acayip şeyler dizisi—5

“Şu Acayip İnsan Vücudu”

YAYIN NO: 96

genel yay›n yönetmeni: Ergün Ür yay›nevi editörü: Özkan Öze tashih: Emine Aydın bilim danışmanı: Dr. Abdullah Şumnu iç düzen/kapak: Zafer Yay›nlar› bask›, cilt: Vesta Ofset: 0 212 445 72 52 Birinci bask›: Ağustos, 2010

Uğurböceği Yayınları, Zafer Yay›n Grubu’nun bir kuruluşudur. Mahmutbey mh. Deve kald›r›mı cd. Gelincik sk. no:6 Ba€c›lar- ‹stanbul,Türkiye Tel: (0 212) 446 21 00, Fax: (0 212) 446 01 39 http://www.zaferyayinlari.com e-mail: bilgi@zaferyayinlari.com isbn: 978 605 5523 03 9 C o p y r i g h t © 2 0 1 0 U ğ u r b ö c e ğ i Y a y › n l a r › . H e r h a k k › m a h f u z d u r.

Tarık Uslu
Resimleyen: Sevgi İçigen

içindekiler

Sunuş ......................................................................... 7 “Ne gülüyorsun? Anlattığım senin hikâyen!” ............ 11 100 trilyonun birincisi ............................................. 21 Bir Kur’an mucizesi ................................................. 31 En değerli giysimiz .................................................. 39 Bir denizanası ile aramızda ne fark var ki? ................ 53 Kaslar nasıl kasılır? ................................................... 69 Bir nefes alır mıydınız?............................................. 79

Bütün yollar kalbe çıkar! .......................................... 91 İki fasulye tanesi .................................................... 103 Yemek, içmek ve sindirmek.................................... 111 Karaciğer fabrikası ................................................. 125 Beynimin kıvrımları............................................... 133 Damarımda kanımsın ............................................ 147

sunuş

İŞTE geldik Acayip Şeyler Dizisi’nin dördüncü kitabına. Bu gök kubbe...

kitapta konumuz gökyüzü yani başımızın üzerindeki mavi Geçenlerde büyük bir gazetenin internet sitesinde gezinir-

ken “Gereksiz Bilgiler” diye bir köşe gördüm. Merak edip bir bakın hangi başlıklar vardı: Gökyüzü neden mavidir? Bulutlar nasıl oluşur? Yağmur nasıl yağar?.. Demek birileri için bütün bunlar gereksiz birer bilgiden

baktım ve çok şaşırdım. Çünkü “gereksiz bilgiler” adı altında

ibaretti öyle mi? Bunu gördüğüm sıralarda, sizler için bu ki-

tabı yazmakla meşguldüm ve yağmurun nasıl yağdığına dair bana gereksizmiş gibi gelen tek bir cümle görmedim. Yağ-

sayfalar dolusu yazı okumuştum. Ancak okuduklarım içinde, mur bizim için ne kadar önemliyse; onun gökyüzünün engin 

içinde.maviliği içinde ipsiz ve direksiz dolaşan dev gibi bulutların kadar önemliydi. aynı gökyüzünde esen kekadar önemliyse. mail adresini işte şuraya yazı- — Tarık USLU  . Elinizdeki kitabı okuduğunuzda .. o yağmur ile devam ettiriliyorsa. bu tehlikeden bu gökyüzü ile korunuyorsak. uzayın korkunç so- ğuğundan. o Bu gökyüzünün altında yaşıyorsak. gökyüzü bizim için bu reksiz ve önemsiz olamazdı. kik kokulu rüzgarlara serinliyorsak. ya da söylemek istediğiniz bir şey varsa. yorum: editor@zaferyayinevi. Acayip Şeyler Dizisi’nin bu dördüncü acayip kitabı ile Unutmadan. güneşin zararlı ışınlarından ve daha pek çok gökyüzünden içimize çektiğimiz hava ile şişiriyorsak. nasıl damla damla yaratılıyor olduğunu bilmek de. bu kitapların editörüne Acayip Şeyler Dizisi hakkında sormak. aynı gökyüzünün mavi teninde yedi renkli bir çiçek gibi açan gökkuşağını seyredip neşeleniyorsak. ona dair öğrenebileceğimiz hiçbir bilgi gebana hak vereceksiniz eminim! başbaşa bırakıyorum.. ciğerlerimizi bu gökyüzünden üzerimize usul usul yağdırılıyorsa yağmur ve yeryüzündeki hayat.com benden duymuş olmayın ama.

anne babalarına dünyaya nasıl geldiklerini sorduklarında..” Ve taşların arasındaydım öyle mi? “Öyle. birden taşların kayaların arasında seni gördük.” “Çok şirindim demek? “Çoook.!” “Yaa... Ay o kadar şirindin ki.. alıp eve getirdik!” “Hadi ya. çok acayip cevaplar alırlardı: “Anne ben nasıl dünyaya geldim?” “Biz babanla dere kenarında dolaşıyorduk.” 11 .“Ne Gülüyorsun? Anlattığım Senin Hikâyen!” ESKİDEN çocuklar.

şu yeryüzünde yaşanan tüm öteki hikâyelerden daha çok merak edilesidir.. muhtemelen çocuklar da inanmıyorlardı. . dört kilo ikiyüzelli gram geliyordun tombalak! Serçeler getirecek değildi ya.” “Lahana mı?” “Lahana lahana!” Elbette anne ve babalar. “Ana ben nasıl dünyaya geldiydim?” “Seni leylekler getirdiydi!” “Leylekler he mi? “He. Tabii.” “Bahçeye gittiydik. 13 . Çünkü bu. Aha şöyle kocaman. ona sorarsın!” Ancak leylek hikâyesine inanmayan çocukları çok daha korkunç bir palavra beklemekteydi. Bir insanın dünyaya geliş hikâyesi.. Bi lahana topağı vardı. hepimizin hikâyesidir. “Baba ben nasıl dünyaya geldiydim?” “Neççen ki?” “Merak ettiydim.. leylekler getirdi elbet!” 12 “Çok acayip....Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Bu cevaba inanan ve “Bir kardeşim olaydı ne iyi olurdu” diyen pek çok çocuğun. günlerce dere kenarlarında kardeş aramaya çıktığına eminim. Aldık eve getirdik. çocukların sorularını geçiştirmek için savurdukları bu palavralara inanmıyorlardı.” “İnanmadın mı?” “Çık!” “O vakit akşam baban gelir. Sen onun yaprakları arasındaydın. Bazı anne babalar hepinizin bildiği o klâsik “leylek hikâyesi”nden başka hikâye bilmezlerdi..

spermin keşfinden sonra dünyaya geliş hikâyemiz konusunda. insanın dünyaya geliş hikâyesine dair öyle acayip bilimsel (!) laflar ediyorlardı ki. 16.yüz yıl içinde attığı adımlar ise. Son elli . derken erkek üreme hücresi olan spermleri keşfetmeyi başardılar. aynaya her baktığında. bilim adına son derece büyük bir keşifti. her şeyiyle tamam bir mikro insancık kondurmuşlar... ve yokluktan varlığa giden yolda geçirdiği safhalar. Güya her bir sperm hücresinin içinde. Ama evrenin en büyük sırlarından biri. her şeyiyle tamam bir insan bulunmaktaydı ve bu miniminnacık insan. Fakat... gözlerimizi kamaştıracak kadar aralamaya yetti. anne karnında yaşananlar. insanın karşısında durur: Kendi bedeni! İnsan bedeninin yaratılışı. Leylek hikâyesine inanmak istemeyenler.—hatırı sayılır miktarda gerçekten uzaktı. yy daki bir takım araştırmacılar. anne rahmine geçtikten sonra orada şişe şişe büyüyor ve işte bebekler de böylece doğuyordu.. bir zamanlar yokken var edilişi.. bu teori de. kıldı. dev bir sırlar okyanusu gibi kıyısında dolanıp durduğu yaratılış mucizesinin üzerindeki sis perdesini. pek çok sırrını halen daha koruyan olağanüstü bir serüvendir. İçine de. tüydü. Bir takım camları kese yuvarlaya son derece ilkel de olsa mikroskop yapmayı beceren bilim adamları. onlar da en az. İnsanlık. Bakınız adamlar o dandik mikroskoplar ile görebildikleri kadarıyla bir sperm hücresinin resmini bile çizmişler..Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u İnsanlar için yeryüzü ve gökyüzü sırlarla ve akıl almaz mucizelerle dolu esrarengiz bir yerdir. 14 15 .— öteki kadar olmasa da. sinek kanadıydı. Bu.. bir süre bununla idare etmişler ama. bazıları akıllara durgunluk verecek bir sonuca vardı.. binlerce yıl bu serüvenin ayrıntıları hakkında hemen hiçbir şey bilemedi. lahana yapraklarının arasındaki bebekler kadar gerçekten uzaktı... hele de.

onların içinde de miniminiminiminnacık insancıklar olmalı değil mi? Ya o miniminiminiminnacık insancıkların erkek olanları ne olacak? Onların da spermleri olduğuna göre.. Bu da çok büyük bir keşişfti elbette. miniminimini. bilim 1 .. “Kusura bakmayın yanılmışız!” dediler. onların sperm hücreleri içinde 16 de her şeyiyle tamam miniminiminiminiminiminiminimini insancıklar olacak ve tabii onların erkek olanların sperm hücrelerinin içinde de. yumurta hücrelerinin içindeymiş!” Sanırım yumurta hücrelerinin sperm hücrelerinden çok çok daha büyük olması.” Adamlar haklıydı! Ve bu matruşka bebekleri gibi iç içe geçmiş mikro insancıklar problemi. “O miniminiminiminicik insancıklar sperm hücrelerinin içinde değil. “Amma attınız ha!” dediler. Kafası biraz daha çok çalışanlar ise. Böylece insanlık. uzun bir süre insanların kafalarını kurcaladı durdu. sperm hücrelerinin içindeki mikro bebekler probleminden kurtulup derin bir nefes aldı. Ya da. İlerleyen yıllarda bilim insanları annelerin bedenlerinde bulunan üreme hücrelerini yani yumurtayı keşfettiler... “Peki o spermlerin içindeki miniminnacık insancıkların erkek olanlarının da spermleri olduğuna göre. OVUM’u. sizi devasa bilgi birikimim(!) altında ezmemek için söylemediğim bilimsel adı ile.Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Bir kısım bilim adamları bunu fevkalade mantıklı bir açıklama olarak baş göz üstüne ettiler.

sonsuz bir mucizeler denizinin dalgalarıyla ıslanıyordu. leyleklerin evlerin çatılarına bıraktıkları kardeş masallarından. yarısı da yumurta hücresinde saklıydı ve bunlar bir araya geldiklerinde. “Orda yoksa burda kesin vardır! Baksana bunlar daha büyük!” demeleri için yeterli bir gerekçe idi. Fakat bu keşfedilen gerçekler.Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u adamlarının. doğru düzgün bilgi sahibi olduk. sperm ya da yumurta hücreleri içinde tastamam bulunan minnacık insancık teorilerinden çok çok daha inanılmazdı! İnanılmazdı ama gerçekti! Bilim adamlarının ayakları.. Bir bebeği oluşturan tüm özelliklerin yarısı sperm hücresinde. dere kenarlarından toplanan bebek hikâyelerinden. en muhteşem hikâyesi başlıyordu! Bir insanın hikâyesi.. 1 19 . Sonraki yıllarda insanlar. yaratılış serüvenimiz hakkında çok daha başka ve çok daha doğru bilgileri keşfettiler de. yeryüzünün en olağanüstü en acayip.. yaratılış hikâyemiz hakkında.. lahana yaprakları arasında tombul tırtıllar gibi kıvrılıp uyuyan bebek palavralarından.

ama bir spermin boyutlarına göre. Döllenme. anne rahmindeki bir yumurta hücresinin babadan gelen bir sperm hücresi tarafından döllenmesiyle başlar. yumurtanın çok özel yaratılmış esrarengiz kabuğundan içeriye girivermesidir.100 trilyonun birincisi BU hikâye. 21 . bize göre çok kısa. Kaderinde bir insan olmak yazılı bu sperm hücresi. rahme düşen milyonlarca sperm hücresinden yumurtaya ulaşan birkaç bin tanesinden sadece bir tanesinin. uzun ve tehlikeli bir yoldan gelmiştir.

Ve seçilmiş sperm. Yumurta. minik bir delik açarak. yumurta hücresinin zarından içeriye. Şimdi elinize bir toplu iğne alın ve o toplu iğnenin toplu değil de.. Bu andan itibaren yumurtanın zarındaki delik derhal kapatılır. Zigot.Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Babanın vücudundaki yolculuklarını saymazsak. Bu zor yolculuğu sağ salim atlatıp. anne rahmine düşen spermlerin kendilerinden 20 cm kadar uzaklıktaki yumurtaya doğru yol alıp ulaşmaları. Annesinin kuzusu. yumurta hücresinin dış duvarlarına dayanan sperm sayısı 500 ile 1000 kadardır.. İşte bu toz zerresi kadar küçük şey.. 23 22 . Hücrenin etrafındaki zar yenilenir. 9 ay sonra. Hatta daha da küçüktür. tüm yolculuğu boyunca kullandığı kuyruğunu dışarıda bırakarak girer. İşte vücudumuzu oluşturan 100 trilyon hüc- renin en birincisi. böylece döllenmiş olur.. babasının bir tanesi olacak.. yetişkin bir insan için 5000 m’yi yüzerek geçmesi gibi devasa boyutlarda bir iştir. Artık hiçbir sperm hücresi içeriye giremez. sivri ucuna dikkatlice bakın. bu döllenmiş yumurta hücresi yani ZİGOT’tur. ortalığı ayağa kaldıran viyaklamalarla dünyaya merhaba diyecek. Başlangıçtaki sperm sayısı ise 300 milyonu bulur! Yumurta hücresinin etrafını saran bu 1000 sperm hücresinden sadece bir tanesi yumurtanın içine girebilecektir. o kadarcık bir şeydir işte.

25 . yeni oluşan hücreler birbirinin tıpkısı iken. 4-5 gün sonra minik hücre yığını yaklaşık 100 hücreden oluşan bir kitle halini gelir. Bazılarının büyüklüğü diğerlerinden çok daha hızlı artar. bu durum aniden değişir. belli yerlerdeki hücreler diğerlerinden bambaşka bir şekil almaya başlarlar. bulundukları yerden alınıp başka bir yere gönderilirler.Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Bölünme başlıyor! YUMURTA HÜCRESİNİN döllenmesinin üzerinden 24 saat geçtikten sonra bölünme başlar. Ancak ortada yine son derece hayret edilecek bir durum vardır. en rahat edeceği ve en iyi korunacağı yere doğru. Bölünme işlemi bir yandan sürerken. Üç gün sonra ortaya 12-16 hücrelik bir yığın çıkar. Bazıları ise daha küçük kalır. minik hücre yığını anne rahminde. Ve doğacağı ana kadar da orada kalır. Zigot bölündüğünde iki yarım hücre değil iki tam hücre ortaya çıkar. tek bir hücre iken. bölünerek iki hücre olur. Bazı hücreler ortalarında bir boşluk oluşturacak şekilde bir araya gelirler. Elmayı ikiye böldüğünüzde iki yarım elma elde edersiniz. Yeni hücrelerden bazıları. bir elmanın ikiye bölünmesi gibi değildir. Yani siz elmayı bölüyorsunuz ve iki elmanız oluyor! Bu gerçekten garip ve acayip bir durumdur. Ancak bu bölünme. Bu böyle devam eder. En garibi de. Döllenmiş yumurta yani zigot. 24 100 trilyon hücrenin ilk iki tanesi de kısa bir süre sonra bölünür ve ortaya 4 hücre çıkar. Çünkü düne kadar. küçük ama çok önemli bir yolculuğa çıkarılır..

Bunu elma örneği ile açıklarsak. Kimisi kemik. Kimisi mide. kimisi işitecek kulak.Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Kimi içe doğru bükülür. bir süre sonra kimisi el olur... yaratılışımızın ilk günlerinde bedenimizi oluşturacak o ilk hücre yığınının başına gelen böyle bir şeydir. kimisi kol. Ve iğne ucu kadar minicik bir hücrecik. Sonra o iki elmayı da ortadan ikiye bölüyorsunuz ve 4 tam elmanız oluyor. Sonra o 8 elmayı tek tek ortadan ikiye bölüyorsunuz ama bu sefer bazıları elma yerine armut. kimisi kalp ve kimisi de beyin. bazıları muz. Sonra o 4 elmayı da ortadan ikiye bölüyorsunuz 8 tam elma sepette sizi bekliyor. 9 ay 10 gün sonra. bazıları kiraz. Ve eğer yeni doğan hücreler böyle şekilden şekile giriyor olmasaydı.. bazıları da şeftali oluyor!!! Böldüğünüz elmalarının giderek çoğalması gibi garip bir duruma alışmaya çalışırken.. kimi dışa doğru. üç kiloluk kocaman bir et 26 yığını doğardı. bu yeni durum karşısında şaşkınlıktan aklınız başınızdan gidiyor! İşte. kimisi koklayacak burun ve kimisi binlerce farklı tadı birbirinden ayırt edebilecek bir dil. Kimisi görecek göz. ortaya şöyle bir durum çıkar: Siz elmanızı ikiye bölüyorsunuz ve iki yarım yerine iki tam elmanız oluyor. minicik bir bebek değil. 9 ay sonra. Oysa hücreler çoğaldıkça değişir ve artık adına embriyo denen minik insancığın belli yerlerinde bir araya gelerek organları oluşturmaya başlarlar. ortalığı ayağa kaldıran viyaklamalarla dünyaya merhaba der 2 .. Başlangıçta hepsi aynı hücre iken.. kimisi böbrek. kimisi kas....

. Geceleri yıldızları görür. Sabahları güneşi selamlar.... sonra da şükreder. babasına tatlı tatlı bakar. güler... hayaller kurar. bir zamanlar bir iğne ucu kadar minicik bir hücrecik olduğunu düşünür. gündüzleri bulutları..... belki de bir astronot! Ve ne zaman aynaya baksa.Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Ağlar. serçelerin şarkılarını dinler.. hanımelileri. sever. neşe ile yatağından kalkar. gülleri.. 29 2 .. Dondurmanın tadına bakar. Düşünür. notalardan besteler yapar. bir kanaryanın ötüşüne hayran olur. Ve bütün fındıklı kurabiyeler ile çikolatalı pastaların. Belki bir başbakan. bir insan olur. rüyalarında melekleri görür. Yağmurlu günlerde. belki birbirinden ilginç hikâyeler. Bahar bayramlarında.. Hatta bir süre sonra koşmaya başlar. Belki şiirler yazar... Belki şarkılar söyler... Belki doktor olur. kızar... pencereden bahçeleri seyreder.. özler.. Çiçekleri koklar... okuma-yazma öğrenir. papatyaları. Okula gider. Ayağa kalkar yürür. Annesini sever. Yani o minicik hücrecik.. belki bir mimar...

Bir Kur’an Mucizesi ACABA. 31 . yıldızlardan. aşılayıcı rüzgarlardan. bulutlardan.. demirden. bahseden Kur’an insanın yaratılışı gibi önemli bir konuda ne diyordu? 1400 sene önce. pek çok ayette insanın anne karnındaki yaratılması gibi büyük bir olaydan bahsetmekteydi. bilim adamlarının taş çatlasa 50-100 sene kadar önce keşfettikleriyle uyuşuyor muydu? Elbette Allah Kur’an’daki. insanlığa gönderilen Kur’an’da insanın yaratılışı ile ilgili ayetler var mıydı? Ve bu ayetlerde anlatılanlar. dolu tanelerinden. dağlardan.

insanın yaratılışı ile ilgilidir: “Yaratan Rabbinin adıyla oku.) tam 1400 sene önce Allah tarafından Melek Cebrail aracılığı ile vahyedilen ilk iki ayet de.. kiminiz de.Biz sizi önce topraktan. Sevgili Peygamberimiz’e (asm. ayetleri: “And olsun. Mü’min Sûresi’nin 67. bilimin en yeni keşifleriyle azıcık aklı ve vicdanı olan herkesin hayranlıktan ağzını açık bırakacak birer mucizeydi. bir iki nefes alan. sonra bir alekadan yaratan. Sonra ona sağlam bir karar yerinde bir nutfe yaptık. 32 Sonra nutfeyi aleka halinde. Mesela Hacc Suresi’nin 5. sonra bir nutfeden. kemiklere ise et giydirdik. Yaratıcıların en güzeli olan Allah’ın şânı ne yücedir!” Bir de. Kiminiz bundan önce öldürülür. aklınızı kullanırsınız diye. sonra da gözlerini kapatıp.. insanların kız çocuklarını diri diri toprağa gömdükleri bir çöl memleketinde vahyedildiğini düşünen biri için. Hele durup. 1-2 33 ...” Mesela Mü’minûn Suresi’nin 12. sonra bir alekadan. Mudgayı da kemik halinde yarattık. sonra bir nutfeden. Sonra da onu bambaşka bir yaratışla inşa ettik.” — Alâk Sûresi. sonra kısmen şekillenmiş. kısmen şekillenmemiş bir çiğnem etten (mudga) yarattık. belirlenmiş bir vakte erişecek kadar yaşatılır. alekayı mudga halinde yarattık. O insanı bir kan pıhtısından (Alâk) yarattı.” Kur’an’ın. sonra da olgunluk çağına ve nihayet ihtiyarlığa erişmeniz için bebek olarak çıkaran O’dur. ayeti: “.. Kur’an’ın Allah kelamı olduğuna başka hiçbir delil aramadan iman etmesine fazla fazla yetecek kadar mucizeydi. bu ayetlerin 14 asır önce.Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Ve bu yaratılış ayetlerinin hepsi. Biz insanı çamurun özünden yarattık. 13 ve 14. ayeti var: “Sizi önce topraktan.

Çünkü alekanın 3 ayrı anlamı vardır ve hepsi de ceninin gelişimi ile doğrudan ilgilidir: 1.Mudga BU KELİMELERİN her biri anne karnındaki yaratılışımızın birbirini takip eden safhalarından birini tarif etmek için kullanılmıştır. burada erkek üreme hücresi yahut. anne karnındaki yaratılışımızın eski zamanlarda zannedildiği gibi. 2. yüzyıla kadar ciddi ciddi tartıştığı bu gerçek dışı fikirler. 18.Kan pıhtısı: Cenin içinden kan akan bir damar ağına sahip olmadığı için minik bir kan pıhtısı gibidir. Bilimin.Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Bu ayetlerin bizlere işaret ettiği ilk mana. 3. ALEKA: En şaşırtıcı benzetme budur. bu su damlacığı ile yani nutfe ile başlar. tutunma: Döllenmiş yumurta yani zigot.Bir yere asılma. Kur’an’ın bin seneden fazla bir süre önce vahyedilen ayetleri karşısında.Sülük: Durmadan bölünüp çoğalan zigot. rahim duvarına asılıp tutunur. içinde her şeyiyle tamam bir insancık taşıyan sperm ya da yumurta hücresiyle olmadığıdır. Her ikisi de neticede bir su damlasıdır ve bizim hikâyemiz. leylek hikâyeleri kadar komik durmakta değil mi? ••• Safha safha yaratılışımızı ifade eden ayetlerde tekrar edilen bazı kavramlar dikkatinizi çekmiştir: Nutfe . döllenmiş kadın üreme hücresi anlamında kullanılmış.Aleka . 35 34 . Peki bu safhalar neler ve modern bilimin pek yakın bir zamanda keşfettiği bilimsel gerçeklerle acaba nasıl bir ilgisi var? NUTFE: Sözlük anlamı bir su damlası demek olan nutfe. kısa bir süre sonra minicik bir sülük şeklini alır.

Organları ise yavaş yavaş bu et parçasının içinde belirmeye başlar. Ceninin bu aşamadaki hali.. 36 3 ..Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u MUDGA: Ağızda çiğnenmiş lokma anlamında Arapça bir kelimedir.. üzerinde diş izleri bulunan bir et parçasına benzer. yapan bilir.. Ne demişler. İşte size yaratılış gerçeğimizi 1400 yıl önce adım adım bize tarif eden Kur’an ayetlerindeki mucizeler. bilen konuşur.

İnsan derisi. 39 .. kuşların derileri ise tüylerle. sadece bir deridir ama bu deri. tüm öteki canlılardan daha biçimli ve güzel gösteren bir örtü değildir.En değerli giysimiz AYILARIN. neredeyse hiçbir şeyle kaplı değildir. fokların. tilkilerin derileri kürkle kaplıdır... Balıkların pullarla. asla vücudumuzu tepeden tırnağa kaplayan ve bizi. Deri. İnsanların derileri ise. bizim en değerli giysimizdir.. Vücudumuzun en ağır ve en büyük organıdır. kaplumbağaların sert bir kabukla.

— dedenin eli bile olsa—kaç lira harçlık verirse versin. öpmeye. Bu farklılık.Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Üstelik.. Herkesin bir derisi var. asla yanaşmazsın! Yüzümüzden parmak uçlarımıza kadar bedenimizi çepeçevre saran deri. bir bakışta birbirinden ayıramazsınız. Ancak derinin bizleri özel ve güzel göstermekten başka görevleri de vardır. mideleri de öyle. Bizi. Hem de çok önemli görevleri. Ve tüm kafatasları birbirine benzer. kimseye benzemez HEPİMİZİN iç organları birbirine benzer... hayatta kalmamız için bir kalp ve karaciğer kadar gerekli bir organdır. gidip yanağına bir öpücük kondurmayı asla istemezsin. Derimiz olmadan yaşayamayız. Ve üzeri bir deriyle kaplanmamış bir eli.. Deri bir zırhtır ELBETTE bir armadillonun zırhı gibi bir zırh değildir deri. tüm vücudumuzla birlikte yüzümüzü kaplayan deri ile ortaya çıkar. Böbrekleri. bizi öteki insanlardan ayırıp özel kılan bir organdır. Annene ait bile olsa. bir pumanın dişlerinden ko41 40 ..... akciğerleri. Fakat bırakın iki ayrı kişiyi yeryüzündeki milyarlarca insanın yüzü birbirinden ayırt edilebilecek kadar farklıdır. geriye korku filmlerinde gördüğümüz kanlı bir kafatası kalır. Bir an için insanların yüzlerinin böyle mükemmel bir örtü ile kaplanmadığını düşünürsek. Mesela iki farklı insana ait kalbi..

olimpiyat oyunlarına ambülans yetiştiremezlerdi. pek çok şeyden korur. Bu ancak. başımıza akıl vermiştir. Her ne ise.. Bence en iyisi pumalardan uzak durmak.. az önce de söylediğimiz gibi son derece esnek ve sağlamdır. Öyle kolay kolay cartlayıp partlamaz. Deri.. Pek çoğumuzun başına koşarken.. olimpiyat rekorunu. belki armadillonun zırhı gibi bir zırh vermemiştir ama. Böylece pumalardan korunabiliriz. Ya da bir pumanın kuyruğunu asla tutmamayı! Ya da tuttuysak da asla bırakmamayı. vücudumuzda sarıp sarmalamadığı hiçbir yer yoktur. atlarken oturup kalkarken giydiği pantalonun cart diye en olmayacak yerinden yırtılması gibi bir olay gelmiştir..Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u ruyamaz ama. Mesela sırıkla yüksek atlamaya kalkan atletlerin derileri cart diye yırtılır ve kendilerinden önce. Bu arada pumalardan korunmak için Allah bize. Gözlerimiz bile göz kapağı denen derilerle koruma altına alınmıştır. iç organları kırardı! Ne kadar korkunç bir durum! Ancak deri. Deri bu kadar sağlam bir elbise olmasaydı. son derece esnek ve sağlam bir organdır. Oysa derimizin başına böyle bir olay kolay kolay gelmez. Ayak parmaklarımızın aralarından kulak kepçemizin içine kadar. Yetişkin bir insanın derisi yaklaşık 2 metrekarelik bir alanı kaplar. 43 42 . derinin. ne diyordum deri bir zırhtır! Evet hem de harika bir zırhtır. çok ciddi kazalar sonucu olur. Bir pumanın kuyruğuna basmamayı akıl edebiliriz mesela.

Ve bunlar bizi hasta etmek için adeta sıraya girmişlerdir. Derimizin en üstündeki bu ölü hücre tabakasına uyum sağlayabilen 44 45 . denize giren herkes. Dokunduğumuz her şeyde öyle ya da böyle bir takım zararlı mikroskopik canlılar vardır. Derinin en üst katmanı tamamıyla ölü hücrelerden oluşur.. Bu tabakaya yapışan bakteriler yiyecek hiçbir şey bulamadıkları için açlıktan sersefil olup giderler.. ölü ama çok sağlam bir tabaka oluşur. Derinin koruyucu zırh görevi bununla kalır mı dersiniz? Kalmaz elbette! Deri. Fakat derimiz mikroplara karşı olağanüstü bir güvenlik duvarıdır. oradan kocaman bir mors kadar şişerek çıkardı. bizi güneş ışığının zararlı etkilerinden büyük ölçüde korur. güneş kremlerini tenimize sürmek yerine içmek zorunda kalırdık! Ama bunun işe yarayacağından da şüpheliyim. Peki bitti mi? Hayır bitmedi! Çevremiz mikroplarla ve bakterilerle doludur.Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Derimizir böyle sağlam yaratılmış olması.. hem de yağmurlu havalarda davul gibi şişmemizi engeller. kemik ve özellikle karın bölgemizdeki organların korunması açısından son derece önemlidir.. Deri su geçirmez. Eğer derimiz şimdikinden daha ince ya da zayıf olsaydı. Mikroplar ve bakteriler bu tabakadan içeriye kolay kolay giremezler. Çünkü alt tabakalarda ölen hücreler üst tabakaya doğru postalanır. Ayrıca üst derideki ölü hücreler sürekli dökülürler ama alttan sürekli yeni hücreler gelir. İş bununla da kalmaz. Hem vücudumuzdaki suyu dışarıya kaçırmaz. hemen altındaki kas. Böylece en üstte. Eğer derimiz su geçirseydi. Böylece üst derinin hemen altında cillop gibi yepyeni bir tabaka her daim bulunur..

Nasıl sistem ama. 4 . Bu işten de. Ölü deri tabakası. Sıcak ortamlarda vücut ısımız arttığında mesela hamama falan girdiğimizde. naylon branda gibi tamamen deliksiz bir yapıda değildir.. İşte biz buna terleme diyoruz. Derinin üzerinde sayısız minik gözenek bulunur. Buncağızların bize bir zararı olmaz. ama niye terler? ÜST DERİMİZİN hemen altındaki alt deri tabakasında yoğun bir kılcal damar ağı vardır. 46 Ancak vücut ısısının korunması için bu kadarı yetmediğinde. bu kılcal damarlardaki kan akışı hızlanır ve artar. bu memlekete girmeye kalktıklarında işte o zararsız mikroplar. Bu ter bezleri birer baca gibi sayısız gözenek ile üst deriye açılır. onlarla savaşa tutuşurlar. Hamama gidenler bu yüzden terler. Böylece vücut ısımız korunmuş olur. derinin asıl sahibi olan bizler kârlı çıkarız. Kandan ter bezlerine geçen su. Çünkü vücudumuzun içi dışından daha sıcaktır. Evet derimiz her ne kadar su geçirmiyorsa da.? Peki bitti mi? Hayır bitmedi! Hamama giren terler. Kendi hallerinde yaşayıp giderler. bu bacalar yardımıyla dışarıya atılır. bu organizmaların memleketi gibidir ve dışarıdan gelen zararlı mikrop ve bakteriler.Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u bir takım zararsız mikroplar vardır. içeriye oranla daha serin bir bölgeden geçtikleri için bir miktar ısı kaybeder. bu kılcal damarlardan deri altımızda bulunan ter bezlerine su aktarılır.. Deri altındaki kılcal damarlara dolan kan.

sivri. 49 4 . keskin Deri tüm bu özelliklerinin yanında sahip olduğumuz en büyük duyu organıdır. Bu kıl kökü. Çünkü derimiz. yumuşak. Peki soğuk havalarda ne olur? Soğuk havalarda ise bu sistem tersine çalışır. soğuk. Sert.. duyarak. koklayarak değil sadece dokunarak anlayabiliriz. Gördüğünüz gibi deri. kılın ya da saçın beslenmesini ve uzamasını sağlar. Mesela sıcak su ile soğuk suyu. sert taş ile yumuşak toprağı. Saçlar kaşlar ve öteki kıllar Başımızdaki saçlardan. göz kapaklarımızdaki kirpiklere kadar vücudumuzdaki tüm kıllar ve tüylerin kökleri derimizdedir. sıcak. tenimizin ısısını kullanarak buharlaşır. Terleme minimum seviyeye iner. Özellikle bize acı veren tehlikeli şeyleri anında farketmemiz açısından bu çok önemlidir. Kılcal damarlar büzüşür. Vücudumuzdaki öteki kıllar da böyledir. Kan akışı ve miktarı azalır. Ancak saçlarımız onları kesmediğimiz sürece uzayabildiği kadar uzadığı halde. kaşlarımız. kirpiklerimiz belli bir uzunluğa geldiklerinde daha uzamazlar. vücudumuzun sağlığı için mükemmel bir klima gibi çalışır.Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Derimizin üzerine çıkan su damlacıkları. böylece vücudumuz fazla ısıdan kurtulmuş olur. Dışarıya kaçan ısı miktarı en alt seviyeye indirilir. dokunduğumuz şeyin—ya da bize dokunan bir şeyin—pek çok özelliklerini hissetmemize yarar. görerek. Her bir kıl için derimizin altında bir kıl kökü vardır.

derinin bir süre sonra eski hâline döndüğünü ve kesikten geriye bazen hiçbir iz. 50 ..Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Kendi kendini tamir eden elbise! Gömleğindeki bir yırtığın bir süre sonra kendi kendine eski hâline döndüğünü görsen. bazen de sana yaptığın dikkatsizliği hatırlatan minik bir iz bırakarak kaybolduğunu gördüğünde de. Aynı şey kaşlarımız için de geçerli. arada bir. elbette daha pek çok akıl almaz sırları var. nasıl şaşırırdın değil mi? Peki. vücudumuzu ayakta tutan iskeletimizi oluşturan kemikler.. ne yıldızlar kafalarına esen yörüngelerde uçabilir ne de.. onlara bu kitapta yer kalmayacak. Fakat bizim vücudumuz öyle çok akıl almaz mucizelerle dolu ki.. hepsinin aynı şekilde uzamaması. onlar da kafalarına göre uzamazlar.. Allah yeryüzünde yarattığı her şeye. eğer derimiz hakkında konuşmaya devam edersek.. Mesela.. şaşırıyor musun? Bence kesinlikle şaşırmalı ve hayatın boyunca üzerinde taşıdığın bu olağanüstü organ için şükretmelisin. kazara elini kestiğinde. Ne okyanuslar sınırlarını aşabilir. gerçekten ilginç bir durumdur... Eğer kirpiklerimiz saçlarımız gibi uzayacak olsaydı başımız gerçekten büyük belada demekti. belli bir ölçü koymuştur. tek bir kıl.. 51 Tüm saçlar ve kıllar aynı maddeden yaratıldığı halde. istediği kadar uzayabilir. En kaba hatlarıyla sana anlatmaya çalıştığım deri mucizesinin. Hiç değilse.

53 ... O yüzden denizanaları ile aramızdaki sayısız farktan sadece bir tanesiyle idare etmeye bakacağım: “Denizanalarının iskeletleri yoktur!” Evet... Bu arada. Kemiklere de bir bak nasıl biraraya getiriyoruz.. bu kemiksiz mahlûklar karaya vurduklarında pelte gibi yapıştıkları yerde kalırlar. ortaya İstanbul’un telefon rehberinden daha kalın bir kitap çıkardı.” — Bakara Suresi. aç bir martı gelip. onları mideye indirene kadar. sonra da onlara et giydiriyoruz?. Ta ki.. 259 BİR DENİZANASI ile bir insan arasındaki farkları yazmaya kalksam..Bir denizanası ile aramızda ne fark var ki? “. martıların denizanası yeyip yemediklerinden pek o kadar emin değilim..

yemek yemek. playstation oynamak. Doğduğumuzda vücudumuzda 360’a yakın kemik vardı.. Bizi bir denizanası gibi düştüğümüz yerde pelte gibi kala kalmaktan ve aç bir martı tarafından didiklenmekten koruyan. En iyisi şu: “Şefkatli bir hayvansever ona bir şut çekip. yazı yazmak... 206 Eğer bir röntgen filmi çektirmek zorunda kalmadıysanız. Aslında şöyle de yazabilirdim: “Meraklı bir çocuk eline geçirdiği bir sopa ile onu delik deşik edene kadar!” Bu da çok vahşi oldu. oysa tepeden aşağıya tüm vücudumuz. şu an sahip olduğu şekli verdiği.” Her neyse. Ağırlığımızın %20’sini bu kemik organ oluşturur. ve daha aklınıza gelebilecek tüm hareketlerimizi yapmamızı imkân tanır. adına iskelet dediğimiz kemik bir organla kaplıdır. hayatınız boyunca hiçbir kemiğinizi görmüş olamazsınız. Ama zaman içinde bazıları bazılarıyla kaynayıp birleşti ve bu sayı 206’ya indi.. 55 54 . Ve bu %20’lik yaratılış harikası. Görüyorsunuz ya. yürümek. işte bu kemik iskeletimizdir... bedenimize. koşmak.Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Ama giriş paragrafı için yeterince ilgi çekici bir örnek oldu sanırım.. gibi oturmak.. tekrar denizin serin sularına karışana kadar. toparlamak ise ne kadar zor. konuyu dağıtmak ne kadar kolay. kalkmak.

bu gözenekler arasındaki köprülere 56 Doğduğumuzda vücudumuzda 360’a yakın kemik vardı. vücudumuzda irili ufaklı tam 206 parça kemik vardır. Çünkü bunlar birbirinin zıddı gibi duran özelliklerdir. Böylece kemiğe binen yük. sağlam olduğu kadar da hafif olmasıdır. Bu mükemmel ötesi bir sistemdir. 5 .Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Şu an. İskeletimiz işte bu 206 parça kemiğin bir araya getirilmesiyle yaratılmıştır. Şu an. Hem sağlamdır. vücudumuzda irili ufaklı tam 206 parça kemik vardır. Bu mükemmel ötesi bir sistemdir. birbirlerine sayısız köprücükle bağlı sayısız gözenekten oluşur. hem de hafiftir. Sağlam ve hafif bir malzeme Mimarlar ve mühendisler için. Kemiklerin içi. bir o kadar ağırdır. en büyük problem. Kemiklerimizin yapısı kelimenin tam anlamıyla bir mühendislik harikasıdır. Çünkü kemikler. yapıların sağlam olması. Mesela mermer bir blok. Fakat bu iki özelliği bir araya getirmek çoğu zaman mümkün olmaz. Bir şey çok sağlam ise. Ama zaman içinde bazıları bazılarıyla kaynayıp birleşti ve bu sayı 206’ya indi. genelde çok ağır olur. İskeletimiz işte bu 206 parça kemiğin bir araya getirilmesiyle yaratılmıştır. bir mermer blok gibi içi tamamen dolu bir şekilde yaratılmamıştır. oldukça sağlam olmakla beraber.

Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u dağıtılır. Bir kemik. Siz bir de. Tüm bedenimizde. Her nefes alıp vermemizde şişen akciğerlerimizin üzerindeki göğüs kafesini oluşturan kemikler son derece esnektir. aynı orandaki çelikten daha sağlamdır. Eğer bu kadar esnek olmasalardı. oldukça serttir. Bu gözenekli yapı.. haltercileri ve Sirkecide alınlarının teri ile en helal parayı kazanan hamalları düşünün hele! Bunun dışında vücudumuzdaki kemikler. beyin gibi hassas ve önemli bir organı korumakla görevlidirler. görevlerine göre değişik yoğunlukta yaratılmışlardır. Mesela Eifel kulesi bu tarz bir mimari eserdir. Çünkü hareket etmeleri gerekmediği gibi.. üzerine en fazla ağırlık binen kemik uyluk kemiğidir. kemikler aynı zamanda hafiftir. Gözenekler boş olduğu için de. kemiklerin içi tamamen dolu yaratılsaydı. Fakat beynimizi koruyan kafatasını oluşturan kemikler. modern mimaride yüz yıla yakın bir zamandır kullanılmaktadır. Üstelik şimdiki kadar da sağlam olmazdı. kapı her açılıp kapandığında çıkardığı ses olsa gerektir. Bırakın koşmayı doğru düzgün yürüyemezdik bile. iskeletimizin ağırlığı şimdikinden çok daha fazla olurdu. Tabii. Eğer kemiklerimiz bu şekilde yaratılmamış olsaydı. nefes alıp vermek bizim için tam bir işkence olurdu. Peki kapılar neden zaman içinde gıcırdama59 5 . (Kalçamızdan dizizimize kadar olan bölgedeki kemik) Ayağa kalktığımızda bu kemiklere vücut ağırlığımızın üç katı kadar yük biner. aynı zamanda on kat daha esnek ve 3 kat daha hafiftir. Dikey durumda bir uyluk kemiği neredeyse 1 ton ağırlığa dayanabilecek kapasitededir. bir muzlu süt kutusundan pipetle çekilen son yudumun ardından duyduğumuz o hürrrrt sesinden sonra. Sinir bozucu kapı gıcırtısı ve eklemler Dünyanın en berbat seslerinden bir tanesi paslı bir kapı menteşesinin.

canlı birer organdırlar. Bu yağ. bu yanlış bilgiyi düzelteceğim! Çünkü kemiklerin de canı vardır! Onlarda tıpkı diğer organlarımız gibi. Bunun tek çaresi kapıyı bir güzel yağlamaktır. Kemiklerin de canı var! Muhtemelen siz de. bileklerimiz gibi eklem yerlerimiz hayatımız boyunca yüzbinlerce kez açılıp kapandığı halde neden gıcırdamaz? Bunun cevabı son derece basittir ama bir o kadar da mucizedir! Çünkü kemiklerimizi bir araya getirip iskeletimizi yaratan Rabbimiz. Böylece kemiklerimiz hareket ederken birbirine sürtünüp aşınmaz... Yağ. menteşenin aşımış metal yüzeyindeki minik girinti çıkıntıları doldurur ve sürtünmenin etkisini ortadan kaldırır. Bu boşluk da. dizlerimiz. Dizimize binen yük arttığında bu kıkırdak yapının hemen altında bulunan yoğun bir yağ tabakasından. Eklem sıvısı olağanüstü derecede kaygan ve yağlı bir sıvıdır. kalkıp yağlayın onları.. adına eklem sıvısı denen bir sızı ile doludur.. iki kemiğin hareket ederken.. 60 61 .. Fakat hayır! Bu bir yanlış bilgidir ve bendeniz şimdi burada.. Bunun dışında özellikle dizlerimiz gibi çok yük binen eklem yerlerimizde. pek çok insan gibi kemiklerin cansız olduklarını zannediyorsunuzdur.. kemiklerin uç kısımlarında kemik kadar sert olmayan kıkırdak bir yapı ile kaplanmıştır.Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u ya başlar? Gün içinde onlarca kez açılıp kapanan kapının menteşeleri metaldir ve metal her açılıp kapandığında birbirine sürte sürte aşınır pürtüklenir ve sürtünme yepisyeni zamanlarındakinden daha zor bir hâl alır. eklem yerlerimiz arasında bir boşluk bırakmıştır. O yüzden gıcırdayan kapılara kızıp köpüreceğinize. Acaba. kemikler arasına eksta bir yağ sızar. kelimenin tam anlamıyla yağ gibi kaymasını sağlar.

aşırı yaramazlıktan mütevellid kol bacak kemiğini kıranlar vardır. hiçbir şeye tepki verememek. Ama kalsiyumun görevi sadece boyumuzu uzatmak ve kemiklerimizi güçlendirmek değildir. Vücudunuzda kalsiyum tükenirse. Her ne kadar çok sağlam olsalar da. hiç hareket edememek. Bu felç olmak. kılcal damarlardan daha kılcal damarlar. sinirlerimiz hiçbir uyarıyı alamazdı. birbirine kaynadı değil mi? İşin garip tarafı.Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Kemiklerin içinde. sinir ağları ve kemik iliği bulunur. Ya Allah kemiklere böyle bir özellik vermeseydi? Kalsiyum çok mühim! HER sabah bir bardak sütü boğazınızdan aşağıya neredeyse döker gibi size zorla içiren annelerinizin derdi nedir? 62 Kalsiyum almanız! Çünkü kalsiyum çok mühimdir. 63 . kaynayan kemik eskisinden bile sağlam olur! Bu kırılan bir kalemin bir süre sonra kendi kendine yapışıp sağlamlaşması kadar acayip bir durum değil midir sizce? Evet acayiptir ve bizler için büyük bir rahmettir. Yani vücudumuzun telefon hattı kesilirdi. kemiklerde elbette bir takım kazalar sonucu kırılır. dahası tüm organ faaliyetlerimizin durması demektir. Belki aranızda. Ne oldu peki sonra? Kırılan kemik bir süre sonra iyileşti yani kırık yer.

O yüzden süt içerken. Ama onlara bu görevi veren Allah’tır. Evet kemiklerimiz birer kalsiyum deposudur. kemiklerde depo edilir. Aynı zamanda beyin gibi organlarımızı korurlar. kalsiyum depolarlar. Siz kalsiyum ve fosforu görseniz tanır mısınız? Elbette tanımazsınız. oyun oynatırlar. Eğer vücudumuzda kalsiyum olmasaydı.. 65 64 . Peki kemik hücreleri tanır mı? Hayır onlar da tanımaz. Mesela mp3 çalarlar.. Ve kemik iliği denen mucize Bazı teknolojik aletler vardır. fotoğraf çekerler. Kimin için peki? Elbette bizim için. bizi ve bizim taşıdıklarımızı taşırlar.. binlerce değişik hareketi yapmamızı sağlarlar. Allah’ın yeryüzünde yarattığı sayısız sanat eserinde ise. Kemik hücreleri kanımızdaki kalsiyumun yanında fosfor maddesini de yakalar ve depo eder. dolmalar da hiç lezzetli olmaz. Mesela asla profesyonel bir fotoğraf makinesi gibi fotoğraf çekemezler.. kendilerine verilen görevi eksiksiz yerine getirirler. Ve bütün bunları en mükemmel şekilde yaparlar. video gösterirler... yoğurt peynir yerken mızıldanmayı kesin artık!! Vücut için bu kadar önemli olan kalsiyum. isteseler de istemeseler de. Mesela kemikler. farkında olsalar da olmasalar da. Pek çok işi yaparlar. Hiçbirini adam gibi yapamazlar.. birden çok fonksiyon en mükemmel seviyede kendisini gösterir. parmağımızdaki minicik bir kesikten akan kan asla durmayacak ve bir iğne deliği kadar yara yüzünden kan kaybından ölecektik! Bakınız ne fena bir durum. vücudumuza en mükemmel formu verirken... film çekerler. çok güzel zeytinyağlı yaprak sarması sararlar falan. Ama bir tek alete bu kadar çok özellik koymanın bir kötü tarafı vardır. Hepsini bir miktar yaparlar. Ve yeryüzünde bulunan her şey gibi bilseler de bilmeseler de.Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Kalsiyum kanımızın pıhtılaşmasını da sağlar.

öyle evrimle. Kemik iliğinin görevi kan hücresi üretmektir.Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Vücuda bir takım mikroplar girdiyse kan hücrelerinin bir kısmı bunlarla mücadele eder. 66 6 . Rabbimizin iliklerimize kadar işlemiş kudret ve ilminin en çarpıcı örneklerinden biridir. tesadüfle açıklanabilecek bir şey değildir. Eğer iliklerdeki kan hücresi üretimi durursa vücut oksijensiz kalır. Bu olağanüstü sistem. Bu ölüm demektir. Kemik iliği bu konuda da son derece önemli bir görevi üstlenir. Kemiklerin ortası boştur ve bu boşlukta kemik iliği bulunur. Kan hücrelerinin iki önemli görevi vardır: Bedenin her bir köşesine oksijen taşımak ve mikroplarla savaşmak. İşte size kemiklerin olağanüstü yaratılışlarından çarpıcı bir örnek daha! Bunların üstüne kemiklerin çok çok önemli bir görevi daha vardır.

O zamanlar pek bir moda idi. daha doğru olacak. mekik ve barfiks çekme işi. beni pek sarmadı desem. giderek bataklık kurbağaları kadar çirkinleştiğini görmek beni bu işten fena halde soğuttu. 69 .. Fakat bu kas geliştirme işini hatırı sayılır miktarda abartan bazı sporcuların.. Aslında sabah akşam şınav.—hani şu saçlarınızı hangi tarafa tarayacağınıza bir türlü karar veremediğiniz zamanlar—kas geliştirme sporlarına merak saldım.Kaslar nasıl kasılır? İLK gençlik çağlarımın başında.

.... . olağanüstü bir yaratılışları vardı. Bitmek tükenmek bilmeyen bir takım spor hareketleri yapmaktansa. Hindistan’daki “Kast Teşkilatı”nı çağrıştırdığını biliyorum. Kasların görevi. beyin hücrelerine fazladan mesai yaptırdı değil mi? I m sorry.. Kas teşkilatının iç yapısı Evet bu ara başlığın size. sırt üstü yatıp. Ama merak etmeyin hemen toparlıyorum ortalığı. kas kas kasılmak için yaratmamıştı. Ve. Pippi Longstocking’in eğlenceli hikâyelerini okumayı seçtim... vücut makinemizin motorlarıydı. “Döverim sizi haaa!” diyerek milletin gözüne sokmak da değildi.. Peki kaslarımız ile kadim Hindistan’dan günümüze kadar varlığını devam ettiren ve insanları. Kaslarımız.. en alttakiler ve en üstekiler diye sınıflara ayıran Kast Teşkilatı arasında nasıl bir ilişki vardır? Cevap veriyorum: Hiçbir ilişki yoktur! Ben yine konuyu dağıttım. 1 0 . Tabii bunun bir de bedeli oldu! Sıska ve soluk benizli bir çocuk olarak kalmak! Aslında en iyisi kaslarımızı sağlıklı bir şekilde geliştirmek için. az da olsa. Ha ha ha! Bazıları bu satırları okurken bir yandan da kaslar ve Kast Teşkilatı arasındaki ilişkiyi çözmek için. Allah bedenimizdeki kasları.Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Evet evet! Bu işler bana göre değildi kesin. o kadar.. sürekli spor yapmaktı. Yani bir kelime oyunu olsun diye. olur olmaz yerde pazularını şişirip.. Bunu bilerek yaptım..

kas hücrelerinde enerjiye dönüşür. kaşık tutabilir. ya da işaret parmağımızı ileriye doğru uzatabiliriz. kalbinizin çalışmasının bizim kontrolümüze verilmiş olduğunu düşünün. bu enerjiyi kullanırız.. Yorulduğumuzda. Kaslar bir otomobilin motoru gibidir. başımızı çevirirken. Tıpkı diğer iç organlarımızın çalışması gibi. ve göz kırparken. kolumuzdaki kaslar hareket geçer. koşarken..Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Kaslar nasıl kasılır? Vücudumuzdaki organların—buna kemiklerimiz de dahil— hareket etmek için kaslara ihtiyaçları vardır. elimizi kaldırırken. Mesela. Parmaklarımızı oynatmak istediğimiz de. Ve biz. Besinler aracılığı ile vücudumuza giren “yakıt”. sakinleşir ama yine de çalışır.. kalp kasları! Kalbimiz. sanırım hiçbirimiz 24 saati canlı olarak tamamlayamazdık. Bazı kaslarımız ise çalışmak için bizim keyfimizi beklemezler. Bir an için.. Vücudumuzdaki kasların bir kısmı biz onların hareket etmesini istediğimiz zaman hareket ederler. ellerimizdeki sayısız kas mükemmel bir uyum içinde aynı anda harekete geçer ve parmaklarımızı istediğimiz şekilde oynatabiliriz. Uyuduğumuzda biraz daha yavaşlar.. Kalp kaslarımızın çalışması bize bağlı değildir. Mesela kolumuzu kaldırmak istediğimizde. adım atarken. Yazı yazabilir. Vücudumuzdaki bu full otomatik sistemin faydalarını sıralamaya gerek bile duymuyorum.. heyecanlandığımızda yahut korktuğumuzda hızlı hızlı çalışır. Biz bilsek de bilmesek de kalbimiz çalışır. 3 2 . doğduğumuz günden beri durma- dan çalışır.

Bizim zamanımızda Beden Eğitimi öğretmenleri de bu konular hakkında fazlasıyla bilgiye sahip idi. yediğimiz içtiğimiz besinlerle kanımıza karışan glikoz maddesi. Ama biz istediğimiz zaman da. Belki çok daha hızlı koşardık ama. kas hücrelerimizde yakılarak enerjiye dönüştürülür. Yani iki tam bir de yarım. oksijene gerek duymadan laktik asit adı verilen bir maddeye dönüştürebilecek bir sistem kurulmuştur. Siz en iyisi bu işleri Fen Bilgisi öğretmeninize sorun. gün içinde sayısız kez açılır kapanır.Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Vücudumuzdaki bazı özel kaslar. Neden yoruluyoruz? Şahsen kendimin. glikozu. Bu son derece karmaşık bir işlemdir. Teknolojik bir benzetme yapmam gerekirse..5’dur. Ve bunların neredeyse tamamı farkında olmadan gerçekleşir. hem otomatik bir sistemle hem de isteğimize göre çalışır. Tabii. benzini yakarak enerjiye dönüştürmesi gibi. Ama vücudumuza giren oksijenin tamamını hareket etmek için kullansaydık. 4 5 . kas hücrelerimizde. Kas gücü nereden gelir? Bir otomobilin. gözlerimizi kapatıp açabiliriz. beyin gibi önemli organlarımızın ihtiyacı olan oksijen kalmazdı. İşte bu işlem sırasında da enerji açığa çıkar.. Bu yüzden. Mesela göz kapaklarımız! Gözlerimizin temiz ve nemli kalması için son derece önemli bir sistem olan göz kapakları. göz kapaklarımız hem otomatik hem de manuel kullanıma göre yaratılmıştır. Biyoloji öğretmenlerine de sorabilirsiniz. Beyin faaliyetleri sekteye uğrardı. birkaç kez egale etmeye çalıştığım barfiks rekorum 2. niye ve nereye koştuğumuzu hatırlayamaz hâle gelebilirdik. Eminim hâlâ öyledir. Kas hücrelerimizdeki glikozu yakıp enerjiye dönüştürmek için büyük oranda oksijen gerekir.

dilimiz yarım metre dışarıya sarkar ve hızlı hızlı nefes alıp vermeye başlarız. Peki neden yoruluruz? Yoruluruz çünkü.. Ama önce durun! Bi soluk alayım. daha fazla oksijendir. uzun süre yüksek performasla çalıştırdığımız kaslarımız. Artık ne koşacak. İşte bu yüzden yorulup bir kenara çöktüğümüzde. Çünkü vücut makinemizin acilen oksijene ihtiyacı vardır... Bunun sonucu olarak kaslarımızdaki laktik asit oranı yükselir. Benim gibi barfiks demirinde asılı kalır. ne de yarım kalan barfiks hareketini tamamlayacak hâli kalmaz.Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Yarımı tamam etmek şimdiye kadar pek nasip olmadı. Sonra kaslarımız sertleşmeye ve ağrımaya baş6 lar. “Bizden bu kadar!” demektedirler. Laktik asitten kurtulmanın tek yolu. gerekli enerjiyi sağlamak için çok fazla glikozu laktik asite dönüştürmek zorundadır. Önce hafif hafif yorulduğumuzu hissederiz. ne topa vuracak. İşte şimdi solunum sisteminden bahsetmenin tam zamanı.  . her seferinde. Bazılarına pek fena halde kramp girer. Çünkü kollarımdaki kaslar.

burnumuzun dibindeki havayı içimize çekmekle başlar. Yaşadığımız sürece yaptığımız bu iş o kadar kolay bir sistemle yaratılmıştır ki. neredeyse nefes alıp verdiğimizi farketmeyiz bile! 9 . Çünkü nefes alıp vermeden üç beş dakika ya yaşarız. On dakika ise asla yaşayamayız! Bizim için nefes almak.Bir nefes alır mıydınız? ARANIZDA bu soruya “Yok ben almayayım!” diyecek olan var mı? Sanırım yok! Çünkü hepimiz nefes almak ve aldığımız nefesi vermek zorundayız. ya yaşayamayız.

Şu işe bakın. ısıtılır. Hava. önce kıvrımlı yapının içinde şöyle bir dolaşır. İçimize çektiğimiz hava artık temizlenmiş. Eğer çok soğuksa. Ancak tozların içinde bakteriler de vardır. Çünkü içimize çektiğimiz havada. bakterileri öldürür. Hava ile içeriye giren tozlar. Bunlar da. ısısı ayarlanmış ve akciğerlere gitmeye hazır hâle gelmiştir. insan aklının alamayacağı kadar hassas bir klima varmış da haberimiz yokmuş! 1 0 . tozlardan bakterilere kadar milyarlarca zararlı şey vardır. Durun ama! Hemen vermeyin nefesinizi. Ancak burun. Burnun içi. Şu an 100 trilyon hava molekülü burnunuzdan içeriye girdi. nefes almaktır. Burnumuzdan içeriye her gün bir oda dolusu hava girer. son derece özel kıvrımlı bir yapıya sahiptir. Bu 100 trilyon hava molekülünün yaklaşık 20 trilyonu oksijen ve vücudumuza lazım olan da bu! İlk durak: Burun Burnumuzun koku almak kadar önemli bir başka görevi de. burnumuzun dibinde daha doğrusu içinde. burun içindeki yapışkan sıvıya yapışır ve aynı zamanda kuvvetli bir mikrop öldürücü olan bu sıvı.Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Şimdi derin bir nefes alın. Bunların hava ile birlikte akciğerlere dolması son derece tehlikeli bir iştir. Burnun içi milyarlarca minik tüycükle kaplıdır. bu tüycük- ler tarafından yakalanır. içi boş bir boru gibi aldığı havayı doğrudan akciğerlerimize geçirmez. Önce akciğer gibi kıymetli ve hassas bir organ için hazırlanması gerekir.

yukarıya doğru itilir ve yemek borusundan aşağıya yuvarlanır. mide asiti tarafından tamamen etkisiz hâle getirilirler. öteki ise sol akciğere doğru gider. olaki bir takım bakteriler. Bu noktada nefes borusu iki ayrı yola ayrılır. Ve yol ikiye ayrılır. Hadi bunlar da yetmedi ve yine de nefes borumuza bir takım teröristler sızmayı başardı. Tabii ağzınızı elinizle kapatmadıysanız. bu zararlı maddeleri.. Bu yollara BRONŞ adı verilir. Ama asıl macera bundan sonra başlar! Akciğerlerimizde bu minik hava keseciklerinden 300 milyon adet vardır. Hava. Doğruca midemize giden bu maddeler. elden ele taşınarak... dallana budaklana akciğeri kaplarlar. Biz de onları yutarız. mikroskopik tüycüklerle kaplıdır. Havanın bu muhteşem seyahati. alveol keseciklerinde bir süreliğine de olsa bitmiştir. gele gele nefes borusunun sonuna gelir. burun içinde her ne kadar iyice temizlendiyse de.. 30 cm’lik nefes borumuzdan geçerken bir kez daha temizlenen hava.. Bu yollardan biri sağ. Ve ikiye ayrılan bu yollar. Nefes borusunun içi. bu mükemmel klimanın elinden kurtulmuştur diye bir kontrol noktası daha nefes borusunun iç çeperlerinde göreve hazır beklemektedir. Her nefes aldığınızda. daha sonra tıpkı bir ağacın dalları gibi. bilgisayarınızın monitörüne yapıştırır. İşte o zaman öksürürüz! Ve saatteki hızı neredeyse 1000 km’yi bulan bir hava harekatı. sonunda adına ALVEOL denen miniminnacık bir kesecikte son bulurlar. Tüycükler tarafından yakalananlar ise. Böylece içimize çektiğimiz hava. açılıp 2 3 . Bu dallar. Ve bu tüycükler devamlı akciğerlerin ters yönüne doğru bir kamçı gibi hareket ederler. Ve bütün bu işlemler her nefes aldığınızda tekrar tekrar yapılır.Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Haydi nefes borusuna Havanın burundan sonraki durağı soluk borusudur. Ve eğer. pir u pak bir vaziyette. yani bronşlar gide gide o kadar küçülürler ki.. her türlü toz ve mikroptan bir kez daha arındırılır.

. Alveol kesecikleri de şişti. her nefes alışımızda içimize giren 20 trilyon taze oksijen molekülünün kana karıştığı yerdir.. Alveol kesecikleri dediğimiz yer. Hani. Ne büyüklüğünü ne de ağırlığı hissederiz. arayıp da bulamayan olursa diye. Alveol keseciklerinin içleri kılcal damar ağlarıyla örülmüştür. Yandaki küçük çizim ise. biz onu göğsümüzde taşırız. size akciğerlerinizin vücudunuzun neresinde olduğunu gösteriyor.. Ne de her nefes alışımızda içi havayla dolan iğne ucu kadar minnacık balonlara benzeyen 300 milyon alveol keseciğinin şişmesinden haberimiz olur. iki parçadan oluşan akciğerlerimizi görüyorsunuz. Taze Oksijen geldiiiiiii! Nefes aldık. Ortadaki organ ise tahmin ettiğiniz gibi kalp.. hava gele gele alveol keseciklerine kadar geldi. Aslında akciğerlerimiz 100 metrakarelik bir organdır. Peki şimdi ne olacak? Solunum işlemi bitti mi yani? Hayır daha yeni başlıyor! Buraya kadarki işlemler aslında gerçek solunumun hazırlık aşamalarıydı. Fakat öyle mükemmel öyle kusursuz bir yaratılışı vardır ki..Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u yayılabilseler toplam yüzeyleri 100 metrekarelik bir alanı kaplar. 5 Üsteki çizimde. 4 .

vücudumuz tarafından oksijeni kullanılmış. Kan hücreleri karbondioksit yükünü boşaltıp.. Nasıl? Çoktan verdiniz mi? Aslına bakarsanız ben de öyle yaptım. her nefes verdiğimizde oradan bronşlara. bu kılcal damarlardan geçen kandaki karbondioksit molekülleri. Çünkü vücudumuzun en uç noktasına her bir hücresine kadar bu oksijene ihtiyacı vardır. daha doğrusu kulağımızla duymasak. Size az önce derin bir nefes alın ve tutun onu hemen vermeyin demiştim ya! Artık verebilirsiniz. bronşlardan soluk borusuna. kimsenin artık istemediği bu karbondioksiti ne yapacaktır! Elbette en kısa yoldan dışarıya atacaktır.. dışarıya çıkan ise. nefes vermek de öyledir. oksijen yükünü aldıkları gibi yollarına devam ederler. Ve işte bu işlem sırasında. karbondioksiti bol ve kirli hava. gözümüzle görmesek. soluk borusundan da burnumuza yahut ağzımıza gelir ve biz az önce içimize çektiğimiz havayı şimdi de dışarıya veririz. Hangi yoldan mı? Havanın geldiği yoldan. Fakat bu iki hava arasında fark vardır: İçeriye giren oksijeni bol ve taze. Ve bunu farketmedim bile! Nefes almak nasıl zahmetsizce ve farkına bile varmadan yaptığımız bir işse. Peki içi karbondioksit ile dolu alveol kesecikleri. 6 Alveol keseciklerine dolan karbondioksit. taze havadaki taze oksijen molekülleri ile yer değiştirirler.Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Kesecikler hava ile dolduğunda. asla  .

...  Bazen de bir yıldızın. Parmak kaldırdığınızda ise. diye seslenirsiniz... bazen de.“Öğretmenim!” Ve aynaya her baktığınızda gördüğünüz bu muhteşem bedeninizin birbirinden harika.... bazen bir sevinçli müjdenin. Böylece. Onun adı... Bazen bir şarkının sesi... birbirinden hayranlık verici. ses olarak çıkar. Bazen bir çiçeğin ismi olarak çıkar ağzınızdan o “kirli” hava. “Baba!”.. 9 .. bazen bir duanın sesi.... yaratılışını her aklınıza getirdiğinizde “Allah” olarak çıkar ağzınızdan. Dünyada ekilir.. cennette açar ve bir gün koklarsınız o çiçeği. sonsuza kadar renkleri solmayacak. Ay’ın. Cennet bahçelerinde açacak bir çiçek yaratılıverir.. sonsuza kadar kokusunu yitirmeyecek “şükür çiçeği”dir.. birbirinden mucizevî. bazen bir hüzünlü haberin.. Bazen kardeşinizin.Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u ama asla hayal bile edemeyeceğimiz bir iş olur. Bazen bir dostunuzun.. bazen bir dost sohbetinin. Bazen “Anne!”. “kirli hava”dan. Bizim kirli hava dediğimiz ve vücudumuzun artık hiçbir işine yaramayacak olan bu karbondioksitli nefes. gırtlağımızdaki ses tellerine çarparak dışarıya doğru.

hemzemin geçitler. en fazla bir tabak spagetti kadar karışıktır. patikalar. inşa ettikleri tüneller. her bir organ. keçi yolları. viyadükler. ayağımızın en dip köşesine kadar bizim vücudumuzdaki. göz bebeğimize. Çünkü. kemiklerimizin içindeki iliklerden.Bütün yollar kalbe çıkar İNSANLARIN yeryüzünde açtıkları yollar. vücudumuzdaki damar ağı ile kıyaslandığında. akciğerlerimizdeki miniminnacık alveol keseciklerinden.. her bir doku. milyarlarca kas lifine ve tüm bedenimi91 . tepemizin en üst noktasından.

beynimizdeki kan. Ve kısa bir süre sonra tekrar amuda kalkmamız gerekirdi. beş dakika sonra ayaklarımızın üzerine dikilmemiz gerekirdi. bu işi hiç aksatmadan yapmalıydık. Hadi diyelim kan dolaşımımızı bu şekilde mümkün kılan bir vücudua sahibiz. Bu muhteşem damar şebekesi. bir kum saatiyle kıyaslanmayacak kadar karmaşık bir organizmadır. Bu sefer de. onu dişimizden tırnağımıza kadar kusursuz bir şekilde akışını sağlayan güç nedir? Eğer bedenimiz bir kum saati gibi yaratılmış olsaydı. O pompanın adı da tahmin ettiğiniz gibi kalptir. bunun tek bir yolu vardı: Her beş dakikada bir amuda kalkmak! Böylece ters çevrilen bir kum saati gibi damarlarımızdaki kan yerçekiminin etkisiyle aşağıya doğru hızla akardı. Vücudumuzdaki en güçlü kaslardan yaratılan 93 92 . Öyle her beş dakikada bir amuda kalkarak. hızla parmak uçlarımıza doğru akmaya başlardı. Fakat bedenimiz. her bir organın.Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u zi tepeden tırnağa kaplayan derimizin her bir noktasına kadar. ayağına kadar götüren kan dolaşımının gerçekleştiği yerdir. Kanımız damarlarımızda durgun bir su gibi durmadığına göre. akılalmaz bir damar şebekesi ile donatılmıştır. Kim 24 saatini bu şekilde geçirebilir ki? Damarlarımızdaki kan akışını sağlayan ve hayatımız boyunca hiç durmadan çalışan müthiş bir pompa vardır. her bir dokunun hatta hatta her bir hücrenin. kan dolaşımını sağlayamayız. birbirinden farklı tüm besinleri. Fakat bu süre içinde vücudumuzun üst tarafları kansız kalacağı için. vücudumuzun ihtiyacı olan.. Üstelik hayatta kalmak için.

300 milyon litredir. 94 Kalbimizden çıkan damarlar vücudumuzun dışına açılsaydı. Yaklaşık 230-300 gr ağırlığındadır. Ortalama bir insan kalbi ömrü boyunca 2. 1 yıl içinde yaklaşık olarak 40 milyon kez çarpar. göğüs kafesimizin içinde durur ve böylece göğüs kemiği ve kaburgalar tarafından koruma altında çalışır. 24 saat içinde vücudumuzdaki tüm kan. bir otomobili yerden 1 metre yukarıya rahatlıkla kaldırabilirdik. Bunu kaç dakika yapabilirsiniz? Pek fazla değil. Bari saniyede 1 kere olsun. Kalbin 1 saatlik çalışması sonunda ortaya çıkan enerjiyi bir araya toplayabilsek. anca taşırsınız.5 milyar kez çarpar. Dakikata tam 70 kez atar. Bir süre sonra elinizdeki kaslar yorulur ve yanmaya başlar. 1000 kez döner dolaşır. Bu süre içinde pompaladığı kan miktarı. Dakikada 70 kere çarpan kalp. Şimdi küçük bir deney yapalım. 95 . Dakikada 70 kez olmak üzere yumruğunuzu açıp kapatın! Hadi 70 çok oldu. Ancak o yumruk kadar kalbin asıl gücü çalışkanlığıdır. Bu kadar kanı hemen her gün İstanbul Boğazı’ndan geçen petrol tankerlerinden 10 bin tanesi ile. her kalp atışında kanımız 3 metre yüksekliğe çıkabilecek bir güçte fışkırırdı. akciğerlere gider temizlenir ve tekrar vücuda yayılır.Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u bu müthiş organ. Bana yumruğunuzu gösterin! Hayır hayır! Vurmanızı istemiyorum! Sadece yumruğunuzu gösterin! Kalp dediğimiz organ işte o yumruk kadar bir şeydir.

Kalp bir kasılıp bir gevşeyerek çalışır. Bu her iki bölme yine iki odacığa ayrılmıştır. Bu sırada kulakçıktan karıncağa açılan kapılar kapalıdır. Akciğerlerde karbondioksiti bırakan ve taze oksijeni alan temiz kan. Önce kulakçık adı verilen küçük odalar tamamen bu kanla dolar. Onun adı da karıncık’tır. Bu da kalbi dinlendirir. Fakat bu dinlenme. 1 dakika içindeki atış sayısı 50’lere kadar düşer. Ve bu ikisi arasında yarım saniyelik bir süre geçer. Ayrıca biz uyurken kalbimiz uyanık olduğumuz zamanlardan daha yavaş çalışır. Bu odacıklardan üsteki küçüktür ve adına kulakçık denir. Ama kulakçık tıka basa kanla dolduğunda kapak açılır ve temiz kan kalbin sol yarısındaki karıncığa boşalır. asla tamamen durma şeklinde olmaz. Kalbin her iki yarısında da birer kulakçık ve karıncık vardır. 96 9 . Karıncık dolunca kalp kasılır ve oksijenli temiz kan. kalpten çıkan ana damarlar aracılığı ile Şimdi kalbinizin ne çalışkan ve ne sağlam bir pompa olarak yaratıldığını anlamış olmalısınız. Bu yarım saniye dinlenme süresidir. Kalp sağ ve sol olmak üzere iki ayrı bölmeden meydana gelir ve bu iki bölmenin birbiriyle hiç irtibatı yoktur. kılcal damarlardan ana damarlara doğru yola çıkar. Alttaki ise daha büyüktür.Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Kalp nasıl çalışır? Yumruk büyüklüğündeki bu muhteşem pompanın iç yapısı çeşitli odacıklardan oluşur. Ve kalbin sol yarısından içeriye girer. Peki bu organ hiç mi dinlenmez? Elbette kalp kaslarının dinlenmeye de ihiyacı vardır.

kalbimizin sol yarısından içeriye girer. 300 milyon kez. kalbimizin her atışında gerçekleşir. 1 yıl içinde yaklaşık olarak 40 milyon kez çarpar. Dakikada 70 kere çarpan kalp. Bu süre içinde pompaladığı kan miktarı. Ortalama bir insan kalbi ömrü boyunca 2. hem. adına toplar damar denen kanallardan kalbin sağ kulakçığına girer.. Sağ karıncığın kasılmasıyla da kan. Oradan da sağ karıncığa geçer.5 milyar kez çarpar. bir kez daha bedenimizin acil oksijen bekleyen organ. Bir dakikada 70. oksijene her organımızdan daha çok ihtiyaç duyan beynimize. anca taşırsınız. 300 milyon litredir.. Vücudumuzdaki karbondioksit oranı yüksek kullanılmış kirli kan ise. Bu kadar kanı hemen her gün İstanbul Boğazı’ndan geçen petrol tankerlerinden 10 bin tanesi ile. Ve sırt üstü uzanıp okurken bile yorulduğunuz ve bir miktar da kafanızı karıştıran bu karmakarışık işlem.Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Yumruk kadar kalbin asıl gücü çalışkanlığıdır.. bir yılda. doğruca akcigerlere pompalanır.. Akciğerler bölümünden de hatırlayacağınız gibi ana damarladan ta alveol keseciklerinin iç çeperlerindeki kılcal damarlara kadar ulaşan kirli kandaki karbondioksit burada oksijenle yer değiştirerek temizlenir ve temiz kan. hem de tüm vücudumuza doğru pompalanır. 9 99 . doku ve hücrelerine pompalanmak üzere.

. 101 .İki fasulye tanesi İLKOKUL öğretmenim Hayat Bilgisi dersinde böbrekleri anlatırken “fasulye tanesi gibi. Sonradan böbreklerin fasulye tanesi kadar küçük olmadıklarını. Ve uzun bir süre “Fasulye tanesi kadar küçük iki böbrek bunca işin üstesinden nasıl geliyor” diye dert edip durmuştum. sadece şekillerinin fasulye tanesine benzediğini öğrendim. Ama ben.” demişti. bu cümleyi “fasulye tanesi kadar” şeklinde anlamıştım.

Bunların dışında başka atık maddeler de üretirler. Ama böbrekler tıpkı gözlerimiz gibi iki tanedir. İki böbreğimizin olması bizim için büyük bir avantajdır. Fakat. Bedenimizdeki pek çok organ bir tanedir. vardır. Ve kanın bu maddelerden de temizlenmesi gerekir. bir tane beynimiz. Böylece kanımız karbondioksitten temizlenmiş olur. onların vücudumuz için bu kadar önemli bir işin üstesinden nasıl olup da geldikleri konusundaki şaşkınlığım geçti mi dersiniz? Hayır! Hayır! Şekilleri fasulye tanesine benzeyen avuç içi kadar bu iki yaratılış harikası organa hayret etmemek mümkün değildir çünkü. Çünkü böbrekler çok çalışırlar. Onların iki tane yaratılması bizim için büyük bir avantajdır. iki büyük parçadan oluştuğu için.. Ama bazı organlar iki tanedir.Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Peki. kandaki faydalı maddelere dokunmaması gerekir. vücudumuzdaki 100 trilyon hücre harıl harıl çalışırken atık olarak sadece karbondioksit üretmezler. 103 . bir tane karaciğerimiz. bir tane kalbimiz. Çünkü böbrekler çok çalışırlar ve yaptıkları iş. oldukça yıpratıcı bir iştir. yeri102 ne karbondioksit moleküllerini bırakır. Mesela gözlerimiz ve kulaklarımız. alveol keseciklerindeki taze oksijen moleküllerini alırken. Fakat burada karşımıza önemli bir problem çıkar: Kanı bu zararlı maddelerden arındıracak sistemin. Akciğer de.. Bir tane midemiz. Şekli bir fasülye tanesine benzeyen bu organdan vücudumuzda iki tane yaratılmıştır.. Böbrekler ne iş yapar? Akciğerlerimize gelen kan.. o da iki tane sayılır. oldukça yıpratıcı bir iştir. Ve yaptıkları iş.

105 . zararlı maddeler ve su nefronlardan geçerler. Küçücük kanallardan geçe geçe. Bu sırada bir takım faydalı minarallerde geri emilir. Daha doğrusu iki arıtma sistemi! Çünkü bu iş için yaratılan böbrekler. Böbreklerin kapısına kadar gelen kan damarları buradan sonra sayısız kılcal damara ayrılır. doğruca idrar torbanıza dolar. Bu kılcal damarların herbirinin yolu bir nefrona uğrar.200. Fakat.Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u İşte bu iş için vücudumuzda mükemmel bir arıtma sistemi yaratılmıştır. Sonra da temizlenmiş kan. içeride neler oluyor? Böbrekler tarafından süzülen sıvının %99’u tekrar geri emilir ve kana karışır. Böbreklerin her birinde 1. az önce de belirttiğim gibi iki tanedir.000 adet süzgeç bulunur. her iki böbrekten çıkıp bir noktada buluşan ve adına üreter denen bir boru aracılığı ile. Böylece kan zararlı atıklardan arındırılmış 104 olur. Bu su içindeki zararlı maddelerle birlikte. Bunlara nefron adı verilir.. Peki kısa bir süre sonra. Bu nefronların her birinde binlerce miniminnacık delik vardır. böbreklerde biriken bu zararlı maddeler tesisi kullanılamaz hale getirmez mi? Kandan süzülen suyun %99’u tekrar geriye emilir ama %1’i o zararlı maddeleri vücuttan atmak için tutulur. Böbrekler kanı nasıl temizler? Kan dolaşımının yolu böbreklerden geçer. geldikleri gibi geri dönerler. tekrar vücudun kullanımına hazır hale getirilir. Peki bir gün içinde bu kadar su kaybediyorsak nasıl hayata kalabiliyoruz? Bir gün içinde bu kadar su içmediğimize göre. Ve kandaki faydalı minareller mesela proteinler ve kan hücreleri nefronlardaki deliklerden asla geçemeyecek kadar büyük oldukları için. Bu şekilde 24 saatte 150-200 litre su atıklarla birlikte kandan arındırılır. önce böbreğin ortasında toplanır.

yakınlarda temiz bir tuvalet bulursunuz.Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u İdrar torbası yeteri miktarda dolduğunda ise.. Siz de rahatlarsınız... Böylece vücudunuz bir yığın zehirli atıktan ve işe yaramaz maddeden kurtulmuş olur. alarm çalmaya başlar ve iyi günündeyseniz. 106 10 ....

Yemek. Evde televizyon seyrediyor!” “Hastahaneye gitmediniz mi?” “Hayır gerek yokmuş!” “Küçük bir kazaydı demek!” “Evet. birlikte güzel günler geçirdiğimiz bir arkadaşım yanıma geldi ve “Babam bir kaza geçirdi!” dedi. dişlerinin üzerinden araba geçti!!” 109 . “Ne? Baban kaza mı geçirdi?” “Evet trafik kazası!” “Nerde şimdi baban? Durumu nasıl?” “İyi. içmek ve sindirmek YILLAR önce.

tembellik yaparız. Evet artık yutmak için hazır haldeler.. onların üzerinden geçmiş! Hepsi bu.. her ısırdığımız elmanın ardından. Dişler önemlidir! Ancak ağzınızda yepisyeni. kalan ömrümüz buna pişmanlık duyarak geçiririz. Hapşırınca ağzındaki takma dişler yolun ortasına fırlamış. Çoğumuz. Fakat bu sırada mükemmel bir yardımcı imdadımıza koşar: Tükürük! 111 110 .. O sırada hapşırmış. ağzımıza attığımız yiyecekleri iyice çiğnemeden kolay kolay yutamayız. kelimenin tam anlamıyla mükemmel birer öğütme makinesidir..Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u “Sen benimle dalga mı geçiyorsun! Adamın dişlerinin üzerinden araba geçmiş ama evde oturmuş televizyon seyrediyor öyle mi?” “Öyle.” .. cillop gibi. Çünkü yediğimiz yiyecekleri sindirme işi. dişlerimizin keskin uçlarında başlar.. Ve onları kaybettiğimiz de. fırçalamak gibi basit bir iş için bile. Lokmaları ön dişlerimizle koparır. Çiğne ve yut Bir pelikan olmadığımız için. sapasağlam dururlarken onların ne derece önemli olduğunu pek anlayamayız. sonra da arka dişlerimizle iyice öğütürüz.” “Gülmeye başlarsam kızar mısın?” “Yooo. Hem de ağzımıza her attığmız lokmadan sonra. zannettiğimiz gibi midenin derinliklerinde değil.” “Git işine be!” “Babam yoldan karşıya geçiyormuş... Dişler. Bir araba da. yiyecekleri önce bir güzel çiğnemeli küçük parçalara bölmeliyiz.

İçindeki yiyecekleri ritmik bir takım kasılmalarla mideye gönderen yemek borusu bu iş için o kadar harika bir tasarıma sahiptir ki. Yemek borusunda hiçbir sindirim işlemi yapılmaz..Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Tükürük. Yani tükürük sadece su değildir. sırt üstü yatarken ve hatta amuda kalkmış vaziyette bile olsak. ya yediğimiz yemekler yolunu şaşırıp. Yemek borusu ile soluk borusu boğazdan sonra başlarlar. Yani ağız boşluğu ve burun boşluğu boğazda birleşir.. Çok özel bir salgıdır. sonra tekrar yemek borusu ve soluk borusu olmak üzere devam eder. Ama bu. burnumuzla olduğu gibi sindirim sisteminin bir bakıma başlangıcı olan ağzımızla da nefes alabiliriz. Ya lokmalar yolunu şaşırırsa? Peki. onun sıradan bir boru olduğu anlamına gelmesin. Burnumuzun tıkalı olduğu nezleli günlerde boğaz denen kavşak noktasının ne kadar önemli olduğunu çok iyi anlarız. Dişler tarafından öğütülüp un ufak haline getirilen yiyecekler. tükürük ile bir güzel ıslatılıp hamur haline geldikten sonra. O yüzden biz. mide için hazırlar. doğruca mideye gider. yiyecekler borudan geriye kolay kolay dönmez. 12 saniye sürer. yemek borusuna değil de soluk borusuna giderse? 113 112 . (Dilin tad alma özelliğini Şu Acayip Beş Duyu kitabına bıraktığım için burada hiç bahsetmiyorum) Dil bir kürek gibi lokmaları gırtlağımızdan aşağıya yuvarlar. bu yutma işlemi sırasında lokmaları yemek borusuna iter. bir yandan da onların içindeki faydalı minarelleri ayrıştırma işinde. Yemek borusunun yerçekimine meydan okuyacak bir tasarımı vardır. 25 cm uzunluğundaki bu borudan bir lokmanın geçişi. Bu sırada dilimizinde hatırı sayılır miktarda yardımı vardır. kolaycana boğazımızdan aşağıya yuvarlanıverirler. ağzımızdaki lokmaları bir yandan yumuşatırken. Bu sırada yutkunuruz ve gırtlağımızı çevreleyen bir dizi kas.

. bir bomba imha uzmanı kadar dikkatli olmamız gerekirdi. yemek yerken. ince bağırsaklara gönderilir. yani sindirim sistemimizi gösteriyor. 114 115 . Yutkunma işlemi biter bitmez de kapak tekrar açılır ve nefes alıp vermeye kaldığmığız yerden devam ederiz..Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Gün içinde yüzlerce kez yutkunur ve bir şeyler yutarız. Nihayet midemize kadar gelen besinler. Çünkü soluk borusunun başladığı yede küçük bir kapakçık yaratılmıştır... Ancak bu dikkat bile çoğumuzu sofra başlarında telef olup gitmekten kurtaramazdı. Bu arada bebeklerdeki kapakçık ile yetişkinlerdeki kapakçık birbirinden biraz farklıdır. Peki ama niçin? Şunun için: Bu sayede minicik bebekler.. Bebeklerin kapakçığı azıcık yukarıdadır.. Yandaki çizim bize ağzımıza attığmıız köftelerin vücudumuz içinde yaptığığı yolculuğu. Burada bir takım büzücü kaslar vardır ve bu kaslar. Buradan yemek borusu vasıtası ile midemize inen yiyecekler.. Daha sonra da. midedeki sindirilmiş yiyeceklerin yemek borusuna doğru çıkmasına engel olurlar. Bu kapakçık yutkunmamazı sırasında kapanır. İnce bağırsaklardan sonra yolculuk kalın bağırsaklarda devam eder. uyurlar. bir yandan da tatlı mırıltılarla nefes almaya devam edip. şehrin kanalizasyon şebekesinde. Böylece kusarken kendimizi hissettiğimiz o berbat durumla sabah akşam karşılaşmayız. her an bir boğulma korkusu yaşamadan yer içeriz.. burada son derece etkili bir asit kazanının içine düşmüş gibi olurlar. Sanılanın aksine sindirim ağzımızda dişlerimizin yiyecekleri öğütmesiyle başlar. Ama böyle bir durum neredeyse hiç başımıza gelmez.. “Mide Ağzı” denen dar bir kapıdan geçerek girerler. Orada sindirilip. bir yandan annelerinden süt emerler. Tabii yolun o kısmı şu an için bizi pek ilgilendirmiyor. Böylece midemize gitmesi gereken sıvılar ve katı yiyecekler soluk borumuza kaçmaz. Eğer Allah boğazımızda böyle bir sistem yaratmamış olsaydı. Bizde gönül rahatlığı ile. Ve mide kazanı nasıl kaynar? Yemek borusundan geçen lokmalar mideye.

Karıştırmak çok önemlidir! Midemize inen yiyecekler. bunlar gereklidir. Ayrıca midede. Peki.. midemizin içi bunlarla doludur. yani mide! 116 11 .Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Bu asitlerin böylesine etkili olması gerekir. midenin iç yüzeyinde yaratılmıştır. Evet. midenin kendisi de neticede bir et olduğuna göre. Ancak buna rağmen boş bir mide yüksek miktarda asite uzun süre dayanamaz. Bu çorbayı karıştırmak gibi bir işlemdir. yani hidroklorik asitin. onu dakikalarca karıştırmayı göze alacaksınız. mide tarafından devamlı çalkalanır. yediklerimizin vücudumuzun işine yarar hale gelmesi için.. Bu şekilde mide sıvıİşte yediğimiz yiyeceklerin.. Ne zaman mideye bir lokma düşse. Midemizdeki bu yiyecek karışımı.. Çorbayı kim karıştıracak? Eğer güzel bir çorba yapmaya niyetiniz varsa. mide hücrelerinde asit salgısı artar ve o zararsız pepsinojen. Midenin iç çeperleri. Çünkü özellikle köfte gibi etten yani proteinden oluşan yiyeceklerin sindirilmesi için asitlere ihtiyaç vardır. mideyi delik deşik etmelerine engel olur. ya da herkesin bildiği ismiyle tuzruhunun. pepsinojen adı verilen zararsız bir madde bulunur. mide asitleri tarfından eritilir ve ortaya çorba kıvamında bir bulamaç çıkar. Evet belki bu halleriyle onları tabakta gördüğümüz halleri kadar bizi cezbetmezler ama. Oysa mide kasları tam 3 farklı yönde kasılır durur. birden pepsin adında bir enzime yani bir bakıma kimyasal bir öğütücüye dönüşür. Fakat boş midede asit azdır. Bu salgı. mukus adında bir salgı ile kaplıdır. Ama biz bu çalkantıların hiçbirini hissetmeyiz. mide asitinin. her şeyi sindiren mide asitleri midenin kendisini neden sindirmez? Çünkü vücudumuzdaki sayısız emniyet tedbirlerinden biri de. vücudumuzun ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde pişirilip ayrıştırıldığı kazan.

arkasından bir şişe ayran ve yarım tabak pilav ile aşağıya gönderecektir! Uzun ince bir yol Mide kazanında iyice pişen çorba. İnce bağırsaklarda iyice emilen ve içinde faydalı ne varsa alınan besinleri.Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u ları ile besinler iyice birbirine girer. Eğer ince bağırsakların içi damarlar gibi pürüzsüz olsaydı. Hâlâ daha. arkalarından koşsalar bile tutup yakalayamazlardı. bu çıkıntıların yüzeyinde. Mide çalkalanır durur. Eğer bizler her yemeten sonra bu hareketleri hissedecek olsaydık. Daha fazla midede kalmaları için sebep kalmamıştır. vitaminleri ve öteki maddeleri. aksine son derece girintili çıkıntılı engebeli bir arazi gibidir. Hem kim bilir. Kalın bağırsak! 119 11 . İçerideki çorbayı oluşturan besinler—artık ne yediyseniz—iyice erir ve kıvamını bulur. içimizde bir çamaşır makinesi çalışıyormuşçasına rahatsız olurduk. uzun ince bir yola girerler. besinler gelip geçer. İnce bağırsaklar yaklaşık 3 metre uzunluğundadır. bu emici tüyler faydalı minarelleri. Burası ince bağırsaklardır. İnce bağırsakların iç yüzeyi de düz ve pürüzzüz değil. sadece dışarıya açılabilen bir kapaktan vücudumuzun en komik isimli bölümüne geçer: onikiparmak bağırsak bölümüne! Onikiparmak bağırsaktan da törenle geçen besinler. eritilmeyen yiyecekler. Bu girinti ve çıkıntıları bağırsakların iç yüzeyini artırırlar. Son derece virajlı bi yol gibi kıvrım kıvrım bir yapıları vardır. Böylece içinden gelip geçecek olan besinlerle temas artmış olur. bu midenin sahibi fena bir oburdur ve birazdan kocaman bir köfteyi. bu uzun ince ve maceralı yolculuğun sonunda başka bir bağırsak beklemektedir. Yetişkin bir insanda bu alan 300 metrekare kadardır! Bu çok önemlidir çünkü. Bu emici hücreler. milyarlarca küçük emici hücreler yaratılmıştır. mideden gelen besinlerin içinde vücud faydalı ne varsa çeker alır. eritilir.

uzun ve maceralı bir yolculuk yapan yiyecekleri. dış dünyada. 120 Fakat daha son elli yıl içinde. Belki başka önemli görevleri de vardır ama şimdilik bu kadarını biliyoruz. yine uzun bir yolculuk beklemektedir.Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u İnce bağırsak ile kalın bağırsağın birleştiği noktada hepinizin ismini bildiği apandisit bulunur. Kalınbağırsak sindirim işleminin bedendeki son istasyonudur. “İşe yaramaz bir artık organ” dediler. sifonu çekmeyi unutmayın!!! 121 . sıra apandise geldiğinde “Şu an için bilmiyoruz ama. Yiyeceklerde artık işe yarar hiçbir madde kalmamıştır. apandistin mikropları toplamak gibi bir görevi olduğu ortaya çıktı. Ve bu işe yaramaz atığın bir an önce vücuttan uzaklaştırılması gerekir. yaşadığımız şehrih kilometrelerce uzunluğundaki kanalizasyon şebekesinde. oraya konduğuna göre her halde önemli bir görevi vardır” demek yerine. Doktorlar uzun yıllar boyunca apandisitin hiçbir işe yaramadığını söyleyip durdular. Aman.. İnsan bedeninde işe yaramayan tek bir hücre bile bulamadıkları halde. Vücudumuzun içinde.

resimlerini gördüğüm kalp. aslında rengi kara değil. O diğer organlardan farklı bir kıvamdaydı. Kurban Bayramlarının. elime almak. içine dışına iştahlı bir merak ile bakmaktı. Özellikle karaciğere pek meraklıydım. mide ve karaciğer gibi organların—bir ineğe ait olsa da—gerçeğini görmek. adını duyduğum. kopkoyu kırmızıydı. Adı karaciğer olsa da.Karaciğer fabrikası ÇOCUKLUĞUMDA. akciğer. kesip biçmek. 123 . böbrek. benim için en güzel taraflarından biri.

neler öğreneceğiz. küçük küçük doğra da ver... Elbette bunların hepsini burada saymaya kalkacak değilim. keser biçer mıncıklardım... Millet acıktı!” Ah! Evet karaciğerin en güzel taraflarından biri de. . Etrükslerin. Akciğeri az çok biliyordum da. Dakikalarca karaciğer ile oynar. son derece keyifli bir işti.. Ama genel olarak karaciğer. kendi karaciğerim hakkında da pek öyle uzun uzun düşündüğüm söylenemezdi. Parmağımı kolaycana içine batırabilirdim mesela. içine 125 124 . babaannem. bana kızana dek: “Mundar etme ciğeri. Karaciğerin birbirinden önemli 500 ayrı görevi vardır. Acayip de lezzetlidir ha! İşin doğrusu o sıralar karaciğerin ne işe yaradığını hiç merak etmezdim. kurban bayramı evde pişen ilk et olmasıydı. İneğin karaciğerinin ne işe yaradığını merak etmediğim gibi.. karaciğeri fal bakmak için kullandıkları oldu! Umarım bu işi sadece ineklerin karaciğerlerini kullanarak yapıyorlardır. bu karaciğer hakkında neredeyse hiçbir bilgim yoktu. Ta ki. Bakalım. sindirim sistemimizden gelen kanın. Onu.Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Üzeri incecik bir deri ile kaplıydı ve o deriyi soymak benim için büyük bir zevkti. Karaciğer fabrikası Karaciğer hakkında öğrendiğim ilk bilgi. Kalp gibi sert değildi. küçük küçük parçalara bölmek de.. Sahi be! Karaciğer ne işe yarar? En iyisi biraz araştıralım.

Karaciğerin faydaları 1. aynı zamanda bir rafineri. Karbonhidrat ve proteinlerden yağ üretir. bir fabrika. Yani karaciğer. 126 Karaciğerin birbirinden önemli 500 ayrı görevi vardır. Ve bedenimizdeki kanın 800-900 gr kadarı her zaman bu süngerimsi yapı tarafından emilmiş olur. Ayrıca karbonhidrat da üretir. Karaciğerden sonra tekrar kalbe gider ve oradan dağıtımı yapılır. aynı zamanda bir depo. karaciğer sadece kalpten beslenmez. Yani vücudu dolaşacak besin zengini tüm kan. aynı zamanda bir rafineri. Bunları depolar ve gerekli zamanlar da enerji üretimi için saklar. aynı zamanda bir kargo şirketi gibi çalışır.Vücudumuzu oluşturan. 12 . hem kalpten.Vücudumuz için son derece gerekli olan proteinleri üretir. 2.Karaciğer kan ile birlikte kendisine gelen besinleri. hem mide ve bağırsaklardan kan alır. 1. şöyle bir elden geçirmek. aynı zamanda bir kargo şirketi gibi çalışır. 4. önce karaciğere uğrar. bir fabrikanın kapısından içeriye giren ham maddeleri gibi alır ve ihtiyaca göre anında işler. Öteki organlardan farklı olarak.Kandaki oranı yeterli seviyedeki veya fazla maddeleri alıp depo eder. 3.52 kg ağırlığındaki karaciğer süngerimsi bir yapıdadır. hücrelerin kullanabileceği hale getirmek gibi önemli bir görevi bulunur. Bir fabrika. 100 trilyon hücrenin ihtiyacı olan besinlerin düzenlemesini yapar. bir kısmını yeniden işleyip. aynı zamanda bir depo.Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u yeni katılmış maddelerini denetlemek.

. böbrek. zehirli maddeleri bulup ayrıştırır. Dakikada 1. kas. milyonlarca hücresi tarafından işlenir.. gün de. kemik.5 lt kan gelip geçer. mide. Karaciğer. eski büyüklüğüne geri döner. karaciğerinin %70’ini hastalık ya da kaza sebebiyle kaybetse. Kendi kendini tamir eden fabrika Karaciğerinizden dakikada 1. En yukarılara. Durun bi dakika! Kalp. Biz farkında olmasak da. kısa bir süre (1hafta kadar) sonra. akciğer karaciğer derken kitap neredeyse bitti ve biz hâlâ bu muhteşem koronun şefinden bahsetmedik.. suyun bir su borusundan gelip geçmesi gibi bir geçme değildir bu.... bu olağanüstü fabrikanın herbiri 500 ayrı kimyasal işlemi gerçekleştirme kapasitesine sahip. Oysa Şu Acayip İnsan Vücudu adında bir kitabın içinde BEYİN gibi acayip.5 lt.. Yukarıda saydığımız tüm o karmakarışık işlemler ve sayamadığımız daha karışık işlemler bu sırada gerçekleşir. geriye kalan %30 karaciğer.Vücudumuza sadece bir yılan çıyan börtü böcek tarafından ısırıldığımızda zehirli madde giriyor değildir. vücudumuzun karın bölgesinden yukarılara doğru çıkalım. Ve karaciğer hiç durmadan çalışır. 129 . Haydi şimdi. yediğimiz içtiğimiz pek çok şeyle beraber—özellikle hazır yiyeceklerle—hatırı sayılır miktarda zararlı maddeyi. Adını bile anmadık. Tabii gelip geçer dediğime bakmayın. 2160 lt kan. hatta zehri de yemiş oluruz. Karaciğerin en şaşırtıcı özelliklerinden bir ta12 nesi de. Bakterileri bile temizler. kendi kendini tamir edebilecek bir şekilde yaratılmış olmasıdır. saatte 90 lt. Eğer bir insan. Zehirleri etkisiz hâle getirir.Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u 5. ama gerçekten çok acayip bir organdan bahsetmemek olacak iş değil..

biraz sonra okuyacaklarınızdan sonra. diğerlerine hiç benzemeyen bir şekle büründüler. ve henüz adı anılmayacak bir şey. durmadan bölünen ve bölündükçe çoğalan hücrelerimizden bazıları. bir et parçası gibi bir şey olduğumuz günlerde. beşinci haftamızı doldurduğumuzda. hayretten ağzınız gerçekten bir karış açılıyorsa. 131 .Beynimin kıvrımları EĞER en son model bir bilgisayarın yaptıklarını görünce. çeneleriniz diz kapaklarınıza çarpacak demektir! Biz annemizin karnında.

kemik. bir kısmı böbrek. Eğer öteki hücrelerin aklı olsaydı. Çünkü bu olağan üstü çalışma hızı için. tesadüfen ve boşu boşuna oluyor ki? Biz böyle bir şekle büründürüldüysek. “Ne tuhaf bir görüntünüz var!” O garip hücreler ise: “Burada hangi iş kendi kendine. Snaps adı verilen bu bağlantılar sayesinde beyin hücreleri birbirleriyle haberleşirler ve birbirlerine mesaj gönderirler. Bu 100 milyar nöronun her birinde akson ve dendrit adı verilen kollar sayesinde birbirleriyle hiç durmaksızın iletişim içindedirler. Bu 100 milyar nöronun her birinde akson ve dendrit adı verilen kollar sayesinde birbirleriyle hiç durmaksızın iletişim içindedirler.Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Bir insanın beyninde ortalama 100 milyar nöron bulunur. kim bilir Allah bizden şu yaratmakta olduğu insanın hangi organını yapacak?” diye cevap verirlerdi. O garip hücre yığını ise... beynimizin ne kadar hızlı çalıştığını biraz olsun anlayabiliriz. tüm bu organların idare edildiği kontrol merkezi olan beyin. büyük oranda oksijen ve glikoza ihtiyacı vardır. 132 133 . bir kısmı kalp. Ve zaman akıp giderken. göz. Üstelik. bir kısmı kas. kulak.. bu haberleşme saniyede 100 metre gibi akılalmaz bir hızla gerçekleşir. kalp tarafından pompalanan kanın %20’sini kullanır. bir kısım hücreler mide. dil. bir kısmı kan. Bir insanın beyninde ortalama 100 milyar nöron bulunur. kan dolaşımı ile beyne götürülür. olur. kendilerinden çok farklı bu tuhaf hücrelere bakıp “Size ne oldu da böyle oldunuz?” diyeceklerdi. Snaps adı verilen bu bağlantılar sayesinde beyin hücreleri birbirleriyle haberleşirler ve birbirlerine mesaj gönderirler. Nöronların kolları arasındaki mesafenin 1mm’nin yüzbinde biri kadar olduğunu söylersem. Beynimiz toplam vücut ağırlığının sadece %2’sini oluştururken. Bunlar da.

Buna sinir sistemi denir. otuz sene önce öğrendiğim harfleri anında tanıyıp arka arkaya dizebilmekteyim. Ayağınızla beyniniz arasındaki mesafeyi. Beynimiz vücudumuzun tüm fonksiyonlarını yöneten ve denetleyen kontrol merkezidir. sinir hücrelerimiz tarafından saatte 240 km bir hızla beynimize iletilir. hafızamız devreye girer ve kimin yüzüne baktığımızı biliriz. Bunun için gözlerim görme merkezine klav- 134 135 . bu mesaj. kulağımıza gelen sesler. beynimize yolladığı mesajlar aracılığı ile bilebiliriz. tanıdığımız birinin yüzünü gördüğümüzde. yine sinir sistemimizden beynimize giden uyarılar sayesinde çalışır. Dokunduğumuz şeyin sıcak mı. burnumuza gelen kokular. Dokunma ve hissetme duyumuzun dışındaki duyularımız da. Sinir sistemini internet ağına benzetebiliriz. gözlerimizi beynimizin görme ile ilgili bölgesine ileten sinir hücreleri aracılığı ile farkedebiliriz. Kim ilir kaç sene önce öğrendiğim kelimeler ardı ardına zihnimde sıralanmakta. dilimizin tattığı tatlar hep sinir sistemimizin. Mesela ayağımıza bir iğne batsa. Gözümüze gelen görüntüler. soğuk mu olduğunu yine bu sistem sayesinde anında farkederiz. kafamın içinde sayısız işlem gerçekleşmekte ve beyin hücrelerim milyarlarca bilgi alışverişini bir anda yapabilmektedir. ve bu hızı karşılaştırdığınızda sinir sisteminizin hızını az çok kestirebilirsiniz. Beynimizin bölümleri birbirleri ile her an iletişim içindedir. Beynimizde tüm bu organlarımız için yaratılmış özel bölümler vardır. Biz. teyzemizin sesinden de yine beynin bu eşsiz sistemleri sayesinde ayırt edebiliriz. Ancak iş bununla da kalmaz. Annemizin sesini.Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Beyin ne iş yapar? Tüm vücudumuz olağanüstü bir haberleşme ağı ile sarılıdır. Şu an sizlere bu kelimeleri yazarken. Fakat internet ile kıyaslanmayacak kadar hızlı ve karmaşık bir ağdır bu! Vücudumuzun her bir organından ve her bir noktasından beynimize mesajlar gider. Mesela gözümüzün gördüğü şeyleri..

13 . hafiften korkmaya başlamam da cabası. kafatasımın içindeki beynimin kontrolünde. Daha bunlar gibi saymaya kalksak üstesinden gelemeyeceğimiz kadar çok faaliyet. ellerimdeki ve parmaklarımdaki kaslar. tıpkı bir ceviz içi gibi sert bir kabuğun içinde yaratılmıştır. içinde oturduğum odanın görüntüsüne ait hesapsız bilgiyi ulaştırırken.. girintili çıkıntılı 8 ayrı parçadan oluşur. editörümden yiyeceğim paparayı düşünüp. ceviz ile beyin arasında çok ilginç benzerlikler olduğunu biliyor musunuz? Ceviz ve beyin Bir ceviz ağacından taze koparılmış bir cevizin en dışında yeşil bir kabuk vardır. 136 Bütün bunların yanında bu kitabı bir hafta içinde bitiremezsem. Peki bizim için bu kadar önemli bir organ nasıl koruma altına alınmış biliyor musunuz? Her şeyden önce beyin.Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u yenin bilgisayar ekranının.. Adına kafatası dediğimiz bu kabuk. hem sert hem de birbirlerine hareket etmemecesine bağlanmış.. kollarımdaki... midemde sindirilmektedir. kasıla gevşeye hareket etmekte ve böylece klavyenin üzerinde tıkır tıkır gezinmekte. Aslında ceviz demişken. az önce yediğim kaşarlı tost ise. beynimin kim bilir hangi bölgesinden gelen emirlerle. Bu sırada kalbim her zamanki gibi çalışmakta. farkına bile varmadan olup bitmektedir.

Ceviz. Asıl ilginç olan da nedir biliyor musunuz? Meyveler arasında içinde gümüş iyonu taşıyan 13 . başımızı sağa sola salladığımızda bile beynimiz bundan hasar görecekti. 139 Bu yeşil yumuşak kabuğu kafa derimiz kabul edersek. Ve vücudumuzda gümüş iyonuna ihtiyaç duyan tek organ da beyindir! Yani ceviz her haliyle “Ben beyin için yaratıldım” demektedir. Mesela alt tarafta kalan bölgeler beynin kendi ağırlığı altında ezilecekti. bu sıvı sayesinde ağırlık.5 kg olduğu halde. Oysa. Asla kafatasına doğrudan temas etmez. Beynimiz de adına akortks denen ince ama son derece önemli bir beyin zarıyla çepeçevre sarılmıştır. Merkez koruma altında Beynimizin korunması ile ilgili tedbirler kafatasıyla sınırlı değildir. Bu sayı ileri yıllarda artmaz ama eksilir. Ya da en azından. Eğer öyle olsaydı. hemen onun altındaki sert kabuk da. Beynimiz bir sıvı içinde yüzmektedir. Nöronlar nasıl haberleşir? Dünyaya beynimizdeki 100 milyar sinir hücresiyle birlikte geliriz. Özellikle taze cevizlerde bu zarı soyarak çıkarabilirsiniz. bu beyin için hiç hoş bir durum olmayacaktı.Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u tek meyve cevizdir. Ama asıl benzerlik bundan sonra görünür. Ayrıca ceviz içi tıpkı beynimiz gibi iki yarıdan oluşur. kıvrımlı yapısıyla beynimize çok benzer. Ceviz içinin üzeri incecik bir zarla kaplıdır. 50 gr kadar hissedilir. beynin ağırlığı 1. kafatasımızla eşleşir.

Bunlara dentrit adı verilir.. Beynimizdeki 100 milyar nöron kaba bir hesap ile 100 trilyon sinaps ile birbirine bağlıdır. Ana gövdeden kalınca bir uzantı gibi çıkarlar ama daha sonra çok daha ince dallara ayrılırlar. akson ile mesaj iletir. Peki nöronlar birbirleriyle nasıl haberleşir? Bir bilgi ötekine nasıl ulaştırılır? Nöronların öteki hücrelerden farklı olarak sayısız dalları vardır. 140 Nöronların dentritleden başka uzantıları da vardır. Bu akılalmaz rakam. Yani öteki nöronun dentritlerine ya da aksonlarına. mesaj aktarılır. Tıpkı bizim ellerimiz ve ayaklarımız gibi. Dentritler bir ağacın dalları gibidir.Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Bu 100 milyar beyin hücresinin yani nöronun her biri öteki nöronlarla her an binden onbine kadar farklı sayılarda haberleşme içindedir.. öteki nörona geçerler.. Bir nöron asla bir başka nörona değmez. Bu uzantılara da akson adı verilir. dentrit ile mesaj alır. Elektrik yüklü atomlar bu boşluklardan atlayıp. 141 . Aksonlar ile dentritler arasında şöyle bir fark vardır: Dentritler bir başka nörondan bilgi alırlar... Aksonlar ve dentritler arasında sinaps adı verilen minicik ama gerçekten minicik boşluklar vardır. Bu işlem minik elektrik sinyalleri ile gerçekleşir. yani bir nöron hücresi. Bir nörondan öteki nörona artı ve eksi yüklü atomlar aracılığı ile. insan beyninin olağanüstü işlem yapabilme özelliğini azıcık da olsa anlamamıza yeter sanırım. Aksonlar ise bir başka nörona bilgi aktarırlar.

Damarımda kanımsın

ŞU AN hatırlamadığım çocukluk günlerimi, eğer hatırlamak imkânı bulsaydım; asla unutmak istemeyeceğim pek çok şey olurdu. Mesela ilk kez dondurmanın tadına baktığım günü.. İlk kez bir serçe gördüğüm günü... İlk kez bir papatya gördüğüm günü.. İlk kez yıldızları ve ayı gördüğüm günü.. İlk kez gökyüzünün masmavi teninde akıp giden bulutları farkettiğim günü de hatırlamak ve bir daha asla unutmamak isterdim... Bir de, ilk kez elimin ya da dizimin kanadığı günü hatırlamak isterdim.

143

Ş u

A c a y i p

İ n s a n

V ü c u d u

Ş u

A c a y i p

İ n s a n

V ü c u d u

silmiş ve dizimdeki yaradan sızan o olağanüstü kırmızı sıvıya bakarak, şunu düşünmüşümdür: “Bu da neyin nesi?” Bu da neyin nesi? Derimizin sadece 1-2 mm altında gürül gürül bir nehir akmaktadır. Ve tüm vücudumuz bu nehrin akması için uç uca eklense kilometrelerce uzunluğa erişecek bir kanal sistemi ile sarılıdır. Adına kan dediğimiz bir sıvı, kalbimizin onu her saniye pompalamasının gücüyle, adına damar dediğimiz bu olağanüstü kanal sistemi içinde akar durur. Beynimize gider, akciğerlerimize gider, böbreklerimize gider, kaslarımıza gider, midemize gider, karaciğerimize mutlaka uğrar.. Vücudumuzdaki tüm organlar, tüm dokular ve tüm hücrelere bu kan nehrinden uzanan bir kol mutlaka yaratılmıştır. Çünkü kan, vücudumuzun yaşaması için gerekli olan ne varsa, taşır ve ihtiyaç duyulan yere hücre hücre her yere ulaştırır. Bunun adına, kan dolaşımı denir.
145

“Hadi ötekileri anladık ama bu da nereden çıktı?” diye soruyorsunuz eminim. Evet gerçekten düşüp dizimi kanattığım ve yaramdan sızan kıpkırmızı sıvıyı ilk kez gördüğüm günü hatırlamak isterdim. Acaba o an aklımdan neler geçti? Canımın acısını bir kenara bırakıp, “Bu kırmızı şey de ne?” diye sordum mu kendi kendime? Hep bunu merak etmişimdir... Kendimi biraz tanıyorsam, mutlaka acıdan ciyak ciyak ağlamış, salya sümük ve gözyaşlarımı
144

Ş u

A c a y i p

İ n s a n

V ü c u d u

Ş u

A c a y i p

İ n s a n

V ü c u d u

Damarın içinde kan, kanın içinde ne var? Vücudumuzda 5 ile 6 litre arasında kan bulunur. Kanın yarısı plazma adı verilen bir sıvıdan oluşur. Geriye kalanı ise çeşitli görevleri olan kan hücreleri ve bir takım moleküllerdir. Kan hücreleri sürekli yenilenir. Bir gün içinde yaklaşık 400 milyar kan hücresi ölür ve bir o kadarı doğar. Kan neden kırmızıdır? Kanda en fazla bulunan hücreler alyuvarladır. Kana kırmızı rengi veren de, bu alyuvarlardır. Bir damla kanın neredeyse %99’u alyuvarlardan oluşur. Tüm kanımız içindeki alyuvar sayısı, 25 trilyon kadardır. Ölen alyuvarların yerine doldurmak için her saniye 3 milyon yeni alyuvar yaratılır. Tabii aynı saniye içinde bir o kadarı da ölür.. Alyuvarlar vücudumuzdaki kemiklerin içindeki kırmızı kemik iliğinde üretilir. Kemikler bölümünde de, söylediğmiiz gibi kırmızı kemik

iliği alyuvar fabrikası gibi çalışır. Bir alyuvarın ömrü 4 ay kadardır. Bu süre içinde, bedenimizi tam 75 bin kere baştan ayağa gezip tozmuştur. Daha doğrusu vazifesi gereği dolaşmıştır. Alyuvarlar öteki hücrelerle kıyaslandığında çok küçüktürler. Çünkü yeni doğan bir alyuvar kana karışmadan önce içindeki bir takım hücre organlarını, (Bu konuları Şu Acayip Hücre kitabında uzun uzun anlatacağım. Gerçekten çok acayip çünkü) mesela, hücre çekirdeği, ribozom, mitokondri vb.. dışarı atar. Çünkü içine adına hemoglobin denen mucizevî molekülleri tıka basa doldurmak zorundadır. Bir alyuvarın neredeyse %90’ı bu hemoglobinlerden oluşur. Peki neden? Çünkü alyuvarlar akciğerlerdeki alveol keseciklerinden oksijen moleküllerini alıp, vücudun tüm hücrelerine dağıtmakla görevlidirler. Oksijen molekülleri de ancak hemoglobinler tarafından taşınabilir! Hücrelerdeki karbondioksit moleküllerinin toplanması da hemoglobinler sayesinde olur. (Hemoglobin hakkında uzun
14

146

Ş u

A c a y i p

İ n s a n

V ü c u d u

Ş u

A c a y i p

İ n s a n

V ü c u d u

uzun konuşmayı da, Şu Acayip Hücre kitabına bırakıyorum. Çünkü bu akılalmaz molekül muhteşem bir yaratılış harikasıdır) Alyuvarlar aslında tam da yuvar sayılmazlar. Çünkü yassı bir şekilleri vardır. Bu çok önemlidir. Çünkü bu şekil sayesinde en ince kılcal damarlardan rahatlıkla sıyrılıp geçebilirler! 4 ay sonunda iyice yıpranan ve yaşlanan alyuvarlar, karaciğer, dalak ve kemik iliklerinde parçalara ayrılırlar. Bu parçalarla yeni ve genç alyuvarlar inşa edilir. Hiçbir şey boşa gitmez... Ve ordu savaşa hazır! Kanımızdaki bir diğer önemli hücre türü ise akyuvarlardır. Akyuvarların sayısı alyuvarlardan azdır. 500 alyuvara karşılık sadece 1 akyuvar bulunur kanımızda. Tersi olsaydı, kanımız kırmızı değil beyaz olurdu muhtemelen... Fakat vücudumuz bir mikrop istilası ile karşı karşıya kalınca bu akyuvarların sayısı birden artar. Çünkü akyuvarlar kelimenin tam anlamıyla savaşmak için yaratılmış hücrelerdir. Görevleri,
14

vücudu mikroplara karşı savunmaktır. Akyuvarlar da kemik iliğinde doğarlar. Her saniye kanımıza 1.2 milyar hazır asker yani akyuvar gönderilir.Kanda her zaman bir miktar akyuvar hücresi bulunur. Öteki akyuvar hücreleri ise karargahlarında hazır kıta beklerler. Bir saldırı durumunda ise kana karışırlar. Ve kan ile birlikte koşa koşa ilerlerken önlerine çıkan tüm mikropları öldürürler. Akyuvarlar vücudumuzdaki 100 tirilyon hücreyi her gün tek tek dolaşıp halini hatırını sorar149

Bunun için de adına plazma denen bu sıvının içinde yüzerler.. Alyuvarlar ve akyuvarlar. 151 . Plazma çok mühim! Maalesef henüz bir plazma alamadık.. Çünkü alyuvar ve akyuvarların işleri zaten başlarından aşkındır. Gerçek bir ordu gibi değil mi? Vücudumuzdaki bu ordu olmasa en basit bir mikrop ya da bakteri. Falan filan dediğime bakmayın. Bazıları sadece vücudun mikroplara karşı direncini korumakla görevlidirler. daha doğrusu kontrol edip içeriye yabancı bir mikrop girmiş mi diye kontrol ederler. Durun bir dakika! Plazma deyince aklım birden başka bir konuya kaydı. Bazıları parazitlerle mücadele edecek şekilde yaratılmışlardır. Bazıları virüslerle başa çıkacak donanımdadırlar. Hâlâ daha bir buzdolabının yarısı kadar iri bir televizyon ile vaziyeti idare etmekteyiz. damarlarımızın içinde akar durur. Akyuvarlar tek tip askerler değillerdir.Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u lar. Geriye kalanı da vitamin. en ince kıl150 cal damarların içinde kendi kendilerine hareket edemezler. Konumuz olan plazmanın televizyonlarla ilgisi yok ki! Plazma kanımızın %55’ini oluşturan sıvının adıdır. Plazmanın %90’ı sudur. Neticede ayakları yok ki yürüsünler. en kolay atlatılabilecek bir hastalık—mesela nezle—ölümümüze neden olurdu. Kayıp gitmek zorundadırlar. Kan basıncı ve vücut ısısının dengede tutulması açısından da önemli görevleri vardır plazmanın. bu kan sıvısı vücudumuz için gerekli besinleri taşır. Böylece kanımız. glikoz falan.

Bu kanla birlikte 250 milyon alyuvar ve 400 bin kadar akyuvar kaybederiz. Birden yapışkanlık özellikleri artar.. onların böyle acayip bir hal aldığını gören. elsiz. Bütün bu olaylar akılsız. 6-7 gün yaşadıktan sonra. Fevkalade küçük hücrelerdir. Böylece yırtık bölgesinde bir yığın trombosit yapışır kalır. Bunların yanında milyonlarca trombosit. kulaksız. hücreler tarafından 153 . Peki vücudumuzdaki kan akışı gürül gürül devam ettiği halde.Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Akacak kan damarda durmaz ya akmayacak olan! Parmağımıza bir iğne battığında ne olur? Önce canımız yanar. Şişerler ve sağlarından sollarından çıkıntılar fırlar. Eğer yapışsalardı damarlar tıkanırdı. Benim olayları tiyatro oyunu gibi anlattığıma bakmayın. Trombositler tam olarak hücre de sayılmazlar. her fani gibi ölür giderler. trombositlerdir. Ama öyle önemli bir görevleri vardır ki inanamazsınız! Trombositler yapışkan hücrelerdir.. Çekirdekleri falan yoktur. sonra bir damla kan. ne olur da parmağımızdan akan kan kısa bir süre sonra durur? Kandaki en önemli hücrelerden biri de. Fakat Allah’ın mucizesine bakın ki bunlar kandamar152 larının içine asla yapışmazlar. iğnenin parçaladığı kılcal damarlarımızdan dışarıya taşar. Yırtık kapatılır ve kanın dışarıya akışı durdurulur. Tüm kanımızdaki trombositleri ayıklayıp bir kenara koysanız. Yoldan geçerken. Şekilleri değişmeye başlar. Peki nereye yapışırlar? Sadece damar yırtıldığı ve zarar gördüğü durumlarda yapışkanlık özellikleri ortaya çıkar ve yırtık yere yapışarak tamir ederler.. 10-20 saniye sonra bu bölgede biriken trombositler derhal sağa sola yapışmaya ve damarlardaki yırtığı kapatmaya başlarlar. gözsüz. Kısa bir süre sonra yırtık etrafında pıhtılaşma işlemi başlar.. öteki trombositler de hemen arkadaşlarının yanına koşup: “Ne oldu bir vukuat mı var?” diye sorarlar. Mesela elimizi kestiğimizde. bir tatlı kaşığını ya doldurur ya doldurmazlar. şuursuz.

Ve iki tuğlanın kendi kendine üst üste çıkacağına inanmadığınız sürece....Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u yapılıyorsa.. vücut sarayınızdaki iki hücrenin kendi kendine. 154 155 . Şimdi bir de vücut binanızı düşünün. evrimin sonucu olarak yan yana geldiğine de inanamazsınız. ne trombositleri. O yüzden Acayip Şeyler Dizisi’nin bundan sonraki kitaplarından ikisinin isimleri şunlar olacak: ŞU ACAYİP BEŞ DUYU ŞU ACAYİP HÜCRE Gerçekten çok acayip. Ama anlatacaklarımız bitmedi. hele hele otuz katlı bir gökdelenin kendi kendine tuğlalar tarafından yapılacağına inanmadığınız sürece. Ne oksijen taşıyan alyuvarların.. 10 tirilyon tuğlanın üst üste alt alta yan yana konduğu bu muhteşem sarayı. tesadüfen. ne savaşçı akyuvarların. Ne de beynimizi oluşturan milyarlarca beyin hücresinin. İki tuğlayı üst üste konmuş görseniz onların asla kendi kendilerine üst üste çıkmış olduklarına inanmazsınız değil mi? Peki binlerce tuğladan oluşan otuz katlı bir gökdelen için ne düşünürsünüz? Onun da kendi kendine tuğlalar tarafından yapılmadığından adınız kadar emin olursunuz.. onlara yaptırılıyor demektir. Şu Acayip İnsan Vücudu kitabımız burada bit- ti.... aslında onlar tarafından yapılmıyor.

Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u 156 15 .

Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u Ş u A c a y i p İ n s a n V ü c u d u 15 159 .

Zafer Yay›n Grubu’nun bir kuruluşudur. Gelincik sk.zaferyayinlari.‹stanbul. no:6 Ba€c›lar .com .Uğurböceği Yayınları.Türkiye Tel: (0 212) 446 21 00. Fax: (0 212) 446 01 39 http://www.com e-mail: zafer@zaferyayinlari. Deve kald›r›mı cd. Mahmutbey mh.