. sh . 5 0 . s h . s h . s h . sh. N İZ A M O L-M O LK. T a r i h i v e . 7 5 . Z a m . T U R A N .. T a r i h i v e . T a r i h i v e . "D o ğ a n g ö r ü ş le r in in t e n k id i iç in y a z ım ız a b k . C M d I. T a r i h i v e . . 2 3 . S e l.İ7 Ch. T a r i h i v e . T U R A N . A k ı n ı . A b u 'l F â r a c T a r ih i. K A F E S O Ğ L U . T U R A N . . 137— 138— T U R A N . c . T U R A N . 7 2 . S e l . 6 9 . 4 4 . T U R A N . B u k o n u ­ d a k i te n k itle r i iç in b k . T a r ih i v e . 2 9 3 . T U R A N . İ Ik S e l. T a r ih . 1 6 . sh. sh . n o tu . B . Y a y ın ı. b a s ım : A V C I O Ğ L U ' n u h Ü N A L . . T a r ih 'i Bayhak. S e l . n şr. sh . Ç e v . . g . S e l . . sh . B . İs ta n b u l 1 9 7 1 . . S e l . Z e k i V e l i d i T O G A N . . 4 6 . . . D o ğ u A n . 9 4 't e n n a k le d e n T U R A N . Y a y ın ı. 1000 T e m e l Eser S e r is i. O . S e l . s h .. . 7 2 . s h . S e l . 7. T ü r k le r in T a r ih i. s h . . T a r i h i v e . sh.. i . 4 3 . T U R A N . s h . F e y z u lla h b. sh . E d e b i y a t F a k . . I. 139— 140— 141— E R G İ N . . B ir in c i K it a p . 1 0 0 0 T e m e l E s e r S e ris i N o : 5 0 . T ü r k iy e . . s h .. l 7 . 127— G re g o ry A B U 'L F A R A C (B A R H E B R A E U S ) . B A Y B A R S tü p h a n e s i M A N S U R İ. T U R A N . T U R A N . 2 1 . n e şre d e n A. T ü rk K ü lt ü r ü n ü n G e liş m e Ç a ğ la r ı. 2 6 3 . T U R A N .T ü r k iy e . N o : 3 2 . 128— 129— 130— 131— 133— T U R A N . S e l. İB N FU N D U K . S e l.2 7 4 v e 5 6 n o ’ lu d i p . b a s ım . şu 1 9 7 8 . E n E s k i D e v ir le r d e n 1 6 . S e l .F ik r e . . D o ğ u A n . . İB N Ü L . S e l. . . 117— 118— 119— 120— 121— 122— 123— 124— 125— 126— T U R A N . T U R A N . A k ı n ı . s h . 7 3 224 Oğ u z ÜNAL . S e l. A n k a r a 1 9 4 5 . 2 5 9 . M . 136— M u h a rre m E R G İN . 59 Z u b d e t ü l. . O rh u n A b id e le r i. Ö m e r R ız a D O Ğ R U L . 5 2 . İ l k . s h . .. d a n n a k l e d e n T U R A N .. s h . T a r ih i v e . 1 3 0 8 . s h . S e l . U m u m i T ü r k T a r i h i ­ n e G i r i ş . s h . D o ğ u A n . 2 . T a r i h i v e . T a r ih i v e . sh. O ğ u z A v c ı o ğ l u v e T ü r k l e r i n T a r i n i " . T a h ra n sh. K A FESO Ğ LU . T a r i h i v e . A k ı n ı . Y a y ın N o : 1 5 3 4 . Y a ­ y ın ı.. . . c . T a r ih i v e . . S e l . E .^ 1 3 1 . K A F E S O Ğ L U . sh. .N o : 11^ . I X . 1 2 . S iy â s e tn â m e . İ s ta n b u l 1 9 7 0 . Z a m . S e l. H e r- gün G a z e te s i. a . . 134— Bu h a t a lı g ö r ü ş le r iç in b k . 7 5 . .

N ı t e k i n i ih t im a 4 C l. New Y o rk 1 9 6 8 . sh.142— İB N Ü L .) 146— U e rçe k te n Y u r t B u lm a v e F e t i h S i y â s e t i " b ö lü m ü . D oğan Y a y ı n e v i . 1 8 8 'd e n n a k le d e n T U R A N . T e k in C om pany.ın c ı X I.j P a u l V V I T T E K .B iz a n s m ü c a d e le le r in d e n ü f u s u o ld u k ç a a z a la n v e b ir ç o k y e r le r i b o ş v e y ı k ı k b u lu n a n . 7 4 . sh . "S e lç u k 71 S u l t a ı ı l a r ı 'n ı n O ğ u z la r 'a vıd . 7 6 .. C A H t N 'ı n te t ıh p tâ n ı A V C IÜ Ğ L U . B ü y ü k S e lç u k lu D e v le ti. s h .. A n a d o lu 'y a . . B ij . .O t t o f n a n T u r k e y . . C h a p it r e s rle l ' H i s t o ı r e des de R o u m ". . I X . İs lâ m d ü n y a s ın ın d ö r t t e ü ç ü n e h â k i m o la n B ü y U k S e lç u k lu S u lt a n ­ la r ı i ç i n . . "L a C a m p a g n e d e M a n z lk e r t". sn. Y a z a r .6 2 2 . a r d ı a r a s ı k e s i l m e y e n T ü r k m e n g ö ç le r in in u n su ru b u lm a k m am ur ve n ü fu s ç a k e s if o la n o n la r ı Is lâ m ü lk e le r in d e b ir a it a ış i yem b ir yu rt o lm a la r ın ın önüne g e çe re k y e r le ş t ir e c e k v e b u s u r e tle d e v le t iç in z a r a r lı o la n b u u n s u r u d e v le t e y a r a r lı b ir u n s u r h a lin e g e t ir m e k v e k e n d i k u v v e t le r i a r a s ın a a lm a k g ib i y ü k s e k v e d a h iy a n e b ir s iy â s e t le . i ş t e s iy â s e tin A n a d o lu 'n u n b ir n e tic e s i f e t h i v e T ü r k le ş m e s i b u ç o k y ö n lü v e k a r m a ş ık o la r a k g e r ç e k le ş m iş t ir . 2 1 0 . T a r i h i v e . S e l . " B U y ü k S e lc u k y o k tu r" d e d ik t e n so n ra daha da A n a d o lu 'y u "8 U y U k g id e r e k S e lç u k lu la r 'm T ü r k m e n le r 'e d ü ş m a n " o ld u ğ u n u İ le n s ü r m e k t e d ir .■. . { 1 9 3 4 ) . A n a d o l u 'n u n f e t h i z a r u r i id i. b u b a k ım d a n B a t ı 'y a k a r ş ı n ın B a t ı s iy â s e t in in HORASAN’DAN ANADOLU’Y A 225 . J O N E S • V V Il. h u z u r s u z lu k v e a n a r ş i iç e r is in d e d ü n y a s ın a huzur bu ve süku n. s h . 6 2 1 . D a s ım . 1071- 1 3 3 0 . 2. K a h ir e 1 3 0 2 . B ü y ü k S e lç u k lu S u lt a n ı " T u ğ r u l 'u n u f a k p a r ç a l a r t 'a l i n d e H ı r i s t i y a n T ü r k m e n b o y la r ın ı t o p r a k la r ın a . T U R A N . (b k . T a p lın g e r P u b lıs h in g "O e u x (1 9 3 6 ). b u t e s b it ın e r a ğ m e n " B ü y ü k S e lç u k l u la r 'ın b ir A n a d o lu 'y u f e t in p lâ n ı y o k tu r" ig ö rU ş ü n ü ile r i s ü r m e k le k e n d i f ik ir le r i a r a s ın d a ç e liş k i v e t u t a r s ız lığ a d ü ş m e k t e d ir . y u k a r ıd a . T a r i h i v e . I X . Bk. S e l . T a r i h i v e . . P r e . b u h a t a lı v e m a r x is t t a r ih a n la y ış ı d o ğ r u lt u s u n ­ da ç a r p ıt ılm ış m a k s a t lı g ö r ü ş le r iy le Büyük S e l ç u k l u l a r ’m '^ t a r ih i m is ­ yon" is ıâ m Büyük u n u a n la y a m a d ığ ı g ib i. S e l . . y a in ız I s ı â m ı y e t in h â m is i o lm a k s ıf a t iy le o n u n o a ş iic a d ü ş m a - ı>ı o l a n B i z a n s ' ı e z m e k m a k s a d i y l e d e ğ i l . . lu la r 'ın İle r i b ir te s ir in d e k a la r a k .E S İ R . s h . 143— 144— 145— T U R A N . t m e v i v e A b b â s i im p a r a t o r lu k la r ı­ v â r is i d u r u m u n d a o lu p . . b h. T u rcs 72-84 v d . İ s t a n b u l 1 9 7 8 . s h . û o ğ a r A V C I O Ğ L Ü . T a r ih . C l a u d e C A H E N . 2 9 2 . s h . B y z a n t io n . .L ıA M S . 2 . B y z a n t ıo n .1 3 7 . C la u d e C A H EN . T ü r k le r in K it a p . T a r ih i. İs lâ m . T r a n s la t e d f r o m t h e F r e n c n b y J . n iz â m ve a d â le t u n su ru g e tir m e k o la n ç ır p ın a n is te y e n S e lç u k lu la r 'm a m a ç la b ir a n a r ş i T U r K m e n le r 'i İta a t a lt ın a a lm a k v e o n la r ın reK o n la r ı y e r le ş t ir e c e k yeni b ir a n a r ş i u n s u r u o lm a la r ın ın ö n U n e g eceb ir yu rt (A n a d o lu ) b u ltn a K ve b ö y le c e o n la r ı d e v le t e y a r a r lı b ir u n s u r h a lin e g e t ir m e k s iy S s e t le r in d e n h a b e r s iz g ö r ü n m e k te d ir ..a k ı t ­ m a k t a " o ld u ğ u n u s ö y le y e n y a z a r . 1 3 6 . A S u rvey of th e M a te n a l and S p ır itu a l C ııltu r e and H is t o r y G e n e ra l c.

T a h ra n ve . Z a rn . 4 0 .. 4 4 . 3 6 . S e l . S e n .C 9 .1 1 6 2 ). Y IN A N Ç . A n a d o lli'n u n F e t h i. T a r i h i v e . A n a d o l u ' n u n F e t h i . K A F t S O Ğ L U . T ü r k iy e . sn. i a r ı h i v e . E t > u ’ı Fazı B A Y H A K İ. s h .3 8 . s h . K A F E S O Ğ L U .T a r ıh . 2 9 3 . A y y ı l d ı z M a t b a a S '.. 226 O ğ u z ÜNAL . 2 7 0 . A n k a r a 1 9 G 3 . 763 . S e l. Z a m . 79. sh . T a ı i h ı v e . . 3 6 .. s h . te k ra r (B k . I I . T U R A N . 2 1 . 2 4 3 ) . T ü rk T a r ih Eö o u ara K u r u m u Y a y ı n ı .e . . 3 7 . b u n e tic e M e h m e t A lta y K ö V M E N . A n a d o lu 'n u n F e t h i. 6 6 . sh. s h . S a ld N E F İ S İ . 159— 160— IG l— 1621631S41651661671GB— v d . 6 7 .. A n a d o l u ’n u n F e t h i . T U R A N . S e l . A B U 'L F A R A C . A n a d o lu 'n u n F e t h i.. T a r i h i v e . . 4 2 .. s h . IV. A n a d o lu 'n u n F e t h i . 2 6 9 . . B Ö LÜ M B Ü Y Ü K S E L Ç U K L U L A R D E V R İN D E B İZ A N S G A Z A L A R I V E A N A D O LU F Ü T U H A T I 147— 148— I U R A N ... T U R A N .. A n k a r a 1 9 6 2 . geçm esi o lu p . 1 4 . g . . T U R A N . sh . .. i l k S e l ç u k l u A k ı o ı .. A N D M E A S Y A N . T a r ih i ve . S a l. S e lç u k lu D e v r i T ü r k T a r ih i. iç z a te n m üşkül d u ru m d a â le m in i. 4 3 . s h . U K FA LI G r ig o r 'u n N o t la r . S e l ..ö te d e n b e ri ta k ip e d i ıe n ananevi İs lâ m s iy â s e tin in yeni m ü m e s s ili h ü v iy e tin d e d ir . s h . 5 3 . i Ik S e l ç u k l u A k ı n ı .. sh . H r a n t D .i M e s u u ı. D o ğ u is e u m u m i y e t l e h ü c u m hücum a iç e r is in d e is e .1 3 3 2 . I . S o n m e s e le le r iy ie m ü d a fa a d a . sh . 66. 4 3 . S e l . T a r i h i v e . S e l . y a p t ığ ı is tilâ la r la d a h a d a in i­ m üşkül d u ru m a so k m u ş tu . Y I N A N Ç . l a r ı h i v e .. s h . Y I N A N Ç . sh . s h . . c . A n a d o lu 'n u n K e t h i. sh. Y I N A N Ç . T U R A N . n s r. 7 3 . S e l. 1 3 1 9 . sh . sh. . D o g u 'y ^ b a k ım d a n S e lç u k lu dem ek f e t ih le r i h ü c u m d e fa k a t 'i s iy a t ifin in a h n m ış tır . . S e l . . Y u k a r ıd a D ip n o t 141 ve T U R A N . 1 5 . 6 7. d a n n a k le d e n T U R A N . 3 7 .. sn .. r v iü k r ım m H a lil Y IN A N Ç . 157— 158— Y I N A N Ç . N o . T U R A N . 6 7 . Y I N A N Ç . T a r ih i T U R A N .... T U R A N .. . sh. .. 5 3 d i p n o t u 122. T ü r k iy e . Y I N A N C . A n a a o lu 'n u n F e t h i. a . la n n d a b ir a s ır B a tı Em evi ve A b b â s i İm p a r a t o r lu k la r ın ın h a ş m e tli za m an h a lin d e id i. T ü r k ç e y e Ç e v .. s h . T a r i h i v e . B i z a n s t e k r a r o la n İs lâ m Bu g e ç m iş .4 2 . 5 2 . sh. . B k .. M A TEÜ S. U r f a lı M a t e o s V e k a y ı nâm eSp ( 9 5 2 1 1 3 '^ ) v e P a p a z Z e y li (1 1 3 S . 149— Ib O — 151— 152— İ5 3 — 154— 155— 156— Bu k a y n a k la r iç in b k .1 5 . D U LA U R ER . S e l. . S e l. Y I N A N Ç . sh .

I. s a v a s ın y ılın d a s ö y lü y o r s a U a . 2 4 7 . . S i y â s e t i " . E t r a ıe ji: D o la y lı T u t u m . I. I . c . ( ö z t u n a . T U R A N .9 0 . s h . A n a d o lu 'n u n F e t h i. sh . 5 5 . sh . s h . b iz c e 1 0 4 8 y ılın d a o lm a s ı d a h a is a b e t li g ö r ü lm e k t e d ir . L id d e ll H A R T . 5 2 . s h . 4 1 2 . T U R A N . T a r i h i v e . T a r i h i v e . S e l.169— 170— Y I N A N Ç . . Bk. S e l . S e l ç u k l u l a r T a r i h i . F e t h i. sh. sh . I. S a v a s ı. S e lç u k lu la r T a r i h i . . c . A n a d o lu 'n u n F e t h i. T ü r k i y e T a r i h i .5 5 . s h . . sh. c. 4 1 1 . sh . 8 4 . A n a d o lu 'n u n sh.. 2 4 7 . 172— 173— 174— T U R A N . 4 1 3 . Y I N A N Ç . . 7 6 . S e l . T a r i h i v e . s h . sh.8 1 . G e n e l K u r m a y H a r p T a r ih i B a ş k a n lığ ı S t r a t e jik N o : 8 . 9 1 . 4 1 1 . I.Sa. T ü r k iy e T a r ih i. c . V I N A N Ç . 4 6 . s h .9 1 : Y I N A N Ç . sh . sh . 5 4 . 82. sh M eydan 4 7 .. sh. Ö Z T U N A . 8 0 . S e l . c . Ö Z T U N A . 4 1 2 . S e l . c . sh . 9 0 . 193— Ö ZTU N A . T a r i h i v e . I. 190— 191— 192— Ö Z T U N A . . . 4 9 . s h .. c. T ü rk T a r ih K u ru m u T ü r k iy e Y a y ı­ T a r ih i. T U R A N . T ü r k i y e T a r i h i . 8 5 . A y y ıld ız M a tb a ­ S e l. c. Y I N A N Ç . C em al E N G İN S O V . c. I. Y u k a r ıd a "S e lç u k S u lt a n la r ı'n ın O ğ u z la r 'a Y u rt B u lm a ve F e t ih D e v ri T ü rk T a r ih i. Y IN A N Ç . 195— Y b N A N Ç . 8 0 . 171— T U R A N . 8 8 . Y I N A N Ç .8 1 . .. A n a d o l u ' n u n sh.5 0 . . T a r i h i v e .8 2 . T a r ih i ve . 4 1 3 . Ö Z T U N A . D e v r i T ü r k T a r ih i. 83. A n a d o l u ’n u n F e t h i. A n a d o lu 'n u n F e t h i . T U R A N . 71 v d 186— 187— TU RA N . T U R A N . T ü r k i y e T a r i h i . Ç e v. A n a d o lu 'n u n F e t h i. sh.. T U R A N . B . 1 9 7 3 . 5 4 . 5 1 . n ı. sh. 178— 179— 180— 181— 182— 183— 184— 185— K Ö Y M E N . 194— Ö Z T U N A . sh . A n a d o lu 'n u n F e t h i . Ö Z T U N A . 4 1 2 . sh . 175— Y lN A N C . S e lç u k lu la r T a r ih i. F e t h i. . s h . T ü r k i y e T a r i h i . Ö Z T U N A . sh . T U R A N . A n k a r a . S e l . sh . S e lç u k lu la r T a r ih i. 98-100. sh . sh. 188— 189— T U R A N . A n a d o l u ’n u n F e t h i. 4 7 . T U R A N . Y I N A N Ç . 1049 9.. Y IN A N Ç . A n a d o lu 'n u n F e t h i. A n a d o lu 'n u n F e t h i. S e ıc u k lu a s ı. 8 1 sh . A n k a ra 1 9 7 1 . S E V İM . A n a d o l u ' n u n F e t h i . Sen M a la z g ir t . S e lç u k lu la r T a r ih i. T ü r k iy e T a r ih i. sh . I. 4 8 . s h . I. 4 5 . 'sel. sh. 4 1 2 . . s h . sh . 1. T a r ih i ve . 8 9 . c . T a r i h i v e .4 1 3 : Y I N A N Ç . Ö Z T U N A . . Ö Z T U N A . 4 1 1 . o ld u ğ u n u sh. A n k a r a 1 9 6 3 . ) 176— T U R A N . S e l. Ah X X. T ü r k iy e T a r ih i.H . T ü r k i y e T a r i h i . 51-5 2. sh.8 6 . T ü r k iy e T a r ih i. . E t U d le r D a ir e s i Y a y ı n ı . 177— M e h m e t A lt a y K ö Y M E N . I. s h . HORASAN’DAN ANADOLU'YA . s h 8 1 . 4 1 2 .

1. a .e . 1 1 0 . Sh. C h r o n ıg u e . 39-40. T U R A N . sh . sh. A n a d o lu 'n u n F e th i. 4 1 3 . Sh. 1 1 7 . A n a d o lu 'n u n F e t h i. U R F A L I M A T E O S . sh. M . F r . A n a d o lu 'n u n F e t h i .M . S e l. s h . S e lç u k lu la r T a r ih i. 1 2 5 1 2 7 . sh . stt.. 58. J l l A n a d o lu 'n u n F e t h i. Y IN A N Ç . 5 7 «e d ip n o t u 1 v e a y r ı c a T U R A N . 5 2 5 3 . T ü r k i y e T a r i h i .. sh. T U R A N . S e lç u k lu la r T a r ih i. Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . T U R A N . 117. 60.g . sh. 4 0 . M a la z g ir t M . S e lç u k lu la r T a r ih i. C 3enel K u r m a y N o : 2. Sh. T U R A N . 41. Z a m a n ın d . 5 6 . S e n S h . 3 9 . sh. 203— 204— I I I . T U R A N . 4 7 . M a la z g ir t M .1 1 8 . 228 OĞUZ ÜNAL . 4 6 . Sh.. 2 5 9 . . B k . Sh. sh. 4 1 . T U R A N . a . 5 9 . S e lç u k lu la r T a r ih i. A n a d o lu 'n u n F e t h i. sh. S e l ç u k l u l a r T a r i h i . T U R A N . Y I N A N Ç . 117. 6 0 . A n a d o lu 'n u n F e t h i . T ü r k iy e . o Z T U N A .. 216— 217— 218— K A R A T A M U . T U R A N .1 1 7 . 205— 206— Y I N A N Ç . K A R A T A M U . S e lç u k lu la r T a r ih i. M a la z g ir t M . Z a m . sh. K A R A T A M U .5 7 . V I N A N Ç . 207— 208— 209— T U R A N . T u r k îy e .196— 197— 198— 199— Y I N A N Ç . Y I N A N Ç . . 1 0 4 . 201— T U R A N . S e l . sh.4 7 v e s h . B a ş k a n lığ ı H a rp Y a y ın ı. M a la z g ir t M M . S e lç u k lu la r T a r ih i. M . M a la z g ir t M M . 1 1 6 . 213— 214— 215— K A R A T A M U . 1 6 9 1 7 2 d e n n a k le d e n T U R A N . C H A - 2 0 2 — M ıc h e i L e S Y R İ E N BO T. S e lâ h a t t ın E k i. sh. Y IN A N Ç . 1 0 5 . 4 1 . Sh . 4 0 . 5 7 . 220— 221— K A R A T A M U Y IN A N Ç . e . S e lç u k lu la r T a r ih i. A n k a ra 1970. K A R A T A M U . Y IN A N Ç . 1 2 7 ) . . M . s n . A n a d o lu 'n u n F e t h i. 219— T U R A N . . S h . M a la z g ir t M . sh . sh. S e lç u k lu la r T a r ih i. sh . F e t h i. T U R A N . sh.) . sh. S e l.lU M eydan Tanhı T ü rk S ilâ h lı K u v v e tle r i T a r ih i II ncı C ilt M a la z u ır t M u h a re tso s ı (2 6 B a ş k a n lığ ı A ğ u s t o s 1 0 7 1 ) . 4 6 . 57. s h . c . U R F A L I M A T E O S . K ö Y M E N . A n a d o lu 'n u n F e t h i . 4 5 4 6 .M .. S e l. sh. 4 0 . sh. S e lç u k lu la r T a r ih i. Z a m a n ın d a T ü r k iy e . sh . 200— Bu k a y n a k la r iç in b k . 4 6 ' d a k i d ip n o t u 2. 210— 211— 212— T U R A N . Sh . M a la z g ir t M . sh. 1 1 7 . g . S e lç u k lu la r T a r ih i. Sh . T ü r k T a r ih i. K A R A T A M U . sh 112. S e l. A n a d o lu 'n u n Sh. D e v . 117. te re .. (S Ü R Y A N İ M İ H A E I. o r t A N . S e lç u k lu la r T a r ih i. Sh .. 1 1 2 1 1 3 . K A R A T A r . ( S a l a r ı H o r a s a n 'ın ö ld ü r ü lm e s i h â d is e s in d e n h a b e r d a r o lm a y a n U r fa lı M a te o s o n u n büyük m ik ta r d a g a n im e t v e s a y ıs ız e s ir le b e ra b er İ r a n ' a d ö n d ü ğ ü n ü y a z m a k t a d ı r . 4 6 . 5 8 .

sh 229— 230— 231— 232— 233— 234— A n a d o lu 'n u n F e t h i. Ö Z T U N A . sh. sh 249— 250— Sen 133. T ü rk T a r ih HORASAN'DAN ANADOLU'YA 229 . T U R A N . D e v r i T ü r k T a r ih i. sh. T U R A N . 1 1 8 . Ö Z T U N A . K A R A T A M U . A n a d o lu 'n u n F e t h i. " S e lç u k lu ­ S o s y a l. sh .. Y IN A N Ç . c . S e lç u k lu la r T a n h ı. sh 6 7 I. 239— 240— 241— 242— 1 3 2 . A n a d o l u 'n u n F e t h i . Sh. 4 1 4 . S e lç u k lu la r T a r ih i. h i. I. T ü r k i y e T a r i h i . . 4 3 .247— 248— . T ü r k iy e T a r ih i. Sh . konuda gem s D ılg i iç in bk. S h . sh. T ü r k iv . c . s h Y IN A N Ç . K ö Y M E N .I . sh . I „ . 1 3 3 . sh 2 3 8 — T U R A N . 118-119: Y IN A N Ç .H Ü S E Y N İ. S e l. sh .4 0 8 . S e lç u k lu la r T a r ih i. c . Y IN A N Ç . A n a d o l u ' n u n F e t h i . S e lç u k lu la r T a r ih i.222— 223— 224— T U R A N . c. 4 1 5 -416- T U R A N . I. Ö Z T U N A . Sh 132 262. s h 262. 4 1 6 . 5 8 . c . F a rsça Ahbâr iid D e v le t ıs S e lç u k ıy y e . 1 2 7 . A n a d o lu 'n u n h i. Sel T a r ih i. 4 1 S sh. E k o n o m ik D in i D u ru m u ". Y IN A N Ç . Z a m . sh T a r ih i. 118. h ı. S e lç u k lu la r T a r ih i. K A R A T A M U . N e c a tı 1943. 4 1 4 . T U R A N . sh . 244— 245— T U R A N . c T U R A N . sh. sh. 1 2 6 . S f c iv u ^ . D e v r i T ü r k T a r i­ 235— Y I N A N Ç . 1 2 5 . S e m s e d d ın İs lâ m G O N A LT A Y . D e v r i T ü r k T a r i ­ Ö Z T U N A . A n a d o lu 'n u n F e t h i. T ü r k i y e T a r i h i . T U R A İ M . T ü rk çe ye No: 8. S e lç u k lu la r T a r ih i.U . 6 7. c. sh . 6 2 . I I B . S e lç u k lu la r T a r ih i. B e lle te n . S e lç u k lu la r T a r ih i. S e lç u k lu la r T a r . T ü r k iy e T a r ih i.. sn . M . S e l. K Ö Y M E N . S e l. I. 4 1 4 . K ö Y M E N . K Ö Y M E N . 1933 T ü rk de Peocap Ü n iv e r s ite s i n e ş r e t tiğ i Y a y ın ı.l. S e l. s h S e iç u n iu ıo r T a r ih i. . M a la z g ir t M M . 2 6 2 . sn. V II. 125-126- 2 4 3 — T U R A N . T U R A N . P ro fe s ö rü M uham m ed İK B A L 'in LÜ G A L. sh . 260F e t h i.iiiid i T a r i h i . c . Sh . sh. sh. 225— 226— 227— 228— T U R A N . A n a d o l u ' n u n F e t h i . 7 0 . T U r k i y e T a r i h i . 251— Bu la r ın H o r a s a n 'a ve in d ik le r i Zam an D ü n y a s ın ın K u ru m u S iy a s a l. 2 2 . K Ö Y M E N .4 1 5 . sh . 4 0 7 . T ü r k iy e T a r ih . S e l ç u k l u l a r T a r i h i . s h . 4 3 . ı 127. D e v r i T u ı k T a r ih i. 1 3 2 . S e lç u k lu la r T a r ih i. 65 6 6 . 1 3 2 . Ö Z T U N A . 43 K A R A T A M U . L a h o r 'd a m e tin d e n II. I. M a la z g ir t M . sh 6 7 . 246— T U R A N . T a r ih K u ru m u A n k a ra 33. Ö Z T U N A . sh. T ü r l< ıy e . S e lç u k lu la r s h . sh . ç e v . s n . 2 6 3 . 236— 237— T U R A N . sh. S e l ç u k l u l a r T a i ı i v . Y IN A N Ç . T U R A N . Ö ZTU N A . E L . D e v r i T u r k T U R A N . S e l .

a . Z 5 ( A y r ı c a b k . Z a m . g .2 4 . A n a d o lu 'n u n S E K E R .D in B O N D A R İ. T U R A N . K â n u n 252O sm an T U R A N . sh . s h . S e l. 1 9 4 3 ). 125 -126.g . III. g . 133 : V IN A N C . A k s a ra y lI M e t n m e d o ğ l u K E R İ M Ü D D İ N M A H M UD . 72. 256257258259Y I N A N Ç . S e lç u k lu la r T a r ih i. 2 6 3 . S e l. g . K A R A T A M U . IV la la z g ir t M . 263T U R A N . sh. 2 6 4 . sh .. S e l. T U R A N . sh. 1 3 3 . T ü r k i y e . A n a d o lu 'n u n F e t h i . sh. Y I N A N Ç . Y IN A N Ç . A n a d o lu 'n u n F e t h i. sh.N o : 1. A n a d o lu 'n u n F e t h i . 1 2 5 . 1 6 5 . 5.e . 71. e . 2542555 E K E R . sh 71. S e l . 1 2 7 . M a la z g ir t M . s h .. sh .M . a . M „ sh. t a r a f ın d a n Ir a k ve da H o rasan L e id e n 'd e S e lç u k lu la r ı n e ş r e d ile n T a r ih i. sh. S E K E R . a . 71. V a y ın ı. 280— 281— K A R A T A M U . sh. Sh.s. F e t h i. 31Y IN A N Ç . sh . 260261262S E K E R . D e v r i T ü r k T a r ih i. 273— K Ö Y M E N . sh. 1 2 7 . Z a m . Sh. 2 4 .T U R A N .. T U R A N . S e l- Zam . sh. 1 2 7 . A n a d o lu 'n u n F e t h i. Sh. 277— 278— 279— Y I N A N Ç .M . T U R A N . A n a d o lu 'n u n F e t h i. sh . M a la z g ir t M . 2 7 . y u k a r ıd a " O ğ u z is t ilâ s ı A r if e s in d e A n a d o l u " a d lı b ö lü m . sh. Sh . S e lç u k lu la r T a r ih i. M u s â n ıe r e t ü l. T U R A N . 1 6 5 .. sh. A n k a r a 1 9 4 4 a d l ı e s e r in ö n s ö z ü . m e tin d e n Th. 2 4 . g . A n a d o lu 'n u n F e t h i . 2 4 .M . Y I N A N Ç .. M . 253G Ü N A LT A Y . 59-9 9. 22 . e . T ü r k iy e . 72j K A R A T A M U . sh . K A R A T A M U . im a d ü d . A n a d o lu 'n u n F e t h i. 1 2 7 . ( H . S e ri . e „ $ h. A n a d o lu 'n u n F e t h i. "A b b a s O ğ u lla r ı im p a r a to r lu ğ u n u n K u r u lu ş v e Y ü k s e li s i n d e T ü r k l e r i n R o l ü . a . Y I N A N Ç . 255— 266— 267— 268— 269— 270— 271— 272— T U R A N . S e lç u k lu la r T a r ih i. S e l. 2 5 . S e lç u k lu la r T a r ih i.. Y IN A N Ç . sh . sh. 126. M a la z g ir t M . T ü r k iy e .A h b a r T ü rk T a r ih K u ru m u M o ğ o lla r Z a m a n ın d a T ü r k iy e S e lç u k lu la r ı T a r ih i. 2 7 . Ş E K E R . 2 0 5 . sh. D e v r i T ü r k sh. 7 0 .g e . Sh. T a r ih i. 2 3 . 274— 275— 276— K Ö Y M E N . V IN A N C . 2 6 . sh. Ş E K E R . H O U TSM A 1889 T ü rk - 230 Oğ u z ÜNAL . Bu k o n u d a d a h a g e n iş b ilg i iç in b k . 7 3 . sh . e . sh. Z a m . 2 6 5 . A n a d o l u ' n u n F e t h i . T U R A N . a .. s h . 2 6 . 2 6 . a . T ü r k iy e . 7 0 . y u k a r ı d a " A n a d o l u ' n u n T ü r k l e r T a r a ­ f ın d a n F e t h in i H a z ır la y a n S e b e p l e r " a d lı b ö lü m ). S e lç u k lu la r T a r ih i.

. sh . S ü le y m a n Sah. 4 1 8 . 297— 298— E B U Z E H R A .çeye ç e v . F e t h i. M . S a v a s ın a sh 45 sh. İs t a n b u l 1 9 7 1 . Ahm ed S a id M a tb a a s ı. 299— T U R A N ..2 0 7 . K Ö Y M E N .M . sh. sh. 3 9 . 134-135î A n a d o lu 'n u n F e th i. S e l. D e v ri T a r ih i. İ s lâ m 'd a D e v le t id a r e s i. M . a . 4 0 . N o . b u c e v a b ı S a v T e k i n 'i n Köym en ve T u ra n . 7 4 . Ir a k ve H o r a s a n S e lç u k lu la r ı T a r ih i. sh. c . T U R A N . 2 6 6 . sh. M u h a m m e d H A M İ O U L L A H . S e l. 4 1 7 .g e-. sh. b ilg i iç in o k .1 2 8 . Kem al K U S Ç U . tV la la z g ir t 282— 283— 284— 285— 286— 287— 288— 289— K A R A T A M U . Ir a k v e H o r a s a n S e lç u k lu la r ı T a r ih i. cevabı T ü rk T ü r k iy e I. T ü r k i y e T a r i h i . M a la z g ir t K A R A T A M U . 2 6 6 . s h . S e l. B O N D A R İ. S e ­ ri . Ö Z T U N A . " M a la z g ir t □ e r g is i. Ş a m il Y a y ın e v i. I . c. S e lç u k lu la r T a r ih i. T ü rk o rd u su n u n m evcudu sh. k o n u s u n d a k i t a r t ış m a la r iç m bk. ö z t u n a . sh. S e l ç u k l u l a r T a r i h i . sh. T U R A N .G Ü L . 1 9 7 . S e lç u k lu la r T a r ih i. sh . S e lç u k lu la r T a r ih i. Z a m . . (İm p a r a t o r a v e r d iğ i konusunda v e r d iğ i­ b ir e lç ile r in d e n h a n g i s in in t a r ih ç ile r in ni if a d e le r i K a r ı ş ı k t ı r . 1 9 7 v d . sh. İs lâ m 'ın h a rp h u k u k u î ç in a y r ıc a s u e s e re d e b k . İs im z ik r e t m e d e n e lç in in s ö y le r k e n . e. T ü rk 267. 1 6 8 . b ö y le c e v a p v e r d iğ in i s ö y lü y o r la r . K Ö Y M E N . D e v r i T ü r k T a r ih i. s h .. T U R A N . K ıv a m e d d in B U R S L A N . sh. D e v r i T ü r k T a r i h i . 4 1 8 . F a r u k S Ü M E R . bu m â n â lı T a r ih i. 1 5 5 vd. İ s t a n b u l 1 9 4 3 . M a la z g ir t M eydan M u h a re b e si s ır a s ın d a S u t t a n A lp A r s la n 'ın y a n ın d a b u lu n a n T ü r k k o m u t a n la r ı h a k k ın d a g e n i. F i ’l j s l â m ) . M a la z g ir t B O N D A R İ . H ü s e y in A t. M . 1 3 6 Ö Z T U N A .1 3 7 . 1 3 3 . M a l a z g i r t K a t ıla n T ü r k B e y le r i. Is lâ m d a B e s e r i M ü n a s e b e tle r Ç e v . A n k a r a 1 9 7 5 . 1 2 8 . M uham m ed E B U D e v liy y e (E l. K Ö Y M E N . HORASAN'DAN ANADOLU’YA 231 . S e l.O s m a n S E ­ konuda bk. 293— Bu k o n u d a g e n iş b i l g i i ç i n s u e s e r l e r i k a r ş ı l a ş t ı r ı n ı z . İs ta n b u l 1963. 1 3 5 . S e l. 294— 295— K Ö Y M E N . sh. 9fel. Sh. Ö Z T U N A . sh . S e lç u k lu A r a ş tır m a la r ı S e lç u k lu v e M e d e n iy e t i E n s t itü s ü Y a y ı n ı . 7 4 . S e lç u k lu la r T a r ih i. 1 3 6 . 290— 291— 292— T U R A N . 1 2 9 . S Ü M E R .2 6 5 . 1 2 7 . 4 . 1 6 7 . sh.M . Çev. M . S h. 73. I. K A R A T A M U . T U B A N . 2 6 6 . T iır k ıy e T a r ıh t . s h . Y IN A N Ç . ıı. sh. sh . 2 0 1 2 0 4 . 127 -128.. 1 3 6 . sh . sh K Ö Y M E N . B O N D A R İ. T U R A N . D e v r i T ü r k T a r ih i. T ü r k T a r ih K u ru m u Y a y ın ı. I. sh. s h .M . s. M a la z g ir t K A R A T A M U . T U R A N . 2 6 4 . c . M . İs lâ m A n s ik lo p e d is i. V d :. K a tıla n T a r ih T ü rk B e y le r i” . S e l ç u k l u l a r T a r i h i . A n a d o l u ’n u n 296— Bu Ir a k ve H o ra sa n S e lç u k lu la r ı T a r ih i. sh . A n a d o lu 'n u n F e t h i . 5 5 . 3 8 . 3 9 . sh. sh . D e v r i T ü r k T a r ih i. ) 300— Y I N A N Ç . 11. sh.u d K E R C İ. S a v a s ın a IV . Z E H R A . T ü r k iy e . Y IN A N Ç .A lâ k a t.

303— Bu d u a m e tn i iç in bk. 75-76.C E V Z İ. 1 3 8 . M .. 1 4 0 . Sh. a . T U R A N . sh. sh . M i r 'a t ü 'z . 314— 315— 316— 317— 318— K A R A T A M U .. (İs t a n b u l) 1 9 9 -2 0 0 .M . K A R A T A M U . s h . S e lc u k t u f a r T a r ih i. 74-75. O cak A y lık D e r g i. . M a la z ­ g i r t M . . . sh. M a la z g ir t M . T U R A N . 2 0 0 .. 308— Y IN A N C . A h b â r ü d . K A R A T A M U . e l. P İ K E ve D ğ r. Anadolu'nun Fethi. sh .e . s h . sh. K A R A T A M U .1 3 8 .m u l t a z a m fi A h b â- v c 'I ü m o m siBT I B N Ü ' l . D ü n y a m ız ı D e ğ iş tir e n A y 'ın F e t h in e K a d a r. . 3 1 2 —: E . T a ­ F . sh . İ s l i m s h . S E V İ M .2 7 0 . A car O K A N . S . 1 9 7 1 . T ü r k K a y n a k la r ın a G ö r e Y a y ın ı. sh . M . A h b â r U d . 7 5 .S . G Ü L E N . 10 0 B ü y ü k O la y . ve Ç e v irile r i). S E V İM .1 0 9 .g . M . . A R IT . D iz is i Çev.C t V Z İ . sh. 7-B. sh .. S . M a l a z g i r t M . A n a d o lu 'n u n K e t h i.A D İİM .301— 302— T U R A N . (M e t in le r X IX . 1 9 9 . S C I M E R . M . 1 1 0 . K ö Y M E N . 304— 305— 306— 307— K a y n a k la r ın a G ö r e M a la z g ir t S a v a s ı.7 2 . M illiy e t T a r ih K ita p la r ı N o : 5 . 319— 320— 321— H A R T . sh . sh. sh. 1 4 0 .z e m a n f i T a r i h i 'l - 232 OĞUZÜNAİ . 7 4 . sh. S e l ç u k ­ lu la r T a r ih i.S e l ç u k i y y e . sh .m u n t a z a m ve M U l t a k a t U 'l . 1 0 9 .. 1 3 8 . M a la z g ir t M M -. "A s k e ri M a la z g ir t M a la z g ir t M . T U R A N . T U R A N . D e v r i T U r k T a r i h i . 39. Sh. S e ri . Is ıâ m K a y n a k la r ın a G ö r e M a la z g ir t S a v a ş ı.D e v le t is . a . 1 4 5 . K A R A T A M U . sh . 3 3 3 4 . Z U b t I e t ü 'l H a l e b m in T a r ih i H a le b . sh . ( S u l t a n o rd u s u n u n bu 1071 A lp A r s la n k o m u t a s ın ­ d a k i B U y U k S e lç u k lu de b a sa rı ile M a l a z g i r t M e y d a n M u h a r e b e s l 'n g U n U m iiz U n m o d ern o r d u la r m d a u y g u la d ığ ı s tr a te ji "S t r a te jik t a d ır . I s lâ m M a la z g ir t S a v a $ ı.g . r ih in B a ş la n g ıc ın d a n Y a y ın la r ı. 5 2 .K â m il f i ’t . Yönden M a la z g ir t Z a fe r i". 323— İ B N Ü 'L . T a r ih K u r u m u 1 9 7 1 . M a la z g ir t M . a d lı k it a p t a n . M a la z g ir t M . F a r u k S Ü M E R . A n a d o lu 'n u n F e t h i. sh.4 4 . sh.A l i S E V İ M . M a l a z g i r t M . 309— K A R A T A M U . ır a k ve H o rasan S e lç u k lu la r ı 137: B O N O A R İ. s h .. Y ı l . 3 4 . 2 5 . s. E L .) 310— 311— ç e k ilm e v e k a r $ ı t a a r r u z " a d ıy la t a lim a t n a m e le r d e y e r a lm a k ­ Y I N A N C . s h . M . sh. S t r a t e j i . S tr a t e ji. S e lç u k lu la r T a r ih i.m ü lü K K ı t d b ü 'i . İ B N Ü ’ L . s h . M a la z g ir t M . sh. A n k ara S e lç u k lu la r T a r ih i. . 4 2 . K A R A T A M U . sh.D e v le t i s . 313— Y IN A N Ç .E S İ R . 3 5 .Sa.. 1 4 6 . . 1 4 5 .-76. M a la z g ir t M . R o y s to n P İK E v e D ğ r . s h . K A R A T A M U . E L H O S E Y N İ ..2 0 0 . M a la z g ir t M . 1 3 7 .z e m a n fi T a r ih i'l â y a n .T a r m . S E V t M .S E V İ M . M i r 'a t ü 'z .S e lç u k iy y e . M a la z g ir t M .7 1 . 4 . 1 0 9 . T a r ih i.M .4 3 . 322— S İB T İB N Ü 'L . 1 7 .ö . s h . r i'l. İ B N Ü ’L . S e lç u k lu la r T a r ih i.e .H O S E V N İ.. 75. K A R A T A M U . sh. P İ K E v e D ğ r . S e l . sh.M . 7 5 . SÜ M ER-SE- V İM . sh. s h . K A R A T A M U . 1 9 7 0 . M . 1 4 6 . 2 6 9 .. 1 3 7 . 3.C E V Z İ . H A R T . 7 5 . 75. 1 4 7 .M .

sh. G ö re M a la z g ir t S a v a s ı. S u d in i d e s a v a ş la y a ln ız m ü d a fa a e d ilm iş de bu savas’ dün­ o la c a k t ır . sh.s a fa . E L .S e lç u k iy y e . T U R A N . R a v z a t ü 's . d in i İs lâ m o la n k a d e . 1 4 8 . 1 4 0 . 2 7 1 . S e l. 3 6 . 1 4 0 . M a la z g ir t M . T U R A N . A i p A r s la n 'a g ö n d e r d iğ i m e k t u p t a n v e Is lâ m y a s ın a y a y ın la d ığ ı d u a m e t n in d e n a n la s ılm a k t a d ıı. â y e t 2 9 .H Ü S E Y N İ. 7 0 . 2 7 0 . 150. S e l. R a v z a tü .. K A R A T A M U . c . M İR H O N D . İ s l â m K a y n a k la r ın a G ö r e M a la z g ir t S a v a s ı. 1 5 3 . 333334T U R A N . sh. S e l. k a tı is te d iğ i z a m a n la r d a k i t l e l e r i c o ş t u r m a k i ç i n z a m a n v e ş a r t l a r a u y g u n h i t a b e l e r d e b u lu n m a s ın ı çok ryı b ild iğ in i g ö s te r m e s id ir . 7 6 . sh .T a r ih i. S e l . sh. ö n e m li sh.M . 139-140. S e lç u k lu la r T a r ih i.ı K e r i m . S u lta n ly ı b ile n A r s la n 'ın g ib i k it le n e tic e y i p s ik o lo jis in i g a y e t a lm a k başkum andan o ld u ğ u n u . T U R A N .âyan. S e lç u k lu la r T a r ih i. 326327328K A R A T A M U . sh. T c v b e s u r e s i. sh. K u r 'a n . sh . M a la z g ir t M . K A R A T A M U .D e v le t is . S u l t a n 'm y a ln ız asken. sh. M .s . İs lâ m K a y n a k la r ın a T a r ih i. b ö y le SUnnı D ü n y a s ın ın başı H a lıf e 'n in t e lâ k k i e t t iğ i. sh.D e v le t is . 332T U R A N . S .C E V Z İ .. 138. S u lta n A lp A r s la n ile R o m a n o s D io g e n e s a r a s ın d a k i k o n u ş m a la r v e b u y a p ıla n b a r ı$ a n d la s m a s ı i ç in s u e s e r le r e b k . sh . T U R A N .S E V İ M . . sh . A y r ıc a A lp b ir bu n u t u k la r d a hor büyük d ik k a ti adam çeken d iğ e r bu husus d a .M . M .H Ü S E Y N İ . 2 6 9 . s h . Ü ' L . D e v . savaşa ve rm e k m illi m â n â d ır . 329330331H A R T .2 7 0 ). K Ö Y M E N . sh. İ s l â m K a y n a k la r ın a G ö r e S e lç u k lu la r T a r ih i. M . S e lç u k lu la r T a r ih i.. t. S Ü M E R . M İR H O N D . K i t a b ü 'l - S e lç u k lu la r ı T a r in i. 1 3 8 . b u la n v e b u h a ld e b u A y n ı z a m a n d a is ıâ m İk i â le m in v e H ır is t iy a n â le m le r i a r a s ın d a v u k u edecek D e v le ti o la n d e ğ il. H A R T . K Ö Y M E N . A h b â r ü d . s h . S Ü M E R . S t r a t e ji. 3 5 .3 7 . sh.S .M . 8 0 . 1 4 0 . 2 6 9 . 335336337338339 340E L . sh . sh. sh . Ö Z T U N A . 1 5 0 . 6 9 . 4 1 8 . M a l a z g i r t M . IB N HORASAN’DAN ANADOLU’Y A 233 . D e vri T ü rk A lp bu sh. T ü r k T a r i h i . S e l ­ bu n u tk u n a a is te d iğ i d ik k a ti ç u k lu la r çeken One en (S u lta n A r s l a n ’m v a s ıf . g ö re. sh.. Bk K Ö YM EN . 'i n i t a y ı n S e lç u k lu İs lâ m b ir s a v a ş t ır .S E V İ M . 77.S E V İM . 1 4 . 1^8-139.. sh. Ira k ve H o ra sa n U d . M a la z g ir t M . 4 1 . K A R A T A M U : M a la z g ir t M . 7 6 . S E V İM . S t r a t e ji. k o n u ş m a la r ı m ü t e a k ib e n Ahbâ. s h . 3 4 . T a r ih i.s a f a . b u savaş s iy â s i veya D ır s a v a S d e ğ i l d i r . sh. B O N O A R İ . 325TU R A N . sh. S e lç u k lu la r T a r ih i. D e vri T ü rk T a r ih i. S Ü M E R . D e v r i T ü r k T a r ih i. K A R A T A M U . . M a la z g ir t M . T ü r k i y e . M a la z g ir t K Ö Y M E N . M a la z g ir t S a v a s ı.S e lç u k ıy y e . sh 324S E V İM . S e lç u k lu la r T a r ih i. 1 4 8 .

S e l ç u k l u l a r T a r i h i . 357— K A F E S O Ğ L U .S . 1 6 3 . 234 OĞUZ ÜNAL . sh. sh . V III.a f y â r . 4 7 . o rd u İs m a il Büyük k u m a n d a n la rın a Hakkı da v e r ilm iş t ir . D e v r i T ü r k T a r i­ h i. s h . f i 't . Ö Z T U N A .1 7 . S E K E R . k ilâ t ın a S e lc u k ıle r ..A D İ M . 3 3 v d . 341— Büyük S e lç u k ıu liir 'd a ‘'H â c ı p " l ı k büyük v a z ife le r d e n o lu p . H a le b . 7 7 .. A n s ik lo p « d is i. 5 5 . İs lâ m M a la z g ir t S a v a $ ı.â y a n . e l. 2 6 . ve K e n z ü 'd . 3 6 . c . M a la z g ir t M . sh. 1 4 2 . Y IN A N Ç . N o : 1. i İ m i S e r i . C a m ı ü 't t e v â r ı h . K Ö Y M E N . A n a d o lu O s m a n lı T e ş k ilâ t ın a B e y lik le r i. Teş­ 10®.S a . sh . v e 'i. 347— 348— 349— T U R A N . I s l â m K a y n a k la r ın a G ö r e M a la z g ir t S a v a s ı. K a y n a k la r ın a G t jr e R a v z a t ü 's . S e l. M a la z g ir t M M .t a l e b f i T a r ıh . i s t a n b u l 1 9 6 9 . T U R A N . 1 4 3 . A n a d o l u ' n u n F e t h i . N o : 1 . S e lç u k lu la r T a r ih i. K a r a k o y u n lu B ir " B a k ış .ı H a l e b . sh . S h. S E V İ M .C E V Z İ . H ü k ü m ­ h â c ip lik b ilg i g e tir ile n le r h ü k ü m d a r ın e n z iy â d e e m in d a r la d e v le t iş le r i ve d e v le t a d a m la r ı a r a s ın d a k i b ir v a s ıta o la n s o n r a la r ı iç in bk. T ü r k D ü n y a N iz â m ı­ n ın M illi. 4 2 0 . 3 8 . sh .D i N . 274-277. (B u h u su sta g e n i. sh. S e l. b u m e v k iy e o ld u ğ u a d a m la r d a n d ır . M ü s a y e r e t ü 'l. 5 8 . 1 5 . 8 2 8 9 . S h. 5 3 .u k lu la r T a r ih i.2 8 0 .ü m e m . s a f a ..5 9 . B u g y e t ü 't . M a la z g ir t M . 1 4 2 . sh. S Ü M E R .K â m il IW ir 'a t ü 2 '7 .D E V A D A R İ. İb r a h im İs lâ m K A FESO Ğ LU .. 350— 351— 352— 353— 354— 355— 356— T U R A N . T U R A N .d ü r e r A K S A R A Y LI C a m i ü 'l . S e lç u k ıle r i. ) 3 4 2 — S IB T 343— 344— 345— 346— İ B N Ü ’L . S e lı. K A R A T A M U . sh. 94-95. c . c . D e v r i T ü r k T a r ih i. M a la z g ir t M d-. T U R A N . 8 . M . D Ü ‘0 . ve A k k o y u n lu la r la T a r ih K u ru m u M e m lu k le r d e k i D e v le t Y a y ın ı. 2 . ve M ü b t a k a t ü 'i .SE V İ M. İ B N ü ' L . m u i t a z a m fi A h b â r î'i.S E V I M . M e d h a l. T ü rk A n k a r a 1 9 7 0 . 1 4 3 .e . S e l ç u k l u l a r T a r i h i . 2 4 7 . T ü r k C ih â n H â k im iy e t i M e fk u r e s i T a r ih i. b a s ı m .C E V Z İ. 140 142. M AH M UD .z e m a n İ B N Ü 'L A D İM . K Ö V M E N . S e l. 2 7 9 . S e lç u k lu la r T a r ih i. sh . 2 6 4 . 7. g . 6 3 -6 4 .T a r i h .a n ıb â r S Ü M E R . T U R A N . a .g u r e r . İB N Ü 'L n iin T a r ih i R E S İ- İB N Ü 'L . I. K E t ^ iM O O D İN M İR H O N D .5 4 . T u r a n N e ş r iy a t Y u r d u Y a y ın ı. sh . s n . sn .m ü lu k fi T a r ıh i'l. 4 7 . 1 9 3 . M ü s â m e r e t ü 'l . U m u m i S e r i . . I. 1 5 3 . S e ri. sh .m u n ta z a m S IB T E S İR . D e v le ti A n a d o lu U Z U N C A R Ş IL I. 2 4 7 . sh. S E V İ M . ilh a n iıe r .â y a n .h a le b ve İB N Ü 'D . 7 1 . sh.3 8 . K A R A T A M U . M a la z g ir t M a d d e s i. D e v r i T ü r k T a r ih i. Z ü b f l e t ü l. M i r ' a t ü 'z z e m a n t i T a r i h ı ' l . T ü r k i y e T a r i h i . İs lâ m î v e in s a n i E s a s la r ı. sh. î h . 1 5 4 . sh . "M a la z g ir t M u h a r e b e s i". K Ö Y M E N . M a l a z g i r t M S .

205. 7 1 .2 6 . F A R A C . 90 -9 1 . T U R A N . R o m a n o s . D ilm a ç O ğ u l­ T a r ih No. . T U R A N . S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . 2 5 . FA R A C . T U R A N . I. E Y İC E .9 1 . sh. sh . a . E Y İC E . S a h . I . M a ı a z g 'r t T ü rk T a r ih S a v a ş ın ı K u ru m u K a y b R iJe n Y a y ın ı. 9 6 . 6 8 . I V . S A K A O Ğ L U .e . Doğu A n a d o lu T ü rk D e v le tle r i T a r ih i. s h .. 3 6 . S . sh. R o m a n o s . E Y İ C E . Bu k o n u d a g e n i* b ilg i iç in bk. M a la z g ir t M S . I. sh. 365366367368369370371372373374375376377378A B U 'L A B U 'L S E V İM . L E B E A U .e . T U R A N . 1 0 5 . IV R o m a n o s . 1 1 . 2 0 4 . S ü le y m a n I. sh. S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . sh. S a h . E Y İ C E . 2 0 5 . sh. 8 0 v e n o t M a la z g ir t IV .. sn .7 1 . X I V . c I. 359360361362363364E Y İ C E . 2 0 4 . HO RASAN’DA N A N A D O L U ’Y A 235 . 9 0 . I V . sh. 9 2 . S a lt u k lu la r . 1. b a s k ı­ H ı s t o r e d u B a s . la r ı ve A r t u k lu la r 'ın Y a y ın ı. sh . I V . 3 2 4 . E Y İ C E . ilm i S e ri. s h . 2 0 2 . A n a d o l u ' n u n f e t h i .. a . sh. 6 9 . 103. 8 3 . Sh. sh .g . T u ra n N e ş riy a t Y u rd u U m u m i S e ri. (1 0 6 8 . S E V İ M . sh . R o m a n o s . 8 2 . 2 0 4 . sh. 5 a h . S ü le y m a n I. S E V İ M . 92 . S ü l e y m a n S a h . S ü l e y m a n S a h . R o m a n o s . E Y İC E . IV . IV . 2 5 . s ı). T U R A N .. A n k a ra X X 1 9 7 1 . M a la z g ir t M S . Rom anos Sen . R o m a n o s .g . 2 0 5 . sh . 379380381382383384385386387T U R A N . sh. S ö k m e n llle r .ıa n $ a h . R o m a n o s . I. 2 0 4 . R o m a n o s . stı. T U R A N . sh . T U R A N . Sh . M a l a z g i r t M . s h . S ü le y m a n Ş a h . sh. s n . N o : 6 . TU R A N . S A K A O Ğ L U . sh . sh . S ü l e y m a n I. I V Ch. 3 4 . c . 3 2 4 S . I V . P a r is 1 8 3 3 ( S a ı n t M a r t ın 5 0 9 'd a n n a k le d e n E Y İ C E . 73-76. 9 1 . 2 8 1 Sh. 104-105. ve M e d e n iy e t le r i. sh. S E V İ M . X V I . S ü le y m a n I.9 3 . sn.1 0 7 1 ). İs ta n b u l 1 9 7 3 . sh. 'q o 9 u A n a d o lu T ü r k D e v le tle r i T a r ih i. X I I . M a la z g ir t M S . R o m a n o s . 56.E m p ır e . S E V İ M . T U R A N . sh R o m a n o s . 205 Ş a h . 105. sh. 2 0 4 . S U le y n . S a h . T U R A N . I. S ü l e y m a n S a h .6 8 . . E Y İ C E .Sa..S . S E V İ M . 6 7 . IV . T U R A N . 72. S E V İ M . T U R A N . sn. S ü le y m a n I. sh. sh. M a la z g ir t M . I V . sh . sh . Y I N A N Ç . O sm an T U R A N . 2 0 4 .V B Ö LÜ M M A L A Z G İR T ’T E N SO N R A A N A D O LU F Ü T U H A T I V E T Ü R K İY E D E V L E T İ N İN K U R U L U Ş U 358S e m a v iE Y İC E . S iy â s i M e n g U c ik lc r . 92. M a la z g ir t M S . D io g e n e s 2. c .E Y İ C E .

2 0 6 A n o n im sh. sh. K Ö Y M EN . T ü r k i y e T a r ih i. S e lç u k lu la r Z a n v a n m d a T ü r k iy e . 2 1 4 . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . sh. I. S ü l e y m a n S a h . 202. I . t. c . 6 6 8 . S ü le y m a n Şah. 5 7 . Ö Z T U N A . "M e lık ş a h A n s ik lo p e d is i. S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e .5 5 . İs lâ m T ü rk T a r ih i. A n a d o l u ’n u n F e t h i . c . 2 0 ?. T ü r k iy e T a r ih i. I. sh . T U R A N . 1 5 6 . S e lç u k lu la r T a r ih i. 4 2 1 . l u l a r T a r i h i . 2 0 2 . 391— 392— T U K A N . sn . I. sh. S ü l e y m a n Ş a h . I.8 9 . S ü l e y m a n Şah. 2 1 1 . sh. V I N A N C . 6 4 vd. S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . sh . sh. 1 0 5 -1 0 6 . S ü l e y m a n Ş a h . c . 4 0 7 — T U R A N . 59. S e lç u k ­ S e lç u k n a m e .6 3 . sh. Y IN A N Ç . c . I. 2 0 9 .6 2 . sh. c.2 0 3 . S ü le y m a n Şah. sh. T U f t A N . sh. 57. S e lç u k lu D e vri T a r ih i. s h . I. S e lç u k lu la r T U R A N . l. I. 6 9 . ( M e l i k 236 OĞUZ ÜNAL . sh T U R A N . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . sh. 400— 401— T U R A N .1 5 6 . F e t h i. T U R A N . 2 0 5 . sh 4 2 3 . sh . S ü r e y m a n S a h . sh . 394— 395— 396— 397— 398— T U R A N . 2 0 5 . 393— Y IN A N Ç . sh. sh . 413— 414— T U R A N . S e lç u k lu la r 408— 409— 410— 411— 412— T U R A N .' 1 3 6 'd a n n a k le d e n T U R A N . sh. Ö Z T U N A . sh. I. Sh. sh 8 8 . sh. 1 0 6 . 6 1 . S ü l e y m a n Ş a h . T U R A N . sh . 5 4 . T U R A N . S e lç u k lu t a r Z a m a n r n d a T ü r k iy e . 8 8 : B 9 . 2 0 3 . I . 1 0 7 402— 403— 404— 405— Ö Z T U N A . A n a d o lu 'n u n M a d d e s i". 6 2 . 105-106. A n a c io lu 'n u n F e t h i. K A FESO Ğ LU . |. Y iN A N C . Z a m a n ın d a T ü r k iy e .388— 389— 390— T U R A N . T U R A N . 4 2 5 . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü ık ly e . sh . s n . T U RA N . 2 1 0 . 2 0 6 . c . sh 3 6 ’d a n n a k l e d e n T U R A N . T U R A N .2 0 6 T U R A N . 415— 416— 417— T U R A N . S ü l e y m a n Ş a h . S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . 2 1 0 . S ü l e y m a n Ş a h . s h . sh . sh. Z a m a n ın d a T ü r k iy e . 5 3 . K Ö Y M EN . S ü le y m a n Şah. S e lç u k lu la r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . Sh. Ş a h 'ın C ih â n S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . T U R A N . sh. kanaat iç in b k . T U R A N . sh . A n a d o l u ’n u n F e lh i. sh . I. 6 3 . K a rş ıla ş ­ t ı r ı n ı z T U R A N . I. sh 5 4 . T U R A N . T ü rk A n a d o lu 'n u n F e t h i. T ü r k iy e T a r ih i. I.4 2 3 . s h . Ö Z T U N A . 63. Z a m a n ın d a T ü r k iy e . 5 4 . I S ü le y m a n Sah. sh . 1 5 4 . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . S e lç u k lu la r Z a m a n rn d a T ü r k iy e . K a r ş ıla ş t ır ın ız Y I N A N Ç . Ö Z T U N A . 4 2 4 . 7.5 5 . 130. 399— T U R A N . Anna Com nene. sh . I. 406— Bu y a n lı. T U R A N . sh. sh. 4 2 2 . T U R A N . S e lç u k lu la r T a r ih i. 4 8 . T ü r k i y e T a r i h i . 4 7 . s h . S e lç u k lu la r T U R A N . T U R A N . T U r k iy e S e lç u k lu D e vri T a r ih i. 203.

2 0 5 . 4 . 1 8 1 . 1 3 0 ). sh.) N ite k im K Ö Y M EN . 2 1 1 . K Ö Y M E N k a tılıy o r ve ve P ro f. T U R A N . K ı l ı ç A rs- 1 3 0 9 . c . 4 1 8 ^ — T ü r k iy e o ld u ğ u K ö Y M E N D e vri ı s r a r la sh . 2 1 1 . 419— 420— 421— 422— T U R A N . 1 0 9 . sh . t e z a h ü r le r in d e n (K ita p b a s t ır m a d ık la n r ii • • O sm a n T U R A N . sh. T a k v im . b a ğ lı (v a s a l) b ir d e v le t (b k . T U R A N . sh. I. sh. D iğ e r da k e n d i a d la r ı­ d e vre d e ta ra fta n . Eğer K ö Y M EN . Z a m a n ın d a K it a b e v i T ü r k i y e '^ . T e m m u z S e lç u k lu la r 'a m e s e le s i 1 9 7 2 . ( T ı p k ı b a s ır r iı. Büyük S e lç u k lu İm p a r a t o r lu ğ u y ık ılm a m ış t ı. 2 0 6 . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . İs ta n b u l s u a n d a e lim iz d e I. A n a d o l u ’n u n F e t h i . I . T U R A N ^ ın S e lç u k lu la r 'a g ö rü şü n e T ü r k iy e S e lç u k lu la n ^ n ın Büyük t â b i o lm a d ığ ın ı v e b a ğ ım s ız b ir d e v le t o l d u k la r ın ı k a b u l e d iy o r u z . ) 418— T U R A N . Y IN A N Ç ^ ın a k s in e P r o f. d e ğ iliz ^ ' d e m e k k ın d a s u r e tiy le iş a r e t o lm a k s ız ın e tm iş t ir . Sh. sh . İs m a il G A L İ P . 2 0 8 ) tâ b i b ir D e v le t is e . A n k a r a l a n 'ı n bu o ğ lu S u lta n henüz 1 9 7 1 ). T U R A N . bu T ü r k iy e d e lil S e l ç u k l u l a r ı ’n ı n o la r a k T ü r k iy e p a ra Büyük b a s t ır m a o lu ş la r ın a y a n lış la r o lu r . B iz P ro f. 1 9 5 v d .2 1 2 . T U R A N . S e lç u k lu la r ı'n ın fik r i P ro f. . s. I. A n a d o lu ^ n u n s h . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . V c I. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e .H ik . I. 6 3 . HORASAN'DAN ANADOLU'YA 237 . c . S ü le y m a n Ş a h . Y I N A N Ç . S ü le y m a n Ş a h .2 1 2 . s h .1 8 2 'd e n n a k le d e n T U R A N . kadar S e lç u k lu T ü r k iy e t â b ii T ü rk S e lç u k lu la r ı'n ın o ld u ğ u n u Büyük Büyük ve S e lç u k lu la r 'ın d e lil o la r a k y ık ılış ın a d a T ü r k iy e y ık ılın c a y a o n la r ın s ö y le m e k te S e lç u k lu S e lç u k lu kadar S u lt a n la r ı'n ın ilk İm p a r a t o r lu ğ u o la n p a ra b a ğ ım s ız lığ ın (b k . 423— 424— 425— 426— Y I N A N Ç . sh.i S e lç u k iy y e . sh. 5 5 . S e lç u k lu la r Zam a­ n ın d a T ü r k iy e . 2 1 1 . b u n la r ın b u lu n a m a m ış o lm a s ı b u s u lt a n la r ın s ik k e k e s t ir m e d ik le r in e d e lil o la m a z . (B k . g ö s te r ile c e k Z ir a S e lç u k lu kendi S u lt a n la r ın ın a d la r ın a d ah a b ü y ü k S e lç u k lu ­ k e s t ir d ik le r in i b ili­ y ık ılm a d a n (B k . na S ik k e daha ö n c e k i T ü r k iy e S e lç u k lu S u lt a n la r ın ın k e s t ir m iş o lm a la r ı k u v v e tle m u h t e m e ld ir v e b u g ü n . S ü le y m a n Ş a h . T U R A N .i M e s k u k â t. M A T H İE U . T a h lilî) . B ib liy o g r a f y a —K it a p T u rh a n c . H a b e r le r i g ö s te r m e k te d ir . T U R A N . I. sh . P ro f. Y IN A N Ç da T ü r k iy e S e lç u k lu la r ı'n ın Büyük S e lç u k lu la r 'a t â b i o ld u k la r ın ı k e s in lik le k a b u l e d e rs e d e " T ü r k i y e S u lt a n la r ın ın b ü y ü k S u lta n a v e rg i g ö n d e r ip g ö n d e r m e d iğ i h a k k ın d a bu t â b ilik m e s e le s in in h i ç b ir v e s ik a y a m â lik ş ü p h e li o ld u ğ u n a f a r ­ F e t h i. T U R A N . M e s u d z a m a n ın d a k e s ilm iş s ik k e le r m e v c u t t u r k i. 6 4 . sh. sh.m iv e t i m e fk u re s i iç in l>k. S ü le y m a n Şah. I. Y a y ın ı. 6 6 . ünce (1 1 5 7 ) s ik k e yo ru z . S e lç u k lu la r B ü lt e n i. K ö V V IE N . v d . P ro f. T ü rk C ih â n H â k im iy e t i M e f­ k u r e s i T a r i h i . I . 102 s a v u n u lm u ş t u r . T ü rk C ih â n H â k im i­ y e t i M e fk u r e s i T a r ih i. Büyük S e lç u k lu la r 'a t a r a f ın d a n T a r ih i.

n şr. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . T U R A N . 6 9 -7 0 . S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . 9 6 .. T a r ih 11. s h . T U R A N . sh. I X . C r. I. sh. S e lç u k lu la r Z a m a n ın ­ Ö Z T U N A . I. Sh. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . T ü r k iy e T a r ih i. 5 6 . I. sh . D ü v e l.7 3 . sh .427— BR O SSET . 3 4 6 . s h . 7 7 . 2 1 9 . c. T ü r k C ih â n H â k in n iy e tı M e fk u r e s i T a r ih i. sh. sh . T ü r k C ih a n H â k i m i ­ y e t i M e f k u r e s i T a r i h i . 77 .6 8 .D E L İO R M A N . c . S e lç u k lu la r T a r ih i. T ü r k iy e T a r ih i. S ü le y m a n T U R A N . • 'I. 433— K A F E S O Ğ L U . T U R A N . T U R A N . sh . 2 1 1 .ıto r ıu ğ u . s h . sh. T U R A N . sh . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . sh .3 4 9 ’d a n n a k le d e n T U R A N . 433i T U R A N . c . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . 1 9 'd a n n a k l e ­ d e n T U R A N . T U R A N . sh . 4 2 7 .D E L İ O R M A N . sh . S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e .H . 2 1 6 . S a h . A n s ik lo p e d is i. sh. 7 6 . sh. sh . 2 0 5 . T U R A N . 444— T U R A N . Ö Z T U N A . sh. 95-96. sh . I .4 2 7 . sh . T U R A N . 456— T U R A N . 4 3 5 . s h . T U R A N . 6 4 . 71 . 7 5 . 161 . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . T U R A N . Sh. T U R A N . S e lç u k lu la r T a r ih i. T a r ih I I . T U R A N . No ü n iv e r s it e s i E d e b iy a t F a k ü lt e s i V a y ın ı. H a lil ED H EM . R . T U R A N . S h . Sh. K A F E S O Ğ L U . T U R A N . 70. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . K ı l ı ç A r s l a n M a d d e s i " . Y a y ı n oü ) İs t a n b u l 1 9 5 3 . c . s h . sh . T U R A N . 1 6 0 . E rm e n i H A YTO N . 7 6 . sh. I I . Sh. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . T U R A N . S e lç u k lu la r Z a m a n m - 76. Z IO . S e lç u k lu la r Z a m a n in d a T ü r k iy e . 434— 435— 436— 437— 438— 439— 440— 441— 442— 443— T U R A N . I . D o c u m e n ts A r m e n ie n s . M P a u lin . I. 6 7 . 4 2 6 . K A F E S O Ğ L U . İs ta n b u l S u lta n M e lik Sah D e v r in d e Büyük S e lç u k lu im p a r . sh. T U R A N . T U R A N . I. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . sh . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . 2 1 9 . S ü le y m a n Ş a h . sh . S e lç u k lu la r T a r ih i.. sh. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . 6 5 . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . 7 2 . S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . c . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . sh.i İ s l â m i y e . d a T ü r k iy e . sh. 7 4 . İ s l â m S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . Ö Z T U N A . d a T ü r k iy e . 4 45— 446— 447— 448— 449— 450— 451— 452— 453— 454— 455— 43 3. 7 3 . 7 6 . T ü r k iy e T a r ih i. Ö Z T U N A . 6 8 1 . 6 . G U İL L A U M E de T y r . c . S h. T ü r k iy e T a r ih i. 6 4 . 1 4 3 'd e n n a k le d e n T U R A N . 2 1 7 . 457— İb r a h im k a FESO Ğ LU . 431— 432— T U R A N . T U R A N . sh. 9 6 . Bk. 428— 429— 430— T U R A N .D E L İ O R M A N . 2 0 6 . I. 238 Oğ u z ÜNAL . S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k j y e . T a r ih II. 9 5-9 6. sh . sh . I . sh. P a r is 1 8 7 9 . I. 77-. D o ğ u A n a d o lu T ü r k D e v le tle r i T a r ih i. c. İ s t a n b u l 1 9 2 7 .

97 . 2 2 5 . Sh. 2 2 5 . I. sh. R e n e G R O U S S E T . Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . g e n iş v d . 470— Bu konuda sh .2 2 4 . S e lç u k l u l a r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . S e lç u k lu la r T U R A N . 9-10. 2 2 7 . 2 6 4 .1 0 4 . sh.1 0 1 . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . 1 0 5 . T U R A N . T U R A N . Sh. S e lç u k lu la r T U R A N . 2 1 7 . 2 2 5 . sh. X . sh. T U R A N .2 2 8 . 479— 480— 481— 482— 483— 484— 485— 486— T U R A N . S te v e n R U N C İM A N .1 1 1 . 2 0 7 . 2 2 8 .s h . b ilg i iç in bk. D E M İ R K E N T . T U R A N . 1 0 v d . S e lç u k lu la r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . 459— T U R A N . S e lç u k lu la r T a r ih i. sh . 1 0 4 . O d o n d e D E U İ L . 6 ). sh . U m u m i T ü r k T a r ih in e G ir iş . sh. 2 1 1 . S e l ­ ç u k lu la r T a r ih i. 471— G e s te d e L o u is V I I . sh. ı. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . 2 1 6 . T a r ih II. 8 8 . T U R A N . T U R A N . 1 0 1 . S e lç u k lu la r T a r ih i. 8 9 . S e lç u k lu la r T a r ih i. S e lç u k lu la r T U R A N . H is to ir e d e s C ro fc a d e s H is t o r y o f C ro s a d e s ü o n n a k le d e n T U R A N . sh. (B u konuda g e n iş b ilg i iç in bk.2 1 8 . T O G A N . 2 0 3 . K A F E S O Ğ L U . K A F E S O Ğ L U . sh . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . 1 0 7 . T U R A N . 1 1 1 8 'e No! K a d a r ). Ü n iv e r s it e s i E d e b iy a t F a k ü lt e s i Y a y ın 1 8 9 6 . T U R A N . S e lç u k lu la r s a m a n ın d a R e k a b e ti ve I. Sh. sh. 2 2 4 . S e lç u k lu la r T a r ih i. T a r ih I I . T ü r­ k iy e . 2 1 9 . S e lç u k lu la r T a r ih i. A S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . 1 1 0 . T a r ih I I . 1 8 6 v e d ip n o t u 8 8 . K A F E S O Ğ L U .2 0 8 . Sh . sh. Z a m a n ın d a T ü r k iy e . Is la m is a t io n dans la T u r g u ie du M oyen-âge.2 2 9 . 2 6 2 . T U R A N . T U R A N . 2 2 3 . 2 0 8 . S e lç u k lu la r T a r ih i. sh . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . 478— T U R A N . sh. 462— 463— 464— 465— 466— 467— 468— 469— Sh. 9 8 . o rm a n . 242-244.2 0 9 . HORASAN DAN ANADOLU'YA 239 . sh .. sh . C r o is a d e s ) . 9 7 . sn . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e .D E L İ O R M A N . İs t a n b u l 1 9 7 4 .D E L İ . sh. 2 2 1 . ( D o k t o r a T e z i) . T U R A N . S e l ç u k l u l a r T a r i h i . sh. T U R A N . 460— 461— T U R A N . S e lç u k lu la r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . T U R A N . sh . T U R A N .458— Iş ın D EM İ R K EN T . 1 0 8 . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . sh . sh . 2 2 0 . sh. 1 0 4 . T ü r k C i h â n H â k i m i y e t i M e f k u r e s i T a r i h i . Z a m a n ın d a T ü r k iy e . İs ta n b u l U rfa H a ç lı K o n tlu ğ u T a r ih i ( 1 0 9 8 'd e n Y a y ın ı. Sh. 472— 473— 474— 475— 476— 477— T U R A N . T U R A N . S e lç u k lu la r T U R A N . U r f a H a ç l ı K o n t l u ğu T a r ih i.D E L İ O R M A N . T U R A N . K ı l ı ç A r s la n . T U R A N . ( B i b i . sh . T U R A N . S tu d ia ve Is la m ıc a . Sh. sh. 2 1 7 . 1 0 5 . 9 0 . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . Sh. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . 11. 1 4 0 . Is lâ m A n s ik lo p e d is i. sh . S e lç u k lu la r T a r ih i. sh . 148 " S e lç u k lu D a n iş m e n d li M e s u d 'u n D e v le t i i h y a s ı” ). T U R A N . s h . c. T U R A N . Um um i T ü rk T a r ih in e G i r i ş . c . TO G A N ..

490— 491— 492— T U R A N . sh. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . 503— M A T H İE U . t e r e . T U R A N . P a r i s 1 9 4 3 . H â k im iy e t i M e fk u re s i T a r ih i. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . 6 5 1 . B A R K A N .5 5 7 . K A F E S O Ğ L U . M a la z g ir t Z a f e r in in 9 0 0 .6 5 3 . 5 0 5 . V I.e „ sh. A n k a ra 1972. A l e ı c l a d e . 5 S 6 . L E İ B E . T a r ih M . 3 4 6 . b a s ı m . 240 Oğ u z ÜNAL . 2 3 1 . I . Bonn 1839. H is t o ir e de la G e o r g ie I. Y ı l d ö ­ n ü m ü K u t la m a S e ris i I I . s h . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . T U R A N . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k i y e . S E K E R . A n a d o lu 'n u n F e t h i. s h . ve T a r ih . c . sh . BÖ LÜ M T Ü R K İY E D E V L E T İ'N İN K U R U L U Ş Y IL L A R IN D A T Ü R K L E R T A R A F IN D A N F E T İH V E İS K A N O L U N A N A N A D O L U Ü L K E S İN E B İR B A K IŞ 500— V IN A N Ç . T U R A N . 165-166. 2 0 2 . s h . T U R A N . sh . Y a y ı n N o : 170. S t. 504— B R O S S E T . 6 5 1 . T ü rk D U L A U R İE R . H is to r ia . Sh . N e ja t K A Y M A Z . 1 6 6 . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . sh. H i s t o i r e d e la G e o r g i e I . 2 0 5 . S e lç u k lu la r Z a m a n m d a T ü r k iy e . 3 9 . 1 8 2 'd e n C h r o n ig u e . T ü rk C ih â n H â k im iy e t i M e fk u re s i T a r ih i. sh . B u k a y n a ğ ın T ü r k ç e s i iç in b k . sh. 1 5 6 .487— 488— 489— T U R A N . sh. O ğ u z la r (T ü r k m e n le r ). 5 0 6 . sh. D il T a r ih le r i. sh .D E L İ O R M A N . 39 . A n k a ra ü n iv e r s it e s i D il ve T a r ih Coğ­ M u i n U 'd . P e r v a n e M u in e d d in Pe rva n e ra fy a d e v r i h a k k ın d a g e n iş b ilg i i ç in D k . 5 0 5 . S K Y L İT Z E S . 2 0 6 .d i n F a k ü lte s i Y a y ın ı. trc . C ih â n P a r is 1858.9 5 7 . sh. sh .2 3 3 . S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . sh.5 0 6 . T U R A N . A n a d o lu 'n u n F e t h i. T U R A N . sh. sh. A n k a r a 1 9 7 0 . B R O SSET . 2 2 9 . 493— 494— 495— 496— 497— 498— 499— T U R A N . 5 4 . P e te rs b u rg 1879. U R F A L I M A T E O S . 501— 502— y i N A N Ç . 3 9 .3 4 9 'd a n n a k l e d e n T U R A N . s h . stı. c . sh . 6 5 7 . I. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e .B o y T e ş k i l â t ı — D e s t a n la r ı. sh. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . S e lç u k l u ­ la r T a r i h i . T U R A N . 7 0 8 'd e n n a k l e d e n T U R A N . 181- n a k le d e n T U R A N . sh . T U R A N . a . 349. 1 1 . 1 0 2 . U r fa lı M a t e o s V e k a y in a m e s i v e P a p a z G r ig o r 'u n Z e y l i . E. sh. 6 4 4 . 1 3 4 . T a r ih i D e m o ğ r a f i A r a ş t ır m a la r ı.g . S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . sn . " M u i n e d d i n P e r v â n e D e v r i " . A n k a r a O n iv e r s ıte s i F a k ü lt e s i Y a y ı n ı . Y a y ı n N o . 1 8 'd e n n a k le d e n T U R A N . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . 8 . 346- 3 5 9 'd a n n a k le d e n T U R A N . I. sh. 505— Anna K O M N E N A .C o ğ r a fy a 2 . F a ru k SÜ M ER . s h . 506— J. S ü le y m a n . 5 0 5 . S e l ç u k l u l a r T a t l h i .

2. 2 8 2 . 4 0 . T a r i h i D e m o ğ r a f i A r a ş t ı r m a l a r ı .s h . 530— 531— V I N A N Ç . A n k a r a 1 9 4 4 . K o lo n iz a t ö r T ü r k D e r v iş le r i. T a r ih A r a ş t ır m a la r ı D e r g is i. 2 8 1 . A n a d o lu 'n u n F e t h i . 2 6 0 ' d a n D e v le tin in D . R o lü ç e v ir e n . " T a r i h i D e m o g r a f i A r a ş t ır m a la r ı v e O s m a n lI T a r i h i " . sh . S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . X V I . s. B A R K A N . 9 6 v e d i p n o t u 8 . Basnur M a t b a a s ı. İs t a n b u l 1 9 5 3 . Fuad K Ö PR Ü LÜ . 514— 515— K Ö PR Ü LÜ .3 . 4 0 . A n a d o lu 'n u n F e t h i. sh . 511— 512— B A R K A N . T ü r k iy e T a r ih i. sh. K U R A N . X I V S Ü M E R .2 8 2 . B A R K A N . T U R A N . 3 9 . 2 8 1 . O ğ u z l a r . 1 7 . s h . sh. V. İs t ilâ K o l o n i z a t ö r T ü r k D e r v i ş l e r i v e Z a v i y e l e r . ' le s i". Ö m er L ü tfi B A R K A N . B A R K A N . 508— 509— 510— T U R A N . ü n iv e r s it e s i ( A n k a r a 1 9 6 4 ) . Za­ 1905. s h . n a k le d e n N e ja t K A Y ­ D e r g is i. 2 8 1 . "L e o n . sh. 1-2.507— S ü rya n i P a r is M İH A E L III. O ğ u z la r . 1 6 6 . 5 7 . vd. 166j Ö ZTU N A . 3 4 3 . s. sh. S Ü M E R . " O s m a n lI im p a r a t o r lu ğ u 'n d a T ü r k A ş ir e t le r in in R o lü ". s. E . S e l ç u k l u l a r Z a m a n m d a T ü r k i y e . B A R K A N . Sh. I I . O s m a n lI ( m p a r a t o r lu ğ u 'n u n T e ş e k k ü lü M e s e le s i . 6 1 . B A R K A N .X I V . te re . (1 9 5 1 . T ü r k iy a t M e c m u a s ı.4 0 . 343- O sm anlI I m p a ra to rlu ğ u 'n u n T e ş e k k ü l ü M e s e le s i .4 1 . s h . sh. X I I I .1 8 . c . s. sh. s h . 1 6 0 .C . 4 1 . X I V . Ö m er L ü tfi B A R K A N . C H A BO T. sh . O sm anlI i m p a r a t o r l u ğ u ' n u n K u r u l u ş u . 344. s h . O ğ u z la r. I. I I . X II I . 2 . sh. 513— M. 516— 517— 518— 519— 520— 521— BA F^K A N . (M ic h e l le S y r ie n ). G R U M EL. Sh. sh . S Ü M E R .X V I . 2.1 7 2 'd e n n a k le d e n S e lç u k lu la r m a n ı n d a T ü r k i y e . sh . 528— 529— T U R A N . 2 8 1 . O ğ u z la r. T a r ih i D e m o ğ r a fi A r a ş tır m a la r ı. S Ü M E R . K o lo n iz a t ö r T ü r k D e r v iş le r i. Y IN A N C . A n k a r a 1 9 7 2 . M e tr o p o lite d 'A m a s e e X I I ® s ie c le " . sh. X . b a s ım . 1. O ğ u z la r. A n k ara S e lç u k lu i n h i t a t ı n d a id a r e M e k a n iz m a s ın ın Fak. T U R A N . X V . A n k ara ü n iv e r s it e s i S iy a s a l D e r g is i. 3 4 4 . c . c. sh. T a r ih in d e m o g r a f ik â m ille r le iz a h ı hakkm daki k ı y m e t l i g ö r ü ş le r i iç in bk. V a k ı f l a r D e r g i s i . İs ta n b u l ü n iv e r s it e s i E d e b iy a t F a k ü l­ c. K o lo n iz a t ö r T ü r k D e r v iş le r i. İs t a n b u l 1 9 7 4 ). sh . sh. 522— 523— 524— 525— 526— 527— B A R K A N . C In r o n ig u e . O s m a n lI I m p a r a t o r lu ğ u 'n u n K u r u lu ş u . M e to d u " O s m a n lI İm p a r a t o r lu ğ u 'n d a V a k ıfla r B ir İs k â n ve K o D e v ir le r in in lo n lz a s y o n O la r a k v e T e m lik le r . 527®— Pau l W İT T E K . A n k a r a 1 9 4 2 ( T ı p k ı b a s ım ı. "O s m a n lI Im p a r a t o r lu ğ u 'n u n B ilg ile r F a k ü lte s i T e ş e k k ü lü M eseI . Ö m er L ü tfi B A R K A N . c . S Ü M E R .5 3 ). "A n a d o lu I".T . E tu d e s H O R A SA N ’D A N A N A D O L U ’Y A 241 . K o lo n iz a t ö r T ü r k D e r v iş le r i. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . İn g iliz c e d e n te s i T a r i h M AZ. sh. I. X X I .^ 3 0 . s h . sh .

143-144. S O M E R .1 6 8 . 540— 541— Y I N A N Ç . Y I N A N Ç . s h . c . I. sh. 1 7 3 . A n a d o l u ’n u n F e t h i. c. 1 7 4 .1 8 2 . A n a d o lu 'n u n F e t h i . 2 7 5 . 2 . X X I V . O ğ u z la r . sh . s h . 1 6 6 .1 4 2 . 1 7 2 . 1 8 2 . A n a d o l u ’n u n F e t h i . 1243- 1 4 5 3 . B A R K A N . 1 7 6 . A n a d o lu ’n u n F e t h i. 546— 547— 548— 549— 550— 551— 552— 553— Y I N A N Ç . 1 3 5 . O s m a n lI K o lo n iz a tö r Im p a r a t o r lu ğ u 'n u n T ü rk D e r v iş le r i. 2 3 . 1 6 7 . 1 7 6 . O ğ u z la r . 3 5 7 . 9 9 . sh . A n a d o lu 'n u n F e t h i. 1 6 7 . X X I . 2 8 0 .1 6 7 . Y I N A N Ç . sh .1 7 4 S ü m e r . 5 6 7 . S e lç u k lu la r T a r ih i. s h . c . O ğ u z la r. s h . O ğ u z la r . 1 7 6 . 1 7 2 . 182 . sh. 8 3 n o 'lu d ip n o t u r t u n d e v a m ı. Sh. O ğ u z la r . 1 8 0 . Fa ru k SÜ M ER . 1 2 . sh . B A R K A N . O s m a n lI I m p a r a t o r lu ğ u 'n u n K u r u lu ş u . s h . sh. sh. X V . S e lç u k lu la r T a r ih i. 5 2 0 . O ğ u z la r . O s m a n lI Im p a r a t o r lu ğ u 'n u n K u r u lu ş u . Y I N A N Ç . Y I N A N Ç . S e l ç u k l u l a r T a ­ rih i. s. s h . sh . Y I N A N Ç . " A n a d o lu 'y a Y a ln ız G ö ç e b e T ü r k le r m i G e l d i ? " . 1 5 8 . 1 6 7 .1 7 8 . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . 1 7 6 .1 7 5 . S Ü M E R . 1 6 8 ’d e n n a k l e d e n T U R A N . T U R A N . Kem al Vehbi G Ü L. 1 0 . 6 3 5 'd e n n a k l e d e n Y I N A N Ç .B y z a n t ln s . O ğ u z la r . İ s t a n b u l 1 9 7 4 . 1 0 0 B ü y ü k E s e r S e ris i. 1 4 4 . sh .X X I I . sh . T a r ih i D e m o ğ ra fi A r a ş tır m a la r ı.2 3 5 . Y I N A N Ç . T ü r k i y e 'n i n İk t is a d i ve İç t im a i T a r ih i.5 9 4 . A n a d o lu 'n u n F e t h i. Y I N A N Ç . 1 1 . 1 5 0 . b a s ım . A n a d o l u ’n u n F e t h i . 542— M u s ta fa A K O A â. 532— 533— 534— 535— 536— 537— 538— 539— Y I N A N Ç . I. S Ü M E R . A n a d o l u ’n u n F e t h i. S O M E R . 5 2 1 . T ü r k T a r i h K u r u m u B e l l e t e n . K Ö P R Ü L Ü . K Ö P R Ü L Ü . I. A n a d o l u ' n u n F e t h i . sh . T o k e r Y a y ın e v i. B Ö L Ü M N E T İC E 561— T U R A N . O ğ u z la r . A K D A Ğ . İs ta n b u l 1 9 7 1 . C h r o n o g r a p ij ie B y z a n t i n e . 1 7 2 . K Ö PR Ü LÜ . A n a d o lu 'n u n T u r k le ş t ir ilm e s i v e Is lâ m la ş t ır ılm a s ı. s h . T U R A N . 556— 557— 558— 559— 560— S Ü M E R . 554— 555— B k . 1 7 7 . sh . X X I . Y I N A N Ç . 242 OĞUZ ÜNAL . 1 9 C v e S Ü M E R . C e m Y a y ı n e v i . 1 4 1 . A n a d o lu 'n u n F e t h i. 543— 544— 545— Y I N A N Ç . Y u k a r ıd a sh . s h . sh. 2 8 0 . sh . sh . 282. lll. S Ü M E R . sh. 3 3 . 1 6 6 . sh . O ğ u z la r . 2 1 . A n a d o l u ' n u n F e t h i . A n a d o lu 'n u n F e t h i. sh. ( 1 9 6 0 ) . sh . s h . S Ü M E R . A n a d o lu 'n u n F e t h i. 9 6 . X V I . s h .1 3 . M Ü R A L T . s h .X V I . sh . sh . N o . ( 1 9 4 5 ) . V II. sh . sh . K u r u lu ş u . 1 5 7 . sh. T a b lo 1. T ü r k i y e ’n in İk t is a d i v e İ ç t i m a i T a r ih i. c .

5 5 . T U RA N . 7 9 .e . 568— 569— 570— 571— 572— 573— T U R A N . X X V . T U R A N . 166. 9 . sh. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . sh . I. sh. M illi T a r ih im iz in A d ı . D o ğ u A n a d o lu T ü r k D e v le tle r i T a r ih i. 4 3 0 . T U R A N . sh. c . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e .® I. 1 1 0 . P I K E v e D ğ r ..562— 563— 564— 565— 566— 567— T U R A N . s h . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . X X V III. sh . T U R A N . I X . Y I N A N C . T U R A N . sh. 2 0 6 . S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n ­ d a T ü r k i y e . P O l . sh . sh . T U R A N . sh. V I N A N Ç . sh . T U R A N . Ö ZTU N A . 78. sh . S e l ç u k l u l a r T a r i h i . D o ğ u A n a d o lu T ü r k D e v le t le r i T a r ih i. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . S e lç u k lu D e v ri T ü r k T a r ih i. 2 1 7 . K ö Y M E N . IX . S e lç u k lu la r T a r ih i. T ü r k iy e T a r ih i. Y IN A N C . 77 . . sh. X X I V . 1 1 3 . 574— 575— 576— 577— 578— T U R A N . T U R A N . A n a d o l u ’n u n F e t h i . sh. T U R A N . 2 6 .2 0 7 .5 6 . T U R A N . a . A n a d o lu 'n u n F e t h i. s h . sn . S e lç u k lu la r z a m a n ın d a T ü r k iy e .1 2 6 . 176.X . sh. sh . 1 2 7 . y u k a r ıd a not 4 1 8 . sh . a y r ıc a bk.X X IX HORASAN’DAN ANADOLU'YA 243 . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . S ü l e y m a n S a h . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . .

t a r a f ın d a n K ıv a m e d d in B u rs la n . F . V a k ı f l a r D e r g i s i . A n k a r a 1 9 4 2 .KA YN A KLA R A B U 'L FA R A C . B .A h b â r T e r c ü m e s i. I r a k v e H o r a s a n S e l ç u k l u l a r ı T a r i h i . " O s m a n lI Im p a r a t o r lu ğ u 'n d a B i r İ s k â n v e K o lo n iz a s - M e t o d u O la r a k V a k ı f l a r v e T e m lik le r . H i l â f e t O r d u s u n u n M e n k ib e le r i v e T ü rk (M e n a k ib Cund e l. İs ta n b u l 1 9 4 3 . A n k . G re g o ry. Y a y ın ı.D in . A n k a r a 1 9 4 S-1 9 S0 . S e m a v i. " T a r i h i D e m o g r a f i A r a ş t ır m a la r ı v e O s m a n lI T a r i h i " . K . T ü rk F a z ile tle r i. E . I s ta n b u l 1970. U l. S a d e le ş t ir e r e k Hz. R a g ıp W . T ü r k ç e y e K â z ım Yasar çev. Y a y ın ı. E R S İ N . c . Ö m e r R ız a D o ğ r u l. K e r im e d d ln M ahm ud. yon Ö m er L ü t f i. I . H u lu s i ö z d e n . B A R K A N . F a rsça A k s a r a y lI T a r ih in in K e r im e d d in M a h m u d 'u n Çev. 2 c ilt.E t r a k ) . 2 7 9 . 3 4 3 r 356. A n k a r a 1 9 4 4 . B . T ü r k i y a t M e c m u a s ı. B A R K A N .. A b u 'l Fara c T a r ih i. K ü lt ü r ü n ü A r a ş t ır m a E n s t itü s ü Y a y ı n ı . K o p ra - m a n . I^ ^ U s â m e ra t M. T ü r k ç e y e N u ri G en co sm an . R o m a n o s D io g e n e s (1 0 6 8 - 1 0 7 1 ). A n k a r a 1 9 6 7 . O r h u n A b id e le r i. E Y İC E . A n k a r a 1 9 4 3 . T . E b u l e r 'i n O s m a n A m r b. "O s m a n lI im p a r a t o r lu ğ u 'n u n T e ş e k k ü lü M e s e le s i" . X . Im a d ü d .K . BA R T H O LD .A fş a r İs m a il  k a . H o u t s m a 1689 da L e id e n 'd e n e ş r e d ile n m e tin d e n T ü rk çe ye çev. O rta A sya T ü rk T a r ih i H a k k ın d a Y a y ın a D e r s le r . B a h r . T h . I. I I . 2 . s. M . i s t i l â D e v ir le r in in K o lo n i- z a t ö r T ü r k D e r v i ş l e r i v e Z a v i y e l e r ” . M . B A R K A N . A K S A R A V İ. Y a y ın ı. A n k a r a 1 9 7 5 . (B A R H E B R A E U S ). e l. Q ev. s. A n k a r a 1 9 7 1 . s h .5 3 ). H O R A S A N 'D A N A N A D O L U 'Y A . T .3 8 6 . ü n . İs ta n b u l 1 9 7 4 ). M u h a r r e m . T . ö n sö z ve n o tla r ı y a z . Ö m er L ü t f i. T .C A H İ2 . T .H ilâ fa ve F a z a ’il e l . T . S « lç u k i D e v le tle r i a d lı T a r ih i. sh. S . Ö m er L ü t f i. K . c . (1 9 5 1 . Kü ltü r B a k a n lığ ı V jy ın ı B O N D A R İ. F e r id u n N a f iz U z lu k . Y a y ın ı. D e r g i s i . ( T ıp k ı B a s ım ı. M a la z g ir t S a v a ş ın ı Kaybeden IV .

ü n . K u r u lu ş ve Y ü k s e liş in d e T ü r k le r 'in R o lü . L id d e ll. K .S 2 2 . s h . I b r a h Im . G e n e l K u r m a y H a r p T a r ih i B a ş k a n lığ ı Y a y ın ı. A n k a r a 1 9 7 0 . 2 1 9 . S tr a t e ji. e l. Ç e v . V I. M . A lta n . M . Ş e m s e d d ın . G r e k ç e . ü n .D e v le t is .2 0 5 . 2 7 . 2 5 . c . c . L is e D e rs K it a b ı. S o s y a l. C ilt E k i . T . s h . ( I . 2 . B iz a n s D e v le t i'n in D o ğ u S ın ır ı. ( I I . E d e b iy a t F a k . V I I . B a s ım . K â n u n 1 9 4 3 ) . C .E .H ü S E Y N İ. B e l l e t e n . 1 7 7 . F . K . M a la z ­ g ir t M e y d a n M u h a re b e s i (2 6 A ğ u s t o s 1 0 7 1 ).6 . A n k a r a 1 9 7 2 . D . Cev. 2 3 . sh . M . G Ü N A LT A Y . " O s m a n lI I m p a r a t o r lu ğ u 'n u n E t n i k M e n ş e i M e s 'e l e l e r i" . 1 9 4 3 ). İs t . c . T . K A P ESO Ğ LU . s h . T . s. B . " A n a d o l u S e lç u k lu T a r ih i'n in Y e r li K a y n a k l a r ı" . T . Y a y ı n ı . "A b b a s O ğ u lla r ı Im p a r a t o r lu ğ u 'n u n B e lle te n . K . İs t a n ­ b u l 1 9 5 3 . Genel K u r m a y B s k . A M b İr U d . "D o ğ u A n a d o l u ’y a 60. ( T e m m u z 1 9 4 3 ) . ( T e m ­ m u z . M 6 la n q e s M ü n a s e b e tiy le F u a d A r m a ğ a n ı. F u a d . s. Y a y ı n ı . S ü rya 3 6 3 'd e n 1 0 7 1 'e K a d a r . F u a d K ö p r ü lü .1 0 2 1 ) K ö p r ü lü E h e m m iy e ti".İs ta n b u l 1 9 7 6 . 5 9 . T e ş r i n K Ö P R Ü L Ü . Y a y ı n ı . S e m s e d d in . T a r ih . S e lâ h a t t in . O s m a n lI Im p a r a t o r lu ğ u 'n u n K u r u lu s u .9 9 . 2 5 9 -2 7 4 . B e l l e t e n . T e ş r i n 1 9 4 2 ) . Y a y ın ı. s. 1933 de Pencap L a h o r 'd a Ü n iv e r s ite s i n e ş r e t tiğ i F a rsça P ro fe s ö rü M uham m ed Ik b a l'in m e tin d e n T ü r k ç e ' y e ç e v i r e n N e c a t i L U g a l. K . " S e l ç u k lu la r 'ı n H o r a s a n 'a İn d ik le r i Zam an İs lim D ü n y a s ın ın S iy a s a l. H O N İG M A N N .S e lç u k iy y e .G O L. T . İs ta n b u l 1 9 7 0 . V i l . T . H A R T. E r n s t . T o k e r Y a y ın e v i. K A R A T A M U . V I I .H . sh. s t r a t e j ik E t ü d le r D a ir e s i Y a y ı n ı . A r a b ç a . A n a d o l u ' n u n T U r k l e s t î r i i m e s i v e Is lâ m l3 $ t * > 'ilm a s ı.2 4 . OĞUZ ÜNAL 2^4. v e T a r ih i İb r a h im . K Ö P R Ü L Ü .3 1 3 . B e lle ­ t e n . s. B a s n u r M a t b a a s ı. T ü r k S i l â h l ı K u v v e t le r i T a r ih i. F i k r e t n ic e v e E r m e n ic e K a y n a k l a r a G ö r e l$ ılta n . K e m a l V e h b i . G Ü N A LT A Y . T . I I . K . Cem al E n g in s o y . 2 9 9 . T .ll. T . K A FESO Ğ LU . M . E k o n o m ik v e D in i D u r u m u " .I. A n k a r a 1 9 4 3 . c .D E L İO R M A N . 2 8 . Doğum İlk Y ılı S e lç u k lu A k ı n ı (1 0 1 5 .B . F u a d . A n k . K Ö PR Ü LÜ . T . F u a d . D o la y lı T u tu m . İs t a n b u l 1 9 7 1 . A n k a r a 1 9 7 3 . T .

S E V İ M .. İs ta n b u l 1970. ö t ü k e n Y a y ın e v i. S e lç u k lu A ra ş­ t ır m a la r ı D e r g is i. (M e t in le r ve Ç e v irile r i). Y a y ı n ı . 2 c ilt. 2 . B . I.D e s ta n la r ı. Y a y ın ı. N o tla r Ed o u - Z e y li (1 1 3 6 . SÜ M ER . F a r u k . A n k a r a 1 9 7 5 . İs t. T . A n k a r a 1 9 6 2 . U r f a lı M a t e o s V e k a y i. b a s ım .M illiy e t Y a y ın . la n . Y a y ın ı. A h m e t A te s . M .B o y T e ş k ilâ t ı . T ü rk C ih â n H â k im iy e t i M e fk u re s i T a r ih i. C e v . Y ü z y ıld a O ğ u z la r " . A n k a r a 1 9 7 2 ..2 0 7 . E . Fa ru k ■ S E V İM . T . ve S a n 'a t T a r ih i. T a r ih le r i . A n k a r a 1 9 7 1 . T . O sm an. A li.A r a l ı k 1 9 5 B ) . O . K a d a r B U y U k T ü r k iy e T a r ih i. 4 . T U rk D ünya HORASAN'DAN ANADOLU'YA 2 1 f? . E d e b iy a t Fak. Ö 2TU N A . On. SA K A O Ğ LU .U S 'S U r u r (G ö n ü lle r in R a h a tı ve S e v in ç A lâ m e t i). SÜ M ER . T . Z a m a n ım ız a K ü lt ü r . K . B a h a e d d in . " M a la z g ir t S a v a ş ın a K a tıla n T ü rk B e y le r i". M A TEO S. c. M e h m e t. U r f a lı. Y a y ın ı. K . T ü r k İs t a n b u l 1 9 7 1 . T O G A N . A l i b . Y a y ı n ı . SO M ER . E n E s k i D e v ir le r ­ den 16. K . M uham m ed b . 3 . A n k a ra 195 7-1960 . T U R A N . B a ş la n g ıc ın d a n S iy a s i. N e cd e t. I V . T . s h . Is lâ m K a y n a k la r ın a G ö re M a la z g ir t S a v a ş ı. 2 c ilt.1 1 6 2 ). Fa ru k . X V I . SO M ER . O ğ u z la r ( T ü r k m e n le r ). A . A sra K a d a r . D . Y a y ı n ı . T .M ü k r im in H a lil Y ı n a n ç . F e t ih le r le A n a d o lu 'n u n T ü r k le ş m e s i ve İs lâ m la ş m a s ı. T . T . C . s. T . İs t a n b u l 1 9 7 3 . Ş E K E R . ( E y l ü l .U S . Y iim a z . A n k .n â m e s i (9 5 2 . T . . b a s ım . F . 2 . U m u m i T ü r k T a r ih in e G ir iş . R â h a t . R A V E N D İ. F . T ü r k ç e y e a r d O u la u r e r. M a la z g ir t M e y d a n S a v a ş ı. M ehm et A tta y . M e d e n i. A y y ıld ız M a tb a a s ı. O n . T ü r k i y e 'n i n T e ş k ilâ t ö t ü k e n Y a y ın e v i. Ö G EL. B a s ım ). Y a y ın ı. A n k . K .K Ö Y M EN . S e lç u k lu D e vri T ü rk T a r ih i. s. D e r g is i. " X . C ild I. İs ta n b u l 1 9 7 7 . (2 .S u d u r v e A y e t . T ü rk A n a d o lu 'd a M engU cek O ğ u lla r ı. Z e k i V e lid l. K ü lt tir U n U n G e liş m e C a ğ la r ı. A n d re a s y a n . F a r u k . A n k a r a 1 9 7 1 . O n . 1 9 7 . A n k ara 1963. C .1 1 3 6 ) v e P a p a z G r ig o r 'u n Ç e v . c . A li. S ü l e y m a n . İs ta n b u l 1 9 7 1 . H ra n t O .

e . A lp A r s l a n '- d a n O s m a n G a z i'y e (1 0 7 1 . 2 0 1 . İs ta n b u l 1 9 7 1 . İs ta n b u l 1 9 7 6 . Y a y ın ı. b a s ır n ). Y IL D IZ . 1 1 . S iy a s i T a r ih . H a r e k e t Y a y ın la r ı. (N a k ış la r T u ran N e ş riy a t İs ta n b u l Y u rd u 1978. D ilm a ç O ju lla r ı S iy a s i T a r ih M e d e n iy e t le r i. O s m a n . Is lâ m i 1969 (2 ve İn s a n i . M ü k r im in H a lil. M illi. 1 9 7 1 . ü n . b a s ım . İs ta n b u l 1969. İs lâ m A n s i k l o p e d i s i . Y a y ın ı. T u ran N e ş riy a t Y u rd u Y a y ın ı. T U R A N . S e lç u k lu la r T a r ih i v e T U r k . 2 . OĞUZ ÜNAL . stı. O sm an. Y IN A N Ç . T U R A N . S a it u k iu la r . S ü le y m a n İs ta n b u l 1 9 6 6 . İs ta n b u l 1 9 4 4 . " I . Ü n . İs t a n b u l 1 9 7 3 . Y IN A N Ç . Y a y ın e v i. vc A r tu k lu ia r ın IVlengUve C i k le r . İs lâ m iy e t v e T ü r k le r . S ö k m e n lile r . İ s t a n b u l 1 9 6 9 . S a h " . T u ra n N e ş r i­ y a t Y u r d u Y a y ı m .İ s lâ m M e a e n iy e ti. Hakkı D u rs u n . S e l ç u k l u l a r O e v r i . İs ta n ­ TU R A N .A n a d o l u ' n u n F e t h i. E d e b iy a t F a k .1 3 1 8 ). M illi T a r ih im iz in A d ı. T U R A N . O s m a n . T U R A N . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . O s m a n . I. T u r a n N e ş r iy a t Y u r d u b u l. İs t .E s a s la r ı.2 1 9 . İs t . 2 .N iz â m ın ın Y a y ın ı. Y a y ın ı. M ü k r ım ln H a l i l . Is ta n b g l c ilt). O sm an. E d e b iy a t F a k . T u r a n N e ş r iy a t V u r d u Y a y ın ı. O o ğ u A n a d o lu T ü rk D e v le tle r i T a r ih i. T ü r k i y e T a r i h i . S e lç u R lu la r ve İs lâ m iy e t .

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful