HORASAN’DAN

Türb<iye Tarihine Giriş

ANADOUJYA
Oğuz Ünal
dr

Türliiye TariJıinc Giriş

HORASANDAN ANADOLUTA
Oğuz IJnab

Kapaktaki Hat Prof. EMİN BARIN e m e l m a tb a a c ılık
34 96 - 17 93 O S AN KARA

dağıtım, if r
1512001

HORASAH’DAN ANADOLU'YA
T Ü R K İ Y E T A R İ H İ N E GİRİ Ş

A N A D O L U ’N U N F E T H İ V E T Ü R K İY E D E V L E T İ’N İN K U R U L U Ş U

OOUZ ÜNAL
B İR İN C İ B A S K I

Ankara 1980

T Ö R E d e v l e t Y A Y IN E V İ P.K. 203 K IZ IL A Y A N K A R A

"OsmanlIlar Çağı" 5. Birinci İmparatorluk Devri "Selçuklular Çağı" 3. Uçların İnhitatı 29 29 29 34 34 37 38 39 42 45 17 18 20 21 22 H O R A S A N ’DAN A N A D O L U 'Y A . B Ö LÜ M G İR İŞ T Ü R K İY E T A R İH İN İN B Ö L Ü M L E R İ 1. BÖ LÜ M O Ğ U Z L A R 'D A N ÖN CE A N A D O LU V E T Ü R K L E R S Ü G U U R B E Y L İ K L E R İ D E V R İ” 1. Anadolu Türk Birliğinin Yeniden Kuruluşu ve İkinci İmparatorluk (Türk Cihan İmparatorluğu) Devri. Uçların Teşkilâtı ve Uçlarda Hayat 4. Anadolu Beylikleri (Tavaif-i Müluk) Devri 4. Islâm Hilâfeti Hizmetinde Türkler A. Amorion Seferinden Sonra Yapılan Bizans Gazalarında Türkler C. Bizans'a Karşı Taarruza Geçmesi 3. Anadolu'nun Fethi ve Türkiye Devleti’nin Kuruluşu. Abbâsiler Devri 2. Emeviler Devri B.İÇ İN D E K İL E R ö n sö z I. Tarsus Emir'i Yazmân'ın Bizans Gazaları D. Bizans Gazâlarmda Türkler A. Amorion Seferinde Türkler B. Suguur(Uc) Beylikleri Devri 2. Cumhuriyet Devri II.

Malazgirt Meydan Muharebesi A. Büyük Türk Muhacereti C. Savaşa Giden Yol E. Türklerin İslâmiyeti Kabulü B. Anadolu'nun Türkler Tarafından Fethini Hazırlayan Sebepler A. BÖ LÜ M Oğ u z l a r a n a d o l u 'd a 1. Savaş Öncesi Anadolu'da Siyasi Durum B. B Ö LÜ M M A L A Z G İR T T E N SO N R A A N A D O LU F Ü T U H A T I v e T Ü R K İY E D E V L E T İ'N İN K U R U L U Ş U 1.1 1 1 . Selçuk Sultanlarının Oğuzlar'a Yurt Bulma ve Fetih Siyaseti IV. Malazgirt Zaferinin Akisleri ve Anadolu Fütuhâtma Etkileri 83 90 98 108 108 109 49 56 58 59 66 71 110 112 118 134 V. Savaş Öncesi Selçuklular'da Siyasi Durum C. B t)L Ü M B Ü Y Ü K S E L Ç U K L U L A R D E V R İN D E B İZ A N S G A Z A L A R I V E A N A D O LU F Ü T U H A T I 1. Türk İstilâ ve Fütuhatının Doğu Anadolu'dan Orta Anadolu'ya Gelirken Takip Ettiği İstikametler 3. Sultan Tuğrul Bey Zamanında Bizans'a Karşı Gazalar ve Anadolu Fütuhatı 3. Sultan Alp Arslan Zamanında Bizans'a Karşı Gazâlar ve Anadolu Fütuhâtı 4. Selçuklular'ın İlk Anadolu Akınlan 2. Oğuz Istilâsi Arifesinde Anadolu 2. Süleyman Şah'tan Önce Anadolu Fütuhatı 139 Oğ u z ÜNAL . Savaş Öncesi BizanslIlar'da Siyasi Durum D. Malazgirt Meydan Muharebesi ve Geçirdiği Saflıalar " 5.

5. 3. 4. BÖ LÜ M N E T İC E N O T LA R KA YN AKLAR 205 219 245 181 196 198 202 HORASAN'DAN ANADOLU'YA .2. Türkler'in Anadolu’da Yerleştikleri Veya Yeniden Kurdukları Şehirler V II. Türk Fâtihlerle Yerli Halk Arasındaki Kaynaşma 4. Anadolu'daki Hıristiyan ve Şamani Türkler 3. Süleyman Tarih Sahnesine Çıkışı 148 Sultanlığı ve Kurduğu Devlet 153 Anadolu Fütuhâtr 158 Büyük Selçuklularla Çatışması 164 Şah’tan Sonra "Türkiye Devleti” 166 Şah'ın Şah’ın Şah'ın Şah'ın VI. Süleyman Süleyman Süleyman Süleyman ve Sonu 6. Türkmen ve Diğer Türk Uluslarının Anadolu'da Yayılışı 2. BÖ LÜ M T Ü R K İY E D E V L E T İN İN K U R U L U Ş Y IL L A R IN D A T Ü R K L E R T A R A F IN D A N F E T İH V E İSK A N E D İL E N A N A D O LU Ü L K E S İN E B İR B A K IŞ 1.

.

Bu başlangıç devresini müteakiben X I. yüzyılda "O ğuz" veya "Türkmen” adıyla anılan Türk boy ve uluslarının dalgalar halinde Anadolu'yu açarak kendile­ rine vatan yapmaları neticesinde "Türkiye Devleti" teşekkül etmiştir. Biz bu araştırmamızda. Türk İstiklâl Savaşı ve Cumhuriyet devre­ leri Türkiye Devleti tarihinin nirengi noktalarıdır. Türki'ye devletini kuran Türkiye Selçukluları ve onu takibeden Anadolu Beylikleri. "i'lâ-yi Kelime-t-ullah"* yolunda Anadolu'ya akınlar yapmışlar. İlk olarak İslâm Devleti hizmetinde ve Hilâfet sancağı altında Anadolu'ya gelen Suguur Türkleri'nin ardından X I. Bütün bu devreler içinde ele almarak incelenen Türkiye Devleti. Selçuklu ordularının bugün üzerinde yaşadığımız toprakları kanlan ile yoğuruşu ve bu topraklar üzerinde ebediyete kadar yaşayacak olan bir Türk Devleti'nin "Devlet-i Ebed Müddet " in kuruluşu belgeleriyle anlatılmaktadır. 10 oğuz ÜNAL . O halde bu kitap. tarihi ve siyasi bakımdan tam bir devamlılık ve bütünlük gösterir. coşkun bir fetih ruhu ve gazâ ideolojisi ile Horasan'dan Anadolu’ya akan Oğuz boylarının. Türkiye Devleti tarihinin ilk devresini "Anadolu'nun Fethi ve Türkiye Devleti'nin Kuruluşu" nu ve bu devletin temelini meydana getiren Oğuz (Türkmen) boy ve uluslarının Horasan'dan Anado­ lu'ya gelişlerini ve Anadolu'da yeni bir Türk Vatanı kur­ malarını ve bunun âmillerini ele aldık. Suguur ya da Avasım adı ile anılan uc vilâyetlerinde yaşamışlardır. ♦ "İ’lâ-yi Kelime-t-ullah" A llah'm adını ve İslâm iyetin tevhid akidesini. Osmaniflar.feleri devrinde ortaya çıkan İslâm-Bizan: mücadeleleri ile başlar. şanına lâyık bir şekilde yüceltip yay­ ına demektir. Bu devrede Türkler. Anadolu'nun Müslüman Oğuz Türkleri tarafından fethini ve Türkiye Selçukluları hanedanının öncülüğünde kuru­ lup günümüze kadar devam edip gelen "Türkiye Devle­ t i" nin kuruluşunun hikâyesidir. Islâm Devleti hizmetinde ve Hilâfet ordusu içinde. yüzyıldan itibaren.

Marmara bölgesine doğru gidildikçe jeopolitik önem artar. 'dünya nizâmı” mefkuresi ile görevli olduğumuz şuur ve ve heyecanı içinde medeni ve siyasi alanlarda büyük hamleler yaptığımız devirlerdir. Daha XI. h ürkler bundan böyle Hıristiyan Garba karşı Müslüman Şark'ın müdafii olmuşlardır. Mısır ve Mezo­ potamya ile birlikte en eski medeniyetler. yüzyılda ise bu kesafet müthiş bir şekilde arttı. Şark'ı ve özellikle İslâm dünyasını kurtaran eşsiz bir müdahale olmuştur. bir iki asır içinde dünyadaki Türk nüfusunun en azından üçte biri Anadolu'ya göçtü. Anadolu-Trakya (yani bugünkü Türkiye). Zira.Bu çağlar. yüzyılın sonlarında Anadolu bir Türk ülkesi haline gelmişti. Oğuz boylarının Anadolu'ya adım adım sahip olurlarken. Akdeniz ile Karade­ niz arasında geçittir. dünya tarihinin en önemli toprak parçalarından biridir. HORASAN'DAN ANADOLUYA 11 . Ancak derhal belirtelim ki. Bu jeopolitik önemde olan ve X I.ştir. bu toprakları vatan yapabilmek için nasıl çırpındıklarını Tarih sahnesinde ibretle seyretmek gerekir. Yakın Doğu ile Balkanlar. X III. Anadolu. hayrete değer de­ ğişikliklere sahne olmuş. yüzyıldan beri de " T Ü R K İ Y E " adi ile anılan Anadolu ve onun tamamla­ yıcı parçası Trakya. tarih boyunca. dünya çapındaki jeopolitik önemini tari­ hin hiç bir devresinde kaybetmemi. Asya ile Avrupa. Aynı zaman­ da Oğuz boylarının Anadolu'yu Türk vatanı haline getir­ meleri ve burada bir Türk devleti kurmaları. cihân hâkimiyetine erişmek için ve dünya imparatorluğunu elinde tutmak arzusunda bulunan devlet için kilit noktasıdır. Boğazlar. Anadolu'da kurulmuştur. bu nüfus hareketi rastgele insan yığınlarının gelişi şeklinde olmamıştır. Bu değişikliklerin belki dc sonuncusu Türkler'in bu ülkeye gelmesidir.

bu topraklar da Türk milletinin şuuruna ve kalbine yerleşmiştir. U o ğ u z ÜNAL . Öyle ki. kızıyor. Buradaki büyük ve ebedi Türk şahsiyetini lâfla almadık. bunların mezar ve türbeleri asırlarca ziyaretgâh oldu.* Kitabımız "Netice" ile birlikte yedi bölümden meydana gelmiştir.Bu devrede Anadolu'ya gelen Türkler. Birinci bölümde. Türkiye tarihine başlangıç teşkil eden "Suguur Beylikleri" ele alanmış ve bu devrede *M ehm et Ş E K E R . büyük bir imtihan vererek destan devri yaşayacak yüksekliğe erişmişlerdir. bu vatanı lâfla kurmadık. biz Türkler. koruduğumuza. Su şekilde bütün Anadolu topraklar: tarihi hatıraları. türbeleri ve evliyâ hikâyeleri ile vatan olmak için her türlü mane­ vi özelliği kazanmış ve böylece Türk milleti bu toprak­ lara. ziyaretgâhlan. imân ile kan'la bastık ki. 8. Bu şuur Osmanlılar tarafından "D in ü devlet. menkıbeleri. nesilleri üzülüyor. Haçlılar'a yaraşır bir vahşetle yıkmadı­ ğımıza. mülk ü millet" formülü ile ifade edilmiştir. Anadolu'da gazS ve fütuhat yapan Türk kahramanları etrafında destanlar teşkil edildi. Bu husus karşımızdaki milletlerin hayatiyeti yanında bizimkinin ne kadar üstün olduğunu da göstermiştir. Haçlı sürülerini bağrında eriten bu destan devri Anadolu'su gerçekten kahramanlar ve evliyâlar diyarı haline gelmiştir. bugünün Türk-İslâm mefkuresini lâyıkıyla anlıyamayan. sh. Bütün bu izahlarımız gösteriyor ki. Türkiye tarihinin devrelere taksimi ele alınmış ve bir tez olarak tarihi bir plân ileri sürülmüştür. Yendi­ ğimiz düşman kitlelerinin meydana getirdikleri eiserleri. Fetihlerle A n ad o lu 'n u n Türkleşmesi ve İslâmlaşması. bu vatanın artık başkalarına ait olması ihtimali kalmamış­ tır. İkinci bölümde. Bu topraklan bir birinden ağır tarih hadiseleri yaratarak "yatan" yaptık. bu memlekete damgamızı öyle eşsiz iki hayat özü ile (Türklük ve Müslümanlık). Bizans'a yakışır. Biz o düşman milletlerin yapıp bıraktıklarını o kadar geçtik ki.

gibi meseleler HORASAN'DAN ANADOLSJYA 13 . Malazgirt zaferini müteakip Anadolu fütuhatı ele alınmış ve bu devrede ilk h ürkiye Sultanı Kutalmış oğlu Süleyman Şah'm tarih sahnesine çıkışı ve Türkiye Devleti'nin kuruluşu incelenmiştir. Bu arada Malazgirt savaşı öncesinde İslâm âleminin. ve bu fütuhatın bazılarının zannetttikleri gibi gelişi güzel bir istilâ ha­ reketi (!) olmadığı anlatılmıştır. Altıncı bölümde ise. Beşinci bölümde. Sultan Tuğrul ve Sultan Alp Arslan zamanındaki akınlar ve savaşlar anlatılmıştır. Dördüncü bölümde. Selçukluların ilk Anadolu akınları. Türkiye Devleti'nin kuruluş yıllarında Türkler tarafından fetih ve iskân olunan Ana­ dolu Ülkesine kısa bir bakış yapılmış ve bu arada "Türk unsuru ile yerli etnik unsurların karışması". Türk fütuhatı arifesin­ de Anadolu'nun durumuna temas edildikten sonra Ana­ dolu’nun Türkler tarafından fethini hazırlayan sebepler ve âmiller etraflıca gözden geçirilmiş.İslâm Hilâfeti hizmetinde ve Hilâfet ordusu içinde görevli olan Türkler'in Anadolu'ya yaptıkları akın ve gazâlann tarihi gözden geçirilmiştir. oldukça uzun bir şekilde teferruatiyle ele alınmıştır. Özellikle Alp Arslan devrinde vuku bulan ve Türkiye tarihi için bir dönüm noktası teşkil eden 1071 Malazgirt Meydan Muharebesi. Daha sonra üçüncü bölümde. "Türkmen nüfusunun Anadolu'daki dağılışı" vs. Büyük Selçuklular devrindeki Bizans gazaları ele alınmıştır. Bu bölümde. Bizans İmparatorluğu'nun ve Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nun içinde bulundukları durumlara ve bilhassa Türk ve İslâm âleminin Malazgirt savaşına ver­ dikleri önem ve manâ üzerinde kaynaklara dayanılarak durulmuş ve Malazgirt Zaferinin akisleri ve Anadolu fütuhatına etkileri ele alınmıştır. Daha sonra Süleyman Şah'm fetihleri gözden geçirilmiş ve müteakiben Süleyman Şah'tan sonra Türkiye Devleti'­ nin Selçuklular devresi özet halinde anlatılmış ve Türki­ ye Devleti'nin hayatiyetinin temelleri gösterilmiştir.

Osman Turan'ın tarih anlayışı aynen benimsenmiştir. Faruk Sümer'in görüş­ lerinden geniş ölçüde faydalanılmış ve bütün bu görüşleri üstün bir vukufla ve milii-islâmi bir tarih anlayışı ile ele alan rahmetli Prof. Ocak m979-Ankara 14 Oğ u z ÜNAL .üzerinde durulmuş ve bu meselelerin hallinde ''demogra­ fik âmiller"in önemine jşaret edilmiş. Kitabımızın netice bölümünde. Prof. Son olarak şu noktayı belirtelim ki. Anadolu'nun bir Türk nüfus üstünlüğü ve kesafeti sayesinde Türkleşmiş olduğuna dikkat çekilmiştir. hiç bir iddia sahi­ bi değiliz. Bu arada Anadolu'nun Türkleşmesi hususundaki yanlış görüşlere karşı çıkan ve bu konuda ilmi deliller gösteren Prof. Ömer Lütfi Barkan ve Prof. bütün araştırmaları­ mızın bir hülâsası yapılmış ve Türkiye Devleti'nin tarihisiyasi bütünlüğü ve devamlılığına ve hayatiyetine dikkat çekilmiştir. Türkiye Devleti'nin tarihi devamlılığt ve siyasi bütünlüğüne dikkat çekmekten başka. Fuad Köprülü. M. Sadece Türk tarihi araştırmalarının bugünkü seviyesinde Türkiye Tarihine kısa bir giriş yapmış bulu­ nuyoruz. biz bu araştır­ mamızda.

.

.

.

Anadolu Türkleri'nin bütün felâketlerin menşeini "Baycu y ılı" adıyla 1243 Kösedağ mağlubiyetine bağlamaları doğru olmakla birlikte. Fakat Selçuklu veziri Muineddin Pervâne'nin 1277 yılında Moğollar tarafından idamından sonra Türkiye Selçuklu idaresi tamamen çökmüş. Türkiye Selçukluları ordusunu Kösedağ'da mağlub etmeleri ile Türkiye Devleti sarsılmış ve Türkler gittikçe artan bir Moğol nüfuzu altına girmeye başlamışlardır. 1277 yılma kadar devam etmiştir. iktisadi ve medeni hayat sukut etmiş ve Moğol hâkimiyeti altına giren Türkiye'de Selçuklu idaresi bir gölge halinde 1318 yılma kadar yaşamıştır. (2) Türkiye tarihinin ilk muhteşem safhası olan bu devre kendi içinde şu tali devrelere aynlır: 1) 2) Anadolu Akınları ve Fetih Devresi (1015-1075) Anadolu'da Türkiye Devleti'nin ve Türkiye Selçukluları Saltanatının Kuruluş Devresi (1075-1192) Anadolu Türk Birliği'nin Kuruluşu ve Merkezileşme Dev­ resi (1192-1205) 3) 18 Oğ u z ÜNAL . B İR İN C İ İM P A R A T O R L U K D E V R İ. 1243 yılında Moğollar'ın. yüzyıl­ da başlar ve Türkiye Devleti'nîn kuruluşunu müteakip iki yüzyıl kadar devam eden parlak ve muhteşem bir medeniyet hamlesinden sonra Moğollar'ın Anadolu'yu istilâ ettikleri 1277 yılma kadar de­ vam eder.2. A N A D O LU 'N U N F E T H İ V E T Ü R K İY E D E V L E T İ'N İN K U R U L U Ş U . Bununla beraber. Baycu Noyan kumandasında. Anadolu'da gelişen ikti­ sadi ve medeni yükseliş. umumi vasıflarıyla Türkiye Selçukluîarı idaresi ve devlet nizâmı 1277 yılma kadar sürmüştür. " S E L Ç U K L U L A R Ç A Ğ I" Bu devre Oğuzlar’ın Anadolu akınlarına başladıkları 11.

.

bir intikai devri olduğunu ifade etmek istemiştir. Ancak Anadolu Türkü. bu Moğol hâkimiyetini hiçbir zaman kabul etmemiş ve istiklâlini kazanmak için amansız bir mücadcIeye girmişti. Bu zaaf ve intikal devresini müteakiben Osmanoğulları'nm Türkiye tahtına çıkmaları ile Anadolu Türk Birliği ve Türkiye Devleti yeniden ihya edilmiştir. Turnadağ muha­ rebesi neticesinde lâğv. ANADOLU B EY L İK L E R İ (TAVAİF-! MÜLUK) DEVRİ Bu devre Mogollar'ın Türkiye Selçukluları saltanatına son ver­ dikleri ve dağıtılan hanedana mensup şehzadelerin Uc beyliklerine sığındıkları 1318 yılında başlar. Avrupa'nın en kudretli İmparatorluklarını ve Krallarını mağlup edip. Moğol istilâsı devrinde çok fazla harap olmuş. Anadolu. Moğollar'ın Anadolu'dan çıkışından sonra Anadolu'nun her tarafı bir bey tarafından işgal edilmiş ve Anadolu'da otuza yakın bayrak dalgalan­ mağa başlamış. Bütün Batı âleminin ordularını perişan eden. Anadolu Türk Birliği bozulmuştu. Anadolu Türkü. bu devreyi bu şekilde isimlendirmekle bu devrenin Türkiye Devleti'nin hayatında bir kesinti. yanıp yakılmıştı.3. önceki ve sonraki iki padişah arasındaki padişahsız geçen zaaf devresi anlamına gelmektedir ki. İşte bu istiklâl mücadeleleri sırasında başarı kazanan kumandanlar ve beyler etra­ fında ayrı ayrı beylikler teşekkül etmeğe başlamış ve Moğollar'ı Anadolu'dan atan bu beylikler daha sonra milli istiklâllerini kazan­ mağa muvaffak olınuşiardı. Haçlı sürüle­ rine Anadolu'yu mezar yapan Anadolu Türkü ilk defa mağlup ol­ muş ve Moğol hâkimiyeti altına girmişti. (3) Nitekim "fetret” . ile doğu ve güney doğu Anadolu'yu zaptederek Anadolu Türk Birliği'ni yeniden ihya ettiği 1515 yılına kadar olan bu uzun devreye "Fetret Devri" demek uygun olur. Bu şekilde 1277'de Moğol Hâkimi­ yeti altına girmiş bulunan Türkiye Selçukluları saltanatı son bulmuş ve Anadolu Beylikleri (Tavaif-i Müluk) devri başlamış olur. Türkiye Selçukluları saltanatının sukücundan (1277-1318) Os­ manlI Padişahı Yavuz Sultan Selim'in Çaldıran Meydan Muharebesi'ni müteakiben Dulkadiroğulları hânedanını. Türki­ ye Selçukluları zamanında fevkalâde mamur ve zengin bir ülke iken bilâhare zayıflamış ve fakirleşmiş. 20 Oğ u z ÜNAL .

Osmanlılar'ın Anadolu Türk Birliği'ni sağlayarak Anadolu'daki Hâkimiyetlerini kesin olarak kabul ettirdikleri tarihin 1515 yılı ol­ masına rağmen Osmanlılar Çağı'nı Osmanoğuliarı'nın istiklâl kazana­ rak Türkiye Selçuklularından boşalan Türkiye tahtına çıktıkları 1299-1300 yıllarından başlatmak yerinde olur. Islâmi ve insani ideallerle yepyeni bir kültür ve medeniyet hamlesini temsil eden bu devreyi de kendi içinde şu tali devirlere ayırabiliriz: 1) Osmanlı Beyliği'nin Kuruluşu ve Anadolu Türk Birliği'nin Geçici Olarak Kurulduğu Devir: (1299-1402) Anadolu Türk Birliği'nin Dağılması ve Şehzadeler Kavgası­ nın Başlaması "Türkiye Tarihinde İkinci Fetret Devri" (1402-1413) Anadolu Türk Birliği'nin Yeniden Kuruluşu ve İkinci İmpa­ ratorluğun (Türk Cihan İmparatorluğu) Gerçekleşmesi Dev­ ri (1413-1520) Türk Cihan İmparatorluğu'nun Şevket Devri (1520-1699) Duraklama ve Çözülme Devri (1699-1918).4. A N A D O LU T Ü R K B İR L İĞ İ'N İN Y E N İD E N K U R U L U Ş U v e İK İN C İ İM P A R A T O R L U K (T Ü R K C İH A N İM P A R A T O R L U Ğ U ) O E V R İ : " O S M A r a iL A R Ç A Ğ !" Türkiye tarihinin münakaşasız şekilde en muhteşem safhası olan bu devre Osmanoğuliarı'nın istiklâl kazanarak Türkiye tahtına çık­ tıkları 1299-1300 yıllahndan başlar ve Osmanlı Hanedanının iktidar­ dan düştüğü ve Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açıldığı 1920 yılına kadar devam eder. Türkiye tarihinin en muhteşem ve parlak safhası olan ve Türk­ lüğün "dünya nizâmı" ınefKuresi ile milli. 2) 3) 4) 5) H O R A SA N 'D A N A N A D O L U 'Y A 21 .

22 Oğ u z ÜNAL . Selçukoğullarmın idaresinde Anadolu'yu fetheden *Türkiye Devleti'nin bir bütün olduğu şeklinde ifade edilebilecek olan bu tezim iz. Anadolu'nun fethine bir başlangıç teşkil eden ve 7. işte bu tarih süreci içerisinde Osmanlı hanedanının artık tarihi-siyasi fonksiyonunu kaybederek iktidardan düştüğü ve Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açıldığı ve Cumhuriyet'in üân edildiği 1920-1923 yılla­ rından başlar ve günümüze kadar gelir. Ancak Anadolu Türkü. yine silâha sarılmış ve amansız bir mücadeleye başlamış ve Türk İstiklâl Savaşı adı ile anılan muhteşem ve uzun bir bağımsızlık ve kurtuluş mücadelesinden sonra yine istiklâline kavuşmuş ve dev­ letini ihya etmiştir. Türkiye Dev­ leti bir bütündür ve zaman zaman bazi kesintilere ve değişikliklere uğrasa da günümüze kadar devam ederek gelir. yüzyıla. ilerde yayınlanacak olan bir başka araştırm am ızda ele alınm ıştır. Birinci Dünya Savaşı'ndan 1918 yılında mağlup ve perişan olarak çıkmış ve düşman sürüleri orta Anadolu'ya kadar ilerlemişlerdi. Cumhuriyet Devri adıyla anılan bu devre. kadar Emevi ve Abbâsi ve daha sonra F a ­ tımi Halifeleri zamanında devam eden. Moğol istilâsı sırasında olduğu gibi. CUMHURİYET DEVRİ Türkiye Devleti.* Bu devrelerden birincisinin tarihini yazarken. Çünki evvelâ. yüzyılda ilk Halifeler zamanın dan başlayarak 11. İşte Türkiye tarihinin devreleri bundan ibarettir. ya bizzat Halifeler veya H ilâ­ fet hanedanına mensup prensler veyahut da Bizans'a karşı gazâya memur olan hudut (uc) kumandanları ve emirleri tarafından sevk ve idare edilen Anadolu sefer ve gazâlarının tarihini de yazmak lâzım­ dır.5. Bu büyük tarih sürecinin dikkatle incelenmesinden anlaşılacağı üzere.

Emevi Halifeleri zamanında Anadolu gazâlarım ya­ panların çoğu Arap mücâhidleri olsa bile Abbasi Hilâfeti devrindeki gaziler ekseriyet itibariyle Türk soyundandırlar ve binaenaleyh ken­ dilerinden sonra Anadolu'yu fethedenlerle aynı menşedcndirler. İkinci olarak. bu ilk İslâm gazâları devresinin Anadolu'nun Türkler tarafından fethine bir baş­ langıç olduğunu göstermektedir. Bundan başka.Oğuzlar. "Kerb Gazi". kendilerini eski İslâm mücâhidlerinin soyundan addedecek kadar eski İslâm gazâlarım ve gazilerini benimsemiş olmaları ve Anadolu halk edebiyatı arasında. "Cüneyd Gazi" destanları başta olmak üzere eski İslâm fütühat ve gazâlarından bahseden birçok hikâyelerin bulunuşu ve bu devir kahramanlarına ait birçok türbe ve makamların -sahih olmasalar bile— halk arasında meşhur ve çoğu zaman kutsal birer ziyaretgâh olmaları. (6) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 23 . Gerçekten Emevi ve Abbâsi Halifeleri Anadolu'nun fethini yıllarca mukaddes bir mefkure olarak yaşatmışlar (5) ve bu mefkureyi İslâmiyet! yeni kabul etmiş olan Türk gazilerine miras bırakmışlardı. Anadolu fatihlerinden bazılarının. eski İslâm mücâhidleri gibi din uğrunda ve " i ’lâ-yi Kelime tullah" yolunda ''fi-sebll-illâh" gazâ ve fütuhât yap m ağa gelmişler ve kendilerini onların halefleri addederek "G azi" Unvanını almışlardır. Anadolu'nun Türkler tarafından fethinden önceki bu gazâ ve cihâd devresi Bizans İmparatorluğu'nu zayıflatmış ve gelecek Müslüman Türk fatihlerine uygun bir zemin hazırlamıştır. bugüne kadar yaşamakta olan "Battal Gazi". (4) Üçüncü olarak.

.

) devirlerinde bütün Suriye ve El-Cezire bölgelerini fethederek hemen hemen Toros dağlarına dayanmışlardı. İkinci Halife Hz. hudut bölge­ leri ahâlisini iç bölgelere çekerek Müslimanların ilerlemelerini önle­ mek maksadiyle geniş bir bölgeyi boş bıraktı. Bu şekilde Ermeni'ye ve Azerbaycan'ın da fethiyle Bizans İmparator­ luğu ile hudutlar oldukça uzamıştı. dış arazi) adını veriyorlardı. Bizans'a karşı kazanılan zaferler netice­ sinde bütün Suriye ve El-Cezire bölgeleri İslâm devletinin sınırları dahiline girdi. Bizans akınlarını önlemek maksadiyle Müslimanlar da bu boş hudut arazisine birlikler yerleş­ tiriyorlardı. Burada bulunan eski istihkâmları tamir etmek suretiyle içlerine askeri birlikler yerleştir­ diler.A .de ise Suriye ve Anadolu. Fakat Müslimanlarla BizanslIlar arasındaki mücadeleler daha ziyade "Suguur El-Şam iye" ve "Suguur El-Cezire" denilen Tarsus. Stratejik bakımdan ehemmiyetli olan ve bazı geçitlerin giriş­ lerinde bulunan Tarsus.A . Misis.A . Böylece İslâm Orduları Halife Hz. yağma ve katliamda bulunuyorlardı. Maraş ve Malatya hattı üzerinde cereyan ediyordu. Karşılarına devrin iki büyük imparatorluğu olan İran ve Bizans ordularının çıkmasına rağmen İslâm ordularını durdurmak mümkün olmadı. İslâm ülkesine devamlı saldırıyor­ lar. İmparatorluğun hemen her bölgesinden gazâ 26 OĞUZ ÜNAL . Ömer (R . Maraş ve Malatya'dan meydana müs­ tahkem mevkiler. Emevi Halifeleri zamanında bu bölgenin fethi tamamlanmış (8) ve bugünkü Kuzey-Doğu Anadolu (Karadeniz kıyılan hariç) ile Güney Kafkasya'nın en büyük bölümün­ de " E R M E N İY E " adı ile bir eyalet teşkil edilmişti. Müslimanlar.) zamanında varılan hudut bölgesi. Adana. Suriye'yi kaybeden Bizans İmparatoru Heraklios. (9) Abbasiler devrinde bu hudut bölgesi oldukça gelişti. büyük değişikliklere uğramadan yüzyıllar boyunca İslâm-Bizans mücadele bölgesi haline gelmiştir. Ömer (R. Bizans'a karşı yaz ve kış (Şayifa ve Şatiya) gazâlarına katılan birliklerin sayıları çoğalmıştı.) ve Halife Hz. (7) Bu şekilde devamlı olarak Bizans'a karşı gazâya çıkan İslâm orduları bu boş araziyi işgâl etmeye başladılar. bu sahalara "Z a vâh i" (dış kısımlar. Emeviler devrinde Suriye'deki ordugâhlardan (cund) Kınnesrin'e bağlı idiler. Bu boş hudut bölge­ sinde bulunan Bizans garnizonları. Ebu Bekir (R . Islâm orduları daha sonraları bugünkü Güney-Doğu ve Doğu Ana­ dolu bölgelerinden kuzeye doğru ilerleyerek Kafkaslar'a varmışlardı.

Bu şekilde Müslimanlarla BizanslIlar Anadolu'nun bu merkez kısmında bir asır kadar çarpışmışlardır. El-Cezire (Harrân) valisine tâbi idi. uc vilâyetleri deniliyordu. fakat asıl he­ define varamamıştı.). önüne çıkan İmparator Heraklios'un oğlu ikinci Konstans'ı Likya sahillerinde büyük bir bozguna uğratmış. Halife Mehdi. Daha Halife Hz. Eyaiet-i Şamiye'nin merkezi Tarsus idi ve Kınnesrin valisine tâbi idi.S.A. Suguur HORASAN'DAN ANADOLU'YA 27 .)'in müjdesindeki büyük mertebeye ulaşmak için Konstantiniyye'yi feth etmeyi plânlamıştı. 655 yılında bir vali iken. Muhammed (S. Peygamber (S. Halife olur olmaz bu büyük idealini gerçekleştirmek amacı ile kudretli bir donanma teşkil et­ miş ve 674 yılında Bizans'ın başkenti Konstantiniyye üzerine sevketmişti. Bu vilâyetlerle "Suguur" yani hudut. büyük ordular ile Anadolu içlerine. Hz.için gelen gönüllüler ve Halifelerin gönderdikleri birliklerin sayıları­ nın artması bazı idari güçlüklere sebep oluyordu.). tertip etmiş olduğu büyük bir İslâm ordusu ile Konstantiniyye'ye kuşatmayı plânlamış.A . Muaviye (R . Ömer (R . (11) Abbâsiler Hilâfeti elde edince Anadolu fetihlerine ve Rum gazâlarma büyük bir ehemmiyetle devam olundu. Anadolu'yu fethetmek için aralıksız uğraştılar. Hemen her sene Şayifa ve Şatiya yani yaz ve kış gazâlan tertip ettikten başka birçok defalar. Anadolu fethinin ön hazırlıkları mahiye­ tindedir.A . zuhur eden iç mücadeleler olmasaydı.A . Gerçekten ilk Emevi Halifesi olan Hz.). Muaviye (R .S. (10) Asya ve Afrika'nın en mühim kısımlarını ele geçiren Emeviler. Bizans'a gazâ yapmayı en önemli vazifelerinden biri saymış ve Hz.A. Eyalet-i Cezriye'nin merkezi ise Malatya idi ve bu eyalet de. Bu kadar geniş bir sahanın bir ordugâhtan yönetilmesi zorluğunu anlayan Halife Hârun El-Reşid. Güney-Doğu Anadolu'da "Eyalet i Şam iye" ve "Eyalet-i Cezriye" adı ile iki hudut âmiiliği (vilâyet) kurdu. Marmara ve Ege denizleri kıyılarına kadar geldiler ve hattâ iki defa da İstanbul'u kuşattılar. Marmara iç denizine kadar girip Bizans karasularında tam yedi yıl tutunan bu İslâm ordusu. Bu şekilde bu iki uc vilâyeti daha sonra "El-Avâsım" adiyle müstakil bir idari bölge haline getirildi.A .)'in valisi iken tertip etmiş olduğu büyük bir donanma ile 649 yılında Kıbrıs adasını kuşatması. Hz. belki de Konstantiniyye'yi daha o zaman fethedebilecekti.)'in İstanbul hakkındaki hadisi Müslimanları devamlı olarak İstanbul'a çekiyordu. Muaviye (R .

(18) 28 Oğ u z ÜNAL . Malatya. Tarsus. Göynük. Misis. Esasen Halifenin hassa ordusu da Türk birliklerinden teşkil edilmişti. (14) Halife Mu'tasım zamanında Türk ordusu Halifenin esas ordusu olarak teşekkül ettiğinden daha sonra Anadolu gazâlarına memur edilen emirler de tabii olarak. Eski deyimle "M u râb ıt" yani serhadde kalıp. Malazgird ve Erzurum gibi serhad şehirlerine yerleştirildiler. Di­ yarbakır. büyük bir muhtariyet içinde. özellik­ le 9. Aynzarba. Türk beylerinden ve komutanlarından seçil­ diler. (13) Gerek bu şekilde Hilâfet ordu­ sunda ve gerekse gönüllü olarak kendiliğinden gelen bu Türk birlik­ leri. Halife Mehdi’nin halefleri zamanında ve bilhassa Halife Harun El-Reşid ve oğulları Halife Me'mun ve Halife Mu'tasım zamanlarında. bu birliklerin ardı kesilmedi.(17) Türkler. bu birliklerin büyük bir kısmını Türkler teşkil ediyor­ du. (m2) Türkler'in şecaati ve askerlik kabiliyeti malum olduğu için. yüzyılın ortalarında Halife Mütevekkil zamanında Halifelik. çok defa Halife'ye sadece ismen bağlı olarak. Başkumandanlar. güç ve nüfuz kazandılar. Allah yolunda cihâd yapan kimsedirler. Silvan. Maraş. Anadolu fütuhatını ikmal ve devamlı olarak Rumlar'a karşı cihâd yapmak vazifesi ile mükellef bulunuyorlardı. Ahlat. (15) 9. bütün Arap birliklerini terhis etti ve İslâm İmparatorluğunun ordusu Türkler'den ve ikinci derecede de İranlılar'dan ibaret kaldı. Adana. "E m ir" (Prens) ve hattâ "M elik " (Kral) unvanmı taşırlar ve uc kumandanları arasından seçilirlerdi. yüzyılın ilk yarısında bu Türk nüfus fevkalâde arttı.vilâyetlerine Horasan ve Maveraünnehir'den getirilen yeni birlikleri yolladı ki.(16) Bu suretle Suguur vilâyetlerindeki Türk kumandanları. Bu suretle Anadolu'nun güney ve doğu kısımları kısmen Maveraünnehir Türkleri tarafından iskân olunmuştu.

vs. çeşitli milletleri içine alan büyük bir imparatorluk haline gelmişti. A B B A S İL E R D E V R İ İslâm devleti. İSL A M H İL A F E T İ H İZ M E T İN D E T Ü R K L E R A. Türklerin İslâm devleti hizmetine girmeleri Halife Muaviye (R. idari. devlet işlerine nüfuz edemediği gibi. Bu ilk devirlerde Islâm Devleti. (20) B. Ancak devlet kan bağı ile birbirine bağlı olan sosyal bir sınıfın (Arapların) meydana getirdi­ ği hâkimiyet esasına dayanıyordu. İslâmiyeti kabul etmiş olan Arap olmayan unsur yani Mevâli. Emevi Hilâfeti zamanında. siyasi. E M E V İL E R D E V R İ Türkler ile Müslimanlar arasındaki ilk askeri ve siyasi münase­ betlerin Halife Hz. Emevi hânedanının takip ettiği siyasetin bir netice­ sidir. (19) Emeviler devrinde İslâm devletinin çeşitli kademelerinde çalı­ şan Türkler'in sayıları son derece azdır ve bunlar da umumiyetle askeri maksatlarla istihdam edilmişlerdir. bakımlardan tam manisiyle teşkilâtlanmadığı için gayri Arap unsurlardan ne maksatla olursa olsun istifade cihetine gidilmemiştir.) devrinde başladığı bilinmektedir.A . bu devrede Arap olmayan unsurlardan (Mevâli) genellikle istifade cihetine gidilmediği ve bu sebeple Mevâli'nin devlet kademelerinde fazla tesirli olmadıkları görülmektedir. Ömer (R .A.1. Emevi hânedanının bir asır kadar devam eden iktidarı sırasında fevkalâde büyük fetihlerin yapılmasına ve muhtelif milletlerin İslâm devleti hâkimiyetine girmelerine rağmen.)'nin son yıllarında başlamıştır. ik­ tisadi ve içtimai bakımlardan da ikinci sınıf vatandaş muamelesi HORASAN'DAN ANADOLU’YA 29 . askeri. Fet­ hedilen ülkelerin sakinlerinin büyük bir kısmı zamanla İslâmiyeti kabul ettikleri halde. devletin idari ve askeri kadrolarında söz sahibi olamamaları.

(22) Ancak Türkler'in Hilâfet ordusu içerisinde etkin bir şekilde ve sistemli olarak görev­ lendirilmesi ilk olarak Halife Me'mun zamanında vuku bulmuştur. Kardeşi Emin ile aralarında meydana gelen iktidar mücadelesi sırasında cereyan eden olaylar (23) Me'mun'un Arap ve İranlı un­ surlara güvenini sarsmıştır. Abbâsilerin iktidara gelmelerinde oynadıkları rolden ötürü. Bu siyasetin neticesinde Me'mun'un son yıllarında Türk­ ler. Arap olmayan unsurların bu hoşnutsuzluğundan isti­ fade eden Abbâsiler. (24) Bu şekilde Halife Me'mun. İslâm devletinden Emevilerin yerine Abbâsilerin geçmesi. askeri ve siyasi kadrolarının büyük bir kısmı Arap olmayan unsurların ve özellikle İranlılar'ın eline geçti. isyanların bastırılmasında 30 Oğ u z ÜNAL . Türkler'! devlet hizmetinde ilk olarak kullanan. Arap olmayan unsurlar. uzun ve kanlı bir ihtilâlden sonra Emevileri bertaraf ederek Hilâfeti ele geçirdiler. Horasan'da bulunduğu sırada yakından tanımak imkânı bul­ duğu ve oldukça iyi münasebetler kurmuş olduğu Türkler. İslâm İmparatorluğu içinde Arap ve İranlı unsurların nüfuzuna karşı çıkabilecek yegâne kuvvet olup. Arap unsura karşı üstünlük bile kazandı. yeni bir kuvvete ihtiyacı vardı. aynı za­ manda İslâm tarihinde bir dönüm noktasıdır.görüyordu. (21) Kaynakların bildirdiğine göre. Türkleri sistemli olarak orduda görevlendirmeğe başlamış ve hattâ bunu bir devlet politikası haline getirmişti. Devletin idari. Arap unsur ile Mevâli arasındaki fark ortadan kalktı ve hattâ Mevâli. Bu durumda Me'mun'un Arap ve İranlı unsurların İmparatorluk siyasetine etkili olmak için yaptıkları mü­ cadelede bir denge unusuru olabilecek ve devlet idaresinde kendi­ lerine istinad edilebilecek yeni bir kadroya. siyasi tecrübeleri ve askerlik kabi­ liyetleri bakımından da İmparatorluk içinde bir denge unsuru olabilirlerdi. İslâm tarihinde ilk defa Türk kumandanları­ nın Halife'nin yanında seferlere katıldığı. devletin idari ve siyasi ma­ kamlarını paylaştılar. İhtilâlle beraber Arap1ar ve bilhassa Suriyeliler için hâkimiyet devri sona ermiş oluyordu. Halife Mansur olmuştur. özellikle doğu eyaletleri halkı ve Horasanlılar. yalnız basit bir hükümet darbesi ve bir hânedan değişmesi değil. Hilâfet ordusu içerisinde sayı ve nüfuz itibariyle çok önemli bir yer işgal etmişlerdi.

Aşnas. Türk askerlerinin ordunun diğer kısımlarından ayrı kalmasına özel bir itina gösteriyordu. h ürkleri ordu­ nun diğer kısımlarından bu üniformaları ile ayırıyordu. Halk. itaatte kusur etmemeleri ve kudret sahibi olmaları. (26) Halife Mu'tasım. İnak ve Boğa el-Kebir hep Halife Me'mun devrinde temayüz etmişlerdi. Bu arada Türk­ ler hakkında. (27) Mu'tasmrın Halife olması üzerine. Türk askerlerine kumandan olarak geldikleri bölge­ lerin asilzadeleri tâyin ediliyordu. Türkler'den meydana gelen süvari birlikleri. açıktan açığa Türkler'e karşı gelemiyor ise de. Türkler. Halife oJduktan sonra ilk icraatmdan itibaren ordu­ nun başına ve devletin mühim siyasi ve idari görevlerine pek az istisnasiyle daima Türkler'i getirmiş ve bütün önemli faaliyetlerini Türk­ ler vasıtasiyle başarmıştır. onların Halifele­ rin muhafız birliklerini meydana getirmede esas sebebi teşkil ediyor­ du.Türk kumandanlarjnın görevlendirildiği görülmektedir. Bunlar ordunun diğer kısımlarından çok üstün idiler. Halifeye oldukça sert ve acıklı müracaatlar da yapılı­ HORASAN'DAN ANADOLU'YA 31 . Hilâfet ordusunun en seçkin sınıfını meydana getiri­ yordu". İbn Havkal'ın bildirdiğine göre. Bu şekilde Türkler'le devamlı olarak birarada yaşayan Mu'tasım. (25) Bu siyasete Halife Mu'tasım zamanında daha etkin bir şekilde devam edildi. Türkler'in askeri hayata istidatları. Halifenin de müsamahasından istifade ederek Bağdad'ı adeta bir talim sahası haline getirmişlerdi. kenar mahallelerde Türkler'e sal­ dırmaktan ve hattâ öldürmekten de geri durmuyordu. Afşin. "Abbâsi Halifeleri muhafız birliklerini meydana getirmek için Maverâünnehlr'den Türk askerleri getirttiler. Türkler'in ordu içindeki sayı­ larının ve nüfuzlarının kısa zamanda büyük ölçüde artması ve onlara ordu içinde özel bir muamele yapılması. Onlara ipekli ve işlemeli elbiseler giydiriyor ve sırmalı kemerler bağlatıyordu. umumi bir hoşnutsuzluğun meydana gelmesine sebep olmuştu. Mu'tasım. Esasen Me'mun'un Hilâfeti sırasında Türkler'den ordu teşkil etmek görevi Mu'tasım'a verilmiş ve Türk birlikleri hep Mu'tasım’ın maiyetinde bulundurulmuş idi. Me'mun'un ölümü üzerine Türkler'e dayanarak Hilâfeti ele geçirmiştir. Müteakip yıllarda siyasi ve askeri sahalarda önemli roller oynayacak olan Türk kumandanları.

Ayrıca Bağdad'ın tefessüh etmeğe başlamış olan içtimai havası Türkler'in saf bozkır ahlâkını da bozmağa başlamıştı. Afşin. Şeh­ rin en güzel yerlerine onlar iskân edilmişlerdi. diğer bir deyişle "İslâm İmparatorluğunda Türkler'in İktidar Devresi" başlamış olu­ yordu. Vasif el-Türki ve İnak gibi Türk kumandanlarına ayrı ayrı araziler tahsis olunmuş ve maiyetleri ile birlikte oralarda yerleşmeleri sağlanmıştı. Türkler'in diğer unsurlarla karışmamalarına özel bir dikkat gösteriliyordu. Aşnas. 835 yılında Bağdad'ın kuzeyinde. İlk fetihlerden itiba­ ren İslâm ordularının en fazla faaliyet gösterdikleri bölgelerin başın­ 32 Oğ u z ÜNAL . Sâmerrâ'nın kurulmasına sebep olan Türkler. İslâm devletinin askeri siyasetinde ve kadrolarında meydana gelen değişiklikleri bu şekilde görmüş oluyoruz. Türk birlikleri kendi kışlalarını. (30) Abbâsiler'in iktidara gelmesinden sonra. Türkler'in İslâm İmparatorluğu içindeki nüfuzlarının ne derece tesirli olduğunu açıkça göstermektedir. başkent Sâmerrâ dışında. daha Halifeliğinin ikinci yılında. süsleme ve resim sanatı­ nın derin izleri vardı. saraylarda. Mu'tasım. başta muhafız birlikleri olmak üzere bütün devlet dairelerini bu yeni şehre nakletti. muhafız birlikleri ile birlikte Hilâfet merkezini Bağdad'dan başka bir yere nakletmeğe karar vermiş ve bir yer aramağa başlamıştı. bütün ihtiyaçlara cevap verecek durumda olmalarına önem veriliyor ve Türkler'in diğer unsurlarla mümkün mertebe temasa geçmemelerine gayret gösteriliyordu. Bağdad'da olduğu gibi burada da özel ve itinalı bir muameleye mazhar olmuşlardı. Türkler'in oturdukları mahallelerin. (28) Sâmerrâ. çeşitli Türk ülkelerinden kızlar getirtiliyordu. Bu değişiklikler. tam manâsiyle Türkler'in ihtiyacına ve zevkine göre kurulmuş bir şehirdi. Artık "Sâm errâ Devri". çarşılarını ve sosyal tesislerini bizzat kendileri inşa ediyorlardı. Böylece Hilâfet merkezi resmen Sâmerrâ'ya nakledilmiş oluyordu. en açık olarak Suguur vilâyetlerinde de görülmektedir. (29) Hilâfet merkezinin Bağdad'dan Sâmerrâ'ya nakli.yordu. Hattâ Türk­ ler'in yabancılarla evlenmelerini önlemek maksadiyle. kışla ve garnizonlarda Türk yapı. Binalarda. Hakan Urtuc. Dicle nehri kıyısında bir yer tesbit edildi ve bir yıl sonra da 836 yılında tesbit edilen yerde Sâmerrâ adiyle yepyeni bir şehir kuruldu ve Halife.

" Bu rivayetten de anlaşılacağı gibi. Anadolu içlerine akın yapm akû idiler. Türkler zırh giyiyorlardı ve gözleri hariç diğer yerleri zırhla örtülü idi. E lçi heyeti gelince. Türk­ ler'e saf yapmalarını emretti. fetih. "Hind hükuındarı Halife Hârun el-Reşid'e çeşitli hediye­ ler getiren bir elçi heyeti gönderdi. (32) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 33 . (31) Suguur ile alâkası olmasa bile. Onlar da iki saf meydana getirdiler.da Bizans ile olan hudut hattı yani uçlar gelmektedir. Halifenin bu derece itima­ dını kazanan Türkler'e elbette devletin en önemli askeri bölgesi olan "El-Avâsım"da da görev verilmiştir. saray muhafızlarını Türkler'den teşkil etmiştir. Emevi hânedanının son zamanlan ile Abbâsiler devrinde. Halife Hârun el-Reşid. uçlardaki gazalar devam etmiştir. Halife. Abbâsiler'in ilk devirlerinde Halifelerin Türkler'e karşı gösterdikleri itimadı ortaya koyması bakı­ mından bkd ei-Ferid'de kaydedilen bir rivayeti burada zikretmek te faydalıdır. hareketinin yavaşlamasına ve hattâ giderek duraklamasına rağmen. Uçlara yerleş­ miş bulunan birlikler hemen her yıl.

B i­ zans'a yapılan sefer ve gazalarda Türkler faal bir rol oynamışlardır. Halife Hârun El-Reşid'in ölümünden sonra oğulları Emin ile Me'mun arasında ortaya çıkan iç harp. A M O R İO N S E F E R İN D E T Ü R K L E R Bizans İmparatorları. İslâm İmparatorluğunun iç karışıklıklarından istifade ederek. B İZ A N S G A Z A L A R IN D A T Ü R K L E R Abbâsiler devrinde Halife Me'mun ile başlayan Hilâfet ordusun­ daki Türk askerlerinin sayılarını artırma siyaseti. dini bir borç olarak kabul ediyorlar. Theophilos'a elçiler göndererek. Bizans'ın tarihi emellerini gerçekleştirmek sevdasına düştü. Fakat. Halife Mu'tasım devrinin ilk zamanlarında İslâm-Bizans hudut­ larında sükunet devam etmişti. ordu içinde hâkim duruma geldikten sonra. Bizans'ın Frikya hânedan'ından İmparator Theophilos. İmparator'u Halife'ye karşı müştereken 34 OĞUZ ÜNAL . Halife'nin Babek isyanını bastırmakla meşgui olduğu. kısa zamanda Türkler'in Hilâfet ordusunun esas unsurunu teşkil etmeleri sonucunu do­ ğurmuştur. onu takip eden karışıklıklar ve nihayet uzun zamandan beri Azerbajy'can havâlisine hâkim olan ve gittikçe büyüyerek nüfuz sahasını güneye doğru genişleterek İslâm İmpara­ torluğu için çok tehlikeli bir hal alan Babek isyanı. A fşin'­ in kuvvetleri tarafından çok zor bir durumda bırakılan Babek. Heraklios devrinde Araplar'a geçen Suriye ve Filistin'i Müslümanlardan geri almayı. Bu şekilde Türkler. A.2. bütün kuvvetlerini Türk komutanların­ dan Afşin kumandasında bu asi üzerine gönderdiği bir sırada. bunu gerçekleştirmek için fırsat bekliyorlardı. siyasi ve idari sahalarda da ağırlıklarını hissettirmeğe başladı­ lar. isyanın lideri Babek'in Bağdat'a karşı birlikte hareket teklifi Bizans'ta çok müsait karşılanmıştı. Halife Me'mun'un son yılları ile Halife Mu'tasım devrinde.

Buralardaki Müslümanları. Seruc (bugün­ kü Suruç)'dan hareketle Derb El-Hades üzerinden Bizans toprak­ HORASAN'DAN ANADOLU'YA 35 .000 kişiden fazla bir ordu ile IslâmBizans hududunu çiğnedi ve Kilikya'ys girdi. Halife Mu'tasım'ın maiyetin­ deki birliklerin öncü kolları Türk kumandanlarından Aşnas’ın. Bizans İmparatorluğu'nun önemli şehirlerinden oian ve İmparator'un mensup olduğu ailenin yaşadığı Amorion (İslâm kaynaklarında Amuriye) üzerine sefere çıktı. o kadar vahşice olmuştu ki. Ordunun ikinci kısmına kumanda eden Afşin. Babek gailesini bertaraf ettikten sonra büyük bir ordu ile 838 yılında. öncü kuvvetleri komutanı olması hasebiyle Aşnas'a verilmişti. Ayrıca Bizans ordusu hakkında bilgi toplamak ve zahire temin etmek vazifeleri de Aşnas'a havâle olunmuştu. kendisini tutamayarak gözleri yaşarmış ve intikam almağa ye­ min etmişti. Halife Mu'tasım. gözlerini oydur­ mak. İki koldan Bizans topraklarına giren Hilâfet ordusunun. Bizans'a karşı yapılan İslâm seferleri içinde önemli bir yeri olan Amorion seferinin başarı ile neticelenmesinde Türkler'in payı büyüktür. Afşin'in emrindeki diğer ordu birlikleri de hemen hemen tamamına yakın Türkler'den meydana geliyordu. ordunun güvenliği­ ni temin etmek vazifesi. Malatya tarafından Anadolu'ya giren ikinci kısmına ise Türk kuman­ danlarından Afşin kumanda ediyordu. Bu uzun ve aynı zamanda düş­ man arazisinde geçecek olan yolculuk esnâsında. Yirmi beş bin esir ile ve muazzam bir zafer alayıyla İstanbul'a döndü. artçı kuvvetleri Boğa El-Kebir'in ve sağ kanat kuvvetleri de Inak’ın ku­ mandası altında idiler. (33) 19 Haziran 838'de Tarsus'tan hareket eden Halife kumandasın­ daki ordunun ilk hedefi Ankara idi.harbe davet etmişti. Mu'tasım'ın doğduğu şehir olan Zibatra (bugünkü Doğanşehir) ve havâlisini yakıp yıktı. çok metin bir adam olan Halife Mu'tasım bile. Yapılan zulüm. Tarsus ve Gülek Boğazı yolu ile ilerleyen esas kısmına bizzat Halife. Bu davet üzerine İmparator Theophilos 837 yılında harekete geçerek 100. vücudlarmı kızgın demirlerle dağlamak gibi vahşiyane işkence­ lerle öldürttü. çocuk ayırmadan. Ayrıca bu sefer bütün İslâm dünyasında çok geniş akis­ ler uyandırmıştı. Bu kumandanların maiyetlerindeki birliklerde tamamen Türkler'den müteşekkildi. kadın. olaylar kendine anlatılır­ ken.

Kaynaklar bu muhasarada Türkler'in 36 Oğ u z ÜNAL . Eskişehir'de Amorion'un müdafaası için kuvvetler gönderdik­ ten sonra Halifeyi karşılamak ve tehlikeyi bertaraf etmek gayesiyle orta. Bir haftalık yolculuktan sonra Amorion önlerine gelen Abbâsi ordusu. sağ cenahda Afşin ve sol cenahda da Aşnaş bulu­ nuyordu. 1 Ağustos'ta şehri muhasaraya başladı. Şiddetli bir şekilde başlayan muharebenin ilk safhası Bizans­ lIlar lehine gelişince. Islâm ordularınm ülkesine karşı harekete geçtiğini öğrenen B i­ zans İmparatoru Theophilos. Fakat bu sırada ikinci bir ordunun doğudan ilerlediğini haber aldı. Ancak bu sırada başlayan yağmurun yay kirişlerini gevşetmesi ve karanlığın basması üzerine. öğle­ ye doğru. Bizans Anadolu'su kendi kaderi ile ve Türkler'le başbaşa kaldı. İm­ paratorun yanında kalan sadık kumandanları ve az sayıdaki kuvvet­ ler. Daha önce tesbit edilen plân gereğince Halife ile Ankara'da buluşacaktı. Kızılırmak sahilindeki' Bizans ordugâhına ulaşınca. önce bu tehlikeyi bertaraf etmek arzu­ suyla Afşin'in üzerine yürüdü. Bu şekilde. Afşin'in birlikleri tarafından kuşatıldı. Halife.larına girerek. İmparator. . Bir kaç günlük bir istirahatten sonra ordu yeniden tanzim edildi. ordunun süvari grubunu meydana getiren Türkler'in şid­ detle taarruza geçmeleri ve ilerlemekte olan Bizans ordusunu müthiş bir ok yağmuruna tutmaları. Anadolu'ya hareket etti ve Kızılırmak sahilinde karargâh ku­ rarak İslâm ordularını beklemeğe başladı. Şim di merkezde Halife Mu'tasım. ku­ mandanları arasında şehrin etrafını çeviren suru taksim ederek birliğin hücum edeceği kısmı gösterdi. Anadolu içlerinde ilerlemeğe başladı. Bizans İmparatoru ile Afşin'in ordu­ ları bugünkü Kaz-Ova'da muhtemelen Temmuz ayı başlarında kar­ şılaştılar. Halife ile Afşin'in birlikleri Ankara'da buluştular. orada bulunan Bizans kuvvetleri de dağıldılar. Bu ordu Afşin'in kuman­ dasındaki ordu idi. muharebenin kaderini değiştirerek B i­ zans ordusunun saflarının karışması ve dağılmasına sebep oldu. 838 Mayıs'ında İstanbul'dan hareket etti. Nihayet 12 Ağustos'ta İslâm ordusu şehre girdi. İmparatorun mağlubiyet haberi. İmparatorun da İstan­ bul'a dönmesi üzerine. Afşin'in ön saflarında bulunan Arap ve Ermeni birlikleri yavaş yavaş gerilemeğe ve hattâ kaçmağa başladılar. İmparator vC yanmdakilier hayatlarını güçlükle kurtarabildiler ve gece karanlığından istifade ile kaçtılar.

ve özellikle Afşin'in birleklerinin temayüz ettiğini belirtirler. (34) Bu sefer, Müslüman Türkler'in Anadolu içlerine ilk girişi idi...

B. A M O R İO N S E F E R İN D E N SO N R A Y A P IL A N B İZ A N S G A Z A L A R IN D A T Ü R K L E R Amorion'un fethinden sonra İslâm-Bizans mücadeleleri daha ziyade karşılıklı akınlar şeklinde devam etmiştir. Her iki taraf da bir fetih siyasetinden çok küçük akınları tercih ediyordu. Bunda iki İmparatorluğun dahili durumlarının büyük payı vardır. Halife Mütevekkil'den itibaren Abbâsi Halifelerinin Türkler ile mücadeleye girişmeleri ve uzun süre tahtta kalamamaları, Bizans'a karşı eskiden olduğu gibi geniş bir askeri harekâta girişmelerini, hatta Halife'nin sefere çıkmasını önlüyordu. Bizans imparatorları ise, Aglebiler'in Sicilya ve güney İtalya'ya karşı giriştikleri fütuhatı durdurmakla meşgul idiler. Suguur şehirlerindeki İslâm garnizonları, umumiyetle yaz aylarında, Bizans hudut garnizonlarının kuvvetlenmesini önle­ mek, İslâm ülkesine karşı taarruza geçmelerine mani olmak ve gani­ met ele geçirmek için hemen her yıl Bizans'a akınlar yapmakta idiler. Suguur vilâyetlerindeki kuvvetlerin Anadolu içlerine yaptık­ ları bu devamlı akınlara karşılık Halifeler artık şahsen seferlere hiç katılmıyorlardı. Ancak bazan merkezden bazı kuvvetleri yardım için Anadolu'ya akına gönderiyorlardı. (35) Halife Mütevekkil, Türkler ile arasının bozulması üzerine Dımâşk'a geldi, fakat orada da istediği huzur ve emniyeti bulamayınca tekrar Sâmerrâ'ya döndü ve Boğa El-Kebir'i Ucda bırakarak, B i­ zans'a karşı sefer yapmasını emretti. Halife Mütevekkil bu hareke­ tiyle, Bizans seferini değil, Boğa'nın merkezden uzak kalmasını sağlamayı düşünüyordu. Halifenin emri üzerine 858 Ağustosunda harekete geçen Boğa El-Kebir, orta Anadolu'da Ankara yakınların­ daki Samalu'yu fethetti. Boğa'nın bu tarihten sonra Anadolu'daki faaliyetine dair kaynaklarda bilgi yoksa da, onun bundan böyle muhtemelen Suguur'da kalarak gazâlara katıldığı anlaşılmaktadır. Halife Mütevekkil'in katlinden sonra Hilafet mkamına geçen Muntasır, kısa süren Halifeliğinin son aylarında Türk kumandanla­ rından Vasif El-Türki'yi Bizans'a karşı sefere memur etti. Bu sefer de aynen Boğa'nın seferinde olduğu gibi, Vasif'in merkezden uzak­

HORASAN'DAN ANADOLU'YA

37

laştırılmasını temin etmek amaciyle tertip edilmişti. 15 Haziran 862'de Sâmerrâ'dan hareket eden Vasif eî-Türki, Temmuz başlarında Bizans ülke.sine girdi. Halife, bu sefer esnasında Vasif'e yazdığı mek­ tupta, seferin sonunda merkeze dönmemesini, dört sene Suguur'da kalarak Bizans'a gazâ yapmasını emrediyordu. Ancak Halife Muntasır'ın ölüm haberini Suguur'da alan Vasif'in seferden sonra derhal merkeze döndüğü anlaşılıyor. Bu sırada Hilâfet merkezinde taht mücadeleleri ve siyasi entri­ kalar devam ederken uçlarda da Bizans'a karşı gazâlar eksik olmu­ yordu. Hilâfet merkezinde bulunan Türk kumandanları iktidar kavgaları ile meşgul olurlarken, Suguur'da bulunan Türk kumandan­ ları da, siyasi entrikalardan uzak, Anadolu'ya akınlarına devam ediyorlardı.(36)

C. T A R S U S E M İR İ Y A Z M A N 'IN B İZ A N S G A Z A L A R I Halife Mu'temid devrinin sonlarına doğru, Tarsus emiri olan Türk kumandanı Yâzmân'ın Bizans gazâları, İslâm İmparatorluğu'nun Bizans'a karşı taarruzi harekâtının son safhasını teşkil eder. Yâzmân'ın Tarsus'a ne zaman geldiği ve bu zamana kadarki askeri ve siyasi faaliyetleri hakkında bilgimiz yoktur. Yalnız 882 yılında Eylül ya da Ekim aylarında Ahmed b. Tolun'un kumandanı Halef el-Fergani tarafından hapsedildiğini, kısa zaman sonra Tarsus halkının onu hapisten çıkararak H alefe cephe aldığını, bunun üze­ rine Ahbed b. Tolun'un Adana'ya kadar geldiğini, fakat Tarsus üzerine yürümeyerek geri çekildiğini ve bu tarihten sonra da Yâzmân'ın Tarsus'ta yarı müstakil bir emir olarak hüküm sürdüğünü kaynaklardan öğreniyoruz. 882 yılında Tarsus emiri olduğu anlaşı­ lan Yâzmân'ın bu tarihten önce Suguur'a gelmiş ve askeri icraatda bulunmuş olması icabeder. İmparator I. Basilaios devrinin sonlarıyla, V I. Leon devrinin başlarında, Bizans'ı en fazla tâciz eden İslâm kumandanı hiç şüphe­ siz Yâzmân idi. Kara ordusunun yanında ufak bir filo kurup kara­ dan ve denizden Bizans'ı tehdit eden Yazman, Tarsus'ta idareyi ele geçirdikten sonra, hemen hemen her sene gazaya çıkıyor, esir ve ganimetlerle Tarsus'a dönüyordu.

38

Oğ u z ÜNAL

Yâzmân'ın Bizans'a karşı son seferi 89m yılındadır. Türk kuman­ danlarından Ahmed b. Togan'ın Tarsus'a gelerek maiyetine girmesiy­ le kuvveti artan Yâzmân, emrindeki ordu ile 891 yılı Ekim ayında Tarsus'tan hareketle Salandu'yu kuşattı. Muharebe sırasında kaleden mancınıkla atılar bir taş Yâzmân'ı ağır bir şekilde yaralayınca, İslâm ordusu geri dönmek zorunda kaldı. Sedye içinde askerlerinin omuzunda taşınan Yâzmân, 22 Ekim 891'de yolda vefat etti. Nâşı Tarsus'a getirilerek Bâb El-Cihâd'da defnedildi. Yâzmân, Bizans'a karşı yapılan gazâların zayıfladığı bir sırada Tarsus'ta bulunan ve ekseriyetini Türkler'in teşkil ettiği gazilerin başında Bizans gazâlarına yeni bir hız vermiştir. Karadan ve deniz­ den yaptığı akınlar neticesinde, herhangi bir kale ve şehrin kesin olarak Müslimanların eline geçmemiş olmasına rağmen, bilhassa uc bölgelerine yeni bir canlılık getirmiş ve Bizanslılar'a ağır kayıplar verdirmiştir. Bizans İmparatorluğunun başına Makedonya sülâlesinin geçmesi ile, tarihinin en kudretli devirlerinden birisini yaşadığı bir sırada, kazanılmış olan bu başarılar Yâzmân'ın askeri kudretini ortaya koymaktadır. Onun ölümünden sonra Suguur'dan Bizans'a yapılan taarruzlar giderek zayıflayacak ve artık taarruz sırası Bi­ zans'a gelecekti. (37)

D. B İZ A N S 'IN K A R Ş I T A A R R U Z A G E Ç M E S İ İki buçuk asır kadar devam eden İslâm-Bizans mücadeleleri sırasında Türkler Anadolu'da tam manâsiyle müstakil bir devlet kurmuş değillerdir. Anadolu'ya fatih olarak değil, Halife'nin asker­ leri olarak gelmişlerdir. Aynı zamanda Anadolu'da bir değil, bir kaç Türk imareti mevcuttu. İmaretlerin teşkilâtı, Abbasi İmparatorlu­ ğunun vilâyet teşkilâtının aynıdır. Resmi dil Arapça idi. (38) İslâmlar ile BizanslIlar arasında cereyan eden devamlı savaşlar sonunda Anadolu'da Rum nüfusu, yüzyıllar geçtikçe biraz daha azaldı. Nüfus kıtlığından zor duruma düşen Bizans, Balkanlar'dan getirtttiği Hıristiyan ve Şamani Peçenek, Kuman ve Uz gibi Türk uluslarını Suguur'da savaşan Müsliman Türkler'e karşı Bizans sı­ nır vilâyetlerine yerleştirmek yoluna gitti. Bu gayrı müslim Türk­ ler, Bizans sınırını yüzyıllarca Müsliman mürkler'e karşı savundu­ lar. (39)

HORASAN'DAN ANADOLU'YA

39

BizanslIlar, 928 yılında insiyatifi ele alarak karşı taarruza geçtiler. Erzurum ve çevresini Müslimanlardan geri aldılar. 934'de Suguur vilâyetlerinden Eyalet-i Cezriye'nin merkezi olan Malatya, kahramanca bir savunmadan sonra, Bizans'ın eline düştü. Bütün gay­ retler boşa çıktı ve bu mühim topraklar bir daha Bizans'tan geri alınamadı. (40) Bu sırada Bizans, Makedonya hânedanının idaresinde, tarihinin en kudretli devrilerinden birini yaşıyordu. 948'dc BizanslIlar, Maraş'ı da Müslimanlardan geri aldılar ve bu şekilde, Müslimanları A h ırMalatya-güney-doğu Toroslar zincirinin güneyine kadar geri atmış oldular. Bizanslılar, bir hamlede doğu ve güney-doğu Anadolu'nun en büyük kısmını geri almışlardı. Bu tarihten sonra Müslimanların bazı muvaffakiyetleri görüldü ise de, bunlar tamamen mevzii vakıa­ lara münhasır kaldı ve Bizanslılar, Selçukoğulları'nın Yakın Doğg'ya inmelerine kadar, bu üstün vaziyetlerini muhafaza ettiler. İmparator Nikeforııs Fokas, G irit ve Kıbrıs'ı Müslimanlardan geri aldığı gibi, Gazianteb'i de işgâl fetti; hattâ İslâm dünyasının en büyük şehirle­ rinden biri olan Haleb'e girip şehri yağma etti. (41) Bizanslılar, 964'te Adana, Misis ve Tarsus'u da alıp Müslimanları Klikya'dan attılar. Yüz binlerce Müsliman, Arap ülkelerine göçtü; kalanların bir kısmı da Hıristiyan oldu. Çünkü İslâm ülkelerinde milyonlarca Hıristiyan serbestçe yaşadığı halde, Hıristiyan ülkele­ rinde Müsliman azınlığa müsamaha edilmiyordu. 966'da Bizansılar, Diyarbakır, Antakya, Halep civarına kadar geldiler. 969'da Antakya Bizans'ın eline düştü. Bu mühim-başarılardan sonra Bizanslılar, Van gölüne ulaştılar ve bu bölgelerdeki Müslimanları da kovdular. 973'te BizanslIlar, İslâm dünyasının en büyük şehirlerinden birisi olan Diyarbakır'ı bile muhasara ettiler, fakat Müslimanların büyük bir feragat ve kahramanlıkla müdafaa ettikleri bu şehri alamadılar. Bunun üzerine Bizanslılar, güney-batıya döndüler; Humus, Baalbek, Beyrut gibi bazı şehirleri alıp Akdeniz'in doğu kıyılarına ulaşmış oldular. (42) Bundan sonra Müslimanlar, Bizans'ı çok kanlı savaşlardan sonra binbir güçlükle Lübnan ve Suriye'nin mühim şehirlerinden çıkarabildiler. Fakat Bizans işgali, Van gölü bölgesinde devam etti. 933'te Erciş ve Malazgirt, 103Q'da Urfa Bizanslılar'ın eline düştü. Van golünün kuzeyindeki Ermeni ve Gürcü ülkelerindeki krallıklar,

40

Oğ u z ÜNAL

(46) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 41 .Miisliman tâbiiyetinden çıkarak Bizans'ı metbu tanıdılar. (44) jşte Oğuzlar. Vaktiyle 100. Anadolu'da Müslimanların elinde ancak Diyarbakır. (45) Bu devrin en bariz hususiyeti. Bitlis. İs­ lâm âlemi'nin Bizans karşısındaki durumu bu idi. Bununla beraber. Hakkâri bölgeleri yani en güney-doğu Anadolu kalmıştı. Suguur vilâyetlerine ait olan toprakların çoğunu işgal etmişti. (43) İkibuçuk asır devam eden bu savaşlar sonunda 11. Mardin. uzun ve kanlı mücadelelerle Bizans Anadolu'sunu zaafa uğratmışlar. Diyarbakır'daki Mervâni'ler. yüzyıllar süren Müsiiman akınları Ana­ dolu'yu geniş ölçüde hırpalamış idi.000 atlı çıkaran Suguur vilâyetleri mahvolmuştu. Suguur vilâyetlerinde çarpışan bu Murabıt Türkler. Yakın Doğu'ya müdahale etmek üzerelerken. Azerbaycan'daki Müsâfiri'ler gibi Müsiiman devletleri bile Bizans tarafından haraca bağlanmış­ lardı. cihâdlardır. Anadolu'yu geniş ölçüde hırpala­ mışlar ve yarım asır sonra soydaşları olan Müsiiman Oğuz Türkleri tarafından vuku bulacak olan Anadolu fütuhâtına müsait bir zemin hazırlamışlardır. Allah yolunda cihâd etmek üzere Suguur'a gelen yüzbinlerce mücâhit Türk'ten eser kal­ mamıştı. Van gölünün doğusuna ve Kafkas dağlarına kadar ulaştı. yüzyılın baş­ larında Bizans. Bu suretle Bizans hâkimiyeti. Siirt.

Malazgirt. yüzyılın başında bu ucu gezmiş olan İbn Havkal. Antakya ve Adana idi. Bu ucun mer­ kezi Malatya idi. Göynük ise üçüncü derecede müstahkem mevkiler idi. Erciş ve Kemah idi. Rey. Fustat ve Dimaşk gibi birinci derecedeki İslâm şehirlerinden sonra gelen Buhara. Meyyafarikin. Erzen (bugünkü Garzan civarında) bu ucun ikinci derecedeki şehirleriydi. UÇLARIN T EŞK İLA T I VE UÇLARDA HAYAT Yukarıda İslâmlar elinden çıkıp Bizans'a geçtiğini gördüğümüz. Amid. İbn Havkal. 3. (47) Çok münbit ve mahsuldar olan uc ülkeleri aynı zamanda büyük ticaret yollarının uğrakları idiler. Fırat kenarındaki Samsat. Harput. Arap müelliflerinin "Suguur" ya da "El-Avâsım" adıyla andıkları " U c " ülkeleri üç kısma ayrılmıştı: 1.3. bu şehrin de doğunun büyük ve mamur şehirlerinden olduğunu söylüyor. Ahlat. Murad suyu kenarındaki Arsamosat.i Ş A M İY E (Ş A M Y A DA S U R İY E UCU).EY A LET . Aynzarba. Kuzey doğu Anadolu (Karadeniz kıyıları hariç) ile güney Kafkasya'nın en büyük bölümünü içine almak üzere genellikle Doğu Anadolu’da kurulmuş olan bu ucun en mühim şehirleri Kalikala (yani eski Erzurum) ile Bitlis. diğer eserlerden biz Tarsus'un Bağdad. 10. İbn Havkal'm bu rivayeti mübalağalı olsa bile. Maraş. Nişabur.-] C E Z R İY E (E L . Adıya­ man.e y a l e t . Musul ve Haleb şehirleri ayarında olduğunu söyleyebiliriz. 2. Bu ucun merkezi Tarsus idi. İlk zamanlardanberi mevcut olan şark ile garp arasındaki kara yollarının mühim bir kısmı buralardan 42 OĞUZ ÜNAL . bütün şarkta bu azamette pek az şehir gördüğünü ve şe­ hirden her zaman yüz bin atlı muharibin çıkmakta olduğunu zikre­ der. Bu ucun ikinci derecedeki şehirleri Misis.C E Z İR E UCU). Haruniye.E Y A L E T İ E R M E N İY E (E R M E N İY E UCU).

Kesif bir nüfusu besleyen bu şehirler. (48) İrili ufaklı 200 kadar şehir ve kaleyi ihtiva eden uc ülkelerinin nüfusu birkaç milyondan fazla tahmin olunabilir. Uçtaki şehirler hem istihsal yapıyorlar ve hem de ticaretle uğraşıyorlardı. yalnız mücâhidlerin ve murabıtların de­ ğil. buradaki medreselerde tâbiatiyle dini ilimler ve bilhassa hadis ilmi diğerlerinden daha kuvvetli ve yaygın idi. Bu mutasavvıflar içinde İbrahim İbn Ethem El-Belhi ve Abd Allah İbn Mübarek gibi bütün Müslimanların son derece kıymet verdikleri şahsiyetler mevcuttu. Tövbe eden günahkârların bir kısmı da din uğrunda muharebe yaparak günahlarını affettirmek için uca gelir­ lerdi. bilhassa 9. Bundan başka her taraftan zahitler ve dindarlar uca gelerek gazâ farizasını yapmak ve fazla sevap kazanmak için cihâda iştirak ederlerdi. mutasavvıf ve fakihlerin ve diğer yazar ve ediplerin adlarını ve hayatlarını eski vekayinalerdcn ve hâl tercümesi kitaplarından alarak burada saymağa kalksak. Yalnız Tarsus'ta yetişen muhaddislerin sayısı yüzden fazladır. Antakya. aynı zamanda bir deniz ticaret filosuna da mâlik bulunuyor ve doğu Akdeniz'deki diğer memleketlerle de ticaret yapıyordu. yüzyıldan itibaren. Meyyafarikin. Horasan ve Türkistan diyarlarından pelen gazilerdi ki. bunların büyük ekseriyetini Türkler teşkil ediyordu. Ucda yetişen veyahut hariçten gelerek buraya yerleşen âlimlerin. Bu sebepten dolayı büyük ve zengin şehir­ ler ve kasabalar meydana gelmişti. Bunlardan Şam. Fakat uçtaki mücâhid ve murabıtların en büyük kısmı. Uc halkının esas vazifesi din uğrunda savaş olduğu için. Amid. Misis. (49) Bu mücâhid ve murabıtların şehit olmak veya ecelleri ile ölmele­ ri suretiyle azalmaları da söz konusu değildi. Daimâ muharebe­ ye hazır yüz bine yakın mücâhid çıkaran uc halkı her vakit harp hayatı yaşarlardı. aynı zamanda müstahsillerin ve tüccarların da karargâhı olmuştu. muhaddislerin. yani Suriye ucu. Erzen ve Kalikala yani eski Erzurum idi.geçmekte idi. Bundan başka uc şehirlerinin mühim bir kısmı İslâm ilim ve edebiya­ tı tarihinde meşhur olan pek çok şahsiyetin de doğup yetiştikleri ve yaşadıkları yerlerdi. Bununla beraber şark edebiyatının iftihar edeceği şahsiyetlerden Kalikalalı Ebu Ali El-Kali ile Meyyafarikin'li Abd El-Rahim İbn Nubata ve büyük şair Misisli Ebu '1-Abbas El-Nami gibi zatlar da uçtan yetişmişlerdi. İkinci sırada ise muta­ savvıflar yer alıyordu. Muhtelif cins ve soylara mensup olan bu mü­ nevver zümrenin toplandıkları en mühim kültür merkezleri Tarsus. Malatya. sayfalar doldurmak icap eder. Çünkü devamlı olarak HORASAN’DAN ANADOLU’YA 43 .

4) muhtelif zenginlerin bağışları. 3) muhtelif İslâm ülkelerinde uc gazileri için yapılan vakıflardan gelen gelirler (Bu vakıflar Mekke ve Medine için yapılan vakıflar kadar mühim bir yekuna ulaşmış idi). Bu sayede uçta yüz bine yakın mücehhez büyük bir ordunun bütün ihtiyaçları temin olunabiliyordu. Diğer bir deyişle uçlar. 5) İslâm hükümdarlarının ve bilhassa Halifenin yardımları. bir nevi askeri cumhuriyet idiler. bilhassa Horasan ve Türkistan'dan gelen yeni mücâhidler ve murabıtiar eksilenlerin yerlerini dolduruyorlardı. (52) 44 Oğ u z ÜNAL . Suguur beyleri. içlerinden birini başbuğluğa seçiyorlar ve tasdikine sunmak üzere Halifeye bildiriyor­ lardı. (51) Suguur beylikleri hiç bir zaman muayyen ailelerin elinde kalmı­ yordu. Uçtaki mücâhid komutanları toplanarak. bazan da "m elik" ve hattâ "sultan" unvanını bile taşırlardı.İslâm ülkelerinden. bazan "em ir". 2) Uc bölgele­ rinin ticaret gelirleri. (50) Hariçten gelen mücâhidler ile devamlı olarak takviye olunan uc ordugâhlarının başlıca geçim ve gelir kaynakları şunlardı: t ) Bizzat uc bölgelerinin ziraat ve zanaat bakımından istihsali. kendi adlarına para bastırırlar.

yani Klikya bölgesi. Gelenler de çok defa yollarda sefaletten perişan olup dağılıyorlar. Mısır'a ve Suriye'nin çoğuna hâkim olan Ihşitoğullan hükümeti Afrika'dan ikide birde gelmekte olan Fatimi orduları ile uğraştığından uca yardım etmek imkânını bula­ mıyordu. Irak ve El-Cezire ümerâsını tedip ettikten sonra 900 yılında uca gel­ miş ve Tarsus büyüklerini tevkif ettikten başka ucun harp donanma­ sını da yaktırmıştı. Bu yüzden ıramdanh emirleri El-Cezire ve Ermeniye ucunu iyi müdafaa edemediler. yahut geç­ mekte oldukları memleketlerin hükümdarlarının siyasi ihtiraslarına H O R A S A N 'D A N A N A D O L U ’Y A 45 . İstiklâl kazanmış olan muhtelif bölgelerin emirlerini zorla kendine itaat ettirmek isteyen Halife El-Mu'tadıd. asayişsizlik zenginlerin yardımla­ rını azaltmış. İşte bu ve benzeri siyasi olaylar muhtelif ülkelerdeki uc vakıflarını da inkıraza şürüklemiş. bjrbirleri ile mücadele eden İslâm hükümdarlarının uçlara maddeten ve nakten yapmakta oldukları yardımların tamamen kesilmesine sebep olmuştur. Yalnız Şam (Suriye) ucu.4. yüzyılda cereyan etmiş olay­ larda aramak gereklidir. UÇLARIN İNHİTATI Bizans İmparatorluğuna karşı iki asır kadar muzafferiyetle ve galibiyetle mücadele ve mukavemet etmiş olan uclarm düşmesinin ve Bizans'm galebesinin sebeplerini 10. Ayrıca bunlara ilâveten Büveyhoğulları hânedanına mensup prenslerin birbirleri ile mücadele­ leri de başladı. yüzyılda Deylemlilerin Irak'ı istilâsı ve Bağdad Türkler! ile mücadeleleri ve nihayet Büveyhoğulları ile ElCezire'ye hâkim olan Hamdanoğulları arasında uzun ve kanlı bir mücadele başladı ve yıllarca devam etti. Nitekim evvelâ bu uc elden çıkmış­ tır. yine 10. Bu hadise uc kıyılarının düşman taarruzlarına açık kalmasına ve Bizans'ın denizlerde İslâmlara üstünlüğüne sebep oldu. Horasan ve Türkistan diyarlarından geknekte olan gönüllüler yollarda iaşeleri ve sair ihtiyaçları temin edilemediği için artık eskisi gibi sık sık gelemiyorlardı. Bundan sonra. Halep hükümdarı Hamdanoğlu Seyf el-Devle'nin şeciane mücadelesi sayesinde bir müddet daha mukavemet etti.

10. bu devirde Anadolu'ya akın ederek Bizans'ın belli başlı dayanak noktaları olan bu ülkenin şehirlerinin ve müstahkem mevkilerinin çoğunu harap 46 Oğ u z ÜNAL . BizanslIlar uc halkının bir kısmını her türlü vahşetle öldürmüşler ve bir kısmını da hicrete mecbur etmişlerdi. o yüzyıllarda Bizans İmparatorluğunun karada ve denizde en kudretli askeri teşkilâta sahip bir devlet olmasında ve bunun yanı sıra bir de istilâ hareketi­ nin. pek yakın olan Anado­ lu ülkesini alamayışlarının diğer bir sebebi de. Bizans'ın çeyrek asır süren sürekli mücadelelerine ve saldırılarına karşı Halep emiri Seyf el-Devle'den başka bir kimse mücadele etmek şöyle dursun. Bu emirin 967 yılında ölümünü müteakiben. alâkadar bile olmamıştı. yüzyılın ikinci yarısında İslâmlarm hezimet ve felâketleri ile. halefleri ve ümerâsı arasında ortaya çıkan münazaalar ve ayrılıklar. yüksek dağ zincirlerinin aralarındaki dar geçitlerden vukua gelmesi ve Bizans kıtalarının İslâm ordularına karşı geçitlerde şiddetli müdafaaları ve hele İslâm orduları orta Anadolu'ya girdikten sonra gerek karadan ve gerekse denizden çıkarılan kuvvetlerin çekilmelerine mani olmak için ulaşım yolu olan bu dar g e ç iliri kapatmaları ve hareket üslerinden oldukça uzaklaşan İslâm kıtalarının Suriye ve El Cezire ve hattâ Suguur ile irtibatlarını kesmeleri ve bilhassa dönüş sırasında yolları kesilen bu kıtaları çok müşkil duruma sokmaları ve ekseriya perişan etmeleri gibi coğrafi durumun meydana getirdiği askeri harekâtta aramalıdır. (53) İslâm ordularının İspanya ve Türkistan gibi Hilâfet merke­ zinden çok uzak olan ülkeleri açtıkları halde.alet edilerek uca gönderilmiyorlardı. ucun şim­ diye kadar bin bir müşkilâtla dayanabilen kısımlarının da elden çıkmasına sebebiyet vermişti. şimdiye kadar ellerinde tuttukları Anadolu topraklarını bırak­ mak gibi elim ve feci bir akibetle bitmiş olmakla beraber. Orada kalanlar ise Hıristiyanlığı ve Bizans tâbiiyetini kabule mecbur tutulmuşlardı. bütün dağ silsileleri şarktan garba doğru birbirine muvazi olarak uzanan ve bilhassa Anadolu'nun güneyini çeşitli kademeli duvarlar halinde Suriye ve El-Cczire'ye karşı ören. Ü ç asır aralıksız bir şekilde devam eden ve bize büyük bir halk tarihi ve halk destanları ve edebiyatı bırakan ve zamanımıza kadar hamaset ve kahramanlık hatıraları yaşatan bu gazâ ve cihâd devri.

.

o ğ u z ISTbLASI A R İF E S İN D E A N A D O LU Kuzeyden ve güneyden büyük dağlarla çevrili bulunan ve bütün vadileri ve ovaları doğudan batıya doğru uzanan Anadolu kıt'ası. H O R A S A N ’D A N A N A D O L U 'Y A 49 . tarihin muhtelif çağlarında doğudan «e batı­ dan derin değişiklikler ve izler bırakan.ili. büyük istilâ ve göçlere maruz kalmıştır. B Ö L Ü M Oğ u z l a r a n a d o l u ’d a 1. kuzeyden ve güneyden önemli bir iz bırakan taarruz­ lara uğramadığı halde. tarih boyunca.

yüzyıldan itibaren arya kavimlerinin büyük muhacereti başladığı sırada Anadolu'ya gelmiş bulunan Hititler ile diğer küçük kavimler. Kapadok'lar. Löt'ler. Make­ donya İmparatorluğu'nun istilâsı. Milâttan evvel 11. yüzyıldan itibaren bu kıt'ada yaşadığı ve daha sonraki yüzyıllarda şehirler kurduğu zannolunmaktadır. yaptıkları büyük yollar ve bu yollar üzerinde vücuda getirdikleri müstahkem kaleler ve şehirler sayesinde. bir zamanlar Cumhuriyet Türkiye'sine hâkim olur gibi olan yanlış bir tarih görüşünün mahsulüdür. Romalılar'ın istilâsına gelin­ ce. Paflagon'lar.Anadolu'nun en eski ahalisinin adı ve menşei henüz tesbit edi­ lememiştir. Şimdilik sadece "Proto-Hitit" veya '’Asianique" adı verilen bu halkın milâttan evvel 40. (55) Gerek Anadolu'nun bu eski kavminin ve gerekse Hititlerin Turani menşeden geldikleri ve dolayısiyle Türk oldukları yolundaki iddialar ise tamamen asılsız olup. yalnız siyasi değişiklik yapmış. Iran İmpara­ torluğunun istilâsı. yüzyıldan itibaren dağılmaya ve hâkimiyet­ lerini kaybetmeğe başlayan Hititler'in üzerine gelen kavimler içinde. Miz'ler. ilmi bir görüşü aksettirmekten ziyade. Helenler'in Anadolu sahillerindeki şehirleri ve müstemlekeleri içerilere doğru pek fazla nüfuz edemeyip kenarlarda kalmış ve ırki olmaktan ziyade kültürel ve iktisadi bakımdan müessir olmuştur. Hititlerin yıkılışından beri siyasi birliği kaybolan ve Iranlılar tarafından geçici olarak kurulan birliği çok kuvvetli bir şekilde kurmuşlar ve bir dereceye kadar da 50 Oğ u z ÜNAL . Bitin'ler. onlann hâkimiyetinden Anadolu ırk bakımından pek az müteessir olmuş. Romalılar. Anadolu'nun bu eski kavminin üzerine yerleşmiş ve onlarla karışmışlardır. Muşhi'ler. ancak Anadolu'da kurmuş oldukları teşkilât. Hititlerin en haşmetli devrinde birleşmiş olan. Milâttan evvel 25. hem siyasi olmuş ve hem de Helen medeniyetini Anadolu!nun her tarafına yaymış olmak iti­ bariyle kültürel bakımdan çok ehemn>iyetli ve derin tesir yapmış ve bu tesir yüzyıllarca devam etmiştir. Frig'ler. fakat hemen daima parçalanmış bir halde yaşayan A n ad o lu lu Iran hâkimiyetine sokmuştur. Komagen'ler. onların İmparatorluğunu ve devletlerini yıkanlar Trak kavmine men­ sup olan Tön'ler. bu ülkeye ol­ dukça uzun süren bir sulh ve sükun devri açmış ve Anadolu İranlI­ ların bütün gayretlerine rağmen istilâdan korunmuştur. vb gibi küçük kavimlerdir. Anadolu bu istilâdan itibaren Oğuzlar'ın gelişine kadar bu şekilde derin ve muazzam iz bırakan istilâ ve göçler görmemiştir.

Anadolu için büyük bir felâket olmuş ve bu ülkenin şehir ve kasabalarının büyük bir kısmının bu yüzden harabe haline gelmesi ile sonuçlanmıştır.bu ülkeye kültürel ve iktisadi bir birlik ve düzen vermeğe uğraşmış­ lardır. yüzyıl ile 7. Ancak romalıların Anadolu'da Helen kültürünü yaymak husu­ sundaki faaliyetleri de ancak bir dereceye kadar başarılı olmuş ve fakat tam bir semere vermemiştir. Ortodoks kilisesini tanımayan ve ayrı bir kilise meydana getiren Ermeniler Trak dilleri grubundan olan kendi lisanlarmı muhafaza ederek Elen dil ve edebiyatına şiddetle mukavemet ettikleri gibi. bütün siyasi ve dini tesirler karşısında yine kendi âdetlerini ve mahalli dillerini mu­ hafaza etmişlerdi. İlk İslâm gazâları ve bundan sonra vuku bulan Türk fütuhâtı zamanında Anadolu'da yaşayan bu Hıristiyan halkın Hitit dillerinin o zamana kadar gelmiş olan şekillerini veya Trak dillerini konuşup konuşmadıkları münakaşa edilebilirse de. ilim ve edebi­ yat dili halinde kalmış. sahillerde ve belki ancak bir kısım büyük şehirlerde konuşulabilmiştir. Milâttan sonra 3. Anadolu'nun ancak çok mahdut bir kısmına yerleşmiş olan Samiler hariç olmak üzere diğer kavimler. (56) Milâdi 6 . yüzyılın başlarında vukua gelen İranBizans mücadeleleri. Anadolu’nun eski Asianique. yüzyıldan itibaren bu ülkede Hıristiyanlığın yayılışı ve daha sonra Ortodoks kilisesinin kuruluşu ve kilisenin din lisanı olan Helen dilinin ibadetler ve dini kitaplar sayesinde yayıl­ ması çok tesir etmekle beraber yine bu ülke ahalisini Elenleşîirememiştir. Hitit ve Trak ırklarma mensup olan kavimlerinin evlâdı bulunan ve şimdiye kadar vukua gelen bu kadar istilâ ve göçlere rağmen Anadolu yerli halkının ekseriyetini meydana getiren asıl kitle de. Helen lisanı ancak büyük şehirlerde geçen dİn. Bunu takip eden İslâm-Bizans mücadelesi ise birkaç yüzyıl sürekli olarak devam etmiş ve bu çarpışmalar Anadolu'nun daha fazla harap olmasına sebep olmuş­ tur. ülkenin çeşitli bölgelerinde her iki büyük kavmin dillerinin de varlıklarını devam ettirebilmiş olması ihtimali kuvvetle mümkündür. (57) HORASAN’DAN ANADOLU’YA 51 . yani bu kıt'anın eski ahalisi olan Asianique'ler ile bunların üzerine gelmiş olan Hititler ve bunların üzerine gelmiş olan üçüncü kesif insan tabakası olan Traklar birbirlerine karışmışlar ve Oğuzlar'ın Anadolu'ya gelişlerine kadar Anadolu halkının büyük bir kısmını teşkil etmişlerdir.

. En akıllıca çare olarak da "Türkler'in karşısına Türkler'! çıkartmak" düşünüldü. Asker toplamak. kıyımlar. Bundan dola­ yıdır ki. Kuman ve Uz gibi Türk ulusları Suguur'da savaşan Müsliman Türkler'e karşı Bizans sınır vilâyetlerine yerleşti­ 52 Oğ u z ÜNAL . Sürgünler. Bu imkânların sürekliliği amaciyle de gerekli tedbirlere başvuru­ lur. Malazgirt’ten sonra yeşeren ve genel bir adlandırma ile 'Türkiye Selçuklu Medeniyeti" denilen kültür ve medeniyet hamle­ sinde Doğu Roma ya da Bizans kültürü ve medeniyetinin hiç bir izi yok gibidir. Bizans Anadolu'su.Bizans'ın Makedonya hânedanı zamanında Bardas Sclerus ile Bardas Fokas tarafından çıkarılan ihtilâller ve bu yüzden meydana gelen iç harpler. kaleler onarılır.. İşte bugün. Ne var ki bu savaşlar halka kan kusturan birer âfet olurdu. Bizans için iki noktadan dnemliydi: — Vergi almak. Oğuzlar'dan önceki Anadolu. Kilise baskıları. Hıristiyan mezhep imtiyazlarının boğazlaşmaları gibi. Bizans komutanlarının savaşa giderken kendi topraklarını yağmala­ dıklarını yazarlar. zulümler ve bunları bUtünleyen felâketler.. Oğuzlar'dan önceki Bizans Anadolu'su için tarihlerden bîlnları buluyoruz. 755 yılında bir kısım Bulgar Türkleri Tohma ve Ceyhan ovalarına yerleştirildi. Bizans Anadolu'su din ve mezhep kavga­ larının sahnesidir. Daha sonraları Balkanlar'dan getirtilen Hıris­ tiyan ve Şamani Peçenek. ülkeyi yüzlerce yıllık Doğu Roma medeniyetinden büsbütün yoksun kılmıştır. Bir de. ekonomik ve sosyal yönden tam bir kargaşa ve aıiarşi görüntüsü verir.. kıtlıklar. salgınlar. 730 yılından başlayarak Türkler'in Hilâfet ordusu saflarında ve "i'lâ-yi Kelime-t-ulİah" uğrunda "fi-sebil-illâh" giriş­ tikleri akınları engelleyebilmek için köklü tedbirlere başvurdular. (58) BizanslIlar. Bizans tarihçileri. Anadolu uğruna savaşlara girişilirdi. İslâm taarruzlarının duraklamasından beri sulh ve sükuna kavuşmuş ve yeniden tanzim ve imar edilmeğe başlanmış olan Anadolu'nun haraplığmı ve sefaletini bir kat daha artırdı. bücür kilise yıkıntıları ve kaba kale duvarlariyle karşılaşı­ yoruz. B a durum. Eser olarak da sanatsız.

yüzyıllardaki Bizans-Iran savaşlarıydı. yüzyıldan başlayarak karşı ideallerin ve dinle­ rin güçleri durumunda olan Türkler’e vuruşma alanı olmuştu.rildi. Bir kısım Ermeniler Dersim’in sarp arazisine sığındılar. (60) Türk fetihlerine kadar Anadolu karışıklıklardan kurtulamadı. Küçük Ermenistan (Fırat'ın batı yakası) ise 3 il’e bö­ lünmüştü. ve 7. (59) 947 yılında. Harput ve havali- HORASAN’DAN ANADOLU'YA 53 . Van ve Diyarbakır yörelerini kapsayan geniş bölgede bile tam bir vatan an­ layışı ile yerleşememişlerdi. tabii felâketler. Bizans sınırını yüzyıllarca Müsliman Türkler'e kar^ savundular. Erzurum.) Mezopotamya Temi. yüzyılda İmparator Heraklius'un halefleri zamanında büsbütün değiştirilmiş ve Anadolu 18 temaya (Eyalet) ayrılmıştı. Palu. İşte bütün bu durumlar nedeniyle Bizans. kilise kavgaları. 11. ” Büyük Erme­ nistan" denilen ve bugünkü Erzincan. yüzyılda Doğu Anadolu'daki temalar. Halbuki Ermeniler gerçek anlamda.(61) 11. (9. Kemah. strate­ jik konumunu ve diğer bütün özelliklerini yakından tanımak oldu. Kars. Müsliman Türkler'in Anadolu akınlan. 6 . Yüzyıl artık Türkler'in Anadolu’yu açma. Bu çağa girerken Doğu Anadolu hemen tümüyle ” Ermenistan" adını taşıyordu. Erzincan'ın merkez ol­ duğu bu tem. daha sonra Yeşilırmak. el değiştirmeler. ayaklanmalar. baskılara ve yıkımlara uğrayan Ermeniler. Anadolu’nun coğrafyasını. 8 . İmparator Romanos Le Kapen zama­ nında teşkil edilen bu tem. Bu gayri müslim Türkler.. Muş. Bu uzun dönem boyunca Hilâfet sancağı altında İslâmiyet uğrunda savaşan Türkler'in tek kazançları. Büyük Ermenistan. yukarı Fırat'ın suladığı bir kısım arazi ile Murat suyu yakalarını ihtiva ediyordu. Ermeni göçlerini daha da etkiledi. Bu sa­ vaşlarda yurtları büyük zulümlere. Ararat Dağı çevre­ sinde 15 il’e. Seyfüddevle ile Bardas arasındaki savaşta Bizans İmparatorluk ordusunun önemli bir bölü­ münü Kapadokya'da yaşayan Türkler meydana getirmişti. Ermenilerin. Divriği. göçler. Arşamoşat. Bizans İmparatorluğu’nun Anadolu'da yapmış olduğu mülki ve askeri teşkilât 7. Demek oluyor ki. Doğu Anadolu'da sık sık yeni teşkilâtlanmalara girişmişti. Anadolu. Anadolu içlerine böylesine girmelerinin başlıca sebebi.. Anadolu'ya yayılma çağlarıydı. Akınlar. ilkin Doğu Anadolu'ya. Kızıl­ ırmak ve Tohma havzalarına göçmüşlerdi.

Büyük bir kısmı İslâmlardan geri ahnan topraklar üzerinde teşkil edilen bu tem. Anadolu'daki büyük eyaletlerden birisi olan bu teme Kapadokya adı da veriliyordu. orta çağdan itibaren. Bugün Türkiye'nin Asya kıt'asındaki topraklarına verilen Anadolu ismi "Anatolica" ya da "Anatolia" şekliyle. Kapadok'un bir kısmını ihtiva eden bu temin merkezi Sivas şehri idi. Urfa ve havali­ sini içine alarak.) Sebast Temi. Merkezi bugünkü Şebinkarahisar olan bu tem. Tohma suyu kaynağından Fırat'a kadar olan sahayı içine alan bu temin merkezi Malatya idi. Bütün Van gölü sahilleri. doğuda Azerbaycan ile Anadolu'yu ayıran kalın dağ silsilesini takip ederek kuzeye doğru uzanıyor ve Ani şehrinin doğusundan geçerek Çoruh nehrinin döküldüğü yere kadar varıyordu. İmparatorluğa vergi vermekte olan küçük bir İslâm hükümetinin yani Mervanoğulları emaretinin mer­ kezleri olan Meyyafarikin (Silvan) ve Amid (Diyarbakır) şehirlerini güneyde bıraktıktan sonra Dicle'yi ve onun ilk kollarını Murad suyu ile birbirinden aylran dağ silsilelerini takip ediyor ve Bitlis şehrini İslâmlar'da bırakarak Ahlat şehrinin kuzeyinden Van gölüne doğru uzanıyordu. (11. Anadolu ismi henüz yaygın hale gelmeden evvel. (63) 11. Bu şekilde Bizans'ın doğu sınırı. Fırat'ı geçiyor. (64) 54 Oğ u z ÜNAL . yüzyılda. İslâmların "Memâliki Rum ". yüzyılda Bizans İmparatorluğu’nun Doğu sınırı.) Likandos Temi. Armenyak ve Khaldea temlerinin güneyinde bulunuyordu. bazan idâri bölge (Thema Anatolica'da olduğu gibi). bu gölün kuzey-doğusundaki Bargiri ile gölün batısında bulu­ nan Malazgirt ve Aras nehri kaynağında bulunan Olti şehirleri Bizans'a ait bulunuyordu. Ahlat şehri müstesna olmak üzere.sini jçine alıyordu. İmparator Akil Leon zamanında kurulmuştu. (62) 11. bazan da bir memleket adı olarak kullanılmış ve bu memleketin sahası zamanla Doğuya doğru genişlemiştir. (10. Asi Irma­ ğını geçtikten sonra Hiyerapolis (Menbiç) güneyinde. "Bilâd-ı R u m " ya da sadece "R u m " adiyle andıkları bu ülkeye BizanslIlar 'Them a Anatolica" (Anadolu Eyaleti) adını veriyorlardı. Bu temin büyük bir I<i5mını İslâmlardan geri alınan toprai<lar teşkil ediyordu.) Kolonya Temi. bu ülkeye '"Küçük Asya” deniliyordu. (12.

Kemah. Gogusos (Göksün). Malazgirt. Paypert (Bayburt). Keysun. Zira Bizans idaresinde vergiler müthiş bir şekilde artmış. Bu sebeple din hürriyetine kavuşmak ve toprak sahibi olmak. topraklar belirli şahısların ellerinde toplanarak. Urfa. Buna karşılık Türkler. Neoksarea (Niksar). Anadolu’ya yapıcı ve koruyucu niteliklerle girdiler. Güney-batıdan itibaren Antakya. Palo (Romanopolis). Samsat. bu temalara yakın olan temalardaki şehirler bile çok müstahkem bir halde idiler. Tefrike (Divriği). Yalnız sınır temaları değil. Malatya. (65) Askeri ve mülki geniş bir teşkilât ve kadroya sahip olan Bizans İmparatorluğu zaten harap bir hale gelmiş ve nüfusu oldukça. HORASAN'DAN ANADOLU'YA 55 . Kolonya (Şebinkarahisar). Arsamosat. Kars ve Ani şehirleri ile Müslimanların Meryemnişin dedik­ leri Van şehri ve bu göl etrafındaki diğer kasaba ve şehirler güçlü ka­ lelerle savunmaya hazırlanmışlardı. Deluk. sefaletten kurtulmak isteyen halkın Selçuk­ lulara sığınmalarını önlemek maksadıyla Bizans Aristokrasisinin sert tedbirler almaya kalkıştıkları bile görülmüştür. B ir çok yerlerde ise gelen Türk fatihler adeta bir kurtarıcı gibi karşılanmışlardır. Türk egemenli­ ğinde bir kalkınma ve ylikselme dönemine kavuştu.Bizans'ın Doğudaki sınır temalarına. Harput. Bunlar.azalmış bulunan Anadolu halkına ağır vergiler ve teklifler yüklüyor ve kendi bünyesinde eritip temsil edemediği bu ülke halkını kendisinden büs­ bütün soğutuyordu. Zamantı. Maraş. bir toprak aristokrasisi sınıfı meydana gelmiş ve halk da giderek toprak­ sız esir bir duruma düşmüştü. Bütün ülke. En mühim stratejik noktalar üze­ rinde bulunan bu müstahkem şehirlerde Bizans İmparatorluğu daimi olarak büyük miktarda asker bulunduruyor ve İmparatorluğun en seçkin generallerini buralara tayin ediyordu. yüzyılda vuku bulan Türk fetihlerine karşı mukavemet gösterme­ miş ya da çok az mukavemet etmiş ve gelen fatihlere kapılarını aç­ mıştır. ( 66 ) Anadolu'da­ ki Türk devletinin kuruluşundan itibaren pek az zaman zarfında yerli halkın gelen fatihlere ve yeni devlete bağlanmasının sebeple­ rinden biri ve belki de en önemlisi olarak Bizans'ın zalim ve feodal idaresi göz önünde tutulmalıdır. 11. İşte bu sebeplerledir ki. Tedosyopolis (Erzurum). "Kapetano" yad a "Magistros" ütıvanları ile tayin edilen askeri valilerin yetkileri çok genişti. Anadolu'nun yerli halkı. "D u k ". hem mülki teşkilâtı idare etmek hem de ordu teşkil etmek ve bunun yanısıra sınırları müdafaa etmek ve kaleleri tahkimle görevliydiler.

(67) Türk istilâ ve fütuhâtı. Doğu Anadolu’dan Orta Anadolu'ya doğru ilerlerken Kuzey’den itibaren Güneye doğru şu istikametleri tâkip etmiştir: 1) Çoruh kaynağından itibaren Karadeniz sahilindeki dil.) 2) Kura. Urfa dolaylarına. Anadolu'da uzun süre kalamıyorlardı. (Bu istilâ bütün Yeşilırmak havzasını kapladıktan sonra aşağı Kızılır­ mak bölgesine ve Paflagonya içlerine kadar uzanmıştır. Bu ilk giriş denemelerinin ardından. Konya'ya doğru akınlar bu yoldan yapılmış­ tır.) 3) Aras. Çankırı dolaylarına kadar olan bölge. kaplamış ve bütün Kapadokya'yı ve daha sonra Galatya ve Likonya’yı örtmüştür. Kelkit. (Malatya. İlk mesele. Kızılırmak kıvrımını kaplamış ve Batıya uzanmıştır. coğrafyadan doğuyordu.2. Türkler'in Anadolu'da ilerleyişlerini kolaylaştırdı. (Bu istilâ. Karadeniz kıyı şeridine ve Kastamonu. Yukarı Fırat vadileri. Murad suyu. Çoruh. Yüksek dağlar. aileleri. Kızılırmak vadileri. Karasu.) 4) Aras. derin vadiler ve müstahkem kalelerle dolu olan bu yeni ülke. Bu istilâ. Yukarı Kızılırmak vadileri. sıkışan göçebeler. (Bu istilâ Giresun civarından ileriye gidememiştir. açık arazi savaşlarına alışkın olan Oğuzlar için birçok zorluklar çıkarıyor. Adıya­ man. doğudan batıya uzanan ve sarp dağları yaran vadiler. sürüleri ile birlikte tekrar Azerbaycan’a dönüyor. bir taraftan Tohma vadisini ve diğer taraftan Orta Kızıl­ ırmak havzasın. T Ü R K İS T İL A V E F Ü T U H A T IN IN DOĞU A N A D O LU 'D A N O R T A A N A D O L U 'Y A G E L İR K E N T A K İP E T T İĞ İ İS T İK A M E T L E R Anadolu'nun Türklerce açılması çok uzun sürdü.) 56 OĞUZ ÜNAL .

.

Barthold dahi "Turkestan down to the Mongol invasion" adlı eserinde: "Selçukluların Maverâünnehr'e göçleri sebe­ binin meçhul” bulunduğunu söylemiştir. bu kitabın­ dan çeyrek asır sonra yayınladığı "Orta Asya Türk Tarihi Hakkında Dersler" adlı eserinde: ” 11. yurt tutmak maksadiyle ve büyük kitleler ve dalgalar halinde geliyorlardı. dini ve kültürel bakımdan büyük bir değişikliğe uğradığı halde. 58 OĞUZ ÜNAL .(69) Evvelce Abbâsi ordusunda. Fakat bu sefer yalnız gazâ için değil. yüzyılda Oğuzlar'ın garbe doğru hareket­ lerinin şimalden Kıpçakiar'ın sıkıştırmasından ileri gelmiş olması *Burada Türkleşme derken İslâm laşm a'yı ve îslâm laşm a derken Türkleşme’yi kasteddiğim izi. bu büyük inkılâp. Orta Asya tarihi üzerinde halâ otoritesini muhafaza eden meş­ hur Rus tarihçisi W. ya bu ülkede yaşa­ yan Hıristiyan halkların toptan din değiştirmesi ve İsiâmlaştırılması veyahut da yerli kavimlerin kitleler halinde imha edilmesi şeklinde. Suguur vilâyetlerinde gazi yapan ve Horasan gazileri ile gönüllü olarak Rumlar ile cihâda gelen Türkler bu ülkeye yabancı değillerdi. A N A D O L U ’NUN T Ü R K L E R T A R A F IN D A N F E T H İN İ H A Z IR L A Y A N S E B E P L E R Abbasi Halifeiiği'nin sancağı altında bulunan Suguur Türkleri'nin Anadolu'dan çıkarılışından yarım asır sonra Orta Asya'dan Batı’ya Müsliman Oğuz boylarının yürüyüşü başladı. yani bu iki kavramı aynı anlam da kulland ığım ızı derhal belirtelim. (70) Anadolu'nun fethi ve Türkleşmesi gibi büyük bir tarihi ve iç­ timai hâdise yakın zamanlara ve hattâ günümüze kadar ilim âlemince yeteri kadar tetkik edilmemiş ve bu meselenin ehemmiyeti de kavranılamamış ve böylece bıj fetih ve Türkleşme ve İslâmlaşma* hâdisesi sadece askeri ve siyasi bir hadise zannedilmiştir. ciddi tetkiklere dayanmayan ve tahmini görüşlere ve yakıştırmalara göre izah edilmek istenmiştir. Nitekim Anadolu.(71) Barthold.3. tarihinde ilk defa etnik.

kısmen de olsa. Oğuz ulusunun bu göçlerini hep "nüfus kesafeti. düşünüş ve yaşayış gibi çeşitli bakımlardan meydana getirdiği derin değişiklikler ve inkişaflar dolayısiyle en önemli hâdiselerden­ dir. |> u görüşü müphem ve çekingen bir şekilde kaydet­ mekten ileri gidememiştir. Osman Turan olmuştur. yeni bir hızla ileri bir seviyeye eriştiği yahut da bünyelerinin sarsıldığı. (75) A. o t­ lak darlığı ve hayvan çokluğu" sebepleri ile izah ederek esas amil­ leri meydana koymuşlar ve günümüzün yerli ve yabancı tarihçilerine fiazaran tarihi gerçeği daha iyi belirtmişlerdir. (72) ifadesi ile meseleye ilk defa ciddi olarak temas etmekle beraber. hattâ milli benliklerini kaybettikleri tarihi hakikatlerdendir. T Ü R K L E R İN İS L A M İY E T ! K A B U L Ü Milletlerin hayatında yeni bir dinin kabulü. Bu konuyu ilmi bir şekilde ele alan ve ciddi olarak araştıran ilk iiim adamımız değerli tarihçi Prof. Din değiştirmenin millet hayatında meydana getirdiği değişiklikleri milli tarihimizde bütün incelikleriyle görmemiz mümkündür. bizzat Oğuz boyları arasında vuku bulan bir ''niza"ya bağlayarak tarihi gerçeği 3 nlayamamışlardır. HORASAN'DAN ANADOLU'YA 59 . cemiyet içerisinde inanış. değişik âmiller neticesinde gerek Türkistan'da ve gerekse yayıldıkları çeşitli ülkelerde budizm. Barthold un çekingen bir ifade ile tahmini olarak belirttiği Kıpçaklar'm sıkıştırması ile değil. Türk­ ler. çeşitli eserlerinde bu mesele üzerinde hayli durmuş ve bu büyük tarihi-içtimai hâdisenin mevcudiyetini ve mahiyetini ana hatları ile ortaya koymuştur. Günümüzdeki bazı müellifler ise ya bu büyük tarihi ve içtimai hâdisenin şunıulünü daraltmışlar ve yanlış yorumlara girişmişler.mümkündür".(73 ) Barthold'den sonra da bu meselenin mevcudiyeti halâ farkedilememiş ve yeni ilim adamları da meçhul­ ler içinde kalmış ve tabiatiyle Anadolu'nun Türkleşmesi gibi büyük bir hadisenin tarihi seyri bir türlü anlaşılamamıştır. Böyle bir inkılâpla milletlerin varlıklarını koruduğu. Bu ilim adamımız. musevilik ve Hıristiyanlık gibi dinleri kabul etmişlerdir. (74) Yakın zamanlara kadar modern tarihçilerin bu meseledeki ilgisizlik ve anlayışsızlıklarına karşılık ilk Islâm kaynakları ve Selçuknâmeler. tarihleri boyunca. ve­ ya bu büyük Türk muhaceretini. maniheizm.

milli varlıklarını kaybetme felâketine uğramamışlar­ dır. Gök Türk hakanı Bilge Kağan. Asya isteplerinden Avrupa içlerine kadar uzanan büyük ve uzun ömürlü imparatorlukların kurulup yaşamasında başlıca sebep­ lerden birisi olmuştur. Islâmiyetin ortaya koyduğu prensiplerin milli bünyelerine uygun olması sebebiyle Türkler varlıklarını koruyabilmişler. Nitekim museviliği kabul etmiş olan Hazarlar'ın. Ancak bu dinlerin kabulü kısmen olmuş ve büyük kitle eski milli dinleri olan Şamaniliği muhafaza etmiştir. biraz önce zikrettiğimiz misallerde olduğu gibi. yalnız Türk ve İslâm tarihlerinin bir dönüm noktasını teşkil etmekle kaimaz. Islâmiyetin kabulü Türkler'e yeni bir ruh ve kuvvet vermiş. doğurduğu büyük ve müsbet neticeler itibariyle. aynı zamanda dünya tarihinin de en büyük hâdiselerinden biri sayılacak bir ehemmiyet taşır. Bundan daha önemlisi.Hattâ daha da mühim olarak. Bu bakımdan Türkler'in İslâm dinine toptan girişleri. büyük veziri Tonyukuk'tan payitahtında bir budist mabedi yapılmasını istediği zaman büyük vezirin hakana. Hıristiyanlığı benimsemiş olan Macar ve Bulgarlar'ın bugün için Türklüklerinden artık bahsedilememektedir. düşünüş ve yaşayış itibariyle İslâmiyetin yayılışına kadar kültür birliğini muhafaza ediyorlardı. Türklerin kısmen de olsa kabul ettikleri bu din­ lerin prensipleri onların milli bünyelerine uymaması sebebiyle kısa zamanda bu dinleri kabul etmiş olan Türk boy ve uluslarının milli kültürlerini kaybetmeleriyle sonuçlanmıştır. başka milletlere nazaran çok farklı bw tarihi oluş ve içtimai hüviyet göstermişlerdir. Siyasi bakımdan ancak ve Gök Türkler idaresinde bir birlik teşkil eden Türk boy ve ulusları. İslâm dinini kabul etmiş olan Türk boylarından hiç birisi. Fakat bu sa­ 60 Oğ u z ÜNAL . (76) İslâmiyet. Bü­ yük vezir Tonyukuk'un bu sözleriyle ne kadar ileri görüşlü bir dev­ let adamı olduğunu tarih doğrulamıştır. milli kültürlerini bu yeni ruh ve hamle ile daha da geliştirmişlerdir. yüzyılda Türkler arasında umumi ve milli bir din haline gelmeden önce Türk ulusları din bakımından tam bir parça­ lanma ve dağılma manzarası gösterir. 10. Bunların aksine. bazan aynı çağda birbirinden farklı dinler içerisinde yaşayarak. diğer dinlere intisaplarından farklı olarak. içtimai ve coğrafi şartlan fö k iyi bilerek verdiği: "Savaşı ve hayvan kesmeği yasakla­ yan ye miskinlik telkin eden bu dinin kabulü Türkler için felâket olur" cevabı bu hususu bütün açıklığiyle ortaya koymaktadır. Moğolistan (yüksek Asya)'dan Tuna boylarına kadar geniş bozkırlar içerisinde yaşayan Türk ulusları milli Şamani dini ve kültürü çerçevesinde bulunuyorlardı.

İslâmiyet'in kabulünden hemen az önce. ve 5. ilk de­ fa şüphesiz Doğu Türkistan ve Mâverâünnehr'de vukubulmuştur. istikrarlı ve geniş bir siyasi birlik kuramamışlardır. Aynı şekilde Hazarlarda Türk tarihinin seyrinde hiç bir önemli tesir icra edemeden yaşamışlardır.(80) Nitekim Türkler'in İslâm tarihinde büyük bir amil olmaları ve yeni bir devir açmaları da bu büyük ve esas Türk unsurunun İslâmlaşmasının tabii bir neticesi olarak ortaya çıkmıştır. Hazar ve Bulgar adlarını taşıyan Türk ulusları Türk âleminin doğu ve batı uçlarında ilk defa olarak milli Şamani dinlerini bırakarak Zerdüşt. X. henüz milli Şamani dinlerini muhafaza etmekte olan ve yerleşik ha­ yata geçen Uygur. Gök Türk hânedanının düşmesinden sonra Büyük Türk Hakanlığı tahtına çıkan Uygurlar bütün Türkler'i Hunlar ve Gök Türkler çağında olduğu gibi Siyasi bir birlik içinde tutamamışlar ve varlıklarını küçük bir siyasi teşekkül olarak sürdüre­ bilmişlerdir. HORASAN'DAN ANADOLU'YA 61 . (77) Türkler'in Şamanilikten gayri bir dine girmeleri hâdisesi.hayı dünya ile bitiştiren Doğu Türkistan. Maveraünnehr Hazarlar ülkesi gibi yerlerde yaşayan ve eskiden beri yerleşik bir hayat süren Türk boy ve uluslarının çok eski zamandan beri yabancı din ve kül­ türlerin tesirine maruz kaldığı görülmektedir. yüzyılda. coğraf­ yanın genişliği ve türlü din ve kültürlerle ayrı ayrı temaslarda bulun­ maları ve nihayet Türklerinbütündinlere ve inanışlara karşı gösterdik­ leri müsamaha ile izah edilebilir. Bu büyük kitle coğrafi ve içtimai şartlar neticesin­ de eski dinlerini muhafaza etmeye devam etmişlerdir. yani esas büyük kitle. Özellikle Doğu Türkis­ tan ve Mâverâünnehr'de 4. yüzyılın ortalarında. (81) Türkler.(78) Bu şekilde bslâmiyetin Türkler arasında yayılışından hemen önce. İslâmiyetle daha ilk İslâm fetihleri sırasında temasa geçmelerine rağmen. Mani ve Hıristiyan dinlerinin nüfuz etmiş ve yerleşmiş olduğu bilinmek­ tedir. Buda. Selçuklu İmparatorluğu'nun kuruluşuna kadar. Musevi ve Hıristiyan dinleri­ ne girmeğe başlamışlardır. yüzyıllarda Buda. din bakımından bu kadar dağınık bir manzara arzetmelerinin başlıca sebepleri Gök Türkler'den sonra bir daha bütün Türkler'! birsiyasi bir­ lik halinde birleştirebilen bir otoritenin kurulamamış olması. Mani. ancak üç asır sonra. (79) Türkler'in X. Zerdüşt. Bu şekilde Moğolistan (yüksek Asya)'dan Tuna boylarına kadar uzanan geniş ülkelerde yaşayan Türk boy ve ulusları.

tarihlerinin istika­ metini de tayin etmiş oldular. Bundan dolayı müstakbel mukadderatları üzerinde büyük bir tesir yapan Talaş suyu meydan muharebesinde (751). doğudan Orta Asya'ya doğru ilerleyen Çin istilâsının Türkler için tehditkâr bir mahiyet almasıdır. Abbasi Halifeleri.(82) Gök Türkler'in yıkı­ lış yıllarında Türkler. yavaş yavaş İslâm İmparatorluğunun müdafaasında daha kabiliyetli bir unsur olan Türkler'! kullanmağa başladılar ki. bu tarihe kadar insan toplumlarının tarihi gelişiminde en büyük sosyal merhale olan milli birliğe kavuşamamışlar ve bu birliğin siyasi ifadesi olan devletler kuramamışlardı. sosyal hayatları bedevilik oian. en yüksek sosyal merhale olan milli birlik duygularının uyanmasına mâni olmuştu. Bundan sonra kısa zamanda İslâmiyet Türkler'in milli dini haline gelmiştir. çöl çevresi­ nin gereği olarak soy hısımlığını (Nesebi asabiyeti) kuvvetlendirmiş. Türkler arasında süratle yayı­ lırken olgunluk devresine erişmiş bulunan parlak İslâm medeniyeti. siyasi durumları ise soyculuk (neseb) ve aşiretçilik (kabile asabiyeti) temelleri iizerine kurulmuş bulunan Araplar arasında ortaya çıkmıştı. (85) 62 OGL'Z ÜNAL . İranlıiar'la birlikte. Bunun başka bir sebebi de İslâm dünyasında bu ümit verici gelişmeler olurken. İslâm dini.büyük kitleler halinde bu dini kabul etmişlerdir. buna paralel olarak Mâverâünnehr'de İslâmlaşma faaliyetleri geniş­ lemeğe başladı. başlangıçta İranlılar'a ehemmiyet ver­ dikleri halde. iç ve dış buhranlarla sarsılıyor ve karanlık bir akıbete doğru gidi­ yordu. Emevi hânedanını yıkan cereyanlara karışarak. Henüz bedevilik halinde bulunan insan toplumlarına mahsus olan bu hayat tarzı. (84) İslâmi­ yet'in doğuşuna kadar küçük ve dağınık aşiretler halinde yaşayan Araplar. Artık Türkler'in yüzü İslâm dünyasına dönmüştü. (83) İslâmiyet Orta Asya bozkırlarında. daha âdil ve müsavatçı bir siyaset güden Abbâsiier’in İslâm devletini ele geçirmelerini temin etmişler ve bu te­ maslar sırasında İslâmiyet'e karşı daha yakın bir ilgi duymaya baş­ lamışlardır. Türkler Abbâsiler'in tara­ fını tutmakla yalnız muharebenin neticesini değil. Bu üç asırlık uzun tarihi devrenin ilk yarısında Türkler'le Müsiümanlar arasında çetin mücadeleler cereyan etmiş ve bu sebeple de İslâmiyet Türkler arasında yayılma imkânını bulamamıştır.

Bu şekilde bütün Müslüman unsurları müsavi tutan ve Arap olmayan unsurlara (Mevaliye) devlet kadrolarını açan bu siya­ *D inde m iibalâtsızlık. Haşim oğullarının propagandalariyle bir kat daha artarak nihayet Emeviler'in iktidardan düşmeleri ile sonuçlandı ve Haşim oğullarından Abbâsiler'in iktidara gelmeleıini sağladı. kendilerini diğer kabilelerin mensuplarından üstün ve onların düşmanı telâkki etmeğe başladılar.S.S. Abâsiler iik zamanlar Emeviler'den tamamen ayrı bir siyaset takip ettiler. kuvvetlendirdi.A. dindarlık. Şiilik kisvesi altında in­ kişaf ettirmelerine.Islâm Peygamberi Hz.) ailesine muhabbet. EmeVileri sevmeyen ahaliye yani Arap olmayan müsiümanlara karşı Araplığı. kendilerine taraftar olmayan Araplara karşı da soy hısımlığı (kabile asabiyeti)'ni kuvvetlendirmek siyasetini benimsiyorlar. Arap olnıayan Müslümanlar arasında Araplığa karşı "Ş u u b iy e " fırkasını doğur­ du. dinin temel kaidelerine uym am a.* saygısızlık şekillerinde gelişti. bu suretle siyasi üstünlük­ lerini korumağa. Emeviler de din mübalatsızlığı* yaparak bu bağı zayıflatmak.)'in mensup olduğu Beni Haşim (Haşim Oğulları) ile Emeviler'in mensup bulunduğu Beni Ümeyye (Ümeyye oğulları) arasında İslâm'dan önce mevcut olan rekabet ve düşmanlık da. yani Peygamber (S. medeni ve içtimai du­ rumları itibariyle bedevilerden çok yüksek olan diğer Müslümanları "M evali" (azadlı köle) namiyle kendilerinden aşağı gören Araplar. dinde mübalatsızlık. Haşim oğullarının siyasi menfaatlerini dindarlık ve Ehlibeyte. kendi aralarında soy hısımlığına büyük bir kıymet vermeğe. saltanatlarını muhafaza etmeğe çalışıyorlardı. in­ kişaf etti. Fakat Emeviler'in iktidarı ellerine geçirmeleri bu aşiretçilik ve soycuiuk ruhunu tekrar uyandırdı. her kabile fertieri. Emevilerin bu yanlış siyasetlerine karşı uyanan umumi hoşnut­ suzluk. Emeviler devrinde. Bu görüş. aldırış etme­ me ve savsaklama anlam ına gelmektedir. Hz. Peygamber (S.A.A.) ve ilk iki Halife'nin siyasetleri başlangıçta kutsa! bir heyecan ve coşkunlukla Araplarm aşiretçilik ruhunu bir zaman için söndürebildi. diğer bir deyişle dindarlığı takviye ve bütün Müslümanları din rabıtasiyle kendilerine bağlamak ve bu şekilde siyasi üstünlüklerini kabul ettirmek istemelerine karşılık. HORASAN’DAN ANADOLU’YA 63 .S. Muhammed (S.

tebrik. Bu feci ve acıklı manzaraya seyirci olmaktan başka bir şey yapamayan Abbâsi Halifeleri ise. Ümitsizliğe düşen halk. yavaş yavaş büyük imparatorluk üzerindeki nüfuzlarını kaybetmeğe başladılar. Bu sırada milli istiklâl gayesi güden İranlılar. İslâm dünyasında zirai ve ticari hayatın felce uğramasına yol açtı. İslâm İmparatorluğu içerisindeki muhtelif unsurların rekabet ve mücadeleleri karşısında aciz kalan Abbâsi Halifeleri. ( 86 ) İslâm İmparatorluğu’nun bu suretle parçalanması. vergilerin ağırlığı. Peygamberi (S. galibi övmekle vakit geçiriyor. Ancak daha sonraları Abbâsiler. İktisadi inhitat tabiatiyle kısa zamanda içtimai sefalete yol açtı. 64 OĞUZ ÜNAL . işi gücü bırakarak.)'in torunu ve Hz. içtimai. eli silâh tutanların istihsalden uzaklaştırılarak savaşa katıl­ maları. asayişsizliğin devamı. zaptettikleri ülkelerdeki hâkimiyetini tasdik etmek suretiyle sözüm ona iktidarlarını sürdü­ rüyorlardı.(87) İslâm İmparator­ luğunun parçalanması ve Abbâsiler'in zaafa düşmeleri sonucunda ortaya çıkan çeşitli hükümetlerin birbirleri ile yaptıkları mücadeleler sırasında halkın malını.set neticesinde Islâm dinine girmiş olan Arap olmayan unsurlar.A. İslâm devletinin siyasetinde tesirli olmağa başladılar ve İslâmiyet Türkler ve İranlılar arasında da süratle yayılmağa başladı. İçeride ise Fas’tan Kâşgar'a kadar uzanan muhteşem İslâm ülkeleri kanlı bir harp sahnesi haline geldi. iktidariarmı devam ettirebilmek için kanlı ve zalimane bir siyaset izlemeye koyuldular. Muhteşem İslâm İmparatorluğunun bu suretle parçalanması Bizans İmparatorluğu ile Ermeni Krallıklarının İslâm İmparatorlu­ ğuna karşı besledikleri ihtirasları kamçıladı. dini bir anarşi içinde bıraktı.)'nin oğlu Hüseyin’in son Sâsâni hükümdarı Yezdicürd'ün kızından -olan çocuklarını Sâsâniler'in varisi saydıklarından bunları iktidara getirmek için mücadeleye başladılar.A. Bu şekilde İslâm İmparatorluğu parçalanmaya yüz tuttu ve Abbâsiler'e şeklen bağlı çeşitli hükümetler teşekkül etti. Ali (R. galip gelenlerin mağ­ lupların ülkesini yağma ve tahrip etmekten çekinmemeleri. Hz. galiplere gönderdikleri iltifatlı men­ şurlarla galibin muvaffakiyetini . Bu siyasetin neticesi olarak ortaya çıkan umumi hoşnutsuzluk Şiilerin iktidar propogandasına kuvvet kazandırdı. mağluba sövmek. canını heder etmeleri.S. İslâm âlemini iktisadi.

(92) İşte İslâm dünyasının böyle bir buhran ve sonu karanlık bir akıbete doğru sürüklendiği sıradadır ki Orta Asya'daki Türk boy ve uluslarının süratle İslâmlaşması ve İslâm ülkelerine göçleri başlamış­ tır. daha asırlar boyu yaşayacak ve yükselecek bir hayatiyet kazandı. İslâm'ın ezeli düşmanı olan Bizans'ı ezmek gibi yüksek bir İslâm mefkuresini de gerçekleştirdi. (91) Bu mezhep mücadeleleri sırasmda ortaya çıkan eski Zerdüşt ve Mazdek taraftarlarının kışkırttığı Batıni fesadı çok tehlikeli bir hal almıştı. İslâm medeniyetinin karşılaştığı buhranları atlatarak. iktisadi ve içtimai anarşiden kurtarmakla kalmadı. dört asırlık parlak bir devirden sonra inhilale yüz tutan bir medeniyet. Yakın Doğu'nun ve özellikle Anadolu'nun fethi ve Türkleşmesi ve İslâmlaşması gibi muhteşem neticeleri itibariyle Türk. bir âlem. sefahat. İslâm âlemini siyasi. Bu mefkurenin gerçekleşmesi.(88 ) Siyasi bakım­ dan paramparça olan İslâm dünyası.(90) 1038 tarihinde vefat eden Ebu Mansur Abdülkahiri Bağdadi bu yıllarda İslâm dünyasında yetmiş iki kadar mezhebin varlığmdan bahsetmektedir. iktisadi ve fikri anarşiden faydalanan Bizans. bir mezhebin müdafii veya yayıcısı sıfatiyle sahneye çıkıyorlar ve bu bayrak altında gayelerine ulaşmağa çalışıyorlardı. Makedonya hanedanına mensup kuv­ vetli İmparatorlar idaresinde.eşkiyalık. asra kadar dünyanın en üstün mede­ niyeti olarak yaşayabilmesi Oğuzlar'ın İslâmlaşması ve bunun netice­ si olarak da Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nun kurulmasının neti­ cesidir. Bu suretle İslâm âlemine giren bu taze ve enerjik uıisur sayesinde İslâm ideolojisi tekrar ilk zamanlardaki ruh ve hamlesine kavuşarak. Oğuzlar'ın Selçuklu sultanlar! idaresinde kurdukları Büyük Selçuklu İmparatorluğu. Bu şe­ kilde Anadolu'da teşekkül eden yeni Türk vatanı yalnız Türk milleti HORASAN’DAN ANADOLU'YA 65 . yeni bir hız ve hamle kazanması ve X V I. fitne ve fesat yoluna saptılar. İslâm ve Dünya tarihleri için çok önemli olan büyük bir tarihi oluşuma da imkân hazırladı. artık müdafaa siyasetini bırakıp taarru­ za geçmiş bulunuyor ve ordularını Halifelik merkezine doğru ilerle­ tiyordu.(89) Mezhep mücadeleleri şiddetlendikçe siyasi ihtiraslar arkasında koşanlar. bu sırada yabancı kültürlerle temas sonucu patlak veren fikir ve mezhep mücadeleleri ile gitgide eriyordu. İslâm dünyasının içinde bulunduğu bu siyasi.

siyasi-askeri bir bağla Yabgu'ya bağlı bir kabi­ leler birliğinden teşekkül ediyordu.(93) Umumiyetle göçebe ve yarı göçebe olmakla beraber kısmen yerleşik hayata geç­ meğe başlamış bulunan bu Oğuzlar'ın Yengi-kent. boy ve ulusları birbirlerini sıkıştırarak kaynaşmağa başlamışlar ve ilk muhaceret de bu baskı ile vuku bulmuştur. Uygurlar'ın yerine Moğolistan'da yerleşmiş bulunan Kırgızlat'ı buradan püskürtüp. artık Kağanlığı (İmparatorluğu) kaybederek.için değil. Gök Türkler'in yerine Kağanlığı ele geçiren Uygurlar'ın Cfrhon havalisinde hâkimiyetlerini Kırgızlar'a kaptırmaları ve bunun üzerine Doğu Türkistan'a göçerek burada yeni bir Uygur devleti kurmaları ile bir muhaceret vuku bulmuş ve Moğolistan (Yüksek Asya)'da Türk kesafeti azalmıştır. Gök Türk İmparatorluğu’nun.(94) Gök Türk hânedanının iktidardan düşüşünden sonra bu Oğuzlar. ikinci derece­ de hükümdar olan "Yabgu"lan ile idare olunmuş. 924 yılında. eski vatanları olan yukarı Yenisey bölgesi­ ne atınca. Kağanlık makamı ve ünvanı da doğuda Uyguilar'a ve batıda da Hazarlar'a intikal et­ mişti. Ordu. Allıh. parçalanmasına kadar çıkar. eski yurtlarında.(95) Oğuz devleti. Cend. Zira 66 OĞUZ ÜNAL .(96) Oğuzlar. Lâkin asıl büyük muhaceretKıtay'larm eseri olarak başlamıştır. (97) Kuzey Ç in’de hüküm süren ve Proto-Moğol bir kavim olan Kıtaylar. B Ü Y Ü K T Ü R K M U H A C E R E T İ Oğuz (daha sonraları Türkmen) adıyla anılan Türk uluslarının muhaceretinin başlangıcı. komşuları olan Hazar Kağanlığını. Orta Asya'da zaten çok artmış bulunan nüfus kesafetim taşırmış. bir ileri karakol vazifesini görmüş ve emperyalizme karşı İslâm dünyasının müdafaası bu kale sayesinde mümkün olabilmiştir. bütün Orta Asya Türk kavimleri. Gerçekten Gök Türk İmparatorluğu'nun esasını teşkil eden büyük Oğuz kavmi Sır nehri havzasında ve Aral göiü havalisinde. (98) Kıtaylar. göçebe ve yerleşik olarak eski hayatlarına ve Şamani dinine bağlı bulunuyorlardı. Süt-kent. vs. ve eski Türk hâkimi­ yet telâkkisine göre. B. boy beyleri vasıtası ile. bütün İslâm dünyası bakımından da bir kale. kendi metbuları tanıyorlardı. Balac. 744 yılında. 924'de Moğolistan'a saldırınca. gibi bir çok şehirleri vardı. Sabrân (Savran). Orhon havalisine hâkim olmuşlardı. Şaİcı. bazen Yabguları vasıtasiyle ve zayıf bir bağla.

doğu-batı Hıristiyanları arasmda. Oğuz ve Hazarlar'ın baskısı ile. bir müddet. eski vatanlarında oturuyor ve bu şekilde bir muhaceret de söz konusu olmuyordu. Nitekim İtil (Volga) Bulgarları'nın İslâmiyeti kabulleri üzerine onlara giden Halifenin elçisi İbn Fadlan. (102) Bu devirde Bizans kaynakları gibi İslâm kaynakları da Macarlar’ı Türk kavmi olarak göstermişlerdir. kadar. Oğuz ve Hazarlar'ın hücumları ile Peçenekler’in batıya doğru püskürtüldüklerini. Yayık ve İtil (Volga) nehirleri arasında bulunan Macarlar'm Azak denizi yakınlarında Lebedia denilen bölgeyi işgal ettiklerini söylemekle ilk Peçenek muhaceretini anlatır. bu hâdise ile. Curcan (Aral) sahillerinde birtakım hareketler ve savaşlar olmuş. Karluk ve Kıpçaklar ara­ sında. Başkırt. münasebetlerin kesil­ mesine ve Hıristiyan dünyasında bazı endişelerin doğmasına sebep olmuştur. 934 yılında. (101) Kuzeydeki Türk kavimleri hakkında mühim bilgiler veren Bizans İmparatoru tarihçi Konstantin Porphyrogenete. Hazar sahillerine ve Yayık nehri kıyılarına kadar uzanmışlar. onlar ve diğerleri hakkında mühim bilgiler vermiş. 922 yılında. fakat bunların göç ettiklerine ve yer değiştirmelerine dair hiç bir işarette bulunmamıştır. (99) Filhakika bu baskı neticesinde Oğuz. onlara karşı mevcut bulunan Oğuz- HORASAN'DAN ANADOLU'YA 67 .Türk boy ve ulusları bu zamanr. Peçenekler Yayık ve İtil nehirleri arasına gelmiş iken. Gerçekten Kıtaylar'ın Kırgızlar'a saldırıp Moğolistan'a girmeleriyle. ( 100) Oğuzlar. Hazar sahillerinde bulunan diğer Türk boy ve uluslarını yerlerinden püskürterek bu bölgedeki bütün bozkırlara hâkim olmuşlardı. yurtların­ dan atılıp Balkanlar'a göçünce. ciddi bir yer değişikliğine uğramadan. Hatta bu muhaceret Selânik'e kadar genişlemiş ve bu sebeple de İstanbulRoma yolu karadan kesilmiştir. Böylece bu bölge artık İslâm kaynak­ larında "Oğuz Çölleri" (Mefâzât ul-Guziyye) adını almıştır. Bu devirde Akdeniz tamamiyle Müslümanların (Arapların) hâkimiyetinde bulunduğu ve İbn Hal­ dun'un zarif ve müstehziyane deyimiyle "Hıristiyanlar Akdeniz’de artık bir tahta parçası bile yüzdüremedikleri" için. nüfus baskısı ve hareketleri de kendisini göstermiştir. bu ülkeleri geçerken Oğuz ve Peçenekler'in eski yurt­ larında yaşadıklarını görmüş. Peçenek. Bulgar ve Macar kavimleri birbirlerini ite­ rek Tuna boylarına ve Balkanlara yayılmış ve ilerlemişlerdir. bu ilk baskı neticesinde.

X I. İslâm ülkelerini Şamani Türkler'e karşı müdaf^aa eden bir sed teşkil ettiğinden. yüzyılın başlarında Kıpçak ve Oğuzlar'ı sıkıştırması da öylece Türk boy ve uluslarını yerlerinden oynatmış ve büyük Türk muhaceretine sebep olmuştur. hattâ Talaş nehri boylarh na kadar hâkimiyetlerini genişletmiş olan bran menşeli Sâmâni devleti. X I. Fakat X. (105) Kıtaylar'ın ilk baskısı ile doğu Türkleri'nin başlayan ilk hareke­ tinden yarım asır sonradır ki. Kâşgarii Mahmud'un ifadesi ile.Hazar ittifakı da artık . yüzyılın ilk yarılarında artık sel halini almış bulunuyordu. Bu da yine Kıtaylar'ın Moğolistan’dan Orta A sya'ya doğru isti­ 68 oğuz ÜNAL . (104) Türk boy ve uluslarının birbirlerini sıkıştırarak ve yerlerinden oynatarak batıya doğru devamlı bir şekilde kaydıkları doğru olmakla beraber. yüzyılın başlarından sonra çok genişleyen İslâmlaşma ve muhaceret Müslüman Oğuzlar'ın artık güneye ve İslâm ülkelerine doğru göçmelerine imkân vermiştir. X. (103) Türkistan ve Horasan'da hüküm süren. göçebe kavimler bu devirde. eski Türk ille­ rini kurtarıp batıya doğru ilerlerken 999 yılında Sâmâni devletine son vermişlerdi. yüzyılda başlayan İslâmlaşma ve buna ilâveten Kıtaylar'ın yeni bir baskısı. Müslüman Oğuzlar artık Sırderya boylarından akın halinde Mâverâünnehr'e doğru göçüyor ve 934 yılında başlayan bu büyük nüfus hareketi X I. yüzyılın başlarında birdenbire bütün Türk boy ve uluslarını yerlerinden oynatmış ve nüfus artışı yanında diğer tesirler (İslâmlaşma ve Kıtay baskısı) ağır basarak büyük nüfus hareketlerine ve muhaceretlere sebep olmuştur. Nitekim nasıl X. Müslüman olan Karahanlı hakanları. yüz­ yılda^ Kıtaylar'ın Moğolistan'ı işgalleri Türk boy ve uluslarını yerin­ den oynatmış ve hattâ Peçenekleri Balkanlar’a kadar püskirtmüş ise yine aynı kavmin X I. Gerçekten Türk boy ve tıkışlarının birbirlerini sıkıştırmaları o derece şiddetlen­ miştir kî. yine eskisi gibi Hazar denizinin kuzeyinden göçüyor ve eski muhaceret yollarını takip ediyorlardı.sona ermiş ye bu şekilde Oğuzlar tamamiyle bağımsız bir duruma gelmişler. Hazar ve Hârizm ülkelerine karşı akınlara girişmişlerdi. Hârizm hududunda inşa olunan Kara-tekin müstahkem mevkii de işte bu Oğuz akınlarmı durdurmak maksadiyle yapılmıştır. yüzyılın ilk yarısından sonra Türkler arasında İslâmlaşma faaliyetleri çok genişlemiş. büyük Türk muhacereti vuku bulmuş­ tur.

Selçukluları takiple. mirasları olan Türkistan hâkimiyeti için. süratle Islâmiyeti kabul eden Oğuz kavmi artık sel halinde Türkistan. bu sırada vukua gelen umumi sarsıntı ve nüfus kesafeti büyük muhaceret hareketinin gittikçe ge­ nişlemesine kâfi geldi. bu da siyasi durum ve yayılma ile ilgili idi. Harizm ve Horasan istikametinde göçüyorlardı. İslâm memleketlerine yakın bulunanlar Müslüman olduktan ve Türk­ men adını aldıktan sonra kâfir kalanlara karşı cihâda giriştiler. İşte bu elçilik heyeti vasıtasiyle İç Asya mese­ leleri ve Türkler hakkında mühim bilgiler toplayan ve daha sonraları Büyük Selçuklular'ın sarayında hekimlik vazifesi gören (106) Mervezi. şimdi asıl büyük muhacerete gelmiş bulunuyoruz. Bu Oğuzlar Karadeniz sahiline yakın bulunan Peçenekler'in yurtlanna yerieştiler. 1017 yılında. bir kısmı da şehirlerde Sır nehri havzasında otururlar. (107) Büyük Türk muhaceretinden önceki nüfus hareketlerini böylece çizdikten sonra. Gerçekten bu müellifin aydınlatıcı ifadesine göre: "Oğuzlar'ın -bir kısm» bozkırlar­ da. yakın zamanlarda keşfedilen ve ilim dünyasının istifadesine su­ nulan 'Tab ayi ul-Hayvan" adlı eserinde. Bu siyasi değişiklikte Uygurlar ile Kıtaylar ittifak halinde bulunuyor­ lardı. Bozkır­ larda yaşayanlar Mâverâünnehr ve Hârizm Ülkelerine komşudurlar. Karahanlılar ülkesine giren Kıtaylar'a karşı Karahanlı Hakanı Togan Han 120. Bütün Türk boy ve uluslarının yerlerinden oynadığı ve kaynaştığı bir sırada vuku bulan bu istilâda muhaceret dalgalarının şiddetlen­ mesine sebep oldu. Bu hâdiseden sonra Karahanlılar'ın bu zama­ na kadar cihâd halinde bulundukları ırkdaşları putperest Uygurlar'a karşı Kıtaylar'la devam eden dostlukları da artık son buluyordu." Bu ifadelerden sonra Selçuklular'ın ve Türkmenler'in göçlerini kasteden Mervezi şöyle HORASAN’DAN ANADOLU'YA 69 .000 kişilik büyük bir ordu ile cihâd yaparak onları püskürttü ise de. Mervezi bu büyük nüfus hareketini çok güzel tasvir eder.lâları ile alâkalıdır. Karahanlılar'ın rakibi bulunan Gazneli Sultanı Mahmud'a bir mektupla bir elçi heyeti göndermiş ve ittifak teklif etmişlerdi ki. Nitekim Uygur ve Kıtay hanları. Gerçekten Kıtaylar.000 ça­ dır halkı (bir kaç milyon insan) halinde Müslüman Karahanlılar'ın ülkesini istilâ etmişler ve Balagasun şehrine kadar ilerlemişlerdi. Onun yeni keşfedilen eseri sayesinde büyük Türk muhacereti ve sebepleri hak­ kında daha sağlam bilgi sahibi p|muş bulunuyoruz. Bunlar arasında İslâmiyet kuvvetlendikçe kâfirleri (yani Şâmâni Oğuzlar'ı) yerierinden attılar. büyük Türk muhaceretinin sebeplerini çok güzel ve canlı bir şekilde ortaya koymuştur. Sâmâniler'in yıkılışı üzerine. 300.

Büyük Türk muhaceretinin kuzeyden ilerleyen kolu bile o cferece ehemmiyet kazanmıştı ki. Peçeneklerin doğusunda Oğuz­ lar. Türkmenler de (Müslüman Oğuzlar) Oğuzları (yani Bizans kaynaklarında Uz adını alan Şâm âni Oğuzları).* Kunları takip eden Kaylar daha kalabalık ve kuvvetli olduğundan. 9) 70 OĞUZ ÜNAL . Nitekim çağdaş Ermeni ve Süryani müellifleri de Müslüman Oğuzlar'ın muhacereti ile muvâzi. bu sonuncular (Uzlar. kuzey ve güney yolların­ dan göçenleri en güzel bir şekilde tesbit ve izah eden. (T U ­ R A N . Bu izahları yaparken de büyük muhaceretin dış âmil­ leri vc başlangıcı üzerinde de durarak diğer kaynaklan tamamlar ve hâdiseyi daha geniş bir şekilde aydınlatır: "Türklerden Kun denilen bir kavim Kıtay hanından korkarak o taraftan (şarktan) göç etti. Hıristiyan *Tarihi Büyük K u n (H u n )’lann küçük bir kavim olarak isim ve m ev­ cudiyetlerini uzun asırlar boyunca bu zamana kadar m uhafaza et­ tiklerine dair Mervezî'nin bu kaydı çok m ühim bir hâdisedir. Uzlar ve Kumanlar da Balkan­ lar'a iniyor ve bu şekilde Bizans imparatorluğu iki taraftan da bir Türk kıskacına alınıyordu. şüphesiz Mervezi olmuş ve bu hadisenin tarihi sağlam olarak aydınlanmıştır. Müslüman Oğuzlar (Türkmenler) dalgalar halinde Anadolu hu­ dutlarına dayanırlarken Peçenekler. S elçuklular zam anında Türkiye. Islâm ve Bizans kaynaklarına uygun olarak. Bu Türk kavimleri daima birbirleri ile savaş halin­ dedir".devam eder: 'Türkmenler bu suretle Islâm ülkelerine yayıldılar ve memleketlerin çoğurîu idareleri altına alıp devletler ve saltanatlar kurdular" der. onların kuzey doğusunda da Kıpçaklar ve güneyinde de Hazarlar bulunuyorlar. yani Şâm âni Oğuzlar) da Karadeniz sahilinde Peçenekleri püskürtüp yerlerini işgal ettiler. Bunlar Türkmenler'in vatanını. Uz (Şâm ân i Oğuzlar) ve Kuman (Kıpçak)ları'ın Balkanlara'gclişini belirtmişlerdi. onları bu yeni yurtlarından uzaklaştırıp Sarı (Kuman-Kıpçak) ülkesine çekildiler. Bunlar Hıristiyan (Nasturi) dininden olup yurt ve otlak darlığı yüzün­ den yerlerini terkettiler. Gerçekten Selçuklu ve Türkmenler'in (Müsliman Oğuzlar) göçleri ile birlikte bu muhaceret hareketinin Uzlar (Şâm ân i Oğuzlar) ve Peçenekler ile Balkanlar'a kadar yayılışını en sağlam ve aydınlatıcı şekilde Mervezi'den öğreniyoruz. âmillerini. sh. (108) Büyük Türk muhaceretini.

yani bir kaç milyon insanın. ( 111 ) Yengi-kent bölgesindeki eski yurtlarından ayrılarak Cend havalisine göçen Selçuklular’ın bu yeni yurtlarındaki teşebbüsleri. Nitekim Şâm âni Peçenekler ve Oğuzlar 1065 ve 1080 yıllarında 600.000 çadır halkının.çuklularm mensup olduğu Kınık boyu da. Bu sıralarda İslâmiyetin süratle yayılması ise daha mühim bir âmil yaratıyordu. Burası. Gerçekten 200.OOO kişilik kitleler halinde Tuna nehrini geçmiş­ lerdi. bu ilk yurtlarını bırakarak Mâverâünnehr'e doğru çekilmişlerdi.000 ve SOO. ( 112 ) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 71 . siyasi durum ve istikbali sezme bakımından çok mühimdir. 960 senesinde. C. Sır nehri havzasında ve Aral gölü havalisin­ deki eski yurtlarında göçebe ve yerleşik olarak eski hayatlarını sür­ düren Oğuzlar. S E L Ç U K S U L T A N L A R IN IN O Ğ U Z L A R 'A Y U R T B U L M A v e F E T İH S İY A S E T İ Bütün Orta Asya kavimlerini yerlerinden oynatan büyük muha­ ceret hareketleri sırasında. birdenbire İslâm dinini kabul etmeleri tarihi bir dönüm noktası manâsına geliyordu. (110) Böylece eski yurtlarını terkcden bu Oğuz boyları arasında Se'. (109) İşte Selçuklular ve Oğuzlar'm dahil bulunduğu büyük Türk muhaceretinin umumi esasları bundan ibarettir ve bu mesele yeterin­ ce kavranılmadan gerek Selçuklu tarihi vc gerekse Anadolu’nun fethi ve Türkiye Devleti'nin kuruluşunun uzak vc yakın sebepleri sıhhatli bir şekilde anlaşılamaz. Bunlardan sonra Kıpçak kavminin bir kolu da Kuman adı ile Tuna boylarına ve Balkanlara doğru yayılmıştı. deve. Yengi-kent'teki Oğuz Yabgusunun nüfuzunun çok zayıf bulunması ve İslâmiyet'in süratle yayıl­ ması sebebiyle çok müsait bir muhit idi. çevrenin içtimai şartlan kadar.kaynakların "bütün Avrupalılar'ın gözleri bu göçler meselesi üzerine çevrilmişti" ifadesi Avrupa'da uyanan endişeyi göstermektedir. çok miktarda at. koyun ve sığır sürüleri ile birlikte Cend havalisine geldiler. Yabgunun Cend şehrindeki hâkimiyeti sadece yılda bir defa gelen memurlarının vergi alması şeklinde beliriyordu.

hudutları üzerinde. Moğolistan (Yüksek Asya) taraflarından gelen Oğuzlar Sır nehrinin kuzeyinde. Talaş.(115) Bu sebeple Selçuk Bey'in idaresindeki Türkmenler bu bölgede (Cend) kolaylıkla yerleştiler ve Oğuz yabgusu'nuıı buradaki hâkimiyetine de son ver­ diler. Selçuk'un bu muvaffakiyetleri ve faaliyetlerine rağmen yeni şartlar ve hâdiseler onun bu beyliğine daha fazla gelişme imkânı vermemiş. onun aşiret teşkilâtı üzerinde bir devlet kurmasını ve yerleşik hayata geçmesini de önlemiştir. Cend'de öldü ve orada defnedildi. yardımı aranan bir kuvvet haline gelmiş idi. Çu havza­ larında. vergi almak maksadı ile. Karahanlılar'a karşı. Bu hâdise ile Selçuk'un şöhreti artınca Sâiîiâniler. Buhârâ-Semerkand arasında. çeşitli Türk boy ve ulusları tara­ fından işgal edilmişti. (113) Bir kısmı Müslümanlığı kabul etmiş olan bu Oğuzlar (Türkmenler) ile gayri müslim Oğuzlar (Uzlar) arasındaki savaşlar Türkmenler'in Hârizm batısındaki bölgelere kadar yayılma­ larına sebep oimuştur. Kartuklar ve Kalaçlar'la beraber Türkmen oymaklarından bazıları Sır nehri. (117) Böylece Selçuklular'ın Mâvorâünnehr'de kaldıkları 985-1035 yılları arasında İli kıyılarından Hazar'ın güney doğu ucurKİaki Curcan havalisine kadar uzanan geniş saha. Oğuzlar'dan diğer bir grup da Amuderya ile Curcân arasında bulunuyorlardı.Karahanlı'Iar ile Sâmâniler arasındaki savaşlarda. Türkmenler ile gayri müslim Oğuzlar arasındaki mücadele de artık yavaş yavaş dini bir manâ kazanmağa başladı. Buhârâ etrafındakiler Arslan Yabgu'nun. tak­ riben 20-30 yıllık bir mücadele hayatından sonra. oraya geldikleri zaman Selçuk: "Müslümanlar kâfirlere haraç vermez" düşüncesi ile bu me­ murları kovarak yabguya karşı cihâda başlamıştı. Fakat Selçuk bu yurda göçmeden önce.(114) İbn Havkal'ın belirttiğine göre "Cend'dc Oğuz sultanı (yabgusu)'nın idaresi altında Müslümanlar" var idi ve omun memurları. Kınık boyuna mensup Türkmenler'in başında bulunan Selçuk da artık bir İslâm gazisi oldu ve "M elik ül-gazi Selçuk bin Tukak” ünvanını aldı. (116) Cend'de müstakil göçebe bir beylik kuran ve gazaları ile şöh­ reti yayılan Selçuk.n (İsrail) kumandasında gönderdiği bir kuvvet ile Sâmâniler'in Karahanlılar’ı yenmesine hizmet etmiş­ tir. Cend havalisin- 72 OĞUZ ÜNAL . Doğrudan doğruya Selçuklu ailesine bağlı Türk­ menler ise.Müslüman olan bu Oğuzlar artık yavaş yavaş Türkmen adını almağa başlamış ve artık bu isim İslâm ülkelerine göçen Oğuzlar'a ad olmuştur. Selçuklular'a bir yurd verdi. Gerçekten Selçuk bu mücadelelerin birinde oğlu Arsl?.

sarsılan Sâmâniler'e karşı taarruza geçerek Talaş (Taraz) ve Sayram (İspiçap) gibi eski Türk beldelerini kolaylıkla istirdat ettiler. şark hudutlarının müdafaası da Türk devletlerine intikal etmiştir. Artık bundan böyle İslamların Orta Asya'da ilerlemeleri duraklamış. (118) Islâmiyeti toptan kabul eden Karluklar Karahanlı devletini kura­ rak Büyük Türk Hakanlığı tahtına çıkınca. Oğuzlar'ın yabgularından önce. Oğuzlar'ın da aynı şekilde İslâmiyeti kabulleri ile Türkmen adını almalarından sonra da devam etti. kışın Nur Buhârâ'da. Karahanlılar ve Yabgu Oğuzları arasında sıkışarak. Mâverâünnehr'e göçmeğe mecbur kaldılar. par­ ça parça. Böylece. Müslüman Türkler'in (daha sonra da putperest Kıtay ve Moğollar'ın) İslâm dünyasına doğru ilerlemeleri başlamış. Islâmiyeti kabul etmeleri de o derece bölünmelerine ve zayıflamalarına sebep oluyordu. dördüncü bir grup teşkil edi­ yorlardı. Lâkin Karluklar han ailesi ile birlikte toptan Müslüman oldukları için ne kadar kuvvetlendilerse. Ali Han zamanında. Semerkand istikametinde bir çok Türk beldelerini kolaylıkla ve gürültü­ süzce fethettiler. Arslan (İsrail) idî. göçebe olarak. ( 121 ) Cend'den Mâverâünnehr'e göçen Selçuklular. bu eski ve devamlı husumetin son safhası idi.dekiler Selçuk'un (oğlu Mikâil kolundan) torunları Tuğrul ve Çağrı Beyler'in reisliği altında olmak üzere. ( 120 ) Yengi-kent'teki Oğuz Yabgularının. Islâmiyeti kabulleri Selçukluların gazâ mefkurelerine ve Islâmiyetten aldıkları kuvvete son verdi. 30 yıldan fazla yaşadılar. Selçuk'un ve oğullarından Mikâil'in ölmelerinden sonra başbuğları. yazın da Semerkand yakınlarında. Böylece Karahanlılar. Selçuk'un en büyük oğlu olarak. (119) Kartuklar ile Oğuzlar arasındaki tarihi düşmanlık Karluklar'm Islâmiyeti kabulü ile Karahanlı. Arslan bu mevkii dolayısiyle Yabgu ünvanını almış ve Arslan Yabgu adıyla anılmaya başlanmıştı. dayanaklarını ve gelişme imkânlarını kaybeden Selçuklular Cend havalisini Yabgulu Oğuzlar'a bırakarak. İşte Cend'de yerleşen Yabgulu Oğuzlar'mdan Ali Han'ın oğlu Şah-Melik'in aslâ Selçukluları takip­ ten vazgeçmeyerek onlara Hârizm'de iken saldırması. (122) HORASAN’DAN ANADOLU'YA 73 . iç mücadeleler ile.

göçebe Selçuklular'ın siyasi reisi olmakla beraber.orta çok zayıf bir bağla bağlı idi. maceralarla dolu bir istiklâl ve devlet kurma mücadelesine atıldılar. Yengi-kent Y abgu lan na mensup olan Y abgu O ğ u z la n ile karıştırılm am alıdır.. 74 Oğ u z ÜNAL . Selçuk'un diğer oğulları da kendi oymak mensupları ile pek müstakil bir durumda olup. Bu endişeli ve zor durum­ da iki kardeş. 5-10 sene gibi kısa bir müddet içerisinde ve her defasında yeni bir yurd. verdikleri karara göre. Bu sebeple Selçuklular idaresindeki Türkmen toplu­ luğu daha başlangıçtan beri Selçuklular ya da Selçukiyân (Tuğrul ve Çağrı Bey grubu). amcaları Arslan Yabgu ile aralarındaki mücadeledir. (123) Eski Türk Hâkimiyet telâkkisi gereğince bütün hanedan üyeleri­ nin siyasi iktidara ortak olmaları nedeni ile. Hattâ mevkiini kuvvetlendiren Ali Tekin müttefiki ve kayın pederi olan Arslan Yabgu'nun yeğenleri (Tuğrul ve Çağrı Beyler) üzerine yürü­ yerek onları itaati altına almağa çalışmıştır. Tuğrul ve Çağrı Bey'e mensup Selçuklu Türkmenleri. Tuğrul Bey "geçilmesi güç çöllere" çekilirken. Yabgulular* ya da Yavgiyân (Arslan Yabgu mensupları) ve Yınallılar ya da Yınaliyân (Yusuf Yınal Bey mensup­ ları) gibi zümrelere ayrılıyorlardı. Yavgiyân ve Yınaliyân gruplarına ayrıl­ mışlardı.000 kişilik bir akıncı kuvveti ile uzak Rum ülkesi (Anadolu)'nde bir keşif seferine çıktı. Selçuklular idaresindeki Türkmen birliği gevşemiş ve birliğe bağlı T’ ürkmenler biraz önce söylediğimiz Selçukiyân. bu mücade­ leler sırasında hiç bir yerde uzun süre tutunamayarak. ancak mühim hallerde sıkı bir birlik gösteriyorlardı. bu mevki ve sıfatla. bu aşiret teşekkülü. Çağrı Bey de 3. (124) İstiklâle büyük bir kıskançlıkla sarılan Tuğrul ve Çağrı Beylerin emrindeki kalabalık Türkmen kütlelerinin.Arslan Yabgu. Böylece Buğra Han'dan kaçan ve şimdi de Ali Tekin'in hücumlarına uğrayan Tuğrul ve Çağrı Beyler çok zor bir devreye girdiler. müsait şartlarda ♦ Selçuk'un oğullarından Arslan (İsrail) Y abgu'ya nisbetle Y abgulu ya da Y avgiyân adiyle anılan bu O ğuzlar (Türkmenler). devamlı yurt değiştirdiler. Tuğrul ve Çağrı Beylerin Arslan Yabgu ile Karahanlı beylerinden Ali Tekin arasındaki ittifakın dışında kalmalarının sebe­ bi de. Bu zümrelerden birisinin başında bulunan Selçuk'un torunlarından Tuğrul ve Çağrı Beyler. kuvvetlerinin azlığına rağmen amcaları Arslan Yabgu (Selçuk'un büyük oğlu)'ya baş kaldırarak.

bir misal olmak üzere.3. (Bkz. hattâ aynı stratejinin "Akm- *Bu akının tarihi sebeplerini iyice tetkik etm ediği anlaşılan Cl. IX . daha kolaylıkla ele geçirilebilir ülkeler bulmak. çoluk çocukları. 1948. ne sırf ganimet elde etmek ve ne de Bizans'a sığınıp Bizans ordusuna hizmet etmek* değildi. bugün­ kü Macaristan'a gelip yerleştiklerini. Bizans ordusunda hizm et kabul etmek amaoiyle yapıldığını zannetm iştir. eşyaları.) B yzantion N V III.000 kişilik bir akıncı kuvvetiyle -Sultan Mahmud devri Gaznelilcrinin idaresindeki Horasan'da ve Büveyh Oğulları tarafından müdafaa edilen Irak-ı Acem'de gayeleri tahakkuk edemeyeceği için. Mâverâünnehr'de henüz müstakil olarak yaşama imkânına kavuşamamış olan Selçuklu Türkmenlerine. Hakiki sebep. Selçuklular’ın içinde bulundukları son derece vahim durum anlaşılmış olur. yüzyılın ilk yarısında Dinyeper civarında yaşayan Macarla­ rın da Karpat dağları üzerinden Pannonya'ya doğru bir kaç keşif seferinden ve yıpratma akmından sonra yüzyılın sonlarında.2000 kilometre uzakdaki doğu Anadolu toprak­ larına atmıştır. ileride yerleşmek üzere müsait iklimler aramak ve rastlanan mukavemeti mümkün mertebe yıpratmaktı. sh. biraz ganimet edinmek gayesiyle Çağrı Bey'i . Skylitzes'in dediği gibi Anadolu'nun fiilen istilâsına başlangıç olan 1071 Malazgirt muharebesine kadar hep aynı hazırlığı yapmışlardır ve bu bütün step Türklerinin veya Türk tesirinde kalmış olan kavimlerin fetih ve istilâ stratejilerine uygundur. Zaten Selçuklular. Başlıbaşına büyük bir araştırma konusu olan bu strate­ jiyi burada anlatmak bu çalışmanın çerçevesini aşacağı için. Buna bir de her an taarruza ve tecavüze uğramak korkusu ilâve edilirse. İşte bu ümitsiz hal. at ve koyun sürüleriyle haftalarca devam eden uzun ve meşak­ katli göçlerden hem maddeten. Cl. (Seconde m oitie du X I. m u h te lif zamanlarda yabancı ordularda hizm et gören bir çok Türkler m isâline dayanarak bu akının da Bizans'a sığınıp. çadır­ ları. La Premiere penetration turque Asie Mineure.bir toprak bulabilmek kaygısı ile. (125) Anadolu'ya yapılan bu ilk Selçuklu akmından maksat ne doğru­ dan doğruya gaza yapmak. s. HORASAN’DAN ANADOLU’YA 75 . CAH E N . hem manen ne kadar sarsıldıklarını tahmin etmek güç değildir. 63-64). C A H E N . Milâdi 410 tarihlerinde İtil (Volga) nehri kıyıla­ rında bulunan Hun'larm Tuna havzasına yaptıkları aralıksız akmlardan sonra kuvvet ve ağırlık merkezlerini Tisa boylarına naklettikle­ rini.

yüzyılın ilk yarısına kadar çok ızdıraplı ve maceralı göç­ lerle devamlı olarak yurd değiştirirken * büyük Türk muhacereti de bir sel halini almış. Selçuklular ve onları takip eden Türkmenler. Horasan istikametinde. Osm an T U R A N . Seiçuklular'ın Anadolu'yu fethetmeleri zaruretini belirtmiştir. 76 Oğ u z ÜNAL . onları hiç bir devlet ve ordu durduramıyordu. Gazne İmparatorluğu'nu ve ordularını bir kaç muharebede mağlup edebilecek bir kuvvete sahip olarak. Bu nüfus akışı ve kesafeti sayesin­ dedir ki. Selçuklu Sultanlarını uğraştıran en mühim meselelerden birisi. T040 yılında devletlerini kurabilmişlerdi. İkinci baskı. sh. yüzyılın ortala­ rından XI. boylar ve uluslar halinde değil. fakat keşfetmiş olduğum Ho­ rasan ve Ermenya (Anadolu)'ya gidebiliriz. Karahanlılar ile Gazneliler karşısında ne kadar zayıf ve perişan bir haldeyseler. büyük Türk muhaceretinin gelişmesi sayesinde de o derece kuvvetlenmiş ve bmparatorluklarını kurmuşlardı. S elçuklular Tarihi ve Türk-lslâm Medeniyeti. sefer hakkındaki intibalarını Tuğrul Bey'e anlatırken "Biz buradakilerin hakkından gelemiyoruz. çünkü orada (Anadolu'­ da) bize karşı gelebilecek bir kimseye rastlamadım" (127) diyerek. göçebe Oğuz (Türkmen) boy ve uluslarının muhacereti idi. X . bir millet olarak ve dalgalar halinde. Oğuzlar (Türkmenler)'ın bir kısmı da kendileri etrafında toplanarak siyasi birlik başlamıştı. İstanbul 1969. Büyük Selçuklu İm­ paratorluğu sınırları içinde ve Islâm ülkelerinde. Hârizm'de perişan bir duruma düşürülmüş bulunan Selçuk­ lular. 40-66.cılar" adı altındaki süvari kuvvetleri ile Osmanlılar tarafından Ru­ meli ve Orta Avrupa'nın fethinde de tatbik olunduğuna işaret ede­ lim. Bu sebeple Hilâfet merkezi Bağdat'ın bile elden çıkacağı korkusu yayılmıştı. Tuğrul ve Çağrı Beylere mensup Selçuklular. (126) Anadolu'ya yapılan bu ilk Selçuklu akınmdan dönen Çağri Bey. kendi boy beyleri­ nin idaresinde müstakil hareket eden bu göçebe Oğuzlar (Türkmen- ♦ Selçuklular'm tarih sahnesine çıkışları ve Büyük S elçuklu tmparato rlu ğ u 'n u n kuruluşuna kadar geçirdikleri maceralı hayatları hak­ kında daha geniş bilgi iç in bkz. Gerçekten Oğuzlar (Türkmenler) artık. (128) Büyük Selçuklu İmparatorluğu kurulduktan sonra da. İslâm ülkelerine akarken.

Sultan Tuğrul Bey ise elçiye verdiği cevapta: "Ben dürüst ve doğru hareket fetmek için elimden gelen her şeyi yapıyorum. bizzat Abbâsi Halifesi Kaim Biemrillâh bu duruma son vermek maksadı ile devrin meşhur âlimi Mâverdi'yi 1044 yılında. (130) Büyük Selçuklu İmparatorluğu'na henüz tam olarak bağlanma­ mış olan bu göçebe Oğuz (Türkmen) boylarının geçim derdi ile ve yurt bulmak maksadı ile yaptıkları istilâ ve yağmalar karşısında o derece feryatlar yükselmişti ki. Türkler'in içinde bulundukları içtimai ve siyasi durumu ve Oğuz (Türkmen) muhaceretinin manâ ve önemini henüz kavramamış olan Halife ve elçisi. hem de Selçuklu Hânedanının itaati altına tam olarak alınmamış olan bazı göçebe Türkmen boyları üzerindeki kontrol ve nüfuzunun çok zayıf oldu- HORASAN'DAN ANADOLU’YA 77 . merhameti. hem Türkmen muhacirlerinin çokluğunu ve zaruri ihtiyaçlarını gösteriyor. siyasi ve idari dehası ile tanınan Sultanı anlayamıyorlardı. elçinin nâmesini dinledikten sonra şu cevabı verdi: "Benim askerlerim (yani milletim) pek çoktur ve bu memleketler onlara kâfi gelmemektedir. buna kar­ şılık ben ne yapabilirim" diyerek. eski Türk hâkimiyet telâkkisi gercğince. bir mektup ile birlikte Sultan Tuğrul. yurt bulmak ve sürüleri ile birlikte beslenmek maksadı ile İslâm ülkelerini istilâ ediyorlar.ier) çok defa Büyük Selçuklu Sultanlarını tanımıyor veya "Büyük Türk Hakanlığı" sıfatını ellerinde bulundurdukları için. Bütün d ü n ^ yı alsanız ve bu şekilde tahrip etseniz yine de size ve milletinize yetmez" diyerek Sultanı doğru yola davet ediyordu. Eğer mille­ timden (Türkmen'lerden) aç kalanlar kötülük ediyorlarsa. Büyük Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey. Tuğrul Bey'i bu hâdiselerden sorumlu sayıyor ve adaleti. İslâmiyet Türkler arasında yayıldıkça da bu göçler birbirini kovalıyordu.(m29) İslâm ülkelerine Türk muhacereti aralıksız devam ediyor. yerli halk ile mücadelelere girişi­ yorlar ve neticede yağma ve kıtale sebep oluyorlardı. Gerçek­ ten Halife mektubunda: " E y Em ir Tuğrul Bey Muhammedi senin zaptetmiş olduğun memleketler sana yeter. Bey'e gönderdi. Halifenin elçisini dört fersahlık mesafeden karşılamak suretiyle Hilâfet maka­ mına karşı saygısını gösteriyordu. dindarlığı. çok zayıf bir siyasi bağ ile ona tâbi olsalar bile. Bu sonsuz muhaceret ve istilâlar büyük meseleler çıkarıyor ve devleti uğraştı­ rıyordu. Buna karşılık Sultan Tuğrul Bey." Bunun üzerine Haiife'nin elçisi Mâverdi: "Bunun sebebi sizin bu memleketleri tahrip etmenizdir. Diğer İslâm ülkelerine ve hükümdarlarına dokunma ve onlara zarar verme" diyordu.

eski Türk hâkimiyet telâmkkisine dayanan adem-i merkeziyetçi devlet anlayışı yerine merkeziyetçi bir devlet anlayışı kurmak maksadı ile Türkmenler'in nüfuzunu kırmışlardır. siyasetnâme'sinde "H er ne kadar Türkmenler'den bıkkınlık geldi ise de sayıları çoktur.(134) Hattâ ’Türkler'in Tarihi"ni tarihsel maddeciliğin yasalan ile açıklamak iddiasında olan bir yazar daha da ileri giderek. Merkeziyetçi devlete doğru gelişen bu anlayış. bu devletin kuruluşunda çok hizmetleri ve emekleri geçtiği için de bu devlet üzerinde haklan vardır ve Sultanın akrabalandırt" (133) mütalâası ile Devletin Oğuzlar'a bakışını çok güzel ifade etmiştir. Büyük Selçuklu Sultanlarının. (131) Nitekim iil< Büyült Selçuklu Sultanları. adem-i merkeziyetçi eski Türk hâkimiyet anlayışı ile. Tuğrul Bey. Türkiye Selçukluian'nda ve Osmanlılar'da da de­ vam etmiş ve nihayet Osmanlılar tarafından gerçekleştirilebilmiş­ tir. göçebe Türkmen-küt­ lelerinin Anadolu'ya şevki zaruretini ve büyük Selçuklu Sultanlan'nın gazâ ve fütuhat mefkurelerini ve siyasetlerini de Sultanların göçebe Türkmenlere karşı nefreti ile izah etmek istemişler ve hattâ bütün Selçuklu ordusu içerisinde çok küçük bir birlik olan ve yaban­ cı ırklardan teşkil edilen saray (merkez) muhafız kuvvetine bakarak Selçuklu ordusunun ekseriyetini Türkler'den gayri unsurlann teşkil ettiği hatasına düşmüşlerdir. Büyük Selçuklu Sultanları bir yandan Oğuzlan (Türkmenleri) devletlerinin kurucusu ve temeli saymışlar ve bir yandan da yurtsuz oluşları ve itaatsiz hareketleri dolayısiyte onlarla uğraşmak zorunda kalmışlardı. Tuğrul Bey'den itibaren.(132) Nizâm ül-mlilk. merkezi bir idare kurmak ve Türk Birliğini gerçekleş­ tirmek yolundaki. başkaldıran asi soydaşlarını bastır­ mak mecburiyetinde kaldıkjan halde bazı tarihçiler. bu meşru hareketlerini "mütegallibelik" (!) ve siyasi iktidarı ele geçirmek için eski Türk hâkimiyet telâkkisi ge­ reğince hânedân haklarına dayanarak harekete geçen şehzâde ve beylerin isyanlarını da ’Türkm encilik" (!) esasına göre göçebe Oğuzlar (Türkmenler)'ın müdafii sanmışlar. Alp Arslan ve Melik-şah gibi ilk Büyük Selçuklu Sultanları (ve Türkiye Selçuklu Sultanları ite onlann devamı olan OsmanlI Sultanları). göçebe bey ve boyları itaate almak. Selçuklulann Türk Devleti değil. merkeziyetçi bir devlet vücuda getirmek ve böylece siyasi parçalanmayı önlemek maksadı ile.ğunu belirtiyordu. bran Devleti kurduğunu ileri sürmüş ve merkeziyetçi bir idare tesis etmek 78 OĞUZ ÜNAL .

(Gök Türk Kağanlan'nın deyimi ile milleti kondurmak) da devletin vazifeleri arasında idi. az halkı çoğalttım"(136) ifadesi ile beliren eski Türklerdeki "Velayet-i Pederâne" (Baba gibi koruyuculuk) sıfatı Büyük Selçuklu sultanları'nda da mevcut olup. onlara yurt bulmak ve geçim imkânları hazırlamak gibi birbiri ile çatışan iki mesele karşısında idiler. Islâm ülkelerini ve tebaasını bu göçebe ve yurtsuz Oğuzlar'ın çapullarından korumak.iğe kavuşturmak için mücadele eden Sultanlarla. yoksul milleti zengin ettim. Anadolu'ya sevketti- *N itekim Nizam ül-mülk siyasetnâme'sinde "S u ltan ım ız cihân ailesi­ n in babasıdır" diyerek. gündüz oturmadım. öyle düzene soktuk.(138) Bu vazife Orhun kitabele­ rinde şöyle ifade ediliyordu: "Doğuda Kadırkan ormanını aşarak milleti öyle kondurduk. yurtsuzluktan şikâyet eden bu göçebe Oğuzlar'ı.'*' devletin başın­ da milletine karşı baba mevkiinde bulunmaları onlara bu^ göçebe Oğuzlar'a yurt bulmak vazifesini yüklüyordu. aç halkı doyurdum. Gök Türk Kağanlan'nın "Türk milleti için gece uyumadım. öyle düzene soktuk. Alp Arslan ve Melikşah gibi ilk Büyük Selçuklu Sultanları. siyasi iktidarı ele ge­ çirmek için isyan eden Selçuklu ailesine mensup şehzade ve beylerin ve bunların etrafında toplanan göçebe Türkmenler'in mücadelelerini "sınıf mücadelesi" teorisi ile izah etmeğe kalkışmıştır. aynı görüşü ifade ediyor ve sanki O rh un kitabelerinden bir parçayı naklediyordu.(135) Devlet kavramı ile uzlaşmayan ve Türk Devlet adamlarının merkeziyetçi bir devlet idaresi uğrundaki mücadelelerini ve siyasi birliğin ancak bu şekilde kurulup korunabileceği yolundaki uzak görüşlülüklerini anlayamayan bu fikirlerin ilmi ve tarihi gerçeklerle alâkası yoktur.(137) Esasen millete yurt bulmak.ve bUtUn Türk boy ve uluslarını bir bayrak altında siyasi biı... çıplak halkı giydirdim." (139) İşte Büyük Selçuklu Sultanları. HORASAN'DAN ANADOLU'YA 79 . diğer taraftan da Türk Hakanlarının "Velayet-i Pederâne" sıfatı ile de. Bu sebep­ lerle Tuğrul Bey. aynı zamanda devletin temelini ve askeri kuvvetini teşkil eden bu soydaşlarını kondurmak. Batıda Kengü Tarbana kadar Türk milletini öyle kondurduk. (140) Artık Anadolu'nun fethi Türkler için bir zaruret idi. 1018 ^ılı akınında Çağrı Bey'in keşfetmiş olduğu. bir taraftan İslâm'ın sultanı ve koruyucusu sjfatı ile.

ler. (141) Aynı şekilde 1047 yılında çok kalabalık bir Oğuz (Türkmen) muhacir kitlesi Türkistan'dan Nişâbur'a gelmişti. Bu iki yönlü siyaset yanında Büyük Selçuklu Sultanları Anadolu'nun fethini bir devlet siyaseti haline getirip. Ben de arkanızdan gelip size yardım edeceğim" derken büyük Selçuklu Devletinin hangi zaruretler ile Anadolu'nun fethi siyasetini benimsediğini gösteriyordu. Sen bir Suguur (hudut. Oğuz akmları karşısın­ da Sultan Tuğrul Bey'e şikâyet ettiği zaman. (144) 80 Oğ u z ÜNAL . Büyük Selçuklu Devletinin Anadolu'nun fethi ve Türkmen mu­ hacirlerinin bu memlekete şevki siyasetini göstermesi bakımından şu kayıtlar çok önemli tarihi belgelerdir. Anadolu'nun fethi ve Türkleşmesi bu iki yönlü ve karmaşık siyasetin neticesi olarak gerçekleşmiştir. İbrahim Yınal Bey bu göçebe Türkmenler'e: "Memleketim sizin oturmanıza imkân verecek kadar geniş değildir. İslâmın eski ve yenilmez düşmanı ve rakibi olan Bizans Imparatorluğu'na karşı bu göçebe Oğuzlar'ı gönderir ve orduları ile bu göçlere yol açarken. Rum (Anadolu) gazâsına gidiniz. (142) Tuğrul Bey." cevabi mektubu ile hem kendisine zayıf siyasi bir bağla tâbi bulunan bu asi soydaşlarını himaye ediyor. Selçuklu Sultanı ona: "Kullarımın senin memleketine geldiğini haber aldım. hem de yerli Müslüman halkı düşünüyor ve hem de Anadolu'nun fethi lüzum ve siyasetini belirtiyordu. Onlara mal verip kâfirlere (Bizanslılar'a) karşı kendilerinden faydalanmalısın. uc) emirisin. hem B i­ zans'a karşı kuvvet kazanıyorlar. Bu göçebe Oğuzlar orada Selçuklu beylerinden İbrahim Yınal'a yersizlik ve yurtsuzluktan şikâyet ediyorlardı. Zira onlann maksatları Ermeni beldeleridir (yani Anadolu'dur). bir yandan yoğun Oğuz muha­ cereti baskısı ile ve onlara yurt bulmak zarureti ile yapılmakta. bir yandan da bu göçebe Oğuzlar'ı ve asi şehzâde ve beyleri Anadolu'ya göndermek suretiyle kendi devletlerini ve Islâm ülkelerini istilâ ve asayişsizlikten korumak maksadını gütmekte idi ki. Islâm'ın cihâd mef­ kuresini ve Türkler'in kadim cihân hâkimiyeti mefkurelerini de ger­ çekleştirmiş oluyorlardı. Bu sebeple doğrusu şudur ki. Islâmın Sultanı ve koruyucusu sıfatı ile.(143) hem de. Allah yolunda cihâd yapınız ve ganimet alınız. Alp Arslan ve Melikşah gibi ilk Büyük Selçuklu Sultanları için Anadolu'nun fethi. Diyarbakır Mervâni Emir'i Nasıruddevle.

Selçuklular sayesinde yeni bir kudret kazanârak taze bir iman ve kan ile cihâda başlamış ve taarruza geçmiş. X. (146) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 81 . ( t 45) Bu ve benzeri görüşler ya devlet siyasetini yürüten yüksek strateji ile bu stratejinin uygulanması süreci içerisindeki münferit taktikler arasındaki bağlantıyı göremeyen tarihçilerin ya da. sebep ve neticeleri ile dikkatlice ve ilmi olarak araştırılmadığı ve anlaşılamadığı için yalnız Selçuklular tarihi değil. kasıtlı olarak ve gayri ilmi bir şekilde.Tarihin en büyük göçlerinden ve nüfus hareketlerinden birini teşkil eden bu büyük Türk muhacereti. İslâmın ezeli düşmanı ve rakibi olan Bizans ile hesaplaşma zamanı da artık gelmişti. Bu sebeple muvakkat ve münferit hadiselere bakılarak "Selçuklular asla Bizans topraklarını fethetmek niyetinde değillerdi. gayeleri Suriye ve Mısır olup sağ kanatlarında BizanslIlar ile sulh halinde yaşamaktan başka arzuları yoktu" gibi tarihin seyrine ve tarihi gerçeklere aykırı iddialar ileri sürülmüş ve yayılmıştır. tarihsel maddeciliğin ilkeleriyle açıklamak gayretlerinin eseridir. yüzyılda müdafaaya geçmiş ve iç buhranlarla sarsılmış bulu­ nan İslâm dünyası. Türk târihinin seyrini. son yıllara kadar mahiyeti. İşte Anadolu'nun fethi ve Türkleşmesi bu zaruretler ile ve ilk Büyük Selçuklu Sultanlarının takip ettikleri devlet siyaseti ve ilk İslâm Halifelerinden kendilerine miras olarak kalan Anadolu'nun fethi gibi mukaddes bir İslâm mefkuresinin tecellisi olarak gerçekleş­ miştir. umumiyetle Garp Türklüğü ve Anadolu'nun Türkleşmesi gibi mühim meseleler ve "Selçuklu devletinin Anadolu'nun fethi siyaseti" karanlıklar içinde kalmıştır.

Gerçekten 963 ve 965 yıllarında Horasan Gazileri 5.IV.000 ve 20. S E L Ç U K L U L A R 'IN İL K A N A D O LU A K IN L A R I İlk İslâm-Bizans mücadeleleri devrinde (Suguur Beylikleri Devri] Horasan ve Türkistan'da teşkil edilen gönüllü Türk birlikleri Ana­ dolu'ya sık sık akınlar yapmakta idiler. BÖLÜM B Ü Y Ü K S E L Ç U K L U L A R D E V R İN D E B İZ A N S G A Z A L A R I v e AN AD O LU FÜ TU H A TI m . Bu birliklere Türkisun ve Horasan Gazileri denilmekte idi.000 kişilik kafileler halinde Azerbay- H O R A S A N 'D A N A N A D O L U 'Y A 83 .

komutası altındaki akıncı kuvveti ile kuzey doğu tarafından Medya sınırlarını yıldırım gibi geçerek Vaspuragan Ermeni Kıratlığı arazisine girdi ve sağa sola yaptığı hücumlarını süratle inki­ şaf ettirerek Reştunik istikametinde ilerledi. bu bölgedeki bazı kale­ 84 Oğ u z ÜNAL .000 kişilik bir süvari kuvveti ile uzak Rum ülkesinde (Anadolu) bir keşif seferine çıktı. Adana. Çağrı Bey de 3. onların yaydan silâhları ve dalgalanan uzun saçları vardı. Bu gâzilerin içlerinde âlimler ve şeyhler de bulunuyor­ du. gaflet gösterdiği için Tus'da oturan Gazne İmparatorluğu­ nun Horasan valisi Arslan Câzib'i azarlaftiasına sebep olan bu akıncı kuvveti ile Çağrı Bey Azerbaycan'a vardığı zaman orada daha önce cihâda gelmiş olan Türkmenler ile karşılaştı ve onları da yanına ala­ rak. Büveyhiler'den Addud ud-Devle zamanında ve 1006 yılında Selçuk'un oğullarından Arslan Yabgu'ya mansup olan Yabgulu (Yavgiyân) Oğuzlan da bu gazalara katılmışlardı. Rey ve Azerbaycan yolu ile Anadolu seferine çıktı. muazzam bir mesafedeJujlunan Anadolu gazâsma teşebbüs ederlerken cidden çok ümitsiz bir durumda bulunuyorlardı. Selçuk'un bu kudretli ve cefakâr torunları. yüzyılda Mâverâünnehr'deki mücadele dolu ilk yıllarında Karahanlılardan Ali Tekin'in hücumları karşısında çok zor bir devreye girmişler ve yine yurt değiştirmek zorunda kalmışlardı.(148) Selçukluların Gök Türkler gibi arkaya sarkan uzun saçları olduğuna dair bu kaydı başka kaynaklar da doğruluyor. jşte bu buhranlı devrede Selçuklular'ın başında bulunan Tuğrul ve Çağrı Beyler'in verdikleri bir karara göre. bütün İran'ı baştanbaşa geçerek. Bugüne kadar asla Türk süvarisi görmemiş olan Ermeniler onların kendilerince garip ve değişik kıyafetlerini ve manzarasını müşahade ettiler. 1018 yılında 3.(147) Bu şekilde Horasan ve Türkistan'dan Suguur'a giderek cihâd yapmak bir gelenek haline gelmişti. Van havzasındaki Vaspuragan E r ­ meni Kıratlığı topraklarına girdi. X. Gazneli Sultanı Mahmud'un hiddetine ve bu sefer sırasında. (149) Çağrı Bey.can ve M eyyâfârikin yolu ile "Suguur'a varmışlar. Horasan gâzilerinin sık sık yapmakta oldukları Rum (Anadolu) akınları onlara bu teşebbüsü telkin etmişti. Tuğrul Bey geçilmesi güç çöllere çekilirken. 6-7 bin kişilik bir kuvvetle. Çağrı Bey de Horasan gâzilerinin bu cihâd geleneğine uyarak.000 süvari ile. Horasan. Tarsus ve Masisa şehirlerine dağılarak taarruza geçen Bizanslılar'a karşı cihâd yapmışlardı. Tuğrul ve Çağrı Beylere mensup olan Selçuklular.

. bu akm 1018-1021 tarihleri arasında vukubulm uştur. Nahcıvan havalisine girdi ve Gürcü ülkelerini taramaya başladı. meselâ Şeddad Oğulları'ndan. Muhare­ bede Oğuzlar geri çekildiler. bu suretle bir kaç sene gazâ yaptıktan ve Anado­ lu'daki keşif seferini tamamladıktan sonra. Bu rivayetlerin m üşterek tetkikind en ç ı­ kan sonuca göre. Gazncli Sultanı Mahmud'un emri üzerine. (152) Çağrı Bey bu büyük akına. diğer bir deyişle keşif seferine çıkarken Mâverâünnehr'den yanına 3. (150) Akınlarını bu şekilde inkişaf ettiren Çağrı Bey. (151) Çağrı Bey.000 kişilik bir kuvvet olduğu halde Çağrı Bey komutasındaki Oğuziar'a karşı çıkmaya cesaret edemedi ve bu şekilde bütün bu havali Oğuzlar'ın istilâsı altında kaldı. Tus'da oturan Horasan valisi Arslan Câzib. Kale'nin kumandanı olan Vaşak Bahlavoni. oğlu Kirkor'u kale muhafızlığına bırakarak top­ layabildiği kuvvetlerle Oğuziar'a karşı çıkmaya hazırlandı. Çağrı Bey daha sonra Ani Kıratlığı havzasında göründü ve Dovin'in kuze­ yindeki Beçni kalesini muhasara etti. HORASAN’DAN ANADOLU’YA 85 . Bu sırada Gürcü asıUı Bizans generali Liparit maiyetinde 5.leri zaptetti.000 atlı almıştı. kendisine açılan Reştunik bölgesinde ciddi engellerle karşılaşmadan uzun müddet dolaştı ve hayli ganimet topladı.* Azerbaycan'da kendi­ sine iltihak eden Oğuziar'a veda ederek büyük ganimetlerle geriye döndü. bir miktar ikmal yardımı sağladığı da ilâve edilirse. Arslan Câzib'in takibatın­ dan kurtularak Horasan'ı geçerek Mâverâünnehr'e dönmeğe ve kardeşi Tuğrul Bey'e kavuşmağa muvaffak oldu. fakat Vaşak da savaş meydanında öldü. bütün havaliyi istilâ etti ve Vaspuragan E r­ meni Kırallığı'nın batı kısımlarına hâkim oldu. Hıristiyanları kılıçtan geçirdi.. Buna Azer­ baycan'da bir kısım Türkmenler'in katıldıkları ve Ermenya'daki Müslüman emirliklerinden. Bu akın harekâtı sıra­ sındaki muharebelerden daima muzaffer çıkan Çağrı Bey. yolları tutmuş ve Çağrı Bey'i yakalamaya hazırlanmıştı. Van kalesi gibi sarp ve müs­ tahkem bölgeler hariç. Buna rağmen Çağrı Bey. 1021 yılında bir kaç kol halinde kuzeye doğru yönelerek. nihayet toplamı 6-7 bin '''Doğu A n ad olu'y a yapılan bu ilk S elçuklu akm ının tarihi hakkındaki rivayetler çeşitlidir.

ancak içlerinden 2. 1028 yılında bizzat gele­ rek bu boy ve oymakları ezdi. geçici olarak hâkimiyet kuracak bir güç kazanmış ve Ermenya'da pek de kuvvet sahibi Kırallar ve hükümetler olmadığını da öğrenmişti. o havalideki bütün Türkmen oymakları isyan edip silâha sarıldılar. Anasioğlu Bey. fakat keşfetmiş olduğum Ermenya (Anadolu)'ya gidebiliriz"(154) diyerek. Burada Bizans'ın taarruz ve tehdidine karşı yardı­ ma muhtaç olan Azerbaycan hükümdarı Vehsudan onları maiyetine aldı. Bunun üzerine Sultan Mahn^d. Sultan Mahmud'un ölümü (1030) üzerine Gazneli tahtına çıkan Mesud bu Türkmenler'den saltanatının ilk yıllarmda çok istifade etti.000 kadar çadır halkı. kardeşi Tuğrul Bey'e bu seferin hikâyesini ve intibalarını anlatırken. Mansur Bey. Fakat bir müddet sonra Oğuz Beylerinden Yağmur Bey'in Rey havalisi kumandanı Taş Ferraş tarafından öldürülmesi Türkmenler'i telâşa ve heyecana düşürdü. Göktaş Bey gibi kumandanların maiyetinde olan ve miktarları lO. Dana Bey. Bu şekilde türlü maceralar ile dolu bir sefer ile ve pek çok kayıp vererek Azerbaycan'a gelmiş olan bu Türkmenler. Bu boy ve oymaklar daha evvel Sâmâni'ler zamanında Hora­ san'a gelmiş bulunan soydaşları ile birleşerek Gazneliler'e isyan ettiler ve Tus'da bulunan Horasan valisi Arslan Câzib'i bozguna uğrattılar. Horasan'da kalan diğer Türkmen boylarına vaadier yaparak kendilerini maiyetine aldı. her taraftan sıkış­ tırılan ve yurtsuz kalan Selçuklu Beylerine müstakil Türk vatanının keşfedildiğini bildiriyor ve Anadolu'nun fethi lüzumuna işaret edi­ yordu. Onlar da çöllere ve dağlara kaçtılar.(153) Bu sebeple Çağrı Bey. Buğa Bey. Bizans arazisine geçerek Diyarbakır havalisine akınlar yaptılar. Tuğrul ve Çağrı Beylerin eniştesi Kızıl Bey.OOO'den 86 Oğ u z ÜNAL . Biz buradaki (Mâverâiinnehr ve Horasan) lerin hakkından gelemiyoruz. Irak-ı Acem yolu ile Azer­ baycan'a geçtiler. (155) 1025 yılında Mâverâünnehr'de bulunan Oğuzlar'ın büyük Yabgusu olan Selçuk B e y ’in oğullarından Arslan (İsrail) Vabgu. Gazneli Sultan Mahmud tarafından bir hile ile yakalanarak hapsolundu ve kendisine bağlı boy ve oymakların mühim bir kısmı Horasan'a geçi­ rildi. Yağmur Bey'in maiyetindeki oymak başta olmak üzere.kişiyi bulan bir kuvvetle Van gölünün güney kısımlarından Tiflis civarına kadar bütün beldeyi alt-üst ederek. (156) Sultan Mahmud'un oğlu ve Irak-ı Acem valisi Mesud. Bizanslılar'ı kastederek "B u ülkede bize karşı koya­ bilecek bir kimseye rastlamadım.

Bunlar Aras nehrini geçerek Arran ülkesine girdiler ve buranın emiri Fadlun vc oğlu Ebu el-Svar ile birleştiler ve Ermenilerle meskun olan ülkelere akınlar yapmağa başladılar. diğer mühim bir kısmı Azerbaycan'a yürüdüler ve kendilerinden evvel oraya gelmiş bulunan soydaşlan ile birleşip bu bölgenin muhtelif yerlerinde yaylaklar ve kışlaklar kurdular (1036).fazla bulunan bu Türkmenler R ey havalisi kumandanı Taş Ferraş'mki başta olmak üzere Sultan Mesud'un gönderdiği bütün Gazneli kuvvetlerini birer birer bozdular. (157) Selçukoğulları. Fakat Ermeni beldelerine akınlar yaparak pek çok esir ve ganimet topladılar. Bağrat. Diyarbakır. 1037 yılında Arran emiri ile Ermeni reis^rinden David arasında vuku bulan muharebede Ermenilerle çarpıştılar. El-cezire ve Musul havalisine akınlar yapan ve başarısızlıkla dönen Türkmenler'in bir kısmı 1042-1043 tarihlerinde Aras nehri kenarına gelerek Beçni kalesine taarruza hazırlandılar. Bu Türkmenler'in bir kısmı Irak-ı Acem’de dağılmakla beraber. Tiflis'i Müslümanlardan almak için muhasa­ ra ettiği sırada Türkmenler'in geldiğini duyarak muhasarayı kaldır­ mağa ve memleketine çekilmeğe mecbur olmuştu. Abbasi Halifesine gönderdiği fetih-nâmede Gaznelilerin zulümlerinden. Büyük Türk Hakanlığı tahtına oturdular ve bu şekilde İran ve Türkistan'ın en önemli kısıml^ına hâkim oldular. diğer bir kısmı ise Azerbaycan'da kaldı. "Savaş sahasında derhal çadır ve taht kurup Tuğrul Bey'i üzerine oturttular ve bütün beyler onu Horasan Hükümdarı olarak selâmladılar"(158) Tuğrul Bey. 8 u sırada Abu '1-Hayca Hadbani'nin hâkim bulunduğu Rum iyye (Urm iye) havali­ sinde bulunan bir kısim Türkmenler yeniden Van gölü havzasına girerek akınlar yaptılar ve daha sonra geri döndüler. 23 Mayıs 1040 Cuma günü Dandânakan meydan muharebesinde Gazne ordusunu mağlup ve perişan ederek. Bunların bir kısmı güneye döndüler. bütün Selçuklu beylerinin müştereken toplanması ile meydana gelen kurultayda Horasan hükümdarı ilân edildi. Ani kıralı Gagik kale­ nin imdadına geldiğinden muvaffak olamadılar. 1045-1046 yıllarında bu Türkmenler'in mühim bir kısmı Bizans İmparatorunun ordularının Arran ülkesine ve Dovin şehrine yaptıkları taarruzlar sırasında bu ülkenin hükümdarı Ebu el-Savar'ın maiyetinde bulunmuşlar ve Bizans İmparatorluk kuvvetleri ile çarpışmışlardır. Tuğrul Bey. Er­ meni tarihçileri Musul'dan dönen Türkmenler'in Murad suyu ile Dicle'yi vücuda getiren kolların suladığı bölgelerde müthiş akınlar yaptıklarını kaydetmişlerdir. HORASAN'DAN ANADOLU'YA 87 . 1038 yılında Gürcüstan Kıralı IV .

bağlı idiler. (160) Selçuklu devleti bu üçlü taksime göre ayrılmış. kendilerinin ise padişah-zâde (Afrâsiyab. Hükümdar) ünvanı ile ve ordu kumandanı (ka'id al-cayş) olarak. Gazne hükümdarlarının köle-zâde. Büyük Türk Hakanı Tuğrul Bey'e ve devletin merkezi Nişâbur'a. Karahanlılar'da oldu­ ğu gibi Selçuklular'da da devlet üzerinde bütün hânedan üyelerinin hakkı vardı. Selçuklu devleti adem-i merkeziyetçi eski Türk hâkimiyet telâkkisine göre hânedan üyeleri arasında taksim edildi. Siyasi iktidarın kullanılmasında hepsi söz sahibi idiler. Tuğrul Bey de fiilen reis bulunuyordu. siyasi bir bağ ile. (161) Tuğrul Bey. amcası İnanç (Musa) Vabgu'ya ve birinci derecede hizmeti olan kardeşi Çağrı Bey'e hükümdarlık vermek mecburiyetin­ de kaldı. İnanç (Musa) Bey eski Türk telâkkisine göre sahip olduğu Yabgu ünvanını muhafaza ederek. Tuğrul Bey. İnanç (Musa) Bey hukuken Yabgu Unvanını elinde tutuyor. Şim di ise Tuğrul Bey hükümdar ilân edilirken fiilen olduğu gibi hukuken de devletin başına geçiyor ve Büyük Türk Hakanlığı tahtına oturuyordu. Bu sebeple de bü/ük beyle­ rin ayrı bölgelerde yerleşmesine fırsat vermedi. para bastırmak. devletin kuruluşunda. Herat merkez olmak üzere Büst. (159) Selçuklular aşiret teşekkülü halinde iken. her biri kendi bölgelerinde adına hutbe okutmak. zulmü kaldırıp adaleti kurduklarını. Ancak bu diğer büyük beyleri ve hânedan mensuplarını ya­ nından ayırmayarak devletin parçalanmasını önlemeye vc merkezi­ yetçi bir devlet yapısı kurmaya çalıştı. Çağrı Bey de Melik (Kıral. yine hükümet merkezi Merv olmak üzere. Serahs ve Belh şehirleri ile Gazne'ye kadar uzanan ülkelere sahip oluyor. kapılarında nöbet vurdurmak ve başlarında çetr taşımak suretiyle bütün hâkimi­ yet ve istiklâl unsurlarına sahip olmakla beraber. Ceyhun'a. Selçukoğullarının eskiden beri Halifeliğe sâdık bulunduklarını ve gazaya devam edeceklerini belirtmiştir. Büyük Türk Hakanı sıfatı ile Nişâbur'u ve garpta fethedilecek belde­ leri alıyordu. eski Türk hâkimiyet telâk­ kisi gereğince. Oğuz Han so­ yundan) olduklannı. jsfizar vc Sistan'a kadar alınacak vilâyetlerin hükümdarı oluyordu.kendilerine yaptıkları fenalıklardan ve müdafaa maksadı ile sava­ şarak zaferi kazandıklarından bahsetmekte. Gök Türkler'de. saltanat merasiminden sonra. Eski Türk hâkimi- 88 Oğ u z ÜNAL . Bu sebeple devletin kuruluşunu müteakip.

.

Buna sebep de Vehsudan’ın bu Türkmenler'e ihanet ederek 30 kadar Türkmen reisini bir ziyafet esnasında öidürtmesi idi. ülkesinin Türkmenîer tarafından y ı­ kılmakta olduğunu ve onlara karşı koyamayacağını görerek barış­ mağa karar verdi ve Cizre'de tutsak olan Mansut Bey'i oğlu Süley­ man'dan istedi ve M eyyâfârikin'e getirterek serbest bıraktı ise de Türkmenler'i yatıştıramadı. Türkmenler'e hiyanet etmeği düşünüyordu. O esnada merkezi Meyyâfârikin ve Amid şehirleri olan Diyarbakır havalisinin hükümdarı olan Mervâni'lerden Nasr al-Devlc Ahmed’in oğlu Süleyman. Mükellef bir ziyafet hazırlayarak Mansur'u davet ve sonra hapsetti. Halbuki Süleyman. Mansur'un maiyetindeki Türkmenîer öteye beriye dağıldılar ve çoğu Musul yolunu tuttular. öteye beriye dağılmağa başladılar. bu teklifi ka­ bul etmesi üzerine anlaşma yapılarak. Musul emiri Ukayl-oğlu Karvaş ile Diyar­ bakır Mervâni emiri Nasr al-Devlc kuvvetlerini birleştirerek Türk­ menler'e karşı çıktılar. babası tarafından Cizre valisi tayin olunmuştu.2. yeminlerle kuvvetlendirildi. Türkmenîer bu şekilde bir müddet Musul ve Mervâni beldelerini dehşet içinde bıraktılar. Bu durum üzerine Irak'taki 90 OĞUZ ÜNAL . 1042 yılında meydana gelen muharebede Türkmenîer üstün geldiler ve bütün havaliyi kontrol altına aldılar. S U L T A N T U Ğ R U L B E Y Z A M A N IN D A B İZ A N S ’A K A R Ş I G A Z A L A R V E A N A D O L U F Ü T U H A T I Evvelce Gazneli Sultanı Mahmud'un önünden kaçarak Azerbay­ can'a gelerek. Türkmenler'in Diyarbakır ve Musul ülkelerinde yaptıkları akınlar bütün ümerâyı ve hükümdarları korkutmuştu. bahar gelince diğer Türkmen beylerini ve oymaklarını da yanına alarak Suriye'ye gitmesini teklif etti. Mansur Bey'in. Bu sebeple Azerbaycan'daki Türkmenîer bu bölgede tutunamadılar ve Vehsudan'la yaptıkları bir muharebede bozguna uğrayınca sağa sola. bu bölgenin hâkimi Vehsudan'ın maiyetinde Anado­ lu'ya akmlar yapan Türkmenler 1041 yılında bu hükümdar ile bo­ zuştular. Mervâni emiri Nasr al-Devle. maiyetindeki oymakla birlikte Cizre'nin doğu tarafında karargâh kurmuş olan Türkmen reisi Oğuz-oğlu -Mansur'a haber göndererek onunla anlaş mağa yanaştı ve kışın sonuna kadar Cizre havalisinde kalmasını. Süleyman.

öteki amcası Arslan (İsrail) Vabgu'nun oğulları Kutalmış Bey ile Resul Tekin'i de Hazar denizi sahillerindeki ülkelerin fethine memur etmişti. Türkmenler de Sultanın bu emrine uyarak. (166) Bu durum üzerine Sultan Tuğrul Bey. Siz Suitanımızsınız. eğer bizim mutlaka gelmemizi isterseniz o zaman buralardan Rum ve Şam ülkelerine kaçıp yakamı­ zı kurtarmağa çalışacağız" şeklînde cevap vermişlerdi. bundan dolayı korkup yanına geiemiyoruz. Tuğrul Bey. Tuğrul Bey. Diyarbakır havalisine göndererek. Onlar elçiyi bir müddet alıkoyduktan sonra geriye göndermişler ve Sultan'a "bizi hep beraber huzurunuza çağırtmaktan maksadınız yaptığımız kusur­ ların cezasını vermek ve hapsetmektir. Diğer amcası İnanç HORASAN'DAN ANADOLU’YA 91 .Büveyhi hükümdarı Celâl al-Devle ile Diyarbakır Mervâni emiri Nasr al-Devle. bu bölgeyi kendilerine ikta olarak vermiş ve kendilerini Bizans'a karşı gazâ yapmağa niemur etmişti. daha evvel bu Türkmenler Azerbaycan'da iken. Anası-üğlu ve Buka isimli iki Türkmen Bey'ini. adî geçen Bey'lerin kumandasında Bizans'a tabi olan Ermeni beldelerine akınlar yapmağa başladılar. on­ lann reisine elçi gönderip hepsini huzuruna çağırtmıştı. Mansur ve Göktaş Bey'lerin maiyetine girmeleri" hakkında emir gönderdi. (164) Tuğrul Bey. Onlara para ve mal verip kâfirlere (Bizanslılara) karşı kendilerinden fayda­ lanmalısın. "İslâm ülkelerine akın etmemelerini. (167) 1043 yılında Rey şehrine gelerek karargâhını burada kuran Büyük Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey. karargâhı henüz Nişâbur şehrinde bulunan Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey'e mektup yazarak Türkmenler'i şikâyet etmişler ve Türkmen akınlarının önüne geçmesini rica etmişlerdi. Mervâni emirine verdiği cevapta: "Kullarım ın senin memleketine geldiğini haber aldım. ayrıca kendisinden korkarak yanma gelemeyeceklerini bildiren Türkmenler'e yeni karargâhı Rey'den. Azerbaycan'a dönerek orada yaylak ve kışlak kurmaları ve oradan Bizans'a gazâ yapacak olan Anası-oğlu. Sen bir Suguur emirisin. Buka. Zira onların maksatları Ermeni beldeleri (Anadolu) dir" (165) diyor ve Türkmenler'e haber gönderip Diyarbakır ülkesinden çekilmelerini temin edeceğini vaad ediyordu. maiyetinde ulan Selçuklu prenslerinin her birini bir bölgenin fethine gönderirken amcası Yusuf (Ymal) Vabgu'nun oğlu İbrahim Ynıai Bey'i Hemedan ve Isfahan vilâyetlerinin fethine memur etmişti.

bu savaş hakkında Sultan Tuğrul Bey'e gönderdiği mektupta: "B u bölgelerin zengin ve Romalılar'ın da kadın gibi korkak insanlar olduğunu vc bu sebeple kolaylıkla fethediiebileceğini" bildirmiştir. amcası Ebu'l Fevâris Arslan Yabgu'nun oğlu. Bu Selçuklu prensleri. Büyük Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey de. Bizans sınırlarını Azerbaycan ve Kafkasya'ya kadar uzatmıştı. Bu şekilde Selçuklu ve Bizans orduları ilk defa olarak Gence şehrinin surları önünde karşı karşıya geldiler. Kutalmış Bey'i B i­ zans’a karşı gönderilen ordunun başkomutanlığına getirdi (171) ve Anadolu'ya gönderdi. Basil. Sultan Tuğrul B e y ’in yüksek hâkimiyetini tanımakla beraber. Bu durum Selçuklular ile BizanslIları komşu yapıyor ve karşı karşıya getiriyor­ du. Kutalmış Bey. bu ülkeyi açarak Rumiye gölü kenarına kadar geldi ve evvelce bu ha­ valiye gelmiş ve birçok maceralar geçirmiş olan Türkmen oymakları­ nın reisleri ile işbirliği yaptı. Kutairnış bey de. şark hu­ dutlarını emniyete almak ve Islâm ülkelerine doğru genişlemek siya­ seti ile küçük Ermeni Kıratlık ve prensliklerini kaldırarak mühim bir Ermeni nüfusunu Orta Anadolu'ya ve Sivas'a nakletmiş.(168) Bu Selçuklu prensleri vazifelerinde büyük başarı gösterdiler. Bizans ordusunu müthiş bir bozguna uğrattı ve Aras nehri boyunca ileri harekâtını sürdürdü. büyük divan-ı saltanatça vezir ve bütün divân erkânı yoldaş edilmişti. gücünün en yüksek noktasına erişmiş bulunan (170) Bizans'ın en kudretli imparatorlarından biri olan II. İb­ rahim Yınal Bey. üç dört yı! içerisinde Dicle sahillerine kadar fütuhâtını ilerletti. hareketlerinde tamamen müstakil olduklarından istedikleri şekil ve surette fütuhât yapabiliyorlardı. bu Bizans taarruzuna karşı. Gürcüstan ve Ermenis­ tan ülkelerine girdi. (169) Bu sırada X I. Geylan ve Tarim havalisini itaati altına aldı ve daha sonra Aras nehrini geçerek Arran. İmparator Konstantin aynı siyasete devamla Türkmen akmlanna karşı harekete geçmiş ve 1045 yılı son baharında Gürcü Prensi General Liparit komutasındaki bir Bizans ordusunu ileri sürmüştü. A ynı zamanda her birinin emrine muhtelif Türkmen boy ve oymakları verilmişti. Azerbaycan'ı fethe memur oian Yakuti Bey de. yüzyılın başlarında. (172) 92 Oğ u z ÜNAL . 500 yıl evvelki Jüstinianus devrinden beri. Kutalmış Bey. Emir ve bazan Melik (Kıral) ünvaniarını alan bu Selçuklu prenslerinin yanına.(r/lUsa) Yabgu'nun oğlu Haşan Bey ile kendi kardeşi ve Horasan hükümdarı olan Çağrı Bey'in oğlu Prens Yakuti Bey'i de Azerbay­ can'ın fethine göndermişti.

Vaspuragan bölgesine girdi ve akmlarma başladı. 1048'de Anadolu'ya ilk büyük Selçuklu seferini yaptılar. ordularını birleştirmeleri­ ni. (174) Büyük Sultanın bu emrini alan Kutalmış ve İbrahim Yınal Bey'ler.Bu sırada Sultan Tuğrul Bey'in amcalarından İnanç (Musa) Vabgu’nun oğlu Kasan Bey de. emrindeki ordu İle Pasin ve Erzurum ovalannı istilâ cdeıek. Bu iki Generalin kuvvetleri Haşan Bey'in ordusunu 1047 yılında Aras nehri kenarında Beçni civarında Stranga çayının yanında karşıladılar. amcası İnanç (Musa) Yabgu'nun oğlu Ha­ şan Bey'in bu şekilde şehit edilmesine çok üzüldü ve bu mağlubiye­ tin intikamını almak üzere o sırada Dicle nehri boylarında fîituhât yapan Selçuklu prenslerinden İbrahim Vınal Bey'i yeni fethedilmiş bulunan Azerbaycan valiliğine getirerek. Sultan Tuğrul Bey. İbeı~ya valisi !<atakalon'dan imdat istedi. (175) Bu savaş sırasında Türkmenler. Bu şekilde İbrahim Yınal Bey de Anadolu gazâlarında Kutalmış Bey'in yanında mühim bir rol oynamağa başladı. Türkmenler Bizans ordusunun bozulduğunu zannederek. Bizans karargâhına hücum edip yağmaya başladılar. Selçuklu ve Bizans orduları Hasankale önlerinde Pasinler ovasında karşı karşıya geldiler. Bu bölgenin valisi pjan General Araon. Tam bu sırada pusuya girmiş olan Bizans kıtaları hücuma geçerek. Trabzon'a kadar HORASAN'DAN ANADOLU'YA 93 . Bizans ordusunda General Katakalon sağ cenaha. iki Selçuklu prensine. Tiirk ordusu ise iki büyük grup halinde bulunuyor ve bunların birine İbrahim Yınal Bey. Bütün gece devam eden muharebe Bizans ordusunun bozguna uğraması ile sonuçlandı. Bizans ile Türkler arasındaki ilk büyük meydan muhaıebesi burada meydana geldi. (173) Sultan Tuğrul Bey. Başta Haşan Bey olmak üzere pek çok Türk silâh elde dövüşerek şehit oldular. bir arada Rum gazâsı yaparak Anadolu topraklarını sistemli bir şekilde taramalarını emretti ve bu şekilde. Bizans kumandanları muharebe başla­ dıktan sonra Türk ordusunu tuzağa düşürmek amaciyle mahsus geri çekildiler ve bütün eşyalarını olduğu yerde bıraktılar. General Araon sol cenaha. dağınık bir iıalde yağma ile meşgul olan Selçuklu ordusuna saldırdılar. 18 Eylül 1048 Cumartesi günü. Anadolu'yu fethetmek arzusunda olduğunu gösterdi. diğerine de Kutalmış Bey kumanda ediyorlardı. Bizans'a karşı Anadolu seferine memur etti. Genç Liparit (Yukarıda adı geçen General Liparit'in torunudur) ise merkeze kumanda ediyorlardı. Bizans ordusunun başkomutanı General Liparit esir edildi.

mpaıator tarafından tamir ettirildi.Mehmet Bey'in emrindeki kuvvetlerle İstanbul'a kadar ilerlediği bazı İslâm kaynaklarmda üeri sürülmüştür. Şii. en değerli generallerinden biri olan Liparit'in serbest bırakılmasını rica etti. (177) Pasinler (Hasan-kale) meydan muharebesinden sonrâ Bizans İmparatoru. Sultan Tuğrul Bey'e elçiler göndererek ve fidyesini yollayaıak. Sultan Tuğ­ rul Bey ile amcasının oğlu İbrahim Vınal Bey'in aralarının bozulması ve bu yüzden aralarında muharebeler cereyan etmesi. Eski Türk hâkimiyet sembolü olarak da. Bizans'a fırsat verdi. (183) 94 OĞUZ ÜNAL . Bu savaşın asıl önemi. İs­ lâm dünyasına fıâkim olmak.(182) Fakat ertesi sene (1049) içinde.-Fatımi Halifesi nâmına okunmakta olan hutbe kesildi ve bundan böyle Abbasi Halifesi vc Büyük Türk Hakanı adına okunmaya bafladı.(178) Selçuklular ile Bizans arasında yapılan barış andlaşmasına göre. Hattâ İbrahim Yınal'm kardeşi . (181) BizanslIlara karşı kazanılan Pasinler zaferini müteakip. Emeviler zamanında İstanbul'da inşa edilmiş olunan cami ve minaresi İ. ilk defa olarak B i­ zans ordusuna karşı büyük çapta bir zaferin kazanılmış olmasındadır. (176) Bu savaş Selçuklu İmparatorluğu ile Bizans İmparatorluğu ara­ sındaki ilk ciddi savaştır. bilhassa doğu bölgelerini. Anadolu'yu. camiin mihrabına Tuğrul Bey'in ok vc yay işaretleri yapıldı. Bizaıis ile yapılan barış andlaşmasından sonra Tuğrul Bey. (180) Bundan sonra Bizans. Büyük Türk Hakanı fidyeyi almaya tenezzül etmedi ve esasen cesaretine hayran olduğu Liparit'! serbest bırak tı. son derece müstahkem hale getirmeğe başladı ve buralara büyük -kuvvetler yığdı.(179) İstanbul'daki Fatımi elçisinin yaptiğı itirazlara da kulak asılmadı. Bu sırada Kutalmış B ey 1053‘te Kars'ı muhasara ettiyse de alamadı. ilk hedef olarak. 1C50 yılında Tuğru! Bey'in Isfahan başta olmak üzere orta Iran şehirlerinin zaptı ile uğraşması.ilerlemişlerdir. Bu suretle Bizans İmparatorluğu'na karşı duyulan çekingenliğin ve Büyük Bizans ordularının mağlup edilemeyeceği kanaatinin silindiği söylenebilir. Ş ii faaliyetlerine ve idaresine son ver­ mek kararında idi.

prens Yakuti Bey'i Azerbaycan ve Anadolu hududuna tayin ederk. merkc/Rİyetçi bir siyasetle. Oğuzlar'm taşkmiıkta bulunmamalarını ve İslâm ülkeleri içinde ilerlemelerini yasak etti. Bargiri vc Erciş şehirlerini alıp. 1054 yılında büyük bir ordu ile Anadolu üzerine yürüdü. sultanın bir daha bizzat Anadolu seferine çıkmasına imkân vermemiştir. Halife bu duruma nihayet vermek için Tuğrul Bey'e şikâ­ yette bulunüyordu. gazâya memur etti. Türk-İslâm İmparatorluğuıiu kurma yoluna girmiş idi. devletin kudretini yükseltmiş. Yakuti Bey. bölge halkmm itaatini sağladıktan sonra müstahkem Malazgird kalesi önünde ordugâh kurdu ve Basil adında bir Ermeni asilzadesi tarafmdan müdafaa edilen bu şehri muhasara etti. Bu sırada Bizans taarruzları da yoğunlaşmış ve Kutalmış Bey idaresindeki Türkmen kuvvetleri de geri çekilmişlerdi. Tuğrul Bey. (184) Sultan Tuğrul Bey. bu beldeler halkı Bağdad'a doğru kaçmağa başla­ mış idi.(187) Bundan sonra Irak ahvâli. (186ı) Sultan Tuğrul Bey. (188) 1057 yılında Sultan Tuğrul Bey. Şii hareketleri ve Şeh­ zade isyanları. Van gölü sahillerini iyice taradıktan sonra geri döndü.(185) Bunun üzerine Sultan. maiyetinde bulunan Türkmen emirlerinden Sabuk Bey ile birlikte. 1050­ 1054 yıllarında. Fakat kaleyi düşüremedi. kendisine tabi iki hükümdar arasındaki bu mücadeleyi de sultanlık otoritesini kullanarak yatıştırdı. 1057 yılında Anadolu'ya müthiş akınlar yaptı. Irak. Ahvâz ve Mulvân taraflarında çok kesif bir şekilde yığılmış. Diğer taraftan kış mevsi­ minin yaklaşması da Tuğrul Bey'i muhasaraya devamdan vazgeçirdi. Bizans taarruzuna karşı Kutalmış Bey'i gönderdikten sonra. kardeşi Çağr. Bu akınları durdur­ mak isteyen Bizans İmparatoru Mikhail Staratyotikos büyük zâde- HORASAN'DAN ANADOLU'YA 95 . Selçuk Birliğine ve kendi sultanlık hâkimiyetine zarar veren teşebbüsleri ortadan kaldırmış. o sıralarda geçirmiş olduğu hastalıktan ayağa kalkarak. hudutları genişletmiş ve bu şekilde Bağdad'a hâkim olacak.Daha sonra amcası İnanç (rviusa) Yabgu ile Sultan'ın kardeşi Çağn Bey arasında çıkan anlaşmazlıklar da Tuğrul Bey'i oldukça uğraştırdı. Bunun üzerine Sultan. Gerçekten Türkistan'dan gelen yurtsuz Oğuzlar. Bey'in oğulla­ rından Alp Arslan'ın kardeşi. Lâkin Türkmen nüfusunun Selçuklu ül­ kelerinde yığılması ve Anadolu'da yeni bir yurt kurmak ihtiyacı ve buna ilâveten Bizans taarruzları onu daha önce Anadolu seferine zorluyordu.

(193) ‘ 1061 yılında. Bizans İmparatoru bu defa Normandiyalı 96 Oğ u z ÜNAL . Yakuti Bey'in emrindeki komutanlardan Horasan Sâlân U rfa'yı kuşattı. Fakat kuzeyden gelen diğer Türkmen Beyleri. Sultan Tuğrul Bey. İmpa­ rator Konstantin Dukas. çok büyük bir ordu ile.gândan ve Bizansm şöhretli generallerinden Nikcfor Briyerinios'u Kapadokya valiliğine vc Anadolu'da bulunan Rumeli ve Makedonya orduları komutanlığına getirerek. Babası Arslan'ın Oğuz Yabgusu olduğundan bahisle saltanat davasına kalkışarak isyan etti. büyük bir kuvvetin başında Sâlâr-ı Ho­ rasan (Horasan ordusu komutanı) unvanını taşıyan emirlerden biri (muhtemelen Altuntak).(192) Kutalmış Bey'in isyanı sencIerce (1064 yılına kadar) sürdü. iç isyanlar ve Ş ii fesadıyla meşgul olduğundan Anadolu fütuhâtmı bizzat idare edemiyordu. Mikhael'den sonra Bizans tahtını ele geçiren İmparator Isaak Komnen tarafından Antakya dükü tayin edilen Anili Khaçator bu muhasarayı başarısızlığa uğrattı. Bu devrede Anadolu fütuhatını prens Yakuti Bey idare etti. doğu Anadolu'ya yürüdü ve Türkler'in işgal ettikleri bir çok yerleri geri aldı ve doğu Anadolu kalelerini iyice tahkim ettirdi. Yakuti B e y ’e karşi gönderdi. Azerbaycan ve Arran'da iç gailelerle meşgul olduğu sırada. (190) 1060 yılında Yakuti Bey. (m89) 1059 yılmda doğu Anadolu'yu şiddetle tahrip eden Yakuti Bey emrindeki kuvvetlerle güney doğu Anadolu'nun mühim şehirlerinden olan Urfa'yı muhasara etti. fakat alamadı. (191) ■ 1061 yılında Kutalmış Bey. (194) 1062 yılında Sultan Tuğrul Bey. Bu komutanlar Dicle ve Fırat havalisin­ de fiituhâta devam ettiler. F a !« t bu general hiç bir iş göremedi ve Yakuti Bey tarafından müthiş bir bozguna uğratıldı. yürüyüşlerini Kızılırmak havalisine kadar uzatarak Senekharim'in oğullarının idaresi'altında olan Sivas şehrini şiddetli bir hücumdan sonra aldılar ve yağmala­ dılar. isaak Komnen'i bertaraf ederek tahta çıkan. Sabuk. Yakuti Bey ve Sâlâr-ı Horasan'ın yanına Cemcem ve İsulu adındaki iki Türkmen komutanına vererek Anadolu gazâsına gönderdi. Kapar ve Ermeni tarihçilerinin Kicaciç adını verdikleri bazı Türkmen kumandanları ile birlikte tek­ rar Bizans ülkesine saldırdı.

ve Resul Tekin'in çıkardıkları iç isyanlar unun bu büyük arzusunun tatbikine mani olmuş ve onur. Macarlar'ın yaptıkları akınlar. Peçer. Bizanslılar'dan Urfa valisi Tavadanos da muhare­ bede öldü. Şehrin önünde 1063 yıhnda şiddetli bir muharebe o!du. Fakat amcazâdelcri İbrahim Yınal.Heive'yi Türkler'le munarebeye memur etti. Aynı yıl Diyar­ bakır'daki Arap Mervâni Emirliği de. Anadolu'nun fethi Tuğrul Bey'in halef­ lerine müycss«.r olacaktır. Bu muharebede Amid'de bulunan Türk komutanlarmdan Hacı Başara şehid oldu. Bizans İmpara­ torluğunun II. Kutalmış Bey. güney İtalya'ya Normanlann hücumları. Bizans ordusu Amid şehrini muhasara etti. zantanında Türkmcnler bu kıt'aya yalnız akınlar yapmakla yctinmi}lerdir. Asya'da bir kaç sene içinde irili ufaklı bir çok devletler yıkmış olan büyük fatih Tuğrul Bey için Anadolu'yu baştan başa fethetmek işden bile değildi. (196) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 97 .ek Türkleri ile Avrupa'daki Şamani Oğuzlar'ın Tuna'yı geçerek Balkan yarımadasına inmeleri yüzünden çıkan mühim hâdiseler ile. (195) İşte ilk Büyük Selçuklu Hakanı Tuğrul Bey'in saltanatı sırasında Oğuzlar'ın (Türkmenler'in) Anadolu'ya yapmış oldukları akınların vc gazaların tamamı bundan ibarettir. Oğuzlar'ın (Türkmenier'in) Anadolu'yu fetih ve Bizans İmparatorluğunu mahvetmelerine müsait bir zemin hazırlamıştı. 3u sırada Türk mücahitlcri İran'a cJönrrıüş bulunduklûn için. Basil'in ölümünden itibaren saltanat mücadeleleri dolayısiylc geçirdiği buhranlara ilâveten. Oğuzlar'ın bu müddet zarfında fethetmeğe hazırlandıkları bu memle­ keti zaptedip yerleşmekten ziyade şiddetli akınlar ve hücumlar yaparak mukavemet edecck büyük şehirleri ve müstahkem kaleleri ezip mahvetmek istedikleri ve ileride yapılacak esaslı fütuhat ve yer­ leşme siyasetine zemin hazıtiadıklan görülmektedir. Büyük Selçuklu ordusuna mensup prensler ve komutanlar idaresinde uzun ve muntazam bir şekilde devam etmiş olan bu gazalar Gökçegöl hududundan başlaya­ rak Anadolu orsalarına doğru açılan vadilerin ve nehirlerin istikame­ tini takip eylemiş ve nihayet Kızılırmak kenarlarına kadar gelmişti. Bizans ordusu mağlup olarak geri çekildi. Büyük Türk Hakanlığı'na bağ­ landı.

Sultan Tuğrul Bey'in ölümü üzerine kuşatmadan vaz geçerek Rey şehrine dönmüşîü. (198) 1064 yılında Damgan civarında cereyan eden savaşta Alp Ars­ lan üstün geldi. Yerine kardeşi Çağrı Bey'in ölümünden beri Horasan valisi oîan Alp Arslan. Muhasara yıllardan beri (1061 ytlından beri) devam ettiği halde Kutalmış Bey mukavemette inad ediyordu. Fakat kuvvetine güvenen ve babası Arslan (Israil)'ın Selçukluların büyüğü ve Yabgusu olduğundan bahseden Kutalmış Bey. Bu sırada büyük vezir Amid ül-Mülk. Kutalmışoğullannın Alp Arslan tarafın­ dan sürgün olarak Anadolu hududuna gazaya gönderildiklerini riva­ yet ederlerse de. sultan ünvanı ile. Büyük Türk Hakanı oldu.000 kişiye yak:n büyük bir kuvvet toplamağa muvaffak oldu ve kendini meşru Selçuk­ lu sultanlı ilân ederek Rey'i muhasaraya başladı.3. bu iddia zannımızca yanlıştır. .(197) Bunun üzerine muhasara­ dan kurtulan Kutalmış Bey. Kutalmışoğullannın bundan sonra ne yaptıkları ve nerede yaşadıkları hakkında kaynaklarda kesin bir bilgi yoktur.(199) Oğulları Süleyman ve MansuV Bey'ler Alp Arslan'a esir düştüler. bu havaliye göçen ve ken­ dileri gibi isyanlara karışan Türkmenler'in derhal etraflarına toplan­ maları ve bu Selçuk şehzadelerini başlarına geçirmeleri icab eder­ di. Amid ül-Mülk. Alp Arslan.saltanatın kendisine ait olduğunu bildirdi. 1063 yılında. değerli veziri Nizam ül-Mülk ile istişare ederek. Kutal mış'ın oğullarının hayatlarını bağışladı. Kutalmış Bey. Zira onlar sürgün olarak dahi Anadolu hududuna gelselerdi. Bazı kaynaklar (200). atı yere kapaklanarak öldü. Sultan Alp Arslan. 70 yaşında öldü. S U L T A N A L P A R S L A N Z A M A N IN D A B İZ A N S 'A K A R Ş i g a z a l a r v e A N A D O LU F Ü T U H A T I Büyük Selçuklu Saltanı Tuğrul Bey. kendisini saltanat davâsından vaz­ geçmeğe davet etti. ( 201 ) 98 OĞUZ ÜNAL . kaleden çıkar çıkmaz bütün Oğuz boy ve uluslarına haber göndererek kısa zamanda 50. Kutalmış Bey'e haber göndererek. Kutalmış Bey'i Girdiguh kalesinde muha­ sara altında tutuyordu.

Süryani müeliifi Mihael, daha da ileri giderek, Kutalmışoğullan nin Malazgirt meydan muharebesinde büyük hiicmetler yaptığını ve zaferden sonra Alp Arslan'ı-ıi, Kapadokya ve Pont ülkelerini fetheden Kutalmışoğullarından Süleyman'a Anadolu'da saltanat sürmek sclâ hiyetini tanıdığını söyler. ( 202 ) Halbuki Süleyman ve kardeşlerinin Malazgird savaşında veya zaferi müteakip Anadolu'nun fethine gönderilen kumandanlar ara­ sında bulunduğuna dair hit bir mevsuk işaret olmadiğı gibi, diğer asi Selçuk şehzâdes' Er-Basgan (El-basan)'ı sıkı bir takiple onun Bizans'a kaçmasına sebep olan Alp Arslan'm karcısına daha iddialı ve kuvvetli bir şekilde ortaya atilan Kutalir.ışoğullanni Anadolu'nun fethine ve iıükümdarhğiiia tayin ettnesl de imkânsız idi. Nitekim Alp Arslan zamanında Anadolu'da gazâ yapan bir çok Türkmen Beyi ve kumandanı hakkında çağdaş kaynaklar bilgi verdikleri halde, daha mühim şahsiyet olan, Selçuk'un bu torunlarına dair hiç bir kayda nastlanmamasının sebebi de budur. (203) Sultan Alp Arslan, çocukluğundan beri kabiliyeti, kahramanlık­ ları ve devlet idaresindeki liyakatiyle babasının veliahdı ve Merv meliki olmuş; Sultan Tuğrul B e y ’in ölümü üzerine de aynı kudret ile rakiplerini vc saltanat rriüddeilerini ezerek Süyük Selçuklu İmpara­ torluğuna sahip olmuş vc bu şekilde İmparatorluğun iç nizamını ve güvenliğini sağlamıştır. Artık memleket dahilinde ciddi bir engel kalmadığından, Kutalmış’ın bertaraf edilmesinden bir veya iki ay kadar sonra, 1064 yılı Şubatında, "Rum gazası" maksadı ile, Hora­ san'dan hareket ederek Azerbaycan’a geldi. Orada bulunan Oğuz boy ve ulusları, beyleri ile birlikte, Sultan'a iltihak ettiler. Villardan beri Anadolu gazâsına katılan ve cihâda alışmış bulunan Tuğ-Tekin isminde bir Oğuz Beyi S'jltanın huzuruna ^um gazâsı ile Anadolu yollan hakkında şevk verici birçok bilgiler verdi. (204) Sultan, ordusunun bir kısmını oğlu Melikşah ile kardeşi Yakutl Bey'in emrine verip, veziri Nizam ül- Mülk'ü de bunların maiyetine vererek, Vaspuragan beldesinde bulunan vc şimdiye kadar alınama­ mış olan müstahkçı-n şehir ve kalelerin fethine memur etti (205) ve kendisi de Gürcüstan'a hareket etti; bu bölgeyi süratle istilâ ve birçok şehir ve kaleleri fethetti. Su sırada Mclikşah ile prens Yakuti Bey, başta Van şehıi olmak üzere, Van gölü çevresindeki şehir ve kalelerin çoğunu fethederek Sultan’a yetiştiler.(206) Sultan bundan

HORASAN'DAN ANADOLU'YA

99

:»nia Ahalkeltk kalesini şiddetli bir iıiicumla aldı ve Lori Kıralltğını itaati altına soktu. Daha sonra fütuhatını genişletmek iı,in Bagiat Kıralliğının merkezi olan Ani şehri üzerine yürüdü ve çok çetin ve kanlı muharebelerden sonra bu şehri de fethetti; kilise­ ler yerine camiler inşa etti. Bu i'ıavalideki kiiallıklan da itaati altına aldıktan sonra pek çok esir ve ganimet ile Rey'e döndü. Alp Arslan, bil zaferleri fetihnâmelerle komşu hükümdailara ve Halife'yc bil­ dirdi. Hzlife Ka'im bi'Emi illah Sultan'ı tebrik iyin elçi ve inektup göndererek kendisine ''Ebu'l-feth” yani fetihler babası ünvanmı verdi. (207) Bu fütuhattan sonra Sultan Alp Arslan İran'da ve doğuda iki sene kadar bir takım karışıkilıklan yatıştırmak ve fütuhât yapmakla uğraşırken Anadolu hudutlarında bulusıan Selçuklu şchzâdeleri ile diğer Oğuz Bey'leri ve Divan-ı saltanat'a mensup olan emirler fütu­ hat ve gazâvita devam ettiler.(208) Bu sırada kaynakların verdiği bilgiye göre ancak unvanı bildirilen ve fakat adı bildirilmeyen (muh­ temelen Altuntak) ünlü Selçuklu komutanlarından Sâlâr-: Horasan (Horasan Ordusu Komutanı), güney doğu Anadolu'nun fethine memur edilmişti. (209) Balkanlar'da Peçenekitr ve Şamani Oğuzlar (Uzlar) ile savaş halinde bulunan Bizans, Selçukluların bu fetih ve akınları karşısında hiç bir mukabelede bulunamadı. Teçenek Reisi Turak ile Gegen (Kegen) Bey arasındaki ihtilâftan faydalanan BizanslIlar 1064 sa­ vaşında Geçenekleri perişan ettiler. Başta Turak olmak üzere birçok Peçenek beyi esir ve vaftiz edildi. Peçenekleriıı bir kısmı Bulgaris­ tan’da iskân edildi, imparator Konstantin Oukas esir PeçenckItrden 15.000 kişilik bir süvari alayı vücuda getirerek Gürcistan'a şevketti. Fakat onlar yoldan dönüp İstanbul Boğazını at üstünde geçmek gibi aklilara durgunluk veren harikulade bir teşebbüsü başararak Tuna boylarındaki eski yurtlarına ulaştılar. 1065 yılında da Şamani Oğuzlar (Uzlar), 600.000 kişi halinde Tuna'yı geçtiler Böylcce Ana­ dolu'da Selçuklular idaresindeki Müslüman Oğuzlar (Türkmenier), Balkanlarda da Şamani Oğuzlar (Uzlar) ve Peçeneklcr, birbirlerinden habersiz ve irtibatsız olarak Bizans'ı bir kıskaç içine alıyorlardı. Eğer Balkanlara gelen Peçenekler, Şamani Oğuzlar (Uzlar) ve Ku manlar Müslüman olsa ve aşiret düşmanlıkları ile birbirlerini insaf­ sızca imha etmeseler idi, Bizans, Anadolu'dan daha önce müdafaası zayıf olan Balkanlar'da sükut cdeıdi. (210)

lOO

Oğ u z ÜNAL

Bizans'iiı taht kavgala.n ve Balkanlara inen Şarnani 0)>ıı/lar, Pcçeneklcr ve Kumanlar'm akmlan vc istilâları, Anadolu fiituhâıtnm gelişmesine imkân verdi. Lâkin yüksek da^iar, derin vadiler, müstahkem şehir ve kalelerle dolu olan bu ülke açık ara^i savaşlarına alışmış bulunan göçebe Türkmenle/ için zorluklar çıkarıyor, Bi/ans ordu vc garnizonları larafından takip edilen bu boylar sıkışınca aile vc sürüleri ile birlikte tekrar Azerbaycan'a dönüyor ve Anado­ lu'da emniyetle kalamıyorlardı. Teknik silâlılardan vc muhasara makinalarından mahrum bulunan Türkmenler, Selçuk orduları iıimayesinde ilerlemedikleri zamanlarda, müstahkem şehir ve kalcleı önünde durakiiyorlardı. ( 211 ; Aln '''•^lan’ın doğu hdrekâtı sırasmdj güney uogu Anadolu'nun fetiıine memur edilmiş bulunan Sâlâr-ı Horasan, 1065 yılında Diyar­ bakır bölgesinde, Ergani yakınlarındaki, Telhum kalesini muhasara etti. Kuleyi alamayınca oradan Siverek kalesine yürüyerek, muiıasara etti; fdkat burada da Bizans'ın Frank askerleıi tarafından geri püs­ kürtüldü.(212) Fakat yine aynı yıl (1065) Ur fa bölgesine üönen Sâlâr-ı horasan, Çalap ve Deb kalelcıini zaptcitikten sonra Kauo'a yakın bir yer olan Tılag'da Urfa'dan üzerine gönderilen 4.000 kişilik bir Frank ordusuyla muharebeye tutuştu. Açık sahada cereyan eden bu savaşta Fıank kuvvetleri yenildi ve bir kısmı kaçabildi. Düşman kuvvetleri U rfj'ya kadar kovalanmış ve Urfa ovjlaıi Fıank askerle­ rinin ceseıleriyie dolmuştu. (213) Sâlâr-ı Horasan, 1066 yılında tekrar urfa havalisine geleıek korkunç bir mücadeleden soma halkın tümünü esir etmiş ve büyük ganimeıleılc üssüne dönrnüştü.(214) Dönüşünde Diyaıbakır'a uğra­ yan Sâîâr-ı Horasan Bâb ul-Huva'da karargâh kurdu. Mervâni Emiri Nizam üd-Din kendisine şehrin kapılarını kapattı ve tîO.OOO dinar vermek üzere müzakere edeceğini bildirdi. Fakal bu teklif aslında bir tuzaktı. Nitekim şehre gelen Sâlâr ı Hoıasan ve silâh arkadaşları yakalanarak öldürüldüleı ve bir kuyuya atıldılar.(215) Komutanların! kaybeden Türk kuvvetleri ise çekilip gitıiler. (216) Sâlâr-ı Horasan'ın başarılı lıarekâiinı müteakip, Diyarbakır'da bir suikasta kurban giderek, öldürülmesine rağmen, Türklerin doğu, balı ve güney doğu Anadoiu harekâtı durduıulamadı.(217) 1066 yılında büyük Türk kumanuaniarından Gümüştekin, yanında Aişın ve Ahmed Şah Beyler gibi en mühim m'ück kumandanlaıi bulunduğu

HORASAN'DAN ANADOLU'YA

101

halde, Eıgani ve Telhum havâlisine geldi. Hısn-ı Mansur (Adıyaman) önlerinde Urfa Dukası General Aıvaiitos kuınanüasindaki 100.000 kişilik bir Bizans ordusunu müthiş bir bozgıın<t uğrattılar. General Arvantos esir edildi. (21 S) Gümüştekin, bundan sonra topladığı ganimetlerle birlikte, kuze­ ye döndü ve Ahlat'a geldi. Fakat bu sırada Ahiat'da toplanan Oğuz (Türkmen) Beyleri arasında kavga çıktı ve Afşin Bey, Gümüştekin'i öldürerek Türkmenlerin başına geçti.(219) Bu kavgaya Gümüştekin'in Afşin Bey'in kardeşini öldürtmesi sebep olmuştu. (220) Afşin Bey, Gümüştekin'i öldürünce Alp Arslan'ın gazâbından korkarak, enirindeki Türkmenier’le birlikle, süratle Fuat'ı geçti; karargâhını Klikya'nın kuzeyinde Amanos dağlarının arasında "Karadağ" da kurarak Anadolu'da geniş bir akın harekâtına giriş­ ti.(221) Kuvvetlerinden bir kısmı ile Anteb'in hemen kuzeyinde bulunan Duluk ve Raban'ı fethetti. Kuvvetlerinden diğer bir kısmı ile de Antakya bölgesine saldırarak, bu bölgeyi tamamen tahrip etti.( 222 ) Anadolu'nun güneyinde Bizans müdafaası yıkılırken, Orta Ana­ dolu'da da akınlar devam ediyordu. Afşin Bey 1067 yılında, Malatya önlerinde büyük bir Bizans ordusunu bozguna uğrattı ve Kayseıi'ye kadar ilerleyerek bu şehri aldı. Bu suretle Türk akıncı orduları, 35 derece tulüne kadar bütün Anadolu'yu çiğnemiş oldular; burası Anadolu'nun hemen hemen ortası idi.(223) Artık bütün Orta Ana­ dolu Türkmenlerle doldu. Gitgide ağırlaşan ve ilerleyen Tütkmen akıniarı karşısında Bizans, kudretli bir general olan Romanos Oiogcncs’i tahta çıkararak İmparatorluğu kurtarmayı düşünüyor­ du. (224) Afşin Bey, 1067-1068 yıllarında ikinci bir saldırı ile Bizans'ın Antakya üssünü tamamen çökertti.(225) Bu suretle güney doğu Anadolu'da Bizans savunma ve mukavemeti tamamen yıkılmış oldu. (226) 1068 yılında Tiflis'i fetheden ve bir müddet bu şehirde kalan Sultan Alp Arslan da Kars'a geldi. Burada karargâh kuran Sultan akıncılarını, Trabzon yakınlarına kadar yolladı. Bu sıralarda bir kısım Gürcüler, İslâmiyeti kabul etmişlerdir. (227)

102

Oğ u z ÜNAL

Kayseri yakınlarına geldiğinde. İmpa­ rator. Gönderdiği öncü kuvvetleri. Menbic'i aldıktan sonra İskenderun yoluyla Kilikya'ya geldi. 1069 yılında büyük ordusunun başında bizzat kendisi Anadolu'ya geçti ve Kayseri yakınlarında Türk akıncı birliklerinden bazılarını bozdu. Alman­ lar. Bizans generali Ermeni Filâretos kumandasındaki büyük bir Bizans ordusunu mağlup ve perişan ettiler. Murat çayı sahilini takiben doğuya doğru ilerlediği sırada Afşin Bey. çok büyük bir ordu ile bizzat Anadolu'ya geçti. İmparator güneyde meşgulken. Franklar. Bunun üzerine imparator. İnal Bey tarafından bozulun­ ca. ufak tefek bazı başarılar kazandı. İmpa rator. İmparator daha sonra güneye inip Maraş'a geldi. fakat bozamadı. Tüıklerin doğu Anadolu'daki hareket merkezleri olan Ahlat'a kadar gitmek ve orasırıi aldıktan sonra diğer kaleleri geri almak ve nihayet Türkler'in üssünü imha ettikten sonra onları bütün eski B i­ zans hudutlarından dışarıya atmak istiyordu. İskandinavLıı vardı. yıldırım süratiyle Anadolu içlerinde ilerlemeye başladı. Normanlar. geçen defaki HORASAN'DAN ANADOLU'YA 103 . kuzeyin Bizans kuvvetlerinden boşaldığını gör­ dü ve bu durumdan istifade ederek.(230) Bu maksat ile Fırat'ı geçerek Harput'a geldi. Afşin Bey. İmparatorun mühim bir askeri kuvvetle orada bırakmış olduğu. Daha sonra ordusunun en büyük kısmı ile Fırat kenarına kadar ilerledi ve Türkleri nehrin sol sahiline geçmeğe mecbur etti. bu başarılı harekâtından sonra yıldırım süratiyle kuzey istikametinde ilerlemiş ve Malatya'yı tazyik etmeğe başla­ mıştı. İmparator. Ordusunda Bizanslılar'dan başka Şanıani OğUilaı (Uzlar) ve Peçenekier.(231) İmparator Harput'tan hareket ederek. (228) Aişın Bey.Bu tehlikeli vaziyeti gören Bizans İmparatoru. bu taarruzları durdur­ mak için kuvvetli bir müfreze gönderdi ise de bu müfreze bozuldu. Sivas'a geldi ve ileri harekâtı­ na devam ederek Divriği yakınlarında Türk urdusunu geri çekilmeğe mecbur etti. Bu general kılıç artığı bir kısım askeri ile kaçarak perişan bir halde İmparatora iltihak etti. bu müthiş akını Pozantı'da iken öğrendi ve müthiş sinirlendi. Alşın Bey'in Niksar'ı aldığını öğrendi. bizzat daha güneye inmeye karar verdi.(229) İmparator Romanos Diogenes. Halep yakınlarına kadar geldi ve Halep şehrine hâkim olan Arap Mirdâsi lıânedanını haraca bağladı. çok cesur ve cüretkârane bir akınla Anadolu'yu baştan başa geçip Sakarya kıyılarına ulaştı. fakat o sırada Afşin Bey'in kuvvet­ leri Malatya önlerinde. İmparatorun önünden Ahlat'daki üssüne dönen Afşin Bey. İmparator Romanopolis (bugünkü Palu) şehrine geldiği sırada. Fakat Afşin Bey'in yolunu kesemedi ve İstanbul'a döndü.

(232) Böylece İmparator. saltanat davâsuta kalkışarak isyan etti. Sultan'ın gazabından korkan vc Afşm Bey'in üzerine geldiğini haber alan El-Basan.cîirctini aynen tekrarlayarak. Sultan. (234) 1070 yılında Selçuk'un torunlarından ve Sultan Alp Arslan'ın eiiişlesi olan El-Basan (Er-Basgan). geri dönüş yollaiinm Bizans ordusu tarafından kesileceğini îıesaplayan Afşin Bey.ıüşkülâtla inandı ve nihayet onanla boşuna sav'aşlığım anladı (236) vc El-Basan'ın Bizans'a iltica edebileceğini söyledi. Doğuya doğru ileri harekâtına devam eden İmpara­ tor. Bu sırada Anadolu'da Afşin Bey'den başka Sanduk Bey ve Ahmet Şah Bey de fetihler yapıyorlardı. Bizans'ın Anatolik Teminin merkezi olan Konya şeh­ rine girdi (1069). Irak'a gelerek Sultan'a tazirnleıini sundu ve bağlılığını bildirdi. B u ­ nun üzerine Afşin Bey. Bu harekât Bizans'ı müthiş ürküttü. Butada. (233) Afşin Bey'in akıllara durgunluk veren bu başarılarından çok memnun olan Sultan Alp Arslan. etrafında toplanmış olan Vabgulu Türkmeiileri ile birlikte batıya doğru kaçarak Kızıltrmak kena­ rına kadar ilerledi. Türk akıncı ordusunu bu defa da yakalayamadan geri dönmek zo­ runda kaldı. kendisine esil düşen Manuel Komnenos'a saltanat mücadelesinde yenildiği için buralara kadar geldiğini vc İstanbul'a giderek İnıparator'a iltica etmek arzusunda olduğunu bildirdi. Böylece kendisi de esaretten 104 Oğ u z ÜNAL . Esir Prens Manuel Komnenos. Ancak. İmpaıatorun doğu oiduian komutanlığı­ na tayin ettiği vc Türk akm'armı durdurmakla görevlendirmiş olduğu Prens Manuel Komnenos'un ordusuyla karşılaştı. İniparatorun harekâtını habeı alınca güneye kıvrılıp Kilikya'ya (Çukurova'ya) girdi vc önüne çıkan bütün engelleri kıra­ rak Af. ne zaman vc nerede görüneceği belli olmayaıi.ıanos dağlarını aşıp Güney Anadolu'daki üssüne döndü. bu isyanın bastırılarak El-Basairın yakalanması görevini Afşin Bey'e verdi. bu defa kuzeyden dolaş­ mak suretiyle. Gümüştekin meselesinden dolayı kendisini affettiğini bildiren mektubunu Afşin Bey'e gönderdi. yanındaki diğer Türkmen Beyleriyle birlikte Anadolu'yu boydan boya geçerek. buna r. derhal geri dönerek Sivas'a geldi ve Afşin Bey'in akıncı ordusu­ nun ricat yolunu kesmek üzere Kayseri'ye doğru ilerledi. Kızılırmak kenaıında ccreyan eden savaşta Prens Manuel Komnenos müthiş bir bozguna uğradı vt maiyetindeki generallerle biılikte El-Basan'a esir düştü. B u ­ nun üzerine Selçuk Şehzadesi. (235) Fakat El-3asan'ı takip odeiı Afşin Bey süratle ilerliyordu.

Ahlat’a hareket ederek durumu Halep’te bulunan Sultan’a bir mektupla bildirdi. Afşin Bey. yıldırım süraıiyle lı.ciş kalelerini fethetti-(241) Daha sonra güney doğuya ilerleyen Alp Arslan. bu büyük şehirde oturdu. Sultan daha sonra. birlikte İstanbul'a gittiler. Selçuklu tarihinde ilk defa bir prens Bizans'a iltica ediyordu. Anadolu içlerinde iler­ lerken. Sultan. Arnid (Diyarbakır) şehrine geldi ve bir müddet. El-Basan’ı takip etmek üzere. geri dönerek. çok beğendiği. "Aramızda dostluk olduğundan bu seferimde memleketlerinize dokunmadım Halbuki bu Yabguluiar Sultana isyan etmişlerdir.ı reket ederek. bu sırada diğer Arap emirleri gibi Arap Mlrdâsi liânedanından Halep emiri Malı mud'un da yanında hazır bulunması için haber gönderdi ise de. Khonas ile bugünkü Denizli civarında bulunan Laodikya şehijİLiıoi aldı ve bu şekilde bütün Anadolu’yu doğudan batıya geçerek Kadı­ köy'e kadar ilerledi. (240) Afşin Dey. (242) 1070 yılı sonlarında Sultan Alp Arslan Urfa önlerine gelerek. İmparator'a bir elçi gönderdi ve. El-Basan'ı teslim etmeniz gerekir diye ihtarda bulundu (239) Fakat İmparator bu teklifi reddedince Afşin Bey. (238) Afşin Bey. birçok bölgeleri istilâ etti ve ilk defa olarak onunla Türk akıncıları bu derece batıya kadar ilerlemiş oldular. galip ve mağlup iki prens.(237^ Durum bu şekilde aydınlanınca. İmparator Romanos Diogenes onu şe­ refle kabul etti ve kendisine bir valilik de verdi.kurtulmuş oluyordu. Afşin Bey. Bu sebeple. Sultan Alp Arslan da 1070 yılı Temmuzunda büyük bir ordu ile Anadolu'ya girmiş. 1070 son bıharı ve kışı ile 1071 başlarında. El-Basan'ın yanındaki Yabguluiar Anadolu'da kaldı. HORASAN'DAN ANADOLU'YA 105 . 1071 yılı başlarında. Kadıköy'de ordugâh kurarak. kışın bastırması üzerine doğuya doğru çekildi. burada ordugâh kurdu ve şehri muhasara etti. lâkin yükselen kar yüzünden. Kayseri yakınlarında Zamanlı (Pınarbaşı)'da durakladı ve "Meryem derbendi"nde ordusunun ısınma ve iaşesi için büyük zorluklar ile karşılaştı ve çok ölü verdi. Amcası Tuğrul Bey'in vaktiyle alamamış olduğu ve ölürken mutlaka alın­ masını vasiyet ettiği müstahkem Malazgird ve E. İslânılar'ın elinde ve Selçuklular'ın tabiiye­ tinde bulunan uc şehri Ahlat'a gelmişti. El-Basan'a yetişmek gayesiyle. Kapadokya'yı çiğneyerek frikya lıavalisinc'411J 1 . eğer SultanJ bir düşmanlığınız yoksa. müstahkem şehir ve ka­ leler müstesna. Karların erimesi üzerine.

onlara da dinletti ve kendisi de Allah'a hatnd etti. (244) Alp Arslan.000 Ermeni. Şehir çok müstahkem ve müdafaa imkânları çok iTiüsait idi ve B u l­ gar Basil isimli bir kumandanın idaresinde bulunuyordu. Edc 5sa) eski kültür ve dini bir merkez olarak meşhur bir şehir idi. Zira bu nehri ne eski zamanlarda ve ne de İslâm devrinde. sonradan kendi Unvanı ile anılmış bulu­ nan. ''Tell Suitan'' (Sultan Tepesi)* üzeıinde ordugâhını kurarak şehri muhasara etti. Urfa (Ruhâ. Fırat nehrini geçti.000 Süryâni. Sultan'ın imamı Buharalı âlim Kadı Ebu Cafer. Bunun üzerine Sultan Alp Arslan Halep'e geldiğinde.3) ıMuhâsaranın çok uzaması üzerine.û.si. şehrin yaptığı barış teklifini ve muhasaranm kaldırılması şartıyla teklif edilen 50. İs­ lâm dinine büyük bir imanla bağlı olan Sultan A!p Arslan: "Rum lar karşısında cihâd yapan bu iuidut şehrini kılıç ile fethetmekten korkarım" diyerek İslâm'ın gazâ mefkuresine olan bağlılığını belir­ tiyordu. 6. Emir Mahmud nihayet annesi ile birlikte ve "Oğuz kıyafe­ tinde" May'is ortasında Sultan'ın huzuruna geldi ve annesinin şefaati ile affa nail oldu. Kaynakların rivayetine göre bu sırada 80. bir barış yapıp muhasarayı kaldırdı ve süratle Halep üzerine yürüdü.OOO Frank vardı. Bu sözlerden hoşlanan Sultan bütün beyleri ça­ ğırarak imamının sözlerini tekrarlatıp. büyük ordusunu bir kale önünde yupratmayı askerlik prensiplerine aykırı bulan Sultan Alp Arslan. Halep Emiri Mahmud'un da yanında hazır bulunması için büyük âlim Ebu Cafer Buhari'yi Halep'e gönder­ diği halde.000 dinarı kabu! ederek.Mahrnud gelmedi. köleler müstesna. 1071 yılı İkinci Kanun'un 20'sinde. (245) Sultan daha Urfa'yı muhasara ettiğinde diğer Arap emirleri gibi Arap Mirdâsi hânedanından. 20. Sultan Halep hâkimiyetini yine Emir Mahmud'a *Yavuz Sultan Selim de Mısır seferindi' aynı Lepe üzerinde karargâhı nı kurı. aynı kudret ve mefkureye sahip iki Türk Sultanı kaderin bir cilvesi olarak burada birleijmişti 106 Oğ u z ÜNAL . Bu sebeple Urfa iki ay kadar süren şiddetli bir muhâsaraya mukavemet etti (24. ilk defa siz ge­ çiyorsunuz" dedi. Selçuklu or­ dusu Fırat'ı geçerken Sultan'a: "Efendimizi Nimetlerinden dolayı Allah'a şükrederim. 1071 yılı Nisanının Sik günlerinde başlayan mu­ hasara uzun sürdüğü halde şehre ancak bir gün hücum yapıldı.000 Ruın ve I. Türk hükümdarı olarak. Emir Mahmud gelmemişti.

(248) HORASAN’DAN ANADOLU'YA 107 . İslâm ül­ kelerini dc zaptedeceğine inandığından İrak. 1070-1071 kışında Bizans İmparator­ luk ordusunu hazırlamıştı. yalnız Anadolu'yu kurtaracağına değil. İmparator. Kapadokya. Peçenek. genç ve kudretli bir asker olan İmparator Romanos Diogenes. bu hali İmparatora bir müjde haberi olarak ulaştırdı. İmparator mektubunda Alp Arslan'dan Malazgird. Horasan ve Rey valiliklerini de şimdiden kumandanlarına vaad ediyor (247). Bitinya. Uz (Oğuz) ve Kıpçak (Kuman) ücretli askerlerinden terekküp ediyordu. Suriye. İmparaıto/un bir mektubunu Sultana takdim . elçiyi sert bir cevapla geri gönderdi Fakaı İmparator Diogenes'in muazzain bir ordu ile Erzurum (Kalikala)'a doğru ilerlemekte olduğunu bildiren haberler Sultan'ı telâşlandırdı. camileri tahrip ederek yerine kiliseler inşa edeceğini söylüyordu.ans'a terkini istiyor. üzerine yürüyeceğini bil diriyordu. zaferden zerre ka­ dar şüphe etmiyor. Diyarbakır-Bitiis yolu ile Selçuklu ordusunun üslerinde^ olan Ahlat'a doğru yola çıktı. Bu ordu Balkan vilâyetlerinden. Kilikya ve Trabzon bölgelerinden ve.ettiler. Erciş ve Menbiç şehirlerinin Bii. Bu durumda Sultan bu ordunun Halep Emiri Mahmud ile birlikte sefere devamını emretti. Fırat ve Dicle'yi geçip. Alp Arslan'ın bu süratli ve telâşlı dönüşüne şahit olan Bizans elçisi. Bulgar. aksi takdirde büyük bir ordu ile liareket ederek. Gürcü.bıraktığını bildiren menşurunu da ihsan ettikten sonra Mısır üzerine yürümeğe karar verdi. Frank. Halbuki elçilerin gelişl^ri ve konuşma uslupları BizanslIların taarruz etmeyecekleri kanaatini vctiyordu.ek. kendisi de hassa askerleri ile birlikte çok süratli ve endişeli bir şekiide Suriye-Mısır yolundan kuzeye döne.Ermeni halkından başka Slav (Rus). İslâm ülkelerini istilâ ve hattâ Oüyük Selçuklu Devleti'ni de tahrip etmek maksadtyle Bizans tarihinin en büyük ve en muhteşem ordularından birisini ve belki dc birincisini vücuda getirdi. Selçuklu ordusunun büyük bir kısmı Suriye'de Şii Fatımllcr karşı­ sında kalmıştı. Ermeni. Fakat ou sırada Bizans İmparatoru Romanos Diogenes'in elçileri gelerek. Hazar. İslâm Halifeliğini kaldırarak yerine Patrikliği kuracağını. Alman (Got). Ahlat. (246) Anadolu'nun Türklerle dolduğu ve Afşin Bey'in bu memleketi baştan başa istilâ ettiği bir zamanda ve sırf Türkler'i Anadolu'dan atîriasi için tahta çıkarılmış bulunan. Anadolu’yu Türkler'den kur­ tarmaktan başka. Ordusunun azametinden mağrur olan İmparator. Bu teklifler karşısında gazâba gelen Sultan.

)nnda bu bölge­ lerden çekilmeye. değişecekti Anadolu'nun Türkleşmesi ve Türki­ ye devletinin kurulması mukadderdi. M A L A Z G İR T M flYD A N M U H A R E B E S İ İmparator Romanos Diogenes Türkler'in senelerden beri Anado­ lu'da yapmakta oldukları akm ve istilâlara kesinlikle son vennek için. Nitekim BizanslIlar. Türkler'! bu istikamete akıtmıştı. Diyarbakır. Kaçınılmaz akıbetin zuhur ve tecelli ânı yaklaşıyordu. Bizans'ı çok kanlı Sûvaşlaidan sonra binbir güçlükle Lübnan ve Suriye'den çıkarabildilerse de. Bin yıl. Bizans. 13 Mart 1071’dc Anadolu'ya geçerek Türk İmparatorluk or­ dusunu aramaya başlamıştı. İslâm ve dünya tariiıleı inin mukadderatı değişmek gerekti. Bizans karşısında gerilemeye haşlanıışlardı. 934'te Malatya. diğer ta­ raftan Van gölünün doğusuna ve Kafkas dağLrına kadar ulaşmışii. A. yüzyılın başlarında Anadolu'nun doğu ve güney doğu bölgelerini fetheden Müslümanlar X I.4. tekrar Anadolu'ya yeıleşirken. 966'da BizanslIlar. 964'te Adana. yüzyilın ba>l. Misis vc Tarsus'u alarak Müslümanları Kilikya'dan püskürtmüşlerdi. X. Islâm drınyasinda meydana gelen siyasi ve içtimai m üC d- 108 Oğ u z ÜNAL . Türk. (249) İlâhi sünnet böyle emrediyordu. İslâm İmparatorluğunun ve ona bağl dcvle'ılcıin Bizans karşı sınciaki eski hayatiyet vc kuvvetlerini kaybetmeye başlamaları. aynı zamanda İslâm dünyasmda önemli bulirarılar doğurdu. 928'de insiyatifi ele alarak karşı taarruza geçmişler. Buna sehep de. 969'dâ Antakya Bizaiis'in eline düşmüştü Bu mühim başarılardan S o n r a Bizans hâkimiyeti. Antakya. (250) Bundan sonra Müslümaniar. 948'de Maraş. Van gölü bölgesindeki Bizans hâkimiyeti devam etti. İslâm orduları tarafından zorlana zorlana Suriye ve Lübnan'dan çekilmiş. Anadolu'ya kadai gerilemişti. s a v a ş Ö N C ESİ A N A D O L U 'D A S İY A S İ D U R U M İlk İslâm fütuhâtından beri. Halep civarına kadar gelmişlerdi.

duraklayan kültür hareketlerini htzlandirmak. Sünni İslâm dünyası ile rekabet iddiası içinde bulunduklarını kaynaklar kaydetmektediı . şahlanan haçlı akınlarına göğüs germek. Nitekim Şiilerin. Anadolu yaylası. siyasi birlik meydana getiıen ve Sünniliğe aykırı akımları orta­ dan kaldırmak suretiyle mezhep mücadelelerine son veren Selçuklu laı gittikçe kuvvetlenmekteydiler. B.(254) Buna İslâm dünyasını saran Batınilik fesadı da eklenirse tehlikenin büyüklüğü anlaşılır. (252) İşte İslâm âleminin iç ve dış tehlikelerle karşı kaişıya kaldiğı böylesine buhranlı bir zamanda İslâmiyet! kabul eden Oğuz Türkler!. Anadolu ise.(253) Kudretli. Bizans'ın elinde bulunan A N A D O LU . dağılan İslâm İmparatorluğunu birleştirmek.delelerle iç çekişmelerdir denebilir. âdil ve azimli bir sirna ile tarih sahnesine çıkan ! ve böylesine muhteşem bir tarihi misyonu yüklenen Selçukoğullan'nrn etrafında bütün Türkler birleşiyorîardı. Selçukluların hiz­ metine girmiş ve devletin şuurlu sevk ve idaresi altında Bizans sınır­ larına yığılan Türkmenler için en uygun hayat şartlarına ve coğraf- HORASAN DAN ANADOLU'YA 109 . biri. Şiilik propagandasinın merkezi idi. eski yuıtlarına bir daha dönmemek üzere gelmiş. İslâm dünyasının birliği. uzak Asya bozkırlarından göç ederek. diğeri de. Fatımi Halifelerinin idaresinde bulunan M IS IR . Mâverâünnehr ve Horasan'daki ilk mücadele yıl larında devlet olma yolunda önemli merhaleler aşan ve başlıca faa liyet noktası İslâm dini uğrunda eihâd olan Selçuklu fütuhâtına elverişli idi. . Mısır. Batınilik ve Şiilik fesadını söndürmek vazifesi ile Sclçukoğullannın tbaşbuğiuğunda İslâm dünyasının mukaddeıatmı ellerine almışlartdı. Siyasi bir teşekkül olarak geliş­ mekte olan Büyük Selçuklu Devleti için. derhal karşı taarruza geçerek. selâmeti ve huzuru için de ciddi bir engel teşkil ediyoidu. ilk olarak fethedilmesi gere­ ken iki bölge vardı.(251} İslâm dünyasmıa bu uuhranlı durumundan faydalanmak ist^fyen Bi/anslılar. s a v a ş Ö N CESİ S E L Ç U K L U L A R D A S İY A S İ D U R U M Orta-doğu'da çeşitli soy ve sülâlelerin hâkimiyeıleiine son vere­ rek. büyük İslâm beldelerini ve hattâ Hilâfet merkez­ lerini bile tehdit eder duruma geldiler. Bilindiği gibi.

Kars gibi önemli stratejik mevkiler ele geçirilmişti. yıllarca devam eden hazırlık devresinin tek gayesi Anadolu'yu Bizans'tan koparmak ve onu Türk yurdu haline getirmek idi. (255) C. Böylece. ve 7. Ani. s a v a ş Ö N C ESİ B İZ A N S L IL A R 'D A S İY A S İ D U R U M Milâdi 6 . Tiflis. sistemli bir fütuhatın ilk safhaları idiler. Gürcü ve Ahbaz kırallıklannm ezilmesinden sonra. bu küçük çapta. Bunu takip eden İslâm-Bizans mücadeleleri ise bir kaç yü/yıl sürekli olarak devam etmiş ve bütün bu çarpışmalar Anadolu'nun daha fazla harap olmasına sebep olmuştur. yüzyıllarda vuku bulan İran-Bizans mücadeleleri. Azerbaycan ve Erran bölgesindeki Bizans'a bağlı Ermeni. Sultan Tuğrul Bey zamanında yapılan akınlar takip etmiş. gü­ ney sınırlarından Anadolu içlerine doğru akınlar yapmaktaydılar. İslâmiyetin gaza ve cihâd mefkureleri ile de iyice gelişmişti. Islâm taarruzlarının duraklamasından beri sulh ve sükuna kavuşmuş ve yeniden tanzim ve imar edilmeğe başlanmış 110 Oğ u z ÜNAL . Nihayet. plânsız ve programsız ve sadece gani­ met elde etmek için yapılıyormuş intibaını vermektedir. fakat aralıksız. Fakat asıl mücadele Sultaı\ Alp Arslan zamanında olmuş. Görünüşte bu akınlar düzensiz. Bizans'ın dayanak noktaları. Nitekim. Bu cetîgâver Türkmenler'in kahramanlıi< hisleri. silâh ve cephane depoları. Aslında bu akınlar. önemli mevkiler. İslâm ül­ kelerinde bir yerde devamlı oturamayarak devamlı göç eden ve bu arada karışıklıklara sebep olan yurtsuz Türkmenler için Anadolu çok cazip bir vatandı. birçok aşiret beyleri Selçuklular'a bağlı olarak. m 018 yılında Çağrı Bey'in komutasında yapılan ilk Anadolu akınım. Anadolu için büyük bir felâket olmuş ve bu ülkenin şehir ve kasaba­ larının büyük bir kısmının harabe haline gelmesi ile sonuçlanmıştır. Böylelikle o ru Anadolu’ya yapılacak olan akınlara yol açılmış olu­ yordu. Anadolu'nun kilit noktaları zorlanmıştı. (256) • Bizans'ın Makedonya hanedanı zamanında Bardas Sclerus ile Bardas Fokas tarafından çıkarılan ihtilâller ve bu yüzden meydana gelen iç harpler. stratejik mevkileri bu akıncılar tarafından önceden tahrip edilmiş oluyordu.yaya sahipti.

(261) Yeni İmparator. Bizans iç karışıklıklar içinde bulunuyordu. (258) Anadolu'nun yerli halkı dini ve içtimai bakımdan da iyi bir durumda değildi. 1067 yılında Malatya'ya kadar gelen Afşin Bey kumandasındaki Türkmenler'e karşı duramamışlar ve onun Kapadokya'nm merkezi olan Kayseri'ye ve Anatolik teminin merkezi olan Konya'ya hücum­ larına engel olamamışlardır. (259) 1067'de ölen Bizans İmparatoru X. Bunun yanı sıra kaynaklarda. içtimai ve iktisadi çöküntü devam ederken. medeni ve iktisadi hayatm sukutuna se­ bep olmuştur. (260) Selçuklu ve Türkmen akınlarının çoğalması ve hattâ Bizans'ı zor durumda bırakması İrnparatoriçenin idaresinin başına bir erkek geçirebilmek için evlenmesine sebep oldu vc Kapadokyalı bir aileden olup. Doğu Anadolu’da İslâm dünyası ile meydana gelen siyasi. 1068 yılında İmparator ilan edildi. Konstantin Dükas'ın ölümü ile. Bizans'ın bu dini baskılarına. mağrur ve memleketi sulha kavuşturmayı arzulayan bir İmparator olduğu da kaydedilmekte­ dir. Böylece Diogenes. Bu yeni imparatorun cesur. Sarayda menfaat esasına göre kurulan grupların yersiz müdahaleleri yüzünden sarsılan İmparatorlukta ordu iyice ihmâle uğramıştı. canlı ve müreffeh bir hayat vücuda geldi. Sardika dükalığı zamanında Peçenekler'e karşı parlak zaferler kazanmış olan genç ve kudretli general Romanos Diogenes'i kendine koca seçti. nüfusun azalmasına. Bizans Anadolu'sunda bu şekilde medeni. Bizans İmparatorluğunun takıp etmekte olduğu dini baskı siyaseti ötedenberi diğer kavim ve mezhepleri imhâ gayesini güdüyordu. yerine geçen İmparatoriçe Eudoxia zama­ nında. Türkmenler'in ardı ar'Kası kesilmeyen akmlarma bir son vermek için 1068 ve 1069 yılındaki seferlere paralel olarak. mali tazyik ve zulumları da ekleniyordu. atılgan. askeri kabiliyeti ve kendine güveni fazla olan bir kimse olduğunu yakınları methederek anlatı­ yorlardı. onun üç oğlu adına. oldukça ileri. Özellikle eyâletlerdeki ve Anadolu'daki askeri birlikler parasız ve yiyeceksiz bırakılmışlardı. savaş dahi yapamadan dağılmışlardı. Kilikya havalisinde dolaşan Türkmenler'i püskürtmek için gönderilen General Nikephorus Botaniates kuman­ dasındaki kuvvetler. medeni ve ticari münasebetler sayesinde. HORASAN'DAN ANADOLU'YA 111 .olan Anadolu'nun haraplığını ve sefaletini bir kat daha artırmış (257).

Hattâ. Bu se­ beple. Türk akınları daima başarı ile sonuçlanıyor ve Bizans'ın bütün direnmeleri kınlıyordu. Sultan'ı Mısır'a davet ediyor. 1070 yılındaki bu üçüncü seferde de hiç bir şey yapıla­ madı. İmparator Romanos Diogenes'in büiün gayretlerine rağmen. hiç olmazsa geri püskürtmek ve akınlara bir son vermek amacıyla tahta çıkarılmış bulunan Roma­ nos Diogenes'in bütün plânları boşa çıkıyordu. Mısır'ı kendisine teslim ede­ ceğini ve bu suretle Şiiliğe sun verilmesine kararlı olduğunu büdi- 112 OĞUZ ÜNAL . Bizans komutanı asi Selçuklu şehzadesi E!-Basan'a esir düştü. Türk meselesini kökünden bertaraf etmeye zorladı. Selçuklu beyleri ile Türkmen boylarının akın ve istilâlarını şimdilik kâfi görüyordu. Türkleti Anadolu'dan atmak. bizzat kumanda ettiği seferlerde dahi. şimdilik. Bütün bu hadiseler.1070 yılında doğu orduları başkomutanlığına tayin ettiği General Manue! Komnenos'u görevlendirmişti. Ve bu niyetle 13 Mart 1071'dc yola çıktı. Türklerin senelerden beri Anadolu'da yapmakta oldukları akınlara ve istilâlara bir son vermek için Azerbaycan’a bir sefer yapmak ve Suriye'de Şii Fatimilerle meşgul bulunan Sultan'm İran'da bulunmamasından istifade ederek. Türk­ men akınlan durdurulacak vc rastlanan her Türk kuvveti yok edile­ cekti. S A V A Ş A G İD E N Y O L Selçuklular'la Bizans arasındaki münasebetlerin iyice gerginleş­ miş ve imparatorun bu meseleyi kökünden halletmek üzere kararlı olarak harekete geçmiş olmasına rağmen Alp Arsian'ın ilk iıedefini. İmparatoru. Görev belli ve açıkti. İmparator. İmparator. Ziıa İslâm dünyası aşırı Şiiler ve onların başı Mısır Fatimileri karşı­ sında idi ve iç mücadeleler doiayısiyle Mısır veziri Nâsr üd-Devle Hamdan. ansızın çıkıveren ve ne zaman ne­ reye hücum edeceği bilinemeyen Türk akıncıları sebebiyle yolunu vc plânını değiştirmek zorunda kalıyor ve hiç bir sonuç elde ede­ meden İstanbul'a dönüyordu. Selçukluların ana yurduna karşı akınlar yapmak ve bu şekilde Sultan'ı mutlak bir harbe zorlayarak ezmek ve Türkmenler'in bir daha Anadolu topraklarına ayak basmayacaklarına ve Sel­ çuklu akınlarına son verileceğine dair bir muahedeyi kabul ettirmek niyetinde idi. Fakat. Mısır Fatimileri teşkil ediyor. (262) D. Tüik akıncıları gün geçtikçe daha batıya yayılıyorlar ve Selçuklu Sultanı hedefine biraz daha yaklaşıyordu. Bizans değil.

Büyük Selçuklu Sultanına bağlı kalmak şartiyle devam ettirmesine izin verilmiş^ ti. Ancak Sultan'm Halep önlerinde bulunduğu sıralarda Bizans İmparatoru Romanos Diogenes'in elçisi gelerek. İmparator bu mektubunda Alp Arslait'dan Malazgirt.(264) Malazgirt'in fethinden sonra Alp Arslan. aksi takdirde büyük bir ordu ile hareket ederek. Bunun üzerine. Bu durum ve davetler karşısında Süriye-Mısır seferi büyük bit ehemmiyet ka/anmıştı ve Sultan Alp Arslan. (263) Alp Arslan bu sebeplerle 1070 yılı Temmuzunda büyük bir ordu ile Fatimiler üzerine gitiTiek üzere harekete geçti. elçiyi sert bir cevapla geri gönderdi. üzerine yürüyeceğini bildiriyordu. güneye dönerek Suriye'ye inmek üzere Urfa kalesine yöıielmiş. Sultan Alp Arslan. Emir Mahmud. şehrin yaptığı barış teklifini kabul edip kuşatmayı kaldırdı ve buradan Halep üzerine yöneldi. Bu sebeple kale kuşatıldı. 1071 yılı başlarında Fırat’ı geçerek Halep önlerine geldi. Ahlat Selçuklula­ rın Anadolu sefer ve akınlarında askeri üs vazifesini görüyordu. Sultan "Rum lar karşısında cihâd yapatı bu hudut şehrini kılıç ile fethetmekten korkarım" diyerek İslâmm gazâ mefkuresine olan bağlılığını açıkça belirtmiştir. Mısır Fatımileri üzerine yürüyüşüne devanı etmeye karar verdi. Ahlat. Şehrin hükümdarı Mirdâsi Eıniri Malımud korkusun­ dan Sultan'ı karşılayamamişti. İslâm dünyasmın geleceğini yakından ilgilendiren bu konuyu ilk plâna almış bulu­ nuyordu. Nihayet. Daha sonra da HORASAN'DAN ANADOLU'YA 113 . on günlük bir kuşatma­ dan sonra sonuç alınamayacağmı anlayınca büyük ordusunu bir kale önünde yıpratmayı askerlik prensiplerine aykırı bularak.(265) Bu meselenin de bu şekilde hallinden sonra Sultan. Erciş ve Menbiç şehirlerinin Bizans'a terkini istiyor. İmparatorun bir mektubunu Sultan'a takdim etti. Müslümanlarm elinde ve Selçukluların tabiiyetinde bulunan Ahlat'a gelince amcası Tuğrul Bcy'in kuşatıp da alamadığı ve alınmasını vasiyet ettiği Malazgirt kalesini süratle muhasara edip fethetti. annesinin de şe­ faatiyle. affedilerek.liyordu. tekrar Halep'teki hâkimiyetini. Bu teklifler 'Karşısında ve alışık olmadığı bir uslupla kendisine hitap edilınesinden müthiş gazaba gelen Sultan. sekiz. Oğuz kıyafetine girerek annesiyle birlikte Sullan'ın lıuzuruna gelmiş ve kendisine bağlılığını bildirmişti. Fakat İs­ lâm kanı akıtmamak düşüncesi ile sadece bir gün kaleye hücum ya­ pıldı.

başka bir vesile ile de. Fırat ve Dicle'yi geçip. İstanbul'dan hareketinden önce. bu teklifleri kabul 114 Oğ u z ÜNAL . Suriye ü/. Bizanslılaı 'in kendi memleketlerini yağma ve tahripten çekinmediklerini buzai Bizans tarihçileri de kaydetmişlerdir. evvelce Müslümanlar elinde iken Rumlar tarafından alınmış olan bazı kalelerin Selçuklular'a verilmesi karşılığında. DiyarbakııBitlis yolu ile Selçuklu ordusunun askeri üslerinden olan Ahlat'a doğru yola çıktı. bizzat İran'a girmek ve Sultanı kati neticeli bir meydan muharebesiyle ezmek kararında olduğundan. Sultan bu ordunun büyük bir kısmının (Yınanç'a göre sol cenahından bir kısmının) Halep Emiri Mahmud ile birlikte Fatimiler üzerine sefere devamını emretti. 13 Mart 1071 günü. bir günlük bir yürüyüşle güneye doğru iler!edi. İm­ paratorluk ordusunun başına geçerek yola çıkmıştı. Ahlat. İmparatorun.(267) Halbuki elçilerin gelişi ve konuşma uslupları BizanslIların taaıruz edemeyecekleri intibaını veriyordu. Bu şekilde Bizans ordusunun hücum edemeyeceği kanaatini uyandırarak Sultanı yanıl­ tan İmparator (269) İstanbul'dan hareketle Eskişehir'i geçip Kızılır­ mak (Halys) vadisini takip ederek Sivas'a vardı. BizanslIlar daha önce Ermenileri yurtlarından koparıp Sivas'a yerleştirmişlerdi. Bu durumda Büyük Selçuklu ordusunun büyük bir kısmı Suriye-Mısır yolunda Fatimiler karşısında kalmıştı. Ayasofya kilisesine giderek büyük bir ayinde dua ettikten sonra. Daha sonra yoluna devamla Theodosyopolis'e doğru hareket etti. Nitekim.erinden Mısır'a gitmek üzere Halep'ten ayrılarak. Erciş ve Menbiç şehirlerinin derhal Bizans'a terkini istiyor. bir günlük yol alınmadan yolda Bizans İmparaturunun mu­ azzam bir Oldu ile Erzurum (Kalikala)'a doğru ilerlemekte olduğu haberi geldi. Fakat İmparator. Romanos Diogenes Sivas'a varınca şehirdeki Rumların "Ermeniler bize Tüı klerden daha fazla taşkınlık ve merhametsizlik gösterdiler" diye şi­ kâyet etmeleri üzerine Ermeni prenslerini bu şehirden iürüp çıkarttı. kendisi de hassa askerleri ile birlikte ve çok süratli olarak endişeli bir şekilde SuriyeMısır yolundan kuzeye dönerek.(266) Fakat tam bu sıralarda. Malazgirt. yanında bulunan Nikefor Bryennios ile aslen Türk olan General Tarkhan (Tarkhaniotes) ve bazı mühim generaller. aksi halde büyük bir ordu ile üzerine yürüyeceği tehdidini savuruyordu. İmparator. İmparator'a Sivas'ta veya Erzurum'da kalarak köyleri taiırip ve Türkleri aç­ lığa mahkum etmek tavsiyelerini yapıyorlardı.ordusu ilf.(268) Sefer maksadını gizlemek ve Selçuklu Sultanını yanıltmak (tıaksadiyle de Halep önünde bulunduğu sırada ona elçi gönderip.

Alp Arslan'ın dönüş yolunu kesmeye. Bizans İmpa­ ratorluğunun kendisini savunacak durumda olmadığını. bütün itirazlara rağmen kendi fikrinde ısrar ederek. Bizans İmparatorluk ordusunun başında. İm­ parator kuvvetleı inden 20. Ersagun)'ı da -muharebe sırasında Türklere iltihak etmesinden korktuğu için . başta Ma­ lazgirt kadısı olmak üzere o havalideki kalabahk bir halk kitlesi de gelip tehlikeyi ve himaye edilmelerini Sultan'a bildirmişlerdi. Anadolu akınından dönen Afşin Bey'den merakla beklediği haberi de yolda aldı.(273) Ou sırada El-Basan’ı takiple Anadolu'daki bü­ yük bir akından dönen Afşin Bey'in kuvvetlerinden mühim bir kısmı da Selçuklu üssü Ahlat'da Sultaıı'ı bekliyordu.(270) Çok az bir muhafız kuvveti­ nin koruduğu Malazgirt kalesini çarçabuk alan İmparator büyük bir gurura kapıldı. İran üzerine yürümeğe karar vermişti. Orada doğu orduları kumandanı Ermeni Basil. kendisi de büyük ordusu ile arkadan Malazgirt'e doğru haıekete geçti.etmeyeıek Erzurum'a vardı. Sicilya'da Araplar'a karşı savaşlaida şöhret kazanan General Ursel ile General Tarkhan'ı 3C. siratejik noktalarının ve ikmâl merkezlerinin tahrip edildiğini. doğu Anadolu istikametinde ilerliyordu. (275) İmparator Romanos Oiogenes. Anadolu'daki Türk kuvvetlerine karşı koyabilecek bir Bizans askeri gücünün kalmayacağını bildiriyor (274) ve "işte Rum ülkelerini istilâ edip. büyük bir ganimetle döndüm. (272) Alp Arslan. Sultan'a gönderdiği rapo­ runda. gene­ ralleriyle yaptığı bir harp meclisinde. İstanbul'dan beraberinde getirdiği Selçuklu Şehzâdesi El-Basan (Cr-Basgan. Rumlar bizimle savaşacak kudrette değildir" diyordu. Sul­ tan da buradan Diyarbakır-Bitlis yolu ile Ahlat'a doğru yoluna devam etmişti. Alp Ai slan'tn korkusundan Irak'a çekilcJiği haberini verdi.(271) Bu sırada İmparator.000 zırhlı askerini Gürcistan'a göndererek arkasını emniyete aldı. Bizans İm­ paratorluk ordusu üzerinde kesin bir zafer kazanmak mümkün olursa. Afşin Bey. Hattâ büyük zaferin kendisini beklediğini görür gibi oldu.İstanbul'a geri gönderdi. bu maksatla da tah­ ribat yapmaya memur etti. İmparator. İmparatorun Erzurum'a vardığı ve doğu Anadolu'ya doğru ilerlediği haberini Meyyâfarikim (Silvan)'da almış. (276) HORASAN'DAN ANADOLU’YA 115 . Bizans'ın Anadolu'daki belli başlı askeri üslerinin. Alp Arslan.0C0 kişilik bir kuvvetle Erzuium'daıi Malazgirt ve Ahlat üzerine çıkarıp yolları açmaya.

4L7) M ı­ sır'da Fatim iier ve A nad olu'd a Bizans ile harp halinde olan ve çok kritik bir dönem yaşayan Sultan A lp Arslan'ın böyle bir hatâ yap­ ması ve ordusunun kuvvetini azaltması beklenemez. amcası Sultan Tuğrul Bey zamanından beri silâh altında bulunan Irak-ı Arap ve Irak-ı Acem ülkelerinin as­ kerlerini. Ahiat'daki Selçuklu üs­ sünde kendisini bekleyen Afşin Bey kuvvetleriyle kavuşmak üzere. sh.000 kişilik bir hafif süvari tümenini öncü olarak Ahlat istikametinde ileri sürdü. Sultân'ın kendi gelişini işitir işitmez Suriye'den İran'a döndüğünü duymuş ve bundan dolayı Selçuk akıncı orduları­ nın hareket üssü olan Ahlat'ı zapt ve Van gölü sahillerini takip ederek bu göl kenarında Türkler eline geçen şehir ve kaleleri geri alarak Azerbaycan'a girmeği ve oradan İran ve Horasan içlerine ilerlemeği kararlaştırmış ve Türk asıllı General Tarkhan ve Normandiya'lı meşhur asilzâdelerden Ursel de Bayyöl kumandasındaki 30. (279) Bizans ordusunun öncü kuvvetleri komutanı General Tarkhan.* Sultân'ın yanında asıl kendi ordusu olan Horasan ordusu ile Anadolu hududunda cihâd ve gazâ ile meşgul bulunan genç ve güzide kuvvetler kalmıştı. Sultan Alp Arslan'ın Ahlat istikametinde ilerlemekte ve gittikçe ''ikb«m akta olduğu haberini İmparatora biidirdiyse ae. kendi karar­ gâhlarına dağıttı. 11G O ğ u z ÜNAL . Bizans ordusu hakkındaki son bilgileri toplamak üzere Emir Sanduk (Sandak) Bey komutasında 10. ordusuna cebri yürüyüş emri verdi. İmparator buna ihtimal vermemiş ve *Y ılm az Ö ztuna. Veziri Nizam ülıMülk'ü muhtemel bir bozgunda Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nun dağılmasına engel olacak tedbirleri almak üzere Hemedan'a gönderdi. Türkiye Tarihi.000 ki­ şilik öncü kuvvetlerini iki kol halinde Ahlat'a doğru ileri sürmüş­ tü. ordusunu bu şekilde gençleştirip yeniden teşkil ettikten sonra. Ursel de Bayyöl komutasındaki kuvvetlerle beraber Ahlat istikametinde hareket ettikten sonra. bu kuvvetlerin kendi karargâhlarına da ğıtıld ığını söylemek­ le durum u aydınlatm ıştır.H.Bizans ordusunun İran (Horasan)'a girmek üzere hareket ettiği­ ni anlayan Alp Arslan. Nitekim M. süratle kuzey doğuya doğru yoluna devam etti. T uğrul Bey ordusuna mensup bulu n an bu kuvvetle­ rin terhis edildiğini söylerse de (bkz. yani amcası Sultan Tuğrul Bey'in ordusunu. Bu cebri yürüyüş bilhassa Fırat nehrini geçerken Türk ordusunda ciddi kayıp­ lara sebep oldu. Alp ArsUn.(277) Sultan. Y ınanç. (278) İmparator.

Emir Sanduk Bey'in baskın tarzında giriştiği bir yıldırım taarruzuyla Bizans kuvvetlerini paramparça etmişler ve General Basilakes’i de esir etmişlerdi. esir General Basilakes'i.habere inanmamışıi. Türk akıncı üssü olan Ahlat'a vardığı zaman General Tarkiıan ve Ursel kumandasındaki Bizans öncü kuvvetleri de şehre yaklaşıyorlardı. Türk ordusu­ nun başında Sultan olduğu halde Musul'a doğru kaçmakta olduğu haberini etrafa yaymış. Sultan Alp Arslan. Türk kuvvetlerinin kesin zaferi ile neticelendi. Bizans öncü kuvvetlerini ağır bir bozguna uğratmışlar. (280) Alp Arslan. hattâ kendisinin bile yaralandı­ ğını İmparatora bildirdi. veziri Nizam üi-Mülk'e göndermiş ve bunun çarçabuk Bağdad'da bulunan Halife'ye ulaştırılmasını ve böylece islâmın selâmeti için ilk başarının elde edildiğinin müjdelenmesini ve bu durumun bütün İslâm âlemine duyurulmasını istemişti. General Bryennios. böylece düşmanı aldatmıştı. ele geçirilen süslü büyük bir haçla birlikte. Sultan da esir generali yanında alıkoyarak haçı. Bu kuvvetin gelerek Bizans şatlarında muhare­ beye girmesiyle Türk öncü taarruzları bir süre durakladı ise de Türk­ ler bu defa. Çünkü o. Niiıayet Selçuklu ve Bizans öncü kuvvetleri Ahlat civarında karşılaştılar. General Tarkhan ve Ursel. Gerçek­ ten. Bu başarı Malazgirt zaferinin müjdecisi olmuştur. Sultan'ın henüz gelmemiş olduğunu sanan İmparator. Bunun üzerine. Emir Sanduk Bey kumandasındaki Türk öncü kuvvetleri. daha sonra Fırat'ı geçerek Mu. Emir Sanduk Bey kumanda­ sındaki Türk öncüleri ile General Bryennios kumandasındaki kuvvet­ ler arasında çok kanlı bir muharebe başladı. General Nikefor Bryennios kumandasındaki yeni bir öncü kuv­ vetini Türk öncüsünün üzerine gönderdi. Sanduk Bey. Bizans ordusunu karşılamak ü/ere Halep'ten hareket ettiğinde. hayatlarını kurtarabilmek amacıyla batı istikametinde arkalarına bakmadan kaçmağa başlamışlardı. Türklerin ana kuvverleriyie Musul istikametinde kaçmakta olduğu ve bir an evvel ülkelerine gidebil­ mek için yol aramakla meşgul bulunduklarına inanıyordu. büyük bir Türk kuvvetine çattığını.(281) General Nikefor Bryennios ise dağınık ve perişan kuvvetlerle kaçmıştı. durumu öğrenmek ve Bryennios'a yar­ dım etmek üzere Ermeni asıllı General Basilakes kumandasında yeni bir kuvveti ileri sürdü. Bu duru­ mu haber alan ve Sultan'ın geldiğine bir türlü inanamayan İmpara­ tor. HORASAN’DAN ANADOLU'YA 117 . evvelâ doğu istikametinde ilerlemiş.sul topraklarına girmiş ve bu şekilde. (282) Bu suretle öncü muharebeleri. 23 Ağustos 1071 günü Sultan'a gönderdi.

Malaz­ girt ovasından bir karış daha doğuya ilerleme cesaretini göstereme­ miş ve bu suretle Türk ordusu. 118 OĞUZ ÜNAL . . m uahhar İslâm kaynaklarında ve Bizans Kroniklerinde karşılaşm anın Çarşamba günü o ld u ğu kaydedilm iştir. Reşidü'd-Din sh. İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı adlı kitapta El-Hüscynı sh. Bu hususta­ ki ifadelerin hayli karışık olm asına rağmen. cihanın en büyük askeri kuvvetleri olan Türk ve Bizans İmparatorluk orduları 7-8 kilometre uzaktan birbirlerini gördüler. kaynakların m ukaye­ sesinden herhalde Çarşam ba günü o ld u ğu anlaşılmaktadır.000 kişi kadardı. Tarihi ve . 61 ve ayrıca Osm an T U R A N . S ıbt İbnü'l-Cevzi sh. hiç bir seferinde bu kadar büyük ve muhteşem bir ordu toplamamıştu.* ^ Malazgirt'e kadar cereyan eden 676 yıllık tarihinde Bizans İmparatorluğu. Faruk S Ü M E R — Ali SE V İM . 34.öncü muharebelerinin Türklerin i<esln zaf^i ile neticelenmesi Türk ordusunda büyük bir sevinç yaratırken. Devri Türk Tarihi. orduların 26 Ağustos Cum a sabahı karşılaştıklarını söy­ lerse de.* Bizans ordusunun mevcuau 200. L3. sh. Bizans ordusunda hayal kırıklığına sebep olmuş ve bu nedenle İmparator İran ve Horasan'a doğru yapmağa karâr verdiği seferden şimdilik vazgeçerek. M A L A Z G İR T M E Y D A N M U H A R E B E S İ V E G E Ç İR D İĞ İ SA FH A LA R 24 Ağustos 107m Çarşamba günü Malazgirt Ovasında.200 kişi tarafın­ dan idare edilebilen ve devrinin en büyük silâhı olan büyük bir man- *Ö ztun a.000 kişi civarında o ld u ğu n u göstermiştir. Orduda büyük harp âletleri ve 1. (283) E. 52.K Ö Y M E N . sh. Bizans ordusunu orada mıhlamış. Îbnü'l-Cevzi sh. Bu ko­ nuda bkz.(284) Bizans ordusunun ağırlıklarını üç bin araba ve on binlerce hayvan taşıyordu. insiyatifi ele alarak meydan muharebesine gitmeğe mecbur etmiş­ ti. ♦♦Orduların mevcudu hakkında çok mübalağalı rakkamlar ileri sü­ rülmüş ve bu arada Bizans ordusunun 600. Sel. incelemeler Bizans ordusunun 200. 34. Sel. 1 3 7 . İbnü'l A dim sh..000 kişi o ld u ğu da söy­ lenmişse de. 266.

A y Tekin. Anadolu gazalarında pişmiş ve şöhret yapmış büyük Türk komutanları ile Sultanın imamı ve fakihi ^ ' Buhara'lı Ebu Cafer Muhammed bulunuyordu. Tarkhan ve Ursel. din. Emir Çavlı. Türk ordusundan sayıca dört kat daha üstün bulunmasına karşılık. (288) Türk ordusu ise SO. Emir Sanduk Bey. Tutak Bey. Sav Tekin.(290) Anadolu'ya yapılan akınlarda pişmiş ve bu ülkeyi bir Türk vatanı haline getirmeğe ka­ rar vermiş olan Türkler. gazâ ve cihâd mefkuresi ile yanıp tutuşan bir ordu idi. dinamik ve disiplinli idi. Çok çevik. iVlengücek Gazi.OOO kişi civarında idi. Hepsi İslâm ideali uğrunda birleşmiş gâzilerdi. milliyet ve mefkure bakı­ mından çok ahenksiz ve hattâ birbirine düşman unsurlardan terek­ küp ediyordu. yüksek hürmet ve itaati tamamen telkin edememişti. Bunun üzerine Generallerinin sadakatinden şüpheye düşen İmpara­ tor. Arslan Taş.(285) Bizans ordusu. âlim i yani İslâm HORASAN'DAN ANADOLU'YA 119 . bir ordunun idaresi için şjı t oian. 200. bu generaller bir daha arkalarına bile bakmadan İstanbul'a doğru yol almışlardır. Aslen Kapadokya'lı bir General olan Romanos Diogenes de üniü bir hânedanın ferdi olmadığı için. İslâm H u k u k term inolojisinde F ık ıh H ukukçusu anlam ına gelmektedir.(286) Bundan başka.(2S7) Nitekim daha ilk öncü muharebe­ lerinde mağlup olan Generaller.(289) Ancak. kaynak göstermeksizin.(291) Sultan Alp Arslan'ın yanında kardeşi prens Yakuti Bey.000 kişilik bu muazzam Bizans ordusunda tek merkezden idareye elverişli bir teşkilât ve birlik de yoktu. BizanslIlar arasında. Başlarında büyük zaferler kazanmış genç ve kudretli bir Sultan ile tecrübeli kumandanlara sahipti. Dilmaçoğlu (ya da Dimlaçoğlu) Muhammed Bey. batıya doğru ar­ kalarına bakmadan kaçmışlar ve İmparatorun kuvvetleri ile birlikte kendisine iltihak etmeleri yolundaki emrine rağmen. gibi. Bekçioğlu Afşin Bey. Emir Porsuk. Bizans ordusuna nazaran küçük gibi görünen Türk ordusu dev gibi şahlan­ mış.cınık da vardı. (292) Her ne kadar Mükrimin Haiil Vınanç. Emir Çavuldur. Bağdat muhafızı Sa'd ud-Devle Gevher Ayin. Eksuk Oğlu Artuk Bey. Tutu Oğlu Bey. Saltuk Gazi. vatan kunna enerjisinin ateşiyle yanıyorlardı. hepsinden tek tek sadakat yemini almak zorunda kalmış ve on­ ları hemen her gün tekrardığı valilik vaatleri ile yanında tutmağa çalışmıştır. Kuıalmış Bey'in oğulları olan Süleyman ve kardeşlerinin de Malazgirt Meydan *Fakih.

(297) İşte Sultan Alp Arslan da. barış yapılması mümkün olmadığı takdirde. İmparatora yaptığı barış teklifinde: "Eğ er sulh istiyor­ san sulh ederiz. muharebe etmek azmiyle Malazgirt ovasın­ daki ordugâhına ı. kan dökülmemesi için Alp Arslan ile Romanos Diogenes arasında barış aracılığı yapmak isti­ yordu ve İbn Mühliban'ı bu barışı sağlamak üzere göndermişti. Selçuklu komutanlarından Sav Tekin de bu elçilik heyetinde bulunuyordu.(296) Nitekim Peygamberimiz Hz. Ya kalpleri Müslümanlarla beraber olacak şekilde İslâmiyeti kabul etmeleri. Muhammed (S. İslâm'ın davetini temin edecek anlaşmayı kabul etmeleri veya savaş. Alp Arslan. Savaş kaçınılmaz bir iş halini aldığı zamanda bile savaştan önce İslâm kumandanının. hazırlık esnasında bile savaşa engel olmaya çok düşkündü. son araştırmalar Kutalmışoğullarınm bu muharebeye katılmadıklarını kesinlikle orta­ ya çıkarmıştır. (294) Bu nedenle Sultan Alp Arslan. savaştan önce İmpa­ ratora son bir barış teklifinde bulunmakla Peygamber (S.A. Alp Arslan'ın İmparatora bir elçilik heyeti göndermesindeki ikinci hedefi de. Zira bilindiği gibi kâfirlerle savaşmadan önce barış teklifinde bulunmak İslâm Devletler Hukuku'nun başta gelen kurallarındandı ve bu husus Kur'an-ı Kerim’de de sarahaten belirtilmişti. Halife'nin elçisi İbn Mühliban da Sultanın yanında bulunuyordu. (295) Bu elçilik heyetini göndermekle Alp Arslan iki hedef takip edi­ yordu. Eğer sulha rağbetin yok ise azmimizde Allah'a te­ vekkül ve azmimizi tashih ederiz" diyordu.(298) Kuvvetine son derece mağrur olan İmparator.A S )’in sün­ netini yerine getirmiş oluyordu. Birincisi iki devlet arasındabarış yapılmasını sağlayarak kan dökülmesini önlemek.lri'rkcn daha önceden düşmanla döğüşeceğini Halife'ye bildirmiş olduğundan. Sultan’m barış yolundaki samimi ve halisane niyetini anlayamamış ve onun korktu­ 120 O ğ u z ÜNAL . düşmanlarını üç şıktan birisini tercih etmeleri hususunda serbest bırakması gerekir. Halife. yahut onlar tarafından Müslümanlara herhangi bir kötülük gelmeye­ ceği hususunda garanti vermeleri. (293) Sultan Alp Arslan. Halife'nin elçisi İbn Mühliban'm başkanlığındaki Bir elçilik heyetini İmparatora gönderdi.S ).Muharebesine katılmış olduklarını söylerse de. düşma­ nın son durumu hakkında kesin ve doğru bilgiye sahip olmaktı.

"Atlarınızın Heme­ dân'da kışlayacaklarından ben de eminim. bu nedenle bü­ tün hatiplerin minberlerde Müslüman halkla birlikte senin için duada bulunacakları Cuma günü öğle namazı sırasında savaşa giriş. vuruşma gününü Cuma'ya tesadüf ettirerek. (300) Alp Arslan.(301) Sultanın imamı ve fakihi Buhara'lı Ebu Cafer Muhammed. bana ondan haber verin" diye sormuş. mü­ zakereye girişmekten kaçınarak Sultan'm her şeyden evvel bulun­ duğu mevkii terkedip Ahlat'a çekilmesini. Said bin Muslâyâ tarafından kaleme alınmış bulunan dua metni aşağıdaki şekilde yazılmış idi. diplomatik nezakete aykırı da olsa. HORASAN'DAN ANADOLU’YA 121 . Bİ2 İsfahan’da ve hayvan­ larımız da Hemedân'da kışlar" diyerek gururunu çok kaba bir şe­ kilde açığa vurmuştu. bu mübarek gün­ de ordusunun maneviyatını yüksek tutmak istemiş ve hazırlıklarını ona göre yürütmüştü. " E y Sultan'ım! Sen Allah'ın başka dinlere karşı zafer vaadeylediği İslâmiyet uğrunda cjhâd yapıyorsun. alınca çok üzül­ müş ve mukadder çarpışma için hazırlıklarını tamamlamaya giriş­ mişti. İmparator: "Hemedân'm soğuk olduğunu öğrendik. Sultan'm maneviyatını yükseltti. İmparatorun red cevabını. Allahım! İslâmın sancaklarını yükselt vc İslâm'a yardım et. Bu arada İslâm dünyasının kaderini yakından ilgilendiren bu meydan muharebesi için Abbâsi Halifesi Emir ül-Müminin Kaim Biemrillâh da bütün İslâm ülkeleri camilerinde okunmak üzere bir dua metni yayınlayarak her tarafa gönderdi. Sultan'a. 24 Ağustos 1071 Çar­ şamba (Yınanç'a göre 25 Ağustos Perşembe) günü. Yolda taarruza uğ­ ramamaları için de elçilerin ellerine birer haç vererek geri gönderdi ve bu şekilde harbi emri vâki haline getirdi. Bunun üzerine Sultan Alp Arslan. Hemadân mı. Şirkin başını ezmek ve kökünü kazımak suretiyle şirki mahvet. büyük bir nezaketle "Isfahan" cevabını verince. Fakat sizin nerede kışla­ yacağınızı bilemem" diyerek çok ciddi ve manâlı bir mukabelede bulunmuştur. İbn Mühliban. Ben Yüce Allah'ın zaferi senin adına yazdığına inanıyorum" (302) diye­ rek. ondan sonra sulh konu­ sunu konuşabileceğini Sultan'a cevaben bildirdi.(299) İmparator. ordusunun çokluğuna güvendiğin­ den ve maiyetindeki generallerinin teşviklerine kapıldığından. Bu kaba hitap karşısında kendisini tutamayan Sav Tekin.ğuna hükmederek. elçilik heyetinin arzettigi barış tekliflerini çok kaba bir şekilde reddetmiş vc elçilere:: "Isfahan mı daha güzel­ dir.

şanını yayılır kılsın ve zamanın güçlükleri karşı­ sında kolayca yerinde tutabilsin. O. Senin sözün haktır. sizin için. Allah yolunda mallarınızla. Senin dinini yükseltmek ve şerefli kılmak için. E y Müslümanlar! Doğru bir niyet. hak yollarını göremeyip sapıklıkta göz­ leri kapansın. Malı ve canı ile senin emirlerine uymak gayesiyle. d e. lO-Ul. El Fürkan suresi. bayraklarını nurlandıran ve gayesine ulaştıran yardımından uzak tutma. Ve küfür ehlinin. Ordusunu meleklerinle destekle. kazâ ve kaderini onun için iyi ve hayırlı tecelli ettir. Onu öyle bir koruyucu ile kuşat ki. Çünkü Sen: " E y iman edenler! Elem verici bir azâbdan sizi kurtaracak kazançlı bir yolu size göstereyim mi? Allah'a ve Peygamberine imânda sebat ediyorsanız. 122 Oğ u z ÜNAL . Çünkü hata ve eksikliklerden münezzeh olan Yüce Allah. Bu suretle onun mukaddes cihâdı zaferden ışık alsın. senin yoluna düştü. Yapmak istediği işi ona kolay kıl İMi'ûini yerine getir.Saff suresi. niyet ve azmini hayır ve başarı ile sonuçlandır. Allahım! O. Çünkü O. nasıl senin davetine uyup şeriatının korunması yolunda gevşeklik göstermeden emrine icabet etmiş ve düşmanlarına bizzat karşı koyarak dinine hizmet için geceyi gündüze katmışsa. on­ ları kuvvetlendirerek yurdlarını emniyet ve zaferlerle dolduran yardımlarını esirgeme. canlarınızla savaşınız. düşmanların bütün hilelerini defetsin ve senin lütfunla bu koruyucu onu en sağlam elbiselerle.. dürüst bir azim ve Allah'dan korkan temiz kalplerle ve ihlâs bahçelerinden kısmet alan inançlarla onun için Allah'a dua ediniz. Onun kâfirlerin karşısındaki bugünü yarınına da yetsin. Müminlerin Emirinin açık bir delili olan Şahinşah'ül-Azam (Sultan Alp Arslan)'ı. senin güzel sıfatların içinde korusun. bu sayede senin hükmünü yürütür. dileklerinde ona yardımcı ol.. **Kur'an-ı Kerim. şöyle buyuruyor: " E y Muhammedi Onlara sizin dualarını/ olmasa Rabbim size niçin değer versin. 77. âyet. senin rızan için rahatını terketti. Es. âyet.Sana itaat ve kulluk için hayatlarını feda edip sana bağlanarak kanlarını akıtan."** *Kuran-ı Kerim. lütufkâr ve her zaman devamlı tesir icra eden desteğinden mahrum etme. onu. Bu. Sen de Ona zafer kısmet eyle. eğer bilirseniz çok hayırlıdır"* diyorsun. senin yolunun miicâhidlerini yalnız bırakma.

Bizans ordugâhının yakınlarına kadar so­ kulmuşlardı. Bu suretle Türk ordusu. tekbir sesleri. büyük bir gizlilik ve sessizlik içerisinde. merkez. Alp Arslan. Çarşamba günü İmparatorun red cevabını alınca. İslâm kaynaklan Türk ordusunun kanatlarına hangi ku­ mandanların tayin edildiğini ve Türk tümenlerini hangi emir ve kumandanların sevk ve idare ettiklerini söylemezler.(308) Bizans ordusunun en kuvvetli olarak tertiplenen merkez kuvvetlerine karşılık. emirlerine verilen büyük birliklerle. sancağını yükseltip zaferlerin en son derecesine erişme­ si ve gayesine nâil olması hususunda Allah'a dua ve niyazda bulu­ nunuz. vs. dışa taşkın ihtiyat kuv­ vetleri bulundurulmuştu.(305) 25/26 Ağustos gecesi Cuma sabahına kadar." (303) Alp Arslan. pu­ su mevzileri (taarruz hazırlık mevzileri) nde.(309) Sağ ve sol kanatlarda ağırlık merkezi teşkil edecek olan dışa taşkın ihtiyat kuvvetleri. Bir savunma tertibinden ziyade bir taarruz tertibi almıyordu. (307) Türk ordusu. düşmanın gözle göremiyeceği. boru. Muharebe Türk merkez kuvvetlerinin oynayacağı ustaca bir taktikle çözümlenecekti. 26 Ağustos 1071 Cuma günü savaşa başlamak üzere. Türk ordusunun merkez kesimini en az ve yeterli kuvvete emanet etmiş ve merkezin emir ve kumandasını Başkumandan olarak bizzat eline almıştı. her kanadın gerisinde. A L L A H IM I ON UN B Ü T Ü N G Ü Ç L Ü K L E R İN İ K O L A Y L A Ş ­ T IR v e K ü f r ü O N UN ö n ü n d e Z E L İL k i l . her kanatta ikişer olmak üzere merkez kuvvetleriyle birlikte beş büyük kısma-ayrılmış oluyordu.(310) Kararlaştırılan muharebe strateji­ HORASAN'DAN ANADOLU'YA 123 .(306) Bu arada Türk komutanları.E y Müslümanlar! Onun. muharebe hazır­ lıklarına girişmiş ve bütün tabiye tedbirlerini almıştı. korku ve şaşkınlık içinde bırakıldı. sağ ve sol kanat kuvvetleri olarak ayrılmış ve orduda genel bir ihtiyat kuvveti yerine. muharebe tertiplerini almağa başlamışlardı. 25 Ağustos Perşembe günü öğleden sonra ve gece. davul.(304) 25 Ağus­ tos Perşembe akşamından. gürültüleri ve ok yağmuru ile Bizans askerleri uykusuzluk. güçlü ve kuvvetli olarak düşmanlarını mahvetmesi. 26 Ağustos Cuma sabahına kadar Türk hafif süvari müfrezeleri. Zeho ovasın­ daki yüksek tepelerin gerisinde pusu mevzileri (taarruz hazırlık mev­ zileri) ne yerleştirilmişlerdi. imamı ve fakihi olan Buharalı Ebu Cafer Muhammed'in tavsiyesiyle.

Leon tara­ fından yazılan "Tactica" (Taktik) adlı eserde geliştirilmiş olan bir muharebe taktiği gereğince (312).(313) Bizans ordusunun merkez kuvvetleri.sine göre. yıl­ dığı hissini vererek geri çekilmeğe çalışacaktı. ikinci hatta prenslerin askerleri ve üçüncü hatta da imparatorun askerleri ellerinde kılıçları ve dikdört­ gen şeklindeki büyük kalkanları ile bulunuyorlardı. düşmanın yan ve ge­ rilerine baskın tarzında bir yıldırım taarruzu yapılacaktı. şu şekilde muharebe tertibi almış­ tı. Ordunun bel kemiğini meydana getiren bu ağır piyadeler. Türk merkez kuvvet­ lerinin bu geri çekilme sınırı pusu mevzileri (taarruz hazırlık mevzile­ ri) ne giren sağ ve sol kanat kuvvetlerinin bulundukları hatlardan bir az daha derinde olacaktı. B izans ordusundaki piyado b irlik lo rin c (b ö lü k le n n o ) v e r i­ len isim dir. üç hat teşkil ediyorlardı. general Nikefor Bryennios ve geride de ihtiyat kuvvetlerinin başında Prens Andronikos Dukas bulunuyordu. 150 yıl kadar önce İmparator VI. Ancak bu birliklerin manevra ve oynaklık kabiliyeti hemen hemen hiç yoktu. pusu mevzileri (taarruz hazırlık mevzileri) hizalarının biraz gerilerine kadar çekilerek bir tor­ baya sokulmak suretiyle sağ ve sol kanatlardan. Falanjların arkasında. adeta merasim kıtası gibi. Sağ kanatta Anadolu kıtalarının başında olarak ünlü Kapadokya'lı general Aliates vc sol kanatta da Rumeli kıtalarının başında olarak. "F a la n j" ve "L e j­ yon " esasına göre tertiplenmişlerdi. ön hatta ve 16 sıra halinde. evvelâ Türk Merkez kuvvetleri cepheden taarruz ederek düşmanı kışkırtacak. Falanjlar. Birinci hatta mızrak taşıy?nlar. yanaşık düzende tertiplenen 256 muharipten meydana gelmişti. Bu taarruz­ la düşman kuvvetleri bir çember içine alınarak imhâ edilecekti. genellikle ağır piyadelerden teşkil edilmişti. yaralı olmasına rağmen. Bu şekilde düşman. Her hatla 10 "ıManipul"* bulunuyordu. Bizans ordusu ise. Merkezde esas büyük kuvvetlerle Başkumandan olarak İmparator Romanos Diogenes bulunuyordu. Manipullerin her birinde yaklaşık 60-80 *M a n ip u l. Gerideki sıralar da ellerindeki kalkanlarla ön sıraları düşmana doğru itmeğe çalışacaklardı. (314) Lejyonlar ise. 124 Oğ u z ÜNAL . Bunların ilk beş sıraları çok uzun mızraklar taşıyorlardı. üzerine çekecek ve muharebeden çekinip.(311) Görüldüğü gibi Türk ordusu "kesin sonuç vasıtası" olarak "imhâ muharebesi" stratejisini benimsemişti.

Bizans ordusu.kişilik iki sıra halinde 120 160 er bulunuyordu. İmparator jüstinianus devrinin ünlü generalle­ rinden Belisarius’un. 10 sıra halindeki bir derinlik içinde muharebe tertibi almışlardı. (315) Sağ ve sol kanatlarda ise yine Falanj ve Lejyon esasına göre dü­ zenlenmiş bulunan hafif piyadeler yer alıyordu. Peçcnek ve Uz (Şamani Oğuz) süvarileri yer almıştı. Kartaca ve İtalya savaşlarında uygulaya­ rak geliştirdiği ve İmparator Mauricius'un "Strategicon" (Strateji) ve İmparator VI. Selçukluların aksine. Manipuller. En mükemmel muharebe tertip ve teş­ kilâtının üstün ve oynak bir manevra kabiliyeti ve tek merkezden sevk ve idareye elverişli mutlak bir askeri disiplin olduğunu unutan BizanslIlar.taarruz" stratejisine dayalı bir muharebe taktiğini benimsemişti. ordunun ancak onda biri kadarını meydana getiriyorlardı. Falanjlara nazaran daha az kuvvetli olmakla beraber. Sultan Alp Arslan. daha oynak ve manevra kabiliyetleri üstün birliklerdi. (318) Bu şekilde Bizans ordusunun süvari mcvcudu 15-20 bin kişi kadar oluyordu. (316) Bu piyade birliklerinden başka ordunun önünde bir süvari per­ desi teşkil edilmişti. Bizans ordusunun teşkilâtı ve muharebe tertibatı. (320) 26 Ağustos 1071 Cuma sabahı.(319) Görüldüğü gibi. Bu taktik gercğincc. kanatlar hiç bir zaman savunmasız bırakılmaya­ cak. Falanjlar ve Lejyonlar. ön hatlar hiç bozulmayacak. sol kanadında Rumeli'li süvariler ve bunların arasında da öizans. maiyetinde bulunan bütün kumandanları topladı ve onların yanında Allah'a şu duada bulundu: "Y a Rabbi! Sana tevekkül ettim ve bu cihâdla HORASAN'DAN ANADOLU’YA 125 . (317) Bizans ordusunda üçüncü kuvvet olan süvariler. Leon'un "Tactica" (Taktik) isimli eserlerinde son ve mükemmel şeklini alan "savunma . İran. Süvari perdesinin sağ kanadında Anadolu'lu süvariler. bu gerçeği. Lejyonlar. kaba kuvvetin tam bir örneği idi Türklerdeki oynak sevk ve idareye ulaşamamışlardı. Falanj ve Lejyonların yanaşık düzendeki kütlevi saf düzenleri muhafaza edilerek düşman üzerine kütle halinde yüklenilecek ve Selçuklu süvarisinin baskınlarına karşı daima uyanık bulunulacak­ tı. yukardan görünüşleri itibariyle yan yana kibrit kutu­ ları gibi tam bir merasim kıtası halinde idiler. Malazgirt ovasında yedikleri ağır darbeden sonra anlayacaklardı.

(324) *Muhtesip." (321) Bu duadan sonra Sultan Alp Arslan. hep bir ağızdan: " E y Sultan. (322) Öğleye doğru namaz vakti gelince Sultan askerleriyle birlikte namaz kılıp. 126 Oğ u z ÜNAL . Müslümanların minberlerde bizim için ve Müslümanlar için dua etmekte oldukları şu saatte düşmana saldırmak istiyorum. O'ndan beklediğim budur. Senin katında secdeye kapanıyor ve yalvarıyorum. muhtesipler* gibi sabırlıyım ve kendini tehlike­ lere atan kimselerin yaptıkları gibi gazilerin başında savaşacağım. biz de aynısını yaparız. Bu gün ben de sizlerden biriyim ve sizinle beraber savaşacağım. Eğer içim dışıma uygun geliyor ve sözlerim gerçek duygularımı ifade ediyorsa. istemeyenler ise serbestçe gidebilirler. "Askerlerim. yanımdaki komutanlarım ve askerlerim­ le birlikte kahret. düşman çoğunlukta olarak böyle bekleyeceğiz? Ben. Ya gâyemecroı . A<lahım! Niyetim halistir.ya da şehit olarak cennete giderim. bu güzel bir sonuç olacaktır. Müslümanların eskiden beri yapa geldikleri bir gazâ yapıyoruz. kumandanlarına şu hitabe­ de bulundu. Eğer durum bunun aksi olursa oğlum Melik-Şah'ı dinlemenizi. Asla em­ rinden ayrılmayacağız. emir ve kader yalnız onun elindedir." Sultan'ın bu sözleri üzerine kumandanlar da hiç duraksamadan ve hep bir ağızdan: "Baş üstüne" dediler. Allah rızası için savaşan demektir. Biz. kumandanlarım! Daha ne zamana kadar biz azın­ lıkta. ona itaat etmenizi ve onu yerime geçirme­ nizi sizlere vasiyet ediyorum. Sîzler­ den arkamdan gelmek isteyenler gelsinler. biz senin kullarınız. bizim sa­ yıca az olmamıza rağmen. Sen ne yaparsan.sana yaklaştım. güçlüklerimi kolaylaştır. "Ben. bana yardım et. Bu sözlerim gerçek duy­ gularımı ifade etmezse beni. Eğer Allah beni başarıya ulaştırırsa ki. Şimdi burada Allah'tan başka Sultan yoktur. düşmanlarıma karşı cihâdımda bana yar­ dım et ve beni muzaffer bir sultan kıl. istediğin gibi hareket et" dediler." (323) Bu hitabeyi büyük bir heyecan içinde ve gözyaşları arasında dinleyen asker ve kumandanlar.Allah'a dua etti ve gözyaşları arasında askerlerine şu hitabede bulundu.

A . İki ordu vuruşabilecek mesafeye kadar yakınlaştı. Türkler Allah Allah ve tekbir sesleri. ****B izans İm paratorluğunun son gücünü kullanarak çıkardığı o r­ dusunun Malazgirt'te im ha edilmesi sebeplerini bazı Hıristiyan kaynakları yalnızca Peçenek ve Uzlar'm Bizans saflarından ayrılarak Selçuklu saflarına geçmelerine bağlarlarsa da. etkileyecek kadar cid­ di bir sebep dahi değildir. M uham m ed (S. **Savaşa başlam adan önce atm m k uyruğun u bağlam ak.**** ♦Peygamberimiz Hz. kılıç ve gürzünü kuşandı.*** Bu hâdise.g e. bu kuvvetli zannettikleri sebep hiç de yeterli değildir. ölünceye kadar savaştan dönm em eğe ahdetmek de­ mekti. K A R A T A M U . ***Peçenek ve Uzlar'm Selçuklular tarafına ne zaman geçtiği hakkm da kaynaklarda birbirini tutm ayan çelişik bazı rivayetler varsa da.. bizce herhalde muharebe başlamadan önce ve ordular birbirlerine iyice yaklaştıkları sırada vuku bulm uş olm alıdır. atının kolanını iiktı vc eski Türk töresi gereğince atının kuyruğunu bizzat kendi cli\lc bağ­ ladı. Sultan Alp Arslan'm huzurunda yer öpen Peçenek ve Oğuzlar'ır reisleri. (bkz. Tam bu sıra­ da Bizans ordusunda ücretli olarak bulunan Şamani Peçenek ve Oğuzlar (Uzlar). Zira Uzlar ve Peçenekler. Bizans saflarından ayrılıp ırkdaşları olan Selçuklular'a katıldılar.** sonra ok ve yayını atarak. kös ve boru gürültüleri ve savaş naraları arasında harekete geçiyor ve düşmanı tahrik ederek harekete geçirmeğe çalışıyor­ lardı. (325) Böylece artık muharebe başlıyor.S. eski Türk töresince.000 kişi civarındaki Bizans ordusu içinde onda bir kadar bile değillerdi. 157) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 127 . Yenilgiyi bir türlü hazmedemeyen ve kendilerini asılsız bir yalana inandırm ağa çalışan bu tarihçiler hem kendilerini aldatm ışlar ve hem de tarihe karşı bir ihanette bulunm uşlardır. a.Daha sonra tamamen beyaz elbiseler giymiş ve güzel kokular sürmüş* bulunan Sultan Alp Arslan.) de savaşa gideceğinde daim a güzel kokular sürerdi. sh. Bizans ordu­ sunda hafif bir maneviyat kırıklığına sebep oldu ve İmparatoru da oldukça sinirlendirdi. Türk hakanına Bizans ordsunun son durumu hakkında pek değerli bilgiler verdiler. yakın vuruşma silâhları olan. Bu nedenle bu kadarcık bir kuv­ vetin Türkler tarafına geçmesi Türk ve Bizans orduları arasında­ ki kuvvet farkını kapatm ak şöyle dursun. 200.

30 sıralarında). mağrur İmpara­ toru gayrete getirmişti.öğleyi bir iki saat geçe (tahminen 13. kendi komutasındaki ana kuvvetlerle ileri atıldı. Sultan Alp Arslan'ın çalınmasını emrettiği cenk havaları ve tekbir sesleri arasın­ da Türk merkez kuvvetlerinin cephe taarruzu başladı. Alp Arslan'ın istediği de bu idi. Türk ordusunun çok büyük kuvvetlerle hücuma geçtiklerine ve bu sebeple Bizans süvari perdesinin dağılarak geri çekildiğine kanaat getirerek. süvari müfrezeleri ile desteklenmiş olduğu hal­ de.(328) Bu şekilde Bizans ağır piyadesinin doğu istikametindeki bu taarruzları çok seri bir şekilde inkişaf etmiş ve düşman. yakın temasa geçince de Bizans süvari perdesi tamamen yırtılmış ve dağılmıştı.(327) Süvarilerinin dağıldığını ve geri çekilmekte olduğunu gören İmparator Diogenes. Türk ordusunu küçüm­ seyen müstehziyane bir eda ile: "Hep birlikte saldırıp şu küçük top­ luluğu ortadan kaldırınız" dedi ve kendisi de mızrağını eline alıp. Bu se­ beple Sultan. kumandanlarına kati neticeyi almak üzere taarruza geçmelerini emrederek. Bu sırada Türk süvarileri at üzerinde ve hareket halinde iken attıkları oklarla. muharebenin bu şekilde inkişaf etmesinden memnun­ du. Bizans ağır piyadesi çok büyük bir kütle halinde karşı taarruza geçtiğinden. Türk sağ ve sol kanatlarının ağır­ lık merkezini teşkil eden. (329) Türk merkez kuvvetlerinin bu sahte geri çekilme hareketi Türk ordusunun ağırlık merkezini teşkil eden sağ ve sol kanatlardaki 128 Oğ u z ÜNAL . bir kama gibi Türk ordusunun içine girmiş ve Türk merkez kuvvetlerini göğüs göğüse muharebeye zorlamak azmiyle kendi ordugâhından çok uzaklaşmış ve Bizans askeri geleneğinden ayrılarak. büyük bir taarruza geçti. İmparator. oyalayıcı ve çevik Türk kuvvetlerine gittikçe daha çok yaklaşmak için boş bir gayretle ileri sokulmuştur. pusu mevzileri (taarruz hazırlık mevzileri)'ndeki Türk kuvvetlerinden habersiz olarak. Alp Arslan bu taarruza mukavemet edemiyormuş gibi yaparak ağır ağır geri çekilmeğe başladı. Sultan Alp Arslan'ın maksadı. bu ilerleyişi devamlı olarak taciz etmişlerdi. atına atlayarak müthiş bir hücuma geçti. Sultan'm başında bulundu­ ğu Türk merkez kuvvetlerinin bu çekilme hareketi. Bizans ordusunun önündeki süvari perdesini da­ ğıtmak ve düşmanın ana kuvvetleri ile temasa gelerek onları üzerine çekmekti. Türk merkez kuvvetlerinin giriştiği cephe taarruzu çok sert bir şekilde inkişaf ettirilmiş ve Türk süvari­ sinin at üzerinde hareket halinde iken yaptığı yoğun ok atışları ile Bizans süvarisi şaşkına dönmüş. Bu şekilde Bizans ağır piyadesi.(326) Bu nedenle.

dışa üşkın ihtiyat kuvvetlerinin bulundukları pusu mevzileri hizala­ rına kadar devam etti. Bizans ordusunun sağ ve sol kanatlarının yan ve gerilerine saldırarak düşmanı sarmağa başlamıştı. Ayrıca Bizans ordusunun geri çekilmesine mani olmak gayesiyle. saf halinde yapılan klâsik muharebeye yanaşmıyor ve bunda muvaffak oluyorlardı. Türkler.00-16. bozguna uğrayan sağ kanada sol kanaddan kuvvet kaydırılmasını emretmişse de. Garabudo ve Aproksimet tepeleri hizalarında torbaya girmiş oluyordu. Pusu mevzilerino'e bulunan Türk sağ ve sol kanat kuvvetleri yıldırım hıziyle. çok seri bir şekilde inkişaf ettirilmiş ve saat 15. Bu suretle yaklaşık olarak saat 15. Bu sebeple Türk sol kanat kuvvetleriyle Bizans mer­ kez kuvvetlerindeki ağır piyadeler arasında çok kanlı çarpışmalar başlamıştı. Bu şekilde gerileyen Türk merkez kuvvetleri ile beraber sağ ve sol kanatlardaki pusu mevzileri (taarruz hazırlık mevzileri)'nden bütün Türk ordusunun genel taarruzu başlamış oldu. (331) Artık Bizans ordusu her iki kanatta da çöküyordu. yeni bir kütle taarruzuna geçmeği tasarlayarak bu yolda hazırlıklara girişmişti. Falanj ve Lejyonların saflarını düzelterek.(330) İmparator. İşte tam bu sırada Sultan Alp Arslan. Bunun için de HORASAN’DAN ANADOLU'YA 129 .' Türk ordusunun baskın tarzında ve yıldırım hıziyle giriştiği bu taarruz. artık Türk taarruzlarının kendisinin başında bulunduğu Bizans merkez bölgesine yöneldiğini anlayınca geri çekilerek kuvvetlerini Bizans ordugâhında toplayıp orada. Tam bir imhâ muharebesi veriliyordu. Türk süvarisinin müthiş hücumları karşısında bu teşebbüs de gerçekleşememiş­ ti. Sağ ve sol kanatlardaki muharebelerin kaybedildiğini gören İmparator. kuvvet azlığını bu taktikleri ile gideriyorlar. Türk sol kanat kuvvetlerinin Bizans sağ kanadına yaptığı müthiş akınlar düşmanın bu kanadını iyice dağıtmış ve bu şekilde Bizans merkez kuvvetlerinin sağ yanı açılmış ve bu defa Türk sol kanat kuvvetlerinin saldırıları tamamiyle Bizans merkez kuvvetle­ rine yönelmişti. bütün cephelerden genel taarruz emrini vermişti.30'dan itibaren düşmanın sağ ve sol kanat kuvvetleri parçalanmaya başla­ mıştı.00 sıralarında Bizans ana kuvvetleri. Türk sağ ve sol kanatlarının açıklarında bulunan süvari birlikleri. Bizans ordu­ sunun çok derinlerine ve gerilerine taarruza geçmişlerdi. Falanj ve Lejyonların kütlevi saf düzenleri bir hayli bozulmuş ve sarsılmış olarak.

Aynı şekilde. Sultan Alp Arslan. bu şekilde 19. muharebenin tamamen kaybedildiğini zanneden. rahatı savaş meydanına tercih etmelidir" dedi. Zira Sultan'ın en kanlı vuruşmala­ rın cereyan ettiği ateş hatlarına bu kadar pervasızca dalması tehli­ keli olabilirdi. Bununla beraber İmparator. (336) Yüz yillardanberi Doğu Anadolu'da ışıyan Bizans güneşi. Türklerin eline geçme­ sin diye. (334) Muharebe bütün şiddetiyle devam ediyordu. Sultan. fakat etrafında­ ki birlikler yavaş yavaş eriyordu. Sultan'ın önünde yer öperek ona: "B ir Sultanın Müslümanlara acıması gerekir. emir almadan geri çekilerek muharebe meydanını terketti. Ancak İmparatorun bu hareket tarzını yan­ lış değerlendirerek. ege­ 130 Oğ u z ÜNAL .30'a kadar kendi kuvvetleriyle direndi.ilk olarak ileri hatlarda bulunan sancaklarını. kendi emrindeki kuvvetlerle büyük bir inatla ve gerçekten kahramanca muharebeye devam ediyordu. Nihayet Şadi adındaki bir Türk askerinin öldürmek için üzerine atıldığı bir sırada etraftakilerin: "öldürme! bu meliktir" demeleri üzerine İmparator da yakalanarak esir edildi. Sultanın bu hareket tarzı Türk komutan ve erle­ rini daha büyük bir gayrete getirmiş ve Türk ordusu müthiş bir şe­ kilde Bizans saflarına savlet eylemeğe başlamıştı. Bizans ihtiyat kuvvetleri komutanı Prens Andronikos Dukas. (333) . bir eşi daha bulunmayan o değerli varlığını savaşa sokup ölüm teh­ likesine atmamalı. Bununla beraber komutanları da bir endişe almıştı.(335) Böylece 26 Ağustos Cuma akşamı her şey bitmiş ve Bizans İmparatorluk ordusu. Bu sebeple Em ir Ay Tekin atından inip. yok olmuştu.(332) İşte bu son darbeler İmparatoru kesinlikle yıktı. geriye çektirdi. bu sıralarda kesin sonuç alabilmek gayesiyle bir er gibi muharebeye katılmış ve yıldırım gibi düşman kıularının içerisine atılmiştı. çekilmesi gereken bu güçlükleri biz huzur ve rahatlık sayarız" dedi. kendilerine yapılan mezhep baskıları dolayısiyle. BizanslIlardan hoşlanmayan Ermeni kıtaları da muharebe meydanından çekildi­ ler. A y Tekin'in bu sözlerine karşılık: "B u zalim kavmi yenersem o zaman rahat edebileceğim. taarruz ruhu ile muhakeme gücü arasında denge bulunmayan hırçın bir komutanın akılsız yönetimin­ de. İmparator. bizzat kahramanca dövüşmekten ve inatla muharebeye devam etmekten de geri kalmadı. 26 Ağustos 1071 Cuma günü akşam güneşi ile birlikte batmış. İmparator insiyatifi tamamen kaybetmiş. elinde kılıcı. Müslümanların huzur ve refah içerisinde olmaları için.

(338) Romanos Diogenes huzuruna getirildiği zaman Sultan ayağa kalkarak kendisini kucaklamış ve "İmparator! müteessir olmayınız. Bizansii esirlerin ağlayarak ayaklanna kapanmasından ve esir Bizans generallerinin ve özellikle öncülerle birlikte ilk defa esir edilen general Basilakis'in gösterdiği hürmet ve itibar şüpheleri dağıtmış ve İmparator olduğu anlaşılan Romanos Diogenes. Bizans ordugâhına giden elçi heyetinde bulunanlar tarafından tatnınmış olmasına rağmen tereddüt­ ler devam etmiştir. savaş sırasında yapmış olduğu strateji ve taktik hata­ larını İmparatora izah ederek. İm­ parator da: "Fena şeyler" diye cevap verdi.. sen bunu reddetmedin mi? Sana düşmanlarımın (ElBasan'ın) teslimini istemek için Emir Afşin ile haber gönderdiğim halde bundan imtina etmedin mi? Benimle anlaştığın halde (ahdini bozarak) bana savaş açmadın mı? Geri dönmen için daha dün haber göndermeme karşılık. buna rağmen zaferi sen kazandın. Bu durumda beni azarlama. insanların maceraları böyledir" diyerek kendisini teselli etmiş ve yanında oturtarak kendisi ile eşit muamelede bulunmuştur. Su lu n buna inanamamıştır. Daha sonra Sultan. Memleke­ tim böyle ve ben de şu halde (tutsak olarak) senin huzurundayım. (337) Sultan Alp Arslan'a İmparatorun esir edildiği haber verildiği zaman. Sultan'ın huzuruna çıkartlmıştır. Ancak. Bunun üzerine Sultan: HORASAN'DAN ANADOLU’YA 131 . sen "buraya gelebilmek ve gayeme ulaşabilmek için bu kadar para sarfettim ve çok asker topladım.menliği sönmüş ve Anadolu'da Türkler'in 900 yıldır parlayan ve bat­ mayan güneşi doğmuştu. sert sözler sarfetme. ülkelerini almak için bir çok kavimlerden asker top­ ladım ve para sarfettim. bu sebeplerden dolayı savaşı kaybet­ tiğini anlatmış ve Imparator'a şunları söylemiştir: "Sana barış yapılması için Halife'nin elçisi Mühliban'ı gönder­ diğim halde. bana ne yapardın?" dedi. Bunun üzerine Sultan ona: "Eğ er zaferi sen kazansaydın. Islâm ülkelerine kendi ülkem gibi hâkim olmadıkça nasıl geri dö­ nebilirim ?" diye karşılık verdin. fakat istediğini yap" dedi. Şimdi azgınlığının sonunu görd»« mü?” Sultan'ın bu sözleri üzerine İmparator: " E y Sultan.

Onun öldürülmesi doğru değil­ dir" dedi ve İmparator'a dönerek ilâve etti: "Ş im d i sana ne yapacağımı sanıyorsun?" İmparator şöyle cevap verdi: "Bana üç şeyden birini yapabilir­ sin. Eğer beni bağışlarsan. Bizans'ın mal ve paralarını tükettim ve halk bundan dolayı yoksul bir duruma düştü" dedi. Kur'an-ı Kerim'in Tevbe Suresinden ". Eğer bunun aksini söyleseydin. bir kumanda­ nın ve nâibin sıfatiyle beni memleketime göndermendir." Sultan Alp Arslan: "B u nedir?" diye sordu. . Eğer beni öldürürsen bu sana bir fayda sağlamaz. ömür boyu sana itaat eder.onlarla boyun eğip cizye verin­ ceye kadar muharebe edin" âyetini (339) okudu ve İmparator'a hitaben. birincisi öldürmek. Sultan'ın "10 mil­ yon altın" demesi üzerine İmparator şöyle dedi: "Sen benim canımı bağışladığın için Bizans ülkesine sahip olmak senin hakkındır. . çünkü bir başkası­ nı benim yerime imparator yaparlar. Ancak kendin için bir kurtuluş akçası (fidye) vermelisin" dedi. istediği miktarı söylemelidir" dedi. İmparator'un bu cevabından sonra yapılan müzakereler sonunda şu hususları kap­ sayan bir barış andlaşması yapıldı: 132 Oğ u z ÜNAL . İmparator: "Sultan. Imparator'un bu sözlerini işiten Sultan Alp Arslan. ordu hazır­ lamak ve harpler sebebiyle. İmparator da: "Affetmek. Islâm ülkelerine onların za­ rarı dokunur. üçüncüsü de yapmayacağın bir şey olduğundan söylen­ mesine lüzum yoktur. o zaman yalan söylemiş olurdun" diyerek kumandanlarına: "B u akıllı ve yiğit bir adamdır. İkincisi zaptetmek istediğim ülkelerinde beni teşhir etmek. "Seni affetmek kararındayım. Bizans topraklarında senin bir memlükün (kölen). kul olurum" cevabını verdi."Gerçekten doğru söyledin. para ve armağanlar kabul edip. Fakat tahta geçtiğimden beri.

Bunun üzerine İmparator yer öptü.İmparator... Membiç. Antakya. Selçuklular'a askeri yardımda 5. üzerinde "Allah'tan başka ilâh yoktur ve Muhammed onun elçisidir" yazılı bir bayrak hazır­ latarak İmparator'a verdi ve onu iki Hâcip (341) ve 100 hassa as­ kerinin muhafazasında ülkesine gönderdi.Bizans devleti her yıl Selçuklu devletine 360. bulunacak. yeniden tahta oturduğu takdirde. geri kalanlar da fidye alınmadan salıverildiler. kızlarından birisini Sultan'ın oğluna verecek.İmparator. Halife. 2. Malazgirt şehir ve kaleleri Selçuklular'a bırakılacak.. (340) Barış şartları bu şekilde kararlaştırıldıktan sonra. diğer İslâm hükümdarlarını da üzerine gönderseydi halin nice olurdu" dedi..000 altın ödeyecek. gerektiğinde.. Daha sonra Sultan. Ertesi gün Sultan. söylediğin sözlere inanıyorum ve seni ülkene göndereceğim. Sultan sözlerine devamla: "Ben Halife karşısında en küçük hükümdarlardan biri gibiyim. Ben askerimden küçük bir kuvvetin başında ve sen de bütün Hıristiyanlar yanında olduğu halde sana karşı bu başarıyı elde ettim. Ayrılırlarken İmparator atından inmek istedi ise de.Bizans'ın elinde bulunan bütün Islâm tutsakları salıveri­ lecek.1. kumandanla­ rın bir kısmı kurtuluş akçalarını vererek kurtuldular.BizanslIlar. Urfa. 6.. 3 . 4. İmparator'u yeniden huzuruna getirtti ve İmparator'un ganimet olarak alınmış olan tah­ tını hazırlatarak İmparatoru tahtına oturttu ve bizzat kendi eliyle İmparator'a Hil'at ve Türk külahı (börk) giydirdi ve: "Seni naibim yapıyor. (342) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 133 . Hareketinden önce Sultan atma binip İmparator'u bir fersah mesafeye kadar bizzat uğurladı.imparator. Sultan ona mani olmuş ve "kendisiyle daima dost kalacağı" hususunda and iç­ tikten sonra at üstünde yaklaşarak onu kucaklayıp vedalaşmış ve geri dönmüştür. Hükümdarlığını da sana geri veriyorum" de­ di. kurtuluş akçası (fidye) olarak bir buçuk mil­ yon altın verecek.

(347) Türkler'in tarih boyunca kazandıkları sayısız meydan muharebelerinden hiç biri. Malazgirt'ten evvel.) zamanında Bizanslılar'a ve Sasaniler'e karşı kazanılan Yermuk ve Kadisiye gibi büyü'k zaferleri de hesaba katmışlardır. M A L A Z G İR T Z A F E R İN İN A K İS L E R İ V E A N A D O LU F Ü T U H A T IN A E T K İL E R İ Malazgirt zaferi Türk. Bu sebeple devrin şairleri Sultan Alp Arslan'ı tebrik ve metheden kasideler yazmışlardır.(346) İslâm kaynak­ ları bu kanaati belirtirlerken. Malazgirt mey­ dan muharebesini kazanmakla egemenliklerini genişletmişler ve Ana­ dolu'nun kapısını ardına kadar açmışlardı. Halife'ye gönderilen fetihnâme 12 Eylül 1071 günü Halife Kaim Bi'Em rillâh tarafından sarayda toplanan bütün devlet erkânı ve büyükler önünde merasimle okutulmuş ve tebrikler yapılmıştır. (348) Tarihte ilk defa bir Bizans İmparatoru'nun esir olması ile netice­ lenen bu büyük zaferin kıymeti zamanında da anlaşılmış ve bütün İslâm dünyasnda büyük bir sevinç dalgası esmiş. (350) ' 134 OĞUZ ÜNAL .5.(343) Türkler.A .(349) Alp Arslan. İslâm şehirlerinde zafer şenlikleri yapılmıştır. Türk tarihinde Malazgirt'ten önemli tek vaka. başta Halife olmak üzere her tarafa fetihnâmeler göndererek müjde haberini vermiştir. doğurduğu çok şümullü ve devamlı neticeler itibariyle.(344) Bizans imparator­ luk ordusunun Malazgirt ovasında imha edilmesiyle Bizans savunma şeddi yıkılmış ve bu zafer sonucunda Anadolu. Hazreti Ömer (R . Bağdad şehri görülmemiş bir şekilde süslenmiş. zafer takları ku­ rulmuş. istikballerine bu derece tesir edici mahiyette olmamıştır. çalgılar çalınarak zaferi kutlayan halk sokaklara dökülmüş­ tür. İstanbul'un fethidir. herhangi bir Bizans İmparato­ ru da İslâmlar tarafından tutsak alınmamıştı. Bizans ve hattâ dünya tarihinde. büyük dö­ nüm noktalarmdan birini teşkil eder.(345) İslâmiyetin doğuşundan beri böyle bir zafer görülmediği gibi. tamamiyle Türkleş­ me ve İslâmlaşma yoluna girmişti. İslâm.

ilk defa Selçuklu İmparatorluğu topraklarına katılmışlardır. 3— Fetih ve istilâ siyasetinde de önemli bir değişiklik olmuş. Malazgirt gibi büyük Bizans şehirleri fethedildikten sonra. müsiümaniarın yardımcısı. ancak Alp Arslan'm müttefiki durumunda HORASAN'DAN ANAPOLU’YA 135 . (353) Malazgirt Meydan Muharebesinin tarihin kaydettiği en büyük savaş olarak kalması. bu yeni unsur (Türkmen beyleri) bazen de birbirleriyle geçinememekle birlikte. hanedana mensup prenslerin rolleri gitgide azalırken. "Allah'ın desteğine mazlıar. İslam ülkelerinin Sultam’’ gibi Unvanlarla hitap etmiş ve kazandığı bu eşsiz zaferden dolayı kendisini tebrik etmiştir. hattâ zaman zaman isyan etmek suretiyle menfi roller oynarlarken.Alp Arslan. (352) Böylece artık Türk ve İslâm dünyaları için yeni bir devir doğuyordu. tebrik ve hediyeleri kabul etmiştir. galip ve muzaffer evlâd. insanların sığınağı. gittikçe aktif faal ve rol oynamaya başlamışlardır. dünya hükümdarlarının efendisi. doğuda mevcut hareket üssünden başka. 2— Fütuhata katılan unsurların artışına paralel olarak Anado­ lu'nun çok daha geniş bölgeleri akınlara maruz kalmış. Arap ve Acem hükümdarı. en büyük Sultan. Ani. Anadolu fütuhatında yeni bir safha olarak kabul edilen Malaz­ girt zaferi öncesi. Alp Arslan zamanında yapılan Anadolu fütuha­ tından çıkan neticeler ile. devletin kahredici bileği. Bu suretle Anadolu'da yurt tutma hareketi başlamıştır. bazı büyük merkezler ve önemli Bizans garnizonları işgal ya da tahrip edilmiş. dinin parlak tacı. Hemedân'a dönünce başta Halife'nin elçisi ve mektubu olmak üzere bir çok hükümdarların gönderdiği elçt. Sultan Alp Arslan'a gönderdiği mektupta ona. güneyde de bir Selçuklu akıncı üssü meydana gelmiştir.(35m) Halife Kaim Bi'Em rülâh. Sultan Tuğrul Bey zamanındaki fütuhat arasındaki başlıca farkları şöylece sıralayabiliriz: 1— Alp Arslan zamanında yapılan fetihlere bizzat Sultan ve prenslerden başka "gulam '' sistemine göre yetişmiş kumandanlarla devlet hizmetine giren Türkmen beyleri de katılmışlar.

akıncılarm artık Anado­ lu'yu benimsemeye ve bu ülkeyi yurt edinmeye başladıkları da tarihi bir gerçektir. Malazgirt'te ka/anılanzaferin. onları buradan sürüp çıkaracak Bizans kuvvetlerinin bulun­ mamasının etkisi büyük olmakla bcra'oer.Bununla beraber. bu akıniarîn Malazgirt zaferinden önccki akınların ve Anadolu fütuhâlınm bir devamı olduğu da gerçektir. Bu kalışlariıtda. 2 . Zaferden sonra ise. ciddi bir direnme ve mukavemetle karşılaşmadılar. yayılma daha sür'atli oldu. Ege ve Marmara sahillerine indiler ve Üsküdar'a kadar bütün Anadolu'da ayak basmadık yer bırakmadılar. Anadolu'da kalıyorlardı. harekât neticesinde ganimet elde ettikten sonra genellikle Ahlat ve Haleb'deki üslerine dönerlerdi. 3 . asıl bu andan itibaren kesin bir dönüm noktası teşkil ettiği söylenebilir.Zaferden önceki akınlarda. Selçukiular'la Bizans arasında yapılan. zaferden son­ raki Anadolu fütuhatı arasında da büyük farklar olduğu göze çarp­ maktadır. 4 . 1 ürk akıncıları daha önce yaklaşık olarak yirmi beş yılda Ege denizine ulaştıkları halde. *»36 Oğ u z ÜNAL . 1Bizans ordusu Malazgirt'te kesin olarak inıha edildiği için ve bunun yanı sıra Bizans'ın Anadolu'daki belli başh ikmâl merkez­ leri. (354) Malazgirt zaferinden önceki Anadolu fütuhâtı ile. Romanos Diogenes'in ölümünden sonra sadece iki yıl içinde. Bu farkları şu şekilde tesbit edebiliriz. Çünkü. askeri üsleri ile büyük şehir ve kaleleri ile garnizonları tahrip edildiği için. zaferden sonra Türk akıncılarının kendilerini birdenbire O ru Anadolu’da bulmaları ve buradan itibaren her yönde fetihlere girişmeleri de bir tesadüf eseri olmayıp. akıncılar.Bunun M>nucu olarak da. Malazgirt zaferinin tabii bir neticesidir.olan Komanos Piogeııes'jn Bizans’ta çıkan bir iç. lü rk akıncıları. Anadolu'­ nun fethinde ve Türk vatanı oluşunda. Zira. barış andlaşmasının hükümsüz kalmasından sonra mümkün olduğu tarihi bir gerçek olarak çıkmaktadır.savaşta davayı icaybedetek.

Malazgirt zaferi. Türkmenler'in Anadolu'ya baştan başa yerleşmeleri mümkün olmuş. ehemmiyeti eşsiz ve ölçüsüzdür. l'ürk yurdu ve vatanı olarak Anadolu. diğer bir deyişle "Devlet-i tbeuMüddet'' kurulmuştur. Türk rnilÜ bünyesinde de köklü değişikliklerin başlangıcı olmuş. Anadolu'da bağımsız yeni bir Türk devleti kurup bu kıt'anm yerlileri ile kaynaştıktan. Roma'dan sonra dünyanın en büyük ve en devamlı imparatorluğu ve halen yaşayan Türkiye Devleti. Tarih boyunca. eski bozkır yaşayış ve telâkkilerinden farkh. neticeleri bakımından. Anadolu'yu Türkleştirip. onun hakkında kasideler. îjuriye. yerleşik bir medeniyet unsuru olarak. Malazgirt zaferini Türk tarihinin diğer bütün zafer ve muvaffakiyetleriyle ktyailanamayacak derecede yükseltmektedir. tefekkürü. İslârni akidcleıinin ışığı altında. bir millete yepyeni bir iklimde yeni bir vatan verme keyfiyeti. (J5 5 ) Alp Arslan'ın en büyük Islâm gâzi ve fatihleri payesine yüksel meşinde. bütün kuzey Afrika ve Karadeniz havzasını alıp. Malazgirt zaferinin değeri iyice anlaşılır. Türkler'c Malaz­ girt zaferinin hediyesidir. Mısır. zamanında bütün İslâm dünyasında derin akisler uyandıran Malazgirt zaferinin.5— Zaferden çok kısa bir süre sonra Anadolu'da bir takım Türkmen beyliklerinin kurulmuş olması da bu siyasetin tabii bir neticesidir. Türkler tarafından kazanılan yüilerce meydan muharebesinden bugün elde ne kaldığı düşünülürse. aynı zamanda. methiyeler yazîlmasından ve bmir'ül-Mü'minin olan Halife Kaim bi'EmrlIlâh tarafından kendisine tebrik ve teşekkür mektubu gönderilmesinden de açıkça anlaşılacağı üzere. zaferi takip eden yıllarda Anado lu'yu vatan edinen Türkmen boyları. onları bünyeleri içerisinde temsil ederek. edebiyatı ve dünya görüşü ile. toprağa bağlı taze ve yepyeni bir cemiyet ha­ line inkılâp etmiştir ki (357). Macaristan. Irak. OsmanlIlar Çağrnda. bütün Balkan yarımadasını.(356) Bu zafer­ den sonradır ki. cihan tarihinin en büyük medeniyet hamlele­ rini yapmak imkânmı kazanmışlardır. Yalnız bu netice. büyük ve teşkilâtlı bir millet haline gelerek. İslâmlaştırdıktan sonra. HORASAN'DAN ANADOLU'YA m37 . Bu durum Anadolu'nun fethinde yepyeni bir safha olarak kabul edilebilir. daha sonra Anadolu kıt'asının sınırlarınr aşıp.

.

BÖLÜM M A L A Z G İR T T E N S O N R A A N A D O LU F Ü T U H A T I V E T Ü R K İY E D E V L E T İ'N İN K U R U L U Ş U 1. Selçuklular ile Bizans arasında yapılan barı.v. iki Hacip ve 100 h^isa askerinin refakatinde serbest bırakılarak ülkesine gönderilen İmparator Romanos Diogenes. Yolculuğu sırasında Tokat'a gelerek bir rhüddet dinlenmek üzere kaleye yerleşen İmpa'^torun H O R A S A N 'D A N A N A D O L U 'Y A 139 . S Ü L E Y M A N Ş A H T A N ÖN CE A N A D O L U F Ü T U H A T I Malazgirt Meydan Muharebesini müteakip. İstanbul'a doğru hareket etmişti. andlaşmasından sonra Sultan Alp Arslan tarafından.

İstanbul’a dönüş yolculuğunda olan İmparator bu sıralarda ken­ di el yazısı ile karısına bir mektup yazarak. Bu­ nunla birlikte zaferi Müslümanlar kazandı. ne yapmak gerektiğini kararlaştırmak üzere acele olarak X. her an kocası lehine dönmesi ihtima­ li olan. Boğaz'ın denize açıldığı bir yerde bulunan ve bizzat İmparatoriçe Evdokia tarafından Meryem adına kurulan bir manas­ tıra götürülmüştü. V II. Psellos'un tavsiyesi ile yazılarak İmparatoriçe Evdokia'ya zoi'la imza ettirilen ve 1071 Eylül'ünde bütün eyaletlere gönderilen bir fermanla. bir kadırga ile. Mihael Dukas ünvanı ile İmparator ilân ettirmiş ve Evdokia'yı da bir manastıra çekilmeğe zorlamıştı. Konstantin'in kar­ deşi olan eski kayınbiraderi Johannes Dukas'ı avlanmakta olduğu Bitinya'dan İstanbul'a çağırmıştı. saçları kesilerek rahibe olmağa zorlanmıştı.(358) Johannes Dukas. Romanos'un İstanbul'a dönmesini önlemek için onun tahttan indirildiğini ilân ettikten sonra. Çabalarımda hiç bir eksiklik göstermedim. yeni İm­ parator Mihael Dukas'a bir mektup yazarak şunları bildirdi. başına gelen felâketi ve bunu takip eden inanılmaz durumu. Johannes Dukas. İşte bu mektup sarayı karıştırmağa yetmişti. Patrik. saray mabeyincisi Psellos ve Johannes Oukas üçlüsü. başlangıçta sadece bir emniyet tedbiri olarak. Durumu gözden geçirmek üzere yapılan toplantıda. Her şeyden evvel Romanos Diogenes'in İmpa­ rator sıfatı ile yaptığı barış andlaşmasını tanımadıktan başka. Fakat bu sırada bir taraftan da Bizans sarayında çapraşık entrikalar başlamıştı bile. Bir süre sonra da buraya gelen bir emirle.yenilgi ve tutsaklık haberi İstanbul'da Bizans sarayında iki ayrı an­ laşmazlığa sebep teşkil etti: İmparatoriçe Evdokia. adeta mucizeyi anlatıyordu. (359) Bütün bu olayları Tokat'ta haber alan Roman Diogenes. Romanos Diogenes'i tahttan in­ dirmeğe kararlı idiler. Askerim de az değildi ve tedbirlerimde de yanlışlık yapmadım. Romanos Diogenes'in tahttan indirildiği ve bu nedenle onun artık İmparator olarak karşılanmaması bildiriliyordu. İmparatoriçe Evdokia aleyhine entrikalar çevirmeğe başla­ mış ve sarayda muhafız kuvveti olarak bulundurulan Varegler'i elde etmiş ve derhal yeğeni Mihael Dukas'ı. Evdokia. para sarfetmek ve Hıristiyan dinini yükseltmek için elimden geleni yaptım. Bu sonuç kimse değiştire­ 140 Oğ u z ÜNAL . "Ben asker toplamak. İmparatoriçe'nin büyük oğlu ile birlikte devleti idare etmesini uygun bulduğunu ileri sürmüş ve bu çözüm bütün devlet erkânı tarafından da kabul edilmişti.

ibrik ve tabak bulunan 70." Daha sonra Dio­ genes. başkalarından daha çok hakkın olan. İmpara­ tor Mihael Dukas.iç ümid etmediğim biçimde iyi davranışlarda bulundu ve beni. kurtuluş akçasının bir kısmını ona gönderdi. bir taraftan yardımcı toplarken. Eğer kabul etmezsen sen bilirsin. Sultan'a verilmek üzere.(361) Mihael'in samimiyetine inanmayan ve durumun kötüye gittiğini hisseden Romanos Diogenes de.mezdi. onun bu isteğini yeri­ ne getirmeyip şu cevabı gönderdi: "Ben henüz hükümdarlıktan çekil­ miş değilim ve bu nedenle kalede oturuyorum. üzerindeki rahip elbiselerini çıkarmış ve kalede bulunan tacir­ lerden borç para alarak etrafına üç bin Ermeni askeri toplayıp Amasya'yı işgal etmişse de. Mihael'in gönderdiği parayla. Fakat Mihael'e güvenemeyen Romanos Diogenes. niçin bir kalede ikamet ediyorsunuz? Size yakışan bir manastırda ikamet etmek ve bizim de kaleye askerler göndermemize imkân vermektir" (365) dedi. (364) Türk askerlerinin Tokat kalesinden ayrılmaları üzerine. Johannes Dukas'ın küçük oğlu Konstan- HORASAN'DAN ANADOLU'YA 141 . kendisiyle birlikte gelen iki Hacip'e teslim edip onlara: "B u n ­ lardan daha fazla göndermesinin mümkün olmadığını Sultan'a bildir­ melerini" söyledi.(362) Romanos Diogenes. değerli taşlarla bezenmiş altından bir leğen. Ronjanos Diogenes’e ulaklar göndererek: "Siz ha­ kikaten bir rehin iseniz.000 altın ve içinde. Şimdi Sultan'ın durumu ve bana yaptığı iyilikleri sana bildiriyorum. Hükümdarlıktan ayrılarak bu kaleye yerleştim. O zaman benim için kararlaştırılmış olan parayı verir. Onunla yaptığım barışı bozma! Teklifimi kabul edersen Hıristiyanlığın korunmasında aranızda vasıta olurum. o bana i. Tokat'tan topladığı 200.(363) Hattâ bir rivayete göre de: "B u paranın kendi âsi ve nankör milletinden daha çok asil galibe lâyık olduğu­ nu" da ilâve etmiştir. sof giydim ve senin." (360) Diogenes'in bu teklifini olumlu karşılamış gibi görünen İmpara­ tor Mihael. Ben Sultan Alp Arslan'ın eline tutsak düşünce.000 altın değerinde olan mücevheratı. beni bu yükten kurtarırsın. savaşlar nedeniyle Bizans hâzinesinde çok az para kaldı­ ğını bildirerek. Bizans tahtına geç­ menden dolayı Tann'ya şükrettim. diğer taraftan da çevre halkından meşru İmparator sıfatı ile vergi alıyordu. "Bütün Roma ülkeleri içinde bana bıra­ kılacak bir tek kale de mi y o k " (366) diyerek. barış için vereceğim parayı kararlaştırdıktan sonra iyiliklerde bulunarak salıverdi. geri kalanını sonra ödemek üzere.

1072 yılı başlarında. ortak hükümdarlık teklifine de cevap olarak: "İmparatorluk üzerin­ deki haklarından hiç birisinden vaz geçmediğini ve kendisinin bir takım haksızlıkların kurbanı edilmek istendiğini" bildirdi. (370) Sultan Alp Arslan. İmparator Mihael Dukas. bu acıklı durumunu. Romanos'un kuvvetlerini olduğundan fazla zannediyorlar ve aynı zamanda da Türkler'in ona yardım edeceğinden endişe ediyorlardı. (369) Romanos Diogenes'i bertaraf edip. Romanos Oiogenes ile sulh yaptıktan sonra İran'a (Horasan'a) dönmüş ve Orta Asya'ya karşı büyük bir sefer için hazırlıklara başlamıştı. Romanos'a gönderdiği mektubunda: 'Tekliflerini kabul ederse kendisini af edeceğini" bildirmişti. Romanos Oiogenes. hayatın'' bağışlan­ ması şartıyla.tin Dukas ile yaptığı savaşta yenilmiş (367) ve ı. Selçuklular ile yapılmış olan andlaşmayı tek taraflı olarak bozmuş oluyordu. bu sıralarda İsfahan’da bulunanrSultan'a bir mektup ile bildirmiş ise de. bu dostluk ve anlaşma tekliflerinin tuzak oldu­ ğunu anlamış ve bu nedenle de Mihael Dukas'ın tekliflerini reddet­ mişti. İştanbul’dakiler Romanos Diogenes'den çekini­ yorlar ve onu Kandırarak ele geçirmeğe çalışıyorlardı. çok geçmeden 1072 yılı ortalarında ıstıraplar içeri­ sinde öldü. Bu sıralarda Anadolu hududunda ve Doğu Anadolu'da bulunan Selçuklu prensleri ile diğer Emirlerin 142 Oğ u z ÜNAL . Mihael'e verdiği cevapta. Hattâ belki de. "A ffa uğrayacak hiç bir suçu olma­ dığına göre bu teklifi bir küstahlık" saydığını söyledikten sonra. (368) Romanos'a yapılan tekliflerin reddedilmesi üzerine yeni İmpa­ rator M ih jtl Dukas. Andronikoş. Romanos Diogenes'in Adana'da direnmesi uzun sürdü.Jerdi. Romanos'u bertaraf etmek için prens Andronikos Dukas'ı Kilikya'yagöı. Romanos Oiogenes. Mihael.v /elce kendisi tara­ fından Antakya valiliğine tayin edilmiş bulunan Ermeni asıllı komu­ tan Haçadur'un yardımıyla Kilikya'ya çekilerek Adana kalesine kapanmıştı. Bunun üzerine R o­ manos. ölümünü sağlamakla ve onun İmparator srfatı ile yaptığı barış andlaşmasını tanımamakla Bizans. Fakat çok geçmeden Romanos hapse atılarak gözlerine mil çekildi. teslim almayı başardı. Romanos Diogenes'e yaptığf barış tekli­ finde: "Eğ er andlaşmayı kabul ederse idarenin kısmen kendisine bırakılacağını” bildiriyor ve dostça ifadeli bir mektup yolluyordu. Şurası muhakkak ki. Ro­ manos'u Adana'nın kuzey yörelerinde sıkıştırıp.

eski bozkır yaşayış ve anlayışından gitgide sıyrılıyorlar. ücretli askerler kendi ırkdaşları ve milletdaşlarına karşı kullanılıyor ve bunların kumandanlarına yüksek rütbeler ve geniş topraklar veriliyordu. Anadolu'ya gelişigüzel Türk idarelerinin girmesi demek değildi. Eski ordu idaresi hakkında yazılmış olan taktik kitaplarındaki tavsiyelerin tam tersine olarak. beylere ve askerlere şu hitabe­ de bulundu. Anadolu'da birer beylik kuran Emir Saltuk (Erzurum'da). bu emirle artık Anadolu'nun fethini tamamla­ mak kararında olduğunu ifade ediyordu. Fakat Sultan. (375) Sonraki İslâm kaynakları.Ahmed (Danişmend) Gazi (Si­ HORASAN'DAN ANADOLU'YA 143 . Bizans hizmetindeki Batılı kavimlerden ücretli askerler de her fırsatta ayak­ lanıyorlar ve imparatorlukta karışıklıklar çıkarıyorlardı. Alp Arslan." Alp Arslan.(371) Diogenes'. Anadolu'nun her tarafını süratle işgal ve iskâna başladılar.(373) Bütün bu sebeplerle Türkmenler ciddi bir mukavemetle karşılaşmadan. Anadolu'yu da başıboş bırakmak iste­ memiş. Yalnız Alp Arslan'ın dostu ve müttefiki bulunan Rom:’ os Diogenes'in tahttan uzaklaştırılması ve sonra da ihanetle hapsi ve gözlerinin oyulması. Selçuklular ile Bizans arasındaki sulhün sonu olmuştu. yeryüzünde gece-gündüz kartal gibi uçunuz ve Rumlar'a artık merhamet gösterme­ yiniz. Sultan da eski dostuna gönderdiği mektupta bizzat gelip kendisine yardım edeceğini ve Rumlar'dan intikamını alacağını söylemişti: Ancak Türkistan seferi çok acil ve zaruri bir mahiyet aldığı için. yepyeni bir toplum meydana getiriyorlardı. sanatı. Anadolu'ya yerleşen Türkler. kendisinin Türkistan seferine rağmen.fütuhat yapıp yapmadıkları hakkında esaslı bir malumata sahip değiliz. Alp Arslan Orta Asya'dan döndükten sonra Anadolu seferine çıkmak kararında idi.(374) Bu şekilde Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde Türk beylikleri kurulmaya başlandı. Gümüş-Tekin . düşüncesi ve kültürü ile. Anadolu gazilerine: "Rum lar ile aramızda yapılmış olan sulh andlaşması bugünden sonra nihayete ermiştir. (372) Artık ciddi bir Bizans ordusu ve mukavemeti kalmadığı gibi Anadolu'da Bizans hükümranlığı da fiilen yok olmuştu. "Bundan böyle arslan yavruları olunuz. Artık haç'a tapanların memleket­ leri istilâ edilecektir" dedikten sonra. İslâm akidesinin etkisi altında.. kendisi seferden dönünceye kadar bir takım Türkmen beyle­ rini Anadolu'nun fethine memur etmiştir. bu feci durumunu bir mektupla Sultan'a bildirmişti. Yeni ku­ rulan bu beylikler.

Emir Çavuldur (Maraş'da) ve Artuk Bey (Doğu Anadolu'da)'leri bu ilk fâtihler arasında sayarlar (376) ise de. ö yle ki. Oğuz (Türkmen) beylerine ve boylarına Anadolu'­ yu fetih emrini verince Selcuklular'ın en meşhur ve mağlubiyet *Bu konudaki kaynakların hepsi. Kuzey Suriye ve Irak taraflarına doğru yayılmış­ lardı. kaynaklardaki çelişkiler ve yetersizlik yüzünden. göçebe Oğuzlar otuz yıl içeri­ sinde (1040-1071) devamlı olarak Azerbaycan'dan Doğu. Malazgirt zaferini müteakiben yapılan Selçuklu-Bizans barış andlaşmasının Bizans tarafından bozulması üzerine. 144 Oğ u z ÜNAL . Malazgirt zaferine kadar yine de Anadolu'yu kendileri için emniyetle oturulacak bir memle­ ket olarak görmüyorlardı.(379) Kabul etmek durumunda bulunduğumuz geleneksel kaynaklara göre* bu gün için bildiğimiz şudur ki. Aile ve hayvanları ile ilerleyen ve bazen de Selçuklu ordula­ rının himayesinde bulunan bu Türkmenler. sık sık giriştikleri seferlerde Türkmenler'in takibe uğramaları onların devamlı olarak yer değiştirmelerine ve çok fazla tazyik kar­ şısında da tekrar Azerbaycan'a ve Gürcüstan'a dönmelerine sebep oluyordu. Artuk Bey müstesna (377) kimlerin ne sıfatla Anadolu’ya girdiği ve hangi tarihte nereleri ele geçirerek bölgesel beylikler kurduğu henüz açıklıkla ortaya konamamıştır.vas ve Amasya'da). arkada kalan müstahkem Bizans şehir ve kaleleri ile garnizonları ciddi bir tehlike teşkil ediyor. tarihinde birçok kavim. Sultan Alp Arsian. Malazgirt zaferinden çok sonraki yıllarda kaleme alınm ıştır. Sultan Alp Arslan. Türkmenler bir sel gibi ve dalgalar halinde Anadolu'ya dolmağa başladılar. Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nun kuruluşundan sonra bu akınlar çok yoğunlaşmış. din ve kültürlere sahne olan Anadolu. Zira yapılan savaşlara ve fethedilen birçok ülkelere rağmen. (378) Doğu Anadolu'dan itibaren kurulmaya başlanmış bulunan bu bey­ liklerin tarihleri henüz karanlıklardan kurtulmuş değildir. Fakat Malazgirt zaferi ile Bizans'ın artık korkulacak bir ordusu ve ciddi bir müdafaası kalmayınca. Sultan Alp Arslan'ın Malazgirt zaferine ve Anadolu'yu açma­ sına kadar yarım asır zarfında Anadolu'ya Oğuzlar tarafından sayısız akınlar yapılmış. maiyetindeki bazı Türkmen beylerini Anadolu'nun fethine memur etmiştir. Mengücek Gazi (Erzincan ve Divriği'de). Orta ve Batı Anadolu'ya. ilk defa olarak 1071'den sonra etnik simasını süratle ve tamamen değiştiriyordu. Bizans ordularının.

İmparator Mihael Dukas'm. Mihael Dukas. Bu esnada Isaak Komnenos da yakın şehirlerin zenginlerinden vergi alarak topladığı parayı verip hürriye­ tini satın aldı. büyük Türk­ men kuvvetlerinin başında. İki kardeş Ankara'da buluştukları zaman Türkmenler de. Russel ile Johannes'i mağlup etti ve Sapanca dağına kaçarken kendilerini yakaladı. Orta Ana­ dolu'ya doğru ilerleyerek Kızılırmak ve Yeşilırmak havzalarını süratle açmıştır. Kayseri'den. 1072 yılında. kardeşinin fidyesini tedarik maksadı ile İstanbul'a varıp döndü. (382) Bu şekilde çok müşkül durumda kalan İmparator Mihael Oukas.tanımayan kumandanlarından Eksük Oğlu Artuk Bey. Eksük Oğlu Artuk Bey kumandasındaki Türkmenler de Kayseri'ye doğru ilerliyorlardı. Malazgirt’te Romanos Diogenes’e ihanet eden Norman reisi Russel. Böylece Sakarya nehrini geçen Artuk Bey. Anadolu fütuhâtına girişmiş. İzmit'e ve Marmara sahillerine kadar iler­ lediler (384) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 145 . bu sırada müthiş bir ordunun başında ilerleyen Artuk Bey ile anlaşma yapmağa mec­ bur oldu. Russel'i fidye mukabilinde Franklar'a ve Johannes'i de Imparatpr'a teslim etti. Bu şekilde Türkmenler ile Bizans-. Isaak Kpnjnenos'u kardeşi Alexios ve Norman reislerinden Russel ile birlikte bir ordunun başında Anadolu'nun müdafaasına gönderdi. lılar arasında meydana gelen muharebede BizanslIlar mağlup ve Isaak Komnenos da esir edildi. (380) İmparator Roman Diogenes'in yerine Bizans tahtına çıkan V II. (381) Yine aynı sıralarda Sakarya ve İzmit havalisinde bulunan ve bu bölgede hâkimiyetini kurmağa çalışan Norman deisi Russel de. hiç bir engel ile karşılaşmadan. şehri zelzeleden yıkılmış ve burçlardan başka bir şey kalma­ mış bir halde bulmuştu. şehrin kapılarına yaklaşmış ve onları takip ederek Sakarya'yı geçmişlerdi. Bizans'ın perişanlığından faydalanarak. Anadolu'da bir devlet kurmak teşebbüsüne girişti ve kuvvetlerini alarak. işte bu sı­ rada idi ki. Sivas istikametine doğru uzaklaştı.(383) Artuk Bey. Bu sayede Türkler. Kayseri'ye varan bu Bizans ordusu. amcası johannes Dukas komutasında üzerine gönderdiği Bizans ordusunu bozmuş ve eline esir düşen Johannes Dukas'ı İmparator ilân etmişti. Ordunun dağılması üzerine Anka­ ra'ya kaçan Alexios Komnenos.

Norman reisi Russel'i Bizans kumandanı Alexios'a teslim etti. Fakat Amasya halkı ağır vergi isteyen Alexios’a karşı ayaklandı ve memnun bulundukları Norman reisi Russel'i kurtarmağa çalıştı. deniz yolu ile İstanbul'a gitti '386) Bizans İmparatoru V ll. parayı tahsil edip Tutak'a gönderdi ve kendisi de Russel'i yanına alarak İstanbul'a hareket etti. Amasya ve N ik â r taraflarına hâkim oldu. yerli halk Bizans kumandanı değil. Sultan ile İmparatorun dost olduğunu.(387) Bu müracaatı memnuniyetle kabul eden Papa. derhal bu Türk beyi ile dostluk kurdu. Bu nazik du­ rum dolayısiyle Melik Şah. Sultan Alp Arslan ölmüş ve oğlu Melik-Şah'ın cülusu üzerine saltanat kavga­ ları başlamıştı.Artuk Bey. İmparator Mihael Dukas. Artılk Bey'i 1073'de merkeze çağırmak zorunda kalmıştı. Bunun üzerine Tutak Bey. Anadolu'da bu sür'atli fetihlerini yaparken. tekrar fırsat bularak. İslâm kaynaklarında adı hiç geçmeyen Tutak isimli bir Türk beyi. Yolda ailesinin memleketi olan Kastamonu'yu ziyaret ederken. Sultanlık davası ile ortaya atılan Kavurt da saltanatı elde etmek maksadı ile Rey şehrine doğru yürüyordu. (385) Artuk Bey'in Anadolu'dan ayrılışından sgnra Norman reisi Russel. Lâkin teh­ likeyi gören Alexios da. Türkler'in İstanbul surlarına kadar bütün Şark İmparatorluğu (Doğu Roma İmparatorluğu) beldelerini istilâ eylediklerini beyanla onları bir 146 O ğ u z ÜNAL . Russel’e karşı Alexios'u gönderdi ise de. Gregorius'a başvurarak Türkler'e karşı yardım istedi ve buna karşılık da Ortodoks Kilisesi'ni Katolik Kilisesi ile birleştireceğini vaad etti. Bu sebeple 1074 yılı Şubat'ında Papa V II. Russel'i tercih ettiğinden bir şey elde edemedi. Türkmenler'in görünmesi üze­ rine yolunu değiştirerek Ereğli'ye vardı ve orada da Bizanslılar'ı takip etmekte olan diğer bir Türkmen kuvveti ile çarpışarak. rehineleri alıp. bu buhranlı devrede meydana çıkan âsileri tenkil ederken bütün Anadolu'nun elden git­ tiğini görüyordu. büyük kuvveti dolayısiyle kendisine yaklaştığını ve onu teslim ettiği takdirde büyük bir meblağ ödeyeceğini bildiriyordu. Russel. Bu sıralarda idi ki. bazı Avru­ pa kıratlarına ve bütün Hıristiyan âlemine hitap ederek. Mihael Dukas. büyük bir ordu ile Anadolu'ya giriyordu. Russel'in. ayaklanmayı bastırdı. Türk kumandanını kazanmak için daha cazip tekliflerde bulundu. Nihayet Alexios.

.

S Ü L E Y M A N Ş A H 'IN T A R İH S A H N E S İN E Ç IK IŞ I Bu sıralarda Alp Arslan'ın ölümü ve Melik-Şah'ın cülusu üzerine çıkan saltanat kavgalarının bastırılması için.2. (389) Bazı kaynak­ larda bildirildiği gibi. Kütalmışoğlu'na yazdığı mektupta. Şökli Bey. Atsız ise. Melik-Şah'a itaatini bildirmiş olan. durumu bütün açıklığı ile ortaya koymuşlardır. Melik-Şah'ın Süleyman ve kardeşlerini Anado­ lu'yu idareye ve bu ülkede başsız kalan Türkmenler'i disiplin altına almağa memur ettiğine dair ifadeler hakikate aykırı olup. Süleyman ve kardeşlerinin isyan halinde ve kaçarak Anadolu'ya sığındıklarını ve Rumlar'la gazâya giriştiklerini bildirmekle.(390) Esasen Büyük Selçuklu İmparatorluğu içerisinde bütün şiddeti ile devam eden saltanat kavgaları ile meşgul bulunan Melik-Şah'ın böyle bir harekete girişerek bir de Kutalmışoğullan'nı kendisine rakip olarak çıkarması düşünülemez. Sana itaat edip hizmetinde bulunursak iftihar eder ve şeref duyarız. tamamen bir yakıştırmadan ibarettir. Selçukoğullarından olmadığı için hükümdarlıkta hiçbir hakkı yoktur. Anadolu fütuhâtma memur edilmiş bulunan Artuk Bey'in. Atsız Bey (391) ile bozuşmuş ve Anadolu'­ nun güneyinde gazâ ile meşgul bulunan Kutalmışoğullarmdan biri­ sine bir mektup yazarak kendilerini Suriye'ye davet etmiştir. Anadolu'da bulunan Türkmenler başsız kalmışlardı. Melik-Şah tarafından 1073'de merkeze çağrılması neticesinde. Şökli adında bir Türk beyi. İşte bu durumu fırsat bilen Kutalmışoğlu Süleyman ve kardeşleri MelikŞah'a isyan ederek saltanat davâsına kalkışmışlar ve Anadolu'ya kaçarak Rum (Anadolu) gazâsma girişmişlerdi. Nitekim o devirde yaşamış Bizans tarih­ çileri ile Abu'l Farac Barhebraeus. Onun için ona tâbi olmağa razı değiliz" demek­ te ve Suriye'ye gelir gelmez kendisi başta olmak üzere bütün Türk­ men beylerinin onun etrafında toplanacağını ve Atsız'm Suriye'den 148 Oğ u z ÜNAL . Anadolu'da fetihlerde bulunan bir Selçuk şehzâdesi veya büyük bir Türk Beyi kalmamış olduğun­ dan. 1074 yılı sonlarında. "Sen saltanat hânedanı olan Al-i Selçuk'tansın ve Suriye hükümdarlığına da herkesten fazla lâyıksın. Suriye'de yaptığı fütuhât esnasında diğer Türk beylerinden olup.

onların üzerine yürü­ yerek mağlup etti. Artuk'tan sonra. büyük bir kuvvetle Anadolu'da harekâtta bulunan Tutak'tan bir daha bahsetmemeleri artık Kutalmışoğulları'nın Anadolu'ya gelişi ve Türkmenler'in onların etrafında toplanmaları ile ilgili olsa gerektir. aynı sıralarda (1074'de) Arap Mirdâsi Emiri Mahmud'un ölümü üzerine. Bu esnada şehrin Bizans valisi ile bir anlaşma yaparak. bu vakıayı evvelce Sultan Melik-Şah’a bildirdiğini. (394) Kaynakların. (393) Alp Arslan'ın ölümü dolayısiyle zuhur eden karışıklıklar sırasın­ da meydana çıkmak fırsatını bulan kutalmışoğlu Süleyman. Şahna da bunları İsfahan'da bulunan Sultan Melik-Şah'ın nezdine sevkeyledi. Haleb'i muhasara etmekte idi. (392) Kutalmışoğullarmdan ikisi. kısa bir zamanda bir kısım Türkmen beylerini etrafında toplamaya muvaffak oldu ve Halep'den sonra Antakya'yı kuşattı. Kutalmışoğlu'na Sultan'ın naibi olduğunu söyleyerek ve bir miktar da mal vererek onu muhasaradan vaz geçirdi.000 kişilik bir yardım kuvveti alan Atsız Bey.ayrılmak zorunda kalacağını bildirdi ve ayrıca Mısır'dan da derhal yardım vaadi aldığını da ilâve etti. Fakat bu sıralarda Kudüs'te bulunan ve Melik-Şah'tan da 3. kardeşinin serbest bırakılmasını istedi. Bu davet dolayısiyle Kutalmışoğlu Alkyuluk yanında küçük kardeşi Dolat (yahut Devlet) ve amca­ sının bir oğlu bulunduğu halde Suriye'ye gelip Şökli ile birleşti ve birlikte Taberiye'ye giderek Ş ii Fatımi Halifesine itaatlerini bil­ dirdiler. diğer bir kardeş (Süleyman) de. Kutalmışoğlu Alkyuluk ile küçük kardeşi Dolat (Devlet) ve amcası Resul Tekin’in oğlu da Atsız'm eline esir düştüler.000 dinar haraca bağladı. Fakat Atsız Bey. (395) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 149 . bu havaliyi akınlardan korumak mukabilinde 20. bu şehri müdafaa ederken. Bu şekilde Haleb'den Salamiya'ya çekilen Kutalmışoğlu Süleyman. oradan Suriye Emir'i Atsız Bey'e bir mektup yazarak. bu sebeple Büyük Divan'dan emir ve cevap gelmeden hiç bir şey yapamayacağını bildirdi ve bir süre sonra da bu iki kardeşi ve amcalarının oğlunu gelen emir üzerine Bağdad Şahna'sının yanına gönderdi. Atsız'a ve dolayısiyle Melik-Şah'a karşı Filistin'de Mısır Şiileri ile anlaşarak bu teşebbüse girişirken. Şökli ile oğullarından birisi muharebe sırasında öldü. Emir Mahmud'un yerine geçen oğlu Nasr.

Heybeti kâfit lerin kalbine yerleşti ve kahramanlığı sayesinde Konya'dan İznik kapısına kadar her tarafı aldı. Daha önce de Alp Arslan tarafından ElBasan'ı takibe gönderilen ve onu sığındığı Bizans İmparatoru'ndan teslim almak isteyen Afşin Bey. Hıristiyanlık tarihinde çok mühim bir mevkii olan ve İstanbul'dan sonra Bizans İn." (398) Kutalmışoğlu Süleyman. devlet yüz gösterdi ve kendisine k^şan Horasan Türkmenleri ile önce Antakya üzerine yürüdü. hiç bir ordu karşısına çıkamadı. (397) Nitekim Anonim Selçuknâme'ye göre: "Süleyman Şah. El-Basan (yahut Er-Sagun) ve Kavurt'a mensup Yabgulular olup. Oradan Rum'a (Anadolu'ya) geçti. bu Türkmenler devamlı bir şekilde Rum 'a (Anadolu'ya) göçüyorlardı. İmparator'a "Aramızda dostluk ol­ duğundan memleketlerinize dokunmadım.Alp Arslan zamanında Suriye'ye kaçmış bulunan Yabgulu Oğuzlan'nın Atsız idaresinde Meiik-Şah'a itâat etmemeleri ve Anadolu fethine memur edilen Eksük oğlu Artuk Bey'in de iç karışıklıklar sebebiyle İran'a dönmesi neticesinde Anadolu'da bir Selçuk Şeh­ zadesi veya büyük bir Türk beyiniij bulunmaması. sizin ülkelerinizi de yağma ve tahrip etmişler­ dir. işte Kutalmışoğulları'nı Anadolu'ya çeken sebepler bunlardı. bir çoh müstah­ kem kaleleri ve hükümdarların hâzinelerini ele geçirdi. fakat fethedemedi. Bundan başka Anadolu'ya gelen bu Türkmenler'in mühim bir kısmı da Alp Arslan'a ve Melik-Şah'a karşı isyan eden Kutalmış. Halbuki bu Yabgulular Sultan'ın düşmanıdır.paratorluğu'nun ikin­ ci başkenti durumunda bulunan İznik şehrini fethederek kendisine 150 Oğ u z ÜNAL . bu durı> Anadolu'ya göçen Türkmenler'in Kutalmışoğulları'nı nasıl beklediklerini göstermekte (39&) ve diğer taraf­ tan da bu Türkmenler'le Büyük Selçuklu Sultanları arasındaki hasmane münasebeti açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Melik-Şah'ın halası ve El-Basan'm zevcesi Gevher Hatun da m074'te intikam almak ’çin Anadolu'ya gitmekte olan Yabgulular'a yetişmek üzere Azer­ baycan'a hareket etmişti. kısa zamanda Anadolu fütuhâtım ge­ nişletti ve nihayet 1075 yılında. evvelâ Konya'yı Martavkusta'dan ve Gavele (Gevâle) kalesini de Rumanus Makri'den aldı. talih yar­ d ır' etti. kendi­ sine karşı ittifak eden Şam emirlerinin askerlerinin çokluğu dolayısiyle orada kalamayarak Rum (Anadolu) gazâsına girişti. Bu sebeple El-Basan'ı teslim etmeniz gerektir" diye ihtarda bu­ lunmuştur ki. Kutalmışoğlu Süleyman'a Anadolu'da çok müsait bir zemin hazırlamıştı.

J. A n a d o lu 'n u n F ethi. 107: "T ürkiye'nin ilk sultanı olan bu padişah'm (Süleyman). L A U R E N T . sh. 3yzance et les Turcs Seldjoucides. -İznik şehri Türk Sultanı tarafından hüküm et merkezi ittihaz edildi ve şim diye kadar K onya'da b ulu n an pay itaht buraya nak­ lo lu n d u . . diğer bazı şehirler gibi. .** Konya şehri. 106. 202.. 2. 1 2 ." HORASAN'DAN ANADOLU'YA 151 ..s. ilk de­ fa 1068'de Türkler'in eline geçmiş idiyse de. sh. (400) Diğer bazı müellifler de. Selçuklular Devri Türle Tarihi. 107-109. N ancy 1913. A n a d o ­ lu 'n u n Fethjj sh.(399) Bazı müellifler. basım. M ehm et A ltay KÖYM EN . İznik'ten önce Konya'yı fethetmiş ise de. U m um i Türk Tarihine Giriş.* Halbuki çağdaş Suriye kaynakları: "Kutalmışoğullanndan Süleyman 467 (1075) senesinde İznik (Nikiyye) ve havalisini fethetti" ifadesiyle bu fetih ve tarihini tesbit edip Anonim Selçuknâme'yi de teyid etmiş­ lerdir. . 668. Islâm / . İznik'in fetih ve payitaht oluş tarihini 1077-1081 yılları arasında zikretmektedirler. burada fazla oyalanmayarak esas hedefi olan İznik üzerine yürümüş ve bu *B u h a tâ bugüne kadar bütün ilim adamları tarafından ısrarla tek­ rarlanm ıştır. ” . sh. sh. Nitekim çağdaş Bizans kaynakları da 1078'de Süleyman'ın İznik'te oturmakta olduğunu söylemekle İznik'in bu tarihten (1078) önce Süleyman'ın elinde olduğunu meydana koymakta ve İslâm kaynaklarını da teyid etmektedirler. . kaynakları iyi değerlendiremedikleri için.payitaht yaptt ve hükümdarlığını ilân etti. Zeki V elidi TOG A N . M elikşah Ü kâdesi. M iikrim in Halil YL N A N Ç. (401' Süleyman. Süley­ man'ın İznik'ten önce Konya'yı başkent yaptığı ve daha sonra İznik'e naklettiğine dair görüşler tamamiyle yanlış tahminlere dayan­ maktadır. Meselâ bk.evvelâ K onya şehrini payitaht y ap tığı anlaşılm aktadır" ve sh.M ü k rim in H alil YH N AN Ç. BizanslIlar. sh.onran naklen İbrahim K A F E S O Ğ L U . 109. İstanbul 1970. İznik'ten önce Konya'nın başkent olduğunu söyleyerek hataya düşmektedirler. Konya'yı da geri almışlar ve şehir bir kaç defa el de­ ğiştirmişti. Bu suretle İslâm kaynaklarının açık ifadesi ve Bizans kaynaklarının da onları teyid eden kayıtlarına göre İznik'in fethi ve Türkiye Devleti'nin kuruluşu 1075 yılında vuku bulmuştur. **M eselâ bk.

Süleyman Şah'm behemehal karşı yakaya atlamak ve Rumeli'ni fethetmek azminde olduğunu göstermektedir. İznik Gölü'nün doğu kıyısında büyük ve tarihi bir şehirdi. (402) Böylece Emevi ve ilk Abbasi Halifelerinin.A. İzmit körfezi’nin gü­ neyinde. bir ara Konya'da oturduktan sonra m075'de İznik'i fethe­ derek payitaht yapması ve hükümdarlığını ilân etmesi çok mânâlı idi.şehri 1075 yılında fethederek hükümdarlığını ilân etmiştir.)'den devralarak. Peygamber (S.S. Hıristiyanlık tarihinde mühim bir mevkii olan ve İstanbul'dan sonra Bizans'ın ikinci taht şehri durumunda bulunan İznik gibi Bizans'a ve Avrupa'ya bu derece yakın bir şehrin payitaht seçilerek "Türkiye Devleti"nin burada ilân edilmiş olması. İznik şehri. mukaddes bir mefkure olarak yaşattıkları Anado­ lu'nun fethi yüzlerce yıl sonra tahakkuk etmiş (403) ve ölümsüz Türkiye Devleti (Devlet-i Ebed-Müddet) kurulmuş oldu. Marmara'nın güneydoğusunda. 152 Oğ u z ÜNAL . Süley­ man'ın.

3. S Ü L E Y M A N Ş A H 'IN S U L T A N L IĞ I V E KURDUĞU d e v l e t Süleyman Şah'm "Türkiye D evleti" ile ilk defa olarak biri Ho­ rasan (İran)'da ve diğeri Anadolu'da olmak üzere iki Selçuk SulUnlığı o ru y a çıkmıştır. Sultanlık dâvâsıyla ortaya atılan Kutalmışoğlu Süleyman’ın, büyük Türkmen kitlelerine dayanarak, Anadolu'da müstakil bir dev­ let (sultanlık) kurması ve yine bu sıralarda, Alp Arslan'ın önünden Suriye'ye kaçmış bulunan Yabgulular'ın Kınık boyundan Atsız Bey idaresinde 1070'den itibaren, Kudüs'ü Mısırlılar'dan alarak orada müstakil bir Türkmen Beyliği kurmaya çalışmaları, Cihân Hâkimiyeti dâvâcısı Melik-Şah'ı endişelendiriyor ve merkezdeki saltanat mücadelesini kazandıktan sonra, merkeziyetçi bir idare kurmak maksadiyle, Anadolu'daki bu yeni devleti ve Suriye'deki Vabgulu Türkmenleri'ni itaati altına almağa zorluyordu. İşte bu sebeplerle 1078'de kardeşi Tutuş'u Suriye üzerine gönderirken. Emir Porsuk kumandasındaki büyük bir orduyu da Kutalmışoğlu Süley­ man'ı itâat altına almak üzere Anadolu'ya gönderdi. (404) Melik-Şah'ın Anadolu'yu ve Kutalmışoğullannı itâati altına almak maksadiyle gönderdiği Emir Porsuk'un harekâtı hakkında kaynaklardaki ifadeler çok karışık ve yetersizdir. (405) Kutalmışoğulları'nın Büyük Selçuklular'la ve özellikle Süleyman'ın Alp Arslan ve Melik-Şah ile münasebetlerini kaynakların yakıştırmalarına göre ters mânâda anlayan modern tarihçiler, hatâ üzerine kurulan bir görüş icabı, Süleyman ile kardeşi Mansur arasında bir savaş ol­ duğunu, Süleyman'ın yardım istemesi üzerine Melik-Şah'ın Porsuk'u Anadolu'ya gönderdiğini ve Mansur'un bertaraf edilmesinden sonra Anadolu hükümdarlığının Melik-Şah tarafından Süleyman'a veril­ diğini sanıyorlardı.(406) Bununla beraber, kaynakların dikkatli bir tetkikinden ve olayların tahlilinden anlaşılıyor ki, Melik-Şah, Emir Porsuk'u Cihân Hâkimiyeti dâvâsiyle Anadolu'ya göndererek Süleyman ve diğer Kutalmışoğullannı bertaraf etmek ve Türkiye

H O R A S A N 'D A N A N A D O L U 'Y A

153

Devleti'ni kendisine bağlamai< istiyordu. Anadolu'dagazâ yapmakta olan Afşin, Saltuk, Dilmaçoğlu Mehmed, Tarankoğlu ve Tutioğlu gibi Oğuz Beyleri de askerleri ile birlikte Rum'dan (Anadolu’dan) Haleb'e dönüyorlardı ki, bu dönüş bu beylerin Süleyman'a karşı bulunmaları ve ondan kaçarak Melik-Şah'a sadakatleri ile ilgili idi. Nitekim Melik-Şah, bu beylere Suriye'ye giden kardeşi Tutuş'a iltihak etmelerini emretmişti. (407) Bu şekilde büyük bir orduyla Anadolu'ya giren Emir Porsuk, bu ülkeyi Büyük Selçuklu Sultanlığı'na bağlamağa çalıştı; bu harekâtı sırasında bazı Bizans kuvvetleri İle de çarpışarak onları bozguna uğrattı ve bu arada Anadolu'daki Türkmenler'e karşı bazı muvaffaki­ yetler kazanarak, Süleyman'ın kardeşi Mansur'u öldürdü ise de Süley­ man Şah'a karşı bir başarı elde edemedi ve Süleyman Şah, Türkiye Selçuklu Devleti'nin istiklâlini muhafaza edebildi. Nitekim Sadruddin el-Hüseyni'nin, Porsuk'un Rumlar'ı mağlup etmesinden sonra Melik-Şah'ın "Konya, Aksaray, Kayseri ve bütün Rum (Anadolu) beldelerini Kutalmışoğlu Melik Rükneddin Süleyman'a bıraktı" ifadesi de bu durumu açıklamakta, Melik-Şah'ın muvaffakiyetsizliğe uğrayarak Anadolu'dan el çektiğini ve Süleyman Şah'ın Anadolu'da­ ki Sultanlığını bir miiddet için de olsa kabul etmek zorunda kaldığını gösterir. (408) Süleyman Şah, Porsuk'u muvaffakiyetsizliğe uğratıp Anadolu'­ dan çekilmeğe mecbur etti ve bu sayede Melik-Şah'a karşı istiklâlini korudu; artık Türkiye Selçukluları Devleti'ne emniyet ve kuvvet gel­ di. Bu durumu kazandıktan sonra da Bizans'ta eksik olmayan taht kavgaları Süleyman'a yeni yeni fırsat ve imkânlar hazırladı.(409) Süleyman Şah, bu fırsatları dahiyane bir diplomasi ile değerlendire­ rek, sür'atle devletini genişletmeğe başladı ve Türk orduları Marmara ve Karadeniz sahillerine, boğazlara kadar ilerledi. Artık İstanbul Boğazı, Selçuklular ile Bizans arasında hudud olmuştu. Bu sıralarda Bizans taht kavgaları ve iç karışıklıklar dolayısiyle çok zayıf bir durumda idi ve Balkanlardaki durumu da çok kritikti. Bu sebeplerle Anadolu'da ciddi hiç bir iş yapamayan yeni İmparator Alexios Komnenos, Balkanlardaki acil tehlikeyi bertaraf etmek maksadiyle Süleyman Şah ile anlaşiıağa mecbur oldu. Bu sebeple İmparator, Süleyman'a mühim miktarda paıa veya vergi (Bizans kaynaklarında hediye) vererek, Türkler'i boğazlardan hudud olarak çizilen Drakon suyuna kadar çekilmek şartıyla, 1081 yılında, bir andlaşma imzala­

154

Oğ u z ÜNAL

mağa muvaffak oldu. Bu andlaşma hükümlerine göre, Türkiye Sel­ çukluları, boğazlardan Drakon çayına kadar çekilmekle beraber, V.armara sahillerine kadar bütün Anadolu'ya sahip olduklarını B i­ zans'a usdik ettirmekle büyük bir siyasi ve hukuki zafer elde etmiş oldular. Kılıç zoru ile fethedilen Anadolu, bundan böyle hukuken de Türkler'a ait olmuş oluyor ve Türkiye Selçukluları Devleti'nin hu­ kuki ve siyasi varlığı Bizans tarafından resmen tanınmış oluyor­ du.(410) Bununla beraber Türkler'in Boğazları eninde sonunda mutlaka atlayacağını ve Rumeli'ye çıkacağını iyice kestiren ve Bizans İmparatorlarının en büyüklerinden biri sayılan İmparator Alexios Komnenos, buna mâni olmaya Bizans'm gücünün yetmeye­ ceğini iyice anlamıştı. Ne pahasına olursa olsun Avrupa'yı Türkler'e karşı birleştirmek ve Türkler'i Şark beldelerinden (Anadolu'dan) atmak lâzımdı. Haçlı seferlerinin işaretleri Avrupa'da belirmeye başlamıştı. (411) Süleyman Şah, 1075'de kurduğu devleti, 1078'de Porsuk'un muvaffakiyetsizliğe uğrayarak çekilmesiyle kurtarmış; Melik-Şah'a karşı istiklâlini korumuş idi. Türkiye hükümdarı 1081 anlaşma­ sıyla, İstanbul hududlarını boşaltarak bir kısım araziyi Bizans'a terkediyor ise de, Bizans'a karşı daha büyük siyasi ve hukuki za­ fer elde ediyor; başlangıçta istikrarı ve istikbali belirsiz olan ve sadece kılıç kuvvetine dayanan Türkiye Devleti'ni fiilen olduğu gibi, hukuken de Anadolu'ya hâkim bir duruma getiriyordu. Ger­ çekten, Bizans tarihçisi Anna Komnena'ya göre: "Iznik 'i payi­ taht yapan ve bizim İmparatorluk sarayı dediğimiz sultanlığını orada kurup, bütün şarka hükmeden Süleyman" (412), bu andlaşmanm akdi sırasında bizzat Sultan Unvanını da taşıyordu. Bununla beraber, İslâm kaynaklarında "m elik" (kıral) ünvanı ile anılan Süleyman'ın kendisini Sultan ilân e<-nesinden sonra bu hâkimiyetin, devletlerarası hukuka göre, tasdiki gerekiyordu. Nitekim, Abbâsi Halifesi Kaim bi-Emrillâh'ın, menşur, hil'at ve sancak göndermek suretiyle Sü­ leyman Şah'ın sultanlığım tasdik ettiği (413) rivayet olunmaktadır ki, burada sadece devletlerarası hukuka has bir müessese olan "ta ­ nıma" hali söz konusudur. Diğer taraftan Büyük Selçuklu Sultanı Melik-Şah'm da Kutalmışoğlu Süleyman Şah'a 1077 yılında Anadolu sultanlığını verdiğini bildiren bir ferman yolladığı (414) yolunda bir rivayet daha mevcut­ tur.

HORASAN'DAN ANADOLU'YA

155

Sünni Abbâsi Halifesi'nin, Süleyman Şah'ın Ş ii Fatımi Haiifesi'ne bağlanmasını önlemek ve hattâ İlci rakip Selçuklu Sultanı çıkararak kendi otoritesini ve kudretini artırmak maksadiyle Süley­ man'a böyle bir tevcihde bulunarak kendisinin sultanlığını tasdik etmiş olması tabii gözükmektedir. (415) Abbasi Halifesi'nin bu tu­ tumu, yeni teşekkül eden bu uc gazileri devletini şiilik tesiri ve si­ yasetinden mutlak olarak kurtarmıştır. Burada Süleyman'ın kardeş­ leri Alkyuluk ile Dolat (Devlet)'in, Horasan'daki amcazadeleri olan Büyük Selçuklular'a muhalefet gayesiyle daha başlangıçta Şökli ile birlikte, Fatımi Mısır Halifesi ile münesabette bulunduklarına ve Süleyman'ın da 1082'de Tarsus’u fethedince oraya kadı ve hatipler bulması için Şam Trablusu'nun Şii hâkimi kadı İbn'Ammar'a mü­ racaat etmekten çekinmediklerini hatırlatalım. Bu sebeplerle Abbasi Halifesi'nin bu tevcihi, Süleyman Şah'ın Türkiye Devleti Sultanı sıfatı ile Şii Fatımiler'i tanımasını önlemek gayesiyle, bir zaruret haline gelmişti. Ancak ilâve edelim ki, Halife'nin Süleyman'a "m e­ lik" değil de bizzat "sultan" ünvanmı tevcih etmesi Süleyman Şah ile Melik-Şah arasındaki ailevi rekabet ve saltanat mücadelesinin devam ettiğini açıkça ortaya koyar. (416) Abbâsi Halifesi'nin Süleyman Şah'a sultan ünvanmı tevcih et­ mesine rağmen, İslâm dünyası'nm tek sultanı ve hattâ cihân hâkimi­ yeti dâvâcısı Melik-Şah’ın Süleyman'a bizzat sultan ünvam tevcih ederek onu kendisine şerik kılan bir rütbeye eriştirmesi imkânsız gibi gözükmektedir. (417) Bu durum ancak daha sonraları Sultan Sancar devrinde, sultanların sayısı birden fazla olduğu ve dereceleri tayin edildiği zaman gerçekleşmiş ve Sultan Sancar, İrak, Anadolu, Gazne Sultanları ve Türkistan Hakanları karşısında kendisine "E n Büyük Sultan" (Sultan ul-azam) ünvanmı tahsis eylediği zaman diğer sultanlar mevcud o!muştur.(418) Ancak derhal belirtelim ki, bu devirde dahi Türkiye Sultanlığı Büyük Selçuklu Sultanlığı'nm tâbii değil, bilâkis müstakil bir devlet idi. Sultan Melik-Şah'm, Süleyman’a sultan ünvanı verdiğini göste­ ren bir belge henüz bulunamamıştır. Kaldı ki bu husus ispatlansa dahi, bu durum, hukuki bakımdan kurulmuş olan bir devletin devletlerarası hukuka göre tanınması anlamına gelir, yoksa bazı tarihçilerin zannettiği gibi, devletin kuruluşunu sağlayan bir durum değil.

156

O ğ u z ÜNAL

Zateiı Süleyman Şah'ın kazandığı kudret ve Selçuk soyundan gelmesi ve dedesinin Oğuz Vabgusu olması. tasdik edilsin veya edil­ mesin. artık Süleyman Şah'ın 1075 yılında İznik'i feth ve payitaht yapıp Türkiye Devleti'ni kurduğu. Bu duruma rağmen Bizans tarihçileri ona verilen haracı (vergiyi) hediye saymışlar ve 1081 andlaşması ile Anadolu resmen ve hukuken Bizans tarafından Türkiye Devleti'ne terkedilmiş olduğu halde. bazan İmparatorları. aynı zamanda Melik-Şah'ın da bir tâbii zannedilmiştir. kendisini sultan ilân etmesi için yeterliydi ve Türkistan'da başlayan saltanat mücadelesinin Anadolu'da gerçekleşmesi tabii idi. bu hal. 1078'de üzerine gönderilen Porsuk'un geri çekilmesiyle de Melik-Şah'ı muvaffakiyetsizliğe uğratarak ona karşı istiklâlini koruduğu. (420) Bizans kaynaklarının yanlış ifadeleri sebebiyle Süleyman Şah nasıl Bizans'ın garip bir tâbii sayılmış ise. Selçuk Devleti'nin bünyesi iyice kavranamadığı ve tarihi olaylar yeterince anlaşılamadığı için de muahhar İslâm kaynaklarındaki şüpheli ve yakıştırma ifadeleri dolayısiyle. bazan da taht müddeilerini desteklemek sure­ tiyle Bizans'ın iç sşlerine karışmış ve bu sayede de kudretini artır­ mış. yine de Süleyman Şah'ı Bizans'a tâbi bir hükümdar gibi göstermişlerdir ki. (422) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 157 . Bizanslılar'ın eskiden beri malum olan hususi zihniyetleridir ve tarihi hakikati göstermekten ziyade mânâsız bir gururun ifadesidir. hukuken de Bizans'a tasdik ettirdiği ve bu suretle Sultanlığı'nı ilân ederek müstakil ve kudretli bir 'T ürkiye Devleti"ne sahip olduğu hakikati meydana çıkar. (419) Burada Süleyman Şah idaresindeki Türkiye Selçukluları Devleti'nin istiklâli konusunda Bizans tarihçilerinin garip tutumlarına da işaret etmek isteriz. (421) Buraya kadar yaptığımız bütün izahat ve tetkiklerden sonra. Bizans'taki taht kavgalarından istifade ederek. Süleyman Şah. Bizans'la imzalanan 1081 andlaşmasıyla Anadolu'daki hâkimiyetini fiilen olduğu gibi. hâkimiyet sahasını genişletmiş ve İmparatorları oyuncak hali­ ne getirmiştir.

Botaniates. Yeni İmparator ile birlikte giden Türk askerleri Üsküdar'da çadırla­ rını kurarak bir bayram şenliği içinde eğleniyor. müttefiki bulunan El-Basan'ı amcazâdesi Süleyman Şah'a gönderdi. buraya gelmiş olan bu Türk askerlerini Rumeli'de Peçenek ve Bulgarlar'a dayanan N.. 1077'de İmparatorluğunu ilân ederek İstanbul üzerine yürüdü. Fakat Türkler'den korktuğu için. Süleyman Şah'dan askeri yardım vaadi alarak İstanbul'a doğru yürümeğe başladı.. İznik dolaylarında Sakarya yakınlarındaki Atzula mevkiinde Türkiye Selçuklu kuvvetleri tarafından sarılmak tehlikesi­ ne maruz kalan N. İmparator bu tehlikeli durumda hapisten çıkardığı Norman reisi Russel'i Alexios ile birlikte ona karşı gönderdi. Bu sayede İmparatorluğunu ilân eden N. Birtakım menfaatler karşılığında ve herhalde Bizans'a karşı maksadını da anlattıktan sonra onu ikna et­ ti. Tam bu sırada idi ki. 1075'de İznik’te yerleştikten sonra Bizans'ın uğradığı buhranlardan ve zayıf İmparator Mihael'e karşı çıkan isyan­ lardan faydalanarak süratle devletini genişletmek ve kuvvetlendirmek imkânlarını buldu. ancak geceleri sapa yollardan ha­ reket ediyordu. SÜLEYMAN ŞAH'IN ANADOLU FÜTUHATI Süleyman Şah. kısa bir süre sonra bütün Marmara sahillerine hâkim olmuştur. Bizans tahtını ele geçirdi. Yeni İmparator. Bryennios'a karşı gönderdi. Botaniates de isyan ederek İstanbul üzerine harekete geçti ve Alp Arslan'dan kaçıp Bizans'a sığınan Selçuk'un torunu El-Basan (Er-Sagun) Bey ile birleşerek Kütahya'dan İzmit'e doğru ilerledi. Böylece Süleyman daha müsait şartlar dolayısiyle müttefiki bulu­ nan İmparator yerine Botaniates ile anlaşmayı tercih etti. 5. (424) 158 Oğ u z ÜNAL . şarkı söylüyor ve İstanbul'da itibar görüyorlardı. 1078'de. Edirne'de. İstanbulda'ki taraflarının da yardımı ile. Anadolu'da bulunan askerlerin komu­ tanı N. (423) Bizans'ın Rumeli ordusu 1075'de toptan ayaklandı ve bu ordu­ nun komutanı N. İstanbul'u zapt için en yakın bir hareket üssü olan İznik şehrini ele geçiren Süleyman Şah. Bursa ve İzmit başta olmak üzere.daki bütün şehirler kendiliklerinden birer birer teslim olmuşlardır. Bryennios. Botaniates. Bitinya havzas>.

Marmara ve Akdeniz sahillerine kadar her tarafta genişletti.S. Süleyman Şah. Malazgirt zaferinden bir kaç yıl sonra. (427) Süleyman Şah'm orduları bu sür'atli fütuhât neticesinde Boğazlar'a kadar ilerlemiş ve Boğaz'm Anadolu (Asya) sahillerine yerleşmiş. İslâm dünyası­ nın eski büyük ideali olan ve Hazret-i Peygamber (S.)'in hadis­ leri ile fethi tebşir edilen İstanbul. Bir çok vilâyetler boşaldı ve artık şark milleti (BizanslIlar) mevcud değildi.. Onun bu mu­ vaffakiyetleri arttıkça Türkistan ve Horasan'dan Anadolu'ya doğru ilerleyen Türkmen muhacereti sür'atlendi ve büyüdü. her halde hâkimiyetini Anadolu'nun doğusunda ve güneyinde kuvvetlendir­ dikten ve bir donanmaya sahip olduktan sonra teşebbüse geçmeyi düşünüyordu. Süleyman Şah. sanki dün­ yanın her tarafından bu memleket için randevu vermişlerdi. Anado­ lu'da yeni bir devlet kurarken Oğuz Türkleri'ne.. O.A. Nitekim 1080 yılında Azerbaycan'dan Anadolu'ya çok büyük bir Türkmen nüfus akını vuku buldu. Her yer Türk askerleri ile dol­ du. Bizans'ın kötü idaresi. Bizans Ermeniler'i doğudan Orta Anadolu'ya sürerken Balkanlar'dan naklettiği Slav. gümrük daireleri ve geçiş vergileri ile de. Bizans'ın takibeniği ortodokslaştırma ve Rumlaştırma siyaseti de Ermeniler'i. diğer bir deyişle Türkmenler'e dayanıyor ve onları yanında topluyordu.Türkiye Sultanı Süleyman Şah bu şekilde Bizans'ın iç işlerine karışarak bu sayede hâkimiyetini. bütün Anadolu'­ nun fiilen olduğu gibi hukuken de hâkimi olduğunu tasdik eden andlaşmayı Bizans'a imzalatarak bu fethi tehir etmişti. rafızi mezheplerinde bulunan yerli halkları ve Pavlakiler'i de Bizans'a düşman etmiş ve Selçuklular'a yaklaştır­ mıştı. Karadeniz. savaşlar ve isyanlar dolayısiyle perişan olan yerli halklar da Süleyman'ın idaresinde huzura ve sükuna kavuşuyor ve bu sayede Türkiye Sel­ çuklu Devleti sağlam bir temele kavuşmuş bulunuyordu. Sürayniler'i. 1081 yılında. fakat deniz bu emele imkân vermiyordu."(426) Türkler. Süleyman Şah'ı cezbediyor. 1080 yılında vuku bulan bu nüfus hareketini şöyle anlatır. "1080 yılı martına doğru Okyanus denizi berisinde (Anadolu'da) bulunan bütün Hıristiyan memleketleri Türkler'in istilâsına uğramış ve hiç bir vilâyet bundan kurtulamamıştı. (428) Süleyman Şah'ın kurduğu devlet ve kazandığı baş döndürücü muvaffakiyetler. (425) Çağdaş Ermeni tarihçisi Mathieu. Anadolu'da Türk nüfu' yoğunluğunu arttırarak kuvvetlenmesine âmil olduğu gibi. İstanbul Boğazı ve gemiler tamamen kontrol altına alınmıştı. Ulah ve Şamani Türkler de gayrimemnun HORASAN'DAN ANADOLU'YA 159 .

(433) BizanslIlar. Marmara. Gemileri olsa idi. Türkiye Selçukluları. Bütün bunların yanı sıra. Anadolu'daki büyük toprak aristokrasisi elinde esir veya toprak­ sız bulunan köylüler de Selçuklular sayesinde toprağa ve hürriyete kavuşuyorlardı. Fırat kıyılarında. Adalardenizi ve Akdeniz arasında bütün beldelere girmiş ve hâkim olmuşlardı. eski Türk göçebe huku­ kuna göre. Şarktan gelen Türkiye Selçukluları o tarafa yayılmağa uğraşırken Bizans idaresinde inhitat 160 Oğ u z ÜNAL . X I. Toroslarda. Doğu Anadolu'yu hâkimiyetleri altına almağa çalışıyorlardı. oralardaki küçük Ermeni Kırallıklarmı kaldırıp. devletin kuruluşundan beri. Maraş ve Urfa taraflarında yoğun­ luk kazanmalarına sebep olmuştur. Kayseri ve Fırat bölgelerine nakletmişler. Boğazlardan Suriye'ye kadar uzunluğu otuz. genişliği on veya on beş gün süren bu memle­ kete ve bütün şehirlerine sahip oldu. Süleyman Şah. (429) Böylece Süleyman.olarak yeni T irk idaresini tercih ediyorlardı. yüzyılın başlarından beri Doğu Anadolu'yu istilâ ederek. Malatya. (430) Onun idaresinde Türkler. Zira Süleyman ve halefleri. (434) Türkiye Selçukluları’nm doğu hudutlarında bir Ermeni Prensli­ ğinin kurulması ve Melik-Şah'ın desteğini kazanması endişeli bir durum yaratıyor ve Süleyman Şah'ı şark seferine mecbur ediyordu. 1082-1083 yıllarında Anadolu'da tek tek nokta­ lar halinde kalmış olan Bizans şehir ve kalelerini fethetmekle meşgul oldu. bütün Türkiye (Turgia) şehir ve kalelerini fethedip hâkimiyetini kurduktan sonra Süleyman Şah adını aldı. F ı­ rat bölgesinde yoğunluk kazanarak bir takım prenslikler kurmuşlar ve bu şekilde Türkiye Selçukluları'nm doğu ve güneyde Türk-İslâm ülkeleriyle münasebetlerini kesecek bir durum yaratmışlardı. Karadeniz. Türkler. Bizans'ın çöküşünden ve Türkler'in onlara karşı takip ve seferlerinden faydalanan Ermeniler. toprakları köylülere dağıtıyor ve devlet mülkiyeti altında herkesin tasarrufuna imkân veren bir Miri toprak sistemi kuruyor­ lardı. İstan­ bul'u da alabileceklerdi. Türkmenier'in muhacereti ve fetihleri de Ermeni halkının dahafazl^ güneybatı'ya doğru kaymasına ve bu şekilde.(432) Bununla beraber Anadolu'da bazı şehir ve kaleler henüz Bizanslılar'ın elinde kalmıştı. Kilikya'da. mühim bir Ermeni nüfusunu Sivas. (431) B ir başka müellife göre de Süleyman.

Süleyman Şah. yüzyılda Bizans'ın karşı taarruza geçmesi üzerine işgal olunmuş ve bütün Müslüman halk da ya öldürülmüş ya da zorla Hıristiyan yapılmıştı. Kilikya şehirleri. bu bölge­ yi bir buçuk asırlık bir Bizans işgalinden sonra tekrar İslâm diyarı haline getiriyor ve buradan daha da ileri giderek. aleyhine fetihlerini genişletmeğe karar veriyordu. Abbâsiler yerine Şii Fatımile 'i tanıdığını belirtmek bakımından çok mü­ him bir hadisedir. Gerçekten Süleyman Antakya üzerine yürümeden önce Ebu'l-Kasım'ı İznik'te yerine başkumandan olarak bıraktı ve ayrıca Kapadokya'ya. İslâm kültür ve medeniyetinin kuvvetle yerleştiği ve ilim adamları.içerisinde bulunan Orta ve Batı Anadolu'da tecride uğramaktan kurtulmak. Süleyman Şah'ın yeni fethettiği bu bölgede Emeviler ve Abbâsller. Tarsus merkez olmak üzere. islâmlarm Bizanslılar'a karşı Suguur veya Avâsım (Uc) adı ile anılan en kuvvetli bir hudud teşkilâ­ tına sahip idiler. çok büyük bir uzak görüşlülükle. Büyük Selçuklular'la da karşılaşma ihtimalini hesaba katarak. her birini kendi böl­ gesini korumakla görevlendirdi.(435) Bu sebeplerle Türkiye Sultanı Süleyman Şah. bunlar arasında pek çok miktarda Türk askeri de vardı. medeniyetçe üstün olan Islâm dünyası ile bağlan kurmak ve yollan açmak istiyorlardı. Süleyman Şah'a Sultan sıfatını tevcih ederek. (437) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 161 . Masisa. bu ileri hamle ile. siyasi muvaffakiyet­ leri için aynı yolu tutmuşlardı. acele İznik'e döndü ve gereken hazırlıkları yaptı. Aynzarba ve bütün Kilikya beldelerini hâkimiyeti altına aldı. Anadolu'ya gelmeden önce Kuzey Suriye'de iken Şökli Bey ile birlikte böyle bir teşebbüse giriştikleri gibi İbrahim Yınal ve diğer âsi Selçuklu Beyleri de aynı şekilde Mısır Fatımileri ile münasebet kurarak. Ermeni Filaretos. Müslüman gönüllüleri ve gâzileri için birer askeri üs olup. Nitekim Kutalmışoğullan. yeni kurulan Türkiye Devleti'nin Şii siyaseti ve nüfuzundan kurtulmasını temin etmiştir. Bir yıl içerisinde de Adana. şairler ve mütefekkirler de yetiştirdiği bu bölge X. 1082 yılında Kilikya (Çukurova)'ya girerek Tarsus'u fethetti. edipler.(436) Bu sebeple Abbâsi Halifesi. Süleyman Şah'ın Tarsus'u fethedince derhal kadı İbn'Ammar'a elçi gönderip kendisinden bu yeni fethedilen şehirler için kadı ve hatip talep etmesi Türkiye Sultanı'nm Melik-Şah ile hasmane münasebetlerini meydana koymak ve Büyük Selçuklular'la bu ailevi ve siyasi rekabet dolayısiyle. İşte Türkiye Sultanı Süleyman Şah. sahil bölgelerine ve bütün Selçuklu Anadolu'suna valiler tayin ederek kendisi seferden dönünceye kadar.

Türkiye Sultanı. Türkiye Sultanı'nın gel­ diğini ve askerlerin kimseye dokunmadığını anlayan halk. bütün esirlerin hür olduğunu ilân etti ve askerlerin yerli halkın evlerine girmelerini ve halka dokunmalarını kesinlikle yasak­ ladı.Bu sırada Bizans ordusunun dağılmış olmasından faydalanan Ermeni Filaretos. Böylece Süleyman Şah. Bu ehemmiyeti dolasiyle Suriye'den gelen bir çok Müslüman bu muhteşem Cuma namazında bulundu. gizlice Türkiye Sultanı Süleyman Şah'a haber göndererek onu An­ takya'ya davet edip şehri kendisine teslim etmeyi teklif ettiler. Süleyman Şah'a karşı kendisinden yardım talep etti. en küçük bir olayın şiddetle cezalandırılacağını bildirdi. Sabahleyin Türk askerlerinin haykırışlarıyla uyanan halk evvelâ şaşırdı. hâkimiyetini genişletmek imkânını buldu ve Maraş'tan sonra Malatya ve Urfa'yı almış ve Antakya'yı da idaresi altına sokmuştu. Mısır'a kadar bütün Suriye'nin kilidi durumunda bulunan bu mühim şehri 1085 yılında fethetti. sakin ola­ rak evlerine döndü. 120 müezzin tarafından okunan ezan ve tekbir sesleri fethi tebcil etti. Fakat ilk anda savaşa başlayan kale muhafızları İç Kale'ye sığındılarsa da bir müddet sonra teslim oldular. Bu sırada Filaretos'un Melik-Şah'a giderek ayrılmasından fırsat bulan ve bu adamın zulmünden bıkan Antakya halkı ve başta şehrin valisi ile Antakya kuvvetlerinin başında bulunan Filaretos'un oğlu Barsam.((439) Bu fırsatı gayet güzel değerlendiren Süleyman Şah. geceleyin yürüyüş yapıyor. Emniyet ve gizlilik sebebiyle de Kiiikya sahilinde askerlerini süvari ve piyade. ani olarak geceleyin Antakya surları önüne çıktı ve 300 kişi ile Faris kapısından şehre girdi. Anne Komnena'ya göre.(438) Süleyman Şah'ın Kiiikya fetihleri ile ülkesi­ nin elinden çıktığını ve Hıristiyanların da kendisine karşı olduğunu gören Filaretos.-Hareketini son derece gizli tütan Süleyman. bizzat büyük Selçuklu Sultanı Melik-Şah'a giderek. Önceleri Bizanslılar'ın ve daha sonra Ermeni Filaretos'un zulümlerinden şikâyetçi olan Antakya halkı ve bilhassa Ermeni ve 162 Oğ u z ÜNAL . gündüzleri dinleniyor ve sapa yolları takibediyordu. gemilere bindirerek Asi nehri mansabından. Süleyman Şah. Daha sonra. ordusuyla birlikte bznik'ten cebri bir yürüyüşle Antakya'ya doğru harekete geçti. 12 günde Antakya'ya vardı. Böylece yıldırım sürati ile yol alan Süleyman Şah. Süleyman Şah'm ordusu fasılasız ve dalgalar halinde şehre giriyordu. ilk Cuma namazını burada kıldı. sdâleti ve şefkati ile bütün Antakya halkının kalbini fethetti. bir fermanla. Hazret-i Isa'nın havarilerinin toplanmış oldukları meşhur Kasiyan (cassinus) kilisesini câmiye çeviren Süleyman Şah.

daha Bizanslılar'da idi. Göksün. son mukavemet merkezi olan Maraş'a gel­ mişti. 1085 yılında Maraş. Süleyman Şah'ın değerli kumandanlarından Buldacı Bey. Bu fetihlerden sonra Türkiye Devleti'nin güney sınırı. Elbistan. (442) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 163 . Yalnız Maraş. Bundan sonra sıra. Haleb'in kuzey varoşlarından başlı­ yordu. İzmir'i fethetti ve İzmir körfezi'nde pek kudretli bir donanma yaptırarak Türkiye'nin ilk deniz kuvvetini kurmuş oldu. (441) Bu sıralarda Süleyman Şah'ın 1081'den beri İzmir valisi olan ve Oğuzlar'ın Çavuldur Boyu'ndan gelen Çaka Bey. bundan sonra İskenderun ve Ayntab (Antep) şe­ hirleri başta olmak üzere bugünkü Hatay vilâyetlerinin tamamını fethetti. Besni kalelerini fethetti. Uzun müddet istilâ ve huzursuzluk­ lar içinde bulunan Haleb'in Harim ve Duluk kazaları da kendiliğin­ den Süleyman Şah'ın idaresine geçtiler.Siiryaniler çok memnun oldu. A r­ tık Anadolu'da Türk birliği kurulmuştu. (440) Süleyman Şah.

Bu durumdan en çok tedirgin olanlar. Türkiye Sultanı ise. E r­ meni Filaretos'un Antakya hâkimiyeti sırasında Antakya'dan almak­ ta olduğu cizyeyi bu defa Süleyman'dan istedi. Kurzahil mevkiinde Süleyman ile Müslim'in orduları karşılaştılar. Haleb komutanının da tahrik ve entrikaları sonucunda. bu haberi alınca Tutuş'a doğru iler­ ledi. karşılaştı. Amcazade iki Selçuklu Sultan ve Melik'i arasındaki muharebe çok şiddetli oldu. onun büyük Sel­ çuklular veya tâbileri ile rekabet ve çatışmasını adeta mukadder kılmıştı. Müslim ye­ nildi ve savaş alanında öldü. S Ü L E Y M A N Ş A H 'IN B Ü Y Ü K S E L Ç U K L U L A R L A Ç A T IŞ M A S I v e SO N U Süleyman Şah'ın Marmara sahillerinden Antakya'ya kadar uza­ nan ve Suriye'de genişlemeğe başlayan hâkimiyeti. An­ takya'nın kendi cihâdı sayesinde kâfirlerden alınıp bir İslâm beldesi haline getirildiğini ve bu sebeple kendisinden cizye istenemeyeceğini cevaben Müslim'e bildirdi. ordusunun başında Haleb'e doğru yürüdü. Haleb'i kuşattı ve Müslim'in cenazesini de Haleb kapısında defnetti. 5 Haziran 1086 günü. onu Melik Şah'a iUatsizlikle itham ederek tehdide kalkıştı. Bu şekilde Süleyman ile Müslim arasındaki gerginlik son haddini buldu. Süleyman Şah'ın yanında bulunan Çubuk Türkmenleri diğer bazı Türkmenlerin 164 OĞUZ ÜNAL . Suriye Melik'i Tutuş. Haleb'in Ukayli hâ­ kimi Müslim ile Suriye Selçuklu Melik'i (Melik-Şah'ın kardeşi) Tutuş'tu. Türkiye Sultanı ile Büyük Selçuklular'ı kaçınılmaz bir şekilde karşı karşıya getirdi. Antakya civarında. Bu netice üzerine ilerleyen Süleyman Şah. (444) Bu zaferler ve Hareb'in de muhasarası. Haleb muhasarası ile meşgulken. iki İslâm ordusunun çarpışmaması için yaptığı sulh teşebbüsleri de netice vermeyince. Süleyman Şah. Müslim. Amik ovasına akan Afrin çayı üzerinde. Süleyman Şah'ın. yanında "daima mu­ zaffer” Artuk Bey de olduğu halde. Türkiye Sultan'ı.5. (443) İlk çatışma Süleyman ile Müslim arasında başladı. Ayn Şayiam mevkiinde. İki ordu Haleb'in üç mil yakınında.

Tutuş. bu acı bozgunu gururuna yediremeyerek intihar etti veya diğer bir rivayete göre de savaş atanında vuruşarak öldü. (445) Süleyman Şah'ın intiharını Bizans tarihçisi Prenses Anna Komnena yazmaktadır.Melik-Şah'ın gazabından ürkerek Tutuş'un tarafına geçmeleri üzerine Türkiye Sultanı'nın ordusu bozuldu. yani Türkiye Sultanı'na ait bir memlekete getir­ mişti. Birinci Teşrin 1086'da yanında kumandanları Porsuk. Süleyman Şah bütün gayretleri­ ne rağmen hezimeti önleyemedi ve çok zayıf bir rivâyete göre. (449) Süleyman'ın ölümünden sonra Tutuş. Süleyman'ın küçük yaşta bulunan oğulları Kılıç Arslan ile Kulan Arslan ve veziri Haşan bin Tahir'i Antakya'ya. Süleyman'ın cesedinin ölüler arasında bulunduğu ve ancak Tutuş'un: "Selçukoğullarının ayakları birbirine benzer" diyerek ölüsünün tanındığı yolundaki kaydı gözönüne getirilirse. "Sizlere zulmettik. Bozan ve Ak-Sungur Beyler olduğu halde. Haleb önlerinde karşılaştıkları sırada. bu şehri Süleyman'ın veziri Haşan bin Tahir'den aldı. sizleri uzaklaştırdık ve öldürdük" dedik­ ten sonra gözyaşlarını sildi. (448) Süleyman ile Tutuş. onun muharebe sırasında vuruşarak öldüğü rivayeti daha kuvvetli olabilir. Süleyman'ın cenazesini muhteşem bir kefene sararak. bizzat sultan Melik-Şah'a teslim edebileceğini bildiriyordu. (446) Anna Komnena’nın bu rivayetine karşılık Haleb Tarih'i yazarı İbn ul-Adim'in. haya­ tı devamlı olarak zaferler silsilesi içerisinde geçen Anadolu Fatihi ve Türkiye Sultanı. (451) HORASAN'DAN ANADOLU’YA 165 . Arslan Yabgu ve Mlkâil Yabgu aileleri arasındaki mü­ nasebetleri ve rekabeti göstermek bakımından kayda şayandır. (447) Süleyman Şah'ın cesedi karşısında Tutuş'un şu sözleri iki Sel­ çuklu ailesi. bir yıl önce Müslim'i gömdüğü Haleb kapısında defnetti. Süleyman'ın oğulları Kılıç Arslan ile Kulan Arslan'ı da yanına alarak İsfahan'a götürdü ve ölümüne kadar serbest bırakmayarak Anadolu'da Kutalmışoğullarmın hâkimiyetine fırsat vermedi (450) ve Türkiye Devleti'ni itaati altına almak amacıyla da Bozan Bey kumandasında kuv­ vetli bir orduyu İznik li/ı-rinc gönderdi. Musul'a ve oradan da Haleb'e doğru hareket etmişti. Haleb Emir'i şehri Tutuş'a veya Süleyman'a değil. Bu sebeple de Melik-Şah. Haleb üzerinden Antakya'ya gelen Melik-Şah. Bu sırada.

Kutalmışoğullan'nın tekrar baş kaldırmalarına ve Anadolu'da istiklâllerine fırsat vermemek maksadiyle. Türkiye Selçuklulan'nı itâatı altına almak için Bozan Bey ku­ mandasında İznik üzerine bir ordu gönderince. 1092'de Melik-Şah ölmüştür. İznik muhasarasına son verilmesi için Melik-Şah'a giderken. Çağdaş Bizans tarihçisi Anna Komnena. Melik-Şah'ın Kılıç Arslan'ı. derhal ailenin mirası olan İznik tahtını kendilerine teslim etti. S Ü L E Y M A N Ş A H T A N SO N R A " T Ü R K İY E D E V L E T İ" Büyük Selçuklu Sultanı Melik-Şah. Süleyman'ın iki oğlunun İran'dan kaçarak geldiklerini söylemekle hâdiseyi ay­ dınlatmış bulunmaktadır. bir müddet sonra da. Süleyman Şah'ın ölümünden sonra Türkiye Devleti'ni korumuş ve hattâ Boğazlar'a kadar da ilerlemişti. Anadolu hükümdarı olarak Anadolu'ya gönderdiği yolundaki rivâyetler de diğerleri gibi hakika­ te aykırı olup. (452) Süleyman Şah. Büyük kardeş Kılıç 166 Oğ u z ÜNAL . onları ölümüne kadar yanından ayırmadı. MelikŞah. yerine kardeşi Ebu'l-Gazi'yi bırakmıştı. yerine vekil olarak. Ebu'l-Kasım'ı İznik'te bırak­ mıştı.6. Anadoluya geçmek fırsatını elde ettiler. (454) Süleyman Şah'ın oğulları Iznik'e varınca Türkmenler onları he­ yecanla karşıladılar. Ebu'l-Kasım ve B i­ zans İmparatoru Alexis aralarında bir ittifak yapmışlardı. (453) f092'de Melik-Şah'ın ölümü üzerine Büyük Selçuklu Imparatorluğu'nda başlayan saltanat kavgaları sırasında Süleyman Şah'ın oğulları Kılıç Arslan ve Kulan Arslan. Antakya üzerine Şark seferine çıkarken. Ebu'lKasım. Ve bu şekilde Türkiye Tahtı yedi yıl (1086-1093) sultansız kaldı. Fakat Ebu'l-Kasım yolda öldürülmüş. Başkumandan sıfatiyle. Süleyman Şah'ın Şark seferi sırasında yerine başkumandan olarak bırakmış olduğu Ebu'l-Kasım'ın ölümü üzerine İznik'te hâkimiyet kurmuş olan kardeşi Ebu'l-Gazi. Ebu'l-Kasım. Melik-Şah'ın ölümü Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nda saltanat mücadelelerine sebep olmuş ve bu sayede de onlann İznik muhasarasiyle birlikte Anadolu'ya müdahaleleri de son bulmuştur.

(457) Böylece Melik-Şah'ın ölüm haberi her halde İsfahan'a normalden daha geç bir sürede ulaşmıştır. Sultan Melik-Şah'ın ölümünden sonra göz hapsinde bulunduğu İsfahan'dan kaçarak İznik'e geldiği ve iktidarı Ebu'l-Gazi'den devraldığı malumdur. Anadolu'ya gelip tahta çıktığı zaman memleket "A şire tçi" (Tribal) Türk hâkimiyet telâkkisi sebebiyle. Süleyman Şah'ın valileri durumunda bulu­ nan ve vaktiyle merkezi otoriteye bağlı bulunan Anadolu beyleri'nin de hükümdarı oldu ise de. Sultan Kılıç Arslan. Bu sebeple Kılıç Arslan'm hâ­ kimiyeti ilk günlerde Ebu’l-Gazi'nin muhafaza ettiği yerlere. (458) Sultan Kılıç Arslan. merkezi otoritenin de zayıflaması sonucunda bir takım Türk beyleri­ nin elinde bölünmüş bir vaziyette bulunuyordu. müstakil bir durum kazanmışlardı. Kılıç Arslan’m İznik'te sevinçle (yani mukavemet görmeden) karşılanıp yanındaki savaşçılarının ailelerini de buraya getirip yerleş­ tirdiği kaydına bakılırsa. Böylece Kılıç Arslan ve kardeşi Kulan Arslan'm İznik'e 1093 yılı başlarından önce varmaları pek mümkün değildi. (459) K ılıç Arslan. Süleyman Şah'ın oğulları K ılıç Arslan ve Kulan Arslan'm Iznik'e gelişlerini şimdiye kadar mutad olarak kabul edilen 1092 yılı (455) yerine 1093 yılr başlarında vazetmek gerekeceğini sanı­ yoruz. Sultan ünvanı ile 1093 yılı başlarında Türkiye tahtına oturdu ve babası Süleyman Şah'ın ölümünden sonra çözülmeğe yüz tutan birliği yeniden kurmağa girişti. Kasım 1092 (16 Şevval 485)'de vefat ettiği ve Sultan'ın hanımı Terken Hatun'un. Türkler'in Anadolu'da yerleşme ve vatan kurma devresinde başlayan Haçlı HORASAN'DAN ANADOLU’YA 167 . onun İznik'e gelmeden Anadolu'dan etra­ fına kuvvet toplamak için bir süre oyalandığını kabul etmek gerekir. bu hâkimiyet başlangıçta sözde kalmış. Türkiye Sultanı sıfatı ile. küçük oğlu Mahmud'u babasının tahtına çıkmasını sağlamak ümit Ve arzusuyla kocası Melik-Şah'ın ölümünü bir müddet umumi efkârdan sakladığı da bilinen bir husustur. Bizans tarihçisi Prenses Anna Komnena’nm.(456) Diğer taraftan MelikŞah'ın 20. Kılıç Arslan’m. ni İznik ve havalisine. fiiliyatta ise bu beylerin hepsi. merkezi otoritenin zayıflaması sonucunda "aşiretçi" (Tribal) Türk hâkimiyet telâkkisinin etkisiyle.Arslan. O. Anadolu Türk tarihinin en buhranlı zama­ nında tahta çıkmıştı. Anadolu Türk birliğini yeniden kurmaya çalışırken Büyük Haçlı Seferleri'nin de ilk hedefini teşkil etmiştir. inhisar ediyordu.

Sultan Kılıç Arslan artık Anadolu'nun ortasında bulunan Konya'ya yerleşerek bu şehri kendisine payitaht yaptı. Grigoire'in giriştiği tahrikler Avrupa'da bir Haçlı havası yaratmış. Ayrıca Batı Anadolu ve Karadeniz sahilleri de Bizanslılar'ın eline geçti. yirmi iki yıldan beri Tür­ kiye Devleti'nin payitaht şehri olan İznik'i kuşattı. Anadolu içlerinde. Anadolu'da zapt edecekleri yerleri Bizans'a bırakacaklardı. İslâm şark ve Hıristiyan garp tarihlerinde çok mühim neticeleri olan Büyük Haçlı Seferleri başlamış oldu. (461) Büyük Haçlı taarruzu Türkiye Selçuklulan'nı büyük bir sar­ sıntıya ve zaafa uğrattı. bir netice vermemişti. BizanslIlar derhal Anadolu'nun sahil böl­ gelerini işgal ettiler ve İzmir'de Çaka'nın beyliğini ortadan kal­ dırdılar. buna karşılık. Peçenekler ve İzmir Beyi Çaka karşısında çok müşkül bir durumda kalınca 1091 yılında Papa Urbain'e müracaat ederek Haçlı yardımı istemişti. Haçtılar'la mücadeleye girişti. Kilikya şehir ve ovalarından da Türkler'in çe­ kilmeleri ile Toroslar'a sığınan Ermeniler yavaş yavaş düzlüğe inmeğe başladılar. Haçlılar İstanbul'da İmparator'la bir anlaşma yaparak. Ancak Papa V II. Danişmendli Gümüş-Tekin ile birlikte. büyük bir Türk-İslâm şehri haline geldi. İmparator Alexis de. sür'atle İznik'e yetiştiği halde muhasarayı yaramadı. Bu şekilde İstanbul'dan Anadolu'ya (Asya'ya) geçen muazzam Haçlı ordusu. kısa bir süre içerisinde. Filhakika Türkler Marmara sahillerine kadar ilerledikleri ve BizanslIlar Anadolu'yu tamamiyle kaybettikleri bir zamanda. İmparator Mihael'in Papa'ya bir Haçlı Seferi için yaptığı müra­ caat. Yirmi iki yıldan beri Türkiye Devleti'nin payitaht şehri olan İznik'in düşmesi üzerine. cehalet ve dini taassup içerisindeki AvrupalIları Türkler'e karşı ha­ zırlamıştı. Bu sırada Malat­ ya muhasarası ile meşgul olan Kılıç Arslan. Fakat B i­ zans İmparatoru'nun istediği bir askeri yardım yerine bütün Avru­ pa'yı harekete getiren. Bunun üzerine İznik daha fazla dayana­ mayarak. (460) Sultan Kılıç Arslan da geri çekilerek. 26 Haziran 1097'de Bizanslılar'ın eline geçti.Seferleri bu kuruluş faaliyetini tehlikeye sokacak bir ehemmiyet taşır. o yıllarda Papalık ile Cermen İmparatorluğu arasındaki ihtilâf ve mücadeleler sebebiyle. Böylece Konya. (462) İznik'in düşmesinden ve Birinci Haçlı seferi fırtınasından sonra Sultan Kılıç Arslan ve Anadolu Türkler! kendilerini toplamağa başla­ dılar. Selçuklular. onun yardı­ mından faydalanacak. m074'de. (463) 168 O ğ u z ÜNAL .

000 kişiyi b uld uğu nu kaynaklar belirtir. A nad olu'y u boy­ dan boya geçtikten sonra Suriye'ye girebilen Haçlı kuvvetlerinin ancak 30. Bizans hududunda emniyet ve istikran kuran Kıliç Arslan. Böylece Anadolu Türkleri. İslâm beldelerine çevirmeğe başlamıştı. bu devirde.Yıllar süren mücadeleler sonunda. Haçlı ordularına Anadolu'yu mezar yapan* Sultan Kılıç Arslan.(465) Bununla beraber. İslâm medeniyeti hududları içerisinde gelişen şar­ kın. Urfa Kontluğu.000 kişi o ld u ğu halde. Kılıç Arslan'ın şarka yayılma siyaseti. Anadolu Türk birliğini yeniden kurmak ve merkezi bir idare tesis etmek maksadiyle. Antakya Prensliği. Trablus Kontluğu ve Kudüs Kırallığı adlarında Frank (Haçlı) devletleri ku­ ruldu. HORASAN'DAN ANADOLU’YA 169 .(464) Kılıç Arslan'ın Haçlılar'a karşı kazandığı sayısız zaferlerle Birinci Haçlı seferinin intikamı alınmış oldu. Sarsılan nefse itimadlarmı yeniden kazandılar. Haçlı seferlerinin kendisi için tehlikeli sonuçlar vermeye başladığını gören Bizans İmparatoru Alexis ile bir anlaşma yaparak garb'da. henüz Orta Anadolu'ya nazaran çok daha ileri bir medeniyete sahip olması idi. (466) Sultan Kılıç Arslan Anadolu'yu toparlamağa ve Anadolu Türk birliğini yeniden kurmaya çalışıyordu. şarka doğru yayılmaya sevkeden âmil ailevi rekabet ve üstünlük dâvâsından çok. Anadolu Türk birliğini yeniden kurmuş ve milletini bu vatanda yaşatmak kudretini göstermiştir. Malatya’nın fethin­ den sonra. yüzünü şarka. Bu başarıları sonucunda Türk-İslâm ülkelerinde. Haçlılar nihayet Temmuz 1099'da Kudüs'e girdiler. Türkiye Devleti'ni ayakta tutmayı başarmış. (468) ♦Gerçeklen İstanbul'dan A nadolu'ya (Asya'ya) çıkan H açlı ordusu­ n u n toplam mevcudu 600. Selçuk'un torunları Arslan Yabgu ve Mikâil Yabgu aileleri arasındaki ailevi rekabet ve mücadelenin yeni bir sefhaya girmesine sebep oluyordu. Haçlılar'ı Türk-jslâm beldelerinden söküp atmak için Türkler'in uzun yıllar mücadele edip sayısız şehitler vermeleri gerekiyor­ du. Anadolu beylerini yeniden hâkimiyeti altına al­ maya başlaması ve bu şekilde hâkimiyet alanını genişletmesi de Tür­ kiye Selçukluları ile Büyük Selçukluları yine komşu yapmış ve eski aile rekabet ve mücadelesinin canlanmasında âmil olmuştu.(467) Ayrıca Sultan Kılıç Arslan'ın. Sultan Kılıç Arslan'ı ve haleflerini. babası Süleyman Şah gibi. tıpkı ilk Türkiye Sultanı Süleyman Şah gibi. Kudüs'e ulaşmak üzere Suriye'ye doğru ilerleyen bir Haçlı kolu Antakya’yı ele geçirdi (Haziran 1097) ve daha sonra Urfa'yı zaptetti.

mücadeleye girişti ve Musul'u alarak Büyük Selçuklu İmparatorluğu'na da namzet bir kudrete erişti. kumandasındaki iki kol halinde harekete geç­ tiler. Haçlı Seferi) hazırlandı. Louis bu felâketi öğrenince. artık müdafaadan taarruza geçerek. Selçuk ülkesinden geçmenin imkân­ sızlığını anlayarak. 1107 yılında. Fa­ kat bu sırada Melik-Şah’m oğullarından Suitan Muhammed Tapar'ın Emir Çaviı kumandasında gönderdiği büyük bir ordu ile giriştiği çok çetin bir savaş sırasında. 1147 yılında. A l­ man ordusunun büyük bir kısmı imha edildi. Denizli ve Antalya istikametini takiple yolunu değiştirdi. Efes. Louis V III. Fakat. 1144 yılında. Dânişmendliler ile birleşerek. Fakat bu sırada. Büyük Selçuklulur’a karşı hâkimiyet ve rekabet mücadelesinde Ölmüştü. Mukaddes Roma-Germen İmparatoru III. büyük bir siyasi deha­ ya sahip olduğunu tedbirli ve başarılı hareketleri ile ortaya koymuş­ tur. daha büyük bir iddia ve azimle. Türkmenler her taraftan İç Anadolu’ya doğru göçmeğe başladılar. Büyük Selçuklular'ca yakalanıp İsfahan'a gönderilince. Haçlı seferleri ve Sultan'm ölümü üzerine B i­ zanslIlar. duruma hâkim oldu. Türkiye Selçuklu tahtı tekrar sahipsiz kaldı. Sultan Mesud. Kon­ rad kumandasındaki muazzam Haçlı ordusu. Onun oğlu ve ikinci l ürkiye Sultanı oian Kılıç Arslan da yine büyük Seiçukluiar’la. (470) Sultan Mesud zamanında da büyük bir Haçlı seferinin yapıldığını görüyoruz. Bir müddet Dânişmendliler'e tâbi gibi görünmüşse de. Urfa Kontluğu'nu ortadan kaldırması üzerine Avrupa'da büyük bir heye­ can dalgası esti ve ilk defa olarak. Almanlar'ın Konya'yı işgal ettiklerini zanneden Fransa Kıralı St. daha son­ ra insiyatifi eline almağa muvaffak olmuştur. Konrad ve Fransa Kıralı St. kaçabilenler geri dön­ düler. Eskişehir yakınlarında Sultan Mesud'un ordusu tarafından perişan edildi. Haç­ lılar. bütün sahilleri geri aldılar. Habur suyu'nda boğula­ rak hayatını kaybetti. İmparator ve Kıralların başında bulunduğu büyük bir haçlı seferi (2. Bununla birlikte yine Türkler'in hücum ve baskın­ larıyla bu ordu da çok zayiata uğrayarak Antalya'ya vardı.İlk Türkiye Sultanı Süleyman Şah. bir yandan saltanat mücadeleleri ile meşgul olan. K ılıç Arslan'ın oğlu Sultan Mesud. Mukaddes Roma-Germen (Alman) İmparatoru III. Gemi­ 170 OĞUZ ÜNAL . (469) Sultan Kılıç Arslan'ın ölümü Türkiye Selçuklulan'nı eskisinden daha büyük ve şiddetli bir buhrana sürükledi. Kılıç Arslan’ın ölümü sırasında Musul valisi bulunan büyük oğlu Şahin-Şah. Musul Atabeyi İmâdeddin Zengi'nin.

kırk yıla yakın bir saltanat ve mücadele devrinde. hastala­ rını tedavi ettMer. yerine veliahd tayin ettiği oğlu II. Anadolu'nun "T urkia" adiyle kay­ dedilmesi de çok manâlıdır. Eskişehir yakınlarında ve Konya önlerinde.(472) Sultan Mesud. siyasi birlik ve medeni ilerleme devri açılmıştır. Kalanları da Türkler'in ve Rumlar'ın taarruzları karşısında perişan oldular. askferi ve medeni hamleler bu kudretli sultan zamanında çok ileri bir safhaya erişti ve Türkiye Selçukluları tari­ hinde yepyeni ve parlak bir devir başladı. Türkiye Sultanı'nın ve Türkiye Devleti'nin kudretini çok yükseltti. Artık Anadolu Türkleri'nin buhran devri sona ermiş.ler'e binen zenginleri Suriye'ye gittiler. Kılıç Arslan sultan oldu. ihtiyatlı ve dahiyane bir siyasetle Türkiye Devleti'ni yok olmaktan kurtardı ve tekrar Anadolu'ya hâkim bir duruma yükseltti. Türk­ ler için Anadolu'yu emniyetli bir vatan haline getirdi. Haçlı ordularını mağlub ve perişan etmesi ve böylece bütün İslâm dünyasına korku salan Haçlı ordularını ortadan kaldırması. Nitekim Rumlar'ın hıyanetini ve Türk­ ler'in şefkatini anlatan bir Haçlı müellifi: " E y hiyânetten daha zalim olan merhamet" feryadiyle Türkler'in iyilik. Garp kaynaklarında. adaleti. Zekâsı ve enerjisi sayesinde Bizans İmparatorluğu'nu ve Haçlı ordularını mağlub ederek. İlk defa onun zamanında. onlara para ve ekmek dağıttılar. Kılıç Arslan. Sultan II. Haçlılar'ı bu perişan halde görünce merhamet ettiler. Selçuk Türkiyesi'nde ilk imâr ve medeni faaliyetler de onunla başlar. Sultan Mesud zamanın­ da başlayan siyasi. Bizans'ın ağır vergilerle ve korkunç zulümlerle ezdiği Rumlar onun idaresine geçmeğe başla­ dılar. şefkati ve iyi idaresi dolayısiyle. (473) Sultan Mesud'un. uzun ve kanlı mücadelelerden sonra. merhamet ve şefkatle Hıristiyanların dinlerini satın aldıklarını. Haçlıiar’ı soydular. fakat din değiş­ tirme hususunda hiç bir baskı yapmadıklarını belirtir. (471) Sultan Mesud'un. Rumlar. Türkiye Devleti'nin bu kadar kuvvetlenmesinden ve Anadolu'nun rakipsiz şekilde hâkimi olmasından endişelenen ve Türkmenler'in yavaş yavaş Batı Anadolu'yu istilâ etmeğe başladığını gören Bizans İnıpa- HORASAN'DAN ANADOLU'YA 171 .-Rumlar'dan satın aldıkları Haçlı paralarını düşkün­ lerine verdiler. Bir Hıristiyan kroniğinin de ifade ettiği gibi. 1155 yılında ölümü üzerine. paralarını aldılar. çok sabırlı. Sakarya'dan Fırat boylarına kadar bütün Selçuklu Tüıkiye'sini hâkimiyeti altına aldı. Türkler. Türkler'in bu akıl almaz iyiliklerini gören üç binden fazla Frank Müslüman oldu.

Selçuklu Türkiyesi'ni onbir oğlu arasında "ülüş" usulünde taksim ederek. meydan muharebesine girmeden çete mu­ harebeleri ile. Kılıç Arslan. Gök Türkler'de. yıpratmağa başladı ve böylece iyice yıpranmış olan düşmanı Eğridir gölü kuzeyindeki dar ve sarp bir geçitte. Myriokefalon (Kumdanlı)'da yakalayarak müthiş bir hezimete uğrattı. Anadolu'yu Türkler tarafından geçici bir süre için işgal edilmiş bir ülke gözüyle görmüşlerdir.(478) 172 Oğ u z ÜNAL . tamamiyle ezerek Anadolu'dan silip atmak ve Bizans'ı tekrar Anadolu'ya hâkim kılmak karariyle. 5000 araba ile çok sayıda hayvan da Bizans ordusunun ağırlıklarını taşıyordu. Kılıç Arslan da bu sebeplerle. Batı Anadolu'da Kütahya ve Eskişehir yörelerini kati olarak fethetti ve Türkiye Devleti'ne kattı. (476) II. Zira bilindiği gibi. Türkiye Selçuklulan'nda da devlet hânedan azasının ve özellikle hükümdar oğullarının müşterek hâkimiyeti altında sayılıyordu. Kılıç Arslan. bizzat Konya üzerine yürüdü. İşte Sultan 1 1 . Onun bu durumunu gören oğulları arasında saltanat ihtirasları ve mücadeleleri başladı. (477) II. Macar. Karahanhlar'da ve Büyük Selçuklular'da olduğu gibi. eski Türk hâkimiyet telâkkisinin etkisi altında. Türkler de ilerleme ve yükselme halinde olmuşlardır. büyük bir ordu hazırlayarak. Bundan sonra BizanslIlar daima müdafaada ve çökün­ tüde. Malazgirt'in kendileri için nasıl bir darbe olduğunu henüz yeterince kavrayamamışlar ve bu sebeple daima Anadolu'yu geri alma ümid ve hayaliyle yaşamışlar. (475) Kumdanlı zaferi. Melik sıfatiyle.ratoru Manuel Komnenos. Bu muazzam orduda Bizans'ın kendi kuvvetleri yanında Frank. Kılıç Arslan. 1176 yılında. uzun ve şerefli bir mücadele hayatından sonra artık ihtiyarlamış ve sefere çıkamaz olmuştu. (474) Bizans ordusuna karşı harekete geçen Türkiye Sultanı II. Halbuki Kumdanlı zaferinden sonra B i­ zans'ın Anadolu'yu kurtarma ve geri alma ümidleri tamamen tarihe karışmıştır. Malazgirt'ten sonra Türkiye Tarihi'nde ikinci bir dönüm noktası teşkil eder. Kılıç Arslan oğullarının herbirini. devlet idaresinin Selçuklu hânedanı mensupları tarafından idare edilmek suretiyle birleşmesini temin etmek istedi. Türkleri. bir eyaletin idaresine gönde­ rirken kendisi de metbu Sultan olarak Konya'da otunjyordu. Bizans ordusunu. 1177 ve 1182 yıllarında. BizanslIlar. Bu zafer­ den sonra II. Sırp ve Peçenek askerleri de bulunuyordu.

fiili bir iktidara sahip değildi. Nitekim Selâhaddin Eyyubi'nin Kudüs'ü fethi üzerjne Alman İmparatoru Frederik Barbaros kumandasında. A y dın T A N E R t. Türkiye Devleti'nin on bir ogiu arasında taksim edilmiş olmasını. 11'IO yılınd^^ büyük bir Haçlı ordusu (3. mali ve askeri bütün işleri kendi mer­ kezlerinde kurulan hükümet (divân)'lerine adi bulunuyor. Türkiye Selçukluları Kül­ tür Hayatı. Haçlı seferi) Anadolu'ya girdiği zaman. Sultan olmakla beraber. Kılıç Arslan'ın. bu on bir kardeş. ölümü üzerine veliahü olan küçük oğlâ. bilhassa büyük devletlerin teşekkülü sırasında. II. (Bk. sh. K ılıç Arslan'a tâbi olmakla beraber. Sultan olan babaları II. K onya 1977.* inşa ettikleri binalarda isimlerini yazdırıyor ve hattâ komşu devletlerle tnüstakil olarak savaş ve barış münasebetlerine girişiyor. şehzâdeler arasında erken saltanat mücadelelerine sebep olarak devletin birliğini tehdit etmeğe başlamıştır. bu hükümdarın kendi şahsi ve akılsıca tedbiri olarak izah etmek yanlıştır. bir nevi merkeziyet temin ediyordu. asla "sultan” ünvanını alamıyorlardı. Gıyaseddin Keyhüsrev Türkiye Sultanı oldu ise de şehzadeler arasındaki saltanat mücadeleleri daha büyük bir şiddetle devam etti. hânedan mensupları eliyle idare etmek. Sultan II. (Menakib-ül A rifin 'in Değerlendirilmesi). tayin ve azil edilebilen valiler eliyle idare etmek usulüne nisbetle bu usulün ileride gevşekliği ve zararları sabit olmuş ise de. aşiret reisleri yerine. Zira Orta Asya'da memleketi. 1192 yılında. bir sistem değil de. (479) Eski Türk usulünce memleketi evlâdlar arasında taksim keyfiye­ tinin (yani "ülüş" sisteminin) II. Kılıç Arslan. Nihayet kardeşler arasında en kudretlisi Tokat Melik'i İL * " H u tb e " ve "S ik k e " (para)’nin Türkler arasında egemenlik sembolü o ld u ğ u n u biliyoruz.(480) Ancak bu sistem Selçuklu Türkiyesi'ne oldukça zararlı olmuş. Kılıç Arslan tarafından. aşiret reisleri ve beyler eliyle. Bilge Y ayınla­ rı. "trib al" bir şekilde.Selçuklu tarihçisi İbn Bibi'nin bildirdiği gibi. Gerçekten bu eyaletlerin idari. Yani mem­ leketi. idareye göre büyük bir faydası da olmuştur. kendi ad­ larına para bastırıyor. fakat Konya’da bulunan Sultan'a tâbi bir evaiet (devlet) durumunda bulunmaları dolayısiyle bu me­ likler. hutbe okutuyor. 22) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 173 . her melik kendi eyaletinde yarı müstakil bir hükümdar mevkiinde idi.

(481) II. Anadolu'da Türk birliği'nin kumiması ve korunması için büyük gayret harcadı. devletin şehzâdeler arasında taksimi demek olan "ülüş" sistemi bir süre daha yaşamış ve nihayet Selçuklular’ın varisi olan Osmanlılar zamanındadır ki. Süleyman Şah'ın en büyük hizmeti. "Arus-i saltanat taksim kabul etmez" şeklinde ifade olunmuş­ tur. II. öte yandan da Moğol İmparatoru Oktay Kaan’a da elçi göndererek sulh yaptı ve büyük bir siyasi dehayla. ölümü. diğer kardeşlerini itâati altına aldı. Türkiye Devieti'nin birliğini kurması. onun varlığı ve 174 OĞUZ ÜNAL . "aşiretçi" (Tribal) teamüller dolayısiyle.(482) Nitekim bu anlayış Osmanlılar zamanın­ da. "ülüş" sistemine göre. Bütün eski Türk devletlerinde ve bu arada Büyük Selçuklular'da ve Türkiye Selçukiulan'nda da görülen "ülüş" sistemine göre devletin taksimi II. eski Türk hâkimiyet telâkkisi­ ne göre devletin hânedana mensup şehzâdeler arasında. şüphesiz. Bu devirde mem­ leket iktisadi ve medeni bakımdan kalkındı ve Türkiye en ileri bir medeniyet seviyesine erişti. babası II. bütün İslâm beldelerini kasıp kavuran Moğol tehlike­ sini uzaklaştırdı. (484) Moğollar'a karşı müdafaa tedbirleri alırken. (485) Fakat Sultan Alâaddin Keykubad’ın genç yaşta (46 yaşında). Sarayı ve camii iie payitaht Konya'ya adeta damgasını vuran Alâaddin Keykubad. 1237 yılında. Kılıç Arslan'ın son yıllarında şehzâdeler arasında taksime uğramış olan.Süleyman Şah. bir kıs­ mını da bertaraf ederek Keyhlisrev’in elinde bulunan saltanatı ele geçirerek Türkiye Sultanı oldu. (483) Nihayet 1220'de Alâaddin Keykubad’ın Türkiye Sultanı olması ile Türkiye tarihinin en parlak devri başlamış oldu. 1196'da. siyasi. Bu sebeple de O. Süleyman Şah'tan itibaren bir daha görülmemişe bununla beraber menşei göçebe olan Anadolu beyliklerinde de. Türkiye Devieti'nin talihi yine ters dönmüş. iktisadi ve medeni bakımlardan en yüksek seviyeye erişti. Süleyman Şah. merkeziyetçi devlet anlayışı tam olarak yerleşmiş ve bu şekilde siyasi parçalanma bir daha görülmemiştir. Böylece Keykubad devri. taksim edilmesi teamülüne son vermiş olmasıdır. çok kısa süren saltanatı (8 seneden üç ay eksik) esnasında Türkiye Devleti'ni dahili mücadelelerden kurtarmış ve milli birliğe kavuşturmuş çok kudretli bir padişahtır. Türkiye Devleti için ani ve büyük bir kayıp ol­ muş. halk arasın­ da "U luğ Keykubad" adiyle anıldı.

Ve bu şekilde bütün Türkiye Moğol tehdidi altına düştü.(489) Kösedağ'dan Pervâne'nin ölümü­ HORASAN'DAN ANADOLU'YA 175 . onun ölümünden sonra Türkiye Devleti'ne karşı tecâvüzlere girişmişler ve bu şekilde büyük sultanın yokluğu ile felâketler birbirini takip etme­ ğe başlamıştır. Türkiye Devleti için daimi bir siyasi buhran âmili olurken bu devlet adamlarından vezir Pervâne Muineddin Süleyman.000 kişilik Selçuklu ordusunu. O dışta Moğolları ve içte Selçuklu münevverlerini kazanan siyaseti ile 30 yıl devleti kısmen de olsa ayakta tutabilmiş.000 kişilik bir orduyu Anadolu'ya şevkettiler. kolaylıkla mağlub etti. milletlerarası ticaret yolları daha 30 yıl devam etmiş ve bu sayede umumi tekâmül pek fazla sarsılmamıştır. 124Tde. Anado­ lu'da gelişen iktisadi ve medeni yükseliş. Erzurum'u işgal ve tahrip ederek küçük bir yoklama yap­ tıktan sonra. Bununla beraber Anadolu Türkleri. ciddi bir mukavemete uğramaksızm. Baycu Noyan kumandasında 30. (486) Köscdağ mağlubiyeti siyasi inhitatın ve Türkiye Selçukluları'nın inkırazının başlangıcıdır. 1240 yılında. Türkiye'­ de yegâne söz sahibi kişi olmuş. Nitekim bu durumu isabetle teşhis eden Moğollar.(487) 1243 Kösedağ bozgunu ile Türkiye'de Selçuklu idaresi sarsılmış. Moğollar'a karşı mücadeleyi temsil etmiştir. G ittik­ çe büyüyen ve tehlikeli bir hal alan Babai hareketi. 1243 yılında.(488) Bu devrede Moğollar'ın daimi müdahale ve baskıları. Selçuklu Türkiyesi'ndeki saltanat mücadeleleri ve ihtiraslı devlet adamlarının entrika ve mücadeleleri.000 kişilik Moğpl ordusu 80. bir Müslüman şeyhinden zi­ yade eski bir Türk şamanı hüviyetiyle ortaya çıkan ve peygamberlik iddiasıyla halkı kerametine inandıran Baba İshak isyanı da Türkiye Devleti için buhran âmili olmuş ve devleti oldukça sarsmıştı. müda­ halelerine ve mali tazyiklerine uğramış bulunmakla beraber. Moğol ve Selçuklu ordu­ ları Kösedağ'da karşılaştılar. putpe­ rest Moğol tahakkümünü daima ağır bulmuş ve kurtulma yollarını aramıştır. başındaki korkak hükümdar II. Gıyaseddin Keyhüsrev'in Antalya'ya kaçması üzerine dağıldı. zorlukla bastırılmışsa da Türkiye Devleti'nin zaafı da ortaya çıkmış bulunuyordu. Türkler gittikçe ağırlaşan Moğol baskısına. müsbet ve menfi tarafları ile bir "Pervâne Devri" yaratmıştır. lıattâ Sultan'ın fetihlerine devamına seyirci i<alan Moğollar. Yine bu sıralarda Moğol istilâsı önünden kaçan ve Anadolu'ya dolan bazı Türkmenler'in. Eski kuvvetli devlet adamları ve kumandan­ larından mahrum olan Türkiye İmparatorluk ordusu.dahiyane siyaseti sayesinde Türi<iye hududiarına saygı gösteren. 30.

ne kadar (1243-1277). Gerçekten bu devirde milletler arası ticaret yolları faaliyetlerine devam etmiş. Bizanslı­ 176 OĞUZ ÜNAL . ve medeni hayat tamamen çökmüştür. Anadolu Türkleri'nin Alâaddin Keykubad devrini bir saadet devri olarak hatırlamaları ve bütün felâketlerin menşeini "Baycu y ılı" adiyle Kösedağ mağlubiyetine bağlamaları doğru olmakla beraber. umumi vasıfları ile Türkiye Selçukluları devri 1277 yılına kadar sürmüş. Tarihin en kudretli ve şiddetli istilâlarından birini teşkil eden Moğol istilâsı Orta Asya Türklüğü ve medeniyeti için ağır neticeler ve Anadolu'da da bilhassa 1277'den sonra büyük sarsıntılar meydana getirmesine karşılık bu ülkenin nihai ve kati Türkleşmesinde de mühim bir âmil olmuştur. 1277 yılında. Moğol istilâsı önünde de aynı şekilde Türkmen kitleleri bu ülkeye kaçıyor ve Moğol katliamından kurtulmaya çalışıyorlardı. Gerçekten Malazgirt zaferini müteakip Anadolu'ya nasıl sel halinde insan akını olmuş ise. fakat Pervâne'nin 1277'de Moğollar tarafından idamını müteakip başlayan fiili Moğol istilâ ve idaresi. Moğollar'ın yarattıkları buhranlar. Türkiye Devleti ordusiyle. (491) 1277-1318 yılları arasında gölge halinde bir Selçuklu hânedanı yaşamış ise de siyasi iktidar fiilen yok olmuş. zirai ve sınai istihsalde. iktisadi. Türkmenler buralarda. Abaga Han'ın Selçuklular'dan intikam almak maksadiyle. siyasi olduğu kadar iktisadi ve içtimai buhranlara ve medeni çöküşe de sebep olmuş ve Moğol tahakkümü altına giren Türkiye'de Selçuk­ lu idaresi bir gölge halinde 1318 yılına kadar yaşamıştır. siyasi buhranlara ve Moğollar'ın müdahalele­ rine rağmen. Selçuklu Orta Anadolusu'na nazaran daha kuvvetli ve kesif bir şekilde Türkleşmiştir ki. başda Muineddin Pervane olmak üzere. iktisadi ve medeni yükselişte de mühim bir sarsıntı olmamış idi. zulümler ve isyanlar birbirini takip etmiş ve bu tarihin kötü bir hatıra olarak unutulmamasma sebep olmuştur.(490) Sel­ çuklu tarihçileri 1243 Kösedağ bozgununu nasıl milletin kalbinde bir "dağ" ve bütün felâketlerin başı saymışlar ise. Türkiye Devleti hakikaten sahipsiz kalmış. idaresiyle mevcut olduğu gi­ bi. Zira bu tarihten sonradır ki. içtimai. bu husus Osmanlı tahrir defterleriyle tafsilâtlı olarak teyid edilmiş ve bu bölgelerdeki Hıristiyan halkın çok az kaldığı meydana çıkmıştır. Bu büyük Oğuz (Türkmen) akınlan sayesinde X III ve X IV üncü yüzyıllarda Batı Anadolu. bir çok din ve devlet adamlarını öldürtmesi veya vatanlarını terk edip Suriye'ye sığınmaları da o derece acı bir hatıra bırakmıştır. ithalât ve ihracâtta esaslı bir değişiklik olmamıştır. bundan 34 yıl sonra.

Türkiye Devleti tam bir iktidar mücadelesine HORASAN'DAN ANADOLU'YA 177 . Türkiye tahtını ele geçirmek için birbirleriyle mücadeleye başladılar.lar'ın Balkanlar'dan naklettiği. (493) Böylece Moğol istilâsı her ne kadar Türkiye Selçukluları hânedanına ve Türkiye Tarihi'nin bu ilk şanlı devrine son vermiş ise de. Osmanlılar'ın Rum eli’ye geçişleri o tarafa doğru devamlı bir nüfus akınına sebep olmuş ve her halde Balkanlar'da kalan Şamani Türkler'le de karışmış ve kaynaşmışlardır. Moğol hâkimiyeti altında çöker ve Anadolu halkı ızdıraplı günler geçirirken. şair. edip ve mutasavvıflar Türkiye'de yükse­ len Türk-îslâm medeniyetinin gelişmesinde mühim bir rol oynamışlar ise de 1277'den sonra Selçuklu Türkiyesi'nde hüküm süren umumi çöküş bu inkişafı da durdurmuş. Anadolu'nun Türkleşmesi ve Türk vatanı haline gelmesi önlene­ memiştir. Doğu Karadeniz bölgesine yay­ lalardan. Peçenek ve Kuman Türkleri'ne de rastlamışlardı. mütefekkir. Kilikya Ermeni Krallığı Selçuklular. Böylece Anadolu'da Türk nüfusu o kadar yoğunlaşmıştır ki.(492) Moğol istilâsı önünde kaçıp Anadolu'ya sığman Türkistan ve Iranlı pek çok âlim. (494) Türkiye Selçuklu saltanatı. sanatkâr. Karamanlılar ve Özellikle Memlukler tarafından eritildikçe Türkmenler de bu bölgeyi iskâna devam ediyorlardı. Moğol zorbalığının gittikçe kuvvetten düştüğü tarihlerde Türkmen beylerinin yer yer direnme­ leri görülmeğe başladı. yüzyılın sonlarına doğru. Çökmekte olan Selçuklu saltanatının yıkın­ tıları üzerinde yavaş yavaş Anadolu Türkmen beylikleri kurulmuş ve bu beylikler Anadolu'da siyasi hâkimiyeti kendi aralarında taksim etmişlerdi. bunların temsilcisi nihayet Oğuz Han'ın torunlarından en asili sayılan Kayı boyuna mensup Osmanlılar idi ve yüzyıllarca dünya nizâmının davâcısı ve mihveri olmuştu. ancak Uc'larda kurulan Türkmen beylikleri bir dereceye kadar ilim ve kültür sahiplerine sığınak vazi­ fesi görmüştür. (495) X III. Türkmen beylikleri Garp Türklüğü için yepyeni ve parlak bir tarih hazırlıyordu ki. Canik bölgesine adını veren yerli Hıristiyan Çan kavmi yavaş yavaş kay­ bolmuştur. geçitlerden ve Harşıt vadisinden inen Türkmenler bulun­ makla beraber bu havali daha ziyade Samsun'dan itibaren sahili takip eden Oğuz'ların Çepni boyu tarafından Türkleştirilmiş.(496) Bu şekilde yavaş yavaş istiklâllerini kazanan Türkmen beylikleri.

Selçuklular ve Danişmendliler ile Anadolu'da gelişen gazâ ve cihâd mefkuresi *Bk. Buna karşılık BizanslIlar ve Hıristiyanlar karşısında cihâd yapan Batı Anadolu beylikleri TürkIslâm mefkuresinin temsilcileri durumunda yükseliyor. bütün İslâm dünyasından ve Anadolu'dan gelen gaziler. zamanla diğer Türkmen beylikleri aleyhine genişlemek ve cihâd bayraktarlığı sıfatını taşımak imkânlarını kaybetti. Ömer Lütfi B A R K A N . 178 OĞUZ ÜNAL .* Böylelikle Türkistan'da başlayan. Türkmen beylikleri arasındaki mücadeleler kıyasıya devam ederken. askeri işgalden önce mânevi fetih hazırlanmış ve Osmanlı ilerleyişi her yerde bu metoda göre gerçekleşiyordu. Bursa henüz fethedilmeden önce civan evliyaların ve Türkmen ba­ balarının zâviye ve türbeleri ile dolarak. zaferler kazandıkça gazâ ve cihâd mefkuresi­ nin bayraktarlığını eline alıyor ve Anadolu Türkler! arasında cazibe merkezi haline geliyordu. Dursun Fakih gibi din adamları ile işe başlıyor. büyüklüğü ve tarihi rolü dolay isiyle Türkiye tahtının varisi gözüküyorlardı. Osmanlılar süratle Marmara sahil­ lerine doğru ilerliyor ve Batı Anadolu'da Bizans hâkimiyetini tasfiye ediyordu. Fakat diğer Türkmen beylikleri ile çevrili olan Karamanlı beyliği. muta­ savvıflar. Anadolu'da gazâ ve cihâd mefkuresini canlandırıyor. Moğol istilâsı ile yerlerinden atılan Türkler. Müslümanları da. şeyhler. coğrafi sahası. K olonizatör Türk Dervişleri. Vakıflar Dergisi. Osman Gazi. daha ilk günlerde Şeyh Edebali. Türkmen babalan artık Osmanlı b e liğ i ile cihâd ve gazâ yolunda birleşiyor ve bu gazi uc beyliği sür'atle yükseliyordu. Bu sebepledir ki. şeyhler. Türkmen babaları ve mutasavvıf dervişler onlann etrafınaa toplanı­ yor ve kâfirlere karşı cihâdı kuvvetlendiriyorlardı. n . dünya ve ahiretlerini kazanmak maksadiyle Osmanlılar'a koşuyorlardı. (497) İlhanlılar'm çöküşünden sonra Anadolu'da mevcud Türkmen beylikleri arasında Karamanlılar. Anadolu'nun fethi ve Türkleşmesini tamamlıyorlardı.sahne oluyordu. bu mukaddes davâya bağlayarak kendi etraflarında topluyorlardı. Diğer Türkmen beylikleri Moğollar ve komşuları ile mücadele ederken. Osmanlılar'm Bizans'a karşı süratle ilerlemesi ve zaferler kazanması. Böylelikle bu Türkmen Beylikleri. Uçlarda Rumlar'a ve Ermeniler'e karşı cihâd ve gazâ hareketi de devam ediyordu. Marmara sahillerinde fütuhat yapan ve süratle Balkanlar'a ayak basarak İslâmın ezeli düşmanı Bizans aleyhine geniş­ leyen OsmanlI beyliği.

Malazgirt'te yükselttiği sancak. (499) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 173 . bu şekilde eski Türk devletlerin­ de zaaf unsuru olan eksiklikler tamamiyle yok olmuş. çok daha üstün vasıfları ve elverişli şartları sayesinde Türkiye tahtının vârisi olurken. aynı zamanda üç kıta üzerinde ve Akdeniz havzasmda hak ve adâlete dayanan yeni bir dünya nizâmı J a kurarak Türk ve İslâm tarih­ lerinin en ileri bir siyasi teşkilâtını da yaratmışlardı. OsmanlI­ lar. bu büyük in­ kılâp sayesinde devlet ve nizâm daima korunmuştur. mülk ü millet" gibi dört unsura dayanan yüksek mefkureleri ve devlet anlayışları ile kudret kazanmış ve Türkiye Selçuklu lan'ndan aldıkları mirası bu suretle en yüksek seviyeye eriştirniişlerdir. Türkiye Selçukluları eliyle Osmanlılar'a devredilmiş ve büyük Gazi Süleyman Şah'ın kurduğu Deylet-i Ebed-Müddet (Türkiye Devleti) günümüze kadar yaşamıştır. bu mefkureleri ile yalnız Selçuklular'ın vârisi olmamışlar. daha kudretli bir mefkure ve teşkilâta sahip bulun­ muşlar. Osmanlılar en imanlı ve ateşli bir uc gazi­ leri beyliği olmuş ve dayanılmaz bir kudret halinde yükselmişler­ dir. Türkiye Selçukluları zamanından başlayan tekâmülünü tamamlayarak. (498) OsmanlIlar. diğer Anadolu Türkmen beyliklerine nazaran. "D in ü devlet.Bursa'da temerküz etmiş. Böylece büyük Gazi Alp Arslan'ın milli ve İslâmi mefkurelerle. Nizâm-ı âlem uğrunda evlâd ve kardeşler bile feda edilmiş. ilk defa olarak "merkeziyetçi" bir mahiyet almış. "A şire tçi" (tfibal) eski Türk hâkimiyet telâkkisi de.

.

nun kuruluşundan sonra, muntazam ordular iie "Rum beldeleri” ne (Anadolu'ya) yürüyen Türkler, 1040'dan 1071 senesine kadar, kendilerine mukavemet eden ve Bizans ordularına dayanak vazifesi gören, büyük yürüyüş ve ulaşım yollan üzerinde yer alan Erzurum, Erzincan, Bayburt, Niksar, Sivas, Kayseri, Amorlon, Konya başta olmak üzere bir çok şehir ve kaleleri tahrip etmişler ve 1071'de Malazgirt zaferinden sonra, Bizans mukavemetinin ciddi bir şekilde kırılması üzerine, bir kaç sene içerisinde Boğazlar'a ve Ege denizi sa­ hillerine kadar iieriemeğe muvaffak olmuşlardı. Cu ilerleyişten sonra Türkmenler (Oğuzlar) ve onlarla beraber gelen diğer Türk ulus­ larına mensup boylar ve oymaklar, yer yer Anadolu'ya dağılmışlar ve yerleşmeğe başlamışlardı. (500) Bu hadise çok mühim neticeler meydana getirmiştir. Bir kere Büyük Selçuklu Sultanları Alp Arslan ve oğlu Melik Şah ile değerli vezir Nizam ül-Müik, Türkistan'da sıkışıp kaian veya Horasan ile Irak-ı Acem'e yayılıp dağılmış olan ve buralarda ikide birde bir Seiçuk'lu şehzadesinin etrafına toplanarak İç isyanlaıa sebep olan ve Islâm ülkelerinde karışıklıklar çıkaran Türkmen boy ve oymakla­ rına, yay'ıak vc kışlak olarak, yeni fethedilen Anadolu ülkesini gös­ termişler ve bu ülkeyi iktâ ederek, yurt olmak üzere vermişlerdi. Bu yüzden Anadolu'ya zaten vuku bulan Türk göçleıi çok kesif biı mahiyet almıştır. (501) Bu Türk muhaceretini çağdaş Bizans ve "Ermeni tarihçileri çok canlı ve tafsilâtlı biı şekilde nakletmişlerdir; "Türkler sanki dünyanın her tarafından bu memleket için randevu vermişlerdi... Türkler'in kudreti doUyısiyle Rumlar şarktaki bütün şehir ve kaleleri bırakıp gidiyor; bu bölgeleri Tijrkler'e terkediyor; onlann buralarda yerleşmelerine imkân veriyor; hudutlaida kom­ şumuz olan Türkler her tarafı istilâ ediyorlar"dı. (502)' "1080 yılı Martına doğru Okyanus denizi berisinde (Anadolu'da) bulunan bütün Hıristiyan memleketleri Türkler'in istilâsına uğramış ve hiç bir vilâyet bundan kurtulamamıştı... Bir çok vilâyetler boşaldı ve artık Şark milleti (Bizanslılar) mevcut değildi". Türkler'in önünden kaçan "halk kitleler halinde birbirlerinin üzerine atılıyor; binlerce insan birbiıinin yolunu tıkıyor, çekirgeler gibi yeryüzünü kaplıyor ve her taraf insan dalgalan ile doluyordu".(503) "Böylece 1080 yılı Haziranında, denize kadar bütün beldeler Türkler'le doldu... Rumlar'ın devleti çöküntü halinde idi. Zira Türkler denizin berisinde kalan bütün memleketleri (Marmara ve Adalar denizi sâhillerinin şar­ kında Anadolu'yu) işgal etmişlerdi" (504) Yine çağdaş bir Bizans

182

OĞUZ ÜNAL

kaynağı: "Türkler Karadeniz, Marmara, Adalar (Ege) denizi ve Suriye denizi (Akdeniz) arasındaki bütün memleketlere hâkim ol­ dular" derken diğer kaynakları teyid eder. (505) Malazgird zaferini müteakiben vuku bulan Türk istilâ ve fütuhâtmı anlatan başka bir Bizans vekayi-nâmesi Türkler'in Anadolu'ya eskisinden farklı olarak, bir yağrnacı değil, artık işga! ettikleri böl­ gelerin hakiki sahibi sıfatiyle girdiklerini beyan ederken, durumu dalıa isabetli bir görüş ve kavrayış ile tayin etmiştir. (506) Türk istilâ ve fütuhâtmın önünden kaçan Rumlat'dan başka B i­ zans İmparatorları tarafından Anadolu'dan Balkanlar'a nakledilen Rumlar'a veya Rumlaşmış halklara dair haberler de çok dikkate şayandır. Gerçekten bir Süryani tarihçisine göre: "Türkler'e yenilen Rumlar bir daha onlara karşı duramadılar. İmparator Mihael'i korku almıştı. Korkak ve kadınlaşmış müşavirlerinin sözlerine bakarak bir daha sarayını bırakıp Türkler'e karşı çıkmadı. Hıristiyanlara acıya­ rak adamlar gönderdi ve Pont (Danişmend ili)'da kalmış olan halkın bakiyelerini, eşyaları ile birlikte, atlara ve arabalara yükletti; denizin ötesine (yani Anadolu'dan Balkanlar'a) nakletti. Böylece ahalisiz kalan bu bölgelere Türkler'in yerleşmesine yardım etti. Bu sebeple de İmparator herkesin tenkidine uğradı". (507) Bu hadise ve kayıt Anadolu'nun Türkleşmesi tarihinde hususi bir ehemmiyet taşır. (508) Büyük Türk muhacereti ve Anadolu'nun Türkleşmesi hakkında mevcut sayısız kaynaklar arasından yukarıda verdiğimiz vesikalar tarihin bu mühim meselesini, ana batlarıyla, aydınalatacak bir kıymet taşır. Bu ana vesikalar Malazgird zaferini müteakip Anado­ lu'nun nasıl sür'atle Türkleştiğini göstermeğe kâfidir. Böylece,Türk tarihinde Hun, Gök Türk, Selçuklu ve Osmanii gibi tarihin azametli mnparatorlukiarını kuraıi kudretli ve büyük Oğuz kavrni, Sırderya havzasından, Aral ve Hazaı denizi sahillerinden garba doğru göçerek, binlerce kilometre uzakta bulunan Anadolu'ya gelmiş ve burasını takriben elli yıllık bir mücadele ve cihâd devresi sonunda kendisine vatan yapmıştır. Anadolu, tarihinde, bir çok kavim, din ve kültür­ lere sahne olduğu veya bunların kıtalar arasrîhtikalinde köprü vazi­ fesi gördüğü haldsi-hiç biı .zamaıij, Türk i.ştilâ ve fiJtuhâtı devrinde olduğu gibi, etnik, dini ve kültürel bakımlardan bu derece külli ve sür'atii bir inkiiâba uğramamıştı. Araplar, Emeviler ve Türk ordusu

HORASAN'DAN ANADOLU’YA

183

ile birlikte Abbâsiler zamanında, iki asır kadar Anadolu'yu fethet­ mek ve İslâm'ın ezeli rakibi olan Bizans İmparatorluğu'nu çökert­ mek için giriştikleri fasılasız ciliâd ve gazâiara rağmen, bu büyük vazifeyi başaramamışlardı. Selçuklular'ın kısa bir zaman içerisinde bu ülkeyi feth ve kendilerine vatan yapmalarında, kudretli ordulara ve eşsiz bir stratejik dehaya sahip olmaları yanında, bir milletin top­ tan muhacereti birinci derecede rol oynar. (309) Bu sebeple Türkiye tarihini yeni bir ruh ve metodla ele alıp onu dünya tarihi içerisinde enteresan bir mukayese zeminine oturtmak is­ terken, üzerinde durulması lâzım gelen en mühim konulardan birisi şüphesiz, ''tarihin demografik âmilleri'tdir. (510) Gerçekten Türkiye tarihinin başlangıcını, Türkiye Selçukluları, OsmanlIlar, vs. gibi muhtelif devir ve hususiyetlerini, Türkiye Devleti'nin bu muhtelif devirlerdeki askeri, idari ve hukuki teşkilâtını; içtimai, iktisadi ve kültürel yapısını tetkik ve izah etmek İsterken, bu muhtelif devir ve medeniyetlere has nüfus imkân ve zaruretlerini, memleket nüfusunun kütlesi, kesafet ve dinamizmi, coğrafya üzerin­ deki yayılış ve konuş şekli, yer değiştirme imkân ve sür'ati, artış nisbeti, yaşlara, cinsiyete, meşguliyet nevilerine, çeşitli boy ve oyrhaklarm yerleşme tarzına göre terekküp tarzı vs... gibi "demogra­ fik âmiller"i hesaba katmak ilmi bir zarurettir. Bu güne kadar tarihçilerin bu meseleye ciddiyeile eğilmemiş ve "demoğıafik âmiller"i hesaba katmamış olmaları,* Türkiye tarihi'nin bir çok yönlerinin ilmi bir izahtan mahrum kalmasına dolayısiyle 'Türkiye Devleti'nin Kuruluşu" vt "Anadolu'da Yeni Türk Vatanı'nin Teşek­ külü" meselelerinin lâyıkiyle anlaşıiamamasına sebep olmuştur.(511) Nitekim, Seiçuklu-Bizans hudutlarındaki uc gazileri diyarında teşek­ kül eden "Türkiye Devleti"nin kısa bir müddet içerisinde, başdöndürücü bir hızla büyüyerek, tarihin akışını asırlarca değiştirecek kudrette bir imparatorluk haline gelmesi ve yeni bir din ve kültürün taşıyıcısı olarak, eski Bizans İmpaıatorluğu'nun enkazı üzerinde kurulan bu yeni devletin bir Türk-İslâm devleti hüviyetiyle tarih sahnesine çıkabilmesi hadisesi tarihçiler arasında henüz tam anlamıy­

*Burada Prof, M. Fuad K Ö P R Ü L Ü , Prof. Öm eı Lütfı B A R K A N , ve Prof Osman TUJRAN'ı, b u konudaki ilk ve değerli çalışm alarından dolayı, ayrı tu ttu ğ u m u zu derhal belirtelim.

184

Oğ u z ÜNAL

la izah edilememiş bir meseie halinde münakaşa edilip durmaktadır.(512) Eski Osmanli tarihçilerinin ve Özellikle Hoca Sadeddin Efendi'den sonrakilerin, Türkiye Devleti'nin kuruluşu hakkmdaki yanlış tutumları malumdur. Onların bütün gayretleri ve dikkatleri yalnız bir nokta üzerinde toplanmıştır: Münhasıran Osmanlılar'a ait kaynaklar bularak, Türkiye Devleti'nin kuruluşu meselesini münhasıran bu kaynaklar vasıtasiyle halletmeğe çalışmak! Bu bü­ yük problemi bu kadar dar bir çerçeve içerisinde anlamağa kalkı­ şınca, yani Türkiye Selçukluları tarihini görmezlikten gelerek, sadece X IV . asır Ösmanlı tarihine ait kaynaklar bularak meseleyi onlar vasıtasiyle halle çalışmağa teşebbüs edince, şimdiye kadar olduğu gibi, bir çıkmaza girmek, evvelden mukadderdir. (513) OsmanlI tarihçilerinin, Türkiye Devleti'nin Kuruluşu'nu, X III. asır­ da Anadolu'nun kuzey batısmda Selçuklu-Bizans sınırları üzerindeki dört yüz çadırlık bir aşirete isnad ederek, bu hadisenin izahı için Türkiye Selçukluları tarihinin ve X I. ve X IV . asırlar Türkiye tari­ hindeki siyasi ve içtimai-şartların hiç düşünülmemesi, tarihi bakım­ dan affedilmez bir hatadır. (514) Bu meselenin bu nevi biı anlayış yoliyle tatmin edici bir izah şekline ulaşamayacağını takdir eden bir kısım Batılı tarihçiler de, Türkler hakkmdaki, iyice araştırılmadan teşekkül etmiş menfi kana­ atleri sebebiyle ve bu büyük tarihi meseleyi daha geniş kadrolar içinde düşünmeğe belki de gönülleri razı olmadığından dolayı, içinden çıkılmaz faraziyelerle tarihi hakikati zorlamağa girişmiş­ lerdir. Onlara göre, fütuhatın çekirdeğini teşkil eden gâziler'in Islâm dinini yayma uğrundaki mücadeleleri Bizans Anadolu'sunda meyvelerini verdi. Bu sayede BizanslI Rumlar sadece isim ve din değiştirerek tarih sahnesine yeni bir ırk ve millet halinde ve üzerle­ rine yeni vazifeler almış olarak çıktılar. Ve İslâmi bir leıık ve cilâ altında eski Bizans İmparatorluğu'nu ihya ve devam ettirdiler. He­ nüz göçebe hayalının itiyatlarını muhafaza eden ve üstün bir mede­ niyet kurma kabiliyetinden yoksun bulunan bir avuç Türk'ün bu tarihi oluş içersindeki rolü, olsa olsa bir din yayıcılığından, bir misyonerlik faaliyetinden ibarettir. Böyiece Türkiye Devleti, Rum vezir ve idareciler taraiftıdan Türk Hanedanlarının etrafında, eski Bizans'ta görülen teşkilâta göre kurulmuş oldu. Bu yeni devleti kurmuş olan bir avuç Türk'ün yeni devletin hamuru içindeki rolle­ ri ve hisseleri de ehemmiyetsizdir. Türkler, yalnız yeni bir impara­ torluk kurmak için kendilerine lüzumlu devlet adamlarını değil,

HORASAN'DAN ANADOLU'YA

185

bir taraftan "Anadolu'nun Türkleşmesi" ve "Tür­ kiye Devleti'nin Kuruluşu". Osmanoğulları idaresindeki. Bu sebeplerle. (515) A çıkça görülüyor ki. gibi kroniklerden sonraki devirlerin ve özellikle Hoca Sadreddin Efendi'den sonraki Osmanlı tarihçilerinin izah tarzları gibi Batılı tarihçilerin de bu konudaki görüşleri bu meseleyi izah etmekten çok uzaktırlar. Anadolu’da teşekkül eden Türkiye Devleti ile bütün Türk-İslâm dünyası arasındaki müna­ sebetleri ve bu âlemin muazzam insan kaynaklarını hesaba katmıyor ve 400 çadırlık bir aşireti koskoca bir Bizans medeniyeti ile karşı karşıya bırakıyor. İlk OsmanlI tarihçileri olan "A şık Paşazade".imparatorluk harplerinde kan dökecek askerleri dahi yerli unsurlar (Rumiar) arasından tedarik etmişlerdir. Bütün bu görüş ve faraziyeler. "damogıafik ârniller"i. Türk-İsiâm Sancağını Tuna boylarından Viyana önlerine kadar götürmüş olan bu muhteşem hamlenin kuvveti hakikaten mucizeli bir hal alıyor ve ilmi ve tarihi izahını bir türlü bulamıyor. vs. diğer taraftan bu tarihi oluşumun lâyjkiyle anlaşılabilmesi. Bu suretle İslâmi bir renk ve cilâ altında devam ettiği farzedilen bu yeni devletin tarihi tekâmülündeki sır. ilmi olmak ve böylesine büyük bir tarihi oluşu izah etmek iddiasında bulunmalarına rağmen. "O ruç B e y ". bütün bir feo­ dal Batı âlemini mağlub eden Türk-İslâm kültür ve medeniyetiniii manâsı. Bu suretle bomboş bir Anadolu'da sürülerine ot­ lak bulmak için başıboş dolaşan bir göçebe topluluğu günün birinde heybetli Bizans surları önündegösteren hayali bir tablo ile başlattık­ ları tarih sahnesinde. Türkiye tarihinin muhtelif devirlerindeki 1S6 OĞUZ ÜNAL . önüne geçilmez bir kuvvet halinde kalkınarak memleketleri ve kültürleri alaşağı ettiğini görünce. bir ıiıüddet sonra Anadolu yaylalarındaki boşluğun. yani nüfus meselelerini tarihi tetkikler esnasında hem sebep ve hem de neîice olarak tetkik etmek kaçınılmaz bir zarurettir. bir türlü izahı bulunamayan bir tarihi oluş karşısında bulunduklarını hissediyorlar. (516) O halde bu çıkmazdan kurtulmak ve Türkiye Devleti'nin kurulu­ şunu ve Türkiye îarihi'nin karanlıkta kalmış bir çok yönlerini tarihi gerçekliğe uygun ve ilmi bir şekilde izaîı edebiîmek için. Türkiye tarihini ve özellikle kuruluş devirlerini incelerken. bütün bu farazi­ ye ve görüşler bizi tatmin edici bir ruh ve metodla işlenmiş değiller­ dir.

İstanbul 1 9 3 i. I (1931). kısacası rakamla ölçülebilen. teşkilât ve müesseselerin mahiyetleri ve zaman içerisindeki gelişmeleri. teknik terâkkiler. bir harita üzerine dökülüp değerlen­ dirilebilecek olan bir takım nüfus hareketlerine sebep olmaktadır ve aynı şekilde bu nüfus hareketlerinin de bir neticesi olarak meydana gelmektedirler. Hülâsa. Bilhassa. çok defa kendi ehemmiyetleriyle mütenasip olarak.. devletlerin teşekkülü veya parçalanması nevinden siyasi veya askeri büyük hâdiseler. Fuad K Ö P R Ü L Ü .hâdiselerin karmaşık bir şekii alması ve fütuhatın devamlı neticeler elde edebilecek şekilde hep aynı istikamette genişleyip gitmesi. f)u gün olduğu gibi. demografik amiller nazara alınmadıkça izahsız kalmaya mahkumdurlar. Türk H u k u k ve İktisat T anhi Mecmuası. vs. En yeni iktisadi ve iç­ timai urih araştırmaları bize iktisadi tesirlerin bile insan unsuruna ve demografik durumun arkasından ve onun neticesi olarak tarihi hâdiseleri harekete geçirdiğini. nüfusun konuş tarzında bir değişikli­ ğe.. siyasi ve içtimai büyük gelişmelerin bilhassa demografik gelişmelerle iktisadi konjonktür arasındaki münasebetlere bağlı olduğunu isbat etmektedir.. isyaniar. HORASAN'DAN ANADOLU'YA 187 . Diğer taraftan. demografik yapı tarafından sıkı bir şekilde "tayin ve icap" edilmektedir. tarihin yapıcı kuvvetleri olarak hâdiselerin "niçin"lerini izah hususunda büyük bir ehemmiyet arzetmektedir. Bizans'ın iıiç bir ciddi tesiri bu lunm adığı m uhakkaktır. iktisadi gelişmeler.: M. iktisadi ve içtimai yapı. tarihte tetkik konusu yapılabilecek kadar az-çok büyük bir ehemmiyet arzeden her hâdisenin demografik sahada dai­ ma bir aksi ve neticesi bulunmaktadır. ''Bizans Müesseseîerinın Osmanlı Müesseselerine Te­ siri H akkında Bâzı M ülâhazalar". Türkiyat Enstitüsü Yay. sh. c. kalabalık nüfus küt­ lelerinin yer değiştirmelerine. Bizans'ın feodal zirai rejimi yerine Türk-İslâm dirlik sisteminin vT^ra^i 'rejimînm yerleşmesi. Bu k onuda geniş bilgi için şu eşsiz esere b k .Ve bu sebeple nüfus meseleleri. Nitekim. Türk-İslâm kültür ve medeniyetinin yayılış tarzı ve sahası.. Türkiye Devleti'nin teşekkülü devrinde »Türkiye Üevieti'nin teşkilât ve muesseı>elerinin ınenşeinin OrtaZam an Türk-îslâm dünyasından geldiğini ve bu teşk ilât ve iniiesseselerin tekâm ül seyrinde. diğer bir deyişle "demografik âmiller” tarihin diğer âmilleri yanında. 165-313.* çeşitli içtimai smifiar arasındaki münasebetler. tarih boyunca da.

Sonuç olarak Anadolu'nun pek büyük bir kısmı X I. Anadolu'ya geldi. Anadolu'ya gelirken maddi ve manevi harslarını da beraberlerinde getirdiler. Halbuki bu Türkmen fetihleri. Hattâ 188 Oğ u z ÜNAL . Fethi müte­ akip ülkenin her tarafı Oğuz (Türkmen) kümeleri ile doldu. Bizans Anadolu'sun­ da yeni bir şekilde yer vc yuıt tutmalarında. Türkistan'da iken bugünkü hususiyetle­ rini taşıyor ve orada da Türk lehçelerinin en incesi ve en zarifi olarak vasıflanıyordu. Oğuz Türkçesi. Türkler ile meskun herhangi bir bölgesinde. Herasarr^e Azerbaycan'dan Anadolu'ya birbiri arkasından kalabalık Türkmen kütleleri gelmişti. asra kadar devam eden kesif göçler ile her bakımdan bir Oğuz (Türkmen) vatanı vasfım aldı ki. imparatorluğun hudut­ ları içerisinde yeniden meydana gelen iktisadi sahalarda ve iş haya­ tında ihtisaslaşmalarında.(518) Oğuzlar. Bunlar Türkistan ve Horasan'da yaşayan soydaşları tarafından daima besle­ niyor ve yeni gelenler ile sayıları daima artıyordu. Oğuziar'ın Anadolu'ya getirdikleri harsları ve bu arada her türlü gelenekleri bütün hususiyetleri ile zamanımıza kadar kuvvetle yaşayıp gelmiştir. herhangi bir kimse Anadolu'nun .(5T9) Bugün. ruhi davranışları ve antropolojik vasıfları hâkimdir. eski yurtlarından göç ederek. X I. Anadolu'da toplanmıştı. biraz yukarıda belirttiğimiz gibi.onun hayatına mutlak surette ve birinci derecede iştirak etfniş olan Oğuziar'ın (Türkmenler’in) coğrafi yayılışında. başlangıçta. tek bİr kumanda altında ve muntazam bir plân dahilinde de yapılmamıştı. (517) Gerçekten Bizans Anadolu'su. Sır Derya boylarında bulunan Dede Korkut'un mânevi şahsiyeti bile. destan­ ların yanında. Je tih te n sonra Anadolu ile Türkistan arasında bir göç kanalı meydana gelnTİşti. ka­ sabalar ve köylerde toplanmalarında büyük ve manâlı değişikliklerin vukua gelmiş bulunması zaruridir. eski Oğuz ülkesi olan. Günümüzdeki Anadolu Türkleri'nde ataları olan Oğuziar'ın harsları. açıkça kaydetmişlerdi. Mezarı. daha Anadolu'ya gelmeden önce. toprağa yerleşmelerinde veya şehirler. asırdan başlayarak X IV . 1071 yılındaki Malazgird zaferini takip eden 8-10 yıl içinde Türkmen'ler tarafından baştan başa açıl­ mıştı. Kâşgarlı Mahmud'un Oğuzlar'a dair söylediklerini bu bölgedeki Türkler'in dil ve davranış­ larında. Böylece Oğuziar'ın ezici çoğunluğu.~ asırlar arasm^a—lik k is tan. bir çok tarihçilerin ve dilcilerin sandığı gibi. gelenek ve göreneklerinde açıkça müşaiıade edebilir. bu hususu çağdaş Bizans ve Ermeni tarihçileri ile Süryani kaynak­ ları da. Anadolu veya İstanbul'da değil. "VE~XI1I.

hiç bir tereddüde yer vermeye­ cek kadar. tarihi vesikalarda. açıktır. bu önde gelen hâdiselerin büyük rolü olduğu. aynı surette ehemmiyetli olan. İşte bu âmiller sayesindedir ki. bilgi ve tecrübeye sahip insanları ve mânevi kuvvetleri kendi arka­ sında buldu. lıâdiselerin ilmi bir şekilde ve tarihi gerçekliğe uygun olarak anlaşılabilmesi için. Oğuz Türkleri’nin asıl ve gerçek mümessillerini görmek için Türkistan'ı değil. Oy»a ki Türkistan'da­ ki Türkmenler bunları çoktan unutmuşlardır Bu izahlardan da açık­ ça anlaşılacağı gibi. Fuad KÖ PR'Ü LÜ . ve X III. asırda Anadolu'da cereyan eden içtimai ve siyasi büyük değişmelerin bir neticesi gibi görünecek ve bu sayede de Türkiye tarihinin karanhkta kalmış bir çok meselelerini anlaşıla­ bilir bir şekilde ortaya koymak mümkün olabilecektir. "Orta Asya. Türkiye Devleti'nin Kuruluşu meselesinde. asırlarda Anadolu'ya göçeden Türkmenler ile diğer Türk ve İslâm dünyası sıkı bir münasebet ha­ linde bulunmakta idi ve Türkiye Devleti. (523) Demek oluyor ki. Mjsır. asırlara doğru yapılan büyük çapta iskân işlerine ve nüfus hareketlerine ait mevcut kayıtlan tetkik ve toponmie tetkikiyle tamamlamak suretiy­ le. Türkiye Devleti'nin HORASAN’DAN ANADOLU'YA 189 . ve X III. Nitekim Pıof. bu kadar geniş hudutlar içerisinde kaynaşmakta olan bir âlemin dört bucağında meydana gelen dini ve içtimai cereyanları. (522) Gerçekten. Suriye ve Rusya arasındaki büyük muhaceret yolları üzerinde kurulmuş bulunan Büyük Selçuklu Imparatorluğu'nun iktisadi ve kültürel gelişmeleri " ile "Büyük Türk Muhacereti neticesinde Anadolu'da ortaya çıkan yeni vaziyet" ve "Orta Doğu'daki Moğol istilâsının bu yeni vaziyet üzerindeki tesirleri" gibi meseleler üzerinde de özellikle durulması gerekir.bu kimse Dede Korkuı aestanlanndan bazılarınıtı Anadolu'da hâlâ yaşadığını görmekle hayretler içinde kalabilir. X I. köylü ve şehirli nisbetleri"yle. Anadolu'yu dolaşmak lâzımdır. Türkiye Selçukluları'nm iskân siyasetleıinin bazı esaslarını tesbit etmek imkânı bulunduğunu kaydetmektir. (520) Bnvle derin ve ilmi sebepleri ile Türkiye tarihi tetkik edilecek olursa. "Anadolu'daki nüfusun göçebe. teşekkül etmeğe başladığı yıllarda. Türkiye Devleti XI. (52m) Aynı şekilde muhtelif tarihlerde vukua geldiği muhakkak olan bu büyük hacimdeki kesif nüfus hareketlerinden başka. X II.

Bizans. Türkiye Devleti'nin kurulması için lâzım gelen kan ve kol kuvvetini.(526) Nitekim. nereden bulmuş olduklarını anla­ mak mümkün gözükmektedir. Türk Tütuhâtı önünden kaçan Rumlar ve diğer yerli halklar tarafından adeta ıssızlaştırılmış bulunan Anadolu'da ezici bir nüfus üstünlüğü meydana getirmişler ve bu sayededir ki. Bu da bir kavmin bir yerdeki siyasi hâkimiyeti ne kadar uzun sürerse sürsün ve o yerdeki yerli halkın medeni seviyesi ne kadar geri bulunursa bulunsun. G irit’teki Müslümanlar. büyük muhaceret dalgalarıyla Anadolu'ya giren kesif Türk­ men kitleleri. Ermeni. Fakat bu kitlelerin Türkleşmemesinin tek bir sebebi vardı ki. bilhassa ilk yıllardaki koruluş devirlerinde. Türkleşmiş Rumlar'ın ve yerli halkların yardımına muhtaç olmadan daha evvelki emsali Türk İmparatorluk­ ları gibi büyük bir İmparatorluk kurmak teşebbüsünde bu kuv- 190 Oğ u z ÜNAL . akıl ve siyaset adamını Türkmenlerin. kitle halinde iıerhangi bir İslâmlaşma hâdisenin vuku bulduğu hakkında. kütleler halinde İslâmlaşma hâdisesi gö­ rülmüş değildir. (525) Burada yeri gelmişken şu içtimai ve kültürel kaideyi hatırlama­ nız yerinde olacaktır. kendi ana dillerini konuşur görecektik. eğer o kavim yeteri kadar nüfus fazlalığına sahip değilse.(524) Esasen Anadolu'da. Süryani ve Arap kaynaklarında bugüne kadar herhangi bir kayda rastlanmamıştır.sür'atle kuruluşu mucizesini izah etmek ve Türkleştirilmiş Bizanslıiar. Türk. 1000 evlik de olsa. Müslüman oian bu yerli halk topluluklarını Bulgaristan'daki Pomaklar. başta dili olmak üzere. Bu şekilde geniş Türk ve İslâm dünyası ile devamlı temas halinde olan Türkiye Selçukluları. Bu şekiide Türkiye Devleti'nin idari ve askeri teşkilâtı Büyük Selçuklular’ın ve Oğuzlar'ın devlet ve idare ananelerine ve askerlik prensiplerine göre tesis edilmiş ve devlet işlerinde başlangıçta daha fazla Büyük Selçuklu ve Oğuz idari teşkilâtına mensup yüksek Türk-İslâm aristokrasisi ve memurları kullanılmıştır. o da aralarına yeter derecede ve kesa­ fette Türk nüfusunun girmemiş olmasıdır. Türkislâm kültürünü hâkim kılmışlardır. bilhassa İstanbul'un fethine kadar. Balkanlar'daki Arnavudlar ve Boşnaklar gibi. Bu saydığımız halk toplulukları Balkanlar'daki Osmanlı fütuhâtı sırasında Müslüman olmuşlardı. Islâmiyeti kabul etmiş yerli halklar faraziyesitıe başvurmağa lüzum kalmadan. milli hars ve kültüs^rünün o yerde hâkim duruma gelmesi mümkün olamıyor. Diğer taraftan eğer toplu halde İslâmlaşmalar olsa idi. Nitekim Türkiye tarihinde.

(528) Türkmenier'in en mühim bir kısmı büyük muhaceret dalgalan ile Anadolu'ya gelmişlerdir. Türkmenier'in ileride kabile asabiyetleri etrafında toplanarak ayrı ayrı zümreler ve devletler meydana getirmemeleri ve tefrikaya düşmemeleri için aynı Oğuz boy ve oymaklarının belirli bölgelerde birikmelerine mü­ saade etmemişler. HORASAN’DAN ANADOLU’YA 191 . boylarından oymaklar yerleştirmişlerdir. diğer bir deyişle. boy ve oymakların yıkılmalarına ve dağı­ tılmasına çalışmışlar ve bu ulusları meydana getiren boy ve oymakla­ rın her birini büyük mesafelerle dağıtmışlar. Türk göç­ lerini çok akıllıca bir siyasetle iskâna tabi tutmuşlar. (527) Nitekim Prof. Paui vVITTEK de. sadece bir muharebeler ve andlaşınalar tarihi. Türkiye Devleti'nin kurucuları olan Tür­ kiye Selçukluları (ve onların vârisi olan Osmanoğulları). bu yarım asir içinde Anadolu'ya göç etmiştir. ordulardan ziyâde bir mil­ letin (Türkler'in) ve özellikle Oğuzlar'(Türkmenler)ın Anadolu'ya toptan muhacereti ve iskânı sayesinde tamamiyie ve ani olarak değişmiştir. "büyük Türk Muhacereti" ve "Anadolu'nun Türkleş­ mesi" meseleleri hakkında elimizde mevcut sayısız kaynaklar arasın­ dan biraz yukarıda verdiğimiz seçme vesikalardan da açıkça anla­ şılacağı üzere. Gerçekten. Denebilir ki. Türkiye Devleti'nin teşekkülü ve Anado­ lu'nun Tütkleşmesi'nde "demografik âmiller"in önemini göstermek­ tedir. eski Müslüman ül­ keleri örneğinden bir devlet ve medeniyet kurmak için lâzım gelen bütün unsurları birlikte getirmiş veya sonradan celbetmiş oldukları­ nı söylemektedir. Türkiye tarihinin.vetierden istifade ermiş ve kendilerine lâzım gelen her türlü unsurları bulmuşlardır. hakiki bir izahını yapmak ve tarihi oluşumu gerçek yönleri ile anlamak mümkün olabilecektir. bir hanedan­ lar destanı olmaktan kurtarılarak. fakat Anadolu Türk birliği. Anadolu'nun etnik siması. Ve ancak bu âmillerin lâyikiyle anlaşılması iledir ki. Bu kesif Türk muhacereti. bu ulus. Türkiye Selçukluları'nın. dünya Türk nüfusunun en azından üçte biri. asrın sonlarında tamamen bir Türk vatanı yapmıştır. Bu şekilde Oğuzlar'ın yüzlerce yıldır asabiyetle muhafaza ettikleri 24 boy teşkilâtı Anado­ lu’da >on bulmuş. Anadolu'yu X I. aralarına başka Oğuz. (527/A) Bütün bu açıklamalar. İslâmiyete kazanılmış olan bu "Bilâd-ı Rum"de.

Yozgat. 24 boy teşkilâtı inhilâl ettirilerek.(529) Bugün Anadolu'da mevcut Öğuz (Türknıen)~aşrretleri üzerinde yapılan tetkikler ile Türkmen ulus. Başat ulusları üçüncü derecede kesafet göstermektedirler. Ankara metropolit'inin İs­ tanbul Synode meclisine başvurarak buradan Amasra piskoposluğu gibi küçük bir yere tâyinini istemesi bu durumu çok güzel ifade eder. bölgede çok az Hıristiyan bulunduğu ve bu sebeple de geçim sıkıntısı çektiği için. Nitekim II. ırk bakımından Türk kesafetinin miktarını artırmışlardır. Anadolu'­ ya dağıtılmış olmakla beraber bgnlar her bölgeye aynı kesafet derecesinde yerleşmemişlerdir. boy ve oymaklarının adlarını taşıyan kaza. sonradan Müslüman olarak Türk fatihlere karışmışlar ve dolayısiyle. Çepni. kesif bir şekilde Tüı kleşmişti. İğdır. (532) Türkmen ulusları. Anadolu’nun fethinde büyük rol oynayan Yıva ulusu ile diğerleri dördüncü derecede kalmışlardır. Kırşe­ hir. Türk muhaceretinin en kesif olduğu. yerlerini terkederek batıya doğru çekildik­ leri için. 1173 yılında. Kılıç Arslan zamanında. ilk gelen Türkmenler'e yurt ve Dılak vazifesi gördüğü ve esasen bu havâlinin yerli halkı. (531) Bizans İmparatorluğu zamanında çeşitli maksatlarla Anadolu'ya nakledilerek iskân edilmiş bulunan muhtelif Türk illerine mensup gayri müslim Türkler de. Anadolu'da 24 Oğuz ulusunun tamamından boylar ve oymaklar mevcut olmakla beraber. Bu tetkikler bize Anadolu'nun eski yerli halklarından daha kesif ve hattâ ezici bir üstünlüğe sahip yeni bir Türkmen nüfusunun Anadolu'ya geldiğini göstermektedir. Selçuklu ailesinin mensup olduğu Kınık ulusudur. bunlar da aynı kesafet derecesinde bu ül­ keye dağılmış değillerdir. Kastamonu. ilk Türk akın ve istilâları önünde. baha fazla bir kesafette muhtelif bölgelere yerleşen uluslar. Bayındır. Afşar. Salur. Anadolu'nun kuzey taraflarına daha çok Bozok grubuna mensup 12 ulusun boyları. ve X III. güney taraflarına ise Üçok grubuna mensup olan diğer 12 ulusun boyları yerleşmişlerdir. asır vakıf kayıt­ ları da bu durumu açıkça göstermektedir. X II. Kayı ulusları bundan sonra ikinci derecede kesafeti teşkil etmek üze­ re dağılmışlardır.(530) Gerçekten Ankara.Türkiye Türklüğü teşekkül etmiştir. kendi 192 Oğ u z ÜNAL . Çorum. Çankırı ve Eskişehir vilâyetleri. nahiye ve köy isim­ lerinin incelenmesinden ve bir de Kanuni Sultan Süleyman zamanına ait arazi tahrir defterlerinin gözden geçirilmesinden çıkan netice budur. Birinci derecede kesafeti teşkil eden. Döğer.

Kanıklar'dan (yani Kiymaklar'dan). bu gün Konya. Kalaçlar'dan.hususi şivelerini yaşatarak. Uygurlar'dan. diğer taraftan da İlgaz ve Canik dağlarmı aşarak. Anadolu'ya bu yerleşmeler sırasında. HORASAN'DAN ANADOLU'YA 193 . Karadeniz sahillerine doğru yayılmışlar ve X II!. Sivas ve Ankara gibi Orta Anadolu'nun büyük merkezlerinde konuşulan ve daha X III. yoksa daha sonraki göçler sırasında mı geldiklerini kesinlikle bilemiyoruz. oralara intibak etmeğe çalışmışlar ve bu yüzden evvelâ dağlık bölgeleri ihmal ederek ovalara yerleşmişler ve bilhassa Kızılırmak men'oalarından itibaren Kütahya'ya kadar uzanan Orta Anadolu'nun geniş ovasına büyük bir kesafetle yerleşmişler ve burada eski ahaliye nazaran ekseriyeti kazanacak bit hale gelmişler­ dir. yahut da etrafına toplanmış oldukları aile veya reislerin ismine izafetle veyahut da kendilerini birleştiren bir küçük oymağın ismine nisbetle yeni yeni uluslar. Burada iyice çoğaldıktan ve yerli iıalkı de eriterek kendilerine temsil ettikten sonra. Anadolu'ya gelen Oğuzlar ile diğer Türk ulusları step kavmi ol­ dukları için. bulundukları bölgelerde azınlıkta kalan­ lara dil itibariyle hâkim olmuşlardır. Çiğiller'den. Anadolu'ya yerleşen ve 24 boy teşkilâtı inhilâl eden Oğuz ulusları ya yerleştikleri bölgelerin adına nisbetle. asır başlarından itibaren de Lfkya ve Kilikya dağlarını aşarak Akdeniz salıiüerine inmişler ve oralarda da ekseriyeti teşkil etmişler ve daha sonraları Kilikya ovalarını iyice işgal ederek. yavaş yavaş Batı Anadolu'nun dağlık bölgele­ rine geçerek. Oğuzlar'dan başka diğer Türk illerinden ve uluslarından ve meselâ Karluklar'dan. bunların konuştuğu şive diğerlerine nazaran üstün gelmiş ve yavaş yavaş iiıüşîerek bir dil teessüs etmiştir ki. Fakat bunların Anadolu'nun ilk fethi sırasında mı. Kapcaklar'dan ve Ağaçeriler'den de muhtelif boy ve oymaklar da gelmişlerdir. Biz bu Türk uluslarının izlerine Anadolu'da tesadüf ediyoruz. orada da ekseriyeti kazanmışlardır. bir taraftan Ege sahillerine doğru yayılırken. Orta Anadolu'da yerleşen Oğuzlar'ın ekseriyetini Kınıklar teşkil ettiği için. asırdan itibaren teşekkül etmeğe başlayan ve daha sonraları Batı Anadolu'ya ve nihayet İstanbul'a gelen edebi Türkçe'­ nin yani yazı dilinin esası da bu şekilde yine bu Orta Anadolu şe­ hirlerinde meydana gelmiştir. boylar ve oymaklar meydana getirmişlerdir: İnallu. Bu yüzden Anadolu'da Oğuz lehçesinin muhtelif şiveleri doğmuştur. daha ziyade kendilerinin evvelce yaşadıkları şartlara uygun topraklar arayarak. Karamanlu. Kayseri.

Dündarlu. Osmanlı gibi yeni teşekkül eden uluslar ve boylar. Esenlü. A ynı şekilde Türkmenler arasında bir gruba verilen Tahtacı adının da kavmi (etnik) hiç bir manâsı olmayıp. KaraisalI. bu ad davarcılık ve­ ya çiftçilik yerine ağaçlardan tahta biçmek ve dilme yapmak gibi işlerle meşgul olan bir Türkmen zümresine verilir. Bu Türkmenicr Müslüman olmakla birlikte. Çavuşlu. Bayazıtlu. Türasaniu. genellikle Kızılbaş ve Alevi inançları taşırlaı'. Merıteşelü. Akkoyunlu. Elvanlu. göçebe anlamında. Akçakoyunlu. Ku^temirlü. yörümekten Yörük adı veriliyoidu. Turhanlu. Gündüzlü. Bunlar Ağaç-Eri (Ağaçeri) Türkmenleri’nin torunlarıdırlar. Varsak. Şamlu.(etnik) hiç bir manâsı yoktur. evvelce inhilâl eden 24 Oğuz ulusunun muhtelif oymakları­ nın içinden bir araya gelenlerinden teşekkül eden topluluklardır ki. Hamidlu. bazı yerlerde üstleri çinko ile örtülüdür. Karakeçili].Elbeylü. Bu Türkmenler'in çoğu­ nun köyleri orman «teklerinde bulunur. Aydınlu. Ceritlü. Yağıbasanlu. Turgutlu. Yörükler de Oğuz Türklerin­ den gelmektedirler. Arapkirlü. Bunlar daha ziya­ de köyler ve kasabalar kurarak veya çoğu terk edilmiş eski köy ve kasabalara yerleşmek suretiyle yerleşik hayata geçiyorlardı. Tekelü. Tuharlu. Bozdoğanlu. Sarıkeçilü. zamanlınıza kadar gelmiştir. evleri de taiıUdan olup. Bayburtlu. Bekmeşlü. Ruınlu. Kosuhiu. Usiaclu. Yerleşik hayata geçen Türkmenler'e bir müddet sonra artık Türkmen denilmeyeıck Türk adı veriliyor­ du. Saruhanlu. Çaparlu. Ramazanlu. Maıaşlu. Torunlu. Buna göıe Yörük adının kavmi. bunların bir kısmı kendi aldıkları yeni isimlere nisbeiie devletler ve hanedanlar kurmuşlar ve tarihimizin muhtelif safhalarında roller oynamışlardır. Menemenlü. Alpavut. Tecirlü. (534) Anadolu'ya gelen Oğuzlar'ın bir kısmı bu ülkede göçebeliği bırakarak yerleşik hayata geçmeğe başlamışlardı. Turfanlu. Germeyanlu. Katakuyunlü. Tokdemirlü. Tür­ kiye Selçuklu ordusunun dirlikti sipahi sınıfını meydana getirenler de bu yerleşik Türkmenlerdi.Batı Anadolu ile Güney-Batı ıl nadoUı'daki oymakların umumi ad» olmııştîTF Vanı ToruK Keıımesi bu bölgelerde yaşayan göçebe. 194 OĞUZ ÜNAL . Fakat daha sonraları Yörük ke­ limesi bu gerçek anlamını kaybetmiş ve. yarı göçebe oymaklar anlamını ifa­ de etmiş ve bu. özerlü. Çimişkezeklü. Kumarlu. (535) Göçebe hayata devam edenlere ise.

âlim ve kâtip gibi münevver zümrelerden bir çok kimseler de gelıııişlerdir.(S37) Nitekim Prof. Zenaate ait terimlerin çoğu yabancı dillerden alındığı halde çobanlığa ve çiftçiliğe ait terimlerin tamamının hâlis Türkçe oluşu da bunU göstermektedir. hattâ şehir hayatına geçmiş her çeşid halk mevcuddu. Türkmen. gibi adlarla anılan bu topluluklar arasında kavmi (etnik) hiç bir fark olmayıp. Bu da. ya ticaret yoluyla veya Türkler'in Bi/ans ordusunda askeri hizmet kabul etmeleri suretiyle mümkün olmuştu. bunların çoğu Antalya böl­ gesinden gekiikleri (ye iıerhalde sebzecilik ve meyvecilikle uğraştık­ ları) için bu adı almışlardır. Orta Asya'da. çok eski zamanlar­ dan beri köy hayatına. Türk fütuhâtından önce de bir çok Anadolu şehirlerinde bazı Müslü­ man Türk cemaatleri türemiş bulunuyordu. köylüler derhal köyler kurarak zirai istihsale başlıyorlar.Yine aynı şekilde Sakarya ve Marmara bölgesinde Manav adı ile anılan köylülerin aslı da Türkmen olup. Mâverâünnehir’deki şehirli ve köylü Türkler'den ve zamanla Horasan'ın. Irak-ı Acem'in. Türk. (539) Bundan başka yeni açılan Anadolu ülkesine jslâmiyeti telkin ve yaymak veya yeni kurulan emaretlerin hizmetinde çalışmak üzere çeşitli İslâm ülkelerinden şeyh. (541) Diğer taraftan kaynakların tetkikinden öyle anlaşılıyor ki. "Horasan'da Büyük Selçuklu saltanatının kurulması ile başlayan büyük muhaceretin Anadolu'ya getirdiği unsurlar. Manav. (536) Yeni açılan Anadolu ülkesine yalnız çobanlık ile meşgul olan göçebe Türkler'den başka ziraatle de meşgul olan yarı göçebe Türk­ ler ile. Fuad Köprülü. Alevi. şehirliler de şehirlere yerleşiyorlardı"(538) mütalâası ile bu görüşü doğrular. Tahtacı. (542) Bu şekilde ilk fütuhât yıllarında Anadolu'ya yerleşen Türk ve Müslüman nüfusun bir milyonu geçtiğini de belirtelim.(540) Kısacası Ana­ dolu'ya gelen Türk kütleleri içerisindeki unsurlar tam anlamı ile birbirlerini tamamlamaktaydı.. Azerbaycan'ın ve Arran'ın yerlilerinden de bir hayli Türk ahali gelmiş ve buraya yerleşmişlerdir. Anadolu'ya gelen Türkler arasında. (543) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 195 .. yeni geldikleri yerlerde de aynı ha­ yat şartlarını devam ettiriyorlar. Kızılbaş. vs. Yörük. Binaenaleyh bunlar. Hülâsa. hepsi Oğuz Türkleri'nin torunlarıdırlar. yalnız göçebe unsurlar değildi.

ANADOLU'MDAKİ HIRİSTİYAN VE ŞAMANİ T Ü RK LER Anadolu’nun Oğuzlar tarafından fethi sırasında bu ülkede ne kadar Hıristiyan ve Şamani Türk olduğu hakkında kesin bir rakam vermek mürnküı değildir. X I. 577 senesinde İmparator II. A y ­ nı şekilde 620 senesinde İmparator Heraclius. bunlar Kapadokya bölgesine nakledilen Bulgar Türkleri’dir. Jüsten. Rum ku­ mandanının yanına gittiğinde onun maiyetini teşkil eden askerler arasında Hazar ve Fergane Türkleri'ni görmüştür.2. 1048 senesinde de Peçenek Türkleri Bizanslılar tarafından Müslüman Türkler ile savaşmak üzere Anadolu'ya geçirilmişlerdir. asrın 196 Oğ u z ÜNAL . Avarlar'dan bir kısmını yanına almış ve bunları da İran hudu­ duna yerleştirmişti. özellikle Bizans’ın hudut bölgelerinde yerleştirildiğini ve Kapadokya île Toros geçitlerinde mühim bir kesafete sahip olduklannı tahmin edebiliriz. Bunlar da daha ev­ velki yıllarda Bizans tarafından ücret mukabilinde Bizans ordusuna alınmışlar ve Kapadokya bölgesine yerleştirilmişlerdi. asrın sonlarında ve X II. iranlılar ile harbetmek üzere. 947 senesinde Seyfüddevle ile Bardas arasında vuku bulan muharebede Rum gene­ ralinin yanında mühim miktarda ücretli Bulgar askeri bulunmuştur ki. Avar Türkleri'nden bir kısmını maiyetine al­ mış ve Anadolu’ya geçirerek doğu bölgelerine yerleştirmiştir. Bundan sonra İmparator Romanos Dkıgenes'in Anadolu seferleri sırasında Bizans İmparatorluk ordusunda pek çok miktarda Hıristiyan ve Şamani Türk askeri bulunmuştur. Yalnız bu Hıristiyan ve Şamani Türkler'in öteden beri İslâmlar ile harbetmek üzere ya da başka muhte­ lif sebeplerle. 755 senesinde Bizans İmparatorluğu Bulgar Türkleri'nden mühim bir kısmını Anadolu'ya geçirmiş ve İslâm or­ duları ile harbetmek üzere Tohma ve Ceyhun havzalarına yerleştir­ mişti. 946 senesinde Tarsus'a Müslüman ve Hıristiyan esirlerin mü­ badelesini yapmak üzere gelen Abbasi Halifesinin elçisi. (544) Gerçekten 530 senesinde Bizans orduları tarafından bozguna uğratılan Bulgar Türkleri'nin önemli bir kısmı'Anadolu'ya geçiril­ mişler ve Trabzon havalisi ile Çoruh ve Yukarı Fırat bölgelerine yerleştirilmişlerdir. İranlılar ile harbetmek üzere.

İslâmiyet'i kabul ederek fâtihlere karışmışlar ve dolayısiyîe ırk bakımından Türk nüfusunun kesafetini artırmışlaidıı . hizmetinde bulunan Peçenek Türkleri. bunların bir kısmını da Haçlılar'a karşı koymak üzere Kilikya’da yerleştirmiş­ tir. Türk fütuhatından sonra. (548) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 197 .(547) Nitekim X V I. (545) Bizans Anadolu'sunda bulunan bu Hıristiyan ve. Bizans zamanında Anadolu'ya nakledilmiş ve Ortodoks veya Ermeni Kilisesi'ne intisap ettiklerinden dolayı Rurn veya Ermeni adını taşımış olan Hıristiyan Türkler olduğu şüphesizdir. Şamani Türkler'in büyük bir kısmı.başlarında İmparator Alexis Komnenos. asırdaki Kayseri malıkeme sicil­ lerinde Müslümanlığa ihtida etmiş oldukları görülen ve iıem de iç ­ lerinde Karakeçili boyuna mensup oldukları açıklıkla zikredilen Hıristiyan Türkler'in.(546) Müslüman olmayıp Orto­ doks ve Ermeni Kilisesi'ne geçenler ise Anadil olarak Türkçeden başka hiç bir dil bilmedikleri ve ırk olarak Türk oldukları kiliselere isrıad edilerek. Müslüman Türkler'e karşı savaşmak üzere Anadolu'nun Batı bölgelerine yerleştirdiği gibi.nden bir kısmını. Bu Karakeçili Hıristiyan Türkler'in Anadolu'daki Peçenek Türkleri'nin bakiyeleri olduğu muhakka'Ktır. Rum ve Ermeni adlarını taşıyıp zamanımıza kadar gelmişierdir.

İslâmın âdil idaresi ve şeriatin vergi­ leri haricinde başka bir yükümlülüğe tâbi tutulmaları yüzünden. zanaatkar ve tüccar Türkler de kendi meslektaşlarına intibak etmişler ve Anadolu'nun üretici sınıfını vücuda getirmişler­ dir. Bizans'ın ağır ve vergi ve teklifleri altında asırlardan beri ezi­ len Anadolu'nun yerli halkı. Proto-Hitit (Asianicjue). mahdut gündelik ihtiyaçları karşılayan. T Ü R K F A T İH L E R L E Y E R L İ H A L K A R A S IN D A K İ KA YN AŞM A Anadolu'ya yeni gelen Türk fâtihierle Anadolu'nun Helenleşmerniş olan yerli halkı arasında çok kuvvetli bir kaynaşma vukua geldiği anlaşılmaktadır. hemen ekseriyetle onlara yardımcı olmuşlar ve Anadolu'nun Türkler tarafmdan sür'atle fethine ve Bizans ordularının bozulup dağıimaiarına yardım etmiş­ lerdir. Hitit ve Trak asıllarına mensup olup. yer­ li çiftçiye. dinleri olan İslâmiyet'i de yeili halka yavaş yavaş kabul ettirmeğe başlamışlar ve nihayet pek kısa bir zaman içerisinde bu ülkeyi hakiki bir İslâm ülkesi ha- 198 Oğ u z ÜNAL . Fakat bu diller edebiyata mâlik olmayan. örf ve âdetlerini muhafaza eden yerli halk. Yerli halkın dilleri fâtih Türklerin dili olan Türkçe'nin kar­ şısında mukavemet edemeyerek erimiş ve yerli Hıristiyan Türkler'in de bu konuda tabii olarak fâtihlere yardım etmeleri sayesinde yavaş yavaş Türk dili Anadolu'nun yerli dillerini söndürmüş ve za­ man içinde Anadolu tamamen Türkleşmiş ve yerli diller unutulmuş. Yerli halkın ekseriyeti Helenleşmemiş. Türk fâtihlere çarçabuk ısınmışlar ve Bizans'ın kötü hatıralarını ve idaresini kısa bir zamanda unutmuşlar. inkişaf edememiş dillerdi. ancak büyük şehirlerde ve bir de Türk unsurunun büyük bir kesafet ve ekseriyet teşkil etmediği yerlerde Rumca ile Ermenice yaşayabilmiştir. Aynı zamanda fâtih Türkler. kendi dillerini. hattâ o idareden nefret etmişlerdir. Bunun yanı sıra Türk fâtihierle yerli halk arasında kültür alış verişi de tabiatiyle olmuştur. İslâm adâletini ve Nizâm ı Alem dâvasını temsil eden yeni Türk fâtihlere düşman olmak şöyle dursun. Diğer taraftan iktisadi şartlara intibak ve karşılıklı ev­ lenmeler hususunda da Türk fatihlerle yerli halk arasında kısa za­ manda bir kaynaşma olmuştur.3." eski dillerini muhafaza etmişlerdi. Yöni geien Türk çiftçi unsuru.

iktisadi. daha ilk fetih yıllarında yerli halk üzerindeki mânevi otoritesini kaybetmiş bulu­ nan Ortodoks Kilisesi'nin vaziyeti. Bizans Devrinde zaten çok kesif olmayan yerli halkın ilk Türk akınları ve muharebeler sırasında. Selçuklu Türkiyesi'nde Hıristiyan unsurlardan bir kısmının İsîâmlaşdığını büsbütün inkâr etmek istemiyoruz. Bu sözleri­ mizle. Osmanlılar'ın Balkanlar'a yerleşmesinden sonra. (552) Nitekim Prof. adet ve özellikle kıyafet konusunda Türk fatihlere bazı tesirlerde bulunmuştur. umumiyetle Orta Asya Türkleri'ninkiriin aynı idi. Meterodoxe zümreler için de bu büsbütün kolaydı.. Fuad K Ö P R Ü L Ü . bilhassa iktisadi menfaatler kar­ şısında bu ihtida vak'alarım mazur gösterecek bir psiko-sosyal hava doğurmuş olduğu gibi. asrm başlarında dahi Türkiye Türkleri'nin kıyafetleri. Anadolu'da 1000 evlik de olsa. Ömer Lütfi B A R K A N ve Prof. asırda Balkanlar'da olmuş vc X V I. bilhassa İstanbul'un fethine kadar. Ayaklarmda. kütleler halinde İslâmlaşma hâdi­ sesi görülmemiştir. kadınlar dahil olmak üzere. (551) Burada sırası gelmişken. Faruk S Ü M E R 'in ittifakla belirttikleri gibi. Zira Oğuzlar'ın Anadolu'ya ilk gelişleri vc yerleşmeler i sırasmda. Selçuklu Türkiye'sinde bu ihtida hareketleri. meselesinden de kısaca bahsedelim. yerlerini terkederek batiya doğru çekilmiş olduklarını ve bu şekilde Orta Anadolu'nun Oğuzlar (Türkmenler) tarafından etnik bir şekilde tamamen istilâ edilmiş olduğunu tekrar hatırla­ talım. Dini olmaktan ziyade siyasi.(553) Esasen. Türkiye tarihinde. Oğuz kitlelerinin önünden. yani daha çok X V . ailevi. kitle halinde hethangi bir İslâmlaşma HORASAN'DAN ANADOLU'YA 199 . İşte bu itibarla burada sadece şunu göstermek istiyoruz ki. Buna karşılık Osmanlı'ar devrinde büyük nis­ bette ihtidalar.X V II. kırmızı çizmeler ve başlarında da kızıl börk vardı. (549) Ancak bu tesirleri ve yerli halkın İslârtılaşmasını pek fazla müba­ lağa etmemek de gerekir..(550) Nitekim X V . Türkiye Selçukluları devrinde Anadolu'da Hıristiyanlar arasında ihtidalar elbette mevcuddu. Fakat derhal kaydedelim ki. vs. biraz yukarıda da söylediğimiz gibi.. yerli halkın ihtida etmesi yani İslâm­ laşması. Anadolu'nun yerli halkı da örf. gibi maksat­ larla vuku bulan bu gibi hâdiselerin münferid vakalara inhisar ettiğini ve mahdut zamanlara münhasır olduğunu unutmamalıdır. asırlarda da devam etmiştir. mahdud nisbette ve çok yavaş olmuştur.line getirmişlerdir. Prof.

Diğer taraftan eğer toplu halde İslâmlaşmalar olsa idi. Yozgat. Bu sayılan bölgelerde 1520-1530 yıllan arasında 540. Türk. Burada yeri gelmişken.254. Marmara bölgesi ile Kuzcy-Batı Karadeniz bölgesidir. Nitekim bu defterlere göre Türkiye'nin. Meselâ Maraş. yalnız 4. (557) 200 OĞUZ ÜNAL . Bunlar aynı asrın ikinci yansından itibaren ehemmiyetlerini kaybetmeğe başlamışlar ve X IV . buna karşılık Hiristiyan hâne nüfusu ise 2. asrın ilk yansında Selçuklu Türkiyesi'ndeki Hıristiyanlar'm pek çoğu şehirlerde yaşıyordu. Ermeni. Bizans. Girit'teki Müslümanlar. asırdan X V I.687 hâne Hıristiyan nüfusu vardı. Müs­ lüman olan bu yerli halk topluluklarmı Bulgaristan'daki Pumaklar. kendi ana dillerini konuşur görecektik. Kayseri ve İçel (Mersin) vilâyetlerinde ise Türk hâne nüfusu 143. Süryani ve Arap kaynaklarında bugüne kadar herhangi bir kayda rastlanmamıştır. Bir kavmin bir yerdeki siyasi hâkimiyeti ne kadar uzun sürerse sürsün ve o yerdeki yerli halkın medeni ve içtim<:i seviyesi ne kadar geri bulunursa bulunsun.448 idi. asra kadar olan kavmi (etnik) du­ rumunu elimizdeki OsmanlI tahrir defterleri sayesinde en ince te­ ferruatıyla tesbit etmek imkânına sahibiz. asrın ilk yansında şehirlerde de küçük bir azınlık durumuna düşmüşler­ dir. Adalar Denizi'(Ege Dcnizi)ndeıı Fırat'a ve Trabzon'a kadar olan kısmında Türk çoğunluğu pek hâkim olup. Doğuya doğru gidildikçe bu 'nisbetin azalmakta olduğu görülüyor. Balkanlar'daki Arnavudlar ve Boşnaklar gibi.(555) Aynı yıllarda Çukur-Ova bölgesinde de ezici Türk nüfus çoğunluğuna mukabil pek az bir Ermeni nüfusu görülmektedir. biraz yukarıda belirtmiş olduğumuz şu içtimai ve kültürel kaideyi tekrar hatırlatmak yerinde olacaktır. Güney-Batı Anadolu. Hıristiyan azınlığın en az olduğu belgelet Batı Anadolu.471 hâne Hıristiyan nüfusunun yaşamakta olduğunu biliyoruz.hâdisesinin vulcu bulduğu iıaki<inda. (554) Türkiye'nin X !.963 hâne olan Türk nüfusuna karşılık. başta dili olmak üzere. Kırşehir vilâyetlerinde 66. Niğde. eğer o kavim yeteri kadar nüfus fazfalığına sahip değilse. azınlık olarak yalnız Rum ve Ermeniler vardır. (556) X II.776 hâne Türk nüfusuna karşılık 2. milli hars ve kültürünün o yerde hâkim duruma gelmesi müm­ kün olamıyor. Konya.

hiç olmazsa yüzde doksan olarak. Selçuklu Türkiyesi'nin insan unsurunu. bilhassa çok küçük bir azınlık teşkil eden Rumlar ve Ermeniler'den ibaret Hıris­ tiyan halk. ne Türkiye Selçukluları devrinde. (559) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 201 . Bu bakımdan.Böylece pek münferid vak'aiara inhisar eden ihtidalar ve Bizans Anadolu'sundaki içtimai ve medeni sukut dolayısiylç Türkler'in yer­ li halktan aldıkları etnik ve kültürel tesirler pek cüz'i kalmış ve buna karşılık yerli halka verdikleri kültür unsurları daha çok olmuştur. ne de Osmanlılar devrinde. bütün Türkiye Tarihi boyunca. hiç bir zaman "azınlık" olmaktan öteye geçememişlerdir. göçebe Oğuz­ lar (Türkmenler) teşkil etmiş bulunuyorlardı. bir takım ırkların karışması ile yeni bir millet veya içtimai mayalanmanın ortaya çıkması hâli aslâ görülmemiştir. (558) Bütün bu açıklamalardan da anlaşılıyor ki. burada hâkimiyetleri altına aldıkları. Çünkü Türkler Anadolu'ya geldikleri zaman.

. Sivrihisar. Bilâhare yerli halkı kısmen kendi dinlerine döndürüp İslâmlaştırdıktan sonra. Aksaray. Kastamonu^ Maraş. Sivas. ekseriyetle yeni fâtihler tarafından işgâl edildikten sonra bile eski adlarını muhafaza etmişlerdir. . Türkiye Türkler!. Erzin­ can. ikinci gruba misâl olabilir. 1) Türkler. yerli halk ile münasebete başlamışlar.. veya T Ü R K L E R İN A N A D O L U 'D A Y E R L E Ş T İ K L E R İ Y E N İD E N K U R D U K L A R I Ş E H İ R L E R Anadolu'nun Türkler tarafından fetih ve iskânından sonra Türkler'in yerleştikleri veya yeniden inşa ettikleri şehirleri şu şe­ kilde görmekteyiz. aralarında tam bir eşitlik hâsıl olmuştur. . . birinci gruba. Akşehir. Bütün siyasi ve askeri haklar ancak Türkler'e ait olmuştur. 3) Askeri ve stratejik maksatlarla tesis edilen veya iktisadi zaruretler dolayısiyle yeniden kurulan şehirler. Ankara. bilhassa Doğu Anadolu'dakiler. Eskişehir. Anadolu şehirlerinin bü­ yük bir kısmı böyledir. 2) Fetihler sırasında akınlara uğrayan veya savaşlar sırasında zaptolunan veyahut da askeri bir sebeple kasten tahrip edilen şehir­ lerin üzerine veya civarına yeniden yapılan şehirler. gibi tarihi ve askeri yollar üzerindeki şehirler ile bugün yanında "eski şehir"i veya "kara şehir"i olan şehirlerimiz bu nev'idendirler. Sivas. Fakat Orta ve Batı Anadolu'da yerli halka nazaran daha büyük bir kesafette yayılmış oldukları anlaşılan 202 O ğ u z ÜNAL . ya da değiştirerek oturmuşlardıı^ Erzurum. Şehirler gibi köylerin bir kısmı.4. Malatya. Karahisar. fakat kendileri Müslüman ve fatih olmaları dolayısiyle daha üstün bir sınıf halinde kalmışlardır.. eski Anadolu şehirlerinin içine yerleşerek. Divriği. Konya. Kırşehir. . Kayseri. . ilk iki nev'iden olan şehirlerde ya eski adlarını değiştirmeden. Konya.

orta çağda da hemen hemen buna benzer bir şekilde hareket edilmekte idi. Fakat bilâhare yerleşme başlayıp kökleştikçe yavaş yavaş kendileri camiler inşa ederek. Sivas. emirin veya valinin adını taşımaktadır.. Anado­ lu'ya gelen Türkler'in bir birinden çok ayrı ulus. . boy ve oymaklara mensup olmaları ve bu ulus. Basra. . bu şe­ hirlerin Roma ve Mekke gibi site evsafını haiz şehirler olduklarını göstermektedir. Amasya. tabii Anadolu'da Türkler tarafından yeniden kurulan şehirler de o şekilde yapılmıştı. onlann adları kim ilen Türkçe olmuştur.Türkler. ilk zamanlarda henüz cami inşaası ile uğraşamadıklanndan dolayı. Mama­ fih eski savaşlar ve Emevi ve Abbasi devirlerinden beri vukua gelen devamlı gazâlar dolayısiyle ahalisi çok azalmış olan Orta Anadolu'­ daki köylerin çoğu Türkler tarafından yeniden kurulmuş olduğun­ dan. bu bölgelerdeki eski köylerin üzerine yerleşirlerken ekseri­ yetle adlarmt değiştirerek kendi dillerinde adlar vermişlerdir. A n kara. Eski çağlarda nasıl şehirlerin kuruluşundan evvel mâbedler yapılıp mabudların heykelleri konulduktan sonra şehirlerin inşaasına başlanırsa. Kayrevan) nasıl kurul­ muş ise. Ne şekilde kurulduklarını iyice bildiğimiz ilk İslâm şehirleri (meselâ Kufe. bir müddet Hıristiyan mabedlerini cami­ ye çevirerek onlardan istifade etmişlerdir. Kayseri. İznik başta HORASAN'DAN ANADOLU'YA 203 . Konya. Fustat. Malatya. Tahribata uğramayan yâni teslim olarak alınan ve üzerine yerleşilen ve yayılan orduların merkezi vaziyetini gören Erzurum. boy ve oymakların bir ulu cami etrafında yerleşmelerinden meydana gelmiş ve birer İslâm ordugâhı olmuş sitelerdir. Yeni Müslüman fatihler. diğer bir deyişle umumi caminin mihrabı ve minberi konu­ lup bu suretle ulu camilerin ilk esası kurulduktan sonra şehirlerin kuruluş ve iskânına nasıl başlanmışsa. gibi Anadolu'nun siyasi ve kültürel tarihinde büyük rol oynayan ve Anadolu'nun birliğini temin ederek bu ülkede yeni bir Türk vatanı vücuda getiren şehirler eski İslâm siteleri gibi muhtelif ulus. Bu köy adlarının bir kısmı oraya yerleşmiş olan boy ve oymakların veya bu boy ve oy­ makların mensup oldukları Türk uluslarının isimlerinden ibaret ol­ duğu gibi bir kısmı da köyü tesis eden veya temellük eyleyen reisin. Erzincan. yâni evvelâ dini ve siyasi toplanma yeri olan "cuma mescidi"nin. boy ve oymakların camiler etrafına yer­ leşmeleri suretiyle yeni yeni şehirlerin teessüs etmiş olması. p k zaman geçmeden yeni fethedilen bu ülkeyi tam mânâsı ile bir İslâm diyarı haline getirmişlerdir.

Hemedan. . Halep. Harran ve Merv siteleri gibi başka birer cins site olmuşlardır. Kudüs. Musul. Kıhnesrin.olmak üzere bir çok Anadolu şehirleri eski zamanda Mora yarımada­ sındaki İsparta ve orta çağdaki Batı ve Merkezi Avrupa şehirlerinin bazıları veya İslâm devrindeki Dımaşk. Yezd. Birinci tip "Islâm Ordugâhı" olan siteler tarihimizin gerek siyasi ve askeri. Meraga. Mamafih bu iki tip site şartlarını haiz olmadan muhtelif ve karmakarışık meslek mensup­ larından teşekkül eden ve sadece iş bölümü esasına dayanarak meyda­ na gelen şehirler de mevcuttur. gibi ancak sadece birer şehir (vüle) olabilmişler ve hiç bir zaman bir "site" vas­ fını kazanamamışlardır. Bunların içinde bilhassa Konya şehri. Rey. Isfahan.. gerekse kültürel bakımdan en büyük merkezleri olmuşlardır. Is­ lâm'ın ilk devirlerindeki Islâm ordugâhları gibi. . Medine'den doğan Allah'ın birliğini yaymak mefkuresinin yeni gazâ ve cihâd ateşinin yeni bir ocağı haline gelmiş ve bu yüzden yavaş yavaş diğer Anadolu sitelerini kendi etrafında toplamağa muvaffak olmuştur. (560) 204 OĞUZ ÜNAL . Bu sitelerde hâkim ve asker sınıf olan Türkler'le tâbi sınıf olan yerli Hıristiyan halk bir arada yaşamışlardır. Bunlar İslâm devrindeki Bağdat.

.

bugüne kadar Türkiye Devleti'nin kuruluşu ve buna bağlı hâdiseler ya karanlıkta kalmış. yeterince kavranamadığı. menkibeler ve efsaneler teşekkül ederek onlar bir kudsiyet hâlesi içinde nesilden nesile asırlarca mil­ letin kalbinde yaşadı. Zira dönecek bir yerleri yoktu. şehid ve evliyâ mezar ve türbeleri etrafında milli. her karış toprağı kanları ile suladılar. Bu türbeler. Haçlı taarruzları karşısında Anadolu'da milyonlarca şehid verdiler. Türkler'e karşı bütün Avrupa harekete geçmişti. fakat daha uzun bir müddet. Bu sebeple Türkler. gü­ nümüze kadar. Nitekim Selçuklular'ın tarihi rolleri gibi Anadolu'nun Türkleşmesi de bu nüfus hareketine bağlı olduğu halde büyük Türk muhaceretinin bu tarihi ehemmiyeti. kahramanların ve şehidlerin mezarları. (561) Büyük muhaceret hareketi ile ana yurtlarından kopan Oğuzlar. dini destanlar. tarihi hatıralar ile halkın şuurunda canlandı ve Anadolu'da Türk vatanı bu suretle meydana geldi. beyler de "aşiretçi" (tribal) siyasi birliklerini muhafa­ za ediyorlardı. Türkler için bu ülkede yaşamak veya ölmekten başka bir çare kalmamıştı. Vabgulan idaresindeki devletleri yıkılmış olduğundan. Böylece de bu büyük muhaceret tam bir nizâm için­ de cereyan ediyor ve bİr millet seyyâr bir devlet manzarası arzediyordu. büyük Türk muhacereti olmasa veya maddi ve mânevi âmiller ahenkli bir şekilde rol oynamasa idi Türk. ama ona bir ruh kazandırdılar. (562) 206 Oğ u z ÜNAL . türbeleri ile doldu. Bu Oğuz kitleleri Anadolu'ya gelince Selçuk'un torunu Kutalmışoglu Süleyman Şah'ın idaresine giriyor. üzerinde ciddi bir araştırma yapılmadığı ve hattâ bu muhaceretin mevcudiyeti dahi açıklıkla ortaya konmadığı için. vatanlarını ve İslâmiyeti kurtarmak için hem öldüler ve hem de bu sayede bu vatanda yaşamak hakkını kazandılar. ya da tarihe aykırı bir manâda yanlış anlaşılmıştır. boylar ve aşiretler topluluğu halinde göçüyorlar. memleketin her köşesi fâtihlerin. Bu fetih ve Türkleşme devrinde Anadolu bir Türk vatanı haline gelirken.gibi maddi-mânevi bütün unsurlar ne derece yül<sel< ve hep bir arada olursa olsun. memleketin şartlanna göre. Toprakla insan kaynaşarak. Türkler. bu ülkede dağılıyor. Böylece Türkler. fakat beylerinin emrine bağlı olup. bu âbideler ve bu hatıralar yaşa­ dıkça bu vatanın tapu senetleri Türkler'in elinde kaldı. Bu gazâ ve cihad devrine ait kahraman. bu topraklar için kan verdi­ ler. "aşiretçi” (tribal) Türk hakimiyet telâkkisi gereğince boy beylerinin emirlerine bağlı kalıyorlardı. bslâm ve hattâ dünya tarihinde bir dönüm noktası teşkil eden hâdiseler vuku bula­ maz ve Türkiye Devleti kurulamazdı.

Saad bin al-Vakkas. Bizanslılar'a karşı kat'i zaferler kazanıldıktan sonra. Fakat Türk mil­ letini Akdeniz kenarına getirmek. Bu fetih. X III. Mısır. Irak. netice bakımından da bütün İslâm fetih­ lerinin en ehemmiyetlisi olmuştur. Suri­ ye. elinden alınmak için mücadele edilen düşman devletin. Yarım asırdan fazla süren bir mücadele ve muharebeler neticesinde açılan ve dünya tarihine ve coğrafyasına ebediyen Türkiye diye kaydedilen bu kıt'anm fethinde ve Türkiye Devleti'nin kurulmasında en büyük ve en son âmil olan Kutalmışoğlu Süleyman Şah'a bütün tarihçiler tarafından Anadolu Fâtihi ünvanı mefhareti verilmiştir. Amr İbn ül-As Ukbe bin Nafi ve Haşan bin Numan. Türkistan dahil. Tuna boylarından Altaylar'a kadar uzayan ülkeleri Magna Turkia (Büyük Türkiye) olarak isimlendirirlerken. Türkistan. Aynı şekilde Araplar da Anadolu'yu evvelce. Mısır. Diyâr-ı Rum. türkler'i Helen. İslâmiyet'in doğuşundan beri yapılmış olan fetihlerin en büyüğü ve en azametlisi ve tabiatiyle en çok fedakârlığa ve zaman sarfına mal olanıdır. Türk fethin­ den sonra bu isimlerin yanı sıra"Bilâd üd-Türk" ismi ile de göster­ mişlerdir. AvrupalIlar Anadolu'ya evvelce Romanla derlerken. Bilâd ur-Rum veya sadece Rum adı ile Roma ülkesi olarak tanırlarken. asırda AvrupalIlar. Musa bin Nusayr ve Mahmud Gaznevi gibi Suriye. Selçuklu Anadolu'suna sadece Turkia ya da bazan Turkestan (Türkistan) diyorlardı. Bu fetih. Irak ve Iran. yeni bir Türk vatanı ve Türk devleti kurmak. artık bu ülkeyi Turkia adı ile göstermişlerdir.Bu devirde Anadolu'nun Türkleşmesi ve İslâmlaşması o derece kuvvetle gelişmiştir\ki.. yani Şarki Roma İmparatorluğu'nun kudret ve kuvveti. (563) Bu kitapta hülasasını sene sene nakletmiş olduğumuz Anadolu'­ nun fethi tarihi böylece başlamıştır. HORASAN’DAN ANADOLU'YA 207 . Kuzey Afrika. açılan bu ülkedeki tabii engellerin zor­ luğu ve eskiden beri İran ve İslâm İmparatorluklarına karşı vücuda getirilmiş ve daha sonra çoğaltılmış ve takviye edilmiş kalelerin ve istihkâmların çokluğu bakımından. Türkiye Sdçuklu Sultanı Mesud zamanında (1116-1155) Alman İmparatoru ve Fransız Kıralı kumandasındaki Haçlı orduları imha edildikten ve Anadolu Haçlı sürülerine mezar olduktan. Tabiatiyle bu fethin âmili ve Türkiye Devleti'nin kurucusu olan Süleyman Şah da Halid bin Velid. Afrika ve Endülüs kıt'aları gibi fethedilip diyar-ı İslâm'a ilâve edilen ülkelerin sonuncusudur. Kuteybe bin Müslim. Lâtin ve daha sonra Slav ve Cermen kavimler! ile temasa getirmek ve dolayısiyie dünya tarihinde büyük bir safha açmak itibariyle. İran. Türkistan.

Bu sebeple Türkler için Anadolu'da yaşamak ve vatan kurmak ya da bu ülkede ölmekten başka bir çare kalmamıştı. ( Karşı sayfada devamı var) 208 OĞUZ ÜNAL . bu keyfiyet Türkiye Devleti'nin ne kadar sağlam temeller üzerine kurulmuş olduğunu ve hayatiyetini meydana koyar. ve X X . BizanslIlar da Komnenos hanedanın­ dan İmparatorlar idaresinde çok kuvvetlenerek bu durumdan fayda­ landıkları ve sahil bölgelerini geri aldıkları halde bir asırlık bu müca­ delelere rağmen Türkiçr'i Anadoludan atmak teşebbüsleri tamamiyle iflâs etmiştir. Türkistan'dan Marmara ve Akdeniz sahillerine kadar müthiş mesafe­ leri aştıktan sonra Anadolu'da yeni bir vatan kuran Oğuzlar. Nite­ kim Süleyman Şah'tan yirmi yıl sonra vuku bulan Haçlı taarruzları Anadolu Türklüğünü büyük bir buhrana uğratmış ve Türkler Orta Anadolu'ya çekilmiş oldukları. Hıristiyan A vrupa'nın Türkler'i A n a d o lu '­ dan atm ak ve Asya'ya geri sürmek em elinin bütün X I. (564) İlk Türkiye Sultanı Süleyman Şah'm 1086’da ölümünden sonra oğlu Sultan I. (566)* ♦Burada yeri gelmişken.(565) Gerçekten Arap-İslâm fütuhatı umu­ miyetle askeri bir mahiyette olduğu halde Türk fütuhâtı devlet ordu­ larından daha çok Oğuzlar'm bir millet olarak toptan ve devamlı göçleri ile birlikte cereyan etmişti. Orta Asya'dan devamlı nüfus baskısı ve göçler bir kısım başka Türk kütlelerini de Anadolu ve Balkanlar'a püskürtmüştü ki. Zira dönebile­ cekleri bir ülke mevcud olmadığı gibi. asır­ lar boyunca devam ettiğini. Süley­ man Şah'm ve vârislerinin idaresinde yeni bir milli birlik ve devlet meydana getiriyorlardı. Kılıç Arslan'ın yedi yıl sonra 1093'de tahta çıkmasına kadar sultansız kalan Türkiye Devleti yine de kendi istiklâl ve mevcu­ diyetini muhafaza etti. Türkler'e yeni bir vatan hazırlamak ve buraya gelen soydaşlarımızın başbuğu ve devletimizin kurucusu olmak itibariyle ister istemez Ana­ dolu Türkleri’nin en büyük ve en muhterem babası olmuştur.Endülüs ve Hindistan ülkelerini açan fâtihlerle bü" safa girmiş ve bu sebeple İslâm'ın en büyük fatihlerinden ve gazilerinden birisi olmuş. Melik Şah'm ve öte yandan Bizans'ın baskıla­ rına dayanabildi ki. bu insan selini tersine çevirmek asla düşü­ nülemezdi. "şark mesenesi" nin Türkler'in A n ad o­ lu'ya ayak basmaları iie birlikte başladığını da derhal hatırlatalım . Anadolu'yu kendisine yurt yapan büyük Oğuz Ulusunu buradan atmak mümkün olamadığı gibi onların geri dönmeleri diye bir şey de söz konusu olamazdı.

Kesif Türk muhacereti. HORASAN'DAN ANADOLU'YA 209 . kısa sürede Anadolu'ya egemen oldular. 19. gerek kendi güçleriyle. asır başlarında Türkiye'yi im zalam ağa zorladıkları Sevr Andlaşması tasarısı ki. 15. dünya Türk nüfusunun en azından üçte biri.) ü S T lt N. Tarihin seyri içinde olanlar olm uş. boy ve oymakların yıkılmalarına ve dağıtılmasına çalışmışlar ve bu ulusları meydana getiren boy ve N itekim 900 yıldır Hıristiyaniar. Oysa. Türkiye Türkleri. Denebilir ki. bu ulus. fakat herşey bitm em iştir. Türkler’e karşı baskılar uygulamaktadırlar. Türkiye diye bir şey kalm ıyordu. Anadolu'yu X I. 1071 Malazgirt zaferinden sonra. çok çe­ tin darbelere rağmen birden bire canlanıyorlar. M ohaç. Sırp Sındığı. devletin ansızın kendini toparladığı görülüyordu. Çev. hepsi H açlı seferlerinin devam ından başka bir şey değildir. artık Türkiye Türkleri'nin sonu yaklaştı sanılıyordu. 5 vd. Hıristiyan A vrupa'nın A nadolu'ya saldırttığı Y u n a n ordularını. Türkiye'yi Parçalama Tasaı-ıları 100 Plân.. gerekse um ulm adık yardımların etkisiyle. Varna. Türkmenler'in ileride kabile asabiyetleri etrafında toplanarak ayrı ayrı zümreler ve devletler meydana getirmemeleri ve tefrikaya düşmemeleri için aynı Oğuz boy ve oymaklarının belirli bölgelerde birikmelerine müsaade etmemişler. 900 yıllık Türkiye tarihi boyunca öyle durum lar do ğm u ştu ki. asım başlarından itibaren Hora­ san'dan Anadolu'ya akmaya başlayan Oğuz boyları. yine ecdadları S elçuklular gibi Orta A nadolu içlerinde perişan ederek A nadolu'dan kovdular.Türkiye D üşm anhğı.. bu tasan gerçekleşse idi. (bk.. çeşitli şekillerde. Avrupalılar'ın X X . Asıl hedef olan Türkiye Devleti tarih sahnesinden silinem ediği için üzerinde o y ­ nanm ak istenen oyunlar da son bulm am ıştır. N iğbo lu . Ankara [1978|. bu yarım asır içinde Anadolu'ya göç etmiştir. düşünülemeyecek kadar zor durum ların içinden. Y akup sh. Ş u son zamanlara kadar asırlardır parçalanması düşünülen ve bu konuda yüzlerce p lâ n hazırlanan.G. H açh Taas­ subu . T. XI. am a yine de iç ve dış meselelere rağmen gerçekten kendi toprakları içinde İler çeşit zorluklara böylesine m ukavem et edebilen bir başka ülke ve m illet gösterilemez. asrın ortalarında tama­ men bir Türk vatanı yapmıştır. Türkiye Devleti'nin kurucuları olan Türki­ ye Selçukluları (ve onların vârisi olan OsrnanoğuKarı). Tüık göçleri­ ni çok akıllıca bir siyasetle iskâna tâbi tutmuşlar. Osm anlılar'm Balkanlar'da yaptıkları bütün muharebeler. Türk­ ler buna da karşı çıktılar. 194. Kosova. D JU V A R A Em ir S E K İP .

1943. siyasi ve medeni bakımlardan tam bir sukut içine girmiş ve takriben bir asır süren sürekli savaşlarla harabolmuş bir ülkede kurulmuştu. aralarına başka Oğuz boylarından oymaklar yerleştirmişlerdir. 1943). fakat Anadolu Türk Birliği. iktisadi. c. B unun yerine m erhum Prof. bu du ru m u n devlet için bir zaaf kaynağı o ld u ğu n u görüyorlar ve bu sebeple "aşiretçi'' (tribal) hâk im iyet telâkkisi yerine "Merke­ ziy e tçi" bir devlet telâkkisi yerleştirmeğe çalışıyorlardı. 210 Oğ u z ÜNAL . sh. s. "Osm anlı İm paratorluğu'nun Etnik Menşei Mesele­ leri".* Bu devrede. Büyük Selçuklular'a nazaran mütevazı bir uc beyliğinden ibaretti. VU. başlangıçta. diğer bir deyişle Türkiye Türklüğü teşekkül etmiştir. Mehmed Fuad K Ö P R Ü L Ü .’ "aşire tçi" (tribal) Türk hâk im iy et telâkkisi gereğince. Anadolu'daki ehirler yavaş yavaş bir merkez etrafında toplanmışlar. Tür­ kiye Selçuklu Sultanları (ve onların vârisi olan Osmanlı Sultanları). Teşrin. Î Bununla beraber. payitaht znik'ten Konya'ya nakledildikten sonra Konya sitesi bütün Ana­ dolu'nun merkezi ve Türkiye Türkleri'nin karargâhı oldu. M. Fuad K ö P R Ü L tt'n ü n vaktiyle kullanm ış olduğu (bk. *E w elce m üteaddid defalar ^ k r a r ettiğim iz gibi A n ad olu'y a gelen O ğ u z (Türkmen) kitleleri. Bu şekilde Oğuzlar'ın yüzlerce yıldır asabiyetle muhafaza ettikleri 24 boy teşkilâtı Anadolu'da son bulmuş. Burada yeri gelmişken şu hususu belirtelim ki. bir asırdan fazla çalışmışlar ve bütün beyleri hükümet merkezine getirdikten sonra ve Anadolu'nun hakiki birliğini kurduktan sonra ilk defa olarak merkeziyet usulü ile idare edilen bir devlet meydana getirmişlerdir. Ankara. içtimai. Türkiye Devleti. merkeziyetçi devlet te lâk ­ kisinin zıddı olan eski Türk hâk im iyet telâkkisi için bazı tarihçi ve yazarlarımızın kullandıkları "fe o d al" sıfatını tarih sosyolojisi açısından doğru bulm uyoruz. TTK. kendi boy peylerinin em rinde ka­ lıyorlar ve bu du rum A nadolu Türk birliği'n in kurulm asını ve mer­ keziyetçi bir devlet anlayışı tesisini old ukça güçleştiriyordu. uzun bir süre. [1. Gerçekten bu Uc Gazileri Devleti Büyük Selçuklular gibi geniş ülkelerde ve Islâm medeniyetinin çok parladığı beldelerde değil. (567) Türkiye Selçukluları.oymakların her birini büyük mesafelerle Anadolu'ya dağıtmışlar. 28. Belleten. 219-313) tarihi gerçekliği daha iyi ifade etmesi bakı­ m ından "trib a l" (aşiretçi) terim ini tercih ediyoruz.

Anadolu'nun en ileri bölgesi olmuş ve Türkiye Selçuklulan'nm doğuda ilk hedeflerini teşkil etmişti. Anadolu'yu da kendi hâkimiyetleri altına almak isterken. devletin kuruluşundan beri. Zira Büyük Selçuklu pâdişâhları. bu mütevazi Uc Devleti'ni Türk vatanı haline getirmişler ve bu ülkede yeni bir hayatiyet ve medeniyet yaratmakla da Türk. Osmanlılar'ın menşei ve cihânşumul mahiyetleri bu Uc Devleti'nin haiz olduğu kudreti ve tekâmülü göstermeğe kâfidir. Bu ilk tecrübelerden sonra Türkiye Selçukluları bir asır süren dahili buhranlar. Kılıç Arslan (1093-1107) da babası gibi derhal doğuya dönmüş. Şarktan gelen Türkiye Selçukluları o tarafa doğru yayılmağa uğraşırken Bizans idaresinde inhitat içinde bulunan Orta ve Batı Anadolu'da tecride uğramaktan kurtulmak. bu sıfatın ve üstün hâkimiyetin kendilerine aid bulunduğu dâvâsma bağlı kalmışlardı. Bizans ve Haçlı savaşları HORASAN'DAN ANADOLU'YA 211 . Musul'u da ilhak edince şiddetlenen aile rekabeti ile karşılaştı ve o da 1107 yılında şehid oldu. Saltuklular ve Sökmenliler müstesna Büyük Selçuklular'a tâbi diğer bütün Doğu Anadolu beyliklerini kendisine bağlamıştı. Mardin ve Meyyâfârikin (Silvan) havalisi.Bununla beraber çok mücadeleli ve ızdıraplı bir hayat geçiren Kutalınişoğulları. Bu sebeple de bu eski aile rekabetini kırmak ve amcazâdelerini itâate almak için Anadolu'ya ordular sevketmişti. Bu siyâsi durum Türkiye Selçuk­ luları ile Büyük Selçuklular arasındaki ailevi rekabeti bu bölgeye getirmişti. Türkiye Selçuklu sultanları da. Çukurova ve Antakya'yı Hıristiyanlardan kurtarmış. Buna mukabil İznik’te ve Marmara sahillerinde Bizans'a karşı kurduğu devleti kuvvetlendiren Türkiye Sultanı Süleyman Şah. medeniyetçe üstün İslâm dünyası ile bağ­ ları kurmak ve yolları açmak istiyorlardı. (568) Türkiye Selçukluları. Melik Şah. Beşer takati üstünde bir hayatiyetle Haçlı fırtınasını atlatan oğlu I. amcazadeleri olan Büyük Seiçuklular'ınkinden çok daha uzun ömürlü ebedi bir devlet kurmuşlar. Ana­ dolu'nun bu bölgelerinde fetihten beri Büyük Selçuklular'a tâbi birçok beylikler teşekkül etmişti. İslâm sultanlığı sıfatından başka Cihân hâkimiyeti dâvâsına da sahipti. ilk fırsatta şarka dönmüş. günümüzün aksine. İslâm'ın sultanı sıfa­ tı ile. Haleb'i muhasaraya girişince Melik Şah'ın ordusuna karşı 1086'da giriştiği savaşta hayatını kaybet­ mişti. Şarki Ana­ dolu'yu hâkimiyetleri altına almağa çalışıyorlardı. İslâm ve dünya tarih­ leri ile siyasetinde daha büyük tesirler yaratmışlardır ki. Arslan Vabgu'nun torunları olarak. Bu sebeple İslâm mede­ niyeti içinde kalan Diyarbakır.

1093'de. kendileri tarafın­ dan söyleniyordu.ile. artık Büyük Selçuklu İmparatorluğu da tarihe karışmış olduğu için. İznik^te Türkiye Devleti tahtına çıkmasiyle Türkiye Devleti kendi müstakil tekâmül seyrini takip etmiş ve Büyük Selçuklu İmparatorluğu ile bir bağı olmamış­ tı. I. Anadolu kıtası öte­ sinde maceralar peşinde koşmak ve Büyük Selçuklular'la ailevi hâ­ kimiyet mücadelesine girişmektense. K onya 1977. Kılıç Arslan'ın. Türkiye Selçukluları bu asırda kuvvetlenince. asırda. bunda nazari kalan kısa bir müddet (1086-1093) istisna edilirse. X ill. bir müddet Anadolu'ya hâkim olmaya çalışmış ve bu ülkeyi de. kendi içlerine kapanmışlar. Süleyman Şah'tan itibaren müsta­ kil ve hattâ Büyük Selçuklular'a rakip bir Devlet idi. Süleyman Şah'ın ölümünden sonra (1086). nazari ve hukuki olarak. (M enakibü'l-Arifin'in Değerlendirilmesi). Anadolu Türk birliğini gerçek­ leştirmek yolunda faaliyet göstermişlerdir. **Ç e tr. A y d m T A N E R t.(569) Bu iki acı tecrübeden sonra Türkiye Selçukluları.. Bilge Y a ­ yınları.* Nite­ kim "Mardin ve Meyyâfârkin fethedilmedikçe Selçuklu çetrleri** bağlı kalacaktır" cümlesi ile bu inanç.(570) Fakat Türkiye Selçukluları daima şarka hâkim olma idealini taşıyorlardı. (572) *A y n ı şekilde Osm anlılar'ın da bu ideale sahip olm aları dik kat çeki­ cidir. (571) Melik Şah'ın ilk sultanlık yıllarında Anadolu'da Kutalmışoğulları tarafından kurulan Türkiye Devleti. Türkler'de h âk im iy e t (egemenlik) sembolü olarak kullam lan bir çeşit şemsiyedir. 212 O ğ u z ÜNAL . Türkiye Selçukluları Kültür Hayatı. 22). pek başarılı olamamış. özellikle onun ölümü üzerine. Şarki Anadolu'da kurulan Türk devlet ve beyliklerinin tarihi artık Türkiye Selçuklulan'ndan ayrı bir seyir takip etti. (Bk. destani bir mücadele devri yaşadıkları için. muahhar kaynakların yanlış ifadelerine ve bunların tesiri ile araştırmaların hatalı neticelere var­ mış bulunmalarına ve Türkiye Devleti'nin Büyük Selçuklular'm tâbii (vasalı) sayılmasına rağmen. kendisine tâbi saymış ise de. Melik Şah. coğrafi ve milli birlik dâvâsı haline gelen Anadolu Türk Birliği mefkuresini tekrar gerçekleştirmek yolunda mücadeleye giriştiler. slı.

Fakat istikbâlin bü­ yük ve haşmetli tarihi de bu uc gazileri diyarından doğdu. savaşlar ve isyanlar doiayısiyle perişan olan yerli halklar da Türkiye Selçuklulan'nm idaresinde huzur ve sukuna kavuşuyor ve bu sayede Türkiye Devleti sağlam bir temele oturmuş bulunuyordu. eski Türk göçebe hukukuna göre toprakları (rakabesi devlete ait olmak kaydıyla) köylülere dağıtıyor ve devlet mülkiyeti altında herkesin tasarrufuna imkân veren bir miri toprak rejimi kuruyorlardı. onun bu derece sür'atle ileri bir ülke olması ve Türkler için istikbalde büyük bir kudrete kaynak ve ihtişamlı bir tarihe başlangıç teşkil etmesi de zamanında hiç akla gelmiş değildi. Süleyman Şah'ın ölümünden sonra ve halefleri zamanında meydana gelen sarsıntılara ve Haçlı seferlerine rağmen. (575) Selçuklu ve Türkmen fetihleri ile Anadolu'nun Türkleşmesi ve bir Türk vatanı haline gelmesi ne kadar tabii görülmüş ise.(573) Anadolu'da Bizans ve Haçiılar'a karşı uzun bir cihâd devresi yaşandığı ve bir İslâm ve Hıristiyanlık mücadelesi içinde bulunulduğu halde. Bizans'ın takip ettiği Ortodokslaştırma ve Rumlaştırma siyaseti de Ermeniler'i ve Pavlakiler'i de bu devlete düşman etmiş ve Türkiye Selçukluları'na yaklaştırmıştır. Süleyman Şah'ın başka din ve örflere mensup tebaası kendisine samimi olarak bağlı idi. sağlam esas­ lara dayandığı için. Bizans ile düşmanlık ve Büyük Türk Hakanlığı ile rekabet halinde kurulan Türkiye Devleti. Bunlar yanında Anadolu'da büyük arazi sahipleri elinde esir ve topraksız bulunan köylüler de Türkiye Selçukluları sayesinde toprağa ve hürriyete kavuşuyorlardı.(574) Anadolu gibi he­ nüz fethedilmiş bir ülkede. Anadolu'da Türk kesafetini artırarak. İmparatorlukta ve İsiâm dünyası içinde huzursuzluk çıkaran göçebelere yurt ve âsi şehzade. Zira Süleyman Şah ve halefleri olan Türkiye Selçuklu sultanları. Balkanlar'dan naklet­ tiği Hıristiyan Türkler de Bizans idaresinden nefret ederek ırkdaşl^n olan Selçukluları tercih ediyorlardı.Süleyman Şah'ın kurduğu devlet ve kazandığı muvaffakiyetler. Bizans Ermeniler'i şarktan Orta Anadolu'ya sürerken. günümüze kadar yaşamaya devam edebilmiştir. bey ve boylara sığınak olmaictan ibaret idi. Nitekim medeniyetçe ileri ve mamur ülkelerde oturmayı benimseyen Büyük Selçuklu Sultanları için Anadolu bir uc bölgesi. Bizans'ın kötü idaresi. kuvvetlenmesine âmil olduğu gibi. (576) Bu devrede Anadolu coğrafyasında yeni bir vatan teşekkül etti Anadolu'nun batısında bir asır devam eden Haçlılar ve Bizans HORASAN'DAN ANADOLU’YA 213 .

.

YÜZYILDA OĞUZLAR VE KOMŞU TÜRKLER .X.

.

1 2 4 1 DE TÜRKİYE DEVLETİ .

4 — Y I N A N Ç . T ü r k i y e T a r i h i . 1 9 . T u r a n m i S e r i . ( 2 . c . 6 — Y I N A N Ç . T ü r k iy e T a r ih i. T ü r k iy e T â r ih i. N o . s h . 4 0 7 . sh . i İ m i S e r i . 1. F e t h i. 1 9 . 1. 8. A n a d o ­ F e t h i. İ s t a n b u l 1 9 6 9 . a .ü . M e d e n i. İ s t a n b u l 1 9 4 4 . 5 — Y ılm a z T a r ih i. F e t h i. sh. 19. c . sh . I. ö t ü k e n Y a y ı n e v i . sh . !$ h . 19. 4 0 0 . Z a m a n ım ız a K ü lt ü r . c . 9 — Ö Z T U N A . F e t h i. F e t h i. A lp N e ş r iy a t Y u r d u V a y . S iy a s i T a r ih . A rsUm u­ l a n 'd a n O s m a n G a z i ' y e (1 0 7 1 . T e ş k ilâ t c . 1 0 . I.I. i. Y I N A N Ç . ü . 5 0 5 . Y a ­ y ı n N o : 1 7 . Y a y ın ı. T a r ih Z ü m re si N e ş r iy a tı. A n . 4 2 1 . sh. A n . sh . sh. Y I L D I Z . Y a y ın N o : 2 4 0 . E d e b iy a t B iz a n s D e v le t i'n in Fak. 3 0 . öZT U N A . N o . A n . 3 — M ü k r im in H a lii Y IN A N Ç . B Ö LÜ M G İR İŞ T Ü R K İY E T A R İH İN İN B Ö L Ü M L E R İ 1 — M ü k r im in lu ’n u n H a lil Y IN A N Ç . F e t h i. 57-5 8. H O N İG M A N N . i h .j Ö Z T U N A . 1 4 — Ö Z T U N A . 4 0 6 . F e t h i . 5 8 . 4 0 7 . H a re k e t Y a y ın la r ı. İ s t a n b u l 1 9 7 7 . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . İ s t a n b u l 1 9 7 1 . ıh . F ik r e t IŞ IL - İs ta n b u l 1 9 7 0 . Y a y ın N o : 2 1 5 4 . 10— E rn st TA N . T ü r k i y e T a r i h i . Y I N A N Ç . s h . A n . 2 0 . Ç e v . I. İ .0 . T ü r k iy e T a r ih i. M illi T a r ih im iz in A d ı. 8 — Y I N A N Ç . b a s ı m ) . HORASAN’DAN ANADOLU'YA 219 .1 3 1 8 ). ü . A n . 1 6 — Ö Z T U N A .5 0 6 . İs ta n b u l 1 9 7 6 . sh. İ s l â m i y e t v e T ü r k le r . A n . 7-8. 2 2 . 1 . 1 3 — Ö Z T U N A . I. 4 0 6 . sh.F e t h i . e . 1 2 — Y I N A N Ç . Kadar ve Büyük S a n 'a t T ü r k iy e T a r ih i. II. 3 6 v d . c . sh . D o ğ u S ın ın . c . I . 2 — O sm an T U R A N . sh . E d e b i y a t F a k .. s h . 1 1 — Y I N A N Ç . B Ö L Ü M O Ğ U Z L A R 'D A N Ö N CE A N A D O L U V E T Ü R K L E R "S U G U U R B E Y L İ K L E R İ D E V R İ" 7 ^ H a k k ı D u r s u n Y I L D I Z . sh. T ü r k i y e 'n i n B a ş la n g ıc ın d a n S iy a s i. g . 1 5 — Y I N A N Ç . S e lç u k lu la r D e v r i: I. l. 5 . A n . E d e b iy a t F a k . M illi T a r ih im iz in A d ı.. sh. Y a y ı n ı . T ü r k iy e T a r ih i.

g .A lt a n D E L İ O R M A N . 2 3 — H â r u n e b . 8 0 . a . s h .1 8 7 . 4 5 v d .6 4 . 4 0 7 . m ensup T ü rk a s k e r le r i.. İs ta n b u l 1 9 7 6 . s h ..E t r a k ). Y a y . a . M H l i T a r i h i m i z i n A d ı . S u ra t a b . ( T e m m u z 1...H . T ü r k le r 'in iç in m illi s e iâ b e t le r ln in H a b i f e ’n in b o z u lm a m a s ı hassa e s a s lı n i z a m l a r k o y d u . g . 2 1 — Y b L D b Z . T ü r k T a r i h K u r u m u B e l l e t e n . 1 1 8 'd e n n a k l e d e n Y b L D I Z . e .H e lâ f a ve No: b V le n k ıb e b e ri T ü r k b e r 'i n F a z a 'ib e b . 1 9 — Y I L D I Z . K it a b sh. e . Y IL D IZ . Ü s rü ş e n e . L is e D e rs K it a b ı. 22— Ram azan nun Ş E Ş E N . M. .. Y b L D b Z . s h .5 0 . g . 4 9 . T ü r k i y e T a r i h i . Im p a r a t o r lu ğ u ’n u n K u r u lu ş Y ü k s e liş in d e 1 9 1 ). M u r u c ab-Zahab. 1 9 4 ). T ü rk n iz a m la r a T ü rk A ra p g ö re. 6 6 . sh. a . Th. s h ..e .e . g . 6 0 . N e h ri s iy a s i.R e ş i d 'i n beri ve bu o ğ u lla n E m in i l e M e ' m u n a r a s ı n d a k i i k t i d a r m ü c a d e le ce re ya n eden obaybar h a k k ın d a g e n iş m ücadebeber s ır a s ın d a bibgi i ç i n b k . id a ri bu ve a sk eri en yüksek m e v k ib e r in e b ir ilg i D e v b e f » n in C eyhun Fe rg a n a . C O U R T E İL L E . A n k a r a 1 9 6 7 . s h . sh. n a k le d e n ye b e ri ile Bu T a r ih . 2 6 — E b u 'b . ve Ebu O sm an A m r b. 29— İb r a h im M illi E ğ it im K A FES O Ğ LU . 2 9 . s h . o rd u su n a B ir ancak k jz m ı.e . a . s h . 1939. 7 6 . T u h a r is t a n d o ğ ru la n b ir in s a n a k ın ı b ö lg e le r in d e n . 2 3 . Y a y ın la y a n de M EY N A R D ve Pavet de v e F r a n s ız c a y a P a r is ç e v ir e n C . 3 3 . a d l ı e s e r in G İ R İ 3 k ı s m ı n d a s h .2 4 .K a s ı m L e id e n sh. K R A b V lE R S . H a life M u t a ş ım . sh . Ş e m s e d d i n G Ü N A L I m p a r a t o r b u ğ u 'n u n K u ru b u ş ve 'y iik s e b ls in d e O ğubban T ü r k l e r ’ tn R o l ü " . c . B a h r e l . Is b â m c a m i a s ı n a g ir e n T ü r k b e r 'i n İ s l â m m ü b k i. I. g . S e r i : b il . g . sh . 6 9 . A r a ş tır m a ( IV I a n a k i b E n s t itü s ü Cund e b . m aaşb ar e r ie r iy b e e v b e n e c e k T ü r k Bu m a a ş la r k ız b a r ın a v e r ile c e k t i. sh. "A b b a s O ğ u l­ T ü r k le r 'in R o lü "... e . 4 6 8 'd e n n a k le d e n Y IL D IZ . T e ş r i n 1 9 4 2 ) . s h . m uayyen m e y e c e k t i. 77. a . T a r ih . k o b a y b ık t a n T ü rk e r i.C A H İ Z . a . g . a . H O U STM A . e . 28— Y A K U B İ. sh. ‘ ‘A b b a s O ğ u l b a n im p a r a t o r lu ğ u 'n u n K u r u lu ş v e Y ü k s e l i ş i n d e T ü r k b e r ’ in R o l ü " . 1 8 — Y İ N A N Ç . B O . g . c . ve İB N L e Ip z ig H A V K A L. 220 Oğ u z ÜNAL . s.S a y ı : A 8 . L e id e n 1883. a . e . 1861-1877.. g . J. a h lâ k i ed. T ü r k K ü b tü rü n ü Y a y m t. 2 0 — D a h a g e n iş b ıbgı ç i n T A Y . 4 2 . ç ık m a la r ı ö t e le r in d e c a m ia y a k a rşı büyük h a ttâ u y a n d ır d ı. e . 2 5 — Y I L D b Z . b a ş la d ı. 4 5 . a . 3 0 — Y I L D I Z . s h . 2 4 — Y I L D I Z . B a k a n lığ ı V a y ın ı. B a r b ie r V II. I I . e . e v le n d iğ i h iç da a n a n e s in d e k i T ü rk is tifa d e e d ere k . "A b b a s b k . 2 7 — (V îE S U D İ. e v b e n d ik t e n so n ra (G Ü N A L T A Y . g . a . s h .. 2 5 8 ’d e n se ci- a . Seyhun ö t e b e r in d e n B a ğ d a t ' a (Ş e m s e d d in ve G Ü N A L T A Y . ed. b i r 's u r e t l e h â z in e d e n da k e s il­ b o ş a y a m a y a c a k tı. V I . k ız la r ıy la e v le n e b ile c e k le r d i. sh .1 7 — Ö Z T U N A . 1938. H ü a f e t O r d u s u ­ F a z ib e ile r i.. 6 1 . 1 7 9 . 3 1 — Y I L D I Z . g . s h .A rz . V l L D b Z . 2 2 .e .

F e t h i. sh. sh. A n .4 3 0 .3 5 . F e t h i.e . M illi T a r ih im iz in A d ı. 5 7 — Y I N A N Ç . c . 1 4 0 1 4 2 . 3 4 . A n . 2 0 . III. sh . 50— Y I N A N Ç . 1 6 4 . 6 0 — S A K A O Ğ L U .g . T ü r k i y e T a r i h i . a . A n .1 4 0 . Ö Z T U N A . s h . T ü r k iy e T a r ih i. 6 1 . F e t h i.e .1 6 3 . 53— Y I N A N Ç . 4 2 8 . " A n a d o l u " M d . 2 0 . sh.1 3 6 . 6 3 — Y I N A N Ç . s h . 4 0 7 . sh .3 5 . s h . I. I. sh.e .. sh . 1 3 8 .e . İs lâ m 6 5 — Y I N A N Ç .. Sh . 2 3 . A n . 4 3 — Ö Z T U N A . 4 4 — Ö Z T U N A . 4 0 7 .. F e t ih ie r le A n a d o lu 'n u n T ü r k le $ m e s i ve İs lâ m la ş m a s ı. 5 9 — Ö Z T U N A . F e t h i. 3 8 — Y I N A N Ç . 2 7 . A n . T a r ih K it a p la r ı D iz is i: 1 3 . s h .. c .e . A tı.. 3 9 — Ö 2 T U N A . 4 0 8 . F e t h i. 4 2 — Ö Z T U N A . A n .g . F e t h i. I. F e t h i. s b . 3 5 — Y I L D I Z . F e t h i. s h . 4 5 — Ö Z T U N A . 1 3 3 .g . 4 0 7 . 33. s h . C. A n . A n . sh. Sh . 3 3 — Y I L P I Z . c . I. 3 6 — Y I L D I Z . Y IN A N Ç . sh . A n . a . I.1 5 . o ğ u zla r 5 5 — Y I N A N Ç . 4 9 — Y I N A N Ç . I.3 2 — Y I L D I Z . s h . a . g . s h . s h . I. 5 6 — Y I N A N Ç . 3 7 — Y I L D I Z . 1 3 4 . c .2 1 . I. e . 6 4 — B e s im D A R K O T . A n .. 2 8 -2 9 . 2 7 . M i l l i T a r ih im iz in A ç t ı.e . A n . T ü r k iV e T a r i h i . 4 0 — Ö Z T U N A . a . F e t h i. 2 6 -2 7 . 62— Y IN A N Ç . sh . 1 0 . 6 1 — B iz a n s 'ın iç in A n a d o lu 'd a k i m ü lk i v e a sk eri t e ş k ilâ t ıh a k k ın d a g e n iş b ilg i bk. T ü r k i y e T a r i h i . F e t h i. 1 4 . 58— N ecdet SA K A O Ğ LU . 5 2 — Y I N A N Ç . c .H O N İ G M A N N . 4 6 — Y I N A N Ç . s h .4 0 9 .g .S E K E R . F e ttıi. 4 1 — Ö Z T U N A . HORASAN'DAN ANAD O LU'YA 221 . 1 3 7 . c . c . I.g . a . T ü r k i y e T a r ih i. F e t h i . s h . 4 7 — Y I N A N Ç . Sh. M illiy e t Y a y ın la r ı. c . c . A n s ik lo p e d is i. 34. şh . T ü r k i y e T a r i h i . 4 0 9 . s h .. I. F ^ th i. T ü r k i y e T a r r h i . 2 9 . sh. A n . 1 6 4 .g . A n . F e t h i. 3 4 — Y I L D I Z . 4 0 6 . 4 8 — Y I N A N Ç . 4 0 7 . a . 5 1 — Y I N A N Ç . sh. sh. 2 3 .J3 4 . T ü r k iy e T a r ih i. F e t h i. T ü r k iy e T a r ih i. a . sh. S h . s h . s h . 4 0 8 . 3 2 . s h . ( İs t a n b u l) 1 9 7 1 . 5 4 — Y I N A N Ç . B iz a n s D e v le - t i'n in D o ğ u S ın ır ı. T ü rk BÖ LÜM A N A D O L U 'D A A n a d o lu 'd a M engücek O ğ u lla r ı. 4 0 8 . 66— M ehm et . 2 5 -2 6 . 1 6 1 . A n ..

T a h ra n 1 3 3 2 . X . 18 v e d ip n o t 3. t a r a f ın d a n fe th i ve T ü r k le ş m e s i'n d e k e s if T ü rk ve n ü fu s h a r e k e tle r in in b u t a r ih i o lu ş T U RA N ... S e l. A h m e t A T E Ş . ) 72— W . T U R A N . T ü r k iy a t M e c m u a s ı. Y ü z y ıld a O ğ u z la r " . v e İs lâ m iy e t .. 71— W . S e l. 70— O sm an N e ş riy a t T U RA N . 7 6 — O s m a n T U R A N .. S e l. Rahat üs-Südur ve A y e t. 6 9 — Y I N A N Ç . Çev. 7. 1 6 . ö n e m in i'v e d o la y ıs iy le "d e m o ğ ra - iç e r is in d e k i y e r in i b U yU k b ir v u k u f la İş le y e n Z a m a n ın d a C .. X I . b a s ( m ) . 7 9 — T U R A N . ( B u r a d a d e r h a l h a t ı r ­ l a t a l ı m k i . ve İs lâ m iy e t . II.s h . sh . 3 .iy e t .T . sh . A n k a ra 1960. 6 8 — Y I N A N Ç .. 1 5 3 . s h . S e l . 7 9 . 9 . I.A fş a r A K A . T ü rk 1957-1960: Y a y ın ı. X V ı . ( 2 . Y a y ın N o : 6 2 . 5 .A s y a T ü rk T a r ih i Y a y ın a H a k k ın d a D e r s le r . A n k a r a Y a y ın a Haz. S e lç u k lu la r T a r ih i T ü r k . S e l. a . (1 9 5 1 . c . v e İ s l â m i y e t . c ü z : S e lç u k lu la r T a r ih i. A r a ş tır m a E s e r l e r S e r i s i N o : 1 .e .X I I . 84— Ş e m s e d d in G Ü N A LT A Y . 8 0 — T U R A N . T u r k e s t a n D o v v n t o t h e M o n g o l In v a s io n . S e lç u k n â m e . Y I L D I Z . sh. A la m e t i). 2 4 . T u r a n N e ş r iy a t Y u r d u Y a y ın ı. F a k ü lte s i D e r g is i. X I I . S e l.. 2 . s h . s h . T a r ih i S e ri ve T ü r l< . b a s ım .. S e ri T u ra n Um um i N o . B A R T H O LD . Ö ZD EN . ilm i N o : 3 . sh. c ilt . 6-7. sh. 7 7 — T U R A N . 5. A n . v e İs lâ m iy e t . A d ı . M i l l i T a r i h l m l z i n . 1 5 2 . H a z . Y a y m a T a r ih K u ru m u Y a y ın ı... D iz i N o £ . S e lç u k lu la r v e İs lâ m iy e t . ( E y l ü l . İs t a n b u l 1 9 6 9 . V u rd u S e lç u k lu la r Y a y ın ı. 8. 7 4 — A n a d o l u ’n u n m u h a c e r e tin in fik â m ille r " in şu e s e r le r e ve T ü r k le r 1 9 5 8 ) .Is lâ m M e d e n iy e t i. sh.ö tü k e n Y a y ın e v i. a . 82— Y I L d' i Z . a . 75— Bu konuda şu k a y n a k la r a bk. e . g . Z a h ir U d d in N İŞ A P U R İ. " X . s h . B a r t h o i d ' i i n e s e r i n i n R u s ç a a s lı 1 9 0 0 y ı l ı n d a y a y ı n l a n m ı ş t ı r . T ü r . H â k im iy e t i S e lç u k lu la r M e fk u re s i bk. sh .. S e l . v e İs lS . 73— F a ru k SÜ M ER . i İ m i S e r i N o : 4 . O rta . 6 7 — S A K A O Ğ L U . T a n h i D e m o ğ r a f i A r a ş t ır m a la r ı v e O s m a n lI T a r i h i " . s h . sh.U s - S U r u r (G ö n ü lle r in T a r ih K u ru m u R a h a tı v e S e v in ç 2 c ilt. 6 . U m u m i S e r i N o . R E Ş İ D E O O İ N .e . 1 8 5 . R A V E N D İ. 7 $ — T U R A N . K O PRA M A N .4 . . L o n d o n 1 9 2 8 . v e İs lâ m iy e t .. 2 5 6 'd a n n a k l e d e n T U R A N . s h .. 3 . A h m e t A T E Ş .A r a l ı k sh.C . c . s h . D iz i N o : 14-14®. İs t a n b u l 1 9 5 3 . 1s t a n b u l 1 9 7 3 . İ s t a n b u l 1 9 7 1 . 8 3 — T U R A N . T ü rk Ö m e r L ü t f i B A R K A N . s h . 1 1 . " S e l ç u k lu la r 'ı n H o r a s a n 'a İn d ik le r : Zam an 222 OĞUZ ÜNAL . S e l. C a ı n i 'ü t . K ü ltü r 1 9 7 5 . T ü rk I I . T a r i h i v e .T e v a r i h .D .is lâ m M e d e n iy e t i. I I I .. sh. Ç e v. 1 . ih â n T ü r k iy e .ü . g . A F Ş A R . 2 . 0 A R T H O L D .5 3 ). Z a m . g . A .. R a g ıp Yaşar A n k a ra H u lu s i S a d e le ş t ir e r e k İs m a il H a z ır la y a n la r B a k a n lığ ı K â z ım Y a y ın ı. 8 1 — T U R A N . s. F e t h i. 76-77.

M e la n g e s M ü n a s e b e tiy le K ö p r ü lü A r m a ğ a n ı. T h e T u r k s a n a I n d i a . 73. T ü r k iy e . . S e l. T ü r k iy e . T U R A N . 42. sh . E k o n o m ik ve D in i D u ru m u ". M a r v a z i O n C h i n a . S e l. 85— 86— 87— 88— 89— 90— 91— 92— 93— 94— 95— 96— 97— 98— 99— 100— 101— 102— G Ü N A LT A Y . sh . S e l . T U R A N . 1 5 .. M arvva z i o n u l. Z a m . T ü r k iy e . s h . 42. S e l. G Ü N A LT A Y . M İ N O R S K Y . S e l . M İ N O R S K Y . L o n d o n 1 9 3 7 . sh. K A F E S O Ğ L U . s h . i n d ik le r iZ a m a n . T ü rk T a r ih "O s m a n lI K u ru m u İm p a r a t o r lu ğ u 'n u n B e lle te n . 59. sh . sh . M. T ü r k iy e . T U R A N .1 0 3 't e n n a k l e d e n T U R A N . 1 8 . S e l. 3 1 3 î V . shT a r i h i v e . S e l . sh . sh. V . T U R A N .H a y v a n . sh . s h . sh. T a b a y i n e şred e n V. T ü r k iy e .H a y v a n . 79. S e l. sh . S e l. sh.Is lâ m D ü n y a s ın ın S iy a s a l. 108— M E R V E Z İ. T U R A N . sh. . . 1 0 2 . T ü r k iy e . İb r a h im 1021) K A FESO Ğ LU .D . C h in a .. . S e l. 1 0 2 'd e n n a k le d e n T U R A N . . T U R A N . F a k ü lt e s i Y a y ı n ı . 6 v e 11 n o 'lu d ip n o t u . E t n ik . H o r a s a n 'a i n d ik le r iZ a m a n . 4 . L o n d o n 1 9 4 2 . i n d ik le r iZ a m a n . G Ü N A LT A Y . D oğum Fuad İlk S e lç u k lu Y ılı A k ım (1 0 1 5 Fuad E h e m m iy e ti". Z a m . sh. .. S e l. c . .Ü . A . sh . D o ğ u A n .. Z a m .. sh. 4 . 2 5 . T ü r k iy e . 2 5 9 .. T a r i h i v e .2 0 .A le m . 5. Z a m . Fuad K Ö PR Ü LÜ . HORASAN'DAN ANADOLU'YA 223 .. T U R A N . . . . 14-1 5. . T U R A N . 10. K â n u n 1 9 4 3 ) . S e l. V . T a r ih i v e . T ü rk T a r i h K u r u m u . M İ N O R S K Y . (A ra p ç a m e tin . K ö p r ü lü . v e İs lâ m i y e t . . I Ik S e l . 59-63. T ü r k i y e . S e l. H o r a s a n 'a H o r a s a n 'a . sh. (1 . i z a h la r 1 5 7 sh .. G Ü N A LT A Y . M İN O R S - K Y . s lı. T ü r k iy e . s. sh. iz a h la r . 109— 110— T U R A N . v e İ s l â m i y e t . 107— M e r v e z i ’n i n T u rk s and ve iz a h la r ). Z a m . S e l. s. T h e I n g iliz c e t e r c ü m e M e tin 43 s n . . 7 7 . 4. H o r a s a n 'a I n d ik le r iZ a m a n . 2 5 9 . İs t a n b u l 1 9 5 3 . T a r i h i v e . 1 9 4 3 ). S e l. 6-7. T U R A N . . . S e l. 9 5 . 111— 112— 113— 114— T U R A N . Z a m . Z a m . S e l. s h . 9 . sh. M enşei 28. London 1942. b k . s h . T U R A N . 3 8 . 43. G Ü N A LT A Y . 65.C . . M İ N O R S K Y '. S o s y a l. sh . T U R A N . b u e s e ri iç in In d ia . 3 8 . . T U R A N . S e l. S e l. H u d u d u l. c. H o r a s a n ’a i n d i k l e r i Z a m a n . . V I I . A k ı n ı v e . s h . Z a m . sh. 6 .. T U R A N . Z a m . s h . S e l. 5 9 . B e l l e t e n . Z a m . 2 6 0 . S e l.T . T ü r k iy e . sh . T U R A N . H o r a s a n ’a i n d i k l e r i Z a m a n . T a r i h i v e . 4 . Z a m . s h . S e l. ( H . Ve T a r ih i "D o ğ u A n a d o lu 'y a 60. sh. Tâbayi u l. T ü r k i y e . 63. T U h A N . S e l.. . 5-6. 103— 104— 105— lO G — T U R A N . T a r i h i v e . . T ü r k iy e .. sh . G Ü N A LT A Y. S e l. . S e l . . 5. Z a m . V il.1 0 . S e l. sh .T e ş r i n M e s 'e le le r i" ..

. T a r i h i v e . E d e b i y a t F a k . 2 9 3 . . T a r ih i v e . T a r ih 'i Bayhak. 9 4 't e n n a k le d e n T U R A N . 134— Bu h a t a lı g ö r ü ş le r iç in b k . 4 4 . . B E H IV IE N Y A R . . sh . T U R A N . A n k a r a 1 9 4 5 . . Ç e v . 7 5 .İ7 Ch. T a r i h i v e . .N o : 11^ . 136— M u h a rre m E R G İN . 135— Bu h a t a lı. O rh u n A b id e le r i. . . 1 9 4 v d . T U R A N . s h . sh . T a r ih i v e .. g .. S iy â s e tn â m e . n şr.F ik r e . T ü r k iy e . T a r ih i v e . S e l . . 2 1 . 4 3 . l 7 . İB N FU N D U K . U m u m i T ü r k T a r i h i ­ n e G i r i ş . T a h ra n sh. İs t a n b u l 1 9 7 0 . 7 2 . sh . S e l. M . T U R A N . . B a h a e d d in Ö G EL. B ir in c i K it a p . . . . a . S e l. T U R A N . sh. 2 5 9 . T U R A N . 1 3 0 8 . D o ğ u A n .. 137— 138— T U R A N ... . s h . .. . . S e l.2 7 4 v e 5 6 n o ’ lu d i p . T U R A N . Doğan İs ta n b u l A V C IO Ğ L U . 1 6 . 128— 129— 130— 131— 133— T U R A N . 1000 T e m e l Eser S e r is i. I I . . İ l k S e l. K A F E S O Ğ L U . S C H EFE R .T U R A N ..115— 116— T U R A N . 2 9 -3 0 A r a lık 1 9 7 7 . n o tu . S e l. 7. s h . s h . T a r i h i v e . 7 1 ‘d e n n a k le d e n T U R A N . B . P a r is 1891. s h . C M d I. N İZ A M O L-M O LK. 4 6 . . 7 5 . . A k ı n ı . sh . k a s ıt lı o la r a k s a p t ır ­ m a k v e m a r x is t b ir ş e m a y a o t u r t m a k a m a c ın ı t a ş ıy a n g ö r ü ş le r iç in b k . A . T e k in Y a y ın e v i. S e l . T a r i h i v e . 2 . h a t a lı o lm a k t a n d a ö t e y e t a r ih i g e r ç e ğ i. . B A Y B A R S tü p h a n e s i M A N S U R İ. Y a y ın ı. 5 0 . 6 9 . T U R A N . T U R A N . İs ta n b u l 1 9 7 1 . D o ğ u A n . . N o : 3 2 .^ 1 3 1 . T a r ih i v e . s h . . İ s ta n b u l 1 9 7 0 . 7 4 . sh. sh. D o ğ u A n . S e l . . 4 8 . S e l. s h . s h . T a r i h i v e . sh . s h . . 1 2 . İB N Ü L . 59 Z u b d e t ü l. 4 9 . . sh . A b u 'l F â r a c T a r ih i. K A FESO Ğ LU . S e l. E . S e l. sh. şu 1 9 7 8 . 7 2 . .. S e l . sh .. . Y a ­ y ın ı. 139— 140— 141— E R G İ N . . e . S e l . 2 6 3 . . T ü r k i y e . Z a m . F e y z u lla h b. 1 0 0 0 T e m e l E s e r S e ris i N o : 5 0 . T ü r k T a r ih K u ru n d u Y a y ın ı. I X . d a n n a k l e d e n T U R A N . b a s ım . S e l. T a r ih i v e . T a r i h i v e . 7 3 224 Oğ u z ÜNAL . . O . 1 4 5 3 . 127— G re g o ry A B U 'L F A R A C (B A R H E B R A E U S ) . İ Ik S e l. İ l k .T ü r k iy e . T a r i h i v e . 4 4 . K A F E S O Ğ L U . sh. H e r- gün G a z e te s i.. S e r i. . S e l .4 5 . i . Z a m . T a r i h i v e . A s r a K a d a r . 4 5 . T U R A N . c . 2 7 3 . S e l. E fe n d i ( M ille t ) K ü ­ K a h ir e 1 3 0 2 . . Ö m e r R ız a D O Ğ R U L . .. B u k o n u ­ d a k i te n k itle r i iç in b k . S e l . S e l . T a r ih . S e l . . Z e k i V e l i d i T O G A N . sh. c . B . s h . S e l. A k ı n ı . 2 3 . 2 . s h . Y a y ın N o : 1 5 3 4 . E . s h . s h . I. T a r i h i v e . b a s ım : A V C I O Ğ L U ' n u h Ü N A L . T U R A N . n e şre d e n A.E S İR .2. A k ı n ı . S e l . 7 5 . Z a m . T a r ih i ve . M . S e l . E n E s k i D e v ir le r d e n 1 6 . Y a y ın ı. sh. . s h . sh . . 5 2 . T a r i h i v e . 117— 118— 119— 120— 121— 122— 123— 124— 125— 126— T U R A N . T a r ih i v e . O ğ u z A v c ı o ğ l u v e T ü r k l e r i n T a r i n i " . T ü rk K ü lt ü r ü n ü n G e liş m e Ç a ğ la r ı. sh . "D o ğ a n g ö r ü ş le r in in t e n k id i iç in y a z ım ız a b k . 2 . . T U R A N . T ü r k le r in T a r ih i.

T u rcs 72-84 v d . P r e . s h . "S e lç u k 71 S u l t a ı ı l a r ı 'n ı n O ğ u z la r 'a vıd . b u t e s b it ın e r a ğ m e n " B ü y ü k S e lç u k l u la r 'ın b ir A n a d o lu 'y u f e t in p lâ n ı y o k tu r" ig ö rU ş ü n ü ile r i s ü r m e k le k e n d i f ik ir le r i a r a s ın d a ç e liş k i v e t u t a r s ız lığ a d ü ş m e k t e d ir .B iz a n s m ü c a d e le le r in d e n ü f u s u o ld u k ç a a z a la n v e b ir ç o k y e r le r i b o ş v e y ı k ı k b u lu n a n . . A n a d o lu 'y a . 1 3 6 . C la u d e C A H EN . N ı t e k i n i ih t im a 4 C l. D oğan Y a y ı n e v i . C h a p it r e s rle l ' H i s t o ı r e des de R o u m ".. lu la r 'ın İle r i b ir te s ir in d e k a la r a k . Bk. T a r ih . İs lâ m d ü n y a s ın ın d ö r t t e ü ç ü n e h â k i m o la n B ü y U k S e lç u k lu S u lt a n ­ la r ı i ç i n . 2 9 2 . . T U R A N . 2 1 0 . s h . S e l . T ü r k le r in K it a p .ın c ı X I. . "L a C a m p a g n e d e M a n z lk e r t". İ s t a n b u l 1 9 7 8 . K a h ir e 1 3 0 2 . . 1 8 8 'd e n n a k le d e n T U R A N . { 1 9 3 4 ) . 2 . s h . 1071- 1 3 3 0 . s h . .E S İ R . t m e v i v e A b b â s i im p a r a t o r lu k la r ı­ v â r is i d u r u m u n d a o lu p . A S u rvey of th e M a te n a l and S p ır itu a l C ııltu r e and H is t o r y G e n e ra l c.■. I X . S e l . . h u z u r s u z lu k v e a n a r ş i iç e r is in d e d ü n y a s ın a huzur bu ve süku n. . S e l . 6 2 1 . . . B ü y ü k S e lç u k lu D e v le ti. 143— 144— 145— T U R A N . b h. D a s ım . y u k a r ıd a . sn. B y z a n t io n . T a r i h i v e . Y a z a r . T e k in C om pany. y a in ız I s ı â m ı y e t in h â m is i o lm a k s ıf a t iy le o n u n o a ş iic a d ü ş m a - ı>ı o l a n B i z a n s ' ı e z m e k m a k s a d i y l e d e ğ i l .1 3 7 . T a r ih i. .142— İB N Ü L . û o ğ a r A V C I O Ğ L Ü . I X .) 146— U e rçe k te n Y u r t B u lm a v e F e t i h S i y â s e t i " b ö lü m ü . . a r d ı a r a s ı k e s i l m e y e n T ü r k m e n g ö ç le r in in u n su ru b u lm a k m am ur ve n ü fu s ç a k e s if o la n o n la r ı Is lâ m ü lk e le r in d e b ir a it a ış i yem b ir yu rt o lm a la r ın ın önüne g e çe re k y e r le ş t ir e c e k v e b u s u r e tle d e v le t iç in z a r a r lı o la n b u u n s u r u d e v le t e y a r a r lı b ir u n s u r h a lin e g e t ir m e k v e k e n d i k u v v e t le r i a r a s ın a a lm a k g ib i y ü k s e k v e d a h iy a n e b ir s iy â s e t le .L ıA M S . n iz â m ve a d â le t u n su ru g e tir m e k o la n ç ır p ın a n is te y e n S e lç u k lu la r 'm a m a ç la b ir a n a r ş i T U r K m e n le r 'i İta a t a lt ın a a lm a k v e o n la r ın reK o n la r ı y e r le ş t ir e c e k yeni b ir a n a r ş i u n s u r u o lm a la r ın ın ö n U n e g eceb ir yu rt (A n a d o lu ) b u ltn a K ve b ö y le c e o n la r ı d e v le t e y a r a r lı b ir u n s u r h a lin e g e t ir m e k s iy S s e t le r in d e n h a b e r s iz g ö r ü n m e k te d ir . 7 6 . i ş t e s iy â s e tin A n a d o lu 'n u n b ir n e tic e s i f e t h i v e T ü r k le ş m e s i b u ç o k y ö n lü v e k a r m a ş ık o la r a k g e r ç e k le ş m iş t ir . B y z a n t ıo n . sh. C l a u d e C A H E N . s h . sh . İs lâ m . b u h a t a lı v e m a r x is t t a r ih a n la y ış ı d o ğ r u lt u s u n ­ da ç a r p ıt ılm ış m a k s a t lı g ö r ü ş le r iy le Büyük S e l ç u k l u l a r ’m '^ t a r ih i m is ­ yon" is ıâ m Büyük u n u a n la y a m a d ığ ı g ib i. New Y o rk 1 9 6 8 .6 2 2 . (b k . B ü y ü k S e lç u k lu S u lt a n ı " T u ğ r u l 'u n u f a k p a r ç a l a r t 'a l i n d e H ı r i s t i y a n T ü r k m e n b o y la r ın ı t o p r a k la r ın a . C A H t N 'ı n te t ıh p tâ n ı A V C IÜ Ğ L U . T r a n s la t e d f r o m t h e F r e n c n b y J .O t t o f n a n T u r k e y . 7 4 . T a r i h i v e . A n a d o l u 'n u n f e t h i z a r u r i id i. T a p lın g e r P u b lıs h in g "O e u x (1 9 3 6 ). 2. J O N E S • V V Il. B ij .j P a u l V V I T T E K . b u b a k ım d a n B a t ı 'y a k a r ş ı n ın B a t ı s iy â s e t in in HORASAN’DAN ANADOLU’Y A 225 . " B U y ü k S e lc u k y o k tu r" d e d ik t e n so n ra daha da A n a d o lu 'y u "8 U y U k g id e r e k S e lç u k lu la r 'm T ü r k m e n le r 'e d ü ş m a n " o ld u ğ u n u İ le n s ü r m e k t e d ir ...a k ı t ­ m a k t a " o ld u ğ u n u s ö y le y e n y a z a r . T a r i h i v e .

S e l. A n a a o lu 'n u n F e t h i. S e lç u k lu D e v r i T ü r k T a r ih i. T U R A N .. Y I N A N Ç . i l k S e l ç u k l u A k ı o ı . s h . 4 3 . sn . . T a r ih i ve . T ü rk T a r ih Eö o u ara K u r u m u Y a y ı n ı . 2 7 0 . S a ld N E F İ S İ . geçm esi o lu p .. 6 7. i Ik S e l ç u k l u A k ı n ı . U r f a lı M a t e o s V e k a y ı nâm eSp ( 9 5 2 1 1 3 '^ ) v e P a p a z Z e y li (1 1 3 S . s h . sh.3 8 . r v iü k r ım m H a lil Y IN A N Ç . 5 2 . s h . Y I N A N Ç . IV.. Y I N A N Ç . y a p t ığ ı is tilâ la r la d a h a d a in i­ m üşkül d u ru m a so k m u ş tu . 763 . T U R A N .. sh. A n a d o l u ' n u n F e t h i . A n k a r a 1 9 G 3 . i a r ı h i v e . A y y ı l d ı z M a t b a a S '.i M e s u u ı... 4 4 . s h . 79. sh. T a ı i h ı v e . T a r i h i v e . B i z a n s t e k r a r o la n İs lâ m Bu g e ç m iş . 4 3 . 3 7 .. T a r ih i T U R A N .... . A n a d o l u ’n u n F e t h i . A n a d o lu 'n u n F e t h i. T a r i h i v e . sh . I I . l a r ı h i v e . S e l . K A F t S O Ğ L U . iç z a te n m üşkül d u ru m d a â le m in i. . 226 O ğ u z ÜNAL . T a h ra n ve . 2 9 3 . 1 5 . B Ö LÜ M B Ü Y Ü K S E L Ç U K L U L A R D E V R İN D E B İZ A N S G A Z A L A R I V E A N A D O LU F Ü T U H A T I 147— 148— I U R A N . .T a r ıh . . sh . S e l . T U R A N . Y u k a r ıd a D ip n o t 141 ve T U R A N . sh . S a l. Y I N A N C .. Z a m . U K FA LI G r ig o r 'u n N o t la r . S e l. d a n n a k le d e n T U R A N . T ü r k iy e . . s h . sh . . S e l.. S e l . A n a d o lli'n u n F e t h i. 1 3 1 9 . sh . 2 6 9 . N o . A n a d o lu 'n u n F e t h i. D o g u 'y ^ b a k ım d a n S e lç u k lu dem ek f e t ih le r i h ü c u m d e fa k a t 'i s iy a t ifin in a h n m ış tır . sh. K A F E S O Ğ L U . 4 0 . 5 3 . . T U R A N . sh . 149— Ib O — 151— 152— İ5 3 — 154— 155— 156— Bu k a y n a k la r iç in b k . E t > u ’ı Fazı B A Y H A K İ. S e n . D o ğ u is e u m u m i y e t l e h ü c u m hücum a iç e r is in d e is e . 6 7 . la n n d a b ir a s ır B a tı Em evi ve A b b â s i İm p a r a t o r lu k la r ın ın h a ş m e tli za m an h a lin d e id i. D U LA U R ER . b u n e tic e M e h m e t A lta y K ö V M E N . 159— 160— IG l— 1621631S41651661671GB— v d . s h .4 2 . S o n m e s e le le r iy ie m ü d a fa a d a . T a r i h i v e . 7 3 . B k .e . A n a d o lu 'n u n F e t h i . . s h . T ü r k ç e y e Ç e v . Y I N A N Ç . A n k a r a 1 9 6 2 .. 3 6 . A B U 'L F A R A C . . 3 6 . sh . 4 2 ....1 5 .. Z a rn . T a r i h i v e . 5 3 d i p n o t u 122. A n a d o lu 'n u n K e t h i. s h .1 3 3 2 . . S e l . s h . g .ö te d e n b e ri ta k ip e d i ıe n ananevi İs lâ m s iy â s e tin in yeni m ü m e s s ili h ü v iy e tin d e d ir . 66. . . M A TEÜ S.. s h . 157— 158— Y I N A N Ç .. te k ra r (B k .1 1 6 2 ). 6 6 . T U R A N . T ü r k iy e . T U R A N . sh.. 2 1 . 2 4 3 ) . S e l.C 9 . 6 7 .. Y IN A N Ç .. H r a n t D . Y I N A N Ç . sn. 3 7 . S e l .. S e l . . T U R A N . c . A N D M E A S Y A N . I . 1 4 . a . n s r.

178— 179— 180— 181— 182— 183— 184— 185— K Ö Y M E N . T ü r k i y e T a r i h i . Ö Z T U N A . . Y I N A N Ç . S e l. T ü r k iy e T a r ih i.. 4 1 1 . A n a d o lu 'n u n F e t h i. Ç e v. S e l . 2 4 7 . . s h . sh . 8 9 . T U R A N . 98-100. 177— M e h m e t A lt a y K ö Y M E N . Sen M a la z g ir t . T a r i h i v e . 9 1 . sh . . sh. T ü r k iy e T a r ih i. 5 2 . T ü r k i y e T a r i h i . F e t h i. L id d e ll H A R T . 7 6 . n ı. 'sel.8 6 . A n k a ra 1 9 7 1 . T U R A N . F e t h i.8 1 . sh . 4 6 . s h . sh . 4 5 . o ld u ğ u n u sh. 8 0 . 82. S e lç u k lu la r T a r ih i. s h . E t U d le r D a ir e s i Y a y ı n ı . 193— Ö ZTU N A . sh. 9 0 . T a r ih i ve . sh. A n k a r a . S E V İM . G e n e l K u r m a y H a r p T a r ih i B a ş k a n lığ ı S t r a t e jik N o : 8 . I. sh . 190— 191— 192— Ö Z T U N A . T a r i h i v e . 4 1 1 . S e l . 175— Y lN A N C . sh . I. 8 8 . A n a d o lu 'n u n F e t h i. s h . 2 4 7 . A n a d o lu 'n u n F e t h i.. c . T a r i h i v e . S e lç u k lu la r T a r ih i. sh .5 0 . Y IN A N Ç . 8 5 . sh M eydan 4 7 . c .. S e lç u k lu la r T a r i h i . sh . A n a d o l u ' n u n sh. T U R A N . T a r i h i v e . c.Sa.8 1 . . T ü r k i y e T a r i h i . 4 8 . S a v a s ı. T U R A N . I. S e l ç u k l u l a r T a r i h i . I. . Ö Z T U N A . c . Ö Z T U N A . . Y I N A N Ç . I. s h . T U R A N . sh . c . . T U R A N . I . T a r i h i v e . S e ıc u k lu a s ı.. sh . B . c .169— 170— Y I N A N Ç . . 5 1 .9 0 . S e l .. A n k a r a 1 9 6 3 .4 1 3 : Y I N A N Ç . 83. T ü r k iy e T a r ih i. . Bk. S e lç u k lu la r T a r ih i. 5 4 . sh .9 1 : Y I N A N Ç . E t r a ıe ji: D o la y lı T u t u m . A n a d o lu 'n u n F e t h i. s h . 8 1 sh . A n a d o lu 'n u n sh. S i y â s e t i " . 4 7 . sh . s h . A y y ıld ız M a tb a ­ S e l. 4 1 1 . 5 5 . T a r ih i ve . Y IN A N Ç . c.5 5 . T ü r k iy e T a r ih i. V I N A N Ç . 1. 8 0 . 194— Ö Z T U N A .H . 71 v d 186— 187— TU RA N . c . 1 9 7 3 . A n a d o l u ' n u n F e t h i . D e v r i T ü r k T a r ih i. Y I N A N Ç . I. sh. Ö Z T U N A . HORASAN’DAN ANADOLU'YA . Y I N A N Ç . s h . Ö Z T U N A . 1049 9. S e l . I. Y u k a r ıd a "S e lç u k S u lt a n la r ı'n ın O ğ u z la r 'a Y u rt B u lm a ve F e t ih D e v ri T ü rk T a r ih i. ) 176— T U R A N .8 2 . 8 4 . s a v a s ın y ılın d a s ö y lü y o r s a U a . S e l . A n a d o lu 'n u n F e t h i . 172— 173— 174— T U R A N . s h . A n a d o lu 'n u n F e t h i. 51-5 2. 4 1 2 . A n a d o l u ’n u n F e t h i. . Ö Z T U N A . I. 4 1 3 . 4 1 2 . c. s h 8 1 . T U R A N . T ü r k i y e T a r i h i . 171— T U R A N . I. A n a d o l u ’n u n F e t h i.. . . sh. sh . A n a d o lu 'n u n F e t h i . 5 4 . sh. . b iz c e 1 0 4 8 y ılın d a o lm a s ı d a h a is a b e t li g ö r ü lm e k t e d ir . s h . Ö Z T U N A . T ü r k i y e T a r i h i . 4 9 . ( ö z t u n a . Ah X X. 195— Y b N A N Ç . 4 1 2 . T ü rk T a r ih K u ru m u T ü r k iy e Y a y ı­ T a r ih i. 4 1 3 . 4 1 2 . 188— 189— T U R A N . sh. sh. T U R A N . C em al E N G İN S O V . 4 1 2 . S e l. c. s h . sh . T a r i h i v e . sh.

41. S e lç u k lu la r T a r ih i. A n a d o lu 'n u n F e t h i . B k .. 1 0 5 . sh.M .. U R F A L I M A T E O S . C H A - 2 0 2 — M ıc h e i L e S Y R İ E N BO T. 1 0 4 . 39-40. Sh . S e lç u k lu la r T a r ih i. Sh. A n a d o lu 'n u n F e t h i . 5 7 «e d ip n o t u 1 v e a y r ı c a T U R A N . C 3enel K u r m a y N o : 2. M a la z g ir t M . 205— 206— Y I N A N Ç . T U R A N . S e lç u k lu la r T a r ih i. T u r k îy e . S e l. 4 6 ' d a k i d ip n o t u 2. Sh. T U R A N . Sh . . Y I N A N Ç . K A R A T A M U .1 1 8 . 216— 217— 218— K A R A T A M U . Sh. S e lç u k lu la r T a r ih i. 4 0 .. B a ş k a n lığ ı H a rp Y a y ın ı. .. S e l. Z a m a n ın d . 58. S e l ç u k l u l a r T a r i h i . 117. 4 6 . T U R A N . K A R A T A r . a . ( S a l a r ı H o r a s a n 'ın ö ld ü r ü lm e s i h â d is e s in d e n h a b e r d a r o lm a y a n U r fa lı M a te o s o n u n büyük m ik ta r d a g a n im e t v e s a y ıs ız e s ir le b e ra b er İ r a n ' a d ö n d ü ğ ü n ü y a z m a k t a d ı r . S e lç u k lu la r T a r ih i. 1 1 6 . 4 0 . S e n S h . T U R A N . 1 1 7 . sh. Sh. sh. 117. T U R A N . M a la z g ir t M M . 57. te re .. S e lç u k lu la r T a r ih i. F r . sh. S e lç u k lu la r T a r ih i. 117. M a la z g ir t M M . Sh. 5 8 .) . sh. sh. g . 4 6 . S e lç u k lu la r T a r ih i.. sh.1 1 7 . V I N A N Ç . A n k a ra 1970. 201— T U R A N . sh.M . Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . sh. 3 9 . 219— T U R A N . A n a d o lu 'n u n F e t h i. s n . M a la z g ir t M . . 1 1 0 . T U R A N . M . A n a d o lu 'n u n F e t h i. A n a d o lu 'n u n F e t h i . C h r o n ıg u e . s h .e . Z a m a n ın d a T ü r k iy e . 4 1 . Y IN A N Ç . 5 6 . S h . 6 0 . M a la z g ir t M .. 1 1 7 . 1 1 2 1 1 3 . o r t A N . sh. e . Y IN A N Ç . sh. 4 1 3 . sh . Sh . 1 2 5 1 2 7 . S e l . stt. K ö Y M E N . U R F A L I M A T E O S .5 7 . s h . K A R A T A M U . . 4 5 4 6 . 5 2 5 3 . sh . A n a d o lu 'n u n Sh.g . F e t h i. K A R A T A M U . 1 2 7 ) . D e v . S e lç u k lu la r T a r ih i. sh. M . sh . Y I N A N Ç . 4 1 . 2 5 9 . K A R A T A M U . sh . 200— Bu k a y n a k la r iç in b k . sh. M . A n a d o lu 'n u n F e t h i. 60. S e l. 213— 214— 215— K A R A T A M U . T U R A N . S e l. (S Ü R Y A N İ M İ H A E I. 228 OĞUZ ÜNAL . 5 7 . Z a m . o Z T U N A . T ü r k T a r ih i. J l l A n a d o lu 'n u n F e t h i. M a la z g ir t M . sh. 4 0 . S e lâ h a t t ın E k i. 207— 208— 209— T U R A N . A n a d o lu 'n u n F e th i. sh. 220— 221— K A R A T A M U Y IN A N Ç . T ü r k iy e .lU M eydan Tanhı T ü rk S ilâ h lı K u v v e tle r i T a r ih i II ncı C ilt M a la z u ır t M u h a re tso s ı (2 6 B a ş k a n lığ ı A ğ u s t o s 1 0 7 1 ) .196— 197— 198— 199— Y I N A N Ç . 210— 211— 212— T U R A N . M a la z g ir t M . S e lç u k lu la r T a r ih i. 1 6 9 1 7 2 d e n n a k le d e n T U R A N . 1. sh 112. 203— 204— I I I . sh . S e lç u k lu la r T a r ih i.4 7 v e s h . 4 7 . Sh . 5 9 . Y IN A N Ç . 4 6 . T ü r k i y e T a r i h i . a . sh. c . T U R A N . T U R A N .

sh. A n a d o lu 'n u n F e t h i. T ü r l< ıy e . 7 0 . A n a d o l u ' n u n F e t h i . 43 K A R A T A M U . sh 6 7 I. M a la z g ir t M M . . T ü r k iy e T a r ih i. sh 2 3 8 — T U R A N . S e l. 6 2 . A n a d o lu 'n u n F e t h i.. S e lç u k lu la r T a r ih i. K Ö Y M E N . A n a d o lu 'n u n h i. K Ö Y M E N . 4 1 5 -416- T U R A N . 4 1 S sh. Ö Z T U N A . Sh . 1 2 6 . S e lç u k lu la r T a r ih i. S e lç u k lu la r T a r . F a rsça Ahbâr iid D e v le t ıs S e lç u k ıy y e . T ü r k i y e T a r i h i . T U r k i y e T a r i h i . 118-119: Y IN A N Ç . K A R A T A M U . sh. Sh 132 262. h i. sh. I. T ü r k iy e T a r ih i. sh . K Ö Y M E N . T U R A N .iiiid i T a r i h i . 1 2 5 . A n a d o l u 'n u n F e t h i . S e l ç u k l u l a r T a i ı i v . 4 1 6 . M a la z g ir t M . s n . c . I. S e l . Sel T a r ih i. K ö Y M E N . 236— 237— T U R A N . A n a d o l u ' n u n F e t h i . ı 127. T U R A N . S e l. S e lç u k lu la r T a n h ı. S e l ç u k l u l a r T a r i h i . S e lç u k lu la r T a r ih i. M . 239— 240— 241— 242— 1 3 2 . 1 1 8 . Ö ZTU N A . 4 1 4 . 4 1 4 . s h Y IN A N Ç . sh. . c. Z a m . s h S e iç u n iu ıo r T a r ih i. c . S e lç u k lu la r s h . T U R A N . S h . Sh.4 1 5 . 251— Bu la r ın H o r a s a n 'a ve in d ik le r i Zam an D ü n y a s ın ın K u ru m u S iy a s a l. sh. 246— T U R A N . Y IN A N Ç . sh. S e lç u k lu la r T a r ih i. S e m s e d d ın İs lâ m G O N A LT A Y . 5 8 . c.I . sh . D e v r i T ü r k T a r i ­ Ö Z T U N A . D e v r i T ü r k T a r i­ 235— Y I N A N Ç . Y IN A N Ç . T U R A N . sh. S f c iv u ^ . 4 1 4 . 4 3 . sh 229— 230— 231— 232— 233— 234— A n a d o lu 'n u n F e t h i. 2 6 2 . Y IN A N Ç . 244— 245— T U R A N . I „ .H Ü S E Y N İ. c T U R A N . sn. c . N e c a tı 1943. E L . S e lç u k lu la r T a r ih i. ç e v . S e lç u k lu la r T a r ih i. 4 3 . T ü r k iy e T a r ih . sh. P ro fe s ö rü M uham m ed İK B A L 'in LÜ G A L.. sh T a r ih i. K ö Y M E N . T ü rk çe ye No: 8. B e lle te n . sh. s h 262. sh 249— 250— Sen 133. I. 260F e t h i. 1 3 2 . Y IN A N Ç . 1 2 7 . T U R A İ M . 65 6 6 . 1 3 3 . D e v r i T u ı k T a r ih i. S e lç u k lu la r T a r ih i. S e l. Ö Z T U N A . " S e lç u k lu ­ S o s y a l. sh . sn .4 0 8 . 125-126- 2 4 3 — T U R A N . S e l. E k o n o m ik D in i D u ru m u ". s h . T U R A N . h ı.l. Ö Z T U N A . sh . S e lç u k lu la r T a r ih i. L a h o r 'd a m e tin d e n II. T a r ih K u ru m u A n k a ra 33. c . 4 0 7 . T ü r k i y e T a r i h i . D e v r i T ü r k T a r ih i.247— 248— . V II. sh . 1 3 2 . 6 7. 2 6 3 . sh . Ö Z T U N A . 2 2 . konuda gem s D ılg i iç in bk. Ö Z T U N A . K A R A T A M U . I. c . D e v r i T u r k T U R A N . T ü r k iv . sh . sh 6 7 .U .222— 223— 224— T U R A N . 1933 T ü rk de Peocap Ü n iv e r s ite s i n e ş r e t tiğ i Y a y ın ı. I I B . 118. Sh . 225— 226— 227— 228— T U R A N . T ü rk T a r ih HORASAN'DAN ANADOLU'YA 229 . sh .

T U R A N . 1 2 7 . M a la z g ir t M . m e tin d e n Th. sh 71. s h .. 1 2 7 . 2 6 3 . S e lç u k lu la r T a r ih i. sh . a . 280— 281— K A R A T A M U . 2 6 . 2 0 5 .g . sh . 125 -126.. 31Y IN A N Ç . 133 : V IN A N C . S e l . e . Y IN A N Ç . 2 6 4 . M a la z g ir t M .s. 71. Z a m . 5. s h . A n a d o lu 'n u n F e t h i. S e l. sh. 2 4 . a . e . sh. sh. D e v r i T ü r k T a r ih i. S e l- Zam . S E K E R . 1 2 7 . Ş E K E R . 2 4 . 71. A n a d o l u ' n u n F e t h i . Ş E K E R .e . T U R A N . T ü r k iy e .M . 1 9 4 3 ). M a la z g ir t M . sh.. 7 3 . 277— 278— 279— Y I N A N Ç . 256257258259Y I N A N Ç . sh. g . sh . K A R A T A M U . s h . V a y ın ı. Sh . S e lç u k lu la r T a r ih i. 2 3 . 7 0 . Z 5 ( A y r ı c a b k . sh . sh . Bu k o n u d a d a h a g e n iş b ilg i iç in b k . T ü r k iy e . 59-9 9.g e . im a d ü d . sh. 2 5 . g . y u k a r ıd a " O ğ u z is t ilâ s ı A r if e s in d e A n a d o l u " a d lı b ö lü m . Sh. e „ $ h. IV la la z g ir t M . A n a d o lu 'n u n F e t h i. sh. 72. 255— 266— 267— 268— 269— 270— 271— 272— T U R A N . M u s â n ıe r e t ü l. S e lç u k lu la r T a r ih i. 260261262S E K E R . V IN A N C ..2 4 . Y IN A N Ç . S e l. S e ri . 2 7 . sh. K â n u n 252O sm an T U R A N . T U R A N . S e lç u k lu la r T a r ih i. S e l. sh.. 1 6 5 . e . M .A h b a r T ü rk T a r ih K u ru m u M o ğ o lla r Z a m a n ın d a T ü r k iy e S e lç u k lu la r ı T a r ih i. K A R A T A M U . 273— K Ö Y M E N . t a r a f ın d a n Ir a k ve da H o rasan L e id e n 'd e S e lç u k lu la r ı n e ş r e d ile n T a r ih i. T ü r k i y e . A n a d o lu 'n u n F e t h i . A n a d o lu 'n u n F e t h i.. sh . 72j K A R A T A M U . a . sh .M . A n a d o lu 'n u n F e t h i . a . Y I N A N Ç .D in B O N D A R İ. Sh.N o : 1. M „ sh. 2 6 . A n a d o lu 'n u n F e t h i. sh. A n k a r a 1 9 4 4 a d l ı e s e r in ö n s ö z ü . 253G Ü N A LT A Y . 263T U R A N . a . Y I N A N Ç . sh. 22 . S e l. F e t h i. 2 7 . S e lç u k lu la r T a r ih i. Z a m .. sh. 126. g . Sh. H O U TSM A 1889 T ü rk - 230 Oğ u z ÜNAL . 1 2 7 . T U R A N . T a r ih i. 1 6 5 . T U R A N . 2 4 . T U R A N .M . A n a d o lu 'n u n S E K E R . A n a d o lu 'n u n F e t h i . sh. g .T U R A N . A n a d o lu 'n u n F e t h i. "A b b a s O ğ u lla r ı im p a r a to r lu ğ u n u n K u r u lu ş v e Y ü k s e li s i n d e T ü r k l e r i n R o l ü . sh . 2542555 E K E R . ( H . T ü r k iy e . 274— 275— 276— K Ö Y M E N . Y I N A N Ç . 1 3 3 . D e v r i T ü r k sh. 7 0 . a . III. Sh. Z a m . 1 2 5 . A k s a ra y lI M e t n m e d o ğ l u K E R İ M Ü D D İ N M A H M UD . 2 6 . sh. y u k a r ı d a " A n a d o l u ' n u n T ü r k l e r T a r a ­ f ın d a n F e t h in i H a z ır la y a n S e b e p l e r " a d lı b ö lü m ). 2 6 5 .

sh. ıı.çeye ç e v . 4 1 8 . I . sh . N o . D e v r i T ü r k T a r ih i. M . sh . S e l ç u k l u l a r T a r i h i . b ö y le c e v a p v e r d iğ in i s ö y lü y o r la r . 294— 295— K Ö Y M E N . Ş a m il Y a y ın e v i. 2 6 6 . s. M a l a z g i r t K a t ıla n T ü r k B e y le r i. sh. sh. 1 9 7 .. I. sh.g e-. 1 2 9 . S Ü M E R . bu m â n â lı T a r ih i. S e lç u k lu A r a ş tır m a la r ı S e lç u k lu v e M e d e n iy e t i E n s t itü s ü Y a y ı n ı . 4 . S h. T ü r k T a r ih K u ru m u Y a y ın ı. sh. 1 5 5 vd. sh. S e lç u k lu la r T a r ih i. S e l.G Ü L . 127 -128. T U B A N . sh. 1 3 6 . 9fel. 134-135î A n a d o lu 'n u n F e th i. sh. V d :. . sh. 1 2 8 . 1 6 8 .. sh. M uham m ed E B U D e v liy y e (E l. D e v r i T ü r k T a r ih i. K Ö Y M E N .M . 2 6 4 . S a v a s ın a sh 45 sh.1 2 8 . 1 9 7 v d . 2 0 1 2 0 4 . B O N D A R İ. T iır k ıy e T a r ıh t . M a la z g ir t K A R A T A M U . 11. cevabı T ü rk T ü r k iy e I. S e l ç u k l u l a r T a r i h i . İs im z ik r e t m e d e n e lç in in s ö y le r k e n . Ö Z T U N A . 293— Bu k o n u d a g e n iş b i l g i i ç i n s u e s e r l e r i k a r ş ı l a ş t ı r ı n ı z . sh. Ö Z T U N A . sh. 290— 291— 292— T U R A N . Y IN A N Ç . T U R A N . Çev. D e v ri T a r ih i. 1 3 3 . Is lâ m d a B e s e r i M ü n a s e b e tle r Ç e v . 7 4 . İs ta n b u l 1963. S e ­ ri . HORASAN'DAN ANADOLU’YA 231 . 2 6 6 . M . Z E H R A . K Ö Y M E N . M . 1 6 7 . c . B O N D A R İ. F a r u k S Ü M E R . " M a la z g ir t □ e r g is i. ) 300— Y I N A N Ç . D e v r i T ü r k T a r i h i . T ü r k i y e T a r i h i . S e lç u k lu la r T a r ih i. İs lâ m A n s ik lo p e d is i. M . 299— T U R A N . tV la la z g ir t 282— 283— 284— 285— 286— 287— 288— 289— K A R A T A M U . M a la z g ir t K A R A T A M U . 73. A n a d o l u ’n u n 296— Bu Ir a k ve H o ra sa n S e lç u k lu la r ı T a r ih i. sh . 297— 298— E B U Z E H R A . H ü s e y in A t. c. sh.. sh. K a tıla n T a r ih T ü rk B e y le r i” .M . sh .2 6 5 . 7 4 . S e lç u k lu la r T a r ih i. M a la z g ir t B O N D A R İ . b ilg i iç in o k . İ s lâ m 'd a D e v le t id a r e s i. T ü rk 267. sh . K A R A T A M U . 3 8 . K ıv a m e d d in B U R S L A N . sh. ö z t u n a . s h .u d K E R C İ. İs t a n b u l 1 9 7 1 . e. sh . T U R A N . İs lâ m 'ın h a rp h u k u k u î ç in a y r ıc a s u e s e re d e b k . M u h a m m e d H A M İ O U L L A H .2 0 7 . 2 6 6 . M a la z g ir t M eydan M u h a re b e si s ır a s ın d a S u t t a n A lp A r s la n 'ın y a n ın d a b u lu n a n T ü r k k o m u t a n la r ı h a k k ın d a g e n i. T U R A N .1 3 7 . sh . Y IN A N Ç . 4 1 7 . (İm p a r a t o r a v e r d iğ i konusunda v e r d iğ i­ b ir e lç ile r in d e n h a n g i s in in t a r ih ç ile r in ni if a d e le r i K a r ı ş ı k t ı r . S e l. S e lç u k lu la r T a r ih i. 1 2 7 . K Ö Y M E N . D e v r i T ü r k T a r ih i. a . İ s t a n b u l 1 9 4 3 . 1 3 6 . Kem al K U S Ç U . 3 9 .M . 1 3 5 . k o n u s u n d a k i t a r t ış m a la r iç m bk. F i ’l j s l â m ) . b u c e v a b ı S a v T e k i n 'i n Köym en ve T u ra n . S a v a s ın a IV . s h . . 4 1 8 . S e l. c . T U R A N . Ir a k v e H o r a s a n S e lç u k lu la r ı T a r ih i. A n k a r a 1 9 7 5 . S e l. s h . I. 5 5 . 4 0 . Ir a k ve H o r a s a n S e lç u k lu la r ı T a r ih i. 1 3 6 Ö Z T U N A . S ü le y m a n Sah. Sh. s h . sh K Ö Y M E N . Ahm ed S a id M a tb a a s ı. Z a m .A lâ k a t. F e t h i. T ü rk o rd u su n u n m evcudu sh. T U R A N . M . S e l. 3 9 .O s m a n S E ­ konuda bk. A n a d o lu 'n u n F e t h i . T ü r k iy e .

e . sh. s h . 3 3 3 4 . s h .ö ..7 1 . M . 1 4 6 .4 3 . S e l .7 2 . M .M . 3 4 . Z U b t I e t ü 'l H a l e b m in T a r ih i H a le b . K A R A T A M U .S e lç u k iy y e . 1 7 . 4 2 . sh. A h b â r U d . İ B N Ü ’L . sh .S e l ç u k i y y e . 2 6 9 . sh . M . "A s k e ri M a la z g ir t M a la z g ir t M . 1 4 5 . G Ü L E N . sh . sh. Y ı l . 7-B. T a r ih K u r u m u 1 9 7 1 .E S İ R . D ü n y a m ız ı D e ğ iş tir e n A y 'ın F e t h in e K a d a r. M a la z g ir t M . r i'l. 7 5 . A n a d o lu 'n u n F e t h i.e . Yönden M a la z g ir t Z a fe r i".1 0 9 . 1 4 5 . 1 3 7 . sh. ve Ç e v irile r i).A D İİM .D e v le t i s . 7 5 . M a la z g ir t M . A car O K A N . S tr a t e ji. K A R A T A M U . 3. 1 4 6 .2 7 0 . K A R A T A M U . F a r u k S Ü M E R .) 310— 311— ç e k ilm e v e k a r $ ı t a a r r u z " a d ıy la t a lim a t n a m e le r d e y e r a lm a k ­ Y I N A N C . 1 3 8 . 2 5 .2 0 0 . sh. 75. K A R A T A M U . s h . . (M e t in le r X IX . 314— 315— 316— 317— 318— K A R A T A M U . T U R A N . A h b â r ü d . E L . M i r 'a t ü 'z .C E V Z İ. 1 3 7 . M a la z g ir t M . sh.K â m il f i ’t . sh.S E V İ M . M a la z g ir t M . sh . M a l a z g i r t M . sh. r ih in B a ş la n g ıc ın d a n Y a y ın la r ı. .. T U R A N . 1 4 7 . a . S E V İ M .C E V Z İ . İ s l i m s h .M . S E V İM . 323— İ B N Ü 'L . s h . 75-76.. K A R A T A M U . sh . E L H O S E Y N İ . SÜ M ER-SE- V İM .-76. S e lç u k lu la r T a r ih i. 304— 305— 306— 307— K a y n a k la r ın a G ö r e M a la z g ir t S a v a s ı. K A R A T A M U . D e v r i T U r k T a r i h i . 39. 1 0 9 . 74-75. sh. M a l a z g i r t M . 10 0 B ü y ü k O la y . 1 1 0 . . . . M i r 'a t ü 'z . M . Sh. 1 4 0 . s h .. S . 75.. M a la z g ir t M .z e m a n fi T a r ih i'l â y a n .T a r m . sh.H O S E V N İ. Sh. 5 2 .Sa. S e lc u k t u f a r T a r ih i. 303— Bu d u a m e tn i iç in bk. M a la z g ir t M . 1 9 9 . 1 9 7 0 . 322— S İB T İB N Ü 'L . (İs t a n b u l) 1 9 9 -2 0 0 . 1 0 9 . a d lı k it a p t a n . 308— Y IN A N C . I s lâ m M a la z g ir t S a v a $ ı. M . A n a d o lu 'n u n K e t h i. M illiy e t T a r ih K ita p la r ı N o : 5 . 313— Y IN A N Ç . S t r a t e j i .D e v le t is .z e m a n f i T a r i h i 'l - 232 OĞUZÜNAİ . sh. e l.M . S e lç u k lu la r T a r ih i. ır a k ve H o rasan S e lç u k lu la r ı 137: B O N O A R İ. sh .m ü lü K K ı t d b ü 'i .m u n t a z a m ve M U l t a k a t U 'l .S .g . s h . 4 . S E V t M . S .A l i S E V İ M ..4 4 . s h . sh . sh. P İ K E v e D ğ r .. 7 5 . T U R A N .301— 302— T U R A N . 3 1 2 —: E . K A R A T A M U . T ü r k K a y n a k la r ın a G ö r e Y a y ın ı. sh. D iz is i Çev. a . A R IT . S e ri . 1 3 8 . 2 0 0 . O cak A y lık D e r g i. M . S e l ç u k ­ lu la r T a r ih i. 3 5 . M a la z ­ g i r t M . İ B N Ü ’ L . . S C I M E R . sh . sh. K ö Y M E N . T a r ih i. Is ıâ m K a y n a k la r ın a G ö r e M a la z g ir t S a v a ş ı.m u l t a z a m fi A h b â- v c 'I ü m o m siBT I B N Ü ' l . sh .. R o y s to n P İK E v e D ğ r . 319— 320— 321— H A R T . 309— K A R A T A M U . P İ K E ve D ğ r. K A R A T A M U . . Anadolu'nun Fethi.1 3 8 .g . s. M a la z g ir t M . 1 4 0 .C t V Z İ . s h . T a ­ F .. 7 4 . T U R A N . M a la z g ir t M M -. A n k ara S e lç u k lu la r T a r ih i. sh.. ( S u l t a n o rd u s u n u n bu 1071 A lp A r s la n k o m u t a s ın ­ d a k i B U y U k S e lç u k lu de b a sa rı ile M a l a z g i r t M e y d a n M u h a r e b e s l 'n g U n U m iiz U n m o d ern o r d u la r m d a u y g u la d ığ ı s tr a te ji "S t r a te jik t a d ır . H A R T . 1 9 7 1 .M .

M a la z g ir t M . M a la z g ir t M . S Ü M E R . 332T U R A N .S e lç u k ıy y e .. s h . 1 4 0 . 326327328K A R A T A M U . 150. S u d in i d e s a v a ş la y a ln ız m ü d a fa a e d ilm iş de bu savas’ dün­ o la c a k t ır . sh . M . S e lç u k lu la r T a r ih i. D e v . k a tı is te d iğ i z a m a n la r d a k i t l e l e r i c o ş t u r m a k i ç i n z a m a n v e ş a r t l a r a u y g u n h i t a b e l e r d e b u lu n m a s ın ı çok ryı b ild iğ in i g ö s te r m e s id ir . sh. t. 333334T U R A N . â y e t 2 9 . 1 4 8 . 1 3 8 . K A R A T A M U . K A R A T A M U . İs lâ m K a y n a k la r ın a T a r ih i. sh . 6 9 . 3 5 . B O N O A R İ .M . 2 7 0 . S t r a t e ji. D e v r i T ü r k T a r ih i. A h b â r ü d .S e lç u k iy y e . 138. ö n e m li sh. M a la z g ir t M . 325TU R A N . sh. sh. s h .D e v le t is . 2 6 9 .S E V İ M . A i p A r s la n 'a g ö n d e r d iğ i m e k t u p t a n v e Is lâ m y a s ın a y a y ın la d ığ ı d u a m e t n in d e n a n la s ılm a k t a d ıı. K u r 'a n .âyan.D e v le t is . S t r a t e ji. 1 4 0 . K A R A T A M U . S u l t a n 'm y a ln ız asken.s a f a . savaşa ve rm e k m illi m â n â d ır . 3 6 . s h .H Ü S E Y N İ. S u lta n ly ı b ile n A r s la n 'ın g ib i k it le n e tic e y i p s ik o lo jis in i g a y e t a lm a k başkum andan o ld u ğ u n u . sh.S E V İM ..S . Bk K Ö YM EN . S e lç u k lu la r T a r ih i.M . H A R T . sh . S e l. M .s a fa . 1 5 3 . 335336337338339 340E L . 2 7 1 . sh.. T c v b e s u r e s i. M a l a z g i r t M . sh. S Ü M E R . S u lta n A lp A r s la n ile R o m a n o s D io g e n e s a r a s ın d a k i k o n u ş m a la r v e b u y a p ıla n b a r ı$ a n d la s m a s ı i ç in s u e s e r le r e b k . sh. İ s l â m K a y n a k la r ın a G ö r e S e lç u k lu la r T a r ih i. T a r ih i. A y r ıc a A lp b ir bu n u t u k la r d a hor büyük d ik k a ti adam çeken d iğ e r bu husus d a . G ö re M a la z g ir t S a v a s ı. S . sh. 1^8-139. S Ü M E R . sh. sh. 1 4 0 . sh. 1 5 0 . T U R A N . M a la z g ir t M . M a la z g ir t K Ö Y M E N . D e vri T ü rk A lp bu sh. 4 1 . Ira k ve H o ra sa n U d . 'i n i t a y ı n S e lç u k lu İs lâ m b ir s a v a ş t ır .. d in i İs lâ m o la n k a d e . 77. K Ö Y M E N . R a v z a tü . b u savaş s iy â s i veya D ır s a v a S d e ğ i l d i r . 1 4 . sh. sh.S E V İ M . 1 4 8 . 329330331H A R T . T ü r k i y e . M a la z g ir t S a v a s ı.T a r ih i. K Ö Y M E N . 4 1 8 . . 7 6 . 2 6 9 .ı K e r i m . S E V İM .. K A R A T A M U : M a la z g ir t M . sh. S e lç u k lu la r T a r ih i. D e vri T ü rk T a r ih i. T ü r k T a r i h i . g ö re. S e lç u k lu la r T a r ih i. 7 6 . sh. M İR H O N D . M . Ö Z T U N A . S e l. sh .s .C E V Z İ . . 3 4 . IB N HORASAN’DAN ANADOLU’Y A 233 . 139-140. b u la n v e b u h a ld e b u A y n ı z a m a n d a is ıâ m İk i â le m in v e H ır is t iy a n â le m le r i a r a s ın d a v u k u edecek D e v le ti o la n d e ğ il. T U R A N . S e lç u k lu la r T a r ih i. b ö y le SUnnı D ü n y a s ın ın başı H a lıf e 'n in t e lâ k k i e t t iğ i. Ü ' L . k o n u ş m a la r ı m ü t e a k ib e n Ahbâ. 8 0 . İ s l â m K a y n a k la r ın a G ö r e M a la z g ir t S a v a s ı. sh 324S E V İM . c . S e l. T U R A N . M İR H O N D .H Ü S E Y N İ .3 7 . K i t a b ü 'l - S e lç u k lu la r ı T a r in i. sh .M . S e l . sh . E L .2 7 0 ). 7 0 . T U R A N . R a v z a t ü 's . S e l ­ bu n u tk u n a a is te d iğ i d ik k a ti ç u k lu la r çeken One en (S u lta n A r s l a n ’m v a s ıf .

) 3 4 2 — S IB T 343— 344— 345— 346— İ B N Ü ’L . M e d h a l. S e l ç u k l u l a r T a r i h i . A n a d o l u ' n u n F e t h i . A n s ik lo p « d is i. sh . İs lâ m î v e in s a n i E s a s la r ı. T U R A N . 94-95. K a y n a k la r ın a G t jr e R a v z a t ü 's .u k lu la r T a r ih i. 1 5 3 .. c . f i 't . S e l. i s t a n b u l 1 9 6 9 . sh . S e lç u k lu la r T a r ih i. S h. 350— 351— 352— 353— 354— 355— 356— T U R A N . 2 4 7 . M ü s â m e r e t ü 'l .1 7 . D e v r i T ü r k T a r ih i. S E V İ M . sh . 3 3 v d . M a la z g ir t M . . B u g y e t ü 't . D Ü ‘0 .d ü r e r A K S A R A Y LI C a m i ü 'l .ı H a l e b . 6 3 -6 4 . İB N Ü 'L n iin T a r ih i R E S İ- İB N Ü 'L . S e l. İ B N ü ' L . sh . m u i t a z a m fi A h b â r î'i. b a s ı m . T ü r k i y e T a r i h i . H a le b .S E V I M . 1 4 2 . sh . sh. 4 2 0 .T a r i h . sh. 5 3 . c . S e l. 3 8 . M i r ' a t ü 'z z e m a n t i T a r i h ı ' l . K Ö Y M E N . C a m ı ü 't t e v â r ı h . D e v le ti A n a d o lu U Z U N C A R Ş IL I. e l. 341— Büyük S e lç u k ıu liir 'd a ‘'H â c ı p " l ı k büyük v a z ife le r d e n o lu p . S e ri.h a le b ve İB N Ü 'D . U m u m i S e r i . 1 4 3 . M a l a z g i r t M S . M AH M UD . o rd u İs m a il Büyük k u m a n d a n la rın a Hakkı da v e r ilm iş t ir . İb r a h im İs lâ m K A FESO Ğ LU .5 4 . i İ m i S e r i .e . 3 6 . D e v r i T ü r k T a r i­ h i. S e lı. S e l ç u k l u l a r T a r i h i . a . ilh a n iıe r . T u r a n N e ş r iy a t Y u r d u Y a y ın ı.C E V Z İ . 2 4 7 . İs lâ m M a la z g ir t S a v a $ ı.SE V İ M. T U R A N . sh.ü m e m . ve A k k o y u n lu la r la T a r ih K u ru m u M e m lu k le r d e k i D e v le t Y a y ın ı. Teş­ 10®. S E V İ M . K E t ^ iM O O D İN M İR H O N D . 4 7 . sh. I. î h . M a la z g ir t M d-. S e lç u k lu la r T a r ih i. K A R A T A M U .3 8 . T U R A N . K Ö V M E N . c . 347— 348— 349— T U R A N . 1 4 3 . N o : 1 .g u r e r . k ilâ t ın a S e lc u k ıle r . sn .A D İ M . S e lç u k ıle r i. A n a d o lu O s m a n lı T e ş k ilâ t ın a B e y lik le r i. sh.S a . I. 140 142..2 8 0 . T ü rk A n k a r a 1 9 7 0 . s a f a . sh . Z ü b f l e t ü l.m ü lu k fi T a r ıh i'l. 1 4 2 .a f y â r . M a la z g ir t M M .â y a n . sh. sh . 1 5 .m u n ta z a m S IB T E S İR . 1 6 3 . Y IN A N Ç . M a la z g ir t M a d d e s i. K a r a k o y u n lu B ir " B a k ış . ve M ü b t a k a t ü 'i . 1 9 3 .t a l e b f i T a r ıh . "M a la z g ir t M u h a r e b e s i". N o : 1. I s l â m K a y n a k la r ın a G ö r e M a la z g ir t S a v a s ı. sh. T U R A N . 8 2 8 9 . v e 'i. M ü s a y e r e t ü 'l. D e v r i T ü r k T a r ih i. K A R A T A M U . S Ü M E R . s h . H ü k ü m ­ h â c ip lik b ilg i g e tir ile n le r h ü k ü m d a r ın e n z iy â d e e m in d a r la d e v le t iş le r i ve d e v le t a d a m la r ı a r a s ın d a k i b ir v a s ıta o la n s o n r a la r ı iç in bk. (B u h u su sta g e n i. 5 5 .z e m a n İ B N Ü 'L A D İM . g . S E K E R .. T ü r k C ih â n H â k im iy e t i M e fk u r e s i T a r ih i.â y a n .K â m il IW ir 'a t ü 2 '7 . sh.C E V Z İ. K Ö Y M E N .a n ıb â r S Ü M E R .S .D i N .. 2 6 . 7 7 . 1 5 4 . V III. 274-277. Ö Z T U N A . M a la z g ir t M . 8 . 2 . 2 6 4 . 4 7 . b u m e v k iy e o ld u ğ u a d a m la r d a n d ır .5 9 . T ü r k D ü n y a N iz â m ı­ n ın M illi.D E V A D A R İ. ve K e n z ü 'd . 357— K A F E S O Ğ L U . 5 8 . S h. sh . M . 2 7 9 . 234 OĞUZ ÜNAL . s n . 7 1 . 7.

IV . 2 0 4 . sh . c . s h . 2 0 4 . Rom anos Sen . 2 0 4 . sh . 9 0 . 2 8 1 Sh. 1. L E B E A U . S ü le y m a n I. S E V İ M . c I. D ilm a ç O ğ u l­ T a r ih No. sh . R o m a n o s . b a s k ı­ H ı s t o r e d u B a s . S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e ..9 1 . FA R A C .. S ü le y m a n Ş a h . S E V İ M .Sa. R o m a n o s . stı. 1 1 . 92. 73-76. S A K A O Ğ L U . M a la z g ir t M . 9 1 . Sh . sh. HO RASAN’DA N A N A D O L U ’Y A 235 . 9 6 . sh. 2 0 5 . 3 2 4 . S E V İ M .6 8 . a .E Y İ C E . S ü le y m a n I. sn.. M a la z g ir t M S . 379380381382383384385386387T U R A N . 8 2 . sh R o m a n o s . S ü le y m a n I. sh. sh . la r ı ve A r t u k lu la r 'ın Y a y ın ı. sn. E Y İ C E . s n . 205. 3 4 . S a h .V B Ö LÜ M M A L A Z G İR T ’T E N SO N R A A N A D O LU F Ü T U H A T I V E T Ü R K İY E D E V L E T İ N İN K U R U L U Ş U 358S e m a v iE Y İC E . T U R A N . IV . sh.E m p ır e . S A K A O Ğ L U . R o m a n o s . T U R A N . c . I. sh. R o m a n o s . . T u ra n N e ş riy a t Y u rd u U m u m i S e ri. R o m a n o s . R o m a n o s . T U R A N . I V . T U R A N . 104-105.e . T U R A N . sh . s ı). I. 2 0 4 . 2 5 . M a ı a z g 'r t T ü rk T a r ih S a v a ş ın ı K u ru m u K a y b R iJe n Y a y ın ı. T U R A N .e . I V . 2 0 4 . I V Ch. I. I V . sh. T U R A N . M a la z g ir t M S . sh. T U R A N . s h . S ü l e y m a n S a h . sh . TU R A N . sh. S . N o : 6 . X V I . a . A n k a ra X X 1 9 7 1 . 5 a h . sn . sh. IV . Y I N A N Ç . 2 5 . ilm i S e ri. E Y İ C E . P a r is 1 8 3 3 ( S a ı n t M a r t ın 5 0 9 'd a n n a k le d e n E Y İ C E . S a lt u k lu la r . 3 6 . 6 8 . I. 1 0 5 . sh . 6 7 . S E V İ M . Sh. 56. (1 0 6 8 . T U R A N . S E V İ M . D io g e n e s 2. sh ..1 0 7 1 ). 105.g . M a l a z g i r t M . R o m a n o s . F A R A C . R o m a n o s . T U R A N . S ü l e y m a n S a h . 8 3 . X I V .g .9 3 . I . sh. S a h . . S iy â s i M e n g U c ik lc r . S ö k m e n llle r . sh. sh. S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . I V . ve M e d e n iy e t le r i. 6 9 .ıa n $ a h . sh. 7 1 . E Y İ C E . 72. M a la z g ir t M S . 359360361362363364E Y İ C E . sh . 2 0 2 . O sm an T U R A N . S ü l e y m a n S a h . sh. S U le y n . I V . 8 0 v e n o t M a la z g ir t IV . sh . 205 Ş a h . S ü le y m a n I. E Y İC E . X I I . 103. 2 0 5 . E Y İC E .. E Y İ C E .S .7 1 . Bu k o n u d a g e n i* b ilg i iç in bk. M a la z g ir t M S . IV R o m a n o s . İs ta n b u l 1 9 7 3 . E Y İC E . 2 0 4 . S E V İ M . s h .2 6 . sh. 92 . 90 -9 1 . T U R A N . sh. Doğu A n a d o lu T ü rk D e v le tle r i T a r ih i. S a h . 365366367368369370371372373374375376377378A B U 'L A B U 'L S E V İM . 'q o 9 u A n a d o lu T ü r k D e v le tle r i T a r ih i. 3 2 4 S . 9 2 . S ü l e y m a n I. A n a d o l u ' n u n f e t h i .

203. T U R A N . S e lç u k lu la r Z a m a n rn d a T ü r k iy e .388— 389— 390— T U R A N .1 5 6 . I. 5 4 . 4 7 . 7. 4 2 4 . 391— 392— T U K A N . I. T U R A N . Ö Z T U N A . S e lç u k lu la r T a r ih i. 2 1 0 . sh . I. sh . 6 1 . S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . 415— 416— 417— T U R A N . sh. S e lç u k lu D e vri T a r ih i. sh . c . 5 7 . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . 4 2 5 . 4 8 . S e lç u k lu la r 408— 409— 410— 411— 412— T U R A N . 2 0 2 . T ü r k i y e T a r i h i . l u l a r T a r i h i . 57. S ü l e y m a n Ş a h . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . A n a d o lu 'n u n M a d d e s i". 5 3 . I . sh. 6 6 8 . T ü r k iy e T a r ih i. Z a m a n ın d a T ü r k iy e . I. sh. 6 2 .4 2 3 . 6 3 . I. |. sh. c . 5 4 . 2 1 4 . s h . sh . 1 0 7 402— 403— 404— 405— Ö Z T U N A . T U R A N . sh 8 8 . t. 130. T U R A N . Z a m a n ın d a T ü r k iy e . sh . Y iN A N C .8 9 .5 5 . sh .2 0 3 . s h . 2 0 6 A n o n im sh. K Ö Y M EN . 4 2 2 . Ö Z T U N A . S ü le y m a n Şah. 413— 414— T U R A N . S e lç u k lu la r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . sh T U R A N . sh. sh 5 4 . sh. kanaat iç in b k . Ö Z T U N A . 8 8 : B 9 . T U R A N . 4 2 1 . 2 1 0 . sh.2 0 6 T U R A N . I S ü le y m a n Sah. İs lâ m T ü rk T a r ih i. 105-106. S ü le y m a n Şah. T U R A N . T U R A N . K a r ş ıla ş t ır ın ız Y I N A N Ç . 1 0 6 . 2 0 9 . 6 9 . S ü l e y m a n Ş a h .5 5 .' 1 3 6 'd a n n a k le d e n T U R A N . I. sh . K a rş ıla ş ­ t ı r ı n ı z T U R A N . A n a c io lu 'n u n F e t h i. 2 0 3 . S ü r e y m a n S a h . S e lç u k ­ S e lç u k n a m e . I. s h . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . sh . S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . sh . S ü l e y m a n Ş a h . 1 5 4 . sh . "M e lık ş a h A n s ik lo p e d is i. 394— 395— 396— 397— 398— T U R A N . Ş a h 'ın C ih â n S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . S ü l e y m a n Şah. T ü r k i y e T a r ih i. T U R A N . 393— Y IN A N Ç . F e t h i. T U R A N . sh. l. Anna Com nene. c. T U RA N . 2 1 1 . I. 59. 6 4 vd. I. T ü r k iy e T a r ih i. sh 4 2 3 . T U R A N . 2 0 5 . Ö Z T U N A . sh. T ü rk A n a d o lu 'n u n F e t h i. sh 3 6 ’d a n n a k l e d e n T U R A N . A n a d o l u ’n u n F e t h i .6 3 . sh. c . S ü l e y m a n Ş a h . 1 5 6 . sn . S e lç u k lu la r Z a n v a n m d a T ü r k iy e . T U R A N . S e lç u k lu la r T a r ih i. 2 0 6 . V I N A N C . sh. T U r k iy e S e lç u k lu D e vri T a r ih i. I . sh. 406— Bu y a n lı. sh. 4 0 7 — T U R A N . Sh. s h . S ü le y m a n Şah. s n . Z a m a n ın d a T ü r k iy e . sh . I. T U f t A N . sh.6 2 . sh. 399— T U R A N . ( M e l i k 236 OĞUZ ÜNAL . c . sh. Sh. I. 1 0 5 -1 0 6 . T U R A N . S ü l e y m a n S a h . sh . K A FESO Ğ LU . 202. S e lç u k lu la r T U R A N . c . S e lç u k lu la r T U R A N . A n a d o l u ’n u n F e lh i. 63. sh. I. 400— 401— T U R A N . S ü l e y m a n Ş a h . Y IN A N Ç . sh. S e lç u k lu t a r Z a m a n r n d a T ü r k iy e . 2 0 ?. K Ö Y M EN . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü ık ly e . 2 0 5 .

HORASAN'DAN ANADOLU'YA 237 . sh.) N ite k im K Ö Y M EN . sh. Sh. 2 0 8 ) tâ b i b ir D e v le t is e . 4 1 8 ^ — T ü r k iy e o ld u ğ u K ö Y M E N D e vri ı s r a r la sh . Y a y ın ı. sh . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . T U R A N . kadar S e lç u k lu T ü r k iy e t â b ii T ü rk S e lç u k lu la r ı'n ın o ld u ğ u n u Büyük Büyük ve S e lç u k lu la r 'ın d e lil o la r a k y ık ılış ın a d a T ü r k iy e y ık ılın c a y a o n la r ın s ö y le m e k te S e lç u k lu S e lç u k lu kadar S u lt a n la r ı'n ın ilk İm p a r a t o r lu ğ u o la n p a ra b a ğ ım s ız lığ ın (b k . 2 1 1 . Büyük S e lç u k lu la r 'a t a r a f ın d a n T a r ih i. sh. H a b e r le r i g ö s te r m e k te d ir . M e s u d z a m a n ın d a k e s ilm iş s ik k e le r m e v c u t t u r k i. na S ik k e daha ö n c e k i T ü r k iy e S e lç u k lu S u lt a n la r ın ın k e s t ir m iş o lm a la r ı k u v v e tle m u h t e m e ld ir v e b u g ü n . d e ğ iliz ^ ' d e m e k k ın d a s u r e tiy le iş a r e t o lm a k s ız ın e tm iş t ir . t e z a h ü r le r in d e n (K ita p b a s t ır m a d ık la n r ii • • O sm a n T U R A N . Y IN A N Ç da T ü r k iy e S e lç u k lu la r ı'n ın Büyük S e lç u k lu la r 'a t â b i o ld u k la r ın ı k e s in lik le k a b u l e d e rs e d e " T ü r k i y e S u lt a n la r ın ın b ü y ü k S u lta n a v e rg i g ö n d e r ip g ö n d e r m e d iğ i h a k k ın d a bu t â b ilik m e s e le s in in h i ç b ir v e s ik a y a m â lik ş ü p h e li o ld u ğ u n a f a r ­ F e t h i. c . D iğ e r da k e n d i a d la r ı­ d e vre d e ta ra fta n . S ü le y m a n Ş a h . T U R A N . v d . 419— 420— 421— 422— T U R A N . B iz P ro f. T U R A N . ünce (1 1 5 7 ) s ik k e yo ru z . 6 3 . S e lç u k lu la r Zam a­ n ın d a T ü r k iy e . ) 418— T U R A N .2 1 2 . T ü rk C ih â n H â k im i­ y e t i M e fk u r e s i T a r ih i. I . sh.H ik . sh . I . I. T U R A N . V c I.i M e s k u k â t. T a k v im . 6 6 . s h . İs ta n b u l s u a n d a e lim iz d e I. bu T ü r k iy e d e lil S e l ç u k l u l a r ı ’n ı n o la r a k T ü r k iy e p a ra Büyük b a s t ır m a o lu ş la r ın a y a n lış la r o lu r . 1 0 9 . 2 0 5 . T a h lilî) . T U R A N .2 1 2 . . sh. sh. İs m a il G A L İ P . T U R A N . A n a d o lu ^ n u n s h . K ı l ı ç A rs- 1 3 0 9 . 6 4 . 102 s a v u n u lm u ş t u r . 1 9 5 v d . Eğer K ö Y M EN . 4 . 423— 424— 425— 426— Y I N A N Ç . ( T ı p k ı b a s ır r iı. M A T H İE U . P ro f. b u n la r ın b u lu n a m a m ış o lm a s ı b u s u lt a n la r ın s ik k e k e s t ir m e d ik le r in e d e lil o la m a z . K ö V V IE N . I. Büyük S e lç u k lu İm p a r a t o r lu ğ u y ık ılm a m ış t ı. sh . A n a d o l u ’n u n F e t h i . sh. g ö s te r ile c e k Z ir a S e lç u k lu kendi S u lt a n la r ın ın a d la r ın a d ah a b ü y ü k S e lç u k lu ­ k e s t ir d ik le r in i b ili­ y ık ılm a d a n (B k . sh. S e lç u k lu la r B ü lt e n i. 2 1 1 . c . P ro f. I. Y IN A N Ç ^ ın a k s in e P r o f. K Ö Y M E N k a tılıy o r ve ve P ro f. b a ğ lı (v a s a l) b ir d e v le t (b k . 2 1 1 . 1 3 0 ). (B k . I. T e m m u z S e lç u k lu la r 'a m e s e le s i 1 9 7 2 . 2 0 6 .m iv e t i m e fk u re s i iç in l>k. Z a m a n ın d a K it a b e v i T ü r k i y e '^ . s. I. 1 8 1 . S ü le y m a n Şah. S e lç u k lu la r ı'n ın fik r i P ro f. T U R A N ^ ın S e lç u k lu la r 'a g ö rü şü n e T ü r k iy e S e lç u k lu la n ^ n ın Büyük t â b i o lm a d ığ ın ı v e b a ğ ım s ız b ir d e v le t o l d u k la r ın ı k a b u l e d iy o r u z . T U R A N .i S e lç u k iy y e . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . B ib liy o g r a f y a —K it a p T u rh a n c . Y I N A N Ç . A n k a r a l a n 'ı n bu o ğ lu S u lta n henüz 1 9 7 1 ).1 8 2 'd e n n a k le d e n T U R A N . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . S ü le y m a n Ş a h . T ü rk C ih â n H â k im iy e t i M e f­ k u r e s i T a r i h i . S ü le y m a n Ş a h . 5 5 .

. sh . • 'I. D o c u m e n ts A r m e n ie n s .427— BR O SSET . 2 1 9 . T U R A N . R . T U R A N . No ü n iv e r s it e s i E d e b iy a t F a k ü lt e s i V a y ın ı.D E L İO R M A N . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . s h . T ü r k iy e T a r ih i. sh . 2 1 7 . 71 . sh. 2 1 6 . İ s t a n b u l 1 9 2 7 . S ü le y m a n Ş a h .3 4 9 ’d a n n a k le d e n T U R A N . I . sh . 6 9 -7 0 . 434— 435— 436— 437— 438— 439— 440— 441— 442— 443— T U R A N . Ö Z T U N A . T U R A N . I I . sh. c . Sh. Bk. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . sh. 4 3 5 . 6 . H a lil ED H EM . s h . sh . 433— K A F E S O Ğ L U . S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . c. S e lç u k lu la r Z a m a n ın ­ Ö Z T U N A . S h . T ü r k iy e T a r ih i. 1 4 3 'd e n n a k le d e n T U R A N . c. 444— T U R A N . T U R A N . İs ta n b u l S u lta n M e lik Sah D e v r in d e Büyük S e lç u k lu im p a r . T U R A N . T ü r k C ih a n H â k i m i ­ y e t i M e f k u r e s i T a r i h i . 6 4 . T U R A N .7 3 . 4 45— 446— 447— 448— 449— 450— 451— 452— 453— 454— 455— 43 3. I . 9 6 . I. M P a u lin . S h. I. S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . 77 . 4 2 6 . 6 5 . D ü v e l. 70. 4 2 7 . sh . T U R A N . 238 Oğ u z ÜNAL . T U R A N . T U R A N .H . d a T ü r k iy e . İ s l â m S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . sh. 1 6 0 . sh. Sh. I. 5 6 . 428— 429— 430— T U R A N . sh. T U R A N . Sh. T ü r k iy e T a r ih i. 161 . 1 9 'd a n n a k l e ­ d e n T U R A N . sh. T U R A N . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . 9 6 . 77-. T U R A N . s h . sh. c . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . sh. c .. sh . T a r ih 11. s h .D E L İ O R M A N . sh. T U R A N . sh . G U İL L A U M E de T y r . P a r is 1 8 7 9 . 2 0 6 . Y a y ı n oü ) İs t a n b u l 1 9 5 3 . 431— 432— T U R A N . I. 6 4 . c .ıto r ıu ğ u . Sh. d a T ü r k iy e . I. sh. sh . A n s ik lo p e d is i. 3 4 6 . s h . T U R A N .6 8 .D E L İ O R M A N . sh . T U R A N . 7 2 . T U R A N . T a r ih I I . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . S a h . I. 7 6 . sh . sh . I . sh . S e lç u k lu la r T a r ih i. sh. 7 6 . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . sh. T a r ih II. 7 3 . 456— T U R A N . S e lç u k lu la r Z a m a n m - 76. K A F E S O Ğ L U . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . 7 6 . S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . sh. sh . K A F E S O Ğ L U . 9 5-9 6. c . S e lç u k lu la r Z a m a n in d a T ü r k iy e . 7 7 . I. 6 8 1 . T ü r k iy e T a r ih i. 433i T U R A N . S e lç u k lu la r T a r ih i. 6 7 . Ö Z T U N A . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . C r. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . D o ğ u A n a d o lu T ü r k D e v le tle r i T a r ih i. S e lç u k lu la r T a r ih i. n şr. Z IO . 2 1 1 . T U R A N . T ü r k C ih â n H â k in n iy e tı M e fk u r e s i T a r ih i. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . K ı l ı ç A r s l a n M a d d e s i " .i İ s l â m i y e . Ö Z T U N A . 7 4 .4 2 7 . S ü le y m a n T U R A N . sh . 2 1 9 . 457— İb r a h im k a FESO Ğ LU . 2 0 5 . I X . E rm e n i H A YTO N . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . sh . 7 5 . S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k j y e . 95-96. sh . T U R A N . T U R A N .

1 1 0 . 1 1 1 8 'e No! K a d a r ). sh . sh . H is to ir e d e s C ro fc a d e s H is t o r y o f C ro s a d e s ü o n n a k le d e n T U R A N . 2 1 6 . S e lç u k lu la r s a m a n ın d a R e k a b e ti ve I. T U R A N . Um um i T ü rk T a r ih in e G i r i ş . Is la m is a t io n dans la T u r g u ie du M oyen-âge. sh. T U R A N . T ü r k C i h â n H â k i m i y e t i M e f k u r e s i T a r i h i . R e n e G R O U S S E T . 1 8 6 v e d ip n o t u 8 8 . T U R A N . S e lç u k lu la r T a r ih i. 1 4 0 . 148 " S e lç u k lu D a n iş m e n d li M e s u d 'u n D e v le t i i h y a s ı” ). sh. TO G A N . sh. s h . 2 1 7 . 2 2 3 . sh . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . 479— 480— 481— 482— 483— 484— 485— 486— T U R A N . sh . S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . 2 2 5 .. Is lâ m A n s ik lo p e d is i. 9 7 . T U R A N . S e l ­ ç u k lu la r T a r ih i. S e lç u k lu la r T a r ih i. S e lç u k lu la r T U R A N . 2 2 0 . HORASAN DAN ANADOLU'YA 239 . 1 0 7 . A S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . 1 0 5 . T ü r­ k iy e . sh . K A F E S O Ğ L U . 1 0 4 . sh . Sh .. 472— 473— 474— 475— 476— 477— T U R A N . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . Sh. T U R A N . 1 0 5 . U m u m i T ü r k T a r ih in e G ir iş . 2 2 8 . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . X . b ilg i iç in bk. ( D o k t o r a T e z i) . D E M İ R K E N T . 478— T U R A N . 9 0 . 2 6 4 . T U R A N . O d o n d e D E U İ L . T U R A N . T U R A N . T U R A N . C r o is a d e s ) . Z a m a n ın d a T ü r k iy e . 9 8 . T U R A N .458— Iş ın D EM İ R K EN T . T U R A N . K A F E S O Ğ L U .D E L İ O R M A N . S e lç u k lu la r T a r ih i. S e lç u k lu la r T a r ih i. T U R A N . sh .2 2 4 . 2 0 8 . sh. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . c . T U R A N . Sh. sh . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . sh . sh. S te v e n R U N C İM A N . 6 ).2 2 9 . c. S e lç u k lu la r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . 2 1 7 . (B u konuda g e n iş b ilg i iç in bk. 2 6 2 . 1 0 8 . sh. 459— T U R A N . 2 2 5 .1 0 1 . 11. 1 0 4 . T a r ih I I . sh . T U R A N . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . S tu d ia ve Is la m ıc a . İs ta n b u l U rfa H a ç lı K o n tlu ğ u T a r ih i ( 1 0 9 8 'd e n Y a y ın ı. T U R A N . Z a m a n ın d a T ü r k iy e . T U R A N . o rm a n .2 2 8 . S e lç u k lu la r T a r ih i. T a r ih I I . S e lç u k lu la r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . sh. ( B i b i . 471— G e s te d e L o u is V I I . sh. ı. 2 2 7 . sh. 462— 463— 464— 465— 466— 467— 468— 469— Sh. 97 . 8 9 . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . T O G A N . T U R A N . Sh. 2 0 3 . sh. sh . sh.s h . g e n iş v d . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . S e lç u k lu la r T U R A N . sh. Sh.D E L İ O R M A N .1 0 4 . T a r ih II. T U R A N . K A F E S O Ğ L U . U r f a H a ç l ı K o n t l u ğu T a r ih i. T U R A N . 2 1 9 . 460— 461— T U R A N . 242-244. Z a m a n ı n d a T ü r k i y e .1 1 1 .D E L İ . 9-10. sn . S e lç u k l u l a r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . Ü n iv e r s it e s i E d e b iy a t F a k ü lt e s i Y a y ın 1 8 9 6 . S e lç u k lu la r T U R A N . Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . 2 0 7 . 1 0 v d . 2 2 4 . S e lç u k lu la r T U R A N . I. S e lç u k lu la r T a r ih i. sh. Sh. İs t a n b u l 1 9 7 4 . Sh. K ı l ı ç A r s la n . T U R A N . 1 0 1 . 8 8 . 470— Bu konuda sh .2 1 8 .2 0 8 .2 0 9 . 2 1 1 . sh. 2 2 1 . 2 2 5 . S e lç u k lu la r T a r ih i. S e l ç u k l u l a r T a r i h i . sh .

g . 5 S 6 . M a la z g ir t Z a f e r in in 9 0 0 . E.487— 488— 489— T U R A N . t e r e . S e l ç u k l u l a r T a t l h i .d i n F a k ü lte s i Y a y ın ı. sh. S e lç u k l u ­ la r T a r i h i . s h . S t. B R O SSET .e „ sh. trc .9 5 7 . T U R A N . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . b a s ı m . Y ı l d ö ­ n ü m ü K u t la m a S e ris i I I . sh . P a r i s 1 9 4 3 . 6 4 4 . V I. I .5 0 6 . 5 0 5 . 5 0 5 . A n k a r a O n iv e r s ıte s i F a k ü lt e s i Y a y ı n ı . T ü rk D U L A U R İE R . a . 1 3 4 . sh . T U R A N . " M u i n e d d i n P e r v â n e D e v r i " . sh. sh. 490— 491— 492— T U R A N . A n a d o lu 'n u n F e t h i. T U R A N . H is to r ia .D E L İ O R M A N . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . 39 . 3 4 6 . H â k im iy e t i M e fk u re s i T a r ih i. S E K E R . 2 0 2 .B o y T e ş k i l â t ı — D e s t a n la r ı. T U R A N . sh. c . A n a d o lu 'n u n F e t h i. A n k a ra 1972. sh. 2 3 1 . A l e ı c l a d e . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . T U R A N . 2 0 5 . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k i y e . sh . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e .6 5 3 . N e ja t K A Y M A Z . 1 5 6 . Bonn 1839. 6 5 1 . T U R A N . sh. U r fa lı M a t e o s V e k a y in a m e s i v e P a p a z G r ig o r 'u n Z e y l i . sh. S ü le y m a n . 181- n a k le d e n T U R A N . B A R K A N . H is t o ir e de la G e o r g ie I. B u k a y n a ğ ın T ü r k ç e s i iç in b k . 5 0 5 . sn . 349. 6 5 7 . P e r v a n e M u in e d d in Pe rva n e ra fy a d e v r i h a k k ın d a g e n iş b ilg i i ç in D k . U R F A L I M A T E O S . 2 2 9 . T ü rk C ih â n H â k im iy e t i M e fk u re s i T a r ih i. 3 9 . F a ru k SÜ M ER .2 3 3 . 493— 494— 495— 496— 497— 498— 499— T U R A N . sh. s h . 8 . 504— B R O S S E T . T U R A N . s h . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e .C o ğ r a fy a 2 . 2 0 6 . I. 5 4 . L E İ B E . H i s t o i r e d e la G e o r g i e I .5 5 7 . s h . S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . 5 0 6 . A n k a r a 1 9 7 0 . T U R A N . 346- 3 5 9 'd a n n a k le d e n T U R A N . C ih â n P a r is 1858. sh . 240 Oğ u z ÜNAL . s h . sh. sh. T a r ih M . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . stı. Y a y ı n N o . 501— 502— y i N A N Ç . sh. S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . P e te rs b u rg 1879. 6 5 1 . 1 6 6 . 1 0 2 .3 4 9 'd a n n a k l e d e n T U R A N . S e lç u k lu la r Z a m a n m d a T ü r k iy e . 503— M A T H İE U . Y a y ı n N o : 170. 505— Anna K O M N E N A . 1 8 'd e n n a k le d e n T U R A N . 1 1 . 506— J. ve T a r ih . S K Y L İT Z E S . 165-166. sh . sh. A n k a ra ü n iv e r s it e s i D il ve T a r ih Coğ­ M u i n U 'd . 3 9 . Sh . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . D il T a r ih le r i. I. c . 7 0 8 'd e n n a k l e d e n T U R A N . O ğ u z la r (T ü r k m e n le r ). 1 8 2 'd e n C h r o n ig u e . K A F E S O Ğ L U . sh . T a r ih i D e m o ğ r a f i A r a ş t ır m a la r ı. BÖ LÜ M T Ü R K İY E D E V L E T İ'N İN K U R U L U Ş Y IL L A R IN D A T Ü R K L E R T A R A F IN D A N F E T İH V E İS K A N O L U N A N A N A D O L U Ü L K E S İN E B İR B A K IŞ 500— V IN A N Ç . sh .

O ğ u z la r. 3 4 4 . İs t a n b u l 1 9 5 3 . I I . 513— M. S Ü M E R . sh. te re . "O s m a n lI Im p a r a t o r lu ğ u 'n u n B ilg ile r F a k ü lte s i T e ş e k k ü lü M eseI . sh . K o lo n iz a t ö r T ü r k D e r v iş le r i.1 7 2 'd e n n a k le d e n S e lç u k lu la r m a n ı n d a T ü r k i y e . B A R K A N . A n k ara ü n iv e r s it e s i S iy a s a l D e r g is i. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . 2 . V. sh . "L e o n . 514— 515— K Ö PR Ü LÜ . 508— 509— 510— T U R A N . T a r ih A r a ş t ır m a la r ı D e r g is i. (M ic h e l le S y r ie n ). X . M e to d u " O s m a n lI İm p a r a t o r lu ğ u 'n d a V a k ıfla r B ir İs k â n ve K o D e v ir le r in in lo n lz a s y o n O la r a k v e T e m lik le r . 343- O sm anlI I m p a ra to rlu ğ u 'n u n T e ş e k k ü l ü M e s e le s i . Basnur M a t b a a s ı. G R U M EL. 2 8 1 . B A R K A N . O ğ u z la r . T U R A N . 2 8 2 . sh . s h . S Ü M E R . Sh. 1. İs ta n b u l ü n iv e r s it e s i E d e b iy a t F a k ü l­ c. A n a d o lu 'n u n F e t h i. c . sh. sh. K o lo n iz a t ö r T ü r k D e r v iş le r i.4 0 . 2 8 1 .2 8 2 . C In r o n ig u e . I I . s h . Ö m er L ü tfi B A R K A N . X I V S Ü M E R . 1-2.3 . X V I . Za­ 1905. 511— 512— B A R K A N . s. sh. sh. S Ü M E R . O ğ u z la r. K o lo n iz a t ö r T ü r k D e r v iş le r i. Ö m er L ü tfi B A R K A N . X II I . A n k ara S e lç u k lu i n h i t a t ı n d a id a r e M e k a n iz m a s ın ın Fak. A n a d o lu 'n u n F e t h i . Y IN A N C . sh . E tu d e s H O R A SA N ’D A N A N A D O L U ’Y A 241 . sh. M e tr o p o lite d 'A m a s e e X I I ® s ie c le " . s. B A R K A N . vd. 1 7 . sh.X I V . V a k ı f l a r D e r g i s i . A n k a r a 1 9 7 2 . b a s ım . s h . n a k le d e n N e ja t K A Y ­ D e r g is i. 4 0 . "A n a d o lu I". 2.s h .4 1 . O sm anlI i m p a r a t o r l u ğ u ' n u n K u r u l u ş u . " O s m a n lI im p a r a t o r lu ğ u 'n d a T ü r k A ş ir e t le r in in R o lü ".T .C . S Ü M E R . c. Ö m er L ü tfi B A R K A N . O s m a n lI ( m p a r a t o r lu ğ u 'n u n T e ş e k k ü lü M e s e le s i . S e l ç u k l u l a r Z a m a n m d a T ü r k i y e . 5 7 . Sh. 4 1 . İs t a n b u l 1 9 7 4 ). T ü r k iy a t M e c m u a s ı. X I I I . sh. (1 9 5 1 . 4 0 . s. 6 1 . s h . 2 6 0 ' d a n D e v le tin in D . E . sh . X I V . 516— 517— 518— 519— 520— 521— BA F^K A N . 166j Ö ZTU N A . 3 4 3 . X V . s h . ü n iv e r s it e s i ( A n k a r a 1 9 6 4 ) . R o lü ç e v ir e n .1 8 . A n k a r a 1 9 4 2 ( T ı p k ı b a s ım ı. K o lo n iz a t ö r T ü r k D e r v iş le r i. 3 9 . O s m a n lI I m p a r a t o r lu ğ u 'n u n K u r u lu ş u . T a r ih i D e m o ğ r a fi A r a ş tır m a la r ı. c . I. 344. O ğ u z la r. T ü r k iy e T a r ih i. Fuad K Ö PR Ü LÜ . B A R K A N . O ğ u z l a r . I. B A R K A N . X X I . K U R A N . 1 6 0 . İn g iliz c e d e n te s i T a r i h M AZ. T a r ih in d e m o g r a f ik â m ille r le iz a h ı hakkm daki k ı y m e t l i g ö r ü ş le r i iç in bk.507— S ü rya n i P a r is M İH A E L III.X V I .5 3 ). A n k a r a 1 9 4 4 . C H A BO T. 527®— Pau l W İT T E K . S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . sh.^ 3 0 . 2. sh. 528— 529— T U R A N . T a r i h i D e m o ğ r a f i A r a ş t ı r m a l a r ı . sh . İs t ilâ K o l o n i z a t ö r T ü r k D e r v i ş l e r i v e Z a v i y e l e r . sh . 1 6 6 . s h . s. c . 530— 531— V I N A N Ç . 2 8 1 . sh. 522— 523— 524— 525— 526— 527— B A R K A N . ' le s i". 9 6 v e d i p n o t u 8 . " T a r i h i D e m o g r a f i A r a ş t ır m a la r ı v e O s m a n lI T a r i h i " . T U R A N . 2 8 1 .

1 4 1 . sh. Y I N A N Ç . c . sh. 1 9 C v e S Ü M E R . 1 6 7 . s h . 2 7 5 . sh . S Ü M E R . V II. 2 . sh. N o . s h .1 7 4 S ü m e r . 8 3 n o 'lu d ip n o t u r t u n d e v a m ı. 1 7 3 . 543— 544— 545— Y I N A N Ç . 242 OĞUZ ÜNAL . 1 5 8 . T a r ih i D e m o ğ ra fi A r a ş tır m a la r ı. sh. I. O s m a n lI Im p a r a t o r lu ğ u 'n u n K u r u lu ş u . T U R A N . I. Y I N A N Ç . A n a d o l u ' n u n F e t h i . 143-144. O ğ u z la r . A n a d o lu ’n u n F e t h i. 1 6 6 . T o k e r Y a y ın e v i.X X I I . A n a d o lu 'n u n F e t h i. 282. B A R K A N . sh . sh . 2 8 0 . s. S e lç u k lu la r T a r ih i. 556— 557— 558— 559— 560— S Ü M E R . 532— 533— 534— 535— 536— 537— 538— 539— Y I N A N Ç . 1 7 4 . s h . 1 7 6 . S O M E R . 6 3 5 'd e n n a k l e d e n Y I N A N Ç . 3 3 . A n a d o l u ’n u n F e t h i . S Ü M E R . Y I N A N Ç . s h . 1 7 6 . X V . 542— M u s ta fa A K O A â. b a s ım . 1 6 7 . sh . A n a d o lu 'n u n F e t h i . Y I N A N Ç . 1 5 7 . S Ü M E R . 1 7 6 . 1 6 8 ’d e n n a k l e d e n T U R A N . O ğ u z la r .1 8 2 . C e m Y a y ı n e v i . O ğ u z la r . B A R K A N . A n a d o l u ’n u n F e t h i. O s m a n lI K o lo n iz a tö r Im p a r a t o r lu ğ u 'n u n T ü rk D e r v iş le r i. s h . c . 5 6 7 . 1 6 7 .1 7 5 . s h . A n a d o l u ' n u n F e t h i . A n a d o l u ’n u n F e t h i. Sh. sh . Y I N A N Ç . sh. Y I N A N Ç . sh. s h .1 6 7 .2 3 5 . İs ta n b u l 1 9 7 1 . X X I . sh . 5 2 0 . 1 7 7 . K Ö P R Ü L Ü . sh . Y I N A N Ç . 9 6 . T ü r k T a r i h K u r u m u B e l l e t e n . 1 3 5 . T U R A N . İ s t a n b u l 1 9 7 4 . Fa ru k SÜ M ER .1 6 8 . X V I . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . s h . sh . 1 5 0 .X V I . sh. 9 9 . 1 0 . 1 8 2 . 540— 541— Y I N A N Ç . sh . 1 7 2 . 1 6 6 . sh . A n a d o lu 'n u n T u r k le ş t ir ilm e s i v e Is lâ m la ş t ır ılm a s ı. S O M E R . A K D A Ğ . sh . O ğ u z la r .5 9 4 . sh . 554— 555— B k . 2 1 . 5 2 1 . O ğ u z la r . Y u k a r ıd a sh . A n a d o lu 'n u n F e t h i. T a b lo 1. s h . 2 8 0 . sh . 1 0 0 B ü y ü k E s e r S e ris i.1 4 2 . S Ü M E R . B Ö L Ü M N E T İC E 561— T U R A N . A n a d o lu 'n u n F e t h i. Y I N A N Ç . ( 1 9 4 5 ) . K u r u lu ş u . T ü r k i y e 'n i n İk t is a d i ve İç t im a i T a r ih i. O ğ u z la r. 1243- 1 4 5 3 . sh . c. 1 1 . S e l ç u k l u l a r T a ­ rih i. 546— 547— 548— 549— 550— 551— 552— 553— Y I N A N Ç . T ü r k i y e ’n in İk t is a d i v e İ ç t i m a i T a r ih i. C h r o n o g r a p ij ie B y z a n t i n e . 3 5 7 .1 3 . sh. s h . sh . 2 3 . 1 8 0 . A n a d o l u ’n u n F e t h i . 1 7 6 . sh . X X I V . I. M Ü R A L T . A n a d o lu 'n u n F e t h i. lll. 182 . O s m a n lI I m p a r a t o r lu ğ u 'n u n K u r u lu ş u . O ğ u z la r . ( 1 9 6 0 ) . 1 7 2 . K Ö P R Ü L Ü . 1 2 . " A n a d o lu 'y a Y a ln ız G ö ç e b e T ü r k le r m i G e l d i ? " . Kem al Vehbi G Ü L. sh . c . X X I . O ğ u z la r . A n a d o lu 'n u n F e t h i. O ğ u z la r . 1 7 2 .1 7 8 . 1 4 4 . K Ö PR Ü LÜ .B y z a n t ln s . S e lç u k lu la r T a r ih i. s h .

T U R A N . s h . Y IN A N C .X . K ö Y M E N . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . T U R A N . 1 1 3 . Ö ZTU N A . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e .1 2 6 . sh . 1 1 0 . M illi T a r ih im iz in A d ı . 78. y u k a r ıd a not 4 1 8 . T U R A N . . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . D o ğ u A n a d o lu T ü r k D e v le t le r i T a r ih i. A n a d o lu 'n u n F e t h i. S e lç u k lu D e v ri T ü r k T a r ih i. sh. sh. sh . sh . sh . S e lç u k lu la r T a r ih i. 166. T U R A N .5 5 . A n a d o l u ’n u n F e t h i . T U R A N . sh. T U R A N . S ü l e y m a n S a h . sh . 176. P O l . T U R A N . I. X X V III. T U RA N . 1 2 7 . S e l ç u k l u l a r T a r i h i . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e .. c . X X V . S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n ­ d a T ü r k i y e . S e lç u k lu la r z a m a n ın d a T ü r k iy e . IX . 2 0 6 . sh . T U R A N .562— 563— 564— 565— 566— 567— T U R A N . 77 . 574— 575— 576— 577— 578— T U R A N . s h . sn . sh .X X IX HORASAN’DAN ANADOLU'YA 243 . T ü r k iy e T a r ih i. a y r ıc a bk. sh . T U R A N . I X . . 7 9 . 568— 569— 570— 571— 572— 573— T U R A N . sh.2 0 7 . V I N A N Ç . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e .® I.5 6 . sh. 9 . 2 1 7 . P I K E v e D ğ r . X X I V . sh. a . sh. 2 6 . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e .e . 4 3 0 . Y I N A N C . sh. D o ğ u A n a d o lu T ü r k D e v le tle r i T a r ih i.

s h . S e m a v i. T . D e r g i s i .H ilâ fa ve F a z a ’il e l . "O s m a n lI im p a r a t o r lu ğ u 'n u n T e ş e k k ü lü M e s e le s i" . 2 7 9 . s. A b u 'l Fara c T a r ih i.. T . A n k a r a 1 9 4 3 . M a la z g ir t S a v a ş ın ı Kaybeden IV . H O R A S A N 'D A N A N A D O L U 'Y A . X . T ü r k ç e y e N u ri G en co sm an . I. H o u t s m a 1689 da L e id e n 'd e n e ş r e d ile n m e tin d e n T ü rk çe ye çev. O rta A sya T ü rk T a r ih i H a k k ın d a Y a y ın a D e r s le r . O r h u n A b id e le r i. (B A R H E B R A E U S ). c . K . K e r im e d d ln M ahm ud.A fş a r İs m a il  k a . ü n . E .5 3 ). F e r id u n N a f iz U z lu k . Ö m e r R ız a D o ğ r u l. İs ta n b u l 1 9 7 4 ).E t r a k ) . Y a y ın ı. t a r a f ın d a n K ıv a m e d d in B u rs la n . K o p ra - m a n . F . F a rsça A k s a r a y lI T a r ih in in K e r im e d d in M a h m u d 'u n Çev.C A H İ2 . M u h a r r e m . H i l â f e t O r d u s u n u n M e n k ib e le r i v e T ü rk (M e n a k ib Cund e l. Y a y ın ı. A n k a r a 1 9 4 S-1 9 S0 . K . B A R K A N . B .3 8 6 . T . Ö m er L ü t f i. M . B a h r . I . E b u l e r 'i n O s m a n A m r b. G re g o ry. K ü lt ü r ü n ü A r a ş t ır m a E n s t itü s ü Y a y ı n ı . S . A n k . T ü r k i y a t M e c m u a s ı. " O s m a n lI Im p a r a t o r lu ğ u 'n d a B i r İ s k â n v e K o lo n iz a s - M e t o d u O la r a k V a k ı f l a r v e T e m lik le r . Y a y ın ı. T ü rk F a z ile tle r i.D in .KA YN A KLA R A B U 'L FA R A C . I I . A n k a r a 1 9 6 7 . Kü ltü r B a k a n lığ ı V jy ın ı B O N D A R İ. T . E R S İ N . A n k a r a 1 9 4 4 . B A R K A N . ö n sö z ve n o tla r ı y a z . c . A n k a r a 1 9 4 2 . I r a k v e H o r a s a n S e l ç u k l u l a r ı T a r i h i . İs ta n b u l 1 9 4 3 . 2 . R a g ıp W . A n k a r a 1 9 7 1 . M . ( T ıp k ı B a s ım ı. V a k ı f l a r D e r g i s i . T . 3 4 3 r 356. i s t i l â D e v ir le r in in K o lo n i- z a t ö r T ü r k D e r v i ş l e r i v e Z a v i y e l e r ” . Q ev. " T a r i h i D e m o g r a f i A r a ş t ır m a la r ı v e O s m a n lI T a r i h i " . U l. S a d e le ş t ir e r e k Hz. R o m a n o s D io g e n e s (1 0 6 8 - 1 0 7 1 ). B A R K A N . Im a d ü d . E Y İC E . 2 c ilt. T h . A n k a r a 1 9 7 5 .K . A K S A R A V İ. I s ta n b u l 1970. Ö m er L ü t f i. B . H u lu s i ö z d e n .A h b â r T e r c ü m e s i. T . BA R T H O LD . yon Ö m er L ü t f i. (1 9 5 1 . sh. e l. I^ ^ U s â m e ra t M. s. Y a y ın ı. S « lç u k i D e v le tle r i a d lı T a r ih i. T ü r k ç e y e K â z ım Yasar çev.

B . E d e b iy a t F a k . Genel K u r m a y B s k . K u r u lu ş ve Y ü k s e liş in d e T ü r k le r 'in R o lü . S e lâ h a t t in . Y a y ı n ı . F u a d . K A R A T A M U . M . T a r ih . M .H ü S E Y N İ. F i k r e t n ic e v e E r m e n ic e K a y n a k l a r a G ö r e l$ ılta n . T . s h . 2 5 . V I. L is e D e rs K it a b ı. K . H A R T. A r a b ç a . s h . V I I . c . e l.1 0 2 1 ) K ö p r ü lü E h e m m iy e ti".2 4 . c . L id d e ll. S ü rya 3 6 3 'd e n 1 0 7 1 'e K a d a r . A n k . S e m s e d d in . s h . ( T e m ­ m u z . ü n . ( I . T ü r k S i l â h l ı K u v v e t le r i T a r ih i. s. H O N İG M A N N . 1933 de Pencap L a h o r 'd a Ü n iv e r s ite s i n e ş r e t tiğ i F a rsça P ro fe s ö rü M uham m ed Ik b a l'in m e tin d e n T ü r k ç e ' y e ç e v i r e n N e c a t i L U g a l. M 6 la n q e s M ü n a s e b e tiy le F u a d A r m a ğ a n ı. 2 3 . T . T . "D o ğ u A n a d o l u ’y a 60. K A FESO Ğ LU . Doğum İlk Y ılı S e lç u k lu A k ı n ı (1 0 1 5 . OĞUZ ÜNAL 2^4. T . C ilt E k i . T . İs t . B e l l e t e n . s t r a t e j ik E t ü d le r D a ir e s i Y a y ı n ı . Y a y ın ı. 2 5 9 -2 7 4 . A n a d o l u ' n u n T U r k l e s t î r i i m e s i v e Is lâ m l3 $ t * > 'ilm a s ı. A n k a r a 1 9 7 3 . K .D e v le t is . 1 9 4 3 ). A n k a r a 1 9 7 2 . D . M . T . I b r a h Im . Y a y ı n ı . 5 9 . T . ( I I . K e m a l V e h b i . İs t a n b u l 1 9 7 1 . Cem al E n g in s o y . Ş e m s e d d ın . T e ş r i n K Ö P R Ü L Ü . 2 1 9 . s. K Ö PR Ü LÜ . C .İs ta n b u l 1 9 7 6 . A n k a r a 1 9 7 0 . F u a d K ö p r ü lü .2 0 5 . Y a y ı n ı . B . K . B e lle ­ t e n . B a s n u r M a t b a a s ı. T . A lta n . S o s y a l. F . A M b İr U d . G e n e l K u r m a y H a r p T a r ih i B a ş k a n lığ ı Y a y ın ı. T . K â n u n 1 9 4 3 ) . E k o n o m ik v e D in i D u r u m u " . B e l l e t e n . V i l . sh . 2 . K Ö P R Ü L Ü . İs t a n ­ b u l 1 9 5 3 .9 9 .S 2 2 . "A b b a s O ğ u lla r ı Im p a r a t o r lu ğ u 'n u n B e lle te n . c . " S e l ç u k lu la r 'ı n H o r a s a n 'a İn d ik le r i Zam an İs lim D ü n y a s ın ın S iy a s a l. İs ta n b u l 1 9 7 0 . sh.I. Cev. F u a d . E r n s t . Ç e v . G Ü N A LT A Y . V I I . D o la y lı T u tu m . I I . 1 7 7 . A n k a r a 1 9 4 3 . 2 8 . T e ş r i n 1 9 4 2 ) . B iz a n s D e v le t i'n in D o ğ u S ın ır ı. M a la z ­ g ir t M e y d a n M u h a re b e s i (2 6 A ğ u s t o s 1 0 7 1 ). M .D E L İO R M A N .S e lç u k iy y e . " A n a d o l u S e lç u k lu T a r ih i'n in Y e r li K a y n a k l a r ı" . O s m a n lI Im p a r a t o r lu ğ u 'n u n K u r u lu s u . K A P ESO Ğ LU . T . 2 7 . s. " O s m a n lI I m p a r a t o r lu ğ u 'n u n E t n i k M e n ş e i M e s 'e l e l e r i" .H .E . B a s ım . v e T a r ih i İb r a h im . F u a d . G r e k ç e . ( T e m m u z 1 9 4 3 ) .6 . ü n . c . s. 2 9 9 . T . S tr a t e ji. K . G Ü N A LT A Y . K . T o k e r Y a y ın e v i.3 1 3 .G O L.ll.

4 . A l i b . İs t a n b u l 1 9 7 3 . A n k a r a 1 9 6 2 . A n k . D . U r f a lı M a t e o s V e k a y i. Y a y ı n ı . A n k .. Z a m a n ım ız a K ü lt ü r . F e t ih le r le A n a d o lu 'n u n T ü r k le ş m e s i ve İs lâ m la ş m a s ı. N o tla r Ed o u - Z e y li (1 1 3 6 . M a la z g ir t M e y d a n S a v a ş ı. T .S u d u r v e A y e t . K a d a r B U y U k T ü r k iy e T a r ih i. K . C . B a s ım ). F a r u k . A n k a r a 1 9 7 5 . O ğ u z la r ( T ü r k m e n le r ). T U R A N . s h . X V I . " X . C . S E V İ M . Y ü z y ıld a O ğ u z la r " . İs t.M illiy e t Y a y ın . Y a y ı n ı . Y a y ın ı.B o y T e ş k ilâ t ı . K .M ü k r im in H a lil Y ı n a n ç . O sm an. A n k ara 1963. Y a y ın ı. ( E y l ü l . E n E s k i D e v ir le r ­ den 16. T . T ü r k ç e y e a r d O u la u r e r. S e lç u k lu D e vri T ü rk T a r ih i. M e d e n i. ve S a n 'a t T a r ih i. T a r ih le r i . N e cd e t. Fa ru k . A y y ıld ız M a tb a a s ı. 3 . s. (2 . C ild I. . 2 . B a h a e d d in .1 1 6 2 ).D e s ta n la r ı.n â m e s i (9 5 2 . T U rk D ünya HORASAN'DAN ANADOLU'YA 2 1 f? . T . C e v . b a s ım . M ehm et A tta y . (M e t in le r ve Ç e v irile r i). İs ta n b u l 1 9 7 1 . I V . Y a y ın ı. M . On. E . A h m e t A te s . K . A n k a r a 1 9 7 2 . T ü rk C ih â n H â k im iy e t i M e fk u re s i T a r ih i. A sra K a d a r . Fa ru k ■ S E V İM . T ü r k i y e 'n i n T e ş k ilâ t ö t ü k e n Y a y ın e v i. S ü l e y m a n . R A V E N D İ. T . M A TEO S. T . T . Ö 2TU N A . Ö G EL.U S 'S U r u r (G ö n ü lle r in R a h a tı ve S e v in ç A lâ m e t i). b a s ım . SÜ M ER . T . M uham m ed b .K Ö Y M EN . B a ş la n g ıc ın d a n S iy a s i. 2 c ilt. " M a la z g ir t S a v a ş ın a K a tıla n T ü rk B e y le r i". 1 9 7 . Is lâ m K a y n a k la r ın a G ö re M a la z g ir t S a v a ş ı. I. İs ta n b u l 1 9 7 7 . İs ta n b u l 1970. A . Z e k i V e lid l. Ş E K E R . S e lç u k lu A ra ş­ t ır m a la r ı D e r g is i. R â h a t . D e r g is i. A n d re a s y a n .1 1 3 6 ) v e P a p a z G r ig o r 'u n Ç e v . T ü rk A n a d o lu 'd a M engU cek O ğ u lla r ı.U S . T O G A N . c. T . U m u m i T ü r k T a r ih in e G ir iş . F a r u k . T . K . Y a y ın ı. E d e b iy a t Fak. SO M ER . A li.2 0 7 . 2 c ilt. O . 2 . A li. A n k a ra 195 7-1960 . ö t ü k e n Y a y ın e v i. c .A r a l ı k 1 9 5 B ) . s.. B . Y iim a z . U r f a lı. F . SÜ M ER . M e h m e t. T ü r k İs t a n b u l 1 9 7 1 . O n . Y a y ı n ı . T . A n k a r a 1 9 7 1 . SA K A O Ğ LU . A n k a r a 1 9 7 1 . F . H ra n t O . K ü lt tir U n U n G e liş m e C a ğ la r ı. O n . la n . SO M ER .

S ö k m e n lile r . (N a k ış la r T u ran N e ş riy a t İs ta n b u l Y u rd u 1978. İs t . O s m a n . O s m a n . Y IN A N Ç . I. Is ta n b g l c ilt). S e lç u k lu la r T a r ih i v e T U r k . İs t a n b u l 1 9 7 3 . T u ran N e ş riy a t Y u rd u Y a y ın ı. A lp A r s l a n '- d a n O s m a n G a z i'y e (1 0 7 1 . Ü n . S a it u k iu la r . stı.E s a s la r ı. S ü le y m a n İs ta n b u l 1 9 6 6 . T u r a n N e ş r iy a t Y u r d u b u l. O s m a n . D ilm a ç O ju lla r ı S iy a s i T a r ih M e d e n iy e t le r i.2 1 9 . S e l ç u k l u l a r O e v r i . O o ğ u A n a d o lu T ü rk D e v le tle r i T a r ih i. Y a y ın e v i. b a s ır n ). Is lâ m i 1969 (2 ve İn s a n i . ü n . T U R A N . Y IN A N Ç . b a s ım . 1 1 . T U R A N .N iz â m ın ın Y a y ın ı. İs ta n b u l 1969. Y a y ın ı. " I . İ s t a n b u l 1 9 6 9 . H a r e k e t Y a y ın la r ı. OĞUZ ÜNAL . O sm an. Y IL D IZ . S iy a s i T a r ih . S e lç u R lu la r ve İs lâ m iy e t . M ü k r ım ln H a l i l . 2 . O sm an. 2 . E d e b iy a t F a k . İs ta n b u l 1 9 4 4 . T U R A N . İs ta n b u l 1 9 7 6 . Y a y ın ı. İs ta n ­ TU R A N . vc A r tu k lu ia r ın IVlengUve C i k le r . M illi T a r ih im iz in A d ı. İs t . T u r a n N e ş r iy a t V u r d u Y a y ın ı. Y a y ın ı. İs lâ m A n s i k l o p e d i s i . T U R A N .A n a d o l u ' n u n F e t h i. Hakkı D u rs u n . M illi. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . 2 0 1 . T u ra n N e ş r i­ y a t Y u r d u Y a y ı m . E d e b iy a t F a k . 1 9 7 1 .1 3 1 8 ). T ü r k i y e T a r i h i .İ s lâ m M e a e n iy e ti. İs lâ m iy e t v e T ü r k le r . İs ta n b u l 1 9 7 1 . S a h " . e . M ü k r im in H a lil.

Sign up to vote on this title
UsefulNot useful