HORASAN’DAN

Türb<iye Tarihine Giriş

ANADOUJYA
Oğuz Ünal
dr

Türliiye TariJıinc Giriş

HORASANDAN ANADOLUTA
Oğuz IJnab

Kapaktaki Hat Prof. EMİN BARIN e m e l m a tb a a c ılık
34 96 - 17 93 O S AN KARA

dağıtım, if r
1512001

HORASAH’DAN ANADOLU'YA
T Ü R K İ Y E T A R İ H İ N E GİRİ Ş

A N A D O L U ’N U N F E T H İ V E T Ü R K İY E D E V L E T İ’N İN K U R U L U Ş U

OOUZ ÜNAL
B İR İN C İ B A S K I

Ankara 1980

T Ö R E d e v l e t Y A Y IN E V İ P.K. 203 K IZ IL A Y A N K A R A

Anadolu Türk Birliğinin Yeniden Kuruluşu ve İkinci İmparatorluk (Türk Cihan İmparatorluğu) Devri. Uçların İnhitatı 29 29 29 34 34 37 38 39 42 45 17 18 20 21 22 H O R A S A N ’DAN A N A D O L U 'Y A . Bizans Gazâlarmda Türkler A. Emeviler Devri B. Suguur(Uc) Beylikleri Devri 2. Tarsus Emir'i Yazmân'ın Bizans Gazaları D. Amorion Seferinde Türkler B. Amorion Seferinden Sonra Yapılan Bizans Gazalarında Türkler C. Islâm Hilâfeti Hizmetinde Türkler A. Anadolu'nun Fethi ve Türkiye Devleti’nin Kuruluşu. Birinci İmparatorluk Devri "Selçuklular Çağı" 3. Abbâsiler Devri 2. Cumhuriyet Devri II. Uçların Teşkilâtı ve Uçlarda Hayat 4. Bizans'a Karşı Taarruza Geçmesi 3. Anadolu Beylikleri (Tavaif-i Müluk) Devri 4. "OsmanlIlar Çağı" 5. B Ö LÜ M G İR İŞ T Ü R K İY E T A R İH İN İN B Ö L Ü M L E R İ 1. BÖ LÜ M O Ğ U Z L A R 'D A N ÖN CE A N A D O LU V E T Ü R K L E R S Ü G U U R B E Y L İ K L E R İ D E V R İ” 1.İÇ İN D E K İL E R ö n sö z I.

Malazgirt Meydan Muharebesi ve Geçirdiği Saflıalar " 5. Savaş Öncesi Selçuklular'da Siyasi Durum C. Anadolu'nun Türkler Tarafından Fethini Hazırlayan Sebepler A. Savaş Öncesi Anadolu'da Siyasi Durum B. Sultan Tuğrul Bey Zamanında Bizans'a Karşı Gazalar ve Anadolu Fütuhatı 3. Savaşa Giden Yol E. Selçuklular'ın İlk Anadolu Akınlan 2. B Ö LÜ M M A L A Z G İR T T E N SO N R A A N A D O LU F Ü T U H A T I v e T Ü R K İY E D E V L E T İ'N İN K U R U L U Ş U 1. Oğuz Istilâsi Arifesinde Anadolu 2. Büyük Türk Muhacereti C. B t)L Ü M B Ü Y Ü K S E L Ç U K L U L A R D E V R İN D E B İZ A N S G A Z A L A R I V E A N A D O LU F Ü T U H A T I 1.1 1 1 . BÖ LÜ M Oğ u z l a r a n a d o l u 'd a 1. Savaş Öncesi BizanslIlar'da Siyasi Durum D. Süleyman Şah'tan Önce Anadolu Fütuhatı 139 Oğ u z ÜNAL . Selçuk Sultanlarının Oğuzlar'a Yurt Bulma ve Fetih Siyaseti IV. Malazgirt Meydan Muharebesi A. Sultan Alp Arslan Zamanında Bizans'a Karşı Gazâlar ve Anadolu Fütuhâtı 4. Türk İstilâ ve Fütuhatının Doğu Anadolu'dan Orta Anadolu'ya Gelirken Takip Ettiği İstikametler 3. Malazgirt Zaferinin Akisleri ve Anadolu Fütuhâtma Etkileri 83 90 98 108 108 109 49 56 58 59 66 71 110 112 118 134 V. Türklerin İslâmiyeti Kabulü B.

2. Süleyman Tarih Sahnesine Çıkışı 148 Sultanlığı ve Kurduğu Devlet 153 Anadolu Fütuhâtr 158 Büyük Selçuklularla Çatışması 164 Şah’tan Sonra "Türkiye Devleti” 166 Şah'ın Şah’ın Şah'ın Şah'ın VI. Süleyman Süleyman Süleyman Süleyman ve Sonu 6. BÖ LÜ M T Ü R K İY E D E V L E T İN İN K U R U L U Ş Y IL L A R IN D A T Ü R K L E R T A R A F IN D A N F E T İH V E İSK A N E D İL E N A N A D O LU Ü L K E S İN E B İR B A K IŞ 1. Türkmen ve Diğer Türk Uluslarının Anadolu'da Yayılışı 2. 3. Anadolu'daki Hıristiyan ve Şamani Türkler 3. BÖ LÜ M N E T İC E N O T LA R KA YN AKLAR 205 219 245 181 196 198 202 HORASAN'DAN ANADOLU'YA . Türk Fâtihlerle Yerli Halk Arasındaki Kaynaşma 4. Türkler'in Anadolu’da Yerleştikleri Veya Yeniden Kurdukları Şehirler V II. 5. 4.

.

Bütün bu devreler içinde ele almarak incelenen Türkiye Devleti. Selçuklu ordularının bugün üzerinde yaşadığımız toprakları kanlan ile yoğuruşu ve bu topraklar üzerinde ebediyete kadar yaşayacak olan bir Türk Devleti'nin "Devlet-i Ebed Müddet " in kuruluşu belgeleriyle anlatılmaktadır. şanına lâyık bir şekilde yüceltip yay­ ına demektir. O halde bu kitap. İlk olarak İslâm Devleti hizmetinde ve Hilâfet sancağı altında Anadolu'ya gelen Suguur Türkleri'nin ardından X I. coşkun bir fetih ruhu ve gazâ ideolojisi ile Horasan'dan Anadolu’ya akan Oğuz boylarının. Anadolu'nun Müslüman Oğuz Türkleri tarafından fethini ve Türkiye Selçukluları hanedanının öncülüğünde kuru­ lup günümüze kadar devam edip gelen "Türkiye Devle­ t i" nin kuruluşunun hikâyesidir. Osmaniflar. Bu devrede Türkler. ♦ "İ’lâ-yi Kelime-t-ullah" A llah'm adını ve İslâm iyetin tevhid akidesini. Suguur ya da Avasım adı ile anılan uc vilâyetlerinde yaşamışlardır. 10 oğuz ÜNAL . Biz bu araştırmamızda. Bu başlangıç devresini müteakiben X I. Türkiye Devleti tarihinin ilk devresini "Anadolu'nun Fethi ve Türkiye Devleti'nin Kuruluşu" nu ve bu devletin temelini meydana getiren Oğuz (Türkmen) boy ve uluslarının Horasan'dan Anado­ lu'ya gelişlerini ve Anadolu'da yeni bir Türk Vatanı kur­ malarını ve bunun âmillerini ele aldık. yüzyılda "O ğuz" veya "Türkmen” adıyla anılan Türk boy ve uluslarının dalgalar halinde Anadolu'yu açarak kendile­ rine vatan yapmaları neticesinde "Türkiye Devleti" teşekkül etmiştir. Türki'ye devletini kuran Türkiye Selçukluları ve onu takibeden Anadolu Beylikleri. Türk İstiklâl Savaşı ve Cumhuriyet devre­ leri Türkiye Devleti tarihinin nirengi noktalarıdır. "i'lâ-yi Kelime-t-ullah"* yolunda Anadolu'ya akınlar yapmışlar. yüzyıldan itibaren. tarihi ve siyasi bakımdan tam bir devamlılık ve bütünlük gösterir.feleri devrinde ortaya çıkan İslâm-Bizan: mücadeleleri ile başlar. Islâm Devleti hizmetinde ve Hilâfet ordusu içinde.

Anadolu. cihân hâkimiyetine erişmek için ve dünya imparatorluğunu elinde tutmak arzusunda bulunan devlet için kilit noktasıdır. Bu değişikliklerin belki dc sonuncusu Türkler'in bu ülkeye gelmesidir. Zira. yüzyıldan beri de " T Ü R K İ Y E " adi ile anılan Anadolu ve onun tamamla­ yıcı parçası Trakya. 'dünya nizâmı” mefkuresi ile görevli olduğumuz şuur ve ve heyecanı içinde medeni ve siyasi alanlarda büyük hamleler yaptığımız devirlerdir. bir iki asır içinde dünyadaki Türk nüfusunun en azından üçte biri Anadolu'ya göçtü. HORASAN'DAN ANADOLUYA 11 . Aynı zaman­ da Oğuz boylarının Anadolu'yu Türk vatanı haline getir­ meleri ve burada bir Türk devleti kurmaları. Daha XI. yüzyılda ise bu kesafet müthiş bir şekilde arttı. Şark'ı ve özellikle İslâm dünyasını kurtaran eşsiz bir müdahale olmuştur. Marmara bölgesine doğru gidildikçe jeopolitik önem artar. hayrete değer de­ ğişikliklere sahne olmuş. bu toprakları vatan yapabilmek için nasıl çırpındıklarını Tarih sahnesinde ibretle seyretmek gerekir.Bu çağlar. X III. dünya çapındaki jeopolitik önemini tari­ hin hiç bir devresinde kaybetmemi. Akdeniz ile Karade­ niz arasında geçittir. Mısır ve Mezo­ potamya ile birlikte en eski medeniyetler.ştir. Asya ile Avrupa. h ürkler bundan böyle Hıristiyan Garba karşı Müslüman Şark'ın müdafii olmuşlardır. Anadolu-Trakya (yani bugünkü Türkiye). yüzyılın sonlarında Anadolu bir Türk ülkesi haline gelmişti. dünya tarihinin en önemli toprak parçalarından biridir. bu nüfus hareketi rastgele insan yığınlarının gelişi şeklinde olmamıştır. Yakın Doğu ile Balkanlar. Bu jeopolitik önemde olan ve X I. tarih boyunca. Boğazlar. Anadolu'da kurulmuştur. Ancak derhal belirtelim ki. Oğuz boylarının Anadolu'ya adım adım sahip olurlarken.

Su şekilde bütün Anadolu topraklar: tarihi hatıraları. bugünün Türk-İslâm mefkuresini lâyıkıyla anlıyamayan. Yendi­ ğimiz düşman kitlelerinin meydana getirdikleri eiserleri. nesilleri üzülüyor. mülk ü millet" formülü ile ifade edilmiştir. bu vatanın artık başkalarına ait olması ihtimali kalmamış­ tır. imân ile kan'la bastık ki. bu topraklar da Türk milletinin şuuruna ve kalbine yerleşmiştir. Bu şuur Osmanlılar tarafından "D in ü devlet. Türkiye tarihine başlangıç teşkil eden "Suguur Beylikleri" ele alanmış ve bu devrede *M ehm et Ş E K E R . Türkiye tarihinin devrelere taksimi ele alınmış ve bir tez olarak tarihi bir plân ileri sürülmüştür.Bu devrede Anadolu'ya gelen Türkler. Bu topraklan bir birinden ağır tarih hadiseleri yaratarak "yatan" yaptık. bu memlekete damgamızı öyle eşsiz iki hayat özü ile (Türklük ve Müslümanlık). Bu husus karşımızdaki milletlerin hayatiyeti yanında bizimkinin ne kadar üstün olduğunu da göstermiştir. Anadolu'da gazS ve fütuhat yapan Türk kahramanları etrafında destanlar teşkil edildi.* Kitabımız "Netice" ile birlikte yedi bölümden meydana gelmiştir. kızıyor. Bizans'a yakışır. sh. biz Türkler. türbeleri ve evliyâ hikâyeleri ile vatan olmak için her türlü mane­ vi özelliği kazanmış ve böylece Türk milleti bu toprak­ lara. bu vatanı lâfla kurmadık. Buradaki büyük ve ebedi Türk şahsiyetini lâfla almadık. koruduğumuza. Biz o düşman milletlerin yapıp bıraktıklarını o kadar geçtik ki. Fetihlerle A n ad o lu 'n u n Türkleşmesi ve İslâmlaşması. İkinci bölümde. Öyle ki. Birinci bölümde. 8. büyük bir imtihan vererek destan devri yaşayacak yüksekliğe erişmişlerdir. Haçlılar'a yaraşır bir vahşetle yıkmadı­ ğımıza. U o ğ u z ÜNAL . bunların mezar ve türbeleri asırlarca ziyaretgâh oldu. Haçlı sürülerini bağrında eriten bu destan devri Anadolu'su gerçekten kahramanlar ve evliyâlar diyarı haline gelmiştir. ziyaretgâhlan. menkıbeleri. Bütün bu izahlarımız gösteriyor ki.

Bizans İmparatorluğu'nun ve Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nun içinde bulundukları durumlara ve bilhassa Türk ve İslâm âleminin Malazgirt savaşına ver­ dikleri önem ve manâ üzerinde kaynaklara dayanılarak durulmuş ve Malazgirt Zaferinin akisleri ve Anadolu fütuhatına etkileri ele alınmıştır. Dördüncü bölümde. ve bu fütuhatın bazılarının zannetttikleri gibi gelişi güzel bir istilâ ha­ reketi (!) olmadığı anlatılmıştır. Beşinci bölümde. Türkiye Devleti'nin kuruluş yıllarında Türkler tarafından fetih ve iskân olunan Ana­ dolu Ülkesine kısa bir bakış yapılmış ve bu arada "Türk unsuru ile yerli etnik unsurların karışması". Sultan Tuğrul ve Sultan Alp Arslan zamanındaki akınlar ve savaşlar anlatılmıştır. Bu arada Malazgirt savaşı öncesinde İslâm âleminin.İslâm Hilâfeti hizmetinde ve Hilâfet ordusu içinde görevli olan Türkler'in Anadolu'ya yaptıkları akın ve gazâlann tarihi gözden geçirilmiştir. Türk fütuhatı arifesin­ de Anadolu'nun durumuna temas edildikten sonra Ana­ dolu’nun Türkler tarafından fethini hazırlayan sebepler ve âmiller etraflıca gözden geçirilmiş. Altıncı bölümde ise. Daha sonra Süleyman Şah'm fetihleri gözden geçirilmiş ve müteakiben Süleyman Şah'tan sonra Türkiye Devleti'­ nin Selçuklular devresi özet halinde anlatılmış ve Türki­ ye Devleti'nin hayatiyetinin temelleri gösterilmiştir. oldukça uzun bir şekilde teferruatiyle ele alınmıştır. Bu bölümde. gibi meseleler HORASAN'DAN ANADOLSJYA 13 . Büyük Selçuklular devrindeki Bizans gazaları ele alınmıştır. Daha sonra üçüncü bölümde. Özellikle Alp Arslan devrinde vuku bulan ve Türkiye tarihi için bir dönüm noktası teşkil eden 1071 Malazgirt Meydan Muharebesi. Selçukluların ilk Anadolu akınları. Malazgirt zaferini müteakip Anadolu fütuhatı ele alınmış ve bu devrede ilk h ürkiye Sultanı Kutalmış oğlu Süleyman Şah'm tarih sahnesine çıkışı ve Türkiye Devleti'nin kuruluşu incelenmiştir. "Türkmen nüfusunun Anadolu'daki dağılışı" vs.

Kitabımızın netice bölümünde. Anadolu'nun bir Türk nüfus üstünlüğü ve kesafeti sayesinde Türkleşmiş olduğuna dikkat çekilmiştir. Bu arada Anadolu'nun Türkleşmesi hususundaki yanlış görüşlere karşı çıkan ve bu konuda ilmi deliller gösteren Prof. Faruk Sümer'in görüş­ lerinden geniş ölçüde faydalanılmış ve bütün bu görüşleri üstün bir vukufla ve milii-islâmi bir tarih anlayışı ile ele alan rahmetli Prof.üzerinde durulmuş ve bu meselelerin hallinde ''demogra­ fik âmiller"in önemine jşaret edilmiş. Prof. Türkiye Devleti'nin tarihi devamlılığt ve siyasi bütünlüğüne dikkat çekmekten başka. Fuad Köprülü. bütün araştırmaları­ mızın bir hülâsası yapılmış ve Türkiye Devleti'nin tarihisiyasi bütünlüğü ve devamlılığına ve hayatiyetine dikkat çekilmiştir. Ocak m979-Ankara 14 Oğ u z ÜNAL . hiç bir iddia sahi­ bi değiliz. M. biz bu araştır­ mamızda. Son olarak şu noktayı belirtelim ki. Ömer Lütfi Barkan ve Prof. Osman Turan'ın tarih anlayışı aynen benimsenmiştir. Sadece Türk tarihi araştırmalarının bugünkü seviyesinde Türkiye Tarihine kısa bir giriş yapmış bulu­ nuyoruz.

.

.

.

iktisadi ve medeni hayat sukut etmiş ve Moğol hâkimiyeti altına giren Türkiye'de Selçuklu idaresi bir gölge halinde 1318 yılma kadar yaşamıştır. 1277 yılma kadar devam etmiştir. Türkiye Selçukluları ordusunu Kösedağ'da mağlub etmeleri ile Türkiye Devleti sarsılmış ve Türkler gittikçe artan bir Moğol nüfuzu altına girmeye başlamışlardır. " S E L Ç U K L U L A R Ç A Ğ I" Bu devre Oğuzlar’ın Anadolu akınlarına başladıkları 11. Fakat Selçuklu veziri Muineddin Pervâne'nin 1277 yılında Moğollar tarafından idamından sonra Türkiye Selçuklu idaresi tamamen çökmüş.2. Baycu Noyan kumandasında. Bununla beraber. A N A D O LU 'N U N F E T H İ V E T Ü R K İY E D E V L E T İ'N İN K U R U L U Ş U . Anadolu Türkleri'nin bütün felâketlerin menşeini "Baycu y ılı" adıyla 1243 Kösedağ mağlubiyetine bağlamaları doğru olmakla birlikte. umumi vasıflarıyla Türkiye Selçukluîarı idaresi ve devlet nizâmı 1277 yılma kadar sürmüştür. (2) Türkiye tarihinin ilk muhteşem safhası olan bu devre kendi içinde şu tali devrelere aynlır: 1) 2) Anadolu Akınları ve Fetih Devresi (1015-1075) Anadolu'da Türkiye Devleti'nin ve Türkiye Selçukluları Saltanatının Kuruluş Devresi (1075-1192) Anadolu Türk Birliği'nin Kuruluşu ve Merkezileşme Dev­ resi (1192-1205) 3) 18 Oğ u z ÜNAL . Anadolu'da gelişen ikti­ sadi ve medeni yükseliş. B İR İN C İ İM P A R A T O R L U K D E V R İ. yüzyıl­ da başlar ve Türkiye Devleti'nîn kuruluşunu müteakip iki yüzyıl kadar devam eden parlak ve muhteşem bir medeniyet hamlesinden sonra Moğollar'ın Anadolu'yu istilâ ettikleri 1277 yılma kadar de­ vam eder. 1243 yılında Moğollar'ın.

.

Bütün Batı âleminin ordularını perişan eden. bu Moğol hâkimiyetini hiçbir zaman kabul etmemiş ve istiklâlini kazanmak için amansız bir mücadcIeye girmişti. Avrupa'nın en kudretli İmparatorluklarını ve Krallarını mağlup edip. Bu zaaf ve intikal devresini müteakiben Osmanoğulları'nm Türkiye tahtına çıkmaları ile Anadolu Türk Birliği ve Türkiye Devleti yeniden ihya edilmiştir. önceki ve sonraki iki padişah arasındaki padişahsız geçen zaaf devresi anlamına gelmektedir ki. 20 Oğ u z ÜNAL . Haçlı sürüle­ rine Anadolu'yu mezar yapan Anadolu Türkü ilk defa mağlup ol­ muş ve Moğol hâkimiyeti altına girmişti. Moğollar'ın Anadolu'dan çıkışından sonra Anadolu'nun her tarafı bir bey tarafından işgal edilmiş ve Anadolu'da otuza yakın bayrak dalgalan­ mağa başlamış. bu devreyi bu şekilde isimlendirmekle bu devrenin Türkiye Devleti'nin hayatında bir kesinti. (3) Nitekim "fetret” . Anadolu Türk Birliği bozulmuştu. bir intikai devri olduğunu ifade etmek istemiştir. Turnadağ muha­ rebesi neticesinde lâğv. ANADOLU B EY L İK L E R İ (TAVAİF-! MÜLUK) DEVRİ Bu devre Mogollar'ın Türkiye Selçukluları saltanatına son ver­ dikleri ve dağıtılan hanedana mensup şehzadelerin Uc beyliklerine sığındıkları 1318 yılında başlar. yanıp yakılmıştı. Anadolu. İşte bu istiklâl mücadeleleri sırasında başarı kazanan kumandanlar ve beyler etra­ fında ayrı ayrı beylikler teşekkül etmeğe başlamış ve Moğollar'ı Anadolu'dan atan bu beylikler daha sonra milli istiklâllerini kazan­ mağa muvaffak olınuşiardı. Türki­ ye Selçukluları zamanında fevkalâde mamur ve zengin bir ülke iken bilâhare zayıflamış ve fakirleşmiş.3. Türkiye Selçukluları saltanatının sukücundan (1277-1318) Os­ manlI Padişahı Yavuz Sultan Selim'in Çaldıran Meydan Muharebesi'ni müteakiben Dulkadiroğulları hânedanını. Anadolu Türkü. Ancak Anadolu Türkü. ile doğu ve güney doğu Anadolu'yu zaptederek Anadolu Türk Birliği'ni yeniden ihya ettiği 1515 yılına kadar olan bu uzun devreye "Fetret Devri" demek uygun olur. Bu şekilde 1277'de Moğol Hâkimi­ yeti altına girmiş bulunan Türkiye Selçukluları saltanatı son bulmuş ve Anadolu Beylikleri (Tavaif-i Müluk) devri başlamış olur. Moğol istilâsı devrinde çok fazla harap olmuş.

Islâmi ve insani ideallerle yepyeni bir kültür ve medeniyet hamlesini temsil eden bu devreyi de kendi içinde şu tali devirlere ayırabiliriz: 1) Osmanlı Beyliği'nin Kuruluşu ve Anadolu Türk Birliği'nin Geçici Olarak Kurulduğu Devir: (1299-1402) Anadolu Türk Birliği'nin Dağılması ve Şehzadeler Kavgası­ nın Başlaması "Türkiye Tarihinde İkinci Fetret Devri" (1402-1413) Anadolu Türk Birliği'nin Yeniden Kuruluşu ve İkinci İmpa­ ratorluğun (Türk Cihan İmparatorluğu) Gerçekleşmesi Dev­ ri (1413-1520) Türk Cihan İmparatorluğu'nun Şevket Devri (1520-1699) Duraklama ve Çözülme Devri (1699-1918). 2) 3) 4) 5) H O R A SA N 'D A N A N A D O L U 'Y A 21 . Türkiye tarihinin en muhteşem ve parlak safhası olan ve Türk­ lüğün "dünya nizâmı" ınefKuresi ile milli. A N A D O LU T Ü R K B İR L İĞ İ'N İN Y E N İD E N K U R U L U Ş U v e İK İN C İ İM P A R A T O R L U K (T Ü R K C İH A N İM P A R A T O R L U Ğ U ) O E V R İ : " O S M A r a iL A R Ç A Ğ !" Türkiye tarihinin münakaşasız şekilde en muhteşem safhası olan bu devre Osmanoğuliarı'nın istiklâl kazanarak Türkiye tahtına çık­ tıkları 1299-1300 yıllahndan başlar ve Osmanlı Hanedanının iktidar­ dan düştüğü ve Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açıldığı 1920 yılına kadar devam eder.4. Osmanlılar'ın Anadolu Türk Birliği'ni sağlayarak Anadolu'daki Hâkimiyetlerini kesin olarak kabul ettirdikleri tarihin 1515 yılı ol­ masına rağmen Osmanlılar Çağı'nı Osmanoğuliarı'nın istiklâl kazana­ rak Türkiye Selçuklularından boşalan Türkiye tahtına çıktıkları 1299-1300 yıllarından başlatmak yerinde olur.

Çünki evvelâ. yine silâha sarılmış ve amansız bir mücadeleye başlamış ve Türk İstiklâl Savaşı adı ile anılan muhteşem ve uzun bir bağımsızlık ve kurtuluş mücadelesinden sonra yine istiklâline kavuşmuş ve dev­ letini ihya etmiştir. Birinci Dünya Savaşı'ndan 1918 yılında mağlup ve perişan olarak çıkmış ve düşman sürüleri orta Anadolu'ya kadar ilerlemişlerdi. Bu büyük tarih sürecinin dikkatle incelenmesinden anlaşılacağı üzere. kadar Emevi ve Abbâsi ve daha sonra F a ­ tımi Halifeleri zamanında devam eden. yüzyıla. Cumhuriyet Devri adıyla anılan bu devre. Türkiye Dev­ leti bir bütündür ve zaman zaman bazi kesintilere ve değişikliklere uğrasa da günümüze kadar devam ederek gelir. yüzyılda ilk Halifeler zamanın dan başlayarak 11. 22 Oğ u z ÜNAL . Anadolu'nun fethine bir başlangıç teşkil eden ve 7. ya bizzat Halifeler veya H ilâ­ fet hanedanına mensup prensler veyahut da Bizans'a karşı gazâya memur olan hudut (uc) kumandanları ve emirleri tarafından sevk ve idare edilen Anadolu sefer ve gazâlarının tarihini de yazmak lâzım­ dır. işte bu tarih süreci içerisinde Osmanlı hanedanının artık tarihi-siyasi fonksiyonunu kaybederek iktidardan düştüğü ve Ankara'da Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açıldığı ve Cumhuriyet'in üân edildiği 1920-1923 yılla­ rından başlar ve günümüze kadar gelir. Ancak Anadolu Türkü.5. Selçukoğullarmın idaresinde Anadolu'yu fetheden *Türkiye Devleti'nin bir bütün olduğu şeklinde ifade edilebilecek olan bu tezim iz. CUMHURİYET DEVRİ Türkiye Devleti. ilerde yayınlanacak olan bir başka araştırm am ızda ele alınm ıştır. İşte Türkiye tarihinin devreleri bundan ibarettir. Moğol istilâsı sırasında olduğu gibi.* Bu devrelerden birincisinin tarihini yazarken.

eski İslâm mücâhidleri gibi din uğrunda ve " i ’lâ-yi Kelime tullah" yolunda ''fi-sebll-illâh" gazâ ve fütuhât yap m ağa gelmişler ve kendilerini onların halefleri addederek "G azi" Unvanını almışlardır. "Kerb Gazi". "Cüneyd Gazi" destanları başta olmak üzere eski İslâm fütühat ve gazâlarından bahseden birçok hikâyelerin bulunuşu ve bu devir kahramanlarına ait birçok türbe ve makamların -sahih olmasalar bile— halk arasında meşhur ve çoğu zaman kutsal birer ziyaretgâh olmaları. (4) Üçüncü olarak. Emevi Halifeleri zamanında Anadolu gazâlarım ya­ panların çoğu Arap mücâhidleri olsa bile Abbasi Hilâfeti devrindeki gaziler ekseriyet itibariyle Türk soyundandırlar ve binaenaleyh ken­ dilerinden sonra Anadolu'yu fethedenlerle aynı menşedcndirler. Anadolu fatihlerinden bazılarının. bugüne kadar yaşamakta olan "Battal Gazi". bu ilk İslâm gazâları devresinin Anadolu'nun Türkler tarafından fethine bir baş­ langıç olduğunu göstermektedir.Oğuzlar. Gerçekten Emevi ve Abbâsi Halifeleri Anadolu'nun fethini yıllarca mukaddes bir mefkure olarak yaşatmışlar (5) ve bu mefkureyi İslâmiyet! yeni kabul etmiş olan Türk gazilerine miras bırakmışlardı. Bundan başka. kendilerini eski İslâm mücâhidlerinin soyundan addedecek kadar eski İslâm gazâlarım ve gazilerini benimsemiş olmaları ve Anadolu halk edebiyatı arasında. (6) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 23 . İkinci olarak. Anadolu'nun Türkler tarafından fethinden önceki bu gazâ ve cihâd devresi Bizans İmparatorluğu'nu zayıflatmış ve gelecek Müslüman Türk fatihlerine uygun bir zemin hazırlamıştır.

.

) zamanında varılan hudut bölgesi. Bizans'a karşı yaz ve kış (Şayifa ve Şatiya) gazâlarına katılan birliklerin sayıları çoğalmıştı. İmparatorluğun hemen her bölgesinden gazâ 26 OĞUZ ÜNAL . yağma ve katliamda bulunuyorlardı. Bu boş hudut bölge­ sinde bulunan Bizans garnizonları. Burada bulunan eski istihkâmları tamir etmek suretiyle içlerine askeri birlikler yerleştir­ diler. Karşılarına devrin iki büyük imparatorluğu olan İran ve Bizans ordularının çıkmasına rağmen İslâm ordularını durdurmak mümkün olmadı. Maraş ve Malatya hattı üzerinde cereyan ediyordu. İkinci Halife Hz. Ömer (R.) devirlerinde bütün Suriye ve El-Cezire bölgelerini fethederek hemen hemen Toros dağlarına dayanmışlardı. Bizans akınlarını önlemek maksadiyle Müslimanlar da bu boş hudut arazisine birlikler yerleş­ tiriyorlardı. Böylece İslâm Orduları Halife Hz.A . Fakat Müslimanlarla BizanslIlar arasındaki mücadeleler daha ziyade "Suguur El-Şam iye" ve "Suguur El-Cezire" denilen Tarsus. hudut bölge­ leri ahâlisini iç bölgelere çekerek Müslimanların ilerlemelerini önle­ mek maksadiyle geniş bir bölgeyi boş bıraktı. Ömer (R . Adana.de ise Suriye ve Anadolu. (9) Abbasiler devrinde bu hudut bölgesi oldukça gelişti. Müslimanlar. dış arazi) adını veriyorlardı. Stratejik bakımdan ehemmiyetli olan ve bazı geçitlerin giriş­ lerinde bulunan Tarsus.A . büyük değişikliklere uğramadan yüzyıllar boyunca İslâm-Bizans mücadele bölgesi haline gelmiştir. Misis. Maraş ve Malatya'dan meydana müs­ tahkem mevkiler. Emevi Halifeleri zamanında bu bölgenin fethi tamamlanmış (8) ve bugünkü Kuzey-Doğu Anadolu (Karadeniz kıyılan hariç) ile Güney Kafkasya'nın en büyük bölümün­ de " E R M E N İY E " adı ile bir eyalet teşkil edilmişti.A . Suriye'yi kaybeden Bizans İmparatoru Heraklios. Ebu Bekir (R .) ve Halife Hz. İslâm ülkesine devamlı saldırıyor­ lar. (7) Bu şekilde devamlı olarak Bizans'a karşı gazâya çıkan İslâm orduları bu boş araziyi işgâl etmeye başladılar. Bizans'a karşı kazanılan zaferler netice­ sinde bütün Suriye ve El-Cezire bölgeleri İslâm devletinin sınırları dahiline girdi. Islâm orduları daha sonraları bugünkü Güney-Doğu ve Doğu Ana­ dolu bölgelerinden kuzeye doğru ilerleyerek Kafkaslar'a varmışlardı. Bu şekilde Ermeni'ye ve Azerbaycan'ın da fethiyle Bizans İmparator­ luğu ile hudutlar oldukça uzamıştı. Emeviler devrinde Suriye'deki ordugâhlardan (cund) Kınnesrin'e bağlı idiler. bu sahalara "Z a vâh i" (dış kısımlar.

S. Hemen her sene Şayifa ve Şatiya yani yaz ve kış gazâlan tertip ettikten başka birçok defalar.A . Hz.). Suguur HORASAN'DAN ANADOLU'YA 27 . büyük ordular ile Anadolu içlerine. 655 yılında bir vali iken.A . Anadolu fethinin ön hazırlıkları mahiye­ tindedir. Halife Mehdi. Gerçekten ilk Emevi Halifesi olan Hz.)'in valisi iken tertip etmiş olduğu büyük bir donanma ile 649 yılında Kıbrıs adasını kuşatması. Bu şekilde bu iki uc vilâyeti daha sonra "El-Avâsım" adiyle müstakil bir idari bölge haline getirildi. Muaviye (R . belki de Konstantiniyye'yi daha o zaman fethedebilecekti. Hz. fakat asıl he­ define varamamıştı. tertip etmiş olduğu büyük bir İslâm ordusu ile Konstantiniyye'ye kuşatmayı plânlamış. Eyalet-i Cezriye'nin merkezi ise Malatya idi ve bu eyalet de.için gelen gönüllüler ve Halifelerin gönderdikleri birliklerin sayıları­ nın artması bazı idari güçlüklere sebep oluyordu. Bu şekilde Müslimanlarla BizanslIlar Anadolu'nun bu merkez kısmında bir asır kadar çarpışmışlardır. Bu vilâyetlerle "Suguur" yani hudut. Anadolu'yu fethetmek için aralıksız uğraştılar. Eyaiet-i Şamiye'nin merkezi Tarsus idi ve Kınnesrin valisine tâbi idi. Muhammed (S. Muaviye (R . Muaviye (R . Bizans'a gazâ yapmayı en önemli vazifelerinden biri saymış ve Hz. Marmara iç denizine kadar girip Bizans karasularında tam yedi yıl tutunan bu İslâm ordusu.A. zuhur eden iç mücadeleler olmasaydı.A . Güney-Doğu Anadolu'da "Eyalet i Şam iye" ve "Eyalet-i Cezriye" adı ile iki hudut âmiiliği (vilâyet) kurdu. El-Cezire (Harrân) valisine tâbi idi.)'in müjdesindeki büyük mertebeye ulaşmak için Konstantiniyye'yi feth etmeyi plânlamıştı. uc vilâyetleri deniliyordu. Ömer (R .).S.)'in İstanbul hakkındaki hadisi Müslimanları devamlı olarak İstanbul'a çekiyordu.A. önüne çıkan İmparator Heraklios'un oğlu ikinci Konstans'ı Likya sahillerinde büyük bir bozguna uğratmış. Marmara ve Ege denizleri kıyılarına kadar geldiler ve hattâ iki defa da İstanbul'u kuşattılar. Bu kadar geniş bir sahanın bir ordugâhtan yönetilmesi zorluğunu anlayan Halife Hârun El-Reşid. (11) Abbâsiler Hilâfeti elde edince Anadolu fetihlerine ve Rum gazâlarma büyük bir ehemmiyetle devam olundu. Peygamber (S. Halife olur olmaz bu büyük idealini gerçekleştirmek amacı ile kudretli bir donanma teşkil et­ miş ve 674 yılında Bizans'ın başkenti Konstantiniyye üzerine sevketmişti. (10) Asya ve Afrika'nın en mühim kısımlarını ele geçiren Emeviler.A .). Daha Halife Hz.

Maraş. Misis. (13) Gerek bu şekilde Hilâfet ordu­ sunda ve gerekse gönüllü olarak kendiliğinden gelen bu Türk birlik­ leri.(16) Bu suretle Suguur vilâyetlerindeki Türk kumandanları. "E m ir" (Prens) ve hattâ "M elik " (Kral) unvanmı taşırlar ve uc kumandanları arasından seçilirlerdi. özellik­ le 9. Bu suretle Anadolu'nun güney ve doğu kısımları kısmen Maveraünnehir Türkleri tarafından iskân olunmuştu. Malazgird ve Erzurum gibi serhad şehirlerine yerleştirildiler. bu birliklerin ardı kesilmedi. büyük bir muhtariyet içinde. (14) Halife Mu'tasım zamanında Türk ordusu Halifenin esas ordusu olarak teşekkül ettiğinden daha sonra Anadolu gazâlarına memur edilen emirler de tabii olarak. Tarsus. Allah yolunda cihâd yapan kimsedirler. Ahlat.vilâyetlerine Horasan ve Maveraünnehir'den getirilen yeni birlikleri yolladı ki. yüzyılın ilk yarısında bu Türk nüfus fevkalâde arttı. Halife Mehdi’nin halefleri zamanında ve bilhassa Halife Harun El-Reşid ve oğulları Halife Me'mun ve Halife Mu'tasım zamanlarında. Anadolu fütuhatını ikmal ve devamlı olarak Rumlar'a karşı cihâd yapmak vazifesi ile mükellef bulunuyorlardı.(17) Türkler. (15) 9. Di­ yarbakır. Silvan. (18) 28 Oğ u z ÜNAL . Aynzarba. yüzyılın ortalarında Halife Mütevekkil zamanında Halifelik. Göynük. (m2) Türkler'in şecaati ve askerlik kabiliyeti malum olduğu için. Esasen Halifenin hassa ordusu da Türk birliklerinden teşkil edilmişti. Eski deyimle "M u râb ıt" yani serhadde kalıp. bu birliklerin büyük bir kısmını Türkler teşkil ediyor­ du. Malatya. Türk beylerinden ve komutanlarından seçil­ diler. Adana. Başkumandanlar. güç ve nüfuz kazandılar. çok defa Halife'ye sadece ismen bağlı olarak. bütün Arap birliklerini terhis etti ve İslâm İmparatorluğunun ordusu Türkler'den ve ikinci derecede de İranlılar'dan ibaret kaldı.

devletin idari ve askeri kadrolarında söz sahibi olamamaları. İSL A M H İL A F E T İ H İZ M E T İN D E T Ü R K L E R A.1. vs.A. Emevi hânedanının bir asır kadar devam eden iktidarı sırasında fevkalâde büyük fetihlerin yapılmasına ve muhtelif milletlerin İslâm devleti hâkimiyetine girmelerine rağmen. çeşitli milletleri içine alan büyük bir imparatorluk haline gelmişti. Ömer (R . (19) Emeviler devrinde İslâm devletinin çeşitli kademelerinde çalı­ şan Türkler'in sayıları son derece azdır ve bunlar da umumiyetle askeri maksatlarla istihdam edilmişlerdir. bu devrede Arap olmayan unsurlardan (Mevâli) genellikle istifade cihetine gidilmediği ve bu sebeple Mevâli'nin devlet kademelerinde fazla tesirli olmadıkları görülmektedir. Ancak devlet kan bağı ile birbirine bağlı olan sosyal bir sınıfın (Arapların) meydana getirdi­ ği hâkimiyet esasına dayanıyordu.A . Emevi hânedanının takip ettiği siyasetin bir netice­ sidir. Türklerin İslâm devleti hizmetine girmeleri Halife Muaviye (R.)'nin son yıllarında başlamıştır. A B B A S İL E R D E V R İ İslâm devleti. askeri. ik­ tisadi ve içtimai bakımlardan da ikinci sınıf vatandaş muamelesi HORASAN'DAN ANADOLU’YA 29 . bakımlardan tam manisiyle teşkilâtlanmadığı için gayri Arap unsurlardan ne maksatla olursa olsun istifade cihetine gidilmemiştir. Fet­ hedilen ülkelerin sakinlerinin büyük bir kısmı zamanla İslâmiyeti kabul ettikleri halde. Bu ilk devirlerde Islâm Devleti. E M E V İL E R D E V R İ Türkler ile Müslimanlar arasındaki ilk askeri ve siyasi münase­ betlerin Halife Hz. Emevi Hilâfeti zamanında. idari. İslâmiyeti kabul etmiş olan Arap olmayan unsur yani Mevâli. siyasi. devlet işlerine nüfuz edemediği gibi.) devrinde başladığı bilinmektedir. (20) B.

İhtilâlle beraber Arap1ar ve bilhassa Suriyeliler için hâkimiyet devri sona ermiş oluyordu. uzun ve kanlı bir ihtilâlden sonra Emevileri bertaraf ederek Hilâfeti ele geçirdiler. (24) Bu şekilde Halife Me'mun. Bu durumda Me'mun'un Arap ve İranlı unsurların İmparatorluk siyasetine etkili olmak için yaptıkları mü­ cadelede bir denge unusuru olabilecek ve devlet idaresinde kendi­ lerine istinad edilebilecek yeni bir kadroya. Arap unsur ile Mevâli arasındaki fark ortadan kalktı ve hattâ Mevâli. Bu siyasetin neticesinde Me'mun'un son yıllarında Türk­ ler. Kardeşi Emin ile aralarında meydana gelen iktidar mücadelesi sırasında cereyan eden olaylar (23) Me'mun'un Arap ve İranlı un­ surlara güvenini sarsmıştır.görüyordu. Arap olmayan unsurlar. isyanların bastırılmasında 30 Oğ u z ÜNAL . Halife Mansur olmuştur. Hilâfet ordusu içerisinde sayı ve nüfuz itibariyle çok önemli bir yer işgal etmişlerdi. devletin idari ve siyasi ma­ kamlarını paylaştılar. İslâm İmparatorluğu içinde Arap ve İranlı unsurların nüfuzuna karşı çıkabilecek yegâne kuvvet olup. askeri ve siyasi kadrolarının büyük bir kısmı Arap olmayan unsurların ve özellikle İranlılar'ın eline geçti. aynı za­ manda İslâm tarihinde bir dönüm noktasıdır.(22) Ancak Türkler'in Hilâfet ordusu içerisinde etkin bir şekilde ve sistemli olarak görev­ lendirilmesi ilk olarak Halife Me'mun zamanında vuku bulmuştur. Türkleri sistemli olarak orduda görevlendirmeğe başlamış ve hattâ bunu bir devlet politikası haline getirmişti. Horasan'da bulunduğu sırada yakından tanımak imkânı bul­ duğu ve oldukça iyi münasebetler kurmuş olduğu Türkler. Devletin idari. Türkler'! devlet hizmetinde ilk olarak kullanan. Abbâsilerin iktidara gelmelerinde oynadıkları rolden ötürü. özellikle doğu eyaletleri halkı ve Horasanlılar. siyasi tecrübeleri ve askerlik kabi­ liyetleri bakımından da İmparatorluk içinde bir denge unsuru olabilirlerdi. yeni bir kuvvete ihtiyacı vardı. (21) Kaynakların bildirdiğine göre. yalnız basit bir hükümet darbesi ve bir hânedan değişmesi değil. Arap unsura karşı üstünlük bile kazandı. İslâm tarihinde ilk defa Türk kumandanları­ nın Halife'nin yanında seferlere katıldığı. Arap olmayan unsurların bu hoşnutsuzluğundan isti­ fade eden Abbâsiler. İslâm devletinden Emevilerin yerine Abbâsilerin geçmesi.

Türk askerlerinin ordunun diğer kısımlarından ayrı kalmasına özel bir itina gösteriyordu. Halife oJduktan sonra ilk icraatmdan itibaren ordu­ nun başına ve devletin mühim siyasi ve idari görevlerine pek az istisnasiyle daima Türkler'i getirmiş ve bütün önemli faaliyetlerini Türk­ ler vasıtasiyle başarmıştır. Hilâfet ordusunun en seçkin sınıfını meydana getiri­ yordu". Halifeye oldukça sert ve acıklı müracaatlar da yapılı­ HORASAN'DAN ANADOLU'YA 31 . Bunlar ordunun diğer kısımlarından çok üstün idiler. Türkler'in askeri hayata istidatları. Aşnas. Halifenin de müsamahasından istifade ederek Bağdad'ı adeta bir talim sahası haline getirmişlerdi. Türkler'in ordu içindeki sayı­ larının ve nüfuzlarının kısa zamanda büyük ölçüde artması ve onlara ordu içinde özel bir muamele yapılması. Müteakip yıllarda siyasi ve askeri sahalarda önemli roller oynayacak olan Türk kumandanları. Halk. itaatte kusur etmemeleri ve kudret sahibi olmaları. Esasen Me'mun'un Hilâfeti sırasında Türkler'den ordu teşkil etmek görevi Mu'tasım'a verilmiş ve Türk birlikleri hep Mu'tasım’ın maiyetinde bulundurulmuş idi. Türk askerlerine kumandan olarak geldikleri bölge­ lerin asilzadeleri tâyin ediliyordu. Bu arada Türk­ ler hakkında. kenar mahallelerde Türkler'e sal­ dırmaktan ve hattâ öldürmekten de geri durmuyordu. (25) Bu siyasete Halife Mu'tasım zamanında daha etkin bir şekilde devam edildi. Türkler'den meydana gelen süvari birlikleri. Me'mun'un ölümü üzerine Türkler'e dayanarak Hilâfeti ele geçirmiştir. Türkler. Afşin. açıktan açığa Türkler'e karşı gelemiyor ise de. (26) Halife Mu'tasım. onların Halifele­ rin muhafız birliklerini meydana getirmede esas sebebi teşkil ediyor­ du.Türk kumandanlarjnın görevlendirildiği görülmektedir. (27) Mu'tasmrın Halife olması üzerine. İbn Havkal'ın bildirdiğine göre. h ürkleri ordu­ nun diğer kısımlarından bu üniformaları ile ayırıyordu. "Abbâsi Halifeleri muhafız birliklerini meydana getirmek için Maverâünnehlr'den Türk askerleri getirttiler. Onlara ipekli ve işlemeli elbiseler giydiriyor ve sırmalı kemerler bağlatıyordu. Mu'tasım. İnak ve Boğa el-Kebir hep Halife Me'mun devrinde temayüz etmişlerdi. Bu şekilde Türkler'le devamlı olarak birarada yaşayan Mu'tasım. umumi bir hoşnutsuzluğun meydana gelmesine sebep olmuştu.

en açık olarak Suguur vilâyetlerinde de görülmektedir. çarşılarını ve sosyal tesislerini bizzat kendileri inşa ediyorlardı. Vasif el-Türki ve İnak gibi Türk kumandanlarına ayrı ayrı araziler tahsis olunmuş ve maiyetleri ile birlikte oralarda yerleşmeleri sağlanmıştı. Türkler'in oturdukları mahallelerin. Bu değişiklikler. muhafız birlikleri ile birlikte Hilâfet merkezini Bağdad'dan başka bir yere nakletmeğe karar vermiş ve bir yer aramağa başlamıştı. çeşitli Türk ülkelerinden kızlar getirtiliyordu. Afşin. (30) Abbâsiler'in iktidara gelmesinden sonra. Böylece Hilâfet merkezi resmen Sâmerrâ'ya nakledilmiş oluyordu. İslâm devletinin askeri siyasetinde ve kadrolarında meydana gelen değişiklikleri bu şekilde görmüş oluyoruz. Şeh­ rin en güzel yerlerine onlar iskân edilmişlerdi. Hattâ Türk­ ler'in yabancılarla evlenmelerini önlemek maksadiyle. süsleme ve resim sanatı­ nın derin izleri vardı. başkent Sâmerrâ dışında. Artık "Sâm errâ Devri". kışla ve garnizonlarda Türk yapı. Sâmerrâ'nın kurulmasına sebep olan Türkler. bütün ihtiyaçlara cevap verecek durumda olmalarına önem veriliyor ve Türkler'in diğer unsurlarla mümkün mertebe temasa geçmemelerine gayret gösteriliyordu. (29) Hilâfet merkezinin Bağdad'dan Sâmerrâ'ya nakli. diğer bir deyişle "İslâm İmparatorluğunda Türkler'in İktidar Devresi" başlamış olu­ yordu. Mu'tasım. başta muhafız birlikleri olmak üzere bütün devlet dairelerini bu yeni şehre nakletti. Dicle nehri kıyısında bir yer tesbit edildi ve bir yıl sonra da 836 yılında tesbit edilen yerde Sâmerrâ adiyle yepyeni bir şehir kuruldu ve Halife. tam manâsiyle Türkler'in ihtiyacına ve zevkine göre kurulmuş bir şehirdi. Türkler'in diğer unsurlarla karışmamalarına özel bir dikkat gösteriliyordu. Aşnas. İlk fetihlerden itiba­ ren İslâm ordularının en fazla faaliyet gösterdikleri bölgelerin başın­ 32 Oğ u z ÜNAL . saraylarda. Türkler'in İslâm İmparatorluğu içindeki nüfuzlarının ne derece tesirli olduğunu açıkça göstermektedir. daha Halifeliğinin ikinci yılında. Ayrıca Bağdad'ın tefessüh etmeğe başlamış olan içtimai havası Türkler'in saf bozkır ahlâkını da bozmağa başlamıştı. (28) Sâmerrâ. Türk birlikleri kendi kışlalarını. Bağdad'da olduğu gibi burada da özel ve itinalı bir muameleye mazhar olmuşlardı. Hakan Urtuc.yordu. 835 yılında Bağdad'ın kuzeyinde. Binalarda.

Halife. "Hind hükuındarı Halife Hârun el-Reşid'e çeşitli hediye­ ler getiren bir elçi heyeti gönderdi. hareketinin yavaşlamasına ve hattâ giderek duraklamasına rağmen. saray muhafızlarını Türkler'den teşkil etmiştir. Türkler zırh giyiyorlardı ve gözleri hariç diğer yerleri zırhla örtülü idi. (32) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 33 . Uçlara yerleş­ miş bulunan birlikler hemen her yıl. (31) Suguur ile alâkası olmasa bile. Halife Hârun el-Reşid. Emevi hânedanının son zamanlan ile Abbâsiler devrinde. Anadolu içlerine akın yapm akû idiler. Onlar da iki saf meydana getirdiler. fetih. uçlardaki gazalar devam etmiştir.da Bizans ile olan hudut hattı yani uçlar gelmektedir. Halifenin bu derece itima­ dını kazanan Türkler'e elbette devletin en önemli askeri bölgesi olan "El-Avâsım"da da görev verilmiştir. E lçi heyeti gelince. Türk­ ler'e saf yapmalarını emretti. Abbâsiler'in ilk devirlerinde Halifelerin Türkler'e karşı gösterdikleri itimadı ortaya koyması bakı­ mından bkd ei-Ferid'de kaydedilen bir rivayeti burada zikretmek te faydalıdır." Bu rivayetten de anlaşılacağı gibi.

Halife Hârun El-Reşid'in ölümünden sonra oğulları Emin ile Me'mun arasında ortaya çıkan iç harp. Heraklios devrinde Araplar'a geçen Suriye ve Filistin'i Müslümanlardan geri almayı. Fakat. İslâm İmparatorluğunun iç karışıklıklarından istifade ederek. B i­ zans'a yapılan sefer ve gazalarda Türkler faal bir rol oynamışlardır. onu takip eden karışıklıklar ve nihayet uzun zamandan beri Azerbajy'can havâlisine hâkim olan ve gittikçe büyüyerek nüfuz sahasını güneye doğru genişleterek İslâm İmpara­ torluğu için çok tehlikeli bir hal alan Babek isyanı. Bizans'ın Frikya hânedan'ından İmparator Theophilos. Bu şekilde Türkler. Bizans'ın tarihi emellerini gerçekleştirmek sevdasına düştü. Halife Mu'tasım devrinin ilk zamanlarında İslâm-Bizans hudut­ larında sükunet devam etmişti. B İZ A N S G A Z A L A R IN D A T Ü R K L E R Abbâsiler devrinde Halife Me'mun ile başlayan Hilâfet ordusun­ daki Türk askerlerinin sayılarını artırma siyaseti. Theophilos'a elçiler göndererek. ordu içinde hâkim duruma geldikten sonra. siyasi ve idari sahalarda da ağırlıklarını hissettirmeğe başladı­ lar. isyanın lideri Babek'in Bağdat'a karşı birlikte hareket teklifi Bizans'ta çok müsait karşılanmıştı.2. İmparator'u Halife'ye karşı müştereken 34 OĞUZ ÜNAL . bunu gerçekleştirmek için fırsat bekliyorlardı. Halife'nin Babek isyanını bastırmakla meşgui olduğu. kısa zamanda Türkler'in Hilâfet ordusunun esas unsurunu teşkil etmeleri sonucunu do­ ğurmuştur. bütün kuvvetlerini Türk komutanların­ dan Afşin kumandasında bu asi üzerine gönderdiği bir sırada. dini bir borç olarak kabul ediyorlar. Halife Me'mun'un son yılları ile Halife Mu'tasım devrinde. A. A fşin'­ in kuvvetleri tarafından çok zor bir durumda bırakılan Babek. A M O R İO N S E F E R İN D E T Ü R K L E R Bizans İmparatorları.

çok metin bir adam olan Halife Mu'tasım bile. artçı kuvvetleri Boğa El-Kebir'in ve sağ kanat kuvvetleri de Inak’ın ku­ mandası altında idiler. Babek gailesini bertaraf ettikten sonra büyük bir ordu ile 838 yılında. Yirmi beş bin esir ile ve muazzam bir zafer alayıyla İstanbul'a döndü. Ordunun ikinci kısmına kumanda eden Afşin. çocuk ayırmadan. (33) 19 Haziran 838'de Tarsus'tan hareket eden Halife kumandasın­ daki ordunun ilk hedefi Ankara idi. vücudlarmı kızgın demirlerle dağlamak gibi vahşiyane işkence­ lerle öldürttü. Afşin'in emrindeki diğer ordu birlikleri de hemen hemen tamamına yakın Türkler'den meydana geliyordu. Halife Mu'tasım'ın maiyetin­ deki birliklerin öncü kolları Türk kumandanlarından Aşnas’ın. kendisini tutamayarak gözleri yaşarmış ve intikam almağa ye­ min etmişti. Seruc (bugün­ kü Suruç)'dan hareketle Derb El-Hades üzerinden Bizans toprak­ HORASAN'DAN ANADOLU'YA 35 . Yapılan zulüm. Bu uzun ve aynı zamanda düş­ man arazisinde geçecek olan yolculuk esnâsında. Mu'tasım'ın doğduğu şehir olan Zibatra (bugünkü Doğanşehir) ve havâlisini yakıp yıktı. gözlerini oydur­ mak. kadın.000 kişiden fazla bir ordu ile IslâmBizans hududunu çiğnedi ve Kilikya'ys girdi. olaylar kendine anlatılır­ ken.harbe davet etmişti. Buralardaki Müslümanları. Bu davet üzerine İmparator Theophilos 837 yılında harekete geçerek 100. Bizans'a karşı yapılan İslâm seferleri içinde önemli bir yeri olan Amorion seferinin başarı ile neticelenmesinde Türkler'in payı büyüktür. Halife Mu'tasım. Bu kumandanların maiyetlerindeki birliklerde tamamen Türkler'den müteşekkildi. Ayrıca bu sefer bütün İslâm dünyasında çok geniş akis­ ler uyandırmıştı. İki koldan Bizans topraklarına giren Hilâfet ordusunun. Malatya tarafından Anadolu'ya giren ikinci kısmına ise Türk kuman­ danlarından Afşin kumanda ediyordu. o kadar vahşice olmuştu ki. Bizans İmparatorluğu'nun önemli şehirlerinden oian ve İmparator'un mensup olduğu ailenin yaşadığı Amorion (İslâm kaynaklarında Amuriye) üzerine sefere çıktı. öncü kuvvetleri komutanı olması hasebiyle Aşnas'a verilmişti. ordunun güvenliği­ ni temin etmek vazifesi. Tarsus ve Gülek Boğazı yolu ile ilerleyen esas kısmına bizzat Halife. Ayrıca Bizans ordusu hakkında bilgi toplamak ve zahire temin etmek vazifeleri de Aşnas'a havâle olunmuştu.

Bizans Anadolu'su kendi kaderi ile ve Türkler'le başbaşa kaldı. Şiddetli bir şekilde başlayan muharebenin ilk safhası Bizans­ lIlar lehine gelişince. Bir kaç günlük bir istirahatten sonra ordu yeniden tanzim edildi. Afşin'in birlikleri tarafından kuşatıldı. muharebenin kaderini değiştirerek B i­ zans ordusunun saflarının karışması ve dağılmasına sebep oldu. İmparator vC yanmdakilier hayatlarını güçlükle kurtarabildiler ve gece karanlığından istifade ile kaçtılar. Islâm ordularınm ülkesine karşı harekete geçtiğini öğrenen B i­ zans İmparatoru Theophilos. Kızılırmak sahilindeki' Bizans ordugâhına ulaşınca.larına girerek. Nihayet 12 Ağustos'ta İslâm ordusu şehre girdi. İmparatorun da İstan­ bul'a dönmesi üzerine. 838 Mayıs'ında İstanbul'dan hareket etti. Kaynaklar bu muhasarada Türkler'in 36 Oğ u z ÜNAL . ku­ mandanları arasında şehrin etrafını çeviren suru taksim ederek birliğin hücum edeceği kısmı gösterdi. Bizans İmparatoru ile Afşin'in ordu­ ları bugünkü Kaz-Ova'da muhtemelen Temmuz ayı başlarında kar­ şılaştılar. sağ cenahda Afşin ve sol cenahda da Aşnaş bulu­ nuyordu. Anadolu'ya hareket etti ve Kızılırmak sahilinde karargâh ku­ rarak İslâm ordularını beklemeğe başladı. Şim di merkezde Halife Mu'tasım. orada bulunan Bizans kuvvetleri de dağıldılar. 1 Ağustos'ta şehri muhasaraya başladı. Daha önce tesbit edilen plân gereğince Halife ile Ankara'da buluşacaktı. Bu şekilde. . İm­ paratorun yanında kalan sadık kumandanları ve az sayıdaki kuvvet­ ler. Fakat bu sırada ikinci bir ordunun doğudan ilerlediğini haber aldı. İmparatorun mağlubiyet haberi. Bir haftalık yolculuktan sonra Amorion önlerine gelen Abbâsi ordusu. Ancak bu sırada başlayan yağmurun yay kirişlerini gevşetmesi ve karanlığın basması üzerine. İmparator. Anadolu içlerinde ilerlemeğe başladı. Afşin'in ön saflarında bulunan Arap ve Ermeni birlikleri yavaş yavaş gerilemeğe ve hattâ kaçmağa başladılar. Halife ile Afşin'in birlikleri Ankara'da buluştular. önce bu tehlikeyi bertaraf etmek arzu­ suyla Afşin'in üzerine yürüdü. Halife. ordunun süvari grubunu meydana getiren Türkler'in şid­ detle taarruza geçmeleri ve ilerlemekte olan Bizans ordusunu müthiş bir ok yağmuruna tutmaları. öğle­ ye doğru. Eskişehir'de Amorion'un müdafaası için kuvvetler gönderdik­ ten sonra Halifeyi karşılamak ve tehlikeyi bertaraf etmek gayesiyle orta. Bu ordu Afşin'in kuman­ dasındaki ordu idi.

ve özellikle Afşin'in birleklerinin temayüz ettiğini belirtirler. (34) Bu sefer, Müslüman Türkler'in Anadolu içlerine ilk girişi idi...

B. A M O R İO N S E F E R İN D E N SO N R A Y A P IL A N B İZ A N S G A Z A L A R IN D A T Ü R K L E R Amorion'un fethinden sonra İslâm-Bizans mücadeleleri daha ziyade karşılıklı akınlar şeklinde devam etmiştir. Her iki taraf da bir fetih siyasetinden çok küçük akınları tercih ediyordu. Bunda iki İmparatorluğun dahili durumlarının büyük payı vardır. Halife Mütevekkil'den itibaren Abbâsi Halifelerinin Türkler ile mücadeleye girişmeleri ve uzun süre tahtta kalamamaları, Bizans'a karşı eskiden olduğu gibi geniş bir askeri harekâta girişmelerini, hatta Halife'nin sefere çıkmasını önlüyordu. Bizans imparatorları ise, Aglebiler'in Sicilya ve güney İtalya'ya karşı giriştikleri fütuhatı durdurmakla meşgul idiler. Suguur şehirlerindeki İslâm garnizonları, umumiyetle yaz aylarında, Bizans hudut garnizonlarının kuvvetlenmesini önle­ mek, İslâm ülkesine karşı taarruza geçmelerine mani olmak ve gani­ met ele geçirmek için hemen her yıl Bizans'a akınlar yapmakta idiler. Suguur vilâyetlerindeki kuvvetlerin Anadolu içlerine yaptık­ ları bu devamlı akınlara karşılık Halifeler artık şahsen seferlere hiç katılmıyorlardı. Ancak bazan merkezden bazı kuvvetleri yardım için Anadolu'ya akına gönderiyorlardı. (35) Halife Mütevekkil, Türkler ile arasının bozulması üzerine Dımâşk'a geldi, fakat orada da istediği huzur ve emniyeti bulamayınca tekrar Sâmerrâ'ya döndü ve Boğa El-Kebir'i Ucda bırakarak, B i­ zans'a karşı sefer yapmasını emretti. Halife Mütevekkil bu hareke­ tiyle, Bizans seferini değil, Boğa'nın merkezden uzak kalmasını sağlamayı düşünüyordu. Halifenin emri üzerine 858 Ağustosunda harekete geçen Boğa El-Kebir, orta Anadolu'da Ankara yakınların­ daki Samalu'yu fethetti. Boğa'nın bu tarihten sonra Anadolu'daki faaliyetine dair kaynaklarda bilgi yoksa da, onun bundan böyle muhtemelen Suguur'da kalarak gazâlara katıldığı anlaşılmaktadır. Halife Mütevekkil'in katlinden sonra Hilafet mkamına geçen Muntasır, kısa süren Halifeliğinin son aylarında Türk kumandanla­ rından Vasif El-Türki'yi Bizans'a karşı sefere memur etti. Bu sefer de aynen Boğa'nın seferinde olduğu gibi, Vasif'in merkezden uzak­

HORASAN'DAN ANADOLU'YA

37

laştırılmasını temin etmek amaciyle tertip edilmişti. 15 Haziran 862'de Sâmerrâ'dan hareket eden Vasif eî-Türki, Temmuz başlarında Bizans ülke.sine girdi. Halife, bu sefer esnasında Vasif'e yazdığı mek­ tupta, seferin sonunda merkeze dönmemesini, dört sene Suguur'da kalarak Bizans'a gazâ yapmasını emrediyordu. Ancak Halife Muntasır'ın ölüm haberini Suguur'da alan Vasif'in seferden sonra derhal merkeze döndüğü anlaşılıyor. Bu sırada Hilâfet merkezinde taht mücadeleleri ve siyasi entri­ kalar devam ederken uçlarda da Bizans'a karşı gazâlar eksik olmu­ yordu. Hilâfet merkezinde bulunan Türk kumandanları iktidar kavgaları ile meşgul olurlarken, Suguur'da bulunan Türk kumandan­ ları da, siyasi entrikalardan uzak, Anadolu'ya akınlarına devam ediyorlardı.(36)

C. T A R S U S E M İR İ Y A Z M A N 'IN B İZ A N S G A Z A L A R I Halife Mu'temid devrinin sonlarına doğru, Tarsus emiri olan Türk kumandanı Yâzmân'ın Bizans gazâları, İslâm İmparatorluğu'nun Bizans'a karşı taarruzi harekâtının son safhasını teşkil eder. Yâzmân'ın Tarsus'a ne zaman geldiği ve bu zamana kadarki askeri ve siyasi faaliyetleri hakkında bilgimiz yoktur. Yalnız 882 yılında Eylül ya da Ekim aylarında Ahmed b. Tolun'un kumandanı Halef el-Fergani tarafından hapsedildiğini, kısa zaman sonra Tarsus halkının onu hapisten çıkararak H alefe cephe aldığını, bunun üze­ rine Ahbed b. Tolun'un Adana'ya kadar geldiğini, fakat Tarsus üzerine yürümeyerek geri çekildiğini ve bu tarihten sonra da Yâzmân'ın Tarsus'ta yarı müstakil bir emir olarak hüküm sürdüğünü kaynaklardan öğreniyoruz. 882 yılında Tarsus emiri olduğu anlaşı­ lan Yâzmân'ın bu tarihten önce Suguur'a gelmiş ve askeri icraatda bulunmuş olması icabeder. İmparator I. Basilaios devrinin sonlarıyla, V I. Leon devrinin başlarında, Bizans'ı en fazla tâciz eden İslâm kumandanı hiç şüphe­ siz Yâzmân idi. Kara ordusunun yanında ufak bir filo kurup kara­ dan ve denizden Bizans'ı tehdit eden Yazman, Tarsus'ta idareyi ele geçirdikten sonra, hemen hemen her sene gazaya çıkıyor, esir ve ganimetlerle Tarsus'a dönüyordu.

38

Oğ u z ÜNAL

Yâzmân'ın Bizans'a karşı son seferi 89m yılındadır. Türk kuman­ danlarından Ahmed b. Togan'ın Tarsus'a gelerek maiyetine girmesiy­ le kuvveti artan Yâzmân, emrindeki ordu ile 891 yılı Ekim ayında Tarsus'tan hareketle Salandu'yu kuşattı. Muharebe sırasında kaleden mancınıkla atılar bir taş Yâzmân'ı ağır bir şekilde yaralayınca, İslâm ordusu geri dönmek zorunda kaldı. Sedye içinde askerlerinin omuzunda taşınan Yâzmân, 22 Ekim 891'de yolda vefat etti. Nâşı Tarsus'a getirilerek Bâb El-Cihâd'da defnedildi. Yâzmân, Bizans'a karşı yapılan gazâların zayıfladığı bir sırada Tarsus'ta bulunan ve ekseriyetini Türkler'in teşkil ettiği gazilerin başında Bizans gazâlarına yeni bir hız vermiştir. Karadan ve deniz­ den yaptığı akınlar neticesinde, herhangi bir kale ve şehrin kesin olarak Müslimanların eline geçmemiş olmasına rağmen, bilhassa uc bölgelerine yeni bir canlılık getirmiş ve Bizanslılar'a ağır kayıplar verdirmiştir. Bizans İmparatorluğunun başına Makedonya sülâlesinin geçmesi ile, tarihinin en kudretli devirlerinden birisini yaşadığı bir sırada, kazanılmış olan bu başarılar Yâzmân'ın askeri kudretini ortaya koymaktadır. Onun ölümünden sonra Suguur'dan Bizans'a yapılan taarruzlar giderek zayıflayacak ve artık taarruz sırası Bi­ zans'a gelecekti. (37)

D. B İZ A N S 'IN K A R Ş I T A A R R U Z A G E Ç M E S İ İki buçuk asır kadar devam eden İslâm-Bizans mücadeleleri sırasında Türkler Anadolu'da tam manâsiyle müstakil bir devlet kurmuş değillerdir. Anadolu'ya fatih olarak değil, Halife'nin asker­ leri olarak gelmişlerdir. Aynı zamanda Anadolu'da bir değil, bir kaç Türk imareti mevcuttu. İmaretlerin teşkilâtı, Abbasi İmparatorlu­ ğunun vilâyet teşkilâtının aynıdır. Resmi dil Arapça idi. (38) İslâmlar ile BizanslIlar arasında cereyan eden devamlı savaşlar sonunda Anadolu'da Rum nüfusu, yüzyıllar geçtikçe biraz daha azaldı. Nüfus kıtlığından zor duruma düşen Bizans, Balkanlar'dan getirtttiği Hıristiyan ve Şamani Peçenek, Kuman ve Uz gibi Türk uluslarını Suguur'da savaşan Müsliman Türkler'e karşı Bizans sı­ nır vilâyetlerine yerleştirmek yoluna gitti. Bu gayrı müslim Türk­ ler, Bizans sınırını yüzyıllarca Müsliman mürkler'e karşı savundu­ lar. (39)

HORASAN'DAN ANADOLU'YA

39

BizanslIlar, 928 yılında insiyatifi ele alarak karşı taarruza geçtiler. Erzurum ve çevresini Müslimanlardan geri aldılar. 934'de Suguur vilâyetlerinden Eyalet-i Cezriye'nin merkezi olan Malatya, kahramanca bir savunmadan sonra, Bizans'ın eline düştü. Bütün gay­ retler boşa çıktı ve bu mühim topraklar bir daha Bizans'tan geri alınamadı. (40) Bu sırada Bizans, Makedonya hânedanının idaresinde, tarihinin en kudretli devrilerinden birini yaşıyordu. 948'dc BizanslIlar, Maraş'ı da Müslimanlardan geri aldılar ve bu şekilde, Müslimanları A h ırMalatya-güney-doğu Toroslar zincirinin güneyine kadar geri atmış oldular. Bizanslılar, bir hamlede doğu ve güney-doğu Anadolu'nun en büyük kısmını geri almışlardı. Bu tarihten sonra Müslimanların bazı muvaffakiyetleri görüldü ise de, bunlar tamamen mevzii vakıa­ lara münhasır kaldı ve Bizanslılar, Selçukoğulları'nın Yakın Doğg'ya inmelerine kadar, bu üstün vaziyetlerini muhafaza ettiler. İmparator Nikeforııs Fokas, G irit ve Kıbrıs'ı Müslimanlardan geri aldığı gibi, Gazianteb'i de işgâl fetti; hattâ İslâm dünyasının en büyük şehirle­ rinden biri olan Haleb'e girip şehri yağma etti. (41) Bizanslılar, 964'te Adana, Misis ve Tarsus'u da alıp Müslimanları Klikya'dan attılar. Yüz binlerce Müsliman, Arap ülkelerine göçtü; kalanların bir kısmı da Hıristiyan oldu. Çünkü İslâm ülkelerinde milyonlarca Hıristiyan serbestçe yaşadığı halde, Hıristiyan ülkele­ rinde Müsliman azınlığa müsamaha edilmiyordu. 966'da Bizansılar, Diyarbakır, Antakya, Halep civarına kadar geldiler. 969'da Antakya Bizans'ın eline düştü. Bu mühim-başarılardan sonra Bizanslılar, Van gölüne ulaştılar ve bu bölgelerdeki Müslimanları da kovdular. 973'te BizanslIlar, İslâm dünyasının en büyük şehirlerinden birisi olan Diyarbakır'ı bile muhasara ettiler, fakat Müslimanların büyük bir feragat ve kahramanlıkla müdafaa ettikleri bu şehri alamadılar. Bunun üzerine Bizanslılar, güney-batıya döndüler; Humus, Baalbek, Beyrut gibi bazı şehirleri alıp Akdeniz'in doğu kıyılarına ulaşmış oldular. (42) Bundan sonra Müslimanlar, Bizans'ı çok kanlı savaşlardan sonra binbir güçlükle Lübnan ve Suriye'nin mühim şehirlerinden çıkarabildiler. Fakat Bizans işgali, Van gölü bölgesinde devam etti. 933'te Erciş ve Malazgirt, 103Q'da Urfa Bizanslılar'ın eline düştü. Van golünün kuzeyindeki Ermeni ve Gürcü ülkelerindeki krallıklar,

40

Oğ u z ÜNAL

Bitlis. uzun ve kanlı mücadelelerle Bizans Anadolu'sunu zaafa uğratmışlar. yüzyıllar süren Müsiiman akınları Ana­ dolu'yu geniş ölçüde hırpalamış idi. Anadolu'da Müslimanların elinde ancak Diyarbakır. Vaktiyle 100. Azerbaycan'daki Müsâfiri'ler gibi Müsiiman devletleri bile Bizans tarafından haraca bağlanmış­ lardı. İs­ lâm âlemi'nin Bizans karşısındaki durumu bu idi. Suguur vilâyetlerine ait olan toprakların çoğunu işgal etmişti. Bununla beraber. Mardin. Anadolu'yu geniş ölçüde hırpala­ mışlar ve yarım asır sonra soydaşları olan Müsiiman Oğuz Türkleri tarafından vuku bulacak olan Anadolu fütuhâtına müsait bir zemin hazırlamışlardır. Diyarbakır'daki Mervâni'ler. Van gölünün doğusuna ve Kafkas dağlarına kadar ulaştı.Miisliman tâbiiyetinden çıkarak Bizans'ı metbu tanıdılar. cihâdlardır. (46) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 41 . Yakın Doğu'ya müdahale etmek üzerelerken.000 atlı çıkaran Suguur vilâyetleri mahvolmuştu. Bu suretle Bizans hâkimiyeti. Siirt. Allah yolunda cihâd etmek üzere Suguur'a gelen yüzbinlerce mücâhit Türk'ten eser kal­ mamıştı. Suguur vilâyetlerinde çarpışan bu Murabıt Türkler. yüzyılın baş­ larında Bizans. (43) İkibuçuk asır devam eden bu savaşlar sonunda 11. (45) Bu devrin en bariz hususiyeti. (44) jşte Oğuzlar. Hakkâri bölgeleri yani en güney-doğu Anadolu kalmıştı.

Malazgirt. Kuzey doğu Anadolu (Karadeniz kıyıları hariç) ile güney Kafkasya'nın en büyük bölümünü içine almak üzere genellikle Doğu Anadolu’da kurulmuş olan bu ucun en mühim şehirleri Kalikala (yani eski Erzurum) ile Bitlis. Rey. Murad suyu kenarındaki Arsamosat. İbn Havkal'm bu rivayeti mübalağalı olsa bile. İlk zamanlardanberi mevcut olan şark ile garp arasındaki kara yollarının mühim bir kısmı buralardan 42 OĞUZ ÜNAL .C E Z İR E UCU). Erzen (bugünkü Garzan civarında) bu ucun ikinci derecedeki şehirleriydi. Meyyafarikin. Fustat ve Dimaşk gibi birinci derecedeki İslâm şehirlerinden sonra gelen Buhara. UÇLARIN T EŞK İLA T I VE UÇLARDA HAYAT Yukarıda İslâmlar elinden çıkıp Bizans'a geçtiğini gördüğümüz.E Y A L E T İ E R M E N İY E (E R M E N İY E UCU). 10. Bu ucun merkezi Tarsus idi. Nişabur.e y a l e t .3. Arap müelliflerinin "Suguur" ya da "El-Avâsım" adıyla andıkları " U c " ülkeleri üç kısma ayrılmıştı: 1. Harput. bütün şarkta bu azamette pek az şehir gördüğünü ve şe­ hirden her zaman yüz bin atlı muharibin çıkmakta olduğunu zikre­ der. İbn Havkal. Antakya ve Adana idi. Bu ucun ikinci derecedeki şehirleri Misis. Fırat kenarındaki Samsat.-] C E Z R İY E (E L . Adıya­ man. bu şehrin de doğunun büyük ve mamur şehirlerinden olduğunu söylüyor.i Ş A M İY E (Ş A M Y A DA S U R İY E UCU). Musul ve Haleb şehirleri ayarında olduğunu söyleyebiliriz. Haruniye.EY A LET . Bu ucun mer­ kezi Malatya idi. 3. yüzyılın başında bu ucu gezmiş olan İbn Havkal. Aynzarba. Ahlat. (47) Çok münbit ve mahsuldar olan uc ülkeleri aynı zamanda büyük ticaret yollarının uğrakları idiler. 2. diğer eserlerden biz Tarsus'un Bağdad. Erciş ve Kemah idi. Amid. Maraş. Göynük ise üçüncü derecede müstahkem mevkiler idi.

Bundan başka her taraftan zahitler ve dindarlar uca gelerek gazâ farizasını yapmak ve fazla sevap kazanmak için cihâda iştirak ederlerdi. Bundan başka uc şehirlerinin mühim bir kısmı İslâm ilim ve edebiya­ tı tarihinde meşhur olan pek çok şahsiyetin de doğup yetiştikleri ve yaşadıkları yerlerdi. Bununla beraber şark edebiyatının iftihar edeceği şahsiyetlerden Kalikalalı Ebu Ali El-Kali ile Meyyafarikin'li Abd El-Rahim İbn Nubata ve büyük şair Misisli Ebu '1-Abbas El-Nami gibi zatlar da uçtan yetişmişlerdi. Çünkü devamlı olarak HORASAN’DAN ANADOLU’YA 43 . Uc halkının esas vazifesi din uğrunda savaş olduğu için. Meyyafarikin. (48) İrili ufaklı 200 kadar şehir ve kaleyi ihtiva eden uc ülkelerinin nüfusu birkaç milyondan fazla tahmin olunabilir.geçmekte idi. Daimâ muharebe­ ye hazır yüz bine yakın mücâhid çıkaran uc halkı her vakit harp hayatı yaşarlardı. yüzyıldan itibaren. Horasan ve Türkistan diyarlarından pelen gazilerdi ki. buradaki medreselerde tâbiatiyle dini ilimler ve bilhassa hadis ilmi diğerlerinden daha kuvvetli ve yaygın idi. Misis. bilhassa 9. Bu mutasavvıflar içinde İbrahim İbn Ethem El-Belhi ve Abd Allah İbn Mübarek gibi bütün Müslimanların son derece kıymet verdikleri şahsiyetler mevcuttu. aynı zamanda bir deniz ticaret filosuna da mâlik bulunuyor ve doğu Akdeniz'deki diğer memleketlerle de ticaret yapıyordu. Bu sebepten dolayı büyük ve zengin şehir­ ler ve kasabalar meydana gelmişti. Tövbe eden günahkârların bir kısmı da din uğrunda muharebe yaparak günahlarını affettirmek için uca gelir­ lerdi. muhaddislerin. Uçtaki şehirler hem istihsal yapıyorlar ve hem de ticaretle uğraşıyorlardı. Amid. Bunlardan Şam. yani Suriye ucu. yalnız mücâhidlerin ve murabıtların de­ ğil. bunların büyük ekseriyetini Türkler teşkil ediyordu. Fakat uçtaki mücâhid ve murabıtların en büyük kısmı. İkinci sırada ise muta­ savvıflar yer alıyordu. Erzen ve Kalikala yani eski Erzurum idi. (49) Bu mücâhid ve murabıtların şehit olmak veya ecelleri ile ölmele­ ri suretiyle azalmaları da söz konusu değildi. Kesif bir nüfusu besleyen bu şehirler. aynı zamanda müstahsillerin ve tüccarların da karargâhı olmuştu. Ucda yetişen veyahut hariçten gelerek buraya yerleşen âlimlerin. Malatya. mutasavvıf ve fakihlerin ve diğer yazar ve ediplerin adlarını ve hayatlarını eski vekayinalerdcn ve hâl tercümesi kitaplarından alarak burada saymağa kalksak. Antakya. Muhtelif cins ve soylara mensup olan bu mü­ nevver zümrenin toplandıkları en mühim kültür merkezleri Tarsus. Yalnız Tarsus'ta yetişen muhaddislerin sayısı yüzden fazladır. sayfalar doldurmak icap eder.

bazan "em ir". (51) Suguur beylikleri hiç bir zaman muayyen ailelerin elinde kalmı­ yordu. bilhassa Horasan ve Türkistan'dan gelen yeni mücâhidler ve murabıtiar eksilenlerin yerlerini dolduruyorlardı. Diğer bir deyişle uçlar. (50) Hariçten gelen mücâhidler ile devamlı olarak takviye olunan uc ordugâhlarının başlıca geçim ve gelir kaynakları şunlardı: t ) Bizzat uc bölgelerinin ziraat ve zanaat bakımından istihsali. bazan da "m elik" ve hattâ "sultan" unvanını bile taşırlardı. kendi adlarına para bastırırlar. 5) İslâm hükümdarlarının ve bilhassa Halifenin yardımları. Bu sayede uçta yüz bine yakın mücehhez büyük bir ordunun bütün ihtiyaçları temin olunabiliyordu. 2) Uc bölgele­ rinin ticaret gelirleri. Uçtaki mücâhid komutanları toplanarak. (52) 44 Oğ u z ÜNAL . Suguur beyleri. bir nevi askeri cumhuriyet idiler. içlerinden birini başbuğluğa seçiyorlar ve tasdikine sunmak üzere Halifeye bildiriyor­ lardı. 3) muhtelif İslâm ülkelerinde uc gazileri için yapılan vakıflardan gelen gelirler (Bu vakıflar Mekke ve Medine için yapılan vakıflar kadar mühim bir yekuna ulaşmış idi). 4) muhtelif zenginlerin bağışları.İslâm ülkelerinden.

yüzyılda cereyan etmiş olay­ larda aramak gereklidir. asayişsizlik zenginlerin yardımla­ rını azaltmış. Nitekim evvelâ bu uc elden çıkmış­ tır. Ayrıca bunlara ilâveten Büveyhoğulları hânedanına mensup prenslerin birbirleri ile mücadele­ leri de başladı. Bu hadise uc kıyılarının düşman taarruzlarına açık kalmasına ve Bizans'ın denizlerde İslâmlara üstünlüğüne sebep oldu. bjrbirleri ile mücadele eden İslâm hükümdarlarının uçlara maddeten ve nakten yapmakta oldukları yardımların tamamen kesilmesine sebep olmuştur. Bundan sonra. Gelenler de çok defa yollarda sefaletten perişan olup dağılıyorlar. Irak ve El-Cezire ümerâsını tedip ettikten sonra 900 yılında uca gel­ miş ve Tarsus büyüklerini tevkif ettikten başka ucun harp donanma­ sını da yaktırmıştı.4. İstiklâl kazanmış olan muhtelif bölgelerin emirlerini zorla kendine itaat ettirmek isteyen Halife El-Mu'tadıd. yine 10. Mısır'a ve Suriye'nin çoğuna hâkim olan Ihşitoğullan hükümeti Afrika'dan ikide birde gelmekte olan Fatimi orduları ile uğraştığından uca yardım etmek imkânını bula­ mıyordu. yahut geç­ mekte oldukları memleketlerin hükümdarlarının siyasi ihtiraslarına H O R A S A N 'D A N A N A D O L U ’Y A 45 . yüzyılda Deylemlilerin Irak'ı istilâsı ve Bağdad Türkler! ile mücadeleleri ve nihayet Büveyhoğulları ile ElCezire'ye hâkim olan Hamdanoğulları arasında uzun ve kanlı bir mücadele başladı ve yıllarca devam etti. yani Klikya bölgesi. Yalnız Şam (Suriye) ucu. Horasan ve Türkistan diyarlarından geknekte olan gönüllüler yollarda iaşeleri ve sair ihtiyaçları temin edilemediği için artık eskisi gibi sık sık gelemiyorlardı. UÇLARIN İNHİTATI Bizans İmparatorluğuna karşı iki asır kadar muzafferiyetle ve galibiyetle mücadele ve mukavemet etmiş olan uclarm düşmesinin ve Bizans'm galebesinin sebeplerini 10. Halep hükümdarı Hamdanoğlu Seyf el-Devle'nin şeciane mücadelesi sayesinde bir müddet daha mukavemet etti. İşte bu ve benzeri siyasi olaylar muhtelif ülkelerdeki uc vakıflarını da inkıraza şürüklemiş. Bu yüzden ıramdanh emirleri El-Cezire ve Ermeniye ucunu iyi müdafaa edemediler.

bu devirde Anadolu'ya akın ederek Bizans'ın belli başlı dayanak noktaları olan bu ülkenin şehirlerinin ve müstahkem mevkilerinin çoğunu harap 46 Oğ u z ÜNAL . pek yakın olan Anado­ lu ülkesini alamayışlarının diğer bir sebebi de. bütün dağ silsileleri şarktan garba doğru birbirine muvazi olarak uzanan ve bilhassa Anadolu'nun güneyini çeşitli kademeli duvarlar halinde Suriye ve El-Cczire'ye karşı ören. Orada kalanlar ise Hıristiyanlığı ve Bizans tâbiiyetini kabule mecbur tutulmuşlardı. yüksek dağ zincirlerinin aralarındaki dar geçitlerden vukua gelmesi ve Bizans kıtalarının İslâm ordularına karşı geçitlerde şiddetli müdafaaları ve hele İslâm orduları orta Anadolu'ya girdikten sonra gerek karadan ve gerekse denizden çıkarılan kuvvetlerin çekilmelerine mani olmak için ulaşım yolu olan bu dar g e ç iliri kapatmaları ve hareket üslerinden oldukça uzaklaşan İslâm kıtalarının Suriye ve El Cezire ve hattâ Suguur ile irtibatlarını kesmeleri ve bilhassa dönüş sırasında yolları kesilen bu kıtaları çok müşkil duruma sokmaları ve ekseriya perişan etmeleri gibi coğrafi durumun meydana getirdiği askeri harekâtta aramalıdır. o yüzyıllarda Bizans İmparatorluğunun karada ve denizde en kudretli askeri teşkilâta sahip bir devlet olmasında ve bunun yanı sıra bir de istilâ hareketi­ nin. BizanslIlar uc halkının bir kısmını her türlü vahşetle öldürmüşler ve bir kısmını da hicrete mecbur etmişlerdi. ucun şim­ diye kadar bin bir müşkilâtla dayanabilen kısımlarının da elden çıkmasına sebebiyet vermişti. Bu emirin 967 yılında ölümünü müteakiben. 10. alâkadar bile olmamıştı. Bizans'ın çeyrek asır süren sürekli mücadelelerine ve saldırılarına karşı Halep emiri Seyf el-Devle'den başka bir kimse mücadele etmek şöyle dursun.alet edilerek uca gönderilmiyorlardı. yüzyılın ikinci yarısında İslâmlarm hezimet ve felâketleri ile. Ü ç asır aralıksız bir şekilde devam eden ve bize büyük bir halk tarihi ve halk destanları ve edebiyatı bırakan ve zamanımıza kadar hamaset ve kahramanlık hatıraları yaşatan bu gazâ ve cihâd devri. şimdiye kadar ellerinde tuttukları Anadolu topraklarını bırak­ mak gibi elim ve feci bir akibetle bitmiş olmakla beraber. (53) İslâm ordularının İspanya ve Türkistan gibi Hilâfet merke­ zinden çok uzak olan ülkeleri açtıkları halde. halefleri ve ümerâsı arasında ortaya çıkan münazaalar ve ayrılıklar.

.

tarihin muhtelif çağlarında doğudan «e batı­ dan derin değişiklikler ve izler bırakan. büyük istilâ ve göçlere maruz kalmıştır. kuzeyden ve güneyden önemli bir iz bırakan taarruz­ lara uğramadığı halde. o ğ u z ISTbLASI A R İF E S İN D E A N A D O LU Kuzeyden ve güneyden büyük dağlarla çevrili bulunan ve bütün vadileri ve ovaları doğudan batıya doğru uzanan Anadolu kıt'ası.ili. H O R A S A N ’D A N A N A D O L U 'Y A 49 . B Ö L Ü M Oğ u z l a r a n a d o l u ’d a 1. tarih boyunca.

(55) Gerek Anadolu'nun bu eski kavminin ve gerekse Hititlerin Turani menşeden geldikleri ve dolayısiyle Türk oldukları yolundaki iddialar ise tamamen asılsız olup. hem siyasi olmuş ve hem de Helen medeniyetini Anadolu!nun her tarafına yaymış olmak iti­ bariyle kültürel bakımdan çok ehemn>iyetli ve derin tesir yapmış ve bu tesir yüzyıllarca devam etmiştir. yalnız siyasi değişiklik yapmış. yüzyıldan itibaren bu kıt'ada yaşadığı ve daha sonraki yüzyıllarda şehirler kurduğu zannolunmaktadır. Kapadok'lar. Hititlerin en haşmetli devrinde birleşmiş olan. Bitin'ler. Anadolu'nun bu eski kavminin üzerine yerleşmiş ve onlarla karışmışlardır. Romalılar'ın istilâsına gelin­ ce. Iran İmpara­ torluğunun istilâsı. bu ülkeye ol­ dukça uzun süren bir sulh ve sükun devri açmış ve Anadolu İranlI­ ların bütün gayretlerine rağmen istilâdan korunmuştur. Miz'ler. onlann hâkimiyetinden Anadolu ırk bakımından pek az müteessir olmuş. Muşhi'ler. ancak Anadolu'da kurmuş oldukları teşkilât. yaptıkları büyük yollar ve bu yollar üzerinde vücuda getirdikleri müstahkem kaleler ve şehirler sayesinde. onların İmparatorluğunu ve devletlerini yıkanlar Trak kavmine men­ sup olan Tön'ler. Komagen'ler. Romalılar. vb gibi küçük kavimlerdir.Anadolu'nun en eski ahalisinin adı ve menşei henüz tesbit edi­ lememiştir. Löt'ler. Frig'ler. bir zamanlar Cumhuriyet Türkiye'sine hâkim olur gibi olan yanlış bir tarih görüşünün mahsulüdür. Paflagon'lar. Make­ donya İmparatorluğu'nun istilâsı. Milâttan evvel 25. Milâttan evvel 11. yüzyıldan itibaren dağılmaya ve hâkimiyet­ lerini kaybetmeğe başlayan Hititler'in üzerine gelen kavimler içinde. fakat hemen daima parçalanmış bir halde yaşayan A n ad o lu lu Iran hâkimiyetine sokmuştur. Anadolu bu istilâdan itibaren Oğuzlar'ın gelişine kadar bu şekilde derin ve muazzam iz bırakan istilâ ve göçler görmemiştir. Şimdilik sadece "Proto-Hitit" veya '’Asianique" adı verilen bu halkın milâttan evvel 40. yüzyıldan itibaren arya kavimlerinin büyük muhacereti başladığı sırada Anadolu'ya gelmiş bulunan Hititler ile diğer küçük kavimler. Hititlerin yıkılışından beri siyasi birliği kaybolan ve Iranlılar tarafından geçici olarak kurulan birliği çok kuvvetli bir şekilde kurmuşlar ve bir dereceye kadar da 50 Oğ u z ÜNAL . ilmi bir görüşü aksettirmekten ziyade. Helenler'in Anadolu sahillerindeki şehirleri ve müstemlekeleri içerilere doğru pek fazla nüfuz edemeyip kenarlarda kalmış ve ırki olmaktan ziyade kültürel ve iktisadi bakımdan müessir olmuştur.

Hitit ve Trak ırklarma mensup olan kavimlerinin evlâdı bulunan ve şimdiye kadar vukua gelen bu kadar istilâ ve göçlere rağmen Anadolu yerli halkının ekseriyetini meydana getiren asıl kitle de. Anadolu’nun eski Asianique. ilim ve edebi­ yat dili halinde kalmış. Anadolu'nun ancak çok mahdut bir kısmına yerleşmiş olan Samiler hariç olmak üzere diğer kavimler. Ortodoks kilisesini tanımayan ve ayrı bir kilise meydana getiren Ermeniler Trak dilleri grubundan olan kendi lisanlarmı muhafaza ederek Elen dil ve edebiyatına şiddetle mukavemet ettikleri gibi. (56) Milâdi 6 . Helen lisanı ancak büyük şehirlerde geçen dİn. Ancak romalıların Anadolu'da Helen kültürünü yaymak husu­ sundaki faaliyetleri de ancak bir dereceye kadar başarılı olmuş ve fakat tam bir semere vermemiştir. yüzyıldan itibaren bu ülkede Hıristiyanlığın yayılışı ve daha sonra Ortodoks kilisesinin kuruluşu ve kilisenin din lisanı olan Helen dilinin ibadetler ve dini kitaplar sayesinde yayıl­ ması çok tesir etmekle beraber yine bu ülke ahalisini Elenleşîirememiştir. bütün siyasi ve dini tesirler karşısında yine kendi âdetlerini ve mahalli dillerini mu­ hafaza etmişlerdi. sahillerde ve belki ancak bir kısım büyük şehirlerde konuşulabilmiştir. ülkenin çeşitli bölgelerinde her iki büyük kavmin dillerinin de varlıklarını devam ettirebilmiş olması ihtimali kuvvetle mümkündür. yüzyılın başlarında vukua gelen İranBizans mücadeleleri. yani bu kıt'anın eski ahalisi olan Asianique'ler ile bunların üzerine gelmiş olan Hititler ve bunların üzerine gelmiş olan üçüncü kesif insan tabakası olan Traklar birbirlerine karışmışlar ve Oğuzlar'ın Anadolu'ya gelişlerine kadar Anadolu halkının büyük bir kısmını teşkil etmişlerdir. (57) HORASAN’DAN ANADOLU’YA 51 . Anadolu için büyük bir felâket olmuş ve bu ülkenin şehir ve kasabalarının büyük bir kısmının bu yüzden harabe haline gelmesi ile sonuçlanmıştır.bu ülkeye kültürel ve iktisadi bir birlik ve düzen vermeğe uğraşmış­ lardır. İlk İslâm gazâları ve bundan sonra vuku bulan Türk fütuhâtı zamanında Anadolu'da yaşayan bu Hıristiyan halkın Hitit dillerinin o zamana kadar gelmiş olan şekillerini veya Trak dillerini konuşup konuşmadıkları münakaşa edilebilirse de. yüzyıl ile 7. Milâttan sonra 3. Bunu takip eden İslâm-Bizans mücadelesi ise birkaç yüzyıl sürekli olarak devam etmiş ve bu çarpışmalar Anadolu'nun daha fazla harap olmasına sebep olmuş­ tur.

Bu imkânların sürekliliği amaciyle de gerekli tedbirlere başvuru­ lur. (58) BizanslIlar.. kaleler onarılır. bücür kilise yıkıntıları ve kaba kale duvarlariyle karşılaşı­ yoruz. Bizans Anadolu'su. Anadolu uğruna savaşlara girişilirdi. Bizans komutanlarının savaşa giderken kendi topraklarını yağmala­ dıklarını yazarlar. Kuman ve Uz gibi Türk ulusları Suguur'da savaşan Müsliman Türkler'e karşı Bizans sınır vilâyetlerine yerleşti­ 52 Oğ u z ÜNAL . En akıllıca çare olarak da "Türkler'in karşısına Türkler'! çıkartmak" düşünüldü. Kilise baskıları. Eser olarak da sanatsız. salgınlar. ekonomik ve sosyal yönden tam bir kargaşa ve aıiarşi görüntüsü verir. Asker toplamak. Daha sonraları Balkanlar'dan getirtilen Hıris­ tiyan ve Şamani Peçenek. Ne var ki bu savaşlar halka kan kusturan birer âfet olurdu. 730 yılından başlayarak Türkler'in Hilâfet ordusu saflarında ve "i'lâ-yi Kelime-t-ulİah" uğrunda "fi-sebil-illâh" giriş­ tikleri akınları engelleyebilmek için köklü tedbirlere başvurdular. ülkeyi yüzlerce yıllık Doğu Roma medeniyetinden büsbütün yoksun kılmıştır. Oğuzlar'dan önceki Anadolu. Bizans tarihçileri. Sürgünler.Bizans'ın Makedonya hânedanı zamanında Bardas Sclerus ile Bardas Fokas tarafından çıkarılan ihtilâller ve bu yüzden meydana gelen iç harpler. Bir de. Oğuzlar'dan önceki Bizans Anadolu'su için tarihlerden bîlnları buluyoruz. Malazgirt’ten sonra yeşeren ve genel bir adlandırma ile 'Türkiye Selçuklu Medeniyeti" denilen kültür ve medeniyet hamle­ sinde Doğu Roma ya da Bizans kültürü ve medeniyetinin hiç bir izi yok gibidir. zulümler ve bunları bUtünleyen felâketler. Hıristiyan mezhep imtiyazlarının boğazlaşmaları gibi. kıtlıklar... Bizans Anadolu'su din ve mezhep kavga­ larının sahnesidir. İşte bugün. kıyımlar. İslâm taarruzlarının duraklamasından beri sulh ve sükuna kavuşmuş ve yeniden tanzim ve imar edilmeğe başlanmış olan Anadolu'nun haraplığmı ve sefaletini bir kat daha artırdı. Bizans için iki noktadan dnemliydi: — Vergi almak. B a durum. 755 yılında bir kısım Bulgar Türkleri Tohma ve Ceyhan ovalarına yerleştirildi.. Bundan dola­ yıdır ki.

Erzincan'ın merkez ol­ duğu bu tem. Anadolu. strate­ jik konumunu ve diğer bütün özelliklerini yakından tanımak oldu. Seyfüddevle ile Bardas arasındaki savaşta Bizans İmparatorluk ordusunun önemli bir bölü­ münü Kapadokya'da yaşayan Türkler meydana getirmişti. daha sonra Yeşilırmak. yüzyıldan başlayarak karşı ideallerin ve dinle­ rin güçleri durumunda olan Türkler’e vuruşma alanı olmuştu.(61) 11. ilkin Doğu Anadolu'ya. Halbuki Ermeniler gerçek anlamda. Bu gayri müslim Türkler. İmparator Romanos Le Kapen zama­ nında teşkil edilen bu tem. Divriği. (9. ” Büyük Erme­ nistan" denilen ve bugünkü Erzincan. 11. yüzyılda İmparator Heraklius'un halefleri zamanında büsbütün değiştirilmiş ve Anadolu 18 temaya (Eyalet) ayrılmıştı. Ararat Dağı çevre­ sinde 15 il’e. Demek oluyor ki. Ermeni göçlerini daha da etkiledi. Bu sa­ vaşlarda yurtları büyük zulümlere. kilise kavgaları. göçler. el değiştirmeler. Arşamoşat. Doğu Anadolu'da sık sık yeni teşkilâtlanmalara girişmişti. Küçük Ermenistan (Fırat'ın batı yakası) ise 3 il’e bö­ lünmüştü. Ermenilerin. Anadolu içlerine böylesine girmelerinin başlıca sebebi. tabii felâketler. Kars. Bu çağa girerken Doğu Anadolu hemen tümüyle ” Ermenistan" adını taşıyordu. (59) 947 yılında. (60) Türk fetihlerine kadar Anadolu karışıklıklardan kurtulamadı.. Büyük Ermenistan. Harput ve havali- HORASAN’DAN ANADOLU'YA 53 .. Bizans İmparatorluğu’nun Anadolu'da yapmış olduğu mülki ve askeri teşkilât 7. 8 . Akınlar. 6 . Erzurum. Yüzyıl artık Türkler'in Anadolu’yu açma. Bizans sınırını yüzyıllarca Müsliman Türkler'e kar^ savundular. Kemah. yüzyılda Doğu Anadolu'daki temalar. baskılara ve yıkımlara uğrayan Ermeniler. Muş. Palu. Kızıl­ ırmak ve Tohma havzalarına göçmüşlerdi. Müsliman Türkler'in Anadolu akınlan. yukarı Fırat'ın suladığı bir kısım arazi ile Murat suyu yakalarını ihtiva ediyordu.rildi. Anadolu'ya yayılma çağlarıydı. Bu uzun dönem boyunca Hilâfet sancağı altında İslâmiyet uğrunda savaşan Türkler'in tek kazançları. yüzyıllardaki Bizans-Iran savaşlarıydı. ayaklanmalar. ve 7. İşte bütün bu durumlar nedeniyle Bizans. Bir kısım Ermeniler Dersim’in sarp arazisine sığındılar. Van ve Diyarbakır yörelerini kapsayan geniş bölgede bile tam bir vatan an­ layışı ile yerleşememişlerdi.) Mezopotamya Temi. Anadolu’nun coğrafyasını.

yüzyılda. Asi Irma­ ğını geçtikten sonra Hiyerapolis (Menbiç) güneyinde. (12. "Bilâd-ı R u m " ya da sadece "R u m " adiyle andıkları bu ülkeye BizanslIlar 'Them a Anatolica" (Anadolu Eyaleti) adını veriyorlardı. doğuda Azerbaycan ile Anadolu'yu ayıran kalın dağ silsilesini takip ederek kuzeye doğru uzanıyor ve Ani şehrinin doğusundan geçerek Çoruh nehrinin döküldüğü yere kadar varıyordu. (63) 11. bazan idâri bölge (Thema Anatolica'da olduğu gibi). bazan da bir memleket adı olarak kullanılmış ve bu memleketin sahası zamanla Doğuya doğru genişlemiştir. Anadolu'daki büyük eyaletlerden birisi olan bu teme Kapadokya adı da veriliyordu. Fırat'ı geçiyor. İmparatorluğa vergi vermekte olan küçük bir İslâm hükümetinin yani Mervanoğulları emaretinin mer­ kezleri olan Meyyafarikin (Silvan) ve Amid (Diyarbakır) şehirlerini güneyde bıraktıktan sonra Dicle'yi ve onun ilk kollarını Murad suyu ile birbirinden aylran dağ silsilelerini takip ediyor ve Bitlis şehrini İslâmlar'da bırakarak Ahlat şehrinin kuzeyinden Van gölüne doğru uzanıyordu. Tohma suyu kaynağından Fırat'a kadar olan sahayı içine alan bu temin merkezi Malatya idi.sini jçine alıyordu. yüzyılda Bizans İmparatorluğu’nun Doğu sınırı. İslâmların "Memâliki Rum ". orta çağdan itibaren. (64) 54 Oğ u z ÜNAL . Büyük bir kısmı İslâmlardan geri ahnan topraklar üzerinde teşkil edilen bu tem. Bütün Van gölü sahilleri. Bugün Türkiye'nin Asya kıt'asındaki topraklarına verilen Anadolu ismi "Anatolica" ya da "Anatolia" şekliyle. bu ülkeye '"Küçük Asya” deniliyordu. (62) 11.) Sebast Temi. Merkezi bugünkü Şebinkarahisar olan bu tem. Kapadok'un bir kısmını ihtiva eden bu temin merkezi Sivas şehri idi. Armenyak ve Khaldea temlerinin güneyinde bulunuyordu. Urfa ve havali­ sini içine alarak. bu gölün kuzey-doğusundaki Bargiri ile gölün batısında bulu­ nan Malazgirt ve Aras nehri kaynağında bulunan Olti şehirleri Bizans'a ait bulunuyordu. İmparator Akil Leon zamanında kurulmuştu. (11. Bu temin büyük bir I<i5mını İslâmlardan geri alınan toprai<lar teşkil ediyordu. Ahlat şehri müstesna olmak üzere. (10.) Kolonya Temi. Anadolu ismi henüz yaygın hale gelmeden evvel.) Likandos Temi. Bu şekilde Bizans'ın doğu sınırı.

Anadolu’ya yapıcı ve koruyucu niteliklerle girdiler. HORASAN'DAN ANADOLU'YA 55 . Palo (Romanopolis). Bu sebeple din hürriyetine kavuşmak ve toprak sahibi olmak. ( 66 ) Anadolu'da­ ki Türk devletinin kuruluşundan itibaren pek az zaman zarfında yerli halkın gelen fatihlere ve yeni devlete bağlanmasının sebeple­ rinden biri ve belki de en önemlisi olarak Bizans'ın zalim ve feodal idaresi göz önünde tutulmalıdır. hem mülki teşkilâtı idare etmek hem de ordu teşkil etmek ve bunun yanısıra sınırları müdafaa etmek ve kaleleri tahkimle görevliydiler. Zira Bizans idaresinde vergiler müthiş bir şekilde artmış. topraklar belirli şahısların ellerinde toplanarak. 11. Harput. Bunlar. Buna karşılık Türkler. Yalnız sınır temaları değil. Maraş.azalmış bulunan Anadolu halkına ağır vergiler ve teklifler yüklüyor ve kendi bünyesinde eritip temsil edemediği bu ülke halkını kendisinden büs­ bütün soğutuyordu. Deluk. Arsamosat. Paypert (Bayburt). yüzyılda vuku bulan Türk fetihlerine karşı mukavemet gösterme­ miş ya da çok az mukavemet etmiş ve gelen fatihlere kapılarını aç­ mıştır. Neoksarea (Niksar). İşte bu sebeplerledir ki. Tedosyopolis (Erzurum). Anadolu'nun yerli halkı. Malatya. "Kapetano" yad a "Magistros" ütıvanları ile tayin edilen askeri valilerin yetkileri çok genişti.Bizans'ın Doğudaki sınır temalarına. sefaletten kurtulmak isteyen halkın Selçuk­ lulara sığınmalarını önlemek maksadıyla Bizans Aristokrasisinin sert tedbirler almaya kalkıştıkları bile görülmüştür. (65) Askeri ve mülki geniş bir teşkilât ve kadroya sahip olan Bizans İmparatorluğu zaten harap bir hale gelmiş ve nüfusu oldukça. Kolonya (Şebinkarahisar). Güney-batıdan itibaren Antakya. Samsat. Keysun. bu temalara yakın olan temalardaki şehirler bile çok müstahkem bir halde idiler. Zamantı. Gogusos (Göksün). bir toprak aristokrasisi sınıfı meydana gelmiş ve halk da giderek toprak­ sız esir bir duruma düşmüştü. B ir çok yerlerde ise gelen Türk fatihler adeta bir kurtarıcı gibi karşılanmışlardır. Kemah. En mühim stratejik noktalar üze­ rinde bulunan bu müstahkem şehirlerde Bizans İmparatorluğu daimi olarak büyük miktarda asker bulunduruyor ve İmparatorluğun en seçkin generallerini buralara tayin ediyordu. Urfa. Bütün ülke. "D u k ". Malazgirt. Kars ve Ani şehirleri ile Müslimanların Meryemnişin dedik­ leri Van şehri ve bu göl etrafındaki diğer kasaba ve şehirler güçlü ka­ lelerle savunmaya hazırlanmışlardı. Türk egemenli­ ğinde bir kalkınma ve ylikselme dönemine kavuştu. Tefrike (Divriği).

T Ü R K İS T İL A V E F Ü T U H A T IN IN DOĞU A N A D O LU 'D A N O R T A A N A D O L U 'Y A G E L İR K E N T A K İP E T T İĞ İ İS T İK A M E T L E R Anadolu'nun Türklerce açılması çok uzun sürdü. Kızılırmak vadileri. İlk mesele. (Bu istilâ bütün Yeşilırmak havzasını kapladıktan sonra aşağı Kızılır­ mak bölgesine ve Paflagonya içlerine kadar uzanmıştır. bir taraftan Tohma vadisini ve diğer taraftan Orta Kızıl­ ırmak havzasın. Anadolu'da uzun süre kalamıyorlardı. Yukarı Fırat vadileri. Murad suyu.2. Çoruh. doğudan batıya uzanan ve sarp dağları yaran vadiler. Doğu Anadolu’dan Orta Anadolu'ya doğru ilerlerken Kuzey’den itibaren Güneye doğru şu istikametleri tâkip etmiştir: 1) Çoruh kaynağından itibaren Karadeniz sahilindeki dil. Kızılırmak kıvrımını kaplamış ve Batıya uzanmıştır. coğrafyadan doğuyordu. Bu istilâ.) 2) Kura. aileleri. Konya'ya doğru akınlar bu yoldan yapılmış­ tır. açık arazi savaşlarına alışkın olan Oğuzlar için birçok zorluklar çıkarıyor. Çankırı dolaylarına kadar olan bölge. (Bu istilâ Giresun civarından ileriye gidememiştir. (67) Türk istilâ ve fütuhâtı. Adıya­ man.) 56 OĞUZ ÜNAL . Bu ilk giriş denemelerinin ardından. Urfa dolaylarına. kaplamış ve bütün Kapadokya'yı ve daha sonra Galatya ve Likonya’yı örtmüştür. Yukarı Kızılırmak vadileri. Yüksek dağlar. Karasu. Kelkit. derin vadiler ve müstahkem kalelerle dolu olan bu yeni ülke.) 3) Aras. Karadeniz kıyı şeridine ve Kastamonu. (Malatya. sıkışan göçebeler.) 4) Aras. (Bu istilâ. sürüleri ile birlikte tekrar Azerbaycan’a dönüyor. Türkler'in Anadolu'da ilerleyişlerini kolaylaştırdı.

.

dini ve kültürel bakımdan büyük bir değişikliğe uğradığı halde. tarihinde ilk defa etnik.(71) Barthold. Fakat bu sefer yalnız gazâ için değil. Orta Asya tarihi üzerinde halâ otoritesini muhafaza eden meş­ hur Rus tarihçisi W. (70) Anadolu'nun fethi ve Türkleşmesi gibi büyük bir tarihi ve iç­ timai hâdise yakın zamanlara ve hattâ günümüze kadar ilim âlemince yeteri kadar tetkik edilmemiş ve bu meselenin ehemmiyeti de kavranılamamış ve böylece bıj fetih ve Türkleşme ve İslâmlaşma* hâdisesi sadece askeri ve siyasi bir hadise zannedilmiştir. yani bu iki kavramı aynı anlam da kulland ığım ızı derhal belirtelim. yurt tutmak maksadiyle ve büyük kitleler ve dalgalar halinde geliyorlardı. A N A D O L U ’NUN T Ü R K L E R T A R A F IN D A N F E T H İN İ H A Z IR L A Y A N S E B E P L E R Abbasi Halifeiiği'nin sancağı altında bulunan Suguur Türkleri'nin Anadolu'dan çıkarılışından yarım asır sonra Orta Asya'dan Batı’ya Müsliman Oğuz boylarının yürüyüşü başladı. ciddi tetkiklere dayanmayan ve tahmini görüşlere ve yakıştırmalara göre izah edilmek istenmiştir. Barthold dahi "Turkestan down to the Mongol invasion" adlı eserinde: "Selçukluların Maverâünnehr'e göçleri sebe­ binin meçhul” bulunduğunu söylemiştir. bu büyük inkılâp.3. bu kitabın­ dan çeyrek asır sonra yayınladığı "Orta Asya Türk Tarihi Hakkında Dersler" adlı eserinde: ” 11. Suguur vilâyetlerinde gazi yapan ve Horasan gazileri ile gönüllü olarak Rumlar ile cihâda gelen Türkler bu ülkeye yabancı değillerdi. 58 OĞUZ ÜNAL . yüzyılda Oğuzlar'ın garbe doğru hareket­ lerinin şimalden Kıpçakiar'ın sıkıştırmasından ileri gelmiş olması *Burada Türkleşme derken İslâm laşm a'yı ve îslâm laşm a derken Türkleşme’yi kasteddiğim izi. Nitekim Anadolu.(69) Evvelce Abbâsi ordusunda. ya bu ülkede yaşa­ yan Hıristiyan halkların toptan din değiştirmesi ve İsiâmlaştırılması veyahut da yerli kavimlerin kitleler halinde imha edilmesi şeklinde.

|> u görüşü müphem ve çekingen bir şekilde kaydet­ mekten ileri gidememiştir. değişik âmiller neticesinde gerek Türkistan'da ve gerekse yayıldıkları çeşitli ülkelerde budizm. Günümüzdeki bazı müellifler ise ya bu büyük tarihi ve içtimai hâdisenin şunıulünü daraltmışlar ve yanlış yorumlara girişmişler. o t­ lak darlığı ve hayvan çokluğu" sebepleri ile izah ederek esas amil­ leri meydana koymuşlar ve günümüzün yerli ve yabancı tarihçilerine fiazaran tarihi gerçeği daha iyi belirtmişlerdir. kısmen de olsa.mümkündür". Oğuz ulusunun bu göçlerini hep "nüfus kesafeti. Din değiştirmenin millet hayatında meydana getirdiği değişiklikleri milli tarihimizde bütün incelikleriyle görmemiz mümkündür. (72) ifadesi ile meseleye ilk defa ciddi olarak temas etmekle beraber. (74) Yakın zamanlara kadar modern tarihçilerin bu meseledeki ilgisizlik ve anlayışsızlıklarına karşılık ilk Islâm kaynakları ve Selçuknâmeler. Bu konuyu ilmi bir şekilde ele alan ve ciddi olarak araştıran ilk iiim adamımız değerli tarihçi Prof. Böyle bir inkılâpla milletlerin varlıklarını koruduğu. musevilik ve Hıristiyanlık gibi dinleri kabul etmişlerdir. maniheizm. düşünüş ve yaşayış gibi çeşitli bakımlardan meydana getirdiği derin değişiklikler ve inkişaflar dolayısiyle en önemli hâdiselerden­ dir. Türk­ ler. Bu ilim adamımız. çeşitli eserlerinde bu mesele üzerinde hayli durmuş ve bu büyük tarihi-içtimai hâdisenin mevcudiyetini ve mahiyetini ana hatları ile ortaya koymuştur. (75) A. T Ü R K L E R İN İS L A M İY E T ! K A B U L Ü Milletlerin hayatında yeni bir dinin kabulü. yeni bir hızla ileri bir seviyeye eriştiği yahut da bünyelerinin sarsıldığı. HORASAN'DAN ANADOLU'YA 59 . hattâ milli benliklerini kaybettikleri tarihi hakikatlerdendir. tarihleri boyunca.(73 ) Barthold'den sonra da bu meselenin mevcudiyeti halâ farkedilememiş ve yeni ilim adamları da meçhul­ ler içinde kalmış ve tabiatiyle Anadolu'nun Türkleşmesi gibi büyük bir hadisenin tarihi seyri bir türlü anlaşılamamıştır. bizzat Oğuz boyları arasında vuku bulan bir ''niza"ya bağlayarak tarihi gerçeği 3 nlayamamışlardır. Osman Turan olmuştur. cemiyet içerisinde inanış. Barthold un çekingen bir ifade ile tahmini olarak belirttiği Kıpçaklar'm sıkıştırması ile değil. ve­ ya bu büyük Türk muhaceretini.

başka milletlere nazaran çok farklı bw tarihi oluş ve içtimai hüviyet göstermişlerdir. diğer dinlere intisaplarından farklı olarak. Fakat bu sa­ 60 Oğ u z ÜNAL . Bu bakımdan Türkler'in İslâm dinine toptan girişleri. Ancak bu dinlerin kabulü kısmen olmuş ve büyük kitle eski milli dinleri olan Şamaniliği muhafaza etmiştir. Islâmiyetin ortaya koyduğu prensiplerin milli bünyelerine uygun olması sebebiyle Türkler varlıklarını koruyabilmişler. Bundan daha önemlisi. milli varlıklarını kaybetme felâketine uğramamışlar­ dır. Siyasi bakımdan ancak ve Gök Türkler idaresinde bir birlik teşkil eden Türk boy ve ulusları. düşünüş ve yaşayış itibariyle İslâmiyetin yayılışına kadar kültür birliğini muhafaza ediyorlardı. (76) İslâmiyet. yüzyılda Türkler arasında umumi ve milli bir din haline gelmeden önce Türk ulusları din bakımından tam bir parça­ lanma ve dağılma manzarası gösterir. büyük veziri Tonyukuk'tan payitahtında bir budist mabedi yapılmasını istediği zaman büyük vezirin hakana. Islâmiyetin kabulü Türkler'e yeni bir ruh ve kuvvet vermiş. milli kültürlerini bu yeni ruh ve hamle ile daha da geliştirmişlerdir. Nitekim museviliği kabul etmiş olan Hazarlar'ın. Bü­ yük vezir Tonyukuk'un bu sözleriyle ne kadar ileri görüşlü bir dev­ let adamı olduğunu tarih doğrulamıştır. Moğolistan (yüksek Asya)'dan Tuna boylarına kadar geniş bozkırlar içerisinde yaşayan Türk ulusları milli Şamani dini ve kültürü çerçevesinde bulunuyorlardı. biraz önce zikrettiğimiz misallerde olduğu gibi. İslâm dinini kabul etmiş olan Türk boylarından hiç birisi. 10. doğurduğu büyük ve müsbet neticeler itibariyle. Hıristiyanlığı benimsemiş olan Macar ve Bulgarlar'ın bugün için Türklüklerinden artık bahsedilememektedir. içtimai ve coğrafi şartlan fö k iyi bilerek verdiği: "Savaşı ve hayvan kesmeği yasakla­ yan ye miskinlik telkin eden bu dinin kabulü Türkler için felâket olur" cevabı bu hususu bütün açıklığiyle ortaya koymaktadır. Türklerin kısmen de olsa kabul ettikleri bu din­ lerin prensipleri onların milli bünyelerine uymaması sebebiyle kısa zamanda bu dinleri kabul etmiş olan Türk boy ve uluslarının milli kültürlerini kaybetmeleriyle sonuçlanmıştır. Bunların aksine. Gök Türk hakanı Bilge Kağan.Hattâ daha da mühim olarak. bazan aynı çağda birbirinden farklı dinler içerisinde yaşayarak. aynı zamanda dünya tarihinin de en büyük hâdiselerinden biri sayılacak bir ehemmiyet taşır. yalnız Türk ve İslâm tarihlerinin bir dönüm noktasını teşkil etmekle kaimaz. Asya isteplerinden Avrupa içlerine kadar uzanan büyük ve uzun ömürlü imparatorlukların kurulup yaşamasında başlıca sebep­ lerden birisi olmuştur.

(79) Türkler'in X. din bakımından bu kadar dağınık bir manzara arzetmelerinin başlıca sebepleri Gök Türkler'den sonra bir daha bütün Türkler'! birsiyasi bir­ lik halinde birleştirebilen bir otoritenin kurulamamış olması. Aynı şekilde Hazarlarda Türk tarihinin seyrinde hiç bir önemli tesir icra edemeden yaşamışlardır. İslâmiyet'in kabulünden hemen az önce. yüzyılın ortalarında. yüzyılda. Bu büyük kitle coğrafi ve içtimai şartlar neticesin­ de eski dinlerini muhafaza etmeye devam etmişlerdir. yani esas büyük kitle. Hazar ve Bulgar adlarını taşıyan Türk ulusları Türk âleminin doğu ve batı uçlarında ilk defa olarak milli Şamani dinlerini bırakarak Zerdüşt. Bu şekilde Moğolistan (yüksek Asya)'dan Tuna boylarına kadar uzanan geniş ülkelerde yaşayan Türk boy ve ulusları. istikrarlı ve geniş bir siyasi birlik kuramamışlardır.(80) Nitekim Türkler'in İslâm tarihinde büyük bir amil olmaları ve yeni bir devir açmaları da bu büyük ve esas Türk unsurunun İslâmlaşmasının tabii bir neticesi olarak ortaya çıkmıştır. Gök Türk hânedanının düşmesinden sonra Büyük Türk Hakanlığı tahtına çıkan Uygurlar bütün Türkler'i Hunlar ve Gök Türkler çağında olduğu gibi Siyasi bir birlik içinde tutamamışlar ve varlıklarını küçük bir siyasi teşekkül olarak sürdüre­ bilmişlerdir. coğraf­ yanın genişliği ve türlü din ve kültürlerle ayrı ayrı temaslarda bulun­ maları ve nihayet Türklerinbütündinlere ve inanışlara karşı gösterdik­ leri müsamaha ile izah edilebilir. ilk de­ fa şüphesiz Doğu Türkistan ve Mâverâünnehr'de vukubulmuştur. Buda. Mani ve Hıristiyan dinlerinin nüfuz etmiş ve yerleşmiş olduğu bilinmek­ tedir.(78) Bu şekilde bslâmiyetin Türkler arasında yayılışından hemen önce. henüz milli Şamani dinlerini muhafaza etmekte olan ve yerleşik ha­ yata geçen Uygur. ancak üç asır sonra. Selçuklu İmparatorluğu'nun kuruluşuna kadar. Zerdüşt. Özellikle Doğu Türkis­ tan ve Mâverâünnehr'de 4. Mani. (81) Türkler. Maveraünnehr Hazarlar ülkesi gibi yerlerde yaşayan ve eskiden beri yerleşik bir hayat süren Türk boy ve uluslarının çok eski zamandan beri yabancı din ve kül­ türlerin tesirine maruz kaldığı görülmektedir. X. İslâmiyetle daha ilk İslâm fetihleri sırasında temasa geçmelerine rağmen. ve 5.hayı dünya ile bitiştiren Doğu Türkistan. (77) Türkler'in Şamanilikten gayri bir dine girmeleri hâdisesi. HORASAN'DAN ANADOLU'YA 61 . yüzyıllarda Buda. Musevi ve Hıristiyan dinleri­ ne girmeğe başlamışlardır.

Emevi hânedanını yıkan cereyanlara karışarak. iç ve dış buhranlarla sarsılıyor ve karanlık bir akıbete doğru gidi­ yordu. bu tarihe kadar insan toplumlarının tarihi gelişiminde en büyük sosyal merhale olan milli birliğe kavuşamamışlar ve bu birliğin siyasi ifadesi olan devletler kuramamışlardı. tarihlerinin istika­ metini de tayin etmiş oldular. doğudan Orta Asya'ya doğru ilerleyen Çin istilâsının Türkler için tehditkâr bir mahiyet almasıdır. Bu üç asırlık uzun tarihi devrenin ilk yarısında Türkler'le Müsiümanlar arasında çetin mücadeleler cereyan etmiş ve bu sebeple de İslâmiyet Türkler arasında yayılma imkânını bulamamıştır. Abbasi Halifeleri. Türkler Abbâsiler'in tara­ fını tutmakla yalnız muharebenin neticesini değil. (84) İslâmi­ yet'in doğuşuna kadar küçük ve dağınık aşiretler halinde yaşayan Araplar. (83) İslâmiyet Orta Asya bozkırlarında.büyük kitleler halinde bu dini kabul etmişlerdir. (85) 62 OGL'Z ÜNAL . İslâm dini. Bunun başka bir sebebi de İslâm dünyasında bu ümit verici gelişmeler olurken. Artık Türkler'in yüzü İslâm dünyasına dönmüştü. Türkler arasında süratle yayı­ lırken olgunluk devresine erişmiş bulunan parlak İslâm medeniyeti. Bundan sonra kısa zamanda İslâmiyet Türkler'in milli dini haline gelmiştir. sosyal hayatları bedevilik oian. buna paralel olarak Mâverâünnehr'de İslâmlaşma faaliyetleri geniş­ lemeğe başladı. en yüksek sosyal merhale olan milli birlik duygularının uyanmasına mâni olmuştu. başlangıçta İranlılar'a ehemmiyet ver­ dikleri halde. İranlıiar'la birlikte. siyasi durumları ise soyculuk (neseb) ve aşiretçilik (kabile asabiyeti) temelleri iizerine kurulmuş bulunan Araplar arasında ortaya çıkmıştı.(82) Gök Türkler'in yıkı­ lış yıllarında Türkler. daha âdil ve müsavatçı bir siyaset güden Abbâsiier’in İslâm devletini ele geçirmelerini temin etmişler ve bu te­ maslar sırasında İslâmiyet'e karşı daha yakın bir ilgi duymaya baş­ lamışlardır. Bundan dolayı müstakbel mukadderatları üzerinde büyük bir tesir yapan Talaş suyu meydan muharebesinde (751). Henüz bedevilik halinde bulunan insan toplumlarına mahsus olan bu hayat tarzı. çöl çevresi­ nin gereği olarak soy hısımlığını (Nesebi asabiyeti) kuvvetlendirmiş. yavaş yavaş İslâm İmparatorluğunun müdafaasında daha kabiliyetli bir unsur olan Türkler'! kullanmağa başladılar ki.

A. yani Peygamber (S. Arap olnıayan Müslümanlar arasında Araplığa karşı "Ş u u b iy e " fırkasını doğur­ du. bu suretle siyasi üstünlük­ lerini korumağa. Emeviler devrinde. Haşim oğullarının siyasi menfaatlerini dindarlık ve Ehlibeyte.S.) ve ilk iki Halife'nin siyasetleri başlangıçta kutsa! bir heyecan ve coşkunlukla Araplarm aşiretçilik ruhunu bir zaman için söndürebildi. dinde mübalatsızlık. dinin temel kaidelerine uym am a. medeni ve içtimai du­ rumları itibariyle bedevilerden çok yüksek olan diğer Müslümanları "M evali" (azadlı köle) namiyle kendilerinden aşağı gören Araplar. kendilerini diğer kabilelerin mensuplarından üstün ve onların düşmanı telâkki etmeğe başladılar. kendi aralarında soy hısımlığına büyük bir kıymet vermeğe. saltanatlarını muhafaza etmeğe çalışıyorlardı. diğer bir deyişle dindarlığı takviye ve bütün Müslümanları din rabıtasiyle kendilerine bağlamak ve bu şekilde siyasi üstünlüklerini kabul ettirmek istemelerine karşılık. Bu görüş.* saygısızlık şekillerinde gelişti. Haşim oğullarının propagandalariyle bir kat daha artarak nihayet Emeviler'in iktidardan düşmeleri ile sonuçlandı ve Haşim oğullarından Abbâsiler'in iktidara gelmeleıini sağladı.)'in mensup olduğu Beni Haşim (Haşim Oğulları) ile Emeviler'in mensup bulunduğu Beni Ümeyye (Ümeyye oğulları) arasında İslâm'dan önce mevcut olan rekabet ve düşmanlık da.A. Şiilik kisvesi altında in­ kişaf ettirmelerine. dindarlık. kendilerine taraftar olmayan Araplara karşı da soy hısımlığı (kabile asabiyeti)'ni kuvvetlendirmek siyasetini benimsiyorlar.S. Fakat Emeviler'in iktidarı ellerine geçirmeleri bu aşiretçilik ve soycuiuk ruhunu tekrar uyandırdı. Abâsiler iik zamanlar Emeviler'den tamamen ayrı bir siyaset takip ettiler.) ailesine muhabbet. Hz. Emeviler de din mübalatsızlığı* yaparak bu bağı zayıflatmak. Muhammed (S.Islâm Peygamberi Hz. HORASAN’DAN ANADOLU’YA 63 . Bu şekilde bütün Müslüman unsurları müsavi tutan ve Arap olmayan unsurlara (Mevaliye) devlet kadrolarını açan bu siya­ *D inde m iibalâtsızlık.A. Peygamber (S. EmeVileri sevmeyen ahaliye yani Arap olmayan müsiümanlara karşı Araplığı. kuvvetlendirdi. aldırış etme­ me ve savsaklama anlam ına gelmektedir. in­ kişaf etti. Emevilerin bu yanlış siyasetlerine karşı uyanan umumi hoşnut­ suzluk. her kabile fertieri.S.

galip gelenlerin mağ­ lupların ülkesini yağma ve tahrip etmekten çekinmemeleri.)'in torunu ve Hz. Muhteşem İslâm İmparatorluğunun bu suretle parçalanması Bizans İmparatorluğu ile Ermeni Krallıklarının İslâm İmparatorlu­ ğuna karşı besledikleri ihtirasları kamçıladı. İçeride ise Fas’tan Kâşgar'a kadar uzanan muhteşem İslâm ülkeleri kanlı bir harp sahnesi haline geldi. asayişsizliğin devamı. Bu siyasetin neticesi olarak ortaya çıkan umumi hoşnutsuzluk Şiilerin iktidar propogandasına kuvvet kazandırdı. İslâm âlemini iktisadi. canını heder etmeleri. galiplere gönderdikleri iltifatlı men­ şurlarla galibin muvaffakiyetini . 64 OĞUZ ÜNAL .set neticesinde Islâm dinine girmiş olan Arap olmayan unsurlar. iktidariarmı devam ettirebilmek için kanlı ve zalimane bir siyaset izlemeye koyuldular. ( 86 ) İslâm İmparatorluğu’nun bu suretle parçalanması. İslâm İmparatorluğu içerisindeki muhtelif unsurların rekabet ve mücadeleleri karşısında aciz kalan Abbâsi Halifeleri. Ali (R. Peygamberi (S. Bu şekilde İslâm İmparatorluğu parçalanmaya yüz tuttu ve Abbâsiler'e şeklen bağlı çeşitli hükümetler teşekkül etti.(87) İslâm İmparator­ luğunun parçalanması ve Abbâsiler'in zaafa düşmeleri sonucunda ortaya çıkan çeşitli hükümetlerin birbirleri ile yaptıkları mücadeleler sırasında halkın malını. vergilerin ağırlığı. İslâm devletinin siyasetinde tesirli olmağa başladılar ve İslâmiyet Türkler ve İranlılar arasında da süratle yayılmağa başladı. dini bir anarşi içinde bıraktı. Bu sırada milli istiklâl gayesi güden İranlılar. Bu feci ve acıklı manzaraya seyirci olmaktan başka bir şey yapamayan Abbâsi Halifeleri ise. İslâm dünyasında zirai ve ticari hayatın felce uğramasına yol açtı. Ümitsizliğe düşen halk. işi gücü bırakarak. eli silâh tutanların istihsalden uzaklaştırılarak savaşa katıl­ maları. İktisadi inhitat tabiatiyle kısa zamanda içtimai sefalete yol açtı. içtimai. galibi övmekle vakit geçiriyor.A. Ancak daha sonraları Abbâsiler. zaptettikleri ülkelerdeki hâkimiyetini tasdik etmek suretiyle sözüm ona iktidarlarını sürdü­ rüyorlardı.tebrik. mağluba sövmek. yavaş yavaş büyük imparatorluk üzerindeki nüfuzlarını kaybetmeğe başladılar.)'nin oğlu Hüseyin’in son Sâsâni hükümdarı Yezdicürd'ün kızından -olan çocuklarını Sâsâniler'in varisi saydıklarından bunları iktidara getirmek için mücadeleye başladılar.S. Hz.A.

daha asırlar boyu yaşayacak ve yükselecek bir hayatiyet kazandı. iktisadi ve fikri anarşiden faydalanan Bizans. (92) İşte İslâm dünyasının böyle bir buhran ve sonu karanlık bir akıbete doğru sürüklendiği sıradadır ki Orta Asya'daki Türk boy ve uluslarının süratle İslâmlaşması ve İslâm ülkelerine göçleri başlamış­ tır. Bu mefkurenin gerçekleşmesi.(88 ) Siyasi bakım­ dan paramparça olan İslâm dünyası.(90) 1038 tarihinde vefat eden Ebu Mansur Abdülkahiri Bağdadi bu yıllarda İslâm dünyasında yetmiş iki kadar mezhebin varlığmdan bahsetmektedir. fitne ve fesat yoluna saptılar. iktisadi ve içtimai anarşiden kurtarmakla kalmadı. Oğuzlar'ın Selçuklu sultanlar! idaresinde kurdukları Büyük Selçuklu İmparatorluğu. (91) Bu mezhep mücadeleleri sırasmda ortaya çıkan eski Zerdüşt ve Mazdek taraftarlarının kışkırttığı Batıni fesadı çok tehlikeli bir hal almıştı. sefahat. bir âlem. bu sırada yabancı kültürlerle temas sonucu patlak veren fikir ve mezhep mücadeleleri ile gitgide eriyordu. dört asırlık parlak bir devirden sonra inhilale yüz tutan bir medeniyet. Bu şe­ kilde Anadolu'da teşekkül eden yeni Türk vatanı yalnız Türk milleti HORASAN’DAN ANADOLU'YA 65 . Makedonya hanedanına mensup kuv­ vetli İmparatorlar idaresinde. Yakın Doğu'nun ve özellikle Anadolu'nun fethi ve Türkleşmesi ve İslâmlaşması gibi muhteşem neticeleri itibariyle Türk.eşkiyalık. İslâm ve Dünya tarihleri için çok önemli olan büyük bir tarihi oluşuma da imkân hazırladı. İslâm âlemini siyasi. bir mezhebin müdafii veya yayıcısı sıfatiyle sahneye çıkıyorlar ve bu bayrak altında gayelerine ulaşmağa çalışıyorlardı.(89) Mezhep mücadeleleri şiddetlendikçe siyasi ihtiraslar arkasında koşanlar. İslâm'ın ezeli düşmanı olan Bizans'ı ezmek gibi yüksek bir İslâm mefkuresini de gerçekleştirdi. İslâm dünyasının içinde bulunduğu bu siyasi. artık müdafaa siyasetini bırakıp taarru­ za geçmiş bulunuyor ve ordularını Halifelik merkezine doğru ilerle­ tiyordu. asra kadar dünyanın en üstün mede­ niyeti olarak yaşayabilmesi Oğuzlar'ın İslâmlaşması ve bunun netice­ si olarak da Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nun kurulmasının neti­ cesidir. İslâm medeniyetinin karşılaştığı buhranları atlatarak. yeni bir hız ve hamle kazanması ve X V I. Bu suretle İslâm âlemine giren bu taze ve enerjik uıisur sayesinde İslâm ideolojisi tekrar ilk zamanlardaki ruh ve hamlesine kavuşarak.

parçalanmasına kadar çıkar.için değil. eski yurtlarında. artık Kağanlığı (İmparatorluğu) kaybederek. 924 yılında. Zira 66 OĞUZ ÜNAL .(95) Oğuz devleti. 744 yılında. komşuları olan Hazar Kağanlığını. bütün Orta Asya Türk kavimleri. (97) Kuzey Ç in’de hüküm süren ve Proto-Moğol bir kavim olan Kıtaylar. Allıh. Ordu. Süt-kent.(93) Umumiyetle göçebe ve yarı göçebe olmakla beraber kısmen yerleşik hayata geç­ meğe başlamış bulunan bu Oğuzlar'ın Yengi-kent. ikinci derece­ de hükümdar olan "Yabgu"lan ile idare olunmuş. 924'de Moğolistan'a saldırınca. göçebe ve yerleşik olarak eski hayatlarına ve Şamani dinine bağlı bulunuyorlardı. bütün İslâm dünyası bakımından da bir kale. B Ü Y Ü K T Ü R K M U H A C E R E T İ Oğuz (daha sonraları Türkmen) adıyla anılan Türk uluslarının muhaceretinin başlangıcı. Gerçekten Gök Türk İmparatorluğu'nun esasını teşkil eden büyük Oğuz kavmi Sır nehri havzasında ve Aral göiü havalisinde. Gök Türk İmparatorluğu’nun. B. vs.(94) Gök Türk hânedanının iktidardan düşüşünden sonra bu Oğuzlar. Cend. bazen Yabguları vasıtasiyle ve zayıf bir bağla. Gök Türkler'in yerine Kağanlığı ele geçiren Uygurlar'ın Cfrhon havalisinde hâkimiyetlerini Kırgızlar'a kaptırmaları ve bunun üzerine Doğu Türkistan'a göçerek burada yeni bir Uygur devleti kurmaları ile bir muhaceret vuku bulmuş ve Moğolistan (Yüksek Asya)'da Türk kesafeti azalmıştır. Uygurlar'ın yerine Moğolistan'da yerleşmiş bulunan Kırgızlat'ı buradan püskürtüp. boy beyleri vasıtası ile. Orhon havalisine hâkim olmuşlardı. Kağanlık makamı ve ünvanı da doğuda Uyguilar'a ve batıda da Hazarlar'a intikal et­ mişti. boy ve ulusları birbirlerini sıkıştırarak kaynaşmağa başlamışlar ve ilk muhaceret de bu baskı ile vuku bulmuştur. eski vatanları olan yukarı Yenisey bölgesi­ ne atınca. Orta Asya'da zaten çok artmış bulunan nüfus kesafetim taşırmış. (98) Kıtaylar. kendi metbuları tanıyorlardı. Sabrân (Savran). gibi bir çok şehirleri vardı. Lâkin asıl büyük muhaceretKıtay'larm eseri olarak başlamıştır. Şaİcı.(96) Oğuzlar. bir ileri karakol vazifesini görmüş ve emperyalizme karşı İslâm dünyasının müdafaası bu kale sayesinde mümkün olabilmiştir. ve eski Türk hâkimi­ yet telâkkisine göre. Balac. siyasi-askeri bir bağla Yabgu'ya bağlı bir kabi­ leler birliğinden teşekkül ediyordu.

doğu-batı Hıristiyanları arasmda. münasebetlerin kesil­ mesine ve Hıristiyan dünyasında bazı endişelerin doğmasına sebep olmuştur. ( 100) Oğuzlar. eski vatanlarında oturuyor ve bu şekilde bir muhaceret de söz konusu olmuyordu. Nitekim İtil (Volga) Bulgarları'nın İslâmiyeti kabulleri üzerine onlara giden Halifenin elçisi İbn Fadlan. Gerçekten Kıtaylar'ın Kırgızlar'a saldırıp Moğolistan'a girmeleriyle. bu ilk baskı neticesinde. ciddi bir yer değişikliğine uğramadan. bu hâdise ile. Böylece bu bölge artık İslâm kaynak­ larında "Oğuz Çölleri" (Mefâzât ul-Guziyye) adını almıştır. Bu devirde Akdeniz tamamiyle Müslümanların (Arapların) hâkimiyetinde bulunduğu ve İbn Hal­ dun'un zarif ve müstehziyane deyimiyle "Hıristiyanlar Akdeniz’de artık bir tahta parçası bile yüzdüremedikleri" için. bu ülkeleri geçerken Oğuz ve Peçenekler'in eski yurt­ larında yaşadıklarını görmüş. 922 yılında. yurtların­ dan atılıp Balkanlar'a göçünce. Oğuz ve Hazarlar'ın hücumları ile Peçenekler’in batıya doğru püskürtüldüklerini. Bulgar ve Macar kavimleri birbirlerini ite­ rek Tuna boylarına ve Balkanlara yayılmış ve ilerlemişlerdir. (99) Filhakika bu baskı neticesinde Oğuz. Yayık ve İtil (Volga) nehirleri arasında bulunan Macarlar'm Azak denizi yakınlarında Lebedia denilen bölgeyi işgal ettiklerini söylemekle ilk Peçenek muhaceretini anlatır. Hazar sahillerinde bulunan diğer Türk boy ve uluslarını yerlerinden püskürterek bu bölgedeki bütün bozkırlara hâkim olmuşlardı. bir müddet. Hatta bu muhaceret Selânik'e kadar genişlemiş ve bu sebeple de İstanbulRoma yolu karadan kesilmiştir. Başkırt. kadar. Peçenek. onlara karşı mevcut bulunan Oğuz- HORASAN'DAN ANADOLU'YA 67 . (101) Kuzeydeki Türk kavimleri hakkında mühim bilgiler veren Bizans İmparatoru tarihçi Konstantin Porphyrogenete. fakat bunların göç ettiklerine ve yer değiştirmelerine dair hiç bir işarette bulunmamıştır. 934 yılında. (102) Bu devirde Bizans kaynakları gibi İslâm kaynakları da Macarlar’ı Türk kavmi olarak göstermişlerdir. Karluk ve Kıpçaklar ara­ sında. Peçenekler Yayık ve İtil nehirleri arasına gelmiş iken. Curcan (Aral) sahillerinde birtakım hareketler ve savaşlar olmuş.Türk boy ve ulusları bu zamanr. onlar ve diğerleri hakkında mühim bilgiler vermiş. Oğuz ve Hazarlar'ın baskısı ile. Hazar sahillerine ve Yayık nehri kıyılarına kadar uzanmışlar. nüfus baskısı ve hareketleri de kendisini göstermiştir.

büyük Türk muhacereti vuku bulmuş­ tur. X. (105) Kıtaylar'ın ilk baskısı ile doğu Türkleri'nin başlayan ilk hareke­ tinden yarım asır sonradır ki. eski Türk ille­ rini kurtarıp batıya doğru ilerlerken 999 yılında Sâmâni devletine son vermişlerdi. Nitekim nasıl X. Müslüman Oğuzlar artık Sırderya boylarından akın halinde Mâverâünnehr'e doğru göçüyor ve 934 yılında başlayan bu büyük nüfus hareketi X I.sona ermiş ye bu şekilde Oğuzlar tamamiyle bağımsız bir duruma gelmişler. yüzyılın başlarında birdenbire bütün Türk boy ve uluslarını yerlerinden oynatmış ve nüfus artışı yanında diğer tesirler (İslâmlaşma ve Kıtay baskısı) ağır basarak büyük nüfus hareketlerine ve muhaceretlere sebep olmuştur. yüzyılın ilk yarılarında artık sel halini almış bulunuyordu. İslâm ülkelerini Şamani Türkler'e karşı müdaf^aa eden bir sed teşkil ettiğinden. yüz­ yılda^ Kıtaylar'ın Moğolistan'ı işgalleri Türk boy ve uluslarını yerin­ den oynatmış ve hattâ Peçenekleri Balkanlar’a kadar püskirtmüş ise yine aynı kavmin X I. Hazar ve Hârizm ülkelerine karşı akınlara girişmişlerdi. (103) Türkistan ve Horasan'da hüküm süren. Gerçekten Türk boy ve tıkışlarının birbirlerini sıkıştırmaları o derece şiddetlen­ miştir kî. X I. Bu da yine Kıtaylar'ın Moğolistan’dan Orta A sya'ya doğru isti­ 68 oğuz ÜNAL . yine eskisi gibi Hazar denizinin kuzeyinden göçüyor ve eski muhaceret yollarını takip ediyorlardı. (104) Türk boy ve uluslarının birbirlerini sıkıştırarak ve yerlerinden oynatarak batıya doğru devamlı bir şekilde kaydıkları doğru olmakla beraber. Fakat X. Kâşgarii Mahmud'un ifadesi ile. Müslüman olan Karahanlı hakanları. yüzyılda başlayan İslâmlaşma ve buna ilâveten Kıtaylar'ın yeni bir baskısı. göçebe kavimler bu devirde. yüzyılın başlarında Kıpçak ve Oğuzlar'ı sıkıştırması da öylece Türk boy ve uluslarını yerlerinden oynatmış ve büyük Türk muhaceretine sebep olmuştur.Hazar ittifakı da artık . X I. hattâ Talaş nehri boylarh na kadar hâkimiyetlerini genişletmiş olan bran menşeli Sâmâni devleti. yüzyılın başlarından sonra çok genişleyen İslâmlaşma ve muhaceret Müslüman Oğuzlar'ın artık güneye ve İslâm ülkelerine doğru göçmelerine imkân vermiştir. Hârizm hududunda inşa olunan Kara-tekin müstahkem mevkii de işte bu Oğuz akınlarmı durdurmak maksadiyle yapılmıştır. yüzyılın ilk yarısından sonra Türkler arasında İslâmlaşma faaliyetleri çok genişlemiş.

Sâmâniler'in yıkılışı üzerine. 300.000 kişilik büyük bir ordu ile cihâd yaparak onları püskürttü ise de. büyük Türk muhaceretinin sebeplerini çok güzel ve canlı bir şekilde ortaya koymuştur. Onun yeni keşfedilen eseri sayesinde büyük Türk muhacereti ve sebepleri hak­ kında daha sağlam bilgi sahibi p|muş bulunuyoruz. (107) Büyük Türk muhaceretinden önceki nüfus hareketlerini böylece çizdikten sonra. süratle Islâmiyeti kabul eden Oğuz kavmi artık sel halinde Türkistan." Bu ifadelerden sonra Selçuklular'ın ve Türkmenler'in göçlerini kasteden Mervezi şöyle HORASAN’DAN ANADOLU'YA 69 . Bozkır­ larda yaşayanlar Mâverâünnehr ve Hârizm Ülkelerine komşudurlar. yakın zamanlarda keşfedilen ve ilim dünyasının istifadesine su­ nulan 'Tab ayi ul-Hayvan" adlı eserinde. Bu siyasi değişiklikte Uygurlar ile Kıtaylar ittifak halinde bulunuyor­ lardı. Karahanlılar'ın rakibi bulunan Gazneli Sultanı Mahmud'a bir mektupla bir elçi heyeti göndermiş ve ittifak teklif etmişlerdi ki.000 ça­ dır halkı (bir kaç milyon insan) halinde Müslüman Karahanlılar'ın ülkesini istilâ etmişler ve Balagasun şehrine kadar ilerlemişlerdi. şimdi asıl büyük muhacerete gelmiş bulunuyoruz. Bütün Türk boy ve uluslarının yerlerinden oynadığı ve kaynaştığı bir sırada vuku bulan bu istilâda muhaceret dalgalarının şiddetlen­ mesine sebep oldu. mirasları olan Türkistan hâkimiyeti için. Selçukluları takiple. Bu hâdiseden sonra Karahanlılar'ın bu zama­ na kadar cihâd halinde bulundukları ırkdaşları putperest Uygurlar'a karşı Kıtaylar'la devam eden dostlukları da artık son buluyordu. İslâm memleketlerine yakın bulunanlar Müslüman olduktan ve Türk­ men adını aldıktan sonra kâfir kalanlara karşı cihâda giriştiler. bu sırada vukua gelen umumi sarsıntı ve nüfus kesafeti büyük muhaceret hareketinin gittikçe ge­ nişlemesine kâfi geldi. Gerçekten bu müellifin aydınlatıcı ifadesine göre: "Oğuzlar'ın -bir kısm» bozkırlar­ da. Gerçekten Kıtaylar. bir kısmı da şehirlerde Sır nehri havzasında otururlar. 1017 yılında. Bunlar arasında İslâmiyet kuvvetlendikçe kâfirleri (yani Şâmâni Oğuzlar'ı) yerierinden attılar. bu da siyasi durum ve yayılma ile ilgili idi.lâları ile alâkalıdır. Karahanlılar ülkesine giren Kıtaylar'a karşı Karahanlı Hakanı Togan Han 120. İşte bu elçilik heyeti vasıtasiyle İç Asya mese­ leleri ve Türkler hakkında mühim bilgiler toplayan ve daha sonraları Büyük Selçuklular'ın sarayında hekimlik vazifesi gören (106) Mervezi. Harizm ve Horasan istikametinde göçüyorlardı. Mervezi bu büyük nüfus hareketini çok güzel tasvir eder. Nitekim Uygur ve Kıtay hanları. Bu Oğuzlar Karadeniz sahiline yakın bulunan Peçenekler'in yurtlanna yerieştiler.

şüphesiz Mervezi olmuş ve bu hadisenin tarihi sağlam olarak aydınlanmıştır. (108) Büyük Türk muhaceretini. Müslüman Oğuzlar (Türkmenler) dalgalar halinde Anadolu hu­ dutlarına dayanırlarken Peçenekler. bu sonuncular (Uzlar. âmillerini. onların kuzey doğusunda da Kıpçaklar ve güneyinde de Hazarlar bulunuyorlar.* Kunları takip eden Kaylar daha kalabalık ve kuvvetli olduğundan. S elçuklular zam anında Türkiye. onları bu yeni yurtlarından uzaklaştırıp Sarı (Kuman-Kıpçak) ülkesine çekildiler. Nitekim çağdaş Ermeni ve Süryani müellifleri de Müslüman Oğuzlar'ın muhacereti ile muvâzi. Uz (Şâm ân i Oğuzlar) ve Kuman (Kıpçak)ları'ın Balkanlara'gclişini belirtmişlerdi.devam eder: 'Türkmenler bu suretle Islâm ülkelerine yayıldılar ve memleketlerin çoğurîu idareleri altına alıp devletler ve saltanatlar kurdular" der. kuzey ve güney yolların­ dan göçenleri en güzel bir şekilde tesbit ve izah eden. Bu izahları yaparken de büyük muhaceretin dış âmil­ leri vc başlangıcı üzerinde de durarak diğer kaynaklan tamamlar ve hâdiseyi daha geniş bir şekilde aydınlatır: "Türklerden Kun denilen bir kavim Kıtay hanından korkarak o taraftan (şarktan) göç etti. Büyük Türk muhaceretinin kuzeyden ilerleyen kolu bile o cferece ehemmiyet kazanmıştı ki. Islâm ve Bizans kaynaklarına uygun olarak. Bu Türk kavimleri daima birbirleri ile savaş halin­ dedir". Uzlar ve Kumanlar da Balkan­ lar'a iniyor ve bu şekilde Bizans imparatorluğu iki taraftan da bir Türk kıskacına alınıyordu. Bunlar Türkmenler'in vatanını. (T U ­ R A N . 9) 70 OĞUZ ÜNAL . Peçeneklerin doğusunda Oğuz­ lar. sh. Hıristiyan *Tarihi Büyük K u n (H u n )’lann küçük bir kavim olarak isim ve m ev­ cudiyetlerini uzun asırlar boyunca bu zamana kadar m uhafaza et­ tiklerine dair Mervezî'nin bu kaydı çok m ühim bir hâdisedir. Bunlar Hıristiyan (Nasturi) dininden olup yurt ve otlak darlığı yüzün­ den yerlerini terkettiler. Türkmenler de (Müslüman Oğuzlar) Oğuzları (yani Bizans kaynaklarında Uz adını alan Şâm âni Oğuzları). Gerçekten Selçuklu ve Türkmenler'in (Müsliman Oğuzlar) göçleri ile birlikte bu muhaceret hareketinin Uzlar (Şâm ân i Oğuzlar) ve Peçenekler ile Balkanlar'a kadar yayılışını en sağlam ve aydınlatıcı şekilde Mervezi'den öğreniyoruz. yani Şâm âni Oğuzlar) da Karadeniz sahilinde Peçenekleri püskürtüp yerlerini işgal ettiler.

çok miktarda at. Yengi-kent'teki Oğuz Yabgusunun nüfuzunun çok zayıf bulunması ve İslâmiyet'in süratle yayıl­ ması sebebiyle çok müsait bir muhit idi. Yabgunun Cend şehrindeki hâkimiyeti sadece yılda bir defa gelen memurlarının vergi alması şeklinde beliriyordu. Sır nehri havzasında ve Aral gölü havalisin­ deki eski yurtlarında göçebe ve yerleşik olarak eski hayatlarını sür­ düren Oğuzlar. 960 senesinde. çevrenin içtimai şartlan kadar. Burası. ( 112 ) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 71 . ( 111 ) Yengi-kent bölgesindeki eski yurtlarından ayrılarak Cend havalisine göçen Selçuklular’ın bu yeni yurtlarındaki teşebbüsleri. yani bir kaç milyon insanın. Nitekim Şâm âni Peçenekler ve Oğuzlar 1065 ve 1080 yıllarında 600. Bunlardan sonra Kıpçak kavminin bir kolu da Kuman adı ile Tuna boylarına ve Balkanlara doğru yayılmıştı.OOO kişilik kitleler halinde Tuna nehrini geçmiş­ lerdi. deve. koyun ve sığır sürüleri ile birlikte Cend havalisine geldiler. C. siyasi durum ve istikbali sezme bakımından çok mühimdir. S E L Ç U K S U L T A N L A R IN IN O Ğ U Z L A R 'A Y U R T B U L M A v e F E T İH S İY A S E T İ Bütün Orta Asya kavimlerini yerlerinden oynatan büyük muha­ ceret hareketleri sırasında. Gerçekten 200.kaynakların "bütün Avrupalılar'ın gözleri bu göçler meselesi üzerine çevrilmişti" ifadesi Avrupa'da uyanan endişeyi göstermektedir.000 ve SOO. bu ilk yurtlarını bırakarak Mâverâünnehr'e doğru çekilmişlerdi. (109) İşte Selçuklular ve Oğuzlar'm dahil bulunduğu büyük Türk muhaceretinin umumi esasları bundan ibarettir ve bu mesele yeterin­ ce kavranılmadan gerek Selçuklu tarihi vc gerekse Anadolu’nun fethi ve Türkiye Devleti'nin kuruluşunun uzak vc yakın sebepleri sıhhatli bir şekilde anlaşılamaz.000 çadır halkının. Bu sıralarda İslâmiyetin süratle yayılması ise daha mühim bir âmil yaratıyordu. (110) Böylece eski yurtlarını terkcden bu Oğuz boyları arasında Se'. birdenbire İslâm dinini kabul etmeleri tarihi bir dönüm noktası manâsına geliyordu.çuklularm mensup olduğu Kınık boyu da.

Selçuklular'a bir yurd verdi. Türkmenler ile gayri müslim Oğuzlar arasındaki mücadele de artık yavaş yavaş dini bir manâ kazanmağa başladı. Cend'de öldü ve orada defnedildi. Moğolistan (Yüksek Asya) taraflarından gelen Oğuzlar Sır nehrinin kuzeyinde. (116) Cend'de müstakil göçebe bir beylik kuran ve gazaları ile şöh­ reti yayılan Selçuk.n (İsrail) kumandasında gönderdiği bir kuvvet ile Sâmâniler'in Karahanlılar’ı yenmesine hizmet etmiş­ tir. Kınık boyuna mensup Türkmenler'in başında bulunan Selçuk da artık bir İslâm gazisi oldu ve "M elik ül-gazi Selçuk bin Tukak” ünvanını aldı.(115) Bu sebeple Selçuk Bey'in idaresindeki Türkmenler bu bölgede (Cend) kolaylıkla yerleştiler ve Oğuz yabgusu'nuıı buradaki hâkimiyetine de son ver­ diler. Selçuk'un bu muvaffakiyetleri ve faaliyetlerine rağmen yeni şartlar ve hâdiseler onun bu beyliğine daha fazla gelişme imkânı vermemiş. onun aşiret teşkilâtı üzerinde bir devlet kurmasını ve yerleşik hayata geçmesini de önlemiştir. Cend havalisin- 72 OĞUZ ÜNAL . oraya geldikleri zaman Selçuk: "Müslümanlar kâfirlere haraç vermez" düşüncesi ile bu me­ murları kovarak yabguya karşı cihâda başlamıştı. tak­ riben 20-30 yıllık bir mücadele hayatından sonra. çeşitli Türk boy ve ulusları tara­ fından işgal edilmişti. Buhârâ etrafındakiler Arslan Yabgu'nun. Bu hâdise ile Selçuk'un şöhreti artınca Sâiîiâniler. hudutları üzerinde.Karahanlı'Iar ile Sâmâniler arasındaki savaşlarda. Oğuzlar'dan diğer bir grup da Amuderya ile Curcân arasında bulunuyorlardı. Doğrudan doğruya Selçuklu ailesine bağlı Türk­ menler ise.Müslüman olan bu Oğuzlar artık yavaş yavaş Türkmen adını almağa başlamış ve artık bu isim İslâm ülkelerine göçen Oğuzlar'a ad olmuştur. (117) Böylece Selçuklular'ın Mâvorâünnehr'de kaldıkları 985-1035 yılları arasında İli kıyılarından Hazar'ın güney doğu ucurKİaki Curcan havalisine kadar uzanan geniş saha. vergi almak maksadı ile. Talaş. Fakat Selçuk bu yurda göçmeden önce. Kartuklar ve Kalaçlar'la beraber Türkmen oymaklarından bazıları Sır nehri. Buhârâ-Semerkand arasında. Çu havza­ larında. Karahanlılar'a karşı. (113) Bir kısmı Müslümanlığı kabul etmiş olan bu Oğuzlar (Türkmenler) ile gayri müslim Oğuzlar (Uzlar) arasındaki savaşlar Türkmenler'in Hârizm batısındaki bölgelere kadar yayılma­ larına sebep oimuştur.(114) İbn Havkal'ın belirttiğine göre "Cend'dc Oğuz sultanı (yabgusu)'nın idaresi altında Müslümanlar" var idi ve omun memurları. Gerçekten Selçuk bu mücadelelerin birinde oğlu Arsl?. yardımı aranan bir kuvvet haline gelmiş idi.

Ali Han zamanında. (122) HORASAN’DAN ANADOLU'YA 73 . Arslan bu mevkii dolayısiyle Yabgu ünvanını almış ve Arslan Yabgu adıyla anılmaya başlanmıştı. ( 121 ) Cend'den Mâverâünnehr'e göçen Selçuklular. (118) Islâmiyeti toptan kabul eden Karluklar Karahanlı devletini kura­ rak Büyük Türk Hakanlığı tahtına çıkınca. Böylece Karahanlılar. Oğuzlar'ın yabgularından önce. bu eski ve devamlı husumetin son safhası idi. şark hudutlarının müdafaası da Türk devletlerine intikal etmiştir. Karahanlılar ve Yabgu Oğuzları arasında sıkışarak. Lâkin Karluklar han ailesi ile birlikte toptan Müslüman oldukları için ne kadar kuvvetlendilerse. Islâmiyeti kabul etmeleri de o derece bölünmelerine ve zayıflamalarına sebep oluyordu. göçebe olarak. 30 yıldan fazla yaşadılar. Artık bundan böyle İslamların Orta Asya'da ilerlemeleri duraklamış. Arslan (İsrail) idî. Oğuzlar'ın da aynı şekilde İslâmiyeti kabulleri ile Türkmen adını almalarından sonra da devam etti. (119) Kartuklar ile Oğuzlar arasındaki tarihi düşmanlık Karluklar'm Islâmiyeti kabulü ile Karahanlı. Selçuk'un en büyük oğlu olarak. Böylece. sarsılan Sâmâniler'e karşı taarruza geçerek Talaş (Taraz) ve Sayram (İspiçap) gibi eski Türk beldelerini kolaylıkla istirdat ettiler. İşte Cend'de yerleşen Yabgulu Oğuzlar'mdan Ali Han'ın oğlu Şah-Melik'in aslâ Selçukluları takip­ ten vazgeçmeyerek onlara Hârizm'de iken saldırması. kışın Nur Buhârâ'da. Semerkand istikametinde bir çok Türk beldelerini kolaylıkla ve gürültü­ süzce fethettiler. yazın da Semerkand yakınlarında. iç mücadeleler ile. ( 120 ) Yengi-kent'teki Oğuz Yabgularının.dekiler Selçuk'un (oğlu Mikâil kolundan) torunları Tuğrul ve Çağrı Beyler'in reisliği altında olmak üzere. par­ ça parça. Selçuk'un ve oğullarından Mikâil'in ölmelerinden sonra başbuğları. dayanaklarını ve gelişme imkânlarını kaybeden Selçuklular Cend havalisini Yabgulu Oğuzlar'a bırakarak. dördüncü bir grup teşkil edi­ yorlardı. Mâverâünnehr'e göçmeğe mecbur kaldılar. Müslüman Türkler'in (daha sonra da putperest Kıtay ve Moğollar'ın) İslâm dünyasına doğru ilerlemeleri başlamış. Islâmiyeti kabulleri Selçukluların gazâ mefkurelerine ve Islâmiyetten aldıkları kuvvete son verdi.

Çağrı Bey de 3. bu mevki ve sıfatla.Arslan Yabgu. Bu zümrelerden birisinin başında bulunan Selçuk'un torunlarından Tuğrul ve Çağrı Beyler. bu mücade­ leler sırasında hiç bir yerde uzun süre tutunamayarak. Selçuklular idaresindeki Türkmen birliği gevşemiş ve birliğe bağlı T’ ürkmenler biraz önce söylediğimiz Selçukiyân. Tuğrul ve Çağrı Bey'e mensup Selçuklu Türkmenleri. devamlı yurt değiştirdiler. Yavgiyân ve Yınaliyân gruplarına ayrıl­ mışlardı. (124) İstiklâle büyük bir kıskançlıkla sarılan Tuğrul ve Çağrı Beylerin emrindeki kalabalık Türkmen kütlelerinin. bu aşiret teşekkülü. (123) Eski Türk Hâkimiyet telâkkisi gereğince bütün hanedan üyeleri­ nin siyasi iktidara ortak olmaları nedeni ile.000 kişilik bir akıncı kuvveti ile uzak Rum ülkesi (Anadolu)'nde bir keşif seferine çıktı. maceralarla dolu bir istiklâl ve devlet kurma mücadelesine atıldılar. Yengi-kent Y abgu lan na mensup olan Y abgu O ğ u z la n ile karıştırılm am alıdır. Yabgulular* ya da Yavgiyân (Arslan Yabgu mensupları) ve Yınallılar ya da Yınaliyân (Yusuf Yınal Bey mensup­ ları) gibi zümrelere ayrılıyorlardı. 5-10 sene gibi kısa bir müddet içerisinde ve her defasında yeni bir yurd. Tuğrul Bey "geçilmesi güç çöllere" çekilirken. müsait şartlarda ♦ Selçuk'un oğullarından Arslan (İsrail) Y abgu'ya nisbetle Y abgulu ya da Y avgiyân adiyle anılan bu O ğuzlar (Türkmenler). Bu endişeli ve zor durum­ da iki kardeş.. kuvvetlerinin azlığına rağmen amcaları Arslan Yabgu (Selçuk'un büyük oğlu)'ya baş kaldırarak.orta çok zayıf bir bağla bağlı idi. Hattâ mevkiini kuvvetlendiren Ali Tekin müttefiki ve kayın pederi olan Arslan Yabgu'nun yeğenleri (Tuğrul ve Çağrı Beyler) üzerine yürü­ yerek onları itaati altına almağa çalışmıştır. Böylece Buğra Han'dan kaçan ve şimdi de Ali Tekin'in hücumlarına uğrayan Tuğrul ve Çağrı Beyler çok zor bir devreye girdiler. Selçuk'un diğer oğulları da kendi oymak mensupları ile pek müstakil bir durumda olup. 74 Oğ u z ÜNAL . Tuğrul ve Çağrı Beylerin Arslan Yabgu ile Karahanlı beylerinden Ali Tekin arasındaki ittifakın dışında kalmalarının sebe­ bi de. ancak mühim hallerde sıkı bir birlik gösteriyorlardı. amcaları Arslan Yabgu ile aralarındaki mücadeledir. verdikleri karara göre. Bu sebeple Selçuklular idaresindeki Türkmen toplu­ luğu daha başlangıçtan beri Selçuklular ya da Selçukiyân (Tuğrul ve Çağrı Bey grubu). göçebe Selçuklular'ın siyasi reisi olmakla beraber.

(Seconde m oitie du X I. s.) B yzantion N V III. çoluk çocukları. 63-64). Başlıbaşına büyük bir araştırma konusu olan bu strate­ jiyi burada anlatmak bu çalışmanın çerçevesini aşacağı için. bugün­ kü Macaristan'a gelip yerleştiklerini. La Premiere penetration turque Asie Mineure. CAH E N . Milâdi 410 tarihlerinde İtil (Volga) nehri kıyıla­ rında bulunan Hun'larm Tuna havzasına yaptıkları aralıksız akmlardan sonra kuvvet ve ağırlık merkezlerini Tisa boylarına naklettikle­ rini. (Bkz. Bizans ordusunda hizm et kabul etmek amaoiyle yapıldığını zannetm iştir. hem manen ne kadar sarsıldıklarını tahmin etmek güç değildir.bir toprak bulabilmek kaygısı ile. ileride yerleşmek üzere müsait iklimler aramak ve rastlanan mukavemeti mümkün mertebe yıpratmaktı. Selçuklular’ın içinde bulundukları son derece vahim durum anlaşılmış olur.000 kişilik bir akıncı kuvvetiyle -Sultan Mahmud devri Gaznelilcrinin idaresindeki Horasan'da ve Büveyh Oğulları tarafından müdafaa edilen Irak-ı Acem'de gayeleri tahakkuk edemeyeceği için. 1948. Hakiki sebep. Cl. yüzyılın ilk yarısında Dinyeper civarında yaşayan Macarla­ rın da Karpat dağları üzerinden Pannonya'ya doğru bir kaç keşif seferinden ve yıpratma akmından sonra yüzyılın sonlarında.2000 kilometre uzakdaki doğu Anadolu toprak­ larına atmıştır. C A H E N . hattâ aynı stratejinin "Akm- *Bu akının tarihi sebeplerini iyice tetkik etm ediği anlaşılan Cl. Skylitzes'in dediği gibi Anadolu'nun fiilen istilâsına başlangıç olan 1071 Malazgirt muharebesine kadar hep aynı hazırlığı yapmışlardır ve bu bütün step Türklerinin veya Türk tesirinde kalmış olan kavimlerin fetih ve istilâ stratejilerine uygundur. İşte bu ümitsiz hal. ne sırf ganimet elde etmek ve ne de Bizans'a sığınıp Bizans ordusuna hizmet etmek* değildi. (125) Anadolu'ya yapılan bu ilk Selçuklu akmından maksat ne doğru­ dan doğruya gaza yapmak. daha kolaylıkla ele geçirilebilir ülkeler bulmak. Mâverâünnehr'de henüz müstakil olarak yaşama imkânına kavuşamamış olan Selçuklu Türkmenlerine. m u h te lif zamanlarda yabancı ordularda hizm et gören bir çok Türkler m isâline dayanarak bu akının da Bizans'a sığınıp. Buna bir de her an taarruza ve tecavüze uğramak korkusu ilâve edilirse. çadır­ ları. Zaten Selçuklular. bir misal olmak üzere. eşyaları. biraz ganimet edinmek gayesiyle Çağrı Bey'i . IX .3. sh. at ve koyun sürüleriyle haftalarca devam eden uzun ve meşak­ katli göçlerden hem maddeten. HORASAN’DAN ANADOLU’YA 75 .

fakat keşfetmiş olduğum Ho­ rasan ve Ermenya (Anadolu)'ya gidebiliriz. Osm an T U R A N . Oğuzlar (Türkmenler)'ın bir kısmı da kendileri etrafında toplanarak siyasi birlik başlamıştı. Tuğrul ve Çağrı Beylere mensup Selçuklular. S elçuklular Tarihi ve Türk-lslâm Medeniyeti. çünkü orada (Anadolu'­ da) bize karşı gelebilecek bir kimseye rastlamadım" (127) diyerek. (126) Anadolu'ya yapılan bu ilk Selçuklu akınmdan dönen Çağri Bey. Büyük Selçuklu İm­ paratorluğu sınırları içinde ve Islâm ülkelerinde. bir millet olarak ve dalgalar halinde. Gerçekten Oğuzlar (Türkmenler) artık. yüzyılın ortala­ rından XI. boylar ve uluslar halinde değil. İkinci baskı. Gazne İmparatorluğu'nu ve ordularını bir kaç muharebede mağlup edebilecek bir kuvvete sahip olarak. İstanbul 1969. İslâm ülkelerine akarken. sefer hakkındaki intibalarını Tuğrul Bey'e anlatırken "Biz buradakilerin hakkından gelemiyoruz. Karahanlılar ile Gazneliler karşısında ne kadar zayıf ve perişan bir haldeyseler. Selçuklu Sultanlarını uğraştıran en mühim meselelerden birisi. Selçuklular ve onları takip eden Türkmenler. kendi boy beyleri­ nin idaresinde müstakil hareket eden bu göçebe Oğuzlar (Türkmen- ♦ Selçuklular'm tarih sahnesine çıkışları ve Büyük S elçuklu tmparato rlu ğ u 'n u n kuruluşuna kadar geçirdikleri maceralı hayatları hak­ kında daha geniş bilgi iç in bkz. (128) Büyük Selçuklu İmparatorluğu kurulduktan sonra da.cılar" adı altındaki süvari kuvvetleri ile Osmanlılar tarafından Ru­ meli ve Orta Avrupa'nın fethinde de tatbik olunduğuna işaret ede­ lim. büyük Türk muhaceretinin gelişmesi sayesinde de o derece kuvvetlenmiş ve bmparatorluklarını kurmuşlardı. X . Hârizm'de perişan bir duruma düşürülmüş bulunan Selçuk­ lular. yüzyılın ilk yarısına kadar çok ızdıraplı ve maceralı göç­ lerle devamlı olarak yurd değiştirirken * büyük Türk muhacereti de bir sel halini almış. 76 Oğ u z ÜNAL . T040 yılında devletlerini kurabilmişlerdi. sh. Horasan istikametinde. Seiçuklular'ın Anadolu'yu fethetmeleri zaruretini belirtmiştir. onları hiç bir devlet ve ordu durduramıyordu. göçebe Oğuz (Türkmen) boy ve uluslarının muhacereti idi. Bu sebeple Hilâfet merkezi Bağdat'ın bile elden çıkacağı korkusu yayılmıştı. 40-66. Bu nüfus akışı ve kesafeti sayesin­ dedir ki.

Halifenin elçisini dört fersahlık mesafeden karşılamak suretiyle Hilâfet maka­ mına karşı saygısını gösteriyordu. (130) Büyük Selçuklu İmparatorluğu'na henüz tam olarak bağlanma­ mış olan bu göçebe Oğuz (Türkmen) boylarının geçim derdi ile ve yurt bulmak maksadı ile yaptıkları istilâ ve yağmalar karşısında o derece feryatlar yükselmişti ki. hem de Selçuklu Hânedanının itaati altına tam olarak alınmamış olan bazı göçebe Türkmen boyları üzerindeki kontrol ve nüfuzunun çok zayıf oldu- HORASAN'DAN ANADOLU’YA 77 . buna kar­ şılık ben ne yapabilirim" diyerek. yurt bulmak ve sürüleri ile birlikte beslenmek maksadı ile İslâm ülkelerini istilâ ediyorlar. Türkler'in içinde bulundukları içtimai ve siyasi durumu ve Oğuz (Türkmen) muhaceretinin manâ ve önemini henüz kavramamış olan Halife ve elçisi. dindarlığı. eski Türk hâkimiyet telâkkisi gercğince. Eğer mille­ timden (Türkmen'lerden) aç kalanlar kötülük ediyorlarsa. merhameti. İslâmiyet Türkler arasında yayıldıkça da bu göçler birbirini kovalıyordu. Gerçek­ ten Halife mektubunda: " E y Em ir Tuğrul Bey Muhammedi senin zaptetmiş olduğun memleketler sana yeter. bizzat Abbâsi Halifesi Kaim Biemrillâh bu duruma son vermek maksadı ile devrin meşhur âlimi Mâverdi'yi 1044 yılında. hem Türkmen muhacirlerinin çokluğunu ve zaruri ihtiyaçlarını gösteriyor. Büyük Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey. bir mektup ile birlikte Sultan Tuğrul. siyasi ve idari dehası ile tanınan Sultanı anlayamıyorlardı. yerli halk ile mücadelelere girişi­ yorlar ve neticede yağma ve kıtale sebep oluyorlardı. elçinin nâmesini dinledikten sonra şu cevabı verdi: "Benim askerlerim (yani milletim) pek çoktur ve bu memleketler onlara kâfi gelmemektedir." Bunun üzerine Haiife'nin elçisi Mâverdi: "Bunun sebebi sizin bu memleketleri tahrip etmenizdir. Sultan Tuğrul Bey ise elçiye verdiği cevapta: "Ben dürüst ve doğru hareket fetmek için elimden gelen her şeyi yapıyorum. Bu sonsuz muhaceret ve istilâlar büyük meseleler çıkarıyor ve devleti uğraştı­ rıyordu. Diğer İslâm ülkelerine ve hükümdarlarına dokunma ve onlara zarar verme" diyordu.ier) çok defa Büyük Selçuklu Sultanlarını tanımıyor veya "Büyük Türk Hakanlığı" sıfatını ellerinde bulundurdukları için. Tuğrul Bey'i bu hâdiselerden sorumlu sayıyor ve adaleti. Bütün d ü n ^ yı alsanız ve bu şekilde tahrip etseniz yine de size ve milletinize yetmez" diyerek Sultanı doğru yola davet ediyordu.(m29) İslâm ülkelerine Türk muhacereti aralıksız devam ediyor. çok zayıf bir siyasi bağ ile ona tâbi olsalar bile. Buna karşılık Sultan Tuğrul Bey. Bey'e gönderdi.

Türkiye Selçukluian'nda ve Osmanlılar'da da de­ vam etmiş ve nihayet Osmanlılar tarafından gerçekleştirilebilmiş­ tir. merkeziyetçi bir devlet vücuda getirmek ve böylece siyasi parçalanmayı önlemek maksadı ile. siyasetnâme'sinde "H er ne kadar Türkmenler'den bıkkınlık geldi ise de sayıları çoktur. Alp Arslan ve Melik-şah gibi ilk Büyük Selçuklu Sultanları (ve Türkiye Selçuklu Sultanları ite onlann devamı olan OsmanlI Sultanları).(134) Hattâ ’Türkler'in Tarihi"ni tarihsel maddeciliğin yasalan ile açıklamak iddiasında olan bir yazar daha da ileri giderek. göçebe bey ve boyları itaate almak. bu devletin kuruluşunda çok hizmetleri ve emekleri geçtiği için de bu devlet üzerinde haklan vardır ve Sultanın akrabalandırt" (133) mütalâası ile Devletin Oğuzlar'a bakışını çok güzel ifade etmiştir. (131) Nitekim iil< Büyült Selçuklu Sultanları. bran Devleti kurduğunu ileri sürmüş ve merkeziyetçi bir idare tesis etmek 78 OĞUZ ÜNAL . Tuğrul Bey'den itibaren. Tuğrul Bey. bu meşru hareketlerini "mütegallibelik" (!) ve siyasi iktidarı ele geçirmek için eski Türk hâkimiyet telâkkisi ge­ reğince hânedân haklarına dayanarak harekete geçen şehzâde ve beylerin isyanlarını da ’Türkm encilik" (!) esasına göre göçebe Oğuzlar (Türkmenler)'ın müdafii sanmışlar. Selçuklulann Türk Devleti değil. Büyük Selçuklu Sultanlarının. başkaldıran asi soydaşlarını bastır­ mak mecburiyetinde kaldıkjan halde bazı tarihçiler. Büyük Selçuklu Sultanları bir yandan Oğuzlan (Türkmenleri) devletlerinin kurucusu ve temeli saymışlar ve bir yandan da yurtsuz oluşları ve itaatsiz hareketleri dolayısiyte onlarla uğraşmak zorunda kalmışlardı.ğunu belirtiyordu. merkezi bir idare kurmak ve Türk Birliğini gerçekleş­ tirmek yolundaki. adem-i merkeziyetçi eski Türk hâkimiyet anlayışı ile. göçebe Türkmen-küt­ lelerinin Anadolu'ya şevki zaruretini ve büyük Selçuklu Sultanlan'nın gazâ ve fütuhat mefkurelerini ve siyasetlerini de Sultanların göçebe Türkmenlere karşı nefreti ile izah etmek istemişler ve hattâ bütün Selçuklu ordusu içerisinde çok küçük bir birlik olan ve yaban­ cı ırklardan teşkil edilen saray (merkez) muhafız kuvvetine bakarak Selçuklu ordusunun ekseriyetini Türkler'den gayri unsurlann teşkil ettiği hatasına düşmüşlerdir.(132) Nizâm ül-mlilk. Merkeziyetçi devlete doğru gelişen bu anlayış. eski Türk hâkimiyet telâmkkisine dayanan adem-i merkeziyetçi devlet anlayışı yerine merkeziyetçi bir devlet anlayışı kurmak maksadı ile Türkmenler'in nüfuzunu kırmışlardır.

az halkı çoğalttım"(136) ifadesi ile beliren eski Türklerdeki "Velayet-i Pederâne" (Baba gibi koruyuculuk) sıfatı Büyük Selçuklu sultanları'nda da mevcut olup.(137) Esasen millete yurt bulmak. Gök Türk Kağanlan'nın "Türk milleti için gece uyumadım. Islâm ülkelerini ve tebaasını bu göçebe ve yurtsuz Oğuzlar'ın çapullarından korumak. Alp Arslan ve Melikşah gibi ilk Büyük Selçuklu Sultanları.'*' devletin başın­ da milletine karşı baba mevkiinde bulunmaları onlara bu^ göçebe Oğuzlar'a yurt bulmak vazifesini yüklüyordu. HORASAN'DAN ANADOLU'YA 79 . gündüz oturmadım. Batıda Kengü Tarbana kadar Türk milletini öyle kondurduk. diğer taraftan da Türk Hakanlarının "Velayet-i Pederâne" sıfatı ile de. öyle düzene soktuk.. (Gök Türk Kağanlan'nın deyimi ile milleti kondurmak) da devletin vazifeleri arasında idi. onlara yurt bulmak ve geçim imkânları hazırlamak gibi birbiri ile çatışan iki mesele karşısında idiler.(138) Bu vazife Orhun kitabele­ rinde şöyle ifade ediliyordu: "Doğuda Kadırkan ormanını aşarak milleti öyle kondurduk. aynı zamanda devletin temelini ve askeri kuvvetini teşkil eden bu soydaşlarını kondurmak. yurtsuzluktan şikâyet eden bu göçebe Oğuzlar'ı. siyasi iktidarı ele ge­ çirmek için isyan eden Selçuklu ailesine mensup şehzade ve beylerin ve bunların etrafında toplanan göçebe Türkmenler'in mücadelelerini "sınıf mücadelesi" teorisi ile izah etmeğe kalkışmıştır. Anadolu'ya sevketti- *N itekim Nizam ül-mülk siyasetnâme'sinde "S u ltan ım ız cihân ailesi­ n in babasıdır" diyerek. aynı görüşü ifade ediyor ve sanki O rh un kitabelerinden bir parçayı naklediyordu. çıplak halkı giydirdim. öyle düzene soktuk.." (139) İşte Büyük Selçuklu Sultanları. bir taraftan İslâm'ın sultanı ve koruyucusu sjfatı ile. Bu sebep­ lerle Tuğrul Bey. yoksul milleti zengin ettim.ve bUtUn Türk boy ve uluslarını bir bayrak altında siyasi biı. 1018 ^ılı akınında Çağrı Bey'in keşfetmiş olduğu.iğe kavuşturmak için mücadele eden Sultanlarla.(135) Devlet kavramı ile uzlaşmayan ve Türk Devlet adamlarının merkeziyetçi bir devlet idaresi uğrundaki mücadelelerini ve siyasi birliğin ancak bu şekilde kurulup korunabileceği yolundaki uzak görüşlülüklerini anlayamayan bu fikirlerin ilmi ve tarihi gerçeklerle alâkası yoktur. aç halkı doyurdum. (140) Artık Anadolu'nun fethi Türkler için bir zaruret idi.

İslâmın eski ve yenilmez düşmanı ve rakibi olan Bizans Imparatorluğu'na karşı bu göçebe Oğuzlar'ı gönderir ve orduları ile bu göçlere yol açarken. Rum (Anadolu) gazâsına gidiniz. uc) emirisin. Anadolu'nun fethi ve Türkleşmesi bu iki yönlü ve karmaşık siyasetin neticesi olarak gerçekleşmiştir. bir yandan yoğun Oğuz muha­ cereti baskısı ile ve onlara yurt bulmak zarureti ile yapılmakta. Selçuklu Sultanı ona: "Kullarımın senin memleketine geldiğini haber aldım. hem de yerli Müslüman halkı düşünüyor ve hem de Anadolu'nun fethi lüzum ve siyasetini belirtiyordu. Oğuz akmları karşısın­ da Sultan Tuğrul Bey'e şikâyet ettiği zaman. Bu iki yönlü siyaset yanında Büyük Selçuklu Sultanları Anadolu'nun fethini bir devlet siyaseti haline getirip. Alp Arslan ve Melikşah gibi ilk Büyük Selçuklu Sultanları için Anadolu'nun fethi. (141) Aynı şekilde 1047 yılında çok kalabalık bir Oğuz (Türkmen) muhacir kitlesi Türkistan'dan Nişâbur'a gelmişti. Zira onlann maksatları Ermeni beldeleridir (yani Anadolu'dur)." cevabi mektubu ile hem kendisine zayıf siyasi bir bağla tâbi bulunan bu asi soydaşlarını himaye ediyor. Diyarbakır Mervâni Emir'i Nasıruddevle. Islâm'ın cihâd mef­ kuresini ve Türkler'in kadim cihân hâkimiyeti mefkurelerini de ger­ çekleştirmiş oluyorlardı. Bu sebeple doğrusu şudur ki. Bu göçebe Oğuzlar orada Selçuklu beylerinden İbrahim Yınal'a yersizlik ve yurtsuzluktan şikâyet ediyorlardı.(143) hem de. (142) Tuğrul Bey. Ben de arkanızdan gelip size yardım edeceğim" derken büyük Selçuklu Devletinin hangi zaruretler ile Anadolu'nun fethi siyasetini benimsediğini gösteriyordu. İbrahim Yınal Bey bu göçebe Türkmenler'e: "Memleketim sizin oturmanıza imkân verecek kadar geniş değildir. Allah yolunda cihâd yapınız ve ganimet alınız. Islâmın Sultanı ve koruyucusu sıfatı ile. Büyük Selçuklu Devletinin Anadolu'nun fethi ve Türkmen mu­ hacirlerinin bu memlekete şevki siyasetini göstermesi bakımından şu kayıtlar çok önemli tarihi belgelerdir. bir yandan da bu göçebe Oğuzlar'ı ve asi şehzâde ve beyleri Anadolu'ya göndermek suretiyle kendi devletlerini ve Islâm ülkelerini istilâ ve asayişsizlikten korumak maksadını gütmekte idi ki. hem B i­ zans'a karşı kuvvet kazanıyorlar. Onlara mal verip kâfirlere (Bizanslılar'a) karşı kendilerinden faydalanmalısın. Sen bir Suguur (hudut.ler. (144) 80 Oğ u z ÜNAL .

İslâmın ezeli düşmanı ve rakibi olan Bizans ile hesaplaşma zamanı da artık gelmişti. yüzyılda müdafaaya geçmiş ve iç buhranlarla sarsılmış bulu­ nan İslâm dünyası. X. sebep ve neticeleri ile dikkatlice ve ilmi olarak araştırılmadığı ve anlaşılamadığı için yalnız Selçuklular tarihi değil. son yıllara kadar mahiyeti. İşte Anadolu'nun fethi ve Türkleşmesi bu zaruretler ile ve ilk Büyük Selçuklu Sultanlarının takip ettikleri devlet siyaseti ve ilk İslâm Halifelerinden kendilerine miras olarak kalan Anadolu'nun fethi gibi mukaddes bir İslâm mefkuresinin tecellisi olarak gerçekleş­ miştir. tarihsel maddeciliğin ilkeleriyle açıklamak gayretlerinin eseridir. gayeleri Suriye ve Mısır olup sağ kanatlarında BizanslIlar ile sulh halinde yaşamaktan başka arzuları yoktu" gibi tarihin seyrine ve tarihi gerçeklere aykırı iddialar ileri sürülmüş ve yayılmıştır.Tarihin en büyük göçlerinden ve nüfus hareketlerinden birini teşkil eden bu büyük Türk muhacereti. Türk târihinin seyrini. (146) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 81 . kasıtlı olarak ve gayri ilmi bir şekilde. umumiyetle Garp Türklüğü ve Anadolu'nun Türkleşmesi gibi mühim meseleler ve "Selçuklu devletinin Anadolu'nun fethi siyaseti" karanlıklar içinde kalmıştır. ( t 45) Bu ve benzeri görüşler ya devlet siyasetini yürüten yüksek strateji ile bu stratejinin uygulanması süreci içerisindeki münferit taktikler arasındaki bağlantıyı göremeyen tarihçilerin ya da. Selçuklular sayesinde yeni bir kudret kazanârak taze bir iman ve kan ile cihâda başlamış ve taarruza geçmiş. Bu sebeple muvakkat ve münferit hadiselere bakılarak "Selçuklular asla Bizans topraklarını fethetmek niyetinde değillerdi.

Bu birliklere Türkisun ve Horasan Gazileri denilmekte idi.000 ve 20. BÖLÜM B Ü Y Ü K S E L Ç U K L U L A R D E V R İN D E B İZ A N S G A Z A L A R I v e AN AD O LU FÜ TU H A TI m .000 kişilik kafileler halinde Azerbay- H O R A S A N 'D A N A N A D O L U 'Y A 83 . Gerçekten 963 ve 965 yıllarında Horasan Gazileri 5. S E L Ç U K L U L A R 'IN İL K A N A D O LU A K IN L A R I İlk İslâm-Bizans mücadeleleri devrinde (Suguur Beylikleri Devri] Horasan ve Türkistan'da teşkil edilen gönüllü Türk birlikleri Ana­ dolu'ya sık sık akınlar yapmakta idiler.IV.

Tuğrul ve Çağrı Beylere mensup olan Selçuklular.(147) Bu şekilde Horasan ve Türkistan'dan Suguur'a giderek cihâd yapmak bir gelenek haline gelmişti. onların yaydan silâhları ve dalgalanan uzun saçları vardı. X. Tuğrul Bey geçilmesi güç çöllere çekilirken. yüzyılda Mâverâünnehr'deki mücadele dolu ilk yıllarında Karahanlılardan Ali Tekin'in hücumları karşısında çok zor bir devreye girmişler ve yine yurt değiştirmek zorunda kalmışlardı. Bu gâzilerin içlerinde âlimler ve şeyhler de bulunuyor­ du. muazzam bir mesafedeJujlunan Anadolu gazâsma teşebbüs ederlerken cidden çok ümitsiz bir durumda bulunuyorlardı. Bugüne kadar asla Türk süvarisi görmemiş olan Ermeniler onların kendilerince garip ve değişik kıyafetlerini ve manzarasını müşahade ettiler. Rey ve Azerbaycan yolu ile Anadolu seferine çıktı. gaflet gösterdiği için Tus'da oturan Gazne İmparatorluğu­ nun Horasan valisi Arslan Câzib'i azarlaftiasına sebep olan bu akıncı kuvveti ile Çağrı Bey Azerbaycan'a vardığı zaman orada daha önce cihâda gelmiş olan Türkmenler ile karşılaştı ve onları da yanına ala­ rak. Tarsus ve Masisa şehirlerine dağılarak taarruza geçen Bizanslılar'a karşı cihâd yapmışlardı. jşte bu buhranlı devrede Selçuklular'ın başında bulunan Tuğrul ve Çağrı Beyler'in verdikleri bir karara göre. bu bölgedeki bazı kale­ 84 Oğ u z ÜNAL . Adana. Horasan gâzilerinin sık sık yapmakta oldukları Rum (Anadolu) akınları onlara bu teşebbüsü telkin etmişti. komutası altındaki akıncı kuvveti ile kuzey doğu tarafından Medya sınırlarını yıldırım gibi geçerek Vaspuragan Ermeni Kıratlığı arazisine girdi ve sağa sola yaptığı hücumlarını süratle inki­ şaf ettirerek Reştunik istikametinde ilerledi.(148) Selçukluların Gök Türkler gibi arkaya sarkan uzun saçları olduğuna dair bu kaydı başka kaynaklar da doğruluyor. bütün İran'ı baştanbaşa geçerek. Çağrı Bey de 3. Büveyhiler'den Addud ud-Devle zamanında ve 1006 yılında Selçuk'un oğullarından Arslan Yabgu'ya mansup olan Yabgulu (Yavgiyân) Oğuzlan da bu gazalara katılmışlardı. Van havzasındaki Vaspuragan E r ­ meni Kıratlığı topraklarına girdi.can ve M eyyâfârikin yolu ile "Suguur'a varmışlar. Çağrı Bey de Horasan gâzilerinin bu cihâd geleneğine uyarak. (149) Çağrı Bey.000 kişilik bir süvari kuvveti ile uzak Rum ülkesinde (Anadolu) bir keşif seferine çıktı. Horasan. Gazneli Sultanı Mahmud'un hiddetine ve bu sefer sırasında. 6-7 bin kişilik bir kuvvetle. 1018 yılında 3.000 süvari ile. Selçuk'un bu kudretli ve cefakâr torunları.

Van kalesi gibi sarp ve müs­ tahkem bölgeler hariç. Bu akın harekâtı sıra­ sındaki muharebelerden daima muzaffer çıkan Çağrı Bey. Buna rağmen Çağrı Bey. Kale'nin kumandanı olan Vaşak Bahlavoni.000 kişilik bir kuvvet olduğu halde Çağrı Bey komutasındaki Oğuziar'a karşı çıkmaya cesaret edemedi ve bu şekilde bütün bu havali Oğuzlar'ın istilâsı altında kaldı. Tus'da oturan Horasan valisi Arslan Câzib. (152) Çağrı Bey bu büyük akına.. diğer bir deyişle keşif seferine çıkarken Mâverâünnehr'den yanına 3. (150) Akınlarını bu şekilde inkişaf ettiren Çağrı Bey. Arslan Câzib'in takibatın­ dan kurtularak Horasan'ı geçerek Mâverâünnehr'e dönmeğe ve kardeşi Tuğrul Bey'e kavuşmağa muvaffak oldu. yolları tutmuş ve Çağrı Bey'i yakalamaya hazırlanmıştı. Bu sırada Gürcü asıUı Bizans generali Liparit maiyetinde 5. bir miktar ikmal yardımı sağladığı da ilâve edilirse. Gazncli Sultanı Mahmud'un emri üzerine. bütün havaliyi istilâ etti ve Vaspuragan E r­ meni Kırallığı'nın batı kısımlarına hâkim oldu. Nahcıvan havalisine girdi ve Gürcü ülkelerini taramaya başladı. Hıristiyanları kılıçtan geçirdi. bu akm 1018-1021 tarihleri arasında vukubulm uştur.* Azerbaycan'da kendi­ sine iltihak eden Oğuziar'a veda ederek büyük ganimetlerle geriye döndü. Buna Azer­ baycan'da bir kısım Türkmenler'in katıldıkları ve Ermenya'daki Müslüman emirliklerinden. 1021 yılında bir kaç kol halinde kuzeye doğru yönelerek. bu suretle bir kaç sene gazâ yaptıktan ve Anado­ lu'daki keşif seferini tamamladıktan sonra. oğlu Kirkor'u kale muhafızlığına bırakarak top­ layabildiği kuvvetlerle Oğuziar'a karşı çıkmaya hazırlandı. fakat Vaşak da savaş meydanında öldü. kendisine açılan Reştunik bölgesinde ciddi engellerle karşılaşmadan uzun müddet dolaştı ve hayli ganimet topladı.000 atlı almıştı.leri zaptetti. Bu rivayetlerin m üşterek tetkikind en ç ı­ kan sonuca göre. HORASAN’DAN ANADOLU’YA 85 . (151) Çağrı Bey.. Muhare­ bede Oğuzlar geri çekildiler. nihayet toplamı 6-7 bin '''Doğu A n ad olu'y a yapılan bu ilk S elçuklu akm ının tarihi hakkındaki rivayetler çeşitlidir. meselâ Şeddad Oğulları'ndan. Çağrı Bey daha sonra Ani Kıratlığı havzasında göründü ve Dovin'in kuze­ yindeki Beçni kalesini muhasara etti.

Onlar da çöllere ve dağlara kaçtılar. Dana Bey. Bu boy ve oymaklar daha evvel Sâmâni'ler zamanında Hora­ san'a gelmiş bulunan soydaşları ile birleşerek Gazneliler'e isyan ettiler ve Tus'da bulunan Horasan valisi Arslan Câzib'i bozguna uğrattılar. (156) Sultan Mahmud'un oğlu ve Irak-ı Acem valisi Mesud. Anasioğlu Bey. Horasan'da kalan diğer Türkmen boylarına vaadier yaparak kendilerini maiyetine aldı. Bizanslılar'ı kastederek "B u ülkede bize karşı koya­ bilecek bir kimseye rastlamadım.000 kadar çadır halkı. ancak içlerinden 2. Bu şekilde türlü maceralar ile dolu bir sefer ile ve pek çok kayıp vererek Azerbaycan'a gelmiş olan bu Türkmenler.(153) Bu sebeple Çağrı Bey. kardeşi Tuğrul Bey'e bu seferin hikâyesini ve intibalarını anlatırken. Sultan Mahmud'un ölümü (1030) üzerine Gazneli tahtına çıkan Mesud bu Türkmenler'den saltanatının ilk yıllarmda çok istifade etti. o havalideki bütün Türkmen oymakları isyan edip silâha sarıldılar. Bizans arazisine geçerek Diyarbakır havalisine akınlar yaptılar. Tuğrul ve Çağrı Beylerin eniştesi Kızıl Bey. Fakat bir müddet sonra Oğuz Beylerinden Yağmur Bey'in Rey havalisi kumandanı Taş Ferraş tarafından öldürülmesi Türkmenler'i telâşa ve heyecana düşürdü. fakat keşfetmiş olduğum Ermenya (Anadolu)'ya gidebiliriz"(154) diyerek.kişiyi bulan bir kuvvetle Van gölünün güney kısımlarından Tiflis civarına kadar bütün beldeyi alt-üst ederek. (155) 1025 yılında Mâverâünnehr'de bulunan Oğuzlar'ın büyük Yabgusu olan Selçuk B e y ’in oğullarından Arslan (İsrail) Vabgu.OOO'den 86 Oğ u z ÜNAL . Bunun üzerine Sultan Mahn^d. 1028 yılında bizzat gele­ rek bu boy ve oymakları ezdi. Mansur Bey. Buğa Bey. Gazneli Sultan Mahmud tarafından bir hile ile yakalanarak hapsolundu ve kendisine bağlı boy ve oymakların mühim bir kısmı Horasan'a geçi­ rildi. geçici olarak hâkimiyet kuracak bir güç kazanmış ve Ermenya'da pek de kuvvet sahibi Kırallar ve hükümetler olmadığını da öğrenmişti. her taraftan sıkış­ tırılan ve yurtsuz kalan Selçuklu Beylerine müstakil Türk vatanının keşfedildiğini bildiriyor ve Anadolu'nun fethi lüzumuna işaret edi­ yordu. Yağmur Bey'in maiyetindeki oymak başta olmak üzere. Burada Bizans'ın taarruz ve tehdidine karşı yardı­ ma muhtaç olan Azerbaycan hükümdarı Vehsudan onları maiyetine aldı. Göktaş Bey gibi kumandanların maiyetinde olan ve miktarları lO. Irak-ı Acem yolu ile Azer­ baycan'a geçtiler. Biz buradaki (Mâverâiinnehr ve Horasan) lerin hakkından gelemiyoruz.

Büyük Türk Hakanlığı tahtına oturdular ve bu şekilde İran ve Türkistan'ın en önemli kısıml^ına hâkim oldular. Tiflis'i Müslümanlardan almak için muhasa­ ra ettiği sırada Türkmenler'in geldiğini duyarak muhasarayı kaldır­ mağa ve memleketine çekilmeğe mecbur olmuştu. diğer bir kısmı ise Azerbaycan'da kaldı. "Savaş sahasında derhal çadır ve taht kurup Tuğrul Bey'i üzerine oturttular ve bütün beyler onu Horasan Hükümdarı olarak selâmladılar"(158) Tuğrul Bey.fazla bulunan bu Türkmenler R ey havalisi kumandanı Taş Ferraş'mki başta olmak üzere Sultan Mesud'un gönderdiği bütün Gazneli kuvvetlerini birer birer bozdular. 1045-1046 yıllarında bu Türkmenler'in mühim bir kısmı Bizans İmparatorunun ordularının Arran ülkesine ve Dovin şehrine yaptıkları taarruzlar sırasında bu ülkenin hükümdarı Ebu el-Savar'ın maiyetinde bulunmuşlar ve Bizans İmparatorluk kuvvetleri ile çarpışmışlardır. Bunlar Aras nehrini geçerek Arran ülkesine girdiler ve buranın emiri Fadlun vc oğlu Ebu el-Svar ile birleştiler ve Ermenilerle meskun olan ülkelere akınlar yapmağa başladılar. Er­ meni tarihçileri Musul'dan dönen Türkmenler'in Murad suyu ile Dicle'yi vücuda getiren kolların suladığı bölgelerde müthiş akınlar yaptıklarını kaydetmişlerdir. 1037 yılında Arran emiri ile Ermeni reis^rinden David arasında vuku bulan muharebede Ermenilerle çarpıştılar. Fakat Ermeni beldelerine akınlar yaparak pek çok esir ve ganimet topladılar. 8 u sırada Abu '1-Hayca Hadbani'nin hâkim bulunduğu Rum iyye (Urm iye) havali­ sinde bulunan bir kısim Türkmenler yeniden Van gölü havzasına girerek akınlar yaptılar ve daha sonra geri döndüler. Tuğrul Bey. Bunların bir kısmı güneye döndüler. Diyarbakır. diğer mühim bir kısmı Azerbaycan'a yürüdüler ve kendilerinden evvel oraya gelmiş bulunan soydaşlan ile birleşip bu bölgenin muhtelif yerlerinde yaylaklar ve kışlaklar kurdular (1036). 23 Mayıs 1040 Cuma günü Dandânakan meydan muharebesinde Gazne ordusunu mağlup ve perişan ederek. Bağrat. Ani kıralı Gagik kale­ nin imdadına geldiğinden muvaffak olamadılar. (157) Selçukoğulları. Bu Türkmenler'in bir kısmı Irak-ı Acem’de dağılmakla beraber. 1038 yılında Gürcüstan Kıralı IV . bütün Selçuklu beylerinin müştereken toplanması ile meydana gelen kurultayda Horasan hükümdarı ilân edildi. Abbasi Halifesine gönderdiği fetih-nâmede Gaznelilerin zulümlerinden. El-cezire ve Musul havalisine akınlar yapan ve başarısızlıkla dönen Türkmenler'in bir kısmı 1042-1043 tarihlerinde Aras nehri kenarına gelerek Beçni kalesine taarruza hazırlandılar. HORASAN'DAN ANADOLU'YA 87 .

yine hükümet merkezi Merv olmak üzere. (161) Tuğrul Bey. Herat merkez olmak üzere Büst. Tuğrul Bey.kendilerine yaptıkları fenalıklardan ve müdafaa maksadı ile sava­ şarak zaferi kazandıklarından bahsetmekte. devletin kuruluşunda. para bastırmak. Ceyhun'a. saltanat merasiminden sonra. Ancak bu diğer büyük beyleri ve hânedan mensuplarını ya­ nından ayırmayarak devletin parçalanmasını önlemeye vc merkezi­ yetçi bir devlet yapısı kurmaya çalıştı. Serahs ve Belh şehirleri ile Gazne'ye kadar uzanan ülkelere sahip oluyor. jsfizar vc Sistan'a kadar alınacak vilâyetlerin hükümdarı oluyordu. bağlı idiler. Hükümdar) ünvanı ile ve ordu kumandanı (ka'id al-cayş) olarak. (160) Selçuklu devleti bu üçlü taksime göre ayrılmış. Şim di ise Tuğrul Bey hükümdar ilân edilirken fiilen olduğu gibi hukuken de devletin başına geçiyor ve Büyük Türk Hakanlığı tahtına oturuyordu. (159) Selçuklular aşiret teşekkülü halinde iken. Büyük Türk Hakanı Tuğrul Bey'e ve devletin merkezi Nişâbur'a. Gök Türkler'de. İnanç (Musa) Bey hukuken Yabgu Unvanını elinde tutuyor. Tuğrul Bey de fiilen reis bulunuyordu. Eski Türk hâkimi- 88 Oğ u z ÜNAL . Çağrı Bey de Melik (Kıral. Büyük Türk Hakanı sıfatı ile Nişâbur'u ve garpta fethedilecek belde­ leri alıyordu. Oğuz Han so­ yundan) olduklannı. Karahanlılar'da oldu­ ğu gibi Selçuklular'da da devlet üzerinde bütün hânedan üyelerinin hakkı vardı. Gazne hükümdarlarının köle-zâde. Siyasi iktidarın kullanılmasında hepsi söz sahibi idiler. amcası İnanç (Musa) Vabgu'ya ve birinci derecede hizmeti olan kardeşi Çağrı Bey'e hükümdarlık vermek mecburiyetin­ de kaldı. kapılarında nöbet vurdurmak ve başlarında çetr taşımak suretiyle bütün hâkimi­ yet ve istiklâl unsurlarına sahip olmakla beraber. Selçukoğullarının eskiden beri Halifeliğe sâdık bulunduklarını ve gazaya devam edeceklerini belirtmiştir. Bu sebeple de bü/ük beyle­ rin ayrı bölgelerde yerleşmesine fırsat vermedi. siyasi bir bağ ile. Selçuklu devleti adem-i merkeziyetçi eski Türk hâkimiyet telâkkisine göre hânedan üyeleri arasında taksim edildi. kendilerinin ise padişah-zâde (Afrâsiyab. her biri kendi bölgelerinde adına hutbe okutmak. İnanç (Musa) Bey eski Türk telâkkisine göre sahip olduğu Yabgu ünvanını muhafaza ederek. zulmü kaldırıp adaleti kurduklarını. eski Türk hâkimiyet telâk­ kisi gereğince. Bu sebeple devletin kuruluşunu müteakip.

.

bahar gelince diğer Türkmen beylerini ve oymaklarını da yanına alarak Suriye'ye gitmesini teklif etti. öteye beriye dağılmağa başladılar. yeminlerle kuvvetlendirildi. Süleyman. 1042 yılında meydana gelen muharebede Türkmenîer üstün geldiler ve bütün havaliyi kontrol altına aldılar. maiyetindeki oymakla birlikte Cizre'nin doğu tarafında karargâh kurmuş olan Türkmen reisi Oğuz-oğlu -Mansur'a haber göndererek onunla anlaş mağa yanaştı ve kışın sonuna kadar Cizre havalisinde kalmasını. Bu sebeple Azerbaycan'daki Türkmenîer bu bölgede tutunamadılar ve Vehsudan'la yaptıkları bir muharebede bozguna uğrayınca sağa sola. Türkmenîer bu şekilde bir müddet Musul ve Mervâni beldelerini dehşet içinde bıraktılar. babası tarafından Cizre valisi tayin olunmuştu. bu teklifi ka­ bul etmesi üzerine anlaşma yapılarak. Türkmenler'e hiyanet etmeği düşünüyordu. Türkmenler'in Diyarbakır ve Musul ülkelerinde yaptıkları akınlar bütün ümerâyı ve hükümdarları korkutmuştu.2. Mervâni emiri Nasr al-Devle. Buna sebep de Vehsudan’ın bu Türkmenler'e ihanet ederek 30 kadar Türkmen reisini bir ziyafet esnasında öidürtmesi idi. Bu durum üzerine Irak'taki 90 OĞUZ ÜNAL . S U L T A N T U Ğ R U L B E Y Z A M A N IN D A B İZ A N S ’A K A R Ş I G A Z A L A R V E A N A D O L U F Ü T U H A T I Evvelce Gazneli Sultanı Mahmud'un önünden kaçarak Azerbay­ can'a gelerek. Mansur Bey'in. O esnada merkezi Meyyâfârikin ve Amid şehirleri olan Diyarbakır havalisinin hükümdarı olan Mervâni'lerden Nasr al-Devlc Ahmed’in oğlu Süleyman. Mükellef bir ziyafet hazırlayarak Mansur'u davet ve sonra hapsetti. Mansur'un maiyetindeki Türkmenîer öteye beriye dağıldılar ve çoğu Musul yolunu tuttular. Halbuki Süleyman. ülkesinin Türkmenîer tarafından y ı­ kılmakta olduğunu ve onlara karşı koyamayacağını görerek barış­ mağa karar verdi ve Cizre'de tutsak olan Mansut Bey'i oğlu Süley­ man'dan istedi ve M eyyâfârikin'e getirterek serbest bıraktı ise de Türkmenler'i yatıştıramadı. Musul emiri Ukayl-oğlu Karvaş ile Diyar­ bakır Mervâni emiri Nasr al-Devlc kuvvetlerini birleştirerek Türk­ menler'e karşı çıktılar. bu bölgenin hâkimi Vehsudan'ın maiyetinde Anado­ lu'ya akmlar yapan Türkmenler 1041 yılında bu hükümdar ile bo­ zuştular.

Tuğrul Bey. Diğer amcası İnanç HORASAN'DAN ANADOLU’YA 91 . Onlara para ve mal verip kâfirlere (Bizanslılara) karşı kendilerinden fayda­ lanmalısın. on­ lann reisine elçi gönderip hepsini huzuruna çağırtmıştı. daha evvel bu Türkmenler Azerbaycan'da iken. "İslâm ülkelerine akın etmemelerini. Diyarbakır havalisine göndererek. Sen bir Suguur emirisin. Mervâni emirine verdiği cevapta: "Kullarım ın senin memleketine geldiğini haber aldım. Zira onların maksatları Ermeni beldeleri (Anadolu) dir" (165) diyor ve Türkmenler'e haber gönderip Diyarbakır ülkesinden çekilmelerini temin edeceğini vaad ediyordu. bundan dolayı korkup yanına geiemiyoruz. Buka. Siz Suitanımızsınız. Anası-üğlu ve Buka isimli iki Türkmen Bey'ini. karargâhı henüz Nişâbur şehrinde bulunan Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey'e mektup yazarak Türkmenler'i şikâyet etmişler ve Türkmen akınlarının önüne geçmesini rica etmişlerdi. Tuğrul Bey. bu bölgeyi kendilerine ikta olarak vermiş ve kendilerini Bizans'a karşı gazâ yapmağa niemur etmişti. eğer bizim mutlaka gelmemizi isterseniz o zaman buralardan Rum ve Şam ülkelerine kaçıp yakamı­ zı kurtarmağa çalışacağız" şeklînde cevap vermişlerdi. Mansur ve Göktaş Bey'lerin maiyetine girmeleri" hakkında emir gönderdi. maiyetinde ulan Selçuklu prenslerinin her birini bir bölgenin fethine gönderirken amcası Yusuf (Ymal) Vabgu'nun oğlu İbrahim Ynıai Bey'i Hemedan ve Isfahan vilâyetlerinin fethine memur etmişti.Büveyhi hükümdarı Celâl al-Devle ile Diyarbakır Mervâni emiri Nasr al-Devle. Onlar elçiyi bir müddet alıkoyduktan sonra geriye göndermişler ve Sultan'a "bizi hep beraber huzurunuza çağırtmaktan maksadınız yaptığımız kusur­ ların cezasını vermek ve hapsetmektir. adî geçen Bey'lerin kumandasında Bizans'a tabi olan Ermeni beldelerine akınlar yapmağa başladılar. (166) Bu durum üzerine Sultan Tuğrul Bey. (164) Tuğrul Bey. Azerbaycan'a dönerek orada yaylak ve kışlak kurmaları ve oradan Bizans'a gazâ yapacak olan Anası-oğlu. Türkmenler de Sultanın bu emrine uyarak. (167) 1043 yılında Rey şehrine gelerek karargâhını burada kuran Büyük Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey. ayrıca kendisinden korkarak yanma gelemeyeceklerini bildiren Türkmenler'e yeni karargâhı Rey'den. öteki amcası Arslan (İsrail) Vabgu'nun oğulları Kutalmış Bey ile Resul Tekin'i de Hazar denizi sahillerindeki ülkelerin fethine memur etmişti.

Bizans ordusunu müthiş bir bozguna uğrattı ve Aras nehri boyunca ileri harekâtını sürdürdü.(r/lUsa) Yabgu'nun oğlu Haşan Bey ile kendi kardeşi ve Horasan hükümdarı olan Çağrı Bey'in oğlu Prens Yakuti Bey'i de Azerbay­ can'ın fethine göndermişti. gücünün en yüksek noktasına erişmiş bulunan (170) Bizans'ın en kudretli imparatorlarından biri olan II. üç dört yı! içerisinde Dicle sahillerine kadar fütuhâtını ilerletti. bu ülkeyi açarak Rumiye gölü kenarına kadar geldi ve evvelce bu ha­ valiye gelmiş ve birçok maceralar geçirmiş olan Türkmen oymakları­ nın reisleri ile işbirliği yaptı. hareketlerinde tamamen müstakil olduklarından istedikleri şekil ve surette fütuhât yapabiliyorlardı. A ynı zamanda her birinin emrine muhtelif Türkmen boy ve oymakları verilmişti.(168) Bu Selçuklu prensleri vazifelerinde büyük başarı gösterdiler. Bizans sınırlarını Azerbaycan ve Kafkasya'ya kadar uzatmıştı. amcası Ebu'l Fevâris Arslan Yabgu'nun oğlu. 500 yıl evvelki Jüstinianus devrinden beri. Büyük Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey de. Azerbaycan'ı fethe memur oian Yakuti Bey de. Kutairnış bey de. Geylan ve Tarim havalisini itaati altına aldı ve daha sonra Aras nehrini geçerek Arran. İb­ rahim Yınal Bey. Bu durum Selçuklular ile BizanslIları komşu yapıyor ve karşı karşıya getiriyor­ du. (169) Bu sırada X I. şark hu­ dutlarını emniyete almak ve Islâm ülkelerine doğru genişlemek siya­ seti ile küçük Ermeni Kıratlık ve prensliklerini kaldırarak mühim bir Ermeni nüfusunu Orta Anadolu'ya ve Sivas'a nakletmiş. Kutalmış Bey. Gürcüstan ve Ermenis­ tan ülkelerine girdi. büyük divan-ı saltanatça vezir ve bütün divân erkânı yoldaş edilmişti. bu savaş hakkında Sultan Tuğrul Bey'e gönderdiği mektupta: "B u bölgelerin zengin ve Romalılar'ın da kadın gibi korkak insanlar olduğunu vc bu sebeple kolaylıkla fethediiebileceğini" bildirmiştir. Basil. Kutalmış Bey'i B i­ zans’a karşı gönderilen ordunun başkomutanlığına getirdi (171) ve Anadolu'ya gönderdi. bu Bizans taarruzuna karşı. (172) 92 Oğ u z ÜNAL . Sultan Tuğrul B e y ’in yüksek hâkimiyetini tanımakla beraber. yüzyılın başlarında. Kutalmış Bey. İmparator Konstantin aynı siyasete devamla Türkmen akmlanna karşı harekete geçmiş ve 1045 yılı son baharında Gürcü Prensi General Liparit komutasındaki bir Bizans ordusunu ileri sürmüştü. Bu Selçuklu prensleri. Bu şekilde Selçuklu ve Bizans orduları ilk defa olarak Gence şehrinin surları önünde karşı karşıya geldiler. Emir ve bazan Melik (Kıral) ünvaniarını alan bu Selçuklu prenslerinin yanına.

ordularını birleştirmeleri­ ni. Başta Haşan Bey olmak üzere pek çok Türk silâh elde dövüşerek şehit oldular. bir arada Rum gazâsı yaparak Anadolu topraklarını sistemli bir şekilde taramalarını emretti ve bu şekilde. dağınık bir iıalde yağma ile meşgul olan Selçuklu ordusuna saldırdılar. General Araon sol cenaha. Bizans ordusunun başkomutanı General Liparit esir edildi. Türkmenler Bizans ordusunun bozulduğunu zannederek. Bizans ordusunda General Katakalon sağ cenaha. Vaspuragan bölgesine girdi ve akmlarma başladı. Bizans ile Türkler arasındaki ilk büyük meydan muhaıebesi burada meydana geldi. Bu iki Generalin kuvvetleri Haşan Bey'in ordusunu 1047 yılında Aras nehri kenarında Beçni civarında Stranga çayının yanında karşıladılar. (175) Bu savaş sırasında Türkmenler. amcası İnanç (Musa) Yabgu'nun oğlu Ha­ şan Bey'in bu şekilde şehit edilmesine çok üzüldü ve bu mağlubiye­ tin intikamını almak üzere o sırada Dicle nehri boylarında fîituhât yapan Selçuklu prenslerinden İbrahim Vınal Bey'i yeni fethedilmiş bulunan Azerbaycan valiliğine getirerek. Sultan Tuğrul Bey. (174) Büyük Sultanın bu emrini alan Kutalmış ve İbrahim Yınal Bey'ler. Tiirk ordusu ise iki büyük grup halinde bulunuyor ve bunların birine İbrahim Yınal Bey. Bütün gece devam eden muharebe Bizans ordusunun bozguna uğraması ile sonuçlandı. İbeı~ya valisi !<atakalon'dan imdat istedi. emrindeki ordu İle Pasin ve Erzurum ovalannı istilâ cdeıek. Bu bölgenin valisi pjan General Araon. Tam bu sırada pusuya girmiş olan Bizans kıtaları hücuma geçerek. Bizans karargâhına hücum edip yağmaya başladılar. Trabzon'a kadar HORASAN'DAN ANADOLU'YA 93 . (173) Sultan Tuğrul Bey. Bu şekilde İbrahim Yınal Bey de Anadolu gazâlarında Kutalmış Bey'in yanında mühim bir rol oynamağa başladı. iki Selçuklu prensine. 18 Eylül 1048 Cumartesi günü.Bu sırada Sultan Tuğrul Bey'in amcalarından İnanç (Musa) Vabgu’nun oğlu Kasan Bey de. Anadolu'yu fethetmek arzusunda olduğunu gösterdi. 1048'de Anadolu'ya ilk büyük Selçuklu seferini yaptılar. Bizans'a karşı Anadolu seferine memur etti. diğerine de Kutalmış Bey kumanda ediyorlardı. Selçuklu ve Bizans orduları Hasankale önlerinde Pasinler ovasında karşı karşıya geldiler. Bizans kumandanları muharebe başla­ dıktan sonra Türk ordusunu tuzağa düşürmek amaciyle mahsus geri çekildiler ve bütün eşyalarını olduğu yerde bıraktılar. Genç Liparit (Yukarıda adı geçen General Liparit'in torunudur) ise merkeze kumanda ediyorlardı.

camiin mihrabına Tuğrul Bey'in ok vc yay işaretleri yapıldı. ilk defa olarak B i­ zans ordusuna karşı büyük çapta bir zaferin kazanılmış olmasındadır. Bu sırada Kutalmış B ey 1053‘te Kars'ı muhasara ettiyse de alamadı.mpaıator tarafından tamir ettirildi.(179) İstanbul'daki Fatımi elçisinin yaptiğı itirazlara da kulak asılmadı. İs­ lâm dünyasına fıâkim olmak.ilerlemişlerdir. Bizans'a fırsat verdi. Sultan Tuğ­ rul Bey ile amcasının oğlu İbrahim Vınal Bey'in aralarının bozulması ve bu yüzden aralarında muharebeler cereyan etmesi. Şii. (177) Pasinler (Hasan-kale) meydan muharebesinden sonrâ Bizans İmparatoru. Büyük Türk Hakanı fidyeyi almaya tenezzül etmedi ve esasen cesaretine hayran olduğu Liparit'! serbest bırak tı. (176) Bu savaş Selçuklu İmparatorluğu ile Bizans İmparatorluğu ara­ sındaki ilk ciddi savaştır. Hattâ İbrahim Yınal'm kardeşi .Mehmet Bey'in emrindeki kuvvetlerle İstanbul'a kadar ilerlediği bazı İslâm kaynaklarmda üeri sürülmüştür.-Fatımi Halifesi nâmına okunmakta olan hutbe kesildi ve bundan böyle Abbasi Halifesi vc Büyük Türk Hakanı adına okunmaya bafladı. Ş ii faaliyetlerine ve idaresine son ver­ mek kararında idi. Emeviler zamanında İstanbul'da inşa edilmiş olunan cami ve minaresi İ. en değerli generallerinden biri olan Liparit'in serbest bırakılmasını rica etti. son derece müstahkem hale getirmeğe başladı ve buralara büyük -kuvvetler yığdı. Eski Türk hâkimiyet sembolü olarak da. Bu suretle Bizans İmparatorluğu'na karşı duyulan çekingenliğin ve Büyük Bizans ordularının mağlup edilemeyeceği kanaatinin silindiği söylenebilir. Anadolu'yu. 1C50 yılında Tuğru! Bey'in Isfahan başta olmak üzere orta Iran şehirlerinin zaptı ile uğraşması. (180) Bundan sonra Bizans.(182) Fakat ertesi sene (1049) içinde. (181) BizanslIlara karşı kazanılan Pasinler zaferini müteakip. Sultan Tuğrul Bey'e elçiler göndererek ve fidyesini yollayaıak. ilk hedef olarak.(178) Selçuklular ile Bizans arasında yapılan barış andlaşmasına göre. Bu savaşın asıl önemi. Bizaıis ile yapılan barış andlaşmasından sonra Tuğrul Bey. (183) 94 OĞUZ ÜNAL . bilhassa doğu bölgelerini.

Daha sonra amcası İnanç (rviusa) Yabgu ile Sultan'ın kardeşi Çağn Bey arasında çıkan anlaşmazlıklar da Tuğrul Bey'i oldukça uğraştırdı. bölge halkmm itaatini sağladıktan sonra müstahkem Malazgird kalesi önünde ordugâh kurdu ve Basil adında bir Ermeni asilzadesi tarafmdan müdafaa edilen bu şehri muhasara etti. Fakat kaleyi düşüremedi. merkc/Rİyetçi bir siyasetle. Bunun üzerine Sultan.(185) Bunun üzerine Sultan. kendisine tabi iki hükümdar arasındaki bu mücadeleyi de sultanlık otoritesini kullanarak yatıştırdı. 1050­ 1054 yıllarında. Lâkin Türkmen nüfusunun Selçuklu ül­ kelerinde yığılması ve Anadolu'da yeni bir yurt kurmak ihtiyacı ve buna ilâveten Bizans taarruzları onu daha önce Anadolu seferine zorluyordu. 1057 yılında Anadolu'ya müthiş akınlar yaptı. devletin kudretini yükseltmiş. o sıralarda geçirmiş olduğu hastalıktan ayağa kalkarak. Halife bu duruma nihayet vermek için Tuğrul Bey'e şikâ­ yette bulunüyordu. Diğer taraftan kış mevsi­ minin yaklaşması da Tuğrul Bey'i muhasaraya devamdan vazgeçirdi. (184) Sultan Tuğrul Bey. Şii hareketleri ve Şeh­ zade isyanları. gazâya memur etti. Ahvâz ve Mulvân taraflarında çok kesif bir şekilde yığılmış. Bargiri vc Erciş şehirlerini alıp. 1054 yılında büyük bir ordu ile Anadolu üzerine yürüdü. Bey'in oğulla­ rından Alp Arslan'ın kardeşi. Bizans taarruzuna karşı Kutalmış Bey'i gönderdikten sonra. (186ı) Sultan Tuğrul Bey. Irak. (188) 1057 yılında Sultan Tuğrul Bey. prens Yakuti Bey'i Azerbaycan ve Anadolu hududuna tayin ederk. Gerçekten Türkistan'dan gelen yurtsuz Oğuzlar. Van gölü sahillerini iyice taradıktan sonra geri döndü. Bu sırada Bizans taarruzları da yoğunlaşmış ve Kutalmış Bey idaresindeki Türkmen kuvvetleri de geri çekilmişlerdi. Türk-İslâm İmparatorluğuıiu kurma yoluna girmiş idi. Oğuzlar'm taşkmiıkta bulunmamalarını ve İslâm ülkeleri içinde ilerlemelerini yasak etti. Bu akınları durdur­ mak isteyen Bizans İmparatoru Mikhail Staratyotikos büyük zâde- HORASAN'DAN ANADOLU'YA 95 . Tuğrul Bey. kardeşi Çağr. bu beldeler halkı Bağdad'a doğru kaçmağa başla­ mış idi. hudutları genişletmiş ve bu şekilde Bağdad'a hâkim olacak. Yakuti Bey. sultanın bir daha bizzat Anadolu seferine çıkmasına imkân vermemiştir. maiyetinde bulunan Türkmen emirlerinden Sabuk Bey ile birlikte.(187) Bundan sonra Irak ahvâli. Selçuk Birliğine ve kendi sultanlık hâkimiyetine zarar veren teşebbüsleri ortadan kaldırmış.

Bu komutanlar Dicle ve Fırat havalisin­ de fiituhâta devam ettiler. (m89) 1059 yılmda doğu Anadolu'yu şiddetle tahrip eden Yakuti Bey emrindeki kuvvetlerle güney doğu Anadolu'nun mühim şehirlerinden olan Urfa'yı muhasara etti. (190) 1060 yılında Yakuti Bey. (191) ■ 1061 yılında Kutalmış Bey. Mikhael'den sonra Bizans tahtını ele geçiren İmparator Isaak Komnen tarafından Antakya dükü tayin edilen Anili Khaçator bu muhasarayı başarısızlığa uğrattı. Sabuk. Bu devrede Anadolu fütuhatını prens Yakuti Bey idare etti. Fakat kuzeyden gelen diğer Türkmen Beyleri. Azerbaycan ve Arran'da iç gailelerle meşgul olduğu sırada.gândan ve Bizansm şöhretli generallerinden Nikcfor Briyerinios'u Kapadokya valiliğine vc Anadolu'da bulunan Rumeli ve Makedonya orduları komutanlığına getirerek. (194) 1062 yılında Sultan Tuğrul Bey. İmpa­ rator Konstantin Dukas. Babası Arslan'ın Oğuz Yabgusu olduğundan bahisle saltanat davasına kalkışarak isyan etti. Yakuti Bey ve Sâlâr-ı Horasan'ın yanına Cemcem ve İsulu adındaki iki Türkmen komutanına vererek Anadolu gazâsına gönderdi. Yakuti Bey'in emrindeki komutanlardan Horasan Sâlân U rfa'yı kuşattı. Bizans İmparatoru bu defa Normandiyalı 96 Oğ u z ÜNAL . iç isyanlar ve Ş ii fesadıyla meşgul olduğundan Anadolu fütuhâtmı bizzat idare edemiyordu. isaak Komnen'i bertaraf ederek tahta çıkan.(192) Kutalmış Bey'in isyanı sencIerce (1064 yılına kadar) sürdü. Yakuti B e y ’e karşi gönderdi. Sultan Tuğrul Bey. F a !« t bu general hiç bir iş göremedi ve Yakuti Bey tarafından müthiş bir bozguna uğratıldı. büyük bir kuvvetin başında Sâlâr-ı Ho­ rasan (Horasan ordusu komutanı) unvanını taşıyan emirlerden biri (muhtemelen Altuntak). fakat alamadı. çok büyük bir ordu ile. Kapar ve Ermeni tarihçilerinin Kicaciç adını verdikleri bazı Türkmen kumandanları ile birlikte tek­ rar Bizans ülkesine saldırdı. yürüyüşlerini Kızılırmak havalisine kadar uzatarak Senekharim'in oğullarının idaresi'altında olan Sivas şehrini şiddetli bir hücumdan sonra aldılar ve yağmala­ dılar. doğu Anadolu'ya yürüdü ve Türkler'in işgal ettikleri bir çok yerleri geri aldı ve doğu Anadolu kalelerini iyice tahkim ettirdi. (193) ‘ 1061 yılında.

Aynı yıl Diyar­ bakır'daki Arap Mervâni Emirliği de.r olacaktır. (195) İşte ilk Büyük Selçuklu Hakanı Tuğrul Bey'in saltanatı sırasında Oğuzlar'ın (Türkmenler'in) Anadolu'ya yapmış oldukları akınların vc gazaların tamamı bundan ibarettir. Bizans ordusu mağlup olarak geri çekildi. Bizanslılar'dan Urfa valisi Tavadanos da muhare­ bede öldü. Macarlar'ın yaptıkları akınlar. Basil'in ölümünden itibaren saltanat mücadeleleri dolayısiylc geçirdiği buhranlara ilâveten. Fakat amcazâdelcri İbrahim Yınal. 3u sırada Türk mücahitlcri İran'a cJönrrıüş bulunduklûn için. (196) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 97 . zantanında Türkmcnler bu kıt'aya yalnız akınlar yapmakla yctinmi}lerdir. Anadolu'nun fethi Tuğrul Bey'in halef­ lerine müycss«. Bizans İmpara­ torluğunun II. güney İtalya'ya Normanlann hücumları.Heive'yi Türkler'le munarebeye memur etti. Oğuzlar'ın (Türkmenier'in) Anadolu'yu fetih ve Bizans İmparatorluğunu mahvetmelerine müsait bir zemin hazırlamıştı.ek Türkleri ile Avrupa'daki Şamani Oğuzlar'ın Tuna'yı geçerek Balkan yarımadasına inmeleri yüzünden çıkan mühim hâdiseler ile. Kutalmış Bey. Büyük Türk Hakanlığı'na bağ­ landı. Peçer. Şehrin önünde 1063 yıhnda şiddetli bir muharebe o!du. Oğuzlar'ın bu müddet zarfında fethetmeğe hazırlandıkları bu memle­ keti zaptedip yerleşmekten ziyade şiddetli akınlar ve hücumlar yaparak mukavemet edecck büyük şehirleri ve müstahkem kaleleri ezip mahvetmek istedikleri ve ileride yapılacak esaslı fütuhat ve yer­ leşme siyasetine zemin hazıtiadıklan görülmektedir. Bizans ordusu Amid şehrini muhasara etti. Asya'da bir kaç sene içinde irili ufaklı bir çok devletler yıkmış olan büyük fatih Tuğrul Bey için Anadolu'yu baştan başa fethetmek işden bile değildi. Bu muharebede Amid'de bulunan Türk komutanlarmdan Hacı Başara şehid oldu. ve Resul Tekin'in çıkardıkları iç isyanlar unun bu büyük arzusunun tatbikine mani olmuş ve onur. Büyük Selçuklu ordusuna mensup prensler ve komutanlar idaresinde uzun ve muntazam bir şekilde devam etmiş olan bu gazalar Gökçegöl hududundan başlaya­ rak Anadolu orsalarına doğru açılan vadilerin ve nehirlerin istikame­ tini takip eylemiş ve nihayet Kızılırmak kenarlarına kadar gelmişti.

Kutalmış Bey.3. S U L T A N A L P A R S L A N Z A M A N IN D A B İZ A N S 'A K A R Ş i g a z a l a r v e A N A D O LU F Ü T U H A T I Büyük Selçuklu Saltanı Tuğrul Bey. ( 201 ) 98 OĞUZ ÜNAL . Büyük Türk Hakanı oldu. Kutalmış Bey'i Girdiguh kalesinde muha­ sara altında tutuyordu. Kutalmışoğullannın Alp Arslan tarafın­ dan sürgün olarak Anadolu hududuna gazaya gönderildiklerini riva­ yet ederlerse de. (198) 1064 yılında Damgan civarında cereyan eden savaşta Alp Ars­ lan üstün geldi. sultan ünvanı ile. Yerine kardeşi Çağrı Bey'in ölümünden beri Horasan valisi oîan Alp Arslan. 1063 yılında. . Muhasara yıllardan beri (1061 ytlından beri) devam ettiği halde Kutalmış Bey mukavemette inad ediyordu. Bazı kaynaklar (200).(199) Oğulları Süleyman ve MansuV Bey'ler Alp Arslan'a esir düştüler. Kutal mış'ın oğullarının hayatlarını bağışladı. Kutalmışoğullannın bundan sonra ne yaptıkları ve nerede yaşadıkları hakkında kaynaklarda kesin bir bilgi yoktur. kaleden çıkar çıkmaz bütün Oğuz boy ve uluslarına haber göndererek kısa zamanda 50. Kutalmış Bey'e haber göndererek.saltanatın kendisine ait olduğunu bildirdi.000 kişiye yak:n büyük bir kuvvet toplamağa muvaffak oldu ve kendini meşru Selçuk­ lu sultanlı ilân ederek Rey'i muhasaraya başladı. 70 yaşında öldü. Amid ül-Mülk. bu iddia zannımızca yanlıştır. Sultan Alp Arslan. Fakat kuvvetine güvenen ve babası Arslan (Israil)'ın Selçukluların büyüğü ve Yabgusu olduğundan bahseden Kutalmış Bey. Sultan Tuğrul Bey'in ölümü üzerine kuşatmadan vaz geçerek Rey şehrine dönmüşîü. kendisini saltanat davâsından vaz­ geçmeğe davet etti. bu havaliye göçen ve ken­ dileri gibi isyanlara karışan Türkmenler'in derhal etraflarına toplan­ maları ve bu Selçuk şehzadelerini başlarına geçirmeleri icab eder­ di. atı yere kapaklanarak öldü. Alp Arslan. değerli veziri Nizam ül-Mülk ile istişare ederek. Zira onlar sürgün olarak dahi Anadolu hududuna gelselerdi. Bu sırada büyük vezir Amid ül-Mülk.(197) Bunun üzerine muhasara­ dan kurtulan Kutalmış Bey.

Süryani müeliifi Mihael, daha da ileri giderek, Kutalmışoğullan nin Malazgirt meydan muharebesinde büyük hiicmetler yaptığını ve zaferden sonra Alp Arslan'ı-ıi, Kapadokya ve Pont ülkelerini fetheden Kutalmışoğullarından Süleyman'a Anadolu'da saltanat sürmek sclâ hiyetini tanıdığını söyler. ( 202 ) Halbuki Süleyman ve kardeşlerinin Malazgird savaşında veya zaferi müteakip Anadolu'nun fethine gönderilen kumandanlar ara­ sında bulunduğuna dair hit bir mevsuk işaret olmadiğı gibi, diğer asi Selçuk şehzâdes' Er-Basgan (El-basan)'ı sıkı bir takiple onun Bizans'a kaçmasına sebep olan Alp Arslan'm karcısına daha iddialı ve kuvvetli bir şekilde ortaya atilan Kutalir.ışoğullanni Anadolu'nun fethine ve iıükümdarhğiiia tayin ettnesl de imkânsız idi. Nitekim Alp Arslan zamanında Anadolu'da gazâ yapan bir çok Türkmen Beyi ve kumandanı hakkında çağdaş kaynaklar bilgi verdikleri halde, daha mühim şahsiyet olan, Selçuk'un bu torunlarına dair hiç bir kayda nastlanmamasının sebebi de budur. (203) Sultan Alp Arslan, çocukluğundan beri kabiliyeti, kahramanlık­ ları ve devlet idaresindeki liyakatiyle babasının veliahdı ve Merv meliki olmuş; Sultan Tuğrul B e y ’in ölümü üzerine de aynı kudret ile rakiplerini vc saltanat rriüddeilerini ezerek Süyük Selçuklu İmpara­ torluğuna sahip olmuş vc bu şekilde İmparatorluğun iç nizamını ve güvenliğini sağlamıştır. Artık memleket dahilinde ciddi bir engel kalmadığından, Kutalmış’ın bertaraf edilmesinden bir veya iki ay kadar sonra, 1064 yılı Şubatında, "Rum gazası" maksadı ile, Hora­ san'dan hareket ederek Azerbaycan’a geldi. Orada bulunan Oğuz boy ve ulusları, beyleri ile birlikte, Sultan'a iltihak ettiler. Villardan beri Anadolu gazâsına katılan ve cihâda alışmış bulunan Tuğ-Tekin isminde bir Oğuz Beyi S'jltanın huzuruna ^um gazâsı ile Anadolu yollan hakkında şevk verici birçok bilgiler verdi. (204) Sultan, ordusunun bir kısmını oğlu Melikşah ile kardeşi Yakutl Bey'in emrine verip, veziri Nizam ül- Mülk'ü de bunların maiyetine vererek, Vaspuragan beldesinde bulunan vc şimdiye kadar alınama­ mış olan müstahkçı-n şehir ve kalelerin fethine memur etti (205) ve kendisi de Gürcüstan'a hareket etti; bu bölgeyi süratle istilâ ve birçok şehir ve kaleleri fethetti. Su sırada Mclikşah ile prens Yakuti Bey, başta Van şehıi olmak üzere, Van gölü çevresindeki şehir ve kalelerin çoğunu fethederek Sultan’a yetiştiler.(206) Sultan bundan

HORASAN'DAN ANADOLU'YA

99

:»nia Ahalkeltk kalesini şiddetli bir iıiicumla aldı ve Lori Kıralltğını itaati altına soktu. Daha sonra fütuhatını genişletmek iı,in Bagiat Kıralliğının merkezi olan Ani şehri üzerine yürüdü ve çok çetin ve kanlı muharebelerden sonra bu şehri de fethetti; kilise­ ler yerine camiler inşa etti. Bu i'ıavalideki kiiallıklan da itaati altına aldıktan sonra pek çok esir ve ganimet ile Rey'e döndü. Alp Arslan, bil zaferleri fetihnâmelerle komşu hükümdailara ve Halife'yc bil­ dirdi. Hzlife Ka'im bi'Emi illah Sultan'ı tebrik iyin elçi ve inektup göndererek kendisine ''Ebu'l-feth” yani fetihler babası ünvanmı verdi. (207) Bu fütuhattan sonra Sultan Alp Arslan İran'da ve doğuda iki sene kadar bir takım karışıkilıklan yatıştırmak ve fütuhât yapmakla uğraşırken Anadolu hudutlarında bulusıan Selçuklu şchzâdeleri ile diğer Oğuz Bey'leri ve Divan-ı saltanat'a mensup olan emirler fütu­ hat ve gazâvita devam ettiler.(208) Bu sırada kaynakların verdiği bilgiye göre ancak unvanı bildirilen ve fakat adı bildirilmeyen (muh­ temelen Altuntak) ünlü Selçuklu komutanlarından Sâlâr-: Horasan (Horasan Ordusu Komutanı), güney doğu Anadolu'nun fethine memur edilmişti. (209) Balkanlar'da Peçenekitr ve Şamani Oğuzlar (Uzlar) ile savaş halinde bulunan Bizans, Selçukluların bu fetih ve akınları karşısında hiç bir mukabelede bulunamadı. Teçenek Reisi Turak ile Gegen (Kegen) Bey arasındaki ihtilâftan faydalanan BizanslIlar 1064 sa­ vaşında Geçenekleri perişan ettiler. Başta Turak olmak üzere birçok Peçenek beyi esir ve vaftiz edildi. Peçenekleriıı bir kısmı Bulgaris­ tan’da iskân edildi, imparator Konstantin Oukas esir PeçenckItrden 15.000 kişilik bir süvari alayı vücuda getirerek Gürcistan'a şevketti. Fakat onlar yoldan dönüp İstanbul Boğazını at üstünde geçmek gibi aklilara durgunluk veren harikulade bir teşebbüsü başararak Tuna boylarındaki eski yurtlarına ulaştılar. 1065 yılında da Şamani Oğuzlar (Uzlar), 600.000 kişi halinde Tuna'yı geçtiler Böylcce Ana­ dolu'da Selçuklular idaresindeki Müslüman Oğuzlar (Türkmenier), Balkanlarda da Şamani Oğuzlar (Uzlar) ve Peçeneklcr, birbirlerinden habersiz ve irtibatsız olarak Bizans'ı bir kıskaç içine alıyorlardı. Eğer Balkanlara gelen Peçenekler, Şamani Oğuzlar (Uzlar) ve Ku manlar Müslüman olsa ve aşiret düşmanlıkları ile birbirlerini insaf­ sızca imha etmeseler idi, Bizans, Anadolu'dan daha önce müdafaası zayıf olan Balkanlar'da sükut cdeıdi. (210)

lOO

Oğ u z ÜNAL

Bizans'iiı taht kavgala.n ve Balkanlara inen Şarnani 0)>ıı/lar, Pcçeneklcr ve Kumanlar'm akmlan vc istilâları, Anadolu fiituhâıtnm gelişmesine imkân verdi. Lâkin yüksek da^iar, derin vadiler, müstahkem şehir ve kalelerle dolu olan bu ülke açık ara^i savaşlarına alışmış bulunan göçebe Türkmenle/ için zorluklar çıkarıyor, Bi/ans ordu vc garnizonları larafından takip edilen bu boylar sıkışınca aile vc sürüleri ile birlikte tekrar Azerbaycan'a dönüyor ve Anado­ lu'da emniyetle kalamıyorlardı. Teknik silâlılardan vc muhasara makinalarından mahrum bulunan Türkmenler, Selçuk orduları iıimayesinde ilerlemedikleri zamanlarda, müstahkem şehir ve kalcleı önünde durakiiyorlardı. ( 211 ; Aln '''•^lan’ın doğu hdrekâtı sırasmdj güney uogu Anadolu'nun fetiıine memur edilmiş bulunan Sâlâr-ı Horasan, 1065 yılında Diyar­ bakır bölgesinde, Ergani yakınlarındaki, Telhum kalesini muhasara etti. Kuleyi alamayınca oradan Siverek kalesine yürüyerek, muiıasara etti; fdkat burada da Bizans'ın Frank askerleıi tarafından geri püs­ kürtüldü.(212) Fakat yine aynı yıl (1065) Ur fa bölgesine üönen Sâlâr-ı horasan, Çalap ve Deb kalelcıini zaptcitikten sonra Kauo'a yakın bir yer olan Tılag'da Urfa'dan üzerine gönderilen 4.000 kişilik bir Frank ordusuyla muharebeye tutuştu. Açık sahada cereyan eden bu savaşta Fıank kuvvetleri yenildi ve bir kısmı kaçabildi. Düşman kuvvetleri U rfj'ya kadar kovalanmış ve Urfa ovjlaıi Fıank askerle­ rinin ceseıleriyie dolmuştu. (213) Sâlâr-ı Horasan, 1066 yılında tekrar urfa havalisine geleıek korkunç bir mücadeleden soma halkın tümünü esir etmiş ve büyük ganimeıleılc üssüne dönrnüştü.(214) Dönüşünde Diyaıbakır'a uğra­ yan Sâîâr-ı Horasan Bâb ul-Huva'da karargâh kurdu. Mervâni Emiri Nizam üd-Din kendisine şehrin kapılarını kapattı ve tîO.OOO dinar vermek üzere müzakere edeceğini bildirdi. Fakal bu teklif aslında bir tuzaktı. Nitekim şehre gelen Sâlâr ı Hoıasan ve silâh arkadaşları yakalanarak öldürüldüleı ve bir kuyuya atıldılar.(215) Komutanların! kaybeden Türk kuvvetleri ise çekilip gitıiler. (216) Sâlâr-ı Horasan'ın başarılı lıarekâiinı müteakip, Diyarbakır'da bir suikasta kurban giderek, öldürülmesine rağmen, Türklerin doğu, balı ve güney doğu Anadoiu harekâtı durduıulamadı.(217) 1066 yılında büyük Türk kumanuaniarından Gümüştekin, yanında Aişın ve Ahmed Şah Beyler gibi en mühim m'ück kumandanlaıi bulunduğu

HORASAN'DAN ANADOLU'YA

101

halde, Eıgani ve Telhum havâlisine geldi. Hısn-ı Mansur (Adıyaman) önlerinde Urfa Dukası General Aıvaiitos kuınanüasindaki 100.000 kişilik bir Bizans ordusunu müthiş bir bozgıın<t uğrattılar. General Arvantos esir edildi. (21 S) Gümüştekin, bundan sonra topladığı ganimetlerle birlikte, kuze­ ye döndü ve Ahlat'a geldi. Fakat bu sırada Ahiat'da toplanan Oğuz (Türkmen) Beyleri arasında kavga çıktı ve Afşin Bey, Gümüştekin'i öldürerek Türkmenlerin başına geçti.(219) Bu kavgaya Gümüştekin'in Afşin Bey'in kardeşini öldürtmesi sebep olmuştu. (220) Afşin Bey, Gümüştekin'i öldürünce Alp Arslan'ın gazâbından korkarak, enirindeki Türkmenier’le birlikle, süratle Fuat'ı geçti; karargâhını Klikya'nın kuzeyinde Amanos dağlarının arasında "Karadağ" da kurarak Anadolu'da geniş bir akın harekâtına giriş­ ti.(221) Kuvvetlerinden bir kısmı ile Anteb'in hemen kuzeyinde bulunan Duluk ve Raban'ı fethetti. Kuvvetlerinden diğer bir kısmı ile de Antakya bölgesine saldırarak, bu bölgeyi tamamen tahrip etti.( 222 ) Anadolu'nun güneyinde Bizans müdafaası yıkılırken, Orta Ana­ dolu'da da akınlar devam ediyordu. Afşin Bey 1067 yılında, Malatya önlerinde büyük bir Bizans ordusunu bozguna uğrattı ve Kayseıi'ye kadar ilerleyerek bu şehri aldı. Bu suretle Türk akıncı orduları, 35 derece tulüne kadar bütün Anadolu'yu çiğnemiş oldular; burası Anadolu'nun hemen hemen ortası idi.(223) Artık bütün Orta Ana­ dolu Türkmenlerle doldu. Gitgide ağırlaşan ve ilerleyen Tütkmen akıniarı karşısında Bizans, kudretli bir general olan Romanos Oiogcncs’i tahta çıkararak İmparatorluğu kurtarmayı düşünüyor­ du. (224) Afşin Bey, 1067-1068 yıllarında ikinci bir saldırı ile Bizans'ın Antakya üssünü tamamen çökertti.(225) Bu suretle güney doğu Anadolu'da Bizans savunma ve mukavemeti tamamen yıkılmış oldu. (226) 1068 yılında Tiflis'i fetheden ve bir müddet bu şehirde kalan Sultan Alp Arslan da Kars'a geldi. Burada karargâh kuran Sultan akıncılarını, Trabzon yakınlarına kadar yolladı. Bu sıralarda bir kısım Gürcüler, İslâmiyeti kabul etmişlerdir. (227)

102

Oğ u z ÜNAL

Kayseri yakınlarına geldiğinde. yıldırım süratiyle Anadolu içlerinde ilerlemeye başladı. fakat o sırada Afşin Bey'in kuvvet­ leri Malatya önlerinde. bu müthiş akını Pozantı'da iken öğrendi ve müthiş sinirlendi. Alşın Bey'in Niksar'ı aldığını öğrendi. Bu general kılıç artığı bir kısım askeri ile kaçarak perişan bir halde İmparatora iltihak etti. İnal Bey tarafından bozulun­ ca. çok büyük bir ordu ile bizzat Anadolu'ya geçti. Murat çayı sahilini takiben doğuya doğru ilerlediği sırada Afşin Bey. Sivas'a geldi ve ileri harekâtı­ na devam ederek Divriği yakınlarında Türk urdusunu geri çekilmeğe mecbur etti. İmparator Romanopolis (bugünkü Palu) şehrine geldiği sırada. fakat bozamadı. İmparatorun önünden Ahlat'daki üssüne dönen Afşin Bey. Halep yakınlarına kadar geldi ve Halep şehrine hâkim olan Arap Mirdâsi lıânedanını haraca bağladı. bu taarruzları durdur­ mak için kuvvetli bir müfreze gönderdi ise de bu müfreze bozuldu. çok cesur ve cüretkârane bir akınla Anadolu'yu baştan başa geçip Sakarya kıyılarına ulaştı.(229) İmparator Romanos Diogenes. Afşin Bey. Normanlar.(231) İmparator Harput'tan hareket ederek. İmparatorun mühim bir askeri kuvvetle orada bırakmış olduğu. kuzeyin Bizans kuvvetlerinden boşaldığını gör­ dü ve bu durumdan istifade ederek. İskandinavLıı vardı.Bu tehlikeli vaziyeti gören Bizans İmparatoru. 1069 yılında büyük ordusunun başında bizzat kendisi Anadolu'ya geçti ve Kayseri yakınlarında Türk akıncı birliklerinden bazılarını bozdu. Bunun üzerine imparator. İmparator. Menbic'i aldıktan sonra İskenderun yoluyla Kilikya'ya geldi. Fakat Afşin Bey'in yolunu kesemedi ve İstanbul'a döndü. İmpa rator. Tüıklerin doğu Anadolu'daki hareket merkezleri olan Ahlat'a kadar gitmek ve orasırıi aldıktan sonra diğer kaleleri geri almak ve nihayet Türkler'in üssünü imha ettikten sonra onları bütün eski B i­ zans hudutlarından dışarıya atmak istiyordu.(230) Bu maksat ile Fırat'ı geçerek Harput'a geldi. (228) Aişın Bey. Franklar. Gönderdiği öncü kuvvetleri. İmparator daha sonra güneye inip Maraş'a geldi. İmparator güneyde meşgulken. Alman­ lar. geçen defaki HORASAN'DAN ANADOLU'YA 103 . bu başarılı harekâtından sonra yıldırım süratiyle kuzey istikametinde ilerlemiş ve Malatya'yı tazyik etmeğe başla­ mıştı. bizzat daha güneye inmeye karar verdi. Bizans generali Ermeni Filâretos kumandasındaki büyük bir Bizans ordusunu mağlup ve perişan ettiler. ufak tefek bazı başarılar kazandı. Ordusunda Bizanslılar'dan başka Şanıani OğUilaı (Uzlar) ve Peçenekier. Daha sonra ordusunun en büyük kısmı ile Fırat kenarına kadar ilerledi ve Türkleri nehrin sol sahiline geçmeğe mecbur etti. İmpa­ rator.

B u ­ nun üzerine Afşin Bey. Kızılırmak kenaıında ccreyan eden savaşta Prens Manuel Komnenos müthiş bir bozguna uğradı vt maiyetindeki generallerle biılikte El-Basan'a esir düştü. Türk akıncı ordusunu bu defa da yakalayamadan geri dönmek zo­ runda kaldı. bu defa kuzeyden dolaş­ mak suretiyle. (233) Afşin Bey'in akıllara durgunluk veren bu başarılarından çok memnun olan Sultan Alp Arslan.cîirctini aynen tekrarlayarak. saltanat davâsuta kalkışarak isyan etti. Esir Prens Manuel Komnenos. derhal geri dönerek Sivas'a geldi ve Afşin Bey'in akıncı ordusu­ nun ricat yolunu kesmek üzere Kayseri'ye doğru ilerledi. yanındaki diğer Türkmen Beyleriyle birlikte Anadolu'yu boydan boya geçerek. Böylece kendisi de esaretten 104 Oğ u z ÜNAL . B u ­ nun üzerine Selçuk Şehzadesi. (234) 1070 yılında Selçuk'un torunlarından ve Sultan Alp Arslan'ın eiiişlesi olan El-Basan (Er-Basgan). etrafında toplanmış olan Vabgulu Türkmeiileri ile birlikte batıya doğru kaçarak Kızıltrmak kena­ rına kadar ilerledi. İmpaıatorun doğu oiduian komutanlığı­ na tayin ettiği vc Türk akm'armı durdurmakla görevlendirmiş olduğu Prens Manuel Komnenos'un ordusuyla karşılaştı. İniparatorun harekâtını habeı alınca güneye kıvrılıp Kilikya'ya (Çukurova'ya) girdi vc önüne çıkan bütün engelleri kıra­ rak Af. Irak'a gelerek Sultan'a tazirnleıini sundu ve bağlılığını bildirdi. Sultan'ın gazabından korkan vc Afşm Bey'in üzerine geldiğini haber alan El-Basan. Bu sırada Anadolu'da Afşin Bey'den başka Sanduk Bey ve Ahmet Şah Bey de fetihler yapıyorlardı. Bu harekât Bizans'ı müthiş ürküttü. geri dönüş yollaiinm Bizans ordusu tarafından kesileceğini îıesaplayan Afşin Bey.(232) Böylece İmparator. ne zaman vc nerede görüneceği belli olmayaıi. (235) Fakat El-3asan'ı takip odeiı Afşin Bey süratle ilerliyordu. Sultan. kendisine esil düşen Manuel Komnenos'a saltanat mücadelesinde yenildiği için buralara kadar geldiğini vc İstanbul'a giderek İnıparator'a iltica etmek arzusunda olduğunu bildirdi. Gümüştekin meselesinden dolayı kendisini affettiğini bildiren mektubunu Afşin Bey'e gönderdi. Doğuya doğru ileri harekâtına devam eden İmpara­ tor. bu isyanın bastırılarak El-Basairın yakalanması görevini Afşin Bey'e verdi. Bizans'ın Anatolik Teminin merkezi olan Konya şeh­ rine girdi (1069).ıanos dağlarını aşıp Güney Anadolu'daki üssüne döndü. buna r. Ancak. Butada.ıüşkülâtla inandı ve nihayet onanla boşuna sav'aşlığım anladı (236) vc El-Basan'ın Bizans'a iltica edebileceğini söyledi.

birlikte İstanbul'a gittiler. çok beğendiği. El-Basan'ın yanındaki Yabguluiar Anadolu'da kaldı. eğer SultanJ bir düşmanlığınız yoksa. Sultan daha sonra. Kapadokya'yı çiğneyerek frikya lıavalisinc'411J 1 . lâkin yükselen kar yüzünden. "Aramızda dostluk olduğundan bu seferimde memleketlerinize dokunmadım Halbuki bu Yabguluiar Sultana isyan etmişlerdir. Kayseri yakınlarında Zamanlı (Pınarbaşı)'da durakladı ve "Meryem derbendi"nde ordusunun ısınma ve iaşesi için büyük zorluklar ile karşılaştı ve çok ölü verdi. galip ve mağlup iki prens. Arnid (Diyarbakır) şehrine geldi ve bir müddet.ı reket ederek. İmparator Romanos Diogenes onu şe­ refle kabul etti ve kendisine bir valilik de verdi. Kadıköy'de ordugâh kurarak. Afşin Bey. Khonas ile bugünkü Denizli civarında bulunan Laodikya şehijİLiıoi aldı ve bu şekilde bütün Anadolu’yu doğudan batıya geçerek Kadı­ köy'e kadar ilerledi. birçok bölgeleri istilâ etti ve ilk defa olarak onunla Türk akıncıları bu derece batıya kadar ilerlemiş oldular. İslânılar'ın elinde ve Selçuklular'ın tabiiye­ tinde bulunan uc şehri Ahlat'a gelmişti. Sultan Alp Arslan da 1070 yılı Temmuzunda büyük bir ordu ile Anadolu'ya girmiş.ciş kalelerini fethetti-(241) Daha sonra güney doğuya ilerleyen Alp Arslan. Selçuklu tarihinde ilk defa bir prens Bizans'a iltica ediyordu. bu büyük şehirde oturdu. (242) 1070 yılı sonlarında Sultan Alp Arslan Urfa önlerine gelerek. 1070 son bıharı ve kışı ile 1071 başlarında. kışın bastırması üzerine doğuya doğru çekildi. İmparator'a bir elçi gönderdi ve. Amcası Tuğrul Bey'in vaktiyle alamamış olduğu ve ölürken mutlaka alın­ masını vasiyet ettiği müstahkem Malazgird ve E. Afşin Bey. Bu sebeple. (240) Afşin Dey. Ahlat’a hareket ederek durumu Halep’te bulunan Sultan’a bir mektupla bildirdi. El-Basan’ı takip etmek üzere. geri dönerek. Karların erimesi üzerine. El-Basan'a yetişmek gayesiyle. Sultan. Anadolu içlerinde iler­ lerken. bu sırada diğer Arap emirleri gibi Arap Mlrdâsi liânedanından Halep emiri Malı mud'un da yanında hazır bulunması için haber gönderdi ise de. (238) Afşin Bey. burada ordugâh kurdu ve şehri muhasara etti.kurtulmuş oluyordu. yıldırım süraıiyle lı. müstahkem şehir ve ka­ leler müstesna. 1071 yılı başlarında.(237^ Durum bu şekilde aydınlanınca. HORASAN'DAN ANADOLU'YA 105 . El-Basan'ı teslim etmeniz gerekir diye ihtarda bulundu (239) Fakat İmparator bu teklifi reddedince Afşin Bey.

1071 yılı İkinci Kanun'un 20'sinde. bir barış yapıp muhasarayı kaldırdı ve süratle Halep üzerine yürüdü. Şehir çok müstahkem ve müdafaa imkânları çok iTiüsait idi ve B u l­ gar Basil isimli bir kumandanın idaresinde bulunuyordu. Emir Mahmud nihayet annesi ile birlikte ve "Oğuz kıyafe­ tinde" May'is ortasında Sultan'ın huzuruna geldi ve annesinin şefaati ile affa nail oldu.Mahrnud gelmedi. (245) Sultan daha Urfa'yı muhasara ettiğinde diğer Arap emirleri gibi Arap Mirdâsi hânedanından. şehrin yaptığı barış teklifini ve muhasaranm kaldırılması şartıyla teklif edilen 50. Zira bu nehri ne eski zamanlarda ve ne de İslâm devrinde. sonradan kendi Unvanı ile anılmış bulu­ nan. Emir Mahmud gelmemişti. İs­ lâm dinine büyük bir imanla bağlı olan Sultan A!p Arslan: "Rum lar karşısında cihâd yapan bu iuidut şehrini kılıç ile fethetmekten korkarım" diyerek İslâm'ın gazâ mefkuresine olan bağlılığını belir­ tiyordu. Sultan'ın imamı Buharalı âlim Kadı Ebu Cafer. Bu sebeple Urfa iki ay kadar süren şiddetli bir muhâsaraya mukavemet etti (24.OOO Frank vardı. Selçuklu or­ dusu Fırat'ı geçerken Sultan'a: "Efendimizi Nimetlerinden dolayı Allah'a şükrederim.si. Türk hükümdarı olarak.000 dinarı kabu! ederek.000 Ermeni. onlara da dinletti ve kendisi de Allah'a hatnd etti.000 Ruın ve I.000 Süryâni. (244) Alp Arslan. Bu sözlerden hoşlanan Sultan bütün beyleri ça­ ğırarak imamının sözlerini tekrarlatıp. Urfa (Ruhâ. ilk defa siz ge­ çiyorsunuz" dedi. 20. büyük ordusunu bir kale önünde yupratmayı askerlik prensiplerine aykırı bulan Sultan Alp Arslan. Halep Emiri Mahmud'un da yanında hazır bulunması için büyük âlim Ebu Cafer Buhari'yi Halep'e gönder­ diği halde. 1071 yılı Nisanının Sik günlerinde başlayan mu­ hasara uzun sürdüğü halde şehre ancak bir gün hücum yapıldı.3) ıMuhâsaranın çok uzaması üzerine. köleler müstesna. ''Tell Suitan'' (Sultan Tepesi)* üzeıinde ordugâhını kurarak şehri muhasara etti.û. 6. aynı kudret ve mefkureye sahip iki Türk Sultanı kaderin bir cilvesi olarak burada birleijmişti 106 Oğ u z ÜNAL . Kaynakların rivayetine göre bu sırada 80. Fırat nehrini geçti. Sultan Halep hâkimiyetini yine Emir Mahmud'a *Yavuz Sultan Selim de Mısır seferindi' aynı Lepe üzerinde karargâhı nı kurı. Edc 5sa) eski kültür ve dini bir merkez olarak meşhur bir şehir idi. Bunun üzerine Sultan Alp Arslan Halep'e geldiğinde.

(248) HORASAN’DAN ANADOLU'YA 107 . İmparaıto/un bir mektubunu Sultana takdim .bıraktığını bildiren menşurunu da ihsan ettikten sonra Mısır üzerine yürümeğe karar verdi. Peçenek. yalnız Anadolu'yu kurtaracağına değil. Bu durumda Sultan bu ordunun Halep Emiri Mahmud ile birlikte sefere devamını emretti. 1070-1071 kışında Bizans İmparator­ luk ordusunu hazırlamıştı. Diyarbakır-Bitiis yolu ile Selçuklu ordusunun üslerinde^ olan Ahlat'a doğru yola çıktı. camileri tahrip ederek yerine kiliseler inşa edeceğini söylüyordu. zaferden zerre ka­ dar şüphe etmiyor. Ahlat. Bu ordu Balkan vilâyetlerinden. (246) Anadolu'nun Türklerle dolduğu ve Afşin Bey'in bu memleketi baştan başa istilâ ettiği bir zamanda ve sırf Türkler'i Anadolu'dan atîriasi için tahta çıkarılmış bulunan. Bitinya. üzerine yürüyeceğini bil diriyordu. Kilikya ve Trabzon bölgelerinden ve. Suriye. Erciş ve Menbiç şehirlerinin Bii. Halbuki elçilerin gelişl^ri ve konuşma uslupları BizanslIların taarruz etmeyecekleri kanaatini vctiyordu. Bu teklifler karşısında gazâba gelen Sultan.ek. Uz (Oğuz) ve Kıpçak (Kuman) ücretli askerlerinden terekküp ediyordu. Ermeni.ans'a terkini istiyor. Bulgar. Alman (Got). İmparator.Ermeni halkından başka Slav (Rus). Fırat ve Dicle'yi geçip. Hazar. kendisi de hassa askerleri ile birlikte çok süratli ve endişeli bir şekiide Suriye-Mısır yolundan kuzeye döne. aksi takdirde büyük bir ordu ile liareket ederek.ettiler. Kapadokya. Gürcü. Alp Arslan'ın bu süratli ve telâşlı dönüşüne şahit olan Bizans elçisi. Anadolu’yu Türkler'den kur­ tarmaktan başka. Ordusunun azametinden mağrur olan İmparator. İmparator mektubunda Alp Arslan'dan Malazgird. bu hali İmparatora bir müjde haberi olarak ulaştırdı. İslâm ül­ kelerini dc zaptedeceğine inandığından İrak. genç ve kudretli bir asker olan İmparator Romanos Diogenes. Horasan ve Rey valiliklerini de şimdiden kumandanlarına vaad ediyor (247). Frank. elçiyi sert bir cevapla geri gönderdi Fakaı İmparator Diogenes'in muazzain bir ordu ile Erzurum (Kalikala)'a doğru ilerlemekte olduğunu bildiren haberler Sultan'ı telâşlandırdı. Selçuklu ordusunun büyük bir kısmı Suriye'de Şii Fatımllcr karşı­ sında kalmıştı. İslâm ülkelerini istilâ ve hattâ Oüyük Selçuklu Devleti'ni de tahrip etmek maksadtyle Bizans tarihinin en büyük ve en muhteşem ordularından birisini ve belki dc birincisini vücuda getirdi. İslâm Halifeliğini kaldırarak yerine Patrikliği kuracağını. Fakat ou sırada Bizans İmparatoru Romanos Diogenes'in elçileri gelerek.

13 Mart 1071’dc Anadolu'ya geçerek Türk İmparatorluk or­ dusunu aramaya başlamıştı. 966'da BizanslIlar. Bizans'ı çok kanlı Sûvaşlaidan sonra binbir güçlükle Lübnan ve Suriye'den çıkarabildilerse de. aynı zamanda İslâm dünyasmda önemli bulirarılar doğurdu. Halep civarına kadar gelmişlerdi. yüzyilın ba>l. Bizans. (249) İlâhi sünnet böyle emrediyordu. 964'te Adana. Misis vc Tarsus'u alarak Müslümanları Kilikya'dan püskürtmüşlerdi. 928'de insiyatifi ele alarak karşı taarruza geçmişler. tekrar Anadolu'ya yeıleşirken. İslâm İmparatorluğunun ve ona bağl dcvle'ılcıin Bizans karşı sınciaki eski hayatiyet vc kuvvetlerini kaybetmeye başlamaları.4. Buna sehep de. Türk. İslâm orduları tarafından zorlana zorlana Suriye ve Lübnan'dan çekilmiş. Kaçınılmaz akıbetin zuhur ve tecelli ânı yaklaşıyordu. Anadolu'ya kadai gerilemişti. Islâm drınyasinda meydana gelen siyasi ve içtimai m üC d- 108 Oğ u z ÜNAL . s a v a ş Ö N C ESİ A N A D O L U 'D A S İY A S İ D U R U M İlk İslâm fütuhâtından beri. 948'de Maraş. Türkler'! bu istikamete akıtmıştı. Van gölü bölgesindeki Bizans hâkimiyeti devam etti. Antakya. (250) Bundan sonra Müslümaniar. 934'te Malatya. değişecekti Anadolu'nun Türkleşmesi ve Türki­ ye devletinin kurulması mukadderdi. yüzyılın başlarında Anadolu'nun doğu ve güney doğu bölgelerini fetheden Müslümanlar X I. A.)nnda bu bölge­ lerden çekilmeye. Diyarbakır. M A L A Z G İR T M flYD A N M U H A R E B E S İ İmparator Romanos Diogenes Türkler'in senelerden beri Anado­ lu'da yapmakta oldukları akm ve istilâlara kesinlikle son vennek için. Nitekim BizanslIlar. 969'dâ Antakya Bizaiis'in eline düşmüştü Bu mühim başarılardan S o n r a Bizans hâkimiyeti. X. Bin yıl. Bizans karşısında gerilemeye haşlanıışlardı. İslâm ve dünya tariiıleı inin mukadderatı değişmek gerekti. diğer ta­ raftan Van gölünün doğusuna ve Kafkas dağLrına kadar ulaşmışii.

derhal karşı taarruza geçerek. siyasi birlik meydana getiıen ve Sünniliğe aykırı akımları orta­ dan kaldırmak suretiyle mezhep mücadelelerine son veren Selçuklu laı gittikçe kuvvetlenmekteydiler. diğeri de. şahlanan haçlı akınlarına göğüs germek. Nitekim Şiilerin. Anadolu yaylası. ilk olarak fethedilmesi gere­ ken iki bölge vardı. .(254) Buna İslâm dünyasını saran Batınilik fesadı da eklenirse tehlikenin büyüklüğü anlaşılır. Selçukluların hiz­ metine girmiş ve devletin şuurlu sevk ve idaresi altında Bizans sınır­ larına yığılan Türkmenler için en uygun hayat şartlarına ve coğraf- HORASAN DAN ANADOLU'YA 109 . B. eski yuıtlarına bir daha dönmemek üzere gelmiş. Siyasi bir teşekkül olarak geliş­ mekte olan Büyük Selçuklu Devleti için. Bizans'ın elinde bulunan A N A D O LU . Anadolu ise. dağılan İslâm İmparatorluğunu birleştirmek. s a v a ş Ö N CESİ S E L Ç U K L U L A R D A S İY A S İ D U R U M Orta-doğu'da çeşitli soy ve sülâlelerin hâkimiyeıleiine son vere­ rek. selâmeti ve huzuru için de ciddi bir engel teşkil ediyoidu.(251} İslâm dünyasmıa bu uuhranlı durumundan faydalanmak ist^fyen Bi/anslılar. Fatımi Halifelerinin idaresinde bulunan M IS IR . Mısır. duraklayan kültür hareketlerini htzlandirmak.(253) Kudretli.delelerle iç çekişmelerdir denebilir. Bilindiği gibi. büyük İslâm beldelerini ve hattâ Hilâfet merkez­ lerini bile tehdit eder duruma geldiler. Sünni İslâm dünyası ile rekabet iddiası içinde bulunduklarını kaynaklar kaydetmektediı . (252) İşte İslâm âleminin iç ve dış tehlikelerle karşı kaişıya kaldiğı böylesine buhranlı bir zamanda İslâmiyet! kabul eden Oğuz Türkler!. biri. uzak Asya bozkırlarından göç ederek. İslâm dünyasının birliği. Batınilik ve Şiilik fesadını söndürmek vazifesi ile Sclçukoğullannın tbaşbuğiuğunda İslâm dünyasının mukaddeıatmı ellerine almışlartdı. Mâverâünnehr ve Horasan'daki ilk mücadele yıl larında devlet olma yolunda önemli merhaleler aşan ve başlıca faa liyet noktası İslâm dini uğrunda eihâd olan Selçuklu fütuhâtına elverişli idi. Şiilik propagandasinın merkezi idi. âdil ve azimli bir sirna ile tarih sahnesine çıkan ! ve böylesine muhteşem bir tarihi misyonu yüklenen Selçukoğullan'nrn etrafında bütün Türkler birleşiyorîardı.

Bunu takip eden İslâm-Bizans mücadeleleri ise bir kaç yü/yıl sürekli olarak devam etmiş ve bütün bu çarpışmalar Anadolu'nun daha fazla harap olmasına sebep olmuştur. fakat aralıksız. Sultan Tuğrul Bey zamanında yapılan akınlar takip etmiş. m 018 yılında Çağrı Bey'in komutasında yapılan ilk Anadolu akınım. gü­ ney sınırlarından Anadolu içlerine doğru akınlar yapmaktaydılar.yaya sahipti. s a v a ş Ö N C ESİ B İZ A N S L IL A R 'D A S İY A S İ D U R U M Milâdi 6 . Böylece. bu küçük çapta. Nihayet. ve 7. yüzyıllarda vuku bulan İran-Bizans mücadeleleri. Gürcü ve Ahbaz kırallıklannm ezilmesinden sonra. önemli mevkiler. Böylelikle o ru Anadolu’ya yapılacak olan akınlara yol açılmış olu­ yordu. yıllarca devam eden hazırlık devresinin tek gayesi Anadolu'yu Bizans'tan koparmak ve onu Türk yurdu haline getirmek idi. birçok aşiret beyleri Selçuklular'a bağlı olarak. Islâm taarruzlarının duraklamasından beri sulh ve sükuna kavuşmuş ve yeniden tanzim ve imar edilmeğe başlanmış 110 Oğ u z ÜNAL . Nitekim. İslâmiyetin gaza ve cihâd mefkureleri ile de iyice gelişmişti. Anadolu için büyük bir felâket olmuş ve bu ülkenin şehir ve kasaba­ larının büyük bir kısmının harabe haline gelmesi ile sonuçlanmıştır. (256) • Bizans'ın Makedonya hanedanı zamanında Bardas Sclerus ile Bardas Fokas tarafından çıkarılan ihtilâller ve bu yüzden meydana gelen iç harpler. Tiflis. Bu cetîgâver Türkmenler'in kahramanlıi< hisleri. Azerbaycan ve Erran bölgesindeki Bizans'a bağlı Ermeni. İslâm ül­ kelerinde bir yerde devamlı oturamayarak devamlı göç eden ve bu arada karışıklıklara sebep olan yurtsuz Türkmenler için Anadolu çok cazip bir vatandı. plânsız ve programsız ve sadece gani­ met elde etmek için yapılıyormuş intibaını vermektedir. Aslında bu akınlar. Görünüşte bu akınlar düzensiz. (255) C. Bizans'ın dayanak noktaları. Fakat asıl mücadele Sultaı\ Alp Arslan zamanında olmuş. stratejik mevkileri bu akıncılar tarafından önceden tahrip edilmiş oluyordu. sistemli bir fütuhatın ilk safhaları idiler. Ani. Kars gibi önemli stratejik mevkiler ele geçirilmişti. Anadolu'nun kilit noktaları zorlanmıştı. silâh ve cephane depoları.

atılgan. (261) Yeni İmparator. Böylece Diogenes. 1068 yılında İmparator ilan edildi. oldukça ileri. Bu yeni imparatorun cesur. Bizans iç karışıklıklar içinde bulunuyordu. (259) 1067'de ölen Bizans İmparatoru X. onun üç oğlu adına. nüfusun azalmasına. (258) Anadolu'nun yerli halkı dini ve içtimai bakımdan da iyi bir durumda değildi. Türkmenler'in ardı ar'Kası kesilmeyen akmlarma bir son vermek için 1068 ve 1069 yılındaki seferlere paralel olarak. askeri kabiliyeti ve kendine güveni fazla olan bir kimse olduğunu yakınları methederek anlatı­ yorlardı. Bizans'ın bu dini baskılarına. 1067 yılında Malatya'ya kadar gelen Afşin Bey kumandasındaki Türkmenler'e karşı duramamışlar ve onun Kapadokya'nm merkezi olan Kayseri'ye ve Anatolik teminin merkezi olan Konya'ya hücum­ larına engel olamamışlardır. savaş dahi yapamadan dağılmışlardı. Sarayda menfaat esasına göre kurulan grupların yersiz müdahaleleri yüzünden sarsılan İmparatorlukta ordu iyice ihmâle uğramıştı. (260) Selçuklu ve Türkmen akınlarının çoğalması ve hattâ Bizans'ı zor durumda bırakması İrnparatoriçenin idaresinin başına bir erkek geçirebilmek için evlenmesine sebep oldu vc Kapadokyalı bir aileden olup. Bizans İmparatorluğunun takıp etmekte olduğu dini baskı siyaseti ötedenberi diğer kavim ve mezhepleri imhâ gayesini güdüyordu. içtimai ve iktisadi çöküntü devam ederken. canlı ve müreffeh bir hayat vücuda geldi. HORASAN'DAN ANADOLU'YA 111 . Doğu Anadolu’da İslâm dünyası ile meydana gelen siyasi.olan Anadolu'nun haraplığını ve sefaletini bir kat daha artırmış (257). Sardika dükalığı zamanında Peçenekler'e karşı parlak zaferler kazanmış olan genç ve kudretli general Romanos Diogenes'i kendine koca seçti. Kilikya havalisinde dolaşan Türkmenler'i püskürtmek için gönderilen General Nikephorus Botaniates kuman­ dasındaki kuvvetler. mali tazyik ve zulumları da ekleniyordu. Özellikle eyâletlerdeki ve Anadolu'daki askeri birlikler parasız ve yiyeceksiz bırakılmışlardı. mağrur ve memleketi sulha kavuşturmayı arzulayan bir İmparator olduğu da kaydedilmekte­ dir. Bizans Anadolu'sunda bu şekilde medeni. Bunun yanı sıra kaynaklarda. Konstantin Dükas'ın ölümü ile. yerine geçen İmparatoriçe Eudoxia zama­ nında. medeni ve iktisadi hayatm sukutuna se­ bep olmuştur. medeni ve ticari münasebetler sayesinde.

Selçuklu beyleri ile Türkmen boylarının akın ve istilâlarını şimdilik kâfi görüyordu. Mısır'ı kendisine teslim ede­ ceğini ve bu suretle Şiiliğe sun verilmesine kararlı olduğunu büdi- 112 OĞUZ ÜNAL . Sultan'ı Mısır'a davet ediyor. Bütün bu hadiseler. Türk akınları daima başarı ile sonuçlanıyor ve Bizans'ın bütün direnmeleri kınlıyordu. hiç olmazsa geri püskürtmek ve akınlara bir son vermek amacıyla tahta çıkarılmış bulunan Roma­ nos Diogenes'in bütün plânları boşa çıkıyordu.1070 yılında doğu orduları başkomutanlığına tayin ettiği General Manue! Komnenos'u görevlendirmişti. Hattâ. Ziıa İslâm dünyası aşırı Şiiler ve onların başı Mısır Fatimileri karşı­ sında idi ve iç mücadeleler doiayısiyle Mısır veziri Nâsr üd-Devle Hamdan. Tüik akıncıları gün geçtikçe daha batıya yayılıyorlar ve Selçuklu Sultanı hedefine biraz daha yaklaşıyordu. şimdilik. Fakat. Görev belli ve açıkti. Türk­ men akınlan durdurulacak vc rastlanan her Türk kuvveti yok edile­ cekti. Bizans değil. Bu se­ beple. Türk meselesini kökünden bertaraf etmeye zorladı. Türklerin senelerden beri Anadolu'da yapmakta oldukları akınlara ve istilâlara bir son vermek için Azerbaycan’a bir sefer yapmak ve Suriye'de Şii Fatimilerle meşgul bulunan Sultan'm İran'da bulunmamasından istifade ederek. (262) D. İmparator Romanos Diogenes'in büiün gayretlerine rağmen. İmparator. Türkleti Anadolu'dan atmak. Mısır Fatimileri teşkil ediyor. İmparator. S A V A Ş A G İD E N Y O L Selçuklular'la Bizans arasındaki münasebetlerin iyice gerginleş­ miş ve imparatorun bu meseleyi kökünden halletmek üzere kararlı olarak harekete geçmiş olmasına rağmen Alp Arsian'ın ilk iıedefini. İmparatoru. Bizans komutanı asi Selçuklu şehzadesi E!-Basan'a esir düştü. ansızın çıkıveren ve ne zaman ne­ reye hücum edeceği bilinemeyen Türk akıncıları sebebiyle yolunu vc plânını değiştirmek zorunda kalıyor ve hiç bir sonuç elde ede­ meden İstanbul'a dönüyordu. bizzat kumanda ettiği seferlerde dahi. Ve bu niyetle 13 Mart 1071'dc yola çıktı. 1070 yılındaki bu üçüncü seferde de hiç bir şey yapıla­ madı. Selçukluların ana yurduna karşı akınlar yapmak ve bu şekilde Sultan'ı mutlak bir harbe zorlayarak ezmek ve Türkmenler'in bir daha Anadolu topraklarına ayak basmayacaklarına ve Sel­ çuklu akınlarına son verileceğine dair bir muahedeyi kabul ettirmek niyetinde idi.

Daha sonra da HORASAN'DAN ANADOLU'YA 113 .liyordu. güneye dönerek Suriye'ye inmek üzere Urfa kalesine yöıielmiş. Sultan "Rum lar karşısında cihâd yapatı bu hudut şehrini kılıç ile fethetmekten korkarım" diyerek İslâmm gazâ mefkuresine olan bağlılığını açıkça belirtmiştir. Emir Mahmud. Mısır Fatımileri üzerine yürüyüşüne devanı etmeye karar verdi. affedilerek. annesinin de şe­ faatiyle. Büyük Selçuklu Sultanına bağlı kalmak şartiyle devam ettirmesine izin verilmiş^ ti. İslâm dünyasmın geleceğini yakından ilgilendiren bu konuyu ilk plâna almış bulu­ nuyordu. Müslümanlarm elinde ve Selçukluların tabiiyetinde bulunan Ahlat'a gelince amcası Tuğrul Bcy'in kuşatıp da alamadığı ve alınmasını vasiyet ettiği Malazgirt kalesini süratle muhasara edip fethetti.(264) Malazgirt'in fethinden sonra Alp Arslan. Bunun üzerine. Ancak Sultan'm Halep önlerinde bulunduğu sıralarda Bizans İmparatoru Romanos Diogenes'in elçisi gelerek. Sultan Alp Arslan. (263) Alp Arslan bu sebeplerle 1070 yılı Temmuzunda büyük bir ordu ile Fatimiler üzerine gitiTiek üzere harekete geçti. Bu sebeple kale kuşatıldı. Bu teklifler 'Karşısında ve alışık olmadığı bir uslupla kendisine hitap edilınesinden müthiş gazaba gelen Sultan. Oğuz kıyafetine girerek annesiyle birlikte Sullan'ın lıuzuruna gelmiş ve kendisine bağlılığını bildirmişti. üzerine yürüyeceğini bildiriyordu. Şehrin hükümdarı Mirdâsi Eıniri Malımud korkusun­ dan Sultan'ı karşılayamamişti. Bu durum ve davetler karşısında Süriye-Mısır seferi büyük bit ehemmiyet ka/anmıştı ve Sultan Alp Arslan. İmparator bu mektubunda Alp Arslait'dan Malazgirt. elçiyi sert bir cevapla geri gönderdi. Ahlat. Fakat İs­ lâm kanı akıtmamak düşüncesi ile sadece bir gün kaleye hücum ya­ pıldı. tekrar Halep'teki hâkimiyetini. 1071 yılı başlarında Fırat’ı geçerek Halep önlerine geldi. on günlük bir kuşatma­ dan sonra sonuç alınamayacağmı anlayınca büyük ordusunu bir kale önünde yıpratmayı askerlik prensiplerine aykırı bularak. İmparatorun bir mektubunu Sultan'a takdim etti. Ahlat Selçuklula­ rın Anadolu sefer ve akınlarında askeri üs vazifesini görüyordu.(265) Bu meselenin de bu şekilde hallinden sonra Sultan. sekiz. Nihayet. Erciş ve Menbiç şehirlerinin Bizans'a terkini istiyor. şehrin yaptığı barış teklifini kabul edip kuşatmayı kaldırdı ve buradan Halep üzerine yöneldi. aksi takdirde büyük bir ordu ile hareket ederek.

Sultan bu ordunun büyük bir kısmının (Yınanç'a göre sol cenahından bir kısmının) Halep Emiri Mahmud ile birlikte Fatimiler üzerine sefere devamını emretti. İmparator'a Sivas'ta veya Erzurum'da kalarak köyleri taiırip ve Türkleri aç­ lığa mahkum etmek tavsiyelerini yapıyorlardı. 13 Mart 1071 günü. bir günlük bir yürüyüşle güneye doğru iler!edi. İmparatorun. Bu şekilde Bizans ordusunun hücum edemeyeceği kanaatini uyandırarak Sultanı yanıl­ tan İmparator (269) İstanbul'dan hareketle Eskişehir'i geçip Kızılır­ mak (Halys) vadisini takip ederek Sivas'a vardı. Suriye ü/. Ayasofya kilisesine giderek büyük bir ayinde dua ettikten sonra.(266) Fakat tam bu sıralarda. Bu durumda Büyük Selçuklu ordusunun büyük bir kısmı Suriye-Mısır yolunda Fatimiler karşısında kalmıştı. İstanbul'dan hareketinden önce. yanında bulunan Nikefor Bryennios ile aslen Türk olan General Tarkhan (Tarkhaniotes) ve bazı mühim generaller. bir günlük yol alınmadan yolda Bizans İmparaturunun mu­ azzam bir Oldu ile Erzurum (Kalikala)'a doğru ilerlemekte olduğu haberi geldi. Ahlat. Fırat ve Dicle'yi geçip.(267) Halbuki elçilerin gelişi ve konuşma uslupları BizanslIların taaıruz edemeyecekleri intibaını veriyordu. Daha sonra yoluna devamla Theodosyopolis'e doğru hareket etti. Romanos Diogenes Sivas'a varınca şehirdeki Rumların "Ermeniler bize Tüı klerden daha fazla taşkınlık ve merhametsizlik gösterdiler" diye şi­ kâyet etmeleri üzerine Ermeni prenslerini bu şehirden iürüp çıkarttı. kendisi de hassa askerleri ile birlikte ve çok süratli olarak endişeli bir şekilde SuriyeMısır yolundan kuzeye dönerek. Bizanslılaı 'in kendi memleketlerini yağma ve tahripten çekinmediklerini buzai Bizans tarihçileri de kaydetmişlerdir.ordusu ilf. bu teklifleri kabul 114 Oğ u z ÜNAL . bizzat İran'a girmek ve Sultanı kati neticeli bir meydan muharebesiyle ezmek kararında olduğundan. Nitekim. Malazgirt. Erciş ve Menbiç şehirlerinin derhal Bizans'a terkini istiyor. evvelce Müslümanlar elinde iken Rumlar tarafından alınmış olan bazı kalelerin Selçuklular'a verilmesi karşılığında. aksi halde büyük bir ordu ile üzerine yürüyeceği tehdidini savuruyordu. başka bir vesile ile de.(268) Sefer maksadını gizlemek ve Selçuklu Sultanını yanıltmak (tıaksadiyle de Halep önünde bulunduğu sırada ona elçi gönderip. Fakat İmparator. DiyarbakııBitlis yolu ile Selçuklu ordusunun askeri üslerinden olan Ahlat'a doğru yola çıktı. İmparator. İm­ paratorluk ordusunun başına geçerek yola çıkmıştı. BizanslIlar daha önce Ermenileri yurtlarından koparıp Sivas'a yerleştirmişlerdi.erinden Mısır'a gitmek üzere Halep'ten ayrılarak.

Anadolu'daki Türk kuvvetlerine karşı koyabilecek bir Bizans askeri gücünün kalmayacağını bildiriyor (274) ve "işte Rum ülkelerini istilâ edip. Sicilya'da Araplar'a karşı savaşlaida şöhret kazanan General Ursel ile General Tarkhan'ı 3C. doğu Anadolu istikametinde ilerliyordu. bütün itirazlara rağmen kendi fikrinde ısrar ederek. Sul­ tan da buradan Diyarbakır-Bitlis yolu ile Ahlat'a doğru yoluna devam etmişti. Bizans İm­ paratorluk ordusu üzerinde kesin bir zafer kazanmak mümkün olursa.000 zırhlı askerini Gürcistan'a göndererek arkasını emniyete aldı. gene­ ralleriyle yaptığı bir harp meclisinde.(271) Bu sırada İmparator. Bizans İmparatorluk ordusunun başında. İran üzerine yürümeğe karar vermişti. İmparatorun Erzurum'a vardığı ve doğu Anadolu'ya doğru ilerlediği haberini Meyyâfarikim (Silvan)'da almış. (272) Alp Arslan. İstanbul'dan beraberinde getirdiği Selçuklu Şehzâdesi El-Basan (Cr-Basgan.0C0 kişilik bir kuvvetle Erzuium'daıi Malazgirt ve Ahlat üzerine çıkarıp yolları açmaya. İm­ parator kuvvetleı inden 20. Hattâ büyük zaferin kendisini beklediğini görür gibi oldu. Alp Ai slan'tn korkusundan Irak'a çekilcJiği haberini verdi. Anadolu akınından dönen Afşin Bey'den merakla beklediği haberi de yolda aldı. Rumlar bizimle savaşacak kudrette değildir" diyordu. Ersagun)'ı da -muharebe sırasında Türklere iltihak etmesinden korktuğu için .(270) Çok az bir muhafız kuvveti­ nin koruduğu Malazgirt kalesini çarçabuk alan İmparator büyük bir gurura kapıldı. Alp Arslan. Afşin Bey. İmparator. Alp Arslan'ın dönüş yolunu kesmeye. (275) İmparator Romanos Oiogenes.(273) Ou sırada El-Basan’ı takiple Anadolu'daki bü­ yük bir akından dönen Afşin Bey'in kuvvetlerinden mühim bir kısmı da Selçuklu üssü Ahlat'da Sultaıı'ı bekliyordu. kendisi de büyük ordusu ile arkadan Malazgirt'e doğru haıekete geçti.etmeyeıek Erzurum'a vardı. başta Ma­ lazgirt kadısı olmak üzere o havalideki kalabahk bir halk kitlesi de gelip tehlikeyi ve himaye edilmelerini Sultan'a bildirmişlerdi. Bizans'ın Anadolu'daki belli başlı askeri üslerinin. (276) HORASAN'DAN ANADOLU’YA 115 . Sultan'a gönderdiği rapo­ runda. siratejik noktalarının ve ikmâl merkezlerinin tahrip edildiğini. Orada doğu orduları kumandanı Ermeni Basil. bu maksatla da tah­ ribat yapmaya memur etti.İstanbul'a geri gönderdi. büyük bir ganimetle döndüm. Bizans İmpa­ ratorluğunun kendisini savunacak durumda olmadığını.

Nitekim M. bu kuvvetlerin kendi karargâhlarına da ğıtıld ığını söylemek­ le durum u aydınlatm ıştır. Bu cebri yürüyüş bilhassa Fırat nehrini geçerken Türk ordusunda ciddi kayıp­ lara sebep oldu.* Sultân'ın yanında asıl kendi ordusu olan Horasan ordusu ile Anadolu hududunda cihâd ve gazâ ile meşgul bulunan genç ve güzide kuvvetler kalmıştı. Alp ArsUn. Ahiat'daki Selçuklu üs­ sünde kendisini bekleyen Afşin Bey kuvvetleriyle kavuşmak üzere.000 ki­ şilik öncü kuvvetlerini iki kol halinde Ahlat'a doğru ileri sürmüş­ tü. Veziri Nizam ülıMülk'ü muhtemel bir bozgunda Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nun dağılmasına engel olacak tedbirleri almak üzere Hemedan'a gönderdi. amcası Sultan Tuğrul Bey zamanından beri silâh altında bulunan Irak-ı Arap ve Irak-ı Acem ülkelerinin as­ kerlerini. Ursel de Bayyöl komutasındaki kuvvetlerle beraber Ahlat istikametinde hareket ettikten sonra. 4L7) M ı­ sır'da Fatim iier ve A nad olu'd a Bizans ile harp halinde olan ve çok kritik bir dönem yaşayan Sultan A lp Arslan'ın böyle bir hatâ yap­ ması ve ordusunun kuvvetini azaltması beklenemez. Türkiye Tarihi. Bizans ordusu hakkındaki son bilgileri toplamak üzere Emir Sanduk (Sandak) Bey komutasında 10. Y ınanç. 11G O ğ u z ÜNAL . T uğrul Bey ordusuna mensup bulu n an bu kuvvetle­ rin terhis edildiğini söylerse de (bkz. Sultan Alp Arslan'ın Ahlat istikametinde ilerlemekte ve gittikçe ''ikb«m akta olduğu haberini İmparatora biidirdiyse ae.(277) Sultan. süratle kuzey doğuya doğru yoluna devam etti. İmparator buna ihtimal vermemiş ve *Y ılm az Ö ztuna. Sultân'ın kendi gelişini işitir işitmez Suriye'den İran'a döndüğünü duymuş ve bundan dolayı Selçuk akıncı orduları­ nın hareket üssü olan Ahlat'ı zapt ve Van gölü sahillerini takip ederek bu göl kenarında Türkler eline geçen şehir ve kaleleri geri alarak Azerbaycan'a girmeği ve oradan İran ve Horasan içlerine ilerlemeği kararlaştırmış ve Türk asıllı General Tarkhan ve Normandiya'lı meşhur asilzâdelerden Ursel de Bayyöl kumandasındaki 30. (278) İmparator.H. sh. (279) Bizans ordusunun öncü kuvvetleri komutanı General Tarkhan. ordusuna cebri yürüyüş emri verdi.000 kişilik bir hafif süvari tümenini öncü olarak Ahlat istikametinde ileri sürdü. ordusunu bu şekilde gençleştirip yeniden teşkil ettikten sonra.Bizans ordusunun İran (Horasan)'a girmek üzere hareket ettiği­ ni anlayan Alp Arslan. kendi karar­ gâhlarına dağıttı. yani amcası Sultan Tuğrul Bey'in ordusunu.

böylece düşmanı aldatmıştı. Çünkü o. Sanduk Bey.habere inanmamışıi. 23 Ağustos 1071 günü Sultan'a gönderdi. (282) Bu suretle öncü muharebeleri. HORASAN’DAN ANADOLU'YA 117 . General Bryennios. Emir Sanduk Bey kumanda­ sındaki Türk öncüleri ile General Bryennios kumandasındaki kuvvet­ ler arasında çok kanlı bir muharebe başladı. Türk ordusu­ nun başında Sultan olduğu halde Musul'a doğru kaçmakta olduğu haberini etrafa yaymış. General Tarkhan ve Ursel. ele geçirilen süslü büyük bir haçla birlikte. Emir Sanduk Bey'in baskın tarzında giriştiği bir yıldırım taarruzuyla Bizans kuvvetlerini paramparça etmişler ve General Basilakes’i de esir etmişlerdi. Bunun üzerine. Sultan Alp Arslan. Bizans ordusunu karşılamak ü/ere Halep'ten hareket ettiğinde. Bizans öncü kuvvetlerini ağır bir bozguna uğratmışlar. daha sonra Fırat'ı geçerek Mu. büyük bir Türk kuvvetine çattığını. hattâ kendisinin bile yaralandı­ ğını İmparatora bildirdi. Türk akıncı üssü olan Ahlat'a vardığı zaman General Tarkiıan ve Ursel kumandasındaki Bizans öncü kuvvetleri de şehre yaklaşıyorlardı. Gerçek­ ten. General Nikefor Bryennios kumandasındaki yeni bir öncü kuv­ vetini Türk öncüsünün üzerine gönderdi. Türk kuvvetlerinin kesin zaferi ile neticelendi. evvelâ doğu istikametinde ilerlemiş.(281) General Nikefor Bryennios ise dağınık ve perişan kuvvetlerle kaçmıştı. Emir Sanduk Bey kumandasındaki Türk öncü kuvvetleri. esir General Basilakes'i. Sultan'ın henüz gelmemiş olduğunu sanan İmparator. Bu başarı Malazgirt zaferinin müjdecisi olmuştur. Bu kuvvetin gelerek Bizans şatlarında muhare­ beye girmesiyle Türk öncü taarruzları bir süre durakladı ise de Türk­ ler bu defa. Türklerin ana kuvverleriyie Musul istikametinde kaçmakta olduğu ve bir an evvel ülkelerine gidebil­ mek için yol aramakla meşgul bulunduklarına inanıyordu. Niiıayet Selçuklu ve Bizans öncü kuvvetleri Ahlat civarında karşılaştılar.sul topraklarına girmiş ve bu şekilde. Sultan da esir generali yanında alıkoyarak haçı. (280) Alp Arslan. Bu duru­ mu haber alan ve Sultan'ın geldiğine bir türlü inanamayan İmpara­ tor. durumu öğrenmek ve Bryennios'a yar­ dım etmek üzere Ermeni asıllı General Basilakes kumandasında yeni bir kuvveti ileri sürdü. veziri Nizam üi-Mülk'e göndermiş ve bunun çarçabuk Bağdad'da bulunan Halife'ye ulaştırılmasını ve böylece islâmın selâmeti için ilk başarının elde edildiğinin müjdelenmesini ve bu durumun bütün İslâm âlemine duyurulmasını istemişti. hayatlarını kurtarabilmek amacıyla batı istikametinde arkalarına bakmadan kaçmağa başlamışlardı.

Reşidü'd-Din sh. Faruk S Ü M E R — Ali SE V İM .000 kişi kadardı. Bizans ordusunda hayal kırıklığına sebep olmuş ve bu nedenle İmparator İran ve Horasan'a doğru yapmağa karâr verdiği seferden şimdilik vazgeçerek.* Bizans ordusunun mevcuau 200. S ıbt İbnü'l-Cevzi sh. Sel. (283) E. 266. 118 OĞUZ ÜNAL .. incelemeler Bizans ordusunun 200. ♦♦Orduların mevcudu hakkında çok mübalağalı rakkamlar ileri sü­ rülmüş ve bu arada Bizans ordusunun 600.000 kişi o ld u ğu da söy­ lenmişse de. Devri Türk Tarihi. İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı adlı kitapta El-Hüscynı sh. Îbnü'l-Cevzi sh.öncü muharebelerinin Türklerin i<esln zaf^i ile neticelenmesi Türk ordusunda büyük bir sevinç yaratırken. İbnü'l A dim sh. 52. 1 3 7 . L3. cihanın en büyük askeri kuvvetleri olan Türk ve Bizans İmparatorluk orduları 7-8 kilometre uzaktan birbirlerini gördüler.000 kişi civarında o ld u ğu n u göstermiştir.* ^ Malazgirt'e kadar cereyan eden 676 yıllık tarihinde Bizans İmparatorluğu. Orduda büyük harp âletleri ve 1. m uahhar İslâm kaynaklarında ve Bizans Kroniklerinde karşılaşm anın Çarşamba günü o ld u ğu kaydedilm iştir. kaynakların m ukaye­ sesinden herhalde Çarşam ba günü o ld u ğu anlaşılmaktadır. . M A L A Z G İR T M E Y D A N M U H A R E B E S İ V E G E Ç İR D İĞ İ SA FH A LA R 24 Ağustos 107m Çarşamba günü Malazgirt Ovasında. Malaz­ girt ovasından bir karış daha doğuya ilerleme cesaretini göstereme­ miş ve bu suretle Türk ordusu. sh. sh. 34.K Ö Y M E N . Bizans ordusunu orada mıhlamış. Bu hususta­ ki ifadelerin hayli karışık olm asına rağmen. orduların 26 Ağustos Cum a sabahı karşılaştıklarını söy­ lerse de.200 kişi tarafın­ dan idare edilebilen ve devrinin en büyük silâhı olan büyük bir man- *Ö ztun a. Bu ko­ nuda bkz. insiyatifi ele alarak meydan muharebesine gitmeğe mecbur etmiş­ ti. Sel.(284) Bizans ordusunun ağırlıklarını üç bin araba ve on binlerce hayvan taşıyordu. Tarihi ve . hiç bir seferinde bu kadar büyük ve muhteşem bir ordu toplamamıştu. 61 ve ayrıca Osm an T U R A N . 34.

dinamik ve disiplinli idi. Eksuk Oğlu Artuk Bey. Saltuk Gazi. yüksek hürmet ve itaati tamamen telkin edememişti. batıya doğru ar­ kalarına bakmadan kaçmışlar ve İmparatorun kuvvetleri ile birlikte kendisine iltihak etmeleri yolundaki emrine rağmen. Bekçioğlu Afşin Bey. Türk ordusundan sayıca dört kat daha üstün bulunmasına karşılık. bu generaller bir daha arkalarına bile bakmadan İstanbul'a doğru yol almışlardır. Emir Çavlı. Başlarında büyük zaferler kazanmış genç ve kudretli bir Sultan ile tecrübeli kumandanlara sahipti. iVlengücek Gazi. gazâ ve cihâd mefkuresi ile yanıp tutuşan bir ordu idi. Emir Sanduk Bey. (292) Her ne kadar Mükrimin Haiil Vınanç. Kuıalmış Bey'in oğulları olan Süleyman ve kardeşlerinin de Malazgirt Meydan *Fakih. 200.000 kişilik bu muazzam Bizans ordusunda tek merkezden idareye elverişli bir teşkilât ve birlik de yoktu.(291) Sultan Alp Arslan'ın yanında kardeşi prens Yakuti Bey. Emir Çavuldur.cınık da vardı. Sav Tekin. Bağdat muhafızı Sa'd ud-Devle Gevher Ayin. hepsinden tek tek sadakat yemini almak zorunda kalmış ve on­ ları hemen her gün tekrardığı valilik vaatleri ile yanında tutmağa çalışmıştır. Anadolu gazalarında pişmiş ve şöhret yapmış büyük Türk komutanları ile Sultanın imamı ve fakihi ^ ' Buhara'lı Ebu Cafer Muhammed bulunuyordu. din. Çok çevik. vatan kunna enerjisinin ateşiyle yanıyorlardı. Bunun üzerine Generallerinin sadakatinden şüpheye düşen İmpara­ tor. Aslen Kapadokya'lı bir General olan Romanos Diogenes de üniü bir hânedanın ferdi olmadığı için. BizanslIlar arasında. Dilmaçoğlu (ya da Dimlaçoğlu) Muhammed Bey. Tutu Oğlu Bey. A y Tekin. Arslan Taş.(286) Bundan başka.OOO kişi civarında idi. Hepsi İslâm ideali uğrunda birleşmiş gâzilerdi. İslâm H u k u k term inolojisinde F ık ıh H ukukçusu anlam ına gelmektedir.(289) Ancak. âlim i yani İslâm HORASAN'DAN ANADOLU'YA 119 .(285) Bizans ordusu. Emir Porsuk. (288) Türk ordusu ise SO. milliyet ve mefkure bakı­ mından çok ahenksiz ve hattâ birbirine düşman unsurlardan terek­ küp ediyordu. Tutak Bey. Bizans ordusuna nazaran küçük gibi görünen Türk ordusu dev gibi şahlan­ mış. Tarkhan ve Ursel. bir ordunun idaresi için şjı t oian. kaynak göstermeksizin. gibi.(290) Anadolu'ya yapılan akınlarda pişmiş ve bu ülkeyi bir Türk vatanı haline getirmeğe ka­ rar vermiş olan Türkler.(2S7) Nitekim daha ilk öncü muharebe­ lerinde mağlup olan Generaller.

(293) Sultan Alp Arslan. (294) Bu nedenle Sultan Alp Arslan.S ). İmparatora yaptığı barış teklifinde: "Eğ er sulh istiyor­ san sulh ederiz. düşma­ nın son durumu hakkında kesin ve doğru bilgiye sahip olmaktı.(296) Nitekim Peygamberimiz Hz. savaştan önce İmpa­ ratora son bir barış teklifinde bulunmakla Peygamber (S. Halife'nin elçisi İbn Mühliban da Sultanın yanında bulunuyordu. düşmanlarını üç şıktan birisini tercih etmeleri hususunda serbest bırakması gerekir. Alp Arslan.(297) İşte Sultan Alp Arslan da. son araştırmalar Kutalmışoğullarınm bu muharebeye katılmadıklarını kesinlikle orta­ ya çıkarmıştır. Eğer sulha rağbetin yok ise azmimizde Allah'a te­ vekkül ve azmimizi tashih ederiz" diyordu. Sultan’m barış yolundaki samimi ve halisane niyetini anlayamamış ve onun korktu­ 120 O ğ u z ÜNAL .lri'rkcn daha önceden düşmanla döğüşeceğini Halife'ye bildirmiş olduğundan. barış yapılması mümkün olmadığı takdirde. (295) Bu elçilik heyetini göndermekle Alp Arslan iki hedef takip edi­ yordu.A S )’in sün­ netini yerine getirmiş oluyordu. Ya kalpleri Müslümanlarla beraber olacak şekilde İslâmiyeti kabul etmeleri. Birincisi iki devlet arasındabarış yapılmasını sağlayarak kan dökülmesini önlemek. Halife.(298) Kuvvetine son derece mağrur olan İmparator. yahut onlar tarafından Müslümanlara herhangi bir kötülük gelmeye­ ceği hususunda garanti vermeleri. muharebe etmek azmiyle Malazgirt ovasın­ daki ordugâhına ı. Selçuklu komutanlarından Sav Tekin de bu elçilik heyetinde bulunuyordu.Muharebesine katılmış olduklarını söylerse de. Alp Arslan'ın İmparatora bir elçilik heyeti göndermesindeki ikinci hedefi de. Muhammed (S. Savaş kaçınılmaz bir iş halini aldığı zamanda bile savaştan önce İslâm kumandanının. İslâm'ın davetini temin edecek anlaşmayı kabul etmeleri veya savaş. hazırlık esnasında bile savaşa engel olmaya çok düşkündü. Zira bilindiği gibi kâfirlerle savaşmadan önce barış teklifinde bulunmak İslâm Devletler Hukuku'nun başta gelen kurallarındandı ve bu husus Kur'an-ı Kerim’de de sarahaten belirtilmişti. Halife'nin elçisi İbn Mühliban'm başkanlığındaki Bir elçilik heyetini İmparatora gönderdi.A. kan dökülmemesi için Alp Arslan ile Romanos Diogenes arasında barış aracılığı yapmak isti­ yordu ve İbn Mühliban'ı bu barışı sağlamak üzere göndermişti.

Allahım! İslâmın sancaklarını yükselt vc İslâm'a yardım et. bu mübarek gün­ de ordusunun maneviyatını yüksek tutmak istemiş ve hazırlıklarını ona göre yürütmüştü.ğuna hükmederek. büyük bir nezaketle "Isfahan" cevabını verince. ondan sonra sulh konu­ sunu konuşabileceğini Sultan'a cevaben bildirdi. Hemadân mı. Bu arada İslâm dünyasının kaderini yakından ilgilendiren bu meydan muharebesi için Abbâsi Halifesi Emir ül-Müminin Kaim Biemrillâh da bütün İslâm ülkeleri camilerinde okunmak üzere bir dua metni yayınlayarak her tarafa gönderdi. Sultan'm maneviyatını yükseltti. Said bin Muslâyâ tarafından kaleme alınmış bulunan dua metni aşağıdaki şekilde yazılmış idi. (300) Alp Arslan. "Atlarınızın Heme­ dân'da kışlayacaklarından ben de eminim. elçilik heyetinin arzettigi barış tekliflerini çok kaba bir şekilde reddetmiş vc elçilere:: "Isfahan mı daha güzel­ dir. alınca çok üzül­ müş ve mukadder çarpışma için hazırlıklarını tamamlamaya giriş­ mişti. Bİ2 İsfahan’da ve hayvan­ larımız da Hemedân'da kışlar" diyerek gururunu çok kaba bir şe­ kilde açığa vurmuştu.(299) İmparator. " E y Sultan'ım! Sen Allah'ın başka dinlere karşı zafer vaadeylediği İslâmiyet uğrunda cjhâd yapıyorsun. bana ondan haber verin" diye sormuş. Sultan'a. mü­ zakereye girişmekten kaçınarak Sultan'm her şeyden evvel bulun­ duğu mevkii terkedip Ahlat'a çekilmesini. Bu kaba hitap karşısında kendisini tutamayan Sav Tekin. vuruşma gününü Cuma'ya tesadüf ettirerek. İmparatorun red cevabını. diplomatik nezakete aykırı da olsa. HORASAN'DAN ANADOLU’YA 121 . İbn Mühliban. ordusunun çokluğuna güvendiğin­ den ve maiyetindeki generallerinin teşviklerine kapıldığından. İmparator: "Hemedân'm soğuk olduğunu öğrendik. bu nedenle bü­ tün hatiplerin minberlerde Müslüman halkla birlikte senin için duada bulunacakları Cuma günü öğle namazı sırasında savaşa giriş. Yolda taarruza uğ­ ramamaları için de elçilerin ellerine birer haç vererek geri gönderdi ve bu şekilde harbi emri vâki haline getirdi. 24 Ağustos 1071 Çar­ şamba (Yınanç'a göre 25 Ağustos Perşembe) günü. Bunun üzerine Sultan Alp Arslan. Şirkin başını ezmek ve kökünü kazımak suretiyle şirki mahvet. Ben Yüce Allah'ın zaferi senin adına yazdığına inanıyorum" (302) diye­ rek. Fakat sizin nerede kışla­ yacağınızı bilemem" diyerek çok ciddi ve manâlı bir mukabelede bulunmuştur.(301) Sultanın imamı ve fakihi Buhara'lı Ebu Cafer Muhammed.

El Fürkan suresi. senin yolunun miicâhidlerini yalnız bırakma. Allah yolunda mallarınızla. âyet. Onun kâfirlerin karşısındaki bugünü yarınına da yetsin. Senin sözün haktır.Saff suresi. canlarınızla savaşınız. sizin için. kazâ ve kaderini onun için iyi ve hayırlı tecelli ettir. Bu suretle onun mukaddes cihâdı zaferden ışık alsın. Allahım! O. **Kur'an-ı Kerim. Ordusunu meleklerinle destekle. bayraklarını nurlandıran ve gayesine ulaştıran yardımından uzak tutma. bu sayede senin hükmünü yürütür. Çünkü O. on­ ları kuvvetlendirerek yurdlarını emniyet ve zaferlerle dolduran yardımlarını esirgeme. nasıl senin davetine uyup şeriatının korunması yolunda gevşeklik göstermeden emrine icabet etmiş ve düşmanlarına bizzat karşı koyarak dinine hizmet için geceyi gündüze katmışsa. senin rızan için rahatını terketti. Onu öyle bir koruyucu ile kuşat ki.. Müminlerin Emirinin açık bir delili olan Şahinşah'ül-Azam (Sultan Alp Arslan)'ı. Çünkü Sen: " E y iman edenler! Elem verici bir azâbdan sizi kurtaracak kazançlı bir yolu size göstereyim mi? Allah'a ve Peygamberine imânda sebat ediyorsanız. Yapmak istediği işi ona kolay kıl İMi'ûini yerine getir. onu. Senin dinini yükseltmek ve şerefli kılmak için.. dürüst bir azim ve Allah'dan korkan temiz kalplerle ve ihlâs bahçelerinden kısmet alan inançlarla onun için Allah'a dua ediniz. hak yollarını göremeyip sapıklıkta göz­ leri kapansın. dileklerinde ona yardımcı ol."** *Kuran-ı Kerim. Ve küfür ehlinin. şöyle buyuruyor: " E y Muhammedi Onlara sizin dualarını/ olmasa Rabbim size niçin değer versin. düşmanların bütün hilelerini defetsin ve senin lütfunla bu koruyucu onu en sağlam elbiselerle. niyet ve azmini hayır ve başarı ile sonuçlandır. şanını yayılır kılsın ve zamanın güçlükleri karşı­ sında kolayca yerinde tutabilsin. 77. lO-Ul. senin güzel sıfatların içinde korusun. Çünkü hata ve eksikliklerden münezzeh olan Yüce Allah. d e. âyet. O. eğer bilirseniz çok hayırlıdır"* diyorsun. E y Müslümanlar! Doğru bir niyet. Bu.Sana itaat ve kulluk için hayatlarını feda edip sana bağlanarak kanlarını akıtan. lütufkâr ve her zaman devamlı tesir icra eden desteğinden mahrum etme. senin yoluna düştü. Es. Malı ve canı ile senin emirlerine uymak gayesiyle. Sen de Ona zafer kısmet eyle. 122 Oğ u z ÜNAL .

İslâm kaynaklan Türk ordusunun kanatlarına hangi ku­ mandanların tayin edildiğini ve Türk tümenlerini hangi emir ve kumandanların sevk ve idare ettiklerini söylemezler. pu­ su mevzileri (taarruz hazırlık mevzileri) nde. muharebe tertiplerini almağa başlamışlardı. Bizans ordugâhının yakınlarına kadar so­ kulmuşlardı. Alp Arslan.(309) Sağ ve sol kanatlarda ağırlık merkezi teşkil edecek olan dışa taşkın ihtiyat kuvvetleri. Muharebe Türk merkez kuvvetlerinin oynayacağı ustaca bir taktikle çözümlenecekti. (307) Türk ordusu. 26 Ağustos Cuma sabahına kadar Türk hafif süvari müfrezeleri. her kanadın gerisinde. boru. emirlerine verilen büyük birliklerle.(310) Kararlaştırılan muharebe strateji­ HORASAN'DAN ANADOLU'YA 123 . vs. Zeho ovasın­ daki yüksek tepelerin gerisinde pusu mevzileri (taarruz hazırlık mev­ zileri) ne yerleştirilmişlerdi. sancağını yükseltip zaferlerin en son derecesine erişme­ si ve gayesine nâil olması hususunda Allah'a dua ve niyazda bulu­ nunuz. A L L A H IM I ON UN B Ü T Ü N G Ü Ç L Ü K L E R İN İ K O L A Y L A Ş ­ T IR v e K ü f r ü O N UN ö n ü n d e Z E L İL k i l . Çarşamba günü İmparatorun red cevabını alınca. her kanatta ikişer olmak üzere merkez kuvvetleriyle birlikte beş büyük kısma-ayrılmış oluyordu. korku ve şaşkınlık içinde bırakıldı. 25 Ağustos Perşembe günü öğleden sonra ve gece. davul. büyük bir gizlilik ve sessizlik içerisinde. sağ ve sol kanat kuvvetleri olarak ayrılmış ve orduda genel bir ihtiyat kuvveti yerine. Türk ordusunun merkez kesimini en az ve yeterli kuvvete emanet etmiş ve merkezin emir ve kumandasını Başkumandan olarak bizzat eline almıştı. dışa taşkın ihtiyat kuv­ vetleri bulundurulmuştu. imamı ve fakihi olan Buharalı Ebu Cafer Muhammed'in tavsiyesiyle. tekbir sesleri.(306) Bu arada Türk komutanları." (303) Alp Arslan. Bir savunma tertibinden ziyade bir taarruz tertibi almıyordu. Bu suretle Türk ordusu.(305) 25/26 Ağustos gecesi Cuma sabahına kadar.(308) Bizans ordusunun en kuvvetli olarak tertiplenen merkez kuvvetlerine karşılık. merkez. 26 Ağustos 1071 Cuma günü savaşa başlamak üzere. muharebe hazır­ lıklarına girişmiş ve bütün tabiye tedbirlerini almıştı. düşmanın gözle göremiyeceği.(304) 25 Ağus­ tos Perşembe akşamından. gürültüleri ve ok yağmuru ile Bizans askerleri uykusuzluk. güçlü ve kuvvetli olarak düşmanlarını mahvetmesi.E y Müslümanlar! Onun.

Bu şekilde düşman. Gerideki sıralar da ellerindeki kalkanlarla ön sıraları düşmana doğru itmeğe çalışacaklardı. Falanjlar. "F a la n j" ve "L e j­ yon " esasına göre tertiplenmişlerdi. yanaşık düzende tertiplenen 256 muharipten meydana gelmişti. Bu taarruz­ la düşman kuvvetleri bir çember içine alınarak imhâ edilecekti. Bizans ordusu ise. üzerine çekecek ve muharebeden çekinip. Manipullerin her birinde yaklaşık 60-80 *M a n ip u l.(313) Bizans ordusunun merkez kuvvetleri. ikinci hatta prenslerin askerleri ve üçüncü hatta da imparatorun askerleri ellerinde kılıçları ve dikdört­ gen şeklindeki büyük kalkanları ile bulunuyorlardı. Türk merkez kuvvet­ lerinin bu geri çekilme sınırı pusu mevzileri (taarruz hazırlık mevzile­ ri) ne giren sağ ve sol kanat kuvvetlerinin bulundukları hatlardan bir az daha derinde olacaktı. üç hat teşkil ediyorlardı. şu şekilde muharebe tertibi almış­ tı. adeta merasim kıtası gibi. pusu mevzileri (taarruz hazırlık mevzileri) hizalarının biraz gerilerine kadar çekilerek bir tor­ baya sokulmak suretiyle sağ ve sol kanatlardan. Birinci hatta mızrak taşıy?nlar. evvelâ Türk Merkez kuvvetleri cepheden taarruz ederek düşmanı kışkırtacak. Leon tara­ fından yazılan "Tactica" (Taktik) adlı eserde geliştirilmiş olan bir muharebe taktiği gereğince (312). general Nikefor Bryennios ve geride de ihtiyat kuvvetlerinin başında Prens Andronikos Dukas bulunuyordu. genellikle ağır piyadelerden teşkil edilmişti. Bunların ilk beş sıraları çok uzun mızraklar taşıyorlardı. yaralı olmasına rağmen. (314) Lejyonlar ise. 150 yıl kadar önce İmparator VI. Her hatla 10 "ıManipul"* bulunuyordu. Falanjların arkasında. Ancak bu birliklerin manevra ve oynaklık kabiliyeti hemen hemen hiç yoktu. Merkezde esas büyük kuvvetlerle Başkumandan olarak İmparator Romanos Diogenes bulunuyordu.sine göre. B izans ordusundaki piyado b irlik lo rin c (b ö lü k le n n o ) v e r i­ len isim dir. Sağ kanatta Anadolu kıtalarının başında olarak ünlü Kapadokya'lı general Aliates vc sol kanatta da Rumeli kıtalarının başında olarak. yıl­ dığı hissini vererek geri çekilmeğe çalışacaktı. 124 Oğ u z ÜNAL . ön hatta ve 16 sıra halinde. düşmanın yan ve ge­ rilerine baskın tarzında bir yıldırım taarruzu yapılacaktı. Ordunun bel kemiğini meydana getiren bu ağır piyadeler.(311) Görüldüğü gibi Türk ordusu "kesin sonuç vasıtası" olarak "imhâ muharebesi" stratejisini benimsemişti.

10 sıra halindeki bir derinlik içinde muharebe tertibi almışlardı. daha oynak ve manevra kabiliyetleri üstün birliklerdi. Selçukluların aksine. İmparator jüstinianus devrinin ünlü generalle­ rinden Belisarius’un. Leon'un "Tactica" (Taktik) isimli eserlerinde son ve mükemmel şeklini alan "savunma . (318) Bu şekilde Bizans ordusunun süvari mcvcudu 15-20 bin kişi kadar oluyordu. En mükemmel muharebe tertip ve teş­ kilâtının üstün ve oynak bir manevra kabiliyeti ve tek merkezden sevk ve idareye elverişli mutlak bir askeri disiplin olduğunu unutan BizanslIlar. ön hatlar hiç bozulmayacak. Falanj ve Lejyonların yanaşık düzendeki kütlevi saf düzenleri muhafaza edilerek düşman üzerine kütle halinde yüklenilecek ve Selçuklu süvarisinin baskınlarına karşı daima uyanık bulunulacak­ tı. Bizans ordusunun teşkilâtı ve muharebe tertibatı. (315) Sağ ve sol kanatlarda ise yine Falanj ve Lejyon esasına göre dü­ zenlenmiş bulunan hafif piyadeler yer alıyordu. Malazgirt ovasında yedikleri ağır darbeden sonra anlayacaklardı. kanatlar hiç bir zaman savunmasız bırakılmaya­ cak.taarruz" stratejisine dayalı bir muharebe taktiğini benimsemişti. Kartaca ve İtalya savaşlarında uygulaya­ rak geliştirdiği ve İmparator Mauricius'un "Strategicon" (Strateji) ve İmparator VI. Lejyonlar. Peçcnek ve Uz (Şamani Oğuz) süvarileri yer almıştı. maiyetinde bulunan bütün kumandanları topladı ve onların yanında Allah'a şu duada bulundu: "Y a Rabbi! Sana tevekkül ettim ve bu cihâdla HORASAN'DAN ANADOLU’YA 125 . Sultan Alp Arslan. yukardan görünüşleri itibariyle yan yana kibrit kutu­ ları gibi tam bir merasim kıtası halinde idiler. Süvari perdesinin sağ kanadında Anadolu'lu süvariler. (320) 26 Ağustos 1071 Cuma sabahı. bu gerçeği. Manipuller. Bu taktik gercğincc. sol kanadında Rumeli'li süvariler ve bunların arasında da öizans.(319) Görüldüğü gibi. İran. (316) Bu piyade birliklerinden başka ordunun önünde bir süvari per­ desi teşkil edilmişti.kişilik iki sıra halinde 120 160 er bulunuyordu. Falanjlara nazaran daha az kuvvetli olmakla beraber. kaba kuvvetin tam bir örneği idi Türklerdeki oynak sevk ve idareye ulaşamamışlardı. Bizans ordusu. Falanjlar ve Lejyonlar. ordunun ancak onda biri kadarını meydana getiriyorlardı. (317) Bizans ordusunda üçüncü kuvvet olan süvariler.

hep bir ağızdan: " E y Sultan. "Askerlerim. düşman çoğunlukta olarak böyle bekleyeceğiz? Ben. ona itaat etmenizi ve onu yerime geçirme­ nizi sizlere vasiyet ediyorum. güçlüklerimi kolaylaştır. düşmanlarıma karşı cihâdımda bana yar­ dım et ve beni muzaffer bir sultan kıl. bana yardım et. Şimdi burada Allah'tan başka Sultan yoktur. emir ve kader yalnız onun elindedir. 126 Oğ u z ÜNAL .ya da şehit olarak cennete giderim. Ya gâyemecroı . A<lahım! Niyetim halistir. "Ben. Senin katında secdeye kapanıyor ve yalvarıyorum. kumandanlarım! Daha ne zamana kadar biz azın­ lıkta. muhtesipler* gibi sabırlıyım ve kendini tehlike­ lere atan kimselerin yaptıkları gibi gazilerin başında savaşacağım. istemeyenler ise serbestçe gidebilirler. Müslümanların eskiden beri yapa geldikleri bir gazâ yapıyoruz. kumandanlarına şu hitabe­ de bulundu. Bu sözlerim gerçek duy­ gularımı ifade etmezse beni. Eğer Allah beni başarıya ulaştırırsa ki. biz de aynısını yaparız. (322) Öğleye doğru namaz vakti gelince Sultan askerleriyle birlikte namaz kılıp. Biz. Eğer içim dışıma uygun geliyor ve sözlerim gerçek duygularımı ifade ediyorsa. Bu gün ben de sizlerden biriyim ve sizinle beraber savaşacağım. bizim sa­ yıca az olmamıza rağmen." (323) Bu hitabeyi büyük bir heyecan içinde ve gözyaşları arasında dinleyen asker ve kumandanlar. Allah rızası için savaşan demektir. Asla em­ rinden ayrılmayacağız. Müslümanların minberlerde bizim için ve Müslümanlar için dua etmekte oldukları şu saatte düşmana saldırmak istiyorum. yanımdaki komutanlarım ve askerlerim­ le birlikte kahret. Sîzler­ den arkamdan gelmek isteyenler gelsinler." Sultan'ın bu sözleri üzerine kumandanlar da hiç duraksamadan ve hep bir ağızdan: "Baş üstüne" dediler. O'ndan beklediğim budur. bu güzel bir sonuç olacaktır." (321) Bu duadan sonra Sultan Alp Arslan.Allah'a dua etti ve gözyaşları arasında askerlerine şu hitabede bulundu.sana yaklaştım. biz senin kullarınız. Sen ne yaparsan. istediğin gibi hareket et" dediler. Eğer durum bunun aksi olursa oğlum Melik-Şah'ı dinlemenizi. (324) *Muhtesip.

Bizans ordu­ sunda hafif bir maneviyat kırıklığına sebep oldu ve İmparatoru da oldukça sinirlendirdi. İki ordu vuruşabilecek mesafeye kadar yakınlaştı.) de savaşa gideceğinde daim a güzel kokular sürerdi. ***Peçenek ve Uzlar'm Selçuklular tarafına ne zaman geçtiği hakkm da kaynaklarda birbirini tutm ayan çelişik bazı rivayetler varsa da.** sonra ok ve yayını atarak. K A R A T A M U .g e.A .000 kişi civarındaki Bizans ordusu içinde onda bir kadar bile değillerdi.S. Türkler Allah Allah ve tekbir sesleri. 157) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 127 .*** Bu hâdise. sh. Zira Uzlar ve Peçenekler. yakın vuruşma silâhları olan.**** ♦Peygamberimiz Hz. bu kuvvetli zannettikleri sebep hiç de yeterli değildir. Sultan Alp Arslan'm huzurunda yer öpen Peçenek ve Oğuzlar'ır reisleri. (325) Böylece artık muharebe başlıyor. Bu nedenle bu kadarcık bir kuv­ vetin Türkler tarafına geçmesi Türk ve Bizans orduları arasında­ ki kuvvet farkını kapatm ak şöyle dursun. etkileyecek kadar cid­ di bir sebep dahi değildir. Yenilgiyi bir türlü hazmedemeyen ve kendilerini asılsız bir yalana inandırm ağa çalışan bu tarihçiler hem kendilerini aldatm ışlar ve hem de tarihe karşı bir ihanette bulunm uşlardır. M uham m ed (S. eski Türk töresince.Daha sonra tamamen beyaz elbiseler giymiş ve güzel kokular sürmüş* bulunan Sultan Alp Arslan.. ölünceye kadar savaştan dönm em eğe ahdetmek de­ mekti. a. ****B izans İm paratorluğunun son gücünü kullanarak çıkardığı o r­ dusunun Malazgirt'te im ha edilmesi sebeplerini bazı Hıristiyan kaynakları yalnızca Peçenek ve Uzlar'm Bizans saflarından ayrılarak Selçuklu saflarına geçmelerine bağlarlarsa da. Bizans saflarından ayrılıp ırkdaşları olan Selçuklular'a katıldılar. **Savaşa başlam adan önce atm m k uyruğun u bağlam ak. (bkz. kös ve boru gürültüleri ve savaş naraları arasında harekete geçiyor ve düşmanı tahrik ederek harekete geçirmeğe çalışıyor­ lardı. atının kolanını iiktı vc eski Türk töresi gereğince atının kuyruğunu bizzat kendi cli\lc bağ­ ladı. kılıç ve gürzünü kuşandı. 200. Türk hakanına Bizans ordsunun son durumu hakkında pek değerli bilgiler verdiler. Tam bu sıra­ da Bizans ordusunda ücretli olarak bulunan Şamani Peçenek ve Oğuzlar (Uzlar). bizce herhalde muharebe başlamadan önce ve ordular birbirlerine iyice yaklaştıkları sırada vuku bulm uş olm alıdır.

mağrur İmpara­ toru gayrete getirmişti. Sultan Alp Arslan'ın çalınmasını emrettiği cenk havaları ve tekbir sesleri arasın­ da Türk merkez kuvvetlerinin cephe taarruzu başladı.(328) Bu şekilde Bizans ağır piyadesinin doğu istikametindeki bu taarruzları çok seri bir şekilde inkişaf etmiş ve düşman. muharebenin bu şekilde inkişaf etmesinden memnun­ du. Alp Arslan bu taarruza mukavemet edemiyormuş gibi yaparak ağır ağır geri çekilmeğe başladı. bu ilerleyişi devamlı olarak taciz etmişlerdi.öğleyi bir iki saat geçe (tahminen 13. İmparator. süvari müfrezeleri ile desteklenmiş olduğu hal­ de. Bu se­ beple Sultan. atına atlayarak müthiş bir hücuma geçti. büyük bir taarruza geçti. Sultan'm başında bulundu­ ğu Türk merkez kuvvetlerinin bu çekilme hareketi. Bu şekilde Bizans ağır piyadesi. Sultan Alp Arslan'ın maksadı.30 sıralarında). pusu mevzileri (taarruz hazırlık mevzileri)'ndeki Türk kuvvetlerinden habersiz olarak. yakın temasa geçince de Bizans süvari perdesi tamamen yırtılmış ve dağılmıştı. Bizans ordusunun önündeki süvari perdesini da­ ğıtmak ve düşmanın ana kuvvetleri ile temasa gelerek onları üzerine çekmekti.(327) Süvarilerinin dağıldığını ve geri çekilmekte olduğunu gören İmparator Diogenes. Türk merkez kuvvetlerinin giriştiği cephe taarruzu çok sert bir şekilde inkişaf ettirilmiş ve Türk süvari­ sinin at üzerinde hareket halinde iken yaptığı yoğun ok atışları ile Bizans süvarisi şaşkına dönmüş. (329) Türk merkez kuvvetlerinin bu sahte geri çekilme hareketi Türk ordusunun ağırlık merkezini teşkil eden sağ ve sol kanatlardaki 128 Oğ u z ÜNAL . Türk ordusunun çok büyük kuvvetlerle hücuma geçtiklerine ve bu sebeple Bizans süvari perdesinin dağılarak geri çekildiğine kanaat getirerek. bir kama gibi Türk ordusunun içine girmiş ve Türk merkez kuvvetlerini göğüs göğüse muharebeye zorlamak azmiyle kendi ordugâhından çok uzaklaşmış ve Bizans askeri geleneğinden ayrılarak. Türk ordusunu küçüm­ seyen müstehziyane bir eda ile: "Hep birlikte saldırıp şu küçük top­ luluğu ortadan kaldırınız" dedi ve kendisi de mızrağını eline alıp. kumandanlarına kati neticeyi almak üzere taarruza geçmelerini emrederek. Bizans ağır piyadesi çok büyük bir kütle halinde karşı taarruza geçtiğinden.(326) Bu nedenle. Türk sağ ve sol kanatlarının ağır­ lık merkezini teşkil eden. Alp Arslan'ın istediği de bu idi. Bu sırada Türk süvarileri at üzerinde ve hareket halinde iken attıkları oklarla. oyalayıcı ve çevik Türk kuvvetlerine gittikçe daha çok yaklaşmak için boş bir gayretle ileri sokulmuştur. kendi komutasındaki ana kuvvetlerle ileri atıldı.

çok seri bir şekilde inkişaf ettirilmiş ve saat 15. Bu sebeple Türk sol kanat kuvvetleriyle Bizans mer­ kez kuvvetlerindeki ağır piyadeler arasında çok kanlı çarpışmalar başlamıştı. Bizans ordusunun sağ ve sol kanatlarının yan ve gerilerine saldırarak düşmanı sarmağa başlamıştı. bütün cephelerden genel taarruz emrini vermişti. Bu suretle yaklaşık olarak saat 15. Türk sol kanat kuvvetlerinin Bizans sağ kanadına yaptığı müthiş akınlar düşmanın bu kanadını iyice dağıtmış ve bu şekilde Bizans merkez kuvvetlerinin sağ yanı açılmış ve bu defa Türk sol kanat kuvvetlerinin saldırıları tamamiyle Bizans merkez kuvvetle­ rine yönelmişti. bozguna uğrayan sağ kanada sol kanaddan kuvvet kaydırılmasını emretmişse de. Türkler. İşte tam bu sırada Sultan Alp Arslan. Türk süvarisinin müthiş hücumları karşısında bu teşebbüs de gerçekleşememiş­ ti. artık Türk taarruzlarının kendisinin başında bulunduğu Bizans merkez bölgesine yöneldiğini anlayınca geri çekilerek kuvvetlerini Bizans ordugâhında toplayıp orada.' Türk ordusunun baskın tarzında ve yıldırım hıziyle giriştiği bu taarruz.(330) İmparator.30'dan itibaren düşmanın sağ ve sol kanat kuvvetleri parçalanmaya başla­ mıştı. saf halinde yapılan klâsik muharebeye yanaşmıyor ve bunda muvaffak oluyorlardı. Falanj ve Lejyonların kütlevi saf düzenleri bir hayli bozulmuş ve sarsılmış olarak. Garabudo ve Aproksimet tepeleri hizalarında torbaya girmiş oluyordu.dışa üşkın ihtiyat kuvvetlerinin bulundukları pusu mevzileri hizala­ rına kadar devam etti. kuvvet azlığını bu taktikleri ile gideriyorlar.00 sıralarında Bizans ana kuvvetleri. Tam bir imhâ muharebesi veriliyordu. (331) Artık Bizans ordusu her iki kanatta da çöküyordu. Bu şekilde gerileyen Türk merkez kuvvetleri ile beraber sağ ve sol kanatlardaki pusu mevzileri (taarruz hazırlık mevzileri)'nden bütün Türk ordusunun genel taarruzu başlamış oldu. Pusu mevzilerino'e bulunan Türk sağ ve sol kanat kuvvetleri yıldırım hıziyle. yeni bir kütle taarruzuna geçmeği tasarlayarak bu yolda hazırlıklara girişmişti. Bunun için de HORASAN’DAN ANADOLU'YA 129 .00-16. Türk sağ ve sol kanatlarının açıklarında bulunan süvari birlikleri. Ayrıca Bizans ordusunun geri çekilmesine mani olmak gayesiyle. Falanj ve Lejyonların saflarını düzelterek. Sağ ve sol kanatlardaki muharebelerin kaybedildiğini gören İmparator. Bizans ordu­ sunun çok derinlerine ve gerilerine taarruza geçmişlerdi.

Sultan'ın önünde yer öperek ona: "B ir Sultanın Müslümanlara acıması gerekir.ilk olarak ileri hatlarda bulunan sancaklarını. İmparator insiyatifi tamamen kaybetmiş. rahatı savaş meydanına tercih etmelidir" dedi. Bizans ihtiyat kuvvetleri komutanı Prens Andronikos Dukas. Bu sebeple Em ir Ay Tekin atından inip. Sultan Alp Arslan. Ancak İmparatorun bu hareket tarzını yan­ lış değerlendirerek. muharebenin tamamen kaybedildiğini zanneden. BizanslIlardan hoşlanmayan Ermeni kıtaları da muharebe meydanından çekildi­ ler. Aynı şekilde. ege­ 130 Oğ u z ÜNAL . kendilerine yapılan mezhep baskıları dolayısiyle.(332) İşte bu son darbeler İmparatoru kesinlikle yıktı.30'a kadar kendi kuvvetleriyle direndi. fakat etrafında­ ki birlikler yavaş yavaş eriyordu. (336) Yüz yillardanberi Doğu Anadolu'da ışıyan Bizans güneşi. Bununla beraber komutanları da bir endişe almıştı. (333) . bu şekilde 19. Bununla beraber İmparator. Sultan. İmparator. çekilmesi gereken bu güçlükleri biz huzur ve rahatlık sayarız" dedi. (334) Muharebe bütün şiddetiyle devam ediyordu. 26 Ağustos 1071 Cuma günü akşam güneşi ile birlikte batmış. Müslümanların huzur ve refah içerisinde olmaları için. geriye çektirdi. kendi emrindeki kuvvetlerle büyük bir inatla ve gerçekten kahramanca muharebeye devam ediyordu. taarruz ruhu ile muhakeme gücü arasında denge bulunmayan hırçın bir komutanın akılsız yönetimin­ de. Zira Sultan'ın en kanlı vuruşmala­ rın cereyan ettiği ateş hatlarına bu kadar pervasızca dalması tehli­ keli olabilirdi. bizzat kahramanca dövüşmekten ve inatla muharebeye devam etmekten de geri kalmadı. yok olmuştu. bu sıralarda kesin sonuç alabilmek gayesiyle bir er gibi muharebeye katılmış ve yıldırım gibi düşman kıularının içerisine atılmiştı. Nihayet Şadi adındaki bir Türk askerinin öldürmek için üzerine atıldığı bir sırada etraftakilerin: "öldürme! bu meliktir" demeleri üzerine İmparator da yakalanarak esir edildi. elinde kılıcı.(335) Böylece 26 Ağustos Cuma akşamı her şey bitmiş ve Bizans İmparatorluk ordusu. Sultanın bu hareket tarzı Türk komutan ve erle­ rini daha büyük bir gayrete getirmiş ve Türk ordusu müthiş bir şe­ kilde Bizans saflarına savlet eylemeğe başlamıştı. bir eşi daha bulunmayan o değerli varlığını savaşa sokup ölüm teh­ likesine atmamalı. emir almadan geri çekilerek muharebe meydanını terketti. A y Tekin'in bu sözlerine karşılık: "B u zalim kavmi yenersem o zaman rahat edebileceğim. Türklerin eline geçme­ sin diye.

Daha sonra Sultan. Ancak. sert sözler sarfetme. bu sebeplerden dolayı savaşı kaybet­ tiğini anlatmış ve Imparator'a şunları söylemiştir: "Sana barış yapılması için Halife'nin elçisi Mühliban'ı gönder­ diğim halde. bana ne yapardın?" dedi. savaş sırasında yapmış olduğu strateji ve taktik hata­ larını İmparatora izah ederek. Memleke­ tim böyle ve ben de şu halde (tutsak olarak) senin huzurundayım. Bunun üzerine Sultan: HORASAN'DAN ANADOLU’YA 131 . Sultan'ın huzuruna çıkartlmıştır. (338) Romanos Diogenes huzuruna getirildiği zaman Sultan ayağa kalkarak kendisini kucaklamış ve "İmparator! müteessir olmayınız. Bunun üzerine Sultan ona: "Eğ er zaferi sen kazansaydın. (337) Sultan Alp Arslan'a İmparatorun esir edildiği haber verildiği zaman. Su lu n buna inanamamıştır. sen bunu reddetmedin mi? Sana düşmanlarımın (ElBasan'ın) teslimini istemek için Emir Afşin ile haber gönderdiğim halde bundan imtina etmedin mi? Benimle anlaştığın halde (ahdini bozarak) bana savaş açmadın mı? Geri dönmen için daha dün haber göndermeme karşılık.menliği sönmüş ve Anadolu'da Türkler'in 900 yıldır parlayan ve bat­ mayan güneşi doğmuştu. Şimdi azgınlığının sonunu görd»« mü?” Sultan'ın bu sözleri üzerine İmparator: " E y Sultan. Bizans ordugâhına giden elçi heyetinde bulunanlar tarafından tatnınmış olmasına rağmen tereddüt­ ler devam etmiştir. insanların maceraları böyledir" diyerek kendisini teselli etmiş ve yanında oturtarak kendisi ile eşit muamelede bulunmuştur.. Bizansii esirlerin ağlayarak ayaklanna kapanmasından ve esir Bizans generallerinin ve özellikle öncülerle birlikte ilk defa esir edilen general Basilakis'in gösterdiği hürmet ve itibar şüpheleri dağıtmış ve İmparator olduğu anlaşılan Romanos Diogenes. buna rağmen zaferi sen kazandın. İm­ parator da: "Fena şeyler" diye cevap verdi. ülkelerini almak için bir çok kavimlerden asker top­ ladım ve para sarfettim. fakat istediğini yap" dedi. Bu durumda beni azarlama. sen "buraya gelebilmek ve gayeme ulaşabilmek için bu kadar para sarfettim ve çok asker topladım. Islâm ülkelerine kendi ülkem gibi hâkim olmadıkça nasıl geri dö­ nebilirim ?" diye karşılık verdin.

bir kumanda­ nın ve nâibin sıfatiyle beni memleketime göndermendir. Ancak kendin için bir kurtuluş akçası (fidye) vermelisin" dedi. Sultan'ın "10 mil­ yon altın" demesi üzerine İmparator şöyle dedi: "Sen benim canımı bağışladığın için Bizans ülkesine sahip olmak senin hakkındır.onlarla boyun eğip cizye verin­ ceye kadar muharebe edin" âyetini (339) okudu ve İmparator'a hitaben." Sultan Alp Arslan: "B u nedir?" diye sordu. . üçüncüsü de yapmayacağın bir şey olduğundan söylen­ mesine lüzum yoktur. İmparator: "Sultan. İmparator'un bu cevabından sonra yapılan müzakereler sonunda şu hususları kap­ sayan bir barış andlaşması yapıldı: 132 Oğ u z ÜNAL . Kur'an-ı Kerim'in Tevbe Suresinden ". para ve armağanlar kabul edip. birincisi öldürmek. çünkü bir başkası­ nı benim yerime imparator yaparlar. İmparator da: "Affetmek. ordu hazır­ lamak ve harpler sebebiyle. o zaman yalan söylemiş olurdun" diyerek kumandanlarına: "B u akıllı ve yiğit bir adamdır. Bizans topraklarında senin bir memlükün (kölen). Eğer beni bağışlarsan. Onun öldürülmesi doğru değil­ dir" dedi ve İmparator'a dönerek ilâve etti: "Ş im d i sana ne yapacağımı sanıyorsun?" İmparator şöyle cevap verdi: "Bana üç şeyden birini yapabilir­ sin. ömür boyu sana itaat eder. Islâm ülkelerine onların za­ rarı dokunur. Eğer beni öldürürsen bu sana bir fayda sağlamaz. Bizans'ın mal ve paralarını tükettim ve halk bundan dolayı yoksul bir duruma düştü" dedi. istediği miktarı söylemelidir" dedi. Eğer bunun aksini söyleseydin. . kul olurum" cevabını verdi. Fakat tahta geçtiğimden beri. "Seni affetmek kararındayım. Imparator'un bu sözlerini işiten Sultan Alp Arslan. İkincisi zaptetmek istediğim ülkelerinde beni teşhir etmek."Gerçekten doğru söyledin.

kızlarından birisini Sultan'ın oğluna verecek. Halife.İmparator. geri kalanlar da fidye alınmadan salıverildiler. (342) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 133 . 3 .Bizans devleti her yıl Selçuklu devletine 360..1. Ben askerimden küçük bir kuvvetin başında ve sen de bütün Hıristiyanlar yanında olduğu halde sana karşı bu başarıyı elde ettim. Bunun üzerine İmparator yer öptü..Bizans'ın elinde bulunan bütün Islâm tutsakları salıveri­ lecek..İmparator. Malazgirt şehir ve kaleleri Selçuklular'a bırakılacak.imparator. Daha sonra Sultan.BizanslIlar. 2. diğer İslâm hükümdarlarını da üzerine gönderseydi halin nice olurdu" dedi. bulunacak. Urfa. (340) Barış şartları bu şekilde kararlaştırıldıktan sonra. Hareketinden önce Sultan atma binip İmparator'u bir fersah mesafeye kadar bizzat uğurladı. üzerinde "Allah'tan başka ilâh yoktur ve Muhammed onun elçisidir" yazılı bir bayrak hazır­ latarak İmparator'a verdi ve onu iki Hâcip (341) ve 100 hassa as­ kerinin muhafazasında ülkesine gönderdi. Selçuklular'a askeri yardımda 5. 4. Sultan ona mani olmuş ve "kendisiyle daima dost kalacağı" hususunda and iç­ tikten sonra at üstünde yaklaşarak onu kucaklayıp vedalaşmış ve geri dönmüştür. Sultan sözlerine devamla: "Ben Halife karşısında en küçük hükümdarlardan biri gibiyim.. Antakya. söylediğin sözlere inanıyorum ve seni ülkene göndereceğim. kurtuluş akçası (fidye) olarak bir buçuk mil­ yon altın verecek.000 altın ödeyecek.. gerektiğinde. İmparator'u yeniden huzuruna getirtti ve İmparator'un ganimet olarak alınmış olan tah­ tını hazırlatarak İmparatoru tahtına oturttu ve bizzat kendi eliyle İmparator'a Hil'at ve Türk külahı (börk) giydirdi ve: "Seni naibim yapıyor. Ayrılırlarken İmparator atından inmek istedi ise de.. yeniden tahta oturduğu takdirde. Membiç. 6. kumandanla­ rın bir kısmı kurtuluş akçalarını vererek kurtuldular. Hükümdarlığını da sana geri veriyorum" de­ di. Ertesi gün Sultan.

İslâm şehirlerinde zafer şenlikleri yapılmıştır. Bu sebeple devrin şairleri Sultan Alp Arslan'ı tebrik ve metheden kasideler yazmışlardır. istikballerine bu derece tesir edici mahiyette olmamıştır. İslâm. herhangi bir Bizans İmparato­ ru da İslâmlar tarafından tutsak alınmamıştı.(345) İslâmiyetin doğuşundan beri böyle bir zafer görülmediği gibi. Türk tarihinde Malazgirt'ten önemli tek vaka. (350) ' 134 OĞUZ ÜNAL .A . Malazgirt'ten evvel. M A L A Z G İR T Z A F E R İN İN A K İS L E R İ V E A N A D O LU F Ü T U H A T IN A E T K İL E R İ Malazgirt zaferi Türk. tamamiyle Türkleş­ me ve İslâmlaşma yoluna girmişti. doğurduğu çok şümullü ve devamlı neticeler itibariyle. başta Halife olmak üzere her tarafa fetihnâmeler göndererek müjde haberini vermiştir. Bizans ve hattâ dünya tarihinde.(344) Bizans imparator­ luk ordusunun Malazgirt ovasında imha edilmesiyle Bizans savunma şeddi yıkılmış ve bu zafer sonucunda Anadolu. çalgılar çalınarak zaferi kutlayan halk sokaklara dökülmüş­ tür. Malazgirt mey­ dan muharebesini kazanmakla egemenliklerini genişletmişler ve Ana­ dolu'nun kapısını ardına kadar açmışlardı. Halife'ye gönderilen fetihnâme 12 Eylül 1071 günü Halife Kaim Bi'Em rillâh tarafından sarayda toplanan bütün devlet erkânı ve büyükler önünde merasimle okutulmuş ve tebrikler yapılmıştır. zafer takları ku­ rulmuş.(349) Alp Arslan.(347) Türkler'in tarih boyunca kazandıkları sayısız meydan muharebelerinden hiç biri.(343) Türkler. Hazreti Ömer (R .(346) İslâm kaynak­ ları bu kanaati belirtirlerken. Bağdad şehri görülmemiş bir şekilde süslenmiş. İstanbul'un fethidir. (348) Tarihte ilk defa bir Bizans İmparatoru'nun esir olması ile netice­ lenen bu büyük zaferin kıymeti zamanında da anlaşılmış ve bütün İslâm dünyasnda büyük bir sevinç dalgası esmiş. büyük dö­ nüm noktalarmdan birini teşkil eder.) zamanında Bizanslılar'a ve Sasaniler'e karşı kazanılan Yermuk ve Kadisiye gibi büyü'k zaferleri de hesaba katmışlardır.5.

hanedana mensup prenslerin rolleri gitgide azalırken. en büyük Sultan.Alp Arslan. Hemedân'a dönünce başta Halife'nin elçisi ve mektubu olmak üzere bir çok hükümdarların gönderdiği elçt. devletin kahredici bileği. Arap ve Acem hükümdarı. 3— Fetih ve istilâ siyasetinde de önemli bir değişiklik olmuş. 2— Fütuhata katılan unsurların artışına paralel olarak Anado­ lu'nun çok daha geniş bölgeleri akınlara maruz kalmış. doğuda mevcut hareket üssünden başka. dinin parlak tacı. (353) Malazgirt Meydan Muharebesinin tarihin kaydettiği en büyük savaş olarak kalması. galip ve muzaffer evlâd. dünya hükümdarlarının efendisi. Anadolu fütuhatında yeni bir safha olarak kabul edilen Malaz­ girt zaferi öncesi. ilk defa Selçuklu İmparatorluğu topraklarına katılmışlardır. Sultan Alp Arslan'a gönderdiği mektupta ona. gittikçe aktif faal ve rol oynamaya başlamışlardır. Bu suretle Anadolu'da yurt tutma hareketi başlamıştır. (352) Böylece artık Türk ve İslâm dünyaları için yeni bir devir doğuyordu. tebrik ve hediyeleri kabul etmiştir.(35m) Halife Kaim Bi'Em rülâh. Sultan Tuğrul Bey zamanındaki fütuhat arasındaki başlıca farkları şöylece sıralayabiliriz: 1— Alp Arslan zamanında yapılan fetihlere bizzat Sultan ve prenslerden başka "gulam '' sistemine göre yetişmiş kumandanlarla devlet hizmetine giren Türkmen beyleri de katılmışlar. bazı büyük merkezler ve önemli Bizans garnizonları işgal ya da tahrip edilmiş. Malazgirt gibi büyük Bizans şehirleri fethedildikten sonra. hattâ zaman zaman isyan etmek suretiyle menfi roller oynarlarken. insanların sığınağı. bu yeni unsur (Türkmen beyleri) bazen de birbirleriyle geçinememekle birlikte. güneyde de bir Selçuklu akıncı üssü meydana gelmiştir. "Allah'ın desteğine mazlıar. ancak Alp Arslan'm müttefiki durumunda HORASAN'DAN ANAPOLU’YA 135 . İslam ülkelerinin Sultam’’ gibi Unvanlarla hitap etmiş ve kazandığı bu eşsiz zaferden dolayı kendisini tebrik etmiştir. Alp Arslan zamanında yapılan Anadolu fütuha­ tından çıkan neticeler ile. Ani. müsiümaniarın yardımcısı.

Zaferden önceki akınlarda. 4 . Zaferden sonra ise. harekât neticesinde ganimet elde ettikten sonra genellikle Ahlat ve Haleb'deki üslerine dönerlerdi. (354) Malazgirt zaferinden önceki Anadolu fütuhâtı ile. *»36 Oğ u z ÜNAL . onları buradan sürüp çıkaracak Bizans kuvvetlerinin bulun­ mamasının etkisi büyük olmakla bcra'oer. 2 . asıl bu andan itibaren kesin bir dönüm noktası teşkil ettiği söylenebilir. askeri üsleri ile büyük şehir ve kaleleri ile garnizonları tahrip edildiği için. zaferden son­ raki Anadolu fütuhatı arasında da büyük farklar olduğu göze çarp­ maktadır. Zira. 1 ürk akıncıları daha önce yaklaşık olarak yirmi beş yılda Ege denizine ulaştıkları halde. 1Bizans ordusu Malazgirt'te kesin olarak inıha edildiği için ve bunun yanı sıra Bizans'ın Anadolu'daki belli başh ikmâl merkez­ leri. akıncılarm artık Anado­ lu'yu benimsemeye ve bu ülkeyi yurt edinmeye başladıkları da tarihi bir gerçektir. Selçukiular'la Bizans arasında yapılan. 3 . lü rk akıncıları.olan Komanos Piogeııes'jn Bizans’ta çıkan bir iç. Çünkü. barış andlaşmasının hükümsüz kalmasından sonra mümkün olduğu tarihi bir gerçek olarak çıkmaktadır. Anadolu'da kalıyorlardı. ciddi bir direnme ve mukavemetle karşılaşmadılar. Ege ve Marmara sahillerine indiler ve Üsküdar'a kadar bütün Anadolu'da ayak basmadık yer bırakmadılar. Anadolu'­ nun fethinde ve Türk vatanı oluşunda. Malazgirt'te ka/anılanzaferin. Romanos Diogenes'in ölümünden sonra sadece iki yıl içinde. Bu farkları şu şekilde tesbit edebiliriz. Bu kalışlariıtda.savaşta davayı icaybedetek. Malazgirt zaferinin tabii bir neticesidir. bu akıniarîn Malazgirt zaferinden önccki akınların ve Anadolu fütuhâlınm bir devamı olduğu da gerçektir. akıncılar.Bunun M>nucu olarak da. zaferden sonra Türk akıncılarının kendilerini birdenbire O ru Anadolu’da bulmaları ve buradan itibaren her yönde fetihlere girişmeleri de bir tesadüf eseri olmayıp. yayılma daha sür'atli oldu.Bununla beraber.

Macaristan.(356) Bu zafer­ den sonradır ki. Anadolu'da bağımsız yeni bir Türk devleti kurup bu kıt'anm yerlileri ile kaynaştıktan. Malazgirt zaferinin değeri iyice anlaşılır. cihan tarihinin en büyük medeniyet hamlele­ rini yapmak imkânmı kazanmışlardır. ehemmiyeti eşsiz ve ölçüsüzdür. Malazgirt zaferini Türk tarihinin diğer bütün zafer ve muvaffakiyetleriyle ktyailanamayacak derecede yükseltmektedir. îjuriye. Bu durum Anadolu'nun fethinde yepyeni bir safha olarak kabul edilebilir. neticeleri bakımından. Tarih boyunca. methiyeler yazîlmasından ve bmir'ül-Mü'minin olan Halife Kaim bi'EmrlIlâh tarafından kendisine tebrik ve teşekkür mektubu gönderilmesinden de açıkça anlaşılacağı üzere. Türkmenler'in Anadolu'ya baştan başa yerleşmeleri mümkün olmuş. Malazgirt zaferi. İslârni akidcleıinin ışığı altında. Türkler'c Malaz­ girt zaferinin hediyesidir. toprağa bağlı taze ve yepyeni bir cemiyet ha­ line inkılâp etmiştir ki (357). (J5 5 ) Alp Arslan'ın en büyük Islâm gâzi ve fatihleri payesine yüksel meşinde. eski bozkır yaşayış ve telâkkilerinden farkh. Yalnız bu netice. daha sonra Anadolu kıt'asının sınırlarınr aşıp. Mısır. bir millete yepyeni bir iklimde yeni bir vatan verme keyfiyeti. yerleşik bir medeniyet unsuru olarak. Türk rnilÜ bünyesinde de köklü değişikliklerin başlangıcı olmuş. bütün kuzey Afrika ve Karadeniz havzasını alıp. onun hakkında kasideler. edebiyatı ve dünya görüşü ile. OsmanlIlar Çağrnda. zaferi takip eden yıllarda Anado lu'yu vatan edinen Türkmen boyları. bütün Balkan yarımadasını. onları bünyeleri içerisinde temsil ederek. diğer bir deyişle "Devlet-i tbeuMüddet'' kurulmuştur. Irak. tefekkürü. l'ürk yurdu ve vatanı olarak Anadolu. Roma'dan sonra dünyanın en büyük ve en devamlı imparatorluğu ve halen yaşayan Türkiye Devleti. Türkler tarafından kazanılan yüilerce meydan muharebesinden bugün elde ne kaldığı düşünülürse. büyük ve teşkilâtlı bir millet haline gelerek. Anadolu'yu Türkleştirip. İslâmlaştırdıktan sonra. HORASAN'DAN ANADOLU'YA m37 .5— Zaferden çok kısa bir süre sonra Anadolu'da bir takım Türkmen beyliklerinin kurulmuş olması da bu siyasetin tabii bir neticesidir. zamanında bütün İslâm dünyasında derin akisler uyandıran Malazgirt zaferinin. aynı zamanda.

.

Yolculuğu sırasında Tokat'a gelerek bir rhüddet dinlenmek üzere kaleye yerleşen İmpa'^torun H O R A S A N 'D A N A N A D O L U 'Y A 139 . BÖLÜM M A L A Z G İR T T E N S O N R A A N A D O LU F Ü T U H A T I V E T Ü R K İY E D E V L E T İ'N İN K U R U L U Ş U 1. iki Hacip ve 100 h^isa askerinin refakatinde serbest bırakılarak ülkesine gönderilen İmparator Romanos Diogenes. İstanbul'a doğru hareket etmişti. andlaşmasından sonra Sultan Alp Arslan tarafından.v. Selçuklular ile Bizans arasında yapılan barı. S Ü L E Y M A N Ş A H T A N ÖN CE A N A D O L U F Ü T U H A T I Malazgirt Meydan Muharebesini müteakip.

Bir süre sonra da buraya gelen bir emirle. yeni İm­ parator Mihael Dukas'a bir mektup yazarak şunları bildirdi. Durumu gözden geçirmek üzere yapılan toplantıda. Askerim de az değildi ve tedbirlerimde de yanlışlık yapmadım. İstanbul’a dönüş yolculuğunda olan İmparator bu sıralarda ken­ di el yazısı ile karısına bir mektup yazarak. V II. saçları kesilerek rahibe olmağa zorlanmıştı. Psellos'un tavsiyesi ile yazılarak İmparatoriçe Evdokia'ya zoi'la imza ettirilen ve 1071 Eylül'ünde bütün eyaletlere gönderilen bir fermanla. Evdokia. Romanos'un İstanbul'a dönmesini önlemek için onun tahttan indirildiğini ilân ettikten sonra. Fakat bu sırada bir taraftan da Bizans sarayında çapraşık entrikalar başlamıştı bile. her an kocası lehine dönmesi ihtima­ li olan. Mihael Dukas ünvanı ile İmparator ilân ettirmiş ve Evdokia'yı da bir manastıra çekilmeğe zorlamıştı. Çabalarımda hiç bir eksiklik göstermedim. Romanos Diogenes'in tahttan indirildiği ve bu nedenle onun artık İmparator olarak karşılanmaması bildiriliyordu. "Ben asker toplamak. adeta mucizeyi anlatıyordu. Her şeyden evvel Romanos Diogenes'in İmpa­ rator sıfatı ile yaptığı barış andlaşmasını tanımadıktan başka. Patrik. bir kadırga ile. İşte bu mektup sarayı karıştırmağa yetmişti. İmparatoriçe'nin büyük oğlu ile birlikte devleti idare etmesini uygun bulduğunu ileri sürmüş ve bu çözüm bütün devlet erkânı tarafından da kabul edilmişti. Bu sonuç kimse değiştire­ 140 Oğ u z ÜNAL .yenilgi ve tutsaklık haberi İstanbul'da Bizans sarayında iki ayrı an­ laşmazlığa sebep teşkil etti: İmparatoriçe Evdokia. İmparatoriçe Evdokia aleyhine entrikalar çevirmeğe başla­ mış ve sarayda muhafız kuvveti olarak bulundurulan Varegler'i elde etmiş ve derhal yeğeni Mihael Dukas'ı. Konstantin'in kar­ deşi olan eski kayınbiraderi Johannes Dukas'ı avlanmakta olduğu Bitinya'dan İstanbul'a çağırmıştı. başına gelen felâketi ve bunu takip eden inanılmaz durumu. Romanos Diogenes'i tahttan in­ dirmeğe kararlı idiler. Boğaz'ın denize açıldığı bir yerde bulunan ve bizzat İmparatoriçe Evdokia tarafından Meryem adına kurulan bir manas­ tıra götürülmüştü. Johannes Dukas. başlangıçta sadece bir emniyet tedbiri olarak. saray mabeyincisi Psellos ve Johannes Oukas üçlüsü. (359) Bütün bu olayları Tokat'ta haber alan Roman Diogenes. para sarfetmek ve Hıristiyan dinini yükseltmek için elimden geleni yaptım. ne yapmak gerektiğini kararlaştırmak üzere acele olarak X. Bu­ nunla birlikte zaferi Müslümanlar kazandı.(358) Johannes Dukas.

o bana i. Ben Sultan Alp Arslan'ın eline tutsak düşünce. kurtuluş akçasının bir kısmını ona gönderdi. Hükümdarlıktan ayrılarak bu kaleye yerleştim." Daha sonra Dio­ genes. kendisiyle birlikte gelen iki Hacip'e teslim edip onlara: "B u n ­ lardan daha fazla göndermesinin mümkün olmadığını Sultan'a bildir­ melerini" söyledi. değerli taşlarla bezenmiş altından bir leğen. İmpara­ tor Mihael Dukas. sof giydim ve senin.iç ümid etmediğim biçimde iyi davranışlarda bulundu ve beni. savaşlar nedeniyle Bizans hâzinesinde çok az para kaldı­ ğını bildirerek." (360) Diogenes'in bu teklifini olumlu karşılamış gibi görünen İmpara­ tor Mihael. bir taraftan yardımcı toplarken. Ronjanos Diogenes’e ulaklar göndererek: "Siz ha­ kikaten bir rehin iseniz. barış için vereceğim parayı kararlaştırdıktan sonra iyiliklerde bulunarak salıverdi. Johannes Dukas'ın küçük oğlu Konstan- HORASAN'DAN ANADOLU'YA 141 . "Bütün Roma ülkeleri içinde bana bıra­ kılacak bir tek kale de mi y o k " (366) diyerek. onun bu isteğini yeri­ ne getirmeyip şu cevabı gönderdi: "Ben henüz hükümdarlıktan çekil­ miş değilim ve bu nedenle kalede oturuyorum.mezdi. Mihael'in gönderdiği parayla. beni bu yükten kurtarırsın. geri kalanını sonra ödemek üzere. Onunla yaptığım barışı bozma! Teklifimi kabul edersen Hıristiyanlığın korunmasında aranızda vasıta olurum. O zaman benim için kararlaştırılmış olan parayı verir. başkalarından daha çok hakkın olan. Şimdi Sultan'ın durumu ve bana yaptığı iyilikleri sana bildiriyorum.(362) Romanos Diogenes. üzerindeki rahip elbiselerini çıkarmış ve kalede bulunan tacir­ lerden borç para alarak etrafına üç bin Ermeni askeri toplayıp Amasya'yı işgal etmişse de.(363) Hattâ bir rivayete göre de: "B u paranın kendi âsi ve nankör milletinden daha çok asil galibe lâyık olduğu­ nu" da ilâve etmiştir. Eğer kabul etmezsen sen bilirsin. ibrik ve tabak bulunan 70. diğer taraftan da çevre halkından meşru İmparator sıfatı ile vergi alıyordu.(361) Mihael'in samimiyetine inanmayan ve durumun kötüye gittiğini hisseden Romanos Diogenes de. (364) Türk askerlerinin Tokat kalesinden ayrılmaları üzerine. Fakat Mihael'e güvenemeyen Romanos Diogenes.000 altın ve içinde. Sultan'a verilmek üzere. Bizans tahtına geç­ menden dolayı Tann'ya şükrettim.000 altın değerinde olan mücevheratı. niçin bir kalede ikamet ediyorsunuz? Size yakışan bir manastırda ikamet etmek ve bizim de kaleye askerler göndermemize imkân vermektir" (365) dedi. Tokat'tan topladığı 200.

Romanos Oiogenes ile sulh yaptıktan sonra İran'a (Horasan'a) dönmüş ve Orta Asya'ya karşı büyük bir sefer için hazırlıklara başlamıştı. (370) Sultan Alp Arslan. İmparator Mihael Dukas. çok geçmeden 1072 yılı ortalarında ıstıraplar içeri­ sinde öldü. 1072 yılı başlarında. Romanos'un kuvvetlerini olduğundan fazla zannediyorlar ve aynı zamanda da Türkler'in ona yardım edeceğinden endişe ediyorlardı. Ro­ manos'u Adana'nın kuzey yörelerinde sıkıştırıp. (369) Romanos Diogenes'i bertaraf edip.Jerdi. Romanos Oiogenes. Bu sıralarda Anadolu hududunda ve Doğu Anadolu'da bulunan Selçuklu prensleri ile diğer Emirlerin 142 Oğ u z ÜNAL . Romanos Oiogenes. Romanos Diogenes'e yaptığf barış tekli­ finde: "Eğ er andlaşmayı kabul ederse idarenin kısmen kendisine bırakılacağını” bildiriyor ve dostça ifadeli bir mektup yolluyordu. ölümünü sağlamakla ve onun İmparator srfatı ile yaptığı barış andlaşmasını tanımamakla Bizans. Selçuklular ile yapılmış olan andlaşmayı tek taraflı olarak bozmuş oluyordu. Bunun üzerine R o­ manos. Andronikoş. teslim almayı başardı. bu acıklı durumunu. Fakat çok geçmeden Romanos hapse atılarak gözlerine mil çekildi.tin Dukas ile yaptığı savaşta yenilmiş (367) ve ı. (368) Romanos'a yapılan tekliflerin reddedilmesi üzerine yeni İmpa­ rator M ih jtl Dukas. ortak hükümdarlık teklifine de cevap olarak: "İmparatorluk üzerin­ deki haklarından hiç birisinden vaz geçmediğini ve kendisinin bir takım haksızlıkların kurbanı edilmek istendiğini" bildirdi.v /elce kendisi tara­ fından Antakya valiliğine tayin edilmiş bulunan Ermeni asıllı komu­ tan Haçadur'un yardımıyla Kilikya'ya çekilerek Adana kalesine kapanmıştı. Mihael. bu sıralarda İsfahan’da bulunanrSultan'a bir mektup ile bildirmiş ise de. "A ffa uğrayacak hiç bir suçu olma­ dığına göre bu teklifi bir küstahlık" saydığını söyledikten sonra. Romanos'u bertaraf etmek için prens Andronikos Dukas'ı Kilikya'yagöı. Romanos Diogenes'in Adana'da direnmesi uzun sürdü. hayatın'' bağışlan­ ması şartıyla. Romanos'a gönderdiği mektubunda: 'Tekliflerini kabul ederse kendisini af edeceğini" bildirmişti. Mihael'e verdiği cevapta. İştanbul’dakiler Romanos Diogenes'den çekini­ yorlar ve onu Kandırarak ele geçirmeğe çalışıyorlardı. bu dostluk ve anlaşma tekliflerinin tuzak oldu­ ğunu anlamış ve bu nedenle de Mihael Dukas'ın tekliflerini reddet­ mişti. Şurası muhakkak ki. Hattâ belki de.

Bizans hizmetindeki Batılı kavimlerden ücretli askerler de her fırsatta ayak­ lanıyorlar ve imparatorlukta karışıklıklar çıkarıyorlardı. kendisinin Türkistan seferine rağmen. kendisi seferden dönünceye kadar bir takım Türkmen beyle­ rini Anadolu'nun fethine memur etmiştir.(371) Diogenes'. Anadolu'yu da başıboş bırakmak iste­ memiş. sanatı. Sultan da eski dostuna gönderdiği mektupta bizzat gelip kendisine yardım edeceğini ve Rumlar'dan intikamını alacağını söylemişti: Ancak Türkistan seferi çok acil ve zaruri bir mahiyet aldığı için. Artık haç'a tapanların memleket­ leri istilâ edilecektir" dedikten sonra. Anadolu'ya gelişigüzel Türk idarelerinin girmesi demek değildi. Fakat Sultan. Yalnız Alp Arslan'ın dostu ve müttefiki bulunan Rom:’ os Diogenes'in tahttan uzaklaştırılması ve sonra da ihanetle hapsi ve gözlerinin oyulması. düşüncesi ve kültürü ile. Selçuklular ile Bizans arasındaki sulhün sonu olmuştu. yeryüzünde gece-gündüz kartal gibi uçunuz ve Rumlar'a artık merhamet gösterme­ yiniz. Anadolu'da birer beylik kuran Emir Saltuk (Erzurum'da). Alp Arslan Orta Asya'dan döndükten sonra Anadolu seferine çıkmak kararında idi.fütuhat yapıp yapmadıkları hakkında esaslı bir malumata sahip değiliz. yepyeni bir toplum meydana getiriyorlardı. Anadolu'nun her tarafını süratle işgal ve iskâna başladılar." Alp Arslan. (372) Artık ciddi bir Bizans ordusu ve mukavemeti kalmadığı gibi Anadolu'da Bizans hükümranlığı da fiilen yok olmuştu..(373) Bütün bu sebeplerle Türkmenler ciddi bir mukavemetle karşılaşmadan. (375) Sonraki İslâm kaynakları. Anadolu gazilerine: "Rum lar ile aramızda yapılmış olan sulh andlaşması bugünden sonra nihayete ermiştir.(374) Bu şekilde Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde Türk beylikleri kurulmaya başlandı. "Bundan böyle arslan yavruları olunuz. Anadolu'ya yerleşen Türkler. Gümüş-Tekin . Eski ordu idaresi hakkında yazılmış olan taktik kitaplarındaki tavsiyelerin tam tersine olarak. bu feci durumunu bir mektupla Sultan'a bildirmişti. bu emirle artık Anadolu'nun fethini tamamla­ mak kararında olduğunu ifade ediyordu. İslâm akidesinin etkisi altında. beylere ve askerlere şu hitabe­ de bulundu. ücretli askerler kendi ırkdaşları ve milletdaşlarına karşı kullanılıyor ve bunların kumandanlarına yüksek rütbeler ve geniş topraklar veriliyordu. eski bozkır yaşayış ve anlayışından gitgide sıyrılıyorlar. Alp Arslan. Yeni ku­ rulan bu beylikler.Ahmed (Danişmend) Gazi (Si­ HORASAN'DAN ANADOLU'YA 143 .

Bizans ordularının. Orta ve Batı Anadolu'ya. Zira yapılan savaşlara ve fethedilen birçok ülkelere rağmen.vas ve Amasya'da). Türkmenler bir sel gibi ve dalgalar halinde Anadolu'ya dolmağa başladılar. Kuzey Suriye ve Irak taraflarına doğru yayılmış­ lardı. Sultan Alp Arslan. Mengücek Gazi (Erzincan ve Divriği'de). ilk defa olarak 1071'den sonra etnik simasını süratle ve tamamen değiştiriyordu. Sultan Alp Arslan'ın Malazgirt zaferine ve Anadolu'yu açma­ sına kadar yarım asır zarfında Anadolu'ya Oğuzlar tarafından sayısız akınlar yapılmış. maiyetindeki bazı Türkmen beylerini Anadolu'nun fethine memur etmiştir. Emir Çavuldur (Maraş'da) ve Artuk Bey (Doğu Anadolu'da)'leri bu ilk fâtihler arasında sayarlar (376) ise de. (378) Doğu Anadolu'dan itibaren kurulmaya başlanmış bulunan bu bey­ liklerin tarihleri henüz karanlıklardan kurtulmuş değildir. göçebe Oğuzlar otuz yıl içeri­ sinde (1040-1071) devamlı olarak Azerbaycan'dan Doğu. 144 Oğ u z ÜNAL . Malazgirt zaferinden çok sonraki yıllarda kaleme alınm ıştır. Sultan Alp Arsian. tarihinde birçok kavim. Malazgirt zaferine kadar yine de Anadolu'yu kendileri için emniyetle oturulacak bir memle­ ket olarak görmüyorlardı. arkada kalan müstahkem Bizans şehir ve kaleleri ile garnizonları ciddi bir tehlike teşkil ediyor. Artuk Bey müstesna (377) kimlerin ne sıfatla Anadolu’ya girdiği ve hangi tarihte nereleri ele geçirerek bölgesel beylikler kurduğu henüz açıklıkla ortaya konamamıştır. sık sık giriştikleri seferlerde Türkmenler'in takibe uğramaları onların devamlı olarak yer değiştirmelerine ve çok fazla tazyik kar­ şısında da tekrar Azerbaycan'a ve Gürcüstan'a dönmelerine sebep oluyordu. kaynaklardaki çelişkiler ve yetersizlik yüzünden. Aile ve hayvanları ile ilerleyen ve bazen de Selçuklu ordula­ rının himayesinde bulunan bu Türkmenler. ö yle ki. din ve kültürlere sahne olan Anadolu.(379) Kabul etmek durumunda bulunduğumuz geleneksel kaynaklara göre* bu gün için bildiğimiz şudur ki. Oğuz (Türkmen) beylerine ve boylarına Anadolu'­ yu fetih emrini verince Selcuklular'ın en meşhur ve mağlubiyet *Bu konudaki kaynakların hepsi. Fakat Malazgirt zaferi ile Bizans'ın artık korkulacak bir ordusu ve ciddi bir müdafaası kalmayınca. Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nun kuruluşundan sonra bu akınlar çok yoğunlaşmış. Malazgirt zaferini müteakiben yapılan Selçuklu-Bizans barış andlaşmasının Bizans tarafından bozulması üzerine.

kardeşinin fidyesini tedarik maksadı ile İstanbul'a varıp döndü. Isaak Kpnjnenos'u kardeşi Alexios ve Norman reislerinden Russel ile birlikte bir ordunun başında Anadolu'nun müdafaasına gönderdi. İki kardeş Ankara'da buluştukları zaman Türkmenler de. lılar arasında meydana gelen muharebede BizanslIlar mağlup ve Isaak Komnenos da esir edildi. Böylece Sakarya nehrini geçen Artuk Bey. (381) Yine aynı sıralarda Sakarya ve İzmit havalisinde bulunan ve bu bölgede hâkimiyetini kurmağa çalışan Norman deisi Russel de. (382) Bu şekilde çok müşkül durumda kalan İmparator Mihael Oukas. Mihael Dukas. Bu şekilde Türkmenler ile Bizans-. şehri zelzeleden yıkılmış ve burçlardan başka bir şey kalma­ mış bir halde bulmuştu. (380) İmparator Roman Diogenes'in yerine Bizans tahtına çıkan V II.tanımayan kumandanlarından Eksük Oğlu Artuk Bey.(383) Artuk Bey. Russel ile Johannes'i mağlup etti ve Sapanca dağına kaçarken kendilerini yakaladı. Malazgirt’te Romanos Diogenes’e ihanet eden Norman reisi Russel. amcası johannes Dukas komutasında üzerine gönderdiği Bizans ordusunu bozmuş ve eline esir düşen Johannes Dukas'ı İmparator ilân etmişti. hiç bir engel ile karşılaşmadan. bu sırada müthiş bir ordunun başında ilerleyen Artuk Bey ile anlaşma yapmağa mec­ bur oldu. işte bu sı­ rada idi ki. İmparator Mihael Dukas'm. Bizans'ın perişanlığından faydalanarak. Orta Ana­ dolu'ya doğru ilerleyerek Kızılırmak ve Yeşilırmak havzalarını süratle açmıştır. Kayseri'ye varan bu Bizans ordusu. Bu sayede Türkler. Anadolu fütuhâtına girişmiş. büyük Türk­ men kuvvetlerinin başında. Anadolu'da bir devlet kurmak teşebbüsüne girişti ve kuvvetlerini alarak. 1072 yılında. Ordunun dağılması üzerine Anka­ ra'ya kaçan Alexios Komnenos. Russel'i fidye mukabilinde Franklar'a ve Johannes'i de Imparatpr'a teslim etti. Sivas istikametine doğru uzaklaştı. Eksük Oğlu Artuk Bey kumandasındaki Türkmenler de Kayseri'ye doğru ilerliyorlardı. İzmit'e ve Marmara sahillerine kadar iler­ lediler (384) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 145 . Kayseri'den. şehrin kapılarına yaklaşmış ve onları takip ederek Sakarya'yı geçmişlerdi. Bu esnada Isaak Komnenos da yakın şehirlerin zenginlerinden vergi alarak topladığı parayı verip hürriye­ tini satın aldı.

tekrar fırsat bularak. Türk kumandanını kazanmak için daha cazip tekliflerde bulundu. Russel’e karşı Alexios'u gönderdi ise de. Sultanlık davası ile ortaya atılan Kavurt da saltanatı elde etmek maksadı ile Rey şehrine doğru yürüyordu. Nihayet Alexios. bu buhranlı devrede meydana çıkan âsileri tenkil ederken bütün Anadolu'nun elden git­ tiğini görüyordu. büyük bir ordu ile Anadolu'ya giriyordu. Bunun üzerine Tutak Bey. İmparator Mihael Dukas. Gregorius'a başvurarak Türkler'e karşı yardım istedi ve buna karşılık da Ortodoks Kilisesi'ni Katolik Kilisesi ile birleştireceğini vaad etti. Bu sıralarda idi ki. Mihael Dukas. büyük kuvveti dolayısiyle kendisine yaklaştığını ve onu teslim ettiği takdirde büyük bir meblağ ödeyeceğini bildiriyordu. rehineleri alıp. Türkmenler'in görünmesi üze­ rine yolunu değiştirerek Ereğli'ye vardı ve orada da Bizanslılar'ı takip etmekte olan diğer bir Türkmen kuvveti ile çarpışarak. Russel'i tercih ettiğinden bir şey elde edemedi. bazı Avru­ pa kıratlarına ve bütün Hıristiyan âlemine hitap ederek. İslâm kaynaklarında adı hiç geçmeyen Tutak isimli bir Türk beyi. deniz yolu ile İstanbul'a gitti '386) Bizans İmparatoru V ll. Artılk Bey'i 1073'de merkeze çağırmak zorunda kalmıştı. Norman reisi Russel'i Bizans kumandanı Alexios'a teslim etti.Artuk Bey. parayı tahsil edip Tutak'a gönderdi ve kendisi de Russel'i yanına alarak İstanbul'a hareket etti. derhal bu Türk beyi ile dostluk kurdu. Lâkin teh­ likeyi gören Alexios da. (385) Artuk Bey'in Anadolu'dan ayrılışından sgnra Norman reisi Russel. Sultan ile İmparatorun dost olduğunu. yerli halk Bizans kumandanı değil. Amasya ve N ik â r taraflarına hâkim oldu. Bu sebeple 1074 yılı Şubat'ında Papa V II. Yolda ailesinin memleketi olan Kastamonu'yu ziyaret ederken. Russel'in. Sultan Alp Arslan ölmüş ve oğlu Melik-Şah'ın cülusu üzerine saltanat kavga­ ları başlamıştı. Türkler'in İstanbul surlarına kadar bütün Şark İmparatorluğu (Doğu Roma İmparatorluğu) beldelerini istilâ eylediklerini beyanla onları bir 146 O ğ u z ÜNAL . Fakat Amasya halkı ağır vergi isteyen Alexios’a karşı ayaklandı ve memnun bulundukları Norman reisi Russel'i kurtarmağa çalıştı. ayaklanmayı bastırdı. Bu nazik du­ rum dolayısiyle Melik Şah.(387) Bu müracaatı memnuniyetle kabul eden Papa. Russel. Anadolu'da bu sür'atli fetihlerini yaparken.

.

Anadolu'da fetihlerde bulunan bir Selçuk şehzâdesi veya büyük bir Türk Beyi kalmamış olduğun­ dan. Süleyman ve kardeşlerinin isyan halinde ve kaçarak Anadolu'ya sığındıklarını ve Rumlar'la gazâya giriştiklerini bildirmekle. durumu bütün açıklığı ile ortaya koymuşlardır. tamamen bir yakıştırmadan ibarettir. S Ü L E Y M A N Ş A H 'IN T A R İH S A H N E S İN E Ç IK IŞ I Bu sıralarda Alp Arslan'ın ölümü ve Melik-Şah'ın cülusu üzerine çıkan saltanat kavgalarının bastırılması için. Atsız Bey (391) ile bozuşmuş ve Anadolu'­ nun güneyinde gazâ ile meşgul bulunan Kutalmışoğullarmdan biri­ sine bir mektup yazarak kendilerini Suriye'ye davet etmiştir.(390) Esasen Büyük Selçuklu İmparatorluğu içerisinde bütün şiddeti ile devam eden saltanat kavgaları ile meşgul bulunan Melik-Şah'ın böyle bir harekete girişerek bir de Kutalmışoğullan'nı kendisine rakip olarak çıkarması düşünülemez.2. Nitekim o devirde yaşamış Bizans tarih­ çileri ile Abu'l Farac Barhebraeus. Şökli adında bir Türk beyi. Melik-Şah'ın Süleyman ve kardeşlerini Anado­ lu'yu idareye ve bu ülkede başsız kalan Türkmenler'i disiplin altına almağa memur ettiğine dair ifadeler hakikate aykırı olup. Suriye'de yaptığı fütuhât esnasında diğer Türk beylerinden olup. Selçukoğullarından olmadığı için hükümdarlıkta hiçbir hakkı yoktur. Şökli Bey. Melik-Şah'a itaatini bildirmiş olan. "Sen saltanat hânedanı olan Al-i Selçuk'tansın ve Suriye hükümdarlığına da herkesten fazla lâyıksın. Kütalmışoğlu'na yazdığı mektupta. Anadolu fütuhâtma memur edilmiş bulunan Artuk Bey'in. Sana itaat edip hizmetinde bulunursak iftihar eder ve şeref duyarız. Onun için ona tâbi olmağa razı değiliz" demek­ te ve Suriye'ye gelir gelmez kendisi başta olmak üzere bütün Türk­ men beylerinin onun etrafında toplanacağını ve Atsız'm Suriye'den 148 Oğ u z ÜNAL . Melik-Şah tarafından 1073'de merkeze çağrılması neticesinde. (389) Bazı kaynak­ larda bildirildiği gibi. İşte bu durumu fırsat bilen Kutalmışoğlu Süleyman ve kardeşleri MelikŞah'a isyan ederek saltanat davâsına kalkışmışlar ve Anadolu'ya kaçarak Rum (Anadolu) gazâsma girişmişlerdi. 1074 yılı sonlarında. Anadolu'da bulunan Türkmenler başsız kalmışlardı. Atsız ise.

onların üzerine yürü­ yerek mağlup etti. Bu esnada şehrin Bizans valisi ile bir anlaşma yaparak. Fakat bu sıralarda Kudüs'te bulunan ve Melik-Şah'tan da 3. Haleb'i muhasara etmekte idi. bu şehri müdafaa ederken. (395) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 149 . (394) Kaynakların. diğer bir kardeş (Süleyman) de. büyük bir kuvvetle Anadolu'da harekâtta bulunan Tutak'tan bir daha bahsetmemeleri artık Kutalmışoğulları'nın Anadolu'ya gelişi ve Türkmenler'in onların etrafında toplanmaları ile ilgili olsa gerektir. bu sebeple Büyük Divan'dan emir ve cevap gelmeden hiç bir şey yapamayacağını bildirdi ve bir süre sonra da bu iki kardeşi ve amcalarının oğlunu gelen emir üzerine Bağdad Şahna'sının yanına gönderdi. Bu şekilde Haleb'den Salamiya'ya çekilen Kutalmışoğlu Süleyman. Artuk'tan sonra. kısa bir zamanda bir kısım Türkmen beylerini etrafında toplamaya muvaffak oldu ve Halep'den sonra Antakya'yı kuşattı. oradan Suriye Emir'i Atsız Bey'e bir mektup yazarak. Atsız'a ve dolayısiyle Melik-Şah'a karşı Filistin'de Mısır Şiileri ile anlaşarak bu teşebbüse girişirken. kardeşinin serbest bırakılmasını istedi. Şahna da bunları İsfahan'da bulunan Sultan Melik-Şah'ın nezdine sevkeyledi. Kutalmışoğlu Alkyuluk ile küçük kardeşi Dolat (Devlet) ve amcası Resul Tekin’in oğlu da Atsız'm eline esir düştüler. Şökli ile oğullarından birisi muharebe sırasında öldü. (392) Kutalmışoğullarmdan ikisi.000 dinar haraca bağladı. Emir Mahmud'un yerine geçen oğlu Nasr. bu vakıayı evvelce Sultan Melik-Şah’a bildirdiğini. aynı sıralarda (1074'de) Arap Mirdâsi Emiri Mahmud'un ölümü üzerine.000 kişilik bir yardım kuvveti alan Atsız Bey.ayrılmak zorunda kalacağını bildirdi ve ayrıca Mısır'dan da derhal yardım vaadi aldığını da ilâve etti. bu havaliyi akınlardan korumak mukabilinde 20. Fakat Atsız Bey. Bu davet dolayısiyle Kutalmışoğlu Alkyuluk yanında küçük kardeşi Dolat (yahut Devlet) ve amca­ sının bir oğlu bulunduğu halde Suriye'ye gelip Şökli ile birleşti ve birlikte Taberiye'ye giderek Ş ii Fatımi Halifesine itaatlerini bil­ dirdiler. (393) Alp Arslan'ın ölümü dolayısiyle zuhur eden karışıklıklar sırasın­ da meydana çıkmak fırsatını bulan kutalmışoğlu Süleyman. Kutalmışoğlu'na Sultan'ın naibi olduğunu söyleyerek ve bir miktar da mal vererek onu muhasaradan vaz geçirdi.

işte Kutalmışoğulları'nı Anadolu'ya çeken sebepler bunlardı. İmparator'a "Aramızda dostluk ol­ duğundan memleketlerinize dokunmadım. Hıristiyanlık tarihinde çok mühim bir mevkii olan ve İstanbul'dan sonra Bizans İn. Halbuki bu Yabgulular Sultan'ın düşmanıdır.Alp Arslan zamanında Suriye'ye kaçmış bulunan Yabgulu Oğuzlan'nın Atsız idaresinde Meiik-Şah'a itâat etmemeleri ve Anadolu fethine memur edilen Eksük oğlu Artuk Bey'in de iç karışıklıklar sebebiyle İran'a dönmesi neticesinde Anadolu'da bir Selçuk Şeh­ zadesi veya büyük bir Türk beyiniij bulunmaması. bu Türkmenler devamlı bir şekilde Rum 'a (Anadolu'ya) göçüyorlardı. El-Basan (yahut Er-Sagun) ve Kavurt'a mensup Yabgulular olup. Melik-Şah'ın halası ve El-Basan'm zevcesi Gevher Hatun da m074'te intikam almak ’çin Anadolu'ya gitmekte olan Yabgulular'a yetişmek üzere Azer­ baycan'a hareket etmişti. talih yar­ d ır' etti. (397) Nitekim Anonim Selçuknâme'ye göre: "Süleyman Şah. Kutalmışoğlu Süleyman'a Anadolu'da çok müsait bir zemin hazırlamıştı. kısa zamanda Anadolu fütuhâtım ge­ nişletti ve nihayet 1075 yılında. Bu sebeple El-Basan'ı teslim etmeniz gerektir" diye ihtarda bu­ lunmuştur ki. Heybeti kâfit lerin kalbine yerleşti ve kahramanlığı sayesinde Konya'dan İznik kapısına kadar her tarafı aldı. Daha önce de Alp Arslan tarafından ElBasan'ı takibe gönderilen ve onu sığındığı Bizans İmparatoru'ndan teslim almak isteyen Afşin Bey. Bundan başka Anadolu'ya gelen bu Türkmenler'in mühim bir kısmı da Alp Arslan'a ve Melik-Şah'a karşı isyan eden Kutalmış. kendi­ sine karşı ittifak eden Şam emirlerinin askerlerinin çokluğu dolayısiyle orada kalamayarak Rum (Anadolu) gazâsına girişti. Oradan Rum'a (Anadolu'ya) geçti. evvelâ Konya'yı Martavkusta'dan ve Gavele (Gevâle) kalesini de Rumanus Makri'den aldı. fakat fethedemedi." (398) Kutalmışoğlu Süleyman. sizin ülkelerinizi de yağma ve tahrip etmişler­ dir.paratorluğu'nun ikin­ ci başkenti durumunda bulunan İznik şehrini fethederek kendisine 150 Oğ u z ÜNAL . bir çoh müstah­ kem kaleleri ve hükümdarların hâzinelerini ele geçirdi. bu durı> Anadolu'ya göçen Türkmenler'in Kutalmışoğulları'nı nasıl beklediklerini göstermekte (39&) ve diğer taraf­ tan da bu Türkmenler'le Büyük Selçuklu Sultanları arasındaki hasmane münasebeti açık bir şekilde ortaya koymaktadır. devlet yüz gösterdi ve kendisine k^şan Horasan Türkmenleri ile önce Antakya üzerine yürüdü. hiç bir ordu karşısına çıkamadı.

Selçuklular Devri Türle Tarihi. 107-109. M ehm et A ltay KÖYM EN . . Meselâ bk. 109. 2.* Halbuki çağdaş Suriye kaynakları: "Kutalmışoğullanndan Süleyman 467 (1075) senesinde İznik (Nikiyye) ve havalisini fethetti" ifadesiyle bu fetih ve tarihini tesbit edip Anonim Selçuknâme'yi de teyid etmiş­ lerdir. sh. **M eselâ bk.payitaht yaptt ve hükümdarlığını ilân etti. J. sh.. Süley­ man'ın İznik'ten önce Konya'yı başkent yaptığı ve daha sonra İznik'e naklettiğine dair görüşler tamamiyle yanlış tahminlere dayan­ maktadır. Konya'yı da geri almışlar ve şehir bir kaç defa el de­ ğiştirmişti. Bu suretle İslâm kaynaklarının açık ifadesi ve Bizans kaynaklarının da onları teyid eden kayıtlarına göre İznik'in fethi ve Türkiye Devleti'nin kuruluşu 1075 yılında vuku bulmuştur. -İznik şehri Türk Sultanı tarafından hüküm et merkezi ittihaz edildi ve şim diye kadar K onya'da b ulu n an pay itaht buraya nak­ lo lu n d u . burada fazla oyalanmayarak esas hedefi olan İznik üzerine yürümüş ve bu *B u h a tâ bugüne kadar bütün ilim adamları tarafından ısrarla tek­ rarlanm ıştır. 202." HORASAN'DAN ANADOLU'YA 151 . Islâm / . basım. 1 2 . İznik'ten önce Konya'nın başkent olduğunu söyleyerek hataya düşmektedirler. sh.evvelâ K onya şehrini payitaht y ap tığı anlaşılm aktadır" ve sh. 3yzance et les Turcs Seldjoucides. . U m um i Türk Tarihine Giriş. sh. 668. Zeki V elidi TOG A N .. A n a d o lu 'n u n F ethi. M elikşah Ü kâdesi. M iikrim in Halil YL N A N Ç. ” . L A U R E N T .M ü k rim in H alil YH N AN Ç.(399) Bazı müellifler.s.onran naklen İbrahim K A F E S O Ğ L U . BizanslIlar. N ancy 1913. İstanbul 1970.** Konya şehri. A n a d o ­ lu 'n u n Fethjj sh. İznik'in fetih ve payitaht oluş tarihini 1077-1081 yılları arasında zikretmektedirler. İznik'ten önce Konya'yı fethetmiş ise de. ilk de­ fa 1068'de Türkler'in eline geçmiş idiyse de. 106. diğer bazı şehirler gibi. . (400) Diğer bazı müellifler de. kaynakları iyi değerlendiremedikleri için. sh. 107: "T ürkiye'nin ilk sultanı olan bu padişah'm (Süleyman). Nitekim çağdaş Bizans kaynakları da 1078'de Süleyman'ın İznik'te oturmakta olduğunu söylemekle İznik'in bu tarihten (1078) önce Süleyman'ın elinde olduğunu meydana koymakta ve İslâm kaynaklarını da teyid etmektedirler. . (401' Süleyman.

(402) Böylece Emevi ve ilk Abbasi Halifelerinin. Süleyman Şah'm behemehal karşı yakaya atlamak ve Rumeli'ni fethetmek azminde olduğunu göstermektedir. 152 Oğ u z ÜNAL . Süley­ man'ın. İznik Gölü'nün doğu kıyısında büyük ve tarihi bir şehirdi. Peygamber (S.A. mukaddes bir mefkure olarak yaşattıkları Anado­ lu'nun fethi yüzlerce yıl sonra tahakkuk etmiş (403) ve ölümsüz Türkiye Devleti (Devlet-i Ebed-Müddet) kurulmuş oldu. bir ara Konya'da oturduktan sonra m075'de İznik'i fethe­ derek payitaht yapması ve hükümdarlığını ilân etmesi çok mânâlı idi.şehri 1075 yılında fethederek hükümdarlığını ilân etmiştir. İznik şehri.S.)'den devralarak. İzmit körfezi’nin gü­ neyinde. Marmara'nın güneydoğusunda. Hıristiyanlık tarihinde mühim bir mevkii olan ve İstanbul'dan sonra Bizans'ın ikinci taht şehri durumunda bulunan İznik gibi Bizans'a ve Avrupa'ya bu derece yakın bir şehrin payitaht seçilerek "Türkiye Devleti"nin burada ilân edilmiş olması.

3. S Ü L E Y M A N Ş A H 'IN S U L T A N L IĞ I V E KURDUĞU d e v l e t Süleyman Şah'm "Türkiye D evleti" ile ilk defa olarak biri Ho­ rasan (İran)'da ve diğeri Anadolu'da olmak üzere iki Selçuk SulUnlığı o ru y a çıkmıştır. Sultanlık dâvâsıyla ortaya atılan Kutalmışoğlu Süleyman’ın, büyük Türkmen kitlelerine dayanarak, Anadolu'da müstakil bir dev­ let (sultanlık) kurması ve yine bu sıralarda, Alp Arslan'ın önünden Suriye'ye kaçmış bulunan Yabgulular'ın Kınık boyundan Atsız Bey idaresinde 1070'den itibaren, Kudüs'ü Mısırlılar'dan alarak orada müstakil bir Türkmen Beyliği kurmaya çalışmaları, Cihân Hâkimiyeti dâvâcısı Melik-Şah'ı endişelendiriyor ve merkezdeki saltanat mücadelesini kazandıktan sonra, merkeziyetçi bir idare kurmak maksadiyle, Anadolu'daki bu yeni devleti ve Suriye'deki Vabgulu Türkmenleri'ni itaati altına almağa zorluyordu. İşte bu sebeplerle 1078'de kardeşi Tutuş'u Suriye üzerine gönderirken. Emir Porsuk kumandasındaki büyük bir orduyu da Kutalmışoğlu Süley­ man'ı itâat altına almak üzere Anadolu'ya gönderdi. (404) Melik-Şah'ın Anadolu'yu ve Kutalmışoğullannı itâati altına almak maksadiyle gönderdiği Emir Porsuk'un harekâtı hakkında kaynaklardaki ifadeler çok karışık ve yetersizdir. (405) Kutalmışoğulları'nın Büyük Selçuklular'la ve özellikle Süleyman'ın Alp Arslan ve Melik-Şah ile münasebetlerini kaynakların yakıştırmalarına göre ters mânâda anlayan modern tarihçiler, hatâ üzerine kurulan bir görüş icabı, Süleyman ile kardeşi Mansur arasında bir savaş ol­ duğunu, Süleyman'ın yardım istemesi üzerine Melik-Şah'ın Porsuk'u Anadolu'ya gönderdiğini ve Mansur'un bertaraf edilmesinden sonra Anadolu hükümdarlığının Melik-Şah tarafından Süleyman'a veril­ diğini sanıyorlardı.(406) Bununla beraber, kaynakların dikkatli bir tetkikinden ve olayların tahlilinden anlaşılıyor ki, Melik-Şah, Emir Porsuk'u Cihân Hâkimiyeti dâvâsiyle Anadolu'ya göndererek Süleyman ve diğer Kutalmışoğullannı bertaraf etmek ve Türkiye

H O R A S A N 'D A N A N A D O L U 'Y A

153

Devleti'ni kendisine bağlamai< istiyordu. Anadolu'dagazâ yapmakta olan Afşin, Saltuk, Dilmaçoğlu Mehmed, Tarankoğlu ve Tutioğlu gibi Oğuz Beyleri de askerleri ile birlikte Rum'dan (Anadolu’dan) Haleb'e dönüyorlardı ki, bu dönüş bu beylerin Süleyman'a karşı bulunmaları ve ondan kaçarak Melik-Şah'a sadakatleri ile ilgili idi. Nitekim Melik-Şah, bu beylere Suriye'ye giden kardeşi Tutuş'a iltihak etmelerini emretmişti. (407) Bu şekilde büyük bir orduyla Anadolu'ya giren Emir Porsuk, bu ülkeyi Büyük Selçuklu Sultanlığı'na bağlamağa çalıştı; bu harekâtı sırasında bazı Bizans kuvvetleri İle de çarpışarak onları bozguna uğrattı ve bu arada Anadolu'daki Türkmenler'e karşı bazı muvaffaki­ yetler kazanarak, Süleyman'ın kardeşi Mansur'u öldürdü ise de Süley­ man Şah'a karşı bir başarı elde edemedi ve Süleyman Şah, Türkiye Selçuklu Devleti'nin istiklâlini muhafaza edebildi. Nitekim Sadruddin el-Hüseyni'nin, Porsuk'un Rumlar'ı mağlup etmesinden sonra Melik-Şah'ın "Konya, Aksaray, Kayseri ve bütün Rum (Anadolu) beldelerini Kutalmışoğlu Melik Rükneddin Süleyman'a bıraktı" ifadesi de bu durumu açıklamakta, Melik-Şah'ın muvaffakiyetsizliğe uğrayarak Anadolu'dan el çektiğini ve Süleyman Şah'ın Anadolu'da­ ki Sultanlığını bir miiddet için de olsa kabul etmek zorunda kaldığını gösterir. (408) Süleyman Şah, Porsuk'u muvaffakiyetsizliğe uğratıp Anadolu'­ dan çekilmeğe mecbur etti ve bu sayede Melik-Şah'a karşı istiklâlini korudu; artık Türkiye Selçukluları Devleti'ne emniyet ve kuvvet gel­ di. Bu durumu kazandıktan sonra da Bizans'ta eksik olmayan taht kavgaları Süleyman'a yeni yeni fırsat ve imkânlar hazırladı.(409) Süleyman Şah, bu fırsatları dahiyane bir diplomasi ile değerlendire­ rek, sür'atle devletini genişletmeğe başladı ve Türk orduları Marmara ve Karadeniz sahillerine, boğazlara kadar ilerledi. Artık İstanbul Boğazı, Selçuklular ile Bizans arasında hudud olmuştu. Bu sıralarda Bizans taht kavgaları ve iç karışıklıklar dolayısiyle çok zayıf bir durumda idi ve Balkanlardaki durumu da çok kritikti. Bu sebeplerle Anadolu'da ciddi hiç bir iş yapamayan yeni İmparator Alexios Komnenos, Balkanlardaki acil tehlikeyi bertaraf etmek maksadiyle Süleyman Şah ile anlaşiıağa mecbur oldu. Bu sebeple İmparator, Süleyman'a mühim miktarda paıa veya vergi (Bizans kaynaklarında hediye) vererek, Türkler'i boğazlardan hudud olarak çizilen Drakon suyuna kadar çekilmek şartıyla, 1081 yılında, bir andlaşma imzala­

154

Oğ u z ÜNAL

mağa muvaffak oldu. Bu andlaşma hükümlerine göre, Türkiye Sel­ çukluları, boğazlardan Drakon çayına kadar çekilmekle beraber, V.armara sahillerine kadar bütün Anadolu'ya sahip olduklarını B i­ zans'a usdik ettirmekle büyük bir siyasi ve hukuki zafer elde etmiş oldular. Kılıç zoru ile fethedilen Anadolu, bundan böyle hukuken de Türkler'a ait olmuş oluyor ve Türkiye Selçukluları Devleti'nin hu­ kuki ve siyasi varlığı Bizans tarafından resmen tanınmış oluyor­ du.(410) Bununla beraber Türkler'in Boğazları eninde sonunda mutlaka atlayacağını ve Rumeli'ye çıkacağını iyice kestiren ve Bizans İmparatorlarının en büyüklerinden biri sayılan İmparator Alexios Komnenos, buna mâni olmaya Bizans'm gücünün yetmeye­ ceğini iyice anlamıştı. Ne pahasına olursa olsun Avrupa'yı Türkler'e karşı birleştirmek ve Türkler'i Şark beldelerinden (Anadolu'dan) atmak lâzımdı. Haçlı seferlerinin işaretleri Avrupa'da belirmeye başlamıştı. (411) Süleyman Şah, 1075'de kurduğu devleti, 1078'de Porsuk'un muvaffakiyetsizliğe uğrayarak çekilmesiyle kurtarmış; Melik-Şah'a karşı istiklâlini korumuş idi. Türkiye hükümdarı 1081 anlaşma­ sıyla, İstanbul hududlarını boşaltarak bir kısım araziyi Bizans'a terkediyor ise de, Bizans'a karşı daha büyük siyasi ve hukuki za­ fer elde ediyor; başlangıçta istikrarı ve istikbali belirsiz olan ve sadece kılıç kuvvetine dayanan Türkiye Devleti'ni fiilen olduğu gibi, hukuken de Anadolu'ya hâkim bir duruma getiriyordu. Ger­ çekten, Bizans tarihçisi Anna Komnena'ya göre: "Iznik 'i payi­ taht yapan ve bizim İmparatorluk sarayı dediğimiz sultanlığını orada kurup, bütün şarka hükmeden Süleyman" (412), bu andlaşmanm akdi sırasında bizzat Sultan Unvanını da taşıyordu. Bununla beraber, İslâm kaynaklarında "m elik" (kıral) ünvanı ile anılan Süleyman'ın kendisini Sultan ilân e<-nesinden sonra bu hâkimiyetin, devletlerarası hukuka göre, tasdiki gerekiyordu. Nitekim, Abbâsi Halifesi Kaim bi-Emrillâh'ın, menşur, hil'at ve sancak göndermek suretiyle Sü­ leyman Şah'ın sultanlığım tasdik ettiği (413) rivayet olunmaktadır ki, burada sadece devletlerarası hukuka has bir müessese olan "ta ­ nıma" hali söz konusudur. Diğer taraftan Büyük Selçuklu Sultanı Melik-Şah'm da Kutalmışoğlu Süleyman Şah'a 1077 yılında Anadolu sultanlığını verdiğini bildiren bir ferman yolladığı (414) yolunda bir rivayet daha mevcut­ tur.

HORASAN'DAN ANADOLU'YA

155

Sünni Abbâsi Halifesi'nin, Süleyman Şah'ın Ş ii Fatımi Haiifesi'ne bağlanmasını önlemek ve hattâ İlci rakip Selçuklu Sultanı çıkararak kendi otoritesini ve kudretini artırmak maksadiyle Süley­ man'a böyle bir tevcihde bulunarak kendisinin sultanlığını tasdik etmiş olması tabii gözükmektedir. (415) Abbasi Halifesi'nin bu tu­ tumu, yeni teşekkül eden bu uc gazileri devletini şiilik tesiri ve si­ yasetinden mutlak olarak kurtarmıştır. Burada Süleyman'ın kardeş­ leri Alkyuluk ile Dolat (Devlet)'in, Horasan'daki amcazadeleri olan Büyük Selçuklular'a muhalefet gayesiyle daha başlangıçta Şökli ile birlikte, Fatımi Mısır Halifesi ile münesabette bulunduklarına ve Süleyman'ın da 1082'de Tarsus’u fethedince oraya kadı ve hatipler bulması için Şam Trablusu'nun Şii hâkimi kadı İbn'Ammar'a mü­ racaat etmekten çekinmediklerini hatırlatalım. Bu sebeplerle Abbasi Halifesi'nin bu tevcihi, Süleyman Şah'ın Türkiye Devleti Sultanı sıfatı ile Şii Fatımiler'i tanımasını önlemek gayesiyle, bir zaruret haline gelmişti. Ancak ilâve edelim ki, Halife'nin Süleyman'a "m e­ lik" değil de bizzat "sultan" ünvanmı tevcih etmesi Süleyman Şah ile Melik-Şah arasındaki ailevi rekabet ve saltanat mücadelesinin devam ettiğini açıkça ortaya koyar. (416) Abbâsi Halifesi'nin Süleyman Şah'a sultan ünvanmı tevcih et­ mesine rağmen, İslâm dünyası'nm tek sultanı ve hattâ cihân hâkimi­ yeti dâvâcısı Melik-Şah’ın Süleyman'a bizzat sultan ünvam tevcih ederek onu kendisine şerik kılan bir rütbeye eriştirmesi imkânsız gibi gözükmektedir. (417) Bu durum ancak daha sonraları Sultan Sancar devrinde, sultanların sayısı birden fazla olduğu ve dereceleri tayin edildiği zaman gerçekleşmiş ve Sultan Sancar, İrak, Anadolu, Gazne Sultanları ve Türkistan Hakanları karşısında kendisine "E n Büyük Sultan" (Sultan ul-azam) ünvanmı tahsis eylediği zaman diğer sultanlar mevcud o!muştur.(418) Ancak derhal belirtelim ki, bu devirde dahi Türkiye Sultanlığı Büyük Selçuklu Sultanlığı'nm tâbii değil, bilâkis müstakil bir devlet idi. Sultan Melik-Şah'm, Süleyman’a sultan ünvanı verdiğini göste­ ren bir belge henüz bulunamamıştır. Kaldı ki bu husus ispatlansa dahi, bu durum, hukuki bakımdan kurulmuş olan bir devletin devletlerarası hukuka göre tanınması anlamına gelir, yoksa bazı tarihçilerin zannettiği gibi, devletin kuruluşunu sağlayan bir durum değil.

156

O ğ u z ÜNAL

Bizans'taki taht kavgalarından istifade ederek. bu hal. 1078'de üzerine gönderilen Porsuk'un geri çekilmesiyle de Melik-Şah'ı muvaffakiyetsizliğe uğratarak ona karşı istiklâlini koruduğu. hukuken de Bizans'a tasdik ettirdiği ve bu suretle Sultanlığı'nı ilân ederek müstakil ve kudretli bir 'T ürkiye Devleti"ne sahip olduğu hakikati meydana çıkar. Bu duruma rağmen Bizans tarihçileri ona verilen haracı (vergiyi) hediye saymışlar ve 1081 andlaşması ile Anadolu resmen ve hukuken Bizans tarafından Türkiye Devleti'ne terkedilmiş olduğu halde. bazan da taht müddeilerini desteklemek sure­ tiyle Bizans'ın iç sşlerine karışmış ve bu sayede de kudretini artır­ mış. hâkimiyet sahasını genişletmiş ve İmparatorları oyuncak hali­ ne getirmiştir. aynı zamanda Melik-Şah'ın da bir tâbii zannedilmiştir. (422) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 157 . yine de Süleyman Şah'ı Bizans'a tâbi bir hükümdar gibi göstermişlerdir ki. Selçuk Devleti'nin bünyesi iyice kavranamadığı ve tarihi olaylar yeterince anlaşılamadığı için de muahhar İslâm kaynaklarındaki şüpheli ve yakıştırma ifadeleri dolayısiyle. Bizanslılar'ın eskiden beri malum olan hususi zihniyetleridir ve tarihi hakikati göstermekten ziyade mânâsız bir gururun ifadesidir. Bizans'la imzalanan 1081 andlaşmasıyla Anadolu'daki hâkimiyetini fiilen olduğu gibi. bazan İmparatorları. (421) Buraya kadar yaptığımız bütün izahat ve tetkiklerden sonra. tasdik edilsin veya edil­ mesin. (419) Burada Süleyman Şah idaresindeki Türkiye Selçukluları Devleti'nin istiklâli konusunda Bizans tarihçilerinin garip tutumlarına da işaret etmek isteriz. Süleyman Şah. artık Süleyman Şah'ın 1075 yılında İznik'i feth ve payitaht yapıp Türkiye Devleti'ni kurduğu. kendisini sultan ilân etmesi için yeterliydi ve Türkistan'da başlayan saltanat mücadelesinin Anadolu'da gerçekleşmesi tabii idi. (420) Bizans kaynaklarının yanlış ifadeleri sebebiyle Süleyman Şah nasıl Bizans'ın garip bir tâbii sayılmış ise.Zateiı Süleyman Şah'ın kazandığı kudret ve Selçuk soyundan gelmesi ve dedesinin Oğuz Vabgusu olması.

İstanbulda'ki taraflarının da yardımı ile. Tam bu sırada idi ki. SÜLEYMAN ŞAH'IN ANADOLU FÜTUHATI Süleyman Şah. kısa bir süre sonra bütün Marmara sahillerine hâkim olmuştur. ancak geceleri sapa yollardan ha­ reket ediyordu. İstanbul'u zapt için en yakın bir hareket üssü olan İznik şehrini ele geçiren Süleyman Şah. Botaniates. Anadolu'da bulunan askerlerin komu­ tanı N. Süleyman Şah'dan askeri yardım vaadi alarak İstanbul'a doğru yürümeğe başladı. Birtakım menfaatler karşılığında ve herhalde Bizans'a karşı maksadını da anlattıktan sonra onu ikna et­ ti. buraya gelmiş olan bu Türk askerlerini Rumeli'de Peçenek ve Bulgarlar'a dayanan N.daki bütün şehirler kendiliklerinden birer birer teslim olmuşlardır. Botaniates. İmparator bu tehlikeli durumda hapisten çıkardığı Norman reisi Russel'i Alexios ile birlikte ona karşı gönderdi. Böylece Süleyman daha müsait şartlar dolayısiyle müttefiki bulu­ nan İmparator yerine Botaniates ile anlaşmayı tercih etti. Bryennios. 1077'de İmparatorluğunu ilân ederek İstanbul üzerine yürüdü. 1075'de İznik’te yerleştikten sonra Bizans'ın uğradığı buhranlardan ve zayıf İmparator Mihael'e karşı çıkan isyan­ lardan faydalanarak süratle devletini genişletmek ve kuvvetlendirmek imkânlarını buldu. Yeni İmparator. şarkı söylüyor ve İstanbul'da itibar görüyorlardı. Bizans tahtını ele geçirdi. Yeni İmparator ile birlikte giden Türk askerleri Üsküdar'da çadırla­ rını kurarak bir bayram şenliği içinde eğleniyor. 1078'de.. Bu sayede İmparatorluğunu ilân eden N. (424) 158 Oğ u z ÜNAL . müttefiki bulunan El-Basan'ı amcazâdesi Süleyman Şah'a gönderdi. İznik dolaylarında Sakarya yakınlarındaki Atzula mevkiinde Türkiye Selçuklu kuvvetleri tarafından sarılmak tehlikesi­ ne maruz kalan N. 5. Fakat Türkler'den korktuğu için. Bryennios'a karşı gönderdi. Bitinya havzas>. (423) Bizans'ın Rumeli ordusu 1075'de toptan ayaklandı ve bu ordu­ nun komutanı N. Edirne'de.. Botaniates de isyan ederek İstanbul üzerine harekete geçti ve Alp Arslan'dan kaçıp Bizans'a sığınan Selçuk'un torunu El-Basan (Er-Sagun) Bey ile birleşerek Kütahya'dan İzmit'e doğru ilerledi. Bursa ve İzmit başta olmak üzere.

Onun bu mu­ vaffakiyetleri arttıkça Türkistan ve Horasan'dan Anadolu'ya doğru ilerleyen Türkmen muhacereti sür'atlendi ve büyüdü. 1081 yılında. Bizans Ermeniler'i doğudan Orta Anadolu'ya sürerken Balkanlar'dan naklettiği Slav. Bizans'ın kötü idaresi. Süleyman Şah. Bizans'ın takibeniği ortodokslaştırma ve Rumlaştırma siyaseti de Ermeniler'i. gümrük daireleri ve geçiş vergileri ile de. Bir çok vilâyetler boşaldı ve artık şark milleti (BizanslIlar) mevcud değildi. Nitekim 1080 yılında Azerbaycan'dan Anadolu'ya çok büyük bir Türkmen nüfus akını vuku buldu. Ulah ve Şamani Türkler de gayrimemnun HORASAN'DAN ANADOLU'YA 159 . bütün Anadolu'­ nun fiilen olduğu gibi hukuken de hâkimi olduğunu tasdik eden andlaşmayı Bizans'a imzalatarak bu fethi tehir etmişti. (427) Süleyman Şah'm orduları bu sür'atli fütuhât neticesinde Boğazlar'a kadar ilerlemiş ve Boğaz'm Anadolu (Asya) sahillerine yerleşmiş.Türkiye Sultanı Süleyman Şah bu şekilde Bizans'ın iç işlerine karışarak bu sayede hâkimiyetini. Anadolu'da Türk nüfu' yoğunluğunu arttırarak kuvvetlenmesine âmil olduğu gibi. Her yer Türk askerleri ile dol­ du."(426) Türkler. "1080 yılı martına doğru Okyanus denizi berisinde (Anadolu'da) bulunan bütün Hıristiyan memleketleri Türkler'in istilâsına uğramış ve hiç bir vilâyet bundan kurtulamamıştı. savaşlar ve isyanlar dolayısiyle perişan olan yerli halklar da Süleyman'ın idaresinde huzura ve sükuna kavuşuyor ve bu sayede Türkiye Sel­ çuklu Devleti sağlam bir temele kavuşmuş bulunuyordu. Marmara ve Akdeniz sahillerine kadar her tarafta genişletti. Anado­ lu'da yeni bir devlet kurarken Oğuz Türkleri'ne.. fakat deniz bu emele imkân vermiyordu. (425) Çağdaş Ermeni tarihçisi Mathieu.S. Malazgirt zaferinden bir kaç yıl sonra.. Süleyman Şah'ı cezbediyor. her halde hâkimiyetini Anadolu'nun doğusunda ve güneyinde kuvvetlendir­ dikten ve bir donanmaya sahip olduktan sonra teşebbüse geçmeyi düşünüyordu. Sürayniler'i. O.A.)'in hadis­ leri ile fethi tebşir edilen İstanbul. Süleyman Şah. rafızi mezheplerinde bulunan yerli halkları ve Pavlakiler'i de Bizans'a düşman etmiş ve Selçuklular'a yaklaştır­ mıştı. Karadeniz. İstanbul Boğazı ve gemiler tamamen kontrol altına alınmıştı. İslâm dünyası­ nın eski büyük ideali olan ve Hazret-i Peygamber (S. 1080 yılında vuku bulan bu nüfus hareketini şöyle anlatır. sanki dün­ yanın her tarafından bu memleket için randevu vermişlerdi. diğer bir deyişle Türkmenler'e dayanıyor ve onları yanında topluyordu. (428) Süleyman Şah'ın kurduğu devlet ve kazandığı baş döndürücü muvaffakiyetler.

oralardaki küçük Ermeni Kırallıklarmı kaldırıp. Maraş ve Urfa taraflarında yoğun­ luk kazanmalarına sebep olmuştur. Gemileri olsa idi. 1082-1083 yıllarında Anadolu'da tek tek nokta­ lar halinde kalmış olan Bizans şehir ve kalelerini fethetmekle meşgul oldu. Türkiye Selçukluları. Zira Süleyman ve halefleri. Malatya. Süleyman Şah. mühim bir Ermeni nüfusunu Sivas. genişliği on veya on beş gün süren bu memle­ kete ve bütün şehirlerine sahip oldu. Karadeniz.(432) Bununla beraber Anadolu'da bazı şehir ve kaleler henüz Bizanslılar'ın elinde kalmıştı. devletin kuruluşundan beri. bütün Türkiye (Turgia) şehir ve kalelerini fethedip hâkimiyetini kurduktan sonra Süleyman Şah adını aldı. Bütün bunların yanı sıra. (430) Onun idaresinde Türkler. Kilikya'da. (431) B ir başka müellife göre de Süleyman. toprakları köylülere dağıtıyor ve devlet mülkiyeti altında herkesin tasarrufuna imkân veren bir Miri toprak sistemi kuruyor­ lardı. (429) Böylece Süleyman. eski Türk göçebe huku­ kuna göre. (433) BizanslIlar. Bizans'ın çöküşünden ve Türkler'in onlara karşı takip ve seferlerinden faydalanan Ermeniler. Marmara. Şarktan gelen Türkiye Selçukluları o tarafa yayılmağa uğraşırken Bizans idaresinde inhitat 160 Oğ u z ÜNAL .olarak yeni T irk idaresini tercih ediyorlardı. Türkler. İstan­ bul'u da alabileceklerdi. yüzyılın başlarından beri Doğu Anadolu'yu istilâ ederek. Türkmenier'in muhacereti ve fetihleri de Ermeni halkının dahafazl^ güneybatı'ya doğru kaymasına ve bu şekilde. Fırat kıyılarında. Boğazlardan Suriye'ye kadar uzunluğu otuz. Kayseri ve Fırat bölgelerine nakletmişler. F ı­ rat bölgesinde yoğunluk kazanarak bir takım prenslikler kurmuşlar ve bu şekilde Türkiye Selçukluları'nm doğu ve güneyde Türk-İslâm ülkeleriyle münasebetlerini kesecek bir durum yaratmışlardı. Doğu Anadolu'yu hâkimiyetleri altına almağa çalışıyorlardı. Toroslarda. Adalardenizi ve Akdeniz arasında bütün beldelere girmiş ve hâkim olmuşlardı. (434) Türkiye Selçukluları’nm doğu hudutlarında bir Ermeni Prensli­ ğinin kurulması ve Melik-Şah'ın desteğini kazanması endişeli bir durum yaratıyor ve Süleyman Şah'ı şark seferine mecbur ediyordu. Anadolu'daki büyük toprak aristokrasisi elinde esir veya toprak­ sız bulunan köylüler de Selçuklular sayesinde toprağa ve hürriyete kavuşuyorlardı. X I.

İslâm kültür ve medeniyetinin kuvvetle yerleştiği ve ilim adamları. acele İznik'e döndü ve gereken hazırlıkları yaptı. Abbâsiler yerine Şii Fatımile 'i tanıdığını belirtmek bakımından çok mü­ him bir hadisedir. bu bölge­ yi bir buçuk asırlık bir Bizans işgalinden sonra tekrar İslâm diyarı haline getiriyor ve buradan daha da ileri giderek. sahil bölgelerine ve bütün Selçuklu Anadolu'suna valiler tayin ederek kendisi seferden dönünceye kadar. Müslüman gönüllüleri ve gâzileri için birer askeri üs olup. Ermeni Filaretos. İşte Türkiye Sultanı Süleyman Şah. Kilikya şehirleri. islâmlarm Bizanslılar'a karşı Suguur veya Avâsım (Uc) adı ile anılan en kuvvetli bir hudud teşkilâ­ tına sahip idiler. şairler ve mütefekkirler de yetiştirdiği bu bölge X.(436) Bu sebeple Abbâsi Halifesi. Gerçekten Süleyman Antakya üzerine yürümeden önce Ebu'l-Kasım'ı İznik'te yerine başkumandan olarak bıraktı ve ayrıca Kapadokya'ya. siyasi muvaffakiyet­ leri için aynı yolu tutmuşlardı.(435) Bu sebeplerle Türkiye Sultanı Süleyman Şah. Aynzarba ve bütün Kilikya beldelerini hâkimiyeti altına aldı. aleyhine fetihlerini genişletmeğe karar veriyordu. medeniyetçe üstün olan Islâm dünyası ile bağlan kurmak ve yollan açmak istiyorlardı. (437) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 161 . Bir yıl içerisinde de Adana. yeni kurulan Türkiye Devleti'nin Şii siyaseti ve nüfuzundan kurtulmasını temin etmiştir. edipler. Masisa. Süleyman Şah'ın Tarsus'u fethedince derhal kadı İbn'Ammar'a elçi gönderip kendisinden bu yeni fethedilen şehirler için kadı ve hatip talep etmesi Türkiye Sultanı'nm Melik-Şah ile hasmane münasebetlerini meydana koymak ve Büyük Selçuklular'la bu ailevi ve siyasi rekabet dolayısiyle. Süleyman Şah'ın yeni fethettiği bu bölgede Emeviler ve Abbâsller. yüzyılda Bizans'ın karşı taarruza geçmesi üzerine işgal olunmuş ve bütün Müslüman halk da ya öldürülmüş ya da zorla Hıristiyan yapılmıştı.içerisinde bulunan Orta ve Batı Anadolu'da tecride uğramaktan kurtulmak. bu ileri hamle ile. Nitekim Kutalmışoğullan. 1082 yılında Kilikya (Çukurova)'ya girerek Tarsus'u fethetti. Süleyman Şah. her birini kendi böl­ gesini korumakla görevlendirdi. bunlar arasında pek çok miktarda Türk askeri de vardı. Büyük Selçuklular'la da karşılaşma ihtimalini hesaba katarak. Anadolu'ya gelmeden önce Kuzey Suriye'de iken Şökli Bey ile birlikte böyle bir teşebbüse giriştikleri gibi İbrahim Yınal ve diğer âsi Selçuklu Beyleri de aynı şekilde Mısır Fatımileri ile münasebet kurarak. Süleyman Şah'a Sultan sıfatını tevcih ederek. çok büyük bir uzak görüşlülükle. Tarsus merkez olmak üzere.

((439) Bu fırsatı gayet güzel değerlendiren Süleyman Şah. Süleyman Şah'm ordusu fasılasız ve dalgalar halinde şehre giriyordu. Hazret-i Isa'nın havarilerinin toplanmış oldukları meşhur Kasiyan (cassinus) kilisesini câmiye çeviren Süleyman Şah. Türkiye Sultanı.-Hareketini son derece gizli tütan Süleyman. ani olarak geceleyin Antakya surları önüne çıktı ve 300 kişi ile Faris kapısından şehre girdi.Bu sırada Bizans ordusunun dağılmış olmasından faydalanan Ermeni Filaretos. sdâleti ve şefkati ile bütün Antakya halkının kalbini fethetti. hâkimiyetini genişletmek imkânını buldu ve Maraş'tan sonra Malatya ve Urfa'yı almış ve Antakya'yı da idaresi altına sokmuştu. ordusuyla birlikte bznik'ten cebri bir yürüyüşle Antakya'ya doğru harekete geçti. Bu sırada Filaretos'un Melik-Şah'a giderek ayrılmasından fırsat bulan ve bu adamın zulmünden bıkan Antakya halkı ve başta şehrin valisi ile Antakya kuvvetlerinin başında bulunan Filaretos'un oğlu Barsam. Süleyman Şah'a karşı kendisinden yardım talep etti. 12 günde Antakya'ya vardı. Daha sonra. 120 müezzin tarafından okunan ezan ve tekbir sesleri fethi tebcil etti. sakin ola­ rak evlerine döndü. Önceleri Bizanslılar'ın ve daha sonra Ermeni Filaretos'un zulümlerinden şikâyetçi olan Antakya halkı ve bilhassa Ermeni ve 162 Oğ u z ÜNAL . gemilere bindirerek Asi nehri mansabından. bütün esirlerin hür olduğunu ilân etti ve askerlerin yerli halkın evlerine girmelerini ve halka dokunmalarını kesinlikle yasak­ ladı. Sabahleyin Türk askerlerinin haykırışlarıyla uyanan halk evvelâ şaşırdı. Mısır'a kadar bütün Suriye'nin kilidi durumunda bulunan bu mühim şehri 1085 yılında fethetti.(438) Süleyman Şah'ın Kiiikya fetihleri ile ülkesi­ nin elinden çıktığını ve Hıristiyanların da kendisine karşı olduğunu gören Filaretos. bizzat büyük Selçuklu Sultanı Melik-Şah'a giderek. Bu ehemmiyeti dolasiyle Suriye'den gelen bir çok Müslüman bu muhteşem Cuma namazında bulundu. Anne Komnena'ya göre. en küçük bir olayın şiddetle cezalandırılacağını bildirdi. Fakat ilk anda savaşa başlayan kale muhafızları İç Kale'ye sığındılarsa da bir müddet sonra teslim oldular. Böylece Süleyman Şah. bir fermanla. Emniyet ve gizlilik sebebiyle de Kiiikya sahilinde askerlerini süvari ve piyade. gizlice Türkiye Sultanı Süleyman Şah'a haber göndererek onu An­ takya'ya davet edip şehri kendisine teslim etmeyi teklif ettiler. Böylece yıldırım sürati ile yol alan Süleyman Şah. ilk Cuma namazını burada kıldı. Türkiye Sultanı'nın gel­ diğini ve askerlerin kimseye dokunmadığını anlayan halk. geceleyin yürüyüş yapıyor. gündüzleri dinleniyor ve sapa yolları takibediyordu. Süleyman Şah.

Göksün. İzmir'i fethetti ve İzmir körfezi'nde pek kudretli bir donanma yaptırarak Türkiye'nin ilk deniz kuvvetini kurmuş oldu. daha Bizanslılar'da idi. A r­ tık Anadolu'da Türk birliği kurulmuştu. bundan sonra İskenderun ve Ayntab (Antep) şe­ hirleri başta olmak üzere bugünkü Hatay vilâyetlerinin tamamını fethetti. Besni kalelerini fethetti. 1085 yılında Maraş. Haleb'in kuzey varoşlarından başlı­ yordu. Elbistan. Uzun müddet istilâ ve huzursuzluk­ lar içinde bulunan Haleb'in Harim ve Duluk kazaları da kendiliğin­ den Süleyman Şah'ın idaresine geçtiler. (442) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 163 . Bu fetihlerden sonra Türkiye Devleti'nin güney sınırı. Yalnız Maraş. Süleyman Şah'ın değerli kumandanlarından Buldacı Bey. son mukavemet merkezi olan Maraş'a gel­ mişti. (440) Süleyman Şah. Bundan sonra sıra.Siiryaniler çok memnun oldu. (441) Bu sıralarda Süleyman Şah'ın 1081'den beri İzmir valisi olan ve Oğuzlar'ın Çavuldur Boyu'ndan gelen Çaka Bey.

An­ takya'nın kendi cihâdı sayesinde kâfirlerden alınıp bir İslâm beldesi haline getirildiğini ve bu sebeple kendisinden cizye istenemeyeceğini cevaben Müslim'e bildirdi. ordusunun başında Haleb'e doğru yürüdü. Türkiye Sultan'ı. S Ü L E Y M A N Ş A H 'IN B Ü Y Ü K S E L Ç U K L U L A R L A Ç A T IŞ M A S I v e SO N U Süleyman Şah'ın Marmara sahillerinden Antakya'ya kadar uza­ nan ve Suriye'de genişlemeğe başlayan hâkimiyeti. Süleyman Şah. Türkiye Sultanı ile Büyük Selçuklular'ı kaçınılmaz bir şekilde karşı karşıya getirdi. iki İslâm ordusunun çarpışmaması için yaptığı sulh teşebbüsleri de netice vermeyince. (443) İlk çatışma Süleyman ile Müslim arasında başladı. onun büyük Sel­ çuklular veya tâbileri ile rekabet ve çatışmasını adeta mukadder kılmıştı. yanında "daima mu­ zaffer” Artuk Bey de olduğu halde. Amcazade iki Selçuklu Sultan ve Melik'i arasındaki muharebe çok şiddetli oldu. Müslim ye­ nildi ve savaş alanında öldü.5. Süleyman Şah'ın. Haleb komutanının da tahrik ve entrikaları sonucunda. Türkiye Sultanı ise. Kurzahil mevkiinde Süleyman ile Müslim'in orduları karşılaştılar. Bu netice üzerine ilerleyen Süleyman Şah. Haleb'in Ukayli hâ­ kimi Müslim ile Suriye Selçuklu Melik'i (Melik-Şah'ın kardeşi) Tutuş'tu. (444) Bu zaferler ve Hareb'in de muhasarası. Amik ovasına akan Afrin çayı üzerinde. Suriye Melik'i Tutuş. Haleb muhasarası ile meşgulken. İki ordu Haleb'in üç mil yakınında. 5 Haziran 1086 günü. Bu şekilde Süleyman ile Müslim arasındaki gerginlik son haddini buldu. bu haberi alınca Tutuş'a doğru iler­ ledi. onu Melik Şah'a iUatsizlikle itham ederek tehdide kalkıştı. Süleyman Şah'ın yanında bulunan Çubuk Türkmenleri diğer bazı Türkmenlerin 164 OĞUZ ÜNAL . karşılaştı. Ayn Şayiam mevkiinde. Haleb'i kuşattı ve Müslim'in cenazesini de Haleb kapısında defnetti. E r­ meni Filaretos'un Antakya hâkimiyeti sırasında Antakya'dan almak­ ta olduğu cizyeyi bu defa Süleyman'dan istedi. Müslim. Antakya civarında. Bu durumdan en çok tedirgin olanlar.

bizzat sultan Melik-Şah'a teslim edebileceğini bildiriyordu. Bozan ve Ak-Sungur Beyler olduğu halde. Süleyman Şah bütün gayretleri­ ne rağmen hezimeti önleyemedi ve çok zayıf bir rivâyete göre. "Sizlere zulmettik. bu şehri Süleyman'ın veziri Haşan bin Tahir'den aldı. Süleyman'ın oğulları Kılıç Arslan ile Kulan Arslan'ı da yanına alarak İsfahan'a götürdü ve ölümüne kadar serbest bırakmayarak Anadolu'da Kutalmışoğullarmın hâkimiyetine fırsat vermedi (450) ve Türkiye Devleti'ni itaati altına almak amacıyla da Bozan Bey kumandasında kuv­ vetli bir orduyu İznik li/ı-rinc gönderdi. Haleb önlerinde karşılaştıkları sırada. (447) Süleyman Şah'ın cesedi karşısında Tutuş'un şu sözleri iki Sel­ çuklu ailesi. Arslan Yabgu ve Mlkâil Yabgu aileleri arasındaki mü­ nasebetleri ve rekabeti göstermek bakımından kayda şayandır. Bu sırada. Süleyman'ın cesedinin ölüler arasında bulunduğu ve ancak Tutuş'un: "Selçukoğullarının ayakları birbirine benzer" diyerek ölüsünün tanındığı yolundaki kaydı gözönüne getirilirse. (448) Süleyman ile Tutuş. Musul'a ve oradan da Haleb'e doğru hareket etmişti. Bu sebeple de Melik-Şah. (445) Süleyman Şah'ın intiharını Bizans tarihçisi Prenses Anna Komnena yazmaktadır. onun muharebe sırasında vuruşarak öldüğü rivayeti daha kuvvetli olabilir. (446) Anna Komnena’nın bu rivayetine karşılık Haleb Tarih'i yazarı İbn ul-Adim'in. bu acı bozgunu gururuna yediremeyerek intihar etti veya diğer bir rivayete göre de savaş atanında vuruşarak öldü. (449) Süleyman'ın ölümünden sonra Tutuş. Haleb Emir'i şehri Tutuş'a veya Süleyman'a değil.Melik-Şah'ın gazabından ürkerek Tutuş'un tarafına geçmeleri üzerine Türkiye Sultanı'nın ordusu bozuldu. Süleyman'ın cenazesini muhteşem bir kefene sararak. sizleri uzaklaştırdık ve öldürdük" dedik­ ten sonra gözyaşlarını sildi. Tutuş. Haleb üzerinden Antakya'ya gelen Melik-Şah. bir yıl önce Müslim'i gömdüğü Haleb kapısında defnetti. (451) HORASAN'DAN ANADOLU’YA 165 . Birinci Teşrin 1086'da yanında kumandanları Porsuk. Süleyman'ın küçük yaşta bulunan oğulları Kılıç Arslan ile Kulan Arslan ve veziri Haşan bin Tahir'i Antakya'ya. yani Türkiye Sultanı'na ait bir memlekete getir­ mişti. haya­ tı devamlı olarak zaferler silsilesi içerisinde geçen Anadolu Fatihi ve Türkiye Sultanı.

(453) f092'de Melik-Şah'ın ölümü üzerine Büyük Selçuklu Imparatorluğu'nda başlayan saltanat kavgaları sırasında Süleyman Şah'ın oğulları Kılıç Arslan ve Kulan Arslan. Süleyman'ın iki oğlunun İran'dan kaçarak geldiklerini söylemekle hâdiseyi ay­ dınlatmış bulunmaktadır. İznik muhasarasına son verilmesi için Melik-Şah'a giderken. onları ölümüne kadar yanından ayırmadı. Antakya üzerine Şark seferine çıkarken. Melik-Şah'ın Kılıç Arslan'ı. Başkumandan sıfatiyle. Süleyman Şah'ın ölümünden sonra Türkiye Devleti'ni korumuş ve hattâ Boğazlar'a kadar da ilerlemişti. derhal ailenin mirası olan İznik tahtını kendilerine teslim etti. Ebu'l-Kasım. Melik-Şah'ın ölümü Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nda saltanat mücadelelerine sebep olmuş ve bu sayede de onlann İznik muhasarasiyle birlikte Anadolu'ya müdahaleleri de son bulmuştur. Fakat Ebu'l-Kasım yolda öldürülmüş. Ebu'l-Kasım'ı İznik'te bırak­ mıştı. S Ü L E Y M A N Ş A H T A N SO N R A " T Ü R K İY E D E V L E T İ" Büyük Selçuklu Sultanı Melik-Şah. bir müddet sonra da. Süleyman Şah'ın Şark seferi sırasında yerine başkumandan olarak bırakmış olduğu Ebu'l-Kasım'ın ölümü üzerine İznik'te hâkimiyet kurmuş olan kardeşi Ebu'l-Gazi. Ve bu şekilde Türkiye Tahtı yedi yıl (1086-1093) sultansız kaldı. Çağdaş Bizans tarihçisi Anna Komnena. Anadolu hükümdarı olarak Anadolu'ya gönderdiği yolundaki rivâyetler de diğerleri gibi hakika­ te aykırı olup. (454) Süleyman Şah'ın oğulları Iznik'e varınca Türkmenler onları he­ yecanla karşıladılar. yerine kardeşi Ebu'l-Gazi'yi bırakmıştı. Ebu'lKasım. (452) Süleyman Şah. MelikŞah. Anadoluya geçmek fırsatını elde ettiler. Büyük kardeş Kılıç 166 Oğ u z ÜNAL . Ebu'l-Kasım ve B i­ zans İmparatoru Alexis aralarında bir ittifak yapmışlardı. Türkiye Selçuklulan'nı itâatı altına almak için Bozan Bey ku­ mandasında İznik üzerine bir ordu gönderince. Kutalmışoğullan'nın tekrar baş kaldırmalarına ve Anadolu'da istiklâllerine fırsat vermemek maksadiyle.6. 1092'de Melik-Şah ölmüştür. yerine vekil olarak.

inhisar ediyordu. Kasım 1092 (16 Şevval 485)'de vefat ettiği ve Sultan'ın hanımı Terken Hatun'un. Böylece Kılıç Arslan ve kardeşi Kulan Arslan'm İznik'e 1093 yılı başlarından önce varmaları pek mümkün değildi. onun İznik'e gelmeden Anadolu'dan etra­ fına kuvvet toplamak için bir süre oyalandığını kabul etmek gerekir. (457) Böylece Melik-Şah'ın ölüm haberi her halde İsfahan'a normalden daha geç bir sürede ulaşmıştır. Türkiye Sultanı sıfatı ile. Sultan Melik-Şah'ın ölümünden sonra göz hapsinde bulunduğu İsfahan'dan kaçarak İznik'e geldiği ve iktidarı Ebu'l-Gazi'den devraldığı malumdur. Sultan Kılıç Arslan. müstakil bir durum kazanmışlardı. ni İznik ve havalisine.(456) Diğer taraftan MelikŞah'ın 20. fiiliyatta ise bu beylerin hepsi. merkezi otoritenin zayıflaması sonucunda "aşiretçi" (Tribal) Türk hâkimiyet telâkkisinin etkisiyle. küçük oğlu Mahmud'u babasının tahtına çıkmasını sağlamak ümit Ve arzusuyla kocası Melik-Şah'ın ölümünü bir müddet umumi efkârdan sakladığı da bilinen bir husustur. bu hâkimiyet başlangıçta sözde kalmış. Bizans tarihçisi Prenses Anna Komnena’nm.Arslan. O. Anadolu Türk birliğini yeniden kurmaya çalışırken Büyük Haçlı Seferleri'nin de ilk hedefini teşkil etmiştir. merkezi otoritenin de zayıflaması sonucunda bir takım Türk beyleri­ nin elinde bölünmüş bir vaziyette bulunuyordu. Anadolu Türk tarihinin en buhranlı zama­ nında tahta çıkmıştı. Bu sebeple Kılıç Arslan'm hâ­ kimiyeti ilk günlerde Ebu’l-Gazi'nin muhafaza ettiği yerlere. Anadolu'ya gelip tahta çıktığı zaman memleket "A şire tçi" (Tribal) Türk hâkimiyet telâkkisi sebebiyle. Sultan ünvanı ile 1093 yılı başlarında Türkiye tahtına oturdu ve babası Süleyman Şah'ın ölümünden sonra çözülmeğe yüz tutan birliği yeniden kurmağa girişti. Kılıç Arslan’m İznik'te sevinçle (yani mukavemet görmeden) karşılanıp yanındaki savaşçılarının ailelerini de buraya getirip yerleş­ tirdiği kaydına bakılırsa. Kılıç Arslan’m. Türkler'in Anadolu'da yerleşme ve vatan kurma devresinde başlayan Haçlı HORASAN'DAN ANADOLU’YA 167 . Süleyman Şah'ın valileri durumunda bulu­ nan ve vaktiyle merkezi otoriteye bağlı bulunan Anadolu beyleri'nin de hükümdarı oldu ise de. (458) Sultan Kılıç Arslan. (459) K ılıç Arslan. Süleyman Şah'ın oğulları K ılıç Arslan ve Kulan Arslan'm Iznik'e gelişlerini şimdiye kadar mutad olarak kabul edilen 1092 yılı (455) yerine 1093 yılr başlarında vazetmek gerekeceğini sanı­ yoruz.

onun yardı­ mından faydalanacak. Böylece Konya. Haçtılar'la mücadeleye girişti. Sultan Kılıç Arslan artık Anadolu'nun ortasında bulunan Konya'ya yerleşerek bu şehri kendisine payitaht yaptı. Bu sırada Malat­ ya muhasarası ile meşgul olan Kılıç Arslan. (461) Büyük Haçlı taarruzu Türkiye Selçuklulan'nı büyük bir sar­ sıntıya ve zaafa uğrattı. Anadolu'da zapt edecekleri yerleri Bizans'a bırakacaklardı. o yıllarda Papalık ile Cermen İmparatorluğu arasındaki ihtilâf ve mücadeleler sebebiyle. 26 Haziran 1097'de Bizanslılar'ın eline geçti. m074'de. Ancak Papa V II. (462) İznik'in düşmesinden ve Birinci Haçlı seferi fırtınasından sonra Sultan Kılıç Arslan ve Anadolu Türkler! kendilerini toplamağa başla­ dılar. Danişmendli Gümüş-Tekin ile birlikte. Filhakika Türkler Marmara sahillerine kadar ilerledikleri ve BizanslIlar Anadolu'yu tamamiyle kaybettikleri bir zamanda. (460) Sultan Kılıç Arslan da geri çekilerek. Selçuklular.Seferleri bu kuruluş faaliyetini tehlikeye sokacak bir ehemmiyet taşır. kısa bir süre içerisinde. bir netice vermemişti. Ayrıca Batı Anadolu ve Karadeniz sahilleri de Bizanslılar'ın eline geçti. Haçlılar İstanbul'da İmparator'la bir anlaşma yaparak. İslâm şark ve Hıristiyan garp tarihlerinde çok mühim neticeleri olan Büyük Haçlı Seferleri başlamış oldu. Peçenekler ve İzmir Beyi Çaka karşısında çok müşkül bir durumda kalınca 1091 yılında Papa Urbain'e müracaat ederek Haçlı yardımı istemişti. yirmi iki yıldan beri Tür­ kiye Devleti'nin payitaht şehri olan İznik'i kuşattı. Bu şekilde İstanbul'dan Anadolu'ya (Asya'ya) geçen muazzam Haçlı ordusu. buna karşılık. (463) 168 O ğ u z ÜNAL . BizanslIlar derhal Anadolu'nun sahil böl­ gelerini işgal ettiler ve İzmir'de Çaka'nın beyliğini ortadan kal­ dırdılar. Anadolu içlerinde. Bunun üzerine İznik daha fazla dayana­ mayarak. Yirmi iki yıldan beri Türkiye Devleti'nin payitaht şehri olan İznik'in düşmesi üzerine. İmparator Mihael'in Papa'ya bir Haçlı Seferi için yaptığı müra­ caat. cehalet ve dini taassup içerisindeki AvrupalIları Türkler'e karşı ha­ zırlamıştı. büyük bir Türk-İslâm şehri haline geldi. sür'atle İznik'e yetiştiği halde muhasarayı yaramadı. İmparator Alexis de. Fakat B i­ zans İmparatoru'nun istediği bir askeri yardım yerine bütün Avru­ pa'yı harekete getiren. Grigoire'in giriştiği tahrikler Avrupa'da bir Haçlı havası yaratmış. Kilikya şehir ve ovalarından da Türkler'in çe­ kilmeleri ile Toroslar'a sığınan Ermeniler yavaş yavaş düzlüğe inmeğe başladılar.

yüzünü şarka.(464) Kılıç Arslan'ın Haçlılar'a karşı kazandığı sayısız zaferlerle Birinci Haçlı seferinin intikamı alınmış oldu. Türkiye Devleti'ni ayakta tutmayı başarmış. Antakya Prensliği. Bu başarıları sonucunda Türk-İslâm ülkelerinde. İslâm beldelerine çevirmeğe başlamıştı. Anadolu Türk birliğini yeniden kurmak ve merkezi bir idare tesis etmek maksadiyle. Haçlılar nihayet Temmuz 1099'da Kudüs'e girdiler. Sultan Kılıç Arslan'ı ve haleflerini. A nad olu'y u boy­ dan boya geçtikten sonra Suriye'ye girebilen Haçlı kuvvetlerinin ancak 30. Anadolu beylerini yeniden hâkimiyeti altına al­ maya başlaması ve bu şekilde hâkimiyet alanını genişletmesi de Tür­ kiye Selçukluları ile Büyük Selçukluları yine komşu yapmış ve eski aile rekabet ve mücadelesinin canlanmasında âmil olmuştu. Sarsılan nefse itimadlarmı yeniden kazandılar. Selçuk'un torunları Arslan Yabgu ve Mikâil Yabgu aileleri arasındaki ailevi rekabet ve mücadelenin yeni bir sefhaya girmesine sebep oluyordu. Bizans hududunda emniyet ve istikran kuran Kıliç Arslan. Kudüs'e ulaşmak üzere Suriye'ye doğru ilerleyen bir Haçlı kolu Antakya’yı ele geçirdi (Haziran 1097) ve daha sonra Urfa'yı zaptetti. (466) Sultan Kılıç Arslan Anadolu'yu toparlamağa ve Anadolu Türk birliğini yeniden kurmaya çalışıyordu. şarka doğru yayılmaya sevkeden âmil ailevi rekabet ve üstünlük dâvâsından çok. henüz Orta Anadolu'ya nazaran çok daha ileri bir medeniyete sahip olması idi. Anadolu Türk birliğini yeniden kurmuş ve milletini bu vatanda yaşatmak kudretini göstermiştir. Trablus Kontluğu ve Kudüs Kırallığı adlarında Frank (Haçlı) devletleri ku­ ruldu.(467) Ayrıca Sultan Kılıç Arslan'ın. Haçlı ordularına Anadolu'yu mezar yapan* Sultan Kılıç Arslan. HORASAN'DAN ANADOLU’YA 169 . Kılıç Arslan'ın şarka yayılma siyaseti. Urfa Kontluğu.000 kişi o ld u ğu halde. (468) ♦Gerçeklen İstanbul'dan A nadolu'ya (Asya'ya) çıkan H açlı ordusu­ n u n toplam mevcudu 600. tıpkı ilk Türkiye Sultanı Süleyman Şah gibi. Haçlı seferlerinin kendisi için tehlikeli sonuçlar vermeye başladığını gören Bizans İmparatoru Alexis ile bir anlaşma yaparak garb'da. babası Süleyman Şah gibi. İslâm medeniyeti hududları içerisinde gelişen şar­ kın.Yıllar süren mücadeleler sonunda. Haçlılar'ı Türk-jslâm beldelerinden söküp atmak için Türkler'in uzun yıllar mücadele edip sayısız şehitler vermeleri gerekiyor­ du.000 kişiyi b uld uğu nu kaynaklar belirtir.(465) Bununla beraber. bu devirde. Malatya’nın fethin­ den sonra. Böylece Anadolu Türkleri.

artık müdafaadan taarruza geçerek. mücadeleye girişti ve Musul'u alarak Büyük Selçuklu İmparatorluğu'na da namzet bir kudrete erişti. daha son­ ra insiyatifi eline almağa muvaffak olmuştur. bütün sahilleri geri aldılar. Haçlı seferleri ve Sultan'm ölümü üzerine B i­ zanslIlar. (469) Sultan Kılıç Arslan'ın ölümü Türkiye Selçuklulan'nı eskisinden daha büyük ve şiddetli bir buhrana sürükledi. İmparator ve Kıralların başında bulunduğu büyük bir haçlı seferi (2. K ılıç Arslan'ın oğlu Sultan Mesud. Musul Atabeyi İmâdeddin Zengi'nin. daha büyük bir iddia ve azimle. Louis bu felâketi öğrenince. Louis V III. Onun oğlu ve ikinci l ürkiye Sultanı oian Kılıç Arslan da yine büyük Seiçukluiar’la.İlk Türkiye Sultanı Süleyman Şah. Kılıç Arslan’ın ölümü sırasında Musul valisi bulunan büyük oğlu Şahin-Şah. Haç­ lılar. Fakat. Fakat bu sırada. Bir müddet Dânişmendliler'e tâbi gibi görünmüşse de. 1147 yılında. büyük bir siyasi deha­ ya sahip olduğunu tedbirli ve başarılı hareketleri ile ortaya koymuş­ tur. Selçuk ülkesinden geçmenin imkân­ sızlığını anlayarak. kaçabilenler geri dön­ düler. Türkmenler her taraftan İç Anadolu’ya doğru göçmeğe başladılar. duruma hâkim oldu. bir yandan saltanat mücadeleleri ile meşgul olan. Bununla birlikte yine Türkler'in hücum ve baskın­ larıyla bu ordu da çok zayiata uğrayarak Antalya'ya vardı. Büyük Selçuklular'ca yakalanıp İsfahan'a gönderilince. Habur suyu'nda boğula­ rak hayatını kaybetti. Mukaddes Roma-Germen İmparatoru III. Gemi­ 170 OĞUZ ÜNAL . Haçlı Seferi) hazırlandı. Mukaddes Roma-Germen (Alman) İmparatoru III. Dânişmendliler ile birleşerek. Kon­ rad kumandasındaki muazzam Haçlı ordusu. (470) Sultan Mesud zamanında da büyük bir Haçlı seferinin yapıldığını görüyoruz. Denizli ve Antalya istikametini takiple yolunu değiştirdi. kumandasındaki iki kol halinde harekete geç­ tiler. Eskişehir yakınlarında Sultan Mesud'un ordusu tarafından perişan edildi. 1107 yılında. Fa­ kat bu sırada Melik-Şah’m oğullarından Suitan Muhammed Tapar'ın Emir Çaviı kumandasında gönderdiği büyük bir ordu ile giriştiği çok çetin bir savaş sırasında. Türkiye Selçuklu tahtı tekrar sahipsiz kaldı. Büyük Selçuklulur’a karşı hâkimiyet ve rekabet mücadelesinde Ölmüştü. Almanlar'ın Konya'yı işgal ettiklerini zanneden Fransa Kıralı St. 1144 yılında. Konrad ve Fransa Kıralı St. Efes. Sultan Mesud. A l­ man ordusunun büyük bir kısmı imha edildi. Urfa Kontluğu'nu ortadan kaldırması üzerine Avrupa'da büyük bir heye­ can dalgası esti ve ilk defa olarak.

Eskişehir yakınlarında ve Konya önlerinde. Garp kaynaklarında. Haçlılar'ı bu perişan halde görünce merhamet ettiler. onlara para ve ekmek dağıttılar. 1155 yılında ölümü üzerine. adaleti. Bir Hıristiyan kroniğinin de ifade ettiği gibi. uzun ve kanlı mücadelelerden sonra.ler'e binen zenginleri Suriye'ye gittiler. yerine veliahd tayin ettiği oğlu II.(472) Sultan Mesud. Zekâsı ve enerjisi sayesinde Bizans İmparatorluğu'nu ve Haçlı ordularını mağlub ederek. çok sabırlı. kırk yıla yakın bir saltanat ve mücadele devrinde. fakat din değiş­ tirme hususunda hiç bir baskı yapmadıklarını belirtir. Sakarya'dan Fırat boylarına kadar bütün Selçuklu Tüıkiye'sini hâkimiyeti altına aldı. hastala­ rını tedavi ettMer. Türkiye Sultanı'nın ve Türkiye Devleti'nin kudretini çok yükseltti. Türkiye Devleti'nin bu kadar kuvvetlenmesinden ve Anadolu'nun rakipsiz şekilde hâkimi olmasından endişelenen ve Türkmenler'in yavaş yavaş Batı Anadolu'yu istilâ etmeğe başladığını gören Bizans İnıpa- HORASAN'DAN ANADOLU'YA 171 . (473) Sultan Mesud'un. Bizans'ın ağır vergilerle ve korkunç zulümlerle ezdiği Rumlar onun idaresine geçmeğe başla­ dılar. Selçuk Türkiyesi'nde ilk imâr ve medeni faaliyetler de onunla başlar. Haçlıiar’ı soydular. (471) Sultan Mesud'un.-Rumlar'dan satın aldıkları Haçlı paralarını düşkün­ lerine verdiler. paralarını aldılar. Anadolu'nun "T urkia" adiyle kay­ dedilmesi de çok manâlıdır. Türkler'in bu akıl almaz iyiliklerini gören üç binden fazla Frank Müslüman oldu. Sultan II. merhamet ve şefkatle Hıristiyanların dinlerini satın aldıklarını. Sultan Mesud zamanın­ da başlayan siyasi. Kalanları da Türkler'in ve Rumlar'ın taarruzları karşısında perişan oldular. Kılıç Arslan. Kılıç Arslan sultan oldu. şefkati ve iyi idaresi dolayısiyle. askferi ve medeni hamleler bu kudretli sultan zamanında çok ileri bir safhaya erişti ve Türkiye Selçukluları tari­ hinde yepyeni ve parlak bir devir başladı. Türkler. Rumlar. Haçlı ordularını mağlub ve perişan etmesi ve böylece bütün İslâm dünyasına korku salan Haçlı ordularını ortadan kaldırması. ihtiyatlı ve dahiyane bir siyasetle Türkiye Devleti'ni yok olmaktan kurtardı ve tekrar Anadolu'ya hâkim bir duruma yükseltti. Artık Anadolu Türkleri'nin buhran devri sona ermiş. siyasi birlik ve medeni ilerleme devri açılmıştır. İlk defa onun zamanında. Türk­ ler için Anadolu'yu emniyetli bir vatan haline getirdi. Nitekim Rumlar'ın hıyanetini ve Türk­ ler'in şefkatini anlatan bir Haçlı müellifi: " E y hiyânetten daha zalim olan merhamet" feryadiyle Türkler'in iyilik.

devlet idaresinin Selçuklu hânedanı mensupları tarafından idare edilmek suretiyle birleşmesini temin etmek istedi. eski Türk hâkimiyet telâkkisinin etkisi altında. Türkleri. uzun ve şerefli bir mücadele hayatından sonra artık ihtiyarlamış ve sefere çıkamaz olmuştu. Bu zafer­ den sonra II. (477) II. Selçuklu Türkiyesi'ni onbir oğlu arasında "ülüş" usulünde taksim ederek. (476) II. Kılıç Arslan oğullarının herbirini.(478) 172 Oğ u z ÜNAL . meydan muharebesine girmeden çete mu­ harebeleri ile. BizanslIlar.ratoru Manuel Komnenos. Kılıç Arslan da bu sebeplerle. Türkiye Selçuklulan'nda da devlet hânedan azasının ve özellikle hükümdar oğullarının müşterek hâkimiyeti altında sayılıyordu. (475) Kumdanlı zaferi. Bundan sonra BizanslIlar daima müdafaada ve çökün­ tüde. 5000 araba ile çok sayıda hayvan da Bizans ordusunun ağırlıklarını taşıyordu. Anadolu'yu Türkler tarafından geçici bir süre için işgal edilmiş bir ülke gözüyle görmüşlerdir. 1177 ve 1182 yıllarında. Melik sıfatiyle. yıpratmağa başladı ve böylece iyice yıpranmış olan düşmanı Eğridir gölü kuzeyindeki dar ve sarp bir geçitte. Kılıç Arslan. Macar. Malazgirt'ten sonra Türkiye Tarihi'nde ikinci bir dönüm noktası teşkil eder. Myriokefalon (Kumdanlı)'da yakalayarak müthiş bir hezimete uğrattı. Sırp ve Peçenek askerleri de bulunuyordu. Gök Türkler'de. Bu muazzam orduda Bizans'ın kendi kuvvetleri yanında Frank. Kılıç Arslan. İşte Sultan 1 1 . (474) Bizans ordusuna karşı harekete geçen Türkiye Sultanı II. bizzat Konya üzerine yürüdü. Zira bilindiği gibi. Bizans ordusunu. 1176 yılında. Türkler de ilerleme ve yükselme halinde olmuşlardır. Karahanhlar'da ve Büyük Selçuklular'da olduğu gibi. tamamiyle ezerek Anadolu'dan silip atmak ve Bizans'ı tekrar Anadolu'ya hâkim kılmak karariyle. Batı Anadolu'da Kütahya ve Eskişehir yörelerini kati olarak fethetti ve Türkiye Devleti'ne kattı. Malazgirt'in kendileri için nasıl bir darbe olduğunu henüz yeterince kavrayamamışlar ve bu sebeple daima Anadolu'yu geri alma ümid ve hayaliyle yaşamışlar. bir eyaletin idaresine gönde­ rirken kendisi de metbu Sultan olarak Konya'da otunjyordu. Halbuki Kumdanlı zaferinden sonra B i­ zans'ın Anadolu'yu kurtarma ve geri alma ümidleri tamamen tarihe karışmıştır. Kılıç Arslan. Onun bu durumunu gören oğulları arasında saltanat ihtirasları ve mücadeleleri başladı. büyük bir ordu hazırlayarak.

* inşa ettikleri binalarda isimlerini yazdırıyor ve hattâ komşu devletlerle tnüstakil olarak savaş ve barış münasebetlerine girişiyor. Sultan olan babaları II. Kılıç Arslan tarafından. Sultan olmakla beraber. fakat Konya’da bulunan Sultan'a tâbi bir evaiet (devlet) durumunda bulunmaları dolayısiyle bu me­ likler. aşiret reisleri yerine. Bilge Y ayınla­ rı. sh. mali ve askeri bütün işleri kendi mer­ kezlerinde kurulan hükümet (divân)'lerine adi bulunuyor. K onya 1977. Yani mem­ leketi. (479) Eski Türk usulünce memleketi evlâdlar arasında taksim keyfiye­ tinin (yani "ülüş" sisteminin) II.Selçuklu tarihçisi İbn Bibi'nin bildirdiği gibi. bu hükümdarın kendi şahsi ve akılsıca tedbiri olarak izah etmek yanlıştır. Kılıç Arslan'ın. asla "sultan” ünvanını alamıyorlardı. şehzâdeler arasında erken saltanat mücadelelerine sebep olarak devletin birliğini tehdit etmeğe başlamıştır. bu on bir kardeş. "trib al" bir şekilde. A y dın T A N E R t. aşiret reisleri ve beyler eliyle. ölümü üzerine veliahü olan küçük oğlâ. hutbe okutuyor. her melik kendi eyaletinde yarı müstakil bir hükümdar mevkiinde idi.(480) Ancak bu sistem Selçuklu Türkiyesi'ne oldukça zararlı olmuş. Nihayet kardeşler arasında en kudretlisi Tokat Melik'i İL * " H u tb e " ve "S ik k e " (para)’nin Türkler arasında egemenlik sembolü o ld u ğ u n u biliyoruz. 1192 yılında. Türkiye Devleti'nin on bir ogiu arasında taksim edilmiş olmasını. Kılıç Arslan. II. fiili bir iktidara sahip değildi. hânedan mensupları eliyle idare etmek. bilhassa büyük devletlerin teşekkülü sırasında. Gerçekten bu eyaletlerin idari. (Bk. 22) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 173 . idareye göre büyük bir faydası da olmuştur. bir nevi merkeziyet temin ediyordu. 11'IO yılınd^^ büyük bir Haçlı ordusu (3. kendi ad­ larına para bastırıyor. Zira Orta Asya'da memleketi. Haçlı seferi) Anadolu'ya girdiği zaman. (Menakib-ül A rifin 'in Değerlendirilmesi). Gıyaseddin Keyhüsrev Türkiye Sultanı oldu ise de şehzadeler arasındaki saltanat mücadeleleri daha büyük bir şiddetle devam etti. Sultan II. K ılıç Arslan'a tâbi olmakla beraber. Nitekim Selâhaddin Eyyubi'nin Kudüs'ü fethi üzerjne Alman İmparatoru Frederik Barbaros kumandasında. bir sistem değil de. tayin ve azil edilebilen valiler eliyle idare etmek usulüne nisbetle bu usulün ileride gevşekliği ve zararları sabit olmuş ise de. Türkiye Selçukluları Kül­ tür Hayatı.

Süleyman Şah'tan itibaren bir daha görülmemişe bununla beraber menşei göçebe olan Anadolu beyliklerinde de. siyasi. Süleyman Şah. II. Sarayı ve camii iie payitaht Konya'ya adeta damgasını vuran Alâaddin Keykubad. Türkiye Devieti'nin birliğini kurması. eski Türk hâkimiyet telâkkisi­ ne göre devletin hânedana mensup şehzâdeler arasında.(482) Nitekim bu anlayış Osmanlılar zamanın­ da. Böylece Keykubad devri. merkeziyetçi devlet anlayışı tam olarak yerleşmiş ve bu şekilde siyasi parçalanma bir daha görülmemiştir. Kılıç Arslan'ın son yıllarında şehzâdeler arasında taksime uğramış olan. (484) Moğollar'a karşı müdafaa tedbirleri alırken. iktisadi ve medeni bakımlardan en yüksek seviyeye erişti. öte yandan da Moğol İmparatoru Oktay Kaan’a da elçi göndererek sulh yaptı ve büyük bir siyasi dehayla. "ülüş" sistemine göre. onun varlığı ve 174 OĞUZ ÜNAL . diğer kardeşlerini itâati altına aldı. halk arasın­ da "U luğ Keykubad" adiyle anıldı. Türkiye Devieti'nin talihi yine ters dönmüş.Süleyman Şah. Bütün eski Türk devletlerinde ve bu arada Büyük Selçuklular'da ve Türkiye Selçukiulan'nda da görülen "ülüş" sistemine göre devletin taksimi II. Türkiye Devleti için ani ve büyük bir kayıp ol­ muş. bütün İslâm beldelerini kasıp kavuran Moğol tehlike­ sini uzaklaştırdı. "aşiretçi" (Tribal) teamüller dolayısiyle. Süleyman Şah'ın en büyük hizmeti. bir kıs­ mını da bertaraf ederek Keyhlisrev’in elinde bulunan saltanatı ele geçirerek Türkiye Sultanı oldu. taksim edilmesi teamülüne son vermiş olmasıdır. şüphesiz. Bu sebeple de O. Anadolu'da Türk birliği'nin kumiması ve korunması için büyük gayret harcadı. (481) II. babası II. (483) Nihayet 1220'de Alâaddin Keykubad’ın Türkiye Sultanı olması ile Türkiye tarihinin en parlak devri başlamış oldu. ölümü. (485) Fakat Sultan Alâaddin Keykubad’ın genç yaşta (46 yaşında). Bu devirde mem­ leket iktisadi ve medeni bakımdan kalkındı ve Türkiye en ileri bir medeniyet seviyesine erişti. çok kısa süren saltanatı (8 seneden üç ay eksik) esnasında Türkiye Devleti'ni dahili mücadelelerden kurtarmış ve milli birliğe kavuşturmuş çok kudretli bir padişahtır. 1196'da. "Arus-i saltanat taksim kabul etmez" şeklinde ifade olunmuş­ tur. 1237 yılında. devletin şehzâdeler arasında taksimi demek olan "ülüş" sistemi bir süre daha yaşamış ve nihayet Selçuklular’ın varisi olan Osmanlılar zamanındadır ki.

Nitekim bu durumu isabetle teşhis eden Moğollar. Ve bu şekilde bütün Türkiye Moğol tehdidi altına düştü.(487) 1243 Kösedağ bozgunu ile Türkiye'de Selçuklu idaresi sarsılmış.(488) Bu devrede Moğollar'ın daimi müdahale ve baskıları. Eski kuvvetli devlet adamları ve kumandan­ larından mahrum olan Türkiye İmparatorluk ordusu. Anado­ lu'da gelişen iktisadi ve medeni yükseliş. zorlukla bastırılmışsa da Türkiye Devleti'nin zaafı da ortaya çıkmış bulunuyordu. 30. G ittik­ çe büyüyen ve tehlikeli bir hal alan Babai hareketi.000 kişilik Selçuklu ordusunu.000 kişilik Moğpl ordusu 80. 1240 yılında. Türkiye Devleti için daimi bir siyasi buhran âmili olurken bu devlet adamlarından vezir Pervâne Muineddin Süleyman.000 kişilik bir orduyu Anadolu'ya şevkettiler. bir Müslüman şeyhinden zi­ yade eski bir Türk şamanı hüviyetiyle ortaya çıkan ve peygamberlik iddiasıyla halkı kerametine inandıran Baba İshak isyanı da Türkiye Devleti için buhran âmili olmuş ve devleti oldukça sarsmıştı. başındaki korkak hükümdar II. Moğol ve Selçuklu ordu­ ları Kösedağ'da karşılaştılar. putpe­ rest Moğol tahakkümünü daima ağır bulmuş ve kurtulma yollarını aramıştır. milletlerarası ticaret yolları daha 30 yıl devam etmiş ve bu sayede umumi tekâmül pek fazla sarsılmamıştır.dahiyane siyaseti sayesinde Türi<iye hududiarına saygı gösteren. Yine bu sıralarda Moğol istilâsı önünden kaçan ve Anadolu'ya dolan bazı Türkmenler'in. Türkiye'­ de yegâne söz sahibi kişi olmuş. O dışta Moğolları ve içte Selçuklu münevverlerini kazanan siyaseti ile 30 yıl devleti kısmen de olsa ayakta tutabilmiş. Selçuklu Türkiyesi'ndeki saltanat mücadeleleri ve ihtiraslı devlet adamlarının entrika ve mücadeleleri.(489) Kösedağ'dan Pervâne'nin ölümü­ HORASAN'DAN ANADOLU'YA 175 . lıattâ Sultan'ın fetihlerine devamına seyirci i<alan Moğollar. müsbet ve menfi tarafları ile bir "Pervâne Devri" yaratmıştır. Baycu Noyan kumandasında 30. ciddi bir mukavemete uğramaksızm. Gıyaseddin Keyhüsrev'in Antalya'ya kaçması üzerine dağıldı. Moğollar'a karşı mücadeleyi temsil etmiştir. onun ölümünden sonra Türkiye Devleti'ne karşı tecâvüzlere girişmişler ve bu şekilde büyük sultanın yokluğu ile felâketler birbirini takip etme­ ğe başlamıştır. Erzurum'u işgal ve tahrip ederek küçük bir yoklama yap­ tıktan sonra. (486) Köscdağ mağlubiyeti siyasi inhitatın ve Türkiye Selçukluları'nın inkırazının başlangıcıdır. Bununla beraber Anadolu Türkleri. müda­ halelerine ve mali tazyiklerine uğramış bulunmakla beraber. 124Tde. 1243 yılında. Türkler gittikçe ağırlaşan Moğol baskısına. kolaylıkla mağlub etti.

Bu büyük Oğuz (Türkmen) akınlan sayesinde X III ve X IV üncü yüzyıllarda Batı Anadolu. zulümler ve isyanlar birbirini takip etmiş ve bu tarihin kötü bir hatıra olarak unutulmamasma sebep olmuştur. Moğol istilâsı önünde de aynı şekilde Türkmen kitleleri bu ülkeye kaçıyor ve Moğol katliamından kurtulmaya çalışıyorlardı. iktisadi ve medeni yükselişte de mühim bir sarsıntı olmamış idi. Selçuklu Orta Anadolusu'na nazaran daha kuvvetli ve kesif bir şekilde Türkleşmiştir ki. Zira bu tarihten sonradır ki. siyasi buhranlara ve Moğollar'ın müdahalele­ rine rağmen. idaresiyle mevcut olduğu gi­ bi. Anadolu Türkleri'nin Alâaddin Keykubad devrini bir saadet devri olarak hatırlamaları ve bütün felâketlerin menşeini "Baycu y ılı" adiyle Kösedağ mağlubiyetine bağlamaları doğru olmakla beraber. bundan 34 yıl sonra. (491) 1277-1318 yılları arasında gölge halinde bir Selçuklu hânedanı yaşamış ise de siyasi iktidar fiilen yok olmuş. umumi vasıfları ile Türkiye Selçukluları devri 1277 yılına kadar sürmüş. Moğollar'ın yarattıkları buhranlar. Gerçekten bu devirde milletler arası ticaret yolları faaliyetlerine devam etmiş. 1277 yılında. iktisadi. başda Muineddin Pervane olmak üzere. fakat Pervâne'nin 1277'de Moğollar tarafından idamını müteakip başlayan fiili Moğol istilâ ve idaresi.(490) Sel­ çuklu tarihçileri 1243 Kösedağ bozgununu nasıl milletin kalbinde bir "dağ" ve bütün felâketlerin başı saymışlar ise. siyasi olduğu kadar iktisadi ve içtimai buhranlara ve medeni çöküşe de sebep olmuş ve Moğol tahakkümü altına giren Türkiye'de Selçuk­ lu idaresi bir gölge halinde 1318 yılına kadar yaşamıştır. Abaga Han'ın Selçuklular'dan intikam almak maksadiyle. zirai ve sınai istihsalde. bu husus Osmanlı tahrir defterleriyle tafsilâtlı olarak teyid edilmiş ve bu bölgelerdeki Hıristiyan halkın çok az kaldığı meydana çıkmıştır. Tarihin en kudretli ve şiddetli istilâlarından birini teşkil eden Moğol istilâsı Orta Asya Türklüğü ve medeniyeti için ağır neticeler ve Anadolu'da da bilhassa 1277'den sonra büyük sarsıntılar meydana getirmesine karşılık bu ülkenin nihai ve kati Türkleşmesinde de mühim bir âmil olmuştur. içtimai. Bizanslı­ 176 OĞUZ ÜNAL . Türkiye Devleti hakikaten sahipsiz kalmış. Gerçekten Malazgirt zaferini müteakip Anadolu'ya nasıl sel halinde insan akını olmuş ise.ne kadar (1243-1277). ithalât ve ihracâtta esaslı bir değişiklik olmamıştır. ve medeni hayat tamamen çökmüştür. Türkiye Devleti ordusiyle. Türkmenler buralarda. bir çok din ve devlet adamlarını öldürtmesi veya vatanlarını terk edip Suriye'ye sığınmaları da o derece acı bir hatıra bırakmıştır.

(494) Türkiye Selçuklu saltanatı. (493) Böylece Moğol istilâsı her ne kadar Türkiye Selçukluları hânedanına ve Türkiye Tarihi'nin bu ilk şanlı devrine son vermiş ise de. Kilikya Ermeni Krallığı Selçuklular. ancak Uc'larda kurulan Türkmen beylikleri bir dereceye kadar ilim ve kültür sahiplerine sığınak vazi­ fesi görmüştür.lar'ın Balkanlar'dan naklettiği. Türkiye tahtını ele geçirmek için birbirleriyle mücadeleye başladılar. Peçenek ve Kuman Türkleri'ne de rastlamışlardı.(492) Moğol istilâsı önünde kaçıp Anadolu'ya sığman Türkistan ve Iranlı pek çok âlim. geçitlerden ve Harşıt vadisinden inen Türkmenler bulun­ makla beraber bu havali daha ziyade Samsun'dan itibaren sahili takip eden Oğuz'ların Çepni boyu tarafından Türkleştirilmiş.(496) Bu şekilde yavaş yavaş istiklâllerini kazanan Türkmen beylikleri. bunların temsilcisi nihayet Oğuz Han'ın torunlarından en asili sayılan Kayı boyuna mensup Osmanlılar idi ve yüzyıllarca dünya nizâmının davâcısı ve mihveri olmuştu. şair. sanatkâr. Böylece Anadolu'da Türk nüfusu o kadar yoğunlaşmıştır ki. Türkmen beylikleri Garp Türklüğü için yepyeni ve parlak bir tarih hazırlıyordu ki. Moğol hâkimiyeti altında çöker ve Anadolu halkı ızdıraplı günler geçirirken. yüzyılın sonlarına doğru. Anadolu'nun Türkleşmesi ve Türk vatanı haline gelmesi önlene­ memiştir. Doğu Karadeniz bölgesine yay­ lalardan. Karamanlılar ve Özellikle Memlukler tarafından eritildikçe Türkmenler de bu bölgeyi iskâna devam ediyorlardı. mütefekkir. Canik bölgesine adını veren yerli Hıristiyan Çan kavmi yavaş yavaş kay­ bolmuştur. Moğol zorbalığının gittikçe kuvvetten düştüğü tarihlerde Türkmen beylerinin yer yer direnme­ leri görülmeğe başladı. Çökmekte olan Selçuklu saltanatının yıkın­ tıları üzerinde yavaş yavaş Anadolu Türkmen beylikleri kurulmuş ve bu beylikler Anadolu'da siyasi hâkimiyeti kendi aralarında taksim etmişlerdi. (495) X III. Osmanlılar'ın Rum eli’ye geçişleri o tarafa doğru devamlı bir nüfus akınına sebep olmuş ve her halde Balkanlar'da kalan Şamani Türkler'le de karışmış ve kaynaşmışlardır. edip ve mutasavvıflar Türkiye'de yükse­ len Türk-îslâm medeniyetinin gelişmesinde mühim bir rol oynamışlar ise de 1277'den sonra Selçuklu Türkiyesi'nde hüküm süren umumi çöküş bu inkişafı da durdurmuş. Türkiye Devleti tam bir iktidar mücadelesine HORASAN'DAN ANADOLU'YA 177 .

büyüklüğü ve tarihi rolü dolay isiyle Türkiye tahtının varisi gözüküyorlardı. n .sahne oluyordu. Buna karşılık BizanslIlar ve Hıristiyanlar karşısında cihâd yapan Batı Anadolu beylikleri TürkIslâm mefkuresinin temsilcileri durumunda yükseliyor. Fakat diğer Türkmen beylikleri ile çevrili olan Karamanlı beyliği. Moğol istilâsı ile yerlerinden atılan Türkler. bu mukaddes davâya bağlayarak kendi etraflarında topluyorlardı. dünya ve ahiretlerini kazanmak maksadiyle Osmanlılar'a koşuyorlardı. Anadolu'nun fethi ve Türkleşmesini tamamlıyorlardı. bütün İslâm dünyasından ve Anadolu'dan gelen gaziler. Diğer Türkmen beylikleri Moğollar ve komşuları ile mücadele ederken. Marmara sahillerinde fütuhat yapan ve süratle Balkanlar'a ayak basarak İslâmın ezeli düşmanı Bizans aleyhine geniş­ leyen OsmanlI beyliği. daha ilk günlerde Şeyh Edebali. muta­ savvıflar. Böylelikle bu Türkmen Beylikleri.* Böylelikle Türkistan'da başlayan. Bursa henüz fethedilmeden önce civan evliyaların ve Türkmen ba­ balarının zâviye ve türbeleri ile dolarak. şeyhler. zamanla diğer Türkmen beylikleri aleyhine genişlemek ve cihâd bayraktarlığı sıfatını taşımak imkânlarını kaybetti. askeri işgalden önce mânevi fetih hazırlanmış ve Osmanlı ilerleyişi her yerde bu metoda göre gerçekleşiyordu. Anadolu'da gazâ ve cihâd mefkuresini canlandırıyor. 178 OĞUZ ÜNAL . Osmanlılar'm Bizans'a karşı süratle ilerlemesi ve zaferler kazanması. Bu sebepledir ki. Vakıflar Dergisi. Dursun Fakih gibi din adamları ile işe başlıyor. Müslümanları da. Türkmen babaları ve mutasavvıf dervişler onlann etrafınaa toplanı­ yor ve kâfirlere karşı cihâdı kuvvetlendiriyorlardı. K olonizatör Türk Dervişleri. Selçuklular ve Danişmendliler ile Anadolu'da gelişen gazâ ve cihâd mefkuresi *Bk. (497) İlhanlılar'm çöküşünden sonra Anadolu'da mevcud Türkmen beylikleri arasında Karamanlılar. Ömer Lütfi B A R K A N . zaferler kazandıkça gazâ ve cihâd mefkuresi­ nin bayraktarlığını eline alıyor ve Anadolu Türkler! arasında cazibe merkezi haline geliyordu. şeyhler. coğrafi sahası. Uçlarda Rumlar'a ve Ermeniler'e karşı cihâd ve gazâ hareketi de devam ediyordu. Türkmen beylikleri arasındaki mücadeleler kıyasıya devam ederken. Osman Gazi. Osmanlılar süratle Marmara sahil­ lerine doğru ilerliyor ve Batı Anadolu'da Bizans hâkimiyetini tasfiye ediyordu. Türkmen babalan artık Osmanlı b e liğ i ile cihâd ve gazâ yolunda birleşiyor ve bu gazi uc beyliği sür'atle yükseliyordu.

Türkiye Selçukluları eliyle Osmanlılar'a devredilmiş ve büyük Gazi Süleyman Şah'ın kurduğu Deylet-i Ebed-Müddet (Türkiye Devleti) günümüze kadar yaşamıştır. Osmanlılar en imanlı ve ateşli bir uc gazi­ leri beyliği olmuş ve dayanılmaz bir kudret halinde yükselmişler­ dir. OsmanlI­ lar. Böylece büyük Gazi Alp Arslan'ın milli ve İslâmi mefkurelerle. bu mefkureleri ile yalnız Selçuklular'ın vârisi olmamışlar. diğer Anadolu Türkmen beyliklerine nazaran. "D in ü devlet. aynı zamanda üç kıta üzerinde ve Akdeniz havzasmda hak ve adâlete dayanan yeni bir dünya nizâmı J a kurarak Türk ve İslâm tarih­ lerinin en ileri bir siyasi teşkilâtını da yaratmışlardı. Malazgirt'te yükselttiği sancak. çok daha üstün vasıfları ve elverişli şartları sayesinde Türkiye tahtının vârisi olurken. bu büyük in­ kılâp sayesinde devlet ve nizâm daima korunmuştur. "A şire tçi" (tfibal) eski Türk hâkimiyet telâkkisi de. Türkiye Selçukluları zamanından başlayan tekâmülünü tamamlayarak.Bursa'da temerküz etmiş. daha kudretli bir mefkure ve teşkilâta sahip bulun­ muşlar. (499) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 173 . ilk defa olarak "merkeziyetçi" bir mahiyet almış. mülk ü millet" gibi dört unsura dayanan yüksek mefkureleri ve devlet anlayışları ile kudret kazanmış ve Türkiye Selçuklu lan'ndan aldıkları mirası bu suretle en yüksek seviyeye eriştirniişlerdir. (498) OsmanlIlar. Nizâm-ı âlem uğrunda evlâd ve kardeşler bile feda edilmiş. bu şekilde eski Türk devletlerin­ de zaaf unsuru olan eksiklikler tamamiyle yok olmuş.

.

nun kuruluşundan sonra, muntazam ordular iie "Rum beldeleri” ne (Anadolu'ya) yürüyen Türkler, 1040'dan 1071 senesine kadar, kendilerine mukavemet eden ve Bizans ordularına dayanak vazifesi gören, büyük yürüyüş ve ulaşım yollan üzerinde yer alan Erzurum, Erzincan, Bayburt, Niksar, Sivas, Kayseri, Amorlon, Konya başta olmak üzere bir çok şehir ve kaleleri tahrip etmişler ve 1071'de Malazgirt zaferinden sonra, Bizans mukavemetinin ciddi bir şekilde kırılması üzerine, bir kaç sene içerisinde Boğazlar'a ve Ege denizi sa­ hillerine kadar iieriemeğe muvaffak olmuşlardı. Cu ilerleyişten sonra Türkmenler (Oğuzlar) ve onlarla beraber gelen diğer Türk ulus­ larına mensup boylar ve oymaklar, yer yer Anadolu'ya dağılmışlar ve yerleşmeğe başlamışlardı. (500) Bu hadise çok mühim neticeler meydana getirmiştir. Bir kere Büyük Selçuklu Sultanları Alp Arslan ve oğlu Melik Şah ile değerli vezir Nizam ül-Müik, Türkistan'da sıkışıp kaian veya Horasan ile Irak-ı Acem'e yayılıp dağılmış olan ve buralarda ikide birde bir Seiçuk'lu şehzadesinin etrafına toplanarak İç isyanlaıa sebep olan ve Islâm ülkelerinde karışıklıklar çıkaran Türkmen boy ve oymakla­ rına, yay'ıak vc kışlak olarak, yeni fethedilen Anadolu ülkesini gös­ termişler ve bu ülkeyi iktâ ederek, yurt olmak üzere vermişlerdi. Bu yüzden Anadolu'ya zaten vuku bulan Türk göçleıi çok kesif biı mahiyet almıştır. (501) Bu Türk muhaceretini çağdaş Bizans ve "Ermeni tarihçileri çok canlı ve tafsilâtlı biı şekilde nakletmişlerdir; "Türkler sanki dünyanın her tarafından bu memleket için randevu vermişlerdi... Türkler'in kudreti doUyısiyle Rumlar şarktaki bütün şehir ve kaleleri bırakıp gidiyor; bu bölgeleri Tijrkler'e terkediyor; onlann buralarda yerleşmelerine imkân veriyor; hudutlaida kom­ şumuz olan Türkler her tarafı istilâ ediyorlar"dı. (502)' "1080 yılı Martına doğru Okyanus denizi berisinde (Anadolu'da) bulunan bütün Hıristiyan memleketleri Türkler'in istilâsına uğramış ve hiç bir vilâyet bundan kurtulamamıştı... Bir çok vilâyetler boşaldı ve artık Şark milleti (Bizanslılar) mevcut değildi". Türkler'in önünden kaçan "halk kitleler halinde birbirlerinin üzerine atılıyor; binlerce insan birbiıinin yolunu tıkıyor, çekirgeler gibi yeryüzünü kaplıyor ve her taraf insan dalgalan ile doluyordu".(503) "Böylece 1080 yılı Haziranında, denize kadar bütün beldeler Türkler'le doldu... Rumlar'ın devleti çöküntü halinde idi. Zira Türkler denizin berisinde kalan bütün memleketleri (Marmara ve Adalar denizi sâhillerinin şar­ kında Anadolu'yu) işgal etmişlerdi" (504) Yine çağdaş bir Bizans

182

OĞUZ ÜNAL

kaynağı: "Türkler Karadeniz, Marmara, Adalar (Ege) denizi ve Suriye denizi (Akdeniz) arasındaki bütün memleketlere hâkim ol­ dular" derken diğer kaynakları teyid eder. (505) Malazgird zaferini müteakiben vuku bulan Türk istilâ ve fütuhâtmı anlatan başka bir Bizans vekayi-nâmesi Türkler'in Anadolu'ya eskisinden farklı olarak, bir yağrnacı değil, artık işga! ettikleri böl­ gelerin hakiki sahibi sıfatiyle girdiklerini beyan ederken, durumu dalıa isabetli bir görüş ve kavrayış ile tayin etmiştir. (506) Türk istilâ ve fütuhâtmın önünden kaçan Rumlat'dan başka B i­ zans İmparatorları tarafından Anadolu'dan Balkanlar'a nakledilen Rumlar'a veya Rumlaşmış halklara dair haberler de çok dikkate şayandır. Gerçekten bir Süryani tarihçisine göre: "Türkler'e yenilen Rumlar bir daha onlara karşı duramadılar. İmparator Mihael'i korku almıştı. Korkak ve kadınlaşmış müşavirlerinin sözlerine bakarak bir daha sarayını bırakıp Türkler'e karşı çıkmadı. Hıristiyanlara acıya­ rak adamlar gönderdi ve Pont (Danişmend ili)'da kalmış olan halkın bakiyelerini, eşyaları ile birlikte, atlara ve arabalara yükletti; denizin ötesine (yani Anadolu'dan Balkanlar'a) nakletti. Böylece ahalisiz kalan bu bölgelere Türkler'in yerleşmesine yardım etti. Bu sebeple de İmparator herkesin tenkidine uğradı". (507) Bu hadise ve kayıt Anadolu'nun Türkleşmesi tarihinde hususi bir ehemmiyet taşır. (508) Büyük Türk muhacereti ve Anadolu'nun Türkleşmesi hakkında mevcut sayısız kaynaklar arasından yukarıda verdiğimiz vesikalar tarihin bu mühim meselesini, ana batlarıyla, aydınalatacak bir kıymet taşır. Bu ana vesikalar Malazgird zaferini müteakip Anado­ lu'nun nasıl sür'atle Türkleştiğini göstermeğe kâfidir. Böylece,Türk tarihinde Hun, Gök Türk, Selçuklu ve Osmanii gibi tarihin azametli mnparatorlukiarını kuraıi kudretli ve büyük Oğuz kavrni, Sırderya havzasından, Aral ve Hazaı denizi sahillerinden garba doğru göçerek, binlerce kilometre uzakta bulunan Anadolu'ya gelmiş ve burasını takriben elli yıllık bir mücadele ve cihâd devresi sonunda kendisine vatan yapmıştır. Anadolu, tarihinde, bir çok kavim, din ve kültür­ lere sahne olduğu veya bunların kıtalar arasrîhtikalinde köprü vazi­ fesi gördüğü haldsi-hiç biı .zamaıij, Türk i.ştilâ ve fiJtuhâtı devrinde olduğu gibi, etnik, dini ve kültürel bakımlardan bu derece külli ve sür'atii bir inkiiâba uğramamıştı. Araplar, Emeviler ve Türk ordusu

HORASAN'DAN ANADOLU’YA

183

ile birlikte Abbâsiler zamanında, iki asır kadar Anadolu'yu fethet­ mek ve İslâm'ın ezeli rakibi olan Bizans İmparatorluğu'nu çökert­ mek için giriştikleri fasılasız ciliâd ve gazâiara rağmen, bu büyük vazifeyi başaramamışlardı. Selçuklular'ın kısa bir zaman içerisinde bu ülkeyi feth ve kendilerine vatan yapmalarında, kudretli ordulara ve eşsiz bir stratejik dehaya sahip olmaları yanında, bir milletin top­ tan muhacereti birinci derecede rol oynar. (309) Bu sebeple Türkiye tarihini yeni bir ruh ve metodla ele alıp onu dünya tarihi içerisinde enteresan bir mukayese zeminine oturtmak is­ terken, üzerinde durulması lâzım gelen en mühim konulardan birisi şüphesiz, ''tarihin demografik âmilleri'tdir. (510) Gerçekten Türkiye tarihinin başlangıcını, Türkiye Selçukluları, OsmanlIlar, vs. gibi muhtelif devir ve hususiyetlerini, Türkiye Devleti'nin bu muhtelif devirlerdeki askeri, idari ve hukuki teşkilâtını; içtimai, iktisadi ve kültürel yapısını tetkik ve izah etmek İsterken, bu muhtelif devir ve medeniyetlere has nüfus imkân ve zaruretlerini, memleket nüfusunun kütlesi, kesafet ve dinamizmi, coğrafya üzerin­ deki yayılış ve konuş şekli, yer değiştirme imkân ve sür'ati, artış nisbeti, yaşlara, cinsiyete, meşguliyet nevilerine, çeşitli boy ve oyrhaklarm yerleşme tarzına göre terekküp tarzı vs... gibi "demogra­ fik âmiller"i hesaba katmak ilmi bir zarurettir. Bu güne kadar tarihçilerin bu meseleye ciddiyeile eğilmemiş ve "demoğıafik âmiller"i hesaba katmamış olmaları,* Türkiye tarihi'nin bir çok yönlerinin ilmi bir izahtan mahrum kalmasına dolayısiyle 'Türkiye Devleti'nin Kuruluşu" vt "Anadolu'da Yeni Türk Vatanı'nin Teşek­ külü" meselelerinin lâyıkiyle anlaşıiamamasına sebep olmuştur.(511) Nitekim, Seiçuklu-Bizans hudutlarındaki uc gazileri diyarında teşek­ kül eden "Türkiye Devleti"nin kısa bir müddet içerisinde, başdöndürücü bir hızla büyüyerek, tarihin akışını asırlarca değiştirecek kudrette bir imparatorluk haline gelmesi ve yeni bir din ve kültürün taşıyıcısı olarak, eski Bizans İmpaıatorluğu'nun enkazı üzerinde kurulan bu yeni devletin bir Türk-İslâm devleti hüviyetiyle tarih sahnesine çıkabilmesi hadisesi tarihçiler arasında henüz tam anlamıy­

*Burada Prof, M. Fuad K Ö P R Ü L Ü , Prof. Öm eı Lütfı B A R K A N , ve Prof Osman TUJRAN'ı, b u konudaki ilk ve değerli çalışm alarından dolayı, ayrı tu ttu ğ u m u zu derhal belirtelim.

184

Oğ u z ÜNAL

la izah edilememiş bir meseie halinde münakaşa edilip durmaktadır.(512) Eski Osmanli tarihçilerinin ve Özellikle Hoca Sadeddin Efendi'den sonrakilerin, Türkiye Devleti'nin kuruluşu hakkmdaki yanlış tutumları malumdur. Onların bütün gayretleri ve dikkatleri yalnız bir nokta üzerinde toplanmıştır: Münhasıran Osmanlılar'a ait kaynaklar bularak, Türkiye Devleti'nin kuruluşu meselesini münhasıran bu kaynaklar vasıtasiyle halletmeğe çalışmak! Bu bü­ yük problemi bu kadar dar bir çerçeve içerisinde anlamağa kalkı­ şınca, yani Türkiye Selçukluları tarihini görmezlikten gelerek, sadece X IV . asır Ösmanlı tarihine ait kaynaklar bularak meseleyi onlar vasıtasiyle halle çalışmağa teşebbüs edince, şimdiye kadar olduğu gibi, bir çıkmaza girmek, evvelden mukadderdir. (513) OsmanlI tarihçilerinin, Türkiye Devleti'nin Kuruluşu'nu, X III. asır­ da Anadolu'nun kuzey batısmda Selçuklu-Bizans sınırları üzerindeki dört yüz çadırlık bir aşirete isnad ederek, bu hadisenin izahı için Türkiye Selçukluları tarihinin ve X I. ve X IV . asırlar Türkiye tari­ hindeki siyasi ve içtimai-şartların hiç düşünülmemesi, tarihi bakım­ dan affedilmez bir hatadır. (514) Bu meselenin bu nevi biı anlayış yoliyle tatmin edici bir izah şekline ulaşamayacağını takdir eden bir kısım Batılı tarihçiler de, Türkler hakkmdaki, iyice araştırılmadan teşekkül etmiş menfi kana­ atleri sebebiyle ve bu büyük tarihi meseleyi daha geniş kadrolar içinde düşünmeğe belki de gönülleri razı olmadığından dolayı, içinden çıkılmaz faraziyelerle tarihi hakikati zorlamağa girişmiş­ lerdir. Onlara göre, fütuhatın çekirdeğini teşkil eden gâziler'in Islâm dinini yayma uğrundaki mücadeleleri Bizans Anadolu'sunda meyvelerini verdi. Bu sayede BizanslI Rumlar sadece isim ve din değiştirerek tarih sahnesine yeni bir ırk ve millet halinde ve üzerle­ rine yeni vazifeler almış olarak çıktılar. Ve İslâmi bir leıık ve cilâ altında eski Bizans İmparatorluğu'nu ihya ve devam ettirdiler. He­ nüz göçebe hayalının itiyatlarını muhafaza eden ve üstün bir mede­ niyet kurma kabiliyetinden yoksun bulunan bir avuç Türk'ün bu tarihi oluş içersindeki rolü, olsa olsa bir din yayıcılığından, bir misyonerlik faaliyetinden ibarettir. Böyiece Türkiye Devleti, Rum vezir ve idareciler taraiftıdan Türk Hanedanlarının etrafında, eski Bizans'ta görülen teşkilâta göre kurulmuş oldu. Bu yeni devleti kurmuş olan bir avuç Türk'ün yeni devletin hamuru içindeki rolle­ ri ve hisseleri de ehemmiyetsizdir. Türkler, yalnız yeni bir impara­ torluk kurmak için kendilerine lüzumlu devlet adamlarını değil,

HORASAN'DAN ANADOLU'YA

185

Bu suretle bomboş bir Anadolu'da sürülerine ot­ lak bulmak için başıboş dolaşan bir göçebe topluluğu günün birinde heybetli Bizans surları önündegösteren hayali bir tablo ile başlattık­ ları tarih sahnesinde. Anadolu’da teşekkül eden Türkiye Devleti ile bütün Türk-İslâm dünyası arasındaki müna­ sebetleri ve bu âlemin muazzam insan kaynaklarını hesaba katmıyor ve 400 çadırlık bir aşireti koskoca bir Bizans medeniyeti ile karşı karşıya bırakıyor. (515) A çıkça görülüyor ki. (516) O halde bu çıkmazdan kurtulmak ve Türkiye Devleti'nin kurulu­ şunu ve Türkiye îarihi'nin karanlıkta kalmış bir çok yönlerini tarihi gerçekliğe uygun ve ilmi bir şekilde izaîı edebiîmek için. Türkiye tarihinin muhtelif devirlerindeki 1S6 OĞUZ ÜNAL . bir ıiıüddet sonra Anadolu yaylalarındaki boşluğun. diğer taraftan bu tarihi oluşumun lâyjkiyle anlaşılabilmesi. bütün bir feo­ dal Batı âlemini mağlub eden Türk-İslâm kültür ve medeniyetiniii manâsı. Bu sebeplerle. önüne geçilmez bir kuvvet halinde kalkınarak memleketleri ve kültürleri alaşağı ettiğini görünce. bir taraftan "Anadolu'nun Türkleşmesi" ve "Tür­ kiye Devleti'nin Kuruluşu". bütün bu farazi­ ye ve görüşler bizi tatmin edici bir ruh ve metodla işlenmiş değiller­ dir. Bütün bu görüş ve faraziyeler. Türkiye tarihini ve özellikle kuruluş devirlerini incelerken. yani nüfus meselelerini tarihi tetkikler esnasında hem sebep ve hem de neîice olarak tetkik etmek kaçınılmaz bir zarurettir.imparatorluk harplerinde kan dökecek askerleri dahi yerli unsurlar (Rumiar) arasından tedarik etmişlerdir. gibi kroniklerden sonraki devirlerin ve özellikle Hoca Sadreddin Efendi'den sonraki Osmanlı tarihçilerinin izah tarzları gibi Batılı tarihçilerin de bu konudaki görüşleri bu meseleyi izah etmekten çok uzaktırlar. Bu suretle İslâmi bir renk ve cilâ altında devam ettiği farzedilen bu yeni devletin tarihi tekâmülündeki sır. "damogıafik ârniller"i. vs. Osmanoğulları idaresindeki. Türk-İsiâm Sancağını Tuna boylarından Viyana önlerine kadar götürmüş olan bu muhteşem hamlenin kuvveti hakikaten mucizeli bir hal alıyor ve ilmi ve tarihi izahını bir türlü bulamıyor. İlk OsmanlI tarihçileri olan "A şık Paşazade". ilmi olmak ve böylesine büyük bir tarihi oluşu izah etmek iddiasında bulunmalarına rağmen. "O ruç B e y ". bir türlü izahı bulunamayan bir tarihi oluş karşısında bulunduklarını hissediyorlar.

İstanbul 1 9 3 i. Türk-İslâm kültür ve medeniyetinin yayılış tarzı ve sahası. HORASAN'DAN ANADOLU'YA 187 . Hülâsa.Ve bu sebeple nüfus meseleleri. I (1931). tarihin yapıcı kuvvetleri olarak hâdiselerin "niçin"lerini izah hususunda büyük bir ehemmiyet arzetmektedir.. Fuad K Ö P R Ü L Ü . iktisadi ve içtimai yapı. sh. demografik amiller nazara alınmadıkça izahsız kalmaya mahkumdurlar.. çok defa kendi ehemmiyetleriyle mütenasip olarak. f)u gün olduğu gibi. iktisadi gelişmeler. siyasi ve içtimai büyük gelişmelerin bilhassa demografik gelişmelerle iktisadi konjonktür arasındaki münasebetlere bağlı olduğunu isbat etmektedir. devletlerin teşekkülü veya parçalanması nevinden siyasi veya askeri büyük hâdiseler. isyaniar.hâdiselerin karmaşık bir şekii alması ve fütuhatın devamlı neticeler elde edebilecek şekilde hep aynı istikamette genişleyip gitmesi. Bizans'ın iıiç bir ciddi tesiri bu lunm adığı m uhakkaktır. 165-313. En yeni iktisadi ve iç­ timai urih araştırmaları bize iktisadi tesirlerin bile insan unsuruna ve demografik durumun arkasından ve onun neticesi olarak tarihi hâdiseleri harekete geçirdiğini. kalabalık nüfus küt­ lelerinin yer değiştirmelerine. tarih boyunca da. teknik terâkkiler. c.. vs. teşkilât ve müesseselerin mahiyetleri ve zaman içerisindeki gelişmeleri. demografik yapı tarafından sıkı bir şekilde "tayin ve icap" edilmektedir.* çeşitli içtimai smifiar arasındaki münasebetler. Bu k onuda geniş bilgi için şu eşsiz esere b k .. diğer bir deyişle "demografik âmiller” tarihin diğer âmilleri yanında. nüfusun konuş tarzında bir değişikli­ ğe. tarihte tetkik konusu yapılabilecek kadar az-çok büyük bir ehemmiyet arzeden her hâdisenin demografik sahada dai­ ma bir aksi ve neticesi bulunmaktadır. ''Bizans Müesseseîerinın Osmanlı Müesseselerine Te­ siri H akkında Bâzı M ülâhazalar". kısacası rakamla ölçülebilen.: M. Türkiyat Enstitüsü Yay. Türk H u k u k ve İktisat T anhi Mecmuası. Diğer taraftan. Bilhassa. Türkiye Devleti'nin teşekkülü devrinde »Türkiye Üevieti'nin teşkilât ve muesseı>elerinin ınenşeinin OrtaZam an Türk-îslâm dünyasından geldiğini ve bu teşk ilât ve iniiesseselerin tekâm ül seyrinde. bir harita üzerine dökülüp değerlen­ dirilebilecek olan bir takım nüfus hareketlerine sebep olmaktadır ve aynı şekilde bu nüfus hareketlerinin de bir neticesi olarak meydana gelmektedirler. Bizans'ın feodal zirai rejimi yerine Türk-İslâm dirlik sisteminin vT^ra^i 'rejimînm yerleşmesi. Nitekim.

(518) Oğuzlar. Je tih te n sonra Anadolu ile Türkistan arasında bir göç kanalı meydana gelnTİşti. bir çok tarihçilerin ve dilcilerin sandığı gibi. Oğuz Türkçesi. 1071 yılındaki Malazgird zaferini takip eden 8-10 yıl içinde Türkmen'ler tarafından baştan başa açıl­ mıştı. Hattâ 188 Oğ u z ÜNAL .(5T9) Bugün. açıkça kaydetmişlerdi. eski yurtlarından göç ederek. bu hususu çağdaş Bizans ve Ermeni tarihçileri ile Süryani kaynak­ ları da. Anadolu'ya gelirken maddi ve manevi harslarını da beraberlerinde getirdiler. herhangi bir kimse Anadolu'nun . ka­ sabalar ve köylerde toplanmalarında büyük ve manâlı değişikliklerin vukua gelmiş bulunması zaruridir.onun hayatına mutlak surette ve birinci derecede iştirak etfniş olan Oğuziar'ın (Türkmenler’in) coğrafi yayılışında. destan­ ların yanında. Mezarı. imparatorluğun hudut­ ları içerisinde yeniden meydana gelen iktisadi sahalarda ve iş haya­ tında ihtisaslaşmalarında. Anadolu veya İstanbul'da değil. Herasarr^e Azerbaycan'dan Anadolu'ya birbiri arkasından kalabalık Türkmen kütleleri gelmişti. asra kadar devam eden kesif göçler ile her bakımdan bir Oğuz (Türkmen) vatanı vasfım aldı ki.~ asırlar arasm^a—lik k is tan. X I. Kâşgarlı Mahmud'un Oğuzlar'a dair söylediklerini bu bölgedeki Türkler'in dil ve davranış­ larında. Sır Derya boylarında bulunan Dede Korkut'un mânevi şahsiyeti bile. tek bİr kumanda altında ve muntazam bir plân dahilinde de yapılmamıştı. ruhi davranışları ve antropolojik vasıfları hâkimdir. asırdan başlayarak X IV . "VE~XI1I. Bunlar Türkistan ve Horasan'da yaşayan soydaşları tarafından daima besle­ niyor ve yeni gelenler ile sayıları daima artıyordu. Halbuki bu Türkmen fetihleri. Anadolu'ya geldi. Böylece Oğuziar'ın ezici çoğunluğu. Sonuç olarak Anadolu'nun pek büyük bir kısmı X I. Oğuziar'ın Anadolu'ya getirdikleri harsları ve bu arada her türlü gelenekleri bütün hususiyetleri ile zamanımıza kadar kuvvetle yaşayıp gelmiştir. Günümüzdeki Anadolu Türkleri'nde ataları olan Oğuziar'ın harsları. eski Oğuz ülkesi olan. Türkistan'da iken bugünkü hususiyetle­ rini taşıyor ve orada da Türk lehçelerinin en incesi ve en zarifi olarak vasıflanıyordu. (517) Gerçekten Bizans Anadolu'su. başlangıçta. daha Anadolu'ya gelmeden önce. Fethi müte­ akip ülkenin her tarafı Oğuz (Türkmen) kümeleri ile doldu. gelenek ve göreneklerinde açıkça müşaiıade edebilir. Türkler ile meskun herhangi bir bölgesinde. biraz yukarıda belirttiğimiz gibi. Anadolu'da toplanmıştı. toprağa yerleşmelerinde veya şehirler. Bizans Anadolu'sun­ da yeni bir şekilde yer vc yuıt tutmalarında.

"Anadolu'daki nüfusun göçebe. (522) Gerçekten. X I. bilgi ve tecrübeye sahip insanları ve mânevi kuvvetleri kendi arka­ sında buldu. bu kadar geniş hudutlar içerisinde kaynaşmakta olan bir âlemin dört bucağında meydana gelen dini ve içtimai cereyanları. Suriye ve Rusya arasındaki büyük muhaceret yolları üzerinde kurulmuş bulunan Büyük Selçuklu Imparatorluğu'nun iktisadi ve kültürel gelişmeleri " ile "Büyük Türk Muhacereti neticesinde Anadolu'da ortaya çıkan yeni vaziyet" ve "Orta Doğu'daki Moğol istilâsının bu yeni vaziyet üzerindeki tesirleri" gibi meseleler üzerinde de özellikle durulması gerekir. asırlara doğru yapılan büyük çapta iskân işlerine ve nüfus hareketlerine ait mevcut kayıtlan tetkik ve toponmie tetkikiyle tamamlamak suretiy­ le. teşekkül etmeğe başladığı yıllarda. Oğuz Türkleri’nin asıl ve gerçek mümessillerini görmek için Türkistan'ı değil. (520) Bnvle derin ve ilmi sebepleri ile Türkiye tarihi tetkik edilecek olursa. aynı surette ehemmiyetli olan. asırlarda Anadolu'ya göçeden Türkmenler ile diğer Türk ve İslâm dünyası sıkı bir münasebet ha­ linde bulunmakta idi ve Türkiye Devleti. Türkiye Devleti'nin HORASAN’DAN ANADOLU'YA 189 . Anadolu'yu dolaşmak lâzımdır. hiç bir tereddüde yer vermeye­ cek kadar. açıktır. (523) Demek oluyor ki. (52m) Aynı şekilde muhtelif tarihlerde vukua geldiği muhakkak olan bu büyük hacimdeki kesif nüfus hareketlerinden başka. Türkiye Devleti XI. Fuad KÖ PR'Ü LÜ . ve X III. Türkiye Devleti'nin Kuruluşu meselesinde. Mjsır. "Orta Asya. ve X III. Oy»a ki Türkistan'da­ ki Türkmenler bunları çoktan unutmuşlardır Bu izahlardan da açık­ ça anlaşılacağı gibi. Türkiye Selçukluları'nm iskân siyasetleıinin bazı esaslarını tesbit etmek imkânı bulunduğunu kaydetmektir. asırda Anadolu'da cereyan eden içtimai ve siyasi büyük değişmelerin bir neticesi gibi görünecek ve bu sayede de Türkiye tarihinin karanhkta kalmış bir çok meselelerini anlaşıla­ bilir bir şekilde ortaya koymak mümkün olabilecektir. lıâdiselerin ilmi bir şekilde ve tarihi gerçekliğe uygun olarak anlaşılabilmesi için. X II. Nitekim Pıof. köylü ve şehirli nisbetleri"yle.bu kimse Dede Korkuı aestanlanndan bazılarınıtı Anadolu'da hâlâ yaşadığını görmekle hayretler içinde kalabilir. İşte bu âmiller sayesindedir ki. bu önde gelen hâdiselerin büyük rolü olduğu. tarihi vesikalarda.

Fakat bu kitlelerin Türkleşmemesinin tek bir sebebi vardı ki. eğer o kavim yeteri kadar nüfus fazlalığına sahip değilse. Bu şekiide Türkiye Devleti'nin idari ve askeri teşkilâtı Büyük Selçuklular’ın ve Oğuzlar'ın devlet ve idare ananelerine ve askerlik prensiplerine göre tesis edilmiş ve devlet işlerinde başlangıçta daha fazla Büyük Selçuklu ve Oğuz idari teşkilâtına mensup yüksek Türk-İslâm aristokrasisi ve memurları kullanılmıştır. Bizans. Bu saydığımız halk toplulukları Balkanlar'daki Osmanlı fütuhâtı sırasında Müslüman olmuşlardı. Türkiye Devleti'nin kurulması için lâzım gelen kan ve kol kuvvetini. Islâmiyeti kabul etmiş yerli halklar faraziyesitıe başvurmağa lüzum kalmadan. Türkislâm kültürünü hâkim kılmışlardır. büyük muhaceret dalgalarıyla Anadolu'ya giren kesif Türk­ men kitleleri. Türkleşmiş Rumlar'ın ve yerli halkların yardımına muhtaç olmadan daha evvelki emsali Türk İmparatorluk­ ları gibi büyük bir İmparatorluk kurmak teşebbüsünde bu kuv- 190 Oğ u z ÜNAL . Balkanlar'daki Arnavudlar ve Boşnaklar gibi. Ermeni.(524) Esasen Anadolu'da. Türk. Türk Tütuhâtı önünden kaçan Rumlar ve diğer yerli halklar tarafından adeta ıssızlaştırılmış bulunan Anadolu'da ezici bir nüfus üstünlüğü meydana getirmişler ve bu sayededir ki. Bu şekilde geniş Türk ve İslâm dünyası ile devamlı temas halinde olan Türkiye Selçukluları. akıl ve siyaset adamını Türkmenlerin. nereden bulmuş olduklarını anla­ mak mümkün gözükmektedir. Müslüman oian bu yerli halk topluluklarını Bulgaristan'daki Pomaklar. 1000 evlik de olsa.sür'atle kuruluşu mucizesini izah etmek ve Türkleştirilmiş Bizanslıiar. başta dili olmak üzere. kendi ana dillerini konuşur görecektik. milli hars ve kültüs^rünün o yerde hâkim duruma gelmesi mümkün olamıyor. kitle halinde iıerhangi bir İslâmlaşma hâdisenin vuku bulduğu hakkında. bilhassa İstanbul'un fethine kadar. o da aralarına yeter derecede ve kesa­ fette Türk nüfusunun girmemiş olmasıdır. Bu da bir kavmin bir yerdeki siyasi hâkimiyeti ne kadar uzun sürerse sürsün ve o yerdeki yerli halkın medeni seviyesi ne kadar geri bulunursa bulunsun. Süryani ve Arap kaynaklarında bugüne kadar herhangi bir kayda rastlanmamıştır. Diğer taraftan eğer toplu halde İslâmlaşmalar olsa idi.(526) Nitekim. kütleler halinde İslâmlaşma hâdisesi gö­ rülmüş değildir. Nitekim Türkiye tarihinde. bilhassa ilk yıllardaki koruluş devirlerinde. G irit’teki Müslümanlar. (525) Burada yeri gelmişken şu içtimai ve kültürel kaideyi hatırlama­ nız yerinde olacaktır.

Denebilir ki. fakat Anadolu Türk birliği. HORASAN’DAN ANADOLU’YA 191 . Türk göç­ lerini çok akıllıca bir siyasetle iskâna tabi tutmuşlar. Bu kesif Türk muhacereti. hakiki bir izahını yapmak ve tarihi oluşumu gerçek yönleri ile anlamak mümkün olabilecektir. (527) Nitekim Prof. Türkiye Devleti'nin kurucuları olan Tür­ kiye Selçukluları (ve onların vârisi olan Osmanoğulları). Türkiye tarihinin. Ve ancak bu âmillerin lâyikiyle anlaşılması iledir ki. Türkiye Devleti'nin teşekkülü ve Anado­ lu'nun Tütkleşmesi'nde "demografik âmiller"in önemini göstermek­ tedir. Anadolu'yu X I. "büyük Türk Muhacereti" ve "Anadolu'nun Türkleş­ mesi" meseleleri hakkında elimizde mevcut sayısız kaynaklar arasın­ dan biraz yukarıda verdiğimiz seçme vesikalardan da açıkça anla­ şılacağı üzere. (528) Türkmenier'in en mühim bir kısmı büyük muhaceret dalgalan ile Anadolu'ya gelmişlerdir. İslâmiyete kazanılmış olan bu "Bilâd-ı Rum"de. boy ve oymakların yıkılmalarına ve dağı­ tılmasına çalışmışlar ve bu ulusları meydana getiren boy ve oymakla­ rın her birini büyük mesafelerle dağıtmışlar. (527/A) Bütün bu açıklamalar. bu ulus. dünya Türk nüfusunun en azından üçte biri. sadece bir muharebeler ve andlaşınalar tarihi. Bu şekilde Oğuzlar'ın yüzlerce yıldır asabiyetle muhafaza ettikleri 24 boy teşkilâtı Anado­ lu’da >on bulmuş.vetierden istifade ermiş ve kendilerine lâzım gelen her türlü unsurları bulmuşlardır. aralarına başka Oğuz. bir hanedan­ lar destanı olmaktan kurtarılarak. boylarından oymaklar yerleştirmişlerdir. Anadolu'nun etnik siması. Gerçekten. Paui vVITTEK de. diğer bir deyişle. Türkiye Selçukluları'nın. eski Müslüman ül­ keleri örneğinden bir devlet ve medeniyet kurmak için lâzım gelen bütün unsurları birlikte getirmiş veya sonradan celbetmiş oldukları­ nı söylemektedir. Türkmenier'in ileride kabile asabiyetleri etrafında toplanarak ayrı ayrı zümreler ve devletler meydana getirmemeleri ve tefrikaya düşmemeleri için aynı Oğuz boy ve oymaklarının belirli bölgelerde birikmelerine mü­ saade etmemişler. asrın sonlarında tamamen bir Türk vatanı yapmıştır. bu yarım asir içinde Anadolu'ya göç etmiştir. ordulardan ziyâde bir mil­ letin (Türkler'in) ve özellikle Oğuzlar'(Türkmenler)ın Anadolu'ya toptan muhacereti ve iskânı sayesinde tamamiyie ve ani olarak değişmiştir.

nahiye ve köy isim­ lerinin incelenmesinden ve bir de Kanuni Sultan Süleyman zamanına ait arazi tahrir defterlerinin gözden geçirilmesinden çıkan netice budur. Bu tetkikler bize Anadolu'nun eski yerli halklarından daha kesif ve hattâ ezici bir üstünlüğe sahip yeni bir Türkmen nüfusunun Anadolu'ya geldiğini göstermektedir. Anadolu'nun kuzey taraflarına daha çok Bozok grubuna mensup 12 ulusun boyları. ırk bakımından Türk kesafetinin miktarını artırmışlardır. (532) Türkmen ulusları. Nitekim II. Kırşe­ hir. ve X III. Anadolu'da 24 Oğuz ulusunun tamamından boylar ve oymaklar mevcut olmakla beraber. baha fazla bir kesafette muhtelif bölgelere yerleşen uluslar. Çorum. Kastamonu.(530) Gerçekten Ankara. kesif bir şekilde Tüı kleşmişti. Selçuklu ailesinin mensup olduğu Kınık ulusudur. asır vakıf kayıt­ ları da bu durumu açıkça göstermektedir. 1173 yılında. Başat ulusları üçüncü derecede kesafet göstermektedirler. İğdır. (531) Bizans İmparatorluğu zamanında çeşitli maksatlarla Anadolu'ya nakledilerek iskân edilmiş bulunan muhtelif Türk illerine mensup gayri müslim Türkler de. güney taraflarına ise Üçok grubuna mensup olan diğer 12 ulusun boyları yerleşmişlerdir. ilk Türk akın ve istilâları önünde.Türkiye Türklüğü teşekkül etmiştir. 24 boy teşkilâtı inhilâl ettirilerek. Kılıç Arslan zamanında. Çankırı ve Eskişehir vilâyetleri. sonradan Müslüman olarak Türk fatihlere karışmışlar ve dolayısiyle. ilk gelen Türkmenler'e yurt ve Dılak vazifesi gördüğü ve esasen bu havâlinin yerli halkı. kendi 192 Oğ u z ÜNAL . bölgede çok az Hıristiyan bulunduğu ve bu sebeple de geçim sıkıntısı çektiği için. Salur. X II. Çepni. Ankara metropolit'inin İs­ tanbul Synode meclisine başvurarak buradan Amasra piskoposluğu gibi küçük bir yere tâyinini istemesi bu durumu çok güzel ifade eder. Birinci derecede kesafeti teşkil eden. Türk muhaceretinin en kesif olduğu. Bayındır.(529) Bugün Anadolu'da mevcut Öğuz (Türknıen)~aşrretleri üzerinde yapılan tetkikler ile Türkmen ulus. Kayı ulusları bundan sonra ikinci derecede kesafeti teşkil etmek üze­ re dağılmışlardır. bunlar da aynı kesafet derecesinde bu ül­ keye dağılmış değillerdir. boy ve oymaklarının adlarını taşıyan kaza. Döğer. Anadolu'­ ya dağıtılmış olmakla beraber bgnlar her bölgeye aynı kesafet derecesinde yerleşmemişlerdir. Afşar. Yozgat. yerlerini terkederek batıya doğru çekildik­ leri için. Anadolu’nun fethinde büyük rol oynayan Yıva ulusu ile diğerleri dördüncü derecede kalmışlardır.

hususi şivelerini yaşatarak. asırdan itibaren teşekkül etmeğe başlayan ve daha sonraları Batı Anadolu'ya ve nihayet İstanbul'a gelen edebi Türkçe'­ nin yani yazı dilinin esası da bu şekilde yine bu Orta Anadolu şe­ hirlerinde meydana gelmiştir. Uygurlar'dan. yoksa daha sonraki göçler sırasında mı geldiklerini kesinlikle bilemiyoruz. Bu yüzden Anadolu'da Oğuz lehçesinin muhtelif şiveleri doğmuştur. bir taraftan Ege sahillerine doğru yayılırken. Oğuzlar'dan başka diğer Türk illerinden ve uluslarından ve meselâ Karluklar'dan. asır başlarından itibaren de Lfkya ve Kilikya dağlarını aşarak Akdeniz salıiüerine inmişler ve oralarda da ekseriyeti teşkil etmişler ve daha sonraları Kilikya ovalarını iyice işgal ederek. Kalaçlar'dan. bulundukları bölgelerde azınlıkta kalan­ lara dil itibariyle hâkim olmuşlardır. Anadolu'ya yerleşen ve 24 boy teşkilâtı inhilâl eden Oğuz ulusları ya yerleştikleri bölgelerin adına nisbetle. Orta Anadolu'da yerleşen Oğuzlar'ın ekseriyetini Kınıklar teşkil ettiği için. boylar ve oymaklar meydana getirmişlerdir: İnallu. Fakat bunların Anadolu'nun ilk fethi sırasında mı. Biz bu Türk uluslarının izlerine Anadolu'da tesadüf ediyoruz. Çiğiller'den. diğer taraftan da İlgaz ve Canik dağlarmı aşarak. bunların konuştuğu şive diğerlerine nazaran üstün gelmiş ve yavaş yavaş iiıüşîerek bir dil teessüs etmiştir ki. HORASAN'DAN ANADOLU'YA 193 . Anadolu'ya gelen Oğuzlar ile diğer Türk ulusları step kavmi ol­ dukları için. Kapcaklar'dan ve Ağaçeriler'den de muhtelif boy ve oymaklar da gelmişlerdir. Anadolu'ya bu yerleşmeler sırasında. orada da ekseriyeti kazanmışlardır. daha ziyade kendilerinin evvelce yaşadıkları şartlara uygun topraklar arayarak. Kanıklar'dan (yani Kiymaklar'dan). bu gün Konya. Sivas ve Ankara gibi Orta Anadolu'nun büyük merkezlerinde konuşulan ve daha X III. yavaş yavaş Batı Anadolu'nun dağlık bölgele­ rine geçerek. Kayseri. oralara intibak etmeğe çalışmışlar ve bu yüzden evvelâ dağlık bölgeleri ihmal ederek ovalara yerleşmişler ve bilhassa Kızılırmak men'oalarından itibaren Kütahya'ya kadar uzanan Orta Anadolu'nun geniş ovasına büyük bir kesafetle yerleşmişler ve burada eski ahaliye nazaran ekseriyeti kazanacak bit hale gelmişler­ dir. Karamanlu. yahut da etrafına toplanmış oldukları aile veya reislerin ismine izafetle veyahut da kendilerini birleştiren bir küçük oymağın ismine nisbetle yeni yeni uluslar. Burada iyice çoğaldıktan ve yerli iıalkı de eriterek kendilerine temsil ettikten sonra. Karadeniz sahillerine doğru yayılmışlar ve X II!.

Tecirlü. bazı yerlerde üstleri çinko ile örtülüdür. Menemenlü. Bayburtlu. Bunlar daha ziya­ de köyler ve kasabalar kurarak veya çoğu terk edilmiş eski köy ve kasabalara yerleşmek suretiyle yerleşik hayata geçiyorlardı. Bu Türkmenicr Müslüman olmakla birlikte. Katakuyunlü. Turhanlu. Çimişkezeklü. zamanlınıza kadar gelmiştir. bu ad davarcılık ve­ ya çiftçilik yerine ağaçlardan tahta biçmek ve dilme yapmak gibi işlerle meşgul olan bir Türkmen zümresine verilir. Yağıbasanlu. Torunlu. Kosuhiu. göçebe anlamında. Bozdoğanlu. Merıteşelü. (535) Göçebe hayata devam edenlere ise. Karakeçili]. Bekmeşlü. Bu Türkmenler'in çoğu­ nun köyleri orman «teklerinde bulunur. Kumarlu. Aydınlu. genellikle Kızılbaş ve Alevi inançları taşırlaı'. Esenlü. KaraisalI. Germeyanlu. Elvanlu. Ramazanlu. Usiaclu. evleri de taiıUdan olup. Turgutlu. Buna göıe Yörük adının kavmi. evvelce inhilâl eden 24 Oğuz ulusunun muhtelif oymakları­ nın içinden bir araya gelenlerinden teşekkül eden topluluklardır ki. yörümekten Yörük adı veriliyoidu. Sarıkeçilü. 194 OĞUZ ÜNAL . Çavuşlu. Gündüzlü. Varsak. Akkoyunlu. bunların bir kısmı kendi aldıkları yeni isimlere nisbeiie devletler ve hanedanlar kurmuşlar ve tarihimizin muhtelif safhalarında roller oynamışlardır.(etnik) hiç bir manâsı yoktur. Fakat daha sonraları Yörük ke­ limesi bu gerçek anlamını kaybetmiş ve. Turfanlu. özerlü. Şamlu. Türasaniu. Dündarlu.Batı Anadolu ile Güney-Batı ıl nadoUı'daki oymakların umumi ad» olmııştîTF Vanı ToruK Keıımesi bu bölgelerde yaşayan göçebe. Bunlar Ağaç-Eri (Ağaçeri) Türkmenleri’nin torunlarıdırlar. Akçakoyunlu. (534) Anadolu'ya gelen Oğuzlar'ın bir kısmı bu ülkede göçebeliği bırakarak yerleşik hayata geçmeğe başlamışlardı. Ku^temirlü. Çaparlu. Ruınlu. A ynı şekilde Türkmenler arasında bir gruba verilen Tahtacı adının da kavmi (etnik) hiç bir manâsı olmayıp. Tokdemirlü. Alpavut. Hamidlu. Tür­ kiye Selçuklu ordusunun dirlikti sipahi sınıfını meydana getirenler de bu yerleşik Türkmenlerdi. Yörükler de Oğuz Türklerin­ den gelmektedirler. Osmanlı gibi yeni teşekkül eden uluslar ve boylar. Saruhanlu. Tuharlu.Elbeylü. yarı göçebe oymaklar anlamını ifa­ de etmiş ve bu. Ceritlü. Yerleşik hayata geçen Türkmenler'e bir müddet sonra artık Türkmen denilmeyeıck Türk adı veriliyor­ du. Arapkirlü. Tekelü. Bayazıtlu. Maıaşlu.

Türk.(540) Kısacası Ana­ dolu'ya gelen Türk kütleleri içerisindeki unsurlar tam anlamı ile birbirlerini tamamlamaktaydı. Türkmen.. yalnız göçebe unsurlar değildi. hepsi Oğuz Türkleri'nin torunlarıdırlar. "Horasan'da Büyük Selçuklu saltanatının kurulması ile başlayan büyük muhaceretin Anadolu'ya getirdiği unsurlar. Bu da. (541) Diğer taraftan kaynakların tetkikinden öyle anlaşılıyor ki. (536) Yeni açılan Anadolu ülkesine yalnız çobanlık ile meşgul olan göçebe Türkler'den başka ziraatle de meşgul olan yarı göçebe Türk­ ler ile.Yine aynı şekilde Sakarya ve Marmara bölgesinde Manav adı ile anılan köylülerin aslı da Türkmen olup. (539) Bundan başka yeni açılan Anadolu ülkesine jslâmiyeti telkin ve yaymak veya yeni kurulan emaretlerin hizmetinde çalışmak üzere çeşitli İslâm ülkelerinden şeyh. Azerbaycan'ın ve Arran'ın yerlilerinden de bir hayli Türk ahali gelmiş ve buraya yerleşmişlerdir. vs. Kızılbaş. âlim ve kâtip gibi münevver zümrelerden bir çok kimseler de gelıııişlerdir. gibi adlarla anılan bu topluluklar arasında kavmi (etnik) hiç bir fark olmayıp. (542) Bu şekilde ilk fütuhât yıllarında Anadolu'ya yerleşen Türk ve Müslüman nüfusun bir milyonu geçtiğini de belirtelim. yeni geldikleri yerlerde de aynı ha­ yat şartlarını devam ettiriyorlar. Fuad Köprülü.(S37) Nitekim Prof. Alevi. Yörük. çok eski zamanlar­ dan beri köy hayatına. ya ticaret yoluyla veya Türkler'in Bi/ans ordusunda askeri hizmet kabul etmeleri suretiyle mümkün olmuştu.. Zenaate ait terimlerin çoğu yabancı dillerden alındığı halde çobanlığa ve çiftçiliğe ait terimlerin tamamının hâlis Türkçe oluşu da bunU göstermektedir. Tahtacı. şehirliler de şehirlere yerleşiyorlardı"(538) mütalâası ile bu görüşü doğrular. bunların çoğu Antalya böl­ gesinden gekiikleri (ye iıerhalde sebzecilik ve meyvecilikle uğraştık­ ları) için bu adı almışlardır. köylüler derhal köyler kurarak zirai istihsale başlıyorlar. Binaenaleyh bunlar. Orta Asya'da. Anadolu'ya gelen Türkler arasında. Manav. Irak-ı Acem'in. Hülâsa. hattâ şehir hayatına geçmiş her çeşid halk mevcuddu. Mâverâünnehir’deki şehirli ve köylü Türkler'den ve zamanla Horasan'ın. (543) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 195 . Türk fütuhâtından önce de bir çok Anadolu şehirlerinde bazı Müslü­ man Türk cemaatleri türemiş bulunuyordu.

Avar Türkleri'nden bir kısmını maiyetine al­ mış ve Anadolu’ya geçirerek doğu bölgelerine yerleştirmiştir. özellikle Bizans’ın hudut bölgelerinde yerleştirildiğini ve Kapadokya île Toros geçitlerinde mühim bir kesafete sahip olduklannı tahmin edebiliriz. asrın sonlarında ve X II. A y ­ nı şekilde 620 senesinde İmparator Heraclius. ANADOLU'MDAKİ HIRİSTİYAN VE ŞAMANİ T Ü RK LER Anadolu’nun Oğuzlar tarafından fethi sırasında bu ülkede ne kadar Hıristiyan ve Şamani Türk olduğu hakkında kesin bir rakam vermek mürnküı değildir. Rum ku­ mandanının yanına gittiğinde onun maiyetini teşkil eden askerler arasında Hazar ve Fergane Türkleri'ni görmüştür. 946 senesinde Tarsus'a Müslüman ve Hıristiyan esirlerin mü­ badelesini yapmak üzere gelen Abbasi Halifesinin elçisi. 577 senesinde İmparator II. Avarlar'dan bir kısmını yanına almış ve bunları da İran hudu­ duna yerleştirmişti. iranlılar ile harbetmek üzere. 1048 senesinde de Peçenek Türkleri Bizanslılar tarafından Müslüman Türkler ile savaşmak üzere Anadolu'ya geçirilmişlerdir. Bundan sonra İmparator Romanos Dkıgenes'in Anadolu seferleri sırasında Bizans İmparatorluk ordusunda pek çok miktarda Hıristiyan ve Şamani Türk askeri bulunmuştur.2. 947 senesinde Seyfüddevle ile Bardas arasında vuku bulan muharebede Rum gene­ ralinin yanında mühim miktarda ücretli Bulgar askeri bulunmuştur ki. (544) Gerçekten 530 senesinde Bizans orduları tarafından bozguna uğratılan Bulgar Türkleri'nin önemli bir kısmı'Anadolu'ya geçiril­ mişler ve Trabzon havalisi ile Çoruh ve Yukarı Fırat bölgelerine yerleştirilmişlerdir. bunlar Kapadokya bölgesine nakledilen Bulgar Türkleri’dir. asrın 196 Oğ u z ÜNAL . 755 senesinde Bizans İmparatorluğu Bulgar Türkleri'nden mühim bir kısmını Anadolu'ya geçirmiş ve İslâm or­ duları ile harbetmek üzere Tohma ve Ceyhun havzalarına yerleştir­ mişti. Yalnız bu Hıristiyan ve Şamani Türkler'in öteden beri İslâmlar ile harbetmek üzere ya da başka muhte­ lif sebeplerle. Bunlar da daha ev­ velki yıllarda Bizans tarafından ücret mukabilinde Bizans ordusuna alınmışlar ve Kapadokya bölgesine yerleştirilmişlerdi. X I. Jüsten. İranlılar ile harbetmek üzere.

nden bir kısmını. Müslüman Türkler'e karşı savaşmak üzere Anadolu'nun Batı bölgelerine yerleştirdiği gibi.başlarında İmparator Alexis Komnenos.(547) Nitekim X V I. Şamani Türkler'in büyük bir kısmı. (545) Bizans Anadolu'sunda bulunan bu Hıristiyan ve. Bu Karakeçili Hıristiyan Türkler'in Anadolu'daki Peçenek Türkleri'nin bakiyeleri olduğu muhakka'Ktır. asırdaki Kayseri malıkeme sicil­ lerinde Müslümanlığa ihtida etmiş oldukları görülen ve iıem de iç ­ lerinde Karakeçili boyuna mensup oldukları açıklıkla zikredilen Hıristiyan Türkler'in. İslâmiyet'i kabul ederek fâtihlere karışmışlar ve dolayısiyîe ırk bakımından Türk nüfusunun kesafetini artırmışlaidıı .(546) Müslüman olmayıp Orto­ doks ve Ermeni Kilisesi'ne geçenler ise Anadil olarak Türkçeden başka hiç bir dil bilmedikleri ve ırk olarak Türk oldukları kiliselere isrıad edilerek. bunların bir kısmını da Haçlılar'a karşı koymak üzere Kilikya’da yerleştirmiş­ tir. Rum ve Ermeni adlarını taşıyıp zamanımıza kadar gelmişierdir. Bizans zamanında Anadolu'ya nakledilmiş ve Ortodoks veya Ermeni Kilisesi'ne intisap ettiklerinden dolayı Rurn veya Ermeni adını taşımış olan Hıristiyan Türkler olduğu şüphesizdir. (548) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 197 . Türk fütuhatından sonra. hizmetinde bulunan Peçenek Türkleri.

T Ü R K F A T İH L E R L E Y E R L İ H A L K A R A S IN D A K İ KA YN AŞM A Anadolu'ya yeni gelen Türk fâtihierle Anadolu'nun Helenleşmerniş olan yerli halkı arasında çok kuvvetli bir kaynaşma vukua geldiği anlaşılmaktadır. inkişaf edememiş dillerdi. Aynı zamanda fâtih Türkler. örf ve âdetlerini muhafaza eden yerli halk. Fakat bu diller edebiyata mâlik olmayan. hattâ o idareden nefret etmişlerdir." eski dillerini muhafaza etmişlerdi. Yerli halkın ekseriyeti Helenleşmemiş. Yerli halkın dilleri fâtih Türklerin dili olan Türkçe'nin kar­ şısında mukavemet edemeyerek erimiş ve yerli Hıristiyan Türkler'in de bu konuda tabii olarak fâtihlere yardım etmeleri sayesinde yavaş yavaş Türk dili Anadolu'nun yerli dillerini söndürmüş ve za­ man içinde Anadolu tamamen Türkleşmiş ve yerli diller unutulmuş. Hitit ve Trak asıllarına mensup olup. Proto-Hitit (Asianicjue). Bizans'ın ağır ve vergi ve teklifleri altında asırlardan beri ezi­ len Anadolu'nun yerli halkı. İslâmın âdil idaresi ve şeriatin vergi­ leri haricinde başka bir yükümlülüğe tâbi tutulmaları yüzünden. Yöni geien Türk çiftçi unsuru. mahdut gündelik ihtiyaçları karşılayan. Diğer taraftan iktisadi şartlara intibak ve karşılıklı ev­ lenmeler hususunda da Türk fatihlerle yerli halk arasında kısa za­ manda bir kaynaşma olmuştur. hemen ekseriyetle onlara yardımcı olmuşlar ve Anadolu'nun Türkler tarafmdan sür'atle fethine ve Bizans ordularının bozulup dağıimaiarına yardım etmiş­ lerdir. zanaatkar ve tüccar Türkler de kendi meslektaşlarına intibak etmişler ve Anadolu'nun üretici sınıfını vücuda getirmişler­ dir.3. İslâm adâletini ve Nizâm ı Alem dâvasını temsil eden yeni Türk fâtihlere düşman olmak şöyle dursun. dinleri olan İslâmiyet'i de yeili halka yavaş yavaş kabul ettirmeğe başlamışlar ve nihayet pek kısa bir zaman içerisinde bu ülkeyi hakiki bir İslâm ülkesi ha- 198 Oğ u z ÜNAL . Bunun yanı sıra Türk fâtihierle yerli halk arasında kültür alış verişi de tabiatiyle olmuştur. ancak büyük şehirlerde ve bir de Türk unsurunun büyük bir kesafet ve ekseriyet teşkil etmediği yerlerde Rumca ile Ermenice yaşayabilmiştir. kendi dillerini. Türk fâtihlere çarçabuk ısınmışlar ve Bizans'ın kötü hatıralarını ve idaresini kısa bir zamanda unutmuşlar. yer­ li çiftçiye.

(553) Esasen. Bizans Devrinde zaten çok kesif olmayan yerli halkın ilk Türk akınları ve muharebeler sırasında. kırmızı çizmeler ve başlarında da kızıl börk vardı. umumiyetle Orta Asya Türkleri'ninkiriin aynı idi. yerlerini terkederek batiya doğru çekilmiş olduklarını ve bu şekilde Orta Anadolu'nun Oğuzlar (Türkmenler) tarafından etnik bir şekilde tamamen istilâ edilmiş olduğunu tekrar hatırla­ talım. kitle halinde hethangi bir İslâmlaşma HORASAN'DAN ANADOLU'YA 199 . Ömer Lütfi B A R K A N ve Prof.. mahdud nisbette ve çok yavaş olmuştur. Selçuklu Türkiyesi'nde Hıristiyan unsurlardan bir kısmının İsîâmlaşdığını büsbütün inkâr etmek istemiyoruz. Buna karşılık Osmanlı'ar devrinde büyük nis­ bette ihtidalar. İşte bu itibarla burada sadece şunu göstermek istiyoruz ki.. bilhassa İstanbul'un fethine kadar. Fuad K Ö P R Ü L Ü . (552) Nitekim Prof. Bu sözleri­ mizle. (551) Burada sırası gelmişken. iktisadi.(550) Nitekim X V . biraz yukarıda da söylediğimiz gibi. Faruk S Ü M E R 'in ittifakla belirttikleri gibi. adet ve özellikle kıyafet konusunda Türk fatihlere bazı tesirlerde bulunmuştur. ailevi. (549) Ancak bu tesirleri ve yerli halkın İslârtılaşmasını pek fazla müba­ lağa etmemek de gerekir. asırda Balkanlar'da olmuş vc X V I. yani daha çok X V . Fakat derhal kaydedelim ki. asrm başlarında dahi Türkiye Türkleri'nin kıyafetleri. asırlarda da devam etmiştir. Anadolu'nun yerli halkı da örf. daha ilk fetih yıllarında yerli halk üzerindeki mânevi otoritesini kaybetmiş bulu­ nan Ortodoks Kilisesi'nin vaziyeti. kütleler halinde İslâmlaşma hâdi­ sesi görülmemiştir. meselesinden de kısaca bahsedelim. Ayaklarmda. vs. kadınlar dahil olmak üzere.X V II. Prof. Osmanlılar'ın Balkanlar'a yerleşmesinden sonra.line getirmişlerdir. yerli halkın ihtida etmesi yani İslâm­ laşması. Zira Oğuzlar'ın Anadolu'ya ilk gelişleri vc yerleşmeler i sırasmda. Türkiye Selçukluları devrinde Anadolu'da Hıristiyanlar arasında ihtidalar elbette mevcuddu. Selçuklu Türkiye'sinde bu ihtida hareketleri. Dini olmaktan ziyade siyasi. Meterodoxe zümreler için de bu büsbütün kolaydı. bilhassa iktisadi menfaatler kar­ şısında bu ihtida vak'alarım mazur gösterecek bir psiko-sosyal hava doğurmuş olduğu gibi. Anadolu'da 1000 evlik de olsa.. gibi maksat­ larla vuku bulan bu gibi hâdiselerin münferid vakalara inhisar ettiğini ve mahdut zamanlara münhasır olduğunu unutmamalıdır. Oğuz kitlelerinin önünden. Türkiye tarihinde.

hâdisesinin vulcu bulduğu iıaki<inda. milli hars ve kültürünün o yerde hâkim duruma gelmesi müm­ kün olamıyor. Burada yeri gelmişken. Bizans. biraz yukarıda belirtmiş olduğumuz şu içtimai ve kültürel kaideyi tekrar hatırlatmak yerinde olacaktır. asrın ilk yansında şehirlerde de küçük bir azınlık durumuna düşmüşler­ dir. Girit'teki Müslümanlar. Bunlar aynı asrın ikinci yansından itibaren ehemmiyetlerini kaybetmeğe başlamışlar ve X IV . Konya. başta dili olmak üzere.776 hâne Türk nüfusuna karşılık 2. (556) X II. Kırşehir vilâyetlerinde 66. asırdan X V I. Doğuya doğru gidildikçe bu 'nisbetin azalmakta olduğu görülüyor. Müs­ lüman olan bu yerli halk topluluklarmı Bulgaristan'daki Pumaklar. Marmara bölgesi ile Kuzcy-Batı Karadeniz bölgesidir. Türk. Bir kavmin bir yerdeki siyasi hâkimiyeti ne kadar uzun sürerse sürsün ve o yerdeki yerli halkın medeni ve içtim<:i seviyesi ne kadar geri bulunursa bulunsun. eğer o kavim yeteri kadar nüfus fazfalığına sahip değilse. Adalar Denizi'(Ege Dcnizi)ndeıı Fırat'a ve Trabzon'a kadar olan kısmında Türk çoğunluğu pek hâkim olup.963 hâne olan Türk nüfusuna karşılık. Ermeni. asra kadar olan kavmi (etnik) du­ rumunu elimizdeki OsmanlI tahrir defterleri sayesinde en ince te­ ferruatıyla tesbit etmek imkânına sahibiz. yalnız 4.254. Hıristiyan azınlığın en az olduğu belgelet Batı Anadolu. Yozgat.471 hâne Hıristiyan nüfusunun yaşamakta olduğunu biliyoruz. (554) Türkiye'nin X !. asrın ilk yansında Selçuklu Türkiyesi'ndeki Hıristiyanlar'm pek çoğu şehirlerde yaşıyordu. Kayseri ve İçel (Mersin) vilâyetlerinde ise Türk hâne nüfusu 143. Nitekim bu defterlere göre Türkiye'nin. kendi ana dillerini konuşur görecektik.448 idi. Diğer taraftan eğer toplu halde İslâmlaşmalar olsa idi. Niğde. buna karşılık Hiristiyan hâne nüfusu ise 2. Balkanlar'daki Arnavudlar ve Boşnaklar gibi.(555) Aynı yıllarda Çukur-Ova bölgesinde de ezici Türk nüfus çoğunluğuna mukabil pek az bir Ermeni nüfusu görülmektedir. Güney-Batı Anadolu. (557) 200 OĞUZ ÜNAL . Bu sayılan bölgelerde 1520-1530 yıllan arasında 540. Süryani ve Arap kaynaklarında bugüne kadar herhangi bir kayda rastlanmamıştır.687 hâne Hıristiyan nüfusu vardı. azınlık olarak yalnız Rum ve Ermeniler vardır. Meselâ Maraş.

hiç bir zaman "azınlık" olmaktan öteye geçememişlerdir. Bu bakımdan. Çünkü Türkler Anadolu'ya geldikleri zaman. burada hâkimiyetleri altına aldıkları. ne de Osmanlılar devrinde. Selçuklu Türkiyesi'nin insan unsurunu.Böylece pek münferid vak'aiara inhisar eden ihtidalar ve Bizans Anadolu'sundaki içtimai ve medeni sukut dolayısiylç Türkler'in yer­ li halktan aldıkları etnik ve kültürel tesirler pek cüz'i kalmış ve buna karşılık yerli halka verdikleri kültür unsurları daha çok olmuştur. bilhassa çok küçük bir azınlık teşkil eden Rumlar ve Ermeniler'den ibaret Hıris­ tiyan halk. (558) Bütün bu açıklamalardan da anlaşılıyor ki. göçebe Oğuz­ lar (Türkmenler) teşkil etmiş bulunuyorlardı. (559) HORASAN'DAN ANADOLU'YA 201 . bütün Türkiye Tarihi boyunca. ne Türkiye Selçukluları devrinde. bir takım ırkların karışması ile yeni bir millet veya içtimai mayalanmanın ortaya çıkması hâli aslâ görülmemiştir. hiç olmazsa yüzde doksan olarak.

. gibi tarihi ve askeri yollar üzerindeki şehirler ile bugün yanında "eski şehir"i veya "kara şehir"i olan şehirlerimiz bu nev'idendirler. 1) Türkler.. 2) Fetihler sırasında akınlara uğrayan veya savaşlar sırasında zaptolunan veyahut da askeri bir sebeple kasten tahrip edilen şehir­ lerin üzerine veya civarına yeniden yapılan şehirler. Anadolu şehirlerinin bü­ yük bir kısmı böyledir. veya T Ü R K L E R İN A N A D O L U 'D A Y E R L E Ş T İ K L E R İ Y E N İD E N K U R D U K L A R I Ş E H İ R L E R Anadolu'nun Türkler tarafından fetih ve iskânından sonra Türkler'in yerleştikleri veya yeniden inşa ettikleri şehirleri şu şe­ kilde görmekteyiz. ya da değiştirerek oturmuşlardıı^ Erzurum. fakat kendileri Müslüman ve fatih olmaları dolayısiyle daha üstün bir sınıf halinde kalmışlardır. Aksaray. Akşehir. Bilâhare yerli halkı kısmen kendi dinlerine döndürüp İslâmlaştırdıktan sonra. Türkiye Türkler!. . .4. Divriği. Kastamonu^ Maraş. ekseriyetle yeni fâtihler tarafından işgâl edildikten sonra bile eski adlarını muhafaza etmişlerdir. Ankara. Fakat Orta ve Batı Anadolu'da yerli halka nazaran daha büyük bir kesafette yayılmış oldukları anlaşılan 202 O ğ u z ÜNAL . ikinci gruba misâl olabilir. Kırşehir. Konya. Konya. Bütün siyasi ve askeri haklar ancak Türkler'e ait olmuştur. yerli halk ile münasebete başlamışlar. Karahisar. Eskişehir. 3) Askeri ve stratejik maksatlarla tesis edilen veya iktisadi zaruretler dolayısiyle yeniden kurulan şehirler. eski Anadolu şehirlerinin içine yerleşerek. .. Sivas. ilk iki nev'iden olan şehirlerde ya eski adlarını değiştirmeden. . Sivrihisar. Malatya. birinci gruba. bilhassa Doğu Anadolu'dakiler. Şehirler gibi köylerin bir kısmı. aralarında tam bir eşitlik hâsıl olmuştur. Kayseri. Sivas. . Erzin­ can.

Tahribata uğramayan yâni teslim olarak alınan ve üzerine yerleşilen ve yayılan orduların merkezi vaziyetini gören Erzurum. bu bölgelerdeki eski köylerin üzerine yerleşirlerken ekseri­ yetle adlarmt değiştirerek kendi dillerinde adlar vermişlerdir. onlann adları kim ilen Türkçe olmuştur. gibi Anadolu'nun siyasi ve kültürel tarihinde büyük rol oynayan ve Anadolu'nun birliğini temin ederek bu ülkede yeni bir Türk vatanı vücuda getiren şehirler eski İslâm siteleri gibi muhtelif ulus. . Sivas. Eski çağlarda nasıl şehirlerin kuruluşundan evvel mâbedler yapılıp mabudların heykelleri konulduktan sonra şehirlerin inşaasına başlanırsa. . Bu köy adlarının bir kısmı oraya yerleşmiş olan boy ve oymakların veya bu boy ve oy­ makların mensup oldukları Türk uluslarının isimlerinden ibaret ol­ duğu gibi bir kısmı da köyü tesis eden veya temellük eyleyen reisin. Fustat. orta çağda da hemen hemen buna benzer bir şekilde hareket edilmekte idi. Ne şekilde kurulduklarını iyice bildiğimiz ilk İslâm şehirleri (meselâ Kufe. emirin veya valinin adını taşımaktadır. bir müddet Hıristiyan mabedlerini cami­ ye çevirerek onlardan istifade etmişlerdir. bu şe­ hirlerin Roma ve Mekke gibi site evsafını haiz şehirler olduklarını göstermektedir. Konya. p k zaman geçmeden yeni fethedilen bu ülkeyi tam mânâsı ile bir İslâm diyarı haline getirmişlerdir. boy ve oymaklara mensup olmaları ve bu ulus. Amasya. diğer bir deyişle umumi caminin mihrabı ve minberi konu­ lup bu suretle ulu camilerin ilk esası kurulduktan sonra şehirlerin kuruluş ve iskânına nasıl başlanmışsa. tabii Anadolu'da Türkler tarafından yeniden kurulan şehirler de o şekilde yapılmıştı. Malatya. İznik başta HORASAN'DAN ANADOLU'YA 203 . A n kara. Kayseri. Basra. Anado­ lu'ya gelen Türkler'in bir birinden çok ayrı ulus. Erzincan. Kayrevan) nasıl kurul­ muş ise. Fakat bilâhare yerleşme başlayıp kökleştikçe yavaş yavaş kendileri camiler inşa ederek. yâni evvelâ dini ve siyasi toplanma yeri olan "cuma mescidi"nin.Türkler. ilk zamanlarda henüz cami inşaası ile uğraşamadıklanndan dolayı. Yeni Müslüman fatihler. Mama­ fih eski savaşlar ve Emevi ve Abbasi devirlerinden beri vukua gelen devamlı gazâlar dolayısiyle ahalisi çok azalmış olan Orta Anadolu'­ daki köylerin çoğu Türkler tarafından yeniden kurulmuş olduğun­ dan.. boy ve oymakların camiler etrafına yer­ leşmeleri suretiyle yeni yeni şehirlerin teessüs etmiş olması. boy ve oymakların bir ulu cami etrafında yerleşmelerinden meydana gelmiş ve birer İslâm ordugâhı olmuş sitelerdir.

gerekse kültürel bakımdan en büyük merkezleri olmuşlardır. Rey. Bu sitelerde hâkim ve asker sınıf olan Türkler'le tâbi sınıf olan yerli Hıristiyan halk bir arada yaşamışlardır. Bunlar İslâm devrindeki Bağdat. Yezd. Musul. Bunların içinde bilhassa Konya şehri. . Birinci tip "Islâm Ordugâhı" olan siteler tarihimizin gerek siyasi ve askeri. Isfahan. gibi ancak sadece birer şehir (vüle) olabilmişler ve hiç bir zaman bir "site" vas­ fını kazanamamışlardır. .olmak üzere bir çok Anadolu şehirleri eski zamanda Mora yarımada­ sındaki İsparta ve orta çağdaki Batı ve Merkezi Avrupa şehirlerinin bazıları veya İslâm devrindeki Dımaşk. Meraga.. Halep. Kudüs. Kıhnesrin. Is­ lâm'ın ilk devirlerindeki Islâm ordugâhları gibi. Hemedan. Mamafih bu iki tip site şartlarını haiz olmadan muhtelif ve karmakarışık meslek mensup­ larından teşekkül eden ve sadece iş bölümü esasına dayanarak meyda­ na gelen şehirler de mevcuttur. (560) 204 OĞUZ ÜNAL . Medine'den doğan Allah'ın birliğini yaymak mefkuresinin yeni gazâ ve cihâd ateşinin yeni bir ocağı haline gelmiş ve bu yüzden yavaş yavaş diğer Anadolu sitelerini kendi etrafında toplamağa muvaffak olmuştur. Harran ve Merv siteleri gibi başka birer cins site olmuşlardır.

.

Zira dönecek bir yerleri yoktu. Bu türbeler. Bu sebeple Türkler. Nitekim Selçuklular'ın tarihi rolleri gibi Anadolu'nun Türkleşmesi de bu nüfus hareketine bağlı olduğu halde büyük Türk muhaceretinin bu tarihi ehemmiyeti. Vabgulan idaresindeki devletleri yıkılmış olduğundan. bugüne kadar Türkiye Devleti'nin kuruluşu ve buna bağlı hâdiseler ya karanlıkta kalmış. Bu gazâ ve cihad devrine ait kahraman. Bu Oğuz kitleleri Anadolu'ya gelince Selçuk'un torunu Kutalmışoglu Süleyman Şah'ın idaresine giriyor. Türkler'e karşı bütün Avrupa harekete geçmişti. tarihi hatıralar ile halkın şuurunda canlandı ve Anadolu'da Türk vatanı bu suretle meydana geldi.gibi maddi-mânevi bütün unsurlar ne derece yül<sel< ve hep bir arada olursa olsun. fakat beylerinin emrine bağlı olup. yeterince kavranamadığı. büyük Türk muhacereti olmasa veya maddi ve mânevi âmiller ahenkli bir şekilde rol oynamasa idi Türk. bu ülkede dağılıyor. boylar ve aşiretler topluluğu halinde göçüyorlar. Haçlı taarruzları karşısında Anadolu'da milyonlarca şehid verdiler. Türkler için bu ülkede yaşamak veya ölmekten başka bir çare kalmamıştı. Türkler. dini destanlar. "aşiretçi” (tribal) Türk hakimiyet telâkkisi gereğince boy beylerinin emirlerine bağlı kalıyorlardı. ama ona bir ruh kazandırdılar. Toprakla insan kaynaşarak. Böylece Türkler. üzerinde ciddi bir araştırma yapılmadığı ve hattâ bu muhaceretin mevcudiyeti dahi açıklıkla ortaya konmadığı için. ya da tarihe aykırı bir manâda yanlış anlaşılmıştır. şehid ve evliyâ mezar ve türbeleri etrafında milli. memleketin şartlanna göre. beyler de "aşiretçi" (tribal) siyasi birliklerini muhafa­ za ediyorlardı. bu âbideler ve bu hatıralar yaşa­ dıkça bu vatanın tapu senetleri Türkler'in elinde kaldı. menkibeler ve efsaneler teşekkül ederek onlar bir kudsiyet hâlesi içinde nesilden nesile asırlarca mil­ letin kalbinde yaşadı. her karış toprağı kanları ile suladılar. vatanlarını ve İslâmiyeti kurtarmak için hem öldüler ve hem de bu sayede bu vatanda yaşamak hakkını kazandılar. gü­ nümüze kadar. (562) 206 Oğ u z ÜNAL . Böylece de bu büyük muhaceret tam bir nizâm için­ de cereyan ediyor ve bİr millet seyyâr bir devlet manzarası arzediyordu. memleketin her köşesi fâtihlerin. kahramanların ve şehidlerin mezarları. Bu fetih ve Türkleşme devrinde Anadolu bir Türk vatanı haline gelirken. bslâm ve hattâ dünya tarihinde bir dönüm noktası teşkil eden hâdiseler vuku bula­ maz ve Türkiye Devleti kurulamazdı. (561) Büyük muhaceret hareketi ile ana yurtlarından kopan Oğuzlar. bu topraklar için kan verdi­ ler. fakat daha uzun bir müddet. türbeleri ile doldu.

Bu devirde Anadolu'nun Türkleşmesi ve İslâmlaşması o derece kuvvetle gelişmiştir\ki. Musa bin Nusayr ve Mahmud Gaznevi gibi Suriye. Bizanslılar'a karşı kat'i zaferler kazanıldıktan sonra. Irak. türkler'i Helen. Diyâr-ı Rum. Tabiatiyle bu fethin âmili ve Türkiye Devleti'nin kurucusu olan Süleyman Şah da Halid bin Velid. Amr İbn ül-As Ukbe bin Nafi ve Haşan bin Numan. Mısır. Afrika ve Endülüs kıt'aları gibi fethedilip diyar-ı İslâm'a ilâve edilen ülkelerin sonuncusudur. Türkistan. Lâtin ve daha sonra Slav ve Cermen kavimler! ile temasa getirmek ve dolayısiyie dünya tarihinde büyük bir safha açmak itibariyle. Irak ve Iran. Suri­ ye. Kuteybe bin Müslim. açılan bu ülkedeki tabii engellerin zor­ luğu ve eskiden beri İran ve İslâm İmparatorluklarına karşı vücuda getirilmiş ve daha sonra çoğaltılmış ve takviye edilmiş kalelerin ve istihkâmların çokluğu bakımından. asırda AvrupalIlar. Bu fetih. X III. İslâmiyet'in doğuşundan beri yapılmış olan fetihlerin en büyüğü ve en azametlisi ve tabiatiyle en çok fedakârlığa ve zaman sarfına mal olanıdır. Kuzey Afrika. Türkistan. Türkistan dahil. Fakat Türk mil­ letini Akdeniz kenarına getirmek. Tuna boylarından Altaylar'a kadar uzayan ülkeleri Magna Turkia (Büyük Türkiye) olarak isimlendirirlerken. AvrupalIlar Anadolu'ya evvelce Romanla derlerken. yeni bir Türk vatanı ve Türk devleti kurmak. HORASAN’DAN ANADOLU'YA 207 . (563) Bu kitapta hülasasını sene sene nakletmiş olduğumuz Anadolu'­ nun fethi tarihi böylece başlamıştır. Bu fetih. yani Şarki Roma İmparatorluğu'nun kudret ve kuvveti. artık bu ülkeyi Turkia adı ile göstermişlerdir. İran. Saad bin al-Vakkas. Aynı şekilde Araplar da Anadolu'yu evvelce. netice bakımından da bütün İslâm fetih­ lerinin en ehemmiyetlisi olmuştur. Mısır. elinden alınmak için mücadele edilen düşman devletin. Yarım asırdan fazla süren bir mücadele ve muharebeler neticesinde açılan ve dünya tarihine ve coğrafyasına ebediyen Türkiye diye kaydedilen bu kıt'anm fethinde ve Türkiye Devleti'nin kurulmasında en büyük ve en son âmil olan Kutalmışoğlu Süleyman Şah'a bütün tarihçiler tarafından Anadolu Fâtihi ünvanı mefhareti verilmiştir. Selçuklu Anadolu'suna sadece Turkia ya da bazan Turkestan (Türkistan) diyorlardı. Türk fethin­ den sonra bu isimlerin yanı sıra"Bilâd üd-Türk" ismi ile de göster­ mişlerdir.. Bilâd ur-Rum veya sadece Rum adı ile Roma ülkesi olarak tanırlarken. Türkiye Sdçuklu Sultanı Mesud zamanında (1116-1155) Alman İmparatoru ve Fransız Kıralı kumandasındaki Haçlı orduları imha edildikten ve Anadolu Haçlı sürülerine mezar olduktan.

Nite­ kim Süleyman Şah'tan yirmi yıl sonra vuku bulan Haçlı taarruzları Anadolu Türklüğünü büyük bir buhrana uğratmış ve Türkler Orta Anadolu'ya çekilmiş oldukları. BizanslIlar da Komnenos hanedanın­ dan İmparatorlar idaresinde çok kuvvetlenerek bu durumdan fayda­ landıkları ve sahil bölgelerini geri aldıkları halde bir asırlık bu müca­ delelere rağmen Türkiçr'i Anadoludan atmak teşebbüsleri tamamiyle iflâs etmiştir. ve X X . Melik Şah'm ve öte yandan Bizans'ın baskıla­ rına dayanabildi ki. bu insan selini tersine çevirmek asla düşü­ nülemezdi. Türkistan'dan Marmara ve Akdeniz sahillerine kadar müthiş mesafe­ leri aştıktan sonra Anadolu'da yeni bir vatan kuran Oğuzlar.Endülüs ve Hindistan ülkelerini açan fâtihlerle bü" safa girmiş ve bu sebeple İslâm'ın en büyük fatihlerinden ve gazilerinden birisi olmuş. bu keyfiyet Türkiye Devleti'nin ne kadar sağlam temeller üzerine kurulmuş olduğunu ve hayatiyetini meydana koyar. Hıristiyan A vrupa'nın Türkler'i A n a d o lu '­ dan atm ak ve Asya'ya geri sürmek em elinin bütün X I. asır­ lar boyunca devam ettiğini. "şark mesenesi" nin Türkler'in A n ad o­ lu'ya ayak basmaları iie birlikte başladığını da derhal hatırlatalım . Süley­ man Şah'm ve vârislerinin idaresinde yeni bir milli birlik ve devlet meydana getiriyorlardı. (566)* ♦Burada yeri gelmişken. Türkler'e yeni bir vatan hazırlamak ve buraya gelen soydaşlarımızın başbuğu ve devletimizin kurucusu olmak itibariyle ister istemez Ana­ dolu Türkleri’nin en büyük ve en muhterem babası olmuştur.(565) Gerçekten Arap-İslâm fütuhatı umu­ miyetle askeri bir mahiyette olduğu halde Türk fütuhâtı devlet ordu­ larından daha çok Oğuzlar'm bir millet olarak toptan ve devamlı göçleri ile birlikte cereyan etmişti. Zira dönebile­ cekleri bir ülke mevcud olmadığı gibi. (564) İlk Türkiye Sultanı Süleyman Şah'm 1086’da ölümünden sonra oğlu Sultan I. Anadolu'yu kendisine yurt yapan büyük Oğuz Ulusunu buradan atmak mümkün olamadığı gibi onların geri dönmeleri diye bir şey de söz konusu olamazdı. Orta Asya'dan devamlı nüfus baskısı ve göçler bir kısım başka Türk kütlelerini de Anadolu ve Balkanlar'a püskürtmüştü ki. Kılıç Arslan'ın yedi yıl sonra 1093'de tahta çıkmasına kadar sultansız kalan Türkiye Devleti yine de kendi istiklâl ve mevcu­ diyetini muhafaza etti. ( Karşı sayfada devamı var) 208 OĞUZ ÜNAL . Bu sebeple Türkler için Anadolu'da yaşamak ve vatan kurmak ya da bu ülkede ölmekten başka bir çare kalmamıştı.

Varna. bu tasan gerçekleşse idi. XI. Türkiye'yi Parçalama Tasaı-ıları 100 Plân. Ş u son zamanlara kadar asırlardır parçalanması düşünülen ve bu konuda yüzlerce p lâ n hazırlanan. 900 yıllık Türkiye tarihi boyunca öyle durum lar do ğm u ştu ki. 1071 Malazgirt zaferinden sonra. düşünülemeyecek kadar zor durum ların içinden. Avrupalılar'ın X X . T. Türkmenler'in ileride kabile asabiyetleri etrafında toplanarak ayrı ayrı zümreler ve devletler meydana getirmemeleri ve tefrikaya düşmemeleri için aynı Oğuz boy ve oymaklarının belirli bölgelerde birikmelerine müsaade etmemişler. Asıl hedef olan Türkiye Devleti tarih sahnesinden silinem ediği için üzerinde o y ­ nanm ak istenen oyunlar da son bulm am ıştır. asır başlarında Türkiye'yi im zalam ağa zorladıkları Sevr Andlaşması tasarısı ki. D JU V A R A Em ir S E K İP . kısa sürede Anadolu'ya egemen oldular. Tüık göçleri­ ni çok akıllıca bir siyasetle iskâna tâbi tutmuşlar. Tarihin seyri içinde olanlar olm uş. Denebilir ki. Hıristiyan A vrupa'nın A nadolu'ya saldırttığı Y u n a n ordularını.. (bk. 15. devletin ansızın kendini toparladığı görülüyordu. gerek kendi güçleriyle. Çev. boy ve oymakların yıkılmalarına ve dağıtılmasına çalışmışlar ve bu ulusları meydana getiren boy ve N itekim 900 yıldır Hıristiyaniar.. yine ecdadları S elçuklular gibi Orta A nadolu içlerinde perişan ederek A nadolu'dan kovdular.. artık Türkiye Türkleri'nin sonu yaklaştı sanılıyordu.G. Y akup sh. HORASAN'DAN ANADOLU'YA 209 . Osm anlılar'm Balkanlar'da yaptıkları bütün muharebeler. N iğbo lu . gerekse um ulm adık yardımların etkisiyle. Ankara [1978|. Sırp Sındığı. M ohaç. Türkler’e karşı baskılar uygulamaktadırlar. am a yine de iç ve dış meselelere rağmen gerçekten kendi toprakları içinde İler çeşit zorluklara böylesine m ukavem et edebilen bir başka ülke ve m illet gösterilemez. Türkiye diye bir şey kalm ıyordu. çeşitli şekillerde. Kosova. 5 vd. 19. bu yarım asır içinde Anadolu'ya göç etmiştir.Türkiye D üşm anhğı. hepsi H açlı seferlerinin devam ından başka bir şey değildir. Türk­ ler buna da karşı çıktılar. asrın ortalarında tama­ men bir Türk vatanı yapmıştır. bu ulus. asım başlarından itibaren Hora­ san'dan Anadolu'ya akmaya başlayan Oğuz boyları. H açh Taas­ subu . dünya Türk nüfusunun en azından üçte biri.Kesif Türk muhacereti. çok çe­ tin darbelere rağmen birden bire canlanıyorlar. Türkiye Türkleri. Oysa. Türkiye Devleti'nin kurucuları olan Türki­ ye Selçukluları (ve onların vârisi olan OsrnanoğuKarı). fakat herşey bitm em iştir.) ü S T lt N. Anadolu'yu X I. 194.

VU. B unun yerine m erhum Prof. siyasi ve medeni bakımlardan tam bir sukut içine girmiş ve takriben bir asır süren sürekli savaşlarla harabolmuş bir ülkede kurulmuştu. Tür­ kiye Selçuklu Sultanları (ve onların vârisi olan Osmanlı Sultanları). payitaht znik'ten Konya'ya nakledildikten sonra Konya sitesi bütün Ana­ dolu'nun merkezi ve Türkiye Türkleri'nin karargâhı oldu. Fuad K ö P R Ü L tt'n ü n vaktiyle kullanm ış olduğu (bk.’ "aşire tçi" (tribal) Türk hâk im iy et telâkkisi gereğince. 1943). Teşrin. Türkiye Devleti. Î Bununla beraber. iktisadi. Bu şekilde Oğuzlar'ın yüzlerce yıldır asabiyetle muhafaza ettikleri 24 boy teşkilâtı Anadolu'da son bulmuş. s. bu du ru m u n devlet için bir zaaf kaynağı o ld u ğu n u görüyorlar ve bu sebeple "aşiretçi'' (tribal) hâk im iyet telâkkisi yerine "Merke­ ziy e tçi" bir devlet telâkkisi yerleştirmeğe çalışıyorlardı. bir asırdan fazla çalışmışlar ve bütün beyleri hükümet merkezine getirdikten sonra ve Anadolu'nun hakiki birliğini kurduktan sonra ilk defa olarak merkeziyet usulü ile idare edilen bir devlet meydana getirmişlerdir. TTK. başlangıçta. diğer bir deyişle Türkiye Türklüğü teşekkül etmiştir. M. *E w elce m üteaddid defalar ^ k r a r ettiğim iz gibi A n ad olu'y a gelen O ğ u z (Türkmen) kitleleri. "Osm anlı İm paratorluğu'nun Etnik Menşei Mesele­ leri". Belleten.* Bu devrede. Büyük Selçuklular'a nazaran mütevazı bir uc beyliğinden ibaretti. kendi boy peylerinin em rinde ka­ lıyorlar ve bu du rum A nadolu Türk birliği'n in kurulm asını ve mer­ keziyetçi bir devlet anlayışı tesisini old ukça güçleştiriyordu. 28. aralarına başka Oğuz boylarından oymaklar yerleştirmişlerdir. Burada yeri gelmişken şu hususu belirtelim ki.oymakların her birini büyük mesafelerle Anadolu'ya dağıtmışlar. Anadolu'daki ehirler yavaş yavaş bir merkez etrafında toplanmışlar. fakat Anadolu Türk Birliği. Mehmed Fuad K Ö P R Ü L Ü . merkeziyetçi devlet te lâk ­ kisinin zıddı olan eski Türk hâk im iyet telâkkisi için bazı tarihçi ve yazarlarımızın kullandıkları "fe o d al" sıfatını tarih sosyolojisi açısından doğru bulm uyoruz. Ankara. sh. (567) Türkiye Selçukluları. içtimai. [1. 210 Oğ u z ÜNAL . c. 1943. Gerçekten bu Uc Gazileri Devleti Büyük Selçuklular gibi geniş ülkelerde ve Islâm medeniyetinin çok parladığı beldelerde değil. 219-313) tarihi gerçekliği daha iyi ifade etmesi bakı­ m ından "trib a l" (aşiretçi) terim ini tercih ediyoruz. uzun bir süre.

Bununla beraber çok mücadeleli ve ızdıraplı bir hayat geçiren Kutalınişoğulları. Türkiye Selçuklu sultanları da. Ana­ dolu'nun bu bölgelerinde fetihten beri Büyük Selçuklular'a tâbi birçok beylikler teşekkül etmişti. Bu sebeple İslâm mede­ niyeti içinde kalan Diyarbakır. Şarktan gelen Türkiye Selçukluları o tarafa doğru yayılmağa uğraşırken Bizans idaresinde inhitat içinde bulunan Orta ve Batı Anadolu'da tecride uğramaktan kurtulmak. bu sıfatın ve üstün hâkimiyetin kendilerine aid bulunduğu dâvâsma bağlı kalmışlardı. Osmanlılar'ın menşei ve cihânşumul mahiyetleri bu Uc Devleti'nin haiz olduğu kudreti ve tekâmülü göstermeğe kâfidir. Mardin ve Meyyâfârikin (Silvan) havalisi. Bizans ve Haçlı savaşları HORASAN'DAN ANADOLU'YA 211 . Kılıç Arslan (1093-1107) da babası gibi derhal doğuya dönmüş. Anadolu'nun en ileri bölgesi olmuş ve Türkiye Selçuklulan'nm doğuda ilk hedeflerini teşkil etmişti. Beşer takati üstünde bir hayatiyetle Haçlı fırtınasını atlatan oğlu I. Haleb'i muhasaraya girişince Melik Şah'ın ordusuna karşı 1086'da giriştiği savaşta hayatını kaybet­ mişti. Şarki Ana­ dolu'yu hâkimiyetleri altına almağa çalışıyorlardı. devletin kuruluşundan beri. bu mütevazi Uc Devleti'ni Türk vatanı haline getirmişler ve bu ülkede yeni bir hayatiyet ve medeniyet yaratmakla da Türk. Musul'u da ilhak edince şiddetlenen aile rekabeti ile karşılaştı ve o da 1107 yılında şehid oldu. Bu siyâsi durum Türkiye Selçuk­ luları ile Büyük Selçuklular arasındaki ailevi rekabeti bu bölgeye getirmişti. İslâm sultanlığı sıfatından başka Cihân hâkimiyeti dâvâsına da sahipti. Melik Şah. İslâm ve dünya tarih­ leri ile siyasetinde daha büyük tesirler yaratmışlardır ki. Bu sebeple de bu eski aile rekabetini kırmak ve amcazâdelerini itâate almak için Anadolu'ya ordular sevketmişti. İslâm'ın sultanı sıfa­ tı ile. ilk fırsatta şarka dönmüş. amcazadeleri olan Büyük Seiçuklular'ınkinden çok daha uzun ömürlü ebedi bir devlet kurmuşlar. Anadolu'yu da kendi hâkimiyetleri altına almak isterken. Zira Büyük Selçuklu pâdişâhları. Arslan Vabgu'nun torunları olarak. medeniyetçe üstün İslâm dünyası ile bağ­ ları kurmak ve yolları açmak istiyorlardı. (568) Türkiye Selçukluları. Bu ilk tecrübelerden sonra Türkiye Selçukluları bir asır süren dahili buhranlar. Çukurova ve Antakya'yı Hıristiyanlardan kurtarmış. Saltuklular ve Sökmenliler müstesna Büyük Selçuklular'a tâbi diğer bütün Doğu Anadolu beyliklerini kendisine bağlamıştı. günümüzün aksine. Buna mukabil İznik’te ve Marmara sahillerinde Bizans'a karşı kurduğu devleti kuvvetlendiren Türkiye Sultanı Süleyman Şah.

nazari ve hukuki olarak. asırda. kendisine tâbi saymış ise de.. X ill. Türkiye Selçukluları bu asırda kuvvetlenince. A y d m T A N E R t. Kılıç Arslan'ın. İznik^te Türkiye Devleti tahtına çıkmasiyle Türkiye Devleti kendi müstakil tekâmül seyrini takip etmiş ve Büyük Selçuklu İmparatorluğu ile bir bağı olmamış­ tı. muahhar kaynakların yanlış ifadelerine ve bunların tesiri ile araştırmaların hatalı neticelere var­ mış bulunmalarına ve Türkiye Devleti'nin Büyük Selçuklular'm tâbii (vasalı) sayılmasına rağmen. Türkiye Selçukluları Kültür Hayatı. K onya 1977. bunda nazari kalan kısa bir müddet (1086-1093) istisna edilirse. 212 O ğ u z ÜNAL . **Ç e tr. kendi içlerine kapanmışlar. kendileri tarafın­ dan söyleniyordu. Anadolu Türk birliğini gerçek­ leştirmek yolunda faaliyet göstermişlerdir.(569) Bu iki acı tecrübeden sonra Türkiye Selçukluları.(570) Fakat Türkiye Selçukluları daima şarka hâkim olma idealini taşıyorlardı. (Bk. Bilge Y a ­ yınları. pek başarılı olamamış.ile. Şarki Anadolu'da kurulan Türk devlet ve beyliklerinin tarihi artık Türkiye Selçuklulan'ndan ayrı bir seyir takip etti. Melik Şah. slı. Anadolu kıtası öte­ sinde maceralar peşinde koşmak ve Büyük Selçuklular'la ailevi hâ­ kimiyet mücadelesine girişmektense. Türkler'de h âk im iy e t (egemenlik) sembolü olarak kullam lan bir çeşit şemsiyedir. 22). I.* Nite­ kim "Mardin ve Meyyâfârkin fethedilmedikçe Selçuklu çetrleri** bağlı kalacaktır" cümlesi ile bu inanç. 1093'de. bir müddet Anadolu'ya hâkim olmaya çalışmış ve bu ülkeyi de. artık Büyük Selçuklu İmparatorluğu da tarihe karışmış olduğu için. Süleyman Şah'ın ölümünden sonra (1086). (M enakibü'l-Arifin'in Değerlendirilmesi). coğrafi ve milli birlik dâvâsı haline gelen Anadolu Türk Birliği mefkuresini tekrar gerçekleştirmek yolunda mücadeleye giriştiler. (572) *A y n ı şekilde Osm anlılar'ın da bu ideale sahip olm aları dik kat çeki­ cidir. (571) Melik Şah'ın ilk sultanlık yıllarında Anadolu'da Kutalmışoğulları tarafından kurulan Türkiye Devleti. özellikle onun ölümü üzerine. Süleyman Şah'tan itibaren müsta­ kil ve hattâ Büyük Selçuklular'a rakip bir Devlet idi. destani bir mücadele devri yaşadıkları için.

savaşlar ve isyanlar doiayısiyle perişan olan yerli halklar da Türkiye Selçuklulan'nm idaresinde huzur ve sukuna kavuşuyor ve bu sayede Türkiye Devleti sağlam bir temele oturmuş bulunuyordu. (576) Bu devrede Anadolu coğrafyasında yeni bir vatan teşekkül etti Anadolu'nun batısında bir asır devam eden Haçlılar ve Bizans HORASAN'DAN ANADOLU’YA 213 . İmparatorlukta ve İsiâm dünyası içinde huzursuzluk çıkaran göçebelere yurt ve âsi şehzade.(574) Anadolu gibi he­ nüz fethedilmiş bir ülkede. Anadolu'da Türk kesafetini artırarak. günümüze kadar yaşamaya devam edebilmiştir.Süleyman Şah'ın kurduğu devlet ve kazandığı muvaffakiyetler. Nitekim medeniyetçe ileri ve mamur ülkelerde oturmayı benimseyen Büyük Selçuklu Sultanları için Anadolu bir uc bölgesi. (575) Selçuklu ve Türkmen fetihleri ile Anadolu'nun Türkleşmesi ve bir Türk vatanı haline gelmesi ne kadar tabii görülmüş ise. Balkanlar'dan naklet­ tiği Hıristiyan Türkler de Bizans idaresinden nefret ederek ırkdaşl^n olan Selçukluları tercih ediyorlardı.(573) Anadolu'da Bizans ve Haçiılar'a karşı uzun bir cihâd devresi yaşandığı ve bir İslâm ve Hıristiyanlık mücadelesi içinde bulunulduğu halde. Bizans'ın takip ettiği Ortodokslaştırma ve Rumlaştırma siyaseti de Ermeniler'i ve Pavlakiler'i de bu devlete düşman etmiş ve Türkiye Selçukluları'na yaklaştırmıştır. Süleyman Şah'ın ölümünden sonra ve halefleri zamanında meydana gelen sarsıntılara ve Haçlı seferlerine rağmen. sağlam esas­ lara dayandığı için. Zira Süleyman Şah ve halefleri olan Türkiye Selçuklu sultanları. Bizans Ermeniler'i şarktan Orta Anadolu'ya sürerken. Süleyman Şah'ın başka din ve örflere mensup tebaası kendisine samimi olarak bağlı idi. kuvvetlenmesine âmil olduğu gibi. onun bu derece sür'atle ileri bir ülke olması ve Türkler için istikbalde büyük bir kudrete kaynak ve ihtişamlı bir tarihe başlangıç teşkil etmesi de zamanında hiç akla gelmiş değildi. Bunlar yanında Anadolu'da büyük arazi sahipleri elinde esir ve topraksız bulunan köylüler de Türkiye Selçukluları sayesinde toprağa ve hürriyete kavuşuyorlardı. Fakat istikbâlin bü­ yük ve haşmetli tarihi de bu uc gazileri diyarından doğdu. eski Türk göçebe hukukuna göre toprakları (rakabesi devlete ait olmak kaydıyla) köylülere dağıtıyor ve devlet mülkiyeti altında herkesin tasarrufuna imkân veren bir miri toprak rejimi kuruyorlardı. Bizans ile düşmanlık ve Büyük Türk Hakanlığı ile rekabet halinde kurulan Türkiye Devleti. Bizans'ın kötü idaresi. bey ve boylara sığınak olmaictan ibaret idi.

.

YÜZYILDA OĞUZLAR VE KOMŞU TÜRKLER .X.

.

1 2 4 1 DE TÜRKİYE DEVLETİ .

M illi T a r ih im iz in A d ı. İs ta n b u l 1 9 7 6 . 1 6 — Ö Z T U N A . g .j Ö Z T U N A . sh . Y a y ın N o : 2 1 5 4 . 2 0 . HORASAN’DAN ANADOLU'YA 219 . c . ü . T ü r k iy e T â r ih i. T ü r k i y e T a r i h i . 3 — M ü k r im in H a lii Y IN A N Ç . B Ö L Ü M O Ğ U Z L A R 'D A N Ö N CE A N A D O L U V E T Ü R K L E R "S U G U U R B E Y L İ K L E R İ D E V R İ" 7 ^ H a k k ı D u r s u n Y I L D I Z . M e d e n i. sh . öZT U N A . sh..ü . S iy a s i T a r ih . T e ş k ilâ t c . S e lç u k lu la r D e v r i: I. a . F e t h i. Kadar ve Büyük S a n 'a t T ü r k iy e T a r ih i. 4 — Y I N A N Ç . İ s t a n b u l 1 9 7 7 . 19. Y a ­ y ı n N o : 1 7 . F e t h i . 1. c . Y I L D I Z . 1 4 — Ö Z T U N A . s h . 1 . 1 3 — Ö Z T U N A . sh. 1 9 . T a r ih Z ü m re si N e ş r iy a tı. F e t h i. E d e b iy a t B iz a n s D e v le t i'n in Fak. İ s t a n b u l 1 9 7 1 . İ s t a n b u l 1 9 6 9 .5 0 6 . 57-5 8. sh . c .0 . İ s l â m i y e t v e T ü r k le r .1 3 1 8 ). İ . A n . E d e b iy a t F a k . T ü r k iy e T a r ih i. 5 8 . Y a y ın N o : 2 4 0 . c . 4 2 1 . 5 0 5 . T ü r k iy e T a r ih i. N o . Y I N A N Ç . A lp N e ş r iy a t Y u r d u V a y . A n . b a s ı m ) . sh. I. 8 — Y I N A N Ç . c . 5 — Y ılm a z T a r ih i. N o . 4 0 7 . F e t h i. ıh . 4 0 6 . M illi T a r ih im iz in A d ı. 1 9 . T u r a n m i S e r i . 4 0 7 . 8. Ç e v . !$ h . sh. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . 10— E rn st TA N . I. Z a m a n ım ız a K ü lt ü r . A n . 6 — Y I N A N Ç . sh . l. Y I N A N Ç . ü . 2 — O sm an T U R A N . T ü r k iy e T a r ih i. 1. ( 2 . 2 2 . H O N İG M A N N . 7-8.F e t h i . 1 1 — Y I N A N Ç . 3 6 v d . i h . A n . sh . sh. B Ö LÜ M G İR İŞ T Ü R K İY E T A R İH İN İN B Ö L Ü M L E R İ 1 — M ü k r im in lu ’n u n H a lil Y IN A N Ç . s h . s h . A n . Y a y ı n ı . 4 0 6 . A n a d o ­ F e t h i. A n . H a re k e t Y a y ın la r ı. İ s t a n b u l 1 9 4 4 . Y a y ın ı. T ü r k i y e T a r i h i . F e t h i.I. i. E d e b i y a t F a k . D o ğ u S ın ın . I. 5 .. sh. sh. II. F ik r e t IŞ IL - İs ta n b u l 1 9 7 0 . i İ m i S e r i . F e t h i. 4 0 0 . 19. ö t ü k e n Y a y ı n e v i . T ü r k i y e 'n i n B a ş la n g ıc ın d a n S iy a s i. I . A n . I. sh . 1 2 — Y I N A N Ç . 1 0 . e . 9 — Ö Z T U N A . 3 0 . A rsUm u­ l a n 'd a n O s m a n G a z i ' y e (1 0 7 1 . 1 5 — Y I N A N Ç .

a . 2 3 — H â r u n e b . 4 0 7 . T ü r k T a r i h K u r u m u B e l l e t e n . ve İB N L e Ip z ig H A V K A L. a . Is b â m c a m i a s ı n a g ir e n T ü r k b e r 'i n İ s l â m m ü b k i. M H l i T a r i h i m i z i n A d ı .A lt a n D E L İ O R M A N . e . e v le n d iğ i h iç da a n a n e s in d e k i T ü rk is tifa d e e d ere k . 1939. C O U R T E İL L E . 2 4 — Y I L D I Z . k o b a y b ık t a n T ü rk e r i. 6 1 . B a k a n lığ ı V a y ın ı. 1 9 4 ). 6 9 . ve Ebu O sm an A m r b.6 4 . s h . I. L is e D e rs K it a b ı. İs ta n b u l 1 9 7 6 . e . Ü s rü ş e n e . o rd u su n a B ir ancak k jz m ı.. 4 6 8 'd e n n a k le d e n Y IL D IZ .2 4 . 1861-1877..R e ş i d 'i n beri ve bu o ğ u lla n E m in i l e M e ' m u n a r a s ı n d a k i i k t i d a r m ü c a d e le ce re ya n eden obaybar h a k k ın d a g e n iş m ücadebeber s ır a s ın d a bibgi i ç i n b k .. s h . a . . k ız la r ıy la e v le n e b ile c e k le r d i. S e r i : b il . g . S u ra t a b .. b a ş la d ı. K it a b sh. B a h r e l .C A H İ Z .E t r a k ). 28— Y A K U B İ. g . a . 220 Oğ u z ÜNAL . L e id e n 1883. s h . g . 22— Ram azan nun Ş E Ş E N . Y a y . e . N e h ri s iy a s i. sh. s h . Th. T ü r k i y e T a r i h i .e . a . 3 1 — Y I L D I Z . ( T e m m u z 1. T ü r k le r 'in iç in m illi s e iâ b e t le r ln in H a b i f e ’n in b o z u lm a m a s ı hassa e s a s lı n i z a m l a r k o y d u .K a s ı m L e id e n sh. m aaşb ar e r ie r iy b e e v b e n e c e k T ü r k Bu m a a ş la r k ız b a r ın a v e r ile c e k t i. a . 2 5 8 ’d e n se ci- a . 1 9 — Y I L D I Z . e . s h . 2 1 — Y b L D b Z . T ü r k K ü b tü rü n ü Y a y m t. s h . 4 2 . 29— İb r a h im M illi E ğ it im K A FES O Ğ LU . a . Im p a r a t o r lu ğ u ’n u n K u r u lu ş Y ü k s e liş in d e 1 9 1 ). V I . n a k le d e n ye b e ri ile Bu T a r ih .H . a . e . K R A b V lE R S . g .A rz . 2 9 . V l L D b Z . 8 0 . J. T ü rk n iz a m la r a T ü rk A ra p g ö re. g . s h .e . a h lâ k i ed. "A b b a s O ğ u l­ T ü r k le r 'in R o lü ". a d l ı e s e r in G İ R İ 3 k ı s m ı n d a s h . 4 9 .1 7 — Ö Z T U N A . ‘ ‘A b b a s O ğ u l b a n im p a r a t o r lu ğ u 'n u n K u r u lu ş v e Y ü k s e l i ş i n d e T ü r k b e r ’ in R o l ü " . B a r b ie r V II. Ş e m s e d d i n G Ü N A L I m p a r a t o r b u ğ u 'n u n K u ru b u ş ve 'y iik s e b ls in d e O ğubban T ü r k l e r ’ tn R o l ü " . m ensup T ü rk a s k e r le r i. H ü a f e t O r d u s u ­ F a z ib e ile r i. T u h a r is t a n d o ğ ru la n b ir in s a n a k ın ı b ö lg e le r in d e n . 2 6 — E b u 'b .H e lâ f a ve No: b V le n k ıb e b e ri T ü r k b e r 'i n F a z a 'ib e b . s. id a ri bu ve a sk eri en yüksek m e v k ib e r in e b ir ilg i D e v b e f » n in C eyhun Fe rg a n a . e v b e n d ik t e n so n ra (G Ü N A L T A Y .. 3 0 — Y I L D I Z . A r a ş tır m a ( IV I a n a k i b E n s t itü s ü Cund e b . g . 1938. ç ık m a la r ı ö t e le r in d e c a m ia y a k a rşı büyük h a ttâ u y a n d ır d ı. a . 6 0 .. sh. H a life M u t a ş ım . 2 3 . g . 7 6 . sh . g . T e ş r i n 1 9 4 2 ) . c . a . sh . Y a y ın la y a n de M EY N A R D ve Pavet de v e F r a n s ız c a y a P a r is ç e v ir e n C . 1 1 8 'd e n n a k l e d e n Y b L D I Z . g . c . 2 7 — (V îE S U D İ. Y b L D b Z . 3 3 . 4 5 . s h . T a r ih . b i r 's u r e t l e h â z in e d e n da k e s il­ b o ş a y a m a y a c a k tı. s h . e . ed. I I . Seyhun ö t e b e r in d e n B a ğ d a t ' a (Ş e m s e d d in ve G Ü N A L T A Y . H O U STM A . g . sh . 1 7 9 . M.e . 6 6 . sh. 2 2 .. 2 0 — D a h a g e n iş b ıbgı ç i n T A Y .1 8 7 .. Y IL D IZ . 4 5 v d . sh. 77. m uayyen m e y e c e k t i.. "A b b a s b k . e . s h .. M u r u c ab-Zahab. B O ..5 0 .S a y ı : A 8 . s h . 2 5 — Y I L D b Z . 1 8 — Y İ N A N Ç .e . g . A n k a r a 1 9 6 7 .

F e t h i. F e t h i. 58— N ecdet SA K A O Ğ LU . F e t h i. s h . F e t ih ie r le A n a d o lu 'n u n T ü r k le $ m e s i ve İs lâ m la ş m a s ı. sh . Ö Z T U N A . s h . 4 5 — Ö Z T U N A . C. 5 2 — Y I N A N Ç . 4 2 8 . ( İs t a n b u l) 1 9 7 1 . sh.e . sh . c . T ü r k iy e T a r ih i. T ü r k iy e T a r ih i. A n .e . 4 0 8 .g . 1 4 0 1 4 2 .e . sh. 4 6 — Y I N A N Ç . A n .. A n . 62— Y IN A N Ç . I. e . F e t h i. s h . s h . 5 7 — Y I N A N Ç . sh. 6 1 . 3 4 — Y I L D I Z . 2 7 . T ü r k iy e T a r ih i. c . 1 6 4 . a . şh . sh. F ^ th i. 6 1 — B iz a n s 'ın iç in A n a d o lu 'd a k i m ü lk i v e a sk eri t e ş k ilâ t ıh a k k ın d a g e n iş b ilg i bk. 4 0 9 . 4 0 6 . a . s h . 5 1 — Y I N A N Ç . F e t h i. 4 2 — Ö Z T U N A . 4 0 7 . 4 0 7 .g . c . I. F e t h i. 4 8 — Y I N A N Ç . 4 9 — Y I N A N Ç . s h . 6 0 — S A K A O Ğ L U . s h . c . 2 5 -2 6 . M illiy e t Y a y ın la r ı. 2 0 . Sh. 4 0 — Ö Z T U N A . 2 6 -2 7 . 3 2 . T ü r k iV e T a r i h i .J3 4 . İs lâ m 6 5 — Y I N A N Ç . 4 0 7 . 1 4 . I. B iz a n s D e v le - t i'n in D o ğ u S ın ır ı. I.g . S h . " A n a d o l u " M d . 50— Y I N A N Ç . 4 0 8 ..S E K E R . 5 9 — Ö Z T U N A . A n . s h . F e t h i. c . F e t h i. s h . 4 0 8 . 2 0 . A n . Y IN A N Ç . s h . III. 3 9 — Ö 2 T U N A . s h . A tı.e . c . T ü r k i y e T a r r h i . 53— Y I N A N Ç . I. sh .4 3 0 . s b . sh .3 5 . sh..g . s h . c . a .1 5 . A n . 1 3 8 .. 3 3 — Y I L P I Z . HORASAN'DAN ANAD O LU'YA 221 . 3 7 — Y I L D I Z . F e t h i... 6 4 — B e s im D A R K O T . 4 3 — Ö Z T U N A . 1 3 3 . 3 5 — Y I L D I Z . F e t h i. 4 4 — Ö Z T U N A . A n . 34.. I. a . A n . 66— M ehm et . 3 8 — Y I N A N Ç . 3 4 . A n . 1 0 . o ğ u zla r 5 5 — Y I N A N Ç . M i l l i T a r ih im iz in A ç t ı. sh.H O N İ G M A N N .g . T a r ih K it a p la r ı D iz is i: 1 3 . 2 8 -2 9 . 5 6 — Y I N A N Ç .1 3 6 . a . s h . T ü r k i y e T a r ih i. sh.1 6 3 . I. T ü r k i y e T a r i h i . sh. A n s ik lo p e d is i.g . I. Sh . F e t h i . a . 2 3 . F e t h i. g . s h .3 5 . T ü r k i y e T a r i h i . 4 7 — Y I N A N Ç . A n . 33. sh .4 0 9 .2 1 . 3 6 — Y I L D I Z .3 2 — Y I L D I Z . A n . I. A n . sh. c . 1 6 4 . 4 0 7 . 5 4 — Y I N A N Ç . A n . 1 3 4 . M illi T a r ih im iz in A d ı. 2 9 .1 4 0 . c .e . A n . F e t h i. 1 6 1 . 4 1 — Ö Z T U N A . a . 2 3 . T ü r k i y e T a r i h i . Sh . I.e . F e ttıi. 2 7 . T ü rk BÖ LÜM A N A D O L U 'D A A n a d o lu 'd a M engücek O ğ u lla r ı.. 1 3 7 . s h . 6 3 — Y I N A N Ç .

. 7 9 . 71— W . c . ve İs lâ m iy e t . T ü r k iy a t M e c m u a s ı. Y a y ın N o : 6 2 . T ü rk I I .ü . 2 4 . L o n d o n 1 9 2 8 . M i l l i T a r i h l m l z i n . Z a m . ( B u r a d a d e r h a l h a t ı r ­ l a t a l ı m k i . s h .A s y a T ü rk T a r ih i Y a y ın a H a k k ın d a D e r s le r . c ü z : S e lç u k lu la r T a r ih i. e . Z a h ir U d d in N İŞ A P U R İ. 7. T a r i h i v e . s h . s h . v e İs lâ m iy e t . D iz i N o £ . S e l. Ö ZD EN . v e İs lâ m iy e t . X I . g . 6 9 — Y I N A N Ç . D iz i N o : 14-14®. İs t a n b u l 1 9 5 3 . Çev. S e lç u k n â m e .T e v a r i h . .D . b a s ım . 76-77. B A R T H O LD .e . İs t a n b u l 1 9 6 9 . s h . ö n e m in i'v e d o la y ıs iy le "d e m o ğ ra - iç e r is in d e k i y e r in i b U yU k b ir v u k u f la İş le y e n Z a m a n ın d a C . A h m e t A T E Ş . T a h ra n 1 3 3 2 . sh . K ü ltü r 1 9 7 5 . S e l.. 6 .. i İ m i S e r i N o : 4 . sh . C a ı n i 'ü t . R a g ıp Yaşar A n k a ra H u lu s i S a d e le ş t ir e r e k İs m a il H a z ır la y a n la r B a k a n lığ ı K â z ım Y a y ın ı. sh. 1 8 5 . A r a ş tır m a E s e r l e r S e r i s i N o : 1 . T ü r . " S e l ç u k lu la r 'ı n H o r a s a n 'a İn d ik le r : Zam an 222 OĞUZ ÜNAL . S e ri T u ra n Um um i N o . S e l. a . sh. s h . v e İs lS . X V ı . sh. A d ı . 7 4 — A n a d o l u ’n u n m u h a c e r e tin in fik â m ille r " in şu e s e r le r e ve T ü r k le r 1 9 5 8 ) .A r a l ı k sh. İ s t a n b u l 1 9 7 1 . F a k ü lte s i D e r g is i. c . 2 .. I. 3 . A n . II. 1 .. T a r ih i S e ri ve T ü r l< . 84— Ş e m s e d d in G Ü N A LT A Y .5 3 ). 5. 75— Bu konuda şu k a y n a k la r a bk. A n k a r a Y a y ın a Haz.Is lâ m M e d e n iy e t i. ( E y l ü l . s. 3 . T U R A N . V u rd u S e lç u k lu la r Y a y ın ı. a . R E Ş İ D E O O İ N . H â k im iy e t i S e lç u k lu la r M e fk u re s i bk. T a n h i D e m o ğ r a f i A r a ş t ır m a la r ı v e O s m a n lI T a r i h i " . 18 v e d ip n o t 3. O rta . S e l . U m u m i S e r i N o .X I I . sh .. t a r a f ın d a n fe th i ve T ü r k le ş m e s i'n d e k e s if T ü rk ve n ü fu s h a r e k e tle r in in b u t a r ih i o lu ş T U RA N . X I I ..4 . X . 6 7 — S A K A O Ğ L U . 8 3 — T U R A N . I I I .ö tü k e n Y a y ın e v i. 7 9 — T U R A N .C . A . A n k a ra 1960. 2 5 6 'd a n n a k l e d e n T U R A N .. A F Ş A R .s h . 70— O sm an N e ş riy a t T U RA N .. A la m e t i). 8 0 — T U R A N . v e İ s l â m i y e t . 1 5 3 . g . S e l. Y I L D I Z . ( 2 . 2 . S e l . R A V E N D İ.T . Y a y m a T a r ih K u ru m u Y a y ın ı. Y ü z y ıld a O ğ u z la r " .iy e t . B a r t h o i d ' i i n e s e r i n i n R u s ç a a s lı 1 9 0 0 y ı l ı n d a y a y ı n l a n m ı ş t ı r . S e lç u k lu la r v e İs lâ m iy e t . S e l. 1 1 . 73— F a ru k SÜ M ER . H a z . Rahat üs-Südur ve A y e t.. 7 7 — T U R A N . 5 . T u r a n N e ş r iy a t Y u r d u Y a y ın ı.U s - S U r u r (G ö n ü lle r in T a r ih K u ru m u R a h a tı v e S e v in ç 2 c ilt. b a s ( m ) .A fş a r A K A . 6-7.is lâ m M e d e n iy e t i. ) 72— W ..e . " X . 9 . sh. 7 $ — T U R A N .. v e İs lâ m iy e t . T u r k e s t a n D o v v n t o t h e M o n g o l In v a s io n .. (1 9 5 1 . s h . sh. 0 A R T H O L D . ilm i N o : 3 . sh. K O PRA M A N . 1s t a n b u l 1 9 7 3 . Ç e v. ih â n T ü r k iy e . S e l. S e lç u k lu la r T a r ih i T ü r k .. 8 1 — T U R A N . 1 5 2 . T ü rk Ö m e r L ü t f i B A R K A N . A h m e t A T E Ş . s h . c ilt . a . 82— Y I L d' i Z . g . 1 6 . 8. 6 8 — Y I N A N Ç . s h . 7 6 — O s m a n T U R A N .. T ü rk 1957-1960: Y a y ın ı. F e t h i.

S e l . . 2 5 9 . . . G Ü N A LT A Y . s h . T U R A N . 59-63. . . Z a m . . M İN O R S - K Y . E t n ik .D .. 6-7. S e l. T ü r k iy e . 1 0 2 'd e n n a k le d e n T U R A N . sh . V . T a r i h i v e . 63. T ü r k iy e . M a r v a z i O n C h i n a .. T a r ih i v e . sh. s.. 3 1 3 î V .. b u e s e ri iç in In d ia . T U R A N . sh . 1 8 . . Z a m . T U R A N . T ü r k iy e . T ü rk T a r i h K u r u m u . S e l.. S e l. 65. 59. S e l. S e l . A . i n d ik le r iZ a m a n . . Z a m . London 1942.. Z a m . T a r i h i v e . M e la n g e s M ü n a s e b e tiy le K ö p r ü lü A r m a ğ a n ı. T U R A N . S e l. i z a h la r 1 5 7 sh . s h . S o s y a l. sh . . sh . T U h A N . 3 8 .A le m . T U R A N .. 111— 112— 113— 114— T U R A N . Z a m . T ü r k iy e . . T ü r k i y e . S e l. 7 7 . c. s h . . T U R A N . sh. A k ı n ı v e . T ü r k iy e . S e l. S e l. T U R A N . b k . 1 9 4 3 ). M İ N O R S K Y . sh . . S e l. 4 . F a k ü lt e s i Y a y ı n ı . V il. G Ü N A LT A Y.. M. . Tâbayi u l. S e l. 9 . L o n d o n 1 9 3 7 . .H a y v a n . İb r a h im 1021) K A FESO Ğ LU . . T ü r k iy e . K ö p r ü lü . sh . K â n u n 1 9 4 3 ) . M İ N O R S K Y . 2 5 . sh . S e l. s h . T U R A N . T ü r k iy e . sh. G Ü N A LT A Y . . H o r a s a n ’a i n d i k l e r i Z a m a n . V I I . M arvva z i o n u l. s h . 6 v e 11 n o 'lu d ip n o t u . S e l. 14-1 5. Z a m . v e İ s l â m i y e t . 5-6. T U R A N .. T ü r k iy e . . s h . 4 . S e l.T . Ve T a r ih i "D o ğ u A n a d o lu 'y a 60. S e l. H o r a s a n 'a I n d ik le r iZ a m a n . S e l. i n d ik le r iZ a m a n . V .1 0 . Z a m . (1 . 5. T a r i h i v e . 85— 86— 87— 88— 89— 90— 91— 92— 93— 94— 95— 96— 97— 98— 99— 100— 101— 102— G Ü N A LT A Y . 6 . T ü rk T a r ih "O s m a n lI K u ru m u İm p a r a t o r lu ğ u 'n u n B e lle te n . D oğum Fuad İlk S e lç u k lu Y ılı A k ım (1 0 1 5 Fuad E h e m m iy e ti". 5 9 . H o r a s a n 'a i n d ik le r iZ a m a n . L o n d o n 1 9 4 2 . 4 . shT a r i h i v e . T a r i h i v e . 1 0 2 . T ü r k i y e . S e l. T h e T u r k s a n a I n d i a . Z a m . S e l. B e l l e t e n .Is lâ m D ü n y a s ın ın S iy a s a l. s. sh .C . Fuad K Ö PR Ü LÜ . sh .1 0 3 't e n n a k l e d e n T U R A N .H a y v a n . . Z a m . sh . 107— M e r v e z i ’n i n T u rk s and ve iz a h la r ). (A ra p ç a m e tin . sh . sh. D o ğ u A n . . sh. S e l. iz a h la r . S e l . G Ü N A LT A Y . T U R A N .. T U R A N .2 0 . G Ü N A LT A Y . sh. 42.. T U R A N . T ü r k iy e . T U R A N . T a b a y i n e şred e n V. 109— 110— T U R A N . Z a m . M İ N O R S K Y . 4. sh. C h in a . S e l . 10. sh. T U R A N . E k o n o m ik ve D in i D u ru m u ".. T h e I n g iliz c e t e r c ü m e M e tin 43 s n . S e l. 1 5 . s h .Ü . I Ik S e l . S e l. 3 8 . Z a m . 5. 42. 43. 103— 104— 105— lO G — T U R A N . s h . 108— M E R V E Z İ. sh. M İ N O R S K Y '. İs t a n b u l 1 9 5 3 . S e l. sh.T e ş r i n M e s 'e le le r i" . sh. 73. ( H . Z a m . s lı. H o r a s a n 'a H o r a s a n 'a . sh. HORASAN'DAN ANADOLU'YA 223 . T ü r k iy e . c . S e l. . 2 6 0 . 9 5 . K A F E S O Ğ L U . H o r a s a n ’a i n d i k l e r i Z a m a n . 79. . M enşei 28. H u d u d u l. sh . . v e İs lâ m i y e t . 2 5 9 .

4 6 . s h . T ü r k le r in T a r ih i. İs t a n b u l 1 9 7 0 . . S iy â s e tn â m e . S e l . 117— 118— 119— 120— 121— 122— 123— 124— 125— 126— T U R A N . B u k o n u ­ d a k i te n k itle r i iç in b k . 1 3 0 8 . N o : 3 2 . e . s h . T U R A N . B E H IV IE N Y A R .E S İR . O ğ u z A v c ı o ğ l u v e T ü r k l e r i n T a r i n i " . Doğan İs ta n b u l A V C IO Ğ L U . T a r ih 'i Bayhak. . S e l . sh. . . sh . A b u 'l F â r a c T a r ih i. 7 5 . T a r ih i v e . s h . T a r i h i v e . 1 6 . T U R A N . 1 9 4 v d . T U R A N . T a r i h i v e . F e y z u lla h b. b a s ım : A V C I O Ğ L U ' n u h Ü N A L . . sh. K A F E S O Ğ L U . 7 2 . S e l. A k ı n ı . T a r i h i v e . s h . 4 5 . S e l . 1 0 0 0 T e m e l E s e r S e ris i N o : 5 0 .. T a h ra n sh. T a r i h i v e . l 7 . . 1 2 . T a r ih . B . S e l. 2 5 9 . .2. . A s r a K a d a r . T a r i h i v e .T ü r k iy e .4 5 . 7 5 . O . İ l k . T U R A N . T ü r k T a r ih K u ru n d u Y a y ın ı. n o tu . M . . . T U R A N . K A F E S O Ğ L U . . sh . D o ğ u A n . İ Ik S e l. Z a m . T U R A N . T a r ih i ve . 136— M u h a rre m E R G İN . sh . T a r i h i v e . sh. T a r ih i v e . S e l . A .. S e l . I. K A FESO Ğ LU . H e r- gün G a z e te s i. Y a y ın N o : 1 5 3 4 . s h . 4 3 . 59 Z u b d e t ü l. İ l k S e l. E . S e l . . 7 2 . C M d I.. S e l.. İB N FU N D U K . S e l. N İZ A M O L-M O LK. T a r i h i v e . S e l . . T U R A N . . A k ı n ı . c . sh . S e l. T U R A N . 9 4 't e n n a k le d e n T U R A N . 1000 T e m e l Eser S e r is i. s h . . 127— G re g o ry A B U 'L F A R A C (B A R H E B R A E U S ) . .. 4 8 . . . İs ta n b u l 1 9 7 1 . . S e r i. sh . 139— 140— 141— E R G İ N . E n E s k i D e v ir le r d e n 1 6 . s h . U m u m i T ü r k T a r i h i ­ n e G i r i ş . 7 4 . 1 4 5 3 . S e l. i . İ s ta n b u l 1 9 7 0 . S e l. . T a r i h i v e . h a t a lı o lm a k t a n d a ö t e y e t a r ih i g e r ç e ğ i. .N o : 11^ .. . B . 2 1 . "D o ğ a n g ö r ü ş le r in in t e n k id i iç in y a z ım ız a b k . O rh u n A b id e le r i. 2 . T ü rk K ü lt ü r ü n ü n G e liş m e Ç a ğ la r ı. B ir in c i K it a p . E d e b i y a t F a k . Z a m . Y a y ın ı. 7.^ 1 3 1 . . T e k in Y a y ın e v i. s h . d a n n a k l e d e n T U R A N . T a r ih i v e . 134— Bu h a t a lı g ö r ü ş le r iç in b k . T U R A N . 2 9 -3 0 A r a lık 1 9 7 7 . S e l . Ç e v .. I X .. s h . Y a y ın ı. T a r ih i v e . . S e l. D o ğ u A n . S C H EFE R . sh.. Z a m . T a r ih i v e .İ7 Ch. T a r i h i v e . b a s ım . Y a ­ y ın ı. . T ü r k iy e . a .. 2 9 3 . s h . 128— 129— 130— 131— 133— T U R A N . 2 . . sh .2 7 4 v e 5 6 n o ’ lu d i p .F ik r e . İB N Ü L . 2 . s h . g . . 4 4 . sh. . sh . E fe n d i ( M ille t ) K ü ­ K a h ir e 1 3 0 2 . 5 2 . Ö m e r R ız a D O Ğ R U L . n e şre d e n A. .. k a s ıt lı o la r a k s a p t ır ­ m a k v e m a r x is t b ir ş e m a y a o t u r t m a k a m a c ın ı t a ş ıy a n g ö r ü ş le r iç in b k . T U R A N . S e l. 4 4 . B A Y B A R S tü p h a n e s i M A N S U R İ. T U R A N . . 7 1 ‘d e n n a k le d e n T U R A N . 5 0 . 2 3 . . sh . şu 1 9 7 8 . . s h . D o ğ u A n . sh . S e l . T ü r k i y e . sh. S e l. . . B a h a e d d in Ö G EL. E . P a r is 1891. 6 9 . . sh. s h . S e l . M . T a r ih i v e . 7 3 224 Oğ u z ÜNAL .115— 116— T U R A N . . 135— Bu h a t a lı. . T a r i h i v e . 2 6 3 . A n k a r a 1 9 4 5 . 2 7 3 . Z e k i V e l i d i T O G A N . 4 9 . . I I . A k ı n ı . s h . 7 5 . c . 137— 138— T U R A N . n şr.T U R A N . S e l .

. 1071- 1 3 3 0 .E S İ R . b u b a k ım d a n B a t ı 'y a k a r ş ı n ın B a t ı s iy â s e t in in HORASAN’DAN ANADOLU’Y A 225 . . T a r ih i. S e l . b u t e s b it ın e r a ğ m e n " B ü y ü k S e lç u k l u la r 'ın b ir A n a d o lu 'y u f e t in p lâ n ı y o k tu r" ig ö rU ş ü n ü ile r i s ü r m e k le k e n d i f ik ir le r i a r a s ın d a ç e liş k i v e t u t a r s ız lığ a d ü ş m e k t e d ir . T e k in C om pany. İ s t a n b u l 1 9 7 8 . t m e v i v e A b b â s i im p a r a t o r lu k la r ı­ v â r is i d u r u m u n d a o lu p . C h a p it r e s rle l ' H i s t o ı r e des de R o u m ". y u k a r ıd a . " B U y ü k S e lc u k y o k tu r" d e d ik t e n so n ra daha da A n a d o lu 'y u "8 U y U k g id e r e k S e lç u k lu la r 'm T ü r k m e n le r 'e d ü ş m a n " o ld u ğ u n u İ le n s ü r m e k t e d ir . B y z a n t io n . y a in ız I s ı â m ı y e t in h â m is i o lm a k s ıf a t iy le o n u n o a ş iic a d ü ş m a - ı>ı o l a n B i z a n s ' ı e z m e k m a k s a d i y l e d e ğ i l . T a p lın g e r P u b lıs h in g "O e u x (1 9 3 6 ).. . D a s ım . C la u d e C A H EN . S e l . a r d ı a r a s ı k e s i l m e y e n T ü r k m e n g ö ç le r in in u n su ru b u lm a k m am ur ve n ü fu s ç a k e s if o la n o n la r ı Is lâ m ü lk e le r in d e b ir a it a ış i yem b ir yu rt o lm a la r ın ın önüne g e çe re k y e r le ş t ir e c e k v e b u s u r e tle d e v le t iç in z a r a r lı o la n b u u n s u r u d e v le t e y a r a r lı b ir u n s u r h a lin e g e t ir m e k v e k e n d i k u v v e t le r i a r a s ın a a lm a k g ib i y ü k s e k v e d a h iy a n e b ir s iy â s e t le . . I X .j P a u l V V I T T E K .ın c ı X I. lu la r 'ın İle r i b ir te s ir in d e k a la r a k . C A H t N 'ı n te t ıh p tâ n ı A V C IÜ Ğ L U . .■. A S u rvey of th e M a te n a l and S p ır itu a l C ııltu r e and H is t o r y G e n e ra l c. s h . T a r i h i v e . s h . 7 4 . P r e .a k ı t ­ m a k t a " o ld u ğ u n u s ö y le y e n y a z a r . New Y o rk 1 9 6 8 .L ıA M S . B y z a n t ıo n . . N ı t e k i n i ih t im a 4 C l. b u h a t a lı v e m a r x is t t a r ih a n la y ış ı d o ğ r u lt u s u n ­ da ç a r p ıt ılm ış m a k s a t lı g ö r ü ş le r iy le Büyük S e l ç u k l u l a r ’m '^ t a r ih i m is ­ yon" is ıâ m Büyük u n u a n la y a m a d ığ ı g ib i. İs lâ m d ü n y a s ın ın d ö r t t e ü ç ü n e h â k i m o la n B ü y U k S e lç u k lu S u lt a n ­ la r ı i ç i n . D oğan Y a y ı n e v i . A n a d o lu 'y a . B ü y ü k S e lç u k lu D e v le ti. T U R A N . . İs lâ m . T u rcs 72-84 v d .142— İB N Ü L . C l a u d e C A H E N . Bk.) 146— U e rçe k te n Y u r t B u lm a v e F e t i h S i y â s e t i " b ö lü m ü .6 2 2 . "S e lç u k 71 S u l t a ı ı l a r ı 'n ı n O ğ u z la r 'a vıd . T ü r k le r in K it a p . T a r ih . . A n a d o l u 'n u n f e t h i z a r u r i id i. 7 6 . 6 2 1 . J O N E S • V V Il. T a r i h i v e .1 3 7 . 2 1 0 . Y a z a r . i ş t e s iy â s e tin A n a d o lu 'n u n b ir n e tic e s i f e t h i v e T ü r k le ş m e s i b u ç o k y ö n lü v e k a r m a ş ık o la r a k g e r ç e k le ş m iş t ir .B iz a n s m ü c a d e le le r in d e n ü f u s u o ld u k ç a a z a la n v e b ir ç o k y e r le r i b o ş v e y ı k ı k b u lu n a n . h u z u r s u z lu k v e a n a r ş i iç e r is in d e d ü n y a s ın a huzur bu ve süku n. (b k . s h . sh. { 1 9 3 4 ) . I X . 2 9 2 . . n iz â m ve a d â le t u n su ru g e tir m e k o la n ç ır p ın a n is te y e n S e lç u k lu la r 'm a m a ç la b ir a n a r ş i T U r K m e n le r 'i İta a t a lt ın a a lm a k v e o n la r ın reK o n la r ı y e r le ş t ir e c e k yeni b ir a n a r ş i u n s u r u o lm a la r ın ın ö n U n e g eceb ir yu rt (A n a d o lu ) b u ltn a K ve b ö y le c e o n la r ı d e v le t e y a r a r lı b ir u n s u r h a lin e g e t ir m e k s iy S s e t le r in d e n h a b e r s iz g ö r ü n m e k te d ir . 2. 2 . "L a C a m p a g n e d e M a n z lk e r t". T a r i h i v e . B ü y ü k S e lç u k lu S u lt a n ı " T u ğ r u l 'u n u f a k p a r ç a l a r t 'a l i n d e H ı r i s t i y a n T ü r k m e n b o y la r ın ı t o p r a k la r ın a . û o ğ a r A V C I O Ğ L Ü . K a h ir e 1 3 0 2 . 1 8 8 'd e n n a k le d e n T U R A N . B ij .. sn.. 1 3 6 .O t t o f n a n T u r k e y . b h. . 143— 144— 145— T U R A N . S e l . . sh . T r a n s la t e d f r o m t h e F r e n c n b y J . s h . s h .

sh . A n k a r a 1 9 6 2 . sh . U r f a lı M a t e o s V e k a y ı nâm eSp ( 9 5 2 1 1 3 '^ ) v e P a p a z Z e y li (1 1 3 S .4 2 . g . r v iü k r ım m H a lil Y IN A N Ç . T a r i h i v e .. T a r i h i v e . . 3 6 . 5 3 ... S e l. sh. s h . IV. . 157— 158— Y I N A N Ç . a . S e l . b u n e tic e M e h m e t A lta y K ö V M E N . S e l .. A n a d o lu 'n u n F e t h i. E t > u ’ı Fazı B A Y H A K İ. 2 9 3 . A n a d o lli'n u n F e t h i..1 5 . 6 7 . T U R A N . . Y I N A N Ç .. T U R A N . S e l . 4 3 . . S a ld N E F İ S İ . y a p t ığ ı is tilâ la r la d a h a d a in i­ m üşkül d u ru m a so k m u ş tu . T U R A N . sh.. 66.. 4 2 . A N D M E A S Y A N .1 3 3 2 . sn . geçm esi o lu p . A n k a r a 1 9 G 3 .. sh . Y I N A N Ç . S e l. . Y u k a r ıd a D ip n o t 141 ve T U R A N . S e l .. S a l. sh. D o ğ u is e u m u m i y e t l e h ü c u m hücum a iç e r is in d e is e . T ü r k iy e . Y I N A N C . D o g u 'y ^ b a k ım d a n S e lç u k lu dem ek f e t ih le r i h ü c u m d e fa k a t 'i s iy a t ifin in a h n m ış tır .. Z a rn . B k . . i l k S e l ç u k l u A k ı o ı ..ö te d e n b e ri ta k ip e d i ıe n ananevi İs lâ m s iy â s e tin in yeni m ü m e s s ili h ü v iy e tin d e d ir . T a h ra n ve . s h . 6 7 . S o n m e s e le le r iy ie m ü d a fa a d a . 3 7 . 4 0 . Z a m . 1 3 1 9 . T U R A N . s h .e . n s r. 763 . . S e l. 3 6 . 6 7. T ü r k ç e y e Ç e v . D U LA U R ER . A n a d o l u ' n u n F e t h i .. 2 4 3 ) . K A F E S O Ğ L U .3 8 . M A TEÜ S. .C 9 . T U R A N . 159— 160— IG l— 1621631S41651661671GB— v d . B Ö LÜ M B Ü Y Ü K S E L Ç U K L U L A R D E V R İN D E B İZ A N S G A Z A L A R I V E A N A D O LU F Ü T U H A T I 147— 148— I U R A N . s h . 1 5 . 1 4 . . A y y ı l d ı z M a t b a a S '. S e lç u k lu D e v r i T ü r k T a r ih i. iç z a te n m üşkül d u ru m d a â le m in i.. Y IN A N Ç . T a r i h i v e . 149— Ib O — 151— 152— İ5 3 — 154— 155— 156— Bu k a y n a k la r iç in b k . s h . A n a d o lu 'n u n F e t h i. T a r ih i ve .. 79.. s h .. S e l .i M e s u u ı. 6 6 . 4 3 . S e l . Y I N A N Ç . T ü rk T a r ih Eö o u ara K u r u m u Y a y ı n ı . . 5 2 . sh . T U R A N . T a r i h i v e .T a r ıh . d a n n a k le d e n T U R A N . B i z a n s t e k r a r o la n İs lâ m Bu g e ç m iş . 4 4 . S e l. A n a a o lu 'n u n F e t h i. . U K FA LI G r ig o r 'u n N o t la r . sn. H r a n t D . sh .. . sh. A B U 'L F A R A C . sh . T U R A N ... s h . 5 3 d i p n o t u 122. A n a d o lu 'n u n K e t h i.. la n n d a b ir a s ır B a tı Em evi ve A b b â s i İm p a r a t o r lu k la r ın ın h a ş m e tli za m an h a lin d e id i. 2 6 9 . K A F t S O Ğ L U . T a ı i h ı v e . 2 1 . I I . S e n . s h . s h . T ü r k iy e . T a r ih i T U R A N . 3 7 . te k ra r (B k . Y I N A N Ç . i a r ı h i v e ... I . A n a d o l u ’n u n F e t h i . 226 O ğ u z ÜNAL . sh . A n a d o lu 'n u n F e t h i . Y I N A N Ç . 7 3 . . s h . c . . sh. 2 7 0 .1 1 6 2 ). l a r ı h i v e . N o . i Ik S e l ç u k l u A k ı n ı .

I. T a r i h i v e . T a r i h i v e . s h 8 1 . S e l . n ı.. S e l . sh . 4 1 1 . T U R A N . T U R A N . sh M eydan 4 7 .8 1 .. A n a d o lu 'n u n F e t h i. S e l . I. c . 8 0 . 4 1 1 . c . 193— Ö ZTU N A . A n a d o l u ’n u n F e t h i. . A n a d o l u ' n u n F e t h i . . 5 4 . . . 4 9 . . T ü r k iy e T a r ih i. s a v a s ın y ılın d a s ö y lü y o r s a U a . T ü rk T a r ih K u ru m u T ü r k iy e Y a y ı­ T a r ih i. 51-5 2. sh. A n a d o lu 'n u n F e t h i . sh . 4 1 1 . o ld u ğ u n u sh. S e l . 194— Ö Z T U N A .169— 170— Y I N A N Ç . T a r i h i v e . . Bk. c .Sa. T U R A N . F e t h i. . c. sh. Y IN A N Ç . S e ıc u k lu a s ı. G e n e l K u r m a y H a r p T a r ih i B a ş k a n lığ ı S t r a t e jik N o : 8 . D e v r i T ü r k T a r ih i. E t r a ıe ji: D o la y lı T u t u m .9 0 . sh. T ü r k i y e T a r i h i . sh. I. 190— 191— 192— Ö Z T U N A . . 98-100. T a r i h i v e . sh . T U R A N . Y IN A N Ç . sh. 2 4 7 . I. I. A n a d o lu 'n u n F e t h i. sh. 177— M e h m e t A lt a y K ö Y M E N . s h . . S E V İM . sh . V I N A N Ç . 4 1 3 . 172— 173— 174— T U R A N . T U R A N . 4 1 2 . Ö Z T U N A . S e l .. sh . sh . 71 v d 186— 187— TU RA N . 188— 189— T U R A N .. s h . . 4 1 3 . s h . Y I N A N Ç . T U R A N . S e lç u k lu la r T a r ih i. c . I. 8 1 sh . F e t h i. T a r ih i ve . sh . 9 1 .. 1. T ü r k i y e T a r i h i . s h . A n a d o lu 'n u n sh.8 2 . 1049 9. s h .8 6 . HORASAN’DAN ANADOLU'YA . C em al E N G İN S O V . I. 8 5 . Ö Z T U N A . sh.. 1 9 7 3 . S i y â s e t i " . . 4 1 2 . A n a d o lu 'n u n F e t h i. 175— Y lN A N C . s h . Ç e v.9 1 : Y I N A N Ç . 8 8 . 4 7 . sh . s h . 4 1 2 . I . Ö Z T U N A . L id d e ll H A R T . Ö Z T U N A . Ö Z T U N A . T a r ih i ve . 195— Y b N A N Ç . Ö Z T U N A . T U R A N . ( ö z t u n a . 178— 179— 180— 181— 182— 183— 184— 185— K Ö Y M E N . s h . T ü r k i y e T a r i h i . E t U d le r D a ir e s i Y a y ı n ı . 7 6 . 5 5 . 4 6 . 2 4 7 . sh . A n a d o lu 'n u n F e t h i. 4 1 2 . c. B . s h .5 5 . A n k a ra 1 9 7 1 . 5 1 . A n a d o lu 'n u n F e t h i . 4 8 . Y u k a r ıd a "S e lç u k S u lt a n la r ı'n ın O ğ u z la r 'a Y u rt B u lm a ve F e t ih D e v ri T ü rk T a r ih i. sh . T ü r k iy e T a r ih i. sh. 5 4 . T a r i h i v e . I. ) 176— T U R A N .8 1 . A n k a r a . s h . s h . Y I N A N Ç . 4 1 2 . . 8 4 . sh . 8 0 . Y I N A N Ç . c . 83. T ü r k iy e T a r ih i. Sen M a la z g ir t . 171— T U R A N . Ö Z T U N A . A n k a r a 1 9 6 3 .5 0 . Ah X X. 5 2 . I. b iz c e 1 0 4 8 y ılın d a o lm a s ı d a h a is a b e t li g ö r ü lm e k t e d ir . S e lç u k lu la r T a r ih i.4 1 3 : Y I N A N Ç . A n a d o lu 'n u n F e t h i. S e lç u k lu la r T a r i h i . T ü r k iy e T a r ih i. S a v a s ı. 82. sh . T ü r k i y e T a r i h i . T a r i h i v e . c. S e lç u k lu la r T a r ih i. 8 9 . sh . A y y ıld ız M a tb a ­ S e l. Y I N A N Ç . 4 5 . sh. sh . . c . T U R A N . S e l ç u k l u l a r T a r i h i . c.H . S e l. A n a d o l u ' n u n sh. 9 0 . S e l. T ü r k i y e T a r i h i . A n a d o l u ’n u n F e t h i. 'sel.

sh. A n a d o lu 'n u n F e t h i. sh. 1 2 5 1 2 7 . 203— 204— I I I . S e l. T ü r k i y e T a r i h i . C H A - 2 0 2 — M ıc h e i L e S Y R İ E N BO T. 4 6 . M . sh. K A R A T A M U . 60. A n k a ra 1970. A n a d o lu 'n u n F e t h i . sh. 210— 211— 212— T U R A N . 4 0 . .. 4 6 ' d a k i d ip n o t u 2. 5 8 . K ö Y M E N . Sh. (S Ü R Y A N İ M İ H A E I. 4 5 4 6 . 1 0 5 . B k .4 7 v e s h . 4 1 . Z a m . sh. A n a d o lu 'n u n F e th i. Sh . sh. s h . S e lç u k lu la r T a r ih i.. T U R A N . T ü r k T a r ih i. 1 1 7 . 213— 214— 215— K A R A T A M U . o r t A N . 201— T U R A N . sh. Sh. T U R A N . F e t h i. 5 7 «e d ip n o t u 1 v e a y r ı c a T U R A N . Sh . 216— 217— 218— K A R A T A M U . s h . Y I N A N Ç . sh. S e lç u k lu la r T a r ih i. T u r k îy e . F r . Z a m a n ın d . M a la z g ir t M . sh. Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . 117. 4 0 . K A R A T A M U . . S e n S h . 4 6 . Z a m a n ın d a T ü r k iy e . S h .. sh.. A n a d o lu 'n u n Sh. 5 6 . 39-40.e . K A R A T A r . sh . 1 2 7 ) . 4 1 3 . stt. T U R A N . sh. M . sh. M a la z g ir t M . 4 6 . sh . S e lç u k lu la r T a r ih i. s n . M a la z g ir t M . ( S a l a r ı H o r a s a n 'ın ö ld ü r ü lm e s i h â d is e s in d e n h a b e r d a r o lm a y a n U r fa lı M a te o s o n u n büyük m ik ta r d a g a n im e t v e s a y ıs ız e s ir le b e ra b er İ r a n ' a d ö n d ü ğ ü n ü y a z m a k t a d ı r . T U R A N . S e lç u k lu la r T a r ih i. 2 5 9 . Y IN A N Ç . 3 9 .1 1 8 . U R F A L I M A T E O S . K A R A T A M U . 4 1 . T U R A N . S e lç u k lu la r T a r ih i.196— 197— 198— 199— Y I N A N Ç . M a la z g ir t M M . 207— 208— 209— T U R A N .M . e . S e l. 1. 41. M . sh . 4 7 . Sh. 5 7 . a .M . A n a d o lu 'n u n F e t h i . 219— T U R A N . 4 0 . T U R A N . 1 0 4 . K A R A T A M U . sh. A n a d o lu 'n u n F e t h i . M a la z g ir t M M . sh. A n a d o lu 'n u n F e t h i. 5 2 5 3 . S e lç u k lu la r T a r ih i. 6 0 . c . M a la z g ir t M . 200— Bu k a y n a k la r iç in b k . S e lç u k lu la r T a r ih i. S e l. J l l A n a d o lu 'n u n F e t h i..g . g . Sh. T U R A N . S e l. te re . T ü r k iy e . Sh . M a la z g ir t M .. sh 112. 57. a . 58. Sh. D e v . S e lç u k lu la r T a r ih i. S e lç u k lu la r T a r ih i. T U R A N . S e lç u k lu la r T a r ih i. S e lç u k lu la r T a r ih i. . S e l ç u k l u l a r T a r i h i .. A n a d o lu 'n u n F e t h i. Y IN A N Ç .lU M eydan Tanhı T ü rk S ilâ h lı K u v v e tle r i T a r ih i II ncı C ilt M a la z u ır t M u h a re tso s ı (2 6 B a ş k a n lığ ı A ğ u s t o s 1 0 7 1 ) . Y IN A N Ç . U R F A L I M A T E O S . 228 OĞUZ ÜNAL . . B a ş k a n lığ ı H a rp Y a y ın ı. sh. C h r o n ıg u e . Sh . o Z T U N A . 1 1 0 . 117. T U R A N . V I N A N Ç . 1 1 2 1 1 3 . sh .) . sh. 1 6 9 1 7 2 d e n n a k le d e n T U R A N . 205— 206— Y I N A N Ç . 220— 221— K A R A T A M U Y IN A N Ç . 117. 5 9 .5 7 . S e l . S e lâ h a t t ın E k i. sh . C 3enel K u r m a y N o : 2. 1 1 7 .1 1 7 . Y I N A N Ç . 1 1 6 .

S e l ç u k l u l a r T a r i h i . T U r k i y e T a r i h i . 5 8 . Sel T a r ih i. sh . sh. S e lç u k lu la r T a r ih i. Y IN A N Ç . sh 229— 230— 231— 232— 233— 234— A n a d o lu 'n u n F e t h i. K Ö Y M E N .4 1 5 . s h 262.H Ü S E Y N İ. B e lle te n . T ü r k iy e T a r ih . S e l ç u k l u l a r T a i ı i v .247— 248— . c . s h Y IN A N Ç . Y IN A N Ç . sh 2 3 8 — T U R A N . Ö Z T U N A . sh. c. 43 K A R A T A M U . T ü r k i y e T a r i h i . K Ö Y M E N . T U R A N . c . 1 3 3 . T ü r l< ıy e . A n a d o l u ' n u n F e t h i . sh . 4 1 5 -416- T U R A N . Sh . 4 3 . K A R A T A M U . 65 6 6 . K ö Y M E N ..222— 223— 224— T U R A N . D e v r i T ü r k T a r i ­ Ö Z T U N A . sh . S e lç u k lu la r T a r ih i. F a rsça Ahbâr iid D e v le t ıs S e lç u k ıy y e . I. 118. sh. T U R A N . S e lç u k lu la r T a r ih i. sn. sn . Y IN A N Ç . Ö Z T U N A .l. Ö ZTU N A . h ı. A n a d o l u ' n u n F e t h i . D e v r i T u r k T U R A N . 1 3 2 . sh. sh.U . 6 7. 246— T U R A N . 4 1 4 . 6 2 . A n a d o lu 'n u n h i. M . T U R A N . s n . sh 6 7 I. 1 2 7 . T ü r k iy e T a r ih i. S e l . 244— 245— T U R A N . 7 0 . D e v r i T u ı k T a r ih i. S e l. c. 2 6 2 . T U R A N . K Ö Y M E N . 1 1 8 . Z a m . sh. s h S e iç u n iu ıo r T a r ih i. D e v r i T ü r k T a r i­ 235— Y I N A N Ç . Ö Z T U N A .4 0 8 . 239— 240— 241— 242— 1 3 2 .I . ı 127. 4 3 . I „ . ç e v . 4 1 6 . E k o n o m ik D in i D u ru m u ". c T U R A N . Y IN A N Ç . h i. 118-119: Y IN A N Ç . sh. E L . T ü rk T a r ih HORASAN'DAN ANADOLU'YA 229 . sh 249— 250— Sen 133. sh. M a la z g ir t M M . 4 1 4 . 1 3 2 . sh . sh . . T U R A N . T ü r k iv . c . 2 2 . I. I. Ö Z T U N A . sh . 125-126- 2 4 3 — T U R A N . sh . T U R A İ M . T ü r k iy e T a r ih i. 251— Bu la r ın H o r a s a n 'a ve in d ik le r i Zam an D ü n y a s ın ın K u ru m u S iy a s a l. A n a d o lu 'n u n F e t h i. K A R A T A M U . T ü rk çe ye No: 8. 4 1 4 . S e l. 1933 T ü rk de Peocap Ü n iv e r s ite s i n e ş r e t tiğ i Y a y ın ı. S e m s e d d ın İs lâ m G O N A LT A Y . S e lç u k lu la r T a r ih i. sh T a r ih i. S e lç u k lu la r T a r ih i. 236— 237— T U R A N . Ö Z T U N A . N e c a tı 1943. c . S h . S e lç u k lu la r T a r ih i. I I B . A n a d o l u 'n u n F e t h i . P ro fe s ö rü M uham m ed İK B A L 'in LÜ G A L. Sh 132 262. s h . S e lç u k lu la r s h .iiiid i T a r i h i . A n a d o lu 'n u n F e t h i. 1 2 6 . 1 2 5 . 2 6 3 . S e lç u k lu la r T a r ih i. S e l. S e lç u k lu la r T a r ih i. D e v r i T ü r k T a r ih i. K ö Y M E N . T a r ih K u ru m u A n k a ra 33. 4 1 S sh. . S e lç u k lu la r T a r . S e l. 225— 226— 227— 228— T U R A N . Sh. T ü r k i y e T a r i h i .. S e lç u k lu la r T a n h ı. 4 0 7 . V II. c . " S e lç u k lu ­ S o s y a l. M a la z g ir t M . sh . sh. sh 6 7 . S f c iv u ^ . L a h o r 'd a m e tin d e n II. konuda gem s D ılg i iç in bk. I. 260F e t h i. Sh .

71... T U R A N . 2 6 4 . D e v r i T ü r k T a r ih i. t a r a f ın d a n Ir a k ve da H o rasan L e id e n 'd e S e lç u k lu la r ı n e ş r e d ile n T a r ih i.D in B O N D A R İ. 2 4 . 7 0 . sh. M „ sh. 1 2 7 . sh. 2 6 3 . T U R A N . Sh. 59-9 9. 280— 281— K A R A T A M U . T ü r k iy e . 2 0 5 .. 2 7 . T ü r k iy e . S e l. Z a m . 1 6 5 . a . A n k a r a 1 9 4 4 a d l ı e s e r in ö n s ö z ü . sh. y u k a r ı d a " A n a d o l u ' n u n T ü r k l e r T a r a ­ f ın d a n F e t h in i H a z ır la y a n S e b e p l e r " a d lı b ö lü m ).N o : 1. A n a d o lu 'n u n F e t h i. 2 4 . T U R A N . S e ri . Y IN A N Ç . 2 6 . V IN A N C . A n a d o lu 'n u n F e t h i . Z a m . S e l . S e l. S e lç u k lu la r T a r ih i. Sh. g . Y I N A N Ç . A n a d o lu 'n u n F e t h i . M a la z g ir t M .2 4 . Sh . D e v r i T ü r k sh. 126. ( H . im a d ü d . 274— 275— 276— K Ö Y M E N .. sh. M a la z g ir t M . 2 4 . 72j K A R A T A M U . 72. 260261262S E K E R . Sh. A n a d o lu 'n u n F e t h i. T ü r k iy e . Ş E K E R . 2 6 . 125 -126. 256257258259Y I N A N Ç . A n a d o lu 'n u n F e t h i. 7 0 . sh.. S e lç u k lu la r T a r ih i. a . A n a d o lu 'n u n F e t h i. sh.s. sh . 2 7 . s h . "A b b a s O ğ u lla r ı im p a r a to r lu ğ u n u n K u r u lu ş v e Y ü k s e li s i n d e T ü r k l e r i n R o l ü . 2 6 5 . Ş E K E R . T a r ih i. 2542555 E K E R . M a la z g ir t M . F e t h i.M . S e lç u k lu la r T a r ih i. sh . 1 2 7 . A n a d o lu 'n u n F e t h i. V a y ın ı. 133 : V IN A N C . 1 2 7 . M u s â n ıe r e t ü l. S e lç u k lu la r T a r ih i. 31Y IN A N Ç . sh. sh. sh. Y IN A N Ç . 2 3 . 5.M . e . g . 255— 266— 267— 268— 269— 270— 271— 272— T U R A N . III. m e tin d e n Th.M . A k s a ra y lI M e t n m e d o ğ l u K E R İ M Ü D D İ N M A H M UD . 1 6 5 . T U R A N . 253G Ü N A LT A Y . IV la la z g ir t M . sh . 71. sh. M . sh 71. H O U TSM A 1889 T ü rk - 230 Oğ u z ÜNAL . Y I N A N Ç .A h b a r T ü rk T a r ih K u ru m u M o ğ o lla r Z a m a n ın d a T ü r k iy e S e lç u k lu la r ı T a r ih i. g . s h . T ü r k i y e . sh. 2 6 .g . a . Z a m .T U R A N . a . Bu k o n u d a d a h a g e n iş b ilg i iç in b k . y u k a r ıd a " O ğ u z is t ilâ s ı A r if e s in d e A n a d o l u " a d lı b ö lü m . sh . e . K A R A T A M U . 1 2 7 . Y I N A N Ç . A n a d o l u ' n u n F e t h i . sh . 1 2 5 . 273— K Ö Y M E N . e .. A n a d o lu 'n u n F e t h i .e . T U R A N . 1 3 3 .g e . e „ $ h. S E K E R . 22 . 277— 278— 279— Y I N A N Ç . Sh. g . Z 5 ( A y r ı c a b k .. 263T U R A N . 7 3 . A n a d o lu 'n u n S E K E R . a . S e lç u k lu la r T a r ih i. K â n u n 252O sm an T U R A N . sh. T U R A N . sh . S e l. 2 5 . 1 9 4 3 ). sh . sh. s h . S e l. S e l- Zam . a . sh. K A R A T A M U . sh .

S e lç u k lu la r T a r ih i. sh . K a tıla n T a r ih T ü rk B e y le r i” . sh. T ü rk o rd u su n u n m evcudu sh. T ü r k i y e T a r i h i . T U R A N . sh . 2 6 6 . s h . S h. sh. " M a la z g ir t □ e r g is i. V d :. Ir a k v e H o r a s a n S e lç u k lu la r ı T a r ih i. T iır k ıy e T a r ıh t . M . 1 3 6 . b ilg i iç in o k . 1 5 5 vd. T ü r k T a r ih K u ru m u Y a y ın ı. S Ü M E R . 1 3 6 Ö Z T U N A . Z a m . Y IN A N Ç . ıı. A n k a r a 1 9 7 5 . . 4 1 7 . Ş a m il Y a y ın e v i.G Ü L . 3 9 . S e lç u k lu la r T a r ih i.1 3 7 . sh.A lâ k a t. M a la z g ir t B O N D A R İ . Ö Z T U N A . S e l. sh.M . D e v ri T a r ih i. 1 6 8 . İs lâ m A n s ik lo p e d is i. 5 5 . 3 8 . S e l ç u k l u l a r T a r i h i . S e l. 9fel. b u c e v a b ı S a v T e k i n 'i n Köym en ve T u ra n .g e-. T U R A N ..M . a . D e v r i T ü r k T a r ih i. ) 300— Y I N A N Ç . sh. S e lç u k lu la r T a r ih i. S e lç u k lu A r a ş tır m a la r ı S e lç u k lu v e M e d e n iy e t i E n s t itü s ü Y a y ı n ı . 11. 127 -128. İs ta n b u l 1963. T U R A N . 4 1 8 . S e ­ ri . 1 2 7 . (İm p a r a t o r a v e r d iğ i konusunda v e r d iğ i­ b ir e lç ile r in d e n h a n g i s in in t a r ih ç ile r in ni if a d e le r i K a r ı ş ı k t ı r . Ö Z T U N A . Y IN A N Ç . 4 0 . 7 4 . 1 3 3 . 1 2 8 . 290— 291— 292— T U R A N . sh K Ö Y M E N . 4 . S ü le y m a n Sah.çeye ç e v . İ s t a n b u l 1 9 4 3 . M . M . İs t a n b u l 1 9 7 1 . s. 1 3 5 . M a la z g ir t M eydan M u h a re b e si s ır a s ın d a S u t t a n A lp A r s la n 'ın y a n ın d a b u lu n a n T ü r k k o m u t a n la r ı h a k k ın d a g e n i. K Ö Y M E N . 1 9 7 v d . sh. bu m â n â lı T a r ih i. D e v r i T ü r k T a r ih i. e. B O N D A R İ. I . M a l a z g i r t K a t ıla n T ü r k B e y le r i. 293— Bu k o n u d a g e n iş b i l g i i ç i n s u e s e r l e r i k a r ş ı l a ş t ı r ı n ı z . sh . 7 4 . T ü r k iy e . Ir a k ve H o r a s a n S e lç u k lu la r ı T a r ih i. s h .u d K E R C İ. Z E H R A . B O N D A R İ. Sh. S a v a s ın a sh 45 sh. 2 6 6 . D e v r i T ü r k T a r i h i . cevabı T ü rk T ü r k iy e I.O s m a n S E ­ konuda bk. ö z t u n a . M u h a m m e d H A M İ O U L L A H . A n a d o l u ’n u n 296— Bu Ir a k ve H o ra sa n S e lç u k lu la r ı T a r ih i. 73. sh. T ü rk 267.1 2 8 .2 0 7 . sh. sh . 297— 298— E B U Z E H R A .M . 1 2 9 . sh. sh. sh . sh. sh. M a la z g ir t K A R A T A M U . 299— T U R A N . tV la la z g ir t 282— 283— 284— 285— 286— 287— 288— 289— K A R A T A M U . T U R A N . 134-135î A n a d o lu 'n u n F e th i.. c . K Ö Y M E N . K ıv a m e d d in B U R S L A N . K Ö Y M E N .. 1 9 7 . Is lâ m d a B e s e r i M ü n a s e b e tle r Ç e v . İ s lâ m 'd a D e v le t id a r e s i. sh. İs im z ik r e t m e d e n e lç in in s ö y le r k e n . c . A n a d o lu 'n u n F e t h i . S e lç u k lu la r T a r ih i. I. 2 0 1 2 0 4 . N o . 2 6 6 . s h . Ahm ed S a id M a tb a a s ı. İs lâ m 'ın h a rp h u k u k u î ç in a y r ıc a s u e s e re d e b k . sh . 3 9 . sh . b ö y le c e v a p v e r d iğ in i s ö y lü y o r la r . F e t h i. I. sh. F a r u k S Ü M E R . S e l. 1 6 7 . c. M a la z g ir t K A R A T A M U . Çev. 1 3 6 . S e l ç u k l u l a r T a r i h i . S a v a s ın a IV . M . 294— 295— K Ö Y M E N . T U B A N . S e l. K A R A T A M U . H ü s e y in A t. . k o n u s u n d a k i t a r t ış m a la r iç m bk. F i ’l j s l â m ) . 2 6 4 . sh. HORASAN'DAN ANADOLU’YA 231 . Kem al K U S Ç U . M . S e l.2 6 5 . M uham m ed E B U D e v liy y e (E l. s h . 4 1 8 . T U R A N . D e v r i T ü r k T a r ih i.

303— Bu d u a m e tn i iç in bk. 3 1 2 —: E . ve Ç e v irile r i).4 3 . Is ıâ m K a y n a k la r ın a G ö r e M a la z g ir t S a v a ş ı. D e v r i T U r k T a r i h i .S . A h b â r ü d .7 2 .M .4 4 . D iz is i Çev. sh. M a la z g ir t M . 7 5 . 7-B.m u n t a z a m ve M U l t a k a t U 'l . 1 4 6 . sh . T U R A N . 319— 320— 321— H A R T . M . M illiy e t T a r ih K ita p la r ı N o : 5 . M a la z g ir t M .z e m a n fi T a r ih i'l â y a n . SÜ M ER-SE- V İM .C E V Z İ .m u l t a z a m fi A h b â- v c 'I ü m o m siBT I B N Ü ' l .. a d lı k it a p t a n . A n a d o lu 'n u n F e t h i.K â m il f i ’t . T U R A N . . S . sh .D e v le t i s .g . 1 9 7 1 .S e lç u k iy y e . 1 9 7 0 . E L . S E V t M . K A R A T A M U . 3 5 . K A R A T A M U . M a la z g ir t M . M .ö . a ..A D İİM . 39. M a l a z g i r t M . sh. s h . I s lâ m M a la z g ir t S a v a $ ı. G Ü L E N . 1 9 9 . S C I M E R . 1 1 0 .. 1 3 8 .1 0 9 . e l. sh . 4 . M a la z g ir t M M -. sh . K A R A T A M U . S tr a t e ji. A car O K A N . A n k ara S e lç u k lu la r T a r ih i. (İs t a n b u l) 1 9 9 -2 0 0 . 304— 305— 306— 307— K a y n a k la r ın a G ö r e M a la z g ir t S a v a s ı.D e v le t is . M a la z ­ g i r t M . (M e t in le r X IX . T U R A N . sh . M a la z g ir t M . 7 5 . M a la z g ir t M . a . M . F a r u k S Ü M E R . E L H O S E Y N İ . T ü r k K a y n a k la r ın a G ö r e Y a y ın ı. r ih in B a ş la n g ıc ın d a n Y a y ın la r ı. sh . s h . K ö Y M E N . K A R A T A M U . sh. S e l ç u k ­ lu la r T a r ih i. 75. S e lç u k lu la r T a r ih i. sh . 3 4 .. T a r ih K u r u m u 1 9 7 1 .A l i S E V İ M . 1 4 6 . s h . 5 2 . 2 6 9 . .M . sh.) 310— 311— ç e k ilm e v e k a r $ ı t a a r r u z " a d ıy la t a lim a t n a m e le r d e y e r a lm a k ­ Y I N A N C .. O cak A y lık D e r g i. 309— K A R A T A M U . . sh.S e l ç u k i y y e . 1 4 7 .C E V Z İ. S . Sh. r i'l.m ü lü K K ı t d b ü 'i . S E V İM . sh. 1 3 7 . Yönden M a la z g ir t Z a fe r i". sh .1 3 8 . 4 2 . sh. M a la z g ir t M .. . sh. 1 4 5 .. 75-76. M a la z g ir t M . 3 3 3 4 . 1 0 9 . 1 3 7 . P İ K E ve D ğ r. sh. 308— Y IN A N C . 1 3 8 . A R IT . 2 0 0 . 2 5 . sh. 313— Y IN A N Ç . 1 7 . ( S u l t a n o rd u s u n u n bu 1071 A lp A r s la n k o m u t a s ın ­ d a k i B U y U k S e lç u k lu de b a sa rı ile M a l a z g i r t M e y d a n M u h a r e b e s l 'n g U n U m iiz U n m o d ern o r d u la r m d a u y g u la d ığ ı s tr a te ji "S t r a te jik t a d ır . s h . R o y s to n P İK E v e D ğ r .M .M . sh. T a r ih i.7 1 . M i r 'a t ü 'z .2 7 0 .C t V Z İ . 1 0 9 . sh.S E V İ M . Sh. S e lç u k lu la r T a r ih i.Sa. . 1 4 0 . 1 4 0 . Anadolu'nun Fethi. T U R A N . A h b â r U d . s h . Z U b t I e t ü 'l H a l e b m in T a r ih i H a le b . ır a k ve H o rasan S e lç u k lu la r ı 137: B O N O A R İ. M . M a l a z g i r t M . 323— İ B N Ü 'L . sh.H O S E V N İ. s h . S E V İ M . s h . sh. sh . 1 4 5 .. 322— S İB T İB N Ü 'L .2 0 0 . sh. K A R A T A M U .. K A R A T A M U . . 7 4 . S t r a t e j i . S e lc u k t u f a r T a r ih i. s. S e ri . İ s l i m s h . 314— 315— 316— 317— 318— K A R A T A M U . S e l . . A n a d o lu 'n u n K e t h i.z e m a n f i T a r i h i 'l - 232 OĞUZÜNAİ . K A R A T A M U .-76. K A R A T A M U . "A s k e ri M a la z g ir t M a la z g ir t M . M i r 'a t ü 'z . s h . 74-75. M .e . H A R T . T a ­ F . 10 0 B ü y ü k O la y . İ B N Ü ’ L . İ B N Ü ’L .e . Y ı l .301— 302— T U R A N . 7 5 . M .T a r m . 75. D ü n y a m ız ı D e ğ iş tir e n A y 'ın F e t h in e K a d a r. P İ K E v e D ğ r . 3.g ..E S İ R .

'i n i t a y ı n S e lç u k lu İs lâ m b ir s a v a ş t ır .M . T U R A N .M . M İR H O N D .S e lç u k iy y e . sh. 2 7 1 . T U R A N . b u la n v e b u h a ld e b u A y n ı z a m a n d a is ıâ m İk i â le m in v e H ır is t iy a n â le m le r i a r a s ın d a v u k u edecek D e v le ti o la n d e ğ il. T U R A N . sh. İ s l â m K a y n a k la r ın a G ö r e M a la z g ir t S a v a s ı. S e lç u k lu la r T a r ih i.D e v le t is . sh. S Ü M E R . A i p A r s la n 'a g ö n d e r d iğ i m e k t u p t a n v e Is lâ m y a s ın a y a y ın la d ığ ı d u a m e t n in d e n a n la s ılm a k t a d ıı.D e v le t is . 4 1 8 . R a v z a t ü 's . sh . sh . 1 5 0 . İ s l â m K a y n a k la r ın a G ö r e S e lç u k lu la r T a r ih i. b ö y le SUnnı D ü n y a s ın ın başı H a lıf e 'n in t e lâ k k i e t t iğ i. 4 1 .S . A y r ıc a A lp b ir bu n u t u k la r d a hor büyük d ik k a ti adam çeken d iğ e r bu husus d a . K i t a b ü 'l - S e lç u k lu la r ı T a r in i.H Ü S E Y N İ. 1 4 0 . 332T U R A N . M a la z g ir t M . b u savaş s iy â s i veya D ır s a v a S d e ğ i l d i r . 2 7 0 . D e vri T ü rk A lp bu sh. sh. sh. M a la z g ir t S a v a s ı.ı K e r i m . T U R A N .S e lç u k ıy y e . 2 6 9 . s h . 1 4 8 . 1 4 .âyan. T c v b e s u r e s i. 333334T U R A N . â y e t 2 9 . M . S e l.H Ü S E Y N İ . B O N O A R İ . 3 4 . 8 0 . S e lç u k lu la r T a r ih i. 7 0 . E L . K Ö Y M E N . d in i İs lâ m o la n k a d e . T ü r k i y e . T ü r k T a r i h i . S t r a t e ji. sh.. 1^8-139.3 7 . 335336337338339 340E L . 139-140. 7 6 . sh. sh. M a la z g ir t M . S Ü M E R .. sh. G ö re M a la z g ir t S a v a s ı. M . S e lç u k lu la r T a r ih i. sh.s . K A R A T A M U : M a la z g ir t M . S u lta n A lp A r s la n ile R o m a n o s D io g e n e s a r a s ın d a k i k o n u ş m a la r v e b u y a p ıla n b a r ı$ a n d la s m a s ı i ç in s u e s e r le r e b k . sh. M a la z g ir t M . 7 6 . 3 5 . t.. H A R T . .. Ira k ve H o ra sa n U d . s h . M . S Ü M E R . 2 6 9 . 326327328K A R A T A M U .S E V İ M . IB N HORASAN’DAN ANADOLU’Y A 233 . M İR H O N D . k o n u ş m a la r ı m ü t e a k ib e n Ahbâ. K u r 'a n . Ü ' L .S E V İM . D e vri T ü rk T a r ih i. 325TU R A N . S . sh . 1 4 8 . c . K Ö Y M E N . 150. S e l ­ bu n u tk u n a a is te d iğ i d ik k a ti ç u k lu la r çeken One en (S u lta n A r s l a n ’m v a s ıf . . 6 9 . D e v .s a f a . M a la z g ir t K Ö Y M E N . 1 4 0 . Ö Z T U N A . ö n e m li sh. sh . T a r ih i.S E V İ M . savaşa ve rm e k m illi m â n â d ır . S e lç u k lu la r T a r ih i. 138. sh .2 7 0 ). K A R A T A M U . sh. S e lç u k lu la r T a r ih i. sh. S e l. M a l a z g i r t M . sh. g ö re. K A R A T A M U .s a fa .. sh . k a tı is te d iğ i z a m a n la r d a k i t l e l e r i c o ş t u r m a k i ç i n z a m a n v e ş a r t l a r a u y g u n h i t a b e l e r d e b u lu n m a s ın ı çok ryı b ild iğ in i g ö s te r m e s id ir . 1 5 3 . S E V İM . sh. S t r a t e ji. 329330331H A R T . Bk K Ö YM EN .T a r ih i. S u d in i d e s a v a ş la y a ln ız m ü d a fa a e d ilm iş de bu savas’ dün­ o la c a k t ır . İs lâ m K a y n a k la r ın a T a r ih i. S u lta n ly ı b ile n A r s la n 'ın g ib i k it le n e tic e y i p s ik o lo jis in i g a y e t a lm a k başkum andan o ld u ğ u n u . S e l .C E V Z İ . S u l t a n 'm y a ln ız asken. sh 324S E V İM .M . M a la z g ir t M . 1 4 0 . 1 3 8 . 77. 3 6 . s h . K A R A T A M U . A h b â r ü d . S e l. R a v z a tü . D e v r i T ü r k T a r ih i.

S e lç u k lu la r T a r ih i. B u g y e t ü 't . k ilâ t ın a S e lc u k ıle r . sh ..h a le b ve İB N Ü 'D . 1 5 3 . 7 7 . sh. 3 3 v d . 5 8 . 7 1 . M a la z g ir t M M . İs lâ m M a la z g ir t S a v a $ ı. I s l â m K a y n a k la r ın a G ö r e M a la z g ir t S a v a s ı. M ü s a y e r e t ü 'l. sh. "M a la z g ir t M u h a r e b e s i". 4 2 0 . S e l. g . H ü k ü m ­ h â c ip lik b ilg i g e tir ile n le r h ü k ü m d a r ın e n z iy â d e e m in d a r la d e v le t iş le r i ve d e v le t a d a m la r ı a r a s ın d a k i b ir v a s ıta o la n s o n r a la r ı iç in bk. 2 4 7 . Teş­ 10®. 8 2 8 9 .1 7 .SE V İ M.z e m a n İ B N Ü 'L A D İM . s h . D Ü ‘0 . Z ü b f l e t ü l. 5 3 . s n .S E V I M . e l. T U R A N . 5 5 .3 8 .u k lu la r T a r ih i.a f y â r . 4 7 . 2 6 4 . M .t a l e b f i T a r ıh . 3 8 . 357— K A F E S O Ğ L U . 2 4 7 . S e l. Y IN A N Ç . 1 5 4 . sh. K Ö V M E N .5 4 . sh . 1 6 3 . M e d h a l. S e l ç u k l u l a r T a r i h i . K E t ^ iM O O D İN M İR H O N D . sh . b a s ı m . ve A k k o y u n lu la r la T a r ih K u ru m u M e m lu k le r d e k i D e v le t Y a y ın ı.d ü r e r A K S A R A Y LI C a m i ü 'l . ) 3 4 2 — S IB T 343— 344— 345— 346— İ B N Ü ’L .m u n ta z a m S IB T E S İR . 94-95. 1 4 3 . İb r a h im İs lâ m K A FESO Ğ LU . c . sh. sh . T ü r k C ih â n H â k im iy e t i M e fk u r e s i T a r ih i. S e l.â y a n . 1 4 2 .g u r e r . A n a d o lu O s m a n lı T e ş k ilâ t ın a B e y lik le r i. M a la z g ir t M .C E V Z İ. b u m e v k iy e o ld u ğ u a d a m la r d a n d ır .S a . 1 5 .2 8 0 .. 2 . T U R A N . D e v r i T ü r k T a r ih i. S h. i İ m i S e r i . . V III. T ü r k i y e T a r i h i . ve K e n z ü 'd . m u i t a z a m fi A h b â r î'i. K A R A T A M U . S e ri. o rd u İs m a il Büyük k u m a n d a n la rın a Hakkı da v e r ilm iş t ir . H a le b . c . M a la z g ir t M d-. İ B N ü ' L . K a r a k o y u n lu B ir " B a k ış . M a l a z g i r t M S .ü m e m . K A R A T A M U . sh . sh. v e 'i. sn . K Ö Y M E N . S E V İ M . M a la z g ir t M . S e lç u k lu la r T a r ih i. M i r ' a t ü 'z z e m a n t i T a r i h ı ' l . (B u h u su sta g e n i. s a f a . 274-277. 8 . İB N Ü 'L n iin T a r ih i R E S İ- İB N Ü 'L . İs lâ m î v e in s a n i E s a s la r ı. K Ö Y M E N . 1 4 3 . T U R A N . sh. A n s ik lo p « d is i. 1 4 2 . 2 7 9 . M a la z g ir t M a d d e s i. S h. 3 6 . T ü rk A n k a r a 1 9 7 0 . sh.C E V Z İ . I. sh . a .m ü lu k fi T a r ıh i'l.. C a m ı ü 't t e v â r ı h .T a r i h . S e l ç u k l u l a r T a r i h i . D e v r i T ü r k T a r ih i. 341— Büyük S e lç u k ıu liir 'd a ‘'H â c ı p " l ı k büyük v a z ife le r d e n o lu p . T U R A N . 234 OĞUZ ÜNAL .a n ıb â r S Ü M E R . î h .â y a n . sh.K â m il IW ir 'a t ü 2 '7 . S e lı. S e lç u k ıle r i.. 1 9 3 . M ü s â m e r e t ü 'l . N o : 1. c . 347— 348— 349— T U R A N . S Ü M E R . T ü r k D ü n y a N iz â m ı­ n ın M illi.5 9 .D i N . D e v r i T ü r k T a r i­ h i. sh . 140 142. S E V İ M . ilh a n iıe r . M AH M UD .S . 2 6 . 4 7 . S E K E R . 7.ı H a l e b . A n a d o l u ' n u n F e t h i . D e v le ti A n a d o lu U Z U N C A R Ş IL I. 6 3 -6 4 . i s t a n b u l 1 9 6 9 . I. f i 't . ve M ü b t a k a t ü 'i .e . sh .A D İ M . T u r a n N e ş r iy a t Y u r d u Y a y ın ı. Ö Z T U N A . N o : 1 . 350— 351— 352— 353— 354— 355— 356— T U R A N . U m u m i S e r i .D E V A D A R İ. K a y n a k la r ın a G t jr e R a v z a t ü 's .

S . 8 3 . 6 9 . T U R A N .6 8 ..e .9 3 . sh . FA R A C . b a s k ı­ H ı s t o r e d u B a s . . 205 Ş a h .e . IV . R o m a n o s . sn . 9 1 . S E V İ M . s h . 365366367368369370371372373374375376377378A B U 'L A B U 'L S E V İM . a . M a l a z g i r t M . S ü l e y m a n I. sh. D io g e n e s 2. S A K A O Ğ L U . Sh. I. sh. S E V İ M . sh . ve M e d e n iy e t le r i. S a h . sh. 205. 92 . 104-105. 56.E Y İ C E . 103. 379380381382383384385386387T U R A N . la r ı ve A r t u k lu la r 'ın Y a y ın ı. T U R A N . 2 0 4 . 3 6 . c . S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . sh. I V . I V . sh. M a la z g ir t M S . S a h . T U R A N . TU R A N . sh. R o m a n o s .. S E V İ M . I. 3 2 4 . I V . R o m a n o s . S ö k m e n llle r . 9 6 . 6 7 . S E V İ M . X I I . I V . 5 a h . a . T U R A N . 3 2 4 S . 2 0 4 . IV . sh. E Y İ C E . 2 5 . E Y İC E . S E V İ M . T U R A N . 2 0 2 . 105. T U R A N . s ı). M a ı a z g 'r t T ü rk T a r ih S a v a ş ın ı K u ru m u K a y b R iJe n Y a y ın ı. sh . 90 -9 1 . 2 0 4 . sh . s h . sh . 2 0 4 . IV R o m a n o s . P a r is 1 8 3 3 ( S a ı n t M a r t ın 5 0 9 'd a n n a k le d e n E Y İ C E . T u ra n N e ş riy a t Y u rd u U m u m i S e ri. 1 1 .. I. R o m a n o s . 2 5 . T U R A N . 72. sh . s n .. S .V B Ö LÜ M M A L A Z G İR T ’T E N SO N R A A N A D O LU F Ü T U H A T I V E T Ü R K İY E D E V L E T İ N İN K U R U L U Ş U 358S e m a v iE Y İC E . M a la z g ir t M S . sh. L E B E A U . I V Ch. ilm i S e ri. T U R A N . sh . 'q o 9 u A n a d o lu T ü r k D e v le tle r i T a r ih i. Y I N A N Ç . sh. 1 0 5 . S ü le y m a n Ş a h . F A R A C . I. M a la z g ir t M .9 1 . 8 0 v e n o t M a la z g ir t IV . S E V İ M . sh. A n k a ra X X 1 9 7 1 . Doğu A n a d o lu T ü rk D e v le tle r i T a r ih i. S ü l e y m a n S a h . E Y İC E . 7 1 . S ü le y m a n I. sh . S ü l e y m a n S a h . O sm an T U R A N . sh.ıa n $ a h . M a la z g ir t M S . X V I .g . Sh . sh. (1 0 6 8 . T U R A N . 73-76. E Y İ C E . 9 2 . sh . Bu k o n u d a g e n i* b ilg i iç in bk. D ilm a ç O ğ u l­ T a r ih No. s h . sh R o m a n o s . X I V . N o : 6 . sn. R o m a n o s . 3 4 . T U R A N . 359360361362363364E Y İ C E . 2 0 5 . E Y İ C E . S ü le y m a n I. R o m a n o s . S ü le y m a n I. M a la z g ir t M S . İs ta n b u l 1 9 7 3 . sh. 6 8 .E m p ır e .Sa. sh . 2 0 5 .. S U le y n . sn. T U R A N . c I. IV . I . Rom anos Sen .2 6 . S ü le y m a n I. HO RASAN’DA N A N A D O L U ’Y A 235 . A n a d o l u ' n u n f e t h i . 1.g . sh. 2 0 4 . R o m a n o s .7 1 . S ü l e y m a n S a h . R o m a n o s . S a lt u k lu la r . 2 8 1 Sh. stı. S iy â s i M e n g U c ik lc r . S a h . 92. . 8 2 . S A K A O Ğ L U . sh.1 0 7 1 ). sh. I V . c . 9 0 . E Y İC E . 2 0 4 . E Y İ C E . S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e .

2 1 0 . I. T U R A N . A n a c io lu 'n u n F e t h i. A n a d o lu 'n u n M a d d e s i". sh. Y iN A N C . s h . S ü l e y m a n Ş a h . S ü l e y m a n Ş a h . T ü r k i y e T a r ih i. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e .6 2 . l. "M e lık ş a h A n s ik lo p e d is i. 7. 4 2 5 . Anna Com nene. sh. I. 59. 203. S e lç u k lu D e vri T a r ih i. I. 400— 401— T U R A N . Ö Z T U N A . S ü le y m a n Şah. 4 2 2 . 1 0 7 402— 403— 404— 405— Ö Z T U N A . V I N A N C . 5 7 . T U R A N . 5 3 . Ö Z T U N A . I S ü le y m a n Sah. 406— Bu y a n lı. sh . 2 1 1 . sh . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . K A FESO Ğ LU . İs lâ m T ü rk T a r ih i. 2 0 ?. A n a d o l u ’n u n F e t h i . I. Ş a h 'ın C ih â n S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . 391— 392— T U K A N . s n . sh. 8 8 : B 9 . Ö Z T U N A . 105-106. I. 130. 2 1 0 . 2 0 5 . sh. I. sh . sh. c.2 0 3 . sh. c .8 9 . 1 5 6 . sh . s h . Sh. sh . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü ık ly e . T ü rk A n a d o lu 'n u n F e t h i. sh. Z a m a n ın d a T ü r k iy e . ( M e l i k 236 OĞUZ ÜNAL . sh 3 6 ’d a n n a k l e d e n T U R A N . 63. sh. l u l a r T a r i h i . 6 2 . S ü l e y m a n Ş a h . I. c . S e lç u k lu la r T a r ih i. 5 4 . 415— 416— 417— T U R A N . T U R A N . S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . 4 0 7 — T U R A N . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e .' 1 3 6 'd a n n a k le d e n T U R A N .2 0 6 T U R A N . sh. I . 399— T U R A N . s h .6 3 . 5 4 . sh. Sh.4 2 3 . S e lç u k lu la r Z a m a n rn d a T ü r k iy e . 57. K a r ş ıla ş t ır ın ız Y I N A N Ç . 1 0 5 -1 0 6 . T U R A N . K Ö Y M EN . 2 0 9 . sh. A n a d o l u ’n u n F e lh i. S ü l e y m a n S a h . c . sh. sh .1 5 6 . 4 2 1 . sh . I. sh 8 8 . sh . S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . I. sh. kanaat iç in b k . |. 2 0 2 . S ü l e y m a n Ş a h . 6 3 . sh. I. I . 2 0 5 . sh. 4 8 . S e lç u k lu la r T U R A N . S e lç u k lu la r T a r ih i. 4 7 . 2 0 6 . F e t h i. c . S e lç u k lu la r Z a n v a n m d a T ü r k iy e . T U r k iy e S e lç u k lu D e vri T a r ih i. Y IN A N Ç . 413— 414— T U R A N . 202.388— 389— 390— T U R A N . sh . c . S ü le y m a n Şah. T U R A N . Ö Z T U N A . I. T U R A N . 1 0 6 . 394— 395— 396— 397— 398— T U R A N . 4 2 4 . K a rş ıla ş ­ t ı r ı n ı z T U R A N . sh T U R A N .5 5 . sh 4 2 3 . S e lç u k lu la r T U R A N . K Ö Y M EN . S e lç u k ­ S e lç u k n a m e . S e lç u k lu t a r Z a m a n r n d a T ü r k iy e . S ü l e y m a n Ş a h . T U R A N . Z a m a n ın d a T ü r k iy e .5 5 . S e lç u k lu la r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . sh . 2 1 4 . T U f t A N . s h . 2 0 6 A n o n im sh. T ü r k i y e T a r i h i . S ü le y m a n Şah. Z a m a n ın d a T ü r k iy e . T U RA N . T ü r k iy e T a r ih i. sh . 393— Y IN A N Ç . sh . t. S e lç u k lu la r 408— 409— 410— 411— 412— T U R A N . sh. T U R A N . T ü r k iy e T a r ih i. 6 4 vd. T U R A N . 6 6 8 . sn . sh 5 4 . T U R A N . S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . T U R A N . T U R A N . 2 0 3 . 6 9 . 1 5 4 . sh. S ü r e y m a n S a h . S ü l e y m a n Şah. I. 6 1 . sh.

T U R A N ^ ın S e lç u k lu la r 'a g ö rü şü n e T ü r k iy e S e lç u k lu la n ^ n ın Büyük t â b i o lm a d ığ ın ı v e b a ğ ım s ız b ir d e v le t o l d u k la r ın ı k a b u l e d iy o r u z . c . M A T H İE U . S ü le y m a n Ş a h . 419— 420— 421— 422— T U R A N . sh . 4 1 8 ^ — T ü r k iy e o ld u ğ u K ö Y M E N D e vri ı s r a r la sh . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . Y IN A N Ç da T ü r k iy e S e lç u k lu la r ı'n ın Büyük S e lç u k lu la r 'a t â b i o ld u k la r ın ı k e s in lik le k a b u l e d e rs e d e " T ü r k i y e S u lt a n la r ın ın b ü y ü k S u lta n a v e rg i g ö n d e r ip g ö n d e r m e d iğ i h a k k ın d a bu t â b ilik m e s e le s in in h i ç b ir v e s ik a y a m â lik ş ü p h e li o ld u ğ u n a f a r ­ F e t h i. v d . 4 . Sh. sh. 1 0 9 . 6 4 . c . sh . 2 1 1 . HORASAN'DAN ANADOLU'YA 237 . T U R A N . T a h lilî) . 1 3 0 ). kadar S e lç u k lu T ü r k iy e t â b ii T ü rk S e lç u k lu la r ı'n ın o ld u ğ u n u Büyük Büyük ve S e lç u k lu la r 'ın d e lil o la r a k y ık ılış ın a d a T ü r k iy e y ık ılın c a y a o n la r ın s ö y le m e k te S e lç u k lu S e lç u k lu kadar S u lt a n la r ı'n ın ilk İm p a r a t o r lu ğ u o la n p a ra b a ğ ım s ız lığ ın (b k . 2 0 6 . na S ik k e daha ö n c e k i T ü r k iy e S e lç u k lu S u lt a n la r ın ın k e s t ir m iş o lm a la r ı k u v v e tle m u h t e m e ld ir v e b u g ü n . Y IN A N Ç ^ ın a k s in e P r o f. Z a m a n ın d a K it a b e v i T ü r k i y e '^ .i M e s k u k â t. 1 9 5 v d . I . T U R A N . 6 6 . 2 1 1 . A n a d o lu ^ n u n s h . Büyük S e lç u k lu İm p a r a t o r lu ğ u y ık ılm a m ış t ı. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . S ü le y m a n Şah. t e z a h ü r le r in d e n (K ita p b a s t ır m a d ık la n r ii • • O sm a n T U R A N . 102 s a v u n u lm u ş t u r . 423— 424— 425— 426— Y I N A N Ç . I. P ro f. sh. (B k . b a ğ lı (v a s a l) b ir d e v le t (b k . S e lç u k lu la r B ü lt e n i. A n k a r a l a n 'ı n bu o ğ lu S u lta n henüz 1 9 7 1 ). Eğer K ö Y M EN .) N ite k im K Ö Y M EN . 2 0 5 . sh. 1 8 1 . T U R A N . S ü le y m a n Ş a h . K ı l ı ç A rs- 1 3 0 9 . K ö V V IE N . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . B ib liy o g r a f y a —K it a p T u rh a n c . sh. T e m m u z S e lç u k lu la r 'a m e s e le s i 1 9 7 2 .1 8 2 'd e n n a k le d e n T U R A N . bu T ü r k iy e d e lil S e l ç u k l u l a r ı ’n ı n o la r a k T ü r k iy e p a ra Büyük b a s t ır m a o lu ş la r ın a y a n lış la r o lu r . S e lç u k lu la r ı'n ın fik r i P ro f. I. T U R A N . İs m a il G A L İ P . İs ta n b u l s u a n d a e lim iz d e I. ( T ı p k ı b a s ır r iı. K Ö Y M E N k a tılıy o r ve ve P ro f. A n a d o l u ’n u n F e t h i . b u n la r ın b u lu n a m a m ış o lm a s ı b u s u lt a n la r ın s ik k e k e s t ir m e d ik le r in e d e lil o la m a z . I. T U R A N . ) 418— T U R A N . sh . T a k v im . V c I. Y a y ın ı. g ö s te r ile c e k Z ir a S e lç u k lu kendi S u lt a n la r ın ın a d la r ın a d ah a b ü y ü k S e lç u k lu ­ k e s t ir d ik le r in i b ili­ y ık ılm a d a n (B k . . d e ğ iliz ^ ' d e m e k k ın d a s u r e tiy le iş a r e t o lm a k s ız ın e tm iş t ir .2 1 2 . s h . s. M e s u d z a m a n ın d a k e s ilm iş s ik k e le r m e v c u t t u r k i. ünce (1 1 5 7 ) s ik k e yo ru z .m iv e t i m e fk u re s i iç in l>k. T U R A N . I. 6 3 . D iğ e r da k e n d i a d la r ı­ d e vre d e ta ra fta n . H a b e r le r i g ö s te r m e k te d ir . I . sh.H ik . 5 5 . sh. B iz P ro f. sh. sh. Büyük S e lç u k lu la r 'a t a r a f ın d a n T a r ih i. T U R A N . S ü le y m a n Ş a h . T ü rk C ih â n H â k im iy e t i M e f­ k u r e s i T a r i h i . S e lç u k lu la r Zam a­ n ın d a T ü r k iy e .i S e lç u k iy y e . Y I N A N Ç .2 1 2 . P ro f. 2 1 1 . 2 0 8 ) tâ b i b ir D e v le t is e . T ü rk C ih â n H â k im i­ y e t i M e fk u r e s i T a r ih i. I.

9 6 . S e lç u k lu la r Z a m a n in d a T ü r k iy e . 9 6 . T a r ih II. sh . d a T ü r k iy e . I. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . A n s ik lo p e d is i. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . 6 4 . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . 77-. D o ğ u A n a d o lu T ü r k D e v le tle r i T a r ih i. E rm e n i H A YTO N . T U R A N . sh . sh. T ü r k C ih a n H â k i m i ­ y e t i M e f k u r e s i T a r i h i . I I . 2 1 9 . sh. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . S h . 434— 435— 436— 437— 438— 439— 440— 441— 442— 443— T U R A N . T U R A N . I X . S h. T U R A N . Z IO . Ö Z T U N A . sh .ıto r ıu ğ u . Ö Z T U N A . 457— İb r a h im k a FESO Ğ LU . 9 5-9 6. • 'I. sh . T ü r k iy e T a r ih i. S a h .D E L İO R M A N . T ü r k iy e T a r ih i. sh . sh . İs ta n b u l S u lta n M e lik Sah D e v r in d e Büyük S e lç u k lu im p a r . c . 2 1 9 .i İ s l â m i y e . İ s t a n b u l 1 9 2 7 . c . s h . Sh. I . 70. c .. n şr. I. 6 8 1 . I. S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k j y e . 7 7 . c. Y a y ı n oü ) İs t a n b u l 1 9 5 3 . T U R A N . R . sh .6 8 . I. S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . 95-96. 4 45— 446— 447— 448— 449— 450— 451— 452— 453— 454— 455— 43 3. sh. 433— K A F E S O Ğ L U . T U R A N .D E L İ O R M A N . 7 6 . s h . K ı l ı ç A r s l a n M a d d e s i " . C r.3 4 9 ’d a n n a k le d e n T U R A N . 5 6 . 161 . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . Sh. Sh. T U R A N . 1 6 0 . Sh. 6 . 7 3 . G U İL L A U M E de T y r . 2 1 7 . T ü r k iy e T a r ih i. 433i T U R A N . T U R A N . T U R A N . D o c u m e n ts A r m e n ie n s . sh. sh. S ü le y m a n Ş a h . 77 . I. 1 4 3 'd e n n a k le d e n T U R A N . c . sh . sh . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . sh. sh . 2 1 6 . T a r ih 11. S e lç u k lu la r T a r ih i. 1 9 'd a n n a k l e ­ d e n T U R A N . 71 . T a r ih I I . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . s h . 6 5 . 2 1 1 . T U R A N . s h . No ü n iv e r s it e s i E d e b iy a t F a k ü lt e s i V a y ın ı. H a lil ED H EM . S e lç u k lu la r Z a m a n ın ­ Ö Z T U N A . d a T ü r k iy e . T U R A N . 4 2 7 . 6 4 . sh. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . T U R A N . I .D E L İ O R M A N . 4 2 6 . sh. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . sh . 7 6 .427— BR O SSET . 2 0 6 . Ö Z T U N A . sh. s h . 7 2 . 444— T U R A N . K A F E S O Ğ L U . S e lç u k lu la r T a r ih i. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . T U R A N . S ü le y m a n T U R A N . 7 6 . 238 Oğ u z ÜNAL . T U R A N . P a r is 1 8 7 9 . T U R A N . 428— 429— 430— T U R A N . c . 6 9 -7 0 . c. S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . sh . T U R A N . sh.4 2 7 . 431— 432— T U R A N . 4 3 5 . I. sh . sh. D ü v e l. 7 4 . sh. I. T ü r k iy e T a r ih i. sh.H .. S e lç u k lu la r Z a m a n m - 76. sh . S e lç u k lu la r T a r ih i. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . sh. T U R A N . T ü r k C ih â n H â k in n iy e tı M e fk u r e s i T a r ih i. I . 2 0 5 . K A F E S O Ğ L U . İ s l â m S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . sh . 3 4 6 . Bk. 6 7 . 7 5 . M P a u lin . T U R A N . T U R A N . sh . T U R A N . 456— T U R A N .7 3 .

T U R A N . sh. 2 2 5 . 2 0 7 . X . 2 1 7 . Is la m is a t io n dans la T u r g u ie du M oyen-âge.2 0 8 . Z a m a n ın d a T ü r k iy e . 9-10. sh. T U R A N . S e lç u k lu la r T a r ih i. TO G A N .2 2 9 .D E L İ O R M A N . T ü r k C i h â n H â k i m i y e t i M e f k u r e s i T a r i h i . o rm a n . sh . S e lç u k lu la r T a r ih i. 1 0 7 . sh . T U R A N . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . 459— T U R A N . 11. S e lç u k lu la r T a r ih i. H is to ir e d e s C ro fc a d e s H is t o r y o f C ro s a d e s ü o n n a k le d e n T U R A N . S e lç u k lu la r T U R A N . S e lç u k lu la r T a r ih i. ( B i b i . T U R A N . sh . S e lç u k lu la r T a r ih i. T ü r­ k iy e . 479— 480— 481— 482— 483— 484— 485— 486— T U R A N . 1 1 1 8 'e No! K a d a r ). sh . 8 8 . sh . U m u m i T ü r k T a r ih in e G ir iş . A S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e .1 1 1 . 2 2 7 . 460— 461— T U R A N . 2 2 3 . S e lç u k lu la r T a r ih i. T U R A N . 9 8 . sh . T U R A N . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . T U R A N . İs ta n b u l U rfa H a ç lı K o n tlu ğ u T a r ih i ( 1 0 9 8 'd e n Y a y ın ı. Sh. K ı l ı ç A r s la n . 2 2 0 . S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . 471— G e s te d e L o u is V I I . 8 9 . sh . sh. Sh. Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . 6 ). Ü n iv e r s it e s i E d e b iy a t F a k ü lt e s i Y a y ın 1 8 9 6 . T U R A N . 2 0 3 . I. sh. 148 " S e lç u k lu D a n iş m e n d li M e s u d 'u n D e v le t i i h y a s ı” ). sh.1 0 1 . 2 1 6 . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . sh. R e n e G R O U S S E T . ı. Um um i T ü rk T a r ih in e G i r i ş . sh. 1 0 1 .2 0 9 . T U R A N . S tu d ia ve Is la m ıc a . T a r ih II. T U R A N . sh . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e .. 2 1 1 . Is lâ m A n s ik lo p e d is i. O d o n d e D E U İ L . 1 0 4 . 2 2 5 . c . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . T U R A N . 1 1 0 . sh . 2 1 7 . S e lç u k lu la r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . 472— 473— 474— 475— 476— 477— T U R A N . Sh . sh . 2 6 2 . 2 2 4 . T U R A N . Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . K A F E S O Ğ L U . sh. sh. sh. Z a m a n ın d a T ü r k iy e . Sh.1 0 4 . S e lç u k lu la r T U R A N . 1 0 5 . g e n iş v d . sh. 9 7 . 478— T U R A N . S e lç u k lu la r T U R A N . Sh. T O G A N .D E L İ O R M A N . sh.2 2 4 . 462— 463— 464— 465— 466— 467— 468— 469— Sh. 9 0 . 1 0 v d .2 2 8 . 1 8 6 v e d ip n o t u 8 8 . S e l ç u k l u l a r T a r i h i . 2 2 8 . K A F E S O Ğ L U . 2 2 1 . sn . T U R A N .D E L İ . 1 0 8 . T U R A N .458— Iş ın D EM İ R K EN T . T a r ih I I . b ilg i iç in bk. ( D o k t o r a T e z i) . T a r ih I I . 242-244. S e lç u k l u l a r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . 1 4 0 . 97 . 2 0 8 . 2 6 4 . s h . Sh. 2 2 5 . T U R A N . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . C r o is a d e s ) . (B u konuda g e n iş b ilg i iç in bk. T U R A N . İs t a n b u l 1 9 7 4 . T U R A N .s h . S e lç u k lu la r T U R A N . S e lç u k lu la r s a m a n ın d a R e k a b e ti ve I. c. S e lç u k lu la r T a r ih i. 1 0 5 . S e lç u k lu la r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e .2 1 8 . sh . 2 1 9 . sh. U r f a H a ç l ı K o n t l u ğu T a r ih i. T U R A N . Sh. S te v e n R U N C İM A N . T U R A N . 470— Bu konuda sh . sh . 1 0 4 . D E M İ R K E N T . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . S e l ­ ç u k lu la r T a r ih i. HORASAN DAN ANADOLU'YA 239 . T U R A N .. K A F E S O Ğ L U . sh.

493— 494— 495— 496— 497— 498— 499— T U R A N . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . 490— 491— 492— T U R A N . T U R A N . 39 . S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . sh. 346- 3 5 9 'd a n n a k le d e n T U R A N . K A F E S O Ğ L U . Y a y ı n N o .487— 488— 489— T U R A N . B u k a y n a ğ ın T ü r k ç e s i iç in b k . s h . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . 2 0 6 . b a s ı m . S K Y L İT Z E S . A n k a ra ü n iv e r s it e s i D il ve T a r ih Coğ­ M u i n U 'd . Y ı l d ö ­ n ü m ü K u t la m a S e ris i I I . F a ru k SÜ M ER .3 4 9 'd a n n a k l e d e n T U R A N . c . H is to r ia . L E İ B E .5 0 6 . s h . T a r ih M . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . 6 5 1 . P e r v a n e M u in e d d in Pe rva n e ra fy a d e v r i h a k k ın d a g e n iş b ilg i i ç in D k .9 5 7 . S E K E R . 2 0 2 . 5 0 5 . T U R A N . A n k a r a O n iv e r s ıte s i F a k ü lt e s i Y a y ı n ı . T ü rk D U L A U R İE R . sh. Y a y ı n N o : 170. 504— B R O S S E T . 6 5 7 . sh. 5 4 . S e lç u k lu la r Z a m a n m d a T ü r k iy e . 503— M A T H İE U .2 3 3 . sh. 505— Anna K O M N E N A . 1 8 'd e n n a k le d e n T U R A N . 1 5 6 . sh. A n k a r a 1 9 7 0 . 8 . 3 4 6 . a . 5 S 6 . 181- n a k le d e n T U R A N . 7 0 8 'd e n n a k l e d e n T U R A N . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . sh. I. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k i y e . s h .C o ğ r a fy a 2 . S ü le y m a n . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . Sh . 506— J. 6 5 1 . stı. T U R A N . V I. O ğ u z la r (T ü r k m e n le r ). T U R A N . sh. H â k im iy e t i M e fk u re s i T a r ih i. U R F A L I M A T E O S . I. sh . sh . 6 4 4 . T U R A N . 3 9 . 240 Oğ u z ÜNAL . s h . sh . 5 0 5 . 3 9 . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . sh . T U R A N . BÖ LÜ M T Ü R K İY E D E V L E T İ'N İN K U R U L U Ş Y IL L A R IN D A T Ü R K L E R T A R A F IN D A N F E T İH V E İS K A N O L U N A N A N A D O L U Ü L K E S İN E B İR B A K IŞ 500— V IN A N Ç . sh . S e l ç u k l u l a r T a t l h i . 1 8 2 'd e n C h r o n ig u e . B A R K A N . P e te rs b u rg 1879. A l e ı c l a d e . A n a d o lu 'n u n F e t h i. N e ja t K A Y M A Z . 1 6 6 . s h . A n a d o lu 'n u n F e t h i. 5 0 6 . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . " M u i n e d d i n P e r v â n e D e v r i " . T a r ih i D e m o ğ r a f i A r a ş t ır m a la r ı. 165-166. sh. B R O SSET . E.5 5 7 . 2 3 1 . sh. M a la z g ir t Z a f e r in in 9 0 0 . 1 3 4 . sh.d i n F a k ü lte s i Y a y ın ı. T ü rk C ih â n H â k im iy e t i M e fk u re s i T a r ih i. A n k a ra 1972. 1 0 2 . trc . c . I .6 5 3 .D E L İ O R M A N . 501— 502— y i N A N Ç . 5 0 5 . D il T a r ih le r i. sh. U r fa lı M a t e o s V e k a y in a m e s i v e P a p a z G r ig o r 'u n Z e y l i .g . 349. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . t e r e . sh .e „ sh. 1 1 . S e lç u k l u ­ la r T a r i h i . sn . sh. P a r i s 1 9 4 3 . H is t o ir e de la G e o r g ie I. S t. T U R A N . 2 0 5 . ve T a r ih . C ih â n P a r is 1858.B o y T e ş k i l â t ı — D e s t a n la r ı. H i s t o i r e d e la G e o r g i e I . 2 2 9 . sh . Bonn 1839. T U R A N .

1 6 6 . A n a d o lu 'n u n F e t h i . İn g iliz c e d e n te s i T a r i h M AZ. s h . S Ü M E R . O s m a n lI I m p a r a t o r lu ğ u 'n u n K u r u lu ş u . M e to d u " O s m a n lI İm p a r a t o r lu ğ u 'n d a V a k ıfla r B ir İs k â n ve K o D e v ir le r in in lo n lz a s y o n O la r a k v e T e m lik le r . s. B A R K A N . 3 9 . sh. sh. X I V . 3 4 3 . S Ü M E R . " O s m a n lI im p a r a t o r lu ğ u 'n d a T ü r k A ş ir e t le r in in R o lü ". S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n d a T ü r k i y e . T a r ih in d e m o g r a f ik â m ille r le iz a h ı hakkm daki k ı y m e t l i g ö r ü ş le r i iç in bk. İs t a n b u l 1 9 5 3 . sh. s h . 522— 523— 524— 525— 526— 527— B A R K A N . 6 1 . "L e o n . I I . Y IN A N C . vd. O sm anlI i m p a r a t o r l u ğ u ' n u n K u r u l u ş u .4 0 . X I V S Ü M E R .1 8 .X I V . 4 0 . (M ic h e l le S y r ie n ).X V I . Sh. 3 4 4 . 514— 515— K Ö PR Ü LÜ . Basnur M a t b a a s ı. ü n iv e r s it e s i ( A n k a r a 1 9 6 4 ) . 166j Ö ZTU N A .4 1 . I I . sh. İs t ilâ K o l o n i z a t ö r T ü r k D e r v i ş l e r i v e Z a v i y e l e r . X II I . 2. G R U M EL. " T a r i h i D e m o g r a f i A r a ş t ır m a la r ı v e O s m a n lI T a r i h i " . c . O ğ u z la r. T U R A N . sh . 2 8 1 . O ğ u z la r. sh. "O s m a n lI Im p a r a t o r lu ğ u 'n u n B ilg ile r F a k ü lte s i T e ş e k k ü lü M eseI . V a k ı f l a r D e r g i s i . sh. 2 8 1 . C H A BO T. s h . 2 . 1 6 0 . B A R K A N .3 .s h . s. S Ü M E R .2 8 2 . X . 1-2. 4 1 . T a r ih i D e m o ğ r a fi A r a ş tır m a la r ı. Ö m er L ü tfi B A R K A N . T ü r k iy a t M e c m u a s ı. X V I . 513— M. sh . sh. sh. A n k a r a 1 9 7 2 . B A R K A N . sh. K o lo n iz a t ö r T ü r k D e r v iş le r i. ' le s i". sh. b a s ım . 530— 531— V I N A N Ç . 4 0 . V. E tu d e s H O R A SA N ’D A N A N A D O L U ’Y A 241 . s. 516— 517— 518— 519— 520— 521— BA F^K A N . T U R A N . T a r ih A r a ş t ır m a la r ı D e r g is i.^ 3 0 . O s m a n lI ( m p a r a t o r lu ğ u 'n u n T e ş e k k ü lü M e s e le s i . O ğ u z l a r . sh . 511— 512— B A R K A N . 9 6 v e d i p n o t u 8 . I. 2 6 0 ' d a n D e v le tin in D .C . E . İs ta n b u l ü n iv e r s it e s i E d e b iy a t F a k ü l­ c. 1 7 . K o lo n iz a t ö r T ü r k D e r v iş le r i. B A R K A N . sh . Za­ 1905. O ğ u z la r. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . A n k a r a 1 9 4 4 . c. R o lü ç e v ir e n . 2 8 1 . "A n a d o lu I". X I I I . K o lo n iz a t ö r T ü r k D e r v iş le r i. s. (1 9 5 1 . 343- O sm anlI I m p a ra to rlu ğ u 'n u n T e ş e k k ü l ü M e s e le s i . B A R K A N . Fuad K Ö PR Ü LÜ . O ğ u z la r . 508— 509— 510— T U R A N . sh . S Ü M E R . X V .507— S ü rya n i P a r is M İH A E L III. A n k a r a 1 9 4 2 ( T ı p k ı b a s ım ı.1 7 2 'd e n n a k le d e n S e lç u k lu la r m a n ı n d a T ü r k i y e . C In r o n ig u e . sh . X X I . T a r i h i D e m o ğ r a f i A r a ş t ı r m a l a r ı . n a k le d e n N e ja t K A Y ­ D e r g is i. te re . c . A n a d o lu 'n u n F e t h i. I. K U R A N . 2. 2 8 1 . s h . Sh. s h . K o lo n iz a t ö r T ü r k D e r v iş le r i. A n k ara S e lç u k lu i n h i t a t ı n d a id a r e M e k a n iz m a s ın ın Fak.T . Ö m er L ü tfi B A R K A N . sh. 527®— Pau l W İT T E K . M e tr o p o lite d 'A m a s e e X I I ® s ie c le " . S e l ç u k l u l a r Z a m a n m d a T ü r k i y e . A n k ara ü n iv e r s it e s i S iy a s a l D e r g is i. 528— 529— T U R A N . sh . 2 8 2 . T ü r k iy e T a r ih i. 1. 5 7 . 344. c . Ö m er L ü tfi B A R K A N . s h . İs t a n b u l 1 9 7 4 ).5 3 ).

A K D A Ğ . I. 9 6 . Y I N A N Ç . sh. sh . c . 242 OĞUZ ÜNAL . 540— 541— Y I N A N Ç . sh. S Ü M E R . O s m a n lI Im p a r a t o r lu ğ u 'n u n K u r u lu ş u . 8 3 n o 'lu d ip n o t u r t u n d e v a m ı. s h .1 7 8 . I. 1 1 . s h . sh . O ğ u z la r . 1 7 3 . Y I N A N Ç .1 7 4 S ü m e r . N o . sh . 2 8 0 . Y I N A N Ç . sh . O ğ u z la r. B A R K A N . V II. s h . 1 6 7 . Fa ru k SÜ M ER . 1 8 0 . A n a d o lu 'n u n F e t h i. 143-144.2 3 5 . X V I . s. S O M E R . 2 8 0 . A n a d o l u ’n u n F e t h i . X V . 2 . 1 6 6 . S O M E R . lll. 1 5 0 . Y I N A N Ç . O ğ u z la r . 1 7 7 . B Ö L Ü M N E T İC E 561— T U R A N . ( 1 9 4 5 ) . 1 9 C v e S Ü M E R . O s m a n lI I m p a r a t o r lu ğ u 'n u n K u r u lu ş u . K Ö PR Ü LÜ . A n a d o lu 'n u n F e t h i. A n a d o lu ’n u n F e t h i. A n a d o lu 'n u n F e t h i. s h . sh . A n a d o lu 'n u n T u r k le ş t ir ilm e s i v e Is lâ m la ş t ır ılm a s ı. c . A n a d o l u ’n u n F e t h i. b a s ım . X X I . Sh. 1 5 7 . sh . T o k e r Y a y ın e v i. 1 7 6 . 182 . sh . 1 8 2 . Y I N A N Ç . 1 7 4 . I. Y I N A N Ç . sh . A n a d o lu 'n u n F e t h i . 1 7 6 . s h . 1 7 2 . 1 2 . 1 0 . sh.1 6 7 . sh . O ğ u z la r . sh. 1 0 0 B ü y ü k E s e r S e ris i. 1 4 1 . s h . T a b lo 1. S Ü M E R . K u r u lu ş u . 546— 547— 548— 549— 550— 551— 552— 553— Y I N A N Ç . 1 6 7 . sh. ( 1 9 6 0 ) . 6 3 5 'd e n n a k l e d e n Y I N A N Ç . X X I V . 556— 557— 558— 559— 560— S Ü M E R . S e lç u k lu la r T a r ih i. A n a d o l u ’n u n F e t h i. 2 3 . Kem al Vehbi G Ü L. 1 3 5 . sh . 1 5 8 .1 8 2 . M Ü R A L T . X X I . S e lç u k lu la r T a r ih i.1 7 5 . S e l ç u k l u l a r T a ­ rih i.1 3 .5 9 4 . sh. sh . Y u k a r ıd a sh . İ s t a n b u l 1 9 7 4 . sh . sh . C e m Y a y ı n e v i . 1 4 4 .1 4 2 . T U R A N . 282. 543— 544— 545— Y I N A N Ç . K Ö P R Ü L Ü . c. A n a d o lu 'n u n F e t h i. s h .B y z a n t ln s . 1 7 6 . sh . O ğ u z la r . T U R A N . O ğ u z la r . C h r o n o g r a p ij ie B y z a n t i n e . O ğ u z la r . 1 6 8 ’d e n n a k l e d e n T U R A N . 3 3 . A n a d o lu 'n u n F e t h i. " A n a d o lu 'y a Y a ln ız G ö ç e b e T ü r k le r m i G e l d i ? " . c . T a r ih i D e m o ğ ra fi A r a ş tır m a la r ı. A n a d o l u ' n u n F e t h i . A n a d o l u ' n u n F e t h i . sh. 554— 555— B k . 5 2 1 . 1 7 6 . T ü r k T a r i h K u r u m u B e l l e t e n . 1 6 6 . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . S Ü M E R . s h . Y I N A N Ç . 532— 533— 534— 535— 536— 537— 538— 539— Y I N A N Ç . 3 5 7 . K Ö P R Ü L Ü . 2 7 5 . 5 6 7 . 542— M u s ta fa A K O A â.X V I . 2 1 . Y I N A N Ç . T ü r k i y e ’n in İk t is a d i v e İ ç t i m a i T a r ih i. s h . s h . 1 6 7 . 1243- 1 4 5 3 . İs ta n b u l 1 9 7 1 . B A R K A N . O ğ u z la r . sh. S Ü M E R . sh . A n a d o l u ’n u n F e t h i . s h . sh . sh .X X I I . T ü r k i y e 'n i n İk t is a d i ve İç t im a i T a r ih i. O s m a n lI K o lo n iz a tö r Im p a r a t o r lu ğ u 'n u n T ü rk D e r v iş le r i. 9 9 .1 6 8 . 1 7 2 . O ğ u z la r . 1 7 2 . 5 2 0 .

5 6 . 78.562— 563— 564— 565— 566— 567— T U R A N . A n a d o lu 'n u n F e t h i.X X IX HORASAN’DAN ANADOLU'YA 243 . 77 . sh. K ö Y M E N . S e l ç u k l u l a r T a r i h i . sh. 2 0 6 . sh. sh. T U R A N . sh . 9 . 4 3 0 . sh . Ö ZTU N A . T U R A N .® I. X X I V . sh. sh . sh . I. P I K E v e D ğ r . T U R A N . D o ğ u A n a d o lu T ü r k D e v le t le r i T a r ih i. T U R A N . 176. P O l . 7 9 . T U RA N . D o ğ u A n a d o lu T ü r k D e v le tle r i T a r ih i. c . M illi T a r ih im iz in A d ı . sh . 574— 575— 576— 577— 578— T U R A N . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . y u k a r ıd a not 4 1 8 . T ü r k iy e T a r ih i. S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e .5 5 . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . 568— 569— 570— 571— 572— 573— T U R A N . sn . sh . . s h . Y IN A N C . S e lç u k lu la r z a m a n ın d a T ü r k iy e . sh . 2 1 7 .2 0 7 . T U R A N . a y r ıc a bk. IX . sh. V I N A N Ç . sh .X . S e lç u k lu la r T a r ih i. 1 1 3 . X X V .. T U R A N . S ü l e y m a n S a h . . S e lç u k lu D e v ri T ü r k T a r ih i. a . T U R A N .e . S e l ç u k l u l a r Z a m a n ı n ­ d a T ü r k i y e . 1 1 0 . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e .1 2 6 . 1 2 7 . s h . T U R A N . 166. Y I N A N C . sh. sh. I X . 2 6 . X X V III. T U R A N . A n a d o l u ’n u n F e t h i . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e .

E b u l e r 'i n O s m a n A m r b. T . T .. 2 . E Y İC E . ü n . K ü lt ü r ü n ü A r a ş t ır m a E n s t itü s ü Y a y ı n ı . A n k a r a 1 9 4 2 . ö n sö z ve n o tla r ı y a z . T ü r k ç e y e K â z ım Yasar çev. B . T . A K S A R A V İ. Kü ltü r B a k a n lığ ı V jy ın ı B O N D A R İ. B A R K A N . H O R A S A N 'D A N A N A D O L U 'Y A . H o u t s m a 1689 da L e id e n 'd e n e ş r e d ile n m e tin d e n T ü rk çe ye çev. "O s m a n lI im p a r a t o r lu ğ u 'n u n T e ş e k k ü lü M e s e le s i" . (1 9 5 1 . M u h a r r e m . Y a y ın ı. R a g ıp W . Y a y ın ı. T ü r k i y a t M e c m u a s ı. Ö m e r R ız a D o ğ r u l.D in . Q ev. s. T . " T a r i h i D e m o g r a f i A r a ş t ır m a la r ı v e O s m a n lI T a r i h i " . c . F e r id u n N a f iz U z lu k . T . M a la z g ir t S a v a ş ın ı Kaybeden IV . Ö m er L ü t f i. A n k a r a 1 9 6 7 . I I . A n k a r a 1 9 4 4 . H i l â f e t O r d u s u n u n M e n k ib e le r i v e T ü rk (M e n a k ib Cund e l. B a h r . D e r g i s i . i s t i l â D e v ir le r in in K o lo n i- z a t ö r T ü r k D e r v i ş l e r i v e Z a v i y e l e r ” .C A H İ2 .5 3 ). A n k a r a 1 9 7 1 .K . İs ta n b u l 1 9 4 3 . M . Ö m er L ü t f i.3 8 6 . A n k a r a 1 9 4 3 . (B A R H E B R A E U S ). T h . G re g o ry. T ü r k ç e y e N u ri G en co sm an . 2 c ilt. yon Ö m er L ü t f i. K e r im e d d ln M ahm ud. O rta A sya T ü rk T a r ih i H a k k ın d a Y a y ın a D e r s le r . Y a y ın ı. t a r a f ın d a n K ıv a m e d d in B u rs la n . s. sh. ( T ıp k ı B a s ım ı. S « lç u k i D e v le tle r i a d lı T a r ih i. A b u 'l Fara c T a r ih i. F . H u lu s i ö z d e n .KA YN A KLA R A B U 'L FA R A C .E t r a k ) . " O s m a n lI Im p a r a t o r lu ğ u 'n d a B i r İ s k â n v e K o lo n iz a s - M e t o d u O la r a k V a k ı f l a r v e T e m lik le r . E R S İ N . I . T . s h . 3 4 3 r 356. T ü rk F a z ile tle r i. S . I^ ^ U s â m e ra t M. İs ta n b u l 1 9 7 4 ). M . A n k a r a 1 9 7 5 . V a k ı f l a r D e r g i s i . B A R K A N . E . I s ta n b u l 1970. e l. X . K .H ilâ fa ve F a z a ’il e l . A n k a r a 1 9 4 S-1 9 S0 . O r h u n A b id e le r i. K o p ra - m a n . B A R K A N . F a rsça A k s a r a y lI T a r ih in in K e r im e d d in M a h m u d 'u n Çev. R o m a n o s D io g e n e s (1 0 6 8 - 1 0 7 1 ).A fş a r İs m a il  k a .A h b â r T e r c ü m e s i. S a d e le ş t ir e r e k Hz. S e m a v i. I. K . c . I r a k v e H o r a s a n S e l ç u k l u l a r ı T a r i h i . 2 7 9 . U l. B . Im a d ü d . Y a y ın ı. A n k . BA R T H O LD .

K . s. v e T a r ih i İb r a h im . s h . " O s m a n lI I m p a r a t o r lu ğ u 'n u n E t n i k M e n ş e i M e s 'e l e l e r i" . K . Y a y ı n ı . S tr a t e ji.H ü S E Y N İ. " S e l ç u k lu la r 'ı n H o r a s a n 'a İn d ik le r i Zam an İs lim D ü n y a s ın ın S iy a s a l. 2 9 9 . Ş e m s e d d ın . K .I. " A n a d o l u S e lç u k lu T a r ih i'n in Y e r li K a y n a k l a r ı" . "A b b a s O ğ u lla r ı Im p a r a t o r lu ğ u 'n u n B e lle te n . A n k a r a 1 9 7 3 . G Ü N A LT A Y . İs t a n b u l 1 9 7 1 .İs ta n b u l 1 9 7 6 . 1933 de Pencap L a h o r 'd a Ü n iv e r s ite s i n e ş r e t tiğ i F a rsça P ro fe s ö rü M uham m ed Ik b a l'in m e tin d e n T ü r k ç e ' y e ç e v i r e n N e c a t i L U g a l. V I I . K A FESO Ğ LU . M 6 la n q e s M ü n a s e b e tiy le F u a d A r m a ğ a n ı.E . D . T e ş r i n K Ö P R Ü L Ü .9 9 . T . K Ö PR Ü LÜ .6 . OĞUZ ÜNAL 2^4. H A R T. F u a d . T a r ih . Ç e v . L is e D e rs K it a b ı. Cem al E n g in s o y . A n k . "D o ğ u A n a d o l u ’y a 60. F i k r e t n ic e v e E r m e n ic e K a y n a k l a r a G ö r e l$ ılta n . K .S 2 2 . S o s y a l. M . sh . Cev. 2 7 . 2 1 9 .3 1 3 . G r e k ç e . A n a d o l u ' n u n T U r k l e s t î r i i m e s i v e Is lâ m l3 $ t * > 'ilm a s ı. S ü rya 3 6 3 'd e n 1 0 7 1 'e K a d a r . C . c . A n k a r a 1 9 7 2 . F . ( I I . V I. T . s. O s m a n lI Im p a r a t o r lu ğ u 'n u n K u r u lu s u . 2 3 . ( T e m m u z 1 9 4 3 ) . 2 5 9 -2 7 4 .H . A M b İr U d . F u a d .S e lç u k iy y e . T . ( T e m ­ m u z . A n k a r a 1 9 4 3 . E r n s t .ll. T . I I . M a la z ­ g ir t M e y d a n M u h a re b e s i (2 6 A ğ u s t o s 1 0 7 1 ). T . F u a d . Genel K u r m a y B s k . M . K . T . e l. c . s h .G O L. s. 5 9 . T . S e m s e d d in . ( I . B a s n u r M a t b a a s ı. E k o n o m ik v e D in i D u r u m u " . c . c . K e m a l V e h b i . T e ş r i n 1 9 4 2 ) . A n k a r a 1 9 7 0 . A r a b ç a . B e l l e t e n .D e v le t is . S e lâ h a t t in . 2 . Y a y ı n ı . M . K â n u n 1 9 4 3 ) . T .D E L İO R M A N . G Ü N A LT A Y . M .2 0 5 . İs ta n b u l 1 9 7 0 . C ilt E k i . B iz a n s D e v le t i'n in D o ğ u S ın ır ı. T o k e r Y a y ın e v i. D o la y lı T u tu m .1 0 2 1 ) K ö p r ü lü E h e m m iy e ti". H O N İG M A N N . T ü r k S i l â h l ı K u v v e t le r i T a r ih i. A lta n . K A R A T A M U . ü n . G e n e l K u r m a y H a r p T a r ih i B a ş k a n lığ ı Y a y ın ı. 1 9 4 3 ).B . s h . 2 5 . s. Y a y ı n ı . V i l . V I I . ü n . T . L id d e ll. İs t . I b r a h Im . Y a y ın ı. K A P ESO Ğ LU . 2 8 . F u a d K ö p r ü lü .2 4 . s t r a t e j ik E t ü d le r D a ir e s i Y a y ı n ı . B . K u r u lu ş ve Y ü k s e liş in d e T ü r k le r 'in R o lü . Doğum İlk Y ılı S e lç u k lu A k ı n ı (1 0 1 5 . K Ö P R Ü L Ü . T . T . B a s ım . E d e b iy a t F a k . B e l l e t e n . sh. B e lle ­ t e n . 1 7 7 . İs t a n ­ b u l 1 9 5 3 .

B o y T e ş k ilâ t ı . B a h a e d d in . F . 2 c ilt. T .. T a r ih le r i . Y a y ın ı. F e t ih le r le A n a d o lu 'n u n T ü r k le ş m e s i ve İs lâ m la ş m a s ı. A n k a r a 1 9 7 1 . 2 . İs ta n b u l 1 9 7 7 . S e lç u k lu A ra ş­ t ır m a la r ı D e r g is i.U S . F . T O G A N . T . C .D e s ta n la r ı. B . Y ü z y ıld a O ğ u z la r " . A n k a r a 1 9 6 2 . 3 . Y a y ı n ı . SO M ER . B a ş la n g ıc ın d a n S iy a s i. . s. ( E y l ü l . SÜ M ER .2 0 7 . " X . A n k ara 1963. c. A n d re a s y a n . Is lâ m K a y n a k la r ın a G ö re M a la z g ir t S a v a ş ı. 4 . T . O sm an. İs ta n b u l 1 9 7 1 . T ü r k ç e y e a r d O u la u r e r. T .U S 'S U r u r (G ö n ü lle r in R a h a tı ve S e v in ç A lâ m e t i). K . S E V İ M . X V I . 1 9 7 . SÜ M ER . T ü r k i y e 'n i n T e ş k ilâ t ö t ü k e n Y a y ın e v i. A sra K a d a r . SA K A O Ğ LU . A n k . b a s ım .M ü k r im in H a lil Y ı n a n ç . Y iim a z . K a d a r B U y U k T ü r k iy e T a r ih i. A . T . SO M ER . R A V E N D İ. U r f a lı. T . 2 . İs ta n b u l 1970. Ş E K E R . R â h a t . E d e b iy a t Fak. I V . T U R A N . T ü rk A n a d o lu 'd a M engU cek O ğ u lla r ı. A li.A r a l ı k 1 9 5 B ) . Z e k i V e lid l.n â m e s i (9 5 2 . T ü r k İs t a n b u l 1 9 7 1 . M a la z g ir t M e y d a n S a v a ş ı. M A TEO S. la n . N e cd e t. O . M e h m e t. Ö 2TU N A . B a s ım ). ö t ü k e n Y a y ın e v i. M e d e n i. O ğ u z la r ( T ü r k m e n le r ). İs t. A h m e t A te s . O n . S e lç u k lu D e vri T ü rk T a r ih i. 2 c ilt. C ild I. Y a y ın ı. İs t a n b u l 1 9 7 3 . E n E s k i D e v ir le r ­ den 16. K . D .S u d u r v e A y e t . D e r g is i. O n . Fa ru k . Z a m a n ım ız a K ü lt ü r .1 1 3 6 ) v e P a p a z G r ig o r 'u n Ç e v . Y a y ı n ı . K ü lt tir U n U n G e liş m e C a ğ la r ı. T U rk D ünya HORASAN'DAN ANADOLU'YA 2 1 f? . (2 . Fa ru k ■ S E V İM . Y a y ı n ı .K Ö Y M EN . C e v . A li. Y a y ın ı. (M e t in le r ve Ç e v irile r i). U m u m i T ü r k T a r ih in e G ir iş . E . M . b a s ım . A n k a r a 1 9 7 5 .M illiy e t Y a y ın . A n k a r a 1 9 7 1 . M ehm et A tta y . T . N o tla r Ed o u - Z e y li (1 1 3 6 .. A l i b . s h . K . Ö G EL. K . T .1 1 6 2 ). On. M uham m ed b . A n k . T . I. Y a y ın ı. A n k a ra 195 7-1960 . S ü l e y m a n . s. T ü rk C ih â n H â k im iy e t i M e fk u re s i T a r ih i. A y y ıld ız M a tb a a s ı. F a r u k . C . H ra n t O . F a r u k . T . ve S a n 'a t T a r ih i. c . A n k a r a 1 9 7 2 . " M a la z g ir t S a v a ş ın a K a tıla n T ü rk B e y le r i". U r f a lı M a t e o s V e k a y i.

İs t . D ilm a ç O ju lla r ı S iy a s i T a r ih M e d e n iy e t le r i. A lp A r s l a n '- d a n O s m a n G a z i'y e (1 0 7 1 . S a h " . 2 . İs ta n b u l 1 9 7 1 . İs t a n b u l 1 9 7 3 . Is lâ m i 1969 (2 ve İn s a n i . S ü le y m a n İs ta n b u l 1 9 6 6 .A n a d o l u ' n u n F e t h i. M illi. Y a y ın ı. M ü k r ım ln H a l i l . H a r e k e t Y a y ın la r ı. M ü k r im in H a lil. O sm an. I. OĞUZ ÜNAL . S ö k m e n lile r . Y IN A N Ç .İ s lâ m M e a e n iy e ti. Y a y ın e v i. T u r a n N e ş r iy a t Y u r d u b u l. E d e b iy a t F a k . O s m a n . Y IL D IZ . 2 .1 3 1 8 ). İs t . Hakkı D u rs u n . b a s ır n ). T u ran N e ş riy a t Y u rd u Y a y ın ı. T U R A N .2 1 9 . vc A r tu k lu ia r ın IVlengUve C i k le r . İ s t a n b u l 1 9 6 9 . İs lâ m A n s i k l o p e d i s i . b a s ım . T ü r k i y e T a r i h i . O o ğ u A n a d o lu T ü rk D e v le tle r i T a r ih i. e . T U R A N . " I . T U R A N . 2 0 1 . Y a y ın ı. 1 1 . Y a y ın ı. O s m a n . S e lç u k lu la r Z a m a n ın d a T ü r k iy e . stı. T u r a n N e ş r iy a t V u r d u Y a y ın ı. S e lç u k lu la r T a r ih i v e T U r k . O sm an. S a it u k iu la r . S e lç u R lu la r ve İs lâ m iy e t . O s m a n . M illi T a r ih im iz in A d ı. 1 9 7 1 . T U R A N . T u ra n N e ş r i­ y a t Y u r d u Y a y ı m . S iy a s i T a r ih . İs ta n b u l 1 9 4 4 . Ü n . İs ta n ­ TU R A N . (N a k ış la r T u ran N e ş riy a t İs ta n b u l Y u rd u 1978. İs ta n b u l 1 9 7 6 .N iz â m ın ın Y a y ın ı. İs ta n b u l 1969. Is ta n b g l c ilt). S e l ç u k l u l a r O e v r i . ü n .E s a s la r ı. Y IN A N Ç . İs lâ m iy e t v e T ü r k le r . E d e b iy a t F a k .