HORASAN’DAN

Türb<iye Tarihine Giriş

ANADOUJYA
Oğuz Ünal
dr

Türliiye TariJıinc Giriş

HORASANDAN ANADOLUTA
Oğuz IJnab

Kapaktaki Hat Prof. EMİN BARIN e m e l m a tb a a c ılık
34 96 - 17 93 O S AN KARA

dağıtım, if r
1512001

HORASAH’DAN ANADOLU'YA
T Ü R K İ Y E T A R İ H İ N E GİRİ Ş

A N A D O L U ’N U N F E T H İ V E T Ü R K İY E D E V L E T İ’N İN K U R U L U Ş U

OOUZ ÜNAL
B İR İN C İ B A S K I

Ankara 1980

T Ö R E d e v l e t Y A Y IN E V İ P.K. 203 K IZ IL A Y A N K A R A

Bizans'a Karşı Taarruza Geçmesi 3. Abbâsiler Devri 2. BÖ LÜ M O Ğ U Z L A R 'D A N ÖN CE A N A D O LU V E T Ü R K L E R S Ü G U U R B E Y L İ K L E R İ D E V R İ” 1. Amorion Seferinde Türkler B. "OsmanlIlar Çağı" 5. Tarsus Emir'i Yazmân'ın Bizans Gazaları D. Anadolu Türk Birliğinin Yeniden Kuruluşu ve İkinci İmparatorluk (Türk Cihan İmparatorluğu) Devri. Emeviler Devri B.İÇ İN D E K İL E R ö n sö z I. Suguur(Uc) Beylikleri Devri 2. Amorion Seferinden Sonra Yapılan Bizans Gazalarında Türkler C. Bizans Gazâlarmda Türkler A. Uçların İnhitatı 29 29 29 34 34 37 38 39 42 45 17 18 20 21 22 H O R A S A N ’DAN A N A D O L U 'Y A . Islâm Hilâfeti Hizmetinde Türkler A. Anadolu Beylikleri (Tavaif-i Müluk) Devri 4. Birinci İmparatorluk Devri "Selçuklular Çağı" 3. Uçların Teşkilâtı ve Uçlarda Hayat 4. B Ö LÜ M G İR İŞ T Ü R K İY E T A R İH İN İN B Ö L Ü M L E R İ 1. Cumhuriyet Devri II. Anadolu'nun Fethi ve Türkiye Devleti’nin Kuruluşu.

Selçuklular'ın İlk Anadolu Akınlan 2. Savaş Öncesi BizanslIlar'da Siyasi Durum D. B Ö LÜ M M A L A Z G İR T T E N SO N R A A N A D O LU F Ü T U H A T I v e T Ü R K İY E D E V L E T İ'N İN K U R U L U Ş U 1. Selçuk Sultanlarının Oğuzlar'a Yurt Bulma ve Fetih Siyaseti IV. Malazgirt Zaferinin Akisleri ve Anadolu Fütuhâtma Etkileri 83 90 98 108 108 109 49 56 58 59 66 71 110 112 118 134 V. Türk İstilâ ve Fütuhatının Doğu Anadolu'dan Orta Anadolu'ya Gelirken Takip Ettiği İstikametler 3. Malazgirt Meydan Muharebesi ve Geçirdiği Saflıalar " 5. Savaş Öncesi Selçuklular'da Siyasi Durum C. Sultan Alp Arslan Zamanında Bizans'a Karşı Gazâlar ve Anadolu Fütuhâtı 4. Savaşa Giden Yol E. Oğuz Istilâsi Arifesinde Anadolu 2. BÖ LÜ M Oğ u z l a r a n a d o l u 'd a 1. Savaş Öncesi Anadolu'da Siyasi Durum B. Malazgirt Meydan Muharebesi A. Sultan Tuğrul Bey Zamanında Bizans'a Karşı Gazalar ve Anadolu Fütuhatı 3.1 1 1 . Anadolu'nun Türkler Tarafından Fethini Hazırlayan Sebepler A. Türklerin İslâmiyeti Kabulü B. Büyük Türk Muhacereti C. B t)L Ü M B Ü Y Ü K S E L Ç U K L U L A R D E V R İN D E B İZ A N S G A Z A L A R I V E A N A D O LU F Ü T U H A T I 1. Süleyman Şah'tan Önce Anadolu Fütuhatı 139 Oğ u z ÜNAL .

Türkmen ve Diğer Türk Uluslarının Anadolu'da Yayılışı 2. Süleyman Tarih Sahnesine Çıkışı 148 Sultanlığı ve Kurduğu Devlet 153 Anadolu Fütuhâtr 158 Büyük Selçuklularla Çatışması 164 Şah’tan Sonra "Türkiye Devleti” 166 Şah'ın Şah’ın Şah'ın Şah'ın VI. 3. Anadolu'daki Hıristiyan ve Şamani Türkler 3. 4. BÖ LÜ M T Ü R K İY E D E V L E T İN İN K U R U L U Ş Y IL L A R IN D A T Ü R K L E R T A R A F IN D A N F E T İH V E İSK A N E D İL E N A N A D O LU Ü L K E S İN E B İR B A K IŞ 1.2. BÖ LÜ M N E T İC E N O T LA R KA YN AKLAR 205 219 245 181 196 198 202 HORASAN'DAN ANADOLU'YA . Türkler'in Anadolu’da Yerleştikleri Veya Yeniden Kurdukları Şehirler V II. Türk Fâtihlerle Yerli Halk Arasındaki Kaynaşma 4. 5. Süleyman Süleyman Süleyman Süleyman ve Sonu 6.

.

O halde bu kitap. Bu devrede Türkler. Anadolu'nun Müslüman Oğuz Türkleri tarafından fethini ve Türkiye Selçukluları hanedanının öncülüğünde kuru­ lup günümüze kadar devam edip gelen "Türkiye Devle­ t i" nin kuruluşunun hikâyesidir. İlk olarak İslâm Devleti hizmetinde ve Hilâfet sancağı altında Anadolu'ya gelen Suguur Türkleri'nin ardından X I. Selçuklu ordularının bugün üzerinde yaşadığımız toprakları kanlan ile yoğuruşu ve bu topraklar üzerinde ebediyete kadar yaşayacak olan bir Türk Devleti'nin "Devlet-i Ebed Müddet " in kuruluşu belgeleriyle anlatılmaktadır. "i'lâ-yi Kelime-t-ullah"* yolunda Anadolu'ya akınlar yapmışlar. Bu başlangıç devresini müteakiben X I.feleri devrinde ortaya çıkan İslâm-Bizan: mücadeleleri ile başlar. Türk İstiklâl Savaşı ve Cumhuriyet devre­ leri Türkiye Devleti tarihinin nirengi noktalarıdır. Biz bu araştırmamızda. Islâm Devleti hizmetinde ve Hilâfet ordusu içinde. yüzyılda "O ğuz" veya "Türkmen” adıyla anılan Türk boy ve uluslarının dalgalar halinde Anadolu'yu açarak kendile­ rine vatan yapmaları neticesinde "Türkiye Devleti" teşekkül etmiştir. Türki'ye devletini kuran Türkiye Selçukluları ve onu takibeden Anadolu Beylikleri. yüzyıldan itibaren. Bütün bu devreler içinde ele almarak incelenen Türkiye Devleti. 10 oğuz ÜNAL . Türkiye Devleti tarihinin ilk devresini "Anadolu'nun Fethi ve Türkiye Devleti'nin Kuruluşu" nu ve bu devletin temelini meydana getiren Oğuz (Türkmen) boy ve uluslarının Horasan'dan Anado­ lu'ya gelişlerini ve Anadolu'da yeni bir Türk Vatanı kur­ malarını ve bunun âmillerini ele aldık. coşkun bir fetih ruhu ve gazâ ideolojisi ile Horasan'dan Anadolu’ya akan Oğuz boylarının. Osmaniflar. tarihi ve siyasi bakımdan tam bir devamlılık ve bütünlük gösterir. şanına lâyık bir şekilde yüceltip yay­ ına demektir. Suguur ya da Avasım adı ile anılan uc vilâyetlerinde yaşamışlardır. ♦ "İ’lâ-yi Kelime-t-ullah" A llah'm adını ve İslâm iyetin tevhid akidesini.

Anadolu'da kurulmuştur. 'dünya nizâmı” mefkuresi ile görevli olduğumuz şuur ve ve heyecanı içinde medeni ve siyasi alanlarda büyük hamleler yaptığımız devirlerdir. h ürkler bundan böyle Hıristiyan Garba karşı Müslüman Şark'ın müdafii olmuşlardır. yüzyılın sonlarında Anadolu bir Türk ülkesi haline gelmişti. bir iki asır içinde dünyadaki Türk nüfusunun en azından üçte biri Anadolu'ya göçtü. Zira. Ancak derhal belirtelim ki. Bu değişikliklerin belki dc sonuncusu Türkler'in bu ülkeye gelmesidir. yüzyıldan beri de " T Ü R K İ Y E " adi ile anılan Anadolu ve onun tamamla­ yıcı parçası Trakya. Asya ile Avrupa. Akdeniz ile Karade­ niz arasında geçittir. Anadolu. Şark'ı ve özellikle İslâm dünyasını kurtaran eşsiz bir müdahale olmuştur. Oğuz boylarının Anadolu'ya adım adım sahip olurlarken.ştir. X III. Yakın Doğu ile Balkanlar. yüzyılda ise bu kesafet müthiş bir şekilde arttı. Daha XI. Marmara bölgesine doğru gidildikçe jeopolitik önem artar. Boğazlar. Mısır ve Mezo­ potamya ile birlikte en eski medeniyetler.Bu çağlar. bu toprakları vatan yapabilmek için nasıl çırpındıklarını Tarih sahnesinde ibretle seyretmek gerekir. bu nüfus hareketi rastgele insan yığınlarının gelişi şeklinde olmamıştır. HORASAN'DAN ANADOLUYA 11 . Aynı zaman­ da Oğuz boylarının Anadolu'yu Türk vatanı haline getir­ meleri ve burada bir Türk devleti kurmaları. tarih boyunca. dünya çapındaki jeopolitik önemini tari­ hin hiç bir devresinde kaybetmemi. hayrete değer de­ ğişikliklere sahne olmuş. Anadolu-Trakya (yani bugünkü Türkiye). Bu jeopolitik önemde olan ve X I. cihân hâkimiyetine erişmek için ve dünya imparatorluğunu elinde tutmak arzusunda bulunan devlet için kilit noktasıdır. dünya tarihinin en önemli toprak parçalarından biridir.

kızıyor. imân ile kan'la bastık ki. Fetihlerle A n ad o lu 'n u n Türkleşmesi ve İslâmlaşması. Su şekilde bütün Anadolu topraklar: tarihi hatıraları. Türkiye tarihinin devrelere taksimi ele alınmış ve bir tez olarak tarihi bir plân ileri sürülmüştür. biz Türkler. bunların mezar ve türbeleri asırlarca ziyaretgâh oldu. Bu topraklan bir birinden ağır tarih hadiseleri yaratarak "yatan" yaptık. bu memlekete damgamızı öyle eşsiz iki hayat özü ile (Türklük ve Müslümanlık).* Kitabımız "Netice" ile birlikte yedi bölümden meydana gelmiştir. Öyle ki. Bütün bu izahlarımız gösteriyor ki. bu vatanı lâfla kurmadık. büyük bir imtihan vererek destan devri yaşayacak yüksekliğe erişmişlerdir. Bizans'a yakışır. Türkiye tarihine başlangıç teşkil eden "Suguur Beylikleri" ele alanmış ve bu devrede *M ehm et Ş E K E R . Haçlılar'a yaraşır bir vahşetle yıkmadı­ ğımıza. mülk ü millet" formülü ile ifade edilmiştir. Yendi­ ğimiz düşman kitlelerinin meydana getirdikleri eiserleri. türbeleri ve evliyâ hikâyeleri ile vatan olmak için her türlü mane­ vi özelliği kazanmış ve böylece Türk milleti bu toprak­ lara. bugünün Türk-İslâm mefkuresini lâyıkıyla anlıyamayan. İkinci bölümde. Bu husus karşımızdaki milletlerin hayatiyeti yanında bizimkinin ne kadar üstün olduğunu da göstermiştir.Bu devrede Anadolu'ya gelen Türkler. bu topraklar da Türk milletinin şuuruna ve kalbine yerleşmiştir. nesilleri üzülüyor. 8. Anadolu'da gazS ve fütuhat yapan Türk kahramanları etrafında destanlar teşkil edildi. Biz o düşman milletlerin yapıp bıraktıklarını o kadar geçtik ki. Haçlı sürülerini bağrında eriten bu destan devri Anadolu'su gerçekten kahramanlar ve evliyâlar diyarı haline gelmiştir. bu vatanın artık başkalarına ait olması ihtimali kalmamış­ tır. ziyaretgâhlan. Birinci bölümde. Bu şuur Osmanlılar tarafından "D in ü devlet. koruduğumuza. sh. U o ğ u z ÜNAL . menkıbeleri. Buradaki büyük ve ebedi Türk şahsiyetini lâfla almadık.

Özellikle Alp Arslan devrinde vuku bulan ve Türkiye tarihi için bir dönüm noktası teşkil eden 1071 Malazgirt Meydan Muharebesi. Dördüncü bölümde. oldukça uzun bir şekilde teferruatiyle ele alınmıştır. Malazgirt zaferini müteakip Anadolu fütuhatı ele alınmış ve bu devrede ilk h ürkiye Sultanı Kutalmış oğlu Süleyman Şah'm tarih sahnesine çıkışı ve Türkiye Devleti'nin kuruluşu incelenmiştir. Beşinci bölümde. Türk fütuhatı arifesin­ de Anadolu'nun durumuna temas edildikten sonra Ana­ dolu’nun Türkler tarafından fethini hazırlayan sebepler ve âmiller etraflıca gözden geçirilmiş. Selçukluların ilk Anadolu akınları. Daha sonra üçüncü bölümde. "Türkmen nüfusunun Anadolu'daki dağılışı" vs. Altıncı bölümde ise. Daha sonra Süleyman Şah'm fetihleri gözden geçirilmiş ve müteakiben Süleyman Şah'tan sonra Türkiye Devleti'­ nin Selçuklular devresi özet halinde anlatılmış ve Türki­ ye Devleti'nin hayatiyetinin temelleri gösterilmiştir. Bizans İmparatorluğu'nun ve Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nun içinde bulundukları durumlara ve bilhassa Türk ve İslâm âleminin Malazgirt savaşına ver­ dikleri önem ve manâ üzerinde kaynaklara dayanılarak durulmuş ve Malazgirt Zaferinin akisleri ve Anadolu fütuhatına etkileri ele alınmıştır. Bu bölümde. gibi meseleler HORASAN'DAN ANADOLSJYA 13 . Bu arada Malazgirt savaşı öncesinde İslâm âleminin.İslâm Hilâfeti hizmetinde ve Hilâfet ordusu içinde görevli olan Türkler'in Anadolu'ya yaptıkları akın ve gazâlann tarihi gözden geçirilmiştir. Türkiye Devleti'nin kuruluş yıllarında Türkler tarafından fetih ve iskân olunan Ana­ dolu Ülkesine kısa bir bakış yapılmış ve bu arada "Türk unsuru ile yerli etnik unsurların karışması". Sultan Tuğrul ve Sultan Alp Arslan zamanındaki akınlar ve savaşlar anlatılmıştır. ve bu fütuhatın bazılarının zannetttikleri gibi gelişi güzel bir istilâ ha­ reketi (!) olmadığı anlatılmıştır. Büyük Selçuklular devrindeki Bizans gazaları ele alınmıştır.

üzerinde durulmuş ve bu meselelerin hallinde ''demogra­ fik âmiller"in önemine jşaret edilmiş. Sadece Türk tarihi araştırmalarının bugünkü seviyesinde Türkiye Tarihine kısa bir giriş yapmış bulu­ nuyoruz. biz bu araştır­ mamızda. Osman Turan'ın tarih anlayışı aynen benimsenmiştir. bütün araştırmaları­ mızın bir hülâsası yapılmış ve Türkiye Devleti'nin tarihisiyasi bütünlüğü ve devamlılığına ve hayatiyetine dikkat çekilmiştir. Türkiye Devleti'nin tarihi devamlılığt ve siyasi bütünlüğüne dikkat çekmekten başka. hiç bir iddia sahi­ bi değiliz. Faruk Sümer'in görüş­ lerinden geniş ölçüde faydalanılmış ve bütün bu görüşleri üstün bir vukufla ve milii-islâmi bir tarih anlayışı ile ele alan rahmetli Prof. Anadolu'nun bir Türk nüfus üstünlüğü ve kesafeti sayesinde Türkleşmiş olduğuna dikkat çekilmiştir. Ömer Lütfi Barkan ve Prof. Fuad Köprülü. Prof. Son olarak şu noktayı belirtelim ki. Kitabımızın netice bölümünde. Bu arada Anadolu'nun Türkleşmesi hususundaki yanlış görüşlere karşı çıkan ve bu konuda ilmi deliller gösteren Prof. Ocak m979-Ankara 14 Oğ u z ÜNAL . M.

.

.

.

Anadolu Türkleri'nin bütün felâketlerin menşeini "Baycu y ılı" adıyla 1243 Kösedağ mağlubiyetine bağlamaları doğru olmakla birlikte. Türkiye Selçukluları ordusunu Kösedağ'da mağlub etmeleri ile Türkiye Devleti sarsılmış ve Türkler gittikçe artan bir Moğol nüfuzu altına girmeye başlamışlardır.2. " S E L Ç U K L U L A R Ç A Ğ I" Bu devre Oğuzlar’ın Anadolu akınlarına başladıkları 11. 1243 yılında Moğollar'ın. Baycu Noyan kumandasında. 1277 yılma kadar devam etmiştir. iktisadi ve medeni hayat sukut etmiş ve Moğol hâkimiyeti altına giren Türkiye'de Selçuklu idaresi bir gölge halinde 1318 yılma kadar yaşamıştır. A N A D O LU 'N U N F E T H İ V E T Ü R K İY E D E V L E T İ'N İN K U R U L U Ş U . Bununla beraber. Anadolu'da gelişen ikti­ sadi ve medeni yükseliş. B İR İN C İ İM P A R A T O R L U K D E V R İ. yüzyıl­ da başlar ve Türkiye Devleti'nîn kuruluşunu müteakip iki yüzyıl kadar devam eden parlak ve muhteşem bir medeniyet hamlesinden sonra Moğollar'ın Anadolu'yu istilâ ettikleri 1277 yılma kadar de­ vam eder. Fakat Selçuklu veziri Muineddin Pervâne'nin 1277 yılında Moğollar tarafından idamından sonra Türkiye Selçuklu idaresi tamamen çökmüş. umumi vasıflarıyla Türkiye Selçukluîarı idaresi ve devlet nizâmı 1277 yılma kadar sürmüştür. (2) Türkiye tarihinin ilk muhteşem safhası olan bu devre kendi içinde şu tali devrelere aynlır: 1) 2) Anadolu Akınları ve Fetih Devresi (1015-1075) Anadolu'da Türkiye Devleti'nin ve Türkiye Selçukluları Saltanatının Kuruluş Devresi (1075-1192) Anadolu Türk Birliği'nin Kuruluşu ve Merkezileşme Dev­ resi (1192-1205) 3) 18 Oğ u z ÜNAL .

.

Anadolu Türk Birliği bozulmuştu. önceki ve sonraki iki padişah arasındaki padişahsız geçen zaaf devresi anlamına gelmektedir ki. bu devreyi bu şekilde isimlendirmekle bu devrenin Türkiye Devleti'nin hayatında bir kesinti. Turnadağ muha­ rebesi neticesinde lâğv. Avrupa'nın en kudretli İmparatorluklarını ve Krallarını mağlup edip.3. (3) Nitekim "fetret” . Anadolu. 20 Oğ u z ÜNAL . Moğollar'ın Anadolu'dan çıkışından sonra Anadolu'nun her tarafı bir bey tarafından işgal edilmiş ve Anadolu'da otuza yakın bayrak dalgalan­ mağa başlamış. Moğol istilâsı devrinde çok fazla harap olmuş. ANADOLU B EY L İK L E R İ (TAVAİF-! MÜLUK) DEVRİ Bu devre Mogollar'ın Türkiye Selçukluları saltanatına son ver­ dikleri ve dağıtılan hanedana mensup şehzadelerin Uc beyliklerine sığındıkları 1318 yılında başlar. Ancak Anadolu Türkü. İşte bu istiklâl mücadeleleri sırasında başarı kazanan kumandanlar ve beyler etra­ fında ayrı ayrı beylikler teşekkül etmeğe başlamış ve Moğollar'ı Anadolu'dan atan bu beylikler daha sonra milli istiklâllerini kazan­ mağa muvaffak olınuşiardı. bir intikai devri olduğunu ifade etmek istemiştir. bu Moğol hâkimiyetini hiçbir zaman kabul etmemiş ve istiklâlini kazanmak için amansız bir mücadcIeye girmişti. Türki­ ye Selçukluları zamanında fevkalâde mamur ve zengin bir ülke iken bilâhare zayıflamış ve fakirleşmiş. Bu zaaf ve intikal devresini müteakiben Osmanoğulları'nm Türkiye tahtına çıkmaları ile Anadolu Türk Birliği ve Türkiye Devleti yeniden ihya edilmiştir. yanıp yakılmıştı. Haçlı sürüle­ rine Anadolu'yu mezar yapan Anadolu Türkü ilk defa mağlup ol­ muş ve Moğol hâkimiyeti altına girmişti. Bu şekilde 1277'de Moğol Hâkimi­ yeti altına girmiş bulunan Türkiye Selçukluları saltanatı son bulmuş ve Anadolu Beylikleri (Tavaif-i Müluk) devri başlamış olur. Anadolu Türkü. Bütün Batı âleminin ordularını perişan eden. Türkiye Selçukluları saltanatının sukücundan (1277-1318) Os­ manlI Padişahı Yavuz Sultan Selim'in Çaldıran Meydan Muharebesi'ni müteakiben Dulkadiroğulları hânedanını. ile doğu ve güney doğu Anadolu'yu zaptederek Anadolu Türk Birliği'ni yeniden ihya ettiği 1515 yılına kadar olan bu uzun devreye "Fetret Devri" demek uygun olur.

Islâmi ve insani ideallerle yepyeni bir kültür ve medeniyet hamlesini temsil eden bu devreyi de kendi içinde şu tali devirlere ayırabiliriz: 1) Osmanlı Beyliği'nin Kuruluşu ve Anadolu Türk Birliği'nin Geçici Olarak Kurulduğu Devir: (1299-1402) Anadolu Türk Birliği'nin Dağılması ve Şehzadeler Kavgası­ nın Başlaması "Türkiye Tarihinde İkinci Fetret Devri" (1402-1413) Anadolu Türk Birliği'nin Yeniden Kuruluşu ve İkinci İmpa­ ratorluğun (Türk Cihan İmparatorluğu) Gerçekleşmesi Dev­ ri (1413-1520) Türk Cihan İmparatorluğu'nun Şevket Devri (1520-1699) Duraklama ve Çözülme Devri (1699-1918). A N A D O LU T Ü R K B İR L İĞ İ'N İN Y E N İD E N K U R U L U Ş U v e İK İN C İ İM P A R A T O R L U K (T Ü R K C İH A N İM P A R A T O R L U Ğ U ) O E V R İ : " O S M A r a iL A R Ç A Ğ !" Türkiye tarihinin münakaşasız şekilde en muhteşem safhası olan bu devre Osmanoğuliarı'nın istiklâl kazanarak Türkiye tahtına çık­ tıkları 1299-1300 yıllahndan başlar ve Osmanlı Hanedanının iktidar­ dan düştüğü ve Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açıldığı 1920 yılına kadar devam eder. 2) 3) 4) 5) H O R A SA N 'D A N A N A D O L U 'Y A 21 . Osmanlılar'ın Anadolu Türk Birliği'ni sağlayarak Anadolu'daki Hâkimiyetlerini kesin olarak kabul ettirdikleri tarihin 1515 yılı ol­ masına rağmen Osmanlılar Çağı'nı Osmanoğuliarı'nın istiklâl kazana­ rak Türkiye Selçuklularından boşalan Türkiye tahtına çıktıkları 1299-1300 yıllarından başlatmak yerinde olur.4. Türkiye tarihinin en muhteşem ve parlak safhası olan ve Türk­ lüğün "dünya nizâmı" ınefKuresi ile milli.

İşte Türkiye tarihinin devreleri bundan ibarettir. Selçukoğullarmın idaresinde Anadolu'yu fetheden *Türkiye Devleti'nin bir bütün olduğu şeklinde ifade edilebilecek olan bu tezim iz. Moğol istilâsı sırasında olduğu gibi. Cumhuriyet Devri adıyla anılan bu devre. CUMHURİYET DEVRİ Türkiye Devleti. yine silâha sarılmış ve amansız bir mücadeleye başlamış ve Türk İstiklâl Savaşı adı ile anılan muhteşem ve uzun bir bağımsızlık ve kurtuluş mücadelesinden sonra yine istiklâline kavuşmuş ve dev­ letini ihya etmiştir. yüzyıla. Türkiye Dev­ leti bir bütündür ve zaman zaman bazi kesintilere ve değişikliklere uğrasa da günümüze kadar devam ederek gelir.* Bu devrelerden birincisinin tarihini yazarken. yüzyılda ilk Halifeler zamanın dan başlayarak 11. Çünki evvelâ. Birinci Dünya Savaşı'ndan 1918 yılında mağlup ve perişan olarak çıkmış ve düşman sürüleri orta Anadolu'ya kadar ilerlemişlerdi. Ancak Anadolu Türkü. 22 Oğ u z ÜNAL . işte bu tarih süreci içerisinde Osmanlı hanedanının artık tarihi-siyasi fonksiyonunu kaybederek iktidardan düştüğü ve Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açıldığı ve Cumhuriyet'in üân edildiği 1920-1923 yılla­ rından başlar ve günümüze kadar gelir. ya bizzat Halifeler veya H ilâ­ fet hanedanına mensup prensler veyahut da Bizans'a karşı gazâya memur olan hudut (uc) kumandanları ve emirleri tarafından sevk ve idare edilen Anadolu sefer ve gazâlarının tarihini de yazmak lâzım­ dır. ilerde yayınlanacak olan bir başka araştırm am ızda ele alınm ıştır. Anadolu'nun fethine bir başlangıç teşkil eden ve 7. kadar Emevi ve Abbâsi ve daha sonra F a ­ tımi Halifeleri zamanında devam eden. Bu büyük tarih sürecinin dikkatle incelenmesinden anlaşılacağı üzere.5.

eski İslâm mücâhidleri gibi din uğrunda ve " i ’lâ-yi Kelime tullah" yolunda ''fi-sebll-illâh" gazâ ve fütuhât yap m ağa gelmişler ve kendilerini onların halefleri addederek "G azi" Unvanını almışlardır. bugüne kadar yaşamakta olan "Battal Gazi". Anadolu fatihlerinden bazılarının. (6) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 23 . İkinci olarak. "Cüneyd Gazi" destanları başta olmak üzere eski İslâm fütühat ve gazâlarından bahseden birçok hikâyelerin bulunuşu ve bu devir kahramanlarına ait birçok türbe ve makamların -sahih olmasalar bile— halk arasında meşhur ve çoğu zaman kutsal birer ziyaretgâh olmaları. Gerçekten Emevi ve Abbâsi Halifeleri Anadolu'nun fethini yıllarca mukaddes bir mefkure olarak yaşatmışlar (5) ve bu mefkureyi İslâmiyet! yeni kabul etmiş olan Türk gazilerine miras bırakmışlardı.Oğuzlar. Bundan başka. bu ilk İslâm gazâları devresinin Anadolu'nun Türkler tarafından fethine bir baş­ langıç olduğunu göstermektedir. kendilerini eski İslâm mücâhidlerinin soyundan addedecek kadar eski İslâm gazâlarım ve gazilerini benimsemiş olmaları ve Anadolu halk edebiyatı arasında. "Kerb Gazi". Anadolu'nun Türkler tarafından fethinden önceki bu gazâ ve cihâd devresi Bizans İmparatorluğu'nu zayıflatmış ve gelecek Müslüman Türk fatihlerine uygun bir zemin hazırlamıştır. Emevi Halifeleri zamanında Anadolu gazâlarım ya­ panların çoğu Arap mücâhidleri olsa bile Abbasi Hilâfeti devrindeki gaziler ekseriyet itibariyle Türk soyundandırlar ve binaenaleyh ken­ dilerinden sonra Anadolu'yu fethedenlerle aynı menşedcndirler. (4) Üçüncü olarak.

.

Bizans akınlarını önlemek maksadiyle Müslimanlar da bu boş hudut arazisine birlikler yerleş­ tiriyorlardı. İmparatorluğun hemen her bölgesinden gazâ 26 OĞUZ ÜNAL .) ve Halife Hz. (7) Bu şekilde devamlı olarak Bizans'a karşı gazâya çıkan İslâm orduları bu boş araziyi işgâl etmeye başladılar. Misis. İkinci Halife Hz. Böylece İslâm Orduları Halife Hz. Bizans'a karşı kazanılan zaferler netice­ sinde bütün Suriye ve El-Cezire bölgeleri İslâm devletinin sınırları dahiline girdi. Karşılarına devrin iki büyük imparatorluğu olan İran ve Bizans ordularının çıkmasına rağmen İslâm ordularını durdurmak mümkün olmadı. (9) Abbasiler devrinde bu hudut bölgesi oldukça gelişti. Islâm orduları daha sonraları bugünkü Güney-Doğu ve Doğu Ana­ dolu bölgelerinden kuzeye doğru ilerleyerek Kafkaslar'a varmışlardı. İslâm ülkesine devamlı saldırıyor­ lar. Ebu Bekir (R . Stratejik bakımdan ehemmiyetli olan ve bazı geçitlerin giriş­ lerinde bulunan Tarsus. Burada bulunan eski istihkâmları tamir etmek suretiyle içlerine askeri birlikler yerleştir­ diler. büyük değişikliklere uğramadan yüzyıllar boyunca İslâm-Bizans mücadele bölgesi haline gelmiştir. Bu boş hudut bölge­ sinde bulunan Bizans garnizonları. Maraş ve Malatya hattı üzerinde cereyan ediyordu. Ömer (R .) devirlerinde bütün Suriye ve El-Cezire bölgelerini fethederek hemen hemen Toros dağlarına dayanmışlardı. yağma ve katliamda bulunuyorlardı.) zamanında varılan hudut bölgesi. Müslimanlar. hudut bölge­ leri ahâlisini iç bölgelere çekerek Müslimanların ilerlemelerini önle­ mek maksadiyle geniş bir bölgeyi boş bıraktı. Adana.de ise Suriye ve Anadolu.A . Emeviler devrinde Suriye'deki ordugâhlardan (cund) Kınnesrin'e bağlı idiler.A .A . dış arazi) adını veriyorlardı. Suriye'yi kaybeden Bizans İmparatoru Heraklios. Ömer (R. Bizans'a karşı yaz ve kış (Şayifa ve Şatiya) gazâlarına katılan birliklerin sayıları çoğalmıştı. bu sahalara "Z a vâh i" (dış kısımlar. Emevi Halifeleri zamanında bu bölgenin fethi tamamlanmış (8) ve bugünkü Kuzey-Doğu Anadolu (Karadeniz kıyılan hariç) ile Güney Kafkasya'nın en büyük bölümün­ de " E R M E N İY E " adı ile bir eyalet teşkil edilmişti. Bu şekilde Ermeni'ye ve Azerbaycan'ın da fethiyle Bizans İmparator­ luğu ile hudutlar oldukça uzamıştı. Fakat Müslimanlarla BizanslIlar arasındaki mücadeleler daha ziyade "Suguur El-Şam iye" ve "Suguur El-Cezire" denilen Tarsus. Maraş ve Malatya'dan meydana müs­ tahkem mevkiler.

Hz.).A .)'in valisi iken tertip etmiş olduğu büyük bir donanma ile 649 yılında Kıbrıs adasını kuşatması. Suguur HORASAN'DAN ANADOLU'YA 27 .A . Halife olur olmaz bu büyük idealini gerçekleştirmek amacı ile kudretli bir donanma teşkil et­ miş ve 674 yılında Bizans'ın başkenti Konstantiniyye üzerine sevketmişti. Halife Mehdi.). Muaviye (R .için gelen gönüllüler ve Halifelerin gönderdikleri birliklerin sayıları­ nın artması bazı idari güçlüklere sebep oluyordu.). Daha Halife Hz. fakat asıl he­ define varamamıştı.)'in müjdesindeki büyük mertebeye ulaşmak için Konstantiniyye'yi feth etmeyi plânlamıştı.)'in İstanbul hakkındaki hadisi Müslimanları devamlı olarak İstanbul'a çekiyordu. El-Cezire (Harrân) valisine tâbi idi. zuhur eden iç mücadeleler olmasaydı. Muaviye (R . uc vilâyetleri deniliyordu. Anadolu'yu fethetmek için aralıksız uğraştılar. Muhammed (S. Bu şekilde Müslimanlarla BizanslIlar Anadolu'nun bu merkez kısmında bir asır kadar çarpışmışlardır. 655 yılında bir vali iken.A .A .A. (10) Asya ve Afrika'nın en mühim kısımlarını ele geçiren Emeviler. tertip etmiş olduğu büyük bir İslâm ordusu ile Konstantiniyye'ye kuşatmayı plânlamış. Bu kadar geniş bir sahanın bir ordugâhtan yönetilmesi zorluğunu anlayan Halife Hârun El-Reşid. Gerçekten ilk Emevi Halifesi olan Hz. Muaviye (R . Peygamber (S. Bizans'a gazâ yapmayı en önemli vazifelerinden biri saymış ve Hz. büyük ordular ile Anadolu içlerine. Marmara ve Ege denizleri kıyılarına kadar geldiler ve hattâ iki defa da İstanbul'u kuşattılar.S.S. Anadolu fethinin ön hazırlıkları mahiye­ tindedir. Ömer (R . önüne çıkan İmparator Heraklios'un oğlu ikinci Konstans'ı Likya sahillerinde büyük bir bozguna uğratmış. Bu şekilde bu iki uc vilâyeti daha sonra "El-Avâsım" adiyle müstakil bir idari bölge haline getirildi. belki de Konstantiniyye'yi daha o zaman fethedebilecekti. Eyaiet-i Şamiye'nin merkezi Tarsus idi ve Kınnesrin valisine tâbi idi. (11) Abbâsiler Hilâfeti elde edince Anadolu fetihlerine ve Rum gazâlarma büyük bir ehemmiyetle devam olundu.A. Marmara iç denizine kadar girip Bizans karasularında tam yedi yıl tutunan bu İslâm ordusu. Hemen her sene Şayifa ve Şatiya yani yaz ve kış gazâlan tertip ettikten başka birçok defalar. Güney-Doğu Anadolu'da "Eyalet i Şam iye" ve "Eyalet-i Cezriye" adı ile iki hudut âmiiliği (vilâyet) kurdu. Eyalet-i Cezriye'nin merkezi ise Malatya idi ve bu eyalet de. Hz. Bu vilâyetlerle "Suguur" yani hudut.

(17) Türkler. çok defa Halife'ye sadece ismen bağlı olarak. Ahlat. bu birliklerin büyük bir kısmını Türkler teşkil ediyor­ du. yüzyılın ilk yarısında bu Türk nüfus fevkalâde arttı. Di­ yarbakır. Silvan. Aynzarba. özellik­ le 9. (15) 9. yüzyılın ortalarında Halife Mütevekkil zamanında Halifelik.vilâyetlerine Horasan ve Maveraünnehir'den getirilen yeni birlikleri yolladı ki. Halife Mehdi’nin halefleri zamanında ve bilhassa Halife Harun El-Reşid ve oğulları Halife Me'mun ve Halife Mu'tasım zamanlarında. Tarsus. (m2) Türkler'in şecaati ve askerlik kabiliyeti malum olduğu için. (14) Halife Mu'tasım zamanında Türk ordusu Halifenin esas ordusu olarak teşekkül ettiğinden daha sonra Anadolu gazâlarına memur edilen emirler de tabii olarak. Göynük. bu birliklerin ardı kesilmedi. Adana. Misis. (13) Gerek bu şekilde Hilâfet ordu­ sunda ve gerekse gönüllü olarak kendiliğinden gelen bu Türk birlik­ leri. güç ve nüfuz kazandılar. Malazgird ve Erzurum gibi serhad şehirlerine yerleştirildiler. Esasen Halifenin hassa ordusu da Türk birliklerinden teşkil edilmişti. Türk beylerinden ve komutanlarından seçil­ diler. Bu suretle Anadolu'nun güney ve doğu kısımları kısmen Maveraünnehir Türkleri tarafından iskân olunmuştu. (18) 28 Oğ u z ÜNAL . bütün Arap birliklerini terhis etti ve İslâm İmparatorluğunun ordusu Türkler'den ve ikinci derecede de İranlılar'dan ibaret kaldı. Maraş. "E m ir" (Prens) ve hattâ "M elik " (Kral) unvanmı taşırlar ve uc kumandanları arasından seçilirlerdi. Eski deyimle "M u râb ıt" yani serhadde kalıp. Malatya.(16) Bu suretle Suguur vilâyetlerindeki Türk kumandanları. büyük bir muhtariyet içinde. Allah yolunda cihâd yapan kimsedirler. Başkumandanlar. Anadolu fütuhatını ikmal ve devamlı olarak Rumlar'a karşı cihâd yapmak vazifesi ile mükellef bulunuyorlardı.

Fet­ hedilen ülkelerin sakinlerinin büyük bir kısmı zamanla İslâmiyeti kabul ettikleri halde. devlet işlerine nüfuz edemediği gibi.A.1. bu devrede Arap olmayan unsurlardan (Mevâli) genellikle istifade cihetine gidilmediği ve bu sebeple Mevâli'nin devlet kademelerinde fazla tesirli olmadıkları görülmektedir. Türklerin İslâm devleti hizmetine girmeleri Halife Muaviye (R. Ancak devlet kan bağı ile birbirine bağlı olan sosyal bir sınıfın (Arapların) meydana getirdi­ ği hâkimiyet esasına dayanıyordu. Emevi hânedanının takip ettiği siyasetin bir netice­ sidir. idari. (19) Emeviler devrinde İslâm devletinin çeşitli kademelerinde çalı­ şan Türkler'in sayıları son derece azdır ve bunlar da umumiyetle askeri maksatlarla istihdam edilmişlerdir. (20) B. Bu ilk devirlerde Islâm Devleti.A .) devrinde başladığı bilinmektedir. E M E V İL E R D E V R İ Türkler ile Müslimanlar arasındaki ilk askeri ve siyasi münase­ betlerin Halife Hz. bakımlardan tam manisiyle teşkilâtlanmadığı için gayri Arap unsurlardan ne maksatla olursa olsun istifade cihetine gidilmemiştir. İSL A M H İL A F E T İ H İZ M E T İN D E T Ü R K L E R A. Ömer (R . Emevi hânedanının bir asır kadar devam eden iktidarı sırasında fevkalâde büyük fetihlerin yapılmasına ve muhtelif milletlerin İslâm devleti hâkimiyetine girmelerine rağmen. siyasi. devletin idari ve askeri kadrolarında söz sahibi olamamaları. İslâmiyeti kabul etmiş olan Arap olmayan unsur yani Mevâli.)'nin son yıllarında başlamıştır. ik­ tisadi ve içtimai bakımlardan da ikinci sınıf vatandaş muamelesi HORASAN'DAN ANADOLU’YA 29 . askeri. A B B A S İL E R D E V R İ İslâm devleti. çeşitli milletleri içine alan büyük bir imparatorluk haline gelmişti. vs. Emevi Hilâfeti zamanında.

Hilâfet ordusu içerisinde sayı ve nüfuz itibariyle çok önemli bir yer işgal etmişlerdi. (21) Kaynakların bildirdiğine göre. özellikle doğu eyaletleri halkı ve Horasanlılar.(22) Ancak Türkler'in Hilâfet ordusu içerisinde etkin bir şekilde ve sistemli olarak görev­ lendirilmesi ilk olarak Halife Me'mun zamanında vuku bulmuştur.görüyordu. (24) Bu şekilde Halife Me'mun. yeni bir kuvvete ihtiyacı vardı. Horasan'da bulunduğu sırada yakından tanımak imkânı bul­ duğu ve oldukça iyi münasebetler kurmuş olduğu Türkler. Arap unsura karşı üstünlük bile kazandı. siyasi tecrübeleri ve askerlik kabi­ liyetleri bakımından da İmparatorluk içinde bir denge unsuru olabilirlerdi. uzun ve kanlı bir ihtilâlden sonra Emevileri bertaraf ederek Hilâfeti ele geçirdiler. Abbâsilerin iktidara gelmelerinde oynadıkları rolden ötürü. Arap unsur ile Mevâli arasındaki fark ortadan kalktı ve hattâ Mevâli. Devletin idari. Türkler'! devlet hizmetinde ilk olarak kullanan. İslâm İmparatorluğu içinde Arap ve İranlı unsurların nüfuzuna karşı çıkabilecek yegâne kuvvet olup. Halife Mansur olmuştur. İhtilâlle beraber Arap1ar ve bilhassa Suriyeliler için hâkimiyet devri sona ermiş oluyordu. Bu siyasetin neticesinde Me'mun'un son yıllarında Türk­ ler. Arap olmayan unsurların bu hoşnutsuzluğundan isti­ fade eden Abbâsiler. Bu durumda Me'mun'un Arap ve İranlı unsurların İmparatorluk siyasetine etkili olmak için yaptıkları mü­ cadelede bir denge unusuru olabilecek ve devlet idaresinde kendi­ lerine istinad edilebilecek yeni bir kadroya. devletin idari ve siyasi ma­ kamlarını paylaştılar. Türkleri sistemli olarak orduda görevlendirmeğe başlamış ve hattâ bunu bir devlet politikası haline getirmişti. Arap olmayan unsurlar. isyanların bastırılmasında 30 Oğ u z ÜNAL . askeri ve siyasi kadrolarının büyük bir kısmı Arap olmayan unsurların ve özellikle İranlılar'ın eline geçti. İslâm tarihinde ilk defa Türk kumandanları­ nın Halife'nin yanında seferlere katıldığı. aynı za­ manda İslâm tarihinde bir dönüm noktasıdır. Kardeşi Emin ile aralarında meydana gelen iktidar mücadelesi sırasında cereyan eden olaylar (23) Me'mun'un Arap ve İranlı un­ surlara güvenini sarsmıştır. yalnız basit bir hükümet darbesi ve bir hânedan değişmesi değil. İslâm devletinden Emevilerin yerine Abbâsilerin geçmesi.

Onlara ipekli ve işlemeli elbiseler giydiriyor ve sırmalı kemerler bağlatıyordu. Türkler'den meydana gelen süvari birlikleri. (26) Halife Mu'tasım. Türk askerlerinin ordunun diğer kısımlarından ayrı kalmasına özel bir itina gösteriyordu. Bu şekilde Türkler'le devamlı olarak birarada yaşayan Mu'tasım. Müteakip yıllarda siyasi ve askeri sahalarda önemli roller oynayacak olan Türk kumandanları. (25) Bu siyasete Halife Mu'tasım zamanında daha etkin bir şekilde devam edildi. İbn Havkal'ın bildirdiğine göre. itaatte kusur etmemeleri ve kudret sahibi olmaları. Halife oJduktan sonra ilk icraatmdan itibaren ordu­ nun başına ve devletin mühim siyasi ve idari görevlerine pek az istisnasiyle daima Türkler'i getirmiş ve bütün önemli faaliyetlerini Türk­ ler vasıtasiyle başarmıştır. Mu'tasım. onların Halifele­ rin muhafız birliklerini meydana getirmede esas sebebi teşkil ediyor­ du. Bunlar ordunun diğer kısımlarından çok üstün idiler. Türkler'in ordu içindeki sayı­ larının ve nüfuzlarının kısa zamanda büyük ölçüde artması ve onlara ordu içinde özel bir muamele yapılması. Aşnas. (27) Mu'tasmrın Halife olması üzerine. Bu arada Türk­ ler hakkında. Halifenin de müsamahasından istifade ederek Bağdad'ı adeta bir talim sahası haline getirmişlerdi. Halifeye oldukça sert ve acıklı müracaatlar da yapılı­ HORASAN'DAN ANADOLU'YA 31 . umumi bir hoşnutsuzluğun meydana gelmesine sebep olmuştu. Halk. Hilâfet ordusunun en seçkin sınıfını meydana getiri­ yordu". İnak ve Boğa el-Kebir hep Halife Me'mun devrinde temayüz etmişlerdi. Me'mun'un ölümü üzerine Türkler'e dayanarak Hilâfeti ele geçirmiştir. Türk askerlerine kumandan olarak geldikleri bölge­ lerin asilzadeleri tâyin ediliyordu. "Abbâsi Halifeleri muhafız birliklerini meydana getirmek için Maverâünnehlr'den Türk askerleri getirttiler. kenar mahallelerde Türkler'e sal­ dırmaktan ve hattâ öldürmekten de geri durmuyordu. Türkler. açıktan açığa Türkler'e karşı gelemiyor ise de. Afşin. Esasen Me'mun'un Hilâfeti sırasında Türkler'den ordu teşkil etmek görevi Mu'tasım'a verilmiş ve Türk birlikleri hep Mu'tasım’ın maiyetinde bulundurulmuş idi. h ürkleri ordu­ nun diğer kısımlarından bu üniformaları ile ayırıyordu. Türkler'in askeri hayata istidatları.Türk kumandanlarjnın görevlendirildiği görülmektedir.

Bağdad'da olduğu gibi burada da özel ve itinalı bir muameleye mazhar olmuşlardı. Afşin. daha Halifeliğinin ikinci yılında. bütün ihtiyaçlara cevap verecek durumda olmalarına önem veriliyor ve Türkler'in diğer unsurlarla mümkün mertebe temasa geçmemelerine gayret gösteriliyordu. Dicle nehri kıyısında bir yer tesbit edildi ve bir yıl sonra da 836 yılında tesbit edilen yerde Sâmerrâ adiyle yepyeni bir şehir kuruldu ve Halife. Türkler'in diğer unsurlarla karışmamalarına özel bir dikkat gösteriliyordu. tam manâsiyle Türkler'in ihtiyacına ve zevkine göre kurulmuş bir şehirdi. Ayrıca Bağdad'ın tefessüh etmeğe başlamış olan içtimai havası Türkler'in saf bozkır ahlâkını da bozmağa başlamıştı. Sâmerrâ'nın kurulmasına sebep olan Türkler. saraylarda. Artık "Sâm errâ Devri". diğer bir deyişle "İslâm İmparatorluğunda Türkler'in İktidar Devresi" başlamış olu­ yordu. İslâm devletinin askeri siyasetinde ve kadrolarında meydana gelen değişiklikleri bu şekilde görmüş oluyoruz. İlk fetihlerden itiba­ ren İslâm ordularının en fazla faaliyet gösterdikleri bölgelerin başın­ 32 Oğ u z ÜNAL . 835 yılında Bağdad'ın kuzeyinde. Hakan Urtuc. Binalarda. muhafız birlikleri ile birlikte Hilâfet merkezini Bağdad'dan başka bir yere nakletmeğe karar vermiş ve bir yer aramağa başlamıştı. süsleme ve resim sanatı­ nın derin izleri vardı. Türkler'in oturdukları mahallelerin. en açık olarak Suguur vilâyetlerinde de görülmektedir. başkent Sâmerrâ dışında. Türkler'in İslâm İmparatorluğu içindeki nüfuzlarının ne derece tesirli olduğunu açıkça göstermektedir. (30) Abbâsiler'in iktidara gelmesinden sonra. Aşnas. Türk birlikleri kendi kışlalarını. başta muhafız birlikleri olmak üzere bütün devlet dairelerini bu yeni şehre nakletti. kışla ve garnizonlarda Türk yapı. Böylece Hilâfet merkezi resmen Sâmerrâ'ya nakledilmiş oluyordu. Şeh­ rin en güzel yerlerine onlar iskân edilmişlerdi. Vasif el-Türki ve İnak gibi Türk kumandanlarına ayrı ayrı araziler tahsis olunmuş ve maiyetleri ile birlikte oralarda yerleşmeleri sağlanmıştı. (29) Hilâfet merkezinin Bağdad'dan Sâmerrâ'ya nakli. (28) Sâmerrâ. Bu değişiklikler. Mu'tasım. Hattâ Türk­ ler'in yabancılarla evlenmelerini önlemek maksadiyle. çarşılarını ve sosyal tesislerini bizzat kendileri inşa ediyorlardı. çeşitli Türk ülkelerinden kızlar getirtiliyordu.yordu.

" Bu rivayetten de anlaşılacağı gibi. (32) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 33 . saray muhafızlarını Türkler'den teşkil etmiştir. Anadolu içlerine akın yapm akû idiler. Halife Hârun el-Reşid. uçlardaki gazalar devam etmiştir. E lçi heyeti gelince. Türkler zırh giyiyorlardı ve gözleri hariç diğer yerleri zırhla örtülü idi. Onlar da iki saf meydana getirdiler. Emevi hânedanının son zamanlan ile Abbâsiler devrinde.da Bizans ile olan hudut hattı yani uçlar gelmektedir. "Hind hükuındarı Halife Hârun el-Reşid'e çeşitli hediye­ ler getiren bir elçi heyeti gönderdi. fetih. hareketinin yavaşlamasına ve hattâ giderek duraklamasına rağmen. Abbâsiler'in ilk devirlerinde Halifelerin Türkler'e karşı gösterdikleri itimadı ortaya koyması bakı­ mından bkd ei-Ferid'de kaydedilen bir rivayeti burada zikretmek te faydalıdır. Halifenin bu derece itima­ dını kazanan Türkler'e elbette devletin en önemli askeri bölgesi olan "El-Avâsım"da da görev verilmiştir. Halife. (31) Suguur ile alâkası olmasa bile. Uçlara yerleş­ miş bulunan birlikler hemen her yıl. Türk­ ler'e saf yapmalarını emretti.

kısa zamanda Türkler'in Hilâfet ordusunun esas unsurunu teşkil etmeleri sonucunu do­ ğurmuştur. ordu içinde hâkim duruma geldikten sonra. isyanın lideri Babek'in Bağdat'a karşı birlikte hareket teklifi Bizans'ta çok müsait karşılanmıştı. Halife Mu'tasım devrinin ilk zamanlarında İslâm-Bizans hudut­ larında sükunet devam etmişti. Bizans'ın Frikya hânedan'ından İmparator Theophilos. A fşin'­ in kuvvetleri tarafından çok zor bir durumda bırakılan Babek. Heraklios devrinde Araplar'a geçen Suriye ve Filistin'i Müslümanlardan geri almayı. Halife Me'mun'un son yılları ile Halife Mu'tasım devrinde. Bu şekilde Türkler. İslâm İmparatorluğunun iç karışıklıklarından istifade ederek. siyasi ve idari sahalarda da ağırlıklarını hissettirmeğe başladı­ lar. İmparator'u Halife'ye karşı müştereken 34 OĞUZ ÜNAL . Theophilos'a elçiler göndererek. bunu gerçekleştirmek için fırsat bekliyorlardı. Fakat. B i­ zans'a yapılan sefer ve gazalarda Türkler faal bir rol oynamışlardır. Bizans'ın tarihi emellerini gerçekleştirmek sevdasına düştü. A. Halife Hârun El-Reşid'in ölümünden sonra oğulları Emin ile Me'mun arasında ortaya çıkan iç harp. B İZ A N S G A Z A L A R IN D A T Ü R K L E R Abbâsiler devrinde Halife Me'mun ile başlayan Hilâfet ordusun­ daki Türk askerlerinin sayılarını artırma siyaseti. bütün kuvvetlerini Türk komutanların­ dan Afşin kumandasında bu asi üzerine gönderdiği bir sırada. dini bir borç olarak kabul ediyorlar. A M O R İO N S E F E R İN D E T Ü R K L E R Bizans İmparatorları. Halife'nin Babek isyanını bastırmakla meşgui olduğu. onu takip eden karışıklıklar ve nihayet uzun zamandan beri Azerbajy'can havâlisine hâkim olan ve gittikçe büyüyerek nüfuz sahasını güneye doğru genişleterek İslâm İmpara­ torluğu için çok tehlikeli bir hal alan Babek isyanı.2.

artçı kuvvetleri Boğa El-Kebir'in ve sağ kanat kuvvetleri de Inak’ın ku­ mandası altında idiler. Yapılan zulüm. Halife Mu'tasım'ın maiyetin­ deki birliklerin öncü kolları Türk kumandanlarından Aşnas’ın. kendisini tutamayarak gözleri yaşarmış ve intikam almağa ye­ min etmişti. ordunun güvenliği­ ni temin etmek vazifesi.000 kişiden fazla bir ordu ile IslâmBizans hududunu çiğnedi ve Kilikya'ys girdi. Babek gailesini bertaraf ettikten sonra büyük bir ordu ile 838 yılında. gözlerini oydur­ mak.harbe davet etmişti. o kadar vahşice olmuştu ki. Bu davet üzerine İmparator Theophilos 837 yılında harekete geçerek 100. Afşin'in emrindeki diğer ordu birlikleri de hemen hemen tamamına yakın Türkler'den meydana geliyordu. Ayrıca Bizans ordusu hakkında bilgi toplamak ve zahire temin etmek vazifeleri de Aşnas'a havâle olunmuştu. çocuk ayırmadan. Yirmi beş bin esir ile ve muazzam bir zafer alayıyla İstanbul'a döndü. (33) 19 Haziran 838'de Tarsus'tan hareket eden Halife kumandasın­ daki ordunun ilk hedefi Ankara idi. Buralardaki Müslümanları. Malatya tarafından Anadolu'ya giren ikinci kısmına ise Türk kuman­ danlarından Afşin kumanda ediyordu. Bizans'a karşı yapılan İslâm seferleri içinde önemli bir yeri olan Amorion seferinin başarı ile neticelenmesinde Türkler'in payı büyüktür. Bizans İmparatorluğu'nun önemli şehirlerinden oian ve İmparator'un mensup olduğu ailenin yaşadığı Amorion (İslâm kaynaklarında Amuriye) üzerine sefere çıktı. Ordunun ikinci kısmına kumanda eden Afşin. Bu kumandanların maiyetlerindeki birliklerde tamamen Türkler'den müteşekkildi. Bu uzun ve aynı zamanda düş­ man arazisinde geçecek olan yolculuk esnâsında. Mu'tasım'ın doğduğu şehir olan Zibatra (bugünkü Doğanşehir) ve havâlisini yakıp yıktı. Halife Mu'tasım. vücudlarmı kızgın demirlerle dağlamak gibi vahşiyane işkence­ lerle öldürttü. öncü kuvvetleri komutanı olması hasebiyle Aşnas'a verilmişti. Ayrıca bu sefer bütün İslâm dünyasında çok geniş akis­ ler uyandırmıştı. İki koldan Bizans topraklarına giren Hilâfet ordusunun. kadın. Tarsus ve Gülek Boğazı yolu ile ilerleyen esas kısmına bizzat Halife. çok metin bir adam olan Halife Mu'tasım bile. Seruc (bugün­ kü Suruç)'dan hareketle Derb El-Hades üzerinden Bizans toprak­ HORASAN'DAN ANADOLU'YA 35 . olaylar kendine anlatılır­ ken.

Afşin'in birlikleri tarafından kuşatıldı. Şiddetli bir şekilde başlayan muharebenin ilk safhası Bizans­ lIlar lehine gelişince. Kızılırmak sahilindeki' Bizans ordugâhına ulaşınca. Bizans Anadolu'su kendi kaderi ile ve Türkler'le başbaşa kaldı. Şim di merkezde Halife Mu'tasım. Halife ile Afşin'in birlikleri Ankara'da buluştular. Anadolu'ya hareket etti ve Kızılırmak sahilinde karargâh ku­ rarak İslâm ordularını beklemeğe başladı. Eskişehir'de Amorion'un müdafaası için kuvvetler gönderdik­ ten sonra Halifeyi karşılamak ve tehlikeyi bertaraf etmek gayesiyle orta. İm­ paratorun yanında kalan sadık kumandanları ve az sayıdaki kuvvet­ ler. sağ cenahda Afşin ve sol cenahda da Aşnaş bulu­ nuyordu. Bu ordu Afşin'in kuman­ dasındaki ordu idi. Halife. Ancak bu sırada başlayan yağmurun yay kirişlerini gevşetmesi ve karanlığın basması üzerine. Daha önce tesbit edilen plân gereğince Halife ile Ankara'da buluşacaktı. Bir haftalık yolculuktan sonra Amorion önlerine gelen Abbâsi ordusu. Afşin'in ön saflarında bulunan Arap ve Ermeni birlikleri yavaş yavaş gerilemeğe ve hattâ kaçmağa başladılar. İmparator. muharebenin kaderini değiştirerek B i­ zans ordusunun saflarının karışması ve dağılmasına sebep oldu. Fakat bu sırada ikinci bir ordunun doğudan ilerlediğini haber aldı.larına girerek. Bu şekilde. İmparatorun da İstan­ bul'a dönmesi üzerine. ordunun süvari grubunu meydana getiren Türkler'in şid­ detle taarruza geçmeleri ve ilerlemekte olan Bizans ordusunu müthiş bir ok yağmuruna tutmaları. . Anadolu içlerinde ilerlemeğe başladı. orada bulunan Bizans kuvvetleri de dağıldılar. Bir kaç günlük bir istirahatten sonra ordu yeniden tanzim edildi. Bizans İmparatoru ile Afşin'in ordu­ ları bugünkü Kaz-Ova'da muhtemelen Temmuz ayı başlarında kar­ şılaştılar. Nihayet 12 Ağustos'ta İslâm ordusu şehre girdi. önce bu tehlikeyi bertaraf etmek arzu­ suyla Afşin'in üzerine yürüdü. Islâm ordularınm ülkesine karşı harekete geçtiğini öğrenen B i­ zans İmparatoru Theophilos. 1 Ağustos'ta şehri muhasaraya başladı. öğle­ ye doğru. ku­ mandanları arasında şehrin etrafını çeviren suru taksim ederek birliğin hücum edeceği kısmı gösterdi. İmparatorun mağlubiyet haberi. Kaynaklar bu muhasarada Türkler'in 36 Oğ u z ÜNAL . İmparator vC yanmdakilier hayatlarını güçlükle kurtarabildiler ve gece karanlığından istifade ile kaçtılar. 838 Mayıs'ında İstanbul'dan hareket etti.

ve özellikle Afşin'in birleklerinin temayüz ettiğini belirtirler. (34) Bu sefer, Müslüman Türkler'in Anadolu içlerine ilk girişi idi...

B. A M O R İO N S E F E R İN D E N SO N R A Y A P IL A N B İZ A N S G A Z A L A R IN D A T Ü R K L E R Amorion'un fethinden sonra İslâm-Bizans mücadeleleri daha ziyade karşılıklı akınlar şeklinde devam etmiştir. Her iki taraf da bir fetih siyasetinden çok küçük akınları tercih ediyordu. Bunda iki İmparatorluğun dahili durumlarının büyük payı vardır. Halife Mütevekkil'den itibaren Abbâsi Halifelerinin Türkler ile mücadeleye girişmeleri ve uzun süre tahtta kalamamaları, Bizans'a karşı eskiden olduğu gibi geniş bir askeri harekâta girişmelerini, hatta Halife'nin sefere çıkmasını önlüyordu. Bizans imparatorları ise, Aglebiler'in Sicilya ve güney İtalya'ya karşı giriştikleri fütuhatı durdurmakla meşgul idiler. Suguur şehirlerindeki İslâm garnizonları, umumiyetle yaz aylarında, Bizans hudut garnizonlarının kuvvetlenmesini önle­ mek, İslâm ülkesine karşı taarruza geçmelerine mani olmak ve gani­ met ele geçirmek için hemen her yıl Bizans'a akınlar yapmakta idiler. Suguur vilâyetlerindeki kuvvetlerin Anadolu içlerine yaptık­ ları bu devamlı akınlara karşılık Halifeler artık şahsen seferlere hiç katılmıyorlardı. Ancak bazan merkezden bazı kuvvetleri yardım için Anadolu'ya akına gönderiyorlardı. (35) Halife Mütevekkil, Türkler ile arasının bozulması üzerine Dımâşk'a geldi, fakat orada da istediği huzur ve emniyeti bulamayınca tekrar Sâmerrâ'ya döndü ve Boğa El-Kebir'i Ucda bırakarak, B i­ zans'a karşı sefer yapmasını emretti. Halife Mütevekkil bu hareke­ tiyle, Bizans seferini değil, Boğa'nın merkezden uzak kalmasını sağlamayı düşünüyordu. Halifenin emri üzerine 858 Ağustosunda harekete geçen Boğa El-Kebir, orta Anadolu'da Ankara yakınların­ daki Samalu'yu fethetti. Boğa'nın bu tarihten sonra Anadolu'daki faaliyetine dair kaynaklarda bilgi yoksa da, onun bundan böyle muhtemelen Suguur'da kalarak gazâlara katıldığı anlaşılmaktadır. Halife Mütevekkil'in katlinden sonra Hilafet mkamına geçen Muntasır, kısa süren Halifeliğinin son aylarında Türk kumandanla­ rından Vasif El-Türki'yi Bizans'a karşı sefere memur etti. Bu sefer de aynen Boğa'nın seferinde olduğu gibi, Vasif'in merkezden uzak­

HORASAN'DAN ANADOLU'YA

37

laştırılmasını temin etmek amaciyle tertip edilmişti. 15 Haziran 862'de Sâmerrâ'dan hareket eden Vasif eî-Türki, Temmuz başlarında Bizans ülke.sine girdi. Halife, bu sefer esnasında Vasif'e yazdığı mek­ tupta, seferin sonunda merkeze dönmemesini, dört sene Suguur'da kalarak Bizans'a gazâ yapmasını emrediyordu. Ancak Halife Muntasır'ın ölüm haberini Suguur'da alan Vasif'in seferden sonra derhal merkeze döndüğü anlaşılıyor. Bu sırada Hilâfet merkezinde taht mücadeleleri ve siyasi entri­ kalar devam ederken uçlarda da Bizans'a karşı gazâlar eksik olmu­ yordu. Hilâfet merkezinde bulunan Türk kumandanları iktidar kavgaları ile meşgul olurlarken, Suguur'da bulunan Türk kumandan­ ları da, siyasi entrikalardan uzak, Anadolu'ya akınlarına devam ediyorlardı.(36)

C. T A R S U S E M İR İ Y A Z M A N 'IN B İZ A N S G A Z A L A R I Halife Mu'temid devrinin sonlarına doğru, Tarsus emiri olan Türk kumandanı Yâzmân'ın Bizans gazâları, İslâm İmparatorluğu'nun Bizans'a karşı taarruzi harekâtının son safhasını teşkil eder. Yâzmân'ın Tarsus'a ne zaman geldiği ve bu zamana kadarki askeri ve siyasi faaliyetleri hakkında bilgimiz yoktur. Yalnız 882 yılında Eylül ya da Ekim aylarında Ahmed b. Tolun'un kumandanı Halef el-Fergani tarafından hapsedildiğini, kısa zaman sonra Tarsus halkının onu hapisten çıkararak H alefe cephe aldığını, bunun üze­ rine Ahbed b. Tolun'un Adana'ya kadar geldiğini, fakat Tarsus üzerine yürümeyerek geri çekildiğini ve bu tarihten sonra da Yâzmân'ın Tarsus'ta yarı müstakil bir emir olarak hüküm sürdüğünü kaynaklardan öğreniyoruz. 882 yılında Tarsus emiri olduğu anlaşı­ lan Yâzmân'ın bu tarihten önce Suguur'a gelmiş ve askeri icraatda bulunmuş olması icabeder. İmparator I. Basilaios devrinin sonlarıyla, V I. Leon devrinin başlarında, Bizans'ı en fazla tâciz eden İslâm kumandanı hiç şüphe­ siz Yâzmân idi. Kara ordusunun yanında ufak bir filo kurup kara­ dan ve denizden Bizans'ı tehdit eden Yazman, Tarsus'ta idareyi ele geçirdikten sonra, hemen hemen her sene gazaya çıkıyor, esir ve ganimetlerle Tarsus'a dönüyordu.

38

Oğ u z ÜNAL

Yâzmân'ın Bizans'a karşı son seferi 89m yılındadır. Türk kuman­ danlarından Ahmed b. Togan'ın Tarsus'a gelerek maiyetine girmesiy­ le kuvveti artan Yâzmân, emrindeki ordu ile 891 yılı Ekim ayında Tarsus'tan hareketle Salandu'yu kuşattı. Muharebe sırasında kaleden mancınıkla atılar bir taş Yâzmân'ı ağır bir şekilde yaralayınca, İslâm ordusu geri dönmek zorunda kaldı. Sedye içinde askerlerinin omuzunda taşınan Yâzmân, 22 Ekim 891'de yolda vefat etti. Nâşı Tarsus'a getirilerek Bâb El-Cihâd'da defnedildi. Yâzmân, Bizans'a karşı yapılan gazâların zayıfladığı bir sırada Tarsus'ta bulunan ve ekseriyetini Türkler'in teşkil ettiği gazilerin başında Bizans gazâlarına yeni bir hız vermiştir. Karadan ve deniz­ den yaptığı akınlar neticesinde, herhangi bir kale ve şehrin kesin olarak Müslimanların eline geçmemiş olmasına rağmen, bilhassa uc bölgelerine yeni bir canlılık getirmiş ve Bizanslılar'a ağır kayıplar verdirmiştir. Bizans İmparatorluğunun başına Makedonya sülâlesinin geçmesi ile, tarihinin en kudretli devirlerinden birisini yaşadığı bir sırada, kazanılmış olan bu başarılar Yâzmân'ın askeri kudretini ortaya koymaktadır. Onun ölümünden sonra Suguur'dan Bizans'a yapılan taarruzlar giderek zayıflayacak ve artık taarruz sırası Bi­ zans'a gelecekti. (37)

D. B İZ A N S 'IN K A R Ş I T A A R R U Z A G E Ç M E S İ İki buçuk asır kadar devam eden İslâm-Bizans mücadeleleri sırasında Türkler Anadolu'da tam manâsiyle müstakil bir devlet kurmuş değillerdir. Anadolu'ya fatih olarak değil, Halife'nin asker­ leri olarak gelmişlerdir. Aynı zamanda Anadolu'da bir değil, bir kaç Türk imareti mevcuttu. İmaretlerin teşkilâtı, Abbasi İmparatorlu­ ğunun vilâyet teşkilâtının aynıdır. Resmi dil Arapça idi. (38) İslâmlar ile BizanslIlar arasında cereyan eden devamlı savaşlar sonunda Anadolu'da Rum nüfusu, yüzyıllar geçtikçe biraz daha azaldı. Nüfus kıtlığından zor duruma düşen Bizans, Balkanlar'dan getirtttiği Hıristiyan ve Şamani Peçenek, Kuman ve Uz gibi Türk uluslarını Suguur'da savaşan Müsliman Türkler'e karşı Bizans sı­ nır vilâyetlerine yerleştirmek yoluna gitti. Bu gayrı müslim Türk­ ler, Bizans sınırını yüzyıllarca Müsliman mürkler'e karşı savundu­ lar. (39)

HORASAN'DAN ANADOLU'YA

39

BizanslIlar, 928 yılında insiyatifi ele alarak karşı taarruza geçtiler. Erzurum ve çevresini Müslimanlardan geri aldılar. 934'de Suguur vilâyetlerinden Eyalet-i Cezriye'nin merkezi olan Malatya, kahramanca bir savunmadan sonra, Bizans'ın eline düştü. Bütün gay­ retler boşa çıktı ve bu mühim topraklar bir daha Bizans'tan geri alınamadı. (40) Bu sırada Bizans, Makedonya hânedanının idaresinde, tarihinin en kudretli devrilerinden birini yaşıyordu. 948'dc BizanslIlar, Maraş'ı da Müslimanlardan geri aldılar ve bu şekilde, Müslimanları A h ırMalatya-güney-doğu Toroslar zincirinin güneyine kadar geri atmış oldular. Bizanslılar, bir hamlede doğu ve güney-doğu Anadolu'nun en büyük kısmını geri almışlardı. Bu tarihten sonra Müslimanların bazı muvaffakiyetleri görüldü ise de, bunlar tamamen mevzii vakıa­ lara münhasır kaldı ve Bizanslılar, Selçukoğulları'nın Yakın Doğg'ya inmelerine kadar, bu üstün vaziyetlerini muhafaza ettiler. İmparator Nikeforııs Fokas, G irit ve Kıbrıs'ı Müslimanlardan geri aldığı gibi, Gazianteb'i de işgâl fetti; hattâ İslâm dünyasının en büyük şehirle­ rinden biri olan Haleb'e girip şehri yağma etti. (41) Bizanslılar, 964'te Adana, Misis ve Tarsus'u da alıp Müslimanları Klikya'dan attılar. Yüz binlerce Müsliman, Arap ülkelerine göçtü; kalanların bir kısmı da Hıristiyan oldu. Çünkü İslâm ülkelerinde milyonlarca Hıristiyan serbestçe yaşadığı halde, Hıristiyan ülkele­ rinde Müsliman azınlığa müsamaha edilmiyordu. 966'da Bizansılar, Diyarbakır, Antakya, Halep civarına kadar geldiler. 969'da Antakya Bizans'ın eline düştü. Bu mühim-başarılardan sonra Bizanslılar, Van gölüne ulaştılar ve bu bölgelerdeki Müslimanları da kovdular. 973'te BizanslIlar, İslâm dünyasının en büyük şehirlerinden birisi olan Diyarbakır'ı bile muhasara ettiler, fakat Müslimanların büyük bir feragat ve kahramanlıkla müdafaa ettikleri bu şehri alamadılar. Bunun üzerine Bizanslılar, güney-batıya döndüler; Humus, Baalbek, Beyrut gibi bazı şehirleri alıp Akdeniz'in doğu kıyılarına ulaşmış oldular. (42) Bundan sonra Müslimanlar, Bizans'ı çok kanlı savaşlardan sonra binbir güçlükle Lübnan ve Suriye'nin mühim şehirlerinden çıkarabildiler. Fakat Bizans işgali, Van gölü bölgesinde devam etti. 933'te Erciş ve Malazgirt, 103Q'da Urfa Bizanslılar'ın eline düştü. Van golünün kuzeyindeki Ermeni ve Gürcü ülkelerindeki krallıklar,

40

Oğ u z ÜNAL

(43) İkibuçuk asır devam eden bu savaşlar sonunda 11. Yakın Doğu'ya müdahale etmek üzerelerken. İs­ lâm âlemi'nin Bizans karşısındaki durumu bu idi. uzun ve kanlı mücadelelerle Bizans Anadolu'sunu zaafa uğratmışlar. (46) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 41 . Siirt. (45) Bu devrin en bariz hususiyeti. Bitlis. Diyarbakır'daki Mervâni'ler. Allah yolunda cihâd etmek üzere Suguur'a gelen yüzbinlerce mücâhit Türk'ten eser kal­ mamıştı. Anadolu'da Müslimanların elinde ancak Diyarbakır. Anadolu'yu geniş ölçüde hırpala­ mışlar ve yarım asır sonra soydaşları olan Müsiiman Oğuz Türkleri tarafından vuku bulacak olan Anadolu fütuhâtına müsait bir zemin hazırlamışlardır. Van gölünün doğusuna ve Kafkas dağlarına kadar ulaştı. (44) jşte Oğuzlar. Suguur vilâyetlerinde çarpışan bu Murabıt Türkler.Miisliman tâbiiyetinden çıkarak Bizans'ı metbu tanıdılar. Vaktiyle 100. cihâdlardır.000 atlı çıkaran Suguur vilâyetleri mahvolmuştu. yüzyıllar süren Müsiiman akınları Ana­ dolu'yu geniş ölçüde hırpalamış idi. Bu suretle Bizans hâkimiyeti. Azerbaycan'daki Müsâfiri'ler gibi Müsiiman devletleri bile Bizans tarafından haraca bağlanmış­ lardı. Bununla beraber. yüzyılın baş­ larında Bizans. Suguur vilâyetlerine ait olan toprakların çoğunu işgal etmişti. Mardin. Hakkâri bölgeleri yani en güney-doğu Anadolu kalmıştı.

C E Z İR E UCU). Bu ucun merkezi Tarsus idi. Murad suyu kenarındaki Arsamosat. Malazgirt. İbn Havkal'm bu rivayeti mübalağalı olsa bile. Bu ucun ikinci derecedeki şehirleri Misis.EY A LET . Kuzey doğu Anadolu (Karadeniz kıyıları hariç) ile güney Kafkasya'nın en büyük bölümünü içine almak üzere genellikle Doğu Anadolu’da kurulmuş olan bu ucun en mühim şehirleri Kalikala (yani eski Erzurum) ile Bitlis. Göynük ise üçüncü derecede müstahkem mevkiler idi. Meyyafarikin. Erciş ve Kemah idi. Ahlat.e y a l e t . 10. (47) Çok münbit ve mahsuldar olan uc ülkeleri aynı zamanda büyük ticaret yollarının uğrakları idiler. Nişabur. Fustat ve Dimaşk gibi birinci derecedeki İslâm şehirlerinden sonra gelen Buhara. Fırat kenarındaki Samsat. Antakya ve Adana idi. Adıya­ man.3. Erzen (bugünkü Garzan civarında) bu ucun ikinci derecedeki şehirleriydi. Musul ve Haleb şehirleri ayarında olduğunu söyleyebiliriz. bu şehrin de doğunun büyük ve mamur şehirlerinden olduğunu söylüyor.E Y A L E T İ E R M E N İY E (E R M E N İY E UCU). Amid. Haruniye. bütün şarkta bu azamette pek az şehir gördüğünü ve şe­ hirden her zaman yüz bin atlı muharibin çıkmakta olduğunu zikre­ der. Maraş. İbn Havkal. yüzyılın başında bu ucu gezmiş olan İbn Havkal. 3. Rey.-] C E Z R İY E (E L . Arap müelliflerinin "Suguur" ya da "El-Avâsım" adıyla andıkları " U c " ülkeleri üç kısma ayrılmıştı: 1. UÇLARIN T EŞK İLA T I VE UÇLARDA HAYAT Yukarıda İslâmlar elinden çıkıp Bizans'a geçtiğini gördüğümüz. Aynzarba. diğer eserlerden biz Tarsus'un Bağdad. Harput. 2.i Ş A M İY E (Ş A M Y A DA S U R İY E UCU). İlk zamanlardanberi mevcut olan şark ile garp arasındaki kara yollarının mühim bir kısmı buralardan 42 OĞUZ ÜNAL . Bu ucun mer­ kezi Malatya idi.

(48) İrili ufaklı 200 kadar şehir ve kaleyi ihtiva eden uc ülkelerinin nüfusu birkaç milyondan fazla tahmin olunabilir. İkinci sırada ise muta­ savvıflar yer alıyordu. Bundan başka her taraftan zahitler ve dindarlar uca gelerek gazâ farizasını yapmak ve fazla sevap kazanmak için cihâda iştirak ederlerdi. Bu sebepten dolayı büyük ve zengin şehir­ ler ve kasabalar meydana gelmişti. Fakat uçtaki mücâhid ve murabıtların en büyük kısmı. sayfalar doldurmak icap eder. Uc halkının esas vazifesi din uğrunda savaş olduğu için. yani Suriye ucu. Antakya. Malatya. bunların büyük ekseriyetini Türkler teşkil ediyordu. Daimâ muharebe­ ye hazır yüz bine yakın mücâhid çıkaran uc halkı her vakit harp hayatı yaşarlardı. Horasan ve Türkistan diyarlarından pelen gazilerdi ki. Kesif bir nüfusu besleyen bu şehirler. Yalnız Tarsus'ta yetişen muhaddislerin sayısı yüzden fazladır. aynı zamanda müstahsillerin ve tüccarların da karargâhı olmuştu. muhaddislerin. Bununla beraber şark edebiyatının iftihar edeceği şahsiyetlerden Kalikalalı Ebu Ali El-Kali ile Meyyafarikin'li Abd El-Rahim İbn Nubata ve büyük şair Misisli Ebu '1-Abbas El-Nami gibi zatlar da uçtan yetişmişlerdi. Erzen ve Kalikala yani eski Erzurum idi. Ucda yetişen veyahut hariçten gelerek buraya yerleşen âlimlerin. Bundan başka uc şehirlerinin mühim bir kısmı İslâm ilim ve edebiya­ tı tarihinde meşhur olan pek çok şahsiyetin de doğup yetiştikleri ve yaşadıkları yerlerdi. (49) Bu mücâhid ve murabıtların şehit olmak veya ecelleri ile ölmele­ ri suretiyle azalmaları da söz konusu değildi. mutasavvıf ve fakihlerin ve diğer yazar ve ediplerin adlarını ve hayatlarını eski vekayinalerdcn ve hâl tercümesi kitaplarından alarak burada saymağa kalksak. yalnız mücâhidlerin ve murabıtların de­ ğil. Çünkü devamlı olarak HORASAN’DAN ANADOLU’YA 43 . Muhtelif cins ve soylara mensup olan bu mü­ nevver zümrenin toplandıkları en mühim kültür merkezleri Tarsus.geçmekte idi. yüzyıldan itibaren. bilhassa 9. Bunlardan Şam. Amid. Tövbe eden günahkârların bir kısmı da din uğrunda muharebe yaparak günahlarını affettirmek için uca gelir­ lerdi. Uçtaki şehirler hem istihsal yapıyorlar ve hem de ticaretle uğraşıyorlardı. aynı zamanda bir deniz ticaret filosuna da mâlik bulunuyor ve doğu Akdeniz'deki diğer memleketlerle de ticaret yapıyordu. Misis. buradaki medreselerde tâbiatiyle dini ilimler ve bilhassa hadis ilmi diğerlerinden daha kuvvetli ve yaygın idi. Bu mutasavvıflar içinde İbrahim İbn Ethem El-Belhi ve Abd Allah İbn Mübarek gibi bütün Müslimanların son derece kıymet verdikleri şahsiyetler mevcuttu. Meyyafarikin.

(52) 44 Oğ u z ÜNAL . bazan da "m elik" ve hattâ "sultan" unvanını bile taşırlardı.İslâm ülkelerinden. içlerinden birini başbuğluğa seçiyorlar ve tasdikine sunmak üzere Halifeye bildiriyor­ lardı. 5) İslâm hükümdarlarının ve bilhassa Halifenin yardımları. Diğer bir deyişle uçlar. (51) Suguur beylikleri hiç bir zaman muayyen ailelerin elinde kalmı­ yordu. bilhassa Horasan ve Türkistan'dan gelen yeni mücâhidler ve murabıtiar eksilenlerin yerlerini dolduruyorlardı. 2) Uc bölgele­ rinin ticaret gelirleri. 4) muhtelif zenginlerin bağışları. Bu sayede uçta yüz bine yakın mücehhez büyük bir ordunun bütün ihtiyaçları temin olunabiliyordu. 3) muhtelif İslâm ülkelerinde uc gazileri için yapılan vakıflardan gelen gelirler (Bu vakıflar Mekke ve Medine için yapılan vakıflar kadar mühim bir yekuna ulaşmış idi). Suguur beyleri. Uçtaki mücâhid komutanları toplanarak. bazan "em ir". (50) Hariçten gelen mücâhidler ile devamlı olarak takviye olunan uc ordugâhlarının başlıca geçim ve gelir kaynakları şunlardı: t ) Bizzat uc bölgelerinin ziraat ve zanaat bakımından istihsali. kendi adlarına para bastırırlar. bir nevi askeri cumhuriyet idiler.

UÇLARIN İNHİTATI Bizans İmparatorluğuna karşı iki asır kadar muzafferiyetle ve galibiyetle mücadele ve mukavemet etmiş olan uclarm düşmesinin ve Bizans'm galebesinin sebeplerini 10. Horasan ve Türkistan diyarlarından geknekte olan gönüllüler yollarda iaşeleri ve sair ihtiyaçları temin edilemediği için artık eskisi gibi sık sık gelemiyorlardı. Ayrıca bunlara ilâveten Büveyhoğulları hânedanına mensup prenslerin birbirleri ile mücadele­ leri de başladı. Halep hükümdarı Hamdanoğlu Seyf el-Devle'nin şeciane mücadelesi sayesinde bir müddet daha mukavemet etti.4. Irak ve El-Cezire ümerâsını tedip ettikten sonra 900 yılında uca gel­ miş ve Tarsus büyüklerini tevkif ettikten başka ucun harp donanma­ sını da yaktırmıştı. Bu hadise uc kıyılarının düşman taarruzlarına açık kalmasına ve Bizans'ın denizlerde İslâmlara üstünlüğüne sebep oldu. yani Klikya bölgesi. yine 10. Mısır'a ve Suriye'nin çoğuna hâkim olan Ihşitoğullan hükümeti Afrika'dan ikide birde gelmekte olan Fatimi orduları ile uğraştığından uca yardım etmek imkânını bula­ mıyordu. Yalnız Şam (Suriye) ucu. Bundan sonra. yüzyılda Deylemlilerin Irak'ı istilâsı ve Bağdad Türkler! ile mücadeleleri ve nihayet Büveyhoğulları ile ElCezire'ye hâkim olan Hamdanoğulları arasında uzun ve kanlı bir mücadele başladı ve yıllarca devam etti. asayişsizlik zenginlerin yardımla­ rını azaltmış. bjrbirleri ile mücadele eden İslâm hükümdarlarının uçlara maddeten ve nakten yapmakta oldukları yardımların tamamen kesilmesine sebep olmuştur. yüzyılda cereyan etmiş olay­ larda aramak gereklidir. yahut geç­ mekte oldukları memleketlerin hükümdarlarının siyasi ihtiraslarına H O R A S A N 'D A N A N A D O L U ’Y A 45 . İşte bu ve benzeri siyasi olaylar muhtelif ülkelerdeki uc vakıflarını da inkıraza şürüklemiş. İstiklâl kazanmış olan muhtelif bölgelerin emirlerini zorla kendine itaat ettirmek isteyen Halife El-Mu'tadıd. Nitekim evvelâ bu uc elden çıkmış­ tır. Gelenler de çok defa yollarda sefaletten perişan olup dağılıyorlar. Bu yüzden ıramdanh emirleri El-Cezire ve Ermeniye ucunu iyi müdafaa edemediler.

halefleri ve ümerâsı arasında ortaya çıkan münazaalar ve ayrılıklar. bütün dağ silsileleri şarktan garba doğru birbirine muvazi olarak uzanan ve bilhassa Anadolu'nun güneyini çeşitli kademeli duvarlar halinde Suriye ve El-Cczire'ye karşı ören. pek yakın olan Anado­ lu ülkesini alamayışlarının diğer bir sebebi de. yüzyılın ikinci yarısında İslâmlarm hezimet ve felâketleri ile. Ü ç asır aralıksız bir şekilde devam eden ve bize büyük bir halk tarihi ve halk destanları ve edebiyatı bırakan ve zamanımıza kadar hamaset ve kahramanlık hatıraları yaşatan bu gazâ ve cihâd devri. 10.alet edilerek uca gönderilmiyorlardı. (53) İslâm ordularının İspanya ve Türkistan gibi Hilâfet merke­ zinden çok uzak olan ülkeleri açtıkları halde. Bizans'ın çeyrek asır süren sürekli mücadelelerine ve saldırılarına karşı Halep emiri Seyf el-Devle'den başka bir kimse mücadele etmek şöyle dursun. o yüzyıllarda Bizans İmparatorluğunun karada ve denizde en kudretli askeri teşkilâta sahip bir devlet olmasında ve bunun yanı sıra bir de istilâ hareketi­ nin. Orada kalanlar ise Hıristiyanlığı ve Bizans tâbiiyetini kabule mecbur tutulmuşlardı. ucun şim­ diye kadar bin bir müşkilâtla dayanabilen kısımlarının da elden çıkmasına sebebiyet vermişti. şimdiye kadar ellerinde tuttukları Anadolu topraklarını bırak­ mak gibi elim ve feci bir akibetle bitmiş olmakla beraber. bu devirde Anadolu'ya akın ederek Bizans'ın belli başlı dayanak noktaları olan bu ülkenin şehirlerinin ve müstahkem mevkilerinin çoğunu harap 46 Oğ u z ÜNAL . alâkadar bile olmamıştı. yüksek dağ zincirlerinin aralarındaki dar geçitlerden vukua gelmesi ve Bizans kıtalarının İslâm ordularına karşı geçitlerde şiddetli müdafaaları ve hele İslâm orduları orta Anadolu'ya girdikten sonra gerek karadan ve gerekse denizden çıkarılan kuvvetlerin çekilmelerine mani olmak için ulaşım yolu olan bu dar g e ç iliri kapatmaları ve hareket üslerinden oldukça uzaklaşan İslâm kıtalarının Suriye ve El Cezire ve hattâ Suguur ile irtibatlarını kesmeleri ve bilhassa dönüş sırasında yolları kesilen bu kıtaları çok müşkil duruma sokmaları ve ekseriya perişan etmeleri gibi coğrafi durumun meydana getirdiği askeri harekâtta aramalıdır. BizanslIlar uc halkının bir kısmını her türlü vahşetle öldürmüşler ve bir kısmını da hicrete mecbur etmişlerdi. Bu emirin 967 yılında ölümünü müteakiben.

.

kuzeyden ve güneyden önemli bir iz bırakan taarruz­ lara uğramadığı halde.ili. H O R A S A N ’D A N A N A D O L U 'Y A 49 . B Ö L Ü M Oğ u z l a r a n a d o l u ’d a 1. tarihin muhtelif çağlarında doğudan «e batı­ dan derin değişiklikler ve izler bırakan. o ğ u z ISTbLASI A R İF E S İN D E A N A D O LU Kuzeyden ve güneyden büyük dağlarla çevrili bulunan ve bütün vadileri ve ovaları doğudan batıya doğru uzanan Anadolu kıt'ası. tarih boyunca. büyük istilâ ve göçlere maruz kalmıştır.

onlann hâkimiyetinden Anadolu ırk bakımından pek az müteessir olmuş. Muşhi'ler. Komagen'ler. Helenler'in Anadolu sahillerindeki şehirleri ve müstemlekeleri içerilere doğru pek fazla nüfuz edemeyip kenarlarda kalmış ve ırki olmaktan ziyade kültürel ve iktisadi bakımdan müessir olmuştur. Hititlerin yıkılışından beri siyasi birliği kaybolan ve Iranlılar tarafından geçici olarak kurulan birliği çok kuvvetli bir şekilde kurmuşlar ve bir dereceye kadar da 50 Oğ u z ÜNAL . Anadolu bu istilâdan itibaren Oğuzlar'ın gelişine kadar bu şekilde derin ve muazzam iz bırakan istilâ ve göçler görmemiştir. Frig'ler. (55) Gerek Anadolu'nun bu eski kavminin ve gerekse Hititlerin Turani menşeden geldikleri ve dolayısiyle Türk oldukları yolundaki iddialar ise tamamen asılsız olup. Make­ donya İmparatorluğu'nun istilâsı. Şimdilik sadece "Proto-Hitit" veya '’Asianique" adı verilen bu halkın milâttan evvel 40. Hititlerin en haşmetli devrinde birleşmiş olan. fakat hemen daima parçalanmış bir halde yaşayan A n ad o lu lu Iran hâkimiyetine sokmuştur. ilmi bir görüşü aksettirmekten ziyade. Romalılar. Milâttan evvel 11. yüzyıldan itibaren dağılmaya ve hâkimiyet­ lerini kaybetmeğe başlayan Hititler'in üzerine gelen kavimler içinde. Kapadok'lar. Milâttan evvel 25. Iran İmpara­ torluğunun istilâsı.Anadolu'nun en eski ahalisinin adı ve menşei henüz tesbit edi­ lememiştir. Bitin'ler. Paflagon'lar. Löt'ler. yüzyıldan itibaren arya kavimlerinin büyük muhacereti başladığı sırada Anadolu'ya gelmiş bulunan Hititler ile diğer küçük kavimler. onların İmparatorluğunu ve devletlerini yıkanlar Trak kavmine men­ sup olan Tön'ler. bu ülkeye ol­ dukça uzun süren bir sulh ve sükun devri açmış ve Anadolu İranlI­ ların bütün gayretlerine rağmen istilâdan korunmuştur. Anadolu'nun bu eski kavminin üzerine yerleşmiş ve onlarla karışmışlardır. vb gibi küçük kavimlerdir. yaptıkları büyük yollar ve bu yollar üzerinde vücuda getirdikleri müstahkem kaleler ve şehirler sayesinde. yüzyıldan itibaren bu kıt'ada yaşadığı ve daha sonraki yüzyıllarda şehirler kurduğu zannolunmaktadır. hem siyasi olmuş ve hem de Helen medeniyetini Anadolu!nun her tarafına yaymış olmak iti­ bariyle kültürel bakımdan çok ehemn>iyetli ve derin tesir yapmış ve bu tesir yüzyıllarca devam etmiştir. ancak Anadolu'da kurmuş oldukları teşkilât. Romalılar'ın istilâsına gelin­ ce. yalnız siyasi değişiklik yapmış. bir zamanlar Cumhuriyet Türkiye'sine hâkim olur gibi olan yanlış bir tarih görüşünün mahsulüdür. Miz'ler.

Ancak romalıların Anadolu'da Helen kültürünü yaymak husu­ sundaki faaliyetleri de ancak bir dereceye kadar başarılı olmuş ve fakat tam bir semere vermemiştir. (56) Milâdi 6 . Anadolu’nun eski Asianique. Anadolu için büyük bir felâket olmuş ve bu ülkenin şehir ve kasabalarının büyük bir kısmının bu yüzden harabe haline gelmesi ile sonuçlanmıştır.bu ülkeye kültürel ve iktisadi bir birlik ve düzen vermeğe uğraşmış­ lardır. Ortodoks kilisesini tanımayan ve ayrı bir kilise meydana getiren Ermeniler Trak dilleri grubundan olan kendi lisanlarmı muhafaza ederek Elen dil ve edebiyatına şiddetle mukavemet ettikleri gibi. ülkenin çeşitli bölgelerinde her iki büyük kavmin dillerinin de varlıklarını devam ettirebilmiş olması ihtimali kuvvetle mümkündür. yüzyıl ile 7. (57) HORASAN’DAN ANADOLU’YA 51 . Hitit ve Trak ırklarma mensup olan kavimlerinin evlâdı bulunan ve şimdiye kadar vukua gelen bu kadar istilâ ve göçlere rağmen Anadolu yerli halkının ekseriyetini meydana getiren asıl kitle de. ilim ve edebi­ yat dili halinde kalmış. yüzyıldan itibaren bu ülkede Hıristiyanlığın yayılışı ve daha sonra Ortodoks kilisesinin kuruluşu ve kilisenin din lisanı olan Helen dilinin ibadetler ve dini kitaplar sayesinde yayıl­ ması çok tesir etmekle beraber yine bu ülke ahalisini Elenleşîirememiştir. yüzyılın başlarında vukua gelen İranBizans mücadeleleri. yani bu kıt'anın eski ahalisi olan Asianique'ler ile bunların üzerine gelmiş olan Hititler ve bunların üzerine gelmiş olan üçüncü kesif insan tabakası olan Traklar birbirlerine karışmışlar ve Oğuzlar'ın Anadolu'ya gelişlerine kadar Anadolu halkının büyük bir kısmını teşkil etmişlerdir. Bunu takip eden İslâm-Bizans mücadelesi ise birkaç yüzyıl sürekli olarak devam etmiş ve bu çarpışmalar Anadolu'nun daha fazla harap olmasına sebep olmuş­ tur. sahillerde ve belki ancak bir kısım büyük şehirlerde konuşulabilmiştir. İlk İslâm gazâları ve bundan sonra vuku bulan Türk fütuhâtı zamanında Anadolu'da yaşayan bu Hıristiyan halkın Hitit dillerinin o zamana kadar gelmiş olan şekillerini veya Trak dillerini konuşup konuşmadıkları münakaşa edilebilirse de. Anadolu'nun ancak çok mahdut bir kısmına yerleşmiş olan Samiler hariç olmak üzere diğer kavimler. bütün siyasi ve dini tesirler karşısında yine kendi âdetlerini ve mahalli dillerini mu­ hafaza etmişlerdi. Helen lisanı ancak büyük şehirlerde geçen dİn. Milâttan sonra 3.

ekonomik ve sosyal yönden tam bir kargaşa ve aıiarşi görüntüsü verir. Bizans tarihçileri. Kuman ve Uz gibi Türk ulusları Suguur'da savaşan Müsliman Türkler'e karşı Bizans sınır vilâyetlerine yerleşti­ 52 Oğ u z ÜNAL . Bu imkânların sürekliliği amaciyle de gerekli tedbirlere başvuru­ lur. Bizans için iki noktadan dnemliydi: — Vergi almak. Oğuzlar'dan önceki Bizans Anadolu'su için tarihlerden bîlnları buluyoruz. Ne var ki bu savaşlar halka kan kusturan birer âfet olurdu. salgınlar. Bir de. Kilise baskıları. Oğuzlar'dan önceki Anadolu. (58) BizanslIlar. Bizans komutanlarının savaşa giderken kendi topraklarını yağmala­ dıklarını yazarlar. ülkeyi yüzlerce yıllık Doğu Roma medeniyetinden büsbütün yoksun kılmıştır. Daha sonraları Balkanlar'dan getirtilen Hıris­ tiyan ve Şamani Peçenek... kıyımlar.. İşte bugün. Bizans Anadolu'su. Eser olarak da sanatsız. kıtlıklar. Bizans Anadolu'su din ve mezhep kavga­ larının sahnesidir. Sürgünler.Bizans'ın Makedonya hânedanı zamanında Bardas Sclerus ile Bardas Fokas tarafından çıkarılan ihtilâller ve bu yüzden meydana gelen iç harpler. Anadolu uğruna savaşlara girişilirdi. B a durum. 730 yılından başlayarak Türkler'in Hilâfet ordusu saflarında ve "i'lâ-yi Kelime-t-ulİah" uğrunda "fi-sebil-illâh" giriş­ tikleri akınları engelleyebilmek için köklü tedbirlere başvurdular. kaleler onarılır. Hıristiyan mezhep imtiyazlarının boğazlaşmaları gibi. İslâm taarruzlarının duraklamasından beri sulh ve sükuna kavuşmuş ve yeniden tanzim ve imar edilmeğe başlanmış olan Anadolu'nun haraplığmı ve sefaletini bir kat daha artırdı. bücür kilise yıkıntıları ve kaba kale duvarlariyle karşılaşı­ yoruz. zulümler ve bunları bUtünleyen felâketler. Bundan dola­ yıdır ki. Malazgirt’ten sonra yeşeren ve genel bir adlandırma ile 'Türkiye Selçuklu Medeniyeti" denilen kültür ve medeniyet hamle­ sinde Doğu Roma ya da Bizans kültürü ve medeniyetinin hiç bir izi yok gibidir.. 755 yılında bir kısım Bulgar Türkleri Tohma ve Ceyhan ovalarına yerleştirildi. En akıllıca çare olarak da "Türkler'in karşısına Türkler'! çıkartmak" düşünüldü. Asker toplamak.

Anadolu. Divriği. Küçük Ermenistan (Fırat'ın batı yakası) ise 3 il’e bö­ lünmüştü. ayaklanmalar. kilise kavgaları. (60) Türk fetihlerine kadar Anadolu karışıklıklardan kurtulamadı. yüzyılda İmparator Heraklius'un halefleri zamanında büsbütün değiştirilmiş ve Anadolu 18 temaya (Eyalet) ayrılmıştı. tabii felâketler. yukarı Fırat'ın suladığı bir kısım arazi ile Murat suyu yakalarını ihtiva ediyordu. Muş. 6 . yüzyıllardaki Bizans-Iran savaşlarıydı.(61) 11. Erzincan'ın merkez ol­ duğu bu tem. ve 7. Ermeni göçlerini daha da etkiledi. ilkin Doğu Anadolu'ya. Halbuki Ermeniler gerçek anlamda.. Kars. Bu sa­ vaşlarda yurtları büyük zulümlere. Büyük Ermenistan. baskılara ve yıkımlara uğrayan Ermeniler. Akınlar. Doğu Anadolu'da sık sık yeni teşkilâtlanmalara girişmişti. el değiştirmeler. Erzurum. Harput ve havali- HORASAN’DAN ANADOLU'YA 53 . yüzyılda Doğu Anadolu'daki temalar. (59) 947 yılında. Arşamoşat. Ermenilerin. Ararat Dağı çevre­ sinde 15 il’e. 8 . Müsliman Türkler'in Anadolu akınlan.. Demek oluyor ki. Bizans sınırını yüzyıllarca Müsliman Türkler'e kar^ savundular.) Mezopotamya Temi. Bir kısım Ermeniler Dersim’in sarp arazisine sığındılar. Seyfüddevle ile Bardas arasındaki savaşta Bizans İmparatorluk ordusunun önemli bir bölü­ münü Kapadokya'da yaşayan Türkler meydana getirmişti. İmparator Romanos Le Kapen zama­ nında teşkil edilen bu tem. Bu uzun dönem boyunca Hilâfet sancağı altında İslâmiyet uğrunda savaşan Türkler'in tek kazançları. Kemah. Bu çağa girerken Doğu Anadolu hemen tümüyle ” Ermenistan" adını taşıyordu. ” Büyük Erme­ nistan" denilen ve bugünkü Erzincan. daha sonra Yeşilırmak.rildi. Yüzyıl artık Türkler'in Anadolu’yu açma. Anadolu içlerine böylesine girmelerinin başlıca sebebi. Bu gayri müslim Türkler. Anadolu'ya yayılma çağlarıydı. Bizans İmparatorluğu’nun Anadolu'da yapmış olduğu mülki ve askeri teşkilât 7. 11. göçler. Anadolu’nun coğrafyasını. İşte bütün bu durumlar nedeniyle Bizans. Van ve Diyarbakır yörelerini kapsayan geniş bölgede bile tam bir vatan an­ layışı ile yerleşememişlerdi. strate­ jik konumunu ve diğer bütün özelliklerini yakından tanımak oldu. yüzyıldan başlayarak karşı ideallerin ve dinle­ rin güçleri durumunda olan Türkler’e vuruşma alanı olmuştu. Palu. (9. Kızıl­ ırmak ve Tohma havzalarına göçmüşlerdi.

Merkezi bugünkü Şebinkarahisar olan bu tem. Anadolu'daki büyük eyaletlerden birisi olan bu teme Kapadokya adı da veriliyordu. Anadolu ismi henüz yaygın hale gelmeden evvel. (64) 54 Oğ u z ÜNAL . yüzyılda Bizans İmparatorluğu’nun Doğu sınırı. yüzyılda. Büyük bir kısmı İslâmlardan geri ahnan topraklar üzerinde teşkil edilen bu tem. (12. "Bilâd-ı R u m " ya da sadece "R u m " adiyle andıkları bu ülkeye BizanslIlar 'Them a Anatolica" (Anadolu Eyaleti) adını veriyorlardı. Bu temin büyük bir I<i5mını İslâmlardan geri alınan toprai<lar teşkil ediyordu. bu ülkeye '"Küçük Asya” deniliyordu. İmparatorluğa vergi vermekte olan küçük bir İslâm hükümetinin yani Mervanoğulları emaretinin mer­ kezleri olan Meyyafarikin (Silvan) ve Amid (Diyarbakır) şehirlerini güneyde bıraktıktan sonra Dicle'yi ve onun ilk kollarını Murad suyu ile birbirinden aylran dağ silsilelerini takip ediyor ve Bitlis şehrini İslâmlar'da bırakarak Ahlat şehrinin kuzeyinden Van gölüne doğru uzanıyordu. Bütün Van gölü sahilleri.sini jçine alıyordu. Bu şekilde Bizans'ın doğu sınırı. doğuda Azerbaycan ile Anadolu'yu ayıran kalın dağ silsilesini takip ederek kuzeye doğru uzanıyor ve Ani şehrinin doğusundan geçerek Çoruh nehrinin döküldüğü yere kadar varıyordu. Tohma suyu kaynağından Fırat'a kadar olan sahayı içine alan bu temin merkezi Malatya idi. (11. (62) 11. Ahlat şehri müstesna olmak üzere. bazan da bir memleket adı olarak kullanılmış ve bu memleketin sahası zamanla Doğuya doğru genişlemiştir.) Sebast Temi. Urfa ve havali­ sini içine alarak.) Likandos Temi. Fırat'ı geçiyor. Asi Irma­ ğını geçtikten sonra Hiyerapolis (Menbiç) güneyinde. İmparator Akil Leon zamanında kurulmuştu. Armenyak ve Khaldea temlerinin güneyinde bulunuyordu. (63) 11. Bugün Türkiye'nin Asya kıt'asındaki topraklarına verilen Anadolu ismi "Anatolica" ya da "Anatolia" şekliyle. orta çağdan itibaren.) Kolonya Temi. (10. bu gölün kuzey-doğusundaki Bargiri ile gölün batısında bulu­ nan Malazgirt ve Aras nehri kaynağında bulunan Olti şehirleri Bizans'a ait bulunuyordu. bazan idâri bölge (Thema Anatolica'da olduğu gibi). İslâmların "Memâliki Rum ". Kapadok'un bir kısmını ihtiva eden bu temin merkezi Sivas şehri idi.

Paypert (Bayburt). 11. Bu sebeple din hürriyetine kavuşmak ve toprak sahibi olmak. Zira Bizans idaresinde vergiler müthiş bir şekilde artmış. "D u k ". En mühim stratejik noktalar üze­ rinde bulunan bu müstahkem şehirlerde Bizans İmparatorluğu daimi olarak büyük miktarda asker bulunduruyor ve İmparatorluğun en seçkin generallerini buralara tayin ediyordu. Arsamosat. İşte bu sebeplerledir ki. ( 66 ) Anadolu'da­ ki Türk devletinin kuruluşundan itibaren pek az zaman zarfında yerli halkın gelen fatihlere ve yeni devlete bağlanmasının sebeple­ rinden biri ve belki de en önemlisi olarak Bizans'ın zalim ve feodal idaresi göz önünde tutulmalıdır. Bunlar. Türk egemenli­ ğinde bir kalkınma ve ylikselme dönemine kavuştu. bir toprak aristokrasisi sınıfı meydana gelmiş ve halk da giderek toprak­ sız esir bir duruma düşmüştü. Güney-batıdan itibaren Antakya. Maraş. Tedosyopolis (Erzurum). Neoksarea (Niksar). Deluk. Keysun. (65) Askeri ve mülki geniş bir teşkilât ve kadroya sahip olan Bizans İmparatorluğu zaten harap bir hale gelmiş ve nüfusu oldukça. Anadolu’ya yapıcı ve koruyucu niteliklerle girdiler. Kemah. Palo (Romanopolis). Bütün ülke.Bizans'ın Doğudaki sınır temalarına. Samsat. topraklar belirli şahısların ellerinde toplanarak. Malatya. Malazgirt. sefaletten kurtulmak isteyen halkın Selçuk­ lulara sığınmalarını önlemek maksadıyla Bizans Aristokrasisinin sert tedbirler almaya kalkıştıkları bile görülmüştür. Kolonya (Şebinkarahisar).azalmış bulunan Anadolu halkına ağır vergiler ve teklifler yüklüyor ve kendi bünyesinde eritip temsil edemediği bu ülke halkını kendisinden büs­ bütün soğutuyordu. Anadolu'nun yerli halkı. B ir çok yerlerde ise gelen Türk fatihler adeta bir kurtarıcı gibi karşılanmışlardır. Yalnız sınır temaları değil. Zamantı. Kars ve Ani şehirleri ile Müslimanların Meryemnişin dedik­ leri Van şehri ve bu göl etrafındaki diğer kasaba ve şehirler güçlü ka­ lelerle savunmaya hazırlanmışlardı. bu temalara yakın olan temalardaki şehirler bile çok müstahkem bir halde idiler. Gogusos (Göksün). Harput. Urfa. Buna karşılık Türkler. "Kapetano" yad a "Magistros" ütıvanları ile tayin edilen askeri valilerin yetkileri çok genişti. hem mülki teşkilâtı idare etmek hem de ordu teşkil etmek ve bunun yanısıra sınırları müdafaa etmek ve kaleleri tahkimle görevliydiler. Tefrike (Divriği). yüzyılda vuku bulan Türk fetihlerine karşı mukavemet gösterme­ miş ya da çok az mukavemet etmiş ve gelen fatihlere kapılarını aç­ mıştır. HORASAN'DAN ANADOLU'YA 55 .

bir taraftan Tohma vadisini ve diğer taraftan Orta Kızıl­ ırmak havzasın. İlk mesele. coğrafyadan doğuyordu. Konya'ya doğru akınlar bu yoldan yapılmış­ tır. Bu ilk giriş denemelerinin ardından. (Bu istilâ Giresun civarından ileriye gidememiştir. Kızılırmak vadileri. kaplamış ve bütün Kapadokya'yı ve daha sonra Galatya ve Likonya’yı örtmüştür. T Ü R K İS T İL A V E F Ü T U H A T IN IN DOĞU A N A D O LU 'D A N O R T A A N A D O L U 'Y A G E L İR K E N T A K İP E T T İĞ İ İS T İK A M E T L E R Anadolu'nun Türklerce açılması çok uzun sürdü. Kelkit. Çoruh.2. (67) Türk istilâ ve fütuhâtı. Urfa dolaylarına. (Bu istilâ bütün Yeşilırmak havzasını kapladıktan sonra aşağı Kızılır­ mak bölgesine ve Paflagonya içlerine kadar uzanmıştır. Anadolu'da uzun süre kalamıyorlardı.) 3) Aras.) 2) Kura. Kızılırmak kıvrımını kaplamış ve Batıya uzanmıştır. derin vadiler ve müstahkem kalelerle dolu olan bu yeni ülke. Karadeniz kıyı şeridine ve Kastamonu. Adıya­ man. sürüleri ile birlikte tekrar Azerbaycan’a dönüyor. Yukarı Kızılırmak vadileri. doğudan batıya uzanan ve sarp dağları yaran vadiler.) 56 OĞUZ ÜNAL . aileleri. Bu istilâ. Çankırı dolaylarına kadar olan bölge. Yüksek dağlar. Murad suyu. Yukarı Fırat vadileri. Karasu.) 4) Aras. (Malatya. açık arazi savaşlarına alışkın olan Oğuzlar için birçok zorluklar çıkarıyor. sıkışan göçebeler. Doğu Anadolu’dan Orta Anadolu'ya doğru ilerlerken Kuzey’den itibaren Güneye doğru şu istikametleri tâkip etmiştir: 1) Çoruh kaynağından itibaren Karadeniz sahilindeki dil. (Bu istilâ. Türkler'in Anadolu'da ilerleyişlerini kolaylaştırdı.

.

bu büyük inkılâp. Nitekim Anadolu. yani bu iki kavramı aynı anlam da kulland ığım ızı derhal belirtelim. yurt tutmak maksadiyle ve büyük kitleler ve dalgalar halinde geliyorlardı. Barthold dahi "Turkestan down to the Mongol invasion" adlı eserinde: "Selçukluların Maverâünnehr'e göçleri sebe­ binin meçhul” bulunduğunu söylemiştir.(71) Barthold. bu kitabın­ dan çeyrek asır sonra yayınladığı "Orta Asya Türk Tarihi Hakkında Dersler" adlı eserinde: ” 11. Suguur vilâyetlerinde gazi yapan ve Horasan gazileri ile gönüllü olarak Rumlar ile cihâda gelen Türkler bu ülkeye yabancı değillerdi.(69) Evvelce Abbâsi ordusunda. ciddi tetkiklere dayanmayan ve tahmini görüşlere ve yakıştırmalara göre izah edilmek istenmiştir. dini ve kültürel bakımdan büyük bir değişikliğe uğradığı halde. Orta Asya tarihi üzerinde halâ otoritesini muhafaza eden meş­ hur Rus tarihçisi W.3. Fakat bu sefer yalnız gazâ için değil. yüzyılda Oğuzlar'ın garbe doğru hareket­ lerinin şimalden Kıpçakiar'ın sıkıştırmasından ileri gelmiş olması *Burada Türkleşme derken İslâm laşm a'yı ve îslâm laşm a derken Türkleşme’yi kasteddiğim izi. A N A D O L U ’NUN T Ü R K L E R T A R A F IN D A N F E T H İN İ H A Z IR L A Y A N S E B E P L E R Abbasi Halifeiiği'nin sancağı altında bulunan Suguur Türkleri'nin Anadolu'dan çıkarılışından yarım asır sonra Orta Asya'dan Batı’ya Müsliman Oğuz boylarının yürüyüşü başladı. 58 OĞUZ ÜNAL . ya bu ülkede yaşa­ yan Hıristiyan halkların toptan din değiştirmesi ve İsiâmlaştırılması veyahut da yerli kavimlerin kitleler halinde imha edilmesi şeklinde. (70) Anadolu'nun fethi ve Türkleşmesi gibi büyük bir tarihi ve iç­ timai hâdise yakın zamanlara ve hattâ günümüze kadar ilim âlemince yeteri kadar tetkik edilmemiş ve bu meselenin ehemmiyeti de kavranılamamış ve böylece bıj fetih ve Türkleşme ve İslâmlaşma* hâdisesi sadece askeri ve siyasi bir hadise zannedilmiştir. tarihinde ilk defa etnik.

HORASAN'DAN ANADOLU'YA 59 . değişik âmiller neticesinde gerek Türkistan'da ve gerekse yayıldıkları çeşitli ülkelerde budizm. Bu konuyu ilmi bir şekilde ele alan ve ciddi olarak araştıran ilk iiim adamımız değerli tarihçi Prof. (75) A. yeni bir hızla ileri bir seviyeye eriştiği yahut da bünyelerinin sarsıldığı. Barthold un çekingen bir ifade ile tahmini olarak belirttiği Kıpçaklar'm sıkıştırması ile değil.(73 ) Barthold'den sonra da bu meselenin mevcudiyeti halâ farkedilememiş ve yeni ilim adamları da meçhul­ ler içinde kalmış ve tabiatiyle Anadolu'nun Türkleşmesi gibi büyük bir hadisenin tarihi seyri bir türlü anlaşılamamıştır. (74) Yakın zamanlara kadar modern tarihçilerin bu meseledeki ilgisizlik ve anlayışsızlıklarına karşılık ilk Islâm kaynakları ve Selçuknâmeler. T Ü R K L E R İN İS L A M İY E T ! K A B U L Ü Milletlerin hayatında yeni bir dinin kabulü.mümkündür". Din değiştirmenin millet hayatında meydana getirdiği değişiklikleri milli tarihimizde bütün incelikleriyle görmemiz mümkündür. kısmen de olsa. o t­ lak darlığı ve hayvan çokluğu" sebepleri ile izah ederek esas amil­ leri meydana koymuşlar ve günümüzün yerli ve yabancı tarihçilerine fiazaran tarihi gerçeği daha iyi belirtmişlerdir. Oğuz ulusunun bu göçlerini hep "nüfus kesafeti. (72) ifadesi ile meseleye ilk defa ciddi olarak temas etmekle beraber. Osman Turan olmuştur. Türk­ ler. çeşitli eserlerinde bu mesele üzerinde hayli durmuş ve bu büyük tarihi-içtimai hâdisenin mevcudiyetini ve mahiyetini ana hatları ile ortaya koymuştur. maniheizm. tarihleri boyunca. Bu ilim adamımız. düşünüş ve yaşayış gibi çeşitli bakımlardan meydana getirdiği derin değişiklikler ve inkişaflar dolayısiyle en önemli hâdiselerden­ dir. Günümüzdeki bazı müellifler ise ya bu büyük tarihi ve içtimai hâdisenin şunıulünü daraltmışlar ve yanlış yorumlara girişmişler. ve­ ya bu büyük Türk muhaceretini. hattâ milli benliklerini kaybettikleri tarihi hakikatlerdendir. Böyle bir inkılâpla milletlerin varlıklarını koruduğu. cemiyet içerisinde inanış. bizzat Oğuz boyları arasında vuku bulan bir ''niza"ya bağlayarak tarihi gerçeği 3 nlayamamışlardır. |> u görüşü müphem ve çekingen bir şekilde kaydet­ mekten ileri gidememiştir. musevilik ve Hıristiyanlık gibi dinleri kabul etmişlerdir.

Nitekim museviliği kabul etmiş olan Hazarlar'ın. Islâmiyetin ortaya koyduğu prensiplerin milli bünyelerine uygun olması sebebiyle Türkler varlıklarını koruyabilmişler. yüzyılda Türkler arasında umumi ve milli bir din haline gelmeden önce Türk ulusları din bakımından tam bir parça­ lanma ve dağılma manzarası gösterir. Türklerin kısmen de olsa kabul ettikleri bu din­ lerin prensipleri onların milli bünyelerine uymaması sebebiyle kısa zamanda bu dinleri kabul etmiş olan Türk boy ve uluslarının milli kültürlerini kaybetmeleriyle sonuçlanmıştır. yalnız Türk ve İslâm tarihlerinin bir dönüm noktasını teşkil etmekle kaimaz. milli kültürlerini bu yeni ruh ve hamle ile daha da geliştirmişlerdir. Islâmiyetin kabulü Türkler'e yeni bir ruh ve kuvvet vermiş. Asya isteplerinden Avrupa içlerine kadar uzanan büyük ve uzun ömürlü imparatorlukların kurulup yaşamasında başlıca sebep­ lerden birisi olmuştur. Bu bakımdan Türkler'in İslâm dinine toptan girişleri. (76) İslâmiyet. milli varlıklarını kaybetme felâketine uğramamışlar­ dır. büyük veziri Tonyukuk'tan payitahtında bir budist mabedi yapılmasını istediği zaman büyük vezirin hakana. bazan aynı çağda birbirinden farklı dinler içerisinde yaşayarak. İslâm dinini kabul etmiş olan Türk boylarından hiç birisi. 10. Moğolistan (yüksek Asya)'dan Tuna boylarına kadar geniş bozkırlar içerisinde yaşayan Türk ulusları milli Şamani dini ve kültürü çerçevesinde bulunuyorlardı. Siyasi bakımdan ancak ve Gök Türkler idaresinde bir birlik teşkil eden Türk boy ve ulusları. başka milletlere nazaran çok farklı bw tarihi oluş ve içtimai hüviyet göstermişlerdir. Fakat bu sa­ 60 Oğ u z ÜNAL . Bü­ yük vezir Tonyukuk'un bu sözleriyle ne kadar ileri görüşlü bir dev­ let adamı olduğunu tarih doğrulamıştır.Hattâ daha da mühim olarak. Ancak bu dinlerin kabulü kısmen olmuş ve büyük kitle eski milli dinleri olan Şamaniliği muhafaza etmiştir. düşünüş ve yaşayış itibariyle İslâmiyetin yayılışına kadar kültür birliğini muhafaza ediyorlardı. doğurduğu büyük ve müsbet neticeler itibariyle. Bundan daha önemlisi. içtimai ve coğrafi şartlan fö k iyi bilerek verdiği: "Savaşı ve hayvan kesmeği yasakla­ yan ye miskinlik telkin eden bu dinin kabulü Türkler için felâket olur" cevabı bu hususu bütün açıklığiyle ortaya koymaktadır. aynı zamanda dünya tarihinin de en büyük hâdiselerinden biri sayılacak bir ehemmiyet taşır. diğer dinlere intisaplarından farklı olarak. Hıristiyanlığı benimsemiş olan Macar ve Bulgarlar'ın bugün için Türklüklerinden artık bahsedilememektedir. Bunların aksine. Gök Türk hakanı Bilge Kağan. biraz önce zikrettiğimiz misallerde olduğu gibi.

Zerdüşt. ve 5. Maveraünnehr Hazarlar ülkesi gibi yerlerde yaşayan ve eskiden beri yerleşik bir hayat süren Türk boy ve uluslarının çok eski zamandan beri yabancı din ve kül­ türlerin tesirine maruz kaldığı görülmektedir. İslâmiyetle daha ilk İslâm fetihleri sırasında temasa geçmelerine rağmen. Buda. ancak üç asır sonra. HORASAN'DAN ANADOLU'YA 61 . yüzyıllarda Buda. Gök Türk hânedanının düşmesinden sonra Büyük Türk Hakanlığı tahtına çıkan Uygurlar bütün Türkler'i Hunlar ve Gök Türkler çağında olduğu gibi Siyasi bir birlik içinde tutamamışlar ve varlıklarını küçük bir siyasi teşekkül olarak sürdüre­ bilmişlerdir. istikrarlı ve geniş bir siyasi birlik kuramamışlardır. Mani. (81) Türkler. din bakımından bu kadar dağınık bir manzara arzetmelerinin başlıca sebepleri Gök Türkler'den sonra bir daha bütün Türkler'! birsiyasi bir­ lik halinde birleştirebilen bir otoritenin kurulamamış olması. Mani ve Hıristiyan dinlerinin nüfuz etmiş ve yerleşmiş olduğu bilinmek­ tedir.(78) Bu şekilde bslâmiyetin Türkler arasında yayılışından hemen önce. ilk de­ fa şüphesiz Doğu Türkistan ve Mâverâünnehr'de vukubulmuştur. yüzyılın ortalarında. Hazar ve Bulgar adlarını taşıyan Türk ulusları Türk âleminin doğu ve batı uçlarında ilk defa olarak milli Şamani dinlerini bırakarak Zerdüşt. Bu şekilde Moğolistan (yüksek Asya)'dan Tuna boylarına kadar uzanan geniş ülkelerde yaşayan Türk boy ve ulusları. (79) Türkler'in X. Aynı şekilde Hazarlarda Türk tarihinin seyrinde hiç bir önemli tesir icra edemeden yaşamışlardır. yani esas büyük kitle. İslâmiyet'in kabulünden hemen az önce. Selçuklu İmparatorluğu'nun kuruluşuna kadar. Musevi ve Hıristiyan dinleri­ ne girmeğe başlamışlardır. (77) Türkler'in Şamanilikten gayri bir dine girmeleri hâdisesi. henüz milli Şamani dinlerini muhafaza etmekte olan ve yerleşik ha­ yata geçen Uygur. Özellikle Doğu Türkis­ tan ve Mâverâünnehr'de 4.hayı dünya ile bitiştiren Doğu Türkistan. coğraf­ yanın genişliği ve türlü din ve kültürlerle ayrı ayrı temaslarda bulun­ maları ve nihayet Türklerinbütündinlere ve inanışlara karşı gösterdik­ leri müsamaha ile izah edilebilir.(80) Nitekim Türkler'in İslâm tarihinde büyük bir amil olmaları ve yeni bir devir açmaları da bu büyük ve esas Türk unsurunun İslâmlaşmasının tabii bir neticesi olarak ortaya çıkmıştır. yüzyılda. Bu büyük kitle coğrafi ve içtimai şartlar neticesin­ de eski dinlerini muhafaza etmeye devam etmişlerdir. X.

Türkler arasında süratle yayı­ lırken olgunluk devresine erişmiş bulunan parlak İslâm medeniyeti. bu tarihe kadar insan toplumlarının tarihi gelişiminde en büyük sosyal merhale olan milli birliğe kavuşamamışlar ve bu birliğin siyasi ifadesi olan devletler kuramamışlardı.büyük kitleler halinde bu dini kabul etmişlerdir. sosyal hayatları bedevilik oian. İranlıiar'la birlikte. yavaş yavaş İslâm İmparatorluğunun müdafaasında daha kabiliyetli bir unsur olan Türkler'! kullanmağa başladılar ki. Türkler Abbâsiler'in tara­ fını tutmakla yalnız muharebenin neticesini değil. Henüz bedevilik halinde bulunan insan toplumlarına mahsus olan bu hayat tarzı. Bunun başka bir sebebi de İslâm dünyasında bu ümit verici gelişmeler olurken. Bundan sonra kısa zamanda İslâmiyet Türkler'in milli dini haline gelmiştir. siyasi durumları ise soyculuk (neseb) ve aşiretçilik (kabile asabiyeti) temelleri iizerine kurulmuş bulunan Araplar arasında ortaya çıkmıştı. başlangıçta İranlılar'a ehemmiyet ver­ dikleri halde. iç ve dış buhranlarla sarsılıyor ve karanlık bir akıbete doğru gidi­ yordu. (83) İslâmiyet Orta Asya bozkırlarında. buna paralel olarak Mâverâünnehr'de İslâmlaşma faaliyetleri geniş­ lemeğe başladı. (84) İslâmi­ yet'in doğuşuna kadar küçük ve dağınık aşiretler halinde yaşayan Araplar. tarihlerinin istika­ metini de tayin etmiş oldular. Artık Türkler'in yüzü İslâm dünyasına dönmüştü. Emevi hânedanını yıkan cereyanlara karışarak. çöl çevresi­ nin gereği olarak soy hısımlığını (Nesebi asabiyeti) kuvvetlendirmiş. (85) 62 OGL'Z ÜNAL . en yüksek sosyal merhale olan milli birlik duygularının uyanmasına mâni olmuştu. doğudan Orta Asya'ya doğru ilerleyen Çin istilâsının Türkler için tehditkâr bir mahiyet almasıdır. İslâm dini. daha âdil ve müsavatçı bir siyaset güden Abbâsiier’in İslâm devletini ele geçirmelerini temin etmişler ve bu te­ maslar sırasında İslâmiyet'e karşı daha yakın bir ilgi duymaya baş­ lamışlardır. Bundan dolayı müstakbel mukadderatları üzerinde büyük bir tesir yapan Talaş suyu meydan muharebesinde (751). Abbasi Halifeleri.(82) Gök Türkler'in yıkı­ lış yıllarında Türkler. Bu üç asırlık uzun tarihi devrenin ilk yarısında Türkler'le Müsiümanlar arasında çetin mücadeleler cereyan etmiş ve bu sebeple de İslâmiyet Türkler arasında yayılma imkânını bulamamıştır.

HORASAN’DAN ANADOLU’YA 63 . Bu şekilde bütün Müslüman unsurları müsavi tutan ve Arap olmayan unsurlara (Mevaliye) devlet kadrolarını açan bu siya­ *D inde m iibalâtsızlık.)'in mensup olduğu Beni Haşim (Haşim Oğulları) ile Emeviler'in mensup bulunduğu Beni Ümeyye (Ümeyye oğulları) arasında İslâm'dan önce mevcut olan rekabet ve düşmanlık da.Islâm Peygamberi Hz. Fakat Emeviler'in iktidarı ellerine geçirmeleri bu aşiretçilik ve soycuiuk ruhunu tekrar uyandırdı. aldırış etme­ me ve savsaklama anlam ına gelmektedir.S. in­ kişaf etti. diğer bir deyişle dindarlığı takviye ve bütün Müslümanları din rabıtasiyle kendilerine bağlamak ve bu şekilde siyasi üstünlüklerini kabul ettirmek istemelerine karşılık. dinin temel kaidelerine uym am a. dindarlık. Peygamber (S.) ve ilk iki Halife'nin siyasetleri başlangıçta kutsa! bir heyecan ve coşkunlukla Araplarm aşiretçilik ruhunu bir zaman için söndürebildi.S.* saygısızlık şekillerinde gelişti.S. EmeVileri sevmeyen ahaliye yani Arap olmayan müsiümanlara karşı Araplığı.A. saltanatlarını muhafaza etmeğe çalışıyorlardı.) ailesine muhabbet. Haşim oğullarının siyasi menfaatlerini dindarlık ve Ehlibeyte. Bu görüş. medeni ve içtimai du­ rumları itibariyle bedevilerden çok yüksek olan diğer Müslümanları "M evali" (azadlı köle) namiyle kendilerinden aşağı gören Araplar. Haşim oğullarının propagandalariyle bir kat daha artarak nihayet Emeviler'in iktidardan düşmeleri ile sonuçlandı ve Haşim oğullarından Abbâsiler'in iktidara gelmeleıini sağladı. Muhammed (S. Şiilik kisvesi altında in­ kişaf ettirmelerine. dinde mübalatsızlık. Arap olnıayan Müslümanlar arasında Araplığa karşı "Ş u u b iy e " fırkasını doğur­ du.A. bu suretle siyasi üstünlük­ lerini korumağa.A. Abâsiler iik zamanlar Emeviler'den tamamen ayrı bir siyaset takip ettiler. Emeviler de din mübalatsızlığı* yaparak bu bağı zayıflatmak. Emeviler devrinde. Emevilerin bu yanlış siyasetlerine karşı uyanan umumi hoşnut­ suzluk. her kabile fertieri. Hz. kendilerine taraftar olmayan Araplara karşı da soy hısımlığı (kabile asabiyeti)'ni kuvvetlendirmek siyasetini benimsiyorlar. kuvvetlendirdi. yani Peygamber (S. kendi aralarında soy hısımlığına büyük bir kıymet vermeğe. kendilerini diğer kabilelerin mensuplarından üstün ve onların düşmanı telâkki etmeğe başladılar.

Bu siyasetin neticesi olarak ortaya çıkan umumi hoşnutsuzluk Şiilerin iktidar propogandasına kuvvet kazandırdı.S. iktidariarmı devam ettirebilmek için kanlı ve zalimane bir siyaset izlemeye koyuldular. Bu feci ve acıklı manzaraya seyirci olmaktan başka bir şey yapamayan Abbâsi Halifeleri ise. Peygamberi (S. asayişsizliğin devamı. içtimai. vergilerin ağırlığı. yavaş yavaş büyük imparatorluk üzerindeki nüfuzlarını kaybetmeğe başladılar.set neticesinde Islâm dinine girmiş olan Arap olmayan unsurlar. İçeride ise Fas’tan Kâşgar'a kadar uzanan muhteşem İslâm ülkeleri kanlı bir harp sahnesi haline geldi. eli silâh tutanların istihsalden uzaklaştırılarak savaşa katıl­ maları. İslâm dünyasında zirai ve ticari hayatın felce uğramasına yol açtı. Ümitsizliğe düşen halk. canını heder etmeleri.A. İslâm devletinin siyasetinde tesirli olmağa başladılar ve İslâmiyet Türkler ve İranlılar arasında da süratle yayılmağa başladı. Bu şekilde İslâm İmparatorluğu parçalanmaya yüz tuttu ve Abbâsiler'e şeklen bağlı çeşitli hükümetler teşekkül etti. galibi övmekle vakit geçiriyor. galiplere gönderdikleri iltifatlı men­ şurlarla galibin muvaffakiyetini .(87) İslâm İmparator­ luğunun parçalanması ve Abbâsiler'in zaafa düşmeleri sonucunda ortaya çıkan çeşitli hükümetlerin birbirleri ile yaptıkları mücadeleler sırasında halkın malını.)'in torunu ve Hz.)'nin oğlu Hüseyin’in son Sâsâni hükümdarı Yezdicürd'ün kızından -olan çocuklarını Sâsâniler'in varisi saydıklarından bunları iktidara getirmek için mücadeleye başladılar. İslâm İmparatorluğu içerisindeki muhtelif unsurların rekabet ve mücadeleleri karşısında aciz kalan Abbâsi Halifeleri. galip gelenlerin mağ­ lupların ülkesini yağma ve tahrip etmekten çekinmemeleri. İktisadi inhitat tabiatiyle kısa zamanda içtimai sefalete yol açtı. dini bir anarşi içinde bıraktı. zaptettikleri ülkelerdeki hâkimiyetini tasdik etmek suretiyle sözüm ona iktidarlarını sürdü­ rüyorlardı.tebrik. mağluba sövmek. ( 86 ) İslâm İmparatorluğu’nun bu suretle parçalanması. Bu sırada milli istiklâl gayesi güden İranlılar. işi gücü bırakarak. Hz.A. 64 OĞUZ ÜNAL . Muhteşem İslâm İmparatorluğunun bu suretle parçalanması Bizans İmparatorluğu ile Ermeni Krallıklarının İslâm İmparatorlu­ ğuna karşı besledikleri ihtirasları kamçıladı. Ancak daha sonraları Abbâsiler. İslâm âlemini iktisadi. Ali (R.

İslâm dünyasının içinde bulunduğu bu siyasi. bir âlem. Bu suretle İslâm âlemine giren bu taze ve enerjik uıisur sayesinde İslâm ideolojisi tekrar ilk zamanlardaki ruh ve hamlesine kavuşarak. Oğuzlar'ın Selçuklu sultanlar! idaresinde kurdukları Büyük Selçuklu İmparatorluğu. sefahat. dört asırlık parlak bir devirden sonra inhilale yüz tutan bir medeniyet. İslâm'ın ezeli düşmanı olan Bizans'ı ezmek gibi yüksek bir İslâm mefkuresini de gerçekleştirdi. asra kadar dünyanın en üstün mede­ niyeti olarak yaşayabilmesi Oğuzlar'ın İslâmlaşması ve bunun netice­ si olarak da Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nun kurulmasının neti­ cesidir.eşkiyalık. (92) İşte İslâm dünyasının böyle bir buhran ve sonu karanlık bir akıbete doğru sürüklendiği sıradadır ki Orta Asya'daki Türk boy ve uluslarının süratle İslâmlaşması ve İslâm ülkelerine göçleri başlamış­ tır. bir mezhebin müdafii veya yayıcısı sıfatiyle sahneye çıkıyorlar ve bu bayrak altında gayelerine ulaşmağa çalışıyorlardı. İslâm âlemini siyasi.(88 ) Siyasi bakım­ dan paramparça olan İslâm dünyası. Bu mefkurenin gerçekleşmesi. daha asırlar boyu yaşayacak ve yükselecek bir hayatiyet kazandı. iktisadi ve fikri anarşiden faydalanan Bizans. İslâm medeniyetinin karşılaştığı buhranları atlatarak. Makedonya hanedanına mensup kuv­ vetli İmparatorlar idaresinde. bu sırada yabancı kültürlerle temas sonucu patlak veren fikir ve mezhep mücadeleleri ile gitgide eriyordu.(89) Mezhep mücadeleleri şiddetlendikçe siyasi ihtiraslar arkasında koşanlar. iktisadi ve içtimai anarşiden kurtarmakla kalmadı. artık müdafaa siyasetini bırakıp taarru­ za geçmiş bulunuyor ve ordularını Halifelik merkezine doğru ilerle­ tiyordu. İslâm ve Dünya tarihleri için çok önemli olan büyük bir tarihi oluşuma da imkân hazırladı.(90) 1038 tarihinde vefat eden Ebu Mansur Abdülkahiri Bağdadi bu yıllarda İslâm dünyasında yetmiş iki kadar mezhebin varlığmdan bahsetmektedir. fitne ve fesat yoluna saptılar. (91) Bu mezhep mücadeleleri sırasmda ortaya çıkan eski Zerdüşt ve Mazdek taraftarlarının kışkırttığı Batıni fesadı çok tehlikeli bir hal almıştı. yeni bir hız ve hamle kazanması ve X V I. Yakın Doğu'nun ve özellikle Anadolu'nun fethi ve Türkleşmesi ve İslâmlaşması gibi muhteşem neticeleri itibariyle Türk. Bu şe­ kilde Anadolu'da teşekkül eden yeni Türk vatanı yalnız Türk milleti HORASAN’DAN ANADOLU'YA 65 .

Lâkin asıl büyük muhaceretKıtay'larm eseri olarak başlamıştır. 744 yılında. eski vatanları olan yukarı Yenisey bölgesi­ ne atınca. 924 yılında. Gerçekten Gök Türk İmparatorluğu'nun esasını teşkil eden büyük Oğuz kavmi Sır nehri havzasında ve Aral göiü havalisinde. siyasi-askeri bir bağla Yabgu'ya bağlı bir kabi­ leler birliğinden teşekkül ediyordu. B. artık Kağanlığı (İmparatorluğu) kaybederek. Orhon havalisine hâkim olmuşlardı. vs. göçebe ve yerleşik olarak eski hayatlarına ve Şamani dinine bağlı bulunuyorlardı.için değil. Süt-kent.(94) Gök Türk hânedanının iktidardan düşüşünden sonra bu Oğuzlar. parçalanmasına kadar çıkar. bir ileri karakol vazifesini görmüş ve emperyalizme karşı İslâm dünyasının müdafaası bu kale sayesinde mümkün olabilmiştir. Balac. boy beyleri vasıtası ile. boy ve ulusları birbirlerini sıkıştırarak kaynaşmağa başlamışlar ve ilk muhaceret de bu baskı ile vuku bulmuştur. komşuları olan Hazar Kağanlığını. bütün Orta Asya Türk kavimleri. (97) Kuzey Ç in’de hüküm süren ve Proto-Moğol bir kavim olan Kıtaylar. ve eski Türk hâkimi­ yet telâkkisine göre. Gök Türkler'in yerine Kağanlığı ele geçiren Uygurlar'ın Cfrhon havalisinde hâkimiyetlerini Kırgızlar'a kaptırmaları ve bunun üzerine Doğu Türkistan'a göçerek burada yeni bir Uygur devleti kurmaları ile bir muhaceret vuku bulmuş ve Moğolistan (Yüksek Asya)'da Türk kesafeti azalmıştır. Allıh. 924'de Moğolistan'a saldırınca. Ordu. Kağanlık makamı ve ünvanı da doğuda Uyguilar'a ve batıda da Hazarlar'a intikal et­ mişti. Cend. B Ü Y Ü K T Ü R K M U H A C E R E T İ Oğuz (daha sonraları Türkmen) adıyla anılan Türk uluslarının muhaceretinin başlangıcı. ikinci derece­ de hükümdar olan "Yabgu"lan ile idare olunmuş. Zira 66 OĞUZ ÜNAL . bütün İslâm dünyası bakımından da bir kale. Orta Asya'da zaten çok artmış bulunan nüfus kesafetim taşırmış. (98) Kıtaylar. eski yurtlarında.(95) Oğuz devleti. Sabrân (Savran). Gök Türk İmparatorluğu’nun. bazen Yabguları vasıtasiyle ve zayıf bir bağla. Uygurlar'ın yerine Moğolistan'da yerleşmiş bulunan Kırgızlat'ı buradan püskürtüp.(93) Umumiyetle göçebe ve yarı göçebe olmakla beraber kısmen yerleşik hayata geç­ meğe başlamış bulunan bu Oğuzlar'ın Yengi-kent. kendi metbuları tanıyorlardı. gibi bir çok şehirleri vardı. Şaİcı.(96) Oğuzlar.

eski vatanlarında oturuyor ve bu şekilde bir muhaceret de söz konusu olmuyordu. onlar ve diğerleri hakkında mühim bilgiler vermiş. bu hâdise ile. ciddi bir yer değişikliğine uğramadan. Peçenekler Yayık ve İtil nehirleri arasına gelmiş iken. Bu devirde Akdeniz tamamiyle Müslümanların (Arapların) hâkimiyetinde bulunduğu ve İbn Hal­ dun'un zarif ve müstehziyane deyimiyle "Hıristiyanlar Akdeniz’de artık bir tahta parçası bile yüzdüremedikleri" için. kadar. 934 yılında. (101) Kuzeydeki Türk kavimleri hakkında mühim bilgiler veren Bizans İmparatoru tarihçi Konstantin Porphyrogenete. Gerçekten Kıtaylar'ın Kırgızlar'a saldırıp Moğolistan'a girmeleriyle. münasebetlerin kesil­ mesine ve Hıristiyan dünyasında bazı endişelerin doğmasına sebep olmuştur. (99) Filhakika bu baskı neticesinde Oğuz. yurtların­ dan atılıp Balkanlar'a göçünce. Hazar sahillerine ve Yayık nehri kıyılarına kadar uzanmışlar. bu ilk baskı neticesinde. Karluk ve Kıpçaklar ara­ sında. onlara karşı mevcut bulunan Oğuz- HORASAN'DAN ANADOLU'YA 67 . bu ülkeleri geçerken Oğuz ve Peçenekler'in eski yurt­ larında yaşadıklarını görmüş. Hatta bu muhaceret Selânik'e kadar genişlemiş ve bu sebeple de İstanbulRoma yolu karadan kesilmiştir. doğu-batı Hıristiyanları arasmda. Yayık ve İtil (Volga) nehirleri arasında bulunan Macarlar'm Azak denizi yakınlarında Lebedia denilen bölgeyi işgal ettiklerini söylemekle ilk Peçenek muhaceretini anlatır. bir müddet. Peçenek. Oğuz ve Hazarlar'ın baskısı ile. Bulgar ve Macar kavimleri birbirlerini ite­ rek Tuna boylarına ve Balkanlara yayılmış ve ilerlemişlerdir. fakat bunların göç ettiklerine ve yer değiştirmelerine dair hiç bir işarette bulunmamıştır. nüfus baskısı ve hareketleri de kendisini göstermiştir. Böylece bu bölge artık İslâm kaynak­ larında "Oğuz Çölleri" (Mefâzât ul-Guziyye) adını almıştır. Curcan (Aral) sahillerinde birtakım hareketler ve savaşlar olmuş. Başkırt. Hazar sahillerinde bulunan diğer Türk boy ve uluslarını yerlerinden püskürterek bu bölgedeki bütün bozkırlara hâkim olmuşlardı. ( 100) Oğuzlar.Türk boy ve ulusları bu zamanr. 922 yılında. (102) Bu devirde Bizans kaynakları gibi İslâm kaynakları da Macarlar’ı Türk kavmi olarak göstermişlerdir. Nitekim İtil (Volga) Bulgarları'nın İslâmiyeti kabulleri üzerine onlara giden Halifenin elçisi İbn Fadlan. Oğuz ve Hazarlar'ın hücumları ile Peçenekler’in batıya doğru püskürtüldüklerini.

Nitekim nasıl X. Gerçekten Türk boy ve tıkışlarının birbirlerini sıkıştırmaları o derece şiddetlen­ miştir kî. yüzyılın başlarından sonra çok genişleyen İslâmlaşma ve muhaceret Müslüman Oğuzlar'ın artık güneye ve İslâm ülkelerine doğru göçmelerine imkân vermiştir. yüzyılın başlarında Kıpçak ve Oğuzlar'ı sıkıştırması da öylece Türk boy ve uluslarını yerlerinden oynatmış ve büyük Türk muhaceretine sebep olmuştur. yüzyılın ilk yarısından sonra Türkler arasında İslâmlaşma faaliyetleri çok genişlemiş. Hazar ve Hârizm ülkelerine karşı akınlara girişmişlerdi. eski Türk ille­ rini kurtarıp batıya doğru ilerlerken 999 yılında Sâmâni devletine son vermişlerdi. büyük Türk muhacereti vuku bulmuş­ tur. Müslüman olan Karahanlı hakanları. göçebe kavimler bu devirde. Kâşgarii Mahmud'un ifadesi ile. (104) Türk boy ve uluslarının birbirlerini sıkıştırarak ve yerlerinden oynatarak batıya doğru devamlı bir şekilde kaydıkları doğru olmakla beraber.Hazar ittifakı da artık . Müslüman Oğuzlar artık Sırderya boylarından akın halinde Mâverâünnehr'e doğru göçüyor ve 934 yılında başlayan bu büyük nüfus hareketi X I. (103) Türkistan ve Horasan'da hüküm süren. X I. yüzyılın ilk yarılarında artık sel halini almış bulunuyordu. Hârizm hududunda inşa olunan Kara-tekin müstahkem mevkii de işte bu Oğuz akınlarmı durdurmak maksadiyle yapılmıştır.sona ermiş ye bu şekilde Oğuzlar tamamiyle bağımsız bir duruma gelmişler. İslâm ülkelerini Şamani Türkler'e karşı müdaf^aa eden bir sed teşkil ettiğinden. hattâ Talaş nehri boylarh na kadar hâkimiyetlerini genişletmiş olan bran menşeli Sâmâni devleti. yine eskisi gibi Hazar denizinin kuzeyinden göçüyor ve eski muhaceret yollarını takip ediyorlardı. Bu da yine Kıtaylar'ın Moğolistan’dan Orta A sya'ya doğru isti­ 68 oğuz ÜNAL . yüz­ yılda^ Kıtaylar'ın Moğolistan'ı işgalleri Türk boy ve uluslarını yerin­ den oynatmış ve hattâ Peçenekleri Balkanlar’a kadar püskirtmüş ise yine aynı kavmin X I. X I. X. yüzyılın başlarında birdenbire bütün Türk boy ve uluslarını yerlerinden oynatmış ve nüfus artışı yanında diğer tesirler (İslâmlaşma ve Kıtay baskısı) ağır basarak büyük nüfus hareketlerine ve muhaceretlere sebep olmuştur. (105) Kıtaylar'ın ilk baskısı ile doğu Türkleri'nin başlayan ilk hareke­ tinden yarım asır sonradır ki. Fakat X. yüzyılda başlayan İslâmlaşma ve buna ilâveten Kıtaylar'ın yeni bir baskısı.

Gerçekten Kıtaylar." Bu ifadelerden sonra Selçuklular'ın ve Türkmenler'in göçlerini kasteden Mervezi şöyle HORASAN’DAN ANADOLU'YA 69 . Bu Oğuzlar Karadeniz sahiline yakın bulunan Peçenekler'in yurtlanna yerieştiler. büyük Türk muhaceretinin sebeplerini çok güzel ve canlı bir şekilde ortaya koymuştur. Mervezi bu büyük nüfus hareketini çok güzel tasvir eder. bu da siyasi durum ve yayılma ile ilgili idi. yakın zamanlarda keşfedilen ve ilim dünyasının istifadesine su­ nulan 'Tab ayi ul-Hayvan" adlı eserinde. Bu hâdiseden sonra Karahanlılar'ın bu zama­ na kadar cihâd halinde bulundukları ırkdaşları putperest Uygurlar'a karşı Kıtaylar'la devam eden dostlukları da artık son buluyordu.000 ça­ dır halkı (bir kaç milyon insan) halinde Müslüman Karahanlılar'ın ülkesini istilâ etmişler ve Balagasun şehrine kadar ilerlemişlerdi.000 kişilik büyük bir ordu ile cihâd yaparak onları püskürttü ise de. şimdi asıl büyük muhacerete gelmiş bulunuyoruz.lâları ile alâkalıdır. Bunlar arasında İslâmiyet kuvvetlendikçe kâfirleri (yani Şâmâni Oğuzlar'ı) yerierinden attılar. süratle Islâmiyeti kabul eden Oğuz kavmi artık sel halinde Türkistan. Sâmâniler'in yıkılışı üzerine. (107) Büyük Türk muhaceretinden önceki nüfus hareketlerini böylece çizdikten sonra. bu sırada vukua gelen umumi sarsıntı ve nüfus kesafeti büyük muhaceret hareketinin gittikçe ge­ nişlemesine kâfi geldi. Karahanlılar'ın rakibi bulunan Gazneli Sultanı Mahmud'a bir mektupla bir elçi heyeti göndermiş ve ittifak teklif etmişlerdi ki. 300. Nitekim Uygur ve Kıtay hanları. mirasları olan Türkistan hâkimiyeti için. 1017 yılında. bir kısmı da şehirlerde Sır nehri havzasında otururlar. İslâm memleketlerine yakın bulunanlar Müslüman olduktan ve Türk­ men adını aldıktan sonra kâfir kalanlara karşı cihâda giriştiler. Gerçekten bu müellifin aydınlatıcı ifadesine göre: "Oğuzlar'ın -bir kısm» bozkırlar­ da. Bütün Türk boy ve uluslarının yerlerinden oynadığı ve kaynaştığı bir sırada vuku bulan bu istilâda muhaceret dalgalarının şiddetlen­ mesine sebep oldu. Harizm ve Horasan istikametinde göçüyorlardı. Bu siyasi değişiklikte Uygurlar ile Kıtaylar ittifak halinde bulunuyor­ lardı. İşte bu elçilik heyeti vasıtasiyle İç Asya mese­ leleri ve Türkler hakkında mühim bilgiler toplayan ve daha sonraları Büyük Selçuklular'ın sarayında hekimlik vazifesi gören (106) Mervezi. Bozkır­ larda yaşayanlar Mâverâünnehr ve Hârizm Ülkelerine komşudurlar. Onun yeni keşfedilen eseri sayesinde büyük Türk muhacereti ve sebepleri hak­ kında daha sağlam bilgi sahibi p|muş bulunuyoruz. Karahanlılar ülkesine giren Kıtaylar'a karşı Karahanlı Hakanı Togan Han 120. Selçukluları takiple.

onları bu yeni yurtlarından uzaklaştırıp Sarı (Kuman-Kıpçak) ülkesine çekildiler. Nitekim çağdaş Ermeni ve Süryani müellifleri de Müslüman Oğuzlar'ın muhacereti ile muvâzi. (T U ­ R A N .* Kunları takip eden Kaylar daha kalabalık ve kuvvetli olduğundan. yani Şâm âni Oğuzlar) da Karadeniz sahilinde Peçenekleri püskürtüp yerlerini işgal ettiler. Türkmenler de (Müslüman Oğuzlar) Oğuzları (yani Bizans kaynaklarında Uz adını alan Şâm âni Oğuzları). S elçuklular zam anında Türkiye. Bu izahları yaparken de büyük muhaceretin dış âmil­ leri vc başlangıcı üzerinde de durarak diğer kaynaklan tamamlar ve hâdiseyi daha geniş bir şekilde aydınlatır: "Türklerden Kun denilen bir kavim Kıtay hanından korkarak o taraftan (şarktan) göç etti. Uzlar ve Kumanlar da Balkan­ lar'a iniyor ve bu şekilde Bizans imparatorluğu iki taraftan da bir Türk kıskacına alınıyordu. 9) 70 OĞUZ ÜNAL . (108) Büyük Türk muhaceretini. âmillerini. Bunlar Hıristiyan (Nasturi) dininden olup yurt ve otlak darlığı yüzün­ den yerlerini terkettiler. bu sonuncular (Uzlar. onların kuzey doğusunda da Kıpçaklar ve güneyinde de Hazarlar bulunuyorlar. Bu Türk kavimleri daima birbirleri ile savaş halin­ dedir". Müslüman Oğuzlar (Türkmenler) dalgalar halinde Anadolu hu­ dutlarına dayanırlarken Peçenekler. sh. Uz (Şâm ân i Oğuzlar) ve Kuman (Kıpçak)ları'ın Balkanlara'gclişini belirtmişlerdi. şüphesiz Mervezi olmuş ve bu hadisenin tarihi sağlam olarak aydınlanmıştır. Islâm ve Bizans kaynaklarına uygun olarak. Hıristiyan *Tarihi Büyük K u n (H u n )’lann küçük bir kavim olarak isim ve m ev­ cudiyetlerini uzun asırlar boyunca bu zamana kadar m uhafaza et­ tiklerine dair Mervezî'nin bu kaydı çok m ühim bir hâdisedir. Gerçekten Selçuklu ve Türkmenler'in (Müsliman Oğuzlar) göçleri ile birlikte bu muhaceret hareketinin Uzlar (Şâm ân i Oğuzlar) ve Peçenekler ile Balkanlar'a kadar yayılışını en sağlam ve aydınlatıcı şekilde Mervezi'den öğreniyoruz. Bunlar Türkmenler'in vatanını.devam eder: 'Türkmenler bu suretle Islâm ülkelerine yayıldılar ve memleketlerin çoğurîu idareleri altına alıp devletler ve saltanatlar kurdular" der. Büyük Türk muhaceretinin kuzeyden ilerleyen kolu bile o cferece ehemmiyet kazanmıştı ki. Peçeneklerin doğusunda Oğuz­ lar. kuzey ve güney yolların­ dan göçenleri en güzel bir şekilde tesbit ve izah eden.

deve. C. Burası.kaynakların "bütün Avrupalılar'ın gözleri bu göçler meselesi üzerine çevrilmişti" ifadesi Avrupa'da uyanan endişeyi göstermektedir. Bu sıralarda İslâmiyetin süratle yayılması ise daha mühim bir âmil yaratıyordu. ( 112 ) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 71 . koyun ve sığır sürüleri ile birlikte Cend havalisine geldiler.çuklularm mensup olduğu Kınık boyu da. Yabgunun Cend şehrindeki hâkimiyeti sadece yılda bir defa gelen memurlarının vergi alması şeklinde beliriyordu. siyasi durum ve istikbali sezme bakımından çok mühimdir.000 çadır halkının. (109) İşte Selçuklular ve Oğuzlar'm dahil bulunduğu büyük Türk muhaceretinin umumi esasları bundan ibarettir ve bu mesele yeterin­ ce kavranılmadan gerek Selçuklu tarihi vc gerekse Anadolu’nun fethi ve Türkiye Devleti'nin kuruluşunun uzak vc yakın sebepleri sıhhatli bir şekilde anlaşılamaz. ( 111 ) Yengi-kent bölgesindeki eski yurtlarından ayrılarak Cend havalisine göçen Selçuklular’ın bu yeni yurtlarındaki teşebbüsleri. çevrenin içtimai şartlan kadar. Nitekim Şâm âni Peçenekler ve Oğuzlar 1065 ve 1080 yıllarında 600. yani bir kaç milyon insanın. S E L Ç U K S U L T A N L A R IN IN O Ğ U Z L A R 'A Y U R T B U L M A v e F E T İH S İY A S E T İ Bütün Orta Asya kavimlerini yerlerinden oynatan büyük muha­ ceret hareketleri sırasında. Yengi-kent'teki Oğuz Yabgusunun nüfuzunun çok zayıf bulunması ve İslâmiyet'in süratle yayıl­ ması sebebiyle çok müsait bir muhit idi. 960 senesinde. birdenbire İslâm dinini kabul etmeleri tarihi bir dönüm noktası manâsına geliyordu. Bunlardan sonra Kıpçak kavminin bir kolu da Kuman adı ile Tuna boylarına ve Balkanlara doğru yayılmıştı. bu ilk yurtlarını bırakarak Mâverâünnehr'e doğru çekilmişlerdi. çok miktarda at.OOO kişilik kitleler halinde Tuna nehrini geçmiş­ lerdi. Sır nehri havzasında ve Aral gölü havalisin­ deki eski yurtlarında göçebe ve yerleşik olarak eski hayatlarını sür­ düren Oğuzlar. (110) Böylece eski yurtlarını terkcden bu Oğuz boyları arasında Se'.000 ve SOO. Gerçekten 200.

(115) Bu sebeple Selçuk Bey'in idaresindeki Türkmenler bu bölgede (Cend) kolaylıkla yerleştiler ve Oğuz yabgusu'nuıı buradaki hâkimiyetine de son ver­ diler. Kınık boyuna mensup Türkmenler'in başında bulunan Selçuk da artık bir İslâm gazisi oldu ve "M elik ül-gazi Selçuk bin Tukak” ünvanını aldı. (116) Cend'de müstakil göçebe bir beylik kuran ve gazaları ile şöh­ reti yayılan Selçuk. Türkmenler ile gayri müslim Oğuzlar arasındaki mücadele de artık yavaş yavaş dini bir manâ kazanmağa başladı. oraya geldikleri zaman Selçuk: "Müslümanlar kâfirlere haraç vermez" düşüncesi ile bu me­ murları kovarak yabguya karşı cihâda başlamıştı. yardımı aranan bir kuvvet haline gelmiş idi. (117) Böylece Selçuklular'ın Mâvorâünnehr'de kaldıkları 985-1035 yılları arasında İli kıyılarından Hazar'ın güney doğu ucurKİaki Curcan havalisine kadar uzanan geniş saha.n (İsrail) kumandasında gönderdiği bir kuvvet ile Sâmâniler'in Karahanlılar’ı yenmesine hizmet etmiş­ tir. Talaş. Fakat Selçuk bu yurda göçmeden önce. Karahanlılar'a karşı.(114) İbn Havkal'ın belirttiğine göre "Cend'dc Oğuz sultanı (yabgusu)'nın idaresi altında Müslümanlar" var idi ve omun memurları. Buhârâ etrafındakiler Arslan Yabgu'nun. Bu hâdise ile Selçuk'un şöhreti artınca Sâiîiâniler. Selçuklular'a bir yurd verdi. çeşitli Türk boy ve ulusları tara­ fından işgal edilmişti.Karahanlı'Iar ile Sâmâniler arasındaki savaşlarda. vergi almak maksadı ile. Kartuklar ve Kalaçlar'la beraber Türkmen oymaklarından bazıları Sır nehri. Oğuzlar'dan diğer bir grup da Amuderya ile Curcân arasında bulunuyorlardı. hudutları üzerinde. onun aşiret teşkilâtı üzerinde bir devlet kurmasını ve yerleşik hayata geçmesini de önlemiştir. Doğrudan doğruya Selçuklu ailesine bağlı Türk­ menler ise. (113) Bir kısmı Müslümanlığı kabul etmiş olan bu Oğuzlar (Türkmenler) ile gayri müslim Oğuzlar (Uzlar) arasındaki savaşlar Türkmenler'in Hârizm batısındaki bölgelere kadar yayılma­ larına sebep oimuştur.Müslüman olan bu Oğuzlar artık yavaş yavaş Türkmen adını almağa başlamış ve artık bu isim İslâm ülkelerine göçen Oğuzlar'a ad olmuştur. Gerçekten Selçuk bu mücadelelerin birinde oğlu Arsl?. Çu havza­ larında. Cend'de öldü ve orada defnedildi. Cend havalisin- 72 OĞUZ ÜNAL . tak­ riben 20-30 yıllık bir mücadele hayatından sonra. Moğolistan (Yüksek Asya) taraflarından gelen Oğuzlar Sır nehrinin kuzeyinde. Buhârâ-Semerkand arasında. Selçuk'un bu muvaffakiyetleri ve faaliyetlerine rağmen yeni şartlar ve hâdiseler onun bu beyliğine daha fazla gelişme imkânı vermemiş.

(118) Islâmiyeti toptan kabul eden Karluklar Karahanlı devletini kura­ rak Büyük Türk Hakanlığı tahtına çıkınca. iç mücadeleler ile. yazın da Semerkand yakınlarında. (119) Kartuklar ile Oğuzlar arasındaki tarihi düşmanlık Karluklar'm Islâmiyeti kabulü ile Karahanlı. Ali Han zamanında. kışın Nur Buhârâ'da. Müslüman Türkler'in (daha sonra da putperest Kıtay ve Moğollar'ın) İslâm dünyasına doğru ilerlemeleri başlamış.dekiler Selçuk'un (oğlu Mikâil kolundan) torunları Tuğrul ve Çağrı Beyler'in reisliği altında olmak üzere. Selçuk'un ve oğullarından Mikâil'in ölmelerinden sonra başbuğları. şark hudutlarının müdafaası da Türk devletlerine intikal etmiştir. Lâkin Karluklar han ailesi ile birlikte toptan Müslüman oldukları için ne kadar kuvvetlendilerse. 30 yıldan fazla yaşadılar. Semerkand istikametinde bir çok Türk beldelerini kolaylıkla ve gürültü­ süzce fethettiler. Arslan (İsrail) idî. Böylece. bu eski ve devamlı husumetin son safhası idi. dayanaklarını ve gelişme imkânlarını kaybeden Selçuklular Cend havalisini Yabgulu Oğuzlar'a bırakarak. Selçuk'un en büyük oğlu olarak. dördüncü bir grup teşkil edi­ yorlardı. par­ ça parça. Oğuzlar'ın da aynı şekilde İslâmiyeti kabulleri ile Türkmen adını almalarından sonra da devam etti. Mâverâünnehr'e göçmeğe mecbur kaldılar. Arslan bu mevkii dolayısiyle Yabgu ünvanını almış ve Arslan Yabgu adıyla anılmaya başlanmıştı. sarsılan Sâmâniler'e karşı taarruza geçerek Talaş (Taraz) ve Sayram (İspiçap) gibi eski Türk beldelerini kolaylıkla istirdat ettiler. (122) HORASAN’DAN ANADOLU'YA 73 . Oğuzlar'ın yabgularından önce. Artık bundan böyle İslamların Orta Asya'da ilerlemeleri duraklamış. ( 121 ) Cend'den Mâverâünnehr'e göçen Selçuklular. göçebe olarak. ( 120 ) Yengi-kent'teki Oğuz Yabgularının. İşte Cend'de yerleşen Yabgulu Oğuzlar'mdan Ali Han'ın oğlu Şah-Melik'in aslâ Selçukluları takip­ ten vazgeçmeyerek onlara Hârizm'de iken saldırması. Karahanlılar ve Yabgu Oğuzları arasında sıkışarak. Islâmiyeti kabul etmeleri de o derece bölünmelerine ve zayıflamalarına sebep oluyordu. Islâmiyeti kabulleri Selçukluların gazâ mefkurelerine ve Islâmiyetten aldıkları kuvvete son verdi. Böylece Karahanlılar.

. bu mevki ve sıfatla. müsait şartlarda ♦ Selçuk'un oğullarından Arslan (İsrail) Y abgu'ya nisbetle Y abgulu ya da Y avgiyân adiyle anılan bu O ğuzlar (Türkmenler). Tuğrul ve Çağrı Beylerin Arslan Yabgu ile Karahanlı beylerinden Ali Tekin arasındaki ittifakın dışında kalmalarının sebe­ bi de. 5-10 sene gibi kısa bir müddet içerisinde ve her defasında yeni bir yurd. 74 Oğ u z ÜNAL . (124) İstiklâle büyük bir kıskançlıkla sarılan Tuğrul ve Çağrı Beylerin emrindeki kalabalık Türkmen kütlelerinin. Bu zümrelerden birisinin başında bulunan Selçuk'un torunlarından Tuğrul ve Çağrı Beyler. Tuğrul ve Çağrı Bey'e mensup Selçuklu Türkmenleri. (123) Eski Türk Hâkimiyet telâkkisi gereğince bütün hanedan üyeleri­ nin siyasi iktidara ortak olmaları nedeni ile. kuvvetlerinin azlığına rağmen amcaları Arslan Yabgu (Selçuk'un büyük oğlu)'ya baş kaldırarak. bu aşiret teşekkülü. bu mücade­ leler sırasında hiç bir yerde uzun süre tutunamayarak. Selçuklular idaresindeki Türkmen birliği gevşemiş ve birliğe bağlı T’ ürkmenler biraz önce söylediğimiz Selçukiyân. Bu endişeli ve zor durum­ da iki kardeş. Çağrı Bey de 3. amcaları Arslan Yabgu ile aralarındaki mücadeledir. Yengi-kent Y abgu lan na mensup olan Y abgu O ğ u z la n ile karıştırılm am alıdır. göçebe Selçuklular'ın siyasi reisi olmakla beraber. Selçuk'un diğer oğulları da kendi oymak mensupları ile pek müstakil bir durumda olup. verdikleri karara göre.000 kişilik bir akıncı kuvveti ile uzak Rum ülkesi (Anadolu)'nde bir keşif seferine çıktı. Bu sebeple Selçuklular idaresindeki Türkmen toplu­ luğu daha başlangıçtan beri Selçuklular ya da Selçukiyân (Tuğrul ve Çağrı Bey grubu). devamlı yurt değiştirdiler.Arslan Yabgu. maceralarla dolu bir istiklâl ve devlet kurma mücadelesine atıldılar. Böylece Buğra Han'dan kaçan ve şimdi de Ali Tekin'in hücumlarına uğrayan Tuğrul ve Çağrı Beyler çok zor bir devreye girdiler. Yabgulular* ya da Yavgiyân (Arslan Yabgu mensupları) ve Yınallılar ya da Yınaliyân (Yusuf Yınal Bey mensup­ ları) gibi zümrelere ayrılıyorlardı. Hattâ mevkiini kuvvetlendiren Ali Tekin müttefiki ve kayın pederi olan Arslan Yabgu'nun yeğenleri (Tuğrul ve Çağrı Beyler) üzerine yürü­ yerek onları itaati altına almağa çalışmıştır.orta çok zayıf bir bağla bağlı idi. Tuğrul Bey "geçilmesi güç çöllere" çekilirken. ancak mühim hallerde sıkı bir birlik gösteriyorlardı. Yavgiyân ve Yınaliyân gruplarına ayrıl­ mışlardı.

000 kişilik bir akıncı kuvvetiyle -Sultan Mahmud devri Gaznelilcrinin idaresindeki Horasan'da ve Büveyh Oğulları tarafından müdafaa edilen Irak-ı Acem'de gayeleri tahakkuk edemeyeceği için. bir misal olmak üzere. Mâverâünnehr'de henüz müstakil olarak yaşama imkânına kavuşamamış olan Selçuklu Türkmenlerine. yüzyılın ilk yarısında Dinyeper civarında yaşayan Macarla­ rın da Karpat dağları üzerinden Pannonya'ya doğru bir kaç keşif seferinden ve yıpratma akmından sonra yüzyılın sonlarında. çoluk çocukları. C A H E N .bir toprak bulabilmek kaygısı ile. (125) Anadolu'ya yapılan bu ilk Selçuklu akmından maksat ne doğru­ dan doğruya gaza yapmak. (Seconde m oitie du X I. daha kolaylıkla ele geçirilebilir ülkeler bulmak. CAH E N . eşyaları. Zaten Selçuklular. 63-64). 1948. s. Hakiki sebep. Cl. ileride yerleşmek üzere müsait iklimler aramak ve rastlanan mukavemeti mümkün mertebe yıpratmaktı. bugün­ kü Macaristan'a gelip yerleştiklerini. hem manen ne kadar sarsıldıklarını tahmin etmek güç değildir. Başlıbaşına büyük bir araştırma konusu olan bu strate­ jiyi burada anlatmak bu çalışmanın çerçevesini aşacağı için. Skylitzes'in dediği gibi Anadolu'nun fiilen istilâsına başlangıç olan 1071 Malazgirt muharebesine kadar hep aynı hazırlığı yapmışlardır ve bu bütün step Türklerinin veya Türk tesirinde kalmış olan kavimlerin fetih ve istilâ stratejilerine uygundur. hattâ aynı stratejinin "Akm- *Bu akının tarihi sebeplerini iyice tetkik etm ediği anlaşılan Cl. İşte bu ümitsiz hal.2000 kilometre uzakdaki doğu Anadolu toprak­ larına atmıştır. IX . Selçuklular’ın içinde bulundukları son derece vahim durum anlaşılmış olur. HORASAN’DAN ANADOLU’YA 75 . (Bkz. Bizans ordusunda hizm et kabul etmek amaoiyle yapıldığını zannetm iştir. biraz ganimet edinmek gayesiyle Çağrı Bey'i .) B yzantion N V III. Milâdi 410 tarihlerinde İtil (Volga) nehri kıyıla­ rında bulunan Hun'larm Tuna havzasına yaptıkları aralıksız akmlardan sonra kuvvet ve ağırlık merkezlerini Tisa boylarına naklettikle­ rini. ne sırf ganimet elde etmek ve ne de Bizans'a sığınıp Bizans ordusuna hizmet etmek* değildi.3. Buna bir de her an taarruza ve tecavüze uğramak korkusu ilâve edilirse. çadır­ ları. sh. m u h te lif zamanlarda yabancı ordularda hizm et gören bir çok Türkler m isâline dayanarak bu akının da Bizans'a sığınıp. La Premiere penetration turque Asie Mineure. at ve koyun sürüleriyle haftalarca devam eden uzun ve meşak­ katli göçlerden hem maddeten.

Gazne İmparatorluğu'nu ve ordularını bir kaç muharebede mağlup edebilecek bir kuvvete sahip olarak. S elçuklular Tarihi ve Türk-lslâm Medeniyeti. Tuğrul ve Çağrı Beylere mensup Selçuklular. yüzyılın ortala­ rından XI. İstanbul 1969. Seiçuklular'ın Anadolu'yu fethetmeleri zaruretini belirtmiştir. çünkü orada (Anadolu'­ da) bize karşı gelebilecek bir kimseye rastlamadım" (127) diyerek. Selçuklular ve onları takip eden Türkmenler. Selçuklu Sultanlarını uğraştıran en mühim meselelerden birisi. Osm an T U R A N . Horasan istikametinde. Oğuzlar (Türkmenler)'ın bir kısmı da kendileri etrafında toplanarak siyasi birlik başlamıştı. Büyük Selçuklu İm­ paratorluğu sınırları içinde ve Islâm ülkelerinde. büyük Türk muhaceretinin gelişmesi sayesinde de o derece kuvvetlenmiş ve bmparatorluklarını kurmuşlardı. 40-66. sh. yüzyılın ilk yarısına kadar çok ızdıraplı ve maceralı göç­ lerle devamlı olarak yurd değiştirirken * büyük Türk muhacereti de bir sel halini almış. göçebe Oğuz (Türkmen) boy ve uluslarının muhacereti idi. İslâm ülkelerine akarken. sefer hakkındaki intibalarını Tuğrul Bey'e anlatırken "Biz buradakilerin hakkından gelemiyoruz. boylar ve uluslar halinde değil. kendi boy beyleri­ nin idaresinde müstakil hareket eden bu göçebe Oğuzlar (Türkmen- ♦ Selçuklular'm tarih sahnesine çıkışları ve Büyük S elçuklu tmparato rlu ğ u 'n u n kuruluşuna kadar geçirdikleri maceralı hayatları hak­ kında daha geniş bilgi iç in bkz. X . Bu sebeple Hilâfet merkezi Bağdat'ın bile elden çıkacağı korkusu yayılmıştı. 76 Oğ u z ÜNAL . onları hiç bir devlet ve ordu durduramıyordu. T040 yılında devletlerini kurabilmişlerdi. (128) Büyük Selçuklu İmparatorluğu kurulduktan sonra da. İkinci baskı. bir millet olarak ve dalgalar halinde. Karahanlılar ile Gazneliler karşısında ne kadar zayıf ve perişan bir haldeyseler. (126) Anadolu'ya yapılan bu ilk Selçuklu akınmdan dönen Çağri Bey. Gerçekten Oğuzlar (Türkmenler) artık. fakat keşfetmiş olduğum Ho­ rasan ve Ermenya (Anadolu)'ya gidebiliriz. Hârizm'de perişan bir duruma düşürülmüş bulunan Selçuk­ lular.cılar" adı altındaki süvari kuvvetleri ile Osmanlılar tarafından Ru­ meli ve Orta Avrupa'nın fethinde de tatbik olunduğuna işaret ede­ lim. Bu nüfus akışı ve kesafeti sayesin­ dedir ki.

yerli halk ile mücadelelere girişi­ yorlar ve neticede yağma ve kıtale sebep oluyorlardı. buna kar­ şılık ben ne yapabilirim" diyerek. Bu sonsuz muhaceret ve istilâlar büyük meseleler çıkarıyor ve devleti uğraştı­ rıyordu. elçinin nâmesini dinledikten sonra şu cevabı verdi: "Benim askerlerim (yani milletim) pek çoktur ve bu memleketler onlara kâfi gelmemektedir. çok zayıf bir siyasi bağ ile ona tâbi olsalar bile. Bütün d ü n ^ yı alsanız ve bu şekilde tahrip etseniz yine de size ve milletinize yetmez" diyerek Sultanı doğru yola davet ediyordu. Buna karşılık Sultan Tuğrul Bey. hem de Selçuklu Hânedanının itaati altına tam olarak alınmamış olan bazı göçebe Türkmen boyları üzerindeki kontrol ve nüfuzunun çok zayıf oldu- HORASAN'DAN ANADOLU’YA 77 . Halifenin elçisini dört fersahlık mesafeden karşılamak suretiyle Hilâfet maka­ mına karşı saygısını gösteriyordu. merhameti. Eğer mille­ timden (Türkmen'lerden) aç kalanlar kötülük ediyorlarsa. Tuğrul Bey'i bu hâdiselerden sorumlu sayıyor ve adaleti. Sultan Tuğrul Bey ise elçiye verdiği cevapta: "Ben dürüst ve doğru hareket fetmek için elimden gelen her şeyi yapıyorum. dindarlığı. siyasi ve idari dehası ile tanınan Sultanı anlayamıyorlardı.ier) çok defa Büyük Selçuklu Sultanlarını tanımıyor veya "Büyük Türk Hakanlığı" sıfatını ellerinde bulundurdukları için. yurt bulmak ve sürüleri ile birlikte beslenmek maksadı ile İslâm ülkelerini istilâ ediyorlar. (130) Büyük Selçuklu İmparatorluğu'na henüz tam olarak bağlanma­ mış olan bu göçebe Oğuz (Türkmen) boylarının geçim derdi ile ve yurt bulmak maksadı ile yaptıkları istilâ ve yağmalar karşısında o derece feryatlar yükselmişti ki. bizzat Abbâsi Halifesi Kaim Biemrillâh bu duruma son vermek maksadı ile devrin meşhur âlimi Mâverdi'yi 1044 yılında. Bey'e gönderdi. İslâmiyet Türkler arasında yayıldıkça da bu göçler birbirini kovalıyordu. eski Türk hâkimiyet telâkkisi gercğince." Bunun üzerine Haiife'nin elçisi Mâverdi: "Bunun sebebi sizin bu memleketleri tahrip etmenizdir.(m29) İslâm ülkelerine Türk muhacereti aralıksız devam ediyor. Türkler'in içinde bulundukları içtimai ve siyasi durumu ve Oğuz (Türkmen) muhaceretinin manâ ve önemini henüz kavramamış olan Halife ve elçisi. Diğer İslâm ülkelerine ve hükümdarlarına dokunma ve onlara zarar verme" diyordu. Gerçek­ ten Halife mektubunda: " E y Em ir Tuğrul Bey Muhammedi senin zaptetmiş olduğun memleketler sana yeter. bir mektup ile birlikte Sultan Tuğrul. hem Türkmen muhacirlerinin çokluğunu ve zaruri ihtiyaçlarını gösteriyor. Büyük Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey.

göçebe bey ve boyları itaate almak. bu devletin kuruluşunda çok hizmetleri ve emekleri geçtiği için de bu devlet üzerinde haklan vardır ve Sultanın akrabalandırt" (133) mütalâası ile Devletin Oğuzlar'a bakışını çok güzel ifade etmiştir. Büyük Selçuklu Sultanları bir yandan Oğuzlan (Türkmenleri) devletlerinin kurucusu ve temeli saymışlar ve bir yandan da yurtsuz oluşları ve itaatsiz hareketleri dolayısiyte onlarla uğraşmak zorunda kalmışlardı. Alp Arslan ve Melik-şah gibi ilk Büyük Selçuklu Sultanları (ve Türkiye Selçuklu Sultanları ite onlann devamı olan OsmanlI Sultanları). eski Türk hâkimiyet telâmkkisine dayanan adem-i merkeziyetçi devlet anlayışı yerine merkeziyetçi bir devlet anlayışı kurmak maksadı ile Türkmenler'in nüfuzunu kırmışlardır. merkeziyetçi bir devlet vücuda getirmek ve böylece siyasi parçalanmayı önlemek maksadı ile. Tuğrul Bey. merkezi bir idare kurmak ve Türk Birliğini gerçekleş­ tirmek yolundaki. Merkeziyetçi devlete doğru gelişen bu anlayış. adem-i merkeziyetçi eski Türk hâkimiyet anlayışı ile. Tuğrul Bey'den itibaren. bran Devleti kurduğunu ileri sürmüş ve merkeziyetçi bir idare tesis etmek 78 OĞUZ ÜNAL . Selçuklulann Türk Devleti değil. bu meşru hareketlerini "mütegallibelik" (!) ve siyasi iktidarı ele geçirmek için eski Türk hâkimiyet telâkkisi ge­ reğince hânedân haklarına dayanarak harekete geçen şehzâde ve beylerin isyanlarını da ’Türkm encilik" (!) esasına göre göçebe Oğuzlar (Türkmenler)'ın müdafii sanmışlar. Büyük Selçuklu Sultanlarının. Türkiye Selçukluian'nda ve Osmanlılar'da da de­ vam etmiş ve nihayet Osmanlılar tarafından gerçekleştirilebilmiş­ tir. (131) Nitekim iil< Büyült Selçuklu Sultanları.(132) Nizâm ül-mlilk. siyasetnâme'sinde "H er ne kadar Türkmenler'den bıkkınlık geldi ise de sayıları çoktur.ğunu belirtiyordu. göçebe Türkmen-küt­ lelerinin Anadolu'ya şevki zaruretini ve büyük Selçuklu Sultanlan'nın gazâ ve fütuhat mefkurelerini ve siyasetlerini de Sultanların göçebe Türkmenlere karşı nefreti ile izah etmek istemişler ve hattâ bütün Selçuklu ordusu içerisinde çok küçük bir birlik olan ve yaban­ cı ırklardan teşkil edilen saray (merkez) muhafız kuvvetine bakarak Selçuklu ordusunun ekseriyetini Türkler'den gayri unsurlann teşkil ettiği hatasına düşmüşlerdir. başkaldıran asi soydaşlarını bastır­ mak mecburiyetinde kaldıkjan halde bazı tarihçiler.(134) Hattâ ’Türkler'in Tarihi"ni tarihsel maddeciliğin yasalan ile açıklamak iddiasında olan bir yazar daha da ileri giderek.

'*' devletin başın­ da milletine karşı baba mevkiinde bulunmaları onlara bu^ göçebe Oğuzlar'a yurt bulmak vazifesini yüklüyordu. öyle düzene soktuk." (139) İşte Büyük Selçuklu Sultanları. (140) Artık Anadolu'nun fethi Türkler için bir zaruret idi. 1018 ^ılı akınında Çağrı Bey'in keşfetmiş olduğu. çıplak halkı giydirdim. siyasi iktidarı ele ge­ çirmek için isyan eden Selçuklu ailesine mensup şehzade ve beylerin ve bunların etrafında toplanan göçebe Türkmenler'in mücadelelerini "sınıf mücadelesi" teorisi ile izah etmeğe kalkışmıştır. Anadolu'ya sevketti- *N itekim Nizam ül-mülk siyasetnâme'sinde "S u ltan ım ız cihân ailesi­ n in babasıdır" diyerek. bir taraftan İslâm'ın sultanı ve koruyucusu sjfatı ile. aynı zamanda devletin temelini ve askeri kuvvetini teşkil eden bu soydaşlarını kondurmak. Bu sebep­ lerle Tuğrul Bey.ve bUtUn Türk boy ve uluslarını bir bayrak altında siyasi biı. (Gök Türk Kağanlan'nın deyimi ile milleti kondurmak) da devletin vazifeleri arasında idi. onlara yurt bulmak ve geçim imkânları hazırlamak gibi birbiri ile çatışan iki mesele karşısında idiler. öyle düzene soktuk.(138) Bu vazife Orhun kitabele­ rinde şöyle ifade ediliyordu: "Doğuda Kadırkan ormanını aşarak milleti öyle kondurduk. yoksul milleti zengin ettim.(137) Esasen millete yurt bulmak. gündüz oturmadım. Alp Arslan ve Melikşah gibi ilk Büyük Selçuklu Sultanları.(135) Devlet kavramı ile uzlaşmayan ve Türk Devlet adamlarının merkeziyetçi bir devlet idaresi uğrundaki mücadelelerini ve siyasi birliğin ancak bu şekilde kurulup korunabileceği yolundaki uzak görüşlülüklerini anlayamayan bu fikirlerin ilmi ve tarihi gerçeklerle alâkası yoktur. diğer taraftan da Türk Hakanlarının "Velayet-i Pederâne" sıfatı ile de.. yurtsuzluktan şikâyet eden bu göçebe Oğuzlar'ı. Batıda Kengü Tarbana kadar Türk milletini öyle kondurduk.iğe kavuşturmak için mücadele eden Sultanlarla. aç halkı doyurdum. az halkı çoğalttım"(136) ifadesi ile beliren eski Türklerdeki "Velayet-i Pederâne" (Baba gibi koruyuculuk) sıfatı Büyük Selçuklu sultanları'nda da mevcut olup.. Gök Türk Kağanlan'nın "Türk milleti için gece uyumadım. aynı görüşü ifade ediyor ve sanki O rh un kitabelerinden bir parçayı naklediyordu. Islâm ülkelerini ve tebaasını bu göçebe ve yurtsuz Oğuzlar'ın çapullarından korumak. HORASAN'DAN ANADOLU'YA 79 .

hem de yerli Müslüman halkı düşünüyor ve hem de Anadolu'nun fethi lüzum ve siyasetini belirtiyordu. İbrahim Yınal Bey bu göçebe Türkmenler'e: "Memleketim sizin oturmanıza imkân verecek kadar geniş değildir. Ben de arkanızdan gelip size yardım edeceğim" derken büyük Selçuklu Devletinin hangi zaruretler ile Anadolu'nun fethi siyasetini benimsediğini gösteriyordu. Bu sebeple doğrusu şudur ki. uc) emirisin. Bu göçebe Oğuzlar orada Selçuklu beylerinden İbrahim Yınal'a yersizlik ve yurtsuzluktan şikâyet ediyorlardı. Islâm'ın cihâd mef­ kuresini ve Türkler'in kadim cihân hâkimiyeti mefkurelerini de ger­ çekleştirmiş oluyorlardı.(143) hem de. Diyarbakır Mervâni Emir'i Nasıruddevle. Rum (Anadolu) gazâsına gidiniz. bir yandan yoğun Oğuz muha­ cereti baskısı ile ve onlara yurt bulmak zarureti ile yapılmakta." cevabi mektubu ile hem kendisine zayıf siyasi bir bağla tâbi bulunan bu asi soydaşlarını himaye ediyor. Anadolu'nun fethi ve Türkleşmesi bu iki yönlü ve karmaşık siyasetin neticesi olarak gerçekleşmiştir. Zira onlann maksatları Ermeni beldeleridir (yani Anadolu'dur). (141) Aynı şekilde 1047 yılında çok kalabalık bir Oğuz (Türkmen) muhacir kitlesi Türkistan'dan Nişâbur'a gelmişti. Onlara mal verip kâfirlere (Bizanslılar'a) karşı kendilerinden faydalanmalısın. İslâmın eski ve yenilmez düşmanı ve rakibi olan Bizans Imparatorluğu'na karşı bu göçebe Oğuzlar'ı gönderir ve orduları ile bu göçlere yol açarken. hem B i­ zans'a karşı kuvvet kazanıyorlar. (142) Tuğrul Bey. (144) 80 Oğ u z ÜNAL . Bu iki yönlü siyaset yanında Büyük Selçuklu Sultanları Anadolu'nun fethini bir devlet siyaseti haline getirip. Oğuz akmları karşısın­ da Sultan Tuğrul Bey'e şikâyet ettiği zaman. bir yandan da bu göçebe Oğuzlar'ı ve asi şehzâde ve beyleri Anadolu'ya göndermek suretiyle kendi devletlerini ve Islâm ülkelerini istilâ ve asayişsizlikten korumak maksadını gütmekte idi ki.ler. Islâmın Sultanı ve koruyucusu sıfatı ile. Büyük Selçuklu Devletinin Anadolu'nun fethi ve Türkmen mu­ hacirlerinin bu memlekete şevki siyasetini göstermesi bakımından şu kayıtlar çok önemli tarihi belgelerdir. Allah yolunda cihâd yapınız ve ganimet alınız. Alp Arslan ve Melikşah gibi ilk Büyük Selçuklu Sultanları için Anadolu'nun fethi. Sen bir Suguur (hudut. Selçuklu Sultanı ona: "Kullarımın senin memleketine geldiğini haber aldım.

( t 45) Bu ve benzeri görüşler ya devlet siyasetini yürüten yüksek strateji ile bu stratejinin uygulanması süreci içerisindeki münferit taktikler arasındaki bağlantıyı göremeyen tarihçilerin ya da. sebep ve neticeleri ile dikkatlice ve ilmi olarak araştırılmadığı ve anlaşılamadığı için yalnız Selçuklular tarihi değil. Selçuklular sayesinde yeni bir kudret kazanârak taze bir iman ve kan ile cihâda başlamış ve taarruza geçmiş. son yıllara kadar mahiyeti. (146) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 81 . İslâmın ezeli düşmanı ve rakibi olan Bizans ile hesaplaşma zamanı da artık gelmişti. yüzyılda müdafaaya geçmiş ve iç buhranlarla sarsılmış bulu­ nan İslâm dünyası. İşte Anadolu'nun fethi ve Türkleşmesi bu zaruretler ile ve ilk Büyük Selçuklu Sultanlarının takip ettikleri devlet siyaseti ve ilk İslâm Halifelerinden kendilerine miras olarak kalan Anadolu'nun fethi gibi mukaddes bir İslâm mefkuresinin tecellisi olarak gerçekleş­ miştir. umumiyetle Garp Türklüğü ve Anadolu'nun Türkleşmesi gibi mühim meseleler ve "Selçuklu devletinin Anadolu'nun fethi siyaseti" karanlıklar içinde kalmıştır. kasıtlı olarak ve gayri ilmi bir şekilde.Tarihin en büyük göçlerinden ve nüfus hareketlerinden birini teşkil eden bu büyük Türk muhacereti. Türk târihinin seyrini. Bu sebeple muvakkat ve münferit hadiselere bakılarak "Selçuklular asla Bizans topraklarını fethetmek niyetinde değillerdi. gayeleri Suriye ve Mısır olup sağ kanatlarında BizanslIlar ile sulh halinde yaşamaktan başka arzuları yoktu" gibi tarihin seyrine ve tarihi gerçeklere aykırı iddialar ileri sürülmüş ve yayılmıştır. X. tarihsel maddeciliğin ilkeleriyle açıklamak gayretlerinin eseridir.

000 ve 20. Gerçekten 963 ve 965 yıllarında Horasan Gazileri 5.IV. BÖLÜM B Ü Y Ü K S E L Ç U K L U L A R D E V R İN D E B İZ A N S G A Z A L A R I v e AN AD O LU FÜ TU H A TI m .000 kişilik kafileler halinde Azerbay- H O R A S A N 'D A N A N A D O L U 'Y A 83 . Bu birliklere Türkisun ve Horasan Gazileri denilmekte idi. S E L Ç U K L U L A R 'IN İL K A N A D O LU A K IN L A R I İlk İslâm-Bizans mücadeleleri devrinde (Suguur Beylikleri Devri] Horasan ve Türkistan'da teşkil edilen gönüllü Türk birlikleri Ana­ dolu'ya sık sık akınlar yapmakta idiler.

yüzyılda Mâverâünnehr'deki mücadele dolu ilk yıllarında Karahanlılardan Ali Tekin'in hücumları karşısında çok zor bir devreye girmişler ve yine yurt değiştirmek zorunda kalmışlardı.(148) Selçukluların Gök Türkler gibi arkaya sarkan uzun saçları olduğuna dair bu kaydı başka kaynaklar da doğruluyor. bütün İran'ı baştanbaşa geçerek. 1018 yılında 3. Tuğrul ve Çağrı Beylere mensup olan Selçuklular. komutası altındaki akıncı kuvveti ile kuzey doğu tarafından Medya sınırlarını yıldırım gibi geçerek Vaspuragan Ermeni Kıratlığı arazisine girdi ve sağa sola yaptığı hücumlarını süratle inki­ şaf ettirerek Reştunik istikametinde ilerledi. gaflet gösterdiği için Tus'da oturan Gazne İmparatorluğu­ nun Horasan valisi Arslan Câzib'i azarlaftiasına sebep olan bu akıncı kuvveti ile Çağrı Bey Azerbaycan'a vardığı zaman orada daha önce cihâda gelmiş olan Türkmenler ile karşılaştı ve onları da yanına ala­ rak. jşte bu buhranlı devrede Selçuklular'ın başında bulunan Tuğrul ve Çağrı Beyler'in verdikleri bir karara göre. bu bölgedeki bazı kale­ 84 Oğ u z ÜNAL . Tarsus ve Masisa şehirlerine dağılarak taarruza geçen Bizanslılar'a karşı cihâd yapmışlardı. Horasan gâzilerinin sık sık yapmakta oldukları Rum (Anadolu) akınları onlara bu teşebbüsü telkin etmişti. 6-7 bin kişilik bir kuvvetle. Büveyhiler'den Addud ud-Devle zamanında ve 1006 yılında Selçuk'un oğullarından Arslan Yabgu'ya mansup olan Yabgulu (Yavgiyân) Oğuzlan da bu gazalara katılmışlardı. Gazneli Sultanı Mahmud'un hiddetine ve bu sefer sırasında.(147) Bu şekilde Horasan ve Türkistan'dan Suguur'a giderek cihâd yapmak bir gelenek haline gelmişti. Çağrı Bey de 3.can ve M eyyâfârikin yolu ile "Suguur'a varmışlar. Selçuk'un bu kudretli ve cefakâr torunları. Çağrı Bey de Horasan gâzilerinin bu cihâd geleneğine uyarak. Bu gâzilerin içlerinde âlimler ve şeyhler de bulunuyor­ du. Horasan. Adana.000 kişilik bir süvari kuvveti ile uzak Rum ülkesinde (Anadolu) bir keşif seferine çıktı. onların yaydan silâhları ve dalgalanan uzun saçları vardı. muazzam bir mesafedeJujlunan Anadolu gazâsma teşebbüs ederlerken cidden çok ümitsiz bir durumda bulunuyorlardı. Rey ve Azerbaycan yolu ile Anadolu seferine çıktı. (149) Çağrı Bey. X. Bugüne kadar asla Türk süvarisi görmemiş olan Ermeniler onların kendilerince garip ve değişik kıyafetlerini ve manzarasını müşahade ettiler. Van havzasındaki Vaspuragan E r ­ meni Kıratlığı topraklarına girdi. Tuğrul Bey geçilmesi güç çöllere çekilirken.000 süvari ile.

1021 yılında bir kaç kol halinde kuzeye doğru yönelerek.000 atlı almıştı. Kale'nin kumandanı olan Vaşak Bahlavoni. Muhare­ bede Oğuzlar geri çekildiler. yolları tutmuş ve Çağrı Bey'i yakalamaya hazırlanmıştı.* Azerbaycan'da kendi­ sine iltihak eden Oğuziar'a veda ederek büyük ganimetlerle geriye döndü. HORASAN’DAN ANADOLU’YA 85 . kendisine açılan Reştunik bölgesinde ciddi engellerle karşılaşmadan uzun müddet dolaştı ve hayli ganimet topladı. Bu sırada Gürcü asıUı Bizans generali Liparit maiyetinde 5. (151) Çağrı Bey. bütün havaliyi istilâ etti ve Vaspuragan E r­ meni Kırallığı'nın batı kısımlarına hâkim oldu. (150) Akınlarını bu şekilde inkişaf ettiren Çağrı Bey.. oğlu Kirkor'u kale muhafızlığına bırakarak top­ layabildiği kuvvetlerle Oğuziar'a karşı çıkmaya hazırlandı.. Gazncli Sultanı Mahmud'un emri üzerine. Tus'da oturan Horasan valisi Arslan Câzib. Bu akın harekâtı sıra­ sındaki muharebelerden daima muzaffer çıkan Çağrı Bey. bu akm 1018-1021 tarihleri arasında vukubulm uştur.000 kişilik bir kuvvet olduğu halde Çağrı Bey komutasındaki Oğuziar'a karşı çıkmaya cesaret edemedi ve bu şekilde bütün bu havali Oğuzlar'ın istilâsı altında kaldı. diğer bir deyişle keşif seferine çıkarken Mâverâünnehr'den yanına 3. Buna Azer­ baycan'da bir kısım Türkmenler'in katıldıkları ve Ermenya'daki Müslüman emirliklerinden. Çağrı Bey daha sonra Ani Kıratlığı havzasında göründü ve Dovin'in kuze­ yindeki Beçni kalesini muhasara etti. Nahcıvan havalisine girdi ve Gürcü ülkelerini taramaya başladı. Hıristiyanları kılıçtan geçirdi. Bu rivayetlerin m üşterek tetkikind en ç ı­ kan sonuca göre.leri zaptetti. meselâ Şeddad Oğulları'ndan. Van kalesi gibi sarp ve müs­ tahkem bölgeler hariç. bir miktar ikmal yardımı sağladığı da ilâve edilirse. Arslan Câzib'in takibatın­ dan kurtularak Horasan'ı geçerek Mâverâünnehr'e dönmeğe ve kardeşi Tuğrul Bey'e kavuşmağa muvaffak oldu. (152) Çağrı Bey bu büyük akına. fakat Vaşak da savaş meydanında öldü. bu suretle bir kaç sene gazâ yaptıktan ve Anado­ lu'daki keşif seferini tamamladıktan sonra. Buna rağmen Çağrı Bey. nihayet toplamı 6-7 bin '''Doğu A n ad olu'y a yapılan bu ilk S elçuklu akm ının tarihi hakkındaki rivayetler çeşitlidir.

Göktaş Bey gibi kumandanların maiyetinde olan ve miktarları lO. o havalideki bütün Türkmen oymakları isyan edip silâha sarıldılar. (156) Sultan Mahmud'un oğlu ve Irak-ı Acem valisi Mesud. Bu boy ve oymaklar daha evvel Sâmâni'ler zamanında Hora­ san'a gelmiş bulunan soydaşları ile birleşerek Gazneliler'e isyan ettiler ve Tus'da bulunan Horasan valisi Arslan Câzib'i bozguna uğrattılar. Bizans arazisine geçerek Diyarbakır havalisine akınlar yaptılar. Dana Bey. Bu şekilde türlü maceralar ile dolu bir sefer ile ve pek çok kayıp vererek Azerbaycan'a gelmiş olan bu Türkmenler. Bunun üzerine Sultan Mahn^d. Sultan Mahmud'un ölümü (1030) üzerine Gazneli tahtına çıkan Mesud bu Türkmenler'den saltanatının ilk yıllarmda çok istifade etti. Biz buradaki (Mâverâiinnehr ve Horasan) lerin hakkından gelemiyoruz. Buğa Bey. Irak-ı Acem yolu ile Azer­ baycan'a geçtiler.(153) Bu sebeple Çağrı Bey. Burada Bizans'ın taarruz ve tehdidine karşı yardı­ ma muhtaç olan Azerbaycan hükümdarı Vehsudan onları maiyetine aldı.000 kadar çadır halkı. Bizanslılar'ı kastederek "B u ülkede bize karşı koya­ bilecek bir kimseye rastlamadım. kardeşi Tuğrul Bey'e bu seferin hikâyesini ve intibalarını anlatırken. Gazneli Sultan Mahmud tarafından bir hile ile yakalanarak hapsolundu ve kendisine bağlı boy ve oymakların mühim bir kısmı Horasan'a geçi­ rildi. Tuğrul ve Çağrı Beylerin eniştesi Kızıl Bey.kişiyi bulan bir kuvvetle Van gölünün güney kısımlarından Tiflis civarına kadar bütün beldeyi alt-üst ederek. Yağmur Bey'in maiyetindeki oymak başta olmak üzere. (155) 1025 yılında Mâverâünnehr'de bulunan Oğuzlar'ın büyük Yabgusu olan Selçuk B e y ’in oğullarından Arslan (İsrail) Vabgu. 1028 yılında bizzat gele­ rek bu boy ve oymakları ezdi. her taraftan sıkış­ tırılan ve yurtsuz kalan Selçuklu Beylerine müstakil Türk vatanının keşfedildiğini bildiriyor ve Anadolu'nun fethi lüzumuna işaret edi­ yordu. Fakat bir müddet sonra Oğuz Beylerinden Yağmur Bey'in Rey havalisi kumandanı Taş Ferraş tarafından öldürülmesi Türkmenler'i telâşa ve heyecana düşürdü. Horasan'da kalan diğer Türkmen boylarına vaadier yaparak kendilerini maiyetine aldı. fakat keşfetmiş olduğum Ermenya (Anadolu)'ya gidebiliriz"(154) diyerek. Onlar da çöllere ve dağlara kaçtılar. Anasioğlu Bey. Mansur Bey. ancak içlerinden 2.OOO'den 86 Oğ u z ÜNAL . geçici olarak hâkimiyet kuracak bir güç kazanmış ve Ermenya'da pek de kuvvet sahibi Kırallar ve hükümetler olmadığını da öğrenmişti.

Abbasi Halifesine gönderdiği fetih-nâmede Gaznelilerin zulümlerinden. "Savaş sahasında derhal çadır ve taht kurup Tuğrul Bey'i üzerine oturttular ve bütün beyler onu Horasan Hükümdarı olarak selâmladılar"(158) Tuğrul Bey. Diyarbakır. HORASAN'DAN ANADOLU'YA 87 .fazla bulunan bu Türkmenler R ey havalisi kumandanı Taş Ferraş'mki başta olmak üzere Sultan Mesud'un gönderdiği bütün Gazneli kuvvetlerini birer birer bozdular. diğer mühim bir kısmı Azerbaycan'a yürüdüler ve kendilerinden evvel oraya gelmiş bulunan soydaşlan ile birleşip bu bölgenin muhtelif yerlerinde yaylaklar ve kışlaklar kurdular (1036). 23 Mayıs 1040 Cuma günü Dandânakan meydan muharebesinde Gazne ordusunu mağlup ve perişan ederek. 1045-1046 yıllarında bu Türkmenler'in mühim bir kısmı Bizans İmparatorunun ordularının Arran ülkesine ve Dovin şehrine yaptıkları taarruzlar sırasında bu ülkenin hükümdarı Ebu el-Savar'ın maiyetinde bulunmuşlar ve Bizans İmparatorluk kuvvetleri ile çarpışmışlardır. Tiflis'i Müslümanlardan almak için muhasa­ ra ettiği sırada Türkmenler'in geldiğini duyarak muhasarayı kaldır­ mağa ve memleketine çekilmeğe mecbur olmuştu. Bağrat. Bunların bir kısmı güneye döndüler. Fakat Ermeni beldelerine akınlar yaparak pek çok esir ve ganimet topladılar. Er­ meni tarihçileri Musul'dan dönen Türkmenler'in Murad suyu ile Dicle'yi vücuda getiren kolların suladığı bölgelerde müthiş akınlar yaptıklarını kaydetmişlerdir. diğer bir kısmı ise Azerbaycan'da kaldı. (157) Selçukoğulları. Bu Türkmenler'in bir kısmı Irak-ı Acem’de dağılmakla beraber. bütün Selçuklu beylerinin müştereken toplanması ile meydana gelen kurultayda Horasan hükümdarı ilân edildi. Büyük Türk Hakanlığı tahtına oturdular ve bu şekilde İran ve Türkistan'ın en önemli kısıml^ına hâkim oldular. 1038 yılında Gürcüstan Kıralı IV . El-cezire ve Musul havalisine akınlar yapan ve başarısızlıkla dönen Türkmenler'in bir kısmı 1042-1043 tarihlerinde Aras nehri kenarına gelerek Beçni kalesine taarruza hazırlandılar. Ani kıralı Gagik kale­ nin imdadına geldiğinden muvaffak olamadılar. Bunlar Aras nehrini geçerek Arran ülkesine girdiler ve buranın emiri Fadlun vc oğlu Ebu el-Svar ile birleştiler ve Ermenilerle meskun olan ülkelere akınlar yapmağa başladılar. 8 u sırada Abu '1-Hayca Hadbani'nin hâkim bulunduğu Rum iyye (Urm iye) havali­ sinde bulunan bir kısim Türkmenler yeniden Van gölü havzasına girerek akınlar yaptılar ve daha sonra geri döndüler. 1037 yılında Arran emiri ile Ermeni reis^rinden David arasında vuku bulan muharebede Ermenilerle çarpıştılar. Tuğrul Bey.

Şim di ise Tuğrul Bey hükümdar ilân edilirken fiilen olduğu gibi hukuken de devletin başına geçiyor ve Büyük Türk Hakanlığı tahtına oturuyordu. Bu sebeple devletin kuruluşunu müteakip. Serahs ve Belh şehirleri ile Gazne'ye kadar uzanan ülkelere sahip oluyor. devletin kuruluşunda. Selçuklu devleti adem-i merkeziyetçi eski Türk hâkimiyet telâkkisine göre hânedan üyeleri arasında taksim edildi. Ceyhun'a. Çağrı Bey de Melik (Kıral. Karahanlılar'da oldu­ ğu gibi Selçuklular'da da devlet üzerinde bütün hânedan üyelerinin hakkı vardı. saltanat merasiminden sonra. Herat merkez olmak üzere Büst. Eski Türk hâkimi- 88 Oğ u z ÜNAL . Siyasi iktidarın kullanılmasında hepsi söz sahibi idiler. yine hükümet merkezi Merv olmak üzere. Tuğrul Bey de fiilen reis bulunuyordu. jsfizar vc Sistan'a kadar alınacak vilâyetlerin hükümdarı oluyordu. İnanç (Musa) Bey eski Türk telâkkisine göre sahip olduğu Yabgu ünvanını muhafaza ederek. eski Türk hâkimiyet telâk­ kisi gereğince. (159) Selçuklular aşiret teşekkülü halinde iken. zulmü kaldırıp adaleti kurduklarını. Oğuz Han so­ yundan) olduklannı. Gök Türkler'de.kendilerine yaptıkları fenalıklardan ve müdafaa maksadı ile sava­ şarak zaferi kazandıklarından bahsetmekte. (161) Tuğrul Bey. (160) Selçuklu devleti bu üçlü taksime göre ayrılmış. bağlı idiler. kendilerinin ise padişah-zâde (Afrâsiyab. kapılarında nöbet vurdurmak ve başlarında çetr taşımak suretiyle bütün hâkimi­ yet ve istiklâl unsurlarına sahip olmakla beraber. her biri kendi bölgelerinde adına hutbe okutmak. Gazne hükümdarlarının köle-zâde. amcası İnanç (Musa) Vabgu'ya ve birinci derecede hizmeti olan kardeşi Çağrı Bey'e hükümdarlık vermek mecburiyetin­ de kaldı. Hükümdar) ünvanı ile ve ordu kumandanı (ka'id al-cayş) olarak. para bastırmak. Tuğrul Bey. siyasi bir bağ ile. Selçukoğullarının eskiden beri Halifeliğe sâdık bulunduklarını ve gazaya devam edeceklerini belirtmiştir. İnanç (Musa) Bey hukuken Yabgu Unvanını elinde tutuyor. Bu sebeple de bü/ük beyle­ rin ayrı bölgelerde yerleşmesine fırsat vermedi. Büyük Türk Hakanı sıfatı ile Nişâbur'u ve garpta fethedilecek belde­ leri alıyordu. Ancak bu diğer büyük beyleri ve hânedan mensuplarını ya­ nından ayırmayarak devletin parçalanmasını önlemeye vc merkezi­ yetçi bir devlet yapısı kurmaya çalıştı. Büyük Türk Hakanı Tuğrul Bey'e ve devletin merkezi Nişâbur'a.

.

Türkmenler'e hiyanet etmeği düşünüyordu. Türkmenler'in Diyarbakır ve Musul ülkelerinde yaptıkları akınlar bütün ümerâyı ve hükümdarları korkutmuştu.2. Türkmenîer bu şekilde bir müddet Musul ve Mervâni beldelerini dehşet içinde bıraktılar. Mükellef bir ziyafet hazırlayarak Mansur'u davet ve sonra hapsetti. Musul emiri Ukayl-oğlu Karvaş ile Diyar­ bakır Mervâni emiri Nasr al-Devlc kuvvetlerini birleştirerek Türk­ menler'e karşı çıktılar. bu bölgenin hâkimi Vehsudan'ın maiyetinde Anado­ lu'ya akmlar yapan Türkmenler 1041 yılında bu hükümdar ile bo­ zuştular. Bu sebeple Azerbaycan'daki Türkmenîer bu bölgede tutunamadılar ve Vehsudan'la yaptıkları bir muharebede bozguna uğrayınca sağa sola. Halbuki Süleyman. maiyetindeki oymakla birlikte Cizre'nin doğu tarafında karargâh kurmuş olan Türkmen reisi Oğuz-oğlu -Mansur'a haber göndererek onunla anlaş mağa yanaştı ve kışın sonuna kadar Cizre havalisinde kalmasını. yeminlerle kuvvetlendirildi. öteye beriye dağılmağa başladılar. babası tarafından Cizre valisi tayin olunmuştu. Bu durum üzerine Irak'taki 90 OĞUZ ÜNAL . 1042 yılında meydana gelen muharebede Türkmenîer üstün geldiler ve bütün havaliyi kontrol altına aldılar. bahar gelince diğer Türkmen beylerini ve oymaklarını da yanına alarak Suriye'ye gitmesini teklif etti. O esnada merkezi Meyyâfârikin ve Amid şehirleri olan Diyarbakır havalisinin hükümdarı olan Mervâni'lerden Nasr al-Devlc Ahmed’in oğlu Süleyman. Mansur Bey'in. Süleyman. Mansur'un maiyetindeki Türkmenîer öteye beriye dağıldılar ve çoğu Musul yolunu tuttular. Mervâni emiri Nasr al-Devle. Buna sebep de Vehsudan’ın bu Türkmenler'e ihanet ederek 30 kadar Türkmen reisini bir ziyafet esnasında öidürtmesi idi. bu teklifi ka­ bul etmesi üzerine anlaşma yapılarak. ülkesinin Türkmenîer tarafından y ı­ kılmakta olduğunu ve onlara karşı koyamayacağını görerek barış­ mağa karar verdi ve Cizre'de tutsak olan Mansut Bey'i oğlu Süley­ man'dan istedi ve M eyyâfârikin'e getirterek serbest bıraktı ise de Türkmenler'i yatıştıramadı. S U L T A N T U Ğ R U L B E Y Z A M A N IN D A B İZ A N S ’A K A R Ş I G A Z A L A R V E A N A D O L U F Ü T U H A T I Evvelce Gazneli Sultanı Mahmud'un önünden kaçarak Azerbay­ can'a gelerek.

maiyetinde ulan Selçuklu prenslerinin her birini bir bölgenin fethine gönderirken amcası Yusuf (Ymal) Vabgu'nun oğlu İbrahim Ynıai Bey'i Hemedan ve Isfahan vilâyetlerinin fethine memur etmişti. Onlar elçiyi bir müddet alıkoyduktan sonra geriye göndermişler ve Sultan'a "bizi hep beraber huzurunuza çağırtmaktan maksadınız yaptığımız kusur­ ların cezasını vermek ve hapsetmektir. on­ lann reisine elçi gönderip hepsini huzuruna çağırtmıştı. (167) 1043 yılında Rey şehrine gelerek karargâhını burada kuran Büyük Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey. Tuğrul Bey.Büveyhi hükümdarı Celâl al-Devle ile Diyarbakır Mervâni emiri Nasr al-Devle. Türkmenler de Sultanın bu emrine uyarak. Mervâni emirine verdiği cevapta: "Kullarım ın senin memleketine geldiğini haber aldım. Sen bir Suguur emirisin. karargâhı henüz Nişâbur şehrinde bulunan Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey'e mektup yazarak Türkmenler'i şikâyet etmişler ve Türkmen akınlarının önüne geçmesini rica etmişlerdi. daha evvel bu Türkmenler Azerbaycan'da iken. bundan dolayı korkup yanına geiemiyoruz. ayrıca kendisinden korkarak yanma gelemeyeceklerini bildiren Türkmenler'e yeni karargâhı Rey'den. Zira onların maksatları Ermeni beldeleri (Anadolu) dir" (165) diyor ve Türkmenler'e haber gönderip Diyarbakır ülkesinden çekilmelerini temin edeceğini vaad ediyordu. Diyarbakır havalisine göndererek. Diğer amcası İnanç HORASAN'DAN ANADOLU’YA 91 . eğer bizim mutlaka gelmemizi isterseniz o zaman buralardan Rum ve Şam ülkelerine kaçıp yakamı­ zı kurtarmağa çalışacağız" şeklînde cevap vermişlerdi. Onlara para ve mal verip kâfirlere (Bizanslılara) karşı kendilerinden fayda­ lanmalısın. Anası-üğlu ve Buka isimli iki Türkmen Bey'ini. Mansur ve Göktaş Bey'lerin maiyetine girmeleri" hakkında emir gönderdi. öteki amcası Arslan (İsrail) Vabgu'nun oğulları Kutalmış Bey ile Resul Tekin'i de Hazar denizi sahillerindeki ülkelerin fethine memur etmişti. Azerbaycan'a dönerek orada yaylak ve kışlak kurmaları ve oradan Bizans'a gazâ yapacak olan Anası-oğlu. adî geçen Bey'lerin kumandasında Bizans'a tabi olan Ermeni beldelerine akınlar yapmağa başladılar. Buka. (166) Bu durum üzerine Sultan Tuğrul Bey. Tuğrul Bey. bu bölgeyi kendilerine ikta olarak vermiş ve kendilerini Bizans'a karşı gazâ yapmağa niemur etmişti. Siz Suitanımızsınız. "İslâm ülkelerine akın etmemelerini. (164) Tuğrul Bey.

Kutalmış Bey. büyük divan-ı saltanatça vezir ve bütün divân erkânı yoldaş edilmişti. üç dört yı! içerisinde Dicle sahillerine kadar fütuhâtını ilerletti. (172) 92 Oğ u z ÜNAL . Büyük Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey de. Emir ve bazan Melik (Kıral) ünvaniarını alan bu Selçuklu prenslerinin yanına.(168) Bu Selçuklu prensleri vazifelerinde büyük başarı gösterdiler. Kutalmış Bey. Bizans ordusunu müthiş bir bozguna uğrattı ve Aras nehri boyunca ileri harekâtını sürdürdü. bu Bizans taarruzuna karşı. İb­ rahim Yınal Bey. şark hu­ dutlarını emniyete almak ve Islâm ülkelerine doğru genişlemek siya­ seti ile küçük Ermeni Kıratlık ve prensliklerini kaldırarak mühim bir Ermeni nüfusunu Orta Anadolu'ya ve Sivas'a nakletmiş. A ynı zamanda her birinin emrine muhtelif Türkmen boy ve oymakları verilmişti. Azerbaycan'ı fethe memur oian Yakuti Bey de. yüzyılın başlarında. Kutalmış Bey'i B i­ zans’a karşı gönderilen ordunun başkomutanlığına getirdi (171) ve Anadolu'ya gönderdi. Bu Selçuklu prensleri. bu ülkeyi açarak Rumiye gölü kenarına kadar geldi ve evvelce bu ha­ valiye gelmiş ve birçok maceralar geçirmiş olan Türkmen oymakları­ nın reisleri ile işbirliği yaptı. Gürcüstan ve Ermenis­ tan ülkelerine girdi.(r/lUsa) Yabgu'nun oğlu Haşan Bey ile kendi kardeşi ve Horasan hükümdarı olan Çağrı Bey'in oğlu Prens Yakuti Bey'i de Azerbay­ can'ın fethine göndermişti. amcası Ebu'l Fevâris Arslan Yabgu'nun oğlu. İmparator Konstantin aynı siyasete devamla Türkmen akmlanna karşı harekete geçmiş ve 1045 yılı son baharında Gürcü Prensi General Liparit komutasındaki bir Bizans ordusunu ileri sürmüştü. gücünün en yüksek noktasına erişmiş bulunan (170) Bizans'ın en kudretli imparatorlarından biri olan II. Bu şekilde Selçuklu ve Bizans orduları ilk defa olarak Gence şehrinin surları önünde karşı karşıya geldiler. 500 yıl evvelki Jüstinianus devrinden beri. Sultan Tuğrul B e y ’in yüksek hâkimiyetini tanımakla beraber. Kutairnış bey de. (169) Bu sırada X I. Geylan ve Tarim havalisini itaati altına aldı ve daha sonra Aras nehrini geçerek Arran. Basil. bu savaş hakkında Sultan Tuğrul Bey'e gönderdiği mektupta: "B u bölgelerin zengin ve Romalılar'ın da kadın gibi korkak insanlar olduğunu vc bu sebeple kolaylıkla fethediiebileceğini" bildirmiştir. hareketlerinde tamamen müstakil olduklarından istedikleri şekil ve surette fütuhât yapabiliyorlardı. Bu durum Selçuklular ile BizanslIları komşu yapıyor ve karşı karşıya getiriyor­ du. Bizans sınırlarını Azerbaycan ve Kafkasya'ya kadar uzatmıştı.

Bu bölgenin valisi pjan General Araon. diğerine de Kutalmış Bey kumanda ediyorlardı.Bu sırada Sultan Tuğrul Bey'in amcalarından İnanç (Musa) Vabgu’nun oğlu Kasan Bey de. Bütün gece devam eden muharebe Bizans ordusunun bozguna uğraması ile sonuçlandı. bir arada Rum gazâsı yaparak Anadolu topraklarını sistemli bir şekilde taramalarını emretti ve bu şekilde. 18 Eylül 1048 Cumartesi günü. emrindeki ordu İle Pasin ve Erzurum ovalannı istilâ cdeıek. Genç Liparit (Yukarıda adı geçen General Liparit'in torunudur) ise merkeze kumanda ediyorlardı. General Araon sol cenaha. Selçuklu ve Bizans orduları Hasankale önlerinde Pasinler ovasında karşı karşıya geldiler. Başta Haşan Bey olmak üzere pek çok Türk silâh elde dövüşerek şehit oldular. Bizans ordusunun başkomutanı General Liparit esir edildi. Tam bu sırada pusuya girmiş olan Bizans kıtaları hücuma geçerek. (173) Sultan Tuğrul Bey. Bu şekilde İbrahim Yınal Bey de Anadolu gazâlarında Kutalmış Bey'in yanında mühim bir rol oynamağa başladı. Bizans'a karşı Anadolu seferine memur etti. Trabzon'a kadar HORASAN'DAN ANADOLU'YA 93 . ordularını birleştirmeleri­ ni. Sultan Tuğrul Bey. Anadolu'yu fethetmek arzusunda olduğunu gösterdi. (174) Büyük Sultanın bu emrini alan Kutalmış ve İbrahim Yınal Bey'ler. (175) Bu savaş sırasında Türkmenler. İbeı~ya valisi !<atakalon'dan imdat istedi. Bizans karargâhına hücum edip yağmaya başladılar. dağınık bir iıalde yağma ile meşgul olan Selçuklu ordusuna saldırdılar. Bu iki Generalin kuvvetleri Haşan Bey'in ordusunu 1047 yılında Aras nehri kenarında Beçni civarında Stranga çayının yanında karşıladılar. iki Selçuklu prensine. Bizans kumandanları muharebe başla­ dıktan sonra Türk ordusunu tuzağa düşürmek amaciyle mahsus geri çekildiler ve bütün eşyalarını olduğu yerde bıraktılar. amcası İnanç (Musa) Yabgu'nun oğlu Ha­ şan Bey'in bu şekilde şehit edilmesine çok üzüldü ve bu mağlubiye­ tin intikamını almak üzere o sırada Dicle nehri boylarında fîituhât yapan Selçuklu prenslerinden İbrahim Vınal Bey'i yeni fethedilmiş bulunan Azerbaycan valiliğine getirerek. Türkmenler Bizans ordusunun bozulduğunu zannederek. Vaspuragan bölgesine girdi ve akmlarma başladı. 1048'de Anadolu'ya ilk büyük Selçuklu seferini yaptılar. Bizans ile Türkler arasındaki ilk büyük meydan muhaıebesi burada meydana geldi. Tiirk ordusu ise iki büyük grup halinde bulunuyor ve bunların birine İbrahim Yınal Bey. Bizans ordusunda General Katakalon sağ cenaha.

(182) Fakat ertesi sene (1049) içinde.ilerlemişlerdir. (181) BizanslIlara karşı kazanılan Pasinler zaferini müteakip. Anadolu'yu. Bu sırada Kutalmış B ey 1053‘te Kars'ı muhasara ettiyse de alamadı. (177) Pasinler (Hasan-kale) meydan muharebesinden sonrâ Bizans İmparatoru. Bu savaşın asıl önemi.-Fatımi Halifesi nâmına okunmakta olan hutbe kesildi ve bundan böyle Abbasi Halifesi vc Büyük Türk Hakanı adına okunmaya bafladı. Şii.(179) İstanbul'daki Fatımi elçisinin yaptiğı itirazlara da kulak asılmadı.Mehmet Bey'in emrindeki kuvvetlerle İstanbul'a kadar ilerlediği bazı İslâm kaynaklarmda üeri sürülmüştür. son derece müstahkem hale getirmeğe başladı ve buralara büyük -kuvvetler yığdı. ilk defa olarak B i­ zans ordusuna karşı büyük çapta bir zaferin kazanılmış olmasındadır. Bizans'a fırsat verdi. Ş ii faaliyetlerine ve idaresine son ver­ mek kararında idi. (183) 94 OĞUZ ÜNAL . Büyük Türk Hakanı fidyeyi almaya tenezzül etmedi ve esasen cesaretine hayran olduğu Liparit'! serbest bırak tı. İs­ lâm dünyasına fıâkim olmak.(178) Selçuklular ile Bizans arasında yapılan barış andlaşmasına göre. Bu suretle Bizans İmparatorluğu'na karşı duyulan çekingenliğin ve Büyük Bizans ordularının mağlup edilemeyeceği kanaatinin silindiği söylenebilir. Eski Türk hâkimiyet sembolü olarak da. 1C50 yılında Tuğru! Bey'in Isfahan başta olmak üzere orta Iran şehirlerinin zaptı ile uğraşması. bilhassa doğu bölgelerini. en değerli generallerinden biri olan Liparit'in serbest bırakılmasını rica etti. (180) Bundan sonra Bizans. Emeviler zamanında İstanbul'da inşa edilmiş olunan cami ve minaresi İ. Sultan Tuğ­ rul Bey ile amcasının oğlu İbrahim Vınal Bey'in aralarının bozulması ve bu yüzden aralarında muharebeler cereyan etmesi. Bizaıis ile yapılan barış andlaşmasından sonra Tuğrul Bey.mpaıator tarafından tamir ettirildi. (176) Bu savaş Selçuklu İmparatorluğu ile Bizans İmparatorluğu ara­ sındaki ilk ciddi savaştır. camiin mihrabına Tuğrul Bey'in ok vc yay işaretleri yapıldı. Sultan Tuğrul Bey'e elçiler göndererek ve fidyesini yollayaıak. Hattâ İbrahim Yınal'm kardeşi . ilk hedef olarak.

Bey'in oğulla­ rından Alp Arslan'ın kardeşi. 1057 yılında Anadolu'ya müthiş akınlar yaptı. maiyetinde bulunan Türkmen emirlerinden Sabuk Bey ile birlikte. Ahvâz ve Mulvân taraflarında çok kesif bir şekilde yığılmış. (184) Sultan Tuğrul Bey.Daha sonra amcası İnanç (rviusa) Yabgu ile Sultan'ın kardeşi Çağn Bey arasında çıkan anlaşmazlıklar da Tuğrul Bey'i oldukça uğraştırdı. Bizans taarruzuna karşı Kutalmış Bey'i gönderdikten sonra. Bargiri vc Erciş şehirlerini alıp. devletin kudretini yükseltmiş. Fakat kaleyi düşüremedi. (186ı) Sultan Tuğrul Bey. Şii hareketleri ve Şeh­ zade isyanları. Lâkin Türkmen nüfusunun Selçuklu ül­ kelerinde yığılması ve Anadolu'da yeni bir yurt kurmak ihtiyacı ve buna ilâveten Bizans taarruzları onu daha önce Anadolu seferine zorluyordu. Türk-İslâm İmparatorluğuıiu kurma yoluna girmiş idi. 1050­ 1054 yıllarında. Van gölü sahillerini iyice taradıktan sonra geri döndü. kardeşi Çağr. merkc/Rİyetçi bir siyasetle. bölge halkmm itaatini sağladıktan sonra müstahkem Malazgird kalesi önünde ordugâh kurdu ve Basil adında bir Ermeni asilzadesi tarafmdan müdafaa edilen bu şehri muhasara etti. o sıralarda geçirmiş olduğu hastalıktan ayağa kalkarak. Bu akınları durdur­ mak isteyen Bizans İmparatoru Mikhail Staratyotikos büyük zâde- HORASAN'DAN ANADOLU'YA 95 . sultanın bir daha bizzat Anadolu seferine çıkmasına imkân vermemiştir. kendisine tabi iki hükümdar arasındaki bu mücadeleyi de sultanlık otoritesini kullanarak yatıştırdı. Tuğrul Bey. Bunun üzerine Sultan. Irak. hudutları genişletmiş ve bu şekilde Bağdad'a hâkim olacak. Yakuti Bey. gazâya memur etti. prens Yakuti Bey'i Azerbaycan ve Anadolu hududuna tayin ederk. Bu sırada Bizans taarruzları da yoğunlaşmış ve Kutalmış Bey idaresindeki Türkmen kuvvetleri de geri çekilmişlerdi. Gerçekten Türkistan'dan gelen yurtsuz Oğuzlar. Oğuzlar'm taşkmiıkta bulunmamalarını ve İslâm ülkeleri içinde ilerlemelerini yasak etti. 1054 yılında büyük bir ordu ile Anadolu üzerine yürüdü. bu beldeler halkı Bağdad'a doğru kaçmağa başla­ mış idi. Halife bu duruma nihayet vermek için Tuğrul Bey'e şikâ­ yette bulunüyordu. Selçuk Birliğine ve kendi sultanlık hâkimiyetine zarar veren teşebbüsleri ortadan kaldırmış.(185) Bunun üzerine Sultan. (188) 1057 yılında Sultan Tuğrul Bey.(187) Bundan sonra Irak ahvâli. Diğer taraftan kış mevsi­ minin yaklaşması da Tuğrul Bey'i muhasaraya devamdan vazgeçirdi.

Bizans İmparatoru bu defa Normandiyalı 96 Oğ u z ÜNAL . Bu devrede Anadolu fütuhatını prens Yakuti Bey idare etti. iç isyanlar ve Ş ii fesadıyla meşgul olduğundan Anadolu fütuhâtmı bizzat idare edemiyordu. Yakuti B e y ’e karşi gönderdi. (191) ■ 1061 yılında Kutalmış Bey.(192) Kutalmış Bey'in isyanı sencIerce (1064 yılına kadar) sürdü.gândan ve Bizansm şöhretli generallerinden Nikcfor Briyerinios'u Kapadokya valiliğine vc Anadolu'da bulunan Rumeli ve Makedonya orduları komutanlığına getirerek. fakat alamadı. F a !« t bu general hiç bir iş göremedi ve Yakuti Bey tarafından müthiş bir bozguna uğratıldı. Fakat kuzeyden gelen diğer Türkmen Beyleri. Azerbaycan ve Arran'da iç gailelerle meşgul olduğu sırada. (190) 1060 yılında Yakuti Bey. doğu Anadolu'ya yürüdü ve Türkler'in işgal ettikleri bir çok yerleri geri aldı ve doğu Anadolu kalelerini iyice tahkim ettirdi. yürüyüşlerini Kızılırmak havalisine kadar uzatarak Senekharim'in oğullarının idaresi'altında olan Sivas şehrini şiddetli bir hücumdan sonra aldılar ve yağmala­ dılar. (194) 1062 yılında Sultan Tuğrul Bey. İmpa­ rator Konstantin Dukas. çok büyük bir ordu ile. isaak Komnen'i bertaraf ederek tahta çıkan. Sabuk. (193) ‘ 1061 yılında. Yakuti Bey ve Sâlâr-ı Horasan'ın yanına Cemcem ve İsulu adındaki iki Türkmen komutanına vererek Anadolu gazâsına gönderdi. Bu komutanlar Dicle ve Fırat havalisin­ de fiituhâta devam ettiler. Babası Arslan'ın Oğuz Yabgusu olduğundan bahisle saltanat davasına kalkışarak isyan etti. Sultan Tuğrul Bey. büyük bir kuvvetin başında Sâlâr-ı Ho­ rasan (Horasan ordusu komutanı) unvanını taşıyan emirlerden biri (muhtemelen Altuntak). (m89) 1059 yılmda doğu Anadolu'yu şiddetle tahrip eden Yakuti Bey emrindeki kuvvetlerle güney doğu Anadolu'nun mühim şehirlerinden olan Urfa'yı muhasara etti. Kapar ve Ermeni tarihçilerinin Kicaciç adını verdikleri bazı Türkmen kumandanları ile birlikte tek­ rar Bizans ülkesine saldırdı. Yakuti Bey'in emrindeki komutanlardan Horasan Sâlân U rfa'yı kuşattı. Mikhael'den sonra Bizans tahtını ele geçiren İmparator Isaak Komnen tarafından Antakya dükü tayin edilen Anili Khaçator bu muhasarayı başarısızlığa uğrattı.

Şehrin önünde 1063 yıhnda şiddetli bir muharebe o!du. Bizanslılar'dan Urfa valisi Tavadanos da muhare­ bede öldü. Macarlar'ın yaptıkları akınlar. Asya'da bir kaç sene içinde irili ufaklı bir çok devletler yıkmış olan büyük fatih Tuğrul Bey için Anadolu'yu baştan başa fethetmek işden bile değildi. Anadolu'nun fethi Tuğrul Bey'in halef­ lerine müycss«. Oğuzlar'ın (Türkmenier'in) Anadolu'yu fetih ve Bizans İmparatorluğunu mahvetmelerine müsait bir zemin hazırlamıştı. 3u sırada Türk mücahitlcri İran'a cJönrrıüş bulunduklûn için. Peçer. Aynı yıl Diyar­ bakır'daki Arap Mervâni Emirliği de. Bizans İmpara­ torluğunun II. ve Resul Tekin'in çıkardıkları iç isyanlar unun bu büyük arzusunun tatbikine mani olmuş ve onur. Büyük Selçuklu ordusuna mensup prensler ve komutanlar idaresinde uzun ve muntazam bir şekilde devam etmiş olan bu gazalar Gökçegöl hududundan başlaya­ rak Anadolu orsalarına doğru açılan vadilerin ve nehirlerin istikame­ tini takip eylemiş ve nihayet Kızılırmak kenarlarına kadar gelmişti.r olacaktır. güney İtalya'ya Normanlann hücumları. Oğuzlar'ın bu müddet zarfında fethetmeğe hazırlandıkları bu memle­ keti zaptedip yerleşmekten ziyade şiddetli akınlar ve hücumlar yaparak mukavemet edecck büyük şehirleri ve müstahkem kaleleri ezip mahvetmek istedikleri ve ileride yapılacak esaslı fütuhat ve yer­ leşme siyasetine zemin hazıtiadıklan görülmektedir. Büyük Türk Hakanlığı'na bağ­ landı. zantanında Türkmcnler bu kıt'aya yalnız akınlar yapmakla yctinmi}lerdir. (195) İşte ilk Büyük Selçuklu Hakanı Tuğrul Bey'in saltanatı sırasında Oğuzlar'ın (Türkmenler'in) Anadolu'ya yapmış oldukları akınların vc gazaların tamamı bundan ibarettir. Fakat amcazâdelcri İbrahim Yınal. Basil'in ölümünden itibaren saltanat mücadeleleri dolayısiylc geçirdiği buhranlara ilâveten.Heive'yi Türkler'le munarebeye memur etti.ek Türkleri ile Avrupa'daki Şamani Oğuzlar'ın Tuna'yı geçerek Balkan yarımadasına inmeleri yüzünden çıkan mühim hâdiseler ile. Bizans ordusu Amid şehrini muhasara etti. (196) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 97 . Bu muharebede Amid'de bulunan Türk komutanlarmdan Hacı Başara şehid oldu. Kutalmış Bey. Bizans ordusu mağlup olarak geri çekildi.

atı yere kapaklanarak öldü. Büyük Türk Hakanı oldu.saltanatın kendisine ait olduğunu bildirdi. bu havaliye göçen ve ken­ dileri gibi isyanlara karışan Türkmenler'in derhal etraflarına toplan­ maları ve bu Selçuk şehzadelerini başlarına geçirmeleri icab eder­ di. Sultan Tuğrul Bey'in ölümü üzerine kuşatmadan vaz geçerek Rey şehrine dönmüşîü. Fakat kuvvetine güvenen ve babası Arslan (Israil)'ın Selçukluların büyüğü ve Yabgusu olduğundan bahseden Kutalmış Bey. Kutalmış Bey'i Girdiguh kalesinde muha­ sara altında tutuyordu.3. S U L T A N A L P A R S L A N Z A M A N IN D A B İZ A N S 'A K A R Ş i g a z a l a r v e A N A D O LU F Ü T U H A T I Büyük Selçuklu Saltanı Tuğrul Bey. kendisini saltanat davâsından vaz­ geçmeğe davet etti. Amid ül-Mülk. (198) 1064 yılında Damgan civarında cereyan eden savaşta Alp Ars­ lan üstün geldi. . Bu sırada büyük vezir Amid ül-Mülk. Kutalmışoğullannın Alp Arslan tarafın­ dan sürgün olarak Anadolu hududuna gazaya gönderildiklerini riva­ yet ederlerse de.(199) Oğulları Süleyman ve MansuV Bey'ler Alp Arslan'a esir düştüler. Yerine kardeşi Çağrı Bey'in ölümünden beri Horasan valisi oîan Alp Arslan. Muhasara yıllardan beri (1061 ytlından beri) devam ettiği halde Kutalmış Bey mukavemette inad ediyordu. Kutalmış Bey. Sultan Alp Arslan. Kutal mış'ın oğullarının hayatlarını bağışladı. bu iddia zannımızca yanlıştır.000 kişiye yak:n büyük bir kuvvet toplamağa muvaffak oldu ve kendini meşru Selçuk­ lu sultanlı ilân ederek Rey'i muhasaraya başladı. Alp Arslan.(197) Bunun üzerine muhasara­ dan kurtulan Kutalmış Bey. Bazı kaynaklar (200). Zira onlar sürgün olarak dahi Anadolu hududuna gelselerdi. 70 yaşında öldü. Kutalmış Bey'e haber göndererek. değerli veziri Nizam ül-Mülk ile istişare ederek. Kutalmışoğullannın bundan sonra ne yaptıkları ve nerede yaşadıkları hakkında kaynaklarda kesin bir bilgi yoktur. 1063 yılında. ( 201 ) 98 OĞUZ ÜNAL . sultan ünvanı ile. kaleden çıkar çıkmaz bütün Oğuz boy ve uluslarına haber göndererek kısa zamanda 50.

Süryani müeliifi Mihael, daha da ileri giderek, Kutalmışoğullan nin Malazgirt meydan muharebesinde büyük hiicmetler yaptığını ve zaferden sonra Alp Arslan'ı-ıi, Kapadokya ve Pont ülkelerini fetheden Kutalmışoğullarından Süleyman'a Anadolu'da saltanat sürmek sclâ hiyetini tanıdığını söyler. ( 202 ) Halbuki Süleyman ve kardeşlerinin Malazgird savaşında veya zaferi müteakip Anadolu'nun fethine gönderilen kumandanlar ara­ sında bulunduğuna dair hit bir mevsuk işaret olmadiğı gibi, diğer asi Selçuk şehzâdes' Er-Basgan (El-basan)'ı sıkı bir takiple onun Bizans'a kaçmasına sebep olan Alp Arslan'm karcısına daha iddialı ve kuvvetli bir şekilde ortaya atilan Kutalir.ışoğullanni Anadolu'nun fethine ve iıükümdarhğiiia tayin ettnesl de imkânsız idi. Nitekim Alp Arslan zamanında Anadolu'da gazâ yapan bir çok Türkmen Beyi ve kumandanı hakkında çağdaş kaynaklar bilgi verdikleri halde, daha mühim şahsiyet olan, Selçuk'un bu torunlarına dair hiç bir kayda nastlanmamasının sebebi de budur. (203) Sultan Alp Arslan, çocukluğundan beri kabiliyeti, kahramanlık­ ları ve devlet idaresindeki liyakatiyle babasının veliahdı ve Merv meliki olmuş; Sultan Tuğrul B e y ’in ölümü üzerine de aynı kudret ile rakiplerini vc saltanat rriüddeilerini ezerek Süyük Selçuklu İmpara­ torluğuna sahip olmuş vc bu şekilde İmparatorluğun iç nizamını ve güvenliğini sağlamıştır. Artık memleket dahilinde ciddi bir engel kalmadığından, Kutalmış’ın bertaraf edilmesinden bir veya iki ay kadar sonra, 1064 yılı Şubatında, "Rum gazası" maksadı ile, Hora­ san'dan hareket ederek Azerbaycan’a geldi. Orada bulunan Oğuz boy ve ulusları, beyleri ile birlikte, Sultan'a iltihak ettiler. Villardan beri Anadolu gazâsına katılan ve cihâda alışmış bulunan Tuğ-Tekin isminde bir Oğuz Beyi S'jltanın huzuruna ^um gazâsı ile Anadolu yollan hakkında şevk verici birçok bilgiler verdi. (204) Sultan, ordusunun bir kısmını oğlu Melikşah ile kardeşi Yakutl Bey'in emrine verip, veziri Nizam ül- Mülk'ü de bunların maiyetine vererek, Vaspuragan beldesinde bulunan vc şimdiye kadar alınama­ mış olan müstahkçı-n şehir ve kalelerin fethine memur etti (205) ve kendisi de Gürcüstan'a hareket etti; bu bölgeyi süratle istilâ ve birçok şehir ve kaleleri fethetti. Su sırada Mclikşah ile prens Yakuti Bey, başta Van şehıi olmak üzere, Van gölü çevresindeki şehir ve kalelerin çoğunu fethederek Sultan’a yetiştiler.(206) Sultan bundan

HORASAN'DAN ANADOLU'YA

99

:»nia Ahalkeltk kalesini şiddetli bir iıiicumla aldı ve Lori Kıralltğını itaati altına soktu. Daha sonra fütuhatını genişletmek iı,in Bagiat Kıralliğının merkezi olan Ani şehri üzerine yürüdü ve çok çetin ve kanlı muharebelerden sonra bu şehri de fethetti; kilise­ ler yerine camiler inşa etti. Bu i'ıavalideki kiiallıklan da itaati altına aldıktan sonra pek çok esir ve ganimet ile Rey'e döndü. Alp Arslan, bil zaferleri fetihnâmelerle komşu hükümdailara ve Halife'yc bil­ dirdi. Hzlife Ka'im bi'Emi illah Sultan'ı tebrik iyin elçi ve inektup göndererek kendisine ''Ebu'l-feth” yani fetihler babası ünvanmı verdi. (207) Bu fütuhattan sonra Sultan Alp Arslan İran'da ve doğuda iki sene kadar bir takım karışıkilıklan yatıştırmak ve fütuhât yapmakla uğraşırken Anadolu hudutlarında bulusıan Selçuklu şchzâdeleri ile diğer Oğuz Bey'leri ve Divan-ı saltanat'a mensup olan emirler fütu­ hat ve gazâvita devam ettiler.(208) Bu sırada kaynakların verdiği bilgiye göre ancak unvanı bildirilen ve fakat adı bildirilmeyen (muh­ temelen Altuntak) ünlü Selçuklu komutanlarından Sâlâr-: Horasan (Horasan Ordusu Komutanı), güney doğu Anadolu'nun fethine memur edilmişti. (209) Balkanlar'da Peçenekitr ve Şamani Oğuzlar (Uzlar) ile savaş halinde bulunan Bizans, Selçukluların bu fetih ve akınları karşısında hiç bir mukabelede bulunamadı. Teçenek Reisi Turak ile Gegen (Kegen) Bey arasındaki ihtilâftan faydalanan BizanslIlar 1064 sa­ vaşında Geçenekleri perişan ettiler. Başta Turak olmak üzere birçok Peçenek beyi esir ve vaftiz edildi. Peçenekleriıı bir kısmı Bulgaris­ tan’da iskân edildi, imparator Konstantin Oukas esir PeçenckItrden 15.000 kişilik bir süvari alayı vücuda getirerek Gürcistan'a şevketti. Fakat onlar yoldan dönüp İstanbul Boğazını at üstünde geçmek gibi aklilara durgunluk veren harikulade bir teşebbüsü başararak Tuna boylarındaki eski yurtlarına ulaştılar. 1065 yılında da Şamani Oğuzlar (Uzlar), 600.000 kişi halinde Tuna'yı geçtiler Böylcce Ana­ dolu'da Selçuklular idaresindeki Müslüman Oğuzlar (Türkmenier), Balkanlarda da Şamani Oğuzlar (Uzlar) ve Peçeneklcr, birbirlerinden habersiz ve irtibatsız olarak Bizans'ı bir kıskaç içine alıyorlardı. Eğer Balkanlara gelen Peçenekler, Şamani Oğuzlar (Uzlar) ve Ku manlar Müslüman olsa ve aşiret düşmanlıkları ile birbirlerini insaf­ sızca imha etmeseler idi, Bizans, Anadolu'dan daha önce müdafaası zayıf olan Balkanlar'da sükut cdeıdi. (210)

lOO

Oğ u z ÜNAL

Bizans'iiı taht kavgala.n ve Balkanlara inen Şarnani 0)>ıı/lar, Pcçeneklcr ve Kumanlar'm akmlan vc istilâları, Anadolu fiituhâıtnm gelişmesine imkân verdi. Lâkin yüksek da^iar, derin vadiler, müstahkem şehir ve kalelerle dolu olan bu ülke açık ara^i savaşlarına alışmış bulunan göçebe Türkmenle/ için zorluklar çıkarıyor, Bi/ans ordu vc garnizonları larafından takip edilen bu boylar sıkışınca aile vc sürüleri ile birlikte tekrar Azerbaycan'a dönüyor ve Anado­ lu'da emniyetle kalamıyorlardı. Teknik silâlılardan vc muhasara makinalarından mahrum bulunan Türkmenler, Selçuk orduları iıimayesinde ilerlemedikleri zamanlarda, müstahkem şehir ve kalcleı önünde durakiiyorlardı. ( 211 ; Aln '''•^lan’ın doğu hdrekâtı sırasmdj güney uogu Anadolu'nun fetiıine memur edilmiş bulunan Sâlâr-ı Horasan, 1065 yılında Diyar­ bakır bölgesinde, Ergani yakınlarındaki, Telhum kalesini muhasara etti. Kuleyi alamayınca oradan Siverek kalesine yürüyerek, muiıasara etti; fdkat burada da Bizans'ın Frank askerleıi tarafından geri püs­ kürtüldü.(212) Fakat yine aynı yıl (1065) Ur fa bölgesine üönen Sâlâr-ı horasan, Çalap ve Deb kalelcıini zaptcitikten sonra Kauo'a yakın bir yer olan Tılag'da Urfa'dan üzerine gönderilen 4.000 kişilik bir Frank ordusuyla muharebeye tutuştu. Açık sahada cereyan eden bu savaşta Fıank kuvvetleri yenildi ve bir kısmı kaçabildi. Düşman kuvvetleri U rfj'ya kadar kovalanmış ve Urfa ovjlaıi Fıank askerle­ rinin ceseıleriyie dolmuştu. (213) Sâlâr-ı Horasan, 1066 yılında tekrar urfa havalisine geleıek korkunç bir mücadeleden soma halkın tümünü esir etmiş ve büyük ganimeıleılc üssüne dönrnüştü.(214) Dönüşünde Diyaıbakır'a uğra­ yan Sâîâr-ı Horasan Bâb ul-Huva'da karargâh kurdu. Mervâni Emiri Nizam üd-Din kendisine şehrin kapılarını kapattı ve tîO.OOO dinar vermek üzere müzakere edeceğini bildirdi. Fakal bu teklif aslında bir tuzaktı. Nitekim şehre gelen Sâlâr ı Hoıasan ve silâh arkadaşları yakalanarak öldürüldüleı ve bir kuyuya atıldılar.(215) Komutanların! kaybeden Türk kuvvetleri ise çekilip gitıiler. (216) Sâlâr-ı Horasan'ın başarılı lıarekâiinı müteakip, Diyarbakır'da bir suikasta kurban giderek, öldürülmesine rağmen, Türklerin doğu, balı ve güney doğu Anadoiu harekâtı durduıulamadı.(217) 1066 yılında büyük Türk kumanuaniarından Gümüştekin, yanında Aişın ve Ahmed Şah Beyler gibi en mühim m'ück kumandanlaıi bulunduğu

HORASAN'DAN ANADOLU'YA

101

halde, Eıgani ve Telhum havâlisine geldi. Hısn-ı Mansur (Adıyaman) önlerinde Urfa Dukası General Aıvaiitos kuınanüasindaki 100.000 kişilik bir Bizans ordusunu müthiş bir bozgıın<t uğrattılar. General Arvantos esir edildi. (21 S) Gümüştekin, bundan sonra topladığı ganimetlerle birlikte, kuze­ ye döndü ve Ahlat'a geldi. Fakat bu sırada Ahiat'da toplanan Oğuz (Türkmen) Beyleri arasında kavga çıktı ve Afşin Bey, Gümüştekin'i öldürerek Türkmenlerin başına geçti.(219) Bu kavgaya Gümüştekin'in Afşin Bey'in kardeşini öldürtmesi sebep olmuştu. (220) Afşin Bey, Gümüştekin'i öldürünce Alp Arslan'ın gazâbından korkarak, enirindeki Türkmenier’le birlikle, süratle Fuat'ı geçti; karargâhını Klikya'nın kuzeyinde Amanos dağlarının arasında "Karadağ" da kurarak Anadolu'da geniş bir akın harekâtına giriş­ ti.(221) Kuvvetlerinden bir kısmı ile Anteb'in hemen kuzeyinde bulunan Duluk ve Raban'ı fethetti. Kuvvetlerinden diğer bir kısmı ile de Antakya bölgesine saldırarak, bu bölgeyi tamamen tahrip etti.( 222 ) Anadolu'nun güneyinde Bizans müdafaası yıkılırken, Orta Ana­ dolu'da da akınlar devam ediyordu. Afşin Bey 1067 yılında, Malatya önlerinde büyük bir Bizans ordusunu bozguna uğrattı ve Kayseıi'ye kadar ilerleyerek bu şehri aldı. Bu suretle Türk akıncı orduları, 35 derece tulüne kadar bütün Anadolu'yu çiğnemiş oldular; burası Anadolu'nun hemen hemen ortası idi.(223) Artık bütün Orta Ana­ dolu Türkmenlerle doldu. Gitgide ağırlaşan ve ilerleyen Tütkmen akıniarı karşısında Bizans, kudretli bir general olan Romanos Oiogcncs’i tahta çıkararak İmparatorluğu kurtarmayı düşünüyor­ du. (224) Afşin Bey, 1067-1068 yıllarında ikinci bir saldırı ile Bizans'ın Antakya üssünü tamamen çökertti.(225) Bu suretle güney doğu Anadolu'da Bizans savunma ve mukavemeti tamamen yıkılmış oldu. (226) 1068 yılında Tiflis'i fetheden ve bir müddet bu şehirde kalan Sultan Alp Arslan da Kars'a geldi. Burada karargâh kuran Sultan akıncılarını, Trabzon yakınlarına kadar yolladı. Bu sıralarda bir kısım Gürcüler, İslâmiyeti kabul etmişlerdir. (227)

102

Oğ u z ÜNAL

İmpa­ rator. Tüıklerin doğu Anadolu'daki hareket merkezleri olan Ahlat'a kadar gitmek ve orasırıi aldıktan sonra diğer kaleleri geri almak ve nihayet Türkler'in üssünü imha ettikten sonra onları bütün eski B i­ zans hudutlarından dışarıya atmak istiyordu. Afşin Bey. İmparatorun önünden Ahlat'daki üssüne dönen Afşin Bey. Kayseri yakınlarına geldiğinde. bu taarruzları durdur­ mak için kuvvetli bir müfreze gönderdi ise de bu müfreze bozuldu. Gönderdiği öncü kuvvetleri. Menbic'i aldıktan sonra İskenderun yoluyla Kilikya'ya geldi. bu müthiş akını Pozantı'da iken öğrendi ve müthiş sinirlendi. İnal Bey tarafından bozulun­ ca. Bu general kılıç artığı bir kısım askeri ile kaçarak perişan bir halde İmparatora iltihak etti. Daha sonra ordusunun en büyük kısmı ile Fırat kenarına kadar ilerledi ve Türkleri nehrin sol sahiline geçmeğe mecbur etti. çok cesur ve cüretkârane bir akınla Anadolu'yu baştan başa geçip Sakarya kıyılarına ulaştı. Fakat Afşin Bey'in yolunu kesemedi ve İstanbul'a döndü. İmparator Romanopolis (bugünkü Palu) şehrine geldiği sırada. kuzeyin Bizans kuvvetlerinden boşaldığını gör­ dü ve bu durumdan istifade ederek. İmparator.(230) Bu maksat ile Fırat'ı geçerek Harput'a geldi. İmparatorun mühim bir askeri kuvvetle orada bırakmış olduğu. fakat o sırada Afşin Bey'in kuvvet­ leri Malatya önlerinde. Ordusunda Bizanslılar'dan başka Şanıani OğUilaı (Uzlar) ve Peçenekier. Murat çayı sahilini takiben doğuya doğru ilerlediği sırada Afşin Bey. fakat bozamadı. Franklar. Sivas'a geldi ve ileri harekâtı­ na devam ederek Divriği yakınlarında Türk urdusunu geri çekilmeğe mecbur etti.(229) İmparator Romanos Diogenes. bizzat daha güneye inmeye karar verdi. (228) Aişın Bey. geçen defaki HORASAN'DAN ANADOLU'YA 103 . İmparator daha sonra güneye inip Maraş'a geldi.(231) İmparator Harput'tan hareket ederek. yıldırım süratiyle Anadolu içlerinde ilerlemeye başladı. çok büyük bir ordu ile bizzat Anadolu'ya geçti. Alşın Bey'in Niksar'ı aldığını öğrendi. İmparator güneyde meşgulken. ufak tefek bazı başarılar kazandı. Bizans generali Ermeni Filâretos kumandasındaki büyük bir Bizans ordusunu mağlup ve perişan ettiler.Bu tehlikeli vaziyeti gören Bizans İmparatoru. Bunun üzerine imparator. bu başarılı harekâtından sonra yıldırım süratiyle kuzey istikametinde ilerlemiş ve Malatya'yı tazyik etmeğe başla­ mıştı. İmpa rator. 1069 yılında büyük ordusunun başında bizzat kendisi Anadolu'ya geçti ve Kayseri yakınlarında Türk akıncı birliklerinden bazılarını bozdu. İskandinavLıı vardı. Halep yakınlarına kadar geldi ve Halep şehrine hâkim olan Arap Mirdâsi lıânedanını haraca bağladı. Alman­ lar. Normanlar.

(233) Afşin Bey'in akıllara durgunluk veren bu başarılarından çok memnun olan Sultan Alp Arslan. İmpaıatorun doğu oiduian komutanlığı­ na tayin ettiği vc Türk akm'armı durdurmakla görevlendirmiş olduğu Prens Manuel Komnenos'un ordusuyla karşılaştı. B u ­ nun üzerine Selçuk Şehzadesi.cîirctini aynen tekrarlayarak. geri dönüş yollaiinm Bizans ordusu tarafından kesileceğini îıesaplayan Afşin Bey. Kızılırmak kenaıında ccreyan eden savaşta Prens Manuel Komnenos müthiş bir bozguna uğradı vt maiyetindeki generallerle biılikte El-Basan'a esir düştü. Bu harekât Bizans'ı müthiş ürküttü. Bu sırada Anadolu'da Afşin Bey'den başka Sanduk Bey ve Ahmet Şah Bey de fetihler yapıyorlardı. bu defa kuzeyden dolaş­ mak suretiyle. kendisine esil düşen Manuel Komnenos'a saltanat mücadelesinde yenildiği için buralara kadar geldiğini vc İstanbul'a giderek İnıparator'a iltica etmek arzusunda olduğunu bildirdi.ıüşkülâtla inandı ve nihayet onanla boşuna sav'aşlığım anladı (236) vc El-Basan'ın Bizans'a iltica edebileceğini söyledi. Irak'a gelerek Sultan'a tazirnleıini sundu ve bağlılığını bildirdi. İniparatorun harekâtını habeı alınca güneye kıvrılıp Kilikya'ya (Çukurova'ya) girdi vc önüne çıkan bütün engelleri kıra­ rak Af. (235) Fakat El-3asan'ı takip odeiı Afşin Bey süratle ilerliyordu. buna r. Bizans'ın Anatolik Teminin merkezi olan Konya şeh­ rine girdi (1069). derhal geri dönerek Sivas'a geldi ve Afşin Bey'in akıncı ordusu­ nun ricat yolunu kesmek üzere Kayseri'ye doğru ilerledi. Türk akıncı ordusunu bu defa da yakalayamadan geri dönmek zo­ runda kaldı. Sultan. Sultan'ın gazabından korkan vc Afşm Bey'in üzerine geldiğini haber alan El-Basan. Esir Prens Manuel Komnenos. Gümüştekin meselesinden dolayı kendisini affettiğini bildiren mektubunu Afşin Bey'e gönderdi. Böylece kendisi de esaretten 104 Oğ u z ÜNAL . Doğuya doğru ileri harekâtına devam eden İmpara­ tor. etrafında toplanmış olan Vabgulu Türkmeiileri ile birlikte batıya doğru kaçarak Kızıltrmak kena­ rına kadar ilerledi. ne zaman vc nerede görüneceği belli olmayaıi. B u ­ nun üzerine Afşin Bey. Butada. bu isyanın bastırılarak El-Basairın yakalanması görevini Afşin Bey'e verdi.(232) Böylece İmparator. yanındaki diğer Türkmen Beyleriyle birlikte Anadolu'yu boydan boya geçerek. Ancak.ıanos dağlarını aşıp Güney Anadolu'daki üssüne döndü. saltanat davâsuta kalkışarak isyan etti. (234) 1070 yılında Selçuk'un torunlarından ve Sultan Alp Arslan'ın eiiişlesi olan El-Basan (Er-Basgan).

Selçuklu tarihinde ilk defa bir prens Bizans'a iltica ediyordu. Bu sebeple. "Aramızda dostluk olduğundan bu seferimde memleketlerinize dokunmadım Halbuki bu Yabguluiar Sultana isyan etmişlerdir.ciş kalelerini fethetti-(241) Daha sonra güney doğuya ilerleyen Alp Arslan. bu sırada diğer Arap emirleri gibi Arap Mlrdâsi liânedanından Halep emiri Malı mud'un da yanında hazır bulunması için haber gönderdi ise de. yıldırım süraıiyle lı. El-Basan'ın yanındaki Yabguluiar Anadolu'da kaldı.ı reket ederek. Amcası Tuğrul Bey'in vaktiyle alamamış olduğu ve ölürken mutlaka alın­ masını vasiyet ettiği müstahkem Malazgird ve E. Kayseri yakınlarında Zamanlı (Pınarbaşı)'da durakladı ve "Meryem derbendi"nde ordusunun ısınma ve iaşesi için büyük zorluklar ile karşılaştı ve çok ölü verdi. eğer SultanJ bir düşmanlığınız yoksa. birçok bölgeleri istilâ etti ve ilk defa olarak onunla Türk akıncıları bu derece batıya kadar ilerlemiş oldular. burada ordugâh kurdu ve şehri muhasara etti. müstahkem şehir ve ka­ leler müstesna. İslânılar'ın elinde ve Selçuklular'ın tabiiye­ tinde bulunan uc şehri Ahlat'a gelmişti. (242) 1070 yılı sonlarında Sultan Alp Arslan Urfa önlerine gelerek. El-Basan'ı teslim etmeniz gerekir diye ihtarda bulundu (239) Fakat İmparator bu teklifi reddedince Afşin Bey. bu büyük şehirde oturdu. İmparator'a bir elçi gönderdi ve. Karların erimesi üzerine. Ahlat’a hareket ederek durumu Halep’te bulunan Sultan’a bir mektupla bildirdi. kışın bastırması üzerine doğuya doğru çekildi. Anadolu içlerinde iler­ lerken. Sultan. Sultan daha sonra. 1071 yılı başlarında. Afşin Bey.kurtulmuş oluyordu. HORASAN'DAN ANADOLU'YA 105 . Afşin Bey. İmparator Romanos Diogenes onu şe­ refle kabul etti ve kendisine bir valilik de verdi. (238) Afşin Bey. El-Basan’ı takip etmek üzere. geri dönerek. El-Basan'a yetişmek gayesiyle. galip ve mağlup iki prens. Khonas ile bugünkü Denizli civarında bulunan Laodikya şehijİLiıoi aldı ve bu şekilde bütün Anadolu’yu doğudan batıya geçerek Kadı­ köy'e kadar ilerledi. 1070 son bıharı ve kışı ile 1071 başlarında. Arnid (Diyarbakır) şehrine geldi ve bir müddet. çok beğendiği.(237^ Durum bu şekilde aydınlanınca. (240) Afşin Dey. Sultan Alp Arslan da 1070 yılı Temmuzunda büyük bir ordu ile Anadolu'ya girmiş. Kadıköy'de ordugâh kurarak. lâkin yükselen kar yüzünden. Kapadokya'yı çiğneyerek frikya lıavalisinc'411J 1 . birlikte İstanbul'a gittiler.

aynı kudret ve mefkureye sahip iki Türk Sultanı kaderin bir cilvesi olarak burada birleijmişti 106 Oğ u z ÜNAL . Emir Mahmud nihayet annesi ile birlikte ve "Oğuz kıyafe­ tinde" May'is ortasında Sultan'ın huzuruna geldi ve annesinin şefaati ile affa nail oldu. 20. Urfa (Ruhâ. büyük ordusunu bir kale önünde yupratmayı askerlik prensiplerine aykırı bulan Sultan Alp Arslan.û. (245) Sultan daha Urfa'yı muhasara ettiğinde diğer Arap emirleri gibi Arap Mirdâsi hânedanından. ''Tell Suitan'' (Sultan Tepesi)* üzeıinde ordugâhını kurarak şehri muhasara etti. sonradan kendi Unvanı ile anılmış bulu­ nan. ilk defa siz ge­ çiyorsunuz" dedi. 6. Türk hükümdarı olarak. Bunun üzerine Sultan Alp Arslan Halep'e geldiğinde. Fırat nehrini geçti. Edc 5sa) eski kültür ve dini bir merkez olarak meşhur bir şehir idi.000 dinarı kabu! ederek. köleler müstesna. Bu sözlerden hoşlanan Sultan bütün beyleri ça­ ğırarak imamının sözlerini tekrarlatıp. Kaynakların rivayetine göre bu sırada 80. (244) Alp Arslan. onlara da dinletti ve kendisi de Allah'a hatnd etti.000 Ruın ve I. Selçuklu or­ dusu Fırat'ı geçerken Sultan'a: "Efendimizi Nimetlerinden dolayı Allah'a şükrederim. şehrin yaptığı barış teklifini ve muhasaranm kaldırılması şartıyla teklif edilen 50. Zira bu nehri ne eski zamanlarda ve ne de İslâm devrinde.3) ıMuhâsaranın çok uzaması üzerine. 1071 yılı İkinci Kanun'un 20'sinde.000 Ermeni. Halep Emiri Mahmud'un da yanında hazır bulunması için büyük âlim Ebu Cafer Buhari'yi Halep'e gönder­ diği halde. Şehir çok müstahkem ve müdafaa imkânları çok iTiüsait idi ve B u l­ gar Basil isimli bir kumandanın idaresinde bulunuyordu. Emir Mahmud gelmemişti.Mahrnud gelmedi. İs­ lâm dinine büyük bir imanla bağlı olan Sultan A!p Arslan: "Rum lar karşısında cihâd yapan bu iuidut şehrini kılıç ile fethetmekten korkarım" diyerek İslâm'ın gazâ mefkuresine olan bağlılığını belir­ tiyordu. bir barış yapıp muhasarayı kaldırdı ve süratle Halep üzerine yürüdü.000 Süryâni.OOO Frank vardı. Bu sebeple Urfa iki ay kadar süren şiddetli bir muhâsaraya mukavemet etti (24. Sultan'ın imamı Buharalı âlim Kadı Ebu Cafer. Sultan Halep hâkimiyetini yine Emir Mahmud'a *Yavuz Sultan Selim de Mısır seferindi' aynı Lepe üzerinde karargâhı nı kurı.si. 1071 yılı Nisanının Sik günlerinde başlayan mu­ hasara uzun sürdüğü halde şehre ancak bir gün hücum yapıldı.

Diyarbakır-Bitiis yolu ile Selçuklu ordusunun üslerinde^ olan Ahlat'a doğru yola çıktı. Hazar. Fakat ou sırada Bizans İmparatoru Romanos Diogenes'in elçileri gelerek. Erciş ve Menbiç şehirlerinin Bii. Ordusunun azametinden mağrur olan İmparator. Frank. kendisi de hassa askerleri ile birlikte çok süratli ve endişeli bir şekiide Suriye-Mısır yolundan kuzeye döne.ek. Alp Arslan'ın bu süratli ve telâşlı dönüşüne şahit olan Bizans elçisi.bıraktığını bildiren menşurunu da ihsan ettikten sonra Mısır üzerine yürümeğe karar verdi. Kapadokya. yalnız Anadolu'yu kurtaracağına değil. Anadolu’yu Türkler'den kur­ tarmaktan başka. genç ve kudretli bir asker olan İmparator Romanos Diogenes. Bu durumda Sultan bu ordunun Halep Emiri Mahmud ile birlikte sefere devamını emretti. Horasan ve Rey valiliklerini de şimdiden kumandanlarına vaad ediyor (247). İmparator. Ahlat. zaferden zerre ka­ dar şüphe etmiyor. Peçenek. Kilikya ve Trabzon bölgelerinden ve. Gürcü. Alman (Got). İmparaıto/un bir mektubunu Sultana takdim . bu hali İmparatora bir müjde haberi olarak ulaştırdı. İslâm ülkelerini istilâ ve hattâ Oüyük Selçuklu Devleti'ni de tahrip etmek maksadtyle Bizans tarihinin en büyük ve en muhteşem ordularından birisini ve belki dc birincisini vücuda getirdi. Bitinya. Bu teklifler karşısında gazâba gelen Sultan. 1070-1071 kışında Bizans İmparator­ luk ordusunu hazırlamıştı.Ermeni halkından başka Slav (Rus). elçiyi sert bir cevapla geri gönderdi Fakaı İmparator Diogenes'in muazzain bir ordu ile Erzurum (Kalikala)'a doğru ilerlemekte olduğunu bildiren haberler Sultan'ı telâşlandırdı. İslâm Halifeliğini kaldırarak yerine Patrikliği kuracağını. camileri tahrip ederek yerine kiliseler inşa edeceğini söylüyordu.ans'a terkini istiyor. Bu ordu Balkan vilâyetlerinden. Selçuklu ordusunun büyük bir kısmı Suriye'de Şii Fatımllcr karşı­ sında kalmıştı. (246) Anadolu'nun Türklerle dolduğu ve Afşin Bey'in bu memleketi baştan başa istilâ ettiği bir zamanda ve sırf Türkler'i Anadolu'dan atîriasi için tahta çıkarılmış bulunan. Suriye. İslâm ül­ kelerini dc zaptedeceğine inandığından İrak. Ermeni. Fırat ve Dicle'yi geçip. üzerine yürüyeceğini bil diriyordu. Bulgar. (248) HORASAN’DAN ANADOLU'YA 107 . aksi takdirde büyük bir ordu ile liareket ederek. Uz (Oğuz) ve Kıpçak (Kuman) ücretli askerlerinden terekküp ediyordu. Halbuki elçilerin gelişl^ri ve konuşma uslupları BizanslIların taarruz etmeyecekleri kanaatini vctiyordu.ettiler. İmparator mektubunda Alp Arslan'dan Malazgird.

İslâm İmparatorluğunun ve ona bağl dcvle'ılcıin Bizans karşı sınciaki eski hayatiyet vc kuvvetlerini kaybetmeye başlamaları. tekrar Anadolu'ya yeıleşirken. 928'de insiyatifi ele alarak karşı taarruza geçmişler. yüzyılın başlarında Anadolu'nun doğu ve güney doğu bölgelerini fetheden Müslümanlar X I. Diyarbakır. 966'da BizanslIlar. 964'te Adana. A. 948'de Maraş. 13 Mart 1071’dc Anadolu'ya geçerek Türk İmparatorluk or­ dusunu aramaya başlamıştı. yüzyilın ba>l. Kaçınılmaz akıbetin zuhur ve tecelli ânı yaklaşıyordu. M A L A Z G İR T M flYD A N M U H A R E B E S İ İmparator Romanos Diogenes Türkler'in senelerden beri Anado­ lu'da yapmakta oldukları akm ve istilâlara kesinlikle son vennek için. değişecekti Anadolu'nun Türkleşmesi ve Türki­ ye devletinin kurulması mukadderdi. 934'te Malatya. (249) İlâhi sünnet böyle emrediyordu. Halep civarına kadar gelmişlerdi. Bizans karşısında gerilemeye haşlanıışlardı. (250) Bundan sonra Müslümaniar. Van gölü bölgesindeki Bizans hâkimiyeti devam etti. 969'dâ Antakya Bizaiis'in eline düşmüştü Bu mühim başarılardan S o n r a Bizans hâkimiyeti. Misis vc Tarsus'u alarak Müslümanları Kilikya'dan püskürtmüşlerdi.)nnda bu bölge­ lerden çekilmeye. s a v a ş Ö N C ESİ A N A D O L U 'D A S İY A S İ D U R U M İlk İslâm fütuhâtından beri. Islâm drınyasinda meydana gelen siyasi ve içtimai m üC d- 108 Oğ u z ÜNAL . Türkler'! bu istikamete akıtmıştı.4. Buna sehep de. Anadolu'ya kadai gerilemişti. İslâm orduları tarafından zorlana zorlana Suriye ve Lübnan'dan çekilmiş. Antakya. Bizans'ı çok kanlı Sûvaşlaidan sonra binbir güçlükle Lübnan ve Suriye'den çıkarabildilerse de. diğer ta­ raftan Van gölünün doğusuna ve Kafkas dağLrına kadar ulaşmışii. Nitekim BizanslIlar. Türk. Bin yıl. İslâm ve dünya tariiıleı inin mukadderatı değişmek gerekti. aynı zamanda İslâm dünyasmda önemli bulirarılar doğurdu. Bizans. X.

siyasi birlik meydana getiıen ve Sünniliğe aykırı akımları orta­ dan kaldırmak suretiyle mezhep mücadelelerine son veren Selçuklu laı gittikçe kuvvetlenmekteydiler. Bizans'ın elinde bulunan A N A D O LU . Anadolu yaylası. Siyasi bir teşekkül olarak geliş­ mekte olan Büyük Selçuklu Devleti için. Batınilik ve Şiilik fesadını söndürmek vazifesi ile Sclçukoğullannın tbaşbuğiuğunda İslâm dünyasının mukaddeıatmı ellerine almışlartdı. şahlanan haçlı akınlarına göğüs germek. biri. Nitekim Şiilerin. (252) İşte İslâm âleminin iç ve dış tehlikelerle karşı kaişıya kaldiğı böylesine buhranlı bir zamanda İslâmiyet! kabul eden Oğuz Türkler!. âdil ve azimli bir sirna ile tarih sahnesine çıkan ! ve böylesine muhteşem bir tarihi misyonu yüklenen Selçukoğullan'nrn etrafında bütün Türkler birleşiyorîardı. Anadolu ise. Mısır. Selçukluların hiz­ metine girmiş ve devletin şuurlu sevk ve idaresi altında Bizans sınır­ larına yığılan Türkmenler için en uygun hayat şartlarına ve coğraf- HORASAN DAN ANADOLU'YA 109 .(253) Kudretli. ilk olarak fethedilmesi gere­ ken iki bölge vardı. selâmeti ve huzuru için de ciddi bir engel teşkil ediyoidu.(251} İslâm dünyasmıa bu uuhranlı durumundan faydalanmak ist^fyen Bi/anslılar. s a v a ş Ö N CESİ S E L Ç U K L U L A R D A S İY A S İ D U R U M Orta-doğu'da çeşitli soy ve sülâlelerin hâkimiyeıleiine son vere­ rek. . Bilindiği gibi. derhal karşı taarruza geçerek. Şiilik propagandasinın merkezi idi. duraklayan kültür hareketlerini htzlandirmak.delelerle iç çekişmelerdir denebilir. diğeri de.(254) Buna İslâm dünyasını saran Batınilik fesadı da eklenirse tehlikenin büyüklüğü anlaşılır. Sünni İslâm dünyası ile rekabet iddiası içinde bulunduklarını kaynaklar kaydetmektediı . eski yuıtlarına bir daha dönmemek üzere gelmiş. B. Fatımi Halifelerinin idaresinde bulunan M IS IR . dağılan İslâm İmparatorluğunu birleştirmek. büyük İslâm beldelerini ve hattâ Hilâfet merkez­ lerini bile tehdit eder duruma geldiler. İslâm dünyasının birliği. uzak Asya bozkırlarından göç ederek. Mâverâünnehr ve Horasan'daki ilk mücadele yıl larında devlet olma yolunda önemli merhaleler aşan ve başlıca faa liyet noktası İslâm dini uğrunda eihâd olan Selçuklu fütuhâtına elverişli idi.

Gürcü ve Ahbaz kırallıklannm ezilmesinden sonra. Tiflis. silâh ve cephane depoları.yaya sahipti. Azerbaycan ve Erran bölgesindeki Bizans'a bağlı Ermeni. yüzyıllarda vuku bulan İran-Bizans mücadeleleri. yıllarca devam eden hazırlık devresinin tek gayesi Anadolu'yu Bizans'tan koparmak ve onu Türk yurdu haline getirmek idi. Böylelikle o ru Anadolu’ya yapılacak olan akınlara yol açılmış olu­ yordu. Bizans'ın dayanak noktaları. Kars gibi önemli stratejik mevkiler ele geçirilmişti. Bu cetîgâver Türkmenler'in kahramanlıi< hisleri. önemli mevkiler. Anadolu için büyük bir felâket olmuş ve bu ülkenin şehir ve kasaba­ larının büyük bir kısmının harabe haline gelmesi ile sonuçlanmıştır. s a v a ş Ö N C ESİ B İZ A N S L IL A R 'D A S İY A S İ D U R U M Milâdi 6 . fakat aralıksız. İslâm ül­ kelerinde bir yerde devamlı oturamayarak devamlı göç eden ve bu arada karışıklıklara sebep olan yurtsuz Türkmenler için Anadolu çok cazip bir vatandı. bu küçük çapta. Aslında bu akınlar. stratejik mevkileri bu akıncılar tarafından önceden tahrip edilmiş oluyordu. m 018 yılında Çağrı Bey'in komutasında yapılan ilk Anadolu akınım. (256) • Bizans'ın Makedonya hanedanı zamanında Bardas Sclerus ile Bardas Fokas tarafından çıkarılan ihtilâller ve bu yüzden meydana gelen iç harpler. Nitekim. sistemli bir fütuhatın ilk safhaları idiler. Nihayet. İslâmiyetin gaza ve cihâd mefkureleri ile de iyice gelişmişti. Sultan Tuğrul Bey zamanında yapılan akınlar takip etmiş. plânsız ve programsız ve sadece gani­ met elde etmek için yapılıyormuş intibaını vermektedir. ve 7. gü­ ney sınırlarından Anadolu içlerine doğru akınlar yapmaktaydılar. birçok aşiret beyleri Selçuklular'a bağlı olarak. Anadolu'nun kilit noktaları zorlanmıştı. Görünüşte bu akınlar düzensiz. Islâm taarruzlarının duraklamasından beri sulh ve sükuna kavuşmuş ve yeniden tanzim ve imar edilmeğe başlanmış 110 Oğ u z ÜNAL . Bunu takip eden İslâm-Bizans mücadeleleri ise bir kaç yü/yıl sürekli olarak devam etmiş ve bütün bu çarpışmalar Anadolu'nun daha fazla harap olmasına sebep olmuştur. Ani. Böylece. (255) C. Fakat asıl mücadele Sultaı\ Alp Arslan zamanında olmuş.

medeni ve ticari münasebetler sayesinde. oldukça ileri. nüfusun azalmasına. Bizans'ın bu dini baskılarına. mağrur ve memleketi sulha kavuşturmayı arzulayan bir İmparator olduğu da kaydedilmekte­ dir. Bu yeni imparatorun cesur. Sardika dükalığı zamanında Peçenekler'e karşı parlak zaferler kazanmış olan genç ve kudretli general Romanos Diogenes'i kendine koca seçti. 1068 yılında İmparator ilan edildi. Türkmenler'in ardı ar'Kası kesilmeyen akmlarma bir son vermek için 1068 ve 1069 yılındaki seferlere paralel olarak. HORASAN'DAN ANADOLU'YA 111 . Bizans Anadolu'sunda bu şekilde medeni. (258) Anadolu'nun yerli halkı dini ve içtimai bakımdan da iyi bir durumda değildi. Doğu Anadolu’da İslâm dünyası ile meydana gelen siyasi. içtimai ve iktisadi çöküntü devam ederken. mali tazyik ve zulumları da ekleniyordu. (261) Yeni İmparator. atılgan. Kilikya havalisinde dolaşan Türkmenler'i püskürtmek için gönderilen General Nikephorus Botaniates kuman­ dasındaki kuvvetler. (260) Selçuklu ve Türkmen akınlarının çoğalması ve hattâ Bizans'ı zor durumda bırakması İrnparatoriçenin idaresinin başına bir erkek geçirebilmek için evlenmesine sebep oldu vc Kapadokyalı bir aileden olup. onun üç oğlu adına. Sarayda menfaat esasına göre kurulan grupların yersiz müdahaleleri yüzünden sarsılan İmparatorlukta ordu iyice ihmâle uğramıştı. canlı ve müreffeh bir hayat vücuda geldi. Bizans iç karışıklıklar içinde bulunuyordu. Konstantin Dükas'ın ölümü ile. yerine geçen İmparatoriçe Eudoxia zama­ nında. Bizans İmparatorluğunun takıp etmekte olduğu dini baskı siyaseti ötedenberi diğer kavim ve mezhepleri imhâ gayesini güdüyordu. medeni ve iktisadi hayatm sukutuna se­ bep olmuştur. savaş dahi yapamadan dağılmışlardı. 1067 yılında Malatya'ya kadar gelen Afşin Bey kumandasındaki Türkmenler'e karşı duramamışlar ve onun Kapadokya'nm merkezi olan Kayseri'ye ve Anatolik teminin merkezi olan Konya'ya hücum­ larına engel olamamışlardır. Böylece Diogenes. Bunun yanı sıra kaynaklarda. Özellikle eyâletlerdeki ve Anadolu'daki askeri birlikler parasız ve yiyeceksiz bırakılmışlardı.olan Anadolu'nun haraplığını ve sefaletini bir kat daha artırmış (257). askeri kabiliyeti ve kendine güveni fazla olan bir kimse olduğunu yakınları methederek anlatı­ yorlardı. (259) 1067'de ölen Bizans İmparatoru X.

İmparatoru. Bizans komutanı asi Selçuklu şehzadesi E!-Basan'a esir düştü. Mısır'ı kendisine teslim ede­ ceğini ve bu suretle Şiiliğe sun verilmesine kararlı olduğunu büdi- 112 OĞUZ ÜNAL . İmparator. Selçuklu beyleri ile Türkmen boylarının akın ve istilâlarını şimdilik kâfi görüyordu. Bütün bu hadiseler. Ziıa İslâm dünyası aşırı Şiiler ve onların başı Mısır Fatimileri karşı­ sında idi ve iç mücadeleler doiayısiyle Mısır veziri Nâsr üd-Devle Hamdan. şimdilik. Türklerin senelerden beri Anadolu'da yapmakta oldukları akınlara ve istilâlara bir son vermek için Azerbaycan’a bir sefer yapmak ve Suriye'de Şii Fatimilerle meşgul bulunan Sultan'm İran'da bulunmamasından istifade ederek. Ve bu niyetle 13 Mart 1071'dc yola çıktı. Türk­ men akınlan durdurulacak vc rastlanan her Türk kuvveti yok edile­ cekti. Türk akınları daima başarı ile sonuçlanıyor ve Bizans'ın bütün direnmeleri kınlıyordu. İmparator. bizzat kumanda ettiği seferlerde dahi. ansızın çıkıveren ve ne zaman ne­ reye hücum edeceği bilinemeyen Türk akıncıları sebebiyle yolunu vc plânını değiştirmek zorunda kalıyor ve hiç bir sonuç elde ede­ meden İstanbul'a dönüyordu. hiç olmazsa geri püskürtmek ve akınlara bir son vermek amacıyla tahta çıkarılmış bulunan Roma­ nos Diogenes'in bütün plânları boşa çıkıyordu. Bizans değil. (262) D. Sultan'ı Mısır'a davet ediyor. Hattâ. Fakat. Türk meselesini kökünden bertaraf etmeye zorladı. Selçukluların ana yurduna karşı akınlar yapmak ve bu şekilde Sultan'ı mutlak bir harbe zorlayarak ezmek ve Türkmenler'in bir daha Anadolu topraklarına ayak basmayacaklarına ve Sel­ çuklu akınlarına son verileceğine dair bir muahedeyi kabul ettirmek niyetinde idi. İmparator Romanos Diogenes'in büiün gayretlerine rağmen.1070 yılında doğu orduları başkomutanlığına tayin ettiği General Manue! Komnenos'u görevlendirmişti. Mısır Fatimileri teşkil ediyor. Bu se­ beple. Tüik akıncıları gün geçtikçe daha batıya yayılıyorlar ve Selçuklu Sultanı hedefine biraz daha yaklaşıyordu. Türkleti Anadolu'dan atmak. S A V A Ş A G İD E N Y O L Selçuklular'la Bizans arasındaki münasebetlerin iyice gerginleş­ miş ve imparatorun bu meseleyi kökünden halletmek üzere kararlı olarak harekete geçmiş olmasına rağmen Alp Arsian'ın ilk iıedefini. Görev belli ve açıkti. 1070 yılındaki bu üçüncü seferde de hiç bir şey yapıla­ madı.

şehrin yaptığı barış teklifini kabul edip kuşatmayı kaldırdı ve buradan Halep üzerine yöneldi. İmparatorun bir mektubunu Sultan'a takdim etti. (263) Alp Arslan bu sebeplerle 1070 yılı Temmuzunda büyük bir ordu ile Fatimiler üzerine gitiTiek üzere harekete geçti. annesinin de şe­ faatiyle. sekiz. Müslümanlarm elinde ve Selçukluların tabiiyetinde bulunan Ahlat'a gelince amcası Tuğrul Bcy'in kuşatıp da alamadığı ve alınmasını vasiyet ettiği Malazgirt kalesini süratle muhasara edip fethetti. 1071 yılı başlarında Fırat’ı geçerek Halep önlerine geldi. Şehrin hükümdarı Mirdâsi Eıniri Malımud korkusun­ dan Sultan'ı karşılayamamişti. Emir Mahmud. Sultan "Rum lar karşısında cihâd yapatı bu hudut şehrini kılıç ile fethetmekten korkarım" diyerek İslâmm gazâ mefkuresine olan bağlılığını açıkça belirtmiştir. aksi takdirde büyük bir ordu ile hareket ederek. Daha sonra da HORASAN'DAN ANADOLU'YA 113 . Ancak Sultan'm Halep önlerinde bulunduğu sıralarda Bizans İmparatoru Romanos Diogenes'in elçisi gelerek. Bu sebeple kale kuşatıldı. affedilerek. güneye dönerek Suriye'ye inmek üzere Urfa kalesine yöıielmiş. İslâm dünyasmın geleceğini yakından ilgilendiren bu konuyu ilk plâna almış bulu­ nuyordu. Erciş ve Menbiç şehirlerinin Bizans'a terkini istiyor. Mısır Fatımileri üzerine yürüyüşüne devanı etmeye karar verdi. Bunun üzerine.liyordu. Sultan Alp Arslan.(264) Malazgirt'in fethinden sonra Alp Arslan. on günlük bir kuşatma­ dan sonra sonuç alınamayacağmı anlayınca büyük ordusunu bir kale önünde yıpratmayı askerlik prensiplerine aykırı bularak. elçiyi sert bir cevapla geri gönderdi. Nihayet. Büyük Selçuklu Sultanına bağlı kalmak şartiyle devam ettirmesine izin verilmiş^ ti. İmparator bu mektubunda Alp Arslait'dan Malazgirt. üzerine yürüyeceğini bildiriyordu. tekrar Halep'teki hâkimiyetini.(265) Bu meselenin de bu şekilde hallinden sonra Sultan. Ahlat Selçuklula­ rın Anadolu sefer ve akınlarında askeri üs vazifesini görüyordu. Bu durum ve davetler karşısında Süriye-Mısır seferi büyük bit ehemmiyet ka/anmıştı ve Sultan Alp Arslan. Oğuz kıyafetine girerek annesiyle birlikte Sullan'ın lıuzuruna gelmiş ve kendisine bağlılığını bildirmişti. Fakat İs­ lâm kanı akıtmamak düşüncesi ile sadece bir gün kaleye hücum ya­ pıldı. Bu teklifler 'Karşısında ve alışık olmadığı bir uslupla kendisine hitap edilınesinden müthiş gazaba gelen Sultan. Ahlat.

(267) Halbuki elçilerin gelişi ve konuşma uslupları BizanslIların taaıruz edemeyecekleri intibaını veriyordu. İm­ paratorluk ordusunun başına geçerek yola çıkmıştı. yanında bulunan Nikefor Bryennios ile aslen Türk olan General Tarkhan (Tarkhaniotes) ve bazı mühim generaller. Bu durumda Büyük Selçuklu ordusunun büyük bir kısmı Suriye-Mısır yolunda Fatimiler karşısında kalmıştı. aksi halde büyük bir ordu ile üzerine yürüyeceği tehdidini savuruyordu. Bizanslılaı 'in kendi memleketlerini yağma ve tahripten çekinmediklerini buzai Bizans tarihçileri de kaydetmişlerdir. Suriye ü/. Sultan bu ordunun büyük bir kısmının (Yınanç'a göre sol cenahından bir kısmının) Halep Emiri Mahmud ile birlikte Fatimiler üzerine sefere devamını emretti. Nitekim.(266) Fakat tam bu sıralarda.erinden Mısır'a gitmek üzere Halep'ten ayrılarak. DiyarbakııBitlis yolu ile Selçuklu ordusunun askeri üslerinden olan Ahlat'a doğru yola çıktı.ordusu ilf. evvelce Müslümanlar elinde iken Rumlar tarafından alınmış olan bazı kalelerin Selçuklular'a verilmesi karşılığında. Fırat ve Dicle'yi geçip. Malazgirt. bir günlük yol alınmadan yolda Bizans İmparaturunun mu­ azzam bir Oldu ile Erzurum (Kalikala)'a doğru ilerlemekte olduğu haberi geldi. Ahlat. BizanslIlar daha önce Ermenileri yurtlarından koparıp Sivas'a yerleştirmişlerdi. 13 Mart 1071 günü. bizzat İran'a girmek ve Sultanı kati neticeli bir meydan muharebesiyle ezmek kararında olduğundan. Ayasofya kilisesine giderek büyük bir ayinde dua ettikten sonra. bir günlük bir yürüyüşle güneye doğru iler!edi.(268) Sefer maksadını gizlemek ve Selçuklu Sultanını yanıltmak (tıaksadiyle de Halep önünde bulunduğu sırada ona elçi gönderip. Romanos Diogenes Sivas'a varınca şehirdeki Rumların "Ermeniler bize Tüı klerden daha fazla taşkınlık ve merhametsizlik gösterdiler" diye şi­ kâyet etmeleri üzerine Ermeni prenslerini bu şehirden iürüp çıkarttı. kendisi de hassa askerleri ile birlikte ve çok süratli olarak endişeli bir şekilde SuriyeMısır yolundan kuzeye dönerek. İmparator'a Sivas'ta veya Erzurum'da kalarak köyleri taiırip ve Türkleri aç­ lığa mahkum etmek tavsiyelerini yapıyorlardı. İmparator. bu teklifleri kabul 114 Oğ u z ÜNAL . İstanbul'dan hareketinden önce. Bu şekilde Bizans ordusunun hücum edemeyeceği kanaatini uyandırarak Sultanı yanıl­ tan İmparator (269) İstanbul'dan hareketle Eskişehir'i geçip Kızılır­ mak (Halys) vadisini takip ederek Sivas'a vardı. Daha sonra yoluna devamla Theodosyopolis'e doğru hareket etti. başka bir vesile ile de. İmparatorun. Erciş ve Menbiç şehirlerinin derhal Bizans'a terkini istiyor. Fakat İmparator.

İm­ parator kuvvetleı inden 20. Bizans İmparatorluk ordusunun başında. (276) HORASAN'DAN ANADOLU’YA 115 .(271) Bu sırada İmparator. (272) Alp Arslan. İmparator.etmeyeıek Erzurum'a vardı. Ersagun)'ı da -muharebe sırasında Türklere iltihak etmesinden korktuğu için . Alp Arslan'ın dönüş yolunu kesmeye. İstanbul'dan beraberinde getirdiği Selçuklu Şehzâdesi El-Basan (Cr-Basgan. Anadolu'daki Türk kuvvetlerine karşı koyabilecek bir Bizans askeri gücünün kalmayacağını bildiriyor (274) ve "işte Rum ülkelerini istilâ edip. Alp Arslan. Anadolu akınından dönen Afşin Bey'den merakla beklediği haberi de yolda aldı. bütün itirazlara rağmen kendi fikrinde ısrar ederek. gene­ ralleriyle yaptığı bir harp meclisinde. Afşin Bey. doğu Anadolu istikametinde ilerliyordu. Rumlar bizimle savaşacak kudrette değildir" diyordu. Orada doğu orduları kumandanı Ermeni Basil. büyük bir ganimetle döndüm. Alp Ai slan'tn korkusundan Irak'a çekilcJiği haberini verdi. Bizans İm­ paratorluk ordusu üzerinde kesin bir zafer kazanmak mümkün olursa. Sultan'a gönderdiği rapo­ runda. kendisi de büyük ordusu ile arkadan Malazgirt'e doğru haıekete geçti. Sicilya'da Araplar'a karşı savaşlaida şöhret kazanan General Ursel ile General Tarkhan'ı 3C. Hattâ büyük zaferin kendisini beklediğini görür gibi oldu. siratejik noktalarının ve ikmâl merkezlerinin tahrip edildiğini.0C0 kişilik bir kuvvetle Erzuium'daıi Malazgirt ve Ahlat üzerine çıkarıp yolları açmaya. İmparatorun Erzurum'a vardığı ve doğu Anadolu'ya doğru ilerlediği haberini Meyyâfarikim (Silvan)'da almış. İran üzerine yürümeğe karar vermişti. bu maksatla da tah­ ribat yapmaya memur etti.İstanbul'a geri gönderdi. Bizans'ın Anadolu'daki belli başlı askeri üslerinin.(270) Çok az bir muhafız kuvveti­ nin koruduğu Malazgirt kalesini çarçabuk alan İmparator büyük bir gurura kapıldı. Sul­ tan da buradan Diyarbakır-Bitlis yolu ile Ahlat'a doğru yoluna devam etmişti. Bizans İmpa­ ratorluğunun kendisini savunacak durumda olmadığını.000 zırhlı askerini Gürcistan'a göndererek arkasını emniyete aldı.(273) Ou sırada El-Basan’ı takiple Anadolu'daki bü­ yük bir akından dönen Afşin Bey'in kuvvetlerinden mühim bir kısmı da Selçuklu üssü Ahlat'da Sultaıı'ı bekliyordu. (275) İmparator Romanos Oiogenes. başta Ma­ lazgirt kadısı olmak üzere o havalideki kalabahk bir halk kitlesi de gelip tehlikeyi ve himaye edilmelerini Sultan'a bildirmişlerdi.

yani amcası Sultan Tuğrul Bey'in ordusunu.000 ki­ şilik öncü kuvvetlerini iki kol halinde Ahlat'a doğru ileri sürmüş­ tü.Bizans ordusunun İran (Horasan)'a girmek üzere hareket ettiği­ ni anlayan Alp Arslan. Alp ArsUn.H. Sultan Alp Arslan'ın Ahlat istikametinde ilerlemekte ve gittikçe ''ikb«m akta olduğu haberini İmparatora biidirdiyse ae. Veziri Nizam ülıMülk'ü muhtemel bir bozgunda Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nun dağılmasına engel olacak tedbirleri almak üzere Hemedan'a gönderdi. T uğrul Bey ordusuna mensup bulu n an bu kuvvetle­ rin terhis edildiğini söylerse de (bkz. (279) Bizans ordusunun öncü kuvvetleri komutanı General Tarkhan. süratle kuzey doğuya doğru yoluna devam etti. Bu cebri yürüyüş bilhassa Fırat nehrini geçerken Türk ordusunda ciddi kayıp­ lara sebep oldu. amcası Sultan Tuğrul Bey zamanından beri silâh altında bulunan Irak-ı Arap ve Irak-ı Acem ülkelerinin as­ kerlerini. ordusunu bu şekilde gençleştirip yeniden teşkil ettikten sonra. 4L7) M ı­ sır'da Fatim iier ve A nad olu'd a Bizans ile harp halinde olan ve çok kritik bir dönem yaşayan Sultan A lp Arslan'ın böyle bir hatâ yap­ ması ve ordusunun kuvvetini azaltması beklenemez. bu kuvvetlerin kendi karargâhlarına da ğıtıld ığını söylemek­ le durum u aydınlatm ıştır. sh. Türkiye Tarihi. Y ınanç.(277) Sultan. (278) İmparator.* Sultân'ın yanında asıl kendi ordusu olan Horasan ordusu ile Anadolu hududunda cihâd ve gazâ ile meşgul bulunan genç ve güzide kuvvetler kalmıştı. ordusuna cebri yürüyüş emri verdi. 11G O ğ u z ÜNAL .000 kişilik bir hafif süvari tümenini öncü olarak Ahlat istikametinde ileri sürdü. Sultân'ın kendi gelişini işitir işitmez Suriye'den İran'a döndüğünü duymuş ve bundan dolayı Selçuk akıncı orduları­ nın hareket üssü olan Ahlat'ı zapt ve Van gölü sahillerini takip ederek bu göl kenarında Türkler eline geçen şehir ve kaleleri geri alarak Azerbaycan'a girmeği ve oradan İran ve Horasan içlerine ilerlemeği kararlaştırmış ve Türk asıllı General Tarkhan ve Normandiya'lı meşhur asilzâdelerden Ursel de Bayyöl kumandasındaki 30. kendi karar­ gâhlarına dağıttı. Ursel de Bayyöl komutasındaki kuvvetlerle beraber Ahlat istikametinde hareket ettikten sonra. İmparator buna ihtimal vermemiş ve *Y ılm az Ö ztuna. Bizans ordusu hakkındaki son bilgileri toplamak üzere Emir Sanduk (Sandak) Bey komutasında 10. Nitekim M. Ahiat'daki Selçuklu üs­ sünde kendisini bekleyen Afşin Bey kuvvetleriyle kavuşmak üzere.

(282) Bu suretle öncü muharebeleri. Türk kuvvetlerinin kesin zaferi ile neticelendi. Türk ordusu­ nun başında Sultan olduğu halde Musul'a doğru kaçmakta olduğu haberini etrafa yaymış. ele geçirilen süslü büyük bir haçla birlikte. Türklerin ana kuvverleriyie Musul istikametinde kaçmakta olduğu ve bir an evvel ülkelerine gidebil­ mek için yol aramakla meşgul bulunduklarına inanıyordu. (280) Alp Arslan. Emir Sanduk Bey kumandasındaki Türk öncü kuvvetleri. General Tarkhan ve Ursel. Bizans ordusunu karşılamak ü/ere Halep'ten hareket ettiğinde. esir General Basilakes'i. Gerçek­ ten.habere inanmamışıi. General Nikefor Bryennios kumandasındaki yeni bir öncü kuv­ vetini Türk öncüsünün üzerine gönderdi. Bu başarı Malazgirt zaferinin müjdecisi olmuştur. evvelâ doğu istikametinde ilerlemiş. hattâ kendisinin bile yaralandı­ ğını İmparatora bildirdi. Bunun üzerine. Bu kuvvetin gelerek Bizans şatlarında muhare­ beye girmesiyle Türk öncü taarruzları bir süre durakladı ise de Türk­ ler bu defa. Türk akıncı üssü olan Ahlat'a vardığı zaman General Tarkiıan ve Ursel kumandasındaki Bizans öncü kuvvetleri de şehre yaklaşıyorlardı. daha sonra Fırat'ı geçerek Mu. Sultan da esir generali yanında alıkoyarak haçı. Sultan Alp Arslan. Sanduk Bey. böylece düşmanı aldatmıştı. Emir Sanduk Bey kumanda­ sındaki Türk öncüleri ile General Bryennios kumandasındaki kuvvet­ ler arasında çok kanlı bir muharebe başladı. veziri Nizam üi-Mülk'e göndermiş ve bunun çarçabuk Bağdad'da bulunan Halife'ye ulaştırılmasını ve böylece islâmın selâmeti için ilk başarının elde edildiğinin müjdelenmesini ve bu durumun bütün İslâm âlemine duyurulmasını istemişti. durumu öğrenmek ve Bryennios'a yar­ dım etmek üzere Ermeni asıllı General Basilakes kumandasında yeni bir kuvveti ileri sürdü. Sultan'ın henüz gelmemiş olduğunu sanan İmparator. Çünkü o. Bu duru­ mu haber alan ve Sultan'ın geldiğine bir türlü inanamayan İmpara­ tor. büyük bir Türk kuvvetine çattığını. hayatlarını kurtarabilmek amacıyla batı istikametinde arkalarına bakmadan kaçmağa başlamışlardı. HORASAN’DAN ANADOLU'YA 117 . Niiıayet Selçuklu ve Bizans öncü kuvvetleri Ahlat civarında karşılaştılar. Emir Sanduk Bey'in baskın tarzında giriştiği bir yıldırım taarruzuyla Bizans kuvvetlerini paramparça etmişler ve General Basilakes’i de esir etmişlerdi. General Bryennios. 23 Ağustos 1071 günü Sultan'a gönderdi.sul topraklarına girmiş ve bu şekilde.(281) General Nikefor Bryennios ise dağınık ve perişan kuvvetlerle kaçmıştı. Bizans öncü kuvvetlerini ağır bir bozguna uğratmışlar.

S ıbt İbnü'l-Cevzi sh. Devri Türk Tarihi. Tarihi ve . 34. 118 OĞUZ ÜNAL . 1 3 7 . 266. Bu hususta­ ki ifadelerin hayli karışık olm asına rağmen. Bizans ordusunda hayal kırıklığına sebep olmuş ve bu nedenle İmparator İran ve Horasan'a doğru yapmağa karâr verdiği seferden şimdilik vazgeçerek.000 kişi o ld u ğu da söy­ lenmişse de. Îbnü'l-Cevzi sh. Faruk S Ü M E R — Ali SE V İM . Reşidü'd-Din sh. hiç bir seferinde bu kadar büyük ve muhteşem bir ordu toplamamıştu.(284) Bizans ordusunun ağırlıklarını üç bin araba ve on binlerce hayvan taşıyordu. Orduda büyük harp âletleri ve 1. L3.. 34. Bizans ordusunu orada mıhlamış. kaynakların m ukaye­ sesinden herhalde Çarşam ba günü o ld u ğu anlaşılmaktadır. (283) E. sh. ♦♦Orduların mevcudu hakkında çok mübalağalı rakkamlar ileri sü­ rülmüş ve bu arada Bizans ordusunun 600.200 kişi tarafın­ dan idare edilebilen ve devrinin en büyük silâhı olan büyük bir man- *Ö ztun a. İbnü'l A dim sh. cihanın en büyük askeri kuvvetleri olan Türk ve Bizans İmparatorluk orduları 7-8 kilometre uzaktan birbirlerini gördüler.000 kişi civarında o ld u ğu n u göstermiştir. 52. 61 ve ayrıca Osm an T U R A N .K Ö Y M E N . Bu ko­ nuda bkz. . İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı adlı kitapta El-Hüscynı sh. Malaz­ girt ovasından bir karış daha doğuya ilerleme cesaretini göstereme­ miş ve bu suretle Türk ordusu. incelemeler Bizans ordusunun 200.öncü muharebelerinin Türklerin i<esln zaf^i ile neticelenmesi Türk ordusunda büyük bir sevinç yaratırken.* Bizans ordusunun mevcuau 200. Sel.000 kişi kadardı.* ^ Malazgirt'e kadar cereyan eden 676 yıllık tarihinde Bizans İmparatorluğu. Sel. orduların 26 Ağustos Cum a sabahı karşılaştıklarını söy­ lerse de. m uahhar İslâm kaynaklarında ve Bizans Kroniklerinde karşılaşm anın Çarşamba günü o ld u ğu kaydedilm iştir. sh. insiyatifi ele alarak meydan muharebesine gitmeğe mecbur etmiş­ ti. M A L A Z G İR T M E Y D A N M U H A R E B E S İ V E G E Ç İR D İĞ İ SA FH A LA R 24 Ağustos 107m Çarşamba günü Malazgirt Ovasında.

dinamik ve disiplinli idi.(286) Bundan başka.(2S7) Nitekim daha ilk öncü muharebe­ lerinde mağlup olan Generaller. Kuıalmış Bey'in oğulları olan Süleyman ve kardeşlerinin de Malazgirt Meydan *Fakih.(290) Anadolu'ya yapılan akınlarda pişmiş ve bu ülkeyi bir Türk vatanı haline getirmeğe ka­ rar vermiş olan Türkler. (292) Her ne kadar Mükrimin Haiil Vınanç. milliyet ve mefkure bakı­ mından çok ahenksiz ve hattâ birbirine düşman unsurlardan terek­ küp ediyordu. Tutu Oğlu Bey. kaynak göstermeksizin. Anadolu gazalarında pişmiş ve şöhret yapmış büyük Türk komutanları ile Sultanın imamı ve fakihi ^ ' Buhara'lı Ebu Cafer Muhammed bulunuyordu. Tarkhan ve Ursel. Bekçioğlu Afşin Bey.(289) Ancak. BizanslIlar arasında. Hepsi İslâm ideali uğrunda birleşmiş gâzilerdi. Bunun üzerine Generallerinin sadakatinden şüpheye düşen İmpara­ tor. Eksuk Oğlu Artuk Bey. bu generaller bir daha arkalarına bile bakmadan İstanbul'a doğru yol almışlardır. Emir Porsuk. Sav Tekin. Tutak Bey. A y Tekin.cınık da vardı. iVlengücek Gazi. âlim i yani İslâm HORASAN'DAN ANADOLU'YA 119 . vatan kunna enerjisinin ateşiyle yanıyorlardı.OOO kişi civarında idi. Bizans ordusuna nazaran küçük gibi görünen Türk ordusu dev gibi şahlan­ mış. Emir Çavuldur. Aslen Kapadokya'lı bir General olan Romanos Diogenes de üniü bir hânedanın ferdi olmadığı için. Bağdat muhafızı Sa'd ud-Devle Gevher Ayin. Emir Çavlı. Dilmaçoğlu (ya da Dimlaçoğlu) Muhammed Bey. 200. Başlarında büyük zaferler kazanmış genç ve kudretli bir Sultan ile tecrübeli kumandanlara sahipti. batıya doğru ar­ kalarına bakmadan kaçmışlar ve İmparatorun kuvvetleri ile birlikte kendisine iltihak etmeleri yolundaki emrine rağmen. İslâm H u k u k term inolojisinde F ık ıh H ukukçusu anlam ına gelmektedir. hepsinden tek tek sadakat yemini almak zorunda kalmış ve on­ ları hemen her gün tekrardığı valilik vaatleri ile yanında tutmağa çalışmıştır. gazâ ve cihâd mefkuresi ile yanıp tutuşan bir ordu idi.(291) Sultan Alp Arslan'ın yanında kardeşi prens Yakuti Bey. din. Arslan Taş. Çok çevik. gibi.000 kişilik bu muazzam Bizans ordusunda tek merkezden idareye elverişli bir teşkilât ve birlik de yoktu. bir ordunun idaresi için şjı t oian. yüksek hürmet ve itaati tamamen telkin edememişti. Türk ordusundan sayıca dört kat daha üstün bulunmasına karşılık. Emir Sanduk Bey. Saltuk Gazi. (288) Türk ordusu ise SO.(285) Bizans ordusu.

Alp Arslan. Halife'nin elçisi İbn Mühliban'm başkanlığındaki Bir elçilik heyetini İmparatora gönderdi. Halife'nin elçisi İbn Mühliban da Sultanın yanında bulunuyordu. yahut onlar tarafından Müslümanlara herhangi bir kötülük gelmeye­ ceği hususunda garanti vermeleri. hazırlık esnasında bile savaşa engel olmaya çok düşkündü.A S )’in sün­ netini yerine getirmiş oluyordu. Savaş kaçınılmaz bir iş halini aldığı zamanda bile savaştan önce İslâm kumandanının.S ). (293) Sultan Alp Arslan. (295) Bu elçilik heyetini göndermekle Alp Arslan iki hedef takip edi­ yordu.(297) İşte Sultan Alp Arslan da. kan dökülmemesi için Alp Arslan ile Romanos Diogenes arasında barış aracılığı yapmak isti­ yordu ve İbn Mühliban'ı bu barışı sağlamak üzere göndermişti. düşma­ nın son durumu hakkında kesin ve doğru bilgiye sahip olmaktı. Zira bilindiği gibi kâfirlerle savaşmadan önce barış teklifinde bulunmak İslâm Devletler Hukuku'nun başta gelen kurallarındandı ve bu husus Kur'an-ı Kerim’de de sarahaten belirtilmişti. savaştan önce İmpa­ ratora son bir barış teklifinde bulunmakla Peygamber (S. barış yapılması mümkün olmadığı takdirde.Muharebesine katılmış olduklarını söylerse de. Sultan’m barış yolundaki samimi ve halisane niyetini anlayamamış ve onun korktu­ 120 O ğ u z ÜNAL . son araştırmalar Kutalmışoğullarınm bu muharebeye katılmadıklarını kesinlikle orta­ ya çıkarmıştır. düşmanlarını üç şıktan birisini tercih etmeleri hususunda serbest bırakması gerekir. Alp Arslan'ın İmparatora bir elçilik heyeti göndermesindeki ikinci hedefi de. (294) Bu nedenle Sultan Alp Arslan. Ya kalpleri Müslümanlarla beraber olacak şekilde İslâmiyeti kabul etmeleri. Birincisi iki devlet arasındabarış yapılmasını sağlayarak kan dökülmesini önlemek. İmparatora yaptığı barış teklifinde: "Eğ er sulh istiyor­ san sulh ederiz. Halife. muharebe etmek azmiyle Malazgirt ovasın­ daki ordugâhına ı. İslâm'ın davetini temin edecek anlaşmayı kabul etmeleri veya savaş.(298) Kuvvetine son derece mağrur olan İmparator.lri'rkcn daha önceden düşmanla döğüşeceğini Halife'ye bildirmiş olduğundan.A. Selçuklu komutanlarından Sav Tekin de bu elçilik heyetinde bulunuyordu. Muhammed (S. Eğer sulha rağbetin yok ise azmimizde Allah'a te­ vekkül ve azmimizi tashih ederiz" diyordu.(296) Nitekim Peygamberimiz Hz.

HORASAN'DAN ANADOLU’YA 121 . Hemadân mı. ondan sonra sulh konu­ sunu konuşabileceğini Sultan'a cevaben bildirdi. alınca çok üzül­ müş ve mukadder çarpışma için hazırlıklarını tamamlamaya giriş­ mişti. Bu kaba hitap karşısında kendisini tutamayan Sav Tekin. Sultan'a. Allahım! İslâmın sancaklarını yükselt vc İslâm'a yardım et.(301) Sultanın imamı ve fakihi Buhara'lı Ebu Cafer Muhammed. " E y Sultan'ım! Sen Allah'ın başka dinlere karşı zafer vaadeylediği İslâmiyet uğrunda cjhâd yapıyorsun. Said bin Muslâyâ tarafından kaleme alınmış bulunan dua metni aşağıdaki şekilde yazılmış idi. Bu arada İslâm dünyasının kaderini yakından ilgilendiren bu meydan muharebesi için Abbâsi Halifesi Emir ül-Müminin Kaim Biemrillâh da bütün İslâm ülkeleri camilerinde okunmak üzere bir dua metni yayınlayarak her tarafa gönderdi. Sultan'm maneviyatını yükseltti.(299) İmparator. İmparator: "Hemedân'm soğuk olduğunu öğrendik. Fakat sizin nerede kışla­ yacağınızı bilemem" diyerek çok ciddi ve manâlı bir mukabelede bulunmuştur. ordusunun çokluğuna güvendiğin­ den ve maiyetindeki generallerinin teşviklerine kapıldığından. (300) Alp Arslan. elçilik heyetinin arzettigi barış tekliflerini çok kaba bir şekilde reddetmiş vc elçilere:: "Isfahan mı daha güzel­ dir.ğuna hükmederek. Ben Yüce Allah'ın zaferi senin adına yazdığına inanıyorum" (302) diye­ rek. 24 Ağustos 1071 Çar­ şamba (Yınanç'a göre 25 Ağustos Perşembe) günü. bu nedenle bü­ tün hatiplerin minberlerde Müslüman halkla birlikte senin için duada bulunacakları Cuma günü öğle namazı sırasında savaşa giriş. İmparatorun red cevabını. Bİ2 İsfahan’da ve hayvan­ larımız da Hemedân'da kışlar" diyerek gururunu çok kaba bir şe­ kilde açığa vurmuştu. büyük bir nezaketle "Isfahan" cevabını verince. diplomatik nezakete aykırı da olsa. Şirkin başını ezmek ve kökünü kazımak suretiyle şirki mahvet. "Atlarınızın Heme­ dân'da kışlayacaklarından ben de eminim. İbn Mühliban. mü­ zakereye girişmekten kaçınarak Sultan'm her şeyden evvel bulun­ duğu mevkii terkedip Ahlat'a çekilmesini. bana ondan haber verin" diye sormuş. Bunun üzerine Sultan Alp Arslan. vuruşma gününü Cuma'ya tesadüf ettirerek. Yolda taarruza uğ­ ramamaları için de elçilerin ellerine birer haç vererek geri gönderdi ve bu şekilde harbi emri vâki haline getirdi. bu mübarek gün­ de ordusunun maneviyatını yüksek tutmak istemiş ve hazırlıklarını ona göre yürütmüştü.

**Kur'an-ı Kerim. Bu suretle onun mukaddes cihâdı zaferden ışık alsın. senin rızan için rahatını terketti. d e. Malı ve canı ile senin emirlerine uymak gayesiyle. şanını yayılır kılsın ve zamanın güçlükleri karşı­ sında kolayca yerinde tutabilsin. Onun kâfirlerin karşısındaki bugünü yarınına da yetsin. Allah yolunda mallarınızla. dürüst bir azim ve Allah'dan korkan temiz kalplerle ve ihlâs bahçelerinden kısmet alan inançlarla onun için Allah'a dua ediniz. bayraklarını nurlandıran ve gayesine ulaştıran yardımından uzak tutma. Ve küfür ehlinin.Saff suresi. 77. lO-Ul. Bu. Allahım! O.Sana itaat ve kulluk için hayatlarını feda edip sana bağlanarak kanlarını akıtan. bu sayede senin hükmünü yürütür. Onu öyle bir koruyucu ile kuşat ki.. eğer bilirseniz çok hayırlıdır"* diyorsun. E y Müslümanlar! Doğru bir niyet. on­ ları kuvvetlendirerek yurdlarını emniyet ve zaferlerle dolduran yardımlarını esirgeme. senin yoluna düştü. Müminlerin Emirinin açık bir delili olan Şahinşah'ül-Azam (Sultan Alp Arslan)'ı. 122 Oğ u z ÜNAL . Yapmak istediği işi ona kolay kıl İMi'ûini yerine getir. lütufkâr ve her zaman devamlı tesir icra eden desteğinden mahrum etme.. âyet. senin yolunun miicâhidlerini yalnız bırakma. dileklerinde ona yardımcı ol. Çünkü O. canlarınızla savaşınız. onu. şöyle buyuruyor: " E y Muhammedi Onlara sizin dualarını/ olmasa Rabbim size niçin değer versin. Es. Senin sözün haktır. nasıl senin davetine uyup şeriatının korunması yolunda gevşeklik göstermeden emrine icabet etmiş ve düşmanlarına bizzat karşı koyarak dinine hizmet için geceyi gündüze katmışsa. sizin için. Sen de Ona zafer kısmet eyle. Çünkü Sen: " E y iman edenler! Elem verici bir azâbdan sizi kurtaracak kazançlı bir yolu size göstereyim mi? Allah'a ve Peygamberine imânda sebat ediyorsanız. Çünkü hata ve eksikliklerden münezzeh olan Yüce Allah. düşmanların bütün hilelerini defetsin ve senin lütfunla bu koruyucu onu en sağlam elbiselerle. niyet ve azmini hayır ve başarı ile sonuçlandır. Ordusunu meleklerinle destekle. kazâ ve kaderini onun için iyi ve hayırlı tecelli ettir."** *Kuran-ı Kerim. O. El Fürkan suresi. Senin dinini yükseltmek ve şerefli kılmak için. âyet. hak yollarını göremeyip sapıklıkta göz­ leri kapansın. senin güzel sıfatların içinde korusun.

her kanadın gerisinde. imamı ve fakihi olan Buharalı Ebu Cafer Muhammed'in tavsiyesiyle. Muharebe Türk merkez kuvvetlerinin oynayacağı ustaca bir taktikle çözümlenecekti.(308) Bizans ordusunun en kuvvetli olarak tertiplenen merkez kuvvetlerine karşılık. muharebe tertiplerini almağa başlamışlardı. düşmanın gözle göremiyeceği. emirlerine verilen büyük birliklerle. 26 Ağustos Cuma sabahına kadar Türk hafif süvari müfrezeleri. 25 Ağustos Perşembe günü öğleden sonra ve gece. boru. İslâm kaynaklan Türk ordusunun kanatlarına hangi ku­ mandanların tayin edildiğini ve Türk tümenlerini hangi emir ve kumandanların sevk ve idare ettiklerini söylemezler. korku ve şaşkınlık içinde bırakıldı. dışa taşkın ihtiyat kuv­ vetleri bulundurulmuştu.(305) 25/26 Ağustos gecesi Cuma sabahına kadar. vs.(310) Kararlaştırılan muharebe strateji­ HORASAN'DAN ANADOLU'YA 123 .(304) 25 Ağus­ tos Perşembe akşamından. Bizans ordugâhının yakınlarına kadar so­ kulmuşlardı. merkez. gürültüleri ve ok yağmuru ile Bizans askerleri uykusuzluk. davul. muharebe hazır­ lıklarına girişmiş ve bütün tabiye tedbirlerini almıştı.E y Müslümanlar! Onun. tekbir sesleri. Türk ordusunun merkez kesimini en az ve yeterli kuvvete emanet etmiş ve merkezin emir ve kumandasını Başkumandan olarak bizzat eline almıştı. (307) Türk ordusu.(306) Bu arada Türk komutanları. güçlü ve kuvvetli olarak düşmanlarını mahvetmesi." (303) Alp Arslan. sancağını yükseltip zaferlerin en son derecesine erişme­ si ve gayesine nâil olması hususunda Allah'a dua ve niyazda bulu­ nunuz. Bir savunma tertibinden ziyade bir taarruz tertibi almıyordu. Bu suretle Türk ordusu. sağ ve sol kanat kuvvetleri olarak ayrılmış ve orduda genel bir ihtiyat kuvveti yerine. Çarşamba günü İmparatorun red cevabını alınca.(309) Sağ ve sol kanatlarda ağırlık merkezi teşkil edecek olan dışa taşkın ihtiyat kuvvetleri. Alp Arslan. her kanatta ikişer olmak üzere merkez kuvvetleriyle birlikte beş büyük kısma-ayrılmış oluyordu. 26 Ağustos 1071 Cuma günü savaşa başlamak üzere. A L L A H IM I ON UN B Ü T Ü N G Ü Ç L Ü K L E R İN İ K O L A Y L A Ş ­ T IR v e K ü f r ü O N UN ö n ü n d e Z E L İL k i l . büyük bir gizlilik ve sessizlik içerisinde. pu­ su mevzileri (taarruz hazırlık mevzileri) nde. Zeho ovasın­ daki yüksek tepelerin gerisinde pusu mevzileri (taarruz hazırlık mev­ zileri) ne yerleştirilmişlerdi.

Bu şekilde düşman. Manipullerin her birinde yaklaşık 60-80 *M a n ip u l. Falanjlar. B izans ordusundaki piyado b irlik lo rin c (b ö lü k le n n o ) v e r i­ len isim dir. Birinci hatta mızrak taşıy?nlar. evvelâ Türk Merkez kuvvetleri cepheden taarruz ederek düşmanı kışkırtacak. pusu mevzileri (taarruz hazırlık mevzileri) hizalarının biraz gerilerine kadar çekilerek bir tor­ baya sokulmak suretiyle sağ ve sol kanatlardan. "F a la n j" ve "L e j­ yon " esasına göre tertiplenmişlerdi. Türk merkez kuvvet­ lerinin bu geri çekilme sınırı pusu mevzileri (taarruz hazırlık mevzile­ ri) ne giren sağ ve sol kanat kuvvetlerinin bulundukları hatlardan bir az daha derinde olacaktı. ikinci hatta prenslerin askerleri ve üçüncü hatta da imparatorun askerleri ellerinde kılıçları ve dikdört­ gen şeklindeki büyük kalkanları ile bulunuyorlardı. adeta merasim kıtası gibi.(311) Görüldüğü gibi Türk ordusu "kesin sonuç vasıtası" olarak "imhâ muharebesi" stratejisini benimsemişti. Her hatla 10 "ıManipul"* bulunuyordu. Ordunun bel kemiğini meydana getiren bu ağır piyadeler. ön hatta ve 16 sıra halinde. Bizans ordusu ise. Merkezde esas büyük kuvvetlerle Başkumandan olarak İmparator Romanos Diogenes bulunuyordu. (314) Lejyonlar ise. Falanjların arkasında.sine göre. üzerine çekecek ve muharebeden çekinip. 124 Oğ u z ÜNAL . 150 yıl kadar önce İmparator VI. Ancak bu birliklerin manevra ve oynaklık kabiliyeti hemen hemen hiç yoktu. Gerideki sıralar da ellerindeki kalkanlarla ön sıraları düşmana doğru itmeğe çalışacaklardı. Bunların ilk beş sıraları çok uzun mızraklar taşıyorlardı. Sağ kanatta Anadolu kıtalarının başında olarak ünlü Kapadokya'lı general Aliates vc sol kanatta da Rumeli kıtalarının başında olarak. Leon tara­ fından yazılan "Tactica" (Taktik) adlı eserde geliştirilmiş olan bir muharebe taktiği gereğince (312). Bu taarruz­ la düşman kuvvetleri bir çember içine alınarak imhâ edilecekti. üç hat teşkil ediyorlardı. yaralı olmasına rağmen. şu şekilde muharebe tertibi almış­ tı. düşmanın yan ve ge­ rilerine baskın tarzında bir yıldırım taarruzu yapılacaktı.(313) Bizans ordusunun merkez kuvvetleri. yıl­ dığı hissini vererek geri çekilmeğe çalışacaktı. yanaşık düzende tertiplenen 256 muharipten meydana gelmişti. genellikle ağır piyadelerden teşkil edilmişti. general Nikefor Bryennios ve geride de ihtiyat kuvvetlerinin başında Prens Andronikos Dukas bulunuyordu.

Bu taktik gercğincc. Leon'un "Tactica" (Taktik) isimli eserlerinde son ve mükemmel şeklini alan "savunma . (318) Bu şekilde Bizans ordusunun süvari mcvcudu 15-20 bin kişi kadar oluyordu.taarruz" stratejisine dayalı bir muharebe taktiğini benimsemişti. yukardan görünüşleri itibariyle yan yana kibrit kutu­ ları gibi tam bir merasim kıtası halinde idiler. En mükemmel muharebe tertip ve teş­ kilâtının üstün ve oynak bir manevra kabiliyeti ve tek merkezden sevk ve idareye elverişli mutlak bir askeri disiplin olduğunu unutan BizanslIlar. Bizans ordusu.kişilik iki sıra halinde 120 160 er bulunuyordu. Falanj ve Lejyonların yanaşık düzendeki kütlevi saf düzenleri muhafaza edilerek düşman üzerine kütle halinde yüklenilecek ve Selçuklu süvarisinin baskınlarına karşı daima uyanık bulunulacak­ tı. Peçcnek ve Uz (Şamani Oğuz) süvarileri yer almıştı. Kartaca ve İtalya savaşlarında uygulaya­ rak geliştirdiği ve İmparator Mauricius'un "Strategicon" (Strateji) ve İmparator VI. Süvari perdesinin sağ kanadında Anadolu'lu süvariler. (316) Bu piyade birliklerinden başka ordunun önünde bir süvari per­ desi teşkil edilmişti. İmparator jüstinianus devrinin ünlü generalle­ rinden Belisarius’un. sol kanadında Rumeli'li süvariler ve bunların arasında da öizans. İran. Falanjlar ve Lejyonlar. kanatlar hiç bir zaman savunmasız bırakılmaya­ cak.(319) Görüldüğü gibi. maiyetinde bulunan bütün kumandanları topladı ve onların yanında Allah'a şu duada bulundu: "Y a Rabbi! Sana tevekkül ettim ve bu cihâdla HORASAN'DAN ANADOLU’YA 125 . (315) Sağ ve sol kanatlarda ise yine Falanj ve Lejyon esasına göre dü­ zenlenmiş bulunan hafif piyadeler yer alıyordu. (317) Bizans ordusunda üçüncü kuvvet olan süvariler. ön hatlar hiç bozulmayacak. Falanjlara nazaran daha az kuvvetli olmakla beraber. (320) 26 Ağustos 1071 Cuma sabahı. Manipuller. daha oynak ve manevra kabiliyetleri üstün birliklerdi. Malazgirt ovasında yedikleri ağır darbeden sonra anlayacaklardı. 10 sıra halindeki bir derinlik içinde muharebe tertibi almışlardı. ordunun ancak onda biri kadarını meydana getiriyorlardı. Bizans ordusunun teşkilâtı ve muharebe tertibatı. Selçukluların aksine. Sultan Alp Arslan. kaba kuvvetin tam bir örneği idi Türklerdeki oynak sevk ve idareye ulaşamamışlardı. bu gerçeği. Lejyonlar.

" (321) Bu duadan sonra Sultan Alp Arslan. A<lahım! Niyetim halistir. (322) Öğleye doğru namaz vakti gelince Sultan askerleriyle birlikte namaz kılıp. O'ndan beklediğim budur. Bu sözlerim gerçek duy­ gularımı ifade etmezse beni. bu güzel bir sonuç olacaktır. Müslümanların minberlerde bizim için ve Müslümanlar için dua etmekte oldukları şu saatte düşmana saldırmak istiyorum. Müslümanların eskiden beri yapa geldikleri bir gazâ yapıyoruz. ona itaat etmenizi ve onu yerime geçirme­ nizi sizlere vasiyet ediyorum.Allah'a dua etti ve gözyaşları arasında askerlerine şu hitabede bulundu. bizim sa­ yıca az olmamıza rağmen. Senin katında secdeye kapanıyor ve yalvarıyorum. 126 Oğ u z ÜNAL . Eğer Allah beni başarıya ulaştırırsa ki." Sultan'ın bu sözleri üzerine kumandanlar da hiç duraksamadan ve hep bir ağızdan: "Baş üstüne" dediler. Sîzler­ den arkamdan gelmek isteyenler gelsinler. hep bir ağızdan: " E y Sultan. düşman çoğunlukta olarak böyle bekleyeceğiz? Ben. "Ben. Eğer durum bunun aksi olursa oğlum Melik-Şah'ı dinlemenizi. emir ve kader yalnız onun elindedir.ya da şehit olarak cennete giderim.sana yaklaştım. bana yardım et. kumandanlarım! Daha ne zamana kadar biz azın­ lıkta. Sen ne yaparsan. Bu gün ben de sizlerden biriyim ve sizinle beraber savaşacağım. yanımdaki komutanlarım ve askerlerim­ le birlikte kahret. Ya gâyemecroı . biz de aynısını yaparız. güçlüklerimi kolaylaştır. biz senin kullarınız. kumandanlarına şu hitabe­ de bulundu. Eğer içim dışıma uygun geliyor ve sözlerim gerçek duygularımı ifade ediyorsa. Asla em­ rinden ayrılmayacağız." (323) Bu hitabeyi büyük bir heyecan içinde ve gözyaşları arasında dinleyen asker ve kumandanlar. istemeyenler ise serbestçe gidebilirler. Allah rızası için savaşan demektir. istediğin gibi hareket et" dediler. (324) *Muhtesip. muhtesipler* gibi sabırlıyım ve kendini tehlike­ lere atan kimselerin yaptıkları gibi gazilerin başında savaşacağım. "Askerlerim. düşmanlarıma karşı cihâdımda bana yar­ dım et ve beni muzaffer bir sultan kıl. Şimdi burada Allah'tan başka Sultan yoktur. Biz.

** sonra ok ve yayını atarak. Bu nedenle bu kadarcık bir kuv­ vetin Türkler tarafına geçmesi Türk ve Bizans orduları arasında­ ki kuvvet farkını kapatm ak şöyle dursun. (325) Böylece artık muharebe başlıyor. sh. K A R A T A M U . 200. a. ****B izans İm paratorluğunun son gücünü kullanarak çıkardığı o r­ dusunun Malazgirt'te im ha edilmesi sebeplerini bazı Hıristiyan kaynakları yalnızca Peçenek ve Uzlar'm Bizans saflarından ayrılarak Selçuklu saflarına geçmelerine bağlarlarsa da.000 kişi civarındaki Bizans ordusu içinde onda bir kadar bile değillerdi. yakın vuruşma silâhları olan.S. **Savaşa başlam adan önce atm m k uyruğun u bağlam ak.**** ♦Peygamberimiz Hz. kılıç ve gürzünü kuşandı. Türk hakanına Bizans ordsunun son durumu hakkında pek değerli bilgiler verdiler..*** Bu hâdise. Tam bu sıra­ da Bizans ordusunda ücretli olarak bulunan Şamani Peçenek ve Oğuzlar (Uzlar). Yenilgiyi bir türlü hazmedemeyen ve kendilerini asılsız bir yalana inandırm ağa çalışan bu tarihçiler hem kendilerini aldatm ışlar ve hem de tarihe karşı bir ihanette bulunm uşlardır. Sultan Alp Arslan'm huzurunda yer öpen Peçenek ve Oğuzlar'ır reisleri.A . kös ve boru gürültüleri ve savaş naraları arasında harekete geçiyor ve düşmanı tahrik ederek harekete geçirmeğe çalışıyor­ lardı. eski Türk töresince. Bizans ordu­ sunda hafif bir maneviyat kırıklığına sebep oldu ve İmparatoru da oldukça sinirlendirdi. Zira Uzlar ve Peçenekler. bu kuvvetli zannettikleri sebep hiç de yeterli değildir. atının kolanını iiktı vc eski Türk töresi gereğince atının kuyruğunu bizzat kendi cli\lc bağ­ ladı.Daha sonra tamamen beyaz elbiseler giymiş ve güzel kokular sürmüş* bulunan Sultan Alp Arslan.g e. etkileyecek kadar cid­ di bir sebep dahi değildir. 157) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 127 . İki ordu vuruşabilecek mesafeye kadar yakınlaştı. ***Peçenek ve Uzlar'm Selçuklular tarafına ne zaman geçtiği hakkm da kaynaklarda birbirini tutm ayan çelişik bazı rivayetler varsa da. Türkler Allah Allah ve tekbir sesleri. (bkz. bizce herhalde muharebe başlamadan önce ve ordular birbirlerine iyice yaklaştıkları sırada vuku bulm uş olm alıdır. Bizans saflarından ayrılıp ırkdaşları olan Selçuklular'a katıldılar. M uham m ed (S.) de savaşa gideceğinde daim a güzel kokular sürerdi. ölünceye kadar savaştan dönm em eğe ahdetmek de­ mekti.

Alp Arslan'ın istediği de bu idi.(327) Süvarilerinin dağıldığını ve geri çekilmekte olduğunu gören İmparator Diogenes. Türk merkez kuvvetlerinin giriştiği cephe taarruzu çok sert bir şekilde inkişaf ettirilmiş ve Türk süvari­ sinin at üzerinde hareket halinde iken yaptığı yoğun ok atışları ile Bizans süvarisi şaşkına dönmüş.(326) Bu nedenle. yakın temasa geçince de Bizans süvari perdesi tamamen yırtılmış ve dağılmıştı. Bu şekilde Bizans ağır piyadesi. muharebenin bu şekilde inkişaf etmesinden memnun­ du. Sultan Alp Arslan'ın maksadı. pusu mevzileri (taarruz hazırlık mevzileri)'ndeki Türk kuvvetlerinden habersiz olarak. İmparator. Bu se­ beple Sultan.öğleyi bir iki saat geçe (tahminen 13. Sultan Alp Arslan'ın çalınmasını emrettiği cenk havaları ve tekbir sesleri arasın­ da Türk merkez kuvvetlerinin cephe taarruzu başladı. oyalayıcı ve çevik Türk kuvvetlerine gittikçe daha çok yaklaşmak için boş bir gayretle ileri sokulmuştur. Bizans ağır piyadesi çok büyük bir kütle halinde karşı taarruza geçtiğinden.(328) Bu şekilde Bizans ağır piyadesinin doğu istikametindeki bu taarruzları çok seri bir şekilde inkişaf etmiş ve düşman. atına atlayarak müthiş bir hücuma geçti. bir kama gibi Türk ordusunun içine girmiş ve Türk merkez kuvvetlerini göğüs göğüse muharebeye zorlamak azmiyle kendi ordugâhından çok uzaklaşmış ve Bizans askeri geleneğinden ayrılarak. Türk ordusunun çok büyük kuvvetlerle hücuma geçtiklerine ve bu sebeple Bizans süvari perdesinin dağılarak geri çekildiğine kanaat getirerek. süvari müfrezeleri ile desteklenmiş olduğu hal­ de. Türk ordusunu küçüm­ seyen müstehziyane bir eda ile: "Hep birlikte saldırıp şu küçük top­ luluğu ortadan kaldırınız" dedi ve kendisi de mızrağını eline alıp. Bizans ordusunun önündeki süvari perdesini da­ ğıtmak ve düşmanın ana kuvvetleri ile temasa gelerek onları üzerine çekmekti. kendi komutasındaki ana kuvvetlerle ileri atıldı. mağrur İmpara­ toru gayrete getirmişti. kumandanlarına kati neticeyi almak üzere taarruza geçmelerini emrederek. Bu sırada Türk süvarileri at üzerinde ve hareket halinde iken attıkları oklarla. Alp Arslan bu taarruza mukavemet edemiyormuş gibi yaparak ağır ağır geri çekilmeğe başladı. Sultan'm başında bulundu­ ğu Türk merkez kuvvetlerinin bu çekilme hareketi. büyük bir taarruza geçti. Türk sağ ve sol kanatlarının ağır­ lık merkezini teşkil eden.30 sıralarında). (329) Türk merkez kuvvetlerinin bu sahte geri çekilme hareketi Türk ordusunun ağırlık merkezini teşkil eden sağ ve sol kanatlardaki 128 Oğ u z ÜNAL . bu ilerleyişi devamlı olarak taciz etmişlerdi.

Sağ ve sol kanatlardaki muharebelerin kaybedildiğini gören İmparator. Bizans ordusunun sağ ve sol kanatlarının yan ve gerilerine saldırarak düşmanı sarmağa başlamıştı. Bu şekilde gerileyen Türk merkez kuvvetleri ile beraber sağ ve sol kanatlardaki pusu mevzileri (taarruz hazırlık mevzileri)'nden bütün Türk ordusunun genel taarruzu başlamış oldu.(330) İmparator. Bizans ordu­ sunun çok derinlerine ve gerilerine taarruza geçmişlerdi. bozguna uğrayan sağ kanada sol kanaddan kuvvet kaydırılmasını emretmişse de. Tam bir imhâ muharebesi veriliyordu. Türkler.dışa üşkın ihtiyat kuvvetlerinin bulundukları pusu mevzileri hizala­ rına kadar devam etti. İşte tam bu sırada Sultan Alp Arslan. Bu suretle yaklaşık olarak saat 15. saf halinde yapılan klâsik muharebeye yanaşmıyor ve bunda muvaffak oluyorlardı. Falanj ve Lejyonların kütlevi saf düzenleri bir hayli bozulmuş ve sarsılmış olarak. yeni bir kütle taarruzuna geçmeği tasarlayarak bu yolda hazırlıklara girişmişti. Türk sağ ve sol kanatlarının açıklarında bulunan süvari birlikleri. Bu sebeple Türk sol kanat kuvvetleriyle Bizans mer­ kez kuvvetlerindeki ağır piyadeler arasında çok kanlı çarpışmalar başlamıştı. bütün cephelerden genel taarruz emrini vermişti. artık Türk taarruzlarının kendisinin başında bulunduğu Bizans merkez bölgesine yöneldiğini anlayınca geri çekilerek kuvvetlerini Bizans ordugâhında toplayıp orada. Falanj ve Lejyonların saflarını düzelterek.00-16.00 sıralarında Bizans ana kuvvetleri.30'dan itibaren düşmanın sağ ve sol kanat kuvvetleri parçalanmaya başla­ mıştı. Türk süvarisinin müthiş hücumları karşısında bu teşebbüs de gerçekleşememiş­ ti. çok seri bir şekilde inkişaf ettirilmiş ve saat 15. Pusu mevzilerino'e bulunan Türk sağ ve sol kanat kuvvetleri yıldırım hıziyle. Bunun için de HORASAN’DAN ANADOLU'YA 129 . kuvvet azlığını bu taktikleri ile gideriyorlar. Türk sol kanat kuvvetlerinin Bizans sağ kanadına yaptığı müthiş akınlar düşmanın bu kanadını iyice dağıtmış ve bu şekilde Bizans merkez kuvvetlerinin sağ yanı açılmış ve bu defa Türk sol kanat kuvvetlerinin saldırıları tamamiyle Bizans merkez kuvvetle­ rine yönelmişti. Garabudo ve Aproksimet tepeleri hizalarında torbaya girmiş oluyordu. Ayrıca Bizans ordusunun geri çekilmesine mani olmak gayesiyle.' Türk ordusunun baskın tarzında ve yıldırım hıziyle giriştiği bu taarruz. (331) Artık Bizans ordusu her iki kanatta da çöküyordu.

bir eşi daha bulunmayan o değerli varlığını savaşa sokup ölüm teh­ likesine atmamalı. BizanslIlardan hoşlanmayan Ermeni kıtaları da muharebe meydanından çekildi­ ler. Müslümanların huzur ve refah içerisinde olmaları için. Aynı şekilde. A y Tekin'in bu sözlerine karşılık: "B u zalim kavmi yenersem o zaman rahat edebileceğim. (336) Yüz yillardanberi Doğu Anadolu'da ışıyan Bizans güneşi. İmparator insiyatifi tamamen kaybetmiş. taarruz ruhu ile muhakeme gücü arasında denge bulunmayan hırçın bir komutanın akılsız yönetimin­ de. kendilerine yapılan mezhep baskıları dolayısiyle. Ancak İmparatorun bu hareket tarzını yan­ lış değerlendirerek. fakat etrafında­ ki birlikler yavaş yavaş eriyordu. Bununla beraber komutanları da bir endişe almıştı. Nihayet Şadi adındaki bir Türk askerinin öldürmek için üzerine atıldığı bir sırada etraftakilerin: "öldürme! bu meliktir" demeleri üzerine İmparator da yakalanarak esir edildi.(335) Böylece 26 Ağustos Cuma akşamı her şey bitmiş ve Bizans İmparatorluk ordusu. (334) Muharebe bütün şiddetiyle devam ediyordu. 26 Ağustos 1071 Cuma günü akşam güneşi ile birlikte batmış. bu sıralarda kesin sonuç alabilmek gayesiyle bir er gibi muharebeye katılmış ve yıldırım gibi düşman kıularının içerisine atılmiştı.(332) İşte bu son darbeler İmparatoru kesinlikle yıktı. kendi emrindeki kuvvetlerle büyük bir inatla ve gerçekten kahramanca muharebeye devam ediyordu.30'a kadar kendi kuvvetleriyle direndi. bizzat kahramanca dövüşmekten ve inatla muharebeye devam etmekten de geri kalmadı. rahatı savaş meydanına tercih etmelidir" dedi. Bununla beraber İmparator. çekilmesi gereken bu güçlükleri biz huzur ve rahatlık sayarız" dedi. Bizans ihtiyat kuvvetleri komutanı Prens Andronikos Dukas.ilk olarak ileri hatlarda bulunan sancaklarını. Sultan'ın önünde yer öperek ona: "B ir Sultanın Müslümanlara acıması gerekir. Sultan. geriye çektirdi. emir almadan geri çekilerek muharebe meydanını terketti. Zira Sultan'ın en kanlı vuruşmala­ rın cereyan ettiği ateş hatlarına bu kadar pervasızca dalması tehli­ keli olabilirdi. Sultan Alp Arslan. Türklerin eline geçme­ sin diye. Bu sebeple Em ir Ay Tekin atından inip. Sultanın bu hareket tarzı Türk komutan ve erle­ rini daha büyük bir gayrete getirmiş ve Türk ordusu müthiş bir şe­ kilde Bizans saflarına savlet eylemeğe başlamıştı. muharebenin tamamen kaybedildiğini zanneden. İmparator. elinde kılıcı. ege­ 130 Oğ u z ÜNAL . (333) . yok olmuştu. bu şekilde 19.

Memleke­ tim böyle ve ben de şu halde (tutsak olarak) senin huzurundayım. (337) Sultan Alp Arslan'a İmparatorun esir edildiği haber verildiği zaman. fakat istediğini yap" dedi. Bizansii esirlerin ağlayarak ayaklanna kapanmasından ve esir Bizans generallerinin ve özellikle öncülerle birlikte ilk defa esir edilen general Basilakis'in gösterdiği hürmet ve itibar şüpheleri dağıtmış ve İmparator olduğu anlaşılan Romanos Diogenes. ülkelerini almak için bir çok kavimlerden asker top­ ladım ve para sarfettim. insanların maceraları böyledir" diyerek kendisini teselli etmiş ve yanında oturtarak kendisi ile eşit muamelede bulunmuştur. Şimdi azgınlığının sonunu görd»« mü?” Sultan'ın bu sözleri üzerine İmparator: " E y Sultan. Su lu n buna inanamamıştır. sen "buraya gelebilmek ve gayeme ulaşabilmek için bu kadar para sarfettim ve çok asker topladım. Daha sonra Sultan. İm­ parator da: "Fena şeyler" diye cevap verdi. Islâm ülkelerine kendi ülkem gibi hâkim olmadıkça nasıl geri dö­ nebilirim ?" diye karşılık verdin. bana ne yapardın?" dedi.. Bunun üzerine Sultan: HORASAN'DAN ANADOLU’YA 131 . sert sözler sarfetme. Ancak. buna rağmen zaferi sen kazandın. (338) Romanos Diogenes huzuruna getirildiği zaman Sultan ayağa kalkarak kendisini kucaklamış ve "İmparator! müteessir olmayınız. Bunun üzerine Sultan ona: "Eğ er zaferi sen kazansaydın. sen bunu reddetmedin mi? Sana düşmanlarımın (ElBasan'ın) teslimini istemek için Emir Afşin ile haber gönderdiğim halde bundan imtina etmedin mi? Benimle anlaştığın halde (ahdini bozarak) bana savaş açmadın mı? Geri dönmen için daha dün haber göndermeme karşılık. Bizans ordugâhına giden elçi heyetinde bulunanlar tarafından tatnınmış olmasına rağmen tereddüt­ ler devam etmiştir. savaş sırasında yapmış olduğu strateji ve taktik hata­ larını İmparatora izah ederek. bu sebeplerden dolayı savaşı kaybet­ tiğini anlatmış ve Imparator'a şunları söylemiştir: "Sana barış yapılması için Halife'nin elçisi Mühliban'ı gönder­ diğim halde. Bu durumda beni azarlama. Sultan'ın huzuruna çıkartlmıştır.menliği sönmüş ve Anadolu'da Türkler'in 900 yıldır parlayan ve bat­ mayan güneşi doğmuştu.

para ve armağanlar kabul edip. birincisi öldürmek. Eğer beni bağışlarsan. Fakat tahta geçtiğimden beri. . üçüncüsü de yapmayacağın bir şey olduğundan söylen­ mesine lüzum yoktur." Sultan Alp Arslan: "B u nedir?" diye sordu. İmparator: "Sultan. kul olurum" cevabını verdi. o zaman yalan söylemiş olurdun" diyerek kumandanlarına: "B u akıllı ve yiğit bir adamdır. ordu hazır­ lamak ve harpler sebebiyle. Eğer bunun aksini söyleseydin. Onun öldürülmesi doğru değil­ dir" dedi ve İmparator'a dönerek ilâve etti: "Ş im d i sana ne yapacağımı sanıyorsun?" İmparator şöyle cevap verdi: "Bana üç şeyden birini yapabilir­ sin."Gerçekten doğru söyledin. Islâm ülkelerine onların za­ rarı dokunur. Ancak kendin için bir kurtuluş akçası (fidye) vermelisin" dedi. İmparator da: "Affetmek. Bizans'ın mal ve paralarını tükettim ve halk bundan dolayı yoksul bir duruma düştü" dedi. Eğer beni öldürürsen bu sana bir fayda sağlamaz. ömür boyu sana itaat eder.onlarla boyun eğip cizye verin­ ceye kadar muharebe edin" âyetini (339) okudu ve İmparator'a hitaben. çünkü bir başkası­ nı benim yerime imparator yaparlar. Kur'an-ı Kerim'in Tevbe Suresinden ". İmparator'un bu cevabından sonra yapılan müzakereler sonunda şu hususları kap­ sayan bir barış andlaşması yapıldı: 132 Oğ u z ÜNAL . . Sultan'ın "10 mil­ yon altın" demesi üzerine İmparator şöyle dedi: "Sen benim canımı bağışladığın için Bizans ülkesine sahip olmak senin hakkındır. Bizans topraklarında senin bir memlükün (kölen). bir kumanda­ nın ve nâibin sıfatiyle beni memleketime göndermendir. Imparator'un bu sözlerini işiten Sultan Alp Arslan. "Seni affetmek kararındayım. İkincisi zaptetmek istediğim ülkelerinde beni teşhir etmek. istediği miktarı söylemelidir" dedi.

Hükümdarlığını da sana geri veriyorum" de­ di.. 3 . Halife. Hareketinden önce Sultan atma binip İmparator'u bir fersah mesafeye kadar bizzat uğurladı. 6.imparator. (342) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 133 . üzerinde "Allah'tan başka ilâh yoktur ve Muhammed onun elçisidir" yazılı bir bayrak hazır­ latarak İmparator'a verdi ve onu iki Hâcip (341) ve 100 hassa as­ kerinin muhafazasında ülkesine gönderdi. Ertesi gün Sultan.000 altın ödeyecek. Malazgirt şehir ve kaleleri Selçuklular'a bırakılacak.. Selçuklular'a askeri yardımda 5.1.Bizans'ın elinde bulunan bütün Islâm tutsakları salıveri­ lecek. geri kalanlar da fidye alınmadan salıverildiler. İmparator'u yeniden huzuruna getirtti ve İmparator'un ganimet olarak alınmış olan tah­ tını hazırlatarak İmparatoru tahtına oturttu ve bizzat kendi eliyle İmparator'a Hil'at ve Türk külahı (börk) giydirdi ve: "Seni naibim yapıyor. Antakya. Urfa.BizanslIlar.İmparator. kumandanla­ rın bir kısmı kurtuluş akçalarını vererek kurtuldular. yeniden tahta oturduğu takdirde.. kurtuluş akçası (fidye) olarak bir buçuk mil­ yon altın verecek. Sultan ona mani olmuş ve "kendisiyle daima dost kalacağı" hususunda and iç­ tikten sonra at üstünde yaklaşarak onu kucaklayıp vedalaşmış ve geri dönmüştür. Sultan sözlerine devamla: "Ben Halife karşısında en küçük hükümdarlardan biri gibiyim.Bizans devleti her yıl Selçuklu devletine 360.İmparator. 2. Ben askerimden küçük bir kuvvetin başında ve sen de bütün Hıristiyanlar yanında olduğu halde sana karşı bu başarıyı elde ettim. Membiç. gerektiğinde. kızlarından birisini Sultan'ın oğluna verecek.. Ayrılırlarken İmparator atından inmek istedi ise de.. (340) Barış şartları bu şekilde kararlaştırıldıktan sonra.. 4. Bunun üzerine İmparator yer öptü. söylediğin sözlere inanıyorum ve seni ülkene göndereceğim. diğer İslâm hükümdarlarını da üzerine gönderseydi halin nice olurdu" dedi. bulunacak. Daha sonra Sultan.

doğurduğu çok şümullü ve devamlı neticeler itibariyle.(349) Alp Arslan. istikballerine bu derece tesir edici mahiyette olmamıştır.(343) Türkler.A . İslâm. Malazgirt mey­ dan muharebesini kazanmakla egemenliklerini genişletmişler ve Ana­ dolu'nun kapısını ardına kadar açmışlardı. Bu sebeple devrin şairleri Sultan Alp Arslan'ı tebrik ve metheden kasideler yazmışlardır. M A L A Z G İR T Z A F E R İN İN A K İS L E R İ V E A N A D O LU F Ü T U H A T IN A E T K İL E R İ Malazgirt zaferi Türk. başta Halife olmak üzere her tarafa fetihnâmeler göndererek müjde haberini vermiştir. Bağdad şehri görülmemiş bir şekilde süslenmiş. (348) Tarihte ilk defa bir Bizans İmparatoru'nun esir olması ile netice­ lenen bu büyük zaferin kıymeti zamanında da anlaşılmış ve bütün İslâm dünyasnda büyük bir sevinç dalgası esmiş. tamamiyle Türkleş­ me ve İslâmlaşma yoluna girmişti. zafer takları ku­ rulmuş. Hazreti Ömer (R .(346) İslâm kaynak­ ları bu kanaati belirtirlerken. büyük dö­ nüm noktalarmdan birini teşkil eder. Malazgirt'ten evvel.5. İslâm şehirlerinde zafer şenlikleri yapılmıştır. Halife'ye gönderilen fetihnâme 12 Eylül 1071 günü Halife Kaim Bi'Em rillâh tarafından sarayda toplanan bütün devlet erkânı ve büyükler önünde merasimle okutulmuş ve tebrikler yapılmıştır.(345) İslâmiyetin doğuşundan beri böyle bir zafer görülmediği gibi.) zamanında Bizanslılar'a ve Sasaniler'e karşı kazanılan Yermuk ve Kadisiye gibi büyü'k zaferleri de hesaba katmışlardır. (350) ' 134 OĞUZ ÜNAL . herhangi bir Bizans İmparato­ ru da İslâmlar tarafından tutsak alınmamıştı.(344) Bizans imparator­ luk ordusunun Malazgirt ovasında imha edilmesiyle Bizans savunma şeddi yıkılmış ve bu zafer sonucunda Anadolu. İstanbul'un fethidir. çalgılar çalınarak zaferi kutlayan halk sokaklara dökülmüş­ tür.(347) Türkler'in tarih boyunca kazandıkları sayısız meydan muharebelerinden hiç biri. Türk tarihinde Malazgirt'ten önemli tek vaka. Bizans ve hattâ dünya tarihinde.

en büyük Sultan. "Allah'ın desteğine mazlıar. Sultan Tuğrul Bey zamanındaki fütuhat arasındaki başlıca farkları şöylece sıralayabiliriz: 1— Alp Arslan zamanında yapılan fetihlere bizzat Sultan ve prenslerden başka "gulam '' sistemine göre yetişmiş kumandanlarla devlet hizmetine giren Türkmen beyleri de katılmışlar. Bu suretle Anadolu'da yurt tutma hareketi başlamıştır. hattâ zaman zaman isyan etmek suretiyle menfi roller oynarlarken. doğuda mevcut hareket üssünden başka. bu yeni unsur (Türkmen beyleri) bazen de birbirleriyle geçinememekle birlikte. Hemedân'a dönünce başta Halife'nin elçisi ve mektubu olmak üzere bir çok hükümdarların gönderdiği elçt. galip ve muzaffer evlâd. 2— Fütuhata katılan unsurların artışına paralel olarak Anado­ lu'nun çok daha geniş bölgeleri akınlara maruz kalmış. müsiümaniarın yardımcısı. güneyde de bir Selçuklu akıncı üssü meydana gelmiştir. Alp Arslan zamanında yapılan Anadolu fütuha­ tından çıkan neticeler ile. insanların sığınağı. (352) Böylece artık Türk ve İslâm dünyaları için yeni bir devir doğuyordu. ancak Alp Arslan'm müttefiki durumunda HORASAN'DAN ANAPOLU’YA 135 . gittikçe aktif faal ve rol oynamaya başlamışlardır. hanedana mensup prenslerin rolleri gitgide azalırken. Anadolu fütuhatında yeni bir safha olarak kabul edilen Malaz­ girt zaferi öncesi. Malazgirt gibi büyük Bizans şehirleri fethedildikten sonra. dünya hükümdarlarının efendisi. İslam ülkelerinin Sultam’’ gibi Unvanlarla hitap etmiş ve kazandığı bu eşsiz zaferden dolayı kendisini tebrik etmiştir. (353) Malazgirt Meydan Muharebesinin tarihin kaydettiği en büyük savaş olarak kalması. Sultan Alp Arslan'a gönderdiği mektupta ona. bazı büyük merkezler ve önemli Bizans garnizonları işgal ya da tahrip edilmiş. ilk defa Selçuklu İmparatorluğu topraklarına katılmışlardır.Alp Arslan. tebrik ve hediyeleri kabul etmiştir. 3— Fetih ve istilâ siyasetinde de önemli bir değişiklik olmuş. Arap ve Acem hükümdarı. dinin parlak tacı.(35m) Halife Kaim Bi'Em rülâh. devletin kahredici bileği. Ani.

*»36 Oğ u z ÜNAL . Çünkü. Anadolu'­ nun fethinde ve Türk vatanı oluşunda. Ege ve Marmara sahillerine indiler ve Üsküdar'a kadar bütün Anadolu'da ayak basmadık yer bırakmadılar. Bu kalışlariıtda. 3 . Selçukiular'la Bizans arasında yapılan.olan Komanos Piogeııes'jn Bizans’ta çıkan bir iç. Zaferden sonra ise. Romanos Diogenes'in ölümünden sonra sadece iki yıl içinde. akıncılarm artık Anado­ lu'yu benimsemeye ve bu ülkeyi yurt edinmeye başladıkları da tarihi bir gerçektir. asıl bu andan itibaren kesin bir dönüm noktası teşkil ettiği söylenebilir.Zaferden önceki akınlarda. barış andlaşmasının hükümsüz kalmasından sonra mümkün olduğu tarihi bir gerçek olarak çıkmaktadır. lü rk akıncıları. ciddi bir direnme ve mukavemetle karşılaşmadılar. Malazgirt'te ka/anılanzaferin. Anadolu'da kalıyorlardı. bu akıniarîn Malazgirt zaferinden önccki akınların ve Anadolu fütuhâlınm bir devamı olduğu da gerçektir. 1Bizans ordusu Malazgirt'te kesin olarak inıha edildiği için ve bunun yanı sıra Bizans'ın Anadolu'daki belli başh ikmâl merkez­ leri. akıncılar.Bunun M>nucu olarak da. yayılma daha sür'atli oldu. Zira. 4 . harekât neticesinde ganimet elde ettikten sonra genellikle Ahlat ve Haleb'deki üslerine dönerlerdi. zaferden sonra Türk akıncılarının kendilerini birdenbire O ru Anadolu’da bulmaları ve buradan itibaren her yönde fetihlere girişmeleri de bir tesadüf eseri olmayıp.Bununla beraber. askeri üsleri ile büyük şehir ve kaleleri ile garnizonları tahrip edildiği için. Malazgirt zaferinin tabii bir neticesidir. 2 . 1 ürk akıncıları daha önce yaklaşık olarak yirmi beş yılda Ege denizine ulaştıkları halde. onları buradan sürüp çıkaracak Bizans kuvvetlerinin bulun­ mamasının etkisi büyük olmakla bcra'oer. (354) Malazgirt zaferinden önceki Anadolu fütuhâtı ile.savaşta davayı icaybedetek. Bu farkları şu şekilde tesbit edebiliriz. zaferden son­ raki Anadolu fütuhatı arasında da büyük farklar olduğu göze çarp­ maktadır.

Yalnız bu netice. İslârni akidcleıinin ışığı altında. HORASAN'DAN ANADOLU'YA m37 . (J5 5 ) Alp Arslan'ın en büyük Islâm gâzi ve fatihleri payesine yüksel meşinde. zamanında bütün İslâm dünyasında derin akisler uyandıran Malazgirt zaferinin. aynı zamanda. İslâmlaştırdıktan sonra. tefekkürü. OsmanlIlar Çağrnda. bütün kuzey Afrika ve Karadeniz havzasını alıp. cihan tarihinin en büyük medeniyet hamlele­ rini yapmak imkânmı kazanmışlardır. Anadolu'da bağımsız yeni bir Türk devleti kurup bu kıt'anm yerlileri ile kaynaştıktan. bütün Balkan yarımadasını. Tarih boyunca. Türkmenler'in Anadolu'ya baştan başa yerleşmeleri mümkün olmuş. büyük ve teşkilâtlı bir millet haline gelerek. Malazgirt zaferini Türk tarihinin diğer bütün zafer ve muvaffakiyetleriyle ktyailanamayacak derecede yükseltmektedir. l'ürk yurdu ve vatanı olarak Anadolu. Malazgirt zaferinin değeri iyice anlaşılır. onları bünyeleri içerisinde temsil ederek. onun hakkında kasideler. Anadolu'yu Türkleştirip.(356) Bu zafer­ den sonradır ki. zaferi takip eden yıllarda Anado lu'yu vatan edinen Türkmen boyları. Irak. ehemmiyeti eşsiz ve ölçüsüzdür. bir millete yepyeni bir iklimde yeni bir vatan verme keyfiyeti. Macaristan. yerleşik bir medeniyet unsuru olarak. Bu durum Anadolu'nun fethinde yepyeni bir safha olarak kabul edilebilir. daha sonra Anadolu kıt'asının sınırlarınr aşıp. Türkler tarafından kazanılan yüilerce meydan muharebesinden bugün elde ne kaldığı düşünülürse. methiyeler yazîlmasından ve bmir'ül-Mü'minin olan Halife Kaim bi'EmrlIlâh tarafından kendisine tebrik ve teşekkür mektubu gönderilmesinden de açıkça anlaşılacağı üzere. neticeleri bakımından. Türkler'c Malaz­ girt zaferinin hediyesidir. îjuriye. Roma'dan sonra dünyanın en büyük ve en devamlı imparatorluğu ve halen yaşayan Türkiye Devleti. Malazgirt zaferi. Türk rnilÜ bünyesinde de köklü değişikliklerin başlangıcı olmuş. Mısır. toprağa bağlı taze ve yepyeni bir cemiyet ha­ line inkılâp etmiştir ki (357). edebiyatı ve dünya görüşü ile.5— Zaferden çok kısa bir süre sonra Anadolu'da bir takım Türkmen beyliklerinin kurulmuş olması da bu siyasetin tabii bir neticesidir. diğer bir deyişle "Devlet-i tbeuMüddet'' kurulmuştur. eski bozkır yaşayış ve telâkkilerinden farkh.

.

İstanbul'a doğru hareket etmişti.v. andlaşmasından sonra Sultan Alp Arslan tarafından. Yolculuğu sırasında Tokat'a gelerek bir rhüddet dinlenmek üzere kaleye yerleşen İmpa'^torun H O R A S A N 'D A N A N A D O L U 'Y A 139 . Selçuklular ile Bizans arasında yapılan barı. S Ü L E Y M A N Ş A H T A N ÖN CE A N A D O L U F Ü T U H A T I Malazgirt Meydan Muharebesini müteakip. iki Hacip ve 100 h^isa askerinin refakatinde serbest bırakılarak ülkesine gönderilen İmparator Romanos Diogenes. BÖLÜM M A L A Z G İR T T E N S O N R A A N A D O LU F Ü T U H A T I V E T Ü R K İY E D E V L E T İ'N İN K U R U L U Ş U 1.

Bu­ nunla birlikte zaferi Müslümanlar kazandı. İstanbul’a dönüş yolculuğunda olan İmparator bu sıralarda ken­ di el yazısı ile karısına bir mektup yazarak. Durumu gözden geçirmek üzere yapılan toplantıda. Çabalarımda hiç bir eksiklik göstermedim. İmparatoriçe'nin büyük oğlu ile birlikte devleti idare etmesini uygun bulduğunu ileri sürmüş ve bu çözüm bütün devlet erkânı tarafından da kabul edilmişti. Evdokia. her an kocası lehine dönmesi ihtima­ li olan. Boğaz'ın denize açıldığı bir yerde bulunan ve bizzat İmparatoriçe Evdokia tarafından Meryem adına kurulan bir manas­ tıra götürülmüştü. Romanos Diogenes'in tahttan indirildiği ve bu nedenle onun artık İmparator olarak karşılanmaması bildiriliyordu. Johannes Dukas. bir kadırga ile. Konstantin'in kar­ deşi olan eski kayınbiraderi Johannes Dukas'ı avlanmakta olduğu Bitinya'dan İstanbul'a çağırmıştı. (359) Bütün bu olayları Tokat'ta haber alan Roman Diogenes. Romanos Diogenes'i tahttan in­ dirmeğe kararlı idiler. başına gelen felâketi ve bunu takip eden inanılmaz durumu. İşte bu mektup sarayı karıştırmağa yetmişti. başlangıçta sadece bir emniyet tedbiri olarak. para sarfetmek ve Hıristiyan dinini yükseltmek için elimden geleni yaptım. saçları kesilerek rahibe olmağa zorlanmıştı. Askerim de az değildi ve tedbirlerimde de yanlışlık yapmadım. "Ben asker toplamak.(358) Johannes Dukas. V II. yeni İm­ parator Mihael Dukas'a bir mektup yazarak şunları bildirdi. Bu sonuç kimse değiştire­ 140 Oğ u z ÜNAL . Her şeyden evvel Romanos Diogenes'in İmpa­ rator sıfatı ile yaptığı barış andlaşmasını tanımadıktan başka.yenilgi ve tutsaklık haberi İstanbul'da Bizans sarayında iki ayrı an­ laşmazlığa sebep teşkil etti: İmparatoriçe Evdokia. Psellos'un tavsiyesi ile yazılarak İmparatoriçe Evdokia'ya zoi'la imza ettirilen ve 1071 Eylül'ünde bütün eyaletlere gönderilen bir fermanla. saray mabeyincisi Psellos ve Johannes Oukas üçlüsü. ne yapmak gerektiğini kararlaştırmak üzere acele olarak X. Patrik. Fakat bu sırada bir taraftan da Bizans sarayında çapraşık entrikalar başlamıştı bile. adeta mucizeyi anlatıyordu. Mihael Dukas ünvanı ile İmparator ilân ettirmiş ve Evdokia'yı da bir manastıra çekilmeğe zorlamıştı. Bir süre sonra da buraya gelen bir emirle. Romanos'un İstanbul'a dönmesini önlemek için onun tahttan indirildiğini ilân ettikten sonra. İmparatoriçe Evdokia aleyhine entrikalar çevirmeğe başla­ mış ve sarayda muhafız kuvveti olarak bulundurulan Varegler'i elde etmiş ve derhal yeğeni Mihael Dukas'ı.

beni bu yükten kurtarırsın. savaşlar nedeniyle Bizans hâzinesinde çok az para kaldı­ ğını bildirerek. Eğer kabul etmezsen sen bilirsin. kurtuluş akçasının bir kısmını ona gönderdi. barış için vereceğim parayı kararlaştırdıktan sonra iyiliklerde bulunarak salıverdi. bir taraftan yardımcı toplarken. değerli taşlarla bezenmiş altından bir leğen. O zaman benim için kararlaştırılmış olan parayı verir. "Bütün Roma ülkeleri içinde bana bıra­ kılacak bir tek kale de mi y o k " (366) diyerek.(361) Mihael'in samimiyetine inanmayan ve durumun kötüye gittiğini hisseden Romanos Diogenes de.mezdi. Onunla yaptığım barışı bozma! Teklifimi kabul edersen Hıristiyanlığın korunmasında aranızda vasıta olurum.(362) Romanos Diogenes. ibrik ve tabak bulunan 70. Sultan'a verilmek üzere. Ronjanos Diogenes’e ulaklar göndererek: "Siz ha­ kikaten bir rehin iseniz. kendisiyle birlikte gelen iki Hacip'e teslim edip onlara: "B u n ­ lardan daha fazla göndermesinin mümkün olmadığını Sultan'a bildir­ melerini" söyledi. Şimdi Sultan'ın durumu ve bana yaptığı iyilikleri sana bildiriyorum. o bana i.(363) Hattâ bir rivayete göre de: "B u paranın kendi âsi ve nankör milletinden daha çok asil galibe lâyık olduğu­ nu" da ilâve etmiştir. niçin bir kalede ikamet ediyorsunuz? Size yakışan bir manastırda ikamet etmek ve bizim de kaleye askerler göndermemize imkân vermektir" (365) dedi. Hükümdarlıktan ayrılarak bu kaleye yerleştim. Tokat'tan topladığı 200." Daha sonra Dio­ genes." (360) Diogenes'in bu teklifini olumlu karşılamış gibi görünen İmpara­ tor Mihael. onun bu isteğini yeri­ ne getirmeyip şu cevabı gönderdi: "Ben henüz hükümdarlıktan çekil­ miş değilim ve bu nedenle kalede oturuyorum. Ben Sultan Alp Arslan'ın eline tutsak düşünce. sof giydim ve senin. Mihael'in gönderdiği parayla.000 altın değerinde olan mücevheratı. diğer taraftan da çevre halkından meşru İmparator sıfatı ile vergi alıyordu.iç ümid etmediğim biçimde iyi davranışlarda bulundu ve beni. başkalarından daha çok hakkın olan. Johannes Dukas'ın küçük oğlu Konstan- HORASAN'DAN ANADOLU'YA 141 . İmpara­ tor Mihael Dukas.000 altın ve içinde. üzerindeki rahip elbiselerini çıkarmış ve kalede bulunan tacir­ lerden borç para alarak etrafına üç bin Ermeni askeri toplayıp Amasya'yı işgal etmişse de. (364) Türk askerlerinin Tokat kalesinden ayrılmaları üzerine. Fakat Mihael'e güvenemeyen Romanos Diogenes. Bizans tahtına geç­ menden dolayı Tann'ya şükrettim. geri kalanını sonra ödemek üzere.

bu dostluk ve anlaşma tekliflerinin tuzak oldu­ ğunu anlamış ve bu nedenle de Mihael Dukas'ın tekliflerini reddet­ mişti.Jerdi.tin Dukas ile yaptığı savaşta yenilmiş (367) ve ı. (369) Romanos Diogenes'i bertaraf edip. bu acıklı durumunu. (370) Sultan Alp Arslan. ölümünü sağlamakla ve onun İmparator srfatı ile yaptığı barış andlaşmasını tanımamakla Bizans. teslim almayı başardı. Andronikoş. Romanos'a gönderdiği mektubunda: 'Tekliflerini kabul ederse kendisini af edeceğini" bildirmişti. Fakat çok geçmeden Romanos hapse atılarak gözlerine mil çekildi. Romanos'un kuvvetlerini olduğundan fazla zannediyorlar ve aynı zamanda da Türkler'in ona yardım edeceğinden endişe ediyorlardı. İmparator Mihael Dukas. Mihael'e verdiği cevapta. çok geçmeden 1072 yılı ortalarında ıstıraplar içeri­ sinde öldü. Şurası muhakkak ki. Mihael. Bu sıralarda Anadolu hududunda ve Doğu Anadolu'da bulunan Selçuklu prensleri ile diğer Emirlerin 142 Oğ u z ÜNAL . bu sıralarda İsfahan’da bulunanrSultan'a bir mektup ile bildirmiş ise de. İştanbul’dakiler Romanos Diogenes'den çekini­ yorlar ve onu Kandırarak ele geçirmeğe çalışıyorlardı. Ro­ manos'u Adana'nın kuzey yörelerinde sıkıştırıp. Selçuklular ile yapılmış olan andlaşmayı tek taraflı olarak bozmuş oluyordu. Romanos'u bertaraf etmek için prens Andronikos Dukas'ı Kilikya'yagöı. "A ffa uğrayacak hiç bir suçu olma­ dığına göre bu teklifi bir küstahlık" saydığını söyledikten sonra. (368) Romanos'a yapılan tekliflerin reddedilmesi üzerine yeni İmpa­ rator M ih jtl Dukas. Romanos Diogenes'e yaptığf barış tekli­ finde: "Eğ er andlaşmayı kabul ederse idarenin kısmen kendisine bırakılacağını” bildiriyor ve dostça ifadeli bir mektup yolluyordu. ortak hükümdarlık teklifine de cevap olarak: "İmparatorluk üzerin­ deki haklarından hiç birisinden vaz geçmediğini ve kendisinin bir takım haksızlıkların kurbanı edilmek istendiğini" bildirdi. Romanos Diogenes'in Adana'da direnmesi uzun sürdü. 1072 yılı başlarında. hayatın'' bağışlan­ ması şartıyla. Romanos Oiogenes.v /elce kendisi tara­ fından Antakya valiliğine tayin edilmiş bulunan Ermeni asıllı komu­ tan Haçadur'un yardımıyla Kilikya'ya çekilerek Adana kalesine kapanmıştı. Bunun üzerine R o­ manos. Romanos Oiogenes ile sulh yaptıktan sonra İran'a (Horasan'a) dönmüş ve Orta Asya'ya karşı büyük bir sefer için hazırlıklara başlamıştı. Romanos Oiogenes. Hattâ belki de.

(373) Bütün bu sebeplerle Türkmenler ciddi bir mukavemetle karşılaşmadan. Anadolu'nun her tarafını süratle işgal ve iskâna başladılar. "Bundan böyle arslan yavruları olunuz. düşüncesi ve kültürü ile. Fakat Sultan. Anadolu'yu da başıboş bırakmak iste­ memiş. yeryüzünde gece-gündüz kartal gibi uçunuz ve Rumlar'a artık merhamet gösterme­ yiniz. (375) Sonraki İslâm kaynakları. bu emirle artık Anadolu'nun fethini tamamla­ mak kararında olduğunu ifade ediyordu." Alp Arslan. Bizans hizmetindeki Batılı kavimlerden ücretli askerler de her fırsatta ayak­ lanıyorlar ve imparatorlukta karışıklıklar çıkarıyorlardı. Anadolu'ya yerleşen Türkler. Alp Arslan. Anadolu'da birer beylik kuran Emir Saltuk (Erzurum'da). Artık haç'a tapanların memleket­ leri istilâ edilecektir" dedikten sonra. eski bozkır yaşayış ve anlayışından gitgide sıyrılıyorlar. Alp Arslan Orta Asya'dan döndükten sonra Anadolu seferine çıkmak kararında idi. Eski ordu idaresi hakkında yazılmış olan taktik kitaplarındaki tavsiyelerin tam tersine olarak. Anadolu gazilerine: "Rum lar ile aramızda yapılmış olan sulh andlaşması bugünden sonra nihayete ermiştir. kendisi seferden dönünceye kadar bir takım Türkmen beyle­ rini Anadolu'nun fethine memur etmiştir.. Gümüş-Tekin . Sultan da eski dostuna gönderdiği mektupta bizzat gelip kendisine yardım edeceğini ve Rumlar'dan intikamını alacağını söylemişti: Ancak Türkistan seferi çok acil ve zaruri bir mahiyet aldığı için. (372) Artık ciddi bir Bizans ordusu ve mukavemeti kalmadığı gibi Anadolu'da Bizans hükümranlığı da fiilen yok olmuştu.fütuhat yapıp yapmadıkları hakkında esaslı bir malumata sahip değiliz. Anadolu'ya gelişigüzel Türk idarelerinin girmesi demek değildi. İslâm akidesinin etkisi altında. sanatı. Yeni ku­ rulan bu beylikler.(371) Diogenes'. kendisinin Türkistan seferine rağmen.Ahmed (Danişmend) Gazi (Si­ HORASAN'DAN ANADOLU'YA 143 . Yalnız Alp Arslan'ın dostu ve müttefiki bulunan Rom:’ os Diogenes'in tahttan uzaklaştırılması ve sonra da ihanetle hapsi ve gözlerinin oyulması. beylere ve askerlere şu hitabe­ de bulundu.(374) Bu şekilde Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde Türk beylikleri kurulmaya başlandı. yepyeni bir toplum meydana getiriyorlardı. ücretli askerler kendi ırkdaşları ve milletdaşlarına karşı kullanılıyor ve bunların kumandanlarına yüksek rütbeler ve geniş topraklar veriliyordu. Selçuklular ile Bizans arasındaki sulhün sonu olmuştu. bu feci durumunu bir mektupla Sultan'a bildirmişti.

Malazgirt zaferine kadar yine de Anadolu'yu kendileri için emniyetle oturulacak bir memle­ ket olarak görmüyorlardı.vas ve Amasya'da). Bizans ordularının. ö yle ki. Sultan Alp Arslan. Sultan Alp Arsian. Sultan Alp Arslan'ın Malazgirt zaferine ve Anadolu'yu açma­ sına kadar yarım asır zarfında Anadolu'ya Oğuzlar tarafından sayısız akınlar yapılmış.(379) Kabul etmek durumunda bulunduğumuz geleneksel kaynaklara göre* bu gün için bildiğimiz şudur ki. Malazgirt zaferini müteakiben yapılan Selçuklu-Bizans barış andlaşmasının Bizans tarafından bozulması üzerine. Fakat Malazgirt zaferi ile Bizans'ın artık korkulacak bir ordusu ve ciddi bir müdafaası kalmayınca. Oğuz (Türkmen) beylerine ve boylarına Anadolu'­ yu fetih emrini verince Selcuklular'ın en meşhur ve mağlubiyet *Bu konudaki kaynakların hepsi. Artuk Bey müstesna (377) kimlerin ne sıfatla Anadolu’ya girdiği ve hangi tarihte nereleri ele geçirerek bölgesel beylikler kurduğu henüz açıklıkla ortaya konamamıştır. 144 Oğ u z ÜNAL . Orta ve Batı Anadolu'ya. göçebe Oğuzlar otuz yıl içeri­ sinde (1040-1071) devamlı olarak Azerbaycan'dan Doğu. (378) Doğu Anadolu'dan itibaren kurulmaya başlanmış bulunan bu bey­ liklerin tarihleri henüz karanlıklardan kurtulmuş değildir. arkada kalan müstahkem Bizans şehir ve kaleleri ile garnizonları ciddi bir tehlike teşkil ediyor. tarihinde birçok kavim. Türkmenler bir sel gibi ve dalgalar halinde Anadolu'ya dolmağa başladılar. Zira yapılan savaşlara ve fethedilen birçok ülkelere rağmen. Malazgirt zaferinden çok sonraki yıllarda kaleme alınm ıştır. Mengücek Gazi (Erzincan ve Divriği'de). Aile ve hayvanları ile ilerleyen ve bazen de Selçuklu ordula­ rının himayesinde bulunan bu Türkmenler. maiyetindeki bazı Türkmen beylerini Anadolu'nun fethine memur etmiştir. ilk defa olarak 1071'den sonra etnik simasını süratle ve tamamen değiştiriyordu. Emir Çavuldur (Maraş'da) ve Artuk Bey (Doğu Anadolu'da)'leri bu ilk fâtihler arasında sayarlar (376) ise de. kaynaklardaki çelişkiler ve yetersizlik yüzünden. din ve kültürlere sahne olan Anadolu. sık sık giriştikleri seferlerde Türkmenler'in takibe uğramaları onların devamlı olarak yer değiştirmelerine ve çok fazla tazyik kar­ şısında da tekrar Azerbaycan'a ve Gürcüstan'a dönmelerine sebep oluyordu. Kuzey Suriye ve Irak taraflarına doğru yayılmış­ lardı. Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nun kuruluşundan sonra bu akınlar çok yoğunlaşmış.

lılar arasında meydana gelen muharebede BizanslIlar mağlup ve Isaak Komnenos da esir edildi. Bu esnada Isaak Komnenos da yakın şehirlerin zenginlerinden vergi alarak topladığı parayı verip hürriye­ tini satın aldı. (380) İmparator Roman Diogenes'in yerine Bizans tahtına çıkan V II. şehri zelzeleden yıkılmış ve burçlardan başka bir şey kalma­ mış bir halde bulmuştu. İmparator Mihael Dukas'm. Böylece Sakarya nehrini geçen Artuk Bey. İki kardeş Ankara'da buluştukları zaman Türkmenler de. Malazgirt’te Romanos Diogenes’e ihanet eden Norman reisi Russel. Isaak Kpnjnenos'u kardeşi Alexios ve Norman reislerinden Russel ile birlikte bir ordunun başında Anadolu'nun müdafaasına gönderdi. şehrin kapılarına yaklaşmış ve onları takip ederek Sakarya'yı geçmişlerdi. büyük Türk­ men kuvvetlerinin başında. Sivas istikametine doğru uzaklaştı. Eksük Oğlu Artuk Bey kumandasındaki Türkmenler de Kayseri'ye doğru ilerliyorlardı. amcası johannes Dukas komutasında üzerine gönderdiği Bizans ordusunu bozmuş ve eline esir düşen Johannes Dukas'ı İmparator ilân etmişti. bu sırada müthiş bir ordunun başında ilerleyen Artuk Bey ile anlaşma yapmağa mec­ bur oldu. hiç bir engel ile karşılaşmadan. Bizans'ın perişanlığından faydalanarak. Anadolu fütuhâtına girişmiş. 1072 yılında. işte bu sı­ rada idi ki. Kayseri'den. Bu şekilde Türkmenler ile Bizans-. (381) Yine aynı sıralarda Sakarya ve İzmit havalisinde bulunan ve bu bölgede hâkimiyetini kurmağa çalışan Norman deisi Russel de. Russel ile Johannes'i mağlup etti ve Sapanca dağına kaçarken kendilerini yakaladı. Kayseri'ye varan bu Bizans ordusu. Orta Ana­ dolu'ya doğru ilerleyerek Kızılırmak ve Yeşilırmak havzalarını süratle açmıştır.(383) Artuk Bey. Russel'i fidye mukabilinde Franklar'a ve Johannes'i de Imparatpr'a teslim etti. kardeşinin fidyesini tedarik maksadı ile İstanbul'a varıp döndü. İzmit'e ve Marmara sahillerine kadar iler­ lediler (384) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 145 . Mihael Dukas. (382) Bu şekilde çok müşkül durumda kalan İmparator Mihael Oukas. Ordunun dağılması üzerine Anka­ ra'ya kaçan Alexios Komnenos.tanımayan kumandanlarından Eksük Oğlu Artuk Bey. Bu sayede Türkler. Anadolu'da bir devlet kurmak teşebbüsüne girişti ve kuvvetlerini alarak.

Türk kumandanını kazanmak için daha cazip tekliflerde bulundu. ayaklanmayı bastırdı. Sultan ile İmparatorun dost olduğunu. rehineleri alıp. Türkler'in İstanbul surlarına kadar bütün Şark İmparatorluğu (Doğu Roma İmparatorluğu) beldelerini istilâ eylediklerini beyanla onları bir 146 O ğ u z ÜNAL . bazı Avru­ pa kıratlarına ve bütün Hıristiyan âlemine hitap ederek. Artılk Bey'i 1073'de merkeze çağırmak zorunda kalmıştı. deniz yolu ile İstanbul'a gitti '386) Bizans İmparatoru V ll. bu buhranlı devrede meydana çıkan âsileri tenkil ederken bütün Anadolu'nun elden git­ tiğini görüyordu. Bu nazik du­ rum dolayısiyle Melik Şah. Norman reisi Russel'i Bizans kumandanı Alexios'a teslim etti.Artuk Bey. Anadolu'da bu sür'atli fetihlerini yaparken. Nihayet Alexios. Gregorius'a başvurarak Türkler'e karşı yardım istedi ve buna karşılık da Ortodoks Kilisesi'ni Katolik Kilisesi ile birleştireceğini vaad etti. Russel. büyük bir ordu ile Anadolu'ya giriyordu. Bu sebeple 1074 yılı Şubat'ında Papa V II. Russel'in. Fakat Amasya halkı ağır vergi isteyen Alexios’a karşı ayaklandı ve memnun bulundukları Norman reisi Russel'i kurtarmağa çalıştı. Yolda ailesinin memleketi olan Kastamonu'yu ziyaret ederken. İslâm kaynaklarında adı hiç geçmeyen Tutak isimli bir Türk beyi. (385) Artuk Bey'in Anadolu'dan ayrılışından sgnra Norman reisi Russel. Russel'i tercih ettiğinden bir şey elde edemedi. Türkmenler'in görünmesi üze­ rine yolunu değiştirerek Ereğli'ye vardı ve orada da Bizanslılar'ı takip etmekte olan diğer bir Türkmen kuvveti ile çarpışarak. Bu sıralarda idi ki. derhal bu Türk beyi ile dostluk kurdu. tekrar fırsat bularak.(387) Bu müracaatı memnuniyetle kabul eden Papa. Amasya ve N ik â r taraflarına hâkim oldu. Lâkin teh­ likeyi gören Alexios da. Bunun üzerine Tutak Bey. İmparator Mihael Dukas. parayı tahsil edip Tutak'a gönderdi ve kendisi de Russel'i yanına alarak İstanbul'a hareket etti. yerli halk Bizans kumandanı değil. Russel’e karşı Alexios'u gönderdi ise de. büyük kuvveti dolayısiyle kendisine yaklaştığını ve onu teslim ettiği takdirde büyük bir meblağ ödeyeceğini bildiriyordu. Sultanlık davası ile ortaya atılan Kavurt da saltanatı elde etmek maksadı ile Rey şehrine doğru yürüyordu. Mihael Dukas. Sultan Alp Arslan ölmüş ve oğlu Melik-Şah'ın cülusu üzerine saltanat kavga­ ları başlamıştı.

.

Suriye'de yaptığı fütuhât esnasında diğer Türk beylerinden olup. Onun için ona tâbi olmağa razı değiliz" demek­ te ve Suriye'ye gelir gelmez kendisi başta olmak üzere bütün Türk­ men beylerinin onun etrafında toplanacağını ve Atsız'm Suriye'den 148 Oğ u z ÜNAL . Şökli adında bir Türk beyi. durumu bütün açıklığı ile ortaya koymuşlardır. Melik-Şah'ın Süleyman ve kardeşlerini Anado­ lu'yu idareye ve bu ülkede başsız kalan Türkmenler'i disiplin altına almağa memur ettiğine dair ifadeler hakikate aykırı olup. Nitekim o devirde yaşamış Bizans tarih­ çileri ile Abu'l Farac Barhebraeus. Melik-Şah tarafından 1073'de merkeze çağrılması neticesinde.(390) Esasen Büyük Selçuklu İmparatorluğu içerisinde bütün şiddeti ile devam eden saltanat kavgaları ile meşgul bulunan Melik-Şah'ın böyle bir harekete girişerek bir de Kutalmışoğullan'nı kendisine rakip olarak çıkarması düşünülemez. Anadolu'da fetihlerde bulunan bir Selçuk şehzâdesi veya büyük bir Türk Beyi kalmamış olduğun­ dan.2. Anadolu'da bulunan Türkmenler başsız kalmışlardı. Selçukoğullarından olmadığı için hükümdarlıkta hiçbir hakkı yoktur. Şökli Bey. Atsız Bey (391) ile bozuşmuş ve Anadolu'­ nun güneyinde gazâ ile meşgul bulunan Kutalmışoğullarmdan biri­ sine bir mektup yazarak kendilerini Suriye'ye davet etmiştir. İşte bu durumu fırsat bilen Kutalmışoğlu Süleyman ve kardeşleri MelikŞah'a isyan ederek saltanat davâsına kalkışmışlar ve Anadolu'ya kaçarak Rum (Anadolu) gazâsma girişmişlerdi. Kütalmışoğlu'na yazdığı mektupta. Melik-Şah'a itaatini bildirmiş olan. (389) Bazı kaynak­ larda bildirildiği gibi. Atsız ise. tamamen bir yakıştırmadan ibarettir. Süleyman ve kardeşlerinin isyan halinde ve kaçarak Anadolu'ya sığındıklarını ve Rumlar'la gazâya giriştiklerini bildirmekle. S Ü L E Y M A N Ş A H 'IN T A R İH S A H N E S İN E Ç IK IŞ I Bu sıralarda Alp Arslan'ın ölümü ve Melik-Şah'ın cülusu üzerine çıkan saltanat kavgalarının bastırılması için. Anadolu fütuhâtma memur edilmiş bulunan Artuk Bey'in. 1074 yılı sonlarında. Sana itaat edip hizmetinde bulunursak iftihar eder ve şeref duyarız. "Sen saltanat hânedanı olan Al-i Selçuk'tansın ve Suriye hükümdarlığına da herkesten fazla lâyıksın.

Fakat Atsız Bey. Kutalmışoğlu Alkyuluk ile küçük kardeşi Dolat (Devlet) ve amcası Resul Tekin’in oğlu da Atsız'm eline esir düştüler. bu sebeple Büyük Divan'dan emir ve cevap gelmeden hiç bir şey yapamayacağını bildirdi ve bir süre sonra da bu iki kardeşi ve amcalarının oğlunu gelen emir üzerine Bağdad Şahna'sının yanına gönderdi. Bu esnada şehrin Bizans valisi ile bir anlaşma yaparak.ayrılmak zorunda kalacağını bildirdi ve ayrıca Mısır'dan da derhal yardım vaadi aldığını da ilâve etti.000 dinar haraca bağladı. bu vakıayı evvelce Sultan Melik-Şah’a bildirdiğini. kısa bir zamanda bir kısım Türkmen beylerini etrafında toplamaya muvaffak oldu ve Halep'den sonra Antakya'yı kuşattı. Bu davet dolayısiyle Kutalmışoğlu Alkyuluk yanında küçük kardeşi Dolat (yahut Devlet) ve amca­ sının bir oğlu bulunduğu halde Suriye'ye gelip Şökli ile birleşti ve birlikte Taberiye'ye giderek Ş ii Fatımi Halifesine itaatlerini bil­ dirdiler. bu şehri müdafaa ederken. aynı sıralarda (1074'de) Arap Mirdâsi Emiri Mahmud'un ölümü üzerine. (392) Kutalmışoğullarmdan ikisi. kardeşinin serbest bırakılmasını istedi. Fakat bu sıralarda Kudüs'te bulunan ve Melik-Şah'tan da 3. Emir Mahmud'un yerine geçen oğlu Nasr. (395) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 149 . bu havaliyi akınlardan korumak mukabilinde 20.000 kişilik bir yardım kuvveti alan Atsız Bey. Atsız'a ve dolayısiyle Melik-Şah'a karşı Filistin'de Mısır Şiileri ile anlaşarak bu teşebbüse girişirken. (394) Kaynakların. Bu şekilde Haleb'den Salamiya'ya çekilen Kutalmışoğlu Süleyman. Şökli ile oğullarından birisi muharebe sırasında öldü. Artuk'tan sonra. büyük bir kuvvetle Anadolu'da harekâtta bulunan Tutak'tan bir daha bahsetmemeleri artık Kutalmışoğulları'nın Anadolu'ya gelişi ve Türkmenler'in onların etrafında toplanmaları ile ilgili olsa gerektir. Kutalmışoğlu'na Sultan'ın naibi olduğunu söyleyerek ve bir miktar da mal vererek onu muhasaradan vaz geçirdi. Şahna da bunları İsfahan'da bulunan Sultan Melik-Şah'ın nezdine sevkeyledi. Haleb'i muhasara etmekte idi. onların üzerine yürü­ yerek mağlup etti. (393) Alp Arslan'ın ölümü dolayısiyle zuhur eden karışıklıklar sırasın­ da meydana çıkmak fırsatını bulan kutalmışoğlu Süleyman. diğer bir kardeş (Süleyman) de. oradan Suriye Emir'i Atsız Bey'e bir mektup yazarak.

bir çoh müstah­ kem kaleleri ve hükümdarların hâzinelerini ele geçirdi. hiç bir ordu karşısına çıkamadı." (398) Kutalmışoğlu Süleyman. Bu sebeple El-Basan'ı teslim etmeniz gerektir" diye ihtarda bu­ lunmuştur ki. Melik-Şah'ın halası ve El-Basan'm zevcesi Gevher Hatun da m074'te intikam almak ’çin Anadolu'ya gitmekte olan Yabgulular'a yetişmek üzere Azer­ baycan'a hareket etmişti. (397) Nitekim Anonim Selçuknâme'ye göre: "Süleyman Şah. Hıristiyanlık tarihinde çok mühim bir mevkii olan ve İstanbul'dan sonra Bizans İn. kısa zamanda Anadolu fütuhâtım ge­ nişletti ve nihayet 1075 yılında. El-Basan (yahut Er-Sagun) ve Kavurt'a mensup Yabgulular olup. devlet yüz gösterdi ve kendisine k^şan Horasan Türkmenleri ile önce Antakya üzerine yürüdü. sizin ülkelerinizi de yağma ve tahrip etmişler­ dir. bu durı> Anadolu'ya göçen Türkmenler'in Kutalmışoğulları'nı nasıl beklediklerini göstermekte (39&) ve diğer taraf­ tan da bu Türkmenler'le Büyük Selçuklu Sultanları arasındaki hasmane münasebeti açık bir şekilde ortaya koymaktadır. evvelâ Konya'yı Martavkusta'dan ve Gavele (Gevâle) kalesini de Rumanus Makri'den aldı. Kutalmışoğlu Süleyman'a Anadolu'da çok müsait bir zemin hazırlamıştı. Heybeti kâfit lerin kalbine yerleşti ve kahramanlığı sayesinde Konya'dan İznik kapısına kadar her tarafı aldı. Halbuki bu Yabgulular Sultan'ın düşmanıdır. fakat fethedemedi. kendi­ sine karşı ittifak eden Şam emirlerinin askerlerinin çokluğu dolayısiyle orada kalamayarak Rum (Anadolu) gazâsına girişti. İmparator'a "Aramızda dostluk ol­ duğundan memleketlerinize dokunmadım.Alp Arslan zamanında Suriye'ye kaçmış bulunan Yabgulu Oğuzlan'nın Atsız idaresinde Meiik-Şah'a itâat etmemeleri ve Anadolu fethine memur edilen Eksük oğlu Artuk Bey'in de iç karışıklıklar sebebiyle İran'a dönmesi neticesinde Anadolu'da bir Selçuk Şeh­ zadesi veya büyük bir Türk beyiniij bulunmaması. Daha önce de Alp Arslan tarafından ElBasan'ı takibe gönderilen ve onu sığındığı Bizans İmparatoru'ndan teslim almak isteyen Afşin Bey.paratorluğu'nun ikin­ ci başkenti durumunda bulunan İznik şehrini fethederek kendisine 150 Oğ u z ÜNAL . Oradan Rum'a (Anadolu'ya) geçti. Bundan başka Anadolu'ya gelen bu Türkmenler'in mühim bir kısmı da Alp Arslan'a ve Melik-Şah'a karşı isyan eden Kutalmış. işte Kutalmışoğulları'nı Anadolu'ya çeken sebepler bunlardı. bu Türkmenler devamlı bir şekilde Rum 'a (Anadolu'ya) göçüyorlardı. talih yar­ d ır' etti.

sh. ilk de­ fa 1068'de Türkler'in eline geçmiş idiyse de. Nitekim çağdaş Bizans kaynakları da 1078'de Süleyman'ın İznik'te oturmakta olduğunu söylemekle İznik'in bu tarihten (1078) önce Süleyman'ın elinde olduğunu meydana koymakta ve İslâm kaynaklarını da teyid etmektedirler.s. İznik'in fetih ve payitaht oluş tarihini 1077-1081 yılları arasında zikretmektedirler. L A U R E N T . İstanbul 1970. -İznik şehri Türk Sultanı tarafından hüküm et merkezi ittihaz edildi ve şim diye kadar K onya'da b ulu n an pay itaht buraya nak­ lo lu n d u . . İznik'ten önce Konya'nın başkent olduğunu söyleyerek hataya düşmektedirler.** Konya şehri. 107-109.(399) Bazı müellifler.payitaht yaptt ve hükümdarlığını ilân etti. BizanslIlar. 202. kaynakları iyi değerlendiremedikleri için. M ehm et A ltay KÖYM EN . Zeki V elidi TOG A N . 1 2 . burada fazla oyalanmayarak esas hedefi olan İznik üzerine yürümüş ve bu *B u h a tâ bugüne kadar bütün ilim adamları tarafından ısrarla tek­ rarlanm ıştır. Islâm / . 109. **M eselâ bk. M iikrim in Halil YL N A N Ç. diğer bazı şehirler gibi. 107: "T ürkiye'nin ilk sultanı olan bu padişah'm (Süleyman). A n a d o lu 'n u n F ethi." HORASAN'DAN ANADOLU'YA 151 . Bu suretle İslâm kaynaklarının açık ifadesi ve Bizans kaynaklarının da onları teyid eden kayıtlarına göre İznik'in fethi ve Türkiye Devleti'nin kuruluşu 1075 yılında vuku bulmuştur. (401' Süleyman. . M elikşah Ü kâdesi. N ancy 1913.* Halbuki çağdaş Suriye kaynakları: "Kutalmışoğullanndan Süleyman 467 (1075) senesinde İznik (Nikiyye) ve havalisini fethetti" ifadesiyle bu fetih ve tarihini tesbit edip Anonim Selçuknâme'yi de teyid etmiş­ lerdir. 668.onran naklen İbrahim K A F E S O Ğ L U . Meselâ bk. sh. İznik'ten önce Konya'yı fethetmiş ise de. sh. . 2. . U m um i Türk Tarihine Giriş. (400) Diğer bazı müellifler de. sh. 106. basım. A n a d o ­ lu 'n u n Fethjj sh. Süley­ man'ın İznik'ten önce Konya'yı başkent yaptığı ve daha sonra İznik'e naklettiğine dair görüşler tamamiyle yanlış tahminlere dayan­ maktadır. J..evvelâ K onya şehrini payitaht y ap tığı anlaşılm aktadır" ve sh..M ü k rim in H alil YH N AN Ç. ” . sh. 3yzance et les Turcs Seldjoucides. Konya'yı da geri almışlar ve şehir bir kaç defa el de­ ğiştirmişti. Selçuklular Devri Türle Tarihi.

152 Oğ u z ÜNAL . Süleyman Şah'm behemehal karşı yakaya atlamak ve Rumeli'ni fethetmek azminde olduğunu göstermektedir. İznik Gölü'nün doğu kıyısında büyük ve tarihi bir şehirdi. Peygamber (S. Marmara'nın güneydoğusunda. mukaddes bir mefkure olarak yaşattıkları Anado­ lu'nun fethi yüzlerce yıl sonra tahakkuk etmiş (403) ve ölümsüz Türkiye Devleti (Devlet-i Ebed-Müddet) kurulmuş oldu. İzmit körfezi’nin gü­ neyinde.A.şehri 1075 yılında fethederek hükümdarlığını ilân etmiştir.)'den devralarak. Hıristiyanlık tarihinde mühim bir mevkii olan ve İstanbul'dan sonra Bizans'ın ikinci taht şehri durumunda bulunan İznik gibi Bizans'a ve Avrupa'ya bu derece yakın bir şehrin payitaht seçilerek "Türkiye Devleti"nin burada ilân edilmiş olması.S. bir ara Konya'da oturduktan sonra m075'de İznik'i fethe­ derek payitaht yapması ve hükümdarlığını ilân etmesi çok mânâlı idi. (402) Böylece Emevi ve ilk Abbasi Halifelerinin. İznik şehri. Süley­ man'ın.

3. S Ü L E Y M A N Ş A H 'IN S U L T A N L IĞ I V E KURDUĞU d e v l e t Süleyman Şah'm "Türkiye D evleti" ile ilk defa olarak biri Ho­ rasan (İran)'da ve diğeri Anadolu'da olmak üzere iki Selçuk SulUnlığı o ru y a çıkmıştır. Sultanlık dâvâsıyla ortaya atılan Kutalmışoğlu Süleyman’ın, büyük Türkmen kitlelerine dayanarak, Anadolu'da müstakil bir dev­ let (sultanlık) kurması ve yine bu sıralarda, Alp Arslan'ın önünden Suriye'ye kaçmış bulunan Yabgulular'ın Kınık boyundan Atsız Bey idaresinde 1070'den itibaren, Kudüs'ü Mısırlılar'dan alarak orada müstakil bir Türkmen Beyliği kurmaya çalışmaları, Cihân Hâkimiyeti dâvâcısı Melik-Şah'ı endişelendiriyor ve merkezdeki saltanat mücadelesini kazandıktan sonra, merkeziyetçi bir idare kurmak maksadiyle, Anadolu'daki bu yeni devleti ve Suriye'deki Vabgulu Türkmenleri'ni itaati altına almağa zorluyordu. İşte bu sebeplerle 1078'de kardeşi Tutuş'u Suriye üzerine gönderirken. Emir Porsuk kumandasındaki büyük bir orduyu da Kutalmışoğlu Süley­ man'ı itâat altına almak üzere Anadolu'ya gönderdi. (404) Melik-Şah'ın Anadolu'yu ve Kutalmışoğullannı itâati altına almak maksadiyle gönderdiği Emir Porsuk'un harekâtı hakkında kaynaklardaki ifadeler çok karışık ve yetersizdir. (405) Kutalmışoğulları'nın Büyük Selçuklular'la ve özellikle Süleyman'ın Alp Arslan ve Melik-Şah ile münasebetlerini kaynakların yakıştırmalarına göre ters mânâda anlayan modern tarihçiler, hatâ üzerine kurulan bir görüş icabı, Süleyman ile kardeşi Mansur arasında bir savaş ol­ duğunu, Süleyman'ın yardım istemesi üzerine Melik-Şah'ın Porsuk'u Anadolu'ya gönderdiğini ve Mansur'un bertaraf edilmesinden sonra Anadolu hükümdarlığının Melik-Şah tarafından Süleyman'a veril­ diğini sanıyorlardı.(406) Bununla beraber, kaynakların dikkatli bir tetkikinden ve olayların tahlilinden anlaşılıyor ki, Melik-Şah, Emir Porsuk'u Cihân Hâkimiyeti dâvâsiyle Anadolu'ya göndererek Süleyman ve diğer Kutalmışoğullannı bertaraf etmek ve Türkiye

H O R A S A N 'D A N A N A D O L U 'Y A

153

Devleti'ni kendisine bağlamai< istiyordu. Anadolu'dagazâ yapmakta olan Afşin, Saltuk, Dilmaçoğlu Mehmed, Tarankoğlu ve Tutioğlu gibi Oğuz Beyleri de askerleri ile birlikte Rum'dan (Anadolu’dan) Haleb'e dönüyorlardı ki, bu dönüş bu beylerin Süleyman'a karşı bulunmaları ve ondan kaçarak Melik-Şah'a sadakatleri ile ilgili idi. Nitekim Melik-Şah, bu beylere Suriye'ye giden kardeşi Tutuş'a iltihak etmelerini emretmişti. (407) Bu şekilde büyük bir orduyla Anadolu'ya giren Emir Porsuk, bu ülkeyi Büyük Selçuklu Sultanlığı'na bağlamağa çalıştı; bu harekâtı sırasında bazı Bizans kuvvetleri İle de çarpışarak onları bozguna uğrattı ve bu arada Anadolu'daki Türkmenler'e karşı bazı muvaffaki­ yetler kazanarak, Süleyman'ın kardeşi Mansur'u öldürdü ise de Süley­ man Şah'a karşı bir başarı elde edemedi ve Süleyman Şah, Türkiye Selçuklu Devleti'nin istiklâlini muhafaza edebildi. Nitekim Sadruddin el-Hüseyni'nin, Porsuk'un Rumlar'ı mağlup etmesinden sonra Melik-Şah'ın "Konya, Aksaray, Kayseri ve bütün Rum (Anadolu) beldelerini Kutalmışoğlu Melik Rükneddin Süleyman'a bıraktı" ifadesi de bu durumu açıklamakta, Melik-Şah'ın muvaffakiyetsizliğe uğrayarak Anadolu'dan el çektiğini ve Süleyman Şah'ın Anadolu'da­ ki Sultanlığını bir miiddet için de olsa kabul etmek zorunda kaldığını gösterir. (408) Süleyman Şah, Porsuk'u muvaffakiyetsizliğe uğratıp Anadolu'­ dan çekilmeğe mecbur etti ve bu sayede Melik-Şah'a karşı istiklâlini korudu; artık Türkiye Selçukluları Devleti'ne emniyet ve kuvvet gel­ di. Bu durumu kazandıktan sonra da Bizans'ta eksik olmayan taht kavgaları Süleyman'a yeni yeni fırsat ve imkânlar hazırladı.(409) Süleyman Şah, bu fırsatları dahiyane bir diplomasi ile değerlendire­ rek, sür'atle devletini genişletmeğe başladı ve Türk orduları Marmara ve Karadeniz sahillerine, boğazlara kadar ilerledi. Artık İstanbul Boğazı, Selçuklular ile Bizans arasında hudud olmuştu. Bu sıralarda Bizans taht kavgaları ve iç karışıklıklar dolayısiyle çok zayıf bir durumda idi ve Balkanlardaki durumu da çok kritikti. Bu sebeplerle Anadolu'da ciddi hiç bir iş yapamayan yeni İmparator Alexios Komnenos, Balkanlardaki acil tehlikeyi bertaraf etmek maksadiyle Süleyman Şah ile anlaşiıağa mecbur oldu. Bu sebeple İmparator, Süleyman'a mühim miktarda paıa veya vergi (Bizans kaynaklarında hediye) vererek, Türkler'i boğazlardan hudud olarak çizilen Drakon suyuna kadar çekilmek şartıyla, 1081 yılında, bir andlaşma imzala­

154

Oğ u z ÜNAL

mağa muvaffak oldu. Bu andlaşma hükümlerine göre, Türkiye Sel­ çukluları, boğazlardan Drakon çayına kadar çekilmekle beraber, V.armara sahillerine kadar bütün Anadolu'ya sahip olduklarını B i­ zans'a usdik ettirmekle büyük bir siyasi ve hukuki zafer elde etmiş oldular. Kılıç zoru ile fethedilen Anadolu, bundan böyle hukuken de Türkler'a ait olmuş oluyor ve Türkiye Selçukluları Devleti'nin hu­ kuki ve siyasi varlığı Bizans tarafından resmen tanınmış oluyor­ du.(410) Bununla beraber Türkler'in Boğazları eninde sonunda mutlaka atlayacağını ve Rumeli'ye çıkacağını iyice kestiren ve Bizans İmparatorlarının en büyüklerinden biri sayılan İmparator Alexios Komnenos, buna mâni olmaya Bizans'm gücünün yetmeye­ ceğini iyice anlamıştı. Ne pahasına olursa olsun Avrupa'yı Türkler'e karşı birleştirmek ve Türkler'i Şark beldelerinden (Anadolu'dan) atmak lâzımdı. Haçlı seferlerinin işaretleri Avrupa'da belirmeye başlamıştı. (411) Süleyman Şah, 1075'de kurduğu devleti, 1078'de Porsuk'un muvaffakiyetsizliğe uğrayarak çekilmesiyle kurtarmış; Melik-Şah'a karşı istiklâlini korumuş idi. Türkiye hükümdarı 1081 anlaşma­ sıyla, İstanbul hududlarını boşaltarak bir kısım araziyi Bizans'a terkediyor ise de, Bizans'a karşı daha büyük siyasi ve hukuki za­ fer elde ediyor; başlangıçta istikrarı ve istikbali belirsiz olan ve sadece kılıç kuvvetine dayanan Türkiye Devleti'ni fiilen olduğu gibi, hukuken de Anadolu'ya hâkim bir duruma getiriyordu. Ger­ çekten, Bizans tarihçisi Anna Komnena'ya göre: "Iznik 'i payi­ taht yapan ve bizim İmparatorluk sarayı dediğimiz sultanlığını orada kurup, bütün şarka hükmeden Süleyman" (412), bu andlaşmanm akdi sırasında bizzat Sultan Unvanını da taşıyordu. Bununla beraber, İslâm kaynaklarında "m elik" (kıral) ünvanı ile anılan Süleyman'ın kendisini Sultan ilân e<-nesinden sonra bu hâkimiyetin, devletlerarası hukuka göre, tasdiki gerekiyordu. Nitekim, Abbâsi Halifesi Kaim bi-Emrillâh'ın, menşur, hil'at ve sancak göndermek suretiyle Sü­ leyman Şah'ın sultanlığım tasdik ettiği (413) rivayet olunmaktadır ki, burada sadece devletlerarası hukuka has bir müessese olan "ta ­ nıma" hali söz konusudur. Diğer taraftan Büyük Selçuklu Sultanı Melik-Şah'm da Kutalmışoğlu Süleyman Şah'a 1077 yılında Anadolu sultanlığını verdiğini bildiren bir ferman yolladığı (414) yolunda bir rivayet daha mevcut­ tur.

HORASAN'DAN ANADOLU'YA

155

Sünni Abbâsi Halifesi'nin, Süleyman Şah'ın Ş ii Fatımi Haiifesi'ne bağlanmasını önlemek ve hattâ İlci rakip Selçuklu Sultanı çıkararak kendi otoritesini ve kudretini artırmak maksadiyle Süley­ man'a böyle bir tevcihde bulunarak kendisinin sultanlığını tasdik etmiş olması tabii gözükmektedir. (415) Abbasi Halifesi'nin bu tu­ tumu, yeni teşekkül eden bu uc gazileri devletini şiilik tesiri ve si­ yasetinden mutlak olarak kurtarmıştır. Burada Süleyman'ın kardeş­ leri Alkyuluk ile Dolat (Devlet)'in, Horasan'daki amcazadeleri olan Büyük Selçuklular'a muhalefet gayesiyle daha başlangıçta Şökli ile birlikte, Fatımi Mısır Halifesi ile münesabette bulunduklarına ve Süleyman'ın da 1082'de Tarsus’u fethedince oraya kadı ve hatipler bulması için Şam Trablusu'nun Şii hâkimi kadı İbn'Ammar'a mü­ racaat etmekten çekinmediklerini hatırlatalım. Bu sebeplerle Abbasi Halifesi'nin bu tevcihi, Süleyman Şah'ın Türkiye Devleti Sultanı sıfatı ile Şii Fatımiler'i tanımasını önlemek gayesiyle, bir zaruret haline gelmişti. Ancak ilâve edelim ki, Halife'nin Süleyman'a "m e­ lik" değil de bizzat "sultan" ünvanmı tevcih etmesi Süleyman Şah ile Melik-Şah arasındaki ailevi rekabet ve saltanat mücadelesinin devam ettiğini açıkça ortaya koyar. (416) Abbâsi Halifesi'nin Süleyman Şah'a sultan ünvanmı tevcih et­ mesine rağmen, İslâm dünyası'nm tek sultanı ve hattâ cihân hâkimi­ yeti dâvâcısı Melik-Şah’ın Süleyman'a bizzat sultan ünvam tevcih ederek onu kendisine şerik kılan bir rütbeye eriştirmesi imkânsız gibi gözükmektedir. (417) Bu durum ancak daha sonraları Sultan Sancar devrinde, sultanların sayısı birden fazla olduğu ve dereceleri tayin edildiği zaman gerçekleşmiş ve Sultan Sancar, İrak, Anadolu, Gazne Sultanları ve Türkistan Hakanları karşısında kendisine "E n Büyük Sultan" (Sultan ul-azam) ünvanmı tahsis eylediği zaman diğer sultanlar mevcud o!muştur.(418) Ancak derhal belirtelim ki, bu devirde dahi Türkiye Sultanlığı Büyük Selçuklu Sultanlığı'nm tâbii değil, bilâkis müstakil bir devlet idi. Sultan Melik-Şah'm, Süleyman’a sultan ünvanı verdiğini göste­ ren bir belge henüz bulunamamıştır. Kaldı ki bu husus ispatlansa dahi, bu durum, hukuki bakımdan kurulmuş olan bir devletin devletlerarası hukuka göre tanınması anlamına gelir, yoksa bazı tarihçilerin zannettiği gibi, devletin kuruluşunu sağlayan bir durum değil.

156

O ğ u z ÜNAL

Selçuk Devleti'nin bünyesi iyice kavranamadığı ve tarihi olaylar yeterince anlaşılamadığı için de muahhar İslâm kaynaklarındaki şüpheli ve yakıştırma ifadeleri dolayısiyle. hâkimiyet sahasını genişletmiş ve İmparatorları oyuncak hali­ ne getirmiştir. Bizans'taki taht kavgalarından istifade ederek. (419) Burada Süleyman Şah idaresindeki Türkiye Selçukluları Devleti'nin istiklâli konusunda Bizans tarihçilerinin garip tutumlarına da işaret etmek isteriz. 1078'de üzerine gönderilen Porsuk'un geri çekilmesiyle de Melik-Şah'ı muvaffakiyetsizliğe uğratarak ona karşı istiklâlini koruduğu. yine de Süleyman Şah'ı Bizans'a tâbi bir hükümdar gibi göstermişlerdir ki. (421) Buraya kadar yaptığımız bütün izahat ve tetkiklerden sonra. Süleyman Şah. bazan İmparatorları. artık Süleyman Şah'ın 1075 yılında İznik'i feth ve payitaht yapıp Türkiye Devleti'ni kurduğu. hukuken de Bizans'a tasdik ettirdiği ve bu suretle Sultanlığı'nı ilân ederek müstakil ve kudretli bir 'T ürkiye Devleti"ne sahip olduğu hakikati meydana çıkar. tasdik edilsin veya edil­ mesin. bu hal. Bu duruma rağmen Bizans tarihçileri ona verilen haracı (vergiyi) hediye saymışlar ve 1081 andlaşması ile Anadolu resmen ve hukuken Bizans tarafından Türkiye Devleti'ne terkedilmiş olduğu halde.Zateiı Süleyman Şah'ın kazandığı kudret ve Selçuk soyundan gelmesi ve dedesinin Oğuz Vabgusu olması. kendisini sultan ilân etmesi için yeterliydi ve Türkistan'da başlayan saltanat mücadelesinin Anadolu'da gerçekleşmesi tabii idi. bazan da taht müddeilerini desteklemek sure­ tiyle Bizans'ın iç sşlerine karışmış ve bu sayede de kudretini artır­ mış. Bizanslılar'ın eskiden beri malum olan hususi zihniyetleridir ve tarihi hakikati göstermekten ziyade mânâsız bir gururun ifadesidir. aynı zamanda Melik-Şah'ın da bir tâbii zannedilmiştir. Bizans'la imzalanan 1081 andlaşmasıyla Anadolu'daki hâkimiyetini fiilen olduğu gibi. (422) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 157 . (420) Bizans kaynaklarının yanlış ifadeleri sebebiyle Süleyman Şah nasıl Bizans'ın garip bir tâbii sayılmış ise.

(424) 158 Oğ u z ÜNAL . İstanbulda'ki taraflarının da yardımı ile. şarkı söylüyor ve İstanbul'da itibar görüyorlardı. Botaniates de isyan ederek İstanbul üzerine harekete geçti ve Alp Arslan'dan kaçıp Bizans'a sığınan Selçuk'un torunu El-Basan (Er-Sagun) Bey ile birleşerek Kütahya'dan İzmit'e doğru ilerledi. Edirne'de. Tam bu sırada idi ki. kısa bir süre sonra bütün Marmara sahillerine hâkim olmuştur. Bursa ve İzmit başta olmak üzere. İstanbul'u zapt için en yakın bir hareket üssü olan İznik şehrini ele geçiren Süleyman Şah. Bryennios.. Botaniates.daki bütün şehirler kendiliklerinden birer birer teslim olmuşlardır. müttefiki bulunan El-Basan'ı amcazâdesi Süleyman Şah'a gönderdi. Bryennios'a karşı gönderdi. Bu sayede İmparatorluğunu ilân eden N.. Yeni İmparator ile birlikte giden Türk askerleri Üsküdar'da çadırla­ rını kurarak bir bayram şenliği içinde eğleniyor. 1077'de İmparatorluğunu ilân ederek İstanbul üzerine yürüdü. Fakat Türkler'den korktuğu için. Yeni İmparator. SÜLEYMAN ŞAH'IN ANADOLU FÜTUHATI Süleyman Şah. 5. Bitinya havzas>. İmparator bu tehlikeli durumda hapisten çıkardığı Norman reisi Russel'i Alexios ile birlikte ona karşı gönderdi. ancak geceleri sapa yollardan ha­ reket ediyordu. 1075'de İznik’te yerleştikten sonra Bizans'ın uğradığı buhranlardan ve zayıf İmparator Mihael'e karşı çıkan isyan­ lardan faydalanarak süratle devletini genişletmek ve kuvvetlendirmek imkânlarını buldu. İznik dolaylarında Sakarya yakınlarındaki Atzula mevkiinde Türkiye Selçuklu kuvvetleri tarafından sarılmak tehlikesi­ ne maruz kalan N. Birtakım menfaatler karşılığında ve herhalde Bizans'a karşı maksadını da anlattıktan sonra onu ikna et­ ti. buraya gelmiş olan bu Türk askerlerini Rumeli'de Peçenek ve Bulgarlar'a dayanan N. Bizans tahtını ele geçirdi. 1078'de. (423) Bizans'ın Rumeli ordusu 1075'de toptan ayaklandı ve bu ordu­ nun komutanı N. Böylece Süleyman daha müsait şartlar dolayısiyle müttefiki bulu­ nan İmparator yerine Botaniates ile anlaşmayı tercih etti. Süleyman Şah'dan askeri yardım vaadi alarak İstanbul'a doğru yürümeğe başladı. Botaniates. Anadolu'da bulunan askerlerin komu­ tanı N.

sanki dün­ yanın her tarafından bu memleket için randevu vermişlerdi.Türkiye Sultanı Süleyman Şah bu şekilde Bizans'ın iç işlerine karışarak bu sayede hâkimiyetini. Süleyman Şah. Karadeniz. O. 1080 yılında vuku bulan bu nüfus hareketini şöyle anlatır."(426) Türkler. 1081 yılında. gümrük daireleri ve geçiş vergileri ile de. Malazgirt zaferinden bir kaç yıl sonra.A. Bizans Ermeniler'i doğudan Orta Anadolu'ya sürerken Balkanlar'dan naklettiği Slav..)'in hadis­ leri ile fethi tebşir edilen İstanbul. Anado­ lu'da yeni bir devlet kurarken Oğuz Türkleri'ne. İstanbul Boğazı ve gemiler tamamen kontrol altına alınmıştı. Anadolu'da Türk nüfu' yoğunluğunu arttırarak kuvvetlenmesine âmil olduğu gibi.. Nitekim 1080 yılında Azerbaycan'dan Anadolu'ya çok büyük bir Türkmen nüfus akını vuku buldu. Ulah ve Şamani Türkler de gayrimemnun HORASAN'DAN ANADOLU'YA 159 . "1080 yılı martına doğru Okyanus denizi berisinde (Anadolu'da) bulunan bütün Hıristiyan memleketleri Türkler'in istilâsına uğramış ve hiç bir vilâyet bundan kurtulamamıştı. diğer bir deyişle Türkmenler'e dayanıyor ve onları yanında topluyordu. bütün Anadolu'­ nun fiilen olduğu gibi hukuken de hâkimi olduğunu tasdik eden andlaşmayı Bizans'a imzalatarak bu fethi tehir etmişti. Bizans'ın takibeniği ortodokslaştırma ve Rumlaştırma siyaseti de Ermeniler'i. (425) Çağdaş Ermeni tarihçisi Mathieu. Marmara ve Akdeniz sahillerine kadar her tarafta genişletti.S. (427) Süleyman Şah'm orduları bu sür'atli fütuhât neticesinde Boğazlar'a kadar ilerlemiş ve Boğaz'm Anadolu (Asya) sahillerine yerleşmiş. savaşlar ve isyanlar dolayısiyle perişan olan yerli halklar da Süleyman'ın idaresinde huzura ve sükuna kavuşuyor ve bu sayede Türkiye Sel­ çuklu Devleti sağlam bir temele kavuşmuş bulunuyordu. fakat deniz bu emele imkân vermiyordu. İslâm dünyası­ nın eski büyük ideali olan ve Hazret-i Peygamber (S. Bizans'ın kötü idaresi. Bir çok vilâyetler boşaldı ve artık şark milleti (BizanslIlar) mevcud değildi. (428) Süleyman Şah'ın kurduğu devlet ve kazandığı baş döndürücü muvaffakiyetler. rafızi mezheplerinde bulunan yerli halkları ve Pavlakiler'i de Bizans'a düşman etmiş ve Selçuklular'a yaklaştır­ mıştı. Her yer Türk askerleri ile dol­ du. Süleyman Şah. Sürayniler'i. her halde hâkimiyetini Anadolu'nun doğusunda ve güneyinde kuvvetlendir­ dikten ve bir donanmaya sahip olduktan sonra teşebbüse geçmeyi düşünüyordu. Onun bu mu­ vaffakiyetleri arttıkça Türkistan ve Horasan'dan Anadolu'ya doğru ilerleyen Türkmen muhacereti sür'atlendi ve büyüdü. Süleyman Şah'ı cezbediyor.

İstan­ bul'u da alabileceklerdi. Fırat kıyılarında. Şarktan gelen Türkiye Selçukluları o tarafa yayılmağa uğraşırken Bizans idaresinde inhitat 160 Oğ u z ÜNAL . (431) B ir başka müellife göre de Süleyman. Adalardenizi ve Akdeniz arasında bütün beldelere girmiş ve hâkim olmuşlardı. oralardaki küçük Ermeni Kırallıklarmı kaldırıp. Anadolu'daki büyük toprak aristokrasisi elinde esir veya toprak­ sız bulunan köylüler de Selçuklular sayesinde toprağa ve hürriyete kavuşuyorlardı. Kayseri ve Fırat bölgelerine nakletmişler. Doğu Anadolu'yu hâkimiyetleri altına almağa çalışıyorlardı. devletin kuruluşundan beri. Süleyman Şah. Malatya.olarak yeni T irk idaresini tercih ediyorlardı.(432) Bununla beraber Anadolu'da bazı şehir ve kaleler henüz Bizanslılar'ın elinde kalmıştı. Türkmenier'in muhacereti ve fetihleri de Ermeni halkının dahafazl^ güneybatı'ya doğru kaymasına ve bu şekilde. Boğazlardan Suriye'ye kadar uzunluğu otuz. Toroslarda. Türkiye Selçukluları. X I. Marmara. genişliği on veya on beş gün süren bu memle­ kete ve bütün şehirlerine sahip oldu. Türkler. Karadeniz. eski Türk göçebe huku­ kuna göre. (434) Türkiye Selçukluları’nm doğu hudutlarında bir Ermeni Prensli­ ğinin kurulması ve Melik-Şah'ın desteğini kazanması endişeli bir durum yaratıyor ve Süleyman Şah'ı şark seferine mecbur ediyordu. Gemileri olsa idi. Bütün bunların yanı sıra. (430) Onun idaresinde Türkler. Kilikya'da. F ı­ rat bölgesinde yoğunluk kazanarak bir takım prenslikler kurmuşlar ve bu şekilde Türkiye Selçukluları'nm doğu ve güneyde Türk-İslâm ülkeleriyle münasebetlerini kesecek bir durum yaratmışlardı. 1082-1083 yıllarında Anadolu'da tek tek nokta­ lar halinde kalmış olan Bizans şehir ve kalelerini fethetmekle meşgul oldu. (433) BizanslIlar. Maraş ve Urfa taraflarında yoğun­ luk kazanmalarına sebep olmuştur. mühim bir Ermeni nüfusunu Sivas. Zira Süleyman ve halefleri. yüzyılın başlarından beri Doğu Anadolu'yu istilâ ederek. bütün Türkiye (Turgia) şehir ve kalelerini fethedip hâkimiyetini kurduktan sonra Süleyman Şah adını aldı. toprakları köylülere dağıtıyor ve devlet mülkiyeti altında herkesin tasarrufuna imkân veren bir Miri toprak sistemi kuruyor­ lardı. Bizans'ın çöküşünden ve Türkler'in onlara karşı takip ve seferlerinden faydalanan Ermeniler. (429) Böylece Süleyman.

(436) Bu sebeple Abbâsi Halifesi. acele İznik'e döndü ve gereken hazırlıkları yaptı. İşte Türkiye Sultanı Süleyman Şah. Bir yıl içerisinde de Adana. şairler ve mütefekkirler de yetiştirdiği bu bölge X. Gerçekten Süleyman Antakya üzerine yürümeden önce Ebu'l-Kasım'ı İznik'te yerine başkumandan olarak bıraktı ve ayrıca Kapadokya'ya. aleyhine fetihlerini genişletmeğe karar veriyordu. islâmlarm Bizanslılar'a karşı Suguur veya Avâsım (Uc) adı ile anılan en kuvvetli bir hudud teşkilâ­ tına sahip idiler. Büyük Selçuklular'la da karşılaşma ihtimalini hesaba katarak. bu ileri hamle ile. Anadolu'ya gelmeden önce Kuzey Suriye'de iken Şökli Bey ile birlikte böyle bir teşebbüse giriştikleri gibi İbrahim Yınal ve diğer âsi Selçuklu Beyleri de aynı şekilde Mısır Fatımileri ile münasebet kurarak. Süleyman Şah. Ermeni Filaretos. siyasi muvaffakiyet­ leri için aynı yolu tutmuşlardı. Kilikya şehirleri. Nitekim Kutalmışoğullan. yüzyılda Bizans'ın karşı taarruza geçmesi üzerine işgal olunmuş ve bütün Müslüman halk da ya öldürülmüş ya da zorla Hıristiyan yapılmıştı. Aynzarba ve bütün Kilikya beldelerini hâkimiyeti altına aldı. sahil bölgelerine ve bütün Selçuklu Anadolu'suna valiler tayin ederek kendisi seferden dönünceye kadar.(435) Bu sebeplerle Türkiye Sultanı Süleyman Şah. Süleyman Şah'ın yeni fethettiği bu bölgede Emeviler ve Abbâsller. Müslüman gönüllüleri ve gâzileri için birer askeri üs olup. Süleyman Şah'a Sultan sıfatını tevcih ederek. çok büyük bir uzak görüşlülükle. Süleyman Şah'ın Tarsus'u fethedince derhal kadı İbn'Ammar'a elçi gönderip kendisinden bu yeni fethedilen şehirler için kadı ve hatip talep etmesi Türkiye Sultanı'nm Melik-Şah ile hasmane münasebetlerini meydana koymak ve Büyük Selçuklular'la bu ailevi ve siyasi rekabet dolayısiyle. bu bölge­ yi bir buçuk asırlık bir Bizans işgalinden sonra tekrar İslâm diyarı haline getiriyor ve buradan daha da ileri giderek. edipler. yeni kurulan Türkiye Devleti'nin Şii siyaseti ve nüfuzundan kurtulmasını temin etmiştir. 1082 yılında Kilikya (Çukurova)'ya girerek Tarsus'u fethetti.içerisinde bulunan Orta ve Batı Anadolu'da tecride uğramaktan kurtulmak. Tarsus merkez olmak üzere. medeniyetçe üstün olan Islâm dünyası ile bağlan kurmak ve yollan açmak istiyorlardı. Masisa. İslâm kültür ve medeniyetinin kuvvetle yerleştiği ve ilim adamları. her birini kendi böl­ gesini korumakla görevlendirdi. (437) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 161 . bunlar arasında pek çok miktarda Türk askeri de vardı. Abbâsiler yerine Şii Fatımile 'i tanıdığını belirtmek bakımından çok mü­ him bir hadisedir.

bir fermanla. ordusuyla birlikte bznik'ten cebri bir yürüyüşle Antakya'ya doğru harekete geçti.((439) Bu fırsatı gayet güzel değerlendiren Süleyman Şah. Bu sırada Filaretos'un Melik-Şah'a giderek ayrılmasından fırsat bulan ve bu adamın zulmünden bıkan Antakya halkı ve başta şehrin valisi ile Antakya kuvvetlerinin başında bulunan Filaretos'un oğlu Barsam. Böylece yıldırım sürati ile yol alan Süleyman Şah. sakin ola­ rak evlerine döndü. Önceleri Bizanslılar'ın ve daha sonra Ermeni Filaretos'un zulümlerinden şikâyetçi olan Antakya halkı ve bilhassa Ermeni ve 162 Oğ u z ÜNAL .(438) Süleyman Şah'ın Kiiikya fetihleri ile ülkesi­ nin elinden çıktığını ve Hıristiyanların da kendisine karşı olduğunu gören Filaretos. ilk Cuma namazını burada kıldı. bütün esirlerin hür olduğunu ilân etti ve askerlerin yerli halkın evlerine girmelerini ve halka dokunmalarını kesinlikle yasak­ ladı. Anne Komnena'ya göre. geceleyin yürüyüş yapıyor. ani olarak geceleyin Antakya surları önüne çıktı ve 300 kişi ile Faris kapısından şehre girdi. Böylece Süleyman Şah. Emniyet ve gizlilik sebebiyle de Kiiikya sahilinde askerlerini süvari ve piyade. en küçük bir olayın şiddetle cezalandırılacağını bildirdi. Bu ehemmiyeti dolasiyle Suriye'den gelen bir çok Müslüman bu muhteşem Cuma namazında bulundu. 12 günde Antakya'ya vardı. gizlice Türkiye Sultanı Süleyman Şah'a haber göndererek onu An­ takya'ya davet edip şehri kendisine teslim etmeyi teklif ettiler. gündüzleri dinleniyor ve sapa yolları takibediyordu. Süleyman Şah'm ordusu fasılasız ve dalgalar halinde şehre giriyordu. Mısır'a kadar bütün Suriye'nin kilidi durumunda bulunan bu mühim şehri 1085 yılında fethetti. sdâleti ve şefkati ile bütün Antakya halkının kalbini fethetti. Hazret-i Isa'nın havarilerinin toplanmış oldukları meşhur Kasiyan (cassinus) kilisesini câmiye çeviren Süleyman Şah. Fakat ilk anda savaşa başlayan kale muhafızları İç Kale'ye sığındılarsa da bir müddet sonra teslim oldular.-Hareketini son derece gizli tütan Süleyman. Sabahleyin Türk askerlerinin haykırışlarıyla uyanan halk evvelâ şaşırdı. hâkimiyetini genişletmek imkânını buldu ve Maraş'tan sonra Malatya ve Urfa'yı almış ve Antakya'yı da idaresi altına sokmuştu. Türkiye Sultanı. Türkiye Sultanı'nın gel­ diğini ve askerlerin kimseye dokunmadığını anlayan halk. gemilere bindirerek Asi nehri mansabından.Bu sırada Bizans ordusunun dağılmış olmasından faydalanan Ermeni Filaretos. bizzat büyük Selçuklu Sultanı Melik-Şah'a giderek. Süleyman Şah. Daha sonra. 120 müezzin tarafından okunan ezan ve tekbir sesleri fethi tebcil etti. Süleyman Şah'a karşı kendisinden yardım talep etti.

Yalnız Maraş. Bu fetihlerden sonra Türkiye Devleti'nin güney sınırı. (441) Bu sıralarda Süleyman Şah'ın 1081'den beri İzmir valisi olan ve Oğuzlar'ın Çavuldur Boyu'ndan gelen Çaka Bey. daha Bizanslılar'da idi. A r­ tık Anadolu'da Türk birliği kurulmuştu. Elbistan. (442) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 163 . Bundan sonra sıra. (440) Süleyman Şah. Süleyman Şah'ın değerli kumandanlarından Buldacı Bey. 1085 yılında Maraş. Göksün. Besni kalelerini fethetti. son mukavemet merkezi olan Maraş'a gel­ mişti. Uzun müddet istilâ ve huzursuzluk­ lar içinde bulunan Haleb'in Harim ve Duluk kazaları da kendiliğin­ den Süleyman Şah'ın idaresine geçtiler. bundan sonra İskenderun ve Ayntab (Antep) şe­ hirleri başta olmak üzere bugünkü Hatay vilâyetlerinin tamamını fethetti. İzmir'i fethetti ve İzmir körfezi'nde pek kudretli bir donanma yaptırarak Türkiye'nin ilk deniz kuvvetini kurmuş oldu.Siiryaniler çok memnun oldu. Haleb'in kuzey varoşlarından başlı­ yordu.

Süleyman Şah'ın yanında bulunan Çubuk Türkmenleri diğer bazı Türkmenlerin 164 OĞUZ ÜNAL . Antakya civarında. E r­ meni Filaretos'un Antakya hâkimiyeti sırasında Antakya'dan almak­ ta olduğu cizyeyi bu defa Süleyman'dan istedi. onu Melik Şah'a iUatsizlikle itham ederek tehdide kalkıştı. Haleb komutanının da tahrik ve entrikaları sonucunda. Suriye Melik'i Tutuş. Haleb'i kuşattı ve Müslim'in cenazesini de Haleb kapısında defnetti. Amcazade iki Selçuklu Sultan ve Melik'i arasındaki muharebe çok şiddetli oldu. Süleyman Şah'ın. Amik ovasına akan Afrin çayı üzerinde. Müslim. Bu şekilde Süleyman ile Müslim arasındaki gerginlik son haddini buldu. Müslim ye­ nildi ve savaş alanında öldü. karşılaştı. yanında "daima mu­ zaffer” Artuk Bey de olduğu halde. (443) İlk çatışma Süleyman ile Müslim arasında başladı. ordusunun başında Haleb'e doğru yürüdü. iki İslâm ordusunun çarpışmaması için yaptığı sulh teşebbüsleri de netice vermeyince. Türkiye Sultanı ise. Haleb'in Ukayli hâ­ kimi Müslim ile Suriye Selçuklu Melik'i (Melik-Şah'ın kardeşi) Tutuş'tu. S Ü L E Y M A N Ş A H 'IN B Ü Y Ü K S E L Ç U K L U L A R L A Ç A T IŞ M A S I v e SO N U Süleyman Şah'ın Marmara sahillerinden Antakya'ya kadar uza­ nan ve Suriye'de genişlemeğe başlayan hâkimiyeti. Haleb muhasarası ile meşgulken. An­ takya'nın kendi cihâdı sayesinde kâfirlerden alınıp bir İslâm beldesi haline getirildiğini ve bu sebeple kendisinden cizye istenemeyeceğini cevaben Müslim'e bildirdi. Süleyman Şah. (444) Bu zaferler ve Hareb'in de muhasarası. Kurzahil mevkiinde Süleyman ile Müslim'in orduları karşılaştılar. Ayn Şayiam mevkiinde. onun büyük Sel­ çuklular veya tâbileri ile rekabet ve çatışmasını adeta mukadder kılmıştı. İki ordu Haleb'in üç mil yakınında. Türkiye Sultan'ı. Türkiye Sultanı ile Büyük Selçuklular'ı kaçınılmaz bir şekilde karşı karşıya getirdi. Bu netice üzerine ilerleyen Süleyman Şah.5. 5 Haziran 1086 günü. Bu durumdan en çok tedirgin olanlar. bu haberi alınca Tutuş'a doğru iler­ ledi.

Süleyman'ın cenazesini muhteşem bir kefene sararak. Haleb üzerinden Antakya'ya gelen Melik-Şah. Bu sırada. (451) HORASAN'DAN ANADOLU’YA 165 . onun muharebe sırasında vuruşarak öldüğü rivayeti daha kuvvetli olabilir. Süleyman'ın küçük yaşta bulunan oğulları Kılıç Arslan ile Kulan Arslan ve veziri Haşan bin Tahir'i Antakya'ya. (448) Süleyman ile Tutuş. Tutuş. (447) Süleyman Şah'ın cesedi karşısında Tutuş'un şu sözleri iki Sel­ çuklu ailesi. Haleb Emir'i şehri Tutuş'a veya Süleyman'a değil. bizzat sultan Melik-Şah'a teslim edebileceğini bildiriyordu. bir yıl önce Müslim'i gömdüğü Haleb kapısında defnetti. Süleyman'ın cesedinin ölüler arasında bulunduğu ve ancak Tutuş'un: "Selçukoğullarının ayakları birbirine benzer" diyerek ölüsünün tanındığı yolundaki kaydı gözönüne getirilirse. Bu sebeple de Melik-Şah. "Sizlere zulmettik. yani Türkiye Sultanı'na ait bir memlekete getir­ mişti. bu acı bozgunu gururuna yediremeyerek intihar etti veya diğer bir rivayete göre de savaş atanında vuruşarak öldü. (445) Süleyman Şah'ın intiharını Bizans tarihçisi Prenses Anna Komnena yazmaktadır. bu şehri Süleyman'ın veziri Haşan bin Tahir'den aldı. (449) Süleyman'ın ölümünden sonra Tutuş. Süleyman'ın oğulları Kılıç Arslan ile Kulan Arslan'ı da yanına alarak İsfahan'a götürdü ve ölümüne kadar serbest bırakmayarak Anadolu'da Kutalmışoğullarmın hâkimiyetine fırsat vermedi (450) ve Türkiye Devleti'ni itaati altına almak amacıyla da Bozan Bey kumandasında kuv­ vetli bir orduyu İznik li/ı-rinc gönderdi.Melik-Şah'ın gazabından ürkerek Tutuş'un tarafına geçmeleri üzerine Türkiye Sultanı'nın ordusu bozuldu. Arslan Yabgu ve Mlkâil Yabgu aileleri arasındaki mü­ nasebetleri ve rekabeti göstermek bakımından kayda şayandır. sizleri uzaklaştırdık ve öldürdük" dedik­ ten sonra gözyaşlarını sildi. haya­ tı devamlı olarak zaferler silsilesi içerisinde geçen Anadolu Fatihi ve Türkiye Sultanı. Haleb önlerinde karşılaştıkları sırada. Süleyman Şah bütün gayretleri­ ne rağmen hezimeti önleyemedi ve çok zayıf bir rivâyete göre. (446) Anna Komnena’nın bu rivayetine karşılık Haleb Tarih'i yazarı İbn ul-Adim'in. Musul'a ve oradan da Haleb'e doğru hareket etmişti. Birinci Teşrin 1086'da yanında kumandanları Porsuk. Bozan ve Ak-Sungur Beyler olduğu halde.

Türkiye Selçuklulan'nı itâatı altına almak için Bozan Bey ku­ mandasında İznik üzerine bir ordu gönderince. Süleyman Şah'ın ölümünden sonra Türkiye Devleti'ni korumuş ve hattâ Boğazlar'a kadar da ilerlemişti. MelikŞah.6. Anadolu hükümdarı olarak Anadolu'ya gönderdiği yolundaki rivâyetler de diğerleri gibi hakika­ te aykırı olup. İznik muhasarasına son verilmesi için Melik-Şah'a giderken. Ebu'l-Kasım. onları ölümüne kadar yanından ayırmadı. Ebu'l-Kasım ve B i­ zans İmparatoru Alexis aralarında bir ittifak yapmışlardı. derhal ailenin mirası olan İznik tahtını kendilerine teslim etti. (452) Süleyman Şah. Fakat Ebu'l-Kasım yolda öldürülmüş. Melik-Şah'ın Kılıç Arslan'ı. Süleyman'ın iki oğlunun İran'dan kaçarak geldiklerini söylemekle hâdiseyi ay­ dınlatmış bulunmaktadır. Melik-Şah'ın ölümü Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nda saltanat mücadelelerine sebep olmuş ve bu sayede de onlann İznik muhasarasiyle birlikte Anadolu'ya müdahaleleri de son bulmuştur. Ve bu şekilde Türkiye Tahtı yedi yıl (1086-1093) sultansız kaldı. Kutalmışoğullan'nın tekrar baş kaldırmalarına ve Anadolu'da istiklâllerine fırsat vermemek maksadiyle. (454) Süleyman Şah'ın oğulları Iznik'e varınca Türkmenler onları he­ yecanla karşıladılar. Başkumandan sıfatiyle. Süleyman Şah'ın Şark seferi sırasında yerine başkumandan olarak bırakmış olduğu Ebu'l-Kasım'ın ölümü üzerine İznik'te hâkimiyet kurmuş olan kardeşi Ebu'l-Gazi. Ebu'lKasım. yerine kardeşi Ebu'l-Gazi'yi bırakmıştı. S Ü L E Y M A N Ş A H T A N SO N R A " T Ü R K İY E D E V L E T İ" Büyük Selçuklu Sultanı Melik-Şah. Çağdaş Bizans tarihçisi Anna Komnena. Anadoluya geçmek fırsatını elde ettiler. yerine vekil olarak. (453) f092'de Melik-Şah'ın ölümü üzerine Büyük Selçuklu Imparatorluğu'nda başlayan saltanat kavgaları sırasında Süleyman Şah'ın oğulları Kılıç Arslan ve Kulan Arslan. Ebu'l-Kasım'ı İznik'te bırak­ mıştı. Antakya üzerine Şark seferine çıkarken. 1092'de Melik-Şah ölmüştür. Büyük kardeş Kılıç 166 Oğ u z ÜNAL . bir müddet sonra da.

Türkler'in Anadolu'da yerleşme ve vatan kurma devresinde başlayan Haçlı HORASAN'DAN ANADOLU’YA 167 . ni İznik ve havalisine. Bu sebeple Kılıç Arslan'm hâ­ kimiyeti ilk günlerde Ebu’l-Gazi'nin muhafaza ettiği yerlere. merkezi otoritenin zayıflaması sonucunda "aşiretçi" (Tribal) Türk hâkimiyet telâkkisinin etkisiyle. Sultan ünvanı ile 1093 yılı başlarında Türkiye tahtına oturdu ve babası Süleyman Şah'ın ölümünden sonra çözülmeğe yüz tutan birliği yeniden kurmağa girişti. Türkiye Sultanı sıfatı ile. Süleyman Şah'ın valileri durumunda bulu­ nan ve vaktiyle merkezi otoriteye bağlı bulunan Anadolu beyleri'nin de hükümdarı oldu ise de. Kılıç Arslan’m. Sultan Kılıç Arslan. Anadolu'ya gelip tahta çıktığı zaman memleket "A şire tçi" (Tribal) Türk hâkimiyet telâkkisi sebebiyle. (459) K ılıç Arslan. (458) Sultan Kılıç Arslan. Kasım 1092 (16 Şevval 485)'de vefat ettiği ve Sultan'ın hanımı Terken Hatun'un. Anadolu Türk tarihinin en buhranlı zama­ nında tahta çıkmıştı. Kılıç Arslan’m İznik'te sevinçle (yani mukavemet görmeden) karşılanıp yanındaki savaşçılarının ailelerini de buraya getirip yerleş­ tirdiği kaydına bakılırsa. Sultan Melik-Şah'ın ölümünden sonra göz hapsinde bulunduğu İsfahan'dan kaçarak İznik'e geldiği ve iktidarı Ebu'l-Gazi'den devraldığı malumdur. Böylece Kılıç Arslan ve kardeşi Kulan Arslan'm İznik'e 1093 yılı başlarından önce varmaları pek mümkün değildi. inhisar ediyordu. Bizans tarihçisi Prenses Anna Komnena’nm. bu hâkimiyet başlangıçta sözde kalmış. (457) Böylece Melik-Şah'ın ölüm haberi her halde İsfahan'a normalden daha geç bir sürede ulaşmıştır.Arslan. onun İznik'e gelmeden Anadolu'dan etra­ fına kuvvet toplamak için bir süre oyalandığını kabul etmek gerekir. Süleyman Şah'ın oğulları K ılıç Arslan ve Kulan Arslan'm Iznik'e gelişlerini şimdiye kadar mutad olarak kabul edilen 1092 yılı (455) yerine 1093 yılr başlarında vazetmek gerekeceğini sanı­ yoruz. küçük oğlu Mahmud'u babasının tahtına çıkmasını sağlamak ümit Ve arzusuyla kocası Melik-Şah'ın ölümünü bir müddet umumi efkârdan sakladığı da bilinen bir husustur. O.(456) Diğer taraftan MelikŞah'ın 20. Anadolu Türk birliğini yeniden kurmaya çalışırken Büyük Haçlı Seferleri'nin de ilk hedefini teşkil etmiştir. merkezi otoritenin de zayıflaması sonucunda bir takım Türk beyleri­ nin elinde bölünmüş bir vaziyette bulunuyordu. fiiliyatta ise bu beylerin hepsi. müstakil bir durum kazanmışlardı.

İslâm şark ve Hıristiyan garp tarihlerinde çok mühim neticeleri olan Büyük Haçlı Seferleri başlamış oldu. (462) İznik'in düşmesinden ve Birinci Haçlı seferi fırtınasından sonra Sultan Kılıç Arslan ve Anadolu Türkler! kendilerini toplamağa başla­ dılar. (461) Büyük Haçlı taarruzu Türkiye Selçuklulan'nı büyük bir sar­ sıntıya ve zaafa uğrattı. Danişmendli Gümüş-Tekin ile birlikte. bir netice vermemişti. Kilikya şehir ve ovalarından da Türkler'in çe­ kilmeleri ile Toroslar'a sığınan Ermeniler yavaş yavaş düzlüğe inmeğe başladılar. Ayrıca Batı Anadolu ve Karadeniz sahilleri de Bizanslılar'ın eline geçti. Grigoire'in giriştiği tahrikler Avrupa'da bir Haçlı havası yaratmış. sür'atle İznik'e yetiştiği halde muhasarayı yaramadı. Haçlılar İstanbul'da İmparator'la bir anlaşma yaparak. İmparator Mihael'in Papa'ya bir Haçlı Seferi için yaptığı müra­ caat. Bu şekilde İstanbul'dan Anadolu'ya (Asya'ya) geçen muazzam Haçlı ordusu. kısa bir süre içerisinde. Böylece Konya.Seferleri bu kuruluş faaliyetini tehlikeye sokacak bir ehemmiyet taşır. cehalet ve dini taassup içerisindeki AvrupalIları Türkler'e karşı ha­ zırlamıştı. Fakat B i­ zans İmparatoru'nun istediği bir askeri yardım yerine bütün Avru­ pa'yı harekete getiren. Haçtılar'la mücadeleye girişti. Peçenekler ve İzmir Beyi Çaka karşısında çok müşkül bir durumda kalınca 1091 yılında Papa Urbain'e müracaat ederek Haçlı yardımı istemişti. o yıllarda Papalık ile Cermen İmparatorluğu arasındaki ihtilâf ve mücadeleler sebebiyle. Anadolu içlerinde. Selçuklular. (463) 168 O ğ u z ÜNAL . yirmi iki yıldan beri Tür­ kiye Devleti'nin payitaht şehri olan İznik'i kuşattı. m074'de. BizanslIlar derhal Anadolu'nun sahil böl­ gelerini işgal ettiler ve İzmir'de Çaka'nın beyliğini ortadan kal­ dırdılar. Sultan Kılıç Arslan artık Anadolu'nun ortasında bulunan Konya'ya yerleşerek bu şehri kendisine payitaht yaptı. Bunun üzerine İznik daha fazla dayana­ mayarak. onun yardı­ mından faydalanacak. Ancak Papa V II. büyük bir Türk-İslâm şehri haline geldi. Bu sırada Malat­ ya muhasarası ile meşgul olan Kılıç Arslan. Filhakika Türkler Marmara sahillerine kadar ilerledikleri ve BizanslIlar Anadolu'yu tamamiyle kaybettikleri bir zamanda. buna karşılık. (460) Sultan Kılıç Arslan da geri çekilerek. Yirmi iki yıldan beri Türkiye Devleti'nin payitaht şehri olan İznik'in düşmesi üzerine. İmparator Alexis de. 26 Haziran 1097'de Bizanslılar'ın eline geçti. Anadolu'da zapt edecekleri yerleri Bizans'a bırakacaklardı.

Anadolu beylerini yeniden hâkimiyeti altına al­ maya başlaması ve bu şekilde hâkimiyet alanını genişletmesi de Tür­ kiye Selçukluları ile Büyük Selçukluları yine komşu yapmış ve eski aile rekabet ve mücadelesinin canlanmasında âmil olmuştu. Böylece Anadolu Türkleri. tıpkı ilk Türkiye Sultanı Süleyman Şah gibi. babası Süleyman Şah gibi. Urfa Kontluğu. Anadolu Türk birliğini yeniden kurmuş ve milletini bu vatanda yaşatmak kudretini göstermiştir. henüz Orta Anadolu'ya nazaran çok daha ileri bir medeniyete sahip olması idi.(467) Ayrıca Sultan Kılıç Arslan'ın.Yıllar süren mücadeleler sonunda. A nad olu'y u boy­ dan boya geçtikten sonra Suriye'ye girebilen Haçlı kuvvetlerinin ancak 30. (468) ♦Gerçeklen İstanbul'dan A nadolu'ya (Asya'ya) çıkan H açlı ordusu­ n u n toplam mevcudu 600. Antakya Prensliği.(465) Bununla beraber. şarka doğru yayılmaya sevkeden âmil ailevi rekabet ve üstünlük dâvâsından çok. İslâm beldelerine çevirmeğe başlamıştı. Haçlılar nihayet Temmuz 1099'da Kudüs'e girdiler.(464) Kılıç Arslan'ın Haçlılar'a karşı kazandığı sayısız zaferlerle Birinci Haçlı seferinin intikamı alınmış oldu. HORASAN'DAN ANADOLU’YA 169 . Kılıç Arslan'ın şarka yayılma siyaseti. Kudüs'e ulaşmak üzere Suriye'ye doğru ilerleyen bir Haçlı kolu Antakya’yı ele geçirdi (Haziran 1097) ve daha sonra Urfa'yı zaptetti. Selçuk'un torunları Arslan Yabgu ve Mikâil Yabgu aileleri arasındaki ailevi rekabet ve mücadelenin yeni bir sefhaya girmesine sebep oluyordu. Sultan Kılıç Arslan'ı ve haleflerini. Trablus Kontluğu ve Kudüs Kırallığı adlarında Frank (Haçlı) devletleri ku­ ruldu.000 kişi o ld u ğu halde. Haçlı seferlerinin kendisi için tehlikeli sonuçlar vermeye başladığını gören Bizans İmparatoru Alexis ile bir anlaşma yaparak garb'da. yüzünü şarka. Haçlılar'ı Türk-jslâm beldelerinden söküp atmak için Türkler'in uzun yıllar mücadele edip sayısız şehitler vermeleri gerekiyor­ du. Bu başarıları sonucunda Türk-İslâm ülkelerinde. Haçlı ordularına Anadolu'yu mezar yapan* Sultan Kılıç Arslan. (466) Sultan Kılıç Arslan Anadolu'yu toparlamağa ve Anadolu Türk birliğini yeniden kurmaya çalışıyordu. Bizans hududunda emniyet ve istikran kuran Kıliç Arslan. Türkiye Devleti'ni ayakta tutmayı başarmış. İslâm medeniyeti hududları içerisinde gelişen şar­ kın. Malatya’nın fethin­ den sonra. bu devirde. Sarsılan nefse itimadlarmı yeniden kazandılar. Anadolu Türk birliğini yeniden kurmak ve merkezi bir idare tesis etmek maksadiyle.000 kişiyi b uld uğu nu kaynaklar belirtir.

1147 yılında. 1107 yılında. artık müdafaadan taarruza geçerek. 1144 yılında. Sultan Mesud. Louis V III. Konrad ve Fransa Kıralı St. Denizli ve Antalya istikametini takiple yolunu değiştirdi. Kılıç Arslan’ın ölümü sırasında Musul valisi bulunan büyük oğlu Şahin-Şah. (470) Sultan Mesud zamanında da büyük bir Haçlı seferinin yapıldığını görüyoruz. Fa­ kat bu sırada Melik-Şah’m oğullarından Suitan Muhammed Tapar'ın Emir Çaviı kumandasında gönderdiği büyük bir ordu ile giriştiği çok çetin bir savaş sırasında. daha büyük bir iddia ve azimle. Haç­ lılar. Eskişehir yakınlarında Sultan Mesud'un ordusu tarafından perişan edildi. büyük bir siyasi deha­ ya sahip olduğunu tedbirli ve başarılı hareketleri ile ortaya koymuş­ tur. kumandasındaki iki kol halinde harekete geç­ tiler. Fakat. K ılıç Arslan'ın oğlu Sultan Mesud. İmparator ve Kıralların başında bulunduğu büyük bir haçlı seferi (2. Türkiye Selçuklu tahtı tekrar sahipsiz kaldı. Efes.İlk Türkiye Sultanı Süleyman Şah. A l­ man ordusunun büyük bir kısmı imha edildi. duruma hâkim oldu. Türkmenler her taraftan İç Anadolu’ya doğru göçmeğe başladılar. Bir müddet Dânişmendliler'e tâbi gibi görünmüşse de. Kon­ rad kumandasındaki muazzam Haçlı ordusu. (469) Sultan Kılıç Arslan'ın ölümü Türkiye Selçuklulan'nı eskisinden daha büyük ve şiddetli bir buhrana sürükledi. Louis bu felâketi öğrenince. Büyük Selçuklular'ca yakalanıp İsfahan'a gönderilince. Fakat bu sırada. kaçabilenler geri dön­ düler. mücadeleye girişti ve Musul'u alarak Büyük Selçuklu İmparatorluğu'na da namzet bir kudrete erişti. daha son­ ra insiyatifi eline almağa muvaffak olmuştur. Dânişmendliler ile birleşerek. Haçlı seferleri ve Sultan'm ölümü üzerine B i­ zanslIlar. bir yandan saltanat mücadeleleri ile meşgul olan. Mukaddes Roma-Germen (Alman) İmparatoru III. Bununla birlikte yine Türkler'in hücum ve baskın­ larıyla bu ordu da çok zayiata uğrayarak Antalya'ya vardı. Haçlı Seferi) hazırlandı. Onun oğlu ve ikinci l ürkiye Sultanı oian Kılıç Arslan da yine büyük Seiçukluiar’la. Musul Atabeyi İmâdeddin Zengi'nin. Gemi­ 170 OĞUZ ÜNAL . Selçuk ülkesinden geçmenin imkân­ sızlığını anlayarak. Mukaddes Roma-Germen İmparatoru III. Urfa Kontluğu'nu ortadan kaldırması üzerine Avrupa'da büyük bir heye­ can dalgası esti ve ilk defa olarak. bütün sahilleri geri aldılar. Almanlar'ın Konya'yı işgal ettiklerini zanneden Fransa Kıralı St. Büyük Selçuklulur’a karşı hâkimiyet ve rekabet mücadelesinde Ölmüştü. Habur suyu'nda boğula­ rak hayatını kaybetti.

(471) Sultan Mesud'un. Kılıç Arslan sultan oldu. İlk defa onun zamanında.(472) Sultan Mesud. Rumlar. ihtiyatlı ve dahiyane bir siyasetle Türkiye Devleti'ni yok olmaktan kurtardı ve tekrar Anadolu'ya hâkim bir duruma yükseltti. Türk­ ler için Anadolu'yu emniyetli bir vatan haline getirdi. Sultan Mesud zamanın­ da başlayan siyasi. Kalanları da Türkler'in ve Rumlar'ın taarruzları karşısında perişan oldular. Bizans'ın ağır vergilerle ve korkunç zulümlerle ezdiği Rumlar onun idaresine geçmeğe başla­ dılar. paralarını aldılar. yerine veliahd tayin ettiği oğlu II.-Rumlar'dan satın aldıkları Haçlı paralarını düşkün­ lerine verdiler. Garp kaynaklarında. Haçlılar'ı bu perişan halde görünce merhamet ettiler. Kılıç Arslan. Anadolu'nun "T urkia" adiyle kay­ dedilmesi de çok manâlıdır. adaleti. Türkler'in bu akıl almaz iyiliklerini gören üç binden fazla Frank Müslüman oldu. Türkler. Haçlı ordularını mağlub ve perişan etmesi ve böylece bütün İslâm dünyasına korku salan Haçlı ordularını ortadan kaldırması. kırk yıla yakın bir saltanat ve mücadele devrinde. siyasi birlik ve medeni ilerleme devri açılmıştır. Nitekim Rumlar'ın hıyanetini ve Türk­ ler'in şefkatini anlatan bir Haçlı müellifi: " E y hiyânetten daha zalim olan merhamet" feryadiyle Türkler'in iyilik. Zekâsı ve enerjisi sayesinde Bizans İmparatorluğu'nu ve Haçlı ordularını mağlub ederek. Türkiye Sultanı'nın ve Türkiye Devleti'nin kudretini çok yükseltti. hastala­ rını tedavi ettMer. Haçlıiar’ı soydular. Türkiye Devleti'nin bu kadar kuvvetlenmesinden ve Anadolu'nun rakipsiz şekilde hâkimi olmasından endişelenen ve Türkmenler'in yavaş yavaş Batı Anadolu'yu istilâ etmeğe başladığını gören Bizans İnıpa- HORASAN'DAN ANADOLU'YA 171 . onlara para ve ekmek dağıttılar. şefkati ve iyi idaresi dolayısiyle. fakat din değiş­ tirme hususunda hiç bir baskı yapmadıklarını belirtir. çok sabırlı. Bir Hıristiyan kroniğinin de ifade ettiği gibi. Eskişehir yakınlarında ve Konya önlerinde. Artık Anadolu Türkleri'nin buhran devri sona ermiş. Sakarya'dan Fırat boylarına kadar bütün Selçuklu Tüıkiye'sini hâkimiyeti altına aldı. 1155 yılında ölümü üzerine. Sultan II. Selçuk Türkiyesi'nde ilk imâr ve medeni faaliyetler de onunla başlar. merhamet ve şefkatle Hıristiyanların dinlerini satın aldıklarını. askferi ve medeni hamleler bu kudretli sultan zamanında çok ileri bir safhaya erişti ve Türkiye Selçukluları tari­ hinde yepyeni ve parlak bir devir başladı. uzun ve kanlı mücadelelerden sonra.ler'e binen zenginleri Suriye'ye gittiler. (473) Sultan Mesud'un.

Kılıç Arslan da bu sebeplerle. Malazgirt'in kendileri için nasıl bir darbe olduğunu henüz yeterince kavrayamamışlar ve bu sebeple daima Anadolu'yu geri alma ümid ve hayaliyle yaşamışlar. meydan muharebesine girmeden çete mu­ harebeleri ile. Kılıç Arslan oğullarının herbirini. uzun ve şerefli bir mücadele hayatından sonra artık ihtiyarlamış ve sefere çıkamaz olmuştu. yıpratmağa başladı ve böylece iyice yıpranmış olan düşmanı Eğridir gölü kuzeyindeki dar ve sarp bir geçitte. (476) II. devlet idaresinin Selçuklu hânedanı mensupları tarafından idare edilmek suretiyle birleşmesini temin etmek istedi. Macar. Onun bu durumunu gören oğulları arasında saltanat ihtirasları ve mücadeleleri başladı. Sırp ve Peçenek askerleri de bulunuyordu. Türkler de ilerleme ve yükselme halinde olmuşlardır.ratoru Manuel Komnenos. bizzat Konya üzerine yürüdü. Melik sıfatiyle. 1177 ve 1182 yıllarında. Gök Türkler'de. BizanslIlar. tamamiyle ezerek Anadolu'dan silip atmak ve Bizans'ı tekrar Anadolu'ya hâkim kılmak karariyle. (475) Kumdanlı zaferi. Kılıç Arslan. Bundan sonra BizanslIlar daima müdafaada ve çökün­ tüde. Selçuklu Türkiyesi'ni onbir oğlu arasında "ülüş" usulünde taksim ederek. (477) II. 5000 araba ile çok sayıda hayvan da Bizans ordusunun ağırlıklarını taşıyordu. Kılıç Arslan. Bu muazzam orduda Bizans'ın kendi kuvvetleri yanında Frank. Türkiye Selçuklulan'nda da devlet hânedan azasının ve özellikle hükümdar oğullarının müşterek hâkimiyeti altında sayılıyordu. eski Türk hâkimiyet telâkkisinin etkisi altında. Myriokefalon (Kumdanlı)'da yakalayarak müthiş bir hezimete uğrattı. Halbuki Kumdanlı zaferinden sonra B i­ zans'ın Anadolu'yu kurtarma ve geri alma ümidleri tamamen tarihe karışmıştır. Karahanhlar'da ve Büyük Selçuklular'da olduğu gibi. 1176 yılında. (474) Bizans ordusuna karşı harekete geçen Türkiye Sultanı II. Zira bilindiği gibi. büyük bir ordu hazırlayarak. Malazgirt'ten sonra Türkiye Tarihi'nde ikinci bir dönüm noktası teşkil eder. Anadolu'yu Türkler tarafından geçici bir süre için işgal edilmiş bir ülke gözüyle görmüşlerdir. Kılıç Arslan. İşte Sultan 1 1 . bir eyaletin idaresine gönde­ rirken kendisi de metbu Sultan olarak Konya'da otunjyordu. Bu zafer­ den sonra II. Batı Anadolu'da Kütahya ve Eskişehir yörelerini kati olarak fethetti ve Türkiye Devleti'ne kattı.(478) 172 Oğ u z ÜNAL . Bizans ordusunu. Türkleri.

(Menakib-ül A rifin 'in Değerlendirilmesi). hânedan mensupları eliyle idare etmek. bilhassa büyük devletlerin teşekkülü sırasında. II. aşiret reisleri yerine. Kılıç Arslan tarafından. fakat Konya’da bulunan Sultan'a tâbi bir evaiet (devlet) durumunda bulunmaları dolayısiyle bu me­ likler. bu hükümdarın kendi şahsi ve akılsıca tedbiri olarak izah etmek yanlıştır. (Bk.Selçuklu tarihçisi İbn Bibi'nin bildirdiği gibi. Nihayet kardeşler arasında en kudretlisi Tokat Melik'i İL * " H u tb e " ve "S ik k e " (para)’nin Türkler arasında egemenlik sembolü o ld u ğ u n u biliyoruz. Kılıç Arslan. 22) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 173 . Yani mem­ leketi. idareye göre büyük bir faydası da olmuştur. Bilge Y ayınla­ rı. fiili bir iktidara sahip değildi. hutbe okutuyor. Zira Orta Asya'da memleketi. Nitekim Selâhaddin Eyyubi'nin Kudüs'ü fethi üzerjne Alman İmparatoru Frederik Barbaros kumandasında. kendi ad­ larına para bastırıyor. sh. bir nevi merkeziyet temin ediyordu.* inşa ettikleri binalarda isimlerini yazdırıyor ve hattâ komşu devletlerle tnüstakil olarak savaş ve barış münasebetlerine girişiyor. aşiret reisleri ve beyler eliyle. asla "sultan” ünvanını alamıyorlardı. Kılıç Arslan'ın. şehzâdeler arasında erken saltanat mücadelelerine sebep olarak devletin birliğini tehdit etmeğe başlamıştır. Sultan II. her melik kendi eyaletinde yarı müstakil bir hükümdar mevkiinde idi. Gıyaseddin Keyhüsrev Türkiye Sultanı oldu ise de şehzadeler arasındaki saltanat mücadeleleri daha büyük bir şiddetle devam etti. bir sistem değil de. K onya 1977. (479) Eski Türk usulünce memleketi evlâdlar arasında taksim keyfiye­ tinin (yani "ülüş" sisteminin) II. A y dın T A N E R t. Türkiye Devleti'nin on bir ogiu arasında taksim edilmiş olmasını. K ılıç Arslan'a tâbi olmakla beraber.(480) Ancak bu sistem Selçuklu Türkiyesi'ne oldukça zararlı olmuş. 1192 yılında. tayin ve azil edilebilen valiler eliyle idare etmek usulüne nisbetle bu usulün ileride gevşekliği ve zararları sabit olmuş ise de. Sultan olmakla beraber. 11'IO yılınd^^ büyük bir Haçlı ordusu (3. "trib al" bir şekilde. Sultan olan babaları II. Türkiye Selçukluları Kül­ tür Hayatı. bu on bir kardeş. Gerçekten bu eyaletlerin idari. mali ve askeri bütün işleri kendi mer­ kezlerinde kurulan hükümet (divân)'lerine adi bulunuyor. ölümü üzerine veliahü olan küçük oğlâ. Haçlı seferi) Anadolu'ya girdiği zaman.

(481) II. Anadolu'da Türk birliği'nin kumiması ve korunması için büyük gayret harcadı. 1196'da. merkeziyetçi devlet anlayışı tam olarak yerleşmiş ve bu şekilde siyasi parçalanma bir daha görülmemiştir. Türkiye Devieti'nin talihi yine ters dönmüş. II. Kılıç Arslan'ın son yıllarında şehzâdeler arasında taksime uğramış olan. "aşiretçi" (Tribal) teamüller dolayısiyle. Türkiye Devleti için ani ve büyük bir kayıp ol­ muş. siyasi. şüphesiz. iktisadi ve medeni bakımlardan en yüksek seviyeye erişti. çok kısa süren saltanatı (8 seneden üç ay eksik) esnasında Türkiye Devleti'ni dahili mücadelelerden kurtarmış ve milli birliğe kavuşturmuş çok kudretli bir padişahtır. halk arasın­ da "U luğ Keykubad" adiyle anıldı. babası II. Sarayı ve camii iie payitaht Konya'ya adeta damgasını vuran Alâaddin Keykubad. öte yandan da Moğol İmparatoru Oktay Kaan’a da elçi göndererek sulh yaptı ve büyük bir siyasi dehayla. diğer kardeşlerini itâati altına aldı. (485) Fakat Sultan Alâaddin Keykubad’ın genç yaşta (46 yaşında). Süleyman Şah'ın en büyük hizmeti. Süleyman Şah'tan itibaren bir daha görülmemişe bununla beraber menşei göçebe olan Anadolu beyliklerinde de. eski Türk hâkimiyet telâkkisi­ ne göre devletin hânedana mensup şehzâdeler arasında. "ülüş" sistemine göre. bir kıs­ mını da bertaraf ederek Keyhlisrev’in elinde bulunan saltanatı ele geçirerek Türkiye Sultanı oldu. (484) Moğollar'a karşı müdafaa tedbirleri alırken. devletin şehzâdeler arasında taksimi demek olan "ülüş" sistemi bir süre daha yaşamış ve nihayet Selçuklular’ın varisi olan Osmanlılar zamanındadır ki. (483) Nihayet 1220'de Alâaddin Keykubad’ın Türkiye Sultanı olması ile Türkiye tarihinin en parlak devri başlamış oldu. Bu sebeple de O. Bu devirde mem­ leket iktisadi ve medeni bakımdan kalkındı ve Türkiye en ileri bir medeniyet seviyesine erişti. Süleyman Şah. "Arus-i saltanat taksim kabul etmez" şeklinde ifade olunmuş­ tur. taksim edilmesi teamülüne son vermiş olmasıdır. Türkiye Devieti'nin birliğini kurması. Böylece Keykubad devri. 1237 yılında. ölümü. bütün İslâm beldelerini kasıp kavuran Moğol tehlike­ sini uzaklaştırdı. Bütün eski Türk devletlerinde ve bu arada Büyük Selçuklular'da ve Türkiye Selçukiulan'nda da görülen "ülüş" sistemine göre devletin taksimi II. onun varlığı ve 174 OĞUZ ÜNAL .Süleyman Şah.(482) Nitekim bu anlayış Osmanlılar zamanın­ da.

bir Müslüman şeyhinden zi­ yade eski bir Türk şamanı hüviyetiyle ortaya çıkan ve peygamberlik iddiasıyla halkı kerametine inandıran Baba İshak isyanı da Türkiye Devleti için buhran âmili olmuş ve devleti oldukça sarsmıştı. 30. milletlerarası ticaret yolları daha 30 yıl devam etmiş ve bu sayede umumi tekâmül pek fazla sarsılmamıştır. Gıyaseddin Keyhüsrev'in Antalya'ya kaçması üzerine dağıldı. 1240 yılında. Nitekim bu durumu isabetle teşhis eden Moğollar. Ve bu şekilde bütün Türkiye Moğol tehdidi altına düştü.(488) Bu devrede Moğollar'ın daimi müdahale ve baskıları.000 kişilik Moğpl ordusu 80. G ittik­ çe büyüyen ve tehlikeli bir hal alan Babai hareketi. başındaki korkak hükümdar II. O dışta Moğolları ve içte Selçuklu münevverlerini kazanan siyaseti ile 30 yıl devleti kısmen de olsa ayakta tutabilmiş.(489) Kösedağ'dan Pervâne'nin ölümü­ HORASAN'DAN ANADOLU'YA 175 . onun ölümünden sonra Türkiye Devleti'ne karşı tecâvüzlere girişmişler ve bu şekilde büyük sultanın yokluğu ile felâketler birbirini takip etme­ ğe başlamıştır. Bununla beraber Anadolu Türkleri. (486) Köscdağ mağlubiyeti siyasi inhitatın ve Türkiye Selçukluları'nın inkırazının başlangıcıdır. Türkiye Devleti için daimi bir siyasi buhran âmili olurken bu devlet adamlarından vezir Pervâne Muineddin Süleyman. Selçuklu Türkiyesi'ndeki saltanat mücadeleleri ve ihtiraslı devlet adamlarının entrika ve mücadeleleri. Moğollar'a karşı mücadeleyi temsil etmiştir. ciddi bir mukavemete uğramaksızm. Yine bu sıralarda Moğol istilâsı önünden kaçan ve Anadolu'ya dolan bazı Türkmenler'in. Türkler gittikçe ağırlaşan Moğol baskısına.(487) 1243 Kösedağ bozgunu ile Türkiye'de Selçuklu idaresi sarsılmış.dahiyane siyaseti sayesinde Türi<iye hududiarına saygı gösteren. Erzurum'u işgal ve tahrip ederek küçük bir yoklama yap­ tıktan sonra. Türkiye'­ de yegâne söz sahibi kişi olmuş. müsbet ve menfi tarafları ile bir "Pervâne Devri" yaratmıştır.000 kişilik bir orduyu Anadolu'ya şevkettiler.000 kişilik Selçuklu ordusunu. müda­ halelerine ve mali tazyiklerine uğramış bulunmakla beraber. Baycu Noyan kumandasında 30. kolaylıkla mağlub etti. putpe­ rest Moğol tahakkümünü daima ağır bulmuş ve kurtulma yollarını aramıştır. Moğol ve Selçuklu ordu­ ları Kösedağ'da karşılaştılar. Anado­ lu'da gelişen iktisadi ve medeni yükseliş. Eski kuvvetli devlet adamları ve kumandan­ larından mahrum olan Türkiye İmparatorluk ordusu. 124Tde. lıattâ Sultan'ın fetihlerine devamına seyirci i<alan Moğollar. zorlukla bastırılmışsa da Türkiye Devleti'nin zaafı da ortaya çıkmış bulunuyordu. 1243 yılında.

umumi vasıfları ile Türkiye Selçukluları devri 1277 yılına kadar sürmüş. bir çok din ve devlet adamlarını öldürtmesi veya vatanlarını terk edip Suriye'ye sığınmaları da o derece acı bir hatıra bırakmıştır. Türkiye Devleti hakikaten sahipsiz kalmış. Tarihin en kudretli ve şiddetli istilâlarından birini teşkil eden Moğol istilâsı Orta Asya Türklüğü ve medeniyeti için ağır neticeler ve Anadolu'da da bilhassa 1277'den sonra büyük sarsıntılar meydana getirmesine karşılık bu ülkenin nihai ve kati Türkleşmesinde de mühim bir âmil olmuştur. siyasi olduğu kadar iktisadi ve içtimai buhranlara ve medeni çöküşe de sebep olmuş ve Moğol tahakkümü altına giren Türkiye'de Selçuk­ lu idaresi bir gölge halinde 1318 yılına kadar yaşamıştır. Bu büyük Oğuz (Türkmen) akınlan sayesinde X III ve X IV üncü yüzyıllarda Batı Anadolu. içtimai. bu husus Osmanlı tahrir defterleriyle tafsilâtlı olarak teyid edilmiş ve bu bölgelerdeki Hıristiyan halkın çok az kaldığı meydana çıkmıştır. Zira bu tarihten sonradır ki. Türkiye Devleti ordusiyle. zulümler ve isyanlar birbirini takip etmiş ve bu tarihin kötü bir hatıra olarak unutulmamasma sebep olmuştur.(490) Sel­ çuklu tarihçileri 1243 Kösedağ bozgununu nasıl milletin kalbinde bir "dağ" ve bütün felâketlerin başı saymışlar ise.ne kadar (1243-1277). başda Muineddin Pervane olmak üzere. 1277 yılında. fakat Pervâne'nin 1277'de Moğollar tarafından idamını müteakip başlayan fiili Moğol istilâ ve idaresi. idaresiyle mevcut olduğu gi­ bi. Abaga Han'ın Selçuklular'dan intikam almak maksadiyle. (491) 1277-1318 yılları arasında gölge halinde bir Selçuklu hânedanı yaşamış ise de siyasi iktidar fiilen yok olmuş. Moğol istilâsı önünde de aynı şekilde Türkmen kitleleri bu ülkeye kaçıyor ve Moğol katliamından kurtulmaya çalışıyorlardı. Gerçekten bu devirde milletler arası ticaret yolları faaliyetlerine devam etmiş. Gerçekten Malazgirt zaferini müteakip Anadolu'ya nasıl sel halinde insan akını olmuş ise. Selçuklu Orta Anadolusu'na nazaran daha kuvvetli ve kesif bir şekilde Türkleşmiştir ki. ithalât ve ihracâtta esaslı bir değişiklik olmamıştır. zirai ve sınai istihsalde. Bizanslı­ 176 OĞUZ ÜNAL . ve medeni hayat tamamen çökmüştür. siyasi buhranlara ve Moğollar'ın müdahalele­ rine rağmen. iktisadi ve medeni yükselişte de mühim bir sarsıntı olmamış idi. Moğollar'ın yarattıkları buhranlar. iktisadi. Türkmenler buralarda. Anadolu Türkleri'nin Alâaddin Keykubad devrini bir saadet devri olarak hatırlamaları ve bütün felâketlerin menşeini "Baycu y ılı" adiyle Kösedağ mağlubiyetine bağlamaları doğru olmakla beraber. bundan 34 yıl sonra.

Türkmen beylikleri Garp Türklüğü için yepyeni ve parlak bir tarih hazırlıyordu ki. geçitlerden ve Harşıt vadisinden inen Türkmenler bulun­ makla beraber bu havali daha ziyade Samsun'dan itibaren sahili takip eden Oğuz'ların Çepni boyu tarafından Türkleştirilmiş. ancak Uc'larda kurulan Türkmen beylikleri bir dereceye kadar ilim ve kültür sahiplerine sığınak vazi­ fesi görmüştür. Peçenek ve Kuman Türkleri'ne de rastlamışlardı. yüzyılın sonlarına doğru. Osmanlılar'ın Rum eli’ye geçişleri o tarafa doğru devamlı bir nüfus akınına sebep olmuş ve her halde Balkanlar'da kalan Şamani Türkler'le de karışmış ve kaynaşmışlardır. mütefekkir. Moğol zorbalığının gittikçe kuvvetten düştüğü tarihlerde Türkmen beylerinin yer yer direnme­ leri görülmeğe başladı. sanatkâr. Türkiye Devleti tam bir iktidar mücadelesine HORASAN'DAN ANADOLU'YA 177 .lar'ın Balkanlar'dan naklettiği. Türkiye tahtını ele geçirmek için birbirleriyle mücadeleye başladılar. Böylece Anadolu'da Türk nüfusu o kadar yoğunlaşmıştır ki. bunların temsilcisi nihayet Oğuz Han'ın torunlarından en asili sayılan Kayı boyuna mensup Osmanlılar idi ve yüzyıllarca dünya nizâmının davâcısı ve mihveri olmuştu. Moğol hâkimiyeti altında çöker ve Anadolu halkı ızdıraplı günler geçirirken.(492) Moğol istilâsı önünde kaçıp Anadolu'ya sığman Türkistan ve Iranlı pek çok âlim. Doğu Karadeniz bölgesine yay­ lalardan. (495) X III. şair. Anadolu'nun Türkleşmesi ve Türk vatanı haline gelmesi önlene­ memiştir. Canik bölgesine adını veren yerli Hıristiyan Çan kavmi yavaş yavaş kay­ bolmuştur. Karamanlılar ve Özellikle Memlukler tarafından eritildikçe Türkmenler de bu bölgeyi iskâna devam ediyorlardı. Çökmekte olan Selçuklu saltanatının yıkın­ tıları üzerinde yavaş yavaş Anadolu Türkmen beylikleri kurulmuş ve bu beylikler Anadolu'da siyasi hâkimiyeti kendi aralarında taksim etmişlerdi. edip ve mutasavvıflar Türkiye'de yükse­ len Türk-îslâm medeniyetinin gelişmesinde mühim bir rol oynamışlar ise de 1277'den sonra Selçuklu Türkiyesi'nde hüküm süren umumi çöküş bu inkişafı da durdurmuş.(496) Bu şekilde yavaş yavaş istiklâllerini kazanan Türkmen beylikleri. (493) Böylece Moğol istilâsı her ne kadar Türkiye Selçukluları hânedanına ve Türkiye Tarihi'nin bu ilk şanlı devrine son vermiş ise de. Kilikya Ermeni Krallığı Selçuklular. (494) Türkiye Selçuklu saltanatı.

dünya ve ahiretlerini kazanmak maksadiyle Osmanlılar'a koşuyorlardı. bütün İslâm dünyasından ve Anadolu'dan gelen gaziler. Osmanlılar'm Bizans'a karşı süratle ilerlemesi ve zaferler kazanması. Anadolu'nun fethi ve Türkleşmesini tamamlıyorlardı. Fakat diğer Türkmen beylikleri ile çevrili olan Karamanlı beyliği. Uçlarda Rumlar'a ve Ermeniler'e karşı cihâd ve gazâ hareketi de devam ediyordu. Türkmen beylikleri arasındaki mücadeleler kıyasıya devam ederken. Moğol istilâsı ile yerlerinden atılan Türkler. daha ilk günlerde Şeyh Edebali. şeyhler. Böylelikle bu Türkmen Beylikleri. Buna karşılık BizanslIlar ve Hıristiyanlar karşısında cihâd yapan Batı Anadolu beylikleri TürkIslâm mefkuresinin temsilcileri durumunda yükseliyor. Osmanlılar süratle Marmara sahil­ lerine doğru ilerliyor ve Batı Anadolu'da Bizans hâkimiyetini tasfiye ediyordu. Bu sebepledir ki. Osman Gazi. Selçuklular ve Danişmendliler ile Anadolu'da gelişen gazâ ve cihâd mefkuresi *Bk. muta­ savvıflar. zamanla diğer Türkmen beylikleri aleyhine genişlemek ve cihâd bayraktarlığı sıfatını taşımak imkânlarını kaybetti. zaferler kazandıkça gazâ ve cihâd mefkuresi­ nin bayraktarlığını eline alıyor ve Anadolu Türkler! arasında cazibe merkezi haline geliyordu. K olonizatör Türk Dervişleri. Müslümanları da. askeri işgalden önce mânevi fetih hazırlanmış ve Osmanlı ilerleyişi her yerde bu metoda göre gerçekleşiyordu. Marmara sahillerinde fütuhat yapan ve süratle Balkanlar'a ayak basarak İslâmın ezeli düşmanı Bizans aleyhine geniş­ leyen OsmanlI beyliği. bu mukaddes davâya bağlayarak kendi etraflarında topluyorlardı. Vakıflar Dergisi. Türkmen babaları ve mutasavvıf dervişler onlann etrafınaa toplanı­ yor ve kâfirlere karşı cihâdı kuvvetlendiriyorlardı. (497) İlhanlılar'm çöküşünden sonra Anadolu'da mevcud Türkmen beylikleri arasında Karamanlılar. n . Dursun Fakih gibi din adamları ile işe başlıyor. Ömer Lütfi B A R K A N . 178 OĞUZ ÜNAL . Diğer Türkmen beylikleri Moğollar ve komşuları ile mücadele ederken. Bursa henüz fethedilmeden önce civan evliyaların ve Türkmen ba­ balarının zâviye ve türbeleri ile dolarak. şeyhler. Türkmen babalan artık Osmanlı b e liğ i ile cihâd ve gazâ yolunda birleşiyor ve bu gazi uc beyliği sür'atle yükseliyordu.* Böylelikle Türkistan'da başlayan. Anadolu'da gazâ ve cihâd mefkuresini canlandırıyor. büyüklüğü ve tarihi rolü dolay isiyle Türkiye tahtının varisi gözüküyorlardı. coğrafi sahası.sahne oluyordu.

Bursa'da temerküz etmiş. Nizâm-ı âlem uğrunda evlâd ve kardeşler bile feda edilmiş. Osmanlılar en imanlı ve ateşli bir uc gazi­ leri beyliği olmuş ve dayanılmaz bir kudret halinde yükselmişler­ dir. ilk defa olarak "merkeziyetçi" bir mahiyet almış. bu büyük in­ kılâp sayesinde devlet ve nizâm daima korunmuştur. Türkiye Selçukluları eliyle Osmanlılar'a devredilmiş ve büyük Gazi Süleyman Şah'ın kurduğu Deylet-i Ebed-Müddet (Türkiye Devleti) günümüze kadar yaşamıştır. "D in ü devlet. (499) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 173 . daha kudretli bir mefkure ve teşkilâta sahip bulun­ muşlar. diğer Anadolu Türkmen beyliklerine nazaran. OsmanlI­ lar. bu şekilde eski Türk devletlerin­ de zaaf unsuru olan eksiklikler tamamiyle yok olmuş. Türkiye Selçukluları zamanından başlayan tekâmülünü tamamlayarak. Böylece büyük Gazi Alp Arslan'ın milli ve İslâmi mefkurelerle. Malazgirt'te yükselttiği sancak. mülk ü millet" gibi dört unsura dayanan yüksek mefkureleri ve devlet anlayışları ile kudret kazanmış ve Türkiye Selçuklu lan'ndan aldıkları mirası bu suretle en yüksek seviyeye eriştirniişlerdir. çok daha üstün vasıfları ve elverişli şartları sayesinde Türkiye tahtının vârisi olurken. (498) OsmanlIlar. "A şire tçi" (tfibal) eski Türk hâkimiyet telâkkisi de. bu mefkureleri ile yalnız Selçuklular'ın vârisi olmamışlar. aynı zamanda üç kıta üzerinde ve Akdeniz havzasmda hak ve adâlete dayanan yeni bir dünya nizâmı J a kurarak Türk ve İslâm tarih­ lerinin en ileri bir siyasi teşkilâtını da yaratmışlardı.

.

nun kuruluşundan sonra, muntazam ordular iie "Rum beldeleri” ne (Anadolu'ya) yürüyen Türkler, 1040'dan 1071 senesine kadar, kendilerine mukavemet eden ve Bizans ordularına dayanak vazifesi gören, büyük yürüyüş ve ulaşım yollan üzerinde yer alan Erzurum, Erzincan, Bayburt, Niksar, Sivas, Kayseri, Amorlon, Konya başta olmak üzere bir çok şehir ve kaleleri tahrip etmişler ve 1071'de Malazgirt zaferinden sonra, Bizans mukavemetinin ciddi bir şekilde kırılması üzerine, bir kaç sene içerisinde Boğazlar'a ve Ege denizi sa­ hillerine kadar iieriemeğe muvaffak olmuşlardı. Cu ilerleyişten sonra Türkmenler (Oğuzlar) ve onlarla beraber gelen diğer Türk ulus­ larına mensup boylar ve oymaklar, yer yer Anadolu'ya dağılmışlar ve yerleşmeğe başlamışlardı. (500) Bu hadise çok mühim neticeler meydana getirmiştir. Bir kere Büyük Selçuklu Sultanları Alp Arslan ve oğlu Melik Şah ile değerli vezir Nizam ül-Müik, Türkistan'da sıkışıp kaian veya Horasan ile Irak-ı Acem'e yayılıp dağılmış olan ve buralarda ikide birde bir Seiçuk'lu şehzadesinin etrafına toplanarak İç isyanlaıa sebep olan ve Islâm ülkelerinde karışıklıklar çıkaran Türkmen boy ve oymakla­ rına, yay'ıak vc kışlak olarak, yeni fethedilen Anadolu ülkesini gös­ termişler ve bu ülkeyi iktâ ederek, yurt olmak üzere vermişlerdi. Bu yüzden Anadolu'ya zaten vuku bulan Türk göçleıi çok kesif biı mahiyet almıştır. (501) Bu Türk muhaceretini çağdaş Bizans ve "Ermeni tarihçileri çok canlı ve tafsilâtlı biı şekilde nakletmişlerdir; "Türkler sanki dünyanın her tarafından bu memleket için randevu vermişlerdi... Türkler'in kudreti doUyısiyle Rumlar şarktaki bütün şehir ve kaleleri bırakıp gidiyor; bu bölgeleri Tijrkler'e terkediyor; onlann buralarda yerleşmelerine imkân veriyor; hudutlaida kom­ şumuz olan Türkler her tarafı istilâ ediyorlar"dı. (502)' "1080 yılı Martına doğru Okyanus denizi berisinde (Anadolu'da) bulunan bütün Hıristiyan memleketleri Türkler'in istilâsına uğramış ve hiç bir vilâyet bundan kurtulamamıştı... Bir çok vilâyetler boşaldı ve artık Şark milleti (Bizanslılar) mevcut değildi". Türkler'in önünden kaçan "halk kitleler halinde birbirlerinin üzerine atılıyor; binlerce insan birbiıinin yolunu tıkıyor, çekirgeler gibi yeryüzünü kaplıyor ve her taraf insan dalgalan ile doluyordu".(503) "Böylece 1080 yılı Haziranında, denize kadar bütün beldeler Türkler'le doldu... Rumlar'ın devleti çöküntü halinde idi. Zira Türkler denizin berisinde kalan bütün memleketleri (Marmara ve Adalar denizi sâhillerinin şar­ kında Anadolu'yu) işgal etmişlerdi" (504) Yine çağdaş bir Bizans

182

OĞUZ ÜNAL

kaynağı: "Türkler Karadeniz, Marmara, Adalar (Ege) denizi ve Suriye denizi (Akdeniz) arasındaki bütün memleketlere hâkim ol­ dular" derken diğer kaynakları teyid eder. (505) Malazgird zaferini müteakiben vuku bulan Türk istilâ ve fütuhâtmı anlatan başka bir Bizans vekayi-nâmesi Türkler'in Anadolu'ya eskisinden farklı olarak, bir yağrnacı değil, artık işga! ettikleri böl­ gelerin hakiki sahibi sıfatiyle girdiklerini beyan ederken, durumu dalıa isabetli bir görüş ve kavrayış ile tayin etmiştir. (506) Türk istilâ ve fütuhâtmın önünden kaçan Rumlat'dan başka B i­ zans İmparatorları tarafından Anadolu'dan Balkanlar'a nakledilen Rumlar'a veya Rumlaşmış halklara dair haberler de çok dikkate şayandır. Gerçekten bir Süryani tarihçisine göre: "Türkler'e yenilen Rumlar bir daha onlara karşı duramadılar. İmparator Mihael'i korku almıştı. Korkak ve kadınlaşmış müşavirlerinin sözlerine bakarak bir daha sarayını bırakıp Türkler'e karşı çıkmadı. Hıristiyanlara acıya­ rak adamlar gönderdi ve Pont (Danişmend ili)'da kalmış olan halkın bakiyelerini, eşyaları ile birlikte, atlara ve arabalara yükletti; denizin ötesine (yani Anadolu'dan Balkanlar'a) nakletti. Böylece ahalisiz kalan bu bölgelere Türkler'in yerleşmesine yardım etti. Bu sebeple de İmparator herkesin tenkidine uğradı". (507) Bu hadise ve kayıt Anadolu'nun Türkleşmesi tarihinde hususi bir ehemmiyet taşır. (508) Büyük Türk muhacereti ve Anadolu'nun Türkleşmesi hakkında mevcut sayısız kaynaklar arasından yukarıda verdiğimiz vesikalar tarihin bu mühim meselesini, ana batlarıyla, aydınalatacak bir kıymet taşır. Bu ana vesikalar Malazgird zaferini müteakip Anado­ lu'nun nasıl sür'atle Türkleştiğini göstermeğe kâfidir. Böylece,Türk tarihinde Hun, Gök Türk, Selçuklu ve Osmanii gibi tarihin azametli mnparatorlukiarını kuraıi kudretli ve büyük Oğuz kavrni, Sırderya havzasından, Aral ve Hazaı denizi sahillerinden garba doğru göçerek, binlerce kilometre uzakta bulunan Anadolu'ya gelmiş ve burasını takriben elli yıllık bir mücadele ve cihâd devresi sonunda kendisine vatan yapmıştır. Anadolu, tarihinde, bir çok kavim, din ve kültür­ lere sahne olduğu veya bunların kıtalar arasrîhtikalinde köprü vazi­ fesi gördüğü haldsi-hiç biı .zamaıij, Türk i.ştilâ ve fiJtuhâtı devrinde olduğu gibi, etnik, dini ve kültürel bakımlardan bu derece külli ve sür'atii bir inkiiâba uğramamıştı. Araplar, Emeviler ve Türk ordusu

HORASAN'DAN ANADOLU’YA

183

ile birlikte Abbâsiler zamanında, iki asır kadar Anadolu'yu fethet­ mek ve İslâm'ın ezeli rakibi olan Bizans İmparatorluğu'nu çökert­ mek için giriştikleri fasılasız ciliâd ve gazâiara rağmen, bu büyük vazifeyi başaramamışlardı. Selçuklular'ın kısa bir zaman içerisinde bu ülkeyi feth ve kendilerine vatan yapmalarında, kudretli ordulara ve eşsiz bir stratejik dehaya sahip olmaları yanında, bir milletin top­ tan muhacereti birinci derecede rol oynar. (309) Bu sebeple Türkiye tarihini yeni bir ruh ve metodla ele alıp onu dünya tarihi içerisinde enteresan bir mukayese zeminine oturtmak is­ terken, üzerinde durulması lâzım gelen en mühim konulardan birisi şüphesiz, ''tarihin demografik âmilleri'tdir. (510) Gerçekten Türkiye tarihinin başlangıcını, Türkiye Selçukluları, OsmanlIlar, vs. gibi muhtelif devir ve hususiyetlerini, Türkiye Devleti'nin bu muhtelif devirlerdeki askeri, idari ve hukuki teşkilâtını; içtimai, iktisadi ve kültürel yapısını tetkik ve izah etmek İsterken, bu muhtelif devir ve medeniyetlere has nüfus imkân ve zaruretlerini, memleket nüfusunun kütlesi, kesafet ve dinamizmi, coğrafya üzerin­ deki yayılış ve konuş şekli, yer değiştirme imkân ve sür'ati, artış nisbeti, yaşlara, cinsiyete, meşguliyet nevilerine, çeşitli boy ve oyrhaklarm yerleşme tarzına göre terekküp tarzı vs... gibi "demogra­ fik âmiller"i hesaba katmak ilmi bir zarurettir. Bu güne kadar tarihçilerin bu meseleye ciddiyeile eğilmemiş ve "demoğıafik âmiller"i hesaba katmamış olmaları,* Türkiye tarihi'nin bir çok yönlerinin ilmi bir izahtan mahrum kalmasına dolayısiyle 'Türkiye Devleti'nin Kuruluşu" vt "Anadolu'da Yeni Türk Vatanı'nin Teşek­ külü" meselelerinin lâyıkiyle anlaşıiamamasına sebep olmuştur.(511) Nitekim, Seiçuklu-Bizans hudutlarındaki uc gazileri diyarında teşek­ kül eden "Türkiye Devleti"nin kısa bir müddet içerisinde, başdöndürücü bir hızla büyüyerek, tarihin akışını asırlarca değiştirecek kudrette bir imparatorluk haline gelmesi ve yeni bir din ve kültürün taşıyıcısı olarak, eski Bizans İmpaıatorluğu'nun enkazı üzerinde kurulan bu yeni devletin bir Türk-İslâm devleti hüviyetiyle tarih sahnesine çıkabilmesi hadisesi tarihçiler arasında henüz tam anlamıy­

*Burada Prof, M. Fuad K Ö P R Ü L Ü , Prof. Öm eı Lütfı B A R K A N , ve Prof Osman TUJRAN'ı, b u konudaki ilk ve değerli çalışm alarından dolayı, ayrı tu ttu ğ u m u zu derhal belirtelim.

184

Oğ u z ÜNAL

la izah edilememiş bir meseie halinde münakaşa edilip durmaktadır.(512) Eski Osmanli tarihçilerinin ve Özellikle Hoca Sadeddin Efendi'den sonrakilerin, Türkiye Devleti'nin kuruluşu hakkmdaki yanlış tutumları malumdur. Onların bütün gayretleri ve dikkatleri yalnız bir nokta üzerinde toplanmıştır: Münhasıran Osmanlılar'a ait kaynaklar bularak, Türkiye Devleti'nin kuruluşu meselesini münhasıran bu kaynaklar vasıtasiyle halletmeğe çalışmak! Bu bü­ yük problemi bu kadar dar bir çerçeve içerisinde anlamağa kalkı­ şınca, yani Türkiye Selçukluları tarihini görmezlikten gelerek, sadece X IV . asır Ösmanlı tarihine ait kaynaklar bularak meseleyi onlar vasıtasiyle halle çalışmağa teşebbüs edince, şimdiye kadar olduğu gibi, bir çıkmaza girmek, evvelden mukadderdir. (513) OsmanlI tarihçilerinin, Türkiye Devleti'nin Kuruluşu'nu, X III. asır­ da Anadolu'nun kuzey batısmda Selçuklu-Bizans sınırları üzerindeki dört yüz çadırlık bir aşirete isnad ederek, bu hadisenin izahı için Türkiye Selçukluları tarihinin ve X I. ve X IV . asırlar Türkiye tari­ hindeki siyasi ve içtimai-şartların hiç düşünülmemesi, tarihi bakım­ dan affedilmez bir hatadır. (514) Bu meselenin bu nevi biı anlayış yoliyle tatmin edici bir izah şekline ulaşamayacağını takdir eden bir kısım Batılı tarihçiler de, Türkler hakkmdaki, iyice araştırılmadan teşekkül etmiş menfi kana­ atleri sebebiyle ve bu büyük tarihi meseleyi daha geniş kadrolar içinde düşünmeğe belki de gönülleri razı olmadığından dolayı, içinden çıkılmaz faraziyelerle tarihi hakikati zorlamağa girişmiş­ lerdir. Onlara göre, fütuhatın çekirdeğini teşkil eden gâziler'in Islâm dinini yayma uğrundaki mücadeleleri Bizans Anadolu'sunda meyvelerini verdi. Bu sayede BizanslI Rumlar sadece isim ve din değiştirerek tarih sahnesine yeni bir ırk ve millet halinde ve üzerle­ rine yeni vazifeler almış olarak çıktılar. Ve İslâmi bir leıık ve cilâ altında eski Bizans İmparatorluğu'nu ihya ve devam ettirdiler. He­ nüz göçebe hayalının itiyatlarını muhafaza eden ve üstün bir mede­ niyet kurma kabiliyetinden yoksun bulunan bir avuç Türk'ün bu tarihi oluş içersindeki rolü, olsa olsa bir din yayıcılığından, bir misyonerlik faaliyetinden ibarettir. Böyiece Türkiye Devleti, Rum vezir ve idareciler taraiftıdan Türk Hanedanlarının etrafında, eski Bizans'ta görülen teşkilâta göre kurulmuş oldu. Bu yeni devleti kurmuş olan bir avuç Türk'ün yeni devletin hamuru içindeki rolle­ ri ve hisseleri de ehemmiyetsizdir. Türkler, yalnız yeni bir impara­ torluk kurmak için kendilerine lüzumlu devlet adamlarını değil,

HORASAN'DAN ANADOLU'YA

185

Anadolu’da teşekkül eden Türkiye Devleti ile bütün Türk-İslâm dünyası arasındaki müna­ sebetleri ve bu âlemin muazzam insan kaynaklarını hesaba katmıyor ve 400 çadırlık bir aşireti koskoca bir Bizans medeniyeti ile karşı karşıya bırakıyor. bir ıiıüddet sonra Anadolu yaylalarındaki boşluğun. bir türlü izahı bulunamayan bir tarihi oluş karşısında bulunduklarını hissediyorlar. Türk-İsiâm Sancağını Tuna boylarından Viyana önlerine kadar götürmüş olan bu muhteşem hamlenin kuvveti hakikaten mucizeli bir hal alıyor ve ilmi ve tarihi izahını bir türlü bulamıyor. bütün bir feo­ dal Batı âlemini mağlub eden Türk-İslâm kültür ve medeniyetiniii manâsı. Bu sebeplerle. bir taraftan "Anadolu'nun Türkleşmesi" ve "Tür­ kiye Devleti'nin Kuruluşu". Türkiye tarihinin muhtelif devirlerindeki 1S6 OĞUZ ÜNAL . Osmanoğulları idaresindeki. ilmi olmak ve böylesine büyük bir tarihi oluşu izah etmek iddiasında bulunmalarına rağmen.imparatorluk harplerinde kan dökecek askerleri dahi yerli unsurlar (Rumiar) arasından tedarik etmişlerdir. diğer taraftan bu tarihi oluşumun lâyjkiyle anlaşılabilmesi. "O ruç B e y ". yani nüfus meselelerini tarihi tetkikler esnasında hem sebep ve hem de neîice olarak tetkik etmek kaçınılmaz bir zarurettir. (516) O halde bu çıkmazdan kurtulmak ve Türkiye Devleti'nin kurulu­ şunu ve Türkiye îarihi'nin karanlıkta kalmış bir çok yönlerini tarihi gerçekliğe uygun ve ilmi bir şekilde izaîı edebiîmek için. vs. bütün bu farazi­ ye ve görüşler bizi tatmin edici bir ruh ve metodla işlenmiş değiller­ dir. Bütün bu görüş ve faraziyeler. "damogıafik ârniller"i. Türkiye tarihini ve özellikle kuruluş devirlerini incelerken. gibi kroniklerden sonraki devirlerin ve özellikle Hoca Sadreddin Efendi'den sonraki Osmanlı tarihçilerinin izah tarzları gibi Batılı tarihçilerin de bu konudaki görüşleri bu meseleyi izah etmekten çok uzaktırlar. önüne geçilmez bir kuvvet halinde kalkınarak memleketleri ve kültürleri alaşağı ettiğini görünce. Bu suretle bomboş bir Anadolu'da sürülerine ot­ lak bulmak için başıboş dolaşan bir göçebe topluluğu günün birinde heybetli Bizans surları önündegösteren hayali bir tablo ile başlattık­ ları tarih sahnesinde. (515) A çıkça görülüyor ki. Bu suretle İslâmi bir renk ve cilâ altında devam ettiği farzedilen bu yeni devletin tarihi tekâmülündeki sır. İlk OsmanlI tarihçileri olan "A şık Paşazade".

Bu k onuda geniş bilgi için şu eşsiz esere b k . sh.. kalabalık nüfus küt­ lelerinin yer değiştirmelerine. Hülâsa. f)u gün olduğu gibi. Fuad K Ö P R Ü L Ü . vs. nüfusun konuş tarzında bir değişikli­ ğe. tarih boyunca da. diğer bir deyişle "demografik âmiller” tarihin diğer âmilleri yanında. kısacası rakamla ölçülebilen. tarihte tetkik konusu yapılabilecek kadar az-çok büyük bir ehemmiyet arzeden her hâdisenin demografik sahada dai­ ma bir aksi ve neticesi bulunmaktadır. teşkilât ve müesseselerin mahiyetleri ve zaman içerisindeki gelişmeleri. ''Bizans Müesseseîerinın Osmanlı Müesseselerine Te­ siri H akkında Bâzı M ülâhazalar". iktisadi ve içtimai yapı. Türk-İslâm kültür ve medeniyetinin yayılış tarzı ve sahası.. Bilhassa. tarihin yapıcı kuvvetleri olarak hâdiselerin "niçin"lerini izah hususunda büyük bir ehemmiyet arzetmektedir. devletlerin teşekkülü veya parçalanması nevinden siyasi veya askeri büyük hâdiseler. iktisadi gelişmeler.: M.hâdiselerin karmaşık bir şekii alması ve fütuhatın devamlı neticeler elde edebilecek şekilde hep aynı istikamette genişleyip gitmesi. I (1931).* çeşitli içtimai smifiar arasındaki münasebetler. Türkiyat Enstitüsü Yay.. Bizans'ın feodal zirai rejimi yerine Türk-İslâm dirlik sisteminin vT^ra^i 'rejimînm yerleşmesi. bir harita üzerine dökülüp değerlen­ dirilebilecek olan bir takım nüfus hareketlerine sebep olmaktadır ve aynı şekilde bu nüfus hareketlerinin de bir neticesi olarak meydana gelmektedirler. Türk H u k u k ve İktisat T anhi Mecmuası. Türkiye Devleti'nin teşekkülü devrinde »Türkiye Üevieti'nin teşkilât ve muesseı>elerinin ınenşeinin OrtaZam an Türk-îslâm dünyasından geldiğini ve bu teşk ilât ve iniiesseselerin tekâm ül seyrinde.. 165-313. demografik amiller nazara alınmadıkça izahsız kalmaya mahkumdurlar. çok defa kendi ehemmiyetleriyle mütenasip olarak. HORASAN'DAN ANADOLU'YA 187 . c. Bizans'ın iıiç bir ciddi tesiri bu lunm adığı m uhakkaktır. teknik terâkkiler. Nitekim. Diğer taraftan. En yeni iktisadi ve iç­ timai urih araştırmaları bize iktisadi tesirlerin bile insan unsuruna ve demografik durumun arkasından ve onun neticesi olarak tarihi hâdiseleri harekete geçirdiğini. isyaniar. siyasi ve içtimai büyük gelişmelerin bilhassa demografik gelişmelerle iktisadi konjonktür arasındaki münasebetlere bağlı olduğunu isbat etmektedir. demografik yapı tarafından sıkı bir şekilde "tayin ve icap" edilmektedir. İstanbul 1 9 3 i.Ve bu sebeple nüfus meseleleri.

eski Oğuz ülkesi olan. daha Anadolu'ya gelmeden önce. Oğuz Türkçesi. Herasarr^e Azerbaycan'dan Anadolu'ya birbiri arkasından kalabalık Türkmen kütleleri gelmişti. tek bİr kumanda altında ve muntazam bir plân dahilinde de yapılmamıştı. Kâşgarlı Mahmud'un Oğuzlar'a dair söylediklerini bu bölgedeki Türkler'in dil ve davranış­ larında. Oğuziar'ın Anadolu'ya getirdikleri harsları ve bu arada her türlü gelenekleri bütün hususiyetleri ile zamanımıza kadar kuvvetle yaşayıp gelmiştir. asra kadar devam eden kesif göçler ile her bakımdan bir Oğuz (Türkmen) vatanı vasfım aldı ki. asırdan başlayarak X IV . Halbuki bu Türkmen fetihleri. Sonuç olarak Anadolu'nun pek büyük bir kısmı X I.~ asırlar arasm^a—lik k is tan. Böylece Oğuziar'ın ezici çoğunluğu. Mezarı. ruhi davranışları ve antropolojik vasıfları hâkimdir.onun hayatına mutlak surette ve birinci derecede iştirak etfniş olan Oğuziar'ın (Türkmenler’in) coğrafi yayılışında. 1071 yılındaki Malazgird zaferini takip eden 8-10 yıl içinde Türkmen'ler tarafından baştan başa açıl­ mıştı. X I.(5T9) Bugün. Bunlar Türkistan ve Horasan'da yaşayan soydaşları tarafından daima besle­ niyor ve yeni gelenler ile sayıları daima artıyordu. Bizans Anadolu'sun­ da yeni bir şekilde yer vc yuıt tutmalarında. "VE~XI1I. Je tih te n sonra Anadolu ile Türkistan arasında bir göç kanalı meydana gelnTİşti. Anadolu'da toplanmıştı. toprağa yerleşmelerinde veya şehirler. biraz yukarıda belirttiğimiz gibi. gelenek ve göreneklerinde açıkça müşaiıade edebilir. destan­ ların yanında. Türkler ile meskun herhangi bir bölgesinde. bu hususu çağdaş Bizans ve Ermeni tarihçileri ile Süryani kaynak­ ları da. eski yurtlarından göç ederek. Hattâ 188 Oğ u z ÜNAL . Anadolu'ya gelirken maddi ve manevi harslarını da beraberlerinde getirdiler. imparatorluğun hudut­ ları içerisinde yeniden meydana gelen iktisadi sahalarda ve iş haya­ tında ihtisaslaşmalarında. Fethi müte­ akip ülkenin her tarafı Oğuz (Türkmen) kümeleri ile doldu. bir çok tarihçilerin ve dilcilerin sandığı gibi. Sır Derya boylarında bulunan Dede Korkut'un mânevi şahsiyeti bile. (517) Gerçekten Bizans Anadolu'su. Anadolu'ya geldi.(518) Oğuzlar. açıkça kaydetmişlerdi. Türkistan'da iken bugünkü hususiyetle­ rini taşıyor ve orada da Türk lehçelerinin en incesi ve en zarifi olarak vasıflanıyordu. herhangi bir kimse Anadolu'nun . Günümüzdeki Anadolu Türkleri'nde ataları olan Oğuziar'ın harsları. ka­ sabalar ve köylerde toplanmalarında büyük ve manâlı değişikliklerin vukua gelmiş bulunması zaruridir. Anadolu veya İstanbul'da değil. başlangıçta.

asırlarda Anadolu'ya göçeden Türkmenler ile diğer Türk ve İslâm dünyası sıkı bir münasebet ha­ linde bulunmakta idi ve Türkiye Devleti. lıâdiselerin ilmi bir şekilde ve tarihi gerçekliğe uygun olarak anlaşılabilmesi için. Oğuz Türkleri’nin asıl ve gerçek mümessillerini görmek için Türkistan'ı değil. tarihi vesikalarda. "Anadolu'daki nüfusun göçebe. Türkiye Selçukluları'nm iskân siyasetleıinin bazı esaslarını tesbit etmek imkânı bulunduğunu kaydetmektir. asırda Anadolu'da cereyan eden içtimai ve siyasi büyük değişmelerin bir neticesi gibi görünecek ve bu sayede de Türkiye tarihinin karanhkta kalmış bir çok meselelerini anlaşıla­ bilir bir şekilde ortaya koymak mümkün olabilecektir. bu kadar geniş hudutlar içerisinde kaynaşmakta olan bir âlemin dört bucağında meydana gelen dini ve içtimai cereyanları. hiç bir tereddüde yer vermeye­ cek kadar.bu kimse Dede Korkuı aestanlanndan bazılarınıtı Anadolu'da hâlâ yaşadığını görmekle hayretler içinde kalabilir. X II. teşekkül etmeğe başladığı yıllarda. ve X III. İşte bu âmiller sayesindedir ki. asırlara doğru yapılan büyük çapta iskân işlerine ve nüfus hareketlerine ait mevcut kayıtlan tetkik ve toponmie tetkikiyle tamamlamak suretiy­ le. X I. Suriye ve Rusya arasındaki büyük muhaceret yolları üzerinde kurulmuş bulunan Büyük Selçuklu Imparatorluğu'nun iktisadi ve kültürel gelişmeleri " ile "Büyük Türk Muhacereti neticesinde Anadolu'da ortaya çıkan yeni vaziyet" ve "Orta Doğu'daki Moğol istilâsının bu yeni vaziyet üzerindeki tesirleri" gibi meseleler üzerinde de özellikle durulması gerekir. Türkiye Devleti'nin Kuruluşu meselesinde. (523) Demek oluyor ki. açıktır. Anadolu'yu dolaşmak lâzımdır. aynı surette ehemmiyetli olan. Oy»a ki Türkistan'da­ ki Türkmenler bunları çoktan unutmuşlardır Bu izahlardan da açık­ ça anlaşılacağı gibi. Türkiye Devleti XI. bilgi ve tecrübeye sahip insanları ve mânevi kuvvetleri kendi arka­ sında buldu. (52m) Aynı şekilde muhtelif tarihlerde vukua geldiği muhakkak olan bu büyük hacimdeki kesif nüfus hareketlerinden başka. ve X III. (522) Gerçekten. Mjsır. Türkiye Devleti'nin HORASAN’DAN ANADOLU'YA 189 . köylü ve şehirli nisbetleri"yle. "Orta Asya. bu önde gelen hâdiselerin büyük rolü olduğu. Nitekim Pıof. (520) Bnvle derin ve ilmi sebepleri ile Türkiye tarihi tetkik edilecek olursa. Fuad KÖ PR'Ü LÜ .

(526) Nitekim. bilhassa ilk yıllardaki koruluş devirlerinde. Bizans. Bu şekiide Türkiye Devleti'nin idari ve askeri teşkilâtı Büyük Selçuklular’ın ve Oğuzlar'ın devlet ve idare ananelerine ve askerlik prensiplerine göre tesis edilmiş ve devlet işlerinde başlangıçta daha fazla Büyük Selçuklu ve Oğuz idari teşkilâtına mensup yüksek Türk-İslâm aristokrasisi ve memurları kullanılmıştır. milli hars ve kültüs^rünün o yerde hâkim duruma gelmesi mümkün olamıyor. kendi ana dillerini konuşur görecektik. Nitekim Türkiye tarihinde. (525) Burada yeri gelmişken şu içtimai ve kültürel kaideyi hatırlama­ nız yerinde olacaktır. Ermeni. Türkleşmiş Rumlar'ın ve yerli halkların yardımına muhtaç olmadan daha evvelki emsali Türk İmparatorluk­ ları gibi büyük bir İmparatorluk kurmak teşebbüsünde bu kuv- 190 Oğ u z ÜNAL . kütleler halinde İslâmlaşma hâdisesi gö­ rülmüş değildir. Türk. o da aralarına yeter derecede ve kesa­ fette Türk nüfusunun girmemiş olmasıdır. büyük muhaceret dalgalarıyla Anadolu'ya giren kesif Türk­ men kitleleri. kitle halinde iıerhangi bir İslâmlaşma hâdisenin vuku bulduğu hakkında. Diğer taraftan eğer toplu halde İslâmlaşmalar olsa idi. Müslüman oian bu yerli halk topluluklarını Bulgaristan'daki Pomaklar. Türk Tütuhâtı önünden kaçan Rumlar ve diğer yerli halklar tarafından adeta ıssızlaştırılmış bulunan Anadolu'da ezici bir nüfus üstünlüğü meydana getirmişler ve bu sayededir ki. Süryani ve Arap kaynaklarında bugüne kadar herhangi bir kayda rastlanmamıştır. akıl ve siyaset adamını Türkmenlerin. Bu da bir kavmin bir yerdeki siyasi hâkimiyeti ne kadar uzun sürerse sürsün ve o yerdeki yerli halkın medeni seviyesi ne kadar geri bulunursa bulunsun. Balkanlar'daki Arnavudlar ve Boşnaklar gibi. bilhassa İstanbul'un fethine kadar. Bu saydığımız halk toplulukları Balkanlar'daki Osmanlı fütuhâtı sırasında Müslüman olmuşlardı. Islâmiyeti kabul etmiş yerli halklar faraziyesitıe başvurmağa lüzum kalmadan. eğer o kavim yeteri kadar nüfus fazlalığına sahip değilse. G irit’teki Müslümanlar. Bu şekilde geniş Türk ve İslâm dünyası ile devamlı temas halinde olan Türkiye Selçukluları. Fakat bu kitlelerin Türkleşmemesinin tek bir sebebi vardı ki. Türkislâm kültürünü hâkim kılmışlardır. nereden bulmuş olduklarını anla­ mak mümkün gözükmektedir. başta dili olmak üzere.(524) Esasen Anadolu'da. 1000 evlik de olsa. Türkiye Devleti'nin kurulması için lâzım gelen kan ve kol kuvvetini.sür'atle kuruluşu mucizesini izah etmek ve Türkleştirilmiş Bizanslıiar.

eski Müslüman ül­ keleri örneğinden bir devlet ve medeniyet kurmak için lâzım gelen bütün unsurları birlikte getirmiş veya sonradan celbetmiş oldukları­ nı söylemektedir. Türkiye tarihinin. (527) Nitekim Prof. "büyük Türk Muhacereti" ve "Anadolu'nun Türkleş­ mesi" meseleleri hakkında elimizde mevcut sayısız kaynaklar arasın­ dan biraz yukarıda verdiğimiz seçme vesikalardan da açıkça anla­ şılacağı üzere. boy ve oymakların yıkılmalarına ve dağı­ tılmasına çalışmışlar ve bu ulusları meydana getiren boy ve oymakla­ rın her birini büyük mesafelerle dağıtmışlar. aralarına başka Oğuz. Türkiye Devleti'nin teşekkülü ve Anado­ lu'nun Tütkleşmesi'nde "demografik âmiller"in önemini göstermek­ tedir. Anadolu'nun etnik siması. Türkmenier'in ileride kabile asabiyetleri etrafında toplanarak ayrı ayrı zümreler ve devletler meydana getirmemeleri ve tefrikaya düşmemeleri için aynı Oğuz boy ve oymaklarının belirli bölgelerde birikmelerine mü­ saade etmemişler. Bu şekilde Oğuzlar'ın yüzlerce yıldır asabiyetle muhafaza ettikleri 24 boy teşkilâtı Anado­ lu’da >on bulmuş. dünya Türk nüfusunun en azından üçte biri. bir hanedan­ lar destanı olmaktan kurtarılarak.vetierden istifade ermiş ve kendilerine lâzım gelen her türlü unsurları bulmuşlardır. Bu kesif Türk muhacereti. Türkiye Selçukluları'nın. Türk göç­ lerini çok akıllıca bir siyasetle iskâna tabi tutmuşlar. (528) Türkmenier'in en mühim bir kısmı büyük muhaceret dalgalan ile Anadolu'ya gelmişlerdir. bu ulus. (527/A) Bütün bu açıklamalar. Türkiye Devleti'nin kurucuları olan Tür­ kiye Selçukluları (ve onların vârisi olan Osmanoğulları). boylarından oymaklar yerleştirmişlerdir. bu yarım asir içinde Anadolu'ya göç etmiştir. Denebilir ki. fakat Anadolu Türk birliği. diğer bir deyişle. ordulardan ziyâde bir mil­ letin (Türkler'in) ve özellikle Oğuzlar'(Türkmenler)ın Anadolu'ya toptan muhacereti ve iskânı sayesinde tamamiyie ve ani olarak değişmiştir. Gerçekten. Anadolu'yu X I. İslâmiyete kazanılmış olan bu "Bilâd-ı Rum"de. Ve ancak bu âmillerin lâyikiyle anlaşılması iledir ki. sadece bir muharebeler ve andlaşınalar tarihi. HORASAN’DAN ANADOLU’YA 191 . Paui vVITTEK de. asrın sonlarında tamamen bir Türk vatanı yapmıştır. hakiki bir izahını yapmak ve tarihi oluşumu gerçek yönleri ile anlamak mümkün olabilecektir.

Nitekim II. Birinci derecede kesafeti teşkil eden. yerlerini terkederek batıya doğru çekildik­ leri için. Çankırı ve Eskişehir vilâyetleri.(529) Bugün Anadolu'da mevcut Öğuz (Türknıen)~aşrretleri üzerinde yapılan tetkikler ile Türkmen ulus. X II. boy ve oymaklarının adlarını taşıyan kaza. kesif bir şekilde Tüı kleşmişti. Çepni. Afşar. Salur.Türkiye Türklüğü teşekkül etmiştir. Döğer. Selçuklu ailesinin mensup olduğu Kınık ulusudur. Ankara metropolit'inin İs­ tanbul Synode meclisine başvurarak buradan Amasra piskoposluğu gibi küçük bir yere tâyinini istemesi bu durumu çok güzel ifade eder. Kayı ulusları bundan sonra ikinci derecede kesafeti teşkil etmek üze­ re dağılmışlardır. Kastamonu. kendi 192 Oğ u z ÜNAL . Bayındır. Anadolu'­ ya dağıtılmış olmakla beraber bgnlar her bölgeye aynı kesafet derecesinde yerleşmemişlerdir. Kılıç Arslan zamanında. asır vakıf kayıt­ ları da bu durumu açıkça göstermektedir. sonradan Müslüman olarak Türk fatihlere karışmışlar ve dolayısiyle. Başat ulusları üçüncü derecede kesafet göstermektedirler. Çorum. ilk Türk akın ve istilâları önünde. İğdır. Kırşe­ hir. Anadolu’nun fethinde büyük rol oynayan Yıva ulusu ile diğerleri dördüncü derecede kalmışlardır. (532) Türkmen ulusları. ırk bakımından Türk kesafetinin miktarını artırmışlardır. Anadolu'nun kuzey taraflarına daha çok Bozok grubuna mensup 12 ulusun boyları. Bu tetkikler bize Anadolu'nun eski yerli halklarından daha kesif ve hattâ ezici bir üstünlüğe sahip yeni bir Türkmen nüfusunun Anadolu'ya geldiğini göstermektedir. 1173 yılında. ve X III. güney taraflarına ise Üçok grubuna mensup olan diğer 12 ulusun boyları yerleşmişlerdir. bölgede çok az Hıristiyan bulunduğu ve bu sebeple de geçim sıkıntısı çektiği için. bunlar da aynı kesafet derecesinde bu ül­ keye dağılmış değillerdir. Anadolu'da 24 Oğuz ulusunun tamamından boylar ve oymaklar mevcut olmakla beraber.(530) Gerçekten Ankara. ilk gelen Türkmenler'e yurt ve Dılak vazifesi gördüğü ve esasen bu havâlinin yerli halkı. nahiye ve köy isim­ lerinin incelenmesinden ve bir de Kanuni Sultan Süleyman zamanına ait arazi tahrir defterlerinin gözden geçirilmesinden çıkan netice budur. (531) Bizans İmparatorluğu zamanında çeşitli maksatlarla Anadolu'ya nakledilerek iskân edilmiş bulunan muhtelif Türk illerine mensup gayri müslim Türkler de. 24 boy teşkilâtı inhilâl ettirilerek. Türk muhaceretinin en kesif olduğu. Yozgat. baha fazla bir kesafette muhtelif bölgelere yerleşen uluslar.

Sivas ve Ankara gibi Orta Anadolu'nun büyük merkezlerinde konuşulan ve daha X III. Anadolu'ya bu yerleşmeler sırasında. Kalaçlar'dan. Oğuzlar'dan başka diğer Türk illerinden ve uluslarından ve meselâ Karluklar'dan. Çiğiller'den. asırdan itibaren teşekkül etmeğe başlayan ve daha sonraları Batı Anadolu'ya ve nihayet İstanbul'a gelen edebi Türkçe'­ nin yani yazı dilinin esası da bu şekilde yine bu Orta Anadolu şe­ hirlerinde meydana gelmiştir. yoksa daha sonraki göçler sırasında mı geldiklerini kesinlikle bilemiyoruz. Kapcaklar'dan ve Ağaçeriler'den de muhtelif boy ve oymaklar da gelmişlerdir. daha ziyade kendilerinin evvelce yaşadıkları şartlara uygun topraklar arayarak. Orta Anadolu'da yerleşen Oğuzlar'ın ekseriyetini Kınıklar teşkil ettiği için. yavaş yavaş Batı Anadolu'nun dağlık bölgele­ rine geçerek. orada da ekseriyeti kazanmışlardır. asır başlarından itibaren de Lfkya ve Kilikya dağlarını aşarak Akdeniz salıiüerine inmişler ve oralarda da ekseriyeti teşkil etmişler ve daha sonraları Kilikya ovalarını iyice işgal ederek. HORASAN'DAN ANADOLU'YA 193 . Karamanlu. Karadeniz sahillerine doğru yayılmışlar ve X II!. Burada iyice çoğaldıktan ve yerli iıalkı de eriterek kendilerine temsil ettikten sonra. oralara intibak etmeğe çalışmışlar ve bu yüzden evvelâ dağlık bölgeleri ihmal ederek ovalara yerleşmişler ve bilhassa Kızılırmak men'oalarından itibaren Kütahya'ya kadar uzanan Orta Anadolu'nun geniş ovasına büyük bir kesafetle yerleşmişler ve burada eski ahaliye nazaran ekseriyeti kazanacak bit hale gelmişler­ dir. diğer taraftan da İlgaz ve Canik dağlarmı aşarak. boylar ve oymaklar meydana getirmişlerdir: İnallu. Biz bu Türk uluslarının izlerine Anadolu'da tesadüf ediyoruz. Bu yüzden Anadolu'da Oğuz lehçesinin muhtelif şiveleri doğmuştur. bulundukları bölgelerde azınlıkta kalan­ lara dil itibariyle hâkim olmuşlardır. yahut da etrafına toplanmış oldukları aile veya reislerin ismine izafetle veyahut da kendilerini birleştiren bir küçük oymağın ismine nisbetle yeni yeni uluslar. bunların konuştuğu şive diğerlerine nazaran üstün gelmiş ve yavaş yavaş iiıüşîerek bir dil teessüs etmiştir ki. Kanıklar'dan (yani Kiymaklar'dan). Fakat bunların Anadolu'nun ilk fethi sırasında mı. Kayseri. bir taraftan Ege sahillerine doğru yayılırken. Anadolu'ya yerleşen ve 24 boy teşkilâtı inhilâl eden Oğuz ulusları ya yerleştikleri bölgelerin adına nisbetle. Uygurlar'dan. bu gün Konya. Anadolu'ya gelen Oğuzlar ile diğer Türk ulusları step kavmi ol­ dukları için.hususi şivelerini yaşatarak.

Elbeylü. yörümekten Yörük adı veriliyoidu. Kumarlu. Akçakoyunlu. Akkoyunlu. Germeyanlu. Bunlar Ağaç-Eri (Ağaçeri) Türkmenleri’nin torunlarıdırlar. zamanlınıza kadar gelmiştir. Ruınlu. Yörükler de Oğuz Türklerin­ den gelmektedirler. Varsak. Tokdemirlü. Çavuşlu. (535) Göçebe hayata devam edenlere ise. Sarıkeçilü.(etnik) hiç bir manâsı yoktur. A ynı şekilde Türkmenler arasında bir gruba verilen Tahtacı adının da kavmi (etnik) hiç bir manâsı olmayıp. Ku^temirlü. Tür­ kiye Selçuklu ordusunun dirlikti sipahi sınıfını meydana getirenler de bu yerleşik Türkmenlerdi. Buna göıe Yörük adının kavmi. bazı yerlerde üstleri çinko ile örtülüdür. Menemenlü. Çaparlu. Ceritlü. Maıaşlu. evvelce inhilâl eden 24 Oğuz ulusunun muhtelif oymakları­ nın içinden bir araya gelenlerinden teşekkül eden topluluklardır ki. Bozdoğanlu. Hamidlu. Kosuhiu. Şamlu. Elvanlu. evleri de taiıUdan olup. Merıteşelü. Çimişkezeklü. Bu Türkmenler'in çoğu­ nun köyleri orman «teklerinde bulunur. Aydınlu. Bayazıtlu. Tekelü. Bayburtlu. Arapkirlü. Turfanlu. Fakat daha sonraları Yörük ke­ limesi bu gerçek anlamını kaybetmiş ve. Turhanlu. Katakuyunlü. bu ad davarcılık ve­ ya çiftçilik yerine ağaçlardan tahta biçmek ve dilme yapmak gibi işlerle meşgul olan bir Türkmen zümresine verilir. (534) Anadolu'ya gelen Oğuzlar'ın bir kısmı bu ülkede göçebeliği bırakarak yerleşik hayata geçmeğe başlamışlardı. Esenlü. Turgutlu. Usiaclu. göçebe anlamında.Batı Anadolu ile Güney-Batı ıl nadoUı'daki oymakların umumi ad» olmııştîTF Vanı ToruK Keıımesi bu bölgelerde yaşayan göçebe. bunların bir kısmı kendi aldıkları yeni isimlere nisbeiie devletler ve hanedanlar kurmuşlar ve tarihimizin muhtelif safhalarında roller oynamışlardır. Bunlar daha ziya­ de köyler ve kasabalar kurarak veya çoğu terk edilmiş eski köy ve kasabalara yerleşmek suretiyle yerleşik hayata geçiyorlardı. Gündüzlü. özerlü. Türasaniu. Torunlu. Tuharlu. 194 OĞUZ ÜNAL . Karakeçili]. Bekmeşlü. Tecirlü. Osmanlı gibi yeni teşekkül eden uluslar ve boylar. genellikle Kızılbaş ve Alevi inançları taşırlaı'. yarı göçebe oymaklar anlamını ifa­ de etmiş ve bu. KaraisalI. Bu Türkmenicr Müslüman olmakla birlikte. Ramazanlu. Yağıbasanlu. Dündarlu. Alpavut. Saruhanlu. Yerleşik hayata geçen Türkmenler'e bir müddet sonra artık Türkmen denilmeyeıck Türk adı veriliyor­ du.

(540) Kısacası Ana­ dolu'ya gelen Türk kütleleri içerisindeki unsurlar tam anlamı ile birbirlerini tamamlamaktaydı. (536) Yeni açılan Anadolu ülkesine yalnız çobanlık ile meşgul olan göçebe Türkler'den başka ziraatle de meşgul olan yarı göçebe Türk­ ler ile. (542) Bu şekilde ilk fütuhât yıllarında Anadolu'ya yerleşen Türk ve Müslüman nüfusun bir milyonu geçtiğini de belirtelim. Türk. Türk fütuhâtından önce de bir çok Anadolu şehirlerinde bazı Müslü­ man Türk cemaatleri türemiş bulunuyordu. Tahtacı. Mâverâünnehir’deki şehirli ve köylü Türkler'den ve zamanla Horasan'ın. (543) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 195 . Kızılbaş. yeni geldikleri yerlerde de aynı ha­ yat şartlarını devam ettiriyorlar. Binaenaleyh bunlar. bunların çoğu Antalya böl­ gesinden gekiikleri (ye iıerhalde sebzecilik ve meyvecilikle uğraştık­ ları) için bu adı almışlardır.. Alevi. (539) Bundan başka yeni açılan Anadolu ülkesine jslâmiyeti telkin ve yaymak veya yeni kurulan emaretlerin hizmetinde çalışmak üzere çeşitli İslâm ülkelerinden şeyh.. vs. çok eski zamanlar­ dan beri köy hayatına. Anadolu'ya gelen Türkler arasında. Bu da. Orta Asya'da. hattâ şehir hayatına geçmiş her çeşid halk mevcuddu. Azerbaycan'ın ve Arran'ın yerlilerinden de bir hayli Türk ahali gelmiş ve buraya yerleşmişlerdir. gibi adlarla anılan bu topluluklar arasında kavmi (etnik) hiç bir fark olmayıp. âlim ve kâtip gibi münevver zümrelerden bir çok kimseler de gelıııişlerdir. hepsi Oğuz Türkleri'nin torunlarıdırlar. (541) Diğer taraftan kaynakların tetkikinden öyle anlaşılıyor ki. Hülâsa.(S37) Nitekim Prof. Irak-ı Acem'in. Manav. Türkmen.Yine aynı şekilde Sakarya ve Marmara bölgesinde Manav adı ile anılan köylülerin aslı da Türkmen olup. Fuad Köprülü. şehirliler de şehirlere yerleşiyorlardı"(538) mütalâası ile bu görüşü doğrular. Zenaate ait terimlerin çoğu yabancı dillerden alındığı halde çobanlığa ve çiftçiliğe ait terimlerin tamamının hâlis Türkçe oluşu da bunU göstermektedir. yalnız göçebe unsurlar değildi. "Horasan'da Büyük Selçuklu saltanatının kurulması ile başlayan büyük muhaceretin Anadolu'ya getirdiği unsurlar. Yörük. köylüler derhal köyler kurarak zirai istihsale başlıyorlar. ya ticaret yoluyla veya Türkler'in Bi/ans ordusunda askeri hizmet kabul etmeleri suretiyle mümkün olmuştu.

İranlılar ile harbetmek üzere.2. asrın sonlarında ve X II. (544) Gerçekten 530 senesinde Bizans orduları tarafından bozguna uğratılan Bulgar Türkleri'nin önemli bir kısmı'Anadolu'ya geçiril­ mişler ve Trabzon havalisi ile Çoruh ve Yukarı Fırat bölgelerine yerleştirilmişlerdir. ANADOLU'MDAKİ HIRİSTİYAN VE ŞAMANİ T Ü RK LER Anadolu’nun Oğuzlar tarafından fethi sırasında bu ülkede ne kadar Hıristiyan ve Şamani Türk olduğu hakkında kesin bir rakam vermek mürnküı değildir. Avar Türkleri'nden bir kısmını maiyetine al­ mış ve Anadolu’ya geçirerek doğu bölgelerine yerleştirmiştir. X I. 947 senesinde Seyfüddevle ile Bardas arasında vuku bulan muharebede Rum gene­ ralinin yanında mühim miktarda ücretli Bulgar askeri bulunmuştur ki. 1048 senesinde de Peçenek Türkleri Bizanslılar tarafından Müslüman Türkler ile savaşmak üzere Anadolu'ya geçirilmişlerdir. Rum ku­ mandanının yanına gittiğinde onun maiyetini teşkil eden askerler arasında Hazar ve Fergane Türkleri'ni görmüştür. özellikle Bizans’ın hudut bölgelerinde yerleştirildiğini ve Kapadokya île Toros geçitlerinde mühim bir kesafete sahip olduklannı tahmin edebiliriz. A y ­ nı şekilde 620 senesinde İmparator Heraclius. Bunlar da daha ev­ velki yıllarda Bizans tarafından ücret mukabilinde Bizans ordusuna alınmışlar ve Kapadokya bölgesine yerleştirilmişlerdi. Yalnız bu Hıristiyan ve Şamani Türkler'in öteden beri İslâmlar ile harbetmek üzere ya da başka muhte­ lif sebeplerle. Bundan sonra İmparator Romanos Dkıgenes'in Anadolu seferleri sırasında Bizans İmparatorluk ordusunda pek çok miktarda Hıristiyan ve Şamani Türk askeri bulunmuştur. Jüsten. 755 senesinde Bizans İmparatorluğu Bulgar Türkleri'nden mühim bir kısmını Anadolu'ya geçirmiş ve İslâm or­ duları ile harbetmek üzere Tohma ve Ceyhun havzalarına yerleştir­ mişti. asrın 196 Oğ u z ÜNAL . iranlılar ile harbetmek üzere. bunlar Kapadokya bölgesine nakledilen Bulgar Türkleri’dir. 946 senesinde Tarsus'a Müslüman ve Hıristiyan esirlerin mü­ badelesini yapmak üzere gelen Abbasi Halifesinin elçisi. 577 senesinde İmparator II. Avarlar'dan bir kısmını yanına almış ve bunları da İran hudu­ duna yerleştirmişti.

Şamani Türkler'in büyük bir kısmı.başlarında İmparator Alexis Komnenos. hizmetinde bulunan Peçenek Türkleri.(546) Müslüman olmayıp Orto­ doks ve Ermeni Kilisesi'ne geçenler ise Anadil olarak Türkçeden başka hiç bir dil bilmedikleri ve ırk olarak Türk oldukları kiliselere isrıad edilerek. Türk fütuhatından sonra. İslâmiyet'i kabul ederek fâtihlere karışmışlar ve dolayısiyîe ırk bakımından Türk nüfusunun kesafetini artırmışlaidıı . Bu Karakeçili Hıristiyan Türkler'in Anadolu'daki Peçenek Türkleri'nin bakiyeleri olduğu muhakka'Ktır. (548) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 197 . Müslüman Türkler'e karşı savaşmak üzere Anadolu'nun Batı bölgelerine yerleştirdiği gibi.(547) Nitekim X V I. Bizans zamanında Anadolu'ya nakledilmiş ve Ortodoks veya Ermeni Kilisesi'ne intisap ettiklerinden dolayı Rurn veya Ermeni adını taşımış olan Hıristiyan Türkler olduğu şüphesizdir. asırdaki Kayseri malıkeme sicil­ lerinde Müslümanlığa ihtida etmiş oldukları görülen ve iıem de iç ­ lerinde Karakeçili boyuna mensup oldukları açıklıkla zikredilen Hıristiyan Türkler'in. bunların bir kısmını da Haçlılar'a karşı koymak üzere Kilikya’da yerleştirmiş­ tir. (545) Bizans Anadolu'sunda bulunan bu Hıristiyan ve.nden bir kısmını. Rum ve Ermeni adlarını taşıyıp zamanımıza kadar gelmişierdir.

hattâ o idareden nefret etmişlerdir. zanaatkar ve tüccar Türkler de kendi meslektaşlarına intibak etmişler ve Anadolu'nun üretici sınıfını vücuda getirmişler­ dir. Yerli halkın dilleri fâtih Türklerin dili olan Türkçe'nin kar­ şısında mukavemet edemeyerek erimiş ve yerli Hıristiyan Türkler'in de bu konuda tabii olarak fâtihlere yardım etmeleri sayesinde yavaş yavaş Türk dili Anadolu'nun yerli dillerini söndürmüş ve za­ man içinde Anadolu tamamen Türkleşmiş ve yerli diller unutulmuş.3. Türk fâtihlere çarçabuk ısınmışlar ve Bizans'ın kötü hatıralarını ve idaresini kısa bir zamanda unutmuşlar. Proto-Hitit (Asianicjue). T Ü R K F A T İH L E R L E Y E R L İ H A L K A R A S IN D A K İ KA YN AŞM A Anadolu'ya yeni gelen Türk fâtihierle Anadolu'nun Helenleşmerniş olan yerli halkı arasında çok kuvvetli bir kaynaşma vukua geldiği anlaşılmaktadır. Yöni geien Türk çiftçi unsuru. mahdut gündelik ihtiyaçları karşılayan. yer­ li çiftçiye. Aynı zamanda fâtih Türkler. Yerli halkın ekseriyeti Helenleşmemiş. hemen ekseriyetle onlara yardımcı olmuşlar ve Anadolu'nun Türkler tarafmdan sür'atle fethine ve Bizans ordularının bozulup dağıimaiarına yardım etmiş­ lerdir. Diğer taraftan iktisadi şartlara intibak ve karşılıklı ev­ lenmeler hususunda da Türk fatihlerle yerli halk arasında kısa za­ manda bir kaynaşma olmuştur. İslâm adâletini ve Nizâm ı Alem dâvasını temsil eden yeni Türk fâtihlere düşman olmak şöyle dursun. Bunun yanı sıra Türk fâtihierle yerli halk arasında kültür alış verişi de tabiatiyle olmuştur." eski dillerini muhafaza etmişlerdi. Hitit ve Trak asıllarına mensup olup. Fakat bu diller edebiyata mâlik olmayan. İslâmın âdil idaresi ve şeriatin vergi­ leri haricinde başka bir yükümlülüğe tâbi tutulmaları yüzünden. Bizans'ın ağır ve vergi ve teklifleri altında asırlardan beri ezi­ len Anadolu'nun yerli halkı. kendi dillerini. örf ve âdetlerini muhafaza eden yerli halk. inkişaf edememiş dillerdi. dinleri olan İslâmiyet'i de yeili halka yavaş yavaş kabul ettirmeğe başlamışlar ve nihayet pek kısa bir zaman içerisinde bu ülkeyi hakiki bir İslâm ülkesi ha- 198 Oğ u z ÜNAL . ancak büyük şehirlerde ve bir de Türk unsurunun büyük bir kesafet ve ekseriyet teşkil etmediği yerlerde Rumca ile Ermenice yaşayabilmiştir.

Anadolu'nun yerli halkı da örf. (552) Nitekim Prof. Osmanlılar'ın Balkanlar'a yerleşmesinden sonra. Faruk S Ü M E R 'in ittifakla belirttikleri gibi. asırda Balkanlar'da olmuş vc X V I. mahdud nisbette ve çok yavaş olmuştur. (551) Burada sırası gelmişken. kütleler halinde İslâmlaşma hâdi­ sesi görülmemiştir.. (549) Ancak bu tesirleri ve yerli halkın İslârtılaşmasını pek fazla müba­ lağa etmemek de gerekir. İşte bu itibarla burada sadece şunu göstermek istiyoruz ki.(550) Nitekim X V . Selçuklu Türkiye'sinde bu ihtida hareketleri. vs. gibi maksat­ larla vuku bulan bu gibi hâdiselerin münferid vakalara inhisar ettiğini ve mahdut zamanlara münhasır olduğunu unutmamalıdır. Selçuklu Türkiyesi'nde Hıristiyan unsurlardan bir kısmının İsîâmlaşdığını büsbütün inkâr etmek istemiyoruz. adet ve özellikle kıyafet konusunda Türk fatihlere bazı tesirlerde bulunmuştur. Türkiye Selçukluları devrinde Anadolu'da Hıristiyanlar arasında ihtidalar elbette mevcuddu. bilhassa iktisadi menfaatler kar­ şısında bu ihtida vak'alarım mazur gösterecek bir psiko-sosyal hava doğurmuş olduğu gibi. Bu sözleri­ mizle. asırlarda da devam etmiştir. Fuad K Ö P R Ü L Ü .line getirmişlerdir. kadınlar dahil olmak üzere. Meterodoxe zümreler için de bu büsbütün kolaydı. biraz yukarıda da söylediğimiz gibi. Bizans Devrinde zaten çok kesif olmayan yerli halkın ilk Türk akınları ve muharebeler sırasında. Dini olmaktan ziyade siyasi. Fakat derhal kaydedelim ki. Ömer Lütfi B A R K A N ve Prof. Oğuz kitlelerinin önünden. daha ilk fetih yıllarında yerli halk üzerindeki mânevi otoritesini kaybetmiş bulu­ nan Ortodoks Kilisesi'nin vaziyeti. Zira Oğuzlar'ın Anadolu'ya ilk gelişleri vc yerleşmeler i sırasmda. asrm başlarında dahi Türkiye Türkleri'nin kıyafetleri. Buna karşılık Osmanlı'ar devrinde büyük nis­ bette ihtidalar. Türkiye tarihinde. ailevi.X V II.(553) Esasen. Anadolu'da 1000 evlik de olsa. kitle halinde hethangi bir İslâmlaşma HORASAN'DAN ANADOLU'YA 199 . Ayaklarmda. yerlerini terkederek batiya doğru çekilmiş olduklarını ve bu şekilde Orta Anadolu'nun Oğuzlar (Türkmenler) tarafından etnik bir şekilde tamamen istilâ edilmiş olduğunu tekrar hatırla­ talım. yani daha çok X V . umumiyetle Orta Asya Türkleri'ninkiriin aynı idi.. Prof. bilhassa İstanbul'un fethine kadar.. yerli halkın ihtida etmesi yani İslâm­ laşması. iktisadi. meselesinden de kısaca bahsedelim. kırmızı çizmeler ve başlarında da kızıl börk vardı.

687 hâne Hıristiyan nüfusu vardı. kendi ana dillerini konuşur görecektik. Diğer taraftan eğer toplu halde İslâmlaşmalar olsa idi.448 idi. yalnız 4. Bu sayılan bölgelerde 1520-1530 yıllan arasında 540. Kayseri ve İçel (Mersin) vilâyetlerinde ise Türk hâne nüfusu 143. Nitekim bu defterlere göre Türkiye'nin. asrın ilk yansında Selçuklu Türkiyesi'ndeki Hıristiyanlar'm pek çoğu şehirlerde yaşıyordu. Girit'teki Müslümanlar. buna karşılık Hiristiyan hâne nüfusu ise 2.hâdisesinin vulcu bulduğu iıaki<inda. Burada yeri gelmişken. (557) 200 OĞUZ ÜNAL . Balkanlar'daki Arnavudlar ve Boşnaklar gibi.254.(555) Aynı yıllarda Çukur-Ova bölgesinde de ezici Türk nüfus çoğunluğuna mukabil pek az bir Ermeni nüfusu görülmektedir. Süryani ve Arap kaynaklarında bugüne kadar herhangi bir kayda rastlanmamıştır. milli hars ve kültürünün o yerde hâkim duruma gelmesi müm­ kün olamıyor. Hıristiyan azınlığın en az olduğu belgelet Batı Anadolu.776 hâne Türk nüfusuna karşılık 2. Doğuya doğru gidildikçe bu 'nisbetin azalmakta olduğu görülüyor. Yozgat. Güney-Batı Anadolu. (556) X II. Bir kavmin bir yerdeki siyasi hâkimiyeti ne kadar uzun sürerse sürsün ve o yerdeki yerli halkın medeni ve içtim<:i seviyesi ne kadar geri bulunursa bulunsun. eğer o kavim yeteri kadar nüfus fazfalığına sahip değilse. Bizans. Ermeni. biraz yukarıda belirtmiş olduğumuz şu içtimai ve kültürel kaideyi tekrar hatırlatmak yerinde olacaktır. azınlık olarak yalnız Rum ve Ermeniler vardır.471 hâne Hıristiyan nüfusunun yaşamakta olduğunu biliyoruz. Marmara bölgesi ile Kuzcy-Batı Karadeniz bölgesidir. Türk. Niğde. Kırşehir vilâyetlerinde 66. Adalar Denizi'(Ege Dcnizi)ndeıı Fırat'a ve Trabzon'a kadar olan kısmında Türk çoğunluğu pek hâkim olup. Konya. Meselâ Maraş. Bunlar aynı asrın ikinci yansından itibaren ehemmiyetlerini kaybetmeğe başlamışlar ve X IV . (554) Türkiye'nin X !. asırdan X V I. Müs­ lüman olan bu yerli halk topluluklarmı Bulgaristan'daki Pumaklar. asrın ilk yansında şehirlerde de küçük bir azınlık durumuna düşmüşler­ dir. asra kadar olan kavmi (etnik) du­ rumunu elimizdeki OsmanlI tahrir defterleri sayesinde en ince te­ ferruatıyla tesbit etmek imkânına sahibiz. başta dili olmak üzere.963 hâne olan Türk nüfusuna karşılık.

bütün Türkiye Tarihi boyunca. ne Türkiye Selçukluları devrinde. Selçuklu Türkiyesi'nin insan unsurunu. (558) Bütün bu açıklamalardan da anlaşılıyor ki. hiç bir zaman "azınlık" olmaktan öteye geçememişlerdir. göçebe Oğuz­ lar (Türkmenler) teşkil etmiş bulunuyorlardı. ne de Osmanlılar devrinde. Bu bakımdan. burada hâkimiyetleri altına aldıkları. hiç olmazsa yüzde doksan olarak. bir takım ırkların karışması ile yeni bir millet veya içtimai mayalanmanın ortaya çıkması hâli aslâ görülmemiştir.Böylece pek münferid vak'aiara inhisar eden ihtidalar ve Bizans Anadolu'sundaki içtimai ve medeni sukut dolayısiylç Türkler'in yer­ li halktan aldıkları etnik ve kültürel tesirler pek cüz'i kalmış ve buna karşılık yerli halka verdikleri kültür unsurları daha çok olmuştur. (559) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 201 . Çünkü Türkler Anadolu'ya geldikleri zaman. bilhassa çok küçük bir azınlık teşkil eden Rumlar ve Ermeniler'den ibaret Hıris­ tiyan halk.

Ankara. Kırşehir. veya T Ü R K L E R İN A N A D O L U 'D A Y E R L E Ş T İ K L E R İ Y E N İD E N K U R D U K L A R I Ş E H İ R L E R Anadolu'nun Türkler tarafından fetih ve iskânından sonra Türkler'in yerleştikleri veya yeniden inşa ettikleri şehirleri şu şe­ kilde görmekteyiz.4. 2) Fetihler sırasında akınlara uğrayan veya savaşlar sırasında zaptolunan veyahut da askeri bir sebeple kasten tahrip edilen şehir­ lerin üzerine veya civarına yeniden yapılan şehirler. . ikinci gruba misâl olabilir. Anadolu şehirlerinin bü­ yük bir kısmı böyledir. Bilâhare yerli halkı kısmen kendi dinlerine döndürüp İslâmlaştırdıktan sonra. Şehirler gibi köylerin bir kısmı. ekseriyetle yeni fâtihler tarafından işgâl edildikten sonra bile eski adlarını muhafaza etmişlerdir. ya da değiştirerek oturmuşlardıı^ Erzurum. Sivas. ilk iki nev'iden olan şehirlerde ya eski adlarını değiştirmeden. Aksaray. Divriği. . aralarında tam bir eşitlik hâsıl olmuştur. 1) Türkler. Fakat Orta ve Batı Anadolu'da yerli halka nazaran daha büyük bir kesafette yayılmış oldukları anlaşılan 202 O ğ u z ÜNAL . Eskişehir. Erzin­ can. Türkiye Türkler!. bilhassa Doğu Anadolu'dakiler. fakat kendileri Müslüman ve fatih olmaları dolayısiyle daha üstün bir sınıf halinde kalmışlardır. Akşehir. yerli halk ile münasebete başlamışlar. Sivas. Konya.. birinci gruba.. Malatya. Kastamonu^ Maraş. eski Anadolu şehirlerinin içine yerleşerek. . gibi tarihi ve askeri yollar üzerindeki şehirler ile bugün yanında "eski şehir"i veya "kara şehir"i olan şehirlerimiz bu nev'idendirler. Karahisar. Konya. 3) Askeri ve stratejik maksatlarla tesis edilen veya iktisadi zaruretler dolayısiyle yeniden kurulan şehirler. Sivrihisar. Kayseri. Bütün siyasi ve askeri haklar ancak Türkler'e ait olmuştur. . . .

boy ve oymakların bir ulu cami etrafında yerleşmelerinden meydana gelmiş ve birer İslâm ordugâhı olmuş sitelerdir. Bu köy adlarının bir kısmı oraya yerleşmiş olan boy ve oymakların veya bu boy ve oy­ makların mensup oldukları Türk uluslarının isimlerinden ibaret ol­ duğu gibi bir kısmı da köyü tesis eden veya temellük eyleyen reisin. bu şe­ hirlerin Roma ve Mekke gibi site evsafını haiz şehirler olduklarını göstermektedir. emirin veya valinin adını taşımaktadır. Kayseri. diğer bir deyişle umumi caminin mihrabı ve minberi konu­ lup bu suretle ulu camilerin ilk esası kurulduktan sonra şehirlerin kuruluş ve iskânına nasıl başlanmışsa. Eski çağlarda nasıl şehirlerin kuruluşundan evvel mâbedler yapılıp mabudların heykelleri konulduktan sonra şehirlerin inşaasına başlanırsa. Anado­ lu'ya gelen Türkler'in bir birinden çok ayrı ulus. Amasya. . . boy ve oymakların camiler etrafına yer­ leşmeleri suretiyle yeni yeni şehirlerin teessüs etmiş olması. Fakat bilâhare yerleşme başlayıp kökleştikçe yavaş yavaş kendileri camiler inşa ederek.Türkler. boy ve oymaklara mensup olmaları ve bu ulus. Mama­ fih eski savaşlar ve Emevi ve Abbasi devirlerinden beri vukua gelen devamlı gazâlar dolayısiyle ahalisi çok azalmış olan Orta Anadolu'­ daki köylerin çoğu Türkler tarafından yeniden kurulmuş olduğun­ dan. bu bölgelerdeki eski köylerin üzerine yerleşirlerken ekseri­ yetle adlarmt değiştirerek kendi dillerinde adlar vermişlerdir. A n kara. Kayrevan) nasıl kurul­ muş ise. Sivas. Malatya. İznik başta HORASAN'DAN ANADOLU'YA 203 . p k zaman geçmeden yeni fethedilen bu ülkeyi tam mânâsı ile bir İslâm diyarı haline getirmişlerdir. yâni evvelâ dini ve siyasi toplanma yeri olan "cuma mescidi"nin. tabii Anadolu'da Türkler tarafından yeniden kurulan şehirler de o şekilde yapılmıştı. Basra. Tahribata uğramayan yâni teslim olarak alınan ve üzerine yerleşilen ve yayılan orduların merkezi vaziyetini gören Erzurum. onlann adları kim ilen Türkçe olmuştur. Fustat. Ne şekilde kurulduklarını iyice bildiğimiz ilk İslâm şehirleri (meselâ Kufe. Erzincan. bir müddet Hıristiyan mabedlerini cami­ ye çevirerek onlardan istifade etmişlerdir. orta çağda da hemen hemen buna benzer bir şekilde hareket edilmekte idi. Yeni Müslüman fatihler.. gibi Anadolu'nun siyasi ve kültürel tarihinde büyük rol oynayan ve Anadolu'nun birliğini temin ederek bu ülkede yeni bir Türk vatanı vücuda getiren şehirler eski İslâm siteleri gibi muhtelif ulus. Konya. ilk zamanlarda henüz cami inşaası ile uğraşamadıklanndan dolayı.

gerekse kültürel bakımdan en büyük merkezleri olmuşlardır. Birinci tip "Islâm Ordugâhı" olan siteler tarihimizin gerek siyasi ve askeri. Yezd. Medine'den doğan Allah'ın birliğini yaymak mefkuresinin yeni gazâ ve cihâd ateşinin yeni bir ocağı haline gelmiş ve bu yüzden yavaş yavaş diğer Anadolu sitelerini kendi etrafında toplamağa muvaffak olmuştur. Musul.olmak üzere bir çok Anadolu şehirleri eski zamanda Mora yarımada­ sındaki İsparta ve orta çağdaki Batı ve Merkezi Avrupa şehirlerinin bazıları veya İslâm devrindeki Dımaşk. . Hemedan. Harran ve Merv siteleri gibi başka birer cins site olmuşlardır. Kudüs. (560) 204 OĞUZ ÜNAL . Bu sitelerde hâkim ve asker sınıf olan Türkler'le tâbi sınıf olan yerli Hıristiyan halk bir arada yaşamışlardır. Kıhnesrin. Is­ lâm'ın ilk devirlerindeki Islâm ordugâhları gibi. Bunların içinde bilhassa Konya şehri. Halep. Bunlar İslâm devrindeki Bağdat. Isfahan. Meraga.. gibi ancak sadece birer şehir (vüle) olabilmişler ve hiç bir zaman bir "site" vas­ fını kazanamamışlardır. Rey. Mamafih bu iki tip site şartlarını haiz olmadan muhtelif ve karmakarışık meslek mensup­ larından teşekkül eden ve sadece iş bölümü esasına dayanarak meyda­ na gelen şehirler de mevcuttur. .

.

memleketin her köşesi fâtihlerin. bu topraklar için kan verdi­ ler. beyler de "aşiretçi" (tribal) siyasi birliklerini muhafa­ za ediyorlardı. üzerinde ciddi bir araştırma yapılmadığı ve hattâ bu muhaceretin mevcudiyeti dahi açıklıkla ortaya konmadığı için. Bu fetih ve Türkleşme devrinde Anadolu bir Türk vatanı haline gelirken. türbeleri ile doldu. Türkler için bu ülkede yaşamak veya ölmekten başka bir çare kalmamıştı. büyük Türk muhacereti olmasa veya maddi ve mânevi âmiller ahenkli bir şekilde rol oynamasa idi Türk. Bu gazâ ve cihad devrine ait kahraman. tarihi hatıralar ile halkın şuurunda canlandı ve Anadolu'da Türk vatanı bu suretle meydana geldi. Böylece de bu büyük muhaceret tam bir nizâm için­ de cereyan ediyor ve bİr millet seyyâr bir devlet manzarası arzediyordu. ya da tarihe aykırı bir manâda yanlış anlaşılmıştır. dini destanlar. menkibeler ve efsaneler teşekkül ederek onlar bir kudsiyet hâlesi içinde nesilden nesile asırlarca mil­ letin kalbinde yaşadı. bslâm ve hattâ dünya tarihinde bir dönüm noktası teşkil eden hâdiseler vuku bula­ maz ve Türkiye Devleti kurulamazdı. (562) 206 Oğ u z ÜNAL . boylar ve aşiretler topluluğu halinde göçüyorlar. Bu Oğuz kitleleri Anadolu'ya gelince Selçuk'un torunu Kutalmışoglu Süleyman Şah'ın idaresine giriyor. yeterince kavranamadığı. kahramanların ve şehidlerin mezarları. her karış toprağı kanları ile suladılar. bu âbideler ve bu hatıralar yaşa­ dıkça bu vatanın tapu senetleri Türkler'in elinde kaldı. Toprakla insan kaynaşarak. bugüne kadar Türkiye Devleti'nin kuruluşu ve buna bağlı hâdiseler ya karanlıkta kalmış. Türkler'e karşı bütün Avrupa harekete geçmişti. Böylece Türkler. (561) Büyük muhaceret hareketi ile ana yurtlarından kopan Oğuzlar. Vabgulan idaresindeki devletleri yıkılmış olduğundan. Bu türbeler. vatanlarını ve İslâmiyeti kurtarmak için hem öldüler ve hem de bu sayede bu vatanda yaşamak hakkını kazandılar. Zira dönecek bir yerleri yoktu. fakat daha uzun bir müddet.gibi maddi-mânevi bütün unsurlar ne derece yül<sel< ve hep bir arada olursa olsun. bu ülkede dağılıyor. fakat beylerinin emrine bağlı olup. şehid ve evliyâ mezar ve türbeleri etrafında milli. memleketin şartlanna göre. ama ona bir ruh kazandırdılar. Türkler. Haçlı taarruzları karşısında Anadolu'da milyonlarca şehid verdiler. Nitekim Selçuklular'ın tarihi rolleri gibi Anadolu'nun Türkleşmesi de bu nüfus hareketine bağlı olduğu halde büyük Türk muhaceretinin bu tarihi ehemmiyeti. gü­ nümüze kadar. Bu sebeple Türkler. "aşiretçi” (tribal) Türk hakimiyet telâkkisi gereğince boy beylerinin emirlerine bağlı kalıyorlardı.

Diyâr-ı Rum. Fakat Türk mil­ letini Akdeniz kenarına getirmek. Selçuklu Anadolu'suna sadece Turkia ya da bazan Turkestan (Türkistan) diyorlardı. Irak ve Iran. netice bakımından da bütün İslâm fetih­ lerinin en ehemmiyetlisi olmuştur. Bu fetih.. Mısır. Tabiatiyle bu fethin âmili ve Türkiye Devleti'nin kurucusu olan Süleyman Şah da Halid bin Velid. yani Şarki Roma İmparatorluğu'nun kudret ve kuvveti. Bu fetih. açılan bu ülkedeki tabii engellerin zor­ luğu ve eskiden beri İran ve İslâm İmparatorluklarına karşı vücuda getirilmiş ve daha sonra çoğaltılmış ve takviye edilmiş kalelerin ve istihkâmların çokluğu bakımından. Lâtin ve daha sonra Slav ve Cermen kavimler! ile temasa getirmek ve dolayısiyie dünya tarihinde büyük bir safha açmak itibariyle. artık bu ülkeyi Turkia adı ile göstermişlerdir. İran. Kuteybe bin Müslim. İslâmiyet'in doğuşundan beri yapılmış olan fetihlerin en büyüğü ve en azametlisi ve tabiatiyle en çok fedakârlığa ve zaman sarfına mal olanıdır. Musa bin Nusayr ve Mahmud Gaznevi gibi Suriye. Türkiye Sdçuklu Sultanı Mesud zamanında (1116-1155) Alman İmparatoru ve Fransız Kıralı kumandasındaki Haçlı orduları imha edildikten ve Anadolu Haçlı sürülerine mezar olduktan. asırda AvrupalIlar. HORASAN’DAN ANADOLU'YA 207 . (563) Bu kitapta hülasasını sene sene nakletmiş olduğumuz Anadolu'­ nun fethi tarihi böylece başlamıştır. Tuna boylarından Altaylar'a kadar uzayan ülkeleri Magna Turkia (Büyük Türkiye) olarak isimlendirirlerken. Afrika ve Endülüs kıt'aları gibi fethedilip diyar-ı İslâm'a ilâve edilen ülkelerin sonuncusudur. Suri­ ye. X III. Amr İbn ül-As Ukbe bin Nafi ve Haşan bin Numan. Türkistan. Irak. türkler'i Helen. Mısır. Aynı şekilde Araplar da Anadolu'yu evvelce. Kuzey Afrika. elinden alınmak için mücadele edilen düşman devletin. Türk fethin­ den sonra bu isimlerin yanı sıra"Bilâd üd-Türk" ismi ile de göster­ mişlerdir.Bu devirde Anadolu'nun Türkleşmesi ve İslâmlaşması o derece kuvvetle gelişmiştir\ki. AvrupalIlar Anadolu'ya evvelce Romanla derlerken. Bizanslılar'a karşı kat'i zaferler kazanıldıktan sonra. Türkistan dahil. Saad bin al-Vakkas. Bilâd ur-Rum veya sadece Rum adı ile Roma ülkesi olarak tanırlarken. Yarım asırdan fazla süren bir mücadele ve muharebeler neticesinde açılan ve dünya tarihine ve coğrafyasına ebediyen Türkiye diye kaydedilen bu kıt'anm fethinde ve Türkiye Devleti'nin kurulmasında en büyük ve en son âmil olan Kutalmışoğlu Süleyman Şah'a bütün tarihçiler tarafından Anadolu Fâtihi ünvanı mefhareti verilmiştir. yeni bir Türk vatanı ve Türk devleti kurmak. Türkistan.

asır­ lar boyunca devam ettiğini. Orta Asya'dan devamlı nüfus baskısı ve göçler bir kısım başka Türk kütlelerini de Anadolu ve Balkanlar'a püskürtmüştü ki. Bu sebeple Türkler için Anadolu'da yaşamak ve vatan kurmak ya da bu ülkede ölmekten başka bir çare kalmamıştı. Süley­ man Şah'm ve vârislerinin idaresinde yeni bir milli birlik ve devlet meydana getiriyorlardı.(565) Gerçekten Arap-İslâm fütuhatı umu­ miyetle askeri bir mahiyette olduğu halde Türk fütuhâtı devlet ordu­ larından daha çok Oğuzlar'm bir millet olarak toptan ve devamlı göçleri ile birlikte cereyan etmişti. Zira dönebile­ cekleri bir ülke mevcud olmadığı gibi. Anadolu'yu kendisine yurt yapan büyük Oğuz Ulusunu buradan atmak mümkün olamadığı gibi onların geri dönmeleri diye bir şey de söz konusu olamazdı. ve X X .Endülüs ve Hindistan ülkelerini açan fâtihlerle bü" safa girmiş ve bu sebeple İslâm'ın en büyük fatihlerinden ve gazilerinden birisi olmuş. Melik Şah'm ve öte yandan Bizans'ın baskıla­ rına dayanabildi ki. Türkler'e yeni bir vatan hazırlamak ve buraya gelen soydaşlarımızın başbuğu ve devletimizin kurucusu olmak itibariyle ister istemez Ana­ dolu Türkleri’nin en büyük ve en muhterem babası olmuştur. (564) İlk Türkiye Sultanı Süleyman Şah'm 1086’da ölümünden sonra oğlu Sultan I. bu keyfiyet Türkiye Devleti'nin ne kadar sağlam temeller üzerine kurulmuş olduğunu ve hayatiyetini meydana koyar. Kılıç Arslan'ın yedi yıl sonra 1093'de tahta çıkmasına kadar sultansız kalan Türkiye Devleti yine de kendi istiklâl ve mevcu­ diyetini muhafaza etti. Hıristiyan A vrupa'nın Türkler'i A n a d o lu '­ dan atm ak ve Asya'ya geri sürmek em elinin bütün X I. (566)* ♦Burada yeri gelmişken. "şark mesenesi" nin Türkler'in A n ad o­ lu'ya ayak basmaları iie birlikte başladığını da derhal hatırlatalım . BizanslIlar da Komnenos hanedanın­ dan İmparatorlar idaresinde çok kuvvetlenerek bu durumdan fayda­ landıkları ve sahil bölgelerini geri aldıkları halde bir asırlık bu müca­ delelere rağmen Türkiçr'i Anadoludan atmak teşebbüsleri tamamiyle iflâs etmiştir. Nite­ kim Süleyman Şah'tan yirmi yıl sonra vuku bulan Haçlı taarruzları Anadolu Türklüğünü büyük bir buhrana uğratmış ve Türkler Orta Anadolu'ya çekilmiş oldukları. bu insan selini tersine çevirmek asla düşü­ nülemezdi. ( Karşı sayfada devamı var) 208 OĞUZ ÜNAL . Türkistan'dan Marmara ve Akdeniz sahillerine kadar müthiş mesafe­ leri aştıktan sonra Anadolu'da yeni bir vatan kuran Oğuzlar.

Türkiye diye bir şey kalm ıyordu. kısa sürede Anadolu'ya egemen oldular. Ş u son zamanlara kadar asırlardır parçalanması düşünülen ve bu konuda yüzlerce p lâ n hazırlanan. Hıristiyan A vrupa'nın A nadolu'ya saldırttığı Y u n a n ordularını. devletin ansızın kendini toparladığı görülüyordu.) ü S T lt N. çeşitli şekillerde. gerekse um ulm adık yardımların etkisiyle. boy ve oymakların yıkılmalarına ve dağıtılmasına çalışmışlar ve bu ulusları meydana getiren boy ve N itekim 900 yıldır Hıristiyaniar. Türkiye'yi Parçalama Tasaı-ıları 100 Plân.. Çev. Türkmenler'in ileride kabile asabiyetleri etrafında toplanarak ayrı ayrı zümreler ve devletler meydana getirmemeleri ve tefrikaya düşmemeleri için aynı Oğuz boy ve oymaklarının belirli bölgelerde birikmelerine müsaade etmemişler. Osm anlılar'm Balkanlar'da yaptıkları bütün muharebeler. Oysa. HORASAN'DAN ANADOLU'YA 209 . Tarihin seyri içinde olanlar olm uş. (bk. 5 vd.Kesif Türk muhacereti. yine ecdadları S elçuklular gibi Orta A nadolu içlerinde perişan ederek A nadolu'dan kovdular. artık Türkiye Türkleri'nin sonu yaklaştı sanılıyordu. N iğbo lu . XI. gerek kendi güçleriyle. 15. asım başlarından itibaren Hora­ san'dan Anadolu'ya akmaya başlayan Oğuz boyları. T.. Kosova. hepsi H açlı seferlerinin devam ından başka bir şey değildir. dünya Türk nüfusunun en azından üçte biri. Türkiye Türkleri. Y akup sh. Denebilir ki. 194. am a yine de iç ve dış meselelere rağmen gerçekten kendi toprakları içinde İler çeşit zorluklara böylesine m ukavem et edebilen bir başka ülke ve m illet gösterilemez. Tüık göçleri­ ni çok akıllıca bir siyasetle iskâna tâbi tutmuşlar. H açh Taas­ subu . Varna. Türk­ ler buna da karşı çıktılar.. Türkiye Devleti'nin kurucuları olan Türki­ ye Selçukluları (ve onların vârisi olan OsrnanoğuKarı). Asıl hedef olan Türkiye Devleti tarih sahnesinden silinem ediği için üzerinde o y ­ nanm ak istenen oyunlar da son bulm am ıştır. asrın ortalarında tama­ men bir Türk vatanı yapmıştır. 19.Türkiye D üşm anhğı. 1071 Malazgirt zaferinden sonra. Ankara [1978|.G. Avrupalılar'ın X X . M ohaç. Anadolu'yu X I. çok çe­ tin darbelere rağmen birden bire canlanıyorlar. bu tasan gerçekleşse idi. fakat herşey bitm em iştir. 900 yıllık Türkiye tarihi boyunca öyle durum lar do ğm u ştu ki. Türkler’e karşı baskılar uygulamaktadırlar. Sırp Sındığı. düşünülemeyecek kadar zor durum ların içinden. bu ulus. D JU V A R A Em ir S E K İP . bu yarım asır içinde Anadolu'ya göç etmiştir. asır başlarında Türkiye'yi im zalam ağa zorladıkları Sevr Andlaşması tasarısı ki.

merkeziyetçi devlet te lâk ­ kisinin zıddı olan eski Türk hâk im iyet telâkkisi için bazı tarihçi ve yazarlarımızın kullandıkları "fe o d al" sıfatını tarih sosyolojisi açısından doğru bulm uyoruz. Gerçekten bu Uc Gazileri Devleti Büyük Selçuklular gibi geniş ülkelerde ve Islâm medeniyetinin çok parladığı beldelerde değil. Türkiye Devleti. bir asırdan fazla çalışmışlar ve bütün beyleri hükümet merkezine getirdikten sonra ve Anadolu'nun hakiki birliğini kurduktan sonra ilk defa olarak merkeziyet usulü ile idare edilen bir devlet meydana getirmişlerdir. Burada yeri gelmişken şu hususu belirtelim ki. (567) Türkiye Selçukluları. içtimai. 210 Oğ u z ÜNAL . B unun yerine m erhum Prof. TTK. M. *E w elce m üteaddid defalar ^ k r a r ettiğim iz gibi A n ad olu'y a gelen O ğ u z (Türkmen) kitleleri.* Bu devrede. Tür­ kiye Selçuklu Sultanları (ve onların vârisi olan Osmanlı Sultanları).’ "aşire tçi" (tribal) Türk hâk im iy et telâkkisi gereğince. fakat Anadolu Türk Birliği. siyasi ve medeni bakımlardan tam bir sukut içine girmiş ve takriben bir asır süren sürekli savaşlarla harabolmuş bir ülkede kurulmuştu. aralarına başka Oğuz boylarından oymaklar yerleştirmişlerdir. 219-313) tarihi gerçekliği daha iyi ifade etmesi bakı­ m ından "trib a l" (aşiretçi) terim ini tercih ediyoruz. c. Î Bununla beraber. başlangıçta. kendi boy peylerinin em rinde ka­ lıyorlar ve bu du rum A nadolu Türk birliği'n in kurulm asını ve mer­ keziyetçi bir devlet anlayışı tesisini old ukça güçleştiriyordu. Belleten. [1. "Osm anlı İm paratorluğu'nun Etnik Menşei Mesele­ leri".oymakların her birini büyük mesafelerle Anadolu'ya dağıtmışlar. Büyük Selçuklular'a nazaran mütevazı bir uc beyliğinden ibaretti. sh. VU. Teşrin. Anadolu'daki ehirler yavaş yavaş bir merkez etrafında toplanmışlar. Ankara. 1943. Mehmed Fuad K Ö P R Ü L Ü . uzun bir süre. Fuad K ö P R Ü L tt'n ü n vaktiyle kullanm ış olduğu (bk. bu du ru m u n devlet için bir zaaf kaynağı o ld u ğu n u görüyorlar ve bu sebeple "aşiretçi'' (tribal) hâk im iyet telâkkisi yerine "Merke­ ziy e tçi" bir devlet telâkkisi yerleştirmeğe çalışıyorlardı. 28. payitaht znik'ten Konya'ya nakledildikten sonra Konya sitesi bütün Ana­ dolu'nun merkezi ve Türkiye Türkleri'nin karargâhı oldu. diğer bir deyişle Türkiye Türklüğü teşekkül etmiştir. s. iktisadi. 1943). Bu şekilde Oğuzlar'ın yüzlerce yıldır asabiyetle muhafaza ettikleri 24 boy teşkilâtı Anadolu'da son bulmuş.

Bu ilk tecrübelerden sonra Türkiye Selçukluları bir asır süren dahili buhranlar. Musul'u da ilhak edince şiddetlenen aile rekabeti ile karşılaştı ve o da 1107 yılında şehid oldu. Anadolu'yu da kendi hâkimiyetleri altına almak isterken.Bununla beraber çok mücadeleli ve ızdıraplı bir hayat geçiren Kutalınişoğulları. Anadolu'nun en ileri bölgesi olmuş ve Türkiye Selçuklulan'nm doğuda ilk hedeflerini teşkil etmişti. Bu siyâsi durum Türkiye Selçuk­ luları ile Büyük Selçuklular arasındaki ailevi rekabeti bu bölgeye getirmişti. Saltuklular ve Sökmenliler müstesna Büyük Selçuklular'a tâbi diğer bütün Doğu Anadolu beyliklerini kendisine bağlamıştı. Zira Büyük Selçuklu pâdişâhları. İslâm'ın sultanı sıfa­ tı ile. (568) Türkiye Selçukluları. Mardin ve Meyyâfârikin (Silvan) havalisi. Melik Şah. medeniyetçe üstün İslâm dünyası ile bağ­ ları kurmak ve yolları açmak istiyorlardı. Ana­ dolu'nun bu bölgelerinde fetihten beri Büyük Selçuklular'a tâbi birçok beylikler teşekkül etmişti. Bu sebeple de bu eski aile rekabetini kırmak ve amcazâdelerini itâate almak için Anadolu'ya ordular sevketmişti. Arslan Vabgu'nun torunları olarak. Buna mukabil İznik’te ve Marmara sahillerinde Bizans'a karşı kurduğu devleti kuvvetlendiren Türkiye Sultanı Süleyman Şah. ilk fırsatta şarka dönmüş. Şarktan gelen Türkiye Selçukluları o tarafa doğru yayılmağa uğraşırken Bizans idaresinde inhitat içinde bulunan Orta ve Batı Anadolu'da tecride uğramaktan kurtulmak. amcazadeleri olan Büyük Seiçuklular'ınkinden çok daha uzun ömürlü ebedi bir devlet kurmuşlar. devletin kuruluşundan beri. bu sıfatın ve üstün hâkimiyetin kendilerine aid bulunduğu dâvâsma bağlı kalmışlardı. günümüzün aksine. Osmanlılar'ın menşei ve cihânşumul mahiyetleri bu Uc Devleti'nin haiz olduğu kudreti ve tekâmülü göstermeğe kâfidir. İslâm ve dünya tarih­ leri ile siyasetinde daha büyük tesirler yaratmışlardır ki. İslâm sultanlığı sıfatından başka Cihân hâkimiyeti dâvâsına da sahipti. Türkiye Selçuklu sultanları da. Haleb'i muhasaraya girişince Melik Şah'ın ordusuna karşı 1086'da giriştiği savaşta hayatını kaybet­ mişti. Kılıç Arslan (1093-1107) da babası gibi derhal doğuya dönmüş. Çukurova ve Antakya'yı Hıristiyanlardan kurtarmış. bu mütevazi Uc Devleti'ni Türk vatanı haline getirmişler ve bu ülkede yeni bir hayatiyet ve medeniyet yaratmakla da Türk. Bizans ve Haçlı savaşları HORASAN'DAN ANADOLU'YA 211 . Bu sebeple İslâm mede­ niyeti içinde kalan Diyarbakır. Beşer takati üstünde bir hayatiyetle Haçlı fırtınasını atlatan oğlu I. Şarki Ana­ dolu'yu hâkimiyetleri altına almağa çalışıyorlardı.

K onya 1977. 22). artık Büyük Selçuklu İmparatorluğu da tarihe karışmış olduğu için. Melik Şah.(569) Bu iki acı tecrübeden sonra Türkiye Selçukluları. Türkler'de h âk im iy e t (egemenlik) sembolü olarak kullam lan bir çeşit şemsiyedir.ile. Anadolu kıtası öte­ sinde maceralar peşinde koşmak ve Büyük Selçuklular'la ailevi hâ­ kimiyet mücadelesine girişmektense. I. 212 O ğ u z ÜNAL . (M enakibü'l-Arifin'in Değerlendirilmesi). (Bk. coğrafi ve milli birlik dâvâsı haline gelen Anadolu Türk Birliği mefkuresini tekrar gerçekleştirmek yolunda mücadeleye giriştiler. bir müddet Anadolu'ya hâkim olmaya çalışmış ve bu ülkeyi de. (571) Melik Şah'ın ilk sultanlık yıllarında Anadolu'da Kutalmışoğulları tarafından kurulan Türkiye Devleti. Anadolu Türk birliğini gerçek­ leştirmek yolunda faaliyet göstermişlerdir. Türkiye Selçukluları bu asırda kuvvetlenince. Türkiye Selçukluları Kültür Hayatı. özellikle onun ölümü üzerine. bunda nazari kalan kısa bir müddet (1086-1093) istisna edilirse. 1093'de. Bilge Y a ­ yınları. nazari ve hukuki olarak.. muahhar kaynakların yanlış ifadelerine ve bunların tesiri ile araştırmaların hatalı neticelere var­ mış bulunmalarına ve Türkiye Devleti'nin Büyük Selçuklular'm tâbii (vasalı) sayılmasına rağmen. Kılıç Arslan'ın. Şarki Anadolu'da kurulan Türk devlet ve beyliklerinin tarihi artık Türkiye Selçuklulan'ndan ayrı bir seyir takip etti. asırda. Süleyman Şah'tan itibaren müsta­ kil ve hattâ Büyük Selçuklular'a rakip bir Devlet idi. X ill.* Nite­ kim "Mardin ve Meyyâfârkin fethedilmedikçe Selçuklu çetrleri** bağlı kalacaktır" cümlesi ile bu inanç. kendi içlerine kapanmışlar. (572) *A y n ı şekilde Osm anlılar'ın da bu ideale sahip olm aları dik kat çeki­ cidir. Süleyman Şah'ın ölümünden sonra (1086).(570) Fakat Türkiye Selçukluları daima şarka hâkim olma idealini taşıyorlardı. kendileri tarafın­ dan söyleniyordu. İznik^te Türkiye Devleti tahtına çıkmasiyle Türkiye Devleti kendi müstakil tekâmül seyrini takip etmiş ve Büyük Selçuklu İmparatorluğu ile bir bağı olmamış­ tı. A y d m T A N E R t. kendisine tâbi saymış ise de. slı. destani bir mücadele devri yaşadıkları için. pek başarılı olamamış. **Ç e tr.

Zira Süleyman Şah ve halefleri olan Türkiye Selçuklu sultanları. Bizans'ın kötü idaresi. kuvvetlenmesine âmil olduğu gibi.(574) Anadolu gibi he­ nüz fethedilmiş bir ülkede. İmparatorlukta ve İsiâm dünyası içinde huzursuzluk çıkaran göçebelere yurt ve âsi şehzade. Fakat istikbâlin bü­ yük ve haşmetli tarihi de bu uc gazileri diyarından doğdu. onun bu derece sür'atle ileri bir ülke olması ve Türkler için istikbalde büyük bir kudrete kaynak ve ihtişamlı bir tarihe başlangıç teşkil etmesi de zamanında hiç akla gelmiş değildi. Bizans ile düşmanlık ve Büyük Türk Hakanlığı ile rekabet halinde kurulan Türkiye Devleti. Bizans'ın takip ettiği Ortodokslaştırma ve Rumlaştırma siyaseti de Ermeniler'i ve Pavlakiler'i de bu devlete düşman etmiş ve Türkiye Selçukluları'na yaklaştırmıştır. Anadolu'da Türk kesafetini artırarak. günümüze kadar yaşamaya devam edebilmiştir.(573) Anadolu'da Bizans ve Haçiılar'a karşı uzun bir cihâd devresi yaşandığı ve bir İslâm ve Hıristiyanlık mücadelesi içinde bulunulduğu halde.Süleyman Şah'ın kurduğu devlet ve kazandığı muvaffakiyetler. Nitekim medeniyetçe ileri ve mamur ülkelerde oturmayı benimseyen Büyük Selçuklu Sultanları için Anadolu bir uc bölgesi. savaşlar ve isyanlar doiayısiyle perişan olan yerli halklar da Türkiye Selçuklulan'nm idaresinde huzur ve sukuna kavuşuyor ve bu sayede Türkiye Devleti sağlam bir temele oturmuş bulunuyordu. Süleyman Şah'ın başka din ve örflere mensup tebaası kendisine samimi olarak bağlı idi. Balkanlar'dan naklet­ tiği Hıristiyan Türkler de Bizans idaresinden nefret ederek ırkdaşl^n olan Selçukluları tercih ediyorlardı. Bunlar yanında Anadolu'da büyük arazi sahipleri elinde esir ve topraksız bulunan köylüler de Türkiye Selçukluları sayesinde toprağa ve hürriyete kavuşuyorlardı. sağlam esas­ lara dayandığı için. (575) Selçuklu ve Türkmen fetihleri ile Anadolu'nun Türkleşmesi ve bir Türk vatanı haline gelmesi ne kadar tabii görülmüş ise. (576) Bu devrede Anadolu coğrafyasında yeni bir vatan teşekkül etti Anadolu'nun batısında bir asır devam eden Haçlılar ve Bizans HORASAN'DAN ANADOLU’YA 213 . Süleyman Şah'ın ölümünden sonra ve halefleri zamanında meydana gelen sarsıntılara ve Haçlı seferlerine rağmen. eski Türk göçebe hukukuna göre toprakları (rakabesi devlete ait olmak kaydıyla) köylülere dağıtıyor ve devlet mülkiyeti altında herkesin tasarrufuna imkân veren bir miri toprak rejimi kuruyorlardı. bey ve boylara sığınak olmaictan ibaret idi. Bizans Ermeniler'i şarktan Orta Anadolu'ya sürerken.

.

YÜZYILDA OĞUZLAR VE KOMŞU TÜRKLER .X.

.

1 2 4 1 DE TÜRKİYE DEVLETİ .

ıh . Y a ­ y ı n N o : 1 7 . A lp N e ş r iy a t Y u r d u V a y . 1 1 — Y I N A N Ç . 5 0 5 . 1 9 . I. İ .F e t h i . F e t h i. 4 2 1 . E d e b iy a t F a k . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . öZT U N A . 1 4 — Ö Z T U N A . 3 — M ü k r im in H a lii Y IN A N Ç . !$ h . T e ş k ilâ t c . 19. B Ö LÜ M G İR İŞ T Ü R K İY E T A R İH İN İN B Ö L Ü M L E R İ 1 — M ü k r im in lu ’n u n H a lil Y IN A N Ç . I . Y a y ın N o : 2 4 0 . 4 0 7 . Y a y ın N o : 2 1 5 4 . s h .5 0 6 . M e d e n i. 4 — Y I N A N Ç .I. N o . 3 6 v d . I. E d e b i y a t F a k . Y I N A N Ç . 4 0 6 . c . A n . s h . ü . F e t h i. 4 0 7 . i İ m i S e r i . c . ü . 1 6 — Ö Z T U N A . g . 1 0 . sh. M illi T a r ih im iz in A d ı. 2 0 . İ s t a n b u l 1 9 6 9 . A n . ö t ü k e n Y a y ı n e v i .j Ö Z T U N A . F e t h i . A n . A n . 5 — Y ılm a z T a r ih i. i. sh. b a s ı m ) . i h . İ s t a n b u l 1 9 7 7 . İ s t a n b u l 1 9 7 1 . sh. 1 2 — Y I N A N Ç . s h . 8. 1 5 — Y I N A N Ç . II. 2 2 . S iy a s i T a r ih . E d e b iy a t B iz a n s D e v le t i'n in Fak. Y I N A N Ç . F ik r e t IŞ IL - İs ta n b u l 1 9 7 0 . sh. A n a d o ­ F e t h i. İ s t a n b u l 1 9 4 4 . sh . T ü r k iy e T â r ih i. N o . 4 0 6 . Y a y ın ı. 2 — O sm an T U R A N . e . T a r ih Z ü m re si N e ş r iy a tı. T ü r k iy e T a r ih i. 10— E rn st TA N . İs ta n b u l 1 9 7 6 . 1. F e t h i.0 . 6 — Y I N A N Ç . a . Y a y ı n ı . c . sh . T ü r k iy e T a r ih i. Y I L D I Z . 4 0 0 . M illi T a r ih im iz in A d ı. H a re k e t Y a y ın la r ı. F e t h i. S e lç u k lu la r D e v r i: I. 57-5 8. 8 — Y I N A N Ç . A n .ü . sh. sh . I. sh. T ü r k iy e T a r ih i.. sh . I. ( 2 . T ü r k i y e T a r i h i . Z a m a n ım ız a K ü lt ü r . D o ğ u S ın ın . A n . l. 5 . 1. 1 9 . A rsUm u­ l a n 'd a n O s m a n G a z i ' y e (1 0 7 1 . 5 8 . sh . sh. F e t h i. 3 0 . T ü r k i y e 'n i n B a ş la n g ıc ın d a n S iy a s i. 9 — Ö Z T U N A . HORASAN’DAN ANADOLU'YA 219 . A n . 7-8. Ç e v . 1 .1 3 1 8 ). Kadar ve Büyük S a n 'a t T ü r k iy e T a r ih i. T ü r k i y e T a r i h i . 1 3 — Ö Z T U N A . sh . 19. c .. T u r a n m i S e r i . H O N İG M A N N . c . B Ö L Ü M O Ğ U Z L A R 'D A N Ö N CE A N A D O L U V E T Ü R K L E R "S U G U U R B E Y L İ K L E R İ D E V R İ" 7 ^ H a k k ı D u r s u n Y I L D I Z . İ s l â m i y e t v e T ü r k le r .

A rz . 2 1 — Y b L D b Z . H ü a f e t O r d u s u ­ F a z ib e ile r i. g . e . s h . e . 4 5 .R e ş i d 'i n beri ve bu o ğ u lla n E m in i l e M e ' m u n a r a s ı n d a k i i k t i d a r m ü c a d e le ce re ya n eden obaybar h a k k ın d a g e n iş m ücadebeber s ır a s ın d a bibgi i ç i n b k .E t r a k ).e . s h . sh . g . B a r b ie r V II. T u h a r is t a n d o ğ ru la n b ir in s a n a k ın ı b ö lg e le r in d e n . M u r u c ab-Zahab. J. ve Ebu O sm an A m r b. Im p a r a t o r lu ğ u ’n u n K u r u lu ş Y ü k s e liş in d e 1 9 1 ). 2 5 8 ’d e n se ci- a . 2 9 .. Y a y . Th. S e r i : b il . a d l ı e s e r in G İ R İ 3 k ı s m ı n d a s h . s h . e . s h . 2 6 — E b u 'b . T ü r k T a r i h K u r u m u B e l l e t e n . sh. g . N e h ri s iy a s i. S u ra t a b .. sh . . Seyhun ö t e b e r in d e n B a ğ d a t ' a (Ş e m s e d d in ve G Ü N A L T A Y . n a k le d e n ye b e ri ile Bu T a r ih . 1938. Y b L D b Z . g . "A b b a s b k . g . 220 Oğ u z ÜNAL . ed. T ü r k i y e T a r i h i . sh. 3 1 — Y I L D I Z . Y a y ın la y a n de M EY N A R D ve Pavet de v e F r a n s ız c a y a P a r is ç e v ir e n C . 1 8 — Y İ N A N Ç . 22— Ram azan nun Ş E Ş E N . T ü r k K ü b tü rü n ü Y a y m t. c .e . a . a . a . s h . sh . 1861-1877. H O U STM A . Y IL D IZ . C O U R T E İL L E . K R A b V lE R S .6 4 . a . 4 0 7 . İs ta n b u l 1 9 7 6 . g . 6 6 . g . g . ve İB N L e Ip z ig H A V K A L. 6 0 .1 7 — Ö Z T U N A . 2 0 — D a h a g e n iş b ıbgı ç i n T A Y . ‘ ‘A b b a s O ğ u l b a n im p a r a t o r lu ğ u 'n u n K u r u lu ş v e Y ü k s e l i ş i n d e T ü r k b e r ’ in R o l ü " . B O . V l L D b Z . a . a . L e id e n 1883. K it a b sh. M H l i T a r i h i m i z i n A d ı . e . s h . T ü rk n iz a m la r a T ü rk A ra p g ö re. 29— İb r a h im M illi E ğ it im K A FES O Ğ LU . "A b b a s O ğ u l­ T ü r k le r 'in R o lü ". Is b â m c a m i a s ı n a g ir e n T ü r k b e r 'i n İ s l â m m ü b k i. 4 6 8 'd e n n a k le d e n Y IL D IZ . e v b e n d ik t e n so n ra (G Ü N A L T A Y .. Ş e m s e d d i n G Ü N A L I m p a r a t o r b u ğ u 'n u n K u ru b u ş ve 'y iik s e b ls in d e O ğubban T ü r k l e r ’ tn R o l ü " .5 0 . M.S a y ı : A 8 . 1 9 — Y I L D I Z . a . a .H . s. sh. a h lâ k i ed. B a k a n lığ ı V a y ın ı. 8 0 . 2 7 — (V îE S U D İ. g .e . k ız la r ıy la e v le n e b ile c e k le r d i. s h . c . ç ık m a la r ı ö t e le r in d e c a m ia y a k a rşı büyük h a ttâ u y a n d ır d ı.e . s h .. T ü r k le r 'in iç in m illi s e iâ b e t le r ln in H a b i f e ’n in b o z u lm a m a s ı hassa e s a s lı n i z a m l a r k o y d u . 4 5 v d . b a ş la d ı. T a r ih . m uayyen m e y e c e k t i..K a s ı m L e id e n sh. 4 2 . m aaşb ar e r ie r iy b e e v b e n e c e k T ü r k Bu m a a ş la r k ız b a r ın a v e r ile c e k t i. 1 7 9 . V I . 6 1 . m ensup T ü rk a s k e r le r i..H e lâ f a ve No: b V le n k ıb e b e ri T ü r k b e r 'i n F a z a 'ib e b . 2 3 . g . e v le n d iğ i h iç da a n a n e s in d e k i T ü rk is tifa d e e d ere k . A n k a r a 1 9 6 7 . e . 6 9 .C A H İ Z .. T e ş r i n 1 9 4 2 ) . 2 3 — H â r u n e b . Ü s rü ş e n e . b i r 's u r e t l e h â z in e d e n da k e s il­ b o ş a y a m a y a c a k tı. s h . L is e D e rs K it a b ı. s h . a . a . 1 9 4 ). k o b a y b ık t a n T ü rk e r i. 2 2 . 77.. e . e . 2 5 — Y I L D b Z . A r a ş tır m a ( IV I a n a k i b E n s t itü s ü Cund e b . ( T e m m u z 1. H a life M u t a ş ım . 3 0 — Y I L D I Z ... I. 1939.2 4 . o rd u su n a B ir ancak k jz m ı. 4 9 .. 2 4 — Y I L D I Z . id a ri bu ve a sk eri en yüksek m e v k ib e r in e b ir ilg i D e v b e f » n in C eyhun Fe rg a n a . 28— Y A K U B İ. s h . sh. 7 6 .A lt a n D E L İ O R M A N . 1 1 8 'd e n n a k l e d e n Y b L D I Z . B a h r e l . I I . g .1 8 7 . 3 3 .

s h . 4 6 — Y I N A N Ç . T ü r k i y e T a r r h i . 1 4 . F e t h i . 1 3 3 .1 5 . 2 7 . Sh. 4 3 — Ö Z T U N A . A n . sh . 6 4 — B e s im D A R K O T . I.. o ğ u zla r 5 5 — Y I N A N Ç . sh. 4 0 7 . Ö Z T U N A . sh . F e t h i. F e t h i. a . sh . 1 4 0 1 4 2 . İs lâ m 6 5 — Y I N A N Ç . 6 3 — Y I N A N Ç . 2 5 -2 6 . a . sh.3 2 — Y I L D I Z . 1 3 8 .. I. s h . I. 4 5 — Ö Z T U N A . F e t ih ie r le A n a d o lu 'n u n T ü r k le $ m e s i ve İs lâ m la ş m a s ı. A n . 53— Y I N A N Ç . 5 9 — Ö Z T U N A . 3 5 — Y I L D I Z . 6 0 — S A K A O Ğ L U .2 1 . F e t h i.g . T ü r k iy e T a r ih i. A n .3 5 . 4 0 9 . 4 0 6 . 3 3 — Y I L P I Z . sh. c . 4 0 7 . Y IN A N Ç . F ^ th i. HORASAN'DAN ANAD O LU'YA 221 . 6 1 . c . 6 1 — B iz a n s 'ın iç in A n a d o lu 'd a k i m ü lk i v e a sk eri t e ş k ilâ t ıh a k k ın d a g e n iş b ilg i bk. 1 6 1 .. M i l l i T a r ih im iz in A ç t ı. 3 4 — Y I L D I Z .S E K E R .. s h . 4 8 — Y I N A N Ç .1 3 6 .. 2 9 . T a r ih K it a p la r ı D iz is i: 1 3 . 4 9 — Y I N A N Ç . 3 7 — Y I L D I Z . s h . 3 4 . şh . T ü r k iV e T a r i h i . 4 2 8 . A n . 3 8 — Y I N A N Ç . 50— Y I N A N Ç . M illi T a r ih im iz in A d ı.4 3 0 . I. a . A n . 5 6 — Y I N A N Ç .e . A n . 62— Y IN A N Ç . 4 0 8 .3 5 . s h . 4 1 — Ö Z T U N A . I. A n . Sh .g . a . g . 1 0 . F e t h i.. s h . F e t h i. 1 6 4 . F e t h i. I. s h . F e t h i.1 4 0 . s h . 58— N ecdet SA K A O Ğ LU . sh. T ü r k iy e T a r ih i.e .. A n . 33. s h . 4 0 8 .g . B iz a n s D e v le - t i'n in D o ğ u S ın ır ı. 1 3 7 . sh. A n . A n . 5 2 — Y I N A N Ç . sh. s h .J3 4 . s b . A n . C. 2 0 . F e t h i. A n s ik lo p e d is i.g .e . F e t h i. 2 0 . 4 0 7 . III. ( İs t a n b u l) 1 9 7 1 . T ü r k i y e T a r ih i. c . e .1 6 3 . 4 0 8 . M illiy e t Y a y ın la r ı.e . c . I. s h . A n . s h .g . c .4 0 9 . a . sh. I.g .H O N İ G M A N N . sh . T ü rk BÖ LÜM A N A D O L U 'D A A n a d o lu 'd a M engücek O ğ u lla r ı. S h . s h . T ü r k i y e T a r i h i . F e t h i. 5 4 — Y I N A N Ç . Sh . sh . F e ttıi. 4 4 — Ö Z T U N A . sh. s h . 3 6 — Y I L D I Z . A tı. c . 2 7 . F e t h i. T ü r k iy e T a r ih i. I. 1 6 4 . a . 4 2 — Ö Z T U N A . a . 5 7 — Y I N A N Ç . I.e . 66— M ehm et . 3 2 . c . T ü r k i y e T a r i h i . sh. 2 8 -2 9 . A n . 4 0 7 .. 4 0 — Ö Z T U N A .e . c . T ü r k i y e T a r i h i . s h . 2 3 . c . 2 6 -2 7 . 1 3 4 . 4 7 — Y I N A N Ç . 34. 3 9 — Ö 2 T U N A . 2 3 . 5 1 — Y I N A N Ç . " A n a d o l u " M d . A n . F e t h i.

S e lç u k n â m e . B A R T H O LD . 6 7 — S A K A O Ğ L U . ih â n T ü r k iy e . Z a m . S e l. 6-7. H â k im iy e t i S e lç u k lu la r M e fk u re s i bk. A h m e t A T E Ş . İs t a n b u l 1 9 6 9 . X I . s h . " X . H a z . 2 4 . R a g ıp Yaşar A n k a ra H u lu s i S a d e le ş t ir e r e k İs m a il H a z ır la y a n la r B a k a n lığ ı K â z ım Y a y ın ı. T ü rk 1957-1960: Y a y ın ı. v e İ s l â m i y e t . F a k ü lte s i D e r g is i. 7 7 — T U R A N . sh. II. 6 . g . sh. c ü z : S e lç u k lu la r T a r ih i. 6 9 — Y I N A N Ç . g . Y a y ın N o : 6 2 . Rahat üs-Südur ve A y e t.. S e l. b a s ım . 7 4 — A n a d o l u ’n u n m u h a c e r e tin in fik â m ille r " in şu e s e r le r e ve T ü r k le r 1 9 5 8 ) . Ö ZD EN . A n k a ra 1960. I I I . 2 . 1s t a n b u l 1 9 7 3 . 1 8 5 .D . A F Ş A R . 1 1 . 73— F a ru k SÜ M ER .is lâ m M e d e n iy e t i. sh . 7 $ — T U R A N . 3 .ü .A fş a r A K A . " S e l ç u k lu la r 'ı n H o r a s a n 'a İn d ik le r : Zam an 222 OĞUZ ÜNAL . c . O rta . A r a ş tır m a E s e r l e r S e r i s i N o : 1 .e . a .. ) 72— W . T u r k e s t a n D o v v n t o t h e M o n g o l In v a s io n . 84— Ş e m s e d d in G Ü N A LT A Y . S e lç u k lu la r v e İs lâ m iy e t . T a r i h i v e . A d ı . 8 1 — T U R A N . S e l. sh... sh .. T a n h i D e m o ğ r a f i A r a ş t ır m a la r ı v e O s m a n lI T a r i h i " . T ü r . s h . D iz i N o £ . 18 v e d ip n o t 3. İs t a n b u l 1 9 5 3 .T . 82— Y I L d' i Z . Y I L D I Z .. 1 . A . ve İs lâ m iy e t . S e ri T u ra n Um um i N o . Ç e v. 7. ( B u r a d a d e r h a l h a t ı r ­ l a t a l ı m k i . 7 9 — T U R A N .U s - S U r u r (G ö n ü lle r in T a r ih K u ru m u R a h a tı v e S e v in ç 2 c ilt.A r a l ı k sh.Is lâ m M e d e n iy e t i. S e lç u k lu la r T a r ih i T ü r k . sh. R E Ş İ D E O O İ N .. v e İs lâ m iy e t . D iz i N o : 14-14®. e . T a h ra n 1 3 3 2 . ilm i N o : 3 . L o n d o n 1 9 2 8 . A la m e t i).iy e t . v e İs lS . A n .X I I . i İ m i S e r i N o : 4 . s h . I.ö tü k e n Y a y ın e v i. T u r a n N e ş r iy a t Y u r d u Y a y ın ı. K O PRA M A N .. T a r ih i S e ri ve T ü r l< . A h m e t A T E Ş .. s h . 7 9 . ( 2 . 76-77. v e İs lâ m iy e t . v e İs lâ m iy e t . R A V E N D İ. 7 6 — O s m a n T U R A N . X V ı .. K ü ltü r 1 9 7 5 . T ü rk I I . a . s h .C .5 3 ). 5 . g . s h . sh. S e l. c . İ s t a n b u l 1 9 7 1 . 1 5 3 . sh .s h . U m u m i S e r i N o .e . A n k a r a Y a y ın a Haz. (1 9 5 1 ... Çev. S e l. 0 A R T H O L D . T ü rk Ö m e r L ü t f i B A R K A N . Y a y m a T a r ih K u ru m u Y a y ın ı. S e l. 1 6 . C a ı n i 'ü t . 71— W . a . 8 3 — T U R A N .T e v a r i h . 9 . s h . S e l . Z a h ir U d d in N İŞ A P U R İ. F e t h i. V u rd u S e lç u k lu la r Y a y ın ı. 6 8 — Y I N A N Ç . Y ü z y ıld a O ğ u z la r " . T U R A N .4 .A s y a T ü rk T a r ih i Y a y ın a H a k k ın d a D e r s le r . T ü r k iy a t M e c m u a s ı. 8 0 — T U R A N .. 70— O sm an N e ş riy a t T U RA N . ( E y l ü l . sh.. 8.. X . B a r t h o i d ' i i n e s e r i n i n R u s ç a a s lı 1 9 0 0 y ı l ı n d a y a y ı n l a n m ı ş t ı r . X I I . 3 . c ilt . 1 5 2 . 2 5 6 'd a n n a k l e d e n T U R A N . b a s ( m ) . M i l l i T a r i h l m l z i n . s h . S e l . 75— Bu konuda şu k a y n a k la r a bk. s. . ö n e m in i'v e d o la y ıs iy le "d e m o ğ ra - iç e r is in d e k i y e r in i b U yU k b ir v u k u f la İş le y e n Z a m a n ın d a C . t a r a f ın d a n fe th i ve T ü r k le ş m e s i'n d e k e s if T ü rk ve n ü fu s h a r e k e tle r in in b u t a r ih i o lu ş T U RA N . 2 . 5.

L o n d o n 1 9 4 2 . 9 5 .C . V il. S e l. Z a m . S e l. 14-1 5. . T U R A N . . sh. S e l. B e l l e t e n . sh .2 0 . T ü r k i y e . S e l.. S e l. Z a m . E k o n o m ik ve D in i D u ru m u ". ( H . T a b a y i n e şred e n V. S e l. M İ N O R S K Y . 4 . 59-63. T a r i h i v e . 3 8 . Tâbayi u l. . b u e s e ri iç in In d ia . 1 5 . v e İs lâ m i y e t . 5. sh. sh .. 5 9 . S e l. T ü r k iy e . 3 1 3 î V . S e l. .. T U R A N . sh. S e l. . S e l . T ü r k i y e . T U R A N . G Ü N A LT A Y . M enşei 28. sh. 2 5 9 . V I I . T ü r k iy e . S e l. 42. T ü rk T a r i h K u r u m u . 42. sh. M İ N O R S K Y '. H o r a s a n 'a I n d ik le r iZ a m a n . Z a m . Z a m . Z a m . s h . 7 7 . K A F E S O Ğ L U . S e l . T U R A N . s h .. T ü r k iy e . 73. (1 . 1 8 .D . 5. . H o r a s a n ’a i n d i k l e r i Z a m a n . sh . 4 . 43. . İb r a h im 1021) K A FESO Ğ LU . T U h A N . 1 0 2 'd e n n a k le d e n T U R A N . M İN O R S - K Y . I Ik S e l . S e l. s h . HORASAN'DAN ANADOLU'YA 223 . 111— 112— 113— 114— T U R A N . S o s y a l. s h . T a r i h i v e . . 1 0 2 . sh. ... sh . T U R A N . T ü r k iy e . 6 v e 11 n o 'lu d ip n o t u . v e İ s l â m i y e t . M arvva z i o n u l.. D oğum Fuad İlk S e lç u k lu Y ılı A k ım (1 0 1 5 Fuad E h e m m iy e ti". H o r a s a n 'a i n d ik le r iZ a m a n . shT a r i h i v e . Z a m . 65. E t n ik . sh. K â n u n 1 9 4 3 ) . S e l. T U R A N . T U R A N . i n d ik le r iZ a m a n . 6-7. . T ü r k iy e . (A ra p ç a m e tin . V . c. T a r ih i v e . G Ü N A LT A Y . T U R A N . V . S e l. H u d u d u l. . Z a m . . D o ğ u A n . A . 103— 104— 105— lO G — T U R A N . sh. sh. 3 8 . 4 . sh . . Z a m . 85— 86— 87— 88— 89— 90— 91— 92— 93— 94— 95— 96— 97— 98— 99— 100— 101— 102— G Ü N A LT A Y . c .Ü . iz a h la r . . S e l. T U R A N . s h . 1 9 4 3 ). 9 . M. i z a h la r 1 5 7 sh . sh . s lı. . Z a m . Ve T a r ih i "D o ğ u A n a d o lu 'y a 60. S e l. T ü r k iy e . M İ N O R S K Y . S e l . T h e I n g iliz c e t e r c ü m e M e tin 43 s n . . 4. . . s. London 1942. sh. G Ü N A LT A Y. s h . 2 5 . G Ü N A LT A Y . sh .T . s h . S e l.H a y v a n . H o r a s a n ’a i n d i k l e r i Z a m a n . 5-6. İs t a n b u l 1 9 5 3 .T e ş r i n M e s 'e le le r i" . S e l. . M a r v a z i O n C h i n a . .. S e l. T U R A N .1 0 3 't e n n a k l e d e n T U R A N . T ü r k iy e . Fuad K Ö PR Ü LÜ . T U R A N . F a k ü lt e s i Y a y ı n ı . T a r i h i v e .. C h in a . . 10. Z a m . S e l. G Ü N A LT A Y . sh . 2 5 9 . T U R A N . T ü r k iy e . 109— 110— T U R A N . s h . i n d ik le r iZ a m a n ..H a y v a n .Is lâ m D ü n y a s ın ın S iy a s a l. 108— M E R V E Z İ. 59. M İ N O R S K Y . H o r a s a n 'a H o r a s a n 'a . S e l .A le m . T ü rk T a r ih "O s m a n lI K u ru m u İm p a r a t o r lu ğ u 'n u n B e lle te n . L o n d o n 1 9 3 7 .1 0 . S e l. b k . M e la n g e s M ü n a s e b e tiy le K ö p r ü lü A r m a ğ a n ı. 107— M e r v e z i ’n i n T u rk s and ve iz a h la r ).. T U R A N . T U R A N . A k ı n ı v e . sh . sh . sh. K ö p r ü lü . Z a m . 2 6 0 . . s. T h e T u r k s a n a I n d i a . T ü r k iy e . S e l. T ü r k iy e . sh . Z a m . sh.. T a r i h i v e . 79. 6 . 63. S e l. sh .

S C H EFE R . T U R A N . N o : 3 2 .. sh . . s h . . A k ı n ı . O rh u n A b id e le r i. .. . 2 9 3 .115— 116— T U R A N . Y a y ın ı. S e l . Z a m . sh. S e l . 4 5 . H e r- gün G a z e te s i. . . T ü rk K ü lt ü r ü n ü n G e liş m e Ç a ğ la r ı. 1 3 0 8 . 136— M u h a rre m E R G İN . sh . 134— Bu h a t a lı g ö r ü ş le r iç in b k . B A Y B A R S tü p h a n e s i M A N S U R İ. A k ı n ı . I X . T e k in Y a y ın e v i. 2 5 9 . T ü r k T a r ih K u ru n d u Y a y ın ı. şu 1 9 7 8 . 1 4 5 3 .. B a h a e d d in Ö G EL. 2 7 3 . I I . T U R A N .2 7 4 v e 5 6 n o ’ lu d i p . . O . 139— 140— 141— E R G İ N . T a r ih 'i Bayhak. 59 Z u b d e t ü l. T a r ih i v e . 117— 118— 119— 120— 121— 122— 123— 124— 125— 126— T U R A N . T ü r k i y e . d a n n a k l e d e n T U R A N . B ir in c i K it a p . 4 9 . T a r i h i v e . E ... . T a r i h i v e . s h . sh . T U R A N . A n k a r a 1 9 4 5 . S e l. . . E fe n d i ( M ille t ) K ü ­ K a h ir e 1 3 0 2 . . Y a ­ y ın ı. S e l . . T ü r k iy e . T a r i h i v e . S e r i. T U R A N . T ü r k le r in T a r ih i. D o ğ u A n . T a r i h i v e . 7 5 . l 7 . s h . E . 2 6 3 . T a r i h i v e . 4 3 . 2 3 . U m u m i T ü r k T a r i h i ­ n e G i r i ş . 137— 138— T U R A N . I. .. S iy â s e tn â m e . sh. .. 4 8 . 1 0 0 0 T e m e l E s e r S e ris i N o : 5 0 . s h . . T a r ih i v e . T a r i h i v e . Ö m e r R ız a D O Ğ R U L . n o tu . s h . B u k o n u ­ d a k i te n k itle r i iç in b k . Z a m .E S İR . . 5 2 . s h . . 2 1 . İs ta n b u l 1 9 7 1 . . . sh . B E H IV IE N Y A R . 7.. 4 6 . . k a s ıt lı o la r a k s a p t ır ­ m a k v e m a r x is t b ir ş e m a y a o t u r t m a k a m a c ın ı t a ş ıy a n g ö r ü ş le r iç in b k . e . T a r ih i v e . Doğan İs ta n b u l A V C IO Ğ L U . T U R A N . İ l k . T a r ih i ve . "D o ğ a n g ö r ü ş le r in in t e n k id i iç in y a z ım ız a b k . sh . S e l. S e l. Y a y ın N o : 1 5 3 4 . A k ı n ı . C M d I. . . S e l . A b u 'l F â r a c T a r ih i. S e l . s h . . F e y z u lla h b. .F ik r e . 7 5 . B . S e l. 1000 T e m e l Eser S e r is i. 1 9 4 v d . sh. S e l . . T a r i h i v e . İ s ta n b u l 1 9 7 0 . 127— G re g o ry A B U 'L F A R A C (B A R H E B R A E U S ) . 7 5 . A s r a K a d a r . K A FESO Ğ LU . İ Ik S e l. E d e b i y a t F a k . s h . İ l k S e l. 4 4 . . T a r i h i v e . İB N Ü L . i . s h . c . Ç e v . 4 4 . 1 6 . T a r ih i v e . sh .2. S e l. sh. n e şre d e n A. s h . 7 2 . h a t a lı o lm a k t a n d a ö t e y e t a r ih i g e r ç e ğ i.. S e l . T a r ih . . T a r i h i v e . sh. 9 4 't e n n a k le d e n T U R A N . T U R A N . c . T U R A N . 2 . S e l . b a s ım . . K A F E S O Ğ L U . .T ü r k iy e . T U R A N . Z e k i V e l i d i T O G A N . T a r ih i v e . . . s h .T U R A N . O ğ u z A v c ı o ğ l u v e T ü r k l e r i n T a r i n i " . sh. S e l. İB N FU N D U K . b a s ım : A V C I O Ğ L U ' n u h Ü N A L . . D o ğ u A n . s h . S e l. T U R A N .İ7 Ch. Z a m .. . T U R A N . a . S e l . T U R A N . sh . 2 9 -3 0 A r a lık 1 9 7 7 . P a r is 1891. N İZ A M O L-M O LK. S e l. . s h . T a r i h i v e . 7 4 . S e l . 7 2 . . M . S e l. D o ğ u A n . S e l.^ 1 3 1 . . İs t a n b u l 1 9 7 0 . M . T a r ih i v e . g . 2 . 7 1 ‘d e n n a k le d e n T U R A N . 128— 129— 130— 131— 133— T U R A N . 135— Bu h a t a lı. 6 9 .4 5 . s h . T a h ra n sh. . sh . Y a y ın ı.N o : 11^ . n şr. 1 2 .. 5 0 . E n E s k i D e v ir le r d e n 1 6 . B . A . 7 3 224 Oğ u z ÜNAL . sh. S e l . 2 . K A F E S O Ğ L U . . sh .

s h .. 143— 144— 145— T U R A N . K a h ir e 1 3 0 2 . S e l . s h . B ij . "S e lç u k 71 S u l t a ı ı l a r ı 'n ı n O ğ u z la r 'a vıd . s h . B y z a n t ıo n . B y z a n t io n . C A H t N 'ı n te t ıh p tâ n ı A V C IÜ Ğ L U . 1 8 8 'd e n n a k le d e n T U R A N . b h.. b u b a k ım d a n B a t ı 'y a k a r ş ı n ın B a t ı s iy â s e t in in HORASAN’DAN ANADOLU’Y A 225 . C h a p it r e s rle l ' H i s t o ı r e des de R o u m ". 7 6 . i ş t e s iy â s e tin A n a d o lu 'n u n b ir n e tic e s i f e t h i v e T ü r k le ş m e s i b u ç o k y ö n lü v e k a r m a ş ık o la r a k g e r ç e k le ş m iş t ir . . C l a u d e C A H E N . S e l . .j P a u l V V I T T E K . 2 . T a r i h i v e . B ü y ü k S e lç u k lu S u lt a n ı " T u ğ r u l 'u n u f a k p a r ç a l a r t 'a l i n d e H ı r i s t i y a n T ü r k m e n b o y la r ın ı t o p r a k la r ın a . T r a n s la t e d f r o m t h e F r e n c n b y J . J O N E S • V V Il. T U R A N . { 1 9 3 4 ) . New Y o rk 1 9 6 8 .E S İ R . T a r ih i.ın c ı X I. lu la r 'ın İle r i b ir te s ir in d e k a la r a k . h u z u r s u z lu k v e a n a r ş i iç e r is in d e d ü n y a s ın a huzur bu ve süku n. . . . " B U y ü k S e lc u k y o k tu r" d e d ik t e n so n ra daha da A n a d o lu 'y u "8 U y U k g id e r e k S e lç u k lu la r 'm T ü r k m e n le r 'e d ü ş m a n " o ld u ğ u n u İ le n s ü r m e k t e d ir .L ıA M S . S e l . İs lâ m . T e k in C om pany. . I X . İs lâ m d ü n y a s ın ın d ö r t t e ü ç ü n e h â k i m o la n B ü y U k S e lç u k lu S u lt a n ­ la r ı i ç i n . b u t e s b it ın e r a ğ m e n " B ü y ü k S e lç u k l u la r 'ın b ir A n a d o lu 'y u f e t in p lâ n ı y o k tu r" ig ö rU ş ü n ü ile r i s ü r m e k le k e n d i f ik ir le r i a r a s ın d a ç e liş k i v e t u t a r s ız lığ a d ü ş m e k t e d ir . İ s t a n b u l 1 9 7 8 . I X . D a s ım . Y a z a r . (b k . 2. s h . C la u d e C A H EN . T ü r k le r in K it a p . 2 9 2 . D oğan Y a y ı n e v i . . 1071- 1 3 3 0 . . sh . 7 4 . s h . sn. A n a d o lu 'y a .O t t o f n a n T u r k e y . B ü y ü k S e lç u k lu D e v le ti.6 2 2 . . y a in ız I s ı â m ı y e t in h â m is i o lm a k s ıf a t iy le o n u n o a ş iic a d ü ş m a - ı>ı o l a n B i z a n s ' ı e z m e k m a k s a d i y l e d e ğ i l . T a r i h i v e . sh. N ı t e k i n i ih t im a 4 C l. P r e . û o ğ a r A V C I O Ğ L Ü . A S u rvey of th e M a te n a l and S p ır itu a l C ııltu r e and H is t o r y G e n e ra l c. T u rcs 72-84 v d .1 3 7 . "L a C a m p a g n e d e M a n z lk e r t". .B iz a n s m ü c a d e le le r in d e n ü f u s u o ld u k ç a a z a la n v e b ir ç o k y e r le r i b o ş v e y ı k ı k b u lu n a n . y u k a r ıd a . T a r i h i v e . 1 3 6 . A n a d o l u 'n u n f e t h i z a r u r i id i. n iz â m ve a d â le t u n su ru g e tir m e k o la n ç ır p ın a n is te y e n S e lç u k lu la r 'm a m a ç la b ir a n a r ş i T U r K m e n le r 'i İta a t a lt ın a a lm a k v e o n la r ın reK o n la r ı y e r le ş t ir e c e k yeni b ir a n a r ş i u n s u r u o lm a la r ın ın ö n U n e g eceb ir yu rt (A n a d o lu ) b u ltn a K ve b ö y le c e o n la r ı d e v le t e y a r a r lı b ir u n s u r h a lin e g e t ir m e k s iy S s e t le r in d e n h a b e r s iz g ö r ü n m e k te d ir . b u h a t a lı v e m a r x is t t a r ih a n la y ış ı d o ğ r u lt u s u n ­ da ç a r p ıt ılm ış m a k s a t lı g ö r ü ş le r iy le Büyük S e l ç u k l u l a r ’m '^ t a r ih i m is ­ yon" is ıâ m Büyük u n u a n la y a m a d ığ ı g ib i.) 146— U e rçe k te n Y u r t B u lm a v e F e t i h S i y â s e t i " b ö lü m ü . T a r ih . .a k ı t ­ m a k t a " o ld u ğ u n u s ö y le y e n y a z a r . T a p lın g e r P u b lıs h in g "O e u x (1 9 3 6 ). 6 2 1 .■. Bk. a r d ı a r a s ı k e s i l m e y e n T ü r k m e n g ö ç le r in in u n su ru b u lm a k m am ur ve n ü fu s ç a k e s if o la n o n la r ı Is lâ m ü lk e le r in d e b ir a it a ış i yem b ir yu rt o lm a la r ın ın önüne g e çe re k y e r le ş t ir e c e k v e b u s u r e tle d e v le t iç in z a r a r lı o la n b u u n s u r u d e v le t e y a r a r lı b ir u n s u r h a lin e g e t ir m e k v e k e n d i k u v v e t le r i a r a s ın a a lm a k g ib i y ü k s e k v e d a h iy a n e b ir s iy â s e t le ..142— İB N Ü L . 2 1 0 . t m e v i v e A b b â s i im p a r a t o r lu k la r ı­ v â r is i d u r u m u n d a o lu p .

A n a d o l u ’n u n F e t h i .. s h . 6 7. B i z a n s t e k r a r o la n İs lâ m Bu g e ç m iş . I . s h . .. l a r ı h i v e . T U R A N . Y u k a r ıd a D ip n o t 141 ve T U R A N . b u n e tic e M e h m e t A lta y K ö V M E N . 4 0 . y a p t ığ ı is tilâ la r la d a h a d a in i­ m üşkül d u ru m a so k m u ş tu . 6 7 . T a r i h i v e . I I .. 1 3 1 9 . . S a ld N E F İ S İ . A n a d o l u ' n u n F e t h i . Y I N A N Ç . sh . M A TEÜ S. s h . Y I N A N C . 5 3 d i p n o t u 122. . i Ik S e l ç u k l u A k ı n ı . i a r ı h i v e . 3 7 . 1 4 . S e l. S e l . a . S e n . s h . s h . A n a d o lu 'n u n F e t h i. T U R A N .. A B U 'L F A R A C .... Z a m . A N D M E A S Y A N . D o g u 'y ^ b a k ım d a n S e lç u k lu dem ek f e t ih le r i h ü c u m d e fa k a t 'i s iy a t ifin in a h n m ış tır .. 149— Ib O — 151— 152— İ5 3 — 154— 155— 156— Bu k a y n a k la r iç in b k . 5 3 . T ü r k ç e y e Ç e v . s h . U K FA LI G r ig o r 'u n N o t la r . .. T U R A N . . H r a n t D . . 159— 160— IG l— 1621631S41651661671GB— v d . S e l . U r f a lı M a t e o s V e k a y ı nâm eSp ( 9 5 2 1 1 3 '^ ) v e P a p a z Z e y li (1 1 3 S . 763 . S e l. T a r i h i v e .1 5 . sh. 2 1 . s h . i l k S e l ç u k l u A k ı o ı .. A n a d o lu 'n u n F e t h i.. Z a rn . 226 O ğ u z ÜNAL . . iç z a te n m üşkül d u ru m d a â le m in i. Y IN A N Ç .. K A F t S O Ğ L U .i M e s u u ı.3 8 . Y I N A N Ç . s h . E t > u ’ı Fazı B A Y H A K İ. S e l . . S e l. S e l. T a h ra n ve . S e lç u k lu D e v r i T ü r k T a r ih i. te k ra r (B k .. T a r i h i v e . S o n m e s e le le r iy ie m ü d a fa a d a . 4 3 . g . T a r i h i v e . sh. 4 4 .ö te d e n b e ri ta k ip e d i ıe n ananevi İs lâ m s iy â s e tin in yeni m ü m e s s ili h ü v iy e tin d e d ir . . 1 5 . . 6 7 . sn . S e l . r v iü k r ım m H a lil Y IN A N Ç . T a ı i h ı v e . D U LA U R ER .4 2 . A n a a o lu 'n u n F e t h i. sh . sh .. A n a d o lu 'n u n K e t h i. sh . sn. s h . 5 2 .. S a l. d a n n a k le d e n T U R A N . 66. sh .1 3 3 2 . sh . 2 9 3 .. Y I N A N Ç . K A F E S O Ğ L U . sh. A n a d o lli'n u n F e t h i. 4 3 . Y I N A N Ç . T ü r k iy e . A n k a r a 1 9 G 3 . A n k a r a 1 9 6 2 . 2 6 9 . c . sh. 4 2 . sh. S e l . T a r ih i T U R A N . T a r ih i ve . Y I N A N Ç .T a r ıh .. s h . 3 7 . B Ö LÜ M B Ü Y Ü K S E L Ç U K L U L A R D E V R İN D E B İZ A N S G A Z A L A R I V E A N A D O LU F Ü T U H A T I 147— 148— I U R A N .. 2 4 3 ) . B k . . . D o ğ u is e u m u m i y e t l e h ü c u m hücum a iç e r is in d e is e .. sh . 3 6 .. N o . A n a d o lu 'n u n F e t h i . S e l . T U R A N .. T U R A N . geçm esi o lu p .1 1 6 2 ). T ü r k iy e . T ü rk T a r ih Eö o u ara K u r u m u Y a y ı n ı . 7 3 . 2 7 0 . A y y ı l d ı z M a t b a a S '. T U R A N .C 9 . la n n d a b ir a s ır B a tı Em evi ve A b b â s i İm p a r a t o r lu k la r ın ın h a ş m e tli za m an h a lin d e id i. IV. 157— 158— Y I N A N Ç .. 3 6 . T U R A N .e . . 79.. n s r. . 6 6 .

s a v a s ın y ılın d a s ö y lü y o r s a U a . B . Y IN A N Ç . Ö Z T U N A . n ı. Ç e v. S e lç u k lu la r T a r i h i .. 8 4 . 4 1 2 .8 1 . s h .8 2 . T U R A N . T ü r k iy e T a r ih i. s h 8 1 . T U R A N . I. F e t h i. G e n e l K u r m a y H a r p T a r ih i B a ş k a n lığ ı S t r a t e jik N o : 8 . sh . T ü r k i y e T a r i h i . c. A n a d o lu 'n u n F e t h i . Y I N A N Ç . ( ö z t u n a . S e l . A n a d o lu 'n u n F e t h i . I. 175— Y lN A N C . s h . I.. c . S a v a s ı. S E V İM . c . I.4 1 3 : Y I N A N Ç . Y u k a r ıd a "S e lç u k S u lt a n la r ı'n ın O ğ u z la r 'a Y u rt B u lm a ve F e t ih D e v ri T ü rk T a r ih i. S e ıc u k lu a s ı.5 0 . 51-5 2. sh . A n a d o l u ' n u n F e t h i . T ü rk T a r ih K u ru m u T ü r k iy e Y a y ı­ T a r ih i. T a r i h i v e . 4 1 3 . V I N A N Ç . A n a d o l u ’n u n F e t h i. c. . 98-100. T a r i h i v e . 2 4 7 . s h . T a r i h i v e . c . T a r ih i ve . 83. T U R A N . .9 0 . T U R A N . Ö Z T U N A . A n a d o lu 'n u n F e t h i. 5 4 . 188— 189— T U R A N . sh. sh . Y I N A N Ç . S i y â s e t i " . I. T a r i h i v e .. c. 4 1 2 . . s h .9 1 : Y I N A N Ç . . T a r i h i v e . sh . 4 9 . I. sh . T U R A N . .169— 170— Y I N A N Ç . s h . T ü r k iy e T a r ih i. ) 176— T U R A N . c . S e l. Ö Z T U N A . A n a d o lu 'n u n F e t h i. A n k a r a 1 9 6 3 . sh. 8 5 .. 1049 9. s h . 1. 4 6 . 4 1 1 . Ah X X. .H . Ö Z T U N A . S e l . sh . S e lç u k lu la r T a r ih i. 4 1 2 . T U R A N . o ld u ğ u n u sh. T ü r k iy e T a r ih i. S e l. 178— 179— 180— 181— 182— 183— 184— 185— K Ö Y M E N . 4 1 1 . 8 0 . Y IN A N Ç . Ö Z T U N A . 82. 71 v d 186— 187— TU RA N . 'sel. I. . 4 1 1 . b iz c e 1 0 4 8 y ılın d a o lm a s ı d a h a is a b e t li g ö r ü lm e k t e d ir . s h . T ü r k iy e T a r ih i. sh . 177— M e h m e t A lt a y K ö Y M E N . A y y ıld ız M a tb a ­ S e l. 9 0 . T a r ih i ve . 4 1 2 . . sh .8 1 . Sen M a la z g ir t . T ü r k i y e T a r i h i . sh. S e lç u k lu la r T a r ih i. T ü r k i y e T a r i h i . sh. 1 9 7 3 . . 4 7 . . s h . 194— Ö Z T U N A . A n k a ra 1 9 7 1 . sh . C em al E N G İN S O V . sh. S e l . 8 9 . s h . 8 0 . L id d e ll H A R T . Bk. 4 5 . A n a d o l u ' n u n sh. s h . S e lç u k lu la r T a r ih i. sh . sh . S e l ç u k l u l a r T a r i h i . 7 6 . T ü r k i y e T a r i h i . A n a d o lu 'n u n F e t h i. c. E t U d le r D a ir e s i Y a y ı n ı . E t r a ıe ji: D o la y lı T u t u m . F e t h i. 4 1 2 . 195— Y b N A N Ç . . sh. S e l . I.. .5 5 . 2 4 7 . 190— 191— 192— Ö Z T U N A . 171— T U R A N . A n a d o lu 'n u n sh. Y I N A N Ç . A n a d o l u ’n u n F e t h i. T a r i h i v e . 8 1 sh . sh . 5 1 . T U R A N . 5 4 . c . sh. Ö Z T U N A . 8 8 . I . 5 2 . 9 1 . HORASAN’DAN ANADOLU'YA . 193— Ö ZTU N A . S e l .8 6 . Ö Z T U N A . T U R A N . Y I N A N Ç . sh. 5 5 . 4 1 3 . sh M eydan 4 7 . sh. T ü r k i y e T a r i h i . sh . . sh .Sa. A n a d o lu 'n u n F e t h i. I. 172— 173— 174— T U R A N . s h . 4 8 .. D e v r i T ü r k T a r ih i. c . A n a d o lu 'n u n F e t h i. A n k a r a .

A n a d o lu 'n u n F e t h i. stt. 5 2 5 3 . 210— 211— 212— T U R A N . M . 203— 204— I I I . sh. K ö Y M E N . S e l. 58. T U R A N . sh 112. 117.1 1 8 . sh. . K A R A T A M U . C 3enel K u r m a y N o : 2. M a la z g ir t M . Sh . 4 0 . sh. 4 7 . 41. S e lç u k lu la r T a r ih i. 228 OĞUZ ÜNAL .. S e n S h . T U R A N . A n a d o lu 'n u n F e t h i. 205— 206— Y I N A N Ç . T U R A N . . sh. T U R A N .e . 4 5 4 6 . sh . a . 60. S e lç u k lu la r T a r ih i. M a la z g ir t M . 1 2 5 1 2 7 .. 1 1 6 . 4 6 ' d a k i d ip n o t u 2. A n a d o lu 'n u n Sh.. Y IN A N Ç . A n a d o lu 'n u n F e t h i . sh. S e lç u k lu la r T a r ih i. sh. S e lç u k lu la r T a r ih i. 1 1 7 . sh. . M a la z g ir t M . 4 1 . 4 0 . A n a d o lu 'n u n F e t h i . A n a d o lu 'n u n F e th i. Sh.. K A R A T A M U . 1 6 9 1 7 2 d e n n a k le d e n T U R A N .lU M eydan Tanhı T ü rk S ilâ h lı K u v v e tle r i T a r ih i II ncı C ilt M a la z u ır t M u h a re tso s ı (2 6 B a ş k a n lığ ı A ğ u s t o s 1 0 7 1 ) . T U R A N . 220— 221— K A R A T A M U Y IN A N Ç . 1 1 7 . o Z T U N A . T u r k îy e . sh . 5 8 . 1 1 2 1 1 3 . S e lç u k lu la r T a r ih i. 4 1 . M a la z g ir t M M . 213— 214— 215— K A R A T A M U . 4 6 .g . sh . S e l. 4 1 3 . 1. Z a m a n ın d a T ü r k iy e .) . F r . Sh . M . Y I N A N Ç . 39-40. sh . S e lç u k lu la r T a r ih i. s n . V I N A N Ç . Y IN A N Ç . sh. U R F A L I M A T E O S . C H A - 2 0 2 — M ıc h e i L e S Y R İ E N BO T. a . Z a m . Sh . 1 1 0 . M . Sh . S h .. Y IN A N Ç . g . M a la z g ir t M . e . S e l . sh. C h r o n ıg u e . Sh. sh . T ü r k T a r ih i. S e l. sh. . 1 2 7 ) .5 7 .1 1 7 .196— 197— 198— 199— Y I N A N Ç . 1 0 4 . c . sh. Sh. S e lç u k lu la r T a r ih i. S e lâ h a t t ın E k i.. o r t A N . sh.M . sh. J l l A n a d o lu 'n u n F e t h i. s h . 201— T U R A N . S e lç u k lu la r T a r ih i. s h . T U R A N . 5 7 «e d ip n o t u 1 v e a y r ı c a T U R A N . 5 9 . 57. T U R A N .. D e v . 6 0 . sh. T U R A N . sh. B a ş k a n lığ ı H a rp Y a y ın ı. 5 7 . A n k a ra 1970. A n a d o lu 'n u n F e t h i . S e l ç u k l u l a r T a r i h i . 4 0 . 2 5 9 . 200— Bu k a y n a k la r iç in b k . K A R A T A M U . S e lç u k lu la r T a r ih i. 3 9 . 117. 1 0 5 . M a la z g ir t M M . Sh. 207— 208— 209— T U R A N . T ü r k i y e T a r i h i . 4 6 .4 7 v e s h .M . sh. te re . Sh. B k . M a la z g ir t M . T ü r k iy e . 5 6 . (S Ü R Y A N İ M İ H A E I. Z a m a n ın d . F e t h i. 219— T U R A N . 4 6 . 117. ( S a l a r ı H o r a s a n 'ın ö ld ü r ü lm e s i h â d is e s in d e n h a b e r d a r o lm a y a n U r fa lı M a te o s o n u n büyük m ik ta r d a g a n im e t v e s a y ıs ız e s ir le b e ra b er İ r a n ' a d ö n d ü ğ ü n ü y a z m a k t a d ı r . 216— 217— 218— K A R A T A M U . S e lç u k lu la r T a r ih i. U R F A L I M A T E O S . Y I N A N Ç . T U R A N . K A R A T A r . K A R A T A M U . Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . S e lç u k lu la r T a r ih i. S e l. A n a d o lu 'n u n F e t h i.

sh . 4 1 4 . N e c a tı 1943. 65 6 6 . 236— 237— T U R A N . ı 127.. sh. 225— 226— 227— 228— T U R A N . 244— 245— T U R A N . Ö Z T U N A . 1 3 3 . T a r ih K u ru m u A n k a ra 33.. c. T U r k i y e T a r i h i . sh . s h . sh. D e v r i T ü r k T a r i­ 235— Y I N A N Ç . T ü r k i y e T a r i h i . K ö Y M E N . c . D e v r i T ü r k T a r i ­ Ö Z T U N A . 4 3 . S e lç u k lu la r T a r ih i. S e lç u k lu la r T a r ih i. sh 6 7 . 260F e t h i. sh . sh T a r ih i. L a h o r 'd a m e tin d e n II. Sh . sh. D e v r i T u ı k T a r ih i. K Ö Y M E N . 4 1 4 . " S e lç u k lu ­ S o s y a l. sh 249— 250— Sen 133. A n a d o lu 'n u n F e t h i. K Ö Y M E N . 4 1 5 -416- T U R A N .222— 223— 224— T U R A N . A n a d o lu 'n u n F e t h i. sh . Y IN A N Ç . 6 7. I.247— 248— . A n a d o lu 'n u n h i. D e v r i T u r k T U R A N . s h Y IN A N Ç . 1 2 5 . T ü r l< ıy e . 1 2 7 . 2 2 . S e l. M a la z g ir t M . s h S e iç u n iu ıo r T a r ih i. Ö Z T U N A . ç e v . I „ . T ü r k iv .4 0 8 . I. 1 1 8 . sh 6 7 I. sh 2 3 8 — T U R A N . konuda gem s D ılg i iç in bk. Ö Z T U N A . S f c iv u ^ . sh. K Ö Y M E N . Ö Z T U N A . c . sh 229— 230— 231— 232— 233— 234— A n a d o lu 'n u n F e t h i. 1 3 2 .l. 4 0 7 . c . 118.H Ü S E Y N İ. 2 6 2 . . 125-126- 2 4 3 — T U R A N . K A R A T A M U . T ü rk T a r ih HORASAN'DAN ANADOLU'YA 229 . 251— Bu la r ın H o r a s a n 'a ve in d ik le r i Zam an D ü n y a s ın ın K u ru m u S iy a s a l. 2 6 3 . h ı. T ü rk çe ye No: 8. sh. 239— 240— 241— 242— 1 3 2 . h i.4 1 5 . S e lç u k lu la r T a r ih i. Ö ZTU N A . I. T U R A N . sn. c T U R A N . 246— T U R A N . S e lç u k lu la r T a r ih i. c . s n . S e lç u k lu la r T a r . sh . 5 8 . T ü r k iy e T a r ih i. I. 4 1 6 . 1 3 2 . E k o n o m ik D in i D u ru m u ". 7 0 . D e v r i T ü r k T a r ih i. . Y IN A N Ç . T ü r k iy e T a r ih .U . s h 262. Y IN A N Ç . Y IN A N Ç . T U R A N . S h . 4 3 . S e lç u k lu la r T a r ih i. S e lç u k lu la r T a r ih i.I . sn . T U R A N . sh . 1 2 6 . T ü r k iy e T a r ih i. sh. S e l ç u k l u l a r T a i ı i v . T U R A N . S e l. sh . S e l. c.iiiid i T a r i h i . 43 K A R A T A M U . Sh. sh. V II. Sh 132 262. M . S e l. I I B . S e lç u k lu la r T a r ih i. sh. S e m s e d d ın İs lâ m G O N A LT A Y . S e lç u k lu la r s h . S e l . S e lç u k lu la r T a n h ı. Z a m . 118-119: Y IN A N Ç . 4 1 S sh. A n a d o l u ' n u n F e t h i . Sh . T U R A İ M . sh . K A R A T A M U . 1933 T ü rk de Peocap Ü n iv e r s ite s i n e ş r e t tiğ i Y a y ın ı. A n a d o l u ' n u n F e t h i . T ü r k i y e T a r i h i . A n a d o l u 'n u n F e t h i . T U R A N . S e l ç u k l u l a r T a r i h i . M a la z g ir t M M . Ö Z T U N A . B e lle te n . 6 2 . S e lç u k lu la r T a r ih i. 4 1 4 . E L . K ö Y M E N . sh. P ro fe s ö rü M uham m ed İK B A L 'in LÜ G A L. Sel T a r ih i. c . F a rsça Ahbâr iid D e v le t ıs S e lç u k ıy y e .

a .2 4 . Z a m . 59-9 9. 2 6 4 . 2 4 . S e lç u k lu la r T a r ih i. T ü r k i y e . g . "A b b a s O ğ u lla r ı im p a r a to r lu ğ u n u n K u r u lu ş v e Y ü k s e li s i n d e T ü r k l e r i n R o l ü . T U R A N . sh. sh. T U R A N . sh . 2 6 5 . 72. S e lç u k lu la r T a r ih i. 72j K A R A T A M U . A n a d o l u ' n u n F e t h i . Ş E K E R . 2 6 . e . sh. g . sh. sh 71. y u k a r ı d a " A n a d o l u ' n u n T ü r k l e r T a r a ­ f ın d a n F e t h in i H a z ır la y a n S e b e p l e r " a d lı b ö lü m ).A h b a r T ü rk T a r ih K u ru m u M o ğ o lla r Z a m a n ın d a T ü r k iy e S e lç u k lu la r ı T a r ih i. III. Y IN A N Ç . 1 2 7 . 1 2 7 . M a la z g ir t M . e . 2 3 . 2542555 E K E R . Sh. 1 2 5 . m e tin d e n Th. S e ri . 1 2 7 . 1 6 5 . K â n u n 252O sm an T U R A N . sh. A n a d o lu 'n u n F e t h i.g . sh.. 2 7 . S e l. Z 5 ( A y r ı c a b k . Z a m . A n a d o lu 'n u n F e t h i . y u k a r ıd a " O ğ u z is t ilâ s ı A r if e s in d e A n a d o l u " a d lı b ö lü m . S e lç u k lu la r T a r ih i. 7 0 . M . T ü r k iy e . A n a d o lu 'n u n F e t h i. F e t h i. Y IN A N Ç . sh . A k s a ra y lI M e t n m e d o ğ l u K E R İ M Ü D D İ N M A H M UD . 7 3 . T U R A N . sh. s h .. V a y ın ı. 280— 281— K A R A T A M U . H O U TSM A 1889 T ü rk - 230 Oğ u z ÜNAL . 255— 266— 267— 268— 269— 270— 271— 272— T U R A N . a . Sh. M u s â n ıe r e t ü l. sh.e . sh.s. 125 -126. 31Y IN A N Ç . Y I N A N Ç . V IN A N C . 126. 7 0 . 2 4 . s h . 273— K Ö Y M E N . A n a d o lu 'n u n F e t h i.. S e l . A n a d o lu 'n u n S E K E R . 22 . K A R A T A M U . sh. A n a d o lu 'n u n F e t h i. sh . Y I N A N Ç . sh.. IV la la z g ir t M . Sh. S e l. A n a d o lu 'n u n F e t h i . g . Sh. A n a d o lu 'n u n F e t h i. T U R A N . e . sh .T U R A N .M . Y I N A N Ç . sh. K A R A T A M U . S e lç u k lu la r T a r ih i. sh. D e v r i T ü r k sh. 2 6 . 1 6 5 . S e l.g e . A n a d o lu 'n u n F e t h i . 1 3 3 . S e l- Zam . im a d ü d . T ü r k iy e . M a la z g ir t M . 253G Ü N A LT A Y . 71. a . 277— 278— 279— Y I N A N Ç . 256257258259Y I N A N Ç . sh. 5. 2 4 . Ş E K E R . 260261262S E K E R . sh .. sh . M „ sh. g . T U R A N . e „ $ h. T a r ih i. S E K E R . ( H . Sh . 263T U R A N . t a r a f ın d a n Ir a k ve da H o rasan L e id e n 'd e S e lç u k lu la r ı n e ş r e d ile n T a r ih i.. 2 5 . a . M a la z g ir t M .N o : 1. 1 2 7 . 2 7 .M . S e lç u k lu la r T a r ih i. a . a . T ü r k iy e .M . 2 6 . sh . T U R A N . Z a m . sh . S e l. 2 0 5 . 2 6 3 .D in B O N D A R İ. A n k a r a 1 9 4 4 a d l ı e s e r in ö n s ö z ü .. Bu k o n u d a d a h a g e n iş b ilg i iç in b k . s h . 133 : V IN A N C . 71. 274— 275— 276— K Ö Y M E N . D e v r i T ü r k T a r ih i. 1 9 4 3 ).

tV la la z g ir t 282— 283— 284— 285— 286— 287— 288— 289— K A R A T A M U . M . S e l. A n a d o l u ’n u n 296— Bu Ir a k ve H o ra sa n S e lç u k lu la r ı T a r ih i.. S e lç u k lu la r T a r ih i. sh . V d :. S e l. D e v r i T ü r k T a r ih i.A lâ k a t. sh. 3 9 . S e ­ ri .M . D e v r i T ü r k T a r ih i. cevabı T ü rk T ü r k iy e I. ö z t u n a . sh. sh.1 2 8 . K a tıla n T a r ih T ü rk B e y le r i” . 3 9 . T U R A N .çeye ç e v . T U R A N .M . 297— 298— E B U Z E H R A . ) 300— Y I N A N Ç . 3 8 ..1 3 7 . K Ö Y M E N . 4 . 2 6 6 . B O N D A R İ. 1 2 9 . 1 9 7 v d . S h. sh. İ s lâ m 'd a D e v le t id a r e s i. K Ö Y M E N . M a l a z g i r t K a t ıla n T ü r k B e y le r i. I. M . S e l ç u k l u l a r T a r i h i . S a v a s ın a IV . sh. bu m â n â lı T a r ih i. sh. c . 4 1 7 . . s. s h . 73. S e l. 293— Bu k o n u d a g e n iş b i l g i i ç i n s u e s e r l e r i k a r ş ı l a ş t ı r ı n ı z . sh. D e v r i T ü r k T a r ih i. I. " M a la z g ir t □ e r g is i. I . K ıv a m e d d in B U R S L A N .u d K E R C İ. T iır k ıy e T a r ıh t . İ s t a n b u l 1 9 4 3 . S e lç u k lu la r T a r ih i. İs lâ m 'ın h a rp h u k u k u î ç in a y r ıc a s u e s e re d e b k . HORASAN'DAN ANADOLU’YA 231 . 2 6 4 . T ü rk o rd u su n u n m evcudu sh. A n a d o lu 'n u n F e t h i . sh. sh K Ö Y M E N . b ö y le c e v a p v e r d iğ in i s ö y lü y o r la r . Is lâ m d a B e s e r i M ü n a s e b e tle r Ç e v . Ir a k ve H o r a s a n S e lç u k lu la r ı T a r ih i. 7 4 . D e v ri T a r ih i. Ö Z T U N A . sh . 1 2 8 . Çev. H ü s e y in A t. B O N D A R İ. S e l. 1 3 6 Ö Z T U N A . 127 -128. 2 0 1 2 0 4 . M u h a m m e d H A M İ O U L L A H . c . 1 3 6 . s h . k o n u s u n d a k i t a r t ış m a la r iç m bk. Ö Z T U N A . sh. M . ıı. sh . Y IN A N Ç . Y IN A N Ç . M . sh. T ü r k T a r ih K u ru m u Y a y ın ı.M . F a r u k S Ü M E R . s h . K Ö Y M E N . Ş a m il Y a y ın e v i. T U B A N . b u c e v a b ı S a v T e k i n 'i n Köym en ve T u ra n . 1 6 8 . T U R A N . e. İs lâ m A n s ik lo p e d is i.2 6 5 . İs ta n b u l 1963. S e l. 294— 295— K Ö Y M E N . 11. M a la z g ir t M eydan M u h a re b e si s ır a s ın d a S u t t a n A lp A r s la n 'ın y a n ın d a b u lu n a n T ü r k k o m u t a n la r ı h a k k ın d a g e n i. S e lç u k lu la r T a r ih i. 2 6 6 .. 9fel. Ahm ed S a id M a tb a a s ı. b ilg i iç in o k . M . 1 2 7 . N o . 1 3 5 . c. T U R A N . S e l ç u k l u l a r T a r i h i . 4 1 8 . (İm p a r a t o r a v e r d iğ i konusunda v e r d iğ i­ b ir e lç ile r in d e n h a n g i s in in t a r ih ç ile r in ni if a d e le r i K a r ı ş ı k t ı r . 1 5 5 vd. sh .G Ü L . 134-135î A n a d o lu 'n u n F e th i. sh.O s m a n S E ­ konuda bk. M uham m ed E B U D e v liy y e (E l. F e t h i. 1 6 7 . 1 3 3 . sh. s h . 5 5 . Z a m . a . 4 1 8 . T ü rk 267. 2 6 6 . S e lç u k lu A r a ş tır m a la r ı S e lç u k lu v e M e d e n iy e t i E n s t itü s ü Y a y ı n ı . M a la z g ir t B O N D A R İ . D e v r i T ü r k T a r i h i . sh. sh . T ü r k iy e . A n k a r a 1 9 7 5 . K A R A T A M U . 290— 291— 292— T U R A N . İs im z ik r e t m e d e n e lç in in s ö y le r k e n . T U R A N . sh .g e-. M a la z g ir t K A R A T A M U . sh. M a la z g ir t K A R A T A M U . 1 9 7 . Sh. F i ’l j s l â m ) . S ü le y m a n Sah. S Ü M E R . 7 4 . . sh. Z E H R A . Kem al K U S Ç U . S a v a s ın a sh 45 sh. 299— T U R A N . sh . Ir a k v e H o r a s a n S e lç u k lu la r ı T a r ih i. S e lç u k lu la r T a r ih i. 4 0 . T ü r k i y e T a r i h i . İs t a n b u l 1 9 7 1 .2 0 7 . 1 3 6 .

2 5 . sh . D ü n y a m ız ı D e ğ iş tir e n A y 'ın F e t h in e K a d a r. 303— Bu d u a m e tn i iç in bk. S . D iz is i Çev.. s. a . K A R A T A M U . sh.A l i S E V İ M .Sa. 1 3 7 . s h . s h .. T U R A N .C E V Z İ . sh . 1 9 7 0 . S C I M E R . A R IT .g . sh . M a la z ­ g i r t M .. K A R A T A M U . E L . 7 5 .S e lç u k iy y e . sh. sh . H A R T . 1 4 6 . M a la z g ir t M M -. 1 3 7 . M illiy e t T a r ih K ita p la r ı N o : 5 . M a la z g ir t M . T a r ih K u r u m u 1 9 7 1 . 1 3 8 . 7 5 . 7-B.. T U R A N . 3 5 . sh. 1 9 7 1 . 1 3 8 . K A R A T A M U . M i r 'a t ü 'z . 74-75. G Ü L E N . Z U b t I e t ü 'l H a l e b m in T a r ih i H a le b . K A R A T A M U . T a r ih i. K ö Y M E N .e . . sh .E S İ R . s h . M . R o y s to n P İK E v e D ğ r . r i'l. M . 308— Y IN A N C . S . 3. 319— 320— 321— H A R T . 75. Sh. sh. S e l ç u k ­ lu la r T a r ih i. S E V İM . sh. 313— Y IN A N Ç .m u l t a z a m fi A h b â- v c 'I ü m o m siBT I B N Ü ' l . S e lç u k lu la r T a r ih i. P İ K E v e D ğ r . 1 4 0 .ö . 1 9 9 .. T ü r k K a y n a k la r ın a G ö r e Y a y ın ı. T U R A N . 314— 315— 316— 317— 318— K A R A T A M U . ır a k ve H o rasan S e lç u k lu la r ı 137: B O N O A R İ. 323— İ B N Ü 'L . K A R A T A M U . a . sh . Anadolu'nun Fethi. . 2 6 9 . 7 4 . M a la z g ir t M . O cak A y lık D e r g i. 322— S İB T İB N Ü 'L . K A R A T A M U .1 3 8 . 1 4 5 . . 4 . M a la z g ir t M .2 7 0 .M . M . 2 0 0 . r ih in B a ş la n g ıc ın d a n Y a y ın la r ı. M a l a z g i r t M . 4 2 . M . Yönden M a la z g ir t Z a fe r i". 75-76. (İs t a n b u l) 1 9 9 -2 0 0 . sh. .301— 302— T U R A N .7 1 .4 4 . 1 0 9 . M a la z g ir t M .S e l ç u k i y y e . sh .D e v le t is . sh. 1 7 . s h .M . S e l . 3 1 2 —: E . M . . 5 2 . D e v r i T U r k T a r i h i . S e lc u k t u f a r T a r ih i. 1 0 9 .e . K A R A T A M U . S E V İ M . s h . İ B N Ü ’L .M . sh. İ s l i m s h .2 0 0 .m u n t a z a m ve M U l t a k a t U 'l . ( S u l t a n o rd u s u n u n bu 1071 A lp A r s la n k o m u t a s ın ­ d a k i B U y U k S e lç u k lu de b a sa rı ile M a l a z g i r t M e y d a n M u h a r e b e s l 'n g U n U m iiz U n m o d ern o r d u la r m d a u y g u la d ığ ı s tr a te ji "S t r a te jik t a d ır . s h .K â m il f i ’t . 3 3 3 4 .M . 39. E L H O S E Y N İ ..C E V Z İ. M a la z g ir t M . A n a d o lu 'n u n K e t h i. sh. 3 4 . 1 1 0 . A h b â r U d . S t r a t e j i . sh. S tr a t e ji.A D İİM . 309— K A R A T A M U . (M e t in le r X IX . S E V t M .T a r m . S e ri .z e m a n fi T a r ih i'l â y a n . M a l a z g i r t M . s h .7 2 . S e lç u k lu la r T a r ih i. I s lâ m M a la z g ir t S a v a $ ı. a d lı k it a p t a n . Y ı l . sh. T U R A N . sh . Is ıâ m K a y n a k la r ın a G ö r e M a la z g ir t S a v a ş ı. M a la z g ir t M . 1 4 0 .. .H O S E V N İ. A n k ara S e lç u k lu la r T a r ih i. M .g . A n a d o lu 'n u n F e t h i.m ü lü K K ı t d b ü 'i . sh. sh .. F a r u k S Ü M E R .) 310— 311— ç e k ilm e v e k a r $ ı t a a r r u z " a d ıy la t a lim a t n a m e le r d e y e r a lm a k ­ Y I N A N C . A car O K A N . sh. K A R A T A M U . 1 4 5 .. SÜ M ER-SE- V İM . M a la z g ir t M .S E V İ M . sh. T a ­ F . 304— 305— 306— 307— K a y n a k la r ın a G ö r e M a la z g ir t S a v a s ı.C t V Z İ . 75. Sh.4 3 . . s h .S . 10 0 B ü y ü k O la y . 1 4 6 . P İ K E ve D ğ r. A h b â r ü d .z e m a n f i T a r i h i 'l - 232 OĞUZÜNAİ .. sh. "A s k e ri M a la z g ir t M a la z g ir t M . 1 4 7 . M i r 'a t ü 'z .1 0 9 . İ B N Ü ’ L . 7 5 .D e v le t i s . ve Ç e v irile r i). e l.-76.

2 7 0 ). 7 0 . sh. A y r ıc a A lp b ir bu n u t u k la r d a hor büyük d ik k a ti adam çeken d iğ e r bu husus d a . 1 5 0 . T U R A N .M .. sh. 1 4 0 . â y e t 2 9 . 1 5 3 . 326327328K A R A T A M U . S u lta n ly ı b ile n A r s la n 'ın g ib i k it le n e tic e y i p s ik o lo jis in i g a y e t a lm a k başkum andan o ld u ğ u n u . sh. T ü r k T a r i h i . sh. Ira k ve H o ra sa n U d . sh. M a la z g ir t M . 7 6 . 4 1 . M . b ö y le SUnnı D ü n y a s ın ın başı H a lıf e 'n in t e lâ k k i e t t iğ i. sh. 1 4 0 . S e lç u k lu la r T a r ih i. sh . S Ü M E R . R a v z a tü . 7 6 . M İR H O N D .S e lç u k ıy y e . b u savaş s iy â s i veya D ır s a v a S d e ğ i l d i r . sh. 332T U R A N . .. T U R A N . g ö re. T c v b e s u r e s i. D e v . savaşa ve rm e k m illi m â n â d ır .S E V İM . İs lâ m K a y n a k la r ın a T a r ih i. K A R A T A M U .S . M .D e v le t is . S Ü M E R . İ s l â m K a y n a k la r ın a G ö r e S e lç u k lu la r T a r ih i. E L . S e l . 8 0 . S e lç u k lu la r T a r ih i. Bk K Ö YM EN . 3 6 . sh 324S E V İM . 2 7 1 . A i p A r s la n 'a g ö n d e r d iğ i m e k t u p t a n v e Is lâ m y a s ın a y a y ın la d ığ ı d u a m e t n in d e n a n la s ılm a k t a d ıı. s h . 2 6 9 . K A R A T A M U . 6 9 . IB N HORASAN’DAN ANADOLU’Y A 233 . 139-140.H Ü S E Y N İ.D e v le t is . D e vri T ü rk T a r ih i. t. 138. b u la n v e b u h a ld e b u A y n ı z a m a n d a is ıâ m İk i â le m in v e H ır is t iy a n â le m le r i a r a s ın d a v u k u edecek D e v le ti o la n d e ğ il. M İR H O N D . sh . ö n e m li sh. S Ü M E R . 1 4 0 . . B O N O A R İ . M . 'i n i t a y ı n S e lç u k lu İs lâ m b ir s a v a ş t ır . 1 4 8 . Ö Z T U N A . K u r 'a n . 1 4 8 .âyan. sh.. T U R A N . c . 325TU R A N . sh .. k a tı is te d iğ i z a m a n la r d a k i t l e l e r i c o ş t u r m a k i ç i n z a m a n v e ş a r t l a r a u y g u n h i t a b e l e r d e b u lu n m a s ın ı çok ryı b ild iğ in i g ö s te r m e s id ir . G ö re M a la z g ir t S a v a s ı. R a v z a t ü 's . 1 3 8 . S u lta n A lp A r s la n ile R o m a n o s D io g e n e s a r a s ın d a k i k o n u ş m a la r v e b u y a p ıla n b a r ı$ a n d la s m a s ı i ç in s u e s e r le r e b k . K Ö Y M E N . sh. T U R A N .. S e lç u k lu la r T a r ih i. M a la z g ir t M . S e lç u k lu la r T a r ih i. T ü r k i y e .s .s a fa . Ü ' L . S u d in i d e s a v a ş la y a ln ız m ü d a fa a e d ilm iş de bu savas’ dün­ o la c a k t ır . k o n u ş m a la r ı m ü t e a k ib e n Ahbâ. sh . K i t a b ü 'l - S e lç u k lu la r ı T a r in i. M a la z g ir t S a v a s ı. S e lç u k lu la r T a r ih i. S e l ­ bu n u tk u n a a is te d iğ i d ik k a ti ç u k lu la r çeken One en (S u lta n A r s l a n ’m v a s ıf . K A R A T A M U . 3 5 .S E V İ M . 77. K A R A T A M U : M a la z g ir t M . S u l t a n 'm y a ln ız asken. A h b â r ü d . T a r ih i.3 7 . 1^8-139. S . s h . sh.S e lç u k iy y e . sh. H A R T . sh. M a la z g ir t M . s h . S e l. M a la z g ir t K Ö Y M E N .H Ü S E Y N İ . D e vri T ü rk A lp bu sh.M .S E V İ M . K Ö Y M E N .C E V Z İ . 1 4 . sh . 329330331H A R T .M . d in i İs lâ m o la n k a d e . 333334T U R A N . S t r a t e ji. S t r a t e ji. 2 7 0 . sh. S e l. S e l. 2 6 9 . İ s l â m K a y n a k la r ın a G ö r e M a la z g ir t S a v a s ı.s a f a .ı K e r i m . D e v r i T ü r k T a r ih i. 3 4 . 335336337338339 340E L . sh . sh. M a la z g ir t M . S E V İM . 150. sh. 4 1 8 .T a r ih i. M a l a z g i r t M .

sh. T U R A N . s h . sh. 2 4 7 . 1 4 2 . S e l. M . sh. İB N Ü 'L n iin T a r ih i R E S İ- İB N Ü 'L . S e lç u k ıle r i. T ü r k C ih â n H â k im iy e t i M e fk u r e s i T a r ih i. g . A n a d o lu O s m a n lı T e ş k ilâ t ın a B e y lik le r i. M ü s a y e r e t ü 'l. M a la z g ir t M M . S E V İ M . 1 5 4 . ve M ü b t a k a t ü 'i .z e m a n İ B N Ü 'L A D İM .â y a n .D E V A D A R İ. S e l ç u k l u l a r T a r i h i . 1 5 . 1 4 3 . A n s ik lo p « d is i. I s l â m K a y n a k la r ın a G ö r e M a la z g ir t S a v a s ı. B u g y e t ü 't . 8 . I. S e lı. (B u h u su sta g e n i.S E V I M . 4 7 . "M a la z g ir t M u h a r e b e s i". ve K e n z ü 'd . S E V İ M . 347— 348— 349— T U R A N . D Ü ‘0 . İs lâ m î v e in s a n i E s a s la r ı. D e v le ti A n a d o lu U Z U N C A R Ş IL I. m u i t a z a m fi A h b â r î'i.ı H a l e b . 7. K Ö V M E N . 1 9 3 . M a la z g ir t M a d d e s i.2 8 0 . S e lç u k lu la r T a r ih i.. U m u m i S e r i . k ilâ t ın a S e lc u k ıle r . ilh a n iıe r . H ü k ü m ­ h â c ip lik b ilg i g e tir ile n le r h ü k ü m d a r ın e n z iy â d e e m in d a r la d e v le t iş le r i ve d e v le t a d a m la r ı a r a s ın d a k i b ir v a s ıta o la n s o n r a la r ı iç in bk. T U R A N . İb r a h im İs lâ m K A FESO Ğ LU . 94-95. Ö Z T U N A .C E V Z İ . 5 5 . î h .C E V Z İ. T u r a n N e ş r iy a t Y u r d u Y a y ın ı. sh . M a la z g ir t M d-. 2 .D i N . 274-277. K A R A T A M U . 8 2 8 9 . K E t ^ iM O O D İN M İR H O N D . N o : 1.e . 1 6 3 . 140 142. I. S e ri. 1 4 3 . 357— K A F E S O Ğ L U .m u n ta z a m S IB T E S İR . T ü r k i y e T a r i h i . S e lç u k lu la r T a r ih i. sh . 7 7 . 350— 351— 352— 353— 354— 355— 356— T U R A N . Y IN A N Ç . sh. Z ü b f l e t ü l. s a f a . M a l a z g i r t M S . M a la z g ir t M . 5 8 . c . S Ü M E R . a . v e 'i. S E K E R . i İ m i S e r i . S e l ç u k l u l a r T a r i h i . T U R A N . M i r ' a t ü 'z z e m a n t i T a r i h ı ' l .K â m il IW ir 'a t ü 2 '7 . 3 6 .5 9 . 341— Büyük S e lç u k ıu liir 'd a ‘'H â c ı p " l ı k büyük v a z ife le r d e n o lu p .a n ıb â r S Ü M E R .1 7 . D e v r i T ü r k T a r i­ h i.. H a le b . İs lâ m M a la z g ir t S a v a $ ı. D e v r i T ü r k T a r ih i. M AH M UD . o rd u İs m a il Büyük k u m a n d a n la rın a Hakkı da v e r ilm iş t ir . K Ö Y M E N .u k lu la r T a r ih i. N o : 1 .t a l e b f i T a r ıh . 2 7 9 .. V III.3 8 . A n a d o l u ' n u n F e t h i . İ B N ü ' L . T ü rk A n k a r a 1 9 7 0 . sh . K a r a k o y u n lu B ir " B a k ış .a f y â r . . sh . b u m e v k iy e o ld u ğ u a d a m la r d a n d ır .ü m e m .5 4 . c . 2 4 7 . 2 6 .â y a n .A D İ M . 4 7 . M e d h a l. 1 4 2 . S e l. M ü s â m e r e t ü 'l . 1 5 3 . S e l. Teş­ 10®. M a la z g ir t M . 7 1 . ) 3 4 2 — S IB T 343— 344— 345— 346— İ B N Ü ’L . i s t a n b u l 1 9 6 9 . 4 2 0 . C a m ı ü 't t e v â r ı h . K Ö Y M E N .. sh . D e v r i T ü r k T a r ih i.d ü r e r A K S A R A Y LI C a m i ü 'l . sh. S h. e l. 3 8 . sh . s n . K A R A T A M U .S . f i 't . 234 OĞUZ ÜNAL . K a y n a k la r ın a G t jr e R a v z a t ü 's . c . sh.h a le b ve İB N Ü 'D . sh .m ü lu k fi T a r ıh i'l.SE V İ M.T a r i h . b a s ı m . 3 3 v d . ve A k k o y u n lu la r la T a r ih K u ru m u M e m lu k le r d e k i D e v le t Y a y ın ı. S h. T U R A N . T ü r k D ü n y a N iz â m ı­ n ın M illi.S a . 5 3 . sh. sh . 2 6 4 . 6 3 -6 4 .g u r e r . sh. sn .

I. (1 0 6 8 . 2 0 2 . S A K A O Ğ L U . I. sh. İs ta n b u l 1 9 7 3 .7 1 . O sm an T U R A N . S a lt u k lu la r . E Y İC E .. M a la z g ir t M S . 2 5 . F A R A C . 73-76. T U R A N . E Y İC E . L E B E A U .. E Y İ C E . S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . S a h . S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . 2 0 4 . R o m a n o s . S ü l e y m a n S a h . S a h . S A K A O Ğ L U . sh. I V . S ü le y m a n I. E Y İ C E . la r ı ve A r t u k lu la r 'ın Y a y ın ı. stı. IV . T U R A N .. sh. 92. E Y İ C E . s h . S E V İ M . D ilm a ç O ğ u l­ T a r ih No.Sa. Sh .. M a la z g ir t M S .E m p ır e . I V .. sh. R o m a n o s . E Y İC E . sh . 1 0 5 . 7 1 . I V . D io g e n e s 2.g . T U R A N . 359360361362363364E Y İ C E . sh. sh. I V . sh . R o m a n o s . M a ı a z g 'r t T ü rk T a r ih S a v a ş ın ı K u ru m u K a y b R iJe n Y a y ın ı. c . sn. 1 1 . IV . E Y İ C E . S ü le y m a n I. 8 0 v e n o t M a la z g ir t IV . S . sh.9 3 . sh. sh . a . S iy â s i M e n g U c ik lc r . sh. R o m a n o s . M a l a z g i r t M .1 0 7 1 ). R o m a n o s . R o m a n o s . 2 8 1 Sh.2 6 . S ü l e y m a n S a h . I. c . T U R A N . P a r is 1 8 3 3 ( S a ı n t M a r t ın 5 0 9 'd a n n a k le d e n E Y İ C E . 2 0 4 . T u ra n N e ş riy a t Y u rd u U m u m i S e ri. . M a la z g ir t M S . S E V İ M . 9 2 . 2 0 5 . s ı). ve M e d e n iy e t le r i. sh . 1. 9 1 . I .g .E Y İ C E . sn . s h . S ü l e y m a n S a h . 5 a h . 56. 105.6 8 . 365366367368369370371372373374375376377378A B U 'L A B U 'L S E V İM . IV R o m a n o s . sh.ıa n $ a h . 'q o 9 u A n a d o lu T ü r k D e v le tle r i T a r ih i. a . 2 0 4 . A n k a ra X X 1 9 7 1 . 2 5 . IV . 9 0 . 104-105. sh R o m a n o s . sh. ilm i S e ri. T U R A N . sh. sh. T U R A N . M a la z g ir t M . 6 9 . X V I . Doğu A n a d o lu T ü rk D e v le tle r i T a r ih i. 3 2 4 . sh . Y I N A N Ç .e . sh. S ü le y m a n I. 9 6 . Sh. b a s k ı­ H ı s t o r e d u B a s . . 6 8 . T U R A N . 3 4 . sh. TU R A N . R o m a n o s . sh . 2 0 4 . 205 Ş a h . S ü le y m a n I.9 1 . 103. T U R A N . S E V İ M . sn. T U R A N . sh. N o : 6 . HO RASAN’DA N A N A D O L U ’Y A 235 . 205. 8 3 . I V Ch. Rom anos Sen . 379380381382383384385386387T U R A N . R o m a n o s .S .V B Ö LÜ M M A L A Z G İR T ’T E N SO N R A A N A D O LU F Ü T U H A T I V E T Ü R K İY E D E V L E T İ N İN K U R U L U Ş U 358S e m a v iE Y İC E . 2 0 4 . 3 2 4 S . S a h . s h . S E V İ M .e . S E V İ M . 6 7 . 92 . M a la z g ir t M S . T U R A N . sh . 2 0 5 . 90 -9 1 . S ö k m e n llle r . S E V İ M . 72. X I V . I V . S ü le y m a n Ş a h . A n a d o l u ' n u n f e t h i . sh . S U le y n . sh . FA R A C . c I. 3 6 . 8 2 . X I I . S ü l e y m a n I. Bu k o n u d a g e n i* b ilg i iç in bk. s n . I. 2 0 4 . T U R A N . sh .

sh 3 6 ’d a n n a k l e d e n T U R A N . Y iN A N C . 4 2 1 . S ü l e y m a n S a h . sh . I. K Ö Y M EN .' 1 3 6 'd a n n a k le d e n T U R A N . 2 0 6 A n o n im sh. Anna Com nene. I. sh . 7. V I N A N C . c . c . I. K Ö Y M EN . I. s h . 2 1 4 .2 0 6 T U R A N . sh. sn . 5 7 . Z a m a n ın d a T ü r k iy e . 2 0 5 . T U RA N . Ö Z T U N A . A n a d o l u ’n u n F e t h i . 406— Bu y a n lı. I.388— 389— 390— T U R A N . T U f t A N . 59. S e lç u k lu la r T a r ih i. s h . I S ü le y m a n Sah. S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . T U R A N . Ö Z T U N A . I. S ü l e y m a n Şah. sh . 400— 401— T U R A N . c . Ş a h 'ın C ih â n S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . sh . sh. I . T U R A N . 202. sh 8 8 . S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . sh. sh. I. S e lç u k lu la r T a r ih i.6 3 . S e lç u k lu la r 408— 409— 410— 411— 412— T U R A N . A n a c io lu 'n u n F e t h i. I. 57. sh . T ü r k iy e T a r ih i. 6 2 . 2 1 1 . ( M e l i k 236 OĞUZ ÜNAL . 6 4 vd. Sh. 6 9 . I. T U R A N . sh. sh. T U R A N . S e lç u k ­ S e lç u k n a m e . 2 0 ?. İs lâ m T ü rk T a r ih i. 1 0 5 -1 0 6 . 6 3 . Z a m a n ın d a T ü r k iy e . 391— 392— T U K A N . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . sh 5 4 . 5 4 . T U R A N . S ü l e y m a n Ş a h . T U R A N . 415— 416— 417— T U R A N . T U R A N . sh. K a rş ıla ş ­ t ı r ı n ı z T U R A N . 4 0 7 — T U R A N . I . S e lç u k lu la r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . S e lç u k lu t a r Z a m a n r n d a T ü r k iy e . sh. sh. A n a d o l u ’n u n F e lh i. 2 0 9 . 105-106. 1 0 7 402— 403— 404— 405— Ö Z T U N A . 6 6 8 . 393— Y IN A N Ç . S ü l e y m a n Ş a h . c . S e lç u k lu la r T U R A N . sh . sh. 1 0 6 . T U R A N . F e t h i. S e lç u k lu la r T U R A N . sh .6 2 .8 9 . 2 0 2 . l. S e lç u k lu la r Z a n v a n m d a T ü r k iy e . sh. T ü r k iy e T a r ih i. l u l a r T a r i h i . T ü r k i y e T a r i h i . 4 2 5 . S ü r e y m a n S a h . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . K a r ş ıla ş t ır ın ız Y I N A N Ç . 6 1 . A n a d o lu 'n u n M a d d e s i". sh . Y IN A N Ç . sh .1 5 6 . sh. sh. 2 0 5 . sh. Ö Z T U N A . 63.4 2 3 . Ö Z T U N A . S e lç u k lu la r Z a m a n rn d a T ü r k iy e . S ü l e y m a n Ş a h . c. 5 4 . T U R A N . s n . 130. S e lç u k lu D e vri T a r ih i. t. T U R A N . S ü le y m a n Şah. I. sh. sh T U R A N . S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . c . 399— T U R A N . sh . Sh. 2 0 3 . s h . sh . 2 1 0 . K A FESO Ğ LU . 5 3 . 394— 395— 396— 397— 398— T U R A N . S ü l e y m a n Ş a h . S ü l e y m a n Ş a h . 1 5 4 . T ü rk A n a d o lu 'n u n F e t h i. kanaat iç in b k . I.2 0 3 . "M e lık ş a h A n s ik lo p e d is i. I. 1 5 6 . 4 2 2 . sh. T U R A N . T U r k iy e S e lç u k lu D e vri T a r ih i. sh . 4 7 .5 5 . 413— 414— T U R A N . S ü le y m a n Şah. 2 0 6 . 4 8 . s h .5 5 . |. sh. 2 1 0 . Z a m a n ın d a T ü r k iy e . S ü le y m a n Şah. 203. T ü r k i y e T a r ih i. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü ık ly e . sh 4 2 3 . sh. 8 8 : B 9 . T U R A N . 4 2 4 .

i M e s k u k â t. 1 8 1 . V c I. s h . ünce (1 1 5 7 ) s ik k e yo ru z . T U R A N .) N ite k im K Ö Y M EN .m iv e t i m e fk u re s i iç in l>k. 1 0 9 . bu T ü r k iy e d e lil S e l ç u k l u l a r ı ’n ı n o la r a k T ü r k iy e p a ra Büyük b a s t ır m a o lu ş la r ın a y a n lış la r o lu r . I. 6 6 . S e lç u k lu la r Zam a­ n ın d a T ü r k iy e . M A T H İE U . D iğ e r da k e n d i a d la r ı­ d e vre d e ta ra fta n . c . Büyük S e lç u k lu İm p a r a t o r lu ğ u y ık ılm a m ış t ı. sh . Sh. 1 3 0 ). Y a y ın ı. b a ğ lı (v a s a l) b ir d e v le t (b k . v d . kadar S e lç u k lu T ü r k iy e t â b ii T ü rk S e lç u k lu la r ı'n ın o ld u ğ u n u Büyük Büyük ve S e lç u k lu la r 'ın d e lil o la r a k y ık ılış ın a d a T ü r k iy e y ık ılın c a y a o n la r ın s ö y le m e k te S e lç u k lu S e lç u k lu kadar S u lt a n la r ı'n ın ilk İm p a r a t o r lu ğ u o la n p a ra b a ğ ım s ız lığ ın (b k . ) 418— T U R A N . K ö V V IE N . 5 5 . S ü le y m a n Ş a h . T U R A N . 419— 420— 421— 422— T U R A N . I. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . sh. sh . sh. sh. Y IN A N Ç da T ü r k iy e S e lç u k lu la r ı'n ın Büyük S e lç u k lu la r 'a t â b i o ld u k la r ın ı k e s in lik le k a b u l e d e rs e d e " T ü r k i y e S u lt a n la r ın ın b ü y ü k S u lta n a v e rg i g ö n d e r ip g ö n d e r m e d iğ i h a k k ın d a bu t â b ilik m e s e le s in in h i ç b ir v e s ik a y a m â lik ş ü p h e li o ld u ğ u n a f a r ­ F e t h i. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . A n k a r a l a n 'ı n bu o ğ lu S u lta n henüz 1 9 7 1 ). P ro f. S e lç u k lu la r ı'n ın fik r i P ro f. t e z a h ü r le r in d e n (K ita p b a s t ır m a d ık la n r ii • • O sm a n T U R A N . . sh. I . T a h lilî) . T U R A N . 4 1 8 ^ — T ü r k iy e o ld u ğ u K ö Y M E N D e vri ı s r a r la sh . d e ğ iliz ^ ' d e m e k k ın d a s u r e tiy le iş a r e t o lm a k s ız ın e tm iş t ir . I . 102 s a v u n u lm u ş t u r .1 8 2 'd e n n a k le d e n T U R A N .i S e lç u k iy y e . P ro f. Y I N A N Ç . T a k v im . S ü le y m a n Şah. ( T ı p k ı b a s ır r iı. sh. 2 0 6 . Z a m a n ın d a K it a b e v i T ü r k i y e '^ . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . sh. na S ik k e daha ö n c e k i T ü r k iy e S e lç u k lu S u lt a n la r ın ın k e s t ir m iş o lm a la r ı k u v v e tle m u h t e m e ld ir v e b u g ü n . B ib liy o g r a f y a —K it a p T u rh a n c . T e m m u z S e lç u k lu la r 'a m e s e le s i 1 9 7 2 . S ü le y m a n Ş a h . 2 1 1 . 6 3 . g ö s te r ile c e k Z ir a S e lç u k lu kendi S u lt a n la r ın ın a d la r ın a d ah a b ü y ü k S e lç u k lu ­ k e s t ir d ik le r in i b ili­ y ık ılm a d a n (B k . Eğer K ö Y M EN . 423— 424— 425— 426— Y I N A N Ç . B iz P ro f. I. K Ö Y M E N k a tılıy o r ve ve P ro f. I. T U R A N . c . sh. Büyük S e lç u k lu la r 'a t a r a f ın d a n T a r ih i. H a b e r le r i g ö s te r m e k te d ir . sh . T U R A N . K ı l ı ç A rs- 1 3 0 9 . T ü rk C ih â n H â k im i­ y e t i M e fk u r e s i T a r ih i.2 1 2 . T U R A N . b u n la r ın b u lu n a m a m ış o lm a s ı b u s u lt a n la r ın s ik k e k e s t ir m e d ik le r in e d e lil o la m a z . 2 0 5 . s. sh. HORASAN'DAN ANADOLU'YA 237 . 1 9 5 v d . Y IN A N Ç ^ ın a k s in e P r o f.2 1 2 . A n a d o lu ^ n u n s h . S e lç u k lu la r B ü lt e n i. T U R A N . 4 . S ü le y m a n Ş a h . T ü rk C ih â n H â k im iy e t i M e f­ k u r e s i T a r i h i . 6 4 . İs ta n b u l s u a n d a e lim iz d e I. I. M e s u d z a m a n ın d a k e s ilm iş s ik k e le r m e v c u t t u r k i. T U R A N ^ ın S e lç u k lu la r 'a g ö rü şü n e T ü r k iy e S e lç u k lu la n ^ n ın Büyük t â b i o lm a d ığ ın ı v e b a ğ ım s ız b ir d e v le t o l d u k la r ın ı k a b u l e d iy o r u z . 2 0 8 ) tâ b i b ir D e v le t is e . (B k . A n a d o l u ’n u n F e t h i . İs m a il G A L İ P . 2 1 1 .H ik . 2 1 1 .

c . I. I . s h . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . D o ğ u A n a d o lu T ü r k D e v le tle r i T a r ih i. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . T U R A N . 6 9 -7 0 . sh. D o c u m e n ts A r m e n ie n s . 2 1 6 . 2 0 5 . 9 5-9 6. I. İs ta n b u l S u lta n M e lik Sah D e v r in d e Büyük S e lç u k lu im p a r . T U R A N . T U R A N . sh. 456— T U R A N . T a r ih I I . 2 1 7 . sh. 7 2 . sh . T U R A N . K A F E S O Ğ L U . sh . I. T ü r k iy e T a r ih i. T a r ih II.427— BR O SSET . T U R A N . 6 4 .. S e lç u k lu la r Z a m a n m - 76. P a r is 1 8 7 9 . Sh. I . 2 1 9 . Sh.3 4 9 ’d a n n a k le d e n T U R A N . sh. T U R A N . 7 6 . 6 . 1 4 3 'd e n n a k le d e n T U R A N . 1 9 'd a n n a k l e ­ d e n T U R A N . sh. S e lç u k lu la r T a r ih i. 433i T U R A N . S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . sh . T U R A N . 2 1 9 . d a T ü r k iy e . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . 7 4 . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . İ s t a n b u l 1 9 2 7 . E rm e n i H A YTO N . 77-. 1 6 0 . 9 6 . 457— İb r a h im k a FESO Ğ LU . S a h . d a T ü r k iy e . 7 5 . s h . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . 6 8 1 .ıto r ıu ğ u . H a lil ED H EM . T U R A N . S e lç u k lu la r T a r ih i. T U R A N . sh . I. 3 4 6 . 2 1 1 . T U R A N . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . A n s ik lo p e d is i. R . Ö Z T U N A . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . sh . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . sh. T U R A N . s h . 434— 435— 436— 437— 438— 439— 440— 441— 442— 443— T U R A N . T a r ih 11. T ü r k C ih a n H â k i m i ­ y e t i M e f k u r e s i T a r i h i . K ı l ı ç A r s l a n M a d d e s i " . S e lç u k lu la r T a r ih i. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . sh.i İ s l â m i y e . sh.D E L İ O R M A N . sh.6 8 . T ü r k iy e T a r ih i. Sh. 433— K A F E S O Ğ L U . T U R A N . No ü n iv e r s it e s i E d e b iy a t F a k ü lt e s i V a y ın ı. T U R A N . sh. c . sh. Z IO . S e lç u k lu la r Z a m a n in d a T ü r k iy e . sh . sh . S e lç u k lu la r Z a m a n ın ­ Ö Z T U N A . Bk. S h . T U R A N . 2 0 6 . I. S ü le y m a n T U R A N . 7 6 . 428— 429— 430— T U R A N . sh . 7 7 . 71 . sh .4 2 7 . 161 . c. T ü r k iy e T a r ih i. Ö Z T U N A . 4 45— 446— 447— 448— 449— 450— 451— 452— 453— 454— 455— 43 3. sh . T U R A N . S ü le y m a n Ş a h . n şr. 7 6 .H . T U R A N . Sh. 4 2 7 . T U R A N . s h . sh . 6 7 . sh . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e .D E L İO R M A N . 5 6 . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . I. 77 . 444— T U R A N . Y a y ı n oü ) İs t a n b u l 1 9 5 3 . 4 3 5 .. I X . I I . sh . K A F E S O Ğ L U . I . sh . 6 5 . T ü r k iy e T a r ih i. 4 2 6 . 6 4 . sh . s h . S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . c. M P a u lin . • 'I. sh. c . C r. İ s l â m S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . Ö Z T U N A . D ü v e l. 431— 432— T U R A N .7 3 . I. S h. T ü r k C ih â n H â k in n iy e tı M e fk u r e s i T a r ih i. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . G U İL L A U M E de T y r . 70. c . T U R A N . S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . 238 Oğ u z ÜNAL . c . 9 6 . sh . S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k j y e . sh. 95-96. sh. 7 3 . T U R A N .D E L İ O R M A N .

T U R A N . U m u m i T ü r k T a r ih in e G ir iş . A S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . U r f a H a ç l ı K o n t l u ğu T a r ih i. sh. 2 1 7 . R e n e G R O U S S E T . 1 0 1 . Is lâ m A n s ik lo p e d is i. T U R A N . I. c . sh . sh. T U R A N . 2 2 7 . T U R A N . Um um i T ü rk T a r ih in e G i r i ş .2 0 8 . Sh. sh. sh. T U R A N . Sh. sh. S e lç u k l u l a r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . S te v e n R U N C İM A N . S e l ­ ç u k lu la r T a r ih i. T U R A N . ı. sh. T U R A N . Z a m a n ın d a T ü r k iy e . 1 1 1 8 'e No! K a d a r ). İs ta n b u l U rfa H a ç lı K o n tlu ğ u T a r ih i ( 1 0 9 8 'd e n Y a y ın ı. K ı l ı ç A r s la n . 2 0 8 . 479— 480— 481— 482— 483— 484— 485— 486— T U R A N . X . S e lç u k lu la r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . 2 1 7 . c.D E L İ O R M A N .s h . sh. S e lç u k lu la r T U R A N . 2 0 3 .2 0 9 . T U R A N . 2 2 1 . H is to ir e d e s C ro fc a d e s H is t o r y o f C ro s a d e s ü o n n a k le d e n T U R A N . S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . 148 " S e lç u k lu D a n iş m e n d li M e s u d 'u n D e v le t i i h y a s ı” ). sh . sh . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . 462— 463— 464— 465— 466— 467— 468— 469— Sh. Sh. S e lç u k lu la r T a r ih i. T a r ih I I . 2 2 8 . T U R A N . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . 2 1 1 . sh . sh . Is la m is a t io n dans la T u r g u ie du M oyen-âge. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . 11. 242-244. S e lç u k lu la r T a r ih i. 1 8 6 v e d ip n o t u 8 8 . T U R A N . 1 0 7 .1 0 4 . 97 . s h . C r o is a d e s ) . T U R A N . 2 1 6 . 2 2 5 . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . T ü r­ k iy e . T O G A N .2 2 8 . g e n iş v d . 471— G e s te d e L o u is V I I . sh. S e lç u k lu la r T U R A N . sh. Sh. 2 0 7 . 2 2 5 . K A F E S O Ğ L U . 6 ).. T U R A N . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . Z a m a n ın d a T ü r k iy e . sn . S e lç u k lu la r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . Ü n iv e r s it e s i E d e b iy a t F a k ü lt e s i Y a y ın 1 8 9 6 . 2 2 5 . 9 8 . 9 0 . 1 0 4 . S e lç u k lu la r T a r ih i. 2 6 4 . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . sh. 1 0 5 . 1 0 4 .D E L İ . S e lç u k lu la r T a r ih i. ( D o k t o r a T e z i) . İs t a n b u l 1 9 7 4 . K A F E S O Ğ L U . O d o n d e D E U İ L . T a r ih I I . sh. 470— Bu konuda sh . Sh . sh . S e lç u k lu la r T U R A N . 459— T U R A N . Sh. b ilg i iç in bk. T U R A N . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . T U R A N . sh. 460— 461— T U R A N . K A F E S O Ğ L U .2 1 8 . 1 0 8 . 9-10. 1 0 v d . S tu d ia ve Is la m ıc a . S e lç u k lu la r T a r ih i. 2 2 0 . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . T a r ih II. T U R A N . 1 0 5 . S e lç u k lu la r T a r ih i. 2 6 2 . 8 8 . sh . T U R A N . sh .D E L İ O R M A N . D E M İ R K E N T .2 2 9 . S e lç u k lu la r s a m a n ın d a R e k a b e ti ve I. 9 7 . T U R A N . 8 9 . 1 4 0 . 1 1 0 . sh .2 2 4 . 472— 473— 474— 475— 476— 477— T U R A N . S e lç u k lu la r T a r ih i. sh . o rm a n . T U R A N . TO G A N . Sh.1 1 1 . sh. sh . 2 1 9 .458— Iş ın D EM İ R K EN T . sh . ( B i b i . S e l ç u k l u l a r T a r i h i . 2 2 3 . sh.1 0 1 . (B u konuda g e n iş b ilg i iç in bk. T U R A N . 2 2 4 . 478— T U R A N . T U R A N . S e lç u k lu la r T U R A N . Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . HORASAN DAN ANADOLU'YA 239 .. T ü r k C i h â n H â k i m i y e t i M e f k u r e s i T a r i h i .

d i n F a k ü lte s i Y a y ın ı. 6 4 4 . 346- 3 5 9 'd a n n a k le d e n T U R A N . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . A n a d o lu 'n u n F e t h i. c . T U R A N . S t. sh. P a r i s 1 9 4 3 . T a r ih M . K A F E S O Ğ L U . sh. 3 9 . 5 S 6 . I .e „ sh. 5 0 5 . 5 4 . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . H i s t o i r e d e la G e o r g i e I . sh. sh . 501— 502— y i N A N Ç . s h . sh. c . 5 0 5 . sh . T U R A N . T ü rk C ih â n H â k im iy e t i M e fk u re s i T a r ih i. D il T a r ih le r i. F a ru k SÜ M ER . I. 165-166. 349. sh . Y ı l d ö ­ n ü m ü K u t la m a S e ris i I I . 8 . P e r v a n e M u in e d d in Pe rva n e ra fy a d e v r i h a k k ın d a g e n iş b ilg i i ç in D k . 1 0 2 . H is t o ir e de la G e o r g ie I. H is to r ia . H â k im iy e t i M e fk u re s i T a r ih i. s h .C o ğ r a fy a 2 . 504— B R O S S E T . sh . 39 . " M u i n e d d i n P e r v â n e D e v r i " . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . U r fa lı M a t e o s V e k a y in a m e s i v e P a p a z G r ig o r 'u n Z e y l i . Y a y ı n N o : 170. 503— M A T H İE U . 2 0 6 . 490— 491— 492— T U R A N . sh. 1 8 'd e n n a k le d e n T U R A N . 3 9 . 1 1 . A n k a ra ü n iv e r s it e s i D il ve T a r ih Coğ­ M u i n U 'd . T a r ih i D e m o ğ r a f i A r a ş t ır m a la r ı. 2 0 2 . O ğ u z la r (T ü r k m e n le r ). sh. 3 4 6 . Bonn 1839. V I. 2 2 9 . T U R A N . Y a y ı n N o .3 4 9 'd a n n a k l e d e n T U R A N . 1 6 6 . ve T a r ih . I. sh. T U R A N . T U R A N . 493— 494— 495— 496— 497— 498— 499— T U R A N . sh . P e te rs b u rg 1879. 1 3 4 . 2 3 1 . s h . 2 0 5 . S K Y L İT Z E S . S e l ç u k l u l a r T a t l h i . A n k a r a 1 9 7 0 . 5 0 6 . s h . N e ja t K A Y M A Z .487— 488— 489— T U R A N . 6 5 7 . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k i y e . 5 0 5 . trc . S e lç u k lu la r Z a m a n m d a T ü r k iy e . BÖ LÜ M T Ü R K İY E D E V L E T İ'N İN K U R U L U Ş Y IL L A R IN D A T Ü R K L E R T A R A F IN D A N F E T İH V E İS K A N O L U N A N A N A D O L U Ü L K E S İN E B İR B A K IŞ 500— V IN A N Ç . T U R A N . 6 5 1 . sh. S e lç u k l u ­ la r T a r i h i . 505— Anna K O M N E N A . E. Sh . 6 5 1 .9 5 7 . 240 Oğ u z ÜNAL . sh. S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . sn . A l e ı c l a d e . B R O SSET . sh . C ih â n P a r is 1858. 181- n a k le d e n T U R A N . sh.g . S E K E R . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e .D E L İ O R M A N . U R F A L I M A T E O S . L E İ B E . M a la z g ir t Z a f e r in in 9 0 0 . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . A n k a ra 1972. a . S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . s h . stı. T U R A N . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . B A R K A N . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . S ü le y m a n . sh.2 3 3 .5 5 7 . 7 0 8 'd e n n a k l e d e n T U R A N . sh. t e r e . A n k a r a O n iv e r s ıte s i F a k ü lt e s i Y a y ı n ı . 1 8 2 'd e n C h r o n ig u e .5 0 6 . B u k a y n a ğ ın T ü r k ç e s i iç in b k .B o y T e ş k i l â t ı — D e s t a n la r ı. 506— J. b a s ı m . A n a d o lu 'n u n F e t h i. 1 5 6 . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . T ü rk D U L A U R İE R . T U R A N . sh .6 5 3 .

" T a r i h i D e m o g r a f i A r a ş t ır m a la r ı v e O s m a n lI T a r i h i " . n a k le d e n N e ja t K A Y ­ D e r g is i. V a k ı f l a r D e r g i s i . 4 0 . s h . c . X V . A n a d o lu 'n u n F e t h i . B A R K A N . ü n iv e r s it e s i ( A n k a r a 1 9 6 4 ) . S Ü M E R . sh. (1 9 5 1 . 508— 509— 510— T U R A N . 2 6 0 ' d a n D e v le tin in D . s. " O s m a n lI im p a r a t o r lu ğ u 'n d a T ü r k A ş ir e t le r in in R o lü ". s h . İs t a n b u l 1 9 5 3 . O ğ u z la r . "O s m a n lI Im p a r a t o r lu ğ u 'n u n B ilg ile r F a k ü lte s i T e ş e k k ü lü M eseI . A n k a r a 1 9 4 4 . T a r i h i D e m o ğ r a f i A r a ş t ı r m a l a r ı . 9 6 v e d i p n o t u 8 . O sm anlI i m p a r a t o r l u ğ u ' n u n K u r u l u ş u . c . 2 8 1 . A n k a r a 1 9 4 2 ( T ı p k ı b a s ım ı. ' le s i". V. 527®— Pau l W İT T E K . s h . 522— 523— 524— 525— 526— 527— B A R K A N . c.4 1 . İs t a n b u l 1 9 7 4 ). K o lo n iz a t ö r T ü r k D e r v iş le r i. X .3 . İs t ilâ K o l o n i z a t ö r T ü r k D e r v i ş l e r i v e Z a v i y e l e r .4 0 . İn g iliz c e d e n te s i T a r i h M AZ. S Ü M E R . Za­ 1905. s. X I V S Ü M E R . I I . 516— 517— 518— 519— 520— 521— BA F^K A N . 3 4 3 . İs ta n b u l ü n iv e r s it e s i E d e b iy a t F a k ü l­ c. G R U M EL. I. T a r ih A r a ş t ır m a la r ı D e r g is i. s h . 2. T U R A N . O s m a n lI ( m p a r a t o r lu ğ u 'n u n T e ş e k k ü lü M e s e le s i . "A n a d o lu I". I. Ö m er L ü tfi B A R K A N . sh . sh. s. M e tr o p o lite d 'A m a s e e X I I ® s ie c le " . O ğ u z l a r . b a s ım . T ü r k iy a t M e c m u a s ı. 1. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . sh. 530— 531— V I N A N Ç . 6 1 . 5 7 . s h . sh. B A R K A N . B A R K A N . S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . te re . 2. A n a d o lu 'n u n F e t h i. S Ü M E R . 2 8 1 . 166j Ö ZTU N A .2 8 2 . 2 . Sh. T a r ih i D e m o ğ r a fi A r a ş tır m a la r ı. sh. Ö m er L ü tfi B A R K A N . sh . E . 2 8 2 .1 8 . A n k ara S e lç u k lu i n h i t a t ı n d a id a r e M e k a n iz m a s ın ın Fak.X V I . K o lo n iz a t ö r T ü r k D e r v iş le r i. C In r o n ig u e .507— S ü rya n i P a r is M İH A E L III. sh . R o lü ç e v ir e n . s. 1 6 6 . Y IN A N C . O ğ u z la r. "L e o n . X I V . sh. sh. T U R A N . 1-2. 3 4 4 . C H A BO T. 4 0 . X I I I . A n k a r a 1 9 7 2 . 2 8 1 .X I V . B A R K A N .C .^ 3 0 .s h . X X I . T a r ih in d e m o g r a f ik â m ille r le iz a h ı hakkm daki k ı y m e t l i g ö r ü ş le r i iç in bk. M e to d u " O s m a n lI İm p a r a t o r lu ğ u 'n d a V a k ıfla r B ir İs k â n ve K o D e v ir le r in in lo n lz a s y o n O la r a k v e T e m lik le r . sh . sh. 528— 529— T U R A N . O ğ u z la r. vd. B A R K A N . A n k ara ü n iv e r s it e s i S iy a s a l D e r g is i. sh. Basnur M a t b a a s ı. 3 9 . K U R A N . X II I . (M ic h e l le S y r ie n ). K o lo n iz a t ö r T ü r k D e r v iş le r i. X V I . Ö m er L ü tfi B A R K A N . s h .T . O ğ u z la r. Fuad K Ö PR Ü LÜ . T ü r k iy e T a r ih i. sh . I I . E tu d e s H O R A SA N ’D A N A N A D O L U ’Y A 241 . sh. 511— 512— B A R K A N . S e l ç u k l u l a r Z a m a n m d a T ü r k i y e . 343- O sm anlI I m p a ra to rlu ğ u 'n u n T e ş e k k ü l ü M e s e le s i . 4 1 . c . sh .5 3 ). 513— M. 2 8 1 . 1 6 0 . S Ü M E R . Sh. O s m a n lI I m p a r a t o r lu ğ u 'n u n K u r u lu ş u . 514— 515— K Ö PR Ü LÜ . 1 7 . 344. sh.1 7 2 'd e n n a k le d e n S e lç u k lu la r m a n ı n d a T ü r k i y e . sh . K o lo n iz a t ö r T ü r k D e r v iş le r i.

Y I N A N Ç . 1 5 0 . sh . 556— 557— 558— 559— 560— S Ü M E R . s. Y I N A N Ç .X V I . A n a d o lu 'n u n F e t h i. 1 7 6 . sh . O ğ u z la r . A n a d o l u ' n u n F e t h i . 1 6 7 . sh. O ğ u z la r . C e m Y a y ı n e v i . X X I . 182 .1 6 8 . sh . A n a d o l u ' n u n F e t h i . Fa ru k SÜ M ER . Y I N A N Ç . O ğ u z la r . 1 6 6 . 1 7 2 . s h . sh . 282. S O M E R . Y I N A N Ç . T a b lo 1. A n a d o l u ’n u n F e t h i. sh . Kem al Vehbi G Ü L. A n a d o lu 'n u n T u r k le ş t ir ilm e s i v e Is lâ m la ş t ır ılm a s ı. 1 7 7 . 1 8 2 . K Ö PR Ü LÜ . sh . s h .2 3 5 . B A R K A N . sh . A n a d o lu ’n u n F e t h i.1 6 7 . T U R A N . sh. M Ü R A L T . X V I .1 3 . 1 6 7 . 546— 547— 548— 549— 550— 551— 552— 553— Y I N A N Ç . 1 5 8 . 2 7 5 . 1 1 . 1 6 6 . s h . O ğ u z la r . 1 4 4 . sh . S e l ç u k l u l a r T a ­ rih i. S e lç u k lu la r T a r ih i. 532— 533— 534— 535— 536— 537— 538— 539— Y I N A N Ç . c . 1 7 2 . c. K Ö P R Ü L Ü . s h . 542— M u s ta fa A K O A â. A n a d o l u ’n u n F e t h i . T ü r k i y e 'n i n İk t is a d i ve İç t im a i T a r ih i. sh . 1 7 6 .1 7 5 . 1 3 5 . s h .1 7 4 S ü m e r . T a r ih i D e m o ğ ra fi A r a ş tır m a la r ı. sh . 1 7 6 . İs ta n b u l 1 9 7 1 . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . A n a d o lu 'n u n F e t h i. Sh. S e lç u k lu la r T a r ih i. O ğ u z la r . c . s h . O s m a n lI I m p a r a t o r lu ğ u 'n u n K u r u lu ş u . sh . O ğ u z la r . 3 5 7 . 143-144. X V . sh . I. s h . 1 7 4 . 1 7 6 . I.B y z a n t ln s . T ü r k T a r i h K u r u m u B e l l e t e n . 1 2 . A n a d o lu 'n u n F e t h i. 2 8 0 . T U R A N . 1 5 7 . S Ü M E R . B A R K A N . 2 3 . lll. Y I N A N Ç . 5 2 1 .5 9 4 . 1 6 8 ’d e n n a k l e d e n T U R A N . b a s ım . S O M E R . s h . 6 3 5 'd e n n a k l e d e n Y I N A N Ç . O s m a n lI Im p a r a t o r lu ğ u 'n u n K u r u lu ş u . 1 6 7 . K u r u lu ş u . S Ü M E R . sh. 1 9 C v e S Ü M E R . 2 . c . sh . 1 7 3 . 5 2 0 .1 4 2 . 9 9 . sh. ( 1 9 4 5 ) . K Ö P R Ü L Ü . 1 0 0 B ü y ü k E s e r S e ris i. sh. A n a d o l u ’n u n F e t h i . O s m a n lI K o lo n iz a tö r Im p a r a t o r lu ğ u 'n u n T ü rk D e r v iş le r i. I. 1 7 2 . Y u k a r ıd a sh . Y I N A N Ç . T ü r k i y e ’n in İk t is a d i v e İ ç t i m a i T a r ih i. S Ü M E R . İ s t a n b u l 1 9 7 4 . X X I .1 7 8 . N o . 2 1 . 543— 544— 545— Y I N A N Ç . ( 1 9 6 0 ) . A n a d o l u ’n u n F e t h i. sh . 1243- 1 4 5 3 . 554— 555— B k . A n a d o lu 'n u n F e t h i. sh. Y I N A N Ç . C h r o n o g r a p ij ie B y z a n t i n e . sh . sh . V II. O ğ u z la r . sh . S Ü M E R . A n a d o lu 'n u n F e t h i . A K D A Ğ . O ğ u z la r . s h .X X I I . s h . 1 0 . 3 3 . Y I N A N Ç . 2 8 0 . 540— 541— Y I N A N Ç . sh. 1 8 0 . 8 3 n o 'lu d ip n o t u r t u n d e v a m ı.1 8 2 . A n a d o lu 'n u n F e t h i. B Ö L Ü M N E T İC E 561— T U R A N . s h . O ğ u z la r. 242 OĞUZ ÜNAL . 5 6 7 . X X I V . 1 4 1 . T o k e r Y a y ın e v i. sh. 9 6 . " A n a d o lu 'y a Y a ln ız G ö ç e b e T ü r k le r m i G e l d i ? " .

I. 176.e . sh . P O l .. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . T U R A N . sh . 9 . sh. y u k a r ıd a not 4 1 8 .562— 563— 564— 565— 566— 567— T U R A N . 7 9 . S e l ç u k l u l a r T a r i h i . A n a d o lu 'n u n F e t h i. D o ğ u A n a d o lu T ü r k D e v le tle r i T a r ih i. T U R A N . sh . M illi T a r ih im iz in A d ı .2 0 7 . T U R A N . sh. P I K E v e D ğ r . S e lç u k lu D e v ri T ü r k T a r ih i. S ü l e y m a n S a h . S e lç u k lu la r z a m a n ın d a T ü r k iy e . sh. 4 3 0 . 568— 569— 570— 571— 572— 573— T U R A N .X X IX HORASAN’DAN ANADOLU'YA 243 . . Ö ZTU N A . 1 2 7 . X X I V . X X V III. 166.5 6 . sh. sh . sh. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . V I N A N Ç . sh.1 2 6 . sn . a y r ıc a bk. X X V . 1 1 3 . 2 0 6 .X . S e lç u k lu la r T a r ih i. T ü r k iy e T a r ih i. IX . Y IN A N C . T U R A N . s h . A n a d o l u ’n u n F e t h i . T U R A N . 574— 575— 576— 577— 578— T U R A N . D o ğ u A n a d o lu T ü r k D e v le t le r i T a r ih i. sh . Y I N A N C . sh. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . sh . 1 1 0 . a . 2 1 7 . 77 . K ö Y M E N . T U RA N . sh . sh . S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n ­ d a T ü r k i y e . T U R A N . s h . 78.® I. .5 5 . sh. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . I X . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . T U R A N . T U R A N . c . 2 6 . T U R A N .

A n k . T h . X . B A R K A N . A n k a r a 1 9 7 1 . I I . A n k a r a 1 9 4 2 . S a d e le ş t ir e r e k Hz. " T a r i h i D e m o g r a f i A r a ş t ır m a la r ı v e O s m a n lI T a r i h i " . Ö m e r R ız a D o ğ r u l. O rta A sya T ü rk T a r ih i H a k k ın d a Y a y ın a D e r s le r . BA R T H O LD . 3 4 3 r 356.E t r a k ) . H O R A S A N 'D A N A N A D O L U 'Y A . M a la z g ir t S a v a ş ın ı Kaybeden IV . B .. F a rsça A k s a r a y lI T a r ih in in K e r im e d d in M a h m u d 'u n Çev. H o u t s m a 1689 da L e id e n 'd e n e ş r e d ile n m e tin d e n T ü rk çe ye çev. " O s m a n lI Im p a r a t o r lu ğ u 'n d a B i r İ s k â n v e K o lo n iz a s - M e t o d u O la r a k V a k ı f l a r v e T e m lik le r . I s ta n b u l 1970. A n k a r a 1 9 4 4 . M u h a r r e m . (B A R H E B R A E U S ). H i l â f e t O r d u s u n u n M e n k ib e le r i v e T ü rk (M e n a k ib Cund e l. i s t i l â D e v ir le r in in K o lo n i- z a t ö r T ü r k D e r v i ş l e r i v e Z a v i y e l e r ” .3 8 6 .A h b â r T e r c ü m e s i. T . B A R K A N . F e r id u n N a f iz U z lu k . Ö m er L ü t f i. A n k a r a 1 9 4 3 . Kü ltü r B a k a n lığ ı V jy ın ı B O N D A R İ.C A H İ2 . Q ev.D in . E b u l e r 'i n O s m a n A m r b. D e r g i s i . (1 9 5 1 . F . A b u 'l Fara c T a r ih i.KA YN A KLA R A B U 'L FA R A C . t a r a f ın d a n K ıv a m e d d in B u rs la n . s h . T ü r k i y a t M e c m u a s ı. K . ü n . H u lu s i ö z d e n . sh. B a h r . 2 c ilt. B A R K A N . E Y İC E . c . c . Im a d ü d . T . I. "O s m a n lI im p a r a t o r lu ğ u 'n u n T e ş e k k ü lü M e s e le s i" . V a k ı f l a r D e r g i s i . T ü rk F a z ile tle r i. İs ta n b u l 1 9 4 3 . Y a y ın ı. M . G re g o ry. M . K e r im e d d ln M ahm ud. U l. 2 . yon Ö m er L ü t f i. O r h u n A b id e le r i. e l.A fş a r İs m a il  k a . S . T . T ü r k ç e y e K â z ım Yasar çev. A n k a r a 1 9 6 7 . T . I . T . ö n sö z ve n o tla r ı y a z . Y a y ın ı. Y a y ın ı. I^ ^ U s â m e ra t M. A n k a r a 1 9 7 5 . K o p ra - m a n . E . K .K .H ilâ fa ve F a z a ’il e l . İs ta n b u l 1 9 7 4 ). R a g ıp W . s. T ü r k ç e y e N u ri G en co sm an . A K S A R A V İ. I r a k v e H o r a s a n S e l ç u k l u l a r ı T a r i h i . 2 7 9 . S « lç u k i D e v le tle r i a d lı T a r ih i. ( T ıp k ı B a s ım ı. S e m a v i. R o m a n o s D io g e n e s (1 0 6 8 - 1 0 7 1 ). Y a y ın ı. B . K ü lt ü r ü n ü A r a ş t ır m a E n s t itü s ü Y a y ı n ı . Ö m er L ü t f i. T . s. A n k a r a 1 9 4 S-1 9 S0 . E R S İ N .5 3 ).

v e T a r ih i İb r a h im . c . B e l l e t e n . Cev. 2 8 .2 4 . H A R T. 1 9 4 3 ).H . S tr a t e ji. A r a b ç a . T . G r e k ç e .I. K . E k o n o m ik v e D in i D u r u m u " . K . s h . OĞUZ ÜNAL 2^4. İs t a n b u l 1 9 7 1 . A n k a r a 1 9 7 2 .9 9 . T .H ü S E Y N İ. ( I . F u a d . c . F u a d . G Ü N A LT A Y . K u r u lu ş ve Y ü k s e liş in d e T ü r k le r 'in R o lü . B iz a n s D e v le t i'n in D o ğ u S ın ır ı. D . T ü r k S i l â h l ı K u v v e t le r i T a r ih i. 2 9 9 . 2 1 9 . T e ş r i n K Ö P R Ü L Ü .1 0 2 1 ) K ö p r ü lü E h e m m iy e ti".B . " O s m a n lI I m p a r a t o r lu ğ u 'n u n E t n i k M e n ş e i M e s 'e l e l e r i" . s t r a t e j ik E t ü d le r D a ir e s i Y a y ı n ı . H O N İG M A N N . K Ö P R Ü L Ü . 2 3 . F i k r e t n ic e v e E r m e n ic e K a y n a k l a r a G ö r e l$ ılta n . M .İs ta n b u l 1 9 7 6 . c . S e m s e d d in . A M b İr U d . s h . s. Y a y ı n ı . T o k e r Y a y ın e v i. sh . K â n u n 1 9 4 3 ) . e l. 1 7 7 . Cem al E n g in s o y .D E L İO R M A N . F . s h . İs ta n b u l 1 9 7 0 . B . T . T . ( T e m m u z 1 9 4 3 ) . ü n . " A n a d o l u S e lç u k lu T a r ih i'n in Y e r li K a y n a k l a r ı" . K e m a l V e h b i . L is e D e rs K it a b ı. İs t . B e l l e t e n . s.E . C ilt E k i . A n k a r a 1 9 7 0 . "D o ğ u A n a d o l u ’y a 60. " S e l ç u k lu la r 'ı n H o r a s a n 'a İn d ik le r i Zam an İs lim D ü n y a s ın ın S iy a s a l. T . V i l . S e lâ h a t t in .D e v le t is . ( T e m ­ m u z . 1933 de Pencap L a h o r 'd a Ü n iv e r s ite s i n e ş r e t tiğ i F a rsça P ro fe s ö rü M uham m ed Ik b a l'in m e tin d e n T ü r k ç e ' y e ç e v i r e n N e c a t i L U g a l. K A FESO Ğ LU . "A b b a s O ğ u lla r ı Im p a r a t o r lu ğ u 'n u n B e lle te n . V I I . 2 5 . T .3 1 3 . T a r ih . T .2 0 5 . I b r a h Im . Genel K u r m a y B s k . D o la y lı T u tu m . T . B a s ım . L id d e ll. Ç e v . T e ş r i n 1 9 4 2 ) . K A R A T A M U . s. s. M a la z ­ g ir t M e y d a n M u h a re b e s i (2 6 A ğ u s t o s 1 0 7 1 ). A n k a r a 1 9 7 3 . O s m a n lI Im p a r a t o r lu ğ u 'n u n K u r u lu s u . Y a y ı n ı . K A P ESO Ğ LU . T . 2 . M 6 la n q e s M ü n a s e b e tiy le F u a d A r m a ğ a n ı. İs t a n ­ b u l 1 9 5 3 . 2 5 9 -2 7 4 . M . B e lle ­ t e n . T . K . A n k . A n a d o l u ' n u n T U r k l e s t î r i i m e s i v e Is lâ m l3 $ t * > 'ilm a s ı. I I . K Ö PR Ü LÜ . 5 9 . M . ü n .G O L. T . Ş e m s e d d ın . F u a d K ö p r ü lü . Y a y ın ı.S e lç u k iy y e . B a s n u r M a t b a a s ı.S 2 2 .ll. S ü rya 3 6 3 'd e n 1 0 7 1 'e K a d a r . E d e b iy a t F a k . sh. K . V I. M . K . C . A lta n . E r n s t . Y a y ı n ı . G e n e l K u r m a y H a r p T a r ih i B a ş k a n lığ ı Y a y ın ı. 2 7 .6 . F u a d . S o s y a l. G Ü N A LT A Y . A n k a r a 1 9 4 3 . V I I . ( I I . c . Doğum İlk Y ılı S e lç u k lu A k ı n ı (1 0 1 5 .

A n d re a s y a n . T . A n k a r a 1 9 7 1 . Ş E K E R . SO M ER . T ü r k İs t a n b u l 1 9 7 1 . A sra K a d a r .A r a l ı k 1 9 5 B ) . K . T . İs t. T . s. A n k a r a 1 9 7 2 . H ra n t O . S e lç u k lu D e vri T ü rk T a r ih i. İs ta n b u l 1970. Ö G EL. Fa ru k ■ S E V İM . 4 . T U rk D ünya HORASAN'DAN ANADOLU'YA 2 1 f? .B o y T e ş k ilâ t ı . " X . 2 c ilt. İs ta n b u l 1 9 7 1 .. I V .U S 'S U r u r (G ö n ü lle r in R a h a tı ve S e v in ç A lâ m e t i). Y a y ın ı. F a r u k . D e r g is i. B . K a d a r B U y U k T ü r k iy e T a r ih i. s. İs ta n b u l 1 9 7 7 . b a s ım . B a s ım ).M ü k r im in H a lil Y ı n a n ç . Y a y ın ı. ( E y l ü l . . Y a y ın ı.D e s ta n la r ı. M . SA K A O Ğ LU . C e v . T ü rk C ih â n H â k im iy e t i M e fk u re s i T a r ih i. T ü r k i y e 'n i n T e ş k ilâ t ö t ü k e n Y a y ın e v i. S e lç u k lu A ra ş­ t ır m a la r ı D e r g is i. ö t ü k e n Y a y ın e v i.2 0 7 . T . A li. İs t a n b u l 1 9 7 3 . S ü l e y m a n .n â m e s i (9 5 2 . E d e b iy a t Fak. M A TEO S. R â h a t .1 1 3 6 ) v e P a p a z G r ig o r 'u n Ç e v . A n k a ra 195 7-1960 . A n k a r a 1 9 7 1 . Y a y ı n ı . SO M ER . 2 . T ü rk A n a d o lu 'd a M engU cek O ğ u lla r ı. (M e t in le r ve Ç e v irile r i). Y a y ı n ı . O ğ u z la r ( T ü r k m e n le r ). B a ş la n g ıc ın d a n S iy a s i. M ehm et A tta y . U r f a lı M a t e o s V e k a y i. A li. E n E s k i D e v ir le r ­ den 16. T . " M a la z g ir t S a v a ş ın a K a tıla n T ü rk B e y le r i". Y iim a z . SÜ M ER . Ö 2TU N A . SÜ M ER . 2 c ilt. s h . A h m e t A te s . A n k . A l i b . F a r u k . O . F . (2 . U r f a lı. U m u m i T ü r k T a r ih in e G ir iş . A n k . K . N e cd e t. T .K Ö Y M EN . 3 . T O G A N . Z e k i V e lid l. F e t ih le r le A n a d o lu 'n u n T ü r k le ş m e s i ve İs lâ m la ş m a s ı. Y a y ı n ı . A n k a r a 1 9 6 2 . Is lâ m K a y n a k la r ın a G ö re M a la z g ir t S a v a ş ı.M illiy e t Y a y ın . A . M e d e n i. M a la z g ir t M e y d a n S a v a ş ı. K .. On. B a h a e d d in . Y ü z y ıld a O ğ u z la r " .1 1 6 2 ). T . K ü lt tir U n U n G e liş m e C a ğ la r ı. K . M uham m ed b . Y a y ın ı. la n . T . T ü r k ç e y e a r d O u la u r e r. C . C ild I. O n . Z a m a n ım ız a K ü lt ü r . Fa ru k . b a s ım .U S . M e h m e t. T . X V I . F . R A V E N D İ. 1 9 7 . c . ve S a n 'a t T a r ih i.S u d u r v e A y e t . O sm an. S E V İ M . A n k a r a 1 9 7 5 . O n . 2 . I. N o tla r Ed o u - Z e y li (1 1 3 6 . T . T U R A N . c. D . C . E . A y y ıld ız M a tb a a s ı. T a r ih le r i . A n k ara 1963.

S ü le y m a n İs ta n b u l 1 9 6 6 . O s m a n . İs t . O sm an. b a s ır n ). T u r a n N e ş r iy a t V u r d u Y a y ın ı. T U R A N .1 3 1 8 ). Y a y ın e v i.N iz â m ın ın Y a y ın ı. İ s t a n b u l 1 9 6 9 . M illi T a r ih im iz in A d ı. (N a k ış la r T u ran N e ş riy a t İs ta n b u l Y u rd u 1978. T u r a n N e ş r iy a t Y u r d u b u l. Y IN A N Ç . S a it u k iu la r . İs t . Y a y ın ı. S e lç u k lu la r T a r ih i v e T U r k . A lp A r s l a n '- d a n O s m a n G a z i'y e (1 0 7 1 . Y a y ın ı. Is ta n b g l c ilt). M ü k r ım ln H a l i l . E d e b iy a t F a k . İs ta n b u l 1 9 4 4 . 1 9 7 1 . H a r e k e t Y a y ın la r ı. S a h " . O s m a n . İs lâ m iy e t v e T ü r k le r . O s m a n . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . T U R A N . 1 1 . T u ran N e ş riy a t Y u rd u Y a y ın ı. M illi.E s a s la r ı. T u ra n N e ş r i­ y a t Y u r d u Y a y ı m . Y a y ın ı. İs t a n b u l 1 9 7 3 . vc A r tu k lu ia r ın IVlengUve C i k le r . S iy a s i T a r ih . b a s ım . e . T U R A N . Y IN A N Ç . 2 .A n a d o l u ' n u n F e t h i. 2 0 1 . İs ta n b u l 1969. S e lç u R lu la r ve İs lâ m iy e t . İs lâ m A n s i k l o p e d i s i . 2 . İs ta n b u l 1 9 7 6 . S e l ç u k l u l a r O e v r i . stı. E d e b iy a t F a k . I. OĞUZ ÜNAL . S ö k m e n lile r . D ilm a ç O ju lla r ı S iy a s i T a r ih M e d e n iy e t le r i. ü n . İs ta n b u l 1 9 7 1 . Hakkı D u rs u n .2 1 9 . Is lâ m i 1969 (2 ve İn s a n i . O o ğ u A n a d o lu T ü rk D e v le tle r i T a r ih i. Ü n . O sm an.İ s lâ m M e a e n iy e ti. M ü k r im in H a lil. Y IL D IZ . " I . T U R A N . T ü r k i y e T a r i h i . İs ta n ­ TU R A N .

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful